Ana Sayfa Blog Sayfa 45

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Başar Yaltı ile Röportaj

0
Başar Yaltı - Avukatlık ve Felsefe

İstanbul Barosu Başkan Adayı Dr. Avukat Başar Yaltı, Hukuk Ansiklopedisi editörü İbrahim Aycan’ın sorularını yanıtladı. Röportajda, Avukat Hareketinin baro seçimlerine ilişkin görüşleri okuyuculara sunulmaktadır.

Hukukbook: Sayın Başar Yaltı, İstanbul Barosu Başkanlığına neden aday oldunuz? 

Başar Yaltı: İstanbul Barosu için Türkiye’de hukukun kalbidir, diyebiliriz. Bu özelliğini nereden alıyor, en eski hukuk kurumu olmasından alıyor. 140 yıllık bir tarihi bir geçmişe sahip, bu konuda övünülecek bir tarihi de var. Türkiye’de hukukun gelişmesi, yerleşmesi bakımından önemli işlev görmüş bir kurum. Böyle bir kurumun başında olmak elbette ki onur verici, gurur verici bir şey. Kişisel olarak bu şekilde düşünülebilir ama bizim asıl yapmak istediğimiz, İstanbul Barosunun kurumsal gücünü Türkiye’de yok edilen hukuku ayağa kaldırmak için kullanmak, asıl amacımız budur. Bunun için Avukat Hareketi bir kadro hareketi olarak İstanbul Barosunu yönetmeye aday oldu. Aday olma çalışmalarını da uzun süre yürüttü, yani başkaları gibi, işte biz de aday olalım şeklinde değil. Veya şu, bu grubun daha önceki gelenekleri içerisinden, “ben adayım” demek yerine, çalışarak, en iyi, en etkili bir yönetim modeli nasıl olabilir, bunu araştırarak aday oldum.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Başar Yaltı ve İbrahim Aycan bir arada

Çünkü avukatların yaşadığı sıkıntıları biliyoruz, mevcut baro yönetimi başarısızdır. Başarısız olduğu, yaptığımız anketlere göre, yüzde 70 oranında avukatlar tarafından da görüş olarak dile getirilmektedir. Dolayısıyla avukatların başarısız bulduğu bir yönetim için eğer siz aday olursanız ona göre çalışmalarınızı yürütmeniz, başarıyı getirecek modelleri geliştirerek aday olmanız gerekir. Tabi başarıdan ne anlarsınız diye bir soru hemen akla gelebilir; bizim başarıdan anladığımız, katılımcı bir yönetim modelini baroda gerçekleştirerek, baro yönetiminin veya baronun kurumsal kimliğinin güçlü, dikkate alınabilir, muhatapları tarafından sözü dinlenebilir noktaya getirmek. Derdimiz budur. Bugünkü baro yönetiminin temsil ettiği İstanbul Barosu, ne yazık ki, kimse tarafından dikkate alınan, sözü dinlenen veya önemsenen bir konumda değildir. Bu hepimize acı veriyor, avukat olarak da veriyor, yurttaş olarak da veriyor. Çünkü artık Türkiye’de hukuk devleti bütün nitelikleriyle özelliğini yitirmiştir, yargı sistemi çökmüştür, eskiden sadece siyasal davalar için söyleyebileceğimiz “hukuk, adalet işlemiyor, adil yargılama yapılmıyor” söylemini bugün herhangi bir dava için rahatlıkla söyleyebilecek noktaya geldik. Bu nedenle baro yurttaşlar için umut olma özelliğini yitirmemeli. Mevcut baro yönetimi ya bunların farkında değil ya da farkında ama söyleyecek söz bulamıyor. İkisi de acı. İşte bu nedenle baro yönetimine aday olduk ve daha iyisini yapacağız.

Hukukbook: Bizim ikinci sorumuz da zaten “Baroda neleri eksik gördünüz de aday oldunuz” sorusuydu ki siz buna da kısmen yanıt verdiniz.

Başar Yaltı: Devam edelim o zaman, ek olarak şunu söyleyebilirim.

Hukukbook: Neleri yapmıyor baro?

Başar Yaltı: Baro örneğin şunu yapmıyor, Baro, katılımcı bir anlayışı yönetime geçirememiş durumda. Avukatı kendine yabancılaştırmış, kendisi de hukuka yabancılaşmış durumda. Dolayısıyla Baronun veya aslında bu belki bütün Türkiye baroları için söylenebilir ama bizim konumuz İstanbul Barosu olduğuna göre, tabii İstanbul Barosunu da bir kutup yıldızı olarak gördüğümüze göre, bütün baroların örnek aldığı bir baro olarak gördüğümüze göre, uyguladığı yönetim modeline bakmamız gerekiyor. İşte bu noktada bizim tespitimize göre Baro hukuka yabancılaşmıştır, Baro aynı zamanda avukata yabancılaşmıştır, avukat da baroya yabancılaşmıştır, yani bir yabancılaşma sorunundan söz ediyoruz. Yabancılaşma olunca, siz yalnız, tek başına bir yönetim olarak varsınız demektir, yalnız bir yönetim (!) sadece bir yönetimdir, sözü dinlenmez, güç üretmesi mümkün değildir. O nedenle de birinci ve öncelikli iş olarak biz barodaki yabancılaşmayı ortadan kaldırmak istiyoruz. Yabancılaşmaktan kastım avukatın baroya, baronun avukata yabancılaşması.

Hukukbook: Bir koordinasyonsuzluk ve iletişimsizlik mi kastediyorsunuz? 

Başar Yaltı: Sadece o değil. Biz daha iddialı şeyler söylüyoruz; diyoruz ki, kararlara avukatların tamamı katılsın, yani bir tür tam demokrasi! Bu mümkün mü? Mümkün.  Nasıl yapılabilir, işte böyle bir yönetim modeli geliştirdik biz. Ama biliyorsunuz, yasaya göre bir başkan ve 10 kişilik bir yönetim kurulu var ve kararlar onlar tarafından alınıyor. Yani seçildikten sonra 40.000 kişi, 41000 kişi adına bütün kararları yönetime seçilenler alıyor, ama maalesef yönetimin aldığı kararların arkasında kimse durmuyor. Sonuçta kararın muhataplarına bu kararın arkasında İstanbul Barosu var dedirtecek kararlar alınamıyor. Ayrıca Yönetim, alacağı kararın sorumluluğunu taşıyamayacağını bildiği için arkasında duramayacağı için bazı kararları almayı aklından dahi geçiremiyor. Örneğin, Çağlayan’daki Başsavcı bir yerde bir yasaklama koyduğu zaman ona tepki olarak bir karar alamıyor. Niye? Bu tepkiyi verebilecek gücü kendinde hissedemiyor. Bunun için O da yani savcı da adliyenin kralı gibi davranarak baro odasında çay içmeyi bile yasaklayabiliyor. Geldiğimiz nokta burasıdır.

Oysa baro, bütün bunlara çözüm üretebilecek bir gücü kendisinde toplayabilir, bunu toplayabilmesi için de avukatla arasındaki soğukluğu, yabancılaşmayı ve uzaklığı ortadan kaldırması gerekiyor. Dolayısıyla bizim sloganlarımızdan birisi zaten bu, “baroyu başkan değil avukatlar yönetecek” diyoruz. “Baroyu başkan değil avukatlar yönetecek” sadece bir slogan değil, içi boş bir söylem değil, içi doldurulmuş bir yöntemdir. Biz bu yöntemin mekanizmalarını ürettik. Örneğin, yönetim kurulu toplantıları açık, saydam şekilde yürütülecek, hatta belki hepsini yapmamız gerekmeyecek ama yönetim kurulu toplantıları yayınlanacak. Yönetim kurulu toplantılarına avukatlar katılacak.

Hukukbook: Baro tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz, idolümdür diyeceğiniz en büyük başkan kimdir?

Başar Yaltı: Ben, önceki başkanlar özelinde bir araştırma yapmadım doğrusu, bu bir eksiklik mi onu da bilemiyorum. Turgut Kazan belki denilebilir, Orhan Apaydın’ın adını hep duyduk tabii, Orhan Apaydın’ın adını hep duyduk ama ben onunla fiilen birlikte çalışmadığım için bilemiyorum. Hayat felsefesi olarak sıradanlığı aşmak amacını taşıyan bir anlayışa sahibim, dolayısıyla baroyu sıradanlığın dışına çıkartırmış her başkan benim için önemlidir, önemli isimdir, onların yaptıklarından örnek alınması gerekir diye düşünüyorum.

Başar Yaltı, Avukatın Adı Yok isimli eserin sahibidir
Hukukbook: Peki, İstanbul Barosunun, mevcut yönetiminin yaptığı icraatın hangilerini doğru buluyorsunuz?

Başar Yaltı: İstanbul Barosu yönetiminin eğer son iki senesinden söz ediyorsak, ben yapılan çok bir şey olduğunu düşünmüyorum, yeteri kadar ilgilenmemiş de olabiliriz diyelim ama, bize yansıtılan işler, bize yansıtılan bir başarı öyküsü de yok ortada. Çünkü biz hukukçular, avukatlar, kulaklarımızı diktik, gözlerimizi açtık, Türkiye’de hukuk adına yaşanan bütün oldubittilerin veya hukukun yok edilmesinin, hukukun yok sayılmasının karşısında kim ne yapacak, duracak diye bekliyoruz, ama ortada yapılan bir şey olmadığını ne görüyoruz ne işitiyoruz. Peki yapması gereken kim? Elbette baro. Bir kere hukuk örgütü olarak yapması gerekir, biraz önce de söyledim İstanbul Barosu Türkiye’de hukukun kalbidir, dedim. Ama bu kalp atmıyorsa, ölü doğmuş demektir. Bakın, Türkiye’de rejim değişti. Baro sessiz. Yapılan sadece şu; eskiden yapılmış, benim de içinde olduğum, 2010-2012 döneminde yapılmış olumlu işler var. Bunların bir kısmını devam ettiriyorlar ama o da artık kanıksandı. Örneğin servis var avukat arkadaşlar için, bir kolaylık. Örneğin İstanbul Baro Dergisinin hala bedava çıkartılıyor ve dağıtılıyor oluşu olumlu. Bazı seminer ve toplantılar belki dikkate alınabilir, ama bunun dışında yaratıcı şekilde düşünülüp, çağa uygun, yeniliklere açık, bir şey göremedim ben.

Hukukbook: Hemen olumsuz soruyu soracağız, İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler hangileridir? Baro görevi olduğu halde hangi işleri yapmamaktadır? Kötü yapmakta, eksik yapmakta ya da yetersiz kalmaktadır, yapması gerekip yapmadığı, kötü yaptığı, eksik yaptığı işleri kategorilere ayırırsanız bunlar nelerdir?

Başar Yaltı: Bir kere bizim Avukatlık Kanuna göre bir meslek örgütü olduğumuz belli, Avukatlık Kanunu’na göre baroların iki tür işlevi var; bir, meslek sorunlarıyla ilgilenmek, meslektaşlar arasındaki ilişkiler bakımından ortaya çıkacak sorunlar bakımından görev üstlenmek, ikincisi ise, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını korumak, savunmak. Bu iki ana işlevi dikkate aldığımızda, maalesef İstanbul Barosunun hem meslek sorunları, mesleğin içinde bulunduğu durum, hem meslektaşlarının içinde bulunduğu koşullar, sorunlar bakımından, başarılı bir performans çizmediği göz önünde. Niye? Neye dayanarak bunu söylüyorum? Bunu sadece kişisel bir gözlem olarak söylemiyorum, bizim Avukat Hareketi olarak yaptığımız bir araştırma var İstanbul Barosu avukatları arasında yaptığımız bu araştırmaya göre, avukatların yüzde 70’i mevcut baro yönetimini bu iki açıdan da başarısız buluyorlar. Mesleğin itibarını koruyamıyor, kiminle konuşsak söze bununla başlıyor.

Avukatlığın saygınlığı ve itibarı konusunda maalesef avukatların içinde bulunduğu durumu biliyoruz. Biraz önce bir örnek verdim, baro odalarında çay içmeyi bile yasaklayacak, bunu düşünebilecek bir noktaya bir savcı geliyor ve baro yönetimi buna karşı bir şey yapamıyorsa veya meslektaşlarımızın o bilinen görüntüleri, yerlerde sürüklenen görüntüleri veya karakollarda karşılaştıkları muamele; bunlar göz önüne alındığı zaman, sürekli irtifa kaybeden bir durumda olduğumuzu görmemiz gerekiyor. Öte yandan Türkiye’de tek adam rejimine geçildi, yani Cumhuriyet makas değiştirdi, siyasal İslamcı tek adam yönetimine, otoriter bir yönetime geçti. Baro yönetimi bu konuda da hiçbir şey yapmadı.

Bakın biz Avukat Hareketi olarak, haziran ayında, 27’sinde kendimizi açıkladık, çünkü 24 Haziran seçimlerini beklemiştik açıklamak için. 9 Temmuz’da biliyorsunuz Cumhurbaşkanı yemin etti, 17 Nisan’da yapılan Anayasa Referandumu değişiklikleri yürürlüğe girdi, 10 Temmuz’dan itibaren Türkiye, Anayasası da rafa kalkacak şekilde Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile yönetilmeye başladı. Ben bugüne kadar baronun bu konuda etkili bir şeyler yaptığına veya açıklayıcı bir çalışma yaptığına şahit olmadım. Ama biz 12 Temmuz’da, daha on beş günlük bir platform olarak, Avukat Hareketi olarak yeni Cumhurbaşkanlığı Sistemini bütün boyutlarıyla ele alan bir panel düzenledik, bir çalışma yaptık. Bu sorumluluğu yepyeni bir hareket olarak ben duyuyorum ama baro duymuyor. Bunu baronun öncelikle duyması gerekir, Barolar Birliğinin duyması gerekir, diğer hukuk kurumlarının duyması gerekiyor ama Baro, Cumhuriyetin değiştiğinin, dönüştüğünün farkında bile değil. Ya da farkında olmasına rağmen korkuyor, sesini çıkartmıyor. İkisi de kabul edilebilecek bir durum değildir. Sonuç olarak hem meslek açısından hem insan hakları, Cumhuriyetin temel değerleri ve korunması bakımından baronun, üstelik hukuk devletini koruma görevi olmasına rağmen, bu işin farkında olmadığını açık açık hepimiz görüyor ve yaşıyoruz.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Başar Yaltı ve İbrahim Aycan bir arada
Hukukbook: Peki, Avukat denildiğinde aklınıza ne geliyor, Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir?

Başar Yaltı: Ben, avukatı, halkın yargıdaki hukuk temsilcisi olarak görüyorum, ama avukatı aynı zamanda muhalif bir kişilik olarak tanımlıyorum. Bu sözümü her konuda boşu boşuna itiraz eden birisi gibi algılamayın. Avukat muhaliftir ama bunun bilincinde, neye muhalefet ettiğinin bilincinde olan bir kişidir. Böyle anlamak gerekiyor. Avukat daima antitezi temsil eder. Çünkü, hayatın, doğanın içerisinde, diyalektik bir süreç vardır. Bu süreç, “tez-antitez-sentez” olarak sürekli gelişir ve dönüşür. Her şeye itiraz eden muhalif değil. Her şeye itiraz eden bir kişilik değil, avukat. Evet itiraz edilecek ama bilinçsiz bir itirazın, körü körüne bir itirazın, muhafazakar bir itirazın tabii ki hayatın doğasında yeri yoktur.

Ama demin onu söylemek istiyordum, doğanın gelişim çizgisi tez-antitez-sentez üzerine kuruludur, her sentez yeni bir tez olarak başka bir antitezi doğurur ve böylece sonsuza kadar sürer gider. Bu, yargılamaya da aynen alınmıştır, yani hayatın, doğanın içerisindeki bu diyalektik yargılamaya da taşınmıştır; dolayısıyla biz, tez-antitez-sentez, davacı-davalı-hüküm veya ceza hukukunda iddia-savunma-hüküm üçlüsünü dikkate alan bir avukattan söz ediyoruz. Bu süreçte avukat hep antitezi savunmuştur. Antitezi savunmak şu demektir; hayatı geliştirmek demektir, hukuku geliştirmek demektir. Nasıl ki doğada antitez gelişim üzerine kuruludur, tezin çürümeye, yok olmaya başladığı noktada ortaya çıkar ve sentezi oluşturur. Hukukta da öyle, antitez, daima hukuku geliştiren bir işlev üstlenmiştir, dolayısıyla avukatların temel görevi, işlevi, yargılamada antitezi temsil ederek hukuku geliştirmektir.

Bugün Türkiye’de hukuk gelişiyorsa, bilinçli avukatların sayesinde, aykırıyı da ileri sürebilen, yani devletin alışılagelen anlayışına aykırı olan düşünceyi ileri süren cesur avukatlar sayesindedir. Bunun için avukatlar hukukun şövalyeleridir, diyorum ben. Benim avukat kimdir, nedir diye bir yazım var, avukatı uzun uzun anlatan, niteleyen özellikleri de sayıyorum. O yazımın okunmasını öneririm.

Hukukbook: Peki. Baro nedir? Sizin gözünüzden baronun misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde baroya hangi misyonu yüklüyorsunuz?

Başar Yaltı: Baro tabii ilk bakışta avukatların meslek örgütüdür. Ilk bakışta ortaya çıkan görüntü bu. Görüntü yanlış mıdır, eksik midir? Bu, içini nasıl doldurduğunuza bağlı olarak dönüşür, değişir. Bir meslek örgütünün, gelişmiş bir toplumdaki işlevi ile bizim gibi gelişmekte olan bir toplumdaki işlevi farklı olabilir. Türkiye’de hukukun içinde bulunduğu durum, hukuk devletinin nitelikleri bakımından olaylara baktığımızda, içinde bulunduğu koşullar oldukça olumsuz. Avukatların temel görevi olan adil yargılanmayı sağlama bakımından Türkiye’deki koşullar son derece kötü. Adil yargılanma hakkını tek tek avukatlar elbette ki yargılama sırasında, bireysel olarak, yargılamanın tarafı olarak ileri sürebilirler, ama bu etkili olmaz, olmuyor nitekim. Bu etkiyi, o tek tek avukatların yargılama sırasında ileri sürdüğü etkiyi çoğaltan, başka yerlere taşıyan, kurumsallaştıran barodur.

Baronun, Türkiye gibi ülkelerde, yani hukukun zayıfladığı, zayıf olduğu, doğru dürüst işlemediği, yargılamaların adalete uygun yapılmadığı ülkelerdeki işlevi, meslek örgütü olmanın ötesinde, hukuku geliştirmek, adil yargılanmanın, yani halkın hak arama özgürlüğünü kullanmalarının aracısı olmaktır.

Avukatın arkasında hissedeceği güç barodur

Avukat, bir katalizördür aslında. Yargılamada halkın temsilcisidir. Yargılamanın amacı eğer adaleti gerçekleştirmek ise bunu neyin aracılığıyla gerçekleştiriyor? Avukat aracılığıyla gerçekleştiriyor. Avukat yargılamaya girer, yani tepkimeye girer, kendisi oradan değişmeden çıkar, bunun için katalizör sözcüğünü kullanıyorum. Sonuçta adaletin üretilmesine yardımcı olur. Tabi ki avukat kişisel olarak her yargılamadan etkilenir ama, o, kendi duygu dünyasıyla ilgili bir durumdur. Bunun için avukatlar bir katalizör olarak adil yargılanma hakkını, halkın hak arama özgürlüğünü sağlarlar. Bunu yaparken devletin veya karşı tarafın karşı koyuşu ile de karşı karşıya kalırlar.

Böyle durumlarda Avukatın arkasında hissedeceği güç barodur. Baroların bir başka özelliği de belki şöyle tanımlanabilir; hukuku geliştirmek. Avukatlar hukukun sensörleridir, toplumdaki sensörleridir. Çünkü biliyorsunuz, hukuk sosyolojisi açısından olaya bakıldığında, toplumsal olayın yargıya yansımasında avukat rol oynar. Avukatın toplumun sosyolojisini, psikolojisini, ideolojisini, kültürünü bilerek adalet üretmeye çalışması, ancak baroların yarattığı örgütlülükle olur. Her mücadele örgütlü mücadele olursa sonuç ve anlam doğurabiliyor, baro bir örgüttür. Avukatın örgütü olduğuna göre avukat da hukukun temsilcisi olduğuna göre, baronun en önemli işlevi toplumsal adaletin sağlanmasında avukata destek olmaktır.

Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde sırayla gidelim, hiçbir kanun değişikleri yapılmadan şu anki mevzuat durumuna göre baro neleri değiştirebilir? Hangi somut politikaları derhal uygulayabilir?

Başar Yaltı: İlk başta açmaya çalışmıştım. Bakın biz temel sorun olarak baroda yönetim sorununu görüyoruz. Baroda temel sorun yönetim sorunudur, neden? Söylediğim gibi, genel kurul iki senede bir yapılıyor, bir yönetim kurulu ve başkan seçiliyor, baroyu bunlar yönetiyor. İşte, bunların yönettiği baro maalesef avukattan uzak kalıyor.

Kanun böyle olsa bile, kanuna rağmen, biz, baroyu avukatlar yönetecek, diyoruz. Neden diyoruz bunu? Çünkü bizim yönetimimizde yönetim kurulu karar alırken mutlaka avukata danışacak. Hangi avukata? 41.000 avukata danışacak. Nasıl danışacak? Hepimizin elinde akıllı telefonlar var. Örneğin Çağlayan’da baro odalarında savcılık tarafından çay içilmesi yasaklandı… Bunu avukatlar biliyor, bu yasakçı karara karşı bir eylem yapacağız, bunu yönetim kurulu kararı olarak da alabilirsin, ama bütün avukatlara bu konudaki görüşü sorulacak. Avukata bir mesaj gidecek; “şu gün, şu saatte, şöyle bir eylem yapmayı planlıyoruz” ne diyorsunuz? Kabul ya da ret cevabı anında gelecek! Daha sonra eyleme katılıp katılmayacağı sorulacak. Diyelim ki avukatların yüzde 60-70’i “Evet, ben bu eyleme katılacağım” dedi. Hemen uygulanacak. Bu tür uygulamaları avukata soracaksın, bundan sonra Baro Yönetim Kurulu karar alacak, ortaya çıkan sonuca göre karar alacak ve o kararı Çağlayan Adliyesinde yerine getirecek, buna yasa engel değil.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Çağlayan Adliyesi’nde ki Baro odalarında avukatlara çay-kahve hizmetinin verilmesinin yasaklanması üzerine AVUKAT HAREKETİ tarafından avukatlar eyleme çağrıldı.

Baro Yönetimi, adliyenin yönetiminde söz sahibi olacak

İşte biz, yasaya rağmen, baro yönetimini avukatlar tarafından bu şekildeki kararlarla yöneteceğimizi iddia ediyoruz. Burada aynı zamanda yabancılaşma da ortadan kalkacak. Neden kalkacak? Çünkü böyle bir alışkanlık ve gelenek şu anda İstanbul Barosunda yok. Ama siz kararları bu şekilde almaya başladığınız zaman, avukatlar da ilgi duymaya başlayacak, hem sizin yaptığınız elektronik anketlerinize katılacak hem de o ankete göre baro yönetiminin davrandığını görünce psikolojik olarak da sorumluluk duyarak, içsel davranış olarak da arkanızda duracak, yanınızda olacak. O zaman, baronun gücünü, işte muhatap kimse, diyelim ki savcıysa savcı, polisse polis, vali ise vali, siyasal iktidarsa siyasal iktidar… Baronun gücünü, sadece 10 kişilik yönetim kurulu olarak değil, 41.000 kişilik avukatlar ordusu olarak değerlendirip tutumunu ona göre takınacak.

Şu anda adliyelerde bir gelenek oluştu. İşte adliyenin kralı savcıdır, yönetir, herkes de buna uyar. Yok böyle bir şey!

Baro Yönetimi, adliyenin yönetiminde söz sahibi olacak. Nasıl olacak? İşte o yarattığı güçle, örgütlü güçle söz sahibi olacak. Artı, yargılamada avukatın yeri bellidir, hâkimin gözünde bellidir, savcının gözünde bellidir, maalesef bu yer pek de olumlu bir konumlanma değildir. Avukat olmasa da yargılama yapılabilir şeklinde bir anlayış var. Bu anlayışı, o konumu da değiştireceğiz, bunların hiçbirisi için yasa filan gerekmiyor, yasal düzenleme gerekmiyor, irade ve kararlılık gerekiyor, bir de sorunu görmek, anlamak gerekiyor. Biz bunu, bu sorunun farkında olduğumuzu ve gördüğümüzü, bu iradeyi üretebileceğimizi düşünüyoruz.

Hukukbook: Mevzuat değişikliği gerektiren problemler için hangi yolları izleyeceksiniz?

Başar Yaltı: Bu soru önceki konuştuklarımızın devamı. Şunu görmemiz lazım; baronun gücüyle yapılabilecek işler var, bir de yasal düzenleme yoluyla yapılabilecek işler var.

Bizler avukatız, kimseyi kandıramayız, yasa ile yapılması gereken bir öneriyi ben yapacağım diye söylüyorsan yanlış yapıyorsun, onu herhalde avukat görür, karşımızdakini aptal yerine koyamayız, üstelik biz avukatız, diyoruz. Bu nedenle, yasayla düzenlenecek çok iş var ve yasal düzenleme yapılmadan bu sorunlar çözülmez. Örneğin, avukatlıkta işçileşme sorunu var, tamam şu anda bizim Avukatlık Kanunu’na göre, bir avukatın başka bir avukat yanında çalışması mümkün, İş Kanuna bağlı olarak, İş Kanunu koşullarına bağlı olarak, ama ondan sonrası düzenlenmemiş, bunu düzenlemeye, bu konuda çok emek vermiş birisi olarak hem İstanbul Barosu yönetiminde hem de Barolar Birliği yönetiminde bulunmuş birisi olarak söylüyorum, bu konuya çok vakıf birisi olarak söylüyorum, biz bu sorunu çözeceğiz. Bir yönetmelik çıkarttık ama iptal edildi. Danıştayın iptal gerekçesi nedir? Sizin diyor, kanununuzda böyle bir yetkiniz yok, yönetmelik çıkaramazsınız diyor.

İşte, Avukatlık Kanunu’nda düzenleme yapılarak düzeltilecek işlerin başında, bir avukatın yanında çalışan başka bir avukatın hukuki durumunun saptanması gerekiyor. Bazıları bu duruma, ben işçi avukatım, diyerek yaklaşıyor, bazıları ise, avukatın işçisi olmaz, diyor. Ama böyle bir reel durum var, böyle bir olgu var, biz bu olguyu görmezlikten gelemeyiz, bu konuda yasal düzenleme gerekiyor. Bu durumun peşinde olacağız.

Bunun dışında biliyorsunuz, avukatlar hiçbir sınava tabi olmadan mesleğe kabul ediliyor. Bu bir sorun.

Avukatın, hukuk fakültesindeki eğitim sisteminden, eğitim kalitesinden tutun, baroların stajına kadar, eğitim sorunu var. Avukatlıkta sayı sorunu var. Bu sayıya bağlı olarak iş alanları sorunu var. Bütün bunların hepsi aslında yasa yoluyla düzenlenmesi gereken konulardır. Mesela ücret konusu. Avukatların ücretlerinin nasıl alınacağı; önceden belli bir kısmının ödenmesinin dava şartı haline getirilip getirilemeyeceği. Yine, toplum açısından baktığımızda hukuk sigortası bir ihtiyaç. Bunların hepsi yasayla düzenlenmesi gereken durumlar. Çok kimse söylediği için ben biraz popülist buluyorum; yeşil pasaport meselesi. Ama burada da şu önemli. Bütün bunların hepsi, gene geliyor, avukatın demokratik kitle örgütü olarak güçlü olup olmamasına, yani yasayı çıkartacak etkiyi meclis üzerinde, siyasal iktidar üzerinde ne kadar yarattığına bağlı.

Bakın, bütün bunları konuştuğumuz zaman, karşımıza bir püf noktası çıkıyor. Bu püf noktası şudur; eğer siz güçlüyseniz, baro güçlüyse, gücünü muhatabına hissettirebiliyorsa, gücünü kamuoyuna yansıtabiliyorsa o zaman sorunlar çözülebilecek noktaya geliyor. Ama sizi kimse dikkate almıyor, önemsemiyorsa o zaman ne meclisten bir yasa çıkartabilirsiniz ne de savcılık karşısındaki o boynu bükük halinizi dik hale getirebilirsiniz! Bunun için, temel sorunumuz, işin püf noktası, baronun güçlü bir örgüt olduğunun topluma gösterilmesi, kamuoyuna gösterilmesidir. O zaman işte birçok sorunu, eğer yasa yoluyla çözülecekse yasa çıkartarak, yasa yoluyla çözülmeyecekse sizin varlığınızı hissettirerek çözersiniz. İşin özü budur. Bunun için yöntemler bulunur.

Yargıda hiyerarşi yoktur

Felsefi olarak bir şey mümkün görülüyorsa mümkün olanı gerçekleştirmenin bin çeşit yolu vardır ve bulunur. Önemli olan mümkün olup olmamasıdır, mümkün olup olmaması da sizin göstereceğiniz iradeye bağlıdır. Hani derler ya, taşı delen suyun gücü değil, damlaların devamlılığıdır; siz irade gösterip gücünüzü de hissettirirseniz çözüm için mutlaka bir yöntem bulursunuz. Etkili olma konusunda ben bir konuşmamda somut bir örnek verdim; yine Çağlayan örneğini verelim, bugün savcılar adliyenin amiri haline gelmiştir. Oysa yargıda hiyerarşi olabilir mi? Yargıda hiyerarşi yoktur. Var diyenlerin o zaman anlını karışlarız biz! Var diyen devlet memuru olmuştur! Savcı bugün hâkimin amiri pozisyonuna, avukatın amiri pozisyonuna gelmişse ve bunu da kabul eden varsa ben yokum orada. Biz, yargıda hiyerarşi yoktur, olamaz diyoruz. Peki, buna rağmen devlet gücünü elinde tutan savcıya karşı ne yapacaksın? Çok basit örnek verdim ben, bakın öyle ortalığı dağıtmamız gerekmiyor, 2.000 avukatı 3.000 avukatı Çağlayan’ın girişindeki o boşlukta toplayın, sadece toplayacaksınız, avukat da davet edildiği zaman geleceğim ben orada bulunacağım diyecek. Orada avukatların sadece toplanmış olması yoluyla bir mesaj göndermiş oluyoruz, hukuk kuralları içinde. Kime mesaj gönderiyoruz, orayı yöneten savcıya mesaj gönderiyoruz, arkadaş ayağını denk al, eğer sen hala bu şekilde davranmaya devam edersen, avukatı yok sayarsan bundan sonra farklı davranırız. Bu mümkün, bu mesajı verdiğiniz zaman, ondan sonraki diyaloglar farklı olur. Herkes durumdan vazife çıkartır. Haa… Buna rağmen mesaj alınmadı. Yasakçı anlayış devam ediyor, örneğin yedinci kata çıkamıyorsun ya, o yedinci kata avukat çıkar. Avukata koridoru kapatmak, girilmeyecek alanlar yaratmak kabul edilemez. Bunlar aşılamayacak sorunlar değil.

Hukukbook: Baronun merkez ve komisyonlarını yeterli buluyor musunuz? Ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Başar Yaltı: Şimdi bakın, baronun merkez ve komisyonlarında çalışan arkadaşlarımızı ben töhmet altında bırakmak istemem ama baro tümüyle çalışmaz bir görüntü veriyor. Dolayısıyla orada belki de pırlanta gibi çok değerli arkadaşlarımız var, büyük çaba ve emek harcıyorlardır ama harcadıkları çaba ve emek görülmüyordur, yok olup gidiyordur, bunları ayrı tutalım. Ama baro bir bütün olarak çalışmıyorsa, oranın ne komisyonu çalışıyordur ne merkezi çalışıyordur. Zaten topyekûn ayağa kaldırmak gerekiyor baroyu! Baro bugün zihinsel ve fiziksel olarak yorgun ve etkisizdir.

Hukukbook: Sayın Yaltı, adaylık sürecinde vaat edip de baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Hangi mevzuatın değiştirilmesine ihtiyaç var?

Başar Yaltı: öncelikle Avukatlık Kanunu değiştirilmelidir. Bu konuda aslında uzun yıllardan beri çalışma var, bir de dünyayı yeniden keşfediyormuş gibi davranmamak lazım. Ben, biliyorsunuz baro politikalarının içinde deneyimli birisiyim. İstanbul Barosu yönetiminde bulundum, onun öncesinde Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulunda bulundum, onun öncesinde İstanbul Barosunun merkez ve komisyonlarında çalıştım, yani 20 yıldan fazladır çalıştım, Türkiye Barolar Birliği yönetiminde bulundum, başkan yardımcılığı görevi yaptım, dolayısıyla her kademede bulunmuş birisiyim.

Bütün bunların dayanağı bizim Avukatlık Kanunumuzdur

Baroların ve avukatların sorunlarını biliyorum. Kimsenin yeniden bir şey keşfetmesine gerek yok, sorunlar biliniyor. Geriye kalan iradedir, tabii ki her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır, o ayrı tabii, bir tarzdır, ideolojik olarak da farklı bakabilirsiniz. Örneğin, biz bağlı çalışan diye tarif edilen veya İş Kanunu’na göre tarif edilen veya işçi olarak tanımlanan avukatlarla biraz daha fazla ilgilenebiliriz, bu bizim tercihimizdir ama bir başkası bunu görmezden gelir, diyebilir ki efendim avukatın işçisi mi olur. Hayır, bu tür ayrımlar dışında sorunlarımız çok bellidir. Sadece öncelik sıralamaları değişebilir. Bizim de öncelik sıralamamız var tabii ki… avukatların işsizliği, avukatların itibarı, avukatların saygınlığına bağlı olarak daha birçok başka konu.

Bütün bu sorunların kaynağı, dayanağı Avukatlık Kanunumuzdur. Avukatlık Kanunu’nda yapılması gerekenler değişiklikler var. Aslında avukatlık mesleği çağın gereklerine göre yeniden değerlendirilmesi, düzenlenmesi gereken bir meslektir, bunun farkına varılması gerekir, masaya yatırılıp tümden tartışılması gerekir. Avukatlık Kanunu hazırlık çalışmaları var, fakat siyasal iktidar bu konuda farklı şekilde davranıyor ve düşünüyor. Biz Barolar Birliğindeyken, bir oldubittiyle, bu kanun çıkacak dediler. Ben müdahale ettim, bakın iddialı konuşuyorum; ben müdahale ettim yönetim kurulunda, yoksa kanun geçecekti. Çünkü bizden de bir arkadaşımız o grubun, yani siyasal iktidarın oluşturduğu bir komisyonun içinde çalışıyordu. Yönetimde önümüze bir taslak geldi, değişiklik budur diye. Derhal müdahale ettik ve en sonunda da Barolar Birliği Yönetim Kurulu olarak on – on bir maddelik, bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir, diye bir bildiri yayınladık. Ve o değişiklik önerisi, orada kaldı. Yani Türkiye Barolar Birliği yönetimi olarak ciddi bir irade sergiledik.

Hukukbook: Avukatlık Kanunu belki kapsamlı bir konu, onun için belki bir süreç gerekiyor, toplumsal tartışma gerekiyor, bütün baroların katılımı gerekiyor, ama belki spesifik birkaç örnek vererek baronun katkısı ve baskısı ile yapılabilecek yasal değişikliklere ilişkin örnekler verebilirsiniz diye sormuştuk soruyu.

Başar Yaltı: Birincisi sınav konusu. Birisi de işçi statüsündeki avukatlarla ilgili yönetmeliği iptal etti Danıştay. Niye iptal etti, bu yönetmeliği? Efendim dedi, sizin kanununuzda bu konuda yönetmelik çıkartmaya yetkiniz yok. Gerekçe bu. Demek ki kanunun ilgili maddesine bir cümle eklenecek. Kanunumuzda İş Kanunu’na göre çalışma imkanı var, ama ilişkileri düzenleyebilmek için yönetmelik çıkartır, ibaresi yok. Oraya yönetmelikle düzenlenir, dendiği anda iş bitecek. Bu kadar basit bir yasa değişikliği gerekiyor. Avukatların iş alanının daraltılması konusu var. Mesela tapu kanununa bir madde eklenir, denir ki, tapudaki alım satım ve devir işlemleri avukat aracılığıyla yapılır, bitti. Daha neler bulunur, bizim projelerimizde bunlar var, bu yapılır. Yapılmalı.

Bazı davalar biliyorsunuz avukatsız zaten açılamıyor, şirketlerle ilgili bazı davalar, ama her dava için bu söylenebilir mi, biraz zor gözüküyor Türkiye’de. Çünkü yargı pahalı, bakın biz olaylara sadece avukatlar açısından bakmıyoruz, toplum açısından da bakıyoruz. Avukat Hareketini karakterize eden 3 tane temel özellik var; Bağımsız-Çağdaş-Toplumcu. Biz önceliklerimizde toplumcu olmayı da öne koymuş bir hareketiz, dolayısıyla toplumu ve kamu yararını önceleyen ve düşünen bir hareket olduğumuz için, sadece meslek şovenizmi ile hareket edip her şeyi avukata yontan bir anlayışla düşünmeyiz. Aynı zamanda toplumun hukuk güvenliğini, haklarını önceleyen bir anlayışla davranırız.

Hukukbook: Sizce İstanbul Barosu şeffaf mı? Kamuoyuna veya avukatlara karşı şeffaf mı?

Başar Yaltı: Bence saydam değil. Neden değil? Bizim iddialarımızdan birisi de bu, yönetime geldiğimiz zaman sadece katılımcılık değil, aynı zamanda saydam bir baro yönetimi de vadediyoruz. Saydamlık sadece, efendim gel, dinle veya gel incele, demek değildir. Hesaplarımı yayınlıyorum işte şu kadar zamanda bir demek değildir. Bunun ötesine geçen kavramlar var, aslında burada belki soru işareti olarak dile getirilmesi gereken bir konu da seçime katılan adayların denetleme kurullarını da kendi listelerinden göstermeleri. Kendi listenden gelen birisinin sizi denetliyor olması ne kadar doğru? Onu da tartışmak gerekir.

Bağımsız Denetçi Kuruluşlarına Baroyu Denetleteceğiz

Seçimlerden ikinci olan grubun denetleme kurulunu oluşturması da palyatif olacaktır. Denetlemeyi kapsamlı düşünmek gerekiyor, denetleme sadece mali denetleme olarak alınırsa siz oraya bağımsız denetçi kuruluşlarını getirmeniz gerekir. Gelir her sene veya üç ayda bir denetler. Bunu zaten denetleme kuruluna seçilen 3 avukat yapamaz. Bakın biz bunu yapacağız. Biz bağımsız denetçi kuruluşlarına baroyu denetleteceğiz. Bütün hesaplar açık olacak. Yönetimde saydamlık olacak. Bakın sadece mali yönden değil, yönetimde saydamlık! Ben en çok bunu önemsiyorum. Yönetimde saydamlık şu demek; yönetimin avukatlara açılması demektir, sadece 10 kişinin kendi keyfince karar almasının önüne geçilmesidir. Demin söylediğim o mekanizma aslında yönetimde saydamlığın bir örneğidir.

Saydamlık Önemli

Artı, biz diyoruz ki, yönetim kurulu toplantılarını internet üzerinden yayınlayacağız, açık toplantı yapıp yayınlayacağız. Ondan sonra, yönetimlere her meslektaşımız katılacak, ilk yarım saat, diyelim ki siz gelip Yönetim Kurulu Toplantısı’na katılmak istiyorsunuz katılacaksınız. Ama gerçekçi olalım, diyelim ki 400 kişi adını yazdırdı, öyle bir yönetim kurulu toplantısı olmaz, o kadar ilgi duyulur mu duyulmaz mı bilmiyorum, ama diyelim ki 10 kişi geldi, bu ilk yarım saatte yönetim kurulu toplantısına katılacak, dertlerini söyleyecek, sorunlar tespit edilecek, orada olacaklar. Sadece orada da değil, bizzat gelmesine gerek yok, çağın teknolojisi var, örnek verecek olursak Facetime’dan görüntülü olarak da katılabilecek, görüntülü olarak katılabilecek. Çünkü neden? Yönetim Kurulu Toplantılarının gündemi, saati, önceden yayınlanacak, bunu gerçekleştireceğiz. Veya bu tür katılımlı toplantılar özel olarak düzenlenecek, diyelim ayda bir yapılacak yönetim kurulu toplantıları tamamen buna dönük olabilecek. Yani bizim yapacağımız sadece elektronik anketler değil. Bunun dışında fiilen yüz yüze temas da yaşanacak. Bu ayrı bir şey. Bu birbirimizi ikna etmek açısından önemli.

Yönetimde saydamlık, mali işlerde saydamlık ve disiplin kurulu kararlarında saydamlık…  bu tür saydamlıkların gerçekleştirilmesi, baronun bütün iş ve işlemlerindeki saydamlığın gerçekleştirilmesi gerekir.

Hukukbook: Başkanlık seçimleri demokratik mi sizce?

Başar Yaltı: Demokratik değil, barolar baroların seçimleri kesinlikle demokratik değil. Çünkü başkanlık sistemine dayanıyor. Biz mevcut Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim modelini, tek adam modeli olarak görüp eleştiriyoruz. Dönüp aynada kendimize bakmıyoruz, bunun için sesi fazla çıkmıyor baroların, çünkü aynaya baktığın zaman bakıyorsun ki, eleştirdiğiniz Türkiye Cumhuriyeti modeli aynen barolarda uygulanıyor, olacak şey değil. Dikkat ederseniz, biraz önce hani baro yönetimine de eleştiri olarak sundum, Türkiye’de baroların ve Barolar Birliğinin şu anda Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine yeteri kadar tepki göstermemesinin nedeni, aynaya baktıkları zaman kendilerini görmeleridir. Bunun için biz baro yönetimini yasaya rağmen tam katılımlı bir hale getireceğiz. Muhalefete yer vereceğiz. Görüşlerine başvuracağız. Bunu yasaya rağmen yapacağız, bu yanlış anlayışı değiştireceğiz. Uygulanan yöntem yanlış bir anlayıştır, antidemokratik anlayıştır, tamamen diktatörlüğe yol açacak bir anlayıştır ve şeflik anlayışıdır.

Baroların Seçimleri Kesinlikle Demokratik Değil

Oligarşinin Tunç Kanunu barolarda da işliyor, bakın İstanbul Barosunda seçimi hep aynı grup kazanıyor, neden? O grubun kökeninde Atatürkçü, sosyal demokrat bir taban var değil mi? Tamam bu doğru, fakat o grubun nasıl işlediğine kimse bakmıyor, o grubun içişlerine baktığınız zaman, ben çünkü o grupta bulunmuş birisiyim, tamamen antidemokratik, tamamen şeflik sistemine, tek adam yönetimine dayanan bir model vardır. Dolayısıyla kendisi demokrat olmayan bir anlayışla seçilenler demokrasiyi ve saydamlığı, yönetimde açıklığı, katılımcılığı uygulayamıyorlar. Kendi geldiği anlayış öyle çünkü. Birisi sizi işaret ediyor, siz baro başkanı oluyorsunuz. Veya o çekilip gidiyor, benim ardılım budur diyor. Baro yönetiminin kendisi, yasal olarak demokratik değil. Burada tabi şöyle bir tartışma var biliyorsunuz, acaba yönetimde nispi temsil kullanılsın mı veya olsun mu olmasın mı?

Bu sorunu şu anda İstanbul Barosu özelinde konuşuyoruz oysa Avukatlık Kanunu bütün barolar için geçerli. Her baro aynı ama küçük barolarda çarşaf liste uygulandığı için, küçük barolarda 50 kişilik, 100 kişilik, 300 kişilik, 500 kişilik neyse, oralarda çarşaf liste uygulandığı için, demokratik oluyor bir bakıma. O barolardaki uygulamalara demokratik diyebilirsin ama bizde gruplar giriyor seçime, Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük barolarda gruplar giriyor seçime ve bir liste kazandığı zaman bütün delegelikleri kazanmış oluyorsun, yönetimi kazanmış oluyorsun.

Burada tartışma şu; yönetime ve delegeliklere oransal olarak, yani herkes aldığı oy oranında katılsın mı katılmasın mı? Ben Barolar Birliği delegeliğinde kesinlikle oransal bir tercihin yapılmasından yanayım, bu her yerde böyle olursa demokratikliği Barolar Birliği açısından geçerli kılabiliriz. İkincisi; baro başkanlarını her şeyin amiri durumuna getiren geleneğe de son verilmeli. O nereden kaynaklanıyor, bu tür gruplaşmalar olduğu zaman sizi seçen baro başkanının delegesi olarak siz de onu seçiyorsunuz. Bu, siyasi partilerde biliyorsunuz eleştirdiğimiz bir durumdur ama barolarda da vardır.

Bu nedenle baro yönetim modelinin demokratikleştirilmesi düşünülmelidir. Ama siyasi iktidar zaman zaman demokratiklik adı altında bize bazı dayatmalarda bulunuyor, hatta kanun değişiklikleri yapıldı bu konuda. Bunun demokrasiyle ilgisinin olmadığını hatırlatırım. Örneğin, Anayasa Mahkemesine baro başkanlarının kullandığı oyla üye seçiliyor, biliyorsunuz. Baro başkanları toplanıyor, 79 Baro Başkanı toplanıyor Anayasa Mahkemesine üye gösteriyor. Burada, 41.000 üyeli İstanbul Barosu Başkanının oyu ile 100 üyeli Tunceli ya da Kilis Barosunun oyu eşit kabul ediliyor. Olacak şey değil.

Biliyorsunuz Kilis Barosu son kurulan barodur. Kanuna göre 30 avukatı olan ilde baro kurulabiliyor. Henüz 30 avukat olmayan iki ilimiz var, en son Kilis’te baro kurulmuştu, Bakın, 50 üyesi olan bir baro, Barolar Birliğine iki delege gönderiyor, bir de başkanla birlikte 3 oluyor. Sayı 300 olana kadar, 300 üyeli bir baro olana kadar Barolar Birliğinde 3 oyla temsil ediliyor. Fakat 41.000 üyesi olan İstanbul Barosu Başkanının oyu Tunceli Barosu, Gümüşhane, Bayburt Barosu gibi baroların başkanının oyuyla aynı, eşit düzeyde. Bu da antidemokratik, ama siyasal iktidar bunu demokratikmiş gibi gösteriyor. Çünkü üye sayısı az barolar ve bu baroların başkanları genellikle muhafazakâr nitelikte olduğu için kullanacakları oyun da o yönde olduğunu değerlendirerek, büyük baro başkanları aleyhine veya avukatlar aleyhine bir durum gerçekleşiyor. Dolayısıyla sadece demin söylediğiniz o yönetim modeli olarak değil, bütün boyutlarıyla konunun ele alınması gerekir.

Hukukbook: Baro başkaları hangi nitelikler eve gerekliliklere sahip olması lazım? 

Başar Yaltı: Baro Başkanı bir kere, bizim İstanbul Barosu Başkanı için söyleyeyim, bir birikim, bir deneyim ve öngörüye sahip olmalı. Türkiye vizyonu olmalı, Türkiye siyasetini takip eden birisi olmalı, akademik çevrelerle ilişki kurabilen, akademik dili anlayan, konuşan birisi olmalı, teoriyi ve pratiği üzerinde birleştirebilmelidir. Saygınlığını makamından almamalıdır. O makama yakışan o makamı dolduracak bir ağırlığı kişiliğinde bulunmalıdır. Bu hissedilir.

Hukukbook: Baronun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz? Baro sosyal medyayı yeterli kullanıyor mu baro?

Başar Yaltı: Ben basılı yayınlarını takip ediyorum, uzun yıllardan beri dergiyi biliyorum. Derginin belli bir düzeyi var ama son yıllarda dar bir alana, dar bir kulvara hapsedilmiş gibi görüyorum, gelişmedi, yayınlanan makalelerin kalitesi düşmeye başladı, bu bakımdan yayın kalitesi de gittikçe düştüğünden bütün bunlara el atılması gerektiğini düşünüyorum.

Hukukbook: Son 20 yılda barolar ya da İstanbul Barosu özelinde hangi politikalar uygulansaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu? Ne yapılabilirdi?

Başar Yaltı: Barolarla Türkiye’nin siyasal iktidarları arasında bir çelişki olduğunu biliyoruz. Neden? Çünkü barolar genellikte üyelerinin çoğunluğu moderniteden yana, sol, sosyal demokrat, Atatürkçü kimlikten kadrolar olması dolayısıyla, Türkiye’nin siyasal iktidarlarıyla ters bir yapıya sahip, durum böyle. Türkiye’yi muhafazakâr siyasal iktidarlar yönetiyor. Hatta bunu 20 yıl yerine 1980’den itibaren değerlendirmek gerekir.

Türkiye’de bir ara koalisyonlar demokratikleşme esintileri gerçekleşti, mevcut 82 Anayasası çok büyük oranda değişikliğe uğradı, Avrupa Birliğine katılım sürecinde o dönemin iktidarları demokratikleşmek için anayasanın çoğu maddesini değiştirmişlerdi, hatta adil yargılanma hakkı o zaman anayasaya girdi, uluslararası sözleşmelerin, insan hakları konusunda uluslararası sözleşmelerin iç hukuk metni olarak ele alınması veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yetkisinin tanınması gibi bütün bu değişiklikler o dönemde geldi. İşte o zaman, Avukatlık Kanunu’nda da değişiklik oldu, 2001 yılında, insan haklarını savunmak, korumak gibi, hukukun üstünlüğünü savunmak ve korumak gibi hükümler de girdi yasaya.

Mesela sınav konusu o zaman çözülebilirdi. Bir ihmaldir veya daha başka bugün yaşadığımız, ileri sürdüğümüz sorunlar o zaman da çözülebilirdi, bunu bir ihmal olarak görüyorum. Çünkü o zamanki anlayış, o demokratik anlayış, hukukun üstünlüğüne değer veren anlayış siyasal iktidarlar tarafından kabul edilen bir anlayıştı. Avrupa Birliği gündemdeydi. Demek ki o zamanki yönetimler bu vizyonu üretememişlerdir. Geriye dönüp baktığımızda niye şu baro başkanı idolümüzdür, diyemiyoruz. Bunun gerekçesi bu vizyonsuzluktur.

Hukukbook: Kurumsal olarak yargının en önde gelen problemleri nelerdir?

Başar Yaltı: Tarafsızlık ve bağımsızlık! Kalite sorunu. Bunlar önemli yargı sorunları, Bilirkişi sorunu. Adil yargılanma sorunu. Kurumsal olarak baktığım zaman en önemli sorun yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı sorunudur.  Bir de Hakimler Savcılar Kurulunun varlığı temel bir sorundur. Çözüm, ülkenin demokratikleşmesidir, hukuk devleti inancının ve kültürünün toplumda yerleşmesidir. Siyasal iktidarların buna inanmasıdır. Türkiye’de hukuk devleti ve hukuki sorumluluk anlayışı çözülmeden ve yerleşmeden Türkiye de hiçbir sorununu çözemez.

Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa sayı normal mi?

Başar Yaltı: Bir yönüyle avukat sayısı Türkiye’de çok gözüküyor ama Avrupa’daki diğer ülkelerle kıyasladığınız zaman, nüfus başına düşen avukat sayısı olarak kıyasladığınız zaman çok olmadığı gözüküyor. Burada sorun şu oluyor o zaman, ekonomik pastanın nasıl dağıtıldığına bakmak gerekiyor. Hukuka olan inanç, hukuk ve hak arama kültürü ve dolayısıyla halkın işlemlerini avukatlar aracılığıyla yürütüp yürütmeyeceği konusu gündeme geliyor. Böyle bakıldığı zaman Türk toplumunun az gelişmiş yapısı, sosyolojisi ve kültürü dikkate alındığında, hukukla, hukukçuyla iş yapma alışkanlığı maalesef yok, dolayısıyla da işsizlik çarpıcı şekilde öne çıkıyor.

Yabancı hukuk bürolarının Türkiye’de faaliyet göstermelerine kesinlikle karşıyız

Tabi bu arada bir başka konu hemen gündeme geliyor; kapitalist sistem, neo liberal sistem tekelleşmeyi yaratır biliyorsunuz. Maalesef meslekte de yozlaşmaya neden olan bu sonucu yaşadık, içinde bulunduğumuz sistem nedeniyle pasta bazen büyük hukuk bürolarına dağıldığı gibi bir de yabancı hukuk büroları Türkiye’ye gelmeye başladı. Yabancı hukuk bürolarının Türkiye’de Avukatlık Kanunu’nu dolanarak iş yapmalarının da önüne geçilmesi gerekiyor, biz bunun da farkındayız.

Yabancı hukuk bürolarının Türkiye’de faaliyet göstermelerine kesinlikle karşıyız, kendi hukuk bürolarımız olmalı, ama dediğim gibi, hukuk bürolarındaki avukatlara dağıtılan pastanın da dengeli şekilde Türkiye’nin gelir dağılımına benzer şekilde olmamasını sağlayacak önlemlerin alınması gerekiyor.

Hukukbook: Avukatlık sınavı gerekli midir?

Başar Yaltı: Gereklidir. Ben sadece sayı olarak düşünmüyorum, nitelik olarak düşünüyorum. Türkiye’de hukuk eğitimi son derece etkisiz ve olumsuz koşullarda yapılmaktadır. Hukuk fakültesi sayısından başlayarak bu sorun hemen göze batar niteliktedir. Siyasal iktidar, yüksekokul mezunu sayısını arttırmak için her üniversiteye bir hukuk fakültesi açma gibi bir eğilim içindedir. Türkiye’de lise açılır gibi üniversite açılmıştır, Türkiye’de uluslararası ölçekte ilk 500’ün içine giren üniversitemiz galiba ya bir ya da iki tanedir. Bu bizim ayıbımızdır.

Bu sene hukuk fakültelerine giren öğrencilerin, tablosu vahimdir, kırk matematik sorusundan 4 soruyu yapan, 40 Türkçe sorusundan 12 soruyu yapan, daha da sadeleştirerek söyleyelim, matematikten 10 üzerinden 1 alan, Türkçeden 10 üzerinden 2,5 alan bir öğrenci hukuk fakültesine girmiştir. Rasyonel düşünmeyi beceremeyen, mantığı oturtamayan, Türkçeyi konuşup anlayamayan kişinin hukukçu olması, hukuki yorum yapması, mantık kullanması mümkün değildir. Şimdi buralardan mezun olacak arkadaşlarımız zorlanacaklar, hadi hukuk fakültesine girdiler diyelim, hukuk fakültesinde verilen eğitimin niteliği yüksek olsa belki sorun aşılabilir ama bir de oradaki kalitesiz eğitimi bildiğimiz için buradan çıkan hukukçuların avukatlık yapması, bu avukatın da hak arama peşinde olan vatandaşın hakkını savunması mümkün değildir, diye düşünüyorum. Bu nedenle meslekte yozlaşma yaşanmaya başladı bile!

Kendi hatası nedeniyle hastasını öldüren bir hekim gibi düşünün; durum fecidir, o nedenle sınav bir bakıma belki önleyici bir görev yapabilir. Ayrıca ciddiyet katar mesleğe. Bunu savunacağız.

Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik toplantı protesto eylemi gibi işlerde avukatların yüksek katılımı sağlamak için neler yapacaksınız?

Başar Yaltı: Biraz önce söyledim, önce baroyla avukat arasındaki yabancılaşmanın kaldırılması gerekiyor, temel sorunumuz budur. Temel sorun, baroyla avukat arasındaki yabancılaşmanın ortadan kaldırılması sorunudur. Bu sorunun araştırılması gerekir, bakın biz bu tespiti yapıyoruz ama bu sorunu ortaya çıkartan nedenler nedir? Araştırılması gerekir, bizim barolar inşaat yapmaktan, bilimsel araştırma yapmaya fırsat bulamıyorlar.

Böyle bir temel sorun sadece İstanbul Barosunda değil, bütün barolarda var. Bakın baroların genel kurulları iki senede bir yapılıyor değil mi? Güya önemli değil mi? Ama Barolar genel kurullarına katılacak avukat bulamıyorlar, yani avukatlar iki senede bir bile kalkıp genel kurula gideyim demiyor. Katılmıyor, bu derecede baroya yabancılaşmış. Şimdi bunun sosyolojik, psikolojik, kültürel birçok nedeni vardır, bu konuda araştırma yapılması gerekiyor ama bizim baroların hiçbirisinde, Barolar Birliğinde bu konuda araştırma yapan yok, akademik çalışma yapan yok, akademik çalışmalara destek veren yok.

Ben Barolar Birliği başkan yardımcısı olarak adil yargılanma hakkı konusunda bir doktora tezi yazıyordum, bir araştırma yapıyordum; beni engelledi Barolar Birliği. Çünkü bir mesaj atmam gerekiyordu avukatlara, bir defa mesaj attım, ikinci mesajı attırmadılar bana, üstelik kendi paramla yapıyordum bunu. Aslında beni desteklemesi gerekiyordu. Yaptığım ankete belki 3250 avukat katıldı, belki 5000 avukat katılacaktı, verilerin sağlamlığı açısında 1 500 kişi bile yetiyor ama, ne kadar çok avukat katılırsa o kadar iyi olacaktı. Böyle bilimsel bir çalışmaya bile destek verilmedi. Bunun için baroların yabancılaşma konusunda ciddi araştırmalar yapması gerekiyor, biz gelirsek yapacağız. Akademiyle bu anlamda iş birliği yapacağız, bu yabancılaşma kaldırılıp avukatla baro arasındaki bağlantı kurulursa, bu bağa bağlı olarak çok şey değişecektir.

İlgisizliğin de ortadan kaldırılması lazım. Bakın İstanbul Barosunda genel kurula gidiyoruz, 1 hafta kalmış, seçimlere kulak kabartma yeni yeni başladı. Ben Barolar Birliği yönetimindeyken birçok baronun genel kuruluna katıldım, çoğunluk sağlanamadığını gördüm. Küçük barolar bunlar, telefonla avukat toplamaya çalışıyorlardı çoğunluk sağlansın diye. Yasal zorunluluk yerine gelsin diye. Toplantılar 2 saatte bitiyordu. Örneğin Kırklareli Barosu Genel Kurulu 2 saat sürdü.

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları gibi toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda baroların bir sorumluluğu olduğuna inanıyor musunuz?

Başar Yaltı: İnanıyoruz, bu sorunların çözümünde baronun bir görev ve sorumluluğu kesinlikle vardır. Bunu programımıza da aldık. Baro, demokratik kitle örgütüdür, öncü olmalıdır, diğer meslek örgütlerine öncülük etmelidir, bu gibi sosyal konularda öncülük üstlenmeli bizzat. Çünkü hukuk hayatın kendisidir hem bireysel hayat hem de toplumsal hayat bakımından; çevre sorunları, kadın sorunu, kadına şiddet. Bugünkü baro yönetimi de bunu kadın hakları konusunda yapıyor. Biz bu tür sorumluluklara kesinlikle inanıyoruz ve programımızda da var, bu konuda öncülük edeceğiz. Daha aktif olacağız.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir?

Başar Yaltı: Baro avukata sahip çıkacak! İki kere iki dört! Ama bizim asıl savunduğumuz konu şu; biz sadece karakola düşmüş, o son noktaya gelmiş avukatı gidip oradan çıkartmak peşinde olmayacağız. Biz, avukat oraya düşmez, düşürülemez, diyoruz.  Hiç kimse buna cesaret etmemelidir, diyoruz. Geçenlerde yaşadığımız olay mesela. Sırf savunma hakkını kullandığı veya itiraz ettiği için hâkim bir avukat hakkında tutanak tutuyor ve ertesi gün de avukat tutuklanıyor. Böyle bir şeyi hâkim aklından bile geçiremez, geçirmemesi lazım. Önemli olan bu. Ama bu nereden kaynaklanıyor, çünkü sizin itibarınız kalmamış. Meslek sıradanlaşmış. Baronun itibarı yok, gücü yok. Türk toplumunda da siyasette de, siyasal iktidarın kafasında da hukuk yok hukuk! Böyle olunca avukat yok sayılıyor.

Hukukbook: İstanbul barosunun doğrudan müdahil olarak katkı sunması gerekip son iki yıllık yönetimde müdahale etmediği hangi olayları sayabilirsiniz?

Başar Yaltı: Cumhuriyet değişti, 1923 Cumhuriyeti değişti, bu konuda hiçbir şey yapmadı, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yok edildi hiçbir şey yapmadı, mesleğin itibarı yok edildi, gücünü gösteremedi. Dişini gösteremedi, hadi öyle söyleyeyim. Avukatların davalarına katılmadı, en önemlisi o. Katılmak demek duruşmada bulunmak demek değil. Daha ne olsun? Avukatların tutuklanmasına gerektiği gibi müdahil olmadı. Bir yıl boyunca iddianamesi yazılmadan bekleyen 15 avukat içeride. Serbest bırakıldı, ertesi gün tekrar tutuklandı, bundan daha feci bir şey olabilir mi? Bu neye işaret ediyor? Hem avukatlığın itibarının hem yargı sisteminin ne kadar kötü durumda olduğunu gösteriyor. Ama baronun dikkate alınacak gücü yok, baro orada doğrudan müdahale etmeliydi.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı? Bu konuda projeleriniz nelerdir? 

Başar Yaltı: Tabi mali sorun derken avukatların gelir sorunu, para kazanma sorunundan herhalde söz ediyorsunuz. Vergi sorunları dile getiriliyor, yeni iş imkanları sorunu önemli.  Avukatların büyük çoğunluğunu Türkiye’de genç avukatlar oluşturuyor. Genç avukat sayısı çok fazla. Çünkü bu son dönemde hukuk fakülteleri sayısı artınca, her yıl on-on beş bin arası hukuk mezunu ortaya çıkmaya başladı. Bunların çoğu da hâkim, savcı, kaymakam olamadığı için sınavsız tek meslek avukatlık olduğu için buraya geldiler bir meslek sahibi olmak üzere.

Ama avukatlıkta da birdenbire bu yığılma olunca iş bulma sorunu ortaya çıktı. Dolayısıyla işsizlik nedeniyle avukatlar bir başka avukatın yanında çok düşük maaşla, çok kötü koşullar altında çalışmaya başladılar. Kapitalist sistem yani mevcut neoliberal sistem plansızdır. Plan yapmaz. Plansız olduğu için sonucunu öngörmez. Sonucuna katlanmaya seni mecbur eden bir sistemdir, kapitalizm. Şimdi de hukuk fakültelerinin mezunları yaşanan sorunlara katlanmak zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla da insanlık dışı sonuçlar ortaya çıkıyor. Meslekte işçileşmenin nedeni düzenin yarattığı bir sonuç olarak ortaya çıkıyor.

İşçi olmak kötü mü? Onursuz bir şey mi? Elbette değil, ama işçiliğin avukatlıkla bağdaşıp bağdaşmadığını veya bununla uyumunun nasıl olması gerektiği sorunumuz var. Çünkü avukatlık bağımsızlıktır ve bağımsızlık gerektiren bir meslektir. İşçi olunca teknisyenleşebiliyorsun, o zaman senin önüne patron ne koyarsa onu çözmek veya yapmak durumunda kalıyorsun, hukukçu niteliğin ortadan kalkabiliyor. Daha birçok boyutu var sorunun ama özetliyorum.

Asıl yapılması gereken, avukatları ya ortaklaştırmak ki bizim çıkarttığınız yönetmeliğin temel amacı tamam, koşulları düzeltmek falandı ama avukatları bir arada çalışmaya zorlamaktı. Ama maalesef bizim toplumda ortaklık kültürü de gelişmediğinden insanların birbirine olan güveni gelişmediğinden ortaklık kurma gerçekleşemiyor. Bizde birbirine güvenen insan oranı çok düşüktür. Oysa batıda bu oran çok yüksektir. İnsanın sözüne güvenme oranı Türkiye’de çok düşüktür, kimse kimseye güvenmez, ama batıda gelişmiş kültürlerin olduğu, gelişmiş toplumlarda bu oran çok yüksektir. Onun için bizde ortaklık yapılamıyor. Dolayısıyla birisi birisinin yanında çalışmayı tercih ediyor böyle olunca da sömürü diye bir kavram ortaya çıkıyor, emek sömürüsü ortaya çıkıyor.

Emek sömürüsünün ortadan kaldırılması için iş alanlarının genişletilmesi, avukatların bağımsız çalışma ortamlarının artırılması gerekiyor. Bizim bunun üstünde çalışmalarımız ve etkili çözüm projelerimiz var.

Hukukbook: Tavsiye edilen asgari ücret tarifesine uyumun sağlanması için çalışmalarınız, planlamanız var mı?

Başar Yaltı: Asgari ücret tarifesi, Barolar Birliğinin yetkisinde biliyorsunuz, her yıl barolardan gelen öneriler de dikkate alınarak Barolar Birliği Yönetim Kurulu tespit ediyor, ben de dört yıl boyunca bunların içinde bulundum. Asgari ücret şartı aslında Türkiye koşullarına göre bazıları için çok iyi, bazıları için çok kötü denilebilecek bir durumda. Çünkü asgari ücretin bile altında dava alıp iş yapan avukatlar olduğunu duyuyoruz. Bazıları tarifedeki ücretleri çok düşük buluyor. Liberal sistemde yani kapitalist sistemde bunun denetlenmesi mümkün olmuyor, ancak vergilendirme yoluyla denetlenebilir, avukat ücretini asgari ücretin altına düşürdü mü, düşürmedi mi? bu makbuz kesildi mi kesilmedi mi şeklinde.

Hukukbook: Avukatlık Sözleşmelerinin baroya ibraz edilmesini şart koşma gibi düşünceleriniz var mı?

Başar Yaltı: Bizim bu konuda başka projelerimiz var. Bunu sadece asgari ücret olarak düşünmeyin, demin söyledim asgari ücretin dava şartı olması bu şekle dönüştürülmesiyle bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Belki ücretlerin bir havuzda toplanması, baroya belli bir kısmının yatırılması, oradan zor durumdaki avukatlara pay ayrılması gibi şeyler de düşünülebilir.

Hukukbook: Barodaki ve adliyedeki stajı yeterli görüyor musunuz?

Başar Yaltı: Görmüyoruz. Bu konuya ilişkin ciddi projelerimiz var. Sadece staj değil, meslek içi eğitim de çok önemli. Hukuk çok hızlı değişen dönüşen bir alan haline geldi.

Hukukbook: Hukuk fakültelerindeki kaliteyi artırmak için baronun rolü ne olmalıdır?

Başar Yaltı: Barolar Birliğinin hazırladığı bir proje var, o proje geliştirilebilir. O çok kapsamlı bir projedir, o biraz daha geliştirilebilir. Kalite ve standardı ölçme sistemi geliştirilebilir. Bir hukuk fakültesinde ne olması gerekir? Kütüphane, kitap sayısı, mekân, ortam, akademik kadro gibi kriterler…

Hukukbook: Barolar güncelleme eğitimleri vermeli mi ya da zorunlu hale getirilmeli mi bu eğitimler? 

Başar Yaltı: Biz avukatlıkta uzmanlaşmayı tartışıyoruz. Bizim grupta bunu tartışıyoruz. Ben uzmanlaşmanın artık bu çağda şart olduğunu düşünüyorum. En azından belli konularda… bilgi o kadar çoğaldı ki çağımızda, bilginin tümünü tek bir kişinin kendi üzerinde toplaması mümkün değil, uzmanlaşma bu anlamda hayatın dayattığı bir şey. Uzmanlaşmak gerekiyor, ama uzmanlaşmak teknisyenleşmeyi getirmemeli, en önemli nokta bu. Uzmanlaşmadan yanayım ama teknisyenleşmeden yana değilim, bu ikisinin bağdaştırılarak çözüm üretilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hukukbook: Baronun Uluslararası Kuruluşlarla ilişkileri yeterli mi?

Başar Yaltı: Uluslararası kuruluşlarla ilişkiler kesinlikle yeterli değil.

Hukukbook: Stajyer avukatların sorunları hakkında neler düşünüyorsunuz?

Başar Yaltı: Bence stajyer avukatların sigortaları da yatırılmalı, maaş da almalılar, ücret de ödenmeli. Bence şu andaki durum anayasal bir hakkın ihlalidir. Yönetime gelince bunu çözmek için elimizden geleni yapacağız.

Hukukbook: Arabuluculuk müessesesi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Başar Yaltı: Bizim grubumuz içerisinde de arabulucu arkadaşlarımız var, meslektaşlarımız var, ama ben arabuluculuğu bir çözüm olarak görmüyorum. Yargının özelleşmesi ile özdeş görüyorum, çünkü uygulanmıyor. Bunun sadece avukatlara tanınmış olması da bir avantaj değil. Yargının temel görevi adalet üretmektir. Yargı adalet üretmiyorsa zaten benim için yok hükmündedir. Arabuluculuk veya hakemlik rolü üstlenmek küçük sorunlarda olabilir, zaten toplumsal alışkanlıklarımız içinde bunlar vardır. Çeşitli topluluklarda önce barış olsun, mahkemeye gitmeden önce oturup konuşup anlaşalım şeklinde düşünceler var ve olabilir. Arabuluculuk buna hizmet ediyor, doğru, ama amaç bu olmuyor. Mesela iş davalarında güçlüyle güçsüzü bir araya ille de zorunlu olarak getirmek olmaz. İşlemiyor zaten veya kimin lehine işliyor? İşverenin! Hani burada Cicero’nun bir sözü vardır ya; “Adalet örümcek ağına benzer, güçlüler delip geçer, zayıflar takılıp kalır”, bu duruma düşürmemek lazım. Devletin temel fonksiyonu adalet dağıtmaktır, bunu yargının fonksiyonu olarak söylüyorum, devlet bunu yapamamışsa işlevsiz kalmıştır.

Hukukbook: Avukatlar etik kurallara ve reklam yönetmeliğine uygun davranıyorlar mı? 

Başar Yaltı: Maalesef uymuyorlar. Bunu denetlemek pek mümkün olmuyor. Bu düzeltilebilir, biz zaten meslek kurallarının tümden gözden geçirilmesini değerlendiriyoruz. Sadece bu konu değil. Ama reklam yasağının çok katı nitelikli ile niteliksiz olanı eşitleyen bir şekilde uygulanmasına da karşıyız.

Hukukbook: Adliyelerin etrafını sarmış olan arzuhalciler hakkında neler söylersiniz? 

Başar Yaltı: Bu soruyu cevaplamaya bile gerek görmüyorum. Bunları kabul etmek mümkün değil.

Hukukbook: Sayın Yaltı, Avukat Hareketi nasıl kuruldu, kimler kurdu? Hareket, başkan adayını nasıl belirledi? Demokratik bir işleyişiniz mevcut mu? 

Başar Yaltı: Biz tabii yeni bir grubuz, biz demokrasiye inanmadan demokrasiyi savunmuyoruz. Bir kere temel felsefe bu! Yoksa ben neden istifa ettim, ayrıldım Önce İlke grubundan? Demokrasi nedeni ile, iç işleyişinde demokrasi olmaması nedeniyle. Demokratik yapısı olmayan gruplar kendilerini yenileyemezler. Kendilerini tekrar ederler. Hayattan koparlar. Kendi içimizde demokrasiyi uygulamamız şart. Olmazsa olmazımız bu. Biz bugüne kadar  bir çekirdek kadro olarak çalıştık, bütün kararlarımızı oy birliği ile, tekrar ediyorum dikkat etin, oy birliği ile aldık kararlarımızı. Bundan sonra, kendimizi açıkladıktan sonra yeni katılımlar aldık, her katılanı görüşlerimize ve kararlarımıza ortak ettik. Benim hareketin sözcülüğüne getirilmem de başkan adaylığım da oy birliği ile olmuştur. Avukat hareketinde kaç kişi varsa hepsinin oy birliği ile! Dolayısıyla grubumuz demokratik bir gruptur.

Hukukbook: Hukuk Ansiklopedisi okurları için vermiş olduğunuz bu röportaj için teşekkür ediyoruz.

Başar Yaltı: Ben de teşekkür ederim.

Salgınlara Yönelik Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu Görüşü

0

Salgınlara Yönelik Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu Görüşü

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Etik Kurulu, salgın yönetimi, salgında kişisel bilgilerin gizliliği, sağlık kurumlarının yöneticilerinin yükümlülükleri, uluslararası işbirliği, salgında medyanın rolü ve salgında hizmet sunumu yükümlülüklerine yönelik Salgınlara Yönelik Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu Görüşü’nü 2020 yılı nisan ayında açıklamıştır.

Salgınlara Yönelik Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu Görüşü

GİRİŞ

Bulaşıcı hastalıklar ve salgınlar insanlık tarihi boyunca insanların kitlesel olarak hastalanmasına ve ölümüne yol açmıştır. Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede koruyucu sağlık hizmetleri yaşamsal bir öneme sahiptir. İnsanın doğaya müdahalesi, doğal yaşamın, ekolojik dengenin, ekosistemlerin bozulmasına, eşitsizliklerin derinleşmesine yol açarak giderek daha büyük yıkımlara ve salgınlara neden olmaktadır. Bunun son örneği, yaşanmakta olan ve pandemi olarak tanımlanan COVID-19 salgınıdır.

Küresel salgınlar gündelik yaşam alışkanlıklarından toplumların siyasi, ekonomik ve kültürel yapılarına uzanan köklü değişikliklere neden olmaktadır. Bu değişiklikler en çok toplumun dezavantajlı kesimlerini olumsuz etkilemektedir. Bunun önlenmesinin halktan yana, demokratik, bilimsel müdahaleler ile olanaklı olabileceği açıktır.

1.SALGIN YÖNETİMİ

Bulaşıcı hastalıklar sağlık kavramının içerdiği sosyal belirleyiciler nedeniyle ortaya çıkış süreçleri yanında başkaları için oluşturdukları riskler açısından da diğer hastalıklardan farklılık gösterir. Salgın ile etkin bir mücadele; bireysel ve toplumsal düzeyde alınacak önlemlerle korunma, yaygın bir biçimde tarama testinin uygulanmasıyla aktif vaka saptama çalışmaları, kuşkulu vakaların kesin tanısı ve tedavisi, temaslıların araştırılması, izolasyonu/karantina altına alınmaları adımlarını kapsar. Tanımlanan bu bütünlüklü süreç halk sağlığı yaklaşımıyla ve epidemiyoloji biliminin rehberliğinde farklı uzmanlık alanlarının birikimine ve işbirliğine dayalı bir bakış açısını ve uygulamayı gerektirir. Salgın yönetiminde zamana karşı bir yarış söz konusudur; bu nedenle kararların zaman geçirmeden alınması, önlemlerin ayrımsız uygulanması gerekir.

Salgınlarda toplumla tıbbın tüm bileşenleri arasındaki ilişkinin temel dayanağı olan güven ilişkisinin korunması ve güçlendirilmesi çok fazla önem kazanmaktadır. Güven ilişkisinin kurulabilmesi için başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere hükümetin sorumluluğu açıktır. Sağlık Bakanlığının kamuoyunu salgın hastalığın gerçek boyutu, bulaşma yolları, tanısı, tedavisi, korunma yöntemleri hakkında doğru ve zamanında bilgilendirmesi yaşamsal önem taşımaktadır. Hastaların mahremiyeti korunarak salgının kişi, yer ve zaman özelliklerine göre dağılımı konusunda kamuoyu güncel bilgilerle aydınlatılmalıdır. Yetkililer okullar, fabrikalar, yetiştirme yurtları, cezaevleri, kışlalar gibi toplu bulunulan yerlerde barınan kişilere durum hakkında bilgi vermeli ve alınması gereken koruyucu önlemleri gerekçeleri ile birlikte muhatapları ile paylaşmalıdır.

Salgın yönetimi panik ortamı yaratmadan ama olayın ciddiyetini doğru bilgilendirmeyle aktarmayı gerektirir. Vakaların saptanması ve salgının gerçek boyutunun ortaya konması önemlidir. Tanı sürecinde kullanılan testler ve yöntemlerin uygulanmasında bilimsel ve öngörülebilir ölçütler geliştirilmeli, ayrımcılık yapılmaksızın herkese eşit bir biçimde uygulanmalıdır.

Salgınların önlenebilmesi, salgın sürecinde sosyal düzenin korunabilmesi, bireyin topluma olan güveninin güçlendirilmesi ve sürdürülmesi toplumsal katılımın sağlanması ile olanaklıdır. Bu bağlamda karar vericilerin kapsayıcı olmaları, alternatif yaklaşımları göz ardı etmeden ve kararlarını bu yaklaşımlara da dayanarak gözden geçirmeye hazır olmaları önemlidir. Halk sağlığı etiğinin temel ilkesi olarak toplumu ilgilendiren sorunların çözümünün, dayanışma ve bilimsel yönteme dayanan bilgiyle olduğu unutulmamalıdır.

Salgın hastalıklar olağan sağlık önlemlerinin kamu sağlığını güvence altına almak için yeterli olmadığı dönemlerdir.

Salgınla mücadelede hasta veya sağlıklı olduğuna bakılmaksızın bireylerin özerkliğinin, özgürlüğünün, tanı ve tedavi seçeneklerinin sınırlandırılması söz konusu olabilmektedir. Bu sınırlandırmanın insan onurunu zedelemeyecek, hasta bireylerin ötekileştirilmesine, damgalanmasına neden olmayacak şekilde gerçekleştirilmesi gerekir.  Kısıtlamaların gerekçeleri ortaya konmalı, finansal ve sosyal sonuçları göz önüne alınarak karar verilmelidir. Kısıtlamalarda insani koşulların sağlanması, kısıtlamaların adil uygulanması, toplumsal katılım için iletişim ve şeffaflık sağlanması gereklidir. Bütün önlemler bilimsel değerlendirmeler doğrultusunda alınmalıdır. Bu önlemlerin uygulanması kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ölçüsüz kısıtlanması anlamına gelmemelidir. Salgın durumlarında devletin insan hakları konusundaki yükümlülüklerinin kural olarak değişmediği, sadece hastalığın önlenmesi için gerekli bazı önlemlerin insan hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasına yol açtığı bilinmelidir. Bu nedenle salgının önlenmesiyle ilgisi olmayan yaptırımların salgın bahane edilerek alınması hiçbir şekilde kabul edilemez. Alınan bütün kısıtlayıcı önlemlerin hukuki bir temeli olmalı, gerekli, orantılı, insan onuruna saygılı ve zaman kısıtlamalı olmalıdır.

Evde kalma gibi kişilerin özgürlüklerinin sınırlandırıldığı durumlarda, evde kalanların tıbbi, ekonomik ve sosyal gereksinimleri için kamusal kaynaklar kullanılmalı, alınan önlemler nedeniyle yaşanabilecek olası maddi kayıplar sosyal devlet ilkeleri uyarınca telafi edilmeli, toplumsal dayanışma pratikleri geliştirilmelidir. Salgından çıkar sağlamaya yönelik stokçuluk, karaborsacılık vb. yaklaşımların önlenmesi çok önemlidir.

Salgından korunma önlemleri ciddiyetle ve özenle uygulanmalı, kimse dışlanmamalı, korunma önlemlerinin alınması konusunda sorumluluk bireylere bırakılmamalıdır. Korunma önlemleri ve tedaviler için yapılacak her türlü harcama kamusal kaynaklardan sağlanmalıdır.

Kişisel bilgilerin gizliliği

Kişisel sağlık verilerinin kişinin onayı olmaksızın başkalarıyla paylaşılması, özel yaşama saygı hakkına aykırıdır. Salgın koşullarında da, TTB’nin “Mahremiyet Hakkının Korunmasına İlişkin Bildirgesi”ndeki temel ilkeler geçerlidir. Hastanın, mahremiyetinin sınırlanmasından olumsuz etkilenmemesi için zorunlu olan bilgi, tehlikeyle orantılı biçimde ve gerekli ölçüde, bu bilginin sağlanmaması halinde doğacak zararı önleyebilecek kişilere verilir. Bu konuda temel ilke hastaların bilgilerinin açıklanmasında oluşacak zararın, açıklanmadığında oluşabilecek zarardan daha az olması gerektiğidir. Devletin toplumu hızlı, gerçekçi, doğru ve tam olarak bilgilendirme ödevini yerine getirmesi, hastaların bilgi gizliliğinin ve özel yaşamalarının korunabilmesinin temel koşullarındandır.

Ayrımcılık ve damgalama

Salgın hastalıklar belirli toplulukların ya da bireylerin damgalanmalarına yol açabilmektedir. Toplumlarda ayrımcılık ve damgalama belirli topluluklara ya da bireylere yönelik olarak ırkçılık zemininde de gelişebilmektedir. Bulaşıcı hastalıklarda, özellikle salgın dönemlerinde, insanlar hastalıkla ilişkilendirilerek olumsuz, kötüleyici, değersizleştirici ve ayrımcı tutumlara maruz kalabilirler. Bu süreçte hastalar, hastalık belirtisi gösterenler, yaşlılar, mülteciler vb. gruplar ayrımcılık ve damgalamanın hedefi haline gelebilir, damgalanma korkusuyla tedavi için başvurmaktan kaçınabilirler. Salgın hastalıklarla mücadele, damgalama ve ayrımcılıkla mücadeleyle birlikte yürütülmelidir.

Dezavantajlı toplum grupları

Yaşlılar, engelliler, mülteciler, toplu yaşanan yerlerde barınanlar vb. dezavantajlı grupların sağlık hizmetine erişiminin, kaynakların adil dağılımının, güvenli ortamlarda yaşamalarının sağlanmasının, damgalama ve ayrımcılığa uğramalarının engellenmesinin, anadillerinde sağlık hizmeti ve bilgi almalarının, salgının orantısız yüklerinden korunmalarının yaşama geçirilmesi de devletin ödevleri arasındadır. Kamu yararının korunması ilkesi gereğince aşırı yük ve riskle karşı karşıya kalan kişilerin desteklenmesi önemlidir. Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet farklılıklarının enfeksiyona yatkınlık, alınan sağlık hizmetleri düzeyleri, hastalığın seyri ve sonucu ile ilgili farklılıklara neden olabileceği göz önüne alınarak ayrımcılığa yol açacak yaklaşımlardan kaçınılmalıdır.

Devletin salgın hastalıklar nedeniyle almaya yükümlü olduğu önlemler herkese eşit, ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmalıdır. Alıkonulma yerlerinde salgın hastalığın vereceği zararın önlenmesi için alınan tedbirler de buna dahildir. Salgın koşullarında da TTB’nin “Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi” ve “Özgürlüğünden Yoksun Bırakılan Bireylere İlişkin Bildirge”de tanımlanan ilkelere uyulmalıdır.  Eşitlik kavramı devletin dezavantajlı gruplar lehine pozitif ayrımcılık yaparak ek önlemler almasını gerektirir.

Sağlık kurumlarının yöneticilerinin yükümlülükleri

Makro düzeyde belirlenen politikaların yanı sıra, yerelde sağlık kurumlarındaki yöneticilerin de hazırlıklı olma, doğru zamanda uygun planı yapma, sağlık çalışanlarını destekleme ve güvenliklerini sağlama gibi görevleri yaşamsal önem taşımaktadır. Sağlık çalışanlarının hangi koşullarda, nasıl çalışacakları, korunma önlemleri, hakları ve sorumlulukları konusunda kurumsal politikalar oluşturulmalı, bu sürece katılımları sağlanmalı ve oluşturulan politikalar sağlık çalışanlarıyla şeffaf bir biçimde paylaşılmalıdır.

Salgın yönetiminde başta tıpta uzmanlık alanları olmak üzere mesleki uzmanlık alanlarından dernekler, emek ve meslek örgütleri, yerel yönetimler gibi ilgili tüm kurum ve kuruluşların haklar ve sorumluluklarının belirlenmesi, değişen koşulları dikkate alan dinamik ve her aşamada eşgüdümlü çalışma ilkelerinin yaşama geçirilmesi önemlidir.

Uluslararası işbirliği

Sağlık hakkının gerçekleştirilmesinin devletin ödevi olduğu göz önüne alındığında, salgını önlemek ve salgına müdahale etmek için gerekli sistemlerin etkili, nitelikli, toplumu kapsayıcı şekilde sağlanması hükümetlerin etik yükümlülüğüdür. Söz konusu yükümlülük sadece ulusal değil, uluslararası toplumu da kapsayacak şekilde değerlendirilmelidir. Bunun gerçekleştirilmesinin ilk basamağı, etik sorumlulukla şeffaflık içinde uluslararası topluma derhal bildirimde bulunma yükümlülüğüdür.  Uluslararası hızlı bilgi paylaşımının sağlanması salgının durdurulması, sağlık ve yaşam hakkının sağlanması açısından önemlidir. Bu çabalara katılan tüm kişi ve birimler, ilgili ve doğru verileri zamanında paylaşarak iş birliği yapmalıdırlar.

Bu noktada Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin kabul ettiği “bazı hastalıkların bir Devletin sınırlarının ötesine kolayca geçebildiği göz önüne alındığında, uluslararası toplumun bu sorunu ele almak için kolektif bir sorumluluğu vardır. Ekonomik olarak gelişmiş Taraf Devletler, bu konuda yoksul gelişmekte olan Devletlere yardımcı olma konusunda ilgi gösterirler ve özel bir sorumlulukları vardır. ” kararının dikkate alınması önemlidir.

Sürveyans

Salgın sürecinin kontrol altında tutulabilmesi için güvenilir ve nitelikli bir aktif sürveyans sisteminin kurulması önemlidir. Aktif sürveyans hastalık kaynağına ve temaslılara yönelik yapılacak çalışmalarla vakaların tespit edilmesini, temaslıların kontrol edilmesini ve salgın verilerinin analizine olanak sağlayacak kayıtların tutulmasını kapsamalıdır. Ancak her koşulda kişi hak ve özgürlüklerinin, mahremiyetin korunması ve bilginin ne şekilde, kim tarafından toplanıp nasıl ve ne amaçla kullanılacağına dair şeffaflık sağlanmalıdır.

Medyanın rolü

Medyanın da etik ilkelere uygun olarak verilen bilgilerin doğruluğunu sorgulamak, verilen bilgilerde eksik ve yanlışların olması durumunda kamuoyunu doğru bilgilendirmek sorumluluğu vardır. Salgınla mücadelede önemli rolü olan medyanın konuya popülist, kolaycı şekilde değil, etik duyarlılıkla, taşıdığı sorumluluğa uygun biçimde yaklaşması ve toplumda panik oluşturacak söylemlerden kaçınması son derece önemlidir. Aşırı kaygı uyandırmanın veya salgını önemsizleştirmenin bulaşıcı hastalıklarla mücadeleyi zaafa uğratacağı göz ardı edilmemelidir. Medya salgınla ilgili bilgilerin gizlenmesinin ortağı olamaz; hasta mahremiyeti bunun istisnasıdır.

Sosyal medya günümüz dünyasında bilgi yayılımına geniş olanaklar sunmaktadır. Yanlış bilginin sosyal medyada yayılmaması için; Sağlık Bakanlığı, emek ve meslek örgütleri, üniversiteler ve sağlık kurum ve kuruluşlarının güncel, kanıta dayalı ve doğru bilgiyle kamuoyunu aydınlatmaları önemlidir. Her bir bireyin, özellikle de hekimlerin doğrulanmamış bilgileri yaymama konusunda etik bir sorumluluğu bulunmaktadır.

2.SAĞLIK HİZMETLERİ

Salgın sürecinde sunulan sağlık hizmeti, mümkün olan en yüksek düzeyde hasta güvenliğini sağlamak için tasarlanmış koşullar altında ve profesyonel tıbbi standartlara uygun olarak sürdürülmelidir. Yeni tanımlanmış ajan ile oluşan bulaşıcı hastalıklar söz konusu olduğunda, sağlık çalışanlarının konuyla ilgili olarak mesleki gelişimleri için gerekli bilimsel eğitimlerinin meslek örgütleriyle birlikte sağlanması devletin ödevidir. Toplumun sağlık hakkının korunması açısından gerekli sağlık hizmetlerinin nitelikli, eşit ve ulaşılabilir olarak sunulması, bulaşıcı hastalıkların yaygın yaşandığı dönemlerde çok daha fazla önem kazanmaktadır. Enfeksiyöz bir patojenin tanısı, tedavisi veya önlenmesi için tıbbi müdahale önerilen bireyler, diğer tıbbi müdahalelerde olduğu gibi riskler, faydalar ve alternatifler hakkında bilgilendirilmelidir. Süreçte hangi tıbbi müdahalelerin kabul edileceğine dair son kararın hastaya ait olması gerektiği unutulmamalıdır. Halk sağlığı için önemli riskler oluşturacağına dair güçlü gerekçeler olduğunda ve bu risklerin ortadan kaldırılmasında hastayı izole etmek de dahil olmak üzere halk sağlığını korumak açısından başka hiçbir önlem mümkün olmadığı durumda bu onam alınmayabilir.

Salgın sürecinde, diğer sağlık sorunları göz ardı edilmeden toplumun gereksinim duyduğu sağlık hizmetlerinin sunulması, nitelikli ve eşit şekilde ulaşılabilir olmasının sağlanması, sağlık hizmetlerinin ve kaynakların adil dağılımının planlanması ve uygulamaya geçirilmesi de devletin yükümlülüğüdür.

Sağlık hizmetlerinin sunumunda en yaşamsal başlıklardan biri olan kişisel koruyucu donanım (KKD) sağlık çalışanlarına yeterli, düzenli, uygun ve sürekli bir biçimde sağlanmalıdır. Koruyucu malzemelerin azlığı kabul edilemez bir durumdur. KKD sağlanmamasının kendisi bir risk faktörüdür. Kaynakların kısıtlılığı koruyucu donanım eksikliğinin gerekçesi olamaz. Kaynak kısıtlılığı gerekçe gösterilerek sağlık çalışanlarına koruyucu malzeme sağlanmasında önceliklendirme kabul edilemez.

Salgın hastalıkla etkili bir mücadele ağırlıklı olarak sağlık çalışanlarının özverili katkılarına bağlıdır. Sağlık çalışanları bu süreçte önemli kişisel riskler alırlar. Sağlık çalışanlarının bazıları, toplumun en dezavantajlı üyeleri arasında olabilir ve kendilerinden yapmaları istenen görevler üzerinde çok az kontrole sahip olabilirler. Bu çalışanlar daha yüksek risk altında oldukları için özenle korunmalıdırlar. Çalışanın bir salgın sırasında daha yüksek riskler üstlenmek için önceden belirlenmiş bir görevi olup olmadığına bakılmaksızın, riskin en aza indirilmesi, tedaviye erişimde öncelik tanınması, psikososyal destek verilmesi, özlük haklarının iyileştirilmesi, salgın sonrası toplumsal yaşama yeniden katılımının sağlanması ve ayrıca aile bireylerine destek verilmesi, şeffaf bilgilendirme yapılması gibi konularda devletin sağlık çalışanlarına karşı bir yükümlülüğü vardır. Yeterli koruma olanaklarının sağlanamadığı durumlarda sağlık çalışanlarının çalışma ortamının olumsuzluklarının en kısa zamanda düzeltilmesi için gerekli girişimlerde bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır.

Hizmet sunma yükümlülüğünün sınırları

TTB Hekim Hakları Bildirgesi’nde hekimin sağlık hizmeti sunduğu kişi ve topluma ilişkin hakları açık bir biçimde tanımlanmıştır. Hekim diğer sağlık sorunlarında olduğu gibi hizmet verdiği insanlara “önce zarar verme” ilkesiyle yaklaşmalıdır. Bununla birlikte salgın hastalıklarda, tüm sağlık çalışanları hastalığa yakalanma riski altındadır. Bu nedenle sağlık çalışanlarını, yakınlarını ve sağlık çalışanlarından hastalığın bulaşması riski olanları koruma yönünde devletin pozitif bir ödevi bulunmaktadır. Devlet bu ödevi yerine getirirken, çalışma koşullarını, hekimi kendi hayatıyla diğerlerinin hayatı arasında bir tercih yapma zorunda bırakmayacak şekilde çalışan sağlığı ve güvenliği açısından düzenlemeli, sağlık kurumlarında çalışanların sağlık ve güvenliği için KKD’yi de içerecek şekilde gerekli, yeterli araç ve gereçleri sağlamalıdır. Salgın sırasında yüksek risk altında çalışan sağlık çalışanlarının kontrollerinin tanı testlerini içerecek biçimde düzenli olarak yapılması bu ödevin yerine getirilmesinin en önemli araçlarından birisidir. Mesleki uygulamaları nedeniyle sağlık çalışanlarına bulaşın gerçekleşmesi iş kazası ve meslek hastalığı olarak tanımlanmalı, bu konuyla ilgili tüm hakları korunmalıdır.

Çalışanların, enfeksiyonun daha da yayılmasını önlemek için koruyucu ve önleyici tedbirleri talep etme ve kendilerine sunulan bu tedbirleri hayata geçirme bakımından etik yükümlülükleri olmasının yanı sıra, enfekte olduklarında bunu bildirme ve iyileşene kadar işten geçici olarak uzaklaşma yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu çerçevede eksik olan sağlık ve güvenlik önlemlerine ilişkin olarak mutlaka yazılı başvurular yapılmalıdır.

Çalışanların sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkı TTB Çalışan Sağlığı ve Güvenliği ve Hekim Hakları Bildirgelerinde tanımlanmıştır. Sağlık çalışanlarının, enfekte olduklarında veya sağlıkları hayati risk altına girdiğinde çalışma yükümlülüklerinin sınırsız olamayacağı bilinmelidir. Böylesi durumlarda gerekli sağlık ve güvenlik önlemleri alınmadıkça çalışanlar hizmet sunmaya zorlanamazlar.

Kaynakların dağıtımı

Sağlık sistemi afet, salgın hastalıklar gibi olağandışı durumlarla karşılaştığında ilaç, yoğun bakım yatağı gibi kaynaklarla ilgili kısıtlılıklar söz konusu olabilir. Devlet değişen koşullara uyum sağlayacak düzenlemeleri yapmalıdır. Kaynakların dağıtılması konusunda triyaj yapılması gerekebilir. Triyaj protokolleri; kıt kaynakların kural temelli, adil ve şeffaf bir şekilde tahsis edilmesi ve kamu yararı bakış açısıyla toplumun hayatta kalmasını en üst düzeye çıkarmayı amaçlar.

Triyaj gerektiğinde hastaların yaşam ve tedavi hakkının korunması için gerekli önlemler alınmalıdır. Triyaj, dışlama kriterlerinin uygulanması, mortalite riskinin değerlendirilmesi ve hastanın uygulama sırasında gösterdiği gelişme göz önünde bulundurularak gerçekleştirilir. Triyajda etik çerçeve; adalet, fayda ve eşitlik ilkelerinin gözetilmesini gerektirir.

Triyaj sorumluluğu sadece hastanın bakımını üstlenen hekime bırakılmamalıdır. Triyaj ilkelerinin tanımlanması ve gerekçelendirilmesi, protokollerin oluşturulması için ilgili tarafların katılımıyla ulusal triyaj etik kurulu oluşturulmalıdır. Bu kurul tarafından belirlenen triyaj ilke ve protokolleri değişen koşullara göre güncellenmelidir. Hekimler ulusal etik kurulu tarafından belirlenen ilke ve protokolleri uygulamalıdır. Triyaj, ulusal triyaj etik kurulu tarafından belirlenen ilkeler ve protokoller doğrultusunda uygulanır. İlke ve protokollerin uygulanmasında tereddüt oluştuğu durumlarda ulusal triyaj etik kurulu görüş oluşturmalıdır. Bu görüş başvuru üzerine veya resen oluşturulabilir.

Sağlık çalışanları üzerinde baskılar

Salgın dönemlerinde sağlık çalışanlarına yönelik politik baskılar söz konusu olabilmektedir. Ayrıca salgınların neden olduğu kaotik ortamlar sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti tetikleyebilmektedir.  Sağlık otoritelerince halkın hızlı, doğru bilgilendirilmesi, şeffaf bir biçimde bilgi akışının gerçekleştirilmesi, hastalarla sağlık çalışanlarının karşı karşıya getirilmemesini sağlayan temel koşullardandır.

Devlet, salgın ortamlarında da hekimlerin bilimsel ve etik ilkelere uygun çalışmasının sağlanması, mesleki özerkliğinin ve klinik bağımsızlığının korunması, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin yaşanmaması ödevlerini yerine getirmeli ve bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

3.SAĞLIK ÇALIŞANLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER

Salgınlar sağlık çalışanlarında kaygı ve korku yaratmaktadır. Sürecin uzaması, riskin artması, meslektaşlarının hastalanması; kaygı ve korkuların artmasına, yorgunluğa ve tükenmişliğe neden olabilmektedir. Böylesi kaotik dönemlerde sağlık otoritelerince sürecin iyi yönetilmesi, görev tanımlarının açık bir biçimde belirlenmesi, sağlık hizmetinin sürdürülmesiyle ilgili algoritmaların oluşturulması; KKD’ye erişim konusunda yetersizlik yaşanmaması, çalışma koşullarının uygunluğunun sağlanması, sağlık çalışanlarının zorlu görevlerini dayanışma içinde gerçekleştirmelerini olanaklı kılacaktır. Sağlık çalışanları arasındaki ilişkinin temelini bilimsel verilerin ışığında profesyonellik ve dayanışma oluşturmalıdır.

4.BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR

Salgın sürecinde hem devam etmekte olan salgının hem de gelecekteki benzer salgınların önlenebilmesi ve tedavisi için bilimsel gelişmeleri sağlayabilmek amacıyla kimi araştırmalar planlanabilir. Bu araştırmaların etik duyarlılıkla, Helsinki Bildirgesi’ne uygun hazırlanması önemlidir. Araştırmalar halk sağlığını ve uygun klinik bakımın sağlanmasını tehlikeye atmamalı, bilimsel geçerliliği olan, uygun metodoloji ile planlanmalı; araştırmalarda yarar/zarar dengesi gözetilmeli, gönüllü seçimi adil olmalı, elde edilen bilimsel veriler hızlıca paylaşılmalıdır. Araştırma sonuçlarına tüm toplumun ve bireylerin eşit erişimi sağlanmalıdır. Araştırma süreçlerinde toplanan biyolojik örneklerin başka ülkelere aktarılması veya saklanmasında etik duyarlılıkla hareket edilmeli, kişisel verilerin gizliliği ilkesi korunmalıdır.

Araştırma aşamasında olan uygulamalar

Salgın ile ilgili olarak bilimselliği kanıtlanmamış bir uygulamanın acil kullanımı, DSÖ’nün de belirttiği aşağıdaki şartların gerçekleşmesi durumunda ve izlem sonuçlarının belgelenmesi ve daha geniş tıbbi ve bilimsel toplulukla zamanında paylaşılması koşuluyla etik açıdan uygun olabilir. Bu şartlar şunlardır:

  1. Kanıtlanmış etkili bir tedavi var olmamalıdır.
  2. Uygulamanın etkililiği ve güvenliliğinin ön desteğini sağlayan veriler en azından laboratuvar veya hayvan çalışmalarından elde edilmiş olmalı ve uygulamanın klinik araştırmalar dışında kullanılması, kabul edilebilir risk-yarar temelinde salgınla ilgili oluşturulan bilimsel bir kurul  tarafından önerilmelidir.
  3. Uygun niteliklere sahip bir etik kurul onayı alınmalıdır.
  4. Olası risklerin en aza indirilmesini sağlayacak yeterli koşullara sahip olunmalıdır.
  5. Hastanın aydınlatılmış onamı alınmalıdır.

SON SÖZ

Bugün yaşamakta olduğumuz salgın, dünyayı “küresel köy” olarak tanımlayan neo-liberal politikaların ve sağlık sisteminin çöktüğünü; kamucu sağlık politikalarının bir lüks değil, temel insan hakkı olduğunu bir kez daha göstermiştir. Salgında ölüm olaylarının yaşlı ve kronik hastalığı olan bireylerde daha çok görülmesinin yarattığı “güçlü olan yaşasın” olarak tanımlanabilecek verimliliğe dayanan yaklaşımların savunulması ve yaşanan kriz ortamını fırsata çevirmek isteyen, stokçuluk, karaborsacılık, işten çıkarma, evde çalışma ile iş yükünü artırma, ücretleri düşürme, etnik ayrımcılık, yabancı düşmanlığı vb. hiçbir girişim kabul edilemez.

Salgınlar karşısında sorumluluklarımızı yerine getirmeye, sürecin yarattığı tüm olumsuzlukları bütüncül olarak ele alıp bilimden ve yurttaşlık hakkından vazgeçmeden insanlık ortak paydasında buluşarak mücadeleyi sürdürmeye özen göstermeliyiz. İçinde bulunduğumuz koşullar, salgına hazırlıklı olmak ve salgınla etkin mücadele etmek için olağandışı durumlara yönelik politikaların oluşturulması, hizmetin planlanması ve alt yapı hazırlıklarının tamamlanmasının önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

Halk sağlığının, tek tek bireylerin sağlığının toplamını aşan bir anlam yüküne sahip olması nedeniyle; ortak iyiyi oluşturmak için toplumsal dayanışmaya ve kolektif mücadeleye gereksinim duyduğu unutulmamalıdır.

Türkiye ile Fransa Ticaret ve Ödeme Anlaşmaları – 1946

0

Türkiye ile Fransa arasında 31 Ağustos 1946 tarihinde Paris’te imzalanan Ticaret ve Ödeme Anlaşmaları ile Modüs Vivendi ve ekleri, 16 Kasım 1946’da kabul edilmiş, Resmi Gazete’nin 23 Kasım 1946 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Paris’te 31 Ağustos 1946 tarihinde Fransızca iki nüsha olarak düzenlenen Sözleşmeler, daha sonraki ek sözleşme ve protokollerle uzatılmıştır.

Türkiye ile Fransa Ticaret ve Ödeme Anlaşmaları – 1946

TÜRKİYE İLE FRANSA ARASINDA TİCARET ANLAŞMASI

Türkiye Hükümeti ile Fransa Hükümeti, Türkiye ile Fransa arasındaki Ticari mübadelelerin mümkün olduğu kadar gelişmesini görmek arzusiyle,

Genel iktisadi çalışmanın yeniden başlamasına bu suretle yardım ederek aralarındaki iş birliğini gelecekte muhafaza etmek kaygısıyla,

Aşağıdaki hususları kararlaştırmışlardır:

Madde — 1

Fransa ile Türkiye karşılıklı olarak idhalât ve ihracat müsaadelerinin verilmesinde birbirlerini mümkün olduğu kadar müsait bir muameleye mazhar kılacaklardır.

Madde — 2

Fransa Hükümeti ilişik (A) listesinde yazılı emtianın, bu listede gösterilen miktar veya kıymetler haddi dâhilinde Türkiye ‘ye ihracına müsaade edecektir; Türkiye Hükümeti bunlara tekabül eden idhal lisanslarını verecektir.

Türkiye Hükümeti ilişik (B) listesinde yazılı emtianın, bu listede gösterilen miktar veya kıymetler haddi dâhilinde Fransa’ya ihracına müsaade edecektir; Fransa Hükümeti bunlara tekabül eden idhal lisanslarını verecektir.

Şurası mukarrerdir ki, A ve B listelerinde zikredilen kalemlere girmiyen emtia ile bunlardan kontenjanları tükenmiş olanlar bu Anlaşmanın yürürlüğü süresinde, iki memleket yetkili makamlarının önceden müsaadesi alınmak şartiyle, iki taraftan ihraç ve idhal edilebileceklerdir.

Madde — 3

Fransa ile Türkiye arasındaki ticari mübadeleler, iki memlekette yürürlükte bulunan umumi idhalât ve ihracat ve bilhassa fiyatların murakabesi rejimlerine uygun olarak yapılacaktır.

Madde —4

işbu Anlaşmanın yürürlüğü süresinde yapılacak ticari mübadelelere mütaallik ödemeler bugünkü tarihte imzalanan ödeme Anlaşması hükümlerine göre tanzim kılınacaktır.

Madde — 5

iki memleket arasındaki iktisadi münasebetlerin gelişmesini takibetmek ve bunu kolaylaştırmaya yarıyacak bütün tekliflerde bulunmak maksadiyle Fransız temsilcileri ile Türk temsilcilerinden mürekkep ve iki delegasyondan birisinin Başkanın isteği üzerine toplanacak bir Karma Komisyon kurulacaktır.

Madde — 6

işbu Anlaşmanın yürürlüğü süresinde her iki memleketin yetkili makamları tarafından onanmış, fakat Anlaşmanın müddeti bitiminde tamamlanmamış olan işlemler işbu Anlaşmanın hükümleri gereğince tasfiye edileceklerdir.

Madde — 7

işbu Anlaşmanın yürürlüğe konmasından evvel başlamış olan hususi takas işlemleriyle serbest dövizli işlemler bu işlemlerin iki tarafın yetkili makamlarınca onandığı sırada iki memlekette yürürlükte bulunan, umumi rejim hükümlerine göre tasfiye olunacaklardır.

Madde — 8

İşbu Anlaşma 21 Eylül 1946 da yürürlüğe girecek ve yürürlük süresi bir yıl olacaktır. Süre sonu tarihinden iki ay önce haber verilmek suretiyle bozulmadığı takdirde, birer yıllık süreler için kendiliğinden yenilenmiş sayılacaktır.

Paris ‘te 31 Ağustos 1946 tarihinde Fransızca iki nüsha olarak yapılmıştır.

TÜRKİYE İLE FRANSA ARASINDA ÖDEME ANLAŞMASI

Türkiye Hükümeti ve Fransa Hükümeti, Türkiye ile frank sahası arasındaki Ödemeleri kolaylaştırmak üzere aşağıdaki hususları kararlaştırmışlardır:

Madde — 1

Fransa Bankası Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası namına, frank sahasında oturan kimselerin beşinci maddede sayılan işlemlerden dolayı Türkiye’de oturan kimselere ödemeye borçlu oldukları meblâğlar ile alacaklandırılacak olan bir frank hesabı açacaktır.

Madde — 2

Yukardaki birinci maddede yazılı hesap, Türkiye’de oturan kimselerin, beşinci maddede sayılan işlemlerden dolayı frank sahasında oturan kimselere borçlu oldukları paralar ile berçlandırılacaktır.

Madde — 3

Frankın altına nazaran fiyatı değişecek olursa, birinci maddede derpiş olunan hesabın değişiklik gününde mevcut olan alacaklı bakiyesi Fransa Bankası marifetiyle, vuku bulan değişiklik nisbetinde denkleştirilecektir,

Madde — 4

Yukardaki ikinci maddede derpiş olunan hesap 500 milyon frankı aşan bir alacak bakiyesi gösterdiği vakit Fransa Bankası, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nm isteği üzerine, bu rakamı aşan meblağı altına, dolara veya iki Banka arasında varılacak anlaşmadan sonra başka bir serbest dövize tahvil edecektir.

Madde — 5

Akit taraflar, yürürlükteki kanunlarının tesbit ettiği şartlar içinde Türkiye ile frank sahası ve frank sahası ile Türkiye arasında, ezcümle aşağıdaki ödemelerin göçürülmesine izin vermek hususunda anlaşmışlardır:

— Ticaret Anlaşması hükümleri gereğince mübadele olunan malların bedeli ve bu mübadeleye
müteferri masraflar.
— Seyahat masrafları.
— öğrencilerin ikamet ve okul masrafları.
— Lisanslar ve bröveler hasılat ve aidatı
— Hava Yolları İşletmesinden doğan ticari hasılat
— Vergiler ve para cezalan
— Yardımlar
— Maaş ve ücretler
— Sigortalar, mükerrer sigortalar (primler ve tazminat)
— iki memleket yetkili makamlarının Önceden anlaşacakları bunlara benzer diğer ödemeler

Madde — 6

1. — Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Fransa Bankasındaki hesabının alacaklı bakiyesi enaz 100 milyon franka vardığı vakit, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası her an bu hesabın zimmetiyle Fransız hazine bonoları satın alabilecek ve bu bonolar Fransa Bankasında kendi

Ek.
Frank sahası aşağıdaki ülkeleri ihtiva eder:

1.—Asıl Fransa (Korsika dâhil) – Cezayir
— Fransız Batı Afrikası
— Fransız Ustüva Afrikası
— Madagaskar ve tevabii
— Reünyon ,

— Fransız Somalisi;
— Fransız Guyanası
— Guadeloupe
— Martinik
— Sen – Piyer ve Mikelon
— Hindistan’daki Fransız Toprakları
— Çin Hindistanı (Indochine)
— Yeni Kaledonya
— Okyanusya’daki Fransız Toprakları
— Yeni Ebritler müşterek idaresi
— Fas ve Tunus Himaye Toprakları
— Fransa mandası altındaki Kamerun ve Togo ülkeleri
— Monako Prensliği
— Lübnan

adına açılacak dosyaya konulacaktır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, anılan bonoları para piyasasındaki şartlarla tamamen veya kısmen her an Fransa Bankasına tekrar satın aldırtmak -veya bonoların vâdelerinin bitmesine en çok üç aydan fazla bir müddet kalmadığı takdirde bunları tamamen veya kısmen Fransa Bankasına kendi resmî haddi üzerinden iskonto ettirebilecektir.

2. — 3. madde hükümleri, işbu madde gereğince elde edilen Hazine bonolarına tatbik edilebilir.

Madde — 7

Frankların Türk lirasına ve Türk liralarının franka tahvili, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Fransa Bankası tarafından uygulanan İngiliz lirası resmî rayici esası ile yapılacaktır.

Madde — 8

Eğer, işbu Anlaşmanın bitimini takip edecek 6 ayın sonunda ikinci maddede derpiş olunan hesap bir alacaklı bakiyesi gösterirse Fransa Bankası 4>u bakiyeyi altına, dolara veya Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca kabul edilecek başka bir serbest dövize tahvil edecektir.

Madde — 9

İşbu Anlaşma bugünkü tarihte imza edilen Ticaret Anlaşması ile aynı günde yürürlüğe girecek ve aynı yürürlük süresinde olacaktır.

Paris’te 31 Ağustos 1946 da Fransızca iki nüsha olarak yapılmıştır

Adalet Dergisi

0

Adalet Dergisi, Adalet Bakanlığı tarafından 1909 yılında Adliye Ceridesi adıyla yayımlanmaya başlayan, ve 1944 yılından itibaren Adliye Dergisi adıyla yayınına devam edilen, 1946’dan itibaren adı Adalet Dergisi olan bir süreli yayındır.

Derginin adı 1991 yılında Kararlar Dergisi olmuş ve yayınına 1992 yılında son verilmiştir. Dergi, yayın hayatında kaldığı 83 yıl boyunca Adalet Bakanlığının simgesi haline gelmiştir. Kamu kurum ve kuruluşları tarafından çıkarılan en uzun süreli yayınlardan olması yanında Türk hukuk literatürünün zenginleşmesine katkıda bulunmuştur.

Dergi, 31.08.1991 tarihinde yayınına son verilmesine rağmen gerekli görülmesi üzerine aradan 7 yıl geçtikten sonra Ekim-1999 tarihi itibariyle yeniden yayın hayatına devam etmeye başlamıştır. Dörder aylık dönemler halinde çıkarılmakta ve Adalet Bakanlığı teşkilatına Yüksek Yargı Organlarına, Üniversitelerin Hukuk Fakültelerine ve kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilmektedir.

Dergide makalelerin yayınlanabilmesi için; dergide yayımlanması istenilen hukuki konulara ilişkin araştırma ve inceleme yazıları ilan edilen ilke ve kurallara uygun olmak zorundadır.

Dergideki tüm makalelerin telif hakkı bakanlık bünyesindeki Yayın İşleri Başkanlığına aittir. Dergiye gönderilecek araştırma ve inceleme yazılarının daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olması veya yayımlanmak üzere gönderilmemiş olması gerekmektedir.

Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan dergiye gönderilen yazıların, 22079 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adalet Bakanlığı Yayın Yönetmeliğinin 9’uncu maddesinde belirtilen şekil ve esas ilkeleri doğrultusunda olması gerekmektedir.

Derginin Elektronik posta adresi:

ab40439@adalet.gov.tr.

Adalet Dergisi Adres ve İletişim

Telefon No: (0312) 573 18 49-Faks No: (0312) 219 71 92
Cevizlidere Mah. Gökkuşağı Cad. 1246/1. Sok. No:5 Balgat-Çankaya/ANKARA

LGBTİQ+ Hakları ve Onuru Avukatlar Bildirisi

0
LGBTİQ+ Hakları İnsan Haklarıdır

LGBTİQ+ Hakları ve Onuru Avukatlar Bildirisi ve Onuru Avukatlar Bildirisi, Türkiye çapında barolara mensup avukatlar tarafından imzalanarak 30 Haziran 2020 tarihinde yayınlanan insan hakları bildirisidir.

LGBTİQ+ Hakları ve Onuru Avukatlar Bildirisi, Türkiye hukuk tarihinde, hukukçular tarafından cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği hakları alanında kitlesel olarak imzalanan ilk bildiridir. Evrensel Hukuk Metinleri temel alınarak açıklanan bildiri 30 Haziran 2020 itibari ile 700 civarında avukat ve hukukçu tarafından imzalanmış ve alanında rekor kırmıştır. Bildiriye konulan imzalar çoğaldıkça imza listesi güncellenmektedir.

Bildiri, Sınır Tanımayan Avukatlar Derneği(STAD)  başkanı  Av. Doç. Dr. Öykü Didem Aydın tarafından kaleme alınmış ve tüm hukukçuların imzasına açılmıştır. İmza listesi www.avukatınımyanındayım.com web sitesinden takip edilebilmektedir.

 

Bildiri metni şu şekildedir:

“LGBTİQ+ Hakları İnsan Haklarıdır

LGBTİQ+ Hakları ve Onuru Avukatlar Bildirisi

Hepimiz eşit olana kadar hiçbirimiz özgür değiliz. Ayrımcılık bilimden, dinden, komşudan, ev-içinden, sokaktan, okuldan, devletten, kurumlardan, toplumdan, “her nereden” kaynaklanırsa kaynaklansın “her türü”yle yasaklanmıştır. Anayasamız, BM ve AİHS hukuku açıktır. Temel haklar ve medeni özgürlüklerle ilgili Hukuk ve Etik açıktır: LGBTİQ+ Hakları İnsan Haklarıdır! Bizler Barolarımıza mensup Avukatlar ve Hukukçular olarak LGBTİQ+ Haklarının, Medeni Özgürlüklerinin ve Eşitliğinin Avukatıyız! LGBTİQ+ Onur Haftası, Onur Yürüyüşü Kutlu olsun!”

LGBTİQ+ Hakları ve Onuru Avukatlar Bildirisi
LGBTİQ+ Hakları ve Onuru Avukatlar Bildirisi

LGBTİQ+ Hakları ve Onuru Avukatlar Bildirisini İmzalayan Hukukçuların Listesi 

  1. Avukat Öykü Didem Aydın-Ankara Barosu
  2. Avukat Senih Özay-İzmir Barosu
  3. Avukat Okan Altekin-Diyarbakır Barosu
  4. Avukat Evrim Demirtaş-İzmir Barosu
  5. Avukat Mahmut Şeren-İzmir Barosu
  6. Avukat Ayşe Çelik-Ankara Barosu
  7. Avukat Ahmet Çevik-Antalya Barosu
  8. Avukat Mürüvet Suatoğlu Balcılar-İzmir Barosu
  9. Avukat Merve Seda Terzi -Ankara Barosu
  10. Avukat Başak Çiçek -Ankara Barosu
  11. Avukat Pınar Coşar-Ankara Barosu
  12. Avukat Yeter Sert-Ankara Barosu
  13. Avukat Ayşegül Banker Etker-Ankara Barosu
  14. Avukat İrem Bağcı-Ankara Barosu
  15. Avukat Deniz Doğan -Ankara Barosu
  16. Avukat Sinem Hun-Ankara Barosu
  17. Avukat Özgen Hindistan-Ankara Barosu
  18. Avukat Tolga Tanyıldız-Ankara Barosu
  19. Avukat Seher Duygu Çildoğan-Ankara Barosu
  20. Avukat Kardelen Başak Altınsoy-İstanbul Barosu
  21. Avukat Dilruba Çeliker-Ankara Barosu
  22. Avukat Sibel Çelik-Ankara Barosu
  23. Avukat Aylin Kırıkçı- İstanbul Barosu
  24. Avukat Ahmet Kaan Dican- İstanbul Barosu
  25. Avukat Çiğdem Koç-İstanbul Barosu
  26. Avukat Asuman Adıbelli-İstanbul Barosu
  27. Avukat Hatice Demir-İstanbul Barosu
  28. Avukat Müzeyyen Nergis-Diyarbakır Barosu
  29. Avukat Zerrin Duralı-İstanbul Barosu
  30. Avukat Sezen Boyacıoğlu Turhan-İstanbul Barosu
  31. Avukat Fulya Dağlı-İstanbul Barosu
  32. Avukat Hayel Özenç-Muğla Barosu
  33. Avukat İlyas Dağlı-Ankara Barosu
  34. Avukat Ezgi Kaya-İstanbul Barosu
  35. Avukat Şevin Kaya-Ankara Barosu
  36. Avukat Günizi Satar-Ankara Barosu
  37. Avukat Faruk Yazmacı-Ankara Barosu
  38. Avukat Okşan Palabıyıkoğlu-Muğla Barosu
  39. Avukat Barış Barışık-Ankara Barosu
  40. Avukat Ezgi Özkan-Mersin Barosu
  41. Avukat Miray Demirkan-İzmir Barosu
  42. Avukat Murat Denizer (Ankara Barosu)
  43. Avukat Esay Büyükdağ-Adana Barosu
  44. Avukat Gül Evren-Muğla Barosu
  45. Avukat Kemal Baran-Ankara Barosu
  46. Avukat Nur Donma-Adana Barosu
  47. Avukat Burçin Kumral-Adana Barosu
  48. Avukat Hayriye Kara-Ankara Barosu
  49. Avukat İhsan Şahabettin Örsal-Ankara Barosu
  50. Avukat Yekbun Geylani-Ankara Barosu
  51. Avukat Umut Yücel-Antalya Barosu
  52. Avukat Naci İlbey Tüdeş-Antalya Barosu
  53. Avukat Hasan Yıldırım-Antalya Barosu
  54. Avukat Arslan-İstanbul Barosu
  55. Avukat Nurten Kozan-Aydın Barosu
  56. Avukat Gökhan Çelik-Hatay Barosu
  57. Avukat Rozerin Şahin-Diyarbakır Barosu
  58. Avukat Ebru Akkal-Ankara Barosu
  59. Avukat İlbey Tüdeş-Antalya Barosu
  60. Avukat Deniz Yıldırım-Antalya Barosu
  61. Avukat Beşe-Ankara Barosu
  62. Avukat Hıdır Kırkıcı-İzmir Barosu
  63. Avukat Bilal Erman-Ankara Barosu
  64. Avukat Emrah Öner-Ankara Barosu
  65. Avukat Mert Ekinci-Ankara Barosu
  66. Avukat Ferit Aka-Ankara Barosu
  67. Avukat Nagihan Bulduk-Antalya Barosu
  68. Avukat Işık Arcan-Aydın Barosu
  69. Avukat Öztaş Akkayagil-Ankara Barosu
  70. Avukat Bilgen Özen-İzmir Barosu
  71. Avukat Lale İncesu-Ankara Barosu
  72. Avukat Aysu Dönmez-Ankara Barosu
  73. Avukat Şebnem Kutluca (Aydın Barosu)
  74. Avukat Aybike Arpacı Taştan-Hatay Barosu
  75. Avukat Vardal Çalgın-Ankara Barosu
  76. Avukat Zeynep Gürcan-İstanbul Barosu
  77. Avukat Eray Karınca-Ankara Barosu
  78. Avukat Alişan Şahin-Ankara Barosu
  79. Avukat Taylan Altunay-Ankara Barosu
  80. Avukat Emre Şahan-Ankara Barosu
  81. Avukat Aysun Selçuk-İstanbul Barosu
  82. Avukat Banu Çiftçi Koçak-Ankara Barosu
  83. Avukat Tuncay Koç-Antalya Barosu
  84. Avukat Dilek Ergüler-İstanbul Barosu
  85. Avukat Oğan Balkız-Ankara Barosu
  86. Avukat Öğün Sarıgöl-Ankara Barosu
  87. Avukat Sinan Balcılar-İzmir Barosu
  88. Avukat Filiz Soylu Bozan-Mersin Barosu
  89. Avukat Serap Angay-Mersin Barosu
  90. Avukat Ateş Altuntaş-Mersin Barosu
  91. Avukat Gözen Bilek-Mersin Barosu
  92. Avukat İsmail Bozkurt-Mersin Barosu
  93. Avukat Zafer Sayım-Mersin Barosu
  94. Avukat Ali Bozan-Mersin Barosu
  95. Avukat Gazi İnci-Mersin Barosu
  96. Avukat Derya Demir-Mersin Barosu
  97. Avukat Zahide Yıldıztekin-Mersin Barosu
  98. Avukat Serpil Atıcı-Mersin Barosu
  99. Avukat Şirin Güner-Mersin Barosu
  100. Avukat Çiğdem Altuntaş Bayhan-Mersin Barosu
  101. Avukat Hüsna Özdemir-Mersin Barosu
  102. Avukat Sabahat Gençtarih-Mersin Barosu
  103. Avukat Saniye Hakimoğulları-Mersin Barosu
  104. Avukat Şeyma Kesilmiş-Mersin Barosu
  105. Avukat Özge Yaşar-Mersin Barosu
  106. Avukat Abdurrahman Asan-Mersin Barosu
  107. Avukat Melek Şaraldı-Mersin Barosu
  108. Avukat Özgür Çağlar-Mersin Barosu
  109. Avukat Rojda Çataldaş-Mersin Barosu
  110. Avukat Selçuk Binici-Mersin Barosu
  111. Avukat Pınar Dokuz-Mersin Barosu
  112. Avukat Nur Ocak-Mersin Barosu
  113. Avukat Mustafa Müjde-Mersin Barosu
  114. Avukat Veysel Ok İstanbul Barosu
  115. Avukat Gençer Özdemir-Antalya Barosu
  116. Avukat Mehtap Sert -Hatay Barosu
  117. Avukat Nazım Özhan-Aydın Barosu
  118. Avukat Yelda Koçak-İstanbul Barosu
  119. Avukat Sinem Tanrısınatapan-Adana Barosu
  120. Avukat Medine Turantaylak-İstanbul Barosu
  121. Avukat Eren Keskin-İstanbul Barosu
  122. Avukat Hatice Demir-Diyarbakır Barosu
  123. Avukat Evrim İnan-Muğla Barosu
  124. Avukat Çelik Arpacı-Eskişehir Barosu
  125. Avukat Murat Güler-Hatay Barosu
  126. Avukat Meltem Taşkara-Ankara Barosu
  127. Avukat Nevzat Ercan-Hatay Barosu
  128. Avukat Ceren Boztoprak-İstanbul Barosu
  129. Avukat Rozerin Seda Kip-İstanbul Barosu
  130. Avukat Gamze Ökte Kılıçkap-Antalya Barosu
  131. Avukat Selda İlgoz-Kocaeli Barosu
  132. Avukat Aysel Artan-Isparta Barosu
  133. Avukat Ayşe Sağlam-İstanbul Barosu
  134. Avukat Maviş Aydın-İstanbul Barosu
  135. Avukat Binnaz Arıcı-Ankara Barosu
  136. Avukat Selin Nakıpoğlu-İstanbul Barosu
  137. Avukat Yılmaz Uçar-Antalya Barosu
  138. Avukat Nesibe Bahadır-Antalya Barosu
  139. Avukat Alev Öztürk-Muğla Barosu
  140. Avukat Serhat Eren-Diyarbakır Barosu
  141. Avukat Zelal Narçin-İstanbul Barosu
  142. Avukat Sırma Satı Yüksel-İzmir Barosu
  143. Avukat Berna Ünsal-Ankara Barosu
  144. Avukat Öznur Demirel-Kocaeli Barosu
  145. Avukat İhsan Özeren-İzmir Barosu
  146. Avukat Melek -Antalya Barosu
  147. Hukukçu Umut Rojda Yıldırım
  148. Avukat Emel Gül Çöp-Kayseri Barosu
  149. Avukat Nilgün Gürbüz-Antalya Barosu
  150. Avukat Cansu Şahbaz-Çanakkale Barosu
  151. Avukat Hasan Erdoğan-Ankara Barosu
  152. Avukat Berna Babaoğlu Ulutaş-İzmir Barosu
  153. Avukat Tuba Torun-İstanbul Barosu
  154. Avukat Arzu Aydoğan-İstanbul Barosu
  155. Avukat Uysal Erkol-Ankara Barosu
  156. Avukat Hatice Can-Hatay Barosu
  157. Avukat Evin Konuk-Ankara Barosu
  158. Avukat Ali Altınkan-Antalya Barosu
  159. Hukukçu Remzi Altunpolat
  160. Avukat Tuğçe Görgün-Muğla Barosu
  161. Avukat Şenli Bilgin-Antalya Barosu
  162. Avukat Deniz Toklu-Antalya Barosu
  163. Avukat Beydağ Tıraş Öneri-İzmir Barosu
  164. Avukat Aylin Onursev-Antalya Barosu
  165. Avukat Meltem Anayaroğlu -Muğla Barosu
  166. Avukat Salim Aykut-Antalya Barosu
  167. Avukat Özlem Demirok Uçal-Antalya Barosu
  168. Avukat Banu Altunlu-Antalya Barosu
  169. Avukat Seçkin Bilgili-Balıkesir Barosu
  170. Avukat Kübra Ekmen-Ankara Barosu
  171. Avukat İmge Kaçmaz-İzmir Barosu
  172. Avukat Elif Karlıdağ-İzmir Barosu
  173. Avukat Betim Ekin Yıldırım-İzmir Barosu
  174. Avukat Gamze Şimşek-İzmir Barosu
  175. Avukat Gülşah Çağdaş-İzmir Barosu
  176. Avukat Filiz Kunt-İzmir Barosu
  177. Avukat Zerrin Şenyıl Kale-İzmir Barosu
  178. Avukat Arif Çınar Evrim-İzmir Barosu
  179. Avukat Senem Uygun Kılıç- İzmir Barosu
  180. Avukat Ekin Yıldırım-İzmir Barosu
  181. Avukat Çınar Evrim-İzmir Barosu
  182. Avukat Uygun Kılıç-İzmir Barosu
  183. Avukat Yılmaz- İzmir Barosu
  184. Avukat Burak Memiş-İstanbul Barosu
  185. Avukat Doru-Bursa Barosu
  186. Avukat S. Birdal-İstanbul Barosu
  187. Avukat Baran Çelik-İstanbul Barosu
  188. Avukat Ebru Büyük Akın-İzmir Barosu
  189. Avukat Deniz Felamur Baylan-İzmir Barosu
  190. Avukat Topraklar-Antalya Barosu
  191. Avukat Nuri Demir-Antalya Barosu
  192. Avukat Kurt-Ankara Barosu
  193. Avukat Kara-İstanbul Barosu
  194. Avukat Alev Coyrat-İzmir Barosu
  195. Avukat Aysun Bozdoğan-İzmir Barosu
  196. Avukat Deniz Yılmazer-İzmir Barosu
  197. Avukat Baran Selanik-İzmir Barosu
  198. Avukat Fertan Ertekin-İzmir Barosu
  199. Avukat Bozdoğan-İzmir Barosu
  200. Avukat Yılmazer-İzmir Barosu
  201. Hukukçu Ezgi Şeref -İstanbul
  202. Avukat Erçetin Erkoç-Denizli Barosu
  203. Avukat Saver-Ankara Barosu
  204. Avukat Işın Mordeniz -İstanbul Barosu
  205. Avukat Ümit Büyükdağ-Adana Barosu
  206. Avukat Yıldız-Adana Barosu
  207. Avukat Tunca-İzmir Barosu
  208. Avukat Dilşat Uysal-İzmir Barosu
  209. Avukat Esengül Kıran-İzmir Barosu
  210. Avukat Ekin Durmuş-İzmir Barosu
  211. Avukat Eroğlu-İstanbul Barosu
  212. Avukat Funda Ata-İstanbul Barosu
  213. Avukat Işık-Antalya Barosu
  214. Avukat Öztürk-Antalya Barosu
  215. Avukat Irmak Başaçık-Antalya Barosu
  216. Avukat Irmak Bakır-Ankara Barosu
  217. Avukat İlayda Doğa Karaman-Ankara Barosu
  218. Avukat Nurdan Kılıç-Ankara Barosu
  219. Avukat Günçe Çetin-Ankara Barosu
  220. Avukat Bahar Esin-Ankara Barosu
  221. Avukat Çiğdem Kolot-Ankara Barosu
  222. Avukat Nazım Özhan-Aydın Barosu
  223. Avukat Hülya Üçpınar-İzmir Barosu
  224. Avukat Cemal Doğan-İzmir Barosu
  225. Avukat Hüseyin Özgür-İzmir Barosu
  226. Avukat Dicle Aras-İzmir Barosu
  227. Avukat Leyla Kaya-Mardin Barosu
  228. Avukat Kemal Erdem- Mardin Barosu
  229. Avukat Halit Tunç- Mardin Barosu
  230. Avukat Evin Doğan-Mardin Barosu
  231. Avukat Fatoş Balta-Mardin Barosu
  232. Avukat Heval Yıldız Karasu-Eskişehir Barosu
  233. Avukat Ayten Ağırdemir-İstanbul Barosu
  234. Avukat Gül Altay-İstanbul Barosu
  235. Avukat Aycan Topay-İstanbul Barosu
  236. Avukat Perihan Çağrışım Kayadelen-İzmir Barosu
  237. Avukat Melike Polat-İstanbul Barosu
  238. Avukat Büşra Özbiçer-Adana Barosu
  239. Avukat Zekiye Baran-Aydın Barosu
  240. Avukat Günçe Balçın-Antalya Barosu
  241. Avukat Pelin Özenç-Antalya Barosu
  242. Avukat Behiye Pakize Yanık-Antalya Barosu
  243. Avukat Arzu Demirci-İzmir Barosu
  244. Avukat Tüten Ateş Cinol-İstanbul Barosu
  245. Avukat Mehdi Zana Akkaya-Mersin Barosu
  246. Avukat Ümit Dede-Van Barosu
  247. Avukat Muhal İkikardeş-Adana Barosu
  248. Avukat Saadet Kayaalp-İzmir Barosu
  249. Avukat Fatma Girgin-Eskişehir Barosu
  250. Avukat Diren Cevahir Şen-İstanbul Barosu
  251. Avukat H. Özgün Duman-Kırklareli Barosu
  252. Avukat Özge Çil-Aydın Barosu
  253. Avukat Damla Sarıoğlu-İstanbul Barosu
  254. Avukat Remziye Toprak Yalçın-Aydın Barosu
  255. Avukat Zeliha Şengöz-Antalya Barosu
  256. Avukat Kübra Öz-Adana Barosu
  257. Avukat Zeynep Kaplan-Antalya Barosu
  258. Avukat Umay Büyükdağ-Ankara Barosu
  259. Avukat Çağla Özgür-Ankara Barosu
  260. Avukat Cemre Topal-Adana Barosu
  261. Avukat Hande Keskin Toprak-Çanakkale Barosu
  262. Avukat Büşra Ünlübaş Özkan-Eskişehir Barosu
  263. Avukat Güneş Erdoğan-Antalya Barosu
  264. Avukat Sena Yazıbağlı-İzmir Barosu
  265. Avukat M. Cânân Arın-İstanbul Barosu
  266. Avukat Hayal Sarıpınar-İstanbul Barosu
  267. Avukat Seyhan Çoban Wiles-İstanbul Barosu
  268. Avukat Saadet Öztürk, Antalya Barosu
  269. Avukat Sadık Onur Gelbal-Ankara Barosu
  270. Avukat Ahmet Yiğit-Ankara Barosu
  271. Avukat Zeynep Barışık- Adana Barosu
  272. Avukat Emre Özcan-Ankara Barosu
  273. Avukat Elif Yar-İzmir Barosu
  274. Avukat Seçil Ege Değerli-İzmir Barosu
  275. Avukat Hilal Küey-İzmir Barosu
  276. Avukat Denizhan Baturay Çalışkan-İzmir Barosu
  277. Avukat Sevim Küçük-Mersin Barosu
  278. Avukat Ahmet Gülhan-İzmir Barosu
  279. Avukat Aslı Boldan Ertürk-İzmir Barosu
  280. Avukat Serhat Arslan-İzmir Barosu
  281. Avukat Dinçer Dikmen-İzmir Barosu
  282. Avukat Miray Demirkan-İzmir Barosu
  283. Avukat Ozan Alpmen-İzmir Barosu
  284. Avukat Canan Arıcı-İzmir Barosu
  285. Avukat H.Senay Atli-İzmir Barosu
  286. Avukat Nazan Sakallı Aktaş-İzmir Barosu
  287. Avukat Ayșegül Karpuz-İzmir Barosu
  288. Avukat Alican Atalay-Antalya Barosu
  289. Avukat Müge Gezginci-Antalya Barosu
  290. Avukat Deniz Yıldız-İstanbul Barosu
  291. Avukat Pınar Akdemir-Ankara Barosu
  292. Avukat Yakup Aktaş-Adana Barosu
  293. Avukat Mehmet Öner-Diyarbakır Barosu
  294. Avukat N. İnci İncesağır-Çanakkale Barosu
  295. Avukat Berrin Demir-İstanbul Barosu
  296. Avukat Büşra Aksoy – Çanakkale Barosu
  297. Avukat Funda Ekin-İzmir Barosu
  298. Avukat Dorşin Şıkgenç-Batman Barosu
  299. Avukat Bihter Bilir İzmirli-Çanakkale Barosu
  300. Avukat Gizem Şener Kertişçi-İstanbul Barosu
  301. Avukat Sevda Köksoy Küey-İstanbul Barosu
  302. Avukat Gizemsu Kiracı-İstanbul Barosu
  303. Avukat Ayşegül Şenol Can-Düzce Barosu
  304. Avukat Ayşen Elvan Bilgin-Mersin Barosu
  305. Avukat Sezen Ezer-İstanbul Barosu
  306. Avukat Kübranur Üzümcü-İzmir Barosu
  307. Avukat Şengül Bayram-Antalya Barosu
  308. Avukat Şerare Erfan -İstanbul Barosu
  309. Avukat Süreyya Arcan Kara-İstanbul Barosu
  310. Avukat Şükran Dağ Cabir-Hatay Barosu
  311. Avukat Hacer Tuna Esitgen-İstanbul Barosu
  312. Avukat Alptekin Ocak-İstanbul Barosu
  313. Avukat Fatma Gürsoy-Antalya Barosu
  314. Avukat Gülay Kaya-İstanbul Barosu
  315. Avukat Şemse Kutsal-İstanbul Barosu
  316. Avukat Kamile Yılmaz-İstanbul Barosu
  317. Avukat Sevgi Binbir-İzmir Barosu
  318. Avukat Güler Yılmaz Birol-Antalya Barosu
  319. Avukat Ecem Kumsal Başyurt-İzmir Barosu
  320. Avukat Fevzi Özlüer-Ankara Barosu
  321. Avukat Özgür Ceylan-İstanbul Barosu
  322. Avukat Betül Duman-Eskişehir Barosu
  323. Avukat Ceren Koçak-Eskişehir Barosu
  324. Avukat Sevim Ece Kıraç-Eskişehir Barosu
  325. Avukat Yağmur Zaman-Eskişehir Barosu
  326. Avukat Belemir Potaş-Eskişehir Barosu
  327. Avukat Rabia Sert-Eskişehir Barosu
  328. Avukat Evrim Çırpan-Eskişehir Barosu
  329. Avukat Ali Rıza Koç-Eskişehir Barosu
  330. Avukat Nergiz Görnaz-Ankara Barosu
  331. Avukat Neslihan Canpolat-İstanbul Barosu
  332. Avukat Hasan Erdoğan-Ankara Barosu
  333. Avukat Kübra Kurtoğlu-İstanbul Barosu
  334. Avukat Nurcan Kaya-Diyarbakır Barosu
  335. Avukat Yakup Gül-İzmir Barosu
  336. Avukat Beyzanur Bektaş-İzmir Barosu
  337. Avukat Eren İlhan Güney-İzmir Barosu
  338. Avukat Aysen Erdoğan-İzmir Barosu
  339. Avukat Özcan Çine-İzmir Barosu
  340. Avukat Kemal Eskier-İzmir Barosu
  341. Avukat Raife Doğan-İzmir Barosu
  342. Avukat Hüseyin Özgur-İzmir Barosu
  343. Avukat Hülya Gültekin-İzmir Barosu
  344. Avukat Yıldız Tuğçe Erduran-İstanbul Barosu
  345. Avukat Rukiye Leyla Süren-İstanbul Barosu
  346. Avukat Nebahat Oskay Ürün-Aydın Barosu
  347. Avukat Gülseren Sönmez-İzmir Barosu
  348. Avukat Ayşe Edel-İstanbul Barosu
  349. Avukat Ufuk Can Mahanoğlu-Ankara Barosu
  350. Avukat Melis Güzelgün-Ankara Barosu
  351. Avukat Ceren Kalay Eken-Ankara Barosu
  352. Avukat Yasemin Öz-İstanbul Barosu
  353. Avukat Deniz Özkan-İstanbul Barosu
  354. Avukat Ezgi Altınkurt Sağlık-Antalya Barosu
  355. Avukat Kürşat Karacabey-Ankara Barosu
  356. Avukat Meral Göker-Hatay Barosu
  357. Avukat Aslı Pasinli-Diyarbakır Barosu
  358. Avukat Elif Tirenç-Diyarbakır Barosu
  359. Avukat İpek Ulaş-Diyarbakır Barosu
  360. Avukat Nadide Kurul-Diyarbakır Barosu
  361. Avukat Gazal Bayram Koluman-Diyarbakır Barosu
  362. Avukat Gizem Miran-Diyarbakır Barosu
  363. Avukat Özüm Vurgun -Diyarbakır Barosu
  364. Avukat Merve Nur-Diyarbakır Barosu
  365. Avukat Pınar Karaman-Diyarbakır Barosu
  366. Avukat Nuşin Uysal-Diyarbakır Barosu
  367. Avukat Çiğdem Sevimli-Diyarbakır Barosu
  368. Avukat Gamze Yalçın-Diyarbakır Barosu
  369. Avukat Meral Atasoy-Diyarbakır Barosu
  370. Avukat Helin Çapan-Diyarbakır Barosu
  371. Avukat Zozan Yeşilorman-Diyarbakır Barosu
  372. Avukat Zülal Erdoğan-Diyarbakır Barosu
  373. Avukat Gurbet Özbey-Diyarbakır Barosu
  374. Avukat Adile Salman-Diyarbakır Barosu
  375. Avukat Asya Cemre İşiyok-Diyarbakır Barosu
  376. Avukat Sıla Talay-Diyarbakır Barosu
  377. Avukat Çiğdem Ertak-Diyarbakır Barosu
  378. Avukat Kadriye Kaya-Diyarbakır Barosu
  379. Avukat Selvi Tunç-Diyarbakır Barosu
  380. Avukat Zeynep Işık-Diyarbakır Barosu
  381. Avukat Öykü Çakmak-Diyarbakır Barosu
  382. Avukat Serap Kaya-İstanbul Barosu
  383. Avukat Diren Elif Vurgun-Diyarbakır Barosu
  384. Avukat Mehmet Selçuk Çetinyalçın-İstanbul Barosu
  385. Avukat Şehrazat Mercan-İzmir Barosu
  386. Avukat Emine Ufuktepe-Adana Barosu
  387. Avukat İlknur Önal Tarkan-Adana Barosu
  388. Avukat Bahar Melek Öğrü-Adana Barosu
  389. Avukat Berrin Esin Kaya-İzmir Barosu
  390. Avukat Ozan Balım-İzmir Barosu
  391. Avukat Sibel Ünlü Hasdemir-İzmir Barosu
  392. Avukat Yasemen İzmirli-İzmir Barosu
  393. Avukat Ümit Görgülü Sevil-İzmir Barosu
  394. Avukat Yelda Kullap-İzmir Barosu
  395. Avukat Nurhan Sezgin-İzmir Barosu
  396. Avukat Kerem Altıparmak-Ankara Barosu
  397. Avukat Gizem Sıla Baysa-İstanbul Barosu
  398. Avukat İrem Yıldız-Diyarbakır Barosu
  399. Avukat Elifcan Demirtaş-Ankara Barosu
  400. Avukat Sibel Özen-İstanbul Barosu
  401. Avukat Zelal Akgül-Mersin Barosu
  402. Avukat Hoşyar Sarıyıldız-Mersin Barosu
  403. Avukat Abdurrahman İlgin-Mersin Barosu
  404. Avukat Mehmet Altuntaş-Mersin Barosu
  405. Avukat Kubat Sarıyıldız-Mersin Barosu
  406. Avukat Hasan Keleşoğlu-Mersin Barosu
  407. Avukat Mazlum Sayat-Mersin Barosu
  408. Avukat Rıza Oğuz-Mersin Barosu
  409. Avukat İbrahim Kaya-Mersin Barosu
  410. Avukat Hüseyin Pakyürek-İstanbul Barosu
  411. Avukat Semra Balyan-Diyarbakır Barosu
  412. Avukat Elif Ölekli -Diyarbakır Barosu
  413. Avukat Simay Mukaddes Söğütoğlu-İstanbul Barosu
  414. Avukat Mehmet Caner Köksal-İstanbul Barosu
  415. Avukat Gizem Tosun-İzmir Barosu
  416. Avukat Arzu Ayşe İşseven -İzmir Barosu
  417. Avukat Serhat Arslan-İzmir Barosu
  418. Avukat Hazal Aydın-İzmir Barosu
  419. Avukat Abdurrahim Doğan-İstanbul Barosu
  420. Avukat Bengül Berber-Manisa Barosu
  421. Avukat Meral Karali-İstanbul Barosu
  422. Avukat Erdal Yağçeken-İzmir Barosu
  423. Avukat Nergiz Tuba Aslan-İzmir Barosu
  424. Avukat Neslihan Ceylan- Ankara Barosu
  425. Avukat Sebahat Gençtarih-Mersın Barosu
  426. Avukat Kübra Ekmen-Ankara Barosu
  427. Avukat Sezai Soyteki-İzmir Barosu
  428. Avukat Volkan Gültekin-İzmir Barosu
  429. Avukat Dinçer Çalım-İzmir Barosu
  430. Avukat Ali Aydın-İzmir Barosu
  431. Avukat Yakup Atașa-Adana Barosu
  432. Avukat Yemen Cankan-İzmir Barosu
  433. Avukat Özlem Balım-İzmir Barosu
  434. Avukat Emine Ufuktepe-Adana Barosu
  435. Avukat Elif Karlıdağ-İzmir Barosu
  436. Avukat Tuğba Ütebay-İstanbul Barosu
  437. Avukat Zahide Beydağ Tıraş Öneri-İzmir
  438. Avukat Dinçer Dikmen-İzmir Barosu
  439. Avukat Mehmet Ufuk Göncü-İzmir Barosu
  440. Avukat Aysun Akşehirlioğlu-İzmir Barosu
  441. Avukat Ozan Adıgüzel-İzmir Barosu
  442. Avukat Erdoğan Akdoğdu-İzmir Barosu
  443. Avukat Fethiye Çetin-İstanbul Barosu
  444. Avukat Aylin Aras Öztürk-İzmir Barosu
  445. Avukat Hacer Çekiç Gündüz-İstanbul Barosu
  446. Avukat Ali İhsan Özeren-İzmir Barosu
  447. Avukat Kemal Mustafa Bilen-İzmir Barosu
  448. Avukat Adnan Kaya-İzmir Barosu
  449. Avukat İdil Kuzu-İzmir Barosu
  450. Avukat Seren Akyol-Adana Barosu
  451. Avukat Begüm Gökay-İzmir Barosu
  452. Avukat Sinan Ertekin-Ankara Barosu
  453. Avukat Cemile Gemici-İzmir Barosu
  454. Avukat Ahmet Ergin-İstanbul Barosu
  455. Avukat Ali Saydı-İstanbul Barosu
  456. Avukat Ayhan Özdemir-İstanbul Barosu
  457. Avukat Cemal Gülmez-İstanbul Barosu
  458. Avukat Celal Karadağ-İstanbul Barosu
  459. Avukat Cevriye Aydın-İstanbul Barosu
  460. Avukat Deniz Polattaş-İstanbul Barosu
  461. Avukat Devrim Avcı Özkurt-İstanbul Barosu
  462. Avukat Ebru Atakan Öztatar-İstanbul Barosu
  463. Avukat Engin Deniz Ergin-İstanbul Barosu
  464. Avukat Enver Akan-İstanbul Barosu
  465. Avukat Erdoğan Baştuğ-İstanbul Barosu
  466. Avukat Erkan Sabri Ünüvar-İstanbul Barosu
  467. Avukat Gülşah Kaya-İstanbul Barosu
  468. Avukat Gamze Gökoğlu Şimşek-İstanbul Barosu
  469. Avukat Güneş Yılmaz Baştuğ- İstanbul Barosu
  470. Avukat Hayrettin Çil-İstanbul Barosu
  471. Avukat Heval Türkmen Günay-İstanbul Barosu
  472. Avukat Kamil Tekin Sürek-İstanbul Barosu
  473. Avukat Leyla Han Tüzel-İstanbul Barosu
  474. Avukat Mehmet Çağrı Kaygısız-İstanbul Barosu
  475. Avukat Muhammet Taner Avşar-İstanbul Barosu
  476. Avukat Murat Çelebi-İstanbul Barosu
  477. Avukat Mustafa Söğütlü-İstanbul Barosu
  478. Avukat Nami Şentürk-İstanbul Barosu
  479. Avukat Nefise Sormageç-İstanbul Barosu
  480. Avukat Olcay Korkmaz-İstanbul Barosu
  481. Avukat Orhan Atan-İstanbul Barosu
  482. Avukat Osman Zeki Erdoğan-İstanbul Barosu
  483. Avukat Özlem Saldamlı Özatakan-İstanbul Barosu
  484. Avukat Refika Korkmaz-İstanbul Barosu
  485. Avukat Semih Mutlu-İstanbul Barosu
  486. Avukat Semir Karadaş-İstanbul Barosu
  487. Avukat Sevil Öcal-İstanbul Barosu
  488. Avukat Songül Beydilli-İstanbul Barosu
  489. Avukat Şaneşin Aydın-İstanbul Barosu
  490. Avukat Şeref Turgut-İstanbul Barosu
  491. Avukat Tahir Şilkan-İstanbul Barosu
  492. Avukat Yıldız İmrek-İstanbul Barosu
  493. Avukat Yusuf Ayık-İstanbul Barosu
  494. Avukat Yücel Aksüt-İstanbul Barosu
  495. Avukat Ziya Çelik-İstanbul Barosu
  496. Avukat İlke Işık-Ankara Barosu
  497. Avukat Murat Denizer-Ankara Barosu
  498. Avukat Dilek Sevgi Ataç-Ankara Barosu
  499. Avukat Sabit Aktaş-Ankara Barosu
  500. Avukat Sevil Aracı Bek-Adana Barosu
  501. Avukat Tugay Bek-Adana Barosu
  502. Avukat Rojda Yıldırım-Adana Barosu
  503. Avukat Berkay Akkuş-Bursa Barosu
  504. Avukat Deniz Gürbüz-İzmir Barosu
  505. Avukat Dilek Güzel-İzmir Barosu
  506. Avukat Hasan Hüseyin Evin-İzmir Barosu
  507. Avukat Nurettin Özlütaş-Ankara Barosu
  508. Avukat Cennet Nurdan Parlak-İzmir Barosu
  509. Avukat Özgür Metin-İzmir Barosu
  510. Avukat Zöhre Dalkıran-İzmir Barosu
  511. Avukat Barış İpek-İzmir Barosu
  512. Avukat Elif Yetigin-Kocaeli Barosu
  513. Avukat Eylem Sarıoğlu Aslandoğan-Kayseri Barosu
  514. Avukat Barış İpek-Eskişehir Barosu
  515. Avukat Hicran Danışman-Aydın Barosu
  516. Avukat Ahmet Özdel-Çorum Barosu
  517. İmran Aygün-Çorum Barosu
  518. Avukat Deniz Doğan-Gaziantep Barosu
  519. Avukat Bahar Özer-Tokat Barosu
  520. Avukat Barış Yıldırım-Tunceli Barosu
  521. Avukat Çağla Yolaşan-Tunceli Barosu
  522. Avukat Kenan Çetin-Tunceli Barosu
  523. Avukat Ali Cemal Zülfikar-Elazığ Barosu
  524. Avukat Zerrin Kale-İzmir Barosu
  525. Avukat Sertaç Yenice-İzmir Barosu
  526. Avukat Kürşat Emre Sarı-İstanbul Barosu
  527. Avukat Mustafa Çinkılıç-Adana Barosu
  528. Avukat Murat Farsakoğlu-Ankara Barosu
  529. Avukat Mübarek Hadimoğlu-Ankara Barosu
  530. Avukat Murat Aydın-İzmir Barosu
  531. Avukat Yusuf Aydoğan-Ankara Barosu
  532. Avukat Selma Çiçekçi- Ankara Barosu
  533. Avukat Onur Güneş-İstanbul Barosu
  534. Avukat Yelda Koçak Urfa-İstanbul Barosu
  535. Avukat Melike Öztürk-İstanbul Barosu
  536. Avukat Mehmet Memişoğlu-Adana Barosu
  537. Avukat Figen Durmuş-İzmir Barosu
  538. Avukat Ali Özdemir-Ankara Barosu
  539. Avukat Nurten Çağlar Yakış-Ankara Barosu
  540. Avukat Osman Emre Tekin-Ankara Barosu
  541. Avukat Hüseyin Çolak-Ankara Barosu
  542. Avukat Hazal Serdar-Ankara Barosu
  543. Avukat Cuma Kuş-İzmir Barosu
  544. Avukat Sedef Ünal-İstanbul Barosu
  545. Avukat Bedii Yarayıcı-İstanbul Barosu
  546. Avukat Nurkut Çetiner-İzmir Barosu
  547. Avukat Fatma Gül Evren Muğla
  548. Avukat Ömer Öneren-Ankara Barosu
  549. Avukat Serol Karaduman-Ankara Barosu
  550. Avukat Zekiye Baran Arslan-Aydın Barosu
  551. Avukat Esra Genç-Malatya Barosu
  552. Avukat Bedriye Kurtuluş Türk-İzmir Barosu
  553. Avukat Mustafa Karadağ-Ankara Barosu
  554. Avukat Atilla Ertekin-İzmir Barosu
  555. Avukat Hanifi Sancar Karaca-Ankara Barosu
  556. Avukat Ergül Dursun-Ankara Barosu
  557. Avukat Hakan Eren-İstanbul Barosu
  558. Avukat Nur Ateş-Muğla Barosu
  559. Avukat Yaşar Altürk-İstanbul Barosu
  560. Avukat Muhterem Bulut Özsüer-İzmir Barosu
  561. Avukat İbrahim Aycan-İstanbul Barosu
  562. Avukat Sevim Küçük-Mersin Barosu
  563. Avukat Nilgün Gürbüz-Antalya Barosu
  564. Avukat Büşra Mengi-İzmir Barosu
  565. Avukat Mutluay Çelik-Ankara Barosu
  566. Avukat Elkan Albayrak-İstanbul Barosu
  567. Avukat Aynur Gül Soydaş-Ankara Barosu
  568. Avukat Suat Ergin-İstanbul Barosu
  569. Avukat Emine Rezzan Aydınoğlu-İstanbul Barosu
  570. Avukat Sabit Aktaş-Ankara Barosu
  571. Avukat Hasan Tatar-Ankara Barosu
  572. Avukat Serhat Çakmak-İstanbul Barosu
  573. Avukat Hayriye Kılıç-Ankara Barosu
  574. Avukat Asım Kılıç-Ankara Barosu
  575. Avukat Ahmet Kiraz-İstanbul Barosu
  576. Avukat Tahir Kemal Bozkır-İstanbul Barosu
  577. Avukat Ahmet Dindar-İstanbul Barosu
  578. Avukat Oya Meriç Eyüboğlu-İstanbul Barosu
  579. Avukat Şerif Özgür Urfa-İstanbul Barosu
  580. Avukat Arzu Becerik-İstanbul Barosu
  581. Avukat Nuray Filiz-İstanbul Barosu
  582. Avukat Demet Erdin-Ankara Barosu
  583. Avukat Mustafa Şeref Kısacık-İstanbul Barosu
  584. Avukat Ahmet Bozkurt Çağlar-Ankara Barosu
  585. Avukat Şenay Ertem-Ankara Barosu
  586. Avukat Yurdagül Gündoğan-Adana Barosu
  587. Avukat Adil Özer-İstanbul Barosu
  588. Avukat Süha Özen-Mersin Barosu
  589. Avukat Hüseyin Can Güner-Ankara Barosu
  590. Avukat Sedat Arslantaş-Ankara Barosu
  591. Avukat Kazım Bayraktar-Ankara Barosu
  592. Avukat Yalçın Özkan-Balıkesir Barosu
  593. Avukat Rabia Balkanlı-Ankara Barosu
  594. Avukat Bayram Vural-Ankara Barosu
  595. Avukat Eylem Akçın-Ankara Barosu
  596. Avukat Oya Aydın Göktaş-Ankara Barosu
  597. Avukat Filiz Aydın-İstanbul Barosu
  598. Avukat Baki Lütfi Uzun-Ankara Barosu
  599. Avukat Mustafa Bağarkası-İstanbul Barosu
  600. Avukat Çağdaş Özcan-Ankara Barosu
  601. Avukat Fatma Aloğlu-Ankara Barosu
  602. Avukat Selçuk Çağrı Göksu-Ankara Barosu
  603. Avukat Doğan Erkan-Ankara Barosu
  604. Avukat Mustafa Güler-Ankara Barosu
  605. Ahmet Refik Atalay-Ankara Barosu
  606. Avukat Ebru Beşe-Ankara Barosu
  607. Avukat Fatma Saçak Akbulut-Ankara Barosu
  608. Avukat Özay Arıkan-Ankara Barosu
  609. Avukat Türkan Karakoç-İzmir Barosu
  610. Avukat Emine Bilge Akkayagil-Ankara Barosu
  611. Avukat Ayşe Aydemir-İstanbul Barosu
  612. Avukat Ali Kurt-Muğla Barosu
  613. Avukat Fatma Albayrak-İstanbul Barosu
  614. Avukat Ömer Faruk Eminağaoğlu-Ankara Barosu
  615. Avukat Özkan Yücel-İzmir Barosu
  616. Avukat Anıl Güler-İzmir Barosu
  617. Avukat Bülent Ecevit Nadas-İzmir Barosu
  618. Avukat Afhan Topel-İzmir Barosu
  619. Avukat Özgür Yılmazer-İzmir Barosu
  620. Avukat Burcu Ece Güler-İzmir Barosu
  621. Avukat Ali Deman Güler-İzmir Barosu
  622. Avukat Hüseyin Yıldız-İzmir Barosu
  623. Avukat Mehmet Baran Selanik- İzmir Barosu
  624. Avukat Gamze Karaoğlu-İzmir Barosu
  625. Avukat Cansu Bildirici-İzmir Barosu
  626. Avukat Arzu Alper-Muğla Barosu
  627. Avukat Gülcan Kartal Bağat-İstanbul Barosu
  628. Avukat Nezahat Gündoğdu-Ankara Barosu
  629. Avukat Ahmet Özkoca-Balıkesir Barosu
  630. Avukat Kamil Veli Ak-Mersin Barosu
  631. Avukat Volkan Alposkay- İzmir Barosu
  632. Avukat Egemen Güvenç Pehlivan-İzmir Barosu
  633. Avukat Murat Meşeli-İzmir Barosu
  634. Avukat Berrin Ekici-İzmir Barosu
  635. Avukat Arif Çınar Evrim- İzmir Barosu
  636. Avukat Salih Volkan Çokal- İzmir Barosu
  637. Avukat Banu Yetişenler-İzmir Barosu
  638. Avukat Ahmet Aksu-İzmir Barosu
  639. Avukat Nursen Aksu-İzmir Barosu
  640. Avukat Haluk İsmet Köymen-İzmir Barosu
  641. Avukat Tacettin Üstündağ-İzmir Barosu
  642. Avukat Ayşen Erdoğan-İzmir Barosu
  643. Avukat Arzu Ayşe İşseven-İzmir Barosu
  644. Avukat Raife Doğan-İzmir Barosu
  645. Avukat Cemal Doğan-İzmir Barosu
  646. Avukat Kemal Eskier-İzmir Barosu
  647. Avukat Gülseren Sönmez- İzmir Barosu
  648. Avukat Ebru Büyükalın- İzmir Barosu
  649. Avukat Hatice Şenay Atlı- İzmir Barosu
  650. Avukat Deniz Yağmur-İzmir Barosu
  651. Avukat Betin Ekim Yıldırım- İzmir
  652. Avukat Yasemen İzmirli-İzmir Barosu
  653. Avukat Ümit İzmirli- İzmir Barosu
  654. Avukat Uğur Kalelioğlu-İzmir Barosu
  655. Avukat Pınar Gürsoy Kılınç-İzmir Barosu
  656. Avukat Ali Çığa-İzmir Barosu
  657. Avukat Ahmet Gülhan-İzmir Barosu
  658. Avukat Neşve Koylu-İzmir Barosu
  659. Avukat Zafer Evran- İzmir Barosu
  660. Avukat Sibel Ünle Hasdemir- İzmir Barosu
  661. Avukat Eren İlhan Günay-İzmir Barosu
  662. Avukat Mehmet Yatar-İzmir Barosu
  663. Avukat Nafize Topaz-İzmir Barosu
  664. Avukat Muzaffer Sevgi Sakarya-İzmir Barosu
  665. Avukat Seçkin Türkoğlu-Ankara Barosu
  666. Avukat Doğukan Tonguç Cankurt-Ankara Barosu
  667. Avukat Linda Sevinç Hocaoğulları –Ankara Barosu
  668. Avukat Deniz Can Aydın-Ankara Barosu
  669. Avukat Mert Bal- Ankara Barosu
  670. Avukat Sercan Aran-Ankara Barosu
  671. Avukat Hacer Filiz Orhan-Ankara Barosu
  672. Avukat Ender Büyükçulha-Ankara Barosu
  673. Avukat Denizer Şanlı-Ankara Barosu
  674. Avukat Deniz Altaylı-Ankara Barosu
  675. Avukat Yıldıray Çıvgın-Ankara Barosu
  676. Avukat Nadi Türkaslan-Ankara Barosu
  677. Avukat Sevgi Dutar-İstanbul Barosu
  678. Avukat Mehmet Ümit Erdem-İstanbul Barosu
  679. Avukat Gülendam Şan Karabulutlar İstanbul Barosu
  680. Avukat Eren Can-İstanbul Barosu
  681. Avukat Kazım Erkut Güzel-İstanbul Barosu
  682. Avukat Aziz Aytaç-İstanbul Barosu
  683. Avukat Ali Oktay Coşgun-İstanbul Barosu
  684. Avukat Yeşinil Yeşilyurt-İstanbul Barosu
  685. Avukat Nurgül Uzuntaş İstanbul Barosu
  686. Avukat Başak Yıldırım Okçu İstanbul Barosu
  687. Avukat Öykü Güzel-İstanbul Barosu
  688. Avukat İlkay Cengiz-İstanbul Barosu
  689. Avukat Ali Coşkun- İstanbul Barosu
  690. Avukat Tuba Güneş- İstanbul Barosu
  691. Avukat Ebru Erginbay Ayten-İstanbul Barosu
  692. Avukat Nergiz İnce- İstanbul Barosu
  693. Avukat Fadime Fulya Dağlı-İstanbul Barosu
  694. Avukat Cafer Şahinkaya- İstanbul Barosu
  695. Avukat Tamer Akgökçe-İstanbul Barosu
  696. Avukat Naciye Füsun Çağlar-İstanbul Barosu
  697. Avukat Sinem Ezgi Büyükyıldız-İstanbul Barosu
  698. Avukat Denizcan Akgökçe-İstanbul Barosu
  699. Avukat Şenay Çöte-Eskişehir Barosu
  700. Avukat Pınar Çelik Arpacı-Eskişehir Barosu
  701. Avukat Fatma Girgin-Eskişehir Barosu
  702. Avukat Yelda Çerkezoğlu Hüzmeli-Hatay Barosu
  703. Avukat Hatice Can-Hatay Barosu
  704. Avukat İlknur Önal Tarkan –Adana Barosu
  705. Avukat Mustafa Kurtul Karabulutlar-Tekirdağ Barosu
  706. Avukat Barış Aydın-Muğla Barosu
  707. Avukat Özgür Özcan-Bursa Barosu
  708. Avukat Seçil Ege Değerli-Manisa Barosu
  709. Avukat Seyhan Candan-Konya Barosu
  710. Avukat Sertaç Yenice – İzmir Barosu
  711. Avukat Doğan Çakmak- İstanbul Barosu.
  712. Avukat Saadet Taşdemir-İstanbul Barosu
  713. Avukat Sema Dal – İstanbul Barosu
  714. Avukat Emrah Şahin- Ankara Barosu
  715. Avukat Şerife Ceren Uysal- İstanbul Barosu
  716. Avukat Mualla Buket Soygüt Aslan
  717. Avukat Gökhan Celep-Ankara Barosu
  718. Avukat Levent Pişkin -İstanbul Barosu
  719. Avukat Mustafa Tüzün – İstanbul Barosu
  720. Avukat Sezgin Karma – Antalya Barosu
  721. Avukat Merve Yazan-İstanbul Barosu
  722. Avukat Baran Bora Taşkın İstanbul Barosu
  723. Avukat Nagehan Hacıvelioğlu Doğuç -İstanbul Barosu
  724. Avukat Aslihan Kocabal-İstanbul Barosu
  725. Avukat Gözde Engin-Diyarbakır Barosu
  726. Avukat Gökçe Gökçen -İstanbul Barosu
  727. Avukat Gülay Pancar -Kayseri Barosu
  728. Avukat Zehra Koç Çelik – Gaziantep Barosu
  729. Avukat Cansu Tekeli İstanbul Barosu
  730. Avukat Hüseyin Anıl Enhiz-Kahramanmaraş Barosu
  731. Avukat Nilda Baltalı-İstanbul Barosu
  732. Avukat Ezgi Çetiner- İstanbul Barosu
  733. Avukat Büşra Gönülveren- Bursa Barosu
  734. Avukat Esin Bozovalı- İstanbul Barosu
  735. Avukat Ezgi Kaya-İzmir Barosu
  736. Avukat Serap Nural Bozkır-İzmir Barosu
  737. Avukat Başak Göğüş Cebeci-İzmir Barosu
  738. Avukat Kemal Aytaç-İstanbul Barosu
  739. Avukat Ümit Görgülü Sevil- İzmir Barosu
  740. Avukat A. Şehnaz Kart- İstanbul Barosu
  741. Avukat İbrahim Aycan- İstanbul Barosu
  742. Avukat Cengiz Babalık- İstanbul Barosu
  743. Avukat Türkan Yılmaz – İstanbul
  744. Avukat M. Selçuk Çetinyalçın- İstanbul Barosu
  745. Avukat İçim Bulgan Meriçboyu- İstanbul Barosu
  746. Avukat Cengiz Babalık-İstanbul Barosu
  747. Avukat Mebuse Tekay-İstanbul Barosu
  748. Avukat Nevin Güney İnce-İstanbul Barosu
  749. Avukat A. Şehnaz Kart- İstanbul Barosu
  750. Avukat Mustafa Tüzün – İstanbul Barosu
  751. Avukat Merve Yazan -İstanbul Barosu
  752. Avukat Cansu Tekeli- İstanbul Barosu
  753. Avukat Hüseyin Anıl Engiz- Kahramanmaraş Barosu
  754. Avukat Nilda Baltalı-İstanbul Barosu
  755. Avukat Hazal Aydın-İzmir Barosu
  756. Avukat Feyza Evliyaoğulları- Ankara Barosu
  757. Avukat Kemal Toraman-İstanbul Barosu
  758. Avukat Nazlı Zeynep Mutlu – Ankara Barosu
  759. Avukat Ruken Gülağacı – İstanbul Barosu
  760. Avukat Nesrin Sayın – İzmir Barosu
  761. Avukat Damla Atalay – İstanbul Barosu
  762. Avukat Nuray Filiz – İstanbul Barosu
  763. Avukat Özgür Deniz Adalı – İstanbul Barosu
  764. Avukat Yasin Sağlam – İstanbul Barosu
  765. Avukat Canan Tamkan – İstanbul Barosu
  766. Avukat Melda Betül Or – Adana Barosu
  767. Avukat Hüseyin Pakyürek – İstanbul Barosu
  768. Avukat Sidar Aydoğan Öztürk – İzmir Barosu
  769. Avukat Ali İhsan Güven – İzmir Barosu
  770. Kıvılcım Turanlı – Hukukçu
  771. Işıl Kurnaz – Hukukçu
  772. Avukat Emine Ufuktepe – Adana Barosu
  773. Avukat Fatoş Hacıvelioğlu – Adana Barosu
  774. Avukat Deniz Demirdöğen – İstanbul Barosu
  775. Avukat Sema Özdemir – İstanbul Barosu
  776. Avukat Duygu Saylan – Balıkesir Barosu
  777. Avukat Fırat İke – Hakkari Barosu
  778. Avukat Harika Günay Karataş – Hakkari Barosu
  779. Avukat Ramazan Kurt – Hakkari Barosu
  780. Avukat İclal Doğan – İstanbul Barosu
  781. Avukat Onur Altunsoy – İstanbul Barosu
  782. Avukat Nuray Kılıç – İstanbul Barosu
  783. Avukat Esra Erin – İstanbul Barosu
  784. Avukat Arya Dilan Vargün – İstanbul Barosu
  785. Avukat Dilancan Ateş – İzmir Barosu
  786. Avukat İrem Geçmez – İzmir Barosu
  787. Avukat Ayşe Aylin Barcın – İstanbul Barosu
  788. Avukat Ezel Buse Sönmezocak – İstanbul Barosu
  789. Avukat Senem Doğanoğlu – Ankara Barosu
  790. Avukat Didem Özhan-Aydın Barosu
  791. Avukat Başak Baylav-İstanbul Barosu
  792. Avukat Gamze Erk-İstanbul Barosu
  793. Avukat Gamze Gökoğlu Şimşek-İstanbul Barosu
  794. Avukat Helin Bayraktar-İstanbul Barosu
  795. Avukat Heval Türkmen Günay-İstanbul Barosu
  796. Avukat Özgür Ceylan Aytaç-İstanbul Barosu
  797. Avukat Sevin Kanatger Şeker-İstanbul Barosu
  798. Avukat Şaneşin Aydın-​İstanbul Barosu
  799. Avukat Merve Şatır-Adana Barosu​​​​
  800. Avukat Rojda Yıldırım-Adana Barosu​
  801. Avukat Hicran Danışman-Aydın Barosu
  802. Avukat Mert Eriş-İzmir Barosu
  803. Avukat Zeynep Tuğyıldız-İzmir Barosu
  804. Avukat Sezai Soyteki- İzmir Barosu
  805. Avukat Sevcan Çamlıdağ-İstanbul Barosu
  806. Avukat Benan Molu-İstanbul Barosu
  807. Avukat Şükrü Umur Birgili-İzmir Barosu
  808. Avukat Serhat Sel-Ankara Barosu
  809. Avukat Neslihan Kaya-Kayseri Barosu
  810. Avukat Neda Şentürk-İstanbul Barosu
  811. Avukat Deniz Aksoy-Ankara Barosu
  812. Avukat Merve Sena Ayhan-Aydın Barosu
  813. Avukat Sefa Yaşar-Ankara Barosu
  814. Avukat Fatma Güner-Gaziantep Barosu
  815. Avukat Burcu Yağcı- Baro?
  816. Avukat Eda Bekar Falay-İzmir Barosu
  817. Avukat Yağmur Birdal-İstanbul Barosu
  818. Avukat Burcu Uçuran-İstanbul Barosu
  819. Avukat Ahmet Baran Çelik-İstanbul Barosu
  820. Avukat Selin Birdal-İstanbul Barosu
  821. Avukat Rabia Gündoğmuş-İstanbul Barosu
  822. Ali Fuat Günay-Antalya Barosu

Kriminoloji

0
Kriminoloji - Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Yrd. Doç. Dr. M. Emin Alşahin

Kriminoloji kitabı Ceza Hukukunun duayenlerinden Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk ve Yrd. Doç. Dr. M. Emin Alşahin ile birlikte 2017 yılı ocak ayında yazılmış ve Adalet Yayınevi tarafından basılarak okuyucuya sunulmuştur. Kitap, Türkiye’de, Kriminoloji alanında yazılmış istisna eserlerdendir.

Çalışma yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, kriminolojinin tarihi gelişimi, kriminolojinin bölümleri ve kriminoloji eğitimi, öğretimi konularına yer verilmiş; ikinci bölümde, kriminolojide araştırma yöntemleri ve suçta siyah sayılar anlatılmış; üçüncü bölümde, kriminolojide teoriler; dördüncü bölümde, beden tipleri ve suç ilişkisi; beşinci bölümde suçlu tipleri; altıncı bölümde suça etki eden nedenler ve son bölümde ise, dünya genelinde bilinen bir kısım seri katiller incelenmiştir.

Yazar Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk

Çalışmada yeri geldikçe, Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanmakta olan Adalet İstatistiklerine yer verilmiş. Kriminoloji kitaplarında genellikle yer almayan seri katiller bölümü, seri katillerin anormal davranma nedenlerini ve davranış özelliklerini ortaya koymak adına çalışmaya konulmuştur.

Yazarın Kriminoloji İsimli Eser Hakkında Önsözü
“Kriminoloji, kesin, değişmez kuralları olan bir bilim olmayıp, toplumsal ve ahlâki bir bilimdir. Diğer taraftan kriminoloji, birden çok bilim dalını kapsayan sosyal, ampirik (deneysel) bir bilimdir. Bu nedenle, multidisipliner bir yapıya sahip olan kriminoloji, hukukçuların, tıpçıların, sosyologların ve istatistikçilerin hizmetlerinden yararlanmaktadır. 
Kriminoloji 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren bağımsız bir bilim dalı olarak ortaya çıkmış ve günümüzde gelişmesini sürdürmeye devam etmiştir.
Kavram olarak yeni olmakla birlikte, suçun sebepleri, asırlar önce yazarların ve felsefecilerin dikkatini çekmiştir. Hatta M. Ö. 427-347 yılları arasında yaşamış olan Platon, -Kanunlar- adlı eserinde suçu ruhun bir hastalığı olarak kabul etmiştir.
Çalışmamız yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, kriminolojinin tarihi gelişimi, kriminolojinin bölümleri ve kriminoloji eğitimi, öğretimi konularına yer verilmiştir. İkinci bölümde, kriminolojide araştırma yöntemleri ve suçta siyah sayılar anlatılmıştır. Üçüncü bölümde, kriminolojide teoriler, dördüncü bölümde, beden tipleri ve suç ilişkisi, beşinci bölümde suçlu tipleri, altıncı bölümde suça etki eden nedenler ve son bölümde ise, dünya genelinde bilinen bir kısım seri katiller incelenmiştir.
Çalışmamızda yeri geldikçe, Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanmakta olan Adalet İstatistiklerine yer verilmiştir. Ancak ifade etmeliyiz ki, ülkemizde polis istatistiklerinin yayınlanmıyor olması, kriminoloji alanında yapılan çalışmalar bakımından büyük bir eksikliktir. 
Kriminoloji kitaplarında genellikle yer almayan seri katiller bölümü, seri katillerin anormal davranma nedenlerini ve davranış özelliklerini ortaya koymak adına çalışmamıza konulmuştur.”
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Kriminoloji Kitabının Konu Başlıkları
Kriminolojinin Tarihi Gelişimi, Kriminolojinin Bölümleri, Diğer Bilim Dalları İle İlişkisi, Kriminoloji Eğitim ve Öğretimi
Kriminolojide Araştırma Metodları ve Suçta Siyah Sayılar (Karanlık Alan)
Kriminolojide Teoriler
Beden Tipleri ve Suç İlişkisi
Suçlu Türleri
Suçluluğa Etki Eden Nedenler
Seri Katiller

İÇİNDEKİLER

2. BASKIYA ÖNSÖZ 7
ÖNSÖZ 9
İÇİNDEKİLER 11
BİRİNCİ BÖLÜM
KRİMİNOLOJİNİN TANIMI, KONUSU, TARİHİ GELİŞİMİ, KRİMİNOLOJİNİN BÖLÜMLERİ, DİĞER BİLİM DALLARI İLE İLİŞKİSİ, KRİMİNOLOJİ EĞİTİM VE ÖĞRETİMİ
§ 1. KRİMİNOLOJİNİN TANIMI 23
I. GENEL AÇIKLAMALAR 23
II. KANAATİMİZ 29
§2. KRİMİNOLOJİNİN KONUSU 31
§ 3. KRİMİNOLOJİNİN TARİHİ 32
I. KÖKENİ 32
II. BELLİ BAŞLI KRİMİNOLOJİK TEORİLERE TOPLU BİR BAKIŞ 40
1. Lombroso’dan Önceki Dönem 40
2. Lombroso Dönemi 44
A. Lombroso ve Pozitivist Okul 44
a. Genel Bilgiler 44
b. Lombrosso’nun Hayatı 45
c. Düşünceleri 47
d. Ferri’nin Hayatı 49
e. Düşünceleri 51
f. Garofalo’nun Hayatı ve Düşünceleri 58
g. Ferri Döneminde Suç Sosyolojisi Araştırmalarında Yönelimler 63
aa. Sosyolojik Okul 63
bb. Sosyalist veya İktisadi Okul 64
cc. Toplumsal Çevre Okulu veya Lyon Okulu 65
dd. Zihinlerarası Etkileşim Okulu 66
3. Lombroso Sonrası Dönem 68
A. Ceza Hukuku Milletlerarası Birliği 68
B. İtalyan Üçüncü Okulu 73
C- Hukuk Tekniği Okulu 76

§ 4. KRİMİNOLOJİNİN BÖLÜMLERİ 77

I. TEORİK KRİMİNOLOJİ 77
II. UYGULAYICI KRİMİNOLOJİ 78
§ 5. KRİMİNOLOJİNİN DİĞER BİLİM DALLARI İLE İLİŞKİSİ 87
I. GENEL AÇIKLAMALAR 87
II. KRİMİNOLOJİ-CEZA HUKUKU İLİŞKİSİ 87
III. KRİMİNOLOJİ-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ 88
IV. KRİMİNOLOJİ-PSİKOLOJİ İLİŞKİSİ 89
V. KRİMİNOLOJİNİN DİĞER BİLİM DALLARI İLE İLİŞKİSİ 89
§ 6. KRİMİNOLOJİNİN EĞİTİM VE ÖĞRETİMİ 90
İKİNCİ BÖLÜM
KRİMİNOLOJİDE ARAŞTIRMA METODLARI VE SUÇTA SİYAH SAYILAR (KARANLIK ALAN
§ 1. KRİMİNOLOJİDE ARAŞTIRMA METODLARI 95
I. GENEL AÇIKLAMALAR 95
II. ARAŞTIRMA METODLARI 100
1. Genel Olarak 100
2. Doküman Analizi (Belge, İçerik Analizi) 106
3. Anket 106
4. Gözlem 109
A. Olay Öyküleri Metodu (Olay İncelemesi Metodu, Case History) 111
B. Olay Meydana Geldikçe Tespit Metodu (İzleme Metodu) 112
C. Hayat Öyküleri Metodu 114
D. Suç Faaliyetlerine Karışarak Gözlem Metodu 115
5. Deney 117
6. Suç İstatistikleri. 118
A. Kavram 118
B. Tarihçe 118
C. Suç İstatistiğinin Görevleri 119
D. Suç İstatistiğinin Çeşitleri 120
a. Kolluk (polis) İstatistikleri 121
aa. Polis İstatistiklerine Yapılan Eleştiriler 122
bb. Polis İstatistiklerinde Görülen Genel Eksikler 122
aaa. İstatistiklerin Doğasından Kaynaklanan Eksiklikler 122
bbb. Türk Ceza Kanununun Genel Hükümleri
Açısından Eksiklikler 123

ccc. Aydınlatılan Olaylar Açısından Eksiklikler 124
ddd. Şüpheliler Açısından Eksiklikler 124
b. Adalet İstatistikleri. 125
c. Cezaevi İstatistikleri 126
aa. Resmi Suç İstatistiklerinin (Adalet ve Cezaevi) Eksik ve
Yanıltıcı Etkileri 126
d. Milletlerarası Suç İstatistikleri 128
e. Bilimsel İstatistikler 128
§ 2. SUÇTA SİYAH SAYILAR (KARANLIK ALAN) 129
I. KAVRAM 129
II. KARANLIK ALAN ARAŞTIRMASININ TARİHİ GELİŞİMİ 132
III. KARANLIK ALANI OLUŞTURAN NEDENLER 133
1. Mağdurun Etkisiyle Karanlık Alanın Oluşması 133
A. Mağdurun Suçluyu Yeterince Tanımlayamaması 133
B. Mağdurun Rızası 134
C. Mağdur ile Suçlu Arasındaki İlişkiler 134
D. Çeşitli Nedenlerle Mağdurun Suçu Yetkili Makamlara
Bildirmemesi 134
2. Mağdurun Etkisi Dışında Karanlık Alanın Oluşması 135
A. Mağdursuz Suçlar 135
B. Polisin Bilmek İstemediği Suçlar 136
IV. KARANLIK ALANI ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ 136
1. Deney (Experiment) 137
2. Katılarak Gözlem (Teilnehmende Beobachtung) 138
3. Anketler (Befragungen) 139
A. Faile Sormak Suretiyle Anket (Fail İtiraf Anketleri,
Täterbefragungen) 140
B. Mağdura Sormak Suretiyle Anket (Opferbefragung, “report on victimization”) 140
C. Bilgi Sahibi Olana Sormak Suretiyle Anket
(Informantenbefragung) 142

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
KRİMİNOLOJİDE TEORİLER
§ 1. GİRİŞ 145
§ 2. SUÇ OLGUSUNA İLİŞKİN İLK BİLİMSEL AÇIKLAMALAR 145
I. ANTROPOLOJİK AÇIKLAMALAR 145
1. Cesare Lombroso ve Suçlu İnsan Teorisi 145

A. Lombroso’nun Teorisinin Kısa Açıklaması 146
B. Lombroso’nun Görüşlerinin Eleştirisi 148

II. İLK SOSYOLOJİK AÇIKLAMALAR 149
1. Coğrafya ve Harita Okulu 149
2. Sosyalist Okul 150
3. Toplumsal Çevre Okulu 151
4. Zihinlerarası Etkileşim Okulu 152
5. Emile Durkheim’ın Sosyolojik Okulu 153
III. FERRİ’NİN ÇOK SAYIDA FAKTÖRLER TEORİSİ 157
1. Ferri’nin Teorisinin Sunumu 157
A. Ferri’nin Teorik Kriminolojisi 158
B. Ferri’nin Tatbiki Kriminolojisi 161
a. Cezai Sorumluluğun Yeni Dayanakları 161
b. Toplumsal Tepkinin Yeniden Düzenlenmesi 162
§ 3. BİYOLOJİK TEORİLER 165
I. ENDOKRİNOLOJİ VE SUÇ 165
1. Kriminolojide Endokrinolojik Araştırmaların Tarihi 165
A. Öncüler Dönemi 165
B. Sistemleştirme Dönemi 166
C. Reaksiyon (Tepki) Dönemi 168
2. Endokrin Tipleme 169
3. Biotipleme 172
II. KALITIM İLE SUÇ ARASINDAKİ İLİŞKİLER 173
1. Aileler Üzerindeki Araştırmalar 174
A. Aileler Üzerinde Kalıtımsal Araştırmalar 174
B. Aileler Üzerinde İstatistiki Araştırmalar 176
2. Çocuklara İlişkin İstatistikler 177
3. Yetişkinlere İlişkin İstatistikler 178
A. Kalıtımın Kapsamı 179
III. EVLATLIKLAR ÜZERİNDE YAPILAN ÇALIŞMALAR 180
IV. KROMOZOMLAR ÜZERİNDE YAPILAN ARAŞTIRMALAR 182
V. İKİZLER ÜZERİNDE YAPILAN ARAŞTIRMALAR 188
VI. GORING’İN “İNGİLİZ MAHKÛMU” VE HOOTON’UN “AMERİKAN SUÇLUSU” 193
§ 4. PSİKOLOJİK TEORİLER 195
I. PSİKOANALİTİK KURAM 196
1. Güçlü Bir İd’e Sahip Olma 197

2. Güçlü Bir Süperego’ya Sahip Olma 198
3. Zayıf Bir Ego’ya Sahip Olma 198

II. GENEL KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ VE SUÇ 198
1. Psikopati 198
2. Ani ve Tepkisel Hareket Etme 200
3. Negatif Duygusallık 200
III. ZEKÂ VE SUÇ 201
§ 5. SOSYOLOJİK TEORİLER 205
I. SOSYAL YAPI TEORİLERİ 205
1. Sosyal Düzensizlik Teorisi (Social Disergonization Theory) 206
2. Miller’in İlgi Odakları Teorisi 211
3. Ayırıcı Fırsatlar Teorisi 213
4. Suçlu Alt Kültürü Teorisi 215
II. SOSYAL SÜREÇ TEORİLERİ 218
1. Sutherland’ın Ayırıcı Birleşimler Teorisi 218
2. Etkisizleştirme Teorisi (Neutralization Theory) 223
3. Kontrol Teorileri 225
A. Giriş 225
B. Sosyal Bağ Teorisi 226
a. Bağlılık 226
b. Adanmışlık 227
c. Faydalı İşlerle Sürekli Meşguliyet 227
d. İnanç 228
C. Reckless’in Koruma Teorisi 228
a. İç Koruyucular 229
b. Dış Koruyucular 230
III. ROBERT K. MERTON’UN ANOMİ TEORİSİ 231
1. Merton’un Uyum Modelleri 233
a. Uyumluluk 233
b. Yenilikçilik 233
c. Şekilcilik 234
d. Kaçma (Geri Çekilme) 234
e. İsyan 234

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

BEDEN TİPLERİ VE SUÇ İLİŞKİSİ
§ 1. KRETSCHMER’İN GÖRÜŞLERİ 235
I. ASTENİK (LEPSOTOM-İNCE) TİPLER 235
II. ATLETİK TİPLER 236
III. PİKNİK TİPLER 236
§ 2. SHELDON’UN GÖRÜŞLERİ 238
§ 3. ELEANOR VE SHELDON GLUECK’LERİN ÇALIŞMALARI 241
I. DÜŞÜNSEL HAYAT 243
II. AKTİF HAYAT 243
III. DUYGUSAL HAYAT 244
IV. KARARSIZ HAYAT 244
V. BEDEN YAPISI 244
BEŞİNCİ BÖLÜM
SUÇLU TÜRLERİ
§ 1. SUÇLU 247
I. GENEL OLARAK 247
1. Pozitif Hukuk 247
2. Kriminolojik Bakımdan 248
a. Hükümden önce 249
b. Hükümden sonra 250
II. SUÇLULARIN TASNİFİ- TİPOLOJİ 250
1. Genel Bilgiler 250
2. Önceki Denemeler 252
A. Gall’in Tasnifi 252
B. Despine’in Tasnifi 253
C. Lombroso’nun Tasnifi 253
D. Ferri’nin Tasnifi 254
E. Von Liszt’in Tasnifi 254
F. Maxwell’in Tasnifi 254
G. Aschaffenburg’un Tasnifi 255
a. Tesadüfi suçlu (Zufallsverbrecher) 256
b. Hissi suçlu (Affektverbrecher) 256
c. Fırsat suçlusu (Gelegenheitsverbrecher) 256
d. Tasarlayan suçlu (Vorsatzverbrecher) 257
e. Mükerrir suçlu (Rückfallsverbrecher) 257
f. İtiyadi suçlu (Gewohnheitsverbrecher) 258
g. Mesleki suçlu (Berufsverbrecher) 258
H. Gruhle’nin Tasnifi 259
İ. Stumpfl’un Tasnifi 260
J. Exner’in Tasnifi 260
a. Karakterlerine göre suçlu tipleri 260
aa. Aktif durum suçlusu 261
bb. Pasif durum suçlusu 261
cc. Aktif tesadüfi suçlu 261
dd. Pasif tesadüfi suçlu 261
b. Suç sosyolojisi tipleri 262
aa. Faaliyet tipleri. 262
bb. Tehlikeli antisosyal ve rahatsız edici asosyal durum
suçları 262
cc. Erken veya suç işleyenler 262
dd. Mesleki suçlular 262
c. Suç psikolojisi tipleri 262
d. Kalıtım biyolojisi tipleri 262
e. Suç politikası suçlu tipleri 263
aa. Islahlarının tahmin edilip edilmemesine göre suçluların
ayırımı (Prognostische Typen) 263
bb. Suç işleme nedenlerine göre suçluların ayırımı
(Ätiologische Typen) 264
f. Kanuni suçlu tipleri 264
K. Mezger’in Tasnifi 265
a. Durum suçlusu (Der Situationsverbrecher) 265
aa. Çatışma suçlusu (Der Konfliktsverbrecher) 265
bb. Gelişim Suçlusu (Der Entwicklungsverbrecher) 265
cc. Tesadüfi suçlu (Der Gelegenheitsverbrecher) 266
b. Karakter suçlusu (Der Charakterverbrecher) 266
aa. Eğilim suçlusu (Der Neigungsverbrecher) 266
bb. Alışkanlık suçlusu (Der Hangverbrecher) 267
cc. Hal suçlusu (Der Zustandsverbrecher) 267
3. Çağdaş Tasnifler 267
A. Bio-psikolojik tasnifler 267
a. Di Tullio’nun antropolojik-psikiyatrik tasnifi 267
aa. Tesadüfi suçlular (Les criminels d’occasion) 267
bb. Beden tipleri itibariyle suçlular (Les criminels constitutionnels) 268
cc. Akıl hastası suçlular (Les criminels malades mentaux) 268
b. Psikanalitik eğilimli bazı tasnifler 268
aa. Hayali ve gerçek suçluluk (Délinquance imaginative et délinquance effective) 268
bb. Gerçek suçluluğun çeşitli tipleri 269
aaa. Kate Friedlander’in Tipolojisi 269
bbb. Argyle’in Tipolojisi 269
c. Psikolojik bazı tasnifler 269
aa. Le Senne’nin Tasnifi 270
bb. Kretschmer’in Tasnifi 270
cc. Sheldon’un Tasnifi 271
dd. Andersen’in Tasnifi 271
ee. Pinatel’in Tasnifi 271
aaa. Tanımlanmış suçlu tipleri 272
bbb. Psikiyatrik bakımdan tanımlanmış suçlu tipleri
dışında kalan suçlular 274
ff. R. Mucchielli’nin Tasnifi 279
gg. Önemsiz ve süper (şiddet yanlısı) suçlu (Délinquants
banal et “super délinquant”) 279
d. Kasti veya taksirli suçlarda faillerin ayırımı 279
e. Tedavi yöntemlerine göre suçlu veya suç işleme potansiyeli
olan kişilerin tasnifi (Favard’ın Tasnifi) 280
B. Suçluların sosyolojik bakımdan tasnifi 280
a. Lindesmith ve Dunham’ın Tasnifi 281
b. Suçlu davranışlarına dayanan tasnifler 281
aa. Roebuck’un Tasnifi 281
bb. Gibbons’un Tasnifi 282
C. Seelig’in Tasnifi 282
a. Çalışmak istemeyen mesleki suçlular (Der arbeitsscheue Berufsverbrecher) 283
b. Azalmış dirençleri dolayısıyla mala karşı suç işleyenler (Der Vermögensverbrecher aus geringer Widerstansdkraft) 283
c. Saldırgan suçlular (Der Verbrecher aus Angriffssucht) 284
d. Cinsel arzularını kontrol edemediklerinden suç işleyenler
(Der Verbrecher aus sexueller Unbeherrschteheit) 284
e. Kriz etkisiyle suç işleyenler (Die Krisenverbrecher) 285

f. İlkel tepkilerle suç işleyenler (Primitivreaktive Verbrecher) 285
g. Kanaat suçluları (Der Überzeugungsverbrecher) 286
h. Sosyal disiplinsizlikleri dolayısıyla suç işleyenler (Der
Verbrecher aus Mangel an Gemeinschaftsdisziplin) 287
i. Karma Tipler 287
aa. Paralel tipler 287
bb. Değişken tipler 288

§ 2. YIĞINLARIN ETKİSİYLE İŞLENEN SUÇLAR 289
I. GİRİŞ 289
II. İLK ÇALIŞMALAR 290
III. SIGHELE VE GUSTAVE LE BON’UN YIĞINLARIN ETKİLERİ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ 291
1. Sighele’nin Düşünceleri 291
2. Gustave Le Bon’un Düşünceleri 294
A. Farklı özelliklere sahip kitleler 296
B. Benzer özelliklere sahip kitleler 296
IV. YIĞINLARIN CEZAİ SORUMLULUĞU 298
1. Sistemler 298
2. Eski ve Yeni Türk Ceza Kanununun Sistemi 301
ALTINCI BÖLÜM
SUÇLULUĞA ETKİ EDEN NEDENLER
§ 1. SUÇLULUĞA ETKİ EDEN NEDENLER 303
I. CİNSİYET VE SUÇLULUK İLİŞKİSİ BAĞLAMINDA KADIN SUÇLULUĞU 301
Genel Olarak 303
2. Kadın Suçluluğu 308
3. Kadın Suçluluğunun Nedenleri 308
A. Genel Açıklamalar. 308
B. Fiziki ve Biyolojik Nedenler 311
C. Sosyo-Kültürel Nedenler 313
4. Kadın Suçluluğuna İlişkin Mevzuatımızdaki Düzenlemeler 316
A. Beden Muayenesi Yönünden 317
B. Cezanın İnfazı Yönünden 317
C. Hükümlünün Gebe Bir Kadın Olması 317
D. Kısa Süreli Hapis Cezasının Özel İnfaz Usulü 318
II. İŞSİZLİK VE SUÇLULUK 318
III. MEVSİMLER VE SUÇLULUK 323

IV. İKLİM VE SUÇLULUK 325

V. IRK VE SUÇLULUK 327
1. Genel Açıklamalar 327
2. Irkçılıkla İlgili Mevzuatımızdaki Düzenlemeler 327
VI. YAŞ VE SUÇLULUK 329
1. Genel Olarak 329
2. Çocuk Suçluluğu 330
A. Genel Açıklamalar 330
B. Çocuk Suçluluğunu Önlemeye Yönelik Tedbirler 332
C. Çocuk Suçluluğuna İlişkin Mevzuatımızdaki Önemli
Düzenlemeler 333
a. Suç işleyen çocuklar hakkında ya ceza takibatı yapılmaz ya
da verilecek cezada indirime gidilir 333
b. Çocuk Koruma Kanununda çocukları koruyucu ve
destekleyici tedbirler öngörülmüştür 334
c. Çocuk suçlular yönünden zamanaşımı süreleri daha kısadır 335
d. Çocuklar hakkındaki soruşturma işlemleri bizzat Cumhuriyet
Savcısı tarafından yapılır 336
e. Suç faili veya suç mağduru çocuğa avukat tayini zorunludur 337
f. Çocuklar hakkındaki yargılamalar çocuk mahkemelerinde ve
gizli oturumda yapılır 337
g. Çocukların suça azmettirilmesi durumunda azmettirene
verilecek ceza artırılır 338
VII. MEDENİ HAL VE SUÇLULUK 339
VIII. MESLEKLER VE SUÇLULUK 341
IX. EĞİTİM VE SUÇLULUK 342
X. DİN VE SUÇLULUK 347
1. Sosyal Kontrol Kuramı 347
2. Fonksiyonalist Yaklaşım 348
3. Sosyal Öğrenme Teorisi 349
4. Rasyonel Tercih Teorisi 349
5. Dinsel Ekolojik Teori 350
XI. BASIN VE SUÇLULUK 351
1. Genel Olarak 351
2. Basın – Suç İlişkisi 352
A. Uyarma Teorisi (Die Stimulationstheorie) 352
B. Arınma Teorisi (Die Katharsistheorie) 356
C. Anomi Teorisi (Anomietheorie) 358

D. Kanıksama teorisi (Die Habitualisierungstheorie) 358
E. Değerlendirme 359
3. Basının Suça Etkisinin Önlenmesi 362
A. Kitle haberleşme kuruluşlarının bizzat kendi kendilerini
denetleme yoluna gitmeleri 362
B. Kanunkoyucunun alacağı tedbirler 365
C. Aileye ve Okula Düşen Görevler 367
4. Sonuç 368

XII. MÜZİK VE SUÇLULUK 369
1. Genel Açıklamalar 369
2. Tarihi Süreçte Müziğin İnsan Üzerindeki Etkisi 371
3. Müziğin Etki Alanı 373
4. Müziğin Tedavi Aracı Olarak Kullanılması 375
5. Müziğin Suçluluğa Etkisi 377
YEDİNCİ BÖLÜM
ÇOKLU ÖLDÜRME VE SERİ KATİLLER
§ 1. ÇOKLU ÖLDÜRME 379
I. TOPLU KATLİAM (MASSENMÖRDER/ MASS MURDERER) 379
II. ÇILGIN CİNAYET (DÜRTÜ İLE ÖLDÜRMELER, SPREE MURDER,
TUEUR À LA CHAİNE) 386
III. SERİ CİNAYET 390
1. Genel Bilgiler 390
2. Seri Katillerin Tipolojileri 402
A. Holmes’in Tasnifi 402
a. Halüsinasyon Gören, Akla Mantığa Aykırı Tepkisel
Davranışlarda Bulunan Seri Katiller 403
b. Görev Bilinciyle Hareket Eden Seri Katiller 405
B. Harbort’un Tasnifi 408
a. Cinsel Tatmin Amaçlı İnsan Öldürenler (Serien
Sexualmörder) 409
b. Yağma Maksatlı Seri Katiller (Serien-Raubmörder) 417
c. Aile veya arkadaş çevresinden insanları öldüren seri katiller
(Serien-Beziehungsmörder) 421
d. Güç Arayıcı Seri Katiller (Power and Control) 428
e. Kiralık Seri Katiller (Serien-Auftragsmördern) 434
§ 2. SERİ KATİLLER 436
I. KISA AÇIKLAMA 436

II. TED BUNDY (24.11.1946-24.01.1989) 437
III. PETER SUTCLIFFE (02.06.1946-…) 442
IV. ED GEIN (27.08.1906-26.07.1984) 444
V. PETER KÜRTEN (26.05.1883-02.07.1931) 448
VI. ANDREI CHIKATILO (16.10.1936-14.02.1994) 450
VII. RICHARD MUNOZ RAMIREZ (29.02.1960-07.06.2013) 453
VIII. FRITZ HAARMANN (25.10.1879-15.04.1925) 456
IX. JEFFREY DAHMER (21.05.1960-28.11.1994) 458
KAYNAKÇA 463
İSTATİSTİKLER 473
▫ DÜNYADA KASTEN ÖLDÜRME, KASTEN YARALAMA, YAĞMA VE CİNSEL SALDIRI/CİNSEL İSTİSMAR SUÇLARININ 100.000 NÜFUSTA KİŞİ BAŞINA DÜŞEN
SUÇ ORANI 473
▫ 31.12.2000-02.10.2017 TARİHLERİ ARASINDA CEZA KURUMLARINDA
BULUNAN HÜKÜMLÜ VE TUTUKLULARIN SAYILARI 474
▫ 01.04.2016 TARİHİ İTİBARİYLE CEZA İNFAZ KURUMUNDA BULUNAN TUTUKLU
VE HÜKÜMLÜLERİN YAŞLARA GÖRE DAĞILIMI 475
▫ 01.04.2016 TARİHİ İTİBARİYLE CEZA İNFAZ KURUMUNDA BULUNAN TUTUKLU VE HÜKÜMLÜLERİN CEZA İNFAZ KURUMUNA GİRERKEN BEYAN ETMİŞ
OLDUKLARI MEZUNİYET DURUMUNA GÖRE DAĞILIMI 476
▫ 01.04.2016 TARİHİ İTİBARİYLE CEZA İNFAZ KURUMUNDA BULUNAN TUTUKLU
VE HÜKÜMLÜLERİN MEDENİ DURUMLARINA GÖRE DAĞILIMI 477
▫ 01.04.2016 TARİHİ İTİBARİYLE CEZA İNFAZ KURUMUNDA BULUNAN TUTUKLU
VE HÜKÜMLÜLERİN COĞRAFİ BÖLGELERE GÖRE DAĞILIMI 478

Türkiye – Çin Dostluk Antlaşması

1

Türkiye – Çin Dostluk Antlaşması, 4 Nisan 1934 tarihinde Ankara’da imzalanmış, sözleşmenin kabulüne dair kanun 4 Haziran 1934 tarihinde Meclis’te kabul edilmiştir.

“Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Cumhuriyeti arasında 4 Nisan 1934 tarihinde Ankara’da İmza edilen dostluk muahedesinin tasdikına dair kanun”  9 Haziran 1934’te Resmi Gazete‘de ilan edilmiştir.

Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkiler 1971 yılından itibaren ilerlemeye başlamış, 2000’li yıllarda ekonomik ilişkilerde artış kaydedilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Cumhuriyeti arasında 4 nisan 1934 tarihinde Ankara’da İmza edilen dostluk muahedesinin tasdikına dair kanun – Türkiye – Çin Dostluk Antlaşması

Kanun No: 2496

Kabul tarihi:4/6/1934

Madde 1 — Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Cumhuriyeti arasında 4 nisan 1934 tarihinde Ankara’da imza edilen dostluk muahedesi tasvip ve kabul edilmiştir.

Madde 2 — Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3 — Bu kanunun icrasına icra Vekilleri Heyeti memurdur. 6/6/1934

Bir taraftan
Türkiye Cumhuriyeti,
Diğer taraftan
Çın Cumhuriyeti,

Aralarında samimî dostluk rabıtaları tesis ve takviyesi arzusile mütehassis olarak bir dostluk muahedesi aktine karar vermişler ve bu maksatla,
Türkiye Reisicumhuru Hazretleri:
Hariciye Vekili ve İzmir Mebusu Tevfik Rüştü Beyefendiyi,
Çin Cumhuriyeti Millî Hükümeti Reisi Hazretleri :
Çın Cumhuriyetinin Bernde Fevkalâde murahhas ve
orta elçisi M. V . Hoo Chi-Tsai Cenaplarını murahhasları olarak tayin etmişlerdir.

Bu zevat usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerini yekdiğerine tebliğ ettikten sonra aşağıdaki hükümleri kararlaştırmışlardır.

Madde 1 

Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Cumhuriyeti arasında, kezalik iki memleketin tebaaları arasında samimî ve ebedî sulh ve dostluk cari olacaktır.

Madde 2

Yüksek Âkit taraflar, iki Devlet arasında, hukuku düvel prensiplerine tevfikan, diplomatik münasebetler tesisi hususunda mutabıktırlar.

Tarafeyn, herbirinin diplomatik mümessillerinin, diğer Taraf arazisinde, mütekabiliyet şartile, hukuku umumiyei düvelin umumî prensiplerile takarrür eden muameleye mazhar olacaklarını kabul ederler.

Madde 3

Yüksek Âkit Taraflar, memleketleri arasında konsolosluk ve ticaret münasebetlerini, kezalik herbirinin arazisinde diğer Taraf tebaasının yerleşme ve oturma şartlarını atiyen aktedecekleri bir mukavele ile tanzim eylemek hususunda mutabıktırlar

Madde 4

Bu muahede Yüksek Âkit Taraflarca, kendi kanunlarına tevfikan, mümkün olan en kısa müddet zarfında tasdik edilecektir. Tasdiknameler, tasdikin icrasından sonra uç ay zarfında Cenevrede teati olunacak ve muahede tasdiknamelerin teatisinden sonra on beşinci gününden itibaren mer’iyete girecektir

Yukarıdaki hükümleri tasdik etmek üzere, iki Taraf murahhasları, bu muahedeyi iki nüsha olarak imza eylediler ve mühürlerini bastılar.

Çin Cumhuriyetinin yirmi üçüncü senesinin dördüncü ayının dördüncü günü tarihine tekabül eden 4 nisan 1934 tarihinde Ankarada tanzim edilmiştir

(imza) Dr. T Rüştü (İmza) Hoo Chı-Tsaı

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu

0

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu, 1992 yılında ilan edilmiştir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Dünya Okyanus Günü, 8 Haziran tarihinde kutlanan özel bir gündür. Birleşmiş Milletler Çevre Kalkınma Konferansı; 3-14 Haziran 1992 tarihleri arasında Rio da Jenerio’da bir araya toplanmış, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu’nu yayınlamış ve Okyanus Günü de bu kapsamda kabul edilmiştir. Kararın alınmasına karşın, henüz resmi olarak kabul edilmemiş bulunan Dünya Okyanus Günü, okyanusların dünya üzerindeki yaşam ve vahşi yaşama olan katkısına dikkat çekmek amacıyla gündeme getirilmiştir. Okyanus ve denizlerin, karbonların emilmesinde, iklim değişikliği ile mücadele edilmesinde, güneş enerjisinin dağıtımında stratejik rolleri bulunduğu gerçeğinin vurgulandığı Okyanus Gününde, insan varlığının sürdürülebilmesi için deniz ve okyanusların rasyonel kullanılmasına vurgu yapılmaktadır. [/box]

Birleşmiş Milletler Çevre Kalkınma Konferansı; 3-14 Haziran 1992 tarihleri arasında Rio da Jenerio’da biraraya gelerek;

16 Haziran 1972 Stockholm’de kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı Deklarasyonu’nun teyid edilerek;

yeni ve tarafsız global bir ortaklığın kurulabilmesi için devletler, toplumun anahtar sektörleri ve insanlar arasında yeni işbirliği düzeylerinin yaratılması hedefiyle; bütün toplumların kendi ilgi alanlarını dikkate alan global çevre ve kalkınma sistemini koruyan Uluslararası antlaşmalar için çalışarak; dünyanın birbirinden ayrılmayan ve bir bütün olan doğasını tanıyarak bildirmektedir ki:

İlke 1

İnsanlar sürekli ve dengeli kalkınmanın merkezindedir. Doğa ile uyum içerisinde sağlıklı ve verimli bir hayata hakları vardır.

İlke 2

Devletler, Birleşmiş Milletler Şartı ve Uluslararası hukuk prensipleri doğrultusunda, kendi çevre ve kalkınma politikalarına uygun olarak kendi doğal kaynaklarını kullanma hakkına sahiptirler ve kendi yetki ve kontrolleri dahilindeki faaliyetlerin diğer ülkelere zarar vermemesini sağlamakla sorumludurlar.

İlke 3

Mevcut ve gelecekteki nesillerin kalkınma ve çevre ihtiyaçlarının eşit olarak karşılanabilmesi için kalkınma hakkı tamamlanmalıdır.

İlke 4

Sürekli ve dengeli kalkınmanın gerçekleşebilmesi için çevre koruma, kalkınma sürecinin entegre bir parçasını oluşturacaktır, ayrı olarak düşünülemez.

İlke 5

Hayat standardındaki eşitsizliklerin azaltılması ve insanların çoğunluğunun ihtiyaçlarının daha iyi karşılanabilmesi amacıyla, sürekli ve dengeli kalkınmanın vazgeçilemez ihtiyacı olan yoksulluğun giderilmesinde tüm devletler ve insanlar işbirliği yapacaklardır.

İlke 6

Gelişme yolundaki ülkelere, özellikle az gelişmiş ve çevre konusunda en çok rahatsız olan ülkelerin özel durum ve ihtiyaçlarına özel öncelik verilecektir. Çevre ve kalkınma konularındaki uluslararası uygulamalar tüm ülkelerin ilgi ve ihtiyaçlarına cevap verebilmelidir.

İlke 7

Dünyanın ekosisteminin korunması ve iyileştirilmesi amacıyla devletler global ortaklık ruhu içinde işbirliği yapacaklardır. Global çevre bozulmasına katkıları doğrultusunda ortak ancak farklı düzeyde sorumluluklara sahiptirler. Gelişmiş ülkeler, kendi toplumlarının global çevre üzerinde yarattığı baskı ve sahip oldukları teknoloji ve finansal kaynaklar doğrultusunda, sürekli ve dengeli kalkınmadaki sorumluluklarını kabul etmektedirler.

İlke 8

Sürekli ve dengeli kalkınmayı ve insanlar için daha kaliteli bir yaşamı gerçekleştirebilmek için devletler sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim kalıplarını azaltmalı, ortadan kaldırmalı ve demografi politikalarını iyileştirmelidirler.

İlke 9

Sürekli ve dengeli kalkınma için kapasiteyi güçlendirmek amacıyla bilimsel ve teknolojik bilgi alışverişi ve teknoloji transferi yoluyla devletler işbirliği yapacaklardır.

İlke 10

Çevre konuları, bireylerin belirli düzeydeki katılımları ile en iyi şekilde ele alınmaktadır. Ulusal düzeyde, her birey kamu otoritelerindeki çevreyle ilgili bilgilere (tehlikeli maddelere ve faaliyetlere ilişkin bilgiler de dahil olmak üzere) ulaşabilecek ve karar verme sürecine katılma fırsatına sahip olacaktır. Devletler, bilgileri herkes tarafından elde edilebilecek hale getirerek kamu duyarlılığını ve katılımını kolaylaştıracak ve destekleyecektir. Acil çözüm ve yeni düzenlemeler dahil olmak üzere adil ve idari uygulamalara etkin geçiş sağlanacaktır.

İlke 11

Devletler etkili çevre mevzuatı oluşturacaklardır. Çevre standartları, idari hedefler ve öncelikler, uygulandıkları alanların çevresel ve kalkınmaya ilişkin durumunu yansıtacaktır. Bazı ülkeler tarafından uygulanan standartlar, diğer ülkeler için ekonomik ve sosyal maliyet açısından uygun olmayabilir.

İlke 12

Devletler destekleyici ve açık bir uluslararası ekonomi sistemi geliştirmek için işbirliği yapacaklardır. Çevre amaçlı alınan ticaret politikası tedbirleri, uluslararası ticarete gizli bir sınırlama getirecek nitelikte olmamalıdır. İhraç eden ülkenin sınırları dışında, çevresel hususlarla ilgilenmek üzere tek taraflı eylemlerden kaçınılmalıdır. Sınırlaraşırı ya da global çevre sorunlarına işaret eden çevresel tedbirlerde, mümkün olduğunca uluslararası oybirliği temel alınacaktır.

İlke 13

Devletler kirlilikten zarar görenler için sorumluluk ve tazmine ilişkin ulusal kanunlar geliştireceklerdir. Devletler, aynı zamanda, sınıraşan olumsuz çevresel etkiler için sorumluluk ve tazmine ilişkin uluslararası kanun geliştirmek üzere süratli ve daha kararlı bir tavırla işbirliği yapacaklardır.

İlke 14

Devletler, çevreye veya insan sağlığına zarar veren faaliyet ve maddelerin diğer ülkelere transferini önlemek amacıyla etkili bir biçimde işbirliği yapmalıdırlar.

İlke 15

Çevrenin korunması amacıyla ihtiyat prensibi devletlerin kapasitesi doğrultusunda yaygın bir şekilde uygulanacaktır. Ciddi tehditlerin veya tamiri mümkün olmayan zararların bulunması halinde, bilimsel belirsizlik, önlemlerin alınmasını erteleyebilecek bir neden olarak kullanılmalıdır.

İlke 16

Ulusal otoriteler “kirleten öder” prensibini dikkate alarak çevre maliyetlerinin uluslararası hale getirilmesine ve ekonomik araçların kullanımını geliştirmeye gayret göstermelidirler.

İlke 17

Ulusal bir araç olarak çevresel etki değerlendirmesi çevreye önemli derecede zarar verici nitelikteki ve uzman ulusal otoritenin kararına bağlı olan faaliyetler için yapılacaktır.

İlke 18

Başta devletlere zarar verecek ulusal çevre felaketleri ve olağanüstü durumlar halinde, ilgili devletler derhal uyarılacaktır. Uluslararası topluluk, bir felakete uğrayan ülkeye yardım konusunda elinden gelen her türlü gayreti sarf edecektir.

İlke 19

Ciddi boyutlarda sınırlar ötesi olumsuz etkiye sahip olabilecek faaliyetler sözkonusu olduğunda, devletler bu etkilere maruz kalabilecek komşu devletleri haberdar edecek ve ilgili bilgileri bu devletlere temin edecek ve bu devletlere zamanında iyi niyet içinde danışacaklardır.

İlke 20

Kadınlar çevre yönetiminde ve gelişmesinde önemli role sahiptirler. Bu yüzden sürdürülebilir kalkınmayı başarmak için onların katılımı gereklidir.

İlke 21

Herkese daha iyi bir gelecek sağlamak ve sürdürülebilir kalkınmayı başarabilmek için dünya gençliğinin yaratıcılığı, idealleri ve cesareti global bir sorumluluğu paylaşmaları yönünden kanalize edilmelidir.

İlke 22

Yerli halk ve onların toplumları ve diğer yerel toplulukların bilgileri geleneksel uygulamaları nedeniyle kalkınma ve çevre yönetiminde önemli role sahiptirler. Devletler sürdürülebilir kalkınmanın başarılmasında etkili katılımlarını sağlamalı, kimliklerini ve kültürlerini desteklemelidir.

İlke 23

İşgal, baskı ve tahakküm altındaki halkların kaynakları ve çevreleri korunmalıdır.

İlke 24

Doğal olarak savaş, sürdürülebilir kalkınmanın yıkımıdır. Bu nedenle, devletler silahlı çatışmalarda çevrenin gözetilmesi amacıyla, uluslararası hukuka saygı gösterecekler ve gerektiğinde onun daha da geliştirilmesi için işbirliği yapacaklardır.

İlke 25

Barış, kalkınma ve çevre koruma birbirine bağlı ve bölünmezdir.

İlke 26

Devletler, çevresel anlaşmazlıkları Birleşmiş Milletler şartına uygun olarak barışçı yollardan ve uygun yöntemlerle çözeceklerdir.

İlke 27

Bu deklarasyon ilkelerinin uygulanmasında ve sürdürülebilir kalkınma alanında uluslararası hukukun daha da geliştirilmesinde devletler ve insanlar iyi niyet ve ortaklık ruhu ile işbirliği yapacaklardır.

Dünya Tabipler Birliği Kimyasal ve Biyolojik Silahlar Bildirgesi

0

Dünya Tabipler Birliği Kimyasal ve Biyolojik Silahlar Bildirgesi, 1990 yılı Ekim ayında Caliornia’da toplanan 42. Genel Kurul toplantısında ilan edilmiştir. Kitle imha silahlarına karşı yayınlanmış hukuki, etik ve evrensel metinlerdendir.

Dünya Tabipler Birliğinin Kimyasal ve Biyolojik Silahlar Bildirgesi

Dünya Tabipler Birliği; tüm dünyadaki tıp mesleklerinin dikkatini kimyasal ve biyolojik silahların yarattığı tehlikelerine çeker. Pek çok şeyin yanısıra bu tehlikeler şunlardır:

a) Bu silahlar askeri personel yanısıra sivil halk için de çok büyük bir tehlike arzeder; yalnızca “hedef” bölge için değil, çok daha uzak bölgelere, belki de savaşanların ulusal sınırları dışına da yayılır.

b) Kimyasal ve biyolojik silahların etkisi, insan sağlığı için uzun vadeli bir tehlike olup, hastalık, yaralanma, rahatsızlık ve toplumda uzun dönem sonra ortaya çıkan sorunlar yaratabilir.

c) Kimyasal ve biyolojik silahlar çevrede kalıcı, karmaşık ve önceden tahmin edilemeyen etkiler yaratır, örneğin hayvanlar, bitkiler, su kaynakları bulaşır. Bu da insanların yaşamlarını sindirmelerini etkileyecek yoğun morbidite nedeni olur.

d) Varolan sağlık hizmetleri, teknoloji ve insangücü kimyasal ve biyolojik silahların yarattığı sorun karşısında çaresiz kalabilir. Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi hekimlere; yaşamlarını insanlık hizmetine adamalarını, hastalarının sağlığının hekimin ilk hedefi olması gerektiğini ve tıbbi bilgilerini insanlık yasalarına karşı kullanmamaları gerektiğini söyler.

Dünya Tabipler Birliği Helsinki Bildirgesi; hekimlerin amacının halkın sağlığını korumak olduğunu, hekimlerin bilgi ve mantıklarını bu hedefe adamaları gerektiğini belirtir.

Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi aşağıdaki cümlelerle başlar: “Tıp ilmini insanlık hizmeti için kullanmak, bedensel ve ruhsal sağlığı ayrım yapmadan korumak, hastaların acılarını dindirmek ve onları rahatlatmak hekimlerin bir ayrıcalığıdır.”

Bu nedenle, Dünya Tabipler Birliği, sağlık hizmeti vermesi beklenen hekimlerin, kimyasal ve biyolojik silah araştırmalarına katılmasını, kişisel ve bilimsel bilgilerini bu silahların keşfi ve üretiminde kullanmalarının etik olmadığını düşünmektedir.

Dünya Tabipler Birliği;

1-Biyolojik ve kimyasal silahların geliştirilmesini reddeder, kınar,

2-Tüm devletleri kimyasal ve biyolojik silah geliştirmemeye ve kullanmamaya çalışır,

3-Tüm Tabip Birliklerine bu Bildirgenin aktif desteklenmesinde Dünya Tabip Birliği’ni ile birlikte davranmaya çağırır.

Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek

0
Türkiye'de Hukuku Yeniden Düşünmek
Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek isimli derleme ve kolektif eser Haluk İnanıcı tarafından hazırlanarak 2015 yılında İletişim Yayınları tarafından basılmıştır. Haluk İnanıcı’nın alanındaki önde gelen, uzman isimlerin katkılarıyla hazırladığı bir eserdir. 19 farklı kişinin katkısıyla oluşan kitap, eleştirmenler tarafından Türkiye’deki hukuk krizine ışık tutan inceleme olarak nitelenmiştir.
Kitabın Tanıtım Bülteni

“Hukuk, devlet aygıtının fikrî yakıtı, demokrasilerin ayrılmaz bir parçası, yönetenlerin keyfiliğini önleme aracı, yönetilenlerin haklarını korumadaki yegâne güvence… Toplum yaşamındaki en önemli olgulardan, kavramlardan, gerçekliklerden biri. Bu nedenlerle hukukta baş gösterecek bir “krizin” toplumun tümünü, derinden etkilediği, etkileyeceği ortada. Tüm yaşananlardan, olup bitenden Türkiye’nin de uzun zamandır ciddi bir “hukuk krizi” içinde olduğunu net biçimde biliyoruz.

Haluk İnanıcı’nın alanındaki önde gelen, uzman isimlerin katkılarıyla hazırladığı bu derleme yazarların kendi alanlarındaki envanteri, demokratik hukuk devleti, hukukun genel ilkeleri perspektifinden değerlendirme niteliği taşıyor. Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek yargı kültüründen bilişim suçlarına, başkanlık sistemi tartışmalarından kadın cinayetlerine, İç Güvenlik Kanunu’ndan iş hukukuna, siyasal suçlardan çocuk hukukuna, çevre hukukundan basın özgürlüğüne ve daha başka konulara Türkiye’nin sürekli gündeminde yer alan, “kriz” çıkaran, tartışmalı hukuki konulara kapsamlı bir değerlendirme sunuyor.

Haluk İnanıcı, İbrahim Ö. Kaboğlu, Hayrettin Ökçesiz, Osman Doğru, Tolga Şirin, Serap Yazıcı, Ersan Şen, Fikret İlkiz, Köksal Bayraktar, Ercan Kanar, Ali Pehlivan, Tankut Centel, Ulaş Karan, Ayhan Erdoğan, Ergin Cinmen, Arif Ali Cangı, H. Fehmi Demir, Seda Akço Bilen, Zehra Çiğdem Özcan’ın yazılarıyla…”

Kitapta yer alan bölümler

– Giriş, Haluk İnanıcı

– Hukuk ve Siyaset, İbrahim Ö. Kaboğlu

– Ülkemin Hukukunu Düşünürken, Hayrettin Ökçesiz

– İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Türkiye’deki Hukuk Sisteminin Etkililiği ve Çoğulculuğu Sorunu, Tolga Şirin, Osman Doğru

– Yeni Anayasa Çalışmaları ve Başkanlık Sistemi Tartışmaları, Serap Yazıcı

– 6638 Sayılı İç Güvenlik Kanunu, Ersan Şen

– Basın Özgürlüğü ve Görüş Edinme Hakkı, Fikret İlkiz

– İnternet İletişim Özgürlüğü ve Sosyal Medya, Fikret İlkiz

– Siyasal Suç ve Terör Eylemleri, Köksal Bayraktar

– Türk Yargı Kültürü ve Hukuk Estetiği, Haluk İnanıcı

– Siyasi Davalar Yargı Pratiği ve Dürüst Yargılanma Hakkı, Ercan Kanar

– Yargı Bağımsızlığına İlişkin Sorunlar, Ali Pehlivan

– İş Kanunu’na İlişkin Temel Uygulama Sorunları, Tankut Centel

– Ayrımcılık Yasağı Kapsamında Türk Ceza Hukukunun ve Uygulamasının Durumu, Ulaş Karan

– Sulh Ceza Hakimliği, Ayhan Erdoğan

– Mit Yasası Üzerine Bir Değerlendirme, Ergin Cinmen

– Çevreyi İmha Aracı Haline Getirilen Hukuku Yeniden Düşünmek, Arif Ali Cangı

– Özgürlük – Güvenlik Yapay İkilemi Kıskacında Dönüşen Ceza Hukuku ve Enformasyon Teknolojileri, H. Fehmi Demir

– Çocuk Hukukunda Nerede Duruyoruz?, Seda Akço Bilen

– Üçüncü Sayfa, Zehra Çiğdem Özcan

Çocukluğunu İstanbul’un Tophane, Galata, Bayrampaşa, Karagümrük semtlerinde geçirip askerî ve sivil cümle okulları kâmilen bitirdi. 12 Eylül 1980 askerî darbe sürecinde üsteğmenken emekli edildi. 1983 yılından beri serbest avukatlık yapıyor.

Daha önce yayımlanmış kitapları: 21. Yüzyılda Avukatlık ve Baro (makaleler, 2008, Legal Yayınevi); Rugan Ayakkabılı Teğmen (roman, 2010, Everest Yayınları), Parçalanmış Adalet (derleme, 2011, İletişim Yayınları); Dinle Lisa (roman, 2013, İletişim Yayınları); Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek (derleme, 2015, İletişim Yayınları); Aşkın Yedi Menzili (roman, 2016, İletişim Yayınları)

Haluk İnanıcı

743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi Gerekçesi

0

743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi Gerekçesi

Hali hazırda Türkiye Cumhuriyetinin müdevven bir Kanuni Medenîsi yoktur. Yalnız, akitlerin küçük bir kısmına temas edebilen Mecelle vardır. 1851 maddedir. 8 Muharrem 1286 tarihinde yazılmağa başlanmış ve 26 Şaban 1293 tarihinde ikmal edilerek mevkii mer’iyete vazolunmuştur. Denilebilir ki: bu kanunun ihtiyacı hâzıraya tevafuk eden ancak 300 maddesidir. Mütebakisi memleketimizin ihtiyacatını ifade edemeyecek kadar iptidaî bir takım kaidelerden ibaret olduğundan tatbik edilmemektedir. Mecelle’nin kaidesi ve ana hatları, dindir. Halbuki, hayatı beşer, her gün hatta her an esaslı tahavvüllere maruzdur. Bunun tahavvüllerini, yürüyüşünü hiçbir zaman bir nokta etrafında tespit etmek ve durdurmak mümkün değildir. Kanunları dine müstenit olan devletler kısa bir zaman sonra memleketin ve milletin mütalebelerini tatmin edemezler. Çünkü dinler, lâyetegayyer hükümler ifade ederler.

Hayat yürür; ihtiyacat sür’atle değişir, din kanunları, mutlaka ilerleyen hayatın huzurunda şekilden ve ölü kelimelerden fazla bir kıymet, bir mâna ifade etmezler. Değişmemek, dinler için bir zarurettir. Bu itibarla dinlerin sadece bir vicdan işi olarak kalması, asrı hâzır medeniyetinin esasatından ve eski medeniyetle yeni medeniyetin en mühim farikalarından birisidir. Esaslarını dinlerden alan kanunlar tatbik edilmekte oldukları camiaları nazil oldukları iptidaî devirlere bağlarlar ve terakkiyata mâni belli başlı müessir ve âmiller sırasında bulunurlar. Türk milletinin mukadderatını asrı hâzır içinde dahi Kurunu Vusta ahkâm ve
kavaidine raptetmekte, dinin lâyetegayyer ahkâmından mülhem olan ve ulûhiyetle daimî temas halinde bulunan kanunlarımızın en kuvvetli müessir olduklarına şüphe edilmemelidir.

Millî hayatı içtimaîyenin nâzımı olan ve yalnız ondan mülhem bulunması icap eden müdevven bir Kanunu Medenîden Türkiye Cumhuriyeti’nin mahrum kalması ne asrı hazır medeniyeti icabatiyle ne de Türk ihtilâlinin istilzam ettiği mâna ve mefhumla kabili telif değildir. Asrı hâzır devletini iptidaî siyasî teşekküllerden ayıran farikalardan birisi de, câmianın mukadderatında tatbik edilen kavaiden taknin edilmiş olmasıdır. Bedavet devirlerinde, ahkâm müdevven değildir. Hâkim, örf ve âdetle hüküm verir. Mecellenin maruz 300 maddesi istisna edilmek şartıyla Kanuni Medenî mebhasinde Türk Cumhuriyeti hâkimleri derme çatma fıkıh kitaplarından ve din esasatından istinbat ve istihdaç suretiyle icrayı kaza etmektedirler. Türk hâkimi hükümlerinde muayyen bir içtihat, bir kavil ve bir esas ile mukayyet değildir. Binaenaleyh herhangi bir mesele etrafında memleketimizin bir mahallinde verilen bir hüküm ile aynı şerait tahtında tahaddüs eden ayni meselede diğer mahallinden verilen hükümler birbirinden ekseriya farklı ve mütenakız bulunmaktadır. Netice itibariyle Türkiye halkı, adaletin tatbikinde ittiratsızlığa ve mütemadî tezebzübe maruz kalmaktadır.

Halkın mukadderatı muayyen ve müstekar bir adalet esasına değil, tesadüfe ve talihe bağlı ve bir birini mütenakız kurunu vustaî fıkıh kaidelerine merbut bulunmaktadır. Cumhuriyet Türk adaletinin bu keşmekeşten, yokluktan ve pek iptidaî vaziyetten kurtarılmasını inkılâbın ve asrı hazır medeniyetinin icabatına muvakıf yeni bir Türk Kanunu Medenîsinin sür’atle vücude getirilmesini ve takninini zaruri kılmıştır. Bu maksatla ihzar olunan Türk Kanunu Medenîsi kavanini medenîye sırasında en yeni, en mükemmel ve halkçı olan İsviçre Kanuni Medenîyesinden ahiz ve iktibas olunmuştur. Bu vazifeyi Adliye Vekâletince verilen direktifler dahilinde memleketimizin güzide hukukşinaslarından mürekkep hususî bir
encümen ifa eylemiştir.

Asrı hazır aileyi medeniyetine mensup milletleri ihtiyaçları arasında esaslı bir fark yoktur. İçtimaî ve iktisadî daimî temaslar beşerin büyük ve medenî bir kütlesini bir aile haline getirmiş ve getirmekte bulunmuştur. Prensipleri yabancı bir memleketten iktibas edilmiş olan Türk Kanuni Medenîsi lâyihasının mevkii mer’iyete vaz’ından sonra memleketimizin ihtiyacati ile kabili telif olmaması müddeası varit görülmemiştir. Bahusus İsviçre Devleti’nin muhtelif tarih ve an’anatına mensup Alman, Fransız ve İtalyan ırklarını ihtiva etmekte oluğu malûmdur. Bu kadar, hattâ hars itibariyle yekdiğerinden farklı bir muhitte tatbik elâstikiyetini gösteren bir kanunun Türkiye Cumhuriyeti gibi yüzde doksanı itibarile mütecaniz bir ırk ihtiva eden bir devlette tatbik kabiliyetini bulabilmesi şüphesiz görülmüştür. Bundan başka mütemeddin bir milletin mütekâmil bir kanunu Türkiye Cumhuriyetinde cayi tatbik bulamayacağı noktai nazarı sakat görülmüştür. Bu tez Türk milletinin medenî kabiliyeti haiz olmadığını ifade eden bir mantık silsilesine müncer olabilir. Halbuki hâdiselerin hakikati, hal ve tarih bu müddeanın tamamen zıddınadır. Türk teceddüt tarihi şahit tutularak denilebilir ki: Türk milleti asrı hazırın mükteziyatına mutabık olarak vucude getirilen makul ve salim ve akıl ve zekâ ile müterafık yeniliklerden hiçbirisine muarız kalmamıştır.

Bütün bir teceddüt tarihimizin seyrinde âmmenin menafii mülâhazasıyla vücude getirilen yeniliklere yalnız, menfaatleri muhtel olan zümreler mücadil vaziyetinde kalmışlar ve halkı din namına, sakim ve bâtıl itikat namına idlâl ve ifsat eylemişlerdir. Unutmamak lazımdır ki Türk milletinin kararı muasır medeniyeti bilâ kaydü şart tekmil prensipleri ile kabul etmektir. Bunun en bâriz ve canlı delili inkılâbımızın kendisidir. Muasır medeniyetin Türk camiasile kabili telif olmayan noktaları görülüyorsa bu, Türk milletinin kabiliyet ve istidadındaki noksandan değil, onu fuzulî bir suretle ihata eden kurunu vustaî teşkilât ve dinî müdevvenat ve müessesattandır.

Nitekim muassır medeniyetle Mecelle ahkâmı şüphe yok ki, kabili telif değildir. Fakat mecelle ve buna makis sair müdevvenat ile Türk milleti hayatının müterafık olmadığı da aşikardır. Adliye Vekaleti en yeni ve en mükemmel olan İsviçre Kanunu Medenîsinin milletimizin şimdiye kadar bağlı kana vâsi zekâ ve kabiliyetini tatmin edecek ve ona hakiki bir cevelângâh ve bir saha olabilecek bir eseri medenî olarak görmektedir. Bu kanunda milletimizin duyguları ile istinas etmeyecek hiçbir nokta tasavvur etmemektedir.

Şu ciheti de işaret etmek lazımdır ki: muasır medeniyeti almak ve benimsemek kararile yürüyen Türk Milleti, muasır medeniyeti kendisine değil, kendisini muasır medeniyetin icabatına her ne bahaya olursa olsun ayak uydurmak mecburiyetindedir.

Yaşamak kararında olan bir millet için bu, şarttır. İhzar olunan lâyiha bu icabatın aksamı muhimmesini ihtiva etmektedir. Örf ve âdete ve göreneklere sureti mutlakada bağlı kalmak davası da beşeriyeti en iptidaî vaziyetinden bir adım ileri götürmeyecek kadar tehlikeli bir nazariyedir. Hiçbir mütemeddin millet böyle bir akide etrafında kalmamış ve hayatın icabatına tevfiki hareketle zaman zaman kendini bağlayan örf ve âdetleri yıkmakta tereddüt etmemiştir. (Hakikatler karşısında âbâ ve ecdadından mevrus itikatlara behemehal bağlı kalmak akıl ve zekâ icabatından değildir.) Esasen ihtilâller bu hususta en müessir bir vasıta olarak istimal edilmişlerdir.

Alman Kanunu Medenîsinin tatbikinden evvel Almanya, hukukî ahkâm noktasından merkezde Bizansın (1500) sene evvel yapılmış Roma Hukukuna tâbi idi. Bu hukuka, bir de millî hukukun millî ve mahallî metinleri inzimam ediyordu. Şarkta ve şimalde Roma Hukuku ve mahallî metinlerle karışık bir halde Prusya Hukuku vardı. Mütebaki aksamda Fransa Hukuku mer’i idi. Alman ahalisinin %33’ü Roma Hukukuna, %43’ü Prusya Hukukuna, %7’si Saksonya hukukuna, %17’si Fransa hukukuna tâbi idi. Alman Kanunu Medenîsinin tatbikinden evvel Alman hukuk lisanı Lâtince, Fransızca, Yunanca ve mahallî Alman
lisanlarınca idi. Bavyera’da yalnız nikâh mukavelesi hakkında 70 ila 80 usul vardı. Hâkim için bu metinlerin hepsinden ayrı ayrı haberdar olma imkânı yoktu. Alman Kanunu Medenîsinin neşrinden evvel Almanya’da bir adamın herhangi bir hadisede hangi ahkâma tâbi olacağını bilmesi imkânı mevcut değildir. Almanya hukukşinasları bu binbir çeşit ve asırlardan müdevver hukuktan, Kanunu Medenî ile memleketlerini bir hamlede kurtardılar ve bütün Almanya için tek bir Kanunu Medenî yaptılar.

Kanun 3 Temmuz 1896’da neşrolundu ve Millet Meclisince toptan kabul edildi. Örf ve âdetçilere göre Alman Kanunu Medenî lâyihası pek nazarî; ve amelî noktadan kıymetsiz telâkki olundu. Halbuki tetkik neticesinde bu kanundan kendileri dahi bir tek esası oynatmak imkânı görmediler.

Fransız Kanunî Medenîsi de bir inkılâp mahsulüdür. O da eski ahkâmı, örf ve âdetleri çiğneyerek yeni düsturlar vazetti. Sınıf ve arazi imtiyazlarının lağvı ve hukuku ailenin kilisenin elinden alınması bu kanunun belli başlı yeniliklerinden oldu. Kanunu Medenîsinin neşrinden evvel Fransa mahallî ve mektup ve birbirinden çok farklı örflerle idare ediliyordu; cenubda Roma zamanından kalma ahkâm, şimalde Cermen menbalarından gelme kaideler vardı. Fazla olarak münasebatı medenîyede her mıntıkanın kendisine mahsus ahkâmı mevcut idi. Fransız ihtilâlinin itikadı batılaya kahir bir darbesi olan Kanunu Medenî bütün eskilikleri sildi ve yerine yeni ahkâm ve kaideler vazeyledi. Fransa Kanunu Medenîsinin en çetin hasmı kilise olmuştu. Çünkü bu kanun Katolikliğin münasebatı medenîyede bilhassa aile hukukundaki hakimiyetini selbediyordu. İsviçre, Kanunu Medenîsinin neşrinden evvel kantonların adedi kadar kanunlara sahip idi. İsviçre Kanunu Medenîsi muhtelif örf ve âdetleri ihtiva eden bu kanunların hepsini birden hükümden ıskat etti. Ve yerlerine, bambaşka, tek bir kanunu medenî koydu. Bu üç büyük hareket bütün hayatı ölü an’aneler bağlamak isteyen (Tarihi Mektep)’in son kahharı hezimeti oldu. Bu misalleri vermekten maksat, zamanın icabatına ve medeniyetin mukteziyatına göre milletlerin örf ve âdetlerine bir hamlede nasıl veda ettiklerini ve bu vedaın zannedildiği gibi mazarrat ve tehlikeyi değil, büyük menfaatler istilzam eylediğini canlı bir surette göstermektedir. Hayatın icabatına uymayan örf ve âdatta ısrardır ki, milletler için baisi felaket olur. Bu saydığımız kanunlarda esas, din ile devletin mutlak surette ayrılığıdır. İsviçre, Almanya ve Fransa siyasî ve millî vahdetlerini iktisadî, içtimaî halâs ve inkişaflarını Kanunu Medenîlerini neşretmekte tarsin ve takviye eylemişlerdi. Bu hayati zaruretler karşısında eski örflerin, mahallî ve me’lûf ahkâmın ve dinî itiyatların idamesi bu memleketlerden hiçbirinde hatta İsviçre gibi ârayı âmmenin en vâsî derecesinde hüküm sürdüğü bir memlekette bile
istenmemiş, istenememiş, hatırlara gelmemiştir.

Şüphe yoktur ki: kanunların gayesi herhangi bir örf ve âdetle veya yalnız vicdanla alâkadar olması icap eden ahkâmı diniye değil, siyasî, içtimaî, iktisadî, millî vahdetin her ne bahaya olursa olsun temin ve tatminidir. Asrı hazır medeniyetine mensup devletlerin ilk farikası din ile dünyayı ayrı görmektir. Bunun aksi, devletin kabul ettiği din esaslarını kabul etmeyen kimselerin vicdanlarına tahakküm olur. Bunu asrı hazır devlet telâkkiyatı kabul edemez. Din, devlet nazarında vicdanlarda kaldıkça muhteremdir ve masundur. Dinin hüküm halinde kanunlara girmesi tarihin seyrinde ekseriya tacidarların, mütegallibenin, kavillerin keyif ve arzularını tatmine vasıta olmasını istilzam etmiştir. Dini dünyadan ayırmakla asrı hazır devleti, beşeriyeti tarihin bu kanlı hazır beliyesinden kurtarmış ve dine hakikî ve müebbet bir taht olan vicdanı tahsis etmiştir.

Bahusus muhtelif dinlere mensup tebaayı ihtiva eden devletlerde tek bir kanunun bütün câmiada tatbik kabiliyetini ihraz edebilmesi için bunun din ile kat’ı münasebet etmesi hâkimiyeti milliye için de bir zarurettir. Çünkü kanunlar dine müstenit olursa vicdan hürriyetini kabul mecburiyetinde bulunan devlete, muhtelif dinlere salık tebaası için ayrı ayrı kanun yapmak icap eder. Bu hal asır hazır devletinde şartı esasî olan siyasî, içtimaî, millî vahdete külliyen münafidir. Hatırlatmak icap eder ki: devlet yalnız tebaası ile değil; ecnebilerle de temastadır. Bu taktirde onlar için de kapitülâsyon namı altında ahkâmı istisnaiye kabul etmek zarureti hasıl olur. Lozan muahedesi ile ilga olunan kapitülâsyonların memleketimizde ipkası için ecnebiler tarafından sarfedilen esbabı mucibenin en mühim ciheti bu nokta olmuştur. Bundan başka Fatih Sultan Mehmet devrinden son zamanlara kadar gayrimüslim tebaa hakkında tatbik edilen ahkâmı istisnaiyeye de bilhassa bu dinî vaziyet bais olmuştur. Halbuki yeni Türk Kanunu Medenî lâyihasının ihzarı
vesilesile memleketimizde mevcut ekalliyetler Lozan muahedesinin kendilerine kabul ettiği haklardan sarfınazar ettiklerini Adliye vekâletine bildirmişlerdi.

Teceddüt tarihimizde kıymeti olan bir hadiseyi şuracıkta zikretmek isteriz. Âli Paşa, Fransız Kanuni Medenîsi’nin Türkiye için aynen kabulünü vaktile Sultan Aziz’e teklif etmiş, fakat Cevdet Paşa’nın müdahalesi ile bu büyük teşebbüs akim kalarak yerine Mecelle ikame olunmuştur. Esasen tekmil endişesi şahsî menfaatlerden ibaret olan ve riyayı şiar ittihaz edinen Saltanat idaresi için milletin hakiki menfaati icabatını nazarı dikkate alarak karar verilmezdi.

Asrı hazırın medenî milletlere tanıdığı tekmil hukuku, cihanı medeniyetten bilâ kaydu şart talep ederken bu hukukun istilzam ettiği vezaifi medeniyeyi de Türk Milleti yeni Kanunu Medenîsi ile kendi eliyle kendisine tahmil etmiş bulunuyor. Bu kanunun lâyihasının manalarından birisi de budur. Türk Milletinin mümessili âlisi olan Büyük Meclisin nazarı tasvip ve tasdikine arz edilen Türk Kanunu Medenî Lâyihası mevkii mer’iyete vazedildiği gün milletimiz on üç asrın kendisini çeviren itikadatı sakimesinden ve tezebzüblerinden kurtulmuş, eski medeniyetin kapılarını kapıyarak hayat ve feyiz bahşeden muasır medeniyetin içine girmiş bulunacaktır. Adliye Vekâleti bu kanunu hazırlamakla inkılâp ve tarih huzurunda
millî vazifesini ifa etmiş ve Türk milletinin hakiki menfaatlerini ifade etmiş olduğunda şüphe etmemektedir.

Adliye Vekili
Mahmut Esat Bozkurt

 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Tıbbi Hizmet Standardında Mesleki Sorumluluk Bildirgesi

0

The Declaration of Professional Responsibility in Medical Service Standard was accepted at the 48th General Assembly of the World Medical Association (DTB) held in Günsey Africa in November 1996. The original name of the decision is the WORLD MEDICAL ASSOCIATION DECISION ON PROFESSIONAL RESPONSIBILITY FOR THE STANDARD OF MEDICAL SERVICE of tellthebell .

The Declaration of Professional Responsibility in Medical Service Standard is one of the important universal documents in the field of medical ethics .

Professional Liability Statement in Medical Service Standard

World Medical Association; It is the responsibility of the physician to provide comprehensive health services to his patients and to reveal inadequate physicians in terms of professional and personality,

Of the patient; that he has the right to be treated freely by a doctor whom he believes can make clinical and ethical decisions without any outside intervention (1995 amendment to the 1981 Lisbon Declaration); and,

Organized medicine; ethics committees; As the competence committees and other professional audit activities have long established and accepted, the professional behavior of doctors should be examined and rational restrictions should be placed on absolute professional freedom when necessary; ACCEPTING

That professional independence and the duty of self-management are an indispensable part of quality service and hence the interests of the patient that must be protected; consequently, supporting professional supervision activities as long as the medical profession is carried out in good faith; REFIRMING that they have an ongoing responsibility to participate in them and accept their implementation.

He argues that the professional services of physicians should be considered separately from commercial goods and service relationships.

Because the physician; It has specific ethical duties, including commitment to providing adequate and necessary medical care (International Code of Medical Ethics, 1949).

The World Medical Association, regardless of the judicial or legal processes of a country, only makes a decision regarding the professional behavior or performance of a doctor, considers that evaluations by colleagues who can understand the complexity of the medical phenomenon in question, thanks to their education and experience, should be considered.

The World Medical Association condemns the departure on the basis of good will or any negligence of the doctor’s colleagues while investigating the actions of the doctor during the processes carried out regarding the complaints from the patients or the compensation for the damages caused to the patients. These approaches will be provided to patients and will determine the quality of the medical service.

Basiretli Tüccar

0
Basiretli Tüccar
Basiretli Tüccar

Basiretli Tacir, geleceği gören, sezgisi yüksek, dikkatli ve yapacaklarının nereye varacağını bilen ya da bilmesi gereken, ticari iş, işlem ve eylemlerinin hukuki, mali ve ticari sonuçlarını öngörmesi gereken kişidir.

Basiret, Arapça bir kelimedir ve doğru görüş, uzağı görüş, seziş, anlayış, kavrayış, dikkat, öngörü, sağgörü anlamlarına gelmektedir. Tacir, basiretli davranmadığı takdirde, işletmesini karlı ve kurumsal bir yapıya dönüştüremeyecek, işletmenin geleceğini sağlam temeller üzerine kuramayacaktır.

Tacir, Basiret Kavramı ve Ticaret Hayatı 

Ticari faaliyet yürüten kişi ve kurumların birinci amacı kar sağlamak, diğer amaçları ise işletme mevcudunu, istihdamı, aktifleri ve sermayeyi artırmaktır. Yapılan her işten kar elde edilemeyebileceği gibi zarar da gerçekleşebilir. Basiretli tüccar her işten kar elde edilebileceği gibi zarar da edilebileceğini hesap edebilen, işin başında tüm ihtimalleri dikkate alarak zarar ihtimalini azaltan tüccardır. Basiretli tüccar, piyasa durumunu inceleyerek tüm maliyetleri analiz etmek zorundadır. Tacir, araştırmalı, incelemeli, uzmanlarına danışmalı ve basiret göstermelidir.

Bir tacir, ticari bir borcunu sözleşme hükümlerine veya işin kapsamına göre süresi içerisinde yerine getirip getiremeyeceğini daha önceden inceleyip yerine getirebileceğinden emin ise, ancak bundan sonra o ticari ilişkiye girmelidir. Taahhütlerin yerine getirilmesini önleyecek yahut geciktirecek hareketlerden, sakınmalı, gerekli tedbirleri almalıdır. Bir tacirin hukuki sorumluluktan kurtulabilmesi, ancak mücbir sebep veya beklenmeyen bir halin mevcudiyeti halinde söz konusu olacaktır. Sözleşmenin yapılması sırasında öngörülmesi mümkün olmayan, sezilemeyen, tahmin olunamayan veya kestirilemeyen bir halin daha sonra ortaya çıkması halinde sorumluluk doğmayacaktır. Bütün tedbirler önceden alınmış olmasına ve tüm özen ve gayret gösterilmiş olmasına rağmen, önceden tahmin olunamayan olağanüstü olayların ortaya çıkmış olması sözleşmeden kaynaklı yükümlülüğü ortadan kaldıracaktır.

BASİRETLİ İŞ ADAMI GİBİ HAREKET YÜKÜMLÜLÜĞÜ – Muhammet Emin Bingöl

Ekonomik krizler basiretli tacir tarafından önceden öngörülmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerekli durumlardır. Ekonomik kriz ile ilgili göstergeleri önceden dikkate alması gereken tacir, şayet bu konuda bir sözleşme ile belirlenmiş ölçütler bulunmuyorsa  ekonomik krize dayanarak mücbir sebep iddiasında bulunamayacaktır.

Kanunen tacir sayılan kişiler, tüketici hukuku ile iş hukuku gibi alanlarındaki bazı kesimler gibi hukuken korunmamakta ve kendilerine pozitif ayrımcılık yapılmamaktadır.

Basiretli Tacirin Özen Borcu

Türk hukukunda tacirlere uygulanan hükümler, tacir olmayan diğer kişilere uygulanan hükümlerden farklıdır. Tacirin ticari hayatı ve yaptığı işler, özen borcu bakımından diğer şahıslardan ayrılmaktadır.

Tacir devamlı olarak yaptığı işlerle ilgili mevzuatı, hangi aşamada ne yapılması gerekeceğini tacir olmayan şahıslardan daha iyi bilmek zorundadır. Bu nedenle tacirden beklenen özen ve dikkat tacir olmayanlara göre vasatın üstünde olacaktır. Ancak bu sorumluluk sınırsız değildir. Sorumluluk objektif ölçütlerle ve her olayın özelliğine ve koşullarına göre belirlenecektir.

Basiret sahibi bir iş adamı gibi hareket etme ölçütü mutlak olmayıp, sözleşmenin veya ticari işin nitelik ve kapsamına göre değerlendirilecektir. Basiretli tacir olunup olunmadığı yahut bu hükümlerin yerine getirilip getirilmediği her işin mahiyetine, özel koşullara ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin hukuki sözleşme ve yasa ile ile tanımlanmış mahiyetine göre belirlenmektedir.

Akit serbestisi prensibine göre, özen borcu sözleşme ile kısıtlanabilmekte ve genişletilebilmektedir. Her tacir sözleşme öncesinde ve sözleşme hükümlerinin uygulanması aşamasında karşılıklı taahhütlerin tamamlanabilmesi için tüm tedbirleri almak ve bu yönde tüm özeni göstermek zorundadır.

Tacir Olmanın Hükümleri
  • İflasa tabi olma.
  • Ticaret unvanı kullanma.
  • İşletmesini ticaret siciline tescil ettirme.
  • Ticaret odasına kaydolma.
  • Basiretli iş adamı gibi davranma.
  • Fatura ve teyit mektubu düzenleme.
  • Tacirler arasındaki uyuşmazlıkların özel hükümlere tabi olması.
Türk Ticaret Kanununa Göre Basiretli Tacir 

Türk Ticaret Kanunu her tacirin basiretli tacir gibi hareket etmesini zorunlu kılmıştır. Bütün tacirler, bu kurala uymak ve bunların gereklerini yerine getirmek zorunluluğundadırlar.  Türk Ticaret Kanununa göre, tacir vasfı taşıyan gerçek ve tüzel kişiler, üstlendikleri ticari işleri ve sözleşmelerden kaynaklı yükümlülükleri taraflarca belirlenmiş olan sürelerde ve koşularda yerine getirip getiremeyeceklerini olağan ticari hayatın şart ve koşullarına göre önceden analiz etmek ve tüm koşulları değerlendirerek taahhüt altına girmelidir.

6102 sayılı kanun 29 Haziran 1956 tarihli ve 6762 sayılı eski kanunu yürürlükten kaldırmış, Yeni Türk Ticaret Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 13 Ocak 2011’de kabul edilmiş ve 14 Şubat 2011’de Resmi gazetede yayınlanmıştır. Yeni kanun, tacirin basiretli olması gereğini 18. maddesi ile düzenlemiştir. Kanun, tacir için basiretli tacir kavramını kullanmakla birlikte özen kavramının kapsamını tam bir açıklıkla belirlememiştir. Bu nedenle özen kavramının genel ilkelere göre yorumlanması gerekmektedir.

Tacir olmanın hükümleri başlıklı madde şu şekildedir.
I – Genel olarak
MADDE 18

Tacir, her türlü borcu için iflasa tabidir; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve bu Kanun hükümleri uyarınca gerekli ticari defterleri tutmakla da yükümlüdür.

(2) Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.

(3) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.

(4) Tacir sıfatına bağlı olan diğer hükümler saklıdır.

Türk Ticaret Kanununun 110. maddesi ise acentenin basiretli bir tacir gibi hareket etme zorunluluğunu düzenlemektedir.
MADDE 110

(2) Acente, müvekkilin açık talimatı olmayan konularda, emir alıncaya kadar işlemi geciktirebilir. Ancak, işin acele nitelik taşıması nedeniyle durum müvekkilinden talimat almaya müsait olmazsa veya acente en yararlı şartlar çerçevesinde harekete yetkiliyse, basiretli bir tacir gibi kendi görüşüne göre işlemi yapar.

Tasfiye işlerine ilişkin olarak, tasfiye memurlarının sorumluluğu basiretli tacir ile ilgili hükümlere tabidir.

Türk Ticaret Kanununun “Koruma önlemleri” başlığı altındaki 286. maddesi “Tasfiye memurları, tasfiye halinde bulunan şirketin bütün mal ve haklarının korunması için basiretli bir iş adamı gibi gerekli önlemleri almakla ve tasfiyeyi olabildiğince en kısa zamanda bitirmekle yükümlüdür.” diyerek tasfiye memurlarının sorumluğunun basiretli tacir ile benzer şekilde olduğu belirlemiştir.

Türk Ceza Kanununda Basiretli Tacir

Türk Ceza Kanununun Taksirli İflas başlığı altındaki 162. maddesi Tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi, iflasa karar verilmiş olması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” demektedir. Türk Ceza Kanunu, tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişinin, hileli iflas suçundan değil taksirli iflas suçundan hapis cezasıyla cezalandırılacağını hüküm altına almıştır.

Bankaların Yükümlülüğü

6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6762 sayılı TTK) 20/2. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6102 sayılı TTK) 18/2) maddesi gereğince, tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Nitekim, bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklıdır. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle bankaların internet bankacılığı hizmeti vermeye başladıkları andan itibaren özen yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, Süleyman; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152.)

Basiretli Tacir

Dünya Okyanus Günü

0

Dünya Okyanus Günü, 8 Haziran tarihinde kutlanan özel bir gündür. Birleşmiş Milletler Çevre Kalkınma Konferansı; 3-14 Haziran 1992 tarihleri arasında Rio da Jenerio’da bir araya toplanmış, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu‘nu yayınlamış ve Okyanus Günü de bu kapsamda kabul edilmiştir. Kararın alınmasına rağmen henüz resmi olarak kabul edilmemiştir.

Dünya Okyanus Günü, okyanusların dünya üzerindeki yaşam ve vahşi yaşama olan katkısına dikkat çekmek amacıyla gündeme getirilmiştir. Okyanus ve denizlerin, karbonların emilmesinde, iklim değişikliği ile mücadele edilmesinde, güneş enerjisinin dağıtımında stratejik rolleri bulunduğu gerçeğinin vurgulandığı Okyanus Gününde, insan varlığının sürdürülebilmesi için deniz ve okyanusların rasyonel kullanılmasına vurgu yapılmaktadır.

Okyanuslar, bilinen 230 bin ve keşfedilmemiş 2 milyona yakın tür barındırmasından dolayı dünya üzerindeki en büyük yaşam alanı olarak kabul edilmektedir.

Dünyanın yüzde 71’ini kaplayan okyanuslar, iklim değişikliği, plastik ve petrol kirliliği ile aşırı avlanma gibi tehlikelerle karşı karşıyadır.

UNESCO bünyesinde başlatılan, Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu ve Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri tarafından oluşturulan Biyolojik Çeşitlilik hakkındaki ilk Küresel Değerlendirme Raporuna (IPBES) göre;  acil bir konu olan okyanuslardaki plastik atık kirliliğinin 1980 yılından beri. on kat arttığı belirtilmektedir. Okyanusların içinde bulunduğu zorlukları, mevcut gidişatı tersine çevirmek için acil ve toplu eylem gerekmektedir. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, hazırlık süreci UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu tarafından koordine edilen, Sürdürülebilir Kalkınma için Okyanus Bilimi On Yılı’nı (2021-2030) ilan etmiştir. Bu on yıl, bilim ve politika birlikteliği yoluyla uluslararası bilimsel işbirliğini ve okyanusların ve kıyıların sürdürülebilir yönetimini teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

2016 yılında Dünya Okyanus Günü Gençlik Danışma Konseyi hayata geçirilmiştir.

Okyanusların günlük yaşamdaki rolüne dikkati çekmek, okyanusu korumak ve deniz kaynaklarını sürdürülebilir şekilde kullanmanın önemini vurgulamak amacıyla 8 Haziran Dünya Okyanus Günü’nün 2020 yılı teması “Sürdürülebilir Okyanus için Yenilik” olarak belirlenmiştir.

Bağımsız Bölüm

0

Bağımsız Bölüm, Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre, ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleridir.

Bağımsız Bölüm, inşaatı tamamlanmış, kullanıma hazır hale gelmiş ana yapının ayrı bölümleridir. Bunlar; kat, daire, dükkan, mağaza, mahzen ve depolar bağımsız bölümlerdir. Bağımsız Bölümler aynı binada olabileceği gibi ve aynı parsel içerisinde farklı bloklarda ya da bir parseldeki bağımsız binalar şeklinde de olabilir.

Kat Mülkiyet Kanununun 1. Maddesine göre; Tamamlanmış bir yapının kat, daire, iş bürosu, dükkan, mağaza, mahzen, depo gibi bölümlerinden ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olanları üzerinde, o gayrimenkulün maliki veya ortak malikleri tarafından, bu Kanun hükümlerine göre, bağımsız mülkiyet hakları kurulabilir.”

Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir yapının, kat mülkiyetine konu olacak bölümleri üzerinde, yapı tamamlandıktan sonra geçilecek kat mülkiyetine esas olmak üzere, arsa maliki veya arsanın ortak malikleri tarafından, bu Kanun hükümlerine göre irtifak hakları kurulabilir.

Kat Mülkiyeti, Kat Maliki, Anagayrimenkul, Anayapı, Bağımsız Bölüm, Kat Maliki, Eklenti

Kat mülkiyetine konu olan gayrimenkulün bütününe anagayrimenkul; yalnız esas yapı kısmına anayapı; anagayrimenkulün ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olup Kat Mülkiyet Kanunu hükümlerine göre bağımsız mülkiyete konu olan bölümlerine bağımsız bölüm; bir bağımsız bölümün dışında olup, doğrudan doğruya o bölüme tahsis edilmiş olan yerlere eklenti; bağımsız bölümler üzerinde kurulan mülkiyet hakkına kat mülkiyeti ve bu hakka sahip olanlara kat maliki denilmektedir.

Dünya Tabipler Birliği Tıpta Yanlış Uygulamalar (Malpractice) Bildirisi

0

Dünya Tabipler Birliği Tıpta Yanlış Uygulamalar (Malpractice) Bildirisi, 1992 yılında 44. Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

Dünya Tabipler Birliği Tıpta Yanlış Uygulamalar (Malpractice) Bildirisi

Bazı ülkelerde tıbbi yanlış uygulamalarla ilgili davalar artmaktadır ve ülke tabip birlikleri bu sorunu tartışmaktadır. Bir grup ülkede ise bu konu henüz gündemde değildir, ancak o ülkelerin tabip birlikleri de dikkatli olmalıdırlar.

Bu bildirgede DTB; tabip birliklerini tıbbi yanlışlıklar ve yasal başvurular konusunda bilgilendirmek istemektedir.

Her ülkenin yasaları ve hukuk sistemi, sosyal gelenekler ve ekonomik durumu elbette aşağıda belirlenenleri etkileyebilecektir.

Yine de, DTB, bildirisinin tüm tabip birliklerini ilgilendireceğine inanmaktadır.

1.Tıbbi yanlış uygulama davaları aşağıdaki bir ya da birden çok gerekçe nedeniyle artmıştır:

a) Tıbbi bilginin artması, tıbbi ekolojinin gelişmesi, hekimleri geçmişte yapamadıkları bazı işlemleri yapmaya itmektedir, bu ilerlemeler, çoğunlukla ağır riskleri de içerir.

b) Hekimler üzerinde, tıbbi hizmetlerin artan maliyeti ile ilgili baskı vardır.

c) Elde edilebilir, var olan sağlık hizmetine ulaşma hakkı, garanti edilemeyen sağlıklı olma ve kalma hakkı ile karıştırılmaktadır.

d) Medya; hekimlerin yeteneği, bilgisi, davranışı ve hastaya yaklaşımını sorgulayan olumsuz tutumu ile hastaları hekimlere karşı dava açmaya teşvik etmektedir.

e) Artan davalar karşısında defansif=korumacı tıp uygulamasının dolaylı olmayan sonuçları dava konusu olmaktadır.

2.Tıbbi yanlış uygulama ile tıbbi bakım ve tedavi sırasında görülen ve hekimin hatası olmayan durumlar ayrılmalıdır.

a) Tıbbı yanlış uygulama (malpractice); doktorun tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan “zarardır”.

b)Tıbbi uygulama sırasında; öngörülemeyen bilgi ya da beceri noksanlığı sonucu oluşan ise; istenmeyen sonuçtur ve bunda hekimin sorumluluğu yoktur.

3 .Ulusal yasalarda tıbbi zarar görmüş hastaların zararının karşılanabilmesi için herhangi bir engel olmamalıdır.

a) İstenmeyen sonuç hekim hatasına bağlı değilse, toplum hastanın zararının karşılanıp karşılanmayacağına ve eğer karşılanacakta hangi kaynağın kullanılacağına karar vermelidir. Ülkenin ekonomik koşulları bu durumdaki hastalar için dayanışma fonları olup olmamasını belirleyecektir.

b) Her ülkenin yasaları tıbbi hataların zararlarının ödenmesi için yöntemleri ve zarar kanıtlandığında ödenmesi gereken miktarları belirlemelidir.

4.Ulusal Tabip Birlikleri; hem hastalar hem de hekimler için adil ve hakça bir ortam yaratmak için aşağıdaki faaliyetleri yapmalıdırlar:

a) Yeni teknolojinin içerdiği riskler konusunda halkı aydınlatmak, bu tür tedavi ve cerrahilerde hastanın bilgilendirilmiş onamını almak üzere hekimlere eğitim,

b) Tıptaki sorunları ortaya çıkarmak ve sağlık hizmetlerinde kaynak yetersizliği konusunda propaganda yapmak, kamuoyu oluşturmak.

c) Okullarda ve sosyal ortamlarda genel sağlık eğitimi programlarını yüreklendirmek,

d) Tüm hekimler için, klinik eğitim deneyimi de dahil tıp eğitiminin seviye ve niteliğini yükseltmek,

e) Hekimler için tıbbi hizmetlerin niteliğini artıracak programlar tasarlamak ve katılmak,

f) Bilgi ve becerisi yetersiz olan hekimler için uygun politikalar geliştirmek ve yetersizlik giderilene dek bu kişilerin tıp uygulamaları yapmalarının engellenmesini sağlamak. Halkı ve hükümetleri; savunmacı tıp uygulamasının çeşitli yönleri konusunda uyarmak(doktorların riskli girişimlerde bulunmama, hastaya el atmaması)

g) Halkı; tıbbi uygulamalar sırasında önceden tespit edilemeyen durumlar olabileceği ve bunların kötü uygulama olmadığı konusunda uyarmak.

h) Kötü uygulama dışında oluşmuş tıbbi hatalar konusunda hekimlere sahip çıkmak,

i) Tıbbi kötü uygulamalar için yasa ve yöntem geliştirmeye katılmak

j) Avukatların bu konuda uygun olmayan istekler ve davalar için propaganda yapmalarına karşı aktif tutum almak.

k) Kötü uygulama başvurularının mahkemelere gidilmeden çözülmesi için yaratıcı yöntemler bulmak.

l) Hekimleri bu amaçla sigorta yaptırmaya teşvik etmek, eğer hekim bir kurumda çalışıyorsa işverenin bunu ödemesini sağlamak. m)Kötü uygulama olmaksızın bir zarar görmüş hastaların zararlarının ödenmesi için yapılan işlemlerde karar vermeyi kolaylaştırıcı danışmanlık yapmak.

Çetin Özek

0
Prof. Dr. Çetin Özek

Prof. Dr. Çetin Özek, 1934 yılında Çorum’da doğmuş, 16 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul’da yaşama veda etmiştir.

Ceza Hukukunun duayenlerinden olan Özek, 1952 yılında Pertevniyal Lisesi’nden ve 1956 yılında da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun olmuştur. Fakülteyi bitirmesinin ardından Ceza ve Ceza Usûl Hukuku Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başlamış ve 1961 yılında “Türkiye’de laiklik” konulu doktora tezini tamamlayarak hukuk doktoru unvanını kazanmıştır.

Prof. Dr. Çetin Özek, 1962-1964’e yılları arasında, İtalyan hükümetinden kazandığı bursla Roma Üniversitesi’e bağlı “Scuola di Perfezionamento di Diritto Penale” de eğitim almış ve 1965 yılında doçent unvanını kazanmıştır. 1969 -1970 yıllarında İngiltere’de ceza hukuku alanında çalışmalarda bulunmuş, Türkiye’ye dönerek akademik faaliyetine devam etmiştir.

Özek, akademik yaşamının yanı sıra gençlik derneklerinin toplantılarında konferans ve paneller düzenlemiş, konuşmalar yapmış, 1966 yılından itibaren Ant Dergisi’ne makaleler yazmıştır.

Çetin Özek ve Darbeler Dönemi

Özek, iki ciltlik “Faşizm ve Devrimci Halk Cephesi” çalışması ve aktivist tutumlarının etkisiyle, 12 Mart 1971 Askeri Muhtırasının ardından bir davaya dahil edilerek Maltepe Cezaevi’ne gönderilmiştir. Aynı dönemde üniversitedeki görevinden alınmış ancak Danıştay kararıyla üniversiteye geri dönmüş, 1978 yılında Ceza Hukuku alanında profesör olmuştur.

Özek, 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından 1983 yılında Yüksek Öğretim Kurumunun(YÖK) kurulması üzerine üniversitedeki görevinden ayrılmış; Milliyet, Hürriyet, Günaydın gazetelerinde hukuk danışmanlığı yapmış, köşe yazıları yazmıştır. Aynı dönemde İstanbul Barosu‘na bağlı olarak avukatlık yapmıştır.

Bir süre sonra yeniden üniversiteye dönen Çetin Özek; 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Bölümü Başkanıyken, dönemin rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun yasakçı tavırlarını protesto ederek üniversite senatosundan istifa etmiştir. 2001 yılında yaş haddinden emekli olmuştur.

Özek, yaşamının son yıllarında sağlık sorunları ile savaşmak zorunda kalmış, 16 Temmuz 2008 tarihinde 74 yaşında iken hayata veda etmiştir. Cenazesi için ilk tören 17 Temmuz  Perşembe günü İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenmiş, Teşvikiye Camii’nde ikindi vakti kılınan cenaze namazının ardından Kozlu Mezarlığında toprağa verilmiştir.

Prof. Dr. Çetin ÖZEK’in Cenaze Töreni İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binasında yapılmıştır.

Hukukçu, yazar, gazeteci Çetin Özek, HaberTürk Gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğü ve Hürriyet Gazetesi Dış Haberler Müdürlüğü yapan Ayşe Özek Karasu’nun ve NTV Kanalı Prodüktörlerinden Zeynep Özek’in babasıdır. Ayşe Özek Karasu, Özek’in kitaplığını onun çalışmalarını yürüttüğü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma Merkezi Müdürlüğü’ne hediye etmiş, Özek’in kitaplığı genç hukukçuların istifadesine sunulmuştur.

Çetin Özek’in Basın Özgürlüğü Alanındaki Çalışmaları ve Siyasal Mücadelesi

 Prof. Dr. Özek, doktora tezi ile birlikte Türk hukuk sistemi ve laiklik konusunda önemli çalışmalara imza atmış, sektörü yakından tanımış olmanın avantajı ile Basın Hukukunun oluşturulmasında ve yerleştirilmesinde büyük emek vermiştir. Bir yandan Ceza Hukukunun çeşitli alanlarında Prof. Dr. Sahir Erman ve Prof. Ayhan Önder ile teorik kitaplar yazmış, bir yandan basın özgürlüğü konusunda önemli açılımlar getiren yaratıcı çalışmalar yapmıştır.

Basın Özgürlüğüne büyük önem veren Özek, çalışan gazetecilerin haklarını düzenleyen 212 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunu “Türk Basın Hukuku” adlı eserinde incelemiştir. Basın mensuplarının, halkın haber alma özgürlüğü adına yapacakları çalışmaları desteklemiş, bu konuda adımlar atılmasını sağlamıştır. “Basın Hakkından Bilgilenme Hakkına” isimli eseri ile Türkiye’de Bilgi Edinme Hakkı kavramının doğmasını ve yerleşmesini sağlamıştır.

Demet Taner, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Huriye Necatigil, Ayten Mutluay, Rauf Mutluay, Çetin Özek ve Haldun Taner bir arada

Özek, 68 Kuşağı fakülte temsilcilerinin önerilerinin yer aldığı Reform Tasarısı isimli kitapçığın hazırlanmasına katkıda bulunmuş; Çetin Uygur ve Osman Arolat ile birlikte, tefrikalar halinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanmasını sağlamıştır.

Türkiye’nin demokratikleşmesi için gerek teorik ve gerekse siyasal eylemli mücadele vermiş bir bilim insanıdır. Fikir suçlarının ortadan kaldırılması için mücadele vermiş; Eski Ceza Kanunundaki 141 ve 142. maddelerin mevzuattan çıkarılması için kitap yazmıştır.

Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı isimli eserin Editörlüğünü Prof. Dr. Köksal Bayraktar yapmıştır.
Çetin Özek’in Eserleri 

Çetin Özek, yazmış olduğu eserleri ile Ceza Hukuku literatürüne büyük katkıda bulunmuştur. Basın Hukuku ve Basın Özgürlüğü alanındaki eserleri ise günümüze ışık tutan önemli kaynaklardır. Yayımlanan kitaplarının yanı sıra, birçok dergi ve gazetede yazıları çıkmıştır. Profesör Çetin Özek’in anısına bir çok konferans düzenlenmiş ve 2004 yılında İstanbul Barosu Yayınları tarafından  “Çetin Özek Armağanı” adlı eser  yayınlanmıştır.

  • Basın Kanunu ve İlgili Mevzuat
  • Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına
  • Ceza Hukuku Pratik Çalışma Gereçleri
  • Ceza Hukuku Özel Bölüm Kamu Güvenine Karşı İşlenen Suçlar (TCK 316 – 368)
  • Türkiye’de Laiklik
  • Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonu Aleyhine Cürümler
  • Devlet Başkanına Karşı İşlenen Suçlar
  • Türk Ceza Kanununun Elli Yılında Devlete Karşı Suçlar
  • Basın Suçlarında Ceza Sorumluluğu
  • 141-142
  • Faşizm ve Devrimci Halk Cephesi
  • Direnen Faşizm
  • Türkiye’de Gerici Akımlar ve Nurculuğun İçyüzü
  • Devlet ve Din
  • Türk Basın Hukuku
  • Ceza Hukuku Özel Bölüm
Oktay Ekşi:

“O bir hukuk virtüözüdür”

Doğan Hızlan:

“Hukukçuluğunu, yazarların, sanatçıların özgürlüğü için kullandı. Gazeteciler, yazarlar bir celp aldıklarında hemen ona koşarlardı. İki nedeni vardı, iyi bir hukukçuydu, ceza hukuku denince onun adı anılırdı; ikincisi, bence daha önemlisi, edebiyatı bilen, tiyatroyu seyreden bir hukukçunun kendilerini anlayarak daha iyi savunacakları kanaati taşımalarıydı. Çetin Özek’in yaşamı yazılırken, anlatılırken, meslekteki olağanüstülüğünün yanı sıra aslında dünyayı algılama konusundaki tutkusuna değinilmeli. Çünkü bunlar ortaya çıktıkça, sosyal bilimlerde çalışanların nasıl olması gerektiği de örneklenmiş olacaktır.”

Fikret İlkiz

“Aslında herkes bilirdi, o çocuk gibiydi. Onun için böyleydi. O insanları çok severdi. Yufka yürekliydi. Çok çabuk kızardı ama sonradan çok üzülürdü yaptıklarına…Çok çalışkandı. Çok disiplinli bir ceza hukukçusuydu. İnsancıl ceza hukukunun ne olduğunu öğreten oydu. Kimsenin görmediğini görürdü.”

Prof. Dr. Köksal Bayraktar:

“Prof. Çetin Özek’in sahneye çıkmasıyla bilgilenme hakkı kavramı Türk hukukuna girmiştir, bu bir devrimdir. Özek, bilgilenme kavramını ortaya koymakla piramidi tersine çevirdi, insanı ön plana aldı.” 

“Çetin Özek, İstanbul Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Enstitüsü’ne asistan olduğundan itibaren emekliliğine kadar hep Türk insanı ve Türk toplumu için son derece faydalı bana göre, dönemeç teşkil eden eserler yazmıştır. Türkiye’de ‘Laiklik’ başlıklı doktora tezi bugün dahi çok önemli aynı şekilde ‘Siyasi İktidar Aleyhine İşlenen Cürümler’ konulu doçentlik tezi bugünün konusu. Ergenekon olayı ile ilgili bütün çalışmaları, teorik bilgileri bu kitapta bulabilmek mümkün. Çetin Hoca, düşünce özgürlüğünün sınırsızlığı 141, 142. maddelere karşı hukuk alanındaki mücadelesi ve hayatının son dönemlerinde hak ve özgürlüklerle ceza hukukunun yakından bağlılığı ve bilgi edinme hakkı kavramlarını Türkiye’ye getiren insan. Son yıllarda yazdığı Ceza Kanunu’nun çeşitli bölümleriyle ilgili 4 kitap maalesef tamamlanamadı, tamamlanmış olsa idi bir başeser ortaya çıkacaktı. Çetin Hoca, 1968 öğrenci olaylarında 1 nolu anfideki toplantılarda güzel konuşmalarıyla, açık oturumlardaki katkılarıyla, Türk Devrim Ocakları Genel Başkanlığı’yla Türk düşünce hayatında seçkin bir yere sahipti. Çok önemli bir kayıp.”

Prof. Dr. Duygun Yarsuvat:

“Çetin Özek, Türk hukuk dünyasında bir devdi. Kendine özgü ilerici düşüncelere sahipti ve bütün düşündüklerini açık bir şekilde ortaya dökerdi. Türkiye’de zamanında en sakıncalı olan konuları ele almış, derinlemesine incelemiştir. Büyük eserlerin sahibi, özellikle anayasa hukuku, devletler hukuku ve ceza hukuku arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur. Bir basın hukuku üstadı. Bu konuda yazdığı kitap Türkiye’nin tek referans kitabı. Çetin’in çok renkli bir hayatı da oldu, çok neşeli, insancıldı, eğlenmeyi severdi. İtalya’da geçirdiği yıllar onu çok etkiledi. Çetin ile birlikte mutfakta yemek bile pişirdik. Asistan olunca aynı odada hayatımızı sürdürdük, doçent olunca da aynı odada devam ettik. Çok tatlı hatıralarımız oldu. Eserleri abide olarak kalacak.”

Prof. Dr. Uğur Alacakaptan:

“Çetin Özek, benim ilkokul arkadaşımdı, her şeyden önce değerli bir arkadaşımı kaybettim. Türkiye çok önemli bir hukuk adamını kaybetti. Bizim kuşağımızdaki en iyi ceza hukukçusuydu. Sadece ceza hukuku değil, laiklikle ilgili içimizdeki en bilgili isimdi. Laiklik konusunda yazdıkları daima kalacak, onlar abide eserler. Ölümüne çok yanacağız, Türkiye için büyük bir kayıp. Bilgi edinme hakkını kazandırdı”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç:

“Çetin Hoca’nın vefatı hem Türk basını, hem de Türk hukuku açısından çok önemli bir kayıp. Bizim 212 sayılı yasa dediğimiz 5953 sayılı yasanın uygulanmasına ilişkin çok önemli katkıları oldu. Çalışan gazetecilerin haklarını kapsayan 212 sayılı yasanın uygulanmasına değerli yorumlarıyla katkıda bulundu. Bu nedenle de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından kendisine ‘Onursal Üye’ payesi verildi. Türk basını açısından Çetin Hoca’nın iki önemli kitabı var. Türk Basın Hukuku kitabı Türk basınının hem hukuksal gelişimini, hem de yayınlandığı dönemin özelliklerini ele alıyor. Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına isimli eseri ise ifade özgürlüğü yerine bilgilenme hakkının öne geçirilmesini öneriyor. Çetin Hoca’nın en önemli özelliklerinden biri bilgilenme hakkı kavramını ortaya atmış olması. Bilgilenme hakkı, büyük ölçüde yayın organlarının, gazetecilerin habere ulaşabilmesi, yazabilmesi ve kamuoyuna iletebilmesi olarak da yorumlanabilir. Nitekim daha sonra ‘Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’ yapıldı. Çetin Hoca, hem hukuk adamı, hem de avukat olarak ifade özgürlüğü, bilgilenme hakkı gibi konularda önemli görevler üstlendi. Hukuk dünyası devini kaybetti”

Kamu Görevlisi

0

BUNA GÖRE Kamu görevlisi kavramı mevzuatının çeşitli yerlerinde tanımlanmıştır. Genel geçer bir tanıma tabi tutulmamıştır. Tüm hukuk dalları için geçerli ve bağlayıcı memur veya kamu görevlisi tanımı bulunmamaktadır. Kavram, Anayasa Hukuku ve İdare Hukuku başta olmak üzere diğer hukuk dallarındaki kullanımları ile birlikte bütüncül bir tanımlamaya tabi tutulduğunda daha iyi anlaşılabilecektir. Kamusal faaliyetin yürütülmesine katılmak kamu görevlisi sayılmanın asli unsudur.

 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]“ Bir kamu görevlisi, belirli bir alanda devletin kişiliğini temsil etmek yetkisi ile, ister bir monark ister bir meclis olsun, egemen tarafından istihdam edilen kişidir.” Hobbes, Leviathan,  2013, s.184[/box]

Anayasaya Göre Kamu Görevlisi

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında kavramın tanımı yapılmamıştır. Kamu görevlilerine ilişkin hükümler 128. ve 129. maddelerde düzenlenmiştir. Anayasaya göre kamu hizmeti gören kişiler kamu görevlisi olarak tanımlanmıştır.

“Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür”.

Kamu görevlileri memurlar ve diğer kamu görevlileri olmak üzere iki sınıfta tasnif edilmiştir. Memurlar dışındaki kamu görevlilerinin kim oldukları Anayasada açıklanmamıştır. Ancak, kamu iktisadi teşebbüslerine vurgu yapılmıştır.

Tüm kamu personeli kamu görevlisi sayılmaktadır. Kamu görevinin tanımı bakımından memurlar ile diğer kamu görevlileri arasında fark bulunmamaktadır. İdareye bağlı olan, kadrolu, bütçeden ödeme yapılan ve kendilerine yasalarda belirtilen özel kurallar uygulanan memur ve diğer kamu görevlileri, genel idare esaslarına göre asli ve sürekli görevleri yerine getirerek kamu hizmetini yürütmektedir.

Kamu görevlileriyle ilgili hükümler Anayasanın 128. ve 129. maddelerde düzenlenmiştir.

Anayasanın İlgili Hükümleri

“D. Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler

1. Genel ilkeler

MADDE 128

Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. (Ek cümle: 12/9/2010 5982/12 md.) Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.

Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.

2. Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence

MADDE 129

Memurlar ve diğer kamu görevlileri, Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.

(Değişik: 12/9/2010-5982/13 md.) Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.

Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır.”

 

TANIM ve KAPSAM

Kavram, mevzuatın çeşitli yerlerinde ayrı ayrı tanımlanmıştır. Genel geçer bir tanıma tabi tutulmamıştır. Tüm hukuk dalları için geçerli ve bağlayıcı memur veya kamu görevlisi tanımı bulunmamaktadır. Kavram, Anayasa Hukuku ve İdare Hukuku başta olmak üzere diğer hukuk dallarındaki kullanımları ile birlikte bütüncül bir tanımlamaya tabi tutulduğunda daha iyi anlaşılabilecektir. Kamusal faaliyetin yürütülmesine katılmak kamu görevlisi sayılmanın asli unsudur.

Anayasaya Göre 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında kamu görevlisi tanımı yapılmamıştır. Kamu hizmeti yapan kişilere ilişkin hükümler 128. ve 129. maddelerde düzenlenmiştir. Anayasaya göre kamu hizmeti gören kişiler kamu görevlisi olarak tanımlanmıştır.

“Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür”.

Kamu görevlileri memurlar ve diğer kamu görevlileri olmak üzere iki sınıfta tasnif edilmiştir. Memurlar dışındaki kamu görevlilerinin kim oldukları Anayasada açıklanmamış, kamu iktisadi teşebbüslerine vurgu yapılmıştır.

Tüm kamu personeli kamu görevlisi sayılmaktadır. Kamu görevinin tanımı bakımından memurlar ile diğer kamu görevlileri arasında fark bulunmamaktadır. İdareye bağlı olan, kadrolu, bütçeden ödeme yapılan ve kendilerine yasalarda belirtilen özel kurallar uygulanan memur ve diğer kamu görevlileri, genel idare esaslarına göre asli ve sürekli görevleri yerine getirerek kamu hizmetini yürütmektedir.

Ceza Hukukuna Göre

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 6. Maddesine göre Kamu Görevlisi; “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” olarak tanımlanmıştır.

Ceza Kanununa göre kamu görevlisinin en önemli vasfı kamusal faaliyete katılmasıdır.

Özel kanunlarda da işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi sayılan kişiler sayılmaktadır. Türk Ceza Hukuku açısından kamu görevlisi sayılanlar; görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlar ve görevleriyle ilgili olarak kendileri aleyhine işlenen suçlar bakımından buna göre cezalandırılırlar. Özel kanunlarda belirtilen kişiler ise Kamu Görevlisi Gibi Cezalandırılanlar olarak tanımlanmaktadır.

İdare Hukukuna Göre

Türk İdare Hukukunda,

  • devlet örgütünde veya kamudaki bir örgütte çalışan
  • ve işçi statüsü dışındaki kişilerden oluşan kamu personelidir.

Kamuda çalışan tüm görevliler, kamu personeli olarak tanımlanmaktadır.

İdare Hukukunda, Türk Ceza Kanununun aksine bir kişinin kamu görevlisi sayılabilmesi için;

  • o kişiyle devlet arasında bir istihdam ilişkisi bulunması
  • ve o kişinin kamuya bağlı bir örgütte daimi bir görevde çalışması gerekmektedir.

Bir kişinin yaptığı görevin veya yürüttüğü faaliyetin kamusal hizmet ya da kamusal nitelikte bir iş olması o kişinin doğrudan kamu görevlisi olması sonucunu doğurmamaktadır.

<strong>Kamu Görevlileri Sendikaları Kanuna Göre

Kavram, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda şu şekilde tanımlanmıştır.  

“Kamu kurum ve kuruluşlarının işçi statüsü dışındaki bir kadro veya sözleşmeli personel pozisyonunda çalışan, adaylık veya deneme süresini tamamlamış kamu görevlileri”

Kanuna göre kamu görevlisi olmanın koşulu;

  • <em>kişinin bir kamu kurum ve kuruluşunda çalışması,
  • kişinin işçi statüsü dışında kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde bulunması,
  • adaylık ve deneme süresini tamamlamasıdır.

Özetle, kişinin, çalıştığı yer ve statüsünden çok yaptığı iş baz alınmaktadır.

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun

0
Atatürk Harf İnkılabı Sonrasından Latin Alfabesini öğretiyor

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’a göre, Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun 25.07.1951 tarihinde Adnan Menderes tarafından Demokrat Parti döneminde çıkarılmıştır.

Kanuna göre Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya sövenlerin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmüştür. Suçun topluca işlenmesi, kamuya açık alanlarda ya da medya vasıtası ile alenen işlenmesi halinde cezalar yarı oranında artırılmaktadır.

Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseler ise bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılmaktadır.

Atatürk aleyhine işlenen suçlar şikayete bağlı değildir ve Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturulmak zorundadır

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun
Kanun Numarası : 5816
Kabul Tarihi : 25/7/1951
Yayımlandığı Resmi Gazete: Tarih : 31/7/1951 Sayı : 7872
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 32 Sayfa : 1842

Madde 1 – Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.

Madde 2 – Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır.

Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.

Madde 3 – Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re’sen takibat yapılır.

Madde 4 – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 5 – Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür.

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Hekimlerin İnsan Haklarına ve Bireysel Özgürlüklerine İlişkin Bildirge

0

Hekimlerin İnsan Haklarına ve Bireysel Özgürlüklerine İlişkin Bildirge, 1985 yılı Ekim ayında Belçika’nın başkenti Brüksel’de-düzenlenen 37’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiştir. Bildirge, hekimlerin sahip olduğu hakların korunması çerçevesinde hazırlanmış evrensel insan hakları belgesidir.

Hekimlerin İnsan Haklarına ve Bireysel Özgürlüklerine İlişkin Bildirge

1-Dünya Tabipler Birliği, hekim toplumundaki etkinliklerde, tıp öğretim ve eğitiminde, işe girmede ve hekimlik mesleğine ilişkin çalışmaların öteki alanlarında, ırk, renk, din, inanç, etnik bağlantı, ulusal köken, cins, yaş ya da politik bağlanmaya bakılmaksızın fırsat eşitliği sağlanmasından yanadır.

2-Dünya Tabipler Birliği, hekimliği uygun biçimde onaylanmış kişilerin ulusal hekim birliklerine üye olma ayrıcalık ve sorumluluklarının, ırk, renk, din, inanç, etnik bağlantı, ulusal köken, cins, yaş ya da siyasal bağlanma nedeniyle yadsınmasına kesin bir şekilde karşı çıkar.

3-Dünya Tabipler Birliği, haklarında, ayrıcalıklarda ya da sorumluluklarda eşitliğin yadsınmasına son verilmesi için, gerek bir bütün olarak hekimlik mesleğini, gerekse ulusal hekim birliklerinin her bir üyesini her türlü çabayı göstermeye çağırır, ve;

BU NEDENLE; Ekim 1985’te Belçika-Brüksel’de toplanan 37’nci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda alınan kararlara uygun olarak, bu ilkelere bağlı olduğunu bir kez daha belirtir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilmiştir.

Başlangıç İnsanlık ailesinin bütün üyelerinin doğal yapısındaki onuru ile eşit ve devredilemez haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu, İnsan haklarını göz ardı etmenin ve hor görmenin, insanlığın vicdanında infial uyandıran barbarca eylemlere yol açtığını ve insanların korku ve yoksunluktan kurtulması, konuşma ve inanma özgürlüğüne sahip olacağı bir dünyanın ortaya çıkmasının sıradan insanların en yüksek özlemi olarak ilan edilmiş bulunduğunu, insanın zorbalık ve baskıya karşı son çare olarak başkaldırmak zorunda kalmaması için, insan haklarının hukukun egemenliğiyle korunmasının önemli olduğunu, Uluslar arasında dostça ilişkiler geliştirmenin önemli olduğunu, Birleşmiş Milletler halklarının, Birleşmiş Milletler Kuruluş Belgesinde, temel insan haklarına, kişinin onuruna ve değerine, erkekler ile kadınların hak eşitliğine olan inançlarını teyit ettiklerini ve daha geniş özgürlük içinde toplumsal gelişme ve daha iyi bir yaşam düzeyini sağlamaya kararlı olduklarını, Üye Devletlerin, Birleşmiş Milletlerle işbirliği içinde, insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görmesi ve gözetilmesini sağlamayı taahhüt ettiklerini, Bu hak ve özgürlüklerde ortak bir anlayışa sahip olmanın, bu taahhüdün tam olarak gerçekleşmesi için büyük önem taşıdığını göz önüne alarak, Genel Kurul, Bütün halklar ve uluslar için bir ortak başarı ölçüsü olarak bu insan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder; öyle ki, Her birey ve toplumun her organı bu Bildirgeyi daima göz önünde bulundurarak, bu hak ve özgürlüklere saygının yerleşmesini amaçlayan eğitim ve öğretim yoluyla; ve hem üye Devletlerin halklarında hem de egemenlikleri altındaki halklarda bu hak ve özgürlüklerin evrensel ve etkin olarak tanınmasını ve gözetilmesini amaçlayan ulusal ve uluslararası tedrici önlemler alarak çaba göstersinler.

Madde 1 Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdanla donatılmışlardır, birbirlerine kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar. Madde 2 1. Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka türden kanaat, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuş veya başka türden statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, bu Bildirgede belirtilen bütün hak ve özgürlüklere sahiptir. 2. Ayrıca, bağımsız, vesayet altında ya da kendi kendini yönetemeyen ya da egemenliği başka yollardan sınırlanmış bir ülke olsun ya da olmasın, bir kişinin uyruğu olduğu ülke ya da memleketin siyasal, hukuksal ya da uluslararası statüsüne dayanarak hiçbir ayrım yapılamaz. Madde 3 Herkesin yaşama hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliğine hakkı vardır. Madde 4 Hiç kimse, kölelik ya da kulluk altında tutulamaz; her türden kölelik ve köle ticareti yasaktır. Madde 5 Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulanamaz. Madde 6 Herkesin, nerede olursa olsun, yasa önünde bir kişi olarak tanınma hakkı vardır. Madde 7 Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunmaya hakkı vardır. Herkes, bu Bildirgeye aykırı herhangi bir ayrımcılığa ve ayrımcı kışkırtmalara karşı eşit korunma hakkına sahiptir. Madde 8 Herkesin anayasa ya da yasayla tanınmış temel haklarını ihlal eden eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yolundan yararlanma hakkı vardır. Madde 9 Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez. Madde 10 Herkesin, hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde ve kendisine herhangi bir suç isnadında bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından tam bir eşitlikle, hakça ve kamuya açık olarak yargılanmaya hakkı vardır. Madde11 1. Kendisine cezai bir suç yüklenen herkesin, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı, kamuya açık bir yargılanma sonucunda suçluluğu yasaya göre kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılma hakkı vardır. 2. Hiç kimse, işlendiği sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan herhangi bir fiil yapmak ya da yapmamaktan dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye, suçun işlendiği sırada yasalarda öngörülen cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Madde 12 Hiç kimsenin özel yaşamına, ailesine, evine ya da yazışmasına keyfi olarak karışılamaz, onuruna ve adına saldırılamaz. Herkesin, bu gibi müdahale ya da saldırılara karşı yasa tarafından korunma hakkı vardır. Madde 13 1. Herkesin, her Devletin sınırları içinde seyahat ve oturma özgürlüğüne hakkı vardır. 2. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeden ayrılma ve o ülkeye dönme hakkına sahiptir. Madde 14 1. Herkesin, sürekli baskı altında tutulduğunda, başka ülkelere sığınma ve kabul edilme hakkı vardır. 2. Gerçekten siyasal nitelik taşımayan suçlardan kaynaklanan ya da Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı fiillerden kaynaklanan kovuşturma durumunda, bu hak ileri sürülemez. Madde 15 1. Herkesin bir ülkenin yurttaşı olmaya hakkı vardır. 2. Hiç kimse keyfi olarak uyrukluğundan yoksun bırakılamaz, kimsenin uyrukluğunu değiştirme hakkı yadsınamaz. Madde 16 1. Yetişkin erkeklerle kadınların, ırk, uyrukluk ya da din bakımından herhangi bir sınırlama yapılmaksızın, evlenmeye ve bir aile kurmaya hakkı vardır. Evlenmede, evlilikte ve evliliğin bozulmasında hakları eşittir. 2. Evlilik, ancak evlenmeye niyetlenen eşlerin özgür ve tam oluruyla yapılır. 3. Aile, toplumun doğal ve temel birimidir; toplum ve Devlet tarafından korunur. Madde 17 1. Herkesin, tek başına ya da başkalarıyla ortaklık içinde, mülkiyet hakkı vardır. 2. Kimse mülkiyetinden keyfi olarak yoksun bırakılamaz. Madde 18 Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını, tek başına veya topluca ve kamuya açık veya özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve uyma yoluyla açıklama serbestliğini de kapsar. Madde 19 Herkesin kanaat ve ifade özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, müdahale olmaksızın kanaat taşıma ve herhangi bir yoldan ve ülke sınırlarını gözetmeksizin bilgi ve fikirlere ulaşmaya çalışma, onları edinme ve yayma serbestliğini de kapsar. Madde 20 1. Herkes, barış içinde toplanma ve örgütlenme hakkına sahiptir. 2. Hiç kimse, bir örgüte üye olmaya zorlanamaz. Madde 21 1. Herkes, doğrudan ya da serbestçe seçilmiş temsilcileri aracılığıyla ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir. 2. Herkesin, ülkesinde kamu hizmetlerinden eşit yararlanma hakkı vardır. 3. Halk iradesi, hükümet otoritesinin temelini oluşturmalıdır; bu irade, genel ve eşit oy hakkı ile gizli ve serbest oylama yoluyla, belirli aralıklarla yapılan dürüst seçimlerle belirtilir. Madde 22 Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, toplumsal güvenliğe hakkı vardır; ulusal çabalarla, uluslararası işbirliği yoluyla ve her Devletin örgütlenme ve kaynaklarına göre herkes insan onuru ve kişiliğin özgür gelişmesi bakımından vazgeçilmez olan ekonomik, toplumsal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir. Madde 23 1. Herkesin çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır. 2. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır. 3. Çalışan herkesin, kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayacak düzeyde, adil ve elverişli ücretlendirilmeye hakkı vardır; bu, gerekirse, başka toplumsal korunma yollarıyla desteklenmelidir. 4. Herkesin, çıkarını korumak için sendika kurma ya da sendikaya üye olma hakkı vardır. Madde 24 Herkesin, dinlenme ve boş zamana hakkı vardır; bu, iş saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ve belirli aralıklarla ücretli tatil yapma hakkını da kapsar. Madde 25 1. Herkesin, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve iyi yaşaması için yeterli yaşama standartlarına hakkı vardır; bu hak, beslenme, giyim, konut, tıbbi bakım ile gerekli toplumsal hizmetleri ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ya da kendi denetiminin dışındaki koşullardan kaynaklanan başka geçimini sağlayamama durumlarında güvenlik hakkını da kapsar. 2. Anne ve çocukların özel bakım ve yardıma hakları vardır. Tüm çocuklar, evlilik içi ya da dışı doğmuş olmalarına bakılmaksızın, aynı toplumsal korumadan yararlanır. Madde 26 1. Herkes, eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel öğrenim aşamalarında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitim herkese açıktır. Yüksek öğrenim, yeteneğe göre herkese eşit olarak sağlanır. 2. Eğitim, insan kişiliğinin tam geliştirilmesine, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu yerleştirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki etkinliklerini güçlendirmelidir. 3. Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikli hak sahibidir. Madde 27 1. Herkes, topluluğun kültürel yaşamına özgürce katılma, sanattan yararlanma ve bilimsel gelişmeye katılarak onun yararlarını paylaşma hakkına sahiptir. 2. Herkesin kendi yaratısı olan bilim, yazın ve sanat ürünlerinden doğan manevi ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır. Madde 28 Herkesin bu Bildirgede ileri sürülen hak ve özgürlüklerin tam olarak gerçekleşebileceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır. Madde 29 1. Herkesin, kişiliğinin özgürce ve tam gelişmesine olanak sağlayan tek ortam olan topluluğuna karşı ödevleri vardır. 2. Herkes, hak ve özgürlüklerini kullanırken, ancak başkalarının hak ve özgürlüklerinin gereğince tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ile demokratik bir toplumdaki ahlak, kamu düzeni ve genel refahın adil gereklerinin karşılanması amacıyla, yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olabilir. 3. Bu hak ve özgürlükler, hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz. Madde 30 Bu Bildirgenin hiçbir hükmü, herhangi bir Devlet, grup ya da kişiye, burada belirtilen hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan herhangi bir etkinlikte ve eylemde bulunma hakkı verecek şekilde yorumlanamaz. *Universal Declaration of Human Rights/Declaration Üniverselle des Droits de l’Homme. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 tarihli ve 217 A (III) sayılı kararıyla benimsendi ve ilan edildi

Bir Dilekçenin Anatomisi

0
Bir Dilekçenin Anatomisi isimli eser Aristo Yayınevi tarafından basılmıştır.

Bir Dilekçenin Anatomisi- A’dan Z’ye Dilekçe Nasıl Hazırlanır? isimli eser Muhammet Ufuk Tekin tarafından yazılmış, 2018 yılı Nisan ayında Aristo Yayınevi tarafından okurla buluşturularak hukuk kitapları arasındaki yerini almıştır.

Bir Dilekçenin Anatomisi; Anayasa ile güvence altına alınan temel haklardan olan dilekçeyi ele almakta, dilekçe hazırlama süreci, dilekçenin yazım usulü, dilekçede bulunması gerekli unsurlar ve dilekçe yazımında dikkat edilmesi gerekli hususları incelemektedir.

Yazara göre her hukukçu uzmanlaşmış bir yazardır. Avukat ise belli bir uzmanlık alanında hazırlanmış bir dilekçenin hitap ettiği sınırlı bir okuyucu kitlesine seslenen bir yazardır. “Dilekçenin, hem şekil, üslup ve içerik bakımından usul ve teamüllere uygun olması hem de hukuk metodolojisi çerçevesinde kalması gerekmektedir. Bu yönüyle hazırlanan her dilekçe önemlidir. Dilekçe avukatın ana iletişim aracıdır ve söz konusu olan şey dilekçe olduğunda avukatların şekil ve içerik olarak dilekçe yazımı konusuna hakim olması gerekmektedir.”  

Bir Dilekçenin Anatomisi - A'dan Z'ye Dilekçe Nasıl Hazırlanır
Bir Dilekçenin Anatomisi – A’dan Z’ye Dilekçe Nasıl Hazırlanır

Yazar Ufuk Tekin, dilekçe yazımı konusunda hukukçuların faydalanabileceği kaynakların kısıtlı olduğunu keşfederek yola çıkmış, dilekçe örnekleri içeren kitapların bu konuda bir yararı olmadığını savunmuş; dilekçe yazımının bir formasyon gerektirdiğini ve dilekçenin okunurluğunu artırmanın önemli bir amaç olduğunu vurgulamış, dilekçenin yazımından önce ve sonra yapılması gerekenlere de kitabında yer vermiştir.

Yazar Ufuk Tekin Hakkında

Yazar Ufuk Tekin, 1974 yılında İstanbul’da doğmuş, 1996 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur.

Avukat Muhammet Ufuk Tekin
Yazar Avukat Muhammet Ufuk Tekin

İyi derecede İngilizce bilen Tekin, 2000 yılında Tekin Hukuk Bürosunu kurmuş ve serbest avukat olarak çalışmaya başlamıştır. İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu, Bilişim ve Bilişim Hukuku Merkezi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu ile Kültür-Sanat Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mali Hukuk Anabilim dalında yüksek lisans öğrenimi görmektedir. Avukat Begüm Tekin ile evlidir.

Kitabın Sunumu

“Uygulamacılara dilekçe örneği vermek yerine dilekçe yazmakta yardımcı olacak kaynak sayısı yok denecek kadar azdır. Bu kitap bunu hedeflemekte, tabiri caizse balık vermek yerine balık tutmayı öğretmeyi amaçlamaktadır. Bu kitabı okuyan hukukçular bir dilekçe yazarken hangi hususlara dikkat etmeleri gerektiğini, doğru zannedilen yanlışların neler olduğunu ve özünde dilekçeyle ilgili nedenlerin bilgisine sahip olacaklardır.”

Yazar Ufuk Tekin, Bir Dilekçenin Anatomisi isimli eseri hakkında şunları söylemiştir:

“Avukatlar ve akademisyenler tarafından, içinde her dava tipine uygun dilekçe örneklerinin bulunduğu çok sayıda kitap yazılmıştır. Biz avukatlar dilekçelerimizi hazırlarken bu kaynaklardan faydalanırız.

Buradaki faydalanma, kitaptaki örnek dilekçenin kendi olayımıza uyarlanarak aktarılmasından ibarettir.

Kitabın Arka Kapağı
Kitabın Arka Kapağı

Uygulamacılara dilekçe örneği vermek yerine dilekçe yazmakta yardımcı olacak kaynak sayısı ise yok denecek kadar azdır. Bu kitap bunu hedeflemekte, tabiri caizse balık vermek yerine balık tutmayı öğretmeyi amaçlamaktadır.

Umuyorum ki bu kitabı okuyan hukukçular bir dilekçe yazarken hangi hususlara dikkat etmeleri gerektiğini, doğru zannedilen yanlışların neler olduğunu bilecek ve özünde dilekçeyle ilgili nedenlerin bilgisine sahip olacaklardır.
Eserin tüm hukukçulara fayda sağlamasını umuyorum.”

Bir Dilekçenin Anatomisi isimli kitabın konusu ve dilekçe yazımı üzerine yazar Ufuk Tekin’in katılmış olduğu bir seminer
A’dan Z’ye Dilekçe Yazımı Eğitimi

Yazar Ufuk Tekin, Bir Dilekçenin Anatomisi isimli eserine olan ilginin artması üzerine; dilekçe konusunda eğitimler vermeye başlamış, birçok hukuk kurumundan ve sivil toplum örgütünden gelen talepler üzerine konferans ve panellere katılarak dilekçe yazımı konusunda konuşmalar yapmıştır.

 

“Bir Dilekçenin Anatomisi – A’dan Z’ye Dilekçe Nasıl Hazırlanır” İsimli Eserin Konu Başlıkları

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Aile Vakfı

0

Aile vakıfları, aile bireylerinin eğitim ve öğretimine; barınma ve beslenmelerine; evlenme, çeyiz, doğum ve hastalıklarına; diğer sosyal ve yaşam gereksinimlerine ilişkin gerekli giderlerini sağlayabilmek amacıyla, kişiler ve miras hukukunun koyduğu hükümlere uygun bir biçimde kurulan vakıflardır.

Bir malın ya da hakkın başkalarına geçmemek üzere bir aileye özgülenmesine ve aile bireyleri arasında aynı soydan gelenlere kuşaktan kuşağa kalacak biçimde geçmesine ilişkin her türlü tasarruf yasaktır. Böyle bir tasarruf, Aile Vakfı kurma yoluyla dahi yapılamaz. Kurulacak bir vakıftan yararlanan aile bireylerine düzenli gelirler ve maşlar sağlayan vakıflar kurulamaz. Hukukun arkasından dolanmak ve miras hukukuna dair kazanımlar yaratmak amacıyla vakıf tesisi uygun değildir.

Aile Vakfının Yasal Dayanağı 
Türk Medeni Kanunu

Madde 372 – Aile bireylerinin eğitim ve öğrenimleri, donanım ve desteklenmeleri ve bunlara benzer amaçların gerektirdiği harcamaların yapılması için kişiler hukuku ve miras hukuku hükümleri uyarınca aile vakfı kurulabilir. Bir malın veya hakkın başkalarına geçmemek üzere aynı soydan gelenlere kuşaktan kuşağa kalacak şekilde özgülenmesi yasaktır. Böyle bir özgülenme, vakıf kurma yoluyla da yapılamaz.

743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi
Madde 322

Aile efradının talim ve terbiyesine, teçhiz veya muavenetine ve bunlara mümasil gayelere muktazi masarin tediyesi için; eşhas veya miras hukuna dair olan hükümlere tevkan aile vakıarı tesis edilebilir.  Bir malın veya bir hakkın devir ve ferağ edilememek üzere bir aileye tahsisine ve aile efradı arasında tarzı intikaline dair her türlü tasarruf memnudur. Bu tarzda tasarruf, tesisat ihdası kriyle dahi meczolunamaz.

Madde Gerekçesi: Yürürlükteki Kanunun 322 nci maddesini karşılamaktadır. Madde, 1984 tarihli Öntasarının 303 üncü maddesinden sadece “tahsis” sözcüğü “özgüleme” sözcüğüyle değiştirilmek suretiyle aynen alınmıştır. Ancak yürürlükteki metinde son fıkra olarak yer alan “Bu tarzda tasarruf, tesisat ihdası fikriyle dahi meczolunamaz” ibaresi anlamsız bulunduğu için maddeden çıkarılmış ve önceki fıkra hükmünü tamamlayıcı nitelikte olmak üzere, böyle bir özgülemenin vakıf yoluyla da yapılamayacağı, ikinci fıkranın son cümlesinde belirtilmiştir.”

Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği

0

Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, sağlık hizmetlerinin Türkiye genelinde etkin ve verimli olarak yürütülebilmesi için; görev yapan sağlık hizmetleri personellerinin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin usul ve esasları düzenlemek için hazırlanarak Resmi Gazetenin 26.03.2013 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Yönetmelik; taşra teşkilatlarında görev yapan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personelini kapsamakta olup; bakanlığa bağlı kuruluşlarının teşkilatlarında yapılacak atamalar ve görevlendirmeler ile eğitim ve araştırma hastanelerinde görevli eğitim görevlisi, başasistan, asistanları kapsamamaktadır.

Yönetmelik; 14 Temmuz 1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 7 Mayıs 1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ve 19 Nisan 1983 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Yönetmelikte geçen tanımlar, Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Bakanı ile bağlı olan kuruluşları Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Kamu Hastaneleri Birliğini; iller itibariyle planlanan Personel Dağılım Cetveli – PDC‘ye göre her unvan ve branş için belirlenen personel sayılarının, illerde o unvan ve branşta çalışan personel sayısı oranına göre belirlenmektedir.

19 Nisan 1983 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliği; Personel Dağılım Cetveli doluluk oranına göre belirlenen il grupları, sağlık hizmetleri sınıfında çalışan bakanlık ve bağlı kuruluşu personeli için; çalışılan yerin özellikleri göz önüne alınarak puanı hesaplanmaktadır.

Genel Yönetmeliğin Ek-1 sayılı cetvelinde belirtilen illerin yer aldığı bölgeleri; İl Sağlık Müdürlüğü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, Halk Sağlığı Müdürlüğü; Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında istihdam edilen sağlık hizmetleri çalışanları; Personel Dağılım Cetveli‘nde belirlenen ilkeler doğrultusunda il ve birim bazında, yılda en az bir defa yenilenen, unvan ve branşlar itibariyle bulunması gereken personel sayısını gösterilmektedir.

Resmî Gazete Tarihi: 26.03.2013 Resmî Gazete Sayısı: 28599

SAĞLIK BAKANLIĞI ATAMA VE  YER DEĞİŞTİRME YÖNETMELİĞİ(4)

 

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; sağlık hizmetlerinin yurt genelinde etkin ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi için (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348) Sağlık Bakanlığında görev yapan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personelinin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (Değişik:RG-2/3/2018-30348)

(1) Bu Yönetmelik; Sağlık Bakanlığı taşra teşkilatında görev yapan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personelini kapsar. Ancak, Bakanlık merkez teşkilatından taşra teşkilatına, taşra teşkilatından merkez teşkilatına yapılacak atamalar ve görevlendirmeler ile eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapan eğitim görevlisi, başasistan ve asistanları kapsamaz.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik; 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun Ek 1 inci maddesi ve 19/4/1983 tarihli ve 83/6525 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakan: Sağlık Bakanını,

b) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,

c) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)

ç) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)

d) Doluluk oranı: Bakanlıkça iller itibariyle planlanan PDC’ye göre her unvan ve branş için belirlenen personel sayılarının, illerde o unvan ve branşta çalışan personel sayısına oranını,

e) Genel Yönetmelik: 19/4/1983 tarihli ve 83/6525 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliği,

f) Hizmet grubu: Personel dağılım cetveli doluluk oranına göre belirlenen il gruplarını,

g) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Hizmet puanı: Sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfında çalışan Bakanlık personeli için, çalışılan yerin özellikleri göz önüne alınarak hesaplanan puanı,

ğ) Hizmet bölgesi: Genel Yönetmeliğin Ek-1 sayılı cetvelinde belirtilen illerin yer aldığı bölgeleri,

h) İl Müdürlüğü: İl Sağlık Müdürlüğünü,

ı) Kanun: 657 sayılı Devlet Memurları Kanununu,

i) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)

j) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Personel: Bakanlıkta, Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine göre istihdam edilen sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı çalışanlarını,

k) Personel Dağılım Cetveli (PDC): Ek-2’de belirlenen ilkeler doğrultusunda il ve birim bazında, yılda en az bir defa yenilenen, unvan ve branşlar itibariyle bulunması gereken personel sayısını gösteren cetveli,

l) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Standart: Bakanlık standart kadro mevzuatlarında belirlenen standartları,

m)(Değişik:RG-30/9/2016-29843) Stratejik personel: Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi mevzuatına göre uzman olmuş uzman tabip, uzman (TUTG), tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi ve eczacı unvanındaki personeli,

ifade eder.

Temel ilkeler

MADDE 5 – (1) Bu Yönetmelik tüm atama ve yer değiştirmelerde;

a) Kadro imkânları göz önünde bulundurulması,

b) Ekonomik, sosyal ve kültürel şartlar ile ulaşım şartları yönünden benzerlik ve yakınlık gösteren illerin gruplandırılarak işlem yapılması,

c) Personelin hizmet bölgeleri ve grupları arasında, hizmet gerekleri de dikkate alınarak, adil ve dengeli dağılımın sağlanması,

ç) Personel hareketlerinde hizmet puanının belirleyici olması,

d) PDC’de belirlenen sayılardaki aktif çalışanların dikkate alınarak idarenin hizmet ihtiyacının karşılanması, aylıksız izin, askerlik ve geçici görev gibi nedenlerle aktif olmayan standartlara bu süre içerisinde atama yapılması,

e) Atamalarda hizmet birimlerinin ihtiyacına göre sertifika, diploma gibi özel nitelikler aranılarak, nitelikli personel eliyle hizmet sunumunun sağlanması,

f) Personelin başvuru tarihinde yürürlükte olan usul ve esaslar çerçevesinde işlem yapılması

ilkelerini esas alır.

Hizmet bölgeleri

MADDE 6 – (1) İller 6 hizmet bölgesine ayrılır. Genel Yönetmelikle hizmet bölgelerinde yapılacak değişiklikler bu Yönetmeliğe aynen yansıtılır.

Hizmet grupları

MADDE 7 – (1) PDC doluluk oranına göre iller, her unvan ve branşta en yüksekten en düşüğe doğru A, B, C ve D olarak dört hizmet grubuna ayrılır. Doluluk oranı en yüksek ilk 20 il A, ikinci 20 il B, üçüncü 20 il C ve diğer iller ise D hizmet grubu olarak belirlenir. İllerin doluluk oranlarının eşit olması hâlinde (Mülga ibare:RG-9/2/2019-30681) (…) Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Endeksinde üst sıralarda yer alan il, doluluk oranı daha yüksek olan il olarak kabul edilir. Ancak istihdam edilen personel sayısı 200’den az olan veya ülke genelinde tüm illerde PDC veya standart öngörülmeyen unvan ve branşlar için İstihdam Planlama Komisyonunca iki ayda bir Ek 2’deki cetvelin 9 uncu ilkesi doğrultusunda hizmet grupları belirlenerek ilan edilir.

(2) PDC çalışmaları sonucu unvan ve branşlara göre personelin illere dağılım sayısını gösteren il dağılım cetveli ve bu personelin il içi birimlere dağılım sayısını gösteren il içi dağılım cetveli Bakanlık (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) internet sitelerinde duyurulur. Unvan ve branşlara göre il dağılım cetvelinde belirlenen sayı ile illerde istihdam edilen personel sayısının karşılaştırılması sonucu bulunan doluluk oranı cetvelleri ile buna göre belirlenen hizmet grupları ise her iki ayda bir yenilenerek Bakanlık (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) internet sitelerinde duyurulur ve Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünde iki yıl süreyle muhafaza edilir. Hazırlanan cetveller personel planlama çalışması niteliğinde olup müteakip dönemlerde atamaya açılacak yerler, aktif çalışan personel doluluk oranları en düşük illerden ve birimlerden başlamak üzere belirlenir. Aktif çalışan personel sayısının belirlenmesinde izin, eğitim gibi nedenlerle üç aydan fazla süreyle görevi başında bulunmayan personel hesaba katılmaz.

Hizmet puanı

MADDE 8 – (1) Personelin atama ve yer değiştirme işlemlerinde kullanılmak üzere, bu Yönetmelik kapsamındaki personel için her atama döneminden önce atamaya esas olmak üzere çalışılan yerin özelliklerinin göz önüne alındığı bir hizmet puanı hesaplanır. Açık bulunan ve Bakanlıkça ilan edilen kadrolara yapılacak atamalarda hizmet puanı esas alınır. Hizmet puanlarının eşitliği hâlinde ise meslekî kıdemi fazla olan personel atamaya hak kazanmış olur.

Hizmet puanının hesaplanması

MADDE 9 – (1) (Değişik:RG-4/4/2015-29316) Hizmet puanının hesaplanmasında (Mülga ibare:RG-9/2/2019-30681) (…) İl ve İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Tabloları esas alınır. (Değişik cümle:RG-9/2/2019-30681) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamına giren bir kurumda veya kamu kurum ve kuruluşlarında fiilen çalışılan her yer ve yıl için İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması endeksindeki sıra numarası 1000 rakamıyla toplanarak ilçe sıralaması puanı elde edilir. Bu rakama Ek 1’de bulunan İllerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralamasının Hizmet Puanına Katkısı Cetvelinin öngördüğü puan eklenerek hizmet puanı bulunur. Yeni il ve ilçeler kurulması hâlinde, yeni tablolar yayınlanana kadar, daha önce bağlı bulunulan il ve ilçenin puanları uygulanmaya devam edilir.

(2) Beldelerde fiilen çalışılan her yıl için çalışılan beldenin bağlı bulunduğu ilçenin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması endeksindeki sıra numarasının yarısı, köylerde fiilen çalışılan her yıl için ise tamamı puan olarak hizmet puanına ayrıca eklenir.

(3) Muvazzaf askerlikte geçirilen süreler için personele, askerliğin yapıldığı yerin hizmet puanı verilir. Askerliğini yurt dışında yapanların hizmet puanlarının hesaplanmasında bağlı olduğu birliğin bulunduğu il veya ilçenin hizmet puanı esas alınır.

(4) Genel hayatı etkileyen; savaş, deprem, sel ve yangın gibi doğal afetlerin meydana geldiği yerleşim yerlerinde görev yapan personele, doğal afetin meydana geldiği tarihten itibaren, o yerde fiilen çalışılması kaydıyla Bakanlıkça belirlenen süre için en yüksek hizmet puanı % 100 fazlasıyla verilebilir.

(5) Savaş, deprem, sel ve yangın gibi genel hayatı etkileyen sebeplere bağlı olarak yurt içi ve yurt dışında görevlendirilen personele en yüksek hizmet puanı %100 fazlasıyla verilir. Yurt dışında başka sebeplerle görevlendirilen diğer personel, hizmet puanı en düşük yerin hizmet puanını alır.

(6) Geriye doğru hesaplamalarda, Bakanlığımızın hizmet puanı esaslı atama ve yer değiştirme işlemlerine geçildiği 8/6/2004 tarihindeki görev yapılan yerin idari statüsü esas alınır. Bu tarihten sonra meydana gelen değişiklikler yürürlük tarihi itibariyle hüküm ifade eder.

Hizmet puanı verilmeyecek haller

MADDE 10 – (1) Aşağıdaki hâllerde personele hizmet puanı verilmez:

a) Kanunun 77 nci maddesi kapsamında, aile hekimliğinde (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) sözleşmeli geçirilen süreler ile askerlik yükümlülüğü dışında aylıksız veya ücretsiz izinli olarak geçirilen süreler,

b) Hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya yargılama sonucunda beraatına karar verilenler ile soruşturma sonucunda disiplin cezası almayanlar hariç olmak üzere, görevi ile ilgili olsun veya olmasın herhangi bir suç nedeniyle tutuklanan veya gözaltına alınanlar ile görevden uzaklaştırılanların görevleri başında geçirmedikleri süreler.

Geçici görevlendirme

MADDE 11 –(Değişik:RG-4/4/2015-29316)

(1) Bakanlık (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) önceden duyurmak suretiyle talepte bulunan personeli geçici olarak görevlendirebileceği gibi ihtiyaç hâlinde re’sen de görevlendirebilir. Re’sen yapılan geçici görevlendirme süresi bir mali yılda iki ayı geçemez.

(2) Turizm, mevsimlik işçi çalıştırma, ulusal ve uluslararası boyutta düzenlenen büyük organizasyonlar, kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle nüfusunda önemli ölçüde artış gösteren yerlere geçici görevlendirme yapılabilir.

(3) 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanununa göre askerlik yükümlülüğünü yedek subay olarak yerine getirenlerin eşleri, talepleri hâlinde yükümlülük süresi ile sınırlı olmak kaydıyla eşlerinin bulunduğu yere geçici olarak görevlendirilebilir.

(4) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Zorunlu yer değiştirmeye tabi personel olup kadrosunun bulunduğu ilden başka bir ile görevlendirilenlerin eşleri ile 2547 sayılı Kanunun 38 inci maddesine göre Bakanlıkta görevlendirilenlerin eşleri, talepleri hâlinde görevlendirme süresi ile sınırlı olmak kaydıyla eşlerinin bulunduğu yere geçici olarak görevlendirilebilir. Zorunlu yer değiştirmeye tabi personel olup en az altı ay yurt dışında görevlendirilenlerin eşleri ise eşlerinin görevlendirme süresince talep ettikleri yerlere geçici olarak görevlendirilebilir.

(5) Genel hayatı etkileyen savaş, deprem, sel ve yangın gibi doğal afetlerin meydana geldiği yerleşim yerlerinde görev yapan personel; en az sekiz haftalık gebe, kendisinin veya birinci dereceden bir yakınının engelli olduğunu veya vefat ettiğini veya çocuğunun beş yaşından küçük olduğunu ya da ilköğretimde eğitim gördüğünü belgelendirmesi kaydıyla bu afetle ilgili bir defaya mahsus olmak üzere afetin olduğu tarihten itibaren altı ay içinde başvurması hâlinde talepte bulunduğu ile altı aya kadar geçici olarak görevlendirilebilir.

(6) Boşanma davası açan veya haklarında boşanma davası açılmış olanlar, durumlarını 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun gereği ilgili makamlarca verilen tedbir kararıyla belgelendirmeleri halinde, dava süresince talebi halinde anne, baba veya reşit çocuklarının dava açılma tarihinden önce ikamet ettiği veya D veya C hizmet grubu illere geçici olarak görevlendirilebilir. Bu hüküm doğrultusunda görevlendirilenler, görevlendirildiği tarihten itibaren altı ayda bir, boşanma davasının görülmekte olduğu mahkemeden davanın safahatını gösterir belgeyi alarak çalıştığı kuruma bildirmekle yükümlüdür.

(7) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) 663 sayılı KHK’nın 42 nci maddesi çerçevesinde sözleşme imzalayan personelin eşleri, talepleri hâlinde sözleşme süresi ile sınırlı olmak kaydıyla eşlerinin bulunduğu yere geçici olarak görevlendirilebilir. Ancak stratejik personelin bu fıkraya istinaden görevlendirilebilmesi, eşinin il ve ilçe sağlık müdürü, başkan, başkan yardımcısı veya başhekim olarak sözleşme imzalamış olmasına bağlıdır.

(8) Personelin herhangi bir suretle görevde olmaması, nüfus hareketleri gibi nedenlerle personele ihtiyaç duyulması hâlinde (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…); A hizmet grubuna dâhil illerden aynı veya alt hizmet bölgesinin A, B, C ve D hizmet grubu illerine, B hizmet grubuna dâhil illerden aynı veya alt hizmet bölgesinin B, C ve D hizmet grubu illerine, il içinde personel doluluk oranı yüksek olan birimlerden düşük olan birimlere geçici görevlendirme yapabilir. Ancak 5 ve 6 ncı hizmet bölgelerinin A ve B hizmet grubu illerinde görev yapan personel sadece 5 ve 6 ncı hizmet bölgelerinin C ve D hizmet grubu illerine geçici olarak görevlendirilebilir.

(9) İlgilinin talebi halinde il içinde yapılan geçici görevlendirme ile sekizinci fıkra hükümlerine göre yapılan geçici görevlendirme süresi her seferinde üç ayı ve bir mali yılda toplamda altı ayı geçemez.

(10) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)

Atamalarda müracaat

MADDE 12 – (1) Toplu atamalara ilişkin müracaatlar ilgili ilan metninde belirtilen usul ve esaslara göre yapılır. (Değişik cümle:RG-2/3/2018-30348) İlan yoluyla yapılmayan diğer başvurular ise personelin kadrosunun bulunduğu il müdürlüğü vasıtasıyla yapılır.

Gerçek dışı beyan

MADDE 13 – (1) Bir mazerete dayanarak ataması yapılanların mazeret belgelerinin veya hizmet puanı hesaplananların hesaplamaya esas beyan ve belgelerinin gerçek dışı olduğu tespit edildiği takdirde, personelin atama işlemi iptal edilir ve haklarında soruşturma yapılır. Bu soruşturma sonucunda suçlu bulunanlar hakkında genel hükümler uygulanır.

İlk atama

MADDE 14 – (1) (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348) Bakanlığın sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı kadrolarına aday memur olarak atama ilk atamadır. İlk atamada uzman tabip, uzman (TUTG), tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi ve eczacı kadrolarına atanacaklar kur’ayla, diğerleri genel hükümlere göre sınavla atanır. İlk atamada atama dönemi yoktur. Bakanlık (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (….) ihtiyaç doğdukça açık bulunan kadrolar ile atama usul ve esaslarını ilan eder. İlk atamada; sırasıyla 6 ve 5 inci hizmet bölgesi iller, D ve C hizmet grubu iller ile ilçelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralaması endeksine göre 6, 5 ve 4 üncü gelişmişlik grubunda yer alan ilçeler, ihtiyaç hâlinde ise diğer bölgelerde bulunan kadrolar ilan edilir.

Yeniden atama

MADDE 15 – (1) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Kamu kurum ve kuruluşlarında sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfından bir unvanda çalışmış olup bu görevlerinden çeşitli nedenlerle ayrılmış olanlar Bakanlığın aynı hizmet sınıfı kadrolarında yeniden göreve başlatılabilirler. Bakanlık, kadro durumunun müsait olması hâlinde yeniden atama suretiyle doldurulacak kadroları ilan eder. Müracaat edenlerin yerleştirmeleri tercihlerine göre kura ile yapılır.

(2) Uzman tabip, uzman (TUTG), tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi ve eczacıların yeniden atamaları ilgili mevzuatı gereği ilk atama usul ve esaslarına göre, belirlenecek dönemlerde kur’a ile yapılır.

İsteğe bağlı yer değiştirme

MADDE 16 –(Başlığı ile birlikte değişik:RG-4/4/2015-29316)

(1) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) (Değişik cümle:RG-9/2/2019-30681) İller arası atama dönemleri (Değişik ibare:RG-16/1/2020-31010) Ocak ve Haziran ayıdır. Bakanlık açık olan ve doldurulmasına ihtiyaç duyulan kadroları ilan eder. Bu kadrolara atanmak isteyen personel, tercih yaparak müracaatta bulunur. Bakanlık tercih sırasına bakmaksızın hizmet puanına göre atamaları tamamlar. (Değişik cümle:RG-9/2/2019-30681) Hizmet puanlarının eşit olması halinde çalışma süresi esas alınır, çalışma süresinin de eşit olması halinde kura ile yerleştirme işlemleri yapılır.

(2) Standardın uygun olması kaydıyla bu Yönetmeliğin puan, süre ve dönem ile ilgili hükümlerine bağlı kalmaksızın;

a) Eşinin, çocuklarının, annesinin, babasının veya kardeşlerinden birinin ağır engelli olduğunu belgelendirmesi halinde engelli yakınının ikamet ettiği yere, kendisinin engelli olduğunu belgelendirmesi halinde ise talep ettiği yere,

b) Eşinin vefatından itibaren bir yıl içinde talep ettiği yere,

c) Eşinden boşanması halinde anne, baba, kardeş veya reşit çocuklarının boşanma tarihinden önce ikamet ettiği ile veya D ve C hizmet grubu illerden birine ya da halen görev yaptığı hizmet bölgesi ve grubu esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasına göre boşanma tarihinden itibaren bir yıl içerisinde,

ç) Eşinin zorunlu yer değiştirmeye tâbi olarak görev yapmakta iken emekliye ayrılması halinde eşinin emekliye ayrılmasından sonraki bir yıl içinde eşinin ikamet ettiği yere,

d) Eş, çocuk, anne, baba veya kardeşlerinden birisinin (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) terör eylemleri etkisi ve sebebiyle şehit olması veya çalışamayacak derecede mâlûl ya da mâlûl olup da çalışabilir durumda olması ile bu durumdaki kamu görevlisi olması durumunda talep ettiği yere,

e) 25/1/2013 tarihli ve 28539 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği kapsamında (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) başka bir ildeki aile hekimliği pozisyonuna yerleşmesi ve yeni yerleştiği aile hekimliği pozisyonunda fiilen iki yıl görev yapması ve sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi ve talebi halinde sözleşmesinin feshedildiği yere,

f)  (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Kadroları Bakanlıkta olup tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık mevzuatına göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarında uzmanlık eğitimi veya yan dal uzmanlık eğitimi yapan personelin talebi hâlinde, ilgili uzmanlık eğitimi giriş sınavı sonucunda yerleştirildiği eğitim kurumunun bulunduğu ildeki Bakanlık kadrosuna,

g) Sağlık ile ilgili bir alanda en az (Değişik ibare:RG-30/9/2016-29843) dört yıllık örgün öğrenim gördüğünü belgelendirmesi hâlinde, öğrenim süresi ile sınırlı olmak kaydıyla, öğrenim gördüğü yere,

bir defaya mahsus olmak üzere atanabilir. (Ek cümle:RG-9/2/2019-30681) Bu fıkranın (a) bendinde bulunanlar bir defaya mahsus atama kısıtlamasına tabi değildir.

(3) Stratejik personelin yer değiştirme taleplerinde bu maddenin ikinci fıkrasının (g) bendi hükümleri uygulanmaz.

(4) (Ek:RG-2/3/2018-30348) Devlet hizmeti yükümlüsü iken eşi vefat eden, eşinden boşanan veya eşinin emekliye ayrılması nedeniyle ikinci fıkranın (b), (c) ve (ç) bendi kapsamındaki atanma taleplerinin Devlet hizmeti yükümlülüğü süresinin bitimine müteakip en geç iki ay içerisinde yapılması halinde bir yıllık süre şartı aranmaz.

Kurumlar arası naklen atama

MADDE 17 –(Değişik:RG-4/4/2015-29316)

(1) Diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapanlar; Kanunun 74 üncü maddesi çerçevesinde, (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348) Bakanlıkta durumlarına uygun 6 ncı ve 5 inci hizmet bölgelerinden başlamak üzere belirlenen kadrolara, tercihleri doğrultusunda kura ile naklen atanabilirler.

(2) Kurumlar arası naklen atanabilmek için; Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine göre sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına tabi veya vakıf üniversiteleri hariç olmak üzere tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi mevzuatına göre uzmanlık eğitimi alan personel olmak gerekir.

(3) Standardın uygun olması kaydıyla;

a) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)

b) PDC esas alınarak stratejik personelin,

c) (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348) Bakanlıkta Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (A) veya (B) bentlerine göre sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına dâhil bir unvanda görev yapanların eşlerinin,

ç) 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna tabi olarak görev yapanların eşlerinin,

d) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) İl ve ilçe sağlık müdürü, başkan, başkan yardımcısı ve başhekim olarak görev yapanların eşlerinin,

e) Mevzuatı uyarınca zorunlu yer değiştirmeye tâbi olarak mülki idare amirliği, milli istihbarat, emniyet hizmetleri sınıflarından birinde görev yapanlar ile hâkim, savcı veya Türk Silahlı Kuvvetlerinde subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş veya uzman er olarak görev yapanların eşlerinin,

f) 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu çerçevesinde aile hekimi ya da aile sağlığı elemanı olanların bu görevlerinden ayrılarak tekrar eski görevlerine atananların,

g) Bakanlık onayı ile yürürlüğe konulan protokollerle diğer kamu kurum ve kuruluşlarından devredilen sağlık birimlerinde görev yapanların,

ğ) (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…), terör eylemleri etkisi ve sebebiyle şehit olan veya çalışamayacak derecede mâlûl olan ya da mâlûl olup da çalışabilir durumda olanlar ile bu durumdaki kamu görevlilerinin Devlet memuru olarak görev yapan eş ve çocukları ile anne, baba ve kardeşlerinin,

h) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)

ı) Teşkilat veya kadro bulunmaması veya başka bir yerde istihdamının mümkün olmaması gibi nedenlerle kurumlarınca yer değişikliği yapılamayanlardan; kendisinin veya eş, çocuk, anne, baba veya kardeşlerinden birinin engelli olması halinde,

kurumlar arası naklen atanmasında kura şartı aranmaz.

(4) Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi mevzuatına göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarında uzmanlık veya yan dal uzmanlık eğitimi yapmakta iken eğitimlerini tamamlamadan diş tabibi, tabip veya uzman tabip olarak atanmak isteyenler talepleri ve kurumlarının muvafakatı hâlinde D ve C hizmet grubu illerine tercihlerine göre atanırlar. Devlet hizmeti yükümlüsü olanlar; eski görev yerine, eski görev yerinde boş yer bulunmaması hâlinde eski görev ilinde münhal bir kadroya, eski görev yeri bulunmayanlar ise tercihleri alınarak ilk Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atanırlar.

(5) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)

Bir mazerete dayanan atamalar

MADDE 18 – (Değişik:RG-4/4/2015-29316)

(1) Personelin aşağıda belirtilen mazeretleri belgelendirmesi ve talebi üzerine hizmet bölgelerindeki veya hizmet gruplarındaki zorunlu çalışma süreleri tamamlanmadan yer değiştirme suretiyle ataması yapılabilir.

a) Sağlık durumu.

b) Aile birliği.

c) Can güvenliği.

(2) Bu mazeretlerin değerlendirilmesinde birinci fıkrada belirtilen öncelik sırası esas alınır. Mazeret durumu haksız bir kazanıma neden olamaz.

(3) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Müracaatlar, gerekli belgelerle birlikte personelin kadrosunun bulunduğu il müdürlüklerine yapılır. (Mülga cümle:RG-16/1/2020-31010) (…)

(4) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) 16 ncı maddenin ikinci fıkrasının (f) bendine göre atanan diş tabipleri ile aynı fıkranın (g) bendine göre atananlar öğrenim durumları ile ilgili belgeyi her eğitim ve öğretim yılı başlangıcında, 19 ve 20 nci maddelerine göre atananlar ise, mazeretlerinin devam ettiğine dair belgeleri, her yıl Ocak ayında çalıştığı kuruma bildirmekle yükümlüdür. İl müdürlükleri, mazereti sona eren personelin belgelerini 15 gün içerisinde Bakanlığa intikal ettirir.

(5) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Dördüncü fıkrada belirtilen hükümlere göre atanmış olup atanma gerekçeleri ortadan kalkan personelin bulunduğu il, 5 ve 6 ncı hizmet bölgesinde veya C ve D hizmet grubunda ise talebi hâlinde yerinde bırakılır. Aksi hâlde eski görev yerine veya eski görev yerleri esas alınarak, 26 ncı madde hükümlerine göre atanırlar. Eski görev yeri bulunmayanlar ise; görev yaptıkları yer esas alınarak 26 ncı madde hükümlerine göre atanırlar. Ayrıca, Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlamadan sağlık ve aile birliği mazereti sona eren Devlet hizmeti yükümlüleri, (Mülga ibare:RG-16/1/2020-31010) (…) ilk Devlet hizmeti yükümlüsü kurasıyla atanırlar.

(6) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) 19 uncu ve 20 nci maddeler ile 16 ncı maddenin ikinci fıkrasının (f) bendi gereği atanan diş tabiplerine ve aynı fıkranın (g) bendi gereği atananlara, atandığı yerde fiilen beş yıl çalışması hâlinde, dördüncü ve beşinci fıkra hükümleri uygulanmaz.

Sağlık mazeretine bağlı yer değişikliği

MADDE 19 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-4/4/2015-29316)

(1) Personelin kendisinin, eşinin, annesinin, babasının, bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının ve yargı kararı ile vasi tayin edildiği kardeşinin hastalığının görev yaptığı yerde tehlikeye girdiğini veya görev yerinin değişmemesi hâlinde tehlikeye gireceğini, üniversiteler veya Bakanlık eğitim ve araştırma hastanelerinden alınacak sağlık kurulu raporu ile belgelendirmesi halinde tedavinin yapılabileceği bir sağlık kurum veya kuruluşunun bulunduğu veya sağlığının olumsuz etkilenmeyeceği bir ilin münhal kadrolarına sağlık mazereti değerlendirme komisyonu kararı doğrultusunda atanır.

(2) Sağlık mazereti değerlendirme komisyonu, gerekli durumlarda bu raporların başka eğitim ve araştırma hastanelerinin sağlık kurullarınca da usule ve fenne uygunluğunun tespit edilmiş olma şartını arayabilir.

Aile birliği mazeretine bağlı yer değişikliği

MADDE 20 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-4/4/2015-29316)

(1) Eşlerin ikisinin de (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348) Bakanlıkta kamu personeli olması hâlinde;

a) Astlık üstlük sıralaması esas alınarak astın görev yeri üste bağlı olarak değiştirilir. (Değişik cümle:RG-2/3/2018-30348) Üstlük astlık sıralaması; Bakanlık merkez teşkilatı kadroları, il ve ilçe sağlık müdürü, başkan, başhekim, eğitim görevlisi, başasistan, yan dal uzmanları, uzman tabipler, uzman diş tabipleri, tabipler, diş tabipleri, eczacı ve diğer sağlık personeli şeklindedir.

b) (Değişik:RG-2/3/2018-30348)  Her iki eşin birinci fıkranın (a) bendindeki aynı sıralama grubunda yer alması halinde aile birliğinin D veya C hizmet grubu bir ilde sağlanması esastır. D veya C hizmet grubunda aile birliğinin sağlanamaması halinde; her iki eşin unvan ve branşında eşlerinin görev yaptığı ilin doluluk oranı az olan ilde aile birliği sağlanır. Doluluk oranlarının da eşit olması halinde; aynı hizmet bölgesinde görev yapan eşlerden yer değiştirme talebinde bulunanın, farklı hizmet bölgelerinde görev yapan eşlerden ise üst hizmet bölgesinde görev yapan personelin görev yeri değiştirilir. Ancak birinci fıkranın (a) bendindeki aynı sıralama grubunda yer alanlardan, üst hizmet bölgelerinden 2, 3, 4 ve 5 inci hizmet bölgelerine atama taleplerinde hizmet grubu şartı, üst hizmet bölgelerinden 6 ncı hizmet bölgesine atama taleplerinde ise astlık, üstlük ve hizmet grubu şartı aranmaz.

c) 16 ncı maddenin ikinci fıkrası ile 19, 21 (Değişik ibare:RG-9/2/2019-30681) , 24 ve 31/A maddelerine göre atanan personelin eşinin görev yeri değişikliği talebinde D veya C hizmet grubu şartı aranmaz. (Değişik cümle:RG-16/1/2020-31010) Bu Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre atanan personelin eşinin görev yeri değişikliği talebinde, eşinin atanma tarihinden itibaren bir yıl içerisinde, PDC’nin uygun olması halinde astlık üstlük sıralaması ile D veya C hizmet grubu şartı aranmaz.

ç) Eşleri, kadrosunun bulunduğu il dışında herhangi bir aile hekimi pozisyonunda görev yapanların yer değişikliği talepleri bu fıkra ile ikinci fıkra hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.

d) (Ek:RG-16/1/2020-31010) Eşleri Bakanlık kadrosunda sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı dışında olanların yer değişikliği talebinde bulunması halinde eşinin görev yaptığı yerin kendi unvan ve branşında C veya D hizmet grubu olması halinde eşinin görev yaptığı yere ataması yapılır. Aksi halde her iki eşin unvan ve branşında eşlerin görev yaptığı ilin doluluk oranı az olan ilde aile birliği sağlanır. Bu bentteki hüküm stratejik personel için uygulanmaz.

(2)  Eşlerin farklı kamu kurum ve kuruluşlarında kamu personeli olarak çalışması halinde;

a) Varsa eşinin kurumuyla yapılan protokol hükümleri uygulanır.

b) Eşleri, mevzuatı uyarınca zorunlu yer değiştirmeye tâbi olarak mülki idare amirliği, milli istihbarat, emniyet hizmetleri sınıflarından birinde görev yapanlar ile hâkim, savcı veya Türk Silahlı Kuvvetlerinde subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş veya uzman er olarak görev yapan personelin eşinin görev yaptığı yere ataması yapılır.

c) Yer değişikliği talebinde bulunan personelin eşinin görev yaptığı yerin kendi unvan ve branşında C veya D hizmet grubunda olması halinde eşinin görev yaptığı yere ataması yapılır. Aksi halde ilgili kurumla koordinasyon sağlanır. (Değişik cümle:RG-9/2/2019-30681) Atama talebinde bulunan personelin bulunduğu yerde, eşinin görev yaptığı kurumun teşkilatının bulunmaması, kadro veya mevzuatı açısından aile birliği mazeretine dayalı atanma imkânının olmaması halinde aile birliği sağlanır; ancak bu bendin birinci cümlesi stratejik personel için uygulanmaz.

ç) Eşi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamında kurulan üniversitelerde öğretim üyesi olanların ataması eşinin görev yaptığı yere yapılır.(1)(5)

(3) Eşi, tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık mevzuatına göre uzmanlık veya yan dal uzmanlık eğitimi görmekte olanların yer değiştirme taleplerinde aslık üstlük, bölge ve hizmet grubu şartı aranmaz. Ancak, başvuru tarihi itibariyle eşinin kalan uzmanlık eğitim süresinin altı aydan fazla olması zorunludur.

(4) Personelin, milletvekili, belediye başkanı, muhtar veya noter olan eşlerinin bulunduğu yere yer değiştirme suretiyle ataması yapılabilir.

(5) (Değişik:RG-30/9/2016-29843) Kamu görevlisi olmayan eşinin, atanma talep edilen yerde başvuru tarihi itibarıyla son dört yıl içinde 720 gün sosyal güvenlik primi ödemek suretiyle kendi adına veya bir hizmet akdi ile işverene bağlı olarak çalışmış ve halen çalışıyor olması halinde, personelin yer değişikliği suretiyle ataması yapılır. Kendi adına çalışanlardan borçlarını yapılandıranlar ile atama talep edilen yer dışında sosyal güvenlik primleri ödenenlerden, atama talep edilen yerde iş yerinin faaliyette olduğunu ve bu işyerinde en az 720 gün çalıştığını belgelendirenlerin talepleri de değerlendirmeye alınır. (Ek cümle:RG-3/6/2017-30085) (Değişik cümle:RG-2/3/2018-30348) Ancak, sosyal güvenlik prim ödeme gün sayısı stratejik personel bakımından (Ek ibare:RG-16/1/2020-31010) son beş yıl içerisinde iki katı olarak uygulanır ve Devlet hizmeti yükümlülüğü süresince bu fıkra hükmü uygulanmaz. Bu fıkra kapsamında talepleri uygun görülen stratejik personelin ayrılış işlemleri, üç ayı geçmemek üzere yerine atanan personelin görevine başlamasına müteakip yapılır. (Ek cümle:RG-9/2/2019-30681) (Mülga cümle:RG-16/1/2020-31010) (…)

(6) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)

(7) (Mülga:RG-30/9/2016-29843)

Can güvenliği mazereti ve olağanüstü durumlarda yer değişikliği

MADDE 21 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-4/4/2015-29316)

(1) Kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının bulunduğu yerde kalmasının can güvenliğini tehdit altında bırakacağını adlî veya mülkî idare makamlarınca verilen belgeyle belgelendiren personel, can güvenliği mazeretine dayanarak standardın uygun olması halinde talep ettiği yere atanabilir.

(2) 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hakkında adli makamlarca işyerinin değiştirilmesine ilişkin koruyucu tedbir kararı alınan personel, standardın uygun olması halinde talep ettiği yere atanabilir.

(3) Genel hayatı etkileyen savaş, sıkıyönetim, olağanüstü hâl ilanı, salgın hastalık ve doğal afetler gibi durumlarda, yer değişikliği işlemleri herhangi bir şarta bağlı kalmaksızın yapılabilir.

(4) Bu Yönetmeliğin puan, süre ve dönem tayini ile ilgili hükümlerine bağlı kalmaksızın deprem, su baskını ve yangın gibi doğal afetler sebebiyle kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu yakınları, maddî ve manevi zarara uğrayanlardan afet bölgesinde olup başka bölgelere gitmek isteyenlerin atanma talepleri, durumlarını belgelendirmeleri ve görev yaptığı yerin personel ihtiyacı hakkında gerekli tedbirlerin alınması hâlinde bu afetle ilgili bir defaya mahsus olmak üzere afetin meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde, talepleri doğrultusunda bir defaya mahsus olmak üzere standardın uygun olması hâlinde atanabilirler.

Sınıf ve unvan değişikliği nedeniyle atama

MADDE 22 – (1) Sınıf ve unvan değişikliği nedeniyle yapılacak atamalar, (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) görevde yükselme ve unvan değişikliği yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yapılır.

(2) Uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimini yapmakta iken eğitimlerini tamamlamadan herhangi bir sebeple ayrılacak olanlar (Mülga ibare:RG-9/2/2019-30681) (…) (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) D ve C hizmet grubu illere tercihlerine göre atanırlar. Devlet hizmeti yükümlüsü olan personel; eski görev yerine, eski görev yerinde boş yer bulunmaması hâlinde eski görev ilinde münhal bir kadroya, eski görev yeri bulunmayanlar ise tercihleri alınarak ilk Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atanırlar.

(3) Eğitim görevlisi ve başasistanlık görevlerini en az iki yıl sürdürenlerden uzman tabip olarak atanmak isteyenler PDC’nin uygun olması halinde bir defaya mahsus olmak üzere Bakanlık (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) kadrolarından istedikleri yere her zaman atanabilirler.

İstihdam edilme gerekçeleri ortadan kalkan personelin ataması

MADDE 23 – (1) İlgili mevzuat gereği yapılan özel düzenlemeler ile aile hekimliği uygulamaları hariç olmak üzere; görev yapılan sağlık kuruluşunun kapanması, PDC’de değişiklik olması, sağlık birimlerinin devri, nitelik değiştirmesi veya birleşmesi gibi nedenlerle o unvandan personele ihtiyaç kalmaması hâllerinde, ilgili personel öncelikle il içinde ihtiyaç olan birimlere atanır. Aynı hizmet birimine birden fazla tercih yapılması hâlinde hizmet puanına göre yerleştirilirler.

Hizmet gereği atamalar

MADDE 24 – (1) Haklarında adlî, idarî ve inzibatî bir soruşturma yapılmış ve bu soruşturma sonucunda bulunduğu yerde kalmalarında sakınca görülmüş personel, hizmet süresinin tamamlanması şartı aranmadan, yer değişikliği dönemlerine bağlı kalınmaksızın D hizmet grubu illere; il içinde yer değişikliği teklif edilen personel ise haklarındaki kararın mahiyetine göre atanırlar.

(2) Bu madde gereği atananlar, ayrıldıkları il ve/veya birime iki yıl geçmeden naklen atama talebinde bulunamazlar.

Yönetici atamaları

MADDE 25 – (Mülga:RG-2/3/2018-30348)

Üst hizmet bölgelerinden alt hizmet bölgelerine ve bölge içi atama

MADDE 26 – (1) İlgililerin talebi hâlinde aynı hizmet bölgesinin A grubu illerinden B, C ve D hizmet grubu illere ve alt hizmet bölgelerinin bütün hizmet grubundaki illere; aynı hizmet bölgesinin B hizmet grubu illerinden C ve D hizmet grubu illere ve alt hizmet bölgelerinin B, C ve D hizmet grubundaki illere; aynı hizmet bölgesinin C hizmet grubu illerden D hizmet grubu illere ve alt hizmet bölgelerinin C ve D hizmet grubundaki illere; D hizmet grubu illerden alt hizmet bölgelerinin D hizmet grubundaki illere PDC’nin uygun olması durumunda her zaman atama yapılabilir. (Ek cümleler:RG-16/1/2020-31010) 1, 2, 3 ve 4 üncü hizmet bölgelerinden 5 ve 6 ncı hizmet bölgesine yapılacak atamalarda hizmet grubu şartı aranmaz. İlgililerin bu madde kapsamında atanma talebinde bulunabilmesi için bu Yönetmelik hükümlerine göre atandığı tarihten itibaren fiilen bir yıl çalışmış olması şarttır.

(2) Kendi unvan ve branşında A hizmet grubunda olmak şartıyla Ankara, İstanbul ve İzmir illerinde görev yapan personelin naklen atanmak istedikleri yerin doluluk oranı bulundukları yerden daha düşük olması kaydıyla A hizmet grubu illere atamaları PDC ve kadro durumunun uygun olması hâllerinde her zaman yapılabilir.

(3) Personelin talebi hâlinde, il merkezinden ilçe, belde ve köylere; ilçe merkezinden belde ve köylere PDC ve kadronun uygun olması hâllerinde atama dönemine bağlı kalmaksızın atama yapılabilir.

(4) Ancak tabip ve uzman tabipler; ilçe, belde ve köylerden 1, 2 ve 3 üncü hizmet bölgesinde bulunan il merkezlerine atanamaz.

(5) (Değişik:RG-4/4/2015-29316) 16 ncı maddenin ikinci fıkrasının (g) bendi ile 20 nci maddesi kapsamında atanmış olup 18 inci maddenin altıncı fıkrasında belirtilen süreyi tamamlamamış olması ve talebi halinde bir defaya mahsus olmak üzere eski görev yerine veya eski görev yeri esas alınarak bu maddenin birinci fıkrası hükümlerine göre atanabilir.

Yeni açılan tesisler

MADDE 27 – (1) (Değişik birinci ve ikinci cümle:RG-9/2/2019-30681) Hizmete yeni açılan tesisler ile hizmeti aksatacak ölçüde personel ihtiyacı olan tesislerin personel ihtiyacı öncelikle il içerisinden karşılanır. İhtiyacın il içerisinde karşılanmaması halinde atama dönemine bağlı kalmaksızın il dışından atama yapılabilir. A ve B grubu illerde çalışan personelin müracaatları öncelikle değerlendirmeye alınır. Ataması uygun görülenler hizmet puanı usulüne göre yerleştirilir.

(2) Bu madde hükümleri, yeni tesisin açıldığı tarihten itibaren 1 yıl uygulanabilir.

Resen atama

MADDE 28 – (1) PDC’de belirlenen sayıyı aşan personelden il merkezinde bulunanların; öncelikle il merkezine, il merkezinde boşluk bulunmaması halinde ilçe, belde ve köylere, ilçe merkezinde bulunanların ise öncelikle ilçe merkezine, ilçe merkezinde boşluk bulunmaması hâlinde belde ve köylere atama dönemine bağlı kalmaksızın ve hizmet puanı esasına göre resen ataması yapılır. Personelin unvan ve branşında ilde boşluk bulunmaması hâlinde 16 ncı maddedeki usul ve esaslar çerçevesinde başka illere ataması yapılabilir.

(2) İhtiyaç hâlinde il ve ilçe merkezinden ilçe, belde ve köylere; ilçe merkezinden belde ve köylere atama dönemine bağlı kalmaksızın ve hizmet puanı esasına göre resen atama yapılabilir.

(3) Eş veya sağlık mazereti ile atanıp mazeretleri devam eden personel hariç olmak üzere; Devlet hizmeti yükümlüsü personelden bulunduğu birimde PDC’de belirlenen sayının yüzde otuzunu aşanların, öncelikle aynı ilde ihtiyaç bulunan birimlere, mümkün olmaması halinde ise aynı hizmet bölgesindeki ihtiyaç bulunan münhal yerlere ataması, hizmet süresi dikkate alınarak gönüllülük esasına göre yapılır. Talep olmaması halinde görev yaptığı yerde hizmet süresi en az olan personelden başlamak suretiyle atama yapılır. Hizmet sürelerinin eşitliği hâlinde hizmet puanı düşük olan personel atanır. Hizmet puanlarının da eşit olması hâlinde ise meslekî kıdemi az olan personel atanır.

Karşılıklı yer değiştirme

MADDE 29 – (1) Aynı hizmet bölgesi illerde aynı unvan ve branşta (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348) standardın uygun olması hâlinde karşılıklı olarak yer değiştirebilir.

Müracaat sınırlamaları

MADDE 30 – (1) (Değişik:RG-4/4/2015-29316) Bu Yönetmelik hükümlerine göre atanan personel atandıkları tarihten itibaren fiilen iki yıl çalışmadıkça başka bir yere atanma talebinde bulunamaz. (Değişik cümle:RG-2/3/2018-30348) Ancak atanma talepleri 16 ncı maddenin ikinci fıkrası ile (Değişik ibare:RG-16/1/2020-31010) 19, 20 ve 21 inci maddeler kapsamında ise fiilen iki yıl çalışmış olma şartı aranmaz.

(2) (Değişik:RG-4/4/2015-29316)  Bu Yönetmeliğin 16, 19, 20, 21 (Değişik ibare:RG-9/2/2019-30681), 26 ve 31/A maddelerine göre atanmış olup atama kararlarını iptal ettirenler, mazeret durumlarında yeni bir değişiklik olmadığı müddetçe bir yıl süre ile atama talebinde bulunamazlar.

(3) (Değişik:RG-4/4/2015-29316) Branşında eğitim kliniği bulunan eğitim araştırma hastanelerine 16 ncı maddesinin birinci fıkrası, 17, 26 ve 29 uncu maddesine göre atanma talebinde bulunan uzman tabip ile uzman diş tabiplerinin (Ek ibare:RG-16/1/2020-31010) yabancı dil şartı hariç başasistanlık sınavı başvuru şartlarını taşıdığını belgelemesi gerekir.

(4) (Değişik:RG-4/4/2015-29316)  19 uncu madde kapsamında atanan personel, 26 ve 29 uncu maddelere göre, 20 nci maddesi ile 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi kapsamında atanan personel ise 29 uncu maddeye göre atanma talebinde bulunamaz.

(5) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)

İstihdam planlama komisyonu, görevi ve çalışma usulü

MADDE 31 –(Başlığı ile birlikte değişik:RG-4/4/2015-29316)

(1) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) İstihdam Planlama Komisyonu Bakanlığın istihdam politikalarını belirlemek üzere Bakan onayı ile kurulur.

(2) İstihdam Planlama Komisyonu, 5 inci maddedeki ilkeler çerçevesinde istihdam planlaması yapar. Komisyon, atama ve yer değişikliği dönemlerinden önce toplanarak gerekli kararları alır. Komisyonda alınan kararlar ilgili birimlerce uygulanır.

(3) İstihdam Planlama Komisyonu, 16 ncı maddenin birinci fıkrasına göre yapılan yer değiştirmelerde personel ihtiyacının fazla olduğu yerden ayrılacak olanlar için iki aylık süreyi geçmemek şartıyla sağlık hizmetinin etkin, verimli ve dengeli yürütülebilmesi amacıyla kısıtlayıcı tedbirler getirebilir.

Çalışma süresine bağlı yer değişikliği

MADDE 31/A – (Ek:RG-2/3/2018-30348)

(1) PDC’nin uygun olması halinde;

a) 6 ncı hizmet bölgesinde (Ek ibare:RG-9/2/2019-30681) son atandıkları tarihten itibaren;

1) 2 yıl görev yapanlar (Ek ibare:RG-16/1/2020-31010) 6 ve 5 inci hizmet bölgesinin,

2) 3 yıl görev yapanlar 4 üncü hizmet bölgesinin,

3) 4 yıl görev yapanlar 3 üncü hizmet bölgesinin,

4) 6 yıl görev yapanlar 2 nci hizmet bölgesinin,

5) 8 yıl görev yapanlar 1 inci hizmet bölgesinin,

b) 5 inci hizmet bölgesinde (Ek ibare:RG-9/2/2019-30681) son atandıkları tarihten itibaren;

1) 4 yıl görev yapanlar (Ek ibare:RG-16/1/2020-31010) 5 ve 4 üncü hizmet bölgesinin,

2) 5 yıl görev yapanlar 3 üncü hizmet bölgesinin,

3) 7 yıl görev yapanlar 2 nci hizmet bölgesinin,

4) 9 yıl görev yapanlar 1 inci hizmet bölgesinin,

C ve D hizmet grubu illerine hizmet puanı ve döneme bağlı kalmaksızın atanabilirler. Ancak yukarıdaki hizmet bölgelerinde belirlenen süreden bir yıl fazla süre ile görev yapanlar A ve B hizmet grubu illere de atanabilirler.

(2) 5 ve 6 ncı hizmet bölgesine Devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamında atanarak 5 ve 6 ncı hizmet bölgesinde Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlamış olmak ve en az iki yıl süre ile görev yapmış olmak şartıyla 4, 5 ve 6 ncı hizmet bölgesine atama taleplerinde yukarıda belirlenen süre şartları aranmaz.

(3) 6 ncı hizmet bölgesi ile 5 inci hizmet bölgesi dışında aile hekimliği ve sözleşmeli olarak geçirilen süreler ile aylıksız veya ücretsiz izinli olarak geçirilen süreler, çalışma süresinden sayılmaz. 6 ncı hizmet bölgesinde geçirilen süreler 5 inci hizmet bölgesi süresinden sayılır.

Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

MADDE 32 – (1) 8/6/2004 tarihli ve 25486 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Yönetici olarak görev yapmış olanların yer değişikliği

GEÇİCİ MADDE 1 – (1) 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince kamu hastane birliklerinin kurulduğu tarihte baştabip ya da baştabip yardımcısı olarak görev yapmakta olup en az altı ay süre ile bu görevlerini yürütmüş olanlar, bu Yönetmeliğin yayımı tarihi itibarı ile bir ay içerisinde müracaat etmeleri şartıyla bir defaya mahsus olmak üzere PDC dikkate alınarak talep ettikleri yere atanabilirler.

Yürürlük

MADDE 33 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 34 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.

(1) Danıştay Onaltıncı Dairesinin 30/9/2015 tarihli ve Esas No. 2015/17376 sayılı kararı ile Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Daha sonra Danıştay İkinci Dairesi’nin 17/10/2018 tarihli ve Esas No:2016/7252; Karar No:2018/5677 sayılı kararı ile Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinin iptaline karar verilmiştir.

(2) Danıştay  İdari Dava Daireleri Kurulunun İtiraz No:2015/1421 sayılı kararı ile Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 25 inci maddesinin ikinci fıkrasının yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

(3) Danıştay İkinci Dairesinin 27/02/2017 tarihli ve Esas No: 2016/14817 sayılı kararı ile Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yer alan ‘’ Personelin il içi atamaları ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönerge ile belirlenir.’’ İbaresi ile 20 nci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan ‘’ ile beşinci fıkrası’’ ibaresinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Daha sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 28/06/2017 tarihli ve YD İtiraz No: 2017/661 sayılı kararı ile Danıştay İkinci Dairesinin 27/02/2017 tarihli ve E:2016/14817 sayılı kararının dava konusu Yönetmeliğin 20 nci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan ‘’ ile beşinci fıkrası ’’ ibaresinin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin kısmının kaldırılmasına karar verilmiştir.

(4) 2/3/2018 tarihli ve 30348 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklik ile bu Yönetmeliğin adı ‘’Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve  Yer Değiştirme Yönetmeliği’’ iken Yönetmeliğe işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

(5) Danıştay İkinci Dairesinin 17/10/2018 tarihli ve Esas No:2016/7252; Karar No:2018/5677 sayılı kararı ile Yönetmeliğin 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinin iptaline karar verilmiştir.

 

Eki için tıklayınız.

 

  Yönetmeliğin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin
Tarihi Sayısı
        26/3/2013           28599
Yönetmelikte Değişiklik Yapan Yönetmeliklerin Yayımlandığı Resmî Gazetelerin
Tarihi Sayısı
1. 4/4/2015 29316
2.  30/9/2016 29843
3.  3/6/2017 30085
4. 2/3/2018 30348
5. 9/2/2019 30681
6. 16/1/2020 31010

 

Tıp Etiğimi Hakkında Rancho Mirage Bildirgesi

0
Tıp Etiğimi Hakkında Rancho Mirage Bildirgesi

Tıp Etiğimi Hakkında Rancho Mirage Bildirgesi, Dünya Tabipler Birliğinin 1987 yılı Ekim ayında Madrid’de düzenlenen 39. Genel Kurulunda kabul edilmiş tıp etiği belgelerindendir.

Tıp Etiğimi Hakkında Rancho Mirage Bildirgesi

ÖNSÖZ

Tıp eğitimi tıp fakültesine giriş ile başlayan ve aktif uygulamadan emeklilik ile sonlanan bir öğrenme sürecidir. Amacı, tıp öğrencilerini, masa başı hekimlerini ve uygulama hekimlerini insan hastalıklarının önlenmesi ve tedavisi ile günümüzde tedavisi mümkün olmayan hastalıkların hafifletilmesi için en son bilimsel ilerlemeleri uygulamak için hazırlamaktır. Ayrıca tıp eğitimi kişisel kazançtan çok diğerlerine hizmeti vurgulayan düşünce ve davranışın hekimin ahlaki standartları içinde yer almasıdır. Alanları ne olursa olsun, tüm hekimler bu mesleğin üyeleridir. Tıp mesleğinin üyeleri olarak tüm hekimler yalnızca tıp eğitiminin yüksek kişisel standartlarını korumakla değil, aynı zamanda meslek için tıp eğitiminin yüksek standartlarını korumakla da sorumluluğu kabul etmelidir. Bu eğitim aşağıdaki ilkeler üzerine oturtulmalıdır:

TIP EĞİTİMİNİN İLKELERİ
İLKE I
TIP EĞİTİMİNİN TEMEL İLKELERİ

Tıp eğitimi birinci derecede; mesleki seviyeye uzanan, hekimin hayat boyunca çalışması için gereken uzmanlık, genel tıp ve devamlı eğitim uygulaması için hazırlık dönemi olan klinik eğitimi içerir. Meslek, fakülteler ve diğer eğitim kurumları ile hükümet, tıp eğitiminin yüksek standart ve kalitesini garanti etme sorumluluğunu paylaşır.

İLKE II
MEZUNİYET ÖNCESİ TIP EĞİTİMİ

Tıp Eğitiminin amacı bu eğitime giren kişilerin eğitimleri ile tutarlı olan hekimleri eğitmek ve sınırsız meslek uygulaması yapmalarını sağlamaktır. Öncelikle hasta bakımını, halk sağlığını, klinik veya temel araştırmayı veya tıp eğitimini içeren bir kariyer tercihleri yelpazesi için öğrenciyi yetiştiren bir kapsamın tamamlanmasını temsil etmelidir. Her kariyer tercihi birinci profesyonellik derecesi için gerekenin ötesinde ek eğitim gerektirecektir.

İLKE III
FAKÜLTE EĞİTİMİ

Genel tıp eğitimi bir fakülte tarafından düzenlenmelidir. Fakülte formal eğitim ve deneyim ile başarılabilecek uygun akademik özeliklere sahip olmalıdır. Fakültenin seçimi yaş, cinsiyet, ırk, görüş, politik tercih ve ulusal köken gözetmeden bireyin özelliklerine dayandırılmalıdır. Fakülte en üst düzeyde teşvik verebilecek öğrenme ve araştırma ortamı olan bir akademik ortam yaratmaktan sorumludur. Bu şekilde, bakımın en üst kalitesinin sağlanması ve tıbbi bilgilerin ilerlemesi için aktif araştırma, en üst tıp standartlarını sağlamak için akademik ortamlarda yapılmalıdır.. Sunulan eğitim deneyimlerinin amaçları, içeriği, biçimi ve değerlendirmesi, ulusal tabip birliklerinin katılımı ile fakültelerin sorumluluğundadır. Fakülte öğrenme ve araştırmanın en üst şekilde teşvik edilebildiği bir akademik özgürlük ortamındaki temel şartlarda kendi zorunluluklarını sağlamakla sorumludur.

Toplumun ihtiyaçlarına olanak sunan ve uygulama yapan hekimlerden girdi sağlayan koşulların sık değerlendirilmesi, tıp eğitiminin kalitesine toplumun ihtiyaçlarının zarar vermediği bir şekilde fakülte tarafından gerçekleştirilmelidir. Fakültenin tanınması kütüphane kaynakları, araştırma laboratuvarları, klinik etkinlikler ve çalışma alanlarının tüm öğrenicilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek miktarda bulunmasını gerektirir. Ayrıca, uygun idari yapı olmalı ve akademik kayıtlar tutulmalıdır. Gerekli bileşenler bulunduğu zaman, hekimlerin ve uzmanların klinik eğitimi üniversite veya hastane tarafından desteklenebilir.

İLKE IV
TIP EĞİTİMİNİN İÇERİĞİ

Eğitim ile ilgili deneyim, sağlık bakımının sosyo ekonomisini, biyolojik ve davranışsal çalışılmasını içermelidir. Bu bilimler klinik tıbbın anlaşılmasına temel oluşturur. Kritik düşünme ve kendi başına öğrenme de gereklidir, meslek edinilirken ahlaki prensiplere bağlı kalmada kesin temeller uygulanmalıdır.

İLKE V
KLİNİK EĞİTİM

Tıp Eğitiminin klinik bileşeni, hastaların gözetimİi ile çalışılmasına odaklanmalıdır ve hastalığın teşhis ve tedavisinde doğrudan edinilen deneyimleri ilgilendirmelidir. Klinik bileşen sorumlulukların aşamalı olarak edinilmesi ile kişisel teşhis ve tedavi deneyimlerini içermelidir. Her bir hasta başı eğitim ve öğretimine alınacak kişi yeterli sayıda gözlem yapabilmelidir. Bağımsız uygulamaya başlamadan önce her hekim klinik eğitimin formal bir programını tamamlamalıdır. Genellikle en az bir yıllık süreyi kapsayan bu program klinik problemlerle uğraşmak için gözetim altında sorumluluğun artırılması ile karakterize olmalıdır. Fakülte mezun ettiği öğrencilerin klinik tıp, klinik problemleri değerlendirmek için gereken temel yetenekler, bağımsız şekilde uygun eylemde bulunma ve ahlaki bir hekim olmak için yeterli tutum ve karaktere sahip olduğunu belirlemekten sorumludur.

İLKE VI
ÖĞRENCİLERİN SEÇİMİ

Tıp eğitimi öncesi geniş bir eğitim çok fazla arzu edilir. Öğrenciler tıp çalışması için entelektüel yetenekleri, motivasyonları, önceki eğitimleri ve karakterleri temelinde seçilmelidir. Eğitim için kabul edilenlerin sayısı, mevcut eğitim kaynaklarına ve toplumun ihtiyaçlarını aşmamalıdır. Öğrencilerin seçimi yaş, cinsiyet, ırk, görüş, politik eğilim veya ulusal kökenden etkilenmemelidir.

İLKE VII
MEZUNİYET SONRASI TIP EĞİTİMİ

Mezuniyet takiben doktorun mezuniyet sonrası tıp eğitimi alması arzulanır ve doktor tercihini hasta bakımı, halk sağlığı, klinik veya temel araştırma yada tıp eğitimi için uzmanlaşma arasında yapmalıdır. Klinik eğitimin formal programları hem genel tıp, hem de uzmanlığı içeren gözetim altında olmayan tıp uygulamasını yürütmelidir. Tıp mesleği mezuniyeti takip eden klinik eğitim programlarının tatmin edici şekilde tamamlanmasını belirleme konusunda da sorumludur.

İLKE VII
SÜREKLİ TIP EĞİTİMİ

Tüm hekimler hayat boyu öğrenmek ile yükümlüdür. Bu eğitim deneyimleri, eğer hekim tıptaki gelişmelerle başa baş ilerleme yapacaksa ve yüksek kaliteli bakım sağlamak için gerekli bilgi ve yetenekleri koruyacaksa; önem taşır; bilimsel ilerlemeler insanların yeterli sağlık hizmeti alması için önemlidir. Tıp fakülteleri, hastaneler ve meslek dernekleri sürekli tıp eğitimi için tüm hekimlere fırsat geliştirme ve sunmada sorumluluğu paylaşır. Sağlık meselelerinde tıbbi bakım sağlama, hastalığı önleme ve tavsiye verme talebi, mezuniyet öncesi, mezuniyet sonrası ve devamlı tıp eğitiminin en yüksek standartları için gereklidir.

Jenerik İlaç Uygulaması Hakkında Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi

0
Jenerik İlaç Uygulaması Hakkında Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi
Jenerik İlaç Uygulaması Hakkında Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi

Jenerik İlaç Uygulaması Hakkında Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi, Dünya Tabipler Birliğinin 1989 yılı Eylül ayında Hong Kong’da düzenlenen 41’inci Genel Kurulda kabul edilmiş tıp etiği belgelerindendir.

Jenerik İlaç Uygulaması Hakkında Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi

Tanımlama

Jenerik uygulama burada reçete edilen ilaç ürünü için farklı bir marka veya markasız bir ilaç ürününün verilmesi olarak tanımlanır; yani, aynı dozaj formunda ve tamamen aynı kimyasal kapsama sahip fakat farklı bir firma tarafından dağıtımı yapılan üründür.

Önsöz

Eğer ilaç ürünleri farklı biyolojik olarak inaktif maddelerin varlığı ve/veya farklı üretim süreçleri nedeniyle biyolojik nedeniyle eş değilse, bu tip ilaç ürünleri arasında istenmeyen tedavi eşdeğerliği de değişebilir. Bu yüzden, biyolojik, kimyasal ve terapötik olarak eşdeğer olmayan ilaç ürünleri arasında yer değiştirme meydana geldiği zaman hasta olumsuz yönde etkilenebilir; yani istenmeyen ilaç reaksiyonu veya bir tedavi başarısızlığından yakınabilir. Bu sebeplerle, hekim ulusal yasa yetkilileri tarafından birçok kaynaktan reçetedeki ilaç ürünlerinin biyolojik, kimyasal ve tedavi eşdeğerliği konusunda emin hale getirilmelidir. Bu prensip tek kaynaktan gelen ilaç ürünleri için de arzu edilir. Kalite güvence işlemleri yığından yığına biyolojik eşdeğerlik ve kimyasal ve tedavi eşdeğerliği konusunda emin olmayı gerektirir.

İlaç seçimi sürecinde, herhangi bir hastada özel bir endikasyon için tercihte ilacın yazılmasından önce birçok tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Bu primer değerlendirmeler yapıldıktan sonra, hekim hastanın ihtiyaçlarının tümüne en iyi hizmet edecek benzer ilaç ürünlerinin karşılaştırmalı maliyetlerini değerlendirmelidir. Hekim hasta adına en iyi yargıyı uygulama hakkına ve zorunluluğuna sahiptir; öyleyse hekim hasta için en iyi tıbbi ve ekonomik olarak uygun olduğunu değerlendirdiği ilaç ürününün tip ve miktarını seçmelidir. Hasta seçilen ilaca onay verdiği zaman, bu ilaç hasta ve hekimin onayı olmadan değiştirilmemelidir. Üçüncü şahıs konumundaki kariyer sahibi insanların jenerik ilaç değiştirmeleri oluştuğu zaman bile, hekimin reçete yetkisini korumak için her çaba gösterilmelidir. Bu prensipleri izlemedeki yetersizlik hastanın zarar görmesi ile sonuçlanabilir ve hekimler hasta adına bu tip zararlı sonuçlardan sorumlu tutulabilir ve aynı şekilde ulusal tabip birlikleri bu korumayı elde tutmak için mümkün olan her şeyi yapmalıdır.

Öneriler

1. Hekimler uygulama yaptıkları yerleşimlerde jenerik ilaç uygulaması ile ilgili özel yasa ve/veya düzenlemeleri bilmelidirler.

2. Tedavinin başlamasında, hekimler optimum etkinlik ve emniyet için özellikle normal olarak bir ilacı cevap vermesi beklenmeyen özel popülasyon gruplarındaki hastalar veya uzun süreli tedavi gerektiren kronik rahatsızlıkları olan hastalarda ilacın dozunu dikkatli şekilde belirlemelidir.

3. Kronik hastalıklar için bir ilaç reçete edildikten ve başlandıktan sonra, hekimin izni alınmadan herhangi bir jenerik veya marka isimli ürünün değiştirilmemesi gerekir. Eğer bir ilaç ürününün jenerik veya marka adı değiştirilmesi meydana gelirse, hekim ilaç ürünlerinin tedavi eşdeğerliğinden emin olmak için dozunu dikkatli şekilde izlemeli ve ayarlamalıdır.

4. Hekim ilaç değiştirmesi ile ilgili olabilecek ciddi ters ilaç reaksiyonları veya tedavi başarısızlıklarını rapor etme görevi taşır; bulgu belgelenmeli ve uygun ulusal tabip birliğinin de içinde olduğu yetkililere rapor etmelidir.

5. Ulusal Tabip Birlikleri jenerik ilaç değiştirme konularını düzenli olarak takip etmeli ve hastanın bakımı için özel ilgi taşıyan gelişmeler konusunda üyelerine tavsiyelerde bulunmalıdır. Uygun olduğu zaman önemli gelişmeler konusundaki bilgi raporları hekimlere ulaştırılmalıdır.

6. Diğer kurumlarla ortak olarak ulusal tabip birlikleri emniyetli ve etkili tedaviyi sağlamak amacıyla, jenerik veya marka adı ile üretilen tüm benzer ilaç ürünlerinin biyolojik, kimyasal ve tedavi eşdeğerliğini değerlendirmeli ve tespit etmelidir.

7. Ulusal tabip birlikleri hekimin hastanın tıbbi ve ekonomik durumuna en uygun ilacı reçete etme özgürlüğü ve sorumluluğunu sınırlayan herhangi bir eyleme karşı çıkmalıdır.

Biyomedikal Araştırmada Hayvan Kullanımına Dair Bildirge

0

Biyomedikal Araştırmada Hayvan Kullanımına Dair Bildirge, Dünya Tabipler Birliğinin 1989 yılı Eylül ayında Hong Kong’da düzenlenen 41’inci Genel Kurulda kabul edilmiş tıp etiği belgelerindendir.

Biyomedikal Araştırmada Hayvan Kullanımına Dair Bildirge
Önsöz

Biyomedikal araştırma toplumumuzdaki her bireyin sağlığı ve iyiliği için önemlidir. Biyomedikal araştırmadaki ilerlemeler tüm dünyada yaşamın kalitesini dramatik olarak yükseltmiş ve süresini uzatmıştır. Bununla birlikte bilim toplumunun kişi ve toplum sağlığını iyileştirmek için çabalarına devam etme yeteneği, biyomedikal araştırmalarda hayvanların kullanımını ortadan kaldırmaya yönelik bir hareket ile tehdit edilmektedir.

Bu hareket toplum tutumlarının çok dışındaki görüşlerde olan ve takdikleri karmaşık lobi faaliyetlerinden, fon yükseltmeden, propaganda ve biyomedikal araştırma etkinlikleri ve bireysel bilim adamları üzerine şiddete dönük saldırı kampanyalarına kadar yanlış bilgilendirme şeklindeki takdikleri olan radikal hayvan hakları aktivits grupları tarafından başlatılmaktadır.

Hayvan hakları konusunda şiddet eylemleri giderek artmaktadır.

Yalnızca Birleşik Devletlerde 1980’den beri hayvan hakları grupları ABD araştırma etkinlikleri üzerine 29’dan fazla saldırı gerçekleştirmiş, 2000’den fazla hayvanı çalmış ve böylece süreç içerisinde bilimsel araştırmaların yıllarını gaspetmiş ve fiziksel olarak 7 Milyon Dolardan fazla hasara sebep olmuştur.

Hayvan aktivist grupları benzer aktiviteleri İngiltere, Batı Avrupa, Kanada ve Avusturalya’da gerçekleştirmiştir. Bu ülkelerdeki çeşitli gruplar arabaları, kurumları, depoları ve araştırmacıların özel evlerini bombalama sorumluluğunu iddia etmiştir.

Hayvan hakları konusundaki şiddet uluslararası düzeyde bilimsel toplumu olumsuz etkilemiştir. Bilimciler, araştırma kurumları ve üniversiteler hayvanların kullanımına bağlı olan önemli araştırma çabalarını değiştirmiş veya daha ciddi olarak sona erdirmiştir. Laboratuarlar araştırma için ayrılan binlerce doları karmaşık güvenlik ekipmanını oluşturmak üzere harcamaya zorlanmıştır. Diğer şekilde biyomedikal araştırma kariyerine devam edebilecek gençler bakışlarını alternatif uzmanlıklara çevirmiştir.

Hayvan aktivizminden biyomedikal araştırmaları korumak için birçok grubun girişimlerine rağmen, hayvan hakları hareketine cevap bölünmüş, maddi destek düşmüş ve temel olarak savunma konumuna geçmiştir. Biyomedikal toplum içerisindeki birçok grup misillimeden korktuğu için hayvan aktivizmi konusunda toplumsal bir direnç almaya tereddüt etmektedir.

Sonuç olarak, araştırma ortaya koymak bir savunma duruşu haline gelmiştir. Motivasyonları sorgulanmakta ve araştırmada hayvanları kullanmanın gerekliliği tekrar tekrar mücadele gerektirmektedir.

Hayvanları ilgilendiren araştırmalar tüm kişilerin tıbbi bakımını artırmada gerekli iken araştırma hayvanlarının insanca muamele görmesinin kesin olarak sağlanması gerektiğini de anlıyoruz. Tüm araştırma personeli için uygun eğitim sunulmalı ve yeterli veteriner bakımı bulundurulmalıdır. Deneyler insan muamelesi, barındırma, bakım, muamele ve hayvanların taşınması konusundaki tüm kural veya düzenlemeye uymalıdır.

Uluslararası tıbbi ve bilimsel organizasyonlar hayvan aktivistleri tarafından ortaya konulan toplum sağlığını daha fazla tehdit etmekte olan karşıt kampanyaları daha kuvvetli ve bütün halinde geliştirmelidir. Liderlik ve koordinasyon sağlanmalıdır.

Dünya Tabipler Birliği bu nedenle aşağıdaki ilkeleri ortaya koymaktadır:

1. Biyomedikal araştırmada hayvan kullanımı tıbbın devamlı ilerlemesi için önemlidir.

2. Dünya Tabipler Birliği Helsinki Bildirgesi insan denekleri ilgilendiren biyomedikal araştırmaların hayvan deneylerine dayanması gerektiğini fakat aynı zamanda araştırma için kullanılan hayvanların haklarına saygı duyulması gerektiğini ifade eder.

3. Biyomedikal araştırmada kullanılan hayvanlara insanca muamele önemlidir.

4. Tüm araştırma etkinliklerinin hayvanlara insanca muamele için tüm yol gösterici prensiplere uyması gereklidir.

5. Tıp dernekleri biyomedikal araştırmada hayvanların uygun kullanımına karşı çıkan herhangi bir girişime direnmelidir çünkü bu tip direniş hasta bakımına zarar verir.

6. Özgür konuşma hakkına karşı çıkılmaması gerekirken, hayvan hakları aktivistleri arasındaki anarşist bileşen suçlanmalıdır.

7. Bilim adamları ve ailelerinin tehditler, şiddet ve kişisel saldırılar kullanılarak zarar görmesi uluslararası düzeyde suç sayılmalıdır.

8. Uluslararası yasa zorlama tedbirleri yoluyla maksimum bir birleşik çaba bir terörist tabiatlı aktiviteden araştırmacıları ve araştırma faaliyetlerini korumak için gerçekleştirilmelidir.

İşkenceye Katılmayı Reddeden Hekimlerle İlgili Bildirge

0
İşkenceye Katılmayı Reddeden Hekimlerle İlgili Bildirge

İşkenceye Katılmayı Reddeden Hekimlerle İlgili Bildirge (DÜNYA TABİPLER BİRLİĞİ’NİN İŞKENCEYE KATILMAYI REDDEDEN HEKİMLERLE İLGİLİ BİLDİRGESİ), Dünya Tabipler Birliğinin Almanya’nın Hamburg kentinde, 1997 yılı Kasım ayında toplanan 49’uncu Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

İşkenceye Katılmayı Reddeden Hekimlerle İlgili Bildirge

” İşkence ve benzeri insafsızca, insanlık dışı veya onur kırıcı işlemlerde bulunmayı veya bunlara göz yummayı veya katılmayı reddeden tıp doktorlarının desteklenmesi için DTB önerisi”

1-Yukarıdaki başlıkla ilgili olarak çok sayıda uluslararası etik bildirge hekimlere bu konuda kılavuzluk etmek amacını gütmektedir.

2-Bunlar arasında Dünya Hekimler Birliği’nin Uluslar arası Etik Kodu, Cenevre Bildirgesi, Tokyo Bildirgesi ve Hekimin Ölüm Cezasına Katılımı Hakkındaki Çözümü, Ölüm Cezasına Hekimlerin Katılması Konusunda Nordik Ülkelerin Çözüm Metni ve Dünya Psikiyatrlar Birliği Hawai Bildirgesi bulunmaktadır.

3-Ancak bunlardan hiçbirinde hekimlerin nasıl/hangi sınırlarda korunacağına ilişkin açık bir ifade bulunmamaktadır. Tüm bu bildirge ve anlatımlarda; “açık bir destek ifadesi” veya bu gibi işlemleri farkeden hekimlerin korunması yükümlülüğü veya desteklenmesi yönünde bir anlatım yoktur.

ÇÖZÜM

4-Dünya Tabipler Birliği, kurumlaşmış tıp mesleğinin sorumluluğunu yineler ve yeniden doğrularken;

i.hekimleri insanlığa hizmet etmek ve bu yönde kendilerini adadıkları bu etik ilkelere zıt/karşı herhangi bir baskıya direnmek yolunda onurlarını korumak için cesaretlendirmek.

ii.hekimleri, böyle bir baskıya karşı direnç göstermeleri durumunda karşılaşacakları zorluklara ilişkin desteklemek.

iii.mesleğin yüksek etik ilkeleriyle uyumlu davranma çabasının sonucu olarak; sayısız zorlukla karşılaşan hekimlerin desteklenmesini ve yüreklendirilmelerini, Dünya Tabipler Birliği’nin ulusal üye birlikleri gibi öteki uluslar arası organizasyonlara da yaymak gerektiği vurgulanmıştır.

5-Dünya üzerinde pek çok ülkede; böyle insanlıkdışı işlemlerin sürmesi ve hekimlerin mesleki etik ilkelere uymaya yönelik tutumlarını baskı altına alan olayların belgelenmesi sonucu,

Dünya Tabipler Birliği şunları gerekli bulmaktadır;

i.Tıp doktorlarının işkence ve benzeri zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı işlemlere katılımını uluslar arası düzeyde protesto etmek,

ii.Tıbbi gizlilik de içinde olmak üzere yüksek etik ilkeleri desteklemek hakkı gözetilmek koşuluyla; kurbanların tedavi ve rehabilitasyonunda çalışan veya bu tür insanlıkdışı süreçlere katılmayı reddeden hekimleri korumak ve desteklemek ve ulusal hekimlik birliklerini de “koruma ve desteklemeye” çağırmak,

iii.İşkence kanıtlarını bildiren hekimleri desteklemek ve duyurmak ve hekimleri bu tür süreçlere katmak yolundaki girişimlerden kanıtlanmış olanları,

iv.İşkencenin belgelenmesinin, işkence kurbanlarının rehabilitasyonunun ve tedavilerinin, işkence konusundaki araştırmaların ve bu yöndeki eğitimin yüreklendirilmesi.

Dünya Tabipler Birliği Hamburg Bildirgesi

0

Dünya Tabipler Birliği Hamburg Bildirgesi, (ŞİDDET VEYA KÖTÜ MUAMELE KULLANIMI KONUSUNDA VEYA DÜŞKÜNLÜK YARATAN TEDAVİLERDE YER ALMAYI KABUL ETMEYEN VEYA BUNA ZORLANAN TIP DOKTORLARINA DESTEK İLE İLGİLİ DÜNYA TABİPLER BİRLİĞİ HAMBURG BİLDİRGESİ) Almanya’nın Hamburg kentinde 1997 yılı Kasım ayında toplanan 49’uncu Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

Dünya Tabipler Birliği Hamburg Bildirgesi

ÖNSÖZ

1. Tıp mesleği tarafından kabul edilen birçok uluslararası ahlak bildirisi ve ana hatları temelinde dünyadaki tıp doktorlarının herhangi bir sebeple şiddet veya kötü muamelenin insanlara uygulanmasına veya düşkünlük yaratan işlemlere katılması, destek vermesi veya göz yumması yasaklanmıştır.

2. Bu bildiriler arasında birincisi Dünya Tabip Birliğinin Uluslararası Tıp Ahlakı yasası, Cenevre Bildirgesi, Tokyo Bildirgesi ve ölüm cezasında hekimin yer alması konusundaki tutumdur; yürürlükteki Avrupa hekimler komitesinin Madrid bildirisi; ölüm cezasında hekimlerin yer alması ile ilgili Nordic tutum ve Dünya Psikiyatri Derneğinin Hawaii bildirgesidir.

3. Bununla birlikte bu bildiri veya açıklamalardan hiçbirisi tıp doktorlarının insanlarda şiddet veya diğer şiddet türlerinin veya düşkünlük yaratan tedavi veya cezaların içerisinde yeralmaları emredildiğinde veya baskı uygulandığında hangi korumanın sağlanması gerektiği konusuna açıkça değinmemektedir. Ayrıca bu bildiri veya açıklamalardan hiçbirisi; bu tip işlemleri fark eden veya içinde yeralan hekimlerin koruma konusunda açık destek veya zorunluluk ifade etmez.

ÇÖZÜM

4. Dünya Tabip Birliği burada örgütlü tıp mesleğinin:

i) insanlığa hizmet eden ve bu görevi gerçekleştirmede; ahlaki prensiplere ters şekilde davranmaya yönelik herhangi bir baskıya direnen hekimlerin kararını desteklemek için tüm doktorları teşvik etmek;

ii) böyle bir baskıya direnmeleri sonucunda veya böyle bir insanlık dışı işleme karşı konuşma veya davranma girişimleri karşısında yaşadıkları zorluklarda hekimleri destekleme; ve,

iii) mesleğinin en yüksek ahlaki prensiplerine göre davranma çabaları sonucunda hekimleri maruz kaldığı zorluklara destek vermek için Dünya Tabip Birliğinin ulusal üye birliklerinin yanı sıra diğer uluslararası organizasyonlara desteğini genişletme ve teşvik etme sorumluluğunu burada tekrarlamakta ve vurgulamaktadır.

5. Ayrıca tüm dünyada birçok ülkede bu tip insanlık dış işlemlerin devamlı uygulanması açısından ve hekimleri meslekle ilgili ahlaki prensiplerin dışında davranmaya zorlamaya, belgelenmiş baskı olaylarında,

Dünya Tabipler Birliği aşağıdaki saptamaları yapmaktadır:

i) Tıp doktorlarının şiddet veya kötü muamelede; insanlık dışı veya düşkünlük yapan tedavi veya cezalandırma şeklinde davranmaları konusundaki baskıları uluslararası düzeyde kınamak,

ii) Bu tip insanlık dışı işlemlere katılmaya karşı çıkan veya tıbbi gizliliği içeren en yüksek ahlaki prensipleri saklı tutma hakkını sağlamanın yanı sıra, kurbanları tedavi ve rehabilite etmeye çalışan hekimleri desteklemek ve korumak üzere ulusal tabip birliklerine çağrı yapmak, destek vermek ve koruma altına almak;

iii) Bu tip işlemlerde hekimleri ilgilendiren girişimlerin bilinen kanıtlanmış olayları ortaya koymak; şiddet kanıtı bildiren hekimleri desteklemek ve bu konudaki bilgiyi yayımlamak; ve

iv) Şiddet ve bunun tedavisinin, hayatta kalanların rehabilitasyonun; şiddet konusunda belgelerin ve bu ifadede açıklanan mesleki konuların sonuçlarını tüm tıp fakülteleri ve hastanelerde öğretmek ve araştırmak için ilgili akademik yetkililere rica etmede ulusal tıp derneklerini teşvik etmek.

Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi

0
Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi
Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi

Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edilmiştir. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellenmiştir.

Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi

Türk Tabipleri Birliği hekimlerin mesleklerini uygularken bazı haklara sahip olduklarını kabul eder. Ancak öncesinde önemle vurgulamak gerekir ki, hekim hakları hasta hakları kavramına karşı geliştirilmiş haklar değildir. Diğer bir deyişle, hekim hakları hasta hakları temel alınarak gerekçelendirilemez ve hasta haklarının getirdiği sorumlulukları azaltmaz.

Hekim haklarını hekimin sağlık hizmeti sunduğu kişi ve topluma karşı hakları ve hekimin sağlık hizmetini örgütleyen ve finanse eden kurumlar ve çalıştığı kurumlara ilişkin hakları olarak iki şekide tanımlamak gerekir:

1. Hekimin sağlık hizmeti sunduğu kişi ve topluma karşı hakları

a. Tıbbi ölçütler dışında hiçbir özellik ya da ölçüte göre ayrım yapmadan hizmet sunma, hekimlik mesleğinin temel değerlerindendir. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda da belirtildiği üzere, hekim belli koşulların oluşması halinde sağlık hizmeti sunmayı reddedebilir. Ancak bu hakkın kullanılması için aşağıdaki koşulların sağlanıyor olması gereklidir; aksi taktirde hekim “ayrım yapmama” ilkesini çiğnemiş olacaktır.

• Kişinin sağlık durumu acil bir girişim gerektirmiyor olmalıdır.

• Sağlık hizmeti sunulacak kişi erişilebilir ve gereksinimle uyumlu nitelikteki bir başka hekime yönlendirilebiliyor olmalı ve bu yönlendirme kişinin sağlığını tehlikeye atmıyor olmalıdır. Hekim hizmet sunduğu kişiyle ilgili edindiği tüm tıbbi bilgileri meslektaşına aktarmakla yükümlüdür.

• Hekim hizmet sunmayı reddetme nedeni ve diğer hizmet olanakları konusunda hastayı bilgilendirmeli,
yönlendirmenin sağlık üzerinde olumsuz etkisi olmayacağını açıklamalıdır.

• Sözlü ya da fiziksel bir şiddet söz konusu olduğunda hekim hizmet sunmayı reddedebilir. Ancak yine de, yukarıdaki üç koşulun sağlanıyor olmasına özen gösterilmelidir.

• Hekim kendisine başvuran ya da hizmet sunmakta olduğu kişi ile daha önceden var olan kişisel bir ilişkisi nedeniyle mesleki yargılarının etkilenebileceğinden kaygılanıyor ise, böylesi bir durumda o kişinin uygun nitelikte sağlık hizmeti alamayacağı düşüncesi ile hizmet sunmayı reddedebilir. Bu durumda da ilk üç koşulun gerekleri yerine getirilmiş olmalıdır.

• Bulaşıcı bir hastalık söz konusu olduğunda; çalışma ortamında rutin korunma araçları bulunmuyor ve o
hastalığın bulaş riski tıbbi uygulama ile anlamlı biçimde artıyor ise, hekim kendisini ve başkalarını korumak gerekçesiyle hastayı uygun olanakların bulunduğu yerlere yönlendirebilir. Böylesi bir durumda hekim çalışma ortamının olumsuzluklarının en kısa zamanda düzeltilmesi için gerekli girişimlerde bulunmalıdır.

• Rutin korunma önlemlerinin yetersiz kaldığı, enfeksiyon zinciri henüz tam olarak tanımlanmamış bulaşıcı hastalıklar söz konusu olduğunda, böyle bir duruma ilişkin kesin kurallar getirmek güç olmakla birlikte, Türk Tabipleri Birliği hekimin mesleki bilgi ve becerisi dolayısıyla hala toplumun diğer üyelerine göre etkin girişimde bulunabilecek tek kişi olduğunu, ayrıca tıp mesleği ile toplum arasında bulunan geleneksel sözleşmenin gereği olarak hekime sorumluluk düştüğünü anımsatır.

b. Hekim, sağlık hizmeti sunulan kişi ve yakınlarından gelebilecek istemleri, bilimsel bilgiye uyumluluğu temelinde değerlendirerek geri çevirme hakkına sahiptir. Ayrıca bu türden istemler, toplumsal kaynakları göz önünde bulundurarak adil dağılımı sağlamak adına da geri çevrilebilir.

2. Hekimin sağlık hizmetini örgütleyen ve finanse eden kurumlar ve çalıştığı kurumlara ilişkin hakları

a. Çalışma koşullarına ilişkin haklar: Hekim; çalışma ortamının fizik özelliklerinden mesleki risklerin olası en düşük düzeye indirilmesine ve hizmetin uygun nitelikte sunulabilmesi için gerekli araçların sağlanmasına dek tüm koşulların belli nitelikte olmasını talep etme haklarına sahiptir. Hekimlerin çalıştıkları kurumlarda, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı sağlanmalıdır. Sağlık hizmeti sunan kurumlar, özellikle de devlet hem sağlık hizmetlerini sunması, hem de denetleme görevinin olması nedeniyle, bu hakkın kullanılmasının koşullarını güvence altına almakla yükümlüdür.

b. Hekim, hekimlik meslek ahlakına uygun olmayan davranışlara ortak olmayı reddetme hakkına sahiptir.

c. Özlük hakları: Hekim bir çalışan olarak çalışma güvencesine sahip olma, yeterli gelir elde etme, izin kullanma, emeklilik, sürekli mesleki gelişimini sağlayacak etkinliklere katılma gibi haklara sahiptir.

d. Demokratik haklar: Hekim örgütlenme hakkına, çalıştığı kurumlarda yönetsel ve hizmete ilişkin kararlara katılma ve denetleme hakkına sahiptir.

e. Hekim; geri ödeme kurumları ya da çalıştığı hastane gibi kurumların bilimsel bilgiyle gerekçelendirilmeyen istemlerini reddetme / uygulamama hakkına sahiptir.

Türk Tabipleri Birliği yukarıdaki hakların yanı sıra hekimlerin sürekli tıp eğitimi ve sürekli mesleki gelişim haklarının olduğunu da vurgular.

Evrensel Hekim Hakları Bildirgesi

0

Evrensel Hekim Hakları Bildirgesi, Türk Hekimleri Dostluk ve Yardımlaşma Derneği – HEKİMDER tarafından 2013 yılında ilan edilmiştir. Hekimder, hekimlerin haklarını tanımlamış ve tüm çalışmalarında Evrensel Hekim Hakları Bildirgesini referans alacakları açıklamıştır.

EVRENSEL HEKİM HAKLARI BİLDİRGESİ

Hekimlik ve hekimlik uygulamaları evrenseldir.

Evrensel hekim hakları; hekimin, insani onurunu ve hekimlik mesleği onurunu gözeterek etik kurallar çerçevesinde hizmet vermesini amaçlar.

Sağlık hizmeti sunumu yapan hekimlerin kanuni temel hakları Evrensel Hekim Hakları Bildirgesi’nde dört ana başlıkta ele alınmıştır:

1. Bireysel haklar

2. Hastaya ilişkin haklar

3. Topluma ilişkin haklar

4. Devlete, kurumlara ve bilime ilişkin haklar

1. Bireysel Haklar

a) Hekimlik mesleği, yalnızca tıp ve diş hekimliği fakültelerinden mezun olanlar tarafından icra edilebilir.

b) Hekim, hastaya yararlı olma adına özgürlük ve onurundan vazgeçemez. Hekim, özgürlük ve onurunu koruma hakkına sahiptir.

c) Hekim, aidiyeti açısından (ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini, siyasi görüşü, ulusu, kökeni, mülkiyeti, doğuşu, ailesi vb.) kendinde bir üstünlük veya eksiklik göremez.

ç) Hekim, görevini bilimin, tıp etiğinin ve hukukun çizdiği sınırlar içerisinde bilimsel ve vicdani kanaatine göre yapmalıdır. Mesleki faaliyetinin icrası sırasında her türlü etki, baskı ve şiddetten uzak bir ortamın sağlanmasını talep etme hakkına sahiptir.

d) Hekim, hastası için kendi yaşamını ve güvenliğini tehlikeye atmama hakkına sahiptir.

e) Hekim, bireysel ve hukuksal kişiliğinin korunmasını talep etme hakkına sahiptir.

f) Hekim, doğal yaşamını sürdürebilmek için gerekli olan beslenme, dinlenme, haberleşme gibi ihtiyaçlarını karşılama hakkına sahiptir.

g) Hekim, tıbbi görüşlerini her zaman ve her yerde söyleme hakkına sahiptir.

h) Hekim, istirahat hakkına sahiptir.

2. Hastaya İlişkin Haklar

a) Hekim, hasta haklarını gözetmek, özen ve dikkat yükümlülüğünü yerine getirmek, olası mesleki hata riskini en aza indirmek amacı ile her hastasına en az on beş dakika ayırma hakkına sahiptir. Bu süre idari kararlarla azaltılamaz.

b) Acil durumlar haricinde, hekim-hasta arasındaki güven ilişkisi zedelendiğinde hekim hastayı reddetme hakkına sahiptir.

c) Hastanın hekimiyle paylaşmadığı bilgilerden doğan sonuçlardan hekim sorumlu tutulamaz.

ç) Hekim, hastanın hekime daha fazla yükümlülük getiren taleplerini, doğrudan aydınlatma görevini yaparak ve hastanın bu talebini gerekçe göstererek reddetme hakkına sahiptir.

d) Hekim, uygun görmediği tedaviyi uygulamama hakkına sahiptir.

e) Hekim, teşhis ve tedaviye ilişkin her türlü soruyu hastasına sorma hakkına sahiptir.

f) Hekimin, hastasını muayene ederken uygun şartların (yardımcı sağlık personeli, uygun fiziki ortam vb.) sağlanmasını talep etme hakkı vardır. Hekim, bu şartların sağlanmadığı durumlarda meydana gelecek olumsuzluklardan sorumlu tutulamaz.

g) Hekim, hastasının aidiyeti (cinsiyeti, ırkı, rengi, dili, dini, görüşü, kültürü, ülkesi, mülkiyeti vb.) ile ilgili ayrım yapmadan hizmet verirken, yasal düzenlemelere dayalı olarak uygun gördüğü ilacı reçete etme,  tıbbi malzeme seçme ve rapor verme hakkına sahiptir. Bu hak kısıtlanamaz.

ğ) Hekim, hastanın güvenliğinden sorumlu değildir.

h) Hekim, hastayı yatırma ve taburcu etme kararını verme hakkına sahiptir.

ı) Hekim, hastaya sarf ettiği emeğin karşılığını alma hakkına sahiptir.

i) Hastanın hekimini seçtiği durumlarda (randevulu hasta), yaptığı tercih nedeni ile hekimden ilave beklentisi olamaz.

3. Topluma İlişkin Haklar

a) Evrensel etik ilkeler çerçevesinde acil olan hastayı kabul edip değerlendirme durumunda olan hekim, hastanın “acil” olup olmadığına karar verme hakkına sahiptir.

b) Hekim hasta ve hasta yakınlarına iyileşme garantisi vermeme hakkına sahiptir.

c) Hekim, uzmanlık alanına giren ve girmeyen hususlarda hastanın yararına olmak üzere bilimsel bilgi ve bulgu elde etmek, elde ettiği bulguları değerlendirmek amacı ile konsültasyon isteme hakkına sahiptir. Bu hakkı idari kararlarla kısıtlanamaz.

ç) Hekim, şahitlik yapma ve şahitlikten çekilme hakkına sahiptir.

d) Hekim, mesleki risklerden korunma hakkına sahiptir.

e) Hekim hastayı, hasta yakınlarını ve toplumu eğitme hakkına sahiptir.

4. Devlete, Kurumlara ve Bilime İlişkin Haklar

a) Hekim, ulusal ve uluslararası bilimsel gelişmelere katkı vermek ve katkı almak hakkına sahiptir. Bu hakları sınırlanamaz.

b) Hekim, çalıştığı kurumun altyapı eksikliğinin sorumluluğunu yüklenmek zorunda değildir.

c) Hekim, kazanılmış haklarından vazgeçmeme hakkına sahiptir.

ç) Hekim, akademik olarak kendini geliştirme hakkına sahiptir. Bu hak, kanuni düzenlemelerle engellenemez.

d) Hekim, emekliliğinde temel ihtiyaçlarını karşılayacak yasal ve ekonomik güvenceye kavuşma hakkına sahiptir. Devlet, bu altyapıyı sağlamak zorundadır.

e) Hekim, çalıştığı kuruma zarar verecek nitelikte olmamak kaydıyla, muayenehanesinde hizmet verme hakkına sahiptir.

f) Hekim, hekimlik onurunu zedeleyecek şekilde olmamak kaydıyla yayın ya da propaganda yapma hakkına sahiptir.

g) Hekimlik hizmeti evrenseldir. Kamu veya özel hizmet olarak ayrı değerlendirilemez. Hekim, evrensel olan sağlık hizmetini yürütürken kamu-özel ayrımı yapılmadan, eşit şekilde değerlendirilme hakkına sahiptir.

ğ) Hekimin; istirahat etmeksizin ve kişisel özgürlüklerini kısıtlayarak çalışması beklenemez.

h) Hekim, insani sınırlardaki çalışma saatleri içerisinde sağlıklı bir şekilde hizmet verme hakkına sahiptir.

ı) Eğiticilerin hekim yetiştirmeyi engelleyecek uygulamalarda bulunması kabul edilemez. Hekim, bu tür uygulamaları reddetme hakkına sahiptir.

i) Hekim, sağlığının korunması ve mesleki uygulamalarına ilişkin risklere karşı sigortalanmış olma hakkına sahiptir. Bu kapsamda sosyal güvencesi sağlanmalıdır.

j) Hekim, sağlık hizmeti verdiği kamu ya da özel kurum ve kuruluşlarda yönetim faaliyetlerine katılmak, yönetim kararlarından haberdar olmak ve gerekirse kararlara şerh koyma hakkına sahiptir.

k) Şiddete maruz kalan, hakkında kötü tıbbi uygulama iddiası nedeni ile soruşturma başlatılan hekim, çalıştığı kurumdan ücretsiz hukuki yardım alma hakkına sahiptir.

l) Hekimlik ve tıpta uzmanlık eğitimi verme yetkisine sahip kurumlar uluslararası yeterliliğe sahip olmalıdır.  Eğer eğitim veren kurumlar bu yeterliliğe sahip değilse, eğitim görenler bu eğitimi talep etme ya da bu eğitimi alabileceği yerde eğitimine devam etme hakkına sahiptir.

m) Hekim, mesleğini icra ederken zarar gördüğü her durumda tazminat isteme ve maluliyet hakkına sahiptir.

n) Hekim, mesleki yıpranmaya karşı korunma hakkına sahiptir.

o) Hekimlik sanatının nasıl uygulanacağı idari otoriteler tarafından belirlenemez. Hekimin hekimlik yapma yetkisini kendisini yetiştiren tıp fakültesi verir.

ö) Hekim, mesleğini hakkıyla yerine getirebilmesi için maddi kaygılardan soyutlanmış biçimde hizmet verme ve karşılığında yeterli ücret alma hakkına sahiptir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Hekim Hak ve Yükümlülükleri

0

Hekim Hak ve Yükümlülükleri, Tıp ve Sağlık Hukuku kapsamında; hekim ile hasta arasındaki ilişkiler çerçevesinde hekimlerin hukuken korunan hakları ile vecibelerinden oluşmaktadır. .

Hekimlerin Yeterli Eğitim Alma ve Sürekli Mesleki Gelişim Hakkı

Hekimler, ağır mesleki, etik ve hukuki sorumlulukları üstlenebilmeleri için yeterli ve nitelikli bir eğitim alma hakkına sahiptirler. Tıp fakültelerindeki teorik ve uygulamalı eğitimin müfredatı ve uygulaması, hekimleri sahaya çıktıklarında gereksinim duyacakları her türlü bilgi, beceri ve tutuma sahibi kılmalıdır. Farklı tıp fakülteleri ve eğitim kurumlarındaki pratisyen ve uzman hekim eğitimlerinin standardizasyonu sağlanmalı ve yetişen hekimlere/uzmanlara eğitimde eşit fırsatlar verilmelidir.

Hekimlerin Yeterli Ücret Alma Hakkı

Hekimler, tıbbi bilgilerini, mesleki gelişimlerini kesintisiz olarak sürdürebilecekleri şekilde eğitim alma hakkına sahiptirler. Hekimlerin tıp fakültesinden mezuniyeti sonrası eğitimlere katılabilmeleri, mesleki bilgi ve becerilerini süreklilik kazandırma ve yenileyebilmeleri amacıyla; eğitime yeterli zaman, uygunluk/ulaşılabilir eğitim programları, tıp eğitimi için gereken ekonomik kaynaklar sağlanmalıdır. Hekimler, aldıkları tıp eğitimi, harcadıkları emek ile üstlendikleri mesleki risk ve sorumluluklara uygun yeterli bir ücret alma hakkına sahiptirler.

Hekimlerin Mesleğini Serbestçe İcra Etme Hakkı

Hekimler, hiçbir kişi veya merciden baskı görmeden serbestçe mesleğini en iyi şekilde icra edebilme hakkına sahiptirler. Hekimler mesleklerini icra ederken; bilimsel kanıtlar, meslek etiği, mesleki vicdan ve hukuka karşı kendini sorumlu görmelidirler. Yöneticilerin, Hasta ve hasta yakınları ile diğer tarafların hekimlere herhangi bir şekilde psikolojik, sosyal, ekonomik ve fiziki baskı yapmaları gibi, tıbbi endikasyon dışı veya gerçeğe aykırı rapor düzenlemeye zorlamaları kabul edilemez. Hekimden kendi değerlerine ters düşen mesleki bilgisi, tıp etiği, hukuk, vicdan gibi işlemler talep edilemez.

Hekimlerin Modern Teknoloji ve Bilimi Kullanma Hakkı

Hekimler, modern tıp teknolojisinden ve bilimsel gelişmelerden yoksun bırakılmadan yeterli donanımlarla mesleğini icra edebilmelidir. Hekimler, bu amaca uygun ortam ve ekipmanı devletten yada bağlı bulunduğu kurumdan talep etme hakları bulunmaktadır.

Hekimlerin Yönetimsel Kararlara Katılma Hakkı

Hekimler, çalıştıkları sağlık kurumundaki yönetimsel kararlara görüş beyanı, eleştirisel önerilerde bulunma ve organizasyonlara katılma hakkına sahiptirler.

Hekimlerin Hastayı Reddetme Hakkı

Hekimler, acil yardım, insani ya da resmi zorunluluklar dışında, makul ve haklı bir gerekçe ile hastayı reddetme hakkına sahiptirler. Hasta ile hekim arasındaki ilişkide güven sarsılmış; hastanın hekime yanlış beyanı, hekime karşı tehdit ve/veya hakaret içeren sözler ve ilişki iki taraf için de yararlı sonuçlar doğurmayacak bir sürece girmiş ise hekim hastayı reddetme hakkı bulunmaktadır. Böyle bir durumda hastanın zarar görmemesi adına acil veya hayati tehlike olmaması ve alternatif hekime kolay ulaşabilme imkanının bulunması gerekmektedir. Hekimin hastayı reddetme hakkı; din, dil ırk, cinsiyete dayalı ayrımcılık veya nefret sebeplerinden kaynaklanmamalıdır. Hekim, tıbbi müdahalenin ortasında haklı bir gerekçe olmaksızın ve hastanın zarar görme olasılığı bulunmaksızın hastanın tedavisini yarıda kesme hakkına sahip değildir.

Konsültasyon İsteme Hakkı

Hekimler tıbbi, etik ve hukuki gerekçelerle hastası için bir başka hekim veya hekimlerden konsültasyon isteme hakkına sahiptirler.

Hekimlerin Sağlığını Koruma ve Mesleki Risklerden Korunma Hakkı

Hekimlerin, kendi sağlıklarını koruma, enfeksiyon ve radyasyon gibi mesleki risklere karşı korunma hakkına sahiptirler. Hekimler sağlıklı çalışma ortamı ve ihtiyacı olan dinlenme zamanına sahip olabilmelidir. Hekimler acil, nöbet ve mesai dışı çalışma süreleri de dahil olmak üzere, makul iş yükü altında çalışmalı, angaryadan korunmalıdırlar.

Hekimlerin İyileşme Garantisi Vermeme Hakkı

Hekimler, plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi ‎ile diş hekimliği uygulamaları gibi bazı istisnai durumlar haricinde hastalarına iyileşme garantisi vermeme hakkına sahiptirler.

Hekimlerin Hastasına Yeterli Zaman Ayırma Hakkı

Hekimlerin hastasına yeterli zaman ayırma hakkı vardır. Hekimler, hastalarının tıbbi bakımını tehlikeye sokacak ve sağlıklı değerlendirilmesini engelleyecek şekilde yoğun iş yükü ve zaman baskısı altına sokulmamalıdır.

Hekimlerin Tanıklıktan Kaçınma Hakkı

Hekimler, meslekleri gereği hasta hakkında öğrendikleri bilgiler nedeniyle tanıklıktan kaçınma hakkına sahiptir. Hastalar kabul ettiği durumlarda tanıklıktan çekilemezler. Hastalar, tedavi olmak amacıyla en yakınlarından gizledikleri sırları hekimlerine açıkladıkları için, bu mesleki sırların hekim tarafından açıklanması meslek sırrını ifşa suçunu oluşturmaktadır. Hekimler, hastalarıyla ilgili bilgileri açıklamaya zorlanamazlar.

Hekimlerin Tedaviyi Belirleme Hakkı

Hekimler, kanıta dayalı bir hastalığın tedavisinde uygulanabilecek standart yöntemlerden herhangi birini tercih etmekte serbesttirler. Hekimler hastası için uygun bulmadığı bir tedaviyi uygulamaya zorlanamazlar.

Hekimler Bilgi Alma ve Tavsiye ile Tedavisine Uyumu İsteme Hakkı

Hekimler, hastalarından doğru bilgi alma, tedavi için önerdikleri ilaçların uygun şekilde kullanılması yönünde ve diğer tavsiyelere uyulmasını isteme hakkına sahiptirler.

Hekimler Cezalandırma Eylemlerinde Bulunmama Hakkı

Hekimler hiçbir şekilde herhangi bir kişinin ölüm cezası ve işkence gibi cezalandırılma eyleminde aktif görev almaya zorlanamazlar.

Noterlik ve Tarihi

1
Sümerler yazıyı ilk kullanan uygarlıktır.

Noterlik tarihi, yazının bulunmasından sonraki döneme kadar dayanmaktadır. Eski çağlarda okuma yazma bilmeyen kişiler arasında yapılan sözleşmelerin, devletin yetki verdiği noterler tarafından onaylanması ve bir kopyasının da saklanması geleneği noterliğin başlangıcını oluşturmuştur. Aynı kural günümüzde de devam etmekte, noterlerin düzenlemiş olduğu tüm evrakların bir sureti noter tarafından saklanmaktadır.

Noter kavramının notarius’tan geldiği kabul edilmektedir. Noterlerin tarihteki rolü bugünkü görevleri ile paraleldir. Amaç evrak suretini onaylatan kişileri kanunlar karşısında korumak ve haklarını yazılı olarak kayıt altına almaktır.

Günümüz Türkiye’sinde Noterlik Kanunu ve Noterlik Kanunu Yönetmeliği ile noterlerin hangi işlemleri ne şekilde yapacakları detaylı bir şekilde belirlenmiştir. Ayrıca, Noterler Birliği tarafından Noterlik Etik Kuralları belirlenmiştir.

Noterlerin yapmış oldukları işlemler hukuki ve şekli olarak en güçlü delil niteliğindedir. Noterler, hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirmekte ve kanunlarla verilen başkaca görevleri yapmaktadır. 
Sümerlerde Noterlik

Noterlik kurumunun ilk örneklerine “Burgul” adı altında, Sümer medeniyetinde rastlanmıştır. Sümerli yargıçların ve Sümer Hukukunun ünü gözetildiğinde noterliğe ilk olarak Sümerlerde rastlanmış olması şaşırtıcı değildir. İnsanlık tarihindeki ilk yazı örneklerine de M.Ö. 3300 yıllarında Sümerlerde rastlanmaktadır. Bu  yazılar, ucu sivri materyallerle yazılmış olduğundan çivi yazısı olarak isimlendirilmiştir. Daha sonraki uygarlıklar çivi yazısını geliştirmişler, Akadlar, Elamlar, Hititler, Urartular ve Fenikeler de çivi yazısını kullanmışlardır.

İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan ve Sümer, Akad, Hitit dillerinde yazılmış 74.000 çivi yazılı belge üzerinde 33 yıl çalışan ve araştırmalarını sürdüren Muazzez İlmiye Çığ’ın “Sümerli Ludingirra” kitabındaki “Ludingirra’nın Yaşam Öyküsü-Tablet 5″ kısmında Burgul şu şekilde tanımlanmaktadır: 

“… bizim kanun ve geleneklerimize göre her sözleşme belirli kurallar içinde yazılmalıdır. Yazılı olmayan sözleşmeler için hiçbir hak ileri sürülemez ve mahkemeye başvurulamaz. Bu yüzden ev, bahçe, tarla, köle, hayvan satmak, kiralamak, borç alıp vermek, mirasını ölmeden bölüştürmek, çocuğunu evlatlıktan çıkarmak veya evlatlık almak isteyenler, yanlarında tanıkları, boyunlarında mühürleri ile babama gelirlerdi. Evlenecekler de tanıklar önünde, evlenme koşullarını, boşanma olduğu zaman kimin ne alabileceğini belirleyen bir sözleşme zorundalar. Eğer yazılı bir sözleşme yoksa evli sayılmaz evlenenler. Kurallarımız kesindir. Kentimizde yalnız sözleşmeleri yapan kurumsal bir kuruluş olarak Burgul var.”

“… sözleşmelere önce konusu, sıra ile koşulları, tanıkların adları, yemini, günü, ayı, yılı yazılıp iki tarafın mühürleri basılır. En önemlisi de sözleşme yazıldıktan sonra yazıların üzerine yeniden yumuşak kil kaplanması ve üzerine içindekilerin tekrar yazılmasıdır. Böylece sözleşmenin üstü kırılırsa, içi sağlam kalır, hem yazılanlar değiştirilemez…”

Roma’da Noterlik

Roma Hukuku, derinliği ve büyük bir coğrafyaya hükmetmesi nedeniyle dünya hukuk kültürüne büyük etkide bulunmuştur. Özel şahıslar arasında hukuk işlemlerine resmiyet kazandırılmasına Roma hukukunda ve bölge olarak da Kuzey İtaya’da rastlanmaktadır. Modern anlamda noterlik kurumu bir çok hukuk kurumu gibi ilk olarak Roma hukukunda ortaya çıkmıştır.

Justinian döneminde “tabellion”ların (noterlerin) görev ve organizasyon olarak hukuki bir düzenlemeye kavuşmasından sonra 11. Yüzyıl sonlarında ilk noter okulları kurulmuştur. Bologna Üniversitesinde noterlik dersleri verilmesinden sonra bu alan, farklı üniversitelerde de bilim dalı olarak kabul edilmiştir.

Osmanlı’da Noterlik

Türk hukukunda da noter ve noterlik müessesi bulunmaktadır. Tanzimat Fermanından önce Osmanlı Devleti’nde İslam Hukukunun etkisi görülmektedir ve katibiadiller noterlik hizmetini yapmışlardır. Daha sonra noterlik görevi kadı ve naipler tarafından yerine getirilmiştir. Resmiyet kazandırılmak veya belgelendirilmek istenen işlemleri kadılar veya kadıların görevlendirdikleri naip denilen kişiler yapmışlardır. Bu işlemlerde İslam Hukuku uygulanmıştır. Batılılaşma hareketlerinden sonra, 1893 Gülhane Hattı Hümayunu’nun okunması ve Fransız Ticaret kanununun iktisabı suretiyle 1849 yılında Kara Ticaret Kanunu, 1863 tarihinde ise Deniz Ticaret Kanunu yürürlüğe girmiş, 1860 tarihinde ise Ticaret mahkemeleri kurulmuştur. Bu tarihten sonra 1868 yılında yürürlüğe giren Ticaret ve Deavi Kalemi Nizamnamesi ile ticari işlemlerin belgelendirilmesi işlemlerininde, ticari sözleşme, kefaletname, vekaletname, protesto ve benzeri evrakın düzenlenmesinde Deavi Kalemi görevlendirilmiştir. Bu yenilik Noterlik kurumunun modern anlamdaki başlangıcı sayılmaktadır. Mecellenin yürürlüğe girmesi ile Mukavelat Muharrirleri Nizamnamesi ve sonrasında Katibiadil Kanunu Muvakkati 1913 yılında kabul edilmiştir. Böylece ilk defa noterlik kamu hizmeti olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti Döneminde Noterlik

Cumhuriyet döneminde, Katibiadil Kanunu Muvakkati kaldırılarak 1926 yılında Noterlik Kanunu çıkarılmış, çağdaş hukuk sistemi ile uyumlu şekilde İsviçre’nin Lozan ve Neuchatel Kantonları ile Avusturya Noterlik Kanunları göz önünde tutularak 3456 sayılı Noterlik Kanunu 01.09.1938 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun 1942, 1945, 1948, 1952 ve 1959’da değişikliklere uğramıştır. Kanun son olarak 1512 Sayılı Noterlik Kanunu olarak 05.05.1972 tarihinde yürürlüğe girmiş, Noterlik Kanunu Yönetmeliği çıkarılmıştır. Kanuna göre Noterlik mesleği kamu hizmetidir.

Asliye ve Sulh Hukuk Mahkemesinin bulunduğu yerde, o mahkemenin yargı çevresindeki noterlik işlerini görmeye yetkili olmak üzere noterlik kurulmaktadır. Bir ilin belediye sınırları içinde birden fazla noterlik bulunduğu takdirde, her noterlik, bağlı olduğu asliye mahkemesinin yargı çevresi ile sınırlı olmaksızın, il belediyesi sınırları içindeki bütün noterlik işlerini görmeye yetkilidir. Noterlik personeli, noterin emri altında çalışmaktadır ve katip ve hizmetlilerden oluşmaktadır. En az iki katip bulunan noterliklerde, bunlardan biri başkatiplik görevini yapmaktadır. Başkatip noterlik dairesi personelinin şefidir. Noterlik dairesinde bulunan evrak, defter ve demirbaş eşyadan noterle birlikte başkatip sorumludur.

Noterlerin Görevleri ile genel ve özel olarak yapacakları işlemler Noterlik Kanunu Yönetmeliğinin yedinci maddesinde düzenlenmiştir. 
Noterlik Kanunu Yönetmeliği

Madde 7 – Noterler ilgililerin istekleri üzerine hukuki işlemleri kanunlar ve yönetmeliklerde gösterilen şekil ve surette yapmak zorundadırlar.

Noterlerin görevlerine giren işler mahiyetleri itibariyle genel ve özel işler olarak iki gruba ayrılır.

a) Genel olarak yapılacak işler:

Evlenme sözleşmesi,

Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi,

Zilyetlik devri sözleşmesi,

Miras taksimi,

Gayrimenkul hibe vaadi sözleşmesi,

Şirket sözleşmesi,

İrtifak hakkı vaadi ve ortak mülkün idaresi sözleşmesi,

Medeni Kanunun 748. maddesine müstenit sükna hakkı sözleşmesi,

Kaydı hayat ile irat bağlanması sözleşmesi (Borçlar Kanunu 507),

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, (Borçlar Kanunu 511),

Mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış sözleşmesi,

Kira sözleşmesi,

Menkul mallarda hibe sözleşmesi,

Taksim ve ifraz sözleşmesi,

Evlat edinme sözleşmesi,

Temlik,

Taahhütname,

Kefaletname,

Vasiyetname,

Vakıf senedi,

Aile vakfı senedi,

Tanıma senedi,

Muvafakatname,

Sulhname,

Yeddiemin senedi,

Rehin senedi,

Borç senedi,

Fesihname,

ibraname,

Beyanname,

Şahadetname,

Piyango – Kur’a ve toplantı tutanağı,

Emanetleri saklama tutanağı,

İfade tutanağı,

Tespit tutanağı,

Vekaletname,

Defter onaylanması,

Çevirme,

Örnek çıkartma,

İmza sirküleri,

Protesto işleri,

İhbar – ihtarname işleri ve tebliği,

Tescil,

Kanunlarında noterler tarafından düzenlenmesi veya onaylanması öngörülen diğer işler.

b) Özel olarak yapılacak işler:

Tespit işleri,

Emanet işleri, (emanet kabul ve saklama)

Vasiyetname ve ölüme bağlı tasarruflarla ilgili işler,

Tebligat işleridir.

Felaket Hallerinde Tıp Ahlak Kuralları

0

Felaket Hallerinde Tıp Ahlak Kuralları, 1994 yılı eylül ayında İsveç’in Stockholm kentinde düzenlenen 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiştir.

Felaket Hallerinde Tıp Ahlak Kuralları

1. Bu belgenin amacı yönünden bir felaketin tanımı özellikle tıbbi konulara odaklanmaktadır.

Felaket genellikle ani ve şiddetli olan, büyük oranda maddi hasar, insanların ve/veya kurbanın ve/veya toplumun önemli tahribi veya bunların bir kombinasyonu ile sonuçlanan bir felaket olayının ani olarak meydana gelmesidir. Bu kapsamdaki tanım bu yazıda değerlendirilenlere ek olarak diğer problemlere yol açan uluslararası veya iç kökenli çatışma ve savaş durumlarını içermez. Tıp açısından felaket durumları belirli bir zaman dönemi içerisinde tıp mesleğinin kapasite ve kaynakları ile kurbanların veya sağlığı tehdit altında olan insanların ihtiyaçları arasında akut ve önceden görülemeyen bir dengesizlikle karakterizedir.

2. Doğal (deprem), teknolojik (nükleer veya kimyasal kazalar) veya kaza (tren kazaları) gibi felaketler özel önlemler ortaya çıkaran birkaç özellikle karekterizedir:

a) Ani meydana gelmeleri çabuk şekilde eyleme geçmeyi gerektirir;

b) Normal koşullara göre ayarlanan tıbbi kaynakların yetersizliği: Büyük kurban sayısı mevcut kaynakların mümkün olduğunca fazla yaşamı kurtarmak amacı ile en etkili şekilde kullanılması gerektiği anlamına gelir;

c) Maddi veya doğal hasar kurbanlara ulaşmayı zorlaştırır ve/veya tehlikeli hale getirir;

d) Çevre kirliliği ve epidemi risklerine bağlı sağlık durumuna olumsuz etkiler yapar;

Buna uygun şekilde, felaketlerde taşıma ve gıda desteğinden tıbbi hizmetler, güvenlik, yangın, ordu gibi hizmetlere kadar değişen birçok farklı müdahale tiplerini ilgilendiren çok yönlü bir cevap gerektirir.

Bu uygulamalar kamu ve özel çabaları koordine etmek için etkili ve merkezi bir otoriteye ihtiyaç duyar. Kurtarma çalışanları ve hekimler duygusal olarak yüksek durumdaki böyle bir olayda toplum tarafından talep edilen ahlaki gereksinimlerle bir şekilde yüklenmek zorunda oldukları bireysel ahlak kuralları içerisinde istisnai bir durum ile karşılaşır.

Önceden tanımlanmış olan ve öğretilen ahlaki kurallar hekimin bireysel ahlak kurallarını tanımlamalıdır.

Kısa zamanda oluşan yüksek sayıda yaralılara ve bölgeye yetersiz ve/veya hatalı tıbbi kaynak ayrılması özel bir ahlak problemi ortaya koyar. Bu koşullar altında tıbbi hizmetleri sağlamak ahlaki konulara ek olarak teknik ve organizasyon konuları ile ilgilidir.

Dünya Tabiler Birliği, bu yüzden, felaket durumlarında hekimlerin rolü için aşağıdaki ahlaki tutumları önermektedir.
3. TRİAJ

3.1 Triaj değişik sağlık durumlarındaki birçok kurban ile ilgili o anda bulunan sınırlı tedavi kaynaklarına bağlı birinci ahlaki problemi ortaya koyar. Triaj bir teşhis koymaya ve bir prognoz belirlemeye dayanan tedavi ve müdahaledeki öncelikler konusunda bir tıbbi eylemdir. Hastanın yaşamı triaja bağlı olacaktır. Tıbbi ihtiyaçları, tıbbi girişim olanaklarını ve mevcut kaynakları hesaba katarak, çabuk şekilde gerçekleştirilmelidir. Yeniden canlandırmanın hayati eylemleri triaj olarak aynı anda gerçekleştirilmek zorunda kalınabilir.

3.2 Triaj yeterli personel tarafından yardım edilerek yetkili ve deneyimli bir hekim tarafından sağlanmalıdır.

3.3 Hekim, kurbanları aşağıdaki şekilde ayırmalıdır:

a) Kurtarılabilecek fakat yaşamları ani tehlikede olmayan, düz bir tedavi gerektiren veya sonraki birkaç saat içerisinde öncelik taşıyan kurbanlardır;

b) Yaşamları ani tehlikede olmayan ve ani tıbbi bakım gerektirmeyen fakat erken müdahale edilmesi gereken kurbanlar;

c) Daha sonra veya çalışanların rahatladığı zaman tedavi edilebilecek, yalnızca küçük tedavi gerektiren yaralı kişiler;

d) Kişisel olarak ilgi gerektirmeyen fakat akut şekilde rahatsızlınırsa ikna edilmesi veya sakinleştirilmesi gerekebilen, ikna olma ihtiyacı duyan pskilojik olarak travmaya uğramış kurbanlar;

e) Radyasyona maruz kalma veya özel zaman ve yer şartlarında kurtarılamyacak derecede yanıkları olan veya çok uzun sürecek ve bu yüzden hekimlerin onlar ve diğer hastalar arasında bir seçime mecbur kalacağı özel bir ameliyat ihtiyacı olan kompleks cerrahi vakalar gibi son derece ciddi yaralanmaları olan, durumları mevcut tedavi kaynaklarını aşan kurbanlar. Bu sebeplerle bu kurbanların tümü “acil müdahalenin ötesinde” vakalar olarak sınıflandırılabilir. Felaket durumunda belirtilen öncelikler konusunda “yaralı bir kişiyi terk etme” kararı, “ölümcül tehlikede bir kişiye yardım konusunda eksiklik” olarak değerlendirilemez. En fazla sayıda kurbanı kurtarma niyeti taşıdığı zaman haklıdır.

f) vakalar düzelebildiği ve böylece kategori değiştirebildiği için, triaj ile yükümlü görevlinin durumu düzenli olarak yeniden belirlemesi önemlidir.

3.4 a) Ahlaki açıdan triaj ve “acil bakımın ötesinde” kurbanlara yönelik benimsenen tutum insan kontrolünün ötesindeki istisnai durumlarda hemen mevcut yolları uygulamaya konulması dahilinde bir hekim için neye mal olursa olsun ümidin ötesindeki bir hastanın yaşamını korumakta ısrar etmek böylece başka bir yerde gereken kaynakları harcamak ahlaki bir tutum değildir. bununla birlikte, hekim kişilerin özel yaşamlarının bu anına şefkat ve saygı göstermeli, örneğin onları diğerlerinden ayırarak ve uygun ağrı giderici ve sakinleştiriciler uygulayarak görevini yerine getirmelidir.

b) Hekim mevcut yolları değerlendirerek kendi bilincine göre davranmalıdır. Düzelme şansı olan ve en az morbidite ile sınırlı en yüksek sayıdaki ciddi vakaları kurtaracak tedavi önceliklerini ayarlamaya çalışmalı ve şartlar dolayısıyla ortaya çıkan sınırları kabullenmelidir. Hekim çocukların özel ihtiyaçları olabileceği gerçeğine özel ilgi göstermelidir.

4. KURBANLAR İLE İLİŞKİLER

4.1 Kurbanlara verilen bakımın tipi ilk yardım ve acil tıbbi bakım olacaktır. Bir felaket olayında hekim yardım isteği beklemeden ve ayırım yapmadan her kurbana tıbbi yardım sağlamalıdır.

4.2 Kurtarılabilecek hastaları seçerken, hekim yalnızca acil durumlar değerlendirmeli ve tıbbi olmayan ölçütlere dayanan diğer herhangi bir değerlendirmeye yer vermemelidir.

4.3 Kurbanlar ile ilişkiler, hastaların çıkarının koruması gerektiğine saygı duyulacak, mümkünse ani acil yardımda onaylarını alarak sonuçlanan ilk yardım tıbbi bakımı ve ihtiyacın durumu ile belirlenir. Bununla birlikte hekim ilgili popülasyonların kültürel farklılıklarına kendini ayarlamalı ve durumun gereklerine uygun şekilde davranmalıdır. Mümkün olduğunca fazla yaşamı kurtarmak ve morbiditeyi gerçek minimum düzeye indirmek için duygusal bakımın yanı sıra teknolojik bakımı da içeren optimal bakım kavramları ile yönlendirilmelidir.

4.4. Kurbanlarla ilişkiler, hayatını yitirenler için yas tutması ile ilgili, teknik tıbbi davranışlardan oldukça ayrı olan, kişilerin psikolojik gerginliklerini kavrama ve onlara destek olma ile ilgili yönleri içerir. Bunlar kurbanların ve ailelerinin kader ve moral durumlarına saygı duymayı içerir ve hayatta kalanlara yardım eli uzatmayı gerektirir.

4.5 Hekim geleneklere, dini kurallara ve kurbanların inançlarına saygı duymalı ve ayırım gözetmeden davranmalıdır.

4.6 Mümkünse, karşılaşılan zorluklar ve kurbanların tespiti, tıbbi takip için rapor edilmelidir.

5. ÜÇÜNCÜ ŞAHISLAR İLE İLİŞKİLER

Hekim basın ve diğer üçüncü şahıslarla diyalog kurduğunda gizliliği ve özel hayatı korumak ve tedbir ve tarafsızlığı uygulamak ve felaket durumlarını çevreleyin duygusal ve politik atmosfer ile ilgili kader ile davranmak konusunda her hastaya karşı görevlidir.

6. DİĞER SAĞLIK PERSONELİ GÖREVLERİ

Hekimler için geçerli olan ahlaki prensipler hekimin denetimindeki personel için de geçerlidir.

7. EĞİTİM

Dünya Tabipler Birliği felaket tıbbı eğitiminin üniversite kapsamında ve tıptaki mezuniyet sonrası kurslarda yer almasını önermektedir.

8. SORUMLULUK

Dünya Tabipler Birliği üye devletlere ve sigorta şirketlerine, felaket veya acil durumlarda çalışırken hekimlerin maruz kalabileceği eksiklik ve herhangi bir kişisel zararı kapsamak üzere bağlantı kesikliği olmadan sorumluluğu veya bunun azaltılmış bir formunu uygulamak üzere çağrı yapmaktadır.

Dünya Tabipler Birliği; hükümetlerden şunları istemektedir:

a) yabancı hekimlere yardım ve koruma sağlanması ve eylemlerinin, çalışmalarının ve uygulamalarının ırk, din ve benzeri temellerde ayırım yapmadan kabul edilmesi.

b) üst düzey yetkililerin ziyaretleri sırasında tıp hizmetlerinin aksamamasına öncelik verilmesi.

Ölümle Sonuçlanacak Hastalıklarla İlgili Venedik Bildirgesi

0

Ölümle Sonuçlanacak Hastalıklarla İlgili Venedik Bildirgesi, İtalya’nın Venedik kentinde 1983 yılında toplanan 35’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

Sağlıkla ilgili evrensel belgeler içerisinde yer alan bir Bildirge; hastanın yakın bir gelecekte öleceği gerçeğini değiştirmeyecek olan tedavi şartlarını ve tıp etiği ilkelerini belirlemektedir. Dünya Tabipler Birliği, hastalıkların tedavisinde olduğu gibi ölümle sonuçlanması halinde de hastanın kişisel ve manevi hakları ile toplum yararını gözetme zorunluluğunu kural haline getirmiştir.

Ölümle Sonuçlanacak Hastalıklarla İlgili Venedik Bildirgesi

1-Hekimin görevi hastalarını iyileştirmek, olabildiğince onların acılarını gidermek, hastalarının çıkarlarını iyi şekilde koruyacak biçimde davranmaktır.

2-Hastada iyileşmeyecek bir hastalığın ay da malformasyonun bulunduğu durumlar bile, bu ilke için bir ayrıklık (istisna) oluşturmaz.

3-Bu ilke, aşağıdaki kuralların uygulanmasına engel değildir:

3.1.Hekim, ölümcül hastalığın son dönemindeki bir hastada hastanın rızası, hasta kendi isteğini açıklayamıyorsa en yakın akrabasının kararı-ile tedaviyi keserek hastanın acısını dindirebilir. Hekim tedaviyi kesme gerekçesiyle, ölmekte olan kişiye yardım etme ve onu hastalığının son döneminde rahatlatmak için gerekli ilaçları verme sorumluluğundan kurtulamaz.

3.2.Hekim hastaya herhangi bir yarar sağlamayacak olan ve olağan olmayan yöntemler uygulamaktan kaçınmalıdır.

3.3.Hekim, hasta yaşam bulgularının geri dönmeyecek şekilde kesildiği son döneme girdiğinde, ülkesinin yasalarına uygun davranmak koşuluyla, hastanın yetkili yakınının resmi rızasını sağlayarak, ne transplantasyon ameliyatı ile ne de hastaya verilen tedaviyle ilgili olmayan hekimler tarafından verilmiş ölüm raporuna (ya da yaşam bulgularının geri dönmeyeceğini belirten rapora) dayanarak, transplantasyon için gerekli organlarını canlı tutabilecek yapay yöntemleri hastaya uygulayabilir. Bu yapay yöntemlerin ücretini verici ya da akrabaları ödememelidir. Vericiyi tedavi eden hekimler alıcıdan ve alıcıyı tedavi edenlerden bütünüyle bağımsız olmalıdır.

Sağlık Hizmeti Sunulmasında On İki İlke 

0

Sağlık Hizmeti Sunulmasında On İki İlke, Dünya Tabipler Birliğinin 1963 yılı ekim ayında New York’ta düzenlenen 17’nci genel kurul toplantısında kabul edilmiştir. Belirlenen on iki ilke; 1983 yılında Venedik’te düzenlenen 35’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda ve 2006 yılında Güney Afrika’da yapılan genel kurulunda güncellenmiştir. Dünya Tabipler Birliği tarafından belirlenen bu ilkeler; devletler, sağlık kuruluşları ve hekimler bakımından sağlık hizmetlerinde uyulması gereken temel normları belirleyen evrensel bir metindir.

BÜTÜN ULUSAL BAKIM SİSTEMLERİ İÇİN SAĞLIK BAKIMI SUNULMASINDA ON İKİ İLKE ( WMA STATEMENT ON THE TWELVE PRINCIPLES OF PROVISION OF HEALTH CARE IN ANY NATIONAL HEALTH CARE SYSTEM)
Öndeyiş:

Dünya yüzünde sağlık hizmetleri, büyük ölçüde bırakınız yapsınlar tarzında olanlardan, bütünüyle ve kapsamlı şekilde devlet tarafından örgütlenenlere dek çok çeşitli biçimlerde düzenlenmiştir. Bütün sistemleri ayrıntılı olarak anlatmak olanaksızdır; ama bir kısım ülkenin yalnızca son derece gereksinimi olanlara yardım ettiği, bir kısmının ise bütün sağlık bakımını örgütleyerek daha da ileri gittiği söylenebilir. Sağlık bakımı alanında hükümet politikaları ve eylemleri ile kişisel girişimin buna çeşitli derecelerde katılması sonucunda; tıbbi bakım sağlama yolları sonsuz bir çeşitlilik içinde ortaya çıkmaktadır.

Bu alanda en uygunu kuşkusuz, “hem hekimin, hem de hastanın özgürlüğüne en geniş saygıyı göstererek erişilen en yüksek düzeyde sağlık hizmetinin sunulması” olmalıdır. Ancak beğenenlerin de, beğenmeyenlerin de bulunacağı çeşitli ulusal sistemlerin gündelik uygulamaları sırasında ortaya çıkan sorunların çözümünde işe yaraması açısından, yukarıdaki tipte bir formül kesinlikten çok uzak olmaktadır. Dünya Tabipler Birliği(DTB), tıbbi uygulamanın temel ilkelerini korumak ve hekimlik mesleğinin özgürlüğünü savunmakla görevlidir. Sonuç olarak DTB’nden çeşitli sistemlerle ilgili değer yargıları üretmesi beklenemez. Bununla birlikte DTB’nin hekimlik mesleğinin hangi koşullarda devletin sağlık hizmetleriyle işbirliği yapabileceğine, olabildiği ölçüde karar vermek gibi güç bir görevi de vardır.

İlkeler:

I-Hangi sağlık sisteminde olursa olsun, hekimlik uygulamasının koşulları hekim örgütlerinin temsilcilerine danışılarak belirlenmelidir.

II-Her sağlık sistemi, hastanın kendi seçtiği hekime başvurmasına, hekimin de yalnızca kendi seçtiği hastalara bakmasına izin vermeli; her iki hak da herhangi bir şekilde zedelenmemelidir. Özgür seçim ilkesine, tıbbi tedavinin bütünüyle ya da kısmen tedavi merkezlerinde sağlandığı yerlerde de uyulmalıdır. Acil durumdaki bir hastaya bakmak, hekimler için mesleki ve ahlaki yönden zorunlu bir görevdir.

III-Her sağlık bakım sistemi, diplomalı bütün hekimlere açık olmalıdır. Gerek hekimlik mesleği, gerekse birey olarak hekimler, istemedikleri görevi almaya zorlanmamalıdırlar.

IV-Hekim, mesleğini istediği yerde uygulamakta ve hizmetini, eğitimini gördüğü uzmanlık dalı ile sınırlandırmakta özgür olmalıdır. Söz konusu ülkenin tıbbi gereksinimleri karşılanmalı ve olabildiği ölçüde; hekimlik mesleği genç hekimleri hekime en çok gereksinim duyulan yörelere yönlendirmeye çalışmalıdır. Bu bölgelerin başka yerlerden daha az beğenilir olduğu durumlarda; bu bölgelere giden hekimler uygun biçimde özendirilmeli, araç-gereçleri yeterli olmalı ve yaşam düzeyleri mesleki sorumlulukları ile orantılı bulunmalıdır.

V-Meslek, sağlığa ve hastalığa ilişkin sorunlarla uğraşan bütün resmi kuruluşlarda yeterince temsil edilmelidir.

VI-Hekim-hasta ilişkisinin gizlilik yönü, hastanın tedavisinin ve daha sonraki kontrollerinin her evresinde bulunan herkes tarafından kabul edilmeli ve gözetilmelidir. Yetkililer de bu konuya gerekli saygıyı göstermelidir.

VII-Hekimin ahlaki, ekonomik ve mesleki bağımsızlığı güvence altına alınmalıdır.

VIII-Hekimlik hizmetlerine ilişkin ücretlerin hekim ile hasta arasında doğrudan doğruya anlaşma şeklinde belirlenmediği ulusal sağlık bakım sistemlerinde emeğin karşılığını belirleyen yetkililer, hekimin ücretini yeterince karşılamalıdır.

IX-Hekimlik hizmetlerine ilişkin ücretler saptanırken, verilen hizmetler değerlendirilmeli ve bu ücretler yalnızca ödeme yapan yetkili kurumun ekonomik durumuna göre ya da tek yanlı hükümet kararlarının bir sonucu olarak belirlenmemeli, aynı zamanda hekimlik mesleğini temsil eden kuruluş tarafından da kabul edilebilir olmalıdır.

X-Gerek hizmetin niteliğini korumaya, gerekse hizmetlerden yararlanmaya yönelik olarak hekimlik hizmetlerinin sayı ve maliyet yönünden gözden geçirilmesi yalnızca hekimler tarafından yapılmalı ve durum ulusal değil, yerel ve bölgesel standartlara göre değerlendirilmelidir.

XI-Hastanın çıkarlarının korunabilmesi yönünden, hekimin yürürlükteki tıbbi standartlara uygun biçimde reçete yazma ya da gerekli gördüğü başka herhangi bir tedaviyi önerme hakkı sınırlanmamalıdır.

XII-Hekim, mesleki bilgisini arttırmaya ve mesleki düzeyini yükseltmeye yönelik her etkinliğe katılmaya özendirilmelidir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [137.86 KB]

Hekimlik Ahlakı Uluslararası Yasası

0

Hekimlik Ahlakı Uluslararası Yasası, Dünya Tabipler Birliği’nin Ekim 1949 tarihinde yapılan üçüncü genel kurul toplantısında Londra’da kabul edilmiştir. Kabul edilen metin 1968 yılı ağustos ayında Avustralya’nın başkenti Sidney’de toplanan 22. Dünya Tabipler Kurulu’nda ve İtalya’nın Venedik kentinde toplanan 35’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda geliştirilmiştir. Hekimlik Ahlakı Uluslararası Yasası, Tıp ve Sağlık Hukuku alanında kabul edilmiş evrensel hukuk metinlerindendir.

Hekimlik Ahlakı Uluslararası Yasası

Hekimlerin Genel Olarak Görevleri:

Hekim, mesleğini her zaman en yüksek düzeyde sürdürecektir.

HEKİM, hastalarının yararı için özgür ve bağımsız olarak vereceği kararları çıkar güdülerinin etkilemesine izin vermeyecektir.

HEKİM, hangi çeşit tıbbi uygulama içinde olursa olsun insanın değerine saygı ve sevecenlik gösterecek ve gerek teknik gerekse ahlak yönünden, bütünüyle bağımsız, yeterli bir tıbbi hizmet sağlamaya kendini adayacaktır.

HEKİM, hastaları ve meslektaşları ile dürüst bir ilişki kuracak, gerek kişilik ya da yetenek yönünden eksiği bulunan, gerekse yalancılık ya da düzenbazlık yapan hekimleri ortaya çıkarmaya çalışacaktır.

Aşağıdaki uygulamalar ahlak dışı davranışlar sayılırlar:

a)Ülkenin yasaları ve Ulusal Tıp Birliği’nin ahlak yasası izin vermedikçe hekimlerin kendi reklamlarını yapmaları,

b)Yalnızca reçete yazma, hastanın kendine gönderilmesi ya da hastayı herhangi bir nedenle sevk etme karşılığında ücret ya da bir başka bedel almak ya da vermek.

HEKİM, hem hastaların, hem meslektaşların, hem de sağlık mesleğinin öteki çalışanlarının haklarına saygı gösterecek ve hastaların duyduğu güveni sarsmayacaktır.

HEKİM, hastanın fiziksel ve zihinsel durumunu zayıflatıcı etkisi de olabilecek tıbbi hizmetleri sağlarken, yalnızca hastanın çıkarına göre davranacaktır.

HEKİM, buluşları, yeni teknikleri ve tedavileri, mesleki olmayan yollarla açıklarken son derece dikkatli olacaktır.

HEKİM, yalnızca kişisel olarak saptadığı şeyleri belgeleyecektir.

Hekimlerin Hastaya Karşı Görevleri:

HEKİM, insan yaşamını koruma yükümlülüğünü her zaman aklında tutacaktır.

HEKİM, hastalarına karşı dürüst olmak ve kendi biliminin bütün olanaklarını onlara sunmakla yükümlü olacaktır. Bu muayene ya da tedavi kendi yapabileceklerini aşıyorsa, hekim, gereken yeterliliği taşıyan bir başka hekimi çağıracaktır.

HEKİM, hastanın ölümünden sonra bile, hasta hakkında bildiği her şeyle ilgili bütün gizliliği sürdürecektir.
HEKİM, başkalarının bu bakımı sağlamaya istekli ve yeterli olduğundan emin olmadıkça, acil bakımı bir insanlık görevi olarak sunacaktır.

Hekimlerin Birbirlerine Karşı Görevleri:

HEKİM, meslektaşlarından nasıl bir davranış bekliyorsa, o da onlara karşı öyle davranacaktır.

HEKİM, meslektaşlarının hastalarını kendisine çekmeyecektir.

HEKİM, Dünya Hekimler Birliği’nin benimsediği “Cenevre Bildirgesi”nin ilkelerini gözetecektir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]DÜNYA TABİPLER BİRLİĞİ AHLAKİ STANDARTLAR PRENSİBİNE YENİDEN ADANMA KONUSUNDA BİLDİRGESİ 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda Benimsenmiştir. Stockholm, İsveç, Eylül 1994 1. Dünya Tabipler Birliği kendisini bildiri ve açıklamalarında duyurduğu tıp ahlakının yüksek standartlarını el üstünde tutmaya ve tüm hekimlerin mesleki aktivitelerinde bahsedilen bütün ilkelerin en ateşli gözlemcisi olarak kendilerini yeniden adamalarını sağlamaya vakfetmiştir Ve 2. Dünya Tabipler Birliği tüm ulusal tabip birliklerinin bu ahlaki ilkeleri hem hekimlere hem de genel olarak topluma benimsetmek için programlar ve aktiviteler gerçekleştirmeye ve tüm hekimler tarafından bu prensiplerle uygunluğu sağlaması gerektiğini kabul ettirmeye zorlar, ve daha ileri çözümler için Dünya Tabipler Birliği uygun hükümet kurumlarının çalışanlarını, bu ilkelere saygı göstermeye ve tıp ahlakının bu yüksek standartları ile uygunluk gösteren hedefleri gerçekleştirmek için ulusal tabip birliği ile çalışmaya zorlar. [/box]

Genetik Danışma ve Genetik Mühendisliği Bildirgesi

0

Genetik Danışma ve Genetik Mühendisliği Bildirgesi, Dünya Tabipler Birliği’nin (DTB) 1997 yılı Ekim ayında Madrid’de gerçekleşen 39. Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

Genetik Danışma ve Genetik Mühendisliği Bildirgesi

Dünya Tabipler Birliği genetik alanındaki bilimsel ilerlemelerden dolayı ortaya çıkan ahlaki ve profesyonel konular ile ilgili olarak hekimlere yardımcı olmak için aşağıdaki maddeleri benimsemiştir.

GENETİK DANIŞMA

İki temel genetik teşhis alanı vardır:

1. Hasta olabilecek bir çocuğu önceden tahmin edebilmek için ebeveynleri genetik hastalıkları açısından hamilelik öncesinde izleme veya değerlendirme; ve

2. Hamilelik sırasında ultrasonografi amniyosentez ve fetoskopi gibi fetüsün durumunu belirlemeye yarayan in utero testler Genetik danışma veren hekimler çocuk yapma kararı konusunda bilgi vermek temelinde anne-baba adaylarına gerekli açıklamayı sağlamaya ahlaki yönden zorunludur.

Çocuk sahibi olmayı tercih eden çiftlere bilgileri sağlamada hekimler; Dünya Tabipler Birliği, ulusal tabip birliği ve diğer uygun tıp organizasyonları tarafından belirlenmiş olan, toplumdaki tıp uygulamaları için ahlaki gereklere ve profesyonel standartlara bağlı kalmalıdır.

Teknolojik gelişmeler genetik bozuklukları doğru tahmin ve tespit etme olasılığını yükseltmiştir. Fetüste bir genetik bozukluk bulunduğu hallerde, anne-baba adayları düşüğü isteyebilir veya istemeyebilir.

Kişisel moral sebeplerle hekimler genetik danışma hizmetlerinin parçası olarak doğum kontrolü, kısırlaştırma veya düşük seçimine karşı çıkabilir veya çıkmayabilir. Kabul etsinler veya etmesinler bu tip hizmetleri sağlamada hekimler kişisel moral değerlerinin ön plana çıkmasından ve anne-baba adayları için kendi moral yargılarını ortaya koymaktan kaçınmalıdır.

Doğum kontrolü, kısırlaştırma ve düşüğü moral değerleri ve bilinçleri ile çelişkili olarak değerlendiren hekimler genetik hizmetleri sağlamamayı seçebilirler. Bununla birlikte uygun koşullarda hekim, anne-baba adaylarına potansiyel bir genetik problemin bulunduğu ve hastayı kalifiye bir uzmandan tıbbi genetik danışma alması gerektiği konusunda uyarmaya zorunludur.

GENETİK MÜHENDİSLİĞİ

Genetik mühendisliği araştırmaları geliştikçe, uygun rehberlik, bilim toplumu, tıp, endüstri, hükümet ve bu tip araştırmayı düzenleyecek kamu kuruluşları tarafından sağlanmalıdır.

İnsandaki bozuklukların tedavisi için normal DNA’lı gen replasmanı pratik bir gerçek haline geldiği zaman, Dünya Tabipler Birliği aşağıdaki faktörlerin gözönüne alınmasını zorunlu kılar.

1. Eğer işlemler araştırma kurgusu içerisinden gerçekleştiriliyorsa, insan denekleri ilgilendiren biyomedikal araştırmalar konusunda Dünya Tabipler Birliği Helsinki Bildirgesi’ne başvuru yapılmalıdır.

2. Eğer işlemler araştırma dışında bir kurguda gerçekleştirilirse, tıp uygulaması ve profesyonel sorumluluk konusunda tüm genel ve yerel standartlara bağlılık Helsinki Bildirgesi prensiplerine bağlı kalmayı içerecek şekilde sağlanmalıdır. 3. Hasta ile öngörülen işlemin tam olarak tartışılması gerekir. Hastanın veya yasal temsilcisinin onayı gönüllü ve yazılı olarak bildirilmelidir.

4. Değiştirme veya düzeltme genini içeren viral DNA üzerinde hiçbir tehlikeli veya diğer istenmeyen virüs olmamalıdır. 5. Yerleştirilen DNA, sağlıklı dokuya ve hastaya zarar vermeyen metabolik hasarı önleyen alıcı hücre içerisinde normal kontrol altında işlev görmelidir.

6. Gen tedavisinin etkinliği mümkün olduğunca en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Bu, hastalığın doğal öyküsünün tespitini ve ardından gelen nesillerin takip muayenesini içerecektir.

7. Bu tip işlemler gelecekte yalnızca diğer muhtemel tedavilerin bulunmasının ve etkinliğinin dikkatli değerlendirmesinden sonra gerçekleştirilmelidir. Eğer daha basit ve daha güvenli bir tedavi varsa, işlem zorlanmamalıdır.

8. Tüm bu değerlendirmeler gözönüne alınmalı, gelecekte işlemler ve bilimsel bilgiler geliştikçe uygun şekilde değerlendirilmelidir.

 

Dünya Tabipler Birliği
Dünya Tabipler Birliği (WMA) hekimleri temsil eden en geniş uluslararası kuruluştur. Örgüt, 17 Eylül 1947 tarihinde 27 farklı ülkeden hekimin Paris’te bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Organizasyon, hekimlerin bağımsızlığını sağlamak ve hekimler tarafından her zaman mümkün olan en yüksek etik davranış ve bakım standartları için çalışmak üzere oluşturulmuştur. WMA, üyelerine özgürce iletişim kurmaları, aktif olarak işbirliği yapmaları, yüksek tıbbi etik standartları ve mesleki yeterlilik konusunda fikir birliğine varmaları ve dünya çapında hekimlerin mesleki özgürlüklerini teşvik etmeleri için ortak bir forum sunmaktadır.
WMA bağımsız profesyonel örgütler konfederasyonu niteliğindedir. Finansmanı, 114 Ulusal Tıp Birliğinin üyeliklerinden kaynaklı yıllık katkılarla gerçekleşmektedir. WMA’nın amacı, dünyadaki tüm insanlar için Tıp Eğitimi, Tıp Bilimi, Tıp Sanatı ve Tıp Etiği ve Sağlık alanında en yüksek uluslararası standartları elde etmeye gayret ederek insanlığa hizmet etmektir.
Dünya Tabipler Birliği Hizmet Alanları
    • Sağlıkla ilgili insan hakları – hasta ve hekimlerin temel haklarının geliştirilmesi ve savunulması
    • Tıp eğitimi – hekimlerin bilgi ve becerilerini sürekli geliştirmelerine yardımcı olmak
    • Sağlık hizmetleri için insan kaynakları planlaması
    • Hasta güvenliği
    • Halk sağlığı politikası ve tütün kontrolü, bağışıklama gibi projeler
    • Özellikle yeni veya gelişmekte olan demokrasilerde yeni tıbbi dernekler için demokrasi inşası
    • Liderlik ve kariyer gelişimi
    • Hekim ve hasta hakları savunuculuğu
    • İş sağlığı ve güvenliği

Seçkin Yayınevi

0

Seçkin Yayınevi, 1959 yılında Ankara’ da küçük bir kitabevi olarak yayın sektörüne adım atmış ve zaman içerisinde Ankara’nın en önemli yayıncılarından biri haline gelmiştir. Kitabevi olarak faaliyete başlayan Seçkin, 1970 yılından itibaren çoğunlukla hukuk konusunda kitaplar yayınlayarak adım adım büyük bir yayınevine dönüşmüştür.

Seçkin Yayınevi, 1980’li yıllarda hukuk yayıncılığında Türkiye’nin en büyük yayınevlerinden biri haline gelmiştir. 1990’lı yıllara gelindiğinde hukukun yanı sıra ekonomi, işletme, muhasebe, mühendislik, bilgisayar ve dil bilim alanlarında da kitaplar yayınlamaya başlamıştır. Mesleki yayıncılıkta etkinliğini arttıran yayınevi yüzlerce kitap basmıştır.

2000’li yıllarda yayıncılık sektöründe akademik ve mesleki yayınlar konusunda uzmanlaşarak bu alanda Türkiye’nin önde gelen yayınevlerinden biri haline gelen Seçkin, 1994 yılında kendi bünyesinde kurduğu dağıtım bölümünde kendi yayınlarının yanı sıra akademik ve mesleki alanda yayın yapan başkaca yayınevlerinin kitaplarını da Türkiye çağında dağıtmaya başlamıştır.

Yayınevinin 1999 yılında Ankara’da ikinci şubesi açılmış, 2001 yılında ise İstanbul şubesi hizmete girmiş, 2008 yılında Ankara şubesi daha büyük bir alanda okuyuculara hizmet vermeye başlamıştır. Halen, İstanbul Çağlayan Adliyesi Şubesi, İstanbul Kartal Adliyesi Şubesi, İstanbul Şişli Şubesi, İstanbul Bölge Adliye Şubesi ve Ankara Strazburg Cad. Şubesi ile hizmet vermektedir.

Seçkin Yayınevi, 1996 yılında Türkiye’nin ilk online kitabevini açmış ve internet alanındaki gelişmeleri yakından takip etmeye başlamıştır. Yayınevi internet çağını takip etmiş ve online alışveriş sitesi kurarak tüm yayınlarını https://www.seckin.com.tr/ internet sitesi üzerinden satmaya başlamıştır. Online satış ağında Seçkin Yayınlarının yanısıra birçok yayınevinin kitapları da satışta olup ürün adeti binlerle ifade edilmektedir.

Yayınevi, ilk dergisini 2002 yılında yayınlanmaya başlamış olup 20’den fazla dergi halen Seçkin Yayınevi matbaalarında basılmaktadır.

Seçkin Yayınevi, Türkiye Yayıncılar Birliği, Yayıncılar Meslek Birliği ve Ankara Ticaret Odası üyesidir.

Yayın Alanları

Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku, Miras Hukuku, Aile Hukuku,  Devletler Özel Hukuku, Yabancılar Hukuku, İş Hukuku, Sosyal Güvenlik Hukuku, Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, İcra İflas Hukuku, Devletler Genel Hukuku, Vergi Hukuku, Yargılama Hukuku, Medeni Usul Hukuku, Ceza Usul Hukuku, İcra ve İflas Hukuku, Eşya Hukuku, Kişiler Hukuku, Enerji Hukuku, Şirketler Hukuku, Kıymetli Evrak Hukuku, Hava ve Uzay Hukuku, Bankacılık Hukuku, Toprak Hukuku, Trafik Hukuku, Çevre Hukuku, Kooperatif Hukuku, Kat Mülkiyeti Hukuku, İnşaat Hukuku, Ticari İşletme Hukuku, Deniz Ticareti Hukuku, Sigorta Hukuku, Vatandaşlık Hukuku, Maden Hukuku, Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi, Hukuk Başlangıcı, Temel Hukuk, Roma Hukuku, Avrupa Birliği Hukuku, Ekonomi Hukuku, Maddi ve Manevi Tazminat Hukuku, Marka ve Patent Hukuku, Kamulaştırma Hukuku, Sözleşmeler Hukuku, Apartman, Site ve Toplu Yapı Yönetimi Hukuku, İnfaz Hukuku, Siyasi Partiler ve Seçim Hukuku, Uluslararası Özel Hukuk, Uluslararası Genel Hukuk, Tahkim, Hukuki Arabuluculuk, Sağlık Hukuku, Adli Tıp Hukuku, Kriminoloji, Finans Hukuku, Bankacılık ve Faktoring Hukuku, Gayrimenkul Hukuku, Rekabet Hukuku, Tüketici Hukuku, Bilişim Hukuku, İdari Yargılama Hukuku, İnsan Hakları Hukuku, İmar Hukuku

İstanbul Çağlayan Adliyesi Şubesi
D Blok 2. Bodrum Kat No:1 Çağlayan
Tel: (212) 240 0015
Faks: (212) 240 0015
E-posta: caglayan@seckin.com.tr
İstanbul Kartal Adliyesi Şubesi
C Blok Zemin Kat No: 29 Kartal
Tel: (216) 303 11 23
Faks: (216) 303 11 23
E-posta: kartalsube@seckin.com.tr
İstanbul Şişli Şubesi
Abide-i Hürriyet Cad. No:183/A Şişli
Tel: (212) 234 34 77
Faks: (212) 231 24 69
E-posta: sislisube@seckin.com.tr
Ankara Strazburg Cad. Şubesi
Strazburg Cad. 23/B Sıhhiye
Tel: (312) 230 52 62
Faks: (312) 230 52 62
E-posta: ankarasube@seckin.com.tr

 

İstanbul Bölge Adliye Şubesi
Orhantepe Mahallesi, Üsküdar Cad.
No:236 C Blok Zemin Kat CZ-23
Tel: (216) 303 20 00 Dahili: 5462
E-posta: bamsube@seckin.com.tr

 

Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi

0
Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi

Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi,  “Gözaltında ve Mahkumiyette İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezalar Konusunda Hekimler için Kılavuz” olarak hazırlanmış 10 temel ilkeden oluşmaktadır.

Bildirge, 1975 yılı Ekim ayında Tokyo’da 29. Dünya Tıp Kurulu tarafından kabul edilmiş, Dünya Tabipler Birliğinin 2005 yılı Mayıs ayında Fransa’da toplanan 170. Konsey Oturumunda, 2006 da toplanan 173. Konsey Oturumunda ve 2016 yılı Ekim ayında Tayvan’da toplanan 67. Genel Kurulunda gözden geçirilmiştir.

Dünya Tabipler Birliği

Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesinin kabulünden yedi yıl sonra, Birleşmiş Milletler Tıbbi Etik İlkeleri, “İşkence, Gayriinsani Muamele ve Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Tıbbi Etik İlkeleri” adıyla 18 Aralık 1982 tarihinde kabul edilmiştir.

Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi ilkelerini esas alan Açlık Grevleri Konusunda Malta Bildirgesi, 1991 yılında kabul edilmiştir.

Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi
GİRİŞ

Tıbbı insanlığın hizmetinde kullanmak, insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden bedensel ve zihinsel sağlığı korumak ve tedavi etmek, hastalarını rahat ettirmek ve acılarını hafifletmek, hekimin ayrıcalıklı görevidir. İnsan yaşamına mümkün olan en üst düzeyde saygı, tehdit altındayken bile korunmalı, herhangi bir tıbbi bilgi hiçbir şekilde insanlık yasalarına aykırı biçimde kullanılmamalıdır. Bu açıklamanın amaçları açısından işkence, bir ya da birden fazla kişinin kendi başlarına ya da herhangi bir yetkiliden aldıkları emirle, bilgi almak, bir şeyi itiraf ettirmek üzere ya da başka bir nedenle başka bir insana kasıtlı, sistematik veya gelişigüzel fiziksel ya da zihinsel acı çektirecek uygulamalarda bulunması şeklinde tanımlanmaktadır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
BİLDİRGE
1. Hekim, mağdur kişinin kuşkulanıldığı, suçlandığı ya da suçlu bulunduğu fiil, inançları ya da amaçları ne olursa olsun, silahlı çatışma ve iç huzursuzluk ortamları dahil her durumda, bu kişiye yönelik işkence ya da insanlık dışı, zalimane veya aşağılayıcı işlemlere izin vermeyecek, görmezden gelmeyecek ve bu işlemlerde yer almayacaktır.
2. Hekim, işkence ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı uygulamaları kolaylaştıracak ya da mağdurun bu tür işlemlere karşı direncini azaltacak herhangi bir imkan, araç, madde ya da bilgi sağlamayacaktır.
3. Hekimler, halen sorgulanmakta olan ya da ilerde sorgulanabilecek gözaltındakiler ya da mahkumlara tıbbi yardımda bulunurken kişisel her tür tıbbi bilginin gizliliğine özellikle özen göstermelidir. Cenevre Sözleşmelerinin ihlal edildiği olaylar her durumda hekim tarafından ilgili mercilere bildirilmelidir.
4. İşkence ya da Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Uygulamaların Belgelenmesinde ve Kınanmasında Hekimlerin Yükümlülüğü ile ilgili DTB Tutum Belgesi’nde belirtildiği gibi ve mesleki gizlilik ilkesine istisna oluşturmak üzere, hekimlerin, mümkün olduğunda ilgili kişinin de onamı alınarak, ancak mağdurun kendini özgürce ifade edemeyeceği belirli durumlarda böyle açık bir onam olmaksızın istismar vak’alarını bildirme gibi etik bir yükümlülükleri vardır.
5. Hekim, tıbbi bilgi ya da becerilerini veya kişilere ait sağlık bilgilerini yasal ya da yasa dışı ortamlarda bu kişilerin sorgulanması amacıyla kullanmayacak ve elinden geldiği ölçüde başkaları tarafından kullanılmasına izin vermeyecektir.
6. Hekim, işkencenin ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelenin veya bunun tehdidinin söz konusu olduğu herhangi bir işlemde yer almayacaktır.
7. Bir hekim, tıbbi sorumluluğunu taşıdığı kişinin bakımıyla ilgili olarak vereceği kararlarda tam bir klinik bağımsızlığa sahip olmalıdır. Hekimin temel görevi, insanların sıkıntılarını gidermek ve hafifletmektir ve kişisel, kolektif ya da siyasal nitelikteki hiçbir gerekçe bu üst ilkeye üstün gelemez.
8. Bir mahkum gıda almayı reddettiğinde ve hekim tarafından böyle bir kararı sonuçlarını bilerek kendi başına ve kendi tercihiyle alabilecek yeterlikte görüldüğü durumda, DTB’nin Açlık Grevleriyle ilgili Malta Bildirgesi’nde belirtildiği gibi ilgili kişinin yapay beslenmesi yoluna gidilmeyecektir. Mahkumun böyle bir kararı verme yeterliğine sahip olduğu en az bir bağımsız hekim tarafından daha teyit edilmelidir. Gıda almayı reddetmenin sonuçları hekim tarafından mahkuma anlatılacaktır.
9. Dünya Tabipler Birliği, İşkenceye ya da Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Uygulamalara Katılmayı ya da Bu Uygulamalara Göz Yummayı Reddeden Hekimlerin Desteklenmesiyle ilgili Hamburg Bildirgesi’ni anımsatarak, uluslararası topluluğu, ulusal tabip birliklerini ve meslektaş hekimleri, işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı uygulamalara göz yummayı reddettikleri için doğabilecek tehdit ve misillemelere karşı hekimleri ve ailelerini desteklemeye çağırır.
10. Dünya Tabipler Birliği, ulusal tabip birliklerini, üyeleri olan hekimleri insan hakları alanındaki mesleki eğitimlerine devam etmeye özendirmeleri çağrısında bulunur.

Dünya Sağlık Örgütü Alma Ata Bildirisi

0

Dünya Sağlık Örgütü Alma Ata Bildirisi, 1978 senesinde Eylül ayının on ikinci gününde Alma Ata’da yapılan Temel Sağlık Hizmetleri konulu uluslararası konferans, dünyadaki tüm insanların sağlıklarını korumak ve daha iyi bir duruma getirmek için tüm hükümetlerin, tüm sağlık ve kalkınmada görevli olanların ve dünya toplumlarının en kısa bir zamanda gerekli işlemlerin yapılmasına olan gereksinmeyi belirleyen aşağıdaki bildiriyi yayınlamıştır.

I

Konferans yalnızca hastalığın ve sakatlığın olmasından daha çok tüm bir bedensel, ruhsal ve sosyal dirliğin topluca oluşturdukları SAĞLIĞIN temel insan haklarından biri olduğunu ve bunu da mümkün olan en iyi bir seviyede tutulmasının dünya çapında en önemli sosyal bir amaç olduğu ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için de, sağlık sektörüne ek olarak diğer bir çok sosyal ve ekonomik sektörlerin çabalarını gerektirdiği gerçeği bir defa daha vurgulanmıştır.

II

Sağlık hizmetlerindeki eşitsizliğin ve dengesizliğin gelişmiş memleketler ile gelişmekte olan ve özellikle sosyal ve ekonomik alanlarda bir varlık göstermemiş memleketler arasında en yüksek derecesine ulaşması, bu durumu tüm ülkelerin ortak sorunu haline getirmiştir.

III

Yeni uluslararası ekonomik düzene dayanan ekonomik ve sosyal gelişmeler tüm insanların tam bir sağlığın elde edilmesi ve gelişmekte olan memleketlerle, gelişmiş memleketlerin sağlık durumları arasındaki boşluğun kapatılması yönünden büyük bir önem ifade etmektedir. İnsanların sağlıklann geliştirilmesi ve korunması ekonomik ve sosyal kalkınmayı devam ettirme bakımından gerekli olup daha iyi bir yaşam seviyesine ve dünya barışının elde edilmesine katkısı vardır.

IV

Tüm insanların hem bireysel, hem de toplum olarak kendi sağlık hizmetlerini planlama ve yürütülmesi işlerine katılmaları haklan ve görevleridir.

Hükümetler, kendi halkının sağlığından sorumlu olup bu sorumlulukların sadece uygun ve yeterli sağlık ve sosyal önlemleri almak suretiyle yerine getirirler. Hükümetlerin, uluslararası örgütlerin ve önümüzdeki yıllarda oluşacak tüm dünya toplumlarının varacakları ana sosyal hedef tüm dünya insanlar sağlık durumlarını, kendilerine sosyal ve ekonomik olarak verimli bir yaşama götürme olanaklarını verecek 2000 yılı sağlık durumuna kavuşmalarını sağlamak olmalıdır, İşte temel sağlık hizmeti kalkınmanın bir parçası olarak böyle bir hedefi eşitlik ruhu içinde elde etmenin yoluna açılan kapının anahtarını oluşturur.

VI

Temel sağlık hizmetleri, toplum içindeki faydalan ailelere ve bireylere evrensel olarak sunulmuş ve pratik, bilimsel olarak uygun ve sosyal yönden yeterli metod ve teknoloji üzerine kurulmuş gerekli sağlık hizmetleridir.

Fert ve toplum bu hizmetleri, bu işlerle ilgili faaliyetlere tam katılma ve toplum ve ülke halkının kalkınmasının her kademesinde sadece kendi kendine yeterlilik ve kendi geleceğim kendisi tayin etme ruhu içinde hareket etmekle sürdürebilir.

Temel sağlık hem bir ülkenin temel çalışması ve odak noktasını oluşturduğundan, tüm sağlık sisteminin ve aynı zamanda ülkenin topyekün sosyal ve ekonomik kalkınmasının aynlmaz bir parçasını oluşturur. Bu sağlık hizmetlerini insanlann yaşadıklan ve çalıştıkları yerlerin olabildiği kadar yakınma getirmek ve devamlı sağlık hizmeti çalışmalarının ilk öğesini oluşturarak, bireylerin aile ve toplumun ulusal sağlık sistemi ile ilk ilişki kuracaklan kademedir.

VII
Temel Sağlık Hizmeti:

1. Bir ülkenin ve onun toplumunun ekonomik şartlarım ve sosyo-kültürel özelliklerini kapsar ve aksettirir. Aynı zamanda, sosyal, biyomedikal ve sağlık araştırmaları ve halk sağlığı alanında elde edilen tecrübelere dayanır.

2. Geliştirici, koruyucu, tedavi edici ve rehabilitasyon sağlayıcı hizmetler ile toplum içindeki ana sağlık sorunlarım belirler.

3. En azından şu konulara ağırlık verir: Mevcut sağlık sorunları ve bunları önleme ve kontrol altında bulundurma metodlarını içeren eğitim; uygun bir beslenme, yeterli temiz içme suyu sağlanması ve çocuk sağlığı hizmetleri, ana sağlığı ve aile planlaması, temel ateşli hastalıklara karşı bağışıklık sağlama yolları; salgın hastalıklardan korunma ve kontrol; genel hastalık ve yaralanmaların uygun tedavi vekilleri ve gerekli ilaçların sağlanması.

4. Sağlık sektörüne ek olarak ulusal ve toplum kalkınmasında, özellikle tarım, hayvan bakımı (veteriner alanları), gıda, endüstri eğitimi, konut, kamu işleri ve iletişimde dahil olmak üzere, tüm ilgili sektörleri ve onların işlerini kapsar ve tüm bu sektörlerin birleştirilmiş gayretlerine ihtiyaç gösterir.

5. Toplumun temel sağlık hizmetlerine katılması yeteneğinin artırılması ve kendi kendine yeterli hale gelinmesine ihtiyaç gösterir. Bunun için, ulusal ve yerel kaynakların tam olarak kullanılma olanağının sağlanması, hizmetlerin planlama, örgütlenme, uygulama ve denetim çalışmalarına halkın katılımı, konu ile ilgili eğitimi gerektirir.

6. Herkes için gerekli ve geniş kapsamlı sağlık hizmetlerinin devamlı gelişmesini sağlayan ve en çok gereksinimi olanlara öncelik tanıyan bütünleşmiş, yöresel ve karşılıklı destekleyici, denetim ve dayanışma
sistemleri ile sürdürülmelidir.

7. Yerel ve denetim ve dayanışma düzeylerinde, doktorlara, hemşirelere ebelere ve kullanıldığı yerler var ise yardımcı ve toplumda görev yapan kimselere, aynı zamanda gerektikçe geleneksel pratisyenlere, sağlık ekiplerinde çalışabilecek ve toplumun sağlık gereksinmelerine çare bulabilecek şekilde sosyal ve teknik yönleriyle yeterli eğitim görmüş şahıslara bağlıdır.

VIII

Tüm hükümetler geniş çaplı ulusal sağlık sisteminin bir parçası olarak emel sağlığı başlatmak ve yürütmek ve aynı zamanda diğer sektörlerle işbirliği yapmak için gerekli ulusal politika, strateji ve çalışma planlarını yapmalıdırlar.

Böyle bir sonuç için politik amaçlan kullanmak ve memleketin kaynaklarını harekete geçirme ve mevcut dış kaynaklarından yeterince yararlanmak gereklidir.

IX

Bütün ülkeler tüm halkı için gerekli temel sağlığı sağlamak için bir ortaklık ruhu ile işbirliği yapmalıdır. Çünkü herhangi bir ülkede insanların sağlıklı olması diğer ülkeleri ve onların menfaatlerini de ilgilendirir. Bu konuda DSÖ/UNICEF’in temel sağlık hakkında beraberce hazırladıkları rapor, tüm dünyada faaliyet gösteren temel sağlığın daha fazla gelişme ve yaygınlaşmaya devam etmesi için gerekli sağlam temelleri oluşturmuştur.

X

Bugün dünyada yaşayan tüm insanların gereksinimi olan yeterli bir sağlık düzeyini 2000 yılında elde etmek için dünya kaynaklarının tam ve daha elverişli bir şekilde kullanılması gerekir. Ancak bu kaynakların bugün büyük bir kısmı silahsızlanma ve askeri anlaşmazlıklar uğruna harcanmaktadır. Silahsızlanma ve yumuşamanın sağlanması ve oluşturulması daha birçok ek kaynakların banışçı maksatlarla kullanılmasına ve Özellikle temel sağlığın en önemli kısmını oluşturduğu sosyal ve ekonomik kalkınmanın hızlandırılmasına olanak sağlar.

Temel sağlık için yapılan uluslararası konferans, tüm dünyada ve özellikle kalkınmakta olan ülkelerde temel sağlığını teknik işbirliği ruhu içinde ve yeni uluslararası ekonomik düzeye uymak suretiyle geliştirmek ve tatbik etmek için çok acele ve etkili çalışmaların yapılmasını istemektedir.

Hükümetleri, DSÖ ve UNICEF’ diğer uluslararası örgütlerle birlikte tüm çok ve İM ortaklı kuruluşlar ve hükümet-dışı örgütleri, parasal kaynak sağlayan kuruluşlar, tüm sağlık görevlilerini ve tüm dünya toplumlarını temel sağlığa karşı olan ulusal ve uluslararası yükümlülüklerini, özellikle gelişmekte olan ülkelerde desteklemeleri ve artan teknik ve parasal desteği bu maksatlara yöneltme ve aynı şekilde konferans yine, tüm yukarıda isimleri belirlenmiş kuruluşlar, temel sağlığı, bu bildirininin içeriği ve ruhuna uyggun olrak başlatmak, geliştirmek ve devam ettirmek için işbirliğine çağırmaktadır.

Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Bildirgesi

0

Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Bildirgesi , Amerika Birleşik Devletlerinin California eyaletina bağlı Rancho Mirage kentinde 1990 yılı ekim ayında düzenlenen 42’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Bildirge, 1993 yılı Ekim ayında Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen 45’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda ve 1994 yılı Eylül ayında Stockholm’de düzenlene 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kongresinde gözden geçirilmiştir.

Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Bildirgesi

1. Dünya Tabip Birliği ve üye birlikleri tüm insanlar için insan haklarının durumunu geliştirmek için her zaman ileriye bakmış ve insan haklarına yönelik saldırıları azaltmak için sık sık eylem yapmıştır.

2. Tıp mesleğinin üyeleri insan haklarına saldırıların farkına varanlar arasında ilk sıradadır.

3. Tıp birlikleri ülkelerindeki bu tip saldırılara dikkat çekmede önemli bir role sahiptir.

Bu gerçeklerden yola çıkarak, Dünya Tabip Birliği üye birliklerine aşağıdaki davranışları gerçekleştirmeleri konusunda çağrı yapmaktadırlar.

1. Misillemeden korkma sonucunda saldırıların saklanmamasının yetkililerin sorumluluğunu oluşturduğunu belirlemek ve saldırılar tespit edildiği zaman sivil ve insan haklarının kesin gözlenmesini istemek gibi kendi ülkelerindeki durumu değerlendirmek.

2. Hapishane sisteminde çalışan doktorlara açık ahlaki tavsiyeler sağlamak.

3. İnsan hakları alanında hekimlerin ahlak dışı uygulamalarını araştırmak için etkili mekanizmalar sağlamak.

4. Yeterli sağlık bakımının ayırım gözetmeden tüm insanlara sağlanması için bütün gayretlerin gösterilmesi.

5. Mahkumların insanca muamelesini sağlamak ve haklı bir sebep olmadan hapsedilmiş olanların erken salınmaları gerektiğini vurgulayan iletişimler yoluyla, ortaya çıkan insan hakları ihlallerini protesto etmek.

Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne Dair Bildirge

0
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne dair Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi

Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne Dair Bildirge, Dünya Tabipler Birliği‘nin Avusturya’nın başkenti Viyana’da 1988 yılı Eylül ayında düzenlenen, 40’ıncı Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Bildirge Tıp Etiği alanında yayınlanmış evrensel beyannamelerdendir.

Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne Dair Bildirge, Dünya Tabipler Birliği tarafından ilan edilmiştir. 

Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolünü belirleyen bildirgenin temel amacı çevresel kaynaklar arasında dengenin sağlanması için farkındalığı artırmak ve sağlık için biyolojik ve sosyal ihtiyaçların karşılanmasına dikkat çekmektir.

Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne Dair Bildirge

Giriş

Etkili bir tıp uygulaması, hekimler ve bunların meslek birliklerinin hem bireylerin hem de büyük toplulukların sağlık durumunu etkileyebilecek çevresel ve demografik konuları belirlemesini gerektirir.

Genel anlamda konuşursak bu konuların tümü sağlığın korunması ve sonuçta hayatın kendisi için gerekli olan kaynakların kalite ve mevcudiyetini ilgilendirir.

Özel olarak, çevresel konular kısa dönemde ve uzun dönemde sağlığı etkilemede dört boyuta sahiptir:

A. Temiz hava, su gibi yaşam ve sağlık için gerekli kaynakların herkes için bulunabilmesi amacıyla çevrenin tahribini azaltmak gerekir. Taze su kaynaklarımızın ve atmosferimizin hidrokarbonlar ile devamlı kimyasal atık kontaminasyonu, ciddi tıbbi sorunlar ortaya çıkarabilir.

B. Yüzey toprağı ve yağı gibi yenilenemeyen kaynakların kullanımının kontrolü, gelecek nesillere yarar sağlayabilmeleri amacıyla gereklidir.

C. Toplumun devamlı korunması ve tıbbi kaynakların eksilmemesi için mantıklı ve evrensel aile planlaması yöntemlerinin kullanılması gerekir.

D. Bu geniş ve uluslararası düzeyde yer alan problemlerin uluslararası temelde ve geniş çözümlerini geliştirmek amacıyla ulusal sınırlar ötesinde kaynakları harekete geçirmek gerekir.

Bu bildirinin temel hedefi bir yandan çevresel kaynaklar arasında gerekli dengenin sağlanması için farkındalığı artırmak ve diğer yandan sağlık için biyolojik ve sosyal ihtiyaçları karşılamaktır.

Hekim açısından, ne geometrik popülasyon artışı, ne de çevrenin sorumsuzca tahribi kabul edilebilir.

Dünyada, örgütlü tıp bu konuları çözmek için bir aday olarak yer almalıdır.

İlkeler

1. Hekimlerin temsilindeki bir bileşen olarak tıp birlikleri çevresel konuları gözönüne almalıdır. Bu değerlendirme özel bir yerel zorunluluğa sahip problemlerin tespitini; çevresel konulardaki mevcut yasaların zorlanmasında iyileştirme çabalarını; ve çevresel problemlerde kökleri bulunan sağlık konularının belirlenmesini içerir.

2. Tıp dernekleri tıbbi ve ahlaki yönden önemli olan aile planlaması tedbirlerini teşvik etmelidir. Bu tedbirlerin amacı bireylerin kişisel otonomisini baskılamak değil, tüm aile üyeleri ve gezegen üzerindeki tüm yaşam formlarının devamı için hayat kalitesini zenginleştirmek olacaktır.

3. Dünya Tabipler Birliği çevresel ve demografik konuların tıbbi etkisi üzerine uluslararası bir forum olarak işlev görmeli uluslararası düzeyde belirlenmesi gereken bu tip bir çok konu üzerine hekimler ve tıp dernekleri tarafından yapılan uluslararası çabaları koordine etmek için bir ortaklık sağlamalıdır.

Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği

0

Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği; Yönetmelik; 1979 tarihli ve 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır. 01.02.2012 tarihli yeni yönetmelik 1/6/2000 tarihli ve 24066 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Yönetmelikte, doku veya organ nakli ile mümkün olan hastaların hayatını sürdürmesine yönelik hizmetleri olan; organ ve doku nakli merkezleri, organ ve doku kaynağı merkezleri ve doku tipleme laboratuvarlarının açılması, çalışması ve denetimleri ile ilgili organ ve doku nakli hizmetlerinin yürütülmesinde uyulması gereken usul ve esasları belirtilmektedir.

Yönetmelikte; kamuda yer alan sağlık kurum ve kuruluşları ile gerçek veya tüzel kişiler tarafından açılan organ, doku nakli, doku kaynağı merkezleri ve doku tipleme laboratuvarları ile ilgili faaliyetleri kapsamaktadır.

Yönetmelik; 29 Mayıs 1979 tarihli ve 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır.

Türkiye Organ ve Doku Bilgi Sistemi – TODBS; Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan, Türkiye genelinde tüm organ ve doku bağışları ile nakil bekleyen hasta bilgilerini, verici kayıtlarını ve gerçekleşen nakillere ait alıcı ve verici izlem bilgilerini içeren veri tabanı sistemidir.

Ulusal Koordinasyon Kurulu ve Bilimsel Danışma Komisyonlarının yapısı, daire başkanı düzeyinde bir amirin başkanlığında; akciğer nakli, böbrek nakli, diyaliz, doku tipleme, kalp nakli, karaciğer nakli, kemik iliği nakli, kompozit doku nakli ve kornea nakli; koordinatörler komisyonundan ve ihtiyaca göre kurulacak olan diğer komisyonlardan Sağlık Bakanlığınca belirlenecek bir üyenin katılımıyla oluşmaktadır.

ORGAN VE DOKU NAKLİ HİZMETLERİ YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; tedavisi doku veya organ nakli ile mümkün olan hastaların hayatını sürdürmesine yönelik nakilleri gerçekleştirecek organ ve doku nakli merkezlerinin, organ ve doku kaynağı merkezlerinin ve doku tipleme laboratuvarlarının açılması, çalışması ve denetimi ile organ ve doku nakli hizmetlerinin yürütülmesinde uyulması gereken usul ve esasları belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik; kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek veya tüzel kişiler tarafından açılan organ ve doku nakli merkezleri, organ ve doku kaynağı merkezleri ve doku tipleme laboratuvarlarının organ ve doku nakilleri ile ilgili faaliyetlerini kapsar.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik; 29/5/1979 tarihli ve 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar ve kısaltmalar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Aile puanı sistemi: Beyin ölümü tanısı almış ve Ulusal Koordinasyon Sistemine organ bağışında bulunmuş kişinin bekleme listesindeki eşi ile ikinci dereceye kadar olan (ikinci derece dahil) kan hısımlarına verilen ek puanı,

b) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,

c) Bölge Koordinasyon Merkezleri: Organ ve doku nakli bölge koordinasyon merkezlerini,

ç) Çapraz nakil: Canlı uygunsuz vericisi olan ve bekleme listesinde bulunan hastalar arasında verici değiştirmek suretiyle yapılan nakil türünü,

d) Doku tipleme laboratuvarı: Organ ve doku verici adayı ile alıcıların doku tiplemelerini yapabilecek donanım ve personele sahip laboratuvarları,

e) Genel Müdürlük: Bakanlık Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünü,

f) Genel Müdür: Bakanlık Sağlık Hizmetleri Genel Müdürünü,

g) Kanun: 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunu,

ğ) Organ ve doku nakli: Terminal dönemdeki hastalıklarda tedavi amacıyla uygulanan organ ve doku nakli uygulamasını,

h) Organ ve doku nakli merkezi: Organ ve doku nakillerinin uygulandığı tıbbi tedavi merkezlerini,

ı) Organ ve doku kaynağı merkezi: Beyin ölümü kriterlerini tespit edebilecek donanım ve personeli temin edebilecek merkezleri,

i) Tercihli bağış: Beyin ölümü tanısı konulmuş vericinin, Ulusal Koordinasyon Sistemine en az bir organının bağışlanması halinde, ölenin bekleme listesinde kayıtlı olan eşi ile dördüncü dereceye kadar olan (dördüncü derece dahil) kan ve kayın hısmına bir başka organı için yaptığı bağış türünü,

j) Türkiye Organ ve Doku Bilgi Sistemi (TODS): Bakanlıkça oluşturulan, ülke genelinde tüm organ ve doku bağışları ile nakil bekleyen hasta bilgilerini, verici kayıtlarını ve gerçekleşen nakillere ait alıcı ve verici izlem bilgilerini içeren veri tabanı sistemini,

k) Ulusal Koordinasyon Kurulu: Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Kurulunu,

l) Ulusal Koordinasyon Sistemi: Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Sistemini,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Ulusal Koordinasyon Kurulu ve Bilimsel Danışma Komisyonları

Ulusal Koordinasyon Kurulunun  yapısı

MADDE 5 – (1) Ulusal Koordinasyon Kurulu; Genel Müdür veya Genel Müdürlük içerisinde görevlendireceği en az daire başkanı düzeyinde bir amir başkanlığında;

a) Kalp, kalp ve akciğer nakli,

b) Akciğer nakli,

c) Karaciğer nakli,

ç) Böbrek nakli,

d) Kornea nakli,

e) Kemik iliği nakli,

f) Kompozit doku nakli,

g) Doku tipleme,

ğ) Diyaliz,

bilimsel danışma komisyonlarından, koordinatörler komisyonundan ve ihtiyaca göre kurulacak olan diğer komisyonlardan Bakanlıkça belirlenecek bir üyenin katılımıyla oluşur.

(2) Ulusal Koordinasyon Kurulu üyeleri bir yıl süre ile görev yapar. Üyelerin görevleri yeni üyeler seçilinceye kadar devam eder.

Ulusal Koordinasyon Kurulunun görevleri

MADDE 6 – (1) Ulusal Koordinasyon Kurulu aşağıdaki görevleri yürütmekle yükümlüdür:

a) Organ ve doku nakilleri konusunda ulusal stratejileri belirlemek, alınması gereken önlemleri, organ ve doku nakli hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik plan ve programları Bakanlığa önermek,

b) Ulusal Koordinasyon Sistemini geliştirmek,

c) Bilimsel danışma komisyonları arasında koordinasyonu sağlamak,

ç) Diğer ülkelerdeki gelişmeleri izlemek ve ülkeye kazandırmak,

d) Ülke genelinde, nakil merkezlerinin planlama kriterlerinin belirlenmesinde öneride bulunmak,

e) Nakil merkezlerinin açılma iznine ait nitelikleri kaybetmeleri ve/veya faaliyetlerinin mevzuata aykırı bulunması halinde Bakanlığa kapatılma önerisinde bulunmak.

Ulusal Koordinasyon Kurulunun çalışma usulü

MADDE 7 – (1) Kurul, Bakanlıkça olağanüstü toplantıya çağırılmadıkça yılda en az iki defa Bakanlığın daveti ile Genel Müdür veya görevlendireceği en az daire başkanı düzeyinde bir yetkilinin başkanlığında toplanır.

(2) Toplantıların sekreterliği, Genel Müdürlük tarafından yürütülür. Kurul üyelerinin yol ve toplantı giderleri Bakanlıkça karşılanır. Toplantılara memuriyet mahalli dışından katılan üyelerin harcırahları 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre Bakanlıkça karşılanır.

Bilimsel danışma komisyonlarının yapısı

MADDE 8 – (1) İhtiyaç duyulması halinde, 5 inci maddenin birinci fıkrasında yer alan komisyonlar haricinde, yeni bilimsel danışma komisyonları oluşturulabilir.

(2) Bilimsel danışma komisyonlarının üyeleri, sayıları her komisyon için altıdan çok olmamak üzere Bakanlıkça seçilir.

(3) Bakanlıkça üyelerin belirlenmesini müteakip 1 Ocak tarihi itibariyle üyelik başlar ve üyelik süresi bir yıldır. Herhangi bir nedenle boşalan üyelik için aynı usulle bir üye seçilir. Seçilen üye boşalan üyenin süresini tamamlar. Süresi dolan her üye tekrar seçilebilir. Genel Müdür ya da Genel Müdürlük içerisinde yetkili kılacağı en az daire başkanı düzeyinde bir amir, bilimsel danışma komisyonlarının başkanı ve daimi üyesidir.

Bilimsel danışma komisyonlarının görevleri

MADDE 9 – (1) Komisyonlar, Bakanlığın alt düzenleyici işlemleri ile belirtilen görevleri yerine getirir.

(2) Bakanlıkça ihtiyaç duyulması halinde alt komisyonlar oluşturulabilir. Komisyonlar;

a) Bakanlığın gerekli gördüğü hallerde görev aldıkları organ ve doku nakli türüne ait organ ve doku nakli merkezlerinin açılma başvurularını değerlendirir ve Bakanlığa öneride bulunur.

b) Organ ve doku nakli merkezlerinin çalışmalarını izler ve Bakanlığın gerekli gördüğü durumlarda bunların denetimine katılır.

c) Görev alanları ile ilgili organların merkezi dağıtım sisteminin prensiplerini oluşturur ve Bakanlığa sunar.

ç) Ülkedeki organ ve doku nakilleri konusunda stratejileri belirler, alınması gereken önlemleri, hizmetin gelişimine yönelik plan ve programları önerir.

d) Bakanlıkça verilen diğer görevleri yapar.

Bilimsel danışma komisyonlarının çalışma usulü

MADDE 10 – (1) Toplantılara kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın iki kez katılmayan temsilcinin üyeliği sona erer. Yerine Bakanlıkça yeni bir üye seçilir.

(2) Komisyonun sekreterliği, Genel Müdürlük tarafından yürütülür. Komisyon üyelerinin ulaşım ve toplantı giderleri Bakanlıkça karşılanır. Toplantılara memuriyet mahalli dışından katılan üyelerin harcırahları 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre Bakanlıkça karşılanır.

(3) Yeni komisyon üyeleri belirleninceye kadar eski üyelerin görevi devam eder.

Koordinatörler Komisyonu

MADDE 11 – (1) Organ ve doku nakli merkezleri ile organ ve doku kaynağı merkezlerinde çalışan koordinatörler arasından Bakanlıkça seçilecek beş üye ile Koordinatörler Komisyonu oluşturulur. Genel Müdür ya da Genel Müdürlük içerisinde yetkili kılacağı bir kişi, Komisyonun başkanı ve daimi üyesidir.

(2) Koordinatörler komisyonunun görevi; organ ve doku nakli hizmetlerinde karşılaşılan problemlerin tespiti, çözüm bulunması ve organ ve doku bağışının artırılması amacıyla çalışmalar yürütmek ve koordinatörler arasında iletişimi sağlamaktır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetimi

Ulusal Koordinasyon Merkezi

MADDE 12 – (1) Ulusal Koordinasyon Merkezi, Genel Müdürlüğe bağlı olarak yirmi dört saat kesintisiz hizmet verir.

(2) Ulusal Koordinasyon Merkezinde, ülke genelinde organ ve doku nakli bekleyen hastaların ve nakil merkezlerinin kayıtları tutulur. Bakanlıkça belirlenen kurallara uygun olarak, organ ve doku çıkarımının koordinasyonu ile TODS üzerinden dağıtımı yapılır.

Bölge Koordinasyon Merkezleri

MADDE 13 – (1) Bölge Koordinasyon Merkezleri, Ulusal Koordinasyon Merkezine bağlı olarak çalışır ve kendilerine bağlı illerde hizmetin yürütülmesinde koordinasyonu sağlar. Bu merkezler, bilimsel danışma komisyonlarının önerileri de alınarak ülke çapında Bakanlıkça belirlenecek hizmet bölgelerinde kurulur.

(2) Bölge Koordinasyon Merkezleri;

a) Organ ve doku kaynağı merkezleri, doku tipleme laboratuvarları ile organ ve doku nakli merkezleri arasında koordinasyonu,

b) Organ ve doku alım ekiplerinin, çıkarılan organ ve dokuların ve nakil yapılacak hastaların merkezlere nakilleri ile koordinasyonunu,

c) Organ ve doku naklinin gerçekleştirilmesine ilişkin verici adayı ve alıcı ile ilgili yapılması gereken tıbbi, idari ve hukuki işlemlerin tamamlanmasını,

sağlar.

Ulusal Koordinasyon Sistemi

MADDE 14 – (1) Ülke genelinde organ ve doku nakli hizmetleri alanında çalışan kurum ve kuruluşlar arasında gerekli koordinasyonu sağlamak ve çalışmaların verimliliğini artırmak, kadavra organ sayısını artırmak, bilimsel kurallara göre ve tıbbi etik anlayışına uygun, adaletli organ ve doku dağıtımını sağlamak üzere Ulusal Koordinasyon Sistemi oluşturulur.

(2) Ulusal Koordinasyon Sistemi içindeki birimler arasında koordinasyonu, organ ve doku kaynağı merkezlerinde görev yapacak olan organ ve doku nakli koordinatörleri sağlar. Organ ve doku nakli koordinatörleri beyin ölümü tutanağının EK-1’de yer alan beyin ölümü kriterlerine göre ve kurallara uygun biçimde düzenlenip düzenlenmediğinin kontrolünden,  Kanuna göre gerekiyorsa verici adayının ailesinden organ ve doku bağışı için izin alınmasından ve alınan organ ve dokunun ilgili merkeze naklinden sorumludur.

(3) Nakil merkezleri Bakanlıkça istenilen tüm bilgileri TODS’a kaydetmekle yükümlüdür. Sistemde tutulacak her türlü kişisel bilginin gizliliği esastır. Bu kapsamda, sisteme giriş yapacak olan kişiler, kaydı bulunan hastaların bilgilerinin amaç dışı kullanımını engelleyecek önlemleri almak, hasta haklarına ve kişisel haklara uymak ile yükümlüdür.

(4) Kadavra vericiye ait tüm organlar bu sistem üzerinden dağıtılır. TODS’da kaydı olmayan hastalara, kadavradan organ dağıtımı ve nakli ile canlıdan organ nakli yapılamaz.

(5) Bakanlığın gerekli gördüğü hallerde, kadavra ve canlıdan elde edilen dokuların dağıtımı da TODS üzerinden yapılır.

Organ ve doku dağıtımı esasları

MADDE 15 – (1) Organ dağıtımı elektronik ortamda yapılır. Nakil merkezleri kendilerinde sıra bekleyen hastalara ait listeleri güncelleştirmek zorundadır. Organ ve doku dağıtımı, Bakanlıkça belirlenen esaslara göre yapılır.

(2) Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmesi bulunmayan organ ve doku nakli merkezlerine Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Sistemi dâhilinde kadavradan organ ve doku dağıtımı yapılmaz. Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmesi olan organ ve doku nakli merkezleri ise Sosyal Güvenlik Kurumunca ilgili mevzuatına göre belirlenen geri ödeme ücretleri haricinde ücret talep edemez ve hastalardan ilave ücret alamaz. Aksine davranan organ ve doku nakli merkezleri, ilgili Bilimsel Danışma Komisyonunun önerisi de dikkate alınarak, altı aydan az, iki yıldan fazla olmamak üzere, Ulusal Koordinasyon Sistemi dâhilindeki kadavradan organ ve doku dağıtımının dışında tutulur. Aynı fiilin tekrarlanması halinde ise merkezin faaliyeti süresiz olarak durdurulur.

(3) Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmesi bulunmayan organ ve doku nakli merkezleri ile bu maddeye göre müeyyide uygulanan merkezler, kendi yoğun bakım servislerinde beyin ölümü gerçekleşip de organ ve doku bağışı yapılan kadavra vericilerin organ ve dokularını Ulusal Koordinasyon Sistemi içinde kullandırmak zorundadır.

(4) Bakanlık, tercihli bağış ve aile puanı sistemi ile ilgili dağıtıma yönelik düzenlemeler yapar.

Canlıdan organ bağışı ve nakli

MADDE 16 – (1) Canlıdan organ nakli; alıcının en az iki yıldan beri fiilen birlikte yaşadığı eşi ile dördüncü dereceye kadar (dördüncü derece dâhil) kan ve kayın hısımlarından yapılabilir. Alıcı, verici ve nakil sonuçlarının TODS’a kaydı yapılır.

(2) Akraba dışı canlıdan organ nakli, naklin yapılacağı ilde oluşturulacak Etik Komisyonun verici ile alıcı arasında, bu Yönetmeliğe ve diğer ilgili mevzuata aykırı herhangi bir hususun bulunmadığını ve etik açıdan organ bağışının uygunluğunu onaylaması ile gerçekleştirilecek akraba dışı kişilerden yapılır. Akraba dışı canlıdan organ nakli için;

a) Alıcının TODS’a kaydı yapılır.

b) Nakil için alıcı ve verici, il sağlık müdürlüğü aracılığıyla aşağıda yer alan belgelerle birlikte Etik Komisyona başvurur.

1) Alıcı ve vericinin T.C. Kimlik Numarası,

2) Vericinin mümeyyiz olduğuna dair rapor,

3) Vericiden alınmış, en az iki tanıklı hekim onaylı muvafakat belgesi,

4) Verici ve alıcının hekim onaylı bilgilendirme formu,

5) Verici ve alıcının nâkile uygunluğunu bildiren sağlık raporu,

6) Alıcı ile vericinin yakınlığının nereden kaynaklandığını gösteren dilekçe ve mevcut ise ilgili belgeleri,

7) Alıcının ve vericinin gelir düzeyini gösteren beyanı,

8) Vericinin borcunun olup olmadığına dair beyanı,

9) Alıcının ve vericinin adres beyanı,

10) Komisyonun gerekli görmesi halinde ilgili diğer belgeler.

(3) Etik Komisyon, il sağlık müdür yardımcısı başkanlığında aşağıdaki üyelerden oluşur;

a) Valilikçe görevlendirilecek il emniyet müdür yardımcısı ya da kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele şube müdürü,

b) Naklin yapılacağı hastane haricindeki kamu hastanesinden bir tabip,

c) Naklin yapılacağı hastane personelinden olmayan bir psikiyatri uzmanı,

ç) Baro tarafından görevlendirilecek bir avukat,

d) Valilikçe görevlendirilecek bir sosyal hizmet uzmanı.

(4) Komisyonun sekretaryası il sağlık müdürlüğünce yürütülür. Başvurular naklin yapılacağı hastane başhekimliğince il sağlık müdürlüğüne yapılır. Komisyon 15 günde bir üye tamsayısının en az 2/3 çoğunluğuyla toplanır, gerekli gördüğü takdirde verici ve/veya alıcıyı ve akrabalarını dinler. Komisyona sunulan bilgi ve belgelerin doğruluğunu araştırır, alıcı ve verici arasında etik ve yasal olmayan bir durumun bulunmadığı kanaati oluştuğunda naklin etik açıdan uygunluğuna karar verir. Kararlar üye tamsayısının 2/3 oy çoğunluğu ile alınır. Acil nakil gereken hasta için başvuru olması halinde Komisyon ivedilikle toplanır ve karar alır. Etik Komisyon kayıtları TODS’a kayıt edilir. Komisyon kararları kesindir ve Komisyonca uygun görülmeyen nakiller yapılamaz. Bir komisyonun uygun görmediği başvuru için başka bir komisyon karar alamaz.

(5) Komisyon, müracaat eden hasta ve vericinin T.C. kimlik numaraları ile birlikte kararın bir örneğini nakli yapacak merkeze, TODS üzerinden alınan bir örneğini de imzalı olarak Bakanlığa gönderir. Komisyona sunulacak dosyalar nakil merkezleri tarafından kişilerin daha önce başvurusunun olup olmadığı yönünde TODS üzerinden incelenir.

(6) Bakanlık gerektiğinde çapraz nakillere yönelik düzenleme yapabilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Organ ve Doku Nakli Merkezleri ve Diğer Hizmet Birimleri

Organ ve doku nakli merkezleri ve diğer hizmet birimlerinin kuruluşu

MADDE 17 – (1) Organ ve doku nakli merkezleri, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek veya tüzel kişiler tarafından, bunlara ait genel ve özel hastaneler bünyesinde bir ünite biçiminde kurulabilir. Göz bankaları, yalnızca Bakanlık hastaneleri ve Devlet üniversitesi hastaneleri bünyesinde kurulabilir.

(2) Bu Yönetmelikte belirtilen, organ ve doku nakli merkezleri ve bu hizmetlere yönelik faaliyet gösterecek diğer hizmet birimleri, Bakanlıkça belirlenen usule uygun olarak başvuru yapıp Bakanlıkça düzenlenecek ruhsat ve/veya faaliyet izin belgesini alarak açılır.

(3) Bakanlık; illerin demografik yapısını, hastaların bölgesel dağılımını ve diğer epidemiyolojik özellikleri, kaynakların etkin kullanımını ve atıl kapasiteye yol açılmamasını dikkate alarak, bu Yönetmeliğin kapsamında yer alan hizmet birimleri için her yıl Kasım ve Aralık ayında bir sonraki yılın planlamasını yapabilir.

(4) Hizmetlerin değerlendirilmesi açısından Bakanlıkça iller, bir veya birden fazla bölge olarak belirlenebilir.

(5) Ülke genelinde yeni hizmet birimleri açılmasına ihtiyaç duyulan bölgeler ile ihtiyaç kapasitesi Bakanlıkça internet sitesinde ilan edilir.

(6) Bakanlığın ilan ettiği yerlerde nakil merkezleri açılabilmesi için ön izin başvuruları alınır.

Organ ve doku nakli merkezlerinin izlenmesi ve denetimi

MADDE 18 – (1) Organ ve doku nakil merkezleri, TODS üzerinden alınacak, yapılan nakilleri ve hasta izlemlerini içeren bir önceki yıla ait verileri en geç 31 Ocak tarihinde Bakanlığa ulaşacak şekilde bildirir. Bu veriler Bakanlık tarafından yıllık rapor olarak yayımlanır.

(2) Nakil merkezlerinin izlenmesi, denetim ve değerlendirilmesi ilgili bilim komisyonlarının önerisi alınarak Bakanlığın belirleyeceği kriterler çerçevesinde yapılır. Nakil merkezlerinin açılma iznine ait nitelikleri kaybetmeleri veya faaliyetlerinin mevzuata aykırı bulunması hallerinde gerektiğinde Ulusal Koordinasyon Kurulunun da önerisi alınarak Bakanlıkça çalışmaları kısmen veya tamamen durdurulur veya diğer idari tedbirler alınır. İlgili merkezler kendilerine ilişkin uyarılar doğrultusunda gereken düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür.

Organ ve doku kaynağı merkezi

MADDE 19 – (1) Organ ve doku kaynağı merkezi, organ ve doku alınabilecek potansiyel vericilerin saptanıp izleneceği hastanelerdir. Bu hastaneler, organ ve doku alım operasyonunu gerçekleştirebilecek altyapı koşullarını, potansiyel vericinin izlenmesine imkân veren araç-gereci ve tıbbi ölüm durumunu saptayacak Kanunda belirtilen branşlara sahip hekimleri temin eder.

(2) Organ ve doku kaynağı merkezleri beyin ölümü tanısı konulan her hastayı Bölge Koordinasyon Merkezine bildirir.

(3) Her organ ve doku kaynağı merkezinde en az bir koordinatör görevlendirilir. Organ ve doku nakil koordinatörü başhekimliğe bağlı olarak çalışır. İhtiyaç halinde verici adayı ailesinden bağışın alınmasında tabip dışı sağlık personeli, psikolog, imam ve gönüllü kişiler görevlendirilebilir.

(4) Organ ve doku nakli koordinatörünün eğitimi, görev, yetki ve sorumlulukları Bakanlıkça belirlenir.

Doku tipleme laboratuvarları

MADDE 20 – (1) Doku tiplemesini gerçekleştirecek laboratuvarların yapısal ve fonksiyonel koşulları Bakanlıkça belirlenir.

Gönüllü kuruluşlar

MADDE 21 – (1) Gönüllü kuruluşlar, organ bağışının ülke düzeyinde gelişmesini sağlayıcı faaliyetleri destekleyerek, organ nakli ile ilgili çalışmalarda halkın hizmete katılımını sağlayan faaliyetleri Bakanlıktan izin alarak yürütebilir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

İdari yaptırımlar

MADDE 22 – (1) Bu Yönetmelik ile belirlenen nitelik ve koşullara sahip olmadan ve Bakanlıktan izin almadan, hekimler ve diğer şahıslar tarafından organ ve doku nakli yapmak için özel merkezler açılması, organ ve doku nakli yapılması yasaktır. Bu yasağa uymadığı saptanan merkezlerin faaliyetleri Bakanlıkça durdurulur ve haklarında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.

(2) Hastalara veya üçüncü kişilere maddi çıkar temin ederek, etik dışı yöntemlerle kendisine hasta yönlendirdiği Bakanlıkça tespit edilen nakil merkezlerinin birinci tespitinde üç ay, ikinci tespitinde altı ay süreyle nakil yapması durdurulur. Üçüncü tespitte faaliyet izni iptal edilir ve ilgililer hakkında ilgili mevzuat hükümlerine göre işlem yapılır.

(3) TODS üzerinden alıcı ve verici kaydı olmadan organ nakli yaptığı tespit edilen nakil merkezinin ilk tespitinde nakil yapması üç ay süre ile durdurulur. Aynı fiilin tekrarı halinde faaliyet izni iptal edilir.

(4) İkinci ve üçüncü fıkraların dışında kalan hususlarda Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak veya endikasyon dışı organ veya doku nakli yaptığı tespit edilen nakil merkezinin ilk tespitinde yeni nakil yapması üç ay süre ile durdurulur. Aynı fiilin tekrarı halinde faaliyet izni iptal edilir.

(5) Organ ve doku nakli merkezleri ve bu hizmetlere yönelik faaliyet gösterecek diğer hizmet birimleri ile sorumlu personelin, bu Yönetmelik ile ilgili faaliyetlerinden dolayı adli takibata uğradığının anlaşılması durumunda, takibatın devam ettiği süre boyunca merkezin faaliyetinin devamında mevzuata aykırılık görülmesi halinde Bakanlıkça faaliyet durdurulabilir ve ilgili personel bu faaliyet alanlarında görev alamaz. Takibat neticesinde adli cezaya hükmedilmesi halinde ise ilgili merkezin faaliyeti temelli olarak durdurularak ceza alan personel bir daha bu faaliyet alanlarında görev alamaz.

Düzenleme yetkisi

MADDE 23 – (1) Organ ve doku nakli merkezlerinin ilgili doku ve organ grubuna göre açılabilmesi için gereken izinler, organ ve doku dağıtım sistemi ile organ ve doku nakli hizmetlerine dair diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir.

Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

MADDE 24 – (1) 1/6/2000 tarihli ve 24066 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

MADDE 25 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 26 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.

Hatay Cumhuriyeti Anayasası

0
Hatay Cumhuriyeti Anayasası

Hatay Cumhuriyeti Anayasası, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil tarafından hazırlanmıştır.

27 Ocak 1937 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletler Cemiyeti toplantısında, Hatay’ın bağımsızlığı kabul edilmiştir.

Hatay Cumhuriyeti Anayasası, 25 maddeden oluşan kısa ve özlü bir Anayasadır. Türk Anayasa metinleri arasında kendine özgü ve dönemsel bir geçiş Anayasasıdır.

Hatay Cumhuriyeti Anayasası

Fasıl 1
Esas Hükümler:
Madde 1

Hatay dahili işlerinde tam bir istiklali haiz Türk ekseriyetine müstenit ve cumhuriyet rejimi ile idare olunan ayrı ve müstakil varlık teşkil eden bir devlettir.

Madde 2

Hatay Devletinin merkezi Antakya’dır.

Madde 3

Hatay’ın bütün vatandaşları kanun müvacehesinde müsavi ve ırk, dil, din farkı gözetmeksizin aynı medeni ve siyasi haklara sahip ve bila istisna kanuna riayetle mükelleftirler.

Fasıl 2
Teşrii Kuvvet
Madde 4

Teşrii kuvvet Hatay halkı namına Hatay millet meclisi tarafından kullanılır. Hatay millet meclisi hazırlanacak mahsus kanuna tevfikan dört senelik bir müddet için intihap edilir, kırk azalık tek bir heyettir. Ancak meclisin tatil zamanından sonra meclisin tasvibine arz edilmek şartıyla hükümet muvakkat kanun yapmak salahiyetini haizdir.

Madde 5

Kanunlar vaz’ı için ilk teşebbüs Hatay millet meclisi azasına ve icra kuvvetine aittir. Mamafih masraflar ihtiyarını müstelzim olan yahut vergiler ihdasına, tadiline veya ipkasına müteallik bulunan kanunlar vaz’ı teşebbüsü yalnız icra kuvvetine aittir.

Madde 6

Bir kanuna müstenit olmadıkça hiçbir vergi ihdas veya tahsil olunamayacağı gibi bir iktikraz da akdolunamaz. İcra kuvveti her sene gelecek sene için bir bütçe kanunu projesiyle bir mali müvazene kanunu layihası tespit edilecektir. Meclis tarafından kabul ve tasdik edilmemiş olan hiçbir masraf sene içinde yapılamaz. Her sene maliyenin sonunda o senenin hesapları bir kanunla müteşekkil bir heyetçe tetkik edildikten sonra meclise arz olunur.

Madde 7

Kanunlar ve kararlar adi ekseriyetle kabul ve ittihaz olunur. Nisabı ekseriyet meclisi teşkil eden azanın yarısıdır.

Madde 8

Mebuslar Hatay Millet Meclisine katılış ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar: Vatan ve milletin saadet ve selametine ve milletin saadet ve selametine ve milletin bilakaydü şart hakimiyetine mügayir bir gaye takip etmeyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakatten ayrılmayacağıma namusum
üzerine söz veririm.

Madde 9

Hiçbir mebus Millet meclisi dahilindeki rey ve mütaleasının ve beyanatının Meclis haricinde irad ve ihzarından dolayı mesul değildir. Gerek intihabından evvel ve gerek sonra aleyhine cürüm isnad olunan bir mebusun maznunen isticvabı veya teklifi ve yahut muhakemesinin icrası heyeti umumiyesinin kararına bağlıdır. Cinai cürüm –meşhud bundan müstesnadır-  ancak bu takdirde makamı aidi meclisi derhal haberdar etmekle mükelleftir. Bir mebusun intihabından evvel veya sonra aleyhine sadir olmuş cezai bir hüküm infazı mebusluk müddetinin hitamına talik olunur. Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.

Madde 10

Tatil esnasında Hatay Devlet Reisi veya Millet Meclisi Reisi lüzum görürse Meclisi içtimaa davet edebilir. Millet Meclisi içtimaı senede dört aydan dun olamaz.

Madde 11

Meclis müzakeratı alenidir. Ve harfiyen neşrolunur. Fakat dahili nizamnamede münderiç şeraite tevfikan Meclis, hafi celseler dahi akdedebilir. Hafi celseler müzakeratının neşri, meclisin kararına bağlıdır.

Fasıl 3
İcra Kuvveti:
Madde 12

İcra kuvveti Hatay halkı namına Hatay Devlet Reisi ile bir icra meclisi tarafından kullanılır.

Madde 13

Hatay Devlet Reisi, Millet Meclisi tarafından beş sene müddetle intihab olunur. Devlet Reisi intihabı akabinde Meclis huzurunda şu suretle yemin eder: Devlet Reisi sıfatıyla müstakil Hatay Devletinin kanunlarına, cumhuriyet esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Hatay vatandaşlarının saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle mesai sarf edeceğime ve Hatay halkının emniyetine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men, Hatay’ın şan ve şerefine vikaya ve ilaya ve deruhde ettiğim vazifenin icabına nefsini hasretmekten ayrılmayacağımı namusum üzerine söz veririm.

Madde 14

Devlet Reisi kanunen musarrah hudud dahilinde af hakkını istimal eder. Affı umumi ancak bir kanun ile bahşolunur.

Madde 15

Hatay Millet Meclisince kabul edilen kanunların hepsi Devlet Reisi tarafından isdar olunur ve hiçbir kanun isdarından evvel meriyete geçemez. Hatay Millet Meclisi tarafından kabul olunan bir kanunun isdarını Hatay Devlet Reisi bu kabul tarihinden itibaren bir ay zarfında talik ve kanunun arzını faydalı gördüğü mülahazalarıyla beraber yeniden tetkik olunmasını Meclisten isteyebilir. Yeniden müzakerat ancak iade tarihinden bir ay sonra vuku bulabilir. Devlet Reisi kanunu bu ikinci müzakere esnasında kabul edilecek surette aynen isdara mecburdur.

Madde 16

Hatay Devlet Reisi icra meclisinin reyi üzerine Millet Meclisini feshedebilir. Böyle bir halde yeni intihabları bilaihmal icra ettirmeğe mecburdur.

Madde 17

Millet Meclisine karşı mesul bir icra meclisi teşkil olunur. Bu meclis bir reis ile seçeceği en çok dört azadan ibarettir. İcra meclisi reisi Hatay Devlet Reisi tarafından seçilir.

Madde 18

İcra kuvvetlerinin teşekkül suretleri ve vazife ve mesuliyetleri ayrıca bir kanunla tespit olunur.

Fasıl 4
Adli Kuvvet:
Madde 19

Adli kuvvet, kanunen müteşekkil mahkemeler tarafından Hatay halkı namına icra olunur. Azası Hatay Devlet Reisi tarafından mansub bir yüksek mahkeme bulunur. Bu aza, muayyen ahval ve suretle ancak Hatay Devlet Risi tarafından yüksek mahkemenin diğer hakimlerinin reyi alındıktan sonra
arz olunabilir.

Madde 20

Yüksek mahkeme Hatay’ın bütün mahkemelerinin kararlarına karşı yeniden tetkik hak ve salahiyetleriyle kanunun kendisine tefviz eylediği diğer vazifeleri de ifa eder. İcra meclisi yüksek mahkeme ile diğer mahkemelerin karar ve ilamlarını infaz ettirmekle mükelleftir. Adli kuvvetin kararları başka hiçbir kuvvet tarafından tetkik veya tadil olunamaz.

Madde 21

Yüksek mahkeme ile diğer mahkemeler kanunlarının anayasaya uygun olup olmadığının tedkikine salahiyetli değildir.

Fasıl 5
Müteferrik hükümler:
Madde 22

Hatay vatandaşlarının ecnebi memleketlere seyahati için bir Hatay pasaportu ihdas olunacaktır.

Madde 23

Hatay’ın nizam ve asayişinin muhafazasını temin için 1.500 kişiyi tecavüz etmeyecek polis ve jandarma kuvvetleri teşkil olunacaktır.

Madde 24

 Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 25

Bu kanun hükümlerini icra meclisi yerine getirir.

Hatay Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tayfur Ata Sökmen

Edith Kindermann

0
Edith Kindermann - Alman Barolar Birliği Başkanı
Edith Kindermann - Alman Barolar Birliği Başkanı

Edith Kindermann 16 Mayıs 1962 tarihinde Almanya’nın Vestfalya bölgesine doğmuştur. 21 Mart 2019 tarihinde yapılan seçimde Alman Avukatlar Birliği (Deutschen Anwaltverein-DAV)  Başkanlığına gelen ilk kadın olmuştur.

Kindermann, 1988 yılında Bielefeld Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuş ve 1988 yılında 1992 yılına kadar aynı fakültede Ticaret Hukuku ve Vergi Hukuku bilim dallarında araştırma görevlisi olarak çalışmış; 1992 yılı Nisan ayında avukat olarak baroya kabul edilmiş ve mesleğe bağlamıştır. Aile Hukuku uzmanı olarak 1999 yılından beri çalışmaktadır. 2007 yılında noter olmuştur. Avukatlık Hukuku, Vergi Hukuku ve Aile Hukuku alanlarında yoğun çalışmalarda bulunmuştur. 

Kindermann, 1998 yılında Bremen Barosu yönetim kurulu üyesi olmuştur. 2005 yılından beri Alman Avukatlar Birliği komisyon ve çalışma gruplarında görev almaktadır. Tarım Hukuku, Avukat Hakları, İnşaat Hukuku, Aile Hukuku, Sigorta hukuku komisyon ve çalışma gruplarında görev almıştır. 2009 yılından itibaren Alman Avukatlar Birliği yönetim kurulunda ve icra kurulunda yer almış, 21 Mart 2019 tarihinde Alman Avukatlar Birliği  başkanı olmuştur.

Kindermann, Avukatlar Birliği başkanlığına seçilmesinden hemen sonra avukatlık ücretleri ile ilgili çalışmalara başlamış bu konuda mevzuatın iyileştirilmesi için girişimlerde bulunmuştur. Avukatlık mesleğinde reform yapılmasını, yeni teknolojilere uyumun sağlanmasını, dönüşümünü ve dijitalleşmenin hızlandırılmasını, avukatlara dijitalleşme yolunda desteklenmesini, adil bir ücretlendirme sistemi kurulmasını ve vatandaşların adalete erişiminin önündeki engellerin kaldırılmasını savunmaktadır.

Kindermann, voleybol oyuncusudur ve dövüş sanatlarına ilgi duymaktadır. 2010 yılında basılan Die Abrechnung in Ehe- und Familiensachen  isimli eseri bulunmaktadır.

Alman Avukatlar Birliği Başkanı Edith Kindermann, Türkiye Barolar Birliği, Mitchell Hamline School of Law ve Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) tarafından gerçekleştirilen “21. Yüzyılda Hukuk Eğitimi” konusunu tartışmak üzere 26 Temmuz 2019 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesinde düzenlenen çalıştaya katılmış ve bir sunum yapmıştır. Çalıştayda Türkiye’de avukatlık sınavı yapılması konusunda fikir birliği oluşmuştur.

Edith Kindermann: “Hukuk devleti günlük ekmek, içilecek su ve solunacak hava gibidir. Avukatın özgürlük hakları vatandaşın hukuku katılımını sağlar. Avukatın icraatı hukuk devletinin gerçekleşmesine yarar. Avukat müvekkilini hak kaybından korumalıdır. Avukat, müvekkilini, çatışmalardan uzak tutarak ve ihtilaflardan uzaklaştırarak refakat eder. Mahkemelerin vereceği yanlış kararlardan korur ve anayasaya ve devlet ilkelerine aykırı etkilere karşı güvenceye alır.” 

Alman Avukatlar Birliği (DAV)
Deutschen Anwaltverein – Almanya Avukatlar Birliği

Alman Avukatlar Birliği, Almanya genelindeki avukat birliklerinde görev yapan 63.000’den fazla avukatı temsil etmektedir. 1871 yılında kurulmuştur. Yönetim Kurulu; Edith Kindermann, Eckertz-Tybussek, Martin Schafhausen, Herbert Peter Schons, Claudia Seibel,Vanessa Pickenpack ve Ulrich Schellenberg‘den oluşmaktadır. Birliğin amacı, avukatlık mesleğinin ve avukatın tüm mesleki ve ekonomik çıkarlarının korunması ve desteklenmesidir. Bünyesinde 30’dan fazla çalışma grubu bulunmaktadır. 

Alman Avukatlar Birliği Başkanı Edith Kindermann, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile birlikte

Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri

0
Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri
Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri

Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri (1876-1914) isimli eser, Prof. Dr. Fatmagül Demirel tarafından yazılmış ve 2009 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından basılmıştır. Eser, Osmanlı Tarihi, Türk Yargı Teşkilatı Tarihi ve Cumhuriyet öncesi adliye teşkilatının yapısı bakımından önemli bir çalışmadır.

Prof. Dr. Fatmagül Demirel Hakkında

Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri isimli eserin yazarı Prof. Dr. Fatmagül Demirel 1972 yılında Isparta’nın Senirkent ilçesinde doğmuş, ilk ve orta eğitimini burada tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü 1989-1993 yıllarında bitirmiştir. Demirel, yüksek lisans derecesini 1993-1996 yıllarında ve doktora derecesini de 1997-2003 yıllarında Yakınçağ Tarihi alanında kazanmıştır.

Prof. Dr. Fatmagül Demirel
Prof. Dr. Fatmagül Demirel

Master ve doktora eğitimini aynı bölümde tamamlamıştır. Son dönem Osmanlı tarihi üzerine yayımlanmış makaleleri ve II. Abdülhamid Döneminde Sansür, Dolmabahçe ve Yıldız Saraylarında Son Ziyaretler ve Son Ziyafetler, geçmişten Günümüze Göç, The Young Turk Revolution and the Ottoman Empire: The Aftermath of 1908, Türk Polis Tarihinin Kökenleri, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Sosyo- Kültürel Siyasi Yansımalar: Ali İhsan Gencer Armağanı, Celebration Entertainment and Theater in the Ottoman World, Osmanlıdan Cumhuriyete Esnaf ve Ticaret, Sultan II. Abdülhamidin Mirası İstanbulda Kamu Binaları, İmparatorluk Başkentinden Kültür Başkentine İstanbul, II Meşrutiyeti Yeniden Düşünmek, Karaların ve Denizlerin Sultanı İstanbul, Düne Bakarak Bugünü Anlamak 2008 den 1908 e Bakmak, Üsküdar a Kadar Kastamonu, Adalet Kitabı ve Osmanlı da Asayiş Suç ve Ceza adıyla yayınladığı kitap ve kitap bölümleri bulunmaktadır. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Türk Tarih Kurumunda yönetici olarak görev almıştır.

Kitabın Sunumu

Tanzimat’tan sonra başlayan kanunlaştırma hareketi, nizamiye mahkemelerinin kurulmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Batı hukuku temelinde kurulan nizamiye mahkemeleri ve adli teşkilatta yer alan yeni birimler Adliye Nezareti çatısı altında toplanmıştır. Adliye Nezareti’nin kurulması ve şeri’yye mahkemelerinin yavaş yavaş yetkilerinin daraltılması zor da olsa tek hukuklu sisteme doğru giden süreci başlatmıştır. Bu çalışma, Osmanlı Devleti’nin son döneminde adliye teşkilatının yapısını, işleyişini ve toplumsal rolünü Adliye Nezareti üzerinden analiz eder.

Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda, Osmanlı yargı teşkilatı genelde hukuk tarihi kapsamında ve hukuk tarihçileri tarafından ele alınmıştı. Kanun ve nizamnameler birçok araştırmacı tarafından incelenmiş ve genel nitelikleri ortaya konulmaya çalışılmışsa da Osmanlı tarih yazıcılığında Düstur ve bazı geleneksel kaynaklardan fazlası kullanılmamıştır. Var olan literatürün eksik veya birbiriyle çelişen noktalarını tespit eden bu çalışmada, Osmanlı arşiv vesikalarının yanısıra, Tanzimat sonrası çıkarılan kanun ve nizamnameler için önemli bir kaynak teşkil eden Meclis-i Tanzimat Defterleri ve bu defterlerin devamı olan Nizamat Defterleri kullanıldı.

Bu çalışmada, “Osmanlı Devleti’nin adalet sistemi son dönemlere gelinceye kadar nasıl bir değişim süreci izlemişti?”, “bu değişİmi sağlayan ara kurumlar nelerdi?”, “Şer’iyye mahkemelerinden modern mahkemelere geçiş hangi aşamaları kapsar?”, “Yeniden yapılandırılan adli yapı ne derece ihtiyacı karşıladı?” gibi sorulara cevap verilmeye çalışılıyor. Genel olarak Adliye Nezareti’nin idar teşkilatı, işleyişi ve dolayısıyla son dönem Osmanlı yargı teşkilatı, Adliye Nezareti çatısı altında bir bütün olarak ortaya konuluyor.

Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri – Kitabın Arka Kapağı

Adalet Nöbeti – Kocaeli

0

Çağlayan Adliyesi’ nde başlayan, Anadolu’yu dolaşan Adalet Nöbeti’nin 86. sı 12 Eylül 2019 Perşembe günü  Kocaeli Barosu’nun ev sahipliğinde, Kocaeli Adliyesi önünde tutuldu.

Nöbete, Kocaeli Barosu Başkanı Av.Bahar GÜLTEKİN CANDEMİR, yönetim kurulu üyeleri ve avukatlar yanı sıra; Adana, Antalya, Aydın, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Mersin, Şanlıurfa, Tekirdağ, Van, Yalova Baroları başkan, başkan yardımcısı, yönetim kurulu üyeleri, Bolu ve Sakarya önceki dönem Baro Başkanları ve çok sayıda meslektaş katılım sağladı.

Adalet Nöbeti’nde söz alan Kocaeli Barosu başkanı Av.Bahar GÜLTEKİN CANDEMİR konuşmasında;

Değerli Baro Başkanlarım,

Kıymetli meslektaşlarım,

Adalet nöbetinde yanımızda olan , buraya gelemeyen ama aklı ve kalbi bizimle olan değerli yurttaşlarım,

Basınımızın kıymetli temsilcileri,

Bugün, Çağlayanda başlayan  ve  ilk adımı Bursa olmak üzere Anadolu illerini dolaşan Adalet nöbetinin 86 .sında Kocaeli’ndeyiz. Adana, Ankara, Antalya ,Aydın, Bursa, Çanakkale , Diyarbakır, Düzce, Hatay, İstanbul, İzmir, Kırklareli ,Tekirdağ , Tunceli , Van ve Yalova illerimizden  Baro Başkanlarımız ve  meslektaşlarımız , adalet arayanların gönüllü  sözcülüğünü yapmak için uzak yollardan geldiler. Hoş geldiler ,sefalar getirdiler.

Esas olan ‘Vatan ve bu vatanda yaşayan tüm yurttaşlarımızın hukuk devletinin sağladığı güvence ile huzur ve barış içerisinde yaşamasıdır’  diyen bizler , tarihi sorumluluklarımızın gereğini yerine getiriyoruz.

Adalet arayan herkesin sesi olmaya devam ediyoruz.

Şule Çet , Ecem Balcı, Rabia Naz ,Emine Bulut, Müzeyyen Boylu gibi nice şiddet mağduru , katledilen kadın için , çalışma hayatında engellenen yok sayılan , cinsiyeti  yada cinsel tercihi sebebiyle baskılanan ,haksızlığa uğrayan insanlar için,

Üstün yararını koruyamadığımız bedeni , aklı ve emeği istismar edilen çocuklarımız için,

Fetö, Deaş, PKK, DHKP-C ve benzeri terör örgütlerinin hain saldırıları nedeniyle hayatlarını kaybeden Mehmetçiklerimiz, güvenlik güçlerimiz ,yurttaşlarımız  için buradayız.

Faili meçhule kurban verdiğimiz Türkiye’nin  aydınları Uğur Mumcu, Bahriye Üçok , Muammer Aksoy, Necip Hablemitoğlu için, görev şehidimiz Mehmet Selim Kiraz , Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk ,Tahir Elçi için ,

Kalemlerine pranga vurulan , ifade özgürlüğü ve halkın haber alma hürriyeti için mücadele ederken özgürlüklerini yitiren  gazeteciler için ,

İş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden on binlerce işçi için ,

Çorlu tren kazası mağdurları için yani adalet arayan herkes için buradayız.

Hain terör örgütünün kurguladığı kumpas davalarında özgürlüklerini ve hayatlarını  yitiren insanlar için, OHAL döneminde çıkarılan KHK lar ile görevlerinden ihraç edilen haklarında herhangi yargılama süreci işletilmediği , bir yargı kararı  olmadığı veya beraat ettiği halde göreve iade edilmeyen  KHK mağdurları, atanamayan öğretmenler , emekli olamayan emeklilikte yaşa takılanlar için biz buradayız.

Hakkını elde etmek için yargı yoluna başvuran , bu uzun ve meşakkatli süreç sonunda ancak mezarda adalete kavuşan  yada yüksek yargılama giderleri sebebi ile hakkını arayamayan yurttaşlarımız için biz buradayız.

Duruşma salonlarından atılan, temsil ettiği tarafla özdeşleştirerek saldırıya uğrayan , özgürlüklerini ve hatta Avukat Mehmet Samim Geredeli, Avukat İbrahim Ergin ,Avukat Özgür Aksoy gibi  hayatlarını kaybeden görev şehidi meslektaşlarımız  için,

OHAL  döneminde çıkarılan KHK.’ lar ve devamında yapılan yasal düzenlemeler ile yetkileri tırpanlanan  ; arabuluculuk ,uzlaştırma gibi tasarruflarla görev alanları daraltılan; çalışma yeri olan adliyelerde kırmızı alanlar yaratılarak savunma hakkını temsil etmesi engellenen meslektaşlarımız dolayısıyla savunma hakkı engellenen yurttaşlarımız için biz buradayız.

Her yıl binlerce mezun arasında var olma savaşı veren , yargı reformu strateji belgesinde de çalışma yasağı kaldırılacağı muştulanan ancak yine kendi kaderine terk edilen stajyer meslektaşlarımız ,insanlık onuruna aykırı ücret politikaları ile hayallerini yitiren genç meslektaşlarımız için buradayız.

Özlük haklarına ilişkin talepleri yıllardır yok sayılan kamuda çalışan meslektaşlarımız için buradayız.

Kandıra Babaköy, Gebze Ballıkayalarda 200 milyon yılda oluşan ama bir gecede katledilen doğa parkı için , Kaz dağları için;  Muğla ,İzmir yurdun dört bir tarafında yakılan ormanlarımız , Atatürk Orman çiftliği ve katledilen doğamız için ,

Yağmalanan tarihi zenginliklerimiz için,

Biz buradayız.

Bağımsız yargı , yargıç  teminatı ve hukuk devleti için olmazsa olmaz  kuvvetler ayrılığı ilkesine sahip çıktığı için haksızca eleştirilen (kabul edilemez bir şekilde terör örgütleri ile ilişkilendirilmeye çalışılan) , çeşitli baskılarla mücadele gücü zayıflatılmaya çalışılan meslek örgütlerimiz , Barolarımız için buradayız.

Bizler ; yargı önünde temsil ettiğimiz yurttaşlarımız ile birlikte ve bir yurttaş olarak ,  hukuk devletinde insan onuruna yakışır bir biçimde yaşamak ve bu ideale kavuşmak amacıyla buradayız

Mesleğimizin hukuk devleti ,demokrasi ,temel hak ve özgürlüklerin teminatı olduğunun bilinç ve sorumluluğu ile

Cumhuriyetimizin temel ilkelerine bağlı kalarak tüm bu kutsal değerler için mücadele azim ve  inancıyla  buradayız ve hep burada olacağız.

Demokrasi tarihimizde kara bir leke olan 12 Eylül askeri darbesinin yıl dönümünde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Egemenlik Kayıtsız ve Şartsız Milletindir’ şiarı gereğince;  demokrasinin vazgeçilemez olduğunu,

Savunma hakkı ve hak arama özgürlüğünün ise hukuk devletinin ve demokrasinin temel ölçütü olduğunu bir kez daha vurgulayarak hepinize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Hükümlülerin Nakline Dair Avrupa Sözleşmesi

0
Hükümlülerin Nakline Dair Avrupa Sözleşmesi

Hükümlülerin Nakline Dair Avrupa Sözleşmesi (Convention on the Transfer of Sentenced Persons), 21 Mart 1983 tarihinde Strasbourg’da imzalanmış Avrupa Konseyi Sözleşmesidir.

Türkiye sözleşmeyi, 26.3.1987 tarihli ve 3339 Sayılı Kanun ile onaylamış, kanun resmi gazetenin 07.04.1987 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşme, kendi ülkelerinden başka bir ülkede hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum edilen şahısların belli şartlar altında cezalarının kendi ülkelerinde infazına imkân tanımakta; bu hususa dair ilke ve prensipleri belirlemektedir.

Avrupa Konseyi
Hükümlülerin Nakline Dair Avrupa Sözleşmesi
Başlangıç 

Aşağıdaki imzaları bulunan Avrupa Konseyi üyesi Devletler ve diğer Devletler,

Avrupa Konseyinin gayesinin üyeleri arasında daha sıkı bir birlik sağlamak olduğunu göz önünde tutarak; Ceza Hukuku alanında uluslar arası işbirliğini daha da geliştirmeyi arzu ederek;

Böyle bir işbirliğinin hükümlülerin sosyal rehabilitasyonunu kolaylaştıracağını ve adaletin amaçlarına hizmet edeceğini göz önünde tutarak; 

Bu hedeflerin, suç işlemeleri sonucu hürriyetlerinden mahrum edilen yabancılara mahkumiyetlerini kendi toplumsal çevrelerinde çekme imkanını tanımasını gerektirdiğini göz önünde tutarak; ve 

Bu amacın hükümlü yabancıların kendi ülkelerine nakledilmesiyle en iyi şekilde elde edilebileceğini göz önünde tutarak; 

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

MADDE 1 – Tanımlar

Bu sözleşme hükümlerine göre:

a) “Mahkumiyet” bir suç dolayısıyla mahkeme tarafından verilip sınırlı veya sınırsız bir süre için hürriyeti bağlayıcı herhangi bir cezalandırma veya tedbir anlamındadır.

b)”Yargı” mahkumiyet kararı veren mahkemenin bir kararı veya emri anlamındadır.

c) “Hüküm Devleti” nakledilebilecek veya nakledilmiş olan kişi hakkında hükmün verildiği Devlet anlamındadır.

d) “Yerine Getiren Devlet” mahkum edilen kişinin, mahkumiyetinin infazı için nakledilebileceği veya nakledildiği Devlet anlamındadır.

MADDE 2 – Genel Esaslar

1) Taraflar hükümlü kişilerin bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak nakledilmesi ile ilgili olarak birbirine en geniş ölçüde işbirliği sağlamayı üstlenirler.

2) Akit bir Devlette mahkum edilen bir kişi, hakkında verilen mahkumiyetin yerine getirilmesi için, bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak, diğer bir Akit Devlete nakledilebilecektir. Hükümlü bu maksatla, hüküm Devletine veya yerine getiren Devlete bu Sözleşme gereğince, nakil edilme isteğini beyan edebilir.

3) Nakil, hüküm Devleti veya yerine getiren Devlet tarafından talep edilebilecektir.

MADDE 3 – Nakil Şartları

1) Mahkum edilen kişi bu Sözleşme uyarınca yalnızca aşağıdaki şartlarla nakledilebilecektir:

a) Hükümlü, yerine getiren Devletin uyruğu ise;

b) Yargı kesinleşmiş ise;

c) Nakil talebinin alındığı tarihte, hükümlünün yerine getirilecek en az altı aylık mahkumiyetinin bulunması veya mahkumiyet süresinin belirsiz olması;

d) Hükümlü tarafından veya, yaşı veya fiziki veya akli durumu nedeniyle iki Devletten birinin gerekli görmesi halinde hükümlünün kanuni temsilcisi tarafından nakline rıza gösterilmiş ise;

e) Mahkumiyetin verilmesine esas olan fiiller ve ihmaller yerine getiren Devlet hukukuna göre bir suç teşkil ediyor ise veya kendi ülkesinde işlenmesi halinde suç teşkil edecek ise; ve

f) Hüküm Devleti ile yerine getiren Devlet nakilin yapılmasında anlaşmışlar ise.

2) İstisnai hallerde, Akit Devletler, hükümlünün infaz edilecek mahkumiyet süresinin 1 (c) fıkrasında belirtilenden daha az olması halinde dahil, nakil konusunda anlaşabilirler.

3) Her Devlet, imza ya da onay, kabul, tasvip veya katılma belgesini tevdii sırasında Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir beyan ile diğer Akit Devletlerle ilişkilerinde 9 uncu maddenin 1 inci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde öngörülen usullerden birini uygulama dışı tutacağını beyan edebilir.

4) Her devlet, har zaman, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir beyan ile, bu Sözleşme amaçlarına göre “vatandaş” terimini kendisini ilgilendirdiği ölçüde tanımlayabilir.

MADDE 4 – Bilgi Sağlama Yükümlülüğü

1) Bu Sözleşmenin uygulanabileceği her hükümlü, hüküm Devleti tarafından bu Sözleşme’nin içeriğinden haberdar edilecektir.

2) Hükümlü, Bu Sözleşme gereğince nakledilmesi hususundaki isteğini hüküm Devletine beyan etmiş ise, Bu Devlet durumu yargının kesinleşmesinden sonra en kısa zamanda yerine getiren Devlete bildirecektir.

3) Bu bilgiler aşağıdaki hususları kapsayacaktır:

a) Hükümlünün adı, doğum tarihi ve yeri,
b) Var ise yerine getiren Devletteki adresi,
c) Mahkumiyetin istinat ettiği olaylar hakkında bir açıklama,
d) Mahkumiyetin niteliği, süresi ve infaza başlama tarihi,

4) Hükümlü isteğini yerine getiren Devlete bildirmiş ise, hüküm Devleti bu Devlete talebi üzerine yukarıdaki 3 üncü fıkrada belirtilen bilgileri iletecektir.

5) Hükümlü; nakil istemi üzerine her iki Devlet tarafından alınan bütün kararlar ile hüküm Devleti veya yerine getiren Devlet tarafından önceki fıkralar gereğince yapılan bütün işlemlerden yazılı olarak haberdar edilecektir.

MADDE 5 – İstemler ve Cevaplar

1) Nakil istemleri ve cevapları yazılı olarak iletilecektir.

2) İstemler talep eden Devlet Adalet Bakanlığı tarafından yapılacaktır. Cevaplar aynı yollardan gönderilecektir.

3) Her Akit Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir bildirim ile başka haberleşme yollarını kullanacağını belirtebilir.

4) Talep edilen Devlet, istenilen nakle rıza gösterip göstermediğine dair kararını en kısa sürede talep eden Devlete bildirecektir.

MADDE 6 – Sağlanacak Belgeler

1) Yerine getiren Devlet, Hüküm Devleti tarafından talep olunması halinde aşağıdaki belgeleri sağlayacaktır:

a) Hükümlünün, kendi Devlet vatandaşı olduğunu belli eden bir belge veya bildirim,

b) Hüküm Devletinde verilen mahkumiyete esas olan fiil ve ihmallerin yerine getiren Devlette kendi kanununa göre suç teşkil ettiğine veya kendi ülkesinde işlenmesi halinde suç teşkil edeceğine dair yerine getiren Devletin ilgili Kanununun örneği

c) 9. maddenin (2) fıkrasında sözü edilen bilgiyi içeren bir açıklama. 

2) Nakil isteminde bulunulmuş ise ve iki Devletten biri daha önce nakle rıza göstermeyeceğini belirtmiş olmadıkça, hüküm Devleti aşağıdaki belgeleri yerine getiren Devlete sağlayacaktır:

a) Yargı kararının onaylanmış bir örneği ve hükmün dayandığı Kanun:

b) Geçici tutuklama ve ceza indirilmesi de dahil olmak üzere mahkumiyetin ne kadarının infaz edildiğini gösteren ve mahkumiyetin yerine getirilmesiyle ilgili diğer unsurları içeren bir açıklama; 

c) 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasının (d) bendinden belirtildiği şekilde, nakle rıza gösterildiğine dair bir beyan ve

d) Gerekli olduğu takdirde, hükümlü hakkındaki tıbbi veya sosyal raporlar, hüküm Devletindeki tedavisi hakkında bilgi ve yerine getiren Devlette tedavisinin devamı için tavsiyeler.

4) Her iki Devlet, nakil isteminde bulunmadan veya nakle rıza gösterip göstermeyeceğine dair karar almadan önce yukarıda 1 inci ve 2 inci fıkralarda belirtilen belge veya bildirimlerden herhangi birinin sağlanmasını isteyebilir.

MADDE 7 – Rıza ve Rızanın Doğruluğunun Saptanması

1) Hüküm Devleti, 3 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca, nakil için rıza vermesi gerekli kişinin bunu isteğiyle ve hukuki sonuçlarını tümüyle bilerek yapmasını temin edecektir. Bu rızanın verilmesine ilişkin usul hüküm Devletinin kanunlarına tabi olacaktır.

2) Hüküm Devleti, yerine getiren Devlete bir konsolos veya yerine getiren Devletle mutabık kalınacak başka bir görevli vasıtasıyla, rızanın yukarıda 1 inci fıkrada öngörülen şartlarda verildiğini doğrulama imkanını sağlayacaktır.

MADDE 8 – Naklin, Hüküm Devleti Bakımından Etkileri

1) Hükümlünün, yerine getiren Devlet mercilerince teslim alınması, hüküm Devletinde mahkumiyetinin infazının talik edilmesi sonucunu doğuracaktır.

2) Yerine getiren Devlet mahkumiyetin infazının tamamlandığı görüşüne varmış ise, hüküm Devleti bundan böyle hükmü infaz edemez.

MADDE 9 – Naklin, Yerine Getiren Devlet İçin Etkileri

1) Yerine getiren Devlet yetkili mercileri: 

a) 10 uncu maddede öngörülen şartlar içinde, derhal veya bir mahkeme veya idari kararla mahkumiyetin infazına devam edecek; veya 

b) Adli veya idari bir kararla, hüküm Devletinde verilen müeyyideyi 11 inci maddede öngörülen şartlar çerçevesinde aynı suç dolayısıyla yerine getiren Devlet kanunlarında öngörülen bir müeyyide ile ikame etmek suretiyle, mahkumiyet kararını o Devletin kararına dönüştürecektir.

2) Yerine getiren Devlet, talep edilmesi halinde, hükümlünün nakledilmesinden önce bu usullerden hangisini takip edeceğini hüküm Devletine bildirecektir.

3) Mahkumiyetin infazı, yerine getiren Devlet Kanununa göre yapılacak ve yalnızca bu Devlet tüm gerekli kararların alınmasında yetkili olacaktır.

4) Kendi milli mevzuatına göre bir başka Akit Devletin topraklarında işlenen suç dolayısıyla akli durumu nedeniyle cezai yönden sorumlu görülmeyen kişilere uygulanacak önlemleri 1 inci fıkrada öngörülen usullerden biriyle infaz edemeyecek olan ve bu gibi kişileri tedavileri için kabule hazır olan her Akit Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirim ile bu durumlarda izleyeceği usulleri belirtebilir.

MADDE 10 – İnfazın Devamı

1) İnfazın devamı halinde, yerine getiren Devlet, hüküm Devleti tarafından belirlenen şekilde hükmün hukuki niteliği ve süresi ile bağlı olacaktır.

2) Bununla birlikte bu mahkumiyet niteliği veya süresi itibariyle yerine getiren Devlet Kanunu ile bağdaşmıyor ise, veya bu Devletin Kanunu gerektiriyor ise bu Devlet bir mahkeme veya idari merci kararıyla müeyyideyi aynı nitelikteki bir suç için kendi kanunu tarafından öngörülen bir ceza veya önleme dönüştürebilir. Cezalandırma veya önlem, mümkün olduğu kadar niteliği itibariyle yerine getirilecek mahkumiyete uygun olacaktır. Tayin olunacak ceza veya tedbir, niteliği ve süresi itibariyle, hüküm Devletinde verilen müeyyideden ağır olmayacağı gibi yerine getiren devlet Kanununda öngörülen azami miktarı da aşmayacaktır.

MADDE 11 – Mahkumiyetin Değiştirilmesi

1) Mahkumiyetin değiştirilmesi halinde, yerine getiren Devlet Kanununda öngörülen usuller uygulanacaktır. Yetkili merci hükmü değişirken;

a) Hüküm Devletinde verilen yargı açıkça veya zımnen yer aldığı takdirde olaylarla ilgili tespitlerle bağlı olacaktır;
b) Hürriyeti bağlayıcı müeyyideyi para müeyyidesine çeviremeyecektir.
c) Hükümlü tarafından çekilen hürriyeti bağlayıcı sürenin tamamını mahsup edecektir.
d) Hükümlünün cezalandırma durumunu ağırlaştırmayacak ve yerine getiren Devlet Kanununun işlenen suç veya suçlar için öngörebileceği herhangi bir asgari miktarla bağlı olmayacaktır.

2) Mahkumiyetin değiştirilmesi işlemi, hükümlünün naklinden sonra yapılmış ise yerine getiren Devlet bu şahsı işlemler sonuçlanıncaya kadar nezarette bulunduracak veya yerine getiren Devlette bulunmasını sağlayacak önlemler alacaktır.

MADDE 12 – Özel Af, Genel Af, Cezanın Tahfifi

Her Devlet kendi Anayasası veya diğer Kanunlarına uygun olarak genel ve özel af çıkarabilir veya hükmedilen cezayı tahfif edebilir.

MADDE 13 – Yargının Yeniden Tetkiki

Yalnızca hüküm Devleti yargının yeniden tetkiki için yapılacak herhangi bir başvuru hakkında karar verme yetkisine sahip olacaktır.

MADDE 14 – İnfazın Sona Erdirilmesi

Yerine getiren Devlet, hüküm Devleti tarafından mahkumiyet kararının uygulanır olmadığı sonucunu doğurabilecek herhangi bir karar veya tedbir bildirir bildirmez, mahkumiyetin infazını sona erdirecektir.

MADDE 15 – İnfaz Hakkında Bilgi

Yerine getiren Devlet aşağıdaki hallerde mahkumiyetin infazı ile ilgili olarak hukuk Devletine bilgi sağlayacaktır.

a) İnfaz işlemini tamamlandığı sonucuna vardığı takdirde:
b) İnfaz işleminin tamamlanmasından önce hükümlü nezaretten kaçmış ise; veya
c) Hüküm Devleti özel bir rapor talep etmiş ise.

MADDE 16 – Transit

1) Akit bir Devlet bir hükümlünün kendi ülkesine veya kendi ülkesinden nakli konusunda diğer bir Akit Devlet veya bir üçüncü Devlette anlaşmaya varmış bulunan bir Akit Devletin transit talebine, kendi kanununa uygun olarak izin verecektir.

2) Akit bir Devlet aşağıdaki hallerde transit talebini reddedebilir:

a) Hükümlü kendi vatandaşı ise veya
b) Mahkumiyete neden olan suç, kendi Kanununa göre suç teşkil etmiyorsa.

3) Transit talepleri ve cevapları 5. maddenin (2) ve (3) fıkralarındaki hükümlerde belirtilen yollardan iletilecektir.

4) Taraflardan biri üçüncü bir Devletin ülkesine veya ülkesinde yapılacak bir nakil için bir başka Taraf Devletle anlaşmaya varması halinde, bu Devletin hükümlünün kendi ülkesinden transit geçmesi talebine izin verebilecektir.

5) Transite müsaade etmesi istenilen Taraf Devlet yalnızca ülkesinden transit için gerekli hüküm zarfında hükümlü şahsı nezarette tutabilir.

6) Transite müsaade etmesi talep edilen Devletin hükümlünün hüküm Devleti ülkesinden hareketinden önceki fiiller veya hükmedilen mahkumiyetler için transit Devlet ülkesinde takibata uğramayacağı veya önceki fıkradaki istisna dışında nezarete alınmayacağı veya herhangi bir şekilde kişisel hürriyetinin kısıtlanmayacağı hususunda teminat vermesi istenilebilir.

7) Transit geçiş Akit bir Devlet ülkesi üzerinden hava yolu ile yapılırsa ve o ülkeye iniş öngörülmemişse, transit talebinde bulunulmasına gerek yoktur. Bununla birlikte her Devlet imza veya onaylama, kabul, tasvip veya katılma belgesinin verilmesi sırasında Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılacak bir bildirim ile kendi ülkesi üzerinden yapılacak her transit geçişin bildirilmesini isteyebilir.

MADDE 17 – Kullanılacak Dil ve Masraflar

1) 4 üncü maddenin 1 ilâ 4 üncü fıkralarında öngörülen bilgiler gönderilen Akit Devletin dili veya Avrupa Konseyi resmi dillerinden biriyle verilecektir.

2) Aşağıdaki 3 üncü fıkranın hükümleri saklı kalmak kaydıyla, nakil taleplerinin veya buna mesnet olan belgelerin tercümesi istenilmeyecektir.

3) Her Devlet, imza esnasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgelerini tevdi ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılacak bir bildirim ile, nakil istemleri veya buna mesnet olan belgelere, kendi lisanına veya Avrupa Konseyi resmi dillerinden birine veya bu dillerden belirteceği bir dile yapılmış tercümesinin eklenmesini isteyebilir. Bu münasebetle Avrupa Konseyinin resmi dili veya dillerinden başka herhangi bir dildeki çevirileri kabule hazır olduğunu bildirebilir.

4) 6 ıncı maddenin 1 inci fıkrasının (a) bendinde öngörülen istisna dışında bu sözleşme uyarınca iletilen belgeler onaylanmayacaktır.

5) Bu Sözleşme uygulanırken doğan masraflar münhasıran hüküm Devleti ülkesinde doğan masraflar dışında, yerine getiren Devlet tarafından karşılanacaktır.

MADDE 18 – İmza ve Yürürlüğe Girme

1) Bu Sözleşme Avrupa Konseyine üye Devletin ve hazırlanmasına katılan Avrupa Konseyine üye olmayan Devletin imzasına açıktır. Sözleşme, onay, kabul veya tasvibe tabi tutulacaktır. Onay, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi olunacaktır.

2) Bu Sözleşme, Avrupa Konseyine üye olan 3 Devletin 1 inci fıkra hükümlerine uygun olarak, Sözleşme ile bağlı olduklarına dair mutabakatlarını bildirdikleri tarihten başlayarak üç aylık bir sürenin dolmasını isteyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

3) Sonradan Sözleşme ile bağlı olduğuna dair mutabakatını beyan eden herhangi bir devlet ile ilgili olarak, Sözleşme, onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden sonra ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

MADDE 19 – Avrupa Konseyine Üye Olmayan Devletlerin Katılması

1) İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Akit Taraflarla istişarede bulunduktan sonra, Avrupa Konseyine üye olmayan ve 18 (1) maddede belirtilmeyen herhangi bir Devleti, Avrupa Konseyi Statüsünün 20/1 fıkrasında da öngörüldüğü üzere çoğunluk kararıyla ve Komitede bulunmayan yetkili Akit Devletlerin temsilcilerinin oy birliği ile, bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

2) Sözleşme katılan her Devlet için katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdii tarihinden sonra üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girecektir.

MADDE 20 – Ülke Yönünden Uygulama

1) Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul veya katılma belgesini tevdi ederken, bu Sözleşmenin uygulanacağı toprağı veya toprakları belirtebilecektir.

2) Her Devlet, daha sonra her zaman Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir bildirim ile, bu Sözleşmenin uygulanmasını bu bildirimde belirtilen herhangi bir başka toprağa teşmil edebilir. Sözleşme, bu toprak için bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihten sonra üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

3) Yukarıdaki iki fıkra uyarınca yapılmış herhangi bir bildirimde, belirtilen her toprak için, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir bildirim ile geri alınabilir. Geri alma, bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihten sonra üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü geçerli olacaktır.

MADDE 21 – Zaman Bakamından Uygulama

Bu Sözleşme, yürürlüğe girmesinden önce, veya sonra verilmiş hükümlerin yerine getirilmesinde uygulanacaktır.

MADDE 22 – Diğer Anlaşma ve Sözleşmelerle İlişki

1) İşbu Sözleşme, yüzleştirme veya tanıklık amacıyla nezarette bulunan kişilerin naklini öngören suçluların geri verilmesi ile ceza işlerinde uluslararası işbirliğine ilişkin diğer sözleşmelerden doğan hakları ve yükümlülükleri etkilemeyecektir.

2) İki veya daha fazla Akit Devlet, hükümlülerin nakledilmesi konusunda anlaşma veya sözleşme yapmışlar veya bu alandaki ilişkilerini başka şekilde düzenlemişlerse veya gelecekte bu şekilde düzenleyeceklerse, işbu Sözleşme yerine bu anlaşma veya antlaşmayı uygulamaya veya ilişkilerini buna uygun olarak düzenlemeye yetkili olacaklardır. 

3) İşbu Sözleşme; Ceza Yargılarının Uluslararası Değeri Avrupa Sözleşmesine taraf olan Devletlerin, bu Sözleşmede yer alan kuralların uygulanmasını kolaylaştırmak veya hükümlerini tamamlamak için, o Sözleşme ile ilgili konularda birbirleriyle ikili veya çok taraflı anlaşma yapma haklarına halel getirmez.

4) Nakil istemi, hem bu Sözleşmenin hem de Ceza Yargılarının Uluslararası Değeri Avrupa Sözleşmesi veya hükümlülerin nakli hakkında bir başka anlaşma ve antlaşmanın kapsamına giriyor ise, nakil talebinde bulunan Devlet; talepte bulunurken bu anlaşmalardan hangisine dayanıldığını belirtecektir.

MADDE 23 – Dostça Çözüm

Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi işbu Sözleşmenin uygulanmasını izleyecek ve uygulamadan doğabilecek herhangi bir sorunun dostça çözümlenmesini kolaylaştırmak için gereken katkıyı sağlayacaktır.

MADDE 24 – Feshin Bildirilmesi

1) Her Akit Taraf, her zaman, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirim ile bu Sözleşmeyi feshedebilecektir.

2) Fesih bildirimi, bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihten sonraki üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü hüküm ifade edecektir.

3) Bununla birlikte, işbu Sözleşme böyle bir bildirimin alındığı tarihten önce Sözleşme hükümleri uyarınca nakledilmiş bulunan hükümlülerin mahkumiyetlerinin yerine getirilmesi için uygulanmaya devam edecektir.

MADDE 25 – Bildirimler

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyine üye Devletlere, bu Sözleşmenin hazırlanmasına katkıda bulunan üye olmayan Devletlere ve bu Sözleşmeye katılan her Devlete aşağıdaki hususları bildirecektir:

a) Bütün imzaları;
b) Bütün onaylama, kabul, tasvip veya katılma belgeleri tevdilerini;
c) 18 inci maddenin 2 ve 3 üncü fıkraları, 19 uncu maddenin 2 inci fıkrası ve 20 inci maddenin 2 ve 3 üncü fıkraları uyarınca bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihlerini;
d) Bu Sözleşme ile ilgili olarak yapılan bütün işlemleri, beyanları, bildirim ve bildirileri.

Yukarıdaki hükümlerin kanıtı olmak üzere, usulüne uygun olarak yetkili kılınan aşağıdaki imzası bulunan temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

21 Mart 1983 tarihinde Strasbourg’da, İngilizce ve Fransızca olarak ve iki metin aynı derecede geçerli sayılmak üzere, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyine üye Devletlere ve bu Sözleşmenin hazırlanmasında katkıda bulunan üye olmayan Devletlere ve bu Sözleşmeye katılmaya davet edilen her Devlete Sözleşmenin onaylanmış örneklerini iletecektir.

Hukuk ve Sanat / Kitap

0
Hukuk ve Sanat- Kitap

Hukuk ve Sanat, isimli eser 2016 yılı şubat ayında Prof. Dr. Yener Ünver ve Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut editörlüğünde Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu, Prof. Dr. Ercan Akyiğit ve Dr. Kadir Baş’n katkıları ile hazırlanmış ve okuyucuya sunulmuştur.

Eser, yeni baskıları ile genişlemiş, kitap editörlerinin istikrarlı çalışmaları ile her yeni baskıda genişletilmiştir. Hukuk ve Sanat’ın 5. baskısı önceki baskılarında olduğu gibi 2019 yılında da Seçkin Yayınları tarafından basılmış, ilk baskıda 171 sayfa olan kitap 5. baskıda 748 sayfa olarak okuyucunun karşısına çıkmıştır.  Kitap, içerik olarak on yedi bölümden oluşmaktadır. Önceki dört baskıya yazılan önsözler de kitapta yer almaktadır.

Hukuk ve Sanat 3. Baskısı
Hukuk ve Sanat  İsimli Eserin Konu Başlıkları ve İncelenen Konular
Karşılaştırmalı Hukuk bakımından Türk Hukuku
Kitabın ilk bölümünde; Prof. Dr. Dr. h.c. Yener ÜNVER, Ar. Gör. Göktürk ÖCAL, Ar. Gör. Şölen ÇAKIROĞLU, Didem COŞKUN, İpek ŞAHİNKAYA, Sinan UYSAL, Sinan UYSAL ve Mert TANRIVERDİ’nin yazı ve makaleleri yer almaktadır.
Sanat Özgürlüğü
Kitabın önceki baskılarında olduğu gibi Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu; Sanat Özgürlüğünün Koruma Alanı, Sanat Özgürlüğünün Sınırları, Devletin Tarafsızlığı İlkesi, Sanat Özgürlüğüne Müdahale Örnekleri ile sanat özgürlüğünün Yasama Organı, Yürütme Organı ve Yargı Organı ile ilişkilerini incelemiştir.
“Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu lisans derecesini 1990 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden, yüksek lisans derecesini 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümünden aldıktan sonra, doktora derecesini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümünden 1998 yılında almıştır. Doktoradan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyesi olarak görevine devam etmiş; 2005 yılında doçent, 2010 yılında ise profesör unvanını almıştır. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, 2001-2003 yıllarında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, 2003-2009 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, 2009-2011 yılları arasında ise Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde anayasa hukuku alanında lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri vermiştir. Kanadoğlu’nun anayasa hukuku alanındaki çalışmaları özellikle özgürlükler hukuku, anayasa yargısı ve siyasi partiler hukuku konularında yoğunlaşmaktadır. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinde anayasa hukuku dersleri vermektedir.”
Sanatçıların İş ve Sosyal Güvenlik Hukukundaki Konumu
Prof. Dr. Ercan Akyiğit; Sanat ve Sanatçı Kavramlarını İş Hukuku bakımından değerlendirmiştir. Sanat ve Sanatçı Kavramları, Genel Olarak Sanatçıların Çalışma İlişkileri, İş Hukuku Bakımından Sanatçıların Hukuki Durumu, Bireysel İş Hukuku Bakımından Sanatçıların Durumu, Bireysel İş İlişkisine Hangi İş Yasasının Uygulanacağı,  İş Sözleşmesi ve Yapılması Bakımından Sanatçıların Hukuki Durumu, İş Bulma /Sanatçı Bulma Faaliyeti Bakımından Hukuki Durum, İş Sözleşmesinin Yapılması ve Türleri, Ehliyet ve Çalışma Yaşı, İş Sözleşmesinin Türleri, İş İlişkisinin Hükümleri ve Sona Ermesi ile Sonuçları Bakımından  Sanatçıların Durumu, Sanatçının Çalışırken Yaptığı Sanat Buluşları, Toplu İş Hukuku, Sanatçıların Sosyal Güvenliği, Genel Olarak Sosyal Güvenlik İhtiyacı, Ülkemizde Resmi Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sosyal Güvenlik, Sanatçıların Sosyal Güvenliği ve ilgili konuları geniş bir bölümde Prof. Akyiğit incelemiştir.
Müzik Eserlerinde ve İcrasında Cayma Hakkı
Ticaret Hukuku alanında çalışmalar bulunan Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu; Müzik Eserleri Üzerindeki Haklar ve İcracı Sanatçıların Hakları, Müzik Eserleri, İnternet ve Müzik Eserleri, Müzik Eserleri Üzerindeki Haklar ve Türleri, Manevi Haklar, Eseri Kamuya Sunma Hakkı, Eser Sahibinin Adını Belirtme Hakkı, Eserde Değişiklik Yapılmasını Yasaklama Hakkı, Mali Haklar, İşleme Hakkı, Çoğaltma Hakkı, Yayma Hakkı, Temsil Hakkı, Umuma İletim Hakkı, İcracı Sanatçıların Hakları, İcracı Sanatçılar, İcracı Sanatçının Hakları, İcracı Sanatçıların Manevi Hakları, İcracı Sanatçının Mali Hakları, Eser ve İcralar Üzerindeki Hakların Devri, Mali Haklar Üzerinde Yapılan Devir Sözleşmelerinin Niteliği, Devir Sözleşmelerinde Yazılı Şekil Şartları, Devir Süresin Dolması ve Eser/İcranın Hak Sahibine Geri Dönmesi, Cayma, Cayma Hakkının Amaç ve Kapsamı, Caymanın Hakkının Kullanılma Şartları, Mali Bir Hak veya Kullanma Hakkının Hiç ya da Gereği Gibi Kullanılmaması, Eser Sahibi ve İcracı Sanatçının Menfaatinin Esaslı İhlali, Mehil Verilmesi, Noterden İhbar Gönderilmesi ve Caymanın Tamamlanması, Caymaya İtiraz , Cayma Hakkını Kullanmanın Sonuçları, Cayma Hakkını Kullanabilecek Kişiler, Caymadan Vazgeçme ve Sınırlama konu başlıkları ile müzik, sanat ve hukuk arasındaki bağı incelemiştir.
Sınai Mülkiyet Kanunu Hükümleri Çerçevesinde Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescili
Dr. Öğr. Üyesi Işık Özer;  Moda Tasarımı Kavramı ve Tasarım Hukuku, Genel Olarak Tasarım ve Moda Tasarımı Kavramları, Moda Tasarımlarının Tasarım Olarak Korunması, Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescili Sorunu, Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescil Edilmeye Uygunluğu, Moda Tasarımlarının Marka Korumasından Yararlanabilmesi (Kümülatif Koruma İlkesi), Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescili Şartları, Ayırt Etme Unsuru, Açık ve Kesin Olarak Sicilde Gösterilebilme Unsuru, Sınai Mülkiyet Kanunu Kapsamında Moda Tasarımları, Renk ve Renk Kombinasyonları, Renk ve Renk Kombinasyonlarının Marka Olarak Tescili, Marka Olarak Tescil Edilmiş Örnek Renk ve Renk Kombinasyonları, İki ve Üç Boyutlu Şekiller, İki ve Üç Boyutlu Şekillerin Marka Olarak Tescili, Marka Olarak Tescil Edilmiş Örnek İki ve Üç Boyutlu Şekiller, Mutlak ve Nispi Tescil Engelleri, Moda Tasarımları Açısından Mutlak Tescil Engelleri ve Moda Tasarımları Açısından Nispi Tescil Engelleri konuları çerçevesindeki bölümü yazmıştır.
Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku Kapsamında Resim ve Heykeller Üzerinde Eser Sahipliği ve Bu Eserlerden Doğan Hakların Kapsamı
Dr. Öğr. Üyesi Kadir Baş; Resim ve Heykellerin Eser Niteliği, Fikri Bir Çabanın Ürünü Olma,  Bir Forma Bürünme, Hususiyet, Resim ve Heykeller Üzerinde Hak Sahipliği, Eserden Doğan Haklar, Manevi Haklar, Kamuya Sunma ve Eser Üzerinde Adının Belirtilmesini İsteme Hakkı, Eserin Değiştirilmesini ve Yok Edilmesini Önleme Hakkı, Eserin Aslına Ulaşma ve Sergileme Hakkı, Mali Haklar, İşleme Hakkı, Çoğaltma Hakkı, Temsil Hakkı, Pay ve Takip (Yeniden Satış) Hakkı, Cayma Hakkı, Eser Sahibinin Haklarının Sınırları, Kamu Düzenine İlişkin Sınırlamalar, Eğitim ve Öğretim Amacıyla Sınırlamalar, Bilim Amaçlı Kullanım Serbestisi, Haber Amaçlı Kullanım Serbestisi, Şahsi Amaçlı Kullanım, Kopya ve Sergileme Serbestisi ve Sonuç bölümünden oluşan bölümü yazmıştır.
Moda Tasarımlarının Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarım Hükümlerine Göre Tescili
Dr. Öğr. Üyesi Sami Kocabıyık; Moda Tasarımlarının Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarım Hükümlerine Göre Tescili başlığı altnda; Moda Tasarımları, Moda Tasarımlarının Unsurları, Değişim, Yenilik, Pazarlama, Moda Tasarımlarının Sınai Mülkiyet Kanunu’na Göre Tescil Şartları, Ayırtedicilik, Moda Tasarımlarının Tescil Aşamaları, Başvuru, İnceleme ve Tescil, Tescil Aşamasında Moda Tasarımlarının Yayımının Ertelenmesi, İtiraz ve İnceleme, Koruma Süresini kitabın kendisine ait bölümünde irdelemiştir.
Patent Lisans Sözleşmeleri
Dr. Öğr. Üyesi Deniz Topçu, Patent Lisans Sözleşmeleri başlıklı bölümde; Patent Hakkı ve Sözleşme Dışı Lisans, Patent Lisans Sözleşmesinin Tanımı, Türleri ve Kurulması, Patent Lisans Sözleşmesinin Unsurları, Patent Lisans Sözleşmesinin Tarafları, Patent Lisans Sözleşmelerinin Geçerliliği, Patent Lisans Sözleşmesinin Hükümleri, Lisans Verenin Borçları, Yararlanmayı Sağlama, Yararlanmanın Sözleşme Süresince Devamını Sağlama, Lisans Verenin Ayıba Karşı Tekeffül ve Garanti Yükümlülüğü, Lisans Hakkı Üzerindeki Tasarruf Kısıtlamalarına Uyma, Lisans Alanın Borçları, Lisans Bedelini (Royalty) Ödeme, Lisans Konusunu Sözleşmeye Uygun Kullanma, Bedelin Nisbi Olarak Belirlendiği Lisans Sözleşmelerinde Hesap Verme, Tarafların Borca Aykırı Davranışlarının Sonuçları ve Patent Lisans Sözleşmesinin Sona Ermesi konularını incelemiştir.
5846 Sayılı Kanun Kapsamında Fotoğrafik Ürünlerin Eser Vasfına İlişkin Bir Değerlendirme
Doç. Dr. Sinan Bayındır; Mukayeseli Hukukta Fotoğrafik Eser Kavramı; 5846 Sayılı Kanun’da Eser Kavramı, Eserin Tanımı, Hususiyet Şartı (Objektif Şart), Eser Kategorilerinden Birine Dahil Olma Şartı (Objektif Şart), Eser Sahipliği, Fotoğrafik Ürünlerin FSEK’te Düzenlenişi, Fotoğraf Ürününün Eser Niteliği ve Eser Sahipliği, Fotoğraf Kavramı, Benzer Kavramlarından Farkı, Fotoğraflar Açısından Eser Sahipliği, Eser Niteliğindeki Fotoğrafların Korunması, İlim ve Edebiyat Eseri Mahiyetindeki Fotoğraflar, Güzel Sanat Eseri Mahiyetindeki Fotoğraflar, İşlenme Eser Olarak Fotoğrafik Ürünler, Eser Niteliğine Bakılmaksızın Fotoğrafların Korunması, Kişilik Hakları Çerçevesinde Koruma ve Haksız Rekabet Hükümleri Çerçevesinde Koruma başlıkları altında kitabın ilgili bölümünü yazmıştır.
FSEK Kapsamındaki Meslek Birliklerinin Hukuki Statüsü Üzerine Bir İnceleme
Arş. Gör. Muhammed Kiomers Ganbari; Meslek Birlikleri ve Mevzuattaki Düzenleme Şekli, Meslek Birlikleri ve İşlevi, Türkiye’deki Tarihi Gelişim, Mevzuattaki Düzenleme Şekli, Uyuşmazlık Mahkemesi Kararı, Meslek Birliklerinin Hukuki Statüsünün Değerlendirilmesi ve değerlendirmelerden oluşan bölümü yazmıştır.
Sanat Eseri Olan Fotoğraflar Üzerindeki Haklar
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı M. Sıddık Çinko; Fotoğraf ve Hukuk Düzeni, Hukuksal Açıdan Fotoğrafın Sanat Eseri Olması İçin Koşullar, Sanat Eseri Olan Fotoğraflar Üzerindeki Haklar, Manevi Haklar, Umuma Arz Etme Hakkı, Adın Belirtilmesi Hakkı, Fotoğraf Bütünlüğünün Korunmasını İsteme Hakkı, Fotoğraf ile İlişkisinin Kesilmemesi (Eserin Aslına Ulaşma) Hakkı, Fotoğraftan Zarar Görmeme (Fotoğrafçının Kişilik Haklarının Korunmasını İsteme) Hakkı, Mali Haklar, İşleme Hakkı, Çoğaltma Hakkı, Yayma Hakkı, Temsil Hakkı, Kitle İletişim Araçlarıyla Umuma İletim Hakkı ve Eserden Maddi Menfaat Sağlamaya Devam Etme (Bedellerinden Pay Verilmesi) Hakkı başlıkları ile Sanat Eseri Olan Fotoğraflar Üzerindeki Haklar konusunu incelemiştir.
Sanat / 1960 – 70’li Yıllarda SSCB Sanatında Nonkomformist Hareketler
Doç. Dr. Terlan Mehdiyeva Azizzade; kitabın “1960–70’li Yıllarda SSCB Sanatında Nonkomformist Hareketler” başlığı ile yazdığı bölümünü; öncelikle “Yoğun Gelişim: 1950”, “Yumuşama Yılları”, “60’lar ve Non–Komformist Sanatçılar”, “Yeni Realizm”, “Manej 1962”, “Azerbaycan’da 1960 Kuşağı”, “Settar Behlülzade”, “Beni 20 Yıl Sonra Anlayacaklar”, “Abşeron Mektebi”, “Cavadov Kardeşler”, “Dünyada Bir Mircavad Vardı…”, “Cezanne Hayranlığından Gobuston Hayranlığına Geçiş”, “Cengiz Aytmatov’un Yardımseverliği”, “Gecikmiş İtiraf”, “Mircavadov’un Dünyası”, “Büyük Güce, Büyük Nefese Malik Ressam”, “Görkemli Fırça Ustasının Ölümünün Üzerinden 17 Yıl Geçti”, “Rüzgar Beni Götürüyor”, “Tofig Cavadov (1925–1963)”, “Abşeron Mektebi’nin Oluşumunda Tofig Cavadov’un Katkıları”, “Neorealizm”, “Rüzgâr Beni Götürüyor”, Cavadov’un Abşeron’u”, “İşçi Portreleri”, “Otoportreler”, “Natürmortlar” ve “Rüzgâra Karşı Duran Yiğide Son Ağıt” alt başlıkları ile kitaba tarihsel bağlamda çok yönlü bir katkı sunmuştur.
Kültür Merkezleri Yasa, Yönetmelik ve Uygulamalar
Doç.Dr. Murat Şahin, kitaptaki bölümünde; Kültür Merkezi Kültürü, Kültür Merkezlerinin Yasal ve Kavramsal Çerçevesi ve İstanbul ve Kültür Merkezlerini incelemiştir.
Hukuk ve Sinema
Öğr. Gör. Meriç Renkver; Hukukun Sanata Yansıması, Hukukun Edebiyata Yansıması, Hukuk ve Sinema İlişkisi, İlk Örnekler, Toplumsal Arka Plan, Tür Sineması Kavramı, Hukuk Filmi, Mahkeme Filmi, Örnekler, Sinema ve Sansür, Sinemamızda Hukuk ve Mahkeme, Hukuk–Sinema İlişkisinin Boyutları ve Hukuk Filmlerinin İşlevi konu başlıkları ile sinema ile hukuk arasındaki ilişkileri incelemiştir.
Fikri Bir Hak Olarak Yaratıcı Üretimin Korunması Tekstil Tasarımı ve Telif Sorunu
Öğr. Gör. Aylin Akarvardar; Fikri Bir Hak Olarak Yaratıcı Üretimin Korunması Tekstil Tasarımı ve Telif Sorunu başlıklı makalesi ile kitaba katkıda bulunmuştur.
Dijital Çağda Mimari Tasarıma İlişkin Fikri Hakların Korunması
Dr. Öğr. Üyesi Sevil Yazıcı; Mimari Tasarım Kavramı ve Süreci, Mimari Tasarımda Fikri Haklar: Mimari Proje ve Mimarlık Eseri ve Teknolojinin Mimari Tasarım Sürecine Etkileri konularını incelemiştir.

Kitabın Tanıtım Bülteni ve Önsöz

“Hukuk ve Sanat birbirinde ayrı gibi görünse de aslında iç içe geçmiş iki bilimdir. İnsanı insan yapan, onurlu yaşamasını sağlayan haklar, ancak manevi varlığını geliştirmesine katkı sunan sanatla anlam kazanabilir. Dolayısıyla Sanat, Hukukun gerçekliğine, manevi dünyayı geliştirip anlamlandırarak katkı sunar. Bu durum hukuk ve sanatın; temel insan ihtiyaçlarından olduğunu ortaya koymaktadır.

Temel ihtiyacın karşılanabilmesi ve birey olarak insanın kendisini özgürce geliştirmesi ve güven içinde yaşaması içinse, siyasal gücün, hukuku ve sanatı teşvik etmesi, desteklemesi ve özgürlük alanını anlamını yitirtecek biçimde daraltmaması gerekmektedir.

Kurullar bütünü olarak hayatımızın her alanını düzenleyen Hukuk, sanat alanını da hak ve özgürlük bağlamında düzenlemektedir. Bunun nedeni, sanatın bireysel meslek olma niteliği dışında, çalışma biçim, araç ve yöntemlerinin evrensel olması, yaratılan eserin yaratıcısı dışında topluma mal olması ve bu anlamda evrensel anlam taşıyarak insanlığa hitap etmesidir. Hal böyle olunca yaratıcının özgür olması gerekmekle birlikte, geleceğe aktarılacak ve günümüzde gerçekleştirilen eserin ortaya çıkma aşamasında ve sonrasında fikri ve telif hakları yanında, mali hakların, çalışma koşullarının belirlenmesi, kurallar manzumesinin oluşturulması gereklidir. Bu durum hem eser sahibi ve hem de eser için önemlidir.

Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut

Bu kitap, bu bağlamda hem teorik konuların ve hem de uygulama içinde yer alan aktörlerin hukuksal sorun, mevzuat ve güvencelerine değinmekte, hukuki açıdan konuyu açıklamaktadır. Hukuk ve sanat ayrı görünen konuların birbiri ile nasıl iç içe olduklarını bilimsel olarak ele almaktadır. Gerek kanuni düzlemde Anayasa, FSEK, TMK, TBK, İK, SGK gibi ulusal mevzuatın yanında uluslararası düzenlemelere de değinilen bu Kitapta aynı zamanda konu ile ilgili yargı kararlarına da yer verilmiştir. Öte yandan konu sadece kanuni düzlemde değil disiplinler arası bir yaklaşımla ele alınarak farklı alanlarda uzman kişilerin yazılarına da yer verilerek bakış açıları ortaya konulmaya çalışılmıştır. “

Prof. Dr. Yener Ünver 

Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme

0
Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme

Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme(Convention relating to the Status of Stateless Persons), Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOCUnited Nations Economic and Social Council) tarafından düzenlenmiş, New York’ta bulunan Birleşmiş Milletler Tam Yetkili Temsilciler Konferansında kabul edilmiş  ve 28 Eylül 1954 tarihinde imzalanmıştır.

2 Temmuz 1951 – Mültecilerin ve Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme Öncesi Konferanslarda bir kare, İsviçre temsilcisi Palais des Nations, Kanada temsilisi L.G. Chance ve Belçika temsilcisi A. Herment

Sözleşme, 06 Haziran 1960 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, 01.7.2014 tarihinde kabul edilen ve 10.07.2014 tarihinde resmi gazetede yürürlüğe giren “6549 Sayılı Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” ile sözleşmeye katılmıştır.

Ekonomik ve Sosyal Konsey, Birleşmiş Milletler’in ana organlarından biridir.
Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme

Başlangıç

Sözleşmenin Yüksek Tarafları;

Birleşmiş Milletler Antlaşması ve 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin insanların temel haklardan ve özgürlüklerden ayrımcılık yapılmaksızın yararlanacağı ilkesini beyan ettiğini göz önünde bulundurarak, Birleşmiş Milletler’in, çeşitli vesilelerle, vatansız kişilere ilişkin derin endişesini açıkça belirttiğini ve vatansız kişiler için bu temel hak ve özgürlüklerin olası en geniş uygulamasını güvence altına almaya çaba gösterdiğini göz önünde bulundurarak,

Sadece aynı anda mülteci olan vatansız kişilerin 28 Temmuz 1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme tarafından kapsandığını ve bu sözleşmenin kapsamadığı pek çok vatansız kişi olduğunu göz önünde bulundurarak,

Vatansız kişilerin statüsünü Uluslararası bir antlaşma ile düzenleme ve iyileştirmenin arzu edilir olduğunu göz önünde bulundurarak,

Aşağıdakiler üzerinde anlaşmışlardır:

BÖLÜM I: GENEL HÜKÜMLER
Madde 1
“Vatansız Kişi” teriminin tanımı

1. Bu Sözleşme’nin amaçları çerçevesinde “vatansız kişi” terimi, kendi yasalarının işleyişi içinde hiçbir Devlet tarafından vatandaş olarak sayılmayan bir kişi anlamına gelir.

2. Bu Sözleşme:

(i) Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği dışındaki Birleşmiş Milletler kurum ve kuruluşlarından korunma ya da yardım alan kişiler için, böyle bir korunma ya da yardım aldıkları sürece;

(ii) İkamet etmekte oldukları ülkenin yetkili mercilerince o ülkenin vatandaşı olmaya bağlı olan hak ve yükümlülüklere sahip olduğu tanınan kişiler için;

(iii)

(a) barışa karşı bir suç, bir savaş suçu, ya da insanlığa karşı bir suçu bu tip suçlarla ilgili koşullar yaratmak amacıyla hazırlanan uluslararası belgelerde tanımlandığı biçimiyle işlemiş oldukları;

(b) İkamet ettikleri ülkeye kabul edilmelerinden önce, o ülke dışında siyasi olmayan ciddi bir suç işlemiş oldukları;

(c) Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden dolayı suçlu sayılmış oldukları konusunda ciddi kuşkular bulunan kişiler için geçerli olmayacaktır.

Madde 2
Genel yükümlülükler

Her vatansız kişinin kendisini içinde bulduğu ülkeye karşı, özellikle o ülkenin yasalarına ve yönetmeliklerine ve aynı zamanda kamu düzeninin sürdürülmesi için alınan önlemlere uymasını gerektiren sorumlulukları vardır.

Madde 3
Ayrımcılık Yapılmaması

Sözleşmeci Devletler bu Sözleşme’nin hükümlerini, ırk, din ya da menşe ülkeye bağlı ayrımcılık yapmaksızın bütün vatansız kişilere uygularlar.

Madde 4
Din

Sözleşmeci Devletler, ülkelerindeki vatansız kişilere, ibadet ve çocuklarının dini eğitim özgürlüğü bakımından, en az kendi vatandaşlarına gösterdikleri muamele kadar iyi muamele gösterirler.

Madde 5

Bu Sözleşme’den ayrı olarak verilen haklar

Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, bir Sözleşmeci Devlet tarafından vatansız kişilere bu Sözleşme dışında verilen diğer hakları ve menfaatleri ihlal edecek biçimde yorumlanamaz.

Madde 6
“Aynı koşullarla” terimi

Bu Sözleşme’nin amaçları bakımından, “aynı koşullarla” terimi, ilgili kişinin, vatansız bir kişi olmadığı takdirde belirli bir hakkı kullanmak için yerine getirmesi gereken bütün koşulların (geçici ya da sürekli ikamet süresine ve koşullarına ilişkin olanlar da dahil olmak üzere), vatansız bir kişi tarafından doğası nedeniyle yerine getirilemeyecek olanlar dışında, kendisi tarafından yerine getirilmesini gerekli kılar.

Madde 7
Karşılıklılık koşulundan muafiyet

1. Bu Sözleşme’de yer alan daha elverişli hükümler saklı kalmak üzere, bir Sözleşmeci Devlet, genel olarak yabancılara gösterdiği muamelenin aynısını Vatansız kişilere gösterir.

2. Bütün Vatansız kişiler, üç yıllık ikamet süresinden sonra Sözleşmeci Devletlerin ülkesinde yasal karşılıklılık koşulundan muaf olurlar.

3. Her Sözleşmeci Devlet, bu Sözleşme söz konusu Devlet için yürürlüğe girdiği tarihte vatansız kişilerin sahip oldukları hakları ve menfaatleri, karşılıklılık koşulu olmaksızın, kendilerine tanımaya devam ederler.

4. Sözleşmeci Devletler, karşılıklılık koşulunun bulunmaması durumunda, vatansız kişilere 2. ve 3. Paragraflara göre yararlanabilecekleri hak ve menfaatlerin ötesinde hak ve menfaatler tanıma olanaklarını ve karşılıklılık koşulundan muafiyeti 2. ve 3. Paragraflarda belirtilen koşulları yerine getirmeyen vatansız kişileri kapsayacak şekilde genişletmek olanağını uygun bir biçimde değerlendirirler.

2. ve 3. paragrafların hükümleri gerek bu Sözleşme’nin 13, 18, 19, 21 ve 22. Maddelerinde belirtilen hak ve menfaatler için, gerekse bu Sözleşme’de yer almayan hak ve menfaatler için geçerlidir.

Madde 8
İstisnai muamelelerden muafiyet

Yabancı bir Devlet vatandaşlarının ya da eski vatandaşlarının şahısları, mülkiyetleri ya da menfaatlerine aykırı olarak alınabilecek istisnai muamelelerle ilgili olarak, Sözleşmeci Devletler, bu gibi muameleleri, vatansız bir kişiye sırf daha önce söz konusu yabancı Devletin vatandaşı olduğu gerekçesiyle uygulamayacaklardır. Bu maddede ifade edilen genel ilkeyi kendi yasamalarına uygun bir biçimde uygulayamayan Sözleşmeci Devletler, uygun koşullarda bu gibi vatansız kişiler lehine muafiyet tanırlar.

Madde 9
Geçici muameleler

Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü bir Sözleşmeci Devletin savaş zamanında ya da diğer vahim ve olağanüstü hallerde, belirli bir kişi söz konusu olduğunda, ulusal güvenliği için elzem saydığı geçici muameleleri bu
kişinin gerçekte vatansız bir kişi olduğu ve söz konusu muamelelerin ulusal güvenlik nedeniyle sürdürülmesi gerektiği saptanıncaya dek kabul edilmesine engel değildir.

Madde 10
İkametin devamı

1. Vatansız bir kişi İkinci Dünya Savaşı sırasında zorla yerinden edilerek Sözleşmeci Devletlerden birinin topraklarına götürülmüş olup burada ikamet etmekte ise, bu zorunlu kalış süresi bu ülkede yasal ikamet olarak sayılacaktır.

2. Vatansız bir kişi İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Sözleşmeci Devletin ülkesinden sürgün edilip bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinden önce sürekli ikamet amacı ile oraya dönmüş ise, sürgünden önceki ve sonraki ikamet dönemi, aralıksız ikametin zorunlu olduğu durumlarda, bir tek aralıksız ikamet sayılacaktır.

Madde 11
Vatansız denizciler

Her Sözleşmeci Devlet, bayrağını taşıyan bir geminin mürettebatı arasında düzenli bir biçimde hizmete alınmış Vatansız kişiler varsa, bu kişilerin ülkesinde yerleşmesine izin verme olanaklarını ve kendilerine
seyahat belgeleri vermeyi ya da geçici olarak ülkesine kabul etmeyi özellikle bir başka ülkeye yerleşmelerini kolaylaştırmak üzere olumlu bir yaklaşımla göz önünde bulundurur

BÖLÜM II: HUKUKSAL STATÜ
Madde 12
Kişisel statü

1. Vatansız bir kişinin kişisel statüsü daimi ikametgahının ait olduğu ülkenin kanununa, ikametgâhı yoksa oturduğu ülkenin kanununa göre düzenlenir.

2. Vatansız bir kişi tarafından daha önce elde edilen ve kişisel statüye ilişkin olan haklara, özellikle evliliğe bağlı haklara, her Sözleşmeci Devlet tarafından,eğer bu gerekliyse, söz konusu devletin yasalarının gösterdiği koşulları yerine getirmek kaydıyla, saygı gösterilir; ancak, söz konusu hakkın, kişi vatansız olmasaydı o devletin yasaları tarafından tanınacak haklar arasında bulunması gereklidir.

Madde 13
Menkul ve gayrimenkul mülkiyet

Sözleşmeci Devletler menkul ve gayrimenkullerin edinimi ve bununla ilişkili diğer haklar, menkul ve gayrimenkul mülkiyete ait kira ve diğer sözleşmeler bakımından vatansız kişilere mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak tanınanlardan daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.

Madde 14
Sanatsal haklar ve sınai mülkiyet

Sınai mülkiyetin, örneğin buluşlar, dizaynlar ya da modeller, ticari markalar ve ticari unvanların, ve edebi, sanatsal ve bilimsel çalışmalarla ilgili hakların korunması konusunda, vatansız bir kişi daimi ikametinin bulunduğu ülkede bu ülkenin vatandaşlarına tanınan korunmanın aynısından yararlanır.

Vatansız kişi, diğer Sözleşmeci Devletlerden herhangi birinin ülkesinde, bu ülkede olaşan ikametinin bulunduğu ülkenin vatandaşlarına tanınan korumanın aynısından yararlanır.

Madde 15
Dernek hakkı

Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, siyasi olmayan ve kazanç amacı taşımayan dernekler ile sendikalara ilişkin olarak, mümkün olduğunca elverişli ve her durumda, aynı koşullardaki yabancılara genel olarak tanınandan daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.

Madde 16
Mahkemelerde taraf olarak bulunma hakkı

1. Vatansız bir kişi bütün Sözleşmeci Devletlerin ülkelerinde hukuk mahkemelerine serbestçe başvuruda bulunabilir.

2. Vatansız bir kişi, daimi ikametinin bulunduğu Sözleşmeci Devlette, adli yardım ve cautio judicatum solvi den (teminat akçesinden) muafiyet dahil olmak üzere mahkemelere başvuruya ilişkin konularda bir vatandaşınki ile aynı muameleden yararlanır.

3. Vatansız bir kişi, 2. paragrafta sözü edilen konular hakkında, daimi ikametinin bulunduğu ülkeden başka ülkelerde daimi ikametinin bulunduğu ülke vatandaşlarına gösterilen muamelenin aynısından yararlanır.

BÖLÜM III: KAZANÇ GETİREN İSTİHDAM
Madde 17
Ücretli İstihdam

1. Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, ücretli bir işte çalışma hakkı bakımından mümkün olduğunca elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan muamele uygularlar.

2. Sözleşmeci Devletler, ücretli işlerde çalışmak bakımından bütün vatansız kişilerin, ve özellikle de ülkelerine bir işçi bulma programı ya da göçmen getirme planına göre girmiş olan vatansız kişilerin haklarını, kendi vatandaşlarına tanıdıkları haklara benzetmek konusuna olumlu yaklaşacaklardır.

Madde 18
Serbest Çalışma

Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak bulunan vatansız kişilere, tarım, sanayi, küçük sanatlar ve ticaret alanlarında kendi işyerlerini açmak ve ticari ve sınai şirketler kurmak konularında mümkün olduğu kadar elverişli, ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.

Madde 19
Yüksek tahsile dayalı serbest meslekler

Her Sözleşmeci Devlet, ülkesinde yasal olarak ikamet eden ve söz konusu Devletin yetkili makamlarınca tanınan diplomalara sahip olup, yüksek tahsile dayalı serbest bir mesleği icra etmek isteyen vatansız kişilere mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.

BÖLÜM IV: SOSYAL DURUM
Madde 20
Vesika ile dağıtım

Bütün nüfusun tabi olduğu ve az bulunan maddelerin genel dağıtımını düzenleyen bir vesika sisteminin mevcut olduğu durumlarda, vatansız kişilere vatandaşlarla aynı muamele uygulanacaktır.

Madde 21
Konut edinme

Sözleşmeci Devletler, konut edinme ile ilgili olarak, bu meselenin yasalar ve yönetmeliklerle düzenlendiği ya da kamu makamlarının kontrolüne tabi olduğu ölçüde, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Vatansız kişilere mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.

Madde 22
Devlet eğitimi

1. Sözleşmeci Devletler, vatansız kişilere, ilk öğretim konusunda, vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygularlar.

2. Sözleşmeci Devletler, vatansız kişilere, ilk öğretim dışındaki eğitim konusunda ve, özellikle öğretimden yararlanma, yabancı ülke okullarında alınmış sertifikaların, diploma ve yüksek öğretim diplomalarının tanınması, ve harç ve ücretlerden muafiyet ve burslardan yararlanma konularında, mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.

Madde 23
Sosyal yardım

Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, sosyal yardım ve destek konularında kendi vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygularlar.

Madde 24
Çalışma yasaları ve sosyal güvenlik

1. Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Vatansız kişilere, aşağıdaki konularda kendi vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygularlar:

(a) Bu konular yasalar ya da yönetmeliklerle düzenlendiği ya da idari makamların kontrolüne tabi oldukları ölçüde: ücret, ücrete dahil olduğu durumlarda aile yardımları, çalışma saatleri, fazla mesai düzenlemeleri, ücretli tatiller, evde çalışmaya dair sınırlamalar, çalışmaya başlama yaşı, çıraklık ve mesleki eğitim, Kadınların çalışması ve gençlerin çalışması, ve toplu sözleşme ile verilen haklardan yararlanma;

(b) Sosyal güvenlik (istihdam, kazalar, mesleki hastalıklar, hamilelik, hastalık, sakatlık, yaşlılık, ölüm, işsizlik, ailevi yükümlülükler ile, ulusal yasalara ya da yönetmeliklere göre, bir sosyal güvenlik programı kapsamına giren herhangi bir diğer beklenmedik durumla ilgili yasal hükümler) aşağıdaki sınırlamalara tabidir:

(i) Kazanılmış hakların ve kazanılmak üzere olan hakların korunması için uygun düzenlemeler mevcut olabilir;

(ii) İkamet edilen ülkenin ulusal yasaları ya da düzenlemeleri, tamamen devlet fonlarından karşılanan ödenekler ya da ödenek bölümleri ile, normal bir emeklilik ödeneği için gerekli aidat koşullarını yerine getirmemiş kişilere yapılan yardımlar konusunda özel düzenlemeler yapabilir.

2. Vatansız bir kişinin bir iş kazası ya da mesleki hastalık sonucu ölümünden doğacak tazminat haklarına, hak sahibinin Sözleşmeci Devletin toprakları dışında ikamet etmesinden etkilenmez.

3. Sözleşmeci Devletler, sosyal güvenlik konusunda kazanılmış haklara ya da kazanılmak üzere olan haklara ilişkin olarak aralarında sonuçlandırdıkları, ya da gelecekte aralarında sonuçlandırabilecekleri antlaşmaların sağlayacağı faydaları, sadece söz konusu antlaşmaları imzalayan Devletlerin vatandaşlarına uygulanan koşullara tabi olmak şartıyla, vatansız kişileri de kapsayacak şekilde genişleteceklerdir.

4. Sözleşmeci Devletler, Sözleşmeci olmayan Devletler ile aralarında herhangi bir zamanda yürürlükte bulunan benzer antlaşmaların faydalarını, mümkün olduğu derecede Vatansız kişileri de kapsayacak
şekilde genişletmek imkanlarını olumlu bir yaklaşımla göz önünde bulunduracaklardır.

BÖLÜM V: İDARİ ÖNLEMLER
Madde 25
İdari Yardım

1. Vatansız bir kişinin bir hakkını kullanması için normal koşullarda yabancı bir ülke makamlarının yardımına ihtiyaç duyduğu, ancak kendilerine başvuruda bulunacak durumda olmadığı durumlarda ikamet ettiği Sözleşmeci Devlet bu yardımın kendi makamlarınca yapılmasını sağlar.

2. 1. Paragrafta sözü edilen makam ya da makamlar, normal koşullarda bir yabancıya kendi ulusal makamları tarafından ya da aracılığı ile verilebilecek belgeleri ya da sertifikaları vatansız kişilere verirler ya da bunların kendi denetimleri altında verilmesini sağlarlar.

3. Bu şekilde verilen belgeler ya da sertifikalar, yabancılara kendi ulusal makamları tarafından ya da aracılığı ile verilen resmi belgeler gibi kabul edilirler ve aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli sayılırlar.

4. Yoksul kişilere tanınabilen istisnai uygulamalar saklı kalmak koşulu ile, burada sözü edilen hizmetler için ücret alınabilir; bununla birlikte bu ücretler makul miktarda ve benzer hizmetler için vatandaşlardan alınan harçlarla orantılı olacaktır.

5. Bu madde hükümleri hiçbir suretle 27. ve 28. maddeleri ihlal etmez.

Madde 26
Seyahat özgürlüğü

Her Sözleşmeci Devlet ülkesinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, aynı koşullarda genellikle yabancılara uygulanan düzenlemelere tabi olarak, ikamet yerlerini seçme ve ülkesi içinde serbestçe seyahat etme hakkını tanıyacaktır.

Madde 27
Kimlik belgeleri

Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde bulunan ve geçerli bir seyahat belgesine sahip olmayan her vatansız kişiye kimlik belgeleri çıkarırlar.

Madde 28
Seyahat belgeleri

Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, ulusal güvenlik ya da kamu düzenine ilişkin zorlayıcı nedenler başka türlüsünü gerektirmedikçe, söz konusu ülke dışına seyahat edebilmeleri için gerekli seyahat belgelerini çıkartırlar, ve bu belgelerle ilgili olarak bu

Sözleşme’nin Programındaki hükümler uygulanır. Sözleşmeci Devletler bu tür bir belgeyi ülkelerinde bulunan diğer herhangi bir vatansız kişi için çıkarabilirler; ülkelerinde bulunup yasal olarak ikamet ettikleri ülkeden bir seyahat belgesi alma imkanından yoksun olan vatansız kişilerin durumunu özellikle olumlu bir yaklaşımla göz önüne alırlar.

Madde 29
Mali yükümlülükler

1. Sözleşmeci Devletler vatansız kişileri, her ne isim altında olursa olsun, benzer durumlarda vatandaşlarına uyguladıklarından ya da uygulayabileceklerinden başka ya da daha yüksek resim, harç ya da vergiye tabi tutamazlar.

2. Yukarıdaki paragraf hükümleri, kimlik belgeleri de dahil olmak üzere, yabancılar için çıkartılan idari belgelerle ilgili harçlara ait yasa ve yönetmelik hükümlerinin vatansız kişilere uygulanmasına engel değildir.

Madde 30
Varlık nakli

1. Bir Sözleşmeci Devlet, kendi yasa ve yönetmeliklerine uygun olarak, Vatansız kişilerin, ülkesine getirdikleri varlıklarını, yeniden yerleşmek üzere kabul edildikleri diğer bir ülkeye nakletmelerine izin verir.

2. Bir Sözleşmeci Devlet, yeniden yerleşmek üzere kabul edildikleri bir başka ülkede yerleşmeleri için gerekli olan herhangi bir yerdeki değerli varlıklarını götürmek için izin isteyen vatansız kişilerin başvurularını olumlu bir yaklaşımla değerlendirir.

Madde 31
Sınır dışı etme

1. Sözleşmeci Devletler ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Vatansız bir kişiyi ulusal güvenlik ya da kamu düzeni ile ilgili nedenler dışında Sınır dışı edemezler.

2. Böyle bir vatansız kişinin sınır dışı edilmesi, ancak ilgili yasal sürece uygun olarak alınmış bir kararı izleyebilir. Zorlayıcı ulusal güvenlik nedenlerinin başka türlüsünü gerekli kıldığı koşullar dışında, vatansız kişinin, suçsuzluğunu kanıtlamak üzere delil sunmasına, ve aynı amaçla yetkili bir makam ya da yetkili makam tarafından özel bir biçimde seçilmiş bir ya da birkaç kişi nezdinde itiraz etmesine ve temsil edilmesine izin verilir.

3. Sözleşmeci Devletler böyle bir vatansız kişiye, diğer bir ülkeye yasal olarak kabulünü sağlayabilmesi için makul bir süre tanır. Sözleşmeci Devletler, bu süre içinde gerekli buldukları iç işleriyle ilgili herhangi bir önlemi uygulama hakkını saklı tutarlar.

Madde 32
Vatandaşlığa alma

Sözleşmeci Devletler, Vatansız kişileri özümlemeyi ve Vatandaşlığa almayı mümkün olduğu ölçüde kolaylaştırırlar. Özellikle vatandaşlığa alma işlemlerini çabuklaştırmak ve bu işlemlerin masraf ve resimlerini mümkün olduğu ölçüde azaltmak için her türlü çabayı sarfederler.

BÖLÜM VI: SON HÜKÜMLER
Madde 33
Ulusal yasamayla ilgili bilgilendirme

Sözleşmeci Devletler, bu Sözleşme’nin uygulanmasını güvence altına almak üzere kabul ettikleri yasalar ve yönetmelikler hakkında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bilgi verirler.

Madde 34
Anlaşmazlıkların çözümü

Bu Sözleşme’nin Tarafları arasında Sözleşme’nin yorumlanmasına ya da uygulanmasına ilişkin olarak ortaya çıkabilen ve diğer yollarla çözülemeyen herhangi bir anlaşmazlık, anlaşmazlığın taraflarından herhangi birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı’na sevk edilir.

Madde 35
İmza, onay ve taraf olma

1. Bu Sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde 31 Aralık 1955’e kadar imzaya açık olacaktır.

2. Sözleşme aşağıdakiler için imzaya açık olacaktır:

(a) Birleşmiş Milletler’e üye herhangi bir Devlet;

(b) Vatansız Kişilerin Statüsüne Ilişkin Birleşmiş Milletler Konferansı’na katılmaları için çağrıda bulunulan başka herhangi bir Devlet; ve

(c) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından imzaya ya da taraf olmaya çağrılan herhangi bir Devlet.

3. Sözleşme onaylanacaktır ve onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne teslim edilecektir.

4. Sözleşme, bu maddenin 2. Paragrafında belirtilen Devletlerin taraf olmasana açık olacaktır. Taraf olma, taraf olma belgelerinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne teslim edilmesiyle başlayacaktır.

Madde 36
Ülkesel uygulama hükmü

1. Her Devlet, imza, onay ya da taraf olma sırasında bu Sözleşme’nin, uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu ülke topraklarının tümünü ya da herhangi birini kapsayacağını bildirebilir. Bu tür bir bildiri, Sözleşme ilgili Devlet için yürürlüğe girdiğinde geçerli hale gelecektir.

2. Sürecin bundan sonraki herhangi bir aşamasında kapsamda böyle herhangi bir genişleme Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderilen bildirimle yapılacaktır ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu bildirimi almasından doksan gün sonra, ya da Sözleşme’nin ilgili Devlet için yürürlüğe girdiği günden sonra, hangisi daha sonra ise, geçerli hale gelecektir.

3. Sözleşme’nin imza, onay ya da taraf olma aşamasında kapsamadığı ülke topraklarına ilişkin olarak, her ilgili Devlet, anayasal nedenlerle gerekli olduğu durumlarda söz konusu ülkelerin Hükümetlerinin onayına bağlı olarak, Sözleşme’nin uygulanmasını söz konusu ülke topraklarını kapsayacak şekilde genişletmek için gerekli adımları atma olasılığını göz önünde bulundurmalıdır.

Madde 37
Federal devlet hükmü

Federal ya da üniter olmayan bir Devlet için aşağıdaki koşullar geçerli olacaktır:

(a) Bu Sözleşme’nin, Federal yasama organının yasama yetkisi alanına giren maddeleriyle ilgili olarak, Federal Hükümet’in yükümlülükleri, bu çapta Federal Devlet olmayan tarafların yükümlülükleriyle olacaktır;

(b) Bu Sözleşme’nin, Federasyonu oluşturan ve Federasyonun anayasasına gore yasamayla ilgili adımlar atma zorunluluğu bulunmayan Devlet, eyalet ya da kantonlarından her birinin yasama yetkileri alanına giren maddeleriyle ilgili olarak Federal Hükümet, bu tür maddeleri, Federasyonu oluşturan Devletler, eyaletler ve kantonların yetkili makamlarına mümkün olan en kısa zamanda ve olumlu bir yorumla birlikte bildirir;

(c) Bu Sözleşmeye Taraf bir Federal Devlet, kendisine herhangi bir başka Sözleşmeci Devletin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla iletilecek talebi üzerine, Sözleşmenin herhangi bir hükmü hakkında
Federasyondaki ve Federasyonu oluşturan birimlerdeki mevcut yasalara ve uygulamalara ilişkin olarak, söz konusu hükmün yasal ya da başka yollarla ne derecede yürürlükte olduğunu gösteren bir açıklama sunar.

Madde 38
Çekinceler

1. Her Devlet, imza, onay ya da taraf olma sırasında Sözleşmenin 1, 3,4, 16 (1) ve 33-42 (dahil) maddeleri dışındaki maddelere çekince koyabilir.

2. Bu maddenin 1. Paragrafına uygun olarak bir çekince koyan herhangi bir Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ileteceği bir bildirim ile söz konusu çekinceyi herhangi bir zaman geri alabilir.

Madde 39
Yürürlüğe giriş

1. Bu Sözleşme altıncı onay ya da taraf olma belgesinin teslim gününü izleyen doksanıncı gün Yürürlüğe girer.

2. Altıncı onay ya da taraf olma belgesinin teslim edilmesinden sonra Sözleşmeyi onaylayan ya da Sözleşmeye taraf olan Devletlerden her biri için Sözleşme, söz konusu Devletin onay ya da taraf olma belgesinin teslim tarihini izleyen doksanıncı gün yürürlüğe girer.

Madde 40
Taraf olmaya son verme

1. Herhangi bir Sözleşmeci Devlet Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndereceği bir bildirim ile bu Sözleşmeye taraf olmaya herhangi bir zaman son verebilir.

2. Taraf olmaya son verme, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından bildirimin alınması tarihinden bir yıl sonra ilgili Sözleşmeci Devlet için yürürlüğe girer.

3. 36. madde çerçevesinde bir duyuru ya da bildirimde bulunan her Devlet, bu tarihten sonraki herhangi bir tarihte Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndereceği bir duyuru yoluyla, Sözleşmenin bildirimde
belirtilen ülkeleri bu duyurunun Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten bir yıl sonra kapsamayacağını beyan edebilir.

Madde 41
Düzeltmeler

1. Herhangi bir Sözleşmeci Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndereceği bir bildirim yoluyla bu Sözleşmenin düzeltilmesini her zaman talep edebilir.

2. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu talep hakkında, eğer varsa, atılacak adımlar konusunda tavsiyede bulunur.

Madde 42
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin duyuruları

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletler üyesi olan bütün Devletlere ve 35. Maddede belirtilen üye olmayan Devletlere aşağıdaki hususlar hakkında bilgi verir:

(a) 35. madde uyarınca yapılan imza, onay ve taraf olma işlemleri;
(b) 36. madde uyarınca yapılan bildirim ve duyurular;
(c) 38. madde uyarınca koyulan ve geri çekilen çekinceler;
(d) 39. madde uyarınca bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih;
(e) 40. madde uyarınca yapılan fesihler ve bildirimler;
(f) 41. madde uyarınca yapılan düzeltme önerileri.

Yukarıdaki hususları onaylayarak, aşağıda imzaları bulunanlar, usulüne uygun yetkili olarak, bu Sözleşmeyi Hükümetleri adına imzalamışlardır.

New York’ta yirmi sekiz eylül bin dokuz yüz elli dört tarihinde, İngilizce, Fransızca ve Ispanyolca metinleri aynı derecede geçerli olmak suretiyle bir nüsha olarak düzenlenmiş olup Birleşmiş Milletler arşivlerinde bulunacaktır, ve onaylı suretleri bütün Birleşmiş Milletler üyesi Devletlere ve 35. maddede belirtilen üye olmayan Devletlere iletilecektir.

PROGRAM
Paragraf 1

1. Bu Sözleşmenin 28. maddesinde belirtilen seyahat belgesi, belge sahibinin 28 Eylül 1954 tarihli Sözleşmeye göre vatansız bir kişi olduğunu belirtmelidir.

2. Bu belge, biri İngilizce ya da Fransızca olmak üzere, en az iki dilde düzenlenecektir.

3. Sözleşmeci Devletler buraya ekli olan örnek seyahat belgesini uygulamanın arzu edilirliğini değerlendireceklerdir.

Paragraf 2

Belgeyi veren ülkenin geçerli olan düzenlemelere bağlı olarak, çocuklar anne ve babadan birinin ya da istisnai durumlarda diğer bir reşitin seyahat belgesine kaydedilebilirler.

Paragraf 3

Belgenin çıkartılması için alınan harçlar, ulusal pasaportlara uygulanan en düşük harçtan fazla olamaz.

Paragraf 4

Özel ya da istisnai durumlar dışında, belge, mümkün olduğu kadar çok sayıda ülke için geçerli olacak şekilde verilir.

Paragraf 5

Belge, en az üç ay ve en fazla iki yıl için geçerli olacaktır.

Paragraf 6

1. Belge sahibi yasal ikametgahını bir başka ülkeye nakletmediği ve belgeyi veren makamın ülkesinde yasal olarak ikamet ettiği sürece belgenin yenilenmesi ya da geçerlik süresinin uzatılması konusu belgeyi çıkartan makama aittir. Yeni bir belge verilmesi konusu, aynı koşullar altında, eski belgeyi çıkartan makama aittir.

2. Diplomatik temsilciler ya da konsolosluk makamları, hükümetleri tarafından verilmiş olan seyahat belgelerinin süresini altı ayı geçmeyen bir süre için uzatmak üzere yetkilendirilebilirler.

3. Sözleşmeci Devletler artık kendi ülkelerinde yasal olarak ikamet etmeyen fakat yasal ikametgahlarının bulunduğu ülkeden bir seyahat belgesi alamayan vatansız kişilerin seyahat belgelerinin yenilenmesi ya da geçerlik sürelerinin uzatılması ya da yeni belge çıkartılması imkanlarını olumlu bir yaklaşımla değerlendirirler.

Paragraf 7

Sözleşmeci Devletler bu Sözleşmenin 28. Maddesindeki hükümler uygun olarak çıkartılmış belgelerin geçerliliklerini tanırlar

Paragraf 8

Vatansız kişilerin gitmek istedikleri ülkenin yetkili makamları, kendisini ülkeye Kabul edeceklerse ve bir vizeye gerek varsa sahibi olduğu belgeye vize verirler.

Paragraf 9

1. Sözleşmeci Devletler, nihai olarak gidecekleri ülkenin vizesini almış olan vatansız kişilere transit vizeleri vermeyi taahhüt ederler.

2. Bu vizelerin verilmesi, herhangi bir yabancıya vize verilmemesini haklı gösterebilecek nedenlerle reddedilebilir.

Paragraf 10

Çıkış, giriş ya da transit vizesine uygulanacak harçlar, yabancı pasaportlar için olan vizelere uygulanan en düşük tarifeyi geçemez.

Paragraf 11

Vatansız bir kişi başka bir Sözleşmeci Devletin ülkesinde yasal olarak ikamet etmeye başladığında, 28. maddenin hüküm ve koşullarına göre yeni bir belge çıkartılması sorumluluğu artık bu ülkenin yetkili makamlarına ait olur, ve vatansız kişinin bu makamlara başvuruda bulunma hakkı olur.

Paragraf 12

Yeni bir belge veren makam eski belgeyi geri alır ve eğer eski belgede geri alındıktan sonra iadesi isteniyorsa belgeyi veren ülkeye iade eder; aksi takdirde yeni belgeyi veren makam, eskisini geri alır ve iptal eder.

Paragraf 13

1. Bu Sözleşmenin 28. maddesine uygun olarak çıkartılan bir seyahat belgesi, aksine bir ifade içermedikçe, belge sahibine, bu belgenin geçerlik süresi içinde herhangi bir zamanda o ülkeye tekrar girmesine hak kazandırır. Her durumda, vatansız kişinin gitmek istediği ülke yeniden giriş hakkına göre seyahat belgesi üzerinde ısrar etmedikçe, belge sahibinin belgeyi çıkartan ülkeye geri dönebileceği süre üç aydan az olamaz.

2. Bir önceki alt-paragrafın hükümlerine tabi olarak, bir Sözleşmeci Devlet belge sahibinden, ülkesinden çıkışa ya da ülkesine dönüşe ilişkin olarak emredilen resmi uygulamalara uymasını isteyebilir.

Paragraf 14

Sadece 13. paragrafın hükümleri saklı kalmak koşuluyla, Bu Programın hükümleri, Taraf Devletlerin topraklarında geçerli olan, ülkeye giriş, transit geçiş, geçici ikamet, yerleşme ve çıkış hallerine ilişkin yasa ve yönetmelikleri hiçbir suretle etkilemez.

Paragraf 15

Belgenin çıkartılması ya da belgeye konan giriş kayıtları, özellikle vatandaşlıkla ilgili olarak, belge sahibinin statüsünü belirlemez ya da etkilemez.