Ana Sayfa Blog Sayfa 40

Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku

0

Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku, 29 Ekim 1933 tarihinde, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 10. yılı kutlamalarında Ankara Hipodromu’nda okunmuştur.

ONUNCU YIL SÖYLEVİ (NUTKU)

Türk Milleti!

Kurtuluş savaşına başladığımızın 15’inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârâne yürümesine borçluyuz.

Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.

Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.

Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.

Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakikî huzurun temini yolunda, kendine düşen medenî vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.

Büyük Türk Milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.

Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medenî âlem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türk’üm diyene!

29 Ekim 1933

28 Ekim – Hukuk Takvimi

0

28 Ekim – Hukuk Takvimi

1466

Ünlü “Deliliğe Övgü” isimli eserin sahibi olan Hollandalı düşünür Desiderius Erasmus doğdu. (Ölümü: 1536)

Desiderius Erasmus
1538

Yeni Dünya’nın ilk üniversitesi olan Universidad Santo Tomás de Aquino kuruldu.

1704

Meşruti demokrasinin temellerini atan İngiliz filozof John Locke, öldü. (Doğumu: 29 Ağustos 1632) Klasik liberal düşüncenin öncülerinden ve 17. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri oldu. Avrupa’daki aydınlanma ve akıl çağının gerçek kurucusu olarak kabul edildi.

John Locke
1886  Özgürlük Heykeli, Fransızların hediyesi olarak New York’ta dikildi.
1908

Arjantinli hukukçu ve eski devlet başkanı Arturo Frondizi doğdu. (Ölümü: 18 Nisan 1995, Buenos Aires) 927’de Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve Temmuz 1930’da şeref derecesiyle mezun oldu.  Arjantin cumhurbaşkanı olarak 1 Mayıs 1958’den 29 Mart 1962 tarihindeki askeri darbeye kadar gröev yaptı.

Arturo Frondizi
1918 Çekoslovakya, Avusturya-Macaristan imparatorluğundan bağımsızlığını kazandı.
1922 Faşizmin yürüyüşü İtalya’da başarıya ulaştı ve Musolini hükümet kurma görevini aldı.
1922

İtilaf Devletleri, Lozan’da toplanacak Konferans için Ankara ve İstanbul Hükümetlerinden delege gönderilmesini istediler. Ankara Hükümeti 29 Ekim’de, öneriyi kabul ettiğini bildirdi.

1929 Liderlik ahlakı, sosyal-politika ve feminizm üzerinde çalışmış olan filozof Virginia Potter doğdu.
1923

Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü’nde verdiği akşam yemeğinde, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” diyerek yeni Cumhuriyet rejiminin müjdesini verdi.

Efendiler, Yarın Cumhuriyet’i İlan Edeceğiz!
1933

Hukukçu ve 2. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Spyros Kyprianou, Limasol’da doğdu. Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Meclis başkanı olarak görev yaptı. 3 Eylül 1977 – 28 Şubat 1988 tarihleri arasında Cumhurbaşkanlığını yürüttü. 12 Mart 2002’de öldü.

1933

1933 Genel Af Kanunu, 28 Ekim 1933’te resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun, 26 Ekim 1933 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmişti.

1933 Mültecilerin Uluslararası Statüsüne dair sözleşme imzalandı. Bu sözleşme, 1951 tarihli kapsamlı sözleşmede referans alınan metinlerden oldu
1941

Litvanya’da Alman SS birlikleri 9.000’den fazla Yahudi’yi Kaunas şehrinin meydanında kurşuna dizdi.

1951 Falih Rıfkı Atay’ın  ‘Yeni Rusya’ adlı kitabı okul kitaplıklarından toplatıldı.
1960 27 Ekim 1960’ta Milli Birlik Komitesi kararıyla 147 öğretim üyesini üniversitelerden uzaklaştıran, ‘Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ve bazılarının diğer fakülte ve yüksek okullara nakline dair Kanun’ 28 Ekim’de resmi gazetede yayınlandı. Milli Birlik Komitesi, 147 profesör, doçent ve asistanı görevden aldı. Bu karar ile üniversiteden ihraç edilenlere 147’ler denmektedir. Karar üzerine, 147 öğretim üyesinin görevden almasını protesto eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar ve İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Fikret Narter görevlerinden istifa etti. Uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, 28 Mart 1962 tarihinde TBMM‘de kabul edildi ve askeri yönetimin görevden aldığı akademisyenler görevine iade edildi. 147’ler Olayı olarak tarihe geçen olay sonunda affedilmesine rağmen Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil göreve dönmedi.

Olay hakkında “Üniversiteye Darbe” isimli eser Reşat Kaynar tarafından yazıldı.
1960

27 Mayıs 1960 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yönetime el konulmasından sonra, 26 Ekim 1960 tarihinde çıkarılan 1960 Genel Af Kanunu, resmi gazetenin 28 Ekim 1960 tarihli sayısında yayınlandı. 1960 Genel Af Kanunu Türkiye Cumhuriyet tarihindeki en kapsamlı af yasalarındandır.

1963

Yargıtay eski başkanlarından M. Derviş Turhan, Yargıtay Üyeliğine seçildi. Turhan, Ankara Hukuk Fakültesini 1942 yılında bitirdikten sonra, 16 Ağustos 1945 tarihinde Artvin C. Savcı Yardımcısı olarak mesleğe başlamıştı.

1969

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğrenci Derneği ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğrenci Birliği, siyasetle uğraşıldığı gerekçesiyle mahkeme kararıyla kapatıldı.

1977 Merkez Bankası, yurt dışına çıkışı yıl sonuna kadar yasakladı.
1977

Ülkü Ocakları üyesi olan 3 kişi tarafından dövülen avukat Ali Şen’in avukatlığını Orhan Adli Apaydın başkanlığındaki İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üstlendi.

1980

Türk-İş’e bağlı Petrol-İş Sendikası sendikal faaliyet yasağına uymadığı gerekçesiyle kapatıldı.

1980

Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 28 Ekim 1980 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı. Sözleşme, 27 Ocak 1977 tarihinde Strasbourg’da imzalanmış, 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzalamış, 12 Eylül idaresi altında iken 27 Ekim 1980 tarihinde onaylamıştı.

1982 Hukukçu Felipe González liderliğindeki sosyalistler, İspanya seçimlerinde büyük bir zafer kazandı.
1982

Dünya Doğa Şartı 28 Ekim 1982 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildi. Doğa Şartı uluslararası çevre hukukunun en önemli kaynaklarından biridir. Uygarlığın kaynağının doğa olduğu vurgulanmış, doğa ile uyumlu bir yaşamın insanlık için en önemli değer olduğuna dikkat çekilmiştir. Şart, insanı doğanın bir parçası olarak tanımlamış ve doğanın korunmasının temel ilkeleri, 1972 BM İnsan Çevresi Konferansı Bildirgesi ile uyumlu şekilde tekrarlanmıştır. Şart doğayı etkileyen tüm insan davranışlarının yönlendirileceği ve yargılanacağı beş “koruma ilkesi” ilan etmiştir.

1982

Yalçın Küçük’ün “Bir Yeni Cumhuriyet İçin” adlı kitabından dolayı yargılandığı davada Askeri Savcı Küçük’ün beraatini istedi.

1984

Çin Komünist Partisi, ekonomik durumu düzeltmek amacıyla serbest girişime ve rekabete izin verileceğini açıkladı.

1984 İstanbul ve İzmir’de  işçi çıkarma yasağı kaldırıldı.
1990

İHD Genel Kurulu’nda Kürtçe konuşma yapan Diyarbakır Şubesi delegesi Vedat Aydın ile sözlerini tercüme eden avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu ve salonda Vedat Aydın’a destek çıkan HEP Diyarbakır İl Başkanı Mustafa Özer gözaltına alındı, DGM Başsavcılığı soruşturma başlattı.

1988

Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları oluşturuldu. Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupa’da Avukatların Tabi olduğu Melek Kurallarından(Code of Conduct for European Lawyers) oluşmaktadır. Tüzük, üç defa değişikliğe uğramış, en son Porto’da 19 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen genel kurul toplantısında yürürlükteki halini almıştır.

1990

Sanayi odası devam eden ve başlayacak toplu sözleşmelerle ilgili bir deklarasyon hazırladı. Deklarasyonda toplu sözleşmelerin işçi sendikalarının ‘Anormal ve ölçüsüz talepleri’ nedeniyle büyük bir çıkmaza girdiği belirtilerek, ücretlerin enflasyon oranında yükseltilmesi, yan ödemelerin çıplak ücretle birleştirilmesi, beklenen enflasyona göre ikinci yıl zammının belirlenmesi önerildi.

1993

Türkiye’ye dönüşte havalimanında gözaltına alınan Dev-Genç kurucularından Sarp Kuray illegal çete oluşturduğu gerekçesiyle DGM’ce tutuklandı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde de okuyan Kuray’ın babası eski Ankara valisi Enver Kuray, dayısı ise Yassıada savcısı Ömer Egesel’di.

1998

Londra Yüksek Mahkemesi, Şili’de kaybolan/öldürülen yüzlerce İspanyol’la ilgili İspanya’da yargıçlar Carson ve Castellon’un yürüttüğü soruşturma kapsamındaki başvuruları üzerine, Pinochet’nin tutuklanmasının İngiliz yasalarına uygun olmadığına, ancak, İspanya hükümetini temsil eden avukatların kararın temyizini isteyebileceklerini dikkate alarak tutukluluk halinin devamına karar verdi.

1998

Özelleştirme Yüksek Kurulu, SEKA İzmit Fabrikası’nın kapatılmasına ilişkin 14 Eylül 1998 tarihli karar ile istihdam sorunu çözülünceye kadar kararın durdurulmasına ilişkin 6 Ekim 1998 tarihli kararı iptal etti.

2000

Kosova tarihinin ilk demokratik seçimleri yapıldı.

2000

Manisalı Gençler Davası

Manisa’da, çoğu lise öğrencisi olan 16 genç hakkında, 26 Aralık 1995’te gözaltına alınmalarının ardından başlayan yargılama sonuçlandı: İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, 28 Ekim 2000 tarihinde verdiği kararda, gençlerin ifadelerinin işkence altında alınması ve suça dair bir kanıt bulunmaması gerekçesiyle beraat kararı verdi.  

2004

Dev-Sol üyesi oldukları için 12 yıldır yargılanan 35 kişiden 10’u müebbet hapse mahkum oldu.

2007

Arjantinli avukat ve politikacı Cristina Fernandez de Kirchner, 28 Ekim 2007’de Arjantin’de yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanlığını kazanarak ülkenin ilk seçilmiş kadın Cumhurbaşkanı oldu. Kirchner, 19 Şubat 1953’te Buenos Aires’te doğdu. National University of La Plata‘da bir yıl psikoloji okuduktan sonra bırakarak hukuk eğitimi gördü. 1979’da hukuk bürosunu kurdu. 1989’da  Santa Cruz eyalet meclisi milletvekili oldu. 1995 genel seçimlerinde ulusal senatör seçildi. 10 Aralık 2007 – 10 Aralık 2015 tarihlerinde devlet başkanı olarak görev yaptı. Kocası Nestor Kirchner de 2003-2007 yıllarında başkanlık yapmıştı.

Cristina Fernandez de Kirchner
2009 Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Türkiye bakımından, 28 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmişti.
2010 Julian Assange tarafından yönetilen WikiLeaks, 28 Ekim 2010’da ABD’nin Irak ve Afganistan’da işlediği suçları da delillendiren 251 bin gizli belgeyi yayımladı.
2011 Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve yayıncı-yazar Ragıp Zarakolu’nun da aralarında bulunduğu 23 kişi KCK operasyonu kapsamında gözaltına alındı.

Ragıp Zarakolu
2018 İstanbul’da düzenlenen uyuşturucu operasyonunda, sosyal medyada “Cicişler” olarak bilinen Esra-Ceyda Ersoy kardeşler 28 Ekim’de gözaltına alındı. Beşiktaş Etiler’deki evlerinden alınan kardeşler, emniyette ifade verdi. Kan ve tükürük örnekleri alınan kardeşler, soruşturmayı yürüten savcılığın talimatıyla serbest bırakıldı.
2022 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, dün tutuklanan Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve merkez yönetiminin görevden alınması için davaname hazırladı. Dava Dava, Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne tevzi oldu.
2022 Korkusuz gazetesi köşe yazarı Ümit Zileli, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla açılan soruşturma kapsamında İzmir’deki Adnan Menderes Havalimanı’nda gözaltına alındı. Zileli, savcılığın “Pazartesi günü mesai bitimine kadar adliyeye gidip ifadesini verebilir” talimatı üzerine serbest bırakıldı.
2024 Urfa’da sokakta yürürken üzerine gelen yavru köpeği kaldırım taşıyla vurarak öldüren Hüseyin Efe, gözaltına alındıktan sonra tutuklandı.
28 Ekim – Hukuk Takvimi

Taşkent Deklarasyonu: Medya Özgürlüğü ve Yolsuzluk

0

Medyanın Bağımsızlığı ve Yolsuzluklarla Mücadele Konusunda Taşkent Deklarasyonu, 27 Eylül 2002 tarihinde ilan edilmiştir. Belge Medya Özgürlüğü ve Yolsuzluk (Freedom of the Media and Corruption) başlığını taşımaktadır. 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından, 26 ve 27 Eylül 2002 tarihinde Taşkent, Özbekistan’da düzenlenen Dördüncü Merkezi Asya Medya Konferansında kabul edilen belge yolsuzluklara ilişkin olarak medyanın görev ve yükümlülükleri düzenlenmektedir. 

Metnin temel amacı, medyanın yolsuzlukla mücadelede bağımsız ve özgür bir rol üstlenmesinin önemini vurgulamaktır.

Medyanın Bağımsızlığı ve Yolsuzluklarla Mücadele Konusunda Taşkent Deklarasyonu

Freedom of the Media and Corruption – Medya Özgürlüğü ve Yolsuzluk

1. Medya, Doğu ve Batı ülkeleri için ciddi bir engel oluşturan yolsuzluğu toplum adına izleme konusundaki asli rolünü oynamada özgür olmalıdır.

2. Medya, ülkelerindeki ekonomik, ekolojik ve askeri kararlara ilişkin düzeltici işlevini özellikle büyüyen yolsuzluk tehlikesinin soruşturulması konusunda özgürce yerine getirmelidir.

3. Kendi çıkarlarını daha iyi savunmak amacıyla, bu Konferans çerçevesinde beş Orta Asya ülkesinden gazeteciler başlatılan görüş alış verişinde bulunmaya ve işbirliği yapmaya devam edeceklerdir.

4. Uluslararası topluluk medya özgürlüğü alanındaki gelişmeleri yakından izlemeye devam ederek, gazetecileri çalışmalarında desteklemelidir.

5. Gazeteciler, özellikle toplumdaki yolsuzluk olayları gibi tartışmalı konuları içeren mesleki amaçlarını gerçekleştirirken korunmalıdırlar.

6. Parlamento üyeleri yolsuzluk konusunda kamuoyunda yapılması gerekli tartışmalara yardımcı olmalıdırlar.

7. Bağımsız mahkemeler, gazetecilere ilişkin yasaların tümüyle ve adil bir biçimde uygulanmasını garanti etmelidirler.

Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu

0
Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu

Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu, Birleşmiş Milletler tarafından 16 Aralık 1996 tarihinde ilan edilmiştir. (United Nations Declaration against Corruption and Bribery in International Commercial Transactions)

Deklarasyon, uluslararası ticari işlemlerde yolsuzluk ve rüşvetle mücadele etmek için uygun önlemleri almayı ve her düzeyde işbirliğini sağlamayı amaçlamaktadır. Ekonomik ve Sosyal Konsey ve bağlı organları, bu kararın etkili bir şekilde uygulanmasını takip etmektedir. Kararların uygulanması, ülkeler, bölgesel kuruluşlar ve uluslararası toplumun eşgüdümlü çalışmasını gerektirmektedir.

Bu deklarasyonun hemen ardından, 21 Kasım 1997 tarihinde Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi imzalanmıştır.

Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu

Genel Kurul,

Aralarında uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetin de bulunduğu bütün yolsuzluk uygulamalarını mahkum eden 15 Aralık 1975 tarih ve 3514 sayılı kararı göz önünde bulundurarak, ulusal kanun ve düzenlemelere uygun olmak şartıyla, bu tip yolsuzluk uygulamalarına karşı her devletin yasal düzenlemeye gitmek, uygun yasal düzenlemeleri araştırıp kabul etmek hakkının olduğunu teyit eder ve rüşvet de dahil olmak üzere yolsuzluk uygulamalarını önlemek için bütün hükümetleri işbirliğine çağırır,

Bunun yanı sıra Genel Kurul ile Ekonomik ve Sosyal Konsey’in gizli ödemeler ve uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetin kötü sonuçlarına dikkati çeken uluslararası şirketlerle ilgili davranış kurallarının hazırlanması konuları üzerinde daha ileri düzeydeki çalışmalara atıfta bulunur,

1996 yılında gerçekleştirdiği müstakil oturumu ile 51.oturumda Meclis’e sunduğu raporda Ekonomik ve Sosyal Konsey’e gizli ödemelerle ilgili uluslararası bir anlaşma taslağı hazırlamayı göz önüne almasını tavsiye eden 20 Aralık 1995 tarih ve 50/106 sayılı kararını da anımsatır,

Yolsuzluk ve rüşvetle mücadele için ulusal, bölgesel ve uluslararası alanda atılan adımların yanı sıra uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvet ve yolsuzluk ile alakalı uluslararası anlayış ve işbirliğini daha ileri bir düzeye çıkaran uluslararası forumlardaki gelişmeleri de takdirle karşılar,

Uluslararası rüşvetle ilgili bir maddeyi de içeren ve Mart 1996’da Amerikan Devletleri Örgütü (Organization of American States) tarafından kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Amerikalılararası Konvansiyon (Inter-American Convention against Corruption)’a dikkati çeker,

Bu konu ile ilgili süregelen önemli çalışmalara ve diğer bölgesel ya da uluslararası forumlarda mevcut kararın hedefleri ile uyumlu olan çalışmalara, örneğin uluslararası rüşvetle mücadele etmek için Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin süregelen çalışmaları ve etkin bir şekilde ve işbirliği içinde uluslararası ticari işlemlerde yabancı kamu görevlilerinin aldığı rüşveti cezalandırmak ve cezalandırma işlemini kolaylaştırıcı nitelikteki uygun uluslararası araçları ve yöntemleri araştırmak ve üye ülkelerde, halihazırda bu uygulama yoksa, bu tip rüşvetlerin vergi indirimine konu olmasını engellemek amacıyla bu tip indirimleri tekrar gözden geçirmek için İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne üye ülkelerin üstlendikleri yükümlülüklere, büyük önem verir,

1. Mevcut karara ekli olan Uluslararası Ticari İşlemlerdeki Yolsuzluk ve Rüşvete Karşı Birleşmiş Milletler Deklarasyonunu, kabul eder;

2. Uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet problemine işaret etmek için Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası ve bölgesel forumlar tarafından üstlenilen çalışmalara dikkatleri çeker ve ilgili bütün devletleri bu çalışmaları tamamlamaya davet eder;

3. Üye devletleri, Deklarasyonla uyumlu bir şekilde, uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet ile mücadele etmek için her seviyede işbirliği yapmaya ve uygun tedbirleri almaya davet eder;

4. Ekonomik ve Sosyal Konsey’den ve ona bağlı organlardan, özellikle Suçların Önlenmesi ve Ceza Mahkemeleri Hakkındaki Komisyon’dan şunları rica eder:

(a) Uluslararası, bölgesel ya da ulusal bir faaliyeti herhangi bir yolla engellemeden, geciktirmeden veya yapılmasını imkansız bir hale getirmeden, uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvetin cezalandırılmasını teşvik edecek şekilde bu kararı ve ekli Deklarasyonu uygulamak için, hukuken bağlayıcı olan tüm uluslararası araçları da kapsayacak şekilde, bütün yolların araştırılması;
(b) Uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet konusunun düzenli bir şekilde incelenmesinin sürdürülmesi;
(c) Bu kararın etkin bir şekilde uygulanmasının teşvik edilmesi.

5. Yetki alanı bu konuyu da kapsayan Ticaret ve Kalkınma Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı’nın da aralarında olduğu Birleşmiş Milletler Sisteminin diğer organlarını yetkileri çerçevesinde mevcut kararın ve Deklarasyonun hedeflerini gerçekleştirmek için faaliyette bulunmaya davet eder;

6. Deklarasyonun etkin bir şekilde uygulanması için aralarında çokuluslu şirketlerin ve uluslararası ticari işlemlerde bulunan bireylerin de bulunduğu özel ve kamu şirketlerini işbirliğinde bulunmaya teşvik eder;

7. Üye devletlere, ilgili kurumlara ve Birleşmiş Milletler’in uzman kurumlarına ve uluslararası, bölgesel ve hükümet dışı örgütlere, bu kararın kabul edilmesi, hükümlerinden yaygın bir şekilde haberdar olunması ve etkin bir şekilde uygulanması için bilgi verilmesini Genel Sekreter’den rica eder;

8. Ayrıca, Genel Kurul’un 53. oturumundaki görüşler doğrultusunda, mevcut kararın uygulanması konusunda gösterilen ilerlemeler; üye ülkeler, uluslararası ve bölgesel örgütler ve diğer ilgili kurumların uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvetle mücadele hususunda attıkları adımlar; bu çerçevede Suçların Önlenmesi ve Ceza Mahkemeleri Komisyonu ile Birleşmiş Milletler Sistemi’nin diğer organlarınca gerçekleştirilen çalışmaların sonuçları ve uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvetin ortadan kaldırılmasını ve toplumsal sorumluluğun artırılmasını teşvik eden bu karar doğrultusunda alınan tedbirler hakkında bir rapor hazırlamasını Genel Sekreter’den rica eder;

9. Üye ülkeleri ve yetkili olan uluslararası, bölgesel ve hükümet dışı örgütleri yukarıda belirtilen raporun hazırlanmasında Genel Sekreter’e yardım etmek için ilgili bilgiyi sağlamaya davet eder;

10. 53. oturumun geçici gündeminin, “İş ve Kalkınma” başlığı altında, bu kararın uygulaması konusunda Genel Sekreter’in raporunun bir incelemesini de kapsamasına karar verir.

EK – Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu

Genel Kurul,

Bütün ülkelerde uluslararası ticari ilişkilerde istikrarlı ve şeffaf bir çevrenin, ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanması ve çevrenin korunması ve yatırımların, finansmanın, teknolojinin, beceri ve yeteneklerin ve diğer önemli kaynakların ulusal sınırlar ötesinde hareket etmesi için son derece önemli olduğuna inanmaktadır,
İş yaptıkları ülkelerdeki kanun ve düzenlemelere uyulması ve faaliyetlerinin ekonomik ve sosyal gelişme ve çevrenin korunması üzerindeki etkilerini hesaba katmak suretiyle aralarında çok-uluslu şirketlerin ve uluslararası ticari işlemlerde bulunan kişilerin de olduğu özel ve kamusal şirketler için uygun ahlak standartlarının var olması gereğini ve toplumsal sorumluluğu teşvik etme ihtiyacını kabul eder,
Bunun yanı sıra bütün ülkelerde yolsuzluk ve rüşvetten kaçınmak ve bunlara karşı mücadele etmek için her düzeyde gösterilen etkin çabaların uluslararası ticari işlemlerde rekabet gücünü ve adaleti artıran, bütün ülkelerde şeffaf ve hesaba çekilebilir bir yönetimi, ekonomik ve sosyal kalkınmayı ve çevrenin korunmasını teşvik etmenin kritik bir parçasını oluşturan uluslararası ticaret çevresinin temel öğeleri olduğunu ve bu çabalara gittikçe artan bir düzeyde rekabetçi bir hale gelen globalleşmiş bir uluslararası ekonomide özellikle devam edilmesi gerektiğini kabul eder,
Aşağıda gözler önüne serilen Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadelede Birleşmiş Milletler Deklarasyonu’nu ciddiyet ve vakarla takdim eder,
Bireysel olarak veya uluslararası ya da bölgesel organizasyonlar yoluyla her bir devletin kendi anayasasına ve temel hukuki ilkelerine ve ulusal kanun ve prosedürlere uygun olarak benimsenen kanun ve ilkelere tabi faaliyetleri gerçekleştiren üye devletler aşağıdaki hususlarda söz vererek kendilerini bağlarlar:

1. Özellikle uluslararası ticari ilişkilerde rüşveti yasaklayan mevcut kanunların etkin bir şekilde uygulanmasına çalışmak hususunda olmak üzere, uluslararası ticari ilişkilerde yolsuzluk, rüşvetin bütün türleri ve ilgili tüm yasadışı uygulamalarla mücadele etmek, bu amaçla kanuni düzenleme yoksa kanuni düzenlemeye gitmek ve kendi yetkileri çerçevesinde bu Deklarasyon’un hedeflerini gerçekleştirmek için etkin ve somut eylemler gerçekleştirmek;

2. Mevcut Deklarasyonun uygulamasını daha da ileri götürerek uluslararası, bölgesel veya ulusal faaliyetleri engellemeksizin, geciktirmeksizin veya yapılmalarını imkansız bir hale getirmeksizin yabancı kamu görevlilerinin aldığı bu türden rüşveti etkin bir çerçevede ve işbirliği içinde cezalandırmak;

3. Rüşvet aşağıdaki öğeleri içerir:

(a) Çok-uluslu şirketler de dahil olmak üzere herhangi bir özel ya da kamu şirketi ya da herhangi bir kişi tarafından, doğrudan veya dolaylı bir şekilde, herhangi bir kamu görevlisine ya da başka bir ülkenin seçilmiş bir görevlisine bir işin gereğini yapmak veya uluslararası ticari ilişkilerle bağlantılı olarak bu görevli ya da temsilcinin bir işi yapmaktan imtina etmesini sağlamak gibi uygunsuz bir mülahaza ile verilen, verilmesi vaat edilen ya da önerilen herhangi bir ödeme, hediye ya da başka her türlü menfaat:

(b) Herhangi bir kamu görevlisi ya da başka bir ülkenin seçilmiş bir görevlisi tarafından, doğrudan veya dolaylı bir şekilde, bir işin gereğini yapmak veya uluslararası ticari ilişkilerle bağlantılı olarak bu görevli ya da temsilcinin bir işi yapmaktan imtina etmesi gibi uygunsuz bir mülahaza ile çok-uluslu şirketler de dahil olmak üzere herhangi bir özel ya da kamu şirketi ya da herhangi bir kişiden herhangi bir ödeme, hediye ya da başka bir menfaati rica ederek istemek, talep etmek veya almak;

4. Herhangi bir özel yada kamu şirketi veya bir kişi tarafından bir kamu görevlisine ya da başka bir ülkenin seçilmiş bir temsilcisine ödenen rüşvetin vergiden indirilmesini, eğer hali hazırda böyle bir düzenleme yoksa, önlemek;

5. Uluslararası ticari ilişkilerdeki şeffaflığı artıran ve yolsuzluk, rüşvet ve benzeri yasadışı uygulamalarla mücadele etmek ve bunlardan kaçınmak için çok-uluslu şirketler de dahil olmak üzere özel ve kamusal şirketleri ve uluslararası ticari işlemlerle uğraşan kişileri teşvik eden muhasebe standartlarını ve uygulamalarını sürdürmek ve bunları geliştirmek;

6. Uluslararası ticari işlemlerde yolsuzluk, rüşvet ve benzeri yasadışı uygulamaları engelleyen iş kuralları, standartları ve en iyi uygulamaların geliştirilmesini teşvik etmek ya da geliştirilmesini sağlamak;

7. Kamu görevlilerinin ya da seçilmiş temsilcilerin hali hazırdaki yasadışı zenginleşmelerini, bir suç olarak, soruşturmak;

8. Uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet ile alakalı olarak meydana gelen ceza soruşturmaları ve diğer hukuk davaları konusunda mümkün olan en büyük desteği sağlamak ve bu konuda işbirliği yapmak. Karşılıklı yardımlaşma, mümkün olduğu ölçüde, ulusal yasaları veya ikili anlaşmalardaki hükümleri ya da etkilenen ülkelerin bu konuya uygulanabilen düzenlemelerini içermelidir ve mümkünse mahremiyet gereğini de dikkate almalıdır:

(a) Cezai soruşturmalarla ve diğer hukuki işlemlerle alakalı olarak dokümanların ve delillerin kopyalarını da sağlayarak dokümanların ve diğer bilgilerin ibraz edilmeli;
(b) Uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetle ilgili cezai işlemlere başlanmasında ve sonuçlandırılmasında aynı suç konusunda başka devletlerin sahip olduğu yargılama hakkına dikkat edilmeli;
(c) Mümkün olduğu yerde suçluların iadesi işlemlerinin yapılması;

9. Uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetle uğraşan kişilerin kimlikleri ve yaptıkları muamelelerin kayıtları ve dokümanlarına ulaşmayı kolaylaştırmada işbirliğini artırıcı münasip eylemlere girişmek;

10. Bankacılıkla ilgili gizlilik hükümlerinin uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk, rüşvet ve ilgili diğer uygulamalarla alakalı cezai soruşturmaları ve diğer hukuki işlemleri engellememesini ve tam bir işbirliğinin bu tip işlemlerle ilgili bilgi elde etmek isteyen hükümetleri de kapsamasını sağlamak;

11. Bu Deklarasyonu destekleyici yönde gerçekleştirilen eylemler ulusal egemenlik ve üye devletlerin toprak bütünlüğünün yanı sıra mevcut anlaşma ve uluslararası kanunlara göre üye ülkelerin haklarına ve yükümlülüklerine tam anlamıyla saygılı olmalıdır ve insan hakları ve temel özgürlüklerle uyumlu olmalıdır.

12. Üye ülkeler, uluslararası ticari işlemlerde yabancı kamu görevlilerince alınan rüşvet eylemleri konusundaki yargılama eylemlerinin kanunların bulunduğu memleketin dışında uygulanması ile alakalı uluslararası hukukun ilkeleri ile uyumlu olmasını kabul ederler.

Avukatın Dosya İnceleme Yetkisi

0
Kötü yasa yoktur, iyi yargıç vardır

Avukatın Dosya İnceleme Yetkisi / Av. Dr. Başar Yaltı 

A) OLAY

1- Hakkında ceza soruşturması yürütülen Şüpheli X in 2006/ ….. hazırlık dosya numaralı soruşturma dosyasını incelemek için Müdafii sıfatıyla Avukat Y ilgili Cumhuriyet Savcısını ziyaret ederek talebini iletir.

2- Cumhuriyet Savcısı avukata vekaleti olup olmadığını sorar. Avukat vekaleti olmadığını, müdafi sıfatıyla inceleme yapmak istediğiini belirtir. Savcı bu durumda dosya incelemesinin mümkün olmayacağını, İstanbul’da binlerce avukat bulunduğunu, her avukatın müdafi sıfatını kullanabileceğini, bu nedenle dosyayı incelemeye izin vermeyeceğini belirtir.

3- Bunun üzerine avukat Y, CMK da vekalet sunma zorunluluğu bulunmadığını, Avukatlık Kanunu m.2 gereğince de vekalet sunmadan inceleme hakkı olduğunu sözlü olarak belirtip, dosya inceleme isteğini yazılı olarak talep eder. Cumhuriyet Savcısı, avukatın dilekçesinin altına yazdığı yazıyla, CMK m.2 ve Kalem Yönetmeliği m.45 gereğince vekaletname veya Baro’dan görevlendirme belgesi getirilmesi gerektiği gerekçesiyle dosya inceleme talebini reddeder.

4- Cumhuriyet Savcısının bu kararına karşı Avukat Y, idari yönden K. Cumhuriyet Başsavcısına başvurarak inceletmeme kararının kaldırılmasını ister. Bu başvurusuna yanıt alamaz.

5- Avukat Y ayrıca K. Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurarak dosyanın inceletilmemesi kararının kaldırılmasını talep eder. K. Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi, talebi “Kalem Yönetmeliğinin 45. maddesine göre” reddeder.

6- Avukat Y, bu karara karşı da itiraz yoluna başvurarak K. Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine başvurarak Sulh Ceza Mahkemesinin kararının kaldırılmasını talep eder. K. Asliye Ceza Mahkemesi, …… gerekçesiyle talebi ret eder.

 B) OLAYLA İLGİLİ MEVZUAT HÜKÜMLERİ

 1- AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ

Madde 6

Adil yargılanma hakkı

  1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
  2. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:

a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;

c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;

e) Duruşmada kullanılan dili anlama dışı veya konuşma dışı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.

2- AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAKLAR BİLDİRGESİ

ADALET

Madde 47. – Etkili hukuki bir yola başvurma ve adil yargılanma hakkı

Birlik hukuku tarafından teminat altına alınmış olan hakları ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, bu Maddede belirtilen şartlara uygun olarak bir mahkemede etkili bir hukuki yola başvurma hakkına sahiptir.

Herkes, daha önceden yasa ile tesis edilmiş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul bir süre içinde yapılacak adil ve kamuya açık bir duruşma yapılması hakkına sahiptir. Herkes, kendisine bilgi verilmesi, savunulması ve temsil edilmesi fırsatına sahip olmalıdır.

Gerekli imkanlara sahip olmayan herkese, bu yardımın adalete etkin bir şekilde ulaşılmasının sağlanması için gerekli olması koşulu ile hukuki yardım sağlanacaktır.

3- TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI

MADDE 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

MADDE 38 –

İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz.

4- CEZA MUHAKEMESİ YASASI

MADDE 2.- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

c) Müdafi: Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı,

d) Vekil: Katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı, İfade eder.

Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi

MADDE 153.- (1) Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

(2) Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hakiminin kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir.

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.

(5) Bu maddenin içerdiği haklardan suçtan zarar görenin vekili de yararlanır.

Müdafi ile görüşme

MADDE 154.- (1) Şüpheli veya sanık, vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.

5- AVUKATLIK YASASI
AVUKATLIĞIN AMACI

Madde 2 –   ………..  Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir.

İŞLERİN STAJİYER VEYA SEKRETERLE TAKİBİ, DAVA DOSYALARININ İNCELENMESİ VE DOSYADAN ÖRNEK ALMA

Madde 46.-

…………  Avukat veya stajyer, vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur. Vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisi verilmez.

 CUMHURİYET BAŞSAVCILIKLARI İLE ADLİ YARGI İLK DERECE CEZA MAHKEMELERİ KALEM HİZMETLERİNİN YÜRÜTÜLMESİNE DAİR YÖNETMELİK
Soruşturma evrakının incelenmesi

                Madde 45 – 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek şartıyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.

                Müdafi soruşturma evresinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla görevlendirme yazısı veya vekâletname ibraz ederek soruşturma evrakı içeriğini inceleyebilir ve dilekçeyle müracaatı halinde istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

                Mağdur veya şikâyetçinin vekili soruşturma evresinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla görevlendirme belgesi veya vekâletname ibraz ederek soruşturma evrakının içeriği ile elkonulan ve muhafazaya alınan eşyayı inceleyebilir ve dilekçeyle müracaatı hâlinde istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

                Mağdur veya şikâyetçi soruşturmanın gizlilik ve amacını bozmamak şartıyla vekili olmadan da Cumhuriyet savcısından dilekçeyle başvurarak belge örneği isteyebilir.

                Soruşturma evrakı soruşturmayı geciktirmemek kaydıyla Cumhuriyet savcısı huzurunda incelenir.

6- ADALET BAKANLIĞI GENELGELERİ

 C) OLAYIN HUKUKSAL DEĞERLENDİRİLMESİ

 Yukarıda özet olarak belirtilen olay, ilgili mevzuat olarak alıntılanan hükümler çerçevesinde değerlendirildiğinde, savcıdan başlayan sürecin, yargıçlar tarafından da aynen sürdürüldüğünü, sonuç olarak, yasaların avukata tanıdığı yetkilerinin kullanılmasının açıkça kısıtlanabildiğini ortaya koymaktadır.

Kimilerince basit gibi değerlendirilse de, dosya inceletmeme olayını, Anayasanın “Cumhuriyetin nitelikleri” kenar başlıklı 2. maddesinde belirtilen “insan haklarına saygılı” “hukuk devleti” kavramının bir gereği ve sonucu olarak değerlendirmek gerekmektedir. Yaşanan süreç sonunda gelinen aşama, öncelikle üstün hukuk normlarına, Türkiye’nin de tarafı olduğu uluslararası hukuk belgelerinde ve Anayasada yer alan adil yargılanma hakkına, Avukatlık Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine aykırılık oluşturmaktadır.

Avukatın dosya inceleme isteği, Anayasadaki “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesi, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin bir gereği olarak savunma hakkının doğal bir sonucudur.

5271 sayılı CMK. nun müdafiin görev ve yetkilerini belirleyen; 147, 149, 153, 154, 156 maddelerinde Avukatın müdafi sıfatıyla her zaman dosya inceleme hakkına sahip olduğuna ilişkin açık hükümler ve Avukatlık Yasasının 2 ve 46ncı maddeleriyle avukatlara tanınan yetkilere karşın dosya incelemenin mümkün olmaması, üstünde durulması gereken önemli bir sorundur.

Bu sorun çerçevesinde ortaya çıkan bir başka gerçek, yargı makamlarının, Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Yönetmelik hükümlerini yasaların üstünde ve ondan önce dikkate alarak, yargı bağımsızlığının özümsenmesi bakımından kuşku yaratmış olmalarıdır. Dosya inceletmeme olayının belki en önemli sonucu, Türk yargı sisteminde avukat ve savcının ceza yargılamasındaki yerinin, adil yargılamanın en önemli ilkesi olan silahların eşitliği ilkesine aykırı şekilde konumlandırıldığının bir kez daha ortaya çıkmış olmasıdır.

1- AVUKATIN HAK VE YETKİLERİ İLE ADİL YARGILANMA HAKKI BAKIMINDAN YAŞANAN SORUN

 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 2nci maddesinin 3. fıkrasında:

Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir.” Hükmünün ne anlama geldiği sorgulanmalıdır.

Bu madde ile avukatlara tanınan yetkilerin kapsam ve kullanılmasında tereddüde düşülmesi nedeniyle Danıştay 1. Dairesinden istişari görüş istenmiş, Danıştay 1. Dairesi verdiği 10.4.2002 tarih ve 2002/26E., 2002/52K. Sayılı görüşüyle:

“Sonuç olarak; istişari düşünce istemine esas olan maddi olay ve olgular da dikkate alındığında aşağıda sıralanan hususların taraflarca karşılıklı olarak değerlendirilmesinde, sorumluluklar arasında uygun ve ölçülü dengenin sağlanması halinde, duraksama konularının ortadan kalkacağı söylenebilır.

1- 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 2 nci maddesinin 4667 sayılı Kanunla değiştirilen üçüncü fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlara, avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olma zorunluluğu getirilmiştir. Yardımcı olma zorunluluğunun kapsamını ve sınırlarını belirlemede avukatların görevleriyle ilgili olarak yukarıda yapılan açıklamalar göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu kurumlara, kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla avukatların gerek duyduğu bilgi ve belgeleri aşağıdaki kapsam çerçevesinde incelemelerine sunmak yükümlülüğü getirilmiştir.

a ) İncelemeye sunma, bilgi ve belgenin bulunduğu kurum ve kuruluş bünyesinde, gerektiğinde bir görevli eşliğinde uygun bir yerde gerçekleştirilmesi gereken bir işlevdir.

b ) İncelemeye sunma yükümlülüğünün, bilgi ve belgenin bulunduğu kurum ve kuruluş dışında bir yere veya şehire gönderilmesi suretiyle yerine getirilmesinin istenmesi, yasanın amacına uygun bir talep olarak değerlendirilemez.

c ) Avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgelerin kapsamı, avukatların görevleriyle ve gerek duyma ifadesiyle ilgili açıklamalarda belirtilen sınırlar içinde anlaşılmalı ve değerlendirilmelidir.

d ) Yasa koyucu, kurum ve kuruluşların bünyesinde inceleme olanağı tanıdığı belgelerden örnek alınmasını vekaletname ibrazına bağlı tutmuştur. Avukatlarca incelenmesinden sonra bu belgelerin gerekli olanlarından konusu, tarih ve sayısı belirtilerek örnek alınabilmesi yasa hükmü gereğidir.

2- İncelemeye sunma yükümlülüğünün istisnası olan kanunlardaki özel hükümlerin sınırları ve içeriği, ilgili madde metinleriyle bu konuda yukarıda yapılan açıklamalarda belirtilen hukuki çerçeve içinde değerlendirilmelidir.

SONUÇ: Duraksama konusu hakkında yukarıda açıklanan görüşle dosyanın Danıştay Başkanlığına sunulmasına 10.4.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

Denilmek suretiyle, avukatların dosya inceleme yetkilerinin bulunduğu vurgulanmıştır.

Benzer bir olay nedeniyle Adalet Bakanlığı Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderdiği “görüş” yazısında ( B030HİG00000.02-647.03.02-MT.105../2006 Tarih ve sayılı Ankara Barosu Başkanlığının başvurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazı)  “dava ve kovuşturma (soruşturma) dosyalarını ilk kez inceleyecek olan bir avukatın vekâletname sunmasına gerek olmadığı, dilekçe ile başvurmasının yeterli ve daha uygun olacağı yönündeki düşünce ile kastedilen husus; dava dosyalarında vekil sıfatı bulunmayan avukatların o dosyayı inceleme gereği duyduklarında mahkeme başkanı veya hakimine bir dilekçe ile başvurmalarının daha uygun olacağıdır. Yoksa dava dosyasını vekil sıfatıyla takip eden bir avukatın her dosya inceleme talebinde dilekçeyle başvurması gerektiği kastedilmemiştir.” Diyerek vekalet sunmanın zorunlu ve gerekli olmadığı Genelgede belirtilmiştir.

Avukatlık kamu hizmeti niteliği olan serbest bir meslektir. (Avukatlık Kanunu m.1) Avukatlık Kanunu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bir avukata üstleneceği davayı seçme hakkı tanındığı anlaşılmaktadır. Bu hak, avukatın bağımsızlığı ilkesinin bir gereği ve sonucu olduğu gibi, Avukatlara dosya ve belge inceleme hakkı tanınmasının bir başka gerekçesi de, avukatın gerekli incelemeleri yaptıktan sonra kendisine teklif edilen işi reddetme hakkına sahip olmasından kaynaklanmaktadır. (m.37)

Avukatlık Kanunu 34. maddeye göre Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler. Avukatlık bir güven mesleğidir. Bu nedenle, gerek Avukatlık Kanunu gerekse Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kuralları, avukatı, etik ve mesleki sorumlulukları bakımından sıkı denetime almıştır. Yasa koyucu avukata güvensizliği düşünmemiş, avukat olmayı sıkı koşullara bağlamış, mesleki yetkilerin kötüye kullanması durumunu ise ağır şekilde cezalandırmıştır. (Avukatlık Kanunu m.56/2, 62)

Avukat, adil yargılanma hakkının uygun şekilde yerine getirilebilmesi için, sav, savunma ve karar üçleminde savunmayı temsil eder. Bilindiği üzere savunma suçlamayla başlar. Adil yargılamanın gerçekleşmesinin birinci ve temel koşulu “silahların eşitliği ilkesi” denilen suçlamayı yapan ile yani Savcı ile savunmayı temsil eden avukatın eş düzeyde yetkilere sahip olması ilkesidir. Ülkemizde bu konuda geleneksel bir takım nedenlerle farklı görüşler ileri sürülse de, bu kural ceza hukukunun evrensel ilkeleri arasındadır. Bu nedenle, bir kimsenin savunma hakkını kısıtlamak ve bu anlayışı dosyanın incelenememesine kadar tırmandırmak, hem adil yargılanma hakkı ile hem avukata yüklenen görev ve sorumluluklarla bağdaştırılamaz.

Açıklanan nedenlerle her avukat, vekalet sunmaya gerek duyulmadan, gizlilik kararı verilmemiş soruşturma ve kovuşturma dosyalarını inceleme hak ve yetkisine sahip bulunmaktadır. Kuşkusuz, inceleyen avukattan kimlik sorulması ve talebin yazılı olarak alınması her zaman mümkün olup bu konuda yasal bir kısıtlama bulunmamaktadır. Dolayısıyla, hakkında gizlilik kararı verilmemiş, Avukatlık Kanunu 2. maddesindeki deyimiyle, Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla,  bir kısıtlaması bulunmayan (hakkında gizlilik kararı verilmemiş) soruşturma dosyasının incelenmesinin kısıtlanmasına yasal olarak olanak yoktur.

Kaldı ki, Avukatlık Kanunu’nun 46. maddesinin “Avukat veya stajyer, vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur. Vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisi verilmez.” Şeklindeki hükmü karşısında herhangi bir kalem mevzuatını düzenleyen yönetmelik hükümlerinin ileri sürülmesi, yasa kavramı algılamasında sorunlara yol açacak bir yaklaşımdır.

2- CEZA YARGILAMASI HUKUKU VE MEVZUATI BAKIMINDAN

a) CMK nın 153. maddesi çok açıkbir ifade ile yazılmış olup, Müdafiin soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceği ve istediği belgelerin bir örneğini alabileceği maddede anlaşılır bir dille belirtilmiştir. Bu kuralın tek istisnası, sulh ceza yargıcının vereceği kısıtlama kararıdır. Esasen bu kural yeni olmayıp, eski CMUK da aynen yer almakta idi. Yeni yasa ile getirilen yenilik sadece, avukatın şüpheli ve sanık bakımından müdafi, katılan bakımından ise vekil olarak adlandırılması olmuş, Yasanın gerekçesinde durum bu şekilde açıklanmıştır.

b) Bu noktada, müdafii kime denir sorusunu açıklanması gerekmektedir. CMK m. 2 de müdafi, şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede müdafilik ceza hukukunda bağımsız bir karaktere sahiptir. Yasa koyucu, çoğu durumlarda, vekalet sunulmasını aramadan sanık veya şüphelinin haklarının korunmasını, bir avukatın bulunması koşuluna bağlayarak savunma hakkını güvenceye almak istemiştir. Bu hak şüpheli veya sanık tarafından kullanılabileceği gibi, şüpheli veya sanığın bulunmadığı ortamlarda dahi kullanılabilmektedir. Örneğin ifade alma sırasında ve duruşmada avukat vekalet aranmadan sanığın yanında müdafi sıfatıyla bulunabilmekte, aramalarda ise sanık veya şüpheli olmasa dahi avukat vekaletsiz olarak görev yapabilmektedir. (CMK m.120/3)

c) Ceza Muhakemesi Yasası “Müdafi ile görüşme” başlıklı 154. maddesinde: “ Şüpheli veya sanık, vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.” Diyerek bu durumda vekaletname aranmayacağını açıkça belirtmiştir. Kunter – Yenisey- Nuhoğlu tarafından kaleme alınanCeza Muhakemesi Hukuku kitabının 223. sayfasında bu duruma dikkat çekilerek aynen “Müdafiin soruşturma evrakını inceleyebilmesi için vekaletname isteyen Cumhuriyet Başsavcılığı Kalem Yönetmeliğinin 45 inci maddesi, Kanunun ruhuna uygun değildir.Müdafii şüpheli ile vekaletname aramadan görüştüren Kanun (CMK 154) görüşmeden önce dosyayı incelemesi gereken müdafiin de vekaletnamesini aramaz.” diyerek, Kalem Yönetmeliğinin Yasaya açıkça aykırı olduğunu belirtmişlerdir.

Cumhuriyet savcıları, hukukçu kimlikleri ile, pozitif hukuk metinleri arasındaki hiyerarşik sıralamada yönetmeliğin yasadan sonra geldiğini, yönetmeliklerin yasalara açıkça aykırı olamayacağını bilecek durumdadırlar. Cumhuriyet Savcısının dosyayı inceletmeme gerekçesi olarak dayandığı Kalem Yönetmeliği Ceza Muhakemesi Yasası’na açıkça aykırıdır. Yasanın hiçbir yerinde Müdafiinin (Avukatın) vekaletname ibrazı gerekeceğinden söz edilmemiştir. Doktrinde de avukatların vekaletname ibraz etmeden dosya inceleyebileceği belirtilmektedir. Tüm bu açıklamalara karşın, kalem Yönetmeliğine atıfta bulunarak, savunma hakkını kısıtlayıcı ve Avukatlık Kanunu ile avukatlara tanınmış özel yetkiyi görmezlikten gelerek soruşturma dosyasının incelettirilmemesi yasal ve hukuksal bir tutum değildir.

d) İstanbul’da binlerce avukat bulunduğu, dolayısıyla her avukatın müdafi sıfatını kullanabileceği şeklinde bir gerekçe, ilk bakışta haklı gibi görünse dahi, bu yaklaşım, yasalarla avukatlara tanınmış hakların kullanılmasını engellemek isteyen bir bakış açı taşımaktadır. Çünkü Cumhuriyet Başsavcılığının onbinlerce soruşturma dosyasının her birinin kime ait olduğunu “binlerce” avukat bilebilecek durumda değildir. Bu nedenle, İstanbul’daki avukatlardan bir veya bir kaçı, onbinlerce dosya arasından, belli bir dosya numarasını ve dosyanın taraflarını belirterek bir soruşturma dosyasını incelemek için başvuruyorsa, artık o avukat “herhangi birisi” değildir, başvuran avukatın o dosya ile ilgisinin bulunduğu kabul edilmelidir. Böyle bir durumda, yukarıda da belirttiğimiz gibi, vekalet sunmayan/sunamayan bir avukattan yazılı talep alınması ise her zaman mümkündür.

e) Adalet Bakanlığı da yayınladığı genelgede “ ilk kez inceleyecek olan bir avukatın vekâletname sunmasına gerek olmadığı, dilekçe ile başvurmasının yeterli ve daha uygun olacağı” yönünde görüş belirtmiştir.

f) Ceza Muhakemesi Yasasında, müdafi için vekaletname zorunluluğu bulunduğu hiçbir maddede yer almamaktadır. Müdafi sıfatını taşımak için vekaletnameye gerek yoktur. Bilindiği gibi eski CMUK uygulamasında da müdafi kavramı vekaletnamesi olmayan avukat olarak anlaşılıp uygulanmakta idi. Yeni Ceza Muhakemesi Yasası bu konuda eski uygulamaya bağlı kalmıştır.

 Hatta CMK.154/1 maddesinde, şüpheli veya sanığın, vekâletname aranmaksızın müdafi ile her zaman görüşebileceği belirtilmiştir.

 Müdafiin dosyayı incelemeden hukuki yardımda bulunamayacağı çok açık olduğuna ve

Soruşturmanın her aşamasında avukatın şüphelinin yanında bulunması bir hak olarak tanındığına göre, bir avukat için dosyayı incelemeden şüpheliye hukuksal yardımda bulunmak mantıken de mümkün olamaz.

 3- DİĞER YÖNLERDEN OLAYIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

 a) Mahkeme kararları gerekçe içermemektedir.

Savcılık kararına karşı, iki ana gurupta toplanan itirazlara karşın K. Sulh Ceza Mahkemesi kararı,  itiraz nedenlerini yok sayacak kadar gerekçesizdir. K. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ise dava açılmış olması nedenine dayalı ret kararı ile olayın özünden uzak, sorunu çözmeyen bir karar vererek yasal mevzuat hükümleriyle çelişmiştir.

Avukatlık Kanununun 2 ve 46. maddeleri karşısında, bu Yasa maddelerine aykırı olan Kalem Yönetmeliği’nin 45. maddesinin uygulanmaması gerekmektedir. Adalet Bakanlığının genelgesi dahi müdafiin vekâleti olmasa da dosya inceleme, hatta örnek alma hakkının engellenemeyeceği yönündedir. Buna rağmen, Mahkemelerin itirazı ret kararları olayın derinliğinin yeterince anlaşılamamış olduğunu ortaya koymaktadır.

Ayrıca, yeterli gerekçe taşımayan ret kararı, Anayasa (m.141) Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır, kuralına da aykırı düşmektedir.  

b) Anayasa ve Yasa Hükümleri Karşısında Yönetmeliklere Dayanılarak Karar Verilemez.

Anayasanın 138. maddesine göre  “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” 140. maddeye göre de “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”

Anayasada belirtilen ve yasalarla vurgulanan bu temel ilkeler karşısında Hakimlerin bir konuda açık yasa hükümleri bulunurken Yönetmeliklere dayanarak hüküm kurmaları mümkün ve doğru değildir. 

Av. Başar YALTI

27 Ekim Hukuk Takvimi

0
27 Ekim Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler
27 Ekim – Hukuk Takvimi
1553

İspanyol hukukçu, ilâhiyatçı, hekim, haritacı, hümanist, Miguel Servet yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Eylül 1509) Toulouse Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. 1531 yılı Temmuz’unda De Trinitatis Erroribus‘u (Teslisin Yanlışlıklarına Dair) kitabını yayımladı. Matematik, gök bilim, meteoroloji, coğrafya, anatomi, eczacılık, hukuk felsefesi gibi alanlarda çalışmalarda bulundu. 4 Nisan 1553’te Roma Katolik Kilisesi yetkilileri tarafından; Kilise’yi inkar etmek ve Mesih’in mesajını ve kutsallığını inkar etmekle suçlanarak kendisini Engizisyon görevlilerinin elinde hapsedilmiş olarak buldu, tutuklandı ve hapsedildi. 7 Nisan 1553’te hapisten kaçtı. 17 Haziran 1553’te Fransız Engizisyonu tarafından idama mahkum edildi. İsa’nın hiçbir tanrısal konumu olmadığını savunduğu için, Cenevre’de yakalandı ve bir kazığa bağlanıp diri diri yakılarak öldürüldü.

Miguel Servet
1922

Faşist Parti lideri Benito Mussolini kara gömlekli milislerle birlikte Napoli’den Roma yürüyüşüne başladı. Roma’ya yürüyen 40 bine yakın faşist uğradıkları şehirlerde resmî binaları işgal etti ve  bunun sonucunda hükümet istifa etti.

Faşizm, İtalya’nın Milano kentinde 1919’da San Sepolcro meydanında “Fasci İtaliani di Combattimento”nun kurulmasıyla doğmuştu.
1960

Milli Birlik Komitesi, 147 profesör, doçent ve asistanı görevden aldı. “Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ve bazılarının diğer fakülte ve yüksek okullara nakline dair Kanun‘ adıyla alınan karar 28 Ekim’de resmi gazetede yayınlandı. Gerekçe tembel, yeteneksiz, reform düşmanı oldukları iddiasıydı. Üniversitedeki tasfiye tartışma ve tepkilere yol açtı. Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar istifa ederek akademinin namusunu savundu. Uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, 28 Mart 1962 tarihinde TBMM‘de kabul edildi ve askeri yönetimin görevden aldığı akademisyenler görevine iade edildi. 147’ler Olayı olarak tarihe geçen olay sonunda affedilmesine rağmen Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil göreve dönmedi.

Olay hakkında “Üniversiteye Darbe” isimli eser Reşat Kaynar tarafından yazıldı.
1967

Bolivya’da gerillalara katıldığı iddiasıyla tutuklu olan Regis Debray’ın duruşmasında iddia makamı 30 yıl hapis cezası istedi.

1967 Cevdet Menteş 27 Ekim 1967’de Yedinci Ceza Dairesi Başkanı olarak atandı.
1971

Harun Karadeniz, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve Vedat Günyol’un da aralarında bulunduğu 21 kişinin Gizli TKP’ye  üye oldukları iddiasıyla 8 ile 15 yıl arası hapis istemiyle yargılanmalarına başlandı.

1971 Kongo Cumhuriyeti’nin adı Zaire cumhuriyeti olarak değiştirildi.
1976

TPAO yönetimi, DİSK’in MC’ye ve DGM’lere karşı genel direnişi nedeniyle oluşan zarardan ötürü DİSK yöneticilerine 52 milyon TL’lık tazminat davası açacağını bildirdi.

1980

Geçici Anayasa düzeni açıklandı. Buna göre yeni bir Anayasa yapılıncaya kadar, kapatılan Meclis’in yerini alan Milli Güvenlik Konseyi’nin çıkaracağı karar, bildiri ve yasaların yürürlükteki 1961 Anayasasına aykırılığı ileri sürülemeyecekti.

1980

Siyasi Partiler ve Sendikalar dışındaki kuruluşlara Kayyım tayinini öngören yasa, MGK’da kabul edildi.

1980

Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı, UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu)’nun 27 Ekim 1980 tarihinde yapılan genel kongresinde kabul edildi.

1980

Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 27 Ocak 1977 tarihinde Strasbourg’da imzalandı. Sözleşme 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girdi, Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzaladı ve 27 Ekim 1980 tarihinde onayladı. 28 Ekim 1980 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı.

1983

Yayıncı İlhan Erdost’un Kasım 1980’de Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi avlusunda askeri araç içinde dövülerek öldürülmesi davasında karar açıklandı. 1 astsubay ve 4 ere 8 yıl ile 10 yıl 8 ay arası, 1 ere de 2 ay 20 gün hapis cezası verildi. Astsubay Şükrü Bağ TSK’dan çıkarıldı ve tutuklandı. Temyize götürülen davada, Askeri Yargıtay’ın 14 Mart 1984’de Astsubay Şükrü Bağ’ın 10 yıl 8 aylık hapis cezasını bozmasının ardından yeniden yargılanan Bağ, 27 Kasım 1986’da bu kez yalnızca görevi ihmalden 3 yıl hapis ve ömür boyu memuriyetten men cezasına çarptırıldı.

İlhan Erdost
1984

Ankara’da “işçi çıkarma yasağı” kaldırıldı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, işçileri işten çıkarmayı yasaklayan 13 nolu bildirisi ile grev ve lokavt yetkilerinin kullanılmasını izne bağlayan 17 nolu bildirisinin 3. maddesini yürürlükten kaldırdı. Ankara’da artık grev ve lokavt için sıkıyönetimden izin alınmasına gerek kalmadı.

1991

Türkmenistan 1991’de yapılan Bağımsızlık Referandumu ardından Sovyetler Birliğinden ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. Bunun sonucunda 27 Ekim 1991’de kabul edilen Anayasanın 1.maddesinde devletin adı Türkmenistan( Түркменистан) olarak belirlendi.

1993

Ahmet Zeki Okçuoğlu’na Azadi Gazetesi’nde yayınlanan “T.C. Kürtlerle Barışmak İstemiyor” başlıklı yazısından dolayı dava açıldı.

1995

Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesini değiştirip terör suçunun kapsamını daraltan düzenleme Meclis’te kabul edildi.

1996

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 118/5. maddesi 17.10.1996 tarih ve 4199 sayılı Kanunla Karayolları Trafik Kanununa ilave edildi ve 27.10.1996 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdi.

2002

Latin Amerika tarihinde ilk kez bir işçi devlet başkanlığına geldi. İşçi Partisi’nin adayı Lula lakaplı Luiz Inacio Lula da Silva ikinci turda yüzde 62 oyla Brezilya devlet başkanı seçildi.

2002

Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri, 27 Ekim 2002 tarihinde Sydney’de toplanan Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Genel Kurulunca kabul edildi.

2005

Ankara 2.İş Mahkemesi Eğitim-Sen için açılan kapatma davasında, kapatmaya konu olan anadilde öğrenim ifadesinin, Sendika tüzüğünden çıkarılması nedeniyle kapatmama kararı aldı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, İş Mahkemesi’nin kapatmama kararını iki kez bozdu.

2006

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Milletvekili Seçimi Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Yasa’yı onayladı. Milletvekili seçilme yaşı 30’dan 25’e indirildi.

2009

DTP’li Aysel Tuğluk, 3 Eylül 2006’da Diyarbakır Dünya Barış Günü mitingindeki konuşmasından dolayı 1 yıl 6 ay hapse mahkum edildi.

2009

Elli Pappa

Yunan hukukçu, yazar, gazeteci ve aktivist, Elli Pappa yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1920) Atina Üniversitesi‘nde felsefe ve hukuk okudu. Yunan İç Savaşı’nda Ulusal Kurtuluş Cephesi mensubu olarak komünist gruplara destek verdi ve Aralık 1950’de tutuklandı. 1952’de, Atina’daki Askeri Mahkeme tarafından kendisine verilen ölüm cezasına karşı hapishanede yazdığı mektup ile dünya çapında tanındı. 1964’te serbest bırakıldı. 1990’a kadar Ethnos, Macedonia gazetelerinde ve Woman dergisinde profesyonel olarak çalıştı. Ölümüne kadar kendini yazarlığa adadı ve pek çok eser kaleme aldı.

2011

Arjantin’de cunta döneminde asker ve polis memuru olarak görev yapan 12 kişi ömür boyu, dört kişiyse 18 ila 25 yıl hapse hapse mahkum edildi.

ÇHD, ÖHD ve ÇAG üyesi avukatlar, Van Depremi’nin ardından yaşananlarda ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle tüm devlet erkanı ile TV kanallarındaki söylemlerinden dolayı Müge Anlı ve Duygu Canbaş hakkında suç duyurusunda bulundu.

2014 Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği, Sağlık Bakanlığı tarafından 27 Ekim 2014 tarihli ve 29158 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2015 

Yazar Edip Yüksel, sosyal paylaşım hesaplarından Atatürk ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle 3 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

2017

İspanya’nın Katalonya özerk yönetimi parlamentosu, tek taraflı bağımsızlık ilan etti. Katalonya Parlamentosu’nda yapılan seçimlerde, bağımsızlık için 70 evet, 10 hayır oyu çıktı. İki vekil oylamaya katılmadı.

2017 İspanya’nın Katalonya özerk yönetimi parlamentosu, tek taraflı bağımsızlık ilan etti. Katalonya Parlamentosu’nda yapılan seçimlerde, bağımsızlık için 70 evet, 10 hayır oyu çıktı. İki vekil oylamaya katılmadı.
2018 Bir TV programında Diyarbakır’dan telefonla bağlanarak, “Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın” diyen öğretmen Ayşe Çelik’e terör örgütü propagandası gerekçesiyle verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası kesinleşti. Ayşe Çelik, “Ayşe Öğretmen” olarak ünlendi.
2022 Cezaevinde iken demans hastalığına yakalanan Avukat Aysel Tuğluk, hakkında Adli Tıp Kurumu’nun “sağlığının cezaevinde kalmaya uygun olmadığı” yönünde hazırladığı raporun ardından Kocaeli Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden 27 Ekim 2022’de tahliye edildi.
2024

Adana’da, 21 Ekim günü Sarıçam ilçesine bağlı Buruk Mezarlığı’nda bir anne ile iki kızını öldüren şüpheli, ‘kirpi’ yuvasına ait oyukta saklanırken özel harekat operasyonuyla yakalandı. Şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Şüpheli Şemsettin Erkuvan’ın, anne ve iki kızını, daha oğlunu intihara sürüklediklerini öne sürerek öldürdüğü iddia edildi.

Kira sözleşmelerinin artık e-Devlet üzerinden yapılabileceğini açıklayan Bakan Mehmet Şimşek, “Reform niteliğinde önemli bir uygulamaya başlıyoruz” dedi.

2024

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, trafik denetimlerinde 10 bin sürücüye “izinsiz çakar” kullanımından ötürü ceza kesildiğini açıkladı.

Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri

27 Ekim – Hukuk Takvimi

1933 Genel Af Kanunu

0
1933 Genel Af Kanunu, 26 Ekim 1933 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş ve 28 Ekim 1933’te resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.  Bu af kanunundan sonra 1960 yılına kadar geniş kapsamlı genel af kanunu çıkarılmamıştır. Cumhuriyetin kuruluşunun 10. yılı dolayısıyla çıkarılan Genel Af Kanunu sonucunda, 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar hakkında takibat yapılmamasına ve 3 yılı geçenlerin cezasının affına ilişkin düzenleme getirilmiştir.

1933 Genel Af Kanunu, 26 Ekim 1933 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş ve 28 Ekim 1933’te resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 

Bu af kanunundan sonra 1960 yılına kadar geniş kapsamlı genel af kanunu çıkarılmamıştır.

Cumhuriyetin kuruluşunun 10. yılı dolayısıyla çıkarılan Genel Af Kanunu sonucunda, 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar hakkında takibat yapılmamasına ve 3 yılı geçenlerin cezasının affına ilişkin düzenleme getirilmiştir.

1933 Genel Af Kanunu

Madde 1

Kanunun, ferî ceza veya para cezasile birlikte yahut yalnız olarak yukarı haddi beş seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile ve yahut yalnız para cezasile cezalandırdığı suçlardan dolayı maznun bulunanlar hakkında takibat yapılmaz.

Madde 2

Üç seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza veya para cezasile mahkûm olanlar ferî cezalara da şamil olmak üzere affedilmiştir. Bu kanunun neşrinden evvel haklarında verilen mahkûmiyet kararları infaz edilmiş olanlar da 12 nci madde hükmü dairesinde bu maddenin hukuki netayicinden istifade ederler.

Madde 3

Hükmedilmiş veya edilecek olan on seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı cezaların üç senesi indirilir.

Madde 4

Hükmedilmiş veya edilecek olan on seneden fazla cezaların beş senesi indirilir. Şu kadar ki; geri kalan ceza miktarı yedi seneden aşağı olamaz.

Madde 5

Müebbet ağır hapis cezaları 20 sene ağır hapis cezası olarak çektirilir.

Madde 6

Müebbet sürgün cezaları 20 seneye indirilir.

Madde 7

A) 1274 tarihli Mülga Ceza Kanunu mucibince müebbet küreğe mahkûm olup Türk Ceza Kanununun 588 inci maddesile cezaları hapse çevrilen mahkûmların cezaları 15 seneye indirilir.

B)- Mezkûr mülga kanuna göre müebbet kalebentliğe mahkûm olup da Türk Ceza Kanununun 588 inci maddesi mucibince cezaları sürgüne çevrilenlerin cezaları 10 seneye indirilir.

C)- Muvakkat kalebentlik cezasile mahkûm olup da cezaları sürgüne çevrilmiş olanların cezalarının yarısı indirilir.

D)- 825 numaralı kanunun 17 inci maddesinin 2 inci bendi mucibince mahpusiyet halini ihtiyar edenler hakakında dahi B ve C fıkraları hükümleri tatbik olunur.

Madde 8

Hiyaneti Vataniye Kanunu ve zeyil ve tadillerine göre mahkûm edilen mefsuh Terakkiperver Fırkası mensupları ve distülcilerle İzmir suikastı mahkûmları affolunmuştur.

Madde 9

Türk Ceza Kanununun 158 ve 159 uncu maddelerile 1881 numaralı Matbuat Kanununda yazılı suçlarla mahkûm ve maznun olanlar affedilmiştir. 11 inci maddenin B fıkrasile 14 üncü maddesi hükmü 8 inci madde ile bu maddeye şamil değildir.

Matbuat Kanununun 29 ve 32 inci maddelerinde yazılı suçlar bu madde hükmünden müstesna olup bu kanunun diğer maddeleri hükümlerine tâbidir.

Madde 10

Bu Kanundaki para cezasından maksat belediye varidatına dâhil olan para cezalarından başka umumî veya hususî kanunlarında yazılı olan hukuku âmme para cezalarıdır.

Şu kadar ki; 1918 numaralı kanun ile zeyil ve tadilleri ve gümrük ve inhisar kanunları şümulüne giren yalnız para cezasını veya müsadereyi veya bir meslek ve sanatın yapılmamasını veya bu cezalardan birini veya bir kaçını istilzam eden suçlar hakkında takibat yapılmaz.

Bu suçlardan dolayı mahkeme, heyet ve komisyonlarca verilmiş ve henüz infaz edilmemiş olan kararlar da infaz edilmez.

Bu hüküm, kanunen kullanılması, yapılması, taşınması, bulundurulması, saklanması, alınması, satılması ve memlekete sokulması cürüm veya kabahat olan eşyanın müsaderesine karar vermeğe mani değildir.
Yukarıki fıkra haricinde kalan eşya gümrük ve diğer devlet ve belediye vergi ve resimlerinin ödenmesi halinde sahiplerine verilir.

Madde 11

Aşağıda yazılı olanlar bu kanundan istifade edemezler:

A)- Zimmet, ihtilâs, irtikâp ve irtişa, müzayede ve münakasaya fesat karıştırmak ve kaçakçılık fiillerinden birile maznun veya mahkûm olanlar;

B)- Hırsızlıktan mükerrir ve diğer cürümlerden herhangi birile ikiden fazla mahkûm olanlar;

C)- Türk Ceza Kanununun 10 uncu babının ikinci faslında yazılı yağmaya, yol kesmeğe ve adam kaldırmağa müteallik suçlardan birile maznun veya mahkûm olanlar;

D)- Türk Ceza Kanununun 271 inci maddesinde ve 449 uncu maddesinin 2 numaralı bendinde yazılı cürümlerden birile maznun veya mahkûm olanlar;

E)- 3 üncü ve 4 üncü maddelere göre hükmedilmiş ve edilecek cezalara bağlı ferî cezalar.

Madde 12

Bu Kanunun birinci ve ikinci maddeleri hükümlerinden istifade edenlerin memuriyetten muvakkaten ve müebbeden mahrumiyet veya bir san’at ve bir mesleğin icrasından menedilmek gibi kanuni tesir ve neticelere ve Memurin ve Hâkimler Kanunlarile bunlara müzeyyel kanunlara ve sair hususî kanunlara tevfikan yapılmış ve yapılacak olan tasfiye ve memuriyetten af ve iskat ve sair umum inzıbatî ve idarî muamelelere ve 347, 854 ve 1289 numaralı kanunlar mucibince Devlet hizmet ve müessesatında istihdam edilmemelerine dair verilen karara bu kanun ahkâmı şamil değildir.

Âli karar heyetince intaç edilmeyen evrak Devlet Şûrasına tevdi ve mülkiye dairesince altı ay içinde 1289 numaralı kanun dairesinde tetkik olunarak karara bağlanır.

Madde 13

Hilâfetin ilgasına ve Osmanlı hanedanının Türkiye Cumhuriyeti memleketi haricine çıkarılmasına dair olan 431 numaralı kanunda yazılı eşhas ile Lozan muahedenamesile merbut affi umumî protokolünde istihdaf edilen yüz elli şahıs affedilmemiştir.

Madde 14

Firar halinde olup bu kanunun mer’iyete girdiği tarihten itibaren üç ay içinde Hükümete müracaatla teslim olmıyan maznun veya mahkûm şahıslar bu kanunun hükümlerinden istifade edemezler.

Madde 15

Yukarıki maddeler hükümleri 28 Temmuz 1933 tarihinden sonra işlenmiş olan cürümlere şamil değildir.

Madde 16

A) 4 teşrinievvel 1926 tarihinden evvel aktolunan nikâha müstenit evlenmelerin ve bu evlenmelerden doğup nüfus idaresince tescilleri yapılmamış olan çocukların alâkadarların vesikalarla veya köy ve mahalle veya belediye ilmühaberlerile vukubulacak müracaatları üzerine kayit ve tescil muameleleri yapılır.

B)- Kanunun Medeninin mer’iyetinden bu Kanunun neşri tarihine kadar evlendirme memuru huzurunda yapılmış akte müstenit olmıyarak birleşip karı koca halinde yaşayanlardan çocuk olduğu takdirde bu yaşayış evlenme akti sayılarak bu birleşmelerin evlenme suretile ve bunlardan doğan çocukların da nesebi sahih olarak kadın ve erkeğe izafesile tescili yapılır. Şu kadar ki; erkek evli ise bu suretle vaki olan birleşmelerde bu hükümler cari olmaz. Ancak bu birleşmelerden hasıl olan çocuklar yukarıki hükme göre tescil olunur.

C)- Bu Kanunun neşrinden evvel vaki olan bu gibi birleşmelerden kanunun neşri tarihinden itibaren üç yüz gün içinde çocuk doğduğu takdirde dahi yukarıki hükümler cari olur.

D)- Tescil muameleleri için bir sene zarfında müracaat edilmelidir.

E)- Tescil muamelesi alâkadarların Kaymakam veya Valiye vukubulan müracaatları üzerine keyfiyetin idare heyetlerince yaptırılacak tahkikat neticesinde bu heyetlerin tanzim edecekleri mazbatalar üzerine icra olunur.

F)- Veli veya vasi tescil için müracaat etmedikleri halde çocuk reşit olduktan sonra bu kanuna göre tescil talebinde bulunmağa hakkı vardır.

G)- İhtilaf ve itiraz vukuunda keyfiyet mahkemece hallolunur.

H)- Tescile müteallik harç, resim ve cezalar affedilmiştir.

Madde 17

Bu Kanunun hükümlerinden istifade edecek mevkuf ve mahpusların salıverilme işleri kanunun mer’iyete girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde ikmal edilir.

Madde 18

Bu Kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 19

Bu Kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

26/10/1933

26 Ekim – Hukuk Takvimi

0
26 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar, yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

26 Ekim – Hukuk Takvimi

1694 Alman hukukçu ve filozof, Samuel von Pufendorf yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Ocak 1632) Alman Aydınlanmasının öncülerinden oldu. Çalışmaları 18. yüzyılda Alman kilise-devlet ilişkilerinin tanımlanmasında esas alındı. Doğal hukuk öğretisine önemli katkılarda bulundu. Latince kaynaklı “kültür” kavramını modern dünyaya yeniden kazandırdı.
1730 Osmanlı’da ayaklanma başlatan Patrona Halil ve arkadaşları idam edildi.
1759

Fransız avukat ve Fransız devriminin liderlerinden olan Georges Danton, Arcis-sur-Aube’de dünyaya geldi. (Ölümü:  5 Nisan 1794, Paris)

1863  Uluslararası Kızıl Haç organizasyonu Cenova’da kuruldu.
1902 Amerikalı yazar ve aktivist Elizabeth Cady Stanton yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Kasım 1815)  Kadınlara oy hakkı için yürüttüğü çalışmalar ve kölelik karşıtlığıyla tanındı. 1848’de New York’ta imzalanan Declaration of Sentiments’le (Haklar ve Duyurular Bildirgesi) Amerika Birleşik Devletleri’nde kadın hakları hareketinin temellerini attı. İki gün süren  ve dünyada  ilk kadın hakları kongresi olarak bilinen Seneca Falls Convention’ı tertip etti ve tahminen 300 kadın ve erkek bu toplantıya katıldı. 19. yüzyılın ortalarından sonlarına kadar ABD’deki kadın hakları hareketinin liderlerinden biri oldu. 1868’de kadın hakları için çalışmak üzere The Revolution adlı bir gazete çıkardı. Kadınlara oy hakkı verilmesi için mücadele etti. History of Woman Suffrage isimli eserin en önemli yazarlarından biri idi.
1905 Kuzey Avrupa ülkeleri Norveç ve İsveç ayrıldı.
1916 Hukukçu, Fransız siyasetçi, 1981-1995 yılları arasında iki dönem görev yapan Fransa cumhurbaşkanı François Maurice Adrien Marie Mitterrand dünyaya geldi. (Doğumu: 26 Ekim 1916, Jarnac, Charente – Öümü: 8 Ocak 1996, Bir istasyon şefinin oğlu olan Mitterrand, Paris’te hukuk ve siyasal bilimler öğrenimi gördü. II. Dünya Savaşı başlayınca piyade olarak orduya katıldı. Haziran 1940’ta yaralanarak Almanlara tutsak düştü. Tutulduğu hapishaneden kaçarak Direniş Hareketi’ne katıldı. Paris 7. arrondissement)  Beşinci Cumhuriyet’in kuruluşundan (1958) sonra Sosyalist Parti’den seçilen ilk cumhurbaşkanıdır. 
1922 Lozan Konferansı’nın hemen öncesinde, Dış İşleri Bakanlığı’ndan ayrılan Yusuf Kemal Tengirşenk’in yerine, İsmet İnönü getirildi
1928 Albert Preston Brewer dünyaya geldi. (26 Ekim 1928 – 2 Ocak 2017) , 1968’den 1971’e kadar Alabama’nın 47. valisi olarak görev yapan Amerikalı bir avukat ve Demokrat Parti politikacısıydı. Daha önce Alabama’nın vali yardımcısı olarak görev yaptı.  
   
1933
26 Ekim 1933 Genel Af Kanunu

Cumhuriyet’in kuruluşunun 10’uncu yıl dönümü dolayısıyla 26 Ekim 1933 tarihinde yeni bir genel af yasası çıkarıldı. Bu yasayla 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar hakkında takibat yapılmamasına ve 3 yılı geçenlerin cezasının affına ilişkin düzenleme getirildi.

1933 Türkiye’de kadınlara köy ihtiyar heyetlerine ve muhtarlığa seçme ile seçilme hakkı verildi
1947 Hukukçu Hillary Diane Rodham Clinton dünyya geldi. Amerika Birleşik Devletleri’nin 67. Dışişleri bakanıdır. ABD’nin 42. devlet başkanı Bill Clinton’la evlidir.
   
1951 Demokrat Parti hükümetinin “Komünist Tevkifatı” başladı: İstanbul’dan vapurla Marsilya’ya gidecek olan Dr. Sevim Tarı (Belli) üzerinde bulunan 12 sayfalık “TKP Teşkilat Prensipleri” teksirlerinden dolayı “Gizli TKP’nin kuryeliğini yapmak” iddiasıyla gözaltına alındı. Dr.Sevim Tarı Eylül’de Doğu Berlin Dünya Gençlik Festivali’nde Nazım Hikmet’le buluşup İstanbul’da TKP lideri Zeki Baştımar’a şairin görüşlerini iletmişti. Tarı, İstanbul’da gizlice buluştuğu Zeki Baştımar’dan aldığı 12 sayfalık ”Teşkilat Prensipleri” teksirini Paris’e iletecekti. Aylara yayılan gözaltılar ve tutuklamalarla 187 kişiye ulaşan operasyon “1951 komünist tevkifatı” olarak tarihe geçti. 1951-52’de devam eden TKP sorgulamaları, bir bölümü Askeri Ceza ve Tutukevi’ne çevrilen İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ağır işkenceler altında yapıldı. Demokrat Parti hükümeti 1951 komünist tutuklamaları sürerken TCK 141. ve 142. maddelerinde azami 5 yıl olan ceza sınırını idama kadar yükseltti. Komünist tutuklamalarında ”pişmanlık dile getiren” tutuklulara ceza indirimi öngören düzenlemeler yapıldı, 20 kişi yararlandı. TKP Davası’nda yargılananlar arasında Enver Gökçe, Vedat Türkali, Sadun Aren, Ahmed Arif, Mübeccel Kıray, Ruhi Su, Behice Boran, Şükran Kurdakul gibi -bazıları sonradan ünlenecek olan- birçok yazar ve sanatçı da bulunuyordu. Yargılama 7 Ekim 1954’de sona erdi: 132 kişi 1-10 yıl arası hapis ve 1-3 yıl arası sürgün cezalarına çarptırıldı, 52 sanık beraat etti.
1957 Yunan yazar Nikos Kazancakis (Doğumu: 1883) yaşamını yitirdi.
1966 Kuzey Atlantik Konseyi (NATO) karargahını Brüksel’e taşımayı kararlaştırdı.
1972 Henri Lefebvre’nin “Lenin, hayatı ve eserleri” adlı kitabının çevirmeni Rasih Nuri İleri “komünizm propagandası” yapmaktan 7.5 yıl ağır hapse mahkum edildi.
1982 Yılmaz Güney, vatandaşlıktan çıkarıldı
1982 Mehmet Ali Ağca’ya yurtdışına çıkışı için pasaport temin etmekten ve 1980’de CHP Nevşehir İl Başkanı Zeki Tekiner ile Yavuz Yükselbaba’yı öldüren ülkücülere silah sağlayıp saklamaktan aranırken 14 Şubat’ta Hamburg’da yakalanan Ömer Ay, Türkiye’ye iade edildi.
1983  
1983 Diyarbakır eski bağımsız belediye başkanı Mehdi Zana, 207 sanıklı “Özgürlük Yolu Örgütü” davasında 24 yıl ağır hapse mahkum oldu. “Yasadışı örgüte dönüştüğü” gerekçesiyle Devrimci Halk Kültür Dernekleri’nin de (DHKD) kapatılmasına karar verildi.
1984 KDV Kanunu, Meclis’ten geçti. Kanun 1 Ocak 1985’te yürürlüğe girdi.
1984 Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir bakan azledildi. Maliye ve Gümrük Bakanı Vural Arıkan istifa etmeyince, Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından görevden alındı.
1988 7 yıl önce açılan 1.243 sanıklı, 180 idam cezası istemli İstanbul Devrimci Sol Davasında, Dursun Karataş 46 arkadaşı adına “Haklıyız, kazanacağız” başlıklı ortak savunmayı okumaya başladı.
1994 İsrail ile Ürdün arasındaki 46 yıllık savaşa son veren tarihi barış anlaşması; iki ülke arasındaki sınırda, 5 bin kişinin katıldığı gösterişli bir törenle imzalandı.
1994 Kapatılan Demokrasi Partisi (DEP) ana davasından ayrı olarak haklarında idam istemiyle dava açılan eski DEP milletvekilleri Selim Sadak ile Sedat Yurtdaş’ın yargılanmalarına Ankara 2. no’lu DGM’de başlandı.
1995  Demokrasi Partisi (DEP) Davası karara bağlandı. Yargıtay, Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak’ın on beşer yıl, Mahmut Alınak ve Sırrı Sakık’ın üçer yıl altışar ay hapis cezasını onadı. Cezaları bozulan Ahmet Türk ve Sedat Yurtdaş tahliye edildi.
1996 Demokratik Barış Hareketi’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde dava açıldı.
1999

Adalet Divanı tarafından üye ülkelerdeki silahlı kuvvetlerin idaresi ve organizasyonuyla ilgili alınan kararlarda, kadın-erkek eşitliğinin gözetilmesine dair karar verildi.

1999

Ali Rıza Ağdoğan’ın gözaltında işkenceden ölümünden dolayı 2 polise verilen ve Yargıtay’ca bozulan hapis cezaları için yeniden görülen davada, Mahkeme polislere 2.kez 5 yıl 6’şar ay 20’şer gün hapis cezası verdi.

2001 Afganistan’da Taliban yönetimi, muhalefetin önemli isimlerinden komutan Abdülhak’ı yakalayıp idam etti. Abdulhak, Paştunları Taliban’a isyana ikna için Afganistan’a gelmişti.
2001 ABD Başkanı George W. Bush, Adalet Bakanlığı, polis ve istihbarat kuruluşlarının yetkilerini güçlendiren Terörle Mücadele Yasası’nı imzaladı.
2004 Küba devlet başkanı Fidel Castro, 8 Kasım’dan geçerli olmak üzere ABD doları ile yapılacak alış veriş işlemlerinin yasaklandığını açıkladı. Yıllarca yasak olan dolar kullanımı,1993’te yeniden serbest bırakılmıştı.
2006 Danimarka’da yargı, Hz Muhammed’le ilgili karikatür yayımlayan Jyllands-Posten Gazetesi hakkında yedi Müslüman örgütün açtığı hakaret davasını reddetti.
2010 Irak Yüksek Mahkemesi, Saddam Hüseyin döneminin Dışişleri Bakanı Tarık Aziz’i, dini partilere baskı ve zulüm uygulamak iddialarından suçlu bularak hakkında ölüm cezası verdi.
2012 Şili’de, Mapuche yerlilerinden dördünün, topraklarındaki işgali engellemek için Ağustos’tan beri sürdürdükleri açlık grevi, Yargıtay’ın haklarındaki cezayı bozması üzerine sona erdi. Mapucheler “terörle mücadele yasasına” karşı bir zafer kazanmış oldu.
2014 İngiliz siyaset felsefecisi Dudley Knowles yaşamını yitirdi. (1947, Lancashire – 26 Ekim 2014) Glasgow Üniversitesi’nde profesörlük yapmaktaydı. Siyaset Felsefesi (2001) kitabıyla tanınmaktadır.
2015 CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın programında “PKK terör örgütü değildir” dediği için hakkında soruşturma başlatılan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi için “Terör örgütü propagandası” suçundan 7.5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.
2022 Macar siyasetçi ve hukukçu Imre Forgács öldü. (Doğumu: 9 Nisan 1949 – Ölümü: 26 Ekim 2022) Forgács, 9 Nisan 1949’da Budapeşte’de doğdu. Bağımsız olarak girdiği siyasi kariyerinde 2009 ile 2010 yılları arasında Macaristan Adalet ve Kolluk Kuvvetleri Bakanı olarak görev yaptı. Forgács, 26 Ekim 2022’de doğum yeri Budapeşte’de 73 yaşında hayata veda etti. 
2023 İspanya aristokrasisinin öne gelen isimlerinden Huéscar Dükü Fernando Juan Fitz-James Stuart y de Solís, yeni doğan çocuğuna ‘yasa dışı’ bir şekilde uzun bir isim verdiği gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu. Fernando Juan Fitz-James Stuart’ın yeni doğan çocuğunun 11 ismi tartışma yarattı. Huéscar Dükü ile eşi Sofia Palazuelo’nun çocuklarına verdikleri isim şöyle: Sofía Fernanda Dolores Cayetana Teresa Ángela de la Cruz Micaela del Santísimo Sacramento del Perpetuo Socorro de la Santísima Trinidad y de Todos Los Santos. El Pais gazetesi, bebeğin isminin krize yol açtığını, nüfus müdürlüğünün bu kadar uzun bir ismi kayıt edemeyeceğini aktardı. Yetkililer, bu kadar çok unvanın yasal sınırları aştığını bildirdi. 
2023 Hindistan,  Kanadalılar için vize hizmetlerini yeniden açarak diplomatik tartışmayı yatıştırdı. Yeni Delhi, Ottawa’nın Vancouver yakınlarında bir Sih eylemcinin öldürülmesine bu olayı karıştırmasının ardından Kanadalılara yönelik vizeleri durdurmuştu.
2023 Kassam Tugayları, İsrail’in saldırılarında 50 rehinenin öldürüldüğünü iddia etti. Filistin yönetimi ise, ‘savaş suçlularının yargılanması için’ UCM’ye delil sunulduğunu duyurdu. Filistin hakkında devam eden bir soruşturma var” ifadelerini kullandı. İsrail’in “Gazze’de kadın ve çocuklar dahil sivilleri katletmesi” hakkında ayrıntılı bilgi verdiklerini aktaran Maliki, uluslararası hukukun İsrailli savaş suçlularını yargılaması” çağrısında bulundu. UCM Başsavcısı Han ise Gazze’deki olaylar dahil olmak üzere Filistin’deki gelişmelerin UCM tarafından soruşturulduğunu, soruşturmanın “bağımsız ve şeffaf bir biçimde yürütüldüğünü” kaydetti.
2023 Sivas’ta kendisini komiser olarak tanıtan bir kişi, Fatih Çağlar isimli adamı dolandırmaya çalışınca kendisi dolandırıldı, dolandırıcı 200 lirasını kaptırdı. Çağlar, dolandırıcının gönderdiği para ile kahve içerek helallik istedi. Dolandırıcı ilk önce “Ayıp ettin” diyerek Çağlar’a tepki gösterirken daha sona dolandırmak istediği adamı tebrik edip gönderdiği 200 TL’yi de helal ettiğini söyledi.
2023 MASAK soruşturmasının ardından Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca resmi belgede sahtecilik, suç islemek amacıyla örgüt kurmak, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini aklama ve vergi usul kanununu uygulamama suçlarından Polat çiftine ait 15 şirkette arama yapılması yönünde karar çıkarıldı. Dilan Polat ve eşi Engin Polat’a ait 15 şirkette arama yapılıyor. Dilan Polat’ın avukatı Vahit Kaya, “Personel telefonuna el koymaya çalışıyorlar, yüzlerce çalışanın telefonuna el konulmaz” dedi.
2024

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yabancıları subay olmasına izin veren yasayı onayladı. Rusya karara tepki gösterdi.

 
DOLANDIRICILIK FURYASI
  • Kocaeli Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, internet üzerinden ilan vererek “Sapanca Bungalov Kiralama” adı altında dolandırıcılık yapan çeteye 14 ilde operasyon düzenledi. Gözaltına alınan 50 şüpheliden 38‘i tutuklandı.
  • İzmir’de göçmenleri bir evde alıkoyup, cep telefonları ve paralarını gasp eden 5 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.
  • Türkiye’deki üniversitelere sınavsız yerleştirme ya da yatay geçiş yaptıracakları vaadiyle İran’dan İstanbul’a getirdikleri kişileri yaklaşık 700 bin dolar dolandıran 9 şüpheli Büyükçekmece, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında tutuklandı. 
2024

Karaman’da okul arkadaşını silahla vurarak öldüren lise öğrencisi A.G. tutuklandı. 

 

 

2024

Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanında yaptıkları 1022. hafta açıklamalarında, 29 Ekim 1993’te kaybedilen Bahri Kağanaslan’ın akıbetini sordu.

2024

İki yıl önce karara bağlanan Adnan Oktar silahlı suç örgütü davasında, Adnan Oktar’ın 2 milyar liralık mal varlığının hazineye devrine karar verildi.

2024

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Sümer Holding AŞ adına kayıtlı Bursa Merinos markasının satışını onayladı. ÖİB’nin konuya ilişkin karar tebliği, Resmi Gazete’de yayımlandı.

Bir Kitap: “Hayatın Bana Öğrettikleri” ve Bir Önsöz

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Bir Kitap: “Hayatın Bana Öğrettikleri” ve Bir Önsöz / Av. Vedat Ahsen Coşar 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Yakında yayımlanacak olan “Hayatın Bana Öğrettikleri” isimli yeni kitabım için yazdığım önsözü aşağıda sizinle paylaşıyor ve size iyi okumalar diliyorum.[/box]

ÖNSÖZ

2013 yılında Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı seçimini kaybettiğimde üzülmüş ve anılarımı içeren Fîhi Mâ Fîh/İçindekiler İçindedir isimli kitabıma, bu konuyla ilgili olarak şunları yazmıştım: “…Pek o kadar kaderci değilim, ama her şeyin olacağına varacağı yönünde bir inancım da vardır. İnsan olarak öyle yaratılmışız çünkü. Alınyazımızı kendimize doğru çekmiyor, Frank Sinatra’nın ‘I did it my way’ şarkısında dediği gibi kendi yolumuzu da, alınyazımızı da bir bakıma kendimiz yazıyoruz. Böyle düşündüm ve her zaman olduğu gibi, benim için, ailem için, başında bulunduğum kuruluş için hayırlısı ne ise o olsun dedim. Sadece bunu istedim, bunu diledim… Bunun Türkiye Barolar Birliği için hayırlı olup olmayacağını elbette zaman gösterecek ama sonuç benim için hayırlı oldu. Onun için ‘el hayru fî mâ vaka’a’, yani ‘vâki olanda hayır vardır’ dedim ve Tanrı’ya şükrettim…’ Artık Kafka’nın küçük fablındaki adamın, atını eyerlemesini istediği hizmetçinin nereye gideceğini sorduğunda verdiği cevaptaki gibi bir yere gitmeliyim. ‘Buradan uzağa, işte hedefim.’ Zen adamları gibi bugünün, şimdinin ötesine geçmeliyim. Kendime yeni hedefler bulmalı, hayatıma yeni anlamlar katmalı, yeni heyecanlar yaşamalıyım…

Nitekim tam da öyle oldu. Öyle ki seçimi kaybettiğim o günden sonra, kendime yeni hedefler buldum, hayatıma yeni anlamlar kattım, yeni heyecanlar yaşadım, yaşamaya da devam ediyorum.

Ne ya da neler mi yaptım? 2014 yılında kendi adıma, “ahsencosar.wordpress.com” adlı bir blog kurdum. Bu blogda hemen her hafta; hukuk üzerine, edebiyat üzerine, felsefe üzerine, siyaset üzerine çok sayıda yazı yazdım.

Yazdığım bu yazıların bir kısmını “Bir Gözyaşı, Bir Gülümseme” adıyla kitaplaştırdım. Phoenix Yayınevi tarafından 2015 yılında basılan ve yayımlanan bu kitaptan sonra, kendimi yayın hayatının içinde buldum.

O tarihten bugüne kadar olan süre içinde biri İngilizce, diğerleri Türkçe 18 kitap, biri henüz yayımlanmamış olan 22 kitap çevirisi olmak üzere 40 kitap yazdım ve yayımladım.

Ankara Bilim Üniversitesinden aldığım teklif üzerine Şubat/2022 tarihinden itibaren bu üniversitenin hukuk fakültesinde, önce genel kamu hukuku dersini, sonraki yıllarda siyaset ve siyasi tarih, hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi derslerini verdim. Hâlen aynı fakültede “Temel Hukuk Bilgisi ve Hukuk Metodolojisi” dersini veriyorum.

Verdiğim bütün bu derslere ilişkin ders notlarımı kitaplaştırdım ve bu kitaplar, Genel Kamu Hukuku, Siyaset ve Siyasi Tarih, Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi, Temel Hukuk Bilgisi ve Hukuk Metodolojisi adlarıyla, yine değerli meslektaşım Salih Akgül ile birlikte yazdığımız Yargı ve Yargılama Etiği isimli kitabımız Yetkin Yayınevi tarafından basıldı ve yayımlandı.

Değişik kurum ve kuruluşlardan gelen davetler üzerine katıldığım etkinliklerde, hukuk üzerine, yargı üzerine, yargı ve yargılama etiği üzerine, felsefe üzerine, avukatlık ve yargıçlık meslekleri üzerine konuşmalar yaptım. Yaptığım bu konuşmaları, “ahsencosar.wordpress.com” isimli blogumda yayımladım.

Özetle geçen zaman, bu zaman içinde olanlar, yaşananlar, benim yaptıklarım, yazdıklarım, konuştuklarım, ürettiklerim, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’ndan ayrılırken ifade ettiğim: “vâki olanda hayır vardır” sözünün doğruluğunu bana kanıtlamış oldu.

Son bir söz. Onu da bize reggae müziğini tanıtan, içten bir barış elçisi, eşitlik yanlısı ve bir müzik devrimcisi olan Bob Marley söylüyor ve “Bu hayat bana; İnsanların gülemedikleri için ağladıklarını, susamadıkları için konuştuklarını, ölemedikleri için yaşadıklarını öğretti…” diyor.

Bir de bazı postlarda oturmaktan ve bir şey olmaktan daha değerli ve önemli olan şeyin; boş beleş işler yapmak değil, konuşmak değil, hamaset yapmak değil, “…yapacağız, edeceğiz, buna karşıyız, bunun yanındayız, şunu kutluyoruz, bunu anıyoruz, o geldi, hoş geldi, bu gitti, hoş gitti” demek değil, bir şeyler yapmak; arkanda eser veya eserler bırakmak, kendi hayatına ve başkalarının hayatına dokunmak ve değer üretmek olduğunu gösterdi.

İşte! Bu kitapta hayatın bana öğrettiklerinin, yaptırdıklarının, yazdırdıklarının, konuşturduklarının, ürettirdiklerinin bir kısmını okuyacak ve göreceksiniz.

Saygılarımla.

Vedat Ahsen Coşar

Birleşmiş Milletler Günü

0

Birleşmiş Milletler Günü (United Nations Day), 1947 yılından itibaren 24 Ekim’de düzenlenen anma ve kutlama günüdür..24 Eylül, kuruluş gününe atfen Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanmaktadır.

1947 yılında Birleşmiş Milletler Genel KuruluBirleşmiş Milletler Antlaşması‘nın yıldönümü olan 24 Ekim tarihinin “Birleşmiş Milletler’in amaçlarını ve başarılarını dünya halklarına duyurmaya ve onların desteğini almaya adanacağını” ilan etti.

1971’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Birleşmiş Milletler Günü’nün uluslararası bir bayram veya uluslararası bir tatil olacağını ilan eden başka bir kararı (2782 sayılı Kararı) kabul ederek üye devletleri tarafından resmî tatil olarak kutlanmasını tavsiye etti.

BM’nin Dünya Kalkınma Bilgi Günü de 1972’den itibaren 24 Ekim’de düzenlenmeye başlandı.

Birleşmiş Milletler Şartı ve Teşkilatın Kuruluşu 

BM Antlaşması (Birleşmiş Miletler Şartı) 24 Ekim’de yürürlüğe girdi. Birleşmiş Milletler Teşkilat (BM) (United Nations) da dünya barışını, güvenliğini ve uluslararası hukuku korumak üzere bu tarihte kuruldu. Bu kurucu belgenin, Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan Çin, Fransa, Sovyetler Birliği, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer imzacıların çoğunluğu tarafından onaylanmasıyla Birleşmiş Milletler resmen kuruldu. Ayrıca, Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, Antlaşmanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir. 

Dante’nin Evrensel Krallığı

Birleşmiş Milletler, küresel birlik için bir umut sembolüdür. 24 Ekim Günü, geleneksel olarak tüm dünyada kuruluşun başarıları ve hedefleri hakkında toplantılar, tartışmalar ve çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri başkanı, 1948’den beri her yıl Birleşmiş Milletler Günü için bir bildiri yayınlamaktadır. Ayrıca, dünyanın neredeyse tüm ülkeleri kutlama gününü özel mesajlarla gündeme taşımaktadır. 

Birleşmiş Milletler’in meşruiyetine, bir araya getirme gücüne ve normatif etkisine sahip başka hiçbir küresel örgüt bulunmamaktadır. Bugün, tüm ülkelerin bir araya gelerek birleşmiş milletlerin misyonunu güçlendirmesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

Her yıl kutlanan BM Günü, BM Şartı’nın amaç ve ilkelerini yeniden teyit etmek için bir fırsat sunmaktadır.

Türkiye, tüm dünya ile birlikte Birleşmiş Milletler Günü’nün anlam ve önemine sahip çıkmaktadır. Ayrıca Türkiye, BM genel bütçesine en fazla katkı sağlayan ilk 20 ülke arasındadır. 

Birleşmiş Milletler Merkez Binası – 1949 yılında inşaat halinde olan bina solda.

Etik Kurallar ve Meslek Standartları – İstanbul Rehberler Odası

0

Etik Kurallar ve Meslek Standartları, İstanbul Rehberler Odası tarafından 27 Aralık 2022 tarihinde yayınlanmıştır.  

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

İstanbul Rehberler Odası’nın Tarihçesi

, 1 Eylül 1955 tarihinde kurdukları İstanbul Tercüman Rehberler Derneği’ne dayanmaktadır. 1991 yılındaki yasal düzenlemeler kapsamında İstanbul Turist Rehberi Esnaf Odası kurulmuştur. Esnaf odası ve dernek biçiminde örgütlenmiş meslek kuruluşlarının ortak çabaları sonucunda 7 Haziran.2012 tarihinde “6326 Sayılı Turist Rehberliği Meslek Kanunu” kabul edilmiş ve rehberlik yasal olarak meslek olarak onaylanmıştır.  Kanunun Geçici 2. Maddesi gereğince Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’na göre kurulmuş bulunan İstanbul Rehberler Odası İstanbul’da kurulu meslek odası niteliğini kazanmıştır.

[/box]

Etik Kurallar ve Meslek Standartları

Genel Etik İlkeler

Profesyonel turist rehberi hukuka, yasalara, kurallara, geleneklere ve toplumca kabul görmüş uygulamalara saygılıdır.

Rehber konuklara, işverene, birlikte çalıştığı kişilere ve yöre halkına karşı dürüst, saygılı, hoşgörülü ve tarafsızdır. Kişilerin rengi, cinsiyeti, etnik kimliği, milliyeti, dini inançları ve diğer farklılıkları konusunda duyarlı ve tarafsızdır.
İnsan onuruna saygı gösterir; çocukları istismardan korur. Hiçbir şekilde cinsellik konusunda aracılık ve cinsel amaçlı geziler yapmaz, yapılmasını engellemeye çalışır.

Ahlak anlayışını, değer yargılarını konuklara aktarmaz; din, politika, cinsellik, ırk, milliyet, etnik köken, renk ve benzeri tartışmalı konularda kişisel görüşlerini yansıtmaz.

Tüm iş ilişkilerinde gizlilik ilkesine uyar. Mesleği gereği öğrendiği işletme ve işveren bilgisi ile konuklar hakkındaki bilgileri ve her türlü sırrı saklar. Çalıştığı işletmelerin ve ilişkide bulunduğu turizm kuruluşlarının bilgilerini başkalarıyla paylaşmaz.

Kişisel çıkarlarını önde tutarak haksız edim ve kazanç sağlamaz; bireysel nedenlerle yetkisini kötüye kullanmaz.

İşinde sorumlu, güvenilir, tedbirli ve dakiktir. İş ortamında ilişkide bulunduğu kişilere karşı dürüst, nesnel, adil, tarafsız ve naziktir.

Kişisel görünümüne özen gösterir. Düzenli ve bakımlı olmayı, işinin bir gereği olarak görür.

Meslek ile İlgili İlkeler

Profesyonel turist rehberi meslek sorumluluklarını ve rehberlik görevlerini yetenekleri doğrultusunda, işine sadık olarak yerine getirir. Yükümlülüklerini yerine getirirken, mesleğin algılanışına ve imajına zarar verecek davranışlardan kaçınır.

Ülkesinin turizm elçisidir; mesleğini iyi uygulayarak turizme katkıda bulunur.

Mesleğini ilgilendiren yasal ve yönetsel konuları bilir; Meslek Kurallarını uygular; Rehberlik Etik İlkelerini özümser, benimser ve bunlara uyar.

Rehberlik meslek örgütlerinin standartlarını korur ve yükseltir.

Konuklarla İlgili İlkeler

Rehber, işveren adına, konuğa söz verilen hizmetlerin en iyi şekilde sunulmasını sağlar, olası sorunları çözer. Çözemediği sorunlarla karşılaştığında seyahat işletmesini bilgilendirir ve onların desteğini alır.

Meslektaşlarla İlgili

Rehber, meslektaşlarıyla ve meslek kuruluşlarıyla iyi ilişkiler kurar, etkin iletişim sağlar ve işbirliği yapar.

Diğer rehberlerin kişiliğine, gelişimine ve itibarına zarar vermez.

İşverenle İlgili İlkeler

Rehber; adına çalıştığı işletmenin, işverenin kurallarına uyar.

İşverene olan yükümlülüklerini yerine getirirken, kamu yararını zedeleyebilecek davranışlardan kaçınır.

Yükümlülüklerini işletmenin istekleri doğrultusunda dürüstlükle ve dikkatle yerine getirir. Gerekli değişiklikleri işletmenin bilgisi içinde ve onayı ile yapar. İstenmeyen nedenlerle yükümlülüklerini yerine getiremediği durumlarda, üstlenmiş olduğu işleri yürütebilecek yetkin kişileri bulur ve önerir.

Talep edilse de konuğa doğrudan hizmet verme yoluna gitmez; gelecekte de konuğun hizmet talebinin kendisini istihdam eden işletme aracılığı ile karşılanmasını sağlar.

Çevre ile İlgili İlkeler

Rehberliğini ve tanıtımını yaptığı ülke, bölge, şehir ve gezi yerinin tarihi, arkeolojisi, kültürel yaşamı, politik ve ekonomik hayatı ve yerel özellikleri konularında bilgi sahibidir.

Rehber turist çekim öğelerinin, anıtların, müze ve ören yerlerinin korunmasına çalışır.

Sürdürülebilir turizme önem verir ve doğal, tarihsel, arkeolojik çevreyi korur. Konukların da turistik değerlere duyarlı ve saygılı olmalarına; turistik çevre ile ilgili kuralları anlamaları ve bunlara uymaları konusunda gayret gösterir.

ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)

0
ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)

ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize), 22 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25 Mayıs 1959 tarihinde 7293 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 2 Haziran 1959 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, gemilerde çalışan çocukların durumuna ilişkin hükümler taşımaktadır.

ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)

58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)

ILO Kabul Tarihi: 22 Ekim 1936
Kanun Tarih ve Sayısı: 25 Mayıs 1959 / 7293
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 2 Haziran 1959 / 10220

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından vaki davet üzerine, 22 Ekim 1936 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansının 22 nci toplantısında ;

İşbu toplantı gündemindeki, Konferansın ikinci toplantısında kabul edilmiş olan deniz işlerinde çalıştırılacak çocukların asgari yaş haddinin tesbitine dair Sözleşmenin kısmen tadili ile ilgili muhtelif tekliflerin kabulüne,

Bu tekliflerin Milletlerarası bir Sözleşme şeklinde kaleme alınmasına,

Karar verildikten sonra, deniz işlerinde çalıştırılacakların asgari yaş haddine dair 1936 tarihli (Muaddel) Sözleşme adını alacak olan aşağıdaki Sözleşme bugünkü yirmi dört Ekim bin dokuz yüz otuz altı tarihinde kabul edilmiştir.

MADDE 1

İşbu Sözleşmenin tatbikatı bakımından ”Gemi” tabiri harb gemileri müstesna, denizde sefer yapan büyük, küçük ne olursa olsun hususi mülkiyete veya amme mülkiyetine ait bilumum gemileri ifade eder.

MADDE 2

Münhasıran aynı aile efradının çalıştığı gemiler hariç, diğer gemilerdeki işlerde onbeş yaşından aşağı çocuklar çalıştırılamaz.

Bununla beraber, onbeş yaşından aşağı bir çocuğa iş verilmesinde çocuğun menfaatinin bahismevzuu olduğuna dair bir mektep idaresi yahut milli mevzuatla tesbit edilmiş bir makam, çocuğun bedeni durumu ile sıhhatini ve verilmesi melhuz işin halen olduğu kadar istikbalde de çocuğa sağlayacağı menfaatleri göz önünde bulundurmak suretiyle bir kanaate vardığı takdirde, milli mevzuatla asgari 14 yaşındaki çocuklara çalışma belgeleri verilebilmesi derpiş olunabilir.

MADDE 3

Amme makamınca tasvibedilmek ve onun murakabesi altında bulunmak şartıyla mektep gemilerinde çocuklar tarafından yapılan işler hakkında ikinci madde hükümleri tatbik edilmez.

MADDE 4

İşbu Sözleşme hükümlerinin tatbikatını kontrol sadetinde, her kaptan veya işveren gemide çalışan ve yaşları 16 dan küçük olan bütün şahısları doğum tarihleriyle birlikte gösteren bir kayıt defteri veya mürettebat listesi tutmakla mükelleftir.

MADDE 5

İşbu Sözleşme Sanayi işlerinde çalışacak çocuklar için asgari yaş tesbiti (1919) ve sınai mahiyet arz etmeyen işlerde çalışacak çocuklar için asgari yaş tesbiti (1932) hakkındaki Milletlerarası Sözleşmeleri tadil edecek sözleşmelerin Milletlerarası Çalışma Konferansı tarafından kabulünden sonra mer’iyet mevkiine girecektir.

MADDE 6

İşbu Sözleşmenin resmen tasdik edildiğini mübeyyin belgeler Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Umum Müdürüne gönderilecek ve tasdik keyfiyeti onun tarafından tescil olunacaktır.

MADDE 7

İşbu Sözleşme, ancak tasdikleri Milletlerarası Çalışma Bürosu Umum Müdürünce tescil edilmiş olan üyeleri bağlayacaktır.

Yukarıdaki 5 inci madde hükümleri mahfuz kalmak şartıyle; bu Sözleşme, ancak, iki üyenin tasdiklerinin Umum Müdür tarafından tescilinden itibaren oniki ay sonra mer’iyete girecektir.

Bundan sonra, bu Sözleşme her üye hakkında, tasdikin tescilinden itibaren oniki ay sonra mer’iyete girecektir.

MADDE 8

İşbu Sözleşmenin Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerinden ikisi tarafından tasdik edilmesi ve tasdiklerin tescili akabinde Milletlerarası Çalışma Bürosu Umum Müdürü durumu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının diğer bütün üyelerine tebliğ edecektir. Milletlerarası Çalışma Teşkilatının diğer üyeleri tarafından daha sonra bildirilmiş olan tasdiklere ait tesciller için de aynı şekilde tebligat yapacaktır.

MADDE 9

Bu Sözleşmeyi tasdik eden her üye, onu, ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Umum Müdürüne göndereceği ve bu Müdürün tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, tescilin Milletlerarası Çalışma Bürosu tarafından ifasından bir sene sonra muteber olacaktır.

Yukarıdaki paragrafta zikredilen 10 senelik müddetin hitamından itibaren bir sene içinde bu maddede derpiş edilmiş olan fesih hakkını kullanmayan işbu Sözleşmeyi tasdik etmiş her üye, yeniden on senelik bir müddetle bağlı kalır. Ve bundan sonra işbu maddede yazılı şartlar dahilinde her 10 senelik müddetin hitamında işbu Sözleşmeyi feshedebilir.

MADDE 10

İşbu Sözleşmenin ilk mer’iyete girdiği tarihten itibaren on senelik bir müddetin hitamında Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu işbu Sözleşmenin tatbikatı hakkında genel Konferansa bir rapor arz edecek ve icabettiği takdirde Konferansın gündemine Sözleşmenin kısmen veya tamamen tadili ile ilgili meseleleri ithal edecektir.

MADDE 11

Konferansça, işbu Sözleşmenin kısmen veya tamamen tadili hakkında yeni bir Sözleşmenin kabulü halinde ve yeni Sözleşme başkaca bir hüküm derpiş etmediği takdirde:

Tadili ihtiva eden bu yeni Sözleşmenin; bir üye tarafından tasdiki ve mer’iyete girmesi, yukarıdaki 9 uncu maddeye rağmen, işbu Sözleşmenin derhal kendiliğinden ortadan kalkmasını intaceder.
İşbu Sözleşme, tadili ihtiva eden yeni Sözleşmenin mer’iyete girdiği tarihten itibaren artık üyelerin tasdikine açık kalamaz.

İşbu Sözleşmeyi tasdik eden üyeler, bunu tadil eden Sözleşmeyi tasdik etmedikleri takdirde; tasdik edilmiş Sözleşme eski hal ve şekli ile meriyette kalacaktır.

MADDE 12

İşbu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Hasan Kılıç ile Röportaj

0
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Hasan Kılıç ile Röportaj

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Hasan Kılıç ile Röportajda, Önce İlke Yükseliş Grubu‘nun baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.

Röportaj, 2018 Baro Seçimleri öncesinde Taksim’de, Hukukbook Editörü İbrahim Aycan tarafından gerçekleştirilmiştir. 

Hasan Kılıç ve Önce İlke Yükseliş Grubu Üyeleri Anıtkabir’de

Hukukbook: Sayın Hasan Kılıç, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?

Hasan Kılıç:  Biliyorsunuz dört dönemdir Baro Yönetim Kurulunda görev almaktayım. Dört ayrı başkanla çalıştım. 15 yıldır kesintisiz olarak her birim ve kademede görev aldım. Avukat Hakları Merkezi Başkanlığından Yönetim Kurulu’na geçmiştim.  Uzunca bir süredir elimden geldiği ölçüde meslektaşlara sorun ve ihtiyaçlarında destek olmaya çalıştım, yoğun geçen seçim sürecinde dahi destek olmaya çalışıyorum. İhtiyaçların giderilmesi ve sorunların kökten çözülmesi için meslektaşlarımızın aynı gayreti gösterecek bir Baro’ya ihtiyaçları var. Biz, başkanından tüm alt kadrolarına kadar meslek sorunları ile ilgilenen, savunmayı savunan bir anlayış geliştirmek istiyoruz.

Burası dünyanın en büyük barosu, doğaldır ki yarışlar olacaktır. Bizim bu ülkenin sorunlarına, avukatların sorunlarına eğilmemiz gerekiyor. Gelinen süreçte farklı bir durum söz konusu oluştu. Toplumun bize ihtiyacı var. Biz başka bir alan yaratmalıyız. Neler yapabileceğimizi konuşmalıyız. Sadece söylemle değil eylemle de bunu yapacağız. Biz bu konuda görüşlerimizi açıkladık. Yanlışlıkları düzeltme çabamız var, çünkü meslektaşlarımız bizi bilir ve tanır, mücadelenin içerisindeyiz, sahadayız, onlarla omuz omuzayız.  Dolayısıyla yanlışlıkları düzeltme gibi bir görevimiz var, bunları düzeltmek için elimizden geleni yaptık ve yapacağız. Yanlışları ve eksiklikleri gidermek gerekiyor. Biz bunun için adayız.

Meslektaşlarımızın her zaman yanındayız, adliyede, karakolda, her yerde onların yanında olacağız. Bize her zaman ulaşabilirler, gecenin bir yarısı da olsa ulaşabilirler. Birlikte mücadele ediyoruz, bu yolda  çok büyük mücadeleler verilmesi gerekiyor. Biz bunları yaptık zamanında, geçmiş dönemlerde bedeller de ödedik.

Hasan Kılıç – Çağlayan Adliyesinde Adaylık açıklaması

Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?

Hasan Kılıç: İstanbul Barosu bir pusuladır, İstanbul Barosu bu ülkenin pusulasıdır, o rolü almalı, toplumun bize ihtiyacı var. Ve her avukat bir güçtür ve bizler, barolar o gücün toplam yansımasıyız. Biz onu yansıtmak zorundayız. Geçmiş iki yıla baktığımızda eksiklikler ve aksaklıklar olduğunu biliyoruz. Bunları biliyoruz ve öz eleştiri yamıyoruz.  Eğer birisi sorumluluğu üstlenecekse ben bu sorumluluğu alıyorum.

Meslektaşların çeşitli sorun ve ihtiyaçları var. Biz de sahada aktif olarak avukatlık mesleğini icra ettiğimiz için bu sorun ve ihtiyaçlara birebir vakıfız. Bunları göz ardı etmek hata olur. Baronun dinamik ve aktif olması gerekli. Bir meslek birliği olarak meslektaşının yanında yer almalı. Sorunların çözümü ve mevcut şartların iyileştirilmesi için biz elimizi taşın altın koymaya hazırız.

Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler hangileridir? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? 

Hasan Kılıç: Bütün hukukçuların ve yurttaşların ortak duyarlılığını dile getirmek ve hukuku savunmak için baromuzun yaklaşan genel kurulunda adayız. Meslektaşların ihtiyaçlarına ve yaşadıkları zorluklara gözlerini kapatmayan bir baro yönetimi gerekli. Avukatların köklü sorunları bulunmaktadır. Bu sorunlar görmezden gelinmemelidir. Her sorunumuzla ilgili ayrıntılı çalışmalar ve yol haritaları hazırdır ve sunulacaktır. Çözüm için önümüzde atılacak çok adım ve yürüyecek coşku dolu bir yolumuz bulunmaktadır. Enerjisi yüksek direnci fazla etkinliği düşmeyen saygınlık içinde, eğilmeyen bükülmeyen bir baro gereklidir ve biz bunu sağlamak için aday olduk.

Bugün avukatın rolü, yetkisi, konumu çok çok daha farklı bir noktada.  Toplumun, vatandaşın gerçek ve tek temsilcisi avukatlardır. Dolayısıyla bizim avukat kavramını güçlendirmemiz gerekiyor, bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Biz hukukçuyuz, doğruları söylemek zorundayız ve o doğruları söyledik.

Avukat yoksa yargı yoktur, yargı yoksa hukuk devleti yoktur.

Avukat yoksa yargı yoktur, yargı yoksa hukuk devleti yoktur. Cumhuriyet değerlerini ve Cumhuriyetin hukukunu koruyan, Atatürk Devrimleri ışığında çağdaş, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletine inanan akıl ve bilimin öncülüğünü kabul etmiş bir Baro yönetimi hedefliyoruz. Avukat haklarını savunarak, mesleğin kaybolan saygınlığının yeniden sağlanmasını hedefliyoruz.  Akıl ve bilimin öncülüğünü kabul etmiş bir kadro ve fikir hareketiyiz.

Örgütlü İseniz Güçlüsünüz

Bugün ortada bir hukuksuzluk süreci varsa, yargıyla ilgili güven yerlerde sürünüyorsa, avukatların hakları ciddi anlamda zedeleniyorsa bir şeyler yapmak gerekiyor ve burada en büyük rol barolara düşmektedir. Barolar, edilgen, pasif duran bir anlayış içerisinde olamaz, bu anlayış kabul edilemez.

Bizim yeteri kadar gücümüz var, gücümüz var, enerjimiz var, güvencimiz var, umudumuz var, hayallerimiz var, bedel ödemek gerekiyorsa o cesaretimiz de var. Bu ülkede herkes susarken biz bu mücadeleleri verdik. Toplumu avukatlara ihtiyacı var ve baronun da bir duruşa ihtiyacı var. Önümüzdeki birkaç yılda eğer etkin olmazsak, mücadeleci olmazsak, örgütlenmezsek ortada bir baro ve avukatlık sürecini göremeyiz, yok olma noktasına kadar gideriz. Eğer örgütlü iseniz güçlüsünüzdür.

Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

Hasan Kılıç: Baro komisyon ve merkezlerine çok önem veriyoruz. Bu amaçla, merkezler ve komisyonlar yeniden yapılandırılacaktır. Merkezlerde ve komisyonlarda çalışmak isteyen tüm meslektaşlarımızın katılımına açık yeni bir sistem oluşturulacaktır. Bu sistemde meslektaşlarımızın, görev alma süreçlerinde iletişim kurmalarının önündeki engelleri kaldırmak için tek bir koordinasyon birimi ile bilgi akışı gerçekleştirilecektir. Böylece çalışmak isteyen meslektaşımız; dilediği komisyon ve merkezin işleyiş sürecine ve toplantı bilgilerine kolayca ulaşabilecek, koordinasyon birimi tarafından kendilerine geri dönüşler sağlanarak aradaki bağ kurulacaktır.

Ayrıca örgütlü ve güçlü bir Baro oluşturmak amacıyla, bölge yapılanmaları oluşturulacak, CMK Çözüm Kurulu, Bağlı Çalışan Avukatlar Çözüm Kurulu, Adliye Sorunları Çözüm Kurulu Meslek Sorunları Çözüm Kurulu, Kamu Avukatlarının Sorunları Çözüm Kurulu, Emeklilik Hakları İyileştirme ve Geliştirme Çözüm Kurulu gibi çözüm kurulları kurulacak.

Baro Başkan adayı Hasan Kılıç adaylık açıklamasını Çağlayan Adliyesinde yaptı

Baroda her bir avukat temsil edilmeli. Baro her bir meslektaşın sesi olmalı.

Güçlü, etkin, üretken, sorunları çözen, meslektaşla bağını kuvvetlendiren bir anlayışla hareket edeceğiz. Bu konuda şekillendirdiğimiz Baro Meclis yönergesi hızlı bir şekilde hayata geçirilecektir.Meclis üyelerinin düşüncelerinden aktif şekilde yararlanacağız. Genç meslektaşlarımızın mecliste daha çok temsil edilmesi ve aktif katılım ile yönetime ortak edilmesi sağlanacak. Meslektaşların fikir ve düşüncelerinin etkin bir şekilde temsil edildiği bir yönetim anlayışı ortaya konulacak. Yeni mecliste, meslek sorunlarının tespiti ve çözümü için özel gündemli toplantılar yapılacak ve çözüm konuları raporlaştırılıp ilgili kurul ve kurumlara iletilecektir.

Örgütlü ve güçlü baro için etkin bir bölge yapılanmasına gidilecektir. Temsilciler ve oluşturulacak temsilcilikler eliyle her türlü soruna yerinde müdahale etmeyi hedefleyen bir anlayış geliştirilecektir. Yönetim kurulu ile sorunların ele alınacağı periyodik bölge toplantıları yapılarak bölge avukatlarının dayanışması arttırılacaktır. Adeta kılcal damarlar gibi yayılmış geniş ve geliştirilmiş bir ağ sistemi öngörülmektedir. Dinamik, aktif ve güçlü bir baro için bu sistemin kurulumu ve kurumsallaştırılması hedeflerimiz arasında olacaktır.

Hukukbook: Baronun network ağını yeterli görüyor musunuz?

Hasan Kılıç: “BaroLine Projesi” ile Avukatı tanıyan, pratik iletişim imkanı veren entegre bir sistem kurulacaktır. Sorunların iletilmesinin ve geri dönüş alınmasının hızlı olması amaçlanan bu sistemle, iletişim ve bilgi havuzu olarak tabir edebileceğimiz merkezi sistemli dijital bir alan oluşturulacaktır.

Ayrıca, avukatların ihtiyaç duyduğu bilgilere ulaşabileceği, cep telefonu ile de uyumlu hale getirilmiş geniş bir bilgi havuzu oluşturulacaktır. Böylece tüm baro yayınları, yazı, makale, dergi ve içtihatlardan oluşan bilgi bankasına pratik şekilde aramalar yapılıp ulaşım sağlanabilecektir.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlar ve diğer konular hakkında neler planlıyorsunuz?

Hasan Kılıç: Avukattan ayrı bir yargı sistemi düşünülemez. Avukattan ayrı bir Baro da düşünülemez. Avukatın yaşadığı yargısal sorun Baronun sorunudur, tüm avukatların sorunudur. Bir meslek birliği, meslektaşının problemlerini görmezden gelemez.

Savunmayı güçlendireceğiz,  savunma olmazsa olmaz.  Siz bir ülkenin hukuk devleti olup olmadığına baktığınızda savunmaya ve savunmaya ilişkin uygulamalarına bakarsınız.

Baro, “Avukat” merkezli olmalıdır.

Biz bu ülkenin avukatlarıyız, vatandaşın tek ve gerçek temsilcisiyiz.  Bizim üzerimize hangi rol düşüyorsa bunu yerine getireceğiz. Biz bunu söylemlerimizde değil yaptıklarımızla ispatladık ve bunları devam ettireceğiz.

Biz Avukat haklarının öneminin farkındayız. Baronun bir meslek örgütü olarak gerçekleştirdiği görevlerin avukatı güçlendireceğini biliyoruz. Bunun neticesinde de yargıya ve adalete olan güveni artıracağının farkındayız.

Etkin savunmanın, aktif ve doğrudan rol alınacak bir mücadeleden geçtiğine inanıyoruz. Bu yüzden diyoruz, avukat yalnız değildir. Gerektiğinde savunmayı savunacağız. İtibarlı, özgür, tam bağımsız ve güçlü savunma en büyük projemizdir.

Bir kez daha tekrarlamak gerekirse, Avukat yoksa yargı yoktur, yargı yoksa hukuk devleti yoktur.

Bizim çok köklü sorunlarımız var. Mesela CMK’da avukat meslektaşlarımız angarya altında çalışıyorlar. Biz bu konuda Çözüm Kurulunu kuracağız ve faaliyete geçireceğiz. Çözüm kurulu birebir bu konuları inceleyecek, birebir bu konuları ortaya koyacak bir çalışma yapacak. Özellikle değişmesi gereken ücretlerin artışı, asgari ücret seviyesine çekilmesi, uzun süren davalarda yeni kaynakların yaratılması ve ek ücret ödenmesi gibi sorunları çözmemiz gerekiyor. Avukatlık bir kamu hizmetidir ve dolayısıyla biz avukatlığı hem ekonomik olarak hem mesleki itibar olarak güçlendirmeliyiz.

Hukukbook: Somut projeleriniz var mı?

Hasan Kılıç: En büyük projemiz mesleki itibarının geliştirilmesi olacak. Bu konuyla ilgili çok önemli bir projemiz var. Bağlı çalışan avukatlar, genç avukatlar, CMK avukatları ile ilgili çok önemli çözüm önerileri getiriyoruz. Bunlar için bir entegre sistem kuruyoruz. Sürekli eğitim merkezini Akademi çatısı altına alacağız. Akademi çatısı altında Sürekli Eğitim Merkezi, Bilim Kurulu ve Sürekli Eğitim Merkezi olacak. Bilim kurulu, Sürekli Eğitim Merkezini ve Akademiyi şekillendirecek, staj eğitimini şekillendirecek. Bu sistem BAROLINE ile entegre olacak, böyle bir bağ kuruyoruz.

Hangi mevzileri kaybettiysek bir bir geri alacağız

CMK avukatlarının çalışma koşullarını iyileştirilmesini mutlaka ve mutlaka istiyoruz.. Oradaki vergi yükünün kaldırılmasını istiyoruz, bunu talep edeceğiz. Ve özellikle bu söylemlerin lafta kalmaması için Baro Konseyi adıyla yeni bir yapı oluşturuyoruz. Baro Konseyi birebir sadece ve sadece avukat sorunlarını çözecek, avukat sorunlarını tartışacak bir birim olacak. Seçimin hemen ertesinde seçimi kaybeden meslektaşlarımızı da dahil edeceğiz. Her toplantısında bir avukat sorununu tartışacak, çözüm önerisini sunacak, raporlaştıracak ve mevzuattaki değişikliğe kadar oluşturacak ve dosya halinde meclise sunacak bir birim oluşturuyoruz. Biz haklarımızı talep edeceğiz. Hangi mevzileri kaybettiysek bir bir geri alacağız. Mücadelemizi vereceğiz.

Meslektaşlarımızın yanında olacağımız bir sistem kuracağız, bunu kurumsal hale getireceğiz. Özellikle AVDES diye bir sistem kuruyoruz, Avukat Destek Sistemi. Merkezler oluşturacağız, bölge ağları oluşturacağız.  Yeni bir yönetim modeli oluşturuyoruz, bu yönetim modeli aslında bir anayasa gibi her şeyi yeni baştan düzenleyecektir.  Genç avukatlar, bağlı çalışan avukatlar, kıdemli meslektaşlar, eğitim, sosyal süreçler ve diğer konuların hepsini baştan sona düzenleyecek bir program oluşturuyoruz.

Hukukbook: Avukatların iş kaynaklarının artırılması mümkün mü?  

Hasan Kılıç: Biz bedel ödeyen avukatlar olarak bütün haklarımızı talep ediyoruz, hepsini istiyoruz, ekonomik bir takım hakları istiyoruz. Birçok alanda, örneğin veraset ilamı ile ilgili, vekaletname çıkarma ile ilgili, şirketlerle ilgili, gayrimenkul alım satımı ile ilgili olarak, bu ve benzer konularda hem vatandaşı korumak, hem avukatın çalışma alanını doğru hale getirmek için istediğimiz projeler var.  CMK’da avukatların angarya altında çalıştırılmasını önleyeceğiz. Ücretler asgari ücretin altında olmamalı. Biz bunları bıkmadan, yılmadan söyleyeceğiz. Çünkü biz haklı ve güçlüyüz, gücümüzü haklılıktan alıyoruz, bıkmadan yılmadan söyleyeceğiz, herkesten talepte bulunacağız, doğruları dile getireceğiz, yapıcı görüşler ortaya koyacağız, olmadığı zaman da en sert, en dirençli, en etkin şekilde tavrımızı ortaya koyacağız.

Ne olursa olsun, bakın doğruyu söylemekten geri adım atmayacağız. Bu ülkeyi güzelleştirmek zorundayız.  Bu ülkeyi insan hakları alanında geliştirmek zorundayız, savunma hakkını en etkin şekilde uygulamak zorundayız, hukuk güvenliğini sağlamak zorundayız, adil yargılanma hakkını sağlamak zorundayız.

Adil Yargılanmanın teminatı da savunma hakkıdır.

Hasan Kılıç – Adalet Nöbetinde

Hukukbook: Özellikle genç avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı? Bu konuda projeleriniz nelerdir?

Hasan Kılıç:  Genç ve mesleğe yeni atılan meslektaşlarımızın karşılaştıkları sorunları biliyoruz. Bu konuda ‘Genç Avukatlar Yükseliyor’ isimli projemizi geliştirdik. Bu kapsamda büro açmak isteyen meslektaşlarımızın büro problemi, bağlı çalışan meslektaşlarımızın tip sözleşme ve fazla mesai problemlerinin çözümü, aidat ve vergi istisnaları içeren çalışmalar yaptık. Ayrıca stajyer ve bağlı çalışan/işçi avukatların sosyal ve ekonomik haklarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi, Avukat Güvence sosyal birimi ve emeklilik haklarının geliştirilmesi gibi bir çok proje geliştirdik.

Genç avukatlar yalnız bırakılmayacaktır

Genç avukatlara her türlü teknik donanımdan yararlanacakları, ortak ve uygun koşullarla kendi bürolarını kiralayabilmelerinin sağlanması yönünde görüşmeler yapılacaktır. Genç avukat, yalnız ve güçsüz kalması sebebiyle mesleki rekabet gücünü kaybetmiş durumdadır. Baronun girişimde bulunmasıyla koşulların ciddi anlamda iyileştirilmesini sağlanacak, maliyetleri azaltılmış anlaşmalı kurum ve kuruluşlar yönünden çalışmalar yapılacaktır. Büro ihtiyaçlarına ilişkin konu ciddi şekilde ele alınacak, sağlıklı bir fizibilite çalışması yapılacaktır. Genç avukatlar kesinlikle yalnız bırakılmayacaktır. Büro sıkıntısı çeken avukatların müvekkilleri ile toplantılarını yapabilecekleri alanlar yaratılması yönünde çalışmalar yapılacaktır. Genç avukatlara en azından ilk üç yıl vergi muafiyeti ve Bağkur prim kolaylığı sağlanmalıdır. Varlık yönetim şirketlerinin bile ilk beş yıl birçok vergiden muaf tutulduğu bir ortamda kamu hizmeti gören avukatların da meslek hayatlarının başında bu tarz desteklerden/muafiyet ve istisnalardan faydalanması gerekmektedir. Bu konuya ilişkin talepler tüm baroların desteği alınarak ilgili mercilere iletilecek ve takibi yapılacaktır. Genç avukatların Tüketici Hakem Heyetlerinde görev almalarının teşvik edilmesi, bu alanda daha çok avukata yer sağlanması ve gerekli düzenlemelerin yapılması için girişimlerde bulunulacaktır. Büro açmak isteyen genç avukatların düşük faizli uygun kredi desteği alabilmesi için çalışmalar yapılacaktır.

Hasan Kılıç Anıtkabir’de

Hukukbook: Avukat Hakları ile ilgili mücadele alanında başka neler yapmayı planlıyorsunuz?

Hasan Kılıç: Biz birçok konuda çözüm üretemediğimiz için yetki istiyoruz. Meslektaşlarımız bizi tanıyor. Bizim mücadelemiz bazı şeyleri çözmeye şu aşamada yetmiyor, sorumluluk, yükümlülük risk bizde, ve yetkiyi de almamız gerekiyor.  Biz bunu çözebilecek noktadayız, biz hiçbir meslektaşımızı yalnız bırakmayız. Avukatları yalnız bırakmamak gerekiyor ve yönetimde görev aldığımız süre boyunda da biz yalnız bırakmadık.  Eksiklikler olabilir ama biz zaten bu eksiklikleri gidermek için aday olduk,   biz bu ağır yükün altındayız zaten.  Biz avukatların sorunlarını çözmeye çalışacağız, çözmek için çaba harcayacağız. Bu sorunların nasıl çözüleceğini biliyoruz. Biz deneyimimizle, bilgimizle çözeceğiz. Avukat hakları mücadelesinden gelen geleneğimizi çözüme yansıtacağız. Meslektaşlarımıza kendimizi anlatmak istemiyorum, onlar bizi biliyor, neyi yapacağımızı neyi yapmayacağımızı biliyor. Bizim yapacaklarımız ortada.

Baronun inanılmaz bir insan kaynağı mevcut

Bilimsel çalışmalar yapmamız gerekiyor, biz bu insan kaynağıyla bütün üretimleri yapabiliriz, hocalarımızla uygulamacı avukatlarımızla bir araya gelerek bunları geliştirebiliriz, her alanda bilimsel çalışmalar yapabiliriz.

Ciddi çalışmalar yapıp, raporlamalar yapıp kamuoyuyla paylaşacağız. Yeni bir anlayış, yeni bir bakış açısı ve bir tazelenmeye ihtiyaç var, bir araya gelmeye ihtiyaç var, dirençli olmaya ihtiyaç var ve bunu avukatlar yapabilir. Barolar pasif ve edilgen bir anlayış içerisinde olursa olmaz. Bu duruşumuzu ortaya koymalıyız.

İstanbul Barosu, tarihsel rolünü alacak,  pusula görevini görecek, etkin, mücadeleci olacak, yol gösterecek, dik duracak mutlaka. Bunu kavgacı anlayışıyla yapmayacağız.

Hukukbook: Avukatlar adliyelerde ve diğer kurumlarda yaşadığı sorunlar yoğun şekilde dile getiriliyor. Bunun için ne diyorsunuz?

Hasan Kılıç:  Savunma olmadan bir yargı özlemini ben anlayabilmiş değilim. Savunma olmadan bir yargı özlemi söz konusu. Adliyelerden avukatı çekip çıkardığınızda adalet kavramını çekip çıkarmış olursunuz.

Bir yerde haksızlık varsa, yanlışlık varsa bunun için harekete geçeceğiz. Bu ülke adalet duygusunu kaybetmemeli, bunu kaybettiğimizde birçok şey kaybederiz.  Adaletin kaybolduğu algısı bizi geriye götürür, uluslararası alanlarda da geriye götürür, dolayısıyla biz hukuk devletini yeniden tesis etmek zorundayız.  Yargıya güveni yeniden tesis etmek zorundayız. Bunu en başta avukatlar yapabilir. Her avukat bir güçtür!  Her avukat bir güçtür, hep birlikte yapacağız. Bu ülke daha iyiye gitsin istiyorsak, bir hukuk devletini tesis etmek, geliştirmek daha iyi bir noktaya getirmek zorundayız. Bunun için güçlü bir savunmaya ihtiyaç var.  Bu mücadeleleri her zaman, tarih boyunca avukatlar yapmıştır.   Biz bunu içselleştirmeli, savunmayı güçlendirmeliyiz.


Avukatı güçlendireceğiz, avukata bakış açısı değişmeli, savunma güçlü olmalı. Ekonomik olarak da güçlü olmalı.

Hukukbook: Avukatların, değişen mevzuat karşısında güncelleme eğitimleri alması gerektiğini düşünüyor musunuz?  Bununla ilgili projeleriniz var mı?

Hasan Kılıç:  Bu amaçla 2 projemiz var. Avukat Akademisi kurulması ile Baro Bilgi Bankası ve Avukat İçtihat Programı oluşturulması. Avukat Akademisi çatısı altında tüm meslek içi eğitim ve kişisel gelişim ihtiyaçlarının giderileceği yeni bir model olarak, Sürekli Eğitim Merkezi ve Bilim Kurulu eşgüdümlü çalışacak şekilde hayata geçirilecektir. Ayrıca Staj Eğitim Merkezi ve diğer eğitimler bu yapı altında yeniden düzenlenecektir.

Hukukbook: Oluşturmayı düşündüğünüz Etik Kurul hakkında bilgi verir misiniz?

Hasan Kılıç:  Etik Kurulu oluşturulmasını yönünde geliştirdiğimiz bir projemiz var. Meslek ilke ve kurallarının güncellenmesi, avukatın bağımsızlığını zedeleyen hususların yeniden ele alınması, disiplin soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin daha sağlıklı hale getirilmesi alanlarında çalışmalar yapılacak, tüm baroların üzerinde anlaşacağı ortak ilkelerin oluşmasına katkı sunacak “Etik Kurulu” kurulacaktır.

Mesleğin etik değerlerini dolayısıyla itibarını korumayı ve yükseltmeyi hedefleyen bu kurul, talep edildiği takdirde avukatlar arası sorunların çözümünde de rol oynayacaktır. Böylelikle avukatlar arası ilişkilerin tahribatını önleme görevi de üstlenecektir.

Hukukbook: Türkiye’de yargının en önemli sorunları sizce nelerdir?

Hasan Kılıç:  Türk yargısının temel sorunu yargıya güven.  Yargıya güvenle ilgili bir sorunumuz var. Şimdi ortada bir sorunumuz var, bunu çözmemiz gerekiyor, ortadaki sorunları görmeyip uzaklaşmak, onu görmezden gelmek, geçmiş yıllardaki hataların devamı anlamına gelir.  Biz bu ülkeyi seven insanlar olarak, doğru bildiğimizi söyleyeceğiz, bunu da bir pusula görevi olarak yapacağız. Bunu tek başımıza değil, bir kurumun gücünü ortaya koyarak yapacağız. Güvenle ilgili sorunu çözmemiz gerekiyor, Bağımsızlık ve tarafsızlıkla ilgili çok ciddi sorunlar var. Biz bunları dile getireceğiz, bunları ortaya koyacağız. Tavrımızı net ve objektif şekilde ortaya koyacağız, kimse bizim hasmımız değil, biz bu güzel ülkenin daha iyi noktalara gelmesini istiyoruz.  Biz hukuk mücadelesini vermek istiyoruz, buradaki mücadele alanını artırmak istiyoruz, geleceğin yapısını oluşturmak istiyoruz. Bu alanlarda acilen çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor.

Acilen bir hukuk reformuna ihtiyacımız var

Bağımsız ve tarafsız bir yargımız yok, siyasetin dizayn ettiği, kendi doğrultusunda şekillendirdiği bir yargı algısı var. Bunu ortadan kaldırmalıyız. Herkes bu bu gidişatla ilgili rahatsız, biz bunu yeni bir anlayışla düzeltebiliriz. Hukuk güvenliği yoksa ekonomiye de yansıyacaktır, birçok noktaya kadar gidecektir. Biz bunu değiştirmeliyiz, yeniden bir hukuk reformu ortaya koymalıyız, burada bir araya gelmek zorundayız, yanlışları ortaya koymak zorundayız. Yeni bir bakış açısını oryaya koymamız gerekiyor, bunun için yapıcı politikaları da ortaya koymamız gerekiyor, duruşlar ortaya koymamız gerekiyor, bilimsel çalışmalar yapmamız gerekiyor. Biz baroda bunların hepsini yapacağız.

Hukukbook: Değerli görüşleriniz için Hukuk Ansiklopedisi okurları adına teşekkür ederiz.

Hasan Kılıç: Ben teşekkür ederim.

Avukat Hasan Kılıç Kimdir?

Avukat Hasan Kılıç, İstanbul Barosu 2010 yılında o tarihin en genç yöneticilerinden biri olarak yönetim kurulu üyesi seçilmiş, 2018 yılına kadar bu görevi yürütmüştür. İstanbul Barosunun bir çok birim ve kademesinde yaklaşık 15 yıldır görev almıştır. Başkanlık görevini de yürüttüğü Avukat Hakları Merkezinde 15 Yıl boyunca kesintisiz görev almıştır.

Hasan Kılıç, yönetim kuruluna girmeden önce Avukat hakları merkezinde sırası ile ilk olarak genel sekreterlik, daha sonra başkan yardımcılığı ve son olarak başkanlık görevlerinde bulunmuştur. İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu üyeliği, İstanbul Valiliği İl Planlama ve koordinasyon kurulu üyeliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Koruma Kurulu Bşk. Kurulu üyeliği yapmıştır. İki ayrı Üniversitede öğretim görevlisi olarak görev yapmış ayrıca avukat eğitimlerine dönük programlarda yer almıştır.

Baro İnsan Hakları Merkezi ve Avukat hakları merkezinden sorumlu yönetim kurulu üyesi ve koordinatörü görev yürütmüştür. İstanbul Barosu CMK Merkezi koordinatörü ve eğitmen görevlerini yürütmüştür. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi koordinatörü ve eğitmen olarak görev yapmıştır.

Hasan Kılıç, Genç Avukatlar Birliği başkanlığı yapmış, İstanbul Barosu Baro Meclisi Üyeliği, İstanbul Barosu Bölge temsilciliği, İstanbul Barosu CMK koordinatörlüğü, İstanbul Barosu MAHKİM üyeliği, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyeliği, İstanbul Barosu Medya Komisyonu Yürütme Kurulu Üyeliği ve İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Merkezi Üyeliğinde bulunmuştur.

Kılıç, iki ayrı hukuk dergisinde Genel Yayın Yönetmeliği görevlerinde bulunmuştur.

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi

1
Rasko

Bella

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki UNESCO Merkezi’nde törenle ilan edilmiştir. Bu metin, 1989 yılında Hayvan Hakları Birliği tarafından tekrar düzenlenerek 1990 yılında UNESCO Genel Direktörü’ne sunulmuş ve aynı yıl halka açıklanmıştır.

Giriş : Yaşamın tek olduğunu, yaşayan bütün canlıların ortak bir kökeni olduğunu ve türlerin evrimi yönünde farklılaştığını, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunu ve sinir sistemi olan her hayvanın kendine özgü hakları bulunduğunu, bu doğal hakların küçümsenmesi ve hatta kolayca göz ardı edilmesinin doğa üzerinde ciddi zararlar doğuracağını ve insanoğlunun hayvanlara karşı suç işlemesine sebebiyet vereceğini, türlerin birlikte olmasının diğer hayvan türlerinin yaşama hakkının insanoğlu tarafından tanınmasını ifade edeceğini, insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağını dikkate alarak, ilan edilir ki;

Zühtü

Madde 1

Bütün hayvanlar biyolojik denge kavramı içerisinde varolmak bakımından eşit haklara sahiptir.

Madde 2

Bütün hayvanlar saygı gösterilme hakkına sahiptir.

Madde 3
  1. Hayvanlara kötü muamele edilemez veya zalimane davranışlarda bulunulamaz.
  2. Eğer bir hayvanın öldürülmesi gerekiyorsa, bu bir anda, acısız ve korku yaratmaksızın yapılmalıdır.
  3. Ölü bir hayvana saygıyla davranılmalıdır.
Madde 4
  1. Vahşi hayvanlar yaşama hakkına ve kendi doğal çevrelerinde özgürce üreme hakkına sahiptirler.
  2. Vahşi hayvanların özgürlüğünden uzun süreli alı konulması, avlanma ve balık tutma geçmiş zamana ait olup hangi sebeple olursa olsun vahşi hayvanların bu şekilde kullanımı hayati olmayıp, akis davranışlar bu temel hakka karşıdır.

Efe

Madde 5
  1. Bir insanın desteğine ihtiyaç duyan her hayvan uygun beslenme ve bakımı görme hakkına sahiptir.
  2. Hiçbir koşul atında terk edilemez veya adil olmayan bir şekilde öldürülemezler.
  3. Her tür soy üretme ve hayvan kullanımında soyun fizyolojisine ve kendi türüne özel davranışlarına saygı gösterilmesi zorunludur.
  4. Hayvanları içeren sergiler, gösteriler ve filmler hayvanların onuruna saygı göstermek zorunda olup hiçbir şekilde şiddet içeremezler.
Madde 6
  1. Hayvanlar üzerine yapılan fiziksel ya da psikolojik acı çekmeye sebep olan deneyler hayvanların haklarının ihlalidir.
  2. Soyu tükenen hayvanların ya da yok edilen bir hayvanın yerine yenisinin ikame edilmesi yöntemleri geliştirilmeli ve sistemli olarak devam ettirilmelidir.
Madde 7

Gereği olmayacak şekilde bir hayvanın öldürülmesini içeren her kanun ya da buna yol açan her karar yaşama karşı işlenmiş suç kapsamındadır.

Madde 8
  1. Vahşi bir hayvan soyunun hayata kalma onurunu hiçe sayan her yasa ve böylesi bir harekete sebep olan her karar soykırıma eşdeğer olup soya kaşı işlenmiş suçtur.
  2. Vahşi hayvanların katledilmesi ve üreme yumurtalarının kirletilmesi, yok edilmesi soykırım cürümüdür.
Madde 9
  1. Hayvanların kendilerine özgü yasal statüleri ve hakları hukuk tarafından tanınmak zorundadır.
  2. Hayvanların güvenliğinin koruma altına alınması hususu Devlet örgütleri düzeyinde temsil edilmelidir.
Madde 10

Eğitimden ve okullaşmadan sorumlu merciler, vatandaşlarına çocukluktan itibaren hayvanları anlamayı ve saygı göstermeyi öğrenmeleri için olanak sağlamak zorundadır.

Türkiye Hayvanları Koruma Derneği

 

 

 

 

 

 

 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] 4 Nisan Tarihi, tüm dünyada sayıları yaklaşık 600 milyon olan sokak hayvanlarının durumuna dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla “Dünya Sokak Hayvanları Günü” olarak kutlanmaktadır.[/box]

Nuri Bilgin

0
Nuri Bilgin

Cumhuriyet döneminin önemli aydınlarından olan Prof. Dr. Nuri Bilgin 15 Ekim 1948 tarihinde Afyonkarahisar iline bağlı Sandıklı ilçesinde dünyaya gelmiştir. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü Psikoloji Pedagoji Kürsüsünde tamamlamış,1969-1970 ders yılında Adana Kozan’da Felsefe Grubu öğretmenliği görevinde bulunmuştur.

Bilgin, 1971 yılında Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı tarafından burslu olarak doktora eğitimi için Fransa’ya gönderilmiştir. Doktorasını 1976 yılında Strasbourg Louis Pasteur Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra yeniden Türkiye’ye dönen Profesör Doktor Nuri Bilgin, aynı yıl Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin kuruluş çalışmalarında yer alarak burada araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır.

Ege Üniversitesinde çalışmalarına devam eden ve 1981 yılında doçentlik unvanını alan Bilgin, 1988 yılında da profesör olmuştur. Üniversitede çeşitli akademik ve idari görevlerde bulunan Prof. Dr. Nuri Bilgin, sırası ile Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sosyal Psikoloji Anabilim Dalı Başkanlığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcılığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanlığı ve Ege Üniversitesi Senatosu üyeliğinde bulunmuştur.

Bilgin, Ege Üniversitesinde yaklaşık olarak 35 yılını geçirmiş ve duayen bir sosyal bilimci olarak tanınmıştır. Bilgin, iletişim psikolojisi, çevre psikolojisi, endüstriyel psikoloji gibi sosyal psikolojinin birçok alt dalında çalışmalarda bulunmuş, sosyal bilimler alanında Türkçe ve yabancı dilde yayınlanmış telif ve çeviri nitelikli birçok yayına imza atmıştır.

Türk Psikologlar Derneği ve Uluslararası Mikro-Psikoloji ve İletişim Derneği üyesi olan Nuri Bilgin 1985 yılı, 50. Kelebek Yılı Araştırma Ödülünün de sahibidir.

Felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanında yayınlanmış 21 kitabı bulunan Prof. Dr. Nuri Bilgin’in akademik çalışmalarının yanı sıra, çeşitli dergi ve gazetelerde alanıyla ilgili çok sayıda yazısı yayınlanmıştır.

Türkiye’de sosyal psikolojinin kurucusu ve temsilcisi olarak bilinen Prof. Dr. Nuri Bilgin, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sosyal Psikoloji Ana Bilim Dalı’nda görev yapmakta iken geçirdiği kalp krizi sonucu 3 Şubat 2015 tarihinde 67 yaşında hayata veda etmiştir. Ege Üniversitesi, öğrencileri ve sevenleri tarafından Ege orman Vakfı organizasyonunda anısına Nuri Bilgin fidanlığı oluşturulmuştur. Ege Üniversitesi tarafından her yıl düzenli şekilde anma törenleri gerçekleştirilmektedir.

Nuri Bilgin’in Yayınlanmış Kitapları

Sosyal Psikoloji, 5. baskı, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2013.

Tarih ve Kolektif Bellek, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2013.

(Mert Teközel ve Gökçen Başaran’ın katkılarıyla), Sosyal Değişme Sürecinde İnsan – Eşya İlişkileri, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2009.

Sosyal Bilimlerde İçerik Analizi, Siyasal Yayınevi, Ankara, 2007.

Kimlik İnşası, Aşina Kitaplar, Ankara, 2007.

Sosyal Psikoloji Sözlüğü: Kavramlar, Yaklaşımlar, genişletilmiş II. Baskı, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2007.

Siyaset ve İnsan: Siyaset Psikolojisi Yazıları, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2005.

Cumhuriyeti Anlamak, TERİG Yayınları, İzmir, 2004.

İçerik Analizi, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2000.

(Çeşitli yazarlarla birlikte), Demokrasi, Kimlik ve Yurttaşlık Bağlamında Cumhuriyet, Ege. Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1999, 256 s.

Sosyal Psikolojide Yöntem ve Pratik Çalışmalar, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1999.

Siyaset ve İnsan, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1997, 222 s.

Cumhuriyet, Demokrasi ve Kimlik, (Sempozyum Bildirileri), Bağlam Yayınları, İstanbul, 1997.

İnsan İlişkileri ve Kimlik, İstanbul, 1996, 253 s.

Kollektif Kimlik, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1995, 232 s.

Sosyal Bilimlerin Kavşağında Kimlik Sorunu, Ege Yayıncılık, İzmir, 1994, 275 s.

Eşya ve İnsan, Ankara, 1991, 458 s.

Yerel Yönetimler İçin Demokratik Bir Model Arayışı, İstanbul, 1991, 220 s.

(Editör), Sosyal Psikolojiye Giriş, İzmir, 1988, 361 s.

Başlangıcından Günümüze Türk Psikoloji Bibliyografyası, İzmir, 1988, 324 s.

Eşya Sistemleri ve İnsan-Eşya İlişkileri, İstanbul, 1986, 167 s.

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı

0

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı(OF THE COMMITTEE OF MINISTERS TO MEMBER STATES CONCERNING MEDIATION IN PENAL MATTERS) “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Ceza İşlerinde Arabuluculuk Konulu R (99) 19 Sayılı Tavsiye Kararı” adıyla yayınlanmıştır. Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi delegelerinin 15 Eylül 1999 tarihli 679.oturumunda Bakanlar komitesi tarafından kabul edilmiştir.

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsünün 15 inci maddesinin (b) fıkrası çerçevesinde;

Cezai meselelerde arabuluculuk yönteminin, üye devletlerde kullanılmasındaki gelişmeleri esnek, geniş kapsamlı, sorun çözücü, katılımcı , geleneksel cezai muameleleri tamamlayıcı ya da bunlara alternatif olduğunu not eder;

Cezai muamelelerde mağdur ve fail gibi taraf olarak davadan etkilenen diğer kişiler ve toplumun aktif  katılımının artırılması ihtiyacını göz önüne alır;

Mağdur edilmenin ortaya çıkardığı sonuçları ele alarak mağdurun fail ile iletişim kurması, özür ve uğranılan zararları telafi etme yolu ile daha güçlü bir bir sese sahip olması ve mağdurun meşru menfaatlerinin tanınması hususunu kabul eder;

Suç faillerinin toplumla daha fazla entegrasyonu ve rehabilitasyonu yönünde faillerin sorumluluk duygularını teşvik etmenin  ve onlara durumu telafi etmeleri (düzeltmeleri) için pratik imkanlar tanımanın önemini göz önüne alır;

Arabuluculuğun, suçu önleme, suç ile mücadele ve suçun  yarattığı ihtilafları çözmede bireyin ve toplumun rolünün önemi hakkında bilinç düzeyini artırmasını kabul eder; böylece ceza adaleti sisteminin sonuçlarının daha fazla yapıcı ve daha az  baskıcı olmasını teşvik eder;

Arabuluculuğun spesifik yetenekler gerektirdiğini ve uygulama kodu ile akredite edilmiş bir eğitimi zaruri kıldığını kabul  eder;

Potansiyel olarak cezai meselelerde arabuluculuk alanında  sivil toplum örgütleri ve yerel topluluklar tarafından yapılacak esaslı katkıları dikkate alır; bu alandaki kamu kesiminin ve özel sektörün çabalarını birleştirir ve koordine ihtiyacını göz önüne alır;

‘’İnsan Haklarının Ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’’nin koşullarını göz önünde tutar;

– Çocuk Haklarının Kullanılması Avrupa Sözleşmesini,

– Ceza Hukuku ve Usulü Çerçevesinde Mağdurun Durumu Hakkında  R (85) 11 Numaralı Tavsiyeyi,

-Ceza Adaleti Sisteminin  Basitleştirilmesi ile İlgili R (87) 18 Numaralı Tavsiyeyi;

-Suç Mağdurlarına Yardım ve Mağduriyetin Önlenmesi Hakkındaki R (87) 21 Numaralı Tavsiyeyi;

-Çocuk Suçluluğuna Karşı Sosyal Reaksiyon Hakkındaki R (87) 20 Numaralı Tavsiyeyi,

-Göçmen Ailelerinin Genç Bireyleri Arasındaki Çocuk Suçluluğuna Karşı Sosyal Reaksiyon ile İlgili R (88) 6 Numaralı Tavsiyeyi,

-Topluluk Müeyyideleri ve  Tedbirleri Avrupa Kuralları Hakkındaki R (92) 16 Numaralı Tavsiyeyi,

-Ceza Adaletinin Yönetimi ile İlgili R (95) 12 Numaralı Tavsiyeyi,

-Aile Arabuluculuğu Hakkındaki R (98) 1 Numaralı Tavsiye’yi göz önüne alır.

Cezai meselelerde arabuluculuğu geliştirirken üye devletlerin hükümetlerine bu Tavsiyenin ekinde yer alan ilkeleri dikkate almasını tavsiye eder ve bu metnin mümkün olan en geniş şekilde (ilgili çevrelere) yayılmasını önerir.

 R (99) 19 NUMARALI TAVSİYENİN  EKİ
 I.Tanım

Buradaki yol gösterici ilkeler, özgür iradeleri ile rıza göstermelerine imkan olması halinde; suç mağduru ve failinin arabulucu olarak adlandırılan tarafsız bir üçüncü şahsın yardımı ile  suçtan kaynaklanan meselelerin çözümüne aktif katılımını sağlayan her sürece uygulanır.

II. Genel İlkeler

  1. Cezai meselelerde arabuluculuk, sadece tarafların özgür iradeleri ile muvafakat etmeleri durumunda söz konusu olmalıdır.Taraflar arabuluculuk faaliyeti süresince her zaman bu yönde gösterdikleri iradeden vazgeçebilme olanağına sahip olmalıdırlar.
  2. Arabuluculuk faaliyetlerindeki görüşmeler gizlidir ve tarafların muvafakat vermeleri durumu dışında daha sonra kullanılamaz.
  3. Cezai meselelerde arabuluculuk, genel olarak sunulması gereken bir hizmet olmalıdır.
  4. Cezai meselelerde arabuluculuk, ceza adaleti sürecinin bütün aşamalarında mevcut olmalıdır.
  5. Arabuluculuk hizmetlerine, ceza adaleti sistemi içerisinde yeterli ölçüde özerklik verilmelidir.
IV. Hukuki Temeller

 6.Mevzuat, cezai meselelerde arabuluculuğu kolaylaştırmalıdır.

7.Cezai meselelerde arabuluculuğun kullanımını belirleyen ve tanımlayan yol gösterici bir rehber (kitapçık) olmalıdır.Bu tür bir rehber (kitapçık), bilhassa arabuluculuk hizmetine başvuru şartları ve arabuluculuk sonrası sürecin ele alınışı ile ilgili hususlara değinmelidir.

8.Temel usulü güvenceler arabuluculuğa da uygulanmalıdır. Bilhassa taraflar, hukuki yardımdan yararlanma ve gerekli ise tercüme/çeviri hizmetlerinden yararlanma hakkına sahip olmalıdır.Ayrıca buna ek olarak küçükler veli/vasilerinin yardımından yararlanma hakkına da sahip olmalıdırlar.

V. Arabuluculuk İle İlgili Olarak Ceza Adaletinin İşleyişi 
  1. Ceza hukuku anlamında bir olay için arabuluculuk yoluna başvurulması ve arabuluculuk prosedürünün sonuçlarının değerlendirilmesi yönündeki kararlar, ceza adaleti makamlarına hasredilmelidir.
  1. Arabuluculuk sürecine başlamadan evvel taraflar haklarının içeriği, arabuluculuk sürecinin niteliği ve alacakları kararlarının olası sonuçları hakkında tümüyle bilgilendirilmelidir.
  1. Arabuluculuğu kabul etmesi için, ne mağdur ne de fail, adil olmayan vasıtalar ile teşvik edilmemelidir.
  1. Küçüklerin hukuki muamelelere katılımını düzenleyen özel düzenlemeler ve hukuki güvenceler, cezai meselelerde arabuluculuğa katılımda da uygulanmalıdır.
  1. Arabuluculuk sürecine katılan temel taraflardan birisi bu sürecin anlamını kavrama yeteneğine (ve ehliyetine) sahip değilse arabuluculuk sistemi işletilememelidir.
  1. Hadisenin temel maddi olguları normalde arabuluculuğun temeli olarak her iki tarafça da kabul edilmelidir.Arabuluculuğa katılım, daha sonraki hukuki muamelelerde suçun kabul edildiğine dair kanıt olarak kullanılmamalıdır.

15.Tarafların yaşı, ehliyeti (olgunluğu) veya entelektüel kapasitesi gibi faktörler ile ilgili aşikar farklılıklar, arabuluculuk yöntemine başvurulmadan önce  göz önüne alınmalıdır.

16.Cezai bir olayı arabuluculuk yöntemine tabi kılma kararı     makul bir süre içerisinde verilmelidir ve yetkili ceza adaleti makamlarına arabuluculuk sürecinin safahatı hakkında bilgi sunulmalıdır.

  1. Arabuluculuk anlaşması temelinde verilen kararlar, yargısal karar ve hükümlerle aynı geçerliliğe (statüye) haiz olmalıdır; ve aynı olay için kovuşturmaya engel olmalıdır (aynı suçtan dolayı birden fazla defa kovuşturma yasağı- ne bis in idem).
  1. Taraflar arasında herhangi bir anlaşmaya varılmamaksızın dosya ceza adaleti makamlarına geri gönderilirse veya varılan anlaşmanın uygulanmaması durumu ortaya çıkar ise , nasıl bir yol izleneceğine dair ivedilikle bir karar alınmalıdır.
 Arabuluculuk Hizmetinin İşleyişi
      V.1.  Standartlar
  1. Arabuluculuk hizmetleri tanımlanmış ve kabul edilmiş standartlar tarafından düzenlenmelidir.
  1. Arabuluculuk hizmetlerini yürütenler görevlerini ifa ederken yeterli ölçüde özerkliğe (bağımsızlığa) haiz olmalıdır.Arabulucuların seçimi, eğitimi, hizmetlerinin değerlendirmeye tabi tutulması usulleri ile yetkileri ve etik kurallar hakkında standartlar geliştirilmelidir.
  1. Arabuluculuk standartları, yetkili bir organ tarafından izlenmeli ve gözlemlenmelidir.
     V.2. Arabulucuların Nitelikleri ve Eğitimi
  1. Arabulucular toplumun bütün kesimlerinden görevlendirilmeli ve genel olarak bunlar yerel kültür ve toplulukları iyi düzeyde anlama kapasitesine sahip olmalıdır.
  1. Arabulucular adil hüküm kurabilme yeteneğini gösterebilmeli ve arabuluculuk için gerekli kişisel kapasite ve yeteneğe haiz olmalıdır.
  1. Arabulucular, arabuluculuk görevine başlamadan evvel ön eğitim almalı ve ayrıca (görev yaptıkları sürece) meslek içi eğitime tabi tutulmalıdırlar. Arabulucuların eğitimi; uyuşmazlık çözme kapasitesi, mağdur ve fail ile birlikte çalışma hususunda spesifik koşullar ve ceza adaleti sistemi hakkında temel bilgi edinimi hususlarını da göz önüne alan yüksek düzeyli bir yeterlilik kazandırmayı amaçlamalıdır.
        V.3. Davaların Çözülmesi
  1. Arabuluculuk süreci başlamadan evvel, yetkili ceza adaleti makamları tarafından arabulucuya olayın ilgili bütün maddi yönleri hakkında bilgi verilmeli ve gerekli belgeler kendisine temin edilmelidir.

26.Arabuluculuk, olayın maddi bulguları temelinde ve tarafların ihtiyaç ve arzuları doğrultusunda tarafsız bir şekilde ifa edilmelidir.Arabulucu her zaman tarafların onur ve haysiyetine saygı göstermeli ve tarafların birbirlerine karşı saygılı bir şekilde hareket etmesini sağlamalıdır.

  1. Arabulucu, arabuluculuk için güvenli ve rahat bir ortam sağlamaktan sorumlu olmalıdır.Arabulucu, tarafların incinmemesi hususunda hassasiyet göstermelidir.
  1. Arabuluculuk etkin bir şekilde icra edilmelidir, fakat taraflar için idare edilebilir bir hızda olmalıdır.
  1. Arabuluculuk, halkın veya basının takip edemeyeceği (aleni olmayan) bir ortamda ifa edilmelidir.
  1. Arabulucu gizlilik ilkesine rağmen, arabuluculuk görevi sırasında vuku bulması kuvvetle muhtemel ciddi suçlarla ilgili olarak elde ettiği bilgileri uygun makamlara veya ilgili kişilere iletmelidir.
     V.4. Arabuluculuğun Sonucu 
  1. Anlaşmalara gönüllü olarak tarafların uzlaşması ile varılmalıdır.Anlaşmalar ancak makul ve orantılı yükümlülükler içermelidir.
  1. Arabulucu alınan tedbirler ve arabuluculuğun sonucu hakkında ceza adaleti makamlarına bir rapor sunmalıdır.Arabulucunun raporu, arabuluculuk faaliyetlerinin (oturumlarının) içeriğini açığa çıkarmamalı ve arabuluculuk süresince tarafların davranışları hakkında herhangi bir hüküm içermemelidir. 
    VI. Arabuluculuğun Sürekli Gelişimi 
  1. Ortak bir anlayış geliştirmek için ceza adaleti makamları ve arabuluculuk hizmetlerini gerçekleştirenler arasında düzenli danışmalar olmalıdır.
  2. Üye devletler cezai meselelerde arabuluculuk hakkındaki araştırmaları ve değerlendirmeleri geliştirmelidir.

If you want to get such writing service online do contact write my essay for me service. They’ll provide you the best content with cheap price.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Alanında Çalışanlar İçin Etik Kurallar

0

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Alanında Çalışanlar İçin Etik Kurallar, Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği (Türk PDR-DER -Turkish Psychological Counseling and Guidance Association) tarafından 1995 yılında yayınlanmıştır. Belge, daha sonraki yıllarda birçok kez güncellenmiş ve yeni baskıları yapılmıştır.

Türk PDR-DER (Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği) kurulduğu 1989 yılından itibaren etik kuralları benimseyerek Türkiye’de PDR mesleğinin profesyonel anlamda kabul edilebilmesi; mesleğin yasal olarak tanınması, yetiştirme standartlarının olması ve uygulanabilir etik kurallar ile yaptırımların olması için çalışmaktadır.

Meslek mensuplarını doğru davranışlar konusunda bilinçlendirmek, mesleğin saygınlığını korumak belgenin temel hedeflerindendir.

Metni hazırlayan Etik Komisyon Üyeleri, Prof Dr. Feriha BAYMUR, Prof Dr. Muharrem KEPÇEOĞLU, Doç Dr. Güler OSKAY, Doç. Dr. Oya G. ERSEVER ve araştırma görevli Filiz BİLGE’den oluşmaktadır. PDR Anabilim Dalı Başkanlarının ve Türk PDR-DER yönetim kurulunun görüşleri alınarak son biçimi verilmiştir.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Alanında Çalışanlar İçin Etik Kurallar

GİRİŞ

Hızla gelişen ve değişen dünyamızda, bireylerin giderek karmaşıklaşan yaşam koşullarına etkin ve verimli bir biçimde uyum sağlamaları gerekmektedir. Bu hizmet alanına yönelik olarak süreç içerisinde ortaya çıkan psikiyatri, klinik psikoloji, psikolojik danışma, sosyal çalışma gibi bazı “psikolojik yardım meslekleri” ortaya çıkmıştır.

Genellikle alan yazında bu yardım mesleklerinin çalışma alanları ve sınırlarıyla ilgili, özellikle klinik psikoloji, psikolojik danışma ve rehberlik (PDR), psikiyatri alanlarında çalışanlar arasında, bazı tartışmalar yer almaktadır. Bu kesişme noktalarını yada binişiklikleri açıklığa kavuşturma ve çalışma alanının sınırlarını belirlemek amacıyla, burada öncelikle PDR alanında çalışanların mesleki kimlik ve görevlerinin açıklanması ve sorumluluk sınırlarının belirlenmesine gerek duyulmuştur. Aslında bu yardım meslekleri arasında alanın özelliklerinden kaynaklanan belirgin
farklılıklar olmakla birlikte çok fazla kesişen noktalar ve işbirliğini gerektiren çalışma yaklaşımları da söz konusudur.

 

PDR Hizmetlerinin Amacı, Gerekçesi ve Diğer Yardım Meslekleri İçindeki Özgün Yeri

Yardım mesleklerinin hepsinin ortak amacının insan yaşamını iyileştirmek ve geliştirmek olması nedeniyle bu meslekler arasında bazı rol örtüşmeleri bulunmaktadır. Bununla birlikte, bunların birbirinden ayrı meslekler olarak gelişmelerini sağlayan faklı amaç, ilke, yöntem ve teknikleri vardır. Dolayısıyla bunların birbirlerinden ayrı meslek dalları olarak gelişmeleri gerekmektedir.

Klinik psikoloji ile PDR arasındaki önemli farklardan birisi, yardım sürecinde, klinik psikoloğun psikopatolojiden harekete geçerek kendisine başvuran kişilerdeki psikolojik bozuklukları iyileştirmeyi esas almasıdır.

Bunun için önce tanı, sonra tedavi ilkesi izlenir. Klinik model esas alınır.

Daha çok tıp merkezlerinde, ciddi psikolojik sorunları olan kişilerle daha yoğun terapi ilişkilerine girilir ve genellikle psikiyatristlerle işbirliği içerisinde çalışılır.

PDR’de ise temel alınan normal gelişimdir. Bu hizmetlere başvuran kişilerin psikolojik sağlıklarının güçlendirilmesi amaçlanır. Ciddi psikolojik sorunları olan kişilere hizmet vermek söz konusu olduğu zaman bile, onların normal ve sağlıklı yanlarından harekete geçilerek yardım edilmeye çalışılır. İnsan organizmasında kendini gerçekleştirmeye yönelik güçlü bir ruhsal enerjinin olduğuna inanılır. Bu eğilimden yararlanılarak kişinin kendini geliştirmesi ve toplumda tam verimle çalışması hedeflenir. Bu nedenle hizmetin sunulduğu kişiler de “hasta” değil, “danışan” olarak adlandırılırlar. Ayrıca PDR, yalnızca bazı duygusal-sosyal sorunları olan kişilere sağaltıcı-iyileştirici hizmetlerde bulunmakla kalmaz, aynı zamanda bunları önleyici bir işlevi de üstlenir. PDR okul, hastane, ordu, fabrika ve benzeri sosyal kuruluşlarda psikolojik sağlığını bozan koşulları engellemek, olumlu kişiler arası ilişkileri geliştirmek gibi bazı önleyici hizmetleri içerir.

Ayrıca, bu hizmetler ile, herhangi bir sorunu olmayan, psikolojik sağlığı yerinde olan danışanlara da yardım sunulur. Bu yardımlar normal bir kişinin kendini daha iyi tanımasına, içinde bulunduğu koşulları gerçeğe daha uygun olarak değerlendirmesine, kişisel yeteneklerini geliştirmesine, kendine daha uygun bir meslek seçmesine, daha gerçekçi planlar yapmasına yöneliktir. Özetle, PDR bireyin daha özgün ve anlamlı bir yaşam sürmesine yardımcı olmayı amaçlar. Bu da PDR hizmetlerinin önemle vurgulanan geliştirici işlevidir.

Psikiyatri ile psikolojik danışma ve rehberlik arasındaki fark ise çok açıktır. Psikiyatristler tıp kökenli olup akıl ve ruh sağlığı uzmanlarıdır.

Gerektiğinde hastalarına tıbbi müdahalelerde bulunup, ilaç tedavisi uygularlar. Psikolojik danışmanlar ise geliştirici ve önleyici ruh sağlığı uzmanlarıdır. Bunlar ağır vakalar ve özel durumlarla karşılaştıklarında, danışanlarını gereğine göre psikiyatristlere, klinik psikologlara, ya da sosyal hizmet uzmanlarına gönderirler.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Psikolojik yardım meslekleri arasında sosyal çalışma uzmanının da önemli bir rolü vardır. Okulda, hastanede, sosyal yardım kuruluşlarında ve iş merkezlerinde çoğunlukla yoksul semtlerden gelen, sosyo-ekonomik düzeyleri düşük olan sorunlu kişilerle ilgilenirler. Bunlara çeşitli kaynaklardan olanaklar sağlamaya çalışırlar. Bazı öğrencilerin ya da kişilerin çalışma durumlarını engelleyen duygusal ve sosyal problemleriyle ilgilenirler. Vak’a incelemeleri yaparlar ve danışma hizmeti verirler.

Ülkemizde PDR çalışmaları genellikle öğretim etkinlikleri ile karıştırılmakta ve öğretmenlerin de bu hizmetleri verebilecekleri düşünülmektedir. Okullarda çalışan psikolojik danışmanlara “rehber
öğretmen” denilmesi, büyük bir olasılıkla bu karışıklığa neden olmakta ve PDR mesleğinin öğretmenlik olduğu yanılgısına yol açmaktadır. Aslında, psikolojik danışmanlık ve öğretmenlik birbirinden farklı mesleklerdir.

Öğretmenin görevi, öğretim programları uygulayarak ve öğrencinin başarısını değerlendirerek onun akademik gelişimini sağlamaktır. PDR uzmanlarının görevi ise; öğretimin dışında, öğrencilerin duygusal, toplumsal, kişisel, mesleki yönlerden sağlıklı olarak yetişmelerine yardımcı
olmaktır. Bu hizmeti verebilmek, bu mesleğe özgü psikolojik danışma ve rehberlik ilke ve kuramları, teknik ve yöntemleri konusunda yeterli bir formasyon almakla olanaklıdır. Okullarda öğretmenler ve okul psikolojik danışmanları etkili bir işbirliği içinde çalışmak durumundadırlar.

Etik, Ahlak ve Meslek Etiği

Psikolojik danışma ve rehberlik, yardım hizmetlerini amaçlayan meslekler arasında kendine özgü bir yeri olan ve kişilerin daha bilinçli, güçlü ve yaratıcı bir biçimde yetişmelerine hizmet veren bir meslek alanıdır. Kişiler arası ilişkiler temeline dayalı olarak danışanların yaşamlarını derin bir şekilde etkileyebilecek olan PDR çalışmalarında, mesleğin sağlıklı bir içimde yürütülmesi önem kazanmaktadır. Bunun için etik ilkelerin, kuralların ve standartların açık ve net olarak belirlenmesi ve bunlara uyulması gerekir. Öncelikle etik, ahlak ve meslek etiği kavramları üzerinde durulmasında yarar vardır.

Felsefi anlamda, etik, ahlak ve doğru eylemler üzerinde sistematik olarak geliştirilmiş olan düşüncelerle bağlantılıdır. Aynı zamanda sosyal ve kültürel olarak kabul edilebilir olanların analizini yapar. İnsan davranışlarıyla ilgili olarak üzerinde anlaşmaya varılmış olan “meli-malı”ları
ele alır (Akt. Korkut, 2002).

Etik ve ahlak bazı kaynaklarda birbirlerinin yerine kullanılsalar da aslında birbirinden farklı kavramlardır. Etik, ahlak felsefesidir. ahlak ise etiğin araştırma konusudur. Etik ahlaka göre daha soyut kavramlara dayalıdır. Etik kuralların, yazılı olmayan standartları içeren ahlakın tersine, açık ve belirli bir alana ilişkin yazılı kuralları içermesi beklenir. Bu ilkeler, uyması beklenen bireylerin özelliklerine göre değil, evrensel kabul gören kavramlara dayalı olarak geliştirilirler. Etikte “istenilir iyi” kavramı olup bunlar daha evrensel ve genel geçerliğe sahiptir (Akt. Aydın, 2003). Oysa ahlaki kavram ve değer sistemleri açısından toplumlar, alt kültürler, bireyler birbirlerinden farklılıklar gösterebilirler.

Toplum içerisindeki bütün meslek gruplarının kendilerine özgü etik ilkeleri ve standartları vardır. Doğan ve Tekinalp’e (2002) göre meslek etiğinin temel amacı, genelde toplumu ve özelde meslek elemanlarını, meslekleriyle ilgili olarak eğitmek ve bilinçlendirmektir. Ayrıca, hizmetin sunulduğu bireyleri, meslek elemanlarının etik olmayan uygulamalarından korumak da önemli bir amaçtır. Sözü edilen amaçlara yönelik olarak da, Kuçuradi’ye (1988) göre dünyanın neresinde olursa olsun, aynı meslekte çalışan bireylerin bu davranış kurallarına uygun davranmaları gerekmektedir (Akt. Aydın, 2003).

Etik ilkelerin işlevleri bazı kaynaklara göre aşağıda sıralanmıştır (Akt. Aydın, 2003):

1) Mesleğinde yetersiz olan ve ilkesiz davranan üyeleri ayırmak.
2) Meslek içi rekabeti düzenlemek.
3) Hizmet ideallerini korumak.
4) Meslek üyelerinin grubun diğer üyeleri ve toplum ile ilişkilerini düzenlemek.

Etik ilkelerin, amaçları ve işlevlerine bağlı olarak, çalışanların hangi davranışlarının kabul edilebilir olduğuna ilişkin meslek yada örgüt tarafından belirlenen yol gösterici, ifadeler vardır. Bunlar etik kodlardır.

Bunların bazı temel işlevleri vardır. Meslek elemanlarının ulaşması gereken yeterliklerin toplum ve meslek elemanları arasında paylaşılmasını sağlar, meslekteki etik davranışları tanımlayarak meslek elemanlarına rehberlik eder.

Psikolojik danışmanların, mesleki uygulamaları için sağlam bir temel oluşmasına yardımcı olan etik ilkelerin ve davranışların saptanması konusunda, APA (American Psychology Association) ve ACA’nın (American Counseling Association) çalışmaları bulunmaktadır. Bu çalışmalardan da yararlanılarak, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği tarafından kurulan Etik Kurallar Komisyonu’nun yazdığı “Psikolojik Danışma ve Rehberlik Alanında Çalışanlar İçin Etik Kurallar” isimli kitapçığın 1995 yılında ilk basımı yapılmıştır. Yoğun bir ilgi gören kitapçığın dördüncü basımı ise 2004 yılında yapılmıştır.

Gerek dünyada gerekse ülkemizde, Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında ortaya çıkan gelişim ve değişimler “ 2004 yılında son basımı yapılmış olan etik kurallar kitabının yeniden gözden geçirilmesi gereksinimini ortaya çıkarmıştır.” Bu gereksinme doğrultusunda 2004 yılında bir komisyon oluşturularak çalışmalar başlatılmıştır. Ancak bu çalışmaların kesintiye uğraması nedeniyle 2006 yılında etik komisyon yeniden toplanmış ve etik ilke ve standartları aşağıdaki biçimde düzenlemiştir.

Temel ilkeler bölümünde psikolojik danışmanların her alanda en üst düzeyde hizmet verebilmelerine ışık tutacak ilkeler açıklanmaktadır. Bu genel ilke ve amaçlar; psikolojik danışmanların çalışmalarında etik davranışlar sergilemelerine yardımcı olmak üzere, etik kural ve standartları değerlendirirken dikkate alacakları temel öğeleri göstermektedir. Etik standartlar, tüm psikolojik danışmanların görevleri sırasında uymaları zorunlu olan profesyonel davranış ve işlemleri kapsamaktadır. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği’nce, bu meslek standartlarına uymayan ve de bu davranışlarında ısrarlı olan üyelere bazı yaptırımlar uygulanır. Önce doğru davranışları açıklayan eğitici bir yazı göndermek ve uyarıda bulunmak, gerektiğinde dernek üyeliğine son vermek, durumu adli ve idari makamlara duyurmak gibi önlemler alınabilir.

PDR etik kurallarının esas amacı, bu alanda çalışan elemanların karşılaşabilecekleri sorunlarda, onlara yardımcı olacak davranışları göstermektir. Bu kurallar; gerektiğinde idari ve adli makamların, bu hizmetlerle ilgili olarak ortaya çıkan durumlarda verecekleri kararlar için başvuru kaynağı olarak kullanılabilir.

Yukarıda ifade edildiği gibi farklı yardım mesleklerinin her birinin, bireylerin ve toplumun yararı açısından, ayrı bir önemi vardır. İnsanların sağlıklı bir kişilik geliştirmeleri amacına yönelik olarak hizmet veren ve farklı formasyon ve uzmanlığa sahip olan uzmanlar arasında etkili bir işbirliğinin kurulması halinde, sunulan hizmetlerin daha verimli ve yararlı olacağı açıktır.

B) TEMEL İLKELER

Temel ilkelerin amacı, psikolojik danışmanların mesleklerini en üst düzeyde etik kurallara uygun bir biçimde yürütmelerini sağlamaktır.

Psikolojik danışmanların benimsemeleri gereken başlıca temel ilkeler: (1) yetkinlik,( yeterlilik, ehliyet) (2) dürüstlük, (3) duyarlı ve saygılı olmak, (4) bireysel ve kültürel farklılıklara duyarlılık, (5) toplumsal sorumluluk, (6) mesleki ve bilimsel sorumluluk olmak üzere altı madde olarak belirlenmiştir.

1. Yetkinlik (yeterlilik, ehliyet).

Psikolojik danışman hizmetlerini en üst düzeyde yeterlilikle yürütmeyi amaçlarlar. Uzmanlık alanlarının, yetkilerinin sınırlarını bilirler.  Yalnızca eğitim düzeylerine ve formasyonlarına uygun hizmetleri yürütürler. yeterlik sınırlarını aşan özel bir durumla karşılaştıklarında var olan bilimsel mesleki ve teknik kaynaklara baş vurarak yardım talebinde bulunurlar.

Danışanların iyilik ve çıkarlarını gözeterek en isabetli kararları, en uygun önlemleri almaya çalışırlar. Psikolojik danışmanlar uzmanlaşa bilmek için bilimsel ve mesleki düzeylerini yükseltmeye çalışırlar. PDR alanındaki çağdaş gelişmeleri izlemek gerektiğine inanarak, bilgilerini sürekli olarak yenilemeye çalışırlar. Yaşamları boyunca kendilerini sürekli olarak uzmanlık alanlarında yetiştirmeye ve geliştirmeye çalışırlar. Bunu yaparlarken de bilimsel kaynaklardan yararlanırlar.

2. Dürüstlük

Psikolojik danışman, kişiler arası ilişkilerinde, bilimsel çalışmalarında ve tüm mesleki etkinliklerinde özellikle de psikolojik danışma sürecinde dürüstlüğü, doğruluğu ve gerçekliği ilke edinirler ve bu ilkeyi yaşama geçirirler. Psikolojik danışmanlar kendilerini tanıtırken; eğitimlerinden, araştırmalarından ve mesleki niteliklerinden söz ederlerken abartılı ifadelerden kaçınır ve doğru olmayan beyanlarda bulunmazlar.

Psikolojik danışmanlar, kendi duyuş ve inançlarının, değerler sisteminin ve gereksinimlerinin güçlü ya da güçsüz yönlerinin farkında olmaya özen gösterirler. bunların mesleki çalışmalarına nasıl yansıya bileceğinin farkındadır. Psikolojik danışmanın özü sözü içi dışı birdir, yani duyuş ve düşünceleri ile davranış ve sözleri tutarlıdır. Özellikle danışanları ile saydam ilişkiler kurmayı amaçlarlar.

3. Duyarlılık ve Hoşgörü.

Psikolojik danışmanlar, danışanların PDR hizmetlerinden en üst düzeyde yararlanabilmeleri için çaba gösterirler. Onların zarar görmemeleri için gerekli tüm önlemleri alırlar. Psikolojik danışmanlar tüm mesleki etkinliklerini profesyonel ilişkiler içersinde sunarlar. Birey hak ve özgürlüklerine duyarlıdırlar. Psikolojik danışmanın bilimsel ve mesleki karar ve etkinlikleri hizmet verdikleri danışanları etkileyebilir. Bu nedenlerle danışanlarını kişisel, ekonomik, toplumsal, kurumsal ve politik etmenlerin yanlış kullanımının yol açacağı olumsuz etkileri konusunda duyarlıdır.

Psikolojik danışmanlar danışanların kendi ilgi, yetenek ve değerlerini tanımalarına yardımcı olurken, yansız davranmaya özen gösterirler. İnsan ilişkilerinde duyarlı ve hoşgörülü olmanın her kapıyı açan bir anahtar olduğunu bilirler ve öyle davranırlar.

İnsan ilişkilerinde yalnızca duyarlı olmanın yeterli olmadığını, meslektaşları ve danışanlarının kişilik haklarına ve onurlarına saygılı olmanın gereğinin ve öneminin farkındadırlar. İnsanın dünyada en değerli varlık olduğunun bilincindedirler. Psikolojik danışmanlar kişinin kendi sorunlarını çözebilme gücüne güvenirler, kendi kararlarını kendi verme özgürlüğüne içten inanırlar. Bazen hukuki ve idari zorluklara yol açsa bile, danışanlarına ait gizli bilgileri korumak ve insanlara verilebilecek zararları önlemek ya da en aza indirmek için ellerinde gelen çabayı gösterirler.

4.Bireysel ve Kültürel Farklılıklara Duyarlılık

Psikolojik danışmanlar; toplumda değişik kesimlerin gereksinim ve sorunlarının farkında olmaya ve çalışmalarında kullandıkları yöntem ve teknikleri onların gereksinimlerine göre uyarlamaya çalışırlar. Ayrıca, yaş, cinsiyet, din, dil, ırk sosyo-ekonomik düzey, değişik grup ya da kültürlere ait olma, özürlü olma, cinsel yönelim, medeni durum gibi bireysel ve kültürel farklılıkların, verecekleri hizmeti olumsuz olarak etkilememesine özen gösterirler. Psikolojik danışmanlar hizmet sundukları bireylerin farklı kültürel arka planlarını anlamak için etkin çaba harcamalıdırlar.

Danışanlar psikolojik danışmandan farklı düşünce ve ideolojilere inanç ve değerlere sahip olabilirler bu gibi durumlarda, danışmanlar ayırım yapmaksızın hizmet vermeye çalışırlar. Bu konularda önyargılı olanlara, ne bilinçli olarak katılıp taraf tutarlar, ne de onları eleştirip tartışmalara girerler. Psikolojik danışmanlar kendilerine başvuran herkesi kabul edicidirler ve onlara anlayış göstererek hizmet verirler. Psikolojik danışmanlar hiçbir kültürel yapıyı diğerinden üstün görmezler.

5. Toplumsal Sorumluluk

PDR; temelde insana yönelik bir hizmetler bütünüdür. Bu nedenle alanda verilen hizmetlerin doğası gereği, danışmanların birincil görevi ve sorumluluğu, insana yöneliktir. Psikolojik danışmanlar toplumun giderek karmaşıklaşan yaşam koşulları içinde kişinin kendini gerçekleştirmesine yardımcı olmaya çalışırlar.

Ancak, birey toplumdan soyutlanamaz. Çünkü birey ve toplum sürekli etkileşim içersindedir. Toplum bireylerden oluşur ve onların iyiliği için vardır. İnsan toplumsal bir varlıktır ve kendini toplum içinde gerçekleştirebilir. Bireye sunulan her türlü yardım topluma yansıyacaktır.

Psikolojik danışmanlar, topluma yönelik bilimsel ve mesleki sorumluluklarının bilincindedirler. Bireylere hizmet verirken, toplumunun yararlarını da gözetirler. Toplumun yararı için bilgilerini medya yoluyla kamu oyuna duyururlar.

Psikolojik danışmanlar, verdikleri konferans, eğitim, panel, seminer ve benzeri eğitim etkinliklerinde medya yoluyla topluma açıklamalar yaparken toplumsal ve mesleki sorumluluklarına özen göstermeli ve aşağıdaki noktalara uymalıdırlar:

* Bilimsel ve mesleki literatüre uygun bir dil kullanmalı
* Etik kurallara ve uygulama standartlarıyla tutarlı olmalı
* Bilgi verilen kesimin profesyonel yardım sürecine müdahale etmesine yol açmamalılar.

Ayrıca topluma yönelik açıklamalarıyla haksız çıkar sağlamamalıdırlar.

Toplumsal felaketlere yol açan olayların psikolojik nedenlerini belirlemeye ve bunların sonuçlarını azaltmaya çalışırlar. Danışmanlar sundukları psikolojik hizmetlerin insana aykırı amaçlar için kullanılmasını engellemeye çalışırlar. Aynı zamanda yasama organları ile işbirliği yaparak, halkın ve danışanların yararına olacak sosyal politikaların ve yasaların oluşturulmasında rol alırlar. Psikolojik danışmanlar, profesyonel etkinliklerini ilgili üçüncü kişilere (mahkeme, sağlık sigortası şirketleri, sunulan raporu değerlendirecek olan kişiler ve benzeri) sunarlarken raporunda net, doğru ve çift anlam taşımayan bir dil kullanmalılar.

Zamanlarının bir kısmını kişisel ya da maddi çıkar gözetmeksizin, mesleki çalışmalar için hazırlarlar.

6. Mesleki ve Bilimsel Sorumluluk

Psikolojik danışman; etik standartlarına bağlı olmayı, görev ve rollerini iyice kavrayıp bunlara uygun davranma sorumluluğunu taşırlar.

Hizmet verdikleri kişilerin iyilikleri ve yararları doğrultusunda ilgili kurumlarla işbirliği yaparlar, gerektiğinde danışanları bu alandaki başka uzmana gönderirler. Eğer kendi danışanlarının, başka bir ruh sağlığı uzmanıyla yardım ilişkisi kurduğunu öğrenirlerse, danışanı özgür bırakmalıdırlar. Gerektiğinde bilgi alış verişi ve işbirliği yapmalıdırlar.

Psikolojik danışmanlar kendi profesyonel yaklaşımlarından farklı diğer profesyonel yaklaşımlara saygılı olmalıdırlar. İşbirliği yaptıkları ya da birlikte çalıştıkları uzmanların mesleki uygulama ve yöntemlerine değer vermelidirler.

Kamu oyuna yönelik yaptıkları açıklamalarda meslek örgütü yada psikolojik danışmanlar adına konuşmadıklarını, yalnızca kendi öznel düşüncelerini ve bakış açılarını yansıtmakta olduklarını açıkça ifade etmelidirler.

Psikolojik danışmanlar, meslektaşlarının bilimsel ve mesleki etik kural ve standartlara uygun davranıp davranmamaları ile de ilgilenirler. Gereğinde, uygun olmayan davranışları engellemek için meslektaşlarını uyarırlar ve Türk PDR derneğine durumu bildirirler.

C. ETİK STANDARTLAR

GENEL STANDARTLAR

Genel standartlar; Psikolojik danışmanların psikolojik danışma, ölçme ve değerlendirme, araştırma ve yayın, konsültasyon (müşavirlik) gibi tüm etkinlikleri için geçerlidir.

a) Yetkinlik Sınırları

1- Psikolojik danışmanlar, yalnızca eğitimini gördükleri, yeterince gözetim altında uygulama yaparak ya da uygun yeterli profesyonel uygulamalar yürüterek yetiştirildikleri uzmanlık alanlarında hizmet verebilir, öğretebilir ve araştırma düzenleyebilirler.

2- Psikolojik danışmanlar, yeni uygulama alanlarında ya da yeni teknikleri içeren çalışmalarda, ancak bu konudaki yetkin kişilerin gözetiminde gerekli eğitimi aldıktan ve denetim altında yeterli uygulamayı tamamladıktan sonra bu alanlarda hizmet ve eğitim vere bilir ya da araştırma yapabilir.

3- Henüz gelişmekte olan ve standartları kesin belirlenmemiş alanlarda, psikolojik danışmanlar danışanlarını, öğrencilerini, araştırmaya katılanları ve birlikte çalıştıkları meslektaşlarını koruyup onlara zarar vermemek için gereken önlemleri almaya özen gösterirler.

b) Uzmanlıkta Sürekli Gelişme

Psikolojik danışmanlar, PDR alanındaki çağdaş ve bilimsel mesleki bilgileri ve yeni gelişmeleri izlerler. Meslek yaşamları boyunca bu alanlardaki bilgi ve becerilerini artırmaya çalışırlar.

c) Bireysel Farklılıklar

Yaş, cinsiyet, ırk, etnik köken, din, dil, cinsel eğilim, engelli olma durumu, sosyo-ekonomik düzey gibi bireysel farklılıklar, psikolojik danışmanların çalışmalarını önemli ölçüde etkileyebilir.

Psikolojik danışmanlar mesleki uygulamaları sırasında, bireysel farklılıklarla karşılaşmaları durumunda ayrımcılık yapmazlar ve taraf tutmazlar, herkese gereksinimleri ölçüsünde eşit davranırlar.

ç) Başkalarına Saygı

Psikolojik danışmanlar, mesleklerini uygularken, kendilerininkinden farklı olan değer yargılarına, tutumlara, kanılara ve törelere bağlı kişilerin haklarına saygı gösterirler. Bireysel farklılıklara duyarlı ve hoşgörülüdürler.

d) Ücret

1- Psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin verilmesinde ücret saptanırken, hem danışanların parasal durumu hem de bulunulan yörede bu tür hizmetlere uygulanan ücretler ölçüt olarak dikkate alınır.

2- Psikolojik danışmanlar, ödeme gücü düşük olan kişilere, benzer hizmetleri parasız ya da çok az bir ücretle sağlayan sosyal yardım ya da kamu kuruluşlarına gidebilmeleri konusunda yardımcı olurlar.

3- Psikolojik danışmanlar, danışanlarına sağladığı psikolojik hizmetler karşılığında mal mülk kabul etme ya da bir hizmet isteme gibi bir takas anlaşmasına girişmezler. Bu tür bir ilişkinin çeşitli çatışmalara, anlaşmazlıklara ve sömürülere yol açabileceğini bilirler.

e) Duygusal ve Cinsel Taciz

1- Psikolojik danışmanlar, danışanları ile duygusal ve cinsel ilişkilere girmezler. Duygusal-cinsel olarak sözel/sözel olmayan davranışlarda bulunmazlar. Psikolojik danışmanlar; öğrencileri, danışanları, yardımcıları, araştırmaya katılanlar gibi kendi sorumluluğu altında olan/çalışan kişilerle duygusal-cinsel ilişkilere girmezler.

2- Psikolojik danışmanlar, cinsel tacize uğramış olanlara ya da cinsel tacizde bulunanlara, diğer danışanlara gösterdikleri değer ve saygıyı göstererek psikolojik danışma hizmeti verirler. Ayrıca, bunlar hakkında okuldan atılma, mesleklerinde terfi ettirilmeme, işe alınmama gibi durumlarda verilecek kararlara da katılmazlar.

f) Başkalarına Zarar Vermemek

Psikolojik danışmanlar birlikte çalıştıkları kimseleri tedirgin etmekten, yaşları, cinsiyetleri, milli ya da etnik kökenleri, sosyo-ekonomik düzeyleri bakımından küçümsemekten kaçınırlar.

Psikolojik danışmanlar; öğrencilerine, araştırmaya katılanlara, danışanlarına ve birlikte çalıştıkları diğer kişilere zorluk çıkartmaktan kaçınırlar ve ortaya çıkan güçlükleri de hafifletmeye çalışırlar.

g) Gizli Bilgiler

Psikolojik danışmanlar bütün mesleki çalışmalarında, danışanlarına ilişkin özel bilgileri korumak sorumluluğu taşırlar. Belli bir güven ortamında edinilen bu tür bilgiler ancak psikolojik danışmanın kendisi ve/veya toplum için açık bir tehlike ya da zarar söz konusu olduğunda, gerekli önlemler alındıktan sonra ve danışanların bilgisi dahilinde ilgili kişilere bilgi verirler.

h) Profesyonel Kimlik

Psikolojik danışmanlar; mesleki kimliklerini, çalıştıkları kurumlardaki statülerini ve bu kurumların amaç, işlev ve niteliklerini gerçekte olduğu gibi tanıtırlar. Ait olmadıkları ve kendilerinin mesleki niteliklerinden farklı bir mesleğin niteliklerine doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olma iddiasında bulunmazlar. Mesleki kimliklerinin ve niteliklerinin başkaları tarafından yanlış değerlendirilmesi durumunda da, bu yanlışlıkları düzeltmekle yükümlüdürler.

II- PSİKOLOJİK DANIŞMA İLİŞKİLERİ

Bu bölümde belirtilen maddeler hem bireysel hem de grupla psikolojik danışma ilişkilerinde geçerlidir.

1- Psikolojik danışma ilişkisi ancak danışanın gönüllülüğü ile olanaklıdır. Buna göre; danışan danışma ilişkisine girip girmemekte serbesttir. Bu özgürlüğün tanınamadığı durumlarda, psikolojik danışman danışana bunun nedenlerini açıklamakla yükümlüdür.

2- Bireysel ve grupla psikolojik danışmada, psikolojik danışman başlangıçta danışanın/danışanların rollerini ve sorumluluklarını ve gizliliğin sınırlarını tanımlamalıdır.

3- Danışma süreci içerisinde psikolojik danışman danışanın kişisel bütünlüğüne saygı göstererek onun iyiliği ve huzuru için çalışmaktan sorumludur. Psikolojik danışman aynı zamanda danışanı grup etkileşiminden doğacak bedensel ve/veya psikolojik incinmelerden korumak için uygun önlemleri almakla yükümlüdür.

4- Psikolojik danışman, danışma ilişkisinden elde edilen bilgi ve kayıtların saklanması, başkalarına verilmesi ya da yok edilmesinde etik kurallara uygun davranır. Danışma ilişkisi ile ilgili her türlü bilgi gizli tutulur. Grupla psikolojik danışma oturumlarında da grup üyelerinin paylaştıkları özel ve kritik bilgilerin gizli tutulması esastır.

5- Eğer danışan aynı zamanda bir başka profesyonel kişi ile ilişkideyse, psikolojik danışman o kişi ile bağlantı kurarak onun onayını almaksızın, bu bireyle danışma ilişkisine girmez. Eğer danışma ilişkisi başladıktan sonra, danışanın başka bir danışma ilişkisi içinde olduğunu öğrenirse, psikolojik danışman diğer meslektaşının iznini alır, ancak danışan diğer danışmanla ilişkiyi kesmek istemiyorsa psikolojik danışman bu danışanıyla ilişkisini sonlandırır. Çünkü bu durum etik açıdan sakıncalıdır.

6- Danışanın durumu gerek kendisi gerekse başkaları için açık ve yakın bir tehlike oluşturuyorsa, psikolojik danışman bu tehlikeyi önleyebilecek, mantığa uygun bir tedbir alır veya ilgililere bu tehlikeyi bildirir. Bu durumda psikolojik danışman diğer uzman kişilerle konsültasyon yaparak en uygun kararı verir.

7- Psikolojik danışma ilişkisi ile ilgili tüm kayıtlar (görüşme notları, test verileri, yazışmalar, bant kayıtları, elektronik veriler, ve diğer dokümanlar) psikolojik danışmanın çalışmakta olduğu kurumun malı değildir. Bunlar mesleki amaçlarla kullanılır ve danışanın izni olmadan başkalarına açıklanmaz.

8-Psikolojik danışma ilişkisinden elde edilen veriler psikolojik danışman eğitimi veya araştırma amacıyla kullanılacağı zaman, ilgili danışanın kimliği gizli tutulur.

9- Psikolojik danışman danışana, danışma sürecine başlamadan önce ve süreçte ilişkiyi etkileyebilecek amaçlar, hedefler, teknikler, danışma sürecinin kuralları ve sınırlılıkları ile ilgili danışanın anlayacağı biçimde bilgi verir.

10- Psikolojik danışman, danışanlar ya da danışanla ilişkisi olan kişiler tarafından tehdit edildiğinde ya da kendisini tehlikede hissettiğinde, psikolojik danışmayı sonlandırabilir.

11- Psikolojik danışman rüştünü kanıtlamamış ya da kendi başına karar veremeyecek durumdaki danışanların çıkarlarını en iyi biçimde korur.

12- Psikolojik danışman, gerektiğinde danışanı ile ilgili olarak mesleki açıdan yetkili olan diğer bir meslektaşı ile konsültasyon yapabilir.

13- Psikolojik danışman kişisel ya da mesleki yetersizliği yönünden danışana yardımcı olamayacağını ya da olamadığını anladığında ilişkiyi başlatmaktan sakınır ya da ilişkiyi keser. Bu gibi durumlarda psikolojik danışman, danışanı uygun bir uzmana yöneltir. Danışan önerilen uzmana gitmek istemezse, psikolojik danışman ilişkiyi sürdürmek zorunda değildir.

14- Psikolojik danışman, kendisinin objektif olmasını engelleyecek yönetim, denetim ya da değerlendirme ilişkisi içinde olduğu bir kişi ile danışma ilişkisine girmez, bu durumda onu başka bir psikolojik danışmana gönderir. Ancak başka bir seçeneğin bulunmadığı durumlarda ve danışanın durumu mutlaka psikolojik danışma yardımını gerektiriyorsa, psikolojik danışmanın bu ilişkiye girmesi düşünülebilir. Aynı durum akraba ya da arkadaşla girilecek psikolojik danışma ilişkileri için de geçerlidir.

15- Psikolojik danışman kısa süreli grupla psikolojik danışma veya eğitim programlarını (örneğin maraton gruplar, etkileşim grupları veya gelişim grupları) yürütürken, gerek grup sürecinde gerekse grup yaşantısından sonra gereksinimi olan danışanlara psikolojik yardım almalarını sağlar.

16- Psikolojik danışman, danışanla, danışanın akrabası, vasisi ya da diğer önemli kişilerle/danışanın yakın ve özel ilişkide olduğu kişiyle herhangi bir duygusal-cinsel yakınlıktan kaçınır. Danışanla duygusal-cinsel yakınlık meslek ahlakına aykırıdır.

17- Psikolojik danışma yardımı ile birlikte bilgisayar kullanıldığı zaman danışan, (a) zihinsel, duygusal ve bedensel açıdan bilgisayar çalışmasını yürütecek yeterlikte olmalı, (b) programın amacı ile ilgili olarak bilgilendirilmeli, (c) bilgisayar programı danışanın gereksinimine uygun olmalı ve (d) danışan bilgisayarı kullanırken, yanlış anlama ya da uygunsuz kullanma gibi problemleri gidermek ve daha sonraki gereksinimleri belirlemek için izlenmelidir.

18- Psikolojik danışman farklı etnik köken, ırk, din ve sosyoekonomik düzeyden olan kişilerin, psikolojik danışma hizmetlerine destek olarak kullanılan bilgisayar uygulamalarından eşit olarak yararlanmalarını sağlamak ve var olan bilgisayar programlarının kapsamının yukarıda ifade edilen gruplar aleyhine herhangi bir ayırım gözetmediğinden emin olmak zorundadır.

19- Halkın kullanması için kendi kendine yardım programı biçiminde bir bilgisayar programı geliştirdiğinde psikolojik danışmanın şu noktalardan emin olması gerekir.

(a) Bu programlar, tek başına (psikolojik danışmana gereksinim duyulmadan) kullanılabilmeli,

(b) Bu programların kullanılmasının uygun olmadığı durumlar, ne zaman ve nasıl yararlı olacağı, nasıl kullanılacağı gibi konular açıklanmış olmalı,

(c) Bu tür programların el kitabı; programı geliştiren kişiyi, geliştirilme sürecini, programın geçerliği ile ilgili verileri ve nasıl çalıştığını açıklayıcı bilgileri kapsamalıdır.

20- Bilgisayarda bilgi saklanacaksa, sadece sağlanan hizmet için gerekli olan bilgi saklanır. Saklanan bilgi, bu bilginin kullanıldığı iş biter bitmez yok edilir. En iyi güvenlik önlemleri kullanılarak bilgisayardaki bilginin sadece psikolojik danışma hizmetlerini vermekle görevli ve sorumlu personel tarafından kullanılması sağlanır.

21- Hizmeti, sonuçları ya da bilgiyi internet gibi elektronik yolla sunan psikolojik danışmanlar, danışanlarını riskler ve gizliliğin sınırları ile ilgili olarak bilgilendirirler.

III- ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

Psikolojik danışmanlar, psikolojik yardım hizmetleri verirken, araç olarak psikolojik testler ve test dışı tekniklerden yararlanırlar. Burada sıralanan ölçme ve değerlendirme ile ilgili etik kurallar, testler ve test dışı teknikleri kapsayacak biçimde ele alınmalıdır.

1- Testi veren psikolojik danışman, testin uygulanmasından önce testin niteliği ve amacı ile test sonuçlarının kesin olarak nerede kullanılacağı ile ilgili testi alana bilgi vermelidir. Test sonuçları yorumlanırken, testi veren kişi sosyo-ekonomik, etnik ve kültürel etmenlerin test puanlarına etkisini dikkate almalıdır. Test sonuçlarının yorumlanmasında geçerliği olmayan bilgileri ek olarak kullanılmasından kaçınılmalıdır.

2- Bir danışana uygulanmak üzere test seçilirken, testin geçerlik ve güvenilirlik düzeyinin yeterli olmasına ve aynı zamanda normlarının bulunmasına dikkat edilmelidir. Mesleki ve eğitimsel seçme, yerleştirme ve psikolojik danışma için kullanıldıklarında, testin/testlerin geçerlik ve güvenilirliklerinin yanı sıra danışan için hem yasal hem de etik açıdan uygun olup olmadığı sorgulanmalıdır. Eğer geçerliği ve güvenilirliği saptanmamış  bir test kullanılırsa, sonuçların güçlü yönleri ve yorumun sınırlılıkları açıklanmalıdır.

3- Testi veren psikolojik danışman, uygulanan testler ve sonuçları hakkında kamu oyuna herhangi bir açıklamada bulunacağı zaman, yanlış iddia ve algılamaya neden olmayacak şekilde, doğru bilgi vermelidir.

4- Farklı testlerin uygulanması, puanlanması ve yorumlanması için farklı yeterlik düzeylerine gereksinim duyulmaktadır. Bu nedenle testi veren kişi, kendi yeterlik sınırlarını bilmeli ve yetenek ve hazırlık sınırlarını aşan işlere girişmemelidir. Özellikle bilgisayara dayalı yorumları kullanan kişiler, bu konuda eğitilmiş olmalıdır.

5- Testin uygulanması ve puanlanmasında bilgisayarın kullanıldığı durumlarda, testi veren psikolojik danışman, yorumlama konusunda eğitim almış olmasının yanı sıra, uygulama ve puanlama programlarının doğru sonuç verecek biçimde kullanılması sorumluluğunu taşımalı ve kullanılan bilgisayar programının dağıtımı yapılmadan önce yorumların doğru ve amaca uygun yapıldığından emin olmalıdır.

6- Testlerin standardize edildiği koşullar neyse, testi veren psikolojik danışman uygulamayı aynı koşullarda yapmalıdır. Eğer bu biçimde uygulanmadıysa, not alınmalı ve sonuçlara geçersiz ya da geçerliği kuşkulu bilgiler olarak bakılmalıdır. Kontrol edilemeyen ya da yeterince kontrol edilemeyen test uygulamaları, örneğin testlerin posta aracılığı ile uygulanması meslek ahlakına aykırıdır. Ancak kendi kendine uygulanıp puanlanabilecek ilgi envanterleri gibi araçlar, posta aracılığı ile kullanılabilir.

7- Test sonuçlarının geçerli olması için test güvenliğinin sağlanması gerekir. Test materyallerinin daha önceden özel yetiştirme için verilmiş, yayınlanmış olması, ya da daha önceden kullanılmış olması testin sonuçlarını geçersiz kılar. Psikolojik danışman testi alan kişiye testten en üst düzeyde yararlanma koşullarını açıklamalıdır.

8- Psikolojik danışman, eldeki araçlara ait sınırlılıkların olması durumunda, bunları gözden geçirerek güncelleştirmeli ve gerekli çalışmaları yaparak bunları amaca uygun hale getirmelidir.

9- Testi veren psikolojik danışman, bireye ve gruba ait test sonuçlarını açıklarken yeterli yorumu yapar. Bu yorum, testi yanıtlayan kişinin testi alma amacıyla ilişkili olarak yapılmalıdır.

10- Test sonuçlarına dayanarak karar verme sorumluluğunu taşıyan psikolojik danışmanlar, eğitsel ve psikolojik ölçme araçları, geçerlik ölçütleri ve testlerin araştırmalarda kullanılma ilkeleri gibi konularla ilgili yeterli bir anlayış ve bilgiye sahip olmalıdır.

11- Hakkında yeterli teknik bilgi bulunmayan psikolojik test ve araştırma araç ve tekniklerinin sonuçları yorumlanırken dikkatli olunmalıdır. Bu gibi araç ve yöntemlerin kullanılmasında, özel bir amaç varsa bu, testi alan kişiye açıklanmalıdır.

12- Psikolojik danışman, aracın standardize edildiği norm grubu içinde temsil edilmeyen bireylerin performansını değerlendirirken ve yorumlarken, dikkatli olmalı ve testin sınırlarına bağlı kalmalıdır.

13- Psikolojik danışman, bireye eskiden uygulanmış olan test sonuçlarının güncelliğini kaybetmiş olabileceğini göz önünde bulundurarak, bu sonuçlara dayalı olarak yorumlar yapmaz. Bir danışanla ilgili yorumlar, güncel test verilerine dayandırılmalıdır.

14- Geliştirilmiş bir testin tercüme ve adapte edilmesi ya da böyle bir testten yararlanılması durumunda, orijinal testi geliştiren yazar ya da yayınlayıcının onayı alınmalıdır. İzin alınmadan, yayınlanmış olan testlerin bazı kısımlarının değiştirilmesi, yeniden basılması ve başkasına mal edilmesi engellenmeli, telif haklarına saygı gösterilmelidir.

IV – ARAŞTIRMA VE YAYIN

Bu bölümde psikolojik danışmanların, araştırma ve yayın konusunda uymaları gereken etik ilkeler belirtilmiştir.

1. Psikolojik danışmanlar, araştırmalarını düzenleme, yürütme ve rapor etme sırasında, bilimsel yeterlilik ve etik standartlara uyarlar.

2. Psikolojik danışmanlar, araştırmalarını yürütürlerken, elde edecekleri sonuçların yanıltıcı olma olasılığını en alt düzeyde tutabilecek önlemleri alırlar.

3. Psikolojik danışmanlar, araştırmaya katılan ve araştırmalardan etkilenen insanların haklarının korunması ve huzurlarının bozulmamasından sorumludurlar. Kültürel farklılıklara duyarlı davranmalıdırlar. Araştırma  yürütülürken deneklerin psikolojik, fiziksel ya da sosyal incinmelere maruz kalmaları önlenmeli ve mantıklı tüm önlemler alınmalıdır.

4. Araştırmanın amacının gizli kalmasının gerekli olduğu durumlar dışında Araştırmaya katılan kişiler araştırmanın amacından haberdar edilirler. Sözü edilen durumlarda da araştırma sonunda amaç kendilerine açıklanır.

5.Araştırmaya katılanlar gönüllü olmalıdırlar. İstemeden araştırmaya katılma, sadece böyle bir katılmanın araştırma için gerekli olduğu durumlarda ve kişiler üzerinde hiçbir zararlı etkisinin olmayacağı gösterile bildiği zaman uygundur. Araştırmaya katılan kişiler etik zorunlulukları paylaşırlar ve kendi davranışlarından kendileri sorumludurlar.

6 Etik kurallara uygun hazırlanmış araştırma uygulaması sürdürülürken bundan sorumlu olan kişi araştırmayı yürüten araştırmacıdır. Araştırmaya katılma adına deneklerin yaşamlarının bozulmasını önlemek için tüm gerekli önlemler psikolojik danışmanlar tarafından alınmalıdır. Belli
gruplara özgü konulara ve farklılıklara duyarlı olarak araştırmalarını planlamalıdırlar. Gerektiğinde bu konularla ilgili görüş almalıdırlar.

7. Araştırma sonuçları rapor edilirken, araştırma sonucuna yada verilerin yorumuna etki edebilecek, araştırmacının bildiği tüm değişkenler ve koşullardan açıkça söz edilir. Bu çalışma için orijinal araştırma verilerine ihtiyaç duyulursa bunları vermelidirler.

8. Psikolojik danışman, araştırmasını tekrar etmek ya da çalışmasını incelemek isteyen ehliyetli (yeterli) diğer kişilere yardımcı olurlar.

9. Araştırma sonuçlarını rapor etmede ya da orijinal verileri sağlamada, deneklerin kimliklerinin gizli tutulması için gereken özen gösterilir. Ancak, kimliklerinin açıklanmasında deneklerin özel izni alındığı takdirde, bu gizliliğe uyulmaya bilir. Verileri sağlamada, deneklerin kimliklerinin gizli tutulması için gereken özen gösterilir. Ancak, kimliklerinin açıklanmasında deneklerin özel izni alındığı takdirde, bu gizliliğe uyulmaya bilir.

10. Araştırmanın yürütülmesi ve raporun yazılmasında psikolojik danışman, konu üzerinde daha önce yapılmış çalışmalarla ilgili bilgi toplar ve bunları kaynak olarak gösterir, aynı zamanda telif haklarıyla ilgili kanunlara dikkat eder ve hak eden kişilerin hakkını alması ilkesine uygun davranır.

11. Psikolojik danışman mesleki yada bilimsel değer taşıyan araştırma sonuçlarını meslektaşlarıyla paylaşır.

12. Psikolojik danışmanlar yayınlamak üzere hazırladığı bir yazıyı aynen yada benzer bir içerikle birden fazla dergiye gönderemezler.

13. Psikolojik danışmanlar, araştırmaya ya da yayına önemli katkısı bulunanlara yazar ortaklığı, teşekkür, dip notlar ya da diğer uygun yollarla hakkını verir.

14. Psikolojik danışmanlar araştırma ya da yayın yapmada diğer kişi ya da kişilerle birlikte çalışmayı kabul etmişse, işe zamanında başlayıp işin bitimine kadar ilgilenmek ve gerekli olan bilginin doğruluğu ve tamamlığı gibi konularda söz verildiği gibi iş birliği yapmak zorundadırlar.

15. Araştırmaya gönüllü katılım olduğunda, katılımcılardan biri herhangi bir nedenle devam etmek istemediğinde bir yaptırım ya da ceza söz konusu değildir.

16. Araştırmaya katılan kişi rızasını bildirebilme yetisinden yoksun ise; araştırmacı uygun bir açıklamada bulunmalı ve bu katılımcı için yasal olarak ondan sorumlu olan kişiden onay almış olmalıdır.

17. Araştırma sırasında katılımcılardan elde edilen bilgilerin güvenliği sağlanmalıdır. Eğer başka kişilerin de bu bilgileri elde etme olasılığı var ise, bu olasılık bireylerin katılım rızası alınırken açıklanmalıdır.

18. Psikolojik danışmanlar, yaptıkları çalışmalarda katılımcılara gerektiğinde güdüleyici ödül, ücret v.b verebilirler.

19. Psikolojik danışmanlar, yaptıkları Araştırmalarda beklemedikleri, istenmedikleri, tercih etmedikleri sonuçları da rapor etmek zorundadırlar.

20. Psikolojik danışmanlar başka bir alternatifi olmadığında araştırma modellerinde “kandırmaya” başvurmalıdırlar. Araştırmacı olabildiğince erken bir aşamada böyle davranmasının gerekçisini katılımcılara açıklamalıdır.

21. Psikolojik danışmanlar araştırmayı destekleyen ve yayınlayan organlara karşı sorumluluk taşırlar. araştırmayla ilgili sonuçları araştırmayı destekleyen kurumlara kendilerinden sonraki araştırmacılara verilecek desteğin sürmesi amacıyla, rapor ederler.

21. Yapılan bir çalışmanın tamamı bir öğrencinin ödevi, ya da tezine tamamen dayalı ise bu öğrencinin adı baş yazar olarak verilmelidir.

23. Psikolojik danışmanlara profesyonel inceleme için verilen eserlerin güvenliği sağlanmalı, sahiplerinin öncelikli yayın haklarına saygı gösterilmelidir.

V- KONSÜLTASYON

Konsültasyon, yardım edecek olan uzman ile yardıma gereksinim duyan kişi, grup ya da kurum arasında gönüllüğe dayalı bir ilişkidir. Bu ilişkide konsültasyon hizmeti veren psikolojik danışman, yardım isteyenlerin yaşamakta oldukları ya da olası sorunların tanımlanması ve çözülmesine yardım etmektedir.

1- Konsültasyon hizmeti vermeyi kabul eden psikolojik danışman, kişi ve/veya kurumla ilgili bir değişikliği içeren yardım ilişkisine girerken; kendi değerleri, bilgisi, becerileri ve gereksinimlerinin farkında olmalı ve ilişkisinde kişi ya da kişilerden çok, çözülecek soruna odaklaşır.

2- Psikolojik danışman ve danışan arasında, sorunun tanımlanması, amaç değişikliği ve seçilen müdahalelerin sonuçlarının kestirilmesi konusunda anlayış ve uzlaşma olmalıdır.

3- Psikolojik danışman, gerek kendisi ya da kurumu, gerekse yardım isteyen taraf açısından çözülecek olan sorunun gerektirdiği bilgi, beceri ve kaynakları dikkate almalıdır.

4- Konsültasyon ilişkisi, danışanın kendini yönetebilmesini, uyumunu ve gelişimini cesaretlendirici ve destekleyici olmalıdır. Psikolojik danışman bu yardımı, tutarlı bir biçimde ve yardım isteyenin adına karar vermekten sakınarak, danışan kendi kararlarının kendisinin vermesine yardımcı olur. Gelecekte kendisine bağımlılık geliştirmesinden kaçınır.

5- Psikolojik danışman, hizmete hazır olduğunu açıklarken, mesleğin etik standartlarına titiz bir biçimde bağlı kalmalıdır.

6- Psikolojik danışman, kurumlarda görev aldığında, konsültasyon hizmetlerinden yararlanmaya hakkı olan kişilerden ayrıca ücret almamalıdır.

7- Konsültasyon ilişkisinde elde edilen bilgi, konu ya da vaka ilgili kişilerle, yalnızca profesyonel amaçlar doğrultusunda tartışılır. Yazılı ve sözlü raporlarda konsültasyonun amaçlarıyla ilgili bilgiler verilir. Konsültasyonu yapan kişi, danışanın kimlik bilgilerini korur ve gizlilik ilkesine bağlı kalır.

VI MESLEĞE HAZIRLIK

Bu bölümde, psikolojik danışmanları eğitmekle sorumlu, üniversitelerin ilgili bölümlerinde görev yapan akademisyenlerin etik sorumlulukları sıralanmıştır.

1. Eğitim programlarından sorumlu olan kişilerin hem öğretici hem de uygulayıcı olarak bilgi ve beceri sahibi olmaları gerekir.

2. Öğretim elemanları; bilgi, beceri ve kendini anlama yönünde geliştirici, yeterli ve bilimsel açıdan kabul edilmiş çağdaş gelişmelere uygun programlar düzenlerler.

3. Öğretim elemanları yetiştirmekte oldukları öğrencilerin kişisel sınırlılıklarından dolayı gelecekte psikolojik danışma hizmeti vermelerini engelleyeceğini düşünüyorsa öğrencinin durumuna uygun yönlendirmeyi yapar. Böylece mesleği, öğrenciyi ve yardım alacak danışanları korumaya
çalışır.

4. Öğretim elemanları, eğitimleri sırasında mesleğin etik sorumluluk ve ilkeleri ile ilgili öğrencileri bilgilendirirler.

5. Öğrencilerin karşılaştırma yapabilmeleri ve yönelecekleri alanları tanıyarak kendilerine uygun seçimler yapabilmeleri için öğretim elemanları, öğrencilerini farklı kuramsal bilgiler ve görüşlerle donatarak ilgileri doğrultusunda çalışma alanları seçebilmelerine yardımcı olurlar.

6. Öğretim elemanları, öğrencileri eğitim programlarına yerleştirirken hem toplumun gerekleri hem de öğrencilerin ilgi, yetenek ve gereksinimleri dikkate alırlar.

7. Öğretim elemanları, eğitim programlarını mesleğin güncel kural ve ilkelerine uygun olarak yürütürler ayrıca profesyonel davranışlarıyla da rol modeli olma görevlerini de yerine getirirler.

8. öğretim elemanları eğitim programlarını yürütürken öğrencilerin bireylere ve topluma hizmet sunmak idealine değer vermelerini teşvik eder, parasal düşüncelerin, mesleki ve insani gereksinimlerin önüne geçmesine izin vermez.

9. Öğretim elemanları, eğitim programlarını yürütürken öğrencilerin kişisel ve mesleki gelişimlerine katkıda bulunurlar ve insanların farklılıklarını vurgulayan materyaller kullanarak da, bireysel farklılıklarla ilgili duyarlılıklarını artırmaya çalışırlar.

10. Öğretim elemanları öğrenci ve süpervizyon verdikleri kişilerle kurdukları ilişkilerde etik, profesyonel ve sosyal ilişki sınırlarını açıkça tanımlar ve uygularlar.

11. Öğretim elemanları, öğrencileri ve süpervizyon verdikleri kişilerle hiçbir biçimde cinsel ilişkiye girmezler ve cinsel tacizde bulunmamalıdırlar.

12. Öğretim elemanları kendi yakın akrabalarını öğrenci ya da süpervizyon alacak kişi olarak kabul edemezler.

VII – ÖZEL ÇALIŞMA

1. Psikolojik danışmanlar PDR alanında doktora derecesi almış olan uzmanlar yasal ve idari kurallara uygun olmak ve ilgili makamdan izin almak şartı ile özel çalışma yapabilirler.

2. Özel çalışma yapan uzman psikolojik danışmanlar, ticari kazancın yanı sıra, PDR meleğinin gelişmesine katkıda bulunduklarını ve doğrudan doğruya topluma hizmet verdiklerini bilirler.

3. PDR mesleği için geçerli olan ve bu kitapta belirtilen etik ilkeler ve kurallar özel çalışma yapanlar için de aynen geçerlidir.

4. Özel çalışan yapan uzman psikolojik danışmanlar çalışmalarını tanıtmak amacı ile hazırlayacakları duyuru ve ilanlarda dürüst davranmak ve topluma doğru bilgiler vermek zorundadır. Bu tür duyuru ve ilanlarda, verilecek psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri ile, başvurulacak belli başlı teknikler açık ve net olarak ifade edilmelidir. Duyuru ve ilanlarda doğru olmayan bilgiler kesinlikle yer almamalı, uygulama yapan uzman ya da uzmanların yeterlik sınırlarını aşan hizmetler ve teknikler, ilgili olmayan başka kişi ve kurumların adları asla bir reklam aracı olarak kullanılmamalıdır.

5. Özel çalışma yapan uzman psikolojik danışmanlar topluma bilgi verirken, özellikle, hizmet verecek uzman kişileri, bunların sahip oldukları derece ve sertifikaları, özel çalışma izninin alındığı kurum, tarih ve numarası, işyerinin adresi, telefon numarası, varsa internet adresi, çalışma saatleri ve verilen hizmetler ayrıntılı olarak bildirilmelidir.

6. Özel çalışma yapacak uzman psikolojik danışmanlar, diğer uzman kişilerle bir araya gelerek ortaklık biçiminde de çalışma yapabilirler. Bu durumda, mevcut yasal gereklere aynen uyulmalı, ortaklığın çeşidi ve ortaklar arasındaki ilişkiler belirlenmeli, özellikle, varsa farklı uzmanlık
alanları ile verilecek farklı hizmetlerin neler olduğu belirtilmelidir.

7. Özel çalışma yapan uzman psikolojik danışmanlar çalıştıkları resmi kurumlar ile özel çalışma yerlerini birbirinden ayrı tutmalıdırlar. Çalıştığı kurumun imkanlarını kendi özel çalışma yerinde kullanmaya kalkmak ya da çalıştığı kurumun olanakları ile kendine özel danışanlar sağlamak etik kurallara aykırıdır.

8. Özel çalışma yapan uzman psikolojik danışmanlar verdikleri hizmetler için alacakları ücreti belirlerken mevcut mesleki ve idari örgütlerin koydukları standartlara uymak zorundadırlar. Ayrıca, özel çalışma ile ilgili olarak, gerekli her türlü kayıtları tutmak, resmi kurumlara karşı kar, zarar, vergi gibi, yasaların öngördüğü her türlü gelir ve gider beyanında bulunmak zorundadırlar.

VIII – PERSONEL YÖNETİMİ

1. Psikolojik danışmanlar çalıştıkları kurumda yönetici, iş veren ve iş arkadaşlarına kendi profesyonel rollerinin sınırlarını ve düzeyini açıklarlar.

2.Psikolojik danışmanların çalıştıkları kurumların amaç ve işlevleri ile ilgili yeterince bilgi sahibi olmaları gerekir. Çalışmalarını yürütürlerken bu amaç ve işlevlerin gerçekleşe-bilmesi için çaba harcarlar.

3. Psikolojik danışmanlar görevlerini yürütürlerken birlikte çalıştıkları iş arkadaşları ile iyi ilişkilere dayanan dengeli bir çalışma düzeni sağlamakla yükümlüdürler.

4. Psikolojik danışmanlar çalıştıkları kurumlarda kendi sorumluluk sınırları içinde kalan işlerle ilgili her türlü bilgiyi korumak, bu bilgilerin ve kullandığı çeşitli araç ve gereçlerin gizliliğini sağlamak zorundadır.

5. Psikolojik danışmanlar kendi çalışmalarını kısıtlayan durumlardan ya da kurum için yıkıcı ve zararlı olabilecek gelişmelerden bağlı bulundukları üstlerini zamanında bilgilendirmekle yükümlüdürler.

6. Çalıştığı kurumlarda yönetim görevi olan psikolojik danışmanlar, sorumlu olduğu birimle ilgili her türlü çalışmayı planlamak, programlamak ve gerekli olan personeli sağlamak ve böylece birimin en verimli bir biçimde çalışması için gerekli girişimlerde bulunmak zorundadırlar.

7. Yönetici olan psikolojik danışmanlar, birlikte çalıştıkları personelin her türlü mesleki gelişimini sağlamak, yüreklendirmek ve teşvik etmekle yükümlüdürler.

8. Yönetici konumunda olan psikolojik danışmanlar bütün çalışmalarında, üstleri ve astları ile olan iş ilişkilerinde meslek etik kurallarına uymayan kanunsuz ve insanlık dışı olan uygulamalara asla
katılmamalı, bunları kesinlikle desteklememeli ve engellemeye çalışmalıdır.

9. Yönetim görevi alan psikolojik danışmanlar sorumlu olduğu birimle ilgili plan, program, proje, uygulama ve gelişmelerle ilgili olarak çalışma arkadaşlarına bilgi vermek zorundadırlar.

 

 

Avrupa Peyzaj Sözleşmesi

0
Avrupa Peyzaj Sözleşmesi (diğer adıyla Floransa Sözleşmesi – The Council of Europe Landscape Convention) 20 Ekim 2000 tarihinde imzalanmıştır. Sözleşme, Avrupa peyzajını kapsamlı şekilde ele alan bu ilk uluslararası belgedir. 1 Mart 2004’te yürürlüğe girmiştir. Avrupa Peyzaj Sözleşmesi, bir Çevre Hukuku belgesidir. Doğal ve kültürel peyzaj bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Peyzajların yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası seviyede korunması için düzenlenmiştir.

Avrupa Peyzaj Sözleşmesi (diğer adıyla Floransa Sözleşmesi – The Council of Europe Landscape Convention) 20 Ekim 2000 tarihinde imzalanmıştır. Sözleşme, Avrupa peyzajını kapsamlı şekilde ele alan bu ilk uluslararası belgedir. 1 Mart 2004’te yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, Avrupa Birliğine dahil olmayan ülkelerin taraf olmasına açıktır.

Türkiye sözleşmeyi diğer ülkelerle birlikte imzalamış ve “Avrupa Peyzaj Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” 10 Haziran 2003’te kabul edilerek 17 Haziran 2003’te  resmi gazetede yayınlandıktan sonra aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme çerçevesinde peyzaj alanları; doğal, kırsal, kentsel, yarı kentsel alanları, karayı, kıta içi suları, deniz alanlarını ve sulak alanları içermektedir.

Özellikle, doğal, kırsal ve kentsel alanlardaki peyzajın korunması, peyzajların planlanması ve yönetimi, mevut peyzaj konusunda bilincin yükseltilmesi sözleşmenin hedefidir. Bu kapsamda ülkelerin peyzaj konusunda politika üretmeleri istenmekte ve yerine getirilmesi gereken görevler açık bir şekilde sıralanmaktadır.

Sözleşme’nin Ülkelere Yüklediği Sorumluluklar

Avrupa Peyzaj Sözleşmesi, bir Çevre Hukuku belgesidir. Doğal ve kültürel peyzaj bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Peyzajların yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası seviyede korunması için düzenlenmiştir.

Sözleşme, ülkelere anahtar kavramlar sunarak; Peyzaj Politikası, Peyzaj Kalite Hedefi, Peyzajın Korunması, Peyzaj Yönetimi ve Peyzaj Planlaması konularındaki taahhütlerini takip etmektedir.

  • Ulusal seviyede peyzajın korunması, planlanması ve yönetilmesi amacıyla; strateji, politika,
    prensip ve kriterler geliştirmek ve mevzuat hazırlamak
  • Peyzajların özel önlemlerle korunması, yönetimi ve planlanmasına ilişkin ulusal peyzaj
    politikalarını oluşturmak ve uygulamak
  • Bozulmuş peyzajların doğaya yeniden kazandırılması için, restorasyon, rehabilitasyon ve reklamasyon projelerini hazırlamak veya hazırlatmak
    hazırlanan projeleri uygulamak ve uygulanmasını denetlemek
  • Ülkedeki peyzaj karakter tiplerini ve alanlarını belirleyerek sözleşme çerçevesinde kurum ve kuruluşlar arası koordinasyonu yerleştirmek
  • Peyzaj veri tabanını hazırlamak, peyzaj envanterini çıkarmak, peyzaj haritasını hazırlamak, değişiklikleri izlemek ve denetlemek
  • Peyzaj politikasını, bölgesel ve kentsel planlama politikaları ile kültürel, çevresel, tarımsal, toplumsal ve ekonomik politikalarla bütünleştirmek
  • Peyzaj üzerinde doğrudan veya dolaylı etkisi olabilecek diğer tüm politikaları uyumlu hale getirmek

AVRUPA PEYZAJ SÖZLEŞMESİ

Önsöz

Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi devletler,

Avrupa Konseyi`nin amacının üye devletlerarasında, ortak mirasları olan idealleri ve prensipleri hayata geçirmek ve korumak için daha güçlü bir birlik oluşturmak olduğunu ve bu amacın ekonomik ve sosyal alanlarda anlaşmalar vasıtasıyla özel olarak takip edildiği göz önüne alınarak;

Sürdürülebilir gelişmenin sağlanmasının, sosyal ihtiyaçlar, ekonomik faaliyetler ve çevre arasındaki ilişkinin dengesine ve uyumuna dayandığı değerlendirilerek;

Peyzaj’ın; kültürel, ekolojik, çevresel ve sosyal alanlarda kamu yararı taşıdığı; ekonomik faaliyetler için uygun ve korunması, yönetimi ve planlaması iş olanakları yaratılmasına katkı sağlayabilecek önemli bir kaynak oluşturduğu not edilerek;

Peyzajın yerel kültürlerin yönetimine önemli bir katkısı olduğu ve bunun da Avrupa kültürel ve doğal mirasının en önemli parçası olduğunun, insanın refahı ve Avrupalı kimliğinin pekiştirilmesine katkıda bulunduğunun farkında olarak;

Peyzajın; her yerdeki insan için: kırsal ya da kentsel alanlarda, yüksek kaliteli olduğu kadar bozulmuş alanlarda, sıradan olduğu kadar sıra dışı güzellik olarak tanımlanmış güzellik olarak tanımlanmış alanların da yaşam kalitesinin önemli bir parçası olduğunu kabul ederek;

Tarımda, ormancılıkta, endüstride, madencilikte üretim tekniklerinin ve bölge planlamasında, kent planlamasında, ulaşımda, altyapıda, turizm ve rekreasyonda ve daha genel bir düzeyde dünya ekonomisindeki değişimlerin birçok durumda peyzajların dönüşümünü hızlandırdığını not ederek;

Toplumun yüksek kalitedeki peyzajları sevmek ve peyzajların gelişmesinde aktif olarak yer almak isteğini karşılama arzusunda olarak;

Peyzajın bireysel ve sosyal refahın en önemli öğesi olduğuna ve bunun korunmasının, yönetiminin ve planlamasının toplumdaki her kesin hak ve sorumluluğu olduğuna inanarak;

Doğal ve kültürel mirasın korunması ve yönetilmesi alanında uluslararası düzeyde var olan yasal metinler, bölgesel ve mekânsal planlama, özerk yerel yönetimler ve sınır ötesi işbirliği alanında özellikle de Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarının Koruması Sözleşmesi (Bern, 19 Eylül 1979), Avrupa Mimari Mirasını Koruma Sözleşmesi (Granada, 3 Ekim 1985), Avrupa Arkeolojik Mirasının Korunması Sözleşmesi (gözden geçirilmiş) (Valetta, 16 Ocak 1992), Avrupa Sınır Ötesi İşbirliği Sözleşmesi (Madrid, 21 Mayıs 1980) ve ek protokolleri, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (Strasbourg 15 Ekim 1985), Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (Rio, 5 Haziran 1992), Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Verme Sürecinde Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus, 25 Haziran 1998) dikkate alınarak;

Avrupa peyzajlarının kalitesinin ve çeşitliliğinin ortak bir kaynak oluşturduğu ve bunun da korunmasında, yönetilmesinde ve planlanmasında işbirliğinin önemli olduğunu kabul ederek;

Avrupa`da tüm peyzajların korunması, yönetilmesi ve planlanması için kullanılacak yeni bir yasal belgenin sağlanmasını arzu ederek;

Aşağıdaki şekilde anlaşmaya varmışlardır:

Bölüm I – Genel Hükümler

Madde 1- Tanımlar

Bu Sözleşmenin amaçları kapsamında:

a. “Peyzaj”, özellikleri, insan ve/veya doğal faktörlerin etkileşimi ve eylemi sonucunda insanlar tarafından algılandığı şekliyle oluşan bir alandır;

b. “Peyzaj Politikası”, uzman kamu yetkilileri tarafından peyzajların korunması, yönetilmesi ve planlanması konusunda özel tedbirler almayı amaçlayan genel prensipler, stratejiler ve rehber kuralların ifadesidir (bütünüdür);

c. “Peyzaj Kalite Hedefi”, özel peyzajlar için, toplumun kendi çevresinin peyzaj özelliklerine ilişkin beklentilerin, yetkili kamu otoritelerince formüle edilmesidir.

d. “Peyzajın Korunması”, doğal oluşumu ve/veya insan eylemlerinden kaynaklanan miras değeri ile kararlaştırılan önemli ve karakteristik özelliklerinin korunması ve devamı için

yapılan işlemlerdir;

e. “Peyzaj Yönetimi”, sürdürülebilir gelişme açısından sosyal, ekonomik ve çevresel süreçlerin meydana getirdiği değişikliklere uyum sağlamak ve rehber olmak için yapılan bir çalışmadır;

f. “Peyzaj Planlaması”, peyzajın değerinin arttırılması, iyileştirilmesi veya oluşturulması için yapılan ileriye dönük esaslı eylemdir.

Madde 2-Kapsam

Madde 15`te yer alan hükümlere tabi olarak bu Sözleşme Taraf Ülkelerin tüm bölge ve alanlarına uygulanır ve doğal, kırsal, kentsel ve kentsel gelişme alanlarını kapsar. Bu alanlar; kara ve deniz alanları ile iç suları da içine alır. da girmektedir. Bu iyi durumdaki peyzajlar kadar bozulmuş ve sıradan olan peyzajları da dikkate almaktadır.

Madde 3-Amaçlar

Bu Sözleşmenin amaçları peyzajın korunmasını, yönetimini, ve planlamasını geliştirmek ve peyzaj konuları hakkında Avrupa`da işbirliğini organize etmektir. 

Bölüm II-Ulusal Tedbirler

Madde 4- Sorumlulukların Dağılımı

Her bir Taraf, bu Sözleşmeyi, özellikle Madde 5`i ve Madde 6`yı kendisinin sahip olduğu yetki dağılımına, anayasal prensiplere, idari düzenlemelere ve hizmette yerellik ilkesine uygun olarak, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı`nı dikkate alarak uygulayacaktır. Bu Sözleşmenin hükümlerini, istismar etmeden, her bir Taraf kendi politikaları ile uyum sağlayarak bu Sözleşmeyi uygulayacaktır.

Madde 5 – Genel Tedbirler

Her bir Taraf şunları taahhüt eder:

a. Yasalarında, peyzajları, insanların çevrelerinin önemli parçası olarak tanımak ve ortak olarak paylaşılan kültürel ve doğal mirasın çeşitliliğinin bir ifadesi ve insanların kimliklerinin bir esası olarak, kabul etmek;

b. Madde 6`da sınırları belirlenen özel tedbirlerin benimsenmesi ile, peyzajın korunması, yönetilmesi ve planlanması amacıyla peyzaj politikaları oluşturmak ve uygulamak;

c. Kamuoyunun, yerel ve bölgesel yönetimlerin ve ilgili diğer tarafların yukarıda paragraf b`de bahsedilen peyzaj politikalarının tanımlanması ve uygulanması ile ilgili olarak katılımlarına ilişkin prosedürlerin oluşturulması;

d. Peyzajı, ülke bölge ve kent planlama politikaları ve ülkenin kültürel, çevresel, tarımsal, sosyal ve ekonomik politikaları ile olduğu gibi; peyzaj üzerinde olası doğrudan veya dolaylı etkisi olabilecek diğer politikalarla bütünleştirmek.

Madde 6- Özel Tedbirler

A. Bilinç Düzeyinin Arttırılması

Her bir Taraf, peyzajların değerinin, rolünün ve değişimlerine karşın sivil toplum, özel kurumlar ve kamu yönetimleri arasında duyarlılığın arttırılmasını taahhüt eder.

B. Eğitim ve Öğretim

Her bir Taraf aşağıdaki hususları geliştireceklerini taahhüt eder:

a. Peyzaj değerlendirme ve uygulamalarında uzmanların eğitilmesi;

b. Özel ve kamu sektörlerinde çalışan uzmanlar için ve ilgili kuruluşlar için peyzaj politikası korunması, yönetimi ve planlamasında disiplinler arası eğitim programları;

c. Peyzajın değerini vurgulayan ve korunması, yönetilmesi ve planlanması konularına önem veren konularda ilgili alanlarda üniversite ve okullarda dersler.

A.    Tanımlama ve Değerlendirme

1. İlgili tarafların aktif olarak katılımları ile ve peyzajları hakkında bilgilerin geliştirilmesi amacıyla, Madde 5.c`de belirtildiği gibi, her bir Taraf, aşağıdaki hususları taahhüt eder:

a.

 i) Kendi toprakları üzerindeki peyzajları tanımlamak;

ii) Peyzajlarının karakteristikleri ve onları dönüştüren güç ve baskıları analiz etmek; iii)Bu değişimleri kaydetmek;

b. Böylece tanımlanmış olan peyzajlara, bunlarla ilgili taraflar ve toplum tarafından verilen özel değeri göz önüne alarak kıymet takdir etmek.

1. Bu tanımlama ve değerlendirme süreçleri, Madde 8`e uygun olarak Taraflar arasında düzenlenen Avrupa düzeyinde deneyim ve yöntem değişimleri tarafından yönlendirilecektir.

A. Peyzaj Kalite Hedefleri

Her bir Taraf, tanımlanan ve değer biçilen peyzajlar için, Madde 5.c doğrultusunda, kamunun görüşünün alınmasından sonra kalite kriterlerinin tanımlanmasını taahhüt eder.

B. Uygulama

Peyzaj politikalarını yürürlüğe koymak için her bir Taraf, peyzajın korunması, yönetilmesi ve/veya planlanması amacına yönelik olarak araçları ortaya koyar.

Bölüm III- Avrupa İşbirliği

Madde 7- Uluslararası Politikalar ve Programlar

Taraflar, uluslararası politikalar ve programlar ölçüsünde peyzajların dikkate alınması hususunda işbirliği yapmayı ve peyzaj kapsamına giren ilgili hususlarda, gerektiği yerde, tavsiyede bulunmayı taahhüt eder.

Madde 8 – Karşılıklı Yardımlaşma ve Bilgi Alışverişi

Taraflar, bu Sözleşmenin diğer maddeler kapsamında alınan tedbirlerin etkinliğini geliştirmek için işbirliği yapmayı taahhüt eder. Bu işbirliği özellikle şu alanlardadır:

a. Çalışma grupları aracılığı ile teknik ve bilimsel yardım ve deneyimlerin karşılıklı olarak değişimi ile araştırma projelerinin sonuçlarını karşılıklı olarak vermek,

b. Peyzaj uzmanlarının, özellikle eğitim ve bilgi sağlanması amacıyla karşılıklı olarak değişimini sağlamak;

c. Bu Sözleşme hükümlerince kapsanan tüm konularda bilgi değişimi yapmak.

Madde 9 – Sınıraşan Peyzajlar

Taraflar, yerel ve bölgesel olmak üzere, gerekli olan her düzeyde, ortak peyzaj programlarının hazırlanması ve uygulanmasında sınır ötesi işbirliği teşvik edilecektir.

Madde 10 – Sözleşmenin Uygulanmasının İzlenmesi

1. Avrupa Konseyi Yasasının 17. Maddesine göre oluşturulmuş olan, sözleşmenin uygulanmasını izlemekle sorumlu olan yetkili Uzmanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından atanacaktır.

2. Uzmanlar Komitesi`nin toplantısını takiben Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Bakanlar Komitesi`ne sunulmak üzere yapılan işler ve Sözleşmelerin işleme süreci hakkında hazırlanmış olan raporu iletecektir.

3. Uzmanlar Komitesi, Bakanlar Komitesi`ne Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü`nün verilmesi ile ilgili kriterleri ve idari kuralları önerecektir.

Madde 11- Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü

1. Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü, bu Sözleşmeye taraf devletin peyzaj politikasının bir parçası olarak, Avrupa`da diğer bölgesel yönetimlere örnek oluşturabilecek ve başarıyla sonuçlandığı ispatlanmış, peyzaj korunması, yönetimi ve/veya planlanması için politika ve tedbirleri kurumsallaşmış olan yerel ve bölgesel yönetimlere ve onların gruplarına verilen payedir. Ayrıca bu ödül peyzajın korunması, yönetilmesi veya planlanmasında dikkate değer katkılarda bulunmuş olan hükümet dışı kuruluşlara da verilebilir.

2. Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü`ne yapılan başvurular, madde 10`da bahsedilen Uzmanlar Komitesi`ne Taraflar aracılığı ile sunulacaktır. Sınır bölgelerinde bulunan yerel ve bölgesel yönetimler ve ilgili yerler ve bölgesel yönetim grupları ortak bir şekilde peyzaj sorununu çözmeleri şartıyla bu ödüle başvuruda bulunabilirler.

3. Madde 10`da açıklanmış olan Uzmanlar Komitesi`nden gelen teklifler Bakanlar Komitesi tarafından değerlendirilecektir ve Bakanlar Komitesi, verilecek olan Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü ile ilgili şartlar tanımlayacak ve açıklayacaktır. İlgili kuralların açıklanmasından sonra ödül verilecektir.

4. Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü`nün verilmesi, bu ödülü alanlara, ilgili peyzaj alanlarının sürdürülebilir korunması, yönetilmesi ve/veya planlanmasını sağlamaya yönelik bir teşvik olarak kabul edilir.

Bölüm IV – Son Hükümler

Madde 12 – Diğer Yasal Belgelerle Olan İlişki

Bu Sözleşmenin hükümleri, mevcut veya ilerde kabul edilebilecek olan diğer bağlayıcı ulusal ve uluslararası yasalarda bulunan peyzajın korunması, yönetilmesi ve planlanması ile ilgili hükümlere ön yargılı olarak yaklaşmayacaktır.

Madde 13 – İmza, Onay ve Yürürlüğe Girme

1. Bu Sözleşme Avrupa Konseyi üye Devletleri için imzaya açılacaktır. Sözleşme onaylama, kabule veya onamaya tabidir. Onaylama, kabul ve onama yönetimleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirilip sunulacaktır.

2. Sözleşme, üç aylık bitim tarihini takiben ayın ilk günüde Avrupa Konseyi`ne on üye devletin onayını açıklamasıyla yürürlüğe girecektir. Bu onay ile devletler, Sözleşmeye bir önceki paragrafta açıklanan noktalar doğrultusunda bağlıdır.

3. Daha önceden Sözleşmeye onay verdiğini açıklayan imza sahibi devlet açısından Sözleşme, üç aylık bitim tarihini takiben ayın ilk gününde onaylama, kabul ve onama işlemlerinin sunulmasından sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 14- Katılım

1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi veya Avrupa Konseyi üyesi olmayan herhangi bir Avrupa devletini Avrupa Konseyi Yasasının 20.d Maddesine göre çoğunluk kararı veya Bakanlar Komitesinde yer alma yetkisine sahip Devletlerin ittifak kararı ile Sözleşmeye dahil etmek için davet edebilir.

2. Herhangi bir devletin veya katılımı halinde Avrupa Topluluğu`nun katılımı ile ilgili olarak, bu Sözleşme, katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği`ne teminat edildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 15- Ülke Düzeyinde Uygulama

1. Herhangi bir Devlet veya Avrupa Topluluğu sözleşmeyi imzalama sırasında veya onaylama, kabul, onama veya katılım yöntemlerini belirtirken Sözleşmeyi uygulayacağı bölgeyi veya bölgeleri belirtecektir.

2. Herhangi bir Taraf daha sonraki herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği`ne bir bildiri ile Sözleşmeyi uygulayacağı bölgeleri genişletmek için veya bildirisinde belirtilen başka bir bölgeye uygulamak için başvurabilir. Sözleşme, başvurulan o bölge için Genel Sekreter tarafından bildirinin alınma tarihinden itibaren üç aylık bitim tarihi süresini takip eden ilk gününde yürürlüğe girer.

3. Yukarıdaki iki paragrafın altında yapılan başvuru, bu tür bir başvuruda bahsedilen bölge açısından, Genel Sekreterliğe verilecek olan bir tebliğ ile geri çekilebilir. Bu tür bir geri çekilme tebliği, Genel Sekretere veriliş tarihinden sonra üç aylık bitiş süresini takiben ayın ilk gününde geçerli olacaktır.

Madde 16 – Feshetme

1. Herhangi bir Taraf, herhangi bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri`ne ileteceği bir başvuru ile Sözleşmeyi fesheder.

2. Bu tür bir feshetme, Genel Sekretere sunulacak olan başvurunun iletilme tarihinden itibaren üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk gününde gerçekleşecektir.

Madde 17 – Değişiklikler

1. Herhangi bir taraf veya Madde 10`da belirtilen Uzmanlar Komitesi Sözleşmede değişiklik yapma teklifinde bulunabilir.

2. Değişiklik için herhangi bir teklif, Avrupa Konseyi üye Devletleri`ne ve diğer Taraflara, Madde 14`te belirtilen şartlar doğrultusunda; Sözleşmeye katılmaya davet edilen, üye olmayan herhangi bir Avrupa Devleti`ne bildirilecek olan Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği`ne yapılacaktır.

3. Madde 10`da bahsedilen Uzmanlar Komitesi, herhangi bir değişiklik teklifini inceleyecek ve tarafların temsilcilerinin 4/3`lük bir çoğunluğu tarafından kabul edilen metni daha sonra kabul için Bakanlar Komitesi`ne sunacaktır. Bu değişiklik teklifinin; Avrupa Konseyi Yasası`nın 20.d Maddesi uyarınca bakanlar Komitesi`nin çoğunluğu ve Bakanlar Komitesi`nde yer alan Taraf Devletlerin ittifakı ile kabulünden sonra metin Taraflara kabul için gönderilecektir.

4. Herhangi bir değişiklik, bu değişikliği kabul eden Taraflar açısından, üç aylık bitiş süresini takiben ayın ilk günü üç Avrupa Konseyi üye Devletinin kabul ettiği Genel Sekretere bildirmesinin ardından yürürlüğe girecektir. Bu değişikliği daha sonra kabul eden herhangi bir Taraf açısından değişiklik; üç aylık bitiş süresini takip eden ayın ilk günü adı geçen Tarafın Genel Sekretere kabul ettiğini bildirmesinin ardından yürürlüğe girecektir.

Madde 18 – Bildirimler

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üye Devletlerine ve bu Sözleşmeyi kabul eden herhangi bir Devlete veya Avrupa Topluluğu`na:

a. Her bir imzayı;

b. Her onay, kabul ve onama veya katılma durumunu;

c. Bu sözleşmenin 13, 14 ve 15. Maddeleri doğrultusunda herhangi bir tarihte yürürlüğe girmesini;

d. Madde 15`in altında yapılan herhangi bir ilanı;

e. Madde 16`nın altında yapılan herhangi bir feshetme durumunu;

f. Değişiklik için herhangi bir teklifi, Madde 17 uyarınca kabul edilen herhangi bir değişikliği ve yürürlüğe giriş tarihini;

g. Sözleşme ile ilgili her bir hareketi, bildirimi veya iletişimi bildirecektir.

Aşağıda imzası bulunanların huzurunda ve tanıklığında, olması gerektiği gibi bu Sözleşme imzalanmıştır.

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak iş bu sözleşme İngilizce ve Fransızca olarak ve her iki metinde aynı derece geçerli olmak üzere; tek nüsha halinde 20 Ekim 2000 tarihinde Floransa`da düzenlenmiştir.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi devletlerin her birine ve Sözleşmeyi kabul etmeye davet edilen devletlere bu Şartın aslına uygun suretlerini iletecektir.

Ergin Cinmen

0

Ergin Cinmen İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1975 yılında mezun oldu. Askerlik görevini yaptıktan sonra 1979’da İstanbul Barosu’na kaydoldu.

Baro’nun çeşitli komisyonlarında görev aldı. 1990-1992 döneminde, Turgut Kazan başkanlığındaki yönetim kurulunda yer aldı. Avukat kimliğinin yanında aktivist kimliğiyle öne çıktı. Çeşitli sivil toplum yapılanmalarında ve derneklerde yöneticilik yaptı.

1996 yılında, Susurluk Skandalı olarak tarihe geçen olaydan sonra tüm Türkiye’de ses getiren, “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık” eyleminin sözcüsü ve mucidi olarak bilindi.

2000 yılında düzenlenen “Hapishaneler Gerçeği Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Kurultayı”nın organizasyonunda görev almış, kurultay sonrasında hazırlanan aynı isimli derleme kitabın bölüm yazarlığını yaptı.

1997 yılında yayına başlayan “Açık Sayfa” isimli aylık aktüel hukuk dergisinin yayın kurulu üyeliğini yürüttü. Açık Radyo’da hukuk ve insan hakları konularında çeşitli programlara katıldı. Birçok gazete ve televizyonda  yazıları ve söyleşileri yayınlandı.

Kamuoyunca bilinen birçok davada avukat ve müdahil olarak bulundu. Yüzlerce panel ve konferansta organizatör ve konuşmacı olarak yer aldı.

Uzun yıllar İstanbul’da serbest avukat olarak çalıştıktan sonra 2012 yılında Bodrum’a yerleşti.

Avukat Ahmet Dindar ve Aydan Barım ile birlikte 20015 yılında kaleme aldıkları, “Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararları- Notlu Konu Esaslı Sistematik Derleme” isimli eseri bulunmaktadır. Dindar ile birlikte www.bireyselbasvurukararlari.com adlı web sitesini yönetmektedir.

Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi olan Ergin Cinmen, yazı ve makalelerini Serbestiyet.com internet sitesinde yayınlamaktadır.

Bir Hayalim Var – Avukat Ergin Cinmen / Hukukçular Diyor ki!

Kars Antlaşması

0

Kars Antlaşması 13 Ekim 1921 tarihinde, Ankara Hükümeti ile SSCB, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında imzalanmıştır. (Türkiye ile ErmenistanAzerbaycan ve Gürcistan Arasında Dostluk Antlaşması)

Kars Antlaşması, Türkiye’nin uluslararası meşruiyetini artırmıştır. Türkiye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasında önemli bir adım olmuştur. Öte yandan, kurtuluş savaşı henüz devam etmekteyken, yeni kurulan TBMM Hükümeti diplomatik olarak tanınırlığını artırmıştır.

Kars’ta imzalanan, 20 madde ve eklerinden oluşan belge ile Türkiye’nin doğu sınırı kesinleştirilmiştir. Ermenistan ile olan sınır sorunları sona ermiştir.

Kars, Ardahan ve Batum’un durumu, antlaşmada açıkça belirlenmiş, bu çerçevede Batum’un Gürcistan’a verilmesi kararlaştırılmıştır

Antlaşma ile Türkiye, Sovyetler Birliği ile olan ilişkilerini güçlendirmiş ve Doğu Anadolu’daki sınır güvenliğini sağlamıştır. Bunun yanı sıra Türkiye ile diğer doğu komşuları arasındaki dostluk ilişkilerini geliştirmiştir.

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması (Gümrü)

Antlaşma, Türkiye’yi temsilen Kazım Karabekir Paşa, Veli Bey, Muhtar Bey ve Memduh Şevket Bey, Sovyetler Birliğini temsilen Büyükelçi Yakov Ganetsky, Ermenistan‘ı temsilen Dışişleri Bakanı Aşkanaz Mravyan ile İçişleri bakanı Bogos Makinçiyan, Azerbaycan’ı temsilen Devlet Bakanı Behbud Şahtahtinski ve Gürcistan’ı temsilen Savunma Bakanı Şalva Eliava ve Dışişleri bakanı Aleksandr Svanidze tarafından imzalanmıştır.

Moskova Antlaşması (Türkiye – Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması)

TÜRKİYE İLE ERMENİSTAN, AZERBAYCAN VE GÜRCİSTAN ARASINDA DOSTLUK ANTLAŞMASI

Kars, 13 Ekim 1921

Ulusların kardeşliği ilkesini ve kavimlerin kendi geleceklerini öz gürce saptamak hakkını tanımakta birleşmiş bulunan ve aralarında her zaman iyi ilişkilerin ve karşılıklı çıkarlara dayanan gerçek dostluk bağlarının kurulmuş olduğunu görmek özleminde olan, bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti öte yandan Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri, Hükûmetleri Rusya Sovyetleri Sosyalist Cumhuriyeti Hükûmetinin de katılmasıyla, bir Dostluk Antlaşması yapılması için görüşmelere girişilmesine karar vermişler ve bu amaçla;

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti:
Büyük Millet Meclisinde Edirne Milletvekili ve Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’yı; Büyük Millet Meclisinde Burdur Milletvekili ve Bayındırlık Bakanlığı eski Müsteşarı Muhtar ve Türkiye’nin Azerbaycan Temsilcisi Memduh Şevket Bey’leri;

Ermenistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Dışişleri Komiseri İskinaz Maradya ve İçişleri Komiseri Boğuz Makizyan’ı;

Azerbaycan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Devlet Denetimi Halk Komiseri Behbut Şah Tahtineski’yi;

Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Kara ve Deniz Kuvvetleri Halk Komiseri Şalva İlyava ve Dışişleri ve Maliye Komiseri Aleksandr Sıvanidze’yi

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti:
Letonya’daki Temsilcisi Jak Halski’yi yetkili Temsilci atamışlardır.

Adı geçen yetkili Temsilciler, yöntemine uygun görülen yetki belgelerini verdikten sonra, aşağıdaki maddeleri kararlaştırmışlardır.

Madde 1

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Bağıtlı Tarafların ülkelerinin parçalarından bulunan topraklar üzerinde daha önce egemenlik haklarını kullanmış olan Hükûmetler arasında kararlaştırılmış olup söz konusu topraklara ilişkin Antlaşmalar ile Üçüncü Hükûmetler arasında yapılmış Güney Kafkasya Cumhuriyetlerine ilişkin Antlaşmaları geçersiz sayarlar. Moskova’da 16 Mart 1921 (1337) günü imza edilen Türk – Rus Antlaşması bu Madde hükmü nün dışında tutulmuştur.

Madde 2

Bağıtlı Taraflar, içlerinden birine zorla kabul ettirilmek istenilecek her hangi bir barış Antlaşması ya da uluslararası bir bağıtı tanımamak konusunda görüş birliği içindedirler. Bu Antlaşma gereğince, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Türkiye’ye ilişkin olup da bugün Büyük Millet Meclisince temsil edilen Türkiye Hükûmetinin tanımadığı hiç bir uluslararası bağıtı tanımamayı kabul ederler. İşbu Antlaşmada yazlı “Türkiye” terimi ile İstanbul’da toplanan Osmanlı Millet Meclisince kabul edilip açıklanan ve tüm devletler ile basına bildirilen 28 Aralık 1336 (1920) günkü Misak-ı Milli’nin kapsadığı topraklar anlaşılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti de Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’a ilişkin olup bu ülkelerin bugün Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetlerince temsil olunan Hükûmetlerince tanınmayan hiç bir uluslararası bağıtı tanımamayı kabul eder.

Madde 3

Ermenistan Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Kapitülasyonlar yönteminin her ülkenin ulusal gelişmesinin özgürce sürmesi ve egemenlik haklarının bütünüyle kullanılmasıyla bağdaşmadığını kabul ederek, Türkiye’de bu yöntemle herhangi bir biçimde ilişkili her türlü yetkilerin ve hakların kullanılmasını geçersiz ve kaldırılmış sayar.

Madde 4

Türkiye’nin kuzey – doğu sınırı (Rus Genelkurmayının 1/210.000 ölçekli, 1 parmak, 5 verstlik mesafe haritasına göre) Karadeniz kıyısında bulunan Sarp Köyünden başlayarak Hedis Meta Dağı – Şavyet Dağında suların bölündüğü çizgi – Kani Dağı ve oradan, sürekli olarak, Ardahan ve Kars Sancaklarının eski yönetim sınırlarının kuzeyini ve Arpa Çay ile Aras ırmaklarının talveğini Nizni – Kara Su’yun döküldüğü yere dek izleyen çizgi ile belirlenmiştir. (Sınırın ayrıntıları ve buna ilişkin işler için I ve II sayılı Ekler ile Bağıtlı Taraflarca imzalanmış ilişik haritaya başvurulması. Antlaşma metni ile harita arasında çelişki bulunursa Antlaşma metni haritaya yeğ tutulacaktır.)

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmetinin bir temsilcisinin de katılmasıyla eşit sayıda üyelerden oluşacak bir Karma Sınır Çizme Komisyonu topraklar üzerinde sınırı ayrıntılarıyla saptamak ve sınır işaretlerini koymakla görevlidir (İlişik 4 sayılı Harita).

Madde 5

 Türkiye Hükûmeti ile Ermenistan ve Azerbaycan Sovyetler Hükûmetleri işbu Antlaşmanın III sayılı Ekinde belirtilen sınırlar içinde olmak üzere, Nahcivan bölgesinin Azerbaycan’ın koruyuculuğunda özerk bir ülke oluşturulması konusunda anlaşmışlardır.

Madde 6

Türkiye, işbu Antlaşmanın 4. maddesinde gösterilen sınırların kuzeyinde bulunan ve Batum Livasına ilişkin topraklar ile Batum kenti ve limanı üzerindeki egemenlik hakkını, şu koşullarla, Gürcistan’a bırakmaya razı olur:

Birincisi: İşbu Maddede belirtilen yerler halkının, her topluluğun kültürel ve dinsel haklarını sağlayacak ve bu halkın yukarıda sözü geçen yerlerde isteklerine uygun bir tarım toprakları rejimi kurma olanağına sahip olacak biçimde geniş bir yönetimsel özerkliğe kavuşması.

İkincisi: Batum limanı üzerinden Türkiye’ye giden ya da oradan gelen ticaret malları ve tüm nesnelerin gümrük vergisine bağlı tutulmayarak ve hiç bir engelle karşılaşmayarak, her türlü vergi ve ücretten bağışık biçimde, serbest transit hakkı ile birlikte, Türkiye’nin özel harcamalarından da ayrık olarak, Batum limanından yararlanmasının sağlanması.

Bu Maddenin uygulanması için işbu Antlaşmanın imzasından hemen sonra ilgili Taraflar temsilcilerinden oluşan bir Komisyon kurulacaktır.

Madde 7

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti Hükûmeti, ortak sınır bölgeleri halklarının Karma bir Komisyonca, gümrük, polis ve sağlık işleri alanlarında konulacak öncelikli yasalara uymaları koşulu ile, Sınırı geçmelerini kolaylaştırmayı yükümlenirler.

Madde 8

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti Hükûmeti iki ülkenin sınır bölgesi halklarının sınırın öteki yanında bulunan kışlık ve yazlık otlakların-dan yararlanmaları zorunluluğunu göz önünde tutarak, söz konusu halkların hayvanlarını sınırdan geçirmek ve alışıldığı üzere, otlaklardan yararlanmak hakkını vermeyi kabul ederler. Sınırdan geçiş sırasında uygulanacak gümrük işlemleri ile polis, sağlık vb. önlemleri Karma bir Komisyonca belirlenecektir.

Madde 9

Boğazların tüm ulusların ticaretine açılması ve geçiş özgürlüğünün sağlanması için Türkiye ile Gürcistan, Karadeniz ve Boğazların bağlı olacağı rejimin kesin biçimde hazırlanması işinin, kıyı devletlerinin temsilcilerinden oluşmak üzere, daha sonra yapılacak bir Konferansa bırakılmasını uygun bulurlar. Şu da var ki, bu Konferans ta alınacak kararların Türkiye’nin salt egemenliğine ve Türkiye ile onun başkenti İstanbul’un güvenliğine hiç bir zarar getirmemesi gerekir.

Madde 10

Bağıtlı Taraflar, toprakları üzerinde, karşı Taraf ülkesinin ya da ona bağlı topraklardan birinin Hükûmeti rolünü üstlenmek savında bulunan örgüt ve grupların kurulmasını ya da yerleşmesini ve öteki ülkeye karşı savaşım amacında olan grupların yerleşmesini hiç bir zaman kabul etmemeyi yükümlenirler. Şurası belirlidir ki, işbu Maddede söz konusu olan “Türkiye toprakları” Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin doğrudan doğruya sivil ve askersel yönetimi al tında bulunan topraklardır.

Madde 11

Bağıtlı Taraflardan birinin öteki Taraf topraklarında oturan uyrukları, yerleşmiş oldukları ülke yasalarından doğan hak ve görevlere uygun biçimde işlem görmekle birlikte, ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulup onlara uymaları istenilmeyecektir. Aile veraset hakları ile ehliyete ilişkin işlerde de Tarafların uyrukları işbu Madde hükümlerinin dışında kalacaklardır. Bu konular bir özel anlaşma yapılarak çözümlenecektir.

Madde 12

Bağıtlı Taraflar, içlerinden birinin öteki ülke topraklarında oturan uyrukları için En Çok Gözetilen Ulus işlemi uygulanmasına izin verirler.

Bu Madde Sovyetler Cumhuriyetlerinin kendi topraklarında öteki müttefik Rus Sovyet Cumhuriyetleri yurttaşlarına tanıdıkları haklar ile Türkiye tarafından kendisinin müttefikleri olan Müslüman devletlerinin uyruklarına tanınan hakları hiç bir zaman kapsamaz.

Madde 13

 1918 yılından önce Rusya’ya bağlı iken, üzerinde Türkiye’nin egemenlik hakkı doğrulanan topraklar halkından olup Türk uyrukluğundan çıkmak isteyenler eşyasını, mallarını ve paralarını birlikte alarak Türkiye’yi özgürce terk etmek hakkına sahip olacaklardır. Bunun gibi, egemenlik hakkı Türkiye tarafından Gürcistan’a bırakılmış olan toprakların halkından olup da Gürcistan uyrukluğundan çıkmak isteyenler, eşya ve mallarını ya da bunların karşılığı parayı birlikte alarak Gürcistan’ı terk etme hakkına sahip olacaklardır.

Madde 14

Bağıtlı Taraflar, işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra altı aylık bir süre içinde 1918 ve 1920 Savaşları mültecileri konusunda özel bir anlaşma yapmayı yükümlenirler.

Madde 15

Bağıtlı Taraflardan her biri işbu Antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, Kafkas cephesindeki savaş nedeniyle işlenen cinayet ve cürümler için öteki Taraf uyrukları yararına tam bir genel af ilan etmeyi yükümlenir.

Madde 16

Bağıtlı Taraflar işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra iki aylık bir süre içinde, kendi toprakları üzerinde bulunan eski asker ve sivil tutsakları karşılıklı olarak yurtlarına geri yollamayı kabul ederler.

Madde 17

Bağıtlı Taraflar, ülkeleri arasındaki bağlantıların kesilmeden sürdürülmesi amacıyla, demiryolu, telgraf vb. ulaşım ve iletişimi koruma ve geliştirmeyi ve zorluklarla karşılaşmaksızın, kişi ve malların özgürce geçişini sağlamak için gerekli önlemlerin aralarında anlaşarak alınmasını yükümlenirler. Bununla birlikte, yolcuların ve ticaret eşya sının giriş çıkışında Bağıtlı ülkelerin her birinde yürürlükte bulunan yasalar bütünüyle uygulanacaktır.

Madde 18

Bağıtlı ülkeler arasındaki ilişkileri güçlendirmek için gerekli ticaret ilişkilerinin kurulması ve ekonomik, parasal vb. işlerin çözümlenmesi amacıyla, işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra, Tiflis’te ilgili ülkeler temsilcilerinden oluşan bir Komisyon toplanacaktır.

Madde 19

Bağıtlı Taraflar işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra üç aylık bir süre içinde, Konsolosluk Sözleşmeleri yapmayı yükümlenirler.

Madde 20

Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında yapılan bu Antlaşma onay işlemi görecektir. Onay belgelerinin verişimi en kısa bir süre içinde Erivan’da yapılacaktır.

Antlaşma imzalanır imzalanmaz yürürlüğe girecek olan 6, 14, 15, 16, 18, 19 uncu Maddeler ayrı tutulmak üzere, işbu Antlaşma onay belgelerinin verişimi gününde yürürlüğe girecektir.

Bu hükümlere olan inançla, yukarıda adları yazılan yetkili Temsilciler işbu Antlaşmayı imza etmişler ve mühürlemişlerdir.

İşbu Antlaşma 13 Ekim 1337 (1921) günü Kars’ta, beş örnek olarak düzenlenmiştir.

Kazım Karabekir
Yakov Ganetsky
Veli
Askanaz Mravian
Muhtar
Poghos Makintsian
Memduh Şevket
Behboud Shahtahtinsky
Shalva Eliava
Alexander Svanidze
EK: I

[Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan, ve Gürcistan arasında sınır çizgisini tanımlayan bu Ek, 16 Mart 1921 günü imzalanan Türk – Sovyet Rusya Antlaşmasının 1 (A) Ekinin hemen hemen eşidir. Tek fark bu tanım yapılırken Gürcistan – Ermenistan ve Ermenistan – Azerbaycan sınırlarının kesiştiği yerlerin de belirtilmesidir]

Merbut: 1

Türkiyenin şimalişarkî hududu (Rus Erkân-ı Harbiyesinin 1/210000 mikyasında yani bir pus = beş versti göstermek üzere tanzim olunan haritasına nazaran) bervech-i âti tespit olunmuştur.

Karadeniz sahilinde Sarp karyesi ve Maradidi karyesinin şimalinde bulunan u. v ye doğru Karşalvar (5,014) Dağı hatt-ı taksimi miyahından – ve Maradidi karyesinin şimalinde Çoruh’u katʻ eder. Oradan Sayaur karyesi şimalini Kediz Meta Dağı (7052) Kovakya Dağı – Kavtareyi karyesi – Medizibna Dağı’nın hatt-ı taksim-i miyahi -Kerenkesür Dağı (6468) – Korda Dağı’nın (7910) hatt-ı taksimi miyahını takiben Karabet Şavşetski Dağı zirvesinin kısm-ı garbisinden eski Artvin kazasının hudud-ı idariye-i kadimesine vasıl olur. Şavşetski dağı hatt-ı taksim-i miyahından geçerek Sarıçay Karaisalı (8478) Dağı’na vasıl olur. Kıvraski Boğazı – buradan eski Ardahan kazasının hudud-ı idariye-i kadimesi olan Kannı Dağı’na gelir. Oradan şimale teveccüh ile Telil (Garmani) (8357) Dağı’na – Ardahan kazasının aynı hududunu takiben (Badel) karyesinin şimalişarkisinde Poskof çayına vasıl olur ve bu ırmağı cenuba doğru Çancak karyesinin tepesine kadar takip eder. Orada bu ırmağı terk ile hatt-ı taksim-i miyahı takiben Edilyan Başı (8512) Dağı’na vasıl olur. Kelletepe (8463) ve Harmantepe (9709) Dağlarından geçerek Kasris – seri (9681) Dağı’na gelir ve oradan Kura Nehri’ne kadar Klasamet Çayı’nı takip eder. Oradan (Kartanake) köyünün şarkına kadar Kura Nehri talvegini takip oradan (Karaoğlu) (7259) Dağı’nın hatt-ı taksim-i miyanından geçerek Kura Nehri’ni terk eder. Oradan (Kozabin) Gölü’nü iki kısma ayırarak (7580) (7560) rakımlı tepeye ve oradan Gökdağ’a (1952) vasıl olur. Oradan Gürcistan hududunun nihayet bulup Ermenistan hududunun başladığı Üçtepeler (9783)’e vasıl olur. Tabakale (9816) – 9065) rakımlı tepeye ve orada Ardahan kazasının eski hududunu terk ile (Bolakbaba) (9973) veya (9963 – 8828 veya 8827 – 7602) dağlarından geçer. Oradan bir hatt-ı müstakim üzerine (7518) rakımlı tepeye ve badehu İbiş köyünün şarkından ve badehu Kızıltaş (7439 veya (7440) veya (7490) dağından – Novi Kızıltaş köyünden geçer. Oradan, Kızıltaş’tan geçen ırmağı Karamehmed’in şimaligarbisinde kâin dirseğine kadar hatt-ı taksim-i miyahı takip ederek (Delavers) (B. Kimli) (Vitkinis) köylerinin şarkında bulunan (Çamuşbuçay) (1) ırmağına vasıl olur. Vartanlı ve Baş Çoragel köylerinden ve salifü’z-zikir ırmağı daima takip ederek Kiyala veyahut (Kaleli)’nin şimalinde Arpaçayı’na vasıl olur. Oradan daima Arpaçay talvegini takiben Aras’a gelir. Oradan Aras talvegini Ermenistan hududunun nihayet bulup Azerbaycan hududunun başladığı (Urmiye) köyüne kadar takip eder. Badehu Aras talvegini Azerbaycan hududunun nihayet bulduğu Aşağı Karasu munsabına kadar takip eder.

İhtar – Şurası mukarrerdir ki hudut bâlâda gösterilen irtifaların hatt-ı taksim-i miyahından geçer.

EK: II

[Bu Ek’in metni Türk – Sovyet Antlaşmasının I (B) Ekinin eşidir.]

Merbut: 2

Şurası mukarrerdir ki(Çamuşbuçay 1889 tabılı haritada zikredilmemiştir.) [1] numaralı merbutta gösterildiği veçhile hudut Arpaçay ve Aras talvegini takip edeceğinden Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Arpaçay havalisinde yalnız Blokhavzlar hattını halihazırdaki güzergâhı itibarıyla (Aleksandropol – Erivan) şimendifer hattından sekiz verst mesafeye ve Araş havalisinde salifü’z-zikr şimendifer hattından dört verst mesafeye çekmeyi taahhüt eder.

Bâlâda mezkûr havaliyi tahdit eden hatlar Arpaçay mıntıkası için birinci kısmın (A) ve (B) fıkralarında ve Aras mıntıkası için ikinci kısım da bervech-i âti irae edilmiştir:

1. Arpaçay mıntakası:

A) Vartanlı’nın cenubışarkisinden Bozyar (5096) Dağı’ndan Uzun Kilise’nin şarkına 5082-5047 Karmir – Vang’ın şarkına – Üçtepe’ye (6578) veya 5578 Arazoğlu şarkına ve (Ani) şarkına ve Yeniköy’ün garbında Arpaçayı’na vasıl olur.

B) Arpaçayı’nı (5019) rakımlı tepenin şarkında terk ile doğruca (4581) rakımlıya – Kızılkale’nin dört buçuk verst şarkına ve Boyaçalı’nın iki verst şarkına badehu Digor çayına – (Düzgeçut) köyüne kadar mezkûr ırmağı takip ederek doğruca (Karabağ) harabelerinin şimalinde Arpaçayı’na vasıl olur.

2. Aras mıntıkası:

(Karabağ) (Elican) ile Süleymandız aralarındaki doğru hat. Bir taraftan (Aleksandropol – Erivan) şimendifer hattı diğer taraftan işbu şimendifer hattından itibaren dört ve sekiz verst mesafede kâin hatlarla tahdit edilen menatıkta Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti (bu mesafe hatları menatık-ı mezkûre haricindedir) hiç bir nevʻ istihkâmat inşa etmemeyi ve kuvve-i muntazama bulundurmamayı taahhüt eder. Fakat salifü’z-zikr menatıkta emn ü asayiş ve idareyi temin edecek kuvvet bulundurmak hakkını muhafaza eder.

EK: III

[Nahcivan bölgesine ilişkin bu Ek’in metni Türk – Sovyet Antlaşmasının Ek (C) metnine oranla daha ayrıntılı olduğundan olduğu gibi aşağıya alınmıştır]

Nahçıvan Arazisi

Urmiye köyü – Oradan bir hatt-ı müstakim ile (Arazdayan) İstasyonu’na (İşbu istasyon Ermenistan Sosyalist Cumhuriyetine kalacak) badehu hatt-ı müstakim ile garbı Taşburun (3142) Dağı’na – taksim-i miyah hattı ile şarkı (Taşburun) Dağı’na (4108) Cehennem Deresi’ni (Yağarsik) Dağı’nın (6607) yahut (6587) hatt-ı taksim-i miyahını takip ederek Rovne (Bolak) cenubundan kateder. Oradan Kadim Erivan Kafkasının ve «Şarurvalagüz» ün hudud-ı idariyesini takip ile 6629 rakımlı tepeden Kömürlüdağ (6839 veya 6930) ve oradan 3080 rakımlı tepeye Sayatdağ (7868) (Kürtkulak) köyü – Gamsordağ (8160) – 8022 rakımlı tepe ve (Gökdağ) (10282) ve Eski Nahçıvan kazasının şarkî hudud-ı idariyesi.

(Nahcivan Toprakları:

Urmiye Köyü – oradan düz bir çizgi ile (Arazdayan) İstasyonuna (Bu İstasyon Ermenistan Sosyalist Cumhuriyetine kalacaktır) daha sonra düz bir çizgi ile batı Taşburun (3142) Dağına – doğu Taşburun Dağında suların bölüştüğü çizgi (4108)-Cehennem Deresini Rovne (Bolak) güneyinde keser – Yağırsik dağında (6607) ya da (6587) suların bölüştüğü çizgiyi izler – oradan eski Erivan Kafkasının ve Şarur Yalagüz’ün yönetim sınırını izleyerek 6629 rakımlı tepeden Kömürlü Dağ (6839) ya da (6930) ve oradan 3080 rakımlı tepeye gelir – Sayat Dağı (7868) – Kürtkulak Köyü – Gamsor Dağı (8160)-8022 rakımlı tepe ve gökdağ (10282)-eski Nahcivan Kazasının yönetim sınırının doğusu.)

Kazım Karabekir Yakov Ganetsky
Veli Bey Askanaz Mravian
Muhtar Poghos Makintsian
Memduh Şevket Behboud Shahtahtinsky
Shalva Eliava
Alexander Svanidze

Ceren Akçabay Savunması

0

Ceren Akçabay Savunması: Marmara Üniversitesi (MÜ) Hukuk Fakültesi’nden ihraç edilen Dr. Ceren Akçabay’ın Barış İçin Akademisyenlerin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalaması sebebiyle “Terör örgütü propagandası” iddiasıyla Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada yapmış olduğu savunmalardır. 

Fehmiye Ceren Akçabay 

Sayın mahkeme,

Hakkımda düzenlenen iddianameyi okudum. Suç olduğu iddia edilen fiil bir düşünce açıklamasından ibarettir.

Ben ve meslektaşlarım ülkemizde gerçekleşen ve pek çok sivilin yaşamını yitirdiği olaylar karşısında, devleti ulusal ve uluslararası normlar gereği yükümlülüğü olan temel hak ve özgürlükleri güvence altına almaya ve toplumsal barışı sağlamaya çağırdık.

Bu konuda muhatabımızın hukuki bir hak ve yükümlülük ilişkisi ile bağlı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti dışında başka bir grup ya da kişi olması elbette söz konusu olamazdı. Barış savunusu ve şiddetsizlik çağrısında bulunmak bizler için de hukuki ama aynı zamanda etik ve akademik birer sorumluluktur.

Benden önce de pek çok meslektaşım, akademinin üniversite duvarlarından ibaret olmadığını gösterir şekilde, her biri ders niteliğindeki savunmaları ile tüm bu hususları ayrıntıları ile takdirinize sunmuştur. Eklemek gereğini duyduğum tek husus bu yargılamanın tarihsel niteliğidir.

On sekiz yıldır hukuk alanında çalışan bir kişi olarak iddianameyi anlamakta oldukça zorlandığımı söylemeliyim. Kesin olan husus, ben ve bu bildiriye imza atan meslektaşlarıma yöneltilen asıl suçlamanın Atina’nın tanrılarına kafa tutmak oluşudur.

Bu suçlama zaman içinde değişip farklı farklı kutsallara karşı gelmek biçiminde ifade edilse de yapılan yargılama iki bin beş yüz yıldır değişmemiştir.

Şu an bu ifadelerde bulunurken, her ne kadar kendimi Kafkaesk bir romanın kahramanı misali karanlık ve dipsiz bir kuyuya bağırıyor gibi hissetsem de evrende hiçbir ses kaybolmaz, insanlık tarihinin bu yargılamada da hükmünü vicdan, özgürlük ve barıştan yana kuracağına şüphem yoktur.

Bu noktada meslektaşım olan hukukçulara yapmam gereken uyarı, tarihte çeşitli örneklerde görüldüğünün aksine, an itibariyle Türkiye hukuk sisteminde ve bir parçası olduğu uluslararası hukuk sisteminde bu iddianamenin dayanabileceği hiçbir hukuk normunun bulunmadığıdır.

Dolayısıyla, salt pozitivist bir algı ile dahi, yasa yasadır emir emirdir denilip sorumluluktan azade olunamaz. Avukatımın da hukuki savunmada ayrıntısı ile belirteceği gibi iddianamenin dayanağı olarak kullanılmaya çalışılan “terör propagandası suçu” ifade özgürlüğünün korunabilmesi için 2013 yılında yeniden düzenlenmiş, sınırları açık ve belirli hale getirilmiştir.

Buna göre, suçun oluşabilmesi için ifadelerin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru göstermesi, övmesi ya da teşvik etmesi zorunlu kabul edilmiştir.

“Kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulması” ihtiyacını dile getiren bir metin vasıtasıyla cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerin desteklendiği iddiası ise yalnızca hukuk metodolojisine değil, temel mantık kurallarına ve hayatın olağan akışına da aykırıdır.

Başka herhangi bir delil veya belge bulunmaksızın sadece bildiri metninin aşırı yorumuna dayanan bu iddialar tamamen asılsız olduğu gibi, yanlış bilincin güdülediği bir düşmanlaştırma çabasından ibarettir.

Böyle bir iddianamenin satırı değiştirilmeksizin ülkenin yetişmiş yüzlerce aydınına yöneltilmesi ise şüphesiz yargı sistemimizdeki kaygı uyandırıcı bambaşka problemlere işaret etmektedir.

Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti Yargısının son dönem kararlarında ifade özgürlüğünün sınırlarının ne denli geniş yorumlayabildiğine ilişkin örnekler de mevcuttur.

Örneğin, tam da bu dava ile ilişkilendirilebilecek şekilde, iddianameye konu bildirinin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, Sedat Peker isimli şahıs, biz imzacılara yönelttiği “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve kanlarınızla duş alacağız” sözleri sonucu hakkında açılan davada kendisini anayasal ifade özgürlüğünü kullandığını söyleyerek savunmuş ve beraat etmiştir. Oysa yargılandığı dava “tehdit” ve “suç işlemeye tahrik” iddiası ile açılmıştır.

Ülkede hukuk ile adalet arasında asgari bir ilişki kurulabilmesi ve hukuk sisteminin meşruluğunu sürdürebilmesi isteniyorsa en azından biçimsel adalet gereği eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesi ve şiddeti açıkça öven bu ifadelere tanınan özgürlüğün barış savunusuna da tanınması gerekmektedir.

Mevcut koşullar altında böyle bir biçimsel adalet dahi sağlanamayacak olursa, yeniden hatırlatmak isterim ki, her hâlükârda evrenin vicdanı tarihtir, hepimiz için nihai hükmü zamanın şaşmaz adaleti verecektir.

Esas Hakkında Mütalaaya İlişkin Savunma

Sayın Başkan ve Değerli Heyet,

Hakkımda savcılık makamı tarafından hazırlanan iddianameyi ve mütalaayı okudum. Bildiğiniz gibi ben de bir hukukçuyum. Hakkımda açılan dava neticesinde uzmanlık alanım olan hukuk felsefesi ve sosyolojisi disiplininin önemini bir kez daha kavradığımı söylemeliyim.

Hem hukukun ne olduğunu tekrar sorgulama hem de hukukun toplumsal olgularla özellikle politika ve iktidar ile ilişkisini yeniden gözlemleme fırsatı edindim.

Sizlerin de bildiği gibi hukuk felsefeden politikaya pek çok konu ve alanla iç içe geçmiş çok boyutlu bir disiplin olmakla birlikte hukuka gücünü ve meşruluğunu veren dayandığı yöntem ve ilkelerin belirliliği ile amacı olan adalettir.

Hukukun varlığından söz edilebilmesi için bu yöntem ve ilkeler ile adalete uygun bir sonuca varmak gerekmektedir.

Bu husus bütün yargılamalarda olduğu gibi bu yargılama bakımından da geçerlidir. Bu nedenle, siz sayın başkan ve heyetten beraatimi talep ediyorum. Ve bu talebi iddianame ve mütalaanın aksine hukukun yöntemlerine, ilkelerine ve adalete dayanan şu üç gerekçeye dayandırıyorum:

1. İlk olarak iddianameye kaynaklık eden ceza hukuku önemli ilkeler üzerine kuruludur. Bunlardan en önemlisi kanunsuz suç ve ceza olamayacağına ilişkin ilkedir. Bu ilke çerçevesinde bir fiilin cezalandırılacak bir suç olması için kanunda yazılı unsurları içermesi gerekmektedir.

TMK madde 7/2’de; terör örgütünün, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapmak eylemi suç olarak düzenlenmiştir.

Görüldüğü gibi kanunda suçun maddi unsuru propaganda yapma eylemi hatta şiddete teşvik edecek ve şiddet metotlarını yüceltecek biçimde propaganda yapmaktır.

Lafzı ve amacı şiddete karşı olan bir bildiriyi imzalamak şüphesiz bu fiilin maddi unsur bakımından suç olarak ele alınmasını engeller. Bu nedenle beraatime karar verilmesi gerekmektedir.

2. İkinci olarak fiili suçun unsurları dahi tartışma konusu yapılmaksızın TMK madde 7/2 çerçevesinde suç olarak kabul edilmesi halinde, önümüze Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrası gereğince uluslararası insan hakları düzenlemeleri ve içtihatları çıkacaktır:

Bilindiği gibi, burada esas tehlike altında olan Anayasamız ve Türkiye’nin taraf olduğu çok sayıdaki İnsan Hakları Sözleşmesi ile koruma altına alınan ifade özgürlüğüdür.

Bu sözleşmelerden biri olan İHAM’ın 10. maddesine göre, ifade özgürlüğü yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır.

Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir ki; bunlar olmaksızın demokratik toplumdan söz etmek mümkün değildir.

Türkiye’nin yargılama yetkisini kabul ettiği İHAM, 10. maddenin ikinci fıkrası çerçevesinde ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin haklı olup olmadığını; gerçekleştirilen müdahalenin “yasayla öngörülmüş olup olmadığı”, “müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı” ve “müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı” temelinde incelemektedir.

Şiddeti durdurmaya çalışan bir bildiride yer alan düşünce açıklamalarını cezalandırarak ifade özgürlüğüne yapılacak bir sınırlamanın demokratik bir toplum bakımından gerekli olduğu elbette öne sürülemez.

Bildiride durdurulması istenen şiddetin devlet yetkilileri tarafından uygulanması ise, modern devletin şiddet tekeline dayalı bir aygıt olduğunu ve dünya tarihini bilmeyenler açısından “şok edici” olsa da ifade özgürlüğünün sınırları içindedir.

Dolayısıyla, Anayasanın son fıkrası ve İHAS’a göre, yine beraatime karar verilmesi gerekmektedir.

3. Üçüncü ve son olarak TMK 7/2 de belirtilen suçun maddi unsurları yahut Anayasa’nın 90. maddesi çerçevesinde TMK da dahil her tür yasadan üstün olan İHAS’ın ifade özgürlüğü düzenlemesi bir yana atılacaksa dahi, barış talebini suç saymadan önce hatırlanması gereken bir hukuki tartışma daha söz konusudur. Bu da Radbruch formülüdür.

Alman hukukçu Gustav Radbruch tarafından ortaya konan ve ismi ile anılan bu formül Nazi Almanyası deneyiminin ardından modern liberal hukuk sisteminin devamını sağlamıştır.

Bu formüle göre: “Yürürlüğe konan ve iktidar tarafından güvence altına alınan pozitif hukuk, içeriği haksız ve insanlara yarar sağlamadığı zaman dahi, şayet yasa ve adalet arasındaki çatışma tahammül edilemez bir düzeye erişmedikçe üstünlüğe sahiptir. Tahammül edilemez duruma eriştiğinde yasa, yanlış yasa olduğu kabul edilerek adaletin karşısında geri çekilmelidir.“

Sonuç itibariyle, barış talebini cezalandıran bir yasanın var olması, ifade özgürlüğünü koruyan herhangi bir uluslararası bağlayıcı düzenlemenin bulunmaması halinde dahi yasanın adalet ile olan çelişkisi tahammül edilmez hale geleceğinden yasanın uygulanmaması ve adaletin sağlanması için yine ve her şekilde beraatime karar verilmesi gerekmektedir.

Takdir siz sayın başkan ve heyetindir.

Hastanelere Getirilen Mahkumlara Yönelik Hekim Tutumu Belgesi

0

Hastanelere Getirilen Mahkumlara Yönelik Hekim Tutumu Belgesi, 1999 yılı Aralık ayında ilan edilmiştir.

Türk Tabipler Birliği’nin Tutum belgesi, uluslararası insani normlar ve tıp etiği belgeleri çerçevesinde kabul edilmiştir.

  • Belge, tutuklu ve hükümlülere tıbbi bakım sunulurken, hastaların sadece tıbbi ihtiyaçlarına odaklanılmasını vurgulamaktadır. Yargı süreçleri, mahkemeleri ilgilendirmektedir.
  • Muayenelerde kelepçelerin açılması, gizlilik sağlanması ve hastanın onuruna saygı gösterilmesi esastır.
  • Mahkumların hastane yataklarına zincirlenmesi ya da jandarma/gardiyanların muayene odasında bulunması yasaktır. Bu durum insanlık onuruna aykırı olarak değerlendirilmektedir.
  • Hekimler, dış etkilerden bağımsız olarak mahkumların tıbbi ihtiyaçlarına odaklanmakla yükümlüdür.
  • Hekimler, muayene sırasında darp izi tespit ederse, bunu belgeleyip ilgili kurumlara bildirmekle yükümlüdür.

Hastanelere Getirilen Mahkumlara Yönelik Hekim Tutumu Belgesi

Tıbbı insanlığın hizmetine sunmak, kişiler arasında herhangi bir ayrım yapmadan beden ve ruh sağlığını korumak ve iyileştirmek, hastaların acılarını dindirrnek ve onları rahatlatmak, tıp doktorlarına tanınmış bir ayrıcalıktır.

Tokyo Bildirgesi‘nin ön deyişinde de belirtildiği gibi, bireyler arasında hiç bir ayrım yapmaksızın onların ihtiyaç duyduğu tıbbi bakımı ve tedaviyi sunmak hekimlerin birincil görevidir. Bu bağlamda bir hasta grubu olarak karşımıza gelebilecek tutuklu ve hükümlülere tıbbi bakım sunulurken alınması gereken tutum da bu ilkenin bütünselliği içinde değerlendirilmelidir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [622.51 KB]

1- Hastanede karşılaştığımız mahkum bizim için bir hastadır. Bu bağlamda hasta hekim ilişkisinin konusu olmayacak şekilde şahsın yargılanmasına veya hüküm giymesine gerekçe olan nedenin araştırılması anlamlı değildir.
2- Kişinin hastaneye giriş kaydının yapılması sağlanmalıdır.
3- Sorulduğu takdirde, hekim adını ve soyadını açıkça belirtmelidir.
4- Muayeneler sırasında hastaların kelepçeleri açtırılmalı klinik özgürlük koşullarına ve hasta haklarına uygun tam bir ortam sağlanmalıdır. Bunun için muayene ortamlarında hasta ve sağlık personeli dışında kimse bulunmamalıdır. Bu hasta ve hekimin hakkı ve hekimin görevidir. Bu konuda Jandarma Genel Komutanlığı’nın 0621-12-89/Asyş.(92) sayı ve 10 Ocak 1989 tarihli genelgesi söz konusudur (Ek)
5- Muayene sırasında herhangi bir darp izi saptanırsa, bu bir tutanakla tespit edilmeli, kurum amirliği ve ilgili Tabip Odası’na bildirilmelidir.
6- Tanısal yaklaşım için gerekli olan tüm tetkikler istenmeli ve bu konuda dış etkilenimle,re kapalı olunmalıdır.
7- Hastaya hastalığı, tedavisi ve prognozu ile ilgili bilgiler bizzat kendisine olmak üzere belirtilmelidir.
8- Tüm bu bilgiler sevk kağıdına ad, soyad ve diploma numarası açık olacak şekilde belirtilmelidir.
9- Hastaneye yatırmanın gerekli olduğu durumlarda dış etkiye maruz kalmaksızın tıbbi kanaatin gerektirdiği şekilde tavır alınmalıdır. Bu konudaki itirazlar resmi evraka imzalı bir tutanak şeklinde geçirilmelidir.
10- Mahkumların hasta yataklarına zincirlenmesi, kelepçelenmesi veya bir takım tıbbi girişimlerin bunların eşliğinde gerçekleştirilmesi mutlaka engellenmelidir. Hasta-hekim ilişkisini zedeleyen ve insanlık onuruyla bağdaşmayan bu gibi uygulamalarda hekim tavrı benimsenmelidir. Bu uygulamada diretildiği koşullarda, durum yazılı olarak kurum amirliği ve ilgili Tabip Odası’na bildirilmelidir.
11- Hasta odalarında jandarma ve gardiyan bulundurulmamalıdır. Hastane ve eklentilerinde yetki ve sorumluluk hekimindir. Hekimler bu yetkilerini hekim dışı kişilere devredemez.
12- Mahkum koğuşları hastanelerin bir eklentisidir. Bu sağlık kurumunun iç işleyişinden hekim sorumludur. Burada bulundurulan hastaların tedavi ve bakımları aksatılmamalıdır. Gerekli sayıda sağlık personeli bulundurulmalı ve acil girişim için gerekli donanım sağlanmalıdır.
13- Hastaların tıbbi ve cerrahi tedavileri tıp dışı nedenlerle ve dinamiklerle aksatılmamalıdır.
14- Tüm hekimler bu tutumu almakla yükümlüdür, bu tutumlardan dolayı zarar gören hekimlerimiz bu durumu acilen en yakın Tabip Odası ve TTB’ne bildirmelidirler.

Dünya Etik Günü

0
Dünya Etik Günü (Global Ethics Day), her kim ayının üçüncü Çarşambasında gerçekleşmektedir. Carnegie Council for Ethics in International Affairs tarafından 2014 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Etik bilincinin artırılması temel amaçtır.
Dünya Etik Günü’nün iki temel hedefi vardır:
Global dünyada etik değerlerin kurumsal ve sosyal hayatta yeniden keşfedilmesi,
Kurumların etik bilincinin yükseltilmesi

Global Etik Günü küresel bir öğretidir.  Küreselleşmiş bir dünyada kurumların  etik rolüne özel bir önem atfedilmektedir.  Küresel salgınlar, demokrasiye yönelik saldırılar, mülteci krizleri, ırk ayrımcılığı ve adaletsizlik, iklim değişikliği gibi toplumların karşı karşıya olduğu kritik sorunları  ele almak için bir fırsattır.

Öncelikle, etik, filozoflar ve akademisyenler için soyut bir çalışma alanı değildir. Meslek etiğinin yerleşmesi ve toplum genelinde etik değerlerin yaygınlaşması birlikte düşünülmelidir.  Devlet kurumlarının ve özel kuruluşların kurumsal etik kodlarını yaşama geçirmesi beklenmektedir. Etik değerlerin güçlenmesi, daha iyi bir dünya ve toplum inşa etmenin yegane yoludur. Etik, dünyanın sorunlarına bir çare değildir, ancak daha eşitlikçi, saygılı ve barışçıl yaşamın anahtarıdır. Özellikle, çıkar çatışmalarını olduğu durumlarda etik değerlerin feda edilmemesi gerekmektedir. Herkesin tek bir yaşam biçimine ya da aynı değer yargılarına sahip olması hedeflenmemektedir. Farklılıklara saygı ve karşılaşılan zorluklarla yüzleşerek birlikte yaşamak mümkündür. Etik değerlere değerlere sahip birey saygınlık kazanır. Etikle ilgili kodları benimseyen devlet organları ve kuruluşlar, halka karşı ve uluslararası alanda güven inşa eder. Etik ilkelere sahip şirket ve kurumlar ise saygın bir yapıya bürünür.

Carnegie Council Hakkında

1914 yılında Andrew Carnegie tarafından I. Dünya Savaşı’nın arifesinde kurulmuştur. Savaş sonrasında Milletler Cemiyeti’nin önemi bir savunucusu olmuştur. 1940’lar ve 50’lerde Mülteci Hakları alanında yoğun çalışmalar yapmıştır. 1960’lar ve 70’lerde ABD Sivil Haklar Hareketi’ni aktif olarak desteklemiş, Martin Luther King ile aynı safta durmuştur. . 1980’lerden itibaren Etik üzerine çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. İnsan Hakları ihlalleri ve idealleri üzerine saha çalışmaları yapmıştır. Carnegie Uluslararası İlişkiler Etik Kurulu, küreselleşmiş bir dünyada yaşamanın etik zorlukları üzerine dersler, yayınlar ve multimedya materyalleri üreten bir kuruluştur.   Kar amacı gütmeyen kuruluşun siyasi bir gündemi bulunmamaktadır. 1914 yılında New York şehrinde kuruldu. Carnegie, savaşı karşıtı bir kuruluştur.

Türkiye’de Etik Günü 

Dünya Etik Günü 25 Mayıs günü değildir. Türkiye’de Etik Günü, 25 Mayıs tarihinde ve  günün dahil olduğu haftada kutlanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de kutlanan gün ve hafta Türkiye’ye özgüdür.

Kamu Görevlileri Etik Kurulu’nun kuruluşuna ilişkin 5176 sayılı Kanun, 25 Mayıs 2004 tarihinde TBMM’nde kabul edilmiştir. Kurul, kamuda etik kültürünü yerleştirmek üzere çalışmalar yapmak veya yaptırmak, bu konuda yapılacak çalışmalara destek olmak ve etik uygulamayı gözetlemek görev ve yetkisi çerçevesinde, 2008 yılından itibaren her yıl 25 Mayıs gününün ülke genelinde “Etik Günü”, aynı günün yer aldığı haftanın da “Etik Haftası” olarak kutlanılmasını kararlaştırmıştır.

Baro Seçimlerine İlişkin Bildiri – Laiklik Meclisi

0

Baro Seçimlerine İlişkin Bildiri , Laiklik Meclisi tarafından 7 Ekim 2024 günü ilan edilmiştir.

Bildiri, 2024 yılı baro seçimlerinde, yönetime ve diğer kurullara aday olan avukatlara yönelik bir çağrı metnidir. Özellikle, Laiklik Meclisi, tüm avukatları ve baroları, laiklik mücadelesine davet etmektedir. Ayrıca, çağrı metninde, hukukun üstünlüğüne, insan haklarını savunma ve koruma görevleri hatırlatılmıştır. Ayrıca, laikliğin tasfiyesine karşı Türkiye Barolar Birliği’nin bir bütün olarak karşı durması gerektiği açıklanmıştır.

Bu bağlamda, Yeni Anayasa girişiminin laikliği ortadan kaldırma amacı taşıdığına işaret edilmiştir. Türkiye’de gerici karşı devrim sürecinin laikliği tasfiye etme hedefine özel vurgu yapılmıştır.

Baro Seçimlerine İlişkin Bildiri – Laiklik Meclisi

Bilindiği üzere Avukatlık Kanunu Baroları diğer yükümlülüklerinin yanı sıra “… hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak…” amacıyla da çalışmalarını yürütmekle yükümlü tutmaktadır.

2024 yılı Ekim ayında barolar genel kurullarını toplayacak ve organlara üye seçecekler.

Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu da yasa gereği aralık ayında toplanarak yeni yönetimini belirleyecek.

Ülkemiz 20 yılı aşkın süredir hız kazanmış olan gerici dalganın önemli bir aşaması ile karşı karşıyadır. Bu karşı devrim sürecinin yürütücüleri hukuki, idari, siyasi ve eğitim alanları ile birlikte toplumsal yaşamın güvencesi olan laikliği ayaklar altına almakla yetinmeyip artık açık bir biçimde tasfiye etme niyetlerini ve hedeflerini de ortaya koymaktadırlar.

Bu hedef doğrultusunda esasen yasa dışı olan tarikat ve cemaatlere büyük bir itibar ve mali güç kazandırılmış, toplumsal yaşamı adeta belirler hale gelen bu yapılar devlet kademeleri ile hukuki mekanizmaların en kritik noktalarını ve eğitim alanını işgal etmiş, karar verici konuma gelmişlerdir.

Eğitim bir bütün olarak dinselleştirilmiş, yargı dini referanslarla hüküm kurar hale gelmiş, kadın erkek eşitliği reddedilerek kadınlar gericilikle kuşatılmış, çocuklar ve gençler tarikat ve cemaatlere teslim edilmiştir.

Kadın cinayetleri cezasız kalırken, failler adeta ödüllendirilmektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadeleye yönelik bakış açısı ve yol haritası sunan İstanbul Sözleşmesi’nden geri adım atmış olmanın somut sonuçları ortadadır.

Medeni Yasa’nın değiştirilmesi için uzun zamandır uğraş verenler, son zamanlarda da erkek şiddetini önlemede en önemli düzenlemelerinden olan 6284 Sayılı Yasa’yı hedef almaktadır.

Bilim hurafelerle, hukuk şer’i hükümlerle, yurttaş tebaa, halk ümmet ile ikame edilmeye çalışılmaktadır.

Tüm bu gelişmelerin yanında, anayasa değişikliği önerisi de kamuoyunun önünde somut olarak durmaktadır. Bu girişim doğrudan laikliğin tasfiyesini içermekte olup, siyasi iktidarın kendi rejimini hukuksallaştırmak için gündemine aldığı bir çalışmadır.

“Yeni anayasa” girişiminin 12 Eylül Anayasasına karşı “sivil ve özgürlükçü” bir anayasa olacağı kandırmacasına karşı; bu girişimin 1923 Cumhuriyet kazanımları ile birlikte laikliğin de tasfiyesinin amaçlandığı, karşı devrimin son hamlesi olarak da yeni rejimin hukuki ve idari alt yapısının kurulmasının hedeflediği topluma anlatılmalı ve bu iktidarın “yeni anayasa” girişimi toptan reddedilmelidir.

Bu karşı devrim sürecine ve laikliğin tasfiyesine karşı hukukçulara ve barolara büyük sorumluluklar düşmektedir. Anayasanın ilk dört maddesinin, cumhuriyetin, demokrasinin, hukuk devletinin, bağımsız ve tarafsız yargının, insan haklarının özü ve temeli olan laikliğin savunulması, her hukukçunun öncelikli görevidir.

Bu çerçevede barolar ve TBB, laikliğin tasfiyesine karşı bir bütün olarak karşı durmalı, bu yönde çalışmalarını ve eylemliliklerini koordineli bir şekilde artırmalıdır.

Bu nedenlerle, baroların Ekim ayında yapılacak genel kurullarında organlara aday olacak avukatların karşı devrim sürecinin son hamlesi olarak laikliğin tasfiyesini hedefleyen “yeni anayasa” girişimine karşı tavizsiz bir duruş sergileyeceklerini ve laiklik mücadelesine koşulsuz destek vereceklerini kamuoyuna ve genel kurullarında açık olarak deklare etmelerini diliyor ve bekliyoruz.

 

Laiklik Meclisi 

 Laiklik karşıtı uygulamalara tepki gösteren 90 kişilik aydın grubu, 25 Eylül 2023 tarihinde “Laiklik Meclisi” kurduklarını duyurdu. Meclis, “Eşit, Özgür Bir Ülke İçin Laiklik Bildirgesi” yayınlayarak yola çıktı. Oluşum, Laiklik Meclisi İzleme Merkezi‘ni kurarak aylık raporlar yayınlamaya başladı. Ayrıca, gündeme ilişkin basın bildirileri ve açıklamalar yaptı.

Laiklik Meclisi Kurucuları 

Abdurrahman Bayramoğlu – Avukat
Prof. Dr. Ahmet Saltık – Hekim, Hukukçu, Siyaset Bilimci
Prof. Dr. Ahmet Yıldız – Eğitimci
Dr. Akasya Kansu Karadağ – Hukukçu, İKD GYK Üyesi
Ali Güler – Tüm Yerel Sen Ankara Şube Yöneticisi
Ali Özgür Dedeoğlu – Eğitimci
Dr. Alper Akçam – Tıp Doktoru, Yazar
Dr. Anıl Aba – Akademisyen
Arzu Becerik – Avukat
Atilla Hekimoğlu – Emekli Yargıç, Avukat
Atilla Özsever – Gazeteci, Yazar
Aydan Büyükyıldız – Emekli Yargıç, Avukat
Doç. Dr. Ayhan Ural – Eğitimci
Aysel Tekerek – Avukat, Siyasetçi
Ayşenur Yazıcı – Sunucu, Yazar
Aytaç Ural – Alevi Bektaşi Federasyonu Eğitim Sekreteri, MYK Üyesi
Barış Terkoğlu – Gazeteci, Yazar
Başar Yaltı -Avukat
Bayram Kapucu – Emekli Yargıç, Avukat
Berkay Çelen – Avukatlar Sendikası Başkanı
Betül Arım – Tiyatro, Sinema ve Seslendirme Sanatçısı
Bilgütay Hakkı Durna – Avukat
Prof. Dr. Bilsay Kuruç
Doç. Dr. Candan Badem – Akademisyen, Tarihçi
Caner Beklim – Radyo Yapımcısı
Cem Alptekin – Avukat
Dr. Cemil Ozansü – Akademisyen, Hukukçu
Ceyda Cimili Akaydın – Avukat
Damla Özen – Tiyatro Sanatçısı
Deniz Şenkal – Genel Sağlık İş Merkez Denetleme Kurulu Üyesi
Deniz Hakyemez – Yazar
Elif Yar – Avukat
Engin Ayça – Sinema Yönetmeni
Erendiz Atasü – Yazar
Esin Köymen – Mimar
Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir
Güldal Okuducu – Yazar, Siyasetçi, TBMM 22. Dönem Milletvekili
Güldeste Dedeoğlu – Genel Sağlık İş Merkez Denetleme Kurulu Üyesi
Gülsen Tuncer – Sinema ve Tiyatro Sanatçısı
Güvenç Dağüstün – Müzisyen
Dr. Hande Heper – Akademisyen, Hukukçu
Hasan Sivri – Gazeteci, Yazar
Hürriyet Yaşar – Yazar
Dr. Hüseyin Gündoğdu – Birleşik Kamu İş Balıkesir İl Temsilcisi
İbrahim Fikri Talman – Emekli Yargıç
İlke Kızmaz – Müzisyen
Prof.Dr. İlker Cenan Bıçakçı
Prof. Dr. İzge Günal
Prof.Dr. İzzeddin Önder
Prof. Dr. Korkut Boratav
Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu
Mahmut Aslan – Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğt. Vakfı G. Sekreteri
Prof. Dr. Mehmet Tomanbay – TBMM 22. Dönem Milletvekili
Mercan Erzincan – Müzisyen
Merdan Yanardağ – Gazeteci, Yazar
Murtaza Demir – PSAKD Kurucu Başkanı
Mustafa Bağarkası – Emekli Yargıç, Avukat
Mustafa Karadağ – Emekli Yargıç, Avukat
Mustafa Kemal Erdemol – Gazeteci, Yazar
Mustafa Köz – Edebiyatçı, Yazar
Naciye Füsun Çağlar – Emekli Yargıç
Namık Koçak – Gazeteci, Yazar
Nazan Moroğlu – Avukat
Nida Açıkalın – Avukat Hareketi Yürütme Kurulu Üyesi
Ozan Çoban – Müzisyen
Ömer Faruk Eminağaoğlu – Hukukçu
Özgür Eryılmaz – Avukat
Özkan Rona – Eğitimci
Prof. Dr. Rıfat Okçabol – Akademisyen, Eğitimci
Prof. Dr. Saadet Ülker – Hemşire
Sadık Albayrak – Yeni Gelen Dergisi Yazı İşleri Müdürü
Doç. Dr. Savaş Karabulut – Jeofizik Mühendisi – Akademisyen
Selcik Ulusoy – Avukat, Ankara Barosu Cumhuriyet Kurulu Başkanı
Selin Nakıpoğlu – Avukat
Dr. Semiha Özalp Günal – İKD GYK Üyesi
Serdar Şahinkaya – İktisat Tarihçisi
Şenal Sarıhan – Hukukçu, TBMM 25. ve 26. Dönem Milletvekili
Ş. Serap Çatalpınar – İTÜ BİRLİK Başkanı
Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz – Akademisyen, Hukukçu
Şükran Eroğlu – Avukat
Tamer Akgökçe – Emekli Yargıç, Avukat
Tülin Tankut – Yazar, İKD Danışma Kurulu Üyesi
Türkan Kurtulmaz – Avukat
Dr. Ulaş Karadağ – Akademisyen
Umut Kuruç – İKD Genel Başkanı
Veli Demir – Eğitimci
Yavuz Alogan – Yazar, Editör, Çevirmen, Siyasetçi
Yeliz Toy – Eğitimci
Zöhre Aksüt – Dev-Turizm İş İzmir Şube Başkanı
Zülal Kalkandelen – Gazeteci, Yazar

Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik

0
Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik

Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik; ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bu ödüllerden yararlanmanın kapsam ve şartlarını düzenlemektedir.

Yönetmelik, Resmi Gazetenin 30 Mart 2013 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yönetmeliğe göre, hükümlü ve tutuklulara işledikleri suçun türü, koşullu salıverilme tarihi, kişisel özellik ve ihtiyacı, bedensel ve psikolojik yapısı, eğitim durumu ve mesleği göz önünde bulundurularak en uygun ödülün verilmesi öngörülmüştür. Ödüllendirme sisteminde, kurumun fiziki yapısı, personel sayısı, mali ve sosyal imkanlarıyla mevcut doluluk durumu gözetilmektedir.

Yönetmelik, hükümlü ve tutuklulara; eşleri ile mahrem görüşme, haftalık açık veya kapalı ziyaret süresini uzatma, kapalı ziyaret yerine açık ziyaret yapma, üst üste kullanılmayan ziyaret sürelerini toplu olarak kullanma, haftalık telefonla görüşme sayı veya süresini artırma; sosyal, kültürel veya sportif etkinliklerden öncelikli ve daha uzun süreli yararlanma, haftalık harcama miktarını yarı oranında artırma, tek kişilik odada televizyon bulundurma, hediye, takdir belgesi ve tavsiye mektubu gibi ödüller verilebilmektedir.

Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bu ödüllerden yararlanmanın kapsam ve şartlarını düzenlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, ceza infaz kurumlarında bulunan tüm hükümlü ve tutukluları kapsar.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 51 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Adalet Bakanlığını,

b) Genel Müdürlük: Ceza veTevkifevleriGenel Müdürlüğünü,

c) Kanun:13/12/2004tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu,

ç) Kurul: İdare ve Gözlem Kurulunu,

d) Kurum: Kapalı ve açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerini, ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Ödüllendirmeye İlişkin Temel İlkeler ve Denetim
Temel ilkeler

MADDE 5 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili olarak aşağıdaki ilkelere uyulur:

a) Hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesi ile ulaşılmak istenen temel amaç; bu kişilerin yeniden sosyalleşmesini sağlamak suretiyle insan haklarına saygılı, hukukî ve toplumsal kurallara bağlı bireyler olmalarını teşvik etmektir.

b) Hükümlü ve tutuklulara; ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî görüşleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve sırf bu nedenlerle ayrıcalık tanınamaz.

c) Hükümlü ve tutuklulara ödül verilirken bunların bir hak değil, teşvik esaslı ayrıcalık olarak verilebileceği göz ardı edilemez.

ç) Hükümlü ve tutuklulara; işledikleri suçun türü, koşullu salıverilme tarihi, kişisel özellikleri ve ihtiyaçları, bedensel ve psikolojik yapısı, eğitim durumu ve mesleği göz önünde bulundurularak en uygun ödül verilir ve bu karar ilgiliye bildirilir.

d) Ödüllendirmede; kurumun fizikî yapısı, personel sayısı, malî ve sosyal imkânları ile mevcut doluluk durumu dikkate alınır.

e) Hükümlü ve tutuklulara, gerekli şartları taşımaları hâlinde aynı anda birden fazla ödül verilebilir.

f) Aynı odada kalan veya ortak etkinliklere katılan hükümlü ve tutuklulara, gerekli şartları taşımaları hâlinde birlikte yararlanabilecekleri bir ödül verilebilir.

g) Hükümlü ve tutuklular hakkında disiplin soruşturmasına başlanılması veya ödüllendirilen tutum ve davranışlarının ortadan kalkması hâlinde ödüllendirme kararı Kurul tarafından derhâl geri alınır ve bu karar ilgiliye tebliğ edilir.

ğ) Hükümlü ve tutuklular, kuruma kabul işlemleri sırasında bu Yönetmelikte yer alan düzenlemeler hakkında bilgilendirilir.

Ödül uygulamalarının denetimi

MADDE 6 – (1) Kurul tarafından verilen ödüllerin türleri ve kimlere verildiği ile ödüllendirme gerekçelerini içeren aylık listeler yapılacak denetimlere imkân verecek şekilde özel bir klasörde saklanır.

(2) Kurul kararlarına karşı infaz hâkimliğine şikâyet ve infaz hâkimliği kararlarına karşı ağır ceza mahkemesine itiraz yolu açıktır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Ödül Türleri ve Uygulanma Esasları
Ödül türleri

MADDE 7 – (1) Hükümlü ve tutuklulara;

a) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki evli hükümlü ve tutuklulara, kurum personelinin yakın nezareti olmaksızın eşleri ile mahrem görüşme,

b) Haftalık açık veya kapalı ziyaret süresini uzatma,

c) Kapalı ziyaret yerine açık ziyaret yapma,

ç) Üst üste kullanılmayan ziyaret sürelerini toplu olarak kullanma,

d) Haftalık telefonla görüşme sayı veya süresini artırma,

e) Sosyal, kültürel veya sportif etkinliklerden öncelikli ve daha uzun süreli yararlanma,

f) Haftalık harcama miktarını yarı oranında artırma,

g) Tek kişilik odada televizyon bulundurma,

ğ) Hediye,

h) Takdir belgesi,

ı) Tavsiye mektubu, ödülü verilebilir.

(2) Çocuk hükümlü ve tutuklulara, yukarıda sayılanlar yanında anne ve babasıyla veya vasisi ile kurum personelinin yakın nezareti olmaksızın aile görüşmesi yapma ödülü verilebilir.

Ödüllendirilebilecek tutum ve davranışlar

MADDE 8 – (1) Disiplin cezası almamış veya kaldırılmış hükümlü ve tutuklulardan aşağıda sayılan tutum ve davranışların bir veya birkaçını sergileyenler, diğer davranış türlerine de açıkça aykırı davranmamaları hâlinde ödüllendirilebilir:

a) Tutum ve davranışları ile diğer hükümlü ve tutuklulara iyi örnek olmak,

b) İyileştirme faaliyetlerine geçerli mazeret dışında sürekli ve etkin bir şekilde katılarak kişisel gelişim göstermek,

c) İş, eğitim ve öğretim faaliyetlerine geçerli mazeret dışında sürekli katılarak üstün başarı göstermek,

ç) Kurumdaki kişisel ve ortak kullanım alanları ile bu yerlerde bulunan eşyaların temizlik, düzen ve korunmasına azami özen göstermek,

d) Kurum içi ya da dışındaki sosyal, kültürel veya sportif faaliyetlere sürekli ve etkin bir şekilde katılarak kişisel gelişim göstermek,

e) Kurum işleyişini sürdürmek için gerekli olan kurum iç hizmetlerinin yerine getirilmesinde istekli olmak ve üstün gayret göstermek,

f) Uyuşturucu, alkol veya sigara bağımlısı olup da bu bağımlılıktan kurtulmak için kurumca yürütülen eğitim veya tedavi programlarına katılarak bu konuda gelişim göstermek,

g) Kurum asayiş ve düzenini tehlikeye düşürebilecek hukuka aykırı bir eylemin ortaya çıkarılmasını sağlamak.

Ödüllendirmede yetkili merci

MADDE 9 – (1) Hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesi ile verilecek ödülün türüne, sayısına, süresine veya geri alınmasına Kurul tarafından Ek-1’de yer alan form doldurulmak suretiyle karar verilir.

Ödüllendirme usulü

MADDE 10 – (1) Kurul, resen veya kurumda görev yapan servislerin teklifi üzerine ilgililerin ödüllendirilmesine karar verebilir.

(2) Kurul, ödül verilecek hükümlü ve tutukluları ayda en az bir kez yapacağı toplantıda oy çokluğuyla kararlaştırır ve ödülün niteliğine göre uygun şekilde ilgililere bildirir.

(3) Ödülün geri alınmasını gerektiren şartların ortaya çıkması hâlinde Kurul, henüz uygulanmamış veya hâlen uygulanmakta olan ödülün derhâl geri alınmasına karar vererek ilgiliye bildirir.

(4) Hükümlü ve tutuklulara verilen ve geri alınan ödüller kayıt altına alınarak bir sureti ilgililerin şahsî dosyalarında saklanır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Eş ve Aile Görüşmesi Ödülü
Eş görüşmesi ödülü

MADDE 11 – (1) Kapalı ceza infaz kurumundaki hükümlü ve tutuklulara, en geç üç ayda bir kez olmak üzere, üç saatten yirmi dört saate kadar eşleriyle kurumun bu tür ziyaretler için ayrılan bölümünde ve personelin yakın nezareti olmaksızın mahrem şekilde eş görüşmesi ödülü verilebilir.

Eş görüşmesi ödülü ile ilgili genel hükümler

MADDE 12 – (1) Eş görüşmesi için kuruma gelen ziyaretçilerden; Türk vatandaşı olanların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını içeren resimli bir kimlik belgesini, yabancı uyruklu olanların ise pasaport veya yerine geçebilecek bir kimlik belgesi ile birlikte hükümlü veya tutuklu ile evli olduğunu ispatlayan Türkçe tercüme edilmiş resmî onaylı belgeyi göstermesi zorunludur.

(2) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile bir kez eş görüşmesi ödülü verebilir.

(3) Cinsel saldırı, cinsel istismar veya aile içi şiddet suçu işlemiş hükümlü ve tutuklular ile eş görüşmesi ödülü verilmesinin hükümlü, tutuklu veya eşi açısından riskli görüldüğü diğer durumlarda kurumda bulunan veya başka kurumlardan temin edilen psiko-sosyal yardım servisi personeli eşlerle öncelikle ayrı ayrı görüşür. Gerekli hâllerde eşlerle birlikte de görüşme yapılabilir. Görüşme sonucunda hazırlanacak değerlendirme raporunun Kurul tarafından dikkate alınması zorunludur.

(4) Aynı kampüs veya kurumda barındırılan hükümlü veya tutuklu eşlerin bu ödülden yararlanmaları için her ikisi hakkında da ayrı ayrı ödüllendirme kararı verilmesi gerekir.

Eş görüşmesi ödülünün süresi

MADDE 13 – (1) Hükümlü ve tutuklulara, en erken ayda bir en geç üç ayda bir, üç saatten yirmi dört saate kadar eş görüşmesi ödülü verilebilir.

(2) İlk görüşmenin süresi üç saat olarak belirlenir. Bu süre; hükümlü veya tutuklunun tutum ve davranışları, kurumun fizikî yapısı, personel sayısı ve mevcut doluluk durumu dikkate alınarak kademeli şekilde yirmi dört saate kadar artırılabilir.

(3) Eş görüşmesi, dini ve milli bayramlar ile Bakanlık tarafından açık görüşme izni verilen özel günlerde yapılamaz.

(4) Eş görüşmesinin gün ve saati, kurumun fizikî yapısı, personel sayısı ve mevcut doluluk durumu ile hükümlü ve tutukluların talepleri dikkate alınarak 09:00 ilâ 17:00 saatleri arasında başlayacak şekilde belirlenir.

(5) Görüşme tarihi ve saati, başkalarının haberdar olamayacağı uygun vasıtalarla, hükümlü veya tutuklunun eşine haber verebileceği makul bir süre önce kendisine bildirilir.

(6) Kurumdan kaynaklanan bir sebeple veya hükümlü, tutuklu ya da eşinin kabul edilebilir bir mazereti nedeniyle görüşmenin planlanan gün ve saatte gerçekleşmemesi hâlinde kurum idaresi tarafından başka bir tarih belirlenir.

Eş görüşmesinde alınacak güvenlik tedbirleri

MADDE 14 – (1) Eş görüşmesinin güvenli bir şekilde yapılabilmesi için görüşmenin mahremiyetini ihlâl etmeyecek tüm tedbirler alınır. Görüşme odası giriş kapısının dış kısmını gösterecek şekilde kamera koyularak görüntüler kayıt altına alınabilir.

(2) Görüşme odası ve eklentileri her görüşme öncesi ve sonrasında görevli personel tarafından aranır.

(3) Görüşme süresinin sona ermesi, çağrı butonuna basılması veya acil müdahale gereken hâller dışında görüşme odasına girilemez.

(4) Görüşme odası ve eklentilerinde, 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik ile bu Yönetmelikte belirtilenler dışında başka eşya bulundurulamaz.

Eş görüşmesinde alınacak sağlık tedbirleri

MADDE 15 – (1) Kurum, hükümlü ve tutuklular ile eşlerini, koruyucu sağlık tedbirleri ve kurumsal temizlik koşulları konusunda yazılı olarak bilgilendirir. Bu konuda hazırlanmış olan afiş ve broşür benzeri bilgilendirici materyaller hükümlü ve tutukluların kolayca erişebileceği yerlerde bulundurulur.

(2) Hepatit veya HIV gibi kan ya da cinsel yolla bulaşabilecek bir hastalığı olduğu kurumca bilinen hükümlü veya tutuklunun eşi, sağlık personeli tarafından yazılı olarak bilgilendirilir.

(3) Eş görüşmesi kapsamında kuruma gelen ziyaretçiden ikinci fıkrada yazılı türden bir hastalık taşıyıp taşımadığı konusunda hükümlü veya tutukluyu bilgilendireceği yönünde yazılı beyanı alınır.

(4) Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelikte geçen sağlık, temizlik ve kişisel kullanıma ilişkin malzemeler ile gerektiğinde bunların tek kullanımlık olanları, ayrıca ilaç niteliği taşımayan doğum kontrol ürünleri kurum kantininden satın alınabilir veya kurum idaresi tarafından imkânlar dâhilinde ilgili kurum ve kuruluşlardan temin edilebilir.

(5) Görüşme odası ve eklentilerinin düzen ve temizliğinden görüşmeden yararlanan hükümlü veya tutuklu sorumludur.

Eş görüşmesi sırasında iaşe

MADDE 16 – (1) Hükümlü ve tutuklulara, görüşme saatlerine rastlayan öğünlere ilişkin iaşeler eş görüşmesi öncesinde kumanya olarak verilir.

(2) Hükümlü ve tutuklular, eş görüşmesi öncesinde kurum kantininden satın aldığı gıda maddelerini görüşme odasında bulundurabilir.

Aile görüşmesi ödülü

MADDE 17 – (1) Çocuk hükümlü ve tutuklulara, en geç iki ayda bir kez olmak üzere, üç saatten yirmi dört saate kadar ana ve babası veya vasisi ile kurumun bu tür ziyaretler için ayrılan bölümünde ve personelin yakın nezareti olmaksızın aile görüşmesi ödülü verilebilir.

(2) Aile görüşmesinin süresi, çocuk hükümlü ve tutuklunun işlediği suçun türü, koşullu salıverilme tarihi, kişisel özellikleri ve ihtiyaçları, bedensel ve psikolojik yapısı ile eğitim durumu dikkate alınarak belirlenir.

(3) Aile görüşmesi, dini ve milli bayramlar ile Bakanlık tarafından açık görüşme izni verilen özel günlerde de yaptırılabilir.

(4) Bu Yönetmeliğin 12 ilâ 16 ncı maddelerinde düzenlenen ve aile görüşmesi ile uzlaşır nitelikte olan hükümleri, çocuk hükümlü ve tutuklular bakımından da uygulanır.

Eş ve aile görüşmesi sırasında kurallara uyulmaması

MADDE 18 – (1) Hükümlü ve tutuklu veya ziyaretçi tarafından bu Yönetmelik ve diğer ilgili mevzuatta düzenlenen kurallara uyulmaması hâlinde görüşmeye derhâl son verilebileceği gibi bu husus sonraki ödül değerlendirmelerinde de dikkate alınır.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Diğer Ödüller
Haftalık ziyaret süresinin uzatılması ödülü

MADDE 19 – (1) Haftalık ziyaret süresinin uzatılması ödülü verilen hükümlü ve tutukluların açık veya kapalı ziyaret süresi iki saate kadar uzatılabilir.

(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olanlar da Kanunun 25 inci maddesine uygun olacak şekilde bu ödülden yararlanabilir.

(3) Kurul, açık veya kapalı ziyaretten hangisinin ne kadar süreyle uzatılacağını ödüllendirme kararında açıkça belirtir.

(4) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla üç kez ziyaret süresini uzatabilir.

Kapalı ziyaret yerine açık ziyaret yaptırılması ödülü

MADDE 20 – (1) Hükümlü ve tutuklulara kapalı ziyaret yerine açık ziyaret yaptırılması ödülü verilebilir.

(2) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla üç kapalı ziyaretin uygun zamanlarda açık olarak yapılmasına karar verebilir.

Kullanılmayan ziyaret sürelerinin birleştirilmesi ödülü

MADDE 21 – (1) Hükümlü ve tutukluların üst üste kullanmadıkları en fazla üç haftalık ziyaret süresi toplu olarak kullandırılabilir.

(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olanlar da Kanunun 25 inci maddesine uygun olacak şekilde bu ödülden yararlanabilir.

(3) Kurul, birleştirilen ziyaret izni ödülünün süresi ile açık veya kapalı şekilde yapılacağı hususlarını ödüllendirme kararında açıkça belirtir.

Telefonla görüşme süresi veya sayısının artırılması ödülü

MADDE 22 – (1) Hükümlü ve tutukluların haftalık telefonla görüşme süresi veya sayısı iki katına kadar artırılabilir.

(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olanlar da Kanunun 25 inci maddesine uygun olacak şekilde bu ödülden yararlanabilir.

(3) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla üç kez telefonla görüşme süresini iki katına kadar artırabilir veya görüşme sayısını ikiye çıkarabilir.

Sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerden yararlanma ödülü

MADDE 23 – (1) Hükümlü ve tutuklulara; sosyal, kültürel veya sportif etkinliklerden öncelikli olarak veya bir hafta için programlanmış sürenin en fazla iki katına kadar yararlandırılması ödülü verilebilir.

(2) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla üç kez bu ödülün uygulanmasına karar verebilir.

Haftalık harcama miktarının artırılması ödülü

MADDE 24 – (1) Hükümlü ve tutuklulara, haftalık harcama miktarının yarı oranında artırılması ödülü verilebilir.

(2) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla üç kez haftalık harcama miktarının yarı oranında artırılmasına karar verebilir.

Tek kişilik odada televizyon bulundurma ödülü

MADDE 25 – (1) Ortak yaşam alanlarında bulunan televizyon dışında hükümlü ve tutuklulara, kaldığı tek kişilik odada televizyon bulundurma ödülü verilebilir.

(2) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla altı aya kadar bu ödülün uygulanmasına karar verebilir.

(3) Tek kişilik odalarda ödül olarak bulundurulabilecek televizyon, hükümlü veya tutuklu tarafından kurum kantininden satın alınabilir.

Hediye verilmesi

MADDE 26 – (1) Hükümlü ve tutuklulara, kişisel özellikleri ile özel ilgi ve becerileri dikkate alınmak suretiyle ödül olarak bir hediye verilebilir.

(2) Hediye, para veya ekonomik değer taşıyan bir eşya olabileceği gibi manevi değeri olan bir eşya da olabilir.

(3) Hediyenin maddî değeri, hükümlü ve tutukluların kurumdaki haftalık harcama miktarının yarısını geçemez.

(4) Hediye olarak verilen para veya eşyanın bedeli; Bakanlık bütçesi dışındaki resmî veya özel kurum ve kuruluşlardan alınan bağışlardan karşılanabileceği gibi 13/7/2005 tarihli ve 25874 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hükümlü ve Tutukluların Emanete Alınan Kişisel Paralarının Kullanımına Dair Yönetmeliğin 12 nci maddesi kapsamında Eğitim Kurulunun kararı ile emanet para faizinden de karşılanabilir.

(5) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile sadece bir hediye verebilir.

Takdir belgesi verilmesi

MADDE 27 – (1) Hükümlü ve tutuklulara ödül olarak takdir belgesi verilebilir.

(2) Takdir belgesi, hükümlü veya tutuklunun rızası alınmak kaydıyla, kurum personeli ile hükümlü ve tutukluların huzurunda törenle verilebilir ve söz konusu belge ailesine veya istediği başka bir kişiye gönderilebilir.

(3) Takdir belgesinin verilmesi için tören düzenlenmesi hâlinde hükümlü veya tutuklunun talebi ve kurum müdürünün onayıyla ilgilinin eşi, annesi, babası, kardeşi ve çocukları törene katılabilir.

Tavsiye mektubu verilmesi

MADDE 28 – (1) Hükümlü ve tutuklulara, salıverilme sonrasında kamu veya özel sektör nezdinde yapacağı iş başvurularında kullanmak üzere ödül olarak tavsiye mektubu verilebilir.

(2) Tavsiye mektubu, hükümlü ve tutukluların salıverilmesi sırasında verilebileceği gibi iş arama izni sırasında kullanılmak üzere de verilebilir.

(3) Tavsiye mektubunda Cumhuriyet başsavcısı ve kurum müdürünün imzası bulunur.

ALTINCI BÖLÜM
Son Hükümler
Yürürlük

MADDE 29 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 30 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Adalet Bakanı yürütür.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politika Belgesi – Ankara Dişhekimleri Odası

0

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politika Belgesi, Ankara Dişhekimleri Odası tarafından 23 Nisan 2022 tarihinde ilan edilmiştir.

Ankara Dişhekimleri Odası’nın 19. Olağan Genel Kurulunda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politika Belgesi tartışılarak kabul edilmiştir.

Bu belge, Ankara Dişhekimleri Odası’nın tüm etkinliklerinde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı amaçlayarak, üyelerinin bu konuda bilinç ve duyarlılık geliştirmesine yönelik ilkeleri düzenlemektedir. Aynı zamanda, cinsel taciz ve ayrımcılık gibi olumsuz durumlarla etkin bir şekilde mücadele edilmesi ve adil bir çalışma ortamının sağlanması hedeflenmektedir. Belge, toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı tutum ve davranışların önlenmesi için gerekli önlemleri almayı ve eğitim, seminer gibi farkındalık artırıcı faaliyetler düzenlemeyi taahhüt etmektedir.

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ TUTUM BELGESİ

Bilindiği gibi cinsiyet eşitsizliği, kadınların toplumsal yaşamın içinde yer alması önünde ciddi bir engel ve kadına yönelik şiddetin temel sebeplerinden biridir.

Dil, din, ırk, siyasi görüş ve cinsiyet ayrımcılığı yapmayacaklarına dair ant içerek göreve başlayan dişhekimleri, ortaya çıktığı her yerde ayrımcılığa karşıdırlar.

Bu belge ile Ankara Dişhekimleri Odası’nın tüm etkinlik ve uygulamalarında toplumsal cinsiyet eşitliğinin güvence altına alınması amacıyla, Oda yöneticilerinin, Oda organlarında görev alan dişhekimlerinin, idari personelin ve çalışanların uyması gereken ilkeler ve alması gereken önlemler düzenlenir, Ankara Dişhekimleri Odası’nda farklı cinsiyet, yaş, engellilik durumunda olan ve farklı görüşlere sahip kişilerin birlikte uyum içerisinde çalışması hedeflenir.

Mesleğin tüm alanlarında toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı anlayışı hayata geçirmeyi ve buna ilişkin faaliyetler yürütmeyi taahhüt eden bu belge, kadının sosyal statüsünün yükselmesi yönünde gösterilen uluslararası çabaların bir sonucu olarak 1979 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen ve Türkiye’nin 1985 yılında taraf olduğu CEDAW (Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women) olarak bilinen “Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi”ne, Türkiye’nin 2011 yılında taraf olduğu “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadına Karşı Şiddetin ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ne, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü‘ne ve TDB Dişhekimliği Meslek Etiği Kurallarına dayanılarak hazırlanmıştır.

Bu belgede, “Toplumsal Cinsiyet” İstanbul Sözleşmesi’nin 3. maddesinde yer alan biçimiyle,

“toplumsal olarak inşa edilen ve belli bir toplum tarafından erkekler ve kadınlar için uygun görülen roller, davranışlar, eylemler ve nitelikler” olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Konseyi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Stratejisi 2014-2017 belgesine göre, “Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın ve erkeğin kamusal ve özel hayatın bütün alanlarında eşit ölçüde görünürlüğünü, güçlendirilmesini, sorumluluk almasını ve katılımını ifade etmektedir”.

Tanımlar

a) Toplumsal Cinsiyet: Toplumsal cinsiyet, cinsiyet temelli rolleri, sorumlulukları ve kimlikleri belirleyen biyolojik cinsiyetimize dayalı bir sosyal yapıdır. Bu, ataerkil ideolojilerin, kültürel uygulamaların ve eşitsizlikleri doğuran üretim ilişkilerinin ürünüdür. Toplumsal ilişkilerle öğretilen ve zaman içinde, aynı kültürde ve kültürler arasında değişiklik gösterebilen toplumsal tavırlarla belirlenen bir cinsiyetlendirme biçimidir.

b) Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Bireyin hak ve özgürlüklerde, fırsatları kullanmada, kaynaklardan ve hizmetlerden faydalanmada cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa uğramamasıdır.

Bireyin cinsiyetine bakılmaksızın eşit hak ve fırsatlara ulaşmasıdır. İnsan haklarına ek olarak bilgiye, kaynaklara, hizmetlere ve eğitimlere eşit erişimini ifade eder.

c) Cinsel Taciz: Rızaya dayalı olmayan, kişiyle vücut teması bulunarak ya da bulunmadan yapılan ve cinsel içerikli söz, tavır ve diğer davranış biçimleridir. Olayın gerçekleştiği ortamdan bağımsız olarak ısrarla tekrarlanan eylemler ya da bir tek eylem cinsel taciz olarak değerlendirilebilir. Cinsel taciz farklı veya aynı cinsiyet arasında gerçekleşebilir.

d) Ayrımcılık: Bir kişiye toplumsal cinsiyet temelli keyfi ya da haksız bir davranışta bulunulması ve bu suretle kişinin mağdur edilmesidir. Toplumsal cinsiyet kimliği nedeniyle bir kişi ya da gruba, aynı ya da benzer konumda olduğu diğer kişilere göre keyfi olarak eşit davranmamak ya da onu/onları mağdur etmektir.

Bu belge ile Ankara Dişhekimleri Odası, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde; 

  •  Oda üyelerinin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığının ve bilinç düzeyinin artması için çaba göstermeye, ayrımcılık ve tacizle ilgili şikâyetler söz konusu olduğunda etkin bir soruşturma ve yaptırım mekanizması işletmeye hazır olduğunu belirtir.
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki duyarlılık ve farkındalığı arttırmak, olumsuz uygulama ve yaklaşımları dönüştürmek için Oda yöneticilerine, Oda organlarında görev alanlara, üyelere ve Oda çalışanlarına yönelik eğitim, seminer, konferans, toplantı ve çalıştayların düzenlenmesini, duyurular ile meslek mensuplarının ve toplumun bilgilendirilmesini amaçlar.
  • Dişhekimlerinin klinik uygulamalarında, bilimsel araştırma, toplantı ve yayın süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı söz ve ifadeler kullanmaması, tutum ve davranışlar göstermemesi yönünde gerekli önlemleri alır; toplumsal cinsiyet eşitliğini ihlal eden söz, tutum, davranış ve mobbinge ilişkin iddiaların Odaları Disiplin Kurullarınca incelenmesini sağlar.
  • Kadın dişhekimlerinin çalışma koşullarını görünür kılmak ve değerlendirmek amacıyla çalışmalar yapar, özel ve toplumsal yaşamlarının dengesini kurabilmelerini destekleyici olanaklar hazırlanması için katkı sunar.
  • Ankara Dişhekimleri Odası, kadının cinsiyetine bağlı olarak seçim ve görevlendirmelerde ayrımcılığa uğramasını kabul etmez, cinsel taciz ve cinsel saldırının önlenmesini ve ortadan kaldırılmasını benimser, bireysel veya kurumsal olarak kesinlikle tolerans göstermez.
  • Oda organları ve çalışanları ile birlikte, tüm bireyler için eşitlik, kapsayıcılık, insan onuruna saygı, adil davranma gibi evrensel değerleri benimser ve uygulamada bu ilkelere sadık kalır. Bu çerçevede, farklılıklara saygı gösterir ve her türlü ayrımcılığa karşı çıkar.
  • Ankara Dişhekimleri Odası Yönetim Kurulu bu çalışmaları yürütür, diğer kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları ile yapılacak toplumsal cinsiyet eşitliği konulu projelerde yer alır.

Greco: Türk Yargı Etiği İlkelerine Uluslararası Bir Bakış ve HSK Açmazı

0

GRECO: TÜRK YARGI ETİĞİ İLKELERİNE ULUSLARARASI BİR BAKIŞ ve HSK AÇMAZI /  Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu

Öncelikle, birçok farklı tanımı yapılmış olan etik kavramını kısaca özetleyelim. Etik, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt etme ve bu değerlendirmelere göre hareket etme konusunda insanın sahip olduğu bilinç, düşünce ve ilkelerle ilgilenen bir felsefe dalı, aynı zamanda da sanat biçimidir. Etik, bireylerin ve toplumların karşılaştığı moral sorunları ve bu sorunlarla nasıl başa çıkılacağı konusundaki prensipleri inceleyen bir disiplindir.

Ersoy Zırhlıoğlu

Ahlak ile etik kavramlarının karıştırılmaması gerekir. Her ne kadar iki kavram birbirlerine yakın anlamlar taşıyor olsalar da ve konu hakkında çok farklı görüşler bulunmaktaysa da[1] iki kavramın birbiri ile eşanlamlı olmadığını belirtmekte fayda vardır. Bu makalenin kapsamı açısından detaylı bir analize girmek yerine, kısaca etik konusunun felsefenin, ahlak konusunun ise sosyolojinin inceleme alanlarına bir nebze daha yakın olduğunu belirtmemiz yerinde olacaktır.

Ahlak ülkeden ülkeye, ilçeden ilçeye, köyden köye dahi değişebilen kurallara sahip olan, içinde bulunulan toplumun şekillendirdiği bir kurallar bütünüdür. Etik ise, globaldir.[i] Toplumları şekillendirir. Ahlak ise döngüseldir; önce toplumlar tarafından oluşturulur, sonra da toplumun içinde bulunan bireyleri şekillendirir. Bu sebeple, mesleki konularla ilgili etik kurallara, ilkelere, standartlara sık sık rastlamak mümkündür. Bir insanın ahlak kurallarına uymasının sebepleri arasında toplumdan dışlanma, kınanma, toplum baskısı gibi yazılı olmayan ve gayrihukuki, kimi durumlarda illegal yaptırımlara uğrama (ör. evinin taşlanması) gibi korkuları dahi olabilir. Bununla birlikte, bir yaptırıma bağlanmamış (ör. mesleki etik kurallarına aykırılıktan kaynaklanan idari yaptırım) etik kurallara bir insanın bağlı kalma sebebi, o insanın etik değerleridir. Immanuel Kant etik ve hukuk arasındaki ilişkiyi şu sözlerle açıklamıştır: “Hukuken, bir insan bir başkasının haklarını ihlal ettiğinde suçludur. Etik konusunda ise sadece bunu yapmayı düşünüyorsa dahi suçludur[ii].”

Yapılan araştırmalara göre, ahlak, bir ölçüye kadar, hayvanlarda, özellikle primatlarda da bulunabilmektedir.[2] Halbuki insanı insan yapan, yahut tam ve iyi, erdemli bir insan yapan, onun etik değerleri ve bu değerlere bağlılığıdır.

Detaylarına inmeden önce, “Yargı Etiği” kavramının, dar tanımıyla hâkimlerin ve diğer yargı mensuplarının davranışlarını, kararlarını ve mesleki tutumlarını şekillendiren değerleri ve ilkeleri içerdiğini belirtmek gerekir. Bu etik kurallar, hâkimlerin bağımsızlığını, tarafsızlığını, dürüstlüğünü ve adaletin gerçekleşmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Yorum daha da genişletilirse, hâkimlerin gündelik hayattaki tavır ve davranışları, sosyal medya kullanımları gibi ilk bakışta (prima facie) yargılama ile doğrudan ilgisi bulunmayan, sınırları muğlaklaşan, doktrinde görüş birliği bulunmayan konulara da yer verildiği görülmektedir.

Tahkim yargılaması incelendiğinde, hakemlerin de etik kurallarla bağlı olduğu görülmektedir. Nitekim birçok tahkim kurumu, etik ilkeleri çok daha somut kurallara bağlamıştır. Keza bir tahkim yargılamasında etik ilkelere aykırılık bulunması 1958 tarihli New York Konvansiyonu uyarınca tahkim kararını geçersiz dahi kılabilmektedir. Fiili olarak, bir Türk mahkemesinde etik ilkelere aykırı bir karar verilmesi bu kararın bozulmasına-başkaca bir sebep yoksa-yol açmayabilecekken, bir tahkim yargılamasında bu kararın verilmesi, kararın bozulmasına sebep olabilecektir. Tahkim hususu nev-i şahsına münhasır bir usul olduğu için, konuyu bu makalede daha fazla detaylandırmayacağız.

Buraya kadar özellikle ayrı yazdığımız, okuyucunun dikkatini çekmeye çalıştığımız bir husus bulunmaktadır. Yargı etiği denildiğinde, ilk olarak akla gelen, hatta gelmesi gerekenin hâkimlerin olması gerektiğidir; keza karar merci olarak her daim yargı etiğinin bütün kurallarına bağlı olmaları gerekmektedir. Son cümlenin doğru anlaşılması elzemdir. Hâkimlerin daima yargı etiğinin bütün kurallarına bağlı olmalarının gerekmesi, geri kalan tarafların, örneğin avukatların, savcıların, bilirkişilerin, uzman görüşü yazan kişilerin ve diğer kişilerin etik dışı davranacağı anlamına gelmemektedir.

Her meslek grubunun farklı etik prensipleri bulunmaktadır. Türkiye’de de, birçok ülkede olduğu gibi, yargı etiği dendiğinde ilk akla gelen hâkimlerin bağlı olduğu etik ilkelerdir.

Yargı etiği konusu pek çok açıdan ele alınabilecek bir husustur. Bunlardan bazılarına örnek verelim: 

Yargı Etiğinin Tanımı ve Önemi: Yargı etiğinin ne olduğunu, neden bu kadar önemli olduğunu ve yargı sistemindeki yerini alan konulardır.

Temel İlkeleri: Bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, şeffaflık gibi yargı etiğinin temel ilkelerini detaylı bir şekilde inceleyen konulardır.

Yargı Etiği ve Hâkimlerin Sorumlulukları: Hâkimlerin etik kurallara nasıl uymaları gerektiği, bu kuralların hâkimlerin mesleki yaşamlarını nasıl etkilediği üzerine yapılacak araştırmalardır.

Yargı Etiği İhlalleri ve Sonuçları: Yargı etiği kurallarına uyulmamasının yargı sistemine ve topluma olan olumsuz etkilerinin incelenmesidir.

Uluslararası Yargı Etiği Standartları: Dünyadaki farklı ülkelerde yargı etiği ile ilgili hangi standartların olduğunu ve bu standartların nasıl oluşturulduğunu inceleyen, ülke bazlı veya karşılaştırmalı konulardır.

Yargı Etiği Eğitimi: Hâkimlerin ve yargı mensuplarının etik eğitimlerinin nasıl olması gerektiği, bu eğitimlerin önemi ve içeriği hakkında bilgi veren, kimi durumlarda yol gösteren araştırmalardır.[3]

Konular bu denli farklı olmasına rağmen, sonuç olarak elde edilmesi istenen amaç etik değerler doğrultusunda nihayete erdirilmiş bir yargılamadır. Türkiye’nin taraf haline geldiği sözleşmelerden, yargı etiği hakkında olanlarına değinerek, bunların ne derece yerine getirildiğini incelemek asli misyonumuzdur. Mamafih, yargı etiği ilkelerine uyum gösterilip gösterilemediğine dair yaptığımız uluslararası incelemeler ile ulusal kurumlarımızın yargı etiği ilkeleri ile uyum içinde olup olmadığına dair incelemelerimiz bizlere bu ilkelere uyumun hangi noktalarda ve neden sağlanamadığı yönünde de kapsamlı bir fikir vermeyi amaçlamaktadır.

Uluslararası antlaşma ve sözleşmelere bakıldığında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Bangalore İlkeleri, Avrupa Konseyi Yargı Bağımsızlığı/Etiği İlkeleri, Yargıçlar için Magna Carta, Uluslararası Yargı Etiği İlkeleri, Venedik Komisyonu gibi sözleşmeler görülebilir. Bunların bir kısmını özetleyerek başlamak faydalı olacaktır.

Yargı Etiği Belgeleri

Yukarıdaki sözleşmeler ve bunların getirdiği ilkeler özellikle hâkimlerin seçimi, aday gösterilmesi ve kariyerleri ile ilgili kararlarının objektif kriterlere göre ve yargı bağımsızlığını sağlayan bir organ tarafından (Adalet Bakanlığının veya HSK’nın yapısının uygun olmadığına aşağıda detaylarıyla değinilmiştir) yapılması gerektiğini belirtir.[4] Hâkimlere karşı yürütülen disiplin kovuşturması, bağımsız mahkemelerce temyiz edilebilir olmalıdır.[5] Hâkimler için yeterli ekonomik kaynaklar tahsis edilmelidir.[6] Hâkimlerin hem mesleğin başlangıcında hem de mesleğe devam ederken uygun eğitime erişimleri sağlanmalıdır.[7] Hâkimlere emir veya talimat verilmemesi ve yargılama söz konusu olduğunda hâkimler üzerinde hiyerarşik baskı olmaması şarttır.[8] Kovuşturma ve savunma için silahların eşitliği mutlaka tesis edilmelidir.[9] Adalet şeffaf olmalıdır ve hâkimler uyuşmazlıkların hızlı, etkin ve ekonomik çözümünü sağlamak için gerekli adımları atmalıdır.[10] Mahkeme belgeleri ve yargı kararları erişilebilir, basit ve açık bir dille hazırlanacaktır. [11]Hâkimler, adil ve kamuya açık duruşma yaparak, makul bir süre içinde kamuoyuna ilan edilen gerekçeli kararlar vermelidir. Bu kararların uygulanması, adil yargılanma hakkının temel bir bileşeni olup, etkin bir adalet sisteminin teminatıdır. [12]

Yine hâkimlerin karar verirken içeriye ve dışarıya karşı tam bağımsız olmaları,[13] bakmakta oldukları davadan el çektirilememeleri,[14] üzerlerinde herhangi bir baskı kurulamaması,[15] mahkemenin otorite ve onurunu koruyacak tedbirleri almaları; -ki bu korumadan kendileri de nasiplerini alırlar-gerekmektedir.[16] Yargısal bağımsızlık için gerekli somut adımların en üst seviyede atılması ve kanuni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.[17] Bir yargı kararı, başka bir yargı kararı olmadan kaldırılamaz veya değiştirilemez; yani bir mahkemenin verdiği kararı, ancak başka bir mahkeme kaldırabilir veya bozabilir.[18] Yasama ve yürütme, mahkeme kararları hakkında yorum yapabilse de halkın, mahkemelerin bağımsızlığına dair itibarını zedeleyecek yorumlardan kaçınması gerekmektedir.[19] Behemehal, genel af çıkarmak ve özel af ilan etmek haricinde yargının işine müdahalede de bulunmaktan memnudurlar.[20]

Yargı Bağımsızlığı ve Hakimlerin Azledilmemelerine İlişkin Standartlar

Konu ile ilgili en çok irdelenen kurallar bütününden biri olan Bangalore Yargı Etiği ise, ilkelerin ana temalarında sıkça değinilen konuları tekrar etmiş olmakla birlikte, önemli olmasının sebebi yeni ilkeler getirmesi değil, ilkelerin korunması amacıyla somut adımların nasıl atılacağına dair açık bir harita çizmiş olması; başka bir değişle, muğlak ifadeler kullanmak yerine, her ifadeyi detaylıca açıklamış olmasıdır.[21] Değindiği ana başlıklar “bağımsızlık”,[22] “tarafsızlık”,[23] “belli bir kişilik özelliği; kişiliği ve karakteri bozulmamış” (“integrity”)[iii],[24] “dürüstlük”,[25] “eşitlik”,[26] “ehliyet ve liyakat”[27] olmak üzere altı adet olup, bu ilkeler birçok yargı etiği belgesine entegre edilmiştir.

Özetlenebilecek birçok sözleşme daha bulunmakla birlikte, amacımız bütün sözleşmeleri özetlemek değil, amaca giden yoldaki adımlara dair bir kanı oluşturmaktır. Bu kanı oluştu ise, olması amaçlananı geride bırakıp, ‘olanı’ mercek altına yatırabiliriz.

Bunca uluslararası sözleşme var; lâkin, devletler (yahut hükümetler), bu sözleşmelere uymak zorundalar mı? Daha da önemlisi, neden bu sözleşmeler ile kendilerine yükümlülük getirir, yaptırımı olmayan sözleşmelere dahi neden uyarlar? İşte bu tür konular uluslararası hukukun belkemiğini oluşturan sorulardan bazılarıdır:

Devletler uluslararası hukuka yahut uluslararası hukuk kurallarına uyar mı? Uyarsa ne zaman, hangi sebeple, neden uyarlar. Bu konu, uluslararası doktrinde onlarca yıldır tartışılagelen, üstünde kesin bir anlaşmaya varılmamış olan, “uluslararası hukuk var mıdır?” tartışmalarına dahi kaynaklık etmiş çetrefilli bir konudur. “Why Do Nations Obey International Law?” (Devletler uluslararası hukuka neden uyar?) başlıklı makalemde,[28] bu konuyu on iki farklı bakış açısına sahip ekolden ele alarak karşılaştırdım.[iv] Konu çok uzun olduğu için, verilecek özet bilgilerde eksiklikler olacağı muhakkaktır. Bununla birlikte, devletlerin uluslararası hukuka uyma sebepleri—büyük bir genellemeyi göze alarak—bu uyumdan bir kazanım elde edeceklerini düşünmeleri veya uymazlarsa bir kayıp yaşayacaklarını bilmeleridir.[29]

Uluslararası bir sözleşmeyi imzalama amacı başka bir gaye de taşısa, uygularken farklı niyetleri de olsa, uluslararası hukuka uyulma sebebi demokrasilerde devletin, diğer yönetim biçimlerinde ise kimi zaman başta yönetici sınıfının ve ikincil olarak yine devletin çıkarlarının korunması amacıdır. Bir hükümetin, yönettiği devlette, herhangi bir uluslararası hukuk kuralını, sadece uluslararası normlara uyma amacı ile uygulamaya koymuş olmasını beklemek uluslararası ilişkiler açısından Polyannacılık oynamaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir.[30]

Ülkemizdeki fiili duruma bakacak olursak, imza edilenler (uluslararası sözleşmeler) ile uygulananların (HSK ve Hâkimler arasındaki ilişki) birbiri ile derin bir çelişki halinde olduğu daha da somutlaşacaktır.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (“HSK”), tıpkı hâkimler ve savcıların yargılamalarda yan yana oturmasında olduğu gibi, halen adalet sistemimizin yan yana bulunması hatalı olan yapılarından birisidir. Bu nedenle, yargı etiği ilkelerini büyük oranda uygulayan kurul olan HSK, aynı zamanda hâkimlerden çok daha farklı statüde bulunan savcıların da denetleyicisi pozisyonundadır. Bu durum ise, Adalet Bakanını, fiilen hâkimleri denetleyen bir konuma getirmektedir; ki bu oluşum, kuvvetler ayrılığı ilkesine de aykırıdır.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin var olması, hâkimlerin mesleğe seçiminde Adalet Bakanı ve yardımcılarının bulunduğu bir komisyonun olduğu mülakatlarda başarısızlığın bir göstergesi olacakken, Adalet Bakanının HSK’nın başkanı olarak hâkimlerin denetleyicisi pozisyonunda olması da sadece göreve alınma sürecinde değil, göreve devam ettikleri süreç boyunca da Bakanlığın, dolayısıyla da siyasetin, hâkimlerin üzerinde oluşturacağı bir baskı aracı olarak devam etmesinin önünü açacaktır.[v]

Birçok ülkenin yargı sisteminin gelişmişlik seviyesi hakkında incelemelerde bulunan, bu ülkelere, incelemeleri sonucunda eksiklikleri rapor eden, bu eksikliklerin en kısa sürede giderilmesini isteyen, gönüllü olarak katılım sağladığımız, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (Group of Countries Against Corruption “GRECO”), uzun yıllardır Türk yargı sistemi hakkında da eksiklikleri defaatle belirtmektedir. Yukarıda yazdığımız bulgular ile GRECO’nun bulgularının kesiştiği noktaları özetle incelemek isteriz. Raporun ilgili kısımlarını, büyük önem arz ettikleri için değişiklik yapmadan alıntılamak isteriz. Bu kısımlar şöyledir:

… GRECO, … HSK üyelerinin tamamının yürütme ve yasama erki tarafından seçilmesinin, bu Kurulu, eski HSYK yapısından dahi daha az bağımsız hale getirdiği yönünde ciddi endişelere sebep olduğunu hatırlatır. Bu gelişme, HSK ile ilgili olarak, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin CM/Rec(2010)12 sayılı Tavsiye Kararı’nda belirtildiği üzere, özerk yargı kurumlarının üyelerinin en az yarısının kendi meslektaşları tarafından seçilmesini gerekli kılan uluslararası standartlarla açıkça uyumlu olmadığı sonucunu ortaya koymuştur.[31]

(Y)eni adayların mesleğe kabulünün son aşamasında, … (ö)zellikle de mülakat heyetinin iki üyesi dışında, yani HSK Genel Sekreteri ve Adalet Akademisi’nin danışma kurulundan seçilen bir üye dışında, geri kalan beş üye Adalet Bakanlığı temsilcisidir. HSK, Adalet Bakan Yardımcısı da dâhil olmak üzere, hâkim ve savcı adaylarının mesleğe alımında öncü rol oynamaktadır. Bu bağlamda, HSK’nın yapısı açısından ifade edilen endişeler ve hiçbir üyenin hâkimler tarafından seçilmemesi ışığında GRECO, hâkimlerin seçim ve mesleğe alım süreçlerinde yürütme erkinin kontrolünün daha fazla artmasından endişe duymuştur.[32]

…GRECO, hâkim ve savcılara karşı disiplin soruşturması sistemi bakımında, Adalet Bakanı başta olmak üzere, yürütme erklerinin usulsüz etkisinde kalmaksızın nesnel kriterlerin yönlendirdiği bir süreç tesis etmeyi amaçlayan geniş çaplı bir değerlendirmenin bulunmadığını kaydetmiştir. Ayrıca Adalet Bakanı, herhangi bir disiplin soruşturması açılmadan önceki sürece de müdahil olmaktadır…[33]

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Rolü

Tavsiye xviii 77.-81. maddeler arasında, GRECO ayrıca, özetle, hâkimlik ve savcılıkların ayrı meslekler olması sebebiyle Adalet Akademisinde her meslek için ayrı eğitimin verilmesi gerektiğini, mesleklerin kendi nevlerine münhasır etik ilkeleri olduğunu, bu eğitimlerin de sadece staj esnasında değil, meslek hayatı boyunca verilmesi gerektiğini önemle vurgulamaktadır.[34]

Yargı etiği konusunda ele alınabilecek birçok başlık olduğunu en başta da belirtmiştik. Bu noktada ise, hâkimlik ve savcılık mesleğinin hukuken ve fiilen, birbirlerinden tam anlamıyla ayrılmadıkları, HSK’nın başında Adalet Bakanlığı temsilcilerinin bulunduğu, hâkimlerin Adalet Bakanlığı personeli tarafından mülakatla seçildiği, savcı ile hâkim arasında mesleki anlamda net bir ayrımın fiilen yapılamadığı,[vi] bu durum karşısında, yukarıda belirttiğimiz uluslararası yargı etiği ilkeleri ile ilgili daha detaylı değerlendirmelerin yapılmasının lüzumu yoktur.

HSK varlığını sürdürdüğü ve hâkimlik ile savcılık arasındaki ayrım netleşmediği sürece, yargı etiğinin ülkemizdeki esaslarından bahsetmek distopik bir yapılanmada, distopyadan dolayı ütopya halini alan—aslen olağan olması gereken—ütopik koşulların neden uygulanamayacağını tartışmaktan öteye geçemeyecektir. HSK adlı bu başarısız yapılanmanın ilgasından sonra, konunun esasına dair yapılacak tartışmalar daha gerçekçi olacaktır. Nitekim GRECO’nun yaklaşık yirmi yıla yayılan raporları incelendiğinde de görüleceği üzere, tavsiyeler yerine getirilmemiş ve herhangi bir ilerleme olmamıştır. Gelişme kaydedilmemesi yönündeki başarısızlıklar, GRECO tarafından da üzüntü ile karşılanmıştır.

Yargı etiği tartışmalarında hakim olan görüş, hâkimlerin hakkaniyete uygun olmasa da, demokratik yolla seçilmiş olan kanun yapıcılar tarafından düzenlenmiş kanunlara uymasıdır. Kanun yapıcılar ise 1981’den bu yana, önce HSYK, akabinde de isim değişikliği ile HSK olarak yargı erki üzerindeki etki ve yetkilerini devam ettirmekten vazgeçmemişlerdir. Yürütme erkinin HSK üzerindeki yetkilerinin de artması ile, kuvvetler ayrılığı ilkesi tamamen zedelenmiştir.

HSK’ya yapılan atanmaların çoğu yasama ve yürütme erki tarafından yapıldığı için, bağımsızlık ve tarafsızlık hususunda, müphem durumlar oluşmaktadır. Keza HSK, aynı zamanda hâkimlerin (ve savcıların) disiplin ve atama işlemlerini de yapmaktadır. Bu durum, özellikle HSK’nın prosedürlerinin yargılama faaliyetleri gibi şeffaf olmadığı hususu dikkate alındığında da HSK’nın bütün hâkimler (ve savcılar) üzerinde bir baskı aracı olarak değerlendirilebilmesine sebep olabilmektedir.

Üzerinde böyle bir baskı olan hâkimlerin, yargı etiği ilkelerine bağlı kalmalarının önemliliği kadar, halkın da bu ilkelere bağlı kalındığına dair inancının olması gerekmektedir. Ne yazık ki, adalete güven endeksinde, ülkemiz giderek aşağı sıralara gerilemektedir. Bu güvensizliğin bireysel olarak hâkimlere karşı olmaktan ziyade, kurumsal olarak adalet sistemimizdeki hatalı yapılanmalara karşı bir güvensizlik olduğu kanısı daha olasıdır.

Etik bir yargılama sürecinde ne hâkimin ne de avukatın, bir üste yahut asta ihtiyacı olmamalıdır; yargılamanın bütün tarafları eşit güçler ile donatılmış olmalıdır. Aksi, yargı etiğinden uzaklaşıp, ülkedeki adaletin etiğini yargılatır.

Adaletin etiğinin yargılandığı ülkede ise, yargı sadece kanunların uygulayıcısı konumuna geçer; keza, insanlar adalete ve hakkaniyete dair inançlarını yitirirler. İhkak-ı hakkı, hak olarak addederler. Adaletin bittiği yerde kaos başlar; hükümetler ve devlet dahi kalmaz. Zira adalet, devletlerden çok daha önce ortaya çıkmış, ilk insanlarla birlikte dünyada tesis edilmeye başlamış bir düzendir.

Adalet, kendi kendine yerine gelmez; bu sebeple her daim çaba sarf edilmeli, bu konuda tembellikten kaçınılmalıdır.

Toplumların hayatta kalabilmesi, milletlerin varlığını devam ettirebilmesi, masumların zalimlerden korunması, ulusların barışını perçinlemesi, eşitliğin bir nebze de olsa var olabilmesi, dürüstlüğün karine olarak da olsa değer görmesi, bireylerin kurumlara ve devletlere, kurumların devletlere, devletlerin birbirlerine karşı yargılanmalarında eşitliği tesis edilebilmesi, kanunlarda yazsa dahi, ancak hakkaniyetli bir adalet sisteminin güvencesi ile tesis edilebilir.

Adalette atalet baş gösterirse, yalnızca yukarıda saydıklarımızın hiçbiri gerçekleşmemekle kalmaz; aynı zamanda hukuk sistemine gölge düşer, yargıya dair ümitler ve umutlar tükenir. Adalet, adalet saraylarında aranmaktan çıkar ve ihkak-ı hak, hak olarak algılanmaya başlanılır. Toplumdaki adalet ahlakı ile adaletteki ahlaka dair inanış; dolayısıyla topyekûn ahlak sükût eder. Eskiden zedelenen vicdanlar, adaletsizliği olağan olarak algılamaya başlar ve toplumsal vicdan nasır tutup suskunlaşmaya başlar; toplumsal huzur ve barış ortamı ortadan kalkar. İnsan haklarına olan inanç tamamen yok olur, insanlar temel hak ve özgürlüklerini dahi unuturlar. Eşitlik olgusuna kimse inanmamaya başladığı için toplum genelinde karamsarlık artar ve bunun sonucunda suç oranları yükselişe geçer. Hukuk devleti olmanın gereği yerine getirilememiş olacağı için, demokrasinin temelleri kökünden sallanır. Bu nedenlerle, adalette ataletin olduğu dönemler, hukuk ve tarih kitaplarında, insanlığın utanç dolu yıllarına örnek olan en karanlık zamanlar olarak anlatılırlar.

Yazımıza son vermeden önce, konuyu son dönemlerde yaşanmış bir olay üzerinden okuyucunun fikirlerine sunmak isteriz.

Ceza yargılaması tarihine bakıldığına, “göze göz” ilkesinden öncesine giden ilkenin intikam, yani öç alma olduğu görülmektedir. Hukuk her ne kadar yaşayan bir bilim olsa da, bazı konulara dair tartışmalar statükocu (status quo) zihniyetlerden ötürü geride bırakılamamıştır. Öç almanın cezai yaptırım olarak kabulünden binlerce yıl sonrasına gelindiğinde, bazı hukukçular aksini savunsalar ve farklı açıklamalar getirmeye çalışsalar da halen “göze göz” ve öç almanın karışımı olan idam olgusunun uygulandığı ülkeler olduğu üzücü bir gerçektir. Üstelik bu ülkelerde, idam edilen kişilerin ya tamamen suçsuz olduğunu yahut cezai ehliyetlerinin olmadığı da çoğu zaman idamdan sonra ortaya çıkmıştır.[35]

İdam bir ülkenin kanununda ceza olarak geçse de bir hukukçunun gözünde devlet eliyle ve öç alma saikiyle işlenen cinayet konumunda olmalıdır. Halbuki devlet, cinayet işlememelidir. Hâkimler, kanunda yazanı uygulamak ile mükelleflerdir. Bununla birlikte, bir ülkenin kanunun yazdıkları ile birlikte, hukukun evrensel ilkelerine, uluslararası sözleşmelere ve hakkaniyete de dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bu konu ile ilgili olarak en dikkat çekici davalardan birisi George Stinney Jr. adlı çocuğun idamı ile ilgili olanıdır.[vii] ABD’de, 1944 yılında, 14 yaşında aleyhinde idam kararı verilen ve henüz 15 yaşındayken idam edilen George’un, 2014 yılında kardeşleri tarafından yapılan başvuru sonucunda suçsuz olduğu ortaya çıkmıştır.[36]

Federal kanunlar eyaletlerin idam kararlarını engellemiyordu, Güney Carolina da hiçbir gerçek ve somut kanıt olmadan, belki de sadece siyah bir çocuk olduğu için, George’u idam etmekten çekinmedi. Mahkeme’de, jürinin karar vermesi sadece on dakika sürmüştü. Elektrikli sandalyede boyu kafanın geçirildiği kısma yetişmediği için, George’un altına kitap koyarak kafasının yetişmesini sağladılar.

Ülkemizde de idam, uzun yıllar boyunca uygulanageldi. Ne yazıktır ki, hukuki bir gelişmişlik neticesinde değil, bir pazarlık sonucunda hukuk sistemimizden kaldırıldı. Yine de idamın hukuk sistemimizden çıkması, hukuk devleti olma adına atılan adımlar açısından büyük bir kazanımdır.

Bütün okuyucuları bir soruyu düşünmeye davet ediyorum:

Eğer ellerinde idam gibi, geri dönüşü olmayan bir karar verme yetkisi olsaydı, FETÖ’nün hâkim ve savcıları tarafından yürütülen Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı gibi davalar nasıl sonuçlanırdı? Millî İstihbarat Teşkilâtı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapan birçok şerefli vatan evladımız, gizli tanık olarak ifadeleri kabul edilen PKK’lı sözde tanıkların karalamaları ile bugün hala aramızda olabilir miydi? Yoksa şu anda, ülkece kaybettiğimiz vatan evlatlarımızın yasını mı tutuyor olurduk?

Yasaların Uygulanmasından Sorumlu Olanlar için Davranış Kuralları

Özetle, sistemik bozukluklar giderilmeden, bireysel etik değerlere uyumun arttırılması ancak bir noktaya kadar etkili olacaktır. Düzgün sistem, bozuk elemanını ayıklamayı ve düzeltmeyi becerme kuvvetine haizdir. Bununla birlikte, sistemin kendisinde hatalar olduğu zaman, sadece bireysel hataları elemek gibi bir şanstan vareste olmayacak, düzgün olan bireyleri de bozmaya başlayacaktır. HSK’nın varlığı ve şu andaki şekliyle mevcudiyeti hem sistemi hem bireyleri sorunlu hale getirmeye devam edecektir. Bir hâkimin meslekteki yükselişi, “kapattığı dosya sayısına” endeksli olursa, o “dosya” kişilerin hayatını ilgilendiren vakalar olmaktan çıkacak; puantaj tablosundaki skora dönüşecektir. Buna benzer onlarca hatalı uygulamanın son bulması amacıyla, başta hâkimler olmak üzere, bütün adalet sistemimizin HSK ile vedalaşma vakti gelmiştir.

Kaynakça: 

[1] Etik ve Ahlak arasındaki farklılıklar ve benzerlikler konusu hakkında kısa ve bakış açımızdan daha farklı bir görüşe dair kaynak okumak isteyenler için: Nedim Yıldız, ETİK İLE AHLAK AYIRIMI, Felsefe Arkivi, 35. Sayı, 2008-2010, 23-36, erişim:  https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/697006, son erişim 01.10.2023.
[2] Frans de Waal, vd., Primates and Philosophers: How Morality Evolved, Ed.Stephen Macedo ve Josiah Ober, Princeton University Press, 2006. JSTOR, http://www.jstor.org/stable/j.ctt7tbch . Son erişim 01.10.2023.; Marc Bekoff ve Jessica Pierce, Wild Justice: The Moral Lives of Animals, University of Chicago Press; Resimli Basım, 2010.
[3] Örneklerin çoğaltılmasında, bir başka değişle bazı örneklerin fikrî mütalaası amacıyla, OpenAI adlı şirketin ChatGPT adlı platformuna başvurulmuştur.
[4] Magna Carta for Judges, Consultative Council of European Judges, Strasbourg, 17.11.2010. https://rm.coe.int/16807482c6. Son erişim 3.10.2023. Türkçesi için bkz. Hâkimlerin Magna Carta’sı, https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/9fb527a1-dd9b-463f-bcf4-1a20db157389.pdf, Son erişim 3.10.2023.  ¶5
[5] Id. ¶6
[6] Id. ¶7
[7] Id. ¶8
[8] Id. ¶10
[9] Id. ¶11
[10] Id. ¶14-15
[11] Id. ¶16
[12] Id. ¶16-17
[13] Avrupa Konseyi 2010/12 Tavsiyesi Paragraf 21-23
[14] Id. ¶9
[15] Id. ¶5
[16] Id. ¶6
[17] Id. ¶7
[18] Id. ¶16
[19]Id. ¶18
[20] Id. ¶17
[21] Yargi Etiğine İlişkin Uluslararasi Temel Standartlar, s. 99-108, https://www.etik.gov.tr/media/cthlcpey/yargi_etigine_iliskin_uluslararasi_temel_standartlar.pdf, (son erişim 24.09.2023).
[22] id., s.101-102
[23] id., s.102-103
[24] id., s.103-104; İngilizce metin için bkz. https://www.judicialintegritygroup.org/images/resources/documents/ECOSOC_2006_23_Engl.pdf ,(son erişim 24.09.2023).
[25] Supra not 18., s.104-106
[26] id., s.106-107
[27] id., s.107-108
[28] Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, “Why Do States Comply with International Law”, (Devletler Neden Uluslararası Hukuka Uyarlar?), University of Arizona James E. Rogers College of Law, (yayınlanma aşamasında).
[29] id.
[30] id.
[31] Milletvekilleri, Hâkim Ve Savcılar Bakımından Yolsuzluğun Önlenmesi, Dördüncü Aşama Değerlendirmesi, Üçüncü Ara Uyum Raporu TÜRKİYE, Group of Countries Against Corruption 25.03.2022, Avrupa Konseyi,  https://rm.coe.int/dorduncu-asama-degerlendirmesi-milletvekilleri-hâkim-ve-savc-lar-bak-m/1680a6f8fc , son erişim 21.09.2023.
[32] a.g.e.
[33] a.g.e.
[34] a.g.e.
[35] Örnek vakalar için bkz. https://deathpenaltyinfo.org/, özellikle bkz. https://deathpenaltyinfo.org/policy-issues/innocence/description-of-innocence-cases?scid=6&did=110 ve https://deathpenaltyinfo.org/database/innocence; ayrıca bkz. https://innocenceproject.org/innocence-and-the-death-penalty/; ayrıca bkz. https://www.cbc.ca/news/canada/canada-s-wrongful-convictions-1.783998;
[36]Mahkeme kararı için Bkz.  https://s3.amazonaws.com/s3.documentcloud.org/documents/1382796/stinney-ruling.pdf, son erişim 03.10.2023.
[i] Bu konuda tam tersini düşünenler de vardır. Örneğin Maya Angelou, hem etiğin globalliği yönündeki, hem de ettiğin felsefeden çok sosyolojiye yakın bir konu olduğu yönündeki tespitlerimize katılmadığını şu sözlerle ifade etmektedir: “Bir toplumun ihtiyaçları etiği belirler”.
[ii] Buradaki “suçludur” ibaresi “etik ilkeleri çiğnemiştir” anlamında kullanılmış olup, hukuki anlamdaki suçluluk durumunu ifade etmemektedir.
[iii] Kimi yerlerde bu sözcük “doğruluk”, kimi yerlerde ise “bütünlük” olarak çevrilmiştir. Esasen, Türkçe’de, “Integrity” kelimesinin yukarıdaki kullanımını birebir karşılayan bir sözcük yoktur. Bütünlük, doğruluk vb. kullanımlar, integrity sözcüğünün diğer anlamları olup, buradaki kullanımı açıklamaya yetmemektedir. Yapılabilecek tanımların hepsi felsefi tartışmalara açıktır. Somut olaydaki kullanım açısından, tarafımızca şu tanım yapılmıştır: “özü sözü ile bir bütün olan, aldığı kararlarda hem adaleti hem de adaletin tecelli etmesine giden yolu şüpheye mahal vermeyecek derecede karakter bütünlüğüne sahip olarak şeffafça açıklayabilen, kararlarının hesabını hem hukuken hem de vicdanen verebilen kişilik özelliği”.
[iv] A. Liberal Theories – (Liberal Teoriler)
    1. Managerial Theories – (Yönetimsel Teoriler)
    2. Reputational Theory – (İtibar Teorisi)
    3. Personality Theory – (Kişilik Teorisi)
    4. Organizational-Cultural Theory – (Örgütsel-Kültürel Teori)
    5. Legitimacy Theory – (Meşruiyet Teorisi)
    6. Transnational Legal Process – (Uluslarötesi Hukuki Süreç)
    7. Constructivism – (Konstrüktivizm)
    8. Realist Theory – (Realist Teori)
    9. Neorealist Theory – (Neo-Realist Teori)
    10. Enforcement Theory – (Uygulama/Zorunluluk Teorisi)
    11. Rational Choice Theory – (Rasyonel Tercih Teorisi)
[v] Yazarın Notu (YN). Bir makale yazarken birçok önemli husus vardır, bunlardan iki tanesi birbiri ile tezattır. Birincisi, direkt alıntıların makaleye oranla çok fazla olmaması gerektiği, ikincisi ise, büyük önem arz eden alıntıların aynen makaleye eklenmesi gerektiğidir. Somut olayda, Türk Adalet Sistemi açısından büyük önem arz etmeleri sebebiyle, makaleye oranla direkt alıntıyı geniş tuttuğumu belirtmek isterim.
[vi] Hâkim ve savcının yan yana oturduğu, iki meslek arasında atama ile geçişlilik olduğu, aynı sınav ile göreve başladıkları bir ortam kastedilmektedir.
[vii] Bu trajik konu hakkında detaylı okuma yapmak isteyenler için: Kendall Bell, Triple Tragedy in Alcolu: The execution of 14-year-old George Stinney, Jr., accused of the murders of Betty June Binnicker and Mary Emma Thames, Bella Rosa Books, 2020. Ayrıca bkz. Eli Faber, The Child in the Electric Chair: The Execution of George Junius Stinney Jr. and the Making of a Tragedy in the American South, University of South Carolina Press, 2021.

Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları Hakkında Yönetmelik

0

Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları Hakkında Yönetmelik,  5 Haziran 1935 tarihli ve 2762 sayılı Vakıflar Kanununun değişik 1 inci maddesinde yer alan hükümlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek üzere düzenlenmiştir.

Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları Hakkında Yönetmelik

Amaç

Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı, 5/6/1935 tarihli ve 2762 sayılı Vakıflar Kanununun değişik 1 inci maddesinde yer alan hükümlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemektir.

Kapsam

Madde 2 — Bu Yönetmelik; vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın Lozan ve diğer uluslararası andlaşmalarla azınlık statüsü verilen cemaatlere ait vakıfların, dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinmeleri ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunmaları ile bu vakıfların aynı alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere, her ne surette olursa olsun, tasarrufları altında bulunan taşınmaz malların vakıf adına tesciline ilişkin usul ve esasları kapsar.

Dayanak

Madde 3 — Bu Yönetmelik, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun değişik 1 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

İKİNCİ BÖLÜM
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri
Edinilebilecek Taşınmaz Malların Kapsamı

Madde 4 — Cemaat vakıfları; dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere Bakanlar Kurulu izni ile taşınmaz mal edinebilirler.

Başvurunun Şekli ve İstenilen Belgeler

Madde 5 — Cemaat vakıfları tarafından başvurular, vakfın bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğüne yapılır.

Başvuruda;

a) Taşınmaz malın nevi, beyanlar ve şerhler hanesini kapsayan tapu kaydı, imar durumu ve açık adresi, halihazırda ne amaçla kullanıldığı, hangi amaç için iktisap edilmek istendiği,

b) Vakfın malî durumunu gösteren son 3 yıla ait bilançolar, gelir-gider tabloları,

c) Vakıf yönetimi tarafından alınmış gerekçeli karar,

d) Taşınmaz malın durumuna ilişkin Vakıf Gayrimenkul Ekspertiz Değerlendirme A.Ş., T.C.Ziraat Bankası, Ticaret ve Sanayi Odası, Mimarlar Odasından alınmış ve birden fazla eksper tarafından düzenlenmiş ekspertiz raporu,

e) Taşınmaz malın hangi faaliyet alanı ihtiyacı için kullanılacağının belirtildiği ve bu alanla ilgili kamu kurum veya kuruluşlarından alınmış uygun görüş belgesi,

istenecektir.

Değerlendirme ve Sonrasında Yapılacak İşlemler

Madde 6 — Başvuruları değerlendirmek üzere; Vakıflar Bölge Müdür Yardımcısı başkanlığında; bir şube müdürü, bir avukat, bir harita mühendisi, bir mühendis veya mimar ile mülkî idare amirliğinin uygun göreceği bir temsilciden oluşan bir komisyon oluşturulur. Gerektiğinde mahalli Tapu Sicil veya Kadastro Müdürlüğünden bir temsilci komisyona çağırılarak dinlenir.

Talep ve eki belgeler bu komisyon tarafından incelenerek ihtiyaç durumu, taşınmaz malın başvuruda belirtilen alandaki ihtiyacı karşılamaya uygun olup olmadığı, cemaat vakfının belirtilen alandaki ihtiyacını karşılamaya uygun başka taşınmazın bulunup bulunmadığı yerinde tespit yapılmak suretiyle değerlendirilir.

Değerlendirme sonucu uygun görülen talep hakkında düzenlenen rapor ve ekleri, Vakıflar Bölge Müdürlüğü görüşü ile birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğü Mülhak ve Yeni Vakıflar Dairesi Başkanlığına intikal ettirilir. Başkanlıkça yapılan değerlendirme sonucunda uygun görülen talep Vakıflar Meclisine intikal ettirilir. Vakıflar Meclisinin olumlu kararını müteakip konu Bakanlar Kuruluna sunulur.

Bakanlar Kurulu kararının, Vakıflar Bölge Müdürlüğüne intikalini takiben vakfa uygunluk belgesi verilir. Tapu Sicil Müdürlüklerinde yapılacak işlemler, vakfın yetkilisi tarafından yürütülür.

Talebin uygun bulunmaması halinde, durum ilgili vakfa bildirilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Malları Üzerinde Tasarrufları,
Bağış ve Vasiyet
Tasarruf Yetkisinin Kullanılması

Madde 7 — Cemaat vakıfları taşınmaz malları üzerinde; dinî, hayrî, eğitsel, sıhhî, sosyal ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tasarrufta bulunabilir.

Taşınmaz mallar üzerinde tasarrufta bulunulması ile ilgili talepler de bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesine göre değerlendirilerek Bakanlar Kuruluna sunulur.

İstenilen Belgeler, Uygulanacak Usul ve Esaslar

Madde 8 — Vasiyetname veya bağış yoluyla cemaat vakıfları adına tescil edilmek istenilen taşınmazlar hakkında; bağışın veya vasiyetin 9/8/2002 tarihinden önce yapılmış olması halinde bu Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesindeki, 9/8/2002 tarihinden sonra yapılması halinde bu Yönetmeliğin İkinci Bölümündeki usul ve esaslar uygulanır.

Cemaat vakıfları adına bağışlanan veya vasiyet olunan taşınmaz mallar için, bağış veya vasiyetin 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 23 üncü maddesine uygun olması gereklidir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Diğer Hükümler
Uluslararası Andlaşmalar

Madde 9 — Bu Yönetmeliğin uygulanmasında Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu Lozan Andlaşmasının 45 inci maddesi ile diğer uluslararası andlaşmalardan doğan hak ve yükümlülükleri saklı tutulmuştur.

Geçici Madde 1 — Cemaat vakıflarının 9/8/2002 tarihine kadar tasarrufları altına giren taşınmaz malların vakıfları adına tescili için yapılacak başvurular, cemaat vakıfları tarafından vakfın bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğüne yapılır.

Başvuruda;

a) Taşınmaz malın nevi, beyanlar ve şerhler hanesini kapsayan tapu kaydı, imar durumu ve açık adresi, halihazırda ne amaçla kullanıldığı, fiziki şartları itibariyle halihazır durumu, maliki veya kanuni haleflerinin muvafakati, ne şekilde vakfın tasarrufuna geçtiği,

b) Taşınmaz malın vakfın tasarrufunda bulunduğuna ilişkin 9/8/2002 tarihinden önceki vergi kaydı, emlak vergi beyannamesi, kira kontratı, elektrik, su, doğalgaz faturası, tasdikli irade suretleri ile fermanlar, muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya senetleri, kayıtları bulunmayan tapu veya mülga hazinei hassa senetleri veya muvakkat tasarruf ilmuhaberleri, tasdiksiz tapu yoklama kayıtları, mülkname, muhasebatı atika kalemi kayıtları, mubayaa, istihkam ve ihbar hüccetleri, evkaf idarelerinden tapuya devredilmemiş tasarruf kayıtları,

c) Taşınmaz malın hangi faaliyet alanı ihtiyacı için kullanılacağının belirtildiği ve bu alanla ilgili kamu kurum veya kuruluşlarından alınmış uygun görüş belgesi,

d) Tapu kayıtları üzerinde ayni veya şahsi hak sahibi bulunan gerçek veya tüzel kişilerin muvafakati,

istenecektir.

Bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesi uyarınca yapılan değerlendirme sonucu düzenlenen rapor ve ekleri Vakıflar Bölge Müdürlüğü görüşüyle birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğü Mülhak ve Yeni Vakıflar Dairesi Başkanlığına intikal ettirilir. Başkanlıkça yapılan değerlendirme sonucunda; mevzuata uygun olduğu tespit edilen talep Vakıflar Meclisinin olumlu kararını müteakip, konu Bakanlar Kuruluna sunulur.

Bakanlar Kurulu kararının, Vakıflar Bölge Müdürlüğüne intikalini takiben vakfa uygunluk belgesi verilir. Tapu Sicil Müdürlüklerinde yapılacak işlemler, vakfın yetkilisi tarafından yürütülür.

Talebin uygun bulunmaması halinde, durum ilgili vakfa bildirilir.

Yürürlük

Madde 10 — Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 11 — Bu Yönetmelik hükümlerini Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Devlet Bakanı yürütür.

Medeni Kanunun Kabulü

0

Türk Kanunu Medenisi, Türkiye’de Cumhuriyetin ilanından sonra 17 Şubat 1926’da İsviçre Medeni Kanunu iktibas edilmek ve örnek alınma sureti ile mecliste kabul edilerek 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Medeni Kanun 743 sayılı kanun olarak uygulamaya başlanmış ve 1 Ocak 2002 çıkarılan yeni kanuna kadar yürürlükte kalmıştır. Her iki kanunun adında bulunan Medeni Kanun ibaresi kanunun ruhunu ve amacını yansıtmakta, çağdaş bir toplumsal düzeni hedeflediği kabul edilmektedir. Medeni Kanunun kabulü, insan hakları, kadın hakları ve çocuk hakları alanında büyük bir devrim olmuştur.

Cumhuriyet İnkılaplarının en önemlilerinden olan ve 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun sonucunda, birden fazla kadınla evlenme kaldırılmış, evlenme akdinin, iki ergin şahit huzurunda, resmi nikah memuru önünde yapılması esası kabul edilmiş, resmi olmayan nikah geçersiz sayılmış, evlenmede kadın ve erkek için yaş sınırı getirilerek çok küçük yaşta evlenmeler kaldırılmıştır. Velilerin kızları adına evlenme akdi düzenlemeleri yasaklanmış, temsilci yoluyla evlenme kaldırılmıştır. Şeriata göre boşanma yetkisi kocaya tanınmışken ve koca boşanma kararını eşine bir vekil aracılığı ile de bildirebilirken tek taraflı boşanma kaldırılmış ve vekil ile bildirme de yasaklanmıştır. Boşanma konusunda erkeğe tanınan haklar aynen kadına da tanınmış, keyfilik kaldırılmış, boşanma halinde, kadının ve çocuğun haklarını güvence altına alacak hükümler getirilmiş, evli kadının ekonomik haklarını daha iyi koruyan esaslar kabul edilmiştir. Miras hukukunda cinsiyet ayrımı kaldırılarak kadın ve erkek arasında eşitlik sağlanmıştır.

Medeni Kanunun Kabulü ile, modern toplumlarda olduğu gibi ailede kadın-erkek eşitliğinin, evlilikte tek eş ve resmi nikah kuralının, kadınlara getirilen çalışma hürriyetinin, mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularındaki kadın-erkek eşitliğinin sağlamış olduğu yasal güvenceler barış içinde yaşayan müreffeh bir toplumu hedeflemiş, üretime ve sosyal yaşama katılan kadının özgür ve eşit yurttaş olabilmesinin önü açılmıştır. Medeni Kanun, özel hukuk alanında yapılmış olan tüm yasaların özü olması sebebiyle mevzuata, yargı içtihatlarına ve hukuk sistemine nüfuz eden bir anlayışı ve felsefeyi temsil etmektedir.

Medeni Kanun, Özel Hukuk alanında Kişiler hukuku, Aile Hukuku, Eşya Hukuku, ve Miras Hukuku  konularını düzenlemektedir. Medeni Kanunun koymuş olduğu temel prensipler ve ilkeler ışığından Borçlar Hukuku ve Ticaret Hukuku oluşturulmuştur. 

Toplumsal Cinsiyet Tutum Belgesi – ÇHD

0

Toplumsal Cinsiyet Tutum Belgesi, Çağdaş Hukukçular Derneği tarafından 16 Ocak 2022 tarihinde kabul edilmiştir.

1974 yılında kurulan Çağdaş Hukukçular Derneği’nin 15-16 Ocak 2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında verilen karar gereğince; Tüzük ile bu tutum belgesi arasında çelişki bulunması ya da tüzükte düzenleme bulunmayan konularda tutum belgesinin esas alınacağı oy birliği ile karara bağlanmıştır.

Belgenin Önemi 

Toplumsal Cinsiyet Tutum Belgesi, Çağdaş Hukukçular Derneği’nin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele taahhüdünü içermektedir. Özellikle, Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve İstanbul Sözleşmesi hükümlerini temel almaktadır. Dernek, her tür şiddete karşı farkındalık yaratmayı hedeflemektedir. Dernek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı kurum içinde koruyucu bir iklim yaratmayı amaçlamıştır. Belge, dernek üyelerinin toplumsal cinsiyet normlarına aykırı davranışlarına karşı yaptırımlar getirmektedir. Ayrıca, cinsel taciz, şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı mobbinge karşı  net önlemler getirilmektedir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Çağdaş Hukukçular Derneği Hakkında: Dernek, 1974  yılında kurulmuştur. Genel Merkezi Ankara’dadır. Temel hak ve özgürlükler,  düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme  hakkı, yargı bağımsızlığı, hukuk politikaları,  ayrımcılığın önlenmesi gibi alanlarda çalışmaktadır. İstanbul,  Ankara, İzmir, Alanya, Mersin Şube, Adana, Antalya ve Hatay’ta şubeleri bulunmaktadır. Bursa ve Eskişehir’de temsilciliği vardır. Derneğin amacını benimseyen Hukuk Fakültesi mezunları ve tüzel kişiler derneğe üye kabul edilmektedir.  Ayrıca, Hukuk Fakültesi dördüncü sınıf öğrencileri de derneğe üye olabilmektedir. Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları için Avrupa Avukatlar Birliği (ELDH), Uluslararası Demokrat Avukatlar Derneği (IADL) ve Avrupalı Demokrat Avukatlar (AED) üyesidir.[/box]

 

Toplumsal Cinsiyet Tutum Belgesi

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) tarafından hazırlanan bu belge, dernek bünyesinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin farkındalık yaratmak, Türkiye’nin 1985’te imzalayarak taraf olduğu Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), 2011 yılında imzaladığı Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) hükümlerini ve bu alanda yıllardır süregelen mücadelenin deneyimlerini temel alarak ÇHD’nin bütün organlarının ve şubelerinin erkek şiddetini ve hetero patriyarkal normlardan kaynaklanan her tür şiddeti önlemek amacı ile kabul edilmiştir.

Bu bağlamda ÇHD, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin toplumsal yaşamın her alanında temel bir sorun olduğu saptamasından hareketle, erkek şiddetini ve hetero-patriyarkal normlardan kaynaklanan her tür şiddeti önleyici ve bu şiddete maruz kalan özneleri koruyucu politikaları hayata geçirmek, bünyesinde bu toplumsal sorunu gözeten bir iklimi yaratmak için aşağıdaki faaliyetleri yapmayı taahhüt eder:

  1. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele ederek, erkek şiddetine ve hetero-patriyarkal normlardan kaynaklanan her tür şiddete maruz kalan özneleri koruyucu ve önleyici politikaları hayata geçirmek amacıyla kendi üyeleri arasında farkındalık çalışmaları yapmak,
  2. Üyelerin dernek faaliyetlerinde, toplantı ve yayın süreçlerinde toplumsal cinsiyet normlarını pekiştirecek nitelikte söz ve ifadeler kullanmaması, bu yönde tutum ve davranışlar göstermemesi yönünde gerekli önlemleri almak ve ilgili yaptırımları uygulamak,
  3. Bu kapsamda hem dernek üyelerinin hem komisyonların hem de toplumun konferans, seminer, toplantı vb. etkinliklerle konuya ilişkin bilgilendirilmesine yönelik eğitici çalışmaların yapılmasını sağlamak,
  4. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin tüm şubelerinde erkek şiddeti, cinsel taciz ve cinsel saldırıyla ilgili bilgilendirme, sorun çözme ve dayanışma konusunda kolay ulaşılabilir başvuru noktaları oluşturulmasını da kapsamak üzere çeşitli gereklilikleri yerine getirmek, başvuruları takip eden süreçleri maruz bırakılanın travmasını derinleştirmemek için hızla ve öncelik atfederek tamamlamak ve süreç boyunca maruz kalan öznenin korunup gözetilmesi için gizlilik ilkesini benimsemek ve etkin şekilde hayata geçirmek,
  5. Dernek Tüzüğü’nde erkek şiddeti, cinsel taciz, cinsel saldırı ve toplumsal cinsiyete dayalı yıldırmayı (mobbing) suç olarak açıkça tanımlamak ve gerekli değişiklikleri yapmak ve ilgili tüm konularda Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonlarının görüşü alınmadan karar alınmamasını ilkeselleştirecek düzenlemeleri hayata geçirmek,
  6. Dernek üyelerinin failleri güçlendirecek her tür pratikten imtina etmesini sağlamak ve söz konusu fiil erkek şiddetiyken gerekçe her ne olursa olsun üyelerimizin faillerin savunmanlıklarını üstlenmesinin önüne geçilmesine yönelik düzenlemeler yapmak,
  7. Üyelerin, derneği güvenli bir alan olmaktan çıkaracak cinsiyetçi, kadın düşmanı, homofobik, transfobik her tür söylem, mobbing vb. tutum ve davranışlarına yaptırım uygulamak,
  8. Seçim dönemleri esas alınarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, erkek şiddetine ve patriyarkal normlardan kaynaklanan her tür şiddete karşı mücadele yöntemlerini geliştirmek ve buna yönelik faaliyetleri izlemeye ilişkin çalışmalarda bulunmak,
  9. Çağdaş Hukukçular Derneği bünyesinde ve şubelerde görev alan kadın ve LGBTİ+ oranının artırılması için çalışmalar yürütmek ve desteklemek; bu bağlamda kadın ve LGBTİ+ üyelerin aktif katılımının önündeki engelleri ortadan kaldırmaya ve etkin katılımlarını özendirmeye yönelik mekanizmaları oluşturmak ve işletmek,
  10. Faaliyetlerde kadın ve LGBTİ+ üyelerin gereksinim duyduğu koşulları ortaya çıkarmak/görünür kılmak, karşılamak ve faaliyetlere aktif katılımlarını sağlamak için kreş gibi çözümleri de kapsayacak şekilde çalışmalar yapmak; özel ve toplumsal yaşamının dengesini kurabilmeleri için destekleyici olanaklar sunmak,
  11. Bu amaçları yerine getirmek üzere iş birliği ve eşgüdüm içinde çalışacak olan Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonlarının tüm şubelerde kurulmasına, çalışma biçimi ve işlevselliklerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapmak.

 

Selahaddin Menteş

0

Selahaddin Menteş, 3 Ekim 1970 tarihinde, Malatya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Elazığ’ın Sivrice ilçesinde tamamladı. Sivrice İlköğretim Okulu, Sivrice Ortaokulu ve Sivrice Lisesinde okudu.

1988 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitime başladı ve 1994 yılında mezun oldu. Takiben, 1995 yılı Eylül ayında Elazığ adli yargı hâkim adayı olarak meslek yaşamına başladı.

Hakimlik stajından sonra, 1998 yılında, Denizli ili Buldan ilçesine hâkim olarak atandı. Buldan’daki görevinden sonra,  Eskişehir-Han, Adıyaman-Gölbaşı hâkimi olarak görev yaptı. Bu süreçte, kadastro mahkemesi, sulh hukuk mahkemesi, asliye ceza mahkemelerinde çalıştı.

2006 yılında Diyarbakır’da, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesiyle yetkili ağır ceza mahkemesinde üye hâkim olarak görev yaptı.

2010 yılında Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığı ve Adli Yargı Adalet Komisyonu başkanlığı görevlerine başladı, 2012 yılı Haziran ayına kadar bu görevleri yürüttü.

HSYK’nın 2012 Yaz Kararnamesi kapsamında Adana 4.Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına atandı. 2013 yılında Mazeret Kararnamesi ile Ankara Adliyesine geçti.

Yerel mahkemelerde yaptığı görevleri takiben, Adalet Bakanlığı bünyesinde bürokrat olarak çalıştı.

İdari Görevleri ve Anayasa Mahkemesi Üyeliği

Selahaddin Menteş, 2014 yılı Şubat ayında Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcılığına getirildi ve-2017 yılı Mayıs ayına kadar bu görevde kaldı.

Mayıs 2017-Ekim 2017 tarihleri arasında Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu başkanlığı yaptı.

18 Ekim 2017’de Adalet Bakanlığı müsteşarlığına başladı ve -1 Temmuz 2018’de bu görevi sona erdi.

Müsteşarlık görevinin ardından, 21 Temmuz 2018 tarihinde Adalet Bakanlığı bakan yardımcısı oldu.

Menteş, 6 Temmuz 2019 tarihinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi. 8 Temmuz 2019’da, Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu’nda yapılan yemin töreni ile göreve başladı.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) 12 Ekim 2014’te yapılan seçimlerinde Yargıda Birlik Platformu tarafından HSYK adayı olarak gösterildi. Bu seçimde,, HSYK yedek üyesi olarak seçildi.

Menteş, meslek yaşamı boyunca, yurt çapında bir çok konferans ve panelde konuşmalar yaptı.

Yargıda Birlik Platformu’nun Yargıda Birlik Derneği adıyla dernekleşmesi için çalıştı. 27 Mart 2015’te dernek statüsü kazanan derneğin kurucu üyeleri arasında yer aldı.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin, Şerafettin Can Atalay‘ın başvurusu üzerine ihlal kararı veren Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında ‘Anayasa’yı ihlal ettikleri ve yetkilerini aştıkları’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğu üyeler arasındadır.

Evli ve iki çocuk babasıdır.

Selahattin Menteş, AYM üyesi olarak yemin ettikten sonra cübbesi Zühtü Arslan tarafından giydirildi.

DİŞHEKİMLİĞİ MESLEK ETİĞİ KURALLARI

0
Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları, Türk Dişhekimleri Birliği’nin 9-10-11 Kasım 2012 tarihinde gerçekleşen kongresinde kabul edilmiştir. Etik Kuralların bazı maddeleri 2015 yılında değişikliğe uğramıştır. 2018 yılı 17. Olağan Genel Kurulu’nda ise etik kuralların güncel versiyonu onaylanarak kabul edilmiştir.

Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları, birlik tarafından literatüre ve güncel bilimsel gelişmelere göre revize edilmektedir.

TÜRK DİŞHEKİMLERİ BİRLİĞİ DİŞHEKİMLİĞİ MESLEK ETİĞİ KURALLARI

ÖNSÖZ
Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları dişhekiminin hastasına, topluma, mesleğine ve meslektaşına karşı görevlerini yerine getirirken uyması beklenen tutum ve davranış ilkelerini belirlemeyi amaçlar; ağız diş sağlığı hizmeti sunumunun mesleki ve etik ilkelerini bildirir ve açıklar. Bu kurallar, dişhekiminin meslek etiği sorumluluklarının tanımlanmasına ve toplumun dişhekimliğine yönelik etik beklentilerine rehberlik eder.

Dişhekiminin öncelikli görevi, alanıyla ilgili hastalıkları önlemek, mesleğiyle ilgili bilimsel gerekleri yerine getirerek hastaları iyileştirmeye çalışmak ve bu sayede hem insan yaşamını hem de sağlığını korumaktır.

Dişhekimi, evrensel insan hak ve özgürlüklerini temel alarak insan onuru, insan yaşamı ve sağlığına en üst seviyede saygı ile sağlık hizmeti sunar.

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak

Amaç

Madde 1– Bu kuralların amacı, dişhekimlerinin uymak zorunda oldukları meslek etiği kurallarını belirlemektir.

Kapsam

Madde 2– Türkiye’de dişhekimliği yapma hakkını kazanmış tüm dişhekimleri bu kurallar kapsamındadır.

Dayanak

Madde 3– Bu kurallar bütünü 3224 sayılı Türk Dişhekimleri Birliği Yasasının 3.,19. ve 22. maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

İKİNCİ BÖLÜM

Dişhekiminin Hastaya Karşı Sorumlulukları

Etik Sorumluluk

Madde 4- Dişhekimi, mesleki uygulamalarında mesleki etik ilkelere uygun davranmalı, hastasına ve topluma sağlık hizmetini sunarken ahlaki açıdan duyarlı bir davranış sergilemelidir.

Hastasıyla güvene dayalı dürüst bir ilişki kurmalı, kendisine duyulan güveni ve profesyonel duruşunu zedeleyecek davranışlardan kaçınmalıdır.

Hastasının adil ve hakkaniyete uygun hizmet almasını sağlamalıdır.

Hastasının yaşamı ve bedensel bütünlüğü ile ilgili seçimlerine duyarlı ve saygılı yaklaşmalıdır.

Hastasına zarar verecek davranışlardan kaçınmalı ve hastasının zarar görmemesi için gerekli tüm düzenlemeleri yapmalıdır.

Hastasının yararını daima kendi yararının önünde tutmalıdır.  Çalıştığı kurumun politikaları ile hastasının yararının çatıştığı durumlarda hastasının yararını öncelemelidir.

Hastasının mahremiyetine, özel yaşamının gizliliğine ve dokunulmazlığına saygı göstermelidir.

Hastasının özerkliğine ve tedavisine yönelik kendi geleceğini belirleme hakkına saygı duymalıdır. Bu bağlamda mesleki uygulamalardan önce hastasını aydınlatarak onamını almalı, tedavi ve bakım sürecindeki tercihlerine duyarlı olmalıdır.

Dişhekimi, mesleki yeterliliğinin, aldığı mesleki kararların ve uyguladığı mesleki eylemlerin hesabını verebilmeli ve bu konuda gereken sorumluluğu üstlenmelidir.

Hizmet Standardı

Madde 5-Dişhekimi, hastasına çağdaş ve nitelikli bir ağız diş sağlığı hizmeti sunmalıdır. Bilgi ve becerisini, mesleğini geliştirmeye yönelik eğitim programlarına katılarak güncellemeli ve mesleğini uygularken çağdaş tanı ve tedavi yöntemleri ile koruyucu hekimlik ilkelerine uymalıdır.

Tıbbi endikasyonu bulunmayan gereksiz müdahalelerden kaçınmalıdır.

Hastanın ödeyeceği tedavi bedeli ne olursa olsun, hastaya uygulayacağı tedavinin hizmet standardını düşürmemelidir.

Zarar Vermeme

Madde 6– Dişhekimi, hastalarına koruyucu ve tedavi edici hizmetleri sunarken, çalıştığı ortamda hastaların yarar görmesi ve zarara uğramaması için gereken koşulları sağlamalı; mesleki uygulamalarında ve çalışma ortamında hastanın güvenliğini, rahatını sağlayacak önlemleri almalıdır.

Herhangi bir hastalığa yakalanması halinde, hastalarına ve yardımcı personeline zarar vermemek için ilgili doktor veya yetkili makamların talimatlarını dikkate almalıdır.

Ayrımcılıktan Kaçınma

Madde 7- Dişhekimi, hastasının hastalığı, engellilik durumu, cinsiyeti, yaşı, ırkı, milliyeti, etnik kökeni, inancı, dili, siyasi görüşü, sosyal-kültürel-ekonomik durumu, yaşam biçimi ve cinsel yönelimi ne olursa olsun muayene ve tedavi konusunda en yüksek dikkati ve özeni göstermelidir.

Dişhekimi, tutuklu ve hükümlü hastalarının da kişilik haklarına saygılı olmalı, onların gizlilik haklarını korumalıdır. Tutuklu ve hükümlü hastalara dişhekimliği mesleğini uygulamaya elverişli koşullarda bakmalı, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı olduğunu da bilmelidir.

Özel Yaşamın Gizliliğine Saygı

Madde 8– Dişhekimi, hastasının özel yaşamının gizliliğine saygı göstermelidir.

Hastasının yaşamı, sağlık durumu, beden özellikleri ve benzeri bilgileri ya da tedavi sürecinde edindiği bilgileri gizli, dokunulamaz ve ulaşılamaz bilgiler olarak saklamalıdır. Hastasının ölümünden sonra dahi bu bilgilerin gizlilik ve ulaşılmazlık özelliklerini korumalıdır.

Çalıştığı ortamda bulunan öteki sağlık çalışanlarının ve yardımcı personelin hastaların özel yaşamına saygı göstermesini sağlamalı ve görev ve sorumluluk/yetki alanı dışındaki bilgi, belge ve materyallere ulaşmalarını engellemek için gerekli önlemleri almalıdır.

Yasal çerçevede hastaya ait bilgi ve belgeleri paylaşmak durumunda kalırsa, hastasının zarar görmemesi için gerekli önlemleri almalıdır.

Tanı ve tedaviye ilişkin bilgilerin bilimsel çalışmalarda veya yayınlarda kullanılması söz konusu olduğunda hastasından izin almalı ve izne rağmen hastanın kimliği konusunda fikir ya da bilgi verebilecek bedensel özelliklerini bilimsel açıdan zorunlu olmadıkça kullanmamalıdır.

Kayıtlar

Madde 9– Dişhekimi, hastasının tanı ve tedavisi ile ilgili bilgi, belge ve materyalleri özenle ve doğru bir şekilde kaydetmeli ve en az yasal süresi boyunca saklamalıdır. Kayıtların saklanma koşulları ve ortamı ne olursa olsun bilgilere görev ve sorumluluk sınırları içindeki yetkililer dışında kimsenin erişememesi için gerekli önlemleri almalı, hasta kayıtlarının gizliliğini korumalıdır.

Hastasının veya bir başka dişhekiminin talebi halinde, kayıtlarının bir kopyasını, hastasına veya yetkilendirdiği kişiye vermelidir.

Dişhekimi, acil durumlar için de hasta kayıtlarını aynı özenle tutmalıdır.

Acil Durumlar

Madde 10– Dişhekimi, yasalarla belirlenen mesleki yetki alanındaki acil durumlara müdahale etmelidir.

Dişhekimi Seçimi

Madde 11- Dişhekimi, hastanın hekim seçme hakkına saygı duymalı ve hekim seçme özgürlüğünü kısıtlayacak veya bu hakka engel olacak uygulamalara karşı çıkmalıdır.

İkinci Mesleki Görüş

Madde 12– Dişhekimi, tedavinin herhangi bir aşamasında, hastasının başka bir dişhekiminden görüş alma hakkına saygı göstermelidir.

Aydınlatma ve Onam Alma

Madde 13-Dişhekimi, hastasının durumunun acil olduğu veya bilincinin kapalı ve tıbbi girişimi reddettiğinin bilinmiyor olduğu durumlar hariç olmak üzere, aydınlatarak onamını almadan hastaya herhangi bir girişimde bulunmamalıdır.

Hastasının tedaviyi reddetme veya durdurulmasını isteme hakkına saygı göstermelidir.

Hastasını, hastalığının tanısı/öntanısı, seyri, tedavi ile ilgili seçenekler ve her bir seçeneğin yararı, riskleri, komplikasyon olasılıkları, uygulamaların kabul edilmesi ya da edilmemesi halinde karşılaşılacak durumlar hakkında aydınlatmalıdır.

Aydınlatmayı hastanın anlayabileceği bir şekilde sözlü ve yazılı olarak; gerektiğinde görsel araçlar ile destekleyerek, hastanın eğitim düzeyini, sağlık okuryazarlığı kapasitesini ve sosyo- kültürel durumunu göz önünde bulundurarak gerçekleştirmelidir.

Hastasının tanı ve tedaviyle ilgili ayrıntılı sorular sorabileceğini ve talebi halinde aydınlatma amaçlı bir yakınını belirleyebileceğini bildirmelidir.

Uygulanacak tedavinin riskinin yüksek olması; dişhekimliği alanında yeni bir tedavi yönteminin uygulanması; tedavi edici amacın estetik amaca göre daha sınırlı olması ve hastanın özel bir talebi olması halinde hastayı en geniş şekilde aydınlatarak onamını almalıdır.

Dişhekimi, gerçekleştireceği girişimin aciliyetine göre aydınlatmayı daraltabilir.

Önceden kararlaştırılan tanı veya tedavi yönteminden farklı bir yöntemin uygulanması gerektiğinde, hastasını yeniden konu ile ilgili aydınlatarak onam almalıdır.

Dişhekimi, hastasının yaş ya da akıl sağlığı gibi nedenlerle tek başına onam verecek durumda olmadığı hallerde, hastasının katılabildiği ölçüde aydınlatmaya dâhil edilmesini sağlayarak yasal temsilcilerini aydınlatmalı ve onamı yasal temsilcilerinden almalıdır.

Tanı ve Tedavi

Madde 14-Dişhekimi, hastasına doğru tanının konması ve doğru tedavinin uygulanması için dişhekimliği bilimine uygun gerekli düzenlemeleri yapmalı ve girişimleri özenle gerçekleştirmelidir. Tedavi planlaması hastanın gereksinimleri ve sosyo-kültürel değerleri göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Tedavide klinik önceliklere önem verilmelidir.

Tanı, tedavi veya koruma amacı olmaksızın hastanın isteği ile ya da başka nedenlerle ruhsal veya bedensel direncini azaltacak herhangi bir girişimde bulunmamalıdır.

Tedavinin Üstlenilmemesi veya Tamamlanmaması

Madde 15- Dişhekimi, acil haller dışında, mesleki yasal düzenlemelere uygun olması ve hastaya müdahale edebilecek başka bir dişhekiminin bulunması koşulu ile hastanın tedavisini üstlenmeyebilir.

Dişhekimi, tedavisi devam etmekte olan hastasını, uygun bir süre önceden bilgilendirmek ve zarar görmesini engellemek koşuluyla bırakabilir. Ancak sağlık hizmetinin sürekliliği ilkesine özen göstermeli ve hastasının sağlığını tehlikeye atmamak için ikinci dişhekimi bulunmadan hastasının tedavisini hiçbir koşulda reddetmemeli veya tedavisi devam eden hastasını bırakmamalıdır.

Hastasının tedavisi tamamlamayan dişhekimi, hastaya bakacak yeni meslektaşına hasta ile ilgili tıbbi bilgileri doğru ve eksiksiz olarak aktarmalıdır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Dişhekiminin Mesleğine ve Topluma Karşı Sorumlulukları

Kişisel Mesleki Gelişim

Madde 16- Dişhekimi, mesleği ile ilgili bilgi, beceri ve donanımını sürekli geliştirip, güncellemelidir.

Mesleki Saygınlık

Madde 17- Dişhekimi, mesleğinin saygınlığını ve onurunu gözeterek dürüst, adil ve ilkeli davranmalı, toplumun mesleğe olan güvenini sarsmamalıdır.

Mesleki Sosyal Sorumluluk

Madde 18- Dişhekimi, toplumun ağız diş sağlığının korumasına destek vermeli, bireyi ve toplumu koruyucu dişhekimliği ilkeleri yönünde eğitmelidir.

Dişhekimi, toplumsal rolü ve mesleki erdemi gereği, özellikle toplum sağlığını ve refahını yükseltici etkinliklere katılmalı ve bunları desteklemelidir.

(Ek: 25 Eylül 2024 tarihli MYK Kararı) Dişhekimleri, salgın hastalıklarda olduğu gibi tüm afet durumlarında mesleki sorumlulukları kapsamında görev almalıdır. Bu bağlamda dişhekimi topluma karşı adli ve sosyal sorumlulukları gereği ilgili birimlerin çalışmalarına katılmalı ve afetlerde kimliği belirsiz yaşayan veya ölü bireylerin kimliklendirilmesinde Felaket Kurbanlarının Kimliklendirilmesi ekiplerine mesleki sorumlulukları kapsamında destek sağlamalıdır.

Ağız-Diş Sağlığı Ürünlerinin Tanıtılması

Madde 19- Dişhekimi, topluma yönelik dişhekimliği ürünlerinin ticari amaçlı tanıtımında veya pazarlanmasında yer almamalı; isminin kullanılmasına izin vermemelidir.

Reklam Yasağı

Madde 20- Dişhekimi, her ne biçimde olursa olsun çalıştığı kurumun ve kendisinin reklamını yapmamalı; duyuru ve tanıtım amacıyla hazırladığı görsel-işitsel ve yazılı materyaller konusunda ilgili yasal düzenlemelere uymalıdır.

Mesleki uygulamalarına ilişkin olarak tüm iletişim ortamlarında meslektaşlar arasında rekabete yol açıcı eylemlerde bulunmamalıdır.

Mesleki Özerklik

Madde 21-Dişhekiminin, mesleğin bir üyesi olarak, mesleki uygulamalar ve kararlara ilişkin görüş bildirme, mesleki özdenetimlere katılma, kendini Türk Dişhekimleri Birliğinin bir parçası olarak kabul etme ve etik kurallarına uyma sorumluluğu bulunmaktadır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Dişhekiminin Meslektaşlarına Karşı Sorumlulukları

Meslektaşlar Arası Saygı

Madde 22– Dişhekimi, meslektaşları ve diğer sağlık çalışanlarıyla iyi ilişkiler kurmalıdır. Nedeni ne olursa olsun meslektaşlarına veya tedavi ekibinin bir başka üyesine karşı hiçbir zaman küçük düşürücü davranışlarda bulunmamalıdır. Mesleki tartışmaların hastanın bulunduğu ortamlarda yapılmamasına özen göstermelidir.

Mesleki Dayanışma

Madde 23- Dişhekimi, mesleki uygulamalarla ilgili haksız ve onur kırıcı suçlamalara uğrayan meslektaşlarını korumalıdır.

Kendisine başvuran hastada daha önceden başlanmış ve tamamlanmamış bir tedavi saptarsa, tedaviye başlamadan önce yarım kalmış tedavinin uygulayıcısı dişhekimi ile görüşmeye çalışmalı ve varsa o dişhekimi ile hasta arasındaki sorunların giderilmesine yardımcı olmalıdır.

Bildirme Sorumluluğu

Madde 24– Dişhekimi, başka bir meslektaşının hatalı mesleki uygulamalar sürdürdüğüne ya da etik açıdan yanlış davrandığına tanık olması halinde öncelikle onu uyarmalı, eğer sonuç alamaz ise durumu ilgili Dişhekimleri Odasına yazılı olarak bildirmelidir.

Dişhekimliği hizmeti sunduğuna tanık olduğu veya duyumunu aldığı yetkisiz kişileri ilgili Dişhekimleri Odasına veya yetkili birimlere ivedilikle bildirmelidir.

Hasta muayenesi sırasında bir suçun işlendiğine dair belirti ile karşılaştığında (ihmal, istismar vb. adli olaylarda), durumu yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdür.

Mesleği Destekleme

Madde 25- Dişhekimi, mesleğinin bilimsel ve toplumsal yönden gelişmesini ve ilerlemesini desteklemelidir.

Uygun Olmayan Davranışlar

Madde 26- Dişhekimi, yasalarla belirlenmiş mesleki yetkilerini aşacak eylemlerde ve dişhekimliği uygulamalarıyla ilgili özel beceri ve yeterliliklere sahip olduğunu ima edecek davranışlarda bulunmamalıdır.

Uzmanı olmadığı konularda uzmanmış gibi herhangi bir şekilde tanıtım yapmamalıdır.

Meslektaşlarının hastalarını kendisine yönlendirmeye yönelik davranış ve girişimlerde bulunmamalıdır.

Meslektaşlarını kötüleyen söylem ve eylemlerden kaçınmalıdır.

Konsültasyon

Madde 27- Dişhekimi, hastasının tanı-tedavi ve takibiyle ilgili olarak gerekli gördüğü durumlarda, ilgili birimlerle görüş alışverişinde bulunarak konsültasyon talep edebilir. Konsültan dişhekimi hastanın tedavisini ancak ilgili düzenlemelerde belirtildiği biçimde devralmalıdır.

Meslekte Eşit Sorumluluk

Madde 28– Dişhekimleri, görevleri, mesleki konumları, çalışma ortamları, uzmanlıkları vb. ne olursa olsun mesleki etik kurallara uyma konusunda eşit sorumluluğa sahiptir.

Diğer

Madde 29– Dişhekimi, kullanımına yasal açıdan izin verilmemiş farmakolojik ve biyolojik maddeleri ve malzemeleri mesleki uygulamalarında kullanmamalıdır.

Augsburg Din Barışı ve Hoşgörü Bildirgesi

0
Augsburg Din Barışı ve Hoşgörü Bildirgesi

Augsburg Din Barışı ve Hoşgörü Bildirgesi, Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilen keşiş Martin Luther ekolünü benimseyenler ile Katolikler arasında 25 Eylül 1555 tarihinde imzalanan barış antlaşmasıdır. Katolik ve Protestan figürler bir araya gelerek barışçıl ortam yaratmayı hedeflemişlerdir.

Tarihte yazılmış önemli evrensel hukuki metinlerden biri olarak kabul görmektedir.

Yapılan antlaşma yarım yüzyılı aşan bir süre boyunca Roma-Germen İmparatorluğunda çatışmasız bir ortam yaratmış ve barış sağlamıştır.

Augsburg Barışı-1555

Savaşan Katolikler ile Lutherci prensler arasında barışı sağlamak için Augsburg’ta 1555 yılında bir toplantı yapılmış ve bu toplantıya;

Saksonya Dükü Johanns,
Brandenburg Hudut Kontu Georg,
Lueneberg Dükü Ernst,
Hesse Eyalet Kontu Philipp,
Saksonya Dükü Hanns Friedrich,
Lueneburg Dükü Franz,
Anhalt Prensi  Wolf,
Nürnberg Senatosu ve Şehir Başkanı ile  Reutlingen Senatosu katılmıştır.

Augsburg Barışı olarak bilinen anlaşma ile bazı prensler ve şehirlerin temsilcileri tarafından Augsburg Meclisi’nde Emperyal Majesteleri V. Karl’a bir bildirge vermişlerdir.

O dönemde Almanya ve Avrupa’nın başka önemli bölgeleri küçük prensliklere ve bağımsız şehirlere bölünmüş durumda olduğundan; prensler ve şehirler toplantıda temsil edilmiştir.

Toplantıda “kralın dini neyse, ülkesinin dini de odur” formülü benimsenmiş, her krala kendi topraklarının dinini belirleme yetkisi verilmiştir.

Toplantıya Calvincilerin çağrılmamış olması, sonradan sorunlar çıkmasına yol açmıştır.

Augsburg Din Barışı ve Hoşgörü Bildirgesi

Bizi sürekli düşüncelere sevkeden bu güvensizliği ortadan kaldırmak, zümrelerin ve uyrukların kalplerini, karşılıklı güven ve huzur ortamı içinde birleştirmek; Alman ulusunu, sevgili vatanımızı, nihai parçalanmadan ve yıkılmadan korumak amacıyla birbirimizle görüşüp, anlaşmaya vardık.

Buna dayanarak, illerde hangi zümreden, hangi nedenle olursa olsun hiç kimsenin, başkalarına karşı kin gütmemesini, tersine majestelerinin ve bizim kayıtsız, şartsız tüm zümreleri, zümrelerin de aynı biçimde majestelerini ve bizi ve birbirlerini, kurduğumuz ülke barışının aşağıda yazılı ilkeleri doğrultusunda tüm hususlarda serbest bırakmalarını istedik ve bu isteği dile getirdik.

Roma İmparatorluğu majesteleri ve bizim, ayrıca seçmen prenslerin, prenslerin ve Alman ulusunun kutsal İmparatorluğu içindeki tüm zümrelerin arasında kurulan bu barışın, din ayrılığına karşın, kalıcı kılınması ve korunması gerekmektedir. Bu bakımdan, ne İmparatorluk majesteleri ve biz, ne de seçmen prensler, prensler ve zümreler İmparatorluğun hiçbir zümresine, Augsburg’da tanınan mezhep ve bu mezhebin öğretisi yüzünden, dini ve inancından dolayı bir saldırıda bulunmamalı, şiddete başvurmamalı ve bu zümrenin varlığını zedelememeliyiz.

Bu zümrenin vicdanına ve Augsburg’da tanınan mezhebin din anlayışına aykırı olarak, kendi prensliklerinde, topraklarında ve hükümdarlıklarında, şimdiye dek uyguladıkları ve bundan sonra da uygulamak istedikleri, dinleri, inançları, kilise adetleri, düzenlemeleri ve törenlerine karışmamalı ya da bu yüzden, manda yoluyla ya da başka bir biçimde onlara eziyet çektirmemeli, hor görmemeliyiz.

Kendi dinlerinde, taşınabilir ya da taşınamaz mallarıyla, kendi toprakları üzerinde, kendi insanları, efendileri ve amirleriyle, kendi yücelikleri ve dürüstlükleriyle sakin ve huzur dolu bir yaşam sürebilmeleri için onları rahat bırakmalı ve bu aykırı mezhebi, o insanlar arasında ayrılık gözetmeyen, Hıristiyan anlayışına ve barışına katılmaya çağırırken bile, sadece dostane, barışçıl ve Hıristiyan olan araçları ve yolları yeğlemeliyiz.

Ancak yukarda adlarını andığımız iki dine de bağlı olmayanlar bu barışın kapsamına alınmayacaklar, yani dışında tutulacaklardır.

Bir başpiskopos, piskopos, ruhani mevki sahibi bir kişi ya da ruhani zümreden herhangi birisi, bizim eski dinimizden çıkarsa; görev yerini, evini, gediklerini (Benefiz), ayrıca şimdiye değin aldığı tüm bağışları ve sahip olduğu gelirini; hiç karşı koymadan, geciktirmeden, hem de onurunu lekelemeden bırakmalıdır.

Dinsel kurullara, bu kurullarla aynı hakka sahip kişilere, kiliselere ve dinsel vakıflara; bizim eski dinimize yakınlık duyan birini seçebilmek ve bünyesine almak yetkisi verilmelidir. Bu kişi, ilerde dinimizle bütünleşip, bütünleşmeyeceğine bakılmaksızın, kilisenin adaletinden ve hayırseverliğinden de yararlanmalıdır.

Hiçbir zümre bir diğerini ya da uyruklarını, belli bir dine girmeleri için zorlamamalı, baskı uygulamamalı; ya da efendilerine ve amirlerine karşı korumamalı, kollamamalı ve herhangi bir biçimde savunmamalıdır.

Eskiden beri iki dinin de yaygın olduğu kentlerde, şimdiye dek olduğu gibi, gelecekte de bu durum aynen korunmalı; kent sakinleri huzur ve barış içinde, yanyana, beraberce yaşamalıdırlar.

İstanbul Luteryen Kilisesi tarafından hazırlanan ve çevirisi Murat İnhanlı tarafından yapılan Augsburg İnanç Bildirgesi isimli çalışma aşağıda PDF olarak sunulmaktadır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Dünya Dişhekimleri Birliği Meslek Etiği Kuralları

0
Dünya Dişhekimleri Birliği Meslek Etiği Kuralları

Dünya Diş Hekimleri Birliği 2007 yılında ilk baskısını çıkardığı etik kurallar dizisini 2015 yılındaki genel kurul toplantısında düzenleme kararı almış, bunun üzerine çeşitli ülkelerden uzmanların bulunduğu bir takım Diş Hekimliği Mesleği için Uluslararası Etik Prensipler adı altında bir kurallar dizisi tasarısı sunmuşlardır. 2016 yılında bu tasarının, FDI bünyesindeki bir konsey tarafından, yeni yayına temel teşkil etmesi kararı alınmıştır. 26 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenen Avrupa Diş Hekimleri Konseyi’nin (CED) genel toplantısında, CED’in 1965 senesinde çıkarmış olduğu; 1982, 1998, 2002 ve 2007 senelerinde revizyonlardan geçen etik kodeksi, görüş birliğiyle yenilenmiştir. 

1. Diş Hekimlerinin Temel Hak ve Sorumlulukları

Diş hekimlerinin paylaştığı temel ahlaki değerler ve etik sorumluluklar:

1. Temel insan haklarının bilincinde olunması, hasta-hekim ilişkilerinde öncelik haline getirilmesi ve dışına çıkılmaması.

2. Hastalarının ve içinde bulunduğu toplumun ağız sağlığı alanındaki ihtiyaçlarının farkında olmak, bunları dile getirmek ve savunucusu olmak, çıkarlarını gözetmek.

3. Hastalara güvenli, kaliteli, yeterli ve adil bir ağız sağlığı hizmeti sunmak.

4. Hastaları ve toplumun ağız sağlığını iyileştirmek, genel sağlık ve refah düzeyinin iyileştirilmesine katkıda bulunmak.

5. Mesleki sorumlulukları yerine getirmek, itibarını zedeleyici davranışlardan kaçınmak.

Diş hekiminin yükümlülükleri hiçbir koşul fark etmeksizin iki kriterin dışına çıkmamalıdır:

1. Hekim, herhangi bir durum karşısında içinde bulunduğu toplum ve hastalarının çıkarlarına en uygun olacak şekilde davranmalıdır.

2. Mesleki kurallar ve etik kurallara uygun, diş hekimliği mesleğinin itibarını zedelemeyecek davranışlar sergilemelidir.

Diş hekimleri, yukarıdakilere ek olarak, mesleki yükümlülüklerinin, mesleki haklarından önce geldiği durumların farkında olmalıdır.

2. Uluslararası Mesleki Prensipler

Mesleğini icra ederken tüm diş hekimlerinin dikkat etmesi gereken hususlar:

1. Bilimsel temelli ve insani uygulamalarla sağlık hizmeti sağlamak.

2. Sosyal, mesleki veya herhangi bir bireysel duruma bağlı ayrım yapmaksızın her hastanın ağız sağlığını korumak.

3. Diş hekimi öncelikle hastalarının ağız sağlığını korumakla görevli olmasına karşın, kendisine başvuran bir hastayı, acil durumlar dışında, insani veya yasal nedenlerle tedavi etmeyi reddetme hakkına sahiptir.

4. Hekim mesleki yeterliliğini aştığını düşündüğü herhangi bir hastayı tedavi veya konsültasyon için yönlendirmekle yükümlüdür, hastanın ihtiyaçları her zaman ön planda tutulmalıdır.

5. Hekim tarafından hastaya, kendisi ve tedavisine dair tüm bilgilerinin gizliliğinin teminatı verilmelidir. Yardımcı personelin de bu gizliliğe yasalar çerçevesinde riayet etmesini sağlamalıdır.

6. Yardımcı personel yasalarla belirlenen yetkileri dışında çalıştırılamaz ve personele dair tüm sorumluluklar hekime aittir.

7. Diş hekimi, yaptığı veya yapmayı reddettiği bir tedaviye dair tüm sorumlulukları üstlenmelidir. Tedavi, yeterli donanımı olmayan veya yasal yetkisi olmayan hiçbir şahsa devredilmemelidir.

8. Hekim, meslek hayatında karşılaştığı her durumu etik prensipler, yasalar ve mesleki kurallara uygun şekilde çözümlemelidir. Mesleki bilgi ve becerilerini sürekli geliştirmelidir, aktif mesleki hayatı boyunca eğitime devam ederek yeterliliğini sürdürmekle yükümlüdür.

9. Diş hekimi, ağız sağlığına yönelik bilgilendirme çalışmalarını desteklemeli, çalışmalarda aktif olarak yer alarak toplumu koruyucu uygulamalar hakkında bilgilendirmelidir.

10. Diş hekimi, meslektaşlarına ve yardımcı personeline saygılı davranmalıdır. Meslektaşlarına karşı yardımsever olmalı ve mesleki görüşler çakıştığı takdirde dahi saygılı bir profesyonel ilişki sürdürebilmelidir.

11. Mesleğinin itibarı ve saygınlığını yükseltecek davranışlarda bulunmalıdır.

Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası

0
Kıbrıs - İki Devletli Harita

Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası (1960), Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı garantörlüğünde kabul edilmiş ve bu devletler kabul edilen Anayasanın uygulanmasını sağlamayı taahhüt etmişlerdir.

Kurulan devlet ve onaylanan anayasa Dünya Anayasaları içinde başka devletlerin garantörlüğünde olan istisna anayasalardan biridir.

Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Anayasası

KISIM I – UMUMİ HÜKÜMLER

MADDE 1 Kıbrıs Devleti, bu Anayasa gereğince, Cumhur Başkanı Kıbrıs Elen Cemaati tarafından seçilen bir Elen ve Cumhur Başkan Muavini Kıbrıs Türk Cemaatı tarafından seçilen bir Türk olan, başkanlık rejimine sahip bağımsız ve egemen bir Cumhuriyettir

MADDE 2 Bu Anayasa maksatları bakımından-

(1) Elen Cemaatı, Elen aslından ve ana dili Elence olan veya Yunan kültür ananelerini paylaşan veya Elen-Ortodoks Kilisesine mensup bulunan bütün Cumhuriyet vatandaşlarını içine alır.

(2) Türk Cemaatı, Türk aslından ve ana dili Türkçe olan veya Türk kültür ananelerini paylaşan veya Müslüman olan bütün Cumhuriyet vatandaşlarını içine alır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

(3) Bu maddenin (1)’inci ve (2)’nci fıkraları hükümleri şumulüne girmeyen Cumhuriyet vatandaşları, bu Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde, ferd olarak Elen veya Türk Cemaatına katılmak hususunda ihtiyarlarını kullanırlar, fakat bunlar bir dini gruba mensup iseler bu takdirde, dini grup olarak ihtiyarlarını kullanırlar ve bunun üzerine seçtikleri Cemaatın üyesi sayılırlar: Ancak, böyle bir dini gruba mensup olan herhangi bir Cumhuriyet vatandaşı, grubunun ihtiyarı ile bağlı kalmamayı tercih edebilir ve mezkur ihtiyarın kullanılmasından itibaren bir ay içinde Cumhuriyetin ilgili memuruna ve Elen ve Türk Cemaat Meclisleri Reislerine göndereceği yazılı ve imzalı bir beyanla mezkûr grubun mensup sayılacağı Cemaattan başka Cemaata mensup olmayı ihtiyar edebilir: Ancak yine, mezkûr bir din ve grubun izhar ettiği ihtiyar, üyeleri adedinin gerekli sayıdan az olması sebebiyle kabul edilmediği takdirde, böyle bir grubun herhangi bir üyesi bu ihtiyarın red edildiği tarihten itibaren bir ay içinde, yukarıda mezkûr tarzda, mensup olmak istediği Cemaata katılmayı ferden ihtiyar edebilir.

Bu fıkra maksatları bakımından bir “dini grup”, ayni dine inanan ve ayni mezhebe mensup veya bu dinin yetkisine tabi olan Kıbrısta mutader mukim şahıslardan, sayısı bu Anayasa yürürlüğe girdiği tarihte bini aşan ve bu tarihte en az beş yüzü Cumhuriyet vatandaşı olan bir grubu ifade eder.

(4) Bu Anayasanın yürürlüğe girmesinden üç ay sonra herhangi bir tarihte Cumhuriyet vatandaşı olan bir şahıs, bu maddenin (3) üncü fıkrasında gösterilen ihtiyar hakkını vatandaş olma tarihinden itibaren üç ay içinde kullanır.

(5) Bu maddenin (1) inci ve (2) nci fıkraları hükümleri şumulüne giren Cumhuriyetin bir Elen veya bir Türk vatandaşı, aşağıdaki şartlarla, üyesi olduğu Cemaata mensup olmaktan çıkarak diğer Cemaata katılabilir.

(a) ilgili vatandaşın böyle bir değişikliği istediğine dair ve Cumhuriyetin ilgili memuruna ve Elen ve Türk Cemaat Meclisleri Reisliğine sunduğu yazılı ve imzalı bir beyanı;

(b) diğer Cemaatın Cemaat Meclisinin tasvibi.

(6) Bu maddenin (3) üncü fıkrası hükümleri gereğince Elen veya Türk Cemaatına mensup sayılan herhangi bir fert veya dini grup, aşağıdaki şartlarla, mezkûr Cemaata mensup olmaktan çıkarak diğer Cemaata mensup sayılabilir:-

(a) ilgili fert veya dini grubun böyle bir değişikliği istediğine dair ve Cumhuriyetin ilgili memuruna ve Elen ve Türk Cemaat Meclisleri Reislerine sunduğu yazılı ve imzalı bir beyanı;

(b) diğer Cemaatın Cemaat Meclisinin tasvibi

(7) (a) evli bir kadın kocasının mensup olduğu Cemaata mensup olur;

(b) yirmi bir yaşından küçük ve evli olmayan bir erkek veya kız çocuğu, babasının mensup olduğu veya, babası bilinmediği ve evlatlık da edinilmediği takdirde annesinin mensup olduğu Cemaata mensup olur.

MADDE 3

1. Cumhuriyetin resmi dilleri Elence ve Türkçedir.

2. Teşrii, icrai ve idari muamele ve vesikalar her iki resmi dilde yazılır ve Anayasanın açıkça gerekli kıldığı hallerde Cumhuriyet Resmi Gazetesinde her iki resmi dilde yayınlanmak suretiyle ilan edilir.

3. Bir Elene veya bir Türke hitap eden idari veya diğer resmi vesikalar muhatabına göre Elence veya Türkçe yazılır.

4. Adli muamelelerin yürütülmesi veya yapılması ve kararların yazılması, taraflar Elen ise Elence, taraflar Türk ise Türkçe ve taraflar Elen ve Türk ise hem Elence hem de Türkçe olur. Diğer bütün hallerde, bu maksatlarla kullanılacak dil veya diller 163’üncü madde gereğince Yüksek Mahkeme tarafından yapılacak Mahkeme Tüzüğü ile tesbit edilir.

5. Cumhuriyet Resmi Gazetesinde her metin her iki resmi dilde ve ayni sayıda, yayınlanır.

6. (1) Cumhuriyet Resmi Gazetesinde yayınlanan herhangi bir teşriî, icrai veya idarî muamele veya vesikanın Elence ve Türkçe metinleri arasındaki herhangi bir fark, yetkili bir mahkeme tarafından hal edilir.

(2) Bir Cemaat Meclisinin Cumhuriyet Resmi Gazetesinde yayınlanan herhangi bir kanun veya kararının muteber metni bu Cemaat Meclisinin dilindeki metindir.

(3) Cumhuriyet Resmi Gazetesinde yayınlanmamakla beraber başka suretle yayınlanmış bulunan bir icrai veya idari muamele veya vesikanın Elence ve Türkçe metinlerinde herhangi bir fark ortaya çıktığı zaman ilgili Bakanın veya ilgili herhangi bir başka makamın hangi metin muteber veya doğru sayılması gerektiği hakkında yapacağı beyan nihaî ve kesin olacaktır.

(4) Yukarıda söylenilen şekilde metinlerde bir fark görüldüğü herhangi bir halde, yetkili mahkeme muhik addedeceği bir tazminata karar verebilir.

7. Madenî ve kağıt paralarda ve pullarda her iki resmi dil kullanılır.

8. Her şahıs, Cumhuriyet makamlarına resmi dillerden biri ile müracaat etme hakkını haizdir.

MADDE 4

1. Cumhuriyetin Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından, müştereken seçilecek tarafsız şekil ve renkte bir bayrağı olacaktır.

2. Cumhuriyet makamları ve Cumhuriyet kanunları ile veya bunlara göre kurulan amme hükmi şahısları veya amme menfaatine yararlı teşekküller Cumhuriyet bayrağını asarlar ve tatil günlerinde bu bayrak ile birlikte Yunan ve Türk bayraklarının her ikisini ayni zamanda asmak hakkını haizdirler.

3. Cemat makamları ve müesseseleri tatil günlerinde, Cumhuriyet bayrağı ile birlikte Yunan ve Türk bayraklarından birini ayni zamanda asmak hakkını haizdirler.

4. Cumhuriyetin herhangi bir vatandaşı veya, üyeleri Cumhuriyet vatandaşı olan, amme müesseselerinden başka hükmi şahsiyeti haiz olan veya olmıyan herhangi bir müessese gayri menkullerine, Cumhuriyet, Yunan veya Türk bayraklarından herhangi birini hiç bir tahdide tabi olmaksızın asmak hakkını haizdir.

MADDE 5 Elen Cemaatı Yunan millî bayramlarını ve Türk Cemaatı Türk millî bayramlarını tesit etmek hakkını haizdirler.

KISIM II – ANA HAK VE HÜRRİYETLER

MADDE 6 Bu Anayasanın açık hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Temsiciler Meclisinin veya Cemaat Meclislerinden herhangi birinin hiçbir kanun veya kararı ve icra kuvveti kullanan veya idari görevler ifa eden Cumhuriyet dahilindeki herhangi bir organ, makam veya şahsın hiçbir muamele veya kararı, iki Cemaattan biri aleyhine veya şahıs olması veya bir Cemaata mensup olması dolayısiyle herhangi bir şahıs aleyhine ayırd edici olmayacaktır.

MADDE 7

1. Her şahıs hayat ve vücut bütünlüğü hakkına sahiptir.

2. Kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında yetkili bir mahkemece verilen bir hükmün infazı dışında, hiç kimsenin hayatına son verilemez. Kanun böyle bir cezayı ancak teammüden katil, ağır hiyanet, devletlerarası hukuka göre korsanlık ve askeri kanuna göre ölüm cezasını gerektiren suçlar için koyabilir.

3. Kanunla konduğu zaman ve gösterildiği tarzda aşağıdaki hallerde kesin olarak lüzumlu olduğu kadar cebir kullanılarak hayata son verilmesi, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:

(a) şahsın veya mülkün, başka türlü kaçınılması ve tamiri imkansız ayni derecede bir zarara karşı savunulması;

(b) bir şahsın, yakalanması için veya kanuna uygun tutukluktan kaçmasını önlemek için;

(c) bir ayaklanmayı veya karşı koymayı bastırmak maksadiyle girişilen hareketler.

MADDE 8 Hiçbir şahıs işkenceye veya gayri insani yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz.

MADDE 9 Her şahıs insanca bir hayat ve sosyal güvenlik hakkına sahiptir. İşçilerin korunması, fakirlere yardım ve sosyal sigorta sistemi bir kanunla temin edilir.

MADDE 10

1. Hiçbir şahıs köle veya kul edinilemez.

2. Hiçbir şahıs zorla veya mecburi olarak çalıştırılamaz.

3. Bu madde maksatları bakımından aşağıdaki haller “zorla veya mecburi çalıştırma” sayılmazlar:-

(a) 11’inci maddenin hükümlerine uygun bir tutukluğun devamı sırasında veya böyle bir tutukluktan şartla salıvermenin devamınca istenilen çalışma;

(b) konulabilecek askeri bir hizmet veya, kanunla kabul edilmesi şartiyle, inançları gereğince askerlik vazifesini yapmaktan kaçınan kimselere mecburi askerlik yerine gördürülecek başka bir hizmet;

(c) fevkalade halde veya sekenenin hayat veya refahını tehdit eden afet halinde yaptırılan hizmet.

MADDE 11

1. Her şahıs hürriyet ve şahsi güvenlik hakkına sahiptir.

2. Bir şahıs hürriyetinden ancak aşağıdaki hallerde kanunla konduğu zaman ve gösterildiği tarzda mahrum edilebilir:-

(a) yetkili bir mahkemece mahkum edilen bir şahsın tutukluğu;

(b) Bir mahkemenin kanun ve bir emrine itaatsızlıktan dolayı bir şahsın yakalanması veya tutukluluğu;

(c) bir şahsın bir suç işlediği makul şüphesi üzerine yetkili adlî makam önüne getirilmesi maksadiyle veya bir suç işlemesini önlemenin veya işledikten sonra kaçmasına mani olmanın makul olarak lüzumlu görüldüğü hallerde yakalanması veya tutukluğu;

(d) bir küçüğün, islahı maksadıyle kanun ve bir emirle nezaret altına alnıması veya yetkili adl ve makam önüne getirilmesi maksadiyle kanun ve tutukluğu;

(e) bulaşıcı bir hastalık yayabilecek şahısların, akıl hastalarının, alkoliklerin, uyuşturucu madde müptelalarının veya serserilerin tutukluğu;

(f) Bir şahsın Cunıhuriyet topraklarına müsaadesiz girmesini önlemek için veya bir yabancının; sınırdışı edilmesi veya iadesi muamelesine girişilmesi sebebiyle, yakalanması veya tutukluğu.

3. Hiçbir şahıs, ölüm veya hapis cezasını müstelzim suç üstü bir cürüm halinde kanunla konduğu zaman ve gösterildiği tarz müstesna, kanunun gösterdiği usullere uygun olarak tanzim edilmiş gerekçeli adli bir varaka bulunmaksızın yakalanamaz.

4. Yakalanan her şahsa, yakalanmasını icabettiren sebepler yakalanması sırasında, anladığı bir dilde bildirilir ve seçtiği bir hukukçunun hizmetinden istifadesine müsaade olunur.

5. Yakalanan şahıs, yakalandıktan sonra mümkün olan en kısa zamanda ve, daha evvel tahliye edilmediği takdirde, her halde yirmi dört saat geçmeden bir hakim önüne çıkarılır.

6. Yakalanan şahsın önüne çıkarıldığı hakim, derhal, yakalanan şahsın anladığı bir dille yakalanma sebeplerini araştırır ve mümkün olan en kısa zamanda ve her halde hakim önüne çıkma tarihinden itibaren üç günü geçmeyen bir süre zarfında, uygun göreceği şartlarla yakalananı ya tahliye eder veya, yakalanma sebebi suç hakkındaki tahkikat tamamlanmadığı takdirde, yakalanmanın devamına karar verir. Hakim, zaman zaman, her defasında sekiz günü geçmemek şartiyle, bu yakalanmanın devamına karar verebilir:

Ancak, yakalanma süresinin toplamı, yakalanma tarihinden itibaren üç ayı tecavüz etmez ve bu sürenin sonunda yakalamayı tatbikle görevli her şahıs veya makam yakalanan şahsı derhal serbest bırakır.

Hakimin bu fıkraya göre verdiği kararlar istinaf edilebilirler.

7. Yakalanması veya tutukluğu sebebiyle hürriyetinden mahrum bırakılan her şahıs, tutukluğunun kanuna uygunluğu hakkında bu mahkemece süratle karar verilmesi için kanun yollarına müracaat hakkına sahiptir. Tutukluğu kanuna aykırı görüldüğü takdirde serbest bırakılması mahkemece emredilir.

8. Bu madde hükümlerine aykırı olarak bir yakalanmanın veya bir tutukluğun mağduru her şahıs, dava açmak suretiyle tazminat almak hakkına sahiptir.

MADDE 12

1. Hiçbir şahıs, işlendiği zaman kanunen suç teşkil etmeyen bir fiil veya ihmalden dolayı suçlu tutulamaz; ve hiçbir şahıs, bir suç için, işlendiği zaman kanunun bu suç için açıkça gösterdiği cezadan daha ağır bir cezaya çarptırılamaz.

2. Bir suçtan dolayı beraat eden veya mahkûm olan bir şahıs, ayni suçtan dolayı tekrar muhakeme edilemez. Hiçbir şahıs, ayni fiil veya ihmalden dolayı, bu fiil veya ihmal ile ölüme sebebiyet verilmiş olmadıkça, iki defa cezalandırılamaz.

3. Hiçbir kanun, suçun, vahameti ile mütenasip bulunmayan bir ceza koyamaz.

4. Bir suçtan sanık her şahıs, suçluluğu kanuna uygun olarak ispat edilinceye kadar masum sayılır.

5. Bir suçtan sanık her şahıs, aşağıdaki asgari haklara sahiptir :-

(a) hakkında yapılan ithamın mahiyet ve sebebinin anladığı bir dille ve etraflı surette derhal kendisine bildirilmesi;

(b) savunmasını hazırlaması için kafi zamana ve kolaylıklara, sahip olmak;

(c) kendini bizzat veya seçeceği veya, eğer kafi mali imkanlardan mahrum bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, kendisine meccanen tayin edilecek bir hukukçu vasıtasiyle savunmak;

(d) iddia sanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek ve savunma tanıklarının da iddia tanıkları ile ayni şartlar altında celp edilmelerinin ve sorguya çekilmelerinin sağlanması;

(e) mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak.

6. Malların toptan müsaderesi cezasının konması yasaktır.

MADDE 13

1. Yalnız savunma veya amme sağlığı için lüzumlu veya yetkili bir mahkemenin ceza olarak vermesi için kanunla konmuş tahditler dışında her şahıs, Cumhuriyet toprakları dahilinde serbestçe seyahat etmek ve herhangi bir yerinde ikamet etmek hakkına sahiptir.

2. Her şahıs, kanunun koyduğu makul tahditler altında devamlı veya geçici olarak Cumhuriyet topraklarını terketmek hakkına sahiptir.

MADDE 14 Hiç bir vatandaş, hangi şartlar altında olursa olsun, Cumhuriyetin dışına sürülemez veya içeri girmekten alıkonulamaz.

MADDE 15

1. Her şahıs, hususi veya ailevî hayatına riayet edilmesi hakkına sahiptir.

2. Yalnız Cumhuriyetin güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme güvenliği veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararına veya yalnız bu Anayasanın herhangi bir şahsa sağladığı hak ve hürriyetlerin korunması için lüzumlu ve kanuna uygun olanlar dışında bu hakkın kullanılmasına hiç bir suretle müdahale edilemez.

MADDE 16

1. Her şahsın meskeni tecavüzden masundur.

2. Kanunla konduğu zaman ve gösterildiği tarzda ve gerekçeli bir adli varakaya dayanılarak veya evi işgal eden şahsın açık rızasiyle veya bir cebir suçunun mağdurunu veya herhangi bir afetin kurbanlarını kurtarmak maksadiyle olanlar dışında, hiçbir meskene herhangi bir şekilde girilemez veya içinde herhangi bir arama yapılamaz.

MADDE 17

1. Her şahıs, yazışmalarına ve kanunla yasak edilmiş vasıtalarla yapılmış olmaması şartiyle sair haberleşmelerine riayet ve bunların gizli kalması hakkına sahiptir.

2. Kanunun yalnız tutuklular için mahkûmiyetten evvel ve sonra ve iflas masası devamınca müflislerin iş yazışmaları ve haberleşmeleri hallerinde koyduklarının dışında bu hakkın kullanılmasına müdahalede bulunulamaz.

MADDE 18

1. Her şahıs, düşünme, vicdan ve din hürriyetine sahiptir.

2. Akide veya ayinleri gizli olmayan bütün dinler serbesttir.

3. Bütün dinler kanun önünde eşittir. Cemaat Meclislerine bu Anayasanın verdiği yetkiler mahfuz kalmak şartiyle; Cumhuriyetin teşri, icraî veya idarî hiç bir muamelesi hiçbir din veya dinî müessese aleyhine ayırd edici olamaz.

4. Her şahıs, ibadet, öğretim, tatbik veya riayet şekilinde, tek başına veya toplu olarak, alenen veya hususi surette, itikatını ikrar ve din veya inancını açıklamak ve din veya inancını değiştirmek hürriyet ve hakkına sahiptir.

5. Bir şahsın dinini değiştirmesini sağlamak veya dinini değiştirmesini önlemek maksadiyle bedeni veya manevi zor kullanılması yasaktır.

6. Bir kimsenin din veya inancını açıklamak hürriyeti yalnız Cumhuriyet güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararına veyahut yalnız bu Anayasanın herhangi bir şahsa sağladığı hak ve hürriyetlerin korunması için lüzumlu ve kanunun koyduğu tahditlere tabidir.

7. On altı yaşından küçük bir şahsın dinini kanuni vasisi tayin eder.

8. Hiçbir şahıs, geliri tamamen veya kısmen mensup olduğu dinden gayri bir dinin yararına tahsis edilmiş her hangi bir vergi veya resim ödemeye zorlanamaz.

MADDE 19

1. Her şahıs, her şekli ile söz ve ifade hürriyeti hakkına sahiptir.

2. Bu hak, herhangi bir resmî makamın müdahalesi ve memleket sınırları bahis konusu olmaksızın kanaat ifade etme ve haber ve fikir alma ve verme hürriyetlerini içine alır.

3. Bu maddenin 1’inci ve 2’nci fıkralarındaki hakların kullanılması, yalnız Cumhuriyet güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararı için veya başkalarının şöhret veya haklarının korunması veya bir sırrın ifşasının önlenmesi veya adliyenin otorite ve tarafsızlığının idamesi için lüzumlu ve kanunun koyduğu formalitelere şartlara, tahditlere veya cezalara tabi tutulabilir.

4. Gazeteler veya diğer basılı şeyler, Cumhuriyet Baş Savcısının yazılı müsaadesi olmaksızın toplattırılamaz. Bu müsaade, en geç yetmiş iki saat içinde yetkili mahkeme kararı ile tasdik olunmadığı takdirde toplattırılma kalkar.

5. Bu madde hükümleri, Cumhuriyetin ses ve rüyet yayınları veya sinema işletmeleri için ruhsat alınmasını istemesine engel olmaz.

MADDE 20

1. İlgili cemaat kanununa uygun ve yalnız Cumhuriyetin güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı veya eğitim seviye ve niteliği yararı için veya, ana babanın çocuklarına dini inançlarına uygun bir eğitim sağlamak hakları dahil olmak üzere, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için lüzumlu formalitelere, şartlara veya tahditlere tabi olmak kaydı ile, her şahıs, öğretim veya eğitim görmek ve her şahıs veya müessese, öğretmek veya eğitmek hakkına sahiptir.

2. İlk eğitimi Elen ve Türk Cemaat Meclisleri kendi Cemaat İlk Okullarında parasız sağlayacaklardır.

3. İlk eğitim, ilgili cemaat kanununca tesbit edilecek okul çağındaki bütün vatandaşlar için mecburidir.

4. İlk eğitimden gayri eğitim, layık ve uygun bulunan hallerde, Elen ve Türk Cemaat Meclislerince; ilgili bir cemaat kanunu ile tesbit olunacak hüküm ve şartlara göre, sağlanacaktır.

MADDE 21

1. Her şahıs, asayişi bozmamak kaydı ile toplanma hürriyeti hakkına sahiptir.

2. Her şahıs, kendi menfaatlerini korumak için, sendikalar tesis etmek ve, sendikalara girmek hakkı da dahil olmak üzere, başkaları ile bir araya gelerek dernek kurma hürriyeti hakkına sahiptir. Hiçbir şahıs, 3’üncü fıkradaki tahditlere rağmen, bir derneğe girmeye veya bir derneğin üyeliğinde kalmaya zorlanamaz.

3. Bu maddedeki hakların kullanılmasına, yalnız Cumhuriyet güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararı için veya yalnız, böyle bir toplantıya katılıp katılmadığına veya böyle bir derneğin üyesi olup olmadığına bakılmaksızın, herhangi bir şahsa bu Anayasa ile tanınan hak ve hürriyetlerin korunması için kesin olarak lüzumlu olan ve kanunun gösterdiklerinden başka tahditler konamaz.

4. Hedef veya faaliyetleri Anayasa düzenine aykırı her dernek yasaktır.

5. Bu hakların, silahlı kuvvetler, polis veya jandarma mensuparınca kullanılmasına bir kanunla tahditler konabilir.

6. Bu madde hükümleri, şirketlerin, birliklerin ve kar için faaliyette bulunan diğer derneklerin kurulmasına, teşekkül veya hükmî şahıs olma, ortaklık (ortakların hak ve mükellefiyetleri dahil), sevk ve idare, tasfiye ve fesih konularını düzenliyen kanun hükümlerine tabi olarak tatbik edilir.

MADDE 22

1. Evlenme çağına erişen her şahıs, bu Anayasa hükümleri gereğince kendisine uygulanabilecek evlenmeye dair kanuna göre evlenmekte ve bir aile kurmakta hürdür.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrasının hükümleri, aşağıdaki hallerde aşağıdaki tarzda uygulanır:-

(a) 111’inci maddede gösterildiği üzere taraflara uygulanabilecek evlenmeye dair kanun ayni olmadığı takdirde, taraflar, mezkur madde gereğince ikisinden birine uygulanabilecek olan kanundan birinin evlenmelerine uygulanmasını seçebilirler;

(b) 111’inci madde hükümleri evlenmeye taraf olanlardan hiçbirine uygulanamaz ve taraflardan hiçbiri Türk Cemaatının üyesi değil ise evlenmeye, Temsilciler Meclisi tarafından yapılacak ve yaş, sağlık, akrabalık derecesi ve çok karılılığın men’ine dair olanlardan başka tahditler koymayacak olan bir Cumhuriyet, kanunu uygulanır;

(c) 111’inci madde hükümleri evlenmeye taraf olanlardan yalnız birine uygulanabildiği ve diğer taraf Türk Cemaatının bir üyesi olmadığı takdirde, evlenmeye, bu fıkranın (b) bendinde gösterilen Cumhuriyet kanunu uygulanır:

Ancak, evlenmeye taraf olanlar, evlenmelerine cevaz vermesi şartı ile, 111’inci madde gereğince ikisinden birine uygulanabilecek olan kanunun evlenmelerine uygulanmasını seçebilirler.

3. Bu madde hükmü, hiçbir suretle, Elen-Ortodoks Kilisesinin veya üyelerine 2’nci maddenin (3) üncü fıkrası hükümleri uygulanacak olan herhangi diğer bir dini grubun, evlenmeye dair olanlardan başka bu Anayasada gösterilen haklarına tesir etmez.

MADDE 23

1. Her şahıs, yalnız başına veya başkaları ile birlikte, herhangi bir menkul veya gayrı menkul mal edinme, buna malik olma, zilyet olma, bundan intifa veya buna tasarruf etme hakkına ve bu hakka riayet edilmesi hakkına sahiptir. Cumhuriyetin, yer altı suları, madenler ve eski eserler üzerindeki hakkı mahfuzdur.

2. Bu maddede konanlar dışında, 1’inci fıkradaki hak hiçbir suretle kaldırılamaz veya kısılamaz veya tahdit edilemez.

3. 1’inci fıkradaki hakkın kullanılmasına, amme selameti veya amme sağlığı veya amme ahlakı veya şehir ve memleket planlanması veya herhangi bir mülkün amme menfaati için geliştirilmesi ve faydalı kılınması yararına veya başkalarının haklarının korunması için kesin olarak lüzumlu kısıntı veya tahditler kanunla konabilir.

Bir mülkün iktisadî değerini fiilen azaltan kısıntı ve tahditler için derhal tam bir tazminat ödenir; anlaşmazlık halinde tazminatı hukuk mahkemesi tayin eder.

4. Cumhuriyet veya belediyeler veya, kendi yetkilerine tabi eğitim din, hayır veya spor müesseseleri, teşekkülleri veya tesisleri için ve yalnız kendi Cemaat mensuplarından olmak kaydı ile, Cemaat Meclisleri veya kanunun kendilerine zorla iktisap hakkı tanıdığı amme hükmî şahısları veya amme menfaatine yararlı teşekküller, yalnız-

(a) Bu Anayasanın yürürlüğe girişi tarihinden itibaren bir sene içinde çıkarılacak umumî bir zorla iktisap kanununda hususi surette gösterilen ve amme menfaati yararına olan bir maksat için; ve

(b) bu maksadın, zorla iktisabı yapan makamın umumî zorla iktisap kanunu hükümlerine uygun olarak verdiği ve zorla iktisap sebeplerini açıkça bildiren bir kararı ile gösterilmesi halinde; ve

(c) Anlaşmazlık çıktığı takdirde bir hukuk mahkemesince tesbit edilecek tam ve hakkaniyete uygun bir tazminatın nakten ve peşin ödenmesi şartı ile, herhangi bir menkul veya gayrı menkul malı veya bu gibi mal üzerindeki herhangi bir hak veya menfaati zorla iktisaba yetkilidirler.

5. Zorla iktisap edilmiş herhangi bir gayrı menkul mal veya bu gibi mal üzerindeki herhangi bir hak veya menfaat, sadece bu iktisap maksadı için kullanılabilir. Bu maksat, iktisap tarihinden itibaren üç sene içinde gerçekleşmediği takdirde, iktisap eden makam, bu üç senelik sürenin sonunda iktisap edileni, iktisap fiatına eski sahibine iade etmeyi teklif eder. Bu şahıs, kabul veya red cevabını, bu teklifi aldığı tarihten itibaren üç ay içinde bildirilir ve kabul ettiğini bildirdiği takdirde, kabul tarihinden itibaren yine üç ay içinde iktisap bedelini iade etmesi üzerine iktisap edilen hemen kendisine iade edilir.

6. Ziraî islah maksadı ile zorla iktisaplarda, toprak yalnız gayrı menkulü zorla iktisap edilen malikin mensup olduğu Cemaate mensup şahıslara dağıtılabilir.

7. Bu maddenin 3’üncü ve 4’üncü fıkraları, herhangi bir verginin veya para cezasının tahsili, herhangi bir hükmün infazı, mukaveleden doğma bir vecibenin ifası veya can veya malın tehlikelerden korunması maksadı ile konmuş bir kanunun hükümlerine tesir etmez.

8. Cumhuriyet veya, kendi yetkilerine tabi eğitim, din, hayır veya spor müesseseleri, teşekkülleri veya tesisleri için ve ancak maliki ve zilyeti kendi Cemaat mensuplarından olmak kaydı ile, Cemaat Meclisleri, yalnız

(a) bu Anayasanın yürürlüğe girişi tarihinden itibaren bir sene zarfında çıkarılacak umumî bir el koyma kanununda hususî surette gösterilecek olan ve amme menfaati yararına bir maksat için; ve

(b) bu maksadın, el koymayı yapan makamın umumî el koyma kanununun hükümlerine uygun olarak verdiği ve el koyma sebeplerini açıkça bildiren bir kararı ile gösterilmesi halinde; ve

(c) üç seneyi geçmeyen bir süre için; ve

(d) Anlaşmazlık çıktığı takdirde bir hukuk mahkemesince tesbit edilecek tam ve hakkaniyete uygun bir tazminatın hemen nakten ödenmesi şartı ile, herhangi bir menkul ve gayrı menkul bir mala el koyma yetkisine sahiptirler.

9. Bu maddenin 1’inci fıkrasında konulan hak, bu madde hükümlerine rağmen, herhangi bir Piskobosluk, manastır, kilise veya herhangi bir diğer kilise hükmi şahsına ait herhangi menkul veya gayrı menkul bir mal veya bu gibi mal üzerindeki herhangi bir hak veya menfaat bakımından, bahis konusu malları murakabesi altında bulunduran yetkili kilise makamının yazılı rizası olmadıkça, hiçbir suretle kaldırılamaz, kısılamaz veya tahdit edilemez ve bu maddenin 3 ve 4’üncü, 7 ve 8’inci fıkraları hükümleri bu fıkra hükümlerine tabidir: Ancak, bu maddenin 3’üncü fıkrası hükümlerine göre şehir ve memleket planlaması için yapılan kısıntılar veya tahditler, bu fıkra hükmüne girmez.

10. Bu maddenin 1’inci fıkrasında konulan hak, bu madde hükümlerine rağmen, vakıfların meşrutunleyhleri ve mevkuflar ve Camilere veya diğer İslam din ve müesseselerine ait olan mallar da dahil olmak üzere vakıf herhangi bir menkul veya gayrı menkul mal veya bu gibi mal üzerindeki herhangi bir hak veya menfaat bakımından, Türk Cemaat Meclisinin tasvibi olmaksızın ve ahkamülevkafa uygun bulunmadıkça, hiçbir suretle kaldırılamaz, kısılamaz veya tahdit edilemez ve bu maddenin 3 ve 4’üncü, 7 ve 8’inci fıkraları hükümleri bu fıkra hükümlerine tabidir: Ancak, bu maddenin 3’üncü fıkrası hükümlerine göre şehir ve memleket planlaması için yapılan kısıntılar veya tahditler, bu fıkra hükümlerine girmez.

11. İlgili her şahıs, bu madde hükümleri ile ilgili olarak veya bunlar gereğince mahkemeye müracaat etmek hakkına sahiptir ve böyle bir müracaat zorla iktisap muamelelerini durdurur; bu maddenin 3’üncü fıkrasına göre konulan herhangi bir kısıntı veya tahdit hallerinde, mahkeme, bu muamelelerin durdurulmasını emredebilir.

Mahkemenin bu fıkra hükümlerine göre vereceği her karar istinaf edilebilir.

MADDE 24

1. Her şahıs, amme masraflarının karşılanmasına imkanı nisbetinde iştirakle mükelleftir.

2. Herhangi bir nevi vergi, resim veya mülk vergisi yolu ile yüklenecek böyle bir mükellefiyet, ancak kanunla veya kanun gereğince konabilir.

3. Makabline şamil herhangi bir nevi vergi, resim veya mülk vergisi konamaz: Ancak, herhangi bir gümrük ithal resmi, buna dair kanun tasarısının sunulduğu tarihten itibaren konabilir.

4. Gümrük resimleri dışında herhangi bir nevi vergi, resim veya mülk vergisi yıkıcı veya yasak edici olamaz.

MADDE 25

1. Her şahıs, herhangi bir meslek, sanat, ticaret veya iş ile iştigal etme hakkına sabiptir.

2. Bu hakkın kullanılması, münhasıran herhangi bir meslek ile iştigal için mutad olarak lüzumlu vasıflara dair veya yalnız Cumhuriyet güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararına veya yalnız bu Anayasanın herhangi bir şahsa sağladığı hak ve hürriyetlerin korunması için lüzumlu veya, yalnız amme yararına olan ve kanunla konulan formalitelere, şartlara veya tahditlere tabi tutulabilir: Ancak, bir formalite, şart veya tahdit, iki Cemaattan herhangi birinin menfaatlarına aykırı ise böyle bir formalite, şart veya tahdit amme yararınadır diye kanunla konulamaz.

3. Bu maddenin yukarıdaki hükümlerine bir istisna olarak, amme yararına olmak kaydı ile, mahiyeti itibarıyla ana amme hizmeti vasfında olan veya enerji kaynakları veya sair tabiî kaynakların işletilmesi ile ilgili olan bazı işletmelerin yürütülmesi, bir kanunla, Cumhuriyete veya belediyelere veya bu kanunla bu maksatla kurulan ve Cumhuriyetin kontrolu altında idare edilen ve sermayesi yalnız amme ve hususi kaynaklardan veya bunların herhangi birinden temin edilen amme hükmî şahıslara inhisar ettirebilir: Ancak, böyle bir işletme, bir belediye veya amme hükmî şahsından gayrı bir şahıs tarafından yürütüldüğü takdirde, bu işletme için kullanılan tesisler, bu şahsın isteği üzerine, tam bir bedel ödenerek, hale göre, Cumhuriyet veya bahis konusu belediye veya amme hükmî şahsı tarafından iktisap olunur.

MADDE 26

1. Her şahıs, mukavele hukukunun umumî prensiplerince konulan şartlar, kısıntılar veya tahditlere tabi olmak kaydıyle, serbestçe mukavele yapmak hakkına sahiptir. İktisaden kudretli şahıslar tarafından istismarı kanun önler.

2. Bir kanun, işverenler ile işçiler arasında mecburi kollektif iş mukaveleleri yapılmasını, böyle bir mukavelenin aktinde temsil edilen veya edilmeyen herhangi bir şahsın haklarını yeter olarak korumak üzere, koyabilir.

MADDE 27

1. Grev hakkı tanınmıştır. Bu hakkın kullanılması, yalnız Cumhuriyetin güvenliğini veya Anayasa düzenini veya amme nizamını veya amme selametini veya sekenenin hayatı için lüzumlu madde ve hizmetlerin idamesini veya bu Anayasanın herhangi bir şahsa sağladığı hak ve hürriyetleri korumak maksadıyla konacak bir kanunla düzenlenebilir.

2. Silahlı kuvvetler, polis ve jandarma mensuplarının grev hakkı yoktur. Kanun bu yasağı amme hizmeti mensuplarına da teşmil edebilir.

MADDE 28

1. Her şahıs, kanun, idare ve adliye önünde eşittir ve bunlar tarafından eşit olarak korunmak ve muamele görmek hakkına sahiptir.

2. Her şahıs, bu Anayasada gösterilen bütün hak ve hürriyetlerden, Anayasada açıkça aksine bir hüküm bulunmadıkça, cemaat, ırk, din, dil, cinsiyet, siyasî veya diğer inançlar, millî veya sosyal menşe, doğuş, renk, servet, sosyal sınıf veya herhangi diğer bir sebeple doğrudan doğruya veya dolayısiyle ayırd edilmeden istifade eder.

3. Hiçbir vatandaş; Cumhuriyet ülkesi sınırları içinde herhangi bir asalet veya sosyal farklılık ünvanını kullanamaz veya bunun imtiyazlarından istifade edemez.

4. Cumhuriyet tarafından veya dahilinde hiçbir asalet veya diğer sosyal farklılık ünvanı verilmez veya tanınmaz.

MADDE 29

1. Her şahıs, ferden veya diğer şahıslarla birlikte, yetkili herhangi bir amme makamına yazılı olarak müracaat veya şikayet ve bunların süratle incelenmesi ve karara bağlanması hakkına sahiptir. Gerekçeye dayanacak olan bu karar, derhal ve her halde otuz günü geçmiyen bir süre içinde müracaat veya şikayet sahibine yazılı olarak bildirilir.

2. Böyle bir karardan zarar gören her ilgili veya bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterilen süre içinde kendisine bir karar bildirilmeyen her şahıs, müracaat veya şikayet konusu hakkında yetkili bir mahkemeye müracaat edebilir.

MADDE 30

1. Hiçbir şahıs, bu Anayasa ile veya gereğince kendisine gösterilen mahkemeye müracaat etmek hakkından mahrum edilemez. Her ne ad altında olursa olsun adli komisyonlar veya istisnaî mahkemeler teşkili yasaktır,

2. Her şahıs, medeni hak ve vecibelerinin veya kendisine karşı yapılan bir cezaî isnadın bir karara bağlanmasında, kanunla tesis olunan bağımsız, tarafsız ve yetkili bir mahkeme tarafından makul bir süre içinde adil ve alenî bir surette davanın dinlenmesi hakkına sahiptir. Karar, gerekçeye dayanır ve aleni bir celsede okunur. Cumhuriyet güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme nizamı veya amme selameti veya amme ahlakı yararına olduğu veya küçüklerin menfaatları veya tarafların hususi hayatlarının korunması için gerekli olduğu veya mahkemece yayının adaletin selameti için zararlı görüldüğü hususi hallerde basın mensupları ve halk; mahkeme kararıyla duruşmaların tamamına veya bir kısmına sokulmayabilir.

3. Her şahıs-

(a) mahkeme önüne çıkarılması sebeplerinin kendisine bildirilmesi;

(b) davasını mahkemeye sunmak ve bunu hazırlamak için gerekli zamana sahip olmak;

(c) delillerini göstermek veya göstertmek ve tanıkların kanuna uygun olarak sorguya çekilmesi;

(d) kendi seçeceği bir hukukçu tutmak ve adaletin selameti gerektiriyorsa kanunun gösterdiği tarzda kendisine meccanen bir hukukçu tayin edilmesi;

(e) mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak, hakkına sahiptir.

MADDE 31 Her vatandaş, bu Anayasanın ve onun gereğince yapılan herhangi bir Cumhuriyet veya ilgili Cemaat Meclisi seçim kanununun hükümlerine uygun olarak, bu Anayasa veya herhangi böyle bir kanun gereğince yapılan herhangi bir seçimde rey kullanmak hakkına sahiptir.

MADDE 32 Bu Kısımdaki hiçbir hüküm, Cumhuriyetin, yabancılarla ilgili her hususu bir kanunla Devletler Hukukuna uygun olarak düzenlemesine engel olmaz.

MADDE 33

1. Bu Kısımla sağlanan ana hak ve hürriyetler, Anayasanın fevkalade hal hakkındaki hükümleri dışında, bu Kısımda konulanlardan gayrı hiçbir tahdit veya kısıntılara tabi tutulamaz.

2. Bu Kısmın tahdit veya kısıntılara dair hükümleri dar şekilde tefsir edilir ve konduklarının dışında diğer herhangi bir maksatla tatbik edilemez.

MADDE 34 Bu Kısımdaki hükümlerin hiçbiri, bir Cemaata, grup veya şahsa, bu Anayasa ile kurulan Anayasa düzeninin baltalanmasını veya yok edilmesini veya bu Kısımla tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya bu Kısımda konulduğundan daha geniş bir surette tahdit edilmesini hedef tutan bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya hak verir şekilde tefsir olunamaz.

MADDE 35 Cumhuriyetin teşrîî icraî ve kazaî makamları, kendi yetki sınırları içinde, bu Kısım hükümlerinin tam tatbikini sağlamakla mükelleftirler.

KISIM III – CUMHUR BAŞKANI, CUMHUR. BAŞKAN MUAVİNİ VE BAKANLAR KURULU

MADDE 36

1. Cumhur Başkanı Devlet Başkanıdır ve Cumhuriyetteki bütün şahıslara tekaddüm eder. Cumhur Başkan Muavini Devlet Başkan Muavinidir ve Cumhur Başkanından sonra Cumhuriyetteki bütün şahıslara tekaddüm eder. Geçici olarak gaybubeti veya görevlerini yapamaması hallerinde Cumhur Başkanına vekalet etmek veya onun yerini almak bu maddenin 2’nci fıkrasında gösterildiği tarzda olur.

2. Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin geçici olarak gaybubeti veya görevlerini yapamaması halinde, kendisine, bu halin devamınca, hale göre, Temsilciler Meclisinin Reisi veya Reis Vekili ve onun gaybubeti veya bu makam münhal bulunduğu takdirde, 72’nci madde gereğince ona vekalet eden Temsilci vekalet eder.

MADDE 37 Cumhur Başkanı Devlet Başkanı sıfatiyle-

(a) bütün resmî merasimlerde Cumhuriyeti temsil eder;

(b) 54’üncü madde gereğince tayin olunmuş diplomatik temsilcilerin itimatnamelerini imzalar ve nezdine akredite edilecek diplomatik temsilcilerin itimatnamelerini kabul eder;

(c) (i) milletlerarası andlaşma, sözleşme ve diğer anlaşmaları müzakere etmek için veya bu Anayasa hükümlerine uygun ve tabi olarak müzakere edilmiş bulunan bu gibi andlaşma, sözleşme veya anlaşmaları imzalamak için 54’üncü madde gereğince tayin olunmuş temsilcilerin selahiyetnamelerini;

(ii) bu Anayasada gösterildiği tarzda tasdik edilmiş milletlerarası andlaşma, sözleşme veya anlaşmaların tasdiknamelerinin gönderilmesine dair mektubu, imza eder;

(d) Cumhuriyet nişanlarını verir.

MADDE 38

1. Cumhur Başkan Muavini Devlet Başkan Muavini sıfatile aşağıdaki haklara sahiptir:-

(a) bütün resmî merasimlerde hazır bulunmak:

(b) yabancı diplomatik temsilcilerin itimatnamelerinin takdiminde hazır bulunmak;

(c) Türk Cemaatı üyelerine Cumhuriyet nişanlarının verilmesi için Cumhur Başkanına tavsiyelerde bulunmak. Cumhur Başkanı, aksine vahim sebebler yoksa bu tavsiyeye uyar.

Bu suretle verilmiş nişanlar, arzu ettiği takdirde, Cumhur Başkan Muavini tarafından muhatabına tevdi olunur.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrasının (a) ve (b) bendleri maksatları bakımından gerekli bilgi, bahis konusu olaylardan yeter zaman önce Cumhur Başkan Muavinine yazılı olarak bildirilir.

MADDE 39

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavininin seçimi tek dereceli, genel ve gizli reyle olacak ve, ara seçim hariç, ayni günde fakat ayrı ayrı cereyan edecektir:

Ancak, her iki halde de, seçim için yalnız bir aday mevcutsa bu aday seçilmiş olarak ilan edilir.

2. Muteber olarak verilen reylerin yüzde ellisinden fazlasını alan aday seçilir. Adaylardan hiçbiri gerekli ekseriyeti sağlayamadığı takdirde, seçim, müteakip haftanın ayni gününde, muteber olarak verilen reylerin en çoğunu alan iki aday arasında tekrarlanır ve tekrarlanan böyle bir seçimde muteber olarak verilen reylerin en çoğunu alan aday seçilmiş sayılır.

3. Deprem, su baskını, genel salgın hastalık ve benzeri gibi olağanüstü ve beklenmedik sebepler yüzünden seçim bu Anayasa gereğince tesbit edilen tarihte yapılamadığı takdirde, müteakip haftanın ayni gününde yapılır.

MADDE 40

Seçim zamanında aşağıdaki vasıfları haiz olan her şahıs Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini seçiminde aday olabilir:-

(a) Cumhuriyet vatandaşı olmak;

(b) otuz beş yaşına varmış olmak;

(c) bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra, haysiyeti muhil veya ahlaka aykırı bir suçtan hüküm giymemiş veya herhangi bir seçim suçundan dolayı yetkili bir mahkemece ehliyetsiz kılınmamış olmak;

(d) Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini olarak görev görmesine engel bir akıl hastalığı bulunmamak.

MADDE 41

1. Cumhur Başkan veya Cumhur Başkan Muavini görevi, Bakanlık veya Temsilcilik veya bir Cemaat Meclisi üyeliği veya Belediye Başkanlığı da dahil olmak üzere herhangi bir belediye meclisi üyeliği veya Cumhuriyetin silah veya emniyet kuvvetlerine mensubiyet veya bir amme veya belediye görevi ile birleşemez.

Bu madde bakımından “amme görevi”, Cumhuriyetin veya bir Cemaat Meclisinin amme hizmetinde, ücreti Cumhuriyet veya bir Cemaat Meclisince kontrol edilen, ücretli herhangi bir görevdir ve herhangi bir amme hükmî şahsındaki veya amme yararına bir teşekküldeki herhangi bir görevi de içine alır.

2. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, görev süreleri boyunca, kendi namlarına veya başka bir şahıs namına, doğrudan doğruya veya dolayısıyla, kar için olan veya olmayan herhangi bir iş veya meslek ile iştigal edemezler.

MADDE 42

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini görevlerine Temsilciler Meclisi önünde aşağıdaki sözü vererek başlarlar. “Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasına ve buna uygun olarak yapılmış kanunlara, bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasına, iman ve riayet edeceğine söz veririm.”.

2. Temsilciler Meclisi, bu maksatla, görevi biten Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin beş senelik görev sürelerinin son gününde ve 44’üncü maddenin 4’üncü fıkrası gereğince bir ara seçimi yapıldığı takdirde, bu seçimden sonraki üçüncü gün toplanır.

MADDE 43

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini görevlerine başladıkları tarihten itibaren beş sene süre ile görev görürler ve kendilerinden sonra seçilen Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin görevlerinin başlamasına kadar görevlerine devam ederler.

2. 44’üncü maddenin 4’üncü fıkrası gereğince bir ara seçimde seçilen Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, yerine seçildiği Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin görev süresinin geri kalan kısmı için görev görür.

3. Yeni bir Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin seçimi, bunların görevleri biten Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavininin beş senelik görev sürelerinin son gününde görevlerine başlayabilmeleri için, bu süre bitmeden evvel yapılır.

MADDE 44

1. Cumhur Başkanlığı veya Cumhur Başkan Muavinliği aşağıdaki hallerde inhilâl eder:-

(a) ölüm ile;

(b) Temsilciler Meclisine hitaben ve, hale göre, Reisi veya Reis Vekili vasıtasiyle alınan yazılı istifa ile;

(c) ağır hiyanet veya haysiyeti muhil veya ahlaka aykırı bir suçtan hüküm giyme halinde;

(d) görevi fiilen görmeye engel daimî bedenî veya aklî yetersizlik veya geçici olanların dışında gaybubet halinde.

2. Cumhur Başkanlığı veya Cumhur Başkan Muavinliği inhilal ettiği takdirde, bu inhilal süresince, Temsilciler Meclisinin Reisi veya Reis Vekili, hale göre, Cumhur Başkanına veya Cumhur Başkan Muavinine vekalet eder.

3. Bu maddenin 1’inci fıkrasının (d) bendi ile ilgili olarak ortaya çıkacak her mesele hakkında, hale göre, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin mensup olduğu Cemaata mensup Temsilcilerin basit ekseriyeti ile verilecek bir karar üzerine Baş Savcı ve Baş Savcı Yardımcısının yapacakları teklif ile, Yüksek Anayasa Mahkemesi karar verir:

Ancak, mezkûr Temsilcilerin sayısı toplamının asgarî beşte biri tarafından imzalanan bir karar teklifi olmaksızın, Temsilciler Meclisinde bu hususla ilgili karar alınamaz, gündemine madde konamaz veya müzakere edilemez.

4. Cumhur Başkanlığı veya Cumhur Başkan Muavinliği inhilal ettiğinde, bu inhilal, vukuu tarihinden itibaren kırk beş günü geçmeyen bir süre içinde yapılacak bir ara seçimi ile doldurulur.

MADDE 45

1. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, görevi süresince, bu madde hükümleri dışında, herhangi cezaî takibata tabî değildir.

2. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin gizli reyle ve Temsilciler sayısı toplamının dörtte üçünün ekseriyeti ile vereceği bir kararına dayanılarak Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısınca ileri sürülecek bir iddia üzerine, Yüksek Mahkemede ağır hiyanetten muhakeme edilebilir:

Ancak, Temsilciler sayısı toplamının asgari beşte biri tarafından imzalanan bir karar teklifi olmaksızın Temsilciler Meclisinde bu hususla ilgili bir karar alınamaz, gündemine madde konamaz veya müzakere edilemez.

3. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, Yüksek Mahkeme Reisinin müsaadesi ile Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısı tarafından ileri sürülecek bir iddia üzerine, Yüksek Mahkemede; haysiyeti muhil veya ahlaka aykırı bir suçtan dolayı muhakeme edilebilir.

4. (1) Bu maddenin 2’nci veya 3’üncü fıkrası gereğince takibata tabi tutulan Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, görevlerini görmekten alıkonulur ve bu takdirde 36’ncı maddenin 2’nci fıkrası hükümleri uygulanır.

(2) Böyle bir takibata tabi tutulan Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini Yüksek Mahkemede muhakeme edilir; mahkûmiyeti halinde görevi inhilal eder ve beraati halinde görevini yeniden görmeye başlar.

5. Bu maddenin 2’nci ve 3’üncü fıkraları hükümleri mahfuz kalmak şartıyla, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, görevlerinin ifasi sırasında işlediği herhangi bir suçtan dolayı takip edilemez, ancak, görev süresi içinde işlediği herhangi başka bir suçtan dolayı görevi sona erdikten sonra takip edilebilir.

6. Görevlerinden herhangi birinin ifası sırasında işlediği her hangi bir fiil veya ihmalinden dolayı Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini aleyhine dava açılamaz:

Ancak, bu fıkra hükmü, herhangi bir şahsı, kanunda gösterildiği şekilde Cumhuriyeti dava etme hakkından mahrum eder şekilde tefsir olunamaz.

MADDE 46

İcra kuvveti Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından temin olunur.

İcra kuvvetini temin için Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavininin yedi Elen Bakan ve üç Türk Bakandan müteşekkil bir Bakanlar Kurulu vardır. Bakanlar, hale göre, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafindan inha edilirler ve her ikisi tarafından imzalanacak bir kararname ile tayin olunurlar. Bakanlar Temsilciler Meclisi dışından seçilebilir.

Müteakip bakanlıklardan, yani Dışişleri, Millî Savunma veya Maliye Bakanlıklarından biri, bir Türk Bakana verilir. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini anlaştıkları takdirde bu sistemin yerine bir münavebe sistemi koyabilirler. Bakanlar Kurulu 54’üncü maddede gösterildiği gibi icra kuvvetini kullanır.

Bakanlar Kurulunun kararları mutlak ekseriyetle alınır ve, 57’nci maddeye uygun olarak Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini veya her ikisi tarafından kesin veto veya iade hakkı kullanılmadığı takdirde, bunlar tarafından 57’nci madde hükümlerine uygun olarak Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanmak suretiyle derhal ilan olunur.

MADDE 47

Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken kullanılan icra kuvveti aşağıdakilerden ibarettir, yani:-

(a) 4’üncü maddede gösterildiği üzere Cumhuriyetin bayrağının şekil ve rengini tesbit etmek;

(b) Cumhuriyetin nişanlarının ihdas veya tesisi;

(c) 46’ncı maddede gösterildiği üzere, ikisi tarafından imzalanmış bir kararname ile, Bakanlar Kurulu üyelerinin tayini;

(d) 57’nci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar Kurulunun kararlarının Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanması sureti ile ilanı;

(e) 52’nci maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisinin kabul ettiği herhangi bir kanun veya kararın Cumhuriyet Resmî Gazetesinde, yayınlanması suretile ilanı;

(f) 112, 115, 118, 124, 126, 131, 133, 153 ve 184’üncü maddelerde gösterilen tayinler; 118’inci maddede gösterildiği üzere görevlere ve 181’inci madde gereğince yapılan tayinlere son verilmesi;

(g) 129’uncu maddede gösterildiği üzere, mecburî askerlik hizmetinin konması;

(h) 130’uncu maddede gösterildiği üzere emniyet kuvvetlerinin azaltılması veya çoğaltılması;

(i) 53’üncü maddede gösterildiği üzere, zarar gören tarafın ve mahkûm olan şahsın ayrı Cemaatlere mensup olduğu hallerde hususî af hakkının kullanılması; 53’üncü maddede gösterildiği üzere mahkûmiyet kararlarının azaltılması, durdurulması ve değiştirilmesi;

(j) 140’ıncı maddede gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama hakkı;

(k) 137’nci, 138’inci, 139’uncu ve 143’üncü ınaddelerde gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesinin kararlarının Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanması;

(l) 46’ncı maddede gösterildiği üzere, üç bakanlıktan, yani Dışişleri veya Millî Savunma veya Maliye Bakanlıklarından birine bir Türk Bakanın tayini sistemi yerine bir münavebe sisteminin konması;

(m) 48 ve 49’uncu maddelerin (d), (e), (f) ve (g) fıkralarında ve 50 ve 51’inci maddelerde belirtilen ve, hale göre, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin ayrı ayrı kullanabilecekleri yetkilerden herhangi birinin kullanılması;

(n) 79’uncu maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisine mesaj göndermek.

MADDE 48

Cumhur Başkanı tarafından kullanılan icra kuvveti aşağıdakilerden ibarettir, yani: –

(a) Elen Bakanları inha ve görevlerine son verme;

(b) 55’inci maddede gösterildiği üzere Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırmak, bu toplantılara başkanlık etmek ve Bakanlar Kurulu müzakerelerine rey hakkı olmaksızın katılmak;

(c) 56’ncı maddede gösterildiği üzere, bu toplantıların gündemini hazırlamak;

(d) 57’nci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar Kurulunun dışişleri, milli savunma veya güvenlik ile ilgili kararlarına karşı kesin veto hakkı;

(e) 57’nci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar Kurulunun kararlarını iade hakkı;

(f) 50’nci maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisinin dışişleri, millî savunma veya güvenlikle ilgili kanun veya kararlarına karşı kesin veto hakkı;

(g) 51’inci maddede gösterildiği üzere, T’emsilciler Meclisinin kanun veya kararlarını veya Bütçeyi iade hakkı;

(h) 137, 138 ve 143’üncü maddelerde gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı;

(i) 141’inci maddede gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama hakkı;

(j) 104’üncü maddede gösterildiği üzere, Elen Cemaat Meclisinin cemaat kanunlarını ve kararlarını yayınlamak;

(k) 142’nci maddede gösterildiği üzere, Elen Cemaat Meclisinin herhangi bir kanun veya kararını Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama hakkı;

(l) 139’uncu maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisi ile Cemaat Meclisleri veya herhangi bir Cemaat Meclisi arasında veya Cumhuriyetin organları veya Cumhuriyet dahilindeki makamlar arasında kuvvet veya yetki uyuşmazlık veya itirazlarına dair herhangi bir konu ile ilgili olarak Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı;

(m) 53’üncü maddede gösterildiği üzere, ölüm cezalarında hususî af hakkı;

(n) 47’nci maddede belirtilen yetkilerden herhangi birini Cumhur Başkan Muavini ile müştereken kullanmak;

(o) 79’uncu maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisine mesaj göndermek.

MADDE 49

Cumhur Başkan Muavini tarafından kullanılan icra kuvveti aşağıdakilerden ibarettir, yani: – (a) Türk Bakanları inha ve görevlerine son verme;

(b) 55’inci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar kurulunu toplantıya çağırmasını Cumhur Başkanından talep etmek ve Bakanlar Kurulunun bütün toplantılarında bulunmak ve müzakerelerine rey hakkı olmaksızın katılmak;

(c) 56’ncı maddede gösterildiği üzere, Cumhur Başkanına göndeme geçirilecek konular teklif etmek;

(d) 57’nci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar Kurulunun dışişleri; millî savunma veya güvenlik ile ilgili kararlarına karşı kesin veto hakkı; (e) 57’nci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar Kurulu kararlarını iade hakkı;

(f) 50’nci maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisinin dışişleri, millî savunma veya güvenlik ile ilgili kanun veya kararlarına karşı kesin veto hakkı;

(g) 51’inci maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisinin kanun veya kararlarını veya Bütçeyi iade hakkı;

(h) 137, 138 ve 143’üncü maddelerde gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı;

(i) 141’inci maddede gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama hakkı;

(j) 104’üncü maddede gösterildiği üzere, Türk Cemaat Meclisinin cemaat kanunlarını ve kararlarını yayınlamak;

(k) 142’nci maddede gösterildiği üzere, Türk Cemaat Meclisinin herhangi bir kanun veya kararını Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama hakkı;

(l) 139’uncu maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisi ile Cemaat Meclisleri veya her hangi bir Cemaat Meclisi arasında veya Cumhuriyetin organları veya Cumhuriyet dahilindeki makamlar arasında kuvvet veya yetki uyuşmazlık veya itirazlarına dair herhangi bir konu ile ilgili olarak Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı;

(m) 53’üncü maddede gösterildiği üzere, ölüm cezalarında hususî af hakkı;

(n) 47’nci maddede belirtilen yetkilerden herhangi birini Cumhur Başkanı ile müştereken kullanmak;

(o) 79’ncu maddede gösterildiği üzere, Temsliciler meclisine mesaj göndermek.

MADDE 50

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin aşağıdaki konular ile ilgili herhangi bir kanun veya kararına veya onun herhangi bir kısmına karşı kesin veto hakkına, ayrı ayrı veya müştereken, sahiptirler:- (a) Yunanistan kırallığının ve Türkiye Cumhuriyetinin ikisinin birden katıldığı milletlerarası teşekküller ve ittifak anlaşmalarına Cuınhuriyetin katılması müstesna olmak üzere, dışişleri;

Bu bend maksatları bakımından “dışişleri” aşağıdaki konuları içine alır:-

(i) devletlerin tanınması, diğer memleketlerle diplomatik ve konsolosluk münasebetlerinin tesisi ve bu münasebetlerin kesilmesi. Diplomatik temsilcilere agreman ve konsolosluk temsilcilerine exequatur verilmesi. Dışişleri hizmetinde bulunan diplomatik temsilcilerin ve konsolosluk temsilcilerinin yabancı memleketlerde görevlendirilmeleri. Dışişleri hizmetinde bulunan hususî temsilcîlerin yabancı memleketlerde görevlendirilmeleri. Dışişleri hizmetinde olmayan şahısların yabancı memleketlerde dipmatik temsilci veya konsolosluk temsilcisi olarak herhangi bir göreve tayin ve gönderilmeleri ve Dışişleri hizmetinde olmıyan şahısların hususî temsilci olarak yabancı memleketlerde görevlendirilmeleri;

(ii) milletlerarası andlaşma, sözleşme ve anlaşmaların akti;

(iii) harp ilanı ve sulh akti;

(iv) Cumhuriyet vatandaşlarının ve menfaatlarının yabancı memleketlerde korunması;

(v) yabancıların Cumhuriyette ikamet, statü ve menfaatları;

(vi) Cumhuriyet vatandaşlarının yabancı tabiiyetini iktisapları ve yabancı bir hükümetin görevini kabul etmeleri veya hizmetine girmeleri;

(b) aşağıdaki savunma konuları :-

(i) silahlı kuvvetlerin terkibi ve vüsati ile bu kuvvetlere ayrılacak tahsisat;

(ii) kadrolara tayinler ve bunlardaki terfiler;

(iii) harp malzemesinin ve her nevi patlayıcı maddelerin ithali;

(iv) müttefik memleketlere üsler verilmesi ve diğer kolaylıkların tanınması;

(c) aşağıdaki emniyet konuları :-

(i) kadrolara tayinler ve bunlardaki terfiler;

(ii) kuvvetlerin dağıtımı ve yerleştirilmesi;

(iii) fevkalade tedbirler ve sıkı yönetim;

(iv) polis kanunları.

Yukarıda (c) bendi gereğince veto hakkının, polis ve jandarmanın normal çalışmasını ilgilendirenlerin dışındaki bütün istisnaî tedbir ve kararları kavradığı belirtilir.

2. Yukarıdaki veto hakkı bir kanun veya kararın bütününe veya herhangi bir kısmına karşı kullanılabilir ve sonuncu halde kısmen veto edilmiş kanun veya karar, veto edilmemiş kısmının bu Anayasanın ilgili hükümleri gereğince ilan edilmek üzere sunulup sunulmayacağı hakkında bir karar verilmesi için Temsilciler Meclisine iade edilir.

3. Bu madde gereğince veto hakkı, Temsilciler Meclisi kanunlarının veya kararlarının ilanı için 52’inci maddede konulan süre içinde kullanılır.

MADDE 51

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin herhangi bir kanun veya kararını veya onun herhangi bir kısmını, tekrar incelenmesi için, Meclise iade etmek hakkına, ayrı ayrı veya müştereken, sahiptirler.

2. Bütçenin Temsilciler Meclisi tarafından kabul olunması üzerine, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Bütçeyi, kendi kanaati veya kanaatlarınca ayırd edici olması sebebine dayanarak Temsilciler Meclisine iade etmek hakkına veya haklarına ayrı ayrı veya müştereken, sahiptirler.

3. Bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterildiği üzere, bir kanun veya karar veya onun herhangi bir kısmı, Temsilciler Meclisine iade edildiği takdirde, Temsilciler Meclisi iade olunan konu hakkında iade tarihinden itibaren onbeş gün içinde karar verir ve bu maddenin

2’nci fıkrasında gösterildiği üzere Bütçe iade edildiği takdirde, Temsilciler Meclisi iade olunan konu hakkında iade tarihinden itibaren otuz gün içinde karar verir.

4. Temsilciler Meclisi kararında israr ettiği takdirde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, hale göre, kanun veya karar veya Bütçeyi, bu Anayasa hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Temsilciler Meclisinin kanun veya kararlarının ilanı için tesbit olunan süre içinde Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlamak suretiyle ilan ederler.

5. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini bu maddede gösterildiği üzere iade hakkını kullandığı zaman bunu diğerine hemen bildirir.

6. Bu maddede gösterilen iade hakkı, Temsilciler Meclisinin kanunlarının veya kararlarının ilanı için 52’nci maddede gösterilen süre içinde kullanır.

MADDE 52

Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin herhangi bir kanun veya kararının kendi dairelerine ulaştırılmasından itibaren onbeş gün içinde, bu kanun veya kararı, bu süre içinde, hale göre, 50’nci maddede gösterildiği üzere veto haklarını veya 51’inci maddede gösterildiği üzere iade haklarını veya 140 ve 141’inci maddelerde gösterildiği üzere Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama haklarını veya Bütçe hakkında 138’inci maddede gösterildiği üzere Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat haklarını, ayrı ayrı veya müştereken, kullanmadıkları takdirde, Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlamak suretiyle ilan ederler.

MADDE 53

1. Cumhurbaşkanı veya Cumhurbaşkan Muavini, kendi Cemaatlarına mensup olup ölüm cezasına mahkûm edilen şahısları af etme hakkına sahiptir.

2. Zarar gören kimse ile suçlu ayrı Cemaatlara mensub oldukları takdirde, bu af hakkını, Cumhur Başkanı ile Cumhur Başkan Muavini aralarında varacakları anlaşma ile kullanırlar; ikisi arasında anlaşmazlık halinde şefaat lehindeki rey üstün tutulur.

3. Bu maddenin 1’inci veya 2’nci fıkrası gereğince af hakkı kullanıldığı takdirde, ölüm cezası müebbet hapise çevrilir.

4. Diğer bütün hallerde; Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Cumhuriyetin bir mahkemesi tarafından verilen herhangi bir cezayı, Cumhuriyet Baş Savcısının ve Baş Savcı Yardımcısının müşterek tavsiyesi üzerine, azaltabilirler, durdutabilirler veya değiştirebilirler.

MADDE 54

Ayrı ayrı veya müşterek hareket etmek üzere Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavinine, 47, 48 ve 49’uncu maddeler gereğince açıkça ayrılmış olan icra kuvveti mahfuz kalmak şartiyle, Bakanlar Kurulu, bu Anayasanın açık hükümlerine göre bir Cemaat Meclisinin yetkisine giren konular dışında kalan, aşağıdakiler de dahil olmak üzere, bütün konularda icra kuvvetini kullanır:-

(a) Cumhuriyet idaresinin umumî sevkiidaresi ve mürakabesi ve umumî siyasetin idaresi;

(b) 50’inci maddede gösterilen dışişleri,

(c) 50’inci maddede gösterilen konular da dahil olmak üzere millî savunma ve emniyet;

(d) bütün amme hizmetlerinin koordinasyonu ve bunlara nezaret;

(e) bu Anayasanın ve kanunun hükümlerine uygun olarak Cumhuriyete ait olan mallara nezaret ve bunlar üzerinde tasarruf;

(f) bir Bakan tarafından Temsilciler Meclisine sunulacak olan Kanun Tasarılarını incelemek;

(g) herhangi bir kanunu tatbik için bu kanunda gösterildiği üzere kararname veya nizamname yapmak;

(h) Temsilciler Meclisine sunulacak olan Cumhuriyet Bütçesini incelemek.

MADDE 55

Cumhur Başkanı Bakanlar kurulunu toplantıya çağırır. Bu çağrı; Cumhur Başkanınca resen veya Cumhur Başkan Muavininin belli bir konu için zamanında istemesi üzerine yapılır.

MADDE 56

Bakanlar Kurulunun herhangi bir toplantısının gündemi, Cumhur Başkanı tarafından istediği şekilde hazırlanır ve toplantıdan evvel bütün ilgililere bildirilir. Cumhur Başkan Muavini herhangi bir konuyu herhangi bir toplantının gündemine alınmak üzere Cumhur Başkanına teklif edebilir. Cumhur Başkanı bu konuyu teklif edilen toplantıda görüşülmesi mümkünse bu toplantının gündemine alır, aksi takdirde, bu konu müteakip toplantının gündemine alınır.

MADDE 57

(1) Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararlar derhal Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin dairelerine ulaştırılır.

(2) Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini veya her ikisi, Bakanlar Kurulunun kararlarını, bunların dairelerine ulaştırılmasından itibaren dört gün içinde tekrar incelenmek üzere Bakanlar Kuruluna iade etmek hakkına sahiptirler. Bu iade üzerine, Bakanlar Kurulu konuyu tekrar inceler ve kararında ısrar ederse Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini bu kararı, bu maddenin 4’üncü Fıkrası gereğince yayınlamak suretile ilan ederler: Ancak, veto hakkının mevcut olduğu hallerde, iade hakkının kullanılması, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin veya her ikisinin, üzerinde israr edilen karara karşı, bunun dairelerine ulaştırılmasından itibaren dört gün içinde, veto hakkını kullanmalarına engel olmaz.

(3) Bir karar, 50’nci maddede gösterilen dışişleri, millî savunma veya emniyet ile ilgili ise, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini veya her ikisi, bu karara karşı, bunun kendi dairelerine ulaştırılmasından itibaren dört gün içinde, veto kullanmak hakkına sahiptirler. (4) Kararın tatbiki gerekiyor ve hakkında bu maddenin 2’nci veya 3’üncü fıkralarında gösterildiği üzere veto veya iade hakkı kullanılmış ise bu karar, Bakanlar Kurulunun aksine bir ifadesini ihtiva etmiyorsa, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından Cumhuriyet Resmi Gazetesinde yayınlanmak suretile derhal ilan olunur.

MADDE 58

1. Her Bakan Bakanlığının başıdır.

2. Bu Anayasa gereğince, ayrı ayrı veya müşterek hareket etmek üzere Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine, ve Bakanlar kuruluna açıkça ayrılmış olan icra kuvveti mahfuz kalmak şartiyle, her Bakan tarafından kullanılan icra kuvveti aşağıdaki konuları içine alır:-

(a) Bakanlığını ilgilendiren kanunları tatbik etmek, ve normal olarak Bakanlığının sahasına giren bütün konu ve işleri idare etmek;

(b) Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Bakanlığını ilgilendiren kararname ve nizamnameleri hazırlamak;

(c) kendi Bakanlığını ilgilendiren herhangi bir kanun ve bu kanun gereğince çıkarılmış bir kararname veya nizamname hükümlerinin tatbiki için emir vermek ve genelge yapmak;

(d) Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Cumhuriyet Bütçesinin kendi Bakanlığına ait kısmını hazırlamak,

MADDE 59

1. Cumhuriyet vatandaşı olmayan ve Temsilciler Meclisi üyesi seçiminde aday olabilmek için gerekli vasıfları haiz bulunmayan bir şahıs Bakan tayin edilemez.

2. Bakanlık görevi, Temsilcilik veya Cemaat Meclisi üyeliği veya Belediye Reisliği de dahil olmak üzere herhangi bir belediye meclisi üyeliği veya Cumhuriyetin silahlı veya emniyet kuvvetlerine mensubiyet veya bir amme veya belediye görevi veya, bir Türk Bakan bakımından, bir din adamı görevi ile birleşemez. Bu fıkra bakımından “amme görevi” 41’inci maddedeki ile ayni manadadır.

3. Bakanlar, Elen Bakan olanlar Cumhur Başkanınca görevlerine son verilinceye kadar ve Türk Bakan olanlar Cumhur Başkan Muavinince görevlerine son verilinceye kadar, görevlerinde kalırlar.

4. Bakan olarak tayin edilen her şahıs, görevine başlamadan evvel Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin önünde aşağıdaki sözü verir: –

“Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasına ve buna uygun olarak yapılmış kanunlara, bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasına, iman ve riayet edeceğime söz veririm.”

MADDE 60

1. Bakanlar Kurulunun biri Elen Cemaatına ve diğeri Türk Cemaatına mensup amme memuru olan iki Katibin idaresinde bir Müşterek Sekreteryası olur.

2. Bakanlar Kurulunun Müşterek Sekreteryasının iki katibi, Bakanlar Kurulu Dairesini idare ederler ve, Bakanlar Kurulu tarafından verilecek talimata uygun olarak, Kurulun toplantılarına iştirak ederler ve zabıtlarını tutarlar ve Bakanlar Kurulunun kararını ilgili organ veya makama veya şahsa ulaştırırlar.

KISIM IV – TEMSİLCİLER MECLİSİ

MADDE 61 Cumhuriyetin Teşriî Kuvveti, bu Anayasa ile açıkça Cemaat Meclislerine ayrılanlardan başka bütün konularda Temsilciler Meclisi tarafından kullanılır.

MADDE 62

1. Temsilcilerin sayısı ellidir. Bu sayı, Temsilciler Meclisinin, Elen Cemaatinin seçtiği Temsilcilerin üçte ikisini ve Türk Cemaatinin seçtiği Temsilcilerin üçte ikisini ihtiva eden bir ekseriyetle alacağı bir karar ile değiştirilebilir.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterilen Temsilci sayısının yüzde yetmişi Elen Cemaati ve yüzde otuzu Türk Cemaati tarafından kendi üyeleri arasından ve Temsilcilik sayısından fazla aday olduğu takdirde, ayni günde genel, tek dereceli ve gizli olarak ayrı ayrı yapılacak seçimle seçilir.

Bu fıkrada konulan Temsilciler nisbeti herhangi bir istatistik sayısına tabi değildir.

MADDE 63

1. Bu maddenin 2’nci fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, yirmi bir yaşına varmış ve Seçim Kanununda gösterilen ikamet şartlarını haiz her Cumhuriyet vatandaşı seçmen olarak Elen veya Türk seçim listesinden birine kaydedilmek hakkına sahiptir: Ancak, Elen Cemaati üyeleri yalnız Elen seçim listesine ve Türk cemaati üyeleri yalnız Türk seçim listesine kayıt edilebilirler.

2. Seçim Kanunu gereğince kayıt dışı bırakılan bir şahıs seçmen olarak kayıt edilme hakkına sahip değildir.

MADDE 64

Seçim zamanında aşağıdaki vasıfları haiz olan her şahıs bir Temsilci seçiminde aday olabilir: –

(a) Cumhuriyet vatandaşı olmak;

(b) yirmi beş yaşına varmış olmak;

(c) bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra, haysiyeti muhil veya ahlaka aykırı bir suçtan hüküm giymemiş veya herhangi bir seçim suçundan dolayı yetkili bir mahkemece ehliyetsiz kılınmamış olmak;

(d) Temsilci olarak görev görmesine engel bir akıl hastalığı bulunmamak.

MADDE 65

1. Temsilciler Meclisinin görev süresi beş yıllık bir devredir. Birinci Temsilciler Meclisinin görev süresi bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte başlar.

2. Yeni seçilen Meclis bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince görevine başlayıncaya kadar süresi bitmiş Meclis görevine devam eder.

MADDE: 66

1. Temsilciler Meclisi için genel seçim, süresi biten Meclisin süresinin bittiği aydan bir evvelki ayın ikinci Pazar günü yapılır.

2. Bir Temsilcilik inhilal ettiğinde bu inhilal, vukuu tarihinden itibraren kırk beş günü geçmeyen bir süre içinde Temsilciler Meclisi tarafından tayin edilecek bir tarihte yapılacak bir ara seçimi ile doldurulur.

3. Bu maddenin 1’inci veya 2’nci fıkrasında gösterilen bir seçim, deprem, su baskını, genel salgın hastalık ve benzeri gibi olağanüstü ve beklenmedik sebepler yüzünden, bu Anayasa ile veya gereğince tesbit edilen tarihte yapılamadığı takdirde, bu seçim müteakip haftanın ayni gününde yapılır.

MADDE 67

1. Temsilciler Meclisi, ancak, Türk Cemaati tarafından seçilen Temsilcilerin asgari üçte birinin katıldığı mutlak bir ekseriyetle vereceği bir karar ile kendini fesih edebilir.

2. Bu kararda, 65’inci ve 66’ncı maddelerin 1’inci fıkraları hükümlerine rağmen, karar tarihinden itibaren en erken otuz gün ve en geç kırk gün sonra yapılması gereken genel seçimin tarihi ve genel seçim tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde olmak üzere yeni seçilecek Meclisin ilk toplantısının tarihi tesbit edilir ve bu tarihe kadar eski Meclis görevine devam eder.

3. 65’inci maddenin 1’inci fıkrası hükümlerine rağmen, fesihten sonra seçilen Temsilciler Meclisinin görev süresi; fesh olunan Meclisin görev süresinin geri kalan kısmı kadar devam eder. Fesih, beş yıllık görev süresinin son yılı içinde vukubulduğu takdirde, Temsilciler Meclisi için genel seçim, hem feshedilen Meclisin görev süresinin geri kalan kısmı hem de müteakip beş yıllık görev süresi için yapılır ve yeni seçilen Meclisin, fesih edilmiş Meclisin görev süresinden geri kalan kısım içinde yaptığı toplantılar olağanüstü içtima sayılır.

MADDE 68

65’inci maddenin 2’nci fıkrası veya 67’nci maddenin 2’nci fıkrası gereğince yeni seçilen Meclis görevine başlayıncaya kadar görevine devam eden bir Temsilciler Meclisi, ilgili kanun veya kararda açıkça gösterilecek acele ve istisnai beklenmedik haller dışında herhangi bir konu hakkında herhangi bir kanun yapmak veya herhangi bir karar almak yetkisine sahip değildir.

MADDE 69

Bir Temsilci, Temsilciler Meclisindeki görevine başlamadan evvel ve Meclisin genel bir oturumunda aşağıdaki sözü verir: – “Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasına ve buna uygun olarak yapılmış kanunlara, bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasına, iman ve riayet edeceğime söz veririm.”.

MADDE 70

Temsilcilik görevi, Bakanlık veya Cemaat Meclisi, üyeliği veya Belediye Reisliği de dahil olmak üzere herhangi bir belediye meclisi veya Cumhuriyetin silahlı veya emniyet kuvvetlerine mensubiyet veya bir amme veya belediye görevi ile veya, Türk Cemaati tarafından seçilen bir Temsilci bakımından, bir din adamı görevi ile birleşemez.

Bu madde bakımından “amme görevi”, Cumhuriyetin veya bir Cemaat Meclisinin hizmetinde, ücreti Cumhuriyet veya bir Cemaat Meclisince kontrol edilen, ücretli herhangi bir görevdir ve herhangi bir amme hükmi şahsında veya amme yararına bir teşekküldeki herhangi bir görevi de içine alır.

MADDE 71

Temsilcilik aşağıdaki hallerde inhilal eder: –

(a) ölüm ile;

(b) yazılı istifa ile;

(c) 64’üncü maddenin (c) veya (d) fıkralarında gösterilen hallerden herhangi birinin vukuu veya Cumhuriyet vatandaşlığı sıfatının kayıbı ile;

(d) 70’inci maddede gösterilen görevlerden birini almakla,

MADDE 72

1. Temsilciler Meclisinin Reisi, Elen Cemaatı tarafından seçilen Temsilciler tarafından seçilecek olan bir Elen ve Reis Vekili Türk Cemaatı tarafından seçilen Temsilciler tarafından seçilecek olan bir Türktür. Her biri, Temsilciler Meclisinin görev süresinin başlangıcında ve bu sürenin tamamı için ayni toplantıda yukarıda gösterildiği gibi ayrı ayrı seçilir.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterilen görevlerden her hangi biri inhilal ettiğinde, bu inhilali doldurmak için gereken süretle ve icabediyorsa olağanüstü bir oturumda, bahiskonusu fıkrada gösterildiği tarzda bir seçim yapılır.

3. Meclis Reisinin veya Reis Vekilinin geçici gaybubeti sırasında veya bu maddenin 2’nci fıkrasında gösterildiği üzere bu görevlerden herhangi birindeki münhal dolduruluncaya kadar, hale göre, Reis veya Reis Vekilinin görevlerini, kendi Cemaati Temsilcilerince başka türlü karar vermedikçe, kendi Cemaatinin en yaşlı Cemaat Temsilcisi görür.

4. Meclis Reisi ve Reis Vekilinden başka Temsilciler arasından iki Elen ve bir Türk Meclis Başkanlık Katibi ile iki Elen ve bir Türk Meclis İdare Amiri, hale göre, Reis veya Reis Vekili tarafından tayin olunur ve bunlar kendilerini tayin eden Reis veya Reis Vekilinin bürosuna verilirler.

MADDE 73

1. Bu maddenin aşağıdaki hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Temsilciler Meclisi, İç Tüzüğü ile Meclis usulüne ve görevlerinin görülmesine ait her konuyu düzenler.

2. Başkan olarak Meclis Reisi ve Başkan Muavini olarak Meclis Reis Vekili ile, Meclis Reisi ve Reis Vekili seçimlerinden sonraki oturumunda Temsilciler Meclisi tarafından, Elen Cemaati Temsilcileri arasından altı ve Türk Cemaati Temsilcileri arasından iki olmak üzere, seçilecek diğer sekiz üyeden müteşekkil ve Seçme Komitesi adını taşıyan bir Komite kurulur.

3. Seçme Komitesi Temsilciler Meclisinin Daimi Komitelerini ve diğer geçici, ad hoc veya özel Komitelerini tesis eder ve bu Komitelerin üyeliklerine Temsilciler tayin eder ve bunları yaparken Komite tesisi veya tayinler hakkında Meclisteki Elen ve Türk Cemaat gruplarının veya siyasi parti gruplarının tekliflerini önemle nazara alır. Bahis konusu komitelere tayinler, müteakip fıkra hükümlerine tabidir.

4. Temsilciler Meclisindeki Elen ve Türk Cemaat grupları ve siyasi parti grupları, Meclisin Daimi ve diğer herhangi geçici, ad hoc veya özel Komitelerinin her birinde yeter sayıda temsil olunur: Ancak, bu Komitelerde Elen ve Türk Cemaatları tarafından seçilen Temsilcilere verilen yerlerin sayısının toplamı, Mecliste Elen ve Türk Cemaatları tarafından seçilen Temsilcilere ayrı ayrı verilen yerler arasındaki nisbetin ayni olur.

5. Temsilciler Meclisine sunulan her Kanun Tasarısı ve Teklifi evvela müzakere edilmek üzere ilgili Komiteye havale olunur. Müstacel mahiyette sayılanlar hariç olmak üzere; Komite safhasını geçen hiçbir Tasarı ve Teklif, Komitenin raporu ile birlikte Temsilcilere dağıtımından sonra kırk sekiz saat geçmeden, Temsilciler Meclisinde müzakere edilemez.

6. Temsilciler Meclisi toplantılarının, Meclis Reis Vekili tarafından teklif olunan herhangi bir ilave konuyu da ihtiva edecek olan, gündemi, Meclis Reisi tarafından hazırlanır ve Temsilciler Meclisine sunulur. Gündemin Temsilciler Meclisine sunulmasından sonra, herhangi bir Temsilci bu gündeme ilaveler veya değişiklikler yapılmasını teklif edebilir ve bu teklifler hakkında Temsilciler Meclisi tarafından karar verilir.

7.Hiçbir Temsilci, Temsilciler Meclisinin hiçbir toplantısında özel Kayıt Defterine, ismini kaydettirmeden veya toplantıya Başkanlık eden şahsın müsaadesini almadıkça konuşamaz.

Bu formaliteye uyan her Temsilci, söz aldığı toplantıda, konuya göre makul yeterlikte bir süre konuşmak ve dinlenmek hakkına sahibtir. Konuşmalar; konuşmak istiyenlerin; hale göre, kayıt veya sözlü talep sırasına göre yapılır;

Ancak, zıt görüşler ileri sürüldüğü hallerde, birbirine zıt görüşleri ileri süren hatipler, imkan nisbetinde, birbirlerini takip ederler. Mamafih, Temsilciler Meclisindeki Komiteler veya siyasi parti grupları adına konuşan Temsilciler, bu sıraya tabi değildirler. Gündemle ilgili herhangi bir konu, İç Tüzüğün tatbiki veya müzakere yeterliği ile ilgili takrirler hakkında konuşmak isteyen Temsilcilere, müzakere konusunun esası hakkında konuşmak isteyen Temsilcilerden daha önce söz verilir ve bu halde, biri takririn lehinde diğeri aleyhinde olan iki Temsilciye on beşer dakika konuşmak üzere söz verilir.

8. Temsilciler Meclisindeki bütün konuşmalar, Meclis kürsüsünden ve Temsilciler Meclisine hitaben yapılır. Meclisteki ve bütün Komite toplantılarındaki bütün konuşma ve diğer işlemler, yapıldıkları anda, söylendikleri veya yapıldıkları resmi dilden diğer Resmi dile tercüme edilir.

9. İç Tüzükte aksi gösterilmedikçe Mecliste ve Komite toplantılarında, bir Temsilcinin sözünün kesilmesi veya herhangi bir Temsilciye, müzakere olunan konu ile ilgisi bulunmayan şahsi hücumlar yapılması yasaktır.

10. Temsilciler Meclisinde verilen reyler Elen Meclis Başkanlık Katiplerinden biri ve Türk Meclis Başkanlık Katibi tarafından müştereken sayılır ve kayıt edilir.

11. Temsilciler Meclisi müzakerelerinin zabıtları bütün işlemleri tam olarak ihtiva eder. Komitelerdeki işlemlerin zabıtları hülasa olarak tutulur. Temsilciler Meclisinin bir toplantısının zabıtlarına müteakip ilk toplantıda bir Temsilci tarafından yapılan sözlü itiraz veya ilgili toplantının Başkanına gönderilen yazılı itiraz üzerine Temsilciler Meclisi, bahis konusu zabıtların itiraza göre doğrultulmasına karar verebilir.

12. Temsilciler Meclisinde Temsilciler sayısı toplamının asgari yüzde on ikisi tarafından temsil edilen her siyasi parti, bir siyasi parti grubu teşkil edebilir ve bu sıfatla tanınmak hakkına sahiptir.

MADDE 74

1. Temsilciler Meclisi, bir genel seçimden sonra bunu takip eden on beşinci gün ve bundan sonraki yıllarda yılın ayni gününde olağan içtimaını yapmak üzere, davetsiz toplanır.

2. Temsilciler Meclisinin olağan içtimaı, her yıl, Temsilciler Meclisinin kararına göre üç ila altı ay sürer.

3. On Temsilci tarafından Meclis Reisi ve Reis Vekilinin her ikisine de yapılacak olan bir talep üzerine Temsilciler Meclisi, Meclis Reisi veya Reis Vekili tarafından olağanüstü içtimaa çağrılır.

MADDE 75

1. Temsilciler Meclisinin toplantıları alenidir ve müzakerelerinin zabıtları yayınlanır.

2. Temsilciler Meclisi, gerekli görürse, Temsilciler sayısı toplamının dörtte üçünün ekseriyeti ile vereceği bir karar üzerine, gizli toplantılar yapabilir.

MADDE 76

1. Meclis Reisi, her toplantının başladığını ve sona erdiğini bildirir.

2. Meclis Reisi, bir toplantının sona erdiğini bildirirken, ayni zamanda, Temsilciler Meclisinin rizasile, müteakip toplantı için tesbit edilen tarih ve saati de bildirir ve Temsilciler Meclisine bu toplantının gündemini sunar ve bunun üzerine 73’üncü maddenin 6’ncı fıkrası hükümleri uygulanır.

3. Herhangi bir gündem, toplantıdan en az yirmi dört saat evvel basılır ve Temsilcilere dağıtılır. Ancak, gündem, müzakeresi başlamış olan konularla ilgili ise, dağıtımı toplantıdan evvel herhangi bir zaman, yapılabilir.

MADDE 77

1. Temsilciler Meclisinde nisap üyelerin sayısı toplamının asgari üçte biridir.

2. Herhangi belli bir konuya ait müzakere, iki Cemaatten birinin toplantıda hazır bulunan Temsilcilerinin ekseriyetinin talebi üzerine, bir defa yirmi dört saat tehir olunur.

MADDE 78

1. Temsilciler Meclisinin kanun ve kararları, hazır bulunan ve reylerini kullanan Temsilcilerin reylerinin basit ekseriyeti ile kabul olunur.

2. Seçim Kanununda her hangi bir değişiklik, belediyeler ile ilgili veya resimler veya vergiler koyan herhangi bir kanunun kabulü, Elen ve Türk Cemaatları tarafından seçilen ve reye iştirak eden, Temsilcilerin ayrı ayrı basit ekseriyetini gerektirir.

MADDE 79

1. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini Temsilciler Meclisine mesaj gönderebilir veya görüşlerini Bakanlar vasıtasiyle bildirebilir.

2. Bakanlar, Temsilciler Meclisinin veya herhangi bir Komitesinin müzakerelerini takip edebilirler ve yetkilerine giren herangi bir konuda Temsilciler Meclisine veya herhangi bir Komitesine demeçte bulunabilirler veya bilgi verebilirler.

MADDE 80

1. Kanun tekliflerinde bulunmak hakkı Temsilcilere ve Bakanlara aittir.

2. Hiçbir Temsilci bütçe masraflarında artış ile ilgili hiçbir Kanun Teklifi yapamaz.

MADDE 81

1. Bütçe, Temsilciler Meclisine, kanun tarafından malî yılın başlangıcı olarak tayin edilen günden asgarî üç ay önce sunulur ve tayin edilen bu günden evvel kabul olunur.

2. Malî yılın sonunu takip eden üç ay içinde, kesin hesaplar Temsilciler Meclisinin tasvibine sunulur.

MADDE 82 Temsilciler Meclisinin bir kanun veya kararı, bu kanun veya kararda başka bir tarih tayin edilmedikçe, Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanmakla yürürlüğe girer.

MADDE 83

1. Temsilciler, Temsilciler Meclisindeki her türlü demeç veya reylerinden dolayı hukukî veya cezaî takibata tabi değildirler.

2. Bir Temsilci, Temsilcilik sıfatı devam ettikçe, Yüksek Mahkemenin müsaadesi olmaksızın, takip olunamaz, yakalanamaz veya hapis edilemez. Ölüm veya beş yıl veya daha fazla hapis cezası ile cezalandırılabilen suç işlemesinde, suçlu, suç üstü yakalandığı takdirde, bu müsaadenin alınmasına lûzum yoktur. Bu halde yetkili makam tarafından derhal haberdar edilecek olan Yüksek Mahkeme, ilgilinin, Temsilcilik süresince, takibinin veya tutukluğunun devamına müsaade edip etmiyeceğini kararlaştırır.

3. Yüksek Mahkeme, bir Temsilcinin takip edilmesine müsaade etmezse, bu Temsilcinin bu suretle takip edilemediği süre, bahis konusu suçun zaman aşımı bakımından nazara alınmaz.

4. Yüksek Mahkeme, bir Temsilciye yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir hapis cezası hükmünün infazına müsaade etmezse, bu hükmün infazı Temsilcilik sıfatı sona erinceye kadar tehir olunur.

MADDE 84

1. Temsilciler, Amme Gelirlerinden kanunun tayin ettiği tahsisatlarını alırlar.

2. Bu tahsisatlarda yapılan her hangi bir artış, yapıldığı Temsilciler Meclisi süresi içinde yürürlüğe girmez.

MADDE 85 Seçim için adayların haiz olması gereken vasıflar ile ilgili her hangi bir konu ve seçim itirazları, Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından kesin olarak karara bağlanır.

KISIMI V – CEMAAT MECLİSLERİ

MADDE 86 Elen ve Türk Cemaatlerinin her biri, kendi üyeleri arasından, bu Anayasa hükümleri gereğince açıkça kendisine ayrılmış bulunan yetkilere sahip olacak bir Cemaat Meclisi seçer.

MADDE 87

1. Cemaat. Meclisleri, Cemaatları bakımından, bu Anayasanın sınırları içinde ve bu maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, yalnız aşağıdaki konularda teşriî kuvveti kullanmak hakkına sahiptirler: –

(a) Bütün dinî konular;

(b) Bütün eğitim, kültür ve öğretim konuları;

(c) ahvali şahsiye;

(d) ahvali şahsiye ve dinî konular ile ilgili hukuk davalarına bakacak mahkemelerin terekküp ve dereceleri;

(e) kendi Cemaatlarının refahını arttırmak gayesi ile kurulan hayır ve spor tesis, teşekkül ve dernekleri gibi münhasıran cemaata ait mahiyette menfaat ve müesseseler ile ilgili konular;

(f) kendi ihtiyaçlarını ve mürakebeleri altında bulunan teşekkül ve müesseselerin ihtiyaçlarını karşılamak için kendi Cemaatları üyelerine 88’inci maddede gösterildiği gibi şahsî vergiler ve resimler koymak;

(g) Cemaat Meclisinin, münhasıran kendi Cemaatı üyelerinden müteşekkil belediyelerce takip olunan gayelerin tahakkuk ettirilmesini mümkün kılmak için belediyelere ait kanunların sınırları içinde nizamnameler veya talimatnameler şeklinde munzam mevzuatı gerektiren konular;

(h) kendilerine bu Anayasa ile verilen, istihsal ve istihlak kooperatiflerini ve kredi müesseselerini mürakabe etme ve münhasıran kendi Cemaatlarından müteşekkil belediyelere görevlerinde nezaret yetkilerini kullanmaları ile ilgili konular:

Ancak-

(i) bir Cemaat Meclisi tarafından bu (h) bendi gereğince yapılacak olan herhangi bir Cemaat kanunu, nizamname ve talimatname veya alınacak herhangi bir karar, doğrudan doğruya veya dolayısile, istihsal ve istihlak kooperatiflerini ve kredi müesseselerini düzenleyen veya belediyelere ait herhangi bir kanuna aykırı veya onunla uyuşmaz olamaz;

(ii) bu bendin yukarıda (i)’nin hükümlerinin hiçbiri bu (h) bendi ile bir Cemaat Meclisine verilen yetkilerin kullanılması ile ilgili herhangi bir konuda Temsilciler Meclisine kanun yapmak yetkisini tanır şekilde tefsir edilemez;

(iii) bu Anayasa tarafından açıkça gösterilen diğer konular.

2. Bu maddenin 1’inci fıkra’sının (f) bendinin hiçbir hükmü, Temsilciler Meclisinin, bu Anayasanın hükümlerine uygun, olarak, şahsî vergi koyma yetkisini herhangi bir suretle tahdit edecek şekilde tefsir edilmez.

3. Bir Cemaat Meclisinin, bu maddenin 1’inci fıkrası ile kendisine verilen kuvveti kullanmak sureti ile, yapacağı herhangi bir kanun veya alacağı herhangi bir karar, hiçbir suretle, Cumhuriyetin, güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararına veya bu Anayasa ile herhangi bir şahsa sağlanan ana hak ve hürriyetlere aykırı hiç bir hükmü ihtiva etmez.

MADDE 88

1. Bir Cemaat Meclisinin, 8’inci maddenin 1’inci fıkrasının (f) bendi gereğince vergi koymak yetkisi, her malî yıl bütçesinde gösterilen masraflarının, bu malî yıl için Cumhuriyet tarafından bu maddenin 2’nci fıkrasında gösterildiği üzere Bütçesinden bu Cemaat Meclisine yapılan ödemelerle veya ayni malî yıl içinde bu Meclisin elde edebileceği başka herhangi bir gelir ile karşılanmıyan kısmının karşılanması maksadı ile kullanılır.

2. Temsilciler Meclisi, her malî yıl, Cemaat Meclislerinin kendi malî yılları bakımından kendi yetkileri dahilindeki konular ile ilgili ihtiyaçları için, Elen ve Türk Cemaat Meclislerine aşağıda gösterildiği üzere ayrılan bir iki milyon pound’dan az olmayan bir tahsisatı, Bütçeye koyar ve her iki Cemaat Meclisine de ödenmeye hazır tutar: –

(a) Elen Cemaat Meclisine bir milyon altı yüz bin pound’dan az olmayan bir meblağ; ve

(b) Türk Cemaat Meclisine dört yüz bin pound’dan az olmayan bir meblağ: Ancak, her iki Cemaat Meclisine ödenecek asgarî meblağ toplamını arttırıldığı takdirde, bu arttırılan meblağ kısmının Cemaat Meclislerinden her birine ayrılması, Temsilciler Meclisinin kararlaştıracağı tarzda yapılır.

3. Bir Cemaat Meclisi talep ettiği takdirde, bu Meclisin koyduğu vergiler, Cumhuriyet makamları tarafından bu Cemaat Meclisi namına toplanır ve bu Meclise ödenir.

4. Bu madde ve 87’nci maddenin 1’inci fıkrasının (f) bendi maksatları bakımından, “üye”, bahis konusu üyelerin iştirak ettikleri hükmî şahıs olan veya olmayan teşekkülleri de, hisseleri nisbetinde içine alır.

MADDE 89

1. Cemaat Meclisleri, kendi Cemaatları bakımından, ayrıca aşağıdaki konularda da yetkiye sahiptirler :-

(a) 87’nci maddenin, müteakip bendlerde özel hükümler bulunan, 1’inci fıkrasının (g) ve (h) bendlerinde gösterilenlerin dışındaki hükümleri gereğince teşriî kuvveti kullanmaya yetkili oldukları herhangi bir konu ile ilgili olarak,

(i) kendi Cemaat kanunları çerçevesi içinde siyaseti idare etmek;

(ii) bir Cemaat kanunu tarafından gösterilen tarzda ve şahıslar vasıtasile idarî yetkileri kullanmak;

(b) kendi Cemaatlarının refahını arttırmak gayesi ile kurulan ve kanunlarla düzenlenen istihsal ve istihlak kooperatifleri ve kredi müesseselerini murakabe etmek;

(c) münhasıran kendi Cemaatları üyelerinden müteşekkil olan belediyelerin takip ettikleri gayeleri tahakkuk ettirmek ve kanunlara tabi olan bu gibi belediyelere görevlerinde nezaret etmek.

2. 87’nci maddenin 1’inci fıkrasının (e) bendindeki ve bu maddenin 1’inci fıkrasının (b) bendindeki hükümlerin hiçbiri, sekene istediği takdirde, bu bendlerde gösterilen mahiyette karma ve müşterek müesseselerin kurulmasını önleyecek şekilde tefsir edilmez.

3. Merkezî idare, bu maddenin 1’inci fıkrasının (b) ve (c) bendlerinde gösterilen müessese, teşekkül veya belediyeleri, kendi bakımından, yürürlükte olan mevzuat gereğince murakabe etmek istediği takdirde, bu murakabe, bahis konusu müessese, teşekkül veya belediyenin ait olduğu Cemaata mensup memurlar tarafından yapılır.

MADDE 90

1. Bu maddenin müteakip hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, her Cemaat Meclisi, kendi cemaat kanunları ile veya onlar gereğince kendi kanun ve kararlarının tatbiki için hükümler koymak kuvvetine sahiptir.

2. Bir Cemaat Meclisi, bu Anayasa gereğince kendisine verilen herhangi bir kuvveti kullanırken kendi kanunlarının ve kararlarının her hangi birinde, bunların ihlali veya, verdiği bir talimata riayetsizlik için hapis cezasına veya tutukluk koyma kuvvetine sahip değildir.

3. Cemaat Meclisleri, kendi cemaat kanunlarına veya kararlarına ve yetkileri içinde bulunan ahvali şahsiye ve dinî konular ile ilgili hukuk davalarına bakan mahkemelerin hükümlerine riayeti sağlamak için cebir kullanma yetkisine sahip değildirler.

4. Bir Cemaat Meclisinin herhangi bir kanun veya kararına veya bu Meclisin murakabe veya nezaret yetkisini kullanması ile ilgili bir konuda riayeti sağlamak için cebir kullanması gerektiği zaman, bu cebir, Cemaat Meclisi tarafından veya onun namına yapılacak talep üzerine, bunu tatbik etmek münhasır yetkisine sahip olan Cumhuriyetin amme makamları tarafından tatbik olunur.

5. Bir mahkemenin, bir Cemaat Meclisinin münhasır yetkisi içinde bulunan herhangi bir konu ile ilgili herhangi bir karar veya emri Cumhuriyetin amme makamları vasıtasiyle infaz edilir.

MADDE 91

1. Her Cemaat Meclisi, her yılda, müteakip malî yıl için gelir ve giderinin bütçesini hazırlar ve kabul eder.

2. Cemaat Meclisi, bu bütçeyi, en geç, bir cemaat kanunu ile cemaat malî yılının başlangıcı olarak tesbit olunan güne kadar kabul eder.

MADDE 92 Her Cemaat Meclisinin üyelerinin sayısı, ilgili Cemaat Meclisinin üyeleri sayısı toplamının üçte ikisinin ekseriyeti ile kabul olunan bir cemaat kanunu ile tayin edilir.

MADDE 93 Her iki Cemaat Meclisi için seçimler, genel, tek dereceli ve gizli reyle yapılır.

MADDE 94

1. Bu maddenin 2’nci fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, yirmibir yaşına varmış ve ilgili cemaat seçim kanununda gösterilen ikamet şartlarını haiz her Cumhuriyet vatandaşı, ilgili cemaat seçim listesine seçmen olarak kaydedilmek hakkına sahiptir: Ancak, Elen Cemaati üyeleri yalnız Elen cemaat seçim listesine ve Türk Cemaatı üyeleri yalnız Türk cemaat seçim listesine kayıt edilebilirler.

2. İlgili cemaat seçim kanunu gereğince kayıt dışı bırakılan bir şahıs seçmen olarak kaydedilmek hakkına sahip değildir.

MADDE 95 Seçim zamanında aşağıdaki vasıfları haiz olan her şahıs bir Cemaat Meclisi üyeliği seçiminde aday olabilir: –

(a) Cumhuriyet vatandaşı olmak ve ilgili cemaat seçim listesinde kayıtlı olmak;

(b) yirmi beş yaşına varmış olmak;

(c) bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra, haysiyeti muhil veya ahlaka aykırı bir suçtan hüküm giymemiş veya herhangi bir seçim suçundan dolayı yetkili bir mahkemece ehliyetsiz kılınmamış olmak;

(d) bir Cemaat Meclisi üyesi olarak görev görmesine engel bir akıl hastalığı bulunmamak.

MADDE 96

1. Cemaat Meclislerinin görev süresi, ilgili cemaat kanununun tesbit ettiği tarihten başlamak üzere beş yıllık bir devredir.

2. Yeni seçilen Cemaat Meclisi bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince görevine başlayıncaya kadar süresi bitmiş Cemaat Meclisi görevine devam eder.

MADDE 97

1. Bir Cemaat Meclisi için bir cemaat genel seçimi, süresi biten Cemaat Meclisinin süresinin bitmesinden en az otuz gün evvel yapılır.

2. Bir Cemaat Meclisi üyeliği inhilal ettiğinde bu inhilal, vukuundan itibaren kırk beş günü geçmeyen bir süre içinde yapılacak bir ara seçimi ile doldurulur.

3. Bu maddenin 1’inci veya 2’nci fıkralarında gösterilen bir seçim, deprem, su baskını, genel salgın hastalık ve benzeri gibi olağanüstü ve beklenmedik sebepler yüzünden, bu Anayasa ile veya gereğince tesbit edilen tarihte yapılmadığı takdirde, bu seçim müteakip haftanın ayni gününde yapılır.

MADDE 98

1. Cemaat Meclislerinden her biri, ancak mutlak ekseriyet ile vereceği bir karar ile kendini feshedebilir.

2. Bu kararda; 96’ncı ve 97’nci maddelerin 1’inci fıkraları hükümlerine rağmen, bahis konusu Cemaat Meclisi için, karar tarihinden itibaren en erken otuz gün ve en geç kırk gün sonra yapılması gereken cemaat genel seçiminin tarihi ve cemaat genel seçimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde olmak üzere yeni seçilecek Cemaat Meclisinin ilk toplantısının tarihi tesbit edilir ve bu tarihe kadar eski Cemaat Meclisi görevine devam eder.

3. 96’ncı maddenin 1’inci fıkrası hükümlerine rağmen, fesihten sonra seçilen Cemaat Meclisinin görev süresi, fesh olunan Meclisin görev süresinin geri kalan kısmı kadar devam eder. Fesih, ilgili Cemaat Meclisinin beş yıllık görev süresinin son yılı içinde vukubulduğu takdirde, bu Cemaat Meclisi için Cemaat genel seçimi, hem feshedilen Cemaat Meclisinin görev süresinin geri kalan kısmı hem de müteakip beş yıllık görev süresi için yapılır.

MADDE 99 96’ncı maddenin 2’nci fıkrası veya 98’inci maddenin 2’nci fıkrası gereğince yeni seçilen bir Cemaat Meclisi görevine başlayıncaya kadar görevine devam eden bir Cemaat Meclisi, ilgili kanun veya kararda açıkça gösterilecek acele ve istisnaî beklenmedik haller dışında herhangi bir konu hakkında herhangi bir kanun yapmak veya herhangi bir karar almak yetkisine sahip değildir.

MADDE 100

Bir Cemaat Meclisi üyesi, Cemaat Meclisindeki görevine başlamadan evvel ve bu Meclisin genel bir oturumunda aşağıdaki sözü verir :-“Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasına ve buna uygun olarak yapılmış kanunlara; bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasına iman ve riayet edeceğine söz veririm.”

MADDE 101

1. Bir Cemaat Meclisi üyeliği görevi, Bakanlık veya Temsilcilik veya Belediye Reisliği de dahil olmak üzere herhangi bir belediye meclisi üyeliği veya Cumhuriyetin silahlı veya emniyet kuvvetlerine mensubiyet veya bir amme veya belediye görevi ile veya, bir Türk Cemaat Meclisi üyesi bakımından, bir din adamı görevi ile birleşemez.

2. Bu madde bakımından “amme görevi”, Cumhuriyetin veya bir Cemaat Meclisinin amme hizmetinde; ücreti Cumhuriyet veya bir Cemaat Meclisince kontrol edilen, ücretli herhangi bir görevdir ve herhangi bir amme hükmî şahsında veya amme yararına bir teşekküldeki herhangi bir görevi de içine alır.

MADDE 102

Cemaat Meclisleri, İç Tüzükleri ile, olağan ve olağanüstü toplantıları, bu toplantıların tarih ve süreleri, reylerin izhar ve işlerinin görülme tarzı da dahil olmak üzere, bütün usûl konularına ait kaideleri koyarlar.

MADDE 103

1. Cemaat Meclislerinin toplantıları alenîdir ve müzakerelerinin zabıtları yayınlanır.

2. Her bir Cemaat Meclisi, gerekli görürse, üyeleri sayısı toplantının üçte ikisinin ekseriyeti ile vereceği bir karar üzerine gizli toplantılar yapabilir.

MADDE l04

1. Elen veya Türk Cemaat Meclisi tarafından kabul olunan kanun veya kararlar, Cemaatlerine mensup Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini tarafından alınmalarından itibaren onbeş gün içinde imzalandıktan sonra Cumhuriyet Resmî Gazetesinde derhal yayınlanırlar.

2. Bir Cemaat kanunu, bu kanunla başka bir tarih tayin edilmedikçe Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanmakla yürürlüğe girer.

MADDE 105

1. Cumhur Başkanı Elen Cemaat Meclisinin ve Cumhur Başkan Muavini Türk Cemaat Meclisinin kabul ettiği herhangi bir kanun veya kararı, alınmalarından itibaren onbeş gün içinde, tekrar incelenmesi için ilgili Meclise iade edebilirler.

2. İlgili Cemaat Meclisi kendisine iade edilen kanun veya kararın aynen kalmasında ısrar ettiği takdirde, hale göre, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, bundan bir evvelki madde hükümlerine uygun olarak bu kanun veya kararı imzalar ve yayınlar.

MADDE 106

1. Bir Cemaat Meclisi üyesi, Mecliste yaptığı her türlü demeç veya reylerinden dolayı hukukî veya cezaî takibata tabi değildir.

2. Bir Cemaat Meclisi üyesi, üyelik sıfatı devam ettikçe, Yüksek Mahkemenin müsaadesi olmaksızın, takip olunamaz, yakalanamaz veya hapis edilemez. Ölüm veya beş yıl veya daha fazla hapis ile cezalandırılabilen bir suç işlemesinde, suçlu, suçüstü yakalandığı takdirde, bu müsaadenin alınmasına lüzum yoktur. Bu halde yetkili makam tarafından derhal haberdar edilecek olan Yüksek Mahkeme ilgilinin, üyelik süresince, takibinin veya tutukluluğunun devamına müsaade edip etmiyeceğini kararlaştırır.

3. Yüksek mahkeme, bir Cemaat Meclisi üyesinin takip edilmesine müsaade etmezse, bu üyenin bu suretle takip edilemediği süre bahis konusu suçun zaman aşımı bakımından nazara alınmaz. Yüksek Mahkeme, bir Cemaat Meclisi üyesine yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir hapis cezası hükmünün infazına müsaade etmezse, bu hükmün infazı, üyelik sıfatı sona erinceye kadar tehir olunur.

MADDE 107

Bir Cemaat Meclisi üyeliği aşağıdaki hallerde inhilal eder: –

(a) ölüm ile veya

(b) yazılı istifa ile; veya

(c) 95’inci maddenin (c) veya (d) fıkralarında gösterilen hallerden herhangi birinin vukuu veya Cumhuriyet vatandaşlığı sıfatının kayıbı veya ilgili cemaat seçim listesine seçmen olarak kaydedilmek vasfını kaybetmek ile; veya

(d) 101’inci maddede gösterilen görevlerden birini almakla.

MADDE 108

1. Elen ve Türk Cemaatlarından herbiri, kendi Cemaatlarına ait bulunan eğitim, kültür, spor ve hayır müesseseleri için, hale göre, Yunan veya Türk Hükümetlerinden malî yardım alma hakkına sahiptir

2. Katolik, Elen veya Türk Cemaatlarından herbiri, kendi müesseselerinin faaliyeti için yeter sayıda öğretmen, profesör veya din adamına sahip olmadığı kanaatinde olduğu takdirde bu Cemaat, ihtiyaçlarını karşılamak için, hale göre, Yunan veya Türk Hükûmetlerinden tamamen lüzumu kadar sağlıyabilecekleri personeli temin ve istihdam etmek hakkına sahiptir.

MADDE 109

2’nci maddenin (3) üncü fıkrası hükümleri gereğince Cemaatlerden birine mensup olmayı ihtiyar eden her dinî grup, ilgili bir cemaat kanununun gösterdiği üzere, seçilmiş üye veya üyeleri tarafından, bu grubun mensup olmayı ihtiyar ettiği Cemaatın Cemaat Meclisinde temsil edilmek hakkına sahiptir.

MADDE 110

1. Kıbrıs Otosefal Elen-Ortodoks Kilisesi, Mukaddes Kurallara veya yürürlükte olan şartına uygun olarak kendi iç işlerinin ve mallarının düzenlenmesi ve yürütülmesi münhasır hakkına sahip olmaya devam eder ve Elen Cemaat Meclisi bu hakka aykırı hareket etmez.

2. Vakıf müessesesi ve Ahkamül Evkaf, bu Anayasaca tanınır. Vakıf müessese veya tesisini veya Vakıfları veya, camilere ve herhangi diğer bir İslam dinî müessesesine ait mallar da dahil olmak üzere; herhangi vakıf malları ilgilendiren veya herhangi bir suretle bunlara tesir eden bütün konular, münhasıran Ahkamül Evkaf ve Türk Cemaat Meclisince çıkarılan veya yapılan kanun ve nizamnamelere tabidir ve bunlara göre ve bunlar gereğince idare olunur ve hiçbir teşrii, icraî veya herhangi diğer bir muamele, bahis konusu Ahkamül Evkafı ve Türk Cemaat Meclisinin bahis konusu kanunlarını ve nizamnamelerini ihlal edemez veya onlara üstün gelemez veya müdahale edemez.

3. Kendisine 2’nci maddenin (3) üncü fıkrası hükümleri uygulanan bir dinî grubun Kilisesi, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce yürürlükte olan Kıbrıs Sömürgesi kanunlarına uygun olarak sahip olduğu dinî konular ile ilgili herhangi bir hakkına, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte ve ondan sonra da sahip olmağa devam eder.

MADDE 111

1. Bu Anayasanın hükümleri mahfuz kalmak şartı ile, Elen Ortodoks Kilisesi veya kendisine 2’nci maddenin (3)’üncü fıkrası hükümleri uygulanan bir dinî grup üyelerinin nişanlılık, evlenme, boşanma, evliliğin butlanı; ayrılık veya evlilik haklarının iadesine veya mahkeme kararı ile yapılan nesep tashihinden veya evlat edinmeden başka aile münasebetlerine dair herhangi bir konuya, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte ve ondan sonra, hale göre, Elen- Ortodoks Kilisesinin veya bahis konusu dinî grubun Kilisesinin kanunu uygulanır ve buna bahis konusu Kilisenin bir mahkemesi bakar ve hiçbir Cemaat Meclisi bu kanuna aykırı hareket etmez.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrası hükmü, bahis konusu mahkemenin herhangi bir karar veya emrinin infazına, 90’ıncı maddenin 5’inci fıkrası hükümlerinin uygulanmasını önlemez.

KISIM VI CUMHURİYET’İN BAĞIMSIZ MEMURLARI
Bölüm I: Cumhuriyet Baş Savcısı ve Cumhuriyet Başı Savcı Yardımcısı

MADDE 112

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini bir Yüksek Mahkeme hakimi tayin edilebilmek için gerekli vasıfları haiz iki şahsı, biri Cumhuriyet Baş Savcısı diğeri Cumhuriyet Baş Savcı yardımcısı olarak müştereken tayin ederler:

Ancak, Baş Savcı ve Baş Savcı Yardımcısı ayni Cemaate mensup olamazlar.

2. Bağımsız bir daire olup hiçbir Bakanlığa tabi bulunmayan Cumhuriyet Hukuk Dairesinin Başkanı Cumhuriyet Baş Savcısı ve Başkan Yardımcısı Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısıdır.

3. Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısı, herhangi bir mahkemede dinlenmek hakkına sahiptirler ve bu mahkeme önüne çıkan bütün diğer şahıslara tekaddüm ederler: Ancak, Cumhuriyet Baş Savcısı, Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısına daima tekaddüm eder.

4. Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısı, Cumhuriyet adliyesinin daimi üyesidirler ve Reisi hariç olmak üzere Yüksek Mahkeme hakimlerinin tabi olduğu ayni şart ve kayıtlar ile görevlerini görürler ve görevlerine ancak bir Yüksek Mahkeme hakimine uygulanan ayni sebepler ile ve tarzda son verilebilir.

5. Cumhuriyet Baş Savcısının veya Baş Savcı Yardımcısının Cemaatına mensup şahısları ilgilendiren bütün konularda, Cumhuriyet Baş Savcısı tarafından bir karar alınmadan önce, hale göre biri, ilgilinin Cemaatına mensup olan diğeri ile istişare eder: Ancak, yanlız bir Cemaatın hakimlerinden müteşekkil ceza mahkemelerindeki takibatın kesin idare ve mesuliyeti, bu Cemaata mensup olan, hale göre, Cumhuriyet Baş Savcısı veya Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısına aittir.

MADDE 113

1. Cumhuriyet Baş Savcısı, Baş Savcı Yardımcısının yardımı ile, Cumhuriyetin, Cumhur Başkanının , Cumhur Başkan Muavininin, Bakanlar Kurulunun ve Bakanların Hukuk Müşaviridir ve kendisine bu Anayasa veya kanun tarafından verilen veya emrolunan diğer bütün yetkileri kullanır ve diğer bütün iş ve görevleri görür.

2. Cumhuriyet Baş Savcısı, amme menfaatına olmak üzere istediği şekilde kullanacağı, Cumhuriyet içinde herhangi bir şahısa karşı işlenmiş bir suç hakkında dava açmak ve iddiada bulunmak, davayı devir almak, devam ettirmek veya ettirmemek yetkisine sahiptir. Bu yetki bizzat kendisince veya talimatı altında ve ona uygun olarak hareket eden kendine tabi memurlar tarafından kullanılabilir.

MADDE 114

1. Cumhuriyet Baş Savrı Yardımcısı, normal olarak makamına ait yetkilere sahiptir ve görevleri görür ve kezalik, Cumhuriyet Baş Savcısının talimatına göre, bu Anayasa hükümleri gereğince veya kanunla Baş Savcıya verilen bütün yetkileri kullanır ve bütün iş ve görevleri görür.

2. Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısı, Cumhuriyet Baş Savcısının gaybubeti veya görevlerini geçici olarak göremediği hallerde kendisine vekalet eder

BÖLÜM II: Baş Murakıp ve Baş Murakıp Muavini

MADDE 115

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, iki uygun ve layık şahsı, biri Baş Murakıp ve diğeri Baş Murakıp Muavini olmak üzere, müştereken tayin ederler: Ancak, Baş Murakıp ve Baş Murakıp Muavini ayni Cemaata mensup olamazlar.

2. Bağımsız bir daire olup hiçbir Bakanlığa tabi bulunmayan Cumhuriyet murakıplık dairesinin Başkanı Baş Murakıp ve Başkan Muavini Baş Murakıp Muavinidir.

3. Baş Murakıp ve Baş Murakıp Muavini, Cumhuriyetin daimî amme memurlarındandırlar ve görevlerine son verilmesi veya emekliliğe sevkleri ancak bir Yüksek Mahkeme hakimine uygulanan ayni sebepler ve tarzda yapılabilir.

MADDE 116

1. Baş Murakıp, Baş Murakıp Muavininin yardımı ile, Cumhuriyet adına, bütün tediyat ve tahsilatı murakabe eder ve Cumhuriyetin verdiği yetki ile veya gereğince tedvir olunan paraların ve diğer aktif kıymetlerin ve yüklenilen mükellefiyetlerin bütün hesaplarını murakabe ve teftiş eder ve bu maksatla, bu gibi hesaplara müteallik bütün defter, kayıt ve raporları görmek ve bahis konusu aktif kıymetlerin muhafaza edildiği yerlere girmek hakkına sahiptir.

2. Baş Murakıp, Baş Murakıp Muavininin yardımı ile, kendisine kanun tarafından verilen veya emirolunan bütün diğer yetkileri kullanır ve bütün diğer iş ve görevleri görür.

3. Baş Murakıbın bu Bölümde gösterilen yetkileri, işleri ve görevleri, bizzat kendisi veya kendi talimatı altında ve ona uygun olarak hareket eden kendine tabi memurlar tarafından kullanılabilir veya görülebilir.

4. aş Murakıp, bu Bölümün gösterdiği iş ve görevlerinin görülmesi hakkında Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine her yıl bir rapor sunar ve onlar bu raporun Temsilciler Meclisinin bilgisine sunulmasını sağlarlar.

MADDE 117

1. Baş Murakıp Muavini, normal olarak makamına ait bulunan yetkilere sahiptir ve iş ve görevleri görür ve kezalik, Baş Murakıbın talimatı altında, bu Anayasa hükümleri gereğince veya kanunla Baş Murakıba verilen bütün yetkileri kullanır ve bütün iş ve görevleri görür.

2. Baş Murakıp Muavini, Baş Murakıbın gaybubeti veya görevlerini geçici olarak göremediği hallerde kendisine vekalet eder.

BÖLÜM III: Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdür ve Müdür Muavini

MADDE 118

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, iki uygun ve layık şahsı, biri Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü diğeri Müdür Muavinini olmak üzere, müştereken tayin ederler: Ancak, Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü ve Müdür Muavini ayni Cemaat mensup olamazlar.

2. Hiçbir Bakanlığa tabi olmıyan Cumhuriyet Emisyon Bankasının Başkanı Bankanın Müdürü ve Başkan Muavini Müdür Muavinidir.

3. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü ve Müdür Muavini, ya daimî amme hizmeti üyesidirler veya tayin kararnamelerinde gösterilen kayıt ve şartlara göre tayin edilmiş şahıslardır.

4. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, herhangi bir zaman, hale göre, Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdürünün veya Müdür Muavininin veya her ikisinin de görevlerine müştereken son verebilirler.

5. Görevlerine son verilmesinden hemen önce Cumhuriyetin daimî amme memuru olan Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürünün veya Müdür Muavininin veya her ikisinin de görevine, bir evvelki fıkraya göre son verildiği takdirde, hale göre, buna veya bunlara, bu maddenin 6’ncı fıkrası ve bu Anayasanın Cumhuriyet amme hizmetine dair hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Cumhuriyetin daimî amme hizmetinde diğer uygun bir görev verilir.

6. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürünün ve Müdür Muavininin görevlerinin görülmesi ile ilgili herhangi bir disiplin konusu hakkında, 153’üncü maddenin 8’inci fıkrası gereğince kurulan Kurul yetkilidir.

MADDE 119

1. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü, Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdür Muavininin yardımı ile, Cumhuriyetin para kanunlarını yürütür ve Cumhuriyet Emisyon Bankasını idare eder ve Cumhuriyet Emisyon Bankasının sahasına giren bütün diğer yetkileri kullanır ve bütün diğer iş ve görevleri görür.

2. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü, Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdür Muavininin yardımı ile, kanun tarafından kendisine verilen veva emrolunan diğer bütün yetkileri kullanır ve diğer bütün işleri görür.

3. Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdürünün bu Bölümde gösterilen yetkileri, işleri ve görevleri bizzat kendisi veya kendi talimatı altında ve ona uygun olarak hareket eden kendisine tabi memurlar tarafından kullanılabilir veya görülebilir.

4. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü, Müdür Muavinin yardımı ile, Bakanlar Kurulunun malî siyaset hakkında görevini ilgilendiren kararlarını ve herhangi bir kanunun hükümlerini tatbik eder ve bahis konusu siyasetin tatbik tarzı bakımından, Maliye Bakanı ile istişare eder ve onun tavsiyeleri kendisine rehber olur.

5. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü; Cumhuriyetin nakit; mevduat, senet ve tahvillerinin durumuna dair altı ayda bir Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine raporlar sunar ve onlar bu raporları Temsilciler Meclisinin bilgisine sunulmasını sağlar.

MADDE 120

1. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdür Muavini, normal olarak makamına ait bulunan yetkilere sahiptir ve iş ve görevleri görür ve kezalik, Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdürünün talimatına tabi olarak, bu Anayasa hükümleri gereğince veya kanunla Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdürüne verilen bütün yetkileri kullanır ve bütün iş ve görevleri görür.

2. Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdür Muavini, Cumhuriyet, Emisyon Bankası Müdürünün gaybubeti veya görevlerini geçici olarak göremediği hallerde kendisine vekalet eder.

MADDE 121 Bu Bölüm hükümleri, Cumhuriyet Emisyon Bankasının bir Merkez Bankası olmasına engel olur şekilde tefsir olunmaz: Ancak, bu takdirde, bu Bölüm hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü Cumhuriyet Merkez Bankasının Müdürü ve Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdür Muavini Cumhuriyet Merkez Bankasının Müdür Muavini olurlar.

KISIM VII – AMME HİZMETİ
BÖLÜM I: Umumî Hükümler

MADDE 122 İlgili metin başka türlü icap ettirmedikçe, bu Bölüm maksatları bakımından “amme görevi” amme hizmetinde bir görevi ifade eder “amme memuru”, asaleten veya geçici olarak veya vekaleten bir amme görevini gören şahsı ifade eder; “amme hizmeti”, Cumhuriyet ordusundaki veya emniyet kuvvetlerindeki hizmet dışında Cumhuriyet hizmetini ifade eder ve Kıbrıs Yayın hükmî şahsında, Kıbrıs Dahilî Telekomünikasyon İdaresinde ve Kıbrıs Elektrik İdaresinde ve amme yararına bir kanunla kurulan hükmî şahsiyeti haiz olan veya olmayan ve sermayesi Cumhuriyet tarafından sağlanan veya teminat altına alınan veya, işletme münhasıran bahis konusu teşekkül tarafından yapılıyorsa, idaresi Cumhuriyetin murakabesi altında olan herhangi diğer teşekküllerdeki hizmetleri içine alır, ancak, tayini veya münhalinin doldurulması bu Anayasa gereğince Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken yapılan bir görevdeki hizmetler veya, Cumhuriyetin veya yukarıda bahis konusu teşekküllerden herhangi birinin daimî işleri ile ilgili olarak muntazaman , istihdam edilenler hariç olmak üzere, işçiler tarafından yapılan hizmetler, buna dahil değildir.

MADDE 123

1. Amme hizmeti, yüzde yetmişi Elenlerden ve yüzde otuzu Türklerden müteşekkildir.

2. Bu kemmî dağıtım, amme hizmeti kademelerinin her derecesinde amelî olarak mümkün olduğu kadar tatbik edilir.

3. İki Cemaatten birinin yüzde yüze yaklaşan bir ekseriyette bulunduğu bölgelerde veya mahallerde, bu bölgelere veya mahallere yerleştirilen veya buralarda kendilerine görev verilen amme memurları o Cemaata mensup olur.

MADDE 124

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunan bir Başkan ve diğer dokuz üyeden müteşekkil bir Amme Hizmeti Komisyonu kurulmuştur.

2. Komisyonun yedi üyesi Elen ve üç üyesi Türktür,

3. Komisyonun her üyesi altı yıllık bir süre için tayin olunur, fakat istediği zaman Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavine hitaben kendi imzasını taşıyan bir yazı ile istifa edebilir.

4. Komisyon üyelerinin ücreti ve diğer hizmet şartları bir kanunla gösterilir ve bunlar tayinden sonra aleyhlerine değiştirilemez.

5. Komisyonun bir üyesinin görevine ancak bir Yüksek Mahkeme hakimine uygulanan ayni sebepler ve tarzda son verilebilir.

6. (1) Ancak, Cumhuriyetin bir vatandaşı, yüksek ahlakî karakter sahibi ve bir Temsilciler Meclisi üyesi seçilmek için gerekli vasıfları haiz olan şahıslar Komisyon üyeliğine tayin edilebilir.

(2) Başkan bakımından son oniki ay ve herhangi diğer bir üye bakımından son altı ay içinde aşağıdaki görevlerden birinde bulunmuş olan veya bulunan bir şahıs, Komisyon üyesi olarak tayin edilemez veya üye kalamaz: –

(a) Bir Bakan makamı;

(b) bir Temsilciler Meclisi veya herhangi bir Cemaat Meclisinin üyeliği;

(c) bir amme memurluğu veya silahlı kuvvetlerden birine mensubiyet;

(d) herhangi bir mahallî idarenin veya amme maksatları için bir kanunla kurulmuş hükmî şahıs olan bir teşekkülün veya bir idarenin memuru veya müstahdemi olmak;

(e) bir sendikanın veya bir sendikaya bağlı bir teşekkül veya birliğin üyeliği.

7. Herhangi bir süre için, Komisyonun bir üyesi izinli olur veya Cumhuriyet dışında olması veya başka bir sebep yüzünden üyelik görevlerini göreme diği takdirde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, bu süre için bu görevleri yapmak üzere, tayin edilmek için gerekli vasıfları haiz herhangi bir şahsı, onun yerine, müştereken tayin edebilirler.

MADDE 125

1. Bu fıkrada gösterilen herhangi bir konu hakkında bu Anayasada başkaca açık hüküm konulan haller dışında ve herhangi bir kanunun hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, amme görevlerinin iki Cemaata tahsisini yapmak ve amme memurlarının tayinlerini, tasdiklerini, daimî veya emeklilik hakkı veren kadrolara yerleştirilmelerini, terfilerini, nakillerini, emekliliğe sevklerini ve, azil ve görevden uzaklaştırma da dahil olmak üzere, disiplin murakabelerini yapmak Amme Hizmeti Komisyonunun görevidir.

2. Başkan Komisyonu toplantılara çağırır ve bu toplantılara başkanlık eder: Ancak-

(a) bütün üyelere evvelden haber verilmiş olmadıkça hiçbir toplantı yapılamaz;

(b) reyler eşit olduğu zaman Başkan iki veya üstün reye sahip değildir.

3. (1) Bu fıkranın müteakip hükümleri mafuz kalmak şartiyle, Komisyonun herhangi bir kararı, üyelerinin mutlak ekseriyetinin reyi ile alınır.

(2) Konu, münhal veya yeni ihdas edilen bir görevi doldurmak üzere bir tayin veya terfi yapılmasına dair olduğu zaman, böyle bir görevin, bu Anayasa hükümleri gereğince bir Elen veya bir Türk tarafından mı doldurulacağı hakkında verilecek karar, Komisyonun en az iki Türk üyesinin reylerini de ihtiva eden mutlak ekseriyetle alınır: Ancak, bu gibi bir karar, böyle bir ekseriyetle alınamadığı takdirde, konu, karar verilmesi için, Komisyon tarafından Yüksek Anayasa Mahkemesine yollanır; bu Mahkemenin kararı kesindir ve Komisyonu bağlar.

(3) Konu, münhasıran bir Türkü ilgilendirdiği zaman, Komisyonun bu husustaki herhangi bir kararı, en az iki Türk üyenin reylerini ihtiva eden mutlak bir ekseriyetle alınır. Konu, münhasıran bir Eleni ilgilendirdiği zaman, Komisyonun bu husustaki herhangi bir kararı, en az dört Elen üyenin reylerini ihtiva eden mutlak bir ekseriyetle alınır.

(4) Konu, tayin veya terfi için hangi Elenin veya hangi Türkün seçileceğine dair olduğu zaman, karar, bu fıkranın (3) ‘üncü bendi hükmü mahfuz kalmak şartiyle, mutlak ekseriyetle alınır: Ancak, bir Elenin seçilmesi hakkında beş Elen üyenin oy birliği ile yaptığı tavsiyeye veya bir Türkün seçilmesi hakkında üç Türk üyenin oybirliği ile yaptığı tavsiyeye, Komisyon riayet eder.

BÖLÜM II: Baş Muhasip ve Baş Muhasip Muavini

MADDE 126

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, iki uygun ve 1âyık şahsı, biri Baş Muhasip diğeri Baş Muhasip Muavini olmak üzere, müştereken tayin ederler: Ancak, Baş Muhasip ve Baş Muhasip Muavini ayni Cemaata mensup olamazlar.

2. Baş Muhasip, Hazine Dairesinin Başkanı ve Baş Muhasip Muavini, Başkan Muavinidir.

3. Baş Muhasip ve Baş Muhasip Muavini Cumhuriyetin daimî amme memurudurlar.

4. Baş Muhasip ve Baş Muhasip Muavininin emekliliğe sevkleri ve, azil ve görevden uzaklaştırma dahil olmak üzere, herhangi disiplin murakabeleri, Amme Hizmeti Komisyonunun yetkisi dahilindedir.

MADDE 127

1. Baş Muhasip, Baş Muhasip Muavininin yardımı ile, Cumhuriyetin verdiği yetki ile veya gereğince tedvir olunan, bütün paralara ve diğer aktif kıymetlere ve yüklenilen mükellefiyetlere müteallik bütün muhasebe işlemlerini yürütür ve bunlara nezaret eder ve bu Anayasanın veya herhangi bir kanunun hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Cumhuriyetin bütün para tahsilat ve tediyatını yapar.

2. Baş Muhasip, Baş Muhasip Muavininin yardımı ile, kendisine kanun tarafından verilen veya emrolunan bütün diğer yetkileri kullanır ve bütün diğer iş ve görevleri görür.

3. Baş Muhasip, bu Bölümde gösterilen yetkileri, işleri ve görevleri bizzat kendisi veya kendi talimatı altında ve ona uygun olarak hareket eden kendine tabi memurlar tarafından kullanılabilir veya görülebilir.

MADDE 128

1. Baş Muhasip Muavini, normal olarak makamına ait bulunan yetkilere sahiptir ve iş ve görevleri görür ve kezalik, Baş Muhasibin talimatına tabi olarak, bu Anayasa hükümleri gereğince veya kanunla Baş Muhasibe verilen bütün yetkileri kullanır ve bütün iş ve görevleri görür.

2. Baş Muhasip Muavini, Baş Muhasibin gaybubeti veya görevlerini geçici olarak göremediği hallerde kendisine vekalet eder.

KISIM VIII – CUMHURİYETİN KUVVETLERİ

MADDE 129

1. Cumhuriyetin yüzde altmışı Elen yüzde kırkı Türk olan iki bin kişilik bir ordusu olur.

2. Mecburî askerlik hizmeti, Cumhur Başkanı ile Cumhur Başkan Muavininin müşterek mutabakatı olmaksızın konamaz.

MADDE 130

1. Cumhuriyetin emniyet kuvvetleri Polis ve Jandarmadan müteşekkildir ve Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin müşterek mutabakatı ile azaltılıp çoğaltılabilecek olan iki bin kişilik bir kadrosu olacaktır.

2. Cumhuriyetin emniyet kuvvetleri yüzde yetmiş Elenlerden ve yüzde otuz Türklerden teşekkül eder: Ancak, başlangıç devresinde, yardımcı polis kuvvetleri hariç Şubat, 1959 tarihinde poliste hizmet görmekte olan Türklerin işine son vermemek için, Türklerin yüzde nisbeti azamî yüzde kırka kadar muhafaza edilebilir ve binnetice Elenlerin yüzde nisbeti yüzde altmışa kadar indirilebilir.

MADDE 131

1. Cumhuriyet Ordusunun, Polisinin ve Jandarmasının Kumandanları ve Kumandan Muavinleri Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunurlar.

2. Ordu, Polis ve jandarmadan birinin Kumandanı Türktür ve Ordu, Polis ve Jandarma Kumandanı hangi Cemaate mensup ise Kumandan Muavini diğer Cemaate mensup olur.

MADDE 132 Cumhuriyet ülkesinin, yüzde yüze yaklaşan bir nisbette yalnız bir cemaat üyelerinin oturduğu kısımlarında bulunan kuvvetler, o Cemaate mensup olur.

KISIM IX – YÜKSEK ANAYASA MAHKEMESİ

MADDE 133

1. (1) Bir Elen Hakim, bir Türk Hakim ve bir tarafsız Hakimden mürekkep bir Cumhuriyet Yüksek Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Tarafsız hakim Mahkemenin Reisidir;

(2) Yüksek Anayasa Mahkemesinin Reisi ve diğer hakimleri Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunurlar: Ancak, yalnız Elen veya Türk hakimin mevkii münhal olduğu zaman, tayin edilecek hakimin mensup olduğu Cemaate göre, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin yapacağı tayin teklifi, böyle bir tekliften itibaren bir hafta içinde Cumhur Başkanı ile Cumhur Başkan Muavini bu tayin hakkında mutabakata varamadıkları takdirde üstün sayılır.

2. Yüksek Anayasa Mahkemesi Cumhuriyetin Başşehrinde toplanır.

3. Tarafsız hakim, Cumhuriyetin veya Yunanistan Krallığının veya Türkiye Cumhuriyetinin veya Birleşik Krallığın ve Müstemlekelerinin vatandaşı veya tebaası olamaz.

4. Yüksek Anayasa Mahkemesinin Elen veya Türk hakimi Cumhuriyet vatandaşlarından olur.

5. Yüksek Anayasa Mahkemesinin Reisi ve diğer hakimleri yüksek meslekî ve ahlakî seviye sahibi hukukçular arasından tayin edilirler.

6. (1) Mahkemenin Reisi altı yıllık bir süre için tayin olunur.

(2) Mahkeme Reisinin ücreti ve diğer hizmet şartları tayin kararnamesinde tesbit edilir:

(3) Mahkeme Reisinin, bu fıkranın (2) nci bendinde gösterilen tayin kararnamesinde tesbit edilecek olan hizmet şartları aşağıdaki hususları içine alır: –

(a) bu maddenin 7’inci fıkrasının (3) üncü bendi gereğince Elen veya Türk hakiminin emekliliğe sevkedilebildiği aynı sebeplerle emekliliğe sevkedilmesi için hüküm; ve

(b) bu maddenin 7’inci fıkrasının (4) üncü bendi gereğince Elen veya Türk hakiminin azledilebileceği aynı sebeplerle azli için hüküm.

7. (1) Mahkemenin Elen ve Türk hakimi, Cumhuriyet adliye hizmetinin daimî üyesidirler ve altmış sekiz yaşına varıncaya kadar görevlerine devam ederler.

(2) Mahkemenin Elen veya Türk hakimi, herhangi bir kanunun hükümleri gereğince iktisap ettiği herhangi bir emeklilik maaşı, ikramiyesi veya benzeri diğer haklarına halel gelmeksizin, Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine hitaben kendi imzasını taşıyan bir yazı ile istediği zaman istifa edebilir.

(3) Mahkemenin Elen veya Türk hakimi, görevini, daimî olarak veya görevine devamını imkansız kılacak derecede uzun bir süre için, görmesine engel olacak kadar kendisini aciz kılan aklî veya bedenî yetersizliği veya hastalığı sebebi ile emekliliğe sevkedilir. Bu suretle emekliliğe sevkedilen bir hakim, o zaman yürürlükte bulunan herhangi bir kananun gösterdiği bütün hak ve maaşları alır.

(4) Mahkemelerin Elen veya Türk hakimi kötü hal sebebi ile azledilebilir.

8. (1) Reisi Yüksek Mahkemenin Reisi olan ve üyeleri Yüksek Mahkemenin, tayinlerine göre, en kıdemli Elen hakimi ile Türk hakimi olan bir kurul kurulmuştur.

(2) Bu kurul aşağıdaki hususlar ile ilgili bütün konularda karar vermek münhasır yetkisine sahiptir: –

(a) tayin kararnamesinde gösterilen hizmet şartlarına uygun olarak Mahkeme Reisinin emekliliğe sevkedilmesi, azli veya diğer bir şekilde görevine son verilmesi

(b) bu maddenin 7’inci fıkrasının (3) üncü ve (4) üncü bendlerinde gösterilen sebeplerden herhangi birine müsteriden Mahkemenin Elen veya Türk hakiminin emekliliğe sevkedilmesi veya azli.

(3) Kurulun bu fıkranın 2’inci bendinde gösterilen işlemleri kazaîdir ve ilgili hakim, dinlenmek ve davasını kurulda savunmak hakkına sahiptir.

(4) Kurulun ekseriyetle vereceği karar, buna uygun olarak müştereken hareket edecek olan Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavinini bağlar.

9. Mahkeme Reisinin veya Elen hakimin veya Türk hakimin geçici olarak gaybubeti veya görevini görememesi halinde, hale göre, Yüksek Mahkemenin Reisi veya iki Elen hakiminden, tayinlerine göre, en kıdemlisi veya Türk hakimi bu gibi geçici gaybubet veya görevi görememe sırasında kendisine vekalet eder.

10. Mahkemenin Reisi veya diğer hakimleri aleyhinde, kazaî görevleri sırasında söyledikleri sözler veya işledikleri fiillerden dolayı hiçbir takibatta bulunulamaz.

11. Mahkemenin Elen ve Türk hakiminin maaşları ve diğer hizmet şartları, bir kanunla tesbit edilir.

12. Mahkemenin herhangi bir hakimin maaşı ve diğer hizmet şartları, tayininden sonra aleyhine olarak değiştirilemez.

MADDE 134

1. Yüksek Anayasa Mahkemesinin bütün duruşmaları alenîdir; ancak, Mahkeme, duruşmaların intizam dahilinde cereyan etmesi yararına olduğu veya Cumhuriyetin güvenliği veya amme ahlakı gerektirdiği kanaatinde olduğu takdirde, herhangi bir davaya, eğer varsa yalnız tarafların ve Mahkeme Memurlarının huzuru ile bakabilir.

2. Bir müracaatın fuzûlî olduğu ilk bakışta anlaşıldığı zaman, Mahkeme, ilgili taraflarca veya onlar namına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, bu müracaatın hakikaten fuzulî olduğuna kanaat getirirse, alenî bir celse yapmaksızın müracaatı oybirliği ile red edebilir.

MADDE 135

Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu Anayasa ile kendisine verilen kaza yetkisinin kullanılmasındaki tatbikat ve usul kaideleri düzenlemek muhakeme muameleleri ile ilgili şekiller ve harçlar tesbit etmek ve kayıt kaleminin terekkübünü ve memurlarının yetki ve görevlerini tesbit ve düzenlemek için Mahkeme Tüzüğünü yapar.

MADDE 136

Yüksek Anayasa Mahkemesi, müteakip maddelerde gösterilen bütün konularda kesin olarak karar vermek hususunda münhasır kaza yetkisine sahiptir.

MADDE 137

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin herhangi bir kanun veya kararının veya onun herhangi bir hükmünün iki Cemaatten biri aleyhine ayırt edici olması sebebiyle, bu madde hükümleri gereğince Yüksek Anayasa Mahkemesine, ayrı ayrı veya müştereken, müracaat etmek hakkına sahiptirler.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince yapılacak bir müracaat, bahis konusu kanun veya kararın ilanından itibaren yetmiş beş gün içinde yapılır.

3. Böyle bir müracaat yapıldığına dair bildiri, müracaatın vukuundan itibaren yirmi dört saat içinde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanır. Böyle bir bildirinin Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanması üzerine, bahis konusu kanun veya kararın yürürlüğü, yayını takibeden günden itibaren Yüksek Anayasa Mahkemesi müracaat hakkında karar verilinceye kadar durdurulur.

4. Böyle bir müracaat üzerine, Mahkeme, mezkûr kanun veya kararı veya onun herhangi bir hükmünü, tamamen veya kısmen, tasdik veya iptal veya tekrar incelemek üzere Temsilciler Meclisine iade edebilir: Ancak, bir kanun veya kararın veya onun herhangi bir hükmünün iptal edilmesi halinde, mezkûr iptal, bahis konusu kanun veya karar veya hükmü gereğince yapılan veya yapılmamış olan herhangi bir fiil veya muameleye halel gelmeksizin, Yüksek Anayasa Mahkemesinin kararının bu maddenin 5’inci fıkrası gereğince yayınlandığı tarihten itibaren muteber olur.

5. Mahkemenin kararı, derhal Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine ve Temsilciler Meclisi Reisine ve Reis Vekiline tebliğ olunur ve Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından Cumhuriyet Resmî Gazetesinde derhal yayınlanır.

MADDE 138

1. Bütçenin Temsilciler Meclisi tarafından kabul olunması üzerine, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, ayrı ayrı veya müştereken, kanaatına veya kanaatlarına göre ayırd edici oluşu sebebine müsteniden Bütçeyi Temsilciler Meclisine iade etmek hakkını veya haklarını kullandıkları ve Meclis kararında israr ettiği takdirde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, hale göre, ayrı ayrı veya müştereken, mezkur sebebe müsteniden Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat etmek hakkına sahiptirler.

2. Mezkûr müracaat, bu Anayasa tarafından Temsilciler Meclisinin kanunlarının veya kararlarının ilanı için tesbit edilen süre içinde yapılır.

3. Böyle bir müracaat üzerine, Mahkeme, Bütçeyi, tamamen veya kısmen, iptal veya tasdik veya Temsilciler Meclisine iade edebilir.

4. Mahkemenin kararı, derhal Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine ve Temsilciler Meclisi Reisine ve Reis Vekiline tebliğ edilir ve Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından Cumhuriyet Resmî Gazetesinde derhal yayınlanır.

MADDE 139

1. Yüksek Anayasa Mahkemesi, Temsilciler Meclisi ile Cemaat Meclisleri veya herhangi bir Cemaat Meclisi arasında veya Cumhuriyet organları veya Cumhuriyet dahilindeki makamlar arasında kuvvet veya yetki uyuşmazlık veya itirazlarına dair herhangi bir konu ile ilgili olarak yapılan bir müracaat hakkında kesin olarak karar vermek kaza yetkisine sahiptir: Ancak, bu fıkranın hiçbir hükmü, Cumhuriyet dahilindeki mahkemeler veya adlî makamlar arasındaki herhangi bir uyuşmazlık veya itirazlara uygulanmaz. Bu uyuşmazlık veya itirazlar Yüksek Mahkeme tarafından karara bağlanır. Bu fıkra maksatları bakımından, “Cumhuriyet dahilindeki mahkemeler veya adlî makamlar” tabiri Yüksek Anayasa Mahkemesini içine almaz.

2. Herhangi bir konu ile ilgili olarak Yüksek Anayasa Mahkemesinin yetkisine dair bir mesele ortaya çıktığı takdirde, bu mesele, Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanır.

3. Bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince aşağıdakiler, eğer uyuşmazlık veya itiraz ile ilgili iseler, Mahkemeye müracaat edebilirler:

(a) Cumhurbaşkanı veya Cumhur Başkan Muavini; veya

(b) Temsilciler Meclisi; veya

(c) Cemaat Meclislerinden biri veya her ikisi; veya

(d) Cumhuriyetin herhangi diğer bir organı veya Cumhuriyet dahilindeki diğer bir makam.

4. Mezkur müracaat, bahis konusu kuvvet veya yetkiye itiraz olunmasından itibaren otuz gün içinde yapılır.

5. Böyle bir müracaat üzerine, Mahkeme, müracaat konusu olan kanunun veya kararın veya muamelenin, kuvvet veya yetki olmaksızın kabul edildiği veya alındığı veya yapıldığı sebebine müsteniden, uyuşmazlığın çıkmasından veya itirazın yapılmasından itibaren veya başlangıcından itibaren, tamamen veya kısmen, hükümsüz olduğuna ve hiçbir hukukî hükmü olmadığına karar verebilir her iki halde de Mahkeme, böyle bir kanun, karar veya muamele gereğince yapılan veya yapılmamış olan herhangi bir fiil veya muamelenin hükmü hakkında talimat verebilir.

6. Böyle bir müracaat üzerine Mahkeme tarafından verilen herhangi bir karar, derhal ilgili taraflara ve onu derhal Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlayacak olan Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine tebliğ edilir.

7. Bu madde gereğince bir müracaat yapılması üzerine, Mahkeme, bu müracaata konu olan, hale göre, kanun veya karar veya muamelenin, müracaat hakkında karar verilinceye kadar, yürürlüğünün durdurulmasını emredebilir; böyle bir emir, derhal Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanır.

MADDE 140

1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini müştereken Temsilciler Meclisinin herhangi bir kanun veya kararının ilanından evvel herhangi bir zamanda, böyle bir kanunun veya kararın veya herhangi belli bir hükmünün, iki Cemaatten biri aleyhine ayırd edici olması sebebi dışında, bu Anayasanın her hangi bir hükmüne, aykırı veya ona uygun olup olmadığı meselesini, mütalaasını vermesi için, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollayabilirler.

2. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince kendisine yollanan her meseleyi inceler ve Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini namına ve Temsilciler Meclisi namına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, mezkûr mesele hakkında mütalaasını verir ve bunu Cumhur Başkanına, Cumhur Başkan Muavinine ve Temsilciler Meclisine tebliğ eder.

3. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu gibi bir kanun veya kararın veya onun herhangi bir hükmünün bu Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı olduğu veya ona uygun olmadığı mütalaasında bulunduğu takdirde, mezkûr kanun veya karar veya hüküm, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından ilan olunmaz.

MADDE 141

1. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, 25’inci madde ile sağlanan hakka herhangi formaliteler, şartlar veya tahditler koyan herhangi bir kanunun ilanından evvel herhangi bir zamanda, bahis konusu formalite, şart veya tahdidin amme yararına olup olmadığı veya kendi Cemaatının menfaatlarına aykırı olup olmadığı meselesini, mütalâasını vermesi için, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollayabilir.

2. Yüksek Anayasa Mahkemesi bahis konusu meseleyi inceler ve, hale göre, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin namına ve Temsilciler Meclisinin namına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, mütalaasını verir ve bunu Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine ve Temsilciler Meclisine tebliğ eder. 3. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bahis konusu formalite, şart veya tahdidin amme yararına olmadığı veya mezkûr Cemaatın menfaatlarına aykırı olduğu mütalaasında bulunduğu takdirde, bahis konusu formalite, şart veya tahdidi koyan kanun veya onun herhangi bir hükmü, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından ilan edilmez.

MADDE 142

1. Elen Cemaat Meclisinin herhangi bir kanun veya kararı hakkında Cumhur Başkanı ve Türk Cemaat Meclisinin herhangi bir kanun veya kararı hakkında Cumhur Başkan Muavini, böyle bir kanun veya kararın yayınlanmasından evvel herhangi bir zamanda, mezkûr kanunun veya kararın veya herhangi belli bir hükmünün bu Anayasasının herhangi bir hükmüne aykırı veya ona uygun olup olmadığı meselesini, mütalaasını vermek üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollayabilir.

2. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince kendisine yollanan her meseleyi inceler ve, hale göre, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini namına ve ilgili Cemaat Meclisi namına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, mezkur mesele hakkında mütalaasını verir ve bunu, hale göre, Cumhur Başkanına veya Cumhur Başkan Muavinine ve ilgili Cemaat Meclisine tebliğ eder.

3. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu gibi bir kanunun veya kararın veya onun herhangi bir hükmünün, bu Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı olduğu veya ona uygun olmadığı mütalaasında bulunduğu takdirde, mezkûr kanun veya karar veya hüküm, hale göre, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini tarafından yayınlanmaz.

MADDE 143

1. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini veya yeni seçilen bir Temsilciler Meclisi üyeleri sayısı toplamının en az beşte birini teşkil eden Temsilciler, 68,inci maddede gösterildiği üzere, yeni seçilen Meclis görevine başlayıncaya kadar görevine devam eden bir Temsilciler Meclisini, herhangi bir kanun yapmak veya herhangi bir karar almak için haklı kılacak mahiyette acele ve istisnaî beklenmedik hallerin mevcut olup olmadığı meselesi hakkında Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat hakkına sahiptirler.

2. Mezkûr müracaat, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından yapıldığı takdirde, bu Anayasa tarafından temsilciler Meclisinin kanun ve kararlarının ilanı için gösterilen süre içinde, ve mezkûr Temsilciler tarafından yapıldığı takdirde, yeni Meclisin ilk toplantısını yaptığı tarihten itibaren onbeş gün içinde yapılır.

3. Mahkemenin kararı, Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine ve Temsilciler Meclisinin Reisine ve Reis Vekiline derhal tebliğ edilir ve Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından Cumhuriyet Resmî Gazetesinde derhal yayınlanır.

MADDE 144

1. Herhangi bir mahkeme muamelesindeki bir taraf, istinaf muameleleri dahil olmak üzere, bu muamelelenin herhangi bir safhasında bu muameledeki uyuşmazlık konularından herhangi birinin karara bağlanmasında tesiri olabilen herhangi bir kanunun veya kararın veya onun herhangi bir hükmünün Anayasaya aykırılığı meselesini ileri sürebilir ve bunun üzerine, kendisine karşı böyle bir mesele ileri sürülen mahkeme, bu meseleyi, kararını vermek üzere Yüksek Anayasa Mahkemesine sunar ve bu mesele hakkında Yüksek Anayasa Mahkemesince bir karar verilinceye kadar bu muameleyi durdurtur.

2. Yüksek Anayasa Mahkemesi, böylece kendi kararına sunulan bir meseleyi, tarafları dinledikten sonra, inceler ve kararını verir ve kararını kendisine mezkûr meseleyi sunan Mahkemeye ulaştırır.

3. Yüksek Anayasa Mahkemesinin bu maddenin 2`nci fıkrası gereğince verdiği herhangi bir karar, meseleyi kendisine sunan mahkemeyi ve ilgili tarafları bağlar ve mezkûr karar, kanunun veya kararın veya onun herhangi bir hükmünün Anayasaya aykırı olduğu yolunda ise, mezkûr kanun veya karar, yalnız mezkûr Mahkeme muamelesine tatbik edilmez.

MADDE 145

Yüksek Anayasa Mahkemesi, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini veya Temsilciler Meclisi veya herhangi bir Cemaat Meclisi üyeleri seçimleri ile ilgili olarak seçim kanunu hükümleri gereğince yapılacak herhangi bir seçim itirazı hakkında kesin bir karar vermek münhasır kaza yetkisine sahiptir.

MADDE 146

1. Yüksek Anayasa Mahkemesi, icraî veya idarî bir yetki kullanan herhangi bir organ, makam veya şahsın bir kararının, muamelesinin veya ihmalinin, bu Anayasanın veya herhangi bir kanunun hükümlerine aykırı olduğu veya bunların mezkûr organ veya makam veya şahsa verilen yetkiyi tecavüz veya kötüye kullanmak suretiyle yapıldığı şikayeti ile kendisine yapılan bir müracaat hakkında kesin bir karar vermek münhasır kaza yetkisine sahiptir.

2. Böyle bir müracaat, bir şahıs olması veya bir Cemaata mensup olması dolayısiyle sahip olduğu mevcut meşru bir menfaatı, bu gibi karar veya muamele veya ihmal yüzünden menfi surette ve doğrudan doğruya müteessir olan bir şahıs tarafından yapılabilir.

3. Mezkûr müracaat, karar veya muamelenin yayınlanması tarihinden veya, yayınlanmadığı takdirde ve bir ihmal halinde, müracaatı yapan şahsın bunu öğrendiği tarihten itibaren yetmiş beş gün içinde yapılır.

4. Böyle bir müracaat üzerine Mahkeme, kararında

(a) mezkûr karar veya muamele veya ihmali, tamamen veya kısmen, tasdik edebilir; veya

(b) mezkûr karar veya muamelenin, tamamen veya kısmen, hükümsüz ve tesirsiz olduğuna ve hiç netice doğuramıyacağına karar verebilir; veya

(c) mezkûr ihmalin, tamamen veya kısmen; yapılmaması gerektiğine ve ihmal olunan fiil veya muamelenin yapılması gerektiğine karar verebilir.

5. Bu maddenin 4’üncü fıkrası gereğince verilen herhangi bir karar, Cumhuriyet dahilindeki bütün mahkemeleri ve bütün organları veya makamları bağlar ve karar, ilgili organ veya makam veya şahıs tarafından uygulanır ve ona göre hareket edilir.

6. Bu maddenin 4’üncü fıkrası gereğince hükümsüz kılınan herhangi bir karar veya muamelerin veya yapılmaması gerektiğine karar verilen herhangi bir ihmalin kendisine zarar verdiği herhangi bir şahıs, ilgili organ, makam veya şahıs tarafından talebi kendisini tatmin eder şekilde yerine getirilmediği takdirde, zararların tazmini veya kendisine başka bir tazminat verilmesi için dava açmak ve mahkeme tarafından tesbit edilecek tam ve muhik bir tazminat almak veya mezkûr mahkemenin vermeğe yetkili olduğu diğer tam ve muhik bir tazminat almak hakkına sahiptir.

MADDE 147

Yüksek Anayasa Mahkemesi, 44’üncü maddenin 3’üncü fıkrasına uygun olarak, Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısı tarafından, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin, 44’üncü maddenin 1’inci fıkrasının (d) bendinde gösterildiği üzere, görevini fiilen görmesine engel olacak kadar daimî veya geçici aczinin veya, geçici olanlardan gayrı, gaybubetinin mevcudiyeti meselesi ile ilgili olarak yapacakları bir talep hakkında kesin bir karar vermek münhasır kaza yetkisine sahiptir.

MADDE 148

144 ‘üncü maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Yüksek Anayasa Mahkemesinin yetkisine veya görevine dahil herhangi bir konu hakkında verdiği herhangi bir karar, Cumhuriyet dahilindeki bütün mahkemeleri, organları, makamları ve şahısları bağlar.

MADDE 149

Yüksek Anayasa Mahkemesi, aşağıdaki konularda münhasır kaza yetkisine sahiptir:-

(a) bu Anayasanın iki metni arasındaki herhangi bir aykırılığı, 11 Şubat, 1959 tarihli Zurih Anlaşmasının ve 19 Şubat, 1959 tarihli Londra Anlaşmasının metin ve ruhunu önemle nazara almak kaydiyle, Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Elen ve Türk Cemaatleri temsilcileri tarafından, Lefkoşada 6 Nisan, 1960’da imzalanan bu Anayasanın Taslağı ile buna yapılan ve 6 Temmuz, 1960’da imzalanan Tadiller Cedveline bakarak karara bağlamak; (b) müphemiyet halinde bu Anayasanın tefsirini, 11 Şubat, 1959 tarihli Zürih Anlaşmasının ve 19 Şubat, 1959 tarihli Londra Anlaşmasının metin ve ruhunu önemle nazara almak kaydiyle, yapmak.

MADDE 150

Yüksek Anayasa Mahkemesi kendisine karşı yapılan riayetsizliği cezalandırmak yetkisine sahiptir.

MADDE 151

1. Bu kısmın yukarıdaki hükümlerine rağmen, Yüksek Anayasa Mahkemesi, 125’inci maddenin 3’üncü fıkrasının (2)’nci bendi gereğince Amme Hizmeti Komisyonunca kendisine vaki herhangi bir yollama hakkında kesin bir karar vermek münhasır yetkisine sahiptir.

2. Bu madde hükmü, Amme Hizmeti Komisyonunun herhangi bir kararı, muamelesi veya ihmaline dair bir şikayet ile, 146’ncı madde gereğince, Yüksek Anayasa Mahkemesine herhangi bir müracaat yapılmasına engel olmaz.

KISIM X – YÜKSEK MAHKEME VE ALT MAHKEMELER

MADDE 152

1. IX’uncu Kısım gereğince Yüksek Anayasa Mahkemesi ve bu maddenin 2’nci fıkrası gereğince bir cemaat kanununda gösterilen mahkemeler tarafından kullanılanın dışında kazaî kuvvet, bir Yüksek Adalet Mahkemesi ve bu Anayasa hükümlerine tabi olarak ve onlar gereğince yapılan bir kanunla gösterilen alt mahkemeler tarafından kullanılır.

2. 87’nci madde gereğince Cemaat Meclislerine ayrılan ahvali şahsiye ve dinî konular ile ilgili hukuk davaları hususunda kazaî kuvvet, bu Anayasa hükümleri gereğince yapılan bir cemaat kanununda gösterilen mahkemeler tarafından kullanılır.

MADDE 153

1. (1) İki Elen hakimden, bir Türk hakimden ve bir tarafsız hakimden mürekkep bir Yüksek Adalet Mahkemesi kurulmuştur. Tarafsız hakim Mahkememenin Reisidir ve iki reye sahiptir.

(2) Yüksek Mahkemenin Reisi ve diğer hakimleri Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunurlar: Ancak, yalnız Elen hakimlerinden birinin veya Türk hakiminin mevkii münhal olduğu zaman, tayin edilecek hakimin mensup olduğu Cemaata göre, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin yapacağı tayin teklifi, böyle bir tekliften itibaren bir hafta içinde Cumhur Başkanı ile Cumhur Başkan Muavini bu tayin hakkında mutabakata varamadıkları takdirde, üstün sayılır.

2. Yüksek Mahkeme Cumhuriyetin Başşehrinde toplanır.

3. Tarafsız hakim, Cumhuriyetin veya Yunanistan Kırallığının veya Türkiye Cumhuriyetinin veya Birleşik Krallığın ve Müstemlekelerinin bir vatandaşı veya tebaası olamaz.

4. Yüksek Mahkemenin Elen hakimleri ve Türk hakimi Cumhuriyet vatandaşlarından olur.

5. Yüksek Mahkemenin Reisi ve diğer hakimleri yüksek meslekî ve ahlaki seviye sahibi hukukçular arasından tayin edilirler.

6. (1) Yüksek Mahkemenin Reisi altı yıllık bir süre için tayin olunur.

(2) Yüksek Mahkemenin Reisinin ücreti ve diğer hizmet şartları tayin kararnamesinde tesbit edilir.

(3) Yüksek Mahkemenin Reisinin bu fıkranın (2)’nci bendinde gösterilen tayin kararnamesinde tesbit edilecek hizmet şartları, aşağıdaki hususları içine alır:-

(a) bu maddenin 7’nci fıkrasının (3) üncü bendi gereğince bir Elen veya Türk hakiminin emekliliğe sevkedilebildiği ayni sebeplerle emekliliğe sevkedilmesi için hüküm; ve

(b) bu maddenin 7’nci fıkrasının (4) üncü bendi gereğince bir Elen veya Türk hakiminin azledilebileceği ayni sebeplerle azli için hüküm.

7. (1) Yüksek Mahkemenin Elen hakimleri ve Türk hakimi, Cumhuriyet adliye hizmetinin daimî üyesidirler ve altmış sekiz yaşına varıncaya kadar görevlerine devam ederler.

(2) Yüksek Mahkemenin herhangi bir Elen veya Türk hakimi, herhangi bir kanunun hükümleri gereğince iktisap ettiği her hangi bir emeklilik maaşı, ikramiyesi veya benzeri diğer haklarına halel gelmeksizin, Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine hitaben kendi imzasını taşıyan bir yazı ile istediği zaman istifa edebilir.

(3) Yüksek Mahkemenin herhangi bir Elen veya Türk hakimi, görevini, daimî olarak veya görevine devamını imkansız kılacak derecede uzun bir süre için, görmesine engel olacak kadar kendisini aciz kılan aklî veya bedenî yetersizliği veya hastalığı sebebi ile emekliliğe sevkedilir. Bu surette emekliliğe sevkedilen bir hakim o zaman yürürlükte bulunan herhangi bir kanunun gösterdiği bütün hak ve maaşları alır.

(4) Yüksek Mahkemenin herhangi bir Elen veya Türk hakimi kötü hal sebebi ile azledilebilir.

8. (1) Reisi Yüksek Anayasa Mahkemesi Reisi olan ve üyeleri Yüksek Anayasa Mahkemesinin Elen ve Türk hakimleri olan bir kurul kurulmuştur.

(2) Bu Kurul, aşağıdaki hususlar ile ilgili bütün konularda karar verme münhasır yetkisine sahiptir: –

(a) tayin kararnamesinde gösterilen hizmet şartlarına uygun olarak Yüksek Mahkeme Reisinin emekliliğe sevk edilmesi azli veya diğer bir şekilde görevine son verilmesi;

(b) bu maddenin 7’nci fıkrasının (3)’ üncü ve (4) ‘üncü bendlerinde gösterilen sebeplerin herhangi birine, müsteniden Yüksek Mahkemenin Elen hakimlerinden herhangi birinin veya Türk hakiminin emekliliğe sevk edilmesi veya azli.

(3) Kurulun bu fıkranın (2)’nci bendinde, gösterilen çalışmaları kazaîdir ve ilgili hakim, dinlenmek ve davasını Kurula sunmak hakkına sahiptir.

(4) Kurulun ekseriyetle vereceği karar, buna uygun olarak ve müştereken hareket edecek olan Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavinini bağlar.

9. Yüksek Mahkemenin Reisinin veya Elen hakimlerinden birinin veya Türk hakiminin geçici olarak gaybubeti veya görevini görememesi halinde, hale göre, Yüksek Anayasa Mahkemesinin Reisi veya Elen hakimi veya Türk hakimi, bu gibi geçici gaybubet veya görevi görememe sırasında kendisine vekalet eder:

Ancak, Yüksek Anayasa Mahkemesinin Elen veya Türk hakiminin vekalet etmesi imkansız veya uygun değilse bu takdirde, hale göre, Cumhuriyet adliye hizmetindeki en kıdemli Elen veya Türk hakimi, bu vekalet görevini görür.

10. Yüksek Mahkemenin Reisi veya diğer hakimleri aleyhinde kazaî görevleri sırasında söyledikleri sözlerden veya işledikleri fiillerden dolayı hiçbir takibatta bulunulamaz.

11. Yüksek Mahkemenin Elen hakimlerinin ve Türk hakiminin maaşları ve diğer hizmet şartları, bir kanunla tesbit edilir.

12. Yüksek Mahkemenin herhangi bir hakiminin maaşı ve diğer hizmet şartları, tayininden sonra aleyhine olarak değiştirilemez.

MADDE 154

Yüksek Mahkemenin bütün duruşmaları alenîdir; ancak, Mahkeme, duruşmaların intizam dahilinde cereyan etmesi yararına olduğu veya Cumhuriyetin güvenliği veya amme ahlakı gerektirdiği kanaatinde olduğu takdirde, herhangi bir davaya, eğer varsa yalnız tarafların ve Mahkeme Memurlarının huzuru ile bakabilir.

MADDE 155

1. Yüksek Mahkeme Cumhuriyette en yüksek istinaf Mahkemesidir ve bu Anayasanın ve onun gereğince yapılan Mahkeme Tüzüğünün hükümlerine tabi olarak, Yüksek Anayasa Mahkemesinden gayri diğer herhangi bir mahkemenin kararının istinafına ait davalara bakmak ve karara bağlamak kaza yetkisine sahiptir.

2. Bu maddenin 3’üncü ve 4’üncü fıkraları hükümleri mahfuz kalmak şartiyle; Yüksek Mahkeme, bu Anayasanın veya bir kanunun gösterdiği ilk mahkeme olarak ve istinafen davalara bakmak kaza yetkilerine sahiptir: Ancak, ilk mahkeme olarak yetki verildiği hallerde bu yetki, 159’uncu madde hükümlerine tabi olarak, Yüksek Mahkemenin tayin edeceği Yüksek Mahkeme hakimi veya hakimleri tarafından kullanılır: Ancak yine, bu suretle verilecek kararlara karşı Yüksek Mahkemeye istinafen müracaat etmek hakkı vardır.

3. Davacısı ile davalısının ayrı Cemaatlara mensup olduğu bir hukuk davasına bakacak mahkemenin ve suçlusu ile zarar gören şahsı ayrı Cemaatlara mensup olduğu bir ceza davasına bakacak rnahkemenin terekkübünü tesbite, münhasıran Yüksek Mahkeme yetkilidir. Bu gibi mahkemeler Elen ve Türk Cemaatlarına mensup hakimlerden terekküp eder.

4. Habeas Corpus, mandamus, prohibition, quo warranto ve certiorari mahiyetinde olan emirnameleri çıkarmaya, münhasıran Yüksek Mahkeme yetkilidir.

MADDE 156

Aşağıdaki suçlara, birinci derecede, Yüksek Mahkemenin tesbit edeceği her iki Cemaata mensup hakimlerden mürekkep ve Yüksek Mahkeme Reisinin riyasetindeki bir mahkeme tarafından bakılır:

(a) vatan hainliği ve Cumhuriyetin güvenliği aleyhindeki diğer suçlar;

(b) Anayasaya ve Anayasa düzeni aleyhindeki suçlar: Ancak, bu mahkemenin bir kararına istinafen bakılmasında, Yüksek Mahkemeye, Yüksek Mahkeme Reisi yerine Yüksek Anayasa Mahkemesinin Reisi riyaset eder ve bu takdirde, Yüksek Anayasa Mahkemesinin Reisi, Yüksek Mahkeme, Reisinin bütün yetkilerine sahiptir.

MADDE 157

1. Bu Anayasanın Yüksek Anayasa Mahkemesi hakkında gösterdiğinin dışında olmak şartiyle, Yüksek Mahkeme, Yüksek Adliye Kurulunu teşkil eder ve Reisinin iki reyi vardır.

2. Adliye hizmeti üyelerinin tayini, terfii, nakli, tayinine son verilmesi, azli ve disiplin konuları hakkında münhasıran Yüksek Adliye kurulu yetkilidir.

3. Bir adliye hizmeti üyesi, ancak bir Yüksek Mahkeme hakimine uygulanan ayni sebepler ve tarzda emekliliğe sevk veya azil edilebilir.

MADDE 158

1. Bu Anayasanın hükümleri mahfuz kalmak şartıyle, bir kanun, 160’ıncı madde gereğince bir cemaat kanunu ile kurulacak mahkemelerin dışında kalan, hukuki ve cezaî kaza yetkisine sahip mahkemelerin kurulmasını, yetki ve vazifelerini gösterir.

2. Böyle bir kanun, adaletin gereği gibi ve gecikmeden sağlanması ve kendi yetkilerinin sınırları içinde bu Anayasanın ana hak ve hürriyetleri sağlayan hükümlerinin müessir suretle tatbikini temin etmeleri için yeter sayıda ve kifayette mahkemelerin kurulması için hükümler koyar.

3. Bir kanun, bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince kurulan mahkemelerin hakimlerin maaşlarına ve diğer hizmet şartlarına dair Hükümleri koyar. Bu Hakimlerin maaşları ve diğer hizmet şartları, tayinlerinden sonra aleyhlerine olarak değiştirilemez.

MADDE 159

1. Davacısı ve davalısının ayni Cemaata mensup olduğu bir hukuk davasına, yalnız bu Cemaate mensup hakim veya hakimlerden mürekkep bir hukuk mahkemesi bakar.

2. Suçlusu ile zarar gören şahsı ayni Cemaata mensup olan veya zarar gören şahsı bulunmayan bir ceza davasına, ayni Cemaata mensup hakim veya hakimlerden mürekkep bir ceza mahkemesi bakar.

3. Davacısı ve davalısı ayrı Cemaatlara mensup olan bir hukuk davasına, Yüksek Mahkemece tayin edilen her iki Cemaata mensup hakimlerden mürekkep bir mahkeme bakar.

4. Suçlusu ve zarar gören şahsı ayrı Cemaatlara mensup olan bir ceza davasına, Yüksek Mahkemece tayin edilen her iki Cemaata mensup hakimlerden mürekkep bir mahkeme bakar.

5. Tüm hakkında tahkikat; ölen şahıs Elen Cemaatına mensup olduğu takdirde bir Elen hakim ve ölen şahıs Türk Cemaatına mensup olduğu takdirde bir Türk hakim tarafından yapılır. Ayrı Cemaatlara mensup birden fazla ölü bulunduğu hallerde ölüm tahkikatı, Yüksek Mahkemenin göstereceği hakim tarafından yapılır.

6. Bir hukuk veya ceza mahkemesinin herhangi bir hüküm veya emri, mahkeme Elen hakim veya Elen hakimlerden mürekkep bir mahkemenin Elen memurları tarafından, mahkeme Türk hakim veya Türk hakimlerden mürekkep ise mahkemenin Türk memurları tarafından ve diğer hallerde davayı gören mahkemenin göstereceği memurlar tarafından icra veya infaz edilir.

MADDE 160

1. Bu Anayasanın hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, ilgili Cemaat Meclisi tarafından yapılan bir cemaat kanunu, bu Anayasa hükümleri ile Cemaat Meclislerinin yetkisine ayrılmış olan ahvali şahsiye ve dinî konular ile ilgili hukuk davalarına bakacak mahkemelerin kuruluş, terekküp ve yetkilerine ait hükümleri koyar.

2. Böyle bir kanunla, bu gibi mahkemelerin kararlarının istinafı, bu istinaflara ait davalara bakacak ve onları karara bağlıyacak mahkemelerin terekkübü ve bu istinaf mahkemelerinin yetki ve vazifeleri hakkında hükümler konur. Bu fıkra gereğince yapılan bir cemaat kanunu, böyle bir istinaf mahkemesinin, yalnız Yüksek Mahkemeye mensup bir hakim veya hakimlerden veya bunlarla birlikte ayni kanunun tayin edeceği Cumhuriyet adliye hizmetine mensup diğer hakim veya hakimlerden terekküp edeceğini gösterebilir.

3. Yukarıda gösterilen şekilde terekküp eden bir mahkeme, yetkisini kullanırken, ilgili Cemaat Meclisi tarafından yapılan kanunları tatbik eder: Ancak, bu fıkra hükmü, bir Cumhuriyet mahkemesinin, ahvali şahsiye veya dinî konularla ilgili bir hususun tali olarak ileri sürüldüğü bir davada, ilgili cemaat kanununu tatbik etmesini önlemez.

MADDE 161

160’ıncı maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Cumhuriyet mahkemeleri, ahvali şahsiye ve dinî konularla ilgili olanların dışında diğer ilgili cemaat kanunlarını da tatbik etmek yetkisine sahiptirler.

MADDE 162

Yüksek Mahkeme, kendisine karşı gösterilen, her hangi bir riayetsizliği cezalandırmak yetkisine sahiptir; ve 160,ıncı madde gereğince bir cemaat kanunu tarafından kurulan bir mahkeme de dahil olmak üzere Cumhuriyet dahilindeki herhangi bir mahkeme, bir karar veya emrine itaatsizlik eden herhangi bir şahsı, mezkûr karar veya emre itaat edinceye kadar ve her halde on iki ayı aşmayan bir süre için hapsetme yetkisine sahiptir.

60’ıncı madde hükümlerine rağmen, hale göre, bir kanun veya bir cemaat kanunu, mahkemeye riayetsizlik için ceza koyabilir.

MADDE 163

1. Yüksek Mahkeme, kendisinin ve, 160’ıncı madde gereğince kurulan bir mahkeme hariç olmak üzere, Anayasanın bu Kısmı gereğince kurulan herhangi bir diğer mahkemenin tahkikat ve usul kaidelerini düzenlemek için Mahkeme Tüzüğünü yapar.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrasının genelliğine halel gelmeksizin, Yüksek Mahkeme, aşağıdaki maksatlar için Mahkeme Tüzüğüne hükümler koyabilir:

(a) mahkemelerin oturumlarının düzenlenmesi ve herhangi bir maksat için hakimlerin seçimi;

(b) Yüksek Mahkemedeki veya diğer bir mahkemedeki istinaf veya diğer muamelelerden fuzuli veya taciz edici olduğu veya adaletin tecellisini geciktirmek maksadile yapıldığı görünenlerinin seri muhakeme usulü ile karara bağlanmaları;

(c) mahkemelerdeki muhakeme muameleleri ile ilgili şekillerin ve harçların ve bu muamelelerin ve onlarla ilgili masrafların düzenlenmesi;

(d) mahkemelerin kayıt kalemlerinin terekkübünü ve mahkeme memurlarının yetki ve görevlerinin tesbit ve düzenlenmesi;

(e) Mahkeme Tüzüğündeki herhangi bir hükmün yerine getirilmesi için gereken mehilin tesbiti;

(f) Yüksek Adliye Kurulunun adliye hizmeti üyelerine dair olan disiplin konuları hakkındaki yetkisini kullanırken takip edeceği tatbikat ve usul kaidelerinin tesbiti.

3. Bu madde gereğince yapılan Mahkeme Tüzüğü, herhangi belli bir konuya bakacak Yüksek Mahkeme hakimlerinin sayısını tesbit edebilir: Ancak, bu Anayasa ile veya gereğince Yüksek Mahkemeye verilen yetkilerin kullanılmasında, 159’uncu madde hükümleri yerine getirilmeden hiçbir konu karara bağlanamaz ve, 156’ncı madde gereğince yapılan da dahil olmak üzere herhangi bir istinafa ait davalara bakılmasında, Yüksek Mahkeme, 160’ıncı maddenin 2’nci fıkrası hükmü mahfuz kalmak şartiyle, bütün üyelerinden terekküp eder. .

MADDE 164

1. 160’ıncı maddenin 2’nci fıkrası gereğince kurulan herhangi bir istinaf mahkemesi, kendisinin ve kararları aleyhine kendisine istinaf edilebilen herhangi bir mahkemenin tatbikat ve usul kaidelerini düzenleyen bir Mahkeme Tüzüğü yapar.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrasının genelliğine halel gelmeksizin, böyle bir istinaf mahkemesi, kendisi ve kararları aleyhine kendisine istinaf edilebilen herhangi bir mahkeme için Mahkeme Tüzüğüne aşağıdaki maksatlarla hükümler koyabilir: –

(a) bu gibi mahkemelerin oturumlarının düzenlenmesi;

(b) bu gibi mahkemelerdeki mahkeme muameleleri ile ilgili şekillerin ve harçların tesbiti ve bu muamelelerin ve onlarla ilgili masrafların düzenlenmesi;

(c) bu gibi mahkemelerin kayıt kalemlerinin terekkübünü ve mahkeme memurlarının yetki ve görevlerinin tesbit ve düzenlenmesi;

(d) bu Mahkeme Tüzüğündeki herhangi bir hükmün yerine getirilmesi için gereken mehilin tesbiti.

KISIM XI — MALİ HÜKÜMLER

MADDE 165

1. Cumhuriyet tarafından, hangi tarzda olursa olsun, sağlanan veya tahsil edilen bütün gelirler ve paralar, bu Anayasa ve kanun hükümlerine tabi olarak, Cumhuriyet Konsolide Fonu adını alacak olan tek bir fon teşkil eder ve buna yatırılır.

2. Bir Cemaat Meclisi tarafından, hangi tarzda olursa olsun, sağlanan veya tahsil edilen bütün gelirler ve paralar, herhangi bir cemaat kanununa tabi olarak, bu Cemaat Meclisinin Konsolide Fonu adını alacak tek bir fon teşkil eder ve buna yatırılır.

3. İlgili metin başka türlü icap ettirmedikçe, bu Anayasada Konsolide Fona yapılan herhangi bir atıf, bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterilen Cumhuriyet Konsolide Fonuna yapılan bir atıfdır.

MADDE 166

1. Bu Anayasanın diğer herhangi bir hükmü veya kanun tarafından yüklenen tahsisat, maaş veya diğer paralara ilaveten aşağıdakiler Konsolide Fona yüklenir: –

(a) Cumhuriyetin ödemeğe mecbur olduğu bütün emeklilik maaşları ve ikramiyeleri;

(b) Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin tahsisatları ve Yüksek Anayasa Mahkemesinin ve Yüksek Mahkemenin hakimlerinin, Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısının, Baş Murakıbın ve Baş Murakıp Muavininin, Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdürünün ve Müdür Muavininin ve Amme Hizmetleri Komisyonu üyelerinin maaşları;

(c) Cumhuriyetin yüklendiği bütün borç mükellefiyetleri; ve

(d) herhangi bir mahkeme tarafından Cumhuriyet aleyhine verilen herhangi bir hükmün, kararın veya hakem kararının yerine getirilmesi için gerekli herhangi bir para.

2. Bu madde maksatları bakımından borç mükellefiyetlerine, faiz, itfa fonuna ayırmalar, borç itfası için yapılan ödeme ve Konsolide Fonun teminatı altında istikrazlar yapılması ve bu suretle ihdas edilen borçtan dolayı hizmetler ve bu borcun itfası ile ilgili olarak yapılan bütün masraflar dahildir.

MADDE 167

1. Maliye Bakanı, Cumhuriyetin her Bakanlığının ve her bağımsız Dairesinin bütçe tahminlerini aldıktan sonra, her malî yıl bakımından o yıl için, Cumhuriyetin umumî Bütçesini hazırlatır ve bu, Bakanlar Kurulunca tasvip edildikten sonra Temsilciler Meclisine sunulur.

2. Bütçedeki masraf tahminleri-

(a) Konsolide Fona yüklenen masrafları karşılamak için gerekli meblağların toplamını; ve

(b) diğer masrafların herbirini karşılamak için gerekli meblağları, ayrı ayrı gösterir.

3. Mezkûr Bütçe kezalik, tatbikatta mümkün olduğu ölçüde, Cumhuriyetin tamamlanan son malî yılın sonundaki aktif ve pasiflerini, aktiflerini ne tarzda yatırıldığını veya tutulduğunu ve bakiye borçlar hakkındaki tafsilatı gösterir.

4. Konsolide Fona yüklenmemiş fakat bu Fondan ödenmesi gereken masraflar Temsilciler Meclisinin tasvibine sunulur ve tasvip olunduğu takdirde bahis konusu malî yıla ait Bütçeye konurlar.

5. Herhangi bir malî yıl bakımından Temsilciler Meclisince herhangi bir maksat için tasvip edilen tahsisatın yetersiz olduğu veya hiçbir tahsisat verilmeyen bir maksat için masraf yapılması zarureti hasıl olduğu görüldüğü takdirde, gerekli tahsisatı gösteren ek bir bütçe Temsilciler Meclisinin tasvibine sunulur ve Temsilciler Meclisi tarafından tasvip edildiği takdirde, bahis konusu malî yıla ait Bütçeye eklenir.

6. Temsilciler Meclisi, ek bir bütçedeki herhangi bir masrafı tasvip veya red edebilir; fakat, masrafın miktarını arttıramaz veya sarf mahallinde herhangi bir değişiklik yapamaz.

MADDE 168

1. Maliye Bakanı tarafından imzalanmış bir verile emri olmadıkça, Konsolide Fondan veya diğer bir amme fonundan hiçbir masraf ödenemez: Ancak, Maliye Bakanı Bütçede gösterilen bir masraf için böyle bir verile emrini imzalamayı red edemez.

2. Bu maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartı ile, bahis konusu verile emrinin ait olduğu masraf, bu verile emrinin ait olduğu malî yıl Bütçesinde gösterilmiş olmadıkça, böyle hiç bir verile emri verilemez.

3. Bütçe, ait olduğu malî yılın ilk gününe kadar Temsilciler Meclisi tarafından tasvip olunmadığı takdirde, Temsilciler Meclisi, bu Anayasa hükümleri mahfuz kalmak şartı ile alacağı bir kararla, Bütçede gösterilen amme hizmetlerinin devamı için gerekli göreceği herhangi bir masrafın, her defasında azamî bir aylık bir süre için, fakat her halde toplamı iki ayı geçmeyecek olan bir süre için, bu sürenin sonuna kadar, Konsolide Fondan veya diğer amme fonlarından karşılanmasına müsaade edebilir: Ancak, her hangi bir hizmet için bu suretle müsaade olunan masraf, ayni hizmet için bir evvelki malî yılın Bütçesinde tasvip edilmiş olan meblağın ayni süreye isabet eden nisbeti geçemez.

KISIM XII – ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER

MADDE 169

50’nci madde ve 57’nci maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle

(1) ticarî konular, (tediye ve kredi dahil) ekonomik işbirliği ve modus vivendi ile ilgili olarak yabancı bir Devlet veya herhangi bir Milletlerarası Teşkilat ile yapılacak her milletlerarası anlaşma Bakanlar Kurulunun bir kararı gereğince akdedilir;

(2) diğer herhangi bir andlaşma, sözleşme veya milletlerarası anlaşma, Bakanlar Kurulunun bir kararı gereğince müzakere ve imza olunur ve Temsilciler Meclisi tarafından bir kanunla tasdik olunarak akdedilir ve ancak bu surette yürülüğe girer ve Cumhuriyeti bağlar;

(3) Bu maddenin yukarıdaki hükümlerine uygun olarak akdolunan andlaşmalar, sözleşmeler ve anlaşmalar, Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanmasından itibaren, diğer tarafın mezkûr andlaşmaları, sözleşmeleri ve anlaşmaları tatbik etmesi şartı ile, herhangi bir iç kanundan üstün tutulur.

MADDE 170

1. Cumhuriyet, mahiyetleri ne olursa olsun bütün anlaşmalar bakımından, Yunanistan Kırallığına, Türkiye Cumhuriyetine ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığına, uygun şartlı anlaşmalarla, en ziyade müsaadeye mazhar millet muamelesi uygular.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrası hükümleri, Cumhuriyet ile Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasındaki Birleşik Kırallığa bahşolunan üsler ve askerî kolaylıklara dair Kıbrıs Cumhuriyetinin Tesisine ait Andlaşmaya uygulanmaz.

MADDE 171

1. Ses ve rüyet yayınlarında Elen ve Türk Cemaatlarının her ikisi için programlar yer alır.

2. Ses yayınlarında Türk Cemaatı için olan programlara ayrılan zaman, yedi günlük bir haftada yetmiş beş saatten az olmaz ve normal yayın devreleri halinde böyle bir haftanın bütün günlerine tevzi edilir: Ancak, yayın sürelerinin toplamının azaltılması gerektiği ve bu sebeple Elen Cemaatı için olan programlara ayrılan zaman yedi günlük haftada yetmiş beş saatin altına düştüğü takdirde, böyle bir haftada Türk Cemaati için olan programlara ayrılan zaman dahi, Elen Cemaatı için olan programlara ayrılan zamanın yetmiş beş satten aşağı düştüğü saat sayısı kadar indirilir. Ancak yine, Elen Cemaatı için olan programlara ayrılan zaman yedi günlük bir haftada yüz kırk saatı geçecek surette arttırıldığı takdirde, Türk Cemaatı için olan programlara ayrılan zaman dahi, Elen Cemaatı için olan her yedi saate karşılık Türk Cemaatı için üç saat nisbetinde arttırılır.

3. Rüyet yayınlarında, birbirini takibeden her on yayın gününden üçü Türk Cemaatı için olan programlara ayrılır ve bu on yayın gününde Türk Cemaatı için olan programlara ayrılan zamanın toplamı bu on yayın gününde Elen Cemaatı için olan programlara ayrılan her yedi saata karşılık üç saat nisbetinde olur.

4. Bütün resmî ses ve rüyet yayınları hem Elence ve hem Türkçe olur ve bunlar bu maddede gösterilen zaman hesablarında nazara alınmaz.

MADDE 172

Cumhuriyet, memurlarının veya makamlarının, görevlerini görmeleri sırasında veya görevleri dolayısiyle işledikleri zarara sebebiyet veren herhangi bir haksız fiil veya ihmalden mesuldür.

Bir kanun bu mesuliyeti düzenler.

MADDE 173

1. Cumhuriyetin en büyük beş şehrinde, yani Lefkoşe, Leymosun, Mağusa, Larnaka ve Bafta bunların Türk halkı tarafından ayrı belediyeleri kurulur:

Ancak, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört sene içinde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, yukarıdaki şehirlerdeki belediyelerin ayrılmalarının devam edip etmemesi meselesini incelerler.

2. Yukarıdaki şehirlerde, Elen Belediye Meclisleri şehrin Elen seçmenleri tarafından ve Türk Belediye Meclisleri Türk seçmenleri tarafından seçilirler.

3. Yukarıdaki şehirlerin herbirinde, Elen belediye meclisi tarafından seçilen iki üyeden, Türk belediye meclisi tarafından seçilen iki üyeden ve bahis konusu belediye meclisleri arasında varılacak mutabakatla seçilen bir Başkandan müteşekkil bir koordinasyon komitesi kurulur. Bu kordinasyon komitesi, müştereken yapılmasına ihtiyaç olan işlere bakar, şehirdeki iki belediyenin meclislerinin mutabakatı ile kendisine verdiği müşterek hizmetleri görür ve belli bir derecede iş birliğini gerektiren konular ile ilgilenir.

MADDE 174 Yukarıdaki şehirlerin herhangi birinin sınırları içinde, bahis konusu herhangi bir belediye tarafından, bunun ait olduğu Cemaata mensup olmadıkça hiç bir kimseye hiçbir belediye vergisi, mülk vergisi, ücreti veya diğer her hangi bir gelir konamaz veya tahakkuk ettirilemez veya hiçbir kimseden tahsil edilemez:

Ancak-

(a) yukarıdaki şehirlerin her birindeki belediyelerden birinin meclisinin içinde yetkisini kullandığı bölge içinde bulunan belediye çarşılarının, mezbahalarının ve belediyelere ait diğer mahallerin kullanılması ile ilgili ücretler;

(b) yukarıdaki şehirlerin herhangi birindeki belediyelerden birinin meclisinin içinde yetkisini kullandığı bölge içinde bulunan binalar ve mahaller ile ilgili eğlence resimleri;

(c) yukarıdaki şehirlerin herhangi birinde bir belediyenin kendi Cemaatine mensup bulunmayan bir şahsa karşı, bir belediyenin mutad olarak, yaptığına ilave veya fazla olarak, yaptığı hizmetler hakkında bahis konusu şehirdeki iki belediye meclisi arasında mutabık kalınarak tesbit edilecek resimler, bahis konusu belediye meclisine ödenir : Ancak yine, yukarıdaki şehirlerin herhangi birinde, belediyelerden biri tarafından diğer belediyenin ait olduğu Cemaata mensup bir şahsa, mürakabe, teftiş ve benzeri neviden herhangi bir hizmet yapıldığı takdirde, bunlar ile ilgili herhangi bir resim de bu hizmeti yapan belediyeye ödenir.

MADDE 175 Yukarıdaki şehirlerin herhangi birinde bir belediye tarafından kendi Cemaatına mensup olmıyan bir şahsa hiçbir ruhsat veya müsaade verilemez:

Ancak, yukarıdaki şehirlerin herhangi birinde bahis konusu Belediyelerden birinin içinde yetkisini kullandığı bölge içindeki gayrimenkullere, mahallere veya inşaat işlerine rnüteallik ruhsat veya müsaadeler, bahis konusu belediyenin meclisi tarafından verilir ve bu gibi ruhsat veya müsaadeler ile ilgili herhangi bir hizmet, murakabe veya nezaret, mezkûr belediyenin meclisi tarafından yapılır ve bu husustaki herhangi bir resim, bu meclis tarafından tahsil edilir.

MADDE 176 173 ila 178’inci, ikisi de dahil, maddelerdeki hiçbir hüküm, aşağıdaki şartlara tabi olarak, bu gibi herhangi bir belediye ile ilgili şehir planlamasını bir kanunun göstermesini önler şekilde tefsir olunmaz :-

(a) yukarıdaki şehirlerden herhangi birisi için kurulan planlama komisyonu on üyeden müteşekkil olup bunlardan yedisi Elen ve üçü Türk olur;

(b) bu komisyonun bütün kararları mutlak ekseriyetle alınır :

Ancak böyle bir ekseriyetle verilecek herhangi bir karar, Elen belediyesini ilgilendirenler asgarî dört Elen üyenin reylerini ihtiva etmedikçe ve Türk belediyesini ilgilendirenler asgarî iki Türk üyenin reylerini ihtiva etmedikçe alınamaz;

(c) yukarıdaki şehirlerden herhangi birini ilgilendiren şehir planlamasına dair bütün konularda ve bu gibi konuların düzenlenmesinde münhasıran bahis konusu planlama komisyonu yetkilidir.

MADDE 177 173 ilâ 178’inci, ikisi de dahil, maddeler hükümlerine tabi olmak kaydiyle, yukarıdaki şehirlerin herhangi birindeki her belediye, kendi yetkilerini ve bütün görevlerini, sınırları, her belediye için, Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin mutabakatı ile tesbit edilen bir bölge içinde kullanır ve görür.

MADDE 178 Diğer mahallerde belediyelerin organlarının, mümkün olduğu kadar, iki Cemaatın nisbî temsili esasına göre teşekkülü için hususî hüküm konur.

KISIM XIII – SON HÜKÜMLER

MADDE 179

1. Bu Anayasa Cumhuriyetin en yüksek kanunudur.

2. Temsilciler Meclisinin veya Cemaat Meclislerinden herhangi birinin hiçbir kanun veya kararı ve Cumhuriyet dahilinde icra kuvvetini kullanan veya herhangi bir idarî görev gören herhangi bir organ, makam veya şahsın hiçbir muamele veya kararı hiçbir suretle, bu Anayasa hükümlerinden herhangi birine aykırı veya uyuşmaz olamaz.

MADDE 180

1. Bu Anayasanın Elence ve Türkçe metinlerinden her ikisi de asıldır ve ayni derecede muteber ve ayni hukukî hükmü haizdir.

2. Bu Anayasanın iki metni arasındaki her hangi bir aykırılık, Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından, 11 Şubat, 1959 tarihli Zurich Anlaşmasının ve 19 Şubat, 1959 tarihli Londra Anlaşmasının metin ve ruhunu önemle nazara almak kaydiyle, Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Elen ve Türk Cemaatleri temsilcileri tarafından, Lefkoşada 6 Nisan, 1960 da Karma Anayasa Komisyonunda imzalanan bu Anayasanın Taslağı ile buna yapılan ve 6 Temmuz, 1960’da imzalanan Tadiller Cedveli’ne bakılarak karara bağlanır.

3. Müphemiyet halinde bu Anayasanın tefsiri, Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından, 11 Şubat, 1959 tarihli Zurih Anlaşmasının ve 19 Şubat, 1959 tarihli Londra Anlaşmasının metin ve ruhu önemle nazara alınarak yapılır.

MADDE 181 Suretleri Ek I ve II olarak bu Anayasaya eklenmiş bulunan Cumhuriyetin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve Anayasasını teminat altına alan ve Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasında aktedilen Andlaşma ve Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında aktedilen Askerî İttifak Andlaşması Anayasa hükmünü haizdirler.

MADDE 182

1. Bu Anayasanın, 11 Şubat, 1959 tarihli Zurih Anlaşmasından ithal edilmiş bulunan ve Ek III’ünde gösterilen maddeleri veya maddelerin kısımları, bu Anayasanın Temel Maddeleri olup hiçbir suretle gerek değiştirme, gerek ilave veya gerekse kaldırma suretile tadil edilemezler.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrası mahfuz kalmak şartiyle, bu maddenin 3’üncü fıkrasında gösterildiği üzere bu Anayasanın herhangi bir hükmü, gerek değiştirme, gerek ilave veya gerekse kaldırma suretile tadil edilebilir.

3. Böyle bir tadil, Elen Cemaatına mensup Temsilcilerin sayısı toplamının asgarî üçte ikisini ve Türk Cemaatına mensup Temsilcilerin sayısı toplamının asgarî üçte ikisini ihtiva eden bir ekseriyet reyi ile kabul edilecek bir kanun ile yapılır.

MADDE 183

1. Cumhuriyetin veya herhangi bir kısmının, hayatını tehdit eden harp veya diğer umumî bir tehlike halinde Bakanlar Kurulu bu hususta alacağı bir kararla Fevkalade Hal İlanına yetkilidir:

Ancak, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, böyle bir karara karşı, bu kararın dairelerine ulaştırıldığı tarihten itibaren kırk-sekiz saat içinde, ayrı ayrı veya müştereken, veto hakkına sahiptirler.

2. Bu gibi her İlanda, bahis konusu Fevkalade Halin devamı süresince yürürlüğü durdurtulan Anayasa maddeleri açıkca gösterilir: Ancak, bu gibi herhangi bir İlan ile Anayasanın yalnız aşağıdaki maddelerinin yürürlüğü durdurultulabilir: – Yalnız müsaade edilmiş bir harp fiili ile sebebiyet verilen ölüm bakımından 7’nci madde; 10’uncu maddenin 2’nci ve 3’üncü fıkraları; 11’inci madde; 13’üncü madde; 16’ncı madde; 17’nci madde; 19’uncu madde; 21’inci madde; 23’üncü maddenin 8’inci fıkrasının (d) bendi; 25’inci madde ve 27’nci madde.

3. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterilen veto haklarını, ayrı ayrı veya müştereken, kullanmamışlarsa, bahis konusu İlanı derhal Cumhuriyet Resmi Gazetesinde yayınlamak suretile ilan ederler.

4. Bu maddenin yukarıdaki hükümleri gereğince yapılan bir fevkalade Hal İlanı derhal Temsilciler Meclisine sunulur. Temsilciler Meclisi toplantı halinde değilse bu maksatla en kısa zamanda toplantıya çağrılır.

5. Temsilciler Meclisi, bahis konusu Fevkalade Hal İlanını red veya tasvip etmek hakkına sahiptir. Red halinde, Fevkalade Hal İlanının hiçbir hükmü olmaz. Tasvip halinde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin bu kararını Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlamak suretile derhal ilan ederler.

6. Temsilciler Meclisi, Bakanlar Kurulunun talebi üzerine, fevkalade hal süresini uzatmağa karar vermedikçe, Fevkalade Hal İlanı, Temsilciler Meclisinin tasvibi tarihinden itibaren iki ayın sonunda yürülükten kalkar. Temsilciler Meclisinin fevkalade hal süresini uzatma kararına karşı, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, 50’nci maddeye uygun olarak kullanılmak üzere, ayrı ayrı veya müştereken, veto hakkına sahiptirler.

7. (1) Bir Fevkalade Hal İlanı yürürlükte olduğu zaman; bu Anayasanın hükümlerine rağmen, Bakanlar Kurulu, kendince derhal harekete geçilmesi gereken hallerde, Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin 57’nci madde gereğince, ayrı ayrı veya müştereken, kullanabilecekleri veto hakkına tabi olmak kaydiyle; münhasıran fevkalade hal ile ilgili kanun hükmünü haiz herhangi bir kararname çıkarabilir.

(2) Bir Fevkalade Hal İlanı yürürlükte olduğu zaman; bu Anayasanın hükümlerine rağmen, Bakanlar Kurulu, kendince derhal harekete geçilmesi gereken hallerde, Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin 57’nci madde gereğince, ayrı ayrı veya müştereken, kullanabilecekleri veto hakkına tabi olmak kaydiyle; münhasıran fevkalade hal ile ilgili kanun hükmünü haiz herhangi bir kararname çıkarabilir.

Bu fıkranın yukarıdaki (1) inci bendi gereğince veto hakkı kullanılmamışsa, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, bahis konusu kararnameyi derhal Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlamak suretiyle ilan ederler.

(3) Bahis konusu kararname, daha evvel kaldırılmamışsa, fevkalade halin sona ermesi ile yürürlükten kalkar.

MADDE 184

1. 183’üncü maddenin 7’nci fıkrasının (2)’nci bendi gereğince ilan edilen herhangi bir kararnamede önleyici tutukluk konduğu takdirde-

(a) bu kararname gereğince herhangi bir şahsın tutukluğunu emreden, en kısa zamanda, bu şahsa tutukluğunun Sebeplerini ve bu maddenin 3’üncü fıkrası hükmü mahfuz kalmak şartı ile, emrin dayandığı isnad edilen vakıaları bildirir ve kendisine mümkün olan en kısa zamanda em aleyhine müracaatta bulunma imkanını verir;

(b) bu maddenin 2’nci fıkrasında gösterildiği üzere kurulan bir istişare heyeti, bahis konusu kararname gereğince bu tutukluğa tabi olan bir vatandaşın bu fıkranın (a) bendi gereğince yaptığı herhangi bir müracaatı tetkik edip bir ay içinde tutukluk için yeter sebep bulunduğuna dair rapor vermedikçe bu vatandaş, bu kararname gereğince bir aydan fazla bir süre için tutukluğa tabi olamaz.

2. Bu madde maksatları için kurulacak istişare heyeti, Yüksek Mahkeme hakimi olan veya olmuş bulunan veya mezkûr Mahkemede hakim olmak için gerekli vasıfları haiz bulunan şahıslar arasından Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunacak bir Başkandan ve Yüksek Mahkemenin Reisi ile istişareden sonra Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunacak diğer iki üyeden teşekkül eder.

3. Bu madde, hiçbir makama, açıklanmasının millî menfaatlara aykırı olduğunu telakki ettiği vakıaları açıklamak mükellefiyetini yüklemez.

MADDE 185

1. Cumhuriyetin ülkesi birbütün olup parçalanamaz.

2. Kıbrısın tamamen veya kısmen herhangi diğer bir devletle birleşmesi veya ayrılığı güden bir bağımsızlık konu haricidir.

MADDE 186

1. Bu Anayasada, ilgili metinde açıkça başka türlü konmadıkça veya bu metin başka türlü gerektirmedikçe-

(1) “Cemaat”, Elen veya Türk cemaatını ifade eder;

“mahkeme”, bu mahkemenin herhangi bir hakimini de içine alır;

“Elen”, 2’nci maddede tarif edildiği üzere Elen Cemaatının bir üyesini ifade eder;

“kanun”, bu Anayasanın yürürlüğe girmesinden sonraki devre ile ilgili olarak kullanıldığı takdirde bir Cumhuriyet kanununu ifade eder;

“şahıs”, hükmî şahsiyeti haiz olan veya olmayan herhangi bir şirketi, ortaklığı, derneği, birliği, müessese veya teşekkülü içine alır;

“Cumhuriyet”, Kıbrıs Cumhuriyetini ifade eder;

“Türk”, isim ve sıfat olarak 2’nci maddede tarif olunduğu üzere Türk Cemaatının bir üyesini ifade eder;

(2) müzekker olan kelimeler müennesi de ve tekil olan kelimeler çoğulu da ifade ederler.

2. Bu Anayasa ile herhangi bir emir, kaideler, tüzükler veya talimatnameler yapmak veya herhangi bir talimat vermek yetkisi verilmiş olduğu hallerde bu yetki, bahis konusu emir, kaideler, tüzükler, talimatnameler veya talimatları ayni tarzda tadil veya kaldırma yetkisini içine alır şekilde yorumlanır.

GEÇİCİ HÜKÜMLER

MADDE 187

1. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen evvel yürürlükte olan herhangi bir kanun gereğince

(a) ilk Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini;

(b) bir Temsilciler Meclisinin üyesi veya herhangi bir Cemaat Meclisinin üyesi, seçilen herhangi bir şahıs, bu Anayasa hükümleri gereğince, hale göre, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, bir Temsilciler Meclisi üyesi veya ilgili Cemaat Meclisinin bir üyesi seçilmiş sayılır.

2. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükten kalkan seçimlere dair bütün kanunlar ve nizamnameler, yürürlükten kalkmış olmalarına rağmen, hale göre, Temsilciler Meclisi veya herhangi bir Cemaat Meclisi tarafından bu Anayasanın yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren en geç on sekiz ay içinde yeni bir seçim kanunu yapılıncaya kadar, bahis konusu devre içinde Cumhur Başkanı, Cumhur Başkan Muavini, herhangi bir Temsilci veya herhangi bir Cemaat Meclisi üyesinden boşalan münhali doldurmak için yapılacak herhangi bir ara seçimi bakımından yürürlükte olurlar.

MADDE 188

1. Bu Anayasanın hükümleri ve bu maddenin aşağıdaki hükümleri mahfuz kalmak şartı ile, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan bütün kanunlar, bu Anayasa gereğince yapılan, hale göre, herhangi bir kanunla veya cemaat kanunu ile, gerek değiştirme, gerek ilave veya gerekse kaldırma sureti ile, tadil edilinceye kadar; bahis konusu tarihte ve bundan sonra yürürlükte kalırlar ve bahis konusu tarihten itibaren bu Anayasaya uymaları için yapılması gerekli tahvillerin yapılması suretile yorumlanır ve uygulanır.

2. Bu Anayasanın geçici hükümlerinde başka türlü gösterilmedikçe, bu gibi herhangi bir kanunun bu Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı veya uyuşmaz olan hiçbir hükmü, ve 78’inci madde gereğince ayrı bir ekseriyeti gerektiren hiç bir kanun, yukarıda gösterildiği şekilde yürürlükte kalamaz: Ancak, belediyelere dair kanunlar, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı aylık bir devre için yürürlükte kalabilirler ve vergiler veya resimler koyan herhangi bir kanun, 31 Aralık, 1960’a kadar yürürlükte kalabilir.

3. Bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince yürürlükte kalan herhangi bir kanunda, ilgili metin başka türlü gerektirmedikçe-

(a) Kıbrıs Sömürgesine veya “Kıraliyete” yapılan herhangi bir atıf, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra başlıyan herhangi bir devre bakımından, Cumhuriyete yapılan bir atıf olarak yorumlanır;

(b) Vali’ye veya Valilik Meclisi’ne yapılan herhangi bir atıf, ayni devre bakımından, bu Anayasanın açık hükümlerine göre, ayrı ayrı veya müştereken Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine, Cemaat Meclislerine açıkça ayrılanlar dışında teşriî kuvvetin kullanılması ile ilgili konularda Temsilciler Meclisine, bu Anayasa gereğince yetkisine dahil bütün konularda ilgili Cemaat Meclisine ve icra kuvvetinin kullanılmasına dair konularda Bakanlar Kuruluna yapılan bir atıf olarak yorumlanır;

(c) İdarî Sekretere veya Malî Sekretere yapılan herhangi bir atıf, ayni devre bakımından, yorum zamanında atfın yapıldığı konu ile ilgili mesuliyetin kendisine yüklendiği Bakanlığa veya Cumhuriyetin bağımsız Dairesine yapılan bir atıf olarak yorumlanır;

(d) Baş Savcıya veya Baş Savcı Yardımcısına yapılan herhangi bir atıf, ayni devre bakımından, yerine göre; Cumhuriyet Baş Savcısına ve Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısına yapılan bir atıf olarak yorumlanır;

(e) bir amme görevini gören herhangi diğer bir şahsa veya herhangi bir makama veya teşekküle yapılan herhangi bir atıf, ayni devre bakımından, Cumhuriyetin buna tekabül eden amme memuruna, makamına, teşekkülüne veya dairesine yapılan bir atıf olarak yorumlanır.

4. Bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince yürürlükte kalan herhangi bir kanunun hükümlerini uygulayan Cumhuriyet dahilindeki herhangi bir mahkeme, ayni devre bakımından, bunları, Geçici hükümleri dahil olmak üzere bu Anayasa hükümlerine uygun kılmak için gerekli olabilecek tahvilleri yaparak uygular.

5. Bu maddedeki-“kanun”a, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce böyle bir kanun gereğince yapılan her nevi amme enstrumanları dahildir; “tahviller”e, tadiller, intibaklar ve kaldırmalar dahildir.

MADDE 189

3’üncü madde hükümlerine rağmen, bu Anayasanın yürürlüğe, girdiği tarihten itibaren beş yıllık bir süre için-

(a) 188’inci madde gereğince yürürlükte kalacak olan bütün kanunlar İngilizce olarak kalabilirler;

(b) Cumhuriyet dahilindeki herhangi bir mahkeme önünde herhangi bir mahkeme muamelesinde İngilizce kullanılabilir:

MADDE 190

1. Bu maddenin müteakip hükümleri mahfaz kalmak şartı ile bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce mevcut olan herhangi bir mahkeme, bu Anayasa hükümlerine rağmen, bahis konusu tarihten itibaren ve Cumhuriyet mahkemelerinin teşekkülüne dair yeni bir kanunu yapılıncaya kadar ve her halde bu tarihten itibaren dört ayı geçmemek üzere, o zamana kadar olduğu gibi çalışmağa devam eder fakat, rnümkün olduğu nisbette, bu Anayasasa hükümlerine uygun olarak teşkil olunur: Ancak, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte açılmış bulunan ve kısmen dinlenmiş olan herhangi bir hukuki veya cezaî davaya, bu Anayasa hükümlerine rağmen, bahis konusu dava için teşkil edilmiş olan mahkeme tarafından bakılmaya devam edilir ve neticelendirilir.

2. Bu Anayasa hükümlerine rağmen, bu Anayasa gereğince kurulan Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç üç aylık devre içinde teşkil edilinceye kadar, Yüksek Mahkemenin kayıt kalemi Yüksek Anayasa Mahkemesinin kayıt kalemi görevini görür.

3. Yüksek Mahkemenin kayıt kalemi, bir müracaat da dahil olmak üzere bütün maksatları bakımından, Yüksek Anayasa Mahkemesi teşkil edilinceye kadar, bu Mahkemenin kayıt kalemi sayılır. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu Anayasanın yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren en geç üç ay içinde teşkil edilir.

4. Bu Anayasa hükümleri gereğince Yüksek Anayasa Mahkemesine yapılacak bir müracaat ile ilgili herhangi bir mehilin hesaplanmasında, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarih ile yukarıda gösterildiği üzere Yüksek Anayasa Mahkemesinin teşkili tarihi arasındaki devre hesaba katılmaz.

(a) Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce mevcut olan Yüksek Mahkeme, bu Anayasa hükümleri gereğince kurulan Yüksek Mahkeme teşkil edilinceye kadar, bu Anayasa gereğince kurulan Yüksek Mahkeme sayılır. Yüksek Mahkeme, bu Anayasanın yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren en geç üç ay içinde teşkil edilir

Ancak, Mahkeme Reisine yapılan bir atıf bahis konusu Mahkemenin en kıdemli üyesine yapılmış bir atıf sayılır ve üyeleri dörtten az olsa da, bahis konusu Mahkeme bu devre için muteber bir şekilde teşkil edilmiş sayılır.

MADDE 191

Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte açılmış bulunan ve Kıbrıs Sömürgesi Hükümeti adına Baş Savcının veya herhangi bir Dairesinin veya memurunun taraf olduğu herhangi bir davanın görülmesine, bahis konusu tarihte ve bundan sonra, Cumhuriyetin veya tekabül eden Daire veya memurunun taraf olması sureti ile, devam olunur.

MADDE 192

1. Bu Anayasada başka türlü hüküm konmuş olmadıkça bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce bir amme hizmeti görevinde bulunan herhangi bir şahıs, bu tarihten sonra kendisine bu tarihten önce uygulanan ayni hizmet kayıt ve şartlarına tabi olmak hakkına sahiptir ve bu kayıt ve şartlar, bahis konusu tarihte veya ondan sonra Cumhuriyetin amme hizmetinde bulunduğu müddetçe, aleyhine olarak değiştirilemez.

2. Bu maddenin 1’inci fıkrası mahfuz kalmak şartı ile, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce görevli bulunan, Mahkeme Reisi hariç; Yüksek Mahkemenin hakimleri ve alt mahkemelerin hakimleri, 153’üncü ve 157’inci maddeler hükümlerine bakılmaksızın, bahis konusu tarihten itibaren mezkûr maddeler hükümleri gereğince bir tayin yapılıncaya kadar, bu maddeler hükümlerine uygun olarak tayin edilmiş gibi görevlerine devam ederler ve kendilerine bu Anayasa hükümleri uygulanır.

3. Bu maddenin 1’inci ve 2’nci fıkralarında gösterilen herhangi bir görevde bulunan herhangi bir şahıs, Cumhuriyet amme hizmetine tayin olunmadığı takdirde; kendisine uygulanabilen hizmet kayıt ve şartlarına tabi olmak şartı ile, kendisine, Cumhuriyet fonlarından, hangisi daha ziyade lehinde ise, muhik bir tazminat veya görevin kaldırılması halinde ödenen emeklilik maaşı ödenmesi hakkına sahiptir.

4. Bu maddenin 5’inci fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, bu maddenin 1’inci ve 2’nci fıkralarında gösterilen ve görevi bu Anayasa gereğince bir Cemaat Meclisinin yetkisine giren bir şahıs, arzu ettiği takdirde bu maddenin 3’üncü fıkrası gereğince haiz olduğu haklardan feragat ederek bahis konusu Cemaat Meclisinin hizmetine girmeyi tercih edebilir ve bu takdirde, bu şahıs, bu Anayasa yürürlüğe girdiği tarihten hemen önceki kanuna göre, bu tarihten önceki devredeki hizmet süresi için, yalnız bu süre veya bu süreye ilave edilecek bahis konusu Cemaat Meclisinin hizmetindeki herhangi bir hizmet süresi ile birlikte olan hizmet süresi için mezkur kanun gereğince almağa haklı olduğu herhangi bir emeklilik maaşı, ikramiyesi veya diğer benzeri hakları, Cumhuriyetten almak hakkına sahiptir.

5. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce öğretmenlik görevinde bulunan ve Kıbrıs Sömürgesi bütçesinden para almakta olan ve bu Anayasa gereğince görevi bir Cemaat Meclisinin yetkisine giren herhangi bir öğretmen, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önceki kanuna göre, bu tarihten önceki devredeki hizmet süresi için, yalnız bu süre veya bu süreye ilave edilecek bahis konusu Cemaat Meclisinin hizmetindeki herhangi bir hizmet süresi ile birlikte olan hizmet süresi için mezkûr kanun gereğince almağa haklı olduğu herhangi bir emeklilik maaşı, ikramiyesi veya diğer benzeri hakları, Cumhuriyetten almak hakkına sahiptir.

6. Bu Anayasanm yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce Kıbrıs Sömürgesi amme hizmetinde olup da emekliliğe sevkedilmeden evvel izinli bulunan veya bahis konusu hizmetten Cumhuriyetinkinden başka bir hizmete nakil olunan herhangi bir şahsın, Cumhuriyet vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın, bu tarihten önce bu durumda kendisine uygulanan ayni hizmet kayıt ve şartlarının kendisine uygulanması hakkına sahip olmakta devam eder ve bahis konusu kayıt ve şartlar, aleyhine olarak değiştirilmez.

7. Bu madde maksatları bakımından –

(a) “amme hizmeti”, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten önceki hizmet hakkında, Kıbrıs Sömürgesi hükümetindeki hizmeti ve bu tarihten sonraki hizmet hakkında, Cumhuriyetteki mülkî bir hizmeti ifade eder ve Cumhuriyet emniyet kuvvetlerindeki hizmeti de içine alır;

(b) “hizmet kayıt ve şartları”, bu Anayasa hükümleri gereğince yapılması lüzumlu intibaklara tabi olmak şartıyla, azil veya görevden uzaklaştırılma, emeklilik maaşı; ikramiyeleri ve benzeri hakları ifade eder.

8. Bu maddenin 6’ıncı fıkrasında gösterilen dışında bu madde hükmü Cumhuriyet vatandaşı olmayan bir şahsa uygulanmaz.

MADDE 193 Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce, Dul ve Yetim Maaşları Fonu da dahil olmak üzere Kıbrıs Sömürgesi amme Fonlarından her hangi bir emeklilik maaşı alan veya emeklilikten dolayı diğer bir hakka sahip olan herhangi bir şahsa, bu Anayasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte ve sonra Cumhuriyetin amme fonlarından, bahis konusu emeklilik maaşı veya emeklilikten dolayı sahip olduğu diğer hakları, mezkur emeklilik maaşına veya emeklilik dolayısiyle sahip olduğu diğer haklara bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce uygulanan ayni kayıt ve şartlar arasında veya bu tarihten sonra konulan ve kendi durumuna uygulanabilecek ve daha az lehinde olmayacak olan kayit ve şartlara göre verilmeğe devam olunur.

MADDE 194 Herhangi bir şahsın Dul ve Yetim Maaşları Fonundan bir maaş almak hakkı, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte ve ondan sonra, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce yürürlükte olan ayni kayıt ve şartlara tabi olmağa devam eder ve bunlar, mezkûr hak devam ettiği müddetçe bahis konusu şahsın aleyhine olarak değiştirilemez.

MADDE 195 Bu Anayasanın hiçbir hükmüne rağmen, Cumhuriyetin ilk Cumhur Başkanı seçilen ve Cumhuriyetin ilk Cumhur Başkan Muavini seçilen ve 187’nci madde gereğince Cumhuriyetin ilk Cumhur Başkanı ve ilk Cumhur Başkan Muavini sayılan şahıslar, 42’nci maddede gösterildiği üzere görevlerine başlamadan önce veya sonra Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasındaki Kıbrıs Cumhuriyetinin Tesisine dair Andlaşma ile bu Andlaşma ile birlikte imzalanmaları için hazırlanan Nota Teatilerini ve Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasındaki Cumhuriyetin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve Anayasasını teminat altına alan Andlaşmayı ve Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki Askerî İttifak Andlaşmasını ve bu memleketler arasında akdolunan İttifak Andlaşmasının uygulanması için Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki Anlaşmayı, Cumhuriyet adına imzalamak ve akdeylemek münhasır hak ve yetkisine müştereken sahiptirler ve sahip sayılırlar ve bahis konusu andlaşmalar, anlaşmalar ve teati olunan Notalar bu suretle Cumhuriyet adına muteber şekilde akdolunmuş olurlar ve böylece imzalandıkları tarihten itibaren yürürlüğe girerler ve bağlayıcı olurlar.

MADDE 196 İlk Cemaat Meclislerinin görev süresi bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte başlar.

MADDE 197

1. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce bu Anayasa hükümleri ile veya gereğince Cemaat Meclislerinin yetkisine giren herhangi bir okul veya diğer teşekkül veya müessese için ve adına veya bunlar için emaneten, Kıbrıs Sömürgesi Hükümetinin veya herhangi diğer bir şahsın veya teşekkülün uhdesinde bulunan, elinde olan veya adına kayıtlı bulunan herhangi bir menkul veya gayrımenkul mal veya bunun, üzerindeki herhangi bir hak veya menfaat, Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren , ilgili Cemaat Meclisinin bir kanunu ile gösterilen şahsın, teşekkülün veya makamın, bahis konusu cemaat kanununun koyabileceği kayıt ve şartlar gereğince, uhdesine geçirilir ve eline verilir :

Ancak, bahis konusu kanun, bahis konusu malın Cemaat Meclisinin kendi uhdesine geçirilmesi veya kendi eline verilmesi hakkında hüküm koyamaz.

2. Bu madde hükmü, herhangi bir eğitim maksadı ile ilgili, mutemet veya mütevelliler tarafından idare olunan ölüme bağlı bir tasarrufla yapılan bir teberrüye veya başka bir bağışa veya herhangi bir vakfa uygulanamaz.

MADDE 198

1. Aşağıdaki hükümler, bu hükümleri içine alan bir vatandaşlık kanunu yapılıncaya kadar, yürürlükte olurlar: –

(a) vatandaşlığa dair herhangi bir konu, Tesis Andlaşmasının ‘D’ Ek’inin hükümlerine tabi olur

(b) bu Anayasa yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra Kıbrıs’ta doğan herhangi bir şahıs, doğumu tarihinde babası Cumhuriyetin bir vatandaşı ise veya ölmemiş olsa idi Tesis Andlaşmasının `D’ Ek’i hükümleri gereğince olacak idi ise, doğumu tarihinde Cumhuriyetin bir vatandaşı olur.

2. Bu madde maksatları bakımından, “Tesis Andlaşması”, Cumhuriyet ile Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasındaki Kıbrıs Cumhuriyetinin Tesisine dair Andlaşmayı ifade eder.

MADDE 199

1. Türk Cemaat Meclisi, Birleşik Kırallık adına Vali ile Türk Cemaat Temsilcileri arasında 6 Temmuz 1960’da imzalanıp teati edilen Notalarda gösterilen meblağları, Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Krallığından almak hakkına sahiptir.

2. Bu madde hükmü, iki Cemaattan herhangi birinin bu Anayasa hükümleri gereğince haklarını hiçbir suretle tahdit eden şekilde yorumlanamaz.

EK I GARANTİ ANDLAŞMASI

Bir taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer taraftan Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı,

Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasının Temel Maddeleri ile kurulan ve düzenlenen bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin tanınması ve idame edilmesinin müşterek menfaatları iktizasından olduğunu mülahaza ederek, II. Bu Anayasa ile ihdas edilen düzene riayeti sağlamak maksadıyla işbirliği yapmayı arzu ederek, aşağıda gösterildiği üzere anlaşmaya varmışlardır: –

Madde I

Kıbrıs Cumhuriyeti, bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin idamesini ve ayni zamanda Anayasasına riayet edilmesini sağlamayı taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, herhangi bir devlet ile, tamamen veya kısmen, herhangi bir siyasî veya iktisadi birliğe katılmamağı taahhüt eder. Bu itibarla, herhangi diğer bir devlet ile birleşmeyi veya Adanın taksimini, doğrudan doğruya veya dolayısıyla, teşvik edecek her nevi hareketi yasak ilan eder.

Madde II

Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Kırallık, Kıbrıs Cumhuriyetinin bu andlaşmanın I’nci maddesinde gösterilen taahhütlerini nazara alarak, Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini ve ayni zamanda Anayasasının Temel Maddeleri ile kurulan nizamı tanırlar ve garanti ederler. Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Kırallık, ayni şekilde, kendilerini ilgilendirdiği nisbette, Kıbrıs’ın herhangi diğer bir devlet ile birleşmesini veya Adanın taksimini, doğrudan doğruya veya dolaysiyle, teşvik etmek gayesini güden herhangi bir hareketi yasak etmeyi taahhüt ederler

Madde III

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyetinin tesisi zamanında Birleşik Kırallığın hükümranlığında kalan bölgelerin bütünlüğüne riayet etmeği ve bu gün Lefkoşa’da imzalanan Kıbrıs Cumhuriyetinin Tesisine dair Andlaşmaya uygun olarak Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından kendisine tanınacak olan hakların Birleşik Kırallık tarafından kullanılmasını ve onlardan istifade edilmesini garanti etmeği taahhüt ederler

Madde IV

Bu Andlaşmanın hükümlerine bir riayetsizlik halinde, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Kırallık, bu hükümlere riayeti sağlamak için gereken teşebbüsler veya tedbirler hakıkında birbirleri ile istişare etmeyi taahhüt ederler. Müşterek veya anlaşarak hareket mümkün olmadığı takdirde, garanti veren üç devletten her biri, bu Andlaşma ile ihdas edilen nizamı tekrar kurmak münhasır maksadı ile harekete geçmek hakkını muhafaza eder.

Madde V

Bu Andlaşma imzalanması tarihinden itibaren yürürlüğe girer. Bu Andlaşmanın asıl metinleri Lefkoşa’da muhafaza edilecektir. Yüksek Akit Taraflar, bu Andlaşmayı, en erken bir zamanda, Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 102’nci maddesine uygun olarak Birleşmiş Milletler Sekretaryası nezdinde kaydettireceklerdir.

Çocukların Hırpalanması ve İhmali Hakkında Bildirge

0

Çocukların Hırpalanması ve İhmali Hakkında Bildirge, Dünya Tabipler Birliğinin 1984 yılında Singapur’da düzenlenen 36. Genel Kurul Toplantısında kabul edilmiştir.

Belge, daha sonra yapılan genel kurullarda değişikliklere uğramıştır. 1989 yılında Hong Kong’da, 1990 yılında ABD’de ve 1992 yılında İspanya’da yapılan Genel Kurullarda geliştirilmiştir.

Çocukların Hırpalanması ve İhmali Hakkında Bildirgesi, 20 temel kural ve öneriden oluşmaktadır.  Çocuğa yapılan saldırı ve ihmal durumunda hekimlerin sorumluluğunu tespit eden önemli bir etik klavuzdur.

Bildirgeye göre Kötü muamele; çocukların sağlık, yaşam, gelişim ve değerlerine karşı yapılan saldırılardır. Bu saldırı, fiziksel, psikolojik, cinsel ve her tür saldırı şeklinde gerçekleşebilmektedir.

İhmal ise, çocuğa bakmakla yükümlü kişi ya da kişiler tarafından yükümlülüklerinin yerine getirilmemesidir. Beslenme, giyim kuşam, sosyal ihtiyaçlar, sağlık gereksinimleri ve diğer yaşamsal ilginin gösterilmemesi ihmaldir.

Çocukların Hırpalanması ve İhmali Hakkında Tutum Belgesi

Ailede şiddet ve kavganın en yıkıcı belirtilerinden biri çocukların hırpalanması ve ihmal edilmesidir. Çocuk istismarının önlenmesi, erken tanınması ve kurbanlarının kapsamlı tedavisi dünya tıp ortamı için önemli bir konudur.

Hırpalanmış çocuk tanımı kültürler arasında farklılıklar gösterebilmektedir. Ne yazık ki, çocuğa zarar verici bir davranışın kabul edilebildiği kültürler de vardır.

Bu tutum (bildirge); çocuğun fiziksel, cinsel ve ruhsal hırpalanmışlığı konularının tümü için geçerlidir.

Çocuk ihmali, bir ana-babanın ya da çocuğun bakımından yasal olarak sorumlu olan kimsenin, çocuğun temel gereksinmeleri ve yeterli düzeyde bakımını sağlamasındaki başarısızlıktır.

Dünya Tabipler Birliği, çocuklara kötü muamelenin dünyada önemli bir sorun olduğunu kabul ederek; tüm ulusal tabip birliklerini aşağıdaki kılavuzu hekimlere iletip, benimsetmelerini önerir:

1-Hekimlerin, hırpalanmış çocuk ve onun sorumlu ailesini belirlemede ve onlara yardım etmede benzersiz ve özel bir görevi vardır.

2-Hekimler çocuk istismarını tanımak için özel bir eğitim almalıdırlar. Bugün pek çok ülkede bu konuda sürekli eğitim programları yapılmaktadır.

3-Hekim; bu konuda deneyimli, çeşitli tıp dalı üyelerini içeren bir ekiple ilişki kurmalıdır. Bu ekipte hekimler, sosyal çalışmacılar, erişkin ve çocuk ruh sağlığı uzmanları, psikolog ve avukatlar yer almalıdır. Böyle bir ekip yoksa, hekim tıp, sosyal ve hukuk alanlarındaki ilgili kişilerle görüş alış-verişi yapmalıdır.

4-Genel pratisyenler, çocuk hekimleri, cerrahlar, psikiyatristler, çocukları tedavi eden diğer hekim grupları, ihmal edilmiş hırpalanmış çocukları tanımak için özel bilgi ve becerilerle donanabilmeli, ana babayı değerlendirebilmeli, toplumun bu alandaki kaynaklarını bilmeli, kullanmalı ve yine bu alanda kendi yasal sorumluluklarını da öğrenmelidir.

5-Fiziksel olarak hırpalanan çocuğun tıbbi değerlendirmesinde şunlar yapılmalıdır:

a)yaralanma öyküsü

b)iyi bir fizik inceleme

c)radyolojik tarama

d)kanama bozukluğu taraması

e)olabilirse renkli fotoğraf

f)kardeşlerin fizik incelemesi

g)resmi bir rapor hazırlanması

ı)çocuğun gelişiminin nasıl olduğunun belirlenmesi

6-Cinsel saldırıya uğramış çocuğun tıbbi değerlendirilmesi ve tedavisinde ise;

a)fizik ve psikolojik örselenmenin tedavisi

b)kanıtın toplanması

c)gebeliğin önlenmesi/sonlandırılması

d)cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesi ve tedavisi yapılmalıdır.

7-Hekimin ailenin işleyişi konusunda bilgi edinmesi gerekir. Hekim evlilik ilişkisinin niteliğini, ailedeki disiplin yöntemlerini, ekonomik baskıları, ruhsal sorunları, alkol, ilaç bağımlılıkları ve kullanımı konularını aşırı bir duyarlık ve özen göstererek öğrenmelidir.

8-Hekimin çocuk ihmali ve hırpalanması konusundaki bilgisi özel bir önem taşır. Sıklıkla, muayeneden fiziki bir iz görünmeyebilir, ancak çocuk ve ailesi ile dikkatli bir görüşme, öykü ve nesnel veriler arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarabilir ve hekimi tanıya götürür.

9-Çocuk hırpalanmasından kuşkulanıldığında; hekim şunları yapmalıdır:

a)tüm kuşkulu olgular çocuk koruması ile ilgili kuruluşlara bildirilmelidir.

b)başlangıç değerlendirme aşamasında koruma gerektiren durumlarda çocuk hastaneye yatırılmalıdır.

c)ana-babaya tanı söylenmeli ve ilgili yasal kurumlara çocuktaki yaralanmalar bildirilmelidir.

10-Çocuk, hekimin hastası, dolayısıyla onun temel sorumluluğudur. Bu nedenle, hekim onun daha çok hırpalanmasını engellemek zorundadır. Çocuğa yardımcı olacak sosyal kurum ya da kuruluş ile görüşmeli, gerekirse çocuğu hastaneye yatırtmalıdır.

11-Hastaneye yatan çocuğa tam bir değerlendirme, diğer uzmanların da katılımı ile yapılmalıdır.

12-Çocuğun hırpalanmış olduğundan kuşkulanıldığında, hekim aileye bunun çocuğun sorununun ayırıcı tanılarından biri olduğunu söylemelidir. Ancak bu görüşme sırasında, hekimin nesnelliğini koruması, suçlayıcı yorumlardan kaçınması gerekir.

13-Değerlendirme sürecinde tüm bulguların kaydedilmesi zorunludur. Daha ilerde, mahkeme olursa, bu raporlar özellikle gereklidir.

14-Hekim, doğum öncesi ve sonrası dönemde aileye danışmanlık yaparak; çocuk yetiştirme konusundaki sorunları belirleyerek ve aileyi aile planlaması, doğum kontrolü konularında eğiterek koruma çalışmalarına katılmalıdır.

15-Hekimler sağlam çocuk muayenelerini önererek, yaparak, evlere ebe ziyaretlerini sağlayarak bu konuda önlemler alabilirler. Bu programlar hem çocukların sağlığını iyileştirir, hem de çocuk hırpalanmasını önler.

16-Hekimler, bu konunun çok karmaşık olduğunu ve çoğunlukla birden fazla tedavi yöntemi ve hizmet gerektirdiğini bilmelidirler. Yeterli tedavinin yapılması çeşitli meslek gruplarının da katkısını gerektirecektir.

17-Hekimler çocuk istismarı konusunda tıbbi bilgi ve yeterliliği geliştirecek yaratıcı programların oluşturulmasına katkıda bulunmalıdırlar.

18-Çocuk hırpalanması olgularında da hastaların gizlilik hakları olduğu unutulmamalıdır. Taciz ne olursa olsun (fiziksel, ruhsal ve cinsel) rapor yalnızca ilgili kuruma verilmelidir.

19-Hekimler, kendi ülkelerinde bu konuda, önleyici ve koruyucu yasaların çıkarılmasına katkıda bulunmalıdır. Yasalar, bu çocuklara tanı koyup, tedavi eden kişileri de korumalıdır.

20-Hekimler, zarar gören çocuğun yasal olarak hak arayacağı yaşa gelene kadarki dönemde kendisini hırpalayan kişiler için hukuksal girişimde bulunabilmesini desteklemeli, bu konuda hem çocuk hem de sanığın zarar görmemesi için nesnel belirtilerin olması gerektiğini bilmelidir.

Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği

0
Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği
Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği

Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği, Türkiye tarafından, Ramsar Sözleşmesi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır. (Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme)

Yönetmelik, çeşitli tarihlerde değiştirilmiştir. Son olarak 04 Nisan 2014 tarihinde yeniden düzenlenmiştir. 2017 yılında ise bazı yeni değişiklikler yapılmıştır.

Türkiye, sulak alanlar bakımından Avrupa ve Ortadoğu’nun en önemli ülkelerinden birisidir. Bu nedenle, Ramsar Sözleşmesi hükümleri gerek devlet kurumları ve gerekse toplum tarafından içselleştirilerek Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin uygulanması önem arz etmektedir.

Su Hakkı ve Sulak Alanların Korunması

Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç

MADDE 1

 (1) Bu Yönetmeliğin maksadı, Türkiye’nin karasal sınırları ve kıta sahanlığı dâhilinde yer alan sulak alanların korunması, yönetimi ve geliştirilmesi ile bu konuda görevli kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2

 (1) Bu Yönetmelik, sulak alanlar ve sulak alanlarla ilişkili habitatların korunması ve akılcı kullanımı, sulak alanların yönetimi ile Ulusal ve Mahalli Sulak Alan Komisyonlarının oluşturulmasını ve bu komisyonların çalışma usul ve esaslarını kapsar.

(2) Kuru derelerde bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaz.

Dayanak

MADDE 3

(1) Bu Yönetmelik, 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi,  29/6/2011 tarihli ve 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci, 8 inci ve 26 ncı maddeleri ve 1/7/2003 tarihli ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunun 4 üncü maddesi ile 3958 sayılı Kanunla uygun bulunan 17/5/1994 tarihli ve 21937 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4

 (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Akılcı kullanım:  Sulak alanların ekolojik karakteri korunarak gelecek nesillere aktarılmasına imkan sağlayacak sürdürülebilir şekilde kullanılmasını,

b) Alt havza: Ana akarsuya bağlı yan kolların veya doğrudan sulak alana boşalan daha küçük akarsular veya göller için su toplama alanını,

c) Bakan: Orman ve Su İşleri Bakanını,

ç) Bakanlık: Orman ve Su İşleri Bakanlığını,

d) Bölge müdürlüğü: Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Doğa Koruma ve Milli Parklar) Bölge Müdürlüklerini,

e) Başvuru formu: Bakanlığın veya Genel Müdürlüğün iznine tabi faaliyetler için Bakanlık tarafından düzenlenecek formları,

f) Daimi akarsu: Sıcak ve kurak mevsimlerde kurumayan ve yıl genelinde daimi akıma sahip akarsuyu,

g) Ekolojik karakter:  Bir sulak alanın fiziksel, kimyasal ve biyolojik bileşenlerinin yapısı ile bunların karşılıklı ilişkilerinden doğan özelliklerini,

ğ) Ekosistem değerlendirme raporu:

Ramsar alanı ve ulusal öneme haiz olan sulak alanlarda, sulak alanın ekolojik karakterini katı, sıvı ve gaz atıklar ile olumsuz olarak etkilemesi muhtemel veya sulak alanın peyzaj değerine zarar verebilecek faaliyetlerin, sulak alana olan potansiyel etkisinin ortaya konduğu ve alınması gereken önleyici ya da telafi edici tedbirlerin tadat edildiği, usul ve esasları Bakanlık tarafından belirlenen ve bunların faaliyet sahibi tarafından taahhüt edildiği belgeyi,

h)  Genel müdürlük: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünü,

ı) Hassas koruma bölgesi:

Varsa mutlak koruma bölgesini korumak maksadı ile yoksa sulak alan ekosisteminin mevcut karakterini korumak maksadı ile belirlenen kendi kendine onarım potansiyeli olan, açık su yüzeyleri, lagünler, nehir ağızları, tuzlalar, geçici ve sürekli tatlı ve tuzlu su bataklıkları, sulak çayırlar, sazlıklar ve turbalıklar ile bu ekosistemleri ekolojik olarak destekleyen kumul, kumsal, çalılık, ağaçlık, subasar orman gibi habitatların bozulmadan korunması gereken bölgeleri,

i) Havza: Ayrım çizgisinden sulak alana kadar suyun toplandığı arazi parçasını,

j) İzin formu: Bakanlığın veya Genel Müdürlüğün iznine tabi faaliyetler için Bakanlık tarafından geliştirilecek formlar,

k) Kontrollü kullanım bölgesi:

Koruma bölgeleri belirlenmeden önce kurulmuş veya sulak alanın bölgelemesi sırasında belirlenmiş, yerleşim ve kentsel gelişim için zorunlu olan,  insan faaliyetlerinin yoğun olduğu ve bu faaliyetlerin sulak alan ekosistemine olumsuz etkilerinin asgariye indirilmesi için gerekli tedbirlerin alındığı bölgeleri,

l) Koruma bölgeleri:

Habitatların ve türlerin korunma önemine göre belirlenmiş olan mutlak koruma bölgesi,   hassas koruma bölgesi, tampon bölge, kontrollü kullanım bölgesi ve sürdürülebilir kullanım bölgesinin kapsadığı alanı,

m) Korunan alan:

Hedeflenen koruma maksatlarını gerçekleştirmek için belirlenen veya düzenlenen ve yönetilen ve coğrafi olarak tanımlanmış milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, yaban hayatı geliştirme sahası, yaban hayatı koruma sahası, muhafaza ormanı, gen koruma ve yönetim alanları, doğal sitler ve özel çevre koruma bölgelerini,

n) Kuru dere: Yağış anlarında akışı olan diğer zamanlarda akışı bulunmayan arazi üzerindeki düşük kotların oluşturduğu vadiyi,

o) Mahalli öneme haiz sulak alan: Ulusal öneme haiz sulak alan ve Ramsar Alanı listesinde bulunmayan sulak alanları,

ö) Mahalli komisyon: 35 inci madde ile teşkil edilen Mahalli Sulak Alan Komisyonunu,

p) Mevsimsel akarsu: Kış dönemlerinde akışa geçen ve yıl boyunca daimi akıma haiz olmayan akarsuyu,

r)(Değişik:RG-1/8/2017-30141)Mutlak koruma bölgesi: Koruma bölgeleri içerisinde yer alan, su kuşlarının yoğun ve toplu olarak kuluçka yaptığı, konakladığı veya kışladığı alanlar; nadir ve nesli tehlikedeki kuş türlerinin önemli üreme bölgeleri, uluslararası ölçütlere göre tehlike sınırı en az hassas düzeyinde olan türlerin bağımlı oldukları habitatlar ile nesli tehlikede ve dar yayılışlı olup korunması gerekli doğal bitki türlerinin bulunduğu bölgeleri,

s) Ramsar alanı:

Sözleşmenin 2 nci maddesi gereğince ilan edilerek Ramsar listesine dâhil edilen sulak alanları,

ş) Ramsar listesi: Sözleşmenin 2 nci maddesi çerçevesinde ilan edilen alan listesini,

t) Sazlık alan: Saz (Typha sp.), kamış (Phragmites sp.), hasırotu (Schoenoplectus sp.), kofa (Juncus sp.) gibi bitki türlerinin geliştiği alanları,

u) Sözleşme: 3958 sayılı Kanunla uygun bulunup 17/5/1994 tarihli ve 21937 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşmeyi (Ramsar Sözleşmesi),

ü) Sulak alan:

Tabii veya suni, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan sulak alan kalan yerleri,

v) (Değişik:RG-1/8/2017-30141)Sulak alan sınırı: Ulusal ve mahalli öneme haiz sulak alanlarda tampon bölge sınırından geçen hattı,

y) Sulak alan yönetim planı: Sulak alanların akılcı kullanımını sağlamak üzere koruma, kullanma, araştırma, izleme ve denetim gibi etkinliklerin ve tedbirlerin tümünü bütüncül bir yaklaşımla tanımlayan planları,

z) Suni sulak alan: İçme, kullanma ve sulama suyu temini ile elektrik üretimi maksadıyla yapılan baraj ve göletlerden uluslararası öneme sahip sulak alan kriterlerinden en az birine sahip insan eliyle yapılmış su yapıları ve çevresinde oluşan sulak alan ekosistemini,

aa) Sürdürülebilir kullanım bölgesi:

Doğal veya yarı doğal olmak üzere, açık su yüzeyleri, lagünler, nehir ağızları, tuzlalar, geçici ve sürekli tatlı ve tuzlu su bataklıkları, sulak çayırlar, sazlıklar ve turbalıklar ile bu ekosistemleri ekolojik olarak destekleyen kumul, kumsal, çalılık, ağaçlık, subasar orman gibi habitatlarda insanların balıkçılık, sazcılık, turba çıkarımı, ormancılık, toplayıcılık, tarım ve hayvancılık gibi ekonomik faaliyetlerinin geleneksel olarak sürdürülmesine izin verilen bölgeyi,

bb) Şube müdürlüğü: Bakanlık Bölge Müdürlüğüne bağlı İl Şube Müdürlüğünü,

cc) Şube müdürü: Bakanlık Bölge Müdürlüğüne bağlı İl Şube Müdürünü,

çç) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Tampon bölge: Sulak alan havzasının coğrafi durumu, topoğrafik özellikleri ve arazinin mevcut kullanım durumuna göre; sulak alan ekosistemini korumak maksadı ile tanımlanan ve sulak alanın su toplama sınırını geçmeyen veya topoğrafik, coğrafik olarak bir sınır değeri bulunmayan düz alanlarda ise varsa sürdürülebilir kullanım bölgesi, yoksa hassas koruma bölgesi sınırından itibaren en az 2500 metre mesafeden geçen bölgeyi,

dd) Turba: Oksijensiz ve suya doygun ortamlarda çökelerek birikmiş ve kısmen ayrışmış organik ve inorganik materyallerden oluşan karışımı,

ee) Ulusal öneme haiz sulak alan:

Sözleşmenin Taraflar Toplantısında kabul edilen “Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan Kriterleri”nden en az birine sahip olan sulak alanları,

ff) Ulusal komisyon: 31 inci madde ile teşkil edilen Ulusal Sulak Alan Komisyonunu,

gg) Uluslararası öneme sahip sulak alan kriteri:

Ramsar Sözleşmesince belirlenen dokuz adet kriteri,

ğğ) Yabancı tür: Bir sulak alan ekosistemine sonradan katılan türü, ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Sulak Alan Vasıfları, Koruma, Kullanım İlkeleri ve Yasaklar
Sulak alan vasıfları

MADDE 5

 (1) Herhangi bir korunan alan içinde bulunan sulak alanlar ile içme suyu havzası niteliğindeki sulak alanlar bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak sulak alanın ekolojik karakterini koruyacak şekilde ilgili mevzuata uygun olarak yönetilir.

(2) Sulak alanlar içinde bulunan korunan alanların yönetimi ise bu Yönetmelik ile belirlenen ilke ve esaslara uygun olarak ilgili idaresince gerçekleştirilir.

(3) Diğer Sulak Alanlar ise, Ramsar Alanı, Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan ve Mahalli Öneme Haiz Sulak Alan olarak tanımlanır ve bu alanlarda bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.

Koruma ilkeleri

MADDE 6

 (1) Sulak alanların korunmasında aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur.

a) Sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterlerinin korunması zorunludur. Her türlü arazi ve su kullanım planlamalarında, sulak alanların işlev ve değerlerinin korunması gözetilir.

b) Sulak alanlarda biyolojik çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesi için ilgili idaresince gerekli tedbirler alınır veya aldırılır.

c) Sulak alanların koruma kullanma dengesine ve geliştirilmelerine katkı sağlayacak faaliyetler desteklenir ve teşvik edilir.

ç) Ekolojik karakteri bozulmuş sulak alanların rehabilitasyonu sağlanır.

d) Kurutulmuş sulak alanların teknik ve ekonomik olarak uygun olanlarının geri kazanımı için gerekli tedbirler alınır.

e) Sulak alanlarda su kuşları popülasyonlarının korunmasına ve arttırılmasına itina gösterilir.

f) Havzada yapılacak proje ve faaliyetlerin sulak alana etkisi dikkate alınır.

g) Sulak alanların korunması, tescili, planlaması ve yönetiminde 21/3/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümleri dikkate alınır.

Doldurma ve kurutma

MADDE 7

 (1) Sulak alanların doldurulması ve kurutulması yasaktır. Bu yolla arazi kazanılamaz. Bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alan faaliyet sahibince eski haline getirilir.

Su alımı

MADDE 8

 (1) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Sulak alanların ekolojik karakterini ve fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileyecek ölçüde yerüstü ve yeraltı suyu alınamaz, sistemi besleyen akarsular ile diğer yüzey suların yönleri izinsiz değiştirilemez veya sistemde su depolanamaz. Sulak alanlardaki su rejimini etkileyebilecek her türlü faaliyet için planlama aşamasında ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün, diğer sulak alanlarda ise Bölge Müdürlüğünün uygun görüşü alınır.

Kum alımı

MADDE 9 

(1) Ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün, mahalli öneme haiz sulak alanlarda ise Bölge Müdürlüğünün uygun görüşü alınmadan kum ve çakıl alınamaz. Kumulların doğal yapıları bozulamaz.

Turba çıkarılması

MADDE 10

 (Değişik:RG-1/8/2017-30141)

(1) Turba çıkarmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler başvuru formu ile Bölge Müdürlüğüne başvurur. Bölge Müdürlüğünün uygun görmesi halinde Turba Çıkarımı İzin Belgesi düzenlenerek izin verilir.

Saz kesimi

MADDE 11

 (1) Mutlak, hassas ve sürdürülebilir koruma bölgelerinde saz ve diğer bitki türlerinin yakılması, sazların sökülmesi ve tahrip edilmesi yasaktır.

(2) Yönetim planlarında kesime izin verilen sazlık alanlarda, kuşların kuluçka dönemi dışında, kara tarafından su kesimine doğru, sazlık alanlarda ekonomik ve ticari önemi olan bitki türlerinin kesimi yapılabilir. Yönetim planı hazırlanmamış alanlarda canlıların üreme dönemi dikkate alınarak, varsa mutlak koruma bölgesi dışında kalan sazlık alanın %30’unu geçmeyecek şekilde, kesim tarihleri ve kesim metotları Bölge Müdürlüğü tarafından belirlenerek kesim yapılabilir.

(3) Saz kesmek isteyen gerçek ve tüzel kişiler; saz kesimi başvuru formu ile Bölge Müdürlüğüne başvurur. Bölge Müdürlüğünün uygun görmesi halinde her bir sulak alan için, saz kesilecek alanlara ve kesilecek saz miktarına, birinci ve ikinci fıkrada belirtilen esaslara uyulması kaydıyla saz kesimi izin belgesi ile izin verilir. Saz kesim talebinde bulunan gerçek ve tüzel kişilere verilecek bu izin belgeleri kişi başına bir saz kesim dönemini kapsar.

Yabani bitki ve hayvan türlerinin toplanması

MADDE 12

 (1) Bu Yönetmelik kapsamına giren alanlarda Bakanlığın uygun görüşü alınmadan; nadir, endemik, nesli tehlikede veya tehlikeye düşebilecek doğal bitki türleri kesilemez ve sökülemez, yabani hayvanlar, yumurtaları ve yavruları toplanamaz, yuvaları bozulamaz.

(2) Yerli ve yabancı araştırmacıların koruma bölgeleri içerisinde yapacağı her türlü inceleme ve araştırmalar Bakanlığın iznine tabidir.

Yabancı türler

MADDE 13

 (1) Ramsar alanları ve ulusal öneme haiz sulak alanlara, hangi maksatla olursa olsun, bilimsel araştırma yapılmadan ve Bakanlığın uygun görüşü alınmadan yabancı türler atılamaz, bırakılamaz ve yerleştirilemez.

(2) Geçmişte atılmış ve bilimsel araştırmalar sonucunda sulak alan ekosisteminde ciddi olumsuz etki bıraktığı bilimsel araştırmalarla tespit edilen yabancı türlerin alandan uzaklaştırılması, bu mümkün olmuyorsa popülasyonlarının kontrol edilmesi Bakanlığın koordinasyonunda ilgili İdarelerce sağlanır.

Ağaçlandırma

MADDE 14

 (1) Bu Yönetmelik kapsamına giren alanlarda, kuşların barınması ve üremesi için yeni habitatlar oluşturmak ve erozyonu önlemek gibi maksatlarla yapılabilecek ağaçlandırmalar ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün, mahalli öneme haiz Sulak Alanlarda Bölge Müdürlüğünün iznine tabidir.

Atık su deşarjı

MADDE 15

 (1) Sulak alanlara ve sulak alanları besleyen tüm sulara veya sisteme bağlantılı kuru derelere hiçbir surette arıtılmamış evsel ve endüstriyel atık sular verilemez.

(2) Atık su deşarjı ile ilgili olarak, 31/12/2004 tarihli ve 25687 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, su ürünleri istihsal sahalarında ise 10/3/1995 tarihli ve 22223 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Su Ürünleri Yönetmeliği hükümleri uygulanır.

Katı atık, moloz, hafriyat, dip tarama ve proses atığı çamurları

MADDE 16

 (1) Bu Yönetmelik kapsamına giren alanlarda:

  1. a) Katı atık, moloz, hafriyat, proses atığı çamurları dökülmesi yasaktır.
  2. b) Sulak alan ekosisteminin devamlılığının sağlanması veya yeniden kazanılması veya iyileştirilmesi maksadı dışında dip taraması ve dip çamuru dökülmesi yasaktır.
Suni sulak alanların kullanımı

MADDE 17

 (1) Suni sulak alanlar, yaban hayatı varlığına özen gösterilerek yapım maksadına uygun olarak kullanılır.

Sulak alanların belirlenmesi

MADDE 18 

(1) Ulusal ve mahalli öneme haiz sulak alanların belirlenmesinde aşağıdaki usullere uyulur:

a) Ulusal öneme haiz sulak alanların belirlenmesi ve tescili:

Bir alanın ulusal sulak alan olarak belirlenmesi için alanın bulunduğu mülki sınırlar dikkate alınarak, Bakanlığın taşra teşkilatı tarafından hazırlanacak etüt ve envanter raporu mahalli komisyona sunulur. Mahalli komisyon tarafından alanın ulusal öneme haiz sulak alan vasfında olduğuna karar verilmesi halinde dosya Ulusal Sulak Alan Komisyonuna sunulmak üzere Bakanlığa gönderilir.

Bakanlıkça yapılan değerlendirme neticesinde alanın ulusal öneme haiz sulak alan vasfında olduğuna karar verilmesi halinde dosya görüşülmek ve karar verilmek üzere Ulusal Komisyona gönderilir. Ulusal Komisyonun da alanın ulusal öneme haiz sulak alan olduğuna karar vermesi halinde sulak alan sınırının tescili maksadıyla orman ve orman rejimine tabi alanlar ve Bakanlığın tasarrufunda olan alanlarda Bakanlıkça, bunun dışındaki alanlarda ise, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tescil ve ilan edilir.

b) Mahalli öneme haiz sulak alanların belirlenmesi:

Bir alanın mahalli öneme haiz sulak alan olarak belirlenmesi için alanın bulunduğu mülki sınırlar dikkate alınarak, Bakanlık taşra teşkilatı tarafından hazırlanan rapor, mahalli komisyonda görüşülerek Genel Müdürlüğün onayına sunulur. Alanın mahalli öneme haiz bir sulak alan olarak değerlendirilmesi halinde, alanın sınırları tespit edilerek alana ilişkin koruma ve kullanma esasları belirlenir.

Alan ve çevresinde yürütülecek faaliyetler, belirlenen koruma kullanma esasları çerçevesinde Bakanlık taşra teşkilatı tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılır. Bu alanların izlenmesi yapılarak yılda bir kez mahalli komisyona rapor verilir. Komisyon izleme raporları ile ilgili değerlendirme yapar ve değerlendirme Bakanlığa gönderilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Koruma Bölgelerinin Tespiti ve Uygulama Esasları
Koruma bölgelerinin tespiti

MADDE 19

 (1) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Koruma bölgeleri Bakanlığın koordinasyonunda belirlenecek uzmanlarca arazide yapılan inceleme ve değerlendirmelerle belirlenir ve uygun ölçekte haritaya işlenir. Koruma bölgeleri; ulusal öneme haiz sulak alanlarda ulusal komisyonun onayı ile mahalli öneme haiz sulak alanlarda mahalli komisyonun uygun görüşünü müteakip Genel Müdürlük onayı ile yürürlüğe girer.

(2) Koruma bölgelerinde verilecek izinler ve diğer iş ve işlemler yönetmelikteki bölgeleme esaslarına göre yürütülür.

(3) Koruma bölgeleri belirlenmemiş sulak alanlarda verilecek izinler, 4 üncü maddede yer alan koruma bölgeleri tanımları dikkate alınarak alanın özelliklerini bozmayacak şekilde, ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlükçe, Mahalli Öneme Haiz Sulak Alanlarda ise ilgili Bölge Müdürlüğünce sonuçlandırılır.

Mutlak koruma bölgesinde uygulama esasları

MADDE 20

 (1) Bu alanların zorunlu olmadıkça özel mülkiyete konu olmaması esastır.

(2) Mutlak koruma bölgesi uygulama esasları şunlardır;

a) Bilimsel ve koruma maksatlı faaliyetler ile kuş gözlemi ve görüntü alınması Bakanlığın iznine tabidir.

b) Su kuşlarının üreme döneminde alanda su ürünleri istihsali yapılamaz, hayvan otlatılamaz.

c) Bakanlıkça gerekli görüldüğünde alan çitle çevrilir.

ç) (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilenlerin dışında hiçbir faaliyete izin verilmez.

Hassas koruma bölgesinde uygulama esasları

MADDE 21

 (1) Bu alanların zorunlu olmadıkça özel mülkiyete konu olmaması esastır.

(2) Hassas koruma bölgesi uygulama esasları şunlardır;

a) Alanın ekolojik karakterinin korunması esastır.

b) Göl aynasının devamlılığının sağlanabilmesi ve alanın rehabilitasyonunu sağlamak maksadı ile saz kesimi ve dip çamuru temizliği Genel Müdürlüğün izni ile yapılır veya yaptırılır.

c) Kuş gözlem yapıları, gözlemevleri, seyir maksatlı yaya yolları Genel Müdürlüğün iznine tabidir.

ç) Ekosistemin devamlılığının sağlanması maksadı ile sulak çayır ve meralarda hayvan otlatılabilir.

d) Kuşların üreme dönemi dışında ekosistemi iyileştirmek maksadı ile silvikültürel bakım yapılabilir. Bunun dışında ağaç kesimi yapılamaz.

(3) Kuşların üreme döneminde ve bu Yönetmelikte izin verilenler dışında hiçbir faaliyete ve yapılaşmaya izin verilmez.

Sürdürülebilir kullanım bölgesi uygulama esasları

MADDE 22

 (1) Sürdürülebilir kullanım bölgesi uygulama esasları şunlardır;

a) Bu alanlardaki doğal kaynak kullanımlarında mevcut geleneksel kullanıma devam edilir.

b) Yeni bir faaliyet talep edilmesi durumunda sulak alan ekosistemine zarar vermemesi şartı ile kullanıma yönetim planında yer verilebilir.

c) Çeltik tarımı ve su ürünleri istihsali yapılabilir.

ç) Kuş gözlem yapıları, gözlemevleri, seyir maksatlı yaya yolları, ziyaretçilerin ihtiyacını karşılamak amacıyla imar planı gerektirmeyen uygulamalar yapılabilir. Bu madde kapsamında planlanan projelere, alanların ekolojik yapılarına göre ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlük, Mahalli öneme haiz sulak alanlarda Bölge Müdürlüğünce izin verilir.

d) İçme, kullanma ve sulama suyu projelerine ait baraj, gölet, kanal, kanalet, pompa istasyonu gibi zorunlu altyapı projeleri, ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün izni ile yapılır. Madensel tuzların çıkarılması, malzeme çıkarımı, kültür balıkçılığı ve bunlara ait zorunlu tesisler izin belgesi almak kaydıyla ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün izni ile yapılır.

e) 10 uncu ve 11 inci maddelerde yer alan usul ve esaslar çerçevesinde ticari turba çıkarımı ve saz kesimi yapılabilir.

f) Hayvan otlatılabilir.

g) Bu Yönetmelikte izin verilenler dışında hiçbir faaliyete ve yapılaşmaya izin verilemez.

ğ) Yapılaşmaya ilişkin uygulamalarda 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri geçerlidir.

Kontrollü Kullanım Bölgesi Uygulama Esasları

MADDE 23

 (1) Sulak alan ekosistemini etkileyecek insan faaliyetlerinin yoğun olduğu, koruma bölgeleri belirlenmeden önce kurulmuş veya ilgili idarece onaylı çevre düzeni planı, nazım imar planı ve uygulama imar planlarında yer alan, kentsel gelişimi zorunlu olarak bu bölgede kalan yerleşim yerlerinin zorunlu gelişimi için onaylı mekânsal planlarla getirilen kararlarla ekolojik açıdan tekrar değerlendirilmek suretiyle koruma bölgelerinin tespiti esnasında veya yönetim planları ile kontrollü kullanım bölgesi belirlenir.

(2) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Kontrollü kullanım bölgesi olarak belirlenen alanlar içinde gerçekleştirilecek Ek-1’de yer alan faaliyetler için ayrıca ekosistem değerlendirme raporu hazırlanarak, faaliyetin sulak alana muhtemel etkileri önleyici ve telafi edici tedbirler tadat edilerek, ilgili idare tarafından bu tedbirlerin ne şekilde alınacağı, nasıl izleneceği, risk ve tehlike göstergelerinin neler olduğu, ekosistem raporu ekinde taahhüt edilerek, gerektiğinde Bakanlıkça alınması istenen ilave tedbirlere de uyacağı taahhüt edilir. Ek-2’de yer alan faaliyetler için tampon bölge uygulama esasları geçerlidir. Genel Müdürlüğün uygun görüşü alınarak bu bölgelerdeki uygulamalar, sorumlu kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilir. İzin belgesi tanzim edilir.

Tampon bölgede uygulama esasları

MADDE 24

 (1) Bu bölgede;

a) Katı atık düzenli depolama alanına, katı atık bertaraf tesislerine, bu Yönetmelikte izin verilenlerin dışında maden ocaklarının açılmasına ve işletilmesine, Endüstri bölgesi ilan edilmesine, organize sanayi bölgesi ve serbest bölge sanayi alanı kurulmasına ve Ek-1’de belirtilen faaliyetlerin yapılmasına izin verilmez.

b)(Değişik:RG-1/8/2017-30141)

Ek-2’de belirtilen faaliyetlerin yapımı ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün, mahalli öneme haiz sulak alanlarda ise ilgili Bölge Müdürlüğünün iznine tabidir. Bu listede yer alan faaliyetler için Bakanlıkça belirlenecek başvuru formu çerçevesinde, bu Yönetmelik kapsamındaki alanlar için gerekli ekosistem değerlendirme raporu ile birlikte Bölge Müdürlüğüne müracaat edilir, müracaat başvuru tarihinden itibaren en geç bir ay içerisinde sonuçlandırılır. Ek-2 listesinde yer alan faaliyetlerin hangilerinden ekosistem değerlendirme raporu isteneceğine faaliyetin alana ve ekosisteme olan etkisi dikkate alınarak Bakanlıkça karar verilir.

ÇED süreci kapsamında Ekosistem Değerlendirme Raporu hazırlanan faaliyetlerden tekrar rapor hazırlanması istenmez.

Ekosistem değerlendirme raporunda telafi edici ve önleyici tedbirlerin yeterli görülmesi halinde başvuru sahibine izin belgesi verilir. Bu faaliyetler için verilecek izin belgeleri beş yıl süre ile geçerli olup, süre bitiminde Bakanlıkça belirlenen şartlara uyulduğunun tespitini müteakip yenilenir. Gerektiğinde ilave tedbirlerin alınması sağlanır ya da faaliyete son verilir. İzin belgelerinde belirtilen şartlara uyulmaması halinde Bakanlık verilen belgeleri iptal yetkisine sahiptir. Mevcut izinli tesislere yapılacak ilave tesisler için izin belgesinin yenilenmesi gerekmektedir. Faaliyetin uzun süreli bir yatırım olması halinde, faaliyet sahibi tarafından, Bakanlıkça belirlenecek ilave tedbirlerin alınacağı taahhüt edildikten sonra faaliyete izin verilir.

(2) Sulak alan koruma bölgelerinde yürütülecek proje ve faaliyetler için müracaatı kabul edilen kişilerin başvuruları en geç 30 gün içinde sonuçlandırılır.

Koruma bölgeleri uyum esasları

MADDE 25

 (1) 29 uncu maddede hazırlama esasları belirtilen Yönetim planı tamamlanan sulak alanın bulunduğu bölgede fiziki plan olmaması halinde, fiziki planlar yönetim planlarına uygun olarak yapılır. Yürürlükteki yönetim planı, yeni yapılacak mekânsal planlar için girdi ve veri teşkil eder. Mevcut fiziki planlar ise yönetim planında elde edilen ekolojik verilere bağlı olarak tekrar değerlendirilerek yönetim planına uygun olarak revize edilir.

Mekânsal planların değişiklik ve revizyon işlemlerinde yönetim planları ve bu planlardan elde edilecek veriler dikkate alınır. Yönetim planları yapılmayan sulak alanlarda ise 19 uncu maddede belirtilen koruma bölgeleri sınırları, fiziki mekânsal planlara işlenir.

Mevsimsel ve daimi akarsular ile deniz kıyılarına ilişkin uygulama esasları

MADDE 26

 (1) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Mevsimsel ve daimi akarsularda sulak alan koruma bölgeleri belirlenmez. Bu alanlarda koruma ve kullanım esasları mahalli sulak alan komisyonlarınca belirlenir.

(2) Göl, delta ve lagün gibi kıyı sulak alanları haricindeki deniz kıyısı bölümlerinde ayrıca sulak alan koruma bölgeleri belirlenmez. Kıyı ve kumsalların sulak alan niteliğinde olması halinde bu Yönetmelik hükümlerine göre değerlendirme yapılır. Bu alanlarda, ilgili mevzuat uyarınca uygulama yürüten kurumlar, uluslararası sözleşmelerle ülkemizin korumakla yükümlü olduğu türlerin Bakanlıkça belirlenen ve belirlenecek koruma ilkelerini planlarına işlemekle yükümlüdür. Bu alanlarda yürütülecek tüm faaliyetlerde Bölge Müdürlüğünün uygun görüşü alınır.

(3) Mevsimsel ve daimi akarsular ile deniz kıyılarında mahalli sulak alan komisyonlarının ve/veya Bölge müdürlüğünün uygun görüşü alınmak suretiyle yürütülecek proje ve faaliyetler için müracaatı kabul edilen kişilerin başvuruları en geç 30 gün içinde sonuçlandırılır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Ramsar Alanlarının İlanı ve Yönetim Planları
Ramsar alanlarının belirlenmesi

MADDE 27

(1) Ulusal öneme haiz sulak alanlardan Ramsar Listesine dâhil edilecek alanlar Ulusal Komisyon tarafından belirlenir.

Ramsar alanlarının sınırlarının tespiti ve ilanı

MADDE 28

 (1) Ramsar Alanı (Uluslararası öneme haiz sulak alan): Bakanlık taşra teşkilatı tarafından uluslararası öneme haiz sulak alan niteliklerinden en az bir kritere sahip olduğuna karar verilen sulak alan hakkında, mahalli komisyonda değerlendirme yapılır ve karar verilmek üzere dosya Bakanlığa gönderilir. Bakanlıkça, ilgili bakanlıklar ve kuruluşların da görüşleri alındıktan sonra Ulusal Komisyona sunulur, Ulusal Komisyonun uygun görüşü alındıktan sonra Ramsar listesine dâhil edilmek üzere Resmî Gazete’de yayımlanır.

Yönetim planlarının hazırlanması ve uygulanması

MADDE 29

 (1) Bakanlıkça, Ramsar Sözleşmesi Sulak Alan Yönetim Planı Rehberi esas alınarak ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında yönetim planı yapılır veya yaptırılır.

(2) Yönetim planlarının hazırlanması sürecine, ilgili bakanlıkların, valiliklerin, yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşların ve bilim adamlarının katılımı sağlanır.

(3) Yönetim planları ile kara avcılığı ve su ürünleri avcılığına ilişkin özel düzenlemeler yapılabilir.

(4) Yönetim planları ile koruma bölgeleri için asgari kuralları değiştirmeyecek şekilde ilave düzenlemeler getirilebilir.

(5) Yönetim planları, Ulusal Komisyonun uygun görüşü alınarak Bakanlığın onayını takiben yürürlüğe girer. Uygulamadan sorumlu kurum ve kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişiler bu plan hükümlerine uygun işlem yapmakla yükümlüdürler.

(6) Valilikler; mahalli çevre kurulları ve mahalli komisyonlar vasıtasıyla yönetim planlarının uygulanmasını, sürekli ve etkin bir izlemenin yapılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır ve düzenlemeleri yapar.

(7) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Bir sulak alanın Milli Park, Tabiatı Koruma Alanı, Tabiat Parkı, Tabiat Anıtı, Yaban Hayatı Koruma Sahası, Yaban Hayatı Geliştirme Sahası, Tabiat Varlığı, Doğal Sit veya Özel Çevre Koruma Bölgesi statüsü var ise; Yönetim Planı hazırlanma sürecinde mevcut koruma statüsü ile ilgili hükümler dikkate alınır.

Yönetim planlarının uyum esasları

MADDE 30

 (1) Yönetim planı tamamlanan sulak alanın bulunduğu havzada entegre havza yönetim planı olmaması halinde; hazırlanacak havza yönetim planı, sulak alan yönetim planlarına uygun olarak yapılır.

(2) Yönetim planında görev verilen kurum ve kuruluşlar kendilerini ilgilendiren konularda mahalli komisyonlara yıllık izleme raporu verirler.

(3) Sulak alanların içme ve kullanma suyu maksadıyla kullanılması halinde Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen özel hükümler dikkate alınır.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Ulusal Komisyon, Mahalli Komisyon, Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları
Ulusal Komisyonun teşekkülü

MADDE 31

 (1) Ulusal Komisyon, Bakanlık Müsteşarının veya görevlendireceği Müsteşar Yardımcısının başkanlığında, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü, Su Yönetimi Genel Müdürü, Devlet Su İşleri Genel Müdürü, Orman Genel Müdürü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürü, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü, yükseköğretim kurumlarının biyoloji ve ziraat bilim dallarından, aynı daldan olmamak şartıyla iki, sulak alanlar konusunda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarından iki olmak üzere toplam 13 kişiden oluşur.

Gerektiğinde alt komisyonlar kurulabilir.

(2) Komisyonda yer alacak yükseköğretim kurum ve sivil toplum kuruluş üyeleri Bakanlıkça belirlenir ve iki yılda bir yenilenir. Görev süresi dolan üyeler yeniden belirlenebilir.

(3) Komisyonun sekretarya hizmetleri Genel Müdürlükçe yürütülür.

Ulusal Komisyonun görevleri
MADDE 32
 (1) Komisyonun görevleri şunlardır:

a) Ulusal sulak alan politika ve stratejilerini belirlemek,

b) Sözleşmenin taraflar konferansında alınan kararların ve önerilerin uygulanmasını sağlamak,

c) Ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanları ile ilgili ortaya çıkan meselelerin çözümüne yönelik kararlar almak ve uygulanmasını takip etmek,

ç) Ramsar Sözleşmesi kriterleri çerçevesinde ülkemizin ulusal öneme haiz sulak alanları belirlemek ve güncellemek,

d) Ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında uzmanlarca tespit edilen sulak alan koruma bölgeleri ve Ramsar alanları hakkında Bakanlığa görüş vermek,

e) Sulak alan yönetim planlarının uygulanmasından doğan sorunların çözümü için kararlar almak,

f) Ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında yaşayan nadir ve nesli tehlikede olan türlerin korunması ve geliştirilmesi için hazırlanan eylem planlarının uygulanmasından doğan sorunların çözümü için karar almak,

g) Ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarının yurt içinde ve yurt dışında tanıtılmasına yönelik faaliyetleri desteklemek,

ğ) Bu Yönetmelikle verilen diğer görevleri yapmak.

Ulusal Komisyonun çalışma usul ve esasları

MADDE 33

 (1) Komisyon yılda en az iki defa salt çoğunlukla toplanır. Komisyon başkanı gerekli gördüğünde veya ilgili bakanlıkların talebi üzerine Komisyonu olağanüstü toplantıya çağırabilir.

(2) Komisyonda oy çokluğu ile karar alınır. Oyların eşit çıkması halinde başkanın oyu istikametinde karar alınır. Bakanlık uygun gördüğü kamu kurum ve kuruluşları ile üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının yetkili temsilcilerini, gündemle ilgili görüşlerini almak üzere gözlemci olarak Komisyon toplantısına davet edebilir. Komisyona gözlemci sıfatı ile katılan temsilciler sadece kendilerini ilgilendiren konu ile ilgili oylamaya katılabilirler.

(3) Komisyon, gündemindeki konularda hazırlık yapmak maksadıyla ilgili kuruluşlardan oluşan bir çalışma grubu teşkil edebilir, teknik danışman belirleyebilir. Ancak teknik danışmanlar ve çalışma gruplarının görevi raporlarla sınırlıdır.

Toplantı gündemi

MADDE 34

 (1) Komisyonun toplantı gündemi sekretarya tarafından hazırlanır. Komisyon üyeleri komisyon toplantısından en az 20 gün önce toplantı gündemi ile ilgili teklifte bulunabilir.

(2) Gündem konuları toplantı tarihinden en az 15 gün önce üyelere gönderilir. Olağanüstü çağrılı toplantılarda bu süreler uygulanmaz.

Mahalli komisyonun oluşumu

MADDE 35

 (1) Bütün illerde Mahalli Sulak Alan Komisyonları kurulur.

(2) Mahalli Komisyon, il valisi veya valinin görevlendireceği vali yardımcısı başkanlığında, Bakanlık Bölge Müdürü, Şube Müdürü, DSİ Bölge Müdürü, Orman Bölge Müdürü, Çevre ve Şehircilik İl Müdürü, Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü toplantı gündemi içeriğindeki sulak alanın bulunduğu ilçenin kaymakamı, belediye mücavir alanı içerisinde ise ilgili belediye başkanı, il ziraat odası başkanı, varsa su ürünleri kooperatiflerinden bir, avcılık ve atıcılık derneklerinden bir, mahalli üniversitelerin ilgili bilim dallarından, aynı daldan olmamak şartıyla iki, sulak alanlar konusunda faaliyet gösteren mahalli sivil toplum kuruluşlarından bir temsilcinin katılımı ile oluşur.

(3) Komisyonda yer alacak yükseköğretim kurum ve sivil toplum kuruluş üyeleri, Şube Müdürlüğünün teklifi ile valiliklerce belirlenir ve gerek görüldüğünde Şube Müdürlüğünce yenilenir.

(4) Komisyonun sekretarya hizmetleri Şube Müdürlüğünce yürütülür.

Mahalli komisyonun görevleri
MADDE 36
(1) Komisyon, bulunduğu il dâhilinde aşağıda belirtilen işleri yapar:

a) Bakanlık taşra teşkilatı tarafından raporu hazırlanan sulak alan vasıflı bir alanın önem derecesini belirleyip Bakanlığa görüş vermek,

b) Mahalli öneme haiz sulak alanlar ile daimi veya mevsimsel akarsuların koruma ve kullanma esaslarını belirlemek ve yıllık izleme raporlarını değerlendirmek,

c) Ulusal Komisyon tarafından, ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında alınan kararların uygulanmasını sağlamak,

ç) Ulusal Sulak Alan politika ve stratejilerinin uygulanmasını sağlamak,

d) Sulak Alan Koruma Bölgeleri esaslarının uygulanmasını sağlamak,

e) Yönetim planının hazırlanma sürecinde gerekli destek ve katkıyı vermek,

f) Sulak Alan yönetim planlarının uygulanmasını sağlamak,

g) Sulak alanlara bağımlı nadir ve nesli tehlikede olan türlerin korunması ve geliştirilmesi için hazırlanan eylem planlarının uygulanmasını sağlamak,

ğ) Sulak alanların yurt içinde ve yurt dışında tanıtılmasına yönelik faaliyetleri desteklemek,

h) Bulunduğu il sınırları içerisindeki diğer sulak alanların korunması ile ilgili çalışmalara destek vermek,

ı) Bu Yönetmelik ile verilen diğer görevleri yapmak.

(2) Komisyon başkanı, gerekli gördüğünde veya Komisyon üyelerinin talebi üzerine diğer kamu kurumlarının, meslek odalarının yetkili temsilcilerini veya ilgili görülen kişileri gündemle ilgili görüşlerini almak üzere Komisyon toplantısına davet edebilir.

Mahalli komisyonun çalışma usul ve esasları

MADDE 37

 (1) Mahalli Komisyon yılda en az iki defa toplanır. Komisyon başkanı gerekli gördüğünde veya Komisyon üyelerinin talebi üzerine olağanüstü toplantıya çağırabilir.

(2) Komisyon salt çoğunlukla toplanır ve oy çokluğu ile karar alır. Oyların eşit çıkması halinde başkanın oyu istikametinde karar alınır.

(3) Komisyona üye olarak katılan üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri birer oy hakkına sahiptir. Komisyona gözlemci davet edilecek kurum, kuruluş veya kişiler katıldıkları konu ile ilgili oylamaya katılabilirler.

(4) Komisyon, gündemindeki konularda hazırlık yapmak maksadıyla ilgili kuruluşlardan oluşan bir çalışma grubu teşkil edebilir.

Toplantı gündemi

MADDE 38

 (1) Komisyonun toplantı gündemi sekretarya tarafından hazırlanır. Komisyon üyeleri Komisyon toplantısından en az 20 gün önce toplantı gündemi ile ilgili teklifte bulunabilir.

(2) Gündem konuları toplantı tarihinden en az 15 gün önce üyelere gönderilir. Olağanüstü çağrılı toplantılarda bu süreler uygulanmaz.

ALTINCI BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Başvuru formları, izin belgeleri ve izin bedelleri

MADDE 39

 (1) Bu Yönetmelik kapsamındaki başvuru formları, izin belgeleri ve bedelleri Bakanlık tarafından düzenlenir.

Çevrimiçi sulak alan yönetim ve izin sistemi

MADDE 40

 (1) Bakanlık tarafından ilan edilecek tarihlerde geçerli olmak üzere; bu Yönetmelikte yer alan iş ve işlemlerden Bakanlıkça belirlenenler, Bakanlık tarafından belirlenen çevrimiçi sistem ile gerçekleştirilecektir. Sisteme ait uygulama esasları Bakanlıkça belirlenir.

İdari yaptırımlar

MADDE 41

 (1) Uygulamadan sorumlu kurum ve kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişiler, sulak alanların korunmasında bu Yönetmelik ve bu Yönetmelik uyarınca hazırlanan yönetim planları ile belirlenen esaslara uygun işlem yapmakla yükümlüdürler.

(2) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 2872 sayılı Çevre Kanununun ilgili maddeleri uygulanır.

Yönetmelikte hüküm bulunmayan haller

MADDE 42

 (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri uygulanır.

(2) Salgın hastalık ve milli güvenlik konularına ait iş ve işlemler Bakan onayı ile yapılabilir.

Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

MADDE 43

 (1) 17/5/2005 tarihli ve 25818 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Diğer izin uygulamaları

GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce faaliyete geçmiş olan ve bu Yönetmelik kapsamında izin almamış işletmeler, bu Yönetmeliğin yayımından itibaren iki yıl içerisinde Bakanlıktan izin almaları şartı ile faaliyetlerine devam ederler.(1)(2)

Sulak alan koruma bölgeleri revizyonu

GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce Bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe giren Sulak Alan Koruma Bölgesi sınırları, bu Yönetmeliğe uygun olarak revize edilene kadar mevcut hali ile geçerlidir.

Yürürlük

MADDE 44 

(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 45

 (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Orman ve Su İşleri Bakanı yürütür.

Ekleri için tıklayınız.

 

____________

(1)  Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/10/2015 tarihli ve YD İtiraz No: 2015/1032 sayılı Kararı ile Geçici 1 inci maddesinin  yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

(2) Danıştay Ondördüncü Dairesinin  13/4/2016 tarihli ve E:2014/5470 , K:2016/2827 sayılı kararı ile Yönetmeliğin Geçici 1 inci maddesinin iptaline karar verilmiştir.

 

SULAK ALAN KORUMA BÖLGELERİNDE YAPILMASI YASAK OLAN FAALİYETLER

1. Ham Petrol, Doğal Gaz, Kömür ve Maden Çıkarma Endüstrisi
1.1. Petrol, petrol ürünleri, doğalgaz, petrokimyasal veya kimyasal ürünlerin dolum ve/veya depolama tesisleri.
1.2. Taşkömürü ve bitümlü maddelerin gazlaştırılması ve sıvılaştırılması projeleri.
1.3.Doğalgaz sıvılaştırma ve gazlaştırma tesisleri.
1.4. Nükleer atık maddelerin depolanması için yapılan derin sondajlar.
1.5. Madencilik projeleri: Biyolojik, kimyasal, elektrolitik ya da ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri.
2. Enerji Endüstrisi
2.1. Petrol ve gaz işleme rafinerileri.
2.2. Kok fırınları.
2.3. Kömür gazlaştırma ve sıvılaştırma tesisleri.
2.4. Nükleer güç santralleri ve diğer nükleer reaktörlerin kurulması ve sökümü.
2.5. Radyasyonlu nükleer yakıtlar:
            2.5.1. Nükleer yakıtların yeniden işlenmesi.
            2.5.2. Nükleer yakıtların üretimi veya zenginleştirilmesi.
2.6. Termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri.
3. Metal Üretimi ve İşlenmesi
3.1. Metal cevheri fırınlama veya sinterleme tesisleri (sülfür cevheri dahil).
3.2. Kesintisiz döküm tesislerini de içeren pik demir veya çelik üretimi (birincil ve ikincil ergitme) için entegre tesisler.
3.3. Demir veya çelik işleme tesisleri:
3.3.1. Ham çelik işleyen sıcak haddeleme tesisleri.
3.3.2. Isıl gücün 20 MW’ı aştığı durumda birim gücün 50 kJ’den fazla olduğu şahmerdanlı veya tokmaklı tesisler.
3.3.3. Demir ve çeliğin eritilmiş metal (çinko, kalay ve diğerleri) ile koruyucu yüzey kaplama uygulaması.
3.4. Demir ve çeliğin döküldüğü dökümhaneler.
3.5. Aşağıdaki uygulamalara yönelik tesisler:
3.5.1. Cevherden, konsantreden ya da ikincil hammaddelerden metalürjik, kimyasal veya elektrolitik prosesler ile demir içermeyen ham metal üretim tesisleri.
3.5.2. Kurşun ve kadmiyum için ya da diğer bütün metaller için geri kazanılmış ürünleri de içeren (rafine etme, döküm vb.) alaşımlar dahil demir içermeyen metal ergitme ve/veya bileşiklerinin imali tesisleri.
3.6. Elektrolitik veya kimyasal bir proses kullanılarak metal ve plastik maddelerin yüzey işlemesinin yapıldığı tesisler.
4. Mineral, İnşaat Malzemeleri Endüstrisi
4.1. Asbest ve asbest içeren ürünleri çıkarma, üretme, işleme, dönüşüm tesisleri.
4.2. Asbest madeni işletmeleri ve zenginleştirme tesisleri.
4.3. Asbest kullanan diğer tesisler.
4.4. Son ürünü asbestli beton olan tesisler.
4.5. Son ürün olarak friksiyon (sürtünme) maddesi üreten 50 ton/yıl ve üzeri kapasiteli tesisler.
4.6. Çimento klinkeri üretme tesisleri.
4.7. Döner fırınlarda ya da diğer fırınlarda kireç üretme tesisleri.
4.8. Mineral elyaf üretimi de dahil, mineral madde ergitme tesisleri.
4.9. Üretim kapasitesi günde 75 tondan fazla olan çatı kiremiti, tuğla, refrakter tuğla kiremit, fayans ve porselen gibi seramik ürünlerinin ısıl işlemle elde edildiği tesisler.
5. Kimya ve Petrokimya Endüstrisi
5.1. Entegre kimya tesisleri:
5.1.1. Temel organik kimyasalların üretimi:
a) Basit hidrokarbonlar (lineer veya döngüsel, doymuş veya doymamış, alifatik veya aromatik).
b) Alkoller, aldehitler, ketonler, karboksilik asitler, esterler, asetatlar, peroksitler ve epoksi reçineler gibi oksijen içeren hidrokarbonlar.
c) Kükürtlü hidrokarbonlar.
ç) Aminler, amidler, azotlu, nitritli ve nitratlı bileşikler, nitriller, siyanitler ve iso siyanitler gibi azot içeren hidrokarbonlar.
d) Fosfor içeren hidrokarbonlar.
e) Halojenik hidrokarbonlar.
f) Organometalik bileşikler.
g) Temel plastik maddeler (polimerler, sentetik elyaflar ve seluloz bazlı elyaflar).
ğ) Sentetik kauçuk.
h) Boya ve pigmentler.
ı) Yüzey aktif maddeler.
5.1.2. Basit inorganik kimyasalların üretimi:
a) Amonyak, klor ya da hidrojen klorür, flor ya da hidrojen florür, karbon oksitler, kükürt bileşikleri, azot oksitler, hidrojen, kükürt dioksit, karbonil klorür gibi gazlar.
b) Kromik asit, hidroflorik asit, fosforik asit, nitrik asit, hidroklorik asit, sülfürik asit, oleum ve kükürtlü asitler gibi asitler.
c) Amonyum hidroksit, potasyum hidroksit, sodyum hidroksit gibi bazlar.
ç) Amonyum klorür, sodyum klorit, potasyum klorit, potasyum karbonat, sodyum karbonat, perborat, gümüş nitrat, baryum sülfat gibi tuzlar.
d) Ametaller, metal oksitler ya da kalsiyum karpit, bor ve bileşikleri, zırnık, dispeng oksit, silisyum, silisyum karpit gibi diğer inorganik maddeler.
5.1.3. Hammadde aşamasından başlamak suretiyle fosfor, azot ya da potasyum bazlı gübre üretimi (basit bileşik gübreler).
5.1.4. Bitki Koruma Ürünlerinin ve biyositlerin üretimi.
5.1.5. Kimyasal ya da biyolojik prosesler kullanılarak temel farmasötik ürünlerin üretimi (alkaloid tesisler dahildir).
5.2. Bant biçimindeki malzemeleri plastik maddelerle kaplayan tesisler ile plastik maddeler, yumuşatıcılar, okside ve beziryağı veya diğer maddelerden meydana gelen karışımları kurutan tesisler.
5.3. Tellerin fenol ve kresol reçinelerle ya da diğer organik maddelerle yalıtıldığı tesisler.
5.4. Stiren katkılı veya aminli epoksi reçineli sıvı veya doymamış poliester reçinelerinin işlendiği tesisler.
5.5. Isıl işlem yoluyla furan, üre fenolü resorsin maddeleri veya ksilen reçinesi gibi aminoplast veya fenolformaldehidplastların kullanımı ile madde üretilen tesisler.
5.6. Poliüretan biçimlendirme maddeleri veya poliüretan köpüğü ile maddeler içerisinde boşluk oluşturma çalışmaları yapan tesisler (ana girdi maddelerinin 200 kg/saat ve üzerindeki tesisler dahil olup, termoplastik poliüretan kullanan tesisler).
5.7. Fenol veya diğer plastik reçineli bağlayıcı maddelerin kullanılması suretiyle balata üreten tesisler.
5.8. Organik bağlayıcı maddeler kullanılarak yapay zımpara plakaları, parçaları, zımpara kağıtları veya dokularının üretildiği tesisler.
5.9. Patlayıcı üretimi, Patlayıcı ve parlayıcı maddelerin üretildiği tesisler.
5.10. Lastik üretim tesisleri (iç ve dış motorlu taşıt ve uçak lastikleri, kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri).
5.11.Tarım ilaçları ve farmasotik ürünlerin, boya ve cilaların, elastomer esaslı ürünlerin ve peroksitlerin üretildiği veya elastomer esaslı ürünlerin işleme tabi tutulduğu tesisler, bitki gelişim düzenleyiciler.
6. Kâğıt Endüstrisi
6.1. Keresteden ya da diğer lifli malzemelerden selüloz ve/veya kağıt hamuru üretim tesisleri.
6.2. Her çeşit kağıt üretim tesisleri ve karton üretim tesisleri.
7. Atık Yönetimi
7.1. Tehlikeli ve Özel İşleme Tabi Atıkların bertarafı
          7.1.1. Tehlikeli ve Özel İşleme Tabi Atıkların geri kazanılması ve/veya nihai bertarafını yapacak tesisler.
          7.1.2.Tıbbi atıklar için projelendirilen yakma tesisleri.
          7.1.3. Tıbbi atık düzenli depolama tesisleri.
          7.1.4. Atık yağ geri kazanımı için projelendirilen tesisler.
          7.1.5. Tehlikeli atık ihtiva eden atık barajları, atık havuzları.
7.2. Radyasyondan arınmış nükleer yakıtların veya sınır değerin üzerinde radyasyon içeren atıkların işlenmesi.
7.3.Radyasyonlu nükleer yakıtların nihai bertarafı işlemi.
7.4.Yalnız radyoaktif atıkların nihai bertarafı işlemi.
7.5.Yalnızca radyasyonlu nükleer yakıtların (10 yıldan uzun süre için planlanmış) veya nükleer atıkların üretim alanından farklı bir alanda depolanması.
7.6.Radyasyondan arınmış nükleer yakıtların nihai bertarafı.
8. Gıda Endüstrisi
8.1. Aşağıdakilerden gıda üretmeye ilişkin her türlü işlem ve proses:
8.1.1. Günlük nihai ürün üretim kapasitesi 75 tondan fazla olan hayvansal hammadde (süt dışında).
8.1.2. Günlük nihai ürün üretim kapasitesi 300 tondan fazla (3 aylık ortalama değer bazında) olan bitkisel hammadde.
8.1.3. Entegre süt ürünleri üretim tesisleri (sütten peynir, yağ, yoğurt gibi süt ürünlerinden en az ikisinin üretildiği tesisler).
8.2.  Entegre zeytin işletmeleri.
8.3. Et ürünleri üretim tesisleri (kesimin ve et ürünleri üretiminin birlikte yapıldığı tesisler) ve Mezbahaneler,
           8.3.1. Büyükbaş hayvan kesimi ve et ürünlerinin üretildiği tesisler.
           8.3.2. Küçükbaş hayvan kesimi ve et ürünlerinin üretildiği tesisler.
           8.3.3. Kanatlı hayvanların kesimi ve et ürünlerinin üretildiği tesisler.
           8.3.4. Rendering tesisleri.
8.4. Entegre yağ üretim projeleri (bitkisel ürünlerden ham yağ eldesinin ve rafinasyon işleminin birlikte yapıldığı tesisler).
8.5.Maya ve nişasta fabrikaları.
8.6.Şeker fabrikaları.
9. Diğer Tesisler/Faaliyetler
9.1. Elyaf veya tekstil ön işlem (yıkama, ağartma, terbiye ve merserizasyon gibi işlemler) veya boyama tesisleri.
9.2. Terbiye işlemlerinden kasar (haşıl sökme, ağartma, merserizasyon, kostikleme ve benzeri.) veya boyama birimlerini içeren iplik, kumaş veya halı fabrikaları.
9.3. Ham deri (işlenmiş ham deriden son ürün elde eden tesisler hariç) işleme tesisleri. Hayvan derisi ve postu tabaklama ve/veya deri mamulleri işleme tesisleri.
9.4. Boyama (kimyasal veya kök boya kullanılarak), kasar veya baskı işlemi yapan iplik, kumaş veya halı fabrikaları.
9.5.Yün veya tiftiğin ovalanması, yağının alınması veya ağartmasının yapıldığı endüstriyel tip tesisler.
9.6. Denim (Kot) veya konfeksiyon ürünleri yıkama tesisleri.
9.7. Cam, cam elyafı veya taş yünü üretim tesisleri.
9.8. Solvent kullanılarak malzeme, nesne ve ürünlerin yüzey işlemlerinin yapıldığı tesisler; örn. apreleme, baskı, kaplama, yağ giderme, su geçirmez hale getirme, boyutlandırma, boyama, temizleme ya da emprenye etme faaliyetleri.
9.9. Yanma ve grafitleştirme yolu ile karbon ya da elektrografit üretme tesisleri.
9.10.Suyolları, limanlar ve tersaneler:
           9.10.1. Ticari amaçlı liman, iskele ve rıhtımlar (güneşlenme ve sportif amaçlı iskeleler hariç), Yat Limanları.
           9.10.2. Yük ve yolcu gemilerinin yapım, bakım, söküm ve onarımı amaçlı tersaneler ile  24 m. üzerinde yat imalatı yapan tesisler.
9.11.İhtisas organize sanayi  bölgeleri, endüstri bölgesi, organize sanayi bölgesi, serbest bölge sanayi alanı.
9.12.Pil ve akü üretim tesisleri (montaj yapılan tesisler hariç).
9.13.Tarım ilaçları ve/veya farmasötik ürünlerin etken maddelerinin üretildiği tesisler.
9.14. Beyaz eşya üretimi veya boyamasının yapıldığı tesisler.
9.15.Damper, karoser vb. araç üstü ekipmanların boyanarak üretildiği tesisler.
9.16. Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliği ek-1’inde yer alan maddeleri üreten, kullanan ve depolayan diğer tesisler.

EK-2

SULAK ALAN KORUMA BÖLGELERİNDE YAPILMASI BAKANLIK İZNİNE TABİ OLAN FAALİYETLER

1. Ham Petrol ve Madencilik
1.1. Ham Petrol çıkarılması.
1.2. Doğal gaz çıkarılması.
1.3. Taş ocakları, açık ocak madenciliği, patlatma yapılarak maden çıkarılan ocaklar.
1.4. Metalik ve/veya metalik olmayan açık ocak veya yeraltı madenciliği.
1.5. Akarsudan mineral çıkarılması.
1.6. 1 inci ve 2 nci grup madenlerin her türlü işleme sokulması (kırma-eleme, öğütme, yıkama ve benzeri).
1.7. Perlit, şist ve kil patlatma tesisleri.
1.8. Blok ve parça mermer, dekoratif amaçlı taşların çıkartılması, işlenmesi ve yıllık mermer kesme, işleme ve sayalama tesisleri.
1.9. Metan gazının çıkartılması ve depolanması.
1.10. Karbondioksit ve diğer gazların çıkartıldığı, depolandığı veya işlendiği tesisler.
1.11. Cevher hazırlama veya zenginleştirme tesisleri (Ek-I’de yer almayanlar).
1.12. Tuzun çıkarılması ve/veya her türlü tuz işleme tesisleri.
1.13. Turba çıkarılması.
1.14. Kum, çakıl ve benzeri maddelerin alımı.
2. Enerji Endüstrisi, Ulaşım, Altyapı ve Kıyı Yapıları
2.1.Su depolama ve Hidroelektrik Santral Projeleri.
             2.1.1. Su depolama tesisleri (baraj ve göletler).
             2.1.2. Nehir tipi santraller.
2.2. Akarsu havzaları arasında su aktarma projeleri
2.3.Akarsu yataklarının düzenlenmesi (kuru dereler ve mevsimsel akış gösteren dereler hariç).
2.4. 10 MW ve üzeri Rüzgâr enerji santralleri.
2.5. Jeotermal kaynağın çıkartılması ve jeotermal enerji kullanan tesisler (Isı kapasitesi 5MWt-megawatt termal ve üzeri).
2.6. Elektrik, gaz, buhar ve sıcak su elde edilmesi ve/veya nakledilmesi için kurulan endüstriyel tesisler (10 MW ve üzeri).
2.7.154 kV üzeri gerilimdeki enerji iletim tesisleri (5 km ve üzeri).
2.8. Dip tarama projeleri.
2.9.Yeraltı suyu çıkarma veya yeraltında depolama projeleri.
2.10. Çekek yerleri (Yat ve teknelere karaya çekme, bakım, onarım, konaklama, denize indirme hizmetleri sunan, tekne veya 24 m. uzunluğa kadar yat imalatı yapan tesisler).
2.11. Güneş Enerjisi Santralleri
3. Metallerin Üretimi ve İşlenmesi
3.1. Anma gücü 100 kW ve üzerinde değirmenlerle hurda parçalayan tesisler,
3.2. Aşağıdaki makinelerin üretildiği, tamirinin yapıldığı tesisler:
3.2.1. Kazanlar.
3.2.2. Metal saçtan yapılmış konteynerler.
3.3. Sıcak biçimlendirme metoduyla üretilen çelik dikişsiz boru ve kaynaklı boru üreten tesisler.
3.4. Soğuk biçimlendirme metoduyla üretilen çelik dikişsiz ve kaynaklı boru üreten tesisler.
3.5. Püskürtmeli maddelerle demir-çelik yapı konstrüksiyonları, çelik konstrüksiyonlar ve sac parçaları yüzeylerinin muamele edildiği ve taşlama veya zımparalama tesisleri. (Kapalı devre çalışan püskürtme maddesinin devrede kaldığı tesisler hariçtir).
3.6. Kurşunlu akümülatör ile endüstriyel akümülatör hücreleri baterya ve pil vb üreten tesisler.
3.7. Tokmaklama metodu ile metal tozu üreten tesisler ve diğer metal tozu ve pastaları üreten tesisler.
3.8. Motorlu taşıt üretimi ve montajı ve motorlu taşıtların motorlarının üretimi.
3.9. Gemi, yat inşa ve bakım onarım tersaneleri.
3.10. Uçak yapım ve bakım tesisleri.
3.11. Demiryolu ekipmanı üretimi.
3.12. Patlayıcılar ile baskı yapılarak üretilen metallerin bulunduğu tesisler
3.13. Metallerin sırlama, emaye ve/veya mineleme işleminin yapıldığı tesisler.
3.14. Metallerin asit veya baz ile işlem gördüğü tesisler.
3.15. Demir dışı metal oksit (alüminyum oksit ve çinko oksit gibi) üretim tesisleri.
3.16. Seri makine imalatı, elektrik makineleri ve yedek parça üretimi.
3.17. Mekanik işlemle metallere yüzey işlemi yapılan tesisler.
4. Mineral, İnşaat Malzemeleri Endüstrisi
4.1. Çimento öğütme veya paketleme tesisleri.
4.2. Kireç öğütme, söndürme veya paketleme tesisleri.
4.3. Boksit, dolomit, alçı, kiselgar, magnezit, kuvarzit ve şamot gibi maddelerin pişirildiği ve/veya ergitildiği tesisler.
4.4. Günlük üretim kapasitesi 75 tonun altında üretim olan çatı kiremiti, tuğla, refrakter tuğla kiremit, fayans ve porselen gibi seramik ürünlerinin ısıl işlemle elde edildiği tesisler.
4.5. Gazlı beton blokları ve buhar basıncı altında kum-kireç briketi veya elyaflı çimento levhaların üretildiği tesisler.
4.6. Üretim kapasitesi 10 m3/saat ve üzerinde olan, çimento kullanarak beton, harç veya yol malzemesi üreten tesisler; malzemelerin sadece kuru oldukları zaman karıştırıldıkları yerler dahil.
4.7. Çimento veya diğer bağlayıcı maddeler kullanarak, sıkıştırma darbe, sarsma ve titreşim yoluyla şekillendirilmiş malzeme üreten tesisler.
4.8. Hazır Beton Tesisleri.
4.9. Boru üretimi yapan tesisler.
5. Kimya Endüstrisi
5.1. Kimyasalların ve ara ürünlerin işlenmesi (Ek-1’de bulunmayan faaliyetler).
5.2. 5 ton veya daha fazla Bitki Koruma Ürününün depolandığı tesisler.
5.3. Saatte 1 ton veya daha fazla kapasiteye  sahip organik çözücülerin damıtma ile yeniden işlendiği tesisler.
5.4. Günde 1 ton veya daha fazla kapasiteye sahip doğal reçine eritme tesisleri.
5.5. Patlayıcı maddelerin depolanması, bertarafı ve geri kazanımına dair tesisler (cephanelerin veya diğer patlayıcıların yüklendiği veya patlatıldığı tesisler buna tabidir, kibrit üretimi ise kapsam dışındadır).
5.6. Bitki Koruma Ürünleri ile bunlarda kullanılan etkin maddelerin öğütüldüğü, mekanik olarak, karıştırıldığı, paketlendiği ve boşaltıldığı ve yeniden paketlendiği tesisler.
5.7. Hammaddesini hazır alıp sadece karışım yapan sabun veya deterjan üretimi yapan tesisler
6. Ağaç ve kâğıt endüstrisi
6.1. Tahrik gücü 100 kW’ın üzerinde olan ağaç işleme, ağaç kaplama üretimi ve kereste fabrikaları, mobilya fabrikaları ve ağaç parke üretim fabrikaları.
6.2. Aylık kapasitesi 30 m3 veya daha fazla olan ağaç ve ağaç ürünlerinden sunta üreten tesisler.
6.3. Aylık kapasitesi 1000 m3 veya daha fazla olan ağaç ve ağaç ürünlerinin doğrandığı tesisler.
7. Atık Yönetimi
7.1. Ambalaj atığı toplama, ayırma ve geri dönüşüm tesisleri.
7.2. Evsel atık transfer istasyonu.
7.3. Gemilerin normal faaliyetinden kaynaklanan atıkların toplandığı “Atık Kabul Tesisleri”.
7.4. Tehlikeli atık taşıma faaliyeti ile ilgili tesisler
7.5. Kümes ve ahır gübrelerinin geri kazanılması ve bertaraf edilmesine yönelik tesisler.
7.6. Hayvan dışkısı kurutma tesisleri.
8. Gıda Endüstrisi
8.1. Hayvansal yan ürünler ve artığı işleme vb. tesisler, hayvansal yağların üretimini yapan tesisler.
8.2. Bitkisel ve hayvansal ürünlerin nihai paketlendiği tesisler.
8.3. Suma veya malt üretimi tesisleri ve/veya alkollü içeceklerin üretildiği tesisler.
8.4. Alkolsüz içecekler üretim tesisleri.
8.5. Aşağıdaki gıda ürünlerinin üretimine yönelik her türlü işlem ve prosesler:
8.5.1. Günlük 75 tonu aşmayan nihai üretim kapasitesine sahip (süt hariç) hayvansal hammaddeler.
8.5.2. Günlük 300 tonu aşmayan nihai üretim kapasitesine sahip (üç aylık ortalama değer bazında) bitkisel hammaddeler.
8.6. İşlenmemiş kemik ve işlenmiş hayvan derisi ve kılı depolama tesisleri.
8.7. Balık veya kemik unu üretim ve/veya depolama tesisleri.
8.8. Balık yağı fabrikaları.
8.9. Çay fabrikaları.
8.10. Un ve unlu mamullerin üretildiği tesisler.
8.11. Entegre tesis niteliğinde olmayıp, yöre halkının ihtiyacını karşılamak üzere 1000kg/gün den fazla süt kullanmadan üretim yapılan mandıralar.
8.12. Su ürünleri işleme tesisleri.
8.13. Kimyasal madde kullanılmadan üretim yapan zeytin işletmeleri.
8.14. Kesim prosesi içermeyen et üretim tesisleri.
9. Tarım, Su Ürünleri ve Yetiştiriciliği Tesisleri
9.1. Zati ihtiyaçlar dışındaki büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği
9.2. Zati ihtiyaçlar dışında kümes hayvancılığının yapıldığı tesisler.
9.3. Balık ve/veya su ürünleri çiftlikleri:
               9.3.1. Kültür balıkçılığı projeleri.
               9.3.2. Balık kuluçkahaneleri.
9.4. Saz kesimi.
10. Diğer Tesisler
10.1.Üretim kapasitesi 25 ton/saat ve üzerinde olan hava sıvılaştırma tesisleri.
10.2. Motorlu taşıtlar için sürekli yarış ve test parkurları.
10.3. Kentsel ve/veya evsel nitelikli atık su arıtma tesisleri.
10.4. Hurdaların veya kullanılmış taşıtların veya hurda taşıtların depolama alanları ve/veya işlem tesisleri.
10.5. Sigara fabrikaları.
10.6. Kuru durumda olan tozlanabilen yığma maddelerin, damperli araçlar ve devirmeli depolar, kepçeler ve teknik araç ve gereçlerle doldurulup boşaltıldığı açık veya tam kapalı olmayan depolama tesisleri (200 ton/gün ve üzerinde madde aktarılan tesisler dâhil olup, hafriyat çalışmaları hariçtir).
10.7. Tuz işletmeleri.
10.8. Biyodizel üretim tesisleri.
10.9. Asfalt üretim tesisleri.
10.10.hava taşıtları onarım tesisleri.
10.11.Toplu halde projelendirilen konutlar (200 konut ve üzeri).
10.12. Arabalar ve motosikletler için kalıcı yarış ve test sahaları.
10.13. Golf tesisleri.
10.14. Turizm konaklama tesisleri (100 oda ve üzeri oteller, tatil köyleri, turizm kompleksleri ve benzeri).
10.15. Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliği Ek-2’sinde yer alan maddeleri içeren diğer tesisler.
10.16. Akaryakıt ve LPG Satış İstasyonları

30 Eylül – Hukuk Takvimi

0
30 Eylül – Hukuk Takvimi
1883 

Nazi Almanyası’nda Bilim, Eğitim ve Ulusal Kültür Bakanı Bernhard Rust doğdu. (Ölümü: 8 Mayıs 1945) Alman filolojisi ve felsefe alanında doktora yaptı. 1908’de Hannover Ratsgymnasiumu’nda lise öğretmeni oldu. I. Dünya Savaşı esnasında orduya hizmetlerden ve gösterdiği cesaret dolayısıyla kendisine demir haç verildi. 1922’de NSDAP’ye katıldı. Hannover ve Braunschweig’nin Gauleiter’i (bölge lideri) oldu. 1930’da Reichstag üyeliğine seçildi. 1933’te Prusya Eyaletinin Kültür Bakanlığına getirildi. 1 Haziran 1934’te Bilim, Eğitim ve Ulusal Kültür Bakanlığında görev yaptı. Nazizm ideallerine uymak amacıyla Alman eğitim sistemine tekrar şekil vermek üzere çalışmalar yaptı.  Tıbbi deney için mahkûmların kullanımına bakan ulusal bir araştırma merkezinin yöneticisiydi. Almanya’nın yenilgisinden sonra intihar etti. Birleşmiş Milletler savaş suçu komisyonu, İnsan kobayı teşrihi olarak tanımlandığı suçlar için onu suçlu buldu.

Bernhard Rust
 1908

Aydın-İzmir demiryolu hattında 31 Ağustos’ta başlayıp sorumlular tutuklanınca sona eren grev tekrar başladı. İşçilerin Develiköy İstasyonu’nda treni raydan çıkarmaları üzerine sevk edilen askerler sosyalist ‘Irgat’ gazetesi muhabiri Koncamani ve birkaç işçiyi tutukladı. Tutuklular 1 ekimde İzmir’den gelen bir tabur askerle hükümet hapishanesine nakledildi.

 1928 Nobel Barış Ödülü sahibi, Romanya doğumlu Yahudi edebiyatçı Elie Wiesel doğdu. (Ölümü: 2016)
 1936

Prof. Dr. Mümtaz Soysal ile cezaevinde evlenen sosyolog ve bilim insanı Sevgi Soysal doğdu. (Ölümü: 22 Kasım 1976)

Mümtaz Soysal – Sevgi Sabuncu (Soysal) Cezaevinde evlenmişlerdi.
 1949

Mao Zedung Çin Halk Cumhuriyeti başkanı seçildi. Zedong, 2008 yılında yapılan bir araştırmada hakkında en çok eser yazılan ilk 100 kişi listesinde 15. sırada yer alan liderdir.  Mao, Büyük İleri Atılım  Sağcı Karşıtı Hareket  Sosyalist Eğitim Hareketi Kültür Devrimi gibi isimler verdiği, ortaklaştırmayı da kapsayan çeşitli sosyo-ekonomik projeler geliştirdi. Bu projeler sayesinde güçlü, müreffeh ve eşitlikçi bir Çin yaratmayı hedefledi. Mao hakkındaki tartışmalar ölümünden yıllar sonra bile hâlâ devam etmektedir. Taraftarlarına göre Mao, büyük bir devrimci önderdir ve görüşleri Marksizm’in gelişmiş yorumunu oluşturur. Çin’deki destekçileri, Mao’yu 20. yüzyıldaki büyük Çin devletini yaratan siyasi ve askeri lider olarak görürler. Çin’de hâlâ resmen saygı görmekle birlikte ölümünden sonra Çin siyaseti üzerine olan etkisi giderek azalmıştır.

 1953

Uluslararası Çeviri Günü, çevirmenlerin azizi olarak kabul edilen İncil çevirmeni Aziz Jerome adına her yıl 30 Eylül’de düzenlenen kutlanmaya başlandı. Kutlama ilk başladığı 1953 yılından bu yana FIT (International Translation Federation – Uluslararası Çeviri Federasyonu) tarafından düzenlenmektedir. 

 1960

Devlet Planlama Teşkilatı kuruldu. 91 sayılı Devlet Planlama Teşkilatının Kurulması Hakkındaki Kanun, 5 Ekim 1960 tarih ve 10621 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak kabul edildi. DPT Türkiye’nin ekonomik ve sosyal kalkınmasını hızlandırmak için kurulan ve 1960-2011 yılları arasında faaliyet gösteren olan kurumdur.

 

 1962

Açık Deniz Sözleşmesi, 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri kapsamında 29 Nisan 1958 tarihinde imzalandı ve 30 Eylül 1962 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Açık Deniz Sözleşmesi’ne taraf olmamıştır. 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri; Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının Korunması Hakkında Sözleşme, Kıta Sahanlığı Sözleşmesi, Açık Deniz Sözleşmesi ve Kara Suları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi olmak üzere dört ana sözleşmeden oluşmaktadır.

 1976

İstanbul Profilo Fabrikası’nda 10 işçinin işten çıkarılmasını protesto eden işçilerle Polis arasında çatışma yaşandı. Yakup Keser adlı işçi öldü, 5 kişi yaralandı ve yüzlerce işçi tutuklandı. Profilo’da ki çatışmanın ardından jandarma araya girdi ve işçilerin askeri araçlara bindirilip evlerine nakledilmesinde anlaşmaya varıldı. Ancak evlerine götürülecekleri vaadiyle araçlara bindirilen işçiler Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürülüp polislere teslim edildi.

 1976

Uygarlık Tarihi dersinden dolayı yargılanan Server Tanilli mahkemede yaptığı savunmasında ‘Bilim adamının mahkemelere karşı sorumluluğu var mıdır? Hayır. Bilim adamı bilimsel görevini yerine getirirken, mahkemelere karşı hesap vermez’ dedi.

Prof. Dr. Server Tanilli
1983

Milli Güvenlik Konseyi Çanakkale Zincirbozan’da zorunlu ikamete tabi tutulan 16 siyasinin serbest bırakılmasına karar verdi.

 1984

17 Eylül’de gözaltına alınan TKP/ML üyesi Hasan Hakkı Erdoğan’ın sorguda işkenceyle öldürüldüğü açıklandı.

 1999

Ulucanlar Operasyonu’na tepki olarak çeşitli cezaevlerinde rehin alınan 72 gardiyan serbest bırakıldı. Ulucanlar Cezaevinde ölen mahkumlardan Ümit Altıntaş, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi, anmaya gelenler gözaltına alındı.

 1999

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere, Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşması ve Cezaevi Mevcudu Enflasyonu Hakkındaki R (99) 22 sayılı Tavsiye Kararı adıyla Bakanlar Delegeleri Komitesinin 30 Eylül 1999 Tarihli 681’ci Sayılı Bakanlar Komitesince kabul edildi.

 1999

Ermeni asıllı Amerikalı avukat Robert George Kardashian yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Şubat 1944) San Diego Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. O. J. Simpson cinayet davasının avukatı olarak ünlendi. Kim Kardashian’ın babasıdır.

Avukat Robert George Kardashian
 2000 Galatasaray’da F tipi cezaevlerini protesto eden 9 tutuklu ve hükümlü yakını gözaltına alındı.
 2001

İkiz Kulelere yapılan saldırıdan 18 gün sonra 30 Eylül 2001’de Washington, New York, Los Angeles, San Francisco ve Chicago’da on binlerce Amerikalı ABD yönetiminin Afganistan’a misilleme hazırlıklarını eylemlerle protesto etti. Savaş karşıtı gösterilerde ‘Göze göz herkesi kör eder, Şiddet Şiddetle Çözülmez, Savaş sevdiklerimizi geri getirmez’ yazılı pankartlar taşındı.

2004 

TRT’nin 500’ü aşkın sözleşmeli çalışanının işine son verilmesi, kurum sanatçıları ve KESK’E bağlı Haber-Sen üyelerince protesto edildi.

 2004

Rusya’da küresel ısınmaya set çekmeye yönelik Kyoto Sözleşmesi kabine tarafından kabul edildi.

 2005

Cezayir’de yapılan referandumda Barış ve Ulusal Uzlaşma Sözleşmesine yüzde 97.4 oranında ‘Evet’ oyu çıktı. Sözleşme, ülkede yaşanan iç savaşta yer alan İslamcı militanlarla güvenlik güçlerine geniş af getirdi.

 2006

ABD Senatosu, ‘yasadışı’ göçmenlere çare olarak Meksika sınırının üçte birinden fazlasına duvar örülmesini onayladı. Meksika Dışişleri Bakanı Luis Ernesto Derbez kararı kınadı.

 2007

Yargıtay Başsavcılığı, Fethullah Gülen’in ‘din esaslarına dayalı devlet için yasadışı örgüt kurmak’ iddiasıyla yargılandığı davada Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği ‘beraat’ kararına itiraz etti. Başsavcılık, teşekkülün oluşturulması ile suçun tamamlanacağını bildirdi.

 2010

Ekvador’da Devlet Başkanı Rafael Correa’ya karşı emniyet teşkilatına mensup bir grup polisin düzenlediği darbe girişimi engellendi.

 2010

Konya’da 2008 yılında 18 öğrencinin öldüğü, Süleymancılara ait kaçak yurt binasının çöküşüne dair davanın duruşmasına devam edildi. Mağdurlardan Zeynep Büşra Demirbaş, mahkemede gaz kokusu alınmasına karşın yetkililerin dışarıya çıkmalarına izin vermediklerini söyledi.

 2012

İstanbul’da binlerce kişi 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yapan yasa tasarısını protesto etti. Protestocular ‘sokak hayvanlarının gözlerden ırak doğal parklara götürülmesi, evde beslenecek hayvan sayısının sınırlandırılması, tehlikeli türlerin barınaklara teslim zorunluluğu’ gibi düzenlemelere karşı çıktı.

 2013

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratikleşme paketi kapsamında başörtüsü yasağının sona erdiğini ve okullarda okutulan “andımız”ın kaldırıldığını açıkladı. 

 2015

Filistin devletinin bayrağı, 30 Eylül 2015’te BM Genel Kurulunda alınan karar sonrasında düzenlenen törenle ilk kez Birleşmiş Milletlerde göklere çekildi.

 2016 İsrail, Mavi Marmara olayında yakınlarını kaybeden ailelere ödenecek 20 milyon dolarlık tazminatı Türkiye’ye ödedi.
2020

Hukukçu, AİHM ve Uluslararası Adalet Divanı Yargıcı, Eski Dışişleri Bakanı Ali Hüsrev Bozer yaşamını yitirdi. (Doğumu: 28 Temmuz 1925) 

2022 Farklılıkların zenginlik olduğunu ve birlikte yaşayabileceğini göstermek amacıyla Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonunun desteğiyle Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği (STGM) tarafından düzenlenen Sivil Sesler Festivali başladı. Sivil Sesler Festivalinde, farklı çalışma alanlarından sivil toplum örgütleri, deneyimlerini, birikimlerini ve çalışmalarını paylaşıyor.
2023 Türkiye İşçi Partisi (TİP) lideri Erkan Baş’ın, Yargıtay’ın 18 yıllık hapis cezasını onadığı Avukat Şerafettin Can Atalay için 1 Ekimde başlatacağı Hatay’dan Ankara’ya Özgürlük Yürüyüşü’ne Atalay’ın annesi Şükran Atalay, babası Mustafa Atalay ve amcası Abdurrahman Atalay ile aile üyelerinin de katılacağı açıklandı. 

2023  İran’da hak ihlallerini takip eden Norveç merkezli Hengaw İnsan Hakları Örgütü(Hengaw Organization for Human Rights), 2023 yılı başından bu yana İran rejimi tarafından bin 700 kişinin tutuklandığını duyurdu.
 2023 Almanya Dışişleri Bakanlığı, Yargıtay’ın Gezi Davası’nda 28 Eylül Perşembe günü verdiği onama kararları hakkında açıklama yaptı: “Yargıtay’ın dünkü kararı, Türkiye’de insan hakları ve hukukun üstünlüğü için yıkıcı bir sinyal.”
 2024 Adana Milletvekili Ahmet Zenbilci partisinden istifa etti. Zenbilci’nin oğlu T.Z.’nin Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü uyuşturucu ticareti soruşturması kapsamında 20 kg sentetik uyuşturucuyla babasının adına kayıtlı araçta yakalandığı ve tutuklandığı ortaya çıktı.
 2024 Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi Başkanı Murat Özcan evinde ölü bulundu. Cenaze otopsi için Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’na götürüldü.
 2024 “Diddy” ve “Puff Daddy” lakaplı Amerikalı rapçi ve yapımcı Sean Combs hakkında “ekonomik, psikolojik, sözlü ve fiziksel şiddette bulunduğu” gerekçesiyle dava açıldı. Federal savcılar tarafıdan hazırlanan iddianamede, genellikle kayıt altına alınan “Freak Offs” adlı partilere katılmaya ‘mecbur kıldığı’ kişileri, parti esnasında cinsel ilişkiye girmeye zorladığı, evlerinde yapılan aramalarda ise uyuşturucu bulunduğu belirtildi.Combs, “seks ticareti, zorla çalıştırma, adam kaçırma, alıkoyma, kundaklama, uyuşturucu bulundurma, rüşvet ve adaleti engelleme” suçlamalarıyla 16 Eylül’de gözaltına alınmıştı.
 2024

Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde 14 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismar iddiasıyla adliyeye sevk edilen 18 kişiden 10 tutuklandı.

 2024

Eski milli futbolcu Serhat Akın’a yönelik silahlı saldırıya ilişkin gözaltına alınan 6 şüpheliden 5’i Beykoz Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.

 2024 Balıkesir’in Bandırma ilçesinde öldürülen “evsiz” Fevzi Karabacak’ın, İkbal İnce tarafından bıçaklandığı tespit edildi. Emniyetteki ifadesinde, Fevzi Karabacak’ı, “İntikam için bıçakladım” dediği öğrenilen İkbal İnce, sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkeme tarafından, ‘Kasten öldürmek’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.

30 Eylül – Hukuk Takvimi

29 Eylül – Hukuk Takvimi

0
29 – Eylül Hukuk Takvimi
1509 İspanyol hekim ve hümanist Miguel Servet doğdu. (Ölümü: 1553) Toulouse Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. 1531’in Temmuz’unda De Trinitatis Erroribus‘u (Teslisin Yanlışlıklarına Dair) kitabını yayımladı. Matematik, gök bilim, meteoroloji, coğrafya, anatomi, eczacılık, hukuk felsefesi gibi alanlarda çalışmaları bulunmaktadır. 4 Nisan 1553’te Roma Katolik Kilisesi yetkilileri tarafından; Kilise’yi inkar etmek ve Mesih’in mesajını ve kutsallığını inkar etmekle suçlanarak kendisini Engizisyon görevlilerinin elinde hapsedilmiş olarak buldu, tutuklandı ve hapsedildi. 7 Nisan 1553’te hapisten kaçtı. 17 Haziran 1553’te Fransız Engizisyonu tarafından idama mahkum edildi. İsa’nın hiçbir tanrısal konumu olmadığını savunduğu için, Cenevre’de yakalandı ve bir kazığa bağlanıp diri diri yakılarak öldürüldü.

Engizisyon’a kurban giden aydınlardan Miguel Servet
 1786

 Meksikalı siyasetçi, asker ve avukat, Guadalupe Victoria doğdu. (Ölümü:  21 Mart 1843) 1824 Meksika Anayasası’nın yürürlüğe girmesi sonrasında ise Meksika devlet başkanı seçilerek ülkenin ilk devlet başkanı oldu. 30 Temmuz 1834 – 13 Aralık 1834 tarihlerinde başkanlık yaptı. Devlet başkanlığı döneminde Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Orta Amerika Federal Cumhuriyeti ve Büyük Kolombiya ile diplomatik ilişkileri başlattı. Köleliği kaldırdı.

Meksika’nın ilk devlet başkanı ve hukukçu Guadalupe Victoria
 1808

Senedi İttifak, 29 Eylül 1808 tarihinde ilan edildi. Senedi İttifak, askeri, idari ve eğitim alanlarında bir takım reformlar içermektedir ve 2. Mahmut Dönemi Islahatları içinde yer almaktadır. Osmanlı Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa, Rumeli ve Anadolu ayanlarını İstanbul’da toplamış, yapılan toplantı sonucunda Anayasal unsurlar içeren bir antlaşma yapılmıştır. Senedi İttifak, Türk Anayasa Hukuku tarihinde anayasal unsurlar içeren ilk belge olarak kabul görmektedir.

1844 

Şair, filozof, antolojist ve cinsiyet hakları savunucusu Edward Carpenter doğdu. (Ölümü: 28 Haziran 1929) Yayınladığı ‘Medeniyet, Sebepleri ve Tedavisi’ ile uygarlığın, insanların geçirdiği bir çeşit hastalık olduğunu savunmasıyla bilindi.  Vejeteryanlığı savundu ve hapishane reformu için aktivizm yürüttü. Çok sayıda eser bıraktı.  

 1911 İtalya, 29 Eylül 1911 tarihine, Trablusgarp ve Bingazi’de ekonomik çıkarlarını korumak gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etti. Trablusgarp’ın bir kısmını ele geçirdikten sonra savaşı Ege Denizi’ne taşıdı. İtalya, 28 Nisan-20 Mayıs 1912 tarihleri arasında Menteşe Adaları bölgesindeki 16 ada ve adacığı işgal etti. Taraflar arasındaki savaş, barış görüşmeleri ile sona erdi ve Uşi Barış Antlaşması, Osmanlı İmparatoru ile İtalya Kralı arasında 18 Ekim 1912’de Lozan’da imzalandı. Uşi, Osmanlı Devleti döneminin son uluslararası antlaşmalarındandır. Barış görüşmeleri 13 Temmuz 1912 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde başlamış ve 18 Ekim 1912’de imzalanan Uşi Barış Antlaşması ile sona ermiştir.

Uşi Antlaşmasını imzalayan Osmanlı ve İtalyan heyeti (soldan sağa) Pietro Bertolini, Mehmet Nabi Bey, Guido Fusinato, Rumbeyoglu Fahreddin, Giuseppe Volpi
1913 II. Balkan Savaşı sonunda Osmanlı ile Bulgaristan arasında yapılan İstanbul Anlaşması ile(Bulgaristan’la Barış Andlaşması) Batı Trakya Bulgarlara bırakıldı. Yirmi madde ve beş Ek’ten oluşan Antlaşma sonucunda; Edirne, Dimetoka ve Kırklareli’nin Osmanlı Devleti’nde kalması, Kavala ve Dedeağaç’ın Bulgaristan’a bırakılması, Meriç Nehri’nin sınır olması ve  Bulgaristan’da kalan Türkler’in siyasi, dini ve sosyal haklarının korunması hüküm altına alınmıştır. Osmanlı Devleti Dönemi Uluslararası Antlaşmalarının sonuncularındandır.
 1918 Bulgaristan Krallığı, Selanik Ateşkes Antlaşması’nı imzalayarak I. Dünya Savaşı’ndan çekildi.
 1923 Filistin’de İngiliz mandası resmen yürürlüğe girdi.
 1936

Hukukçu ve İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi doğdu.  Milano’daki Università Statale’de hukuk okudu ve 1961’de reklamcılığın yasal yönleri üzerine bir tezle ve onur derecesiyle mezun oldu. 27 Nisan 1994 – 17 Ocak 1995, 11 Haziran 2001 – 18 Mayıs 2006 ve 8 Mayıs 2008 – 12 Kasım 2011 tarihlerinde başbakanlık yaptı. Hukukçuluğundan ziyade iş yaşamı ve skandalları ile anıldı. Vergi kaçakçılığı ile yargılandığı davada 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 24 Haziran 2013 tarihinde, reşit olmayan Kalp hırsızı Ruby lakaplı Fas asıllı Karima El Mahroug adlı dansçı kızla para karşılığı ilişkiye girmek ve gücünü kötüye kullanmaktan 7 yıl hapse ve ömür boyu kamu hizmetinden men cezasına mahkûm edildi.

 1938 Fransa, İtalya ve Büyük Britanya Münih Antlaşması’nı imzalayarak Nazi Almanyası’nın Çekoslovakya’nın Südet bölgesini işgal etmesini kabul etti. Avrupa’nın büyük devletleri arasında baş gösteren Südet Krizi sonucunda 1938 yılında Münih’te toplanan Münih Konferansı, Hitler, Mussolini, Birleşik Krallık başbakanı Neville Chamberlain ve Fransa başbakanı Édouard Daladier arasında düzenlendi.
 1941 Nazi işgali altındaki Ukrayna/Kiev-Babi Yar’da Yahudi katliamı başlatıldı. 2 gün içinde 33.771 kişi topluca katledildi.
 1942 Amerikalı avukat, politikacı ve NASA’nın 14. başkanı Bill Nelson, doğdu.
 1951 Şili’nin ilk kadın cumhurbaşkanı Michelle Bachelet, doğdu. Bachelet, BM’nin kadın haklarının teşviki ve kadınların tam katılımı programları üzerine çalışacak olan yeni örgütü BM Kadın’ın (UN WOMEN) başına geçirildi. Bachelet, 1 Eylül 2018 tarihi itibarıyla İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevini üstlendi.

Michelle Bachelet

 

 1960 Demokrat Parti 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile iktidardan düşürüldükten sonra 29 Eylül 1960’ta mahkeme kararı ile kapatıldı. Demokrat Parti’nin hukuksal açıdan sona erişi, partinin üyelerinden Cemal Özbey’in kongrenin zamanında yapılmamış olduğu ve partinin dağılmış olduğu gerekçesiyle açtığı dava üzerine, 29 Eylül 1960 günü Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği kararla gerçekleşti.
 1961 Hukukçu ve Avustralya’nın ilk kadın başbakanı Julia Gillard, 29 Eylül 1961’de, Galler’de doğdu. Avustralya’nın 27. başbakanı olarak görev yaptı.

Julia Gillard
 1966 27 Eylül’de Diyarbakır, Urfa ve Gaziantep’te başladıkları petrol boru hattı grevleri hükümetçe ertelenen 1.200 işçi, erteleme kararına rağmen grevi sürdürmeye devam etti. Yapı-İş üyesi işçilerden 358’inin ‘kanunsuz grev yaptıkları’ gerekçesiyle savcılıklarca ifadeleri alındı.
 1969 TİP Genel Sekreteri ve Diyarbakır Milletvekili Tarık Ziya Ekinci hakkında, yaptığı radyo konuşmasından dolayı soruşturma açıldı.
 1976 İstanbul Profilo’da DGM direnişinden dolayı 18 işçinin atılması üzerine 1 haftadır direnişte olan DİSK/ Maden-İşli işçiler sabah atılan arkadaşlarıyla birlikte fabrikayı işgal etti. Polisin tazyikli su, ses-sis-gaz bombalı saldırısını püskürten işçiler işgali sürdürdü.
 1973

Hukukçu ve devlet adamı Nurullah Esat Sümer, yaşamını yitirdi. (Doğumu:1899) Berlin Üniversitesi Hukuk ve İktisat Fakültelerini bitirmiştir. Sümerbank Umum Müdürlüğü ve Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) Türkiye Temsilcisi görevlerinde bulundu. TBMM Antalya Milletvekilliği, Cumhuriyet Senatosu İstanbul Üyeliği, Devlet Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı yaptı.

Nurullah Esat Sümer
 yaptı. 1977 İstanbul Site Yurdu’nun tamirat gerekçesiyle kapatılmasını protesto etmek için Vilayet önünde çadır kuran öğrencilere polis müdahale etti.
 1977 Karşılıklı grev ve lokavt kararlarının alındığı TCDD’de işçiler direnişe geçti.
 1979 Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) Bursa’da miting düzenledi. Polis mitinge müdahale etti. Genel Başkan Gültekin Gazioğlu ile birlikte 301 kişi gözaltına alındı.
 1981 Arayış Dergisi yazı işleri müdürü ve hukukçu Nahit Duru ile Bakış dergisi yazı işleri müdürü Nazım Kara 75’er gün hapis cezasına çarptırıldı.

Nahit Duru Arayış
 1983 Basına büyük kısıtlamalar ve sansür getiren yasa tasarısı 12 Eylül askeri yönetiminin atadığı Danışma Meclisi’nde  oylanarak yasalaştı.
 1985 Demokrat Partililerin yargılandığı Yassıada’nın sertliği ile tanınan komutanı Tarık Güryay yaşamını yitirdi.

 1994 İnsan Hakları Derneği ve Çağdaş Hukukçular Derneğinin İstanbul’dan Ankara’ya düzenlediği ‘Düşünceye Özgürlük Yürüyüşü” İstiklal Caddesi’nden başlatıldı. İstiklal’deki yürüyüşe Yaşar Kemal, Akın Birdal, Ercan Karakaş, Adnan Başer Kafaoğlu, Eşber Yağmurdereli, Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Fatoş Güney, Şanar Yurdatapan, Ferhat Tunç ve Halil Ergün de katıldı.

 1994 Sosyolog yazar İsmail Beşikçi, Özgür Gündem gazetesinde çıkan bir yazısında bölücülük yaptığı iddiasıyla 2 yıl hapis ve 250 milyon lira para cezasına çarptırıldı.

İsmail Beşikçi
 1994 Türkiye Cumhuriyeti Adalet eski Bakanlarından Mehmet Topaç, Ankara’daki bürosunda, Dev-Sol örgütü üyesi oldukları iddia edilen 4 kişinin silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. Topaç, Adalet Bakanlığı döneminde, 1988 yılında, cezaevlerine yönelik “1 Ağustos Genelgesi”ni çıkarmıştı.

Eski Adalet Bakanı Mehmet Topaç
 1996 İşverenlerin işçilerin iradesine ve hukuka aykırı tutumları üzerine uyguladıkları baskıların sona erdirilmesi  ve toplu sözleşme hakkının kullanılması amacıyla Hak ve Ekmek Mitingi yapıldı.
 2000 Gazeteci Nadire Mater ile yayıncısı Semih Sökmen, Olağaüstü Hal Bölgesi’nde görev yapan 42 askerle görüşerek kaleme aldığı Mehmedin Kitabı’ndan ötürü yargılandıkları davada beraat ettiler. Dava sebebi Devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif etmekti. Mahkeme kitap hakkında verilen toplama kararını da kaldırdı.
 2002 İran’ın başkenti Tahran’da tecavüz, zorla alıkoyma ve alkollü içki içme suçlarından idama mahkum edilen Kara Akbabalar çetesinin beş üyesi halkın önünde vinçlere asılarak idam edildi. 5 bin Tahranlı sadece seyretti. Uluslararası Af Örgütü(Amnesty International) İran’da bir önceki yıl 139 kişinin asılarak idam edildiğini açıkladı.
2001 ABD tarafından hazırlanan terörle mücadele önlemlerini içeren karar tasarısı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde oybirliğiyle kabul edildi. Tasarı, terör gruplarının banka hesaplarının dondurulmasını, mali kaynaklarının ve bu gruplara verilen devlet desteğinin kesilmesini öngörüyordu.
2003 Birleşmiş Milletler Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi, 29 Eylül 2003 tarihinde yürürlüğe girdi.
2006 Yazar Yaşar Kemal, F tipi cezaevlerinde tecridin kaldırılması için 178 gündür açlık grevinde olan Avukat Behiç Aşçı’yı evinde ziyaret etti.

 2010 Avrupa’daki kamu harcamalarını ve servislerini vuran kemer sıkma politikalarına karşı Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun aldığı eylem günü kararı nedeniyle İspanya, Belçika ve Yunanistan başta olmak üzere Portekiz, İrlanda, İtalya, Romanya, Sırbistan, Fransa, Polonya, Slovenya ve Litvanya’yı da kapsayan bir düzineden fazla ülkede eşgüdümlü eylemler yapıldı. Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan son savaş tazminatını ödemesiyle Birinci Dünya Savaşı için son bedel ödenmiş oldu.
 2010 Almanya, Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan son savaş tazminatını ödedi.
 2011 İstanbul Valiliği’nin 2008 Mayıs’ında Sendikalar Kanunu’nda öğrencilerin sendika kurmasına ilişkin bir düzenleme olmadığı gerekçesiyle Genç-Sen’e açtığı dava, İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kapatma kararı ile sonuçlandı.
2016 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından her yıl düzenlenen Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin altıncısı İstanbul Cemal Reşit Rey’de gerçekleşen açılışla başladı. Festivalin ana teması Hak ve adalet oldu.
2017 Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu`nun Azerbaycan ziyaretinin (29 Eylül 2017) akabinde yayınladığı raporda, insan hakları savunucularının davalarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşıyan avukatların baro kaydının silindiği yahut çeşitli suçlamalarla tutuklandığı belirtildi.
2021  Anayasa Mahkemesi (AYM), bir kadın cinayetinde yeterli önleyici ve koruyucu tedbirleri almayan kamu görevlilerinin yargılanması gerektiğine ilk kez karar verdi. 2013 yılında boşandığı eşi tarafından öldürülen akademisyen Serpil Erfındık’ın yaşam hakkının ihlal edildiğine ve gerekli önlemlerin alınmadığına hükmedildi.

2023 Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Kanun Hükmü” belgeseli üzerinden yaşanan sansür krizinin ardından iptal edildi.
2023 Dünyanın en zengin iş insanlarından Bernard Arnault hakkında ‘kara para aklama’ soruşturması yürütüldüğü ortaya çıktı. Paris savcılığı, ünlü moda evi Louis Vuitton ve Christian Dior’un da çatı kuruluşu olan LVMH’nin sahibi Bernard Arnault’nun da adının geçtiği kara para aklama soruşturması yürütüldüğünü açıkladı.
2023 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Meclis’te bulunan bazı siyasi parti gruplarını ziyaret ederek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, ‘Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı’ olarak yeniden yapılandırılması önerisini sundu. Öneri, Yabancı ülkelerdeki ülke başsavcılığı sistemine uyum ve adli makamlar nezdinde denkliği sağlamayı amaçlıyor.
2023 Benelüks ülkeleri olarak bilinen Belçika, Hollanda ve Lüksemburg suç ve suçlu ile mücadelede işbirliği amacıyla yaptıkları anlaşma sonucunda, polis teşkilatlarının her üç ülkede engelsiz ve sınırsız bir şekilde çalışmasına karar verdi.
 2023 Gaziantepli P.K. depremde yıkılan apartmanın alt katında faaliyet gösteren bankanın özel kasasında sakladığı 10 milyon TL değerindeki ziynet eşyalarının bulunamaması üzerine bankaya dava açtı.
2024 FBI, eski Galatasaray yöneticisi ve iş insanı Erden Timur’u NewYork Belediye Başkanı Adams’la ilgili yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında sorguladı. Tümur’a, Adams’ın kampanyasına bağış yapıp yapmadığı soruldu.
2024 Karar gazetesi yazarı Elif Çakır, hakkında arama olduğu iddiasıyla Bursa’da konakladığı otelde gözaltına alındı.  Çakır, isim karışıklığı olduğunun anlaşılması üzerine serbest bırakıldı. Çakır’ın TC kimlik numarasının yanlış olduğunun anlaşılmasına rağmen işlemlere devam edildiği iddia edildi.
2024

İzmir’in Konak ilçesinde şüphe üzerine durdurulan 18 yaşındaki gencin çeşitli suçlardan toplam 44 yıl hapis cezasıyla arandığı ortaya çıktı.

 

21. Yüz­yıl İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış

0

21. Yüz­yıl İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış, başlıklı toplantı 5-9 Haziran 2000 tarihleri arasında NewYork’ta gerçekleştirilmiştir. “Kadın 2000: 21. Yüz­yıl İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış” (PEKİN+5) Başlıklı Birleşmiş Milletler Genel Kurul Özel Oturumunun(United Nations General Assembly Special SessionWomen 2000: Gender Equality, Development and Peace for the Twenty-first Century”)  hazırlık dönemi ve sonuçları hakkında bilgi notu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmıştır. 

Konferans, 21. yüzyılın başında toplumsal cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir kalkınma ve barışıgündeme taşımıştır. Pekin Eylem Platformu’nun beş yıllık incelemesi için düzenlenen özel bir oturumdur.

Bu toplantı, dünya genelinde hükümetler, sivil toplum örgütleri ve kadın hareketleri tarafından desteklenmiştir. Cinsiyet eşitliği mücadelesinde önemli bir adım olarak görülmüştür. 20. yüzyılın sonlarında gerçekleşen bir dizi BM Kadın Konferansı’nın devamı niteliğindedir ve bu alandaki uluslararası işbirliğini artırmayı amaçlamıştır.

“Kadın 2000: 21. Yüz­yıl İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış”

Özel Oturum Sonuç Bildirgesi 

Sonuç Belgesi dört bölümden oluşmaktadır;

Birinci bölümde temel kavramlar,

İkinci bölümde 1995 den bu yana 12 kritik sorun alanında elde edi­len ka­zanım ve karşılaşılan engeller,

Üçüncü bölümde 1995 yılından bu yana dünyada meydana gelen deği­şimlerin kadının yaşamına etkileri,

Dördüncü bölümde geleceğe yönelik eylem ve girişimler yer al­maktadır. Ana hatları ile belge, özel alan, kamusal alan ile ulusal ve uluslararası düzeyde kadının hayatını etkileyen siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerin değerlendirilip, karşılaşılan sorunları ortadan kaldıracak eylem ve girişimlerin tespiti ve çözüm önerilerini kapsamak­tadır.

SONUÇ BELGESİNİN İKİNCİ BÖLÜMÜ
(12 KRİTİK SORUN ALANI)

Sonuç Belgesinde 12 kritik alana ilişkin değerlendirmeler, kaza­nımlar ve karşılaşılan engeller bazında özetle şöyledir;

KADIN VE YOKSULLUK

Bu sorun alanında, yoksulluğun toplumsal cinsiyet boyutu olduğu gerçe­ğinin yetkili makamlarca giderek artan bir şekilde kabulü, yoksul­luğun ortadan kaldırılmasının temel şartlarından birinin kadın erkek eşit­liğinin sağlanması olduğuna ilişkin görüşün giderek daha çok taraftar toplaması, küçük girişimcilik projelerinin yaygınlaştırılması, politika ta­sarımlarında reisi kadın olan hanelerin özel ihtiyaçlarının göz önüne alınmaya başlanması gibi kazanımlar sağlanmıştır. Dahası, yoksulluğun ortadan kaldırılmasında, ikili bir yaklaşım giderek artan bir şekilde be­nimsenmiştir. Bu yaklaşım istihdam artırıcı ve gelir getirici faaliyetle­rin geliştirilmesi yanında kadına eğitim ve sağlık gibi temel sosyal hizmet­lere erişim olanağının daha fazla tanınmasına ilişkin önlemleri öngör­mektedir.

Buna rağmen yoksulluk, ülkeler arasında ve ülkeler içinde gelir uçurumlarının art­ması, gelişmekte olan ülkelerin yüksek dış borçları ve yüksek askeri harcama­ları, gelişmiş ülkelerin gayri-safi milli hasılaların­dan ayırmayı taahhüt ettikleri (yüzde 0.7) bölümleri resmi kalkınma yar­dımlarına tahsis etme konusundaki isteksizlikleri, ekonomik kararların alınmasında kadın ve erkekler arasındaki yetki paylaşımında eşitsizlik, ücretlendirilmeyen çalışma biçimlerinin cinslerarasında eşitsiz dağılımı, kadın girişimcilere yeterli teknolojik ve mali destekler verilememesi, toprak, kredi ve istihdam başta gelmek üzere sermayeye ulaşımı ve onun üzerindeki kontrol konusunda kadınlar ile erkekler arasında eşitsizliğin sürüyor oluşu, bazı zararlı gelenek ve görenekler yüzünden kadının eko­nomik kapasitesini gerçekleştirememesi gibi sorunlar yoksulluğun orta­dan kaldırılamamasına ve hatta derinleşmesine neden olmaya devam et­mektedir.

KADIN VE EĞİTİM

Kadın erkek eşitliğinin sağlanması için kadının eğitilmesi gerekliliği ko­nusundaki artan bilinçlenme ve buna bağlı kazanımlar, özel olarak ko­runmaya muhtaç kadın gruplarına yönelik alternatif eğitim ve formasyon (training) prog­ramlarındaki artışa rağmen, eğitim ve formasyon alanında güçlü bir siyasi ira­denin var olmaması ve/veya eksikliği, kaynak yeter­sizliği, altyapı sorunları gibi nedenlerle hedeflere ulaşılması henüz başa­rılamamıştır. Diğer taraftan ders kitaplarındaki ayrımcı kalıplar, olumsuz kadın klişeleri, çocuk bakımının er­kekler ve devletle bölüşülememesi ve bazı geleneksel tutum ve davranışlar hala kadının eğitimi ve formasyon kazanımı önünde engel teşkil etmektedir. Bazı ülkelerde yapısal uyum politikalarının doğru formule edilememesi ve/veya uy­gulamasındaki ak­saklıklar eğitim sektörü üzerine olumsuz sonuçlar yaratmıştır. Ayrıca, kadının yüksek öğrenim kurumlarına devam edebilmesi ile istihdam pi­yasası dinamikleri arasındaki yakın ilişkinin yeterince iyi anlaşılamaması da konuya daha çok önem verilmesi önünde engel oluşturmaya devam etmektedir.

KADIN VE SAĞLIK

Bu sorun alanında, kadın sağlığına tüm boyutları ile ve kadının ha­yatının tüm safhaları kapsamak üzere özel önem verilmesi gerektiğine ilişkin görüş politika yapıcılar ve planlamacılar tarafından giderek daha çok kabul görmeye başlamıştır. Kadının yaşam süresi bir çok ülkede art­mış, aile planlaması ve korunma araçlarının kullanımı konusunda erkeğin sorumluğunun da bulunduğu kabul eden bakış açısı giderek daha çok taraftar toplamış, cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusundaki bilinç­lenme artmış olmasına rağmen, istenmeyen gebe­liklerden kurtulma kür­tajın7 sağlıklı ve ulaşılabilir olmasını yasaklayan yasal düzenlemelerin ayıklanması, kadının farklı ihtiyaçlarına cevap verecek bir sağ­lık siste­minin oluşturulması, bazı zararlı gelenek ve göreneklerin (kadın sünneti ve benzeri uygulamalar) ortadan kaldırılması temel sorun alanları olarak kal­mıştır.

Sağlığın kadının yaşamının tüm evrelerini kapsayacak şekilde geliştiril­mesinin gerekliliği, cinsel sağlık ve üreme sağlığı dahil olmak üzere fiziksel ve zihinsel sağlığın, yetersiz kaynak, yasal olmayan kürtaj, kürtaj sonrası sağlık hizmetlerinin yokluğu, cinsel sağlık ve üreme sağlı­ğının sadece kadının sorum­luluğu olduğunun düşünülmesinin önüne ge­çilmesi gibi konularda gerekli ön­lemlerin alınması, koruyucu sağlık hiz­metinin ihmal edilmemesi ve bu kap­samda üreme haklarının tam olarak gerçekleştirilmesi, sağlıklı şartlarda kürtaj için gerekli önlemlerin alın­ması metinde yer alan konulardır.

KADIN VE ŞİDDET

Kadınlara ve kız çocuklarına karşı şiddet ister kamusal alanda ister özel alanda gerçekleşsin kadının insan hakları ihlali olarak kabul gör­mektedir. Ka­dınlara ve kız çocuklarına karşı şiddetin devlet tarafından veya herhangi bir resmi kurum ve kuruluşu tarafından uygulanması du­rumu da kadınların ve kız çocuklarının insan hakları ihlali olarak kabul görmektedir. Dolayısıyla, şiddet ister özel alanda ister kamusal alanda gerçekleşsin bunu ortadan kaldırmaya yönelik pek çok yasal ve idari ön­lem alınmaktadır. Bu sorunu çözmek üzere, bazı ülkeler koruyucu yasal düzenlemeler geliştirmişlerdir.

Şiddeti ortadan kal­dırmak üzere çok di­siplinli, kapsamlı programlar da geliştirilmiş bulunmaktadır. Tüm bun­lara rağmen, kadın ve kız çocukları şiddete kurbanı olmaya devam et­mektedirler. Şiddet uygulayanlara yönelik rehabilite programlarının ek­sikliği ve şiddet konusunda veri eksikliği, sosyo-kültürel değerler nede­niyle aile içindeki her tür şiddetin görünmez halde kalmaya devam et­mesi, kadının fiziksel, psi­kolojik, cinsel şiddete maruz bırakmaktadır. Evlilik içi tecavüz, kız çocuklarının cinsel istismarı, başlık parasına bağlı ölümler, kız çocuklarının sünneti bu şiddet türü içinde sayılabilir. Ayrıca, küreselleşme ve yeni teknolojiler kadın ve kız çocuğu ticaretini artırmış­tır.

KADIN VE SİLAHLI ÇATIŞMALAR

Son zamanlarda, silahlı çatışmaların kadın ve çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisi konusunda uluslararası planda anlayış birliği sağlanmıştır. Silahlı çatış­malar ve diğer çatışmaların, işgallerin, terörizmin kadının ilerlemesi önündeki ana engellerden birisi olduğu kabul görmektedir. Silahlı çatışmalar reisi kadın olan hane halkı sayısını ve genelde yoksul­luğu özelde kadın yoksulluğunu artırmaktadır. Buna karşın, tecavüz, cin­sel kölelik, zorla fahişelik yaptırma, zorla hamileliği sürdürme ve kısır­laştırma artık savaş suçu diğer bir deyişle insanlığa karşı suç sayılmakta­dır. Dahası, silahlı çatışmaların çözümünde ka­dınların tam ve eşit olarak yer almasının önemi vurgulanmakta, ayrıca göçmen kadın sorunu yeni bir sorun alanı olarak kabul edilmekte ve insani yardımlarda kadının du­rumunun farklılığının göz önüne alınarak kadına özel insani yardım­ların öneminin altı çizilmektedir.

KADIN VE EKONOMİ

Son zamanlarda özellikle bazı ülkelerde kadın istihdamında önemli artışlar kaydedilmiş, kadınlara aile ve iş yaşamını uyumlaştırabilmeleri için çeşitli ola­naklar sunulmuş, çocuk bakımı olanakları artırılmış olma­sına rağmen, makro-ekonomik politikalarda toplumsal cinsiyet bakış açısı eksikliği giderilememiş, eşit değerdeki işe eşit ücret hedefine ulaşı­lamamış, işe alma ve yükselmede kadının hamileliği vb. faktörler ayrımcı uygulamalara dayanak teşkil etmeye devam etmiş, kadınların işyerinde cinsel taciz nesnesi olarak görülmesi sıklıkla karşılaşılan bir durum ol­maktan çıkarılamamıştır. Dahası, kadınların miras ve mülkiyet hakkı bir çok ülkede ulusal yasalarda yer almamaktadır. Kadınların makro-ekono­mik politikaların belirlenmesinde söz sahibi olamamaları bir sorun alanı olarak kalmış, sosyal güvenlikten yoksun kadınların sosyal güvenlik kap­samına alınması ve aile sorumluluklarının devlet ve erkeklerle paylaşı­mında önemli bir gelişme kaydedilememiştir. Kadının sosyal rolleri so­nucunda ürettiği ücretsiz emeğinin ücretlendirilmesi de henüz başarıla­mamış hedefler arasında yer almaktadır.

KARAR ALMA MEKANİZMALARINDA KADIN

Ulusal ve uluslararası düzeylerde kadının temsil oranının düşük ol­ması, yasalarla uygulamaların farklılığı, geleneksel roller nedeniyle ka­dınların karar alma mekanizmalarında eşit bir şekilde yer alamaması so­run alanları olmaya devam etmekte buna karşın, bir çok ülkede kurulan ulusal mekanizmalar ve karar alıcı pozisyonlardaki kadınların arasında gelişen işbirlikleri sürdürülmek­tedir. Kota uygulamaları ve diğer araç­larla olumlu ayrımcılık politikalarının geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesi sonucunda bu alanda önemli aşamalar kay­dedildiği belirtilmektedir. Ka­rar alma mekanizmalarında yer alan kadınların sayısını artırmaya yönelik uluslararası, ulusal işbirlikleri ve sivil toplum örgüt­lerinin yadsınamaz katkıları ile kadınların karar alma mekanizmalarına tam ve eşit katılımı konusunda oldukça önemli bir mesafe kaydedilmiş olmasına rağ­men, kadınların özellikle aile içindeki geleneksel rolleri, mali açıdan güçsüz­lükleri karar alma mekanizmalarında yer almalarını engellemektedir.

ULUSAL MEKANİZMALAR

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamanın bir aracı olarak kurulan ulusal mekanizmalar son zamanlarda giderek artan bir şekilde devlet ör­gütlenmesi içinde meşruiyet kazanmaktadır. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi­nin tüm plan ve politikalara yerleştirilmesi giderek daha çok kabul görmekte ve daha geniş uygulama alanı bulmaktadır. Bu mekanizmaların mali açıdan güç­süzlüklerine rağmen insan kaynaklarının geliştirilmesine ve cinsiyet ayrımlı veri toplanmasına katkıları yadsına­maz. Buna karşın, pek çok ülkede siyasi iradenin tam olarak tecelli ede­memesi ve insangücü ve mali kaynakların yetersizliği ulusal mekaniz­maların güçlenmesi önünde temel engelleri oluşturmaya devam etmekte­dir. Bunun yanı sıra, bir çok ülkede, ulusal öncelikler arasında toplum­sal cinsiyet eşitliğinin ilk sıraları alamaması, devlet yapılanmasında eşitlik ko­nusunun hala marjinal bir konu olarak algılanması, otorite zafiyeti, ve sivil toplum örgütleri ile güçlü bağların kurulamaması ulusal mekaniz­maların güç­lenmesini engelleyen faktörler olarak varlığını sürdürmekte­dir.

KADININ İNSAN HAKLARI

Son yıllarda evlilik, aile ilişkileri, her türlü şiddet, mülkiyet ve miras hak­ları, siyasi haklar ve çalışma haklarını düzenleyen yasalar başta gel­mek üzere medeni yasalarda, ceza yasalarında ve diğer yasalarda ayrım­cılık içeren mad­delerin ayıklanması doğrultusunda;

pek çok ülkede yasal reformların yapılması,

ayrımcılık içeren yasa çıkarma yasağı,

kadının insan haklarının tam olarak ger­çekleştirmesini sağlayacak uygun ortamın yaratılması amacıyla oluşturulan po­litikalar,

yine kadının insan hakları­nın tam olarak gerçekleştirmesini sağlayacak uygulama ve izleme meka­nizmalarının kurulması veya varolanların güçlendi­rilmesi,

yasal okurya­zarlık kampanyaları ve bilinç yükseltme çalışmaları,

CEDAW Sözleşme­sine taraf olan ülkelerin sayısının 165’e ulaşması,

ve bu Sözleşmeye ek İhtiyari Protokol’un ülkelerin imza ve onayına açılması (Mart 2000 tarihi itibariyle Protokolü 33 ülke imzalamış bulunmaktadır),

Gönüllü kadın kuruluşlarının kadınların insan haklarının tanınması korunması ve gelişti­rilmesi doğrultusunda gösterdikleri çabalar,

Uluslararası Ceza Mahkeme­sine temel teşkil eden Roma Anlaşmasının toplumsal cinsiyet perspektifi ile hazır­lanması,

ve Birleşmiş Milletler bünyesinde İnsan Hakları Komi­tesi ve İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin yaptığı çalışmalar

kadın ve kız çocuklarının insan hakları konusunda elde edilen kazanımların başlıcalarını oluşturmaktadır.

Buna karşın ırkçılık , ırk ayrımcılığı, ve benzeri faktörler başta gelmek üzere her tür ayrımcılık kadının insan haklarını tam olarak kullanması önünde engel teşkil etmeye devam et­mektedir. CEDAW Sözleşmesinin tüm ülkeler tarafından onaylanması hedefine ulaşılamamıştır. CEDAW Sözleşmesine ek Protokol’un tüm ülkeler tarafından kabulü ve onaylanmasının sağlanması gerekmektedir. Yasalar ve uygulamalar arasındaki farklılık hala eşitlik önündeki temel engel­lerden biridir. Yasal okur yazarlık oranı pek çok ülkede son derece düşüktür. Kadın ve kız çocuklarının üreme hakları hala tam olarak ta­nınmamaktadır. Çok sayıda kadın, ırk, dil, din, etnik köken, kültür, cinsel tercih, özürlülük, sosyo-ekonomik sınıf, göçmenlik, yerinden edilmiş ve sığınmacı statüleri nedeniyle ayrımcılığa uğramaktadır.

KADIN VE MEDYA

Yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde kadın iletişim ağlarının kurul­muş olması, iletişim ve bilişim teknolojilerinin gelişiminin kadınların bilişim ve ile­tişim olanaklarını artırması, kadınlar tarafından çok sayıda medya organı ku­rulmuş ve işletilmekte olması ve bu kuruluşların med­yada pozitif kadın imajı yaratılmasına katkıda bulunmaları, bu çerçevede rehberlerin ve gönüllü moral kodlarının benimsenmesine rağmen, kadının medyada negatif ve onur kırıcı tanıtımı tam olarak engellenememektedir. Kadını aşağılayan ve şiddet unsurları içeren pornografik materyal hala sıkça kullanılmaktadır. Kadın klişeleri geçerli­liğini sürdürmektedir. Yok­sulluk, olanaksızlık, bilgisayar eğitiminden yoksun­luk ve diğer neden­lerle kadınların internet’e ulaşımları sınırlı kalmaktadır.

KADIN VE ÇEVRE

Bazı ulusal çevre politikaları ve programlarına toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısının yerleştirilebilmiş olması, toplumsal cinsiyet eşitliği, yoksulluğun ortadan kaldırılması, sürdürülebilir kalkınma ve çevrenin korunması arasındaki yakın bağlantının resmi düzeyde kabul görmesi, ve çevre konusunda kadınların geleneksel olarak sahip oldukları bilgilerin bir çok çevre koruma ve geliştirme projesine entegre edilmesine rağmen, kadınların karşılaştıkları çevresel riskler, konusunda hala belli bir bilinç düzeyine ulaşılabilmiş değildir. Çevre konusun­daki kararlara kadınlar hala tam ve eşit bir şekilde katılamamaktadır, çevre so­runlarının kadın ve erkek üzerindeki farklı etkilerini saptayacak sınırlı sayıda araştırma var­dır ve çevre politikaları hala toplumsal cinsiyet eşitliği perspekti­finden uzak hazırlanmaktadır.

KIZ ÇOCUKLARI

Toplumsal cinsiyet duyarlı okul ortamının yaratılmasında bir ölçüye kadar başarılı çalışmalar yapılmıştır. Altyapının güçlendirilmesi, okul­laşma oranları­nın artışı ve eğitim sisteminde kalma sürelerinin uzaması, ergen hamileliği ve ergen yaşta anne olanlara destek hizmetlerinin sağ­lanması, yaygın eğitim ola­naklarının artırılması kız çocuklarının eğitimi alanındaki temel kazanımlardan bazılarıdır. Kız çocuklarının genel sağlı­ğına ve cinsel ve üreme sağlığına daha çok önem verilmeye başlanmıştır. Son yıllarda, kız çocuklarının cinsel hakları ve üreme hakları daha çok ülke tarafından tanınmaya başlamıştır. Kız çocukla­rının sünneti ile kadın ve kız çocuk ticaretinin yasaklanmasına doğru bir yöne­lim vardır. Bu konudaki son gelişme, silahlı çatışmalar katılan çocuklar, çocuk sa­tışı, çocuk fahişeliği ve çocuk pornografisi konularındaki Çocuk Hakları Söz­leşmesine ek Protokollerin kabulüdür.

Yoksulluk ve kalıp değer yargıları nedeniyle kız çocuklarının daha özensiz beslenmesi, sağlık hizmetlerine ulaşamamaları, onlara ağır ev sorumlukları ve­rilmesi, okula göndermede tercihin erkek çocuklar lehine kullanılması gibi ne­denler kız çocuklarının, bağımsız kendine yeterli bi­reyler olarak yetişmelerini engellemektedir. Kız çocuklarının eğitimine, sağlığına yeterli kaynağın ayrıla­maması da bir diğer sorun alanıdır. Yine, yoksulluk, aileden destek görememek, cinsel istismara ve şiddete maruz kalmak, kız çocuklarının çoğu kez istenmeyen hamileliği, HIV/AIDS’e gibi bulaşıcı hastalıklarla sonuçlanmaktadır. Kız ço­cuklarının cinsel sağ­lık ve üreme sağlığı konusunda bilgilendirilmelerinde hala büyük eksik­likler vardır. Ayrıca, kız çocuklarının ticaretinin artmaya devam etmesi tespit edilen sorunlardandır.

SONUÇ BELGESİNİN ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜ

Bu bölümde son beş yılda dünyada meydana gelen değişiklerin ka­dın ya­şamı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Sözü edilen bölümde ana hatları ile,

Küreselleşmenin kadınlar için yeni iş ve bilgi kaynaklarına erişimde ko­laylık gibi olanaklar sağlaması yanında yeni sorunlar yarattığı; serbest ticaret, mali fonların akışkanlığının artması ve özelleştirme politikaları­nın benimsen­mesinin kamu harcamalarında kısıtlamalara neden olduğu, bunların da kadınla­rın hayatını olumsuz yönde etkilediği ve gelir eşitsiz­liklerini artırdığı; küresel­leşmenin bir sonucu olan kayıt dışı ekonominin kadınların az ücretle ve sosyal güvenceden yoksun işlerde yığılmalarına neden olduğu,

Uluslararası bağımlılığın artması ile dışsal faktörlerden, örneğin ya­şanan mali krizlerden tüm ülkelerin ekonomik istikrarının ve kalkınma beklentilerinin etkilendiği, dolayısıyla kadınların yüklerinin son derece arttığı, bu durumun ayrıca sosyal güvenlik ve diğer sosyal refah harca­malarının devletlerden hane halklarına kaymasına neden olduğu, öte yan­dan anılan durumun mevcut kaynakların etkin ve verimli kullanılması yönünde yaratıcılığı da geliştirdiği,

Küreselleşme ve yapısal uyum politikalarının yoksulluğun kadın­laşması olgusunu beraberinde getirdiği,

Artan dış borç yükünün insan merkezli kalkınmanın başarılması ve yok­sulluğun ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaları sekteye uğrattığı,

Ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelerde kadın işsizliğinin arttığı,

Küreselleşmenin bilgi temelli toplumların yapılanmasını hızlandır­dığı, bilgi toplumunda yer alabilen kadınlar için yeni olanaklar yarattığı, ancak bir çok kadının bilgiye ve yeni teknolojilere erişiminde sorunların olduğu,

Küreselleşme sonucunda işgücünün dolaşımının değiştiği ve bunun ka­dınların ve kız çocuklarının ekonomik istismara açık hale getirdiği, eğlence sektöründe kadın ve kız çocuklarının cinsel istismarını arttırdığı,

Sivil toplum örgütlerinin güçlendiği ve söz konusu örgütlerin top­lumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında oynadıkları rolün öneminin kavrandığı,

Kadınların yaşam sürelerindeki artış nedeniyle dul kadınların sayı­sının arttığı ve onların ihtiyaçlarına cevap verecek mekanizmaların henüz kurulama­dığı,

Özellikle gelişmekte olan ülkelerde HIV/AIDS’in hızla yayılması­nın ka­dınların hayatını mahvettiği,

Kadınlar arasında madde bağımlılığının arttığı, tütün kullanımında önemli artışlar gözlendiği,

Doğal felaketlerden kadınların ve çocukların daha da olumsuz etki­lendiği ve bunları gidermek için duyarlı programların geliştirilmesi ge­rektiği,

Kadın emeğinin ekonomik açıdan görünür hale getirilmesi gerektiği tes­pitleri yapılmıştır.

SONUÇ BELGESİNİN DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜ

Sonuç Belgesinin son bölümünde, yukarıdaki bölümlerde yapılan sapta­malar doğrultusunda ulusal, uluslararası ve ulusal ve uluslar arası düzeyde ya­pılacak eylem ve girişimler sıralanmaktadır. Bu bölümde he­men hemen tüm konulara ve sorun alanlarına değinilmiştir.

Sonuç Belgesinin Dördüncü bölümünün ilk kısmı şemsiye parag­raflardan (42-55) oluşmaktadır. Bu paragraflarda özetle;

Hükümetlerin geleceğe yönelik eylem ve girişimler konusundaki ta­ahhüt­leri,

Pekin Eylem Platformunu tam ve hızlı bir şekilde hayata geçirmek için, tüm insan haklarının–kalkınma, medeni, kültürel, ekonomik, siyasi ve sosyal haklar dahil- tam olarak tanınması, korunması ve geliştirilme­sinin gereği, bunun toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış hedefle­rine ulaşmada temel unsur olması, ve bu hakların evrensel bölünemez bir bütün olarak anlaşılması,

Pekin Eylem Platformunu tam olarak ve hızlı bir şekilde hayata ge­çirmek için hükümetler tarafından gösterilen çabalara, BM kuruluşları, ulusal, uluslara­rası kurum ve kuruluşlar –sivil toplum örgütleri dâhil- tarafından destek veril­mesi ve uygun durumlarda sözü edilen kuruluşlar tarafından tamamlayıcı prog­ramlar hazırlanması için çağrıda bulunul­ması,

Hükümetler ve hükümetlerarası kuruluşlar tarafından, sivil toplum örgütle­rinin Pekin Eylem Platformunun tam olarak ve hızlı bir şekilde hayata geçiril­mesindeki katkıları ve tamamlayıcı rollerinin tanınması ve bunlar arasında iş­birliğinin güçlendirilmesi,

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin tüm tarafların ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi ve kurgulamasına bağlı olduğu, bunun da ancak kadı­nın eşitlik teme­linde sosyal hayatın tüm alanlarında yer alması ile müm­kün olabileceği,

Kadınların ve erkeklerin, kız çocuklarının ve erkek çocuklarının eşit hak­lar, sorumluklar, fırsat ve olanaklarla donatılması gereği,

Ortak kalkınma gündeminin kurucu unsurunun toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının güçlenmesi olmasının gerekliliği,

Kadınların ve kız çocuklarının eğitim hakkını ve mümkün olan en üst se­viyede fiziksel ve zihinsel sağlık standartlarına ulaşabilmelerini garanti altına almak için eğitime, sağlık ve sosyal hizmetlere eşit erişimi sağlayacak çabaların artırılması gereği,

Çevrenin korunmasında temel gıdaların üreticisi ve doğal kaynakla­rın kullanıcısı olarak kadının geleneksel bilgi birikiminin tanınması ve öncelikle­rine yer verilmesi,

Medeniyetler arasında ve içinde farklılıklara ve diyaloglara saygı temelini güçlendirecek önlemlerin alınması,

Tüm düzeylerde siyasi iradenin tecellisi ve kararlılığın, eylem yö­nelimli politikalara toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısını yerleştirmek bakımından ön koşul olması,

Toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış hedeflerine ulaşmanın önündeki en önemli engelin -dayak ve diğer ev içi şiddet türleri, cinsel istismar, cinsel kölelik, kadın ve çocuk ticareti, zorla fahişelik yaptırma, cinsel taciz; ırkçılık, ırk ayrımcılığı, etnik temizlik, silahlı çatışmalar, işgal, dini ve din kar­şıtı aşırılıklar ve terörizm gibi kültürel önyargılardan kaynaklanan şiddet türleri dâhil olmak üzere-kadınlara karşı şiddet ol­duğu,

Kadının ailedeki rolünün önemi, farklı sistemlerde farklı aile yapıla­rının olabileceği, bu ailelerin üyelerinin hak, ödev ve sorumluklarına saygı duyulması gereği,

Ulusal mekanizmaların kurulabilmesi ve var olanların güçlendirile­bilmesi için siyasi iradenin, insan ve mali kaynakların var olması gereği,

Kadının kapasitesini tam olarak gerçekleştirmesini sağlayacak des­tek programların geleneksel eşitlik politikaları unsurları yanında, toplum­sal cinsiyet eşitliği perspektifini ana alanlara yerleştirmeye yönelik un­surları da barındıra­cak şekilde tasarımı,

Özürlü kadın ve kız çocuklarının ihtiyaçlarına cevap verecek çö­zümlerin aranması gereği, Toplumsal cinsiyet ayırımlı verilerin toplan­ması, araştırmala­rın sayısının artırılması,

Toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış hedeflerine ulaşmak ama­cıyla eşitlik alanına yeterli beşeri ve mali kaynak ayrılması, bütçele­rin tasarımı, uygulaması ve denetiminde bu konuya özel önem ve öncelik verilmesi,

Yoksulluğun kadın üzerinde artarak devam eden olumsuz etkilerini gider­mek amacıyla bütünlüklü makro-ekonomik ve sosyal programların hazırlanması için var olan programların toplumsal cinsiyet bakış açısı ile gözden geçirilmesi, yeni programların tasarımına toplumsal cinsiyet ba­kış açısının yerleştirilmesi, gibi hususlar yer almaktadır.

Geleceğe yönelik eylem ve girişimler yukarıda belirtilen kavram, tespit ve değerlendirmeler uyarınca tasarımlanmıştır. Bunları tek, tek özetlemek mümkün olamayacağından aşağıda sadece Pekin Eylem Plat­formunun ilerisinde olan düzenlemelerden ve Türkiye tarafından teklif edilip kabul edilerek Sonuç Bel­gesinde yer alan önerilerden bahsedile­cektir.

SONUÇ BELGESİNDE PEKİN EYLEM PLATFORMUNUN İLERİSİNDE BULUNAN DÜZENLEMELER

ŞİDDET

Erken ve zorla evlendirme ile namus cinayetleri, başlık parasının ödeye­memekten kaynaklanan şiddet ve evlilik içi tecavüzün kadınlara karşı şiddet kapsamında yer alması ve bunları ortadan kaldıracak kap­samlı önlemler paketi­nin belgede yer alması.(103 c, 103d,130a)

SİYASİ KATILIM VE GÜÇLENME

Kota uygulamaları ve diğer araçlarla olumlu ayrımcılık politikaları­nın ta­sarımı, geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesine yönelik irade beyanın belgede yer alması. ( Paragraf117 abis)

SAĞLIK

Ana ölümlerinin sağlık sektörünü öncelikleri arasına konulması, er­keklerin güvenli cinsellik yaşayabilmelerine yönelik eğitim programları­nın gerekliliği, sıtma ve benzeri hastalıkların toplumsal cinsiyet boyutu­nun tanınması, kadının sağlık hizmetine ulaşımı üzerindeki etkileri de ölçebilecek bir sağlık reformu gereği gibi hususların sonuç belgesinde yer alması. (Paragraf 107a,107 abis, 107g quarter, 115d)

KÜRESELLEŞME

Küreselleşmenin kadın üzerindeki olumsuz etkilerinin tanınması ve sosyal güvenlik sistemine kadının eşit girişinin sağlanmasına yönelik önlemlerin sonuç belgesinde yer alması ve kadınların makro-ekonomik karar mekanizmalarında yer almasının öngörülmesi.(Paragraf 110a, 118k,125g)

EKONOMİ

Miras edinme hakkı, mülkiyet hakkı, sağlıklı ve güvenli konut sis­temine tam ve eşit erişimi, toplumsal cinsiyet duyarlı bütçeleme, istih­dam alanında İLO Sözleşmelerini imzalanıp hayata geçirilmesine yönelik önlemlerin sonuç belge­sinde yer alması (30,102k,109a,135d, 127b)

İNSAN HAKLARI

İhtiyari Protokol’un imzalanıp onaylanmasına yönelik tavsiyelerin, sığın­macılara yönelik tutumlarda cinsiyet bazında ayrımcılık yapılma­ması ve kadın ve çocuk sığınmacıların özel ihtiyaçlarına cevap verecek programların gelişti­rilmesi gereği, göçmen kadınlar ve erkekler arasında ayrım yapmama prensibi, yerli kadınların özel ihtiyaçları olabileceğinin tanınması gibi hususların sonuç belgesinde yer alması (paragraf 102g, 102l,103e ve g,128h,132b)

ÖZEL OTURUM HAZIRLIK ÇALIŞMALARI VE ÖZEL OTURUMA TÜRKİYE’NİN KATILIMI

Türkiye Özel Oturum hazırlık çalışmalarının tüm aşamalarında aktif bir biçimde yer almış, Özel Oturuma da geniş bir heyetle katılarak, top­lumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış konularındaki görüşlerini ve tezlerini başarılı bir şekilde sunmuş ve savunmuştur.

Bilindiği üzere, Özel Oturum hazırlık çalışmaları 1998 yılına dek uzan­maktadır. 1998 yılı sonlarında, tüm ülkelerden Sonuç Belgesine te­mel teşkil edecek görüşlerini Birleşmiş Milletler Kadının İlerlemesi Bö­lümü tarafından hazırlanan soru formu formatına uygun olarak hazırlayıp göndermeleri istenmiş ve Mayıs 1999’a kadar ülkelere süre verilmiştir. Türkiye bu kapsamda soru formuna yanıtını Mayıs 1999’da BM Kadının İlerlemesi Bölümüne göndermiş, BM ilgilerinden alınan bilgiye göre gönderilen metin örnek metin olarak seçil­miştir.

Türkiye, yine Özel Oturum hazırlıkları kapsamında BM Kadının Statüsü Komisyonu 43. Dönem çalışmalarına Kadının Statüsü ve Sorun­ları Genel Mü­dür Vekili Şenay Eser, Bakan Danışmanı Dr. Selma Acuner, Genel Müdür Yar­dımcısı Vekili Nevin Şenol, Prof. Dr. Ayşe Akın’dan oluşan bir heyetle katıl­mış, bu çalışmaların Özel Oturum ha­zırlıklarına ayrılan üçüncü haftasında da görüşmelere aktif bir şekilde yer almış, 1995 yılından sonra kurulan NGO ların (Sivil Toplum Örgütleri) Özel Oturuma katılabilmesinin teminini ısrarla talep etmiştir. O tarihte kabul görmeyen bu önerimiz daha sonra kabul görmüş ve bilindiği üzere, örnek teşkil etmemek kaydıyla, Pekin Konferansı sonrasında kurulan tüm NGOlara Özel oturuma katılabilme olanağı verilmiştir.

19-21 Ocak tarihleri arasında Sonuç Belgesine bölgesel girdi sağla­mayı amaçlayan BM Avrupa Ekonomik Komisyonu Bölgesel Hazırlık toplantısına Türkiye’den geniş bir heyet katılmıştır.

Resmi heyette yer alanların listesi ve toplantıya NGO olarak katılan kuruluşların listesi EK III’de verilmektedir9. Bunun yanısıra NGO’ların aktif katılımın sağla­mak üzere 7 NGO temsilcisine mali destek sağlanmıştır.

Şubat 2000 tarihinde BM Kadının Statüsü Komisyonu tüm üye ül­kelere Sonuç Belgesinin ilk taslağını göndermiş ve görüş ve önerilerin talep etmiştir. Bu çerçevede hazırlanan öneriler BM ilgili birimine gön­derilmiştir. (EK IV)

Son iki haftasının Özel Oturumun hazırlıklarına ayıran BM Kadının Sta­tüsü Komisyonunun 44. Dönem toplantılarına da Türkiye Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdür Vekili Şenay Eser, Genel Müdür Yar­dımcısı Vekili Nevin Şenol, Dr. Pınar İlkkaracan, Dr. Nalan Hodoğlugil katılmıştır. Toplantı süresinde Türkiye daha önce gönderdiği ve bir bö­lümü metne alınan önerilerini ve Sonuç Belgesinin DAW tarafından ye­niden yazılan 4. bölümüne ilişkin önerilerini orada hazırlayıp sunmuş ve savunmuştur (EK V).

Daha sonra hazırlık çalışmalarının 811 Mayıs 2000 tarihleri arasın­daki bölümüne Genel Müdür Yardımcısı Vekili Nevin Şenol katılmış çalışma takvi­minin dağınıklığı nedeniyle- ki bu birçok ülkenin şiddetli karşı çıkışlarına neden olmuştur- hazırlık çalışmalarının geri kalan bö­lümleri BM Nezdindeki Daimim Temsilciliğimiz Müsteşarlarında Levent Bilman tarafından takip edilmiştir. 5-9 Haziran tarihleri arasında gerçek­leştirilen Özel Oturuma ise daha geniş bir heyetle katılınmış olup söz konusu Heyet listesi ekte sunulmaktadır (EKII).

Bilindiği gibi resmi he­yette NGO’ların kendi aralarından seçtikleri 4 temsilci de bulunmak­taydı. Ayrıca, yine üniversite kadın araştırmaları merkez­lerinin ve NGO’ların katılımını desteklemek amacıyla, Ankara Üniversitesi Kadın Araştırmaları ve Uygulama Merkezi, Mor Çatı, KA-DER, Anakültür, Marmara Grubu, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği ve İstanbul Soroptimistler, Kadın dayanışma Vakfı, Uçan Süpürge Kongre, Turizm ve Org. Ltd.Şirk. tem­silcilerinin toplantıya katılımları için mali destek sağlanmıştır. (Özel Oturuma bu kapsamda katılan temsilcilerin listesi de ekte verilmektedir. (EK VI).

TÜRKİYE TARAFINDAN TEKLİF EDİLİP KABUL EDİLEREK SONUÇ BELGESİNDE YER ALAN ÖNERİLER

Türkiye, Özel Oturum hazırlıkları süresince ve Özel Oturum sıra­sında kendi tezlerini savunmuştur. Türkiye’nin belgeye ilişkin önerilerini ve katkıları hazırlar ve savunurken temel aldığı kriterler, belgenin Pekin Eylem Platformu­nun gerisinde bir metin olmamasını sağlamak ve müm­kün olduğu ölçüde bel­geyi Pekin Eylem Platformunun ilerisine taşımak olmuştur. Bu konuda başarılı olunduğunun göstergesi, NGOlar tarafından hazırlanan (lütfen 4. Bölüme bakı­nız) Pekin’in ilerisindeki düzenlemelere ilişkin listede yer alan konulardan en az üçünün Türkiye’nin önerisi ol­masıdır. Türkiye tüm çalışmalarda ulusal ve uluslararası düzlemde sivil toplum örgütlerinin katkı ve katılımlarına açık bir tutum sergilemiş ve son olarak da NGOların kendi aralarından seçtikleri dört temsilcinin Resmi Heyette yer almaları ve Türkiye adına görüşmelerde başarılı ve aktif bir tutum sergilemeleri ile devlet sivil toplum işbirliğinin güzel bir ör­neğini sergilemiştir.

Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı

0

Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı, hukuk Fakültesi mezunlarının yeterliliğini ölçmek amacıyla yapılan bir sınavdır.

Yönetmelik, 8 Mayıs 2024 tarihli ve 32540 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.  Yönetmelik, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun Ek 41 inci maddesi uyarınca düzenlenmiştir.  17 Ekim 2019’da kabul edilerek 24 Ekim 2019’da Gazetede yayınlanan 7188 Sayılı Kanun ile  getirilen “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı” şartının ne şekilde gerçekleştirileceğini belirlenmiştir.

Sınavın uygulanmasına ilk kez 2024 yılında başlanmıştır.

Yönetmelik Gereğince Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı;

24/10/2019 tarihinden sonra yükseköğretim kurumlarına kayıt yaptıranlardan 31/3/2024 tarihinden sonra mezun olanlar hakkında uygulanacak,

Bunun yanı sıra, yabancı bir hukuk fakültesini bitirdikten sonra YÖK’ten denklik belgesi almış bulunanlar da sınava katılabilecek,

Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı, Nisan ve Eylül aylarında, yılda iki defa ÖSYM tarafından yapılacaktır.

Adalet Bakanlığı, sınavı, insan kaynağının niteliğini artırmaya yönelik atılacak en önemli adımlardan biri olarak tanımlamıştır. 

Hukuk fakültesi mezunları hâkim ve savcı yardımcısı, avukat veya noter olabilmek için ÖSYM tarafından yapılacak bu sınava girmek zorundadır.

Hâkim ve savcı yardımcılığı sınavına hukuk mesleklerine giriş sınavında başarılı olan hukuk fakültesi mezunları ile belirli bir süre avukatlık yapanlar başvurabilecektir.

Sınavdan yeterli puanı alanlar doğrudan avukatlık stajına başlayabilir.

İlgili kanunlarda belirtilen şartlar gereğince; hâkim adaylığı sınavına girmek isteyenler ile Avukatlık veya Noterlik stajına başlamak isteyenler, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavında veya İdari Yargı Ön Sınavında başarılı olmak zorundadır.

Ayrıca, yönetmeliğe göre; sadece hâkimlik, savcılık, avukatlık ve noterlik hukuk mesleği olarak kabul edilmektedir. Ancak icra müdürleri ve diğer adli personel adayları kapsam dışındadır.

İdari Yargı Ön Sınavına, hukuk fakülteleri ile siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yükseköğrenim programlarından mezun olan veya denklik belgesi almış olanlar katılabilmektedir.

Sınavlar test şeklinde yapılmaktadır. Hukuk mesleklerine giriş sınavında başarı sınırı tüm meslekler için aynı olacak şekilde belirlenmiştir. Yüz puan üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılacaktır. Sınavdan yeterli puanı alamayanlar hukuk fakültesi mezunu olarak diğer bütün haklarını koruyacaklardır.

Öte yandan, sınavlara ve yapılma şekline ilişkin diğer hususlar, ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda Adalet Bakanlığı tarafından belirlenecektir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Yükseköğretim Kurulu, Türkiye Barolar Birliği ve Türkiye Noterler Birliği görüşü alınacak kurumlardır.

[box type=”note” align=”” class=”” width=””]

Yükseköğretim Kanunu Gereğince “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı” Getirilmesi

7188 sayılı ve 17/10/2019 tarihli Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5 inci maddesi ile 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa eklenen Ek Madde 41’de hâkimlik, savcılık, avukatlık ve noterlik meslekleri için getirilen “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ile İdarî Yargı Ön Sınavı” düzenlenmektedir. Bu Hükümde; Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ile İdarî Yargı Ön Sınavında adayların hukuk bilgilerinin hangi alanlardan ölçüleceği sıralanmıştır.[/box]

 

HUKUK MESLEKLERİNE GİRİŞ SINAVI VE İDARİ YARGI ÖN SINAVI YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİ BÖLÜM
Başlangıç Hükümleri
Amaç

MADDE 1

Bu Yönetmeliğin amacı; Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavının yapılma şekline ilişkin usul ve esaslar ile bu sınavlara ilişkin diğer hususları belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2

Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 41 inci maddesinde düzenlenen Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavına ilişkin esasları kapsar ve 24/10/2019 tarihinden sonra yükseköğretim kurumlarına kayıt yaptıranlardan 31/3/2024 tarihinden sonra mezun olanlar hakkında uygulanır.

Dayanak

MADDE 3

(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 41 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar ve kısaltmalar

MADDE 4

(1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Adalet Bakanlığını,

b) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,

c) Protokol: Adalet Bakanlığı ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı arasında imzalanan protokolü,

ç) Sınavlar: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından yapılan Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavını,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Sınav Şartları, Sınav İlanı ve Başvuru Usulü
Sınavlara girme şartları

MADDE 5

(1) 2547 sayılı Kanunun ek 41 inci maddesinde öngörülen sınavlardan;

a) Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavına, hukuk fakültesinden mezun olanlar ile yabancı bir hukuk fakültesini bitirip de Türkiye’deki hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girip başarılı olmak suretiyle denklik belgesi almış bulunanlar,

b) İdari Yargı Ön Sınavına, hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yükseköğrenim yapmış veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olanlar,

girebilir.

Sınavların yapılma zamanı

MADDE 6

(1) Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı Nisan ve Eylül aylarında olacak şekilde yılda iki defa; İdari Yargı Ön Sınavı ise Eylül ayında olacak şekilde yılda bir defa protokol uyarınca ÖSYM tarafından yapılır.

(2) Sınavlara ilişkin Bakanlıktaki sekretarya hizmetleri, Personel Genel Müdürlüğü tarafından yerine getirilir.

Sınavların ilanı

MADDE 7

(1) Sınavlara ilişkin hususların yer aldığı ilan, başvuru süresinin bitiminden en az on beş gün önce Bakanlığın internet sitesinde ilan olunur.

Sınavlara başvurular

MADDE 8

(1) Sınav tarihi itibarıyla 5 inci maddede öngörülen şartları sağlayabilecek durumda olanlar sınava başvuru yapabilir.

(2) Sınav başvuruları, protokolde belirlenen ve ilan edilen usule göre elektronik ortamda ÖSYM’ye yapılır.

(3) Başvuru sürecini tamamlayan adayların başvuru bilgileri ÖSYM tarafından Bakanlığa bildirilir.

(4) Sınavlara başvuracak adaylardan sınav öncesinde herhangi bir evrak istenmez.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Sınavlara Dair Esaslar
Sınavların değerlendirilmesi

MADDE 9

(1) Sınavlarda ilgililerin 2547 sayılı Kanunun ek 41 inci maddesinde sayılan alanlardaki bilgileri ölçülür. Sınav test şeklinde olup çoktan seçmeli en az yüz sorudan oluşur.

(2) Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavında;

a) Anayasa Hukuku 6 puan,
b) Anayasa Yargısı 2 puan,
c) İdare Hukuku 6 puan,
ç) İdari Yargılama Usulü 4 puan,
d) Medeni Hukuk 12 puan,
e) Borçlar Hukuku 10 puan,
f) Ticaret Hukuku 10 puan,
g) Hukuk Yargılama Usulü 8 puan,
ğ) İcra ve İflas Hukuku 6 puan,
h) Ceza Hukuku 8 puan,
ı) Ceza Yargılama Usulü 6 puan,
i) İş Hukuku 6 puan,
j) Vergi Hukuku 4 puan,
k) Vergi Usul Hukuku 2 puan,
l) Avukatlık Hukuku 4 puan,
m) Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi 4 puan,
n) Türk Hukuk Tarihi 2 puan,

olarak puanlanır ve yüz puan üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılır.

 

(3) İdari Yargı Ön Sınavında;

a) Anayasa Hukuku 8 puan,
b) Anayasa Yargısı 2 puan,
c) İdare Hukuku 10 puan,
ç) Türk İdari Teşkilatı 6 puan,
d) İdari Yargılama Usulü 8 puan,
e) Medeni Hukuk 8 puan,
f) Borçlar Hukuku (Genel Hükümler) 8 puan,
g) Ticari İşletme ve Şirketler Hukuku 4 puan,
ğ) Hukuk Yargılama Usulü 6 puan,
h) Ceza Hukuku (Genel Hükümler) 4 puan,
ı) Ceza Yargılama Usulü 4 puan,
i) Vergi Hukuku 10 puan,
j) Vergi Usul Hukuku 4 puan,
k) Maliye ve Ekonomi 10 puan,
l) İmar ve Çevre Hukuku 4 puan,
m) Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi 4 puan,

olarak puanlanır ve yüz puan üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılır.

(4) Aranan şartları taşımadıkları halde sınavlara girdiği tespit edilen kişilerin, yeterli puan alsalar bile aradan geçen süreye bakılmaksızın sınavları geçersiz sayılır.

Sınav sonuçlarının duyurulması

MADDE 10

(1) Sınav sonuçları, ÖSYM’nin internet sayfasından duyurulur ve ÖSYM tarafından elektronik ortamda Bakanlığa verilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Son Hükümler

Yürürlük

MADDE 11

1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12

(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Adalet Bakanı yürütür.

28 Eylül – Hukuk Takvimi

0
28 Eylül – Hukuk Takvimi
 1864

Uluslararası Emekçiler Birliği (1.Enternasyonal) kuruldu. Tüzüğünü ve manifestosunu K.Marx ve F.Engels yazdı.

 1927

Bakanlar Kurulu, Tan Gazetesinde Anayasa’nın değiştirileceğine, seçimlerin yenileneceğine dair yazılar yayınlandığı gerekçesiyle 10 gün süreyle kapattı. Aynı gün Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden bu tür yayınların asılsız olduğu bildirildi.

 1931

Edirne’de Türk Cumhuriyet Amele ve İşçi Fırkası adlı bir siyasi parti kurulması için başvuruda bulunuldu. Başvuru reddedildi.

 1954

Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme(Convention relating to the Status of Stateless Persons), Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC–United Nations Economic and Social Council) tarafından düzenlenmiş, New York’ta bulunan Birleşmiş Milletler Tam Yetkili Temsilciler Konferansında kabul edilmiş  ve 28 Eylül 1954 tarihinde imzalanmıştır.

Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme
 1976

DGM tasarısına karşı DİSK’in başlattığı direnişe katıldıkları için işten çıkarılanların sayısının 1.000’i aştığı açıklandı. DİSK/Petkim-İş, Aliağa Rafinerisi’nin, çıkarılan işçilerin yerine yerleştirilen 100 kadar ülkücünün eğitim yeri haline geldiğini öne sürdü.

 1978 Hapishanelerdeki İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mahkumlarına ağır işkenceler yapıldığı açıklandı. ‘Adli mahkum’ muamelesini kabul etmemekte direnen IRA mahkumları ‘siyasi mahkum statüsü’ istedi.
 1981

Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) davasında Doğu Perinçek, ‘Devlet Başkanı’nın (Kenan Evren) 12 Eylül 1981’de çizdiği tablo bizim tahlillerimize ulaşmaktadır. Biz mevcut devletin yasalarına uygun faaliyet gösteren bir partiyiz, mensuplarımız üzerine yürünmesi haksızlıktır’ dedi.

1989 Hukukçu ve Filipinler devlet başkanı Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Eylül 1917)  Filipinler Üniversitesi’nde hukuk eğitimini tamamladı ve avukatlık yapmaya başladı. 1965-1986 yılları arasında başkanlık yaptı. 21 Eylül 1972’de komünist ve yıkıcı güçleri gerekçe göstererek sıkıyönetim ilan etti. Muhalif politikacıları tutukladı ve silahlı kuvvetleri rejimin bir baskı aracı haline getirdi. 17 Ocak 1981’de sıkıyönetimi kaldırdı. 16 Haziran 1981’de yapılan seçimlerde seçimleri yeniden kazandı ve altı yıllık bir dönem için yeniden devlet başkanı oldu. 25 Şubat 1986’da ülkesinden kaçarak Hawaii’ye gitmesi üzerine kurduğu baskıcı rejim sona erdi. Otoriterlik, yolsuzluk ve baskı ile anıldı.

Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos
 1993 Nazire Dedeman’ın 17 yaşındaki oğlu Umut Önal, 28 Eylül 1993 günü arkadaşının silahından çıkan kurşunlarla hayatını kaybetti. Bu olay sonucunda Umut Vakfı kuruldu. Umut Vakfı, bireysel silahsızlanma ve şiddetsiz toplum amacıyla kurulmuş bir vakıftır. Türkiye’nin en faal sivil toplum örgütlerindendir.

Umut Vakfı
 1993 Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi Berin Nadi ile Yazı İşleri Müdürü Celal Başlangıç’a Terörle Mücadele Yasası’ndan açılan davaya Devlet Güvenlik Mahkemelerinde devam edildi. Başlangıç, 8 Mart 1993’de Ankara Emniyet Müdürlüğü DAL ekibinde görevli 3 polisin işkenceden hapis cezası aldığını haberleştirmişti.

Berin Nadi ve Celal Başlangıç, Devlet Güvenlik Mahkemesinde savunma yaparken
 1994 İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ticari sır gerekçesiyle açıklamadığı, İETT duraklarının reklam panoları ile otobüs ve tramvaylardaki reklam yerlerini 9 gün önce kurulan bir şirkete ihaleye çıkmaksızın tahsis ettiği ortaya çıktı.
 1996 72.haftada bir araya gelen Cumartesi Anneleri Diyarbakır Cezaevi Operasyonu’nda faili meçhul biçimde öldürülen 10 mahkumu andı.
 1999 Ulucanlar Cezaevinde öldürülen 10 mahkumun otopsi tutanakları avukatlara verildi, raporlara göre üçü bir tür av tüfeğiyle olmak üzere, tamamının kafa, boyun, göğüs gibi hayati bölgelerde mermi çekirdeği kaynaklı ölümler olduğu anlaşıldı. Hürriyet Gazetesi, Ulucanlar Cezaevi operasyonuna gerekçe olarak ‘Cezaevlerini terör örgütleri yönetiyordu’ başlığıyla yapılan haberdeki fotoğrafların başka bir cezaevinde çekildiği ve 5 yıl öncesine ait olduğu ortaya çıktı. CHP Genel Başkanı Altan Öymen ‘Hükümet acizliğini kapatmak için zorbalığa başvuruyor, insanları vura vura öldürmüşler’ dedi. Sultanahmet’te basın açıklaması yapmak isteyen İnsan Hakları Derneği üyeleri ve mahkum yakınlarından yaklaşık 100 kişi dövülerek gözaltına alındı.
 2000 Kanadalı hukukçu ve eski Başbakan Pierre Elliott Trudeau yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Ekim 1919) Outremont’taki Académie Querbes adlı ilkokula gitti, eğitimine Quebec’teki seçkin frankofon ailelerinin gittiği prestijli bir ortaokul olan Collège Jean-de-Brébeuf’da devam etti. 1940-1943 yılllarında Montreal Üniversitesi‘nde hukuk öğrenimi gördü. Üç yıl Özel Danışma Kurulu’nda memur olarak çalıştı. 1950’de aylık eleştiri dergisi Cité Libre’in kurulmasına katkıda bulundu. 1951’den 1961’e kadar avukatlık yaparak iş hukuku ve insan hakları davalarında uzmanlaştı. 1961’den 1965’e değin Montreal Üniversitesi’nde hukuk dersleri verdi. 1965’te Gérard Pelletier ve Jean Marchand ile birlikte Liberal partiye katıldı. 1967’de de adalet bakanlığı ve Kanada başsavcılığına getirildi. Zorunlu askerliğe karşı çıktı. Adalet bakanı olduğu dönemde silah taşımanın daha sıkı denetlenmesini, kürtaj ve eşcinselliğe ilişkin yasalarda reform yapılmasını öngören ve kamuoyunda genel tepki yaratan yasaların çıkarılmasını sağladı. 6 Nisan 1968-16 Haziran 1984 tarihlerinde Liberal Parti liderliğini yürüttü. 20 Nisan 1968 ile 4 Haziran 1979 ve 3 Mart 1980-30 Haziran 1984 tarihleri arasında Başbakanlık görevini yürüttü. Birleşik Krallık Parlamentosu’na ait olan anayasal düzenleme yetkisinin Kanada’ya devredilmesi, bir Haklar ve Özgürlükler Sözleşmesi’nin hazırlanması, federal hükümetin ekonomik yetkilerinin artırılması ve Yüksek Mahkeme gibi federal organların yapısında yeni düzenlemelere gidilmesi önerileri 1981’de onaylandı. 4 Nisan 1982’de Kraliçe II. Elizabeth, Kanada’nın Birleşik Krallık Parlamentosu’ndan tam bağımsızlığını ilan etti.

Kanada’nın hukukçu başbakanlarından Pierre Elliott Trudeau
 2001 Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında Amerika’ya askeri destek hariç olmak üzere Türkiye’nin menfaatlerini zedelemeyecek her türlü desteği verme kararı alındı. 
 2006 Bireysel silahlanmaya karşı Umut Vakfı tarafından düzenlenen ‘Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü’ İstanbul Beyoğlu’nda yapıldı.
 2008 İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, dört yıl önce yayımlanan ‘Kandil’de kadın bilinci Kürtçülüğü aştı’ röportajı nedeniyle Hürriyet gazetesi muhabiri Sebati Karakurt ve sorumlu müdürler Hasan Kılıç’la Necdet Tatlıcan’ı terör örgütü açıklamalarını yayımlamak ve terör örgütü propagandası iddiasıyla toplam 100 bin YTL para cezasına çarptırdı.
 2009 Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Türkiye bakımından, 28 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Sözleşme’yi 30 Mart 2007 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanması 3 Aralık 2008 tarih ve 5825 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur. Sözleşme’nin onayına ilişkin 27 Mayıs 2009 tarih ve 2009/15137 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve resmi Türkçe çeviri, 14 Temmuz 2009 tarih ve 27288 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 28 Eylül 2009 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş ve  Türkiye’nin Sözleşme’ye ilişkin bir çekince veya beyanı söz konusu değildir.

 2010 Devrimci Karargah Örgütü soruşturması kapsamında yakalanan Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, tutuklanarak cezaevine gönderildi.
 2011 Küba’da vatandaşların otomobil alması ve satması yasal hale getirildi.
 2013 Türk avukat, bürokrat ve yazar Turgut Özakman yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Eylül 1930) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre avukatlık yaptı. Köln Üniversitesi Tiyatro Bilimi Enstitüsü’ne devam ettikten sonra Devlet Tiyatrosu’na dramaturg olarak girdi. TRT‘de Merkez Program Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Devlet Tiyatrolarında Genel Müdür Başyardımcılığı ve 1983-1987 yılları arasında aynı kurumda genel müdürlük yaptı. 1988-1994 yılları arasında Radyo-Televizyon Yüksek Kurulunda üyelik ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Uzun yıllar Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde kadrolu öğretim görevlisi olarak çalıştı ve dramatik yazarlık dersleri verdi. 28 Eylül 1998’de, üstün hizmetleri nedeniyle Anadolu Üniversitesince, 2006 yılında Ege Üniversitesi‘nce ve 2007 yılında, mezun olduğu ve uzun yıllar görev yaptığı Ankara Üniversitesince ‘fahri doktor’ unvanı verildi. Nisan 2002’de Eskişehir Belediye Başkanlığı, açtığı ikinci tiyatroya ‘Turgut Özakman Sahnesi’ adını verdi. 2006 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Özakman’a Üstün Hizmet Ödülü verdi. 2005 yılında piyasaya sürülen, Şu Çılgın Türkler (Bilgi Yayınevi) adlı belgesel-romanı, Uğur Dündar’a göre cumhuriyet tarihinin en çok satan kitabı oldu. 

Hukukçu ve Yazar Turgut Özakman
 2016 Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Zirve Yayınevi’nde 3 kişinin öldürülmesine ilişkin davada yapılan 115 duruşma sonunda, 5 sanığı tasarlayarak adam öldürme suçundan 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum etti. Mahkeme, aralarında emekli Orgeneral Tolon ile dönemin Malatya Jandarma Alay Komutanı Albay Mehmet Ülger’in de bulunduğu 16 sanığın ‘terör örgütü üyeliği’ ve benzer suçlardan beraatine hükmetti. 2019 yılında yapılan temyiz incelemesinde Yargıtay, Zirve Yayınevi çalışanlarına yönelik katliam davasında 5 sanık hakkındaki 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 39 yıl hapis cezasını onadı.
 2017 Kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışma amacıyla başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni” kampanyasına katılan oyuncu Jülide Kural’ın aldığı 1 yıl 3 aylık hapis cezası onandı.
 2017 Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturması kapsamında hakkında yakalama kararı verilen gazeteci Can Dündar ile ilgili olarak kırmızı bülten ve iade talebinde bulunuldu.
 2021 Adalet Bakanlığı, adli birimlere ait verilere dayanarak hazırlanan 2020 yılı Adalet İstatistikleri raporunu yayınladı. 2014 yılından 2020 yılı arasındaki dönemde ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan açılan toplam soruşturma sayısının 160 bin 169’a ulaştığı açıklandı. 2020 yılında Cumhurbaşkanına Hakaret suçundan açılan 31 bin 297 soruşturmanın 9 bin 166’sında kovuşturmaya yer olmadığına, 7 bin 790’ında ise kamu davası açılmasına hükmedildi.
 2022

Umut Vakfı, bireysel silahsızlanma için Maçka Demokrasi Parkı’nda buluşma gerçekleştirdi. Ateşlenmiş silahlarla çocuklarını, yakınlarını kaybedenlerin katılımıyla “Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü” etkinliği yapıldı. Vakıf, her yıl binlerce kişinin bireysel silahlarla öldürüldüğünü açıkladı.

 2022 ABD Yüksek Mahkemesi, “ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını ihlal” suçlaması yöneltilen Halkbank’ın temyiz talebiyle yaptığı başvuruyu ve başsavcılığın yaptığı itirazı değerlendirmek için toplandı. Banka, ABD’nin ‘Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası’ gereğince hakkında yargılama yapılamayacağını savundu.
  SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz’ın da arasında olduğu 10 sanığın yargılandığı, Amerika’dan haksız kazançla elde edilen “mal varlığı değerini aklama” suçundan açılan dava İstanbul 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Aralarında Korkmaz’ın da bulunduğu 4 sanık hakkındaki hukuki süreçle ilgili ABD’den bilgi talebinde bulunuldu. Mahkeme, sanık Korkmaz’ın ifadesinin Avusturya’da alınması ve MASAK raporu yerine yeni bilirkişi raporu hazırlanması taleplerini reddetti. Duruşma 5 Temmuz’a ertelendi.
 2023 İstanbul Taksim’de 8 Mart 2021’de 19’uncusu gerçekleştirilen ‘Feminist Gece Yürüyüşü’ne katılarak slogan attıkları gerekçesiyle “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” iddiasıyla İstanbul Adliyesi 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 17 kişi  görüldü beraat etti.
 2023

AYM Genel Kurulu, 6 Şubat 2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un, “ek motorlu taşıtlar vergisi” alınmasını öngören 1. maddesinin bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüklerinin durdurulması için CHP’nin yaptığı başvuruyu esastan görüşerek reddetti.

 2024 CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün’e ait araçta gümrük kaçağı elektronik sigara aparatı ele geçirilmesinin ardından Ün’den istifasını istedi. CHP’den yapılan yeni açıklamaya göre Ün, partiden istifa etti. Ün, daha önce yapmış olduğu basın açıklamasında yasal ve etik sorumluluğunu reddetmişti.
2024 Fenerbahçeli eski milli futbolcu, futbol yorumcusu Serhat Akın’ı vuran şüpheli ile saldırıdaki motosikleti kullanan kişi yakalandı.
2024 Galler’de yaşayan ve Kanarya Adaları’ndaki tatillerinden dönen 22 yaşındaki Bradley Smith ve 20 yaşındaki Antonia Sullivan, uçakta cinsel ilişkiye girdiklerinin anlaşılmasının ardından gözaltına alındı. Uçaktan inen çift, “kamuya açık bir yerde cinsel eylemde bulunma” suçlamasıyla  Bristol Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Yargıç, Smith’e 300 saat, Sullivan’a ise 270 saat “kamu hizmeti cezası” verdi. Ayrıca, bu olayı üç tanığın her birine 100 sterlin tazminat ödemelerine hükmetti.
2024 Türkiye-İran sınırındaki mülteci geçişlerini takip etmek için Van’ın Özalp ilçesine giden Gazete Duvar Van Temsilcisi Kadir Cesur ve gazeteci Ruşen Takva askeri güvenlik bölgesini ihlal ettikleri gerekçesi gözaltına alındı. İfadeleri Dorutay Jandarma Karakolu’nda alınan Cesur ve Takva, Cesur ve Takva, serbest bırakıldı. Cesur’un kamerası ve hafıza kartına savcılık kararıyla el konuldu.

 

28 Eylül – Hukuk Takvimi

27 Eylül – Hukuk Takvimi

0

27 Eylül – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

 1722

Amerikalı hukukçu ve devlet adamı Samuel Adams doğdu. (Ölümü: 2 Ekim 1803) Harvard Üniversitesi‘nde hukuk öğrenimi gördü. 1758’de avukatlık yapmaya başladı. 1765 yılında İngiltere’nin melasa vergi koyan Şeker Yasası’na karşı protesto hareketini örgütledi. Massachusetts Yasama Meclisin de üyelik yaptı. Amerika’daki İngiliz kolonilerinin direnmesini örgütleyen kolonilerarası komitelerin kurulmasında önemli rol oynadı. 1776 da yayınlanmış olan Amerikan Bağımsızlık Bildirisi’ne imza atanlardan  biridir. 1781’e kadar Kongre üyeliği yaptı. Konfederasyon Anayasası’nın hazırlanmasına katkıda bulundu. Massachusetts vali yardımcılığı ve valiliği yaptı.

 1941

Hukukçu ve siyasetçi Necip Ali Küçüka, hayatını kaybetti. (Doğumu: 1892) İstanbul Hukuk Mektebi  mezunudur. Eşme Müddeî-i Umûmîliği (Savcı), Sivas Kongresi Denizli Üyeliği, Denizli Mahkemesi Üyeliği, Sarayköy Müddeî-i Umûmîliği’nde görev yaptı.  II., III., IV., V. ve VI.Dönem Denizli Milletvekilliği, II.Dönem Ankara İstiklâl Mahkemesi Savcılığı, III.Dönem Divân-ı Riyâset Kâtipliği ve III. ve IV.Dönem Divân-ı Riyâset İdâre Memurluğu, Millî Müdâfaa Vekâleti Siyasi Müsteşarlığı görevlerinde bulundu. 

1946 Hukukçu, Demokratik Seferberlik lideri ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yedinci Cumhurbaşkanı. Nikos Anastasiadis doğdu. Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi hukuk bölümünden mezun oldu ve University College London’da okudu. Üniversite eğitimi sırasında Yorgo Papandreu tarafından kurulan Atina merkezli Merkezi Koalisyonu’nun üyesi oldu. Nicos Chr. Anastasiades & Partners hukuk firmasının kurucusudur. Daha sonraları Kıbrıs’ta siyasete başladı. 1981 yılında Kıbrıs Temsilciler Meclisine seçildi. 1997’de Demokratik Seferberlik lideri seçildi. 2013 Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanlığı seçiminde partisinden adaylığını koydu ve %58 oyla kazandı.
 1960  Türkiye ile Amerika arasında kredi antlaşması imzalandı
1961 Suriye’de askeri darbe oldu. Yeni hükümet, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrıldığını ilan etti. Türkiye, Suriye’nin yeni hükümetini tanıdı
 1965

Kanadalı hukukçu, muhafazakâr siyasetçi, ve eski bakan Peter MacKay, doğdu. 1987’de Acadia Üniversitesi/Carleton Üniversitesi’nde edebiyat bakalorya derecesine sahip oldu. Dalhousie Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve ardından Yeni İskoçya Barosu’na kaydoldu. 1997-2015 yılları arasında milletvekilliği yaptı. Atlantik Kanada Fırsatlar Ajansı Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı görevlerinde bulundu. 2004- 2015 arasında Muhafazakâr Parti’nin başkanvekili olarak görev yaptı. 

 1970

Arap Zirvesi Mısır’da toplandı; Ürdün Kralı Hüseyin ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yaser Arafat ateşkes anlaşması imzaladı.

 1972

‘Umut’ filmini festival için yurtdışına izinsiz çıkardıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan Yılmaz Güney ve prodüktör Abdurrahman Keskiner’in yargılamalarına devam edildi.

1974 TRT’de kadın spikerlerin haber okuması yasaklandı.
 1976

Maden sektörü işverenleri direnişe katılan 483 DİSK‘li işçinin işine son verdi.

 1979

Senaryosu Peter Ustinov tarafından yazılan, Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’ romanının film uyarlaması Sansür Kurulu’nca reddedildi.

 1983

Fransa’da düzenlenen anma gecesinde Nazım Hikmet’in ‘Beyazıt Meydanı’ndaki ölü’ ve ‘Vatan Haini’ şiirlerini okuduğu için yargılanan Işık Yenersu beraat etti.

 1984

Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği (MLSPB) Davası’nda 22 kişiye idam, 45 kişiye müebbet ve 191 kişiye 8 ay-24 yıl arası hapis cezası kararı verildi.

 1987

Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu 1.5 yıl önce faaliyete geçti ve 200’ü aşkın kişi yargılandı.

 1993

Gürcü siyasetçi Jiuli Şartava, hayatını kaybetti. (Doğumu: 7 Mart 1944) Mühendislik eğitimi gördü. 1992’de Gürcistan Parlamentosuna seçildi. Abhazya Savaşı sırasında, Abhazya Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Bakanlar Kurulu’nda yer aldı. 27 Eylül 1993’te, Abhazya Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu başkanıyken Abhaz birlikleri Sohum’u ele geçirince Şartava ve diğer Gürcü yetkililerden olan Guram Gabiskiria, Raul Eşba, Sumbat Saakiani, Mişa Kokaia  Abhaz militanlar tarafından yakalandı ve  öldürüldü.  2004’te Gürcüstan Ulusal Kahramanı ilan edildi.

 1993

İHD, Beyoğlu’ndaki eğlence yerlerinde kadınların insanlık dışı aramaya maruz bırakıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

 1995

Yaşar Kemal’in Der Spiegel’deki yazısından dolayı yargılandığı davada DGM Savcısı iddianameye ‘halkı, ırk farklılığı gözeterek tahrik etme’ suçunu da ekledi.

1995

İstanbul Küçükçekmece Belediyesi’nde çalışan Bem-Sen ve Tüm Bel-Sen üyesi memurlar alacaklarının ödenmemesi nedeniyle yarım gün çalışmadı. Genel-İş üyesi işçiler de Belediye’ye yürüdü.

 1998

Uluslararası Af Örgütü İstanbul Grubu, Piyalepaşa Bulvarı’na 29 ülkeden gözaltında kaybedilmiş kişilerin adlarını taşıyan 100 adet ağaç diktirdi. Dikime Rutkay Aziz ve Şanar Yurdatapan da katıldı.

 1999

Ulucanlar Cezaevi’ne yönelik operasyonda öldürülen 10 mahkumun otopsisine avukatların girmesine izin verilmedi.

 2000

Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde, 1993 yılında 70 sokak çocuğunun öldürüldüğü katliamdan sağ kurtulan tanık genç kız, büyükannesi ve üç kız kardeşiyle birlikte evinde öldürüldü. 1993’teki katliamdan sağ kurtulan Maria mahkemede, askeri polisler aleyhine ifade vermişti. Maria bu şekilde öldürülen 41. tanıktı.

 2000

Peru’nun başkenti Lima’da yaklaşık 2 bin kadın hükümetin yoksul ailelere yapılan süt yardımını kesme girişimini protesto etti.

 2000 Zorunlu Deprem Sigortası uygulaması başlatıldı.
 2001

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin üç sözleşmesini imzaladı. Suç gelirlerinin aklanması, tespiti, haczedilmesi ve el konulması, Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuk Sözleşmesi ve Avrupa Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi hayata geçti. Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun(GRECO) Türkiye’de denetim yapmasının yolu açıldı.

 2003

ABD’nin Irak’ta sürdürdüğü işgal, 39 ülkede aynı anda gerçekleştirilen ‘Irak’ta İşgale Son, Filistin’e Özgürlük’ mitingleriyle protesto edildi. Ankara, İstanbul ve Adana’da da yapılan mitingleri Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu düzenledi.

 2004

Gazi Davası’nda 3 kişinin ölümünü aydınlatabileceği sanılan bir fezlekenin, bir memur tarafından 2 yıldır sümenaltı edildiği ortaya çıktı. Gaziosmanpaşa Başsavcılığı’ndan Trabzon Başsavcılığı’na gönderilen fezlekeyi gizleyen memur Y.K. hakkında görevi ihmal davası açıldı.

2006 İsrailli insan hakları örgütü ordunun 28 Haziran’da Gazze’de bir elektrik santralını bombalayarak savaş suçu işlediğini ilan etti.
2006 Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanan eski Bosnalı Sırp lider Momcilo Krajisnik 27 yıl hapse mahkum oldu.
 2006 Tutuklu Yargılamalar Hakkında Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi ülkeleri yetkili bakan delegelerinin 27 Eylül 2006 tarihinde yaptıkları 974 sayılı oturumunda kabul edildi. Konsey kararının amacı, keyfi tutuklamayı önlemek, tutuklama müessesesinin istismarını engellemek, tutuklama tedbirini nesnel koşullara bağlamak, tutuklama sonrası beraat ile sonuçlanacak yargılamalardan kaynaklı geri dönülmez zararlara mahal vermemektir.
2006 Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, 3 Mayıs 1996 tarihinde imzaya açılmış ve 1 Temmuz 1999 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzalamıştı. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 3 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Şartın onaylanmasını kararlaştıran 22 Mart 2007 tarih ve 2007/11907 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 9 Nisan 2007 tarih ve 26488 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 27 Haziran 2007 tarihinde tevdi edilmiş ve Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
2008 Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınanlar içinde gazeteci Tuncay Özkan, eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ve eski Esenyurt Belde Belediye Başkanı Gürbüz Çapan’ın da bulunduğu 6 kişi tutuklandı.
2013 BM Genel Kurulu için New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Gezi olaylarına dair söyledikleri nedeniyle ‘Pinokyo protestosu’ yapıldı.
2016 Hukukçu, iktisatçı ve siyasetçi Cemşid Amuzegar, hayatını kaybetti. (Doğumu: 25 Haziran 1923) Üniversite eğitimini hukuk ve mühendislik alanlarında Tahran Üniversitesi‘nde tamamladı. Daha sonra, ABD’deki Cornell Üniversitesi‘nde doktora yaptı. İlk olarak  Sağlık Bakanı Cihanşah Salih’in altında bakan yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Ardından, Sağlık Bakanlığı görevine getirildi. 1964 yılında  Emir Abbas Huveyda hükümetinde 9 yıl boyunca Maliye Bakanlığı yaptı. 1965 – 1971 yılları arasında çeşitli OPEC toplantılarına katıldı. Suudi Arabistan petrol bakanı Şeyh Ahmet Zeki Yamani ile birlikte yürüttüğü çalışmalarla petrol fiyatının dört kat artmasından kilit rol oynadı. Bu artış İran’ın altyapı, tarım ve savunmanın modernleştirilmesi için ihtiyaç duyulan kaynağı yarattı. 1974’te İçişleri Bakanı olarak atandı. 27 Eylül 2016 tarihinde 93 yaşındayken hayatını kaybetti.
2017 Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yaz saati uygulamasını sürekli hale getiren Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.
2020 Bangladeşli hukukçu ve siyasetçi Mahbubey Alam hayatını kaybetti. (Doğumu: 17 Şubat 1949) Bangladeş Yüksek Mahkemesi‘nde çalıştı. 2009’dan 2020’de ölümüne kadar Bangladeş Başsavcısı olarak görev yaptı. 
2024 Avustralya’nın Tazmanya eyaletinde,  bir müzede sadece kadınlara özel açılan bir serginin ayrımcılık içerdiği yönündeki alt mahkeme kararı Tazmanya Yüksek Mahkemesi tarafından bozuldu. Yüksek Mahkeme, yasağın erkeklere yönelik ayrımcılık teşkil etmediğine karar verdi.
 2024 Derik Kaymakamı Muhammet Fatih Safitürk’ün öldürülmesine ilişkin dosyanın tek tutuklusu olan Şerif Mesutoğlu’nun yeniden yargılama talebi Mardin 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Safitürk, 10 Kasım 2016’da makamına konulan bombanın patlatılması sonucu ağır yaralanarak, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Olayın ardından gözaltına alınan 70 kişiden 15’i tutuklanmış, Mardin 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamalarda, 14 kişi beraat etmiş, Şerif Mesutoğlu hakkında 2 defa ağırlaştırılmış müebbet ve 28 yıl hapis cezası verilmiş, karar Yargıtay tarafından onanmıştı.
 2024 6 Şubat depremlerinde, Adana’da 96 kişinin yaşamını yitirdiği Alpargün Apartmanı davasının duruşması, Adana 12’nci Ağır Ceza Mahkemesinde yapıldı.
 2024 Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı New York’taki Rockville Piskoposluğu, cinsel istismar ve tacize uğrayanlara yaklaşık 323 milyon dolar ödeme konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. Faaliyet bölgesinde 1,4 milyon Katolik Hristiyan’a hizmet veren Rockville Katolik Piskoposluğu, bünyesindeki din görevlilerine karşı açılan yüzlerce cinsel taciz davası sonrası 2020 yılında iflas başvurusunda bulunmuştu.
 2024

Müstehcenlik suçlamasıyla tutuklu bulunan ve sosyal medyada ‘Jahrein’ ismiyle tanınan Ahmet Sonuç, kendisine ‘çomar’ dediği gerekçesiyle oyuncu Elçin Sangu hakkında şikayet dilekçesi verdi.

 2024

Zonguldak’ta, geçen yıl mayıs ayında cinsel istismar sonucu ölen Nisanur Ö.’nün (2) ablası R.Ö.’nün (10) fuhşa sürüklendiği iddiasıyla anne Meryem Ö. ve 3 erkek sanığın tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması Bartın 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkeme heyeti, küçük R.Ö.’nün bir sonraki mahkemede psikolog ve pedagog eşliğinde dinlenmesine ve tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

Küçük bebeğin ölümü ile ilgili Zonguldak 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılan davada ise F.S. isimli şahıs ‘Kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve ‘Nitelikli cinsel istismar’ suçundan 30 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

26 Eylül Hukuk Takvimi

0
26 Eylül Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar, yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
26 Eylül – Hukuk Takvimi
 1328 

Arap bilgin Takıyyüddin ibn Teymiyye yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Ocak 1263) Arap dili grameri, Arap tarihi, Felsefe ve mantık ilimleriyle ilgilendi. İbn-i Teymiye fakih (hukuk âlimi) ve muhaddis (hadis âlimi) kişiliğinin yanı sıra akaid konularında da çeşitli söylemlerde bulundu. İslâm hukuku (fıkıh), hadis ilmi ve siyasî düşünce başta olmak üzere birçok konuda uzmanlaştı. Dört Sünni İmam’ın görüşlerinin dışında kalan özgün düşünce ve görüşlere sahipti. Boşanmanın yemin olarak kullanılmasını doğru bulmamış, çoğunlukla bu yemini eden kişinin eşini boşamak gibi bir niyeti olmadığını belirtmiş ve bu nedenle boşanmanın yemin konusu yapılmasının boşanmaya yol açmayacağını iddia etmiştir.

1828  Fransız hukukçu ve siyasetçi René Goblet, doğdu. (Ölümü: 13 Eylül  1905) Paris’te yaşamını yitirdi. Hukuk eğitimi aldı. 1860’ların sonlarına kadar hiç siyasete girmedi. 1870’de  Milli Savunma Hükümeti tarafından Amiens’e başsavcı olarak atandı. 1871 yılında meclise seçildi. 30 Ocak 1882–7 Ağustos 1882 tarihlerinde  Freycinet kabinesinde İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. 1886 yılında Charles de Freycinet kabinesi düşünce 11 Aralık 1886 – 17 Mayıs 1887 tarihlerinde başbakanlık görevin üstlendi. Başbakanlık görevinden ayrıldıktan sonra senatör olarak görevine devam etti. 1898  seçimlerinde milletvekili  seçilemeyince siyaseti bıraktı.

Fransız Hukukçu ve devlet adamı René Goblet
1887 Emile Berliner gramofonun patentini aldı.
1906

Kibrit yapımımla beyaz fosfor kullanılmasının yasaklanmasına ilişkin Sözleşme, Bern’de imzalandı.

1907  Yeni Zelanda, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan etti.
1918 Alman sosyolog ve filozof Georg Simmel yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1858)
1921 26 Eylül 1921  Kars’ta Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Sovyet Rusya temsilcileri ile Kazım Karabekir arasında barış görüşmeleri başladı.
1924  Çocuk Hakları Bildirgesi, diğer adıyla Cenevre Çocuk Hakları Beyannamesi, 1924 yılında Milletlerarası Çocuklara Yardım Birliği tarafından yayınlanmış ve 26 Eylül 1924 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmiştir.
1932 I. Türk Dili Kurultayı toplandı. Dil Bayramı ilk kez kutlandı. 26 Eylül günü aynı zamanda Avrupa Konseyi girişimi ile 2001 tarihinden beri Avrupa Birliği ülkelerinde Avrupa Diller Günü olarak kutlanmaktadır.
1935 Türkiye-Yunanistan Kliring Anlaşması 26 Eylül 1935 tarihinde kabul edildi.
1960 Küba lideri Fidel Castro, 4 saat 29 dakika ile BM tarihindeki en uzun konuşmayı yaptı.
1966 ANT dergisinde Atatürk’ün Ekim Devrimi’ne dair sözlerini yazan Fethi Naci hakkındaki 1.5 yıl hapis kararı Yargıtay’ca bozuldu.
1970 15/16 Haziran İşçi Direnişi için Lastik-İş’te yaptıkları toplantıdan dolayı tutuklu bulunan 20 DİSK yöneticisi tahliye edildi.
1973 Ankara ve İstanbul’da yaklaşık 2.5 yıldır süren sıkıyönetim kaldırıldı.
1975 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Mimari Mirası Yasası’nı kabul etti.(Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi)
1978 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter Türkiye‘ye uygulanan ambargoyu kaldıran yasayı onayladı.
1979 Temmuz 1979’da Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğini basarak üç kişinin ölümüne yol açan Filistinli gerillaların yargılanmasına başlandı.
1979

TEP (Türkiye Emekçi Partisi) Genel Başkanı Mihri Belli’yi silahla yaralamaktan sanık Cengiz Ayhan tutuklandı.

1983 Barış Davası sürerken yapılan ek soruşturmalar neticesinde Sıkıyönetim Savcılığı “Barış-2” adlı 48 sanıklı yeni bir dava açtı.
1984  Çin ile Birleşik Krallık, Hong Kong’un 1997’de Çin kontrolüne geçmesi için anlaştılar.
1989 Rahmi Saltuk son kaseti “Hoy Nare”de yorumladığı Kürtçe şarkılardan dolayı”bölücülük yaptığı” iddiasıyla yargılanmaya başladı.
1997 Yargı sistemini eleştiren sözleri nedeniyle yargılanan Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) savcısı Mete Göktürk, beraat etti.
2000 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Emlak, Ziraat ve Halk bankalarının özelleştirilmesine ilişkin kanun hükmünde kararnameyi Bakanlar Kurulu’na iade etti
2000 İstanbul’da 200 kişi Ulucanlar Katliamı’nın yıldönümünde sorumluların yargılanması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
2001 Prof. Dr. Faruk Erem’in adını ve hatırasını yaşatmak üzere, Ankara’da, Faruk Erem Kültür ve Sanat Vakfı kuruldu.
2002 Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları  Recep Tayyip Erdoğan ve  Ali Müfit Gürtuna ile birlikte 19 kişi hakkında Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde ”Haliç’in temizlenmesi”, ”Güngören Belediye binasının yapımı” ve “sinek ilacı alımı” ihalelerine fesat karıştırıldığı suçlamasıyla dava açıldı.
2004  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.
2004  İsviçre’de yapılan referandumda halkın yüzde 51’inin yabancıların ve göçmenlerin torunlarına otomatik olarak vatandaşlık verilmesini reddettiği açıklandı.
2006 ‘Düşünce Suçuna Karşı Girişim’ nedeniyle TCK 301. maddeden yargılanacak olan gazeteci Hrant Dink’le birlikte yargılanmak için imza kampanyası başlatıldı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 301. madde değişikliği için muhalefetten destek isteyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a “başka kapıya” dedi.
2012 İslam dinine ve Muhammed peygambere hakaret içerdiği iddialarıyla birçok ülkede şiddetli protestolara neden olan ve yasaklanan “Müslümanların Masumiyeti” adlı film Türkiye’de de yasaklandı.
2013 Ankara’da Altındağ Belediyesince restore edilen Ulucanlar Cezaevi Müzesi açıldı.
2017 Suudi Arabistan Kraliyet Divanının yayınladığı kararnameyle kadınların da ehliyet alarak araç sürmesine imkan tanındı.
2022 BirGün Gazetesi Editörü Gökay Başcan hakkında gazetedeki bir haber gerekçe gösterilerek Cumhurbaşkanı’nın eşinin şikâyeti üzerine ‘hakaret’ gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘hazırlanan iddianame İstanbul 17. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
2022 Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan hakkında Rosa Kadın Derneği’ne yönelik soruşturma kapsamında Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın görülmesine devam edildi. Mahkeme duruşmayı 11 Ocak 2023 tarihine erteledi.
2022 DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şirin Tunç hakkında Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın görülmesine devam edildi. Mahkeme Mehmet Şirin Tunç hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması talebini reddederek duruşmayı 15 Kasım 2022 tarihine erteledi.
2022 Gazeteci Sabahattin Önkibar hakkında sosyal medya üzerinden yaptığı bir açıklamada Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla İstanbul Anadolu 53. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın karar duruşması görüldü. Mahkeme Sabahattin Önkibar’ı 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırdı.
2022 Samsun’da M.D. (46) isimli erkek, karısı Havva D.’yi (45) tabancayla öldürdü. Kadın, kaldırıldığı hastanede öldü. Erkek gözaltına alındı.
2023  “Forex yatırımı” vaadiyle dolandırıcılık yaptıkları tespit edilen 38 şüpheliden 29’u gözaltına alındı.
İyi Parti Genel Başkan Meral Akşener hakkında 4 yılı gizlilik kararı altında olmak üzere 7 yıl süren ve geçtiğimiz aylarda kovuşturmaya yer olmadığı dair kararla sona eren soruşturma sürecinde uğramış olduğu hak ihlallerine karşı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuru hakkında bilgi veren İYİ Parti Antalya Milletvekili Uğur Poyraz, avukatlar tarafından “Adil Yargılanma Hakkının, Kendisine Yöneltilen Suçlamanın Nedeninden ve Niteliğinden Haberdar Olma Hakkının, Makul Sürede Yargılanma Hakkının Ve Lekelenmeme Hakkının” ve siyasi saiklerle “sınırlamanın Anayasa’da belirtilen amaçları aşamayacağına” ilişkin Anayasa kuralının ihlal edilmesinden dolayı Meral Akşener adına bireysel başvuruda bulunulduğunu söyledi.
2023 Gazeteci Levent Gültekin hakkında “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edilen iddianame Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 27 Eylül 2022’de bir televizyon kanalında yayımlanan programda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik hakaret içeren ifadeler kullanıldığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatlarınca şikayette bulunulduğu belirtildi.
 2023 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te 33 yazar, aydın ve sanatçının yakılarak katledilmesine ilişkin davada mahkemenin zamanaşımı kararı vermesiyle ilgili bir basın toplantısı düzenledi: “İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz!”

https://hukukansiklopedisi.com/madimak-davasi-garabetleri/

 2023 Şarkıcı Gülşen Çolakoğlu’na, Ataşehir’de 30 Nisan 2022’de verdiği konser esnasında imam hatip liselilere yönelik sözleri nedeniyle ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçundan 10 ay hapis cezası veren mahkeme, cezanın hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. İstanbul 11’inci Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararını açıkladı.
 2023 İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, 571 sayfalık 2022 İnsan Hakları İhlalleri Raporunu açıkladı. Raporda, Türkiye’nin, altına imza attığı uluslararası sözleşmeler başta olmak üzere, kendi iç hukukunu da uygulamadığı ifade edildi: “Kişiler yazdıkları yazılar, yaptıkları konuşmalar, attıkları tweetler nedeniyle sorgusuz sualsiz tutuklanıyor, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9 ve 10. maddeleri sürekli ihlal ediliyor.”
 2023 ABD’de hakkında ‘rüşvet’ iddiasıyla soruşturma başlatılan Demokrat Partili Senatör Bob Menendez’e kendi partisinin içinden istifa çağrıları geldi. Soruşturma sebebiyle geçen hafta geçici olarak ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanlığı’ndan ayrıldığı açıklanan Menendez ise istifa etmeyeceğini söylemişti.
 2023 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ByLock kullanmak, Banka Asya’da hesabı olmak ve gizli bir tanığın ifadesiyle mahkum olan öğretmen Yüksel Yalçınkaya’nın açtığı davada Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti. 17 Mart 2020 yılında yapılan başvuruyu karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “kanunsuz ceza olamayacağını” öngören 7. maddesinin, örgütlenme ve toplanma hakkıyla ilgili 11. maddesi ve adil yargılanma hakkıyla ilgili 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetti.  Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “AİHM’in yetkisini aşarak delil incelemesi yapmak suretiyle ihlal kararı vermesi kabul edilemez” dedi.
 2023 Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD) tutuklu Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’ya, yurtdışında gösterime giren ‘Mahalle’ isimli filmin senaryo ekibinde yer aldığı için ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlamasıyla açılan davada karar çıktı. Mahkeme, Kozağaçlı’nın delil yetersizliğinden beraatına karar verdi. Filmin senaryosunu Veysel Sahin, Vedat Özdemir, Selçuk Kozağaçlı ve İnan Altın yazmış, yönetmenliğini ise İnan Altın üstlenmişti. Filmde Melek Tanker, İzzet Başlak, Serdar Orçin, Selma Altın, Gizem Soysaldı, Nejmi Aykar, Miray Akay ve Defne Halman rol almıştı.
2024 1968 yılında patronunu, karısını ve iki genç çocuğunu öldürmekten ve evlerini ateşe vermekten suçlu bulunarak idama mahkum edilen 88 yaşındaki Iwao Hakamada’nın suçsuz olduğu anlaşıldı. Şahıs, 2014 yılında yeni kanıtların ortaya çıkması ve yeniden yargılanma kararı verilmesiyle serbest bırakıldı. 46 yıl idam hücresinde kaldı.
2024

İstanbul 2 Nolu Barosu’nun ‘Avukatlar adliye otoparklarına ücret ödememelidir’ talebini değerlendiren Adalet Bakanlığı, Cumhuriyet Başsavcılıklarınca takdir edilecek sayıda otopark yerinin avukatlara ücretsiz olarak kullandırılmasının sağlanması talimatını verdi. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü tarafından başsavcılıklara gönderilen yazıda, “Avukatların görevlerini ifa etmek amacıyla adliye binalarına gelmelerinin görevlerinin ayrılmaz bir parçası olduğu kuşkusuzdur.” denildi.

2024 Demokrat Partili New York Belediye Başkanı Eric Adams hakkında, aralarında yolsuzluk ve rüşvet dahil beş konuda suçlamaların yöneltildiği iddianame hazırlandı. 57 sayfalık iddianameyi hazırlayan Savcı Damian Willams, iddianemeyle ilgili basın toplantısın yaptı. İddiananame’de Türkevi (Tuskish House) ve Türk iş insanları ile ilgili unsurlar da bulunuyor. Ayrıca, belediye başkanlığı seçimi kampanyasında kamu fonlarını milyonlarca dolarlık zarara uğratıldığı anlatılıyor. Suçlamaların ardından kısa bir basın açıklaması yapan Adams, suçsuz olduğunu, tüm seçim kampanyası boyunca kanunlara uyduğunu ve istifa etmeyeceğini açıkladı.

26 Eylül Hukuk Takvimi

25 Eylül – Hukuk Takvimi

0
25 Eylül Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
25 Eylül – Hukuk Takvimi
1561 Şehzade Bayezid idam edildi.
1617 İspanyol Cizvit rahibi, skolastik filozof, hukukçu ve teolog Francisco Suárez, yaşamını yitirdi. (Doğumu:5 Ocak 1548, Granada – Ölümü: 25 Eylül 1617, Lizbon), İspanyol
1694 Büyük Britanya Başbakanlığı da yapan ve döneminde önemli hukuk olayları meydana gelen Henry Pelham, dünyaya geldi. (Doğumu: 25 Eylül 1694 – Ölümü: 6 Mart 1754)
1896 Hukukçu ve İtalyan Cumhurbaşkanı (1978-1985) Alessandro (Sandro) Pertini Savona ilinin Stella kentinde doğandünyaya geldi. (Doğumu: 25 Eylül 1896 – Öümü: 24 Şubat 1990) İtalyan sosyalist politikacı ve İtalya Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanı (1978-1985) olarak görev yaptı. 1988 yılında Otto Hahn Barış Ödülü aldı.
Francisque Bouillier (12 Temmuz 1813 – 25 Eylül 1899) Lyons’da doğan Fransız bir filozoftur. Paris’teki École Normale Supérieure’de okudu ve 1839’da Lyons Üniversitesi’ne felsefe profesörü olarak atandı. 1849’dan 1864’e kadar Lyons’da fakülte dekanı ve 1867’den 1870’e kadar École Normale Supérieure’de müdürlük yaptı.
1913 1964-70 arasında Lübnan devlet başkanlığı yapan, hukukçu Şarl Helu, dünyaya geldi.  (‎Doğumu: 25 Eylül 1913 – Ölümü: 7 Ocak 2001) Fransızca konuşulan ülkelerin oluşturduğu birliğin (Assemblée parlementaire de la francophonie) onursal başkanlığını da yapmıştır.
1915 Ethel Greenglass Rosenberg 25 Eylül 1915’te New York’ta Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. (Doğumu: 25 Eylül 1915 – Ölümü:  19 Haziran 1953)  Kendisi gibi Yahudi olan ve aynı acı kaderi paylaşan Julius Rosenberg ile (Doğumu:  12 Mayıs 1918 – Ölümü: 19 Haziran 1953) birlikte Amerikan vatandaşı ve Amerika Birleşik Devletleri Komünist Partisi (CPUSA) üyesiydiler. Şair Melih Cevdet Anday’ın Rosenberg’ler için yazdığı ve Zülfü Livaneli tarafından bestelenen “Bir Çift Güvercin Havalansa” adlı bir şiiri bulunmaktadır.
1917 Hukukçu ve devrimci Lev Troçki, Petrograd Sovyeti Başkanı seçildi.
1925 İstanbul’da, 25 Eylül 1925’te, tulumbacı teşkilâtının yerine, modern motorlu itfaiye teşkilâtı kuruldu. Türkiye’nin itfaiyecilik teşkilatı, Osmanlı döneminde 1714 yılında Yeniçeri Ocağı’na bağlı olarak Tulumbacılar Ocağı adıyla kurulmuştu. 
1950 Birleşmiş Milletler askerleri Kore’de Seul’u ele geçirdi. 
1952 Amerikalı yazar ve kadın hakları savunucusu Gloria Jean Watkins dünyaya geldi. Takma adı olan bell hooks olarak tanındı. (Doğumu: 25 Eylül 1952, Hopkinsville, Kentucky, ABD –Ölümü: 15 Aralık 2021, Berea, Kentucky, ABD) ABD’deki ırkçılık, sınıfçılık, cinsiyetçilik üzerine çalışmaları ile tanınmış bir entelektüel ve akademisyendir. Otuzun üzerinde kitabı ve çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Feminizmin beyaz, orta sınıf, eğitimli kadınların hareketi olmadığını; sınıf ayrımcılığı, ırkçılık, milliyetçilik, militarizm, homofobi ve transfobi ile mücadele edilmediği müddetçe kadınlar arasında gerçek bir dayanışmanın sağlanamayacağını savunmuştur.
1956 İstanbul’da istimlak başladı. Başbakan Adnan Menderes “Memleket baştan aşağı yeniden inşa olmaktadır” dedi.
1957 Amerika Birleşik Devletleri’nin Arkansas eyaletinde 9 siyah öğrencinin beyazların okuduğu Little Rock Lisesi’ne gitmesi beyazlarca protesto edildi. 1500 beyaz gösterici eylem yaptı, 7 kişi tutuklandı. Siyah öğrenciler Başkan Eisenhower’ın gönderdiği federal askeri birliklerin korumasında okula girdiler.
1960 1960 İhtilali ile görevden alınan devrik cumhurbaşkanı Celal Bayar, tutuklu bulunduğu Yassıada’da intihara kalkıştı, fakat bir subay tarafından kurtarıldı.
1962 Viasna İnsan Hakları Merkezi’ndeki çalışmalarıyla tanınan Belaruslu aktivist, Ales Viktaravich Bialiatski dünyaya geldi. 1980’lerin başından itibaren Belarus’un bağımsızlığı ve demokrasisi için çalıştı. Belarus Halk Cephesi’nin kurucu üyesidir.Belarus muhalefetinin Koordinasyon Konseyi’nin üyesidir . Doğu Avrupa’daki insan hakları hareketinin önemli isimlerinden biri olarak bilinmektedir. Çok sayıda uluslararası ödül kazanmıştır. 2020’de, “Alternatif Nobel Ödülü” olarak bilinen Right Livelihood Ödülü’nü kazandı. 2022’de Bialiatski, Memorial ve Centre for Civil Liberties kuruluşlarıyla birlikte 2022 Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. İki kez hapse girdi.
1970 Eserleri Nazi Almanyası’nda yasaklanan savaş karşıtı, Erich Maria Remarque (72) yaşamını yitirdi. En önemi eseri: “Batı Cephesinde Yeni Birşey Yok”
1972 Sıkıyönetim uygulaması  9’uncu kez 11 ilde iki ay daha uzatıldı.
1976 İspanya’da Franco döneminin sona ermesi ile birlikte, ilk kez işçilere pahalılık ve enflasyona karşı “gösteri izni” verildi.
1979 Cumhuriyet Başsavcılığı Milliyetçi Hareket Partisi’nin Batı Almanya’daki faaliyetleri ile ilgili bilgi talep etti.
1980 İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı bildiri yayınladı: “İşçinin işi yavaşlatması ve işverenin işyerini kapatması suçtur.”
1981 Tutuklu DİSK yöneticileri DGM ve 30 Nisan direnişlerinden dolayı 2 ayrı sivil mahkemede yargılandı.
1983 Hukukçu, yargıç ve İzlanda eski Başbakanı Gunnar Thoroddsen yaşamını yitirdi. (Doğumu:  29 Aralık 1910, Reykjavík – Ölümü: 25 Eylül 1983) 1947-1959 yıllarında Reykjavík belediye başkanlığını yürüttü.  1980 – 1983 yılları arasında İzlanda Başbakanı olarak görev yaptı. Yüksek mahkeme hakimi, Maliye Bakanı, Danimarka büyükelçisi, profesör, Sanayi ve Sosyal İşler Bakanı ve Parlamento Üyesi olarak da görev yaptı. Anayasa Hukuku ve Hakaret suçlarına ilişkin çalışmaları bulunmaktadır.   
1988 Cezaevlerinde, siyasal hükümlülerin haklarına kısıtlama getiren 1 Ağustos genelgesi uygulanmaya başladı.
1995 Buca Cezaevi’nde 3 mahkumun öldürülmesini İstanbul’da protesto etmek isteyenlerden 30 kişi gözaltına alındı.
1996 Düşünceye Özgürlük kitabının yayıncısı 98 sanatçı, yazar ve bilim insanı DGM’de yargılandı.
1996 Diyarbakır Cezaevi’nde 10 mahkumun cop ve dipçik darbeleriyle dövülerek öldürüldükleri anlaşıldı.
1997 AİHM, Derik’te 21 yaşındaki Ş.A.’ya jandarma karakolunda tecavüz ve işkenceden dolayı Türkiye’yi mahkum etti. Mahkeme ayrıca, başvurucunun İngiliz avukatlarına 34 bin, Türk avukatlarına da 3 bin sterlin ödenmesini kararlaştırdı.
2001 37 maddelik Anayasa değişikliği paketinin dokuz maddesi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
2002 Kuzey Irak’ta Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) “Irak Federal Cumhuriyeti anayasa taslağı”nda anlaştı. Irak’ı Kürdistan-Arap federasyonu olarak ayıran taslakta Kuzey’de yaşayan Türkmenler, Süryaniler, Şiiler etnik ve dini azınlık olarak kabul edildi.
2002 “İbo-İbrahim Kaypakkaya” adlı kitabın bir paragrafında “bölücülük propagandası yapıldığı” iddiasıyla Ozan Yayıncılık sahibi Mustafa Demir ile yazar Turhan Feyizoğlu’nun 3 ile 5 yıl arası hapis cezası istemiyle DGM’de yargılanmalarına devam edildi. 2000’de çıkan kitaptan dolayı Eylül 2001’de yargılanan Feyizoğlu ve Demir için ”TKP/ML-TİKKO örgütü propagandası ve “yardım ve yataklık yapıldığı” iddialarından verilen beraat kararını Yargıtay 9.Dairesi 10 Aralık 2001’de bozmuş, yargılamanın ”bölücülük”ten yapılması kararı almıştı.
2003- Irak savaşına gerekçe gösterilen kitle imha silahlarını araştıran Irak Gözlem Grubu Irak’ta bu silahların olmadığına karar verdi. Irak Gözlem Grubu (ISG) Britanyalı ve Amerikalı 1400 bilim insanı, uzman, asker ve istihbaratçıdan oluşuyordu.
2003 İsrail ordusu tarihinde ilk kez 27 pilot, Hava Kuvvetleri Komutanı Dan Halutz’e toplu dilekçe verdi. “Masum sivillerin ölümüne yol açması” sebebiyle Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki görevlerini reddettiklerini açıkladılar.
2003 Nijerya’da Şeriat Mahkemesi, Emine Laval’a zina yaptığı gerekçesiyle verilen recm (taşlanarak öldürme) cezası kararını kaldırdı.
2004 Güneydoğu Asya ülkesi Brunei’nin sultanı Hassanal Bolkiah, halkın sol partiyi desteklemesi nedeniyle, 1984’te Britanya’dan bağımsızlığın kazanılmasının ardından kapatılan meclisi 20 yıl sonra açtı. Hükümeti atadı.
2005 Bilgi Üniversitesi’nde bir kez ertelenen, bir kez de yargı kararıyla durdurulan Ermeni Konferansı sona erdi.
2005 Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin TMY’nın 8. maddesi uyarınca Sosyolog Dr. İsmail Beşikçi’nin 16 kitabına verilen toplatma kararı, Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde oybirliğiyle bozuldu.
2006 Daha önce “Türklüğü aşağıladığı” gerekçesiyle TCK’nın 301. Maddesinden aldığı altı aylık hapis cezası ertelenen Hrant Dink’e aynı gerekçe ile yeniden dava açıldı. Hrant Dink davayla ilgili olarak “Özellikle hedef alındığımı düşünüyorum. Burada amaç beni yıldırmak ve haddini bildirmek. Ama yılmayacağım” dedi.
2006 Afganistan’da kadın hakları savunucusu, Kadın İşleri Bakanlığı’nın Kandahar müdürü Safiye Ahmedcan silahlı saldırıda öldürüldü.
2011 İspanya’nın doğusundaki Katalonya özerk yönetimi, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren tüm Katalonya bölgesinde boğa güreşlerini yasakladı.
2013 Bingöl M Tipi Ceza İnfaz Kurumunda aralarında PKK sanıklarının da bulunduğu 18 tutuklu ve hükümlü tünel kazarak firar etti.
2015 İsviçre Savcılığı, FIFA Başkanı Joseph Blatter’e ceza soruşturması açtı. Suçlamalar arasında Blatter’in, UEFA Başkanı Michel Platini’ye 2 milyon dolar verdiği iddiası da yer aldı.
2016 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturmada gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan eski Washington Silahlı Kuvvetler Ataşesi Tuğgeneral Yavuz Çelik, yeniden çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
2017 Irak’taki, Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından bağımsızlık referandumu yapıldı.
2018 Bill Cosby, cinsel saldırı suçundan 3 – 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı
2024 İtalya’nın başkenti Roma’da 5 Ekim Cumartesi günü yapılması planlanan Filistin’e destek gösterilerinin Roma Emniyet Müdürlüğü tarafından yasaklandı
2024 Polis Şeyda Yılmaz’ı öldüren Yunus Emre Geçti‘nin çöp poşeti giydirilerek hayvan aracıyla adliyeye sevk edilmesine ilişkin olarak, Prof. Dr. Adem Sözüer konuştu:  “Başına çöp torbası geçirilen hukuktur.” Sözüer, 2004 yılında hazırlanan yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mimarlarındandı.
2024 Ayşenur Ezgi Eygi’nin işgal altındaki Batı Şeria’da katıldığı barışçıl gösteride İsrail askerlerinin ateş açması sonucu öldürülmesine yönelik bağımsız bir soruşturma açılması için ABD Kongresi’nden 103 vekil Washington yönetimine çağrısında bulundu.
2024 Bakırköy’de insanların üzerine araba süren eski hakim ve savcının oğlu Görkem Sertaç Göçmen taşındığı Sinop’ta da bir olaya karıştı. Göçmen bu kez de ‘birden fazla kişiye karşı silahla tehdit’ ve ‘kamu görevlisine alenen hakaret’ suçlarından 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi.  Annesi ve babası emekli hakim ve savcı olan şahıs hakkında çeşitli diğer suçlardan 9 adet HAGB kararı verildiği  iddia edildi.
2024 Çiftlik Bank davası sanığı ’Tosuncuk’ lakaplı Mehmet Aydın ve ağabeyi Fatih Aydın’ın da aralarında bulunduğu 20 sanığın yargılandığı davada savcı mütalaasını açıkladı. Sanıklar Mehmet Aydın, Fatih Aydın ve Osman Naim K hakkında “Bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık” suçundan 4 bin 414 kez olmak üzere “suç örgütü kurma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlarından toplamda 88 bin 302’şer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.  Tutuksuz yargılanan Osman Naim Kaya yeniden tutuklandı.
2024 Gezi Davası‘nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen Osman Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) hak ihlali kararının uygulanmaması nedeniyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından istenen savunma yapıldı. Türkiye’nin savunması, “iç hukuk yollarını tüketilmeden AİHM’e başvurulduğunu, bu nedenle söz konusu AİHM kararının geçersiz olduğunu”  savundu.
2024 CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınması aşamasında çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin davanın ilk duruşması İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi‘nde yapıldı. Duruşma, salonun küçük olması nedeniyle 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 29 Kasım’a ertelendi. İddianamede, eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç ve danışmanı Melih Morsümbül, eski Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, eski CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas, eski CHP İstanbul İl Başkanlığı Basın Danışmanı Mustafa Can Poyraz, İmamoğlu İnşaat Şirketi’nin Genel Müdürü Tuncay Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu 22 sanığın tamamı hakkında, Siyasi Partiler Kanunu’nun “kanuna aykırı bağış, kredi veya borç alınması, borç verilmesi” maddesi gereğince 6’şar aydan 1’er yıla kadar hapis cezası isteniyor.
2024

ABD’nin California eyaletinde bulunan Santa Maria Adliyesi’nde patlama meydana geldi Patlamada, iki kişi yaralandı. Bir kişi gözaltına alındı. Patlama kasıtlı olarak yerleştirilmiş bir el yapımı patlayıcıdan kaynaklandı.

25 Eylül Hukuk Takvimi

Ruh Hekimliği (Psikiyatri) Meslek Etiği Kuralları

0
Ruh Hekimliği (Psikiyatri) Meslek Etiği Kuralları
Ruh Hekimliği (Psikiyatri) Meslek Etiği Kuralları

Ruh Hekimliği (Psikiyatri) Meslek Etiği Kuralları, 22 Haziran 2002 tarihinde kabul edilmiştir. Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Kurul Toplantısında kabul edilen metin kamuoyuna ilan edilmiştir. (Bu metin 2024’te güncellenmiştir)

Etik kurallar, Türkiye Psikiyatri Derneği İnsan Hakları ve Etik Bilimsel Çalışma Birimince hazırlanmıştır. Metnin oluşturulmasında uluslararası psikiyatri etik ilkeleri gözetilmiştir. Taslak metin TPD Adana, Ankara, Edirne, İstanbul, Kayseri ve Manisa iubelerinin eleştiri ve katkılarıyla geliştirilmiştir. Metin, TPD Genişletilmiş Merkez Yönetim Kurulu’nun 12.02.2000 tarihli toplantısında tartışılarak şekillendirilmiştir.

Getirilen öneriler çerçevesinde hazırlanan metin İnsan Hakları ve Etik Bilimsel Çalışma Birimi tarafından nihai metne dönüştürülmüştür. TPD-MYK, TPD Onur Kurulu ve Üyelerinin katıldığı 6. Bahar Sempozyumu Forumunda tartışmaya açılmış ve 22 Haziran 2002 günü yapılan genel kurul toplantısında metnin son hali kararlaştırılarak ilan edilmiştir.

Metnin oluşumuna Dr. Doğan Şahin, Dr. Mustafa Sercan ve Dr. Orhan Öztürk’ün önemli katkıları olmuştur.

Ruh Hekimliği (Psikiyatri) Meslek Etiği Kuralları

Ruh hekimliği (psikiyatri) tıp biliminin bir dalıdır ve her ruh hekimi tıbbın evrensel etik ilkelerine uymak zorundadır. Tıptaki genel etik ilkelerden sapmamak koşulu ile psikiyatrinin kendine özgü etik ilkeleri ve uygulamaları vardır. Kültürel, toplumsal ve ulusal farklılıklar olabileceği için etik ilkeleri ve kuralları sürekli gözden geçirmek gerekebilir.

Birinci Bölüm (Amaç ve Kapsam)
Amaç

Madde 1. Bu kuralların amacı, ruh hekimlerinin mesleklerinin gereğini yerine getirirken uymaları zorunlu olan meslek etiği kurallarını belirlemektir.

Kapsam

Madde 2. Psikiyatri uzmanı, psikiyatri alanında çalışan nöropsikiyatri uzmanı veya psikiyatri uzmanlığı eğitimini sürdürmekte olan ruh hekimlerinin tümü bu kurallar kapsamındadır.

İkinci Bölüm (Genel Kural ve İlkeler)
Ruh Hekiminin Görev ve Ödevleri

Madde 3. Psikiyatri, toplumun ruh sağlığının korunması ve ruh hastalıklarının önlenmesi, ruhsal bozukluğu olanların tanısı, sağaltımı, rehabilitasyonu ve ruh sağlığının geliştirilmesiyle ilgili hekimlik dalıdır. Ruh hekimleri, çağdaş bilimsel ve etik ilkelerle uyumlu en iyi sağaltımı sunarak hastalara ve yakınlarına hizmet vermelidir. Bu hizmet verilirken gerektiğinde tıbbın öbür dallarında ya da psikiyatrinin yan dallarında uzmanlaşmış olan meslektaşlarına danışabilmeli ya da onlardan konsültasyon istemelidir.

Ruh hekimleri, psikiyatri alanındaki bilimsel gelişmeleri yakından izlemeli, bunları uygulamalarına yansıtmalı ve yeni bilgileri meslektaşlarıyla paylaşmaktan kaçınmamalıdır. Araştırmalarının amacı psikiyatrinin bilimsel sınırlarını geliştirmek olmalıdır.

Madde 4. Ruh hekimleri meslek görevlerini yerine getirirken hastalarının hakça ve eşit olarak sağaltım görmelerinin, toplumsal adaletin ve herkes için eşitliğin uygulayıcıları ve savunucuları olmalı, her türlü ayrımcılığın karşısında tıp mesleğinin ve psikiyatri dalının bilimsel ve etik ilkelerine uygun davranmalıdır.

Hekimin Yansızlığı

Madde 5. Ruh hekimleri görevlerini her durumda hastaları arasındaki siyasal görüş, sosyal durum, dini inanç, milliyet, etnik köken, ırk, renk, cinsiyet, yaş, toplumsal ve ekonomik durum ve benzeri farklılıkları gözetmeksizin yerine getirmelidir.

Sır Saklama Yükümlülüğü

Madde 6. Herhangi bir psikiyatrik muayene ve sağaltım altındaki kişiyle ilgili bütün bilgiler hasta-hekim ilkeleri çerçevesinde saklı tutulmalıdır. Bu bilgi yalnızca hastanın ruh sağlığını korumak ve geliştirmek amacı ile ve hastanın oluru alınarak gerektiğinde ve hastanın yararı için gereken ölçüde aile ile paylaşılabilir ya da başka uzman hekimlerle danışma amacı ile kullanılabilir. Ruh hekimleri, kişisel haklar, tedavi hakkı, yanlış mesleki uygulamalar vb. durumlarla ilgili olarak hastasının yararı söz konusu olmadıkça, kendi siyasal, yönetsel, medyatik ya da maddi çıkarları, akademik, mesleki veya kişisel yararları doğrultusunda hastasıyla ilgili bilgileri açıklamamalıdır.

Hasta hekim ilişkisi içinde edinilmiş olan bilgiler gerekli görüldüğünde mahkemede tanıklıktan ya da bilirkişilikten çekilmek için bir gerekçe oluşturabilir. Kişinin özel yaşamı, özel ilişkileri, savunma düzenekleri gibi psikolojik yapısıyla ilgili özel bilgiler istenildiğinde bunların mahkemede sunulması kişinin açık ve anlaşılır iznine bağlıdır. Ruh hekimi kişi için yararlı olmadığını düşündüğünde, kişi izin vermiş de olsa, bu tür bilgileri açıklamak zorunda olmadığını bilmelidir.

Gizlilik kuralı ancak hastanın kendisine ya da çevresine ciddi bedensel, ruhsal ya da ekonomik zarar verme olasılığı varsa bozulabilir. Ruh hekimi gizlilik ilkesini bozmayı gerektirecek önemde bir durumla karşılaşmışsa, olabiliyorsa meslektaşları ile de danışarak, uygun göreceği yerlere ya da kişilere açıklama yapmak zorunda kalabilir. Bu durumlarda ruh hekimi bundan sonra atacağı adımla ilgili olarak koşullar elveriyorsa önce hastayı uyarmalıdır.

Ruh hekimi hastasının tanınmasına yol açacak ya da olası davranışlarının tahminine ilişkin herhangi bir bilgiyi başkalarına ya da herhangi bir kuruluşa veremez. Kişi adı, kimlik bilgileri, yüz görünümü gibi kişiyi tanıtacak tüm özelliklerin gizlenmesi koşuluyla, bilimsel bir tartışmada, eğitim süresinde, denetim ve konsültasyon amacı ile hekimler arasında hastalıkla ilgili bilgilerin aktarılması bu kuralın dışındadır.

Yasal zorunluluk durumlarında hekimin rapor düzenlemesi meslek sırrının açıklanması anlamına gelmez.

Kitle İletişim Araçları ve Sır Saklama Yükümlülüğü

Madde 7. Ruh hekimi, kitle iletişim araçlarıyla ilişkisinde, kamuoyu önünde ruh hekimliği mesleğinin onurunu zedelememeye özen göstermelidir.

Ruh hekimi hasta-hekim ilişkisi içinde muayene etmediği kişilerle ilgili olarak hiçbir kitle iletişim aracında tanı ve yorumda bulunmamalıdır.

Halk eğitimi amacı ile televizyon ya da radyoda birlikte bir programa katılmış olduğu ya da programı telefonla arayan kişilere, onların muayenesi anlamına gelebilecek sorular sormamalı, tanı koymamalı, yorum yapmamalı ya da öneride bulunmamalıdır.

Ruh hekimi, geçmişte ya da halen muayene ettiği ya da sağaltım uyguladığı kişiye bir kitle iletişim kuruluşunun bir programına katılmasını ya da demeç vermesini önermemeli, böyle bir işbirliği için kitle iletişim aracı görevlisi ile hasta arasında aracı olmamalıdır.

Ruh hekimi, çalıştığı klinik ortamında hastaların kim olduklarının açıkça görülmesine yol açacak araçlarla (fotoğraf, video, TV, sinema vb) görüntü alınmasına ya da hasta kişilerle sesli, görüntülü ya da yazılı bir kitle iletişim aracında yayınlanmak amacıyla konuşma yapılmasına aracı olmamalı, izin vermemelidir.

Toplumu Bilgilendirme İlkeleri

Madde 8. Ruh hekimi, halkın ruhsal bozukluklar ve ruh sağlığı konularında toplumun doğru ve bilimsel olarak aydınlatılması, eğitilmesi ile ilgilenmeli ve herhangi bir biçimde ya da yolla toplumu yanıltıcı, yanlış bilgiler verilmesine karşı çıkmalıdır. Meslektaşlarının yanıltıcı ya da yanlış bilgi aktarma davranışı ile karşılaştığında, bu durumu bölgedeki Türkiye Psikiyatri Derneği Şubesi’ne ya da Bölge Tabip Odası’na bildirmelidir.

Tanıtım İlkeleri

Madde 9. Ruh hekimi, mesleğini uygularken reklam yapmamalı, ticari reklamlara araç olmamalı, çalışmalarına ticari bir görünüm vermemelidir; insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici davranışlarda bulunmamalıdır. Ruh hekimi, yayın araçlarıyla yapacağı duyurularda varsa, Tababet Uzmanlık Tüzüğü’ne göre kabul edilmiş olan uzmanlık alanını, çalışma gün ve saatlerini bildirebilir.

Hekimlik Dışı Uygulamalar ve Yöntemler

Madde 10. Ruh hekimi herhangi bir muayene ve sağaltım girişimi için bilimsel olarak kabul edilmemiş yöntemleri kullanmamalı, her ne amaçla olursa olsun hastasına tıp dışı uygulamalar önermemeli, onları hekimlik dışı uygulamalar yapan kişi ya da kişilere yönlendirmemelidir. Ruh hekimi, hekimlik dışı uygulamaların zararlı olabileceğini, en azından “oyalayıcı” olduğunu hastasına açıklamalıdır.

Muayenesiz Tedavi Uygulamama

Madde 11. Ruh hekimi, tıbben acil ve zorunlu durumlar dışında, hastasını kendisi muayene etmeden tedavisine başlamamalıdır.

Aracılık Etme veya Aracıdan Yararlanmama

Madde 12. Ruh hekimi öteki hekimlere veya tetkik-tedavi kuruluşlarına maddi çıkar karşılığı hasta göndermemeli, hasta sağlamak amacıyla aracı kişilerden yararlanmamalıdır.

Endüstri ile Çıkara Dayalı İlişki Kurmama

Madde 13. Ruh hekimleri endüstri kuruluşları ile hiçbir çıkar ilişkisi kurmamalıdır. Bilimsel araştırmalar ve eğitime yönelik ilişkiler ise, saydam ve kurumsal olmalıdır. Bu ilişkilerde Türk Tabipleri Birliği’nin hazırladığı “Hekim ve İlaç Tanıtım İlkeleri” geçerlidir.

Ruh hekimi ilaç ve tıbbi gereç sektöründen, a) Bilimsel kurumlarca bilimsel değeri tartışılmayan yerel, ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum vb toplantılara katılım desteği, b) Bilimsel dökümanlar, c) Maddi değeri yüksek olmaması koşuluyla ürün anımsatıcı eşantiyonlar dışında hastalarına bir ürünü önermeyi teşvik amacıyla verilen armağan, nakit veya değerli eşyayı kabul etmemeli, promosyonlara katılmamalıdır.

Üçüncü Bölüm (Hasta Hakları ve Hekim-Hasta İlişkileri)
Sağaltım Hakkı

Madde 14. Ruh hekimi herhangi bir gerekçeyle kişinin sağaltım hakkını engellememeli ya da geciktirmemelidir.

Bilgilendirilmiş Olur Alma

Madde 15. Ruh hekimi her türlü değerlendirme, tanı, sağaltım ya da araştırma amacı ile yapılacak girişimler için hastaya ve gerektiğinde hastanın yakınlarına yeterli bilgiyi vermeli ve onların bilgilendirilmiş olurunu almalıdır.

İstemli Yatış

Madde 16. Ruh hekimi, hastalık belirtilerinin etkisiyle, kendisi ya da çevresi için önemli zarar verme olasılığı yüzünden hastaneye zorunlu olarak yatırılması söz konusu ise hastayı ve yakınlarını istemli yatışa yönlendirmek için özel çaba göstermelidir.

İstemsiz Yatış

Madde 17. Hastanın ya da temsilcisinin yatırılmaya karşı çıktığı durumlarda, hekim, tıbbi-psikiyatrik gerekçeleri değerlendirerek istem dışı yatış kararını hekimlik bilgisi ve vicdanına göre kendi vermelidir.

Hasta, ruhsal bir bozukluk nedeniyle uygun karar verme yetisini yitirmişse, istem dışı hastaneye yatırma ve sağaltım uygulama kararında, ülkemizdeki yasalar uyarınca hareket etmek ruh hekiminin görevidir. Hastanın insanlık onurunu ve yasal haklarını güvenceye almak için ruh hekimi aileyle görüşmeli ve gerekiyorsa yasal yollara başvurulmasında rehberlik etmelidir. Hastanın isteği dışında sağaltım uygulanması durumunda önce hastanın sağlığı düşünülmeli, ancak insan hakları ilkelerine de özen gösterilmelidir.

Sağaltımı Reddetme Hakkı

Madde 18. Ruh hekimi, hastanın kendisi ya da çevresi için tehlikelilik hali söz konusu olmadığı durumlarda hastanın sağaltımı reddetme hakkını tanımalıdır.

Bilgilenme Hakkı

Madde 19. Ruh hekiminin hasta ile ilişkisi karşılıklı güven ve saygıya dayanmalıdır. Ruh hekimi hastaya hastalığı ile ilgili güncel bilgileri vermekle yükümlüdür.

Hekim tanının veya bulguların söylenmesinin hastanın ruh sağlığı açısından uygun olmadığını düşündüğü durumlarda vereceği bilgileri sınırlandırabilir.

Bilgilendirilmeme Hakkı

Madde 20. Hasta hastalığı konusunda bilgilendirilmek istemediğini belirtmişse, hekimin bilgi vermesi gerekmez. Ailenin haberdar edilmesi hastayla görüş birliğine varılarak yapılmalıdır. Ayırt etme gücü olmayan hastalar için, yakınlarının bilgilendirilip bilgilendirilmemesine hekim karar vermelidir.

Sağaltımı Üstlenmeme Hakkı

Madde 21. Ruh hekiminin, yaşamsal önemi olan durumlar dışında ve hastanın muayene ve sağaltım hakkını engellemeyecek biçimde bir hastanın muayene ve sağaltımını reddetme hakkı vardır. Ancak, böyle bir durumda hasta ve ailesine bilgi verilmeli, hastanın bir başka hekime gitmesi ya da götürülmesini sağlamaya çalışılmalıdır.

Ücret

Madde 22. Hasta ücret konusunda önceden hekimden bilgi alabilir. Hekim, tüm muayene, inceleme, tıbbi girişimlerde meslek örgütünün belirlediği taban ücretin altında bir ücret almamalıdır.

Hastaya Gereksiz Harcama Yaptırmama

Madde 23. Ruh hekimi, hastasının parasal durumu ne olursa olsun, gereksiz harcamalar yaptırmamalı ve yararı olmayacağını bildiği bir inceleme ve tedaviyi önermemelidir.

Hasta Üzerindeki Etkinin Kullanımı

Madde 24. Hekim hasta üzerindeki etkisini tıbbi amaçlar dışında kullanmamalıdır.

Hasta-Hekim İlişkisi Dışına Çıkmama İlkesi

Madde 25. Ruh hekimi, hastayla ilişkisinde tanı ve sağaltım amacının dışında bir ilişki türünün oluşmasına izin vermemelidir. Ruh hekimi:

Hastasına herhangi bir cinsel yakınlaşmada bulunmamalıdır.

Hastayla oluşabilecek sosyal karşılaşmaları hekimliğin etik ilkeleri çerçevesinde sınırlı tutmalıdır.

Muayene ve sağaltım ücreti dışında hastasından herhangi bir maddi ya da başka bir karşılık beklememeli ve önerilince kabul etmemelidir.

Hastasıyla çıkar elde etmeye ya da yarar sağlamaya yönelik herhangi bir ilişkiye girmemelidir.

Dördüncü Bölüm (Meslektaşlar Arası İlişkiler)
Meslektaşlar Arasında Saygı

Madde 26. Ruh hekimi, tüm hekimler ve insan sağlığı ile uğraşan öteki meslek mensupları ile iyi ilişkiler kurmalı, meslektaşlarına veya diğer sağlık çalışanlarına karşı küçük düşürücü davranışlarda bulunmamalıdır.

Mesleki Dayanışma

Madde 27. Ruh hekimi, meslektaşlarını mesleki yönden onur kırıcı ve haksız saldırılara karşı korumalıdır.

Yetkinlik Dışına Çıkmama İlkesi

Madde 28. Ruh hekimi, bir hastanın veya meslektaşının yararı ya da zararı söz konusu olmasa da gerçeğe aykırı olarak kendini bir konuda uzman ya da yetkili olarak göstermemelidir. Bir ruh hekimi, hastanın, ya da başka bir ruh hekiminin zararına, kendini gerçeğe aykırı olarak bir konunun uzmanı ya da yetkilisi olarak gösterdiğinde yasal sorumluluğu yanında etik sorumluluğunun da artacağını bilmelidir.

Beşinci Bölüm (İnsan Hakları)
Uluslararası Sözleşmelere Uyma Zorunluluğu

Madde 29. Her hekim, başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olmak üzere tüm insan hakları belgelerine ve hekimlikle ilgili ortak kurallara uymakla yükümlüdür.

Mesleki Uygulamalarda İnsan Hakları

Madde 30. Ruh hekimleri hastasının özerk ve özgür bir kişi olduğunu bilerek ve kişiliğine saygı ve güven duyarak, elden geldiğince en az kısıtlayıcı sağaltım girişimlerini uygulamalıdır.

İşkenceye Yardım Etmeme İlkesi

Madde 31. Ruh hekimi her koşulda işkenceye karşı olmalı ve ruhsal bozukluk gösteren işkence görmüş kişilerin sağaltımı ile ilgilenmeli ya da sağaltımını sağlayacak kişi veya kurumlara yönlendirmelidir. Hiçbir ruh hekimi, tıbbi bilgi ve becerisiyle, işkence ve benzeri uygulamalara katılamaz, yardımcı olamaz, gerçeğe aykırı rapor düzenleyemez. İşkence iddiası olan olgularla karşılaşan her hekim, mesleki bilgi ve becerilerini gerçeğin ortaya çıkarılması için kullanmalıdır.

Ölüm Cezası Uygulamasına Katılmama İlkesi

Madde 32. Ruh hekimi, hiçbir zaman idam cezası infazında bulunmamalı, infaza yardımcı olmamalı, idam cezasının uygulanması için hiçbir şekilde tıbbi hizmet vermemelidir.

Tutuklu ve Hükümlülere Verilecek Tıbbi Yardım

Madde 33. Tutuklu ve hükümlülerin muayenesi de öteki hastalarınki gibi, kişilik haklarına saygılı, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda yapılmalı ve onların gizlilik hakları korunmalıdır. Ruh hekiminin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır. Muayene sonucu düzenlenecek belge veya raporlarda hekimin adı, soyadı, diploma numarası ve imzası mutlaka bulunmalıdır. Belge ve rapor baskı altında yazılmış ise, ruh hekimi bu durumu en kısa zamanda meslek örgütüne (TTB ve TPD’ne) bildirmelidir.

Tutuklu ve Hükümlülerin Tıbbi Yardımı Reddetmesi

Madde 34. Hekim, muayene ve tedavi olanaklarını bilinçli olarak reddeden tutuklu ve hükümlülere bu davranışlarının sonuçlarının neler olabileceğini açıklamalı ancak, zorla muayene ve tedavi yolunu denememeli ve önermemelidir.

Olağanüstü Durumlar ve Savaş

Madde 35. Hekim, olağanüstü durumlar ve savaşta, evrensel nitelikteki tıbbi etik kurallarını yansızlıkla uygular. Hasta ve yaralı sayısının çokluğu nedeniyle, herkese gerekli tıbbi yardımın verilemediği koşullarda, hekim, tedavi olasılığı yüksek olan ağır olgulara öncelik verir.

Altıncı Bölüm (Tıbbi Araştırmalar ve Yayın Etiği)
Psikiyatride Bilimsel Çalışmanın Özellikleri

Madde 36. Bir bilim insanı olan ruh hekimi bilimsel araştırmalarında bilimin kurallarına ve Türkiye Bilimler Akademisi’nin “Bilimde Etik İlkeler” kitapçığında yer alan araştırma etiği ilkelerine uymak zorundadır. Araştırma deneği olarak özellikle duyarlı olmaları nedeniyle, psikiyatrik hastaların bağımsızlıkları kadar ruhsal ve bedensel bütünlüklerinin de korunması için özen göstermelidir.

İnsan Üzerinde Araştırma

Madde 37. İnsan üzerinde yapılacak klinik, deneysel ya da epidemiyolojik araştırmalar, bilimsel bilgi birikimine katkıda bulunabilmek amacıyla yerel etik kurullardan geçmek koşuluyla yapılır. İnsan üzerinde yapılan tüm araştırmalar, bilimsel ve mesleki yönden yeterli ve yetkin kişiler tarafından yürütülür. Araştırmanın sorumluluğu tümüyle araştırmacıya aittir.

Denekten Bilgilendirilmiş Olur Alınması Zorunluluğu

Madde 38. İnsan üzerinde yapılan araştırmalarda her deneğe araştırmanın amacı, yöntemleri, beklenen yarar ve olası yan etkileri hakkında, deneğin anlayabileceği dilde ve biçimde yeterli bilgi verilmesi zorunludur. Deneğe, çalışma başladıktan sonra isterse araştırmaya katılmaktan vazgeçebileceği ve olurunu geri alabileceği, ancak bu nedenle daha sonraki tedavisinin ve takibinin aksamayacağı anlatılır. Bilgilendirme sonrasında deneğin konuyu yeterince anlayıp anlamadığı değerlendirilir.

Araştırma hakkında yeterli bilgilendirme sağlandıktan sonra, deneğin yazılı oluru alınır. Bu olur, deneğin özgür iradesine dayanmalıdır.

Ayırt Etme Gücü Olmayanların Durumu

Madde 39. Ergin olmayan ve/veya ayırt etme gücünden yoksun kişilerin veli veya vasisinin bilgilendirilmiş oluru alınmalıdır.

Deneğin Korunması

Madde 40. İnsan üzerinde yapılan tıbbi araştırmalarda deneğin yaşamı, bedensel ve zihinsel bütünlüğü ile sağlığı her zaman toplumsal veya bilimsel çıkarların üzerinde tutulmalıdır.

Deneğin özel yaşamına saygı gösterilmesi ve kişisel bilgilerin gizliliği sağlanmalıdır. Bilimsel araştırma ve yayınlar ile akademik-bilimsel amaçlı sunuşlarda deneğin kimliği gizli tutulmalıdır.

Bir tıbbi araştırmada, beklenen katkı ne olursa olsun, denek için ciddi bir tehlike şüphesi doğduğunda araştırma durdurulmalıdır.

Yayın Etiği
Madde 41. Hekim, araştırma verilerini değerlendirirken ve yayına hazırlarken bilimsel gerçekleri yansıtmalıdır. Çalışmaya fiilen katılmamış kişilerin adları o yayında yer alamaz. Kaynak göstermeden ve izin almadan başkalarına ait veriler, olgular ve yazılı eserler kullanılmamalıdır

Yedinci Bölüm (Çeşitli Hükümler)M

adde 42. Her ruh hekimi hem bir hekim olması nedeniyle “Tıbbi Deontoloji Tüzüğü”ne ve “Türk Tabipleri Birliği Meslek Etiği Kuralları”na, hem de ruh hekimi olduğundan Türkiye Psikiyatri Derneği Etik İlkeleri’ne uygun davranmalıdır.

Madde 43. Bu kurallarda yer almayan durumlarla karşılaşıldığında, hekim, genel etik ilkelere, ulusal düzenlemelere, uluslararası düzeydeki bildirge ve sözleşme hükümlerine uyar.

Madde 44. Her ruh hekimi tıp ve psikiyatri mesleğinin ve meslektaşlarının onurunu korumak zorunda olduğunu bilirken, hekimliğin etik ilkelerine ters düşen uygulamaları destekleyecek bir konuma da düşmemelidir.

Madde 45. Ruh hekimi, etik ilkelere uymadığına tanık olduğu meslektaşlarını Türkiye Psikiyatri Derneği ilgili şubesine ya da ilgili Tabip Odası’na bildirmelidir.

Sekizinci Bölüm (Etik Kuralların Uygulanma ve Değiştirilme Esasları)
Psikiyatri Etik Kurallarının Belirlenmesi

Madde 46. Psikiyatri etik kurallarının belirlenmesi ya da değiştirilmesi için izlenecek yollar ve görev alacak dernek organları şunlardır:

Değiştirilecek olan “Psikiyatri Etik İlkeleri” maddelerinin hazırlanmasında birinci derecede sorumlu Türkiye Psikiyatri Derneği yapısında yer alan “İnsan Hakları ve Etik Bilimsel Çalışma Birimi”dir. Bu çalışma birimi kendiliğinden ya da derneğe bağlı başka bir çalışma birimi, Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Onur Kurulu, bir şube yönetimi ya da bir TPD üyesinden gelen öneriyle çalışmaya geçebilir. Çalışmalarında Merkez Yönetim Kurulu’na karşı sorumludur.

“İnsan Hakları ve Etik Bilimsel Çalışma Birimi” ve “TPD Onur Kurulu” etik ilkeler konusunda uluslararası yasalar, anlaşmalar, tıbbi ya da psikiyatrik etikle ilgili bildirgeler, TTB, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Tabipleri Birliği, Avrupa Tıp Uzmanları Birliği ve Dünya Psikiyatri Birliği’nin kuralları çerçevesinde işbirliği içinde çalışırlar.

“İnsan Hakları ve Etik Bilimsel Çalışma Birimi” ile Merkez Onur Kurulu arasındaki işbirliği ve işbölümü ilke ve kuralları Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Onur Kurulu ve İHEBÇB Koordinatörü arasında yapılacak bir protokolle belirlenir. Bu protokol Merkez Yönetim Kurulu tarafından saklanır.

Bu protokole göre hazırlanan taslak metninin mesleki kamuoyunda yeterince tartışılarak olgunlaştırılmasından sonra, taslak metin Merkez Yönetim Kurulu’nca Merkez Genel Kurulu gündemine alınır. Taslak Merkez Genel Kurulu’nda oy çokluğu ile kabul edilerek kesinleşir.

Psikiyatri Etik İlkelerinin Uygulanması

Madde 48. Tıbbi Deontoloji Tüzüğü (TDT) veya Türk Tabipleri Birliği Meslek Etiği Kuralları (TTBMEK) ile Psikiyatri Etik İlkeleri arasında bir uyumsuzluk olduğunda;

Uyumsuzluk ilkede ise TDT ve TTBMEK esas alınır ve ilk fırsatta TPD Etik ilkelerinde uygun değişiklikler yapılır.

TDT ve TTBMEK’deki tanım genel kalmış, psikiyatri uygulamasıyla ilgili ayrıntıları içermiyorsa ve TPD Etik İlkeleri’nde bu durum ayrıntılarıyla tanımlanmışsa TPD Etik İlkeleri uygulanır.

Yürütme

Madde 49. Etik ilkelerin bir bütün olarak uygulanması hem bütün ruh hekimlerinin hem de bütün psikiyatri meslek topluluğunun bireysel ve toplu sorumluluğundadır. Türkiye Psikiyatri Derneği bu ilkelerle ilgili uygulamaları psikiyatri meslek topluluğu adına yürütür. Etik ilkelere uyulmamasıyla ilgili bir başvuru ya da bildirim sözkonusu olduğunda, uygulama Türkiye Psikiyatri Derneği Koğuşturma – Soruşturma – Yargılama Usulleri ve Merkez Onur Kurulu’nun Çalışmasıyla İlgili İç Yönetmelik usullerine göre yapılır.

Yürürlük Madde

50. Psikiyatri Etik İlkeleri TPD Merkez Genel Kurulu’nda kabulü sonrasında TPD yayın araçlarıyla psikiyatri topluluğuna duyurulduğu tarihten başlayarak yürürlüğe girer.

24 Eylül – Hukuk Takvimi

0
24 Eylül – Hukuk Takvimi
 1896 Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı, Mustafa İsmet İnönü, İzmir’de doğdu.  (Ölümü: 25 Aralık 1973, Ankara)
 1896  

Louis Gerhard De Geer

İsveçli hukukçu, politikacı ve yazar Louis Gerhard De Geer, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Temmuz 1818) Hukuk eğitimi gördü ve bir süre avukat olarak çalıştı. Sonraki dönemlerde Jönköping’de bulunan Götaland Temyiz Mahkemesi başkanlığı görevini üstlendi. 1870 ile 1875 yılları arasında Stockholm Yüksek Mahkeme başkanlığı yaptı. De Geer reformlara önem verdi ve bu doğrultuda yasa tasarıları hazırlanmasında yardımcı oldu. 1876 yılında İsveç’in ilk başbakanı olarak seçildi, 20 Mart 1876 – 19 Nisan 1880 aralığında görev yaptı. 1880 yılında, başbakanlık görevinden askeri ve vergi reformlarını içeren yasa paketinin kabul edilmemesi üzerine istifa etti.

 1934 Alman hukukçu, siyasetçi ve diplomat Manfred Hermann Wörner dünyaya geldi.  (Ö. 13 Ağustos 1994) 1982-1988 yıllarında Batı Almanya Savunma Bakanı olarak görev yaptı. 1994 yılından hayatını kaybettiği 1994’e kadar NATO Genel Sekreterliği görevini yürüttü.
 1938

Hatay Cumhuriyeti’nde genel af ilan edildi. Hatay Devleti, İskenderun Sancağı’nın 2 Eylül 1938’de bağımsızlığını ilan etmesi ile kurulmuştu.

1947 Hindistan’da Müslüman mültecileri taşıyan tren Pencap sınırında durduruldu, Sihler bin 200 mülteciyi kurşuna dizdi.
1948

Akademisyen ve anayasa hukukçusu Prof. Dr.  Yavuz Sabuncu, doğdu. (Ölümü: 12 Şubat 2007)  Sultanahmet İlkokulunu bitirdikten sonra İstanbul Erkek Lisesi’ne girdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde okudu. Kısa bir süre banka müfettiş muavinliği yaptı. 1976 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Hukuku kürsüsünde asistan olarak akademik hayatına başladı. 1979 yılında doktorasını tamamladı. 1990 yılında aynı bilim dalında doçentliğe, 1995 yılında ise profesörlüğe tayin edildi. 1984-1986 yıllarında Avrupa Konseyinden ve 1989’da DAAD’dan aldığı burslarla Almanya’da bilimsel çalışmalarda bulundu. 2000-2005 yılları arasında Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevini üstlendi. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Anayasa Hukuku derslerini verirken aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yakın Doğu Üniversitesi’nde Anayasa Hukuku derslerini yürüttü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi Yayın Kurulu başkanlığını yaptı. Siyasi İlimler Türk Derneği, TESEV Vakfı ile Türk-Alman Kamu Hukukçuları Forumu üyesiydi. Ayrıca, Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Akademik ve Bilimsel Danışma Kurulunda görev yaptı. Anayasa Hukukuna Giriş, Çağdaş Devlet Düzenleri, Seçim Sistemleri, Siyaset Bilimine Giriş ve Türk Anayasa Sistemi isimli eserlerin sahibidir.

1956 Türk Dil Kurumu En İyi Yapıt Ödülünü, Ali adlı romanıyla Orhan Hançerlioğlu kazandı.
 1960

27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra iktidardan uzaklaştırılan Demokrat Parti (DP) yönetiminin yargılanması için Yüksek Adalet Divanı kuruldu.  

 1965

Musa Anter’in de aralarında bulunduğu 16 kişi ‘Kürtçülük ve bölücülük’ suçlamasından 1 yıl 4’er ay hapis ve 5 ay 10’ar gün sürgün cezasına çarptırıldı.

 1978 Malatya şehir merkezinde, saçları uzun olduğu gerekçesiyle, zorla berbere sokularak saçları kesilmek istenen iki kişinin direnmesi üzerine açılan ateş sonucunda Ali Bilinmez yaşamını yitirdi.
 1981 Sıkıyönetim Mahkemesi Savcılığı, 1981 yılı 28 Temmuzunda polis tarafından gözaltına TKP/ML Genel Sekreteri Süleyman Cihan’ın bir apartman dairesinden atlayarak yaşamını yitirdiğini açıkladı. Polis tarafından gizlice kimsesizler mezarlığına gömülen Cihan’ın işkence sonucu öldüğü Adli Tıp Kurumu raporuyla belgelendi.
1982 Milli Güvenlik Konseyi, Yeni Anayasa için yapılacak referandumda oy kullanmayacak olanlar için, 5 yıl içinde yapılacak tüm seçimlerde aday olamama ve oy kullanamama müeyyidesini getirdi.
 1982 ILO 164 No’lu Gemiadamlarının Sağlığının Korunması ve Tıbbi Bakımına İlişkin Sözleşme, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 24 Eylül 1982 tarihinde kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihli ve 4945 sayılı yasa ile onaylandı ve Resmi Gazete’de yayımlanarak Türkiye’de de yürürlüğe girdi.
 1983 Milli Güvenlik Konseyi kamu çalışanları için emeklilik yaşını kadınlarda 45’e, erkeklerde 50’ye yükselten düzenlemeyi yasalaştırdı.
  1987 Eminönü Belediyesi’nde görevli Genel-İş üyesi 300 kadar işçi uzun süredir ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle Saraçhane Parkı’ndan Bölge Çalışma Müdürlüğü’ne yürüyüp şikayet dilekçesi verdi. 
   1984 yılında cezaevlerindeki ölüm orucu sürecini anlatan, Devrimci Sol davasından tutuklu Dursun Karataş’ın da aralarında bulunduğu 8 yazarın eseri olan ‘Direniş, Ölüm ve Yaşam’ adlı kitap toplatıldı.
1987 Sağmalcılar Cezaevi’ndeki açlık grevine destek için cezaevi önünde 3 günlük açlık grevine başladıkları sırada gözaltına alınıp dava açılan 19 tutuklu ve hükümlü yakınının yargılanmasına İstanbul DGM’de başlandı.
 1991

Halk Partisi 24 Eylül 1991 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı. Parti, 20 Aralık 1989’da Selahattin Bingöl liderliğinde Ankara’da kuruldu. 13 Temmuz 1990’a kadar Halk Partisi adıyla tüzel kişiliğini sürdürdü. Partinin kurucular kurulu 13 Temmuz 1990’da partinin adını “Cumhuriyet Halk Partisi” olarak değiştirildi. Partinin, 1980 Askerî Darbesi’nden sonra 16 Ekim 1981’de tüm siyasal partilerle birlikte kapatılan Cumhuriyet Halk Partisi’nin adını almasının ardından Anayasa Mahkemesi’nde dava açıldı. Partinin adından “Cumhuriyet” sözcüğü çıkarılmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi 24 Eylül 1991’de verdiği kararla partinin “2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 96. maddesine aykırı davranışları” gerekçesiyle kapatılmasına karar verdi. Karar 24 Nisan 1992’de Resmî Gazete’de yayımlandı.

CHP eski Kurucu Başkanı Selahattin Bingöl
 1993 Refah Partili Kağıthane Belediyesi’nden Ocak ayında çıkarılan 340 işçi bir dilekçe ile Birleşmiş Milletlere başvurarak arabulucu olmasını istedi.
 1993 Bağımsız Devletler Topluluğu, Moskova’da başbakanlar seviyesinde yapılan zirvede Ekonomik Birlik Anlaşması imzalandı.
 1996 Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde 12 siyasi mahkum dövülerek öldürüldü.
 1996

 Düşünceye Özgürlük-Herkes İçin’ kitabının dağıtıcısı Şanar Yurdatapan hakkında 3 yıl hapis talebiyle dava açıldı. 

 1998 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin verdiği 10 aylık hapis ve 716 milyon liralık para cezası Yargıtay tarafından onaylandı. 
 2000 Ulucanlar Cezaevi Katliamında yaşamını yitiren Ümit Altıntaş için Karacaahmet Cemevi’nde toplanıp mezarlıkta sloganlarla anma yapan yaklaşık 300 kişi, anma sonrasında dövülerek gözaltına alındı.
 2001 Pakistan’daki İslamcı örgütlerin oluşturduğu Pakistan-Afganistan Savunma Konseyi, Taliban’ın cihat çağrısına uyup ABD’ye karşı kanının son damlasına kadar direnileceğini ilan etti. Pakistan, Afganistan’daki tüm diplomatik temsilciliklerini kapatıp görevlileri geri çekti.   
 2003

Almanya’da 11.Kürt Festivalindeki konseri nedeniyle PKK-KADEK’e yardım ve yataklık suçlamasıyla 21 Eylül’de Ankara’daki konseri sonrası gözaltına alınıp Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından serbest bırakılan Haluk Levent “Asıl sorumlu, uyum yasalarını çıkarıp uygulatmayan AKP hükümetidir” dedi.

Haluk Levent – 2003
 2003 Almanya’da Anayasa Mahkemesi, öğretmenin derse başörtülü girişini yasaklayan kararı bozdu. Ancak, eyaletlerin kamu okullarında dini kıyafet giyilmesini yasaklayacak yeni yasalar çıkarılabileceğine hükmetti.
 2004 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kapatılan HEP yöneticilerinin 1998’de yaptığı başvuruyu karara bağladı. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesini ihlal ettiğini belirten mahkeme, Türkiye’yi 24 bin Euro ödemeye mahkum etti.  
 2004 Kıbrıs Rum Yönetimi Yüksek Mahkemesi, KKTC’de yaşayan Arif Mustafa’nın güneydeki malların iade edilmesi yönünde açtığı davayı haklı bularak, 1974 sonrasında Girne’den gelen bir Rum ailenin işgal ettiği Limasol yakınlarındaki evinin ve bahçesinin iadesini kararlaştırdı. Arif Mustafa, son çare olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmayı planlıyordu. Ancak Rum Yüksek Mahkemesi kararı sayesinde evine kavuştu.
 2005 Ermeni Konferansı, Bilgi Üniversitesi’nde başladı. İlk girişim Mayıs’ta Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in ihanet suçlamasıyla ertelenmiş, ikincisi idare mahkemesi kararıyla durdurulmuştu. Ülkücüler ve İşçi Partililer konferansın yapıldığı Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nün önünde konferansı protesto etti. Konferansa katılmak isteyenlere domates ve yumurta atıldı.
 2011 28 Nisan Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü; 24 Eylül 2011’de İstanbul’da ‘Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans Sempozyumunda, dönemin Sağlık Bakanı’na yapılan talep sonucunda ilan edildi. Sağlık hizmeti sunan sağlık çalışanlarının görevi sırasında hasta ve hasta yakınlarının şiddet, baskı, zor kullanarak değil, karşılıklı iyi niyet ve saygı çerçevesinde ulaşılması gerekliliğini vurgulamak ve farkındalığı arttırmak amacıyla bu özel gün belirlenmiştir.
 2011

Küresel Eylem Grubu “İklimi değil, sistemi değiştir” çağrısıyla Kadıköy’de miting düzenledi.

 2012 BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Bireysel Başvuru Usulüne İlişkin İhtiyari Protokol Kapsamındaki Usul Kuralları, Türkiye tarafından 24 Eylül 2012 tarihinde imzalandı. İhtiyari Protokol, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2011 tarihli ve 66/138 sayılı kararıyla kabul edilmiş, 14 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti. 
2013 Ankara 12’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Abdullah Öcalan’ın avukatlarının yeniden yargılanmasına ilişkin taleplerinin 11. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmesi üzerine yaptıkları itirazların reddine karar verdi. Öcalan’ın avukatları, 26 Temmuz’da, müvekkillerine daha önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak müvekkillerinin yeniden yargılanmasını talep etmişti. 4’üncü yargı paketi olarak bilinen 6459 sayılı yasanın 21’inci maddesinin yeniden yargılamaya ilişkin hükümlerine dayandırılan yeniden yargılama ve infazın durdurulması talebi 2 Ağustos’ta oybirliğiyle reddedilmişti.
2013 Silahlı örgüt suçunu düzenleyen TCK 314’ten son dört senede toplam 66 bin 126 kişi savcılık soruşturması geçirdiği açıklandı. Bir soru önergesine Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından verilen cevapta, silahlı örgüt suçunu düzenleyen TCK 314’ten son dört senede toplam 66 bin 126 kişi savcılık soruşturması geçirdiği bildirildi.

Gözaltına alınan kadınların Kadıköy/Rıhtım Polis Merkezi’nde zorla çıplak aramaya tabi tutulması protesto edildi.

2013 THY’nin Hava İş grevinin “yasa dışı” olduğuna dair açtığı ve mahkemenin sendika lehine karar verdiği davada Yargıtay 22. Hukuk Dairesi yerel mahkeme kararını uygun bularak onadı.
2014 Yüzü maskeli IŞİD teröristleri, Musul’da tutuklulara ve yoksullara yönelik çalışmalarla bilinen hukukçu ve insan hakları savunucusu Samira Saleh Naimi’yi öldürdü. GCHR, BM’den “insanlığa karşı suçun” soruşturulmasını talep etti.
2014 New York’ta Halkın İklim Yürüyüşü yapıldı. 
2014  İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, soL gazetesinin 13 Mayıs 2014 sayısı için kaleme aldığı “Yasin ile Reza” başlıklı yazısında Suudi yatırımcı Yasin El Kadı’ya hakaret ettiği iddiasıyla şikayet edilen gazeteci Erbil Tuşalp’a dava açılmasına gerek olmadığına karar verdi.
2015  MAZLUMDER Genel Merkezi adına Çatışma İzleme ve Çözüm Grubu Cizre Olayları Gözlem Raporu yayınlandı. Diyarbakır Barosu da, Şırnak’ın Cizre ilçesinde 4 Eylül – 12 Eylül 2015 tarihleri arasında Şırnak Valiliği’nce ilan edilen sokağa çıkma yasağı boyunca yaşananlara ilişkin inceleme raporunu yayınladı. Baro, Birleşmiş Milletler (BM) Hukuk Dışı, Kısayoldan Keyfi İnfazlar Özel Raportörü’nü Cizre’ye davet edeceğini açıkladı.
2019 Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, parlamentonun askıya alınmasını oybirliği ile hukuka aykırı buldu. Başbakan Boris Johnson’ın parlamentoyu beş hafta askıya alma kararı, Kraliçe 2. Elizabeth tarafından da onaylanmıştı. Kararda “makul gerekçe olmadan Parlamento’nun anayasal işlevlerini yerine getirmesinin engellediği” kaydedildi.
2019  RedHack Davasında, gazetecilere yönelik adli kontrol tedbirlerinin devamına karar verildi. Mahkeme, suç unsuru bulunmayan dijital materyallerin iadesine karar verdi.
2019

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, Yargı Reformu’na ilişkin, açıklamalarda bulundu.  Siirt’te konuşan Feyzioğlu, Yargı Reformu ile ilgili hazırlıkların başından sonuna kadar yer aldıklarını belirtti. Yargı reformunun tek başına çözüm olmadığını ifade eden Feyzioğlu, “Bazı sürekli umutsuzlar ya da her çözüme bir sorun üretenler, ‘Biz çok reform gördük, çok şey gördük. Hayata geçmedi, o olmadı, bu olmadı’ diyor. İddia ediyorum, böyle bir çalışmayı, birlikte çalışmayı daha önce görmediniz” dedi. Taslakta 15 yıllık avukatlara hususi pasaport verilmesi de bulunuyordu.

2019 Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanvekili Engin Yıldırım, “Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi Ortak Projesi”nin İstanbul’daki kapanış konferansında konuştu. Yargıç Yıldırım “Türk yargı sistemine güven son derece düşük. Belki şu veya bu yargı organı olarak bakıldığında az bir şekilde farklılıklar meydana geliyor ama genel olarak Türkiye’de yaşayan insanlar Türk yargı sistemine pek fazla güvenmiyor. Bu çok ciddi bir sorun” dedi.
2020 Gazeteci Mümtazer Türköne hakkında FETÖ üyeliği suçlamasıyla verilen 10 yıl hapis cezası Yargıtay tarafından bozuldu. Türköne’nin tahliyesine karar verildi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 23 Haziran’da Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Dileğim bir haksızlık varsa bunun acilen düzeltilmesidir. Osman Kavala’nın, Altan kardeşlerin, Nazlı Ilıcak’ın ve daha pek çok sorunlu kişinin masum gösterilmeye çalışıldığı bir yerde şehit ağabeyi Mümtaz’er Türköne’nin davası tekraren ve titizlikle değerlendirilmelidir.” demişti.
 2020  “Çoklu Baro” düzenlemesinin yasalaşmasının ardından İstanbul’da ikinci baronun kurulması için gerekli olan 2 bin imza toplanarak TBB’ye başvuru dilekçesi teslim edildi.
 2021 Hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán(Manuel Rubén Abimael Guzmán Reynoso)  11 Eylül 2021 tarihinde uzun yıllardır tek başına kaldığı hücresinin bulunduğu Callao Deniz Üssü’nde, 86 yaşında ölmüştü. Cesedi 24 Eylül 2021 günü yakıldı ve külleri bilinmezliğe savruldu. Kendisi gibi hukukçu olan Fidel Castro‘dan sonra devrime en çok yaklaşan kişi olarak tanımalndı.
 2021 İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, 17 Haziran’da HDP İzmir İl Binası’na düzenlenen saldırıda O.G. tarafından katledilen Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz ve babası Abdullah Poyraz’ı ifadeye çağırdı. Başsavcılıktan aileye gönderilen tebligatta “müşteki olarak ifadeleri alınacağı” belirtildi.
 2021 İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Spinal Musküler Atrofi (SMA) hastaları ile ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifi verdi. Gerekçede, “Bahse konu olan bu kanun teklifi, Zolgensma adlı ilacın yurtdışından getirilerek SGK kapsamında ücretsiz ve koşulsuz olarak, 2 yaşından küçük veya 21 kilodan az olan tüm tip Spinal Müsküler Atrofi hastalığının tedavisinde kullanılmasını amaçlamaktadır.” denildi.
 2021

Eski Bianet muhabiri Beyza Kural’a “Hiçbir şey eskisi gibi değil artık, bunu öğreteceğiz size” diyerek şiddet uygulayan üç güvenlik şube polisine açılan davanın ikinci duruşması İstanbul 3. Asliye Ceza Mahkemesinde yapıldı. Sonraki duruşma günü 10 Aralık 2021 olarak belirlendi.

 2023 Yunanistan Göç Bakanı, 2016’da AB ile Türkiye arasında imzalanan mülteci anlaşmasının yenilenmesini istediklerini söyledi.
 2023 Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki bir duruşmaya izleyici olarak katıldı. Gergerlioğlu, mahkemenin yaptığı yargılamayı sosyal medyadan eleştirdiği gerekçesiyle duruşma başladıktan sonra hakimin kendisini salondan dışarı çıkardığını açıkladı.
 2023 Bursa’da yaşayan emekli emniyet müdürü C.D, “kart aidatı iadesi” reklamına tıkladıktan sonra mobil bankacılık şifrelerini kaptırarak 277 bin lira dolandırıldı. Emekli emniyet müdürü Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Savcılık şüpheli Recep S. hakkında ‘dolandırıcılık’ suçundan soruşturma başlattı. Büyükçekmece Adliyesi’ne getirilen şüpheli savcılık ifadesinin ardından, tutuklamaya sevk edilmeden serbest bırakıldı. İlgili banka, sorumluluk kabul etmedi ve paranın iadesi talebini reddetti.
 2024 Diyarbakır’da 6 Şubat depreminde 100 kişinin yaşamını yitirdiği Hisami Apartmanı davasında 2 müteahhit ve 2 arsa sahibine 17 yıl 6’şar ay hapis cezası verildi. Dava Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
2024 İspanyolca öğretmeni B.N.Ç, çğrencisi olan 14 yaşındaki çocuğa cinsel istismar suçlamasıyla 14 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sanık,”15 yaşından küçük olduğunu bilmiyordum” şeklinde savunma yaptı. Dava konusu olan olay İstanbul Gaziosmanpaşa’da yaşanmıştı.
2024 İran’da ‘ahlak polisi’ tarafından gözaltına alındıktan sonra katledilen Emini için ‘Baraye’ isimli bir şarkı yapan ve 3 yıldan fazla hapis cezası alan Hacıpur, çıkarılan aftan yararlandığını açıkladı.
2024 İstanbul’da sosyal medya üzerinden verdikleri ‘ucuz kiralık araç’ ilanlarıyla kurdukları siteye yönlendirdikleri kişilerin kredi kartı bilgilerini çaldıkları tespit edilen iki şüpheli yakalandı. Şüphelilerden Yener A.’nın daha önceden 69 suç kaydı olduğu ayrıca hakkında 3 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunduğu belirlendi. Diğer şüpheli Ramazan S.’nin ise daha önceden 90 suç kaydı olduğu belirlendi. Ramazan S.’nin de hakkında kesinleşmiş 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla arandığı ortaya çıktı.
2024

Myanmar’da cunta yönetiminin darbe karşıtlarının infazına devam ettiğini bildiildi. Birleşmiş Milletler (BM) Myanmar Bağımsız Soruşturma Mekanizması Başkanı Nicholas Koumjian da, Myanmar’da kamuya kapalı görülen davalarda verilen idam cezalarına ilişkin infaz planlarına tepki göstererek, bunun ciddi bir uluslararası suç teşkil edebileceğini açıkladı.

Marcellus Williams, 24 Eylül’de Missouri eyaletinde idam edildi.  1998’de işlenen bir cinayet nedeniyle Bonne Terre Hapishanesi’nde bulunan Williams zehirli iğne yöntemiyle infaz edildi. Amerika-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR), infazı kınayarak Williams’ın cezasının durdurulması için kampanya başlatmış, 50 bine yakın imza toplamıştı.

24 Eylül Hukuk Takvimi

23 Eylül – Hukuk Takvimi

0
23 Eylül – Hukuk Takvimi
MÖ63 Sezar’ın mirasçısı, Roma İmparatoru  Augustus dünyaya geldi. (Ölümü: MS 14)
1883 Grigori Yevseyeviç Zinovyev Ukrayna’nın Herson ili Kirovograd kentinde dünyaya geldi.  (Doğumu: 23 Eylül) 1883 – Ölümü: 25 Ağustos 1936), Yahudi kökenlidir. Ukraynalı devrimci ve Sovyetler Birliği siyasetçisidir. Babası süt danası yetiştiren bir çiftlik sahibiydi. Gençliğinden itibaren devrimci faaliyetlerine katılmış ve 1901’de Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisine üye olmuştur. 1902’de İsviçre’nin Bern kentine iltica etmiş ve Paris’te de faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu dönemde Bern Üniversitesi’nde kimya ve hukuk okumuştur. 1903’te parti bölündüğünde Bolşeviklerin kurucu üyeleri arasında yer almış ve Lenin’in en yakın yoldaşı olarak tanınmıştır. 1906’de Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisinin Sankt-Peterburg komitesi üyesi olup “Вперёд” gazetesinin yönetim kurulu üyesi olmuş ve sendikaları örgütlemiştir. Parti merkez komitesi üyesi seçilmiştir. 1908’de tutuklanmış ve daha sonra hastalığından dolayı tahliye edilmiştir. 1936’da yaşamını yitirmiştir.
1910 Denizlerde çarpışına, yardım ve kurtarma işlerine ilişkin kimi kuralların birleştirilmesiyle ilgili 23 Eylül 1910 günlü Sözleşme imzalandı.
1889 Yazar, gazeteci, siyaset bilgini Walter Lippmann dünyaya geldi. (Doğumu: 23 Eylül 1889 – Ölümü: 14 Aralık 1974) “Soğuk Savaş” kavramını ilk tanıtanlar arasında yer aldı. Public Opinion (Kamuoyu) adlı kitabında “stereotip” terimini modern psikolojideki anlamıyla ilk kez kullanan Amerikalı aydındır.
1922 Müttefik Devletler tarafından 23 Eylül 1922 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne nota verildi ve Ankara hükümeti resmi muhatap kabul edildi. Gazi Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri’nin 23 Eylül notasına yanıt vererek, Mudanya Konferansı’nın kabul edildiğini, İsmet (İnönü) Paşa’nın delege olarak atandığını bildirdi.
1911 “Türkiye’de İlk Tahsillerini Mektepte Yapacak Türk Vatandaşı Çocukların Türk Mekteplerine Girmelerine Dair, 23 Eylül 1911 Tarihli Tedrisat-ı İptidaiye Kanunu’na Müzeyyel Kanun” T.B.M.M’de kabul edildi. Türk çocuklarının ilk öğrenimlerini Türk okullarında yapmalarını zorunlu kılan kanun kabul edildi.
1933 Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması uzatıldı. 23 Eylül 1933 günü Sofya’da imzalanan Uzlaşma Protokolü ile ilk 5 yıllık sürenin sona ereceği 3 Aralık 1934 gününden başlamak üzere antlaşmanın geçerliliği yeni bir 5 yıl için uzatıldı.
1939 Sigismund Schlomo Freud öldü. (Doğumu: 6 Mayıs 1856 – Ölümü: 23 Eylül 1939)
 1940

Brezilyalı avukat ve siyasetçi Michel Temer, doğdu. São Paulo Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. São Paulo Papalık Katolik Üniversitesi’nde doktora yaptı. Devlet savcısı olarak görev aldı, bunun yanı sıra, iki kez Asayiş Devlet Sekreteri olarak görev yaptı. Anayasa Hukuku profesörü oldu ve çok sayıda kitap yazdı. 2010 seçimlerinde İşçi Partisi’nden parlamentoya girdi. Ocak 2011 tarihinden itibaren Brezilya Devlet Başkan Yardımcısı oldu. Devlet Başkanı Dilma Rousseff’in geçici olarak görevden alınmasından sonra Brezilya Devlet Başkan Vekili olarak başkanlık yetkilerini ve görevlerini üstlendi. Devlet başkanı Rousseff’in 31 Ağustos 2016 tarihi itibarıyla senato tarafından fiilen görevden alınması ile birlikte resmen devlet başkanı olarak bu görevi üstlendi 75 yaşında, göreve gelmiş en yaşlı kişi oldu. 

1941 Bakanlar Kurulu, Vakit gazetesini 10 gün süreyle kapattı.
1942 Nazi Almanyası, Auschwitz’te gazla öldürme yöntemi uygulanan katliamlara başladı.
1951 Kolombiyalı avukat, siyasetçisi, diplomat ve bilim adamı  Carlos Holmes Trujillo, doğdu. (Ölümü: 26 Ocak  2021) 
1954

Yeni Ulus gazetesinde yayımlanan yazıları nedeniyle Hüseyin Cahit Yalçın, Cemal Sağlam ve İbrahim Cüceoğlu hapis cezasına, Nihat Erim ise para cezasına çarptırıldı.

1954 Doğu Almanya polisi, 400 kişiyi, Amerika Birleşik Devletleri ajanı olmak iddiasıyla tutukladı.
1956

Pakistan, Türkiye-Irak Karşılıklı İşbirliği Antlaşması’na katıldı. Bağdat Paktı üyeleri Türkiye, Irak ve Pakistan oldu.

1966

Pancar Motor’da istedikleri sendikaya girmelerine engel olan işvereni protesto için 95 işçi Ankara’ya yürümeye başladı.

1966 Cumhuriyetçi Parti 23 Eylül 1966 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla kapatıldı.
1967 Sovyetler Birliği, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’yle yardım paktı imzaladı.
1968 İzmit’te Kimya-İş Sendikası ile Mutfakgaz Fabrikası işvereni arasında iki yıl süreli yapılan toplu sözleşme ile işçiler Türkiye’de ilk kez fabrika yönetimine yarı yarıya katıldı. Beş kişilik yönetim kurulunda iki işçi, iki işveren temsilcisi ve tarafsız bir başkan vardı.
1969 1968 öğrenci hareketi liderlerinden Mustafa Taylan Özgür öldürüldü. (Doğumu: 23 Şubat 1948, Ankara – Ölümü: 23 Eylül 1969, İstanbul), Beyazıt’ta polislerden kaçarken bir sivil tarafından tabancayla vuruldu. Ankara’dan Taylan Özgür‘le birlikte İstanbul’a gelen Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi Dekanı Orhan Aldıkaçtı’dan okuldan ihracının hesabını sordu. Arkadaşları okulu saran polislere direnerek Deniz Gezmiş’i vermedi. Daha sonra Gezmiş, Emniyet Müdür Muavini’ne teslim oldu. Taylan Özgür’ün ölümünden sonradan haberdar olan, Haziran’daki İstanbul Üniversitesi işgalinden dolayı da aranan Deniz Gezmiş ‘ruhsatsız tabanca taşıma, görevli memura karşı gelme, Hukuk Fakültesi Dekanı’nı tehdit’ suçlamalarından dolayı tutuklandı. Taylan Özgür’ün katledilişinin 9. yıldönümünde annesi ile kız kardeşi Hale Kıyıcı İstanbul Tabip Odası’nda basın toplantısı düzenledi. Hale Kıyıcı kardeşinin Hasan Çakıcı isimli bir polis memuru tarafından öldürüldüğünü ileri sürdü.
1970 Denizyol-İş Sendikası 11 gemide görevli yaklaşık 3 bin deniz adamı için grev başlattı.
1971 Sivil Havacılık Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşme, 8-23 Eylül 1971 tarihleri arasında Montreal’de düzenlene Uluslararası Hava Hukuku Konferansı sonunda, 23 Eylül 1971 tarihinde imzalanmıştır. Sözleşme bu nedenle, Montreal Sözleşmesi olarak bilinmektedir.
1976 Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) direnişinden dolayı ‘İşçileri kanunsuz greve teşvik ettikleri’  gerekçesiyle tutuklanan DİSK yöneticileri tahliye edildi. Mahkeme verdiği kararda tutuklama gerekçesinin yerinde olmadığını açıkladı. Ankaralı Sanayiciler DGM’ye karşı girişilen eylemlerin sanayi aleminde olumsuz etkiler yaptığını ileri sürdü ve bu olayları kınadı.
1979 Tarsus, Mersin’de Tarsus Cumhuriyet Savcısı Süreyya Eminsoy öldürüldü. Olaydan sonra Türk İntikam Tugayı mensubu 2 militan ile örgütü yönettiği iddia edilen MHP Tarsus Gençlik Kolları Başkanı Mahmut Tart tutuklandı.. “Savcıyı öldürenler silahları MHP Gençlik Kollarına getirdiler. Silahlar örgütümüzün silahlarıdır…”
1981 Gırgır mizah dergisi Yazı İşleri Müdürü Turhan Günay ile karikatürist Oğuz Aral, dergi kapağında Müşerref Tezcan’ın çizildiği derginin 467. sayısından dolayı yargılandı.
1985 Fransa’da 23 Eylül 1985 tarihli bir kararnameyle danışma işlevli bir Bölgesel Diller ve Kültürler Ulusal Konseyi kuruldu. Bu kuruluşun örgütlenmesi çerçevesinde kimi bölgelerde Bölgesel Kültür Ofisi kurulması yoluna gidildi.
1989 Toplumsal Kurtuluş dergisindeki Abdullah Öcalan röportajından dolayı gözaltına alınan Yalçın Küçük 48 saatlik yasal gözaltı süresi dolduktan sonra 5. gününde de gözaltında tutulmaya devam etti. 
1995 İstanbul Üniversitesi Öğrenci Koordinasyonu üyesi öğrenciler %350’lere varan harç zamlarını Galatasaray’da protesto etti.
1996 Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nda evli erkeğe zinada ayrıcalık tanıyan maddeyi iptal etti.
1998 Yargıtay 8. Ceza Dairesi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı R. Tayyip Erdoğan hakkında Diyarbakır 3 No’lu DGM’nin verdiği 10 ay hapis ve para cezasını onadı. Başkanlığı düşürülecek olan Erdoğan, İnfaz Yasası gereği 4 ay 12 gün hapis yatacak, seçilme yeterliliğini yitirecekti.
2000 İnsan hakları Derneği (İHD) eski Genel Başkanı Akın Birdal, 1 Eylül 1995 ve 1 Eylül 1996 tarihlerinde yaptığı konuşmalar nedeniyle ve TCK’nın 312. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle mahkum oldu. İnfaz Yasası gereği 10 ay cezaevinde kaldı. 23 Eylül 2000 tarihinde cezasını tamamlayarak tahliye oldu. 
2002 AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan, Yüksek Seçim Kurulu’nun milletvekili olamayacağı yönünde verdiği karar hakkında AİHM’e ihtiyati tedbir talepli başvuru yaptı.  CHP lideri Deniz Baykal, Erdoğan’ı siyasi yasaklı hale getiren Anayasa’nın 76. maddesi dahil, siyasi yasakların kaldırılması gerektiğini savundu.
2003 AB’ye uyum yasalarının uygulanmasını izlemek için oluşturulan Reformları İzleme Grubu ilk toplantısını yaptı ve ilk kararını Kürtçe ad yasağını kaldıran yasa değişikliğinin sonuç vermesi için İçişleri Bakanlığı’nca tüm nüfus müdürlüklerine genelge gönderilmesi hakkında aldı. Karara göre Kürtçe adların Türk alfabesine uygun yazılması öngörüldü. 
2005 Güney Afrika’da, Toprak Haklarının İadesi Komisyonu, beyazların topraklarının üçte birinin 2014 yılına dek siyahilere dağıtılacağını açıkladı.
2008  Gazeteci Tuncay Özkan Bebek’teki evinde Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.
2011 Muğla 2. İdare Mahkemesi’nde İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan Şerzan Kurt davasında, İçişleri Bakanlığı Mahkeme’ye savunma gönderdi. Bakanlık, ‘Olayların bu noktaya gelmesinde kusur Şerzan Kurt’a aittir’ şeklinde iddialarda bulundu. Tazminat davası  28 Mart 2013’te sonuçlandı. Mahkeme, “polis memurunun kastla adam öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, bu olayda davalı idarece yürütülen kamu hizmetinin, personelinin kusuru nedeniyle gereği gibi yerine getirilememesi sebebiyle hizmet kusurunun bulunduğu ve meydana gelen zararı tazminle yükümlü olduğu sonucuna” ulaşıldı. Kurt ailesine maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verildi. Kurt, Muğla’da 11-12 Mayıs 2010’da iki öğrenci grubu arasında çıkan olaylarda polis memuru G.Ş. tarafından açılan ateş sonucunda hayatını kaybetmişti
2011 Müteahhit Zamanhan Ablak, 23 Eylül 2011’de tahliye edildi.İstanbul’da müteahhitlik yapan Zamanhan Ablak’ın da aralarında olduğu çok sayıda kişi hakkında ‘uyuşturucu ticareti’ yapmak suçlaması ile dava açıldı. Yürütülen soruşturma kapsamında Ablak 4 Mayıs 2011’de tutuklandı. Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Ablak, 143 gün tutuklu kalan Ablak, tahliye olmasına rağmen, yargılaması 10 yıl sürdü. Yapılan yargılama sonrası Ablak hakkında geçen 20 Mayıs 2021’de beraat kararı verildi. 143 gün tutuklu kalması ve 10 yıl yargılanıp beraat etmesi sonucunda 150 bin liralık tazminat tazminat davası açan Ablak’a 17 bin lira tazminat ödenmesine hükmedilmişti.
2012 Fransa Eski Adalet Bakanı Jean Taittinger yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 25 Ocak 1923 – Ölümü: 23 Eylül 2012)  Fransız bir politikacıydı ve şampanya üreten Taittinger ailesinin bir üyesiydi . Taittinger, 7 Ocak 1971 ile 5 Nisan 1973 arasında Bütçe Bakanı olarak görev yaptı. Ayrıca 5 Nisan 1973 ile 28 Mayıs 1974 arasında Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Taittinger, 18 yıl boyunca Reims Belediye Başkanı olarak görev yaptı ve 1977’de bu görevi bıraktı. 2012’de yaşamını yitirdi.
2012 Bireysel başvurunun uygulamaya geçirilmesiyle, kamu gücünü kullanan kişi ve kurumların sebep olduğu hak ihlallerine karşı 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren anayasal yargı denetim başladı. Buna göre, 23 Eylül 2012 tarihi itibarıyla herkes, Anayasa’mızda güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurma hakkını elde etti.
2013 28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu toplantısının tutanakları, davanın görüldüğü 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na gönderildi. Tutanaklar duruşma salonunda okundu.
2016 Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) liderleri, Kolombiya hükümeti ile vardıkları barış anlaşmasını oy birliğiyle kabul etti.
2016 Gazeteci ve bianet Proje Danışmanı Nadire Mater, gazeteciler Tuğrul Eryılmaz, Hasan Cemal ve Mehmet Güç Özgür Gündem gazetesine destek için başlatılan “Nöbetçi Eş Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katıldıkları için Çağlayan Adliyesi’nde ifade verdi. Hasan Cemal, “Öcalan’la röportaj yaptığımda bile soruşturma açılmadı” dedi.
2016 Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) medya oluşumuyla ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılan yeniden gözaltına alınan Taraf Gazetesi eski Genel yayın Yönetmeni Ahmet Altan, tutuklandı. Altan, “Silahlı terör örgütüne üye olmak ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçlarından tutuklandı.
2017 Iraklı Kürtlerin bağımsızlık referandumu oylaması resmen başladı. 
2017 Danıştay, Tekirdağ ve İstanbul’da yapılması planlanan kömürlü termik santral projesinde, Çerkezköy Belediyesi’nin “acele kamulaştırmanın durdurulması” gerekçesiyle açtığı davada yürütmenin durdurulması kararı verdi.
 

 2022 AYM Başkanı Zühtü Arslan, “Türkiye’de Bireysel Başvurunun 10. Yılı Uluslararası Konferansı”ndaki açılış konuşmasında mahkemede görüşülmeyi bekleyen “yaklaşık 123 bin derdest başvuru bulunduğunu ve mevcut başvuruların 68 bin kadarının (yaklaşık yüzde 55) makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetler olduğunu” söyledi.  “Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruda tek tek sivrisinekleri öldürmek suretiyle bir mücadele yürütemez. Yapılması gereken hak ihlaline sebep olan bataklığın kurutulmasıdır.”
2022 Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, ‘kamu görevlisine hakaret’ suçlamasıyla yargılandığı davaya Küçükçekmece 23’ncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Selahattin Demirtaş hakkındaki şikayetinden vazgeçtiğini açıklayan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, Demirtaş’ın, ‘kamu görevlisine hakaret suçunda yargılandığı davada şikayetinden vazgeçmediği ortaya çıktı.
2023 Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü ile Siber Suçlarla Mücadele, İstihbarat ve Güvenlik Daire başkanlıklarının sosyal medya üzerinden “mültecilerle ilgili paylaşım yapan” hesaplara yönelik başlattığı operasyon kapsamında 20 Eylül’de gözaltına alınan 27 kişiden sekizi dün gece (23 Eylül) tutuklandı. Tutuklananlar arasında Aykırı Haber Genel Yayın Yönetmeni Batuhan Çolak, Ajans Muhbir’in editörü Süha Çardaklı ve Haber Report sayfasının yöneticisi Furkan Güngör ve Zafer Partisi Merkez Denetleme Kurulu (MDK) üyesi ve “Suriyeliler Suriye’ye Platformu” Başkanı Eray Ertürk’ün de olduğu bildirildi.
2023 Ankara Ticaret Odası (ATO) Emlak Komitesi Başkanı Kenan Bayram, kira uyuşmazlıkları nedeniyle tahkime taşınan davalarda emlak danışmanlarından oluşan bir hakem heyetinin bilirkişi olarak yer alacağını bildirdi.
2023 Rus paralı asker grubu Wagner’in eski komutanlarından Andrei Medvedev’in sığınma başvurusunda bulunduğu Norveç’ten Rusya’ya ‘yasa dışı yollardan’ geri dönmeye çalıştığı ileri sürüldü. Medvedev, gözaltına alındı. Medvedev’in avukatı, konuya ilişkin açıklama yaparak, ocak ayında Arktik sınırı üzerinden Rusya’dan Norveç’e geçen müvekkilinin yasa dışı bir şekilde Rusya’ya geri gitmeye çalıştığı şüphesiyle gözaltına alındığını bildirdi. 
 
   
   
 

23 Eylül Hukuk Takvimi

22 Eylül – Hukuk Takvimi

0
22 Eylül Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
22 Eylül – Hukuk Takvimi
1792   Fransa’da cumhuriyet ilan edildi.
 1817

ABD’nin hukukçu başkanlarından John Quincy Adams 22 Eylül 1817’de göreve geldi. 4 Mart 1825’te ikinci kez seçilerek 4 Mart 1829 tarihine kadar başkanlık yaptı.

ABD’nin 6. başkanı John Quincy Adams

 

 1878

Japon hukukçu ve siyaset adamı Şigeru Yoşida, doğdu. (Ölümü: 20 Ekim 1967), Tokyo İmparatorluk Üniversitesi‘nde hukuk okudu. 1928’de İsveç, Norveç ve Danimarka elçiliği, 1928-1930 arasında da dışişleri bakan yardımcılığı yaptı. 1936’da dışişleri bakanlığına getirilmesine ordu karşı çıkınca Londra büyükelçiliğine atandı. II. Dünya Savaşı’nın sonlarında ülkesinin teslim olmasını savunduğu için Haziran 1945’te tutuklandı. 22 Mayıs 1946’da başbakan oldu. Geniş desteğe dayalı güçlü bir yönetim oluşturdu, ülkede istikrarın ve ekonomik refah ortamının oluşturulmasını sağladı. ABD ve Batı Avrupa’yla iş birliğinin temelini attı. 8 Eylül 1951’de imzalanan ve Türkiye, tarafından da 24 Temmuz 1952 tarihinde onaylanan San Francisco Barış Antlaşmasını kabul etti ve Japonya ile ABD arasında bir güvenlik paktı oluşturdu.

Şigeru Yoşida
 1908 Bulgaristan, Osmanlı’dan bağımsızlığını ilan etti.
 1919

Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası 22 Eylül 1919′ da kuruluşunu ilan etti. Resmi kuruluş onayı 17 Aralık 1919’dur. Fırka 1924’de feshedilmiştir.

 1924

Gazi Mustafa Kemal, Samsun’da, İstiklal Ticaret Mektebi’nde öğretmenlerle yaptığı konuşmada: “Dünyada her şey için medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlmin ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir” dedi

 1931

Fransız bürokrat ve Danıştay üyesi Alain Bacquet (Alain Jehan Marie Xavier Bacquet), Le Mans’ta doğdu. Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü‘nü bitirdi ve kamu hukuku alanında yükseköğrenim gördü. 1958 yılında Ulusal İdare Okulu’nda okudu. 1958 yılında Danıştay denetçisi, 1963 yılında ise tetkik hakim oldu. 1962-1965 yılları arasında Cezayir Büyükelçiliği’nde hukuk müşavirliği yaptı. 1967-1971 yıllarında Donanım Bakanlığı’nda şehircilik daire başkanı oldu. 1977’de Danıştay’a dönerek 1982 yılında Danıştay üyesi oldu. 1986 yılında Danıştay davalar dairesi 1. bölüm başkanı oldu. 1991 yılında Danıştay sosyal dairesi başkanı olarak atandı ve bu görevini 1997 yılına kadar sürdürdü. 1996-2002 yılları arasında Fransa Yüksek Tahkim Mahkemesi Başkanı ve 2000-2002 yıllarında İnsan Hakları Ulusal Danışma Komisyonu Başkanı oldu, daha sonra 2002 yılında Danıştay tarafından 4 yıllığına Yüksek Yargı Kurulu üyeliğine seçildi. Birçok eser yazdı. 2008 ve 2012’de Danıştay Onursal Bölüm Başkanı payesi verildi. 

 1940

Bakanlar Kurulu, İstanbul’da çıkan Le Journal d’Orient gazetesini yedi gün süreyle kapattı. Gazetenin resmi dış politikaya aykırı yayın yaptığı ileri sürüldü.

 1945

Türk hukukçu ve siyasetçi Galip Bahtiyar Göker, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1881, İstanbul) Darülfünun Hukuk Mektebini bitirdi. Kosova, İzmir, Cezayiri Bahrisefid Maarif Umum Müfettişliği, Halep, Edirne Maarif Müdürlüğü, Millî Ajans İdareciliği yaptı. Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin üyesiydi. Cemiyet’in kuruluşundan yaklaşık iki yıl sonra 9 Mayıs 1920’de Edirne’deki büyük kongreye mebus olarak katıldı. Kongrede alınan kararların beşinci maddesine göre Göker, Trakya’nın hukuk ve haklarını Avrupa’da savunmak üzere delege olarak yetkilendirildi.

Galip Bahtiyar Göker
 1950

Yeni Baştan gazetesinin kurucusu ve yazarı Aziz Nesin, sosyal düzeni yıkmaya yönelik yayın yapmakla suçlanarak hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi. 

Yazar Aziz Nesin
 1952

Yargıtay Önceki Başkanlarından Selim Nafiz Akyollu

Selim Nafiz Akyollu, Yargıtay Başkanlığına seçildi. (Ölümü:24 Ocak 1967) Selim Nafiz Akyollu, 1888’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1909 yılında bitirdikten sonra 31 Ağustos 1909 tarihinde İskenderun Bidayet Mahkemesi Savcı Yardımcısı olarak meslek yaşamına başladı.  Adana, Çerkeş, Babaeski, Araç, Karaman ve Antalya’da savcı ve hâkim olarak çalıştı ve sonrasında Adalet Müfettişliğine atandı. Ekim 1927’de Teftiş Kurulu Başkanlığına, 29 Temmuz 1931 günü Yargıtay üyeliğine getirildi. Yargıtay üyesi iken 7 Haziran 1939 günü Adalet Bakanlığı Müsteşarı, 26 Mart 1943’te de Yargıtay İkinci Başkanı oldu. 22 Eylül 1952’den emekliye ayrıldığı, 17 Temmuz 1953’e kadar Yargıtay Birinci Başkanlığı görevini yürüttü.

 1959

49’lar Olayında tutuklamalar başladı. İleri Yurt gazetesi yazarı Musa Anter’e yayımladığı Kürtçe şiiri Qimil/Kımıl sebebiyle dava açıldı. Musa Anter’e destek veren 50 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan Mehmet Emin Batu mide kanamasından ölünce geriye 49 kişi kaldı ve dava bu sayıyla anılır oldu. 14 ay tutuklu kaldıktan sonra sanıklar mahkemeye çıkarılmayı beklerlerken 27 Mayıs Darbesi gerçekleşti. 3 Ocak 1961 tarihinde yargılamaları başlandı.

 1966

Türkiye İşçi Çiftçi Partisi 22 Eylül 1966 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı.  https://hukukansiklopedisi.com/kapatilan-siyasi-partiler/

 1967

Harp-İş Federasyonu İncirlik’ten sonra Ankara’da Amerikalılara ait 7 işyerinde greve başladı. Greve 600 işçi katıldı.

 1970 Polonya’da Dayanışma Sendikası kuruldu.
 1973 Belçikalı avukat, ekonomist, Katolik politikacı ve devlet adamı Paul Guillaume van Zeeland yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Kasım 1893) Hukuk profesörü olduktan sonra Katholieke Üniversitesi Leuven Ekonomi Enstitüsü müdürü ve Belçika Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. Mart 1935’te ulusal birlik hükûmetinin başbakanı oldu ve 23 Kasım 1937’ye kadar görev yaptı .Kararname yetkileri göz önüne alındığında, para birimini devalüe ederek ve geniş bütçe politikalarına başvurarak ülkeyi geçmekte olduğu ekonomik krizden kurtardı. 1939’da Londra’da kurulan Mülteciler Komitesi’nin başkanı oldu ve yerinden edilmiş Belçikalıların ülkesine geri gönderilmesi için Yüksek Komiser olarak atandı. 1946’da Avrupa Ekonomik İşbirliği’nin kurucularından biriydi. Savaştan sonra, 1949-1954 yılları arasında birkaç Katolik hükûmetinde Dışişleri Bakanı ve Belçika hükûmetinin ekonomik danışmanı oldu. NATO’nun bakanlar konseyi görevlerinde bulundu. Bilderberg Toplantıları Grubunun Yönlendirme Komitesinin Onursal Sekreteri olarak görev yaptı.

Avukat Paul Guillaume van Zeeland
 1975

İzmir Tariş Üzüm Birliği İşletmesi önünde işçileri direnişe sevk ettikleri gerekçesiyle Türkiye Sosyalist İşçi Partisi İzmir İl Başkanı ile birlikte 29 kişi gözaltına alındı.

 1975

Terörizm suçlamasıyla Franco rejimince ölüm cezasına çarptırılan FRAP ve ETA örgütlerinden 11 kişinin cezalarının hapse çevrilmesi için Madrid’de basın toplantısı yapmak isteyen C. Gavras, Y. Montand, R. Debray ve Michel Foucault’nun da bulunduğu 6 Fransız sınır dışı edildi.

 1976

Haklarında işçiyi kanunsuz greve teşvik ettikleri iddiasıyla tutuklama kararı verilen DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ve yürütme kurulunun dört üyesi İstanbul’da savcılığa teslim oldu. Sendikacılar tutuklanıp Sağmalcılar Cezaevi’ne gönderildi. İstanbul Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü ve 15 temizlik işçisi, DGM direnişinde işçileri çalışmamaya sevk ettikleri gerekçesiyle gözaltına alındı. Ankara’da Belediye Fen İşleri Müdürlüğü Asfalt Şantiye Şefi DGM direnişine dair Cumhuriyet Savcısı’na bilgi vermediği gerekçesiyle tutuklandı. AEG-Profilo’ da Maden-İş’e üye 15 işçinin DGM direnişinden dolayı atılması üzerine 2 bine yakın işçi çalışmadı, işçiler işyerini de terk etmedi. TİP ve Sosyalist Parti Genel Başkanları Behice Boran ve M. Ali Aybar ile Oyun Yazarları Derneği Başkanı Melih Cevdet Anday DGM’ye karşı direniş çağrısı yaptı. 15 demokratik kitle örgütü DGM yasa tasarısını protesto için Ankara’da bir miting düzenleme kararı aldı. Adana Cezaevi’nde 24 siyasi tutuklu ve hükümlü, DGM yasa tasarısına karşı 3 günlük açlık grevine başladı. TPAO Genel Müdürü, direnişten dolayı Aliağa’da 650, İpraş’ta 104 işçinin iş akitlerinin fesh edilip 225 yeni işçi alındığını açıkladı. DİSK/Petkim-İş, DGM direnişi nedeniyle Aliağa Rafinerisi’nden atılan 1.150 işçinin yerine 300 silahlı ülkücünün yerleştirildiğini iddia etti.

 1980 Türk-İş’e bağlı kapatılan sendikaların yeniden açılmasına karar verildi.
 1980 Lech Walesa liderliğindeki Dayanışma Sendikası kuruluşundan 10 yıl sonra Polonya’da yasallık kazandı.
 1981

Askeri Yargıtay, 2 MHP’liyi öldürmekten ölüm cezasına çarptırılan Türkiye Komünist Emek Partisi (TKEP) üyesi Seyit Konuk, İbrahim Ethem Coşkun ve Necati Vardar’ın cezalarını onayladı.

 1981

Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Sekreteri Ataol Behramoğlu, Cem Yayınevi’nden çıkan ‘Ne Yağmur… Ne Şiirler’ kitabındaki şiiri ve ‘Yılmaz Güney İçin’ adlı şiirinden dolayı yargılandığı davada beraat etti.

Ne Yağmur… Ne Şiirler / Ataol Behramoğlu
 1984

TEKSİF Sendikası ile Tekstil Sendikası arasında 80 bin işçiyi kapsayan toplu sözleşme görüşmeleri anlaşmayla sonuçlandı.

 1984

İngiltere’de kömür madenleri çalışanlarının grevi 6.ayına girerken, Güney Yorkshire bölgesinde bir kömür madeninde polisin grev kırıcı işçileri madene sokmak istemesine karşı çıkan 6 bin grevci ve 600 kadar polisle çatışmada 3 polis yaralandı, 5 grevci tutuklandı.

 1992

Viranşehir ve Batman’da 3 kişi daha öldürüldü. Ocak 1992’den itibaren aynı yıl içindeki faili meçhul cinayetlerin sayısı 220’ye ulaştı.

 1995

Buca Cezaevi’nde 3 mahkumun öldüğü, 42 mahkum ve 15 jandarmanın yaralandığı operasyonu protesto için Cezaevi önünde toplanıp Adli Tıp’a yürüyen tutuklu ve hükümlü yakınlarına polis müdahale etti. 12 avukat ve 40 tutuklu ve hükümlü yakını coplanarak gözaltına alındı.

 2000 Bakanlar Kurulu, Kopenhag Kriterleri ile paralel olan İnsan Hakları Raporu’nu kabul etti.
 2003

Burdur Cezaevi’nde yapılan operasyonda kolu kopan Veli Saçılık’ın yaşadıklarının anlatıldığı ‘Kelepçe’ adlı belgesel Macaristan’da düzenlenen Retina Uluslararası Film ve Video Festivali’nde ödül aldı. Saçılık, sonraki yıllarda birçok kez gözaltına alındı ve hakkında davalar açıldı.

Veli Saçılık
 2005

Manisa’da Türkiye Ziraat Odaları Birliği‘nin düzenlediği mitingde 60 bin üretici hükümetin IMF ve Dünya Bankası destekli tarım politikalarını protesto etti.

 2005

İstanbul 4. İdare Mahkemesi, Boğaziçi, Bilgi ve Sabancı üniversitelerinin ortaklaşa düzenlediği ‘İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri, Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları’ başlıklı konferans hakkında yürütmeyi durdurma kararı aldı. Akademisyenler kararı bilime müdahale olarak değerlendirdi. Toplantı ile aynı ismi taşıyan kitap daha sonra Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basıldı.

İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları
 2010

Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyeleri, aynı işi yapan çalışanlar arasındaki ücret eşitsizliklerine karşı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Ek Hizmetler binası önünde toplanarak 1 saat süreyle iş bıraktı.

 2017

Prof. Dr. Mehmet Altan tutuklandı. 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen askerî darbe girişimi sonrasında başlatılan Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında, darbe girişiminden bir gün önce, kardeşi Ahmet Altan ile birlikte katıldıkları televizyon programında darbe çağrışımıyla ilgili subliminal mesaj içeren söylemlerde bulundukları iddiasıyla hakkında başlatılan soruşturma nedeniyle 10 Eylül 2016 tarihinde gözaltına alındı. Altan, ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs’, ‘Örgüt propagandası yapmak’ ve ‘Örgüte yardım ve yataklık’ suçlamasıyla çıkarıldığı İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 22 Eylül 2016 tarihinde tutuklandı. Ahmet Altan ise aynı gün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı ancak daha sonra o da tutuklandı.

Ahmet Altan / Mehmet Altan
2017 Danıştay, Tekirdağ ve İstanbul’da yapılması planlanan kömürlü termik santral projesinde, Çerkezköy Belediyesi’nin “acele kamulaştırmanın durdurulması” gerekçesiyle açtığı davada yürütmenin durdurulması kararı verdi.
2017 HDP Hukuk Komisyonu, Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine yapılan saldırıyla ilgili suç duyurusunda bulundu. Komisyon, Bakan Soylu ve kolluk kuvvetleri için de soruşturma talep etti. Saldırganlar hakkında, tehdit, inanç ve düşünce hürriyetinin kullanılmasını engelleme, nefret suçu, hakaret, kişinin hatırasına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik gibi suçlardan işlem yapılmasını istendi.
2021 Yargıtay, kapatılan İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi‘nin, gazeteci Aziz Oruç hakkında 2011’de verdiği 6 yıl 3 aylık hapis cezasını bozdu. Oruç, Denizli Pamukkale Üniversitesi’nde öğrenci olduğu sırada katıldığı bir eylem nedeniyle “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten (TCK 220/6)” hapis cezasına çarptırılmıştı.
2021 Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması‘nın onaylanacağını, ilgili kararın meclise sevk edileceğini açıkladı.
2023 İBB Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık’ın 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın duruşması yapıldı. 15 yıla kadar hapsi istenen Saltık beraat etti. Saltık, “Sadece Berlin’de değil, Türkiye’de de hakimler var” dedi.

Munzur Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ülkü Özbey’in, WhatsApp durumunda yayımladığı bir videoyu paylaştığı için ‘özel hayatın gizliliğini ihlalden’ yargılanan Bianet muhabiri Ruken Tuncel beraat etti. Savcılık, karara itiraz ederek istinaf dilekçesi sundu.

Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde belgesel kategorisine yer alan “Kanun Hükmü” filmi, belgeseldeki bir kişi hakkında yargı sürecinin devam ettiği iddiasıyla festivalden çıkarıldı. Yazılı açıklama yapan Antalya Altın Portakal Film Festivali Yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu, Ulusal Belgesel Film Yarışması bölümüne seçilen “Kanun Hükmü” filminde yer alan bir kişi ile ilgili yargı sürecinin devam ettiği saptadıklarını aktardı. Filmi yönetmen Nejla Demirci ise, belgeselde Kanun Hükmünde Kararname ile görevlerinden ihraç edilen doktor Yasemin Demirci ve öğretmen Engin Karataş’ın hikayesini anlattıklarını, haklarında bir yargılama olmadığını açıkladı.

2023 Diyarbakır Barosu uyuşturucu madde kullanımıyla ilgili rapor hazırladı. Baro Başkan Yardımcısı Mehdi Özdemir, “Çocuklar açısından 2021-2022 yılı arasında yüzde yüzlük bir artış görmekteyiz” dedi. Diyarbakır barosu CMK servisi OCAS(otomatik CMK avukat atama sistemi) kayıt sisteminde yer alan istatistiki veriler gözetilerek, yıllara artış gösteren madde kullanımına dair, tespit ve önleyici faaliyetlere ilişkin değerlendirmeler bir rapora dönüştürülerek kamuoyu ile paylaşıldı.
 2024 Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında elektrik bağlantısı için anlaşma imzalandığı duyuruldu. Hattın, 1240 km ile ‘dünyanın en uzun’ yüksek gerilim kablosu olacağı, Great Sea Interconnector (GSI) adlı 1,9 milyar euro’luk projeyle Avrupa’daki iletim ağlarının Kıbrıs’a bağlanacağı ve bu hattın daha sonra İsrail’e uzanacağı açıklandı.

Berlin’de Filistin eylemine katılan 10 yaşındaki çocuk gözaltına alındı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, arabuluculuk yöntemiyle anlaşma sağlanan dosya sayısının 4 milyonu aştığını açıkladı.

N.A. isimli kadını öldüren ve müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından bozulan A.M.B.’nın yeniden yargılandığı Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada yeni karar çıktı. Müebbet hapis cezası veren mahkeme, cezayı 25 yıl hapse çevirdi. Mahkeme, CMK’nın 307/4 maddesi gereği Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemeyeceği kesin hükmü nedeniyle sanığı “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezasına çarptırarak iyi hal nedeniyle 25 yıla indirdi. Mahkeme, 12 Nisan 2018’de açıkladığı ilk kararında, sanığı “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmış, iyi hali gerekçesiyle cezayı müebbet hapse çevirmişti.

Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, 22 Eylül 2024’ten önce işlenen suçlar için geçerli olmak üzere genel af ilan etti. Af Kararnamesinin, asker kaçaklarını da kapsadığı, affın yurtiçinde 3, yurtdışında 4 ay içinde teslim olma koşuluyla geçerli olacağı açıklandı. Suriye, daha önce birçok af ilan etmiş, son olarak 2022’de ülke içinde ve dışındaki asker kaçakları için genel af kanunu çıkarmıştı.

Amedspor, saha tadilatı taahhüdünü yerine getirmeyen Diyarbakır Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla suç duyurusunda bulundu. Şikayette, kamu görevlilerinin ağır ihmallerine dikkat çekildi.

22 Eylül – Hukuk Takvimi

21 Eylül – Hukuk Takvimi

0
21 Eylül - Hukuk Takvimi
21 Eylül – Hukuk Takvimi
 1792 Yasama Meclisi’nce, Krallık devrilerek yerine Birinci Fransız Cumhuriyeti ilan edildi. 1804 yılına kadar devam etti. Sloganı, “özgürlük, eşitlik, kardeşlik ” idi. 1789 Fransız Devriminde İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi yayımlanmış, kralın yetkileri kısıtlanmış ancak tam bir cumhuriyet ilan edilememişti.  
 1798

Amerikalı hukukçu ve politikacı George Read, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Eylül 1773) Philadelphia Akademisi‘nde hukuk eğitimi gördü ve on beş yaşında mezun oldu. 1753’te Philadelphia Barosuna kaydoldu. 1763’te İngiliz vali John Penn tarafından Delaware’de krallık hukuk danışmanlığı görevine getirildi. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi‘nin onaylandığı kongreye  Delaware delegesi olarak katıldı ve bu belgeyi imzalayanlar arasında yer aldı. 1787’deki Amerika Birleşik Devletleri Anayasası‘nı hazırlama toplantısına Delaware heyeti başkanı olarak katıldı. 21 Eylül 1798’de New Castle, Delaware’de hayatını kaybetti. Ölümünden sonra New Castle’da  adı bir okula verildi.

George Read
 1919

Pakistanlı hukukçu, akademisyen, ilim ve fikir adamı Fazlur Rahman Malik, doğdu. (Ölümü: 26 Temmuz 1988)

Fazlur Rahman Malik
 1936

Yunan hukukçu, sosyolog ve filozof ve marksist siyaset toplum bilimcisi Nikos Pulancas, doğdu. (Ölümü: 3 Ekim 1979) 1953’te Atina Üniversitesi Hukuk fakültesine girdi. Üniversitede iken Yunanistan Komünist Partisi’nin (KKE) Gençlik Kolları’nda ve yasal bir parti olan Birleşik Demokratik Sol’da (EDA) siyasi faaliyetlerde bulundu. 1970’lerde önceleri Leninist olan, Yapısalcı Marksist olarak biliniyordu, daha sonra Demokratik sosyalizm savunucusu oldu. En çok devlet üzerine kuramsal çalışması ile tanındı. Faşizmin çözümlenmesine, çağdaş dünyada toplumsal sınıflara ve 1970’lerde Güney Avrupa’da diktatörlüklerin çökmesine Marksist katkılar önerdi. Antonio Gramsci’nin kültürel hegemonya kavramına dayanarak ezilenlerin hareketlerini bastırmasının devletin tek işlevi olmadığını ve devlet iktidarının ezilenlerin rızasını da alması gerektiğin savundu. Ralph Miliband‘ın devlet üzerine olan görüşlerini yoğun şekilde eleştirdi. Teorileri Bob Jessop üzerinde derin etkiler bıraktı. Pulancas’ın fikirleri Yunanistan’da Syriza partisinin kurulmasına ön ayak oldu. 3 Ekim 1979’da Paris’te bir arkadaşının dairesinin penceresinden atlayarak  intihar etti ve yaşamını yitirdi. “Çağdaş Kapitalizmde Sınıflar”, “Devlet, İktidar, Sosyalizm”, “Diktatörlüklerin Krizi: Portekiz, Yunanistan, İspanya”, “Marksizm, Hukuk ve Devlet”,  “Faşizm ve Diktatörlük” ve “Siyasal İktidar ve Sosyal Sınıflar” önemli eserleridir.

Nikos Pulancas
 1946

İsviçreli avukat ve siyasetçi Moritz Leuenberger, doğdu. Zürih Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1995’te Zürih Kantonu’ndan Sosyal Demokrat Parti’nin (SP/PS) bir üyesi olarak Federal Konsey’e seçildi. Avrupa Demiryolları Topluluğu sürümüne yaptığı çalışmalarla 2009 Avrupa Demiryolu Ödülü ve Leuenberger ödülünü aldı1995’ten itibaren Federal Çevre, Ulaştırma, Enerji ve İletişim Departmanına başkanlık etti. 1 Ocak 2001 – 31 Aralık 2001 ve 1 Ocak 2006 – 31 Aralık 2006 tarihlerinde iki kez İsviçre Devlet Başkanlığı görevi yaptı. 

Moritz Leuenberger
 1960 27 Mayıs günü, ‘Milli Birlik ve Hürriyet Bayramı’ olarak kabul edildi. 3 Nisan 1963 tarihinden 1982 Anayasasının yürürlüğe girdiği 9 Kasım 1982 tarihinde kadar yirmi yıla yakın bir süre Türkiye’nin resmî bayramlarından biri olarak kutlandı.
 1962

Kadınlar, artan kadın kaçırma olaylarını protesto etmek için  yürüdüler. Pankartlardan birinde, ‘Başkaları ayla, biz ayılarla uğraşıyoruz’ yazıyordu.

 1964

Malta, İngiltere’den bağımsızlığını kazandı.

 1966

Fransız hukukçu, siyasetçi ve eski başbakan Paul Reynaud, hayatını kaybetti. (Doğumu:  15 Ekim 1878) Sorbonne Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi aldı. 1919 yılında Basses-Alpes bölgesinden milletvekili seçilerek 1924 yılına kadar burayı temsil etti. 1928 yılında  Paris Milletvekili olarak parlamentoda yer aldı. Demokratik Cumhuriyetçi İttifak Partisi’ne katılarak bu partinin başkan yardımcısı oldu. 1938 yılında kurulan Daladier kabinesinin Finans Bakanı oldu. 21 Mart 1940 – 16 Haziran 1940 tarihlerinde başbakanlık görevi üstlendi. 1950 yılında Uzak Doğu ve Müttefik ülkelerden sorumlu Devlet Bakanı olarak hükümetlerde görev aldı. 28 Haziran 1953 – 12 Haziran 1954 tarihlerine Başbakan yardımcısı olarak çalıştı. 1958 Fransız Anayasası‘nın hazırlanması sürecinde Anayasa Danışma Komitesi başkanlığı yaptı. 

Paul Reynaud
 1972

Hukukçu ve Filipinler devlet başkanı Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos, 21 Eylül 1972’de komünist ve yıkıcı güçleri gerekçe göstererek sıkıyönetim ilan etti. Muhalif politikacıları tutukladı ve silahlı kuvvetleri rejimin bir baskı aracı haline getirdi. 17 Ocak 1981’de sıkıyönetimi kaldırdı.

Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos
 1976

DİSK’in Devlet Güvenlik Mahkemelerini protesto ve Genel Yas Direnişi sona erdi. DİSK Genel Merkezi’nde yapılan aramada karar defterlerine el konuldu. DİSK Genel Sekreteri Mehmet Karaca İstanbul’da tutuklandı. Genel Başkan Kemal Türkler ve 4 yönetici hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı. Aliağa’da 850 işçinin görevine son verildi. Ankara ve İstanbul’da otobüsler çalışmaya başladı.

DGM Direnişi ve Genel Yas Eylemine ilişkin gazete haberi
 1976

İSDEMİR’de bir işçi oruç tutmadığı ve sigara içtiği için başka bir işçi tarafından başına boru parçasıyla vurularak öldürüldü.

 1980 1402 Sayılı ve 13 Mayıs 971 Tarihli Sıkıyönetim Kanunu yapılan esaslı değişikliklerle birlikte yeniden yürürlüğe girdi.
 1981 Belize, bağımsızlığını kazandı.
 1982

Barış Derneği Davası’nda İstanbul Barosu Başkanı Orhan Apaydın: ‘Derneğin kuruluşuna ilişkin toplantıyı ben düzenledim. Benim TKP’nin güdümünde olduğuma İddianame’de cesaret edilemediğine göre, derneğin TKP’nin yan kuruluşu olarak oluşturulduğu iddiası havada kalmaktadır ‘ açıklamasında bulundu.

 1988
 Yeni Çözüm dergisi Yazı İşleri Müdürü Ertuğrul Mavioğlu Komünizm ve bölücülük yaptığı gerekçesiyle 3 yıl hapse mahkum edildi.

Ertuğrul Mavioğlu
 1989

Tarihler 21 Eylül 1989’u gösterdiğinde ABD’nin Texas eyaletinde bir kasabada freni patlayan bir kamyon okul otobüsüne çarpmış ve 21 çocuk hayatını kaybetmiş, 14 yaşındaki Nichole Burnell kazadan felçli olarak kurtulmuştu. Hukuk Filmleri arasında seçkin bir yer edinen The Sweet Hereafter (Başka Bir Dünya) gerçek bir olaya dayanan trajik bir hikayenin sinemaya aktarılmış versiyonu ve önemli bir hukuk filmi olarak öne çıkıyor.

1990 

Oyunda slogan atıldığı gerekçesiyle İstanbul Valiliği’nin getirdiği yasaklama kararının yürütmesi İdare Mahkemesi’nce durdurulunca, Ankara Birlik Tiyatrosu, Erol Toy’un yazıp Zeki Göker’in yönettiği Pir Sultanı Muammer Karaca Tiyatrosu’nda oynamaya başladı.

 1995

Buca Cezaevinde yoğunlaşan baskıları protesto için sayım vermeyen mahkumlara yönelik operasyonda jandarma kuvvetleri silah kullandı. Devrimci Sol davalarından yargılanan Yusuf Bağ, Turan Kılıç ve Uğur Sarıaslan jandarma kurşunuyla öldü, 15 er ve 41 tutuklu yaralandı. Olay, Buca Katliamı olarak tarihe geçti.

 2000

Bakanlar Kurulu, Kopenhag Kriterleri ile paralel İnsan Hakları Raporunu kabul etti. 

 2000

Ermeni soykırımı yasa tasarısı, ABD Temsilciler Meclisi’nin Uluslararası Operasyonlar ve İnsan Hakları Alt Komitesi’nde oy çokluğuyla kabul edildi. Ermeni Soykırımı, ABD Temsilciler Meclisinde

 2001

Dünya Barış Günü (Uluslararası Barış Günü – International Day of Peace), her yıl 21 Eylül tarihinde kutlanan  uluslararası bir bayramdır. “Dünya Barış Günü” sadece Türkiye ve KKTC tarafından 1 Eylül tarihinde kutlanmaktadır. Barışı ve insanlığın huzur içinde yaşamasını savunanlar için simge bir gündür. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 30 Kasım 1981 tarihindeki 57. birleşiminde, “BM Genel Kurul’unun açılış günü olan her eylülün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak kabul edilmiştir.

2010

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, KPSS ile ilgili iddialar konusundaki gelişmeler üzerine, başkanlık görevinden istifa etti.

 2011

ABD’nin Georgia eyaletinde 1989’de polis memuru Mark MacPhail’i öldürmekten hüküm giyen Troy Davis, uluslararası protesto kampanyalarına rağmen zehirli iğneyle öldürüldü.

 2013

Gezi olaylarında, “Camide içki içildiğini görmedim” diyen Dolmabahçe Camii müezzini Fuat Yıldırım, 6 aylığına Kayabaşı köyüne sürüldü.

 2017

Okmeydanı Cemevinde, 25 Mayıs 2014’te, bir cenaze için bulunduğu sırada polis tarafından üzerine açılan ateş sonucu başından vurularak hayatını kaybeden Uğur Kurt’un ailesinin İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı davada, Bakanlık tam kusurlu bulundu. Bakanlık aileye toplam 734 bin 162 TL maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum edildi. Kurt davasında sanık polis taksirden ölüme sebebiyet vermekten suçlu bulundu. 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan polisin cezası 12 bin 10 TL adli para cezasına çevrildi.

Uğur Kurt
2024

Mersin’de iki sağlık çalışanını darp eden hasta yakını, sevk edildiği mahkeme tarafından tutuklandı. Mersin’de Aile Sağlık Merkezinde(ASM) çalışan doktor ve hemşire, hasta yakını S.K. tarafından sözlü ve fiziki saldırıya uğramıştı.

2024

Üsküdar’daki bir kahvehanede 4 kişinin öldüğü iki grup arasındaki silahlı çatışmaya ilişkin 12’si tutuklu 5’i aynı zamanda müşteki olan 27 sanık hakkında dava açıldı. 12’si tutuklu 13 sanık hakkında 4 kişiye karşı “kasten öldürme” suçundan ayrı ayrı 4’er kez müebbet hapis talep edilen iddianamede, bu sanıkların ayrıca “silahla kasten yaralama” ve “Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet” suçlarından da cezalandırılması istendi. Diğer 14 sanık hakkında “kasten öldürmeye teşebbüs”, “Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet”, “kasten yaralama”, “kasten öldürmeye yardım etme” gibi suçlardan da 10 yıl ila 65 yıl 6 ay arasında hapis cezaları öngörülen iddianame, Anadolu 23. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

2024

Seçimi kazandıktan sonra hakkında soruşturma başlatılan ve İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınarak yerine kayyım atanan Hakkari Belediye Başkanı iken Mehmet Sıddık Akış’a ilişkin soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlandı. İddianamede, iddianamede, “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” ve “kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunların hareketlerine katılma” suçlamaları getirildi. İddianameyi kabul eden Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesi, ilk duruşmanın 11 Ekim’de görülmesine karar verdi.

2024

Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nda yeniden toplandı. 1017. haftada, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından 18 Eylül 1980 akşamı gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Morsümbül’ün akıbeti soruldu.

2024

Özbekistan Senatosu, ülke hakkında ‘uygunsuz konuşan’ yabancıların yurtta bulunmalarının ve girişlerinin yasaklanmasını öngören yasa değişikliğini onayladı. Yasaya göre, Özbekistan’ın ve halkının ‘şerefi, haysiyeti veya geçmişine hakaret eden veya bu tür eylemlerde bulunanların’ ülkeye girişi yasaklanacak. Bu kişiler, Özbekistan topraklarında bulunmaları halinde ‘istenmeyen kişi’ ilan edilerek haklarında ülkeden sınır dışı işlemi yapılacak. Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev​​​​​​​’e gönderilen yasa değişikliği, imzalanmasının ardından yürürlüğe girecek.

 2024

“Türk Escobar” adıyla anılan suç örgütü lideri Urfi Çetinkaya, kesinleşmiş 24 yıl cezasını nedeniyle bulunduğu İzmir’deki Menemen Cezaevi’nde 20 Eylül’de vefat etmişti. Çetinkaya’nın cenazesi İstanbul’da toprağa verildi.

21 Eylül – Hukuk Takvimi