Ana Sayfa Blog Sayfa 29

İsmail Türk

0

İsmail Türk, 2 Şubat 1928’de Kula’da doğdu. 1948’de Galatasaray Lisesi’ni(Mekteb-i Sultan) pekiyi derece ile bitirdi. 1952 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu.

Dışişleri Bakanlığı aday Meslek Memurluğuna tayin edilmek suretiyle diplomasi mesleğine girdi.

1954’de açılan sınavı kazanıp, SBF. Maliye Kürsüsü Asistanlığına atandı. İstanbul İktisat Fakültesi’nde “İktisadi Gayeli Mali Yardımlar” adlı tezi ile doktor oldu. 1960’da doçentliğe, 1967’de profesörlüğe terfi etti.

Öğrenim için A.B.D.’ne, inceleme için İsviçre’ye gitti. Veteriner Fakültesi İktisadi Planlama kürsüsü profesörlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı Mali Müşavirliği, Ankara Üniversitesi Senatörlüğü, Ordu Yardımlaşma Kurumu denetçiliği görevlerinde bulundu.

31 Aralık 1981’de  2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile kurulan SPK’nın ilk başkanı olarak göreve atandı. 1988 yılına kadar Sermaye Piyasası Kurul Başkanlığı yaptı. 1984-1995 yılları arasında SBF Maliye Bölüm Başkanlığını yürüttü.

Prof. Dr. İsmail Türk 2 Ağustos 2015 tarihinde Ankara’da vefat etti.

Prof. Dr. İsmail Türk’ün Eserleri

İktisadi Gayeli Mali Yardımlar (1957), İktisadi Kalkınmanın Finansmanında Vergi Politikası (1965), Maliye Politikası Amaçlar ve Araçlar (1967), İktisadi Planlama Prensipleri (1970), Kamu Maliyesi (1992), Maliye Politikası (2006)

Kamu Maliyesi ( Prof. Dr. İsmail Türk

Sanayi Devrimi Batı ekonomilerinde iktisadi kalkınmanın başlangıcı olmuş gelir ve refah düzeyi yükselmiştir. Kalkınma, ekonomilerde global bir hareketliliktir, yeni yatırım projeleri, proje bazında sektörel ve bölgesel bazda harekete geçer. Ekonomilerde gözlemlenen çok yönlü bir hareketlilik beraberinde alt yapı yatırımlarının da artmasına sebep olur. Bu sebepten ötürü Sanayi Devrimi’nden önce göreceli olarak küçük kalmış olan devlet faaliyetleri büyümüştür. Geçen asırda 1. Dünya Savaşı, 1929 Ekonomik Buhranı, 2. Düna Savaşı ve bu savaşın sonunda uygulanmış maliye politikaları hep kalkınma ve refah düzeyine yükseltme amaçlı olmuş, kamu hizmetlerinde eğitim, sağlık, çevre sorunlanda önemli gelişmeler kaydedilmiş milli savunma harcamaları yüksek düzeylerini korumuşlardır, alt yapı yatırımlarında önemli artışlar meydana gelmiştir. Bu gelişmeler sonunda liberal iktisatçıların cüce devleti yerini modern iktisatçıların dev devletine bırakmıştır. Bu gelişmeler kamu idarelerini hantallaştırmış kamu hizmetlerinin sürekliliği ve mükemmelliği korunamamış kamu mali yönetiminin her türlü israf ve verimsizliğe karşı korunmasını gerektirmiştir. Kamu mali yönetiminin korunması konusu bir yönüyle kamu harcamalarında verimliliğin artırılması, diğer yönüyle kamu gelirlerinde sızmaların önlenmesi kamu mali yönetiminde şeffaflığın, öngörülebilirliğin artırılabilmesi konusudur.  Kitabımızın bu baskısında bu konulara önem verdik. Kitabın öğrencilerime ve okurlara yararlı olmasını diler Turhan Kitabevi’ne kitabın yeni baskısını üstlendiği için teşekkür ederim.

İktisadi Planlama Prensipleri / Prof. Dr. İsmail Türk

Bu kitap dört yıla yaklaşan ‘bir süredir çeşitli yüksek eğitim ve lisansüstü eğitim yapan kurumlarda “Planlı Kalkınma” ve “iktisadı Planlama” konularında vermekte olduğum dersler için hazırladığım notların yeniden gözden geçirilmiş şeklidir. Bugün Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda çözmek zorunda olduğu en önemli sorunu, iktisadı kalkınmadır. Her gün çeşitli konularda karşılaştığımız problemlerin büyük bir kısmının temel nedeni yeter derecede gelişmemiş olmamızdır. Bu nedenle, iktisadi kalkınma sadece kendi başına önemli bir konu değil, aynı zamanda diğer sorunların da çözümüne ışık tutan ve olanak hazırlayan son derece önemli bir konudur. Bu, nedenledir ki, 1961 Anayasası ekonomik ve sosyal hayatın düzenlenmesi ile ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın gerçekleştirilmesini plana bağlamıştır. Kalkınma planlarının başarıya ulaşabilmeleri bir yandan bu planların iyi hazırlanmalarına diğer yandan iyi uygulanmalarına bağlıdır. Planların hem iyi hazırlanmaları hem de iyi uygulanmaları ancak plan fikri ve felsefesinin iyi bilinmesi ve kavranması ile mümkündür. Bu sebepten ötürü gelecekte bugünkünden daha başarılı bir plan uygulaması dönemine girebilmemiz, ancak bu alanlardaki boşluğumuzun bir an önce doldurulmasıyla sağlanabilir. Planlamanın temel prensiplerini ve problemlerini kapsayan bu çalışma, bu amaçla yapılmıştır. Eğer bu eser planlama konularına yeni başlayan öğrencilerle, bu konulara ilgi duyan her aydının, özellikle idarecilerin, bu konularda siyası kararlar almak durumunda olan organların ve Plan hazırlayıcıları ile plan uygulayıcılarının kendi kendilerine sormakta oldukları soruları cevaplandırmalarında yardımcı olabilirse amacını gerçekleştirmiş ve planlı kalkınma fikrinin yerleşmesine ve kuvvetlenmesine küçük de olsa bir katkıda bulunmuş olacaktır. Okuyucuya sunduğumuz bu kitabı oluşturan temel kaynaklar kitabımızın sonundaki bibliyografyada gösterilmiş, okuyucunun dikkatini dağıtmamak için her sayfada, dipnotu verilmemiştir. Kanımızca halka da yönelen yayınların böyle hazırlanmasında yarar vardır.

Cumhuriyet’in 50 nci Yılında Türkiye’de Sanayileşme ve Sorunları Semineri / Prof. Dr. İsmail Türk
 
Maliye Politikası Amaçlar-Araçlar ve Çağdaş Bütçe Teorileri / Prof. Dr. İsmail Türk
 

1 Ağustos – Hukuk Takvimi 

0
1 Ağustos - Hukuk Takvimi 

1 Ağustos – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

980
Fars bilim insanı ve filozof İbni Sina(Avicenna), doğdu.  (ö. 1037)
1291 
Uri, Schwyz ve Unterwalden kantonları, İsviçre’nin temelini attı.
1560
İskoçya Parlamentosu, Papa’nın otoritesini artık tanımayacağını bildirdi, böylece İskoç Kilisesi ortaya çıkmış oldu.
1619 
İlk Afrikalı köleler, Virginia’nın Jamestown şehrine getirildi.
1744 
Fransız doğa bilimci ve evrim konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan Jean-Baptiste Lamarck, dünyaya geldi. (ö. 1829)
1787
Alfonso de Liguori, İtalyan avukat, daha sonra piskopos olmuş ve Redemptorist tarikatını da kurmuştur (ö. 1696)
1809
Amerikan avukat ve asker William Barret Travis dünyaya geldi. Ünlü avukat James Dellet’in yanında çırak olarak işe girdi ve burada avukatlık eğitimine orada başladı. Hukuk sınavını geçerek yasal olarak çalışma izni aldı. Borç alarak hukuk bürosu kurdu. Burada kurduğu bürosu ekonomik şartlardan dolayı battı. Daha sonra Anahuac’ta bir hukuk bürosu kurdu ve Meksika yönetimine karşı bir milis gücünün kurulmasına yardım etti. Teksas Devrimi  sırasında  Alamo Savaşı’nda, 6 Mart 1836’da öldü.Travis County ve Travis Park , Alamo Savaşı’nda Teksas Cumhuriyeti’nin komutanı olduğu için onun adını aldı. 
1830
Belçikalılar’ın Hollanda’ya karşı ayaklanmasıyla Belçika kuruldu.
1834
Britanya İmparatorluğu’nda kölelik kaldırıldı.
1840
İlk Türkçe gazete olan ‘Ceride-i Havadis’ yayımlanmaya başlandı.
1868
Alaska ABD tarafından Rusya İmparatorluğu’ndan 7.2 milyon dolara satın alındı.
1876
Colorado, 38. eyalet olarak ABD’ye katıldı.
1902
ABD, Panama Kanalı’nın haklarını Fransa’dan satın alarak kanalın inşaatını başlattı.
1920
Hint bilim adamı, hukukçu, matematikçi, düşünür ve milliyetçi önder Bal Gangadhar Tilak, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Temmuz 1856 ) 1914’te Hint Yönetsel Özerklik Birliği’ni kurarak başkanlığını üstlendi. 1916’da Muhammed Ali Cinnah’la bağımsızlık mücadelesinde Hindu-Müslüman birliğini sağlayan Lucknow Paktı’nı imzalamıştır. 
1930
Fransız sosyolog, antropolog ve felsefeci Pierre Bourdieu dünyaya geldi. (Ölümü: 23 Ocak 2002) Günümüz sosyolojisinin temel kuramcılarından biri olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Sosyoloji Merkezi’nin kurucusudur. 21. yüzyıl sosyolojisine miras kalacak en sistematik ve kapsamlı epistemolojik girişimin sahibidir. Kültürel yeniden üretim adlı yeni bir terimi literatüre kazandırdı. 1959 ve 1962 yıllarında eğitimden başlayarak çeşitli kültürel alanlardaki üretim, yeniden üretim, ayrışım mekanizmalarını inceleyen çok sayıda  çalışması bulunmaktadır.
1932
İsrailli aşırı sağcı siyaset adamı ve hukukçu Meir Kahane, doğdu.(Ölümü: 1990) 1932 yılında New York City’de doğdu. 1954’te Brooklyn College’de ve iki yıl sonra ise New York’ta Hukuk okudu.  1971 yılında Amerika’dan İsrail’e göç ettikten sonra aşırı-radikal bir parti olan Kach partisini kurdu. 1974 yılında Knesset’e girmeyi başaran Kahane’nin amacı Arapları İsrail’den kovmak ve İsrail’e teokrasiyi getirmek idi. Bu amaçları nedeniyle parti 1986 yılında kapatıldı. 
1933
İstanbul Üniversitesi kuruldu. İstanbul Üniversitesinin tarihi, İstanbul’un fethinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından Zeyrek’te açılan İstanbul’un ilk medresesine kadar gitmektedir. 31 Mayıs 1933’te T.B.M.M’de “İstanbul Darülfünunu’nun Ilgasına ve Maarif Vekaletince Yeni Bir Üniversite Kurulmasına Dair Kanun” kabul edilmiş ve İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos’ta açılmıştır. 
1933
Hukukçu ve diplomat Özdem Sanberk, 1 Ağustos 1938 tarihinde, Mübadeleden önce Türkiye’ye gelen Balkan kökenli bir ailenin çocuğu olarak Ankara’da dünyaya geldi.
1943
Avukat ve siyasetçi Celal Doğan, Gaziantep’in Nizip İlçesi, Çanakçı Köyü’nde doğdu. İlköğrenimini Çanakçı Köyü İlkokulu’nda, orta öğrenimini Gaziantep Lisesi’nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1973–1977 yılları arasında serbest avukatlık yaptı. 1977 genel seçimlerinde Gaziantep milletvekili seçildi. 1980 yılına kadar milletvekilliğine devam etti. Bu görevinden sonra tekrar serbest avukatlığa döndü. 1989 yerel seçimlerinde Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olan ve bu göreve seçilen Celal Doğan, 1994 ve 1999’da yapılan yerel seçimlerde de tekrar aynı göreve seçildi. 
1944
Hukukçu, Filipin bağımsızlık hareketinin önderi ve Filipinler’in ilk devlet başkanı Manuel L. Quezón, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1878) 1899’da Quezon , bağımsızlık hareketine katılmak için Santo Tomas Üniversitesi’ndeki hukuk eğitimini bıraktı. Filipin-Amerikan Savaşında Binbaşı rütbesine yükseldi. Savaş sonrası üniversiteye geri dönen Quezon, 1903’te baro sınavlarını tamamladı. Bir süre memur ve bilirkişi olarak çalıştı, devlet hizmetine Mindoro ve daha sonra Tayabas için atanmış bir mali (haznedar) olarak girdi. Lucena belediye meclis üyesi oldu ve zorlu bir seçimden sonra 1906’da Tayabas valisi seçildi. 1935’te Quezon , Nacionalista Partisi bayrağı altında Filipinler’in ilk ulusal cumhurbaşkanlığı seçimini kazandı.
1948
Avukat, siyasetçi ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Kahramanmaraş’ın Mercan Ovasında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Kurucu Dekanlığı ile 20. ve 21. Dönem Kahramanmaraş Milletvekilliği yaptı. Bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra uzun süre de Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcılığını yürüttü. Necmettin Erbakan’ın ölümünden sonra 5 Mart 2011 tarihinde Saadet Partisi’nin genel başkanı seçildi.
1950
Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’na (NATO)  başvurdu. Temelini oluşturan antlaşma metni 12 ülkenin katılımıyla, 4 Nisan 1949’da Washington DC’de imzalanmıştır. 14 maddelik antlaşma metni, örgütün müdahale alanları ve sınırlarını belirlemektedir. Yunanistan ve Türkiye’nin katılımı üzerine Kuzey Atlantik Antlaşması Protokolü’nün 2. Maddesi doğrultusunda metin değiştirilmiştir. 
1951
Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu çıktı.
1963
Büyük Britanya, Malta’ya 1964’te bağımsızlığını vermeyi kabul etti. 
1968
Türkiye’de ilk kez bir toplu iş sözleşmesi tartışma ve anlaşmazlık konusu olmadan Türkiye Teknisyen Gazeteciler Sendikası ile Hürriyet Gazetesi arasında imzalandı. İşveren daha önceki toplu sözleşme hükümlerine ek olarak işçilere izin ikramiyesi vermeyi, ayrıca kış aylarında yakacak yardımında bulunmayı kabul etti.
1971
Akşam Gazetesi yazarı Çetin Altan ve Yazı İşleri Müdürü Doğan Koloğlu, Çetin Altan’ın 8 Kasım 1967’de yayınlanan “Sovyet İhtilalinin 50.Yılı” başlıklı yazısından dolayı 1.5 yıl hapis ve 4’er ay sürgün cezası aldı.
1971
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) kuruldu. Derneğin “Türkiye’nin demokratik ve planlı yoldan kalkınması ve Batı uygarlık seviyesine ulaşmaya hizmet amacıyla kurulduğu” açıklandı.
1973
İptal edilen Üniversite giriş sınavı sorularının matbaadan Fatih Hırka-i Şerif Camii müezzinine satıldığı ortaya çıktı. Emniyetin henüz doğrulamadığı habere göre, Üniversite sınav soruları ve cevaplar İmam-Hatip okulları öğrencilerine ve 1 özel dershaneye dağıtıldı.
1975
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi, 1 Ağustos 1975 tarihinde kabul edilmiştir. Belge, Helsinki Nihai Senedi olarak da adlandırılmaktadır. Sonuç bildirgesi, 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından imzalanmış, Avrupa’da karşılıklı güven anlayışının güçlendirilmesi, barış ortamına elverişli şartların geliştirilmesi ile demokrasi ve insan haklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Helsinki süreci, çeşitli tarihlerde Belgrad, Madrid, Viyana, Helsinki ve Budapeşte’de yapılan toplantılarla devam ettirilmiştir. Helsinki Belgesi, Avrupa güvenliği ile ilgili problemler; ekonomi, bilim, çevre ve teknoloji alanlarında işbirliği ve insan haklarının geliştirilmesi konularını içermektedir. 
1976-
Ankara’da bir Camii’de ayin yapan ve Nur Cemaati’ne bağlı oldukları öne sürülen 30 kişi gözaltına alındı.
1980
Siyasi nedenlerle 10 ilde 24 kişi öldürüldü.
1983
TİP Davası’nda MYK üyesi Avukat Alp Selek savunma yaptı: “Bu davanın açılması Anayasa’ya ve Siyasi Partiler Kanunu’na aykırıdır”
1987
Tutuklu ailelerinin İstanbul Bayrampaşa Cezaevi önündeki açlık grevini çevik kuvvet ve sivil polisler dağıttı. Aileler, tutuklu ve hükümlülerin cezaevlerinde tek tip elbise zorunluluğu, sevk zinciri vb. dayatmalara karşı başlattığı açlık grevine destek eylemleri yapıyordu.
1988
ANAP iktidarının 7 Temmuz’da cezaevlerine gönderdiği, bugün yürürlüğe giren “Genelge” ile tek tip elbise dahil birçok konuda baskı ve yaptırımlar ağırlaştırıldı. Adalet Bakanı Mehmet Topaç, tek tip elbise ve birçok baskıcı uygulamayı geri getiren 1 Ağustos 1988 Genelgesi’ni yayınladı. Genelge üzerinde cezaevlerinde yeniden açlık grevleri ve ölüm oruçları başladı. 
1988
Trafikte ceza puanı uygulamasına başlandı.
1989
Tunceli’de bir kırtasiyecide Nazım Hikmet’in şiirlerinin basılı olduğu kartpostallara el konup kırtasiyeci Mehmet Orhan gözaltına alındı.
1991
Terörle Mücadele Kanunu’nun TCK 146/1-2. maddelerinden hüküm giyenleri ”Şartlı Tahliye” yasası kapsamı dışında bırakan maddesinin Anayasa Mahkemesi’nce iptal gerekçesinin yayınlanmasının ardından, sol örgüt davaları mahkumlarının cezaevlerinden tahliyeleri devam etti.
1991
Avukat Eşber Yağmurdereli, hapse girmesinden 13 yıl sonra, şartlı tahliyeden yararlanarak, 1 Ağustos 1991 tarihinde serbest bırakıldı. Hapishaneden çıktıktan sonra İstanbul’a taşındı. Uluslararası Af Örgütü, 1990 yılında “Avukat Eşber Yağmurdereli’nin adil olmayan yargılanması” başlıklı raporu yayınlayarak tüm hükümetlere yollamış ve dünyanın dikkatini Yağmurdereli’nin durumuna çekmişti.
1996
Refahyol hükümeti tarafından hazırlanan “Promosyon Yasası” kabul edildi. Yasa, basına ağır ceza ve yaptırımlar getirdi. Muhalefet, yasanın yolsuzlukları ortaya çıkaran basına ekonomik bir darbe vurmak amacıyla hazırlandığını belirtti. ANAP, DSP ve CHP’nin uygulamalar için belli bir süre tanınması istemi Refahyol oylarıyla reddedildi.
1996
Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, RP’li eski Kültür Bakanı İsmail Kahraman ve 2 bürokrat hakkında tazminat davası açacağını açıkladı. Davanın, Oda’nın kullandığı Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası’nın gece yarısı polis zoruyla tahliyesinin Yargı’dan dönmesi nedeniyle açılacağı bildirildi.
1998
Çıkarılan Kararname ile “Atatürk’ün mirası” Atatürk Orman Çiftliği taşınmazlarının Tarım Bakanı’nın “imtiyazı” ile isteyene 5 yıldan fazla süreyle kiralanabilmesi, kişinin malvarlığındaki bir taşınmazın AOÇ arazisinin bir bölümü ile takas edilebilmesi kararlaştırıldı.
1999
Avrupa’da deli dana krizinden dolayı İngiliz etine konan ambargo kaldırıldı.
2001
Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da bir grup eylemci İtalya konsolosluğunu işgal etti. Eylemciler, İtalya’da yapılan G-8 zirvesi sırasında İtalyan polisinin küreselleşme karşıtlarına sert davranmasını protesto etmek istedi. 49 eylemciden 29’u yakalanarak tutuklandı.
2001
Almanya’da eşcinsellere evlilik hakkı tanıyan yasa yürürlüğe girdi. Yasa, eşcinsel çiftlere diğer çiftlerin yararlandığı tüm sosyal hakları tanıyor.
2001
Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği (GÖREVHUKUK) 1 Ağustos 2001 tarihinde kurularak çalışma ilkelerini kamuoyuna deklare etmiştir. Merkezi Ankara’dadır. Dernek, Türkiye’deki hukuk sisteminin temel insan hakları, çağdaş hukuk normları ve demokratik değerlerle uyumlu hale getirilmesini sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir. Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneğinin tüm üyeleri engelli hukukçulardan oluşmaktadır. Üyelerinin tamamı engelli hukukçulardan oluşan ilk ve tek sivil toplum örgütüdür.
2002
Alternatif küreselleşme aktivisti Fransız çiftçi lideri Jose Bove cezasını tamamlayarak cezaevinden çıktı. “Yasayı çiğnemek ya da ona uymak arasında bir tercih yapmamız gerekiyorsa, biz çiğneyeceğiz” dedi. Bove 1999’da inşa halindeki MacDonald’s restoranını yıktığı için hapse girmişti.
2002
Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel, AKP hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. İhbar yazısına ek olarak AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan ile Grup Başkanı Bülent Arınç’ın çeşitli zamanlardaki konuşma kasetlerini de gönderdi.
2002
Irak dört yıllık bir aradan sonra BM baş müfettişini denetim için Bağdat’a davet etti.
2005
İsrail parlamentosu “İsrail Vatandaşlık ve İsrail’e Giriş Kanunu”nu kabul etti. Yasa, işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerle evli olan İsraillilerin aile birleşmelerini yasaklıyor.
2005
Cezayir’de Abdülaziz Buteflika hükümeti Berberilere kendi dillerinde eğitim hakkı tanıdı. Berberiler Cezayir nüfusunun yüzde 25’ini oluşturuyor.
2006
Küba Devlet Başkanı Fidel Castro, sağlık sorunları nedeniyle, 47 yıllık iktidarında ilk kez yetkilerini geçici olarak kardeşi Raul Castro’ya devretti.
2006
Görev yaptığı illerde bazı kamu görevlilerini teröre karşı bilinçlendirmek için bomba attırdığını açıklayan Korgeneral Altay Tokat hakkında, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nca inceleme başlatıldı.
2007
BM Güvenlik Konseyi, Sudan’ın Darfur bölgesine barış gücü gönderme kararı aldı. 26 bin asker ve polisten oluşan ekip, dünyanın en büyük barış gücü oldu.
2007
Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2007 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Şartı 6 Ekim 2004 tarihinde imzalamıştır. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 3 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Şartın onaylanmasını kararlaştıran 22 Mart 2007 tarih ve 2007/11907 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 9 Nisan 2007 tarih ve 26488 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 27 Haziran 2007 tarihinde tevdi edilmiştir.
2014
İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdi. İstanbul Sözleşmesi ve gerçek adıyla “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”(4) 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Avrupa Konseyi 121. Bakanlar Komitesi Toplantısında kabul edilmişti. Sözleşme’nin uygulamasını göstermek için “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun (6284), 8 Mart 2012 tarihinde  kabul edilerek 19.03.2012 tarihinde resmi gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmişti.
2016
Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 7. Ek Protokolü ile düzenlenmiştir. 22 Kasım 1984 tarihinde kabul edilen bu ek protokol Türkiye’de 1 Ağustos 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
2016
Ankara 1. İdare Mahkemesi, soruların sınavdan günler öncesinde sızdırıldığı gerekçesiyle 2010 KPSS’nin Genel Yetenek ve Genel Kültür kısımlarını oy birliğiyle iptal etti.
2017
15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında komuta merkezi olarak kullandığı belirlenen Akıncı Hava Üssü’ndeki eylemlere ilişkin 486 sanığın yargılanmasına başlandı.
 2017
Amerikalı avukat ve iş insanı Jeffrey Brotman hayatını kaybetti. (Doğumu: 27 Eylül 1942, Washington) Costco Wholesale Şirketi’nin kurucu ortağı ve başkanıydı. 
 2024
Avrupa Birliği; yapay zeka sistemlerinin, sosyal puanlama, bireylerin profillerine göre suç eğilimlerini tespit etme, duygu tanımlama, davranış analiz etme, bireyleri biyometrik verilere göre kategorize etme gibi çeşitli alanlarda kullanımını yasakladı. AB Yapay Zeka Yasası, 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girdi. AB Yapay Zeka Yasasının yasasının genel amaçlı yapay zeka modellerine yönelik kuralları ve yükümlülükleri 1 Ağustos 2025’te yürürlüğe girecek.
 2024
Anayasa Mahkemesi, Hatay Milletvekili Şerafettin Can ATALAY’ın milletvekilliğinin düşmesinin yok hükmünde olduğunun tespitine ve Anayasa’nın 85. maddesi uyarınca iptaline karar verilmesi talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA” karar verdi. Prof. Dr. Serap Yazıcı Özbudun: “Anayasa Mahkemesi’nin 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayınlanan kararı, Türkiye anayasa yargısı tarihinde ilk kez verilmiş bir karardır. Bu, aslında Can Atalay’la ilgili hukuk ihlâlinin ne kadar ağır bir düzeyde olduğunu göstermektedir.” dedi.
 2025
İstanbul Büyükşehir Belediyesine dönük yolsuzluk operasyonlarının 9. dalgasında 25 şüpheliden 9’u tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. İETT Genel Müdürü İrfan Demet’in de aralarında bulunduğu 16 kişi adli kontrolle serbest bırakıldı. 

İstanbul Sözleşmesine Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği

0

İstanbul Sözleşmesine Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği, isimli makale ilk olarak Toplumcu Düşünce Dergisi internet sitesinde yayınlanmıştır. 

İbrahim Aycan – İstanbul Sözleşmesine Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği

İstanbul Sözleşmesinin imzalandığı döneme göre antidemokratik uygulamaların ağırlaşması ve yaygınlaşması, kanunun kabul edilmesine gerekçe yapılan“ uluslararası saygınlığın” dip yapması ve kadına yönelik şiddet eylemlerinin artık üçüncü sayfalarına sığmayacak duruma gelmesinden sonra yeni bir akım ve moda gelişti: İstanbul Sözleşmesine saldırmak!

Üstelik sözleşmenin hazırlanmasını ve imzalanmasını sağlayan siyasal cenahın kemik kadrosu ve ana paydaşları tarafından. Gazete demeye bin şahit lazım olan mevkuteler üzerinden yürütülen kirli bir yalan kampanyası da devam ediyor.  Çocuğun, kadının ve şiddete maruz kalan masumların canını ve onurunu korumaya çalışan sözleşmeye saldıranlara aynı dille yanıt vermek şarttır.

Kimi çevrelerde çok “saygın” ve “entelektüel” olarak bilinen hukukçuların bilimsel gerçeklik gibi sundukları yalanların ballandırarak anlatılması yalanın kirini örtemiyor. Üstelik yalan üzerine inşa edilmiş bir ideoloji ve siyasal tavrın hıncı olarak sırıtıyor. Zihin arkasında gizledikleri arkaik metaforlarına ve dar kalıplara hapsolmuş ideolojilerine çaresiz esir oldukları çok belirgin. Güya “CEDAW ve benzeri çorapları başımıza ören Batı” İstanbul Sözleşmesini de zorla imzalatmış ve kadına şiddet bu yasa ve uygulamasıyla tavan yapmış! (1)Türkçe bilen ortalama insanın zekasına hakaret sayılabilecek bir dezenformasyon yapıldığı açık ancak büyük yalanların büyük alıcı kitlesi olduğu da unutulmamalı.

İstanbul Sözleşmesi düşmanlığı, kadını ötekileştirme çabasının devamı ve onun normal bir insan olarak toplumsal statüsünü onaylayan tüm metinleri reddetme olarak okunmalıdır. İçinde yaşadığımız modern toplumda bunu açıkça dillendiremeyen bir kesim dolaylı yollar izleyerek eski yoluna devam ediyor. Niyetini açıklamaktan çekinmeyen küstah ve yobaz kesim yalancı güruhun riyakârlığından daha tehlikeli değil.

Kadınların hayvanlar ve eşyalarla birlikte sayıldığı 200 yıl öncesinin(2)(3) özlemi içinde olanların kadını ikinci sınıf gören zihniyetleri ile sözleşmeye yapılan saldırılar arasında esaslı bağlantılar bulunuyor. Bir yandan sözleşme kötülenirken diğer yandan kadınların çok değerli olduğuna yönelik dinsel retorikler tekrarlanıyor. Oysaki kadının ikinci sınıf bir tür olduğuna dönük temel kanaat pekiştirilmeye devam ediliyor. Kadına ve çocuğa verilen nafakayı ömür boyu olmakla itham eden bir “yalancı” başka bir yerde Medeni Kanun düşmanı olarak başka bir yerde ise Sözleşme düşmanı olarak karşımıza çıkıyor. Cumhuriyet düşmanlığı, kadın düşmanlığı olarak ifşa oluyor! Ulusal televizyonlarda şovmen teologlar sınırsız sayıda cariyeye sahip olunabileceğini büyük bir şehvete anlatırken bir yandan da sözleşmenin kötülüğü dillendiriliyor.

2014 Yılında Yürürlüğe Girdi

İstanbul Sözleşmesi ve gerçek adıyla “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”(4) 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Avrupa Konseyi 121. Bakanlar Komitesi Toplantısında kabul edilmişti. Sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna ilişkin 24 Kasım 2011 tarih ve 6251 sayılı Kanun; 29 Kasım 2011 tarih ve 28127 sayılı Resmi Gazetede(5) yayımlanarak yürürlüğe girmiş; Bakanlar Kurulu, 10 Şubat 2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Kararı ile sözleşmeyi onaylamış; karar 8 Mart 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmış, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti.Yine, Sözleşme’nin uygulamasını göstermek için “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”(6) da 8 Mart 2012 tarihinde 6284 nolu kanun numarası ile kabul edilerek 19.03.2012 tarihinde resmi gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmişti.

Sözleşme özetle, devlet kurumlarının ve kamu görevlilerinin kadına karşı şiddet uygulanmamasını sağlaması, kadına karşı şiddet ve ai1e içi şiddetin önlenmesi, cezalandırılması ve tazmin edilmesini amaçlamaktaydı. Ayrıca, insanın kısa ömrüne göre oldukça uzun olan dünya tarihinde kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek için düzenlenen kendine özgü ilk bağlayıcı belgeydi. Fiziken daha güçlü olan erkeklere karşı zayıf konumda bulunan kadın ve çocukları mahremiyet alanında da korumayı düşünmek insan ırkı için yepyeni bir gelişmeydi.

Sözleşmeyi Kim İmzaladı? Karşı çıkan oldu mu?

Sözleşme hem mekân olarak Türkiye’de düzenlenmiş hem deTürkiye, İstanbul Sözleşmesini 11 Mayıs 2011 tarihinde çekince koymaksızın imzalayan ilk ülke olmuştu.Sözleşmenin imzalanmasında toplumsal ve siyasal bir mutabakat oluşmuş, o dönemki parlamentoda bulunan bütün partilerin kabul oylarıyla onaylanmıştı. Bu öyle bir kabuldü ki; Türkiye’nin Nato’ya girmesi için yapılan 1952’deki oylama, IMF’ye üyelikle ilgili 1947’deki yasanın oylamasıve yine 2001 yılında İdamın kaldırılmasına ilişkin yapılan oylamadaki gibi tam bir uzlaşma içermekteydi.  Hiç “red” oyu çıkmamıştı!  İşin bir de komedisi vardı; “Oylamadan 246 kabul, “sıfır” ret oyu çıkmıştı. Çekimser oyu veren tek vekil ertesi gün Meclis’e dilekçe vererek yanlışlıkla “çekimser” tuşuna bastığını ve oyunu “kabul” oyuyla değiştirmek istediğini bildirmişti.”(7)

Sözleşme mecliste kabul edilmeden önce, Dışişleri Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda incelenmiş, itiraza uğramadan kabul edilerek genel kurula gelmişti.(8)  Üstelik Avrupa Birliği Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek aynı gün meclis genel kuruluna hitap etmiş, “Deneyimlerimizi paylaşarak herkes için adil olacak bir sonuca ulaşabiliriz. Hazırlamakta olduğunuz yeni anayasanın birlikte yaşamak adına yeni bir çerçeve sağlayacak ilk şans olacağını biliyorum.” dediği konuşması tüm milletvekilleri tarafından alkışlanmıştı.(9) Bugün sözleşmeye saldıranların siyasal temsilcisi ise İstanbul Sözleşmesi’ni yasalaştıran ilk ülke olma onuru bize ait olacak” demişti. (10)

‘Ülkemizin Saygınlığını Artıran’ Sözleşmenin uygulama denetimi başlayınca saldırılar da başladı

Sözleşmeye uygun olarak mevzuat düzenlemelerinin yapılması, ulusal düzeyde veri toplanmasından ve eş güdümden sorumlu bir resmi kurumun tespit edilmesi kararlaştırılmıştı.  Öte yandan sözleşmenin uygulanmasını izlemek üzere bir uluslararası izleme mekanizması oluşturulmuş (GREVIO – Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Uzmanlar Grubu); ulusal düzeyde toplanan verilerin GREVIO ile paylaşılması; sözleşmenin uygulanma durumu hakkında GREVIO’ya rapor sunulması ve GREVIO ziyaretlerinin kabul edilmesi ve denetim mekanizmasına yardımcı olunması da kabul edilmişti.

Sözleşmeyi kabul etmenin “Türkiye’ye ilave bir yük getirmeyeceği ve ülkemizin gelişen uluslararası saygınlığına olumlu katkıda bulunacağı” önemli bir gerekçe olarak sunulmuştu.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkını veren ve bu anlamda öncü sayılabilecek ülkelerden olan Türkiye, sözleşmenin hazırlanmasında da öncü olmuş, Avrupa Konseyi Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Önleme Geçici Komitesi bünyesindeki çalışmalarda aktif rol almıştı. Amacın masum ve meşru olması öncü rolü tetikledi mi bilmiyoruz ancak esas tetikleyicinin “güç sahibi olmaya” çalışırken meşruiyet alanı yaratmak olduğu artık kanıtlandı.

Sözleşme imzalanmış, yürürlüğe girmiş, GREVIO ağır aksak da olsa ilk raporlarını yayınlamaya başlamıştı. Nitekim ilk rapor 2018 yılında düzenlenmişti. (11) Bu süreçte yaşanan trajik toplumsal gelişmeler kadınları, kız çocuklarını ve erkek çocuklarını daha çok “vurmaya” başlamış, en zayıf halka olan kadına ve çocuklara yönelen şiddete karşı toplumsal bir kitle harekete geçmişti. Kadın hareketi de savunma refleksi ile güçleniyordu. Tam da bu zamanda daha önce aklını “yitirmiş olanlar” “yeniden akıllanıp” sözleşmenin ne kadar kötü olduğunu anlatmaya başladılar. Reformun ve rasyonalizmin mucidi Avrupa’nın aklını yitirerek ve öncü “Türkiye’nin kuyruğuna takılarak” imzaladığı sözleşmedeki “bityeniğini” araştırmaya başladılar. Tarihi eser bölgesinde amatör cihazlarla altın arayan kaçakçılara özendikleri açıktı. Yakalansalar da vazgeçmezlerdi.

Yalanın en zeki ve hilelisinden başlayalım: İstatistikler kadına yönelik şiddetin azalmadığını söylüyor!

2002 yılında kabaca 60.000 olan hapishane mevcudunun 2020 yılı başında 400.000’e dayandığını söylüyor istatistikler. Sadece kadına değil, canlılara, bitkilere, ormanlara, denizlere, hayvanlara da saldırının arttığını hepimiz biliyoruz. Temiz sularımızın kirlendiğini, yeşile “kırmızı görmüş boğa gibi” saldırmayanın kar marjının düşük olduğunu, uyuşturucu kullanımının yüzde bin arttığını, cinayetlerin ve gasp yapmanın, kanunları hiçe saymanın Yeni Türkiye’nin âdeti halinde geldiğini hepimiz biliyoruz. Bu hengâmede kadına karşı şiddetin ve aile içi şiddetin dozunun artmasını “sözleşmenin iptali” için bahaneye dönüştürmek zekice bir hareket midir? Sözleşmenin bir işe yaramadığını hatta zararlı olduğunu, şiddeti artırdığını ileri sürecek kadar kör iddialar ortaya atılabiliyor. En küçük şiddeti bile hoş görmeyen bir hukuki metni şiddeti artıran ve aileleri yıkan günah keçisi ilan ediyorlar. Üstelik tabi oldukları “Siyasal İslam” “üst akıl” olarak sözleşmeyi yazdığı halde! Bu yalanı uydurup sonra kendileri de inanıyorlar! Yazık!

Öte yandan sözleşmenin ve sözleşmeye dayalı olarak çıkarılan 6284 sayılı yasanın eksiksiz şekilde uygulanmadığını ve uygulanmadığı için de şiddeti yeteri kadar engellemediğini görüyoruz. Yasayı uygulamayanların şiddetin arttığını iddia etmeleri ayrı bir garabet! Etkin ve caydırıcı önlemlerle desteklenmeyen, kamu otoritelerince sahip çıkılmayan hiçbir yasanın uygulamada faydasını görmek imkânsızdır. Tıpkı Anayasada laiklik, demokrasi, sosyal devlet ilkelerinin yazmasına karşın uygulamada bu ilkelerden eser görülmemesi gibi.

Sözleşme, imzacı devletlere “Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınların güçlendirilmesi yolu dâhil kadınlar ve erkekler arasındaki temel eşitliği teşvik etmek, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler geliştirmek, kadınlara yönelik şiddeti ve ev içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik etmek ve bütüncül bir yaklaşım benimsemek amacıyla etkili işbirliği sağlamak için kuruluşlara ve kolluk kuvvetlerine destek ve yardım sağlamak” görevini yüklediği halde bu görevleri yapmayarak suçu sözleşmeye atmak tam anlamıyla bir “şark kurnazlığı” ve tabansızlara özgü bir davranış olsa gerek! Hem sözleşmeyi imzalarken hem uygulama aşamasında gereğini yapmazken hem de bugün eleştirip kaldırılmasını isterken samimiyetsiz davranmak kadını ikinci bir tür olarak görmeyi zihin altında normalize etmiş bir toplumun içinden çıkılmaz ruh halini göstermesi bakımından önem arz ediyor. Ve kadın sorununun bu ülkede köklü bir sorun olduğunu da!

Saldırının en müptezeli: Sözleşme LGBT haklarını güvence altına alıyor.

Okumayan ve araştırmayan bir toplumda kuyruklu yalan söylemenin bu kadar kolay olması bizi şaşırtmamalıdır. Sözleşmenin 4 no.lu paragrafındaki cümle aynen şöyle: “Çocuklara yönelik aile içi şiddet yaygındır ve çalışmalar kadına yönelik aile içi şiddet ve çocuğa yönelik fiziksel istismar arasındaki bağlantıyı ve bunun yanında evde şiddete şahitliğin çocukta sebep olduğu travmayı ortaya çıkarmıştır. Yaşlılara taciz ve erkeklere yönelik aile içi şiddet gibi diğer aile içi şiddet biçimleri için güvenilir veriler nispi olarak nadirdir.”

Yalanın aksine sözleşmenin 4 no.lu paragrafı; aile içinde çocuğun tanık olduğu şiddetin sebep olduğu travmaya atıf yapıyor, aile içindeki şiddeti cinsiyete bakmaksızın reddediyor ve dünyanın en masum varlıkları olan çocuklara “gizli kapılar ardında” uygulanan ve hukuk sisteminin şimdiye kadar çözemediği bu sosyal yarayı iyileştirmek adına bir ilaç bulmaya çalışıyor. Üstelik bir hüküm ve müeyyide içeren madde değil. Sadece tespit ve niyet belirten başlangıç maddelerinden biri. Çocukları ve aile içindeki masumları korumayı amaçlayan ve sosyal hayatın ilerisindeki bir sözleşmeye bu iftira neden ve kim tarafından atılabilir? Tabi ki suçun failleri tarafından! Düz bir hukuki metinde cinsiyet ayırmadan çocukları ve kadınları korumayı amaçlayan bir maddeye aşağılık bir yalanla saldırmak için ancak aşağılık bir yaratık olmak gerekir.

Sözleşmenin “Madde 4” başlıklı metnine de ayrıca baktığımızda “Temel haklar, eşitlik ve ayrım yapmama” başlığı altındadır ve anahtar kavram şiddettir. Şiddete maruz kalan kim olursa olsun onun korunmasını öngörmektedir. Bu tanımın içine mülteciler de çocuklar da kadınlar da girmektedir. Tabi ki insan oldukları için farklı cinsel yönelime sahip olanlar da şiddetten korunmak zorundadır. Sözleşmeye buradan hareketle saldıranlar farklı cinsel yönelimde olanların insan olduğunu kabul etmemekte ve “sapık” olarak adlandırarak onlara uygulanacak şiddeti de meşru görmektedir. Yoksa sözleşmenin şiddet dışında ilgilendiği bir konu zaten bulunmamaktadır. Bunun için Türkçe bilmek ve sözleşmenin Türkçe metnini okumak yeterlidir. İkiyüzlü bir dille ötekileştirilmeye çalışılan ve sırf insan oldukları için şiddet görmemeleri yönünde hukuksal güvence getirilen farklı cinsel yönelimdeki bireylere ilişkin hakların medeni dünya tarafından ayrıca hukuksal güvence altına alındığı ise ayrı bir bahis olduğu için konuğu teğet geçiyoruz.

Sözleşmeye yapılan en mantıksız saldırı: Sözleşme örf, adet, gelenek ve her türlü uygulamayı “kökünden kazımayı” amaçlıyor

Sözleşmeye ahlaksız bir şekilde saldıranların önemli bir kesimi aslında medeni kanuna saldırmak isterken “dış mihrakların imzalattığı” sözleşmeyi hedef almak kolaycılığına kaçıyor ve baltayı taşa vuruyor. Zira hem hukukun temel kaynakları arasında örf ve adet bulunuyor hem de Medeni Kanuna göre ‘Örf ve adet’, kanundaki boşlukları dolduruyor. Hâkimlerin vicdani kanaatlerinin de önünde bir somut norm olarak örf ve adet ön plana çıkıyor.

Üstelik ‘Koca’yı evin reisi kabul eden, evin geçimini erkeğe yükleyen, zinayı TCK’ya atıfla suç kabul eden eski Medeni Kanun yerine 2001 yılında kabul edilen Yeni Medeni Kanun da bugünün muktedirlerinin oyları ile kabul edildi. Medeni Kanunun devamı sayılan Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu 2012 yılında meclisten ittifakla geçti. Cumhuriyet Devrimlerinin temel taşı olan eski Medeni Kanun dahi son dönemde daha ileriye taşındı ve geleneksel kültüre dayalı bazı “ataerkil” hükümler “çağdaşlaştırıldı.” İstanbul Sözleşmesi tam da bu süreçte kabul edildi ve bir yönüyle de yeni Medeni Kanunun mütemmim cüzü haline geldi. Dolayısıyla geleneksel olan, örfe ve âdete dayanan birçok uygulama son 20 yılda tedavülden kaldırıldı. Ama yine de örf ve adet halen uygulamadaki hukukun temel kaynaklar arasındadır.

Yalanın kuyruklusu: İstanbul Sözleşmesi, toplumun en temel yapısı olan aileyi hedef alıyor ve Arabuluculuğu yasaklıyor.

“Sözleşme eşler arasında arabuluculuğu yasaklıyor” yalanıyla birlikte sunulan bu argüman tam anlamıyla şiddeti meşrulaştırma gayreti taşıyor. Kadınların şiddet görmesini meşru gören bu zihniyet ev içinde şiddete maruz kalanın kamu otoritelerince korunmasını ailenin yıkılması olarak sunuyor ve aile kavramının arkasına saklanarak birey’in haklarının çiğnenmesini savunuyor. Üstelik en üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesi kararı ile sözleşmenin “şiddet gören eşin, dolayısıyla ailenin korunması” prensibi özellikle teyit edilmişken!  Sözleşme aileyi neden hedef alsın? Aksine sözleşme “şiddeti” yok etmeyi hedefliyor ve aile içinde şiddet mağduru kimse kalmamasını amaçlıyor. Sözleşmenin bir Avrupa Konseyi Sözleşmesi olduğunu unutan yalan sahipleri, aynı konseyin Aile İşlerinde Arabuluculuğu uzun yıllardır teşvik ettiğini ve aile içi şiddet hariç olmak üzere her türlü uzlaşma yöntemini Avrupa ülkelerinde bir sistem olarak uygulamayı önerdiğini gizlediklerini sanıyorlar. Hatta ülkemizde aile işlerinde arabuluculuk uygulaması getirilirken şiddet unsuru bulunan uyuşmazlıkların istisna tutulması hukukçular tarafından prensip olarak kabul edilmiştir. Avrupa Konseyinin tüm üye ülkelere 2003 yılında aile arabuluculuğunu tavsiye ederken “…aile içi şiddet ve eşlerin istismarı gibi unsurların olduğu vakalarda taraflar arası güç dengesizliğinin tespit edilmesi veya düzeltilmesi…” konusuna özel vurgu yapması 2011 yılında düzenlenen İstanbul Sözleşmesi’nde de zaten dikkate alınmıştır. (12-Aile İşlerinde Arabuluculuğu Hakkında Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı)

En spekülatif yalan: Toplumsal cinsiyete dair maddelerde din ayrımcılık kaynağı olarak gösteriliyor

Sözleşme, ister güçten, ister dinden isterse töre ve gelenekten kaynaklansın her türlü şiddeti önlemeyi amaçladığına göre, şiddetin mazereti olan her tür argümanı reddedecektir. Televizyonların canlı yayınlarından kadınların dövülmesini dini hükümlerle savunanların sözleşmenin din düşmanı olduğunu iddia etmeleri kendi içinde büyük uyum oluşturuyor. “Din ve namus şiddetin kaynağıymış gibi sunuluyor” argümanının sahipleri de biliyor ki sözleşme hiçbir din adı zikretmiyor. Sözleşmeye imza koyan ülkelerdeki herhangi bir din eğer şiddeti meşru gösteriyorsa ya da o dinin bazı fraksiyonları şiddeti normal kabul ediyorsa elbette sözleşme o güruha karşı devlet kurumlarının harekete geçmesini isteyecektir. Üstelik hiçbir din adı zikredilmiyor. Avrupa ülkelerinde onlarca din ve mezhep olduğu düşünüldüğünde bu din ya da mezheplerden hangisi kadına şiddeti öngörüyorsa o dinin uygulamaları tabii ki sözleşmenin kapsama alanında olacaktır.

Sözleşmenin ve ona dayanarak çıkarılan yasanın Anayasaya aykırılığının ileri sürülememesi yalanı

Sözleşmenin Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülememesi adeta İstanbul Sözleşmesine özgü bir durum gibi lanse edilerek ayrı bir yalan da söylenmiş oluyor. Evet, uluslararası sözleşmeler prensip olarak kanunların üstündedir. Ancak bunun denetimi tamamen siyasaldır ve uygulamasını takip etmek toplumsal bir konudur. İnsan Hakları Sözleşmesinden başlamak üzere imzalanan yüzlerce sözleşmenin uygulanmayan binlerce hükmü bunun kanıtıdır. Buna rağmen Sözleşme, Anayasa Mahkemesine taşınmış, Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmüş ve üyelerinin neredeyse tamamı son 20 yılın iktidarı tarafından atanmış olan Anayasa Mahkemesi sözleşmeyi hukuki bakımdan denetlemiştir. (13)  Ürgüp Asliye Ceza Mahkemesi, İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi ve Antep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi tarafından “eşe ve kardeşe karşı kasten yaralama suçları için ceza artırımı ve bu suçlarla ilgili kovuşturmanın şikâyete bağlı olmaksızın yapılmasını” öngören maddenin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve mahkeme bu başvuruyu reddetmiştir. AYM, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın, sözleşme gereğince, “kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik şiddet veya şiddet tehlikesi nedeniyle açılan davalara” katılabilmesini düzenleyen maddenin iptali talebini de reddetmiştir. Dolayısıyla, ‘kutsallaştırılan aile’nin içinde bir şiddet meydana gelirse o farazi kutsallık en küçük şiddet eyleminde yıkılır ve devletin müdahalesi ile “insan onuru” korunur.

Anayasa Mahkemesine yapılan başvurularda da benzer iddialar ileri sürülmüştü: “Affetme veya barışma gibi kavramları peşinen yok sayıyor, aile bireyleri arasındaki çatışmayı derinleştiriyor, kişilerin vazgeçme hakkını ortadan kaldırıyor, faili ıslah edebilecek düzenlemeler yerine doğrudan cezalandırmanın toplum huzuru, adalet anlayışı ve ailenin korunması ile bağdaşmıyor, eşe karşı basit yaralama suçunun şikâyete tabi olmaması nedeniyle bu suçu işleyenler ile eşe karşı cinsel saldırı suçu işleyenler arasında eşitsizlik yaratılıyor.”

AYM, tam da sözleşmenin amacını açıklayan bir gerekçe ile başvuruyu reddetti: “Aile içi şiddet suçlularının etkin şekilde cezalandırılması gerekir. Aile bireylerine basit yaralama suçu, aile içi şiddetin en yaygın görünümüdür, aile içi şiddet suçlarında aile bireylerinin baskısı sonucu şikayet engellenebilir.”.

İçi Boş Yalan: Sözleşme boşanmayı artırıyor

Sözleşmenin, evlenmeye ya da boşanmaya etkisi tamamen sıfır! Türkiye İstatistikleri Kurumu(TÜİK) verilerine göre son 20 yılda evlilik yaşı sürekli yükseliyor, evlilikler azalıyor ve boşanmalar da artıyor. Bunun en büyük nedeni, kentli ve eğitimli nüfusun artması, ekonomik zorluklar ve değişen sosyoekonomik yaşamdır. Tüm alanlarda artan şiddeti önlemeye çalışan sözleşmenin evlenmeye ve boşanmaya etkisi olsa olsa olumlu bir etki olabilir. Şiddetin olmadığı ve sevginin egemen olduğu aileler elbette ki daha uzun ömürlü olacaktır. (14)

En güncel yalan: Toplumun çoğunluğu sözleşmeyi istemiyor

MetroPOLL Araştırma Merkezinin 2020 yılı Temmuz ayında yaptığı ankete göre halkın sadece yüzde 17’lik bir kesimi hükümetin sözleşmeden çekilmesini onaylıyor.  Araştırmaya katılanların yüzde 20’ye yakın bir kısmı ise soruyu “Fikrim yok/Cevap Yok” şeklinde yanıtlıyor ve halkın yüzde 64’ü net olarak hükümetin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini reddediyor. Kadınlar, kazanılmış haklarını bırakmak istemiyor, uygulamanın kötü ve eksik olmasına rağmen İstanbul Sözleşmesi’nin yaşamlarının hukuki güvencesi olduğunu yaşayarak görüyor. (15)

Yukarıdaki yalanlara benzer birçok yalan bıkmadan usanmadan tekrarlanıyor. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun nedeniyle erkeklerin haksız yere hapse atıldığı, Sözleşme’nin nafaka yükümlülüğünü sadece erkeğe yüklediği, dış güçlerce hazırlandığı, eşcinselliği özendirdiği ve sırf kadının beyanı ile başka hiçbir delil olmaksızın erkeklerin hapse atıldığı gibi yalanlarla kamuoyu meşgul ediliyor ve bu yalanlara hiçbir mantıklı açıklama getirme gereği bile duyulmuyor. Batı düşmanlığı ve milli-manevi değerler retoriği hayatın hakikatini inkar için yeterli görülüyor. Oysa ki şiddet uygulamaya hakkı olduğunu düşünen erkekler verilen cezaları “haksız” buluyor. Sözleşme, kimseyi doğrudan hapse atmadığı gibi sadece uzaklaştırma tedbiri öngörüyor, bir kimsenin hapse atılması için ceza kanunlarına göre suçun delilleri ile sabit olması gerekiyor. Sözleşmede nafakaya ilişkin hiçbir hüküm bile bulunmuyor. Üstelik Medeni Kanun’un 175’inci maddesi, nafaka bakımından erkek ve kadın arasında hiçbir ayrım gözetmiyor, nafakaya ihtiyacı olan taraf erkekse ona da nafaka verilmesini öngörüyor. Sözleşmeye karşı olanlar, kanun önünde eşitliği tanımıyor ve sözleşmenin “Eşitlik ve Ayrım Gözetmeme” kuralını şiddetin önünde bir engel olarak görüyor. (16-İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili yalanlar ve gerçekler- Selin Nakipoğlu)

Sözleşmenin İptalini İsteyenlerin Zihniyet Dünyası Karanlıktır

Her sözleşme, her kanun ve her hukuki metin eleştirilir, günün koşullarına uygun hale getirilebilir, iyileştirilebilir. Ancak, Sözleşmenin birçok yerinde çocuklar için özel hükümler olmasına rağmen 3. Maddesi’nin f bendinde 18 yaşın altındaki kız çocuklarının da hukuken kadın olarak tanımlanmasını speküle ederek eleştirenlerin çocuk yaştaki kızların evlenmelerine karşı çıkmayanlardan oluşmasını nasıl yorumlayacağız? Kadın düşmanlığı yapmak için gözünü karartanları ikna etmek neredeyse imkânsız! Neyse ki sözleşmeyi yazanlar hiçbir detayı atlamadan koruyucu hükümleri koymuşlar.

“Sapkınlıklar meşrulaştırılıyor”, “Toplumsal cinsiyet eşitliği tek reçete olarak sunuluyor”, “Sözleşme eşler arasında arabuluculuğu yasaklıyor”, “Sözleşme hakkında, Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz” gibi ipe sapa gelmez birçok eleştiri destursuzca sıralanıyor. Kadın ile erkeğin eşit iki birey ve ondan önce “insan” olduğu gerçeğini reddedenlerin kirli propagandası onları sadece marjinalleştirmiyor; hızla kentlileşen kadınlar tarafından aforoz ediliyorlar.

Tüm saldırılara ve yoğun karalamalara rağmen Medeni Kanunun nimetlerini gören ve İstanbul Sözleşmesinin koruyucu özeliğini de keşfeden kadınların ezici çoğunluğu sözleşmenin kaldırılmasını istemediği için buna teşebbüs edenler geçici de olsa vazgeçmiş görünüyorlar. Politik atmosferde meydana gelebilecek değişikliklere göre üst perdeden yeni bir saldırı dalgasının gelmesi de olasıdır. En başta kadınlar olmak üzere toplum uyanık olmalı ve yalan furyasına karşı yaşamın hakikati üzerinden savunma hattını kurmalıdır. Cumhuriyet Devrimleri ile gelen çalışma hakkını, restoranda yemek yeme hakkını, eşit miras hakkını ve erkeklerle birlikte özgür bir insan olma hakkını yitirmeyi aklından geçirmeyen kadınlar İstanbul Sözleşmesi ile elde ettikleri Şiddete Karşı Devlet Tarafından Korunma Hakkını da savunacak ve yaşam haklarına sahip çıkacaktır.  Cumhuriyet’in hemen öncesinde yapılacak milletvekili seçimi öncesindeki nüfus sayımına bile kadınların dâhil edilmesine karşı çıkanların(17) bugünkü mirasçıları insanlığın ortak müktesebatı karşısında bir kez daha yenileceklerdir.

İbrahim Aycan, Hukukçu

Notlar:

  1. MUHARREM BALCI İLE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ÜZERİNE (http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/tce/1052.pdf)
  2. Kadının Kurtuluş Devrimi – Sinan Meydan (https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/sinan-meydan/kadinin-kurtulus-devrimi-2772714/)
  3. TÜRK KADININ SİYASETE GİRİŞ SÜRECİ VE İLK KADIN SAYLAV MİHRİ İFFET PEKTAŞ (Atatürk Türk kadınının hakları üzerine ne zaman bir yeniliğe adım atmak istese karşısında tam ve koyu bir taassupla karşılaşmıştır. Ancak her seferinde konuşmalarında kadınlarla ilgili görüşlerini açıklamaktan da geri durmamıştır. Öyle ki Osmanlı’dan kalma bir seçim kanunun kullanıldığı ve bu yasaya göre Teşkilatı Esasiye Kanunun 20 bin nüfusa bir milletvekili seçilmesini emreder. İstiklal savaşının sürdüğü bu dönemde erkeklerin çoğu cephededir. İstenir ki, kadınlar da vatandaş sayılsın bu rakamın içine girmiş olsun. Ancak bu kanun teklifi Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey tarafından TBMM’ye gelince kızılca kıyamet kopmuştur.)
  4. İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (https://hukukansiklopedisi.com/istanbul-sozlesmesi)
  5. KADINLARA YÖNELİK ŞİDDET VE AİLE İÇİ ŞİDDETİN ÖNLENMESİ VE BUNLARLA MÜCADELEYE İLİŞKİN AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/11/20111129-2.htm)
  6. https://hukukansiklopedisi.com/ailenin-korunmasi-ve-kadina-karsi-siddetin-onlenmesine-dair-kanun/
  7. İstanbul Sözleşmesi TBMM’den nasıl geçti?
  8. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları
  9. Avrupa Parlamentosu Başkanı Profesör JerzyBuzek tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne hitaben yapılan konuşma
  10. http://esitlikadaletkadin.org/istanbul-sozlesmesi-hakkindaki-efsaneler-ve-gercekler/
  11. GREVIO – Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Uzmanlar Grubu tarafından hazırlanan ilk rapor
  12. Aile İşlerinde Arabuluculuğu Hakkında Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı
  13. https://gazetekarinca.com/2020/09/aymden-6284-sayili-kanunda-degisiklik-basvurusuna-ret/
  14. https://www.alomaliye.com/2020/02/26/2019-evlenme-ve-bosanma-istatistikleri/
  15. https://tr.euronews.com/2020/07/25/metropoll-anketi-halk-n-yuzde-64-u-hukumetin-istanbul-sozlesmesi-nden-cekilmesini-onaylam
  16. İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili yalanlar ve gerçekler –Selin Nakıpoğluhttps://www.birgun.net/haber/istanbul-sozlesmesi-yle-ilgili-yalanlar-ve-gercekler-310329
  17. https://www.aydinlik.com.tr/osmanlida-kadinin-yeri

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi 

0

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi, 1 Ağustos 1975 tarihinde kabul edilmiştir. Belge, Helsinki Nihai Senedi olarak da adlandılmaktadır. Sonuç bildirgesi, 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından imzalanmış, Avrupa’da karşılıklı güven anlayışının güçlendirilmesi, barış ortamına elverişli şartların geliştirilmesi ile demokrasi ve insan haklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Helsinki süreci, çeşitli tarihlerde Belgrad, Madrid, Viyana, Helsinki ve Budapeşte’de yapılan toplantılarla devam ettirilmiştir.

Helsinki Belgesi, Avrupa güvenliği ile ilgili problemler; ekonomi, bilim, çevre ve teknoloji alanlarında işbirliği ve insan haklarının geliştirilmesi konularını içermektedir. 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi Kararları:
  1. Egemen eşitlik ve egemenliğe saygı,
  2. Sınırların ihlal edilmezliği,
  3. Kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinden kaçınma,
  4. Devletlerin toprak bütünlüğünün korunması,
  5. Anlaşmazlıkların barışçıl yollardan çözümü,
  6. İnsan hakları ve temel özgürlüklere saygı,
  7. Halklarin eşit haklardan ve kendi kaderlerini tayin hakkından yararlanması,
  8. Devletler arasında işbirliği,
  9. İçişlerine karışmama,
  10. Uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesi.
  11. Loader Loading...
    EAD Logo Taking too long?

    Reload Reload document
    | Open Open in new tab
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi 
 3 Temmuz 1973’te Helsinki’de açılan ve 18 Eylül 1973’ten 21 Temmuz 1985’e kadar Cenevre’de süregelen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı, 1 Ağustos 1975’te Helsinki’de toplanan Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Birleşik Krallık, Belçika, Bulgaristan, Çekoslovakya, Danimarka, Demokratik Almanya, Federal Almanya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Kanada, Kıbrıs, Lihtenştayn, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Monako, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, San Marino, Sovyetler Birliği, Türkiye, Vatikan, Yugoslavya ve Yunanistan Yüksek Temsilcileri tarafından sonuçlandırılmıştır.
Halklarının yararı için ilişkilerini geliştirmek ve yoğunlaştırmak ve aralarında ve dünyanın öteki Devletleriyle barış içinde yaşamanın yanısıra, Avrupa’da barış, güvenlik, adalet ve işbirliğine katkıda bulunmak siyasal isteminden yola çıkarak;
Sonuç olarak, Konferansın sonuçlarına tam bir işlerlik kazandırmak ve gerek kendi Devletleri arasında, gerekse tüm Avrupa’da bu sonuçlardan sağlanacak yararları devşirme ve böylece, uluslararası yumuşama sürecini genişletmeye, derinleştirmeye ve sürekli ve kalıcı bir duruma getirmeye kararlı olarak;
Katılan Devletlerin Yüksek Temsilcileri aşağıdaki hükümleri resmen benimsemiştir:
Avrupa’da Güvenliğe İlişkin Sorunlar
Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansına katılan Devletler; aralarında daha iyi ilişkiler geliştirme ve halklarının herhangi bir tehditten ya da güvenliklerine karşı bir girişimden arınmış olarak gerçek ve sürekli bir barış içinde yaşayabileceği koşulları sağlama amaçlarını yeniden belirterek;
Uluslararası yumuşamayı hem sürekli, hem de giderek daha canlı ve evrensel kapsamlı bir sürece dönüştürmek için çaba göstermenin gereğine ve Avrupa’da Güvenlik İşbirliği Konferansı sonuçlarının uygulanmasının bu sürece önemli katkıda bulunacağına inanarak;
Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansında öne sürülen amaçları başarma konusunda Konferansa katılan Devletlerin ortak niyetleri kadar halkları arasındaki dayanışmanın; aralarında her alanda daha iyi ve daha yakın ilişkilerin gelişmesine ve önceki ilişkilerin niteliğinden kaynaklanan çatışmaları gidermeye ve karşılıklı anlayışı geliştirmeye yol açacağını gözönüne alarak;
Ortak tarihlerinin bilinciyle ve gelenek ve değerleri arasındaki ortak öğelerin ilişkilerini geliştirmelerinde kendilerine yardımcı olabileceğini bilerek, konumlarının ve görüşlerinin özgünlüğünü ve çeşitliliğini gözönünde bulundurarak güvensizliği giderip güven duygusunu geliştirmek ve bölünmelere yol açan sorunları çözerek insanlık yararına işbirliği yapmak amacıyla çabalarını birleştirme olanaklarını araştırma isteğiyle;
Avrupa’da ve tüm Dünyada barışla güvenlik arasındaki yakın ilişkinin bilinciyle herbirinin dünya barış ve güvenliğinin güçlendirilmesine ve tüm haklara temel hakların, ekonomik ve toplumsal gelişme ve gönencin sağlanmasına katkılarının gereğine inanarak; aşağıdaki hükümleri kabul etmiştir:
Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler Bildirgesi
Katılan Devletler;
Barış, güvenlik ve adalete ve dostça ilişkilerle işbirliğinin sürekli geliştirilmesine bağlılıklarını yeniden belirterek;
Halkların çıkar ve beklentilerini yansıtan bu bağlılığın katılan her Devlet için bugün ve gelecekte geçmiş deneyimlerin artırdığı bir sorumluluk oluşturduğunu bilerek;
Birleşmiş Milletler üyeliği gereğince ve Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkeleri uyarınca Birleşmiş Milletlere ve onun Uluslararası barış, güvenlik ve adaletin güçlendirilmesi, Uluslararası sorunların çözümlenmesi ve devletler arasında dostça ilişkiler ve işbirliğinin geliştirilmesi yolundaki rol ve etkinliğinin artırılmasına tam ve etkin desteklerini yeniden belirterek;
Aşağıda öne sürülen ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasına uygun olan ilkelere ve bu ilkeleri uygularken Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkelerine uygun davranışta bulunma yolundaki ortak istemlerini dile getirerek;
Büyüklüğü, coğrafi konumu ve ekonomik gelişme düzeyi ya da siyasal, ekonomik ve toplumsal sistemi ne olursa olsun, her Devletin tüm öteki katılan Devletlerle ilişkilerinde, tümü birincil önem taşıyan ve karşılıklı ilişkilerini yönetecek olan aşağıdaki ilkelere saygı göstermeye ve bunları uygulamaya koymada kararlı olduğunu ilan eder:
I- Egemen Eşitlik, Egemenliğin, Niteliğindeki Haklara Saygı
Katılan Devletler, herbirinin egemen eşitliğine ve kişiliğine ve özellikle, her Devletin yargı eşitliği, toprak bütünlüğü ve özgürlük ve siyasal bağımsızlık hakları dahil, egemenliğinin niteliğinde bulunan ve egemenliğin kapsadığı tüm haklarına saygı gösterir. Yine katılan Devletler, herbirinin yasa ve düzenlemelerini belirleme hakları gibi, siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel sistemlerini özgürce seçme ve geliştirme haklarına da saygı duyar.
Tüm katılan Devletlerin Uluslararası hukuk çerçevesi içinde eşit hak ve ödevleri vardır. Uluslararası hukuka ve bu Bildirgenin anlayışına uygun olarak öteki Devletlerle ilişkilerini dilediğince kurup yürütme konusunda her birinin hakkına saygı gösterir. Uluslararası hukuk uyarınca, barışçı yollardan ve sözleşmelerle sınırlarının değişebileceğini gözönünde bulundurur. Aynı zamanda, Uluslararası örgütlere üye olup olmamakta, bağlaşma anlaşmaları dahil, ikili ya da çok yanlı anlaşmalara taraf olup olmamakta özgür oldukları gibi, yansız kalma hakları da vardır.
II- Güç Tehdidine Başvurmaktan ya da Güç Kullanmaktan Kaçınma
Katılan Devletler, genel olarak Uluslararası ilişkilerinde olduğu gibi, karşılıklı ilişkilerinde, herhangi bir Devletin toprak bütünlüğü yada siyasal bağımsızlığına karşı güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanmaktan ya da Birleşmiş Milletlerin amaçlarıyla ve bu Bildirgeyle bağdaşmayan bir başka biçimde davranmaktan kaçınırlar. Bu ilkeye aykırı olarak güç tehdidinde ya da güç kullanmaya başvurmayı hiçbir gerekçe haklı gösteremez.
Buna göre, katılan Devletler, bir başka katılan Devlete karşı, güç tehdidine başvurma ya da dolaylı dolaysız güç kullanma niteliğinde bir davranışta bulunmaktan kaçınır. Bunun gibi, bir başka katılan Devleti egemenlik haklarını tam kullanmaktan alıkoymak amacıyla herhangi bir güç gösterisinden kaçınır. Yine bunun gibi, karşılıklı ilişkilerinde güç kullanarak misillemede bulunmaktan kaçınır.
Anlaşmazlıkları ya da anlaşmazlığa yol açabilecek sorunları çözüme bağlama yolu olarak güç tehdidine ya da güce başvurulamaz.
III. Sınırların Çiğnenemezliği
Katılan Devletler, Avrupa’daki tüm Devletlerin sınırları gibi, birbirlerinin sınırlarını da çiğnenmez sayar ve bu nedenle bugün ve gelecekte bu sınırlara saldırıda bulunmaktan kaçınır.
Buna göre, katılan Devletlerden herhangi birinin topraklarının bir bölümünü ya da tümünü ele geçirme ya da zorla alma yolunda bir istemde ya da davranışta bulunmaktan da kaçınır.
IV. Devletlerin Toprak Bütünlüğü
Katılan Devletler, katılan Devletlerden her birinin toprak bütünlüğüne saygı gösterir.
Buna göre, katılan bir Devletin toprak bütünlüğü, siyasal bağımsızlığı ya da birliğine karşı Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkeleriyle bağdaşmaz herhangi bir eylemden, özellikle bir güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanma niteliği taşıyan bir davranıştan kaçınır.
Bunun gibi, katılan Devletler, bir başkasının toprağını uluslararası hukuka aykırı olarak askeri bir işgal ya da doğrudan ya da dolaylı başka bir güç kullanma konusu yapmaktan ya da gibi önlemlere ya da bunları kullanma tehdidine başvurarak ele geçirmekten kaçınır. Bu gibi hiçbir işgal ya da ele geçirme yasal sayılamaz.
V. Anlaşmazlıkların Barışçı Yoldan Çözümü
Katılan Devletler, aralarındaki anlaşmazlıkları, Uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye sokmayacak ve adaleti zedelemeyecek biçimde barışçı yollarla çözüme bağlar.
İyiniyet ve işbirliği anlayışla, uluslararası hukuk temeli üzerinde kısa sürede ve adaletli bir çözüme ulaşmak üzere çaba gösterir.
Bu amaçla, taraf oldukları anlaşmazlıklarda önceden kabul edilmiş her hangi bir çözüm yöntemi dahil, görüşmeler, incelemeler, arabuluculuk, uzlaşma, hakemlik, yargısal çözümlere ya da kendi seçecekleri başka barışçı yollara başvurur.
Yukarıda sayılan barışçı yollardan herhangi biriyle bir çözüme ulaşılamadığında, bir anlaşmazlığın tarafları, bu anlaşmazlığı sonuca bağlamak üzere karşılıklı olarak uzlaşabilecekleri bir yol aramayı sürdürür.
Öteki Devletler gibi, aralarında anlaşmazlık bulunan katılan Devletler, bu durumu, uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye sokacak ve böylece anlaşmazlığa barışçı bir çözüm bulmayı daha da güçleştirecek ölçüde büyütülebilecek herhangi bir eylemden kaçınır.
VI. İçişlerine Karışmama
Katılan Devletler, karşılıklı ilişkileri ne olursa olsun, bir başka katılan Devletin iç yargı yetkisi içine giren iç ve dış işlerine doğrudan ya da dolaylı, tek tek ya da topluca herhangi bir karışmada bulunmaktan kaçınır.
Buna göre, bir başka katılan Devlete karşı herhangi bir biçimde bir silahlı karışmadan ya da böyle bir karışma tehdidinde bulunmaktan kaçınır.
Bunun gibi, hangi koşulda olursa olsun, bir başka Devletin egemenliğinin niteliğinde bulunan haklarını kendi çıkarlarına bağlı kılmak ve böylece herhangi bir yarar sağlamak üzere tasarlanmış herhangi bir başka askeri ya da siyasal, ekonomik ya da başka zorlamalarda bulunmaktan kaçınır.
Buna göre, ötekilerin yanısıra, doğrudan ya da dolaylı olarak terörist eylemlere yardımcı olmaktan ya da başka bir katılan Devletin rejimini zorla çökertmeye yönelik yıkıcı ve benzeri eylemlerde bulunmaktan kaçınır.
VII. Düşünce, Vicdan, Din ya da İnanç Özgürlüğü Dahil İnsan Haklarına ve Temel Özgürlüklere Saygı
Katılan Devletler ırk, cinsiyet, dil ya da din ayrımı gözetmeksizin herkes için düşünce, vicdan, din ya da inanç özgürlüğü dahil, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterir.
Herbiri insan kişiliğinin niteliğindeki onurdan doğan ve bu kişiliğin özgür ve tam gelişmesi için temel olan kişisel, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel ve öteki hakların etkin biçimde kullanılmasını güdüleyerek özendirir. Bu çerçeve içinde katılan devletler, bireyin, tek başın ya da başkalarıyla birlikte kendi vicdanı uyarınca din ya da inancını açıklama ve uygulama özgürlüğünü tanır ve ona saygı gösterir.
Ülkelerinde ulusal azınlıklar bulunan katılan Devletler, bu azınlıklardan olan kişilerin yasa önünde eşitlik hakkına saygı göstererek onlara insan hakları ve temel özgürlüklerden gerçekten yararlanmaları için tam fırsat tanır ve bu amaçla bu alandaki yasal çıkarlarını korur.
Katılan Devletler, insan hakları ve temel özgürlüklere saygının, kendileri ve tüm Devletler arasında dostça ilişkiler ve işbirliğinin gelişmesini sağlamak için gerekli barış, adalet ve refahın temeli olduğunu görüşüyle bu hak ve özgürlüklerin evrensel önemini tanır.
Karşılıklı ilişkilerinde insan hakları ve temel özgürlüklere sürekli saygı göstererek, Birleşmiş Milletlerle işbirliği dahil, bu hak ve özgürlüklere evrensel ve etkin olarak saygı gösterilmesini özendirmek için birlikte ve ayrı ayrı çaba gösterir.
Bireyin bu alanda bilgili olmak hakkını ve hak ve ödevlerine göre davranmasını kabul eder.
Katılan Devletler, insan hakları ve temel özgürlükler alanında Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkelerine ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine uygun olarak davranır. Bu alanda, ötekilerin yanısıra bağlı olabilecekleri Uluslararası insan Hakları Sözleşmeleri dahil Uluslararası belgeler ve sözleşmelerde konmuş olan yükümlülüklerini de yerine getirir.
VIII. Halkların Hak Eşitliği ve Kendi Yazgılarını Belirlemeleri
Katılan Devletler, halkların hak eşitliğine ve kendi yazgılarını belirleme haklarına saygı gösterir. Her durumda Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkelerine ve Devletlerin toprak bütünlüğüne ilişkin olanlar dahil, ilgili Uluslararası hukuk kurallarına uygun davranır.
Tüm halkların hak eşitliği ve halkların kendi yazgılarını belirleme haklarından ötürü, her zaman tam bir özgürlük içinde dışarıdan karışma olmaksızın iç ve dış siyasal statülerini ne zaman ve nasıl isterse belirleme ve siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini dilediği gibi sürdürme hakları vardır.
Katılan Devletler, tüm Devletler arasında olduğu gibi kendi aralarında dostça ilişkilerin geliştirilmesi için halklarını hak eşitliğine ve kendi yazgılarını belirleme haklarına saygının ve bunların etkin biçimde kullanılmasının evrensel önemini tanır.
IX. Devletler Arasında İşbirliği
Katılan Devletler, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkeleri uyarınca her alanda birbirleriyle ve tüm Devletlerle işbirliğini geliştirir. Katılan Devletler, işbirliğini geliştirirken, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı çerçevesinde ortaya konan alanlara, her biri tam eşitlik koşullarında katkıda bulunarak, özel önem tanır.
Aralarındaki işbirliğini eşitlik temeli üzerinde geliştirirken, katılan Devletler, aralarında karşılıklı anlayış ve güveni, dostça ve iyi komşuluk ilişkilerini ve Uluslararası barış, güvenlik ve adaleti geliştirmeye çaba gösterir. Yine işbirliğini geliştirirken, halkların refahını artırmaya ve ötekilerin yanısıra, ekonomik, bilimsel, teknolojik, toplumsal, kültürel ve insancıl alanlarda artan karşılıklı bilgilerden ve ilerleme ve gelişmelerden sağlanacak yararlarla halklarının beklentilerini gerçekleştirmeye katkıda bulunmak üzere aynı ölçüde çaba gösterir. Bu yararların herkese sağlanabilmesi için uygun koşulları geliştirme yolunda girişimde bulunur ve ekonomik gelişme düzeyleri arasındaki ayrımların azaltılmasında herkesin, özellikle de tüm dünyada gelişmekte olan ülkelerin çıkarı bulunduğunu gözönüne alır.
Hükümetlerin, kuruluşların, örgütlerin ve kişilerin, bu işbirliği amaçlarının başarılmasına katkıda bulunmak bakımından olumlu bir rol oynayacağını kabullenir.
Yukarda belirlenen biçimiyle işbirliğini güdülerken, halkların yararına daha ileri ve daha kalıcı bir temel üzerinde, aralarında daha yakın ilişkiler geliştirmeye çalışır.
X. Yükümlülüklerin Uluslararası Hukuka Göre İyiniyetle Yerine Getirilmesi
Katılan Devletler, ister uluslararası hukukun genel olarak benimsenmiş ilke ve kurallarından doğsun, ister taraf oldukları anlaşma ve öteki sözleşmelerden Uluslararası hukuka uygun olarak doğan yükümlülükler olsun, uluslararası hukuka göre üstlendikleri yükümlülükleri iyi niyetle yerine getirir.
Yasalarını ve düzenlemelerini belirtme hakkı dahil, egemenlik haklarını kullanırken, Uluslararası hukuka göre üstlendikleri yasal yükümlülüklerine uygun davranır ve ayrıca Avrupa Güvenlik İşbirliği Konferansı son belgesinin hükümlerini gereği gibi göz önünde bulundurarak uygular.
Katılan Devletler, Birleşmiş Milletler Antlaşmasına göre Birleşmiş Milletler üyelerinin yükümlülükleriyle bir anlaşma ya da başka bir Uluslararası sözleşmeye göre üstlendikleri yükümlülükler arasında bir uyuşmazlık olduğunda, yükümlülüklerini, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 103. maddesi uyarınca bu antlaşmaya göre yerine getireceklerini kabul ederler.
Yukarıda öne sürülen tam ilkelerin öncelikli önemi vardır ve bu nedenle, her biri, ötekiler göz önüne alınacak biçimde yorumlanarak aynı ölçüde ve çekincesiz uygulanır.
Katılan Devletler, bu bildirgede öne sürülmüş olan tüm ilkelere tam anlamıyla saygı göstermeye ve tümü tarafından bu ilkelerin saygı görerek uygulamasından doğacak yararların her birine sağlanması için bu ilkeleri karşılıklı ilişki ve işbirliğinde her bakımdan uygulamaya kararlılıklarını dile getirir.
Katılan Devletler, yukarıdaki ilkeleri ve özellikle “Yükümlülüklerin Uluslararası Hukuka Göre İyi Niyetle Yerine Getirilmesi” başlıklı onuncu ilkenin ilk cümlesini gereğince göz önünde bulundurarak, bu bildirgenin, hak ve yükümlülüklerini ve bunların kaynaklandığı anlaşmalarda öteki sözleşme ve düzenlemeleri etkilemediğini belirtir.
Katılan Devletler, bu ilkelere saygının aralarında her alandaki normal ve dostça ilişkilerin ve işbirliğinin gelişmesini özendireceğine inançlarını dile getirir. Yine bu ilkelere saygının konum ve görüşleri konusunda aralarında karşılıklı anlayışın geliştirilmesine katkıda bulunacak olan siyasal değinirlerin gelişmesini özendireceğine inançlarını da belirtir.
Katılan Devletler, tüm öteki Devletlerle olan ilişkilerini, bu bildirgede yer alan ilkelere uygun olarak yürütmeyi amaçladıklarını ilan ederler.
a. Yukarıdaki Kimi İlkelere İşlerlik Kazandırmaya İlişkin Sorunlar:
i. Katılan Devletler;
Güç tehdidine ya da güce başvurmaktan kaçınma ilkesine saygı göstererek işlerlik kazandıracaklarını yeniden belirterek ve bunu uluslararası yaşamın etkin bir kuralı durumuna getirmenin gereğine inanarak;
Birbirleriyle ilişkilerinde, ötekilerin yanı sıra, Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler Bildirgesine uygun olarak;
– Uygun gördükleri tüm yol ve biçimlerde, birbirleriyle olan ilişkilerinde güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanmaktan kaçınma ödevine işlerlik ve anlam kazandırmak;
– Bir başka katılan devlete karşı, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkeleriyle ve Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler bildirgesinin hükümleriyle bağdaşmayan bir silahlı güç kullanmaktan ve özellikle işgal ya da saldırıdan kaçınmak;
– Bir başka katılan devleti, egemenlik haklarını tam olarak kullanmaktan alıkoymak amacıyla herhangi bir güç gösterisinden kaçınmak;
– Bir başka katılan devletin egemenliğinin niteliğinde bulunan haklarını kendi çıkarlarına bağlı kılmak ve böylece herhangi bir yarar sağlamak üzere tasarlanmış herhangi bir ekonomik zorlamadan kaçınmak;
– Kapsam ve nitelikçe sıkı ve etkin bir uluslararası denetim altında genel ve tam bir silahsızlanmanın son başarısı yolunda atılmış adım sayılabilecek etkin önlemleri almak;
– Birleşmiş Milletlerin amaçlarıyla ve Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler Bildirgesi ile bağdaşmayan bir saldırı savaşı propagandasından ya da güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanmaktan sakınma ödevi uyarınca her biri uygun saydığı tüm yollara başvurarak halkları arasında bir güven ve saygı ortamı geliştirmek;
– Aralarında beliren ve süregelmesi durumunda Avrupa’da uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye sokabilecek olan herhangi bir anlaşmazlığı, sadece barışçı yollarla sonuca bağlamak; her şeyden önce de, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 33. maddesinde konmuş olan barışçı yollardan bir çözüm aramak üzere her çabayı göstermek;
– Katılan Devletler arasındaki anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümünü engelleyecek herhangi bir eylemden kaçınmak;
İlkelerine saygı göstermeye ve bunları yerine getirmeye karar verdiğini ilan eder.
ii. Atılan Devletler;
Anlaşmazlıkların Barışçı Yollardan Çözümlenmesi İlkesinde belirlendiği biçimde de anlaşmazlıklarını çözmeye kararlılıklarını yeniden belirterek;
Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümünün, barış ve güvenliğin sürdürülmesi ve güçlendirilmesi için yeterli olmasa da gerekli bir koşul olan güç tehdidinde bulunmakta ya da güç kullanmaktan kaçınma ilkesinin bütünleyici öğesi olduğuna inanarak;
Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü için ellerindeki yöntemleri güçlendirmeye ve geliştirmeye istekli olarak;
1. Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü için yürürlükteki yöntemleri olgunlaştırmayı amaçlayan ve genel kabul görebilecek olan bir yöntemin araştırılması ve geliştirilmesine çalışmaya ve bu amaca ulaşmak üzere Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının ikinci aşamasında İsviçre tarafından sunulmuş olan “Anlaşmazlıkların Barışçı Yollardan Çözümü İçin Bir Avrupa Sistemi Sözleşmesi Taslağı”yla buna ilişkin ve böyle bir yöntemin geliştirilmesine yönelik öteki öneriler üzerinde çalışmayı sürdürmeye karar vermiştir.
2. İsviçre’nin çağrısı üzerine yukarıdaki 1. fıkrada belirlenen görevi, “Konferansın İzlenmesi” bölümünde konmuş olan Konferansın İzlenmesi çerçevesi içinde ve işlemler uyarınca yerine getirmek üzere tüm katılan devletlerden uzmanların katılacağı bir toplantı düzenlemeye karar vermiştir.
3. Bu uzmanlar toplantısı, katılan devletlerin Dışişleri Bakanları tarafından atanacak temsilcilerin toplantısından sonra 1977’de, Konferansın İzlenmesi bölümüne göre zamanlanarak yapılacak ve bu toplantının sonuçları hükümetlere sunulacaktır.
KONFERANSIN İZLENMESİ
Katılan Devletler, Avrupa’da Barış ve İşbirliği Konferansında sağlanan gelişmeyi göz önüne alıp değerlendirdikten sonra;
Konferansın, daha geniş bir dünya bağlamı içinde Avrupa’da güvenlik ve işbirliğini geliştirme sürecinin önemli bir adımını oluşturduğunu ve sonuçlarının bu sürece anlamlı bir katkıda bulunacağını da göz önüne alarak;
Sonuçlarına tam işlerlik kazandırmak ve böylece Avrupa’da güvenlik ve işbirliği sürecini daha ileri götürebilmek için Konferansın Son Belgesinin hükümlerine işlerlik kazandırmayı amaçlayarak;
Konferansın varmak istediği amaçlara ulaşabilmek için, tek yanlı, iki yanlı ve çok yanlı çabalarını yoğunlaştırmaları ve yukarıda belirlenen uygun biçimlerde, Konferans tarafından başlatılan çok yanlı süreci sürdürmeleri gerektiğine inanarak;
1. Konferansı izleyen dönemde;
a. İlgili eylemlere olanak veren her durumda tek yanlı olarak,
b. Öteki katılan devletlerle görüşmeler yoluyla iki yanlı olarak,
c. Katılan Devletlerin uzman toplantılarında ve aynı zamanda, eğitsel, bilimsel ve kültürel işbirliği bakımından Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu ve UNESCO gibi uluslararası örgütler çerçevesinde çok yanlı olarak, konferansın Sonuç Belgesinin hükümlerini dikkate almaya ve uygulamaya karar vermiştir.
2. Ayrıca;
a. Konferansın ele aldığı sorunlar bağlamında karşılıklı ilişkilerin derinleştirilmesi, Avrupa’da güvenlik ve işbirliğinin geliştirilmesi ve gelecekte yumuşama sürecinin hızlandırılması konusunda ve bunun gibi, sonuç belgenin hükümlerinin uygulanması ve konferansta belirlenen ödevlerin yerine getirilmesi konusunda tam bir görüş alışverişinde bulunarak;
b. Bu amaçlarla, gelecekteki benzer toplantılarla bir yeni konferansın olasılığı dahil başka toplantılar yapılması konusunda uygun yöntemleri saptamak amacıyla Dışişleri Bakanlarınca atanacak temsilciler düzeyinde bir toplantıya başlamak üzere temsilcileri arasında toplantılar düzenleyerek konferans tarafından başlatılmış olan çok yanlı süreci sürdürmeye karar vermiştir.
Katılan Devletlerin aşağıda imzası bulunan yüksek temsilcileri, konferansın sonuçlarına tanıdıkları yüksek siyasal önemin bilinciyle ve bu metinde yer alan hükümler uyarınca davranmaya kararlı olduklarını ilan ederek, bu belgeye imzalarını koymuştur.

Avusturya Federal Anayasası

0
Avusturya Federal Anayasası

Avusturya Federal Anayasası

 Kısım I.

Genel Hükümler; Avrupa Birliği

Genel Hükümler

 Madde 1.

Avusturya demokratik bir Cumhuriyettir. Kanunlar yetkisini halktan alırlar.

Madde 2.

(1) Avusturya federal bir devlettir.

(2) Federal Devlet; Özerk eyaletlerden oluşur. Bunlar: Burgenland, Carinthia, Aşağı Avusturya, Yukarı Avusturya, Salzburg, Styria, Tirol, Vorarlberg ve Vienna dır.

Madde 3.

(1) Federal bölge, federal eyaletlerin bölgelerinden oluşur.

(2) Federal bölge içerisinde kalan kara sahasının sınırlarının değişmesinde olduğu gibi, aynı zamanda kara sahasının da değişmiş olması anlamına gelen federal bölge sınırlarının değiştirilebilmesi ancak, barış antlaşmaları müstesna, federasyonun kurucu yasalarında ve kara sahası değiştirilecek bölge sınırlarında mukabil değişiklikler yapılarak gerçekleştirilebilir.

Madde 4.

(1) Federal bölgenin para birimi, ekonomisi ve gümrük sahası birdir.

(2) Federal bölge topraklarında ara gümrük engelleri veya diğer trafik kısıtlamaları oluşturulamaz.

Madde 5.

(1) Viyana, Federal Başkent ve Federal Hükümet merkezidir.

(2) Federal Cumhurbaşkanı, olağanüstü şartların hüküm sürdüğü hallerde, Federal Hükümetin talebiyle Federal Hükümet merkezini federal bölge toprakları içerisinde bir başka yere taşıyabilir.

Madde 6.

(1) Avusturya Cumhuriyeti için milliyet birdir.

(2) Avusturyalılar asli ikametgâhlarının olduğu bölgenin vatandaşlarıdırlar; Ancak, bölgenin kanunlarına göre, o bölgede ikamet edip, asli ikametgâhları bölgede bulunmayan Avusturyalılar da o bölgenin vatandaşı olabilirler.

(3) Bir kimsenin asli ikametgâhı; o kimsenin, kanıtlayabildiği ya da şartlar gereğince, yaşamla arasındaki münasebetlerinin merkezini teşkil etmek niyetiyle yerleştiği yerde teşkil edilir. Eğer bu zaruret, kişinin yaşamla arasındaki mesleki, iktisadi veya sosyal ilişkilerin geneli dikkate alındığında, birden fazla ikametgâh ile karşılanıyorsa, kişi en yakından bağlı olduğu ikametgâhlarının birini asli ikametgâhı olarak göstermelidir.

Madde 7.

(1) Tüm yurttaşlar (Avusturyalılar) kanun önünde eşittir. Hiç kimse doğum, cinsiyet, varlık, sınıf veya din sebebiyle ayrıcalıklı muamele görmez. Engeli sebebiyle hiç kimseye ayrımcılık yapılmaz. (federasyon, eyaletler ve belediyeler olarak) Cumhuriyet kendisini engelliler ve engelli olmayanların hayatın her alanında eşit muameleye tabi tutulmalarını sağlamaya adamıştır.

(2) Federasyon, eyaletler ve belediyeler erkek ve kadınların gerçekten eşit olduğu fikrini paylaşmaktadır. Mevcut eşitsizliklerin giderilmesi başta olmak üzere, kadınlar ve erkekler arasındaki eşitliğin fiilen sağlanmasına dönük önlemler uygundur.

(3) Resmi atamalar makam sahibinin cinsiyeti belirtilerek yapılabilir. Unvanlar, akademik dereceler ve meslek tarifleri için de aynısı geçerlidir.

(4) Federal ordu mensupları dâhil, kamu çalışanlarının siyasi haklarını herhangi bir kısıtlama olmaksızın kullanabilmeleri teminat altındadır.

Madde 8.

(1) Federal kanunların kendi dillerini konuşan azınlıklara tanıdığı haklar saklı kalmak kaydıyla, Cumhuriyetin resmi dili Almancadır.

(2) (Federasyon, eyaletler ve belediyeler olarak) Cumhuriyet, zaman içerisinde tekemmül etmiş dil ve kültürel çeşitliliğine bağlıdır ve kadim etnik gruplarla ifadesini bulur. Bu etnik grupların dillerine ve kültürlerine ve daimi mevcudiyetlerine ve korunmalarına saygı gösterilecek, bunlar koruma altına alınacak ve teşvik edilecektir.

Madde 8a.

(1) Avusturya Cumhuriyetinin renkleri kırmızı, beyaz, kırmızıdır. Bayrak; üst ve alt parçaları kırmızı, orta kısmı beyaz renkli birbirinin eşi üç yatay parçadan oluşur.

(2) Avusturya Cumhuriyetinin amblemi (federal amblem), göğsünde, ortasından gümüş renkli bir parçayla ayrılmış iki parçalı kırmızı bir kalkan bulunan, serbestçe uçan, tek başlı, siyah renkli, yaldızlı ve kırmızı dilli bir kartaldan oluşur. Kartal başında üç uçlu bir taç taşımaktadır. Her iki pençesinde de halkalı zincirler vardır. Sağ pençesiyle altın bir orak, sol pençesiyle altın bir çekiç tutmaktadır.

(3) Özellikle Cumhuriyetin renklerinin, ambleminin ve mührünün korunmasına ilişkin detaylı hükümler federal yasalarla düzenlenir.

Madde 9.

(1) Uluslararası hukukun genel kabul görmüş kuralları federal hukukun parçası addedilirler.

(2) 50’nci maddenin birinci fıkrasına göre onay gerektiren bir yasa veya antlaşma, belirli federal salahiyetleri hükümetler arası örgütlere ve bunların yetkililerine devredebilir ve yabancı devlet temsilcilerinin Avusturya sınırları içerisindeki faaliyetlerini olduğu kadar Avusturya Cumhuriyetinin temsilcilerinin yurtdışındaki faaliyetlerini de, uluslararası hukuk hükümleri çerçevesinde düzenleyebilir.

Madde 9a.

(1) Avusturya genel milli müdafaa fikrini paylaşmaktadır. Federal bölge topraklarının dışarıya karşı bağımsızlığının yanı sıra, kalıcı tarafsızlığının bekası ve müdafaası bakımından, bölünmezliğinin ve birliğinin korunması onun görevidir. Bu bağlamda da, anayasal kuruluşlar ve bunların temyiz kudretlerinin yanı sıra meskûnların demokratik hürriyetlerinin dışarıdan gelecek hedefli saldırılara karşı teminat altına alınmaları ve müdafaa edilmeleri gerekir.

(2) Genel milli müdafaa, askeri, fikri, sivil ve iktisadi alanlarda milli müdafaayı kapsar.

(3) Her erkek Avusturya vatandaşı askerlik hizmeti yapmakla yükümlüdür. Zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddeden vicdani retçiler ve bu görevden ibra edilenler alternatif bir görevi yerine getirmek zorundadırlar. Bununla ilgili ayrıntılar kanunla belirlenir.

(4) Kadın Avusturya vatandaşları federal orduda asker olarak gönüllü hizmet görebilirler ve bu hizmeti sonlandırma hakkına sahiptirler.

Madde 10.

(1) Federasyon aşağıda belirtilen alanlarda yasama ve icra yetkilerine sahiptir;

  1. Federal anayasa, özellikle Milli Konseyin seçimleri ve federal anayasanın öngördüğü referandum; Anayasa Mahkemesi;
  2. Eyaletlerin 16’ncı maddenin birinci fıkrasında öngörülen salahiyetlerine rağmen, diğer ülkeler nezdindeki siyasi ve iktisadi alanlarda temsiliyet dâhil dış ilişkiler; özellikle uluslararası antlaşmaların imzalanması; hudut çizgilerinin belirlenmesi; diğer ülkelerle mal ve canlı hayvan ticareti; gümrük;
  3. Federal toprak sınırlarına giriş ve çıkışların düzenlenmesi ve denetimi; iç ve dış göç; pasaport; ikametin yasaklanması; federal toprak sınırlarından veya sınırları boyunca sınır dışı ve iade etmek;
  4. Münhasıran veya kısmen federasyon adına toplanacak vergiler başta olmak üzere federatif maliye ve tekeller;
  5. Para, kredi, menkul kıymetler borsası ve bankacılık sistemi; tartı ve ölçüler; standartlar ve ayar damga sistemi;
  6. Ekonomik ortaklıklara ilişkin kurallar dâhil ve fakat gayrimenkullerle ilgili muameleler ve bir gayrimenkulün sahibinin vefatı sonucunda o gayrimenkulün yasal mirasçısı dışındaki bir başka kişi tarafından iktisap edilmesi istisna dışında bırakmayan yasal düzenlemeler hariç, yabancılık unsuru taşıyan medeni hukuk alanına giren ilişkiler ve idari mercilerin kısıtlamalarına tabi olarak kalkınma amaçlı tahsis edilmiş gayri menkuller veya benzerlerinin imarı için gerçekleştirilen muameleler; hususi hukuk hükümlerine tabi bağışlar; eyaletlerin özerk yetki alanına giren konularla ilgili idari ceza hukuku ve idari ceza usulleri hariç ceza hukuku; yargının idaresi; toplumun suça ya da diğer muzır unsurlara karşı korunması için gerçekleştirilmiş teşekküller; Danıştay; telif hakları; basınla ilişkiler; eyaletlerin özerk yetki alanına giren konularla ilgili olanların haricindeki kamulaştırma işlemleri; noterlik, avukatlık ve sair mesleklerle ilgili hususlar;
  7. Mahalli kamu güvenliğini ilgilendiren meseleler hariç, genel konularda asli yardımlaşma dâhil kamusal huzurun, düzenin ve güvenliğin muhafazası; dernek ve birlik kurma hakkı; doğum, evlilik ve ölümlerin ve isim değişikliklerinin kayda geçirilmesi dâhil medeni hallerle ilgili konular; yabancılar polisi ve ikametgâh kaydı; silahlar, mühimmat ve patlayıcılarla ilgili konular ve ateşli silahların kullanımı;
  8. Ticaret ve sanayiyi ilgilendiren konular; halka açık tanıtım ve ticari aracılık faaliyetleri; haksız rekabetin engellenmesi; patentle ilgili konular ve tasarımların, ticari markaların ve emtiayı tarif eden diğer unsurların korunması; patent mümessilliğiyle ilgili konular; inşaat mühendisliğiyle ilgili konular; ticaret ve sanayi odaları; ziraat ve ormancılık alanlarında kurulacak olanlar hariç, federal bölgenin genelini kapsayan meslek birliklerinin kurulması;
  9. 11’inci maddedeki düzenlemelerin kapsamı dışındaki demiryolları, havacılık ve denizcilikle ilgili trafik sistemleri; motorlu trafik; karayolu polisini ilgilendiren hususlar hariç, federal kanunların transit trafiğinin önemi çerçevesinde federal karayolu olarak ilan ettiği yollarla ilgili konular; 11’inci maddedeki düzenlemelerin kapsamı dışındaki nehir ve seyrüsefer polisi; posta ve telekomünikasyon sistemi; çevreyi önemli ölçüde etkilemesi beklenen ve idari düzenlemelerin yönetmelik marifetiyle uyum tanımı getirilmesini zorunlu kıldığı alanlara ilişkin projelerin çevresel uygunluk incelemesi;
  10. Madencilik faaliyetleri; kesilen ağaçların akarsular vasıtasıyla taşınması dâhil ormancılık faaliyetleri; su hakları; sellerin güvenli şekilde yönlendirilmesi ya da gemi ve salla taşıma faaliyetleri için suların denetimi ve korunması; su yollarının inşası ve bakımı; elektrik üretim tesislerinin ve işletmelerinin düzenlenmesi ve standardizasyonun yanı sıra bu alandaki güvenlik tedbirleri; iki veya daha fazla sayıda eyaleti kapsayacak şekilde gerçekleştirilen elektrik iletimini ilgilendiren hükümler; buharlı ve diğer yakıtla çalışan motorlar; arazi ölçümü;
  11. 12’nci maddedeki düzenlemelerin kapsamı dışındaki işçi işveren mevzuatı; sosyal ve akdi sigorta; ziraat ve ormancılık sektörleriyle ilgili olanlar hariç, işçi ve ücretli çalışanların kayıtlı olduğu odalar;
  12. Cenazelerin gömülmesi ve bertarafı; mahalli hıfzısıhha ve ilk yardım hizmetleri hariç kamu sağlığını ilgilendiren konular, hastaneler ve bakım evleri, sağlık köyleri ve doğal kür merkezlerinin sadece hijyen yönünden denetimi; ortamın hava kalitesinin sınır değerlerinin aşılması sonucunda çevre üzerinde olumsuz etki yaratan faktörlerle mücadele; ısıtma tesisleriyle ilgili olarak eyaletlerin yetkisinde kalan düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, hava kirliliğinin kontrolü; tehlikeli atıklar ve çöplerle ilgili yeknesak düzenlemelerin çıkartılması, ihtiyacın bulunduğu diğer atıkların yönetimi; veterinerlik hizmetleri; gıda maddelerinin denetimi dâhil beslenmeyle ilgili hizmetler; tohum ve bitki ürünleri girişi ve bitkisel emtialarla bunların tesellüm işlemleri dâhil, tohum ve bitkisel emtiaların, yem ve gübrelerin yanı sıra bitki koruyucularının ve bitki güvenliği uygulamaları alanındaki ticari işlemlerin düzenlenmesi;
  13. Bilimsel ve uzmanlık gerektiren alanlarda arşiv ve kütüphanecilik hizmetleri; federal koleksiyonlar, sanat ve bilime hizmet eden kuruluşları ilgilendiren konular; yapı ilişkileri hariç federal tiyatrolarla ilgili konular; anıtların korunması; nüfus sayımı ve sadece bir bölgenin menfaatine hizmet edenlerin dışında kalan diğer istatistiksel çalışmalar -her bir eyaletin kendi toprakları içerisinde her nevi istatistiksel faaliyet yürütmelerine müsaade edilerek-; bağışlar ve birden fazla bölgenin menfaatine hizmet eden ve bugüne kadar eyaletlerin özerk idaresinde bulunmamış vakıflar;
  14. Federal kolluk kuvvetlerinin ve federal jandarmanın teşekkülü ve komutası; zabıta kuvvetleri hariç, diğer kolluk güçlerinin teşkil ve teşekkülüne ilişkin şartların belirlenmesi; kolluk kuvvetlerinin silahlanması ve silahlarını kullanma haklarına ilişkin şartların belirlenmesi;
  15. Askerî ilişkiler; muharip unsurların ve onların geride kalan bakmakla yükümlü oldukları kişilerin savaş zararları ve bunlara ilişkin refah önlemlerini ilgilendiren konular; şehitliklerin bakımı; savaş nedeniyle veya savaş sonrasında, nüfusun temel ihtiyaç maddelerine erişebilmesini sağlamak başta olmak üzere, ekonomik ilişkilerin yeknesak şekilde yürütülmesini sağlamak için gerekli görülen tüm tedbirler;
  16. Federal mercilerin ve diğer federal kurumların kurulması; federal çalışanları için çalışma esasları ve personel temsil hakları;
  17. Nafakanın tayini ve aileler adına refah dengeleme fonunun oluşturulmasıyla ilgili konularla sınırlı nüfus politikaları;
  18. Avrupa Parlamentosu seçimleri.

(2) Bölünmemiş çiftlik arazilerinin veraset hakkını düzenleyen federal kanunların yanı sıra, yukarıdaki 1’inci maddenin onuncu fıkrası uyarınca çıkartılan federal kanunlarda, eyaletlerin yasama organlarına özel olarak düzenlemesi zorunlu münferit hükümlerle ilgili uygulama hükümlerini çıkartma yetkisi tanınabilir. 15’inci maddenin altıncı fıkra hükümleri söz konusu eyalet kanunlarına benzer olarak uygulanır. Bu gibi durumlarda çıkartılan uygulama kanunları federasyon tarafından yürütülür ancak, tüzüklerden eyalet kanunlarının uygulayıcı hükümleriyle ilgili olanlarının, yukarıda belirtildiği gibi ilgili eyalet hükümetiyle uyum içerisinde çıkartılması gereklidir.

(3) Federasyon; 16’ncı maddede öngörülen anlamda eyaletlerin özerk yetki sınırları dahilinde tedbirler almasını gerektiren yahut eyaletlerin özerk yetkilerini bir başka yolla etkileyecek nitelikteki antlaşmaları imzalamadan önce, eyaletlerin görüşlerini bildirmelerine imkan tanır.

Madde 11.

(1) Aşağıda sayılan alanlarda gerçekleştirilecek yasal düzenlemeler federasyon tarafından gerçekleştirilir, yürütme eyaletlere aittir;

  1. Tabiiyet;
  2. Ziraat ve ormancılığın yanı sıra Alp dağlarında rehberlik ve kayak eğitmenliği ve eyaletlerin özerk yetki sınırları içerisinde kalan diğer sporlarla ilgili olanlar hariç olmak üzere, 10’uncu madde kapsamı dışındaki meslek birlikleri;
  3. Konut inşası ve mevcut konutların ıslahının teşvik edilmesi hariç, sosyal konutlarla ilgili çalışmalar;
  4. Karayolu polisi;
  5. Hıfzısıhha;
  6. Tuna Nehri, Konstans Gölü, Neusiedl Gölü ve diğer sınırı aşan suların ötesindeki sınırlarla ilgili olanlar hariç, taşımacılık ruhsatları, nakliye tesisleri ve bu tesislerle ilgili olarak alınması zorunlu önlemler bağlamında karayolu taşımacılığı; Tuna Nehri, Konstans Gölü, Neusiedl Gölü ve diğer sınırı aşan suların ötesindeki sınırlarla ilgili olanlar hariç nehirler ve iç sulardaki seyrüsefer polisi;
  7. Yeknesak düzenlemelerin çıkartılmasının gerekli olduğu düşünülen, çevreyi önemli ölçüde etkilemesi beklenen bu konularla ilgili projelere ait çevresel etki değerlendirme çalışmaları; bu projelerin onaylanması.

(2) Yeknesak düzenlemelerin çıkartılmasının gerekli olduğunun düşünüldüğü hallerde, özellikle vergiyle ilgili konular da dâhil, yasal düzenleme yetkisinin eyaletlere ait olduğu konulara ilişkin idari usuller, idari ceza hukukunun genel hükümleri, idari ceza muhakemeleri usulü ve idari icrayla ilgili düzenlemeler federal kanunlarla belirlenir.; İdarenin münferit yetki alanına giren konularda, eldeki meselenin düzenlenmesi için gerekli olduklarında, federal ya da eyalet kanunlarında farklı düzenlemelere gidilebilir.

(3) Bu kanunlarda aksi belirtilenlerin haricinde, yukarıdaki bir ve ikinci fıkra uyarınca çıkartılan federal kanunları uygulama yönetmelikleri federasyon tarafından çıkartılır. Federal kanunlar uyarınca yukarıdaki birinci fıkranın 4 ve 6 numaralı bendine istinaden eyaletlerin çıkartmasına izin verilen uygulama yönetmeliklerinin yayımlanma şekli federal kanunlarla düzenlenebilir.

(4) İkinci fıkra uyarınca çıkartılan kanunlar ve anayasaya istinaden çıkartılan uygulama yönetmelikleri, işlemin konusunu oluşturan meselenin federasyon veya eyaletlerin icrasına tabi olup olmamasına bağlı olarak, federasyon veya eyaletler tarafından uygulanır.

(5) Federal kanunlar, yeknesak düzenlemelerin çıkartılmasına ihtiyaç olması kaydıyla, havayı kirleten kirleticiler için yeknesak emisyon sınır değerlerini belirleyebilir. Bu yeknesak emisyon sınır değerleri idarenin münferit sektörleri için federal ve eyalet kanunlarında öngörülenlerin üzerinde olabilir.

(6) Yeknesak düzenlemelerin çıkartılmasının gerekli olduğunun düşünüldüğü hallerde, federal kanunlara tabi projeler için halkın katılımı toplantılarını, halkın katılım toplantıları sonrası gerçekleştirilecek idari usullere katılımı ve söz konusu projelere ilişkin alınması zorunlu izinlerin zamanında verilmesi, halkın katılımı toplantılarının sonuçlarının değerlendirilmesinin yanı sıra 10’uncu maddenin birinci fıkrasının 9 numaralı bendinde belirtilen projelerin onay sürecini düzenleyen usulleri de belirler. Bu düzenlemelerin yürütülmesiyle ilgili hususlarda dördüncü fıkra hükümleri uygulanır.

(7) Birinci fıkranın 7 numaralı bendinde belirtilen konularda karar, her bir eyaletin icra yetkisinde olan tüm temyiz yollarının tüketilmesinden sonra, bağımsız çevre mahkemesinin (tribunal) yetkisindedir. Bu karar yetkisi ayrıca, ilgili üst makamın göz önünde bulundurması gereken idari usulleri düzenleyen yönetmelikleri kastettiği anlamındadır. Bağımsız çevre mahkemesi, başkanlar, hakimler ve yasal olarak atanmış diğer üyelerden oluşur ve ilgili Federal Bakanlık bünyesinde oluşturulur. Mahkemenin kuruluş, görev ve çalışma esasları federal kanunla düzenlenir. Kararları temyiz yoluyla iptal veya tadil edilemez.; Danıştay’a itiraz edilmesi kabule şayandır.

(8) Birinci fıkranın 7 numaralı bendinde belirtilen konularla ilgili projeler birden fazla eyaleti kapsıyorsa, projede yer alan eyaletlerin her biri öncelikle karşılıklı anlaşma yoluna giderler. 18 ay içerisinde karşılıklı anlaşma yoluyla karar alınamazsa, karar, eyaletlerden ya da konunun taraflarından birinin talebi üzerine bağımsız çevre mahkemesinin yetkisine geçer.

(9) Birinci fıkranın 7 numaralı bendinde belirtilen konularla ilgili olarak, aşağıda sayılan yetkiler bir eyalet hükümetinin karşısında Federal Hükümete ve münferit Federal Bakanlıklara aittir;

  1. Eyalet mercilerine ait evrakı federal kurumlar aracılığıyla inceleme yetkisi;
  2. Federasyon tarafından çıkartılmış yasalar ve mevzuatın icrasına uygun raporların tevdi edilmesini isteme yetkisi;
  3. Federasyonun kanun ve yönetmelikleri yasalaştırma sürecine ilişkin hazırlıkları gerçekleştirebilmesini teminen, icraya uygunluk için gerekli olan tüm bilgileri talep etme yetkisi;
  4. Bazı özel hallerde, diğer yetkilerin icrası için gerekli olan bilgilerin ve evrakın sağlanmasını talep etme yetkisi;

Madde 12.

(1) Aşağıda sayılan alanlarda esaslara ilişkin yasama yetkisi federasyona aittir, uygulama kanunlarını çıkartma yetkisi ve icra eyaletlere aittir.

  1. Sosyal refah; 10’uncu madde kapsamında düzenlenmeyen nüfus politikaları; kamusal sosyal ve refah kuruluşları; annelik; yeni doğan bebeklerin ve buluğ çağındaki gençlerin refahı; hastaneler ve bakım evleri; sağlık köyleri, sanatoryumlar ve sağlık kuruluşlarının sağlık gerekçeleriyle tabi olduğu şartlar; doğal kür merkezleri;
  2. Uyuşmazlıkların mahkemeler dışında çözümlenmesinde müracaat edilecek kamu kurumları;
  3. Toprak reformu, özellikle toprak toplulaştırma önlemleri ve yeniden iskân;
  4. Bitkilerin hastalıklara ve böceklere karşı korunması;
  5. 10’uncu madde kapsamında düzenlenmeyen elektrik üretimine dair konular;
  6. Konunun, ziraat ve ormancılık sektöründe çalışan işçi ve çalışanları ilgilendirmesi kaydıyla, çalışma mevzuatı, işçi ve çalışanların korunması;

(2) Toprak reformuyla ilgili konularda son karar, eyaletler düzeyinde karar mercii başkan ve hâkimler ile idari görevliler ve bilirkişilerden oluşan mahkemelerdedir. Son kararı verecek olan mahkeme ilgili Federal Bakanlığın bünyesinde oluşturulur. Mahkemelerin kuruluş, görev ve çalışma esaslarının yanı sıra toprak reformuyla ilgili diğer kurumların teşkilat ve çalışma esasları federal kanunla düzenlenir. Federal kanunda bu mahkemelerin kararlarının temyize götürülemeyeceği ve idari kararla değiştirilemeyeceği hükmüne yer verilir. İlk derece mahkemesine ait kararın eyalet yargı sistemi içerisinde mutat yolla temyiz etme hakkının dışarlanması kabule şayan değildir.

(3) Eyalet mercilerinin elektrik enerjisiyle ilgili meselelerde aldıkları kararlar birbirlerininkinden ya da eyalet hükümetinin bu alandaki kararlarından farklılık gösteriyorsa, taraflardan birinin federal kanunda belirtilen mühlet içerisinde bu yönde talepte bulunması kaydıyla, konuyla ilgili karar verme yetkisi ilgili Federal Bakanlığa geçer. Bakanlığın karar tarihinden itibaren, o tarihe kadar eyaletin bu konuda verdiği kararlar geçersiz hale gelir.

(4) Federal mevzuata ait temel kanunlar ve temel hükümlerde bu husus açıkça belirtilir.

Madde 13.

(1) Federasyon ve eyaletlerin vergilendirme alanındaki yetkileri özel bir federal anayasa (“Anayasal Finans Kanunu”) hukuku ile düzenlenir.

(2) Federasyon, eyaletler ve belediyeler ekonomik ilişkilerini genel anlamda dengeli şekilde yürütmeyi hedeflemek zorundadırlar.

Madde 14.

(1) Aşağıdaki fıkra hükümlerinde yer alan aksine düzenlemeler müstesna, öğrenim ve eğitim, talebe ve öğrenci yurtlarına ilişkin konularda yasama ve yürütme yetkisi federasyona aittir. Madde 14/a’da düzenlenmiş hususlar, bu maddenin anlamı dahilinde öğrenim ve eğitime ait değildir.

(2) Aşağıdaki 4 numaralı bent hükümlerinde yer alan aksine düzenlemeler müstesna, zorunlu devlet okullarında görev yapan öğretmenlerin çalışma esasları ve özlük haklarıyla ilgili hususlarda yasama yetkisi federasyona, yürütme yetkisi eyaletlere aittir. Federal kanunlarda açıkça belirlenecek münferit hükümlerle ilgili olarak eyaletlerin yasama organlarına uygulayıcı hükümler çıkartma yetkisi tanınabilir. Bu durumda, 15’inci maddenin altıncı fıkra hükümleri benzer şekilde uygulanır. Federasyon kanunlarıyla ilgili uygulama yönetmelikleri, burada aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, federasyon tarafından çıkartılır.

(3) Aşağıda belirtilen alanlardaki esaslara ilişkin yasama yetkisi federasyona aittir, uygulama kanunlarını çıkartma ve yürütme yetkisi eyaletlere aittir;

  1. a) Federal okul otoriteleri kapsamında eyaletlerde ve ilçelerde kurulacak kurulların, üye atamaları ve ücretlendirme dâhil teşkil ve teşekkülü;
  2. b) Zorunlu devlet okulları için örgütlenme çerçevesi (yapı, organizasyon şekilleri, kuruluş, bakım, tasfiye, yerel bölgeler, sınıfların büyüklükleri, ders süreleri);
  3. c) Münhasıran ya da büyük ölçüde talebe ve öğrencilere tahsis edilmiş, devlet öğrenci yurtları için örgütlenme çerçevesi;
  4. d) Eyaletler, belediyeler ya da mahalli birlikler tarafından münhasıran ya da büyük ölçüde zorunlu eğitim kurumlarında öğrenim gören öğrencilere tahsis edilmiş merkezlerde veya öğrenci yurtlarında istihdam edilecek anaokulu öğretmenlerinin ve eğitmenlerin mesleki istihdam için yeterlilik şartları;

(4) Aşağıda sayılan alanlarda yasama ve yürütme yetkisi eyaletlere aittir;

  1. a) Yetkili mercilerin yukarıdaki ikinci fıkra uyarınca çıkartılan kanunlara dayalı olarak, zorunlu devlet okullarında görev yapan öğretmenlerle ilgili görev ayrıcalıklarını düzenleme yetkisi; eyalet kanunlarıyla, eyaletlerdeki ve ilçelerdeki federal okul idarelerine hizmet pozisyonlarına yapılacak atamalar, diğer seçim ve terfi işlemlerinin yanı sıra göreve uygunluk ve disiplin kovuşturmalarında yer alma zorunluluğu sağlanır. Hizmet pozisyonlarına yapılacak atamalar, diğer seçimler ve terfilerde yer alma zorunluluğu her halükarda birinci seviye federal okul otoritesi tarafından aday gösterilme hakkını kapsar;
  2. b) Ana okul sistemi ve merkezler sistemi.

(5) Aşağıda belirtilen alanlarda, yukarıdaki iki ve dördüncü fıkralar arasında kalan hükümlerden farklı olarak, yasama ve yürütme yetkisi federasyona aittir;

  1. a) Müfredatlarının gereği olan uygulamaları eğitim amacıyla bir devlet okuluna bağlanmış örnek devlet okulları, örnek ana okulları, örnek merkezler ve örnek öğrenci yurtları;
  2. b) Münhasıran ya da büyük ölçüde yukarıdaki a bendinde belirtilen örnek okullarda öğrenim gören öğrencilere tahsis edilmiş, devlet öğrenci yurtları;
  3. c) Yukarıdaki (a) ve (b) bentlerinde belirtilmiş kamu kurumlarında görev yapan öğretmen, eğitmen ve ana okulu öğretmenlerinin çalışma esasları ve özlük hakları.

(6) Devlet okulları kanun gereği ilgili merciler tarafından kurulan ve muhafaza edilen okullardır. Devlet okullarının kurulması, bakımı ve kapatılmasına ilişkin konularda yasama ve yürütme yetkisinin federasyona ait olması kaydıyla, kanunun gerektirdiği yetki, federasyona aittir. Devlet okullarının kurulması, bakımı ve kapatılmasına ilişkin konularda mevzuat ya da uygulama yönetmeliklerini çıkarma ve yürütme yetkisinin eyaletlere ait olması kaydıyla, kanunun gerektirdiği yetki, eyaletlere veya yasal hükümlere göre belediyelere ya da belediyeler birliğine aittir. Okullar doğum, cinsiyet, ırk, statü, sınıf, dil ve din ve yasal gereklilikler sınırları dâhilinde başka her hangi bir ayrım olmaksızın herkese açıktır. Ana okullar, merkezler ve öğrenci yurtları için de aynı hüküm geçerlidir.

(7) Özel okullar devlet okullarının dışında kalan okullardır. Bunlar yasal hükümler uyarınca devlet okulu statüsü edinirler.

(8) Federasyon; yukarıdaki iki ve üçüncü fıkralara göre yürütme yetkisinin eyaletlere ait olduğu konularda, adı geçen fırkalar uyarınca çıkartılan kanunlara ve yönetmeliklere uygunluğu denetleyebilir ve bu amaçla okullara ve öğrenci yurtlarına görevliler atayabilir. Eksikliklerin gözlenmesi halinde, müdürden eksiklikleri uygun mühlet içerisinde gidermesi talep edilebilir. (madde 20/1). Müdür eksiklikleri yasal hükümler çerçevesinde gidermek ve talimatların gereğini yerine getirmek zorundadır ve ayrıca, eyaletin özerk yetki alanına giren bir konuda eyalet adına işlem yapma yetkisine sahip bir görevli sıfatıyla yetkisi dâhilindeki her türlü vasıtayı kullanmakla yükümlüdür.

(9) Hizmet şartlarının belirlenmesine ilişkin yasama ve yürütme yetkilerinin federasyon, eyaletler, belediyeler ve belediyeler birliği arasındaki dağılımına ilişkin olarak 10 ve 21’inci maddelerde düzenlenmiş genel kurallar, önceki fıkralarda yer alan aksine hükümler müstesna, öğretmen, eğitmen ve ana okul öğretmenlerinin çalışma esasları için de geçerlidir. Aynı hüküm öğretmen, eğitmen ve ana okul öğretmenlerinin özlük hakları için de geçerlidir.

(10) Milli Konsey; üniversiteler ve güzel sanatlar akademileriyle ilgili olmaması kaydıyla, federasyonun eyaletlerdeki ve ilçelerdeki okullara ilişkin yetkilerini ilgilendiren konularla, zorunlu eğitim, okulların teşekkülü, özel okullar ve devlet okullarında din dersi uygulaması dâhil, okullar ve Kiliseler   (ve çeşitli dini gruplar) arasındaki ilişkilere dair konularla ilgili olarak federal mevzuatı ancak en az üye tam sayısının yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla oylayabilir. Bu hususlarda müzakere edilen ve 50’nci maddede belirtilen kategoride yer alan antlaşmaların onanması için de aynı hüküm geçerlidir.

(11) (Mülga)

Madde 14a.

(1) Aşağıda aksine bir hüküm yoksa, ziraat ve ormancılık okullarının yanı sıra, ziraat ve ormancılık eğitimi, öğrenci yurtları ve bu madde kapsamındaki okul ve öğrenci yurtlarında görevli öğretmenlerin ve eğitmenlerin çalışma esasları ve özlük haklarına ilişkin konularda yasama ve yürütme yetkisi eyaletlere aittir. Üniversite eğitimiyle ilgili konular ziraat ve ormancılık okullarının kapsamında değildir.

(2) Aşağıda sayılan alanlarda yasama ve yürütme yetkisi federasyona aittir;

  1. a) Ziraat ve ormancılık ortaöğretim okulları ve ziraat ve ormancılık okullarında görevli öğretmen yetiştiren ve tamamlayıcı eğitim veren okullar;
  2. b) Ormancılık sektöründe çalışanların yetiştirildiği teknik kolejler;
  3. c) Müfredatta yer alan uygulamalı eğitimlerin verilebilmesini teminen, teşkilat olarak yukarıdaki (a) ve (b) bentlerinde belirtilen devlet okullarından herhangi birine ya da federal ziraat ve ormancılık araştırma enstitüsüne bağlı devlet ziraat ve ormancılık teknik kolejleri;
  4. d) Münhasıran veya büyük ölçüde yukarıdaki (a) ile (c) bentleri arasında kalan bentlerde belirtilen devlet okullarına devam eden talebe ve öğrencilere tahsis edilmiş öğrenci yurtları;
  5. e) Yukarıdaki (a) ila (d) bentleri arasında kalan bentler belirtilen devlet okullarında görevli öğretmen ve eğitmenlerin çalışma esasları ve özlük hakları;
  6. f) Dini cemaatlere ait ziraat ve ormancılık okullarının personel harcamaları için öngörülen devlet yardımları;
  7. g) Müfredatta yer alan uygulamalı eğitimlerin verilebilmesini teminen, teşkilat olarak federasyonun desteklediği bir ziraat ve ormancılık araştırma okuluna bağlı federal ziraat ve ormancılık enstitüleri.

(3) Yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen konularla ilgili olanlar müstesna, aşağıda sayılan alanlarda yasama yetkisi federasyona, yürütme yetkisi eyaletlere aittir;

  1. a) Din dersi;
  2. b) Bu okullarda görevli öğretmenler ve eğitmenlerle ilgili görev ayrıcalıklarını düzenleme yetkisini ilgilendiren konular hariç, devlet ziraat ve ormancılık meslek okulları ve teknik kolejlerinde görevli öğretmenlerin ve münhasıran ya da büyük ölçüde bu okullarda okuyan talebelere tahsis edilmiş devlet öğrenci yurtlarında görevli eğitmenlerin çalışma esasları ve özlük hakları;

Yukarıdaki (b) bendi hükümleri uyarınca çıkartılan federal kanunlarda açıkça belirlenecek münferit hükümlerle ilgili olarak eyaletlerin yasama organlarına uygulayıcı hükümler çıkartma yetkisi tanınabilir. Bu bağlamda, 15’inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri benzer şekilde uygulanır. Federasyon kanunlarıyla ilgili uygulama yönetmelikleri, burada aksine bir hüküm bulunmadığı taktirde, federasyon tarafından çıkartılır.

(4) Aşağıda belirtilen alanlardaki esaslara ilişkin yasama yetkisi federasyona aittir, uygulama kanunlarını çıkartma ve yürütme yetkisi eyaletlere aittir;

  1. a) Ziraat ve ormancılık meslek okulları bakımından, derslerin amaçlarının, okutulması zorunlu konuların ve serbest öğretimle ilgili hususların belirlenmesinin yanı sıra zorunlu eğitim ve bir eyaletteki bir okuldan başka bir eyaletteki bir okula nakille ilgili hususlar;
  2. b) Ziraat ve ormancılık teknik kolejleri bakımından, okula kabul şartları, derslerin amaçları, teşkilat şekilleri, eğitim ve öğretim konularının genişletilmesi ve okutulması zorunlu konular, serbest öğretim ve bir eyaletteki bir okuldan başka bir eyaletteki bir okula nakille ilgili hususlar;
  3. c) Yukarıdaki ikinci fıkranın (b) bendinde düzenlenen okullar hariç, özel ziraat ve ormancılık meslek okulları ve yetiştirme kolejlerinin kamusal statüsünü ilgilendiren hususlar;
  4. d) Yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen alanlarda eyaletlerin yürütme yetkisine dâhil olan istişare kurullarının teşkilini ve yetkilerini ilgilendiren hususlar.

(5) Yukarıdaki ikinci fıkranın (c), ve (g) bentlerinde belirtilen ziraat ve ormancılık teknik kolejleri ve araştırma enstitülerinin kurulması, ancak bu meslek okullarının veya teknik kolejin kurulacağı, Eyalet Hükümetinin bunun kurulmasını kabul etmişse kurulabilir. Bu okullarda müfredatta yer alan uygulamalı eğitimin verilebilmesi amacıyla, öğretmen yetiştiren ve tamamlayıcı eğitim veren bir okula ve ziraat ve ormancılık okullarına teşkilat olarak bağlanacak bir ziraat ve ormancılık okuluysa, bu olurun alınması zorunlu değildir.

(6) Yürütme yetkisinin üç ve dördüncü fıkra hükümleri uyarınca eyaletlere ait olduğu hususlarla ilgili olarak federasyon tarafından çıkartılmış yasal düzenlemelere uygunluğun denetlenmesi federasyonun yetkisindedir.

(7) 14’üncü maddenin altı, yedi ve dokuzuncu fıkra hükümleri, birinci fıkrada belirtilen* alanlarda gerekli değişikliklerle uygulanır.

(8) Milli Konsey; dördüncü fıkrada belirtilen konulara ilgili federal mevzuatı ancak en az üye tam sayısının yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edebilir.

Madde 14b.

(1) Üçüncü fıkra kapsamında düzenlenmemiş olması kaydıyla, kamu ihaleleriyle ilgili yasama yetkisi federasyona aittir.

(2) Birinci fıkrada belirtilen düzenlemeler bağlamında,

  1. Aşağıda sayılan alanlarda yürütme yetkisi federasyona aittir;
  2. a) Federasyona ait ihaleler;
  3. b) Madde 126/b’nin birinci fıkrasında tanımlanan vakıflar, fonlar ve kurumların ihaleleri;
  4. c) Diğer mali ya da iktisadi veya teşkilatsal tedbirlerle garanti altına alınan federasyonun mali katkısı ya da etkisi en az eyaletlerin mali katkıları ya da etkilerine mukabil derecedeyse, madde 126/b’nin ikinci fıkrasında tanımlanan işletmelerin ihaleleri;
  5. d) Federal Kanunlar uyarınca kurulmuş özerk idari hükmi şahıslara ait ihaleler;
  6. e) Yukarıdaki ikinci fıkranın (a)–(d) bentleri arasında kalan bentlerde belirtilmeyen aşağıda sayılan hükmi şahıslara ait ihaleler;
  7. aa) Federasyonun finansman katkısının en az eyaletlerin finansman katkılarına eşit olması kaydıyla, federasyon tarafından finanse edilen hükmi şahıslar;
  8. bb) Sözleşmenin (aa) bendi veya ikinci fıkranın (e) bendi kapsamında olmaması kaydıyla, yönetimleri bakımından federasyonun denetiminde olan hükmi şahıslar;
  9. cc) İhalenin (aa) veya (bb) bentleri, ya da ikinci fıkranın (e)–(aa) bentleri kapsamında olmaması ve federasyonun en az eyaletlerce atanan üye sayısına eşit sayıda üye atanması kaydıyla, federasyon tarafından atanmış üyelerden oluşan idari ve yönetim veya denetim kurulları;
  10. f) Federasyonun tahmini toplam sözleşme bedeli içerisindeki katkı payının en az eyaletlerinkine eşit olması kaydıyla, federasyon ve eyaletlerin ortaklaşa gerçekleştirecekleri ihaleler;
  11. g) İkinci fıkranın (a)–(f) bentleri arasında kalan bentlerde belirtilmeyen hükmi şahıslara ait ihaleler.
  12. Aşağıda sayılan alanlarda yürütme yetkisi eyaletlere aittir;
  13. a) Herhangi bir belediye veya belediye birliğine ait ihaleler;
  14. b) Madde 127/1 ve madde 127/a’nın bir ve sekizinci fıkralarında tanımlanan vakıflar, fonlar ve kurumların ihaleleri;
  15. c) Birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen konularla ilgili olmamak kaydıyla, madde 126/b’nin ikinci fıkrasında tanımlanan işletmelere ait ihaleler ve madde 127/3 ve madde 127/a’nın üç ve sekizinci fıkralarında tanımlanan işletmelere ait ihaleler;
  16. d) Eyaletlerin mevzuatına uygun olarak kurulmuş özerk hükmi şahıslara ait ihaleler;
  17. e) Birinci fıkranın (a)–(d) bentleri arasında kalan bentlerde belirtilmeyen aşağıda sayılan hükmi şahıslara ait ihaleler;
  18. aa) İhalenin, birinci fıkranın (e) ve (aa) bentlerindeki hükümlere tabi bir ihale olmaması kaydıyla, eyaletlerin biri tarafından münferiden, ya da federasyon veya diğer bir eyalet ile müştereken finanse edilen hükmi şahıslar;
  19. bb) İhalenin, birinci fıkranın (e) ve (aa) bentlerindeki hükümlere tabi bir ihale olmaması kaydıyla, yönetimleri bakımından eyaletlerin denetiminde olan hükmi şahıslar;
  20. cc) İhalenin, birinci fıkranın (e) ve (aa) bentlerindeki hükümlere tabi bir ihale olmaması kaydıyla, herhangi bir eyalet tarafından atanmış üyelerden oluşan idari, yönetim veya denetim kurulları;
  21. f) İhalenin, birinci fıkranın (f) bendine tabi bir ihale olmaması kaydıyla, federasyon ve eyaletlerin birlikte düzenleyecekleri ihalelerin yanı sıra birden fazla eyalet tarafından düzenlenen ihaleler; belediyeler, nüfus büyüklüklerine bakılmaksızın, birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri ile ikinci fıkranın (b) ve (c) bentleri bakımından, Federal Denetim Kurulunun görev ve yetki sınırları kapsamında bulunan hükmi şahıslar olarak kabul edilirler. Birinci fıkranın (b), (c), (e) ve (f) bentleri kapsamında, birinci fıkra uyarınca yapılacak alımların federasyona ait olduğu ve ikinci fıkra hükümleri uyarınca gerçekleştirilecek alımların ilgili eyaletlere ait olduğu kabul edilir. İkinci fıkranın (c), (e) ve (f) fıkraları bakımından, ihalenin birden fazla eyaletle ilgili olması durumunda, yürütme yetkisi, birinci fıkranın ilgili bendi (madde imi) bakımından federasyon ve eyalet arasındaki yürütme yetkisi paylaşımında hangi tarafın daha ağırlıkta olduğuna ve ayrıca alım yapan tarafın ikamet yerine, ihale makamının ikamet yerine (asli ikametgahına) bağlı olacaktır. Ancak, yürütme yetkisinin kesin olarak tanımlanması yine de mümkün değilse, yürütme yetkisi, ihalenin yapıldığı tarih itibariyle Federal Konseye halen ev sahipliği yapan eyalete ya da son olarak ev sahipliği yapmış eyalete aittir.

(3) İkinci fıkranın 2 numaralı bendinde belirtilen ihale sahipleri tarafından gerçekleştirilecek ihalelerin incelenmesiyle ilgili yasama ve yürütme yetkisi eyaletlere aittir.

(4) Federasyon; birinci fıkrada belirtilen konularla ilgili kanun taslaklarının hazırlanmasında eyaletlere de söz hakkı tanır. Birinci fıkra hükmüne göre kabul edilen, eyaletlerin yürütme yetkisinde olan konuları düzenleyen federal kanunlar ancak eyaletlerin ön onayı alınarak çıkartılabilir.

(5) İlgili kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, birinci fıkra hükmü uyarınca çıkartılan federal kanunlarla ilgili uygulama yönetmelikleri federasyon tarafından çıkarılır. Dördüncü fıkra hükümleri bu yönetmeliklere gerekli değişikliklerle uygulanır.

(6) Sorgulama yetkisine sahip idari mercilerden 19’uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen üst derece idari mercileri, belediyeleri ve belediye birliklerinin yanı sıra özel hukuk kişilerini denetlemeleri de talep edilebilir.

Madde 15.

(1) Kendisiyle ilgili yasama ve/veya yürütme yetkisi federal anayasa tarafından federasyona bırakılmamış konularda eyaletler bağımsız yetki sahibidirler.

(2) Devlet emniyet güçlerinin mahalli emniyet birimlerini ilgilendiren ve belediyenin temsil ettiği yerel halkın menfaatlerini doğrudan doğruya ya da büyük ölçüde ilgilendiren ve uygunsuz gürültüye karşı kamu huzurunun ve düzeninin korunması örneğinde olduğu gibi, yerel halkın mahalli sınırlar içerisinde uygun şekilde çözümleyebileceği meselelerde, belediyelerin bu meseleleri ele alış şeklini denetleme ve gözlenen her türlü eksikliğin düzeltilmesini validen talep etme yetkisi federasyona aittir. Federasyonun bu amaçla yürüttüğü teftiş yetkileri belediyeye devredilebilir. Böyle bir yetki devrinin yapıldığı her durumda vali keyfiyetten haberdar edilir.

(3) Eyalet mevzuatının tiyatrolar ve sinemalar, halka açık gösteri ve performanslar ve eğlencelerle ilgili hükümleri uyarınca eyaletlerin coğrafi yetki sınırları içerisinde bulunan Federal Emniyet Müdürlükleri, asgari olarak söz konusu etkinliklerinden gözetiminden sorumludurlar. Ancak bu gözetim yetkisi, teknik faaliyetleri, yapılarda emniyeti ve itfaiyeyi ilgilendiren hususları ve idarenin, ilgili mevzuat uyarınca düzenlenecek ruhsatlarla ilgili ön incelemede yer alması hususunu kapsamaz.

(4) Federal Emniyet Müdürlüklerinin kendi coğrafi yetki sınırlarında kalan bölgelerde görev yapan, mahalli trafik polisleri (madde 118/3 ve 4) hariç, trafik polisleri ve Tuna Nehri, Konstans Gölü, Neusiedl Gölü ve sınırı aşan sularda görevli nehir ve seyrüsefer polisine ilişkin icra sorumluluklarının sınırı, federasyonun ve ilgili eyaletin konuyla ilgili kanunlarında belirlenir.

(5) Ordu mensupları veya diğer federal çalışanlara ait okullar ve hastaneler, ya da kışlalar dâhil, federal mercileri ve büroları ya da kamu kurumlarını barındıran yapılar gibi Federal Hükümete ait kamu hizmet binalarını ilgilendiren idari işlemler federal icranın yetkisi dahilindedir. Bu idari işlemlere dair itirazlarda nihai karar yetkisi valiye aittir. Ancak, bu hallerde yapılaşma sınırı ve seviyesinin belirlenmesi eyaletlerin yürütme yetkisindedir.

(6) Esasları düzenleme yetkisinin federasyona bırakılmış olması kaydıyla, federal kanunun belirlediği çerçeve kapsamında yer alan detaylı uygulamalarda sorumluluk, eyaletlerin yasama organlarına aittir. Federal kanun uygulama mevzuatının çıkartılması için mühlet belirleyebilir ki, bu süre, Federal Konseyin onayı olmaksızın, altı aydan kısa ve bir yıldan uzun olamaz. Bir eyalet bu mühlete uymaz ise, uygulama mevzuatını çıkarma yetkisi eyaletten federasyona geçer. Federal uygulama mevzuatı eyalet uygulama mevzuatının çıkartıldığı tarih itibariyle yürürlükten kalkar. Federasyon esasları belirlememişse, eyalet yasama organı bu hususları düzenlemekte serbesttir. Eyalet mevzuatının hükümleri, federasyonun esasları belirlediği tarihten itibaren federal kanunun belirlediği mühlet içerisinde bu esaslara ilişkin gerekli değişiklikler yapılarak tadil edilir.

(7) 11 ve 12’nci maddeler ile 14’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları ve madde 14/a’nın üç ve dördüncü fıkralarında belirtilen alanlarla ilgili olarak bir eyalete ait bir idari işlem birden fazla eyalette uygulanacaksa, bu idari işlemin uygulanacağı eyaletler, öncelikle uygulamanın esasları üzerinde anlaşmaya varacaklardır. Yasal gerekliliğin ortaya çıktığı tarihten itibaren altı ay içerisinde üzerinde anlaşmaya varılacak bu düzenlemenin çıkartılmaması halinde, eyaletlerden ya da konunun taraflarından birinin talebiyle, bu düzenlemeyi çıkartma yetkisi ilgili Federal Bakanlığa geçer. Detaylar, 11 ve 12’nci maddeler ile 14’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları ve madde 14/a’nın üç ve dördüncü fıkraya istinaden çıkartılmış federal kanunlarca düzenlenebilir.

(8) Federasyon, 11 ve 12’nci maddelere göre federal yasamanın yetkisine bırakılan konularda, çıkartmış olduğu yönetmeliklere uygunluğu denetleme hakkına sahiptir.

(9) Eyaletler kendi yasama yetkilerinin sınırları içerisinde kalan konularda, o konunun ceza ve medeni hukuk alanını ilgilendiren yönüyle ilgili hükümleri de düzenleyebilirler.

(10) Eyaletlerin mevcut mutat kamu yönetimi teşkilatında değişiklik yapan ya da yeni birimlerin kurulmasını öngören eyaletsel mevzuat düzenlemeleri ancak Federal Hükümetin onayıyla çıkartılabilir.

Madde 15a.

(1) Federasyon ve eyaletler kendi görev ve yetki alanlarına giren konularda birbirleriyle anlaşmalar yapabilirler. Federasyon adına bu tür anlaşmaların yapılması yetkisi, anlaşmanın konusuna bağlı olarak, Federal Hükümete ya da Federal Bakana aittir. Federal yasama organını da bağlayıcı nitelikteki anlaşmalar ancak Milli Konseyin onayıyla Federal Hükümet tarafından yapılabilir. 50’nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri Milli Konseyin bu yönde alacağı kararlara gerekli değişikliklerle uygulanır; bu kararlar Federal Resmi Gazete’sinde yayımlanır.

(2) Eyaletler kendi aralarında ve ancak kendi yetki alanlarıyla ilgili konularda anlaşmalar yapabilirler ve bu anlaşmaları gecikmeksizin Federal Hükümetin bilgisine sunmak zorundadırlar.

(3) Uluslararası hukukun antlaşmalara ilişkin esasları yukarıdaki birinci fıkrada kastedilen anlamdaki anlaşmalara uygulanır. Aynı esaslar, ilgili eyaletin buna mukabil kurucu kanunlarında aksine hükümler bulunmadıkça, yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen anlaşmalar için de gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 16.

(1) Eyaletler kendi yetki alanına giren konularda Avusturya’ya komşu devletlerle, ya da onları oluşturan eyaletlerde antlaşmalar yapabilirler.

(2) Vali, bu nitelikte bir antlaşmayla ilgili müzakerelere başlanmadan önce Federal Hükümeti keyfiyetten haberdar etmelidir. Vali antlaşmanın imzalanmasından önce Federal Hükümetin onayını almalıdır. Federal Hükümet, onay talebinin Federal Şansölyeye tevdi edildiği tarihten itibaren sekiz hafta içerisinde valiye onay talebinin reddedildiğini bildirmemişse, onay verilmiş addedilir. Antlaşma müzakerelerini başlatma ve antlaşmayı imzalama sorumluluğu, eyalet hükümetinin tavsiyesi ve valinin imzasıyla Federal Cumhurbaşkanına aittir.

(3) Yukarıdaki birinci fıkraya göre bir eyalet tarafından imzalanan antlaşmalar Federal Hükümetin talebiyle iptal edilir. Bir eyalet bu yükümlülüğü yerine getirmezse, bununla ilgili yetki federasyona intikal eder.

(4) Eyaletler, uluslararası antlaşmaların uygulanması için kendi özerk yetki alanı çerçevesinde gerekli olacak işlemleri gerçekleştirmekle yükümlüdürler. Bir eyalet bu yükümlülüğünü eksiksiz şekilde yerine getirmezse, özellikle gerekli kanunların çıkartılması da dâhil bu işlemleri gerçekleştirme yetkisi federasyona intikal eder. Bu hüküm uyarınca federasyonun gerçekleştireceği bir işlem, özellikle çıkartılan bu nitelikteki bir kanun ya da yönetmelik, eyaletin yapılması zorunlu işlemi gerçekleştirmesiyle birlikte hükmünü yitirir.

(5) Federasyon, uluslararası antlaşmaların uygulanması konusunda ve eyaletlerin yetki alanına giren konularda da gözetim hakkına sahiptir. Federasyonun bu konuda eyaletlere karşı icra edeceği yetkiler dolaylı federal idarenin konusu olan yetkilerle aynıdır. (madde 102).

Madde 17.

Yasama ve yürütme yetkileriyle ilgili olarak madde 10 ilâ 15 arasında kalan maddelerde yer alan hükümler hiçbir şekilde, bir medeni hak sahibi olan federasyon ve eyaletlerin konumunu etkilemez.

Madde 18.

(1) Kamu yönetiminin geneli hukuka dayanır.

(2) Her idari mercii kendi yetki ve görev alanı sınırları çerçevesinde kanuna dayalı olarak yönetmelikler çıkarabilir.

(3) Milli Konseyin toplantıda olmadığı, zamanda toplanamayacağı veya kontrolü dışındaki sebeplerden ötürü toplantı yapmasının engellendiği bir anda, toplum için açık ve telafisi mümkün olmayan bir zararı önlemek için, Anayasa uyarınca Milli Konseyin karar almasını gerektirecek acil tedbirlerin alınması gerekli olursa, Federal Cumhurbaşkanı mevcut mevzuatta geçici değişiklikler getiren kararnameler çıkartmak yoluyla, Federal Hükümetin tavsiyesiyle ve kendisinin ve Federal Hükümetin sorumluluğunda bu tedbirleri alır. Federal Hükümet, Milli Konsey Baş Komisyonu tarafından atanmış Daimi Alt Komisyonun onayıyla tavsiyelerini sunmalıdır. (madde 55/2). Bu kararname Federal Hükümet tarafından da imzalanmalıdır.

(4) Üçüncü fıkra uyarınca çıkarılan tüm kararnameler Federal Hükümet tarafından gecikmeksizin Milli Konseye tevdi edilmelidir. Milli Konsey o anda oturumda değilse, Federal Cumhurbaşkanı tarafından toplanır. Ancak, Milli Meclis toplantıdaysa, kararnamenin tevdi edildiği tarihten itibaren sekiz gün içerisinde Başkan Milli Konseyi toplantıya çağırır. Milli Konsey; kararnamenin tevdi edildiği tarihten itibaren dört hafta içerisinde bu kararnamenin yerine ilgili Federal Kanunu oylamalı, ya da kararnamenin derhal yürürlükten kaldırılması talebiyle bir karar almalıdır. Kararnamenin yürürlükten kaldırılması yönünde karar alınmışsa, Federal Hükümet derhal talebi yerine getirmelidir. Başkan, Milli Konseyin zamanında karar alabilmesini teminen, teklifi en geç en son gün fakat her halükarda söz konusu dört haftalık mühletin hitamından önce oya sunmalıdır. Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunda ayrıntılı düzenlemeler yapılır. Kararname, Federal Hükümet tarafından bir önceki cümlede yer alan hükümler uyarınca yürürlükten kaldırılırsa, kararnameyi yürürlükten kaldıran yasal hükümler, kararnamenin yürürlüğünün sona erdiği tarihinden itibaren yürürlüğe girer.

(5) Üçüncü fıkrada belirtilen kararnameler federal anayasa hükümlerini değiştirecek bir düzenleme içeremezler ve konuları itibariyle Federasyon veya Eyaletlere, ilçelere, ya da belediyelere mali yükler, ne de vatandaşlar için mali yükümlülükler, ya da kamu mallarının elden çıkartılması zorunluluğu getiremeyecekleri gibi, 10’uncu maddenin birinci fıkrasının 11 numaralı bendinde belirtilen konularla ilgili önlemler içeremezler ve son olarak dernekleşme veya kiraların korunması konularıyla da ilgili olamazlar.

Madde 19.

(1) Federal Cumhurbaşkanı, Federal Bakanlar ile Devlet Sekreterleri ve Eyalet Hükümetlerinin üyeleri en yüksek dereceli yürütme mercileridir.

(2) Yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen mercilerin ve diğer kamu görevlilerinin ekonominin özel sektör kanadındaki faaliyetlerinin kabul edilebilirliği Federal Kanunla sınırlandırılabilir.

Madde 20.

(1) Geçici süreyle seçilmiş veya kalıcı süreyle atanmış kamu görevlileri federasyonun ve eyaletlerin en yüksek idari mercilerinin yönlendirmesiyle idari görevlerini yasalar çerçevesinde yerine getirir. Anayasada aksine hükümler bulunmadıkça, bunlar amirlerinin talimatlarına tabidirler ve görevlerini ifa ederken amirlerine karşı sorumludurlar. Bir ast, üstü tarafından verilmiş talimatı konuya uygun değilse, ya da talimata uyulması ceza kanununu ihlal edecekse, bir talimatı yerine getirmeyi reddedebilir.

(2) Federal veya eyalet kanunlarında son karar merci olarak bir mahkemeyi görevlendirmişse ve bu mahkemenin kararların kanun uyarınca idari merciler tarafından iptal edilmesi ya da değiştirilmesi mümkün değilse ve bu mahkeme en az bir hâkimden oluşuyorsa, mahkemenin diğer üyeleri de aynı şekilde hiçbir talimata bağlı olmaksızın görevlerini ifa ederler.

(3) Federal, eyaletlerle ve belediyelerle ilgili görevlerle görevlendirilmiş olanların yanı sıra diğer kamu hükmi şahıslarında görevlendirilenler, yasalarda aksine hüküm yer almadıkça, görevlerinin gereği olan faaliyetlerden edinecekleri ve açıklanması, kamu huzuru, düzeni ve emniyeti, genel milli savunma, dış ilişkiler, kamu hükmi şahsının menfaatleri, bir yasal düzenlemenin hazırlanması ya da ilgili tarafların üstün menfaatleri gereği kendilerine yasaklanmış bilgilerin tamamını gizli tutacaklardır (resmi gizlilik). Genel bir temsilcilik tarafından bu bilgiler talep edilmişse, bu temsilcilik tarafından atananlar için resmi gizlilik yükümlülüğü bulunmamaktadır.

(4) Federal, eyaletlerle ve belediyelerle ilgili görevlerle görevlendirilmiş olanların yanı sıra diğer kamu hükmi şahıslarında görevlendirilenler, bu açıklamanın gizliliğin muhafazasına ilişkin yasal yükümlülükle çelişmemesi kaydıyla, kendi yetki ve görev alanlarına giren konulara ilişkin bilgileri açıklarlar. Bir meslek birliğinin bilgi verme yükümlülüğü sadece kendi mensuplarıyla sınırlıdır ve bu açıklama yasaların kendilerine tanıdıkları işlevlerin işleyişine mani olmayacaktır. Federal mercilerin ve yerinden yönetim birimlerinin yasama ve yürütme yetkileriyle ilgili olarak federal kanunlar kapsamında detaylı düzenleme yapma yetkisi federasyona aittir. Eyaletlerin ve belediyelerle yerinden yönetim birimlerinin çerçeve mevzuatlarla ilgili yetkileri bakımından detaylı düzenleme yapma yetkisi federasyona aitken, uygulama mevzuatını çıkarma ve yürütme yetkileri eyalete aittir.

Madde 21.

(1) Eyalet, belediyeler ve belediye birliklerinin çalışanlarının hizmet akitleri ve özlük haklarına dair düzenlemeler dâhil, çalışma esaslarını ilgilendiren konularda yasama ve yürütme yetkisi, aşağıdaki ikinci fıkrada ve madde 14/2 ve 3’ün (d) bendinde yer alan aksine hükümler müstesna, eyaletlere aittir. Hizmet akdiyle çalışmayla ilgili tüm ihtilaflar mahkemeler tarafından çözümlenir.

(2) İşletmelerde istihdam edilenler müstesna, (birinci fıkrada anılan) çalışanların iş güvenliği ve eyalet çalışanlarının özlük haklarına dair konularda yasama ve yürütme yetkisi, eyaletlere aittir. Birinci cümlede yer alan konularda eyaletin yetkili olmadığı durumlarda, yukarıdaki belirtilen konularda federasyon yetkilidir.

(3) Anayasada aksine hüküm bulunmadıkça, federasyon çalışanlarına tanınan ayrıcalıklı memuriyet yetkisi federasyonun en yüksek mercileri tarafından icra edilir. Kanunun federasyon çalışanları için uygun istisnalar tanıdığı durumlar hariç, eyalet çalışanlarına tanınan ayrıcalıklı memuriyet yetkisi eyaletlerin en yüksek mercileri tarafından icra edilir. Eyalet anayasasında, eyalet çalışanlarına tanınan ayrıcalıklı memuriyet yetkisinin eşdeğer merciler tarafından icra edilebileceği hükmü yer alabilir.

(4) Kamu çalışanlarının federasyon, eyaletler, belediyeler ve belediyeler birlikleri arasında bir görevden diğer bir göreve atanma olasılıkları her daim garanti altındadır. Hizmet sürelerinin, federasyon, ya da bir eyalet, bir belediye, ya da bir belediye birliği için görev yürütülmesine bağlı olarak değişik hesaplanması kabule şayan değildir. Federasyonun, eyaletlerin ve belediyelerin personel çalışma esasları, özlük hakları ve iş güvencesi alanlarındaki düzenlemelerinde birbirine paralellik sağlanabilmesi için, federasyon ve eyaletler bu konulardaki tasarılarından birbirlerini haberdar ederler.

(5) Aşağıda sayılan haller yasal düzenleme yoluyla mümkün olabilir;

  1. Devlet memurlarının özel idari işlevleri ifa etmek amacıyla, ya da görevin bunu gerektirmesi sebebiyle geçici süreyle atanabilmeleri;
  2. Geçici sürenin hitamından sonra, ya da idari birimin teşkilatında veya çalışma esaslarının yapısında yasayla değişiklik yapılması üzerine, atamanın gerekli olmaması;
  3. Atama yetkisinin 66’ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca devredilmemiş olması kaydıyla, çalışanın görev yerinin veya unvanının değişmesi halinde, atamanın gerekli olmaması.

(6) Yukarıdaki beşinci fıkrada belirtilen hallerde denk görev talebinde bulunulamaz.

Madde 22.

Federasyonun, eyaletlerin ve belediyelerin tüm yetkili mercileri kendi yetki alanı çerçevesinde birbirleriyle karşılıklı yardımlaşma içerisinde çalışmakla yükümlüdürler.

Madde 23.

(1) Kamu hukukuna göre kurulmuş Federasyon, eyaletler, ilçeler, belediyeler ve diğer kurum ve kuruluşlar, kanunların yürürlüğünün sağlanması amacıyla kendileri namına çalışan kişilerin kanuna aykırı davranışlarından ötürü her kim olursa olsun diğer kişilere verdikleri zarar ziyandan sorumludur.

(2) Yukarıdaki birinci fıkrada anılan tüzel kişilerden herhangi bir adına iş gören kişiler, bu zarar ziyanın kasti tutumları veya ağır kusurlarından kaynakladığının ispat edilmesi şartıyla, hükmi şahsın tazmin edilen kişiye ödediği tazminat bakımından o tüzel kişiye karşı sorumludur.

(3) Yukarıdaki birinci fıkrada anılan tüzel kişilerden herhangi bir adına iş gören kişiler, kanunların yürürlüğünün sağlanması amacıyla kendileri namına çalıştıkları tüzel kişilere karşı, kanuna aykırı davranışlarından ötürü verdikleri zarar ziyandan sorumludur.

(4) Bir ila üçüncü fıkralar arasında kalan hususlarla ilgili detaylı hükümler Federal Kanunla düzenlenir.

(5) Posta sistemi ve telekomünikasyon alanlarını düzenleyen özel hükümler ile yukarıdaki bir ila üçüncü fıkralar arasında kalan hükümler arasındaki farklılığın haddi Federal Kanunla belirlenir.

  1. Avrupa Birliği

 

Madde 23a.

(1) Avusturya Cumhuriyeti tarafından Avrupa Parlamentosu’na atanacak üyeler, nispi temsil esaslarına göre, en geç seçim tarihinin hitamında on sekiz yaşını tamamlamış ve seçim tarihinde Avusturya vatandaşı ve Avrupa Birliği hukukuna göre oy kullanmaktan men edilmemiş olan, ya da Avrupa Birliğine üye ülkelerin vatandaşı olan ve Avrupa Birliği hukukuna göre oy kullanma hakkına sahip kişiler arasından, eşit, doğrudan, gizli ve şahsi oy esaslarıyla seçilirler. Seçim usulüne ilişkin ayrıntılı hükümler Federal Kanunla düzenlenecektir.

(2) Federal bölge, Avrupa Parlamentosu için yapılacak seçimlerde tek bir seçim çevresini teşkil eder.

(3) En geç seçim tarihinin hitamında on dokuz yaşını tamamlamış ve seçim için belirlenen tarihte Avusturya vatandaşı ve Avrupa Birliği hukukuna göre oy kullanmaktan men edilmemiş olan, ya da Avrupa Birliğine üye ülkelerin vatandaşı olan ve Avrupa Birliği hukukuna göre oy kullanma hakkına sahip kişiler, seçilebilirler.

(4) Oy kullanma hakkının kullanılması veya seçmenlik hakkı ancak mahkeme kararıyla engellenebilir.

(5) Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sevk ve idaresi Milli Konsey tarafından seçimler için atanmış seçim kurullarına devrolunur. Yurtdışında gerçekleştirilen oy kullanma işlemlerinin bir seçim kurulu önünde gerçekleştirilmesi gerekli değildir. Yurtdışında oy kullanımına ilişkin daha detaylı hükümler ancak, Milli Konseyin üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilebilir.

(6) Seçmen kütükleri belediyeler tarafından kendi yetki ve görev sorumlulukları çerçevesinde hazırlanır.

Madde 23b.

(1) Avrupa Parlamentosuna üye olarak seçilmek için adaylığını koyan kamu görevlilerine propaganda faaliyetleri için yeterli süre tanınır. Avrupa Parlamentosuna üye olarak seçilen kamu görevlilerinin memuriyetleri, maaş kaybıyla birlikte görevleri süresince askıya alınır.

(2) Üniversitede görev yapan öğretim görevlileri Avrupa Parlamentosuna mensupken araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam edebilir ve sınavlarda görev alabilirler. Bu faaliyetlere ilişkin ücretler fiilen verilen hizmet esas alınarak hesaplanır. Ancak bu ücret bir üniversite öğretim görevlisinin maaşının yüzde yirmi beşini geçemez.

(3) Anayasada Milli Konseyin mevcut veya sabık üyelerinin gerçekleştiremeyecekleri faaliyetler olarak tanımlanan faaliyetler, Avrupa Parlamentosunun mevcut veya sabık üyeleri için de münasip değildir.

Madde 23c.

(1) Federal Hükümet, Avrupa Birliği çerçevesinde Komisyon, Adalet Divanı, Bidayet Mahkemesi, Sayıştay, Avrupa Yatırım Bankası Yönetim Kurulu, Ekonomik ve Sosyal Komite ve Bölgeler Komitesi üyelikleri için Avusturya’nın göstereceği adayların belirlenmesinden sorumludur.

(2) Federal Hükümet, Komisyon, Adalet Divanı, Bidayet Mahkemesi, Sayıştay, Avrupa Yatırım Bankası Yönetim Kurulu üyelikleriyle ilgili olarak, Milli Konseyin Ana Komisyonuyla mutabakata varacaktır. Federal Hükümet tasarladığı kararı hakkında Milli Konseyin Ana Komisyonunu ve Federal Cumhurbaşkanını aynı anda bilgilendirecektir.

(3) Federal Hükümet, Ekonomik ve Sosyal Komite üyelikleri için ekonomik ve sosyal çevreleri oluşturan çeşitli resmi ve diğer meslek kuruluşlarının tekliflerini alacaktır.

(4) Bölgeler Komitesi asil ve yedek üyelikleri için Avusturya’nın göstereceği adaylarda eyaletlerin yanı sıra Avusturya Şehirler ve İlçeler Birliği (Avusturya Mahalli İdareler Federasyonu) ve Avusturya Belediyeler Birliğinden (Avusturya Belediyeler Federasyonu) teklif alınması esastır. Bu bağlamda, Eyaletler sırasıyla bir aday, Avusturya Şehirler ve İlçeler Birliği ve Avusturya Mahalli İdareler Birliği müştereken üç temsilciyi aday olarak gösterirler.

(5) Federal hükümet yukarıdaki üç ve dördüncü fıkralar uyarınca belirlenen isimleri Milli Konseye bildirir. Federal hükümet yukarıdaki iki, üç ve dördüncü fıkralar uyarınca belirlenen isimleri Federal Konseye bildirir.

Madde 23d.

(1) Federasyon, eyaletlerin özerk yetki ve görev alanına giren, ya da öteki türlü onların menfaatine olan Avrupa Birliğiyle ilgili projeleri vakit geçirmeksizin eyaletlere bildirmek ve federasyonun belirleyeceği makul süre içerisinde görüşlerini belirtme fırsatı tanımak zorundadır. Bu görüşler Federal Şansölyeye tevdi edilir. Belediyelerin yetki ve görev alanlarının ya da önemli menfaatlerinin etkilenecek olması kaydıyla, aynı hüküm gerekli değişiklikler belediyeler için de geçerlidir. Belediyeleri bu konularda Avusturya Şehirler ve İlçeler Birliği (Avusturya Mahalli İdareler Federasyonu) ve Avusturya Mahalli İdareler Birliği (Avusturya Belediyeler Federasyonu) temsil eder (madde 115/3).

(2) Federasyon, yasama yetkisinin eyalete ait olduğu Avrupa Birliğiyle ilgili bir projede eyaletlerin mutabakatına sahipse, Avrupa Birliğindeki müzakerelerde ve oylamalarda bu mutabakatla bağlıdır. Federasyon ancak, dış ilişkiler ve entegrasyon politikaları alanlarında zaruri bir gerekçeyle bu mutabakattan farklı hareket edebilir.

(3) Avrupa Birliği çerçevesindeki bir projenin yasama yetkisinin eyalete ait olduğu alanları da etkilemesi mümkünse, Federal Hükümet, eyaletler tarafından belirlenmiş bir adayı Konseyin karar alma sürecinde eyaleti temsil etmek üzere atar. Bu atama yetkisi Federal Hükümetin ilgili üyesinin işbirliğiyle ve Federal Hükümetin koordinasyonunda icra edilir. İkinci fıkra hükümleri eyalet temsilcisi için uygulanır. Federal yasama yetkisinde olan konularda eyaletlerin temsilcileri Milli Konseye karşı sorumludurlar; Eyaletlerin yasama yetkisinde olan konularda ise 142’nci maddeye göre eyalet yasama organlarına karşı sorumludurlar.

(4) Bir ila üçüncü fıkralar arasında kalan hükümlerle ilgili daha ayrıntılı düzenlemeler federasyon ve eyaletlerin mutabakatıyla gerçekleştirilir. (madde 15/1).

(5) Eyaletler, Avrupa Birliğiyle entegrasyon çerçevesindeki hukuki işlemlerin uygulanması için gerekli olan işlemlerden kendi yetki ve görev alanlarına girenlerini gerçekleştirmekle yükümlüdürler. Bir eyalet bu yükümlülüğünü layıkıyla yerine getirmezse ve Avrupa Birliği bünyesindeki bir mahkeme tarafından Avusturya aleyhine bu durum tespit edilirse, gerekli yasaların çıkartılması başta olmak üzere bu işlemleri gerçekleştirme yetkisi federasyona intikal eder. Böyle bir kanun veya kararnamenin çıkartılması başta olmak üzere, federasyonun bu hüküm uyarınca gerçekleştireceği bir işlem, eyaletin gerekli işlemi gerçekleştirdiği tarihten itibaren yürürlükten kalkar.

Madde 23e.

(1) Federal hükümetin ilgili üyesi Avrupa Birliği kapsamındaki tüm projeler hakkında vakit kaybetmeksizin Milli Konsey ve Federal Konseyi bilgilendirir ve projelerle ilgili görüşlerini bildirme olanağı sağlar.

(2) Federal hükümetin ilgili üyesi Avrupa Birliği kapsamında yer alan ve Federal Kanunlarla düzenlenmesi gereken, ya da federal yasama yoluyla düzenlenmesi gerekecek konuları ilgilendiren bir hukuki işleminin uygulanmasıyla doğrudan alakalı bir projeyle ilgili olarak Milli Konseyden görüş edinmişse, Federal Hükümetin bu üyesi Avrupa Birliğindeki müzakerelerde ve oylamalarda bu görüşle bağlıdır. Ancak, dış ilişkiler ve entegrasyon politikaları alanlarında zaruri bir gerekçeyle bu görüşten farklı hareket edilebilir.

(3) Federal hükümetin bir üyesi yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen Milli Konseyin görüşünden farklı hareket etmek isterse, bir kez daha Milli Konseye müracaat edilir. Avrupa Birliğinin hazırlık aşamasında olduğu söz konusu hukuki işleminin mevcut federal anayasada önemli bir değişiklik öngörmesi halinde, Milli Konsey uygun zaman içerisinde bu yönde bir itirazda bulunmamış ise söz konusu görüşten farklı hareket edilebilir.

(4) Milli Konsey yukarıdaki ikinci fıkra uyarınca görüşünü bildirmişse, Federal Hükümetin ilgili üyesi Avrupa Birliğinde gerçekleştirilen oylamayla ilgili olarak Milli Konseyi bilgilendirir. Federal hükümetin ilgili üyesi, özellikle Milli Konseyin görüşünden farklı hareket edilmişse, bunun gerekçeleri hakkında Milli Konseyi vakit geçirmeksizin bilgilendirir.

(5) Milli Konseyin yukarıdaki bir ve dördüncü fıkralar arasında düzenlenen yetkilerinin muhafazası, prensip olarak, ana komitenin sorumluluğundadır. Bu konuyla ilgili daha ayrıntılı hükümler Milli Konseyin daimi kararları hakkındaki Federal Kanunla düzenlenir. Avrupa Birliği ile ilgili projelerden sorumlu olacak Ana Komiteye bağlı ayrı bir daimi alt komisyonunun yetki alanı ve Milli Konseyin bir ila dördüncü fıkralar arasında düzenlenen yetkilerinden hangilerinin Milli Konseyin kendisine bırakılacağı bu vesileyle yapılacak düzenlemelerle belirlenebilir. 55’inci maddenin üçüncü fıkra hükümleri bu daimi alt komisyon bakımından gerekli değişikliklerle uygulanır.

(6) Federal hükümetin ilgili üyesi Avrupa Birliği kapsamında yer alan ve uygulanması için, 44’üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca Federal Konseyin mutabakatıyla federal anayasada düzenlenme yapılması zorunluluğu bulunan, bir projeyle ilgili olarak Federal Konseyden görüş edinmişse, Federal Hükümetin bu üyesi Avrupa Birliğindeki müzakerelerde ve oylamalarda bu görüşle bağlıdır. Ancak, dış ilişkiler ve entegrasyon politikaları alanlarında zaruri bir gerekçeyle bu görüşten farklı hareket edilebilir. Federal Konseyin yukarıdaki ikinci fıkrada düzenlenen yetkilerinin muhafazası ve bu konuyla ilgili daha ayrıntılı hükümler Federal Konseyin usul kurallarıyla düzenlenir. Avrupa Birliği ile ilgili projelerden Federal Konsey yerine sorumlu olacak özel olarak kurulacak komisyonunun yetki alanı ve Federal Konseyin birinci ila bu fıkrada düzenlenen yetkilerinden hangilerinin Federal Konseyin kendisine bırakılacağı bu vesileyle yapılacak düzenlemelerle belirlenebilir.

Madde 23f.

(1) Avusturya, Nice Antlaşması’yla değiştirilmiş Avrupa Birliği Kurucu Antlaşması Kısım V gereğince, Avrupa Birliği Ortak Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasında yer almaktadır. Bu, Antlaşmanın 17’nci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen görevlerin yanı sıra Antlaşmaya taraf olmayan bir veya daha fazla sayıdaki ülkeyle olan ekonomik ilişkilerin askıya alınması, sınırlandırılması ya da tamamen sona erdirilmesini öngören tedbirlere de katılınmasını da içermektedir. Avrupa Konseyi’nin Avrupa Birliği’nin ortak savunması ve Batı Avrupa Birliği’nin Avrupa Birliği ile entegrasyonu hakkındaki kararlarının, 44’üncü maddenin bir ve ikinci fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanarak, Milli Konsey ve Federal Konsey tarafından onanması gerekmektedir.

(2) Nis Antlaşması ile değiştirilmiş Avrupa Birliği Kurucu Antlaşması Kısım V gereğince, Avrupa Birliği Ortak Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası ve Avrupa Birliği Kurucu Antlaşması Kısım VI gereğince emniyet ve yargı konularındaki işbirliğini düzenleyen konularla ilgili oylamalarda, madde 23e’nin iki ila beşinci fıkraları arasındaki hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(3) Barışın korunmasına dair görevler ve arabuluculuk faaliyetleri dâhil kriz yönetimi kapsamında silahlı kuvvetlerin gerçekleştireceği görevleri ilgilendiren kararların yanı sıra, ortak savunma politikasının tedrici şekilde oluşturulması ve Batı Avrupa Birliği ile tesis edilecek yakın kurumsal ilişkilerle ilgili olarak, Nis Antlaşması ile değiştirilmiş Avrupa Birliği Kurucu Antlaşmasının 17’nci maddesi gereğince alınacak kararlarda Federal Şansölye ve Federal Dışişleri Bakanının ortak mutabakatı aranır.

(4) Onanacak kararın, Avusturya’ya birliklerini ya da bireylerini sevk etmesi yükümlülüğü getirmesi muhtemelse, üçüncü fıkra uyarınca alınacak önlemler ancak, bu görevlendirmenin, birliklerin ya da bireylerin yurtdışında görevlendirilmesini düzenleyen anayasa hükümlerinde öngörülen usule uygun olarak gerçekleştirileceği şerhi düşülerek onaylanabilir.

Kısım II.

Federal Yasama

  1. Milli Konsey

 

Madde 24.

Milli Komite, Federal Konsey ile müştereken Federasyonun yasama yetkisini icra eder.

Madde 25.

(1) Milli Konsey’in merkezi, Federal Başkent olan Viyana’dadır.

(2) Federal Cumhurbaşkanı, olağanüstü şartların hüküm sürdüğü hallerde, Federal Hükümetin talebiyle Milli Konseyi Federal bölge toprakları içerisinde bir başka yerde toplantıya çağırabilir.

Madde 26.

(1) Milli Konsey, nispi temsil esaslarına göre, en geç seçim tarihinin hitamında on sekiz yaşını tamamlamış kadın ve erkekler tarafından, eşit, doğrudan, gizli ve şahsi oy esaslarıyla seçilir. Seçim usullerine dair detaylı hükümler Federal Kanunla düzenlenecektir.

(2) Federal bölge müstakil seçim çevrelerine ayrılacaktır, bu seçim çevrelerinin sınırları eyaletlerin sınırlarıyla örtüşmeyebilir. Her bir seçim bölgesi müstakil seçim bölgelerine ayrılacaktır. Seçilecek milletvekili sayısı, son nüfus sayımı sonuçlarına göre asli ikametgâhı belirli bir seçim çevresinde bulunan yurttaşlar ile son nüfus sayımı tarihi itibariyle asli ikametgâhı Federal bölge sınırları içerisinde olmamakla birlikte söz konusu seçim çevresinin içinde kaldığı belediyenin seçmen kütüğüne kaydını yaptırmış olan yurttaşların sayısıyla orantılı olarak, geçerli seçmen (seçmen kitlesi) sayısına bölünecektir. Bir seçim çevresine tahsis edilen milletvekili sayısı aynı şekilde seçim bölgeleri arasında pay edilecektir. Milli Konseye ilişkin seçim usullerinde federal bölgenin geneline yönelik nihai dağılım usulü düzenlenir. Bu düzenlemeyle, nispi temsiliyet esaslarına göre seçim çevrelerinde seçime giren siyasal partilerin koltuk sayısı ile henüz tahsisi gerçekleştirilmemiş koltuk sayıları arasında denge kurulur. Seçmenlerin diğer şekilde seçim çevrelerine ayrılması kabule şayan değildir.

(3) Seçimlerin yapılacağı gün Pazar günü ya da diğer bir resmi tatil günü olmalıdır. Oy vermenin başlangıcını, devamını veya sonlanmasını engelleyen diğer şartların oluşması halinde seçim kurulu oy verme işlemini sonraki güne kadar uzatabilir, ya da oy verme işlemlerini tatil edebilir.

(4) Seçim tarihi olarak ilan edilen tarihte Avusturya vatandaşı olan ve en geç seçim tarihinin hitamında on dokuz (orijinal metinde 18 ibaresi bulunmaktadır.) yaşını doldurmuş her kadın ve erkek seçmen olabilir.

(5) Oy kullanma hakkının kullanılması veya seçmenlik hakkı ancak mahkeme kararıyla engellenebilir.

(6) Seçim kurulları, Milli Konsey, Federal Cumhurbaşkanı seçimleri ve halk oylaması işlerinin yürütülmesinin ve idaresinin yanı sıra halk inisiyatifi ve kamuoyu yoklaması amacıyla yürütülen oylamaların izlenmesi için atanırlar. Oy hakkı bulunan üyeleri seçimlere katılan siyasal partilerin temsilcilerinden oluşur. Federal seçim kurullarında ayrıca halen veya geçmişte yargıda görev almış kişiler de yer alır. Seçim usullerine ilişkin yasal düzenlemelerde, yargı mesleğinden gelen üyeler hariç olmak üzere, seçimlere katılan siyasal partilere ayrılacak temsilci sayısı bu siyasal partilerin son Milli Konsey seçimlerindeki sandalye sayılarının dağılımı esas alınarak belirlenir. Milli Konsey, Federal Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve halk oylamasında yurtdışında kullanılacak oyların seçim kurulları önünde kullanılması gerekmemektedir. Yurtdışında oy kullanmaya ilişkin ayrıntılı hükümler Milli Konsey tarafından ancak en az üye tam sayısının yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla düzenlenebilir.

(7) Seçmen kütükleri belediyeler tarafından kendi yetki ve görev sorumlulukları çerçevesinde hazırlanır.

Madde 27.

(1) Milli Konsey, Konseyin ilk toplantı tarihinden başlayarak dört yıl süreyle ve fakat her halükarda yeni Milli Konsey toplanana kadar görev yapar.

(2) Milli Konseyin yeni seçilen üyeleri seçimlerden sonra otuz gün içerisinde Federal Cumhurbaşkanı tarafından toplantıya çağrılırlar. Seçimler Federal Hükümet tarafından, yeni seçilen Milli Konseyin yasama döneminin dördüncü yılının hitamından sonraki gün toplanabilmesini sağlayacak şekilde düzenlenir.

Madde 28.

(1) Milli Konsey, Federal Cumhurbaşkanı tarafından her yıl olağan oturumda toplanır. Olağan toplantı dönemi 15 Eylülden önce başlayamaz ve bir sonraki yılın 15 Temmuz tarihinden daha sonra sona eremez.

(2) Federal Cumhurbaşkanı Milli Konseyi olağanüstü toplantıya çağırabilir. Federal Cumhurbaşkanı, Federal Hükümetin ya da Milli ya da Federal Konsey üye tam sayısının üçte birinin bu yöndeki talebiyle, Milli Konseyi, talebin kendisine ulaştığı tarihten itibaren iki hafta içerisinde bir kez daha toplanmak üzere olağanüstü oturuma davet etmekle yükümlüdür. Toplantı daveti karşı imza gerektirmemektedir. Milli Konseyin veya Federal Konsey üyelerinin tavsiyede bulunabilmeleri için Federal Hükümetin tavsiyesi aranmaz.

(3) Federal Cumhurbaşkanı Milli Konseyin kararıyla Milli Konseyin oturumlarının sonlandığını ilan eder.

(4) Yeni Milli Konseyin aynı yasama dönemi içerisinde açılmasıyla birlikte çalışmalara, son oturumda varılan aşamadan devam edilecektir. Milli Konsey, bir oturumun sonunda, münferit komisyonlara çalışmalarına devam etme talimatı verebilir.

(5) Milli Konsey Başkanı bir oturum sırasında birden fazla birleşim başlatabilir. Bir oturum sırasında Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunda belirtilen sayıda üyenin veya Federal Hükümetin talebi halinde Başkan, bir bileşim açmakla yükümlüdür. Daha ayrıntılı hükümler, Milli Konseyin toplanmasının zorunlu olduğu dönemi de belirleyen Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunla düzenlenir.

(6) Mili Konseyin Daimi Kararları hakkında Federal Kanunda, Başkanın görevini yapamayacak durumda olması veya görevinden azledilmesi durumunda Milli Konseyin toplanmasına ilişkin hükümler düzenlenir.

Madde 29.

(1) Federal Cumhurbaşkanı Milli Meclisi tasfiye edebilir ancak, bu ayrıcalıklı haktan bir defaya mahsus aynı gerekçeyle yararlanabilir. Böyle bir durumda, yeni seçim, Federal Hükümet tarafından, yeni seçilen Milli Meclisin ilk toplantısını tasfiye tarihinden itibaren en geç yüz gün sonra gerçekleştirebilmesine olanak verecek şekilde organize edilir.

(2) Milli Konsey, bir yasama döneminin hitamından önce salt çoğunlukla kabul edilen bir kanun ile Konseyin feshini oylayabilir.

(3) Yukarıdaki ikinci fıkrada öngörülen tasfiyenin yanı sıra Milli Konseyin seçildiği yasama döneminin hitamından sonra, yasama dönemi yeni seçilmiş Milli Konseyin ilk kez toplanacağı tarihe kadar devam eder.

Madde 30.

(1) Milli Konsey, Başkan, İkinci ve Üçüncü Başkanları üyeleri arasından seçer.

(2) Milli Konsey çalışmalarını Federal Kanuna göre yürütür. Milli Konsey iç tüzüğü hakkında Federal Kanun ancak en az Milli Konsey üye tam sayısının yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilebilir.

(3) Milli Konsey Başkanı, bağlı görev yapacak Parlamento görevlileri, Parlamentonun görevlerine ve federasyonun yasama organının yetki çerçevesinde kalan idari işlemlerin yürütülmesine yardımcı olmanın yanı sıra Avusturya Cumhuriyetinin Avrupa Parlamentosu’na atadığı temsilcileriyle ilgili benzeri görevleri ve idari işlemleri yürütmeye salahiyetine sahiptirler. Federal Konseye ilişkin konularda Parlamento görevlilerinin iç organizasyonu, Federal Konsey Başkanı ile mutabakatla belirlenir. Federal Konsey Başkanına da, aynı şekilde, Federal Konseye kanunla verilen görevlerin yürütülmesine ilişkin olarak talimat verme yetkisi tanınmıştır.

(4) Parlamento görevlilerinin atanması yetkisi ve diğer şahsi konularla ilgili yetkiler Milli Konsey Başkanına aittir.

(5) Milli Konsey Başkanı, parlamenter görevlerinin ifasına yardımcı olmak amacıyla, Parlamento görevlilerini siyasal partilere yardımcı olmakla görevlendirebilir.

(6) Milli Konsey Başkanı, bu madde uyarınca yetkili olduğu idari konularda yürütmenin başıdır ve bu yetkisini bağımsız şekilde icra eder. Münhasıran bu maddede düzenlenen idari konularla ilgili olmak kaydıyla, kararnameler çıkartabilir.

Madde 31.

Münferit konularla ilgili bu kanunda, ya da Milli Konsey iç tüzüğü hakkında Federal Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, Milli Konseyin karar alabilmesi için üye tam sayısının en az üçte birinin katılımıyla ve kullanılan oyların salt çoğunluğu şartı aranır.

Madde 32.

(1) Milli Konseyin oturumları halka açıktır.

(2) Başkanın, ya da Milli Konsey iç tüzüğü hakkında Federal Kanunda belirtilen sayıdan üyenin bu yöndeki talebiyle oturum halka kapalı şekilde yürütülür ve Milli Konsey oturumu takip eden izleyiciler dışarıya alındıktan sonra oylama yapar.

Madde 33.

Hiç kimse, Milli Konsey ve komisyonlarının halka açık oturumlarına ait toplantı zabıtlarını yayımlamaktan ötürü sorumlu tutulmayacaktır.

  1. Federal Konsey

 

Madde 34.

(1) Eyaletler, aşağıda yer alan hükümler uyarınca, her bir eyaletin nüfusuna orantılı şekilde Federal Konseyde temsil edilirler.

(2) Nüfusu en yüksek eyalet, Konseye on iki milletvekili ile, diğer eyaletler nüfuslarının nüfusu en yüksek olan eyaletin nüfusuyla orantılı sayıda milletvekili ile ve bu oranın yarısını aşan geri kalanları ise tam sayıyla temsi edilirler. Ancak, her bir eyalet en az üç milletvekiliyle temsil edilme hakkına sahiptir. Her bir asil üye için yedek üye atanacaktır.

(3) Her bir eyalet tarafından yukarıdaki hüküm uyarınca atanacak üyelerin sayısı, her genel nüfus sayımı sonrasında Federal Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecektir.

Madde 35.

(1) Federal Konseyin asil ve yedek üyeleri ilgili yasama dönemleri için Eyalet Meclisi üyeleri tarafından, nispi temsiliyet esaslarına göre ve fakat Eyalet Meclisinde en yüksek sandalye sayısına sahip ikinci siyasal partiye en az bir sandalye düşecek şekilde, ya da tüm partilerin eşit sayıda sandalye sayısına sahip olması durumunda, en son gerçekleştirilen Eyalet Meclisi seçiminde en yüksek oyu alan ikinci siyasal partiye en az bir sandalye düşecek şekilde seçilirler. Birden fazla partinin eşit hakka sahip olduğu durumlarda, mesel kura yoluyla çözümlenir.

(2) Federal Konseyin üyeleri kendilerini atayan Eyalet Meclisi üyeleri arasından seçilmek zorunda değildirler. Ancak, Eyalet Meclisi üyesi seçilmek için aranan şartları haiz olmak zorundadırlar.

(3) Bir Eyalet Meclisinin yasama döneminin sona ermesinden ya da Eyalet Meclisinin tasfiyesinden sonra, Eyalet Meclisi tarafından Federal Konseye atanan üyeler, yeni Eyalet Meclisi tarafından Federal Konsey üyeliği için seçim yapılıncaya kadar görevlerini sürdürmeye devam ederler.

(4) 34 ve 35’inci madde hükümleri ancak, bu kararın onaylanması için genel olarak kanunun belirlediği oy çoğunluğu şartından başka, Federal Konseyde temsil edilen en az dört Eyaletin temsilcilerinin çoğunluğu bu değişikliği onaylar ise değiştirilebilir.

Madde 36.

(1) Federal Konsey Başkanlığı her altı ayda bir alfabetik sıraya göre bir eyaletten diğer eyalete devrolunur.

(2) Başkanlığı devralan eyaletin delegasyonuna başkanlık eden eyalet temsilcisi Federal Konseyi olarak görev yapar. Başkan vekilinin atanmasına ilişkin esaslar Federal Konsey iç tüzüğü ile düzenlenir. Başkan, “Federal Konsey Başkanı” unvanını taşır; başkan vekilleri “Federal Konsey Başkan Vekili” unvanını taşırlar.

(3) Başkan; Federal Konseyi Milli Konseyin merkezinde toplar. Başkan; üyelerin en az dörtte birinin ya da Federal Hükümetin talebiyle Federal Konseyi derhal toplamakla yükümlüdür.

(4) Valiler Federal Konseyin bütün oturumlarına katılabilirler. Federal Konsey iç tüzüğünde düzenlenen özel hükümler uyarınca Valiler, talepleri halinde, eyaletlerle ilgili meselelerde Konseye görüşlerini bildirebilirler.

Madde 37.

(1) Münferit konularla ilgili bu kanunda, ya da Federal Konsey İç Tüzüğünde aksine bir hüküm bulunmadıkça, Federal Konseyin karar alabilmesi için üye tam sayısının en az üçte birinin katılımı ve kullanılan oyların salt çoğunluğu şartı aranır.

(2) Federal Konseyin İç Tüzüğü karar alınarak kabul edilir. Bu karar ancak, üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilebilir. Konseyin çalışmaları için gerekli olması kaydıyla, Federal Konseyin iç işleyişinin kapsamı dışında kalan Hükümlere İç Tüzükte yer verilebilir. İçtüzük bir Federal Kanun statüsündedirler; Federal Şansölye tarafından Federal Resmi Gazete’de yayımlanırlar.

(3) Federal Konseyin toplantıları halka açıktır. Ancak, İç Tüzük hükümlerine göre, toplantılar, alınacak bir kararla halka kapatılabilir. 33’üncü madde hükümleri ayrıca Federal Konseyin ve komisyonlarının halka açık toplantıları için de geçerlidir.

  1. Federal Meclis

 

Madde 38.

Milli Konsey ve Federal Konsey, Federal Cumhurbaşkanının onanması ve savaş ilanı kararının alınması amacıyla, Milli Konseyin merkezinde halka açık bir şekilde müştereken bir araya gelerek Federal Meclis şeklinde toplanır.

Madde 39.

(1) 60’ıncı maddenin altıncı fıkrası, 63’üncü maddenin ikinci fıkrası, 64’üncü maddenin dördüncü fıkrası ve 68’inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden başka, Federal Meclis Federal Cumhurbaşkanı tarafından toplanır. Öncelik Mili Konsey Başkanına ait olmak üzere, Başkanlık, Milli Konsey Başkanı ve Federal Konsey Başkanı arasında dönüşümlü şekilde yürütülür.

(2) Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Kanun hükümleri Federal Meclis için gerekli değişiklerle uygulanır.

(3) 33’üncü madde hükümleri de Federal Meclis oturumları için gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 40.

(1) Federal Meclisin kararları Başkan tarafından onaylanır ve Federal Şansölye tarafından imzalanarak tasdik edilir.

(2) Federal Meclisin savaş ilanına ilişkin kararı Federal Şansölye tarafından resmen yayımlanır.

  1. Federal Yasama Usulü

 

Madde 41.

(1) Yasa teklifleri; milletvekilleri, Federal Konsey ve Federal Konsey üyelerinin üçte biri tarafından önerge olarak, Federal Hükümet tarafından ise yasa layihası olarak Milli Konseye sunulur.

(2) 100.000 seçmen ya da üç Eyaletin her birindeki seçmen sayısının altıda biri tarafından imzalanan her önerge (bundan sonra “inisiyatif”) Federal seçim kurulu tarafından işleme konulmak üzere Milli Konseye tevdi edilir. Seçmen kayıtlarına son kayıt yaptırma tarihi itibariyle, Milli Konsey seçimlerinde oy kullanabilmek için aranan şartları haiz olan ve asli ikametgâhı Federal bölge sınırları içerisinde bir belediyede bulunan her kimse inisiyatifin oylamasına iştirak edebilir. İnisiyatif, Federal Kanunla belirlenmesi gereken bir konuyu ilgilendirmeli ve kanun taslağı haline getirilebilir olmalıdır.

Madde 42.

(1) Milli Konseyin çıkardığı tüm yasal düzenlemeler Başkan tarafından vakit geçirilmeksizin Federal Konseye iletilmelidir.

(2) Anayasada aksine bir hüküm bulunmadıkça, kabul edilen bir yasal düzenleme ancak, Federal Konsey bu yasal düzenlemeye gerekçeli olarak itirazda bulunmamış ise, onanabilir ve yayımlanabilir.

(3) Bu itiraz, Federal Konsey Başkanı tarafından kabul edilen yasal düzenlemenin Federal konseye tevdi tarihinden itibaren sekiz hafta içerisinde, yazılı olarak Milli Konseye iletilmelidir. Federal Şansölyeye keyfiyetten haberdar edilir.

(4) Üye tam sayısının altıda biri çoğunlukla toplanan Milli Konsey, ilk kararında direnirse, karar onaylanır ve yayımlanır. Federal Konsey itirazda bulunmamayı kararlaştırır, ya da yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen süre içerisinde gerekçeli itiraz bildirilmez ise, kabul edilen bu yasal düzenleme onaylanır ve yayımlanır.

(5) Milli Konsey İç Tüzüğü, Milli Konseyin feshi, Federal Mali Kanun, 51’inci maddenin beşinci fıkrası uyarınca kabul edilecek geçici hükümler ya da Federal malların tasfiyesi, bir Federal sorumluluğun üstlenilmesi veya dönüştürülmesi, bir Federal mali borcun üstlenilmesi veya dönüştürülmesi, Federal bütçe hesabına ilişkin onaylarla ilgili olarak Milli Konseyin alacağı kararlara Federal Konseyin iştirak etme hakkı bulunmamaktadır.

Madde 43.

Milli Konseyin karar alması halinde, ya da Milli Konseyin ekseriyet üyelerinin talep etmesi durumunda, Milli Konseyin çıkartacağı tüm yasal düzenlemeler, 42’nci maddede belirtilen usul takip edilerek ve her halükarda yasal düzenlemenin Federal Cumhurbaşkanı tarafından onanmasından önce, halk oylamasına sunulur.

Madde 44.

(1) Milli Konsey, anayasal kanunları veya salt çoğunluk oyuyla kabul edilen kanunlarda yer alan anayasal hükümleri ancak üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin oyuyla kabul edilebilir. Bu düzenlemeler açıkça (“anayasal kanun”, “anayasal hükümler”) olarak nitelendirilirler.

(2) Eyaletlerin yasama veya yürütme yetkilerini sınırlayan anayasal kanunların veya salt çoğunluk oyuyla kabul edilen kanunlarda yer alan anayasal hükümlerin ayrıca, Federal Konsey tarafından üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin oyuyla onaylanmaları zorunludur.

(3) Federal Anayasanın genelinde yapılacak her türlü bütüncül değişiklik, 42’nci maddede belirtilen usulün tamamlanmasından sonra ve her halükarda değişikliğin Federal Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasından önce, tüm ulus genelinde halk oylamasına sunulur. Ancak, Federal Anayasada yapılacak tüm kısmi değişikliklerde ancak Milli Konsey ya da Federal Konsey üyelerinin üçte birinin talebiyle referandum gereklidir.

Madde 45.

(1) Referandumda, kullanılan geçerli oyların salt çoğunluğu belirleyicidir.

(2) Referandum sonucu resmi olarak duyurulur.

Madde 46.

(1) İnisiyatif oylaması ve referandumda takip edilecek usul Federal Kanunla düzenlenecektir.

(2) İnisiyatif oylaması veya referandum tarihinde Milli Konsey seçimlerinde oy kullanma hakkını haiz herkes seçmen olabilir.

(3) Referandum, Federal Cumhurbaşkanının emriyle gerçekleştirilir.

Madde 47.

(1) Federal Kanun çıkartılarak kabul edilen bir anayasal düzenleme Federal Cumhurbaşkanının imzasıyla onanır.

(2) Onama için müracaat Federal Şansölye tarafından yapılır.

(3) Onama işlemi için Federal Şansölyenin ikinci imzası gereklidir.

Madde 48.

50’nci madde uyarınca onanan Federal Kanunlar ve bu gibi antlaşmalar Milli Konseyin kabulüne atıf yapılarak, referandum ile kabul edilen Federal Kanunlar ise referandum sonucuna atıf yapılarak yayımlanacaktır.

Madde 49.

(1) 50’nci maddede belirtilen Federal Kanunlar ve antlaşmalar Federal Şansölye tarafından Federal Resmi Gazete’de yayımlanır. Aksine açık hüküm bulunmadıkça, bu kanun ve antlaşmalar, yayım tarihinin hitamından sonra yasal olarak yürürlüğe girerler ve Federal bölgenin tamamında uygulanırlar.

(2) 50’nci maddenin birinci fıkrasına göre onanmış antlaşmalar Federal Şansölye tarafından Federal Resmi Gazete’de yayımlanırlar. Milli Konsey, 50’nci maddede tanımlandığı anlamda bir antlaşmayı onama aşamasında, antlaşmanın bütünüyle veya özellikle belirli kısımlarının yayımlanabileceği kararını alabilir. Milli Konseyin bu türden kararları Federal Şansölye tarafından Federal Resmi Gazete ile ilân edilir. Aksine açık hüküm bulunmadıkça, 50’nci maddenin birinci fıkrasına göre onanmış antlaşmalar, yayım tarihinin hitamından sonra yasal olarak yürürlüğe girerler –ikinci fıkra hükmünün uygulanacağı hallerde ise, Milli Konsey kararının ilan tarihinin hitamıyla yürürlüğe girerler ve Federasyonun genelinde uygulanırlar. Bu hüküm, kanun yoluyla uygulanacak antlaşmalar (madde 50/2) için geçerli değildir.

(3) Federal Resmi Gazete’de yayımlanacak ilanlar ve ikinci fıkra uyarınca gerçekleştirilecek duyurular halka açık ve eksiksiz ve kalıcı olarak erişilebilir olmalıdır.

(4) Federal Resmi Gazete’de yayımlanacak ilanlara ilişkin ayrıntılı hükümler Federal Kanunla düzenlenir.

Madde 49a.

(1) Federal Şansölye, ilgili Federal Bakan ile birlikte, bu Kanun hariç olmak üzere, Federal Kanunları ve Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış antlaşmaları geçerli son halleriyle Federal Resmi Gazete’de yayımlayarak yeniden ilan etme hakkına sahiptirler.

(2) Yeniden yayımlamayla ilgili ilanlarda;

  1. Eskimiş ifadeler düzeltilebilir ve artık kullanımda olmayan imla kuralları yeni imla kurallarıyla değiştirilebilir;
  2. Yürürlükteki mevzuatla bağlantısı kalmamış olan diğer yasal düzenlemelere yapılan atıfların yanı sıra diğer tutarsızlıklar düzeltilebilir;
  3. Sonraki yasal düzenlemelerle yürürlükten kaldırılmış olan, ya da öteki türlü geçerliliğini yitirmiş hükümlerin geçersiz oldukları beyan edilebilir;
  4. Başlıklar için içindekiler listesi ve alfabetik kısaltmalara yer verilebilir;
  5. Madde, bölüm, fıkra ve benzeri eklemelerde ve çıkartmalarda, ilgili değişiklikler yapılabilir ve bu bağlamda, yasal düzenlemenin metni içerisinde bunlara yapılan atıflar gerektiği şekilde düzeltilebilir;
  6. Bir Federal Kanunun (antlaşmanın) geçici hükümlerinin yanı sıra daha önce yürürlükte olan versiyonları, kapsamları belirtilerek, özetlenebilir ve aynı zamanda yeniden yayımlanarak ayrıca çıkartılabilir.

(3) Aksine açık bir hüküm bulunmadıkça, yeniden yayımlanan bir Federal Kanun (yeniden yayımlanmış antlaşma) ve ilanda yer alan diğer talimatlar yayımlanma tarihinin hitamıyla yasal olarak yürürlüğe girer.

Madde 49b.

(1) Karar için yasama organının yetkili olduğu, önemli bir konuyu, ya da ulusun genelini ilgilendiren bir kamuoyu yoklaması ancak, üyelerinin veya Federal Hükümetin önergesiyle Milli Konsey tarafından oylanmış ise, gerçekleştirilebilir. Seçimler ve mahkeme ya da idari bir merciinin kararına tabi konularda kamuoyu yoklaması gerçekleştirilemez.

(2) Yukarıdaki birinci fıkraya göre verilecek önergelerde, kamuoyu yoklamasında halka sorulacak sorunun nasıl düzenleneceğine ilişkin bir öneri yer almalıdır. Bu öneri, “Evet” ya da “Hayır” şeklinde cevaplandırılacak bir sorudan, ya da iki seçenekli tekliflerden oluşmalıdır.

(3) Kamuoyu yoklamaları 45 ve 46’ncı madde hükümlerine benzer şekilde uygulanır. Kamuoyu yoklamaları bakımından, yoklamanın yapılacağı tarih itibariyle Milli Konsey seçimlerinde seçmen olma şartlarını haiz olan ve asli ikametgâhı Federal bölge sınırları içerisinde bir belediyede bulunan her kimse, kamuoyu yoklamalarında oy kullanabilir. Seçim kurulu plebisit sonucunu Milli Konseye ve Federal Hükümete iletmek zorundadır.

  1. Milli Konsey ve Federal Konseyin

Federasyonun Yürütme Yetkisine Katılımı

 

Madde 50.

(1) Mevcut kanunların içeriğini değiştiren, ya da onları tamamlayıcı nitelikte olan ve 16’ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yer almayan siyasi antlaşmalar ancak, Milli Konseyin onayı ile yapılabilir. Eyaletlerin özerk yetki alanlarına giren konularla ilgili antlaşmalarda Federal Konseyin onayının alınması şarttır.

(2) Milli Konsey, yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen antlaşmayı onaylarken, söz konusu antlaşmanın kanun çıkartılarak uygulanabileceğini oylayabilir.

(3) 42’nci maddenin bir ila dördüncü fıkraları arasında kalan hükümler dâhil ve bir anayasal kanun bir antlaşma ile tadil edilecek, ya da tamamlanacak ise, Milli Konseyin yukarıdaki bir ve ikinci fıkra hükümleri uyarınca alacağı kararlarda 44’üncü maddenin bir ve ikinci fıkraları gerekli değişikliklerle uygulanır. Yukarıdaki birinci fıkra uyarınca gerçekleştirilecek onay oylamasında, bu antlaşmalar ya da bu antlaşmalardaki söz konusu hükümler açıkça “anayasayı değiştiren” antlaşmalar, ya da hükümler olarak adlandırılacaktır.

Madde 51.

(1) Milli Konsey Federal Mali Kanunu oylar. Kanunun görüşmelerinde Federal Hükümetin taslağı esas alınır.

(2) Federal Hükümet, bir sonraki mali yılda uygulanacak Federal Mali Kanunun taslağını bir mali yılın hitamından en az on hafta önce Milli Konseye sunmak zorundadır.

(3) Federasyonun gelir ve gider tahmini (Federal bütçe tahminleri), müteakip mali yılda doldurulması planlanan kadroların yanı sıra söz konusu yıl süresince ekonomi yönetimini ilgilendiren diğer önemli konular Federal Mali Kanunun ekinde yer alır.

(4) Federal teşekküller ve Federal hususi varlıklarla ilgili olarak, Federal bütçe tahminlerinde ayrıca, sadece bütçe açıklarının kapatılmasına yönelik ödenekler ve Federal gelir fazlalarına ilişkin tahminlere de yer verilebilir. Ancak böyle bir durumda, müteakip mali yıla ilişkin olarak Federal teşekkülün veya hususi varlıkla ilgili gelir ve gider tahminleri Federal Mali Kanun ekinde ayrıca gösterilir.

(5) Federal Hükümet, takip eden mali yıla ilişkin Federal Mali Kanun taslağını süresi içerisinde Milli Konseye tevdi etmezse ve bunun gibi, Federal Kanun yoluyla geçici provizyon sağlamazsa gelirler, fiili yasal pozisyona göre arttırılır. Harcamalar ise;

  1. Federal Mali Kanun taslağının Federal Hükümet tarafından tevdi edilmiş olması kaydıyla, yasal ayarlamalar yürürlüğe girinceye kadar ve her halükarda bir sonraki mali yılın ilk dört ayı içerisinde bu kanun taslağına göre gerçekleştirilir;
  2. Federal Mali Kanun taslağının Federal Hükümet tarafından tevdi edilmiş olması, ya da yukarıdaki 1 numaralı bentte belirtilen dört aylık sürenin sona ermiş olması kaydıyla, en son Federal Mali Kanun kapsamında bütçede öngörülen gider tutarlarına göre gerçekleştirilir. Gelirler ve giderlerde kanunlar gereği yapılması gereken değişikliklerin gerçekleştirilebilmesi için, Federal Mali Kanun taslağında, ya da en son Federal Mali Kanunda tahsis edilmiş ve sırasıyla yukarıdaki 1 ve 2 numaralı bentler uyarınca uygulanacak olan gider tutarları, kabul edilebilir gider tavanını oluşturmakta olup, bu tahsisat tutarlarının on ikide biri ise aylık harcamalara esas teşkil edecektir. Ancak, mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi için yapılması zorunlu harcamaların vadelerine göre yapılması zorunludur. Federal Mali Kanun taslağı, ya da son Federal Mali Kanun kapsamında doldurulması planlanan kadrolar ancak yukarıdaki 1 ve 2 numaralı bentler uyarınca doldurulabilir ve sırasıyla, beklenen tahmini tavan harcama tutarlarının yanı sıra nakit yönetiminin geçici olarak güçlendirilmesi amacıyla üstlenilen kısa vadeli taahhütlerin yarısını karşılamak için ancak yukarıdaki 1 ve 2 numaralı bentler uyarınca maddi olarak borçlanılabilir. Gelirler ve giderlere ilişkin hükümleri hariç olmak üzere, son Federal Mali Kanunun hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(6) Federal Mali Kanunun hazırlanması ve federal ekonomi yönetimine ilişkin daha ayrıntılı hükümler bir örnek esaslara uygun olarak, anayasal kanunla düzenlenir. Bu anayasal kanunda; bütçe yedeklerinin oluşturulması sonucu ortaya çıkan ve aynı mali yıl içerisinde ödenmesi zorunlu olmayan mali yükümlülüklerin fon kaynaklarından karşılanması, ya da uzun vadeli finansman (mali borçlanma) yoluyla azaltılması veya dönüştürülmesi, federal varlıkların elden çıkartılması, ya da federal mali yükümlülüklerin üstlenilmesi halinde ön takyidatların oluşturulmasının yanı sıra Kamu Denetim Bürosunun muhasebat sistemine katılımına ilişkin usuller belirlenir.

Madde 51a.

(1) Federal Maliye Bakanı, ekonomi yönetiminde, vadesi gelen yükümlülüklerin ödenmesi için gerekli olan harcamalara öncelik verilerek, daha sonra, tasarruf, ekonomik verimlilik ve yararlılık ilkeleri dikkate alınarak, geriye kalan tahsis edilen harcamalara ait ödemelerin yapılmasını sağlamalıdır.

(2) Gelir ve giderlerin gelişiminin bunu gerektirmesi halinde, ya da bir mali yıl içerisinde ekonominin genelini etkileyen önemli nitelikte bir değişikliğin meydana gelmesi durumunda, Federal Maliye Bakanı;

  1. Federal Mali Kanunda tahsis edilmiş özel bütçe yedeklerinin tamamını ve bir kısmının kullanılması talimatını verebilir;
  2. Federal yükümlülüklerin ifasının bu talimattan etkilenmemesi kaydıyla, Federal Hükümetin mutabakatıyla, harcamaların her bir durum için altı ay süreyle geçici olarak dondurulması talimatını verebilir.

Madde 51b.

(1) Federal Mali Kanunda kendisi için tahsisat ayrılmamış (olağanüstü harcamalar), ya da Federal Mali Kanun kapsamında tahsis edilen harcama tutarını aşan miktardaki harcamalar, ekonomi yönetimi çerçevesinde ancak Federal mali kanunlarda izin verildiği ölçüde gerçekleştirilebilir.

(2) Ancak, acil hallerde, Federal Hükümetin bir kararnamesi ve Federal mali kanunların ön görüşmesini gerçekleştirmekle yetkili Milli Konseyin ilgili komisyonunun mutabakatı ile, aşağıda sayılan harcamalar için önceden öngörülemeyen ve itiraz kabul etmeyen nitelikte harcamalar gerçekleştirilebilir;

  1. Federal Mali Kanunda harcamalar için tahsis edilen genel tutarın azami binde biri tutarındaki olağanüstü harcama;
  2. Federal Mali Kanunda harcamalar için tahsis edilen genel tutarın azami binde ikisi tutarındaki program dışı harcama. Federal mali kanunların ön görüşmesini gerçekleştirmekle yetkili Milli Konseyin ilgili komisyon iki hafta içerisinde karara varamazsa, bu onay verilmiş addedilir.

(3) Bu ek maliyetler;

  1. Yasal bir yükümlülükten kaynaklanmış ise;
  2. Mevcut mali bir yükümlülüğün sonucunda ortaya çıkmış ise;
  3. Federal Mali Kanunun yürürlük tarihi itibariyle mevcut bir başka taahhütten kaynaklanmış ise; ya da
  4. Ek giderler veya gelirlerle bağlantılı ise;

Program dışı harcama Federal Maliye Bakanının onayı ile ödenebilir.

(4) Milli Konsey, Federal Maliye Bakanına yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilenden başka bir program dışı harcamaya onay verme yetkisi tanıyabilir. Bu yetki ancak, bu ek harcamaların gerçek şartlarla bağlantılı olması ve miktarlar bakımından kati veya hesaplanabilir nitelikte olması ve ayrıca,

  1. Federal bütçe tahminlerinin yapısını önemli ölçüde değiştirmemesi kaydıyla, öngörülemeyen acil bir durum gereği olarak yeniden tahsis edilmesi gereken; ya da
  2. Bir mali yıl içerisinde ekonominin genelini etkileyen önemli nitelikte bir değişikliğin meydana gelmesi sonucu yapılması gereken (madde 51/a’nın ikinci fıkrası), ya da
  3. Federal Mali Kanunda öngörülen genel gider toplamı göz önünde bulundurulduğunda, ehemmiyetsiz bir miktarda olan bir giderle ilgili olması kaydıyla verilebilir.

(5) Bu madde hükmü gereğince, bir gider fazlası ancak, buna ilişkin karşılığın tasarruflardan veya ek gelirlerden karşılanabilir olması şartıyla kabul edilebilir, ya da onaylanabilir.

(6) Savunmayla ilgili olağanüstü harcamalar ve genel milli savunma amaçlı program dışı harcamalar (madde 9/a), bir mali yıl süresi içinde, Federal Hükümetin bir kararnamesi ve Federal mali kanunların ön görüşmesini gerçekleştirmekle yetkili Milli Konseyin ilgili komisyonunun mutabakatı ile, Federal Mali Kanunda öngörülen toplam harcama tutarının yüzde onu ile sınırlı olarak yapılabilir. Bu harcamalar tasarruflardan veya ek gelirlerden karşılanamaz ise, bu tutarları mali borçlar yaratarak veya mevcut mali borçları dönüştürmek yoluyla karşılama yetkisi bir kararname ile Federal Maliye Bakanına tanınır.

Madde 51c.

(1) Milli Konseyin madde 51/b ve aşağıdaki ikinci fıkra uyarınca ekonomi yönetimine katılımı, Federal mali kanunların hazırlanmasıyla yetkili Milli Konsey komisyonunun sorumluluğundadır. Mili Konsey Federal Cumhurbaşkanı tarafından 29’uncu maddenin birinci fıkrası uyarınca feshedilmiş ise, komisyon, ekonomi yönetimine katılma sorumluluğu kapsamında bir daimi alt komisyona özel görevler tevdi edebilir. Federal mali kanunların ön görüşmesinin gerçekleştirildiği komisyon, ya da onun daimi alt komisyonu gerekli hallerde Milli Konseyin oturumlarının dışında da toplanabilir (madde 28). Detaylı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

(2) Federal Maliye Bakanı madde 51a’nın ikinci fıkranın yanı sıra madde 51/b’nin iki ila dördüncü fıkraları arasında kalan hükümler uyarınca alınan tedbirleri, üçer aylık dönemler halinde, yukarıdaki birinci fıkrada atıf yapılan Milli Konsey komisyonuna rapor eder. Bu komisyona, özel Federal yasa hükümlerine uygun olarak diğer raporlar da verilir.

Madde 52.

(1) Milli Konsey ve Federal Konsey, Federal Hükümetin icrasını inceleme, icra ile ilgili tüm konularda mensuplarını sorgulama ve ilgili bütün bilgileri talep etmenin yanı sıra, icra yetkisinin kullanımına ilişkin taleplerini kararlarında belirtme hakkına sahiptirler.

(2) Yukarıdaki birinci fıkra uyarınca kullanılacak denetim hakları, Federal Hükümet ve mensupları bakımından, tıpkı, Federasyonun hisse, sermaye, ya da özvarlık olarak en az yüzde ellisine katıldığı ve Kamu Denetim Bürosunun denetimine tabi işletmelerde olduğu gibi uygulanır. Böyle bir mali pay sahipliği, farklı mali ya da diğer ekonomik ya da kurumsal tedbirler ile işletmeler üzerinde hâkimiyet kurmakla eşdeğer addedilir. Bu hüküm, bu fıkra gereklerinin geçerli olduğu diğer tüm işletme kategorileri için de uygulanır.

(3) Milli Konsey ve Federal Konseyin her mensubu, Milli Konseyin ve Federal Konseyin oturumları sırasında, Federal Hükümet üyelerinin sözlü sorularını kısaca yanıtlama hakkına sahiptirler.

(4) Sorgulama haklarına ilişkin detaylı düzenlemeler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunun yanı sıra Federal Konsey İç Tüzüğü ile belirlenir.

Madde 52a.

(1) Milli Konseyin yetkili komisyonları, anayasayla kurulan kurumların ve ayrıca bunların görev yetkilerinin teminat altına alınması için alınan tedbirler ve ülkenin askeri savunmasının korunması için alınan istihbarat tedbirlerini tahkik etmek amacıyla iki daimi alt komisyon seçerler. Bu alt komisyonların her biri Mili Konsey Ana Komisyonunda temsil edilen partilerin her birinden en az bir üye içermelidir.

(2) Daimi alt komisyonlar ilgili Federal Bakanlıklardan ilgili tüm bilgileri talep etme ve ilgili materyallere erişme hakkına sahiptirler. Bu hüküm, açıklanması ulusal güvenliği veya kişilerin güvenliğini tehlikeye sokabilecek, özellikle kaynakları bakımından, bilgilere ve materyallere kapsamaz.

(3) Daimi komisyonlar, gerekirse, Milli Konseyin oturumları dışında başka zamanlarda da toplanabilirler.

(4) Detaylı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

Madde 52b.

(1) Madde 126/d’nin ikinci fıkrası uyarınca oluşturulan Komisyon, Federal maliye idaresini ilgilendiren konuların görüşüleceği belirli bir kovuşturmayı izlemek amacıyla, bir daimi Alt Komisyon seçer. Bu alt komisyonda Mili Konsey Ana Komisyonunda temsil edilen partilerin her birinden en az bir üye yer almalıdır.

(2) Detaylı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

Madde 53.

(1) Milli Konsey karar alarak tahkikat komisyonları kurabilir.

(2) Tahkikat komisyonlarının kuruluşu ve işleyişine dair detaylı düzenlemeler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile belirlenir.

(3) Mahkemeler ve diğer tüm makamlar bu komisyonların delil taleplerini yerine getirmekle yükümlüdürler; kamu kurumlarının tamamı talep halinde dosyalarını sağlamak zorundadırlar.

Madde 54. (Mülga)

Madde 55.

(1) Milli Konsey Ana Komisyonunu üyeleri arasından nispi temsiliyet esasına göre seçer.

(2) Ana Komisyon, ihtiyaç halinde, Milli Konseyin oturumları arasındaki bir zamanda da toplanabilir (madde 28).

(3) Ana Komisyon, bu Kanunda belirtilen yetkilerin devredileceği bir Daimi Alt Komisyonu üyeleri arasından seçer. Seçim, nispi temsiliyet esasına göre yapılır; Bu esas saklı kalmak kaydıyla, Al Komisyonda Ana Komisyonda temsil edilen her partiden en az bir temsilciye yer verilir. Daimi Alt Komisyonun herhangi bir zaman toplantıya çağrılabileceği ve toplantı yapabileceği, Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunda düzenlenir. Milli Konsey 29’uncu maddenin ikinci fıkrası uyarınca Federal Cumhurbaşkanı tarafından feshedilirse, öteki türlü bu Kanuna göre Milli Konseye (Ana Komisyona) ait yürütme yetkisine katılım hakkı Daimi Alt Komisyona devrolunur.

(4) Federal Hükümetin, ya da bir Federal bakanın belirli genel işlemleri için Ana Komisyonun mutabakatının gerekli olduğu ve Federal Hükümet, ya da bir Federal Bakanın Ana Komisyona raporlar sunması hususu Federal Kanun ile düzenlenebilir. Özellikle, bu mutabakatın sağlanamaması hali dâhil, daha detaylı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

(5) Nüfusun geneli ve diğer tüketiciler için iktisadi ve tüketim mallarının kesintisiz şekilde üretimi ve ulaştırılmasına dönük kontrol tedbirleriyle ilgili olarak, ilgili Federal Bakanlık kararnamelerinde Milli Konsey Ana Komisyonunun muvafakatinin edinilmesine dönük hükümlere yer verilir; acil hallerde ve bu kararnamelerin yürürlükten kalkması durumunda, özel düzenlemeler kabul edilebilir. Ana Komisyonun bu kararnamelerin kabulüne ilişkin kararları ancak, üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla alınabilir.

  1. Milli Konsey ve

Federal Konsey Üyelerinin Statüsü

 

Madde 56.

(1) Milli Konsey ve Federal Konseyin üyeleri görevlerini yerine getirirken hiçbir buyruğa bağlı değildirler.

(2) Bir Federal Hükümet mensubu veya Devlet Sekreterinin Milli Konsey üyeliği sona ererse, yeniden atama hakkından ferağ ettiğini sekiz gün önceden seçim kuruluna bildirmemiş olması kaydıyla, ilgili seçim kurulu, 71’inci maddede belirtilen hallerde, idareyi sürdürmeye görevinden ibra edildikten sonra, bu üyeyi görevi bıraktıktan sonra yeniden üyeliğe atayabilir.

(3) Aynı seçim çevresinde boşalan bu koltuk için aday gösterilen ardıl Milli Konsey üyesi, aday gösterildiğinde, geçici süreyle görevinden ayrılan Milli Konsey üyesinin vekili olarak bu görevi yürütmeyi istemez ise, geçici süreyle görevinden ayrılan üyenin yerine Milli Konsey üyeliği görevini yürüten kişinin yetkileri bu yeniden atamayla son bulur.

(4) Bir Federal Hükümet üyesi, ya da devlet Sekreteri Milli Konsey üyeliğine seçilmeyi kabul etmezse, iki ve üçüncü fıkra hükümleri aynen uygulanır.

Madde 57.

(1) Milli Konsey üyeleri görevlerini yerine getirdikleri sırada kullanacakları oylardan asla sorumlu tutulamazlar. Milli Konsey üyeleri ancak, görevlerini yerine getirdikleri sırada yaptıkları sözlü veya yazılı açıklamalar gerekçesiyle sadece Milli Konsey tarafından sorumlu tutulabilirler.

(2) Milli Konsey üyeleri –bir suç işleme ihtimalinden şüphe duyulan hallerde, ceza gerektiren bir suç sebebiyle ancak Milli Konseyin onayıyla tutuklanabilirler. Milli Konsey üyelerinin ikametgâhlarının aranabilmesi için de, benzer şekilde, Milli Konseyin onayı gerekmektedir.

(3) Milli Konseyin bir üyesi aleyhine ancak, bu yasal işlemin söz konusu üyenin siyasi faaliyetleriyle bağlantılı olmadığı açık ise, Milli Konseyin onayı olmaksızın yasal işlem başlatılabilir. Ancak, söz konusu üye, ya da bu konularla yetkili daimi komisyon üye sayısının üçte biri talep etmiş ise, ilgili mercii, söz konusu bağlantının mevcudiyeti hakkında karar için Milli Konseye müracaat etmelidir. Böyle bir talep halinde, yasal kovuşturma kapsamındaki tüm işlemlere derhal ara verilir, ya da sonlandırılır.

(4) Yukarıdaki belirtilen tüm hallerde, Milli Konsey, yasal işlemi başlatmakla yetkili merciinin uygun talebi üzerine sekiz hafta içerisinde karar almaz ise, Milli Konseyin onayı alınmış Kabul edilir. Başkan, Milli Konseyin bu kararı makul sure içerisinde alacağı görüşüyle, bu talebi sure bitiminden en geç bir gün önce oylamaya koyar. Milli Konseyin oturumda olmadığı bir tarihte bu sonuncusu süreye dâhil edilmez.

(5) Bir üyenin bir suç işleyeceği şüphesi mevcut ise, ilgili mercii Milli Konsey Başkanını tutuklama kararından derhal haberdar eder. Milli Konsey, ya da Milli Konsey oturumda değil ise, bu konularla yetkili Daimi Komisyon talep ederse, tutuklama işlemi durdurulmalı, ya da yasal takibat tamamen sonlandırılmalıdır.

(6) Üyelerin dokunulmazlığı, yeni seçilmiş Milli Konseyin ilk toplantı tarihinde sona erer. Görev süresi bu tarihin ötesine sarkan Milli Konsey organlarında görev alanların dokunulmazlıkları ise görev sürelerinin hitamıyla sona erer.

(7) Detaylı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

Madde 58.

Federal Konsey üyeleri görev sürelerinin tamamı boyunca, kendilerini atayan Eyalet Meclisi üyelerine tanınan dokunulmazlıklarından yararlanırlar.

Madde 59.

Milli Konsey, Federal Konsey, ya da Avrupa Parlamentosu üyelerinden hiç biri aynı anda birden fazla temsilci organda görev alamazlar.

Madde 59a.

(1) Milli Konsey üyeliğine aday olmayı tasarlayan bir kamu görevlisine uygun propaganda süresi tanınır.

(2) Milli Konsey, ya da Federal Konsey üyesi olan bir kamu görevlisine, talebi halinde, üyelik görevini ifa etmesi için gerekli olan süre kadar izin hakkı tanınır, ya da emekliye ayrılmasına izin verilir. İzin süresince, maaşı, hizmet görevleri çerçevesinde fiilen yürütülen çalışmanın miktarına tekabül eden miktarda olacak fakat her halükarda maaş toplamının %75’ini geçmeyecektir. İzin veya emeklilik hakkından yararlanılmamış olsa bile, bu sınır yine de geçerli olacaktır. Emeklilik sonucunda hizmetle alakalı tüm ödemeler son bulur.

(3) Bir kamu görevlisinin üyelik görevlerini ifa etmesi sebebiyle eski görevine iadesi mümkün olamazsa, makul ölçülerde eşdeğer bir başka göreve–ya da kabul ederse, eşdeğer olmayan başka bir göreve –atanma hakkına sahiptir. Ücret, bu kamu görevlisinin fiilen gerçekleştirdiği çalışma ile belirlenir.

Madde 59b.

(1) Milli Konsey, ya da Federal Konseye üye olarak seçilmiş kamu görevlilerine yapılan ödemeleri kontrol etmek amacıyla, Parlamento Personel Başkanlığının himayesinde bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon;

  1. Milli Konsey Başkanlarının her biri tarafından atanan birer temsilciden,
  2. Başkanvekillerinin onayı ile Federal Konsey Başkanı tarafından atanan iki temsilciden,
  3. İki Eyalet temsilcisinden,
  4. İki belediye temsilcisinden ve
  5. Evvelce yargı görevinde bulunmuş bir üyeden oluşacaktır. 3 numaralı bentten 5 numaralı bende kadar olan hükümler uyarınca atanacak üyeler, Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Federal Hükümet, 3 numaralı bent uyarınca yapacağı tavsiyelerde (madde 67), Valilerin tavsiyeleriyle ve 4 numaralı bent uyarınca yapacağı tavsiyelerde ise Avusturya Mahalli İdareler Federasyonu ve Avusturya İlçeler Birliğinin tavsiyeleriyle bağlıdır. 1 numaralı bentten 4 numaralı bende kadar olan hükümler uyarınca Komisyona seçilecek üyeler, daha önce, 19’uncu maddenin ikinci fıkrasında tanımlandığı anlamda bir görev yürütmüş kişiler olmalıdırlar. Kazanç getirici faaliyetler gözeten kişiler Komisyon üyesi olamazlar. Komisyon üyeliği, yasama döneminin hitamıyla birlikte sona erer ancak, yeni bir üye aday gösterilmeden, ya da atanmadan önce üyelik sona ermez.

(2) Komisyon; Milli Konsey, ya da Federal Konsey üyesi olan bir kamu görevlisinin, ya da çalıştığı kurumun talebiyle, madde 59/a hükümlerinin uygulanması, ya da bunun uygulanması için çıkartılan yönetmeliklerle ile alakalı olarak, bu kamu çalışanı ile çalıştığı kurum arasında ortaya çıkan ihtilaflarda görüş bildirir. Komisyon ayrıca, bir hâkim ve mahkeme, ya da 87’nci maddenin ikinci fıkrasında tanımlandığı anlamda bir komisyon arasında ortaya çıkan ihtilafların yanı sıra 30’uncu maddenin üçüncü fıkrasının uygulanması bakımından bir Mili Konsey, ya da Federal Konsey üyesi ile Mili Konsey Başkanı arasındaki ihtilaflarda da görüş bildirir.

(3) Bir kamu görevlisi olan bir Mili Konsey, ya da Federal Konsey üyesi, madde 59/a hükümlerine göre kullanacağı izin veya emeklilik hakkıyla ilgili olarak gerçekleştirdiği işlemleri ve gerçekleştireceği çalışmaların nasıl değerlendirileceği konularında Komisyonu her yıl bilgilendirmekle yükümlüdür. 53’üncü maddenin üçüncü fıkrası hükümleri Komisyonun gerçekleştireceği tahkikatlar için gerekli değişikliklerle uygulanır. Komisyon kendisi için İç Tüzükler çıkartır. Komisyon, her yıl, Mili Konseye –Federal Konsey üyeleriyle ilgili olarak ise, Federal Konseye yayımlanmak üzere bir rapor sunar.

Kısım III.

Federal Yürütme

  1. İdare
  2. Federal Cumhurbaşkanı

 

Madde 60.

(1) Federal Cumhurbaşkanı, eşit, doğrudan, gizli ve şahsi oy esasına dayalı olarak halk tarafından seçilir. Sadece bir aday mevcutsa seçim, halk oylaması şeklinde gerçekleştirilir. Mili Konsey seçimlerinde oy kullanmak için aranan şartları haiz herkes oy kullanabilir. Eyalet kanunun bu yönde bir hükmü var ise, Federal Eyaletlerde seçimde oy kullanmak mecburidir. Seçim usulü ve muhtemel zorunlu oy kullanmaya ilişkin detaylı hükümler bir Federal Kanun ile düzenlenecektir. Bu kanunda ayrıca, oy kullanmanın zorunlu olup olmadığına bakılmaksızın, seçimlerden muaf tutulmanın gerekçeleri de düzenlenir.

(2) Geçerli oyların yarısından fazlasını alan aday seçilmiştir. Bu oy çoğunluğuna erişilemediği takdirde, ikinci oylama gerçekleşir. İkinci oylamada ancak birinci oylamada en çok oyu almış iki adaydan biri için geçerli şekilde oy kullanılabilir.

(3) Sadece Mili Konseye seçilmek için aranan şartları taşıyan ve seçim gününün hitamından önce otuzbeş yaşında olan bir kişi Federal Cumhurbaşkanı olarak seçilebilir. Hanedan mensupları, ya da daha önce ülkeyi yönetmiş hanedandan olan kişiler aday olamazlar.

(4) Federal Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçları Federal Şansölye tarafından resmen ilân edilir.

(5) Federal Cumhurbaşkanının görev süresi altı yıldır. Federal Cumhurbaşkanı, bir sonraki dönem için ancak sadece bir kez yeniden seçilebilir.

(6) Federal Cumhurbaşkanı, görev süresinin tamamlanmasından önce halk oylamasıyla görevinden alınabilir. Federal Meclis talep etmiş ise, halk oylaması gerçekleştirilir. Mili Konsey bu yönde bir karar almışsa, Federal Meclis, Federal Şansölye tarafından bu amaçla toplanır. Milli Konseyin karar için, üye tam sayısının en az yarısının oylamaya katılmış olması ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğu şartı aranır. Federal Cumhurbaşkanı, Milli Konseyin bu oyuyla görevini daha fazla sürdürmekten men edilir. Görevden alınma talebinin halk oylaması sonucu reddedilmesi, seçimlerin yenilenmesini ve Milli Konseyin feshini gerektirir (madde 29/1). Bu durumda da, Federal Cumhurbaşkanının toplam görev süresi on iki yılı aşamaz.

Madde 61.

(1) Federal Cumhurbaşkanı görev süresi boyunca hiçbir halk temsilcisi organa üye olamaz ve herhangi bir mesleki faaliyetle iştigal edemez.

(2) “Federal Cumhurbaşkanı” unvanı–herhangi bir ilave ile ya da başka bir unvan bağlamında bile olsa, başka hiçbir kimse tarafından kullanılamaz. Bu husus kanuna teminat altına alınır.

Madde 62.

(1) Federal Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Federal Meclis önünde aşağıdaki şekilde and içer;

“Anayasaya ve Cumhuriyetin yasalarına sadakatle bağlı kalacağıma ve görevimi sahip olduğum bilgi ve inançlarla en iyi şekilde yapmaya çalışacağıma ant içerim.”

(2) Dini beyanların belirtilmesi kabule şayandır.

Madde 63.

(1) Federal Cumhurbaşkanı hakkında ancak Federal Meclisin onayı ile yasal takibat başlatılabilir.

(2) Federal Cumhurbaşkanı hakkında başlatılacak yasal takibata ilişkin müracaat, Milli Konseyin ilgili organı tarafından yapılabilir. Yasal takibatın Federal Meclis eliyle yürütülüp yürütülemeyeceği hususu Milli Konseyin oyuyla belirlenir. Milli Konsey lehte oy kullanır ise, Federal Meclis Federal Şansölye tarafından derhal toplanmalıdır.

Madde 64.

(1) Federal Cumhurbaşkanı görevlerini yerine getirmekten alıkonulmuş ise, Federal Cumhurbaşkanının sorumlulukları öncelikle Federal Şansölyeye devredilir. Federal Cumhurbaşkanının görevini yerine getiremediği süre yirmi günden uzun olursa, ya da Federal Cumhurbaşkanı 60’ıncı maddenin altıncı fıkrası uyarınca görevlerini yerine getirmekten alıkonulmuş ise, bir komite olarak görev yapan Milli Konsey Başkanı, İkinci ve Üçüncü Başkanlar Federal Cumhurbaşkanının görevlerini üstlenirler. Federal Cumhurbaşkanlığı makamı boşaldığı takdirde de aynı hükümler geçerlidir.

(2) Federal Cumhurbaşkanının görevlerini üstlenen yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen komite, oy çokluğu ile karar alır. Milli Konseyin Başkanı, milli iradenin temsiliyetinde olduğu gibi, bu komitenin de başıdır.

(3) Eğer, Milli Konsey Başkanlarından biri ya da birden fazlası görevlerini yetirene getirmekten alıkonulmuşlar ise, ya da makamları süresiz olarak boşalmış ise, komite, üyelerinin fiili katılımı olmaksızın da toplantı ve karar nisabına sahiptir. Oyların eşitliği durumunda, rütbece üst olan Başkanın oyu belirleyici oydur.

(4) Federal Cumhurbaşkanının makamı süresiz olarak boşalmış ise, Federal Hükümet yeni Federal Cumhurbaşkanlığı seçimleri için derhal hazırlıklara başlar; komite, Federal Cumhurbaşkanının onanması amacıyla, müteakip seçimleri takiben vakit geçirmeksizin Federal Meclisi toplar.

Madde 65.

(1) Federal Cumhurbaşkanı Cumhuriyeti uluslar arası alanda temsil eder, yabancı devlet temsilcilerini kabul eder ve yetkilendirir, yabancı devlet diplomatik temsilcilerinin atanmasını onaylar, Cumhuriyetin yurtdışı temsilcililerine atanacak diplomatik temsilcilerini atar ve antlaşmaları imzalar. 50’nci maddenin kapsamında yer almayan, ya da 16’ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yer alan ve mevcut yasalarda değişiklik, ya da mevcut yasalara ilaveler getiremeyen nitelikteki bir antlaşmayı imzalarken, Federal Cumhurbaşkanı, söz konusu antlaşmanın kararnameler çıkartılarak uygulanacağı talimatını verebilir.

(2) Ayrıca, Anayasanın kendisine tanıdığı diğer görevlerden ayrı olarak, Federal Cumhurbaşkanının diğer yetkileri şunlardır;

  1. a) Görevliler ve diğer Federal yetkililerin yanı sıra Federal devlet memurlarını atamak ve bunlara resmi unvanlar bahşetmek;
  2. b) Mesleki unvanlar oluşturmak ve bahşetmek;
  3. c) Temyiz yolunu tüketen belirli kişilerin cezalarını affetmek, mahkemelerin verdiği hükümleri hafifletmek ve değiştirmek, bağışlama kabilinde cezaları kaldırmak ve bunların yasal sonuçlarından sarfı nazar edilmesini sağlar ve ayrıca adli takibata tabi ceza kovuşturmalarını resen kaldırmak;
  4. d) Ebeveynlerinin talebi ile nesebi belirsiz çocukları nesebi belli hale getirmek.

(3) Federal Cumhurbaşkanının fahri ayrıcalıklar, fevkalade lütuflar, tahsisatlar ve ikramiyeler tanıma, atama ve atanmışları onaylama ve şahsi konulardaki diğer yetkilerini icra sınırları özel kanunlarla düzenlenir.

Madde 66.

(1) Federal Cumhurbaşkanı, belirli Federal devlet memuru kategorileri için atama yetkilerini Federal Hükümetin ilgili üyelerine devredebilir ve belirli federal devlet memuru kategorileri için kendilerine devrettiği bu yetkileri astlarına devretme yetkisi tanıyabilir.

(2) Federal Cumhurbaşkanı, Federal Hükümeti, 16’ncı maddenin birinci fıkrası, ya da 50’nci madde kapsamına girmeyen antlaşma kategorilerinde antlaşmalar yapmakla yetkilendirebilir. Bu yetki ayrıca, söz konusu antlaşmaların kararnameler çıkartılarak uygulanacağı talimatını verme yetkisini de kapsar.

(3) Federal Cumhurbaşkanı, bir Eyalet Hükümetinin tavsiyesi ve Valinin müşterek imzasıyla, Eyalet Hükümetini, 16’ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yer alan ve mevcut yasalarda değişiklik, ya da mevcut yasalara ilaveler getiremeyen nitelikteki bir antlaşmayı imzalamakla yetkilendirebilir. Bu yetki ayrıca, söz konusu antlaşmaların kararnameler çıkartılarak uygulanacağı talimatını verme yetkisini de kapsar.

Madde 67.

(1) Anayasada aksine bir hüküm bulunmadıkça, Federal Cumhurbaşkanı tüm resmi işlemlerinde Federal Hükümetin, ya da Federal Hükümetin yetkilendirdiği Federal Bakanın tavsiyesini esas alır. Federal Hükümetin, ya da ilgili Federal Bakanın diğer mercilerden gelen tavsiyelere ne derece dayalı şekilde hareket edeceği hususu ise kanunla düzenlenir.

(2) Anayasada aksine bir hüküm bulunmadıkça, Federal Cumhurbaşkanının resmi işlemlerinin geçerli olabilmesi için Federal Şansölye, ya da ilgili Federal Bakanın müşterek imzasını taşımalıdır.

Madde 68.

(1) Federal Cumhurbaşkanı 142’nci maddede belirtilen görevlerinin ifası bakımından Federal Meclise karşı sorumludur.

(2) Bu sorumluluğu yerine getirmek amacıyla, Federal Meclis, Milli Konseyin ya da Federal Konseyin kararıyla Federal Şansölye tarafından toplanır.

(3) 142’nci madde uyarınca, Federal Cumhurbaşkanı hakkında bir suçlamada bulunabilmek için, her iki seçimle göreve getirilmiş meclisten her birinin üye tam sayısının yarısından fazlasının katılımıyla, kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla karar alınması gerekmektedir.

  1. Federal Hükümet

 

Madde 69.

(1) Bu yetkinin Federal Cumhurbaşkanına verilmemiş olması kaydıyla, Federal Şansölye, Şansölye Vekili ve Federal Bakanlar, Federasyonun en yüksek idari mercileridir. Federal Şansölye başkanlığında hareket eden bir Federal Hükümeti teşkil ederler.

(2) Şansölye Vekili her bakımdan Federal Şansölyeye vekillik eder. Federal Şansölye ve Şansölye Vekilinin her ikisi de görevlerini ifadan alıkonulmuşlar ise, Federal Cumhurbaşkanı, Federal Şansölyeye vekillik etmek üzere Federal Hükümetin bir üyesini görevlendirebilir. Şansölye Vekili her bakımdan Federal Şansölyeye vekillik eder. Federal Şansölye ve Şansölye Vekilinin her ikisi de görevlerini ifadan alıkonulmuşlar ise ve yerlerine atama yapılmamışsa, Federal Hükümetin kıdemce en yüksek -kıdem derecesinin eşitliği halinde- yaşça en büyük ve görevlerini ifadan alıkonulmamış üyesi Federal Şansölyeye vekillik eder.

(3) Federal Hükümet, üye tam sayısının yarısından fazlasıyla toplanır ve karar alır.

Madde 70.

(1) Federal Şansölye ve onun tavsiyesiyle Federal Hükümet üyeleri Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Federal Şansölyenin, ya da federal kabinenin tamamının görevden azledilmeleri için tavsiye gerekmemektedir. Federal kabine üyelerinden herhangi birinin azli Federal Şansölyenin tavsiyesi neticesinde gerçekleşir. Federal Şansölye, ya da federal kabinenin tamamı yeni atanan Federal Şansölyenin müşterek onayıyla gerçekleştirilir. Azil işlemlerinde müşterek imza şartı aranmaz.

(2) Sadece Milli Konsey üyeliğine seçilmek için aranan şartları haiz olanlar Federal Şansölye, Şansölye Vekili, ya da Federal Bakan olarak atanabilirler; Federal Hükümetin üyelerinin Milli Konsey üyesi olması gerekmemektedir.

(3) Milli Konseyin toplantıda olmadığı bir zamanda, Federal Cumhurbaşkanı tarafından yeni bir Federal Hükümet atanırsa, Federal Cumhurbaşkanı, yeni Federal Hükümeti takdim etmek amacıyla, Milli Konseyi bir hafta içerisinde toplantı yapacak şekilde olağanüstü gündemle toplantıya çağırmalıdır (madde 28/2).

Madde 71.

Federal Hükümet görevden ayrılırsa, Federal Cumhurbaşkanı görevden ayrılan kabinenin üyelerine görevlerine devam etme yetkisi tanır ve bu kabine üyelerinden birini geçici Federal Hükümet başı olarak atar. Görevden ayrılan Federal Bakana bağlı görev yapan Devlet Sekreteri, ya da ilgili Federal Bakanın müsteşarına da idareyi sürdürme görevi verilebilir. Federal Hükümetin üyelerinden herhangi birinin görevden ayrılması durumunda da bu madde hükmü gerekli değişiklikler uygulanır. İdareyi sürdürme göreviyle yetkilendirilen her kişi bir Federal Bakanla aynı sorumluluğa sahiptir       (madde 76).

Madde 72.

(1) Federal Hükümet üyeleri göreve gelmeden önce Federal Cumhurbaşkanı önünde ant içerler. Dini beyanların ilavesi kabulü şümuldür.

(2) Federal Şansölye, Şansölye Vekili ve diğer Federal Bakanların atanmasını onaylayan resmi belgeler ant içme törenin yapıldığı tarihte Federal Cumhurbaşkanı tarafından tasdik edilir ve yeni atanmış Federal Şansölye tarafından müştereken imzalanır.

(3) Yukarıdaki 71’inci maddede belirtilen hallerde bu hükümler gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 73.

(1) Bir Federal Bakan görevlerini ifadan geçici süreyle alıkonulmuş ise, Federal Cumhurbaşkanı, Federal Şansölyenin tavsiyesiyle ve yerine vekil atanacak Federal Bakan, eğer bu mümkün değilse, Şansölye Yardımcısı ile istişare ederek, diğer Federal Bakanlardan birini, görevlerini ifadan geçici süreyle alıkonulmuş Federal Bakana bağlı devlet sekreterini, ya da vekillik edeceği Federal bakanın müsteşarını bu Federal bakan yerine vekil olarak atar. Bu vekil bir Federal Bakan ile aynı sorumluluklara sahiptir (madde 76). Avrupa Birliği’ne üye bir başka devlette ikamet etmesi, bir Federal Bakanın görevlerini ifadan alıkonulmasına gerekçe teşkil etmez.

(2) Bir konuyla yetkili bir Federal Bakan, Avrupa Birliği Konseyi’nin oturumlarına iştirak etmek ve bu çerçevede, belirli bir projeyi müzakere etmek ve bununla ilgili oy kullanmak için bir diğer Federal Bakanı ya da Devlet Sekreterini yetkilendirebilir.

(3) Avrupa Birliğine üye bir başka devlette ikamet eden bir Federal Kabine üyesi, Milli Konsey ya da Federal Konseydeki görevlerinin kendisine bağlı Devlet Sekreteri, ya da bir başka Federal Bakan eliyle yürütülmesine müsaade edebilir. Kendisine vekil atanmamış bir Federal Kabine üyesi, Federal Hükümetteki oy kullanma hakkını bir diğer Federal Bakana devredebilir; bu, onun hesap verme sorumluluğuna halel getirmez. Oy kullanma hakkı ancak, Federal Kabinenin bir başka üyesine vekillik etmeyen ve kendisine henüz bir oy kullanma hakkı devredilmemiş bir başka Federal Kabine üyesine devredilebilir.

Madde 74.

(1) Mili Konsey, Federal Hükümetin tamamı, ya da belirli bir üyesi hakkında güvenoyu vermezse, Federal Hükümet, ya da o Federal Bakan görevden azledilir.

(2) Milli Konseyin güvenoyu oylamasını yapabilmesi için üye tam sayısının yarısıyla toplanmış olması gerekmektedir. Ancak, Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunda belirtilen sayıda Milli Konsey üyesinin talep etmesi halinde, oylama bir sonraki güne ertelenir. Oylama ancak Milli Konseyin kararıyla yeniden ertelenebilir.

(3) 70’inci maddenin birinci fıkrası uyarınca Federal Cumhurbaşkanına tanınan diğer yetkilere rağmen, Federal Hükümet veya onun üyeleri, yasalarla belirlenmiş hallerde, ya da kendi istekleriyle görevden alınabilirler.

Madde 75.

Federal Hükümetin tüm üyeleri ve ayrıca Devlet Sekreterleri, Milli Konseyin, Federal Konseyin ve Federal Meclisin yanı sıra bu temsilciler meclislerinin komisyonlarının (alt komisyonlar) tüm görüşmelerine katılabilirler. Ancak, Milli Konseyin Ana Komisyonu Daimi Alt Komisyonunun ve Mili Konsey Tahkikat Komisyonlarının görüşmelerine özel davetle katılabilirler. Her halükarda, Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunun ve Federal Konsey İç Tüzüğünün özel hükümleri uyarınca, talepleri halinde, bu görüşmelerde söz alabilirler. Milli Konsey, Federal Konsey, Federal Meclis ve bunların komisyonları (alt komisyonları) Federal Kabine üyelerinin görüşmelere katılmalarını ve tahkikatlarda yer almalarını talep edebilirler.

Madde 76.

(1) Federal Kabine üyeleri (madde 69 ve 71) 142’nci madde uyarınca Milli Konseye karşı sorumludurlar.

(2) 142’nci madde kapsamındaki iddialarla ilgili olarak, üye tam sayısının yarıdan fazlasının önerge vermiş olması şartı aranır.

Madde 77.

(1) Federal idare, Federal Bakanlıklar ve onlara bağlı kurumlar eliyle yürütülür.

(2) Federal Bakanlıkların sayısı, görev ve yetkileri, teşkilatları Federal Kanun ile belirlenir.

(3) Federal Şansölye, Federal Şansölyeliğin faaliyetlerini sevk ve idare eder ve Federal Bakanlar Federal Bakanlıkların faaliyetlerini sevk ve idare ederler. Federal Cumhurbaşkanı, personel kadrolarının oluşturulması ve söz konusu faaliyetlerin örgütlenmesi dâhil, Federal Şansölyenin görev ve yetki alanına giren belirli konularda, sevk ve idare yetkisini özel Federal Bakanlıklara tevdi edebilir. Ancak, bu alanlar Federal Şansölyenin görev ve yetki alanında kalmayı sürdürürler. Bu yetkiyle donatılan Federal Bakanlıklar söz konusu alanlarda ilgili Federal Bakanlık statüsünü haizdirler.

(4) Federal Şansölye ve diğer Federal Bakanlar, istisnai hallerde, ikinci bir Federal Bakanlığın sevk ve idaresiyle görevlendirilebilirler.

Madde 78.

(1) Özel hallerde, Federal Bakanlar aynı zamanda bir Federal Bakanlıktan sorumlu olmaksızın da atanabilirler.

(2) Federal Bakanlarla aynı şekilde göreve atanan ve görevden ayrılan Devlet Sekreterleri, Bakanlığın faaliyetlerine yardımcı olmak ve Bakanlıkları Parlamentoda temsil etmek amacıyla Federal Bakanlıklara bağlanabilirler.

(3) Federal Bakan, Devlet Sekreterinin muvafakatini alarak kendisini belirli görevlere atayabilir. Devlet Sekreteri ayrıca bu görevlerin yerine getirilmesinde Federal Bakanın astıdır ve onun talimatlarıyla hareket eder.

  1. Federal Emniyet Makamları

 

Madde 78a.

(1) Federal İçişleri Bakanı emniyet güçlerinin başıdır. Emniyet müdürlükleri ve daha sonra ilçe idari mercileri ve emniyet mercileri sıfatıyla görev yapan Federal Emniyet Müdürlükleri İçişleri Bakanının astlarıdır.

(2) Bireylerin can, sağlık, hürriyet veya malları gerçek bir tehlike ile karşı karşıya ise, ya da böyle bir yakın tehlike mevcut ise, emniyet yetkilileri, bu riski ortadan kaldırmaktaki yetkilerine bakılmaksızın, ilgili yetkili merciinin konuya müdahalesine kadar asli yardımı yapmakla yetkilidir.

(3) Belediyelerin emniyet mercileri olarak hangi dereceye kadar tedbirler alabilecekleri Federal Kanunlarla düzenlenir.

Madde 78b.

(1) Her eyalet bünyesinde bir Emniyet Müdürlüğü bulunur. Emniyet Müdürü Emniyet Müdürlüğünün başıdır. Viyana’da, Federal Polis Müdürlüğü aynı zamanda Emniyet Müdürlüğü, Polis Müdürü de aynı zamanda Emniyet Müdürüdür.

(2) Emniyet Müdürü, Federal İçişleri Bakanı tarafından Valiyle müştereken atanır.

(3) Federal İçişleri Bakanı, ulusun genelini ilgilendiren her önemli talimatını, ya da talimatına konu eyaletin genelinde kamu huzurunun, düzeninin ve emniyetinin muhafazası için önemli nitelikteki talimatlarını Valiye bildirmelidir.

Madde 78c.

(1) Polis Müdürü Federal Polis Müdürlüğünün başıdır. Viyana’da Polis Müdürü Federal Polis Müdürlüğünün başıdır.

(2) Federal Polis Müdürlüklerinin kuruluşu ve bunların coğrafi görev ve yetki alanları Federal Hükümet kararnameleriyle düzenlenir.

Madde 78d.

(1) Emniyet güçleri, polis niteliklerini haiz silahlı, ya da üniformalı veya öteki türlü askeri nitelikte birimlerdir. Bilhassa, ziraat ve ormancılık (tarla, ekinler ve ormanların korunması) gibi toprak işleme faaliyetlerinin, madencilik, avcılık, balıkçılık ve diğer lisanslı su kullanım faaliyetlerinin korunmasıyla görevli memurlar, piyasa gözetim memurları ve itfaiye görevlileri emniyet güçlerine mensup görevliler arasında yer almamaktadırlar.

(2) Federal Polis Müdürlüğünün görev ve yetki sınırları içerisinde kalan, bir Federal polis gücünün bağlı olduğu başka hiçbir bölgesel idare emniyet gücü teşkilatı kuramaz ve bulunduramaz.

  1. Federal Ordu

 

Madde 79.

(1) Ülkenin askeri savunması Federal Ordunun görevidir. Bu görev askeri sistem esaslarıyla yürütülür.

(2) Yetkili bir sivil idarenin işbirliği talebinde bulunması kaydıyla, Federal Ordu ayrıca;

  1. Ülkenin askeri savunma faaliyetlerinin yanı sıra;
  2. a) Anayasa ile kurulmuş kurumların kendisini ve görev ehliyetini ve halkın demokratik hürriyetlerini de korumalı;
  3. b) Ülkenin genelinde düzeni ve emniyeti sağlamlıdır.
  4. Doğal afetler ve fevkalade boyutlardaki felaketlerde yardımda bulunmalıdır.

(3) Federal Ordunun diğer görevleri Federal Anayasa ile belirlenir.

(4) Hangi görevlilerin ve mercilerin yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen amaçlarla Federal Orduya işbirliği teklif edebileceği Savunma Kanunu ile düzenlenir.

(5) Federal Ordunun yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen amaçlarla kendi inisiyatifiyle müdahalede bulunabilmesi ancak, kontrolleri dışında olan şartların, ilgili mercileri askerin müdahalesini talep etmeye zorlaması halinde, ya da daha fazla gecikilmesi durumunda toplumun genelinin telafisi imkânsız kayıplarla karşılaşma olasılığının bulunması halinde, ya da bu durum, fiili bir saldırıya müdahale veya Federal Ordunun bir birimine yöneltilen fiili itaatsizliğin ortadan kaldırılmasıyla ilgili ise izin verilebilir.

Madde 80.

(1) Federal Cumhurbaşkanı Federal Ordunun Genel Kurmay Başkanıdır.

(2) Savunma Kanununun Federal Orduyla ilgili Federal Cumhurbaşkanına tanıdığı tasarruf yetkileri saklı kalmak kaydıyla, ilgili Federal Bakan, Federal Orduyu ilgilendiren konulardaki tasarruf yetkisi, Federal Hükümetin belirlediği sınırlar çerçevesinde kullanır.

(3) Federal Ordu üzerindeki üst komuta yetkisi ilgili Bakanlık tarafından icra edilir. (madde 76/1).

Madde 81.

Eyaletlerin, asker toplama, ön tedarik hazırlıkları ve barınma ve diğer gereklerin karşılanması konularına hangi seviyede iştirak edecekleri Federal Kanunla düzenlenir.

  1. Federal Okul İdareleri

 

Madde 81a.

(1) Federasyonun öğretim ve eğitim alanında, öğrenci yurtlarıyla ilgili yürütme yetkisi ilgili Federal Bakan tarafından ve üniversiteler ve güzel sanatlar akademileri, ya da ziraat ve ormancılık okul sistemi veya ormancılık ve ziraat eğitim sistemi alanlarında öğrenci yurtlarıyla ilgili olmayan konularda ise ilgili Federal Bakana bağlı görev yapan Federal okul idareleri tarafından kullanılır. Belediyelerden, Federasyonun kendilerine çizdiği görev ve yetki sınırları dahilinde, okula devam etme yaşında olanların kaydını tutmaları talep edilebilir.

(2) Her bir Eyalette ve ilçede bir okul idaresi kurulacak ve bu idare sırasıyla, Eyalet okul kurulu ve ilçe okul kurulu olarak adlandırılacaktır. Viyana şehrindeki Eyalet okul kurulu ayrıca, ilçe okul kurulu görevini de yürütecek olup, kurul, Viyana İl Okul Kurulu olarak anılacaktır. Eyalet ve ilçe okul kurulları üyelerinin yetki bölgeleri Federal Kanun ile belirlenir.

(3) Federal okul idarelerinin kurulmasına ilişkin yönlendirici esaslar, kanunla belirlenecek olup, şöyledir;

  1. a) Komiteler, federal okul idarelerinin bünyesinde atanacaklardır. Eyalet okul kurullarında görev yapacak, oy hakkı da bulunan, komite üyeleri, Eyalet Meclisindeki siyasal partilerin koltuk dağılımı esas alınarak; ilçe okul kurulların görev yapacak, oy kullanma hakkı da bulunan, komite üyeleri ise, en son Eyalet Meclisi seçimlerinde meclise seçilen siyasal partilerin o ilçeden aldıkları oylarla orantılı şekilde atanırlar. Komite üyelerinin tamamının veya bir kısmının Federal Meclis tarafından atanması kabule şayandır.
  2. b) Vali, eyalet okul kurulunun başkanıdır, ilçe mülki erkanının başı da ilçe okul kurulunun başkanıdır. Kanun, eyalet okul kuruluna başkan yardımcısı atanmasını öngörmüş ise, başkan yardımcısı, başkanın kendisine mahsus kılmadığı tüm işlemlerde başkana vekâlet eder. Kanun, başkan yardımcısı atanmasını öngörmüş ise, başkan yardımcısı evrakları inceleyebilir ve tavsiyelerde bulunabilir. Federal Anayasanın yürürlük tarihinden önce gerçekleştirilen en son nüfus sayımının sonuçlarına göre, en yüksek nüfusa sahip beş eyalet için, her halükarda, anılan başkan yardımcısı ataması yapılacaktır.
  3. c) Eyalet ve ilçe okul kurullarının komite ve başkanlarının (reislerinin) görev tanımları kanunla düzenlenir. Bu komiteler kurallar ve genel talimatlar yayımlamakla, resmi memurları atamakla ve adaylık teklifleri vermekle ve ayrıca kanun ve kararname taslakları hakkında görüş bildirmekle yetkilidirler.
  4. d) Komitenin bir sonraki toplantısına kadar beklenilmesi mümkün olmayan acil hallerde, başkan (reis), komisyonun yetki ve görev alanına bırakılan konularda işlem gerçekleştirebilir ve komiteyi derhal bu keyfiyetten haberdar eder.
  5. e) Bir komitenin toplantı nisabını iki aydan uzun süre ile sağlayamaması halinde, toplantı nisabının sağlanamadığı diğer süreler boyunca komitenin görevleri başkana (reise) devrolunur. Bu durumda, başkan (reis) komitenin yerini alır.

(4) Komitelerin yetki ve görev alanına giren konularda talimat verilemez (madde 20/1). Bu hüküm, kanuna aykırı komite kararları, ya da komite tarafından çıkartılan bir kararnamenin iptalini talep eden talimatlar için geçerli değildir. Bu tür talimatların gerekçeleri belirtilir. Talimatı alan mercii, 129 ve 130’uncu maddeler uyarınca, komitenin kararına dayalı olarak derhal İdari Mahkemeye itirazda bulunabilir.

(5) İlgili Federal Bakan, Eyalet okul kurulu kanalıyla kendisine bağlı okulların ve öğrenci yurtlarının şartları ve performansları hakkında şahsen, ya da ilgili Federal Bakanlık yetkilileri kanalıyla bilgi edinebilir. Tespit edilen eksiklikler –bu eksikliklerin 14’üncü maddenin sekizinci fıkrası kapsamında bulunmaması kaydıyla– düzeltilmesi için eyalet okul kuruluna bildirilir.

Madde 81b.

(1) Eyalet okul kurulu;

  1. a) Eyalet okul kurullarına bağlı okulların ve öğrenci yurtlarının boşalan müdürlük/müdirelik kadrolarının yanı sıra diğer öğretmen ve eğitmen kadrolarına yapılacak atamalar;
  2. b) Eyalet ve ilçe okul kurullarında görev yapan okul idarecileri yanı sıra okullarda idarecilik yapacak öğretmen kadrolarına yapılacak atamalar;
  3. c) Ortaokullar ve özel okullarda görev yapacak öğretmenlere verilen öğretmenlik diploması için yapılacak sınavlarda görevli sınav kurullarına başkan ve üye atamaları olmak üzere üç ayrı atama kategorisi için teklif hazırlar.

(2) Yukarıdaki birinci fıkraya göre verilecek teklifler, 66 ve 67’nci maddelerin birinci fıkraları, ya da diğer hükümler uyarınca ilgili Federal Bakana tevdi edilir. Teklif edilen adaylar arasından seçim yapma yetkisi Federal Bakana aittir.

(3) Her eyalet okul kurulu, kamu hukukuna tabi olarak federasyonun memurları olan ve eyalet okul kuruluna bağlı okullarda (öğrenci yurtlarında) istihdam edilen okul müdürleri/müdireleri ve öğretmenlerin yanı sıra eğitmenler için yeterlilik ve disiplin kurulları kurar. Detaylar Federal Kanunla düzenlenir.

  1. Yargı

 

Madde 82.

(1) Federasyon yargının bütününün kaynağıdır.

(2) Hükümler ve kararlar Cumhuriyet adına verilir ve ilân olunur.

Madde 83.

(1) Mahkemelerin teşkili ve salahiyeti Federal Kanunla belirlenir.

(2) Hiç kimse adil yargılanma hakkından mahrum bırakılamaz.

(3) Mülga.

Madde 84.

Savaş zamanı hariç, askeri yargı sistemi yürürlükten kaldırılmıştır.

Madde 85.

Ölüm cezası yürürlükten kaldırılmıştır.

Madde 86.

(1) Bu kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, hâkimler, Federal Hükümetin tavsiyesiyle Federal Cumhurbaşkanı tarafından, ya da yetkileri gereğince, ilgili Federal Bakan tarafından atanırlar. Federal Hükümet ya da Federal Bakan, atamalar için, kanunların mahkemelerin teşekkülüyle yetkilendirdiği meclislerden tavsiyeler alır.

(2) Yeterli sayıda aday mevcut ise, ilgili Federal Bakana tevdi edilecek, ya da onun tarafından Federal Hükümete havale edilecek atama teklifinde, asgari olarak, üç isim yer alır. Ancak, atama yapılacak kadro sayısı birden fazla ise, asgari olarak, atanacak hâkim sayısının iki katı sayıda isim teklifte yer alır.

Madde 87.

(1) Hâkimler yargısal görevlerini yerine getirirken bağımsız şekilde hareket ederler.

(2) Bir hâkim; kanunda, yargıyla ilgili idari davalar için öngörülen haller hariç olmak üzere, kendisine tanınan yargı yetkisini kanunlara ve muhakeme usullerine göre icra ederken, hiçbir meclis ya da komisyon tarafından azledilemez.

(3) Mahkemelerin iş yükü, bir mahkemenin hâkimleri arasında, mahkemelerin teşekkülüne ilişkin hükümleri düzenleyen kanunda belirtilen süre için önceden pay edilir. Bu dağıtıma göre bir hâkime verilen davalar ancak, hâkim görevinden azledilmiş ise, ya da iş yükü sebebiyle görevlerini yerine getiremeyecek durumda olması halinde, adliyenin idari mercilerinin kararnamesiyle makul süre içerisinde bu hâkim yargı yetkisinden alınabilir.

Madde 87a.

(1) Özel olarak asliye hukuk mahkemelerinin yetkisine bırakılmış ve bu mahkemenin yetkisinde olan belirli türdeki görevler, Federal Kanun ile hâkim mesleğinden olmayan özel eğitimli federasyon memurlarına verilebilir.

(2) Ancak, belirlenen görevlendirmeye göre yetkili kılınmış bir hâkim, her an bu görevi kendisine mahfuz tutabilir ve üstlenebilir.

(3) Hâkimlik mesleğinden olmayan federasyon memurları, yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen görevi yerine getirirken sadece görevlendirme kurallarına göre yetkili kılınmış ilgili hâkimin vereceği talimatlara bağlı olarak hareket eder. 20’nci maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi uygulanır.

Madde 88.

(1) Emeklilik listesine eklenecek hâkimlerin emeklilik yaş haddi, mahkemelerin teşekkülünü düzenleyen kanunda belirtilir.

(2) Öteki türlü, hâkimler ancak, kanunda belirtilen hallerde ve yöntemlerle ve resmi adli karar marifetiyle görevden alınabilir, ya da iradeleri dışında transfer edilebilir ya da yaş haddinden emekliye ayrılabilirler. Ancak, bu hükümler, mahkemelerin teşekkülündeki değişiklikler sonucu gerekli olan transferlere ve emekliliklere uygulanmaz. Bu hallerde, hâkimlerin gerekli formaliteler olmaksızın transfer ya da yaş haddinden emekli edilecekleri süreler bir kanunla düzenlenir.

(3) Hâkimler ancak, kıdemli bir hâkimin ya da adliyenin yüksek idari merciinin kararı ile ve mesele eş zamanlı olarak ilgili mahkemeye havale edilerek geçici süreyle görevden el çektirilebilirler.

Madde 88a.

Mahkemelerin teşekkülünü düzenleyen kanunda bir üst mahkemeye atanacak vekil hâkimlerin kadroları düzenlenir. Bu kadroların sayısı alt derece mahkemelere atanmış hâkimlerin sayısının yüzde ikisini geçemez. Alt derece mahkemelerde görev yapmak üzere atanmış vekil hâkimlerin görevleri, mahkemelerin teşekkülünü düzenleyen kanuna göre, üst derece mahkemesinin yetkili meclisi tarafından belirlenir. Vekil hâkimler ancak alt derece mahkemelerin hâkimlerine ve sadece bu hâkimler görevden alınmışlar ise ya da iş yükleri nedeniyle görevlerini yerine getiremeyecek durumdalar ise, makul bir süreyle vekâlet edebilirler.

Madde 89.

(1) Bundan sonra gelen fıkralarda aksine bir hüküm bulunmadıkça, mahkemeler usulüne uygun olarak yayımlanmış yönetmeliklerin, yeniden ilan olunmuş bir kanunun (antlaşmanın), kanunların ve antlaşmaların resmi yayınlarının geçerliliğini inceleyemez.

(2) Bir mahkeme, kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle bir kararnameyi uygulamaktan çekince duyar ise, bu kararnamenin iptali için Anayasa Mahkemesine müracaat edebilir. Yüksek Mahkeme, ya da karar vermekle yetkili bir üst derece mahkemesi bir kanunun anayasaya aykırılık gerekçesiyle uygulanması konusunda çekince duyarsa, bu kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine müracaat eder.

(3) Uygulanacak yasal düzenleme hâlihazırda yürürlükten kaldırılmış ise, mahkeme, Anayasa Mahkemesine müracaatında mahkemeden, bu yasal düzenlemenin kanuna ya da anayasaya aykırı olduğu yönünde karar vermesini talep etmelidir.

(4) Yeniden yayımlanan kanunların (antlaşmaların) resmi yayınlarında ikinci fıkranın ilk cümlesi ve üçüncü fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır. iki ve üçüncü fıkra hükümleri madde 140/a kapsamında düzenlenen antlaşmalara gerekli değişikliklerle uygulanır.

(5) Yukarıdaki iki, üç, ya da dördüncü fıkra uyarınca gerçekleştirilecek müracaatların derdest davaları ne yönde etkileyeceği Federal Kanunla düzenlenir.

Madde 90.

(1) Hukuk ve ceza davalarında duruşmalar sözlü ve halka açık olarak gerçekleşir. İstisnalar kanunla düzenlenir.

(2) Ceza davaları iddianame ile açılır.

Madde 91.

(1) Halk yargılamada yer alır.

(2) Kanunla belirlenecek ağır cezalar ile her türlü siyasi suç ve kabahatlerde, sanık hakkındaki karar bir jüri tarafından verilir.

(3) Ceza davalarında; cezayı müstelzim fiil için verilecek ceza kanunla belirlenen haddi aşıyor ise, yargının idaresinde meslekten olmayan hâkimler görev alır.

Madde 92.

(1) Yüksek Mahkeme, hukuk ve ceza davalarında ilk derece mahkemesidir.

(2) Federal Hükümet, eyalet hükümeti, ya da seçimle göreve getirilmiş meclislerin üyeleri Yüksek Mahkeme üyesi olamazlar. Seçimle göreve getirilmiş meclisin belirli bir yasama veya görev süresi için seçilmiş olan üyeleri için, görevlerinden vaktinden önce ayrılmış olsalar dahi, bu kısıtlama, belirlenen yasama veya görev süresi sona ermeden ortadan kalmaz. Son dört yıl içerisinde yukarıdaki belirtilen görevlerden birini yürütmüş olan hiçbir kimse Yüksek Mahkemeye Başkan veya Başkanvekili olarak atanamaz.

Madde 93.

Mahkemelerin hüküm vereceği fiillere yönelik genel aflar Federal Kanunla belirlenir.

Madde 94.

Yargı ve idare yetkileri her halükârda birbirinden ayrıdır.

Kısım IV.

Eyaletlerin Yasama ve İdari Yetkileri

  1. Genel Hükümler

 

Madde 95.

(1) Eyaletlerde yasama yetkisi Eyalet Meclisleri tarafından icra edilir. Eyalet Meclisinin üyeleri, eşit, doğrudan, gizli ve şahsi oy esasına göre seçilir ve Eyalet Meclisi seçimlerine seçmen olarak katılmak için aranan şartları haiz her erkek ve kadın eyalet vatandaşı seçimlerde oy kullanabilir. Seçim usulleri hakkında ve gerekirse zorunlu oy kullanımı hakkındaki hükümler Eyalet Kanunuyla düzenlenir. Bu Eyalet Kanununda özellikle, oy kullanımının zorunlu olmasına rağmen, oylamaya katılmaktan men edilme sebepleri açıkça belirtilir.

(2) Eyalet Meclisi seçim usulleri, seçme ve seçilme yeterlilikleri konularında, Milli Konsey seçimleri hakkında Federal Anayasada öngörülenden daha zorlayıcı şartlar getiremez.

(3) Seçmenler, müstakil bölgesel seçim çevrelerine ayrılabilen müstakil seçim çevrelerinde oy kullanabilirler. Meclis üye sayısı nüfus sayısıyla orantılı olarak seçim çevreleri arasında pay edilir. Eyalet Meclisi seçim usullerinde eyalet genelinde nihai dağılım usulü belirlenerek, seçim çevrelerindeki aday siyasal partilerin koltuk sayıları arasında bir denge gözetilebilir. Bunun gibi, henüz dağılımı yapılmamış sandalye sayıları ise nispi temsiliyet esasına göre dağıtılır. Seçmen kitlesinin diğer şekilde seçim çevrelerine ayrılması kabule şayan değildir.

(4) Eyalet Meclisine üyelik için aday olan, ya da Eyalet Meclisi üyeliğine seçilen kamu çalışanları için madde 59/a hükümleri uygulanır; daha zorlayıcı hükümler kabule şayandır. Eyalet anayasal kanun altında, madde 59/b kapsamındaki komisyonun yayımladığı ile aynı raporu yayımlayacak bir kurum, aynı yetki ve ödevlerle kurulabilir.

Madde 96.

(1) Eyalet Meclisi üyeleri Milli Konsey üyeleriyle aynı dokunulmazlıklara sahiptirler; 57’nci madde hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(2) 32 ve 33’üncü madde hükümleri Eyalet Meclisi ve komitelerinin toplantıları için de uygulanır.

(3) 56’ncı maddenin iki ila dördüncü fıkralar arasında kalan hükümlere göre, Eyalet Kanununda, Eyalet Meclisi üyelerinin Federal Konsey ya da Eyalet Hükümetine seçilmeleri nedeniyle üyelikten ayrılmaları halinde izlenecek çözüm yolu düzenlenir.

Madde 97.

(1) Bir Eyalet kanunun Eyalet Meclisi tarafından oylanması ve ilgili Eyaletin kanunlarına göre, Vali tarafından müşterek imzayla tasdik edilmesi ve onaylanması ve Eyalet Resmi Gazetesi’nde yayımlanması gerekir.

(2) Eyalet kanununda yürütme için Federal mercilerin işbirliğinin gerekli olduğu belirtiliyorsa, Federal Hükümetin onayı alınmalıdır. İlgili yasal düzenlemenin Federal Şansölyeye tevdi tarihinden itibaren sekiz hafta içerisinde Federal Hükümet, federal mercilerin işbirliğinde bulunmayı reddetme kararını Valiye bildirmemişse, onay verilmiş kabul edilir.

(3) Eyalet Meclisinin toplantıda olmadığı, zamanında toplanamayacağı veya kontrolü dışındaki sebeplerden ötürü toplantı yapmasının engellendiği bir anda, toplum için açık ve telafisi mümkün olmayan bir zararı önlemek için, Anayasa uyarınca Eyalet Meclisinin karar almasını gerektirecek acil tedbirlerin alınması gerekli olursa, Eyalet Hükümeti, nispi temsiliyet esasına göre atanmış Eyalet Meclisinin bir komitesiyle mutabakat içerisinde kararnameleri geçici olarak tadil ederek bu önlemleri alabilir. Eyalet Hükümeti Federal Hükümeti keyfiyetten vakit geçirmeksizin haberdar etmelidir. Eyalet Meclisi, toplantı yapmasına mani sebep ortadan kalkar kalkmaz toplanacaktır. 18’inci maddenin dördüncü fıkrası gerekli değişikliklerle uygulanır.

(4) Yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen kararnameler, hiçbir durumda, eyaletin anayasa hükümlerinde değişiklik yapılmasını öngöremeyeceği gibi, eyalete, ya da federasyon veya belediyelere kalıcı bir mali yük getiremez, ya da devletin vatandaşlarına mali yükümlülükler koyamaz, bir kamu malının tasfiyesini gerektiremez, 12’nci maddenin birinci fıkrasının 6 numaralı bendinde belirtilen konularla ilgili tedbirler getiremez, ya da son olarak, ziraat ve ormancılık alanlarında çalışan işçilerin ve ücretlilerin bağlı oldukları odaların faaliyetleriyle ilgili hükümler getiremez.

Madde 98.

(1) Eyalet Meclisinin çıkarttığı bütün yasal düzenlemeler yayımlanmadan önce, Eyalet Meclisi tarafından kabul edildikten sonra derhal, Vali tarafından Federal Şansölyeye bildirilir.

(2) Federal Hükümet; Eyalet Meclisinin çıkardığı bir yasal düzenleme hakkında, Federasyonun çıkarları bakımından riskli olduğu gerekçesiyle bu yasal düzenlemenin Federal Şansölyeye tebliğ edildiği tarihten itibaren sekiz hafta içerisinde gerekçeli itiraz kararı alabilir. Söz konusu yasal düzenlemenin Eyalet Meclisinde görüşülmesine başlanmadan önce, Federasyona yasal düzenleme taslağı hakkında görüş belirtme olanağı sunulmuş ise, itiraz için ancak, Federasyonun yetkisine el atma iddiası dayanak gösterilebilir. İtiraz halinde, söz konusu yasal düzenleme ancak, Eyalet Meclisi üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla bu yasal düzenlemeyi yeniden kabul etmiş ise, yayımlanabilir.

(3) Eyalet Meclisinin çıkartacağı bir yasal düzenleme Federal Hükümet olumlu görüş bildirmiş ise, itiraz süresi sona ermeden yayımlanabilir.

(4) Eyalet Meclisinin vergilerle ilgili çıkartacağı yasal düzenlemelerde, Anayasal Maliye Kanununun hükümleri aynen uygulanır.

Madde 99.

(1) Bir eyalet anayasal kanunu ile çıkartılacak olan Eyalet Anayasası ancak Federal Anayasanın bu düzenlemeden etkilenmeyecek olması kaydıyla, eyalet anayasal kanunu ile tadil edilebilir.

(2) Bir eyalet anayasal kanunu ancak Eyalet Meclisi üye tam sayısının yarısının oylamada hazır bulunması ve oylamaya katılan üyelerin üçte ikisinin lehte oy kullanması şartıyla kabul edilebilir.

Madde 100.

(1) Her bir Eyalet Meclisi, Federal Hükümetin talebi ve Federal Konseyin kararı ile feshedilebilir. Ancak, fesih kararı aynı gerekçeyle sadece bir kez alınabilir. Federal Konseyin önergesi Konsey üye tam sayısının en az yarısının katılımı ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla alınmış olmalıdır. Feshedilecek Eyalet Meclisinin Federal Konseydeki temsilcileri oylamaya katılamazlar.

(2) Eyalet Meclisinin feshi durumunda, yeni seçim ilânları Eyalet Anayasası hükümlerine uygun olarak üç hafta içerisinde yayımlanır. Yeni seçilmiş Eyalet Meclisinin seçimlerden sonra dört hafta içerisinde toplanması sağlanmalıdır.

Madde 101.

(1) Her eyalet yürütme yetkisini Eyalet Meclisi tarafından seçilecek bir Eyalet Hükümeti eliyle icra eder.

(2) Eyalet Hükümeti üyelerinin Eyalet Meclisi üyesi olması zorunlu değildir. Ne var ki, sadece Eyalet Meclisine seçilme şartlarını haiz olanlar Eyalet Hükümetine seçilebilirler.

(3) Eyalet Hükümeti; Vali, gerekli sayıda Vali vekili ve diğer üyelerden müteşekkildir.

(4) Vali, göreve başlamadan önce Federal Cumhurbaşkanı önünde, Eyalet Hükümetinin diğer üyeleri ise Vali önünde Federal Anayasaya uygun olarak ant içerler. Dini beyanların eklenmesi kabule şayandır.

Madde 102.

(1) Eyaletlerin yetki ve görev alanına giren konularda, bir federal merciinin (doğrudan federal idarenin) mevcut bulunmaması kaydıyla, Vali ve Valiye bağlı eyalet mercileri federasyonun yürütme yetkilerini icra eder (dolaylı federal idare). Federal Polis Müdürlükleri başta olmak üzere, federal mercilerin dolaylı federal idare kapsamında ifa edilecek konularla görevlendirilmeleri halinde, bu federal merciler Valiye bağlı olarak görev yaparlar ve onun talimatlarıyla bağlıdırlar (madde 20/1). Federal mercilerin idari işlemlerle yetkilendirilip yetkilendirilmeyecekleri ve yetkilendirmenin derecesi Federal Kanunlarla düzenlenir. Bu kanunlar, aşağıdaki ikinci fıkrada belirtilen yetkilendirme kapsamında olmamak kaydıyla, sadece ilgili eyaletlerin onayı ile yayımlanabilirler.

(2) Aşağıda belirtilen görevler anayasayla belirlenmiş yetki alanı çerçevesinde federal merciler tarafından yürütülebilirler; hudut çizgilerinin belirlenmesi; başka ülkelerle mal ve canlı hayvan ticareti; gümrükler; Federal bölgeye giriş ve çıkışların düzenlenmesi ve denetimi; Federal maliye; tekeller; para, kredi, menkul kıymetler, bankacılık, sosyal sigortalar hariç sigortacılık sistemleri; tartılar ve ölçüler; standartlar ve ayar sistemleri; adalet sisteminin idaresi; pasaportlar; yurttaşlık kaydı; silahlar, mühimmat ve patlayıcıların yanı sıra ateşli silahların kullanımına ilişkin görevler; patentle ilgili konular ve tasarımların, ticari markaların ve diğer emtia belirteçlerinin korunması; trafik sistemi; nehir ve seyrüsefer polisi; posta ve telekomünikasyon sistemi; madencilik; Tuna nehri kontrol ve koruma; sel sularının düzenlenmesi; su yollarının inşası ve bakımı; etüt; çalışma mevzuatı; sosyal sigorta; anıtların korunması; Federal polis ve federal jandarma kuvvetlerinin teşekkülü ve komutası; asli yardım görevleri dâhil ve fakat mahalli kamu güvenlik idaresinin alanına giren konular hariç, kamu huzuru, düzeni ve güvenliği; basınla ilişkiler; birlikler ve derneklerle ilgili konular ve yabancılar polisi; tohum ve bitki ticareti; hayvan yemi ve gübrelerin yanı sıra bitki koruyucuları; bitkilerin kabulü dâhil bitki güvenliği uygulamaları; tohumculuk ve bitkicilik alanında ise bunların tesellümü; askeri ilişkiler; muharip güçlerin ve bunların bakmakla yükümlü oldukları yakınlarına ait sosyal haklar; nüfus politikası kapsamında, çocuk nafakası ve aileler adına yürütülen yükümlülükleri dengeleme çalışmalarının organizasyonu kapsamındaki görevler; öğretim ve eğitim alanında, talebe ve öğrenci yurtları ancak ziraat ve ormancılık eğitimi alanında öğrenci yurtları kapsam dışıdır; kamu ihaleleri.

(3) Federasyon, yukarıdaki 2’nci maddede sayılan alanlarda da yürütme yetkilerini Valiye devredebilir.

(4) Yukarıdaki 2’nci maddede sayılan alanlarla ilgili federal merciler ancak ilgili eyaletlerin onayı ile kurulabilir.

(5) Eğer bir eyalette, federal idarenin en üst mercilerinin kontrolleri dışında gelişen olaylar nedeniyle müdahalede bulunmalarının mümkün olmadığı şartlar neticesinde, toplum için açık ve telafisi mümkün olmayan bir zararı önlemek için doğrudan federal idarenin alanına giren konularda acil tedbirler alınması gerekliliği hasıl olur ise, Vali bu tedbirleri bu merciler adına almalıdır.

Madde 102a. (Çıkarılmıştır)

Madde 103.

(1) Dolaylı federal idarenin alanına giren konularda, Vali, Federal Hükümetin ve Federal Bakanların talimatlarına tabidir (madde 20) ve bu talimatların gereğini yerine getirebilmek için ayrıca, eyaletin yetki alanı dâhilinde kendisine verilmiş yetkileri kullanmakla yükümlüdür.

(2) Bir Eyalet Hükümeti İçtüzüklerini çıkartırken, dolaylı federal idarenin alanına giren belirli konuların, bunların eyaletlerin yetki ve görev alanına giren konularla yakından ilişkili olması sebebiyle, Vali adına Eyalet Hükümet üyelerinin idaresine bırakılmasına karar verebilir. Bu tür konularda, ilgili Eyalet Hükümetinin üyeleri de Valinin Federal Hükümet ya da Federal Bakanların talimatına tabi oldukları gibi, Valinin talimatına tabidirler (madde 20).

(3) Yukarıdaki birinci fıkra hükmüne göre Federal Hükümet ya da bir Federal Bakan tarafından verilen talimatlar ayrıca, yukarıdaki ikinci fıkra kapsamına giren konularda Valiye de yöneltilebilir. Vali eğer dolaylı olarak federal idarenin alanına giren görevi kendisi yerine getirmeyecekse, bu talimatı vakit geçirmeksizin, yazılı şekilde, aynen ilgili Eyalet Hükümeti üyesine aktarmaktan ve talimatın uygulanmasını gözetmekten sorumludur (142/2’nci maddenin e bendi). Valinin gerekli düzenlemeleri yapmış olmasına rağmen, talimat yerine getirilmez ise, ilgili Eyalet Hükümet üyesi 142’nci maddeye göre ayrıca Federal Hükümete karşı da sorumludur.

(4) Konunun önemi aksini gerektirmediği için, kararın verilmesinde ve Federal Kanuna göre temyiz makamı olan Valinin sorumluluğunda bulunan, dolaylı federal idarenin alanına giren konularda Vali, son temyiz makamıdır. İlgili karar öncelikle Valinin yetki alanına giriyor ise, Federal Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, federal idareyle ilgili konularda idari temyiz süreci ilgili Federal Bakana kadar uzanır.

Madde 104.

(1) 102’nci madde hükümleri, 17’nci maddede belirtilen federal görevleri yürüten kurumlara uygulanmaz.

(2) Ne var ki, federal malların idaresinden sorumlu Federal Bakan bir Valiyi ve ona bağlı mercileri bu görevi yerine getirmekle görevlendirebilir. Bu görevlendirme her an kısmen ya da tamamen iptal edilebilir. Federasyonun söz konusu görevin ifası sırasında yapılan masrafları hangi istisnai hallerde ne dereceye kadar tazmin edeceği Federal Kanunla belirlenir. 103’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 105.

(1) Eyalet Vali tarafından temsil edilir. Vali; dolaylı yoldan federal idareyi ilgilendiren konularda, 142’nci madde hükmü uyarınca Federal Hükümete karşı sorumludur. Vali, Eyalet Hükümetinde vekili tarafından (Vali Muavini) temsil edilir. Vali Muavini Eyalet Hükümeti tarafından belirlenir. Bu atama Federal Şansölyeye bildirilir. Vali için vekil atanması ihtiyacı hasıl olursa, Valiye vekil olarak atanmış Eyalet Hükümeti üyesi 142’nci madde hükmü uyarınca, dolaylı Federal idarenin alanına giren konularda Federal Hükümete karşı sorumludur. Dokunulmazlık, Valinin ya da Eyalet Hükümetinde ona vekillik eden kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde, dokunulmazlık, 103’üncü maddenin üçüncü fıkrası kapsamındaki hallerde bir Eyalet Hükümet üyesinin sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz.

(2) Eyalet Hükümet Üyeleri 142’nci madde uyarınca Eyalet Meclisine karşı sorumludurlar.

(3) 142’nci maddede kastedilen anlamdaki bir iddianın lehte oylanabilmesi için üye tam sayısının yarısının katılımı gerekmektedir.

Madde 106.

Hukuk eğitimi almış bir idari memur Eyalet Hükümet Ofisi İç Hizmetleri Eyalet Mülki Amiri olarak atanır. Bu kişi ayrıca dolaylı Federal idareyi ilgilendiren konularda Valinin resmi yardımcısıdır.

Madde 107. (Mülga)

  1. Federal Başkent Viyana

 

Madde 108.

Bir Eyalet sıfatı taşıyan, Federal Başkent Viyana şehri bakımından, Belediye Meclisi aynı zamanda bir Eyalet Meclisi, Şehir Senatosu Eyalet Hükümeti, Belediye Başkanı, Vali, İl İdaresi Eyalet Hükümet Ofisi ve ilin en yüksek mülki amiri eyalet mülki amiri görevlerini de yürütürler.

Madde 109.

Viyana Eyaletinde, dolaylı federal idareyi ilgilendiren konulara ilişkin temyiz başvurularında yetkili makam, Federal Kanunda aksine bir hüküm yer almadıkça, ilçe idari makamı olan il idaresi, ya da ilk derece yürütme yetkisinin federal makamlarda olduğu konularda (102/1’inci maddenin birinci cümlesi) Vali sıfatıyla belediye başkanıdır. Diğer konularda 103’üncü maddenin dördüncü fıkrası uygulanır.

Madde 110. (Mülga)

Madde 111.

Yapılar ve vergilendirmeye ilişkin konularda nihai karar mercii özel görevli komitelerdedir. Bunların teşekkülü ve atamalarına ilişkin esaslar Eyalet Kanunuyla düzenlenir.

Madde 112.

108 ila 111’inci maddeler arasında kalan hükümler dâhil olmak üzere, Federal Başkent Viyana’yla ilgili diğer tüm hususlarda, 117’nci maddenin altıncı fıkrasının ikinci cümlesi, 119’uncu maddenin dördüncü fıkrası ve madde 119/a hükümleri müstesna, bu Kısım, Bölüm C hükümleri geçerlidir. 142’nci maddenin ikinci fıkra hükümleri, Federasyonun, Federal Başkent Viyana’yı yetkilendirdiği konular için de uygulanır.

Madde 113. (Mülga)

Madde 114. (Mülga)

 

  1. Belediyeler

 

Madde 115.

(1) Aşağıdaki maddelerde belediye teriminin kullanıldığı her yerde, bu terim, mahalli halka atfen kullanılmaktadır.

(2) Açık olarak federasyonun yetkisine bırakılan konular hariç olmak üzere, belediyelerle ilgili kanunların neler olduğu bu bölümde yer alan maddelerde düzenlenmiş esaslara göre, eyalet kanunlarında belirlenir. 118, 118/a ve 119’uncu maddeler uyarınca, belediyeler tarafından yürütülecek görevleri düzenleme sorumluluğu Federal Anayasal Kanunun genel hükümlerine göre belirlenir.

(3) Avusturya Belediyeler Birliğinden (Avusturya Belediyeler Federasyonu) ve Avusturya Şehirler ve İlçeler Birliği (Avusturya Mahalli İdareler Federasyonu) belediyelerin menfaatlerini temsile mezundurlar.

Madde 116.

(1) Her eyalet belediyelere ayrılmıştır. Belediye, idari özerkliğe sahip bir bölgesel tüzel kişilik olup, aynı zamanda bir idari mahalli yönetim merkezidir. Her bir toprak parçası belediyenin bir kısmını oluşturmalıdır.

(2) Bir belediye, bağımsız bir iktisadi tüzel kişiliktir. Belediye, federasyon ve eyalet kanunlarının mutat sınırları çerçevesinde, her çeşit varlık sahibi olabilir; bunları dilediği gibi iktisap edebilir ve elinden çıkartabilir; iktisadi teşekküller işletmenin yanı sıra bütçesini anayasanın maliye hükümleri çerçevesinde bağımsız şekilde kullanabilir ve vergiler koyabilir.

(3) Eyaletin menfaatlerinin bu işlemden menfi şekilde etkilenmeyecek olması kaydıyla, nüfusu en az 20.000 olan bir belediye için, talebi üzerine, eyalet mevzuatı çıkartılmak suretiyle özel bir kanun çıkartılabilir. Bu kanun sadece Federal Hükümetin onayı ile yayımlanabilir. Federal Hükümet; çıkartılan kanunun ilgili Federal Bakana tebliğ edildiği tarihten itibaren sekiz hafta içerisinde, bu kanunu onaylamayı reddettiğini Valiye bildirmez ise, onay verilmiş sayılır. Kendi özel kanunu olan bir ilçe mahalli idarelere verilen görevlerin yanı sıra ilçe idaresine ait görevleri de yürütür.

(4) (Mülga)

Madde 116a.

(1) Belediyeler kendi yetki ve görev alanlarına giren belirli görevleri yürütebilmek için, yapılacak anlaşmalar marifetiyle belediye birlikleri kurabilirler. Bu anlaşma için üst makamın onayı gerekmektedir. İlgili belediyeler arasında kanuna uygun olarak bir anlaşma mevcut ise ve belediye birliklerinin kurulması;

  1. Adliye hizmetlerin yetki alanına giren görevlerin ifası bakımından, ilgili belediyelerin özerk tüzel kişiler olarak faaliyet göstermelerini tehlikeye düşürmüyorsa;
  2. Özel hak sahibi olarak belediyelerin yetki alanına giren görevlerin ifası bakımından, yapılacak işe uygunluk, ekonomik verimlilik ve fayda sebepleriyle ilgili belediyelerin menfaatine olacaksa, bu birleşmeye bir kararnameyle onay verilebilir.

(2) Amaca uygunluğun sağlanması amacıyla, belediyelerin özerk tüzel kişilik ve mahalli idareler olarak görev yapma becerilerinin bundan menfi şekilde etkilenmemesi kaydıyla, belirli görevlerin belediye birlikleri kurularak yürütülmesi hususu, ilgili mevzuatla (10 ila 15’inci maddeler arası) düzenlenebilir. Belediye birliklerinin kurulmasından önce, idari tedbirlerle ilgili belediyelere görüşlerini bildirme olanağı tanınır.

(3) Bir belediyenin kendi münhasır yetki ve görev alanına giren konularda icra yetkisinin belediye birliklerine verildiği hallerde, birlik üyelerine belediye birliğinin faaliyetlerinin yürütülmesinde belirleyici söz hakkı tanınmalıdır.

(4) Belediye birliklerinin teşekkülüne ilişkin esaslar eyalet mevzuatıyla düzenlenir ve bu bağlamda, eyalet mevzuatında bir birlik kurulunun kurulması öngörülecektir. Bu kurul, her halükarda, tüm üye belediyelerin temsilcilerinden ve birlik başkanından oluşmalıdır. Belediyelerin bir anlaşma yoluyla birlik oluşturdukları hallerde, belediye birliğine kabul ve belediye birliğinin tasfiyesi halinde belediye birliğinden ayrılmaya ilişkin kurallar da belirlenir.

(5) Belediye birlikleri tarafından yürütülecek konularda sorumluluk, Federal Anayasal Kanunun genel hükümlerince yönetilir.

Madde 117.

(1) Belediyenin yetkili organları her halükarda aşağıda sayılanları içerir;

  1. a) Belediye meclisi; belediye seçimlerine seçmen olarak katılmak için aranan şartları haiz kişilerce seçilen bir halk temsilciler meclisidir;
  2. b) Şehir konseyi, ya da kendi özel kanunu olan ilçelerde şehir senatosu olarak da bilinen, belediye icra heyeti;
  3. c) Belediye başkanı.

(2) Belediye meclis üyeleri, asli ikametgâhı belediye sınırları içerisinde bulunan tüm federal yurttaşlar tarafından nispi temsiliyet esaslarına göre, eşit, doğrudan, gizli ve şahsi oyla seçilirler. Ancak, eyalet kanunlarında, asli ikametgâhı olmamakla birlikte ikametgâhı belediye sınırları içerisinde bulunan yurttaşların da seçmen olabilmelerini öngörebilir. Seçim usullerine göre, seçme ve seçilme şartları eyalet meclisi seçimlerine ait seçme ve seçilme şartlarından daha ağır olamaz. Ancak, belediye sınırları içerisinde bir yıldan az ikamet etmekte olanların oy kullanamayacakları, ya da belediye sınırları içerisinde geçici süreyle ikamet ettikleri aşikâr olan kişilerin belediye meclisine seçilemeyecekleri hususları kanunla düzenlenebilir. Avrupa Birliği’ne üye devletlerin vatandaşlarının da seçme ve seçilme hakkının olabileceği hususu eyaletlerin düzenleyebileceği bir diğer şarttır. Eyalet Meclisi seçimlerine ilişkin zorunlu oylamaları düzenleyen hükümler (95/1’inci maddenin son cümlesi) belediye meclisi seçimlerine de gerekli değişiklikler uygulanır. Seçmenlerin müstakil seçim çevrelerinde oy kullanabilmelerine ilişkin esaslar seçim usulleriyle düzenlenebilir. Seçmen kitlelerinin başka türlü şekilde seçim çevrelerine ayrılması kabule şayan değildir. Seçim kurallarında, aday listesinin bulunmadığı hallerde, seçim pusulalarında isimleri en çok belirtilen kişilerin seçilmiş kabul edilecekleri hükmüne yer verilebilir.

(3) Belediye meclisinin oylama yapabilmesi için toplantı nisabını oluşturan üye sayısının salt çoğunluğunun oyu gereklidir. Ancak, belirli konularda karar için diğer şartlar da belirlenebilir.

(4) Belediye Meclisi toplantıları halka açık şekilde gerçekleştirilir ancak, istisnalar için düzenleme yapılabilir. Belediye bütçesi, ya da belediyenin mali hesaplarının görüşüldüğü toplantılar halka kapalı şekilde gerçekleştirilemez.

(5) Belediye meclisinde temsil edilen siyasal partiler sandalye sayılarıyla orantılı olarak belediye icra heyetinde temsil edilmeyi talep edebilirler.

(6) Belediye başkanı, belediye meclisi tarafından seçilir. Ancak, belediye başkanının belediye meclis üyeliği seçimlerine seçmen olarak katılabilecekler tarafından seçilebilmesi hususu Eyalet anayasasıyla düzenlenebilir.

(7) Belediyelerin faaliyetleri mahalli idari ofis, ya da şehir idari ofisi ve özel kanunla kurulmuş ilçelerde ise il idaresi tarafından yürütülür. Hukuk eğitimi almış bir idari memur il İdaresi iç hizmetleri il mülki amiri olarak atanır.

(8) Eyalet mevzuatında, belediyelerin kendi yetki ve görev alanlarına giren konularda, belediye meclisi seçimlerine seçmen olarak katılan kişilerin doğrudan katılımı ve yardımı öngörülebilir.

Madde 118.

(1) Bir belediyenin kendi yetkilerinin yanı sıra federasyonun veya eyaletin kendisine verdiği yetkileri de bulunmaktadır.

(2) 116’ncı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen konulardan ayrı olarak, münhasıran veya çoğunlukla belediyenin nezdinde temsil edilen yerel halkı ilgilendiren ve yerel sınırlar içerisinde yerel halk için icra edilecek nitelikte olan her konu, bir belediyenin kendi yetki sınırları içerisinde kalmaktadır. Hangi konuların belediyenin müstakil yetki sınırları içerisinde kalan bu tür konulardan sayılacağı mevzuatla belirlenir.

(3) Özellikle aşağıda sayılan alanlarda, belediyeye kendi yetki sınırları çerçevesinde resmi sorumluluk bahşedilir;

  1. Mahalli yönetim üstü seçim kurullarının yetkilerine rağmen, belediye makamlarının atanması; belediye görevlerinin ifasına dönük iş düzenlemelerin kararlaştırılması;
  2. Mahalli yönetim üstü disiplin, uygunluk ve sınav komisyonlarının yetkilerine rağmen, belediye personelinin aranması ve bu personel üzerinde görev ayrıcalıklarının uygulanması;
  3. Mahalli polis güçleri (madde 15/2), mahalli olay denetimi;
  4. Belediye sınırları içerisinde kalan trafiğe açık alanlar, mahalli trafik polisinin idaresi;
  5. Mahsul koruma polisi;
  6. Yerel zabıta;
  7. Özellikle acil durumlar ve ilk yardım hizmetleri başta olmak üzere, vefatlar ve defin işlemleri dâhil mahalli hıfzıssıhha zabıtası;
  8. Genel görgü kuralları;
  9. Kamu hizmeti veren federasyona ait binalar hariç olarak, mahalli yapı zabıtası (madde 15/5); mahalli itfaiye; mahalli çevre planlama;
  10. Uyuşmazlıkların mahkeme dışı çözümlenmesinde görev alan kamu kurumları;
  11. Borçlunun mallarının satışı;

(4) Belediye, federal ve eyalet kanunları ve kararnameleri uyarınca yetkili olduğu konularda, tüm sorumluluğu kendisine ait olarak, hiçbir talimat almaksızın ve madde 119/a’nın beşinci fıkrası hükümlerine tabi olarak, belediyelerin dışındaki diğer idari mercilerin adli yardımından muaf olarak vazifelerini yerine getirir. Belediyelerin kendi yetki sınırlarına giren alanlardaki faaliyetleri (madde 119/a) federasyon ve eyaletin gözetimindedir. 12’nci maddenin ikinci fıkrası değişmeksizin muhafaza edilir.

(5) Belediye başkanı, belediye icra heyetinin (il konseyi, il senatosu) üyeleri ve uygunsa diğer belediye görevlileri, belediyenin kendi yetki sınırlarına giren alanlarda kendilerine verilen görevleri yürütürken belediye meclisine karşı sorumludurlar.

(6) Belediye, kendi yetki sınırlarına giren konularla ilgili olarak, yerel yaşama olumsuz yönde müdahale eden muhtemel veya mevcut rahatsızlıkları önlemek için resen mahalli polis kararnameleri yayımlayabilir ve ayrıca bu kararnamelerin gereğinin yerine getirilmemesinin bir idari ihlal addedileceğini ilan edebilir. Bu kararnameler, federasyon ve eyaletin meri kanun ve kararnamelerini ihlal edemez.

(7) Bir belediyenin müracaatıyla, belediyenin kendi yetki sınırlarına giren belirli yetkinin icrası, madde 119/a’nın üçüncü fıkrası uyarınca, Eyalet Hükümetinin veya Valinin kararnamesiyle bir devlet makamına devredilebilir. Bu kararname ile söz konusu yetkilerin bir federal makama devredilmesi amaçlanmış ise, bu yetki devri için Federal Hükümetin onayı gerekir. Valilik kararnamesiyle söz konusu yetkilerin bir eyalet makamına devri amaçlanmış ise, bu yetki devri için Eyalet Hükümetinin onayı gerekir. Kararnamenin gerekçesi ortadan kalkar kalmaz bu kararname yürürlükten kalkar. Bu yetki devri yukarıdaki altıncı fıkra hükmü uyarınca kararname çıkarma hakkını kapsayacak şekilde genişletilemez.

(8) Belediye kolluk kuvvetlerinin kuruluşu, ya da bunların teşkilatına ilişkin değişiklikler Federal Hükümete bildirilmelidir.

Madde 118a.

(1) Belediye kolluk güçleri mensuplarının, belediyenin onayıyla, ilgili idare için yürütme hizmetleri yerine getirebileceği hükmü, federal veya eyalet kanunuyla vazedilebilir.

(2) İlçe mülki amiri; belediyenin onayıyla, belediye kolluk kuvvetlerinin mensuplarını, diğer kamu emniyet hizmetleri organlarıyla aynı derecede idari ceza hukuku hükümlerinin uygulanmasına iştirak için yetkilendirebilir. Bu yetkilendirme ancak, kamu güvenlik hizmeti organlarının, idari ceza davasına konu idari düzenlemelere uygunluğu gözetim sorumluluğu bulunuyor ise, ya da idari ceza davasının konusu belediyenin yetki sınırlarına giriyor ise, yapılabilir.

Madde 119.

(1) Bu yetki devri; belediyenin, federal kanunlara göre, emir üzerine ve Federasyonun talimatlarına göre, ya da eyalet kanunlarına göre, emir üzerine ve eyaletin talimatlarına göre yerine getirmesi gereken görevleri kapsar.

(2) Devredilen yetkiler belediye başkanı tarafından icra edilir. Belediye başkanı bu yetkileri kullanırken, federal yürütme yetkilerini ilgilendiren konularda, ilgili federal makamların talimatlarına, eyaletin yürütme yetkilerini ilgilendiren konularda ise, ilgili eyalet makamlarının talimatlarına tabidir. Aşağıdaki dördüncü fıkrada belirtildiği gibi sorumludur.

(3) Belediye başkanı, kendi sorumluluklarında azalma olmaksızın, belediyenin yetki sınırlarına giren konularla arasındaki fiili bağlantılar sebebiyle, devredilmiş yetkilerle ilgili belli kategorilerdeki konuları belediye icra heyetinin (il meclisi, il senatosu), 117’nci maddenin birinci fıkrasına göre kurulmuş diğer makamların mensuplarına, ya da kendisini temsil eden diğer resmi kurumların mensuplarına devredebilir. Bu konularda, ilgili makamlar veya bunların mensupları belediye başkanının talimatlarına tabidir ve aşağıdaki dördüncü fıkraya göre sorumludurlar.

(4) Yukarıdaki iki ve üçüncü fıkralarda belirtilen makamlardan görevlerini yürürken kasıtlı veya ağır ihmali olduğu tespit edilenler, kanunu ihlal ettikleri ve ayrıca kararname ve talimata uygun hareket etmedikleri gerekçesiyle, federal yürütme organlarından herhangi birinde görev yapıyorlarsa, Vali tarafından, eyaletin yürütme organlarında herhangi birinde görev yapıyorlarsa Eyalet Hükümeti tarafından görevlerinden azledilebilirler. Bu kişinin bir belediye meclis üyesi olması durumunda, üyeliği bu keyfiyetten etkilenmeyecektir.

Madde 119a.

(1) Bir belediyenin görevlerini yürütürken kanunlar ve kararnameleri ihlal etmemesi, özellikle yetki sınırlarını aşmaması ve yasalarla kendisine verilen görevlerini yerine getirmesini sağlamak için, federasyon ve eyalet belediyeler üzerinde gözetim yetkisini icra ederler.

(2) Eyalet ayrıca, bir belediyenin mali yönetimini yerindelik, verimlilik ve uygunluk bakımından da incelemeyebilir. Bu incelemenin sonucu belediye meclisine tevdi edilmek üzere belediye başkanına sunulur. Belediye başkanı incelemenin sonucu sebebiyle alınan tedbirleri üç ay içerisinde üst makama bildirmelidir.

(3) Belediyeye ait yetkiler federal yürütmenin yetki alanına giren konulardan türetilmiş ise, gözetim ve yasal düzenleme yetkisi federasyona, diğer alanlarda ise eyalete aittir. Gözetim yetkisi mutat kamu yönetimi makamları tarafından kullanılır.

(4) Denetim makamı belediyenin her türlü faaliyeti hakkında bilgi edinebilir. Belediye, her münferit durumda denetim makamı tarafından kendisinden talep edilen bilgileri denetim makamına sağlamak ve yerinde gerçekleştirilecek incelemelere müsaade etmekle yükümlüdür.

(5) Bir belediyenin yetki alanına giren konularda belediyenin aldığı kararlar nedeniyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden herkes, tüm temyiz yollarını tükettikten sonra (madde 118/4), karar tarihinden itibaren iki hafta içerisinde denetim makamına müracaatta bulunur. Müracaat sahibinin hakları bu karar ile ihlal edilmiş ise, denetim makamı bu kararı iptal eder ve meseleyi yeniden karara bağlanmak üzere belediyeye iade eder. Özel yasa ile kurulan ilçelerde ilgili yasama organı (üçüncü fıkra), denetim makamına müracaatı men edebilir.

(6) Belediye, kendi yetki sınırlarına giren alanlarda çıkardığı kararnameleri vakit geçirmeksizin denetim makamına bildirir. Denetim makamı, kanuna aykırı kararnameleri belediyenin savunmasını dinledikten sonra iptal eder ve eş zamanlı olarak iptal kararını gerekçesiyle birlikte belediyeye bildirir.

(7) Yetkili yasama organı, denetim makamı sıfatıyla, (üçüncü fıkra) belediye meclisinin feshini tasarlar ise, bu tedbir için karar yetkisi, eyaletin denetim yetkisi kapsamında Eyalet Hükümetine, federasyonun denetim yetkisi kapsamında Valiye aittir. Bu ikame tedbiri, mutlak zorunlu hallerle sınırlıdır. Denetim araçları, üçüncü şahısların kazanılmış hakları dikkate alınarak, mümkün olan en hassas şekilde kullanılır.

(8) Belediyenin kendi sorumluluk alanı içerisinde alacağı, mahalli yönetim üstü menfaatleri belirli bir dereceye kadar etkileyen, özellikle önemli düzeyde mali etkiye sahip olan münferit tedbirler için, yetkili yasama organı (üçüncü fıkra) denetim makamının onayını arayabilir. Bu onay sadece, mahalli yönetim üstü menfaatlerin gözetilmesini gerekli kılan bir dizi gerçek değerlendirilerek reddedilebilir.

(9) Belediye, denetim makamının kovuşturmalarında bir taraftır. Denetim makamı aleyhine İdare Mahkemesine (131 ve 132’nci maddeler) ve Anayasa Mahkemesine (144’üncü madde) şikâyette bulunabilir.

(10) Belediye birliklerinin belediyenin kendi sorumluluk alanına giren konularla ilgili işlemler gerçekleştirmesi kaydıyla, bu madde hükümleri onları da gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 120.

Mahalli belediyelerin bölge belediyeleri şeklinde birleştirilmesi, özerk idareler modeline uygun olarak kurulmaları ve ayrıca eyaletler bünyesinde Devletin genel idare teşkilatının oluşturulmasına ilişkin esasların belirlenmesi federal anayasal düzenlemelerin konusudur. Uygulama, eyalet yasama işlemlerinin konusudur. Bölge belediyelerinin çalışanlarının hizmet kanunları ve özlük haklarını düzenleyen kanunlarda düzenleme yetkisi federal anayasal yasama organına aittir.

Kısım V.

Kamu Hesaplarının Denetimi ve

Kamu Fonlarının İdaresi

 

Madde 121.

(1) Federasyonun, eyaletlerin, belediyeler birliklerinin, belediyelerin ve kanunla kurulmuş diğer tüzel kişiliklerin mali yönetiminin denetimi Sayıştay’ın görevidir.

(2) Sayıştay nihai federal bütçeyi hazırlar ve Milli Konseye sunar.

(3) Federasyona ait olan ve federasyon nezdinde yükümlülük doğuran tüm mali borçlanma kağıtları Sayıştay Başkanı, onun yokluğunda vekili tarafından müştereken imzalanacaktır. Müşterek imza sadece borçlanmanın kabulünü ve borcun, Devletin genel borç ana defterine kaydını göstermek amaçlıdır.

(4) Sayıştay, her iki yılda bir, denetimine tabi olan ve haklarında Milli Konseye rapor vermekle yükümlü olduğu kuruluşlar ve kurumlardan, bu kurumların yönetim kurul ve denetim kurulu üyelerinin yanı sıra tüm çalışanlarına ait tüm sosyal sigorta ödemeleri, ayni katkılar ve ek emeklilik hakları dâhil ortalama gelirleri hakkında bilgi talep eder ve bu bilgileri Milli Konseye rapor eder. Bu bağlamda sağlanacak yukarıda belirtilen kategorideki kişilerin ortalama gelir bilgileri, her bir kuruluş ve kurum için ayrı ayrı belirtilir.

Madde 122.

(1) Sayıştay doğrudan doğruya Milli Konseye bağlıdır. Milli Federal kamu fonlarının idaresi ve Federasyonun yürütme yetkisi sınırları içinde bulunan meslek kuruluşlarının mali idaresiyle ilgili konularda, Konseyin vekili olarak, eyaletler, belediye birlikleri ve kamu fonlarının mahalli idaresinin yanı sıra eyaletlerin yürütme yetkisi sınırları içinde bulunan meslek kuruluşlarının mali idaresiyle ilgili konularda Eyalet Meclisinin vekili olarak görev yapar

(2) Sayıştay, Federal Hükümetten ve Eyalet Hükümetinden bağımsızdır ve sadece kanun hükümlerine tabidir.

(3) Sayıştay, bir Başkan ve gerekli sayıda memur ve yardımcı personelden oluşur.

(4) Sayıştay Başkanı, Milli Konsey Ana Komisyonu tarafından on iki yıl süreyle seçilir. Başkanın yeniden seçilmesi kabule şayan değildir. Sayıştay Başkanı göreve başlamadan önce Federal Cumhurbaşkanı önünde ant içer.

(5) Sayıştay Başkanı, seçimle göreve getirilmiş bir meclise üye olamayacağı gibi, son dört yıl içerisinde Federal Hükümette de görev almamış olmalıdır.

Madde 123.

(1) Hesap verme sorumluluğu bakımından, Sayıştay Başkanı, Sayıştay’ın Milli Konsey veya Eyalet Meclisinin vekili olarak görev yapıp yapmadığına bağlı olarak, bir Federal Hükümet üyesiyle, ya da ilgili Eyalet Hükümet üyesiyle aynı statüdedir.

(2) Sayıştay Başkanı Milli Konseyin oyuyla görevden azledilebilir.

Madde 123a.

(1) Sayıştay Başkanı; Sayıştay raporlarının, nihai federal bütçe hesaplarının, Sayıştay’ın kamu kaynaklarının idaresine ilişkin yürüteceği denetimlerle ilgili özel işlemlerin uygulanması hakkındaki önergelerin ve Federal Mali Kanunun Sayıştay’la ilgili bölümlerinin görüşüleceği Milli Konsey ve komisyonlarının (alt komisyonların) toplantılarına katılabilir.

(2) Sayıştay Başkanı; Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunun detaylı hükümlerine göre, her zaman için, yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen konulardaki görüşmelerde görüş bildirmeyi talep edebilir.

Madde 124.

(1) Sayıştay Başkanının görevlerini yerine getirmesi mümkün olamıyorsa, Sayıştay’ın en kıdemli memuru kendisine vekâlet edecektir. Başkanın yokluğunda da bu hüküm uygulanır. Milli Konseyde Sayıştay Başkanına kimin vekâlet edeceği Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile belirlenir.

(2) Bir kişinin başkana vekâlet etmesi halinde, 123’üncü maddenin birinci fıkrası hükümleri vekil için de geçerlidir.

Madde 125.

(1) Sayıştay yetkilileri Sayıştay Başkanının tavsiyesi ve müşterek imzasıyla Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Resmi unvanların verilmesi için de aynı hükümler geçerlidir. Ancak, Federal Cumhurbaşkanı, belirli kategorilerdeki yetkililerin ataması için Sayıştay Başkanını yetkilendirebilir.

(2) Yardımcı personel Sayıştay Başkanı tarafından atanır.

(3) Sayıştay çalışanlarıyla ilgili olarak münhasıran federasyona bırakılan yetkiler, Sayıştay Başkanı tarafından icra edilir.

Madde 126.

Hiçbir Sayıştay üyesi Sayıştay denetimine tabi bir kuruluşun yönetiminde

ve idaresinde yer alamayacağı gibi, diğer meslek örgütlerinin yönetiminde ve idaresinde de görev alamaz.

Madde 126a.

Sayıştay’ın yetkilerini düzenleyen yasal hükümlerin yorumlanması hakkında, Sayıştay ile bir tüzel kişilik (madde 121/1) arasında anlaşmazlık ortaya çıkarsa, bu anlaşmazlık, Federal Hükümet veya Eyalet Hükümetinin, ya da Sayıştay’ın müracaatıyla Anayasa Mahkemesi tarafından çözümlenir. Tüm tüzel kişiler, Anayasa Mahkemesinin hukuki mütalaasına uygun olarak Sayıştay’ın gerçekleştireceği denetimlere izin vermekle yükümlüdürler.

Madde 126b.

(1) Sayıştay; Federasyonun ekonomi yönetiminin tamamını ve ayrıca federal makamların ve bu amaçla Federasyon makamlarının atadığı kişilerin (grupların) idaresinde olan teberrular, fonlar ve kurumların mali idaresini denetler.

(2) Sayıştay ayrıca, federasyonun tek başına sahip olduğu, ya da Sayıştay denetimine tabi bir diğer tüzel kişilik ile birlikte hisselerinin, sermayesinin veya öz varlıklarının en az yüzde ellisine sahip olduğu, ya da federasyonun tek başına ya da bu türden diğer tüzel kişilerle birlikte müştereken işlettiği kuruluşların mali idaresini de denetler. Böyle bir mali ortaklık, kuruluşların diğer mali, iktisadi veya örgütsel tedbirlerle denetlenmesine eşdeğer addedilir. Sayıştay’ın yetkileri ayrıca, bu fıkrada belirtilen şartları haiz diğer ek kategorilerdeki kuruluşları da kapsar.

(3) Sayıştay, kamu hukukuna tabi olan ve federal kaynakları kullanan şirketlerin mali idaresini de denetler.

(4) Sayıştay, Milli Konseyin oyuyla, ya da Milli Konsey üyelerinin talebiyle, kendi sorumluluk alanında yer alan mali idareler hakkında özel soruşturma tedbirlerini de yürütebilir. Konuyla ilgili daha ayrıntılı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenecektir. Sayıştay, keza, Federal Hükümet ya da bir Federal Bakanın yerinde talebiyle de bu tedbirleri yerine getirmeli ve tedbirlerin sonuçlarını müracaatçı makama bir raporla sunmalıdır.

(5) Sayıştay denetimi; aritmetik işlemlerinin doğruluğu, meri mevzuata uygunluk ve maliye yönetiminde yerindelik, verimlilik ve uygunluk perspektiflerinden gerçekleştirilir.

Madde 126c.

Sayıştay sosyal sigortalar kurumlarının mali idaresinin denetlenmesinde de yetkilidir.

Madde 126d.

(1) Sayıştay, her yıl, bir önceki yıla ait faaliyetleri hakkında en geç        31 Aralık tarihine kadar Milli Konseye rapor sunar. Sayıştay ayrıca, her zaman için muhtemel teklifler üzerine, münferit gözlemlerini de Milli Konseye rapor olarak sunabilir. Sayıştay, Federal Konsey ile Milli Konseye sunacağı her rapor hakkında eş zamanlı olarak bilgilendirmelidir. Sayıştay raporları Milli Konseye sunulduktan sonra yayımlanır.

(2) Sayıştay raporlarını görüşmek üzere Milli Konsey tarafından bir Daimi Komisyon atanır. Bu komisyonun atanmasında nispi temsiliyet esasına uyulur.

Madde 127.

(1) Sayıştay; eyalet ekonomi yönetiminin tamamını ayrıca eyalet makamlarının ve bu amaçla eyalet makamlarının atadığı kişilerin (grupların) idaresinde olan teberrular, fonlar ve kurumların mali idaresini denetler. Sayıştay denetimi; aritmetik işlemlerinin doğruluğu, meri mevzuata uygunluk ve maliye yönetiminde yerindelik, verimlilik ve uygunluk perspektiflerinde gerçekleştirilir. Ancak bu denetim, maliye yönetimiyle ilgili olarak anayasa ile belirlenmiş yetkili temsilci organların aldığı kararları kapsamaz.

(2) Eyalet Hükümeti her yıl bütçe tahminlerini ve nihai bütçe hesaplarını Sayıştay’a iletir.

(3) Sayıştay ayrıca, eyaletin tek başına sahip olduğu, ya da Sayıştay denetimine tabi bir diğer tüzel kişilik ile birlikte hisselerinin, sermayesinin veya öz varlıklarının en az yüzde ellisine sahip olduğu, ya da eyaletin tek başına ya da bu türden diğer tüzel kişilerle birlikte müştereken işlettiği kuruluşların mali idaresini de denetler. Mali ortaklık kavramı bakımından, madde 126/b’nin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır. Sayıştay’ın yetkileri ayrıca, bu fıkrada belirtilen şartları haiz diğer ek kategorilerdeki kuruluşları da kapsar.

(4) Sayıştay, kamu hukukuna tabi olan ve eyalet kaynaklarını kullanan şirketlerin mali idaresini de denetler.

(5) Denetim sonucu Sayıştay tarafından ilgili eyalete bildirilir. Eyalet bu denetim sonucu hakkında görüşünü sunar ve denetimin sonucu sebebiyle aldığı tedbirleri üç ay içerisinde Sayıştay’a bildirir.

(6) Sayıştay, her yıl, bir önceki yıla ait faaliyetleri hakkında en geç        31 Aralık tarihine kadar Eyalet Meclisine rapor sunar. Sayıştay ayrıca, her zaman için münferit konulardaki gözlemlerini de Eyalet Meclisine rapor olarak sunabilir. Sayıştay, keza, Eyalet Hükümetini ve Federal Hükümeti, Eyalet Meclisine sunacağı her rapor hakkında eş zamanlı olarak bilgilendirmelidir. Sayıştay raporları Eyalet Meclisine sunulduktan sonra yayımlanır.

(7) Sayıştay, Eyalet Meclisinin oyuyla, ya da Eyalet Meclisinin Eyalet Anayasasında öngörülen sayıdaki üyesinin ki, bu rakam üye tam sayısının üçte birini aşamaz, talebi üzerine kendi sorumluluk alanına giren konularda özel soruşturma tedbirleri alabilir. Sayıştay’ın bu talep üzerine Eyalet Meclisine rapor sunmasından önce, bu nitelikte başka bir talepte bulunulamaz. Sayıştay, keza, Eyalet Hükümetinin yerinde talebiyle de bu tedbirleri yerine getirmeli ve tedbirlerin sonuçlarını müracaatçı makama bir raporla sunmalıdır.

(8) Bu madde hükümleri ayrıca, Viyana Şehrinin, Eyalet Meclisinin yerini alan belediye meclisinin ve Eyalet Hükümetinin yerini alan il senatosunun mali idaresinin denetimi için de geçerlidir.

Madde 127a.

(1) Sayıştay, asgari 20.000 nüfuslu belediyelerin mali idaresinin yanı sıra, ayrıca belediye makamların ve bu amaçla belediye makamlarının atadığı kişilerin (grupların) idaresinde olan teberrular, fonlar ve kurumların mali idaresini denetler. Sayıştay denetimi; aritmetik işlemlerinin doğruluğu, meri mevzuata uygunluk ve maliye yönetiminde yerindelik, verimlilik ve uygunluk perspektiflerinden gerçekleştirilir.

(2) Belediye Başkanı her yıl bütçe tahminlerini ve nihai bütçe hesaplarını Sayıştay’a ve eş zamanlı olarak Eyalet Hükümetine sunar.

(3) Sayıştay ayrıca, asgari 20.000 nüfuslu bir belediyenin tek başına sahip olduğu, ya da Sayıştay denetimine tabi bir diğer tüzel kişilik ile birlikte hisselerinin, sermayesinin veya öz varlıklarının en az yüzde ellisine sahip olduğu, ya da asgari 20.000 nüfuslu bir belediyenin tek başına ya da bu türden diğer tüzel kişilerle birlikte müştereken işlettiği kuruluşların mali idaresini de denetler. Mali ortaklık kavramı bakımından, madde 126/b’nin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır. Sayıştay’ın yetkileri ayrıca, bu fıkrada belirtilen şartları haiz diğer ek kategorilerdeki kuruluşları da kapsar.

(4) Sayıştay, kamu hukukuna tabi olan ve asgari 20.000 nüfuslu bir belediyenin kaynaklarını kullanan şirketlerin mali idaresini de denetler.

(5) Denetim sonucu Sayıştay tarafından ilgili Belediye Başkanına bildirilir. Belediye Başkanı bu denetim sonucu hakkında görüşünü sunar ve denetimin sonucu sebebiyle aldığı tedbirleri üç ay içerisinde Sayıştay’a bildirir. Sayıştay mali idare hakkındaki denetiminin sonucunu ve varsa belediye başkanının bu denetim sonucu hakkındaki görüşlerini Eyalet Hükümetine ve Federal Hükümete sunar.

(6) Sayıştay, her yıl, bir önceki yıla ait faaliyetleri hakkında en geç        31 Aralık tarihine kadar Belediye Meclisine rapor sunar. Sayıştay, keza, Eyalet Hükümetini ve Federal Hükümeti, Belediye Meclisine sunacağı her rapor hakkında eş zamanlı olarak bilgilendirmelidir. Sayıştay raporları Belediye Meclisine sunulduktan sonra yayımlanır.

(7) Sayıştay, ilgili Eyalet Hükümetinin yerinde talebiyle, münferit hallerde nüfusu 20.000’in altındaki belediyelerin mali idaresi hakkında da denetimler gerçekleştirir ve denetim sonucunu Eyalet Hükümetine bildiriri. Bu maddenin bir ve üçüncü fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(8) Asgari 20.000 nüfuslu belediyelerin mali idaresinin denetimin tabi olduğu hükümler ayrıca, belediye birliklerinin mali idaresinin denetimi için de gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 127b.

(1) Sayıştay, meslek örgütlerinin mali idaresini denetlemeye yetkilidir.

(2) Meslek örgütleri her yıl bütçe tahminlerini ve nihai bütçe hesaplarını Sayıştay’a sunarlar.

(3) Sayıştay denetimi; aritmetik işlemlerinin doğruluğu, meri mevzuata uygunluk ve maliye yönetiminde yerindelik, verimlilik ve uygunluk perspektiflerinden gerçekleştirilir. Ancak bu denetim, meslek örgütlerinin, yasalarla atanmış profesyonel temsilcileri adına mali yönetimi gerçekleştiren yetkili organlarının aldığı bağlayıcı kararları kapsamaz.

(4) Sayıştay, denetim sonucunu varsa, meslek örgütünün kurucu organının (temsilci organ) bu sonuçla ilgili görüşüyle birlikte örgütün başkanına bildirir. Sayıştay denetim sonucunu ayrıca söz konusu meslek örgütünün gözetiminden sorumlu en üst makama da bildirir. Sayıştay raporları meslek örgütünün kurucu organına (temsilci organ) sunulduktan sonra yayımlanır.

Madde 127c.

Eyaletler kendi yetki alanlarına giren konularla ilgili olarak Sayıştay benzeri bir kurum kurarlar ise, Eyalet Anayasasında madde 126/a’nın birinci cümlesine karşılık gelen yönetmeliğin çıkartılması öngörülebilir. Bu durumda, madde 126/a’nın ikinci ve üçüncü cümleleri de uygulanır.

Madde 128.

Sayıştay’ın teşkilat ve faaliyetleri hakkındaki daha ayrıntılı hükümler Federal Kanunla düzenlenir.

Kısım VI.

Anayasal ve İdari Teminatlar

 

Madde 129.

İdarenin tüm işlemlerinin hukuka uygunluğunu teminat altına almaktan sorumlu makamlar, bağımsız idare mahkemeleri (tribunal) ve Viyana İdare Mahkemesidir.

  1. Eyalet Bağımsız İdare Mahkemeleri

 

Madde 129a.

(1) Bağımsız idare mahkemeleri aşağıda sayılanlarla ilgili müracaatlarda;

  1. Federal mali ceza davaları hariç, idari uyuşmazlıklarla ilgili davalarda;
  2. Federal mali ceza davaları hariç, doğrudan yürütme yetkisinin icrası ve cebir yoluyla haklarının ihlal edildiği iddiasında bulunan kişilerin şikayetlerinde;
  3. İdarenin hususi alanlarıyla ilgili olarak Federal veya Eyalet kanunları ile yetkilendirildikleri diğer konularda;
  4. Şikayetin özel hukuk davaları ya da eyalet vergi ceza hukuku ile ilgili olması kaydıyla, yukarıda 1 ve 3 numaralı bentlerde belirtilen hususlarda karar verme yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasına dayalı şikayetlerde; idari temyiz yollarının tüketilmesinden sonra hüküm verirler.

(2) Bir ilk derece merciinin kararlarının doğrudan doğruya bir bağımsız idare mahkemesinde temyiz edilebileceği hükmü, Federal Kanunlarla vazedilebilir. Dolaylı federal idarenin sorumluluk alanına giren konuların yanı sıra 11 ve 12’nci maddelerde düzenlenen konularla ilgili bu nitelikteki Federal Kanunlar ancak ilgili eyaletin mutabakatıyla yayımlanabilirler.

(3) 89’uncu madde hükümleri gerekli değişikliklerle bağımsız idare mahkemeleri için de uygulanır.

Madde 129b.

(1) Bağımsız idare mahkemeleri; bir Başkan, bir Başkanvekili ve gerekli sayıda üyeden oluşur. Eyalet Hükümeti mahkeme üyelerini en az altı yıl süreyle atar. Mahkemenin üyelerinin en az dörtte biri federasyonda görev yapan meslek mensupları arasından seçilmelidir.

(2) Bağımsız idare mahkemelerinin üyeleri madde 129/a ve 129/b hükümlerinde belirtilen görevlerini ifa ederken hiçbir kimseden talimat almazlar. Mahkeme üyeleri arasındaki görev dağılımı eyalet kanunlarında düzenlenmiş süreyle sınırlı olarak önceden belirlenir. Bir bağımsız idare mahkemesi üyesinin yetkisine bırakılan bir konu ancak, bu mahkeme üyesinin Mahkeme Başkanı tarafından görevden azledilmesiyle kendisinden alınabilir.

(3) Bağımsız idare mahkemelerinin üyeleri ancak, yasalarda belirtilen hallerde ve sadece bağımsız idare mahkemenin kararı ile görev süresinin hitamından önce görevlerinden azledilebilirler.

(4) Bağımsız idare mahkeme üyeleri hukukçu olmalıdırlar. Görev yaptıkları süre içerisinde görevlerini bağımsız şekilde yürüttükleri konusunda şüphe uyandıracak herhangi bir faaliyette bulunamazlar.

(5) Bağımsız idare mahkemeleri muhakeme usullerine göre, üyeler kararlarını müştereken ya da münferiden alırlar.

(6) Bağımsız idare mahkemelerinin teşekkülü ve üyelerinin hizmet esasları Eyalet Kanunuyla, muhakeme usulleri ise Federal Kanunla düzenlenir.

  1. Federal Bağımsız İltica Mahkemesi

 

Madde 129c.

(1) İltica davalarında yüksek temyiz makamı olarak görev yapmak üzere, Federal Kanunla bağımsız bir başka idari organ (Federal Bağımsız İltica Mahkemesi) da kurulabilir.

(2) Federal Bağımsız İltica Mahkemesi; bir Başkan, bir Başkanvekili ve gerekli sayıda üyeden oluşur. Üyeler, Federal Hükümetin önerisiyle Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Atamalar süresizdir.

(3) Federal Bağımsız İltica Mahkemesi üyeleri görevlerini ifa ederken hiçbir kimseden talimat almazlar. Eş yetkileri haiz üyelerden oluşan bir organ olarak görev yapan mahkemenin üyeleri arasındaki görev dağılımı yıllık olarak belirlenir. Bir üyenin yetkisine bırakılan bir konu ancak, bu mahkeme üyesinin Mahkeme Başkanı tarafından görevden azledilmesiyle kendisinden alınabilir.

(4) Göreve atanmış bir Federal Bağımsız İltica Mahkemesi üyesinin emekliye ayrılma yaşı kanunla belirlenir. Diğer hallerde, bir Federal Bağımsız İltica Mahkemesi üyesi ancak, yasalarda belirtilen hallerde ve sadece bağımsız idare mahkemesinin kararı ile görev süresinin hitamından önce görevlerinden azledilebilirler.

(5) Federal Bağımsız İltica Mahkemesi üyeleri hukukçu olmalıdırlar. Görev yaptıkları süre içerisinde görevlerini bağımsız şekilde yürüttükleri konusunda şüphe uyandıracak herhangi bir faaliyette bulunamazlar.

(6) 89’uncu madde hükümleri gerekli değişikliklerle Federal Bağımsız İltica Mahkemesi için de uygulanır.

(7) Detaylı hükümler Federal Kanunla düzenlenir. Özellikle, mahkemenin hangi davalarda müşterek oyla, hangi davalarda münferit oyla karar vereceği Federal Kanun hükümleriyle belirlenir.

  1. Danıştay

 

Madde 130.

(1) Danıştay;

  1. a) Bağımsız idare mahkemeleri dâhil, idari mercilerin kararlarının hukuksuzluğuna ilişkin; ya da
  2. b) Bağımsız idare mahkemeleri dâhil, idari mercilerin karar yükümlülüklerini ihlaline ilişkin;şikayetleri çözümler. Danıştay ayrıca, madde 81a’nın dördüncü fıkrası uyarınca yapılan şikâyetleri de çözümler.

(2) Mevzuatın idari mercii için bir bağlayıcı edim öngörmekten imtina ettiği ve tayin yetkisini idarenin kendisine bıraktığı ve idarenin, buna istinaden, takdir yetkisini kanunda öngörüldüğü gibi kullandığı hallerde, hukuka aykırılık mevcut değildir.

Madde 131.

(1) Bir idari merciinin kararları aleyhine hukuka aykırılık iddiası;

  1. Tüm temyiz yolları tükendikten sonra, kararın haklarını ihlal ettiği iddiasında olan herhangi bir kişi tarafından;
  2. 11 ve 12’nci maddeler ve 14’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları, madde 14/a’nın üç ve dördüncü fıkralarda belirtilen konularda ve ayrıca bir eyalet ya da ilçe okul kurulu kararının komisyon kararına dayandığı ve tarafların hiçbir şekilde temyiz yoluyla ilgili karara itiraz haklarının bulunmadığı konularda, ilgili Federal Bakan tarafından;
  3. 15’inci maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde belirtilen konularla ilgili olarak Federal Bakanın verdiği kararlar aleyhine, ilgili Eyalet Hükümeti tarafından ileri sürülebilir.

(2) Yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen hallerin haricinde, hangi şartlarda bir idari merciinin kararı aleyhine kanuna aykırılık iddiasında bulunabileceği idarenin münferit alanlarıyla ilgili federal veya eyalet kanunlarında düzenlenir.

(3) Danıştay; özellikle bağımsız idare mahkemesinin, ya da Federal İhale Makamının kararı Danıştay’ın kararına uymaması gerekçesiyle, esasça ehemmiyetli bir hukuki meseleye dayanmayan, ya da bu nitelikteki bir kararın mevcut olmadığı, ya da çözümlenecek hukuki mesele hakkında idari ceza muhakemeleri usulüne uygun olarak henüz bir hüküm verilmediği, ya da sadece cüzi bir para cezasına hükmedildiği hallerde, çözümlenmek üzere kendisine tevdi edilmiş bir şikâyeti reddedebilir.

Madde 131a. (Mülga)

Madde 132.

Karar verme yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasını içeren şikayetler, idari davalarda karar verme yükümlülüğünün ifasını talep etme hakkına sahip bir tarafça ileri sürülebilir. İdari ceza davalarında, karar verme yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasını içeren şikayetlerin yapılabilmesi kabule şayan değildir. Bu hüküm, özel hukuk hükümlerine tabi davalar ile vergi ceza davaları için uygulanmaz.

Madde 133.

Aşağıda sayılan konular Danıştay’ın görev alanına girmez;

  1. Anayasa Mahkemesinin görevli olduğu konular;
  2. Mülga;
  3. Patent davaları;
  4. Eğer, bu makamın kurulmasını öngören Federal veya Eyalet Kanuna göre, söz konusu mahkeme (tribunal) en az bir hâkim üye içeriyorsa ve bu merciinin geri kalan üyeleri de hiçbir talimata değillerse ve bu mahkemenin kararları idare tarafından iptal edilemez, ya da değiştirilemez nitelikteyse ve bu şartlar sağlanmış olsa dahi, Anayasa Mahkemesi nezdinde şikayet konusu edilebileceği açıkça belirtilmemiş ise, nihai karar yetkisi bir mahkemeye ait olan davalar.

Madde 134.

(1) Danıştay; bir Başkan, bir Başkanvekili ve yeterli sayıda üyeden oluşur (daire başkanları ve mahkeme müşavirleri).

(2) Danıştay Başkanı, Başkanvekili ve üyeleri Federal Hükümetin önerisiyle Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Federal Hükümet, Başkan veya Başkanvekili ataması hariç, Danıştay genel kurulu tarafından bildirilen her açık üyelik için üç adayın ismine yer verilen bir listeye dayalı olarak önerisini sunar.

(3) Danıştay üyelerinin tamamı hukuk alanında eğitim görmüş olmalı, ya da adli veya politik bilimler alanında öğrenim görmüş olmalı, anılan eğitim dallarından birinden mezuniyetin şart olduğu bir meslekte en az on yıl mesleki tecrübeye sahip olmalıdır. Üyelerin asgari üçte biri adli görevlerde çalışabilmek için aranan şartları haiz olmalı, asgari üçte biri ise eyaletlerde görev yapan meslek mensupları arasında, mümkünse eyaletlerde idari hizmetlerde görev alanlar arasından seçilmelidirler.

(4) Federal Hükümetin, Eyalet Hükümetinin, ya da seçimle göreve getirilmiş bir meclisin üyeleri Danıştay üyesi olamazlar. Seçimle göreve getirilmiş bir meclisin belirli bir yasama veya görev süresi için seçilmiş olan üyeleri için, görevlerinden vaktinden önce ayrılmış olsalar dahi, bu kısıtlama, belirlenen yasama veya görev süresi sona ermeden ortadan kalmaz.

(5) Son dört yıl içerisinde yukarıdaki dördüncü fıkrada belirtilen görevlerden birini yürütmüş olan hiçbir kimse Danıştay’a Başkan veya Başkanvekili olarak atanamaz.

(6) Danıştay’ın bütün üyeleri profesyonel olarak istihdam edilmiş hâkimlerdir. Bunlar, 87’nci maddenin, bir ve ikinci fıkraları ile 88’inci maddenin ikinci fıkrası hükümlerine tabidirler. Danıştay üyeleri, kanun gereği, altmışbeş yaşını doldurdukları yılın 31 Aralık tarihinde kalıcı emeklilik listesine eklenirler.

Madde 135.

(1) Danıştay; Danıştay üyelerinin oluşturduğu Genel Kurul tarafından daireler kanalıyla hüküm verir.

(2) Mahkemenin iş yükü, Federal Kanunda belirtilen süreyle sınırlı olarak, Danıştay Genel Kurulu tarafından önceden Danıştay üyelerine dağıtılır.

(3) Bir Danıştay üyesinin yetkisine bırakılan bir dava ancak, bu Danıştay üyesinin görevden azledilmesiyle kendisinden alınabilir.

(4) 89’uncu madde hükümleri gerekli değişikliklerle Danıştay için de geçerlidir.

Madde 136.

Danıştay teşkilatı, görev kapsamı ve muhakeme usulleri özel bir Federal Kanunla ve bu kanuna dayalı olarak Danıştay Genel Kurulu tarafından çıkartılacak İçtüzükle düzenlenecektir.

  1. Anayasa Mahkemesi

 

Madde 137.

Anayasa Mahkemesi; mutat adli usuller dâhilinde çözümlenememiş, ya da bir idari merci kararıyla tasfiye edilememiş federasyon, eyaletler, İlçeler, belediyeler ve belediye birlikleri aleyhine ikame edilen maddi alacakları çözümler.

Madde 138.

(1) Anayasa Mahkemesi ayrıca;

  1. a) Mahkemeler ile idari merciler arasındaki;
  2. b) Danıştay ve diğer mahkemeler, özellikle Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin kendisi arasındaki ve ayrıca normal mahkemeler ile diğer mahkemeler arasındaki;
  3. c) Eyaletlerin kendi aralarındaki ve ayrıca bir eyalet ile federasyon arasındaki yetki uyuşmazlıklarını çözümler.

(2) Anayasa Mahkemesi ayrıca, Federal Hükümetin ya da bir Eyalet Hükümetinin müracaatıyla, bir yasama veya yürütme işleminin federasyon, ya da eyaletten hangisinin sorumluluk sınırına girdiğini tayin eder.

Madde 138a.

(1) Anayasa Mahkemesi; Federal Hükümetin ya da bir Eyalet Hükümetinin müracaatıyla, 15’inci maddenin birinci fıkrasında kastedilen anlamda bir anlaşmanın mevcut olup olmadığını ve bu anlaşmadan doğan yükümlülüklerin, maddi talepler hariç olmak üzere, ifa edilip edilmediği belirler.

(2) 15’inci maddenin ikinci fıkrasında kastedilen anlamda bir anlaşmada buna ilişkin bir hüküm var ise, Anayasa Mahkemesi ayrıca, ilgili Eyalet Hükümetinin müracaatıyla, böyle bir anlaşmanın mevcut olup olmadığını ve bu anlaşmadan doğan yükümlülüklerin, maddi talepler hariç olmak üzere, ifa edilip edilmediği belirler.

Madde 139.

(1) Anayasa Mahkemesi, bir mahkemenin, bağımsız idare mahkemesinin, ya da Federal İhale Makamının müracaatıyla, bir federal ya da eyalet makamının çıkardığı kararnamelerin kanuna aykırı olup olmadığını hükme bağlar. Ancak, Anayasa Mahkemesi, bir derdest davada söz konusu kararnameyi esas alarak karar verecek ise, bu incelemeyi resen gerçekleştirir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, bir Eyalet Hükümetinin çıkardığı kararnamenin hukuka aykırı olup olmadığını Federal Hükümetin müracaatıyla, bir Federal Hükümetin çıkardığı kararnamenin hukuka aykırı olup olmadığını bir eyaletin müracaatıyla ve bir belediyenin çıkardığı kararnamenin hukuka aykırı olup olmadığını ise, madde 119/a’nın altıncı fıkrası uyarınca bir belediyenin müracaatıyla hükme bağlar. Anayasa Mahkemesi ayrıca, şikâyete konu kararnamenin müracaat sahibine uygulanmış olması kaydıyla, bir kararnamenin şahsi haklarını doğrudan ihlal ettiği iddiasına sahip bir kişinin müracaatıyla, kararnamelerin hukuka aykırı olup olmadıklarını tayin eder. Mahkeme, bu tespiti yaparken herhangi bir yargı kararı almaz, ya da hüküm ihdas etmez. 89’uncu maddenin üçüncü fıkrası gerekli değişikliklerle bu türden müracaatlara uygulanır.

(2) Anayasa Mahkemesi nezdinde görülmekte olan, Anayasa Mahkemesinin yürürlükteki bir kararnameyi uygulamasını gerektiren bir davada, davacı davadaki amacına ulaşmış olsa dahi, kararnamenin hukuka uygunluk incelemesine yine de devam edilir.

(3) Anayasa Mahkemesi; ancak kararnamenin iptali açıkça talep edilmiş ise, ya da Mahkeme, bu kararnameyi bir derdest davada uygulayacak ise, bir kararnameyi hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edebilir. Anayasa Mahkemesi, kararnamenin bütünüyle;

  1. a) Hukuki bir temelden yoksun olduğu;
  2. b) Yetkisiz bir makam tarafından çıkartıldığı, ya da
  3. c) Kanuna aykırı şekilde yayımlandığı sonucuna varır ise; kararnamenin tamamının hukuka aykırılığına hükmedebilir. Ancak, bu hüküm, kararnamenin bütünüyle iptalinin, yukarıda birinci fıkranın son cümlesi uyarınca Mahkemeye müracaatta bulunan, ya da davası gereği bir kararnamenin hukuka uygunluk incelemesinin resen yapılması gerekmiş olan davacının hukuki menfaatlerine aykırı olması halinde, uygulanmaz.

(4) Bu kararname Anayasa Mahkemesinin kararını vereceği tarihte halîhazırda yürürlükten kaldırılmış ise ve resen ikame edilmiş olan, ya da bir mahkemenin, bir bağımsız idare mahkemesinin, bir federal ihale makamının, ya da kararnamenin hukuka aykırılığı sebebiyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden bir kişinin müracaatıyla bir dava açılmış ise, Anayasa Mahkemesi söz konusu kararnamenin hukuka aykırı olup olmadığına hükmetmelidir. Yukarıdaki üçüncü fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(5) Anayasa Mahkemesinin bir kararnamenin hukuka aykırılığına hükmeden kararı, federasyonun ya da eyaletin en yüksek idari makamına bu iptal kararını gecikmeksizin yayımlama yükümlülüğü doğurur. Bu hüküm, Mahkemenin yukarıda dördüncü fıkra uyarınca alacağı kararlar için de gerekli değişikliklerle uygulanır. İptal kararı, kararın yayımlandığı tarihten sonraki gün, eğer Anayasa Mahkemesi bunun için bir mühlet belirlememişse, en geç altı ay içerisinde, eğer iptal kararının yürürlüğe girebilmesi için hukuki tedbirlerin alınması gerekiyorsa, 18 ay içerisinde yürürlüğe girer.

(6) Eğer bir kararname hukuka aykırılık gerekçesiyle iptal edilmiş ise, ya da yukarıda dördüncü fıkra hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi tarafından hukuka aykırılığına hükmedilmişse, tüm mahkemeler ve idari makamlar Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla bağlı olacaklardır. Ancak, karar aşamasındaki davalar hariç olmak üzere, bu kararname, Mahkemenin iptal kararında aksine bir hüküm bulunmadıkça, iptal kararından önce ikame edilmiş davalar için uygulanmaya devam eder. Anayasa Mahkemesi, beşinci fıkra hükmüne göre iptal kararında bir mühlet belirlemişse, bu kararname, karar aşamasındaki davalar hariç, mühletin hitamından önce ikame edilmiş tüm davalara uygulanır.

Madde 139a.

Anayasa Mahkemesi, bir mahkemenin, bağımsız idare mahkemesinin, ya da Federal İhale Makamının müracaatıyla, yeniden düzenlenen bir kanuna (bir antlaşmanın) ilişkin ilanlarda kanuna aykırı olup olmadığını hükme bağlar. Ancak, Anayasa Mahkemesi, bir derdest davada yeniden yürürlüğe konan bu kanunu esas alarak karar verecek ise, bu incelemeyi resen gerçekleştirir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, bir Eyalet Hükümetinin yürürlüğe koyduğu kanunların hukuka aykırı olup olmadığını Federal Hükümetin müracaatıyla, bir Federal Hükümetin yürürlüğe koyduğu kanunların hukuka aykırı olup olmadığını bir eyaletin müracaatıyla hükme bağlar. Anayasa Mahkemesi ayrıca, şikâyete konu kanunun müracaat sahibine uygulanmış olması kaydıyla, bir kanunun şahsi haklarını doğrudan ihlal ettiği iddiasına sahip bir kişinin müracaatıyla, bu kanunun hukuka aykırı olup olmadıklarını tayin eder. Mahkeme, bu tespiti yaparken herhangi bir yargı kararı almaz, ya da hüküm ihdas etmez. 59’uncu maddenin iki, üç ve beşinci fıkrası ve 139’uncu maddenin iki ila altıncı fıkraları arasında kalan hükümler gerekli değişikliklerle bu türden müracaatlara uygulanır.

Madde 140.

(1) Anayasa Mahkemesi; Danıştay’ın, Yüksek Mahkemenin, yetkili bir temyiz mahkemesinin, bir bağımsız idare mahkemesinin, ya da Federal İhale Makamının müracaatıyla, bir Federal veya Eyalet Kanununun anayasaya aykırı olup olmadığına hükmeder. Ancak, Anayasa Mahkemesi bir derdest davada bu kanunu uygulayacak ise, bu incelemeyi resen gerçekleştirir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, Federal Hükümetin müracaatıyla bir Eyalet kanununun ve keza Eyalet Hükümetinin, Milli Konsey üyelerinin üçte birinin, ya da Federal Konsey üyelerinin üçte birinin müracaatıyla Federal Kanunların anayasaya aykırı olup olmadığına hükmeder. Eyalet Anayasasında, Eyalet Meclisi üyelerinin üçte birinin müracaatıyla eyalet kanunlarının anayasaya aykırılık itirazında bulunulabileceği hükmü vazedilebilir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, şikâyete konu kanunun müracaat sahibine uygulanmış olması kaydıyla, bir kanunun şahsi haklarını doğrudan ihlal ettiği iddiasına sahip bir kişinin müracaatıyla, kanunların anayasaya aykırı olup olmadıklarını tayin eder. Mahkeme, bu tespiti yaparken herhangi bir yargı kararı almaz, ya da hüküm ihdas etmez. 89’uncu maddenin üçüncü fıkrası gerekli değişikliklerle bu türden müracaatlara uygulanır.

(2) Anayasa Mahkemesi nezdinde görülmekte olan, Anayasa Mahkemesinin yürürlükteki bir kanunu uygulamasını gerektiren bir davada, davacı davadaki amacına ulaşmış olsa dahi, kanunun anayasaya uygunluk incelemesine yine de devam edilir.

(3) Anayasa Mahkemesi; ancak kanunun iptali açıkça talep edilmiş ise, ya da Mahkeme, bu kanunu bir derdest davada uygulayacak ise, bir kanunu anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edebilir. Anayasa Mahkemesi, kanunun tamamının yetkisiz bir makam tarafından çıkartıldığı, ya da kanuna aykırı şekilde yayımlandığı sonucuna varır ise; kanunun tamamının anayasaya aykırılığına hükmedebilir. Ancak, bu hüküm, kanunun bütünüyle iptalinin, yukarıda birinci fıkranın son cümlesi uyarınca Mahkemeye müracaatta bulunan, ya da davası gereği bir kanunun hukuka uygunluk incelemesinin resen yapılması gerekmiş olan davacının hukuki menfaatlerine aykırı olması halinde, uygulanmaz.

(4) Bu Kanun Anayasa Mahkemesinin kararını vereceği tarihte hâlihazırda yürürlükten kaldırılmış ise ve resen ikame edilmiş olan, ya da bir mahkemenin, bir bağımsız idare mahkemesinin, bir Federal İhale Makamının, ya da kanunun anayasaya aykırılığı sebebiyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden bir kişinin müracaatıyla bir dava açılmış ise, Anayasa Mahkemesi söz konusu kanunun anayasaya aykırı olup olmadığına hükmetmelidir. Yukarıdaki üçüncü fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(5) Anayasa Mahkemesinin bir kanunun anayasaya aykırılığına hükmeden kararı, Federal Şansölye ya da yetkili Vali bakımından bu iptal kararını gecikmeksizin yayımlama yükümlülüğü doğurur. Bu hüküm, Mahkemenin yukarıdaki dördüncü fıkra uyarınca alacağı kararlar için de gerekli değişikliklerle uygulanır. İptal kararı, eğer Anayasa Mahkemesi bunun için bir mühlet belirlememişse, kararın yayımlandığı tarihten sonraki gün yürürlüğe girer. Bu mühlet on sekiz ayı aşamaz.

(6) Eğer bir kanun anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal edilmiş ise, Anayasa Mahkemesinin anayasaya aykırılığına hükmettiği kanun ile yürürlüğü iptal edilen yasal hükümler, iptal kararında aksine bir hüküm bulunmadıkça, yürürlükten kaldırma kararının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden yürürlüğe girer. Kanunun iptal kararının ilânında ayrıca herhangi bir hükmün yeniden yürürlüğe girip girmeyeceği ve hangi hükümlerin yeniden yürürlüğe gireceği de belirtilir.

(7) Eğer bir kanun anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal edilmiş ise, ya da yukarıdaki dördüncü fıkra hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırılığına hükmedilmişse, tüm mahkemeler ve idari makamlar Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla bağlı olacaklardır. Ancak, karar aşamasındaki davalar hariç olmak üzere, bu kanun, Mahkemenin iptal kararında aksine bir hüküm bulunmadıkça, iptal kararından önce ikame edilmiş davalar için uygulanmaya devam eder. Anayasa Mahkemesi, beşinci fıkra hükmüne göre iptal kararında bir mühlet belirlemişse,  bu kanun, karar aşamasındaki davalar hariç, mühletin hitamından önce ikame edilmiş tüm davalara uygulanır.

Madde 140a.

(1) Anayasa Mahkemesi antlaşmaların anayasaya aykırılıklarına hükmedebilir. 50’nci madde uyarınca Milli Konsey tarafından onaylanmış antlaşmalar ile 16’ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca kanunlarda değişiklik yapılmasını gerektiren, ya da kanunları tadil eden antlaşmalar 140’ıncı madde hükümlerine tabidir. Bunun dışında kalan diğer tüm antlaşmalar 139’uncu madde hükümlerine tabidir. Şu farkla ki, antlaşmaların icrasından sorumlu makamlar, Anayasa Mahkemesinin hukuka ya da anayasaya aykırılığına hükmettiği antlaşmaları, Anayasa Mahkemesi antlaşmanın geriye dönük olarak uygulanmaya devam edeceği mühleti belirlemedikçe, hükmin yayımlandığı tarihten itibaren uygulamaya son verirler. 50’nci maddede belirtilen antlaşmalar ile 16’ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca kanunlarda değişiklik yapılmasını gerektiren, ya da kanunları tadil eden antlaşmalar için bu mühlet iki yılı, tüm diğer antlaşmalar için ise bir yılı aşamaz.

(2) Anayasa Mahkemesi bir antlaşmanın hukuka ya da anayasaya aykırılığına hükmetmiş ise, bu antlaşmayla ilgili olarak 65’inci maddenin birinci fıkrası uyarınca Federal Cumhurbaşkanı tarafından çıkartılmış bir yönetmelik ve 50’nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca Milli Konsey tarafından alınan bir karar, Anayasa Mahkemesinin kararının yayımlandığı tarihten sonraki gün yürürlükten kalkar.

Madde 141.

(1) Anayasa Mahkemesi;

  1. a) Federal Cumhurbaşkanının seçimine ve millet meclislerinin, ya da meslek birlikleri kurucu makamlarının (temsilci organlarının) seçimlerine ilişkin itirazları;
  2. b) Bir Eyalet Hükümetinin seçimleri ve yürütme yetkisini haiz mahalli idarelerin seçimlerine ilişkin itirazları;
  3. c) Üyeliğin boşalması sebebiyle bir millet meclisinin müracaatını; Avusturya Cumhuriyeti’nin Avrupa Parlamentosundaki üyeliklerinden birinin boşalması sonucunda Avusturya Cumhuriyeti’nin Avrupa Parlamentosundaki üyelerinin en az onbirinin yapacakları müracaatı;
  4. d) Bir meslek birliğinin kurucu makamının (temsilci organının) bu makamda görev yapan bir üyesinin görevden ayrılması sonucu yapacağı müracaatı;
  5. e) Seçimleri düzenleyen Federal veya Eyalet kanunlarında üyeliğin bir idari merciinin kararıyla düşebileceği hükmü bulunuyor olması ve tüm hukuk yollarının tüketilmiş olması kaydıyla; bir millet meclisindeki, ya da yürütme yetkisini haiz bir belediye organındaki, ya da bir meslek birliğinin kurucu makamındaki (temsilci organındaki) üyeliğin sona ermesini doğuran bir hüküm aleyhine yapılan itirazları karara bağlar. İtiraz (müracaat); Avrupa Parlamentosu, yürütme yetkisini haiz bir mahalli idare organı, bir yasal meslek kuruluşunun kurucu makamının (temsilci organının) seçiminde izlenen seçim usulünün usulsüzlüğüne, ya da anılan organlardaki üyeliğin kaybedilmesi sonucunu doğrudan kanunda belirtilmiş bir başka sebebe dayandırılabilir. Anayasa Mahkemesi, iddia olunan usulsüzlük kanıtlanır ise ve bu usulsüzlük seçim sonucunu etkilemiş ise, seçimle ilgili itirazı kabul eder. İdari merciler nezdinde görülen davalarda, seçimle göreve getirilmiş meclisler ya da yasal meslek birliği davacı statüsündedir.

(2) Yukarıdaki 1 numaralı bentte belirtilen itiraz kabul edilir ve seçimle göreve getirilmiş meclis, ya da Avrupa Parlamentosu, ya da bir yasal meslek birliğinin kurucu makamı (temsilci organı) seçiminin tamamen ya da kısmen yenilenmesi gerekirse, söz konusu meclisin ilgili üyesi, Anayasa Mahkemesinin kararının yayımlandığı tarihten itibaren yüz gün içerisinde yapılması gereken seçimle yerine seçilen kişinin göreve başladığı tarihten itibaren üyelik statüsünü yitirir.

(3) Halk oylaması, plebisit veya referandum sonuçları hakkındaki itirazlarda Anayasa Mahkemesinin hangi esaslara dayalı olarak karar alacağı Federal Kanunla belirlenir. Federal Kanunda ayrıca, bir itiraz olasılığı karşısında, referandumda oylanan bir kanunun yayımlanmadan önce ne kadar süreyle bekletilebileceği de Federal Kanunla düzenlenebilir.

Madde 142.

(1) Anayasa Mahkemesi, resmi görev kusurlarından doğan kanun ihlallerini konu alan ve Federasyonun ve Eyaletlerin en yüksek makamlarının anayasal sorumluluklarına atıfta bulunulan davaları çözümler.

(2) Dava;

  1. a) Federal Anayasasının ihlal edildiği iddiasıyla, Federal Meclisin oyuyla, Federal Cumhurbaşkanı aleyhine;
  2. b) Hukukun ihlal edildiği iddiasıyla, Milli Konseyin oyuyla, Federal Hükümet üyelerine ve sorumlulukları bakımından Federal Hükümet üyeleriyle aynı düzeyde bulunan diğer organlar aleyhine;
  3. c) Yasama yetkisinin Federasyona bırakıldığı konularda, hukukun ihlal edildiği iddiasıyla, Milli Konseyin oyuyla; yasama yetkisinin Eyaletlere ait olduğu konularda, hukukun ihlal edildiği iddiasıyla, tüm Eyalet Meclislerinin aynı lafız ile kabul edecekleri oylarla, Konsey’deki Avusturya temsilcisi aleyhine;
  4. d) Hukukun ihlal edildiği iddiasıyla, yetkili Eyalet Meclisinin oyuyla, bir Eyalet Hükümetinin üyeleri ve meri kanunun ya da Eyalet Anayasasının hükümleri uyarınca görevce Eyalet Hükümeti üyeleriyle aynı statüde olan diğer organlar aleyhine;
  5. e) Hukukun ihlal edildiği ve dolaylı Federal idare ile ilgili konuları düzenleyen Federal kararnamelere veya diğer yönergelere (talimatlara) uyulmadığı iddiasıyla, Federal Hükümetin oyuyla, bir Vali, Vali vekili (madde 105/1) veya Eyalet Hükümetinin bir üyesi (103’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları) aleyhine; ayrıca bu konularda Valinin vereceği talimatlara uyulmadığı iddiasıyla bir Eyalet Hükümeti üyesi aleyhine;
  6. f) Hukukun ihlal edildiği iddiasıyla, Federal Hükümetin oyuyla, kendi sorumluluk sınırları içerisinde federal icra yetkisinin alanına giren görevleri ifa etmiş olmaları kaydıyla, Federal Başkent Viyana’nın resmi makamları aleyhine;
  7. g) 14’üncü maddenin sekizinci fıkrası uyarınca verilmiş bir talimata uygun hareket etmediği iddiasıyla, Federal Hükümetin oyuyla, bir Vali aleyhine;
  8. h) Hukukun ihlal edildiği ve Federal kararnamelere veya diğer yönergelere (talimatlara) uyulmadığı iddiasıyla, Federal Hükümetin oyuyla, bir Eyalet okul kurulunun başkanı ya da icra kurulu başkanı aleyhine;
  9. i) Hukukun ihlal edildiği ve 11’inci maddenin birinci fıkrasının 7 numaralı bendinde belirtilen konularla ile ilgili Federal kararnamelere veya diğer yönergelere (talimatlara) uyulmadığı, ya da 11’inci maddenin dokuzuncu fıkrasında belirtilen yetkilerin kullanımının engellendiği iddiasıyla, Milli Konsey veya Federal Konseyin oyuyla, bir Eyalet Hükümet üyesi aleyhine açılabilir.

(3) Yukarıdaki ikinci fıkranın (e) bendi uyarınca, Federal Hükümet sadece bir Vali, ya da Vali vekili aleyhine bir dava ikame eder ise ve 103’üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilenden dolaylı Federal idarenin alanına giren konularla ilgili olarak bir Eyalet Hükümet üyesinin de yukarıdaki ikinci fıkranın (e) bendinde kastedilen anlamda suçlu olduğu tespit edilir ise, Federal Hükümet, derdest bir davada hüküm verilmeden önce her an, davasını söz konusu Eyalet Hükümet üyesini de kapsayacak şekilde genişletebilir.

(4) Anayasa Mahkemesi kararında görevden alınmaya ve özellikle daha ciddi hallerde geçici süreyle siyasi haklardan men edilmeye hükmedebilir. Yukarıdaki ikinci fıkranın, (c), (e), (g) ve (h) bentlerinde belirtilen ikinci derece hukuk ihlallerinde ise, kararında sadece hukukun ihlal edildiğini belirtmekle yetinebilir. Eyalet okul kurulu başkanının görevden alınması, başkanın madde 81/a’nın üçüncü fıkranın (b) bendiyle bağlantılı görevlerinden de alınması sonucunu doğurur.

(5) Federal Cumhurbaşkanı 65’inci maddenin ikinci fıkrasının (c) bendiyle kendisine tanınan hakkı sadece, seçimle göreve getirilmiş meclisin, ya da dava açılmasını oylamış bir temsilci organın talebi üzerine icra edebilir. Ancak, davanın açılması için oylama Federal Hükümet tarafından gerçekleştirilmiş ise, bu hakkı Federal Hükümetin talebi üzerine ve her halükarda davalının onayı ile uygular.

Madde 143.

142’nci maddede belirtilen kişiler aleyhine ayrıca, itham olunacak kişinin göreviyle bağlantılı ceza davalarındaki edimleri gerekçesiyle de dava açılabilir. Bu tür davalar münhasıran Anayasa Mahkemesinin yetkisindedir. Olağan ceza mahkemeleri nezdinde hâlihazırda sürdürülen tüm kovuşturmalar Anayasa Mahkemesine devredilir. Anayasa Mahkemesi, bu türden davalarda, 142’nci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerinin yanı sıra ceza kanunu hükümlerini de uygulayabilir.

Madde 144.

(1) Anayasa Mahkemesi; başvuru sahibinin, ilgili kararın başvuru sahibinin anayasal haklarını ihlal ettiği, ya da başvuru sahibinin şahsi haklarının hukuka aykırı bir kararname, yeniden yayımlanan bir kanunun (bir antlaşmanın) hukuka aykırı olarak yürürlüğe girmiş olması, anayasaya aykırı bir kanun, ya da hukuka aykırı bir antlaşma ile ihlal edildiği iddiasında bulunması kaydıyla, idari makamların kararları hakkında hüküm verir. Şikayet ancak, bununla ilgili yasal yollar tamamen tüketilmiş ise yapılabilir.

(2) Anayasa Mahkemesi; makul şartlarda şikâyetin sonuca ulaşma şansını görmemiş ise, ya da karardan bir anayasal meseleyi halletmesi beklenmiyor ise, yargılamadan önce bir şikâyeti reddedebilir. Görülecek davanın 133’üncü madde hükmüne göre Danıştay’ın yetkisi dışında bırakıldığı hallerde, davanın reddi kabule şayan değildir.

(3) Anayasa Mahkemesi; şikâyete konu kararın yukarıdaki birinci fıkrada kastedilen anlamdaki bir hakkı ihlal etmediğini tespit eder ve görülecek dava 133’üncü madde hükmüne göre Danıştay’ın yetkisi dışında bırakılmamış ise, bu karar ile başvuru sahibinin bir başka hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için, başvuru sahibinin talebiyle bu şikâyeti Danıştay’a havale eder. Yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen kararlar için de bu fıkra hükmü gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 145.

Anayasa Mahkemesi bir özel Federal Kanun hükümlerine göre, uluslar arası hukuk ihlalleri hakkında hüküm verir.

Madde 146.

(1) Anayasa Mahkemesinin madde 126/a, 127/c ve 137’nci madde hükümlerine göre vereceği hükümler adli yargı mercileri tarafından tenfiz edilir.

(2) Anayasa Mahkemesinin diğer hükümlerinin tenfizinden Federal Cumhurbaşkanı sorumludur. Anayasa Mahkemesinin diğer hükümleri, Federal Cumhurbaşkanının talimatına uygun olarak, Federal Ordu dâhil, Federal Cumhurbaşkanının kararıyla bu amaçla atanmış federal ya da eyalet makamlarınca uygulanır. Anayasa Mahkemesi bu hükümlerinin tenfizini Federal Cumhurbaşkanından talep eder. Bu hükümlerin federasyon ya da federal makamlar karşısında tenfizi gerekiyorsa, Federal Cumhurbaşkanının yukarıdaki anılan talimatları için 67’nci maddeye göre müşterek imza şartı aranmaz.

Madde 147.

(1) Anayasa Mahkemesi; bir Başkan, bir Başkanvekili, on iki üye ve altı yedek üyeden oluşur.

(2) Başkan, Başkanvekili, altı üye ve üç yedek üye Federal Hükümetin önerisiyle Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Bu üyeler ve yedekleri hâkimler, idare memurları ve hukuk profesörleri arasından seçilirler. Geriye kalan altı üye ve üç yedek üye ise, Milli Konseyin üç asil ve iki yedek üyelik için göstereceği adaylar arasından ve Federal Konseyin üç asil ve bir yedek üyelik için göstereceği adaylar arasından Federal Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Üç asil ve iki yedek üye Federal Başkent Viyana’nın dışında ikamet etmelidir. Fiilen görevlerine devam etmekte olan ve asil ya da yedek üyeliğe seçilmiş idare memurları, maaşları kesilerek, tüm resmi görevlerinden muaf tutulurlar. Bu muafiyet dönemi müddetince, ifası için talimatlara tabi oldukları tüm görevlerden ibra edilerek yedek üye olarak atanmış idare memurları için bu hüküm uygulanmaz.

(3) Anayasa Mahkemesinin Başkanı, Başkanvekili ve diğer asil ve yedek üyelerinin tamamı hukuk alanında eğitim görmüş olmalı, ya da adli veya politik bilimler alanında öğrenim görmüş olmalı, anılan eğitim dallarından birinden mezuniyetin şart olduğu bir meslekte en az on yıl mesleki tecrübeye sahip olmalıdır.

(4) Sayılanlar Anayasa Mahkemesine üye olamazlar: Federal Hükümet veya Eyalet Hükümeti üyeleri, ayrıca Milli Konsey ve Federal Konsey veya diğer seçimle göreve getirilmiş meclis üyeleri; belirli bir yasama dönemi veya görev süresi için seçimle göreve getirilmiş bir meclise seçilmiş üyeler için, bu kısıtlama yasama dönemi sona erinceye, ya da görev süresi doluncaya kadar devam eder. Son olarak, bir siyasal partide çalışan ya da idarecilik yapan hiçbir kimse Anayasa Mahkemesine üye olamaz.

(5) Son dört yıl içerisinde yukarıdaki dördüncü fıkrada belirtilen görevlerden birini yürütmüş olan hiçbir kimse Anayasa Mahkemesine Başkan veya Başkanvekili olarak atanamaz.

(6) 87’nci maddenin bir ve ikinci fıkrası ile 88’inci maddenin ikinci fıkra hükümleri Anayasa Mahkemesinin asil ve yedek üyelerini kapsar. Detaylı hükümler 148’inci madde uyarınca çıkartılacak Federal Kanunla düzenlenecektir. Bir hâkimin yetmişinci yaşını doldurduğu yılın 31 Aralık tarihi, o hâkimin Anayasa Mahkemesindeki görevinden emeklilik tarihidir.

(7) Anayasa Mahkemesinin bir asil ya da yedek üyesi, geçerli bir mazeret olmaksızın, Anayasa Mahkemesinin herhangi bir oturumuna katılım talebini dikkate almaz ise, Anayasa Mahkemesi, bu üyenin savunmasını aldıktan sonra bu keyfiyeti resmi olarak tespit edecektir. Bu keyfiyetin tespiti, asli ya da yedek üyelik statüsünün kaybını gerektirir.

Madde 148.

Anayasa Mahkemesinin teşekkülü ve muhakeme usulleri bir Federal Kanun ve Anayasa Mahkemesi tarafından buna istinaden yayımlanacak İçtüzükle düzenlenecektir.

Kısım VII.

Ombudsman (Kamu Denetçiliği) Kurulu

 

Madde 148a.

(1) Herkes, şahsi hak sahibi olarak gerçekleştirdiği faaliyetler dâhil, Federasyonun kötü yönetiminden mağdur olmuş olması ve başka bir hukuki yola başvurma imkanı kalmamış olması kaydıyla, kötü yönetim iddiasıyla Federasyon aleyhine ombudsman kuruluna (Halk Şikayetleri Komisyonu) şikayette bulunabilir. Bu şikayetlerin tamamı ombudsman kurulu tarafından soruşturulmalıdır. Şikâyet sahibi; şikâyetin sonucu ve gerekiyorsa, hangi işlemlerin gerçekleştirildiği hakkında bilgilendirilir.

(2) Ombudsman Kurulu; şahsi hak sahibi olarak gerçekleştirdiği faaliyetler dâhil, Federasyonun kötü yönetiminden şüphelenmesi halinde, bu şüphelerini resen soruşturabilir.

(3) Ombudsman Kurulu ayrıca, Milli Konseye sunulacak dilekçelerin ve kamuoyu yoklamalarının hazırlanmasından da sorumludur. Konuya ilişkin detaylar Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

(4) Ombudsman Kurulu görevlerini bağımsız şekilde yürütülür.

Madde 148b.

(1) Tüm Federal, Eyalet ve belediye makamları Ombudsman Kuruluna görevini ifa ederken yardımcı olurlar, kayıtlarını incelemesine müsaade ederler ve talebi üzerine gerekli bilgileri sağlarlar. Ombudsman Kurulunun görevleri bakımından resmi gizlilik karşı iddiasında bulunulamaz.

(2) Ombudsman Kurulu görevlerini yerine getirirken, bilgi talep ettiği makamla aynı derecede resmi gizliliğe riayet etmelidir. Ancak, Ombudsman Kurulu, sadece ilgili tarafların menfaatleri, ya da ulusal güvenlik gereği olarak talep edilmişse, Milli Konseye sunacağı raporlarda resmi gizliliğe tabidir.

Madde 148c.

Ombudsman Kurulu; belirli bir başvuru için veya başvuru sebebiyle alınacak tedbirler hakkında, idari yetkilerle donatılmış en yüksek Federal mercilere önerilerde bulunabilir. Özerk idare, ya da vesayete tabi olmayan kurum eliyle yönetim konularında, Ombudsman Kurulu, özerk idareye, ya da vesayete tabi olmayan kuruma önerilerde bulunabilir. Keza, bu öneriler, Federasyonun en yüksek idari merciinin dikkatine sunulur ve ilgili mercii Federal Kanunda belirtilen mühlet içerisinde ya bu önerinin gereğini yerine getirmeli, ya da önerinin gereğini yerine getirmeme sebeplerini yazılı olarak Ombudsman Kuruluna bildirmelidir.

Madde 148d.

Ombudsman Kurulu, Milli Konsey ve Federal Konseye her yıl faaliyetleri hakkında rapor sunar. Ombudsman Kurulu üyeleri Milli Konsey ve Federal Konsey ile bunların komisyonlarının (alt komisyonlarının) Ombudsman Kurulunun raporları hakkındaki görüşmelerine katılabilir ve katıldıkları her görüşmede talep etmeleri halinde görüşlerini bildirebilirler. Ombudsman Kurulunun üyeleri ayrıca, Federal Mali Kanun taslağının Ombudsman Kurulunu ilgilendiren bölümlerinin görüşüldüğü Milli Konseyi ve alt komisyonlarında da bu hakka sahiptirler. Konuyla ilgili detaylar Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ve Federal Konsey İçtüzüğü ile düzenlenir.

Madde 148e.

Anayasa Mahkemesi; Ombudsman Kurulunun başvurusuyla, bir Federal makamın kararnamelerinin hukuka aykırılığına hükmedebilir.

Madde 148f.

Ombudsman Kurulu ile Federal Hükümet, ya da bir Federal Bakan arasında yasal hükümlerin uygulanması konusunda anlaşmazlık bulunuyor ise, Anayasa Mahkemesi, Federal Hükümetin ya da Ombudsman Kurulunun başvurusuyla meseleyi kapalı oturumda çözümler.

Madde 148g.

(1) Ombudsman Kurulunun merkezi Viyana’dadır ve biri kurulun sözcüsü olarak görev yapacak üç üyeden oluşur. Görev süresi altı yıldır. Ombudsman Kurulu üyelerinin yeniden seçilmeleri kabule şayan değildir.

(2) Ombudsman Kurulu üyeleri, Ana Komisyonun üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla belirleyeceği müşterek öneriye dayalı olarak Milli Konsey tarafından seçilir. Milli Konseyde en yüksek oya sahip üç siyasal parti bir üyelik için aday gösterebilir. Ombudsman Kurulu üyeleri göreve başlamadan önce Federal Cumhurbaşkanı önünde yemin ederler.

(3) Ombudsman Kurulunun sözcüsü rotasyon esasına göre her yıl değişmektedir. İlk dönem sözcülüğü, Parlamento’da en fazla üyeye sahip olan siyasal partinin seçtiği ombudsman tarafından yerine getirilir. Rotasyon sırası Ombudsman Kurulunun görev süresi boyunca değişmez.

(4) Ombudsman Kurulu üyelerinden herhangi biri görev süresi sona ermeden görevinden ayrılırsa, bu üyeyi aday gösteren Milli Konseyde temsil edilen parti üyelik için yeni bir aday belirler. Geriye kalan görev süresi için yapılacak yeni seçim yukarıdaki ikinci fıkra hükmü uyarınca gerçekleştirilir.

(5) Ombudsman Kurulu üyeleri Milli Konseye seçilmek için aranan şartları taşımalıdırlar. Görevde bulundukları süre boyunca ne Federal Hükümete, ne de bir Eyalet Hükümetine, ya da seçimle göreve getirilmiş bir meclise üye olamazlar ve başka bir meslekle iştigal edemezler.

Madde 148h.

(1) Ombudsman Kurulunun memurları Ombudsman Kurulunun sözcüsünün önerisi ve müşterek imzasıyla Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Ancak, Federal Cumhurbaşkanı Ombudsman Kurulunun sözcüsüne belirli kategorilerdeki görevlere atama yapma yetkisi verebilir. Yardımcı personel Ombudsman Kurulu sözcüsü tarafından atanır. Sözcü, bu bağlamda, en üst merciidir ve bu yetkilerini bağımsız şekilde kullanır.

(2) Federasyonun Ombudsman Kurulu üyelerinin görevlerini gözetim yetkisi Ombudsman Kurulu sözcüsü tarafından icra edilir.

(3) Ombudsman Kurulu içtüzüğünü ve hangi görevlerin üyeleri tarafından bağımsız şekilde yürütüleceğini düzenleyen iş dağılımını kendisi kararlaştırır. İçtüzük ve iş dağılımın kabulü için Ombudsman Kurulu üyelerinin oybirliği gerekmektedir.

Madde 148i.

(1) Eyaletler, Eyalet anayasası uyarınca, Ombudsman Kurulunu ayrıca, özellikle Eyaletin yürütme yetkisinde olan alanlarda da yetkili ilan edebilirler. Bu hallerde, madde 148e ve 148f hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(2) Eyaletler, Eyaletin idaresi alanında Ombudsman Kuruluyla benzer görevlere sahip kurumlar oluşturmuşlarsa, Eyalet anayasasında yukarıdaki madde 148e ve 148f hükümlerine mukabil hükümler vazedilebilir.

Madde 148j.

Bu bölümün yorumlanmasıyla ilgili detaylı hükümler Federal Kanunla düzenlenir.

Kısım VIII.

Son Hükümler

 

Madde 149.

(1) Bu kanunun yanı sıra, bu kanunun gerektirdiği değişikliklerle birlikte, aşağıda sayılan kanunlar 44’üncü maddenin birinci fıkrasında kastedilen anlamda anayasal kanun olarak addedilirler;

Devlet Danışma Meclisinde temsil edilen krallıklar ve eyaletlerdeki vatandaşların genel hakları hakkında 21 Aralık 1867 tarih ve RGBI 142 sayılı Temel Kanun;

Kişisel özgürlüklerin korunması hakkında 27 Ekim 1862 tarih ve RGBI 88 sayılı Kanun;

Geçici Ulusal Meclisin 30 Ekim 1918 tarih ve StGBI 3 sayılı Kararı;

Hapsburg-Lorraine Hanedanlığı’nın sürgün cezası ve yurt dışına çıkartılması hakkında 3 Nisan 1919, StGBI 209 sayılı Kanun;

Soyluluk unvanlarının, laik şövalyelik unvanlarının, hanım ve beyleri ayırmakta kullanılan hitapların ve bazı unvan ve doğuştan gelen asalet belirten isimlerin kaldırılması hakkında 3 Nisan 1919 tarih ve StGBI sayılı Kanun;

1920 tarih ve StGBI 303 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 10 Eylül 1919 tarihli Saint-German Antlaşması Kısım III Bölüm V;

(2) 21 Aralık 1867 tarih ve RGBI 142 sayılı Kanunun 20. Maddesi ve Mezkur Madde uyarınca çıkartılan 5 Mayıs 1869 tarih ve RGBI 66 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

Madde 150.

(1) Bu kanuna istinaden çıkartılacak Federal Anayasaya geçiş süreci, bu kanunla eş zamanlı olarak yürürlüğe girecek özel bir kanunla düzenlenecektir.

(2) Federal anayasal hükümlerin yeni haline göre çıkartılacak kanunlar bu değişikliği gerektiren anayasal kanunun ilânından itibaren çıkartılabilirler. Ancak, bu hükümler, sadece yeni federal anayasal hükümlerin yürürlüğe girmesiyle birlikte ilk kez uygulanmaya başlamaları için gerekli olan tedbirleri düzenleme amacıyla çıkartılmadıkça, yeni federal anayasal hükümler yürürlüğe girmeden yürürlüğe giremezler.

Madde 151.

(1) 1991 tarih ve 565 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle, madde 78d ve 118’inci maddenin sekizinci fıkrası 1 Ocak 1992 tarihinde yürürlüğe girer. 1 Ocak 1992 tarihi itibariyle görevde bulunan mevcut mahalli idare kolluk kuvvetleri bu hükümlerden etkilenmez. Bu hüküm 1 Ocak 1992 tarihinde yürürlüğe girer.

(2) 1991 tarih ve 565 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle, 10’uncu maddenin birinci fıkrasının       7 numaralı bendi, madde 52/a, madde 78/a ila 78/c ve 102’nci maddenin ikinci fıkrası ile Üçüncü Kısım 102’nci maddenin başlığındaki değişiklikler                 1 Mayıs 1993 tarihinde yürürlüğe girer.

(3) 102’nci maddenin beşinci fıkrasının ikinci cümlesinin yanı sıra altı ve yedinci fıkraları 30 Nisan 1993 günü gece yarısından itibaren yürürlükten kaldırılmıştır. 102’nci maddenin ikinci fıkrasında geçen “mahalli kamu idaresi hariç” ifadesi 30 Nisan 1993 günü gece yarısından itibaren yürürlükten kaldırılmıştır.

(4) 1992 tarih ve 470 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle, 26’ncı madde, 41’inci maddenin ikinci fıkrası, madde 49/b’nin üçüncü fıkrası, 56’ncı maddenin iki ila dördüncü fıkraları arasında kalan hükümler, 95’inci maddenin bir ila üçüncü fıkraları arasında kalan hükümler, 96’ncı maddenin üçüncü fıkrası ve ayrıca 56’ncı maddenin birinci fıkrasına eklenen yeni madde numarası, 1 Mayıs 1993 tarihinde yürürlüğe girer.

(5) 1992 tarih ve 868 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle, 54’üncü madde 1 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girer.

(6) 1993 tarih ve 508 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle, aşağıda belirtilen hükümler aşağıda belirtilen tarihlerde yürürlüğe girerler;

  1. 10’uncu maddenin birinci fıkrasının 9 numaralı bendi, 11’inci maddenin birinci fıkrasının 7 numaralı bendinin yanı sıra 11’inci maddenin altı, yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları 1 Temmuz 1994 tarihinde;
  2. 28’inci maddenin beşinci fıkrası, 52’nci maddenin ikinci fıkrası, daha önce 52’nci maddenin iki ve üç olarak düzenlenmiş fıkralarının üç ve dördüncü fıkra olarak düzenlenmesi ve madde 52/b 1 Ekim 1993 tarihinde;
  3. (Çıkartılmıştır.)

(7) 100/2003 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Kanun ile değişik 142’nci maddenin ikinci fıkrasının (h) ve (i) bentleri 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girer. Aynı zamanda, 508/1993 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Anayasa ve 100/2003 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Kanun ile değişik 11’inci maddenin yedinci fıkrası ve 114/2000 ve 100/2003 sayılı Federal Resmi Gazete’lerde yayımlanan Federal Kanun ile değişik 11’inci maddenin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Bağımsız Çevre Kurulu o tarih itibariyle halen görülmekte olan davalar sonlandırılıncaya kadar görevini sürdürecektir.

(7a) 1997 tarih ve BGBI 2 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 102’nci maddenin ikinci fıkrası, 1 Ocak 1994 tarihinde yürürlüğe girer. 1993 tarih ve 532 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle102’nci maddenin ikinci fıkrası, aynı tarihte yürürlükten kalkar.

(8) 1994 tarih ve 268 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 54’üncü madde, 1 Nisan 1994 tarihinde yürürlüğe girer.

(9) 1994 tarih ve 504 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 6’ncı maddenin iki ve üçüncü fıkraları, 26’ncı maddenin ikinci fıkrası, 41’inci maddenin ikinci fıkrası, 49’uncu maddenin üç ve dördüncü fıkraları ve 117’nci maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesi 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe girer. 31 Aralık 1995 günü gece yarısına kadar “ikametgâh” terimi yerine “asli ikametgâh” terimi kullanılmaya başlanmadıkça, federal ve eyalet kanunlarında ve mevzuatında “ikametgâh” terimi yerine 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren “asli ikametgâh” terimi kullanılmaya başlanacaktır. 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren, federal ve eyalet kanunlarında ve mevzuatında bundan böyle “ikametgâh” terimi kullanılmamalıdır; Eyalet kanunlarında bir Eyalet Meclisi ya da belediye meclisi seçimlerine seçmen olarak katılabilme şartı olarak, asli ikametgâh ile ikametgâh arasında bir ayrım getirilmemiş ise, seçimlerde ikametgâh esas alınacaktır. Meclis üyelerinin seçmen kitleleri (seçim çevreleri) arasındaki dağılımı ve bölgesel seçim çevreleri (madde 26/2) ve Eyaletlerin Federal Konseyde temsil edilmelerine ilişkin olarak (madde 34), son genel nüfus sayımında kayda geçen ikametgâh adresi bir sonraki genel nüfus sayımı sonuçları elde edilinceye kadar asli ikametgâh adresi olarak kullanılacaktır.

(10) 1994 tarih ve 506 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 87’nci maddenin üçüncü fıkrası ve madde 88/a, 1 Temmuz 1994 tarihinde yürürlüğe girer.

(11) 1994 tarih ve 1013 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan federal anayasal kanun ile yeniden düzenlenen veya eklenen hükümler aşağıda belirtilen tarihlerde yürürlüğe girerler. Aynı federal anayasal kanun ile yürürlükten kaldırılan ve yeni yasal statülerine geçiş yapacak hükümlere ait yürürlük tarihleri aşağıda gösterildiği gibidir;

  1. Bu kanunun başlığı, 21’inci maddenin altı ve yedinci fıkraları, 56’ncı maddenin iki ila dördüncü fıkraları arasındaki hükümler, 122’nci maddenin üç ila beşinci fıkraları arasındaki hükümler, 123’üncü maddenin ikinci fıkrası, madde 123/a’nın birinci fıkrası, 124’üncü madde, 147’nci maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ve ayrıca 150’nci maddenin ikinci fıkrası, 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe girer.
  2. Birinci Kısmın başlığı, Birinci Kısım Bölüm A’nın başlığı, 10’uncu maddenin birinci fıkrasının 18 numaralı bendi, 16’ncı maddenin dördüncü fıkrası, Birinci Kısım Bölüm B, 30’uncu maddenin üçüncü fıkrası, 59’uncu madde, 73’üncü maddenin ikinci fıkrası, 117’nci maddenin ikinci fıkrası, 141’inci maddenin bir ve ikinci fıkraları, 142’nci maddenin ikinci fıkrasının (c) bendi ve ondan sonra gelen (d) bendinden (i) bendine kadar olan bentlerin numaraları ve ayrıca 142’nci maddenin üç ila beşinci fıkraları arasında kalan hükümler, Avusturya Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliğine Üyelik Antlaşmasıyla eş zamanlı olarak yürürlüğe girer.
  3. 1992 tarih ve 276 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 10’uncu maddenin dört ila altıncı fıkraları arasında kalan hükümler ve 16’ncı maddenin altıncı fıkrası, yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen hükümlerle eş zamanlı olarak yürürlüğe girer.
  4. 122’nci maddenin birinci fıkrası ve madde 127/b 1 Ocak 1997 tarihinde yürürlüğe girer. Bu hükümler, idarenin kamu fonlarıyla ilgili olarak 31 Aralık 1994 tarihinden sonra gerçekleştirdiği işlemlere uygulanır.
  5. Avusturya’nın Avrupa Parlamentosu’ndaki temsilcileri genel oyla seçilmedikçe, bu temsilciler Federal Konseyin üyeleri arasından Milli Konsey tarafından atanırlar. Bu atama, Milli Konseyde temsil edilen siyasal partiler tarafından sandalye sayılarına göre nispi oran esasına göre gösterilecek adaylar esas alınarak gerçekleştirilir. Milli Konsey ve Federal Konsey üyeleri atandıkları süre boyunca aynı zamanda Avrupa Parlamentosu üyeliği görevini de yürütebilirler. Avrupa Parlamentosu’na temsilci olarak atanmış bir Milli Konsey üyesi Milli Konsey üyeliği görevinden ayrılırsa, 56’ncı maddenin iki ve üçüncü fıkra hükümleri uygulanır. Madde 23/b’nin bir ve ikinci fıkra hükümleri de gerekli değişikliklerle uygulanır.
  6. 5 numaralı bent hükmü 22 Aralık 1994 tarihinde yürürlüğe girecektir.

(11/a) 1994 tarih ve 1013 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 112’nci madde ve 1999 tarih ve 8 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 10’uncu maddenin üç ila dördüncü fıkraları ve 151’inci maddenin altıncı fıkrasının 3 numaralı bendi, 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe girer.

(12) 392/1996 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle madde 59/a, madde 59/b ve 95’inci maddenin dördüncü fıkrası, 1 Ağustos 1996 tarihinde yürürlüğe girer. Madde 59/a ve 95’inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca eyalet kanunları ve mevzuatı çıkartılıncaya kadar, eyaletler madde 59/a ve 95’inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca halîhazırda kanuni düzenlemeleri yapmadıkça, ilgili Federal Kanunlar ve mevzuat hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanacaktır.

(13) 437/1996 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle madde 23/e, altıncı fıkra hükümleri ve 28’inci maddenin beşinci fıkrası, 15 Eylül 1996 tarihinde yürürlüğe girer.

(14) 696/1996 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 49’uncu madde ve madde 49/a’nın bir ve üçüncü fıkra hükümleri, 1 Ocak 1997 tarihinde yürürlüğe girer.

(15) 2/1997 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 55’inci madde hükümleri, 1 Ocak 1997 tarihinde yürürlüğe girer. 54’üncü madde eş zamanlı olarak yürürlükten kaldırılır.

(16) 64/1997 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 147’nci maddenin ikinci fıkrası, 1 Ağustos 1997 tarihinde yürürlüğe girer.

(17) 87/1997 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 69’uncu maddenin iki ve üçüncü fıkraları, 73’üncü maddenin birinci fıkrası, 73’üncü maddenin üçüncü fıkrası ve madde 148/d hükümleri, 1 Eylül 1997 tarihinde yürürlüğe girer. 129’uncu madde, Altıncı Kısım Bölüm B, 131’inci maddenin 3’üncü fıkrası ve Altıncı Kısım bölümlerinin yeni madde numaraları, 1 Ocak 1998 tarihinde yürürlüğe girer.

(18) 30/1998 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle madde 9/a’nın dördüncü fıkra hükümleri, 1 Ocak 1998 tarihinde yürürlüğe girer.

(19) Madde 23/f’nin hükümleri Amsterdam Antlaşmasıyla eş zamanlı olarak yürürlüğe girer. Bu tarih, Federal Şansölye tarafından Federal Resmi Gazete’de ilan edilir.

(20) 149’uncu maddenin birinci fıkrasında yer alan aşağıdaki bölümler yürürlükten kaldırılmıştır;

  1. 30 Aralık 1955 günü gece yarısından önce açılan davalarda, 27 Ekim 1862 tarih ve 87 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan kişisel özgürlüklerin korunması hakkındaki kanunla ilgili olarak, 1946 tarih ve 6 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan, 30 Kasım 1945 tarihli anayasaya yapılan atıflar;
  2. 21 Ekim 1919 tarih ve 484 sayılı kanunun 2, 5 ve 6’ncı maddeleriyle getirilen değişikliklerle birlikte, Alman–Avusturya Cumhuriyeti Devlet arması ve mührü üzerinde yer alan “8 Mayıs 1919 tarih ve 257 sayılı Kanun” ibaresi 31 Temmuz 1981 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmıştır;

(21) 144’üncü maddenin üçüncü fıkrasında geçen “ya da doğrudan yürütme yetkisi ve cebir kullanılarak” ifadeleri 31 Aralık 1990 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmıştır.

(22) 1999 tarih ve 8 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 10’uncu maddenin birinci fıkrasının 14 numaralı bendi, 15’inci maddenin üç ve dördüncü fıkraları, 18’inci maddenin beşinci fıkrası, 21’inci madde, 37’nci maddenin ikinci fıkrası, madde 51/b’nin altıncı fıkra, madde 52/b’nin birinci fıkrası, 60’ıncı maddenin ikinci fıkrası,          madde 78/d’nin ikinci fıkrası, 102’nci maddenin birinci fıkrası,                 102’nci maddenin altıncı fıkrasının ve 118’inci maddenin sekizinci fıkrası, madde 118/a ve 125’inci maddenin üçüncü fıkrasının yeni madde numarası,       1 Ocak 1999 tarihinde yürürlüğe girer. 102’nci maddenin beşinci fıkrası           31 Aralık 1998 günü gece yarısı itibariyle yürürlükten kalkar.

(23) 1999 tarih ve 148 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 30’uncu maddenin üçüncü fıkrasının ilk cümlesi, madde 127/c, madde 129/c’nin dördüncü fıkrası, 147’nci maddenin ikinci fıkrasının dördüncü ve beşinci cümleleri ve 147’nci maddenin altıncı fıkrasının ilk cümlesi, 1 Ağustos 1999 tarihinde yürürlüğe girer.

(24) 2000 tarih ve 68 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 8’inci madde hükümleri, 1 Ağustos 2000 tarihinde yürürlüğe girer.

(25) 114/2000 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Anayasa ile değiştirilen 11’inci maddenin sekizinci fıkrası, 1 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe girer. 151’inci maddenin altıncı fıkrasının 3 numaralı bendi 24 Kasım 2000 tarihinden sonra yürürlükten kalkar.

(26) 121/2001 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Anayasa ile değiştirilen aşağıda anılan hükümlerin yürürlüğe giriş tarihleri aşağıda belirtildiği gibidir;

  1. 18’inci maddenin üçüncü fıkrası ve madde 23/e’nin beşinci fıkrası hükümleri 1 Ocak 1997 tarihinde;
  2. 21’inci maddenin bir ve altıncı fıkrası hükümleri 1 Ocak 1999 tarihinde;
  3. 147’nci maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesi 1 Ağustos 1999 tarihinde;
  4. 18’inci maddenin dördüncü fıkrası, madde 23/b’nin ikinci fıkrası, 39’uncu maddenin ikinci fıkrası ve 91’inci maddenin ikinci fıkrası 1 Ocak 2002 tarihinde;
  5. Madde 23/f’nin birinci fıkra hükümleri Nis Antlaşmasının yürürlük tarihinde yürürlüğe girer. Federal Şansölye bu tarihi Federal Resmi Gazete’de yayımlar.

(27) 99/2002 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Anayasa ile değiştirilen madde 14/b, 102’nci maddenin ikinci fıkrası ve  131’inci maddenin üçüncü fıkra hükümleri, 1 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe girer. 368/1925 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan geçici kanunun       2 ve 4’üncü maddesinin birinci fıkraları, 5 ve 6’nci maddesinin bir ve ikinci fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır. İkinci cümleye göre                 1 Ocak 2003 tarihi itibariyle bir Federal Kanun statüsü kazanmış bir eyalet kanunu, madde 14/b’nin üçüncü fıkra hükmüne göre bir eyalet kanunu olarak yürürlük kazandığı tarih itibariyle ve her halükarda en geç, 99/2002 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal İhale Kanununun ilgili hükümlerinin yürürlüğe giriş tarihi olan 30 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe girer.

(28) 90/2003 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Anayasa ile değiştirilen madde 23/a’nın bir ve üçüncü fıkraları, 26’ncı maddenin bir ve dördüncü fıkraları, 41’inci maddenin ikinci fıkrası, 46’ncı maddenin ikinci fıkrası, madde 49/b’nin üçüncü fıkrası ve 60’ıncı maddenin üçüncü fıkrasının ilk cümlesi, 1 Ocak 2004 tarihinde yürürlüğe girer.

(29) Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 118/2004 nüshasında yer alan Federal Kanunun 11’inci maddesinin birinci fıkrasının yedi, sekiz ve dokuzuncu bentleri 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girer, ancak Federal Kanunun, Federal Kanun Gazetesi’nde yayınlandığı son günün bitiminden önce girmez. Federal yasalar aksini söylemedikçe, 11’inci maddenin birinci fıkrasının sekizinci bendini ilgilendiren mevcut Laender düzenlemeleri eş zamanlı olarak yürürlükten kalkar.

(30) Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 153/2004 nüshasındaki Federal Kanunun, birinci fıkrasının dokuzuncu bendi ve 151’inci maddenin yedinci fıkrası 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girer.

(31) 14’üncü maddenin beş/a, altı, altı/a, yedi/a ve onuncu fıkraları ve 14a maddesinin yedi ve sekizinci fıkraları Federal Anayasanın, Federal Resmi Gazete’nin BGBl.I No. 31/2005 sayısında yayınlanma gününün bitiminde yürürlüğe girer.

(32) Federal Anayasanın, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 81/2005 sayısındaki:

  1. 151’inci maddenin otuzbirinci fıkrası 30 Aralık 2004 bitiminde;
  2. 8’inci maddenin üçüncü fıkrası Federal Anayasanın yayımlanmasından itibaren bir aylık sürenin bitiminde yürürlüğe girer.

(33a) Federal Kanunun, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 100/2005 sayısındaki 129a ve 129b maddesi ile 129c maddesinin bir, üç, beş ve yedinci fıkraları 1 Ocak 2006 tarihinde yürürlüğe girer.

(34) Federal Kanunun, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 106/2005 sayısındaki 9a maddesinin üç ve dördüncü fıkraları, 10’uncu maddenin birinci fıkrasının onbeşinci bendi ve 102’inci maddenin ikinci fıkrası 1 Ocak 2006 tarihinde yürürlüğe girer.

(35) Federal Kanunun, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 121/2005 sayısındaki 88a maddesi 1 kasım 2005 tarihinde yürürlüğe girer.

(36) Aşağıdakiler, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 27/2007 sayısında yer alan Federal Anayasa tarafından değiştirilen veya eklenen düzenlemelerin yürürlüğü ve Federal Anayasa tarafından kaldırılan düzenlemelerin yürürlükten kalkması ve ayrıca yeni hukuki duruma geçiş için geçerlidir:

  1. 23a maddesinin bir, üç ve dördüncü fıkraları, 26’ncı maddenin bir, dört, altı ve sekizinci fıkraları, 30’uncu maddenin üçüncü fıkrası, 41’inci maddenin üçüncü fıkrası, 46’ncı madde, 49b maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi ve 3’üncü fıkrasının ikinci cümlesi, 60’ıncı maddenin birinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının ilk cümlesi, 95’inci maddenin bir, iki, dört ve beşinci fıkraları, 117’inci maddenin iki ve altıncı fıkraları ve ayrıca 151’inci maddenin otuzüç/a fıkrası 1 Temmuz 2007 tarihinde yürürlüğe girer; eş zamanlı olarak, 23’üncü maddenin beş ve altıncı fıkraları yürürlükten kalkar. Laender düzenlemeleri sona erecekleri 31 Aralık 2007 tarihine kadar yeni yasal duruma uyarlanacaktır.
  2. 26a maddesi 1 Temmuz 2007 tarihinde yürürlüğe girer. Federal Seçim Kurulunda bu düzenlemeye göre değişikliklerin 31 Ağustos 2007 tarihine kadar bitirilmesi gerekmektedir.
  3. 27’inci maddenin birinci fıkrası XXIV’üncü Yasama döneminin başlangıcında yürürlüğe girer.

(37) Aşağıdakiler, Federal Resmi Gazete’nin BGBl.I No.1/2008 sayısında yer alan Federal Anayasanın eklenmiş veya yeni belirlenmiş düzenlemelesinin yürürlüğe girmesi için geçerlidir:

  1. 13’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları, 51’inci maddenin dördüncü bendinin varyantı, 51a maddesi, 51b maddesinin 7-9a bentlerinde, 123a maddesinin inci fıkrası ve 148d maddesi 1 Ocak 2009 tarihinde yürürlüğe girer; 2009-2012 mali yılları için Federal Maliye Çerçeve Kanunu ve 2009 yılı Federal Maliye Kanunu bu düzenlemeler temelinde hazırlanacak ve kabul edilecektir ve 2009-2012 yıllarını kapsayan Federal Maliye Çerçeve Kanun taslağı en geç 2009 mali yılı için Federal Maliye Kanun taslağı ile eş zamanlı olarak Ulusal Konsey’e sunulacaktır.
  2. 51’inci maddenin beşinci bendinin varyantı, 51b maddesinin onuncu bendinin varyantı, 51c ve 51d maddesi 1 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girer. 51’inci maddenin dördüncü bendinin varyantı ve 51b maddesinin yedi-dokuz/a bentlerinin varyantı 31 Aralık 2012 tarihinin bitiminde yürürlükten kalkar. Bu yasal durum 2013-2016 dönemi için Federal Maliye Çerçeve Kanununun ve yanı sıra 2013 yılı Federal Maliye Kanununun hazırlanması ve Kanunun Ulusal Konseyde kabul edilmesi için geçerlidir.

Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 100/2003 versiyonundaki 51a maddesi 31 Aralık 2012 tarihinin bitimine kadar geçerli olmaya devam eder.

(38) Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 2/2008 sayısında yer alan Federal Anayasanın 2’nci maddesinin üçüncü fıkrası, 3’üncü maddesinin        iki-dördüncü fıkraları, 9’uncu maddenin ikinci fıkrası, 10’uncu maddenin 3’üncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi, 20’nci maddenin bir ve ikinci fıkraları, 23f maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ve üçüncü fıkrası, 50’nci maddesi, 52’nci maddenin bir/a fıkrası, üçüncü fasıl Kısım A’nın altıncı alt kısmı, 67a maddesi, 88’inci maddenin birinci fıkrası, 90a maddesi, 112’nci madde, 115’inci maddenin üzerindeki başlıklar, yeni beşinci fasılın kısım B’si, 121’inci madde ve 129’uncu madde üzerindeki başlıklar, 134’üncü maddenin altıncı fıkrası, 148a maddesinin üzerindeki başlık, 148a maddesinin üç-beş fıkraları, 148c maddesinin son cümlesi ve 149’uncu maddenin üzerindeki başlık 1 Ocak 2008 tarihinde yürürlüğe girer. 20’nci maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi ve 120b maddesinin ikinci fıkrası ile uyumlu hale gelmesi için gerekli Federal ve Laender Kanunları en geç 31 Aralık 2009 tarihinin bitimine kadar kabul edilecektir.

(39) Federal Anayasanın, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 2/2008 versiyonundaki 10’uncu maddenin birinci fıkrasının bir, üç, altı ve ondördüncü bentleri, 78d maddesinin ikinci fıkrası, 102’nci maddenin ikinci fıkrası, 129’uncu madde, yeni yedinci faslın kısım B’si, 132a maddesi, 135’inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, 138’inci maddenin birinci fıkrası, 140’ıncı maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi ve 144a maddesi 1 Temmuz 2008 tarihinde yürürlüğe girer. Yeni yasal duruma geçişte geçerli olmak üzere:

  1. 1 Temmuz 2008 itibariyle eski bağımsız Federal İltica Mahkemesi, İltica Mahkemesi adını alır.
  2. İltica Mahkemesi Başkanı, Başkan Yardımcısı ve diğer üyeleri atanıncaya kadar, Federal İltica Mahkemesinin eski Başkanı, Başkan Yardımcısı ve üyeleri işlevlerini sürdürür. İltica Mahkemesinin Başkanı, Başkan Yardımcısı ve diğer üyelerinin atanması ve ayrıca fazladan adli çalışanın işe alınması için gerekli işlemler Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 2/2008 sayılı Federal Anayasanın yayımlanma gününün bitiminde gerçekleşebilir.
  3. İltica Mahkemesi üyeliği için başvuran ve atanma için kişisel ve mesleki nitelikleri taşıyan bağımsız Federal İltica Mahkemesinin üyeleri atanma hakkına haizdir; bu başvuruların 129d maddesinin üçüncü fıkrasının şartlarını yerine getirmiş olduğu kabul edilir. Federal Hükümet, başvuranların atanmasına ilişkin karar verir.
  4. 1 Temmuz 2008 tarihinde bağımsız Federal İltica Mahkemesinde bekleyen davalara İltica Mahkemesi tarafından devam edilecektir. İdare Mahkemesi veya Anayasa Mahkemesindeki Bağımsız Federal İltica Mahkemesinin kararları aleyhine şikâyet konulu davalar, ilgili otoritenin İltica Maddesi olduğu kaydıyla bu mahkemeler tarafından görülmeye devam edecektir.
  5. 28 Kasım 2007 tarihinden başlayarak, bağımsız Federal İltica Mahkemesinde bekleyen davalarda, karar külfetinin ihlaline ilişkin şikayet kabul edilmez. Hâlihazırda İdare Mahkemesinde bağımsız Federal İltica Mahkemesi tarafından karar külfetinin ihlali için açılan davaların 30 Haziran 2008 tarihi sonuna kadar durdurulduğu kabul edilir; karar külfeti ihlaline ilişkin şikâyete konu davalar İltica Mahkemesinde görülmeye devam edilecektir.

(40) Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 2/2008 sayısında yer alan Federal Anayasanın 27’nci maddesinin ikinci fıkrası, 92’nci maddesinin ikinci fıkrası, 122’nci maddesinin beşinci fıkrası, 134’üncü maddesinin dört ve beşinci fıkraları ve ayrıca 147’nci maddesinin dördüncü fıkrasının ilk cümlesi ve beşinci fıkrası XXIV’üncü yasama döneminin başlangıcında yürürlüğe girer. XXIV’üncü yasama döneminin başlangıcında halihazırdaki 92’nci maddenin ikinci fıkrası, 122’nci maddenin beşinci fıkrası, 134’üncü maddenin dört ve beşinci fıkraları ve ayrıca 147’nci maddenin dördüncü fıkrasının ilk cümlesi ve beşinci fıkrası açısından halen bir işlevi olan kişiler için, o tarihe kadar geçerli olan düzenlemeler geçerli olmaya devam edecektir.

(41) Federal Resmi Gazete’nin BGBl.I No 31/2009 sayısında yer alan Federal Kanunun 28’inci maddesinin dördüncü fıkrası 1 Nisan 2009 tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 152. Bu kanunun yürütülmesinden Federal Hükümet sorumludur.

Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar

0

Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar, 1955’te Cenevre’de toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı’na ilişkin Birinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiş, Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 31 Temmuz 1957 tarih ve 663 C (XXIV) sayılı ve 13 Mayıs 1977 tarih ve 2076 (LXII) sayılı kararlarla benimsenmiştir.

Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar tutuklu ve hükümlülerin tamamına uygulanmak üzere 94 maddeden oluşmaktadır.

Mahpusların Islahı İçin Asgari Standartlar

1955’te Cenevre’de toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı üzerine Birinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiş, ve Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 31 Temmuz 1957 tarihli ve 663 C (XXIV) sayılı ile 13 Mayıs 1977 tarihli ve 2076 (LXII) sayılı Kararlarıyla onaylanmıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İLK TESPİTLER

1. Aşağıdaki kurallar, cezaevi sistemi için ayrıntılı bir model tanımlama niyeti taşımamaktadır. Bu kurallar sadece, çağdaş düşüncenin genel kabullerine ve günümüze en uygun düşen sistemlerin temel unsurlarına dayanarak, mahpusların ıslahında ve cezaevlerinin idaresinde genellikle kabul görmüş, geçerli prensipleri ve uygulamaları göstermektedir.

2. Yeryüzündeki hukuki, sosyal, ekonomik ve coğrafi şartların büyük değişiklik gösterdiği göz önünde tutulduğunda, bu kuralların tamamının her yerde ve her zaman uygulanma imkanı bulunmadığı açıktır. Ancak, Birleşmiş Milletler tarafından gerekli oldukları kabul edilen asgari şartları bir bütün olarak ifade ettiği düşünülen bu kurallar, uygulama sürecinde ortaya çıkan pratik güçlükleri yenmek için sürekli bir çabanın harekete geçirilmesine yardım ederler.

3. Bu kurallar öte yandan, fikirlerin sürekli geliştiği bir alanı düzenlemektedir. Bu kurallar, prensiplerle uyum içinde bulunan tecrübeleri ve uygulamaları kaldırmak istememekte, bu kuralların metninden bir bütün olarak çıkan amaçları daha ileriye götürmek istemektedir. Hapishane merkez yönetimlerini bu kuralların ruhuna uygun davranmak kaydıyla kuralların metninden ayrılabilirler.

4. (1) Birinci Bölüm, kurumların genel idaresini düzenlemektedir; bu bölüm, hukuki ve cezai bir nedenle, tutuklu veya mahkum olan, ve bir yargıcın karar verdiği “güvenlik tedbirlerine” veya iyileştirici tedbirlere tabi tutulan her kategorideki mahpuslara uygulanır.

(2) İkinci Bölüm, her bir kısımda ele alınan özel kategorilere uygulanabilir nitelikteki kuralları içermektedir. Bununla beraber, hükümlülere uygulanabilen A kısmındaki kurallar, B, C ve D kısımlarını düzenleyen kurallara aykırı olmamak ve bu kısımlardaki mahpusların yararına olmak koşuluyla, bu kısımlardaki mahpuslara da uygulanır.

5. (1) Bu kurallar, Borstal kurumları veya ıslah edici okullar gibi gençler için ayrılmış kurumların idaresini düzenlemeyi istememektedir. Ancak genel olarak Birinci Bölüm, bu kurumlara da aynı ölçüde uygulanır.

(2) Genç mahpuslar kategorisi, en azından, küçükler için mahkemelerin yargı yetkisine tabi olan bütün gençleri kapsar. Bu gençler, kural olarak hapis cezasına mahkum edilmezler.

BÖLÜM I : GENEL UYGULAMA KURALLARI
Temel Prensipler

6. (1) Aşağıdaki kurallar taraf gözetmeden uygulanır. Kuralların uygulanmasında ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir fikir, ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya diğer bir statü gibi sebeplerle ayrımcılık yapılamaz.

(2) Öte yandan, mahpusların mensubu oldukları dinsel inançlara ve ahlaki ilkelere saygı gösterilmesi zorunludur.

Kayıt

7. (1) Kişilerin hapsedildikleri her yerde, gelen her mahpusun girişinin yazıldığı sayfaları numaralı bir kayıt defteri bulunur. Bu deftere şunlar yazılır:

a) Gelen kişinin kimliği ile ilgili bilgiler,

b) Kişi hakkındaki kararın sebepleri ve bu kararı veren makam;

c) Kuruma girişin yapıldığı ve salıverileceği gün ve saat.

(2) Hakkında geçerli bir karar bulunmayan ve hakkındaki karar önceden kayda geçmeyen bir kimse, her hangi bir kuruma alınmaz.

Kategorilere ayırma

8. Cinsiyetleri, yaşları, ceza sicilleri, tutulmalarının hukuki nedenleri ve kendilerine uygulanacak rejimin gerekleri dikkate alınarak farklı kategorilere ayrılan mahpuslar, ayrı kurumlarda veya bu kurumların ayrı bölümlerinde tutulurlar. Buna nedenle,

a) Erkekler ve kadınlar mümkün olduğu kadar ayrı kurumlarda tutulurlar; hem erkekleri hem de kadınları barındıran kurumlarda kadınlara tamamıyla ayrı yerler tahsis edilir;

b) Tutuklu mahpuslar, hükümlü mahpuslardan ayrı mekanlarda tutulurlar;

c) Borç yüzünden veya diğer bir hukuki sebeple hapsedilenler ile cezai bir fiil nedeni ile hapsedilenler ayrı yerlerde tutulurlar;

d) Genç mahpuslar yetişkin mahpuslardan ayrı yerde tutulurlar.

Kalacak Yer

9. (1) Mahpusların uyuyacakları yerler, tek kişilik küçük bir yer veya oda ise, her mahpus gece tek başına bu odada kalır. Geçici kalabalık gibi özel nedenlerle hapishane merkez idaresinin bu kurala istisna getirmesi gerektiğinde bile, iki mahpusun küçük bir yerde veya odada bir arada tutulması uygun değildir.

(2) Koğuş sisteminin uygulandığı yerlerde, aynı koğuşa bu şartlar altında birbirleri ile uyuşabilecek kişiler dikkatle seçilerek yerleştirilir. Kurumun özelliği dikkate alınarak, düzenli biçimde gece denetimleri yapılır.

10. Mahpuslara kalmaları için ayrılan bütün yerlerde, ve özellikle uyumak için kaldıkları yerlerde, iklim şartlarına ve ayrıca metreküpteki hava miktarına, asgari metrekare alana, ışıklandırmaya, ısıtmaya ve havalandırmaya gerekli özen gösterilerek, sağlık için gerekli bütün gerekler karşılanır.

11. Mahpusların yaşamaları ve çalışmaları istenen yerlerde,

a) Pencereler, mahpusun gün ışığında okuyabilmesine veya çalışabilmesine imkan verecek yeterli büyüklükte, ve havalandırma tertibatı yapılmış olsa da, temiz havanın girebileceği bir biçimde yapılmış olur.

b) Mahpusun okuma veya çalışması için, görme yeteneğine zarar vermeyecek ölçüde yeterli aydınlatma sağlanır.

12. Her mahpusun doğal ihtiyaçlarını karşılayabileceği ölçüde yeterli sıhhi tesis bulunur ve bu tesisler temiz ve bakımlı tutulur.

13. Her mahpusun yararlanabileceği yeterli banyo ve duş tesisi bulunur. Mahpusların iklim şartlarına uygun bir ısıda, mevsimlere ve coğrafi bölgeye göre genel hijyenik koşullar için gerekli aralıklarda, ılık bir iklim varsa haftada en az bir kez banyo veya duş almalarına imkan verilir.

14. Kurumun mahpuslar tarafından düzenli olarak kullanılan yerleri, her zaman titizlikle temiz olarak tutulur ve temizliği korunur.

Kişisel temizlik

15. Mahpusların kendilerini temiz tutmaları istenir ve bu amaçla kendilerine sağlıkları ve temizlikleri için gerekli su ve tuvalet malzemesi sağlanır.

16. Mahpusların özsaygılarına uygun bir dış görünümü sürdürebilmeleri amacıyla, saç ve sakalların uygun şekilde bakımı için gerekli araçlar sağlanır, ve erkeklerin düzenli olarak tıraş olmalarına imkan verilir.

Giysi ve yatak

17. (1) Şahsi elbisesini giymesine izin verilmeyen her mahpusa, iklim şartlarına uygun ve kendisinin sağlığını koruyacak türden giysiler verilir. Mahpuslara hiç bir biçimde onur kırıcı veya aşağılayıcı giysi giydirilmez.

(2) Bütün giysiler temiz olur ve giysiler uygun şartlarda tutulur. İç çamaşırlar hijyenik şartların gerektirdiği sıklıkta değiştirilir ve yıkanır.

(3) Bir mahpusun kurumun dışına çıkmasına izin verildiği istisnai hallerde, mahpusun kendi giysilerini veya mahpus olduğunu fark ettirmeyecek giysiler giymesine izin verilir.

18. Mahpusların kurum içinde kendi giysilerini giymelerine izin verilmesi halinde, kuruma girişleri sırasında temiz ve kullanıma uygun olmasını sağlamak için gerekli düzenlemeler yapılır.

19. Her mahpusa, yerel ve ulusal standartlara uygun olan ve verildiği anda temiz bulunan, iyi korunan ve temizliğin sağlanmasına yetecek sıklıkta değiştirilen tek kişilik ve yeterli büyüklükte bir yatak sağlanır.

Yiyecek

20. (1) Kurum idaresi tarafından her mahpusa sağlık ve kuvvet için yeterli ölçüde besin değerine sahip olan, iyi hazırlanan ve uygun saatlerde servisi yapılan yemek verilir.

(2) Her mahpusun ihtiyacı olduğu her an içebileceği içme suyu bulundurulur.

Beden eğitimi ve Spor

21. (1) Dışarıda çalıştırılmayan her mahpusun, hava koşulları müsaade ettiği zaman günde en az bir saat açık havada uygun bir biçimde beden eğitimi yapmasına imkan verilir.

(2) Genç mahpuslara ve fizik durumu itibariyle uygun olan diğer mahpuslara, egzersiz süreleri içinde fiziksel eğitim ile eğlenmeleri için eğitim verilir. Bunun için kendilerine yer, tesis ve araç sağlanır.

Sağlık hizmetleri

22. (1) Her kurumda, psikiyatriden de anlayan en az bir nitelikli sağlık görevlisi hizmet verir. Kurumdaki sağlık hizmetleri, toplumun veya ulusun genel sağlık yönetimiyle yakın ilişki içinde düzenlenir. Kurumdaki sağlık hizmetleri, psikiyatrik vakalarda teşhisi ve gerektiğinde ruh sağlığındaki normal dışı olan halleri tedavi etmeye imkan verecek şekilde düzenlenir.

(2) Durumu özel bir tedaviyi gerektiren mahpuslar, uzman kurumlara veya sivil hastanelere sevk edilirler. Hastane hizmetlerinin kurum içinde verilmesi halinde, bu kurumların araçları, donanımları ve ilaç stoklarının hasta mahpusların tıbbi bakım ve tedavilerini karşılayabilecek uygunlukta olur ve buralarda bu işe uygun eğitim görmüş görevliler bulunur.

(3) Her mahpusa, nitelikli bir dişçinin hizmetinden yararlanma imkanı verilir.

23. (1) Kadın mahpusların tutulduğu kurumlarda doğum öncesi ve doğum sonrası her türlü bakım ve tedavi için özel bir yer bulunur. İmkan bulunan yerlerde, çocukların kurum dışında bir hastanede doğmaları için gerekli düzenlemeler yapılır. Bir bebek hapishanede doğmuş ise, hapishanede doğduğu doğum belgesine işlenmez.

(2) Bebeklerin anneleri ile birlikte kalmalarına izin verilen kurumlarda, bebeklerin annelerinin bakımı altında olmadığı zamanlarda bırakılabilecekleri ve nitelikli kişiler tarafından hizmet verilen bir kreş sağlanır.

24. Sağlık görevlisi, mahpusların özellikle fiziksel ve ruhsal hastalıklarını teşhis etmek ve gerekli bütün önlemleri almak, bulaşıcı hastalık taşıdığından kuşkulandığı mahpusu diğerlerinden ayırmak, rehabilitasyonu önleyebilecek fiziksel ve ruhsal kusurları not etmek ve her birinin fiziksel çalışma kapasitesini tespit etmek amacıyla, her mahpusun kuruma girişinden sonra en kısa sürede ve daha sonra gerektiği her zaman mahpusu görür ve muayene eder.

25. (1) Sağlık görevlisi, mahpusların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının bakımını yapar ve bütün hasta mahpusları, hastalıktan şikayet edenleri ve sağlığı bakımından özel olarak dikkat çekenleri her gün görür.

(2) Sağlık görevlisi, bir mahpusun fiziksel veya ruhsal sağlığının bozulmuş olmasını ve mahpusun sağlığının mahpusluğun devamı veya mahpusluk şartlarından biri nedeniyle kötü biçimde etkilenmiş olmasını kurum yöneticisine bildirir.

26. (1) Sağlık görevlisi, aşağıdaki konularda düzenli olarak denetim yapar ve yöneticiye tavsiyelerde bulunur:

a) Yiyeceklerin kalitesi, niceliği, hazırlanması ve servisi;

b) Kurumun ve mahpusların hijyenik şartları ve temizliği;

c) Kurumun temizliği ısınması, aydınlatılması ve havalandırılması;

d) Mahpusların giysilerinin ve yatacak yerlerinin uygunluğu ve temizliği;

e) Beden eğitimi ve spor faaliyetlerinden sorumlu bir teknik personelin bulunmaması halinde, beden eğitimi ve sporla ilgili kurallara uyulması.

(2) Kurum yöneticisi, sağlık görevlisinin 25 (2) ve 26. Kurallara göre sunduğu raporları ve tavsiyeleri dikkate alır; yapılan tavsiyelere yöneticinin de katılması halinde, bu tavsiyeleri uygulamak için acil tedbirler alınır; eğer alınacak tedbirler yöneticinin yetkisine girmiyorsa veya yönetici yapılan bu tavsiyelere katılmıyorsa, hemen kendi raporunu ve sağlık görevlisinin yaptığı tavsiyeyi daha yüksek makamlara sunar.

Disiplin ve Cezalandırma

27. Disiplin ve düzen, sebatla sürdürülür; ancak hapishane güvenliği ve topluluk yaşamının huzuru için gerekli olandan daha fazla kısıtlama yapılamaz.

28. (1) Hiç bir mahpus, disiplin gerekçesiyle kurum hizmetlerinde çalıştırılamaz.

(2) Ancak bu kural, uygulanacak rejimin amacı bakımından mahpuslardan oluşturulan gruplara, denetim altında belirli sosyal, eğitimsel ve sportif faaliyetler ve işlerin yaptırıldığı öz yönetime dayanan sistemlerin gereği gibi yürütülmesini engellemez.

29. Aşağıdaki konular ancak yasayla veya yetkili idari makamların yaptığı düzenlemelerle tespit edilir:

a) Disiplin suçu oluşturan eylemler;

b) Uygulanabilecek cezaların türleri ve süreleri;

c) Bu tür cezaları vermeye yetkili makam.

30. (1) Hiç bir mahpus yasada veya tüzükte öngörülmeyen bir ceza ile cezalandırılamaz; bir mahpusa aynı suçtan ötürü iki kez ceza verilemez.

(2) Bir mahpus, hakkında isnat edilen suç ile ilgili olarak bilgilendirilmedikçe ve kendisine savunma imkanı tanınmadıkça cezalandırılamaz. Yetkili makam, olay hakkında tam bir inceleme yapar.

(3) Gerekli ve mümkün olduğu zaman, mahpusun savunmasını çevirmen aracılığıyla yapmasına izin verilir.

31. Disiplin suçları bakımından bedensel ceza, karanlık bir hücreye konulma ve her türlü zalimane, insanlık dışı ve onur kırıcı ceza verilmesi tamamıyla yasaktır.

32. (1) Sağlık görevlisi mahpusu muayene etmeden ve kendisine dar bir yere kapatma veya yiyecek azaltma cezalarının uygulanabileceği konusunda yazılı bir izin vermeden, böyle bir ceza uygulanamaz.

(2) Mahpusun fiziksel veya ruhsal sağlığına zarar verebilecek başka bir ceza için de aynı kural uygulanır. Hiç bir durumda, 31. Kuraldaki prensibe aykırı olan veya bu kuraldan uzaklaşan bir ceza verilemez.

(3) Sağlık görevlisi bu tür cezayı çekmekte olan mahpusları her gün ziyaret eder; sağlık görevlisi, mahpusun fiziksel ve ruhsal sağlığı bakımından bu cezanın sona erdirilmesini veya değiştirilmesini gerekli görmesi halinde, durumu kurum yöneticisine tavsiye eder.

Kısıtlama Araçları

33. Kelepçe, zincir, demir ve dar gömlek gibi kısıtlama araçları, bir cezalandırma vasıtası olarak hiç bir zaman kullanılamaz. Ayrıca zincir ve demir kısıtlamak için kullanılamaz. Aşağıdaki haller dışında, diğer kısıtlama araçları da kullanılamaz:

a) Mahpusun yargısal veya idari bir makam önüne getirildiği zaman çıkarılması koşuluyla, nakil sırasında kaçmasına karşı bir önlem olarak kullanılması;

b) Sağlık görevlisinin talimatıyla sağlık sebepleriyle;

c) Kullanılan diğer yöntemlerin başarısız kalması halinde, bir mahpusun kendisini veya başkasını yaralamasını veya bir mala zarar vermesini önlemek amacıyla, kurum müdürünün talimatıyla; bu durumda kurum müdürü en az bir kez sağlık görevlisine danışır ve yüksek idari makamlara durumu bildirir.

34. Kısıtlama araçlarının kullanılma tarzı ve yöntemi hakkında hapishane merkezi idaresi karar verir. Bu tür araçlar, kesinlikle gerekli olduğundan daha uzun bir süre kullanılamaz.

Mahpusların Bilgilenmeleri ve Şikayetleri

35. (1) Girişi yapılan her mahpusa, kendisinin bulunduğu kategorideki mahpuslara uygulanan rejimi düzenleyen kurallar, kurumun disiplin şartları, bilgi edinmek ve şikayette bulunmak için izleyeceği usuller ile hak ve yükümlülüklerini anlaması ve kurumun yaşamına uyum sağlaması için gerekli diğer bütün konularda yazılı olarak bilgi verilir.

(2) Okur-yazar olmayan mahpuslara yukarıdaki bilgiler sözlü olarak anlatılır.

36. (1) Her mahpusa haftanın bir günü, kurumun müdürüne veya müdürü temsil etmeye yetkili bir görevliye taleplerini ve şikayetlerini bildirme imkanı tanınır.

(2) Talepleri ve şikayetleri kurumu teftiş eden müfettişe bildirmek mümkündür. Mahpuslara, müfettişle veya teftiş yapan her hangi bir görevli ile kurum müdürü veya kurum mensubu bir görevlinin hazır bulunmadığı bir ortamda konuşma imkanı tanınır.

(3) Bütün mahpusların, talep ve şikayetlerinin içeriği sansüre tabi tutulmadan gerekli şekliyle hapishane merkez idaresine, yargısal makamlara ve yetkili kılınmış diğer makamlara bu talep ve şikayetlerini bildirmelerine izin verilir.

(4) Açıkça manasız veya temelsiz olmayan bütün talep ve şikayetler hemen ele alınır ve gereksiz biçimde geciktirilmeden yanıtlanır.

Dış Dünya ile İrtibat Kurma

37. Gerekli gözetim altında mahpusların düzenli aralıklarla aileleri ve yakın arkadaşları ile haberleşmelerine ve ziyaret edilmelerine imkan verilerek onlarla iletişim kurmalarına izin verilir.

38. (1) Yabancı ülke vatandaşı olan mahpusların vatandaşı oldukları ülkenin diplomatik ve konsolosluk temsilcileriyle makul imkanlarla iletişim kurmalarına izin verilir.

(2) Hapsedildikleri ülkede, vatandaşı oldukları Devletin diplomatik veya konsolosluk temsilcisi bulunmayan mahpuslar, mülteciler veya vatansız kimseler, kendilerinin menfaatlerinden sorumlu olan Devletlerin diplomatik temsilcileriyle veya bu durumdaki kimseleri korumakla görevli ulusal veya uluslararası makamlarla aynı imkanlarla iletişim kurmalarına izin verilir.

39. Mahpusların gazete, dergi veya kurumların özel yayınlarını okumaları, radyo dinlemeleri, konferansları veya kurum idaresinin çıkardığı veya denetlediği benzeri araçları izlemeleri sağlanarak, önemli haberler hakkında düzenli olarak bilgi sahibi olmaları sağlanır.

Kitaplık

40. Her kurumda, her kategoriden mahpusların kullanabileceği, kendilerini geliştirici ve eğitici yeterli sayıda kitabın bulunduğu bir kitaplık bulunur. Bu kitaplıktan tam olarak yararlanmaları için mahpuslar teşvik edilir.

Din

41. (1) Kurumda aynı dine mensup önemli sayıda mahpusun bulunması halinde bir din görevlisi atanır veya seçimi onaylanır. Mahpusların sayısının gerektirmesi ve şartların imkan vermesi halinde, din görevlisinin tam gün çalışması sağlanır.

(2) Birinci fıkraya göre atanan veya onaylanan din görevlisinin düzenli hizmetleri yerine getirmesine ve uygun zamanlarda kendi dinindeki mahpuslarla baş başa görüşmesine izin verilir.

(3) Bir mahpusun din görevlisi ile görüşme talebi reddedilmez. Öte yandan bir mahpusun din görevlisinin kendisini ziyaret etme talebine karşı çıkması halinde, kendisinin bu tutumuna tam olarak saygı gösterilir.

42. Şartlar elverdiği ölçüde her mahpusun kurumda verilen din hizmetlerine katılması ve mensubu bulunduğu mezhebin gerekleri ve ibadeti ile ilgili dinsel kitapları bulundurması sağlanarak, dinsel ihtiyaçlarını karşılamasına izin verilir.

Mahpusların Eşyalarının Saklanması

43. (1) Mahpuslara ait olan her türlü para, değerli eşya, giysi ve kurumun tüzüğüne göre kendisinde bulunmasına izin verilmeyen diğer şeyler, mahpusun kuruma girişi ile birlikte güvenliğe alınır. Bu eşyaların envanteri mahpus tarafından imzalanır. Bunların güvenli şartlarda saklanması için gerekli tedbirler alınır.

(2) Mahpusun parasını harcamasına veya eşyasını kurum dışına göndermesine izin verilmesi veya hijyenik nedenlerle giysilerinin imha edilmesi halleri dışında, sahip olduğu bütün eşyaları ve parası, tahliyesi sırasından kendisine geri verilir. Mahpus, kendisine eşyalarının ve parasının geri verildiğini gösteren bir belge imzalar.

(3) Mahpusa verilmesi için gönderilen para ve diğer eşyalar hakkında da aynı işlem yapılır.

(4) Bir mahpusun bir ilacı beraberinde getirmesi halinde, sağlık görevlisi bunların nasıl kullanılacağına karar verir.

Ölüm, hastalık, nakil ve diğerlerinin bildirilmesi

44. (1) Mahpusun ölmesi veya ağır hastalanması veya ciddi biçimde yaralanması, veya ruhsal hastalıklarının tedavisi için başka bir kuruma gönderilmesi halinde, eğer mahpus evli ise eşine veya en yakın akrabasına ve her halükarda, mahpus tarafından daha önce adı verilen kişiye kurum müdürü tarafından haber verilir.

(2) Mahpus, yakın akrabalarının ölümü veya ağır hastalığından haberdar edilir. Yakın akrabasının ölümcül hasta olması durumunda, şartların elvermesi halinde mahpusun bu yakınını tek başına veya kendisine refakat eden biriyle ziyaret etmesine izin verilir.

(3) Her mahpus hapsedildiğini veya başka bir kuruma nakledildiğini hemen ailesine bildirme hakkına sahiptir.

Mahsupların nakli

45. (1) Mahpusların kurumdan götürülmesi veya kuruma getirilmesi sırasında, mümkün olduğu kadar halkın kendilerini görmesinden sakınılır; mahpusların bir saldırıya, merak uyandırmaya ve her hangi bir biçimde ifşa edilmeye karşı korunmaları için gerekli tedbirler alınır.

(2) Mahpusların yeterli hava ve ışıklandırması olmayan bir araçla veya kendilerini fiziksel sıkıntı içinde bırakacak her hangi bir tarzda nakledilmeleri yasaklanır.

(3) Mahpusların nakil masrafları idare tarafından karşılanır ve mahpusların hepsi eşit şartlarda nakledilir.

Kurum personeli

46. (1) Hapishane idaresi her derecedeki personeli dürüstlük, insancıllık, mesleki ehliyet ve kurumun yönetimi için gerekli olan çalışmaya şahsen uygunluk gibi kıstasları uygulayarak dikkatlice seçer.

(2) Hapishane idaresi, hem personelin hem de halkın gözünde bu işin büyük öneme sahip sosyal bir hizmet olduğu şeklinde bir kanaati sürekli olarak ayakta tutmaya ve bunu devam ettirmeye çalışır ve halkın bu yönde bilgilendirilmesi amacıyla her türlü uygun araç kullanılır.

(3) Yukarıda belirtilen amaçların yerine getirilmesini sağlamak için, kurum personeli tam gün çalışma esasına göre hapishane görevlileri olarak atanırlar; iyi halleri, meslekte etkinlikleri ve fiziksel kapasitelerine göre memurluk statüleri devam eder. Personel maaşı cazip ve erkekleri ve kadınları geçindirmeye yetecek kadar olur; işten elden edilen gelir ve çalışma şartları, işin niteliğine göre yüksek düzeyde olur.

47. (1) Kurum personeli, yeterli eğitimi almış ve bilgiye sahip kişilerden seçilir.

(2) Göreve başlamadan önce kurum personeline genel ve özel görevleri hakkında eğitim verilir. Personelin teorik ve pratik sınavlardan geçmesi aranır.

(3) Kurum personeli göreve başladıktan sonra ve mesleki kariyerleri boyunca, uygun aralıklarla düzenlenen meslek içi kurslara katılarak, bilgilerini artırır ve mesleki ehliyetlerini yükseltirler.

48. Bütün kurum personeli her zaman mahpuslara örnek olacak tarzda ve saygınlıklarına yaraşır biçimde davranırlar ve görevlerini yerine getirir.

49. (1) Kurumda mümkün olduğu kadar yeterli sayıda psikiyatr, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, öğretmen, meslek eğitimcisi bulundurulur.

(2) Sosyal hizmet uzmanları, öğretmenler ve meslek eğitmenleri daimi statüde çalışırlar; ayrıca yarım gün çalışanlara veya gönüllü çalışanlara da kurumda çalışma imkanı verilir.

50. (1) Kurum müdürü, kurumu idare görevi için şahsiyet, idarecilik, eğitim ve tecrübe bakımından yeterli niteliklere sahip bulunur.

(2) Kurum müdürü zamanının tamamını resmi görevine hasreder. Kurum müdürü yarım gün çalışma esasına göre atanamaz.

(3) Kurum müdürü kurum binasında veya kurumun hemen yakınında bir yerde kalır.

(4) Kurum müdürü iki veya daha fazla kuruma bakmakla görevlendirilmesi halinde, her kurumu sık aralıklarla ziyaret eder. Bu kurumlardan her birinde kurumdan sorumlu bir görevli bulunur.

51. (1) Kurum müdürü, müdür yardımcısı ve diğer kurum personelinin çoğu, kurumdaki mahpusların çoğunluğunun konuştuğu dili konuşur, veya mahpusların büyük çoğunluğunun konuştuğu dili anlar.

(2) Gerektiği her zaman bir çevirmenin yardımından yararlanılır.

52. (1) Bir veya daha fazla sağlık görevlisinin tam gün hizmet vermesini gerektirecek kadar büyük olan kurumlarda, sağlık görevlilerinden en az biri kurum binasında veya hemen kurumun yakınında bir yerde kalır.

(2) Diğer kurumlardaki sağlık görevlileri kurumu her gün ziyaret eder ve acil durumlarda hemen müdahale edebilecek kadar yakında otururlar.

53. (1) Hem erkeklerin hem de kadınların bulunduğu kurumlarda kadınlara ayrılan yerler, kadın görevlilerin sorumluluğu altındadır; kurumun bu kısmının anahtarları kadın görevlilerin elinde bulunur.

(2) Bir kadın görevli refakat etmedikçe hiç bir erkek görevli kurumun kadınlara ayrılan bölümüne giremez.

(3) Kadın mahpuslar sadece kadın görevliler tarafından dinlenebilir ve izlenebilir. Ancak bu kural, erkek görevlilerin ve özellikle doktorların ve öğretmenlerin, kurumda veya kurumun kadınlara ayrılmış olan bölümünde mesleki görevlerini yerine getirmelerini engel olmaz.

54. (1) Kurum görevlileri mahpuslarla ilişkileri sırasında meşru müdafaa, kaçma teşebbüsü, yasaya veya hukuki düzenlemelere dayanan bir emre aktif veya pasif direnme halleri dışında zor kullanamazlar. Zora başvuran görevliler kesinlikle gerekli olandan daha fazla zor kullanamazlar; zor kullanmaları halinde olayı derhal kurum yöneticisine bildirirler.

(2) Saldırgan mahpusları tutabilmeleri için hapishane görevlilerine özel olarak fiziksel eğitim verilir.

(3) Mahpuslarla doğrudan irtibat halinde çalışan görevliler, özel durumlar dışında, silah taşıyamazlar. Ayrıca, silah kullanma konusunda kendilerine eğitim verilmemiş olan görevlilere hiç bir koşulda silah verilmez.

Teftiş

55. Cezaevleri ve bu kurumdaki hizmetler, yetkili bir makam tarafından atanmış vasıflı ve deneyimli müfettişler tarafından düzenli olarak denetlenir. Müfettişlerin görevi, cezaevinin gayelerinin ve ıslah edici işlevlerinin yerine getirmesini göz önünde tutarak, özellikle bu kurumların yürürlükte bulunan yasalara ve hukuki düzenlemelere göre idare edilmesini sağlamaktır.

BÖLÜM II : ÖZEL KATEGORİLERE UYGULANACAK KURALLAR
A. HÜKÜMLÜLER
Yönlendirici prensipler

56. Bundan sonraki yönlendirici prensipler, bu metnin Birinci maddesindeki İlk Tespitlere uygun olarak, ceza kurumlarının yönetim esasını ve gerçekleştirmeyi amaçladıkları hedefleri göstermek amacıyla tasarlanmıştır.

57. Hapis cezası veya failin dış dünyadan mahrum kalması sonucunu doğuran diğer tedbirler, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakarak, kendi iradesi ile hareket etme hakkını elinden alan sıkıntı verici bir durumdur.

Bu nedenle cezaevi sistemi, geçici olarak haklı görülebilecek ayırmalar veya disiplinin sağlanması dışında, durumun doğasında var olan sıkıntıyı ağırlaştıramaz.

58. Bir hapis cezasının veya özgürlükten yoksun bırakan benzer bir tedbirin amacı ve meşruiyeti toplumu suça karşı korumaktır. Bu amaç ancak, hapislik döneminin mümkün olduğu kadar, suçluya toplum içine geri döndüğü zaman hukuk içinde kalma ve kendi kendini idare edebilme isteğini ve yeteneğini kazandırmak için kullanılmış olması halinde gerçekleşebilir.

59. Bu amacı gerçekleştirmek için, kurum uygun ve kullanılabilir olan her türlü sonuç verici, eğitsel, ahlaki, ruhsal ve diğer güçler ile yardım araçlarını kullanır; kurum bütün bunları mahpusların bireysel olarak ıslah edilme ihtiyaçlarına göre uygulamaya çalışır.

60. (1) Kurumun uyguladığı rejim, mahpusların sorumluluğunu azaltmadan veya insan onuruna gösterilen saygıyı düşürmeden, hapishane yaşamı ile özgür yaşam arasındaki farkı asgariye indirmeye çalışır.

(2) Cezanın tamamlanmasından önce, mahpusun toplum içindeki yaşama tedrici bir dönüş yapması için gerekli tedbirler alınması arzu edilir. Duruma göre aynı kurum içinde veya uygun başka bir kurumda tahliye öncesi bir rejimin uygulanması suretiyle, polise bırakılmayan ve fakat etkili bir sosyal yardım kurumu ile ilişki halinde bir tür izlemenin yapıldığı isnatlı tahliye yoluyla, bu amacın gerçekleşmesi sağlanabilir.

61. Mahpusların uygulanan ıslah rejimi, kendilerini toplumdan dışlamaya değil ve fakat toplumun bir parçası olmaya devam etmelerini sağlamaya çalışır. Bu nedenle, mahpusların topluma kazandırılma amacında kurum görevlilerine yardım etmeleri mümkün olduğu takdirde, toplumsal kuruluşlar da göreve çağrılır. Mahpusun ailesiyle mümkün olan her türlü ilişkisini sağlamak ve geliştirmekle yükümlü olan kurumun sosyal hizmet uzmanları ile ciddi toplumsal kuruluşlar arasında ilişkiler kurulur. Yasaya ve hapis cezasına uygun düştüğü ölçüde, mahpusların kişisel menfaatleri, sosyal güvenlik hakları ve diğer toplumsal menfaatleriyle ilgili haklarını korumak için tedbirler alınır.

62. Kurumdaki sağlık hizmetleri, mahpusun rehabilitasyonunu engelleyen her hangi bir fiziksel veya ruhsal hastalığı veya problemi teşhis ve tedavi etmeye çalışır. Bu amaç için her türlü sıhhi, tıbbi ve psikiyatrik hizmet sağlanır

63. (1) Bu prensiplerin gerçekleştirilmesi, uygulanacak olan rejimin ferdileştirilmesini, ve bu amaçla mahpusların esnek bir sınıflandırma sistemine tabi tutulmasını gerektirir; bu nedenle her grup, kendilerine uygun muamele gösterebilecek olan kurumlara dağıtılır.

(2) Bu kurumlarda her grup için aynı derecede güvenlik tedbiri bulunması gerekmez. Farklı grupların ihtiyaçlarına göre farklı derecelerde güvenlik tedbiri alınması uygun olur. Kaçmaya karşı hiç bir fiziksel engel getirmeyen ve fakat burada bulunanların öz disiplini esasına dayanan açık kurumlar, dikkatle seçilmiş mahpusların rehabilitasyonu için en uygun şartları sağlar.

(3) Kapalı kurumlardaki mahpusların kendilerine uygulanan rejimin ferdileştirilmesini önlemeyecek sayıda olmaları uygun olur. Bazı ülkelerde bu tür kurumlardaki mahpus sayısının beş yüzü aşmamasına gerektiği kabul edilmiştir. Açık kurumlarda bu sayı mümkün olduğu kadar daha az olmalıdır.

(4) Öte yandan, gerekli imkanların sağlanamayacağı kadar küçük kurumların bulunması uygun değildir.

64. Mahpusun tahliye edilmesiyle birlikte toplumun görevi sona ermez. Tahliye edilmiş mahpusların kendisine ve kendisine sağlanan toplumsal rehabilitasyona gelebilecek zararları azaltmaya yönelik, etkili bir bakım hizmeti veren resmi veya özel kuruluşlar bulunur.

Uygulanan rejim

65. Hapis cezasına veya benzeri bir tedbire mahkum olan mahpusların ıslahının amacı, ceza süresinin izin verdiği ölçüde bu kimselerde hukuka saygı ve kendilerine yeterli hale gelme isteğinin oluşmasını ve bunları yapmak için uygun duruma gelmelerini sağlamaktır. Islah rejimi, mahpusların öz saygılarını ve sorumluluk duygularını geliştirecek şekilde uygulanır.

66. (1) Bu amacı gerçekleştirmek için, her mahpusun toplumsal geçmişini ve suç sicilini, fiziksel ve ruhsal kapasitesini ve kabiliyetini, şahsi tabiatını, hapis cezasının süresini ve tahliye edildikten sonrası için beklentilerini dikkate alarak, mahpusun bireysel ihtiyaçlarına uygun biçimde, mahpusun bulunduğu ülkede mümkün olduğu takdirde dinsel tedbirler de dahil, eğitimsel, meslek rehberliği ve öğretimi, grup çalışması, iş danışmanlığı, fiziksel gelişme ve morali güçlendirme gibi her türlü uygun vasıta kullanılır.

(2) Mahpusun cezaevine girişinden sonra cezaevi müdürüne, belirli bir uzunlukta ceza almış her mahpus için yukarıdaki fıkrada belirtilen konularda tam bir rapor verilir. Bu tür bir rapor her zaman, mümkün olduğu taktirde psikiyatri alanında tecrübesi olan bir sağlık görevlisinin mahpusun fiziksel ve ruhsal durumu hakkında vereceği bir raporu da içerir.

(3) Raporlar ve konuyla ilgili belgeler şahsi dosyaya konur. Bu dosya günü gününe tutulur; dosyalar ihtiyaç meydana geldiğinde, görevli personel tarafından her an bakılabilecek bir şekilde düzenlenir.

Sınıflandırma ve ferdileştirme

67. Sınıflandırmanın amacı şunlardır:

a) Cezai sicilleri ve kötü karakterleri nedeniyle, başkalarını kötü yönde etkileme ihtimali bulunan mahpusları diğer mahpuslardan ayırmak;

b) Mahpusların sosyal rehabilitasyonu bakımından kendilerine uygulanacak rejimi kolaylaştırmak amacıyla onları sınıflara ayırmak.

68. Farklı sınıflardaki mahpuslara uygulanacak rejim için, mümkün olduğu kadar ayrı kurumlar veya aynı kurumun farklı bölümleri kullanılır.

69. Belirli bir süre cezası bulunan bir mahpusun kuruma girişinin yapılmasından sonra mümkün olan en kısa sürede ve kişiliği hakkında inceleme yapıldıktan sonra, bireysel ihtiyaçları, kapasitesi ve temayülleri doğrultusunda, bu mahpus için bir ıslah programı hazırlanır.

Ayrıcalıklar

70. Mahpusları iyi davranmaya teşvik etmek, sorumluluk duygularını geliştirmek ve kendilerine uygulanan rejimle işbirliği yapmalarını ve bundan yararlanmalarını sağlamak için, her kurumda farklı sınıflardaki mahpuslara uygun bir ayrıcalıklar sistemi ile farklı rejim metotları oluşturulur.

Çalışma

71. (1) Mahpusların çalışması, cefa verici bir tarzda olamaz.

(2) Hapis cezası alan bütün mahpuslardan, sağlık görevlisi tarafından belirlenmiş fiziksel ve ruhsal şartlarına uygun bir işte çalışmaları istenir.

(3) Normal bir çalışma gününde mahpusların aktif olarak çalışmaları için, kendilerine yararlı nitelikte bir iş yaptırılır.

(4) Yaptırılan iş, mümkün olduğu kadar, mahpuslara tahliye edildikten sonra geçimini sağlama yeteneği kazandırır veya bunu artırır.

(5) Mahpusların ve özellikle genç mahpusların kazanç sağlamaları için yararlı olabilecekleri alanlarda kendilerine mesleki eğitim verilir.

(6) Seçilebilecek uygun meslekler arasından ve kurum idaresinin ve kurum disiplin şartlarına uygun olarak, mahpuslara yapmak istedikleri işi seçme imkanı verilir.

72. (1) Mahpusların normal mesleki yaşam şartlarına hazırlanmalarını sağlamak için, kurum içindeki çalışma düzeni ve yöntemi, mümkün olduğu kadar kurum dışındaki çalışma şartlarına benzetilir.

(2) Ancak mahpusların elde ettikleri kazançlar ve kendilerine verilen  mesleki eğitim, kurum içinde belirli bir sektörden mali kazanç sağlama amacına yöneltilemez.

73. (1) Sanayi veya tarım kuruluşunun doğrudan idare tarafından işletilmesi ve özel işletmeciler tarafından işletilmemesi tercih edilir.

(2) Mahpusların idare tarafından işletilmeyen bir işletmede çalıştırılmaları halinde, mahpuslar her zaman kurum personelini gözetimi altında bulunurlar. Eğer mahpuslar, hükumetin başka bir kuruluşu için çalıştırılmıyorlarsa, bu tip bir iş normal olarak verilen ücret, mahpusların ürettikleri dikkate alınarak, mahpusları çalıştıran tarafından tam olarak idareye ödenir.

74. (1) Mahpus olmayan işçilerin güvenliğini ve sağlığını korumak için alınan önlemler, aynı oranda bu kurumlarda da alınır.

(2) Mahpusların iş kazası ve meslek hastalıklarından ötürü, mahpus olmayan işçiler için kanunun öngördüğü tazminattan daha az olmayacak oranda bir tazminat alabilmeleri için düzenleme yapılır.

75. (1) Mahpusların günlük ve haftalık çalışma saatleri, mahpus olmayan işçiler için uygulanan yerel kurallar veya gelenekler dikkate alınarak, yasayla veya idari düzenlemelerle belirlenir.

(2) Çalışma süresi, dinlenmek için haftanın bir günü ve mahpusların ıslah ve rehabilitasyonun gereği olarak eğitim ve diğer faaliyetler için yeterli zaman ayrılacak biçimde düzenlenir.

76. (1) Mahpusların çalışmalarına karşılık eşit ücret alabilecekleri bir sistem kurulur.

(2) Kurulan sisteme göre, mahpusların kazançlarından en azından bir kısmını izin verilen maddeleri kullanmak üzere alabilmeleri için harcamalarına ve bir kısmını da ailelerine göndermelerine izin verilir.

(3) Bu sistemde aynı zamanda, mahpusların kazandıklarının bir kısmı, salıverildiklerinde kendilerine geri ödenmek üzere, idare tarafından bir fonda biriktirilir.

Eğitim ve eğlence

77. (1) Bütün mahpuslara kendilerine yarar sağlayacak öğretim ile, dinsel eğitimin verilmesi mümkün olan ülkelerde dinsel eğitim de verilir. Okur-yazar olmayan mahpuslar ile genç mahpusların eğitimi zorunludur ve idare tarafından bu kişilerin eğitimine özel bir dikkat gösterilir.

(2) Mahpusların eğitimi, salıverildikleri zaman güçlükle karşılaşmadan eğitimlerini sürdürebilmeleri için, mümkün olduğu takdirde, ülkenin eğitim sistemi ile bütünleştirilir.

78. Mahpusların ruhsal ve fiziksel sağlıkları için her kurumda eğlendirici ve kültürel faaliyetler düzenlenir.

Sosyal ilişkiler ve mahpusluk sonrası izleme

79. Mahpusun ve ailesinin yararına olduğu ölçüde, mahpus ile ailesi arasındaki ilişkinin sürdürülmesine ve geliştirilmesine özel bir önem verilir.

80. Mahpusun cezasını çekmeye başlamasından itibaren, tahliye edildikten sonra geleceğini düşünmesi sağlanır ve mahpusun sosyal rehabilitasyonu ile ailesinin menfaatleri için hizmet verebilecek kurum dışındaki kuruluşlar ve kişilerle ilişki kurması için teşvik edilir ve kendisine yardım edilir.

81. (1) Tahliye edilen mahpusların toplumla bütünleşmelerine yardımcı olan resmi veya gayri resmi kurum ve kuruluşlar, tahliye edilen mahpusların, mümkün olduğu kadar ve gerekli olduğu ölçüde, gerekli belgeleri ve kimlik bilgileri edinmelerini, kalabilecekleri uygun bir yere ve gidebilecekleri bir işe sahip olmalarını, iklim ve mevsim şartlarına uygun ve yeterli bir biçimde giyinebilmelerini, hedeflerine ulaşmaları için yeterli imkanlara sahip olmalarını ve tahliye edildikten hemen sonra kendi yaşamlarını sürdürebilmelerini sağlar.

(2) Bu tür kuruluşların yetkili temsilcilerine kuruma girme ve mahpuslarla görüşme imkanı verilir ve mahpusun cezasının başlangıcından itibaren, mahpusun geleceği hakkında kendileriyle görüşme yapılır

(3) Bu tür kuruluşların gösterdikleri çabalardan en yüksek verimin alınması için, bu kuruluşların faaliyetlerinin merkezileştirilmesi veya koordine edilmesi daha uygun olur.

B. AKIL VE RUH HASTASI OLAN MAHPUSLAR

82. (1) Akıl hastası olduğu tespit edilen kişiler cezaevlerinde tutulamazlar, ve bu kişilerin mümkün olan en kısa süre içinde akıl hastanelerine sevk edilmeleri için gerekli düzenlemeler yapılır.

(2) Diğer ruhsal hastalıklardan veya anormalliklerden şikayetçi olan mahpuslar, uzman tıbbi kurumlarda gözlem altına alınır ve tedavileri yapılır.

(3) Bu tür bir mahpus hapishanede kaldığı sürece, bir sağlık görevlisinin özel olarak gözetimi altında tutulur.

(4) Cezaevlerinin sağlık ve psikiyatri servisleri, bu tür bir tedaviye ihtiyaç duyan diğer mahpusların psikiyatrik tedavilerini de sağlar.

83. Tahliyeden sonra psikiyatrik tedavinin sürdürülmesinin gerekli olması halinde buna devam edilmesi ve sosyal psikiyatrik bakımın sağlanması için ilgili kuruluşlarla birlikte gerekli tedbirler alınır.

C. GÖZALTINDA VEYA TUTUKLU BULUNAN MAHPUSLAR

84. (1) Gözaltına alınan veya haklarında bir suç isnadı olduğu için polis nezaretinde veya tutukevinde (hapishanede) tutulan ve fakat henüz yargılanmamış ve hüküm giymemiş olan kişiler, bundan sonra bu kurullarda “tutuklu” olarak geçecektir.

(2) Hükümlü olmayan mahpusların masum oldukları varsayılır ve kendilerine buna göre muamele yapılır.

(3) Kişi özgürlüğünün korunması için getirilen veya tutuklu bulunanlar bakımından uyulması gereken usulleri belirten kurallar saklı kalmak kaydıyla, bu mahpuslar, aşağıda sadece temel unsurları gösterilen kurullarda tanımlanan özel bir rejimden yararlandırılır.

85. (1) Tutuklu olan mahpuslar, hükümlü mahpuslardan başka bir yerde tutulurlar.

(2) Genç tutuklular, yetişkinlerden ayrı bir yerde ve kural olarak ayrı bir kurumda tutulurlar.

86. Tutuklular, iklim şartları bakımından değişik yerel adetler saklı kalmak kaydıyla, geceleri ayrı odalarda tek başlarına kalırlar.

87. Tutuklular istedikleri takdirde, kurumun düzenine uygun düşecek sınırlar içinde, bedelini kendilerinin ödemeleri koşuluyla yiyeceklerini kurum vasıtasıyla veya aileleri veya arkadaşları aracılığıyla dışarıdan temin edebilirler. Aksi takdirde, kurum idaresi tutukluların yiyeceklerini sağlar.

88. (1) Tutukluların kendi giyeceklerini temiz ve uygun olmaları şartıyla giymelerine izin verilir.

(2) Bir tutuklunun mahpus elbisesi giymesi halinde, kendisine hükümlülerin elbisesinden farklı bir elbise verilir.

89. Tutuklulara her zaman çalışma imkanı sağlanır, ancak çalışmaları şart koşulmaz. Tutuklu çalışırsa, bunun için kendisine ödeme yapılır.

90. Adalet dağıtımının yararına ve kurumun güvenliğine ve düzenine uygun olmak koşuluyla, bedelini kendisinin veya üçüncü bir kişinin ödemesi halinde, tutukluların kitap, gazete, yazılı materyaller ve diğer meşguliyet araçları temin etmesine izin verilir.

91. Tutukluların, yaptıkları başvurunun makul olması ve giderlerini kendileri karşılamaları halinde, kendi doktorları ve diş hekimleri tarafından ziyaret ve tedavi edilmesine izin verilir.

92. Tutukluların ailelerini, tutulmaları konusunda hemen haberdar edebilmelerine izin verilir, tutukluların aileleri ve arkadaşlarıyla irtibat kurabilmeleri ve adalet dağıtımının yararı ve kurumun güvenliği ve düzeni için gerekli kısıtlama ve denetime tabi olarak, aileleri ve arkadaşları tarafından ziyaret edilebilmeleri için kendilerine her türlü makul kolaylık gösterilir.

93. Tutukluların savunmalarını hazırlayabilmeleri için ücretsiz adli yardım almak üzere başvurmalarına, ve savunmaları konusunda görüşmek üzere avukatı tarafından ziyaret edilmelerine ve hazırladıkları gizli talimatları avukatlarına verebilmelerine imkan tanınır. Bu amaçlar için, tutuklunun istemesi halinde kendisine yazılı materyaller sağlanır.

Mahpuslar ile avukatları arasındaki görüşmeler gözle izlenebilir, ancak polisin veya kurum personeli onları dinleyemez.

D. HUKUKİ SEPEPLERLE MAHPUS OLANLAR

94. Kanunun borç nedeniyle hapis cezası öngördüğü, veya bir cezai olmayan başka bir muhakeme sonunda mahkemenin hapis cezasına hükmedebildiği ülkelerde, bu suretle hapsolunan kişiler, hapisliğin güvenliğini ve düzeni sağlamak için gerekli olandan daha fazla ve daha ağır sınırlamalara tabi tutulamaz. Ancak, kendilerinden çalışmaları istenebilmesi dışında, onlara yapılacak muamele, tutuklu mahpuslardan daha hafif olmayabilir.

E. İSNATSIZ GÖZALTINA ALINAN VEYA TUTULANLAR

95. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin dokuzuncu maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Birinci Bölümde ve İkinci Bölümün C kısmında sağlanan koruma, haklarında bir suç isnadı olmaksızın gözaltına alınmış veya tutulmuş kişilere de aynı şekilde sağlanır. İkinci Bölümün A kısmının ilgili hükümleri, uygulanmaları halinde nezarette tutulan bu özel kategorideki kişilerin yararına olması ve suçtan başka nedenlerle mahkum edilmiş kişilerin yeniden eğitimine ve rehabilitasyonuna aykırı olmaması halinde bunlara da uygulanır.

Aydınlanma

0
1789 Tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi

1. Aydınlanmak işi veya durumu: “Bakmakla yetinmenin gerçek ilerlemeye yani içteki aydınlanmaya engel teşkil ettiğini bir kavrayabilsek!” –İ. Özel. 2. mec. Bir sorun üzerine gereği kadar bilgi edinme, tenevvür. 3. fiz. Bir yüzeyin, karşısına konulan eşit ışık kaynaklarının sayısı ile orantılı olarak aydınlık görünmesi. 4. İnsanın geleneksel görüşler, yetkeler, bağlılıklar, tasarım ve ön yargılardan kendini aklıyla kurtarıp yalnızca usuna dayanarak yaşamı kavramaya ve düzenlemeye çalışmasıdır. Aydınlanma inanmak değil bilmek ister; sorup soruşturmadan, körü körüne bir şeyi doğru saymaz. Kant aydınlanmayı “İnsanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmayış durumundan çıkması” diye tanımlar. 5. XVII. yüzyıldan beri Batı düşüncesinde ağır basan, kilisenin doğaüstü gerçeklik anlayışı ile savaşarak insan ve dünya konusunda usun özerkliğini temel alan akım.

Aydınlanma, klasik anlamında metafizik bir kavramdır, toplumu insan usu ve doğasıyla düzenleme amacını izler. Bununla beraber aydınlanmacıların metafizikle, inancılıkla ve skolastikle verdikleri savaş insanlığın gerçek aydınlanmasına doğru yol almasında yararlı olmuştur. Usa dayanma ve güvenme, giderek, usun nesnel yasaları kavramasına yol açmıştır. Kavram, Alman düşünürü Immanuel Kant tarafından “Aydınlanma Nedir?” adlı yapıtında tanımlanmıştır. İnanmadan bilmeye yönelmesi metafizik aydınlanmanın en güçlü yanıdır.

Felsefe tarihçileri klasik anlamda iki aydınlanmanın sözünü ederler. Bunlardan biri eski Yunan’da gerçekleşen antik aydınlanma, ikincisi 18. yüzyıl aydınlanmasıdır. Oysa gerçek aydınlanma, 19. yüzyılın ikinci yarısında eytişimsel ve tarihsel özdekçiliğin açıklanmasıyla gerçekleşmiştir. İnsan, ancak o zamandır ki, kendisini, evrendeki yerini, ne olduğunu ve ne olacağını, neler yapabileceğini bilimsel olarak ve açık seçik anlamıştır. Kendisine yabancılaşmış bulunan insan, ancak o zamandır ki, yeniden insanlığına dönmeye başlamıştır.

Mehmet Kudret Ayiter

0
Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter

Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, 31 Ağustos 1919 tarihinde Dr. Ferid Ayiter ile Alman asıllı Feride Ayiter’in üç çocuğundan ikincisi olarak Göttingen’de dünyaya gelmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, temel eğitimini İstanbul’da tamamlamış, İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirerek 1937 yılında Ankara’ya taşınmış ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1940 yılında birincilikle bitirmiş, hukuk fakültesini bitirdikten sonra İkinci Dünya Savaşının devam ettiği yıllarda 2,5 yıl askeri hakimlik yapmıştır.

Akademik Yaşamı

Prof. Ayiter, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki çalışma hayatına asistan olarak başlamış, 1948-1949 yıllarında hocası Paul Koschaker ile birlikte çalışarak ders notlarını Türkçeye tercüme etmiştir. 1950 yılında ProfDr. Andreas Schwarz‘ın yanında medeni hukuk alanındaki doktorasını tamamlamış, tez konusu ile ilgili çalışmalar yapmak üzere ikişer yıl olmak üzere iki defa burslu olarak İtalya’ya gitmiştir. Doktorasını tamamlayan Ayiter, Roma Hukuku dersleri vermeye başlamış, daha sonraki yıllarda karşılaştırmalı hukuk alanında dersler vermiştir.

Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, 1955 yılında doçentlik tezini tamamlayarak Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde özel hukuk doçenti olarak çalışmaya devam etmiş, 1955 yılında yurt dışından dönüşünde genç bir doçent olarak yönetimini üstlendiği Roma Hukuku Anabilim Dalının faaliyetlerini emekli olduğu 1982 yılına kadar yürütmüş; 1961 yılında aynı üniversitede ordinaryus profesör olmuştur.

Ayiter, üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra da bilimsel çalışmalarına devam etmiş, ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaya, makaleler yazmaya, tebliğler sunmaya ve bilimsel üretim yapmayı ihmal etmemiştir. Kendi isteğiyle emekliye ayrıldığı 1982 yılından sonra ağır bir hastalığa tutulmuş, bu hastalıktan birkaç yıl sonra 18 Nisan 1986 günü yaşama veda etmiş, İzmir Bornova’daki mezarlığa defnedilmiştir.

Prof. Ayiter, 1949 yılında Nûşin Ayiter’le evlenmiş, bu evlilikten Elif ve Fatma Feride adlı iki çocuğu olmuştur.

Kudret Ayiter Armağanı

Roma Hukukuna Katkısı

Ayiter, Türkiye’deki Roma Hukuku Öğretimine getirdiği yenilik ve uluslararası bilim çevrelerinde kazandığı saygınlık ile anılmaktadır. Tarihi yaklaşımla okutulan Roma Hukuku, Ayiter’den itibaren çağdaş Batı Hukuk Düşüncesinin temelini oluşturacak biçimde okutulmaya başlanmıştır. Ayiter, 1948-1950  yılları arasında Ankara Hukuk    Fakültesinde, Roma Hukuku Anabilim Dalı’nda asistanlığını yaptığı Prof. Dr. Paul Koschaker’in “Roma Hukukunun güncelleştirilmesi” yöntemini Türkiye’de yerleştirmiş; Koschakerin, Almanca yazdığı  “Modern Hususi Hukuka Giriş olarak Roma Hususi Hukukunun Anahatları” isimli ders kitabını Türkçeye çevirmiş ve 1950 yılında yayınlamış, bu kitap Roma Hukukunda temel kaynaklardan olmuştur.

İdari Görevleri 

Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, bilimsel faaliyetlerinin yanı sıra, üniversitede çalıştığı süre içinde, komisyon başkanlıkları, Fakülte Yönetim Kurulu üyeliği, senatörlük ve dekanlık görevlerinde bulunmuş, 1964-1966 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığı görevini yürütmüştür. Dekanlığı döneminde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin 40. yılı münasebetiyle 40. Yıl Armağanı isimli eseri bastırmıştır.

Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin kurucuları arasında yer almış,üniversite kütüphanesinin temellerini atmıştır. Vasiyeti üzerine 5.000’den fazla Almanca, Fransızca ve İtalyanca eseri üniversite kütüphanesine bağışlamış, hukuk ihtisas kütüphanesinin temelleri de Ayiter tarafından atılmıştır.

Prof. Ayiter’in bildiği diller arasında Almanca, İtalyanca, Latince ve İngilizce bulunmaktadır. Hukuk dışında tarihi alanda da çalışmalar yapmış, Frigya Tarihi üzerine eser kaleme almış, bu konuda konferanslar vermiş, makaleler yazmış, yaptığı çalışmalar sonunda 1972 yılında Almanya’da sekiz Osmanlı sultanının portrelerini bulmuştur. Cumhuriyet Gazetesinde makaleleri yayınlanmıştır.

Ayiter, 1946 yılında kurulmuş olan Uluslararası Antik Çağ Hukukları Derneği, Société internationale pour l’histoire des droits de l’antiquité‘nin 32. kongresinin 1978 yılında Ankara’da yapılmasını sağlamıştır. Dernek, Ayiter’in vefatından sonra 1986 yılı Eylül ayında Stockholm’de 40. kongresini düzenlemiş, kongredeki oturumlarda Ayiter de anılmıştır. 

Ödülleri 

Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, Türk-Alman ilişkilerine katkısından ötürü Almanya tarafından kendisine ‘Verdienstkreuz der Bundesrepublik Deutschland’ adlı yüksek nişan verilmiş;  İtalya tarafından Cavaliere Ufficiale al Merito della Repubblica Italiana ve Commendatore della Republica Italiana adlı nişanlarına layık görülmüştür.

Stuttgart Üniversitesi, Tarih-Sosyoloji ve Ekonomi Bilimleri Fakültesi, vefatına yakın bir dönemde Ayiter’e onursal doktora vermek istemiş, ancak bu ödülün kendisine verilmesi fırsatı olmamış, ölümünün ardından kendisi için bu üniversitede anma günü düzenlenmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter’in Eserleri

Roma Aile Hukuku PDF Versiyonu 

Modern Özel Hukuka Giriş Olarak Roma Özel Hukukunun Ana Hatları

Klasik Roma Hukukunda “Dos”un Tesisi, Ankara,1958.

Paul Koschaker ve Ankara Üniversitesi’nde Roma hukuku dersleri (Alm. Paul Koschaker und der Unterricht des Römischen Rechts an der Universität Ankara)

Roma Hukuku Dersler, Aile Hukuku, Ankara, 1960 (2. baskı 1963)

Medeni Hukukta Tasarruf Muameleleri. Ankara 1953

Bestellung der ‘Dos’ im klassischen Römischen Recht (doçentlik tezi, 1955).

Noch einmal Papyri, Michigan VII, 434 (Inv. Nr. 508, 2217), Annales Fac. de Droit d’Istanbul 3 (1954) 79-89.

Rylands Papyri (Inv. Nr. 612), Annales Fac. de Droit d’Istanbul 3 (1954) 79-89.

Aestimario dotis e compara vendita come concetti di interpretazione tra i giuristi classici, Annales de l’Universite d’Ankara 6 (1954/55), 81-148.

Höchstmaß bei Dosbestellungen im römischen Recht und übermäßige Schenkungen nach der Lex Cincia, Annales Fac. de Droit d’Istanbul 4 (1956) 204-213.

Einige Bemerkungen zum domicilium ‘des, filius familias’ im römischen Recht, Studi Emilio Betti, 2. cilt (Milano 1962) 73-84.

D.20.4.9.3 und einige Bemerkungen über Sextus Caecilius Africanus, Studi Giuseppe Grosso, 2. cilt (Torino 1968) 13-32.

The asestimatum contract, Maior viginti quinque annis. Essays ın commem. Inst. for Legal History Univ. Uttrecht, Assen 1979. 22-29.

Alcuni appunti sulla dotis datio ante nuptias, Studi Cesare Snfilippe, 4. cilt (Catania 1983), 49-57.

Systematisches Denken und Theorie im Römischen Recht, Studi Arnaldo Biscardi, 1. cilt (Milano 1983), 9-21.

Attorno alcuni testi del legatum dotis constituendae causa, ‘MNHMH’ Georges A. Petropoulos, 1. cilt (Atina 1984), 225-230.

Frigya kaya mezarlarının merdiven ve basamakları (Alm. Treppen und Stufen bei phrygischen Felsdenkmälern), Studien zur Religion und Kultur Kleinasienes, Festschrift für F. K. Dörner, I. cilt (Leidon 1978), 99-106

Hukuk Eğitimi Eksikliğinin Adalete Yansımaları

0

HUKUK EĞİTİMİ EKSİKLİĞİNİN ADALETE YANSIMALARI[I] / Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu 

A. SONUÇ

Uluslararası ve ulusal akademik çalışmalara, karşılaştırmalı hukuka, hukuk felsefesine, özce; bilime dayanmadan yapılan uygulamalar neticesinde doğan sonuç irdeleneceği ve toplumca bu sonucun içinde yaşandığı için, bu makalede giriş usule uygun, esasa aykırı olurdu.

Elbette “usûl esasa mukaddemdir” düsturundan yola çıkılacak olur ise, bir giriş ile başlamak en makul yol olmalıdır diye düşünenler olacaktır. Sorun yaratan usûller işlevsel şekilde ele alınamadıkça, liyakatsiz ellerde esasın üstüne gölge düşüreceklerdir. Hukukun temel normlarına aykırı olan, uluslarüstü ya da uluslararası hukuka ve bunlar ile belirlenmiş prensiplere aykırı olan, dahası Anayasa’ya da aykırı olup, birbirleri ile çelişen; normlar hiyerarşisinde kanunun Anayasa’yı, tebliğin kanunu geçebildiği zamanlarda dahi, hâlâ içeriğin yönteme kurban edilmesini savunuyorsak, bu da sonuçlardan birisidir.

Ersoy Zırhlıoğlu

Hukuk, durağan bir bilim değildir. Metodolojisi de koşullara göre hızlı şekilde değişim gösteremediği müddetçe, amaçlarının başında gelen toplumu ve bireyi koruma saikini kaybeder; bireyleri topluma, toplumu devlete karşı caydırma aracı olmaya doğru önü alınamaz şekilde ilerler.

“Usûl esasa mukaddemdir” görüşünü, adeta varoluş sebebini savunurcasına müdafaa etmek ve hukuk metodolojisinin değiştirilemeyeceğini düşünmek bilimsel bir yaklaşımdan ziyade Dogmatizme ne kadar da benzer. Oysaki bilimsel yaklaşım; şüpheyi, araştırmayı, deneyi, karşılaştırmayı, kısacası hakikati veya o andaki duruma uygun en iyi mekanizmaları keşfetmeyi, icat etmeyi yahut yürürlüğe koymayı gerektirir. Bilimsel yaklaşımdan uzaklaşılarak Dogmatizme sürüklenmek de ne yazık ki bir sonuçtur.

Türkiye’de 31.12.2021 verilerine göre 160.000’in üzerinde avukat,[1] 15.250 civarında hâkim ve yaklaşık 7.500 de savcı vardır.[2] Bir önceki yıla göre avukat sayısı 17.300 (%12’den fazla), hâkim sayısı 417 (~%3) ve savcı sayısı 631 (%9’dan fazla) artmıştır. Artan nüfus ve okullar da dikkate alınınca şu anda (Temmuz 2021) avukat sayısının 175.000 civarına ulaştığı, istatistiki olarak[II] hâkim sayısın 15.600 ve savcı sayısının 8.000 olduğu çıkarılabilir. Bu sonuca göre -diğer meslekler hesaba katılmadan-, her hukuk fakültesi (“HF”) mezunundan %88,1’inin avukat, %7,9’unun hâkim ve %4’ünün savcı olduğu sonucu çıkmaktadır.

%88,1’in, kanunen HF sonrası kayda değer bir elemeye tâbi olmadan avukat olmaktadır. Bu da en vahim sonuçlardan birisidir. Mukayeseli hukuk açısından bakıldığında, diğer ülkelerde olmayan birtakım ağır sorunların Türkiye’de vuku bulmasına da ayna tutmaktadır. Asli konumuz olmamakla birlikte, avukatlar ile hâkim ve savcı sayısındaki orantısızlık (bir savcı başına 2 hakim -bu durum uygulamada[III] hukuk mahkemelerinin varlığından dolayı makul kabul edilebilecek bir orandır, bir savcı başına 21’den fazla avukat ve bir hakim başına 10’dan fazla avukat) kaynaklanan bazı sorunları sıralayacak olursak; i.) avukat-savcı arasındaki eşitliğin sözde kalmaktan öteye geçememesi, ii.) avukatlığın torba meslek[IV] haline gelmesi, iii.) davaların adalete erişimi engelleyecek derecede uzaması, iv.) Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (“HSK”)[V] yükselme esasları gereğince[3] az sayıda hâkim ve savcının çok sayıda davayı veya soruşturmayı niteliği büyük oranda önemsizleştirilerek niceliğe göre değerlendirilmesinden dolayı davaların çözümlenmeden bitirilmesi ve soruşturmaların çoğunun soruşturmaya ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla neticelenmesi, v.) avukat sayısının plansız olarak artan bir ivme ile yükselmesinin meslek etiğini zedeleyecek davranışlara yol açması ve diğer önemli sorunlara[VI] sebep olması da yine bir sonuçtur.

Hukuk fakültelerinin niceliksel olarak artması karşısında niteliksel olarak doğru orantılı bir ivme yakalayamaması, her sene, nüfus artış oranının çok üstünde bir vektör ile artan sayıda hukukçunun mezun olması, hukukçuların aynı kalitede eğitim alamamasının getirmiş olduğu ve ilerleyen yıllarda getireceği sorunlar, çok sayıda genç meslektaşın hem uygulamaya dair temel prensipleri hem de hukukun özüne dair temelleri bilmemesi dahil birçok probleme sebep olabilmektedir. İşte bu da sonuçlardan birisidir.

Hukuk Fakülteleri Öğrenci ve Profesör Sayıları

Staj eğitimi sırasında ve de avukatlık mesleğini icra ederken katılım sağlanan çeşitli eğitim ve sertifika programlarında da birçok soruna rastlanmaktadır. Neticede, bu programları açmak veya bu programlarda eğitmen olmak için gerekli şartlar, semt pazarında tezgâh yeri tutmaktan çok daha kolaydır. Bunun yansıması da yeterli niteliği, hatta hiçbir niteliği olmayan kişilerin sözde uzmanlık eğitimleri verebilmesi, aslen bu eğitimlerin para tuzağı olması, daha da kötüsü eğitimi alan kişilerin kendilerini bu alanın uzmanı olarak addedebilmeleridir. 15-20 saatlik sözde eğitim ile, Tahkim Uzmanı, Ticaret Hukuku Uzmanı, Lojistik Hukuku Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı sertifikası alınan ülkemizde, bu sorun gittikçe önlenemez bir hâl almakta, vatandaşlar da sözde uzmanlıklara inanarak zarar etmektedir. Kimi durumlarda haksız rekabet suçuna dahi sebep olan bu hadise, yine ehemmiyeti göz ardı edilemeyecek bir sonuçtur.

Bilim insanlarının ortalama bir kişinin beyinsel gelişim açısından olgunluğa erişmesinin 25 yılı bulduğunu uzunca süredir bilmesine,[4] ve işletmelerin bu yönde planlama ve uygulama yapmalarına rağmen[VII],[5] 21-22 yaşındaki kişilerin yargılamalarda asli faaliyetlerde yer alabilmesi nöro-bilimsel açıdan çelişki yaratmaktadır. Avukatlar açısından, özellikle Ceza Muhakemeleri Kanunu gereğince müdafilik ve vekillik yapacak avukatlar ile, adli yardım görevi alan avukatların yaşlarından anlaşılacağı üzere, birçok avukat mesleğe yeni başladığı yıllarda bu görevleri üstlendiği için,[VIII] maddi açıdan zayıf olan kişiler, dezavantajlı duruma düşebilmektedir. Keza, hâkim ve savcılarda da durum yeni yapılan mevzuat değişikliğine kadar çok farklı değildi. Ülkemizde savcılara verilen yetkiler ve savcıların mukayeseli hukuka göre avukatlara kıyasla -hukukun temel kaidelerine aykırı şekilde- çok daha geniş yetkilerle donatılmış olması dikkate alındığında, 25 yaş altındaki bir kişini savcı olması daha vahim sonuçlara zemin hazırlamaktadır. Dahası, çoğu gelişmiş ülkede sadece 10 yıl avukatlık, akademisyenlik, savcılık vb., hukuk mesleklerinde çalışan kişilerin hâkim olabilmesi dikkate alındığında, bu ülkelerde hâkim olabilmek için 35 yaş dahi genç sayılırken,[IX] Türkiye’de 25 yaşın altındaki kişilerin hâkim olabilmesi de adalete erişim üstünde nahoş sonuçlara sebep olabilmektedir. Bunun sebebi elbette bireysel başarısızlıklar değildir. Hukuk öğretiminin kısa sürmesi, hukuk felsefesi ve sosyolojisi ile ilgili gerekli eğitimin alınmaması, uygulamalı eğitimlerin müfredatta çok az olması veya hiç olmaması, kişilerin kendilerine özgü öğretim planı seçememesi dahil olmak üzere birçok sorun bu başarısızlıkların kaynağıdır.

Avukatlar, hâkimler ve savcılar, Adalet Piramidinin 3 köşesini temsil ederler (dördüncü köşe kanun olup; hakkaniyetli sonuca ulaşabilmek[X] de ‘Piramidin’ üst köşesini temsil eder).[XI] Milletvekili olabilme yaşı her ne kadar 18 olsa da, 24 Haziran 2018 tarihindeki veriler,[6] yaş ortalamasının yaklaşık[XII] 50 olduğunu göstermektedir. Bu durum, yasamanın yaş bakımından sorununun olmadığının göstermektedir. Kanunlar hakkında ise 21 asır önce söylenen bir sözü eklemek gerekir “halk nezdinde, halkın, zararlı olduğu halde kabul ettiği şeye yasa denemez.”[7]

Türkiye Hukuk Fakülteleri ve İnternet Siteleri

Bu bağlamda, ‘Adalet Piramidinde’ adalete ulaşmak için gereken dört temel köşeye bakıldığında, sadece yaş açısından dahi, başta avukatların yaşı olmak üzere, yargı erkinin üç temel paydaşı olduğu kabul edilegelen hâkim-avukat-savcı üçlüsünün mesleğe başlama yaşlarının kabulü güç derecede düşük olduğu, hâkimlerin ise karşılaştırmalı hukuk açısından dünya ortalamasının çok altında kaldığı görülmektedir. Cumhuriyet’in kurulması safhasında yeni bir düzene geçilirken gereken acil eylem planları nedeniyle bu tür atılımlar kabul edilebilirdiyse de aradan geçen bir asırda, bu konu hakkında hiçbir değişikliğe gidilmemiş olması da sonuçlardan birisidir.

ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda, onlarca yıldır değişiklikler yapıldı ise de bu değişikliklerin hiçbirisi bir lise öğrencisinin hangi alanda uzmanlaşabileceğinin, ya da hangi uzmanlığa yatkın olabileceğinin ölçülmesine ve değerlendirilmesine imkân tanımamaktadır. Sınavda yapılacak hatalı bir türev sorusu, kişinin hukuk yerine sosyoloji okumak zorunda kalmasına sebep olabilecektir. Bu durumda, teorik olarak, Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Ord. Prof. Dr. Ernst E. Hirsch, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, vb. Türk Hukuku’nun unutulmaz isimleri, hayatta olsalar ve bugün bir ÖSYM sınavına girseler hukuk fakültesine yerleşememe ihtimalleri dahi hazırdaki sistemin sorgulanması için verilebilecek örneklerden birisidir. İşte bu da ÖSYM’nin yarattığı ve hukuk sistemimize yansıyan sonuçlardan birisidir.

Ignorantia legis neminem excusat”, yani kanunu bilmemek mazeret sayılmaz ilkesi her hukukçunun malumudur. Bu ilkenin binlerce yıllık olduğu, Eski Ahit’te dahi görüldüğü[XIII], Roma Hukuku’nu büyük ölçüde etki altına aldığı ve dolayısıyla Roma Hukukundan etkilenen Kıta Avrupası ülkelerinde de hukukun temel ilkelerinin başında geldiği, bununla birlikte Anglo-Amerikan hukukunu da önemli derecede etkilediği yadsınamaz bir gerçektir. Günümüzde, bu ilkenin kabulü, “kasten öldürme” veya “kasten yaralama” gibi evrensel olarak suç sayılan hallerde mümkün olabilir. Bu ilkenin geniş yorumlanması, evleviyetle yabancı bir ülkede turist olarak bulunan kişiler ve 12 ila 18 yaş arasındaki kişiler açısından büyük sorun teşkil edecektir.[XIV] Keza aynı durum, 15 yaş ve üstü bireyler için 5236 sayılı kanunda da geçerlidir. Aynı şekilde, idare hukukundan kaynaklanan kimi davalar ile özel hukuktan kaynaklanan bazı davalarda da 18 yaş altı kişilere belirli hak ve yükümlülükler tanınmıştır.

Bir konu ile ilgili bir uyuşmazlık önüne geldiğinde, mesleğe yeni başlamış ortalama bir avukatın yapması gereken işlemlerin arasında ilgili mevzuatı incelemek, mevzuatlar arasında çelişki varsa söz konusu olayda hangi mevzuatın uygulanması gerektiğini belirlemek, öğreti ve içtihat araştırması yapmak ve ilgili usûl kanunu hükümleri çerçevesinde -lüzum varsa, önce gerekli yerlere başvuruları yapıp- akabinde de yıllar sürecek davayı başlatmak bulunmaktadır.

12 yaşından itibaren ağzından çıkacak her sözcüğü ve atacağı her adımı bir avukata danışarak yaşayamayacak olan bir insanın, kendisine öğretilmemiş olan kanunları bilmemesinin mazeret olmadığından bahsedilebilmesi de herhangi bir hukuk ilkesinden ziyade, ancak, kabullenilmesi imkânsız bir garabettir. İşte bu da ‘ilkeyi alalım, elbette koyacak bir yer buluruz’ diye hukuk sosyolojisi, eğitim düzeyi ve hukuk felsefesi dikkate alınmadan ulusal kanunlara eklenmiş bir kaidenin, ülke bireyleri üzerindeki yansımalarının vahim bir sonucudur.

Dünyanın En İyi Hukuk Fakülteleri

Bu sonuçların her birinin temelinde ayrı ayrı ve birden fazla sebep bulunabilir. En temele inildiğinde ise, aile içinde verilen eğitimin ve okullarda verilen eğitim ve öğretimin bu sorunlara zemin hazırlayan ortak payda olduğu görülecektir. Bu noktada, “eğitim şart” diye bir klişe ile söze son vermektense, hukukun adil bir şekilde tesis edilebilmesi için, TBB ve illerdeki barolar ile ne gibi düzenlemeler yapılabileceği üzerinde durulması isabetli görülmüştür.

B.ADALETİN YARALARININ SARILMASI İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİSİ

TBB HUKUK VE AVUKATLIK AKADEMİSİ

TBB çatısı altında bir “Hukuk ve Avukatlık Akademisi” (“Akademi”) kurulmasının avukatlara, HF öğrencilerine, orta okul ve lise öğrencilerine ve topluma büyük fayda sağlayacağı savını ileri sürmekteyiz. Zira suçları önlemenin en etkili olduğu bilinen, ancak çağımızda o kadar da güç olmayan yolu eğitimdir.[8]

Akademi’nin işlerlik kazanması halinde; avukatların sürekli eğitimi, stajyer avukatların staj eğitimi, HF öğrencilerinden özellikle avukatlık mesleğini icra etmeyi düşünenlerin eğitimleri ve orta okul ile lise eğitimi alan öğrencilerin üzerinde ne gibi faydaları olabileceğini özetle incelenmektedir. Yer kısıtı sebebi ile bu makalede Akademi’nin organizasyonu, eğitmenlerin seçimi, akademik programların oluşturulması, finansmanın sağlanması, Barolar ile TBB arasındaki dengeler, Akademi’nin verdiği eğitimlerde tarafsızlığını koruması için alınması gereken önlemler ve diğer konular hakkında inceleme yapılamamıştır.[9]

1.Avukatların Sürekli Eğitimi Üzerine

Çeşitli ülkelerde avukatların belirli aralıklarla, belli kredileri tamamlamaları gerekmektedir. ABD’de Sürekli Hukuk Eğitimi (SHE) (CLE) olarak adlandırılan bu eğitim, (eğitimin zorunlu olduğu eyaletlerde) yıllık ortalama 12 kredidir. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin çoğunda SHE kredisi zorunlu değilse de bu durum ülkeden ülkeye değişiklik göstermekte, zorunlu olan ülkelerde çoğunlukla yılda 10 ile 20 SHE kredisi şartı aranmaktadır. Avukatlıkta uzmanlık alanının (“Ceza Hukuku Avukatı” vb.) olduğu bazı ülkelerde, ayrıca uzmanlık alanı ile ilgili SHE kredisi ve ek yükümlülükler de bulunmaktadır.

Türkiye’de henüz SHE sistemi bulunmamaktadır. Bunun avukatlık açısından büyük bir eksiklik olduğu düşünmekteysek de Akademi’nin kurulması önerisindeki amaç zorunlu SHE sisteminin getirilmesi değildir. Bu sistem, ihtiyari olarak da gerçekleştirilebilir.

Bilindiği üzere, çeşitli kurumlar, şirketler ya da kişiler tarafından farklı hukuk eğitimleri verilmektedir. Bu eğitimler kimi zaman sadece sınavlara hazırlık (marka ve patent vekilliği sınavı vb.), kimi zaman bir unvanı almak için kanuni zorunluluk ve sınavlara hazırlık (arabuluculuk temel eğitimi), bazen kanuni zorunluluk (bilirkişilik temel eğitimi vb.), bazen de belli hukuki alanlarda sertifika vermeye yönelik eğitimler (tıp hukuku sertifikası, tahkimde taraf vekilliği sertifikası vb.) olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu eğitimleri veren kişilerin yeterli donanıma sahip olduğu, eğitim programlarının belirlenen uzmanlık veya unvan için gerekli koşulları taşıdığı ise belirginlikten uzaktır. Av. Sezer Bekarya isimli farazi ve konu hakkında kısıtlı bilgi sahibi şahsın, “Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Tahkimi” konulu bir sertifika programı düzenlemesinin önündeki engel nedir? Av. Sezer Bekarya’nın, Marka A.Ş.’de Marka ve Patent Vekilliği sınavı eğitmenliği vermesinin bir engeli var mıdır? Av. Sezer Bekarya’yı ve Marka A.Ş.’yi engelleyemeyebiliriz, hatta engelleme hakkımız da olmayabilir.[10] Lakin, hukukçuları bu kişi ve kuruluşlara mecbur bırakmak yerine, kurulacak Akademi ile çok daha etkin eğitimlere erişmeleri sağlanabilir. Bu eğitimler çok daha uygun fiyatlara verilebilir, üstelik bundan kâr dahi elde edilebilir.[XV]

Türkiye Adalet Akademisi

2.Staj Eğitimi Üzerine

Avukatlık, hakimlik, savcılık gibi bir mesleki eğitimin hukuk fakültelerinin akademik programlarında değildir.[11] Baroların başta gelen görevlerinden birisi ise staj eğitimidir.

Nicelik ile nitelik her zaman doğru orantılı değildir; lakin, bir iki satır ile açıklanacak verilere bakılırsa, durum netlik kazanacaktır. 31.12.2020 tarihli TBB verilerine göre 79 ilimizde bulunan barolara kayıtlı avukat sayısı 143.330’dur. Yaklaşık olarak İstanbul’da 50.000, Ankara’da 20.000 ve İzmir’de 10.000 avukat vardır. 2.000 ve üstü avukat bulunan baro sayısı 11’dir. 43 baroda 500’ün altında avukat mevcutken, bu baroların 26 tanesinde 250 kişinin altında avukat bulunmaktadır. 150 ve daha az avukatın kayıtlı olduğu baro sayısı 13-14’tür.

Nicelik niteliği doğurmasa, binlerce avukat arasından staj eğitimi verecek kişileri seçebilme şansı olan barolarda eğitim gören stajyer avukatlarla, belki de staj eğitimi verecek kişi bulmakta zorlanan 500 ve altı avukatın olduğu barolarda eğitim gören stajyer avukatların benzer bilgi birikimine sahip staj eğitmenlerine erişme ihtimali istatistiki açıdan düşüktür. Bu husus, eğitimde fırsat eşitsizliğine yol açabilmektedir. Keza 10.000-50.000 kişilik bir baro, ortak aklı ile çok daha iyi bir eğitim programı hazırlayabilecek, daha çok kişi ve kuruma ulaşıp daha çok etkinlik düzenleyebilecektir.

TBB Staj Eğitim Yönetmeliği’nin 22. maddesi barolara staj eğitimi için gerekli staj eğitim birimlerini oluşturma yetki ve sorumluluğunu vermiştir. Bu olanağı bulunmayan barolara, gerekli eğitimin verilmesi amacıyla stajyerlerin TBB’nin Ankara’da oluşturacağı staj eğitim birimlerinde staj eğitimlerini tamamlama seçeneğini de tanımıştır. Uygulamada, bazı barolar -belki haklı, belki eğitim açısından haklı olmayan sebeplerle-[12]  bu yolu tercih etmemekte, ayrıca TBB’de yapılan staj eğitimi, önerilen Akademi’de verilecek olan eğitim ile aynı standartlara yaklaşamamaktadır. Stajyer avukatlar açısından ise, staj gördüğü baro yerine TBB’de staj eğitimi almak içim Ankara’da bulunmaları da sorun teşkil edebilmektedir.

Haklı olarak avukatlar ile savcıların bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de eşit olduğunun hatırlanması gerektiği savunulmaktadır. Avukatlık mesleğinin eski, güzel günlerine dönmesi için bugüne kadar çok öneri dillendirilmiştir. Bu önerilerin bazıları, HF sayılarının azaltılması, üniversite sınavında ilk 50.000’e giremeyenlerin hukuk fakültesine alınmaması, avukatlık sınavı getirilmesi, avukatlık mesleğine girdikten sonra da belli aralıklarla sınav yapılması, avukatlıkta uzmanlaşmanın getirilmesidir. Bu önerilerin bazılarını cansiperane şekilde savunan kişiler varken, bazılarına şiddetle karşı çıkanlar da olmuştur. Esas konu, “Hâkim ve Savcılık Eğitimi” için “Adalet Akademisi” olmasına karşın, “Avukatlık Eğitimi” için neden “tam ve işler” bir “Avukatlık Akademisi” olmadığıdır. Burada istenilen, tam olarak işleyen, etkili ve etkin, sürekli faal olan, kısa-orta vadede bir üniversiteden eksiği bulunmayacak, yeknesak ve kaliteli eğitim veren, eğitmenlerinin andragojik formasyon aldığı[13] ve alanlarında yetkin olduğu, eğitim programlarının belli standartları taşıdığına insanların güveneceği, ekonomik olan ama mali açıdan zarar etmeyecek bir Akademi’dir.

Akademi’de mesleki deneyimi olan, ancak eğitmenlik deneyimi olmayan hukukçularımıza eğitmenlik ile ilgili kısa ama yoğun bir formasyon eğitimi vererek, işe eğitmenleri eğiterek başlanabilir. Stajyer avukatların yaşları dikkate alındığında pedagojik formasyon yerine andragojik formasyon daha uygun olacaktır. COVID-19’un gösterdiği üzere, hemen her türlü eğitim uzaktan/çevrimiçi verilebilmektedir. Bu durum gözetilerek staj eğitiminde uzun süre alan teorik eğitim ve seminerler Akademi tarafından uzaktan/çevrimiçi verilerek, stajyer avukatların lojistik ve konaklama ile ilgili sorunları ortadan kaldırılabilir.[14] Pratiğe dayalı eğitimler ise, Akademi’nin bütçesi ve stajyer avukatların durumları dikkate alınarak ya staj gördükleri barolarda yapılmaya devam edilir veya Ankara’da misafir edilerek Akademi’de eğitim görmeleri sağlanır. Önemli konulardan birisi de uzmanlar tarafından belirlenecek bir akademik programının oluşturulması ve eğitim materyallerinin stajyerlere verilmesidir. Yine verilecek eğitimleri, bütün stajyerlere aynı eğitmenlerin vermesinde yaratılacak fırsat eşitliği gibi, staj eğitimi sırasında yapılacak ölçme ve değerlendirmelerin de yeknesak şekilde yürütülmesi bütün stajyerlerin eşit şekilde değerlendirilmesine, varsa eksikliklerinin mesleğe başlamadan giderilmesine olanak sağlayacaktır.

Bir çatıdan yürütülecek eğitimin zararları incelenecek olursa başlıca iki sorundan bahsedilebilir. Birincisi konunun akademik ikincisi de siyasi yönüdür. Akademik sorun yukarıda değinilen konuların daha derin incelenmesini gerektiren bir makalenin konusudur. Siyasi boyutu ise Akademi’nin, TBB Yönetim Kurulu ile ilişkisinin doğru dengelerle kurulması, verilecek eğitimlerin ve seçilecek eğitmenlerin belli bir grup ve siyasi görüşü temsil etmemesini sağlayacak bir sistem kurulmasının temin edilmesi ile mümkün olacaktır. Merkezi eğitim sistemine bakış açısı ister Murray Rothbard, George Harris, Herbert Read, Herbert Spencer ve Isabel Paterson gibi karamsar; ister Charles Mercer, Horace Mann, Robert Owen ve Frances Wright gibi iyimser olsun, önceliğin Earl Warren’ın 1954 yılında Brown v Board of Education davasında dediği “eğitim konusunda ayrı ama eşit diye bir doktrinin kabul edilemez” düsturuna verilmesi gerektiği olmalıdır. Keza, herhangi bir sınav ya da ek eğitim aranmadan, staj eğitimini A ilinde tamamlayan bir avukat, B iline nakil olabiliyorsa, A ilindeki stajyer ile B ilindeki stajyerin aynı kalitede eğitimden faydalanamamasının izahı güçtür.

3.HF Öğrencilerinin Eğitimi Üzerine

Ülkemizde, hukuk fakültelerinde verilen eğitimin herhangi bir hukuk alanında ihtisaslaşmaya olanak sağlamadığı gibi, öğrencileri avukat, hâkim, savcı ya da başka bir mesleğe hazırlamadığı da açıktır. Birçok HF mezunu, uygulamaya yönelik eksiklik hislerini ve tecrübelerini çeşitli çevrimiçi platformlarda paylaşmaktadır. Çoğu mezun avukatlık stajına başladığında, özellikle HF öğrenciliği esnasında staj yapmadıysa, bu eksikliği tecrübe etmektedir. Hâlbuki, kaliteli ve uygun fiyatlı eğitimler düzenleyecek bir Akademi ile HF öğrencilerinin de avukatlık mesleğinin de kazanımının üst düzeyde olacağı muhakkaktır.

Akademi’de HF öğrencileri açısından farklı hizmetler sağlanması mümkün olacaktır. Bunların bazıları, avukatlık mesleğine dair teorik ve uygulamalı eğitimler, hukuk fakültesinde teorik eğitim olarak verilen derslerin uygulamalarıyla ilgili eğitimler, klinik uygulama programları ve belli alanlara dair ihtisaslaşmadır. Akademi’nin vereceği uzmanlık eğitimlerinden uygun fiyata faydalanmaları, isteyen kişilerin öğrencilik yaşamlarından başlayarak belli alanlarda uzmanlaşmalarını, akademik ve maddi açıdan kolaylaştıracaktır. Akademi’de yazın tam zamanlı, akademik yıl süresinde yarı zamanlı staj yapılması da söz konusu olabilecektir. Bu koşullar sağlandığında, HF mezunlarının mesleğe hazır halde staja başlamalarına imkân tanınmış olacak; TBB de üzerine düşeni yapmış olacaktır.

4.Orta okul ve Lise Öğrencilerinin Eğitim ve Öğretimi Üzerine Etkileri

Yukarıda değindiğimiz üzere, Ignorantia legis neminem excusat ilkesinin hukukumuzda da derin bir şekilde tezahür ettiği 5237, 4721 ve 6098 sayılı yasalar başta olmak üzere çeşitli mevzuattan anlaşılmaktadır. Hâlbuki, animus nocendi[XVI] ilkesince ve paralel ancak ufak ayrılıklar olan actus non facit reum nisi mens sit rea[XVII] ilkesince kanunu bilmemenin mazeret sayılmaması hakkaniyete ulaşmayı engellemektedir. Mens rea ilkesinin uygulanmasını özetle In R. v Klundert kararında görmek mümkündür. Dr. Klundert’ın vergi kaçakçılığı suçundan dolayı ceza aldığı davada, Ontario temyiz mercii, “ilgili madde çok karmaşık bir kanuna ait olup …, ortalama bir kişinin bu konuda mali müşavirlerin tavsiyeleri ile hareket edeceği … kanunun farklı şekillerde yorumlanabileceği … kişilerin meşru yollardan vergilerini en aza indirmesinin normal olduğu; bu cihetle, kişinin hata ya da kanunu bilmemesinden kaynaklanan yasal veya fiili bir hatasından dolayı cezalandırılmasına yer olmadığına[15] karar vermiştir.

Hemen her ülkede olduğu üzere, Türkiye’de de belli bir yaştan sonra (18 yaşını doldurmuş olmak) 5237 sayılı kanunda belirlenen cezalar matuf kanunda belirtilen oranlardan yaş ile ilgili indirim olmaksızın, belli yaşlar arasındaki çocuklarda (15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış) istisnalar hariç,[XVIII] hapis süresi 12 yılı geçmemek kaydı ile 1/3 oranında indirim ile uygulanır. Bu iki gruptan bahseden 5237 sayılı kanunun 31. maddesi, animus nocendi ilkesine dair özel bir uygulamadan bahsetmezken, aynı kanunun 4. maddesi açıkça Ignorantia legis neminem excusat ilkesine yer vermiştir.[XIX] Ancak, daha küçük çocuklar (12 yaşını doldurmuş 15 yaşını doldurmamış) ile ilgili düzenleme yapan 31. maddenin 2. fıkrası, animus nocendi ilkesine epey benzer olan şartlar koymuş, bu şartların olmadığı durumlarda cezai sorumluluk olmadığını, şartlar oluşmuşsa süreli cezalarda 7 yıldan, diğer cezalarda 15 yıldan fazla ceza verilemeyeceğini belirtmiştir.[XX] Bununla birlikte, 12 yaşını doldurmamış çocuklara, bir ceza verilemeyecek, 5395 sayılı kanundaki güvenlik tedbirleri uygulanabilecektir. Bu husus başlıca bir inceleme konusu olmakla birlikte, bu makalede sadece Ignorantia legis neminem excusat ilkesinin uygulanabilmesi için gerekli konuya değinilecektir.

Rousseau, Emile eserinde “Çocukluğun kendine has bir görme, düşünme ve hissetme şekli vardır ve onların yolları yerine bizimkini koymaya çalışmaktan daha budalaca bir şey olamaz” demiştir.[16] Buna karşın, 5237 sayılı kanunda 12 yaş ve üzeri çocukları cezalandıran bir sistemde, hatta daha da geniş bir perspektiften incelenecek olursa, hem 25 yaşına kadar olan bireylerin cezalandırılabildiği[XXI] hem de bütün bireylerin In R. v Klundert kararının aksine türlü yaptırımlara tâbi olduğu bir ülkede; bireylere tâbi olduğu kanunları öğretmek kimin vazifesidir? Üniversiteye giriş sınavında dahi, müfredatta olmayan bir konudan sorumlu olunmuyorken, kişinin temel hak ve hürriyetlerine fahiş kısıtlama getiren cezai ve/veya hukuki yaptırımlar konusunda, bireylere öğretim verilmemesi -kanıksanmış olsa da- hem eğitim hem de adalet sistemindeki bir eksikliktir. Bu eğitimin verilmemesi sadece 18 yahut 25 yaş altı kişilerce değil, hiçbir bireyin ömrü boyunca bu bilgileri öğrenememesine sebep olmaktadır.

Zira Ignorantia legis neminem excusat ilkesinin kökeni incelendiğinde, uygulanmaya başlandığı dönemlerde çok az kaideler bu ilkeye tâbi iken, günümüzde bu ilkenin kapsamı hızla ve katlanarak artmaktadır. Günümüzde hâlâ leges instiuuntur cum promulgantur[XXII] ilkesinin, ortalama vatandaşın okumadığı “Resmî Gazete” ile yayınlandığında bağlayıcı olduğuna inanmak, afakidir. Özellikle 12-18 yaş arasında çocukların Resmî Gazete okuduğunu sanmak, Rousseau’nun deyimiyle, “10 yaşında bir çocuğun 1,5 metre olabileceğine inanmaktır.[17]

Akademi’nin bu noktadaki işlevi, T.C. Millî Eğitim Bakanlığı (“MEB”) ile ortaklaşa hazırlanacak bir müfredat çerçevesinde; 12 yaşına girmeden önce -tercihen 5. sınıftan başlayarak- öğrencilere hukuk eğitimi verilmesinin sağlanması olmalıdır. Pedagojik ilkeler doğrultusunda hazırlanacak dersler, her yaş grubundaki öğrencilerin anlayabileceği ve kavrayabileceği şekilde hazırlanmalı; görüşümüzce, teorik kısım kısa tutularak uygulamaya olabildiğince fazla zaman ayrılmalıdır. Derslerin hibrit olarak verilmesinin uygun olacaktır. Hibrit ile kastedilen, Akademi’nin uzaktan ve çevrimiçi ders vermesi, sınıfta ise rehber öğretmenin bulunmasıdır.[XXIII] Akademi tarafından verilecek eğitim sayesinde, şu andaki ve gelecekteki kuşaklar hem haklarını hem de yükümlülüklerini öğrenebilme fırsatı yakalayacak, böylelikle öğretilmeyen kanunu bilmedikleri için cezalandırılmaları söz konusu olmayacaktır. İstenilirse bu ücretsiz derslere ek olarak çeşitli ve isteğe bağlı sertifika programları verilerek, Akademi için ayrıca bir bütçe artısı da yaratılabilecektir.

C.SON SÖZ

Her bir alt başlığı birer monografi konusu olabilecek sorunlar olan, ÖSYM ölçme ve yerleştirme problemi, avukat hâkim savcı eşitsizliği, genç yaşta özellikle hâkim, akabinde de avukat ve savcı olunabilmesi, avukat sayısının kontrolsüz artışı, buna karşın eşit konumdaki savcıların (ayrıca hâkimlerin) sayılarının kontrollü artması, avukatlığın torba meslek haline gelmesi, avukat ve hâkim ile savcı sayısındaki orantısız sayıdan kaynaklanan sorunlar ve 12-18 yaş arasına ceza verilebilmesi ile kanunu bilmemenin mazeret sayılmaması hususlarının incelendiği makalede, TBB çatısı altında kurulabilecek bir Akademi’den bahsedilmiştir.

Mevzubahis Akademi, bahsedildiği üzere orta okul öğrencilerinden başlamak suretiyle halkın tamamının hukuki konularda bilinçlenmesini sağlamak gibi bugüne değin yapılmamış ve bu sebeple temel hak ve hürriyetlerin belki de sebebi dahi bilinmeden kısıtlanmasına yol açan sorunları engelleyecektir. Akademi ayrıca, çoğu hem avukatlığa hem de genel olarak hukukun pratik alanlarına dair yeterli bilgi sahibi olamadan mezun olan ve sayıları hızlanarak artan HF öğrencilerinin, mezun olana kadar belirli bir seviyeye gelmeleri konusunda yeknesak bir eğitim verecek, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacak, uzmanlaşmak isteyen öğrencilere bu konuda olanak sağlayacaktır. Asli görevlerinden biri “Staj Eğitimi” olan baroların, stajyerleri eğitmeleri konusunda yaşanan sorunlar Akademi sayesinde büyük ölçüde çözümlenecek, her stajyer mümkün olan en kaliteli staj eğitimini alacaktır. Avukatlık hayatı boyunca kişiler, gönüllü ya da zorunlu SHE[18] eğitimi alarak meslek içi eğitimlerini sürekli geliştirme ve bilgilerini güncelleme fırsatları bulabilecektir. Önü alınamadan çoğalan, hiçbir kritere tâbi olmayan sözde uzmanlık, sertifika, yeterlilik vb. eğitimler, alanında uzman kişiler tarafından verilecektir. Asli amacı kâr elde etmek olmayan, hukukçu adaylarına, stajyer avukat ve avukatlara uygun fiyatlara eğitim verecek olan Akademi,[XXIV] elde edeceği toplu gelirler sayesinde zarar etmeyip kâr elde edebileceği gibi, bireylerin hukuk bilmeyen adalet tüccarları tarafından ekonomik açıdan zarara uğramasını ya da daha kötüsü, hukuk eğitiminden mahrum kalmalarını da engelleyecektir.

KAYNAKÇA
[I] Av. Dr. Ersoy ZIRHLIOĞLU tarafından 2022 yılı Temmuz ayında yazılan makale, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun(HFSK)  tarafından düzenlenen “Türk Yargı Sisteminin İçinde Bulunduğu Sorunlar ve Çözüm Önerileri” konulu Makale Yarışmasında dereceye girmiştir. 
[II] 31.12.2021-01.07.2022 tarihleri arasında mesleğe kabul edilen hâkim ve savcı sayılarına erişim sağlanamadığından, istatistiki yaklaşım ile hesaplama yapılmıştır. Avukatlık mesleğine başlayanlarda istatistiki hesaplama her ne kadar daha kabul edilebilir olsa da hâkimlik ve savcılık için her sene ihtiyaç duyulan kadar kişi kabul edildiğinden, bir önceki yılın ½’si kadar ya da 4 katı kadar alım yapılması olasıdır.
[III] “Juge unique, juge inique”, tek yargıç adaletsiz yargıçtır mânâsına gelir. bkz. Beccaria, Cesare, Suçlar ve Cezalar Hakkında, Çev. Sami Selçuk, 8. bs., İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2019, s. 211-212. Karş. Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine, Çev. Berna Günen, 6. bs., İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017, s. 102.
[IV] Elem vericidir ki, doçent doktor titrine ulaşmış ve faal olarak üniversitede görev yapmakta olan bir akademisyen, birkaç ay önce LinkedIn adlı platformda yaptığı bir paylaşımda, “Avukatlık sınavı getirmek kadar mantıksız bir şey olabilir mi? Sınavı geçemeyen mezunlar aç mı kalsın istiyorsunuz?” nidaları ile uzunca bir paylaşımda bulundu.
[V] Hâkimler ve Savcılar Kurulu diye bir kurulun olması dahi başlı başına bir sonuçtur. Bu dahi, hâkim ile savcının aynı kurulca değerlendirildiğinin bir göstergesi, insanlara karşı hâkim ve savcı ayrı bir uçta, avukat ise ayrı bir uçta demenin yöntemidir.
[VI] Haksız rekabet, özellikle genç avukatların AAÜT’nin dahi altında ücretler ile mesleklerini icra etmesi, artan avukat sayısı dolayısıyla birçok avukatın mesleki gelişime vakit ayırabilmekten ziyade 150-300 TL para karşılığı tevkil görevi için saatlerce adliye koridorlarında vakit geçirmesi, hâkim sayısının azlığından ya da planlama hatalarından dolayı davaların neredeyse hiçbir zaman vaktinde başlamaması -kiminin saatlerce gecikme ile başlaması- sonucu bir duruşma için avukatın bütün gününün kimi zaman 1-2 dakika sürecek duruşmayı beklemek ile geçmesi, vs.
[VII] Örneğin, araç kiralama şirketlerinin 25 yaş altındaki kişilere araç kiralamaması ya da daha pahalı fiyata kiralaması.
[VIII] Ankara Barosu açısından CMK listesine kayıtlı avukatların %36’sı 25 yaşın, %76’sı 30 yaşın altındadır. Veriler https://www.kisa.link/Q9jt adresinde bulunan sicil numaralarının, Ankara Barosu internet sayfasındaki halka açık bilgilerine (Örneğin ruhsat töreni tarihi, vb.) dayanılarak hesaplanmıştır. Benzer oranlar, ufak sapmalar ile Adlî Yardım listesine kayıtlı avukatlar için de geçerlidir.
[IX] Özellikle HF’ye, 4 yıllık üniversite eğitimi sonrası girilen ülkelerde (ör. ABD) ve avukat olabilmek için sınavların olduğu, bu sınavların ‘avukatlık mesleğini icra edebilecek’ gereksinimlere sahip kişiler dışındakileri eleyecek şekilde icra edilmesinden dolayı çoğu hukuk mezununun ilk seferde geçemediği ülkelerde, ortalama hâkim olma yaşı 35’ten epey yüksektir.
[X] Summa lex summa iniustitia”; Türkçesi, katı yasalar katı adaletsizlikler getirirler. Bu sebeple yasanın uygulanmasında da “Equite”, yani hakkaniyetli bir sonuca ulaşmak için eşitleyicilik kullanımının gerekmesidir. Birleşik Krallık ile ilgili detaylı inceleme için bkz.  Klinck, Dennis R., “Conscience, Equity and the Court of Chancery in Early Modern England”, Çev. Av Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, Routledge Press, 2010.  Kara Avrupası ve Birleşik Krallık “Equity” Mahkemeleri ile Karş. Lupoi, Maurizio,  https://www.kisa.link/Q9jr, 01.07.2022.
[XI] Her ne kadar hâkim, avukat ve savcı için “adaletin üç sacayağı” denilse de bu tabiri kabul etmek doğru olmamalıdır. Sacayağı kelimesinin sözlük anlamı olan “genelde kömür ateşi üstüne konulacak kazanların altına konulan üç ayaklı demir alet” olan kullanımına da mecazi kullanım olan “birbirine yakın üç kişiden oluşan ahbap topluluğu” olan kullanımına da karşı çıkılmalıdır. Adalet’in kurucu unsurlarının tanımı ne ‘muhatabını kor ateş üzerinde yakan bir kazan’ çağrışımı yapmalı, ne de adalete erişmedeki kurucu unsurları nötr davranamayacak ahbaplar topluluğu gibi lanse etmelidir. Bu sebepledir ki, kendi yaklaşımımız, kendi geliştirdiğimiz bir benzetme olan, adaletin tepede bulunan köşe olduğu, yukarıda tanımı yapılan piramittir.
[XII] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9jn..
[XIII] bkz. Levililer 5:17; “Kim ki günah işler ve Rabbinin yasakladığı herhangi bir emrini eylerse, bunun yasak olduğunu bilmese de suçludur ve sorumlu tutulacaktır” demektedir. (İngilizce metinden tercüme edilmiştir. Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu) Herhangi bir teolojik yaklaşımdan ari ve nötr olarak incelendiğinde, yaklaşık 26 asır önceye ait bir metin olması açısından, Levililer’de geçen bu metnin, matuf ilkenin ne denli kadim olduğuna dair ışık tutması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Öbür yandan bu ilke, çıktığı dönemlerde çok az sayıda ve herkesçe bilinen yasaklara uygulanırdı.
[XIV] 12-18 yaş arası bireyler arasında sorun teşkil etmesinin iki önemli sebebi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi 5237 sayılı kanunda geçen md. 31/1 ile 12-15 yaş arası kişilerin cezalandırılmasına dair düzenleme ve matuf kanunda geçen md. 31/2. ile 15-18 yaş arası kişilerin cezalandırılmasına dair düzenlemedir. İkincisi ise, yukarıda nispeten derinlemesine incelenen, bireylerin nöro-bilişsel faaliyetlerini ortalama olarak 25 yaşına kadar tamamlamadıklarına dair husustur.
[XV] 2-3 ay önce, bir sınav hazırlığı için -ki eğitimler çevrimiçiydi- çeşitli şirketler 2.000 TL-4.000 TL, üniversiteler 1.500 TL-3.000 TL arasında ücret isterken; bir baro aynı eğitimi, üstelik alanında uzman akademisyenler ile 200 TL’ye vermekteydi.
[XVI] Ortada bir suç olsa dahi, kişinin cezalandırılabilmesi için işlediği eylemin kanunen yasaklanmış olduğunu, eylemin büyük olasılıkla bir sonucunun olacağına dahi bilgisinin olduğu ve kanuna aykırı hareket etmek ya da eylemin etkilerine neden olmak için kasten davranmış olduğunu tanımlar.
[XVII] Kelime anlamı olarak, suçluluk, ancak bir suçun sahibi onu suç niyetiyle işlediğinde ortaya çıkar, demektir.
[XVIII] İstisnalar, ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine 18-24 yıla; müebbet hapis cezası yerine 12-15 yıla hükmolunmasıdır.
[XIX] 5237 sayılı kanun Madde 4- (1) Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.
[XX] Bu durumda çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunmaktadır. Bu tedbirler 5395 sayılı kanunda belirtilmiştir.
[XXI] Konu hakkındaki tartışma için bkz. s. 3.
[XXII] Özetle; yasaların ilan edildiklerinde bağlayıcı olması anlamına gelmekle birlikte, daha detaylı gereklilikler de barındırır.
[XXIII] Rehber öğretmenler, mali olanaklara göre sadece sınıf düzenin sağlanması amacıyla bulunabilecekleri gibi, MEB’in bütçesi imkân verirse, rehber öğretmenlere Akademi’de kısa süreli bir eğitim, akabinde belli aralıklarla çevrimiçi olarak konular hakkında bilgilendirme ve yazılı/görsel materyal temini sağlanarak kendilerinin de eğitimin bir parçası olmaları sağlanabilecektir.
[XXIV] Orta okul ve liselerde verilecek eğitimler için gerekli bütçenin başta MEB olmak üzere diğer bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar ile oluşturulabileceği düşünülmektedir. Bu noktada diğer bir kaynak ise, ilgili başlıkta bahsedilen isteğe bağlı özel sertifika programlarından elde edilecek gelirler olabilir.
[1] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9qa, 01.07.2022.
[2] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9qb, 01.07.2022.
[3] İlgili ilke kararı için bkz. https://www.kisa.link/Q9qc, 01.07.2022.
[4] Dr. Campellone, Joseph & Turley, Raymond K., “Understanding the Teen Brain”, Health Encyclopedia, University of Rochester Medical Center, NY, ABD, t.y., Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, https://www.kisa.link/Q9iY, ayrıca bkz. Cox, Tony “Aamodt, Dr. Sandra, on Brain Maturity Extends Well Beyond Teen Years”, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, NPR News, b.a., y.y., 10 Ekim 2011, https://www.kisa.link/Q9j2, son erişim tarihleri 18.07.2022.
[5] Brodwin, Erin & Gould, Skye, “The age your brain matures at everything — it isn’t even fully developed until age 25”, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, Bussiness Insider, 8 Kasım 2017, https://www.kisa.link/Q9jb, 01.07.2022.
[6] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9jh, 01.07.2022.
[7] Cicero, Marcus Tullius, Yasalar Üzerine, Çev. C. Cengiz Çevik,5. bs., İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019, s. 39
[8] Beccaria, Cesare, Suçlar ve Cezalar Hakkında, Çev. Sami Selçuk, 8. bs., İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2019, s. 215
[9] Bu önemli eksikliğin ve kişilerden makaleye gelecek eleştiri, yorum ve önerilerin, ileride yapılacak analizler, anketler, araştırmalar ve diğer çalışmalar ile yeni bir makale ile tamamlanması; Akademi faaliyete geçmeden önce yapılması gereken ilk adımlardandır.
[10] Bu konu şu anda tartışmaya açık olduğu gibi, ileride kurulacak Akademi ve akabinde yapılacak değişiklikler sonrasında da -en kötü ihtimalle- tartışmaya açık olacaktır. De facto olarak, açacakları kurslara katılımcı bulmakta zorlanmaları dikkate alınacak olursa, açıldıklarından daha yüksek bir hız ile kapanacakları da tahmin edilebilir.
[11] Az sayıda hukuk fakültesinde avukatlık ile ilgili seçmeli ders bulunmakta olsa da çoğu hukuk fakültesinde bu dersin olmadığı dikkate alınmalıdır.
[12] Örneğin staj eğitiminin bir yetki olarak görülmesi ve bunun devrinin kendi kendine yetememe algısı yaratması, TBB ile ilgili baro arasında yaşanan sorunlar, siyasi görüş ayrılıkları vb. sebepler.
[13] Akademisyen olan eğitmenler için böyle bir şart gerekmeyecektir.
[14] Lüzumu halinde, bağlı bulundukları il barosunda bir odada da uzaktan eğitim almaları düşünülebilir.
[15] Söz konusu yargılama ile ilgili detaylı inceleme için bkz. Maither, Lyndon, The Canada Income Tax Act: Enforcement, Collection, Prosecution: A Case Compilation, sayfa 587-599, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, 6th Ed.; kaynak telif hakkı içermeyip https://www.kisa.link/Q96e adresinden ulaşılabilir.
[16] Rousseau, Jean-Jacques, Emile, or, On Education, İng. Çev. Barbara Foxley, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, 1762; kaynak telif hakkı içermeyip https://www.kisa.link/Q9iw adresinden ulaşılabilir.
[17] a.g.e.
[18] bkz. s. 6

Belçika Anayasası

0
Belçika Anayasası

Belçika Anayasası

 Başlık I.

Federal Belçika,

Bileşenleri ve Bölgesi Hakkında

Madde 1.

Belçika; Topluluklardan ve Bölgelerden oluşan bir Federal Devlettir.

Madde 2.

Belçika üç Topluluktan oluşur: Flaman Topluluğu, Fransız Topluluğu ve Almanca Konuşanlar Topluluğu.

Madde 3.

Belçika üç Bölgeden oluşur: Flaman Bölgesi, Valon Bölgesi ve Brüksel Bölgesi.

Madde 4.

Belçika dört dilsel bölgeden oluşur: Felemenkçe konuşulan bölge, Fransızca konuşulan bölge, çift dil konuşulan Brüksel-Başkent bölgesi ve Almanca konuşulan bölge.

Krallığın her yerel idaresi bu dil bölgelerinden birine bağlıdır.

Bu dört dilsel bölgenin sınırları ancak, Parlamentonun her bir kanadındaki dilsel bölge grubunun oy çoğunluğuyla kabul edecekleri bir kanunla değiştirilebilir, ya da düzeltilebilir. Şu şartla ki, her grupta üye tam sayısının çoğunluğu oylamaya katılmış olmalı ve iki dilsel bölge grubunun kullandığı oylarda karar lehine kullanılan oyların sayısı, kullanılan oyların en az üçte ikisine eşit olmalıdır.

Madde 5.

Flemenk Bölgesi şu vilayetlerden oluşur: Antwerp, Flemish Brabant,  Batı Flanders, Doğu Flanders ve Limburg. Valon Bölgesi şu vilayetlerden oluşur: Walloon Brabant, Hainaut, Liege, Luxembourg ve Namur.

Gerekli görülmüşse, bir bölgeyi daha fazla sayıda vilayete bölmek için kanun çıkartılması gerekmektedir.

Belirli bölgeler, sınırlarını belirleyen bir kanun marifetiyle, daha fazla sayıda vilayete bölünmekten hariç tutulabilir, doğrudan federal idarenin yetkisine bırakılabilir ve belirli bir kanuna tabi kılınabilirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında tarif edildiği gibi, çoğunluk oyuyla kabul edilmelidir.

Madde 6.

Vilayetler ancak bir kanuna dayanılarak alt bölümlere ayrılabilirler.

Madde 7.

Devletin, vilayetlerin ve belediyelerin sınırları ancak bir kanunla değiştirilebilir, ya da düzeltilebilir.

Başlık I. Mükerrer

Federal Belçika,

Topluluklar ve Bölgelerin Genel Siyasi Amaçları

Madde 7 Mükerrer.

Federal Devlet, Topluluklar ve Bölgeler yetkilerini kullanırlarken, nesiller arası dayanışmayı göz önünde bulundurarak, sosyal, ekonomik ve çevre alanlarındaki sürdürülebilir kalkınma hedeflerini gözetirler.

Başlık II.

Belçikalılar ve Hakları Hakkında

Madde 8.

Belçika vatandaşlığı statüsü medeni kanunla belirlenmiş kurallara göre edinilir, muhafaza edilir ve kaybedilir.

Anayasa ve siyasal haklara ilişkin diğer kanunlarda, bu statüden başka, bu hakları kullanmak için gereken şartlar düzenlenir.

İkinci fıkra hükmüne istisna olarak, Belçika vatandaşı olmayan Avrupa Birliği vatandaşlarına, Belçika’nın uluslararası ve uluslar üstü yükümlülükleri uyarınca, oy kullanma hakkı kanunla tanınabilir.

Bir önceki fıkrada anılan oy kullanma hakkının kapsamı, bir Avrupa Birliği’ne Üye Devletin vatandaşı olmayan, Belçika’da ikamet eden kişileri de söz konusu kanunda belirtilen şartlarla ve hükümlere göre kapsayacak şekilde genişletilebilir.

Geçici hüküm.

Dördüncü fıkrada anılan kanun 1 Ocak 2001 tarihinden önce çıkartılamaz.

Madde 9.

Vatandaşlık hakkı federal yasama yetkisiyle verilir.

Madde 10.

Devlette sınıf farkı bulunmamaktadır.

Belçikalılar kanun önünde eşittir. Kanunun özel durumlar için öngördüğü istisnalar hariç, tek başlarına medeni ve askerlik hizmetini ifa için elverişlidirler.

Kadın erkek eşitliği teminat altına alınmıştır.

Madde 11.

Belçikalılara tanınmış hak ve özgürlüklerin kullanımı ayrım gözetilmeksizin sağlanmalıdır. Bu amaçla, kanunlar ve federal kanunlarda[*], diğer hususların yanı sıra, ideolojik ve felsefi azınlıkların hakları ve özgürlükleri teminat altına alınmıştır.

Madde 11 mükerrer.

Madde 134’de atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzükler (kurallar) kadın ve erkeklerin haklarını ve özgürlüklerini eşit şekilde kullanmalarını teminat altına almakta ve özellikle seçimle getirilen görevler ve kamu görevlerine eşit şekilde erişebilmelerini desteklemektedir.

Bakanlar Kurulu ve Topluluk ve Bölge Hükümetlerinde hem kadınlar hem de erkekler görev alır.

Madde 134’de atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzüklerde, kadınların ve erkeklerin vilayet meclislerinde, ilçe meclisi ve ihtiyar heyetlerinde, sosyal refah merkez meclis ve kalıcı komitelerinde kalıcı süreyle vekil olarak atanabilecekleri ve diğer vilayetler, belediyeler arası ya da belediyelere bağlı organların idari birimlerinde görev alabilecekleri hükme bağlanmıştır.

Madde 134’de atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzüklerde, vilayet meclisi, ihtiyar heyeti, sosyal refah merkezi meclis ve kalıcı komiteleri ile diğer vilayetler, belediyeler arası ya da belediyelere bağlı organların idari birimlerine üyeliğin doğrudan seçim yoluyla kazanılmasını düzenleyen hükümler bulunuyorsa, bir önceki fıkra hükmü uygulanmaz.

Madde 12.

Bireyin hürriyeti teminat altına alınmıştır.

Kanunda belirtilen haller haricinde ve kanunda belirtilen şeklin dışında hiç kimse hakkında adli takibat yapılamaz.

Suçüstü halleri hariç, hiç kimse hâkimin gerekçeli kararı olmaksızın tutuklanamaz. Gerekçeli karar tutuklama anında, ya da en geç yirmi dört saat içerisinde verilmelidir.

Madde 13.

Hiç kimse, arzusu hilafına, kanunla kendisine atanmış hâkimden ayrılamaz.

Madde 14.

Kanunun öngördüğü haricinde hiç kimse cezaya çarptırılamaz veya aleyhine ceza uygulanamaz.

Madde 14. mükerrer.

Ölüm cezası ilga edilmiştir.

Madde 15.

Kişinin konutu dokunulmazdır. Kanunun öngördüğü haller dışında ve kanunda öngörülen şekilden başka şekilde konutlar aranamaz.

Madde 16.

Kamusal amaçlı kamulaştırmalar hariç olmak üzere, kanunun öngördüğü haller dışında ve kanunda öngörülen şekilden başka bir şekilde ve önceden adil bir bedel ödenmeksizin hiç kimse mülkünden alıkonulamaz.

 

Madde 17.

Cezai müeyyide olarak mal varlığı müsadere edilemez.

Madde 18.

Medeni ölüm ilga edilmiştir; yeniden uygulanmaya konulamaz.

Madde 19.

İbadet hürriyeti, ibadeti kamusal alanda sergileme hürriyeti ve kişinin her konuda görüşlerini açıklayabilme hürriyeti teminat altındadır, ancak bu hürriyetlerin kullanımı sırasında gerçekleştirilen suçlar cezalandırılabilir.

Madde 20.

Hiç kimse bir dinin amellerine veya törenlerine katılmaya, ya da dini tatil günlerine riayet etmeye hiçbir şekilde zorlanamaz.

Madde 21.

Devletin hangi din olursa olsun, hiçbir dinin din görevlilerinin atanmasına veya göreve getirilmesine müdahale etme, ya da bu din görevlilerinin üstleriyle haberleşmelerini ya da üstlerinin kararlarını yayınlamalarını yasaklama hakkı bulunmamaktadır. Ancak, sayılan son hallerde, basın ve yayıma ilişkin mutat sorumluluklar geçerlidir.

Gerektiğinde kanunla düzenlenecek istisnalar hariç olmak üzere, medeni nikâh her daim dini evlilik töreninden önceliklidir.

Madde 22.

Kanunda belirtilen haller ve şartlar hariç, herkes özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini talep etme hakkına sahiptir.

Bu hak, madde 134’de atıf yapılan kanun, federal kanun veya tüzüklerle teminat altına alınmıştır.

Madde 22. mükerrer.

Her çocuk ahlaki, fiziksel, ruhsal ve cinsel bütünlüğüne saygı gösterilmesini talep etme hakkına sahiptir.

Bu hak, madde 134’de atıf yapılan kanun, federal kanun veya tüzüklerle teminat altına alınmıştır.

Madde 23.

Herkes insan onuruna yakışır bir hayat sürme hakkına sahiptir.

Bu amaçla, bunlara karşılık gelen yükümlülükler dikkate alınarak, madde 134’de atıf yapılan kanun, federal kanun veya tüzüklerle ekonomik, sosyal ve kültürel haklar teminat altına alınmış ve bunları kullanım şartları belirlenmiştir.

Bu haklar, diğerlerinin yanı sıra şunları içerir;

  1. Çalışma hakkı ve diğer gayelerin yanı sıra mümkün olan en istikrarlı ve yüksek seviyede çalışabilme gayesiyle, genel istihdam politikası bağlamında serbestçe meslek seçme hakkı; adil koşullar altında çalışma ve ücret hakkının yanı sıra bilgilendirme, danışma ve toplu görüşme hakkı;
  2. Sosyal güvenlik, sağlık hizmetleri ve sosyal, sağlık ve hukuki yardım hakkı;
  3. Uygun barınma hakkı;
  4. Sağlıklı bir çevrenin korunması hakkı;
  5. Kültürel ve sosyal gereksinimleri karşılama hakkı;

Madde 24.

  • .1. Eğitim parasızdır; her türlü engelleyici tedbir yasaktır; suçların cezalandırılması ancak kanunlarla ya da federal kanunlarla düzenlenebilir.

Topluluk ebeveynlere serbest seçim hakkı sunar.

Topluluk, belirli bir dini empoze etmeyen (non-denominational) eğitim hizmetlerini örgütler. Bu, ebeveynlerin ve öğrencilerin felsefi, ideolojik veya dini görüşlerine saygıyı gerektirir.

Devlet okullarında, zorunlu eğitimin sonuna kadar, kabul görmüş dinlerden birinin ya da mezhep farklılıklarına dayalı olmayan ahlaki öğretilerin öğretilmesi tercihe bırakılmıştır.

  • .2. Bir topluluğun, bu hizmetleri örgütleyen bir mercii olarak, yetkilerini bir veya daha fazla sayıda özerk kuruma devretmeyi istemesi halinde topluluk bu yetkilerini ancak, kullanılan oyların üçte iki çoğunluyla kabul edilmiş bir federal kanunla devredebilir.
  • .3. Herkes temel hak ve özgürlüklerle ilgili olarak eğitim hakkına sahiptir. Zorunlu eğitimin sonuna kadar eğitim parasızdır.

Okuma çağındaki her çocuğun masrafları topluluk tarafından karşılanmış olarak, ahlaki ve dini eğitim alma hakkı bulunmaktadır.

  • .4. Tüm çocuklar veya öğrenciler, ebeveynler, eğitim personeli veya kurumlar kanunlar ya da federal kanunlar önünde eşittir. Kanunlar ve federal kanunlar özellikle eğitim hizmetlerini örgütleyen kurumların niteliklerini dikkate alarak, uygun muameleyi teminat altına alan nesnel farklılıkları göz önünde bulundurmaktadır.
  • .5. Eğitim hizmetlerinin topluluk tarafından teşkilatlandırılması, tanınması ve desteklenmesine ilişkin esaslar kanunlar veya federal kanunlarla düzenlenir.

Madde 25.

Basın özgürdür; sansür asla uygulanamaz. Yazarlardan, yayıncılardan veya matbaalardan teminat talep edilemez.

Bir eserin yazarı belli ise ve yazar Belçikalıysa ne yayıncı, ne de matbaa ya da dağıtımcı hakkında adli takibat başlatılamaz.

Madde 26.

Belçika vatandaşları kanunlarda belirtilen esaslara göre, önceden izin almaksızın saldırısız ve silahsız toplantı yapma hakkına sahiptirler.

Bu hüküm, her yönden emniyet güçlerinin kurallarına tabi olan açık hava toplantıları için uygulanmaz.

Madde 27.

Belçika vatandaşlarının şirket veya ortaklıklar kurma hakkı vardır. Bu hak hiçbir kısıtlayıcı tedbire tabi olamaz.

Madde 28.

Herkes bir veya daha fazla sayıda kişi tarafından imzalanan dilekçeleri resmi makamlara sunma hakkına sahiptir.

Anayasa ve kanunlarla tayin ve ihdas olunmuş organlar kurumsal unvanları altında dilekçe verme hakkına sahiptirler.

Madde 29.

Mektupların gizliliği ihlal edilemez.

Posta hizmetlerinin teminatı altında olan mektupların gizliliğinin hangi makamlarca ihlal edilebileceği kanunda belirtilir.

Madde 30.

Belçika’da konuşulan dillerin kullanımı isteğe bağlıdır. Bu konuya ilişkin kurallar ancak kanunla ve sadece kamu makamlarına ve yargıya ait işlemlerle ilgili olarak belirlenir.

Madde 31.

Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin bakanları ve üyeleriyle ilgili olarak belirlenmiş kurallar hariç, bir devlet görevlisinin yönetiminden doğan suçlarla ilgili olarak bu devlet görevlisi aleyhine adli takibat başlatmak için önceden izin alınması gerekmez.

Madde 32.

Madde 134’e atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzüklerde belirtilen haller ve şartlar hariç, herkes idari bir belgeye müracaat etme ve bir nüshasını edinme hakkına sahiptir.

Başlık III.

Yetkiler Hakkında

Madde 33.

Tüm yetkiler halktan alınır.

Bu yetkiler Anayasada belirtilen şekilde icra edilir.

Madde 34.

Belirli yetkilerin kullanılması bir antlaşma ya da bir kanunla devletler hukuku kurumlarına bırakılabilir.

Madde 35.

Federal idare, sadece Anayasanın ve Anayasaya istinaden çıkartılan kanunların hususi olarak kendisine belirlediği konularda yetki sahibidir.

Topluluklar ve Bölgelerin her biri kendi ilgi alanlarında kanunda belirtilen şartlar ve hükümlere tabi olarak, diğer konularda yetki sahibidirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyet oyuyla kabul edilmelidir.

Geçici hüküm.

Bu maddenin yürürlük tarihi ikinci fıkrada atıf yapılan kanunla belirlenir. Bu tarih, Anayasanın Üçüncü Başlığına eklenen, federal idarenin münhasır yetkilerini belirleyen yeni maddenin yürürlük tarihinden önce olamaz.

Madde 36.

Federal yasama yetkisi, Kral, Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından müştereken kullanılır.

Madde 37.

Anayasayla düzenlendiği haliyle federal yürütme yetkisi Krala aittir.

Madde 38.

Her Topluluk, Anayasayla ya da Anayasaya istinaden çıkartılmış kanunlarda tanınmış yetkilere sahiptir.

Madde 39.

Kanun, kapsamında kurulan ve seçilmiş temsilcilerden oluşan bölgesel organlara, 30’uncu madde ile 127 ilâ 129’uncu maddeler arasında kalan maddelerde atıfta bulunulan istisnalar hariç belirlediği konularda bir kanunda belirtilen kapsam ve şekle uygun olarak yürütme yetkisi tanır. Bu kanunun 4’üncü maddesinin son fıkrasında belirtilen ekseriyet oyuyla kabul edilmelidir.

Madde 40.

Yargı yetkisi mahkemeler tarafından kullanılır.

Mahkemelerin kararları Kral adına uygulanır.

Madde 41.

Münhasıran bir belediyenin veya vilayetin menfaatlerini ilgilendiren konular, Anayasada düzenlenen esaslara göre belediye veya vilayet meclisleri tarafından kararlaştırılır.

Belediyenin menfaatlerini ilgilendiren konuları düzenleme yetkisi verilmiş belediye organlarının yetkileri, çalışma kuralları ve seçim yöntemleri 134’üncü maddede atıf yapılan tüzükle belirlenir.

Bu belediye organları nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyelerde belediye meclisinin kararıyla kurulurlar. Üyeleri doğrudan seçimle göreve gelirler. 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyet oyuyla kabul edilen bir kanunun uygulanmasında diğer şartlar ve bu nitelikteki belediye organlarından hangilerinin kurulacağı hususu federal kanunla ya da 134’üncü maddede atıf yapılan tüzükte belirtilir.

Madde 134’de atıf yapılan federal kanun ve tüzük ancak, ilgili parlamentonun üye tam sayısının ekseriyetinin oylamada hazır bulunmuş olmaları şartıyla, kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilebilir.

Belediyenin ya da vilayetin menfaatini ilgilendiren konular ilgili belediye veya vilayette halk oylamasına sunulabilir. Halk oylamasının tabi olacağı usuller ve düzenlemeler madde 134’de atıf yapılan tüzükle düzenlenir.

Kısım I.

Federal Meclisler Hakkında

Madde 42.

Parlamentonun her iki meclis üyeleri sadece onları seçenleri değil, halkın tamamını temsil ederler.

Madde 43.

  • .1. Anayasanın belirlediği hallerle ilgili olarak, Parlamentonun her bir kanadının seçilmiş üyeleri, Felemenkçe konuşanlar ve Fransızca konuşanlar olmak üzere kanunda belirtilen yöntemle gruplara ayrılırlar.
  • .2. 67’nci maddenin birinci fıkrasının, 1, 3, ve 6 numaralı bentlerinde belirtilen senatörler, Senatonun Felemenkçe konuşan senatörler grubunu oluştururlar. 67’nci maddenin birinci fıkrasının, 2, 4 ve 7 numaralı bentlerinde belirtilen senatörler, Senatonun Fransızca konuşan senatörler grubunu oluştururlar.

Madde 44.

Parlamentonun her iki meclisi de, daha önce Kral tarafından toplantıya çağrılmadıkça, her yıl Ekim ayının ilk Salı günü toplanırlar.

Parlamentonun her iki meclisi de bir yıl içerisinde en az kırk gün toplanmalıdır.

Parlamentonun oturumuna son verilmediği Kral tarafından ilân edilir.

Kral Parlamentonun her iki meclisini de olağanüstü gündemle toplantıya çağırma hakkına sahiptir.

Madde 45.

Kral, Parlamento kanatlarının toplantılarına ara verebilir. Ancak, bu ara bir aydan uzun olamayacağı gibi, Parlamento kanatlarının onayı olmaksızın aynı oturuma birden fazla kez ara verilemez.

Madde 46.

Kral, Temsilciler Meclisini ancak;

  1. Federal Hükümetin güven isteğini üyelerinin salt çoğunluğuyla reddeder ve güven isteğinin reddedildiği tarihten itibaren üç gün içerisinde, Kral’a yeni bir Başbakan önermezse, ya da
  2. Federal Hükümete ilişkin güvensizlik önergelerini üyelerinin salt çoğunluğuyla kabul eder ve aynı anda Krala üyelerinin salt çoğunluğu ile yeni bir Başbakan önermemiş ise feshedebilir.

Güven isteği ve güvensizlik önergeleri ancak Parlamentoya sunulduktan kırksekiz saat sonra oylanabilir.

Kral ayrıca, Federal Hükümetin görevden istifa etmesi halinde, Temsilciler Meclisinin üye tam sayısının salt çoğunluğu ile alacağı kararın kendisine sunulmasından sonra Temsilciler Meclisini feshedebilir.

Temsilciler Meclisinin feshi Senatonun feshini de icap ettirir.

Fesih işlemi, kırk gün içinde yeni seçimlerin düzenlenmesini ve iki ay içinde yeni meclislerin toplantıya çağrılması işlemini de içerir.

Madde 47.

Parlamentonun her iki meclisinin oturumları halka açıktır.

Ne var ki, Parlamentonun her bir kanadı başkanının ya da on üyenin talebiyle gizli oturum düzenleyebilir.

Meclis daha sonra aynı konuya ilişkin oturuma halka açık şekilde devam edilip edilmeyeceğini salt çoğunlukla kararlaştırabilir.

Madde 48.

Her bir meclis üyelerinin ya da yargıçların bu konuda ileri sürülebilecekleri her türlü itirazlarında yetki incelemesi yapmaya yetkilidir.

Madde 49.

Bir kimse aynı anda her iki meclise de üye olamaz.

Madde 50.

Kral tarafından bakanlık görevine atanmış ve bu atamayı kabul etmiş olan bir meclis üyesi Parlamenterlik sıfatını yitirir ve Kral tarafından bakanlık görevinden alındıktan sonra Parlamenterlik sıfatını yeniden kazanır. Bu üyeyle ilgili olarak ilgili mecliste yapılacak atamalara ilişkin esaslar kanunla belirlenir.

Madde 51.

Federal Hükümet tarafından bakanlık görevi dışında ücretli bir göreve atanmış ve bu atamayı kabul etmiş olan bir meclis üyesi Parlamenterlik sıfatını yitirir ve ancak yeniden seçildikten sonra Parlamenterlik sıfatını kazanır.

Madde 52.

Her meclis her oturumunda bir divan başkanı, başkan vekili atar ve divanını teşkil eder.

Madde 53.

Seçimler ve adaylıklara ilişkin meclislerin içtüzüklerinde belirlenen hükümler hariç, tüm kararlar kullanılan oyların salt çoğunluğuyla kabul edilir.

Oyların eşitliği halinde, önerge reddedilir.

Meclislerin hiç biri, üyelerinin salt çoğunluğu oylamada hazır bulunmadıkça karar alamaz.

Madde 54.

Özel çoğunluk gerektiren bütçe ve kanunlar hariç olmak üzere, bir dilsel grubun üyelerinin en az üçte ikisi tarafından imzalanmış ve raporun sunulmasından sonra ve halka açık oturumda yapılacak nihai oylama öncesi görüşme gündemine alınmış gerekçeli bir önergeyle, bir Hükümet Yasa Tasarısının ya da üyeler tarafından sunulmuş bir kanun teklifinin Topluluklar arası ilişkileri önemli ölçüde zedeleyeceği yönünde itirazda bulunulabilir.

Bu durumda, parlamenter işlem askıya alınır ve önerge bakanlar Kuruluna havale edilir. Bakanlar Kurulu otuz gün içinde önergeye ilişkin görüşünü bildirir ve ilgili meclisi bu görüşünü açıklamaya, ya da gerekirse, söz konusu Hükümet Yasa Tasarısının veya üyeler tarafından sunulmuş bir kanun teklifinin değiştirildiğini duyurmaya davet eder.

Bu usul, bir dilsel grubun üyeleri tarafından aynı Hükümet Yasa Tasarısı veya üyeler tarafından sunulmuş bir kanun teklifi için sadece bir kez işletilebilir.

Madde 55.

Oylar; oturarak, ayakta veya ad okunarak kullanılır. Kanunlara ilişkin oylamalarda ise her zaman ad okunarak oy kullanılır. Adayların seçimi ve atamaları gizli oyla gerçekleştirilir.

Madde 56.

Meclislerin her biri gensoru hakkına sahiptir.

Madde 57.

Meclislere hitaben şahsen dilekçe sunmak yasaktır.

Her bir meclis kendisine hitaben sunulan dilekçeleri bakanlara gönderme hakkına sahiptir. Bakanlar, meclislerin talebi halinde, bu dilekçelerin içeriğini izah etmekle yükümlüdür.

Madde 58.

Hiçbir meclis üyesi, görevini yerine getirirken açıkladığı görüşlerinden ve kullandığı oylarından ötürü kovuşturulamaz ya da soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 59.

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali hariç, hiçbir meclis üyesi, bir oturum sırasında ve suçlarla ilgili konularda, üyesi olduğu meclisin izni olmaksızın, doğrudan doğruya mahkemeye havale edilemez ya da mahkeme önüne çıkartılamaz, ya da tutuklanamaz.

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali hariç, hiçbir meclis üyesi aleyhine, bir oturum sırasında ve suçlarla ilgili konularda, ilgili hâkimin talebiyle Yargıtay Mahkemesinin Birinci Başkanının emri olmadıkça, hâkimin müdahalesini gerektiren cebri tedbirler uygulanamaz.

Bir önceki cümleye istinaden gerçekleştirilecek tüm arama veya müsadere işlemleri ancak ilgili Meclis Başkanının veya atadığı bir üyenin nezaretinde gerçekleştirilebilir.

Meclisin oturumda olduğu bir sırada sadece savcılık makamının yetkilileri ve yetkili memurlar bir meclis üyesi aleyhine ceza kovuşturması açabilirler.

İlgili meclis üyesi adli takibatın herhangi bir aşamasında, meclis oturumu sırasında ve suçlarla ilgili konularda, kovuşturmanın durdurulmasını üyesi olduğu meclisten talep edebilir. Bu kararın alınabilmesi için, ilgili meclis kullanılan oyların üçte ikisinin ekseriyetiyle talebi kabul etmelidir.

Üyesi olduğu meclis talep etmiş ise, bir meclis üyesinin tutukluluğu veya hakkında mahkemece yürütülen kovuşturma askıya alınır.

Madde 60.

Her meclis çalışmalarını ve yürütme yöntemini, kendi yaptığı içtüzük ile belirler.

Bölüm I.

Temsilciler Meclisi Hakkında

Madde 61.

Temsilciler Meclisi üyeleri onsekiz yaşını tamamlamış ve kanunda belirtilen seçimlere katılmayı engelleyici hallerden herhangi birine girmeyen vatandaşların doğrudan oyuyla seçilirler.

Her seçmen sadece tek bir oy hakkına sahiptir.

Madde 62.

Seçmen kitlesinin tertibi kanunla belirlenir.

Seçimler kanunun belirlediği nispi temsiliyet sistemine göre gerçekleştirilir.

Oy kullanmak mecburidir ve oylar gizli şekilde kullanılır. Oylar, kanunun belirlediği haller haricinde, mahalli olarak kullanılır.

Madde 63.

  • .1. Temsilciler Meclisi yüzelli üyeden oluşur.
  • .2. Her bir seçim çevresindeki koltuk sayısı, seçim çevresinde yaşayan kişilerin, Krallık nüfusunun yüzelli sayısına bölümü sonucu elde edilen federal katsayıya bölümü sonucu bulunan sayıya eşittir.

Geriye kalan koltuk sayısı, henüz temsil edilmeyen nüfusu en yüksek seçim bölgeleri arasında pay edilir.

  • .3. Kral, Temsilciler Meclisi üyelerinin seçim çevreleri arasındaki dağılımına nispi temsiliyet esasına göre karar verir.

Her bir seçim çevresinde ikamet eden vatandaşların sayısı on yılda bir gerçekleştirilen nüfus sayımıyla, ya da kanunda belirtilen başka yollarla belirlenir. Sonuçlar Kral tarafından altı ay içerisinde ilân edilir.

Kral bu ilânın ardından üç ay içinde her bir seçim çevresine atanacak koltuk sayısını belirler.

Yeni koltuk dağılımı bir sonraki genel seçimlerden itibaren uygulanmaya başlanır.

  • .4. Seçim çevreleri kanunla belirlenir. Seçme şartları ve seçimlerin esasları da bu kanunla belirlenir.

Madde 64.

Bir kişinin seçimlere katılabilmesi için;

  1. Belçikalı olmalıdır;
  2. Medeni ve siyasal haklarından yasaklı olmamalıdır;
  3. Yirmibir yaşından gün almış olmalıdır;
  4. Belçika’da ikamet ediyor olmalıdır.

Seçimlere katılabilmek için başka bir şart aranmaz.

Madde 65.

Temsilciler Meclisi üyeleri dört yıllığına seçilirler.

Meclis seçimleri her dört yılda bir tekrarlanır.

Madde 66.

Temsilciler Meclisinin her bir üyesine yılda yirmi bin frank ödenek ödenir.

Temsilciler Meclisi üyeleri kamu makamlarınca işletilen, ya da imtiyaz hakkı tanınmış ulaşım araçlarıyla ulusal sınırlar içerisinde ücretsiz seyahat etme hakkına sahiptirler.

Temsilciler Meclisi Başkanına bu meclisin giderlerinde kullanılmak üzere yıllık ödenek tahsis edilebilir.

Temsilciler Meclisi oluşturmayı gerekli gördüğü emeklilik ikramiyesi ve emeklilik aylığı fonlarına katkı oluşturmak için, bu ödenekten yapılabilecek kesinti miktarını belirler.

Bölüm II.

Senato Hakkında

Madde 67.

  • .1. 72’nci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Senato yetmişbir senatörden oluşur. Bunların;
  1. Yirmibeş’i, 61’inci madde hükümlerine göre Felemenk seçim çevresi tarafından;
  2. Onbeş’i, 61’inci madde hükümlerine göre Fransız seçim çevresi tarafından seçilirler;
  3. On’u, Felemenk Parlamentosu adıyla anılan Felemenk Topluluğu Parlamentosunun üyeleri arasından atanır;
  4. On’u, Fransız Topluluğu Parlamentosu üyeleri arasından atanır;
  5. Bir’i, Alman Topluluğu Parlamentosu üyeleri arasından atanır;
  6. Altı’sı, 1 ve 3 numaralı bentlerde anılan senatörler tarafından atanır;
  7. Dört’ü, 2 ve 4 numaralı bentlerde anılan senatörler tarafından atanır.

Birinci fıkra ile üç ilâ beşinci fıkralar arasında kalan fıkralarda anılan senatörlerden Parlamentolarında senatörlük sıfatını yitirmiş olanlar, Parlamentoların tamamında seçimler yenilenmiş ise ve yenilenen seçim Senato seçimleriyle aynı tarihe denk düşmemiş ise, yeni seçilen Parlamentoların ilk oturumunun açılışına kadar senatörlük görevlerini ifa etmeyi sürdürürler.

  • .2. Fıkranın §.1, 3 ve 6 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az bir tanesinin kanuni ikametgâhının seçildiği tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunması gerekmektedir.

Fıkranın §.1, 2, 4 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az altı tanesinin kanuni ikametgâhının seçildikleri tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunması gerekmektedir. §.1. fıkranın 2 numaralı bendinde anılan senatörlerden en az dördünün kanuni ikametgâhı seçildikleri tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunmuyorsa, §.1. fıkranın 4 numaralı bendinde anılan senatörlerden en az ikisinin kanuni ikametgâhı seçildikleri tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunmalıdır.

Madde 68.

  • .1. 67’nci maddenin §.1 fıkrasının 1, 2, 3, 4, 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin toplamı, kanunun belirlediği nispi temsiliyet sistemine uygun olarak, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçiminde elde edilen kullanılan oy listeleri esas alınarak, her bir dil grubu arasında taksim edilir.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 3 ve 4 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin atanması için, Felemenk Topluluğu Parlamentosunda ya da duruma göre Fransız Topluluğu Parlamentosunda bu listeye dayalı olarak yeterli sayıda senatörün seçilmiş olması şartıyla sadece, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az birinin seçildiği listeler esas alınır.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin atanması için, sadece, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az birinin seçildiği listeler esas alınır.

  • .2. 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçilmesi için oy kullanmak mecburidir ve oylar gizli şekilde kullanılır.
  • .3. 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçiminde, seçim çevreleri ve seçim çevrelerinin tertibi kanunla belirlenir. Seçmenlik için aranan şartların yanı sıra seçimlerin esasları da bu kanunla belirlenir.

Topluluk Parlamentolarının her birinin kendi yetki alanlarına giren konularda 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edecekleri bir oyla düzenlenecek detaylı kurallar hariç, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 3 ila 5 numaralı bentleri arasında kalan bentlerde anılan senatörlerin atanmasına ilişkin kurallar kanunla belirlenir.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 5 numaralı bendinde anılan senatör Almanca Konuşanlar Topluluğu tarafından salt çoğunlukla atanır.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin atanmasına ilişkin kurallar kanunla belirlenir.

Madde 69.

Bir senatör olarak seçilebilmek, ya da atanabilmek için bir kimse:

  1. Belçikalı olmalıdır;
  2. Medeni ve siyasal haklarından yasaklı olmamalıdır;
  3. Yirmibir yaşından gün almış olmalıdır;
  4. Belçika’da ikamet ediyor olmalıdır.

Madde 70.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörler dört yıl süreyle seçilirler. 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörler dört yıl süreyle atanırlar. Senato seçimleri her dört yılda bir yenilenir.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçimi Temsilciler Meclisinin seçimiyle aynı tarihte gerçekleştirilir.

Madde 71.

Senatörler maaş almazlar.

Ancak, masraflarını geri alma hakkına sahiptirler. İade edilecek masraf tutarı yıllık dört bin frankla sınırlıdır.

Senatörler kamu makamlarınca işletilen, ya da imtiyaz hakkı tanınmış ulaşım araçlarıyla ulusal sınırlar içerisinde ücretsiz seyahat etme hakkına sahiptirler.

Madde 72.

Kralın çocukları, yoksa, Hanedanın tahtın varisleri olan kanadından Belçika kökenli olanların çocukları kanunen onsekiz yaşından itibaren senatörlerdir.

Yirmibir yaşına kadar oylamalara katılamazlar. Karar yeter sayısı için aranan nisap sayılırken hesaba katılmazlar.

Madde 73.

Temsilciler Meclisinin oturumda bulunmadığı bir anda gerçekleştirilen tüm Senato toplantıları geçersiz ve hükümsüzdür.

Kısım II.

Federal Yasama Yetkisi Hakkında

Madde 74.

36’ncı madde hükümlerinden ayrı olarak, federal yasama yetkisi aşağıda belirtilen konularda Kral ve Temsilciler Meclisi tarafından müştereken icra edilir;

  1. Vatandaşlık hakkının tanınması;
  2. Kral’ın bakanlarının medeni ve cezai sorumluluklarıyla ilgili kanunlar;
  3. 174’üncü maddenin ilk fıkrasının ikinci cümlesi hükümleri saklı kalmak koşuluyla, devlet bütçeleri ve hesapları;
  4. Askerî kotaların belirlenmesi.

Madde 75.

Federal yasama erkinin her bir organı mevzuat teklifinde bulunabilir.

77’nci maddede belirtilen konular hariç, Kral’ın girişimiyle meclislere sunulan Yasa Tasarıları görüşülmek üzere öncelikle Temsilciler Meclisinin daha sonra Senatonun gündemine alınır.

Kral’ın girişimiyle meclislere sunulan antlaşmaların onanmasına ilişkin Yasa Tasarıları görüşülmek üzere öncelikle Senatonun daha sonra Temsilciler Meclisinin gündemine alınır.

Madde 76.

Bir Yasa Tasarısı ancak madde madde oylandıktan sonra bir meclis tarafından kabul edilebilir.

Meclisler maddeleri ve teklif edilen değişiklikleri değiştirme ve ayırma hakkına sahiptirler.

Madde 77.

Temsilciler Meclisi ve Senato aşağıda sayılan konularda eşit derecede yetkilidir;

  1. Belirleyecekleri anayasa hükümlerinin değiştirilmesi ve bu anayasa değişikliğiyle ilgili olarak değişiklikler yapmanın gerekli olduğunu beyan etmek;
  2. Anayasa gereği olarak her iki yasama meclisi tarafından kararlaştırılması gereken konular;
  3. Madde 5, 39, 43, 50, 68, 71, 77, 82, 115, 117, 118, 121, 123, 127 ila 131, 135 ila 137, 140 ila 143, 145, 146, 163, 165, 166, 167’nci maddenin §.1. fıkrasının 3 numaralı bendi, §.4. ve §.5. fıkrası, 169 ve 170’inci maddenin §.2. fıkrasının 2 numaralı bendi ile §.3. ve §.4. fıkrasının 2 numaralı bendi ve 175 ila 177’nci maddeler arasında kalan hükümlerde anılan kanunların yanı sıra yukarıda belirtilen bu kanunların ve hükümlerin yürütülmesi için çıkartılan kanunlar;
  4. 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle yasalaştırılacak kanunların yanı sıra bu kanunların yürütülmesi için çıkartılan kanunlar;
  5. 34’üncü maddede anılan kanunlar;
  6. Antlaşmaları onaylayan kanunlar;
  7. Uluslararası veya uluslar ötesi yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminat altına alan, 169’uncu madde uyarınca çıkartılan kanunlar;
  8. Danıştay ile ilgili kanunlar;
  9. Mahkemelerin teşkilatlandırılması;
  10. Devlet, Topluluklar ve Bölgeler arası işbirliği anlaşmalarını onaylayan kanunlar.

4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunda Temsilciler Meclisi ve Senato eşit derecede yetki olduğu diğer kanunlar da belirtilebilir

.

Madde 78.

74 ve 77’nci maddede belirtilenlerin haricindeki diğer alanları düzenleyen, Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmiş Yasa Tasarıları Senatoya gönderilir.

Senato, en az onbeş senatörün talebiyle Yasa Tasarılarını inceler. Bu talep Yasa Tasarısının alındığı tarihten itibaren onbeş gün içinde yapılır.

Senato azami altmış gün içinde;

– Yasa Tasarısı üzerinde herhangi bir değişiklik yapmamaya karar verebilir;

– Yasa Tasarısını değiştirttikten sonra kabul edebilir.

Senato belirlenen süre içinde Yasa Tasarısı hakkındaki kararını açıklamaz, ya da Yasa Tasarısını değiştirmeme kararını Temsilciler Meclisine bildirirse, Yasa Tasarısı Temsilciler Meclisi tarafından Kral’a sunulur.

Yasa Tasarısı tadil edilmişse, Senato bunu Temsilciler Meclisine gönderir. Senatonun gerçekleştirdiği değişiklikleri kabul etme, ya da kısmen veya tamamen reddetme hususunda nihai karar Temsilciler Meclisine aittir.

Madde 79.

Temsilciler Meclisi, 78’inci maddenin son fıkrasında anılan inceleme sırasında yeni değişikliği kabul ederse bu Yasa Tasarısı karar için Senatoya iade edilir. Senato azami onbeş gün içinde;

─ Yasa Tasarısını Temsilciler Meclisi tarafından tadil edilmiş haliyle kabul etmeyi kararlaştırabilir;

─ Yasa Tasarısını daha da değiştirdikten sonra kabul edebilir.

Senato belirlenen süre içinde Yasa Tasarısı hakkındaki kararını açıklamaz, ya da Yasa Tasarısını Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmiş haliyle kabul ettiğini Temsilciler Meclisine bildirirse, Yasa Tasarısı Temsilciler Meclisi tarafından Kral’a sunulur.

Yasa Tasarısı daha da değiştirilmişse, Senato bunu Temsilciler Meclisine gönderir. Senatonun gerçekleştirdiği değişiklikleri kabul etme, ya da üzerinde değişiklik yapma hususunda nihai karar Temsilciler Meclisine aittir.

Madde 80.

78’inci maddede belirtilen bir Yasa Tasarısı meclisin görüşme gündemine alınmışsa ve Federal Hükümet taslağının aciliyetle görüşülmesini talep etmişse, 82’nci maddede belirtilen Parlamento danışma komisyonu Senatoya karar vermesi için mühlet belirler.

Komisyon anlaşmaya varamazsa, Senatoya Yasa Tasarısını gündeme almak için tanınan mühlet yedi güne indirilir ve Yasa Tasarısının incelenmesi için 78’inci maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen mühlet otuz güne indirilir.

Madde 81.

Senato, kanun teklifi verme yetkisi gereğince, bir meclis üyesi tarafından 78’inci maddede belirtilen konularla ilgili olarak sunulan Kanun Tasarısını Temsilciler Meclisine sunar.

Meclis, Yasa Tasarısını reddederek, ya da kabul ederek, azami altmış gün içinde nihai kararını vermelidir.

Meclis Yasa Tasarısını değiştirirse, bunu Senatoya iade eder. Senato, 79’uncu maddede belirtilen kurallara göre bu Yasa Tasarısını görüşür.

79’uncu maddenin üçüncü fıkrası uygulanacak ise, meclis onbeş gün içerisinde nihai kararını verir.

Meclis ikinci ve dördüncü fıkralarda belirtilen mühletler içinde bir karara varamazsa, 82’nci maddede belirtilen Parlamento danışma komisyonu onbeş gün içinde toplanır ve meclise karar vermesi için mühlet belirler.

Komisyon anlaşmaya varamazsa, meclis altmış gün içinde karar alır.

Madde 82.

Temsilciler Meclisi ve Senatolarda eşit sayıda üyeden oluşan bir Parlamento danışma komisyonu, Parlamentonun iki meclisi arasında ortaya çıkan yetki konusundaki ihtilafları çözümler ve 78 ve 81’inci maddelerde belirtilen inceleme sürelerini herhangi bir anda karşılıklı mutabakatla uzatır.

Komisyonu oluşturan iki grup arasında oy çoğunluğu mevcut değilse, komisyon üye sayısının üçte iki ekseriyetiyle karar alır.

Komisyonun tertibi ve çalışma esaslarının yanı sıra 78 ila 81’inci maddeler arasında kalan maddelerde belirtilen mühleti hesaplama yöntemi kanunla belirlenir.

Madde 83.

Meclis üyeleri tarafından sunulan Yasa Tasarıları ile Hükümet Yasa Tasarılarının her birinde Yasa Tasarısının, madde 74, 77 ya da 78’de belirtilen konulardan hangisiyle ilgili olduğu belirtilir.

Madde 84.

Kanunları yorumlama yetkisi sadece kanunla tanınabilir.

Kısım III.

Kral ve Federal Hükümet Hakkında

Bölüm I.

Kral Hakkında

 

Madde 85.

Kral’ın anayasal yetkileri; doğrudan doğruya ve doğal olarak Majesteleri Saxe-Coburg’lu Leopold, George, Christian, Frederick’in sahih nesebinden olma ilk evladına intikal eder.

Birinci fıkrada belirtilen fürudan olan ve Kral’ın, ya da onun yokluğunda, Anayasada belirtilen hallerde Kral’ın yetkilerini kullananların rızası dışında evlenen kişi Taht’taki haklarını kaybeder.

Ne var ki, bu hak, sadece her iki meclisin de onayıyla Kral tarafından, ya da onun yokluğunda, Anayasada belirtilen hallerde Kral’ın yetkilerini kullananlar tarafından iade edilebilir.

Madde 86.

Majesteleri Saxe-Coburg’lu Leopold, George, Christian, Frederick’in soyundan gelen kimsenin bulunmaması halinde, Kral, meclislerin onayıyla, 87’nci maddede belirtilen usule uygun olarak halefini atar.

Yukarıda belirtilen usule uygun olarak bir atama yapılmazsa, taht boş addedilir.

Madde 87.

Kral; her iki meclisin de onayı olmaksızın aynı zamanda bir başka devletin daha başkanı olamaz.

Meclislerden hiç biri üye tam sayısının üçte ikisinin katılımı olmaksızın bu konuyu görüşemez ve bu konuyla ilgili karar ancak kullanılan oyların en az üçte ikisinin ekseriyetiyle alınabilir.

Madde 88.

Kral şahsi dokunulmazlığa sahiptir. Bakanlar hesap vermekle yükümlüdür.

Madde 89.

Her hükümdarlık dönemi için hükümdarlık tahsisatı kanunla belirlenir.

Madde 90.

Kral’ın vefatı üzerine, meclisler, Kral’ın vefatının üzerinden en geç on gün içinde çağrı yapılmaksızın toplanır. Meclisler daha önce feshedilmişse ve fesih işlemi meclislerin Kral’ın vefatını takiben on günden daha sonra toplanmalarını gerektiriyorsa, meclislerin sabık üyeleri yerlerini alacak yeni üyeler toplanıncaya kadar görevlerinin başına geçerler.

Kral’ın vefatından halefinin, ya da Naibinin ant içerek göreve geleceği tarihe kadar olan süre içinde, Kral’ın anayasal yetkileri Belçika halkı adına Bakanlar Kurulu tarafından ve onların sorumluluğunda icra edilir.

Madde 91.

Kral, onsekiz yaşını doldurduğunda rüştünü kazanır.

Kral ancak bileşik oturumla toplanmış meclisler önünde aşağıda belirtilen andı içtikten sonra tahta çıkabilir;

Belçika halkının Anayasasına ve kanunlarına uymaya, ülkenin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumaya ant içerim.”

Madde 92.

Kral vefat ettikten sonra yerine geçecek varisi henüz reşit değil ise, bir Naip veya Vasi atamak üzere her iki meclis birleşik meclis olarak toplanır.

Madde 93.

Kral görevine devam edemeyeceğine karar verirse, bakanlar, bu kifayetsizliği beyan ettirdikten sonra, derhal her iki meclisi de toplantıya çağırırlar. Naip ve Vasisi meclisler tarafından müştereken atanır.

Madde 94.

Sadece tek bir kişi Naip olarak atanabilir.

Naip ancak 91’inci maddede belirtilen andı içtikten sonra göreve başlayabilir.

Madde 95.

Taht boş ise, meclisler, tek bir meclis olarak toplanarak, bütünüyle yeni seçilen meclislerin ilk toplantısına kadar geçici olarak bir Naip atarlar. Bu toplantı iki ay içinde gerçekleşir. Tek bir meclis olarak toplanan yeni meclisler bu boşluğu doldurur.

Bölüm II.

Federal Hükümet Hakkında

Madde 96.

Kral, bakanlarını atar ve görevden azleder.

Temsilciler Meclisi üyelerinin salt çoğunluğuyla güvensizlik oyu verir ve Kral’a yeni Başbakanı teklif eder, ya da güvenoyu önergesini reddettikten sonra üç gün içinde Kral’a yeni Başbakanı teklif ederse, Federal Hükümet Kral’a istifasını sunar. Kral kendisine teklif edilen kişiyi yeni Başbakan olarak atar. Yeni Başbakan ve yeni Federal Hükümet ant içtikten sonra göreve başlar.

Madde 97.

Sadece Belçikalılar bakan olabilirler.

Madde 98.

Kraliyet ailesinin hiçbir üyesi bakan olamaz.

Madde 99.

Bakanlar Kurulu azami onbeş üyeden oluşur.

Muhtemel olarak Başbakan istisna olmak üzere, Bakanlar Kurulu, eşit sayıda Felemenkçe konuşan ve Fransızca konuşan üyelerden oluşur.

Madde 100.

Bakanlar her iki meclise de girebilirler ve her talep ettiklerinde görüşlerini meclise sunabilirler.

Temsilciler Meclisi bakanların toplantıya katılımlarını talep edebilir. Senato, 77’nci maddede anılan bir hükümet ya da meclis üyesinin vereceği Yasa Tasarısının, ya da 78’inci maddede anılan bir Hükümet Yasa Tasarısının görüşülmesi, ya da 56’ncı maddede belirtilen gensoru hakkının icrası için bakanların toplantıya katılmalarını talep edebilir.

Madde 101.

Bakanlar Temsilciler Meclisine karşı sorumludurlar.

Hiçbir bakan, görevini yerine getirirken açıkladığı görüşlerinden ötürü kovuşturulamazlar ya da soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 102.

Hiçbir şart altında, Kral’ın yazılı veya sözlü emriyle bir bakan hesap verme yükümlülüğünden ibra edilemez.

Madde 103.

Bakanlar, görevlerini yürütürken kendilerine isnat olunan suçlar için münhasıran istinaf mahkemesi tarafından yargılanırlar. Bakanların görevleri dışında kendilerine isnat olunan ve bunlar sebebiyle görevlerini yürüttükleri sırada yargılandıkları suçlar için de aynı kural geçerlidir. 59’uncu madde ya da duruma göre 120’nci madde hükümleri uygulanmaz.

Kovuşturma ve yargılanma aşamalarının her ikisi için de, bakanlar aleyhine yürütülecek adli takibatın şekli kanunla belirlenir.

Yargı yetkisine haiz umumi heyet niteliğindeki istinaf mahkemesi ve bunun bileşimi kanunla belirlenir. İstinaf mahkemesinin kararları Yüksek Mahkeme genel kurulu nezdinde temyiz edilebilir. Yüksek mahkemenin genel kurulu davayı esastan incelemez.

Sadece yetkili istinaf mahkemesi savcısı bir bakan aleyhine ceza davası başlatabilir ve yürütebilir.

İlgili bakanı belirli bir mahkemeye havale edebilmek, ya da tahliye edebilmek, doğrudan istinaf mahkemesine celp edebilmek ve suçüstü halleri hariç, tutuklayabilmek için Temsilciler Meclisinin izni gerekmektedir.

103 ve 125’inci maddelerin her ikisinin de uygulanacağı hallerde izlenecek usul kanunla belirlenir.

Yukarıdaki birinci fıkra hükmü uyarınca mahkûm edilen bir bakanın cezası ancak Temsilciler Meclisinin talebiyle kısmen veya tamamen iptal edilebilir/indirilir (gras).

Mağdur tarafların hangi hallerde ve hangi kurallara göre hukuk davası açabilecekleri kanunla belirlenir.

Geçici hüküm.

Ön adli soruşturma konusu olan fiiller, ya da bu maddenin uygulanması için çıkartılan kanunun yürürlük tarihinden önce başlatılan adli takibatlar için mevcut madde hükmü uygulanmaz.

Böyle bir durumda şu hüküm uygulanır: Temsilciler Meclisi bakanları itham edebilir ve Yüksek Mahkemeye sevk edebilir. Bakanlar, ceza kanunlarında belirtilen davalar ve bu kanunların öngördüğü cezalarla ilgili olarak sadece bu mahkemenin genel kurulu tarafından yargılanabilirler. Anayasanın 103’üncü maddesinin geçici ve kısmen uygulanması hakkında 17 Aralık 1996 tarihli Kanunun bu davalarda uygulanmasına devam edilir.

Madde 104.

Federal Devlet Sekreterleri Kral tarafından atanır ve görevden alınırlar.

Bunlar Federal Hükümetin üyeleridir. Bakanlar Kurulunda yer almazlar. Bunlar bakanların vekilleridirler.

Görevleri ve karşı imza hakkını kullanabilecekleri süreler Kral tarafından belirlenir.

90’ıncı maddenin ikinci fıkrası ile 93 ve 99’uncu maddeler istisna olarak, bakanlarla ilgili Anayasa hükümleri aynı şekilde Federal Devlet Sekreterleri için de geçerlidir.

Bölüm III.

Sorumluluklar Hakkında

Madde 105.

Kral; Anayasa ve Anayasaya istinaden çıkartılmış özel kanunlar ile resmi olarak kendisine verilen yetkiler haricinde başka bir yetkiye sahip değildir.

Madde 106.

Kral’ın hiçbir işlemi bir bakanın karşı imzası olmaksızın yürürlüğe girmez. Bakan, karşı imzasıyla bu işlemin sorumluluğunu üstlenir.

Madde 107.

Kral, ordudaki rütbeleri bahşeder.

Kral, kanunla belirlenen istisnalar hariç olmak üzere, Devletin genel ve dışişlerinin idaresini yürüten kadrolarında görev yapacak devlet memurlarını atar.

Kral ancak özel yasal hükümler gereğince diğer kadrolara atamalar yapar.

Madde 108.

Kral, kanunların yürürlüğünü durdurma veya yürürlük bakımından muafiyetler tanıma yetkisi olmaksızın, kanunların yürürlüğü için gerekli olan kararnameleri ve yönetmelikleri çıkartır.

Madde 109.

Kanunlar Kral tarafından onaylanır ve ilan edilir.

Madde 110.

Bakanlar ile Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin üyeleri hakkında daha önce verilmiş olan hükümler hariç olmak üzere, hâkimler tarafından verilen cezaları ortadan kaldırma veya indirme yetkisi Kral’a aittir.

Madde 111.

Kral, İstinaf Mahkemesi tarafından mahkûm edilen bakanları ve Topluluk ya da Bölgesel Hükümet üyelerini ancak Temsilciler Meclisinin ve ilgili konseyin istemi üzerine affedebilir.

Madde 112.

Kral, kanunları yürütürken para basabilir.

Madde 113.

Kral, herhangi bir ayrıcalık tanımaksızın asalet unvanları bahşedebilir.

Madde 114.

Kral, kanunda belirtilen kuralları dikkate alarak askeri emirler verebilir.

Kısım IV.

Topluluklar ve Bölgeler Hakkında

Bölüm I.

Topluluk

I. Alt Bölüm

Topluluk ve Bölge Parlamentoları Hakkında

Madde 115.

  • .1. Felemenk Parlamentosu adıyla anılan bir Parlamento ve Fransız Topluğu Parlamentosu bulunmaktadır. Bu Parlamentoların tertibi ve çalışma esasları 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

Almanca Konuşanlar Topluluğu Parlamentosu bulunmaktadır. Bu parlamentonun tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir.

  • .2. 137’nci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 39’uncu maddede anılan bölgesel organlara her Bölgenin Parlamentosu da dâhildir.

Madde 116.

  • .1. Topluluk ve Bölge Parlamentoları seçilmiş temsilcilerden oluşur.
  • .2. Her bir Topluluk Parlamentosu doğrudan doğruya ilgili Topluluk Parlamentosuna ya da Bölge Parlamentosuna seçilmiş üyelerden oluşur.

137’nci madde hükümlerinin uygulanacağı haller haricinde, her bir Bölge Parlamentosu, ilgili Bölge Parlamentosu ya da Topluluk Parlamentosuna seçilmiş üyelerden oluşur.

Madde 117.

Topluluk ve Bölge Parlamentoları üyeleri beş yıl süreyle seçilirler. Topluluk ve Bölge Parlamentoları her beş yılda bir tümüyle yeniden seçilirler.

4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş kanunda aksine bir hüküm yer almadıkça, Topluluk ve Bölge Parlamentosu seçimleri Avrupa Parlamentosu seçimleriyle aynı tarihte yapılır.

Madde 118.

  • .1. 116’ncı maddenin ikinci fıkrasında anılan seçimler ve Topluluk ve Bölge Parlamentolarının tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir. Almanca Konuşanlar Topluluğu Parlamentosu hariç olmak üzere, bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilir.
  • .2. Felemenk Topluluğu Parlamentosu, Fransız Topluluğu Parlamentosu ve Valon Bölgesi Parlamentosunun seçimleri, tertibi ve çalışma esaslarına ilişkin hangi hususların kanunla düzenleneceği 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunda belirtilir. Her bir Parlamentonun kendi düzenleme yetkisinde olan hususlar duruma göre 134’üncü maddede anılan bir federal kanunla ya da bir tüzükle düzenlenir.

Federal kanun ve tüzükler, ilgili Parlamento üyelerinin ekseriyetinin katıldığı bir oylamada kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilir.

Madde 118. mükerrer.

2 ve 3’üncü maddelerde anılan Topluluk ve Bölge Parlamento üyeleri kamu makamlarınca işletilen, ya da imtiyaz hakkı tanınmış ulaşım araçlarıyla ulusal sınırlar içerisinde ücretsiz seyahat etme hakkına sahiptirler.

Madde 119.

Bir Topluluk ya da Bölge Parlamentosu üyesi aynı zamanda Temsilciler Meclisi üyesi olamaz. Ayrıca, bu üye 67’nci maddenin birinci fıkrasının 1, 2, 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden de olamaz.

Madde 120.

Topluluk ve Bölge Parlamento üyeleri 58 ve 59’uncu maddelerde belirtilen dokunulmazlık haklarına sahiptirler.

II. Alt Bölüm

Topluluk ve Bölge Hükumetleri Hakkında

Madde 121.

  • .1. Felemenk Topluluğu Hükümeti ve Fransız Topluğu Hükümeti bulunmaktadır. Bu hükümetlerin tertibi ve çalışma esasları 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

Almanca Konuşanlar Topluluğunun Hükümeti bulunmaktadır. Bu hükümetin tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir.

  • .2. 137’nci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 39’uncu maddede anılan bölgesel organlara her Bölgenin Hükümeti de dâhildir.

Madde 122.

Topluluk ve Bölge Hükümeti üyeleri Parlamentolar tarafından seçilirler.

Madde 123.

  • .1. Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir. Almanca Konuşanlar Topluluğu Hükümeti hariç olmak üzere, bu kanun 4’üncü Maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilir.
  • .2. Felemenk Topluluğu Hükümeti, Fransız Topluluğu Hükümeti ve Valon Bölgesi Hükümetinin tertibi ve çalışma esaslarına ilişkin hangi hususların kanunla düzenleneceği 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunda belirtilir. Her bir Parlamentonun kendi düzenleme yetkisinde olan hususlar duruma göre 134’üncü maddede anılan bir federal kanunla ya da bir tüzükle düzenlenir. 134’üncü maddede anılan bu federal kanun ve tüzükler, ilgili Parlamentonun üyelerinin ekseriyetinin katıldığı bir oylamada kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilir.

Madde 124.

Hiçbir Topluluk ve Bölge Hükümeti üyesi, görevini yerine getirirken açıkladığı görüşlerinden ve kullandığı oylarından ötürü kovuşturulamaz ya da soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 125.

Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin üyeleri, görevlerini yürütürken kendilerine isnat olunan suçlar için münhasıran istinaf mahkemesi tarafından yargılanırlar.

Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin üyelerinin görevleri dışında kendilerine isnat olunan ve bunlar sebebiyle görevlerini yürüttükleri sırada yargılandıkları suçlar için de aynı kural geçerlidir. 59’uncu madde ya da duruma göre 120’nci madde hükümleri uygulanmaz.

Kovuşturma ve yargılanma aşamalarının her ikisi için de, bunlar aleyhine yürütülecek adli takibatın şekli kanunla belirlenir.

Yargı yetkisini haiz umumi heyet niteliğindeki istinaf mahkemesi ve bunun bileşimi kanunla belirlenir. İstinaf mahkemesinin kararları Yüksek Mahkeme genel kurulu nezdinde temyiz edilebilir. Yüksek Mahkemenin genel kurulu davayı esastan incelemez.

Sadece yetkili istinaf mahkemesi savcısı bir Topluluk ve Bölge Hükümeti üyesinin aleyhine ceza davası başlatabilir ve yürütebilir.

İlgili üyeyi belirli bir mahkemeye havale edebilmek, ya da tahliye edebilmek, doğrudan istinaf mahkemesine celp edebilmek ve suçüstü halleri hariç, tutuklayabilmek için Topluluk ya da Bölge Parlamentosunun izni gerekmektedir.

103 ve 125’inci maddelerin her ikisinin de uygulanacağı hallerde ve 125’inci maddenin iki kez uygulanacağı hallerde izlenecek usul kanunla belirlenir.

Yukarıda birinci fıkra uyarınca mahkûm edilen bir Topluluk ya da Bölge Hükümetinin üyesinin cezası ancak bir Topluluk ya da Bölge Parlamentosunun istemiyle iptal edilebilir/indirilir (gras).

Mağdur tarafların hangi hallerde ve hangi kurallara göre hukuk davası açabilecekleri kanunla belirlenir.

Bu maddede anılan kanunlar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmelidir.

Geçici hüküm.

Ön adli soruşturma konusu olan fiiller, ya da bu maddenin uygulanması için çıkartılan kanunun yürürlük tarihinden önce başlatılan adli takibatlar için mevcut madde hükmü uygulanmaz.

Böyle bir durumda şu hüküm uygulanır: Topluluk veya Bölge Parlamentoları kendi hükümetlerinin üyelerini itham edebilir ve Yüksek Mahkemeye sevk edebilir. Üyeler, ceza kanunlarında belirtilen davalar ve bu kanunların öngördüğü cezalarla ilgili olarak sadece bu mahkemenin genel kurulu tarafından yargılanabilirler. Anayasanın 125’inci maddesinin geçici ve kısmen uygulanması hakkında 28 Şubat 1997 tarihli Kanunun bu davalarda uygulanmasına devam edilir.

Madde 126.

Topluluk ve Bölge Hükümetleri üyeleriyle ilgili Anayasa hükümlerinin yanı sıra 125’inci maddenin son fıkrasının uygulanmasına ilişkin esasları düzenleyen uygulama kanununun hükümleri Bölgesel Devlet Sekreterleri için de aynı şekilde uygulanır.

Bölüm II.

Sorumluluklar

I. Alt Bölüm

Toplulukların Sorumlulukları

Madde 127.

  • .1. Felemenk ve Fransız Toplulukları Parlamentoları her biri kendi yetki sınırları çerçevesinde federal kanunlar marifetiyle;
  1. Kültürel alanlarda;
  2. Aşağıda sayılan konular hariç eğitim alanında;
  3. a) Zorunlu eğitimin başlangıç ve bitiş sürelerinin belirlenmesi;
  4. b) Asgari diploma alma şartları;
  5. c) Emeklilik planı;
  6. Topluluklar arasında işbirliğinin yanı sıra 1 ve 2 numaralı bentlerde belirtilen alanlarda antlaşmalar yapmak dâhil uluslararası işbirliği alanında, düzenlemeler yaparlar.

1 numaralı bentte anılan kültürel alanların neler olduğu ve 3 numaralı bentte anılan işbirliğinin hangi şekilde yapılacağı ve ayrıca 3 numaralı bentte anılan antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel düzenlemeler, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

  • .2. Federal kanunlar, sırasıyla Felemenkçe Konuşulan ve Fransızca Koşulan Bölgelerin yanı sıra, faaliyetleri sebebiyle münhasıran anılan Topluluklardan birine ait olduğu kabul edilmesi gereken, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde kurulmuş diğer kurumlar nezdinde kanun hükmündedirler.

Madde 128.

  • .1. Felemenk ve Fransız Toplulukları Parlamentoları her biri kendi yetki sınırları çerçevesinde federal kanunlar marifetiyle kişisel alanların yanı sıra, antlaşmalar yapmak dâhil topluluklar ve uluslararası örgütler arasındaki işbirliğini ilgilendiren alanlarda da düzenlemeler yaparlar.

Bu kişisel alanların neler olduğu ve bu işbirliğinin hangi şekilde yapılacağı ve ayrıca bu antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel düzenlemeler, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

  • .2. 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, Federal kanunlar, faaliyetleri sebebiyle münhasıran anılan Topluluklardan birine ait olduğu kabul edilmesi gereken, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde kurulmuş kurumlarla ilgili olarak sırasıyla Felemenkçe Konuşulan ve Fransızca Koşulan Bölgelerde kanun hükmündedirler.

Madde 129.

  • .1. Felemenk ve Fransız Toplulukları Parlamentoları her biri kendi yetki sınırları çerçevesinde, federal yasama organının yetkisine giren alanlar hariç, federal kanunlar marifetiyle;
  1. İdari konularla ilgili olarak;
  2. Kamu makamlarınca kurulmuş, desteklenen veya tanınan kurumlardaki eğitim hizmetleriyle ilgili olarak;
  3. İşveren ve çalışanlar arası sosyal ilişkiler ve kanun ve yönetmeliklerin gerektirdiği şirket yönergeleri ve belgeleriyle ilgili olarak, düzenlemeler yaparlar.
  • .2. Aşağıda belirtilen alanlar hariç olmak üzere, bu federal kanunlar sırasıyla Felemenkçe ve Fransızca Konuşulan Bölgelerde kanun hükmündedirler;

− Belediyeler, ya da kanunun, bunların yer aldıkları Bölgenin dilinden başka bir dilin kullanımını öngördüğü veya izin verdiği bir diğer dilsel Bölgeye komşu belediye birlikleri. Bu belediyelerle ilgili olarak; birinci fıkrada belirtilen konularla bağlantılı olarak dil kullanımını düzenleyen kurallarda ancak 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla değişiklik yapılabilir.

− Kanunda belirtilen, faaliyetleri birden fazla Topluluğu kapsayan federal ve uluslararası kuruluşlar.

Madde 130.

  • .1. Almanca Konuşulan Topluluk Parlamentosu federal kanun marifetiyle;
  1. Kültürel alanlarda;
  2. Kişiler konularda;
  3. 127’nci maddenin birinci fıkrasının ilk bendi ve 2 numaralı bendinde belirtilen sınırlar çerçevesinde eğitim alanında;
  4. 1, 2 ve 3 numaralı bentlerde belirtilen alanlarda antlaşmalar yapmak dâhil, Toplulukların yanı sıra uluslararası kuruluşlarla işbirliği alanında;
  5. Kamu makamları tarafından kurulan, desteklenen veya tanınan kuruluşların eğitim faaliyetlerinde dil kullanımı alanında düzenlemeler yapar.

Bu kişisel alanların neler olduğu ve bu işbirliğinin hangi şekilde yapılacağı ve ayrıca bu antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel düzenlemeler, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

  • .2. Federal kanunlar Almanca Konuşulan Bölgede kanun hükmündedir.

Madde 131.

İdeolojik veya felsefi gerekçelere dayalı her çeşit ayrımcılığı önlemeye dönük tedbirler kanunla düzenlenir.

Madde 132.

Yasa teklifi verme hakkı Topluluk Hükümetine ve Topluluk Parlamentosu üyelerine aittir.

Madde 133.

İdarenin federal kanunları yorumlama yetkisi sadece kanunla düzenlenir.

II. Alt Bölüm

Bölgelerin Yetkileri Hakkında

Madde 134.

39’uncu maddenin uygulanması amacıyla çıkartılan kanunlar, bu tüzüklere istinaden kurulan kurumların bu tüzüklerce belirlenen alanlarda çıkarttıkları tüzüklerin yargısal yetkisini tayin eder.

Bu tüzükler, bu kurumlara kendi yetkileri çerçevesinde ve belirleyecekleri şekilde kanun hükmünde federal kanunlar çıkartma yetkisi tanıyabilirler.

III. Alt Bölüm

Özel Hükümler

Madde 135.

Çift dilli Brüksel-Başkent bölgesi bağlamında, 128’inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen alanlara ilişkin olarak Topluluklara bırakılmamış yetkileri icra edecek kurumlar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla belirlenir.

Madde 136.

Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosunda topluluklarla ilgili konulardan sorumlu dilsel grupların yanı sıra icra yetkilerini haiz komisyonlar bulunur. Bunların tertibi, çalışma esasları ve yetkileri ve 175’inci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tahsisatları 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Bu komisyonlar, iki Topluluk arasında danışma ve koordinasyon organı olarak görev yapan bir Birleşik Komisyon teşkil ederler.

Madde 137.

39’uncu madde hükümlerinin uygulanması bağlamında, Felemenk ve Fransız Parlamentolarının yanı sıra bu bölgelerin Hükümetleri, kanunda düzenlenen şartlar ve hükümlere uygun olarak sırasıyla, Felemenk Bölgesi ve Valon Bölgesine tanınan yetkileri icra edebilirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmelidir.

Madde 138.

Bir tarafta Fransız Topluluğu Parlamentosu ve diğer tarafta Valon Bölgesi Parlamentosu ve Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosundaki Fransızca dil grubu, Fransızca konuşulan bölgede Valon Bölgesi Parlamentosunun ve hükümetinin, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde ise Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosunun Fransızca grubunun ve bunun icra yetkilerini haiz komisyonunun, Fransız Topluluğunun yetkilerini tamamen veya kısmen kullanabileceklerini karşılıklı mutabakatla ve her biri bir federal kanun marifetiyle kararlaştırabilirler.

Bu federal kanunlar, Parlamento ya da ilgili dil grubunun üye tam sayısının ekseriyetinin oylamada hazır bulunmaları şartıyla, Fransız Topluluğu Parlamentosu tarafından üçte iki oy çoğunluğuyla ve Valon Bölge Parlamentosu ve Brüksel–Başkent Bölge Parlamentosundaki Fransızca grubu tarafından salt çoğunlukla kabul edilirler. Federal kanunlar, bu kanunlarda öngörülen yetkilerin finansmanına ilişkin esasların yanı sıra bu yetkiler bağlamında personel, varlık, hak ve yükümlülüklerin devrine ilişkin esasları düzenleyebilirler.

Bu yetkiler, duruma göre, federal kanunlar, kararlar ya da yönetmeliklerle icra edilir.

Madde 139.

Almanca Konuşulan Topluluk Parlamentosu ve Valon Bölgesi Parlamentosu, kendi hükümetlerinin teklifi üzerine, Almanca Konuşulan Bölge Parlamentosu ve Hükümetinin Valon Bölgesinin yetkilerini tamamen veya kısmen kullanabileceklerini karşılıklı mutabakatla ve her biri bir federal kanun marifetiyle kararlaştırabilirler.

Bu yetkiler, duruma göre, federal kanunlar, kararlar ya da yönetmeliklerle icra edilir.

Madde 140.

Almanca Konuşulan Topluluğun Parlamentosu ve Hükümeti kanunun kendilerine tanıdığı diğer tüm yetkileri karar ve yönetmelikler marifetiyle kullanırlar.

Bu karar ve yönetmelikler 159’uncu madde hükümlerine tabidir.

Kısım V.

Anayasa Mahkemesi ve İhtilafların Önlenmesi

ve Çözümlenmesi Hakkında

Bölüm I.

Yetki İhtilaflarının Önlenmesi

Madde 141

134’üncü maddede anılan kanunlar, federal kanunlar ve tüzüklerin birbirleriyle olan ihtilaflarının yanı sıra 134’üncü maddede anılan federal kanunlar birbirleriyle olan ihtilaflarının ve tüzüklerin birbirleriyle olan ihtilaflarının önlenmesine dair usul kanunla düzenlenir.

Bölüm II.

Anayasa Mahkemesi Hakkında

Madde 142.

Belçika’nın tamamı için tek bir Anayasa Mahkemesi vardır. Anayasa Mahkemesinin tertibi, yetkileri ve çalışma esasları kanunla belirlenir.

Mahkeme, aşağıda belirtilen konularda hüküm verir;

  1. 141’inci maddede anılan ihtilaflar;
  2. 134’üncü maddede anılan bir kanun, federal kanun ya da tüzüğün 10, 11 ve 24’üncü maddelerde sebep olduğu ihlaller;
  3. Kanunun 134’üncü maddesinde anılan bir kanun, federal kanun ya da tüzük marifetiyle belirlediği anayasa ihlalleri;

Bir mesele, kanunun öngördüğü herhangi bir merci, meseleyle ilgisini kanıtlayabilen herhangi bir şahıs, ya da ön yargılama maksadıyla, herhangi bir mahkeme tarafından Anayasa Mahkemesine havale edilebilir.

Birinci ve ikinci fıkralar ile 3 numaralı bent ve üçüncü fıkrada anılan kanunlar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilirler.

Bölüm III.

Çıkar Çatışmalarının Önlenmesi ve

Çözümlenmesi Hakkında

Madde 143.

  • .1. Federal Devlet, Topluluklar, Bölgeler ve Müşterek Topluluklar Komisyonu görevlerini yürütürlerken çıkar çatışmalarını önlemek için federal sadakate saygılı şekilde hareket ederler.
  • .2. Senato; 134’üncü maddede anılan kanunlar, federal kanunlar ya da tüzükler marifetiyle yasama yetkisini kullanan meclisler arasında ortaya çıkabilecek çıkar çatışmaları hakkında, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunda belirtilen şartlar ve usule uygun olarak, gerekçeli görüşünü belirtmek suretiyle karar alır.
  • .3. Federal Hükümet, Topluluk ve Bölge Hükümetleri ile Müşterek Topluluklar Komisyonu Birleşik Komisyonu arasındaki çıkar çatışmalarını önlemeye ve çözümlemeye dönük usul, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Geçici Hüküm.

Çıkar çatışmalarının önlenmesi ve çözümlenmesiyle ilgili olarak, kurumsal reformlar hakkında 9 Ağustos 1980 tarihli olağan kanun hükümleri geçerlidir. Ancak, bu kanun sadece iki ve üçüncü fıkralarda anılan kanunlarla yürürlükten kaldırabilir, tamamlanabilir, düzeltilebilir, ya da yenisiyle değiştirilebilir.

Kısım VI.

Yargı Yetkisi Hakkında

Madde 144.

Mahkemeler, medeni haklara ilişkin ihtilaflarda tek yetkili mercidirler.

Madde 145.

Kanunun belirlediği istisnalar hariç olmak üzere, mahkemeler, siyasal haklara ilişkin ihtilaflarda yetkili mercilerdir.

Madde 146.

Bir mahkeme ve hüküm verme yetkisini haiz bir organ sadece kanun gereği kurulabilir. Hangi adla olursa olsun, olağanüstü yetkileri haiz hiçbir mahkeme veya komisyon kurulamaz.

Madde 147.

Belçika’nın tamamı için bir Yüksek Mahkeme mevcuttur.

Bu mahkemenin davaların konusuyla ilgili olarak hiçbir yetkisi bulunmamaktadır.

Madde 148.

Halka açıklık, kamunun ahlakını veya huzurunu tehlikeye atmadıkça ki, böyle bir durumda mahkeme bu durumu bir kararla beyan eder, mahkemelerde duruşmalar halka açıktır.

Siyasal veya basınla ilgili suçlarda duruşmalar sadece oybirliğiyle karar alacak bir heyet tarafından görülür.

Madde 149.

Her hüküm gerekçelendirilir. Hükümler halka duyurulur.

Madde 150.

Irkçılık ve yabancı düşmanlığı motifleri taşıyan basın suçları müstesna, ceza hukukuna giren tüm konuların yanı sıra siyasal ve basın suçlarında jüri yemin ederek görev yapar.

Madde 151.

  • .1. Hâkimler yargı görevlerini yürütürken bağımsızdırlar. Yetkili bakanın kovuşturma talep etme, soruşturmalar ve kovuşturmalarla ilgili politika dâhil ceza hukuku politikalarıyla ilgili olarak bağlayıcı yönergeler çıkartma hakkı saklı kalarak, savcı, münferit soruşturmaları ve kovuşturmaları yürütürken bağımsız hareket eder.
  • .2. Belçika’nın tamamı için bir Yüksek Adalet Konseyi mevcuttur. Yüksek Adalet Konseyi yetkilerini yerine getirdiği sırada birinci fıkrada anılan bağımsızlık ilkesini gözetir.

Yüksek Adalet Konseyi, Felemenkçe Konuşanlar Komisyonu ve Fransızca Konuşanlar Komisyonundan oluşur. Her komisyon eşit sayıda üyeye sahiptir ve eşit temsil haklarına sahip olan, kanunda belirtilen şartlara ve şekle uygun olarak doğrudan doğruya meslektaşları tarafından seçilmiş hâkimler ve savcılık bürosu memurları ile Senato tarafından kanunda belirtilen şartlarla üçte iki çoğunluk oyuyla atanmış üyelerden oluşur.

Her bir komisyonda bir adaylık ve atamalar komitesinin yanı sıra bir danışma ve araştırma komitesi yer almaktadır. Bu komiteler bir önceki fıkra hükümleri uyarınca eşit temsiliyet esasıyla oluşturulurlar.

Yüksek Adalet Konseyinin, komisyonlarının ve bunların komitelerinin tertibi ve ayrıca yetkilerini hangi şart ve şekilde kullanacakları kanunla belirlenir.

  • .3. Yüksek Adalet Konseyi aşağıda belirtilen alanlarda yetkilidir;
  1. §.4. fıkranın ilk paragrafında anıldığı üzere, hâkim olarak ya da savcılık ofisine memur olarak atanacak adayların belirlenmesi;
  2. §.5. fıkranın ilk paragrafında anılan görevlere ve savcılık ofisinin başına atanacak adayların belirlenmesi;
  3. Hâkimlik ya da savcılık ofisi memurluğu görevine erişim;
  4. Hâkimlerin ve savcılık ofisi memurlarının eğitimi;
  5. İkinci fıkrada anılan görevlerin genel profil tanımını hazırlamak;
  6. Yargının genel işleyişi ve organizasyonu hakkında tavsiyelerde ve tekliflerde bulunmak;
  7. İç denetim araçlarının kullanımını genel olarak gözetmek ve teşvik etmek;
  8. Her türlü disiplin ve cezai yetkileri hariç tutarak:

─ Yargının işleyişine dair şikâyetleri almak ve takip etmek;

─ Yargının işleyişi hakkında inceleme düzenlemek.

1 ila 4 numaralı bentler arasında kalan bentlerde anılan yetkiler, kanunda belirtilen şartlar ve şekilde ilgili adaylık ve atamalar komitesine devredilir ve     5 ila 8 numaralı bentler arasında kalan bentlerde anılan yetkiler ilgili danışma ve araştırma komitesine devredilir. Adaylık ve atamalar komitesi ve danışma ve araştırma komitesinin hangi hallerde ve ne şekilde yetkilerini müştereken kullanacakları kanunla düzenlenir.

Bu Konseyin diğer yetkileri 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla belirlenir.

  • .4. Sulh hâkimleri ve diğer mahkemelerin hâkimleri ve Yüksek Mahkeme hâkimleri kanunda belirtilen şartlarda ve şekilde Kral tarafından atanırlar.

Bu atama, ilgili adaylık ve atamalar komitesinin gerekçeli aday listesine dayalı olarak, kanunda belirtilen şartlarla, üçte iki ekseriyetle ve adayın yeterliliği ve uygunluğu değerlendirildikten sonra gerçekleştirilir. Bir aday ancak kanunda belirtilen şekilde ve gerekçesi belirtilerek reddedilebilir.

İstinaf Mahkemesi hâkimi ya da Yüksek Mahkeme hâkimi atamalarında, ilgili mahkemenin genel kurulu, bir önceki cümlede belirtilen adayın açıklanmasından önce, kanunda belirtilen şekle uygun olarak gerekçeli görüşünü açıklar.

  • .5. Yüksek Mahkemenin Birinci Başkanı, istinaf mahkemelerinin birinci başkanları ve alt derece mahkemelerinin başkanları bu görevlere, kanunda belirtilen şartlarla ve şekilde Kral tarafından atanırlar.

Bu atama, ilgili adaylık ve atamalar komitesinin gerekçeli aday listesine dayalı olarak, kanunda belirtilen şartlarla, üçte iki ekseriyetle ve adayın yeterliliği ve uygunluğu değerlendirildikten sonra gerçekleştirilir. Bir aday ancak kanunda belirtilen şekilde ve gerekçesi belirtilerek reddedilebilir.

Yüksek Mahkemenin Birinci Başkanı, ya da bir istinaf mahkemesinin birinci başkanının atanmasında, ilgili mahkemenin genel kurulu, bir önceki cümlede belirtilen adayın açıklanmasından önce, kanunda belirtilen şekle uygun olarak gerekçeli görüşünü açıklar.

Yüksek Mahkeme Başkanı, bu mahkemenin daire başkanları, istinaf mahkemelerinin daire başkanları ve alt mahkemelerin başkan yardımcıları, kanunda belirtilen şartlarla ve şekilde, mahkemelerin kendi aralarından bu görevlere atanırlar.

152’nci madde hükmüne rağmen, bu görevlere yapılan atamaların süresi kanunla belirlenir.

  • .6. Beşinci fıkranın 4 numaralı bendinde anılan hâkimler ve görevliler ve savcılık ofisi memurları kanunda belirtilen şekle uygun olarak değerlendirmeye tabidirler.

Geçici hüküm.

Üç ila altıncı fıkralar arasında kalan hükümler, ikinci fıkrada anılan Yüksek Adalet Konseyinin kurulmasından sonra yürürlüğe girer.

Yüksek Mahkemenin birinci başkanının ve başkanlarının, bu mahkemenin daire başkanlarının, istinaf mahkemelerinin birinci başkanlarının, bu mahkemelerin daire başkanlarının ve alt mahkemelerin başkan ve başkan yardımcılarının bu tarih itibariyle kanunda belirtilen süre ve şartlarla bu görevlere atanmış ve aynı zamanda sırasıyla, Yüksek Mahkemeye, İstinaf Mahkemesine, ya da iş mahkemesine ve ilgili alt mahkemeye atanmış kabul edilirler.

Bu zaman zarfında aşağıda belirtilen hükümler uygulanmayı sürdürür;

Sulh hâkimleri ve alt derece mahkemelerinin hâkimleri doğrudan doğruya Kral tarafından atanır.

İstinaf Mahkemelerinin hâkimleri ve bunların yetkisindeki asliye mahkemelerinin başkanları ve başkan yardımcıları, her birinde biri bu mahkemeler diğeri ise duruma göre vilayet meclisleri ve Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosu tarafından belirlenen iki aday bulunan iki listeden Kral tarafından atanırlar.

Yüksek Mahkeme hâkimleri, her birinde biri Yüksek Mahkeme diğeri ise duruma göre Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından belirlenen iki aday bulunan iki listeden Kral tarafından atanırlar.

Anılan bu iki durumda, bir listede yer alan adaylar diğer listede de yer alabilirler.

Tüm adaylıklar atamadan en az onbeş gün önce kamuoyuna duyurulur.

Mahkemeler, başkanlarını ve başkan yardımcılarını kendi üyeleri arasından seçerler.

Madde 152.

Hâkimler ömür boyu süreyle atanırlar. Kanunda belirtilen yaşta emekliye ayrılırlar ve yasada belirtilen emeklilik aylığını alırlar.

Mahkeme kararı olmaksızın hiçbir hâkim görevden alınamaz ya da uzaklaştırılamaz.

Bir hâkim ancak yeni bir göreve atanarak ve kendi rızasıyla transfer edilebilir.

Madde 153.

Mahkemelere bağlı olarak görev yapan savcılık ofisinin memurları Kral tarafından göreve atanır ve görevden alınırlar.

Madde 154.

Yargı mensuplarının aylıkları kanunla belirlenir.

Madde 155.

Bir hâkim hükümetten ücretli bir görev kabul edemez, bu görev ücretsiz ifa edilmedikçe ki böyle bir durumda, bu görev kanunda belirtilen hâkimlerin görevleriyle bağdaşmayan bir görev olmamalıdır.

Madde 156.

Belçika’da beş istinaf mahkemesi bulunur;

  1. Felemenk Brabant, Valon Brabant vilayetleri ve çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesini kapsayan Brüksel İstinaf Mahkemesi;
  2. Batı Flanders ve Doğu Flanders vilayetlerini kapsayan Ghent İstinaf Mahkemesi;
  3. Antwerp ve Limburg vilayetlerini kapsayan Antwerp İstinaf Mahkemesi;
  4. Liege, Namur ve Lüksemburg vilayetlerini kapsayan Liege İstinaf Mahkemesi;
  5. Hainaut vilayetini kapsayan Mons İstinaf Mahkemesi.

Madde 157.

167’nci maddenin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinde anılan savaş durumunun mevcut olduğunun ilân edildiği hallerde askerî mahkemeler kurulur. Askerî mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin hak ve yükümlülüklerinin yanı sıra üyelerinin görev süresi kanunla belirlenir.

Kanunda belirtilen yerlerde ticaret mahkemeleri kurulur. Bu mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

İş mahkemelerinin teşkili, yetkileri, üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresine ilişkin esaslar da kanunla düzenlenir.

Kanunda belirtilen yerlerde cezaların icrası için kurulmuş mahkemeler bulunmaktadır. Bu mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

Geçici hüküm.

Birinci fıkra hükmü, Askerî Ceza Muhakeme Usûl Kanunun Birinci ve İkinci Faslını içeren 15 Haziran 1899 tarihli Kanun yürürlükten kaldırıldığı tarihte yürürlüğe girer.

O tarihe kadar, aşağıda belirtilen hüküm geçerlidir;

Askerî mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin hak ve yükümlülükleri ve ayrıca üyelerinin görev süreleri özel kanunlarla düzenlenir.

Madde 158.

Yüksek Mahkeme yetki ihtilaflarını kanunda belirtilen şekilde karara bağlar.

Madde 159.

Mahkemeler, kanuna uygun olmak kaydıyla, sadece genel, vilayet ya da yerel düzeydeki kararları ve yönetmelikleri uygularlar.

Kısım VII.

Danıştay ve İdare Mahkemeleri Hakkında

Madde 160.

Belçika’nın tamamı için bir Danıştay mevcuttur. Tertibi, yetkileri ve çalışma esasları kanunla düzenlenir. Ancak, kanun Kral’a, kanunda belirlenen esaslara göre bir usul belirleme yetkisi verebilir.

Danıştay, idare mahkemesi olarak, kanunda belirtilen davalarda hüküm vermek suretiyle kararlar alır ve görüş bildirir.

Madde 161.

Bir idare mahkemesi sadece kanun gereği kurulabilir.

Kısım VIII.

İl ve Mahalli İdareler

Madde 162.

İl ve mahalli idareler kanunla düzenlenir. Aşağıda belirtilen esasların uygulanması kanunla teminat altına alınmıştır;

  1. İl ve mahalli idarelerin üyelerinin doğrudan doğruya seçilmesi;
  2. İşlemlerinin kanunda belirtilen hallerde ve şekilde onaylanması zorunluluğuna halel gelmeksizin, ilin ve belediyenin menfaatini ilgilendiren konularda il ve mahalli idare meclislerinin görevlendirilmesi;
  3. Yetkilerin il ve mahalli idarelere dağıtılması;
  4. İl ve mahalli idare meclisi toplantılarının, kanunda belirtilen sınırlar ölçüsünde, halka açık şekilde düzenlenmesi;
  5. Hesapların ve bütçelerin halka açıklanması;
  6. Yasaların ihlalini ya da kamunun çıkarlarının zarar görmesini önlemek maksadıyla, gözetim makamının, ya da federal yasama erkinin müdahalesi;

İdari gözetim faaliyetlerinin organizasyonu ve yürütülmesi, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanuna uygun olarak, Topluluk veya Bölge Parlamentoları tarafından düzenlenebilir.

Birden fazla ilin ya da belediyenin işbirliği yapma veya birlik oluşturmasına ilişkin şartlar ve yöntem, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanuna uygun olarak, 134’üncü maddede anılan federal kanun ya da tüzükle belirlenir.

Ancak, il veya belediye meclislerinin müşterek şekilde müzakerede bulunmalarına izin verilemez.

Madde 163.

Felemenk ve Valon Bölgelerinde seçimle göreve gelen il idarelerince icra edilen yetkiler, 127 ve 128’inci maddeler uyarınca kendi sorumluluk alanına giren konularda, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde Felemenk ve Fransız Toplulukları ve Müşterek Topluluk Komisyonu tarafından, diğer konularda ise Brüksel-Başkent Bölgesi tarafından icra edilir.

Ancak, üyeleri Brüksel-Başkent Bölgesi tarafından atanmış herhangi bir kurum ya da Brüksel-Başkent Bölgesi tarafından icra edilecek 39’uncu maddede anılan alanlara girmeyen, ilk fıkrada belirtilen yetkilere dair detaylı kurallar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir. 127 ve 128’inci maddelerde belirtilen alanlarla ilgili olan, birinci fıkrada anılan yetkilerin tamamen ya da kısmen 136’ncı maddede belirtilen kurumlara tanınmasına ilişkin kurallar, aynı ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Madde 164.

Medeni hallerle ilgili nüfus kayıt belgelerinin düzenlenmesi ve nüfus kayıt kütüklerinin muhafazası sadece mahalli idarelerin sorumluluğundadır.

Madde 165.

  • .1. Büyükşehir belediyeleri ve belediye federasyonları kanunla kurulur. Bunların teşkili ve yetkileri kanunla belirlenir. Kanun bunları belirlerken, 162’nci maddede belirtilen esasların uygulanmasını teminat altına alır.

Her bir büyükşehir belediyesi bir meclis ve icra komitesine sahiptir.

İcra komitesinin başkanı meclisin içinden seçilir. Seçim Kral tarafından onanır. Statüsü kanunla belirlenir.

Büyükşehir belediyelerinin ve belediye federasyonlarının kararları ve düzenlemeleri hakkında 159 ve 190’ıncı madde hükümleri uygulanır.

Büyükşehir belediyelerinin ve belediye federasyonlarının sınırları ancak kanun gereğince değiştirilebilir ya da düzeltilebilir.

.2. Her büyükşehir belediyesinin ve yakınındaki belediye federasyonlarının kendi yetki sınırları içinde kalan teknik nitelikteki ortak problemleri inceleyebilmeleri için, kanunda belirtilen şartlar ve yönteme uygun olarak birbirleriyle istişarede bulunabilmeleri amacıyla kanunla bir merci kurulur.

  • .3. Birden fazla belediye federasyonu yetkilerine giren alanlardaki sorunları müşterek şekilde düzenlemek ve yönetmek maksadıyla, kanunda belirtilen şartlar ve yöntemle birbirleriyle ya da bir veya daha fazla sayıda büyükşehir belediyesiyle işbirliği yapabilir, ya da ortaklıklar kurabilir.

Madde 166.

  • .1. Aşağıda belirtilen istisnalar hariç olmak üzere, Krallığın başkentinin sınırları içinde bulunduğu büyükşehir belediyesi 165’inci madde hükümlerine tabidir.
  • .2. Krallığın başkentinin sınırları içinde bulunduğu büyükşehir belediyesinin yetkileri, 39’uncu madde uyarınca kurulan Brüksel-Başkent Bölgesi kurumları tarafından, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunda belirtilen şekilde icra edilir.
  • .3. 136’ncı maddede tanımlanan kurumların;
  1. Her biri, kendi toplulukları adına, kültürel, eğitim ve kişisel alanlarda diğer düzenleme yetkileriyle aynı yetkilere sahiptirler;
  2. Her biri, kendi toplulukları adına, Felemenk Topluluğu Parlamentosu ve Fransız Topluluğu Parlamentosu tarafından kendilerine devredilen yetkileri icra ederler;
  3. Tamamı, 1 numaralı bentte belirtilen alanlardan ortak menfaatleri ilgilendirenleri müşterek şekilde düzenlerler.

Başlık IV.

Uluslararası İlişkiler Hakkında

Madde 167.

  • .1. Toplulukların ve Bölgelerin Anayasa uyarınca ya da gereğince kendi yetkilerinde olan alanlarla ilgili olarak, antlaşma yapmak dâhil uluslararası alandaki işbirliklerini düzenleme yetkileri saklı kalmak şartıyla, uluslararası ilişkiler Kral tarafından yönlendirilir.

Kral silahlı kuvvetlere komuta eder. Savaş durumunun mevcut olduğunu, ya da düşmanlıkların sona erdiğini ilân eder. Devletin menfaatlerinin ve güvenliğinin elverdiği ölçüde, meclislere diğer uygun mesajları iletir.

Ülke topraklarının terki, takası veya genişletilmesi sadece kanun gereği gerçekleşebilir.

  • .2. Üçüncü fıkrada belirtilen konularla ilgili olanlar hariç, Kral antlaşmaları imzalar. Bu antlaşmalar ancak meclisler tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer.
  • .3. 121’inci maddede belirtilen Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin her biri kendi Parlamentolarının yetki alanına giren konularla ilgili antlaşmalar yaparlar. Bu antlaşmalar ancak Parlamentonun onayını aldıktan sonra yürürlüğe girer.
  • .4. Üçüncü fıkrada belirtilen antlaşmalar ve Anayasa gereği bölgelerin ya da toplulukların yetki alanının dışında kalan antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel kurallar, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.
  • .5. Kral, ilgili Topluluk veya Bölge Hükümetinin muvafakatiyle, 18 Mayıs 1993 tarihinden önce imzalanan ve üçüncü fıkrada belirtilen konuları kapsayan antlaşmaların fesih olunacağını ilan edebilir.

Topluluk ya da Bölge Hükümetleri Kral’ı bu antlaşmaların fesih olunacağını ilân etmeye davet ederlerse, Kral bunu ilân eder. İlgili Topluluk ve Bölge Hükümetleri arasındaki anlaşmazlıkların çözümlenmesinde izlenecek usul 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Madde 168.

Meclisler; Avrupa Topluluğunu kuran antlaşmalar ve bunları tadil eden ya da tamamlayan antlaşmalar ve kanunlardaki her türlü değişiklikle ilgili müzakereler hakkında başlangıçtan itibaren bilgilendirilirler. Antlaşmanın taslağı imzalanmadan önce meclislere sunulur.

Madde 169.

36 ve 37’nci maddelerde anılan makamlar uluslararası ve ulusüstü yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak için, kanunda belirtilen gereklerin yerine getirilmesi şartıyla, geçici olarak 115 ve 121’inci maddelerde belirtilen kurumların yerini alabilirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmelidir.

 Başlık V

Maliye Hakkında

Madde 170.

  • .1. Devletin menfaatine olan vergiler ancak kanunla konulabilir.
  • .2. Bir topluluğun veya bölgenin menfaatine olan vergiler ancak 134’üncü maddede belirtilen bir federal kanun ya da tüzükle konulabilir.

Birinci fıkrada anılan vergilerle ilgili olarak gerekli görülen istisnalar kanunla belirlenir.

  • .3. Bir il idaresi ancak il meclisinin kararıyla harç veya vergi koyabilir.

Birinci fıkrada anılan vergilerle ilgili olarak gerekli görülen istisnalar kanunla belirlenir.

  • .4. Büyükşehir belediyeleri, belediye federasyonları ya da belediyeler ancak kendi meclislerinin kararıyla harç veya vergi koyabilir.

Birinci fıkrada anılan vergilerle ilgili olarak gerekli görülen istisnalar kanunla belirlenir.

Madde 171.

Devletin, bir topluluğun ya da bölgenin menfaatine olan vergiler yılda bir kez oylanır.

Bu vergileri çıkartan tüzükler yenilenmezler ise, sadece bir yıllığına geçerlidirler.

Madde 172.

Vergiler bağlamında imtiyaz tanınamaz.

Kanun haricinde vergi istisnaları veya vergi indirimleri tanınamaz.

Madde 173.

İl idarelerinin ve denizden kazanılmış topraklardan, drenaj ve selden korunma faaliyetlerinden sorumlu kurumların menfaatine olanlar ve 134’üncü maddede anılan kanunlar, federal kanunlar ve tüzüklerde resmi şekilde belirlenmiş istisnalar hariç olmak üzere, vatandaşlardan talep edilecek harçlar sadece, Devletin, Topluluğun, Bölgenin, büyükşehir belediyesinin, belediye federasyonunun veya belediyenin menfaatleri gözetilerek çıkartılan vergi şeklinde olabilir.

Madde 174.

Temsilciler Meclisi her yıl kesin hesap uzlaşısını sağlamak ve bütçeyi onaylamak amacıyla bir kanun çıkartır. Ancak, Temsilciler Meclisi ve Senato kendi çalışma bütçelerini yıllık olarak belirlerler.

Devletin tüm gelir ve giderleri bütçede ve hesaplarda yer almak zorundadır.

Madde 175.

Felemenk Topluluğunun ve Fransız Topluluğunun finansmanına dair sistem 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Felemenk Topluluğu Parlamentosu ve Fransız Topluluğu Parlamentosunun her biri, kendi yetki alanına giren konularda bir federal kanun çıkartarak gelirlerinin kullanımını düzenler.

Madde 176.

Almanca Konuşanlar Topluluğunun finansmanına ilişkin sistem bir kanunla düzenlenir.

Almanca Konuşanlar Topluluğu Parlamentosu bir federal kanun çıkartarak gelirlerinin kullanımını düzenler.

Madde 177.

Bölgelerin finansmanına ilişkin sistem 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Bölge Parlamentolarının her biri, kendi yetki alanına giren konularda 134’üncü maddede anılan bir tüzük çıkartarak gelirlerinin kullanımını düzenlerler.

Madde 178.

Brüksel-Başkent Bölgesi, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunda belirtilen şartlar ve yöntemle, mali araçlarını 134’üncü maddede anılan bir tüzük marifetiyle Müşterek Topluluk Komisyonuna ve Felemenk ve Fransız Topluluğu Komisyonlarına devreder.

Madde 179.

Kamu hazinesinden ödenecek emeklilik aylığı veya emeklilik ikramiyeleri için sadece kanuna uygun olarak tahsisat ayrılabilir.

Madde 180.

Sayıştay üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından kanunda belirtilen süreyle göreve atanırlar.

Bu Mahkeme, genel idari hesapların ve tüm muhasebat memurlarının kamu hazinesine hesap vermekle yükümlü oldukları hesapların incelenmesinden ve doğruluklarının denetlenmesinden sorumludur. Mahkeme ayrıca, vergi alacakları dâhil Devlet alacaklarının tesisi ve tahsiliyle ilgili işlemlerin genel olarak gözetiminden de sorumludur. Devletin çeşitli idarelerinin hesaplarını denkleştirir ve bu amaçla lüzum görülen tüm bilgi ve muhasebat belgelerinin toplanmasından sorumludur. Devletin genel hesapları Sayıştay’ın gözlemleriyle birlikte Temsilciler Meclisine sunulur.

Bu Mahkemenin teşkilatı kanunla kurulur.

Madde 181.

  • .1. Din görevlilerinin maaşları ve emeklilik aylıkları Devlet tarafından ödenir. Gereken tutarlar yıllık bütçeden karşılanır.
  • .2. Mezhep farklılıklarına dayalı olmayan felsefi öğretilere göre ruhani destek hizmeti vermek amacıyla kurulmuş olan, kanunun tanıdığı kuruluşların temsilcilerinin maaşları ve emeklilik aylıkları Devlet tarafından ödenir. Gereken tutarlar yıllık bütçeden karşılanır.

Başlık VI.

Silahlı Kuvvetler ve Emniyet Hizmeti Hakkında

Madde 182.

Orduya asker alma yöntemleri kanunla belirlenir. Askerî personelin terfi, hakları ve görevleri de kanunla düzenlenir.

Madde 183.

Askerî kotalar yıllık oylamaya tabidir. Bu kotaları belirleyen kanun yenilenmedikçe sadece bir yıl süreyle geçerlidir.

Madde 184.

İki seviyede yapılandırılmış olan bütünleşmiş emniyet hizmetlerinin teşekkülü ve yetkileri kanunla düzenlenir. İki seviyede yapılandırılmış olan bütünleşmiş emniyet hizmetleri personelinin statülerinin temel unsurları kanunla düzenlenir.

Geçici hüküm.

Ancak, temel unsurları düzenleyen bu kararnamenin bir kanun marifetiyle 30 Nisan 2002 tarihinden önce tasdik edilmiş olması kaydıyla, İki seviyede yapılandırılmış olan bütünleşmiş emniyet hizmetleri personelinin statülerinin temel unsurları Kral tarafından tayin edilebilir ve uygulanabilir.

Madde 185.

Yabancı ordular ancak bir kanun uyarınca Devlete hizmet verebilir, ya da ülke topraklarında bulunabilir ya da ülke topraklarından geçiş yapabilirler.

Madde 186.

Askerî personel ancak kanunda belirtildiği şekilde rütbe, ayrıcalık ve emeklilik haklarından mahrum bırakılabilir.

Başlık VII.

Genel Hükümler

Madde 187.

Anayasa tamamen ya da kısmen askıya alınamaz.

Madde 188.

Anayasaya aykırı tüm kanunlar, kararnameler, kararlar, yönetmelikler ve diğer işlemler Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yürürlükten kalkar.

Madde 189.

Anayasanın lafzı Felemenkçe, Fransızca ve Almanca hazırlanmıştır.

Madde 190.

Genel, il idaresine ya da mahalli idareye ait hiçbir kanunun ya da kararın veya yönetmeliğin, kanunda belirtildiği şekilde yayımlanmadıkça, bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

Madde 191.

Belçika topraklarında bulunan tüm yabancılar, kanunda belirtilen istisnalar hariç olmak üzere, can ve mal güvenliğinin korunması için sağlanan tedbirlerden yararlanırlar.

Madde 192.

Ancak kanuna uygun olarak ant içilebilir. Andın lafzını kanun belirler.

Madde 193.

Belçika Ulusu; kırmızı, sarı ve siyah renklerini ve Belçika Kraliyet Aslanı armasını ve BİRLİK GÜÇTÜR düsturunu benimsemiştir.

Madde 194.

Brüksel şehri Belçika’nın başkenti ve Federal Hükümetin merkezidir.

Başlık VIII.

Anayasanın Değiştirilmesi Hakkında

Madde 195.

Federal yasama erki, Anayasada belirlediği hükümlerin değiştirilmesinin gerekliliğini beyan edebilir.

Bu beyanın ardından her iki meclis kendiliğinden fesholur.

Bunun üzerine 46’ncı madde hükmüne göre iki yeni meclis toplanır.

Bu meclisler, Kralla mutabakata vararak değişiklik için sunulan hususlarda karar alırlar.

Bu durumda, meclisler bu değişiklikleri ancak, her bir meclis üye tam sayısının en az üçte ikisinin katılımıyla görüşebilirler. Oylamada sayılan oyların en az üçte ikisinin lehte oyu olmaksızın hiçbir değişiklik kabul edilemez.

Madde 196.

Savaş sırasında ya da meclislerin federal topraklar içinde serbest şekilde toplanmasının mümkün olmadığı zamanlarda anayasa değişikliğine başlanamaz, ya da anayasada değişiklik yapılması gözetilemez.

Madde 197.

Kral’a vekâlet edildiği bir dönemde Kral’ın anayasal yetkileriyle ilgili olarak Anayasada ve Anayasanın 85 ila 88’inci maddeleri, 91 ila 95’inci maddeleri arasında kalan maddelerde ve 106 ve 197’nci maddelerinde değişiklik yapılamaz.

Madde 198.

Kurucu Meclisler, Kral’ın da mutabakatıyla, Anayasanın madde ve fıkra numaralarını ve ayrıca Anayasanın başlık, kısım ve bölüm numaralarını değiştirebilirler, değişikliğe sunulmamış hükümlerde yer alan terminolojiyi, yeni hükümlerin terminolojisi ile uyumlaştırmak ve Felemenkçe, Fransızca ve Almanca Anayasa metinlerinin birbiriyle uyumlu olmasını sağlamak için değiştirebilirler.

Bu durumda, meclisler bu değişiklikleri ancak, her bir meclis üye tam sayısının en az üçte ikisinin katılımıyla görüşebilirler. Oylamada sayılan oyların en az üçte ikisinin lehte oyu olmaksızın hiçbir değişiklik kabul edilemez.

Etik ve İtibar Derneği Etik Beyannamesi

0
Etik ve İtibar Derneği-TEİD

Etik ve İtibar Derneği Etik Beyannamesi, Etik ve İtibar Derneği üyeleri tarafından imzalanarak kabul edilmekte olan ve aynı zamanda üyelik şartı olan Etik Kurallar Beyannamesidir.

Etik ve İtibar Derneği

Etik ve İtibar Derneği, Türkiye’de iş etiğinin tüm şirketler tarafından kabul edilmesi ve yazılı kültürün parçası haline gelmesi amacıyla faaliyetlerini yürütmektedir.

Etik ve İtibar Derneği “TEİD” üyelerine iş etiği politikası oluşturma ve uygulamada yardım ve rehberlik yapmakta, şirket etik değerlerinin tüm idari ve ticari fonksiyonları kapsamasını hedeflemektedir.

Dernek, 2010 yılında kurulmuş, bireysel ve kurumsal üyeler kabul etmeye başlamıştır. TEİD üyeleri arasında, ciroları Türkiye GSMH’nın yüzde 15’ini oluşturan ve 200 bin üzerinde çalışana istihdam sağlayan 130’u aşkın kurumsal üyesi bulunmaktadır.

Derneğin üyelikleri arasında; B20 Yolsuzlukla Mücadele Ağı Üyeliği, B20 Türkiye Yolsuzlukla Mücadele Görev Gücü ve Çalışma Grubu Üyeliği, TRACE International Türkiye Temsilciliği, Global Ethics Network Bölge Temsilciliği, European Business Ethics Network Üyeliği, Basel Institute on Governance çalışma grubu üyeliği ve OECD Yolsuzlukla Mücadele çalışma grubu ve bölgesel danışma kurulu üyeliği bulunmaktadır.

TEİD, üyelerinin etik kuralları benimsemesi için çalışmalarına devam ederken bir yandan da iş hayatında yer alan şirket, kurum, meslek birliği ve benzeri yapıların benimseyeceği etik kuralların oluşturulması yönünde faaliyet yürütmektedir.

Etik ve İtibar Derneği Etik Beyannamesi

Bizler,

Etik ve İtibar Derneği üyeleri olarak beyan ederiz ki…

Tüm faaliyetlerimizde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası başta olmak üzere tabi olduğumuz tüm ulusal mevzuata ve Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu tüm uluslararası anlaşmalar ve düzenlemelere uyarız.

Açıkladığımız beyan ve sunduğumuz raporların gerçeğe uygun olması için gerekli titizliği gösterir; konu olan bilgileri doğru, anlaşılabilir biçimde ve zamanında sunarız.

Türkiye Etik ve İtibar Derneği- Etik Kurallar Beyannamesi

Doğruluk ve şeffaflığı, tüm iş süreçlerimizde ve ilişkilerimizde öncelikli değerlerimiz olarak kabul ederiz.

İş etiğinin yazılı kurum kültürümüzün yapı taşı haline gelmesi için azami gayret ve özeni gösteririz.

Çalışanlarımızı çıkar çatışmalarından uzak tutacak bilinç, kural ve uygulamalarla donatır, mevcut görevlerinden yararlanarak kişisel çıkar sağlamalarını yasaklar ve denetleriz.

Çalışanlarımızın tarafsız karar ve davranışlarını etkileyecek hediyeler almasını ve aynı amaçla hediye vermelerini yasaklarız.

Faaliyet ve işlemlerimizi yürütürken, her türlü kamu kurum ve kuruluşu, idari oluşum,
sivil toplum örgütü ve siyasi partiler ile herhangi bir menfaat beklentisi olmaksızın eşit mesafede yer alırız.

İşlemlerimizde yolsuzluklara yol açmayız, göz yummayız ve yolsuzluğa karşı mücadele ederiz.

Haksız rekabette bulunmaz, adil rekabetin ve tüketici haklarının korunmasını gözetir, tüm uygulamalarımızı bu yönde geliştiririz.

Kayıt dışı istihdamda bulunmayız; işçi sağlığı ve güvenliğini gözetir, gençlerin, kadınların ve engellilerin adil istihdamını destekleriz.

Ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkıda bulunacak çalışmaları destekleriz.

Bütün bu iş etiği ilke, anlayış ve uygulamalarımızın iş ortaklarımız ve tedarikçilerimiz dahil tüm etki alanlarımıza yayılmasını sağlayacak uygulamalar geliştiririz.

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesinin de özünü oluşturan 10 temel ilkeye olan desteğimizi beyan eder; bu ilkelere uymaktaki gönüllülüğümüzü idari yapımız ve şirket politikalarımıza yansıtırız.

CONVICTION-(Mahkumiyet-2010)

0
CONVICTION-(Mahkumiyet-2010)

Film Betty Anne Waters’ın gerçek hayat hikayesinden uyarlanmıştır. Bekar bir anne olan Waters, suçsuz yere hüküm giymiş olan erkek kardeşinin serbest kalması için büyük mücadeleler vermektedir. 1980 yılında Massachusetts’te meydana gelen korkunç bir cinayetle açılan film daha sonra Waters’ın kardeşi Kenny’nin bu cinayetten sorumlu tutulmasına gider. Kenny’nin aleyhine tanıklık eden üç kişi vardır: Çavuş Nancy Taylor, eski karısı Brenda ve eski kız arkadaşı Roseanna. Üç yıl sonra, uzun süredir hapisteki kardeşinden haber alamayan Betty Anne, sonunda kardeşinin hapiste intihara teşebbüs ettiğini öğrenir. Onu oradan çıkarmak için okula geri dönerek avukat olmaya karar veren Betty Anne, eşinin onu bu konuda desteklememesi üzerine ondan boşanır. Betty Anne artık hem çalışan hem okula giden bekar bir annedir. Film bazı flashback’lerle Kenny ile Betty Anne’in çocukluğuna götürür bizi. Betty’nin çocukları ise annelerinin bu hayat koşullarından hoşlanmazlar ve babalarıyla yaşamaya karar verirler.

Yönetmen: Tony Goldwyn

Oyuncular: Hilary Swank, Sam Rockwell, Minnie Driver

FRAGMAN

Paul Koschaker

0
Paul Koschaker

Avusturyalı bir hukukçu olan Paul Koschaker 19 Nisan 1879’da Klagenfurt, Avusturya’da dünyaya geldi. Koschaker önce Graz Üniversitesi’nde matematik tahsiline başladı, daha sonra hukuk tahsili yaptı ve 1903’te Dr. juris sub auspiciis Imperatoris unvanıyla mezun oldu. Roma Hukukuna yoğun bir ilgi duydu. Leipzig Üniversitesi’nde Ludwig Mitteis ve Emil Strohal ile birlikte çalıştı. 1905’te Graz Üniversitesi’nde ders vermeye Paul Koschakerbaşladı.

1908’de Roma hukuku profesörü olarak İnnsbruck Üniversitesi’ne atandı. 1909’da Prag Alman Üniversitesi’nde ordinaryüs profesörlüğe getirildi. 1915’te Frankfurt Üniversitelinde dersler verdi, ardından Roma ve Alman medeni hukuku konusunda dersler vermek üzere Leipzig Üniversitesi’nde görev aldı. 1936’da Berlin Humboldt Üniversitesi’nde akademik görevine devam etti. 1941’de Tübingen Eberhard-Karls Üniversitesi’ne geçti.

1946’da emekli oldu. Emekliliğinden sonraki yıllarda Münih (1946/47), Halle (1948), Ankara (1949/50) ve Bonn’da (1951) konuk profesör olarak çalıştı.

Ankara Üniversitesi’nde verdiği derslerin notları, asistanı Mehmet Kudret Ayiter tarafından Türkçeye çevrilerek “Modern Hususî Hukuka Giriş Olarak Roma Hususî Hukukunun Ana Hatları” adıyla 1950 yılında yayımlanmıştır.

1947’de en tanınmış eseri olan Europa und das Römische Recht (Avrupa ve Roma Hukuku) basıldı. Eser 1958 ve 1966’da yeniden basıldı. 1 Temmuz 1951’de Basel, Almanya’da yaşamını yitirdi. Roma hukukunun Avrupa hukukuna etkileri konusunda en önemli eserleri verenlerdendir. Koschaker’in çalışmaları, Roma hukukunun Avrupa hukuk sistemleri üzerindeki etkisini anlamak isteyenler için temel kaynaklar arasında yer almaktadır.

Atina, Freiburg im Breisgau ve Oxford Hukuk Fakültelerinden fahri hukuk doktoru unvanı ve ayrıca, Leipzig ve Graz Felsefe Fakülteleri’nden fahri doktor unvanı kazanmıştır. 1954 yılında Viyana- Floridsdorf’taki (21. bölge) Koschakergasse’ye onun adı verilmiştir.

Paul Koschaker’un Eserleri

  • Translatio iudicii. Eine Studie zum römischen Zivilprozeß. Leuschner Lubensky, Graz 1905.
  • Rechtsvergleichende Studien zur Gesetzgebung Hammurapis, Königs von Babylon. Veit, Leipzig 1917.
  • Quellenkritische Untersuchungen zu den “altassyrischen Gesetzen”. Hinrichs, Leipzig 1921.
  • Neue keilschriftliche Rechtsurkunden aus der El-Amarna-Zeit. Hirzel, Leipzig 1928.
  • Über einige griechische Rechtsurkunden aus den östlichen Randgebieten des Hellenismus. Hirzel, Leipzig 1934.
  • Die Krise des römischen Rechts und die romanistische Rechtswissenschaft. Beck, München 1938.
  • Europa und das römische Recht. München/Berlin 1947.
  • Babylonisch-assyrisches Bürgschaftsrecht. Ein Beitrag zur Lehre von Schuld und Haftung. [Festschrift der K. K. Karl-Franzens-Universität in Graz für das Studienjahr 1908/1909 aus Anlass der Wiederkehr des Jahrestages ihrer Vervollständigung]. Leipzig 1911.

Canlı Yayında Duran Zaman!

0

Canlı Yayında Duran Zaman / Avukat Erdal Doğan

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Yazar Erdal Doğan‘ın 2012 yılında yayınlanan Vukuatlı Resmî Kimlik “Sözlüğü” isimli kitabından alıntılanarak Birgün Gazetesi’nin 1/06/2009 tarihli sayısında yayınlanmış ve yazarı tarafından bugüne revize edilmiştir.[/box]

Bunaltıcı nemli bir İstanbul yazı öğleden sonrasıydı. Romantik ideallerle girdiğim İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin birinci sınıf öğrencisi olarak yıl sonu finallerine hazırlanıyordum. Üsküdar’daki öğrenci evinin küçük odasında, önümde duran Anayasa Hukuku ders kitabı ve notları arasında sokakta oyun oynayan çocuk sesleri ile tüp kamyonların megafonlu çığırtkanlıklarının birbirine karışan sesleri arasında çalışmaya zorlarken kendimi bu durumdan bir an bunalmış ve küçük ekran siyah beyaz televizyonuma sarılmıştım.

Avukat-Yazar Erdal Doğan tarafından 2012 yılında yayınlanan Vukuatlı Resmî Kimlik “Sözlüğü” isimli kitabın kapağı

Bazen bir his olur ya insan daraldıkça daralır da bu içini daraltan sebeplerin yalnızca o anla ilişkili olmadığını bilir ama ne olduğuna bir türlü anlam veremez ya, işte tam da o ruh haliyle televizyonu açmıştım. Çok çaresiz ve güçsüz bırakan neden sanki gökyüzü ile gelip çökmüş içime. Açılan ekrana Sivas’tan gelen haberlerin düşüşü biraz önceki yakındığım içinde bulunduğum fiziki koşulları mumla arar hale sokmuştu. Önce Aziz Nesin sonra da etkinliğe katılan diğer yazar, sanatçı ve Alevi gençlerin yakılmaya çalışıldıklarına dair haberler…

Bir an adi bir linç girişimi olarak algılama umuduyla bu saldırıların biraz sonra def edileceğini düşünürken, zaman çok ilerlemeden bu umut kendini olayın ciddiyetine ve vahametine bırakmıştı. Devlet mekanizması Sivas’ta tamamen rafa kaldırılmıştı. Kendinden geçmiş/geçirilmiş önce 1000 sonra 1500 gibi bir linç katil güruhunun 9-10 saat boyunca canlı yayınla oteli ateşe verişleri ve oteldekilerin kurtulmasına izin vermeyişleri tüm dünyaya seyrettirildi. Tepesindeki iki yana açılan uzun antenli küçük televizyon karşısında saatlerce ne, neyi, niçin, neden soruları beynimde kendiliğinden içgüdüsel olarak çınlayıp, çığırır ve onlara cevap yetiştirmeye çalışırken elimde sıkıca tuttuğum anayasa kitabı çaresizlik ve sıkıntının içi içe geçen ruh halimle terden sırılsıklam olduğunu hatırlıyorum. Ekranda ortaya ve kenarlara serpiştirilmiş o üç-beş polis ve erin konu mankenliğine sokulup vahşeti seyredişleri ise hiçbir zaman hafıza ve belleklerden silinmeyecektir!

Devlet, Hızır Paşalar ve “Dostlar”

Onlarca canın, yamyam töreni kutlama haykırışları içinde yakıldığı kent, başkent Ankara ve komşu büyük sınır illerine o kadar yakın olmasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve seçilmiş koalisyon hükümeti bu vahşetin durdurulmasına güvenlik güçlerini göndermeyerek ekrandan izlemeyi tercih etmiştir. Tercih yapmakla kalmayıp vahşet manzarası karşısında empati kurdukları biricik tarafsa yakılanlar değil yakan failler olmuştur! Dönemin başbakanı Tansu Çiller’in “Çok şükür otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” sözleri durumu yoruma dahi gerek duymaksızın özetlemiştir. Katil güruhun yok etme “hazzını” fazlası ile aldığı ve artık yorulmaya başladığı saatler sonrası gece yarısına geldiği saatlerde katlettikleri can sayısı 35’e ulaşmıştı. Failler 2 göstericiyi de kurban etmişlerdi.

33 canın ölümünde Ahmet Yücetürk adı unutulacak gibi değildir? Dönemin Sivas Askeri Tugay Komutanı olan bu zat saatlerce otel içinde kıvranan 33 canın canlı canlı yakılmasına göz yumarak katil güruha yol vererek ölmelerini sağlamış, müdahale etmeye çabalayan dönemin Sivas Valisi’ni ise hayat güvencesi ile tehdit edecek kadar cüret sahibi olduğu belleklerde yer edinmiştir.

“Babasını” Çankaya’ya çıkartıp kendisini başbakanlık koltuğuna çivileyen, çok değil katliamdan 3 yıl sonra da binlerce faili meçhul bırakılan yurttaşın katillerine şeref dağıtarak yalı konforuna konumlanan dönemin başbakanı Tansu Çiller’i unutmamız mümkün müdür?

Ya diğer siyasi ve sosyal aktörleri?

Yakanlara ateş desteği sağlayan “dost” çevresinden sorumluluğu yakılanlarda bulan akademik unvanlı Alevi zatlar, vahşetin yapılacağını öncesinden bilip de yıllarca saklayan Alevi araştırmacılar, Alevi oyları ile koltuklarında semirdikçe semiren Demirel patentli ‘sosyal demokratlar’ı unutacak mıyız?  Bu zatların totaliter devletten aldıkları resmi ideolojik destekle halen her fırsatta Alevilerin neye inanıp, inanmamaları hakkında ahkam kesmeyi ihmal etmeyişleri hep bu güçtendir!

İnsanlığa Karşı İşlenmiş Suç ve Yas

Bu olup bitenler sonunda Aleviler, kendilerini artık daha açık ve net konumlandırma cesaretine doğru yönelerek, demokratik özgürlükçü bir hukuk devleti talebi daha somut görünür olmuştur. Bu vakitten sonra üzerlerine en karanlık suikast ve katliam geleneklerini sürdürmeye ve onları sindirmeye niyetliler için ise en büyük kaygısı, Pandora’nın kutusunun artık kapanmamak zere açılmış olmasıdır. Alevilerin en meşru, temel ve asgari demokratik taleplerinin bu karanlık gücü tedirgin edişi boşuna değildir. En vahşi katliam geleneklerinden beslenerek oluşturdukları ideolojilerine, son zamanlarda ekledikleri özgürlükçü laiklikten yoksun statükoyu kollayan mevcut laiklik söylemleri ile son kartlarını oynamayı tercih ettiler fakat artık bu jargonlarla Aleviler üzerinde bölme, parçalanma korkusu yaratarak onları ne sindirebilir ne de önleyebilirler. Aleviler cehennemden çıkış için yol aldıkları bu sürecin hak ve adalete erişmek için bir araf olduğunu çok iyi biliyorlar. Yine en az on iki bin yıllık Anadolu Uygarlıklarından süzüp getirdikleri inançları ile Hz. Muhammed, Hz. Ali ve oğullarına duydukları sevgi ve saygının da sömürülmesine izin vermeyeceklerini, kendilerini İslam dışında göreni de görmeyeni de asimile edilmeye karşı duracaklarını artık daha çok ve daha net dillendiriyorlar. Bugüne değin “resmî” maaşlarıyla bu sahada at koşturan zatların artık çok rahatça bu cüreti gösteremeyeceklerinin de farkındalar.

2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı insanlığa karşı bir suçtur. Aynen bu katliamın devamı olan 5 Temmuz 1993’te Başbağlar’da işlenen katliam gibi. Katliamın failleri, azmettirenleri ve yol verenleri ile birlikte sorumluluklarını yerine getirmeyen siyasi ve idari tüm sorumluların cezai ve insani sorumlulukları yaşadıkları sürece hiçbir zaman zaman aşımına uğramaz. Aynı şekilde devletin bu utançla yüzleşmek için gerekli tüm varlığını ortaya koyması ile birlikte bu tür insanlık suçlarının işlenmemesi için tüm mekanizmaları etkin biçimde inşa etmesi sorumluluğu da.

Demokratikleşme

Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer yurttaşlarının da yaşamını demokratikleştiren en haklı somut talepler olduğu tartışmasızdır. Demokratik hukuk devleti ve özgürlükçü laik sistemde Diyanet İşleri Başkanlığı ve zorunlu din derslerinin kaldırılması, her türlü inanç ve düşünceye karşı yapılacak ayrımcılığa karşı etkin yaptırım ve önlemlerin alınması; aynı şekilde farklı inanç ve düşüncelerin barışçıl örgütlenme hak ve özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, kamu hazinesinden hiçbir inanç gurubuna pay aktarılmaması, hemen hemen her yurttaşın asgari talepleri olarak can yakıcılığını sürdürüyor. 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamının yaşandığı otelin bir utanç ve yüzleşme müzesi haline acilen dönüştürülmesi ise amaçlanan demokratik sistemin belleklerinden biri olma potansiyeli taşıması açısından önemlidir. Çünkü insanlığa karşı işlenen bu katliamın sorumlularının unutulmaması ve bir daha yaşanmaması için utanç ve barış müzesi bir sembol olacaktır.

Jakoben İslam devlet laikçiliğine bekçilik yaptırılan Aleviler ise artık bekçi değil daha demokratik özgürlükçü laik bir hukuk devleti nasıl olurunun aktörü olmak istiyor! Bu istemleri mevcut “laikliği” dahi yeni seçilen parlemento çoğunluğunu oluşturan Cumhur İttifakı için dahi artık zul olup Anayasa’dan tümden kaldırılması talep edildiği şu son dönemeçte daha sarih dillendiriyorlar! Çünkü Sivas katliamı öncesi ve sonrasında bu güne değin eski devlet partisi CHP dahil benzeri devamcısı iktidarların her seçim dönemindeki hamaset içerikli kardeşlik nutuklarına kanmamakta ve üzerlerinde korku senaryoları üretmelerine izin vermeyeceklerini daha net ve somut görmüşlerdir.

Son olarak: Aleviler, kendileri hakkında MGK düzeyinde tehlike olarak gören, haklarında raporlar hazırlatan mevcut devlet anlayışından kopup, evrensel demokratik bir hukuk devleti ve özgürlükçü laik sistem hedeflemedikçe ne yaşam hakları güvencede olabilecek ne de 2 Temmuz ve önceki katliamların yası tutulmuş olacaktır.

Hitit Hukuku – Belleklerdeki Kayıp

14 Temmuz – Hukuk Takvimi

0
14 Temmuz Hukuk Takvimi, geçmişten günümüze hukuk tarihine ışık tutan olayları, yasal düzenlemeleri, bildirgeleri, uluslararası sözleşmeleri ve diplomatik adımları kronolojik olarak sunar. Bu takvimde, doğan ve vefat eden hukukçular, görülen önemli davalar, alınan kararlar, yapılan tutuklamalar, infazlar ve hukuk dünyasını etkileyen eylemler yer alır. Her gün, tarihte bugün hukuk alanında yaşanan gelişmeleri kayıt altına alarak kolektif hukuki hafızayı güçlendirmeyi amaçlar.

14 Temmuz – Hukuk Takvimi

1454
İtalyan hümanist, düşünür, eleştirmen ve şair Angdeelo Poliziano 1454’te Toskana’da doğdu. (Ölümü:1494) Floransa’nın ikinci kuşak Hümanistleri arasında yer aldı. Antik çağın ortaçağdaki temdsilcisi oldu. Aristo‘nun çağdaşı olarak kabul edildi. Epiktetos, Hipokrat, Galen, Plutarkhos, ve Platon‘un yolundan gitti. Zamanına göre evrensel değerleri savundu.
1700
Osmanlı Devleti, ile Rusya Çarlığı arasında İstanbul Antlaşması imzalandı
1789
Fransızlar, krallığa karşı ayaklandılar. 14 Temmuz 1789’da Bastille Baskını gerçekleşti. Halk, Paris’te Bastille Hapishanesi’ndeki siyasi tutukluların serbest bırakılmasını sağladı. Monarşinin sonu ve Cumhuriyetin başlangıcı olarak kabul edilen 14 Temmuz tarihi Fransız Devrimi‘ni hazırlayan önemli bir olması nedeniyle Fransızların ulusal bayramı olarak kutlanmaktadır. (La fête nationale-Bastille Günü)
1816
Fransız diplomat, yazar ve filozof Arthur de Gobineau doğdu. (Ölümü: 1882)
1858
İngiliz kadın hakları savunucusu Emmeline Pankhurst doğdu. (Ölümü:1928)
1885
Kamerun, Almanya’nın sömürgesi oldu
1920
İstanbul Divan-ı Harbi, Mustafa Kemal’e katılan subayları idama mahkum etti. Padişah, kararı 25 Temmuz 1920’de onayladı.
1920
Türkiye Komünist Fırkası kuruldu.
1924
Ankara Barosu kuruldu. Cumhuriyet, laiklik, demokrasi ve insan haklarının savunucusu olduğunu ilan eden Ankara Barosu’nun kuruluş tarihi 14 Temmuz 1924’tür
1926
Mustafa Kemal Paşa‘ya yönelik İzmir Suikastı girişimi sebebiyle Ziya Hurşit ve arkadaşları idam edildi
1933
Hitler Almanya’sında Naziler tüm muhalefet hareketlerini yasakladı. 2 Mayıs 1933’te sendikaların kontrolünü ele geçirmesinin arından Fırtına Birlikleri (SA) ve Polis sendika ofislerini bastı, sendika yetkilileri ve eylemciler bastırıldı ve terörist muamelesine tabi tutuldu, varlıklarına el kondu. Bağımsız işçi temsilciliği sona erdi. Naziler Devlet Partisi haline geldi, diğer tüm siyasi partiler yasaklandı, tek parti diktatörlüğü başladı.
1938
İtalya, Yahudi karşıtı Nazi modelini kabul etti
1938
Cemiyetler Kanunu, 14 Temmuz 1938’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun, 28 Haziran 1938 tarihinde kabul edilmişti.
1942
AB’nin dış ilişkilerdeki en etkili isimlerden olan, Javier Solana Madariaga, Madrid’de doğdu. 1995 ila 1999 yıllarında NATO genel sekreterliği yaptı. 1999’dan itibaren Avrupa Birliği yüksek temsilcisi ve 2004’ten itibaren AB Dışişleri Bakanı olarak atandı. 18 Ekim 1999 ila 1 Aralık 2009 tarihleri arasında Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi genel sekreterliği yaptı.
1946
Latin Amerika’nın ünlü diktatörlerinden, asıl mesleği avukatlık olan Guatemala eski devlet başkanı Jorge Ubico Castañeda öldü. (Doğumu: 10 Kasım 1878) 14 Şubat 1931 tarihinden 4 Haziran 1944’e kadar iktidarda kaldı.
1948
Kapatılan siyasi partilerden Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi lideri Dr. Şefik Hüsnü Deymer, beş yıl hapse mahkûm oldu.
Deymer, 1912’de eğitime başladığı Paris Sorbonne Üniversitesi’nde komünist fikirlerle tanışmıştır. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesinde tabip yüzbaşı olarak görev yapmıştır. 23 Eylül 1919 tarihinde Berlin’den gelen Türk Spartakistleri ile birlikte kurucuları arasında yer aldığı Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası‘nın (TİÇSF) genel sekreterliğine seçildi. Parti, İstanbul’u işgal eden İngilizler tarafından kapatıldı. 1946 yılında kurduğu ve liderliğini yaptığı Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi ise 6 aylık ömrü ile Türk siyasi tarihinin en kısa ömürlü partilerinden birisi olmuştur. Parti, kurulmasından kısa bir süre sonra Örfi İdare Mahkemesinde açılan dava sonucu “komünist mefküreli şahıslar tarafından kurulduğu ve idare edildiği” gerekçesiyle kapatılmıştır.

1950
Türkiye’de Kısmi Genel Af ilan edildi
1960
Sosyolog, yazar, çevirmen ve öğretim üyesi Ulus Baker doğdu. (ölümü:12 Temmuz 2007) Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu. ODTÜ, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Özgür Üniversite’de sinema tarihi ve sosyoloji dersleri verdi. Siyasi teori, kitle iletişim araçları, sinema alanlarında çalıştı. Birikim, Toplum ve Bilim, Virgül, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nde yazılar yazdı.
1960
Eski Konya Valisi Cemil Keleşoğlu, Yassıada’da intihar etti
1965
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu 14 Temmuz 1965 tarihinde kabul edildi
1967
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO), fikri mülkiyete konu hakların tüm dünyada korunması amacıyla 14 Temmuz 1967 tarihinde Stockholm’de imzalanan Sözleşme ile kurulmuştur. Örgütün merkezi İsviçre’nin Cenevre kentindedir.
1968
Anayasa Mahkemesi Başkanı İbrahim Hilmi Senil’in görev süresi 14 Temmuz 1968’de sona erdi. Senil, 8 Temmuz 1966’de göreve gelmişti.
1969
ABD’de, $500, $1.000, $5.000 ve $10.000 değerindeki kâğıt paralar resmen tedavülden kaldırıldı
1970
Askerlik 20, yedek subaylık 18 aya indirildi
1970
Muhittin Taylan 14 Temmuz 1971’de Anayasa Mahkemesi Başkanı oldu. Görevi 14 Temmuz 1975’te sona erdi.
1971
Kültür Bakanlığı kuruldu, ilk Bakan Talat Halman oldu
1971
Asker, siyasetçi, İş Bankası Kurucu Üyesi, Antep Milletvekili, İstiklal Mahkemeleri yargıcı ve Atatürk’ün yakın arkadaşı olan Ali Kılıç yaşamını yitirdi. Asıl adı Süleyman Asaf Emrullah olan Kılıç Ali (Doğumu: 1889) 1961’de Yeni Türkiye Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. Yazar Altemur Kılıç’ın babasıdır.
1983
Türkiye’nin Brüksel Büyükelçiliği’nde görevli Dursun Aksoy, silahlı saldırıda öldürüldü. Olayı, üç ayrı Ermeni örgütü üstlendi.
1987
Olağanüstü Hal Bölge Valiliği kuruldu
1993
Anayasa Mahkemesi, Halkın Emek Partisi’nin (HEP) faaliyetlerinin Anayasa ile Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılmasına karar verdi
1993
Halkın Gücü Gazetesi sahibi ve yazarı Rıza Güneşer 14 Temmuz 1993 tarihinde öldürüldü
1994
ANAP’ın, Başbakan Tansu Çiller hakkında mal varlığını araştırma önergesi Meclis’te reddedildi. 1983’ten itibaren Meclis’te yer alan partilerin lider ve yakınlarının mal varlıklarının araştırılmasıyla ilgili önerge kabul edildi.
2006
Vedat Ahsen Coşar‘n, 18 Ekim 2004’te başlayan; Ankara, Bükreş, Sofya, Makedonya, Moskova, Kiev, Gürcistan, Moldova, Atina, Bakü, Trabzon, İstanbul ve Yalova Barolarından oluşan Karadeniz Ülkeleri Barolar Birliği Başkanlığı görevi 14 Temmuz 2006 tarihinde sona erdi
2009
Engellilerin Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi 14 Temmuz 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşme, Milletler Sözleşmesi Genel Kurulu tarafından 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Sözleşme’yi 30 Mart 2007 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanması 3 Aralık 2008 tarih ve 5825 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur.
2020
Arjantinli aktivist, yazar ve filozof, María Lugones öldü (Doğumu: 1944)
2020
Amerikalı avukat Stephen Daily Susman öldü (Doğumu: 1941)

Angelo Poliziano

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması

1
Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, ABD ile yapılan ilk askeri antlaşmadır.

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında  Ankara’da imzalanmış, 01.09.1947 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Türkiye’ye Yapılacak Yardım hakkında Anlaşma’nın onanmasına dair Kanun” kabul edilerek onaylanmıştır. Kanun, 5 Eylül 1947 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Antlaşma sekiz maddeden oluşmaktadır. Anlaşmanın Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilmesine karar verilmiş ve Türk ve İngiliz dillerinde, iki nüsha olarak düzenlenen antlaşma Türkiye Cumhuriyeti adına Hasan Saka ve Amerika Birleşik Devletleri adına da Edwin C. Wilson tarafından imza edilmiştir.

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşmasını Türkiye adına imzalayan Hasan Saka

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, ABD ile yapılan ilk askeri antlaşmadır. Türkiye bu antlaşmadan sonra 1950 yılında Kore Savaşına katılmış, 1952 yılında da Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü Antlaşmasını imzalayarak NATO’ya katılmıştır.

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, ABD ile yapılan ilk askeri antlaşmadır.

Türkiye ile yapılan Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşmasından önce Amerika Birleşik Devletleri Senatosunda “Yunanistan ve Türkiye’ye Yapılacak Yardım Hakkında Kanun” 22 Nisan 1947 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun tasarısının ABD Temsilciler Meclisi’nde oylaması 9 Mayıs 1947 tarihinde onaylanmıştır.  Kanun, “barışa doğru önemli bir ilerleme” şeklinde tanımlanmış ve 22 Mayıs 1947’de Başkan Truman tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir.  ABD’de onaylanan kanun uyarınca, ABD, 20 Haziran 1947’de Yunanistan ile ve 12 Temmuz 1947’de de Türkiye ile yardım anlaşması yapmıştır. 

Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında 12 Temmuz 1947 tarihinde Ankara’da imzalanan «Türkiye’ye yapılacak yardım hakkında Anlaşma» nın onanmasına dair Kanun

Kanun No: 5123                                                                                                                                 

Kabul tarihi: 1/9/1947

Madde 1 — Amerika Birleşik Devletleri tarafından Türkiye’ye yapılacak  yardımın şeklini tespit İçin; Türkiye Hükümeti ile Birleşik Devletler Hükümeti arasında 12 Temmuz  1947 tarihinde Ankara’da imzalanan «Türkiye’ye yapılacak yardım hakkında Anlaşma» onanmıştır.

Madde 2 — Anlaşmanın 2nci maddesi gereğince belirtilecek malî şartlara ve 5nci maddesinde yazılı şekillerden birine göre alınacak pahalar veya Devlete mal edilecek ayınların kıymetleri bir taraftan gelir bütçesine gelir, diğer taraftan bütçe kanunlarına bağlı (A) işaretli cetvellerin ilgili kısımlarında açılacak özel bölümlere ödenek kaydedilir ve para ve mal olduklarına göre nakden veya mahsuben harcanır.

Madde 3 – Bu kanun 12 Temmuz 1947 tarihinden itibaren yürürlüğe girer.

Madde 4 — Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

                                                                                                                                                                          2/9/1947

Türkiye’ye yapılacak yardım hakkında Anlaşma

Türkiye Hükümeti, Türkiye’nin hürriyetini ve bağımsızlığını korumak için İhtiyacı olan güvenlik kuvvetlerinin takviyesini temin ve aynı zamanda ekonomisinin istikrarını muhafazaya devam maksadıyla Birleşik Devletler Hükümetinin yardımım istediğinden; ve

Birleşik Devletler Kongresi, 22 Mayıs 1947 tasdik edilen kanun ile; Birleşik Devletler Başkanına, Türkiye’ye her iki memleketin egemen bağımsızlığına ve güvenliğine uygun şartlar dairesinde, böyle bir yardımda bulunmak yetkisini verdiğinden; ve

Türkiye Hükümeti İle Birleşik Devletler Hükümeti böyle bir yardım yapılmasının Birleşmiş Milletler Antlaşmasının esas gayelerine ulaşmayı sağlayacağı gibi münasebetlerinde hayırlı bir devre açarak Türk ve Amerikan Milletleri arasındaki dostluk bağlarını daha çok takviye edeceğine kani bulunduklarından;

Bu maksatla kendi Hükümetleri tarafından usulü dairesinde verilmiş yetkileri haiz olan ve aşağıda imzası bulunan zevat şu hususları kararlaştırmışlardır:

MADDE 1

Birleşik Devletler Hükümeti, Birleşik Devletler Başkanının 22 Mayıs 1947 tarihinde tasdik edilen Kongre Kanunu ve bunu değiştiren veya buna ek kanunlar hükümleri gereğince yapılmasına müsaade edebileceği yardımı Türkiye Hükümetine sağlayacaktır. Türkiye Hükümeti bu kabil herhangi bir yardımı, bu Anlaşma hükümleri gereğince fiilen kullanacaktır.

MADDE 2

Birleşik Devletler Başkam tarafından bu maksatla tâyin edilen bir Türkiye Misyonu Şefi; bu Anlaşma gereğince sağlanacak yardıma mütaalik meselelerde Birleşik Devletler Hükümetini, temsil edecektir. Misyon Şefi bu Anlaşma gereğince peyderpey yapılacak olan muayyen yardımın kayıt ve şartlarını Türkiye Hükümeti temsilcileriyle danışarak tespit edecektir. Ancak, yapılacak olan bu muayyen yardımın malî şartları, peyderpey, iki Hükümetin mutabakatı ile, evvelden tespit edilecektir. Misyon Şefi, Türkiye Hükümetine, bu Anlaşma gereğince sağlanan yardımın gayelerinin elde edilmesine yarayabilecek malûmatı ve teknik yardımı sağlayacaktır.

Türkiye Hükümeti yapılan yardımı tahsis edilmiş bulunduğu gayeler uğrunda kullanacaktır. Sorumluluklarının icrası sırasında görevini serbestçe yapabilmesini mümkün kılmak için, bu Hükümet, Misyon Şefine ve temsilcilerine, yapılan yardımın kullanılışı ve ilerleyişi hakkında, rapor, malûmat ve müşahede şeklinde tüyebileceği her türlü kolaylık ve yardımı sağlayacaktır.

MADDE 3

Türkiye Hükümeti ile Birleşik Devletler Hükümeti Türk ve Birleşik Devletler Milletlerine; bu Anlaşma gereğince yapılan yardım hususunda tam bilgi temini için işbirliği yapacaklardır.

Bu maksatla ve iki memleketin güvenliği ile kabili telif olduğu nispette;

1 — Birleşik Devletler basın ve radyo temsilcilerine, bu yardımın kullanışını serbestçe müşahede etmelerine ve b u müşahedelerini tana olarak bildirmelerine müsaade edilecektir, ve

2 — Türkiye Hükümeti bu yardımın amacı, kaynağı, mahiyeti, genişliği, miktarı ve ilerleyişi hakkında Türkiye’de tam ve devamlı yayın yapacaktır.

MADDE 4

Bu Anlaşma gereğince Türkiye Hükümeti tarafından elde edilen her madde, hizmet veya malûmatın emniyetini sağlamak azminde bulunan ve bunda aynı derecede menfaattar olan Türkiye ve Birleşik Devletler Hükümetleri, badelmüşavere, bu uğurda diğer Hükümetin lüzumlu addedebileceği tedbirleri, karşılıklı olarak, alacaklardır.

Türkiye Hükümeti, Birleşik Devletler Hükümetinin muvafakati olmadan, bu neviden hiç bir madde veya malûmatın mülkiyet veya zilyetliğini devretmeyeceği gibi, aynı muvafakat, olmadan Türkiye Hükümetinin subay, memur veya ajanı sıfatını haiz bulunmayan bir kimse tarafından bu maddelerin veya malûmatın kullanılmasına veya bu malûmatın bu sıfatı haiz olmayan bir kimseye açıklanmasına ve bu maddeler ve malumatın verildikleri gayeden başka bir gayede kullanılmasına müsaade etmeyecektir.

MADDE 5

Türkiye Hükümeti bu Anlaşma gereğince verilen herhangi bir ikraz, kredi, hibe veya diğer şekillerdeki yardımların hasılatının hiç bir kısmını diğer herhangi yabancı bir devlet tarafından kendisine verilmiş olan herhangi bir ikrazın resülmal veya faizinin tediyesinde kullanmayacaktır.

MADDE 6

Bu Anlaşma gereğince yapılmasına müsaade olunan yardım kısmen veya tamamen:

1 — Türkiye Hükümeti talep ederse;

2 — Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (bu hususta Birleşik Devletler herhangi bir vetonun kullanılmasını nazarı itibara almayacaktır) veya Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, Birleşmiş Milletler tarafından alınan tedbir veya yapılan yardım neticesinde, bu Anlaşma mucibince Birleşik Devletler Hükümeti tarafından yapılan yardımın devamını lüzumsuz veya gayrı matlup addetmesi halinde; ve

3 — Yukarda anılan Kongre Kanununun 5 inci bölümünde musarrah diğer herhangi bir vaziyette veya Birleşik Devletler Başkanının yardımın kesilmesini Birleşik Devletlerin menfaatlerine uygun görmesi halinde: nihayet bulacaktır.

MADDE 7

Bu Anlaşma bu günden itibaren yürürlüğe girecek ve her iki Hükümet tarafından tespit edilecek tarihe kadar yürürlükte kalacaktır.

MADDE 8

Bu Anlaşma Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilecektir.

Türk ve İngiliz dillerinde, iki nüsha olarak, Ankara’da 12 Temmuz 1947 tarihinde yapılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına: Hasan Saka;

Birleşik Devletler Hükümeti adına: Edwin C. Wilson

 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

11 Temmuz / Hukuk Takvimi

0
11 Temmuz Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar,  yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar...

11 Temmuz / Hukuk Takvimi

1789
ABD’nin hukukçu başkanlarından John Quincy Adams doğdu. (Ölümü: 1848) 22 Eylül 1817 – 4 Mart 1825 ve 4 Mart 1825 – 4 Mart 1829 tarihleri arasında iki defa başkanlık görevini üstlendi. Harvard ‘da hukuk eğitimi aldı Dışişlerinde çalıştı, Hollanda ve Rusya’da elçilik yaptı. 1802 yılında ABD Senatosu’na seçildi. Monroe Doktrini’ni formüle etti.
1789
Fransız devrimci Gilbert du Motier de La Fayette, “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi“ni Devrimci Millî Meclis’e sundu. Bildirinin hazırlanmasın, ABD başkanlarından Thomas Jefferson da yardım etmiştir. Ağustos 1792’de Lafayette’in tutuklanmasına karar verildi. Beş yıldan uzun bir süre hapiste kaldı.
1833
Sümerbank, resmen faaliyete geçti. Sümerbank Kanunu,3 Haziran 1933’te kabul edilmiş ve 11 Haziran 1933’te resmi gazetede yayınlanmıştı.
1905
Mısırlı Türk eğitimci, yargıç ve reformcu Muhammed Abduh öldü. (Doğumu: 1849) Babası Türk,[1] annesi Mısırlı’dır. El-Ezher’de mantık ve felsefe eğitimi aldı. Aynı okulda, 1877’den itibaren mantık, teoloji ve etik eğitimi verdi. 1889’da Kahire Müftüsü yapıldı ve ölümüne kadar bu görevde kaldı. 1890’da Mısır’daki ilk derece mahkemelerinde yargıç olarak atandı. 11 Temmuz 1905’te İskenderiye’de öldü. Tefsir El Manar isimli 12 ciltlik eseri Reşit Rıza tarafından 1927 yılında bastırıldı. Abduh, İslam dünyasında çağdaşlığı savunması, kadın erkek eşitliğini ve tek eşliliği savunması ile bilinmekteydi.
1960
Yazar Harper Lee’nin Bülbülü Öldürmek adlı romanı ilk baskısını yaptı. Bülbülü Öldürmek satış rekorları kırdı. Amerikan edebiyatının başyapıtlarından biri olarak kabul edildi. 1961 Pulitzer Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Bir yıl sonra beyaz perdeye aktarıldı ve Oscar aldı.#BülbülüÖldürmek
1960
27 Mayıs’ın ardından İdam cezasında yaş haddi kaldırıldı
1971
Sabahattin Eyüboğlu, İsviçre asıllı piyanist Magdi Rufer, edebiyatçı Azra Erhat ile Vedat Günyol ve Yaşar Kemal’in eşi Tilda Gökçeli gözaltına alındılar
1979
Abdi İpekçi cinayetinin katil zanlısı, Mehmet Ali Ağca ve Yavuz Çaylan yakalandı.
1980
Ordu’nun Fatsa ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve bütün evlerde arama yapıldı. Yüzlerce asker ve polis nokta operasyonları düzenledi. Belediye Başkanı Fikri Sönmez de dahil olmak üzere 300 kişi gözaltına alındı.
1984
Turgut Özal Hükümeti, özel dershanelerin faaliyetlerini sürdürmesini sağlayan, 11 Temmuz 1984 tarihli ve 3035 sayılı yasayı kabul etti. Özel dershanelerin yeniden kurulması yasalaştı. Yasa, 28 Temmuz 1984’te resmi gazetede yayınlandı. Özel Dershaneler 8 Haziran 1965 tarihli ve 625 sayılı yasa ile kurulmuştu.
1989
Dünya Nüfus Günü her yıl 11 Temmuz’da kutlanmaya başkandı. Küresel nüfus sorunları hakkında farkındalık yaratmayı amaçlayan etkinlik gününün belirlenmesine Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı öncülük etti.
1992
Kapatılan Sosyalist Parti’nin devamı olan İşçi Partisi kuruldu
1995
Daha sonra Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanan Ratko Mladiç komutasındaki Sırp ordusu, Bosna-Hersek’teki Srebrenitza Bölgesi’nde, yaşanan Srebrenitza Katliamı’nı başlattı.
2019
8 Temmuz 2019 tarihinde Ümraniye’de silahlı saldırıya uğrayarak başından vurulan ve ağır yaralanan İstanbul Barosu’na bağlı 38 yaşındaki Avukat Hüseyin Yama kaldırıldığı Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki tüm müdahalelere rağmen 11 Temmuz 2019’da yaşamını yitirdi. Yama avukatlıktan önce icra memuru ve mahkeme zabıt katibi olarak görev yapmıştı. Yama için İstanbul Barosu tarafından Anadolu Adliyesi’nde tören düzenlendi, cenazesi cuma namazının ardından Ataşehir Esatpaşa Mahallesi Merkez Camii’nden kaldırılarak Ihlamurkuyu Mezarlığında defnedildi. Olayın ardından tutuklanan müteahhit Mehmet Sabri K. hakkında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis istemiyle dava açıldı. İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mayıs 2021 tarihli celsede sanık Mehmet Sabri Kılıç’ı, tarafı olduğu hukuki uyuşmazlıkla ilgili olarak uzlaşacağı gerekçesiyle Avukat Hüseyin Yama’yı işyerine çağırdıktan sonra silahıyla öldürmesi nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edildi.

11 Temmuz Hukuk Takvimi

9 Temmuz – Hukuk Takvimi

0

9 Temmuz – Hukuk Takvimi

1797
Felsefeci ve siyaset kuramcısı Edmund Burke, Beaconsfield’de öldü. (Doğumu: 12 Ocak 1729 Dublin)  Burke, İngiltere Avam Kamarası’nda görev yaptı. Fransız İhtilali‘ne karşı çıktı. Kuzey Amerika’daki İngiliz sömürgelerinin bağımsızlık hareketine destek verdi. Estetik üzerine felsefi çalışmalar ve Annual Register adlı siyasi dergiyi çıkardı.
1816
Arjantin, İspanya’dan bağımsızlığını kazandı
1919
Mustafa Kemal Paşa‘nın görevine son verildiği hakkında Harbiye Nezareti genelgesi yayınlandı. Mustafa Kemal Paşa 10 Temmuzda İstanbul hükümetine tarihi bir telgrafla cevap verdi.
1922
Adalet Bakanı Refik Şevket İnce‘nin görevi sona erdi. İnce, Fevzi Paşa başkanlığındaki İcra Vekilleri heyetine 24 Ocak 1921’de getirilmişti. 1931, 1935 ve 1939 seçimlerinde Manisa Milletvekilliği yaptı. 1945 yılında Demokrat Parti Kurucu Üyeliği ve 1950 seçimlerinden sonra Manisa Milletvekilliği yaptı. Menderes Kabinelerinde görev aldı. Gazeteci Yazar Emin Çölaşan’ın dedesidir.
1946
Hukukçu devlet adamlarından Nevzat Tandoğan intihar ederek yaşamına son verdi. (Doğumu 1894) İstanbul Hukuk Mektebi‘nden mezun oldu. Malatya Valiliği, Konya Milletvekilliği ve Ankara Valiliği yaptı. Evli ve iki çocuk babasıydı. 
1951
Amerikalı dedektif romanları yazarı Dashiell Hammett, anti-komünist soruşturmalarda ifade vermeyi reddettiği için altı ay hapse mahkûm edildi.
1961
1961 Anayasası, 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbe sonucunda hazırlanarak 9 Temmuz 1961’de halk oylaması sonucunda kabul edilmiştir. 1961 Anayasası, Milli Birlik Komitesinin geçici yönetimini sona erdirmiş ve 1924 Anayasasını yürürlükten kaldırmıştır. Türkiye’de ilk defa referandum yapılmış, halk yüzde 61,5 oranında evet oyu vermiştir. Yeni Anayasa, 1971 Muhtırası sonrasında köklü değişikliklere uğramış ve 12 Eylül Darbesi’ne kadar yürürlükte kalmıştır. #HukukTarihi #9Temmuz #Anayasa
1991
Hukukçu devlet adamlarından Orhan Hançerlioğlu yaşamını yitirdi.  1939 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdikten sonra Keşan ve Karaisalı’da kaymakamlıkları yapan Hançerlioğlu, İstanbul Belediye Müfettişi, Emniyet Şube Müdürü ve İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu Müdürlüğü de yaptı.  Felsefe Ansiklopedisi ve Düşünce Tarihi yapıtları ile bilinmektedir. Yedinci Gün, Ekilmemiş Topraklar, Bordamıza Vuran Deniz, Karanlık Dünya, Kutu Kutu İçinde,  Büyük Balıklar, İnanç Tarihi, Felsefe Sözlüğü, Türk Dili Sözlüğü, Dünya İnançları Sözlüğü, İslam İnançları Sözlüğü, Ruhbilim Sözlüğü, Toplumbilim Sözlüğü, Ekonomi Sözlüğü ve Ticaret Sözlüğü isimli eserleri bulunmaktadır.
1997
 Çankaya Üniversitesi kuruldu.
2002
Afrika Birliği Örgütü dağıldı ve yeniden yapılanarak Afrika Birliği adını aldı.
2008
Ürünlerin pazarlanması ile ilgili akreditasyon ve pazar gözetimi gerekliliklerini belirleyen ve (AET) 339/93 sayılı Tüzük’ü yürürlükten kaldıran 9 Temmuz 2008 tarihli ve (AT) 765/2008 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Tüzüğü (ABRG L 218, 13.8.2008, s. 30) kabul edildi.
2011
 Güney Sudan bağımsızlığını ilan etti.
2018
Türkiye’de ilk Cumhurbaşkanlığı Hükümet Kabinesi yemin ederek göreve başladı. 9 Temmuz 2018 tarihinde açıklanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Kabinesi’nde Abdülhamit Gül Adalet Bakanlığı görevine getirildi.
2024 Laiklik Meclisi üyesi Avukat Doğan Erkan hakkında, İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasına karşı açılan davada görevli olan bir Danıştay hakimini eleştirdiği gerekçesiyle dava açıldı. Erkan, Belediye hukuk müşaviri iken Danıştay’a atanan hakime ilişkin eleştirisi nedeniyle Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor.

1961 Anayasası halkoylaması ile kabul edildikten sonra bir gazete haberi

 

9 Temmuz – Hukuk Takvimi

6 Temmuz – Hukuk Takvimi

0

6 Temmuz – Hukuk Takvimi

1535
Hukukçu, felsefeci ve İngiliz devlet adamı Sir Thomas More idam Londra’da idam edildi. Kral VIII. Henry’nin İngiliz Kilisesi’nin başına geçmesine karşı çıkması nedeniyle hain olarak damgalandı. Ütopya isimli ünlü eserin sahibi ve Rönesans döneminin ünlü hümanist yazarı, 7 Şubat 1478’de doğmuştu. More eğitimine önce Oxford Üniversitesi’nde başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatı ile ilgilendi. İki yıllık eğitimin ardından Londra’ya döndü ve 1496 yılında hukuk eğitimine başladı. 21 yaşında Londra Barosu’na kaydını yaptırdı. 1516 yılında Ütopya’yı yazdı. More, idam edilmesinden 400 yıl sonra, 1935’te Papa XI. Pius tarafından aziz ilan edildi. Desiderius Erasmus, Deliliğe Övgü adlı eserini Thomas More’a ithaf etti.
1827
Yunanistan’ın kurulmasını ve bağımsızlığını esas alan Londra Antlaşması Birleşik Krallık, Rusya ve Fransa arasında imzalandı. Yunanistan bağımsız hale getirilecek. Antlaşma, Yunanistan’daki bütün Türk mallarının Yunanlara ait olması ve bunu kabul etmesi için Osmanlı Devleti’ne 1 ay süre tanınması, kabul etmediği takdirde Yunanistan’a yardım edilerek antlaşmasını zorla kabul ettirilmesi şartlarını içeriyordu. 
1871
Kölelik karşıtı mücadele ile tanınan Brezilyalı şair Castro Alves öldü. (Doğumu: 1847)
1906
Savaştaki hasta ve yaralıların durumlarının iyileştirilmesine dair 6 Temmuz 1906 tarihli Cenevre Sözleşmesi imzalandı.
1924
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın tıp doktoru ve tıp eğitimi veren ilk kadın olan Dr. Safiye Ali Hanım Başkanlığındaki bir heyet, Uluslararası Kadınlar Kongresi’ne katılmak üzere Londra’ya gitti.
1927
1968 yılında Şura-yı Devlet adıyla kurulan Danıştay, Cumhuriyet döneminde yeniden yapılandırılarak 6 Temmuz 1927’de görevine başladı. 23 Kasım 1925 tarihli 669 Sayılı Şûra-yı Devlet Kanununa göre Danıştay, üç idari bir dava dairesi olmak üzere, dört daireden oluşmaktaydı.
 #HukukTarihi #Danıştay
1935
Türkiye’de şeker üretimini rasyonel hale getirmek ve daha öce kurulan dört ayrı şeker fabrikasını aynı çatı altında toplayarak şeker politikasının tek elden yürütmek amacıyla, Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kuruldu.  Fabrikalar arasında teknik yardımlaşma ve işbirliğinin sağlanması amacıyla mevcut fabrikaları bünyesinde toplayacak şekilde 18 Haziran 1935 tarih, 2850 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına istinaden 6 Temmuz 1935 tarihinde Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kurulmuştur. Şeker Fabrikalarının Kurulması ve Bunlara Tanınan Ayrıcalıklara İlişkin Kanun ise 5 Nisan 1925 tarihinde kabul edilmişti.
1946
Avustralyalı filozof ve önde gelen bir hayvan hakları savunucusu Peter Singer 6 Temmuz 1946’da doğdu. Princeton Üniversitesi Biyoetik bölümünde görev yaptı. Uygulamalı etik, Veganizm, Vejetaryenli ve Hayvan Hakları alanında uzmanlaştı. Hayvanların Özgürleşmesi,  “Hegel-Düşüncenin Ustaları” ve Pratik Etik isimli eserleri ile bilinmektedir. 
1957
Demokrat Parti Hükûmeti, İstanbul Gazeteciler Sendikası’nı bir süre için kapattı.
1964
Malavi, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan etti
1965
644 Sayılı Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. Kanun 22 Temmuz 1965’te resmi gazetede yayınlandı.  644 sayılı Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu ile ek ve değişikleri 2937  Sayılı ve 1 Kasım 1983 tarihli kanun ile yürürlükten kaldırıldı.
1969
Yaşar Kemal’in İnce Memed isimli romanının senaryosu sansüre  uğradı
1971
Sıkıyönetim, İstanbul’daki demiryolu işçileri grevini erteledi
1972
Savcılık Bülent Ecevit hakkında soruşturma açtı
1972
Nihal Atsız, ırkçılık yaptığı iddiasıyla 15 aya mahkûm oldu. “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme” Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, Sözleşme’yi 13 Ekim 1972 tarihinde imzalamıştı.
1979
Savcılık Milliyetçi Hareket Partisi hakkında soruşturma başlattı
1979
Kısa adı Töb-Der olan Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği Giresun Bölge Avukatı Alaattin Aydemir öldürüldü.
1988
Yedi yıldır süren Devrimci Sol Davasında Savcı, 180 sanık için idam cezası istedi.
1991
Dr. Lale AytamanMuğla Valiliği’ne atandı. Aytaman, Türkiye’de ilk kadın vali oldu.
1996
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı gazeteci yazar Kutlu Adalı faili meçhul bir cinayet sonucunda öldürüldü. 3 Ocak 1935’te Lefkoşa’da doğmuş ve ilk, orta ve lise eğitimini Antalya’da tamamlamıştır. 1950’lerden ölümüne kadar çeşitli devlet görevleri almış, gazetecilik ve yazarlık yapmıştır. Kutlu Adalı, 6 Temmuz 1996 gecesi evinin önünde gerçekleştirilen silahlı saldırıda öldürülmüştür. Polis  soruşturması sonuç vermemiş, fail bulunamamış, eşi İlkay Adalı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nde Türkiye aleyhine dava açmış, etkin soruşturma yapılmaması nedeniyle Türkiye 95 bin EURO tazminata mahkum olmuştur. Kutlu Adalı cinayeti, 2021 yılında Sedat Peker tarafından ileri sürülen iddialarla yeniden gündeme gelmiş, ailesi ve çeşitli kurumlar cinayetin yeniden araştırılmasını talep etmişlerdir.  Köy Raporları, Dağarcık, Söyleşi, Çirkin Politikacı Pof, Hayvanistan, Sancılı Toplum, Köprü, Şago ve “Nasrettin Hoca ve Kıbrıs” isimli eserleri bulunmaktadır.
2011
Egemen Bağış, Türkiye’nin ilk Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakerecisi oldu
2020
Nijeryalı hukukçu ve siyasetçi, Inuwa Abdulkadir öldü.  (Doğumu: 1966)

6 Temmuz – Hukuk Takvimi

7 Temmuz – Hukuk Takvimi

0
7 Temmuz - Hukuk Takvimi

7 Temmuz – Hukuk Takvimi

1929
Faşist lider Mussolini ile Papa’nın anlaşması sonucunda bağımsız Vatikan Devleti kuruldu
1939
Halkoylaması sonucunda Türkiye’ye katılan Hatay’da il kurulmasına karar verildi. Hatay’ın katılımı ile Hatay Cumhuriyeti Anayasası yürürlükten kalktı.
1939
İsveçli filozof Axel Anders Theodor Hägerström yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Eylül 1868, Vireda)
1948
İdil Biret ve Suna Kan’ın yurt dışında eğitim görmelerini sağlayan ve kamuoyunda Harika Çocuklar Yasası olarak bilinen 5245 Sayılı İdil Biret ve Suna Kan’ın yabancı memleketlere müzik tahsiline gönderilmesine dair Kanun kabul edildi.  Bu yasa 1956 tarihli ve 6650 Sayılı Güzel Sanatlarda Fevkalâde İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi Hakkında Kanun ile yürürlükten kaldırıldı.
1964
Prof. Dr. Abuzer Kendigelen Gümüşhane’de doğdu. 1981 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1985 yılında birincilikle mezun oldu.  Ticaret Hukuku Anabilim Dalında Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. 2017 yılında aynı okula dekanı olarak atandı.
1966
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, 1950-1960 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı yapan ve 27 Mayıs Darbesi sonrasında önce idam cezasına çarptırılan ve daha sonra cezası ömür boyu hapse çevrilen Celal Bayar’ı Anayasa’nın 97’nci maddesine dayanarak  affetti.  Aynı yıl, 780 Sayılı Af Kanunu ile genel af çıkarıldı. Af Kanunu tasarısını yetersiz bulan Ankara Cezaevindeki 1000 civarında tutuklu ve hükümlü isyan etti, isyanda 3 kişi öldü. İstanbul’da ise Üsküdar Toptaşı Cezaevinde 260 tutuklu veya hükümlü açlık grevi yaptı.
1969
Yeni Avukatlık Kanunu, 7 Temmuz 1969 tarihinde yürürlüğe girdi. Kanun, 19 Mart’ta kabul edilmiş ve 7 Nisan 1969’da resmi gazetede yayınlanmıştı. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile Türkiye’de ilk defa Barolar Birliği kurulmuştur.  Yeni kanun, 1 Aralık 1938 ile 7 Temmuz 1969 arasında uygulanan 3499 sayılı Avukatlık Kanununu yürürlükten kaldırdı.
1969
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu doğdu.
1980
İran İslam Cumhuriyetinde şeriat esaslarına göre devlet yönetimi başladı
1997
Yargıtay Başkanı Müfit Utku, 7 Temmuz 1997 tarihinde yaş haddinden emekli oldu. Utku, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 5 Temmuz 1993 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiş, dört yıl boyunca görev yapmıştır. 2013 yılında kanser hastalığından ötürü yaşamını yitirmiştir.
2000
 Yargıtay, eski Milletvekili Şevki Yılmaz’a verilen 25 ay hapis cezasını onadı
2003
Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Ek Protokolleri’nin onaylanmasına Bakanlar Kurulu tarafından 7 Temmuz 2003 tarihinde karar verildi. Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi, 21 Temmuz 2003 sayılı ve 25175 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.Türkiye Sözleşme’yi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanmasını uygun bulan 4 Haziran 2003 tarih ve 4868 sayılı Kanun, 18 Haziran 2003 tarih ve 25142 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.
2019
Yaşamı boyunca hukuk mücadelesi veren Balıkesir Barosu eski Başkanı Avukat Turgut İNAL 82 yaşında iken vefat etti. İnal, Uğur Mumcu Hukuk Ödülü sahibiydi.
2023
Çanakkale Lapseki Asliye Ceza Mahkemesi tarafından AKP’li Bülent Turan’a hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanan 66 yaşındaki Zeki Gürarslan beraat etti Gürarslan savunmasında, “Görevi ve sıfatı ne olursa olsun hiçbir devlet ve kamu görevlisinin halka hakaret etme yetkisi olamaz. Yurttaş olarak onurumuza şerefimize, haysiyetimize dokunan hakaretleri kabul etmem. Benim haysiyet, şeref ve onurum en az Bülent Turan’ınki kadar değerlidir” dedi.

7 Temmuz – Hukuk Takvimi

Sivas’taki Madımak

0

Sivas’taki Madımak / İbrahim Fikri Talman

Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz,

Güllerim yandı, yüreğim dayanmaz.

Madımak, doğal ortamlarda kendi kendine yetişen otsu bir bitkidir. Kaynaklara göre, antioksidan özelliği olup kan şekerini dengeleyici bir etkisi de varmış. Çayı yapılıp içildiğinde, mide ve bağırsakları rahatlatıcı özelliği olduğu gibi, uyku yapıcı bir yönü de bulunuyormuş. Bitkisi her yıl Nisan-Haziran ayları arasında olgunlaşır ve toplanırmış. Madımağın yemeği yapıldığı gibi, yumurtalı, pastırmalı ve yoğurtlu çeşitleri lezzetli olurmuş. Ayrıca gözleme ve böreklerde de kullanması önerilirmiş. Kısacası, doğanın insana bir lütfu olan bu madımak oldukça yararlı ve lezzetli bir bitki imiş. Sivas’taki Madımak ise, bir otel olup maalesef hayırla anılır tarafı yoktur. Otelde yaşananlar itibariyle otelin geçmişini, sahiplerinin kimliğini araştırma gereği duymadım. Çünkü bunun bir önemi olduğunu sanmıyorum.

Bir dostum Madımak Oteli Katliamı ile ilgili bir şeyler yazmamı istediğinde, ilk aklıma gelen üstte yazdığım dizeler oldu. Bunun nedeni, tamamen kendim ile ilgili.

O uğursuz olayın meydana geldiği gün İstanbul’da televizyon karşısında, biraz da inanmayarak  görüntüleri seyrettim ve dehşete kapılma hissini engelleyemedim. Pek çok insanın da böyle hissettiğini biliyorum. Kara yobaz sürüsünün çirkin ve açıkça katliama dönük davranışlarının dehşet hissini yaratması kaçınılmazdı kuşkusuz. Fakat, tüm bunların ötesinde, farklı boyutları bulunan bir toplumsal olay olduğu gerçeğini görüp ihmal etmemek gerekiyor.

Tabii ki, toplumsal olayların daima farklı ve birden fazla boyutu olduğunu, olması gerektiğini biliyoruz, fakat böylesine kin ve öfke ile dolu (doldurulmuş) bir kalabalığın başka insanları topluca katletme isteği taşımasını nasıl açıklamalı? Bu kişilerde insan olma kavramı tümüyle yok olmuş muydu, karşılarındakilerin şu ya da bu olmalarından önce insan olduklarını hatırlamaları olası değil miydi? Ellerinde benzin bidonu taşıyarak otele doğru yürümelerini normal karşılamak mümkün olabilir mi?

Bu toplulukta linç kültürü nasıl böylesine güçlenmiş ve etkinleşmişti? Yapacakları ve yaptıklarının ağır bir suç olacağını neden düşünmediler, cezalandırılacakları endişesini neden taşımıyorlardı, yoksa bu konuda bir güvenceleri mi vardı?

Bu eylem için ne zaman hazırlandılar, nasıl haberleştiler, onları caydıracak herhangi bir etki oluşmadı mı? Devletin güvenlik ve istihbarat birimlerinin, önceden planlandığı çok açık hazırlıklardan haberi olmadı mı, ya da oldu ise, neden ilgili ve yetkililer uyarılmadı? Sorular, sorular ve belki daha niceleri de olabilir.

Olayın ayrıntıları, suç sanıklarının kimlikleri, firarda olan sanıklar, soruşturma ve yargılamanın hangi düzeyde sağlıklı yürütüldüğü, mahkumiyet ve beraat kararlarının hukuka uygunluğu, o tarihte görevli olan Vali, Emniyet Müdürü ve İl Jandarma Alay Komutanı başta olmak üzere yetkili konumdaki kişilerin sorumluluğu hep tartışılır olgular olarak kaldı.

Böyle vahim bir olayın arka planı tam olarak aydınlatılmadığı için (ki, bunun sorumluluğu elbette devlete aittir) bunca yıl sonra da konuşulmaya, tartışılmaya ve eleştirilmeye devam edilmesi kaçınılmazdır. Ben, kişisel olarak, burada bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışacağım. Pek çok kez yazılıp tartışıldığı için genel olarak değinmekle beraber soruşturma ve yargılamanın ayrıntılarına veya örneğin zamanaşımı sorununa girmeyeceğim. Amacım, bu türden bir olayın ülkede bir daha yaşanmaması adına bilgi ve düşüncelerimi, yorum ve  gözlemlerimi, bir dönem Sivas’ta yaşamış, çalışmış biri olarak, aktarmakla sınırlı olacak. 

Sivas Katliamı Davası: 30 Yılın Kısa Öyküsü

Madımak katliamından yaklaşık 5 yıl sonra Sivas Adliyesine Yargıç olarak atandım ve tam olarak 2 yıl görev yaptıktan sonra İstanbul’a tayin edildim. Kuşkusuz bu süre, Sivas’ın tüm gerçeğini öğrenmek veya ekonomik, sosyal ve siyasal yapıyı tanımak için yeterli değilse de, olabildiğince ve mesleğin elverdiği ölçüde yerli halkla ilişki kurdum, yerel yetkililer, kamu görevlileri ve sade vatandaşlar ile temasta bulundum. O dönemde, Madımak sonrasında ilden ciddi oranda Alevi nüfus başka yerlere göç etmiş olduğundan, ilçelerden ve köylerden il merkezine göç edip yerleşen önemli bir nüfus olduğunu da öğrendim. Sivas’ın muhafazakar yapısı hemen her şekilde görünüyor ve kendini hissettiriyordu. Sokaklarda daha çok çarşaf giymiş kadınlar, hatta 3-4 yaşlarında çocuklar ile yine türbanlı kadınlar ve  takkeli-sakallı erkeklerin varlığı dikkat çekiyordu. İçkili lokanta olmadığı gibi, sadece bir otelin lokantasında içki veriliyordu. Kamu görevlisi olan eşim, işe gidiş gelişlerinde erkeklerin bakışlarından rahatsızlık duyuyor, hatta normal memur kıyafeti giymesine rağmen, sarkıntılık niteliğinde sözlere muhatap oluyordu. Tutucu bir yapı her şekilde kendisini hissettiriyordu. İl merkezinde en çok oy alan parti AKP olduğu gibi ikinci sırada BBP (Sivaslı olan Muhsin Yazıcıoğlu’nun etkisi) sonrasında o dönemin RP gelmekte idi. CHP ancak 4.parti konumunda idi. Sivas merkez ve kimi ilçelerinde alevi kökenli yurttaşlar olmakla beraber çoğunluk sünni inancına sahip kişilerden oluşuyordu. Yöre insanlarında din duygusu hayli ön planda olup Hizbullah dahil kimi tarikat ve cemaatlerin etkin bir konumda oldukları da bir gerçekti. Bu kesimlerin müslümanlık söz konusu olduğunda çok derin hassasiyetlere sahip oldukları bilindiği gibi, gerektiğinde en sert tepkileri gösteren bir yapıda olduklarını tahmin etmek de zor değildi.

Toplumsal/dinsel yapının böyle olduğu bir ortamda, insanların bu türden hassasiyetleri kolayca tahrik edilebileceği gibi, planlı bir tahrik eylemine kalkışmanın da hiç zor olmayacağı gerçeğini gözetmek gerekiyordu.. Ağırlıklı olarak alevi kökenli yurttaşların sahiplendiği, değerli halk ozanı Pir Sultan Abdal adına düzenlenen şenlikler fanatik dinci kesimlerin beklediği tahrik fırsatını yarattı. Olaylar öncesinde Sivas’ta ve bazı ilçelerde yayınlanan yerel gazetelerde haber ve yorumlarla bu kesime hitap edilerek olayın planlaması yapıldı. Bu aşamada, yerel yetkililer ve Ankara’daki resmi çevrelerden hiç bir uyarı işareti alınmadı. Oysa, en azından MİT’e bilgi ulaşmış olması gerekirdi, zira Sivas merkezde MİT’in yerel birimi bulunmaktaydı. Ancak, örgütlü (ve olasılıkla birkaç fanatik dinci kuruluşun işbirliği ile) düzenlenmiş eylem için düğmeye basıldığı, olayların başlaması ile anlaşıldı.

Yerel yetkililer önlem almakta oldukça gecikmişlerdi. Şenlikleri düzenleyen kişi ve kuruluşların dinsel/siyasal yapıları itibariyle, devletin güvenlik birimlerinde sık rastlanan “aldırmama, görmezden gelme, yeterli önlem almama” tavrı uygulamaya konmuş olmalıydı. Başlangıç aşamasında, insanların toplanması, yürüyüşe geçmesi, kendilerini ve hedeflerini açıkça belli etmiş olmalarına ve sloganlarının vahametine rağmen, sınırlı ve yetersiz olduğu kolayca anlaşılan, nitelik ve nicelik olarak önleme niteliği olmayan önlemlerin yetersiz kalacağı ve olayların büyüyeceği kesindi ve öyle de oldu.

Hedeftekilerin Madımak Oteline sığınmaları olayın son aşamasının başlangıcını oluşturdu. Sonrası biliniyor ve herkesin içini yakan çirkin olay, önlemsizlik ve hatta belki de “layıktırlar, boş verin” tarzı bir resmi yaklaşım ile katliama kadar ulaştı. Osmanlı’dan bu yana tarihimizde zaman zaman rastlanan linç kültürü, kayıtlarına yeni bir olay daha ekledi.

Sivas Katliamı önlenebilir miydi? Evet hiç kuşkusuz önlenebilirdi. Ama, zamanın Başbakanı Tansu Çiller’in, “otelin önündeki vatandaşlarımız bir zarar görmemiştir.” şeklindeki veciz ve anlamlı (!) sözleri bir yana, Sivas’ın idari, adli ve güvenlik bürokrasisinin olaylara yaklaşım şekli bile, “ne yapalım, olursa olsun” anlayışını yansıtıyor. Kurbanların bir kısmının aydın kesimden, sol-demokrat eğilimli kişiler, diğer bir kısmının alevi kökenli yurttaşlar olması, hem saldırganların hem de resmi görevlilerin tavrında belirleyici bir rol oynamış olmalı. Tabii bir de, Aziz Nesin faktörünü hatırlamak gerek. Çünkü, Nesin, o dönemde “büyük bir günah” işlemiş ve Hintli yazar Salman Rushdie’nin “Şeytan Ayetleri” adlı kitabını çevirmiş ve yayınlama cüretini göstermişti. Fanatik dinciler için, kitabı okumamış ve içeriğini bilmiyor olsalar da, şeytanın sözlerini aktaran bir kitap yayınlamak en büyük günahlardan biri olarak tartışmasız kabul edilmişti. Böylece, sessiz sedasız ama göz önünde örgütlendiler, hazırlık yaptılar, benzin bidonlarını temin ettiler ve otele yürüdüler. 

Toplumsal olaylarda kitle psikolojisi ile ilgili davranış biçimlerini inceleyen pek çok bilimsel yayın vardır ve “sürü psikolojisi” ile hareket eden toplulukların, kolaylıkla tehlikeli tavır alma ve eylem gerçekleştirme kapasitesine sahip olduğu açıklanır. Fanatik dinci, aşırı milliyetçi eğilimler taşıyan bu tür toplulukların, insani duygular ile, akıl ve mantığın gereklerini rahatlıkla aşabildiklerini ve anlık tepkiler ile saldırgan davranışlar göstererek öldürme ve yaralama dahil her türden şiddet eylemini gerçekleştirdiklerini uzmanlar belirtmektedir.

Ülkemiz geçmişinde bu tür şiddet eylemleri içeren, katliam boyutuna varan pek çok olay yaşanmıştır. Hatırlamak istemesek de, Osmanlı’nın son döneminde kimi azınlık gruplara karşı katliam niteliğindeki olaylar (örneğin 1909 Adana olayları) bir yana, Cumhuriyet Devrimleri sonrasındaki, bazı isyanların arkasından gelişen kanlı olaylar (örneğin Dersim olayları), daha yakın geçmişimizde yaşanan Çorum, Sivas ve özellikle büyük bir vahşetin yaşandığı Kahramanmaraş olaylarını saymak mümkündür.

Kahramanmaraş’ta, 1978 yılı Aralık ayında yaşanan olaylarda saldırganlar o kadar tahrik edilmiş ve insani duygulardan uzaklaşmışlardı ki, 5-6 yaş düzeyindeki çocukları, 1 aylık bebeği ve hamile kadınları satır ve balta ile öldürecek kadar kendilerinden geçmişlerdi. Sivas’ta yaşanan vahşetin bu olaydan pek farkı yoktur. İki günlük bir folklorik festival yapılmasının böylesi gelişmelere yol açabileceğini yerel yetkililer ve Ankara bürokrasisinin öngörmesi bu kadar zor muydu?

Kitle psikolojisini bilen ve anlayan hiç bir idareci yok muydu? Sonuca bakılırsa, herhalde öyle! Bu nedenle, saldırgan kitle, hiçbir kaygı ve korku duymadan benzin bidonlarını taşıyarak otele gidip binayı ateşe verebildi. Ayrıca, yaptıklarının doğru ve meşru olduğunu, hatta yerel yetkililerin kendilerini haklı göreceği şeklinde bir inanca sahip olduklarını, bu yüzden bir cezalandırma kaygısı da yaşamadıklarını söylemek olasıdır. Linç eğilimini en yoğun şekilde yaşayan bu güruh, eylem sonrasını da dert etmeyerek bu konuda haklı olduğunu gösterdi. Zira, çeşitli kaynaklarda yaklaşık 15 bin kişinin katıldığı söylenen eylemlerden dolayı, eldeki bilgiler ve görüntü kayıtlarına rağmen sadece 200 kadar suç sanığı hakkında soruşturma ve dava söz konusu oldu. Böylece, saldırgan kitlenin büyük bölümü “cezasızlık” ayrıcalığını yaşamış oldu. Soruşturma ve yargılama ile görevli yargı bürokrasisinin benzer olaylardaki isteksiz, yetersiz ve hukukun gereklerinden uzak tavrında, yargılama döneminin siyasi iktidarı ve onun temsil ettiği anlayış ile ters düşmeme kaygısı önemli yer tutuyordu. Dolayısıyla, mağdur avukatlarının takdire değer çabalarına rağmen, korunan, kollanan kimi sanıklar (yıllarca kolayca bulunabileceği Sivas’ta saklanan Cafer Erçakmak örneğinde olduğu gibi) ve yargılama makamlarının ve iktidar doğrultusunda düşünen ve davranan sorumluların özensizliği ile kurtulan sanıklar bu çirkin eylemin hesabını vermediler. Devam eden davanın zamanaşımı ile sonuçlanması da kuvvetli olasılık. Bu suretle dava toplumun değilse de devletin zihninde yok olup gidecek. 15 Temmuz 2016’daki Fetullahçı Darbe Girişimi, fanatik dinci çevrelerin son katliamına sahne oldu. Arka planı ve ayrıntıları siyasi iktidar tarafından özenle saklanan bu olayda 250 kişi öldürüldü. Sonrasında çok sayıda soruşturma ve dava açıldı, ancak nedense bunlar da bir bütünlük içinde değil, farklı ve münferit davalar olarak sürdürüldü. Önemli bir kısmı sonuçlandı ve kalan daha az kısmı devam ediyor. Aslında birbiri ile sıkı irtibatlı bulunan davalar ayrı ayrı yürütüldü ve kimi kuşkulu kararlara yol açıldı. Ceza alması gerekirken beraat eden çok sayıda sanık olduğu gibi, beraat etmesi gerekirken ceza alan sanıklar da oldu. Özellikle iktidar çevrelerine yakın olan kimi sanıkların korunup kollandığı ve suçlamalardan kurtulduğu yolunda ciddi kuşkular oluştu. İktidar çevreleri suskunluğu sürdürmeyi kendi çıkarları açısından daha uygun buldu. Olan yine boşu boşuna yaşamlarını yitirenlere ve onların aile yakınlarına oldu.  

Osmanlı’nın son döneminde ve özellikle Sultan 2.Abdülhamit’in saltanatı boyunca “İslamcı, ümmetçi” bir siyaset egemen kılınarak, içeride ve dışarıda bu doğrultuda politika oluşturuldu ise de, imparatorluğun özellikle ekonomik olarak düşürüldüğü durum itibariyle kaçınılmaz çöküş gerçekleşti. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde İslamcılık, uygulanan siyasi, eğitsel ve kültürel reformlar ile geriletilmiş olmakla birlikte, çoğunlukla sosyo-ekonomik olarak geri kalmış yörelerimizde yaşamaya devam etmiş, Mustafa Kemal Atatürk sonrasında verilen ödünler ile beraber ve özellikle 1950 itibariyle iktidar olan Demokrat Parti iktidarı boyunca kendisine yeni mevziler edinmiştir. 1960 ihtilali sonrasında duraklama içinde olsa da, 12 Mart 1971 ve özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbeleri ile yeniden canlanıp gelişme sağlamıştır. 1980 darbesi sonrasında, yönetimdeki askeri cuntanın yapısı ve tercihi ile, “Türk İslam Sentezi” resmi ideoloji  halini almış ve halen bu etkinliğini sürdürmektedir. Bu ideolojinin kurucuları, komünizme karşı olma tavrı ile ortaya çıkmışlar ise, ABD tarafından da desteklenen bu yaklaşım devlet içinde neredeyse her makamda egemen olmuş ve yargı bürokrasisi de buna dahil olmuştur.

Bu ülkede yaklaşık 42 yıl yargı bürokrasisi içinde yer almış biri olarak açıkça belirtebilirim ki, yargı içinde yükselmek, daha üst düzey makamlara atanmak için bu ideolojiyi benimsemiş olmak, adeta zorunlu bir koşuldur. Yargıç olarak çalıştığım süre boyunca, mesleki, kişisel ve kültürel olarak yetersizliklerine tanık olduğum çok sayıda yargıç ve savcının, salt milliyetçi-mukaddesatçı olmaları veya öyle görünmeleri nedeniyle kritik üst makamlara atandıklarını çok kez gözlemledim. Bu alışkanlık(!), mevcut iktidarın niteliği dikkate alındığında, daha yoğun biçimde sürüp gitmektedir. Bu da, soruşturma ve yargılama makamlarında görev alanların, iktidarın istekleri doğrultusunda karar vermeleri, iktidarı rahatsız edecek tavır ve uygulamalardan uzak durmaları eğilimlerini oldukça güçlendirmiştir.

Sivas davası gibi, adaletsizliğin en üst düzeyde gerçekleştiği Kahramanmaraş Davası da bu yaklaşımların yaşandığı başka bir örnektir. Toplumsal belleğimizde yer eden ya da edecek olan bu tür davaların son bulmasını diliyorum. 

Hukukçuların sorumluluk duyguları ile toplumsal bilinçlerini geliştirmeleri, siyasi etki ve yaklaşımlardan etkilenmemeleri görevlerinin gereğidir.

Sivas türü olayların sona ereceği, yaşanmayacağı ve devletin herkesin devleti olacağı günleri görebilmek dileğiyle, Sivas Madımak katliamındaki kayıpları saygı ile anıyorum.   

 

E. Yargıç İbrahim Fikri Talman Hakkında

Talman, 1956 yılında Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde doğdu. İstanbul Şişli Lisesini bitirdi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı. Fakülteden mezun olduktan sonra avukatlık stajını tamamladı. 1981 yılında Hakim Adayı olarak yargıçlık mesleğine başladı. Sırasıyla, Mardin Ömerli, Çorum Kargı, Çanakkale Yenice, İstanbul Şile, Kırklareli Lüleburgaz, Sivas merkez, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi(DGM), İstanbul Kartal ve İstanbul Anadolu Adliyelerinde görev yaptı. Emekliliğine 6 ay kala Hakimler ve Savcılar Kurulu kararı ile ve isteği dışında Van Hakimliğine atandı. Görev süresini tamamladıktan sonra 2021 yılı başında emekli oldu. Yarsav ve Yargıçlar Sendikası‘nın kurucuları arasında yer aldı. Her iki yargı örgütünde yönetim kurullarında görev üstlendi. Yeni Ülke Dergisi ve Hukuk Defterleri Dergisi Danışma Kurulu Üyeliği yapan  Talman, evlidir, 2 kızı, 1 torunu ve 1 kedisi bulunmaktadır.

Devletin Acz Haline Düştüğü Kapkara Bir Gün

0

Devletin Acz Haline Düştüğü Kapkara Bir Gün / Ayşe Sarısu Pehlivan

2 Temmuz 1993

33 canın katledildiği, devletin acz haline düştüğü kapkara bir gün.

Karanlık beyinlerin aydın, sanatçı insanları yakarak zifir karanlığa olan özlemlerini gösterdiği gündür aynı zamanda bu gün.

Bu katliama ama-sız, fakat-sız yaklaşamayanlar, Gar Katliamı’na da Suruç Katliamı’na da mutlaka bir mazeret uydurma peşinde koşmuşlardır. Bir daha yaşanmamasını dilemekle beraber, gelecekte başka katliamlar olursa onlara da aynı şekilde bir kılıf uydurarak kendilerine, katliamlara kılıf bulacaklarına şüphe yoktur.

Yolu sevgiden geçen, insanca yaşama isteğini, hak ve özgürlükleri sadece kendisi için dilemeyen güzel insanları katleden canilere karşı hukuk devletinin affedici bir tutum sergilemesi düşünülebilir mi? Ama kendisini devletin gerçek sahibi gibi görenlerin, kendisi için tehlike gördüğü, kin güttüğü hasta mahpuslara karşı merhametsiz bir devlet yüzünü gösteren kişi ve kurumlar yapılanları, ayrımcılıkları hangi hukuk kuralları ile açıklayabilir?

“Otelin merdiveninde basamaklara oturmuş bekleyen üç şair: Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar… Otelin adı, yaylalarda açan çiçekti, Madımak’tı. Otelin içindekilerse ülkenin yazarları, şairleri, araştırmacıları, ozanları, karikatürcüleri, tiyatrocuları, semahçıları. Sekiz saat süren bekleyişin sonunda bir kibrit çakıldı. Otuz beş eli kolu bağlı insan alev alev can verdi. Otelin etrafını saran güruhun protesto ettiği, halk edebiyatımızın büyük ozanlarından Pir Sultan Abdal için düzenlenen şenliklerdi. Tarih: 2 Temmuz 1993. Gün: Cuma. Yer: Sivas’tı. Katliamın sonunda merdivende oturan üç şair de yaşamını yitirdi. Üç insan. Üç şair. Üç aydın kişi. Son kez yan yana gelmişlerdi. Sanki katliamın belleğimizden silinmeyecek fotoğrafını bizlere iletmek istercesine…”

Madımak otelinde merdivenlerde çaresizce bekleyen, saldırganlara karşı ellerinde sazlarıyla, sapı kırık fırça ile kendilerini korumak isteyen canların göründüğü bir fotoğrafın yüreklerde bıraktığı sızı silinebilir mi?

“Son sözleri kalanlar gidenlerin ardından türküler yakar” cümlesinin vicdandaki izini kim silebilir ki?

Zamanaşımından faydalanarak kaçanları kim unutturabilir ki? Tabii ki hiç kimse!

Çok değerli bir dostumun her zaman hatırlattığı gibi, ‘peki ya‘cılık diye tercüme edilen “Whataboutizm” türü tehlikeli safsatalar ile örneklemeler gerekirse;

“-14 yaşında bir çocuk 14 kilo öldü, dersem

-Peki ya Yasin Börü, dersen,

-Başkanımız yaşam hakkını savunduğundan açığa alındı, dersem,

-Peki ya Mehmet Selim Kiraz, dersen,

-Ahmet, gerçeği savunduğu için ihraç oldu, dersem,

-Peki ya o dilekçeler, öyle de olmaz, dersen…”

Bu bir demagoji yöntemi olarak uzar gider. Tıpkı “Madımak’ta Yaktılar desem, Aziz Nesin kışkırtıyordu dersen” gibi.

Sözümün özü şudur ki;

Bu topraklarda öteki olan, çoğunluğun inancı dışındaki inancını yaşamak isteyenlerin, kültürünü yaşamak isteyenlerin var olduğunu ve var olacağını kabul etmek ve ettirmek devletin en temel görevidir.

Bu görevi hatırlatmak da bizim en temel sorumluluğumuzdur.

Ayşe Sarısu Pehlivan Hakkında

1967 yılında Kırıkkale’de doğdu. 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Siirt Şirvan, Uşak Ulubey, Bursa Yenişehir, Ankara Çubuk, Ankara ve İzmir Yargıcı olarak görev yaptı. Halen Karşıyaka Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıcı olarak çalışmaktadır. 2006 yılında YARSAV, 2011 yılında Yargısen, 2012 yılında Yargıçlar Sendikasının kuruluşlarında görev aldı. 2023 yılı itibariyle Yargıçlar Sendikası başkanlığı görevine devam etmektedir.

Madımak Olayı ve Kavramlar Üstüne

0

Madımak Olayı ve Kavramlar Üstüne / Avukat Ü. Elif Topçu

Takvimler 2 Temmuz 1993 tarihini gösterdiğinde bütün Türkiye’yi etkileyecek, çeşitli tartışmalara yol açacak ve tüm dünyayı dehşete uğratacak o olay, çocuklardan, sanatçılardan, akademisyenlerden ve öğrencilerden oluşan 35 kişinin diri diri yakılarak katledildiği, otel dışında da saldırıyı düzenleyen ya da destekleyenlerden 2 kişinin hayatını kaybettiği, başta yaşam hakkı olmak üzere birçok temel hakkın ayaklar altına alındığı Madımak Olayı meydana gelmiştir.

Elbette ki hukuk penceresi ve hukuk mücadelesi bakımından çeşitli değerlendirmeler yapılması gerekmektedir, nice hukukçular tarafından da bu değerlendirmeler ‘93 yılında yaşanan bu vahim olaydan beri ve güncel gelişmeler ışığında yapılmaktadır. Ancak bu tarz toplumsal olayların anlaşılabilmesi ve tekerrür etmemesi bakımından bazı kavramlar üzerine de değerlendirmeler yapılması gerekmektedir.

Devlet ve Azınlık Gruplar

İnsanın yapısı düşünüldüğünde; insanda kendinden olana meyletme, kendinden olanı destekleme eğilimi görülmektedir. İnsanlık tarihi gözlemlendiğinde de bu özelliğin; kendinden olanın desteklenerek kendinden olmayanın ayrıştırılmasına, farklı grupların ortaya çıkmasına ve bu grupların belli çekişmelere sürüklenmesine, galip gelen grubun ise başat güç olmasına sebep olduğu görülmektedir. İlkel toplumlarda nüfusun az olması sebebiyle önce topluluk içerisinde, nüfusun artmasıyla aynı toprak parçasında yaşayan topluluklar arasında meydana gelen bu döngü, en nihayet dünyadaki her bir kara parçası üzerinde farklı topluluklar bulunduğunun keşfiyle küresel bir şekilde yaşanmış ve günümüzde de hem lokal anlamda hem de küresel anlamda yaşanmaya devam etmektedir.

Bu çekişmeler sonucunda gücü elinde bulunduran ile azınlık grupları olarak taraflar ortaya çıkmış, zamanla da güç sahibi ve azınlık kavramlarının tanımları değişmiştir. Günümüzde azınlık ya da azınlık grupları başat güce sahip olmayan, farklı siyasi, dini, etnik köken gibi çoğunluğun özelliklerinden farklı özelliklere sahip kişi ve gruplar” olarak tanımlanmaktadır.

Farklı gruplar arasındaki bu sürekli kaos halinin yatıştırılması ve hangi grup mensubu olduğundan bağımsız olarak toplumdaki her bir bireyin can ve mal güvenliği ile haklarının korunması bakımından bireylerden ve gruplardan üst bir otorite ihtiyacı meydana gelmiş ve böylelikle de devlet kavramı meydana çıkmıştır. En basit ve yerleşik tanımıyla, devlet;bireylerin can ve mal güvenliği ile haklarının hukuk kuralları vasıtasıyla korunmasını sağlayan en üst otorite” olarak tanımlanabilmektedir.

Devletin ortaya çıkışı ve ortaya çıkış amacı düşünüldüğünde birçok yükümlülüğünün yanında azınlık haklarının korunması bakımından da bir yükümlülüğü olduğu açıktır. Bu sebeple devlet kavramı ve devletin yükümlülüklerinin yerine getirilmesi bakımından Madımak Olayı büyük bir örnek teşkil etmektedir. Devletin organları arasındaki paralel çalışma ve devletin objektifliği, toplum içerisindeki bireylerin/grupların kendi hakkını tesis etme ihtimalinin ortadan kaldırılması bakımından önem arz etmektedir. Devletin organize olamadığı ve/veya objektifliğini kaybettiği durumlarda ise bu tarz toplumsal krizlerin yaşanması ise kaçınılmazdır.

Zira Madımak Oteli’nde saldırıya uğrayan grup, tesadüf üzerine saldırıya uğramış bir grup değildir. Bu grubun ortak özelliği; Türkiye’de “azınlık” olarak nitelendirebileceğimiz Aleviler, Sosyalistler ve Ateistler gibi ülke içerisinde başat güce sahip olmayan, farklı siyasi, dini, etnik kökene sahip kişilerden oluşmasıdır. Olayların başında belki hedef sadece tek bir isimdir; Aziz Nesin. Fakat bir insana duyulan öfkenin nasıl toplu bir eyleme ve katliama sebep olabileceği sorulması gereken asıl sorudur. Eldeki veriler değerlendirildiğinde bu sorunun cevabının yalnızca Madımak Oteli’nde bulunan topluluğun, ülkedeki azınlık kesime tabi kişilerden oluşması olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu sebeple tek bir kişiye duyulan öfke; otelde bulunan ve esasen “hedef” olmayan diğer insanların hayatının göz ardı edilebileceği öncelikle bir tehdit haline daha sonra ise gerçeğe dönüşmüştür.

Bu tarz toplumsal olaylarda hem organize bir şekilde bu olayların ortaya çıkışı hem alınacak tedbirler hem bu olaylara müdahale edilmesi hem de yasal sürecin işlerliği bakımından değerlendirmelerde bulunulması gerekmektedir. Her ne kadar yasal bir ihlal bulunmadığı müddetçe toplu eylemlere karşı herhangi hukuki bir yaptırım uygulanması mümkün değilse de en ufak bir tehdide karşı devletin gerekli tedbir ve önlemleri alması gerektiği, ciddi bir tehdit oluşturduğunun anlaşılması halinde de devletin her türlü siyasi çekinceden uzak bir şekilde her bir vatandaşına karşı objektivitesini koruyarak organları ve bu organları arasındaki organizasyon vasıtasıyla gerekli müdahaleyi gerçekleştirmesi gerektiği, her türlü müdahaleye rağmen sonuç alınmaması halinde ise yargılama sürecinin şeffaflığının sağlanması ve adalet duygusunun tatmin edilmesi bakımından gerekli ortamın sağlanması gerektiği aşikardır.

Devletin hukuk sistemine bağlı bir şekilde tedbir alıcı ve müdahale edici yönünün çeşitli gruplar arasında farklılık göstermesi ve bu farklılığın yargıyı da etkisi altına alması ise devlete duyulan güveni sarsmakta, yeni toplumsal olayların önünü açmaktadır. Bu sebeple Madımak Olayı devlet yapılarındaki ihtiyaçlar ile eksiklikler tespit edilerek devlet yapısının bu çıkarımlar doğrultusunda güçlendirilmesi ve eksikliklerin tamamlanması bakımından büyük bir örnek teşkil etmektedir.

Rahmet ve sevgiyle…

Av. Ü. Elif Topçu Hakkında

Av. Ü. Elif topçu

Lise eğitimini TED Ankara Koleji’nde tamamlayan Ü. Elif Topçu, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde lisans eğitimini tamamlamıştır. 2023 yılı itibariyle Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsünde Sermaye Piyasası ve Borsa alanında yüksek lisans yapmaktadır. Staj dönemi boyunca ve avukatlık ruhsatını aldığı 2018 yılından itibaren Ankara ve İstanbul’daki çeşitli hukuk bürolarında ve banka hukuk müşavirliğinde görev yapan Topçu, 2022 yılından beri kurucusu olduğu Topçu Hukuk ve Danışmanlık Bürosu’nda avukat ve arabulucu olarak çalışmaya devam etmektedir. İstanbul Barosu’na kayıtlı Topçu, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu ve TED Ankara Koleji Mezunları Derneği mensubudur.

Madımak Davası Garabetleri

0

Madımak Davası Garabetleri / Avukat Aslı Ağar 

 Bundan tam 30 yıl önce, 2 Temmuz 1993 günü, Sivas’ta 33 insan yakılarak katledildi.

Pir Sultan Abdal Şenlikleri düzenlenmişti. Şenlikler nedeniyle çoğunluğu Alevi ve sol görüşlü olan 51 kişilik grup Sivas’ta bulunuyordu. Şenlikler Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşiyordu. Dört gün sürecek şenliklerin ikinci günkü kısmı maalesef gerçekleştirilemedi çünkü Türkiye’nin kara lekesi olan Sivas (Madımak) Katliamı işte bu ikinci günde, cuma namazı çıkışında başladı. Yazar, şair, düşünür ve sanatçılardan oluşan 51 kişilik grubun 33’ü kaldıkları Madımak Oteli’nde yakılarak katledildiler. Olaylar sırasında 2 otel görevlisi ve 2 gösterici de öldü ve toplamda 37 kişi yaşamını yitirdi.

Olayın ve dava sürecinin tüm detaylarını kronolojik olarak anlatan eski parlamenter ve avukat Şenal Sarıhan’nın makalesini okumanızı özellikle öneriyorum.

Sivas Katliamı Davası: 30 Yılın Kısa Öyküsü

O gün hem Atatürk Kültür Merkezi’ne hem de Madımak Oteli’ne saldırı düzenlendi. Saldırılar sonucu vefat edenlerin dörtte üçünün 25 yaş altı olması, en küçüğünün 12 yaşında bir çocuk olması beni ayrıca kahretmektedir. O tarihte ben de 10 yaşında bir çocuktum. Yaşları bana çok yakın olan, kim bilir bir araya gelsek çocuk halimizle oturup sohbet edeceğimiz, oyun oynayacağımız çocuklar öldürüldü.

Maktullerin çoğunluğunun 25 yaşın altında gencecik insanlar, çocuklar, kadınlar olduğu Sivas Katliamının failleri; kim olduklarını bilmedikleri, tanımadıkları insanlara saldırmış, onları diri diri yakmış ve yaptıkları eylemin videolarından gördüğümüz kadarıyla büyük bir keyif almış, heyecanlanmış ve asla durmamışlardır.

Evet! Kime saldırdıklarını bilmeyen faillerin tek bildikleri oradakilerin sol görüşlü oldukları, Alevi olduklarıydı, kişisel husumeti olan insanlara değil tamamen siyasi saiklerle laik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir saldırı düzenlediler.

Ne acıdır ki olaylar canlı yayında televizyondan izlendi.

Peki bu saldırı bir anda mı gelişti yoksa önceden planlanarak, hazırlık yapılarak mı gerçekleştirildi?

Olayların başlangıcında öncelikle Cuma namazından çıkan 600 kişilik bir grup Atatürk Kültür Merkezi’ne geldi. Başta 600 kişi olan grubun sayısı giderek 1000–2000-3000 ve en nihayetinde Madımak Oteli’nin önüne gelince 15.000 kişiyi buldu. Bu ana kadar devlet yetkilileri hiçbir önlem almadı. Halbuki dava dosyasında mevcut bilgilere ve emniyet tutanaklarına göre; olaydan bir gün önce Sivas’a 200’e yakın araç geldiğini, bu araçlardan inenlerin yatılı Kuran kursu binalarına yerleştirildiğini öğreniyoruz ve yine emniyetin faksına “Müslüman Kamuoyuna” başlığıyla bir bildirinin fakslandığını ve bu bildirinin tüm kamu merkezlerine ve işyerlerine dağıtıldığını biliyoruz.

Bildiride şu şekilde ifadeler yer almaktadır: “İslamın peygamberini ve kitabını, izzetini korumak için uğurda verilecek canlarımız vardır. Gün, Müslümanlığın gereğini yerine getirme günüdür. Çirkin küfürlerin hesabını sorma günüdür. Şeytanın dostlarıyla savaşın.”

Bildirinin devamında Aziz Nesin’e de meydan okunmuştur. Tüm bunlara rağmen emniyet tarafından herhangi bir güvenlik tedbiri alınmadığını görüyoruz. Aynı şekilde Cuma namazından çıkan 600 kişilik grubun Madımak Oteli önüne geldiğinde artık 15.000 kişi olana kadar da beklendiğini, grubu dağıtmak ve olayların gelişmesini önlemek adına herhangi bir önlem alınmadığını, bu kişilerin hangi örgütten olduğunun araştırılmadığını görüyoruz. Olayların gelişmesi ve kalabalığın 15.000 kişiye varmasıyla askerden yardım talep edilse de belki havaya ateş açılarak dağıtılabilecek bu kalabalık için adeta hiçbir şey yapılmadı.

Televizyonda da katliamı herkes canlı canlı izledi.

Madımak Oteli önünde atılan sloganlara bakacak olursak göreceğiz ki bu eylem her ne kadar farklı din ve inançtan, farklı siyasi görüşten aydınlara yapılmış gibi görünse de direkt olarak laik Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Cumhuriyet Rejimine karşı yapılmış bir eylemdir.

Sloganlar kan dondurmaktadır.

Faillerin Cumhuriyet değerlerine ve Atatürk’e karşı attığı sloganlar gösteriyor ki; aslında şeriatçı bir eylem gerçekleştirilmektedir. Sloganlara gelecek olursak; “Yaşasın Hizbullah!” “Şeriat gelecek yüzler gülecek.” “Laiklik gidecek şeriat gelecek.” “Şeriatçı devlet kurulsun.” “Yaşasın şeriat!” “Muhammed’in ordusu laiklerin korkusu.” “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak.” Ayrıca oradaki Atatürk heykeline de saldırmışlardır. Her şey apaçık ortada değil mi?

Sivas Katliamı, Madımak Oteli’nin içindeki insanlarla birlikte ateşe verilip yakılması ve insanlarımızın öldürülmesi, çocukların öldürülmesi! Bu vahşet herkesin malumu. Ben şimdi biraz da katliam sonrası dava sürecinden bahsetmek istiyorum. Bu aşamada da çok sayıda hukuk skandalı yaşanmıştır.

Yukarıda da bahsettiğim üzere 15.000 kişi toplanarak bu saldırıyı gerçekleştirmiş olmasına rağmen faillerin sadece bir bölümü –onlar da Sivas’ta yaşayanlar– yakalanarak gözaltına alınmıştır. Sadece 128 kişinin gözaltına alındığı kayıtlara geçmiştir. Çok ilginçtir ki itfaiye merdiveniyle kurtarılan Aziz Nesin’e saldıran Refah Partili Belediye Meclis Üyesi Cafer Erçakmak gibi çok sayıda saldırgan hiç yakalanmamıştır. Bu kadar çok sayıda eylemcinin olduğu Sivas Katliamı’nın iddianamesinin olaydan 18 gün sonra hazırlanarak davanın açılmış olması da soruşturmanın ne kadar eksik yapıldığının hatta SORUŞTURMAMAnın göstergesidir. Halbuki biliriz ki ülkemizde iki üç kişi hakkında bile bir iddianame hazırlanması aylarca sürmektedir.

Olayın televizyonlarda gösterilmesine, video kayıtlarına alınmasına, güvenlik kameraları gibi birçok görüntülü ve sesli kayıt olmasına, çok sayıda delile erişme imkanı bulunmasına rağmen 15 bin kişiden yalnızca 128 kişi ile yetinilmesi, bu eylemin arkasındaki kişi ve örgütlerin araştırılmaması, sanıklara sorulmaması bu katliamın üzerinin örtülmesi çabasından başka bir şey değildir bana göre. Şimdi gelelim açılan davalara…

Öncelikle belirtmek gerekir ki olay tarihinde yürürlükte olan kanun gereğince, terör eylemi nedeniyle gözaltına alınan şüphelilerin avukat yardımından faydalanamayacağı düzenlemesi mevcut iken bu şüphelilere avukatlarıyla görüşüp hukuki görüş alma imkanı sağlanmıştı. Bu duruma o dönemin Sivas Baro Başkanı itiraz etmiştir. Gerçekleştirilen eylemin siyasi bir eylem ve insanlığa karşı işlenmiş bir terör eylemi olduğu belirtilmiştir. Ancak bu şekilde şüphelilere avukat ataması kaldırılarak avukatla görüşme yasağı konulabilmiştir.

2 Temmuz 1993 Sivas Katliamının gerçekleştirilmesinden sadece 18 gün gibi kısa bir süre sonra 3 ayrı dava açılmıştır.

İlk dava Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılmıştır. Açılan dava basit “adam öldürme” olarak geçmekte yalnızca “yakarak” ifadesi de eklenerek yakarak adam öldürme olarak geçmektedir.

İkinci dava ise Sivas Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılmıştır. Bu dava da toplantı ve gösteri yürüyüşüne aykırılık olarak görülmektedir.

Bir diğer dava ise Sivas’ta DGM bulunmadığı için Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesin’de(DGM) açılan davadır. Davaların Sivas’ta açılmasına mağdur avukatları itiraz etti çünkü dava süreci uzun ve yıpratıcı olacaktı.

Eşi, çocuğu, kardeşi böyle bir eylemle vahşice öldürülmüş aileler için her duruşmaya, olay yerine, Sivas’a gitmek manevi olarak çok zordu, üstelik kurbanların ailelerinin büyük bir çoğunluğu Ankara’daydı. Nitekim avukatların itirazı üzerine davalar Ankara’ya gönderildi ve Ankara’da görülmeye başlandı. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gelen davada mahkeme başkanı, bu eylemin basit bir adam öldürme olmadığını, siyasi bir eylem olduğunu belirterek görevsizlik kararı vermesi üzerine dava Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderilmiştir. Ancak DGM tarafından dava kabul edilmemiş ve gerekçe olarak da bu eylemin sıradan bir adam öldürme olduğu, siyasi bir eylem olmadığı öne sürülmüştür. En nihayetinde dosya uyuşmazlık yargılaması için Yargıtay’a gitmiş, nihayet mağdur avukatlarının da talebiyle Ankara DGM’de görülmeye başlanmıştır.

Duruşmalar da çok yıpratıcı geçmiştir. Sanıklar mahkemeyi tanımamış, mağdurlara, tanıklara ve avukatlara saldırmış, duruşma salonunda namaz kılmış, duruşma salonunda Atatürk, Cumhuriyet gibi ifadeler geçtiği anda olay çıkarıp taşkınlık yaratmışlardır. Mahkeme ise sanıklara cezai yaptırım uygulamak yerine duruşmaların basına kapalı olarak gerçekleştirilmesine karar vermiştir. Avukatlar bu duruma itiraz ederek “duruşmalara basın alınmayacaksa biz de duruşmalara katılmayacağız” diye itiraz etmiş olsalar da avukatların bu talebi dinlenmemiştir. Basına kapalı yapılan duruşmalara protesto amacıyla avukatlar karar gününe kadar katılmama kararı almıştır. Yargılama sonunda Ankara 1 Nolu DGM, ilk kararında 26 sanık hakkında indirimler de uygulayarak adiyen adam öldürme suçunu işledikleri gerekçesiyle 15 yıl hapis cezasına hükmetmiştir. 37 sanık hakkında beraat kararı verilmiş, 60 sanık ise 3’er yıl hapis cezası almıştır.

Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 99 sanık hakkındaki kararı bozdu. Yargılama yeniden yapıldı. İkinci yargılama 1997 yılında tamamlandı. Bu kez mağdur avukatlarının talebi üzerine, saldırının adiyen adam öldürme değil anayasal düzene karşı yapıldığını kabul eden mahkeme 38 sanığın idamına karar verdi. 29 sanık hakkında anayasal düzeni bozmaya yardım suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 14 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Bu kararı da Yargıtay 9. Ceza Dairesi 50 sanık yönünden bozdu. Bozmaya gerekçe olarak sanıkların doğum kayıtlarında Nüfus Müdürlüğü mührünün okunaksız olduğu, nüfus kayıtlarındaki cilt numaralarının karara yanlış geçirildiği gibi gerekçeler gösterildi.

2000 yılında biten üçüncü yargılamada ise mahkeme, 38 idam kararını tekrar etti. Diğer sanıkların üçü hakkında 20, biri hakkında 15, 13 sanık hakkında ise 7 yıl hapis cezasına karar verdi. Bu süreçte ceza hukuku sistemimizde idam cezası kaldırıldığı için idam kararları müebbet hapis cezasına dönüştü.

Yargıtay 2001 yılında bu kararı onadı ve hükümler kesinleşti ancak yargılamalar bitmedi. Hala firari sanıklar vardı. Onların ayrılan dosyaları devam ediyordu. Ayrıca Pişmanlık Yasasının çıkmasının ardından çok sayıda hükümlü Sivas’ta örgütlü olarak hareket edildiğine dair itiraflarda bulunmak üzere mahkemeye başvurdu. Örgüt bağlantılarını anlatan bir kısım sanık olaylara karışan Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı ve Kaplancılar gibi örgütlerin üyelerinin isimlerini vermelerine rağmen başvuruları reddedildi. Bir kısım sanık da örgüt bağlantıları olduğunu reddetti. Mahkeme tarafından, eylemi gerçekleştiren kişilerin örgütler tarafından yönlendirildiği görmezden gelindi.

Firari sanıklardan yakalandıktan sonra kayıplara karışan isimler oldu. Bazı isimler ise hiç yakalanamadan kaçtı. Davanın asli faillerinden 7 kişinin Almanya’da, 2 failin de Suudi Arabistan’da oldukları, iltica ettikleri ortaya çıktı.

Davanın bir numaralı sanığı Cafer Erçakmak’tı. Olayları önceden kışkırttığı ve Aziz Nesin’in itfaiye aracıyla indirilirken darp edenler arasında olduğu biliniyordu. 18 yıl boyunca firari olarak arandı. Hakkında kırmızı bülten çıkarıldı. Almanya ya da Fransa’da olduğu iddia edilse de bu süreçte nerede olduğu tespit edilemedi. Ancak Sivas’ta yaşadığı ve 2011’de emiyete 500 metre uzaklıktaki çocuğunun evinde öldüğü ortaya çıktı. Cesedi mezarından çıkarılarak DNA incelemesi yapıldı ve cesedin Cafer Erçakmak’a ait olduğu tespiti yapıldı. Ölümünün tespiti nedeniyle hakkındaki dava düştü.

Hukuk skandallarından biri de o dönem milletvekili olan Şevket Kazan’ın davada sanık avukatı olarak yer almasıydı. Halbuki milletvekillerinin devlet aleyhine işlenen suçlarla ilgili olarak avukat olarak dosyaya vekalet vermesi, savunma yapması hukuken mümkün değildi. Mağdur avukatlarının itirazı sonucu mahkeme tarafından Şevket Kazan’ın duruşmalardan çıkarılmasına karar verildi. Davada 600 kadar mağdur avukatı görev alırken sanık avukatları da azımsanmayacak kadar kalabalıktı. Hatta bu avukatların aralarından sonradan maalesef bakanlık ve milletvekilliği yapanlar, devlet yönetimine yerleştirilenler oldu.

Sivas Katliamı Davası şu anda ne aşamada?

Halihazırda 3 sanık hakkında (Murat Sonkur, Murat Karataş, Eren Ceylan) yargılama devam etmektedir. Mayıs 2023’te görülen son duruşmada, bir sonraki duruşma 14 Eylül 2023 tarihine ertelenmiştir. Bu sanıklar firari olup iade edilmemişlerdir. Bu davada sanıklar hakkında tüm deliller toplanmış olup avukatlar zamanaşımı tehlikesi nedeniyle yokluklarında karar verilmesini talep etse de mahkeme sanıkları dinlemeden karar veremeyeceğini belirtmiştir.

Yargılama devam ederken 2005 yılında yürürlüğe giren TCK’ya göre insanlığa karşı işlenen suçlar zamanaşımına girmemektedir. Ancak Sivas Katliamı davası bu kapsama alınmadı. Zamanaşımı kararlarını veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında Sivas’ta meydana gelen olayların siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle, toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli işlenmediğini belirterek; “Dolayısıyla olayın insanlık suçu kapsamında değil terör suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır” ifadesini kullandı.

Bu süreçte mağdur yakınları 17 kez TBMM’deki partilerden bu ve benzeri olayların insanlık suçu sayılarak zamanaşımının bu suçlar için geçerli olmamasını talep etti. Verilen önergeler AKP tarafından reddedildi.

Sivas Katliamı’nın üzerinden tam 30 yıl geçti ve avukatlar en azından devam eden bu son davada yapılan eylemin insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesini talep etmektedir. Mahkeme bu konuda henüz bir karar vermemiştir. Daha önce insanlığa karşı suç talepleri kabul görmediği için mahkemenin, 2 Temmuz 2023 tarihi itibariyle davanın zamanaşımına girip girmediği yönünde bir tespiti olacağı belirtilmektedir. Bu vesileyle 14 Eylül’de görülecek olan duruşma çok önemlidir. Ayrıca Mayısta görülmüş olan son duruşmada, bir sonraki duruşmanın 30 yıllık sürenin dolduğu 2 Temmuz 2023 tarihine yakın bir tarihe değil de 14 Eylül’e ertelenmiş olması en azından bu dava yönünden suçun insanlığa karşı işlenmiş suç olduğunun kabulü ile zamanaşımına tabi olmayacağı yönünde karar verilmesi hususunda umut vermeye devam etmektedir.

14 Eylül 2023’te görülecek olan duruşmada verilecek kararı ben de merakla bekliyor ve zamanaşımına tabi olmadığına karar verilmesini umuyorum…

Sivas Katliamı’nda canlarını kaybetmiş insanlarımızın ailelerini, kendi imkanlarıyla Madımak Oteli’nden çıkarak canlarını kurtarmış ve 30 yıldır bu travmaya rağmen yaşama tutunmuş insanlarımızı ve başta Sayın Üstad Şenal Sarıhan olmak üzere 30 yıldır hukuk mücadelesi veren, adaletin tecellisi için emek veren tüm avukat meslektaşlarımızı takdir ediyorum. Adaletin peşinde koşan ve asla pes etmeyen insanlarımız iyi ki varsınız…

Not: Madımak Katliamı ile ilgili olarak sanal Madımak Kütüphanesi oluşturulmuş olup olayla ve dava süreciyle ilgili birçok bilgiye ve katliamda can verenlerin biyografilerine ulaşabileceğiniz link: https://kutuphane.madimak.org/tr

Avukat Aslı Ağar Hakkında

Avukat Aslı Ağar

12 Aralık 1982 Kocaeli doğumlu bir Kadıköylüdür. Avukat, arabulucu ve patent vekilidir. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Hukuku Yüksek Lisans Programı mezunudur. İstanbul Barosu Kadıköy Bölge Temsilcisi olarak görev almıştır. Özyeğin Üniversitesi ve Goldman Sachs Vakfı işbirliği ile düzenlenen 10.000 Girişimci Kadın programından mezun olmuştur. Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği gönüllü avukatlarındandır. 2017 yılında İstanbul Barosu’ndan İzmir Barosu’na nakil olmuştur. Halihazırda İzmir’de serbest avukatlık yapmaktadır. 1 kız çocuğu, 1 kedi ve 1 balık annesidir.

Sivas Kıyımı İnsanlık Suçu Kapsamına Alınmalı

0

Sivas Kıyımı İnsanlık Suçu Kapsamına Alınmalı / Faik Akçay

Sivas (Madımak) Kıyımı’nın gerçek suçlularına hiç dokunulamadı. Olayın yaşanmasında araç olarak kullanılan maşaların bazıları yargılandılar, değişik cezalar aldılar, özgürlüklerinden yoksun bırakıldılar. Bu uygulamalar, gerçek suçluların gizlenmesinden başka bir iş değildi. Olayı kurgulayan gerçek ele hiç uzanılamadı, dokunulamadı.

Sivas ya da başka kıyımlarda, gerçek suçlulara ulaşılamadığı sürece, bu tür kıyımların hiç bitmeyeceği açık.

Eylemin boyutu

15 bin dolayında saldırgandan yalnızca 190’ı için gözaltı işlemi yapıldı. Yalnızca 124 kişiye dava açıldı. 3 kişinin bir araya gelmesinin yasak olduğu, 10 kişinin bir araya gelmesinin kolay olmadığı bir ülkede, 15 bin kişinin bir araya gelerek eylem yapması, kendiliğinden oluşan bir iş olamaz. Bu güç işi örgütleyenler, bunu yalnızca cami önünde, birkaç saat içinde yapmış olamazlar. Yıllar, aylar, günler öncesinin bir çalışmasıyla oynanan bu oyun yaşama geçirilinceye dek, ülkenin bilgi alma örgütleri, yönetim birimleri, güvenlik güçleri neredeydiler? Bu durum, olayın bir kurgu olduğunu ortaya koymakta.

Zamanaşımı uygulanmamalı

Madımak Oteli’nde insanların yakılması bugüne değin “insanlığa karşı işlenen bir suç” olarak görülmediği için, sıradan suçlar gibi 30 yıllık zaman aşımı kapsamına alınmak isteniyor. Olay insanlık suçu kapsamına alınmazsa, zamanaşımı gerekçesiyle, dosyalar ortadan kaldırılacak.

Yargı, eylemi “insanlığa karşı suç” olarak görmezse, olayın yaşandığı günden buyana yakalanamayan üç sanık hakkında süren yargılama, daha doğrusu yargılanmama, 30 yıllık zamanaşımı süresi dolduğu için zamanaşımına girecek. Bu insanlar, hiçbir yaptırımla karşılaşmadan suçtan kurtulacaklar.

“2005 yılında yürürlüğe giren TCK’ya göre, insanlığa karşı işlenen suçlar zamanaşımına girmiyor. Ancak Sivas Kıyımı (Katliamı) davası bu kapsama alınmadı. Zamanaşımı kararlarını veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararında, Sivas’ta ortaya konan olayların siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle, toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmediği belirtilerek, “Dolayısıyla olayın insanlık suçu kapsamında değil terör suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır” ifadelerini kullandı. Kararda, Yargıtay ve Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin eski kararlarındaki, topluluğun dini amaçlarla anayasal düzeni yıkmak istedikleri saptaması da dikkate alınmadı. Mahkeme, zamanaşımına girmese de delil yokluğundan dolayı sanıkların cezalandırılamayacağını da karar altına aldı. Bu yorumu yaparken, video ve fotoğrafları inceleyen polislerin tanıklıkları yok sayıldı. Bu tanıklıklar ‘tahmin’ olarak yorumlandı. Mahkemeye göre, zamanaşımı süresi zaten davanın görülmeye başlandığı 2008’de dolmuştu. Kararda, eylemin ‘sistemli’ olmadığı ve örgüte rastlanmadığı belirtildi ancak eylem ‘terör suçu’ sayıldı”.(1)

Bu eylemin ortaya konuş biçimi, “terör suçu” boyutunun ötesinde, “insanlığa karşı işlenmiş bir suç” olduğunu göstermekte. Yukarıda belirtilen yargı kararının oluşturan yargı organının, yargıçların bunları görmezden gelerek böyle bir karar oluşturmalarını anlamak güç.

Cezası kesinleşen dokuz kişi hakkında 2001’den bu yana ceza zamanaşımı işliyor. Bu süre de 2031’de dolacak. Yapılan yargılama sonunda suçlu oldukları saptanarak, hüküm giyen, bu kararlar kesinleşen 9 kişi, yurtdışına kaçtıkları, bugüne dek yakalanamadıkları için, zamanaşımı süresi işlediğinden ceza almaktan kurtulacaklar. Bu yargı kararını ortadan kaldıracak yeni kararların oluşturulması, eylemin insanlığa karşı işlenen suç kapsamına alınması gerekmekte.

Farklı zamanaşımı süreleri

“Davanın kimi sanıkları anayasal düzeni bozmaya teşebbüs, kimi iştirak, kimi yardım gibi suçlardan yargılandıklarından zamanaşımı süreleri değişiyor. Bugüne kadar avukatlara haber bile verilmeden çeşitli dosyaların karara bağlandığı ortaya çıktı. 2010’da bu şekilde iki sanık için zamanaşımı kararı verildi. Başka sanıkların da farklı illerdeki mahkemeler kanalıyla, zamanaşımı tespiti yaptırarak, karar aldırdığı ve ceza riskinden kurtuldukları ifade ediliyor. Bu konuda avukatlara net bir bilgi verilmedi.

“Yargı, DGM’lerin kapatılmasının ardından da dosyayı 2004/28 esasına kaydetti. İki sanıkla ilgili dava 10 yıl boyunca sürdü. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 sanıkla ilgili kararını 24 Ağustos 2010 tarihinde verdi. Yargı, iki sanığa atılan ‘anayasal düzeni bozmaya kalkışmaya iştirak etmek’ suçunun 15 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davayı ortadan kaldırdı. Bu süreçte, Almanya’da olduğu, kırmızı bültenle aranmadığı ve Almanya vatandaşlığına geçtiği ortaya çıktı. Bu dosyada da avukatların haberdar edilmediği anlaşıldı.

Sanıklar İhsan Çakmak, Şevket Erdoğan, Hakan Karaca, Köksal Koçak, Necmi Karaömeroğlu’nun dosyaları, 15 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle ortadan kaldırıldı.

Bu süreçte, yaşamını yitirenlerin yakınlarının da yer aldığı Toplumsal Bellek Platformu, 17 kez TBMM’deki partilerden bu ve benzeri olayların insanlık suçu sayılarak, zamanaşımının bu suçlarda geçerli olmamasını istedi. Verilen önergeler AK Parti tarafından reddedildi”.(2)

Madımak Oteli’nde insanların diri diri yakılması, mala, insan dışı canlılara, doğaya yönelik bir eylem değildi. İnsana karşı yapılan bir kıyımdı. Eylemin amacı, yapılış biçimi düşünüldüğünde, bu kıyım yalnızca orada ölen 37 kişiye değil, bir düşünceye, bir soya, bir inanç sisteminin yaşatılmamasına ya da yok edilmesine, bir kültüre, binlerce yılda oluşmuş değerlere yönelmiş bir insanlık suçu olduğu görülmekte. Durum bu olunca, bu eylem, “zamanaşımı” kapsamı içine sokulamayacak, zamanaşımı uygulanamayacak nitelikte olduğu anlaşılmakta.

Bir eylemin yargılanma sürecinin 30 yıl sürmesi, sonra da zamanaşımı gerekçesiyle cezasızlıkla sonuçlandırılması başlı başına bir insanlık suçu olsa gerek. İstense yargılama süreci, 30 yıl geçmeden, gerçek bir yargılamayla sonuçlanabilir. Bu yapılmadığına göre, ceza verilmek istenenleri kurtarma yöntemi olarak, zamanaşımı gerekçesini gündeme taşımak, iyi niyetten uzak bir yaklaşıma benzemekte.

Gözaltına alma, sorgulama, sözde yargılama, tutuklama işlemlerinin 1 günde bitirilebildiği bir ülkede, bir dava 30 yılda bitirilemiyorsa, burada iyi niyet olduğundan söz etmek akıl dışı olur.
————————————–
1.https://t24.com.tr/haber/30-soruda-30.yildonununde-sivas-katliamı-ve-yargi-skandallari-son-davada-da-zamanasimi-yolda-tahliye-olasiligi-gundemde,1118032
T24.com.tr Bağımsız İnternet Gazetesi, 02.07.2023
2. Aynı kaynak.

Faik Akçay Hakkında 

Faik AKÇAY, 15.10.1944 tarihinde, Ordu İli, Altınordu İlçesi (Merkez) Cumhuriyet (Gerce) Köyü Mahallesi’nde doğdu. Gerce (Cumhuriyet) Köyü İlkokulu, Ordu Lisesi Ortaokulu, Perşembe İlköğretmen Okulu ve Ordu Lisesini bitirdi.  İ.İ.T.İ.A Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nda eğitim aldı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 3. sınıfına kadar okudu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde (Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu) Halkla İlişkiler YÜKSEK LİSANS (MASTER) öğrenimini tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde Uluslararası İlişkiler YÜKSEK LİSANS (MASTER) öğrenimini (ikinci Yüksek Lisans) tamamladı. İstanbul Ü. Siyasal Bilgiler Fak. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde  D O K T O R A öğrenimi gördü.

SODEV – TÜSES (Sosyal Demokrasi Vakfı – Türkiye Sosyal, Ekonomik, Siyasal Araştırmalar Vakfı), 11. Dönem Sosyal Demokrasi Okulu’nu, Bilim ve Sanat Vakfı 2004 Yaz Seminerlerini ve SODEV Yerel Yönetimler Semineri’ni tamamladı. İHD İstanbul Şubesi İnsan Hakları Okulu’nu, MAZLUM-DER İnsan Hakları Kursu’nu, Liberal Demokrasi Derneği İnsan Hakları Seminerini, Uluslararası Af Örgütü İnsan Hakları Seminerini ve İSMEK Çocuk Hakları Kursu’nu bitirdi. “Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları” girişiminde çalışarak, ülkemizde “Çocuk Yargılama Yasası” çıkarılmasına katkı sunmaya çalıştı. “Demokrasi İçin Birlik” çalışmalarına katılarak, ülkemizde geniş toplumsal kesimlerin, “İnsan hakları”, “demokrasi” gibi küresel değerler doğrultusunda birliktelik sağlaması umuduyla katkıda bulunmaya çalıştı. Çok sayıda ulusal, uluslararası sempozyum, kongre, konferans, seminer etkinliklerine katıldı. Cıvıltılar Çağlayanı (Şiir Seçkisi – Arkadaşlarıyla birlikte), Zeytinburnu Gerçek Yönleriyle Bir Gecekondu Kenti (Araştırma-İnceleme), İlkokullar İçin Alıştırmalı-Uygulamalı Dilbilgisi (Yardımcı Ders Kitabı) ve Gülmeceler isimleri eserleri bulunmaktadır.

Ne Olacak Bu Toprakların Hali

0

Ne olacak bu toprakların hali!  / Avukat Ergin Cinmen 

Özgür Vikipedia Ansiklopedisi, ‘Türkiye’de yaşanan katliamlar’ listesini yayınlanmış. Liste M.Ö. 494’te Yunanlıların elindeki Milet’in Persliler tarafından düşmesi ile başlayıp 1 Ocak 2017’de Reina baskını ile son buluyor.

Bu toprakların sosyolojisini anlamak isteyenler mutlaka incelemeli.

Vikipedia’da bir de çizelge yapılmış. Çizelgede katliamların sorumluları, mağdurları ve olayların çok özet  anlatımları var.

Çizelgeyi inceleyenler bu güzel toprakların aynı zamanda bir katliam merkezi  olduğunu anlıyor.

Sanki MÖ 494 senesinden bu güne kadar birileri bu topraklara devamlı operasyon düzenliyor (!)

Ergin Cinmen

Dünyanın diğer bölgelerinde de mutlaka tarih boyunca hiç istenmeyen olaylar cereyan etmiştir. Örneğin uygarlığın beşiği sayılan Avrupa’nın göbeğinde yüz binlerce insanın ölümüne neden olan ve peşi sıra yaşanan iki adet Dünya savaşı “insanoğlunun yaşananlardan hiç mi ders almadığı” sorusunu sorduruyor.

Sanki kolektif bir kötülük genetiğine sahibiz.

 Ama ayni zamanda iyilik genlerimiz de faaliyet halinde.

Nitekim Nazizmin ve Faşizmin yenilgisinden sonra kurulan yeni dünya düzeninde anlaşmazlıkların uzlaşmalarla çözümü için mekanizmalar kuruluyor. Bunun başında Birleşmiş Milletler Teşkilatı geliyor. Her ne kadar bu teşkilat doğrudan ilk iki savaşın galiplerinin kesin hakimiyetinde ise de hiç olmazsa “ben buradayım” diyebiliyorsunuz. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” cümlesi çok doğrudur ve peşinin sürdürülmesi gerekir.

Avrupa Konseyi, Konsey çerçevesinde kurulan AİHM ve Uluslar arası Ceza Mahkemesi hep savaşlardan kıyımlardan kurtulmak için yapılan aramaların sonucu kurulmuştur.

Ama hala Rusya Ukrayna’ya saldırabiliyor. İnsanlar saçma sapan nedenlerle öldürülebiliyor. Yarın savaş bittiğinde belki de Putin taraftarları “biz nasıl oldu da bu saçma sapan işi desteklemiştik” diyecekler. Vagner’in tuhaf Moskova yürüyüşü yavaş yavaş belki de yaşanan saçmalığın daha yüksek sesle ortaya konacağının belirtileri olabilir.

Peki, 1789 devriminin beşiği, insan haklarının ilk ciddi habercisi Fransız toplumunun bu günlerde içinde bulunduğu gerilime ne demeli! Varoşlardan yola çıkan her ne kadar Beyaz Fransız olmasa da en azından ikinci, üçüncü nesil Fransız gençlerin işin başındaki haklı tepkileri bu günlerde bu topluma Vandalizmi yaşatıyorsa buna ne demeli?

Veya bu gençlerin yağmalara girişmeleri ve özellikle ve daha çok marka ayakkabı satan ayakkabı mağazalarını yağmalamasına ne demeli?

Anlaşılan o dur ki insanlık hala farklılıklarıyla bir arada yaşayamaya hazır değil.

Ama aynı zamanda yaşamaya da çalışıyor.

Sınır tanımayan doktorlar hayatlarını hiçe sayarak; salgın hastalıkların ve savaşların ortasına bedenlerini atabiliyorlar.

Şubat depreminde enkazın üstündeki bin bir milletten insan, hiç tanımadığı, kurtardıktan sonra  yüzünü bir daha görmeyeceği insanlar için uğraşıp didiniyor.

Fransız, Katarlı, İngiliz, Rus, Hıristiyan, Müslüman, Sünni, Alevi, Hanefi, Deist, Teist bir şey fark etmiyor.

Aslında bu yazıyı bundan 30 yıl önce Sivas’ta 33 insanımızın katledilmesiyle sonuçlanan ve bu günlerde hala yakalanamayan failler için zamanaşımına uğrayacak Sivas katliamı için yazacaktım. Ancak bu acı olay için ne kadar çok yazı yazılmış, söyleşi yapılmış…  Hukuk ansiklopedisinde çok değerli yazıları da okuduktan sonra değişik neler söylenebilir diye araştırdığımda neredeyse zamanında “kendi içinde” doğal bir olay yaşadığımız gibi bir sonuca “dehşet” içinde vardım!

Öyle ya salt Alevi/Sünni; diye 1978’de Kahramanmaraş’ta 120 kişi; Mayıs 1980’de Çorum’da 65 kişi katledilmiş. Hala akıllanılmamış bu kez 1993 yılında 33 aydınımız Sivas’ta Madımak adlı otelde yakılarak, dumandan boğularak öldürülmüş.

 Solcu sağcı diye yapılan katliamların da haddi hesabı yok. Hepsi  çizelgede yazılı.

Ve asıl önemlisi zamanın Başbakanı Tansu Çiller Allah korudu! Otelin dışındaki insanlara bir şey olmadı diyebilmiş!

Zamanın Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, Oral Çalışlara verdiği bir söyleşide  “Bir MİT yetkilisine ben de neden geç kalındı sorusunu sordum. Bana, ‘bazen bazı kuvvetlerin gazını almak için olayların gelişmesi kendi haline bırakılır’ şeklinde bir cevap vermişti.    dediğini öğreniyoruz.

Aynı 12 Eylül’e giden süreç gibi Derin Devlet tarafı ve onun akıl(sızlığı) Türk İslam sentezi ve hatta İslam’ın da Hanefi’si; Hanefi’nin de Sünni’sinden taraf olunca böyle şeyler oluyor.

İdeolojik devlet taraf oluyor ve her türlü rengi ve farklılığı kendine tehdit olarak algılıyor.

Susurluk’ta olduğu gibi!

Sonunda derin devlet, devletin ta kendisi oluyor.

Şimdi Türk-İslam sentezi ideolojisini açıkça ortaya koyan; bunun neticesi olarak Düşünce ve ifade özgürlüğünü yalnızca kendisinin benimsediği düşünce ve ifadelere tanıdığı açık olan bir Cumhurbaşkanı, Hükümet ve Meclis çoğunluğu ile karşı karşıyayız.

İçinde bulunulan siyasi ve ekonomik buhran yönetime Güvenlik Siyasetini dayatınca “maslahata uygun güvenlik sorunlarının da ‘zuhur ettirildiğini’ tarih bize göstermiştir.

12 Eylül öncesi yaşatılan terör, 1990’lı yıllarda yaşadığımız Susurluk kod adlı ilişkiler bizlere ders olmalıdır.

Netice itibarıyla Sivas felaketini bir kez daha yaşamamak için bu ülkede yaşayan herkesin ülke sorunlarına müdahil olması gerekmektedir.

Ben her şeye rağmen yine de ümitliyim.

Çünkü ümitsiz yaşanmıyor.

 

Av. Ergin Cinmen

Sivas Katliamı Davası: 30 Yılın Kısa Öyküsü

0

 Sivas Katliamı Davası (30 Yılın Kısa Öyküsü)  / Şenal Sarıhan 

Hukukun üstünlüğü demek,  Bireylerin, insanlık onurundan yararlanmasını  sağlamak için gerekli oldukları tartışılmayan prensipler, müesseseler ve usuller demektir.

           (Milletlerarası Hukukçular Komisyonu, 1953-Yeni Delhi toplantısı)

 

Neden Sivas?

12 Eylül 1980 darbesi, demokratik hak ve özgürlükleri neredeyse biçip geçmişti. Olağanüstü dönem  resmi düzeyde  sonlanmıştı. Ancak dönem,  kamusal ve özel alanda ciddi bir tahribat yaratmıştı. Bu sürecin kısa sürede atlatılamayacağı açıktı.12 Eylül, pek çok alanda olduğu gibi laiklik alanında ülkeyi içinde bulunduğu noktadan çok gerilere taşımıştı. Bu durum, dine dayalı bir toplum özleminde olan bir parti TBMM’nde yer almasına da yol açmıştı. Çiller – İnönü Koalisyonu hem antidemokratik yasalarla hem de gericiliğin iktidar düzeyinde yarattığı ciddi kadrolarla kuşatılmış bir yürütme üzerine “iktidar” olmuştu.

Olağanüstü dönem, ilerici güçlerin mücadelesi ile sonuçlandırılmış olmasına karşın demokrasi güçlerinin önünde henüz alınacak çok büyük bir mesafe bulunuyordu.  Ancak,12 Eylül’ün büyütüp beslediği gerici güçler de boş durmuyorlardı. Daha önce elde ettikleri mevziyi kaybetmemek için harekete geçtiler. Her dönemde sarıldıkları iki  silahla yola çıktılar. Halkı birbirine düşman etmek için inançlar ve etnik kökenler üzerinden ayırımları tırmandırmaya çalıştılar.

Şunu unutmayalım ki, iki Türkiye var. Biri aydınlanmış Türkiye, diğeri geleneksel dini değerlere bağlı taşra Türkiye’si. Ne yazık ki bu ikinci kesim, geçmiş deneyimlerde de görülebileceği gibi dini fanatizmleri güçlü Şeriatçıların, kolayca harekete geçirebildiği bir alan oldu. Özellikle Alevi-Sünni ayırımı üzerine inşa edilen gerici politikalar,12 Eylül öncesinde Çorum, Kahramanmaraş, Sivas ‘da büyük katliamlara yol açtı. Çok sayıda aydın katledildi. Aydın katliamları, 12 Eylül’den sonra da durmadı. 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı, gerici ve çoğunluğu illegal olan örgütlerin amaçlarını gerçekleştirme yolunda planlı ve organize bir eylem olarak düzenlendi. Onlar için Sivas’taki siyasal ortam ve bir aydın imecesi olan ve çoğunluğu da Alevi yurttaşlarımızdan oluşan bir topluluğu bir araya getirecek olan  Pir Sultan Abdal Şenlikleri “elverişli bir ortam” olarak saptandı.

Sivas katliamına ilişkin Soruşturma ve Davalar:

 Yaşanan olay çok vahimdi. Ne var ki eylemcilerin yakalanması konusunda “özensiz” davranılmış, polis tutanaklarına göre 15.000 kişi olarak belirlenen eylemcilerden ancak çok küçük bir kısmı ve çoğunlukla da Sivas’tan katılan eylemciler yakalanmıştı. Üstelik o dönemde yürürlükte olan yasal düzenlemelere göre, terör eylemi nedeni ile gözaltına alınan zanlıların avukat yardımı almaları olanaklı değilken bu kişiler, gözaltına alınmalarının ardından avukatları ile görüşüp hukuki yardımda almıştı. Açık video kayıtları ve olay yerinde çekilmiş fotoğraflara karşın, hemen tüm sanıklar, eylemle ilişkileri reddetmiş ve “geçiyorken uğradım. “  ya da “ oradan geçerken  gördüm.” Gibi savunmalarda bulunmuşlardı. Otelin perdelerini yakarken, gaz bidonunu taşırken, otel önündeki arabaları ters çevirirken ya da otelin içinde eşyaları parçalarken görünenlerin de aralarında bulunduğu bu gurup, savunmalarını hep inkar üzerine kurdular. Haklarında Terör Örgütü üyesi olmaktan dava açıldığı halde bu örgüt ya da bu denli büyük bir organizasyonu gerçekleştiren örgütler koalisyonuna dahil olan örgütlerin adları sorulmadığı gibi bu konuda bilgi veren bir sanık da olmadı.

Daha ilginç olan bu denli çok sayıda eylemcinin katıldığı katliamın iddianamesi olaydan 20 gün sonra düzenlenmiş oldu. Ülkemizde üç kişi hakkındaki iddianamenin hazırlanmasının dahi aylarca sürdüğü gerçeği karşısında bu acele, kamuoyunun bir an önce tatmin edilmesi gibi bir gerekçe arkasına gizlenilse dahi esas olarak sanıkların saptanması ve delillerin toplanması konusunda ciddi bir ihmale neden oldu. İlk yakalanıp yargı önüne çıkarılan iki yüze yakın kişi ile yetinildi. Oysa, teknik olanaklar ve bütün gün süren eylemin aynı anda  televizyon kanallarında yer almış olması ve polis dahil olmak üzere çok sayıda amatör kamera ile eylemin saptanmış olması, savcılığın delil toplamasını son derece  kolaylaştırıyordu.

Bireysel Öldürüm mü? Şer’i Kalkışma mı?    

Soruşturmadaki eksikliklere rağmen Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı, 22.07.1993 günü, 78 sanık hakkında, Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açtı. Bu davada sanıkların bir kısmının 35 kişiyi yangın çıkarmak sureti ile öldürmek suçunun asli ve maddi eylemcileri olduklarını, bazılarının ise anılan eylemi teşvik ettikleri ya da eyleme yardımcı olduklarını iddia ederek cezalandırılmalarını talep etti. Bu 78 kişinin de aralarında bulunduğu 102 kişi hakkında ise tehdit, görevli memura mukavemet ve 2911 Sayılı Yasaya aykırılık nedeni ile Sivas Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açtı. Ayrıca Sivas’ta DGM’nin bulunmayışı nedeni ile 94 Sanık hakkında 3713 Sayılı Yasa’nın 7/1-2. maddelerine aykırı davrandıkları savı ile Kayseri DGM’nde dava açıldı.

İddianamelerde suç nitelemeleri hepimizi şaşırttı. Eylemciler;  “ Cumhuriyet burada kuruldu. Burada yıkılacak!”, “Laiklik gidecek, şeriat gelecek!”,  “Hizbullah geliyor!”, “Laik düzen yıkılacak”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Yaşasın Hizbullah!”, “Şeriat gelecek, yüzler gülecek!”, “Şeriat isteriz!”, “Muhammet’in ordusu laiklerin korkusu!”. sloganları ile eylemlerini sürdürmüş ve Madımak Oteli’nde bulunan 33 Şenlik katılımcısı ve 2 otel görevlisi  yakılmış, 46 kişi kendi çabaları ile otelden çıkmayı başarmıştı. Ancak aralarında ağır yaralı olanlar da bulunuyordu. Katliamın adiyen adam öldürme olarak nitelenmiş olmasını kabul edemezdik. Sanıklar, adlarını bile bilmedikleri, bir kez dahi görmedikleri 64 yaşındaki Asım Bezirci’yi, 12 Yaşındaki Koray Kaya’yı, çoğunluğu yirmili yaşlarını süren Filiz gibi kızları oğulları, değerli  sanatçıları  bireysel bir husumetle değil, siyasi bir kasıtla katletmişlerdi. Dinci- Gerici örgütler, Sivas’ta, Çorum, Tokat, Maraş’ta eksik bıraktıkları ve başaramadıkları “ şer’i iktidar” yürüyüşünü tırmandırmak için Sivas’a gelmişlerdi. Ve yine, pek çok insanın kutsalı olan din, siyasete alet ediliyordu. Olay sırasında yayınlanmakta olan Taraf ve Cuma gibi dergilerde ve kökten dinci günlük yayınlarda,  olaydan “Şanlı Sivas kıyamı- Sivas Taarruzu” diye söz ediliyor ve sanıklar “Şanlı Sivas kıyamı gazileri” olarak nitelendiriliyordu. (Taraf Dergisi Yıl 3 Sayı 30 1993, sayfa 8 – 22 / Taraf Dergisi Yıl 3 Sayı 33, sayfa 18, 20-22 / Cuma Dergisi Yıl 4, Sayı 181)

Davalar  Ankara’ya Gelmeliydi.

Katliam kurbanlarının büyük çoğunluğu  Ankara’da idiler. Dava’nın bu denli uzak bir yerde sürdürülmesi, aileler ve avukatları için ciddi bir sorun yaratacak, belki de dava hiç izlenemeyecekti. Bir başka ve daha önemli neden ailelerin Sivas’a her gidişlerinde, yeni bir travma ile karşılaşacak olmaları idi. Ve tabii, katliamcıların yeni katliamlara yönelmeleri gibi bir olasılık da yok değildi. Bu nedenle, yargılamaların Ankara’da sürdürülmesi için avukatlar olarak başvuruda bulunduk. Yargıtay 10. Ceza Dairesi , 18.08.1993 günü 1993/8899-8503 sayılı kararları ile anılan dosyaların güvenlik nedeni ile Ankara’ya aktarılmasına karar verdi.

Dava sürecinde neler yaşandı?

Dosyaların Ankara’da ilgili mahkemelere ulaşmasının hemen ardından Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 1993/169 Esas- 150 Sayılı kararları ile Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesi de 14.10.1993 günlü 1993/1185 -551 Sayılı kararları ile eylemin, sıradan bir adam öldürme ya Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Yasası’nın ihlali olmadığı, doğrudan doğruya  anayasal düzeni değiştirmek, özellikle laiklik ilkesini ortadan kaldırmak kastı ile işlendiği, bu nedenle de DGM’nin görevli olduğu görüşü ile görevsizlik kararı verdiler. Nevar ki, Ankara DGM, Yargıç Albay Ertan Erunga’nın ayrışık oyuna karşın  bu isteği reddetti. Bunun üzerine ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı, Yargıtay 10. Ceza  Dairesi’nin  8-9-11.1993 tarihli kararları ile kaldırıldı.

Görevsizlik kararını vermiş olan heyet, özünde ihsası rey de bulunmuştu. Davayı yeni bir heyetin sürdürmesi etik olurdu. Ancak aynı heyet davaya devam etti. Bu sırada Heyet’in görevsizlik kararına katılmamış olan Hakim Albay Erunga Erzurum ya da Erzincan’a atanmıştı!!!

Hakim Albay Erunga; ayrışık oyunda şunları söylüyordu:

“Sivas’ta bir terör havası estiren ve yönetimin sokağa çıkma yasağı ilanına neden olan olayların kapsam ve boyutları ile sanıkların aynı amaç doğrultusunda ittifak ederek giriştikleri eylemlerin TC Anayasası’nın devletin nitelikleri arasında saydığı laiklik ilkesinin ortadan kaldırılmasına yönelik ve Anayasa’nın ihlali şeklinde değişmesi kuvvetle muhtemel bulunan vasıf ve niteliği itibariyle “adi suçlar” kapsamında sayılmasına bu aşamada imkan  bulunmadığı kanısındayız.”

Sanıklar Mahkemeyi Tanımıyor:

 Sanıklar, duruşmaların ilk gününden başlayarak salonda terör estirdiler. Mağdurlara, tanıklara, avukatlara akla gelmedik hakaretlerde bulundular. İstedikleri zaman bağırıp gürültü yaptılar. Sanık sandalyelerinin üzerine çıkıp sözde namaz kıldılar. Atatürk, Cumhuriyet gibi sözcükleri her duyuşlarında iğne batırılmış gibi havaya fırlayıp hakaretlerde bulundular. Duruşma disiplini tümü ile kalmamıştı. Mahkeme, sanıklara hakim olamazken, bu sahneleri çeken ve izleyip yazan basına duruşmaları izleme yasağı koydu. Biz avukatlar olarak, basının duruşmalara alınmaması kararını bardağı taşıran son damla olarak gördük. Basın duruşmalara alınmayacaksa biz de duruşmalara katılmayacaktık. Bu talebimiz Mahkemeyi hiç etkilemedi ve istemimiz reddedildi. Duruşmalara karar gününe dek katılmadık. Ancak dosyayı adım adım izledik.

Heyet, 26.12.1994 günü karar verdi. Avukatlar olarak salonun kapısında idik. Karar, katliam sanıkları için adeta bir ödüldü. Ama onlar bu ödüle ceplerindeki bozuk paraları, kalem ve benzeri eşyaları yargıçların yüzüne atarak karşılık verdiler.  Mahkeme, 26 Sanık hakkında, indirimler de uygulayarak,  TCK’nın 450/6. maddesi gereğince  sonuç olarak 15 yıl ağır hapis cezasına  hükmetti. Bu kararla 37 kişi beraat etmiş, 60 Sanık ise; 2911 SY gereğince üçer yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Aynı gün çok sayıda tahliye oldu.

Eylem, Anayasal Düzenin Tebdil, Tağyir ve İlgasıdır

Karar, Cumhuriyet Başsavcılığı ve tarafımızdan temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 30.09.1996 günü, 25 sanık hakkındaki beraat kararını onadı. 14 sanık hakkındaki mahkumiyet kararını, beraat olması gerektiği saptaması ile bozdu. Diğer tüm sanıklar hakkında ise eylemin TCK’nun 146/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bozma ilamının ardından Mahkeme, 28.11.1997 günlü kararı ile 38 sanık hakkında TCK’nun 146/1. maddesi, 29 sanık hakkında TCK’nun 146/3. maddelerinden hüküm kurdu. 11 sanık hakkında ilk kararında direndi. 14 kişinin beraatine karar verdi.

Bu karar da temyiz edildi. YCGK, 24.12.1998 günlü kararında, yerel mahkemenin 11 sanıkla ilgili direnme kararını yerinde bulmadı.146/3 ten ceza almış olan 29 sanık ile beraat eden 14 sanık hakkındaki kararları onadı. İdam cezası alan 31 kişi hakkında ise nüfus kayıtları cilt numaraları ve mühürlerin okunamadığı kabulü ile kararı bozdu. Diğer 7 sanık hakkında da usulü zorunluluk nedeni ile karar, bozulmuş oldu.

 Sanıkların temyizi üzerine, üç sanık dışında kalan sanıklar hakkındaki mahkumiyet kararı, 04.05.2001 tarihinde  onanmış oldu. Bu üç sanık 3419 Sayılı Pişmanlık Yasası’ndan yararlanmak istiyordu. Bu sanıklar, anılan yasadan yararlanamadılar. Sonuç olarak Anılan üç sanık hakkındaki karar da 16.09.2002 tarihinde onanarak kesinleşti.

Davada Avukat Cephesi

Katliamın hemen ardından , eylemin Cumhuriyet ‘e yönelik bir kalkışma olması nedeni ile Barolar Birliği, davada  katledilenlerin  yanında yer alacağını açıkladı. O dönemde Genel Başkanı olduğum Çağdaş Hukukçular Derneği, kimi parti ve yayın organlarının hukuk birimlerinde yer alan avukatlar da davada zarar görenlerin yanında olmak istiyorduk. Doğru olan hepimizin TBB örgütlülüğü içinde ortak davranmamızdı. Belleğim beni yanıltmıyorsa 600 kadar avukat arkadaşımız vekalet aldı. Aramızda sözcüler belirledik. Ben de onlardan biriydim. Tüm dosyaların incelenmesi, tartışılması, stratejimizin ve atacağımız adımların belirlenmesinde kolektif bir çalışma gerçekleştirdik. Biz çoktuk. Ancak, bizi şaşırtan sanık avukatlarının da bizim sayımız kadar çok olmalarıydı. Bu gerçeğe, 2.10.1993 günü yapılan ilk duruşma günü Ankara-Sıhhiye Adliyesi önünde tanık olduk. Elbette, herkesin savunmaya hakkı vardı. Ancak, bu avukat grubu, meslektaşalar arasında o tarihlerde nerede ise hiç karşılaşmadığımız giysiler ve görüntüler içinde idiler. Şalvar tarzı pantolonları, tek düğmeli gömlekleri, uzun sakalları ile adeta tek tip görüntü veriyorlardı. İlk duruşmaya o tarihte milletvekili olan Şevket Kazan, avukat olarak katıldı. Oysa milletvekillerinin devlet aleyhine işlenen suçlara avukat olarak katılması yasal olarak olanaksızdı. Tümü ile siyasi bir mesaj niteliği taşıyan bu duruma hemen itiraz ettik. Mahkeme, Şevket Kazan’ın duruşmadan çıkarılmasına karar verdi. Ne var ki ilerleyen süreçte, sanık avukatları arasından bakanlar, milletvekilleri çıktı. Pek çoğu, devlet yönetiminin etkin çarklarının başlarına getirildiler.

 Katliamcılar  Hep” Şanslı” Oldular

İlk duruşmadan başlayarak Mahkeme, çok sayıda tahliye kararı verdi. Bunlardan daha sonra idam cezası alanlar oldu. Fakat, haklarında çıkarılan gıyabi tutuklama kararları vicahiye çevrilemedi. Bugün dava 30. yıla ulaşırken, salınmış olan sanıkların önemli bir bölümü hala yakalanmadılar. Çünkü örgütlü bir biçimde yurt dışına kaçırıldılar. Onların iadesi yolundaki çabalarımız da  sonuç vermedi. Almanya, Avusturya ve Arabistan gibi ülkelerle yapılan yazışmalardan olumlu bir yanıt da alınamadı. Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin, sekizi TCK 146/1 den kesin hükümlü olan 15 sanığın kırmızı bültenle arandıkları açıklaması yaptı.

Bugün, sadece daha önce salınmamış olan ve tutuklu bulundukları sırada haklarında TCY’nın 146/1. maddesi nedeni ile hüküm kurulmuş ve kesinleşmiş olan  sanıkların cezaevlerinde bulunduğu bilgisine sahibiz. Bunun dışında TCK 146/3. Madde ve 2911 Sayılı Yasa’dan ceza almış olan kaç sanığın cezasının infaz edildiği ve kaç şüphelinin aranmakta olduğuna ilişkin hiçbir bilgiye ulaşamıyoruz. Bu konuda çeşitli milletvekillerinin vermiş olduğu soru önergelerine de yanıt verilmiyor.

Kararların kesinleşmesinin ardından TCY’nda değişiklikler oldu. Yeni TCY olan 5237 Sayılı Yasa yürürlüğe girmeden, haklarındaki karar kesinleşmiş olan sanıklardan 13’ü, yeni yasa da sanıkların ceza aldığı TCK:146/3. maddenin karşılığı olmadığı gibi yanlış bir gerekçe ile salındılar.  Bu salınma işlemi daha sonra geri alındı ise de sanıkların yakalanıp yakalanmadıkları konusunda bilgiye ulaşamıyoruz.

Başta Akit olmak üzere, Katliam sanıklarının “suçsuzluğu” konusunda yayınlarını sürdürdüler. Son olarak, yaşlı ve hasta olduğu gerekçesi ile 35 insanı yakarak katletmekten sorumlu Ahmet Turan’ın yaşlı ve hasta olduğu gerekçesi ile  Cumhurbaşkanlığınca affını sağladılar. Bugün içerde olan, Ahmet Turan kadar yaşlı , hasta ve hiçbir insan kıyımına karışmamış onlarca mahkumun benzer talebi karşılanmazken, bu şahsa sunulan “af” fı anlamak ve kabul etmek olanaksız. Nitekim, bu konuda dava hakkımızı da kullandık ve yanıt bekliyoruz.

2. Dava (Erçakmak ve Arkadaşları)

 Bu dava 14 Mart 2011 günü karara bağlanan ek dosyanın 1 numaralı sanıklarından  olan Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak, ve daha sonra yakalanan altı sanık hakkında devam etti. Erçakmak, Aziz Nesin, otelden kurtarılırken, yangın merdivenine saldırarak, kurtulmasını engellemek isteyen kişi idi.18 yıl ele geçmedi. Evini aradıklarını ve bulamadıklarını söyleyen emniyet görevlileri, evinde olmadığına ilişkin tutanaklar tuttular. Her celse, bu tutanaklar dosyamıza girdi. Son olarak,  Fransa’da olduğu bilgisi geldi. .Fransa’dan iadesi beklenirken Sivas’taki evinden cenazesi çıktı. Gizlice gömmek istediler. Ancak, mızrak çuvala sığmadı. Türkiye’ye nasıl geldi? Ya da 18 yıl Türkiye’de nasıl saklandı?  Bir insanın 18 yıl saklanmasını ancak örgütlü bir yapının sağlayacağı açık değil mi? Bu dosyada neden örgütler araştırılmadı?

Erçakmak’la birlikte yargılanan sanıklar,, savunmalarında Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ, Necmi Karaömeroğlu  Sivas’ta evlendiklerini, askere gittiklerini, çocukları olduğunu, ehliyet aldıklarını ama hiçbir resmi makamın kendilerine arandıkları hakkında bilgi vermediklerini, yakalamadıklarını söylediler. Bu nasıl oluyordu? BU dava da TCY’na “İnsanlığa Karşı Suç “ tanımının girmiş olmasını da dayanak göstererek,  bu tür suçlarda zaman aşımı kararı verilemeyeceğini ısrarla savunduk. Mahkeme , ne yazık ki bu istemimize olumlu yanıt vermedi. Temyizimizden de olumlu bir sonuç alamadık.

30 Yılda Sayısız Hukuksuzluk Yaşandı:

Cezaevindeki sanıklar da özel muamele gördüler. Sayın Kazan, Milletin Vekili olarak ziyaretlerini eksik bırakmadı. Eşler ile birlikte olmanın  yasak olduğu tarihlerde içerdeki katliamcı sanık, eşini hamile bıraktı. “ Zürriyetini korumak istediğini” iddia etti.  Yaşamından edilmiş otuzbeş insanın “zürriyeti “ hesap edilmedi.

Ve Vahit Kaynar Olayı. TCK’nun 146/1. Maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmiş ve cezası kesinleşmiş olan sanık, Almanya’da büyük bir zenginlik içinde yaşıyorken, gezmek için gittiği Polonya’da tesadüfen yakalandı. Haber alıp iadesi için başvuruda bulunduk. İade dosyası yasal süre içinde hazırlanamadığından, sanık serbest bırakılarak, Almanya’ya döndü.

3. Dava:

Şu anda üç sanık hakkında yargılama sürüyor. Murat  Karataş, Murat Songur ve Eren Ceylan TCK’nun 146/1. maddesine ihlal ettikleri savı ile yargılanıyorlar. İade edilmediler. 14 Eylül’de duruşmamız var. Bizim mahkemeye , yurt dışındaki alevi örgütlerinin yurt dışındaki yargı makamlarına  yaptıkları sayısız başvuru ve adres bildirimlerimizin  hiçbirinden olumlu sonuç alınamıyor. Bu davada yargılama sürüyor. Erçakmak dosyasında olduğu gibi bu davada da yargıçlara sürekli hukuki bir gerçekliği anımsatıyoruz:

Erçakmak ve Arkadaşları ve devam eden üçüncü dava yönünden 2014  ve 2019 tarihli Anayasa Mahkemesi Başvurularımız bulunuyor. Henüz sonuç bekliyoruz. Ahmet Turan Kılıç’ın affı işleminin iptali ile ilgili Danıştay’da başvurumuz sürüyor. Ayrıca aileler adına  Madımak Oteli’nin “İnsanlık-Utanç Müzesi” olması için açılmış davalar bulunuyor. Daha önce aileler ve alevi kurumları  Bakanla çeşitli görüşmeler yaptılar.. Onlara söz verildi. Madımak, kamulaştırıldı. Ancak burası “Bilim ve Kültür Merkezi” adını aldı. Şuna inanıyoruz ki Madımak Oteli birgün mutlaka Utanç Müzesi olacak. Ve yine inanıyoruz ki Sivas Katliamı İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bilindiği gibi insanlığa karşı suç söyle tanımlanıyor:

  “Siyasal, felsefi, ırki, dini saiklerle sivillere, toplumun bir grubuna karşı, bir plan doğrultusunda, yaygın ve çok sayıda mağdura, doğrudan, ağır şekilde, çok kalabalık bir grup tarafından, geniş çaplı, bilinçli, istemli bir eylem , insan türünün onuruna karşı, topyekün bir kıyım ve aykırılık, evrensel etik değerleri ihlal , insanlık vicdanında onulmaz  yara açan olay”

Sivas Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Ve anımsatmak isteriz ki en kalıcı kararları mahkemeler değil, tarih verir.

Sivas Katliamı Davası’ndan Öğrendiklerim:   

Sivas Katliamı davası, insan haklarından yana hukukun ülkemizde yerleşmesi için mücadele eden pek çok avukatın görev almayı bir sorumluluk saydığı dava oldu. Dava başladığında bir örgüt başkanı olarak özel bir sorumluluğum da vardı. Ancak beni bu davanın gönüllüsü kılan esas nedenin, yakınlarını Madımak yangınında yitirmiş olan ailelerin acılarını, hak arama mücadelesi ile birleştirmedeki kararlılıkları oldu. Yirmi yıldır, aralarında yaşamla vedalaşanların dışında Ankara’da yaşayan aileler, her duruşmaya dirençle katıldılar. Yeter Gültekin kilometrelerce öteden Almanya’dan pek çok davaya katılmak için geldi. Aileler, her 2 Temmuz’da mitinglerin en ön saflarında yürüdüler. Çocuklarının mezarları başında yakıcı güneş altında hep birlikte oldular. Önemli bir nokta da Alevi Topluluğu, bu sürece karşı örgütlü bir direnç gösterdi. Pir Sultan Abdal Derneği Avrupa Alevi Federasyonu ve pek çok kuruluş, demokratik bir hakkı kullanarak hep birlikte davanın arkasında durdular. Kendilerine yöneltilmiş saldırganlığa karşı demokratik bir araçla yani örgütlülükle ve insani bir araçlarla, yani dirençle karşı koydular. Sorunun sahibi elbette hepimizdik. Ama başka bir gerçek var: Ateş en çok düştüğü yeri yakar. Onlar ayakta durmasa idi belki hukukçular olarak biz de yorgun olurduk. Hiç yorgun olmadık.. Onlar gibi… Mücadele, insanı diriltiyor. Bütün olumsuzluklara, “yenilgilere” karşın!!! Çünkü büyük bir özlemimiz var: Adaletin erdem olduğuna inanıyoruz. Gericiliğin ve yeni katliamların ancak adil kararlarla yenileceğine inanıyoruz., Umutsuz değiliz… 10.07.2023

                                                                                                   :

Şenal Sarıhan Hakkında

17 Şubat 1948’de Eskişehir Sivrihisar’da doğdu. Baba adı Süleyman Hüsamettin, anne adı Müşerref’tir. Öğretmen ve  avukat olarak uzun yıllar boyunca görev yaptı. 12 Mart Askeri Muhtırası sonrası yargılandı. İzmir Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. TÖS, TÖB-DER içinde yönetim kademelerinde yer aldı. Çağdaş Hukukçular Derneğinde Genel Başkanlık, Cumhuriyet Kadınları Derneği Kuruculuğu ve Genel Başkanlığı, CHP Yüksek Disiplin Kurulu ve Parti Meclisi Üyeliği görevlerinde bulundu. Hukuk ve edebiyat alanında çeşitli kitapları ve makaleleri bulunmaktadır. İnsan hakları aktivisti olup, uluslararası platformda 100 Kahraman Kadın ve Robert Kennedy İnsan Hakları Ödülü sahibidir. Ayrıca yurt içinde de ödülleri bulunmaktadır.  Orta düzeyde Fransızca bilen Sarıhan, evli ve 2 çocuk annesidir.

Yaşamı boyunca Kadın Hakları ve İnsan Hakları alanında faaliyetler yürüttü. Sivas Katliamının olduğu günlerde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanlığı sıfatıyla ve avukat olarak sorumluluk üstlendi. Madımak Davası’nı başından itibaren bu güne kadar takip etti.

Katliamların Olmaması İçin Neler Yapmalıyız

0

Katliamların Olmaması İçin Neler Yapmalıyız / Avukat İhsan Berkhan

Dünyada tarih boyunca o kadar çok katliam yaşanmış ki, burada sadece Anadolu coğrafyasında yaşananlara , tarihten günümüze çeşitli dönemlere ilişkin örneklerden bazılarını paylaşmakla yetineceğim. Bu verileri paylaşırken  amacım, böyle gelmiş böyle gider kaderciliğine hak vermek ya da intikam ateşine odun atmak, salt unutmak ya da  unutmamak değil;  hep beraber çözüm önerileri üzerinde düşünmenin önemini  vurgulamaktır.

Heredot, M.Ö. 494’de (Şimdiki Didim sınırları içinde yer alan) Milet’te Perslerin Yunanlı erkeklerin çoğunu öldürdüğünü kadın ve çocukları ise esir aldığını yazıyor. Buna bir savaş diyebilirsiniz, ama bu yaşananın  bir katliam olduğu gerçeğini değiştirir mi? (Bknz: Türkiye’de yaşanmış katliamlar listesi)

M.S. 532 de Bizanslıların (Şimdiki İstanbul’da) Konstantinopolis’te, Nika Ayaklanmasında 30.000 kişiyi katlettiği rapor edilmektedir. Şimdi burada, bir taraf ayaklanmış ve bu nedenle bu sonuç ortaya çıkmış diyebilirsiniz;  ama bu sonucun bir katliam olduğu gerçeğini değiştirir mi?

Abbasiler,  832 yılında  (Şimdiki Afyonkarahisar’ı da içine alan bölge) Amorium’ u ele geçirip, kiliseye sığınan halkı kilise ile birlikte ateşe verip, Müslüman olmayı reddeden 42 Bizans subayını kafalarını kesmek suretiyle öldürüp halkın geri kalanını da esir alıp köleleştirmişlerdi. Bu durumu savaşta Abbasiler’in galip geldiği şeklinde yorumlayabilirsiniz, ama bu olayın büyük bir yağma, vahşet ve katliam olduğu gerçeğini değiştir mi?

1091 yılında (Edirne’ nin bir ilçesi) Enez’e 80.000 savaşçı ile saldırıp Bizans İmparatorluğunu işgal eden  Peçenekler, Kuman ve Bizans ordusu tarafından pusuya düşürülmüştü. Levounion Muharebesinde savaşçı ya da sivil farkı gözetilmeksizin nerede ise Peçeneklerin tamamen yok edilmesi olayına; işgalci bir orduya karşı kendi ülkesinin korunması  diyebilirsiniz, ama bu olayın büyük  bir katliam olduğu gerçeğini değiştirir mi?

Osmanlı İmparatorluğu döneminde (Şimdiki İstanbul) Konstantinopolis’in fethinde her cinsiyetten  4.000 yetişkinin öldürülmesine; sonuçta her fetihte olur böyle şeyler diyebilirsiniz, ama bu  durum şehrin yağmalandığı ve halkın katliama uğradığı gerçeğini değiştirir mi?

Doğu Anadolu’da, 1894-1896 yılları arasında Sultan II. Abdülhamid’in ordularına imparatorluk içindeki Ermenileri öldürme talimatı vermesi sonucu 80.000–325.000 arasında Ermeni ve Süryani’nin Türk ve Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları tarafından öldürülmesini; tarihçiler bir neden bağlayabilir belki, ama bu yaşananın bir katliam olduğu gerçeğini değiştirir mi?

1905-1922 Yılları arasında Doğu Anadolu’da Ermenilerin Türkler ve Kürtlere; 1913-1922 arası Jön Türklerin  Rumlara; 1914-1918 arası  ön Türkler ve Kürtlerin Süryanilere; 1915-1918 arası Jön Türkler ve Kürt Kabilelerin Ermenilere yönelik saldırılarında binlerce insan katledildi. Kimileri “soykırım” diyebilir, kimleri” tehcir” deyip geçiştirebilir.Bu durum, kimin kime, hangi gerekçe ile olursa olsun, bu topraklarda büyük katliamlar yapıldığı  gerçeğini değiştirebilir mi?

Kurtuluş Savaşı dönemini  bir başka incelemenin konusu olarak bir tarafa bıraktığımızda ve sayıları saymayı bırakıp, kim tarafından kime karşı yapıldığına da bakmayıp, sadece olayları  tarih ve yer belirterek yazmaya kalktığımızda  dahi bu yazıya sığmayacaktır. Örnek olarak birkaç tanesini sayalım: 1930-Van, Zilan Deresi Katliamı; 1937-1938 Tunceli, Dersim Katliamı; 1955-İstanbul, 6-7 Eylül Olayları; 1977-İstanbul, Kanlı 1 Mayıs; 1978-İstanbul, 16 Mart Katliamı; 1978-Ankara, Bahçelievler Katliamı; 1978-Kahramanmaraş, Maraş Katliamı; 1980-Çorum, Çorum Olayları; 1985-Van, Taşbucak Mezrası Katliamı; 1987-Mardin, Pınarcık Katliamı; 1992-Bitlis, Cevizdalı Katliamı; 2 Temmuz 1993 –Sivas , Sivas Katliamı (MADIMAK); 1993-Erzincan, Başbağlar Katliamı; 1993-Diyarbakır, Lice Katliamı; 1993-Erzurum, Yavi Katliamı; 1996-Hakkari, Çukurca Katliamı; 1999- İstanbul, Mavi Çarşı Katliamı; 2007-Malatya, Zirve Yayınevi Katliamı; 2011-Şırnak, Uludere/Roboski Katliamı; 2013-Hatay, Reyhanlı Katliamı; 2015-Şanlıurfa, Suruç Katliamı; 2015-Ankara, Ankara Garı Katliamı; 2016-Türkiye, 15 Temmuz Darbe Girişimi; 2017-İstanbul, Reina Katliamı…

Yukarıda yer alan bilgilerin tamamı sadece tr.wikipedia.org/ adresinde yer alan “Türkiye’de Yaşanmış Katliamlar Listesi” başlığı altında yer almaktadır. Dünyadaki katliamlardan bahsetmeye kalkışmam bu yazının sınırlarını aşar ama bu yazıyı kaleme aldığım tarih itibariyle (11 Temmuz 2023), 1995 Srebrenitsa Katliamının yıldönümü olması nedeniyle anmadan geçemeyeceğim. Bu katliamla ilgili “Srebrenitsa Soykırımı Önlenebilir miydi?” başlıklı bir makale okudum bugün. Birleşmiş Milletler, güvenli bölge ilan etmesine rağmen güvenlik önlemi almakta yetersiz kalmasaydı, halkın kendini savunmak için bulundurduğu hafif silahları toplamasaydı, belki de en az 8372 Bosnalı  bu katliama uğramayacaktı.

2’si saldırgan toplam 37 kişinin hayatını kaybettiği en az 51 kişinin yaralandığı 2 Temmuz 1993 deki  radikal İslamcı kalabalık saldırgan grup tarafından yakılan Madımak Otelinden ağır yaralı da olsa sağ çıkan Yazar Aziz Nesin yaptığı basın açıklamasında:Bir devlet var, diyordum ben. Bir devlet var, inanılacak bir devlet var. İyi kötü, yanlış yapıyor-doğru yapıyor ama devlet var. Elbette bunu önleyecekler.Bu kadar ödün verilemez, diye düşünüyordum. Yanılmışım” demiştir. Yazarın bu tepkisinden de  açıkça anlaşıldığı üzere eğer devlet üzerine düşeni yapsa idi bugün “Madımak” denildiğinde, Sivas” denildiğinde, “otelin ateşe verilerek insanların yakılması”ndan, “katliam”dan bahsetmiyor alacaktık. Katliamları unutmamak, her yıldönümünde hatırlamak elbette önemli ve saygıdeğerdir. Ancak,  asıl bundan böyle herkesin, tüm kesimlerin sorması gereken şudur:  Tarihteki acı olaylarla, katliamlarla nasıl yüzleşmeliyiz?. Kimin kime ne yaptığı önemli olmakla beraber, neleri yaparsak bundan sonra yeni katliamlar yaşanmaz, bu konuda düşünmeli, kafa yormalıyız.

Katliamda zamanaşımı olmaz. İnsanlık suçu işleyen failler adalet önüne çıkarılıp  yargılanmalı, suçlular cezasını çekmeli, toplumdaki adalet duygusu güçlenmelidir. Bunun için 1982 Anayasasının 2.maddesinde de yer alan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olmakta ve kalmakta ısrarcı olmalıyız.

Toplumdaki dinsel, etniksel, dilsel ve kültürel gruplar arasında iletişimsizlik, ön yargı ve eğitimsizlikten kaynaklı düşmanlıkların ortadan kaldırılabilmesi için toplumun birbirini tanıyıp, anlayıp, birbirine katlanıp hatta kaynaşabilmeleri, birbirinin özgürlük alanına diğerlerinin saygı duyabilmesi, hoşgörü ve uzlaşı ortamının sağlanabilmesi için devlet başta olmak üzere ilgili tüm sivil, idari ve askeri  kişi, kurum ve kuruluşların ortak bir çalışma başlatması için  de ısrarcı olmalıyız.

Her yıl 2 Temmuz’da “unutMADIMAKlımda” deyip  3 Temmuz’da unutarak; toplumda derinleşen ekonomik, sosyal, siyasal kutuplaşmalara rağmen, bundan böyle katliam olmayacakmış gibi sorunlara duyarsız kalarak çok bir yol alamayacağımız gerçekliğini  görerek; doğru, etik ve gerçek olanın peşinde gitmekte ısrarcı olmalıyız. 11.07.2023

Avukat İhsan Berkhan Hakkında

Av. İhsan Berkhan

1965 yılında Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde doğdu. 1990 Yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İstanbul Barosu’na 17687 sicil no ile kayıt olarak 1991 yılında  serbest avukatlığa başladı. 2003-2005 yıllarında, İstanbul Ticaret Üniversitesi‘nde Uluslararası Ticaret ve Avrupa Birliği Hukuku dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2014 yılında Arabulucu, 2017 yılında da Uzlaştırmacı oldu. İstanbul Barosu’nun bir kaç dönem Sirkeci ve Bakırköy Bölgesi Baro Temsilciliği görevlerini üstlendi. 2023 yılı itibariyle Bakırköy Adalet Sarayı Arabuluculuk Merkezi Koordinatörlüğü görevini sürdürmektedir. Marka ve patent vekilliği, sosyal güvenlik uzmanlığı, site ve iş merkezi yöneticiliği, Sınai Haklar alanında ceza ve hukuk bilirkişiliğinin yanı sıra, İş Hukuku, Kat Mülkiyeti Hukuku, İş Güvenliği Hukuku, Şirketler Hukuku, Aile Hukuku, Kira Hukuku, İcra-İflas Hukuku, Fikri ve Sınai Haklar Hukuku başta olmak üzere birçok alanda avukat ve hukuk danışmanı olarak hizmet vermektedir.  Berkhan, birçok sivil toplum kuruluşunda üyelik, kuruculuk ve yöneticilik yaptı. Arabuluculuk Gönüllüleri Derneği’nin ve Uzlaşı Kültürü ve Hukuk Derneği’nin kurucu Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi.  Okan Üniversitesi GSF’nde Öğretim Görevlisi olarak bulundu; fikri ve sınai haklar dersi verdi. Beykent Üniversitesi ve Altınbaş Üniversitesi’nde arabuluculuk eğitmeni olarak görev aldı. Hakemli dergilerde yayımlanmış hukuki makaleleri (Marka Lisans Sözleşmeleri, Markanın Hükümsüzlüğü vb. ) bulunmaktadır.

Sanatçı Gülhan Yazdı: Öldürmek İnsanın İşlediği En Büyük Suç / Madımak Katliamı

0

Öldürmek insanın işlediği en büyük suç / GÜLHAN

Tarihe dönüp baktığımda insanın insanı öldürdüğünü, çizgisel zamanın akan kana bulandığını gördüm. Medeniyetlerin yükseldiğini, akabinde barbarların, avcıların gelip yok edişini de… Öldürmek insanın işlediği en büyük suç. Sadece Türkiye’de yılda ortalama iki bin kişi öldürülüyor. Öldürme eyleminin ilkelliği, öldürme güdüsünün evrimleşebilmesi ve yok olması; toplu cinayetlerin, savaşların durmasıyla bitecekmiş gibi geliyor bana. Peki, İlk cinayet neden işlenmiş? Açlıktan diyesi geliyor insanın. Yok, yok, değil. İlk cinayet kıskançlıktan. Habil’in Kabil’i öldürmesiyle başlamış ‘öldürme’ hikayemiz. Cinayetleri, intiharları, tüm aile topluca yok edişleri de sıkça görürüz üçüncü sayfa haberlerimizde. Peki biz bu üçüncü sayfa haberlerine nasıl bakıyoruz ikinci sayfadan umarsızca.

 Madımak Katliamı

Sivas Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında radikal dinci grubun linç girişimiyle Madımak Oteli 2 Temmuz 1993 tarihinde yakılmıştır. Otelde konaklayan; yazar, ozan, düşünür, tiyatro oyuncusu, Semahçı otuz üç şenlik katılımcısı ile iki otel çalışanı yanarak ve dumandan boğularak hayatlarını kaybetmiştir. Ayrıca dışarıda toplanan linç girişimcilerinden iki kişi de saldırılar sırasında öldürülmüştür.

Madımak, Türkiye linç tarihinde ilk sıradadır ve insanlığa karşı işlenmiş büyük bir suçtur.

Madımak, 2 Temmuz yaz sıcağında yüreğimize düşen otuz yıldır sönmeyen ateştir.

Uzun zamandır cinayetleri resmime konu edinen Sanat İşçisiyim. Bu resimleri 2021 yazında tamamladım. Madımak Katliamının 30. Yılında da Büyükada Adalar Kültür Derneğindeki 8 Temmuz 2023 tarihinde Katliam Konseptli Kişisel Resim Sergim içinde sergileyeceğim.

Amacım İnsanlığın en büyük sorunu cinayetlerin nedenlerini düşündürmek, unutturmamak ve dikkat çekmektir.

Madımak katliamı gerek araştırma süreci gerekse resimlerin çalışma süreci zor ve yıpratıcıydı. Resimlerde kolaj tekniğini kullandım. Sarı siyaha boyadığım Madımak Haberlerinden oluşmuş gazete kupürlerinin kenarlarını mum ateşiyle kolaja uygun hale getirdim. Sönmeyecek mum alevi ile ölümsüzleşsinler istedim. Onları öldüren kara zihniyetleri kara kare katranla sembolize ettim.

Hayatını kaybeden her bir insanın adını yazdım, fotoğraflarını kullandım, kısacık hayatlarından öz cümleler aldım. Zira, insanlar cinayetlere, katliamlara at gözlüğü ile bakıyor. Katliamların vahşetini ancak öldürülenle yakınlık duyabildiğimizde hissettiğimizi fark ettim. İstedim ki hikayelerine ve ellerinden alınan hayatlarına dokunabilsin insanlar. Bilsinler ki hiçbir öldürülmeyi hak etmiyor insanlık. Evrensel Bildirgenin dediği gibi; Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Harfler ve rakamlar insan icadı olsa da insanları harfler ve rakamlarla ifade edemeyiz. Harfler, rakamlar, kelimeler, sözcükler, isimler hikayesiz olduğunda bir anlam ifade etmiyor. Onların içlerine, gözlerine bakmalıyız ki hayatlarını görebilelim.

Aşağıdaki Yazıt bölümünde; nokta, virgül, işaret imleri ve boşlukları kaldırdım. Görselliği ön plana çıkararak insanlığın ilk yazı biçimlerini kullandım. Tüm metin bir yazıt formuna dönüştü. Madımak Katliamına birde böyle bakalım. Belki dokunabiliriz acılarına ki gömülmez zamanın külleri altına.

 

Madımak*Gülhan

MadımakKatliamıOtuzüçebirNesimiÇimenÜçTelliCuranınPiriBeşÇocuğununBirTanecikBabasıAltmişikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüNesimiDerKiEyFüzeYapanlarAcımasızZalimCanaKıyanlarBırakEyYaşasınBütünİnsanlarBarışGüverciniUçsunDünyadaDostluklarKurulsunİnsanlarGülsünSonBulsunSavaşlarKimseÖlmesinOtuzüçeikiAsımBezirciYazarEleştirmenİncelemeYazarıÇevirmenMuhasebeciAltmışaltıYaşaYetmişKitapYazdıAltmışaltıYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüMuhasebeciliğinNitekimYazarOlarakBirçokYararıDokunduBanaÖrneğinÖlçülüDavranmayıYanlışlıktanKorkmayıBelgeyeDayanmayıAklınıKullanmayıDuyguculuğaKapılmamayıVeGerçekçiDüzenliDengeliTutarlıOlmayıMuhasebeÖğrettiBanaSavunduğumVeUygulamayaUğraştığımNesnelBilimselEleştiriAnlayışımınGüçlenmesineYardımEttiAzŞeyMiBuBirİnsanOlarakHerTürlüGüzelliğiKorumaSorumluluğuTaşıyorumHerkesteÖyleDavranmalıOtuzüçeüçMetinAltıokResimleBaşladığıSanatHayatındaŞairOlarakElliüçYaşındaSivasMadımakOteldeYakılarakÖldüÖldürüldüÖlümsüzleştiGördümYaşarkenVadesizÖlümümüÖrdümDeİlmekİlmekSırtımaGiyemedimÖmrümüOtuzüçedörtMuhlisAkarsuAkarsuyumYansamDaKülOlupSavrulsamDaBazıBazıGülsemDeYineGönlümHoşDeğilKırkbeşYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüHalkOzanıKendineİnsanSevgisiniŞiarEdindiTümYaptıklarındaBuAnaTemayıTemelAldıDeyişlerindeToplumsalKonularaDaKayıtsızKalmazAleviBektaşiAşkGeleneğindenDeKopmadıDeyişlerindekiAnlatımıGüçlüBağlamasınaHakimVeSesiniDeyişTavrındaKullanabilenBirSanatçıdırOtuzüçebeşMuhibeLeylaAkarsuSeyitHalilÇiftlikinKızıPınarÇınarVeDamlanınAnneleriMuhlisAkarsununLeylasıMisafirOlarakGittiğiSivastaAkarsuyumYansamDaİşteGeldimGidiyoruzDiyerekHayatArkadaşıylaBirlikteKırkdörtYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçealtıBehçetSefaAysanBizBuŞiiriOkurkenOKırkdörtYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüSenBuŞiiriOkurkenBenBelkiBaşkaBirŞehirdeOlurumKötüGeçenBirGüzüVeUmutsuzBirAşkıAnlatanRüzgarlaSavrulanKağıtParçalarınaYazılmışDağıtılmamışBildirilerGibiUzunBirYolculuğaHazırlananYalnızBirYolcuuğaÇünküBeyazBirGemidirÖlümSiyahDenizlerinHepÇağırdığıBatıkBirGemiSönmüşYıldızlarGibidirYitikAdreslereBenzerÖlümYanıkOtlarGibiSenBuŞiiriOkurkenBenBelkiBaşkaBirŞehirdeÖlürümOtuzüçeyediEdibeSulariAğbabaTürkHalkMüziğiSanatçısıDavutSularininKızıİsviçredeBaseldeYaşarkenTürkiyedeYapılanBütünBektaşiKültürEtkinlikleriVeEhlibeytCemlerineKonferanslarınaKatılmıştırKatıldığıPirSultanAbdalEtkinliğindeKırkYaşındaSivastaMadımakOtelindeYakılarakÖldürüldüKaranlıkBirGeceYolGörünmüyorYürüyorumDikenlerinÜstündeKaraÇalıBanaAmanVermiyorYürüyorumDikenlerinÜstündeOtuzüçesekizUğurKaynarTürkiyedeElYazısıylaKendiŞiirKitabınıBasanİlkŞairdirŞiirlerindeAşkıİnsanSevgisiniVeGüzelliğiAnlattıApayrıBirSözcükÇekimiVardıAykırıBirDildiOtuzyediYaşındaSivastamadımakoteldeyakılaraköldürüldüÖldüğümdeDoğduğumYereGidiyorumYıllarcaSürenBirHasretVeBilinmezliğiİşteBöylesineYeniyorumOtuzüçedokuzAsafKoçakYananMadımakOtelininKoridorlarındaMızıkaÇalarkenÖlümeOtuzbeşYaşındaSivastaMadımakOtelindeYakılarakÖldürüldüResimaşkıTaİlkokuldaBaşlamıştıKarikatürVeİsyanlarınBaşlangıcıDiyeNitelendiripOlgunlaştırdıÖğretmenlikYaptıİstifaEderekAnkarayaGeldiAltıKişiselSergiAçtıKarikatürleriPekçokDergiVeGazetedeYayımlandıÖdüllerMansiyonlarAldıÖdüllüBirFilimdeOynadıAldıPirSultanAbdalDergisininKapakKarikatürÇizimleriYaptıOtuzüçeonErdalAyrancıŞairBalonlaAnadoluİpekYollarıİsimliBirProjeHazırladıProjeyiBaşlatmakÜzerePirSultanAbdalKültürEtkinlikleriniFilmeÇekmekÜzereSivasaGittiSivastaOtuzbeşYaşındaMadımakOtelindeYakılarakÖldürüldüEğerBirGünBirBeyazGüvercinGelecekseAğzındaBirMektuplaEğerBirGünSevgilimSonVerecekseHayatımaBirSesİsterimDurmasınPatlasınAnlamBulacaksaKulaklarımdaYalnızDüşerseKanımınBirDamlasıYereBilsinlerKiOradaKırmızıYediverenGülleriAçacakVeBülbüllerAğıtYakacakÖlümeKorksunlarKorksunlarArtıkKorksunlarAlevÇemberindekiAkrepGibiÇünküÖlümleriGülDikenlerindenOlacakOtuzüçeonbirSehergülAteşAnkaradaDoğmuştuAçıkÖğretimFakültesiÖğrencisiTürkiyeElektrikKurumu’ndaMemurOlarakÇalıştıAzimliydiÇalışkandıSazçalmadanÖlürsemMezarımıTekmeleyinDerdiSivasÖncesiÇokSevdiğiSazıÇalmayıMusaEroğlundanÖğrendiÇiçekleriÇokSeviyorduOtuzYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonikiHasretŞükrüGültekinAltıYaşındaBağlamaÇalmayaBaşlamışProfesyonelliğeAdımAtarakŞelpeTekniğiniUygulamayaBaşlamıştırBindokuzyüzseksenyedideİlkAlbümünüÇıkarmıştırİkinciSoloAlbümündekiYenilikOnunBağlamaDevrimcisiOlarakAnılmasınaNedenOlmuşturEserlereYaptığıYeniDüzenlemelerEzgilerdeKullanılmışÇokSesliliğeYıllardırAlışılagelmişDeyişYapısınıAnaHatlarınıÖzünüBozmadanVeBatıMüziğiRitmleriyleBirArayaGetirmesiyleBirlikteHalkMüziğiAdınaBirDevrimOlarakNitelendirilmiştirBağlamaVirtüözüŞarkıcıBesteciSözYazarıVeYapımcıYirmiikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonüçMuammerÇiçekTiyatroYönetmeniYazarıŞiirYazıyorduŞehirPlanlamacısıİnadınaYaşamakAdlıTiyatroOyunuYazdıPirSultanAbdalTiyatrosuYönetmeniVeOyuncusuKüçükPrensAdlıOyundaDaOynamıştıSoğukÖlümünAcımasızPençeleriGeziniyorÜzerimdeKıyıyaVurmuşBaygınBirBalıkGibiAyılıpÇırpınmayaBaşlıyorumKorkuyorumBeniKavuracağındanGüneşinÇırpınıyorumAteşKumlardaYaşamakİçinUlaşmakİstiyorumDeliceSuyaNefesimeVeKendimeBirTemmuzSivasNişanlısıİnciİleYirmialtıYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeondörtİnciTürkGaziÜniversitesiEczacılıkFakültesiniBitirdiİlkTiyatroÇalışmalarınaAltındağKültürMerkezindeBaşlamıştıPirSultanAbdalTiyatroTopluluğununTeknikKadrosundaydıNedenyaşamakarşıbukadaracımasızlarYaşamakİstiyorumAmaKendimceNedenYaşamaKarşıBuKadarAcımasızlarNedenÖzgürlüğüBöyleKısıtlıyorlarYirmiikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonbeşGülenderAkçaSivasDivriğindenBabasıKömürİşçisiOlduğundanCürekKasabasındaOkuduAnkaraBaşkentLisesiniBitirdiAçıköğretimFakültesiÖğrencisiydiDivriğiKültürVeYardımlaşmaDerneğindeÇalıştıKadınlarıÖrgütlüyorFolklorOynuyorduArkadaşlarıylaAnadoluSemahAraştırmaTopluluğuAsatıKurmakİçinÇalışıyorduİnsancaYaşamakİçinİnsanOlmanınOnuruİleYaşamakİsteyenİnsanlardanBiriOlmakİçinÇabaSarfEttiYirmibeşYaşındaSivastaMadımakOtelindeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonaltıMehmetAtayFotoğrafçıÖzgürlüğünVeÇocuklarınFotoğrafınıÇekiyorduGaziÜniversitesiMaliyeYüksekOkuluMezunuyduOluşumTiyatrosuOyuncusuÇağdaşDivriğiGazetesiMuhabiriAmatörFotoğrafçıVeİstanbulDivriğiKültürDerneğiYönetimKuruluÜyesiydiGüvercinBesliyorduYirmibeşYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonyediSaitMetinÇankırıMeslekYüksekOkulundanMezunGrupGüneUmuttaSazÇalıpTürküSöylüyorduPirSultanTiyatrosundaPirSultanAbdalıCanlandırıyorduAnneDeliMisinSenBenAradığımıBuldumYeşimleSözlüydüYirmiüçYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonsekizYeşimÖzkanHacettepeÜniversitesiSosyalHizmetlerYüksekOkuluÖğrencisiydiBirdokuzyüzdoksanbirYılındaAnkaraSanatSahnesindekiAcıSınıfınLanetiOyunuylaBeğeniAldıBindokuzyüzdoksanikiYılındaPirSultanAbdalTiyatroTopluğunaGirdiPirSultanAbdalınEşiBallıhanRolündeydiSemahDönüyorduYirmiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeondokuzHuriyeÖzkanDenemeLisesiniBirincisiGaziÜniversitesiEczacılıkFakültesindenMezunPirSultanAbdalDerneğindeSemahEkibindeVeTiyatrodaDaAnlatıcızanRolündeYeşimleKardeşİnciİleOkulArkadaşıYirmiikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyirmiCarinaCuannaThuijisKültürAntrolopolojiÖğrencisiTürkKadınınınAileİçiRolüVeÇevreİleİlişkileriKonuluTezininAlanAraştırmalarıİçinTürkiyeyeGelirPirSultanAbdalKültürDerneğiŞenliklerineKatılırGünlüğüneSonundaBuŞehrinBirTürkKöktenDincilerTopluluğununBulunduğuBirYerOlduğunuÖğrendimBizUzunBirZamandıOteldeOturuyoruzDışarıdaDevasaVeKöktenDinciGrupBağırıpNaralarAtıyorFakatBenBütünBunlardanNeAnlarımKiDışarıdanYüksekTondaBağırmalarGeliyorAmaNeOlduğunuAnlamıyorumSonYazdıklarıdırYirmiüçYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyirmibirGülsünKarababaSivasDivriğideDoğmuştuPirSultanAbdalKültürEtkinliklerineDivriğiKültürDerneğiKanadındanKatılmıştıYarinYanağındanGayriHerşeyOrtakGünlüğündenKendiKilidimiAçacağımKendimiAşacağımSıradanBiriOlmayacağımYirmiikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüceyirmiikiMuratGündüzSemahçıAnkaraÜniversitesiFenFakültesiFizikBölümüÜçüncüSınıfÖğrencisiOlanMuratPirSultanAbdalDerneğininGençlikKomisyonlarındaGörevAldıYirmiikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyimiüçAhmetÖzyurtEnSevdikleriKitapOkumakVeSporYapmaktıHayatınHepAcılarınıAklınaGetirenKişiMutluDeğildirGerçektenMutluKişiİçindeBirİyilikHissedenKişiDemektirYazmıştıGünlüğüneAhmetDePirSultanAbdalDerneğindeSemahçıydıYirmibirYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyirmidörtHandanMetinÖlseBileİsminiBırakıpYaşamakİstemişİseDeÖlmemişGibiYaşıyorAyrılmakBirDoğaKanunudurBirGünArkadaşlarındanYarınAilendenVeSonOlarakDaBuDünyadanAyrılacaksınAmaÖnemliOlanZihinlerdeBirİsimBırakmakÖlsenBileÖlmemişGibiYaşatılmaktırYirmiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüceyirmibeşYaseminSivriBindokuzyüzdoksanbirdePirSultanAbdalDerneğininKültürelÇalışmalarınaKatıldıVeKısaSüredeSemahTopluluğunaGirdiDerneğinGençlikKomisyonuÜyesiVeAynıZamandaKütüphanedenSorumluyduKitaplarıCiltliyorNumaralandırıyorduKitapKurduyduBenimEnİyiArkadaşlarımKitaplarımİnsanlarÖldükleriZamanDeğilUnutulduklarıZamanÖlürlerOndokuzYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyirmialtıAsumanSivriSemahHocasıOlmuştuÜçGruptaYüzeYakınKişiyeSemahÖğretiyorduSonGünAnnesineTakdirnamesininGelipGelmediğiniSorduTakdirnamesiniGöremedenOnaltıYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüceyirmiyediSerpilCanikPirSultanAbdalTiyatrosundaVeSemahEkibindeydiDernekteÖnceFolklorSonraSemahEkibindeSorumlulukAldıTicaretLisesindeOkurkenStajGördüğüBirKooperatifŞirketindeÇalışıyorBirYandanDaÜniversiteSınavlarınaHazırlanıyorduOndokuzYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyirmisekizSerkanDoğanPirSultanAbdalDerneğininSemahEkibindeydiPirSultanAbdalOyunundaAliBabayıCanlandırıyorduPirSultanEtkinliklerindeKitapVeKasetStandındaGörevdeOndokuzYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüceyirmidokuzBelkısÇakırSemahçıGüneUmutMüzikGrubundaVokalistDernekteSemahtanSorumluOkumayıVeZülfüLivaneliŞarkılarınıSeviyorduÜniversiteSınavlarındaİşletmeBölümünüKazanmıştıOnsekizYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeotuzNurcanŞahinSivasŞarkışlaSaraçKöyüKültürVeDayanışmaDerneğininÇalışmalarındaGörevAlıyorduPirSultanAbdalDerneğininGençlikKomisyonuÜyesiydiSunuculukYapıpSemahDönüyorduDüşünceleriniHerOrtamdaAçıklamaktanVeSavunmaktanÇekinmezdiHacettepeÜniversitesiMatematikBölümünüKazandığınıÖğrenemediOnsekizYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeotuzbirÖzlemŞahinSivasŞarkışlaSaraçKöyündenDikmenLisesindenMezunPirSultanAbdalDerneğindeGençlikKomisyonuÜyesiydiDernektekiGöreviMakyözTiyatrodaİseKöylülerRolündeydiBelkiYaşlanacağımAmaAslaBüyümeyeceğimOnyediYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeotuzikiMenekşeKayaPirSultanAbdalDerneğindeSemahDönüyorVeTiyatrodaRolAlıyorduTurhalTokatAmasyaGümüşhaneHacıbektaşSenliklerindeTiyatrodaOynamışÍstanbulİzmirAnkaradaSemahDönmüştüKardeşiKoraylaSazÇalıpSemahDönerdiOnbeşYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeotuzüçKorayKayaBeşYaşındaOkumaYazmaÖğrendiÇokZekiydiSazÇalmayaDeyişlerSöylemeyeVeSemahaBaşlamıştıAblasıMenekşeSemahEkibindeydiBabasıİsmailKayanınSazınınKırılmasıKorayıÇokEtkilerAnnesineBabamınSazıKırıldıNeOturuyorsunHadiGidelimDerHissetmişGibiGitmekİsterSivastanOnikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeOtuzdörtAhmetÖztürkOtelÇalışanıydıGöreviBaşındaYirmibirYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeOtuzbeşKenanYılmazOtelÇalışanıydıGöreviBaşındaYirmibirYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeOtuzaltıAhmetAlanSaldırganGrupİçindeÖldürmeyeGiderkenKurşunlaÖldürüldüOtuzüceOtuzyediHakanTürkgilSaldırganGrupİçindeÖldürmeyeGiderkenKurşunlaÖldürüldüSaldırgan

Gülhan Hakkında

1983 yılından bu yana ürettiği tüm yapıtlarındaki çıkış noktası “Evrenselliktir”. Özellikle insana dair evrenselliği işlemektedir. Çalışmalarını İstanbul Büyükada’da sürdürmektedir.  Gülhan bu çerçevede pek çok sergi, yerleştirme, performans, workshop, festival, çalıştay, etkinlik ve sanat fuarına katıldı. UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği), SAGÜSAD (Sakarya Güzel Sanatlar Derneği) ve Güzel Sanatlar Birliği Dernekleri üyesidir. Güzelliğin Çoğaltılması Grubuyla performanslar yapmaktadır. Kurucu üyesi olduğu Adalar Bağımsız Sanat Platformu ile birlikte; 2014 yılında üç etkinlik, Adaların Deniz Kızı Heykelinin projesi ve yapımında lojistik destek ve performanslarla katkıda bulunmuştur. Seri katiller ve seri cinayetler üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Katliamla Sergisi, “insan insanı öldürür” sergi projesinin bir kesitidir.

Sanatçı Hakkında Daha Detaylı Bilgi İçin tıklayınız

Cenevre Bildirgesi – Hekimlik Andı

1
HEKİMLİK ANDI - Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi

Cenevre Bildirgesi – Hekimlik Andı, ilk kez Dünya Tabipler Birliği’nin (DTB) 1948 yılı Eylül ayında İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleşen 2. Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Hekimlik meslek ahlakı kurallarının temelleri, tüm dünyada kabul edilmiş bulunan ve Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi’nde somutlaşan değerlerdir.

Bildirge, DTB’nin 1968 yılı Ağustos ayında, Avustralya’nın Sydney kentinde düzenlenen 22. Genel Kurul Toplantısında, 1983 yılı Ekim ayında Venedik’te düzenlenen 35. Genel Kurulunda, İsveç’in Stockholm kentinde 1994 yılında düzenlenen 46. Genel Kurul Toplantısında değiştirilmiş; 2005 ve 2006 yıllarında Fransa’da gerçekleştirilen toplantılarda gözden geçirilmiştir.

Türk Tabipleri Birliği’nin 28 Haziran 2014 tarihinde yapılan 64. Büyük Kongresi’nde konu ele alınmış, Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi’nin ülke çapında Hekimlik Andı olarak kullanımının sağlanmasına karar verilmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Cenevre Bildirgesi – Hekimlik Andı, Dünya Tabipler Birliği‘nin yürüttüğü iki yıllık bir çalışma sonucunda yeniden güncellenmiş;  2017 yılı Ekim ayında Chicago’da düzenlenen 68. Genel Kurul toplantısında, Türk Tabipleri Birliği’nin de katkılarıyla değiştirilerek son halini almıştır. Dünya Tabipler Birliği Konsey Başkanlığı‘nca Hekimlik Andı‘nı güncellemek için oluşturulan çalışma grubuna, Almanya, İsveç, ABD, Hindistan ve İsrail tabip birlikleriyle birlikte seçilen Türk Tabipleri Birliği, internetten yapılan taramalarda Hipokrat Yemini yerine bu metnin bulunma ve kullanılma olasılığının artıracağı gerekçesiyle Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi‘ne bir alt başlık olarak “Hekimlik Andı” isminin eklenmesini önermiş ve öneri kabul edilmiştir. Türk Tabipleri Birliği, günümüz mesleki değerleriyle uyuşmayan, keyfi değiştirilebilen ve internette çok çeşitli versiyonları bulunan Hipokrat Yemini yerine, fakültelerdeki tıp eğitimi sürecinde ve mezuniyet törenlerinde Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi/Hekimlik Andı‘nın kullanılmasını sağlamak üzere ülkedeki tüm tıp fakültesi dekanlıklarına, tıp etiği anabilim dallarına, tıp eğitimi anabilim dallarına ve uzmanlık derneklerine Hekimlik Andı‘nın birer kopyasını yollamaktadır.

Dünya Tabipleri Birliği Cenevre Bildirgesi, 2006

“Hekimlik mesleğin bir üyesi olarak;

Yaşamımı insanlığını hizmetine adayacağıma,Hastanın sağlığına v esenliğine

her zaman öncelik vereceğime,

Hastamın özerkliğine ve onuruna saygı göstereceğime,

İnsan yaşamına en üst düzeyde saygı göstereceğime,

Görevimle hastam arasına ; yaş, hastalık ya da engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, politik düşünce , ırk, cinsel yönelim, toplumsal konum ya da başka herhangi bir özelliğin girmesine izin vermeyeceğime,

Hastamın bana açtığı sırları , yaşamını yitirdikten sonra bile gizli tutacağıma,

Mesleğimi vicdanımla, onurumla ve iyi hekimlik ilkelerini gözeterek uygulayacağıma

Hekimlik mesleğinin onurunu ve saygın geleneklerini bütün gücümle koruyup geliştireceğime

Mesleğimi bana öğretenlere, meslektaşlarıma ve öğrencilerime hak ettikleri saygıyı ve minnettarlığı göstereceğime,

Tıbbi bilgimi hastaların yararı ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için paylaşacağıma,

Hizmeti en yüksek düzeyde sunabilmek için kendi sağlığımı , esenliğimi ve mesleki yetkinliğimi korumaya dikkat edeceğime,

Tehdit ediliyor olsam bile, tıbbi bilgilerimi, insan haklarını ve bireysel özgürlüklerini çiğnemek için kullanmayacağıma,

Kararlılıkla, özgürce ve onurum üzerine,

Ant içerim”

Cenevre Bildirgesi – Hekimlik Andı

TTB Yönetim Kurulu Üyelerinin gözaltına alınması üzerine İstanbul Tabip Odasının Duvarına 2018 yılında Hekimlik Andı Asılmıştır

Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme

0
Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme

Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme, diğer adıyla 1951 Mülteci Sözleşmesi (The 1951 Refugee Convention) , 28 Temmuz 1951 tarihinde ilk olarak 12 ülke tarafından imzalanan çok uluslu bir Birleşmiş Milletler sözleşmesidir. Sözleşme genel olarak mültecilerin hukuki durumunu, sığınma hakkını, sığınma hakkı almış kişilerin haklarını ve bu kişilere sığınma hakkı veren ülkelerin hukuki sorumluluklarını belirlemektedir.

Cenevre Konvansiyonları, 10 Aralık 1948 tarihinde ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ardından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen en önemli belgelerdendir. Sözleşmelerin başında Evrensel Beyannameye kuvvetli atıf yapılmakta, yapılan düzenlemelerin insanlığın ortak barışına hizmet edeceği vurgulanmaktadır.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 14 Aralık 1950’de Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından kurulmuştur.

“Cenevre’de 28 Temmuz 1951 tarihinde imzalanmış olan Mültecilerin Hukuki Durumuna dair Sözleşmenin onaylanması hakkında Kanun” Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 29.08.1961 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 05.09.1961 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.  Türkiye, mültecilere dair 12 Mayıs 1926 ve 30 Haziran 1928 tarihli anlaşmalara taraf olmadığından yayınladığı bir deklarasyonla sözleşmeye katılmış, “1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar” ifadesini “1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da meydana gelen olaylar” olarak anladığını deklare etmiş ve önceki sözleşmelerden müstakil olarak sözleşmeye katılmıştır.

Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme
28 Temmuz 1951
BAŞLANGIÇ

Yüksek İmzacı Taraflar,

Birleşmiş Milletler Antlaşması ve 10 Aralık 1948’de Genel Kurul’ca kabul olunan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin, insanların ana hürriyetlerden ve insan haklarından, fark gözetmeksizin faydalanmaları ilkesini teyit ettiğini dikkate alarak,

Birleşmiş Milletler’in, birçok defa, mültecilere karşı derin ilgisini ortaya koyduğunu ve mültecilerin temel hürriyetleri ile insan haklarını mümkün olduğu kadar kapsamlı bir şekilde kullanmalarını sağlamaya çaba gösterdiğini dikkate alarak,

Mültecilerin hukuki durumuna ilişkin daha önce imzalanan milletlerarası antlaşmaların tekrar gözden geçirilmesi ve bir araya getirilmesinin, bu antlaşmaların alanının ve bunların mülteciler için sağladığı himayenin yeni bir antlaşma yoluyla genişletilmesinin arzu edilir olduğunu dikkate alarak,

Sığınma hakkını tanımanın, bazı ülkelere son derece ağır yük yükleyebileceğini ve uluslararası kapsamı ile niteliği Birleşmiş Milletler’ce kabul edilmiş bulunan bir sorunun, uluslararası iş birliği olmaksızın tatmin edici bir şekilde çözümlenemeyeceğini dikkate alarak,

Bütün Devletlerin, mülteci sorununun toplumsal ve insani yönlerini kabul ederek, bu sorunun devletler arasında bir gerginlik sebebi halini almasını önlemek için olanakları ölçüsünde ellerinden geleni yapmalarını arzuladığını ifade ederek,

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri’nin, mültecilerin korunmasını sağlayan uluslararası sözleşmelerin uygulanmasına nezaret etmekle görevli olduğunu kaydederek ve bu sorunu çözmek için alınan önlemlerin birbiri ile verimli uyumunun, Devletler ile Yüksek Komiser arasındaki iş birliğine bağlı olduğunu kabul ederek,

Cenevre’de 28 Temmuz 1951 tarihinde imzalanmış olan Mültecilerin Hukuki Durumuna dair Sözleşmenin onaylanması hakkında Kanun (PDF)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Aşağıdaki konularda anlaşmışlardır:

I. BÖLÜM
Genel Hükümler
1. Madde
A. İşbu Sözleşme’nin amaçları bakımından “mülteci” kavramı:

(1) 12 Mayıs 1926 ve 30 Haziran 1928 Düzenlemeleri veya 28 Ekim 1933 ve 10 Şubat 1938 Sözleşmeleri, 14 Eylül 1939 Protokolü ya da Uluslararası Mülteci Örgütü Tüzüğü’ne göre mülteci sayılan;

Uluslararası Mülteci Örgütü tarafından, faaliyette bulunduğu dönem içinde alınmış mülteci sıfatını vermeme kararları, bu bölümün 2. fıkrasındaki koşullara sahip olan kimselere mülteci sıfatının verilmesine engel değildir;

(2) 1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanacaktır.

Birden fazla tabiiyeti olan bir kişi hakkındaki “vatandaşı olduğu ülke” ifadesi, tabiiyetini haiz olduğu ülkelerden her birini kasteder ve bir kişi, haklı bir sebebe dayalı bir korku olmaksızın, vatandaşı olduğu ülkelerden birinin korumasından yararlanmıyorsa, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından mahrum sayılmayacaktır.

B.(1) İşbu Sözleşme’nin amaçları bakımından kısım A, Madde 1’deki “1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar” ifadesi, ya,

(a) “1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da meydana gelen olaylar”; veya,

(b) “1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da veya başka bir yerde meydana gelen olaylar”

anlamında anlaşılacak ve her Taraf Devlet bu Sözleşme’yi imzaladığı, tasdik ettiği veya ona katıldığı sırada bu Sözleşme’ye göre taahhüt ettiği yükümlülükler bakımından bu ifadenin kapsamını belirten bir beyanda bulunacaktır.

(2) (a) şıkkını kabul eden her Taraf Devlet, herhangi bir zamanda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne göndereceği bir notla, (b) şıkkını kabul ettiğini duyurarak yükümlülüklerini genişletebilir.

C. Yukarıdaki kısım A’da belirtilen hükümlerin kapsamına giren her kişi eğer:

(1) Vatandaşı olduğu ülkenin korumasından kendi isteği ile tekrar yararlanırsa;
veya

(2) Vatandaşlığını kaybettikten sonra kendi arzusu ile tekrar kazanırsa;
veya

(3) Yeni bir vatandaşlık kazanmışsa ve vatandaşlığını yeni kazandığı ülkenin himayesinden yararlanıyorsa; veya

(4) Kendi arzusu ile terk ettiği veya zulüm korkusu ile dışında bulunduğu ülkeye kendi arzusu ile, tekrar yerleşmek üzere dönmüşse; veya

(5) Mülteci tanınmasını sağlayan koşullar ortadan kalktığı için vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanmaktan sakınmaya artık devam edemezse;

İşbu fıkra, vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden yararlanmayı reddetmek için önceden geçerli zulme ait haklı sebepler ileri sürebilen, bu maddenin A(1) Kısmı’nın kapsamına giren bir mülteciye tatbik olunmayacaktır;

(6) Tabiiyetsiz olup da, mülteci tanınmasını yol açan koşullar ortadan kalktığı için, normal ikametgahının bulunduğu ülkeye dönebilecek durumda ise;

Ancak işbu fıkra, normal ikametgahının bulunduğu ülkeye dönmeyi reddetmek için önceden maruz kaldığı zulme bağlı haklı sebepler ileri sürebilen, bu maddenin A(1) kısmının kapsamına giren bir mülteciye uygulanmayacaktır.

Bu kişiye, işbu Sözleşme’nin uygulanması sona erecektir.

D. Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği dışında, diğer bir Birleşmiş Milletler organı veya örgütünden halen koruma veya yardım gören kimselere uygulanmayacaktır.

Durumları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun konuyla ilgili uygun kararları çerçevesinde kesin olarak halledilmeden, yararlandıkları bu tür koruma veya yardımlar herhangi bir sebeple sona eren kişiler, işbu Sözleşme’den tamamen yararlanırlar.

E. Bu Sözleşme, ikamet ettiği ülkenin yetkili makamlarınca o ülke vatandaşlığına sahip olanların sahip bulundukları hak ve yükümlülüklere sahip sayılan bir kişiye uygulanmayacaktır.
F. Bu Sözleşme hükümleri:

(a) barışa karşı suç, savaş suçu veya insanlığa karşı suç gibi suçlar için hükümler koyan uluslararası belgelerde tanımlanan bir suç işlediğine;

(b) mülteci sıfatıyla kabul edildiği ülkeye sığınmadan önce, sığındığı ülkenin dışında ağır bir siyasi olmayan suç işlediğine;

(c) Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkelerine aykırı fiillerden suçlu olduğuna dair hakkında ciddi kanaat mevcut olan bir kişi hakkında uygulanmayacaktır.

2. Madde

Her mültecinin, bulunduğu ülkeye karşı, özellikle yasalara, yönetmeliklere ve kamu düzenini için alınan önlemlere uymayı öngören yükümlülükleri vardır.

3. Madde

Taraf Devletler, bu Sözleşme hükümlerini mültecilere, ırk, din veya geldikleri ülke bakımından ayırım yapmadan uygulayacaklardır.

4. Madde

Taraf Devletler, ülkelerindeki mültecilere, dini vecibelerini yerine getirme hürriyeti ve çocuklarının dini eğitim hürriyeti bakımından, en az vatandaşlara uyguladıkları muamele kadar uygun muamele uygulayacaklarıdır.

5. Madde

Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, bir Taraf Devlet tarafından mültecilere bu Sözleşme dışında sağlanan diğer hakları ve çıkarları ihlal etmez.

6. Madde

Bu Sözleşme bakımından “aynı şartlarla” kavramı, belli bir kimsenin, söz konusu bir haktan yararlanabilmesi için, özellikleri açısından bir mültecinin yerine getiremeyecekleri dışında, mülteci olmasaydı belli bir hakkı kullanmak için yerine getirmesi gereken bütün şartları (geçici yahut daimi ikamet süresine ve şartlarına ait olanlar dahil), kendisinin yerine getirmesi anlamını ima eder.

7.Madde

1. Bu Sözleşme’nin daha uygun hükümler içerdiği durumlar hariç tutulmak koşuluyla, her Taraf Devlet, mültecilere, genel olarak yabancılara uyguladığı muameleyi uygulayacaktır.

2. Bütün mülteciler, Taraf Devletlerin topraklarında üç yıl ikametten sonra kanuni mütekabiliyet şartından muafiyet kazanacaklardır.

3. Her Taraf Devlet, bu Sözleşme kendisi hakkında yürürlüğe girdiği tarihte mültecilerin, mütekabiliyet şartı olmadan yararlanabilecekleri hakları ve çıkarları kendilerine tanımaya devam edecektir.

4. Taraf Devletler, mütekabiliyet şartının bulunmaması halinde, mültecilere 2. ve 3. fıkralara göre yararlanabilecekleri haklardan ve çıkarlardan başka hak ve çıkarlar sağlamak imkanlarını ve 2. ve 3. fıkralarda belirtilen şartlara sahip olmayan mültecileri mütekabil muamele muafiyetinden istifade ettirmek imkanını uygun biçimde dikkate alacaklardır.

5. Yukarıdaki 2. ve 3. fıkralar hükümleri, gerek bu Sözleşme’nin 13, 18, 19, 21 ve 22. maddelerinde belirtilen haklara ve çıkarlara, gerekse bu Sözleşme’de belirtilmeyen haklara ve çıkarlara uygulanır.

8. Madde

Yabancı bir Devlet vatandaşlarının kişiliklerinin, mallarının veya menfaatlerinin aleyhinde uygulanabilecek istisnai tedbirler bakımından Taraf Devletler, bu gibi tedbirleri, söz konusu yabancı devletin resmen vatandaşı olan bir mülteciye, sırf bu vatandaşlığına dayanarak uygulamayacaklardır. Bu maddede ifade olunan genel ilkeyi mevzuatlarına göre tatbik edemeyen Taraf Devletler bu gibi mültecilere uygun hallerde muafiyet tanıyacaklardır.

9. Madde

İşbu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, bir Taraf Devletin, savaş zamanında veya diğer vahim ve özel hallerde, belli bir kimse hakkında, bu kimsenin gerçekte bir mülteci olduğu ve kendisiyle ilgili söz konusu tedbirlerin, bu devletin milli güvenliği açısından devamının gerektiği tespit edilinceye kadar, milli güvenliği için elzem saydığı tedbirleri geçici olarak almasını engellemeyecektir.

10. Madde

1. Bir mülteci, İkinci Dünya Savaşı sırasında sürgün edilerek bir Taraf Devletin ülkesine götürülmüş olup burada ikamet etmekte ise, bu mecburi ikamet süresi, bu ülkedeki kanuni ikamet süresi sayılacaktır.

2. Bir mülteci, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Taraf Devletin ülkesinden sürgün edilip bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden önce sürekli ikamet amacı ile oraya dönmüş ise, sürgünden önceki ve sonraki süreler, hangi amaçla olursa olsun kesintisiz ikametin şart koşulduğu durumlar için, kesintisiz tek bir ikamet süresi sayılacaktır.

11. Madde

Bir Taraf Devlet, kendi bayrağını taşıyan bir geminin mürettebatı arasında düzenli bir şekilde çalışan mülteciler varsa, bu kişilerin ülkesinde yerleşmelerine ve özellikle bir başka ülkeye yerleşmelerini kolaylaştırmak üzere kendilerine seyahat belgeleri vermeye, ya da geçici olarak topraklarına girmelerine sıcak bakacaktır.

II. BÖLÜM
Hukuki Statü
12. Madde

1. Her mültecinin bireysel statüsü, daimi ikametgahının bulunduğu ülkenin yasalarına veya eğer daimi ikametgahı yoksa, bulunduğu ülkenin yasalarına tabidir.

2. Mültecinin önceden kazandığı ve bireysel statüsüyle ilgili haklara, özellikle evliliğe bağlı haklara, her Taraf Devlet tarafından, gerekirse bu devletin yasalarının gösterdiği koşulları yerine getirmek kaydıyla, söz konusu hakkın, kişi mülteci olmasaydı o devletin yasalarınca tanınacak haklar arasında bulunması durumunda, saygı gösterilecektir.

13. Madde

Taraf Devletler, menkul ve gayrimenkul mülkiyet edinme ile buna bağlı diğer hakları, menkul ve gayrimenkul mülkiyete ait kira ve diğer sözleşmelerle ilgili hakları, her mülteciye, mümkün olduğu kadar müsait ve her halde genel olarak aynı koşullardaki yabancılara sağlanandan daha az müsait olmayan bir şekilde uygulayacaktır.

14. Madde

Buluşlar, desenler, modeller, ticari markalar, ticari unvanlar gibi sınai mülkiyet haklarıyla, edebi, artistik ve ilmi çalışmalarla ilgili haklarının korunmasıyla ilgili olarak, her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkede, bu ülkenin kendi vatandaşlarına sağladığı korumanın aynısından yararlanacaktır.

Mülteci, bir başka Taraf Devletin toprağındayken, bu ülkede, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin vatandaşlarına sağlanan korumadan yararlanacaktır.

15. Madde

Taraf Devletler, yasal olarak ülkelerinde ikamet eden mültecilere, siyasi amaç ve kar amacı taşımayan dernekler ile meslek sendikaları bakımından, aynı koşullar içindeki başka bir ülkenin vatandaşlarına tanıdıkları en müsait muameleyi uygulayacaklardır.

16. Madde

1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in toprakları üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir.

2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir.

3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.

III. BÖLÜM
Gelir Getirici İşler
17. Madde

1. Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden her mülteciye, ücretli bir meslekte çalışmak hakkı bakımından, aynı şartlar içinde yabancı bir memleketin vatandaşına uyguladıkları en müsait muameleyi uygulayacaklardır.

2. Her halde ulusal işgücü piyasasını korumak amacıyla, yabancılara veya yabancıların çalıştırılmalarına konan sınırlama tedbirleri, bu Sözleşme’nin, ilgili Taraf Devlette yürürlüğe girdiği tarihte söz konusu tedbirlerden muaf tutulan veya aşağıdaki koşullardan birine sahip olan mültecilere uygulanmayacaktır:

(a) Ülkede üç yıl ikamet etmiş olmak;

(b) İkamet ettiği ülkenin vatandaşı olan bir kimse ile evli bulunmak.

Eşini terk etmiş olan bir mülteci bu hükümden istifadeyi iddia edemeyebilir;

(c) İkamet ettiği ülkenin vatandaşlığını taşıyan bir veya daha fazla çocuğu olmak.

3. Taraf Devletler, ücretli mesleklerde çalışmak bakımından bütün mültecilerin ve özellikle ülkelerine, bir işçi bulma programına yahut göçmen getirme planına göre girmiş olan mültecilerin haklarını, vatandaşlarına tanıdıkları çalışma haklarıyla aynı noktaya getirme konusuna sıcak bakacaklardır.

18. Madde

Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, tarım, sanayi, küçük sanatlar ile ticaret sahalarında kendi işyerlerini açmak ve sanayi, ticari şirketler kurmak haklarıyla ilgili olarak, mümkün olduğu kadar müsait ve her halde genel olarak aynı şartlardaki yabancılara tanıdıklarından daha az müsait olmayan muameleyi uygulayacaklardır.

19. Madde

1. Her Taraf Devlet, ülkesinde yasal olarak ikamet eden ve bu Devletin yetkili makamlarınca tanınan diplomalara sahip olup bir ihtisas mesleğini icra etmek isteyen mültecilere, mümkün olduğu kadar müsait ve her halde aynı şartlar içindeki tüm yabancılara sağlanandan daha az müsait olmayan şekilde muamele uygulayacaktır.

2. Taraf Devletler, bu gibi mültecilerin, anavatanları dışında, uluslararası ilişkilerini yürüttükleri ülkelere yerleşmelerini temin için, kanunlarına ve anayasalarına göre ellerinden gelen çabayı göstereceklerdir.

IV. BÖLÜM
Sosyal Durum
20. Madde

Bütün nüfusun tabi olduğu ve nadir bulunan maddelerin genel dağıtımını düzenleyen bir vesika usulün mevcut bulunduğu hallerde, mültecilere vatandaşlar gibi muamele edilecektir.

21. Madde

Taraf Devletler, konut edinme bakımından, bu konu yasalar ve yönetmeliklerle düzenlendiği ya da kamu makamlarının kontrolüne tabi olduğu oranda, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, her halde genel olarak aynı şartlar altındaki yabancılara uygulanandan daha az olmayacak biçimde, mümkün olduğu kadar müsait bir muamele sağlayacaklardır.

22. Madde

1. Taraf Devletler, mültecilere, temel eğitim konusunda, vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygulayacaklardır.
2. Taraf Devletler, mültecilere, temel eğitimin dışındaki eğitim konusunda ve özellikle çalışmalardan yararlanma, yabancı ülke okullarından alınmış eğitim sertifikalarının, üniversite diplomalarının ve derecelerinin tanınması, harç ve resimlerden muafiyet ve eğitim bursları alanlarında mümkün olduğu kadar müsait ve her halde genel olarak aynı şartlar içindeki yabancılara tanınanlardan daha az müsait olmayan şekilde muamele edeceklerdir.

23. Madde

Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, sosyal yardım ve iane konularında vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygulayacaklardır.

24. Madde

1. Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, aşağıdaki konularda, vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygulayacaklardır:

(a) Yasalarla düzenlendiği veya idari makamların yetkisine tabi oldukları ölçüde: maaşın bir parçası olduğu durumlarda aile yardımları, çalışma saatine göre başı ücret, fazla mesai ödemeleri, ücretli tatiller, eve iş götürmeye sınırlamalar, en az çalışma yaşı, çıraklık ve mesleki eğitim, kadınların ve gençlerin çalışması ve toplu ücret görüşmelerinden yararlanma;

(b) Sosyal güvenlik (iş kazaları, meslek hastalıkları, analık, hastalık, sakatlık, yaşlılık, ölüm, işsizlik, ailevi yükümlülükler ile ulusal yasalara ve yönetmeliklere göre bir sosyal güvenlik programının kapsamına giren her hangi bir olağanüstü durum), aşağıdaki sınırlamalara tabidir:

(i) Kazanılmış hakların ve kazanılmak üzere olan hakların korunması için uygun düzenlemeler mevcut olabilir;

(ii)Tamamen devlet fonlarından karşılanan ödenekler veya ödenek bölümleri ile, normal bir emeklilik ödeneği için lüzumlu aidat koşullarını yerine getirmemiş kişilere yapılan yardımlar konusunda, ikamet edilen ülkenin ulusal yasaları ve yönetmelikleri hükümler içerebilir.

2. Bir mültecinin, bir iş kazası veya bir meslek hastalığı sonucunda ölümden doğacak tazminat haklarına, hak sahibinin, Taraf Devletin toprakları dışında ikamet etmesi yüzünden zarar gelmeyecektir.

3. Taraf Devletler, sosyal güvenlik konusundaki kazanılmış haklar veya kazanılmak üzere olan haklarla ilgili olarak, aralarında imzaladıkları, ya da gelecekte aralarında imzalayacakları antlaşmaların sağlayacağı faydalardan, yalnızca ülke vatandaşlarında aranan şartların aranması kaydıyla, mültecileri de yararlandıracaklardır.

4. Taraf Devletler, taraf olmayan Devletler ile aralarında, yürürlükte bulunan veya herhangi bir zamanda yürürlüğe girecek olan, bunlara benzer antlaşmaların sağlayacağı faydalardan, mültecileri de, mümkün olduğu ölçüde yararlandırmak imkanlarını araştırmaya sıcak bakacaklardır.

V. BÖLÜM
İdari Önlemler
25. Madde

1. Bir mültecinin, bir hakkı kullanması için normal koşullarda yabancı bir ülkenin yetkililerinin yardımına ihtiyaç duyduğu, ama böyle bir yardımdan yararlanamadığı durumlarda, topraklarında ikamet ettiği Taraf Devletler, mülteciye, söz konusu yardımın kendi makamlarınca veya uluslararası bir makam tarafından yapılmasını sağlayacaklardır.

2. Birinci fıkrada bahsedilen makam veya makamlar, normal koşullarda bir yabancıya, o kişinin kendi ülkesinin ulusal makamları tarafından veya onların aracılığı ile sağlanabilecek belgeleri ya da sertifikaları, mültecilere sağlayacaklardır veya denetimleri altında sağlattıracaklardır.

3. Bu yolla sağlanan belgeler veya sertifikalar, yabancılara kendi ulusal makamları tarafından veya onların aracılığıyla ile verilen resmi belgeler gibi kabul edileceklerdir ve aksi kanıtlanmadıkça geçerli sayılacaklardır.

4. Bu maddede bahsedilen hizmetler karşılığında, muhtaç kişilere sağlanabilen ayrıcalıklı uygulamalar saklı kalmak koşuluyla, ücret alınabilir ama bu tür ücretler makul ölçüde ve benzer hizmetler için vatandaşlardan alınan harçlarla orantılı olacaktır.

5. Bu madde hükümleri hiç bir suretle 27 ve 28. maddeleri ihlal etmez.

26. Madde

Her Taraf Devlet, ülkesinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, genel olarak aynı koşullardaki yabancılara yönetmeliklerce sağlanan, toprakları üzerinde ikamet edeceği yeri seçme ve özgürce seyahat etme hakkını tanıyacaktır.

27. Madde

Taraf Devletler, ülkelerinde bulunan ve geçerli bir seyahat belgesine sahip olmayan her mülteciye kimlik kartı çıkartacaklardır.

28. Madde

1. Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, ulusal güvenlikleri veya kamu düzenleri ile ilgili engelleyici ciddi sebepler bulunmadıkça, kendi toprakları dışında seyahatlerini temin edecek seyahat belgeleri vereceklerdir ve bu belgelere, bu Sözleşme’nin Cetvel’indeki hükümler uygulanacaktır. Taraf Devletler, bu tür bir belgeyi, ülkelerinde bulunan her hangi bir mülteciye verebilirler; kendi topraklarında bulunan ve yasal olarak ikamet ettikleri ülkeden bir seyahat belgesi almak imkanından mahrum olan mültecilere bu tür bir belge vermeye özellikle sıcak bakacaklardır.

2. Önceden yapılmış uluslararası antlaşmalar çerçevesinde, o antlaşmalara taraf olan Devletler tarafından mültecilere verilmiş seyahat belgeleri, Taraf Devletlerce tanınacaktır ve bu maddeye göre düzenlenmiş gibi muamele görecektir.

29. Madde

1. Taraf Devletler, mültecilere, her ne isimle olursa olsun, benzer koşullarda vatandaşlarına uyguladıklarından veya uygulayabileceklerinden farklı ya da daha yüksek resim, harç ve vergi uygulamayacaklardır.

2. Yukarıdaki fıkra hükümleri, kimlik kartları da dahil, yabancılara verilecek idari belgeler hakkındaki harçlara ait yasa ve yönetmelik hükümlerinin mültecilere uygulanmasına engel değildir.

30. Madde

1. Her Taraf Devlet, kendi yasa ve yönetmeliklerine uygun olarak, mültecilerin, topraklarına getirdikleri değerli varlıkları, yerleşmek üzere kabul edildikleri bir başka ülkeye nakletmelerine izin verecektir.
2. Her Taraf Devlet, yerleşmek üzere kabul edildikleri bir başka ülkeye yerleşmeleri için gerekli olan her hangi değerli varlığı nakletmek amacıyla mültecilerin yapacakları izin başvurusunu, sıcak bir biçimde inceleyecektir.

31. Madde

1. Taraf Devletler, hayatlarının veya özgürlüklerinin, madde 1’de gösterilen şekilde tehdit altında bulunduğu bir ülkeden doğruca gelerek izinsizce kendi topraklarına giren veya bu topraklarda bulunan mültecilere, gecikmeden yetkili makamlara başvurarak yasadışı girişlerinin veya bulunuşlarının geçerli nedenlerini göstermeleri koşuluyla, yasadışı yollardan girişleri veya bulunuşlarından dolayı ceza vermeyeceklerdir.

2. Taraf Devletler, bu mültecilerin hareketlerine gerekli olanların dışında kısıtlama uygulamayacaklardır ve bu kısıtlamalar ancak, ülkedeki statüleri belirleninceye veya bir başka ülkeye kabulleri sağlanıncaya kadar uygulanacaktır. Taraf Devletler, bu mültecilerin diğer bir ülkeye kabullerini sağlamak için makul bir süre ve gerekli bütün kolaylıkları sağlarlar.

32. Madde

1. Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak bulunan bir mülteciyi, ulusal güvenlik veya kamu düzeni ile ilgili sebepler dışında sınır dışı edemeyeceklerdir.

2. Böyle bir mültecinin sınır dışı edilmesi, ancak ilgili yasal sürece göre alınmış bir karara uygun olabilir. Zorunlu ulusal güvenlik nedenlerinin, aksine bir uygulamayı gerekli kıldığı haller dışında, mültecinin, durumunu açıklaması için delil sunmasına, temyiz etmesine, bu amaçla yetkili bir makamın ya da, yetkili makamın özel olarak atayacağı bir kişinin veya kişilerin önünde temsil edilmesine izin verilecektir.

3. Taraf Devletler bu gibi bir mülteciye, diğer bir ülkeye yasal olarak kabulünü sağlayabilmesi için makul bir süre tanıyacaklardır. Taraf Devletler, bu süre içinde, gerekli gördükleri içişleriyle ilgili her hangi bir önlemi alma hakkını saklı tutarlar.

33. Madde

1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (“refouler”) etmeyecektir.

2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.

34. Madde

Taraf Devletler, mültecileri özümlemeyi ve vatandaşlığa almayı her türlü imkan ölçüsünde kolaylaştıracaklardır. Vatandaşlığa alma işlemlerini çabuklaştırmaya ve bu işlemlerin masraf ve resimlerini her türlü imkan ölçüsünde azaltmaya özel çaba göstereceklerdir.

VI. BÖLÜM

Uygulamaya Yönelik Geçici Hükümler

35. Madde

1. Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği veya onun görevini devralacak diğer her hangi bir Birleşmiş Milletler kuruluşu ile, görevini yerine getirirlerken işbirliği yapmayı ve özellikle onların işbu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasına nezaret etme görevini kolaylaştırmayı taahhüt ederler.

2. Taraf Devletler, Yüksek Komiserliği’nin veya onun görevini devralacak her hangi bir Birleşmiş Milletler kuruluşunun, Birleşmiş Milletler’in yetkili organlarına rapor vermesini için, aşağıdaki konular hakkında isteyeceği bilgileri ve istatistikleri uygun bir şekilde vermeyi taahhüt ederler:

(a) Mültecilerin içinde bulundukları durum,

(b) Bu Sözleşme’nin uygulanması ve

(c) Mülteciler konusunda mevcut veya yürürlüğe girecek yasalar, yönetmelikler ve kararnameler.

36. Madde

Taraf Devletler, işbu Sözleşme’nin uygulanabilmesi amacıyla çıkarabilecekleri yasaları ve yönetmelikleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bildireceklerdir.

37. Madde

Bu Sözleşme’nin 28. Madde’sinin 2. fıkrası hükümlerine dokunmamak koşuluyla, işbu Sözleşme, taraflar arasında, 5 Temmuz 1922, 31 Mayıs 1924, 12 Mayıs 1926, 30 Haziran 1938 ve 30 Temmuz 1935 tarihli Düzenlemeler ile, 28 Ekim 1933, 10 Şubat 1938 tarihli Sözleşmeler’in, 14 Eylül 1939 tarihli Protokol’ün ve 15 Ekim 1946 tarihli Anlaşma’nın yerine geçer.

VII. BÖLÜM

Nihai Hükümler

38. Madde

Bu Sözleşme’nin Tarafları arasında, Sözleşme’nin tefsiri veya uygulanması hakkında ortaya çıkan ve diğer yollardan halledilmemiş olan uyuşmazlıklar, uyuşmazlığın taraflarından birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı’na sevk edilebilir.

39. Madde

1. Bu Sözleşme, Cenevre’de 28 Temmuz 1951 tarihinde imzaya açılacaktır ve daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nce tutulacaktır. Birleşmiş Milletler Avrupa Ofisi’nde 28 Temmuz’undan 31 Ağustos 1951 tarihine kadar ve ardından, Birleşmiş Milletler Örgüt Merkezi’nde 17 Eylül 1951’den 31 Aralık 1952 ye kadar tekrar imzaya açık bulundurulacaktır.

2. Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Örgütü’ne üye bütün Devletler ile mülteciler ve vatansızların hukuki durumu hakkındaki diplomatik konferansa davet edilen üye olmayan diğer her hangi bir devletin veya Genel Kurul tarafından imzalamaya davet olunan her devletin imzasına açık tutulacaktır. Sözleşme onaylanacaktır ve onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderilecektir.

3. İşbu maddenin 2. fıkrasında işaret edilen Devletler, 28 Temmuz 1951 tarihinden itibaren Sözleşme’ye taraf olabileceklerdir. Taraf olmak, taraf olma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nce kayıtlara geçirilmesiyle başlayacaktır.

40. Madde

1. Her hangi bir Devlet, imzaladığı, onayladığı veya taraf olduğu anda, işbu Sözleşme’nin, uluslararası alanda sorumlu bulunduğu bütün topraklarda ya da bu toprakların herhangi bir bölümünde uygulanacağını ilan edebilir. Böyle bir ilan, Sözleşme’nin söz konusu Devlet için yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olacaktır.

2. Bu tür bir bölge belirlemesi, söz konusu tarihten sonraki herhangi bir tarihte, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapılacak bir duyuru ile gerçekleştirilecektir ve duyurunun, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ulaştırıldığının doksanıncı günden itibaren veya Sözleşme, bu Devlet için yürürlüğe daha ileri bir tarihte giriyorsa, o tarihte uygulamaya geçecektir.

3. Bu Sözleşme’nin imzalandığı, onaylandığı veya ona taraf olunduğu tarihte uygulanacak bölgelerin dışında tutulan topraklar açısından, ilgili her Devlet, bu toprakların da uygulama bölgesinin içine alınması için, bu bölgelerin yönetimlerinin, Anayasal nedenlerle öngörülen onaylarının alınması koşuluyla, gereken adımları atma imkanlarını araştıracaktır.

41. Madde

Üniter olmayan veya Federal bir Devlet hakkında aşağıdaki hükümler uygulanacaktır:

(a) Bu Sözleşme’nin, Federal bir yasama organının yasama yetkisi alanına giren maddeleriyle ilgili olarak, Federal Hükümet’in üstlendiği yükümlülükler, Federal olmayan devletlerinki ile aynı olacaktır.

(b) Bu Sözleşme’nin, Federasyonun anayasal sistemine göre, yasamayla ilgili adımlar atmak zorunluluğu bulunmayan eyaletlerin, Federasyonu oluşturan devletlerin veya kantonların yasama yetkileri alanına giren maddeleriyle ilgili olarak Federal Hükümet, bu tür maddeleri, mümkün olan en kısa zamanda, eyaletlerin, Federasyonu oluşturan devletlerin veya kantonların ilgili makamlarına olumlu bir yorumla beraber bildirecektir.

(c) Bu Sözleşme’ye Taraf Federal bir Devlet, bir başka Taraf Devlet’in, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri kanalıyla kendisine iletilecek talebi üzerine, Sözleşme’nin her hangi bir hükmü hakkında, Federasyon’da ve federasyonu oluşturan birimlerde geçerli yasal mevzuat ve uygulamaya ait, söz konusu hükmün, yasal veya diğer yollarla ne oranda geçerli olduğunu gösteren bir açıklama yapacaktır.

42. Madde

1. Her Devlet, imzalama, onaylama veya taraf olma sırasında, Sözleşme’nin 1, 3, 4, 16 (1), 33, 36 – 46. (Dahil) maddeleri dışındaki maddeler hakkında çekince koyabilir.

2. Bu maddenin 1. fıkrası çerçevesinde çekince koyan her Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne göndereceği bir duyuru ile söz konusu çekinceyi her zaman geri alabilir.

43. Madde

1. Bu Sözleşme, altıncı onay veya taraf olma belgesinin kayıt tarihini takip eden doksanıncı gün yürürlüğe girecektir.
2. Sözleşme, altıncı onay veya taraf olma belgesinin kayıt tarihinden sonra onaylayan veya taraf olan Devletlerden her biri hakkında, bu Devletin onay veya taraf olma belgesinin kayıt tarihini takip eden doksanıncı gün yürürlüğe girer.

44. Madde

1. Her Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne göndereceği bir duyuru ile Sözleşmeye taraf olmaya her zaman son verebilir.

2. Taraf olmanın sona erişi, ilgili Devlet hakkındaki duyurunun, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihinden bir sene sonra geçerli olur.

3. 40. madde çerçevesinde bir duyuru veya ilan yapmış olan her Devlet, bu tarihten sonraki herhangi bir tarihte, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı bir başvuru ile, bu başvurunun Genel Sekreter’ce alınmasından bir yıl sonra, Sözleşme’nin söz konusu toprağa uygulanışının sona ereceğini ilan edebilir.

45. Madde

1. Her Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne göndereceği bir başvuru ile bu Sözleşme’de değişiklik yapılmasını her zaman talep edebilir.

2. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, bu talep hakkında, eğer varsa, alınacak tedbirler konusunda tavsiyede bulunacaktır.

46. Madde

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletler üyesi bütün Devletlere ve 39. maddede bahsedilen üye olmayan devletlere:

(a) Birinci maddenin B kısmı uyarınca yapılan duyuru ve ilânları;
(b) 39. madde uyarınca yapılan imzalama, onaylama veya taraf olma işlemlerini;
(c) 40. madde uyarınca yapılan duyuruları ve ilânları;
(d) 42. madde uyarınca konan çekinceleri veya çekinceleri geri çekişleri;
(e) 43. madde uyarınca, bu Sözleşme’nin yürürlüğe gireceği tarihi;
(f) 44. madde uyarınca taraf olmaya son verişleri ve bununla ilgili duyuruları;
(g) 45. madde uyarınca yapılacak değişiklik taleplerini bildirecektir.

YUKARIDAKI NOKTALARA SADIK KALAN aşağıda imzaları bulunanlar, usulüne uygun yetkili olarak, işbu Sözleşmeyi, Hükümetleri adına imzalamışlardır.

Cenevre’de, Yirmi sekiz Temmuz Bin dokuz yüz elli bir tarihinde, Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede geçerli olmak suretiyle bir nüsha olarak düzenlenmiş olup Birleşmiş Milletler Örgütü Arşivinde bulundurulacaktır ve tasdikli kopyaları, Birleşmiş Milletler üyesi bütün Devletlere ve 39. maddede belirtilen üye olmayan Devletlere yollanacaktır.

CETVEL

Paragraf 1

1. Bu Sözleşme’nin 28. maddesinde belirtilen seyahat belgesi buraya ekli örneğe uygun olacaktır.

2. Bu belge, ikisinden biri İngilizce veya Fransızca olacak şekilde en az iki dilde düzenlenecektir.

Paragraf 2

Belgeyi veren ülkenin mevzuatı saklı kalmak koşuluyla, çocuklar, anne ve babadan birinin veya istisnai hallerde diğer bir reşit mültecinin seyahat belgesine kaydolunabilirler.

Paragraf 3

Belgenin verilmesi için alınacak harçlar, ulusal pasaportlara uygulanan en düşük harçlardan fazla olmayacaktır.

Paragraf 4

Özel veya istisnai durumlar dışında, belge, mümkün olduğu kadar çok sayıda ülke için geçerli olacak şekilde verilecektir.

Paragraf 5

Belgenin geçerlilik süresi, belgeyi veren makamın takdirine göre bir veya iki yıl olacaktır.

Paragraf 6

1. Belgenin yenilenmesi veya geçerlilik süresinin uzatılması, belge sahibi yasal ikametgahını diğer bir ülkeye nakletmediği sürece ve belgeyi veren makamın ülkesinde yasal olarak ikamet etmekte ise, onu veren makama aittir. Yeni bir belge verilmesi, aynı koşullar altında, eski belgeyi veren makama aittir.

2. Bu konuda kendilerine özel olarak yetkilendirilmiş diplomatik temsilciler veya konsolosluk makamları, hükümetleri tarafından verilmiş olan seyahat belgelerinin süresini altı ayı geçmeyen bir süre için uzatma yetkisiyle donatılacaklardır.

3. Taraf Devletler, artık kendi ülkelerinde yasal olarak ikamet etmeyen ama yasal ikametgahlarının bulunduğu ülkeden seyahat belgesi alamayan mültecilerin seyahat belgelerini yenileme veya geçerlilik sürelerini uzatma, ya da onlara yeni belge verme konularına sıcak bakacaklardır.

Paragraf 7

Taraf Devletler işbu Sözleşme’nin 28. maddesi hükümleri gereğince verilen belgeleri geçerli sayacaklardır.

Paragraf 8

Bir mültecinin gitmek istediği ülkenin yetkili makamları, eğer kendisini o ülkeye kabul edeceklerse ve bunun için vizeye gereklilik varsa, mültecinin taşıdığı belgeye vize vereceklerdir.

Paragraf 9

1. Taraf Devletler, nihai olarak gidecekleri ülkenin vizesini almış olan mültecilere transit vizeleri vermeyi taahhüt ederler.

2. Bu tür vizelerin verilmesi, herhangi bir yabancıya vize verilmemesini haklı gösterebilecek sebeplerle reddedilebilir.

Paragraf 10

Çıkış, giriş veya transit vizelerine uygulanacak harçlar, yabancı pasaportlara verilen vizelere uygulanacak en düşük harçları geçmeyecektir.

Paragraf 11

Bir mültecinin kanuni ikametgahını değiştirip diğer bir Taraf Devletin ülkesinde yerleşmesi halinde, 28. maddenin hüküm ve şartlarına göre yeni bir belge verilmesi artık işbu ülkenin yetkili makamına ait olur ve mültecinin bu makama başvurma hakkı bulunur.

Paragraf 12

Yeni bir belge veren makam, eski belgeyi geri alacaktır ve eğer eski belgede, geri alındıktan sonra iadesi isteniyorsa belgeyi veren ülkeye iade edecektir. Aksi takdirde yeni belgeyi veren makam, eskisini geri alacaktır ve iptal edecektir.

Paragraf 13

1. Her Taraf Devlet, kendisi tarafından Sözleşmenin 28. maddesine göre düzenlenen bir seyahat belgesinin sahibinin, bu belgenin geçerlilik süresi içinde her zaman o ülkeye tekrar girmesine izin vereceğini taahhüt eder.

2. Yukarıdaki fıkra hükümleri saklı kalmak koşuluyla, bir Taraf Devlet, belge sahibinin, ülkeden çıkanlara veya girenlere uygulanan muamelelere tabi olmasını talep edebilir.

3. İstisnai hallerde veya mülteciye belirli bir süreyle ikamet izni verilmişse, Taraf Devletlerin, belgeyi verirken, mültecinin kalabileceği süreyi, üç aydan az olmamak üzere, sınırlama hakkı saklıdır.

Paragraf 14

Yalnız 13. paragraf hükümleri saklı kalmak koşuluyla, işbu Cetvel hükümleri, Taraf Devletlerin kendi topraklarında geçerli olan, girişler, transit geçişler, geçici ikamet, yerleşme ve çıkışlarla ilgili, yürürlükteki yasaları ve yönetmelikleri hiç bir ihlal etmez.

Paragraf 15

Belgenin verilmesi veya belgeye konan kayıtlar, özellikle vatandaşlık açısından, belge sahibinin statüsünü belirlemez veya ihlal etmez.

Paragraf 16

Bir belgenin verilmesi, sahibine, hiçbir şekilde, veren ülkenin diplomatik temsilcileri veya konsolosluk makamlarının himayesini talep etmek hakkını sağlamaz ve bu temsilci veya makamlara da bir himaye hakkı vermez.

 EK
SEYAHAT BELGESİ ÖRNEĞİ

Belge, küçük bir kitapçık şeklinde olacaktır (yaklaşık 15×10 santimetre).Kimyasal veya başka yollarla yapılacak silinme ve değişikliklerin kolaylıkla fark edileceği bir tarzda basılması ve “28 Temmuz 1951 Sözleşmesi” kelimelerinin, düzenleyen ülkenin dilinde her sayfada tekrar edilerek basılması tavsiye olunur.

(Kitapçığın kapağı)
SEYAHAT BELGESİ
(28 Temmuz 1951 Sözleşmesi)
_____________________________________________________________
No. ………………………..
(1)
SEYAHAT BELGESI
(28 Temmuz 1951 Sözleşmesi)
Bu belge, yürürlük süresi uzatılmazsa ………………………… tarihine kadar geçerlidir.
Soyadı………………………………………………………
Adı (ları)………………………………………………………
Refakatindeki çocuk (lar)………………………………………………………

1. Bu belge, hamiline, sırf ulusal pasaport yerine geçecek bir seyahat belgesi sağlamak amacıyla verilmiştir. Hamilinin vatandaşlık durumu hakkında hiçbir hüküm içermez ve vatandaşlığına tesir etmez.

2. Belge hamilinin ……………………………….’ye (belgeyi veren makamların mensup olduğu ülkenin adı yazılır) aşağıda daha sonrası için bir tarih yazılmamışsa …………………………. tarihine kadar dönmesine müsaade edilmiştir (belge hamilinin dönmesine müsaade olunan süre üç aydan az olmamalıdır.)

3. Belge hamili, ikametgahını bu belgenin verildiği ülkeden başka bir ülkeye naklettiği takdirde, yeniden seyahati arzu ederse, yeni bir belge almak için ikamet ettiği ülkenin yetkili makamlarına müracaat etmelidir. (Eski belgeyi, onu veren makama gönderilmek üzere, kendisine yeni belgeyi veren makama iade edecektir.)

 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Mültecilere Karşı Muameleye İlişkin İlkeler

0

Mültecilere Karşı Muameleye İlişkin İlkeler, Asya-Afrika Hukuksal Danışma Komitesi tarafından  1966 yılında Bangkok’ta düzenlenen sekizinci oturumda kabul edilmiş olan insan hakları belgelerindendir.

Mültecilere Karşı Muameleye İlişkin İlkeler

1. Madde
“Mülteci” teriminin tanımı

Mülteci ırk, renk, din, siyasi inanç ya da belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti yüzünden zulüm ya da haklı bir temele dayanan zulme uğrama korkusu nedeniyle:

(a) vatandaşı olduğu Devleti, ya da milliyetine mensup olduğu Ülkeyi veya bir vatandaşlığa sahip değilse sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülkeyi terk eden; veya,

(b)böyle bir Devlet ya da Ülkenin dışında iken; buraya geri dönmesi ya da korumasından yararlanması mümkün olmayan ya da bunu istemeyen kimsedir.

İstisnalar

(1) Birden fazla vatandaşlığı olan bir kimse, vatandaşı olduğu herhangi bir Devlet ya da Ülkenin korunmasından yararlanma konumunda ise, mülteci olamaz.

(2) Bir kimse sığınma Ülkesine kabul edilmesinden önce barışa karsı bir suç/bir savaş suçu, ya da insanlığa karsı bir suç ya da siyasi olmayan ciddi bir suç islemişse ya da Birleşmiş Milletler ‘in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerde bulunmuş ise, mülteci olamaz.

Açıklama

Bir mültecinin bakmakla yükümlü olduğu kimseler mülteci sayılırlar.

Açıklama

“Terk eden” ifadesi gönüllü ve gönülsüz terki kapsar.

Notlar

(i) Gana Delegasyonu bu Maddeye çekince koymuştur.

(ii) Irak, Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Delegasyonları, kendi fikirlerine göre, “Mülteci” teriminin, yasadışı bir eylem baskısı altında ya da ülkesine bir yabancı güç tarafından işgal amacıyla tümüyle ya da kısmen saldırılması sonucunda ülkesini terk etmeye zorlanan bir kimseyi de kapsadığı görüsünü dile getirmişlerdir.

(ii) Seylan ve Japonya Delegasyonları “zulüm” ifadesinin ayrımcılık ya da haksız muameleden daha çok şey anlattığı, uygar ulusların vicdanını sarsan davranışları kapsadığı görüsünü dile getirmişlerdir.

(iv) Japonya ve Tayland Delegasyonları; paragraf (a)’nın son satırındaki “veya” sözcüğünün “ve” sözcüğüyle değiştirilmesi gerektiği görüsünü ifade etmişlerdir.

(v) İstisna (2)’deki “sığınma Ülkesine girişinden önce” sözcükleri; Seylan Delegasyonunun önerisi üzerine Taslak Maddenin orijinal metnine değişiklik olarak eklenmiştir. Hindistan, Endonezya, Japonya ve Pakistan Delegasyonları tarafından kabul edilmiştir. Irak ve Tayland Delegasyonları bu değişikliği kabul etmemiştir.

(vi) Japonya Delegasyonu (iv) notundaki öneriye ilişkin olarak Maddeye aşağıdaki paragrafın eklenmesini önermiştir:

“Yukarıda sözü edilen zulümden haklı olarak korku duymasına neden olan olaylar sırasında vatandaşı olduğu Devletin ya da milliyetine mensup olduğu Ülkenin dışında bulunan, ya da hiçbir vatandaşlığı yoksa, daimi ikamet ettiği Devlet ya da Ülkenin dışında bulunan ve bu Ülkeye geri dönemeyen ya da dönmek ya da korunmasından yararlanmak istemeyen gönülsüz olan kimse mülteci olarak sayılacaktır.”
Seylan, Hindistan, Endonezya, Irak ve Pakistan Delegasyonları bu ek paragrafın gereksiz olduğu görüsünü belirtmişlerdir. Taylan Delegasyonu bu paragrafa çekince koymuştur.

2. Madde
Mülteci Statüsünün Yitirilmesi

1. Eğer bir mülteci:

(i) vatandaşı olduğu Devlete ya da milliyetine mensup olduğu Ülkeye, sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülkeye gönüllü olarak kalıcı dönüş yaparsa; ya da

(ii) vatandaşı olduğu Devlet ya da Ülkenin korumasından gönüllü olarak tekrar yararlanmaya baslarsa; ya da

(ii) gönüllü olarak bir başka Devlet ya da Ülkenin vatandaşlığını elde ederse ve bu Devlet ya da Ülkenin korumasına hak kazanırsa mülteci statüsünü yitirir.

2. Bir mülteci, mülteci olmasına neden olan koşullar ortadan kalktıktan sonra vatandaşı olduğu Devlete ya da milliyetine mensup olduğu Ülkeye, ya da, hiçbir vatandaşlığı yoksa, sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülkeye geri dönmezse, ya da söz konusu Devlet ya da Ülkenin korumasından yararlanmayı başaramazsa mülteci statüsünü yitirir.

Açıklama

Mültecinin mülteci olmasına neden olan koşulların ortadan kalkıp kalkmadığına mülteciye sığınma hakkını tanıyan Devlet karar verir.

Notlar

(i) Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri Delegasyonları paragraf 1 (ii)’e çekince koymuşlardır.

(ii) Tayland Delegasyonu paragraf 1 (ii)’de mülteci statüsünün kaybının ancak mülteci başarılı bir biçimde vatandaşı olduğu Devletin korumasından yeniden yararlandığında gerçekleşeceğini, çünkü korunma hakkının bireye değil ülkesine ait olduğunu kaydetmiştir.

3. Madde
Bir Mülteciye Sığınma Tanınması

1. Bir Devlet ülkesinde bir mülteciye sığınma tanıma ya da reddetme konusunda mutlak hakka sahiptir.

2. Bir mülteciye böyle bir sığınma tanıma hakkının gerçekleştirilmesine tüm öteki Devletlerce saygı gösterilecektir ve düşmanca bir eylem olarak görülmeyecektir.

3. Bu İlkelere uygun olarak sığınma arayan hiç kimse, ulusal güvenlik ya da nüfusun korunmasına ilişkin ciddi nedenler dışında, bir ülkede yaşamını, fiziksel bütünlüğünü ya da özgürlüğünü tehlikeye sokan zulümden duyduğu haklı bir korku varsa o ülkeye geri dönmesi ya da orada kalması zorunluluğuyla sonuçlanacak sınırda geri çevrilme, geri gönderilme ya da ihraç gibi önlemlere maruz bırakılamaz.

4. Bir Devlet sığınma arayan bir kimseye yukarıdaki önlemlerden herhangi birini uygulamaya karar verdiği durumlarda, tehlike altına giren kimsenin bir başka ülkede sığınma aramasını olanaklı kılacak biçimde söz konusu kimseye uygun gördüğü koşullar altında geçici sığınma hakkı tanımalıdır.

4. Madde
Geri Dönme Hakkı

Bir mülteci eğer isterse vatandaşı olduğu Devlete ya da milliyetinin mensup olduğu ülkeye geri dönme hakkına sahiptir; ve bu durumda onu kabul etme görevi söz konusu Devlete ya da Ülkeye aittir.

5. Madde
Tazminat Hakkı

1. Bir mülteci; terk ettiği ya da geri dönemediği Devlet ya da Ülkeden tazminat alma hakkına sahiptir.

2. Paragraf 1’de sözü edilen tazminat, bedensel hasar, kişi özgürlüğünün insan haklarına aykırı bir biçimde elinden alınması, mültecinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ya da mültecinin bağımlı olduğu kimsenin ölümü, ve Devlet ya da Ülke yetkilileri, kamu görevlileri ya da yağmacılar tarafından mülkiyete ve mallara zarar verilmesi gibi kayıplar için söz konusu olacaktır.

Notlar

(i) Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Delegasyonları; paragraf 2’de “gibi kayıplar için” sözcüklerine “de” sözcüğünün eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir.

(ii) Hindistan ve Japonya Delegasyonları “kişi özgürlüğünün insan haklarına aykırı bir biçimde elinden alınması” sözcüklerinin çıkarılması gerektiği görüsünü dile getirmişlerdir.

(iii) Seylan, Japonya ve Tayland Delegasyonları, paragraf 2’ye ” söz konusu Devletin yabancılara muamele konusunda uluslararası hukuk çerçevesinde devlet sorumluluğu üstlendiği durumlarda” sözcüklerinin eklenmesini önermişlerdir.

(iv) Seylan, Japonya, Pakistan ve Tayland Delegasyonları, mültecinin vatandaşı olduğu Devlete geri dönme hakkının reddedilmesi durumunda da tazminat ödenebilmesi gerektiği görüsünü dile getirmişlerdir.

(v) Seylan Delegasyonu bu Madde ‘de “ya da ülke” sözcüklerinin yer almasına karsı çıkmıştır.

(vi) Seylan, Gana, Hindistan ve Endonezya Delegasyonları, konumu netleştirmek için bu Madde’nin 2. Paragrafındaki “yağmacılar tarafından” sözcüklerinden sonra “mültecinin söz konusu Devleti ya da Ülkeyi terk etmesine neden olan olaylardan kaynaklanan bir biçimde” sözcüklerinin eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir.

6. Madde
Asgari Muamele Standardı

1. Bir Devlet mültecilere genel olarak benzer koşullardaki yabancılara genel olarak uygun görülen muameleden daha kötü muamelede bulunamaz.
2. Önceki cümlede sözü edilen muamele standardı, Komite’nin yabancıların statüsüne ilişkin Nihai Raporu’nda yer alan ve bu ilkelere eklenen yabancılarla ilgili hakları, mültecilere uygulanabilir oldukları ölçüde kapsayacaktır.
3. Bir mülteci, doğası gereği bir mültecinin gerçekleştiremeyeceği yükümlülükleri gerçekleştirmediği gerekçesiyle herhangi bir haktan yoksun bırakılamaz.
4. Bir mülteci, kabul edildiği Devlet ile vatandaşı olduğu Devlet ya da Ülke ya da, vatansız ise, daha önce sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülke arasında bazı hakların tanınması açısından karşılıklılık olmadığı gerekçesiyle herhangi bir haktan yoksun bırakılamaz.

Notlar

(i) Irak ve Pakistan Delegasyonları; bir mülteciye genel olarak sığındığı ülke vatandaşlarına uygulanan muamele standardının tanınması gerektiği görüsündeydiler.

(ii) Endonezya Delegasyonu Maddenin 3. Paragrafına çekince koymuştur.

(iii) Endonezya ve Tayland Delegasyonları Maddenin 4. Paragrafına çekince koymuşlardır.

7. Madde
Yükümlülükler

Bir mülteci sığındığı ülkenin ulusal güvenliğini tehlikeye sokacak yıkıcı etkinliklerde, ya da Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkeleriyle uyumsuz ya da bunlara aykırı eylemlerde bulunamaz.

Notlar

(i) Hindistan, Japonya ve Tayland Delegasyonları bu Madde ‘deki “sığındığı ülke” sözcüklerinden sonra; “ya da başka herhangi bir ülke” sözcüklerinin eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir. Diğer Delegasyonlar böyle bir eke gerek olmadığı görüsündeydiler.

(ii) Irak Delegasyonu bu Madde ‘de söz konusu olanın Devletin değil mültecinin hak ve yükümlülüğü olması nedeniyle “ya da Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkeleriyle uyumsuz ya da aykırı eylemlerde” sözcüklerinin yer almasının uygun olmadığı görüsündeydi.

8. Madde
İhraç ve Sınır dışı etme

1. Bir Devlet, ulusal ya da kamusal çıkar ya da sığınma koşullarının ihlali gerekçeleri dışında, bir mülteciyi ihraç edemez.

2. Devlet, bir mülteciyi ihraç etmeden önce; mülteciye bir başka Devletten kabul arayabileceği makul bir süre tanıyacaktır. Ancak söz konusu Devlet bu süre içinde gerekli gördüğü iç önlemleri uygulama hakkına sahiptir.

3. Bir mülteci, ırkı, rengi, dini, siyasal inancı ya da belirli bir toplumsal gruba aidiyeti nedeniyle yaşamının ya da özgürlüğünün tehdit altında olduğu bir Devlete ya da Ülkeye sınır dışı edilemez ya da geri gönderilemez.

Notlar

(i) Seylan, Gana ve Japonya Delegasyonları paragraf 1’in metnini kabul etmemişlerdir.

Bu Delegasyonların görüsüne göre bu paragrafın metni aşağıdaki gibi olmalıdır:

“Bir devlet, ulusal güvenlik ya da kamu düzeni ya da sığınmanın hayati ya da temel koşullarından herhangi birinin ihlali gerekçeleri dışında bir mülteciyi ihraç ya da sınır dışı edemez.”

(ii) Seylan ve Gana Delegasyonları paragraf 2’deki “iç önlemleri” sözlerinden önce; “genel olarak böyle koşullarda yabancılara uygulandığı biçimiyle” sözcüklerinin eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir.

9. Madde

Bu Maddelerde yer alan hiçbir ifade bir Devlet tarafından mültecilere tanınmış olan ya da bundan sonra tanınabilecek olan daha yüksek hakları ve yararları engelleyici biçimde yorumlanamaz.

İyi İdare Yasası

0

İyi İdare Yasası, AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNİN İYİ İDARE KONUSUNDA ÜYE DEVLETLERE CM/REC(2007) SAYILI TAVSİYE KARARI’na ek olarak düzenlenmiş, Bakanlar Komitesinin 20 Haziran 2007 tarihli 999 bis sayılı Bakan Temsilcileri toplantısında kabul edilmiştir.

İyi idare, iyi yönetişimin bir görünümüdür. İyi yönetim, sadece yasal düzenlemelerle ilgili değildir; örgütlenme ve yönetme kalitesine bağlıdır. Etkililik, verimlilik ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlılık gereklerini karşılamak zorundadır.

İyi İdare Yasasını benimsemek, kamu mallarını ve diğer kamu çıkarlarını, takip etmeyi, gözetmeyi ve korumayı gerektirmektedir. İyi İdare, bütçe gereklerine uymak zorundadır. Her türlü yozlaşmayı dışlaması gerekmektedir.

İyi İdare Yasası

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15/b hükmüne göre,
Parlamenterler Asamblesi’nin 1615 (2003) sayılı ve Bakanlar Komitesi’ni, iyi idare temel hakkını tanımlamak, böylelikle etkili uygulanmasını sağlamak amacıyla bir temel hak olarak iyi idare hakkına ilişkin bir metin hazırlamaya ve özellikle Bakanlar Komitesi’nin R (80) 2 sayılı Tavsiye Kararı ile (77) 31 sayılı Kararını ve Avrupa İyi İdari İşleyiş Yasası’na (2001) dayanan kapsamlı ve bütünlüklü tek bir iyi idare yasası modeli kaleme almaya davet eden tavsiyesini dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdari İşlemler Karşısında Bireylerin Korunmasına İlişkin (77) 31 sayılı Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdari Takdir Yetkisine İlişkin R (80) 2 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdare Tarafından Tutulan Bilgilere Erişim Hakkına İlişkin R (81) 19 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdarenin Sorumluluğuna İlişkin R (84) 15 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin Çok Sayıda Kişiyi Etkileyen İdari Usule İlişkin R (87) 16 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdare Tarafından Tutulan Kişisel Verilerin Üçüncü Kişilere Verilmesine İlişkin R (91) 10 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin Avrupa’da Kamu Görevlilerinin Statüsüne İlişkin R (2000) 6 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin Kamu Görevlileri Davranış Kodlarına İlişkin R (2000) 10 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin Resmi Belgelere Erişim Hakkına İlişkin R (2002) 2 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdare Hukukunda Mahkeme Kararlarının ve İdari İşlemlerin Uygulanmasına İlişkin R (2003) 19 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdari İşlemlerin Yargısal Denetimine İlişkin R (2004) 20 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Avrupa Konseyi’nin üyeleri arasında daha büyük bir birlik sağlamak hedefine sahip olduğunu gözönünde bulundurarak;
Demokratik toplumlarda idarenin temel bir rol oynadığını; idarenin pek çok alanda etkin olduğunu; bu etkinliklerinin özel kişilerin hak ve menfaatlerini etkilediğini; ulusal yasaların ve özellikle Avrupa Konseyi’ninkiler olmak üzere çeşitli uluslararası düzenlemelerin,  kişilere idare karşısında belirli haklar verdiğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin özel kişilerin idare ile ilişkilerinde korunması amacıyla İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi uyguladığını gözönünde bulundurarak;
İdarenin özel kişilere hizmet sunması gerektiğini, kurallar çıkarttığını ve talimatlar verdiğini ve idarenin harekete geçmesi gerektiğinde de bunu makul bir süre içinde yapmak zorunda olduğunu gözönünde bulundurarak;
Kötü yönetim örneklerinin, idarenin hareketsizliğinden kaynaklansın veya kaynaklanmasın karar almadaki gecikmelerin veya yasal yükümlülüklerin ihlalinin, yargısal yolları da içerebilecek uygun yöntemlerle yaptırıma tabi tutulması gerektiğini gözönünde bulundurarak;
İyi idarenin, yasaların konuya uygun, tutarlı, açık, kolay anlaşılabilir ve ulaşılabilir olma nitelikleri geliştirilerek sağlanması gerektiğini gözönünde bulundurarak;
İyi idarenin, kamu hizmetlerinin toplumun temel ihtiyaçlarını karşılaması anlamına geldiğini gözönünde bulundurarak;
İyi idarenin pek çok durumda, devletin faaliyetlerinden doğrudan etkilenenlerin, özellikle zayıf ve hassas olanların hak ve çıkarları ile toplumun çıkarları arasında uygun bir denge kurulmasını gerektirdiğini gözönünde bulundurarak ve devletle ilişkilerinde bireylerin çıkarlarını korumayı hedefleyen yöntemlerin kimi durumlarda diğer kişilerin veya daha geniş kesimlerin çıkarlarını da koruyacağını kabul ederek;
İyi idarenin, iyi yönetişimin bir görünümü olduğunu; iyi yönetimin, sadece yasal düzenlemelerle ilgili olmadığını; örgütlenme ve yönetme kalitesine bağlı olduğunu; etkililik, verimlilik ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlılık gereklerini karşılamak zorunda olduğunu; kamu mallarını ve diğer kamu çıkarlarını, takip etmeyi, gözetmeyi ve korumayı gerektirdiğini; bütçe gereklerine uymak zorunda olduğunu ve her türlü yozlaşmayı dışlaması gerektiğini gözönünde bulundurarak;
İyi idarenin, idarenin sahip olabileceği uygun insan kaynağı ile kamu görevlilerinin niteliklerine ve kamu görevlerinin hizmet içi eğitimlerine bağlı olduğunu gözönünde bulundurarak;
İdarenin görevinin gerektirdiği kamu gücü ayrıcalıkları kullandığını, bunu karşılık bu yetkilerin, aşırı ve uygunsuz biçimde kullanıldığında özel kişilerin haklarını ihlal edebileceğini gözönünde bulundurarak;
Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nda (2000) olduğu gibi idareye ilişkin olarak kişilere tanınmış mevcut hakları iyi idare hakkıyla bütünleştirmenin ve bunun içeriğini belirmenin arzu edilir olduğunu gözönünde bulundurarak;
İyi idare hakkının gereklerinin genel bir yasal düzenleme ile güçlendirilebileceğini; bu gereklerin, hukuk devletinin yasallık, eşitlik, yansızlık, orantılılık, yasal kesinlik, makul sürede harekete geçmek, katılım, mahremiyete saygı ve açıklık gibi temel ilkelerinden türediğini; bu ilkelerin, özel kişilerin hak ve çıkarlarının korunmasına yönelik yöntemlere destek olduğunu, özel kişileri bilgilendirdiğini, onların idari kararların alınmasına katılımlarını sağladığını gözönüne alarak;

Üye ülke hükümetlerine,

–      Hukuk devleti ilkeleri ve demokrasi çerçevesinde iyi idareyi geliştirmeyi;

–      Etkililiği, verimliliği ve harcanan paranın karşılığını almayı sağlayan bir idari örgütlenme ve işleyişle iyi idareyi geliştirmeyi;

 Bu ilkeler, üye ülkelerin,

  • Hedefler saptaması ve idare ile görevlilerinin bu hedefleri gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini düzenli olarak izlemek ve ölçmek için performans ölçütleri geliştirmelerini;
  • İdari birimleri, yasal sınırlar içinde, hizmetlerinin uygun bir maliyetle verilip verilmediğini ve görevden alınmalarının veya değiştirilmelerinin gerekip gerekmediğini düzenli olarak denetlemeye zorlamalarını;
  • İdareyi en iyi sonuçları elde edebilecek en iyi araçları bulmaya zorlamalarını;
  • İdare ve görevlilerinin faaliyetleri üzerinde uygun bir iç ve dış denetim sağlamalarını gerektirir.

–          Bu tavsiye kararına ekli olan model yasadaki ilkeleri uygun biçimde benimseyerek üye ülkelerin idarecileri tarafından etkili biçimde uygulanmasını sağlayarak ve bölgesel ve yerel yönetimlerin aynı ilkeleri benimsemesi için devletin anayasal ve yasal yapısı içinde ne yapılabilirse hayata geçirerek herkesin yararına olarak iyi idare hakkını geliştirmeyi tavsiye eder.

Bakanlar Komitesi’nin CM/Rec(2007)7 sayılı Tavsiye Kararına Ek

İyi İdare Yasası

Madde 1 – Kapsam

1-Bu yasa, iyi idarenin sağlanabilmesi için, özel kişilerle ilişkilerinde idarece uyulacak ilke ve kuralları koymaktadır.

2-Bu yasanın uygulanmasında “idare”,

a-Devlet, yerel yönetimler ve özerk birimler dahil her tür ve düzeydeki, kamu hizmeti sunan ve kamu yararına hareket eden kamu hukuku birimlerini;

b-Kamu yararına hareket eden veya kamu hizmeti sunan bir idarenin ayrıcalıklarını kullanan özel hukuk birimlerini anlatır.

3-Bu yasanın uygulanmasında “özel kişiler”, idarenin faaliyetlerine tabi olan özel hukuk gerçek ve tüzelkişilerini anlatır.

  1. Bölüm
İyi İdarenin İlkeleri
Madde 2 – Yasallık ilkesi
  1. İdare yasaya uygun faaliyette bulunur. Takdir yetkisini kullandığında da keyfi kararlar alamaz.
  2. İç hukuk, uluslararası hukuk ile faaliyetlerini, örgütleniş ve işleyişini düzenleyen hukukun genel ilkelerine uyar.
  3. Yetkilerini ve işleyiş yöntemlerini düzenleyen kendi içdüzen kurallarına uygun davranır.
  4. Yetkilerini ancak, yasa ve olguların izin verdiği biçimde ve yalnızca yetkinin verildiği amaca uygun olarak kullanır.
Madde 3 – Eşitlik İlkesi
  1. İdare eşitlik ilkesine uyar.
  2. Aynı durumda bulunan özel kişilere aynı muameleyi yapar. Özel kişiler arasında etnik köken, dini inanç veya diğer kanaatlere dayalı ayrım yapamaz. Her türlü farklı muamele nesnel gerekçelere dayanmalıdır.
Madde 4 – Tarafsızlık İlkesi
  1. İdare tarafsızlık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. Yalnızca ilgili verileri dikkate alarak nesnel biçimde davranır.
  3. Önyargılı biçimde faaliyette bulunamaz.
  4. İdare, görevlilerinin faaliyetlerini kişisel inanç ve çıkarlardan bağımsız olarak tarafsız biçimde yerine getirmesini sağlar.
Madde 5 – Orantılılık İlkesi
  1. İdare orantılılık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. İdare, özel kişilerin hak ve çıkarlarını etkileyen önlemlere ancak gerekli olduğunda ve amacın gerektirdiği ölçüde başvurur.
  3. İdare takdir yetkisi kullandığında, kararının özel kişilerin hak ve çıkarları üzerindeki her türlü olumsuz etkisi ile takip edilen amaç arasında uygun bir denge kurar. Alınan hiç bir önlem aşırı olmamalıdır.
Madde 6 – Hukuki Kesinlik İlkesi 
  1. İdare hukuki kesinlik ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. Hukuken meşru olan durumlar dışında geçmişe etkili kararlar alamaz.
  3. Kamu yararı mutlak olarak gerektirmediği sürece, kazanılmış haklara ve kesinleşmiş hukuksal durumlara dokunamaz.
  4. Özellikle yeni yükümlülüklerin getirildiği bazı durumlarda, geçiş hükümleri koymak veya yeni düzenlemenin yürürlüğü için süre tanımak gerekebilir.
Madde 7 – Makul Süre İçinde Faaliyette Bulunma İlkesi

İdare yükümlülüklerini makul süre içinde yerine getirir ve makul süre içinde faaliyette bulunur.

Madde 8 – Katılım İlkesi

Acil durumlar dışında idare, özel kişilere, hak ve çıkarlarını etkileyen idari kararların hazırlığına ve uygulanmasına uygun araçlarla katılma olanağı tanır.

Madde 9 – Mahremiyete Saygı İlkesi 
  1. İdare, özellikle kişisel verilerin işlenmesinde, mahremiyet ilkesine uyar.
  2. Kişisel veri ve dosyaların, özellikle elektronik ortamda işlenmesi yetkisi bulunduğunda idare, mahremiyeti güvence altına alan tüm zorunlu önlemleri alır.
  3. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallar, özellikle kişisel verilere erişim ve hatalı veriler ile tutulmaması gereken verilerin düzeltilmesi veya silinmesine ilişkin kurallar idare tarafından işlenen verilere de uygulanır.
Madde 10 – Açıklık İlkesi
  1. İdare açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. İdare, karar ve işlemlerinden özel kişileri, resmi belgelerin yayınlanması da dahil olabilecek şekilde uygun araçlarla haberdar eder.
  3. Kişisel verilerin korumasına ilişkin kurallara uygun olarak resmi belgelere erişim hakkını tanır.
  4. Açıklık ilkesi, yasayla korunmuş gizliliğe zarar veremez.
II. Bölüm
İdari İşlemleri Düzenleyen Kurallar
Madde 11 – Tanımlar
  1. Bu yasanın uygulanmasında, “idari işlemler”, idarenin kamu gücü ayrıcalıklarını kullanarak aldığı düzenleyici ve düzenleyici olmayan kararları anlatır.
  2. Düzenleyici işlemler, genel uygulamaya sahip kurallardır.
  3. Düzenleyici olmayan işlemler birel veya başka türlü olabilir. Birel işlemler, yalnızca bir veya daha fazla bireye yönelmiş işlemlerdir.
Madde 12 – İdarenin İşlem Yapması İçin Harekete Geçmesi

İdari işlemler, idare tarafından kendiliğinden veya özel kişilerin istemi üzerine yapılır.

Madde 13 – Özel Kişilerin İstemleri
  1. Özel kişiler, idareden yetkisi içindeki konuda birel işlem yapmasını isteme hakkına sahiptir.
  2. İdarenin istem üzerine alacağı kararlar, yasa tarafından da belirlenebilecek, makul bir süre içinde alınır. İdarenin istemi yanıtsız bırakmasına karşı düzeltici yollar öngörülmelidir.
  3. İstem, yetkili olmayan bir idareye yapıldığında, idare bu istemi mümkünse yetkili birime gönderir ve istem sahibini bundan haberdar eder.
  4. Birel işlem yapılmasına ilişkin istemlerin alındığı başvurucuya, muhtemel karar alma süresi ve karar alınmazsa gidilebilecek yasal başvuru yolları da belirtilerek bildirilir. İdarenin istem üzerine derhal işlem yaptığı durumlarda alındı bildirimi gerekmeyebilir.
Madde 14- Birel İşlemlerde Özel Kişilerin Dinlenilme Hakkı

İdare özel kişilerin haklarını doğrudan ve olumsuz etkileyecek bir birel işlem yapmayı tasarladığında ve bu kişilere görüşlerini açıklama imkanı verilmediğinde, bu kişiler, açıkça gereksiz değilse, makul bir sürede ve ulusal hukuk tarafından tanınmış biçimde ve gerektiğinde seçtikleri bir kişinin yardımıyla görüşlerini açıklama imkanına sahiptir.

Madde 15 –Düzenleyici Olmayan İşlemlere Özel Kişilerin Katılım Hakkı
  1. İdare belirsiz sayıda kişiyi etkileyebilecek bir düzenleyici olmayan işlem yapmayı tasarladığında, bu kişilerin işlemin yapılması sürecine katılımına olanak sağlayacak inceleme, dinlenilme, yetkili idarenin danışsal bir organında temsil, danışılma ve soruşturma gibi yöntemler getirir.
  2. Bu işlemle ilgili olanlar, yapılacak işlemin içeriği hakkında açıkça bilgilendirilir ve görüşlerini tam olarak açıklayabilmeleri için olanak tanınır. Bu süreç makul süre içinde tamamlanır.
Madde 16 – Özel Kişilerin İşlem Maliyetine Katılması

İdari işlem dolayısıyla özel kişilerce idareye masraf ödenmesi sözkonusu olduğunda bu adil ve makul olmalıdır.

Madde 17 – İdari İşlemlerin Biçimi
  1. İdari işlemler basit, açık ve anlaşılır bir dille yazılır.
  2. Her birel işlemde, en azından bireysel hakları etkileyen her birel işlemde, kararın dayandığı maddi ve hukuki temelleri gösteren uygun gerekçeler bulunur.
Madde 18 – İdari İşlemlerin Duyurulması
  1. İşlemle ilgili olanların işlem hakkında kesin ve kapsamlı bilgi sahibi olabilmeleri için idari işlemler duyurulur. Duyuru, kişiye bildirim biçiminde olabileceği gibi genel bildirim biçiminde de olabilir.
  2. Birel işlemle ilgili olanlara, yalnızca genel bildirimin mümkün olabildiği istisnai durumlar dışında kişisel bildirimde bulunulur. Her iki durumda da işleme karşı başvuru yöntemleri, süresi dahil olmak üzere bildirimde yer alır.
 Madde 19 – İdari İşlemlerin Etkisini Gösterme Anı
  1. İdari işlemler, yasal istisnalar dışında yapıldığı veya bildirildiği tarihten önceye, geçmişe etki doğurmaz.
  2. Acil durumlar dışında, idari işlemler uygun biçimde duyurulmadığı sürece etkili olmaz..
Madde 20 – İdari İşlemlerin Uygulanması
  1. İdari makamlar, yetki alanlarındaki idari işlemlerin uygulanmasından sorumludur.
  2. Özel kişilerin idari kararlara uymasını sağlamak için, ilke olarak, uygun bir ceza ve idari yaptırımlar sistemi kurulur.
  3. İdare özel kişilere, üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeleri için, zamanında bildirilmek şartıyla acil durumlar dışında makul bir süre tanır.
  4. İdari işlemlerin zorla uygulanması yasa tarafından açıkça düzenlenmelidir. İşlemin uygulanmasına maruz kalan özel kişi, izlenen yöntem ve bunun gerekçesi hakkında bilgilendirilir. Zorla uygulama önlemleri orantılı olmalıdır.
Madde 21– Birel İdari İşlemlerin Değiştirilmesi

İdare, kamu yararı gerektirdiğinde birel idari işlemleri değiştirebilir veya geri alabilir, ancak bunu yaparken özel kişilerin hak ve çıkarlarına da saygı göstermelidir.

III. Bölüm
Başvurular
Madde 22 – İdari İşlemlere Karşı Başvurular
  1. Özel kişiler, kendi hak ve çıkarlarını doğrudan etkileyen idari işlemlerin yargısal denetimini, doğrudan işleme karşı dava açarak veya başka davada bekletici mesele yaparak sağlayabilirler.
  2. İlke olarak, yargısal denetimi önceleyen idari başvurular bulunmalıdır. Bunlar kimi durumlarda zorunlu olabilir. İdari başvurular, idari işlemlerin esasına veya yasallığına ilişkin olabilir.
  3. Özel kişiler, idari işlemlere karşı başvuruda bulundukları için idarenin herhangi bir önyargısına maruz kalmamalıdır.
Madde 23 – Tazmin
  1. İdare, hukuka aykırı idari işlemlerden ya da idarenin veya görevlilerinin kusurlarından zarar gören özel kişilere tazmin yolları sağlar.
  2. Tazmin için idareye karşı dava açmadan önce, özel kişilerin, ilgili idareye başvurması istenebilir.
  3. Mahkemelerin idare aleyhine verdikleri tazmin hükümleri makul bir süre içinde yerine getirilir. Zarar gören özel kişiler veya idare, gerektiğinde kamu görevlisinin kişisel sorumluluğuna gidebilirler.

Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi)

0

Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi-Convention on Access to Information, Public Participation in Decision-Making and Access to Justice in Environmental Matters) Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından 25 Haziran 1998 tarihinde Danimarka’nın Aarhus şehrinde imzalanmış, 30 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Mart 2014 itibarıyla 46’sı eyalet ve Avrupa Birliği olmak üzere 47 katılımcısı bulunmaktadır.

Türkiye Sözleşme’ye taraf değildir.

Aarhus Sözleşmesi, yerel, ulusal ve sınır ötesi çevreyle ilgili konularda hükümetlerin karar alma süreçlerinde bilgiye erişim, halkın katılımı ve adalete erişimle ilgili kamu haklarını ön plana almakta, kamu otoriteleri arasındaki iletişime, etkileşime ve yargısal denetime odaklanmaktadır. Vatandaşların çevre hakkı kapsamında tüm kamusal bilgilere erişim hakkı tanınmakta, şeffaf ve güvenilir düzenlemeler yapılmasını öngörmekte, çevrenin korunmasını güvence altına almak üzere çevre çizmektedir.

Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi)

Bu Sözleşmenin Tarafları,

İnsan çevresi üzerine Stockholm Bildirgesinin 1. prensibini hatırlatarak,

Ayrıca, Çevre ve kalkınma üzerine Rio bildirgesinin 10. prensibini de hatırlatarak,

Ek olarak, Doğa Dünya Nizamnamesi hakkındaki 28 Ekim 1982 tarihli 37/7 sayılı BM genel Kurul kararları ile herkes için sağlıklı bir çevrenin garanti altına alınması hususundaki ihtiyaç üzerine 14 Aralık 1990 tarihli 45/94 sayılı BM Genel Kurul Kararlarını hatırlatarak,

8 Aralık 1989 tarihinde Almanya’nın Frankfurt kentinde yapılan Dünya Sağlık Örgütünün Birinci Avrupa Çevre ve Sağlık Konferansında kabul edilen Çevre Nizamnamesini hatırlatarak,

Çevre durumunu korumak, muhafaza etmek, geliştirmek ve sürdürülebilir ve çevresel açıdan duyarlı bir kalkınma sağlamak üzere olan gereksinimi onaylayarak,

Çevrenin yeterli bir şekilde korunmasının, insan refahı ve yaşam hakkının kendisi dahil olmak üzere temel insan haklarından yararlanılması açısından hayati olduğunu tanıyarak,

Ayrıca, her bireyin, hem bireysel hem de diğer bireylerle ortak olarak sağlığı ve refahı ve görevleri açısından uygun olan bir çevre içerisinde yaşamaya, bugünkü ve gelecekteki nesillerin yararına çevreyi koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu da tanıyarak,

Bu hakkı teyit edebilmek ve bu görevi gözetebilmek üzere vatandaşların bilgiye erişime sahip olmaları, karar alma sürecine katılıma hak kazanmaları ve çevresel konularda yargıya başvuruda bulunmaya sahip olmaları gerektiğini düşünerek ve bu açıdan vatandaşların haklarını kullanmaları için yardıma ihtiyaç duyabileceklerini doğrulayarak,

Çevresel konularda bilgiye erişimin ve karar alma sürecine halk katılımının artmasının kararların kalite ve uygulanması şansını arttırdığı, çevresel konularda halkın bilinçlendirilmesine katkıda bulunduğunu, halka kaygılarını belirtmek üzere fırsat tanıdığını ve kamu otoritelerinin bu gibi kaygıları doğru bir şekilde göz önünde bulundurmalarını sağladığını tanıyarak,

Bu şekilde karar alma sürecinde şeffaflığı arttırmayı ve çevresel kararlar için halk desteğini güçlendirmeyi amaçlayarak,

Hükümetin tüm düzeylerinde şeffaflığın tercih edilebilirliğini tanıyarak ve kanun yapıcı organları kararlarında bu Sözleşmenin prensiplerini uygulamaya davet ederek,

Ayrıca, çevresel konularda karar verme sürecine katılım prosedürleri hakkında halkın bilgilendirilme, bunlara serbest bir şekilde erişme ve bunları nasıl kullanacağını öğrenme gereksinimini de tanıyarak,

Ek olarak, sırasıyla vatandaşların, sivil toplum örgütlerinin ve özel sektörün çevre korumada oynayabilecekleri rollerin önemini tanıyarak,

Çevrenin ve sürdürülebilir kalkınmanın daha fazla anlaşılmasını sağlamak üzere, çevre eğitimini geliştirmeyi, çevre ve sürdürülebilir kalkınmaya etki eden kararlar hakkında halkın yaygın olarak bilinçlendirilmesini ve katılımını teşvik etmeyi arzu ederek,

Bu çerçevede, basın, elektronik ya da diğer iletişim şekillerinden yararlanmanın önemine dikkat çekerek,

Hükümet karar alma süreci içerisine çevresel konuları tam olarak entegre etmenin ve bunu müteakip kamu otoritelerinin doğu, kapsamlı ve güncel çevresel bilgiye sahip olmaları gereksiniminin önemini tanıyarak,

Kamu otoritelerinin çevresel bilgiyi kamu çıkarına muhafaza ettiğini teyit ederek,

Meşru çıkarların korunması ve kanunun yürütülmesi için, etkin yargı mekanizmalarının, organizasyonlar dahil olmak üzere, kamuya açık olması gerektiğini düşünerek,

Tüketicilerin çevresel seçenekler hakkında bilgilendirilebilmeleri için ürün bilgilerinin tüketicilere yeterli bir şekilde sağlanmasının önemine dikkat çekerek,

Kamunun, genetik olarak değişikliğe uğramış organizmaların çevreye kasti olarak bırakılması hakkındaki kaygısını ve bu konuda karar alma sürecinde daha fazla şeffaflık ve daha fazla halk katılımı için olan gereksinimini tanıyarak,

Bu Sözleşmenin uygulanmasının, Birleşmiş Milletler- Avrupa Ekonomik Komisyonu (AEK) bölgesinde demokrasiyi güçlendirmeye katkıda bulunacağı hakkında ikna olmuş olarak,

Bu açıdan AEK tarafından oynanan rolün bilincinde olarak ve 25 Ekim 1995 tarihinde Bulgaristan’ın Sofya kentinde yapılan “Avrupa İçin Çevre” konulu Üçüncü Bakanlar Konferansı’nda imza edilen Avrupa Ekonomik Komisyonunun, Çevresel Bilgiye Erişim, Çevresel Karar Verme Sürecine Halk Katılımı hakkındaki prensiplerini diğer şeylerin yanı sıra hatırlatarak,

25 Şubat 1991 tarihinde Finlandiya’nın Espoo kentinde imzaya açılan “Sınıraşan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Sözleşmesi” ile her ikisi de 17 mart 1992’de Helsinki’de imzaya açılan Sınai Kazaların Sınır Ötesi Etkileri konulu Sözleşme ve Sınır Ötesi suların ve Uluslar arası Göllerin Kullanımı konulu Sözleşmede yer alan hükümleri akılda tutarak,

Bu Sözleşmenin kabul edilmesinin “Avrupa İçin Çevre” sürecinin daha fazla güçlendirilmesine ve Haziran 1998’de Danimarka’nın Aarhus kentinde yapılacak Dördüncü Bakanlar Konferansının sonuçlarına katkıda bulunmuş olacağının bilincinde olarak,

Aşağıdakiler üzerinde karara varmıştır:

Madde 1

AMAÇ

Şimdiki ve gelecek nesillerin kendi sağlığı ve refahı açısından uygun olan bir çevrede yaşaması hakkının korunmasına katkıda bulunmak üzere, her bir Taraf, bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak çevresel konularda bilgiye erişim, karar alma sürecine halkın katılımı ve yargıya başvuru haklarını garanti altına alacaktır.

Madde 2

TANIMLAR

Bu sözleşmenin amaçları açısından,

  1. “Taraf” metin aksini göstermedikçe, bu Sözleşmeyi taahhüt eden bir ülke anlamına gelmektedir.
  2. “Kamu otoritesi” aşağıdaki anlamlara gelmektedir:
  3. Ulusal, bölgesel ve diğer düzeylerdeki hükümet,
  4. Çevre ile ilgili olarak özel görevler, faaliyetler ya da hizmetler dahil olmak üzere ulusal mevzuat çerçevesinde kamu idari işlevlerini yerine getiren gerçek ya da tüzel kişiler,
  5. Yukarıdaki (a) ve (b) alt paragrafların içerisine giren herhangi bir kuruluş/kişinin kontrolü altında çevreyle ilişkili olarak kamu sorumluluklarına ya da işlevlerine sahip olan ya da kamu hizmetleri sağlayan gerçek ya da tüzel kişi,
  6. Bu Sözleşmeye taraf olan, 17. maddede söz edilen herhangi bir bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonunun kurumları;

Bu tanım, yargısal ya da yasama yetkisi içinde hareket eden kurum ya da organları içermez.

  1. “Çevresel Bilgi” aşağıdakiler hakkında yazılı, görsel, işitsel, elektronik ya da diğer herhangi bir somut formdaki bütün bilgiler anlamına gelmektedir:
  2. Genetik olarak değişikliğe uğramış organizmalar dahil olmak üzere hava, atmosfer, su, toprak, kara, peyzaj ve doğal sitler, biyolojik çeşitlilik ve bileşenleri gibi çevre elemanlarının durumu ve bu elemanlar arasındaki karşılıklı etkileşim,
  3. Yukarıdaki (a) paragrafının kapsamı içindeki çevre elemanlarını etkileyen ve muhtemelen etkileyecek olan enerji, gürültü, radyasyon ve idari önlemler, çevresel anlaşmalar, politikalar, mevzuat, planlar ve programlar, çevresel karar verme süreci içerisinde kullanılan fayda-maliyet analizi, diğer ekonomik analizler ve çevresel karar verme sürecinde kullanılan varsayımlar,
  4. Çevre elemanları tarafından ya da bu elemanlar aracılığıyla yukarıdaki (b) alt paragrafı içerisinde söz edilen faktörler, faaliyetler ya da önlemler tarafından etkilendiği ya da etkilenebileceği kadarıyla insan sağlığı ve güvenliği, insan hayatının, kültürel sitlerin ve inşa edilmiş yapıların durumu,
  5. “Halk”, bir ya da daha fazla sayıdaki gerçek ya da tüzel kişi ve ulusal mevzuat ve uygulamalara göre bunların dernekleri, organizasyonları ya da grupları anlamına gelmektedir.
  6. “İlgili kamu”, çevresel karar verme sürecinden etkilenen ya da muhtemelen etkilenecek olan veya bu süreçte menfaati olan kamu anlamına gelmektedir; tanımın bu amacıyla çevresel korumayı geliştiren ve ulusal mevzuat çerçevesindeki bütün gereklilikleri karşılayan sivil toplum örgütleri de bir menfaat sahibi olarak görülecektir.

Madde 3

GENEL HÜKÜMLER

  1. Her bir taraf, bu Sözleşme hükümleri çerçevesinde, çevresel konularda bilgiye erişim, halkın katılımı ve yargıya başvuruyu teminen gerekli yasal, düzenleyici ve diğer önlemleri alacak ve bu kapsamda açık, şeffaf ve tutarlı bir çerçeve oluşturacaktır.
  2. Her bir Taraf, devlet memurlarının ve otoritelerinin halkın bilgiye erişiminde, karar verme sürecine katılımında ve çevresel konularda yargıya başvurusunda yardımcı olmalarını ve kılavuzluk yapmalarını sağlamak üzere çaba gösterecektir.
  3. Her bir Taraf, özellikle çevresel konularda bilgiye nasıl erişileceği, karar verme sürecine nasıl katılım sağlanacağı ve yargıya nasıl başvurulacağı konularında halk arasında çevresel eğitim düzeyini ve çevresel bilinci geliştirilecektir.
  4. Her bir Taraf, çevrenin korunmasına yardımcı olan derneklerin, organizasyonların ve grupların uygun bir şekilde tanınması ve bunlara destek verilmesi konusunda hükümler koyacak ve ulusal hukuk sisteminin bu yükümlülük ile uyumlu olmasını sağlayacaktır.
  5. Bu Sözleşmenin hükümleri, herhangi bir Tarafın bu Sözleşmenin gerektirdiklerinden daha fazla, çevresel konularda bilgiye erişim, karar alma sürecine daha geniş halkın katılımı ve daha geniş bir yargıya başvuru sağlayan önlemleri uygulama hakkını etkilemeyecektir.
  6. Bu Sözleşme, çevresel konularda bilgiye erişim, karar verme sürecine halkın katılımı ve yargıya başvuru için mevcut haklarda kayba neden olmayacaktır.
  7. Her bir Taraf, uluslar arası çevresel karar verme sürecinde ve çevre ile ilgili konularda uluslar arası organizasyonların çerçevesini oluşturmasında, bu Sözleşmenin prensiplerinin uygulanmasının artmasına yardımcı olacaktır.
  8. Her bir Taraf, bu Sözleşmenin hükümleri ile uyumlu olarak haklarını kullanan insanların bundan ötürü herhangi bir şekilde cezalandırılmamasını, baskı altında tutulmamasını ve taciz edilmemesini garanti altına alacaktır. Bu hüküm, ulusal mahkemelerin yargısal işlemler için makul maliyetler belirleme yetkisini etkilemeyecektir.
  9. Bu Sözleşmenin ilgili hükümleri çerçevesinde, vatandaşlık, milliyet ve ikametgah ayrımı yapılmaksızın ve tüzel kişi olması durumunda nerede tescil edilmiş olduğu ya da faaliyetlerinin etkin merkezinin neresi olduğu konusunda ayırım yapılmaksızın, halk çevresel konularda bilgiye erişme, karar alma sürecine katılma olanağına ve yargıya başvuru hakkına sahip olacaktır.

Madde 4

ÇEVRESEL BİLGİYE ERİŞİM

  1. Her bir Taraf, bu maddenin aşağıdaki paragraflarında konu edildiği üzere, kamu otoriteleri tarafından, talep edildiği yerlerde, ulusal mevzuat çerçevesinde ve aşağıdaki (b) paragrafına tabi olmak üzere, çevresel bilgileri içeren gerçek belgelerin kopyaları dahil olmak üzere, çevresel bilgi talebine yanıt olarak, bu gibi bilgilerin:
  2. Menfaat ilişkisi aranmaksızın,
  3. Aşağıdakiler olmadıkça talep edilen formda,
  4. Kamu otoritesi açısından diğer bir formda kullanılabilir kılmak mümkün ise ve bu durumda da bu bilgiyi bu formda vermenin nedenleri belirtilmiş ise
  5. Bilgi hali hazırda diğer bir formda mevcut ise, Halkın kullanımına sunulmasını garanti edecektir.
  6. Yukarıda sözü edilen çevresel bilgi, mümkün olan en kısa sürede ve bilginin kapsam ve karmaşıklığı sürenin bilgi talebinden sonraki iki aya kadar uzatılmasını haklı göstermedikçe, bilgi talebinden sonraki bir ay içerisinde kullanılabilir kılacaktır.
  7. Aşağıdaki durumlarda çevresel bilgi talebi reddedilebilir:
  8. Eğer talebin sunulduğu kamu otoritesi, talep edilen bilgiye sahip değilse,
  9. Talep açık, anlaşılır ve makul değilse ya da çok genel formüle edilmişse,
  10. Eğer talep, tamamlanma yolunda materyali içeriyorsa ya da kamu yararı göz önünde bulundurularak ulusal hukuk ya da uygulamalarda bir muafiyet sağlanmış olması durumunda, kamu otoritelerinin iç yapısını ilgilendiriyor ise
  11. Çevresel bilgi talebi, aşağıdaki durumlarda da reddedilebilir:
  12. Ulusal mevzuat çerçevesinde, kamu otoriteleri için gizliliğin öngörüldüğü yerlerde,
  13. Uluslar arası ilişkilerin, ulusal savunma ya da kamu güvenliği konularının olumsuz etkilendiği yerlerde,
  14. Adaletin işleyişinin, kişinin adil bir yargılama görme hakkının ya da kamu otoritesinin cezai ya da disiplin niteliğindeki bir soruşturma yürütmesi ehliyetinin olumsuz etkilendiği yerlerde,
  15. Ticari ya da endüstriyel bilginin, meşru ekonomik çıkarları korumak üzere, hukuk tarafından koruma altına alındığı durumlarda. Bu çerçevede, çevre korunması ile ilgili olan emisyonlar hakkındaki bilgiler açılacaktır.
  16. Fikri hakların olumsuz etkilendiği durumlarda,
  17. Gerçek kişilerin, bilgilerin kamuya açılması konusunda muvafakat vermemesi ve bu hususun ulusal hukukta hükme bağlanmış olması durumunda,
  18. Bunu yapmak üzere, yasal bir zorunluluk altında olmaksızın ya da yasal zorunluluk altına sokulmaksızın talep edilen bilgileri sağlayan ve bu materyalin yayınlanmasına rıza göstermeyen üçüncü bir tarafın çıkarlarının olumsuz etkilenmesi durumunda,
  19. Üreme alanları, nadir türler vb. bilginin olumsuz etkilenmesi durumunda.

Yukarıda sözü edilen reddetme durumları, kamu yararı ve talep edilen bilginin çevreye verilen emisyonlar ile ilgili olup olmaması göz önünde bulundurularak kısıtlayıcı bir şekilde yorumlanacaktır.

  1. Bir kamu otoritesinin talep edilen bilgiye sahip olmaması durumunda, kamu otoritesi mümkün olan en kısa sürede başvuru sahibine, talep edilen bilgi için başvurunun mümkün olduğuna inandığı kurum/kuruluş hakkında bilgi verecek ya da bu talebi ilgili otoriteye iletecek ve başvuru sahibini buna uygun olarak bilgilendirilecektir.
  2. Her bir Taraf, yukarıda bahsolunan ve halka açılmaktan muaf tutulan bilgiler için önyargısız olarak hareket edecek ve diğer bilgilerin halka açılmasını sağlayacaktır.
  3. Herhangi bir bilgi talebine karşı verilen ret cevabı, eğer talep yazılı ise ya da başvuru sahibi bu şekilde talep ediyor ise yazılı olarak verilecektir. Ret kararında nedenleri belirtilecek ve 9. madde çerçevesinde hükme bağlanan yeniden inceleme prosedürü hakkında bilgi verilecektir. Ret kararı mümkün olan en kısa süre içerisinde ve talep edilen bilginin karmaşıklığı bu sürenin talepten sonraki iki aya kadar uzatılmasını haklı göstermedikçe, en geç bir ay içerisinde verilmelidir. Başvuru sahibi, herhangi bir uzatma ve bu uzatmayı haklı çıkaran nedenler hakkında haberdar edilecektir.
  4. Her bir Taraf, kamu otoritelerinin bilgi vermek için bir ücret belirlemesine izin verebilir ancak bu makul bir miktarı geçmeyecektir. Bilgi vermek için bir ücret belirleme niyetinde olan kamu otoriteleri, ücretin hangi durumlarda ne zaman alınacağı hususundaki ücret tarifesini başvuru sahibine verecektir.

Madde 5

ÇEVRESEL BİLGİNİN TOPLANMASI VE DAĞITILMASI

  1. Her bir Taraf, aşağıdaki hususlarla yükümlüdür:
  2. Kamu otoritelerinin işlevleri ile ilgili olan çevresel bilgiye sahip olmaları ve bunları güncellemeleri,
  3. Çevreyi önemli ölçüde etkileyebilecek planlanan ya da mevcut faaliyetler hakkında kamu otoritelerine yeterli bilgi akışı olması için zorunlu sistemlerin kurulmasını,
  4. Gerek insan faaliyetleri sonucu oluşturulsun gerekse doğal nedenlerle meydana gelsin, insan sağlığına ya da çevreye yönelik bir tehdit olması durumunda, halkın tehdidi önlemek ya da bu tehditten kaynaklanan zararı hafifletmek üzere önlem alınmasını sağlayacak olan ve bir kamu otoritesinin elinde bulunan bütün bilgilerin, etkilenebilecek olan halk bireylerine anında ve gecikme olmaksızın dağıtılmasını.
  5. Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde, kamu otoriteleri tarafından halk için çevresel bilgilerin sağlanması yönteminin şeffaf olmasını ve çevresel bilgiye etkin bir şekilde erişilmesini diğer şeylerin yanı sıra aşağıda yer aldığı şekilde sağlayacaktır:
  6. İlgili kamu otoritelerinin elinde bulunan çevresel bilginin türü ve kapsamı, bu gibi bilgileri kullanılabilir ve erişebilir kılma temel şart ve koşulları ve bunların elde edilebilme yöntemi hakkında halka yeterli bilgi sağlamak.
  7. Aşağıdaki gibi pratik düzenlemelerin yapılması.
  8. Halk tarafından ulaşılabilir listeler, kayıtlar ya da dosyalar hazırlanması.
  9. Devlet memurlarının bu Sözleşme çerçevesinde bilgiye erişmeye çalışan kamuyu desteklemesi

iii. Temas noktalarının tanımlanması.

  1. Yukarıda madde (b) (i)’de söz edilen liste, kayıt ya da dosyalar içinde bulunan çevresel bilgilere ücretsiz olarak ulaşılması
  2. Her bir Taraf, çevresel bilgilerin halka açık telekomünikasyon ağları aracılığıyla halk tarafından kolay erişilebilir olan elektronik veri tabanlarında kullanılabilir hale gelmesini sağlayacaktır. Elektronik formda erişilebilecek bilgiler aşağıda sunulmaktadır:
  3. 4. maddede söz edilecek olan çevre durum raporları,
  4. Çevre ile ilgili mevzuat metinleri
  5. Uygun olduğu ölçüde çevre ile ilgili politikalar, planlar, programlar ve çevre anlaşmaları,
  6. Bu Sözleşmenin hükümlerinin yerine getirilmesine yönelik ulusal hukukun uygulanmasını hızlandırıcı diğer diğer bilgiler.
  7. Her bir Taraf, üç ya da dört yılı geçmemek kaydıyla düzenli aralıklarla, çevre kalitesi ve çevre üzerindeki baskılar konusundaki bilgiler dahil olmak üzere çevre durumu hakkında ulusal bir rapor yayınlayacak ve dağıtacaktır.
  8. Her bir Taraf, diğer şeylerin yanı sıra aşağıdaki belgeleri dağıtmak amacıyla kendi ulusal mevzuatı çerçevesinde önlemler alacaktır:
  9. Hükümetin çeşitli düzeylerinde hazırlanmış çevreyle ilgili stratejiler, programlar ve eylem planları gibi hukuki ve politik belgeler ve bunların uygulanması hakkındaki gelişme raporları,
  10. Çevresel konular ile ilgili uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler,
  11. Uygun olduğu ölçüde çevre ile ilgili diğer önemli uluslararası belgeler.
  12. Her bir Taraf, uygun olması durumunda, gönüllü ekolojik etiketleme ya da ekolojik denetim programları ya da diğer araçları kullanarak, çevre üzerinde önemli etkileri olan işletmecileri, faaliyetlerinin ve ürünlerinin çevresel etkileri hakkında düzenli olarak halka bilgi vermeye teşvik edecektir.
  13. Her bir Taraf,
  14. İlgili gördüğü ya da çevresel politika önerilerinin çerçevesini oluşturmada önemli olduğunu düşündüğü gerçekleri ve bu gerçeklerin analizlerini yayınlayacaktır.
  15. Bu Sözleşme kapsamındaki konularda, halkı ilgilendiren açıklayıcı materyali yayımlayacak, erişilebilir ve kullanılabilir kılacaktır.
  16. Hükümetin tüm düzeylerindeki kamu faaliyetlerinin yerine getirilmesi ya da kamu hizmetlerinin sağlanması hakkında uygun bir formda bilgi sağlayacaktır.
  17. Her bir Taraf, tüketicilerin çevresel seçenekler hakkında bilgilendirilmesini sağlayacak şekilde yeterli miktarda ürün bilgisinin kamu açısından kullanılabilir hale getirilmesini sağlamak üzere mekanizmalar geliştirecektir.
  18. Her bir Taraf, uygun olması durumunda, uluslar arası süreçleri gözönünde bulundurarak, kamunun ulaşılabilirliğini sağlayacak şekilde, standartlaştırılmış rapor almaya imkan verecek, bilgisayar ortamına aktarılmış kirlilikle ilgili veri tabanı veya kayıtlama sistemlerini ulusal ölçekli olarak kurmak üzere aşamalar gerçekleştirilecektir. Bu tür bir sistem, belirli faaliyetlerden kaynaklanan ve alıcı ortamlara saha içi ve saha dışı arıtım ve bertaraf sahalarına bırakılan ve taşınan su, enerji gibi belli madde ve ürünleri içerebilir.
  19. Bu madde içerisindeki hiçbir hüküm, Tarafların Madde 4, paragraf 3 ve 4’e göre belirli çevresel bilgilerin halka açılmasını önyargısız olarak reddetme haklarına zarar vermeyecektir.

Madde 6

BELİRLİ FAALİYETLER HAKKINDAKİ KARARLARA HALKIN KATILIMI

  1. Her bir Taraf,
  2. Ek-I’de listelenen ve planlanan faaliyetlere izin verip vermemek hakkındaki kararlara ilişkin olarak bu madde hükümlerini uygulayacaktır.
  3. Ulusal mevzuata göre, ayrıca çevre üzerinde önemli bir etkiye neden olabilecek ve Ek-I’de listelenmemiş planlanan faaliyetler hakkındaki kararlara da bu madde hükümlerini uygulayacaktır. Bu çerçevede, Taraflar bu gibi planlanan bir faaliyetin bu hükümlere tabi olup olmadığını belirleyeceklerdir.
  4. Durumdan duruma değişen bir şekilde, ulusal mevzuat çerçevesinde bir hükme bağlanmış olması durumunda, taraflar bu madde hükümlerini ulusal güvenli amaçlarının olumsuz etkilenmesi ihtimalinde, ulusal güvenlik amaçlarına hizmet eden planlananaktivitelere uygulamamaya karar verebilir.
  5. İlgili Kamu, uygun bir şekilde, gerek duyuru yoluyla gerekse uygun olması durumunda bireysel olarak, çevresel karar alma sürecinin erken bir aşamasında yeterli, zamanlı ve etkin bir şekilde diğer şeylerin yanısıra aşağıdakiler hakkında bilgilendirilecektir:
  6. Hakkında kararın alınacağı planlanan faaliyet ya da başvuru,
  7. Olası kararların ya da taslak kararın içeriği,
  8. Kararı verecek kamu otoritesi,
  9. Aşağıdakiler hakkında bilgi ve bu bilgilere ne zaman erişilebileceğinin gösterilmesi
  10. Halkın katılımı prosedürünün başlatılması
  11. Halkın katılımda bulunması için olanaklar,

iii. Planlanan herhangi bir halk katılım toplantısının zamanı ve yeri

  1. İlgili bilgilerin alınabileceği ve ilgili bilgilerin halk tarafından incelenmek üzere tutulduğu kamu otoritesinin belirtilmesi,
  2. Soruların ve yorumların yöneltilebileceği ilgili kamu otoritesinin ya da resmi kuruluşun, yorum ve soruların sunum zaman çizelgesinin belirtilmesi ve
  3. Planlanan faaliyetle ilişkili hangi bilgilerin mevcut olduğunun belirtilmesi,
  4. Faaliyetin ulusal ya da sınır ötesi çevresel etki değerlendirme prosedürüne tabi olup olmadığı gerçeği.
  5. Halkın katılımı prosedürleri, farklı aşamalar için yeterli zaman sürelerini içererek, 2. paragrafa göre halkın bilgilendirilmesi ve halkın çevresel karar verme sürecine etkin bir şekilde hazırlanmasına ve katılımda bulunmasına izin verecektir.
  6. Her bir Taraf, bütün seçenekler açık iken ve halkın etkin katılımının sağlanması mümkün iken, erken bir halkın katılımını sağlayacaktır.
  7. Her bir Taraf, uygun olduğunda, izin için başvuru yapılmadan önce, ilgili kamuyu tanımlamak, tartışmalara girmek ve başvurunun amaçları ile ilgili bilgi sağlamak üzere faaliyet sahiplerini teşvik edecektir.
  8. Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde hükme bağlanmış olması halinde, 4. maddenin 3. ve 4. paragraflarında konu edilen belirli bilgileri açmayı reddetme hakkına halel getirmeksizin, halkın katılımı sürecinde mevcut olan ve bu madde içerisinde söz edilen karar alma süreciyle ilgili bilgilerin, ilgili kamu için kamu otoriteleri tarafından ücretsiz olarak erişilebilir kılınmasını isteyecektir. İlgili bilgi, en azından ve 4. maddenin hükümlerine halel getirmeksizin aşağıdakileri içerecektir:
  9. Beklenen atıkların ve emisyonların, tahmini de dahil olmak üzere, planlanan faaliyetin yerinin fiziksel ve teknik özelliklerinin bir tanımı,
  10. Planlanan faaliyetin çevre üzerindeki önemli etkilerinin tanımı,
  11. Emisyonlar da dahil olmak üzere bu etkileri önlemek ve/veya azaltmak üzere tasarlanan önlemlerin tanımı,
  12. Yukarıdakilerin teknik olmayan bir özeti,
  13. Faaliyet sahibi tarafından araştırılan ana alternatiflerin hatları
  14. Ulusal mevzuat ile uyumlu olarak, ilgili kamu yukarıdaki 2. paragrafa göre bilgilendirileceği anda mevcut olan, kamu otoriteleri tarafından düzenlenen ana raporlar ve öneriler.
  15. Halkın katılım prosedürleri, halkın yazılı olarak ya da uygun olması durumunda faaliyet sahibinin de yer aldığı halkın katılımı toplantılarında ifade yoluyla, planlanan faaliyete ilişkin yorum, bilgi, analiz ya da görüşlerini sunmasına izin verecektir.
  16. Her bir Taraf, kararda halkın katılımı sonucunun dikkate alınmasını garanti edecektir.
  17. Her bir Taraf, karar kamu otoritesi tarafından alındığında, halkın uygun prosedürler ile alınan karar hakkında hemen bilgilendirilmesini sağlayacaktır. Her bir Taraf, kararın dayandığı gerekçeler ve mütalaalar ile birlikte karar metnini halk tarafından erişilebilir kılacaktır.
  18. Her bir Taraf, 1. paragrafta sözedilen bir faaliyetin işletme koşullarının bir kamu otoritesi tarafından yeniden düşünülmesi ve güncellenmesi durumunda, uygun olan yerlerde bu maddenin 2’den 9’a kadar olan paragraflarının hükümlerinin uygulanmasını sağlayacaktır.
  19. Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde yapılabilir ve uygun olduğu dereceye kadar bu maddenin hükümlerini, genetik olarak değişikliğe uğramış organizmaların çevreye kasti olarak bırakılması hususunda izne konu kararlara uygulayacaktır.

Madde 7

ÇEVRE İLE İLGİLİ PLAN, PROGRAM VE POLİTİKALARA HALKIN KATILIMI

Her bir Taraf, gerekli bilgileri halka sağlamış olarak şeffaf ve eşitlikçi bir çerçevede, çevre ile ilgili planların ve programların hazırlanması sırasında halkın katılımı için uygun pratik ve/veya diğer düzenlemelerin yapılmasını sağlayacaktır. Bu çerçevede, 6. maddenin 3., 4. ve 8. paragrafları uygulanacaktır. Katılımda bulunabilecek halk, bu Sözleşmenin amaçları göz önünde bulundurularak ilgili kamu otoritesi tarafından belirlenecektir. Uygun olduğu dereceye kadar, her bir Taraf, çevre ile ilgili politikaların hazırlanmasına halkın katılımı için imkan sağlamak üzere çaba gösterecektir.

Madde 8

YÜRÜTMEYE YÖNELİK DÜZENLEMELERİN VE/VEYA GENEL OLARAK UYGULANABİLİR, YASAL OLARAK BAĞLAYICI NORMATİF ARAÇLARIN HAZIRLANMASI SIRASINDA HALKIN KATILIMI

Her bir Taraf, uygun bir aşamada, çevre üzerinde önemli bir etkisi olabilecek yürütmeye yönelik düzenlemelerin ve diğer genel olarak uygulanabilir yasal olarak bağlayıcı kuralların kamu otoriteleri tarafından hazırlanması sırasında, alternatifler hala açıkken etkin bir halkın katılımı için çaba harcayacaktır. Bu kapsamda, aşağıdaki aşamalar gerçekleştirilmelidir:

  1. Etkin bir katılımı için zaman çerçeveleri belirlenmelidir.
  2. Taslak kurallar yayımlanmalı ya da diğer bir şekilde halk tarafından erişilebilir kılınmalıdır.
  3. Halka, doğrudan ya da danışman kuruluşlar aracılığı ile yorum yapma fırsatı verilmelidir..

Halk katılımının sonuçları mümkün olduğu kadar dikkate alınmalıdır.

Madde 9

YARGIYA BAŞVURU

  1. Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde bilgi talebinin Madde 4’e göre kısmen ya da tamamen göz ardı edildiği, haksız yere reddedildiği, yeterli yanıt verilmediği ya da diğer bir şekilde söz konusu maddenin hükümlerine göre karşılanmadığını düşünen herhangi bir bireyin, bir mahkemeye ya da kanunla kurulan diğer bir bağımsız ve tarafsız kuruluşun önünde işlemlerin gözden geçirilmesi için başvuru hakkına sahip olmasını sağlayacaktır. Taraflardan birinin bir mahkemece işlemlerin incelenmesini sağladığı durumlarda, kanunla kurulmuş mahkeme dışında, bağımsız ve tarafsız bir organ tarafından incelenmesi veya kamu otoritesi tarafından gözden geçirilmesi için ücretsiz veya ucuz bir hızlandırılmış usule başvurması hakkını da sağlayacaktır

Birinci paragraf bağlamında verilen nihai kararlar bilgiyi elinde tutan kamusal otoriteler üzerinde bağlayıcı olacaktır. Bu paragraf bağlamında bilgiye erişim reddedildiğinde gerekçeleri yazılı olarak sunulacaktır.

  1. Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde
  2. Yeterli menfaate sahip, Ya da alternatif olarak,
  3. Herhangi bir Taraf, idari usul hukuku bir ön koşul olarak gerektiriyorsa, hak kaybını koruyan ilgili kamu bireylerinin, 6. maddedeki koşullar çerçevesinde ve ulusal hukukun bu şekilde öngörmesi halinde ve 3. paragrafın ya da bu Sözleşmenin diğer ilgili hükümlerinin uygulanmasına halel getirmeksizin, herhangi bir karar eylem veya ihmalin, esas ve usul yönünden hukuka uygun olmadığını iddia etmek ve inceleme için kanun ile kurulmuş bir mahkeme ve/veya diğer bir bağımsız ve tarafsız organa başvurmasını sağlayacaktır.

Yeterli menfaat ya da hak kaybının ne olduğu ulusal hukukun gereklerine göre ve bu Sözleşmenin kapsamı çerçevesinde ilgili kamuya, yargıya geniş bir başvuru hakkı verme amacına uygun olarak belirlenecektir. Bu kapsamda, 2. maddenin, 5. paragrafında belirtilen gerekleri karşılayan herhangi bir sivil toplum örgütünün menfaati yukarıdaki alt paragraf (a) nın amacı bakımında yeterli sayılacaktır. Bu tür kuruluşlar, aynı zamanda yukarıdaki alt paragraf (b)’nin amaçları bakımından hak kaybına uğrayabilecek nitelikte sayılacaktır. İkinci paragrafın hükümleri bir idari makam önünde ön hazırlık gözden geçirme yöntemi olması olasılığını hariç tutmayacak ve bu gibi bir gerekliliğin ulusal kanunlara göre mevcut olması durumunda yargısal inceleme usullerine başvurmadan önce idari gözden geçirme usullerinin tüketilmesi şartını etkilemeyecektir.

  1. Ek olarak ve yukarıdaki 1. ve 2. paragrafta söz edilen inceleme usullerine halel getirmeksizin her bir Taraf, eğer ulusal hukukunda öngörülmüş ise kriterlere uygun olması durumunda, halk bireylerinin özel kişiler ve kamu otoritelerinin kendi ulusal hukukunun çevreyle ilgili hükümlerini ihlal eden eylem ve işlemlere karşı, idari ve yargısal yollara başvurma hakkına sahip olmalarını sağlayacaktır.
  2. Ek olarak ve yukarıdaki 1. paragrafa halel getirmeksizin yukarıdaki paragraf 1 , 2 ve 3’te ortaya konan usuller uygun olduğu şekliyle amir çözüm dahil, yeterli ve etkili çözümler sağlayacak, adil, hakçı ve zamanında olacak ve de caydırıcı derecede pahalı olmayacaktır. Bu maddede öngörülen kararlar yazılı olarak verilecek ya da kaydedilecektir. Mahkemelerin ve mümkün olduğunda diğer kurumların kararları, halk tarafından erişilebilir olacaktır.
  3. Bu maddenin hükümlerini daha fazla etkili kılmak üzere, her bir Taraf idari ve yargısal inceleme usullerine başvuru hakkında halkın bilgilendirilmesini sağlayacak ve yargıya başvurunun önündeki mali ve diğer engellerin ortadan kaldırılması ya da azaltılması için uygun yardım mekanizmalarının kurulmasını dikkate alacaktır.

Madde 10

TARAFLAR TOPLANTILARI

  1. Tarafların ilk toplantısı, bu Sözleşmenin yürürlüğe girme tarihinden itibaren bir yılı geçmeyecek şekilde yapılacaktır. Bu tarihten sonra, Tarafların olağan toplantıları Taraflar tarafından aksi üzerinde karara varılmadıkça en azından iki yılda bir ve talebin Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası tarafından, tüm taraflara gönderilmesinden asonraki altı ay içinde, Tarafların en azından üçte biri tarafından desteklenmesi şartıyla herhangi bir Tarafın yazılı talebi olduğunda yapılacaktır.
  2. Toplantılarda, Taraflarca gönderilen düzenli raporlar esas alınarak, Sözleşmenin uygulanması sürekli gözden geçirilecek ve bu amaca istinaden;
  3. Çevresel Konularda bilgiye erişim, karar verme sürecine halkın katılımı ve yargıya başvuru politikalarını ve yasal ve metodolojik yaklaşımları daha fazla geliştirmeye ilişkin görüşle birlikte gözden geçireceklerdir.
  4. Bu Sözleşmenin amaçlarıyla ilgisi bulunan ve bir ya da daha fazla Tarafın taraf olduğu tek taraflı ve çok taraflı sözleşmelerin ya da diğer düzenlemelerin sonuçlandırılmasından ve uygulanmasından elde edilen deneyime ilişkin bilgi alışverişinde bulunacaklardır.
  5. Uygun olan yerlerde, bu Sözleşmenin amacına ulaşmasına ilişkin Avrupa Ekonomik Komisyonu kurumlarının ve diğer yetkili uluslar arası kuruluşların ve özel komitelerin yardımlarını isteyeceklerdir.
  6. Gerekli olduğunu öngördükleri herhangi bir alt kuruluşu kuracaklardır.
  7. Uygun olan yerlerde Bu Sözleşmenin protokollerini hazırlayacaklardır.
  8. Madde 14’ün hükümlerine göre bu Sözleşmenin tadilatları için önergeler düşünecekler ve kabul edeceklerdir.
  9. Bu sözleşmenin amaçlarının yerine getirilmesi için gerekli olabilecek herhangi bir ek faaliyet düşünecek ve taahhüt edeceklerdir.
  10. İlk toplantıda, toplantıları ve altı kuruluşlarının toplantıları için usul kurallarını düşünecek ve uzlaşı ile kabul edeceklerdir.
  11. İlk toplantıda, 5. maddenin 9. paragrafının uygulanmasındaki deneyimlerini gözden geçirecek ve Sözleşmeye eklenebilecek kirlilik oluşumu ve transferi kayıt ve envanterleri ile ilgili uygun bir aracın, uygun bir şekilde kullanılması dahil olmak üzere uluslararası süreç ve gelişmeleri göz önünde bulundurarak, bu paragrafta söz edilen sistemi daha fazla geliştirmek üzere ne gibi adımlar atılması gerektiğini düşüneceklerdir.
  12. Taraflar toplantısı, gerekirse bir uzlaşı esasında mali düzenlemeler yapılmasını düşünebilir.
  13. 17. maddede belirtilen, bu Sözleşmeye imza atmaya hak kazanmış ancak bu Sözleşmeye taraf olmayan herhangi bir hükümet ya da bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları, Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler’in uzmanlaşmış kurumları ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın yanı sıra bu Sözleşme ile ilgili konularda uzmanlaşmış hükümetlerarası kuruluşlar, Taraflar Toplantılarına gözlemci sıfatıyla katılmaya hak kazanacaklardır.
  14. Bu Sözleşmenin ilgili olduğu alanlarda uzmanlaşmış olan ve Taraflar toplantısında temsil edilme isteklerini Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryasına bildiren bütün sivil toplum örgütleri, toplantıda mevcut olan Tarafların en az üçte biri itiraz etmedikçe gözlemci sıfatıyla katılmaya hak kazanacaklardır.
  15. Yukarıda yer alan 4. ve 5. paragrafların amaçları için, paragraf 2 (h)’de söz edilen prosedür kuralları, kabul prosedürü ve diğer ilgili hususlar hakkında pratik düzenlemeler sağlayacaktır.

Madde 11

OY VERME HAKKI

  1. Aşağıda yer alan 2. paragrafta hükme bağlananlar dışında, bu Sözleşmenin tüm Tarafları bir adet oy hakkına sahip olacaklardır.
  2. Yetki alanlarında yer alan konularda, bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları oy haklarını, bu Sözleşmeye taraf olan üye Devletlerin sayısına eşit sayıdaki bir oy sayısı ile kullanacaklardır. Bu gibi organizasyonlar eğer üye devletler kendi oy haklarını kullanıyorsa oy hakkını kullanmayacak; eğer organizasyon oy hakkını kullanıyorsa üye Devletler oy haklarını kullanmayacaklardır.

Madde 12

SEKRETERYA

Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası aşağıda yer alan görevleri yerine getirecektir:

  1. Taraflar toplantılarını hazırlamak ve başlatmak,
  2. Bu Sözleşmenin hükümlerine göre alınan raporların ve diğer ilgili bilgilerin, Taraflara iletilmesini sağlamak.
  3. Taraflarca belirlenebilecek diğer faaliyetler.

Madde 13

EKLER

Bu Sözleşmenin ekleri, bu Sözleşmenin ayrılmaz bir parçasını oluşturacaktır.

Madde 14

SÖZLEŞMEDE YAPILACAK TADİLATLAR

  1. Herhangi bir Taraf, Sözleşme için tadilat hazırlayabilir.
  2. Bu Sözleşme için önerilen herhangi bir tadilat metni, kabul edilmesi için önerilen Taraflar Toplantısından en az doksan gün önce metni Taraflara gönderecek olan Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryasına yazılı olarak sunulacaktır.
  3. Taraflar Sözleşme için önerilen herhangi bir tadilat üzerinde uzlaşı ve mutabakata varmak üzere her türlü çabayı sarfedecektir. Eğer uzlaşıya varmak üzere tüm çabalar tüketilirse ve hiçbir mutabakata varılmazsa, tadilat, son çözüm yolu olarak toplantıda mevcut olan ve oy hakkını kullanan Tarafların dörtte içi tarafından kabul edilecektir.
  4. Yukarıda sunulan 3. paragrafa uygun olarak kabul edilen bu Sözleşmenin tadilatları, depoziter tarafından onay, tasdik ya da kabul için bütün Taraflara gönderilecektir. Bu Sözleşmenin ekler dair düzeltmeleri dışındaki düzeltmeler, Tarafların en azından üçte biri tarafından onay, tasdik ya da kabul için depoziter tarafından gönderilen bildirim alındıktan doksanıncı günde onaylamış, tasdik etmiş ya da kabul etmiş taraflar için yürürlüğe girecektir. Tadilat, bu tarihten sonra herhangi bir Tarafın, tadilata ilişkin onay, tasdik ya da kabul belgesini bildiriminden sonraki doksanıncı günde söz konusu Taraf için de yürürlüğe girecektir.
  5. Bu Sözleşmenin eklerine dair tadilatlardan herhangi birini onaylayamayan herhangi bir Taraf, depoziterin bildiriminden itibaren on iki ay içinde bu konuda depozitere yazılı bildirimde bulunacaktır. Depoziter, bu gibi bildirinin alındığı hakkında gecikmeksizin tüm Taraflara bildirimde bulunacaktır. herhangi bir Taraf, istediği anda bir önceki bildirimini kabul ederek ikame edebilir. Bu gibi bir ekin tadilatları, bu Taraf için yürürlüğe girer.
  6. Yukarıdaki paragraf 4’te söz edilen, depoziter tarafından bildirim tarihinden itibaren on iki aylık sürenin sone ermesi üzerine, Tarafların içte birinden fazlasının bu gibi bir bildirimde bulunmuş olması şartıyla Sözleşme eklerinin tadilatı, 5. paragrafa göre depozitere bildirimde bulunmamış Taraflar için yürürlüğe girecektir.
  7. Bu maddenin amaçları açısından, “Mevcut ve oy kullanan Taraflar” mevcut ve olumlu ya da olumsuz bir oy kullanan Taraf anlamına gelmektedir.

Madde 15

UYUMUN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ

Taraflar toplantısı, bir uzlaşı temelinde, bu Sözleşmenin hükümlerine uyumluluğu gözden geçirmek için karşı karşıya getirmeyen, yargısal olmayan ve danışmanlık yapısında isteğe bağlı düzenlemeleri belirleyecektir. Bu düzenlemeler, uygun halkın katılımına izin verecek ve bu Sözleşme ile ilgili konularda halk bireyleri ile iletişim kurmayı dikkate alma seçeneğini içerebilecektir.

Madde 16

ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ

  1. İki ya da daha fazla sayıdaki Taraf arasında bu Sözleşmenin yorumlanması ya da uygulanması hakkında bir anlaşmazlık ortaya çıkar ise söz konusu Taraflar müzakereler ya da taraflarınca kabul edilebilir diğer anlaşmazlık çözüm yolları ile anlaşmazlığa çare a arayacaklardır.
  2. Bu Sözleşmeyi imzalar, onaylar, kabul eder, tasdik eder ya da katılımda bulunurken ya da bundan sonraki herhangi bir tarihte, Taraflardan herhangi biri yazılı olarak depozitere, yukarıdaki paragraf 1’e göre çözümlenemeyen bir anlaşmazlık için aynı yükümlülüğü kabul eden herhangi bir Tarafla ilişkili olarak aşağıda sunulan anlaşmazlık çözüm yöntemlerinden birini ya da her ikisini zorunlu olarak kabul ettiğini bildirebilir:
  3. Anlaşmazlığın Uluslararası Adalet Divanı’na sunulmasını,
  4. Ek II’de ortaya konan usule göre tahkime gidilmesini,
  5. Eğer anlaşmazlığın tarafları, yukarıdaki paragraf 2’de söz edilen her iki anlaşma çözüm yöntemini de kabul etmişlerse, Taraflar aksi üzerinde mutabık kalmadıkça anlaşmazlık sadece Uluslararası Adalet Divanı’na sunulacaktır.

Madde 17

İMZA

Bu Sözleşme, 25 Haziran 1998 tarihinde Danimarka’nın Aarhus kentinde ve bu tarihten sonra 21 Aralık 1998 tarihine kadar New York’daki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde Avrupa Ekonomik Komisyonu üye devletlerinin yanısıra 28 Mart 1947 tarihli 36 (IV) sayılı Ekonomik ve Sosyal Konsey kararının 8 ve 11’inci paragraflarına göre Avrupa Ekonomik Komisyonunda danışman statüsüne sahip olan Devletler ve üye devletlerinin, bu Sözleşme tarafından yönetilen konular üzerinde yetkilerini aktardıkları Avrupa Ekonomik Komisyonunun egemen devletleri tarafından oluşturulan, bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları tarafından imzalanmak üzere imzaya açılacaktır.

Madde 18

DEPOZİTER

Birlemiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin depoziteri olarak görev yapar.

Madde 19

ONAY, KABUL, TASDİK VE KATILMA

  1. Bu Sözleşme, imza atan Devletler ve bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonlarının onay, tasdik ve kabulüne tabi olacaktır.
  2. Bu Sözleşme, 22 Aralık 1998 tarihi itibariyle, 17. maddede söz edilen Devletler ve bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları tarafından katılma için açılacaktır.
  3. Yukarıda paragraf 2’de söz edilmeyen Birleşmiş Milletler üyesi diğer herhangi bir Devlete, Taraflar Toplantısı tarafından onaylanması üzerine bu Sözleşmeye katılma verilebilir.
  4. Üye Devletlerden hiçbiri taraf olmaksızın bu Sözleşmeye Taraf haline gelen, Madde 17’de söz edilen herhangi bir organizasyon, bu Sözleşme kapsamındaki bütün yükümlülüklere tabidir. Eğer bu gibi bir organizasyonun bir ya da fazla üye Devleti bu Sözleşmeye taraf ise, organizasyon ve üye devletleri bu Sözleşme altındaki yükümlülüklerinin yerine getirilmesi için kendine düşen sorumluluklar hakkında karar alacaktır. Bu gibi bir durumda, organizasyon ve üye devletler bu Sözleşme altındaki haklarını aynı anda kullanmaya hak kazanmayacaklardır.
  5. Takdik, kabul, onay ya da katılma vesaiklerinde, madde 17’de söz edilen bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları, Bu Sözleşme tarafından yürütülen konularla ilgili olarak yetkilerinin derecesini beyan edeceklerdir. Bu organizasyonlar ayrıca yetkilerinin derecesinde meydana gelen herhangi bir kapsamlı tadilatı da depozitere bildirecektir.

Madde 20

YÜRÜRLÜĞE GİRME

  1. Bu Sözleşme onay, tasdik, kabul ya da katılmaya ilişkin on altıncı belgenin tarihinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
  2. Yukarıdaki 1. paragrafın amaçları açısından, bir bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonu tarafından teslim edilmiş herhangi bir belge, bu gibi bir organizasyonun üye devletleri tarafından teslim edilenlere ek olarak sayılmayacaktır.
  3. Onay, tasdik, kabul ya da katılmaya ilişkin on altıncı belgenin verilmesinden sonra, buna ilave olarak 17. maddede öngörülen Sözleşmeyi tasdik eden, onaylayan, kabul eden veya katılan bir devlet veya organizasyon için bu Sözleşme, böyle bir devlet veya organizasyonun tasdik, kabul, onay veya katılma belgesinin verilmesinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

Madde 21

GERİ ÇEKİLME

  1. Sözleşmenin bir taraf açısından yürürlüğe girmesinden itibaren iç yıl sonra istenen bir anda, söz konusu Taraf depozitere yazılı bildirimde bulunarak Sözleşmeden çekilebilir. Bu gibi bir çekilme işlemi, bunun depoziter tarafından alınmasından sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

Madde 22

MUTEBER METİNLER

Bu sözleşmenin orijinali, İngilizce, Fransızca ve Rusça metinleri eşit oranda muteber olup Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne emanet edilecektir.

TANIKLIĞINDA, usulunce yetkilendirilmiş olan aşağıda imzası bulunan kişiler, bu Sözleşmeyi imzalamıştır.

Aarhus (Danimarka)’da tanzim edilmiştir, bindokuzyüzdoksansekizyılı haziran ayının yirmibeşinci günü.

Ek I

MADDE 6, PARAGRAF 1(a)’DA SÖZEDİLEN FAALİYETLER LİSTESİ

  1. Enerji Sektörü

– Petrol ve gaz rafinerileri

– Gazlaştırma ve sıvılaştırma tesisleri

– Termik santraller ve 50 megawatt ya da daha fazla ısıl girdiye sahip olan yakam tesisleri

– Kok fırınları

– Nükleer santraller ve bu gibi santrallerin ve Reaktörler, sökülmesi ya da işletimden çıkarılmaları dahil (en yüksek güçleri sürekli 1 kW termal yükü aşmayan bölünebilir ve fertil materyallerin üretim ve dönüşümüyle uğraşan araştırma kurumları hariç)

– Işınlanmış nükleer yakıtın yeniden işlenmesi ile ilgili tesisler

– Aşağıdakiler için tasarlanmış olan tesisler:

– Nükleer yakıt üretimi ve zenginleştirilmesi

– Işınlanmış nükleer yakıtın ya da yüksek düzeyli radyoaktif atığın işlenmesi için

– Işınlanmış nükleer atığın nihai bertarafı için.

– Radyoaktif atığın nihai bertarafı için

– Üretim sahasından farklı bir yerde ışınlanmış nükleer yakıtın ya da radyoaktif atığın on yoldan fazla bir süre depolanması için.

  1. Metallerin üretimi ve işlenmesi

– Metal cevherinin (sülfit cevheri dahil) kavrulması ve sinterlemesi tesisleri

– Saatte 2.5 tonu geçen kapasitede olmak üzere; sürekli döküm dahil pik demir ya da çeliğin (birincil ya da ikincil füzyon) üretimi için olan tesisler

– Demirli metallerin işlenmesi tesisleri,

  1. 20 ton ham çelik/saat kapasite üzerindeki sıcak haddehaneler
  2. Enerjisi çekiç başına 50 kilojoule’ü aşan, kalorifik gücü 20 MW’ı geçen demirhaneler,
  3. Saatte 2 ham çeliği aşan bir girdiye sahip, koruyucu eritilmiş metal kaplamaların uygulanması,

– Günde 20 tonu aşan üretim kapasitesine sahip demirli metal dökümhaneleri

– Aşağıdakiler için tasarlanmış olan tesisler:

  1. cevher, konsantreler ya da ikincil ham maddelerden metalürjik, kimyasal ya da elektrolitik prosesler ile demirli olmayan metallerin üretilmesi için olanlar,
  2. Kurşun ve kadmiyum için günde 4 tonu ya da diğer tüm metaller için günde 20 tonu aşan bir ergitme kapasitesine sahip, alaşımlama dahil demir dışı metallerin ve kazanılmış ürünlerin (saflaştırma ve dökümcülük vs.) ergitilmesi için olanlar,

– İşleme teknelerinin hacmi 30 m³’ü aşan, elektrolitik ya da kimyasal prosesler kullanan metallerin ve plastik materyalin yüzeyden işlenmesi için olan tesisler.

  1. Mineral sanayii

– Günde 500 tonu geçen üretim kapasiteli döner fırınlarda çimento klinkerinin üretimi, günde 50 tonu geçen üretim kapasitesine sahip olan döner fırınlarda kireç üretimi ya da günde 50 tonu geçen üretim kapasitesine sahip diğer fırınlardaki üretim için olan tesisler,

– Asbest ve asbest içeren ürünlerin üretimi tesisleri,

– Günde 20 tonu geçen ergitme kapasitesine sahip ve cam lifi dahil, cam üretimi için tasarlanmış tesisler,

– Günde 20 tonu geçen ergitme kapasitesine sahip, mineral liflerinin üretimi de dahil olmak üzere mineral bileşiklerinin ergitilmesi için tasarlanmış tesisler,

– Günde 75 tonu aşan üretim kapasitesine ve/veya 4 m³’ü aşan fırın kapasitesine ve fırın başına 300 kg/m³’ü aşan ayar yoğunluğua sahip olan ve özellikle kiremit, tuğla, ateş tuğlası, karo, fayans ya da porselen olmak üzere seramik ürünlerinin üretimi için tasarlanmış tesisler.

  1. Kimya Sanayii Bu paragraf içerisine dahil olan faaliyet kategorilerinin anlamı, üretim (a)’dan (g)’ye kadar olan alt paragraflarda listelenen maddelerin ya da madde gruplarının kimyasal işlemi ile sanayi ölçeğinde üretimidir. :

– Aşağıda sunulanlar gibi temel organik kimyasalların üretimi ile ilgili kimya tesisleri:

  1. Basit hidrokarbonlar (çizgisel ya da dairesel, doygun ya da doymamış, alifatik ya da aromatik)
  2. Alkoller, aldehitler, eterler, peroksitler, epoksi reçineleri gibi oksijen içeren hidrokarbonlar,
  3. Sülfürlü hidrokarbonlar,
  4. Aminler, amidler, nitröz bileşenleri, nitro bileşenleri ya da nitrat bileşeni, nitriller, siyanatlar, izosiyanatlar gibi azotlu hidrokarbonlar,
  5. Fosfor içeren hidrokarbonlar,
  6. Halojenli hidrokarbonlar,
  7. Organometalik bileşikler,
  8. Temel plastik materyaller (polimerler, sentetik dokular vb.),
  9. Sentetik kauçuklar,
  10. Boyalar ve pigmentler,
  11. Tansio aktif maddeler ve kapilar aktif cisimler,

– Aşağıda sunulanlar gibi temel inorganik kimyasal maddelerin üretimi için kimya tesisleri

  1. Amonyak, klor ya da hidrojenklorür, flor ya da hidrojen florür, karbondioksit, sülfür bileşikleri, azot oksitleri, hidrojen, kükürtdioksit, karbonil klorür gibi gazlar,
  2. Kromik asit, hidroflorik asit, fosforik asit, nitrik asit, hidroklorik asit, sülfürik asit, yağ asidi, sülfür asitleri gibi asitler,
  3. Amonyum hidroksit, potasyum hidroksit, sodyum hidroksit gibi bazlar,
  4. Amonyum klorür, potasyum klorat, potasyum karbonat, sodyum karbonat, perborat, gümüş nitrat gibi tuzlar
  5. Ametaller, metal oksitleri ya da kalsiyum karbür, silisyum, silisyum karbür gibi inorganik bileşikler,

– Fosfor -, azot – ya da potasyuma dayalı gübrelerin (basit ya da bileşik gübreler) üretimi için kimya tesisleri,

– Temel bitki sağlığı ürünleri ve biyositlerin üretimi için kimya tesisleri,

– Temel eczacılık ürünlerinin üretimi için kimyasal ya da biyolojik prosesleri kullanan kimya tesisleri,

– Patlayıcıların üretimi ile ilgili kimya tesisleri,

– Protein içeren katkı maddeleri, mayalar ve diğer proteinli maddelerin üretimi için kimyasal ya da biyolojik proses kullanan tesisler.

  1. Atık Yönetimi

Tehlikeli atıkların yakılması, geri kazanılması, kimyasal işlemden geçirilmesi ya da “landfill”i tesisleri,

– Saatte 3 tonu aşan kapasiteye sahip evsel atıkların yakılması tesisleri,

– Günde 50 tonu aşan kapasiteye sahip tehlikeli olmayan atıkların bertarafı tesisleri,

– Atıl/hareketsiz atıkların landfill sahaları hariç, günde 10 tondan daha fazla atık alan ya da toplam kapasitesi 25000 tonu geçen landfill sahaları,

  1. 150.000 kişilik eşdeğer nüfusu aşan kapasiteye sahip atıksu arıtma tesisleri,
  2. Aşağıdakilerin üretimi için tasarlanmış endüstriyel tesisler:

– Kereste ve benzer lifli malzemeden kağıt hamurunun üretimi tesisleri,

– Günde 20 tonu aşan kapasiteye sahip, kağıt ve karton üretimi tesisleri,

  1. Uzun mesafeli demiryolu trafiği için güzergahların ve temel pist uzunluğu 2100 metre ya da daha fazla olan olan havalimanlarının inşaa edilmesi,

– Motorlu taşıt yollarının ve ekspres yolların inşaa edilmesi,

– Dört ya da daha fazla şeritli yeni bir yolun inşaa edilmesi ya da iki şeritli ya da daha az şeritli mevcut bir yolun dört ya da daha fazla sayıda şerit sağlamak üzere genişletilmesi, yani bir yol olması ya da bir yolun tekrar hizalanmış ve/veya genişletilmiş kısımları olması durumunda sürekli uzunluk 10 km. ya da daha fazla olacaktır.

  1. – 1350 tonun üzerindeki gemilerin geçişine izin veren kıta için su yolu trafiği için, kıta için su yolları ve limanlar,

– Ticari limanlar, karaya bağlı yükleme ve boşaltma için olan iskeleler (feribot ayakları hariç) ve 1350 tonun üzerinde gemileri alabilen dış limanlar,

  1. çıkarılan ya da yeniden yüklenen suyun yıllık hacminin 10 milyon m³’e eşit olduğu ya da aştığı durumlarda, yeraltı suyu çıkarma ya da yapay yeraltı suyu yeniden yükleme programları.
  2. – Aktarımın olası su sıkıntılarını önlemeyi hedeflediği ve aktarılan suyun yılda 100 milyon m³’ü aştığı yerlerde, nehir havzaları arasında suyun aktarılması ile ilgili faaliyetler,

– Diğer bütün durumlarda, su alınan nehir havzasının yıllara yaygın akış ortalamasının yılda 2000 milyon m³’ü ve aktarılan suyun bu akışın % 5’ini aşması durumunda, su kaynaklarının nehir havzaları arasında aktarımı.

  1. Petrol olması durumunda, çıkarılan miktarın 500 ton/günü ve gaz olması durumunda ise çıkarılan miktarın 500.000 m³/günü aştığı durumlarda, petrol ya da doğalgazın ticari amaçlarla çıkarılması,
  2. Yeni ya da ilave veya depolanan su miktarının 10 milyon m³’ü aşması durumunda suyu tutmak ya da kalıcı olarak depolamak için tasarlanmış barajlar ve diğer tesisler,
  3. 800 mm’den daha büyük çaplı ve 40 km.’den uzun gaz, petrol ya da kimyasal maddelerin taşınımı için tasarlanan boru hatları,
  4. Aşağıdaki miktarlardan daha fazla kümes hayvanı ya da domuzun yoğun olarak yetiştirilmesi için tasarlanan tesisler:

– Kümes hayvanları için 40.000 yer,

– Üretim domuzları (30 kg. üzerindeki ağırlık) için 2000 yer ya da

– Yetişkin dişi domuzlar için 750 yer.

  1. Saha alanı 25 hektarı aşması durumunda açık ocak madenciliği ve ocaklar ya da saha alanı 150 hektarı aşması durumunda turba çıkarılması.
  2. 220 kV ya da daha yüksek voltaja ve 15 km.’den fazla uzunluğa sahip üstten geçen elektrik güç hatlarının inşaası.
  3. 200.000 ton ya da daha fazla kapasiteye sahip petrol, petrokimyasal ya da kimyasal ürünlerin depolanması tesisleri.
  4. Diğer faaliyetler:

– İşleme kapasitesinin günde 10 tonu geçmesi durumunda, elyaf ya da tekstillerin ön işlemi (yıkama, ağartma ve merserizasyon gibi işlemler) ya da boyanması için tasarlanmış tesisler,

– İşleme kapasitesinin günde 12 ton nihai ürünü aştığı durumlarda, post ve derilerin tabaklanması için tasarlanan tesisler,

  1. Günde 50 tondan fazla karkas üretim kapasitesine sahip mezbahalar,
  2. Aşağıdakilerden besin ürünlerini üretme amaçlı işleme ve muameleden geçirme faaliyetleri:

– Günde 75 tondan fazla nihai ürün üretim kapasitesine sahip (süt hariç) hayvan hammaddeleri,

– Günde 300 tondan fazla nihai ürün üretim kapasitesine sahip sebze hammaddeleri (üç aylık temel ortalama değer),

  1. Sütün işlenmesi ve muameleden geçirilmesi, alınan sütün miktarı günde200 tondan fazla ise (yıllık bazda ortama değer)

– Günde 10 tonu geçen işlem görme kapasitesine sahip, hayvan karkaslarının ve hayvan atıklarının bertarafı ya da geri kazanım tesisleri,

– Özellikle elbise, baskı, kaplama, yağ giderme, su geçirmezliği sağlama, apreleme, boyama, temizleme ya da emprenye etmek için saatte 150 kg.’dan ya da yılda 200 tondan fazla tüketim kapasitesine sahip, organik çözücüler kullanan maddelerin, nesnelerin ya da ürünlerin yüzeyde işlenmesi için tasarlanan tesisler,

– Yakma ya da grafitizasyon işlemi ile karbon (zor yanan kömür) ya da elektrografit üretimi için olan tesisler,

  1. Paragraf 1-19 tarafından kapsanmayan ve ulusal mevzuat ile uyumlu olarak çevresel etki değerlendirmesi prosedürü altında halkın katılımının hükme bağlandığı herhangi bir faaliyet.
  2. Çevre ya da sağlık üzerinde önemli bir olumsuz etkisi olmadıkça, iki yıldan az süreli, yukarıdaki projelerin özellikle yöntem ya da ürünlerin araştırılması, geliştirilmesi ve test edilmesine yönelik projelerinin hiçbirine madde 6, paragraf 1 (a) hükümleri uygulanmayacaktır.
  3. Bir proje değişikliği ya da genişletmenin kendisinin, bu ek içerisinde belirlenen kriter ya da eşik değerleri karşılaması durumunda, faaliyetlerde meydana gelen değişiklikler ya da genişletmeler madde 6, paragraf 1 (a) hükümlerine tabi olacaktır. Faaliyetlerin diğer herhangi bir değişiklik ya da genişletmesi, madde 6, paragraf 1 (b) hükümlerine tabi olacaktır.

NOTLAR

  1. Nükleer santraller ve diğer nükleer reaktörler, bütün nükleer yakıt ve diğer radyoaktivite bulaşmış elementler, tesis alanından kalıcı olarak çıkarıldığında bu gibi bir tesis olma durumunda olmayacaklardır.
  2. Bu Sözleşmenin amaçları açısından, “havalimanı” 1944 tarihli Chicago Sözleşmesinde ortaya konan tanıma uyan hava limanı anlamına gelmektedir.
  3. Bu Sözleşmenin amaçları açısından, “Ekspres yol” 15 Kasım 1975 tarihli Ana Uluslararası Trafik Yolları hakkındaki Avrupa Sözleşmesinde ortaya konan tanıma uyan bir yol anlamına gelmektedir.

Ek 2

TAHKİM

  1. Bu Sözleşmenin, Madde 16, paragraf 2’sine göre tahkim için bir anlaşmazlığın sunuluyor olması durumunda, Taraflardan biri ya da Taraflar tahkim konusu olan meseleyi Sekreterya’ya bildirecek ve özellikle bu Sözleşmenin yorumlanması ya da uygulanmasında sorun olan maddelere işaret edecektir. Sekreterya alınan bilgiyi bu Sözleşmenin bütün taraflarına bildirecektir.
  2. Tahkim Kurulu üç üyeden oluşacaktır. Hem iddia sahibi taraf ya da taraflar, hem de anlaşmazlığın diğer taraf ya da tarafları birer hakem tayin edecek ve bu şekilde tayin edilmiş bu iki hakem ortak mutabakat ile tahkim kurulunun başkanı olacak olan üçüncü hakemi tayin edeceklerdir. Üçüncü hakem, anlaşmazlığın taraflarından biriyle aynı milletten olmayacak ve bunlardan hiçbiri tarafından istihdam edilmemiş olacak ya da diğer bir yetki altında dava ile ilgilenmemiş olacaktır.
  3. Eğer tahkim kurulunun başkanı, ikinci hakemin tayin edilmesinden itibaren iki ay içerisinde tayin edilmemiş ise, Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası anlaşmazlığın taraflarından birinin talebi üzerine, sonraki ik aylık dönem içerisinde başkanı atayacaktır.
  4. Eğer anlaşmazlığın taraflarından birisi, talebin alınmasını müteakip iki ay içerisinde tahkim kurulu başkanını tayin edecek olan Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası bu durumdan haberdar edilebilir. Tayin edilmesi üzerine tahkim kurulunun başkanı iki ay içerisinde hakem tayin etmemiş taraftan hakem tayin etmesini talep edecektir.
  5. Tahkim kurulu kararını uluslararası hukuk ve bu Sözleşmenin hükümlerine göre verecektir.
  6. Bu ek içerisinde öngörülen hükümler altında oluşturulmuş herhangi bir tahkim kurulu kendi usul kurallarını hazırlayacaktır.
  7. Hem usul hem de kapsam hakkındaki tahkim kurulu kararları, üyelerinin oy çoğunluğu ile alınacaktır.
  8. Kurul, maddi delilleri ortaya koymak üzere bütün uygun önlemleri alabilir.
  9. Anlaşmazlığın tarafları, tahkim kurulunun çalışmasını kolaylaştıracak ve özellikle kendi tasarruflarındaki bütün araçları kullanarak aşağıdakiler yapacaktır:
  10. İlgili tüm bilgi ve belgeleri sağlayacaktır.
  11. Gerekli olduğunda tanık ya da uzmanların çağırılmasını ve kanıtların almasını sağlayacaktır.
  12. Taraflar ve hakemler, tahkim kurulunun işleyişi sırasında gizli olarak elde ettikleri bütün bilgilerin gizliliğini koruyacaktır.
  13. Tahkim kurulu, taraflardan birinin talebi üzerine muvakkat koruma önlemi tavsiye edebilir.
  14. Eğer anlaşmazlığın taraflarından biri, tahkim kurulu önünde hazır bulunmazsa ya davasında sunmakta başarısız olursa, diğer taraf kuruldan işlemlerine devam etmesini venihai kararını vermesini isteyebilir. Bir tarafın yokluğu ya da savunma yapmaması tahkim sürecinin önünde engel oluşturmayacaktır.
  15. Tahkim kurulu, doğrudan anlaşmazlık konusundan kaynaklanan mukabil iddiaları dinleyebilir ve belirleyebilir.
  16. Tahkim kurulu aksini tespit etmedikçe, davanın özel durumları nedeni ile üyelerinin ücretleri dahil olmak üzere kurulun masrafları anlaşmazlığın taraflarınca eşit hisseler halinde karşılanacaktır. Tahkim kurulu, bütün masraflarının bir kaydını tutacak ve bunlar hakkında taraflara kesin bir bildirimde bulunacaktır.
  17. Anlaşmazlığın konusu içerisinde hukuki açıdan çıkarı olan ve davada alınan karardan etkilenebilecek bu Sözleşmenin herhangi bir Tarafı, kurulun rızası ile işlemlere müdahale edebilir.
  18. Tahkim kurulu zaman sınırlamasını beş ayı geçmeyecek bir dönem için uzatmayı gerekli görmedikçe, kurulduğu tarihten itibaren beş ay içinde kararını verecektir.
  19. Tahkim kurulunun kararına, nedenleri hakkında bir bildirim eşlik edecektir. Bu karar kesin ve anlaşmazlığın tüm tarafları açısından bağlayıcı olacaktır. Bu karar, tahkim kurulu tarafından anlaşmazlığın taraflarına ve Sekreteryaya gönderilecektir. Sekreterya alınan bilgileri, bu Sözleşmenin taraflarına iletecektir.
  20. Kararın yorumlanması ya da uygulanması ile ilgili olarak Taraflar arasında ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlık, taraflardan herhangi biri tarafından kararı veren tahkim kuruluna bildirilecek ya da eğer tahkim kurulu bu anlaşmazlığı inceleme durumuna sahip değilse ilk baştaki ile aynı şekilde, bu amaç için kurulmuş diğer bir tahkim kuruluna sunulacaktır.

Uluslararası Hukuk Sözlüğü

0
Uluslararası Hukuk Sözlüğü

Uluslararası Hukuk Sözlüğü

ULUSLARARASI HUKUK SÖZLÜĞÜ
International Law Dictionary
Türkçe
İngilizce
AB barışı koruma gücü
EU peace keeping force
AB dış ilişkiler ve güvenlik politikası
EU foreign and security policy
AB dönem başkanlığı
presidency of the Council of the European Union
AB Komisyonu
EU Commission
AB müktesebatı
acquis communautaire
AB savunma politikası
EU defence policy
AB üye devletleri
EU member states
abluka
blockade
acil durum
state of emergency
acil eylem planı
emergency action plan
açık deniz
high seas
açık kapı politikası
open door policy
açık toplum
open society
ada ve adacıklar
islands and islets
aday gösterme
nomination
aday ülke
candidate country
adaylık süreci
candidacy
ademi merkeziyet
decentralization
afrasya
afrasia
Afrika boynuzu
Horn of Africa
agreman
agrément
ağırlaşmış koşullar
aggravated circumstances
akılcılık
rationality
akıllı güç
smart power
akil adamlar
wise men
âkit taraflar
contracting parties
algı(lama)
perception
alt bölgesel örgütler
sub-regional organizations
alt komite
sub-committee
alt meclis
lower house
ambargo
embargo
ana dilde eğitim
mother tongue education
ana muhalefet partisi
main opposition party
anahtar ülke
key country
angajman kuralları
rules of engagement
anklav
enclave
anlaşmadan çekilme
withdrawal from an agreement
anlaşmanın akdedilmesi
conclusion of an agreement
anlaşmanın feshedilmesi
denouncement of an agreement
anlaşmanın gözden geçirilmesi
revision of an agreement
anlaşmanın imzalanması
signature of an agreement
anlaşmanın müzakeresi
negotiation of an agreement
anlaşmanın onaylanması
ratification of an agreement
anlaşmanın sona erdirilmesi
termination of an agreement
anlaşmanın tadil edilmesi
amendment of an agreement
anlaşmanın yenilenmesi
renewal of an agreement
anlaşmaya ek protokol
protocol to an agreement
anlaşmaya taraf olma
accession to an agreement
anlaşmazlık
dispute
anlaşmazlıkların barışçıl çözümü
peaceful settlement of disputes
anti balistik füze sistemi
anti balistic missile system
antlaşmaların yorumu
interpretation of treaties
ara seçim
by-election
arabulucu
mediator
arabuluculuk
mediation
arama ve kurtarma
search and rescue
Arap Baharı
Arab Spring
ardıl devlet
successor State
ardındaki sebep
underlying causes
arka kanal diplomasisi
back-channel diplomacy
asimetrik tehdit
asymmetric threat
asimilasyon
assimilation
askerden arındırılmış bölge
demilitarized zone
askeri bölge
military zone
askeri harcamalar
military expenditures
askeri işbirliği
military cooperation
askeri müdahale
military intervention
askeri tatbikat
military exercise
askeri üs
military base
askeri yaptırım
military sanction
aşamalı yaklaşım
phase-in approach
aşırı güç
excessive force
ateşkes
cease-fire
ateşkes anlaşması
cease-fire agreement
ateşkes hattı
cease-fire line
ateşli silahlar
fire arms
atom silahları
atomic weapons
Avrupa Birliği
European Union
Avrupa Birliği gücü
EU force
Avrupa Ekonomik Topluluğu
European Economic Community
Avrupa Topluluğu
European Community
ayaklanmaya teşvik
sedition
ayrıcalık
privilege
ayrılıkçı hareket
separatist movement
ayrılma
secession
ayrım politikası
discrimination policy
ayrımcılık
discrimination
ayrımcılık yapmama ilkesi
non discrimination principle
ayrıntılı gündem
annotated agenda
azınlık
minority
azınlık hükümeti
minority government
bağımlı devlet
client state
bağımlılık
dependency
bağlantısız ülkeler
non-aligned countries
bağlı özerk toprak
unincorporated territory
bağlı toprak
dependency
bakanlar kurulu
cabinet of ministers, cabinet
balıkçılık bölgesi
fishing zone
balistik füze
ballistic missile
barış içinde birarada yaşama
peaceful coexistence
barış inşası
peace-building
barış süreci
peace process
barış yapım süreci
peace-making process
barışa karşı suç
crimes against peace
barışçıl çözüm
peaceful solution
barışçıl müdahale
peaceful intervention
barışçıl yaklaşım
peaceful approach
barışı koruma
peace-keeping
barışı koruma güçleri
peacekeeping forces
barışın denetimi
peace monitoring
barışın ihlali
breach of peace
barışma
reconciliation
barışsever toplumlar
peace loving peoples
basın açıklaması
press release
baskı grubu
pressure group
baskıcı rejim
oppressive regime
baş başa toplantı
tête-à-tête meeting
başarısız devlet, batık devlet
failed state
başkan
president
başkanlık makamı
chair
bedeli ağır galibiyet
Pyrrhic victory
bekle gör politikası
wait and see policy
beşeri çevre
human environment
beşeri yerleşim
human habitat
beyanname
declaration
bilgi toplumu
information society
bilgi ve beceri aktarımı
transfer of knowledge and skills
birbiriyle uyumlu çabalar
concerted efforts
Birleşmiş Milletler Sistemi
United Nations System
bitişik bölge
contiguous zone
biyolojik silahlar
biological weapons
BM Antlaşması
Charter of the United Nations
BM barış gücü
UN peacekeeping force
BM Genel Sekreteri
Secretary General of the UN
BM Güvenlik Konseyi kararı
UN Security Council resolution
BM ihtisas kuruluşları
UN specialized agencies
BM kararı
UN resolution
BM sözleşmeleri
UN conventions
BM Teşkilatı
UN Organization
BM yaptırımları
UN sanctions
boş koltuk politikası
empty chair policy
boş oy kağıdı
blank ballot paper
boykot
boycott
bölge-altı örgütler
sub-regional organizations
bölgecilik
regionalism
bölgesel barış
regional peace
bölgesel çatışma
regional conflict
bölgesel ekonomik bütünleşme
regional economic integration
bölgesel güç
regional power
bölgesel işbirliği
regional cooperation
bölgesel örgütler
regional organizations
bölgesel sahiplenme
regional ownership
bölgesel sözleşme
regional convention
bölünme
separation
buyrultu
exequatur
bütünleşme
integration
bütünleyici müzakere
integrative negotiation
bütünüyle geri çekilme
total withdrawal
büyükelçi
ambassador
büyükelçilik
embassy
caydırıcı güç
deterrent force
caydırıcılık
deterrence
Cebelitarık
Gibraltar
cenapları
his/her highness
coğrafi konum
geographical location
Cumhurbaşkanı
President of the Republic
çalışma kuralları
modalities
çalışma ziyareti
working visit
çatışan taraflar
conflicting parties
çatışma
conflict
çatışma alanları
conflict zones
çatışma bölgeleri
conflict regions
çatışma dinamikleri
dynamics of conflict
çatışma sonrası yeniden yapılanma
post-conflict reconstruction
çatışma tırmanışı
escalation of conflict
çatışma yönetimi
(political) conflict management
çatışmaların çözümlenmesi/çatışmaların çözümü
conflict resolution
çatışmanın önlenmesi
conflict prevention
çekince
reservation
çerçeve anlaşma
framework agreement
çevreleme
containment
çıkar çatışması
conflict of interest
çıkar grupları
interest groups
çoğulculuk
pluralism
çoğunluğun sağlanamaması
lack of majority
çok boyutlu dış politika
multi-dimensional foreign policy
çok boyutlu diplomasi
multi-dimensional diplomacy
çok kulvarlı diplomasi
multi-track diplomacy
çok kutuplu sistem
multi-polar system
çok kutupluluk
multipolarity
çok kültürlü eğitim
multicultural education
çok taraflı anlaşma
multilateral agreement
çok taraflı diplomasi
multilateral diplomacy
çok taraflı ilişkiler
multilateral relations
çok taraflı sözleşme
multilateral convention
çok uluslu barış gücü
multinational peace force
çok uluslu örgütler
multinational organizations
çözüm süreci
resolution process
daimi delegasyon
permanent delegation
daimi sekreterya
permanent secretariat
daimi temsilcilik
permanent representation
daimi üyelik
permanent membership/ seat
danışman
consultant /advisor
davet edilen ülke
invited country
davranış kuralları
code of conduct
dayanışma
solidarity
değerlendirme raporu
evaluation report
delege
delegate
demeç
statement
demokratik değerler
democratic values
demokratik dönüşüm süreci
democratic transition process
demokratikleşme
democratization
denetim ve denge
checks and balances
denge
equilibrium
deniz aşırı ülkeler ve topraklar
overseas countries and territories
deniz üssü
naval base
denizyatağı
seabed
Devlet Başkanı
Head of State
devlet başkanları konferansı
conference of heads of state
devlet benzeri
quasi-state
devlet içi çatışma
intrastate conflict
devlet makamları
state authorities
devlet memuriyeti
civil service
devlet merkezcilik
state-centrism
devlet ziyareti
state visit
devletin ülkesi
state territory
devletlerarası çatışma
interstate conflict
devredilemez haklar
inalienable rights
dış baskı
foreign pressure
dış destek
foreign support
dış etki
external influence
dış ilişkiler
external relations
dış müdahale
foreign intervention
dış politika
foreign policy
dış yardım
foreign aid
dış yardıma bağımlılık
dependence on foreign aid
dışişleri
foreign affairs
Dışişleri Bakanı
Minister of Foreign Affairs, Secretary of State (USA), Foreign Sec
Dışişleri Bakanları Konseyi Olağan Toplantısı
Regular Meeting of the Council of Ministers of Foreign Affairs
Dışişleri Bakanlığı
Ministry of Foreign Affairs, Department of State (USA), Foreign (
dilekçe
petition
din özgürlüğü
freedom of religion
din ve inanç özgürlüğü
freedom of religion and belief
dini hoşgörüsüzlük
religious intolerance
diyalog süreci
dialogue process
doğal afet
natural disaster
doğrulama önlemleri
verification measures
dost ülke
friendly nation
dostane çözüm
friendly settlement
dostane girişim
good offices
dostane ilişkiler
amicable relations
dostça olmayan hareket
unfriendly act
dönem başkanlığı
chairmanship-in-office
dönüşüm süreci
transition process, process of transition
dünya barışı
world peace
dünya toplumu
world society
düşük yoğunluklu çatışma
low-intensity conflict
düşünce özgürlüğü
freedom of thought
düzenli izleme
regular follow-up
egemenlik
sovereignty
ekonomik buhran
economic depression
ekonomik ilişkiler
economic relations
ekonomik işbirliği
economic cooperation
ekonomik kalkınma
economic development
ekonomik kriz
economic crisis
eksklav
exclave
emperyalizm
imperialism
en az gelişmiş ülkeler
least developed countries
enerji kaynakları
energy resources
erteleme (toplantı)
adjournment
esnek karşılık doktrini
flexible response doctrine
eş-başkanlık
co-presidency
eşit temel
equal basis
etnik çatışma
ethnic conflict
etnik milliyetçilik
ethnic nationalism
etnik sorunlar
ethnic problems
etnik temizlik
ethnic cleansing
evrensel değerler
universal values
eylem planı
action plan
federal devlet
federal state
federalizm
federalism
FIR (uçuş bilgi bölgesi)
FIR (flight information region)
fikri mülkiyet hakları
intellectual property rights
füze savunma sistemi
missile defense system
garantör ülke
guarantor state
gayri resmi diplomasi
informal diplomacy ,unofficial diplomacy/track-two diplomacy
geçici hükümet
caretaker government, interim government
geçici koruma
temporary protection
geçici sığınmacılar
temporary refugees
geçici sınır çizgisi
demarcation line
geçici üyelik (BMGK)
non-permanent membership (UNSC)
geçiş süreci
transition process
gelişmekte olan ülkeler
developing countries
genel kurul
general assembly
genel oturum
plenary session
genişleme stratejisi
enlargement strategy
genişleme süreci
enlargement process
geri çekilme
disengagement
gerileme
recession
gıda yardımı
food aid
gizli diplomasi
secret diplomacy
göçmen işçiler
migrant workers
göçmen kaçakçılığı
migrant smuggling
gölge kabine
shadow cabinet
gönüllü kuruluşlar
voluntary agencies/organizations
göreceli yoksunluk
relative deprivation
görev gücü
task force
görev süresi
term of office
görüş birliği
identity of views
gözden geçirme konferansı
review conference
gözlemci
observer
gözlemci statüsü
observer status
güç dengesi
balance of power
güç teorisi
power theory
güç yaklaşımı
power approach
güçler ayrılığı
separation of powers
gündem
agenda
gündem dışı konuşma
one minute speech
gündem maddeleri
agenda items
güven arttırcı önlemler (GAÖ)
confidence building measures
güven eksikliği
lack of confidence
güven oyu
vote of confidence
güven oyu önergesi
motion of confidence
güven ve güvenlik arttırıcı önlemler (GGAÖ)
confidence and security building measures
güvenilir kaynaklar
reliable sources
güvenlik riski
security risk
güvenlik tedbirleri
security measures
güvenlik ve özgürlük hakkı
right to freedom and security
hakemlik, tahkim
arbitration
hakkaniyet
equity
harekat bölgesi
zone of operation
hasım güçler
hostile forces
hasmane ilişkiler
hostile relations
hava koridoru
air corridor
hava sahası
air space
hava sahasının ihlali
violation of air space
hava trafik hizmetleri
air traffic services
hayati çıkar
vital interest
hegemonya
hegemony
himaye edilen devlet, protektora
protectorate
hinterland
hinterland
hiyerarşi
hierarchy
hudut
border
hudut ihtilafI
border conflict/dispute
hudut kapısı
border gate
hudut olayı
border incident
hukuk devleti
rule of law
hukukun üstünlüğü
supremacy of law
hükümdar
sovereign
hükümet dışı örgüt
non-governmental organization (NGO)
hükümet partisi
governing/ruling party
hükümetlerarası anlaşma
intergovernmental agreement
ırk ayrımcılığı
racial discrimination
ırkçılık
racism
iç barış
domestic/internal peace
iç karışıklık
internal disturbance
iç karmaşa
domestic turbulence
iç savaş
civil war
iç yargı yetkisi
domestic jurisdiction
içişlerine karışmama
non-interference in domestic affairs
içişlerine müdahale
interference in domestic affairs
ifade özgürlüğü
freedom of expression
ihtilaf
dispute
ihtilafların çözümü
settlement of disputes
ihtimal planı
contingency planning
ikili anlaşma
bilateral agreement
ikili ilişkiler
bilateral relations
iklim değişikliği
climate change
iktidar partisi
ruling party
ilerleme raporu
progress report
iletişim kanalları
communication channels
ilgili taraflar
concerned parties
ilhak
annexation
ilişkili devlet
associated state
ilke kararı
resolution
ilke mutabakatı
agreement in principle
imkan/yetenek
capability
inceleme misyonu
fact-finding mission, inquiry mission
infiratçılık/izolasyonizm
isolationism
insan hakları
human rights
insan hakları ihlalleri
human rights abuse/violation
insan kaçakçılığı
human trafficking
insani müdahale
humanitarian intervention
insani yardım
humanitarian aid
insanlığa karşı işlenen suçlar
crimes against humanity
insansız bölge
no man’s land
irredantizm
irredentism
islam düşmanlığı
islamofobi
istihbarat servisi
intelligence service
istikrar
stability
istikrarlı barış
stable peace
istikrarlı demokrasi
stable democracy
istikrarlı kriz
stable crisis
istikşafi görüşmeler
exploratory talks
istila
invasion
istişare
consultation
istişari görüş
advisory opinion
istişari komisyon
advisory commission
isyan
rebellion
it dalaşı
dogfight
ittifak
alliance
iyi niyet
goodwill
iyi niyet elçisi
goodwill ambassador
iyi niyet misyonu
goodwill mission
iyi yönetişim
good governance
kabul eden devlet
receiving state
kadın hakları
women’s rights
kalıcı barış
lasting peace
kalıcı uzlaşma
lasting reconciliation
kalkınmakta olan ülkeler
developing countries
kalkışma
insurgency
kamu diplomasisi
public diplomacy
kamu düzeni
public order
kamu hizmeti
public service
kamuoyu
public opinion
kançılarya
chancery
kapsamlı çözüm
comprehensive settlement
kara mayınları
land mines
kara para aklanması
money laundering
karar alma organları
decision-making bodies
karar vericiler
policymakers
karar verme mekanizmaları
decision-making mechanisms
karargah/genel merkez
headquarters
karasuları
territorial waters
karşılıklı anlayış
mutual understanding
karşılıklı bağımlılığın simetrisi
symmetrical interdependence
karşılıklı bağımlılık
interdependence
karşılıklı destek anlaşması
mutual support agreement
karşılıklı güven
mutual trust
karşılıklı menfaat
mutual interest
karşılıklılık/mütekabiliyet
reciprocity
karşıt parti ile hareket etmek
crossing the floor
katılım anlaşması
accession agreement
katılım kriterleri
accession criteria
katılım müzakereleri
accession negotiations
katılım ortaklığı
accession partnership
katılım öncesi süreç
pre-accession process
katılımcı demokrasi
participatory democracy
katma protokol, ek protokol
additional protocol
kavimmerkezcilik/etnosentrizm
ethnocentrism
kazananı olmayan oyun
zero-sum game
kazan-kazan stratejisi
win-win situation
kendi kaderini tayin
self-determination
kendine kendine yeterlilik
self-sufficiency
kendini savunma
self defense
keyfi idare
arbitrary regime
Kıbrıs sorunu
Cyprus issue
kılavuz ilkeler
guidelines
kırmızı çizgi
red line
kışkırtma
provocation
kıta sahanlığı
continental shelf
kıta sahanlığının sınırlandırılması
delimitation of continental shelf
kıtalararası balistik füze
inter-continental ballistic missile
kıyıdaş devletler
riparian states
kilit aktörler
key actors
kimyasal silahlar
chemical weapons
kişisel hak ve özgürlükler
individual rights and freedoms
kitle iletişim araçları
mass media
kitle imha silahları
weapons of mass destruction
koalisyon hükümeti
coalition government
kolaylaştırıcılık
facilitation
komplo
conspiracy
komşularla sıfır sorun
zero problem with neighbours
konstrüktivizm
constructivism
konvansiyonel silahlar
conventional weapons
korsanlık
piracy
korumacılık
protectionism
kriz masası
crisis desk
kriz yönetimi
crisis management
kurtuluş hareketleri
liberation movements
kurucu meclis
constituent assembly
kurucu üyeler
founding members
kurumsal düzenleme
institutional arrangement
kutuplaşma
polarization
kuvvet konuşlandırılması
force deployment
kuvvetler ayrılığı
separation of powers
kuzey-güney diyaloğu
north-south dialogue
kültür başkenti
cultural capital
kültür emperyalizmi
cultural imperialism
kültürel çeşitlilik
cultural diversity
kültürel duyarlılık
cultural awareness
kültürel farklılıklar
cultural differences
kültürel ilişkiler
cultural relations
kültürlerarası diyalog
intercultural dialogue
küresel güvenlik
global security
küresel tehdit
global threat
küresel yönetişim
global governance
küreselleşme
globalization
liberalizm
liberalism
lobi
lobby
Maastricht Kriterleri
Maastricht Criteria
maiyet
entourage
medeniyetler çatışması
clash of civilizations
medeniyetler ittifakı
alliance of civilizations
mekik diplomasisi
shuttle diplomacy
meşru savunma
legitimate defense
meşru talep
legitimate demands
meşru temsilci
legitimate representative
meşruiyet
legitimacy
mevkidaş
counterpart
mezhep çatışması
sectarian conflict
mezheplerarası çatışma
sectarian clashes
milli birlik
national unity
milli çıkar
national interest
milli güç
national power
milli sınırlar
national boundaries
milliyetçilik
nationalism
misilleme
reprisal
model ortaklık
model partnership
muhalefet şerhi
dissenting opinion
muharip
belligerent
muharip harekât
combat operation
mutabakat
accord
müdahale
intervention
müdahale etmeme
non-intervention
müdahil taraf
intervening party
mülteci
refugee
münhasır ekonomik bölge
exclusive economic zone
mütareke
armistice
mütecaviz fiil
belligerent act
müttefik
ally
müzakere
negotiation
müzakere çabaları
negotiation efforts
müzakere eden taraflar
negotiating parties
müzakere süreci
negotiation process
müzakere taslağı
draft for negotiation
müzakere usulü
negotiation procedure
müzakere yoluyla çözüm
negotiated settlement
namus cinayetleri
honor killings
neoliberalism
neoliberalism
neorealizm
neorealism
nihai gündem
final agenda
nihai senet
final act
niyet mektubu
letter of intent
NOTAM
NOTAM ( Notice to Airmen)
nüfus mübadelesi
population exchange
nüfus patlaması
population explosion
nükleer kış
nuclear winter
nükleer silahlar
nuclear weapons
nükleer silahlardan arındırılmış bölge
nuclear-free zone
nükleer silahların yayılmasının önlenmesi
non-proliferation of nuclear weapons
nükleer takatli gemiler
nuclear powered ships
nükleer terörizm
nuclear terrorism
olağan oturum
ordinary session
olası ihtilaf bölgeleri
potential zones of conflict
onay
approval, ratification
onay usulü
ratification procedure
orta yoğunlukta çatışma
mid-intensity conflict
Ortadoğu Barış Süreci
Middle East Peace Process
ortak anlayış
common understanding
ortak beyan
joint declaration
ortak bildiri
joint communiqué
ortak çıkarlar
common interests
ortak girişim
joint initiative
ortak güvenlik
common security
ortak rıza
common consent
ortak tutum
common position
ortak yaklaşım
joint approach
ortak zemin
common ground
ortaklık
association
ortaklık anlaşması
association agreement
otorite
authority
oturum
session
oybirliği
unanimity
oybirliği kararı
unanimous decision
oydaşma
consensus
oyun kuramı
game theory
ön alıcı saldırı
pre-emptive strike
ön seçim
primary election
öncelik sırası
order of priority
öndegelim
precedence
önleyici diplomasi
preventive diplomacy
önleyici müdahale
preventive intervention
örgütlü suç
organized crime
özel temsilci
special envoy
özerk yönetim
home rule
özerklik
autonomy
paradigma
paradigm
paralel diplomasi
parallel diplomacy
paramiliter kuvvet
paramilitary force
parlamenter diplomasi
parliamentary diplomacy
profesyonel ordu
professional army
realizm
realism
realpolitik
realpolitik
reform süreci
reform process
resmi diplomasi
formal diplomacy
rıza
consent
riayet
adherence
saldırgan faaliyetler
aggressive actions
saldırı
aggression
savaş suçları
war crimes
savunma politikası
defense policy
seçim bölgesi
electorate
seçim gözlem misyonu
election observation mission
seferberlik
mobilization
sert güç
hard power
sıcak çatışma
hot conflict
sıcak takip
hot pursuit
sığınma
asylum
sığınma hakkı
asylum right
sığınmacı
asylum seeker
sınır aşan sular
transboundary waters
sınır hattının belirlenmesi
demarcation of the boundary
sınırların yeniden düzenlenmesi
adjustment of borders
sınırlı savaş
limited war
silah ambargosu
arms embargo
silahlanma
armament
silahların kontrolü
arms control
silahlı çatışma
armed conflict
silahlı insansız hava aracı
armed unmanned aerial vehicle, drone
silahlı isyan
armed rebellion
silahlı saldırı
armed attack
silahsız uçuş
unarmed flight
silahsızlanma
disarmament
sivil toplum
civil society
sivil toplum kuruluşları
non-governmental organizations
siyasal çözüm
political solution
siyasal rejim
political regime
siyasi geçiş süreci
political transition process
siyasi haklar
political rights
siyasi iltica
political asylum
siyasi irade
political will
siyasi istikrar
political stability
siyasi istişare
political consultations
siyasi sistem
political system
siyasi taahhüt
political commitment
siyasi uzlaşma
political settlement
soğuk barış
cold peace
soğuk savaş
cold war
soğuk savaş sonrası dönem
post-cold war era
sorun çözme diplomasisi
problem-solving diplomacy
soydaş
cognate, of Turkish descent
soykırım
genocide
sömürgecilik
colonialism
sömürgecilik sonrası
post-colonialism
statüko politikası
status quo policy
stratejik derinlik
strategic depth
stratejik diyalog mekanizması
strategic dialogue mechanism
stratejik eylem planı
strategic action plan
stratejik işbirliği
strategic cooperation
stratejik nükleer silahlar
strategic nuclear weapons
stratejik ortaklık
strategic partnership
suçun önlenmesi
crime prevention
sürdürülebilir barış
sustainable peace
süreç
process
sürekli tarafsızlık
permanent neutrality
sürgünde hükümet
government in exile
sürüncemede kalmış ihtilaflar
protracted conflicts
şartsız teslim
unconditional surrender
tahakküm
domination
tahkim
arbitration
tahrik
provocation
takımada
archipelago
taktik nükleer silahlar
tactical nuclear weapons
taktik silahlar
tactical weapons
tam üyelik
full membership
tamamlayıcı protokol
complementary protocol
tampon bölge
buffer zone
tampon devlet
buffer State
tanıma
recognition
tarafsız devlet
neutral state
tarafsız yaklaşım
impartial attitude, even-handed approach,
tarafsızlık
neutrality
tarafsızlık
impartiality
tarafsızlık siyaseti
neutrality policy
taviz
concession
tavsiye görüşü
advisory opinion
tavsiye kararı
recommendation
tehdit algılaması
threat perception
tek kutupluluk
unipolarity
teknolojik afetler
technological disasters
temas grubu
contact group
temel haklar ve özgürlükler
fundamental rights and freedoms
temel ihtilaflar
key disputes
temel özgürlükler
fundamental freedoms
temsilci
envoy
temsilciler meclisi
house of representatives
temsili demokrasi
representative democracy
terör eylemleri
terrorist actions
terör örgütü
terrorist organization
terör saldırısı
terrorist attack
terörizme karşı mücadele
combating against terrorism, fight against terrorism
tırmanma
escalation
toplantı tutanağı
minutes of the meeting
toplumlararası çatışma
inter-communal conflict
toprak bütünlüğü
territorial integrity
Türk Boğazları
Turkish Straits
uçuş izni
flight clearance
ufuk turu
tour d’horizon
ulus devlet
nation-state
ulus/millet
nation
ulusal aidiyet
national identity
ulusal savunma
national defense
uluslararası anlaşma/antlaşma
international agreement/treaty
uluslararası barış ve güvenlik
international peace and security
uluslararası camia
international community
uluslararası çatışmaların çözümü
resolution of international conflicts
uluslararası girişim
international initiative
uluslararası güvenlik
international security
uluslararası hukuk
international law
uluslararası ilişkiler
international relations
uluslararası ilişkiler kuramı
international relations theory
uluslararası insani hukuk
international humanitarian law
uluslararası konferans
international conference
uluslararası meşruiyet
international legitimacy
uluslararası örgütler
international organizations
uluslararası politika
international politics
uluslararası sistem
international system
uluslararası siyaset
international politics
uluslararası sözleşme
international convention
uluslararası suçlar
international crimes
uluslararası sular
international waters
uluslararası tanıma
international recognition
uluslararası temas grubu
international contact group
uluslararası toplum
international community
uluslararası yaptırımlar
international sanctions
uluslararası yardım
international aid
uluslarötesi aktörler
transnational actors
uluslarüstü
supranational
uluslarüstücülük
supranationalism
uydu devlet
satellite state
uyumlaştırma
harmonization
uyuşmazlık
dispute
uyuşmazlık yönetimi
dispute management
uyuşturucu kaçakçılığı
drug trafficking
uyuşturucuyla mücadele
fight against drugs
uzay tabanlı silahlar
space based weapons
uzlaşma
compromise
üçüncü taraf
third party
ülke içi çatışma
internal conflict
ülke içinde yerinden edilen insanlar
internally displaced people
ültimatom
ultimatum
üniter devlet
unitary state
üye devlet
member state
üye olmayan ülke
non-member state
vakıf
waqf, foundation
vatansız
stateless, heimatlos
vesayet konseyi
trusteeship council
vicdani red
consciencious objection
vizyoner diplomasi
visionary diplomacy
yabancı düşmanlığı
xenophobia
Yahudi düşmanlığı
anti-semitism
Yahudi soykırımı, Holokost
Holocaust
yakın çevre
near abroad
yakınlaşma
rapproachment
yalnızcılık
isolationism
yaptırım
sanction
yararlanıcı ülke
beneficiary country
yargı yetkisi
jurisdiction
yarı-resmi diplomasi
track one and a half diplomacy
yasadışı göç
illegal migration
yasaklı bölge
forbidden zone
yasama erki
legislative power
yasama meclisi
legislative assembly
yatıştırma
appeasement
yatıştırma politikası
appeasement policy
yayılmanın önlenmesi
non-proliferation
yeni dünya düzeni
new world order
yeni ekonomik düzen
new economic order
yeni muhafazakarlık
neo-conservatism
yeni sömürgecilik
neo-colonialism
yeniden yapılanma süreci
restructuring process
yerel yönetim
local administration
yerli nüfus
indigenous population
yetki
authority/power/capacity
yetki devri
devolution
yıldız savaşları
star wars
yönlendirme komitesi
steering committee
yumuşak güç
soft power
yumuşama
détente
yurtdışında yaşayan Türkler
Turks living abroad
yüksek akit taraflar
high conracting parties
yüksek komiser
high commissioner
yüksek komiser
high commissioner
yüksek yoğunlukta çatışma
high-intensity conflict
yükümlülük
obligation
yürürlüğe giriş
entry into force
yürütme erki
executive power
zımni rıza
tacit consent
zirve diplomasisi
summit diplomacy
zirve toplantısı
summit meeting
zorlayıcı tedbirler
coercive measures

Nükleer Savaş ve Çevre Felaketi

0
Noam Chomsky

Nükleer Savaş ve Çevre Felaketi isimli eser Noam Chomsky ve Laray Polk tarafından kaleme alınarak Melda Elif Keskin tarafından Türkçe’ye çevrilmiş, 2013 yılında İnkılap Yayınları tarafından basılmıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Kitabın Tanıtım Bülteni “Dünya çok vahim bir çevre felaketine doğru sürükleniyor.” Yaşadığımız yüzyılın en önemli entelektüellerinden, dilbilimci, filozof, tarihçi, mantıkçı, aktivist, siyasi eleştirmen ve yazar Noam Chomsky, nükleer savaş ve çevre felaketi konularında son derece çarpıcı iddialarla çıkıyor karşımıza. “Türümüzün hayatta kalması açısından iki temel sorun var: nükleer savaş ve çevre felaketi,” diyen Chomsky, çağımızın iki büyük sorununa ve bu sorunların İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ortaklaştığı noktalara dikkat çekiyor. Amerika’nın ve İsrail’in uluslararası politikalarına sert eleştiriler getirirken, dünyayı nükleer ve çevresel bir felakete doğru sürükleyen ülke politikalarını ortaya koyuyor. Japonya, Vietnam ve Irak’ta kullanılan nükleer silahların insanlar ve çevre üzerinde oluşturduğu tahribat, kısa vadeli çıkarları gereği küresel ısınma gerçeğini reddeden politikacılar ve şirket sahipleri, İran ile artan nükleer gerilim, yakın gelecekteki nükleer savaş ihtimalleri gibi pek çok konunun tartışıldığı bu kitap, insanlığa bir uyarı niteliği de taşıyor.[/box]

 

Kitabın Konu Başlıkları ve Bölümleri 

Kitap, sekiz ana başlık altında yazılmıştır. Küresel ısınma ve iklim krizi hakkında devletlerin ve özellikle ABD’nin uygulamaları eleştirel biçimde incelenmekte, çevre hukuku bakımından sıkı bir ABD eleştirisi yapmaktadır.

Çevre Felaketi: Birinci bölüm, insan kaynaklı küresel ısınma, ormanların katledilmesi, biyoyakıt kullanımı gibi konuları ele almaktadır. En zengin ve en güçlü ülke olan ABD’nin çevre konusunda duyarsız olduğu vurgulanmaktadır.

Protesto ve Üniversiteler:  Kitabın ikinci bölümünde nükleer enerji üretimi ve üniversitelerin bu konuda devletlerle olan işbirliği ele alınmakta, üniversitelerin devletlere nükleer enerji üretimi konusunda destek vermemesi gerektiği savunulmaktadır.

Savaşın Zehirliliği: Kitabın üçüncü bölümü, savaşlar sırasında yaşanan çevre felaketlerini konu edinmektedir. ABD’nin çevre hakkında bencil tutumu, çevre kirliliğine karşı önlem almamasını ve bunun sebep olduğu sağlık sorunlarının suç içerdiği savunulmaktadır. Kasıtlı bir cehalet olarak nitelenen bu durum kimyasal silahların yasaklanmasını gerektirmektedir.

Nükleer Tehditler: Kitabın dördüncü bölümü, nükleer savaşa neden olabilecek teknolojinin devletler tarafından kullanılması ve ABD’nin bu konudaki tutumu eleştirilmektedir. Nükleer bir savaş yaşanma ihtimali çok güçlüdür ve birinci derece sorumlu ABD’dir.

Chomsky‘e göre, nükleer tehdidin artırılması ülkesi ABD’nin eseridir.

Çin ve Yeşil Devrim: Kitabın beşinci bölümü, Çin’in yükselişini, nükleer savaş riski ve çevre tahribatı yönüyle değerlendirmektedir.

Araştırma ve Din (Ya da Görünmez El):  Altıncı bölüm, iklim değişikliği çerçevesinde ülkelerin ve özellikle ABD’nin yürüttüğü politikalar dinsel inançlar çerçevesinde ele alınmakta, mezheplere göre analizler yapılmaktadır.

Olağanüstü Yaşamlar: Kitabın yedinci bölümü nükleer savaşa ve insan haklarına ilişkin diğer düşünürlerin çalışmalarına yer vermekte; Bertrand Russell, Einstein, Linus Pauling, Peggy Duff, Barry Commoner ve Joseph Rotblat’ın çalışmalarından bahsedilmektedir. 9 Temmuz 1955’te yayımlanan Russell-Einstein Manifestosu‘na özel atıf yapılmaktadır.

Russell-Einstein Manifestosu

Karşılıklı Mutlak Bağımlılık: Kitabın sekizinci bölümü, küresel ısınma, çevre felaketi, nükleer silahlanma ve tehdit başlıklarını, genel bir yorumla ve dünya devletlerinin tutumları üzerinden yorumlamaktadır. Karşılıklı bağımlılık, yoksullar ve zenginler paradigması üzerinden ele alınmakta, savaş, nükleer silahlanma ve çevre tahribatından en büyük zararı yoksul halkların gördüğü ifade edilmektedir. Toprak Ana’nın Hakları Evrensel Bildirgesi‘ne atıf yapılmıştır.

Kitabın sekiz Ek Belgesi:

1. Orgeneral Groves ve Yarbay Rea Arasındaki Görüşme (25 Ağustos 1945)

2. UCPV Etkinliği için El İlanı (10 Ekim 1967)

3. Bilim İnsanları Vietnem’da Tarım Ürünlerinin Yok Edilişini, Kınıyor (21 Ocak 1966)

4. Nelson Anjain’den Robert Conard’a Açık Mektup (9 Nisan 1975)

5. Marshall adalılara Ait Tıbbi Kayıtlar Gensuikin’in Elinde (27 Temmuz 1976)

6. Irak’ın Kimyasal Silah Kullanımı ile İlgili Tutanak (1 Kasım 1983)

7. Afrika’ya Açık Mektup (12 Aralık 2011)

8. Anjali Appadurai’nin Durban’daki Konuşması (9 Aralık 2011).

Yazar Noam Chomsky Hakkında 

Noam Chomsky

Chomsky, dünyadaki kutuplaşma ve küreselleşmeye dönük eleştirileri nedeniyle öncü bir filozof olarak New York Times Book Review tarafından ‘Günümüzün önemli entelektüeli’ seçilmiştir.  ‘Dünya’nın en fazla alıntı ve atıf yapılan kişisi’ olarak kabul görmektedir. Chomsky, 1984 Amerikan Psikoloji Örgütüne Bilimsel Katkı Ödülü, 1988 Kyoto Ödülü, 1996 Berlin- Brandenburg Bilim ödülü, 2004 Carl Von Ossietzky Çağdaş Tarih ve Oldenburg Politika Ödülü, 2005 Dünya Çapında Entelektüel Ödülü ve 2006 Uppsala Üniversitesi Fahri Doktora Ödüllerinin sahibidir.

Bazı eserleri birçok dile çevrilmiş, bazı kitapları Türkçe olarak yayınlanmıştır. Bilgi Sorunları ve Dil, Dil ve Zihin, Dil ve Sorumluluk, Doğa ve Dil Üzerine, Korsanlar ve İmparatorlar Gerçek Dünya’da Uluslararası Terörizm, Kader Üçgeni, Modern Çağda Entelektüellerin Rolü, Medya Denetimi Immediast Bildirgesi, Düşük Yoğunluklu Demokrasi Yeni Dünya Düzeni ve Yeni Politik Güçler, Demokratik İdeallerin Çöküşü, Medya Gerçeği, Terörizm Efsanesi, Yeni Dünya Düzeninde Yalanlar ve Gerçekler, Dünya Düzeni: Eskisi Yenisi, Halkın Sırtından Kazanç, Sam Amca Ne İstiyor İkinci Dünya Savaşı’ndan Günümüze Amerikan Politikaları, Demokrasi Gerçek ve Hayal, Amerikan Müdahaleciliği, 11 Eylül, 11 Eylül ve Sonrası Dünya Nereye Gidiyor?, Batı’nın Yeni Standartları Kosova, Doğu Timor ve Dünya’ya Hükmeden Yeni Kuşak, Medya Gerçeği, Terörizm Kültürü, İktidarı Anlamak, Hayaller ve Umutlar, Yaşam ve Ölüm Arasında Gazze, Demokrasi ve Eğitim, Sömürgecilikten Küreselleşmeye, Yeni Dünya Düzeninde Yalanlar ve Gerçekler bu eserlerden bazılarıdır.

ICOMOS – Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi

0
ICOMOS- Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi

ICOMOS International Council on Monuments and Sites, Uluslararası ve hükümetler dışı bir organizasyondur. Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi, 1964 Venedik Tüzüğü’nün kabulünden bir yıl sonra, 22 Haziran 1965’te Varşova’da kurulmuştur.

Venedik Tüzüğü, tarihi yapıların korunması ve restorasyonu için uluslararası kurallar belirlemiştir. Miras koruma uzmanları tarafından hazırlanan tüzük, kültürel mirasın korunması ve restorasyonu için uluslararası bir çerçeve sağlamış ve bir dizi ilke ortaya koymuştur.

Kuruluşun amacı, tarihi anıtlar ve sitlerin korunması ve değerlendirilmesine yönelik ilkeler, teknikler ve siyasetler geliştirmek ve ilgili her türlü araştırmayı desteklemek ve yönlendirmektir.

ICOMOS’un kuruluşu 1964’de Venedik’te yapılan 2.Uluslararası Tarihi Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresi’nin sonuç bildirgesi olan “Venedik Tüzüğü” nün, anıt ve yerleşmelerin korunması konusunda çalışacak uluslararası bir konseyin kurulması kararına dayanmaktadır. 1965’te, Varşova’da toplanan ICOMOS’un birinci genel kurulu niteliğindeki kongre hem Venedik Tüzüğü’nü uluslararası düzeyde kabul etmiş, hem de ICOMOS’un kuruluş kararını vermiştir. ICOMOS’un geçerli uluslararası tüzüğü, 22 Mayıs 1978’de Moskova’da yapılan beşinci genel kurulda son biçimini almış ve yürürlüğe girmiştir. Sekretaryası Paris’tedir.

ICOMOS’un 110’dan fazla ülkede kurulmuş ulusal komiteleri ve 7500’ü aşkın üyesi bulunmaktadır.

Psikiyatri Meslek Etiği İlke ve Kuralları

0

Psikiyatri Meslek Etiği İlke ve Kuralları, Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) tarafından yayınlanmıştır.

TPD; 1995’te kurulmuştur ve Türkiye’de mesleğini uygulayan psikiyatri hekimlerinin çatı meslek örgütüdür.

İlke ve kurallar, derneğin 22 Haziran 2002 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulunda Ruh Hekimliği (Psikiyatri) Meslek Etiği Kuralları adıyla kabul edilmiştir. Ancak, çağcıl gelişmelere göre güncelleme yapma gereği doğmuş, 2024 yılında yeni versiyonu yayınlanmıştır. 

2021 yılında TPD Etik İlkeleri Güncelleme Görev Grubu kurulmuştur. Görev grubunda, Ayşe Ceren Kaya, Ayşegül Yay, Berna Diclenur Uluğ, Gonca Aşut, İbrahim Fuat Akgül, Raşit Tükel ve Simavi Vahip yer almıştır. Görev grubu, yenilenmiş uluslararası metinleri ve yapılan çalışmaları ayrıntılı olarak değerlendirdikten sonra taslak metin oluşturmuştur. 18 Haziran 2023’te TPD Etik İlkeleri Güncelleme Toplantısı’nda tartışmaya açılmıştır. Gelen öneriler değerlendirilmiş, güncellenmiş Etik Kurallar metninin nihai taslağı Ekim 2023’te 59. Ulusal Psikiyatri Kongresi’ne sunulmuştur.

Nihai metin, iki yıllık bir çalışma döneminin ardından TPD 21. Olağan Genel Kuruluna getirilmiştir. 21 Nisan 2024 Pazar günü, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mazhar Osman Eğitim ve Toplantı salonunda gerçekleşen kurulda etik ilke ve kurallar kabul edilerek derneğin web sitesinden yayınlanmıştır. 

TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ PSİKİYATRİ MESLEK ETİĞİ İLKE VE KURALLARI 

Giriş

Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Türkiye’de mesleğini uygulayan psikiyatri hekimlerinin çatı meslek örgütüdür.

TPD, üyelerinin sürekli eğitimi ve sürekli mesleki gelişimi, psikiyatri hizmetlerinin niteliğinin yükseltilmesi ve geliştirilmesi, hasta ve hasta yakınlarının savunuculuğu ve her yönden desteklenmesi ve toplumun bilgilendirilmesi için çalışır. Tüm bu amaçlar doğrultusunda yerel ve merkezi karar vericiler ve yöneticilerle birlikte yapılan çalışmalara katılma sorumluluğunu üstlenir.

TPD, bu çalışmaların tümünü en yüksek etik standartları sağlayarak yürütür. Psikiyatri Meslek Etiği İlke ve Kuralları, bu standartların psikiyatri hekimlerine ve topluma bildirimidir.

Psikiyatri Hekimliği Meslek Etiği İlke ve Kuralları, uluslararası sözleşmeler, bildirgeler ve başta hekimlik etik ilkeleri olmak üzere ulusal ve uluslararası etik ilke ve kuralları temel alır, düzenli olarak gözden geçirilir ve güncellenir.

Bu metin, psikiyatri hekimlerinin mesleki eğitim almaya başladıkları andan itibaren ve tüm meslek yaşamları boyunca uymaları gereken ilke ve kuralları içerir.

1. Bölüm: Genel İlkeler

Psikiyatri Hekiminin Yükümlülükleri
Madde 1.

Mesleğin saygınlığı iyi hekimlikten geçer; bu saygınlık toplum ve bireylerle kurulan güven ilişkisine dayanır.

Psikiyatri hekimi toplum ruh sağlığının korunması ve ruhsal hastalıkların önlenmesi, ruhsal bozukluğu olanların tanısal değerlendirmesi, tedavisi, esenlendirmesi ve ruh sağlığının geliştirilmesinden sorumludur. Çağdaş bilimsel bilgiler ve etik ilkelerle uyumlu en iyi tedaviyi sunarak hastalara ve yakınlarına hizmet verir. Bu hizmeti verirken genel tıp etiği ilkelerine ve psikiyatri hekimliği etik kurallarına uyar.

Mesleğini en iyi şekilde uygulayabilmek için sürekli eğitimin gerekli olduğunu bilir. Psikiyatri alanındaki bilimsel gelişmeleri yakından izler, bunları uygulamalarına yansıtır ve yeni bilgileri meslektaşlarıyla paylaşır. Araştırmalarının amacı psikiyatri alanındaki bilimsel bilgiye katkıda bulunmaktır.

Ruh sağlığı hizmetinin genel sağlık hizmetinin bir parçası olduğu ve bir ekip içerisinde verildiğinin bilinciyle, gerektiğinde diğer tıp mensupları ya da ruh sağlığı alanında çalışanlar ile iş birliği yapar. Bu iş birliğinde diğer disiplinlerde ya da ruh sağlığı hizmet sunumunda çalışanların eğitim, beceri ya da etik nitelikler açısından yetkin olup olmadıklarını göz önünde tutar.

Psikiyatri hekimliği meslek sınırları içinde yer alan hekimlik görev ve yetkilerini farklı meslektaşlarına, diğer ruh sağlığı çalışanlarına ve tıp dışı kişilere devretmez.

Madde 2.

Psikiyatri hekimi sağlık hakkının sosyal belirleyicilerle birlikte bütünsel bir yaklaşımla olanaklı olduğunun ve bu hakkın gerçekleştirilmesi yönündeki toplumsal sorumluluğunun farkındadır. Toplumsal adalet ve herkes için eşitliğin uygulayıcısı ve savunucusudur.

Hekimin Yansızlığı
Madde 3.

Psikiyatri hekimi her durumda hastaları arasındaki siyasal görüş ve politik aidiyetler, dini inanç, milliyet, etnik köken, yurttaşlık bağı, ırk, renk, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi ve cinsel yönelim, yaş, medeni durum, gebelik, suç geçmişi, özgürlüğünden yoksun bırakılma durumu, engellilik, bedensel ve ruhsal hastalıklar ve özellikler, sosyoekonomik durum, sağlık güvencesi bakımından farklılıkların görevini engellemesine izin vermez. Hasta ve yakınlarına karşı onur kırıcı, dışlayıcı ya da ayrımcılık içeren herhangi bir davranışta bulunmaz, kendi değerlerini dayatmaz.

Sır Saklama Yükümlülüğü
Madde 4.

Psikiyatri hekimi sır saklamakla yükümlüdür. Mesleğini uygularken edindiği, hastası ve bağlantılı kişilere ilişkin tüm bilgileri tıbbi, kurumsal ve yasal zorunluluklar çerçevesinde gizli tutar. Bu gizlilik, hastası ile tedavi ilişkisi sonlandıktan, hatta hastası öldükten sonra da devam eder.

Kişisel sağlık verilerini yasal temsilci, aile üyeleri veya bakım veren gibi üçüncü kişilerle ancak hastanın bilgisi ve onamı doğrultusunda ya da yasaların zorunlu kıldığı hallerde paylaşır. Karar verme yetisine sahip hastalara bilgi paylaşımı ve aktarımının gerekçesini, sınırlarını, bilginin paylaşılmaması durumunda ortaya çıkabilecek sonuçları açıklar. Karar verme yetisi bozulmuş ya da çocuk ve ergen hastaların bilgilerini hastanın çıkarına olacaksa aile üyeleri, bakım verenler veya yasal temsilcilerle paylaşır. Hastanın kendisi veya başka kişiler için ciddi ve yakın bir tehlike oluşturduğu kanaatine vardığında, bu durumu, önlem alabilecek ya da koruma sağlayabilecek kişi veya kurumlara bildirir. Hastanın onamı olsa da hastaya zarar verebileceğini düşündüğü bilgileri üçüncü kişilere açıklamaz.

Muayene, tetkik ve tedavi sürecinde oluşturduğu kayıtlarda yer alan hastasına ait bilgileri en iyi şekilde korur; kişisel verileri koruma mevzuatı çerçevesinde bireysel sorumluluğunun ve kurumların sorumluluklarının farkındadır; kişisel sağlık verilerinin gizliliği konusunda hastasını bilgilendirir. Sağlık verilerini toplum yararı için, bilimsel bilginin geliştirilmesi amacıyla, kişisel bilgilerden arındırılmış olarak kullanabilir.

Kitle İletişim Araçları, Geleneksel Medya, Yeni Medya ve Diğer Yayın Ortamlarında Yer Alma
Madde 5.

Psikiyatri hekimi kitle iletişim araçları, geleneksel medya, yeni medya ve diğer yayın ortamlarında psikiyatri hekimi kimliği ile yaptığı paylaşımlarda ve bu ortamlarla kurduğu ilişkilerde, genel meslek etiği ilke ve kurallarına uygun olarak dürüstlük, saygınlık, özerkliğe saygı, zarar vermeme ve yarar sağlama ilkelerini dikkate alır. İnsan onurunu gözetir, hastalarının, meslektaşlarının ve psikiyatri hekimliği mesleğinin onurunu korumaya özen gösterir ve zedelemekten kaçınır. Bireyleri ve toplumu bilgilendirerek ruh sağlığının korunmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunur. Paylaşımlarında yer alan bilgilerin doğru, yorumların bilimsel bilgiye uygun, tarafsız ve nesnel olmasından sorumludur.

Kitle iletişim araçları ve diğer yayın ortamlarında, kişilere onların muayenesi anlamına gelebilecek sorular sormaz, tanı koymaz, yorum yapmaz ya da öneride bulunmaz. Bu ortamlarda muayene etmediği kişilere tanı koymaz, onlar hakkında ruhsal bir değerlendirmede bulunmaz.

Muayene ettiği kişilerle ilgili bilgi vermez. Sır saklama yükümlülüğü kamuoyu önünde, kitle iletişim araçları ve diğer yayın ortamlarında da devam eder.

Hastanın güvenliği, eğitim ve bilimsel amaçlar dışında hastasının görüntülü veya sesli kaydını almaz, alınmasına izin vermez. Bu amaçlarla alınacak kayıtlar için hastadan ya da yasal temsilcisinden aydınlatılmış onam alır. Hastaya ya da yasal temsilcisine istediği zaman onamı geri çekebileceği bilgisini verir. Toplumu bilgilendirme amacı dışında bir kitle iletişim aracında yayımlanması için hastalarla konuşma yapılmasına aracı olmaz.

Uzman Görüşü Sunma, Toplumu Bilgilendirme ve Eğitim Etkinlikleri
Madde 6.

Psikiyatri hekimi kitle iletişim araçları ve diğer yayın ortamları aracılığıyla toplumu ruhsal bozukluklar ve ruh sağlığı konularında doğru ve bilimsel olarak bilgilendirir ve aydınlatır.  Bu ortamlarda yapılan bilgilendirmelerde mesleki sınırları gözetir. Topluma yanıltıcı veya yanlış bilgiler verilmesine karşı çıkar. Ruhsal hastalıklar konusunda toplumda ön yargı, kaygı, damgalama yaratabilecek ve tedaviyi engelleyebilecek tutum ve davranışlardan kaçınır.

Kamuoyu önünde toplumun tüm bileşenlerini kapsayıcı bir dil kullanır ve damgalayan, ayrımcılığa neden olan açıklama ve yorumlarda bulunmaz.

Toplumun genelini ilgilendiren olağandışı hallerde kitle iletişim araçları ve diğer yayın ortamları aracılığıyla ruh sağlığının korunmasına, desteklenmesine ve güçlendirilmesine katkıda bulunur.

Yanlış yönlendiren ve paniğe yol açan açıklamalar yapmaz.

Tanıtım ve Reklam Faaliyetleri
Madde 7.

Psikiyatri hekimi mesleğini uygularken reklam yapmaz. Talep ve haksız rekabet oluşturan tanıtım ve bilgilendirme yapmaz, ilaç endüstrisi firmalarının, özel sağlık ve eğitim kuruluşlarının reklamlarında yer almaz, bilimsel çalışmalarının sunumuna ticari bir görünüm vermez.

Geçmişte ya da güncel olarak muayene ya da tedavi ettiği kişileri reklam ve tanıtım amacıyla kullanmaz.

Hekimlik Dışı Uygulamalar ve Yöntemler
Madde 8.

Psikiyatri hekimi herhangi bir muayene, tanısal değerlendirme ve tedavi girişimi için bilim dışı uygulamaları kullanmaz ve önermez.

Hastasını bilim dışı uygulamalar yapan kişi ya da kişilere yönlendirmez.

Hastasına bu tür uygulamaların zararlı olabileceğini ve tedaviyi aksatabileceğini açıklar.

Muayenesiz Tedavi Uygulamama
Madde 9.

Psikiyatri hekimi mesleki uygulamalarından sorumludur, bütün kararlarını ve eylemlerini gerekçelendirme yükümlülüğünü taşır.

Hastasına tedavi önermeden önce hastanın durumu hakkında yeterli düzeyde bilgi sahibi olur.

Acil durumlarda hastanın tanı ve tedavisi ile ilgili kararları öncelikli ve gerekli bilgiler üzerinden verir.

Tıbben zorunlu durumlar ve eğitim amacı dışında muayene etmediği hastaya tedavi önermez.

Tetkik ve Tedavi Kurumları ile İlişkiler
Madde 10.

Psikiyatri hekimi hastasına gereksiz harcama yaptırmaz ve yararı olmayacağını bildiği bir inceleme veya tedaviyi önermez.

Özel hastane ve diğer tedavi kurumlarına, laboratuvar ve ileri inceleme merkezlerine maddi çıkar karşılığı hasta göndermez.

Hastaların kendisine yönlendirilmesini sağlamak amacıyla maddi çıkar karşılığında aracılık yapan kişi ve kuruluşlardan yararlanmaz.

Endüstri ile İlişkiler
Madde 11.

Psikiyatri hekiminin ilaç ve öteki tıbbi teknoloji içerikli endüstrilerle kuracağı ilişkilerin etik dayanağı bilimsel iş birliğidir. Psikiyatri hekimi bu ilişkinin hastaların tedavisini olumsuz etkilememesini en üst düzeyde gözetir.

İlaç endüstrisi ile iş birliği içinde gerçekleştirilecek bilimsel etkinliklerde mesleki özerkliği ve nesnelliği ödünsüz uygular.

Eğitsel veya bilimsel etkinlik için verilenler dışında destek kabul etmez. Bu amaçla verilen ayni ya da nakdi desteği içeren her türlü ilişkiyi açık ve net bir şekilde açıklar.

2. Bölüm: Hasta Hakları ve Hekim-Hasta İlişkileri

Tedavi Hakkı
Madde 12.

Psikiyatri hekimi herhangi bir gerekçeyle kişinin tedavi hakkını engellemez.

Aydınlatılmış Onam Alma
Madde 13.

Psikiyatri hekimi değerlendirme, tanı, tedavi ya da araştırma amacıyla yapacağı her türlü tıbbi ve ruhsal müdahale öncesinde hastaya uygulanacak işlemin nedeni, amacı, türü, yöntemi, riskleri, olası etki, yan etki ve sonuçları, müdahaleyi reddetme durumunda ortaya çıkabilecek olası riskler ve varsa başka tedavi seçenekleri hakkında bilgi verir. Hastanın karar verme yeterliliği ölçüsünde aydınlatılmış onam sürecine katılmasını sağlar. Hastadan verilen bilgileri anlamış olması koşuluyla onam alır.

Hastanın kendi ruh sağlığı konusunda karar verme yeterliğini engelleyecek derecede bir ruhsal hastalığının olduğu durumlarda, hastanın yararını güvence altına almak üzere, yasal temsilcisinden ya da bakım verenden aydınlatılmış onam alır.

Hastaya, yasal temsilcisine veya bakım verenine tıbbi müdahale için verdiği onamı, sürecin herhangi bir aşamasında geri alma hakkı olduğu konusunda bilgi verir.

Hastanın hastalıkla ilişkili konularda bilgilendirilmeme hakkını kabul eder.

Hastanın Tedaviye Karar Verme ve Tedaviyi Reddetme Hakkı
Madde 14.

Psikiyatri hekimi tedaviye karar verirken hastanın iradesi ve tercihini dikkate alır, her hastanın karar verme yeterliliği ölçüsünde karar sürecine katılımını sağlar.

Hastasının özerk ve özgür bir kişi olduğunu bilerek, saygı ve güven duyarak en az kısıtlayıcı tedavi girişimlerini uygular.

Hastanın kendisi veya çevresi için yakın ve ciddi tehlikelilik halinin olmadığı durumlarda hastanın tedaviyi reddetme hakkını kabul eder. Hastayı kararının olası sonuçları hakkında aydınlatma sorumluluğunu yerine getirir.

İstemsiz Bakım ve Tedavi
Madde 15.

Psikiyatri hekimi hastanın bakımını sağlamak ve hastanın veya diğer kişilerin güvenliğinden emin olmak için başka bir seçenek olmadığında istemsiz bakım ve tedavi uygulamalarına başvurur. İstemsiz bakım ve tedaviyi yalnızca hasta ciddi bir ruhsal hastalık nedeniyle karar verme kapasitesi önemli ölçüde etkilenip kendisi veya çevresi için tehlikeli olmaya devam ettiği sürece sürdürür. Sürecin her aşamasında istemsiz müdahaleleri istemli hale getirmek için çaba gösterir.

Tedaviyi Üstlenmeme Hakkı
Madde 16.

Psikiyatri hekimi hastanın hayati tehlikesinin bulunduğu durumlar dışında hastanın sağlık hizmetine erişim hakkını sınırlamamak ve engellememek koşulu ile gerekçelerini açıklayarak hastaya hizmet vermekten çekilebilir.

Üçüncü Taraflara Karşı Sorumluluk ve Adli Süreçler
Madde 17.

Psikiyatri hekimi adli değerlendirmelere katılırken hasta hekim ilişkisinin etik ilke ve değerlerine bağlı kalır.

Adli psikiyatri süreçlerinde mahkemeye ya da idareye karşı sorumlu olmasının hastaya olan sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını bilir.

Adli ya da idari raporlama süreçlerinde görüşmenin mahkemeye ya da idari makamlara raporlanacağı yönünde kişiye bilgi verir. Bu görüşmenin kişi için olumlu ya da olumsuz etkileri olabileceğini, kişinin bunu bilerek görüşmeyi sürdürme ya da sona erdirme hakkı olduğunu bildirir.

Bilirkişi olarak değerlendirme yaptığında görevini dürüst, tarafsız, nesnel olarak ve gizlilik kurallarına göre yerine getirir, etki altında kalmadan bağımsız olarak ruh sağlığı alanındaki bilimsel kanıta dayalı verilere göre tıbbi kanaatini bildirir. Değerlendirilen kişinin acil tıbbi tedavisi gerektiğinde tedaviye erişimin sağlanmasının öncelikli olduğunu bilir ve buna göre davranır.

Yasaların zorunlu kıldığı haller dışında mesleki ilişki içinde olduğu hasta ile ilgili tanıklıktan ve bilirkişilikten çekilebilir.

Kişisel verilerin yargı organları tarafından istenmesi halinde ilgili kanunu ve ne amaçla istendiğini dikkate alarak hastasını bilgilendirir ve onamını ister. Bunun mümkün olmaması halinde yargı organından bilgilendirme yapılmasını ve onam alınmasını talep eder. Mahkemenin kesin talebi olması halinde gizliliğe dikkat edilmesini belirterek kişilik haklarına ve hassas kişisel verilere dikkat ederek bilgi paylaşabilir.

Hasta-Hekim İlişkisi Dışına Çıkmama
Madde 18.

Psikiyatri hekimi geçmişte veya halen hasta hekim ilişkisi içinde olduğu kişilerle tanı ve tedavi amacının dışında bir ilişki kurmaz.

Hastayla oluşabilecek sosyal karşılaşmaları hekimliğin etik ilkeleri çerçevesinde sınırlı tutar.

Muayene ve tedavi ücreti dışında hastasından herhangi bir maddi ya da başka bir karşılık beklemez ve önerilince kabul etmez. Hastasıyla çıkar elde etmeye ya da yarar sağlamaya yönelik herhangi bir ilişkiye girmez. Hastasına herhangi bir cinsel yakınlaşmada bulunmaz.

Psikoterapiler
Madde 19.

Psikoterapi eğitimi, psikiyatri eğitiminin temel bileşenlerinden biridir. Psikiyatri hekimi psikoterapi uygulamalarına ruhsal ve bedensel muayeneyi kapsayan bütüncül bir değerlendirme sonrasında hastanın gereksinimi doğrultusunda ve onamını alarak başlar.

Kendi yetkin olduğu yöntemi ya da yöntemleri tek seçenek olarak sunmaz, kendisinin yetkin olmadığı ancak hastanın yararlanabileceği seçeneklerin varlığında hastasını bilgilendirir ve yönlendirir.

Telepsikiyatri
Madde 20.

Psikiyatrik hizmet sunumunda hekim ile hastanın yüz yüze görüşmesi esastır.

Psikiyatri hekimi telepsikiyatri uygulamalarını yüz yüze psikiyatrik hizmet sunumuna ulaşmakta zorluk yaşayan hastalar için kullanır. Telepsikiyatri uygulamalarında yüz yüze psikiyatrik hizmet sunumundaki etik ilkeler geçerlidir.

3. Bölüm: Meslektaşlar Arası İlişkiler

Meslektaşlar Arasında Saygı
Madde 21.

Psikiyatri hekimi tüm hekimler ve insan sağlığı ile uğraşan öteki meslek mensupları ile karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler kurar. Bu ilişkilerin mesleğin saygınlığını koruyacak nitelikte olmasını gözetir.

Mesleki Dayanışma
Madde 22.

Psikiyatri hekimi meslektaşlarının, tıpta uzmanlık ve tıp öğrencilerinin ruh sağlıklarını, iyilik hallerini korumak ve geliştirmek için çaba harcar. Mesleki yönden onur kırıcı ve haksız saldırılara uğrayan meslektaşlarının ve öğrencilerinin haklarını savunur. Hiyerarşiden (eğiticilik, amirlik vb.) kaynaklanan yetki ve gücünü onlara zarar verecek şekilde kullanmaz.

Meslektaşlarının Hastalığı
Madde 23.

Psikiyatri hekimi meslektaşlarının ve öğrencilerinin sağlığını gözetir, ruh sağlığının korunmasına yönelik önlemler alır. Bir meslektaşının veya öğrencisinin ruh sağlığının bozulduğunu fark etmesi halinde sağlığına kavuşması için onu destekler, gerektiğinde kurumsal iş birliği sağlayarak ve mahremiyeti gözeterek tedavi için uygun şekilde yönlendirir. Kendisine tedavi için başvurmadığı sürece bir meslektaşının veya öğrencisinin tedavisini üstlenmez.

Yetkinlik Dışına Çıkmama
Madde 24.

Psikiyatri hekimi gerçeğe aykırı olarak kendini bir konuda uzman ya da yetkin olarak göstermez.

Eğitim ve Denetim-Gözetim Sorumluluğu
Madde 25.

Psikiyatri hekimi mesleki bilgisini meslektaşları ve öğrencileriyle paylaşır.

Eğitim veren psikiyatri hekimi eğitim süreçlerinde farklı görüş ve düşüncelerin konuşulup tartışılabildiği bir ortamın yaratılmasını sağlar.

Uzmanlık ve tıp öğrencilerinin eğitim haklarına özen gösterir, verilen eğitim ile sağlık hizmetinin dengesini dikkate alır. Eğitim süreçlerinde yer alanlar da dahil olmak üzere hastaların eksiksiz ve uygun ruh sağlığı hizmeti almakla ilgili haklarının korunmasına özen gösterir. Eğitim alanın eğitim sürecinde uygun mesleki bilgi ve beceri kazanmasını sağlar, eğitim sonrasında da destek ve rehberliğini sürdürür.

Ruh sağlığı alanındaki eğitimleri bilimsel ve etik standartlara uygun olarak verir. Klinik uygulama yetkisi veren eğitimleri klinik uygulama içinde ve denetim-gözetim altında gerçekleştirir.

Temel eğitimi ruh sağlığı mesleklerinden olmayanlara psikiyatrinin klinik uygulama alanlarında yetki kazandırmak amacıyla düzenlenen eğitimlerde yer almaz.

4. Bölüm: İnsan Hakları

İnsan Haklarına Saygı Gösterme, Ayrımcılık ve Damgalamanın Karşısında Olma
Madde 26.

Psikiyatri hekimi insan onuruna saygı gereği insan hakları ve temel özgürlüklerin doğal savunucusudur.

Mesleğin doğası nedeniyle insan hakları ihlallerinin tanığı olup bu ihlallerin ortaya çıkarılması, belgelendirilmesi ve engellenmesinde sorumluluk taşır.

Hastalar, çalışanlar, eğitim öğretim ilişkisi içinde olduğu kişiler, araştırmaya katılan gönüllüler, meslektaşları ve diğer meslek grupları ile ilişkisinde insan haklarına dayanan bir tutum sergiler ve ayrımcılık yapmaz.

İçinde bulundukları özel koşullar (hastalık, engellilik, belirli yaş grupları, cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet, etnik köken, göçmenlik vb.) nedeniyle toplumda dezavantajlı veya kırılgan durumda bulunanların yanında yer alır ve mesleğinin olanaklarını kullanarak hak savunuculuğu yapar.

Mesleki uygulamalarında tüm hastalarına aynı özen ve hassasiyet ile yaklaşır.

Ruhsal hastalıklarla ilgili her tür damgalanmanın ortadan kaldırılması için kişisel, mesleki ve toplumsal düzeyde mücadele eder.

Şiddetin her türlüsünün ve adaletli olmayan güç ilişkilerinin ruhsal sağlık ve iyilik hali üzerindeki yıkıcı etkisinin farkındadır. Koruyucu, önleyici, tedavi edici ve esenlendirici uygulamalarda, ayrımcılığın ve şiddetin beden ve ruh sağlığına etkilerini gözetir ve ortaya çıkışını olabilecek en az düzeye indirmek için çalışır.

Silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya güvenlik birimleri tarafından özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişilerin sorgulanmasında hiçbir şekilde bulunmaz veya yardım etmez.

Toplumsal Cinsiyete Duyarlılık
Madde 27.

Psikiyatri hekimi cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalan gruplar (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks vb.) lehine toplumsal cinsiyet eşitliğini destekler.

Cinsiyetçi iş bölümüne dayalı bakım yükünün kadınların ruh sağlığı ve iyilik hali üzerindeki yıkıcı sonuçlarının farkında olur.

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, duygusal ve cinsel tacizin özellikle kadınların, çocukların ve cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalan grupların (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks vb.) ruh sağlığı ve iyilik hali üzerindeki yıkıcı sonuçlarının farkındadır.

Yakın ilişkiler içerisindeki şiddeti ortadan kaldırmak, şiddete uğrayan kişinin mümkün olan en hızlı şekilde güvenliğini sağlamak ve şiddetin etkilerini iyileştirmek için çalışır.

Ruhsal değerlendirme ve müdahalede cinsel haklar ve üreme ile ilgili hakları gözetir.

Mesleki uygulamalarında kadının iyilik halini önceler, gebelik ve annelik temelli ayrımcılık yapmaz.

İşkence Yasağı
Madde 28.

Psikiyatri hekimi her koşulda işkenceye karşıdır. İşkence görmüş ve buna bağlı ruhsal bozukluğu olan kişilerin tedavisi ile ilgilenir ya da tedavilerini sağlayacak kişi veya kurumlara yönlendirir.

İşkence ve benzeri uygulamalara hiçbir koşulda katılmaz, yardımcı olmaz, gerçeğe aykırı rapor düzenlemez.

Mesleki bilgi ve becerilerini işkence ve kötü muamelelerin belgelenmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için kullanır.

Hiçbir koşulda insanlık dışı cezalandırma eylemlerinde değerlendirici ve uygulayıcı olmaz.

Tutuklu ve Hükümlü Muayenesi
Madde 29.

Psikiyatri hekimi özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişilerin (hükümlü, tutuklu, gözaltında tutulanlar vb.) muayenesini, tüm hastalarda olduğu gibi, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda, hastaların kişilik haklarına saygı göstererek yapar ve gizlilik haklarını korur.

Hastasını kelepçeli olarak veya kolluk kuvvetlerinin bulunduğu bir ortamda muayene etmez.

Ağır şiddet davranışı gösterebilen hastalarda, hekim kendi güvenliğini sağlama hakkına sahiptir.

Psikiyatri hekiminin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır. Psikiyatri hekimi uygun olmayan koşullarda muayene etmeye, baskı altında belge ve rapor yazmaya zorlandığında, bu durumu en kısa zamanda meslek örgütüne (Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Psikiyatri Derneği’ne) bildirir.

Muayene ve tedavi olanaklarını bilinçli olarak reddeden tutuklu ve hükümlülere bu davranışlarının sonuçlarının neler olabileceğini açıklar, zorla muayene veya tedavi yapmaz ve önermez.

İdam Cezası
Madde 30.

Psikiyatri hekimi idam cezasına karşıdır. Hiçbir zaman idam cezası infazında bulunmaz, infaza yardımcı olmaz, idam cezasının uygulanması için hiçbir şekilde tıbbi hizmet vermez.

Savaşlar ve Diğer Olağandışı Durumlar
Madde 31.

Psikiyatri hekimi her türlü savaş ve silahlı çatışmaya karşı barışı savunur. Savaşlar ve diğer olağandışı durumlarda evrensel nitelikteki tıbbi etik ilkeleri yansızlıkla uygular.

Olağandışı koşullarda çalışırken kendi bedensel ve ruhsal sağlığını gözetir.

Herkes İçin Nitelikli ve Erişilebilir Sağlık Hakkı
Madde 32.

Psikiyatri hekimi herkes için kapsayıcı, erişilebilir ve nitelikli sağlık hizmetini savunur.

Ruhsal hastalığı olan kişiler için adil ve uygun korunma, bakım, tedavi ve esenlendirme hizmetlerinin geliştirilmesi için çalışır. Herkesin anadilinde sağlık hizmeti alma olanaklarının sağlanmasını savunur ve çalışır.

Onurlu Ölme Hakkı
Madde 33.

Psikiyatri hekimi herkesin onuruyla ölme hakkı olduğunu kabul eder.

Karar verme yeterliliğini bozan bir ruhsal hastalığa bağlı olmaksızın, özerk kararı doğrultusunda tedavisini reddeden kişilere saygı gösterir ve kişinin talebini de dikkate alarak gerekli psikiyatrik destek ve danışmanlık verme sorumluluklarını yerine getirir.

5. Bölüm: Tıbbi Araştırmalar ve Yayın Etiği

Psikiyatride Bilimsel Çalışmanın Özellikleri
Madde 34.

Psikiyatride bilimsel araştırma uygulamalarında gözetilecek temel etik ilkeler yarar sağlama, zarar vermeme, dürüstlük, gizlilik, özerkliğe saygı, topluma saygı ve adaleti içerir.

Psikiyatri hekimi araştırmalarını kabul edilen bilimsel yöntem ve ilkelere uygun olarak, ilgili bilimsel bilgileri eksiksiz kullanarak ve en yüksek standartlarla uyumlu şekilde gerçekleştirir.

Bilimsel araştırmalarda etik ilkelerin ödünsüz olarak yaşama geçirilmesi ve hastaların, yakınlarının (aile bireyleri, yasal temsilcisi, bakım verenleri vb.) ve toplumun güveninin kazanılması için gerekli çabayı gösterir.

Yer aldığı bilimsel araştırmalarda yürürlükte olan yönlendirici veya bağlayıcı uluslararası ve ulusal düzenlemelere uyar.

Bilimsel bir araştırmadan önce ilgili araştırma etik kurulundan onay alır ve araştırma boyunca etik kurul ile gerekli iş birliğini sürdürür.

Araştırmalarda hastanın haklarını ve bakımını uygunsuz bir şekilde etkileyebilecek olası çıkar çatışmaları ya da ikincil kazançların farkındadır ve bu çatışmalardan kaçınır. Bu bağlamda kendini övmez, öne çıkarmaz, kendinin ya da kurumların reklamını yapmaz, araştırmaya fon sağlayan kuruluşlarla çıkar ilişkisi kurmaz, kişisel hediye ve destek almaz.

Araştırmalarda Aydınlatılmış Onam
Madde 35

Psikiyatri hekimi araştırmalarda özerkliğe saygı ilkesi gereği aydınlatılmış onam alır. Hastaların araştırma için onam verme kapasitesinin değerlendirilmesinde yetkindir. Bu yetkinliğini sürekli kılmak, geliştirmek için çaba gösterir. Onam verme kapasitesi bozulmuş hastaların araştırmaya alınabilmesi için yasal temsilcilerinin (vasi, aile üyeleri gibi) onamına başvurur. Bu süreç, hastaların en yüksek yararının gözetilmesi, şeffaflık ve dürüstlüğün sağlanması için üçüncü bir kişinin tanıklığında gerçekleştirilir.

Psikiyatri hekimi hastaları, ailelerini, yakınlarını veya vasilerini araştırmaya katılım için zorlamaz.

Araştırmaya katılım önerisinin reddedilmesi durumunda hastanın tedavisinin etkilenmesine izin vermez.

Araştırmalarda hastaların güvenliği ve esenliğini her durumda dikkate alır, araştırmalarda yer almanın taşıdığı olası riskler ve yararları hastaya net bir şekilde ve anlaşılabilir bir dille açıklar.

Araştırmalarda Gizlilik ve Veri Güvenliği
Madde 36.

Psikiyatri hekimi araştırmanın tüm aşamalarında gizliliği korur, bu ilkenin hangi zorunlu koşullarda geçerliğini yitireceği konusunda hastaları veya yasal temsilcilerini bilgilendirir. Araştırma süresince tüm kayıtları zamanında, titizlikle ve denetlenebilir şekilde tutar. Araştırma verilerini yetkili olmayan herhangi bir kişinin ulaşamayacağı biçimde güvenlik önlemleri alarak yasal yönden zorunlu olan süre boyunca saklar.

Araştırmalarda Adalet İlkesi
Madde 37.

Psikiyatri hekimi araştırmalarda adalet ilkesi doğrultusunda gönüllülerin adil seçimine özen gösterir ve kaynakların adil kullanılmasında sorumluluk üstlenir.

Araştırmalarda Yayın Etiği
Madde 38.

Psikiyatri hekimi araştırma sonuçlarını genellenebilir bilgiye katkı sağlamak ve bilimi geliştirmek üzere yayımlar. Araştırmadan elde edilen olumlu ya da olumsuz tüm sonuçları hem topluma saygının gereği hem de toplumsal güvenin ve desteğin sürmesi amacıyla kamuoyu ve bilim dünyası ile paylaşır. Yanlı istatistiksel analizler yaparak sonuçlarda tahrifat yapmaz.

Araştırma ya da araştırma sonuçlarını bildirmede dürüstlük ve şeffaflık ilkelerine bağlı kalır. Hastaların konu olduğu vaka bildirimleri dahil tüm yayınlarda kişisel verilerin korunması ilkesine bağlı kalır.

Çalışmaya katılanların ve araştırmaya katkısı olanların hakkını gözetir. Yayınlarında çalışmanın planlanması, yürütülmesi, sonuçlarının analizi ve yayına hazırlanması aşamalarında anlamlı düzeyde katkısı olan kişilere yazar olarak yer verir. Yazar sıralamasının belirlenmesinde araştırmaya ve yayına katkı derecelerini dikkate alır. Gölge yazarlık, hediye yazarlık ya da anlaşarak karşılıklı yazarlık gibi haksız uygulamaların içinde yer almaz.

Yayınlarında başka bir yazara ait eserden ya da çalışmadan alınacak her türlü alıntı, bilgi ve veriyi kaynak göstererek kullanır.

Yayın sürecinde tarafsız bir hakem değerlendirmesini sekteye uğratacak şekilde davranmaz.

Uydurma, çarpıtma, dilimleme yoluyla yayın yapmaz. Anlaşmalı atıf yapmaz.

Yağmacı dergiler, yağmacı kongreler gibi etik açıdan kabul edilemez ortamların farkında olur, araştırmalarını bu ortamlar aracılığı ile duyurmaz, yayımlamaz. Bu konularda meslektaşlarını bilgilendirir.

Araştırma sonuçlarının kitle iletişim araçları, geleneksel medya, yeni medya ve diğer yayın ortamlarında duyurulmasında ve yayımlanmasında yayın etiği ilkelerine bağlı kalır. Araştırma sonuçlarıyla ilgili yanlış ve çarpıtılmış bilgilerin yayımlandığını fark ettiğinde tekzip ve gerekli düzeltmeyi sağlamaya çalışır.

Araştırma ve yayın etiği alanındaki gelişmeleri yakından izler ve ilgili güncellemeleri uygulamalarına aktarır.

Başlıca yönlendirici ve bağlayıcı belgeler : 

Dünya Tabipler Birliği (DTB) Helsinki Bildirgesi, DTB Hawaii Bildirgesi, Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği, Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Mesleği Etik Kuralları ve insan araştırma etiği ile hayvan deneyleri etik ilkelerinin yer aldığı yönetmelik ve yönergelerdir.

Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar

0
Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar
Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar

Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Yabancı Mahpuslara İlişkin R (84)12 Sayılı Tavsiye Kararı adıyla, Bakan Delegelerinin 21 Haziran 1984 tarihinde yaptıkları 374 sayılı oturumunda Bakan­lar Komitesi‘nce kabul edilmiştir. Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar, ceza ve tutukevlerinde tutulan yabancı mahkum ve tutuklular için standartları belirleyerek ilan etmiştir.  

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Şartlı Tahliye Hakkında Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere (2003) 22 Sayılı Tavsiye Kararı

Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi statüsünün 15.b maddesi gereğince,

Üye devletlerin ceza infaz kurumlarında, büyük sayıda yabancı mahpus tutul­duğunu göz önünde bulundurarak,

Bu mahpusların farklı dil, kültür, gelenek ve din gibi unsurlardan dolayı karşı­laşabileceği zorlukları kabul ederek,

Yabancı mahpusların muhtemel tecritlerini azaltmayı ve onların topluma ye­niden yerleştirilmeleri amacıyla iyileştirilmelerinin hızlandırılmasını arzulayarak,

Bu iyileştirmenin yabancı mahpusların özel ihtiyaçlarını dikkate almasını ve onlara diğer mahpuslara sağlananlara eşit olanaklar sağlanmasını garanti etme­si gerektiğini düşünerek,

Avrupa düzeyinde belirli standartlar oluşturulması arzusunu göz önüne alarak;

Hükümlülerin İyileştirilmesi İçin Minimum Standart Kurallara İlişkin (73)5 sayı­lı ve Göçmen İşçiler Arasındaki Suçluluğun Yasal ve İdari Veçheleri Hakkındaki (75) 3 sayılı Tavsiye Kararlarına uygun olarak,

Üye devletlerin hükümetlerine, yasalarında ve uygulamalarında bu tavsiye ka­rarına ekli ilkeleri rehber edinmelerini tavsiye eder.

Türkiye'de Yabancı Mahpus Olmak
Türkiye’de Yabancı Mahpus Olmak

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Yabancı Mahpuslara İlişkin R (84)12 Sayılı Tavsiye Kararı’na EK

Aşağıdaki ilkeler; dil, gelenek, kültürel geçmiş ve din gibi unsurlardan dolayı özel sorunlarla karşılaşma ihtimali olan farklı milliyetlere sahip yabancı mahpus­lara uygulanmak için tasarlanmıştır. Yargılanmayı veya iade edilmeyi bekleyen mahpuslara ilişkin olduğu sürece,

Bu ilkeler sadece özgürlükten yoksun bırakmanın amacına zarar vermeyecek ölçüde uygulanmalıdır.

Bu ilkelerin uygulanmasında, cezaevi güvenliğine ve kaynakların temin ede­bilirliği de dahil olmak üzere cezaevi idaresinin ihtiyaçları hesaba katılmalıdır.

Yabancı mahpusların iyileştirilmelerinde onların topluma yeniden yerleştirilme­lerine yardımcı olunmasını sağlayacak ilkeler uygulanmalıdır. Bu, milliyet, dil, din, örf ve adetler, kültürel geçmiş, mahkûmiyet süresi ve sınır dışı edilme sorumlulu­ğu gibi unsurlar dikkate alınarak, özel kategorilerdeki yabancı mahpuslar için özel tedbirler alınmasını gerektirebilir. Yabancı mahpusların iyileştirilmesinde onlara dezavantaj yaratılmasını engelleyecek her türlü makul çaba sarf edilmelidir.

 I. Ceza ve İnfaz Kurumlarına Yerleştirme

1.Yabancı mahpusların ceza infaz kurumlarına yerleştirilmesi yalnızca milliyetleri esas alınarak belirlenmemelidir. Mahpusun ceza infaz kuru­muna yerleştirilmesi tecrit durumunu azaltacak ve ıslahını kolaylaştıracaksa, bu mahpusun özel ihtiyaçlarına göre ve özellikle, mahpusun kendisiyle aynı uyruk, dil, din ve kültüründeki diğer mahpuslarla ileti­şim kurma ihtiyacına göre belirlenebilir. Bu imkân, ulusal ceza infaz sisteminin mahpusların ceza infaz kurumlarına yerleştirilmesinde is­teklerini dikkate aldığı yerlerde özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.

 II. Cezaevlerindeki iyileştirme
a- Tecridi azaltacak ve topluma yeniden yerleştirmeyi geliştirecek tedbirler

2.Mahpusun tecrit duygusunu hafifletmek için, yabancı mahpusun aynı uyruk, dil, din veya kültüre sahip diğer mahpuslarla iletişimi kolaylaş­tırılmalı, örneğin çalışma, boş vakit geçirme veya birlikte spor yapma gibi faaliyetlere izin verilmelidir.

3.Yabancı mahpusların kendi dillerindeki materyalleri okumalarını sağla­yacak her türlü çaba sarf edilmelidir. Yabancı mahpusun hapsedildiği ülkede kalabilme ihtimali ortaya çıkar ve o ülkenin kültürüyle kaynaşmak isterse, cezaevi idaresi bunun için ona yardım etmelidir.

4.Yabancı mahpuslar da, ulusal mahpuslar kadar eğitim-öğretim ve mesleki eğitim imkânlarına sahip olmalıdır.

5.Yabancı mahpusların eğitim-öğretim ve mesleki niteliklerini geliştirme­leri için planlanmış kurslara katılabilmeleri için gerekli özel kolaylıkların sağlanması imkânı araştırılmalıdır.

6.Ziyaretler ve dış dünya ile diğer ilişkiler yabancı mahpusun özel ihti­yaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenmelidir.

7. Yabancı mahpuslar ulusal vatandaşlara uygulanan mutat kurallara uy­gun olarak izin ve cezaevinden diğer yasal çıkış yollarına sahip olabil­ Yabancı mahpusun ülkeyi terk etme ve cezadan kaçma riski­nin değerlendirilmesi her bir olaya özgü esaslar dikkate alınarak yapıl­malıdır.

b.Dil sorununun azaltılması için tedbirler

8.Yabancı mahpuslar bir cezaevine kabul edildikten sonra anlayacakla­rı bir dilde, cezaevinin işleyişinin temel özellikleri, sağlanabilecek eği­tim ve çalışma imkanları ve eğer varsa bir mütercimin yardımından yararlanabilme imkanı hakkında derhal bilgilendirilmelidirler. Bu bilgi yazılı veya bunun mümkün olmadığı hallerde sözlü olarak sağlanmalıdır.

9.Hapsedildiği ülkenin dilini anlamayan bir yabancı mahpusa, mahkûmiyeti, her türlü temyiz hakkı ve özgürlüğünün kısıtlanması süresince hakkında verilen herhangi bir adlî kararın tercümesi veya sözlü anla­tımı sağlanmalıdır.

10.Yabancı mahpuslara cezaevinde konuşulan dili öğrenmeleri için uy­gun dil eğitimi imkanları sunulmalıdır.

c. Özel ihtiyaçların karşılanması için tedbirler

11.Yabancı mahpusun dini örf ve âdetlerine saygı gösterilmelidir. Uygu­lanabilindiği ölçüde yabancı mahpusun bunları yerine getirmesine izin verilmelidir.

12.Kültür farklılığından doğabilecek sorunlar da hesaba katılmalıdır.

d. Hapsedilme koşullarının kolaylaştırılması için tedbirler

13.Uygulamada vatandaşlara tanınan tüm imkânlara sahip olamayan ve genellikle daha zor hapsedilme koşullarına sahip olan yabancı mah­puslara mümkün olduğu ölçüde, bu dezavantajları dengeleyecek şe­kilde davranılmalıdır.

III. Konsolosluk Yetkililerinin Yardımı

14.Yabancı mahpuslar, kendi konsolosluk görevlileri ile temas kurmayı isteme hakkı, bu yetkililerce sağlanabilecek yardım imkânları ve mevcut konsolosluk sözleşmelerine uygun olarak, yetkili otoriteler tarafından kendilerine ilişkin olarak yapılan herhangi bir işlem konusunda gecikmeksizin derhal bilgilendirilmelidirler. Eğer bir yabancı mahpus sınır dışı edilecekse, topluma yerleşmesi iş­lemi de dahil olmak üzere, diplomatik makamın veya konsolosluk gö­revlisinin yardımından yararlanmak istiyorsa, söz konusu makam mahpusun bu isteği konusunda tam olarak bilgilendirilmelidir.

15.Konsolosluk görevlileri mümkün olan en kısa sürede, özgürlüğü kısıt­lanan kendi ülke vatandaşlarını özellikle düzenli olarak ziyaret ederek gerekli yardımda bulunmalıdır.

16.Konsolosluk görevlileri, görevleri esnasında hapseden ülkenin ilgili tüzük ve düzenlemelerine uygun olarak, yabancı mahpusların yeni­den topluma yerleştirilmesi imkânını artıracak yardımları teklif etmeli­dir. Aile fertlerinin mahpusla ilişkilerini düzenlemek ve ziyaretlerini ko­laylaştırmak suretiyle, mahpusa ailevi ilişkileri konusunda yardım sunmalıdır.

17.Konsolosluk görevlileri mevcut cezaevi mevzuatına uygun olarak ya­bancı mahpusların kendi ülkeleri ile irtibatlarını sürdürmesine yardım­cı olacak edebi ve diğer konulardaki kitapları sağlamak için her çaba­yı sarf etmelidirler.

18. Konsolosluk görevlileri kendi mahpus vatandaşları için bilgi kitapçık­ları hazırlanmasını göz önünde bulundurmalıdırlar. Bu kitapçıklar, en yakın konsolosluğun telefon numarasını ve yerini içermeli, mahpusla­rın ziyaret edilmesi, savunma yapabilmelerine ilişkin bilgi sağlanma­sı, edebi ve diğer okuma materyalinin sağlanması, özellikle mahpusun kendi ülkesine iadesi konusunda mevcut uluslararası antlaşma­ların uygulanması gibi konsolosluklar tarafından sağlanabilecek yar­dım imkânları konusunda bilgilendirmelidir. Bu kitapçıklar mahpuslar tarafından hapsedilme aşamasında, en kısa sürede elde edilebilir ol­malıdır.

IV. Toplumsal Kuruluşlarca Yapılan Yardım

19.Cezaevi yetkilileri ile mahpuslara yardım ve onların yeniden topluma yerleştirilmeleri alanında çalışan sosyal kuruluşlar, işbirliği halinde ya­bancı mahpuslara ve onların özel sorunlarına özel önem vermelidirler. Mahpusun ülkesindeki sosyal kuruluşlar, mahpusun ülkesinin konso­losluk görevlileri ile işbirliği içinde hareket etmelidirler.

20. Sosyal kuruluşlar, yabancı mahpuslara sunulabilecek yardımlar ko­nusunda onların bilgilendirilmesini sağlamaları için teşvik edilmelidir­ler.

21.Yabancı mahpusların sosyal kuruluşlarla irtibatı kolaylaştırılmalıdır.

22.Yabancı mahpuslara yeterli yardımın sağlanabilmesi amacıyla, ceza­evi idaresi, mahpusların rıza göstermeleri koşuluyla, sosyal kuruluş­larca ziyaret ve yazışma için gerekli tüm imkânları sağlanmalıdır. Sa­dece sınırlı sayıda ziyaretin yapılabildiği yerlerde, uygun hallerde zi­yaret süresinin uzatılması ile mektup gönderme ve alma sınırlandırılmasının daha esnek hale getirilmesi göz önünde bulundurulmalıdır.

23.Sosyal kuruluşlarla yabancı mahpuslar arasındaki irtibatın kolaylaştı­rılması amacıyla, her iki ülkedeki yetkili makamlar, mahpusların yeni­den topluma yerleştirilmesinden sorumlu bir sosyal kuruluşun ulusal irtibat bürosunu kurmalı ve ülkesinde çalıştırmalıdır. Diplomatik veya konsolosluk makamının yanı sıra, ulusal irtibat bürosunun adresi, cezaevi idaresince, cezaevine kabul sırasında yabancı mahpusa bildirilmelidir.

24.Yabancı mahpusa yardımcı olabilecek gönüllü yardım organizasyon­ları teşvik edilmeli ve artırılmalıdır. Bu gönüllüler, ya cezaevi idaresi, ya konsolosluk birimi, ya da sosyal kuruluşların sorumluluğu altında hareket etmelidirler. Mümkün olduğu kadar, bu gönüllülere 22. mad­dede öngörülen imkânlar tanınmalıdır.

 V. Eğitim ve Cezaevi Personelinin Kullanımı

25.Cezaevi personelini eğiten personel ile diğer kategorilerdeki persone­lin yabancı mahpuslarla ilgili görevlerine destek olmak için eğitimleri teşvik edilmeli ve mutat eğitim programları ile işbirliği yapılmalıdır. Bu tür eğitim, genellikle görülen ön yargılı davranışların önlenmesi için yabancı mahpusların zorluklarının ve kültürel geçmişlerinin anlaşılma­sını geliştirmeyi amaçlamalıdır.

26.Yabancı mahpuslarla daha yakından ilgilenecek personelin sağlan­ması ve yabancı bir dilin öğrenilmesi veya özellikle belirli bir grup ya­bancı mahpusa ilişkin olarak ortaya çıkan özel sorunlar gibi konulara odaklasan daha özel eğitim düzenlemeleri aracılığıyla ilgili personelin niteliklerinin artırılması göz önünde bulundurulmalıdır.

VI. İstatistiklerin Toplanması

27.Yabancı uyrukluların kolayca idaresi için sınıflandırılmalarına imkân sağlayan önemli unsurlara ilişkin rutin istatistiklerin toplanmasına özen gö Bu bağlamda, yabancı cezaevi mevcudunu; mil­liyet, ceza süresi, işlenen suç, ülkede ikamet edip etmediği ve sınır dışı edilme sorumluluğu gibi alt ayırımlara tabi tutabilmenin arzu edil­diği akılda tutulmalıdır. Mümkün olabildiği ölçüde istatistikler günlük ortalamanın yanı sıra, bir yıllık süre boyunca alınan rakamları da içer­melidir.

28.Olağan istatistiklere dayanılarak yapılan analizlere kolaylıkla bırakıla­mayacak konular üzerinde ara sıra teftişler yapılması göz önünde tu­tulmalıdır.

VII. Sınır Dışı Edilme ve Yabancı Ülkeye İade

29.En uygun cezaevi iyileştirmesine imkân sağlanması için mahpusun sınır dışı edilmesine ilişkin kararlar, yabancı mahpusun şahsi bağlan ve topluma yeniden yerleştirilmesine yapacağı etki göz önüne alına­rak ve kararı temyiz etme hakkına zarar vermeksizin mümkün olabi­len en kısa sürede alınmalıdır.

30.Mahpusun yeniden topluma yerleştirilmesine katkı sağlanması için, cezanın infaz edildiği ülkenin yetkili makamları herhangi bir sınır dışı edilme kararını dikkate almaksızın, mevcut uluslararası düzenlemele­re uygun olarak mahpusun ülkesine iade edilme arzusunu göz önün­de bulundurmalıdır.

Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar

Feridun Cemal Erkin

0
Antlaşmayı imzalayan Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin

Feridun Cemal Erkin, 1900 yılında doğmuş, Galatasaray Lisesi ve Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur.

1916-1918 tarihlerinde askerlik hizmetini tamamlamış, 1920 yılında İstanbul Düyunu Umumiye İdaresi’ne Muhasebeci yardımcısı olarak atanmıştır.

Feridun Cemal Erkin’in babası Cemal bey, oğulları Feridun, Adnan ve Ulvi Cemal Erkin ile – 1910

1926 yılında Muhtelif Mübadele Komisyonu Türk Delegasyonu Başkatibi olarak görev yapmış, 1928 yılında Londra Büyükelçiliğinde Başkatip, 1929 yılında Siyasi Müşavirlik Mümeyyizi, 1932 yılında I. Daire 3. Şubede görev yapmış, 1934 yılında Berlin Büyükelçiliğinde Orta Elçi ve Büyükelçilik Müsteşarı, 1937’de İktisat ve Ticaret Dairesi Şefi, 1938’de Berlin Başkonsolosu olmuştur.

Dışişleri Bakanlığı Ticaret, İktisat ve Siyasi Daireler Umum Müdürlüğü, Umumi Katip Siyasi Müşavirliği ve Umumi Katipliği görevlerini yerine getirmiştir.

Dışişleri Bakanı Feridun Cemal ERKİN Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur.

Erkin, sırasıyla 1947-1948 yıllarında Roma Büyükelçiliği, 1948-1955 yıllarında Washington Büyükelçiliği, 1955-1957 yıllarında Madrid Büyükelçiliği, 1957-1960 yıllarında yıllarında Paris Büyükelçiliği  ve 1960-1962 yıllarında ise Londra Büyükelçiliği yapmıştır.

Erkin, Birleşmiş Milletler San Francisco Konferansı Başdelegeliği ve Ereğli Demir Çelik Fabrikaları İdare Kurulu Üyeliğini de yürütmüştür.

İngilizce ve Fransızca bilen Erkin, 01.04.1962 den 20.02.1965 tarihine kadar Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunmuştur.

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Ortaklığa İlişkin Ankara Antlaşmasını, 12 Eylül 1963
tarihinde  Türkiye adına Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin imzalamıştır.

Filipin Cumhuriyeti ile ilk diplomatik temas olan Türkiye- Filipin Cumhuriyeti Dostluk Antlaşması, Erkin’in Washington Büyükelçiliği döneminde imzalanmış, Türkiye Cumhuriyeti adına sözleşmeyi imzalamıştır.

Ordu Milletvekilliği ve Cumhuriyet Senatosu Üyeliği görevini yürütmüştür. 

21 Haziran 1980 tarihinde vefat etmiştir.

Çağdaş Türk Müziğine yön veren en önemli bestecilerden biri olan Ulvi Cemal Erkin’in kardeşidir.

1959 yılında büyükelçi olarak Paris’te bulunmakta iken Feridun Cemal Erkin, bir Türk olarak ilk defa Fransız Enstitüsüne kabul edilmiş, yapılan bir törenle kendisine kabzasında ay yıldız işlenmiş bir kılıç armağan edilmiştir.

Erkin’in Türk-Sovyet İlişkileri ve Boğazlar Meselesi isimli eseri bulunmaktadır.

Türk-Sovyet ilişkileri ve boğazlar meselesi – Feridun Cemal Erkin

Ayrıca, Dışişlerinde 34 Yıl ismi ile yayınladığı 3. ciltlik anılarından oluşan kitabı bulunmaktadır.

Erkin’în “Dışişlerinde 34 Yıl” isimli eseri 

Kat Mülkiyeti Kanunu

0

Kat Mülkiyet Kanunu, 634 kanun numarası ile 23.06.1965 tarihinde kabul edilmiş, Resmî Gazetenin 02.07.1965 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kat Mülkiyeti Kanunu

BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
A) Kat mülkiyeti ve kat irtifakı:
I – Genel kural:

Madde 1 – Tamamlanmış bir yapının kat, daire, iş bürosu, dükkan, mağaza, mahzen, depo gibi bölümlerinden ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olanları üzerinde, o gayrimenkulün maliki veya ortak malikleri tarafından, bu Kanun hükümlerine göre, bağımsız mülkiyet hakları kurulabilir.

Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir yapının, birinci fıkrada yazılı nitelikteki bölümleri üzerinde, yapı tamamlandıktan sonra geçilecek kat mülkiyetine esas olmak üzere, arsa maliki veya arsanın ortak malikleri tarafından, bu Kanun hükümlerine göre irtifak hakları kurulabilir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

II – Tarifler:

Madde 2 – Bu Kanuna göre :

a) Kat mülkiyetine konu olan gayrimenkulün bütününe (Anagayrimenkul); yalnız esas yapı kısmına (Anayapı) anagayrimenkulün ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olup, bu Kanun hükümlerine göre bağımsız mülkiyete konu olan bölümlerine (Bağımsız bölüm); bir bağımsız bölümün dışında olup, doğrudan doğruya o bölüme tahsis edilmiş olan yerlere (Eklenti); bağımsız bölümler üzerinde kurulan mülkiyet hakkına (Kat mülkiyeti) ve bu hakka sahip olanlara (Kat maliki);

b) Anagayrimenkulün bağımsız bölümleri dışında kalıp, korunma ve ortaklaşa kullanma veya faydalanmaya yarıyan yerlerine (Ortak yerler); kat maliklerinin ortak malik sıfatiyle paydaşı bulundukları bu yerler üzerindeki faydalanma haklarına (Kullanma hakkı);

c) (Değişik: 13/4/1983-2814/1 md.) Bir arsa üzerinde ileride kat mülkiyetine konu olmak üzere yapılacak veya yapılmakta olan bir veya birden çok yapının bağımsız bölümleri için o arsanın maliki veya ortak malikleri tarafından bu Kanun hükümlerine göre kurulan irtifak hakkına (kat irtifakı); bu hakka sahip olanlara da (kat irtifak sahibi);

d) Arsanın, bu Kanunda yazılı esasa göre bağımsız bölümlere tahsis edilen ortak mülkiyet paylarına (Arsa payı);

e) Kat mülkiyetinin veya irtifakının kurulmasına ait resmi senede (Sözleşme); Denir.

III – Kat mülkiyetinin ve kat irtifakının niteliği:

Madde 3 – Kat mülkiyeti, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyettir.

(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/1 md.) Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyetem konu olan anagayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur. Arsa paylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez. 44 üncü madde hükmü saklıdır.

(Değişik üçüncü fıkra: 23/6/2009-5912/1 md.) Kat irtifakı arsa payına bağlı bir irtifak çeşidi olup, yapının tamamı için düzenlenecek yapı kullanma izin belgesine dayalı olarak, bu Kanunda gösterilen şartlar uyarınca kat mülkiyetine resen çevrilir. Bu işlem, arsa malikinin veya kat irtifakına sahip ortak maliklerden birinin istemi ile dahi gerçekleştirilebilir.

IV – Ortak yerler:

Madde 4 – Ortak yerlerin konusu sözleşme ile belirtilebilir. Aşağıda yazılı yerler ve şeyler bu Kanun gereğince her halde ortak yer sayılır.

a) Temeller ve ana duvarlar, taşıyıcı sistemi oluşturan kiriş, kolon ve perde duvarlar ile taşıyıcı sistemin parçası diğer elemanlar,bağımsız bölümleri ayıran ortak duvarlar, tavan ve tabanlar, avlular, genel giriş kapıları, antreler, merdivenler, asansörler, sahanlıklar, koridorlar ve buralardaki genel tuvalet ve lavabolar, kapıcı daire veya odaları, genel çamaşırlık ve çamaşır kurutma yerleri, genel kömürlük ve ortak garajlar, elektrik, su ve havagazı saatlerinin korunmasına mahsus olup bağımsız bölüm dışında bulunan yuvalar ve kapalı kısımlar, kalorifer daireleri, kuyu ve sarnıçlar, yapının genel su depoları, sığınaklar,(14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle; bu bende “Temeller ve ana duvarlar,” ibaresinden sonra gelmek üzere “taşıyıcı sistemi oluşturan kiriş, kolon ve perde duvarlar ile taşıyıcı sistemin parçası diğer elemanlar,” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.)

b) Her kat malikinin kendi bölümü dışındaki kanalizasyon tesisleri ve çöp kanalları ile kalorifer, su, havagazı ve elektrik tesisleri, telefon, radyo ve televizyon için ortak şebeke ve antenler sıcak ve soğuk hava tesisleri,

c) Çatılar, bacalar, genel dam terasları, yağmur olukları, yangın emniyet merdivenleri.Yukarıda sayılanların dışında kalıp da, yine ortaklaşa kullanma, korunma veya faydalanma için zaruri olan diğer yerler ve şeyler de (Ortak yer) konusuna girer.

B) Bağlantılar :
I – Bağımsız bölümlerle arsa payı arasındaki bağlantı:

Madde 5 – Kat mülkiyetinin başkasına devri veya miras yoluyla geçmesi halinde, ona bağlı arsa payı da birlikte geçer; arsa payı, kat mülkiyetinden veya kat irtifakından ayrı olarak devredilemiyeceği gibi, miras yoluyla da geçmez ve başka bir hakla kayıtlanamaz.

Anagayrimenkulde, kat mülkiyetine bağlanmamış veya lehine kat irtifakı kurulmamış arsa payı bırakılamaz.

Kat mülkiyetini kayıtlayan haklar, kendiliğinden arsa payını da kayıtlar.

Kat irtifakına konu olan arsa üzerinde bu hakla bağdaşması mümkün olmayan irtifaklar kurulamaz.

Anagayrimenkulde kat mülkiyetinin kurulmasından önce o gayrimenkulün kütükteki sayfasına tescil veya şerhedilmiş olan haklar kat mülkiyetini de, kaide olarak arsa payı oranında, kendiliğinden kayıtlar.

II – Bağımsız bölümlerle eklentiler ve ortak yerler arasındaki bağlantı:

Madde 6 – Bir bağımsız bölümün dışında olup, doğrudan doğruya o bölüme tahsis edilmiş olan kömürlük, su deposu, garaj, elektrik, havagazı veya su saati yuvaları, tuvalet gibi eklentiler, ait olduğu bağımsız bölümün bütünleyici parçası sayılır ve o bölümün maliki, eklentilerin de tek başına maliki olur.

Eklentiler kat mülkiyeti kütüğünün (Beyanlar) hanesine kaydedilir ve bunlardan anayapının oturduğu zeminin dışında kalanlar kadastro planında veya tapu haritasında ayrıca gösterilir.

Bağımsız bölüm üzerinde kat mülkiyetiyle ve diğer kat maliklerinin haklariyle bağdaşması mümkün olmayan irtifaklar kurulamaz.

Bağımsız bölümlerin başkasına devri, kayıtlanması veya kiralanması halinde, eklentiler ve ortak yerler de kendiliğinden devredilmiş, kayıtlanmış vaya kiralanmış olur.

C) Ortaklığın (Şüyuun) giderilmesi ve öncelikle satınalma (Şüf’a) hakkı:
I – Ortaklığın giderilmesi:

Madde 7 – Kat mülkiyetine veya kat irtifakına tabi olan gayrimenkulde ortaklığın giderilmesi istenemez. Bağımsız bölümler, bağımsız bir gayrimenkul gibi dava ve takip konusu olabilir bunlarda ortaklığın giderilmesi istenebilir.

II- Öncelikle satınalma hakkı:

Madde 8 – (Değişik birinci fıkra: 13/4/1983 – 2814/3 md.) Kat mülkiyeti kurulmuş bir gayrimenkulün bağımsız bölümlerinden birinin veya kat irtifakı bağlanmış arsa payının satılması halinde diğer kat maliklerinin veya irtifak hakkı sahiplerinin öncelikle satın alma hakkı yoktur. Bir bağımsız bölümün paydaşlarından birinin kendi payını başkasına satması halinde öteki paydaşlar, öncelikle satınalma hakkını kullanabilirler. Sözleşmede bu maddenin aksine hüküm konulabilir.

D) Genel hükümlerin uygulanma alanı:

Madde 9 – Kat mülkiyetine veya kat irtifakına ait kütük kaydında veya kat malikleri arasındaki sözleşmede veya yönetim planında veya bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, kat mülkiyetinden doğan anlaşmazlıklar, Medeni Kanun ve ilgili diğer kanunlar hükümlerine göre karara bağlanır.

İKİNCİ BÖLÜM
Kat Mülkiyetinin ve Kat İrtifakının Kurulması
A) Genel kural:

Madde 10 – Kat mülkiyeti ve kat irtifakı resmi senetle ve tapu siciline tescil ile doğar. Anagayrimenkulün tümünün mülkiyeti (Kat mülkiyeti) ne çevrilmeden o gayrimenkulün yalnız bir veya birkaç bölümü üzerinde kat mülkiyeti kurulamaz.

(Değişik üçüncü fıkra: 14/11/2007-5711/3 md.)

Kat mülkiyeti kurulurken aynı katta birbirine bitişik bulunan aynı nevideki birden fazla bağımsız bölüm veya bir yapının otel, iş veya ticaret yeri gibi iktisadî açıdan veya kullanma bakımından bütünlük arz eden birden çok katı veya bölümü, kat mülkiyeti kütüğüne tek bağımsız bölüm olarak tescil edilebilir. Böyle bir tescilin yapılabilmesi için, buna uygun değişiklik projesinin ve yapı kullanma izin belgesinin Tapu Sicil Müdürlüğüne verilmiş olması gereklidir.

(Değişik dördüncü fıkra: 15/2/2018-7099/4 md.)

Kat mülkiyetinin tescili, tapu memurunca düzenlenen resmî senet uyarınca veya aşağıdaki fıkralara göre yapılabilir.

(Ek fıkra: 15/2/2018-7099/4 md.)

Hak sahiplerine isabet eden bağımsız bölümlerin belirlenmiş olması şartıyla arsa maliki ile yüklenici arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi, kat karşılığı temlik sözleşmesi ve bağımsız bölümlerin taksimine ilişkin noterlik sözleşmesine istinaden inşa edilecek olan binaya ilişkin cins değişikliği, kat irtifakı ve kat mülkiyeti tesisi işlemi, yüklenici tarafından talep edilmesi halinde ilgili idare tarafından yapılır. Tapuya tescil işlemlerinde elektronik ortamda düzenlenen ve ilgili idare tarafından onaylı mimari proje ile yönetim planı esas alınır. Mimari proje ile yönetim planında malik imzası aranmaz.

(Ek fıkra: 15/2/2018-7099/4 md.)

Cins değişikliği işlemlerinde yapı kullanma izin belgesi düzenlenen yapılara ilişkin lisanslı harita kadastro mühendislik büroları, bu büroların bulunmadığı yerlerde kadastro müdürlüğü tarafından düzenlenecek tescil bildirimini müteakip, yapı kullanma izin belgesini düzenleyen kurum veya kuruluşa gönderilen cins değişikliğine ilişkin tescil bildirimi ve eki belgeler ilgili kurumca yapı kullanma izin belgesi ile birlikte ilgili tapu müdürlüğüne elektronik ortamda gönderilir. Gönderilen belgeler gereğince tapu müdürlüğü tarafından resen cins değişikliği yapılarak tapu siciline tescil sağlanır. Kat irtifakından, kat mülkiyetine geçiş işlemlerinde bu fıkra hükmü uygulanmaz.

Kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir gayrimenkul üzerindeki ortaklığın giderilmesi davalarında, mirasçılardan veya ortak maliklerden biri, paylaşmanın, kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin tahsisi suretiyle yapılmasını isterse, hakim, o gayrimenkulün mülkiyetinin, 12 nci maddede yazılı belgelere dayanılarak kat mülkiyetine çevrilmesine ve paylar denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı tahsisine karar verebilir.

(Ek fıkra: 14/11/2007-5711/3 md.)

Gelirinin ortak giderlere harcanması için veya başka bir amaçla ortak yararlanmaya tahsis edilen bağımsız bölümlerin malik hanesine, bunlardan yararlanan “bağımsız bölümlerin numaraları” yazılmak suretiyle kat mülkiyeti kütüğüne tescil edilir. Bu husus bağımsız bölümlerin beyanlar hanesinde gösterilir.

B) Kat mülkiyeti kütüğü:

Madde 11 – (Değişik: 14/11/2007-5711/4 md.)

Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, Tapu Sicili Tüzüğüne göre tutulacak kat mülkiyeti kütüğüne tescil olunur. Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, tescille ilgili genel hükümler, kat mülkiyeti kütüğüne yapılacak tescillerde de uygulanır.

Henüz kadastrosu yapılmamış olan yerlerde kat mülkiyeti ve kat irtifakı, Tapu Sicili Tüzüğündeki formüle göre, ayrıca tutulacak Kat Mülkiyeti Zabıt Defterine tescil olunur.

C) Kat mülkiyetinin kurulması:
I – İstem ve belgeler

Madde 12 – (Değişik: 14/11/2007-5711/5 md.)

Kat mülkiyetinin kurulması için, anagayrimenkulün kat mülkiyetine çevrilmesi hususunda o gayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının aşağıda yazılı belgeler ile birlikte tapu idaresinde istemde bulunması gerekir:

a) (Değişik: 15/2/2018-7099/5 md.) Anagayrimenkulde, yapı veya yapıların dış cepheler ve iç taksimatı bağımsız bölüm, eklenti, ortak yerlerinin ölçüleri ve bağımsız bölümlerin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleriyle oranlı arsa payları, kat, daire, iş bürosu gibi nevi ile bunların birden başlayıp sırayla giden numarası ve bağımsız bölümlerin yapı inşaat alanı da açıkça gösterilmek suretiyle, proje müellifi mimar tarafından yapılan, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarınca anagayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının imzaları alınarak onaylanan ve elektronik ortamda tapu müdürlüğüne gönderilen mimarî proje ile yapı kullanma izin belgesi.

b) Bağımsız bölümlerin kullanılış tarzına, birden çok yapının varlığı halinde bu yapıların özelliğine göre 28 inci maddedeki esaslar çerçevesinde hazırlanmış, kat mülkiyetini kuran malik veya malikler tarafından imzalanmış bir yönetim plânı.

c) (Mü lga: 2 3 / 6 / 2 0 0 9 -5 9 1 2 / 2 m d .)

II – Sözleşme ve tescil:

Madde 13 – (Değişik birinci fıkra: 13/4/1983-2814/5 md.) Tapu memuru kendisine verilen belgelerin tamam ve usulüne uygun ve dilekçeyi verenlerin veya istemde bulunanların yetkili olduklarına kanaat getirdikten sonra, kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmasına dair resmi sözleşmeyi düzenler. Bu sözleşme aynı zamanda tescil istemi sayılır.

(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/6 md.)

Sözleşme düzenlenince kat irtifakının kat mülkiyetine çevrilmesinde kat irtifakının kayıtlı olduğu kat mülkiyeti kütüğü sayfasındaki, doğrudan doğruya kat mülkiyetinin kurulması halinde ise anagayrimenkulün kayıtlı bulunduğu tapu kütüğü sayfasındaki mülkiyet hanesine “Bu gayrimenkulün mülkiyeti kat mülkiyetine çevrilmiştir.” ibaresi yazılarak, sayfa anagayrimenkulün leh ve aleyhine tesis edilecek irtifak hakları dışındaki işlemlere kapatılır ve kat mülkiyetine konu olan her bağımsız bölüm, kat mülkiyeti kütüğünün ayrı bir sayfasına o bölüme bağlı arsa payı ve anagayrimenkulün kayıtlı bulunduğu genel kütükteki pafta, ada, parsel, defter ve sayfa numaraları gösterilmek suretiyle tescil edilir; anagayrimenkulün kayıtlı bulunduğu genel kütük sayfasına da, bağımsız bölümlerin kat mülkiyeti kütüğündeki defter ve sayfa numaraları işlenmek suretiyle, kütükler arasında bağlantı sağlanır.

(Değişik üçüncü fıkra: 14/11/2007-5711/6 md.)

Anagayrimenkulün sayfasında evvelce mevcut olan haklara ait sicil kaydı, irtifak hakları hariç, bağımsız bölümlerin kat mülkiyeti kütüğündeki sayfasına geçirilir. Anagayrimenkulün mülkiyetinin kat mülkiyetine çevrilmesinden sonra, anagayrimenkulün leh ve aleyhine tesis edilecek irtifak hakları da anagayrimenkulün tapu kütüğü sayfasına tescil edilir ve kat mülkiyeti kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilir.

Kat mülkiyeti kütüğüne tescil edilen her bağımsız bölüm ayrı bir gayrimenkul niteliğini kazanır ve kütükte o bölümün tasdikli planındaki numarayı alır.

(Değişik: 13/4/1983-2814/5 md.) Kat malikine, anagayrimenkulun çaplı tasarruf belgesinden başka, istem halinde, 12 nci maddenin (a) bendinde belirtilen projeden kendi bağımsız bölümüne ait olan kısmının tasdikli bir örneği de verilir.

D) Kat irtifakının kurulması:

Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 23/6/2009-5912/3 md.) Henüz yapı yapılmamış veya yapısı tamamlanmamış bir arsa üzerinde kat irtifakının kurulması ve tapu siciline tescil edilmesi için o arsanın malikinin veya bütün paydaşlarının buna ait istem ile birlikte 12 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendine uygun olarak düzenlenen, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarınca anagayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının imzaları alınarak onaylanan ve elektronik ortamda tapu müdürlüğüne gönderilen proje ile (b) bendindeki yönetim plânını tapu idaresine vermeleri lazımdır. Kat mülkiyetine geçişte ayrıca yönetim plânı istenmez. (15/2/2018 tarihli ve 7099 say ılı Kanunun 6ncı maddesiyle; bu fıkrada yer alan “12 nci maddenin (a) bendine uygun olarak düzenlenen” ibaresi “12nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendine uygun olarak düzenlenen, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarınca anagayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının imzaları alınarak onaylanan ve elektronik ortamda tapu müdürlüğüne gönderilen” şeklinde değiştirilmiştir.)

Bir arsa üzerinde kat irtifakları ancak sözleşmede veya dilekçede her kat irtifakının ilgili bulunduğu bağımsız bölüme tahsisi istenen arsa payı, arsanın kayıtlı olduğu kütüğün (Beyanlar) hanesinde belirtilmek suretiyle kurulur ve yapının, verilen projeye göre tamamlanmasından sonra kat mülkiyetine konu olacak bağımsız bölümlerinin numarası ve bu bölümlere bağlı eklentiler
kütüğün beyanlar hanesinde belirtilir.

(Değişik üçüncü fıkra: 23/6/2009-5912/3 md.) Yapının tamamlanmasından sonra kat irtifakının kat mülkiyetine çevrilmesi, kat irtifakının tesciline ait resmi senede ve 12 nci maddede yazılı belgelere dayalı olarak, yetkili idarece yapı kullanma izin belgesinin verildiği tarihten itibaren altmış gün içinde ilgili tapu idaresine gönderilmesi üzerine resen yapılır. (Ek fıkra: 14/11/2007-5711/7 md.; Mülga: 23/6/2009-5912/3 md.)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kat Maliklerinin ve Kat İrtifakı Sahiplerinin Hakları
A) Kat maliklerinin hakları:
I – Bağımsız bölüm üzerinde:

Madde 15 – Kat malikleri kendilerine ait bağımsız bölümler üzerinde, bu kanunun ilgili hükümleri saklı kalmak şartiyle, Medeni Kanunun maliklere tanıdığı bütün hak ve yetkilere sahiptirler.

II – Ortak yerler üzerinde :

Madde 16 – Kat malikleri anagayrimenkulün bütün ortak yerlerine, arsa payları oranında, ortak mülkiyet hükümlerine göre malik olurlar.

Kat malikleri ortak yerlerde kullanma hakkına sahiptirler; bu hakkın genel kömürlük, garaj, teras, çamaşırhane ve çamaşır kurutma alanları gibi yerlerdeki ölçüsü, aksine sözleşme olmadıkça, her kat malikine ait arsa payı ile oranlıdır.

B) Kat irtifakı sahibinin hakları:

Madde 17 – Kat irtifakı sahipleri, ortak arsa üzerinde yapılacak yapının, sözleşmede yazılı süre içinde başlaması ve tamamlanması için kendilerine düşen borçların yerine getirilmesini, karşılıklı olarak isteme ve dava etme hakkına sahiptirler.

(Değişik: 13/4/1983 -2814/7 md.) Kat irtifakı sahipleri yapının tamamlanması için kendi aralarından veya dışarıdan bir veya birkaç kişiyi yönetici olarak tayin edebilirler. Kat mülkiyeti yöneticisinin görev, yetki ve sorumluluklarına dair hükümler, bu yönetici hakkında da uygulanır.

(Ek: 13/4/1983 – 2814/7 md.) Kat irtifakı kurulmuş gayrimenkullerde yapı fiilen tamamlanmış ve bağımsız bölümlerin üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanmışsa, kat mülkiyetine geçilmemiş olsa dahi anagayrimenkulün yönetiminde kat mülkiyeti hükümleri uygulanır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Kat Maliklerinin ve Kat İrtifakı Sahiplerinin Borçları
A) Kat Maliklerinin borçları:
I – Genel kural:

Madde 18 – Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.

Bu kanunda kat maliklerinin borçlarına dair olan hükümler, bağımsız bölümlerdeki kiracılara ve oturma (Sükna) hakkı sahiplerine veya bu bölümlerden herhangi bir suretle devamlı olarak faydalananlara da uygulanır; bu borçları yerine getirmiyenler kat malikleriyle birlikte, müteselsil olarak sorumlu olur.
(Mülga son fıkra: 14/11/2007-5711/24 md.)

II – Anagayrimenkulün bakımı, korunması ve zarardan sorumluluk:

Madde 19 – Kat malikleri, anagayrimenkulün bakımına ve mimarı durumu ile güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle korumaya mecburdurlar.

(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/8 md.) Kat maliklerinden biri, bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadıkça anagayrimenkulün ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesisler, değişik renkte dış badana veya boya yaptıramaz. Ancak, ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun anayapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya anayapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmiş olması halinde, bu onarım ve güçlendirmenin projesine ve tekniğine uygun biçimde yapılması konusunda kat maliklerinin rızası aranmaz. Kat maliki kendi bağımsız bölümünde anayapıya zarar verecek nitelikte onarım, tesis ve değişiklik yapamaz. Tavan, taban veya duvar ile birbirine bağlantılı bulunan bağımsız bölümlerin bağlantılı yerlerinde, bu bölüm maliklerinin ortak rızası ile anayapıya zarar vermeyecek onarım, tesis ve değişiklik yapılabilir.

Her kat maliki anagayrimenkule ve diğer bağımsız bölümlere, kusuru ile verdiği zarardan dolayı diğer kat maliklerine karşı sorumludur.

III – Anagayrimenkulün genel giderlerine katılma :

Madde 20 – (Değişik birinci fıkra: 13/4/1983-2814/9 md.) Kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça:

a) Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak;

b) Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında; Katılmakla yükümlüdür. (14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “koruma” ibaresinden sonra gelmek üzere “, güçlendirme” ibaresi eklenmiştir.)

c) Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.

(Değişik: 13/4/1983-2814/9 md.)

Gider veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında, diğer kat maliklerinden her biri veya yönetici tarafından, yönetim planına, bu Kanuna ve genel hükümlere göre dava açılabilir, icra takibi yapılabilir. Gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık yüzde beş hesabıyla gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür. (14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle bu fıkrada yer alan “yüzde on” ibaresi “yüzde beş” olarak değiştirilmiştir.)

Birinci fıkradaki giderlere, kat maliklerinden birinin veya onun bağımsız bölümünden herhangi bir suretle faydalanan kişinin kusurlu bir hareketi sebep olmuşsa, gidere katılanların yaptıkları ödemeler için o kat malikine veya gidere sebep olanlara rücu hakları vardır.

IV – Sigorta anlaşması:

Madde 21 – Anagayrimenkulün, kat malikleri kurulunca tayin edilecek değer üzerinden sigorta edilmesi kat malikleri kurulunca kararlaştırılabilir.

Sigorta yapılması halinde kat malikleri, sigorta giderlerine, arsa payları oranında, katılmakla yükümlüdürler.

Anagayrimenkulün tümünün harap olması halinde alınacak sigorta bedeli, aksine sözleşme olmadıkça, kat maliklerine, arsa payları oranında, paylaştırılır.

Yalnız bir veya bir kaç bağımsız bölüm veya eklentisi veya ortak yerlerden bir kısmı hasara uğramışsa, alınacak sigorta bedeli hasara uğrayan yerlerin onarımına arsa payları oranında harcanır.

Kat malikleri anagayrimenkulün sigortasıyla giderilemeyecek olan zararlarını karşılamaküzere, kendi bağımsız bölümlerini ayrıca kendi ad ve hesaplarına sigorta ettirebilirler; bu halde alınacak sigorta bedeli, anagayrimenkulün sigorta bedelindeki payları da ayrıca saklı kalmak üzere, yalnız kendilerine ait olur.
Sigorta hakkındaki emredici hükümler saklıdır.

V – Ortak giderlerin teminatı:

Madde 22 – (Değişik birinci fıkra: 13/4/1983 – 2814/10 md.) Kat malikinin, 20 nci madde uyarınca payına düşecek gider ve avans borcundan ve gecikme tazminatından, bağımsız bölümlerin birinde kira akdine, oturma (sükna) hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı bir şekilde faydalananlar da müştereken ve müteselsilen sorumludur. Ancak, kiracının sorumluluğu ödemekle yükümlü olduğu kira miktarı ile sınırlı olup, yaptığı ödeme kira borcundan düşülür.

Kat malikinin borcu bu yolla da alınamazsa, mahkemece tesbit edilen borcunu ödemiyen kat malikinin bağımsız bölümü üzerine, varsa yöneticinin yoksa kat maliklerinden birinin yazılı istemiyle bu borç tutarı için, diğer kat malikleri lehine kanuni ipotek hakkı tescil edilir. (Değişik son cümle: 14/11/2007-5711/10 md.) 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 893 üncü maddesinin son fıkrası hükmü burada da uygulanır.

(Değişik: 13/4/1983 – 2814/10 md.) Kat maliklerinin, gider borcunu ödemeyen kat maliki veya diğer sorumlulardan olan alacakları önceliklidir.

VI – Müsaade mecburiyeti:

Madde 23 – Kat maliklerinden birinin bağımsız bölümünde veya bu bölümdeki tesislerde meydana gelen bir hasar veya bozukluğun onarımı veya giderilmesi veya tesislerin yeniden yapılması ile yapı güvenliğiyle ilgili olarak yapılması gerekli görülen teknik incelemeler için diğer bir bağımsız bölüme girmek gerekiyorsa, o bölümün maliki veya o bölümde başka sıfatla oturanlar, giriş müsaadesi vermeye ve bölümde gerekli işlerin yapılmasına katlanmaya mecburdurlar.(14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle; bu fıkrada yer alan “tesislerin yeniden yapılması” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile yapı güvenliğiyle ilgili olarak yapılması gerekli görülenteknik incelemeler” ibaresi eklenmiştir.)

Anagayrimenkulün bir kısmının harap olması halinde, harap olan bağımsız bölüm ve eklentilerinin veya ortak yerlerin veya bağımsız bölümdeki tesislerin yeniden yapılması için, sağlam kalan bağımsız bölümlerin içinden veya dışından faydalanılması gerekiyorsa, o bölümlerin malikleri veya orada başka sıfatla oturanlar buna müsaade etmeye mecburdurlar. Yukarıdaki fıkralarda yazılı müsaade yüzünden, kat maliklerinin veya orada başka sıfatla oturanların uğrayacakları zararı, lehine müsaade verilen bağımsız bölüm malikleri derhal ödemekle yükümlüdürler.

VII – Yasak işler:

Madde 24 – Anagayrimenkulün, kütükte mesken, iş veya ticaret yeri olarak gösterilen bağımsız bir bölümünde hastane, dispanser, klinik, poliklinik, ecza laboratuvarı gibi müesseseler kurulamaz; kat maliklerinin buna aykırı sözleşmeleri hükümsüzdür; dispanser, klinik, poliklinik niteliğinde olmıyan muayenehaneler bu hükmün dışındadır.

Anagayrimenkulün, kütükte mesken olarak gösterilen bağımsız bir bölümünde sinema, tiyatro, kahvehane, gazino, pavyon, bar, kulüp, dans salonu ve emsali gibi eğlence ve toplantı yerleri ve fırın, lokanta, pastahane, süthane gibi gıda ve beslenme yerleri ve imalathane, boyahane, basımevi, dükkan, galeri ve çarşı gibi yerler, ancak kat malikleri kurulunun oybirliği ile vereceği kararla açılabilir.

(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/194 md.) 1136 sayılı Avukatlık Kanununda avukatlık büroları ve hukuk büroları ile ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meskenlerdeki avukatlık ve hukuk büroları faaliyetlerine devam ederler. Bu süre, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıldır. Bu hüküm 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meslek mensupları tarafından açılan bürolar hakkında da uygulanır.

Bu karar yöneticinin veya kat maliklerinden birinin istemi üzerine bütün bağımsız bölümlerin kat mülkiyeti kütüğündeki sahifelerine şerh verilir.

VIII – Kat mülkiyetinin devri mecburiyeti:

Madde 25 – Kat maliklerinden biri bu kanuna göre kendisine düşen borçları ve yükümleri yerine getirmemek suretiyle diğer kat maliklerinin haklarını, onlar için çekilmez hale gelecek derecede ihlal ederse, onlar, o kat malikinin müstakil bölümü üzerindeki mülkiyet hakkının kendilerine devredilmesini hakimden istiyebilirler.

(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/12 md.)

Bu gibi bir kat maliki hakkında, bağımsız bölümün mülkiyetinin hükme en yakın tarihteki değeri o kat malikine ödenerek bu mülkiyetin diğer kat maliklerine, arsa payları oranında devredilmesi için davanın açılması, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, diğer kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğuyla karar vermesine bağlıdır. Bu karara rağmen kat maliklerinden bir kısmı bu davayı açmak istemezse, davayı öteki kat malikleri açar ve hâkim hüküm vermeden önce devir bedelinin ileride hak sahibine ödenmek üzere bankada üçer aylık vadeli hesaba yatırılması ve makbuzunun ibrazı için davacılara resen belirleyeceği uygun bir süre verir. Devir bedelinin süresi içinde yatırıldığına ilişkin belge ibraz edildiğinde ve davanın kabulü halinde hâkim, davalının bağımsız bölümünün mülkiyetinin davayı açmış olan kat maliklerine arsa payları oranında devredilmesine ve devir bedelinin işlemiş faiziyle birlikte davalıya ödenmesine karar verir.

Aşağıdaki durumlarda, birinci fıkrada yazılı çekilmezlik, her halde mevcut farz edilir :

a) Ortak giderlerden ve avanstan kendine düşen borçları ödemediği için hakkında iki takvim yılı içinde üç defa icra veya dava takibi yapılmasına sebep olunması;

b) Anagayrimenkulün bulunduğu yerin sulh hakimi tarafından 33 üncü madde gereğince verilen emre rağmen, bu kanunda yazılı borç ve yükümleri yerine getirmemek suretiyle öteki kat maliklerinin haklarını ihlal etmekte devamlı olarak bir yıl ısrar edilmesi;

c) Kendi bağımsız bölümünü randevu evi veya kumarhane veya benzeri yer olarak kullanmak suretiyle ahlak ve adaba aykırı harekette bulunması. (Değişik dördüncü fıkra: 14/11/2007-5711/12 md.) Bu maddedeki dava hakkı, devir konusunda kat maliklerince alınan dava açma kararının öğrenilmesi tarihinden başlayarak altı ay ve her halde dava hakkının doğumundan başlayarak beş yıl içinde kullanılmazsa veya dava sebebi ortadan kalkmışsa düşer.

B) Kat irtifakı sahiplerinin borçları:

Madde 26 – Kat irtifakı sahipleri bu hakka konu olan ortak arsa üzerinde, ileride kat mülkiyetine çevrilmek üzere yapılacak yapının sözleşmeye ve plana göre tamamlanması için kendilerine düşen borçları vaktinde yerine getirmek ve yapı işini, doğruluk kaideleri uyarınca kolaylaştırmakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/13 md.) Kat irtifakı sahiplerinden biri kendine düşen borçları, noter aracılığıyla yapılan ihtara rağmen, bu ihtar tarihinden başlayarak iki ay içinde yerine getirmezse diğerlerinin yazılı istemi üzerine hâkim, onun arsa payının ve kat irtifakının hükme en yakın tarihteki değeri karşılığında, öteki paydaşlara, arsa payları oranında devrine karar verir.

Kat irtifakı sahiplerinden birinin kusuru yüzünden, yapının kanuni süre içinde yapılamaması sebebiyle kat irtifakı düşerse, kusurlu taraf diğerlerinin bu yüzden uğradıkları zararı tazminle yükümlüdür.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Anagayrimenkulün Yönetimi
A) Genel kurul:

Madde 27 – Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartiyle, bu kurul tarafından kararlaştırılır.

B) Yönetim planı:

Madde 28 – Yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenler.Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlıyan bir sözleşme hükmündedir.

Yönetim planında hüküm bulunmıyan hallerde, anagayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıklar bu kanuna ve genel hükümlere göre karara bağlanır.

(Değişik: 13/4/1983 – 2814/11 md.) Yönetim planının değiştirilmesi için bütün kat maliklerinin beşte dördünün oyu şarttır. Kat maliklerinin 33 üncü maddeye göre mahkemeye başvurma hakları saklıdır.

Yönetim planı ve bunda yapılan değişiklikler, bütün kat malikleriyle onların külli ve cüzi haleflerini ve yönetici ve denetçileri bağlar.

Yönetim planının ve onda sonradan yapılan değişikliklerin tarihi, kat mülkiyeti kütüğünün (Beyanlar) hanesinde gösterilir ve bu değişiklikler yönetim planına bağlanarak kat mülkiyetinin kuruluş belgeleri arasında saklanır.

C) Kat malikleri kurulunun toplantısı ve kararları:
I – Toplantı zamanı:

Madde 29 – Kat malikleri kurulu, yılda bir defadan az olmamak üzere yönetim planında gösterilen zamanlarda, eğer böyle bir zaman gösterilmemişse, her takvim yılının ilk ayı içinde toplanır. (Ek cümle: 14/11/2007-5711/14 md.) Toplu yapılarda ise kurullar, en geç iki yılda bir defadan az olmamak üzere yönetim plânlarında gösterilen zamanlarda, böyle bir zaman gösterilmemişse, ikinci takvim yılının ilk ayı içinde toplanır.

Önemli bir sebebin çıkması halinde, yöneticinin veya denetçinin veya kat maliklerinden üçte birinin istemi üzerine ve toplantı için istenilen tarihten en az onbeş gün önce bütün kat maliklerine imzalattırılacak bir çağrı veya bir taahhütlü mektupla, toplantı sebebi de bildirilmek şartiyle, kat malikleri kurulu her zaman toplanabilir.

İlk çağrı yapılırken, birinci toplantıda, yeter sayının sağlanamaması halinde, ikinci toplantının nerede ve hangi tarihte yapılacağı da belirtilir. (Ek cümle: 14/11/2007-5711/14 md.) İlk toplantı ile ikinci toplantı arasında bırakılacak zaman yedi günden az olamaz.

II – Yeter sayı:

Madde 30 – Kat malikleri kurulu, kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından yarısından fazlasiyle toplanır ve oy çokluğuyla karar verir.

(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/15 md.) Yeter sayının sağlanamaması nedeniyle ilk toplantının yapılamaması halinde, ikinci toplantı, en geç onbeş gün sonra yapılır. Bu toplantıda karar yeter sayısı, katılanların salt çoğunluğudur.

Bu kanunda yeter sayı için ayrıca konulmuş olan hükümler saklıdır.

III – Oya katılma:

Madde 31 – Her kat maliki, arsa payı oranına bakılmaksızın, bir tek oy hakkına sahiptir.

Anagayrimenkulde birden ziyade bağımsız bölümü olan kat maliki, her bağımsız bölüm için ayrı bir oy hakkına sahiptir; bununla beraber onun malik olduğu bağımsız bölümlerin sayısı ne olursa olsun, sahip olacağı oy sayısı bütün oyların üçte birinden fazla olamaz; oy hesabı yapılırken kesirler gözönüne alınmaz.

Bir bağımsız bölümün birden ziyade maliki varsa, kat malikleri kurulunda bunları içlerinden vekalet verecekleri birisi temsil eder. Kat maliklerinden biri ehliyetsiz ise onu kanuni mümessili temsil eder.
Alınacak karar doğrudan doğruya kendini ilgilendiren kat maliki görüşmelerde hazır bulunabilir, fakat oya katılamaz.

(Değişik son fıkra: 14/11/2007-5711/16 md.) Kat maliklerinden biri, oyunu yetkili vekil eliyle kullanabilir. Bir kişi, oy sayısının yüzde beşinden fazlasını kullanmak üzere vekil tayin edilemez. Ancak, kırk ve daha az sayıdaki kat mülkiyetine tâbi taşınmazlarda bir kişi, en fazla iki kişiye vekâlet edebilir.

IV – Kararlar:

Madde 32 – Anagayrimenkul kat malikleri kurulu tarafından, sözleşme, yönetim planı ve kanun hükümleri uyarınca verilecek kararlara göre yönetilir.

Bütün kat malikleriyle külli ve cüzi halefleri, yönetici ve denetçiler, kat malikleri kurulunun kararlarına uymakla yükümlüdürler.

Anagayrimenkulün kullanılmasından veya yönetiminden dolayı kat malikleri arasında veya bunlarla yönetici ve denetçiler arasında veya denetçilerle yöneticiler arasında çıkan anlaşmazlıklar, kat malikleri kurulunca çözülür ve karara bağlanır.

Kat malikleri kurulu kararları (1) den başlayıp sırayla giden sayfa numaraları taşıyan her sayfası noter mühüriyle tasdikli bir deftere yazılarak, toplantıda bulunan bütün kat maliklerince imzalanır; karara aykırı oy verenler bu aykırılığın sebebini belirterek imza koyarlar.

Bir husus hakkında ilerde çıkan anlaşmazlıklar, karar defterinde aynı hususa dair daha önce verilmiş bir karar varsa kaide olarak ona göre çözülür.

V – Hakimin müdahalesi

Madde 33 – (Değişik birinci fıkra: 14/11/2007-5711/17 md.) Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak 32 nci madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaz. Kat maliklerinden birinin yahut onun katından kira akdine, oturma hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı surette faydalanan kimsenin, borç ve yükümlerini yerine getirmemesi yüzünden zarar gören kat maliki veya kat malikleri, anagayrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesine başvurarak hâkimin müdahalesini isteyebilir.

Hakim, ilgilileri dinledikten sonra, bu kanuna ve yönetim planına ve bunlarda bir hüküm yoksa, genel hükümlere ve hakkaniyet kaidelerine göre derhal kararını verir ve bunun, tespit edeceği kısa bir süre içinde yerine getirilmesi lüzumunu ilgiliye tefhim veya tebliğ eder.

(Değişik üçüncü fıkra: 14/11/2007-5711/17 md.) Tespit edilen süre içinde hâkimin kararını yerine getirmeyenlere, aynı mahkemece, ikiyüz elli Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. 25 inci madde hükmü saklıdır.

D) Yönetici:
I – Atanması:

Madde 34 – Kat malikleri, anagayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışardan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), kurula da (Yönetim kurulu) denir.

Anagayrimenkulün sekiz veya daha fazla bağımsız bölümü varsa, yönetici atanması mecburidir. Anagayrimenkulün bütün bölümleri bir kişinin mülkiyetinde ise, malik kanunen yönetici durumundadır.

Yönetici, kat maliklerinin, hem sayı hem arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından atanır.

Yönetici her yıl kat malikleri kurulunun kanuni yıllık toplantısında yeniden atanır; eski yönetici tekrar atanabilir.

Kat malikleri anagayrimenkulün yönetiminde anlaşamaz veya toplanıp bir yönetici atayamazlarsa, o geyrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesince, kat maliklerinden birinin müracaatı üzerine ve mümkünse diğerleri de dinlendikten sonra, gayrimenkule bir yönetici atanır.

Bu yönetici, aynen kat maliklerince atanan yöneticinin yetkilerine sahip ve kat maliklerine karşı sorumlu olur.

Sulh mahkemesince atanan yönetici, bu atanma üzerinden altı ay geçmedikçe, kat malikleri kurulunca değiştirilemez Ancak haklı bir sebep çıkarsa, onu atamış olan sulh mahkemesi, değiştirmeye müsaade edebilir.

Yönetici atanırken kendisiyle yapılan sözleşmede, teminat göstermesi şart edilebilir; sözleşmede böyle bir şart olmasa bile, haklı bir sebebin çıkması halinde, kat malikleri kurulu, yöneticiden teminat göstermesini istieyebilir.

(Değişik son fıkra: 14/11/2007-5711/18 md.) Yöneticinin ad ve soyadı ile iş ve ev adresinin anagayrimenkulün kapısı yanına veya girişte görülecek bir yere çerçeve içinde asılması mecburidir. Bu yapılmazsa, yöneticiden veya yönetim kurulu üyelerinin her birine, ilgilinin başvurması üzerine aynı mahkemece, elli Türk Lirasından ikiyüzelli Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

II – Yöneticinin görevleri:
1. Genel yönetim işlerinin görülmesi:

Madde 35 – Yöneticinin görevleri, yönetim planında belirtilir; yönetim planında aksine hüküm olmadıkça, yönetici aşağıdaki işleri görür:

a) Kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesi;

b) Anagayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması;

c) Anagayrimenkulün sigorta ettirilmesi;

d) Anagayrimenkulün genel yönetim işleriyle korunma, onarım, temizlik gibi bakım işleri ve asansör ve kalorifer, sıcak ve soğuk hava işletmesi ve sigorta için yönetim planında gösterilen zamanda, eğer böyle bir zaman gösterilmemişse, her takvim yılının ilk ayı içinde, kat maliklerinden avans olarak münasip miktarda paranın toplanması ve bu avansın harcanıp bitmesi halinde, geri kalan işler için tekrar avans toplanması;

e) Anagayrimenkulün yönetimiyle ilgili diğer bütün ödemelerin kabulü, yönetim dolayısiyle doğan borçların ödenmesi ve kat malikleri tarafından ayrıca yetkili kılınmışsa, bağımsız bölümlere ait kiraların toplanması;

f) Anagayrimenkulün tümünü ilgilendiren tebligatın kabulü;

g) Anagayrimenkulü ilgilendiren bir sürenin geçmesinden veya bir hakkın kaybına meydan vermiyecek gerekli tedbirlerin alınması;

h) Anagayrimenkulün korunması ve bakımı için kat maliklerinin yararına olan hususlarda gerekli tedbirlerin, onlar adına alınması;

i) Kat mülkiyetine ilişkin borç ve yükümlerini yerine getirmiyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapılması ve kanuni ipotek hakkının kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi;

j) Topladığı paraları ve avansları yatırmak ve gerektiğinde almak üzere muteber bir bankada kendi adına ve fakat anagayrimenkulün yönetici sıfatı gösterilmek suretiyle, hesap açtırılması;

k) Kat malikleri kurulunun toplantıya çağırılması.

l) (Ek: 4/4/2015-6645/82 md.) Anagayrimenkulde bulunan asansörlerin güvenli bir şekilde işletilmesinin sağlanması amacıyla aylık bakımları ile yıllık kontrollerinin ilgili teknik düzenlemelere uygun şekilde yaptırılması ve bu işlemlere ilişkin ücretlerin ödenmesi.

(Ek fıkra: 4/4/2015-6645/82 md.) Bu Kanunun 34 üncü maddesinde belirtilen şartları taşımasına rağmen yönetici ataması yapılmayan anagayrimenkulde, birinci fıkrada sayılan işlerin yaptırılmasından kat malikleri müştereken sorumludur.

2. Defter tutulması ve belgelerin saklanması:

Madde 36 – Yönetici, kat malikleri kurulunun kararlarını protokolleri, yapılan ihtar ve tebligatın özetini ve tarihlerini ve bütün giderleri, 32 nci maddede sözü geçen deftere tarih sırasiyle yazmaya ve bu defteri ve giderlerin belgeleriyle diğer bütün belgeleri bir dosyada saklamaya mecburdur.

Bu defterin, her takvim yılının bitmesinden başlıyarak bir ay içinde yönetici tarafından notere kapattırılması mecburidir.

Bu maddede yazılı görevleri yerine getirmiyen yöneticiye 33 üncü maddenin son fıkrasında yazılı cezalar uygulanır.

3. İşletme projesinin yapılması:

Madde 37 – (Değişik: 13/4/1983 – 2814/12 md.)

Kat malikleri kurulunca kabul edilmiş işletme projesi yoksa, yönetici gecikmeksizin bir işletme projesi yapar.

Bu projede özellikle:

a) Anagayrimenkulün bir yıllık yönetiminde tahmini olarak gelir ve gider tutarları;

b) Tüm giderlerden her kat malikine, bu Kanunun 20 nci maddesindeki esaslara göre düşecek tahmini miktar;

c) Tahmini giderlerle diğer muhtemel giderleri karşılamak üzere her kat malikinin 20 nci maddedeki esaslara göre vermesi gereken avans tutarı; Gösterilir.

Bu proje,kat maliklerine veya bağımsız bölümden fiilen yararlananlara, imzaları karşılığında veya taahhütlü mektupla bildirilir. Bildirimden başlayarak yedi gün içinde projeye itiraz edilirse durum kat malikleri kurulunda incelenir ve proje hakkında, karar verilir, gerekirse yeni bir proje hazırlanır.

Kesinleşen işletme projeleri veya kat malikleri kurulunun işletme giderleri ile ilgili kararları, İcra ve İflas Kanununun 68 inci maddesinin 1 inci fıkrasında belirtilen belgelerden sayılır.

III – Sorumluluğu:
1.Genel kural:

Madde 38 – Yönetici, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumludur.

(Ek fıkra: 14/11/2007-5711/19 md.) Kat malikleri kurulu, ada temsilciler kurulu veya toplu yapı temsilciler kurulu kararlarının iptaline ilişkin davalar, kat maliklerini temsilen yöneticiye, toplu yapılarda ise ada temsilciler kurulu veya toplu yapı temsilciler kurulunca seçilen yöneticiye husumet yöneltilmesi suretiyle açılabilir. Yönetici, açılan davayı bütün kat maliklerine ve ada veya toplu yapı temsilciler kuruluna duyurur. Kurul kararının iptali halinde bu konudaki yargılama giderleri ortak giderlerden karşılanır.

2. Hesap Verme:

Madde 39 – Yönetici, yönetim planında yazılı zamanlarda eğer böyle bir zaman yazılmamışsa her takvim yılının birinci ayı içinde kat malikleri kuruluna, anagayrimenkul dolayısiyle o tarihe kadar elde edilen gelirlerin ve yapılmış olan giderlerin hesabına vermekle yükümlüdür. Kat maliklerinin yarısı isterse, bunların arsa payları ne olursa, olsun yönetim planında yazılı zamanlar dışında da hesabın gösterilmesi yöneticiden istenebilir.

IV – Hakları:

Madde 40 – Yönetici, kaide olarak vekilin haklarına sahiptir.

Kat malikleri,kendilerine düşen borçları ve yükümleri yönetici tarafından noterlikçe yaptırılan ihtara rağmen vaktinde ve tamamen yerine getirmezlerse, yönetici, hiçbir tazminat ödemeye mecbur olmaksızın, kendine ait sözleşmeyi feshedip yöneticilikten çekilerek bu yüzden uğradığı zararın tazminini kat maliklerinden istiyebilir.

Yönetici, yönetim planında veya kendisiyle yapılan sözleşmede bir ücret tayin edilmemiş olsa bile, kat maliklerinden uygun bir ücret istiyebilir.

(Değişik: 13/4/1983-2814/13 md.) Kat malikleri kurulu, kat malikleri arasından atanmış yöneticinin normal yönetim giderlerine katılıp katılmayacağı, katılacaksa, ne oranda katılacağını kararlaştırır. Bu yolda, bir karar alınmamış ise, yönetici yönetim süresince kendisine düşen normal yönetim giderlerinin yarısına katılmaz.

E) Yönetimin denetlenmesi:

Madde 41 – Kat malikleri kurulu, yöneticinin bu görevdeki tutumunu devamlı olarak denetler ve haklı bir sebebin çıkması halinde onu her zaman değiştirebilir.

Hesapların denetlenmesi için yönetim planında, belli bir zaman konulmamışsa; bu denetim her üç ayda bir yapılır; bununla beraber haklı bir sebep çıkarsa, hesap denetlenmesi her zaman yapılabilir.

Kat malikleri kurulu denetim işini, kendi aralarından sayı ve arsa payı çoğunluğuyla seçecekleri bir denetçiye veya üç kişilik bir denetim kuruluna verebilir; bu halde denetçi veya denetim kurulu yönetim planında yazılı zamanlarda, eğer zaman yazılmamışsa, her takvim yılının birinci ayı içinde kat malikleri kuruluna verecekleri bir raporla denetimin sonucunu ve anagayrimenkulün yönetim tarzı hakkındaki düşüncelerini bildirir; bu rapor çoğaltılarak birer örneği taahhütlü mektupla kat maliklerine gönderilir.

Denetçiler bu raporu ve verecekleri kararları ve gerekli gördükleri diğer hususları, (1) den başlayıp sıra ile giden sayfa numaraları taşıyan ve her sayfası noter mührüyle tasdikli bir deftere geçirip tarih koyarak altını imza ederler.

F) Yenilik ve ilaveler:
I – Faydalı olanlar:

Madde 42 – Kat malikleri,anagayrimenkulün ortak yerlerinde kendi başlarında bir değişiklik yapamazlar; ortak yerlerin düzgün veya bunları kullanmanın daha rahat ve kolay bir hale konulmasına veya bu yerlerden elde edilecek faydanın çoğaltılmasına yarıyacak bütün yenilik ve ilaveler, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karar üzerine yapılır.

(Ek fıkra: 1/7/2005-5378/19 md.)

Engellilerin yaşamı için zorunluluk göstermesi hâlinde, proje tadili kat maliklerinin en geç üç ay içerisinde yapacağı toplantıda görüşülerek sayı ve arsa payı çoğunluğu ile karara bağlanır. Toplantının bu süre içerisinde yapılamaması veya tadilat alebinin çoğunlukla kabul edilmemesi durumunda; ilgili kat malikinin talebi üzerine bina güvenliğinin tehlikeye sokulmadığını bildirir komisyon raporuna istinaden ilgili mercilerden alınacak tasdikli proje değişikliği veya krokiye göre inşaat, onarım ve tesis yapılır. İlgili merciler, tasdikli proje değişikliği veya kroki taleplerini en geç altı ay içinde sonuçlandırır. Komisyonun teşkili, çalışma usûlü ile engellinin kullanımından sonraki süreç ile ilgili usûl ve esaslar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından müştereken hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.(25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Özürlülerin” ve “özürlünün” ibareleri sırasıyla “Engellilerin” ve “engellinin” şeklinde değiştirilmiştir.)

Bu işlerin giderleri, yeniliklerden faydalananlar tarafından, faydalanma oranına göre, ödenir.

Değişik dördüncü fıkra: 18/4/2007-5627/16 md.)

Kat maliklerinden birinin isteği üzerine ısı yalıtımı, ısıtma sisteminin yakıt dönüşümü ve ısıtma sisteminin merkezi sistemden ferdi sisteme veya ferdi sistemden merkezi sisteme dönüştürülmesi, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karar üzerine yapılır. Ancak toplam inşaat alanı ikibin metrekare ve üzeri olan binalarda merkezi ısıtma sisteminin ferdi ısıtma sistemine dönüştürülmesi, kat maliklerinin sayı ve arsa payı olarak oybirliği ile verecekleri karar üzerine yapılır. Bu konuda yapılacak ortak işlerin giderleri arsa payı oranına göre ödenir. Merkezi ısıtma sistemlerinde ısınma giderlerinin paylaştırılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.

(Değişik beşinci fıkra: 18/4/2007-5627/16 md.)

Isıtma sisteminin merkezi sistemden ferdi sisteme veya ferdi sistemden merkezi sisteme dönüştürülmesine karar verilmesi halinde, yönetim planının bu karara aykırı hükümleri değiştirilmiş sayılır.

II – Çok masraflı ve lüks olanlar:

Madde 43 – Yapılması arzu edilen yenilik ve ilaveler çok masraflı ise veya yapının özel durumuna göre lüks bir nitelik taşıyorsa veya anagayrimenkulün bütün kat malikleri tarafından kullanılması mutlaka gerekli olan yerlerinde veya geçitlerinde bulunmıyorsa, bunlardan faydalanmak istemiyen kat maliki, gidere katılmak zorunda değildir; bu gibi yenilik ve ilavelerin giderini, onların yapılmasına karar vermiş olan kat malikleri öderler.

Bununla beraber, başlangıçta giderlere katılmıyan kat maliki veya onun külli veya cüzi halefleri yenilik ve ilavelerin yapılması ve korunması giderlerine sonradan, kendi arsa payları oranında katılırlarsa, yapılan lüks yenilik veya ilaveden faydalanma hakkını kazanırlar.

III- Bağımsız bölüm ilavesi:

Madde 44 – Anagayrimenkulün üstüne kat ilavesi veya mevcut çekme kat yerine tam kat yapılması veya zemin veya bodrum katlarında veya arsanın boş kısmında 24 üncü maddenin ikinci fıkrasında yazılı yerlerin sonradan yapımı veya ilavesi için:

a) Kat malikleri kurulunun buna oybirliğiyle karar vermesi;

b) Anagayrimenkulün bu inşaattan sonra alacağı duruma göre, yapılan yeni ilaveler de dahil olmak üzere bütün bağımsız bölümlerine tahsis olunacak arsa paylarının, usulüne göre yeniden ve oybirliğiyle tesbit edilmesi;

c) İlave edilecek yeni bağımsız bölüme tahsis edilen arsa payı üzerinde, tapu memuru huzurunda yapılacak resmi senetle, 14 üncü maddeye göre kat irtifakı kurularak bunun, anagayrimenkulün bütün bağımsız bölümlerinin kat mülkiyeti kütüğündeki irtifaklar hanesine tescil edilmesi ve anagayrimenkulün kapanan eski kütük sayfasiyle 13 üncü madde hükmüne göre bağlantı sağlanması; Şarttır.

Bu nitelikteki ilave ve genişletmelere muvafakat etmekle beraber kendisi katılmak istemiyen kat maliklerinin arsa paylarından, bu ilaveler sebebiyle azalan kısmın, ilaveyi yaptıranların bağımsız bölümlerine tahsisini kabul ettikleri, resmi senette belirtilir.

Bu takdirde, yeni bağımsız bölümün yapılmasına katılmıyan kat maliklerinin arsa paylarından yeni tahsis sebebiyle azalan kısmın bedeli kendilerine ödenmek şartiyle, yeni yapılan bağımsız bölüm, kat irtifakı kurulmasına dair olan eski resmi senet gereğince kat mülkiyetine çevrilerek onu yaptıranın mülkü veya yaptıranların ortak mülkü olur ve kat mülkiyeti kütüğünün ayrı bir sayfasına yeni malik veya malikler adına tescil edilir.

G) Temliki tasarruflar ve önemli işler:

Madde 45 – Anagayrimenkulün bir hakla kayıtlanması veya arsanın bölünmesi ve bölünen kısmın mülkiyetinin başkasına devrolunması gibi temliki tasarruflar veya anayapının dış duvarlarının, çatı veya damının reklam maksadiyle kiralanması gibi önemli yönetim işleri ancak bütün kat maliklerinin oybirliğiyle verecekleri karar üzerine yapılabilir.

ALTINCI BÖLÜM
Kat Mülkiyetinin ve Kat İrtifakının Sona Ermesi
A) Kat mülkiyetinin sona ermesi:
I – Anagayrimenkulün arsasiyle birlikte yok olması veya kamulaştırılması ile:

Madde 46 – Kat mülkiyeti, kat mülkiyeti kütüğündeki sicil kaydının silinmesiyle sona erer.

Anagayrimenkulün bütün bağımsız bölümlerinin bir tek kişinin mülkiyetinde toplanmasiyle kat mülkiyeti kendiliğinden sona ermez.

Sicil kaydı, bütün kat maliklerinin veya bütün bağımsız bölümleri kendi mülkiyetinde toplamış bulunan malikin, anagayrimankuldeki kat mülkiyetinin adi mülkiyete çevrilmesine ait yazılı istemi üzerine silinir ve o gayrimenkul, müstakil bölümlere bağlı arsa paylarına göre, genel kütükte yeni bir sayfaya gaçirilerek ve eski kayıtlariyle bağlantı sağlanmak suretiyle tescil olunur.

Anagayrimenkulün niteliğinde kat mülkiyetinin kurulmasından sonra değişiklikler olmuşsa, yeni sicil kaydına bunlar da yazılır.

Bağımsız bölümlerden biri bir ayni hakla veya sicile şerh verilen bir şahsi hakla kayıtlanmış bulunuyorsa, hak sahibinin muvafakatiyle o hak kütükten silinmedikçe, anagayrimenkul üzerindeki kat mülkiyetinin adi mülkiyete çevrilmesi ve kat mülkiyeti kütüğündeki sicil kaydının silinmesi istenemez.

Kayıtlayıcı hakkın sahibi, sicil kaydının silinmesine muvafakat etmemekle beraber hakkının yalnız borçluya ait mülkiyet payına veya hakkın niteliğine göre, bütün ortak mülkiyet paylarına aktarılmasına muvafakat ederse bu hak sicilden silinmeksizin yalnız borçlunun, adi mülkiyet gayrimenkuldeki bütün ortak mülkiyet payları üzerine geçirilmek suretiyle genel kütüğe tescil olunur.

Anagayrimenkulün arsasiyle birlikte tamamen yok olması veya kamulaştırılması halinde sicil kaydının silinmesi genel hükümlere göre yapılır.

Anagayrimenkul kamulaştırılırsa, her bağımsız bölümün kamulaştırma bedeli bağlantılı bulunduğu arsa payı ve eklentileri de gözönünde tutularak ayrı ayrı takdir olunur ve o bölümün malikine ödenir.

II – Anayapının harap olması:

Madde 47 – Anayapının tümü harap olmuşsa, anagayrimenkul üzerindeki kat mülkiyeti kendiliğinden sona erer.

Anayapının bağımsız bölümlerinden biri tamamen harap olur ve o bölümün maliki iki yıl içinde bölümünü yeniden yaptırmazsa, diğer kat malikleri veya bunlardan bir kısmı, bu sürenin tamamlanmasından başlıyarak bir yıl içinde o bölüme ait arsa payının, değeri karşılığında ve arsa payları oranında kendilerine devredilmesini hakimden istiyebilirler. Bu halde devrolunan arsa payları kat mülkiyeti kütüğünün ilgili sayfalarının (Beyanlar) hanesine işaret olunur; arsa payını devralanlar, devraldıkları tarihten başlıyarak iki yıl içinde, harap olan bağımsız bölümü yeniden yaptırmaya veya aynı süre içerisinde bütün kat malikleri bağımsız bölümlere bağlı arsa paylarını bu kanunun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasındaki esaslara göre yeniden hasaplıyarak kat mülkiyeti kütüğüne geçirtmeye mecburdurlar.

Yukardaki fıkra hükmüne uyulmadığı takdirde anagayrimenkul üzerindeki kat mülkiyeti kendiliğinden sona ererek, gerek o gayrimenkul ve gerek harap olan bölümler için alınan sigorta bedeli üzerinde ortak mülkiyet hükümleri uygulanır.

Birden ziyade bağımsız bölüm tamamen harap olup da bunlardan birinin yeniden yapılması diğerinin yapılmasına bağlı bulunuyorsa, bağımsız bölümleri harap olan kat malikleri bunları yeniden yaptırıp yaptırmıyacaklarını, harabolma tarihinden başlıyarak altı ay içinde diğer kat maliklerine yazılı olarak bildirmeye mecburdurlar. (Değişik son cümle: 14/11/2007-5711/20 md.) Bildirmeyenlerin yeniden yaptırmak istemedikleri kabul olunur ve onların arsa payları, değeri karşılığında bölümlerini yeniden yaptırmak isteyenlere öncelikle devredilir. Harabolan bağımsız bölümler üzerindeki kat mülkiyeti bu maddede yazılı süreler devamınca kendiliğinden kat irtifakına çevrilir ve kat mülkiyeti kütüğünde beyanlar hanesine geçici şerh verilir. Bağımsız bölüm yapılınca onun üzerindeki kat mülkiyeti yeniden doğar ve geçici şerh kütükten silinir.

III – Bildirme ödevi ve kaydın silinmesi:

Madde 48 – Anagayrimenkulün veya anayapının tümünün veya bir kısmının harabolması halinde durum yönetici tarafından o gayrimenkulün bulunduğu yerin tapu idaresine ve bütün kat maliklerine; eğer yönetici yoksa, bağımsız bölümü harap olan kat maliki tarafından tapu idaresine derhal bildirir; bunun bildirilmemesi yüzünden doğacak zararların tümünden bağımsız bölümü harap olan kat maliki, zararın beşte biri oranındaki kısmından da yönetici müteselsilen sorumlu olup, Hazine sorumlu değildir.

Kat mülkiyeti sona erince, kat mülkiyeti kütüğündeki sayfalar kapatılarak gayrimenkulün kaydı anayapıdan sağlam kalan kısımlar gösterilmek ve kat mülkiyeti kütüğü kurulmadan önceki genel kütük kaydiyle bağlantı sağlanmak suretiyle, arsa payları oranında ortak mülkiyet esaslarına göre, genel kütüğe tescil edilir. Bu halde sigorta bedelleriyle enkaz üzerinde de ortak mülkiyet hükümleri yürür.

Tümü harabolan anayapının arsasında malik veya ortak malikler tarafından yine kat mülkiyeti esasına göre yeni bir yapı yapılmak istenirse, kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulmasına dair hükümler uygulanır.

B) Kat irtifakının sona ermesi:

Madde 49 – Kat irtifakına konu olan arsanın maliki veya ortak malikleri, tapu memuruna verecekleri yazılı bir beyanla kat irtifakına ait sicil kaydını sildirerek bu irtifaka her zaman son verebilirler.

Kat irtifakı, buna konu olan arsanın tamamiyle yok olması veya üzerinde yapı yapılamıyacak hale gelmesi veya kamulaştırılması ile kendiliğinden sona erer.

(Değişik fıkralar: 13/4/1983 – 2814/14 md.):

Kat irtifakına konu olan arsa üzerinde, bu irtifakın kurulması sırasında verilen plana göre beş yıl içinde yapı yapılmazsa maliklerden birinin istemi üzerine, sulh hakimi, gerektiğinde ilgilileri de dinleyerek, duruma göre kat irtifakının sona ermesine veya belli bir süre için uzatılmasına karar verir. Süre istem üzerine yeniden uzatılabilir.

Yukarıdaki fıkra uyarınca kat irtifakı kaldırıldığında tapu kütüğündeki kayıt silinir.

YEDİNCİ BÖLÜM
Son Hükümler
A) Yasaklar:

Madde 50 – Bu kanun yürürlüğe girdikten sonra Medeni Kanuna ve diğer kanunlara göre, bir gayrimenkulün paydaşlarından birinin o gayrimenkulün bir bölümünden kat maliki gibi tek başına faydalanmasını sağlamak için irtifak hakkı kurulamaz.

Tümü kârgir olmıyan yapılarda kat mülkiyeti kurulamaz.

B) Yeni duruma uyma :
I – Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra kurulan irtifaklarda:

Madde 51 – (Değişik birinci fıkra: 30/4/1969 – 1166/1 md.) Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar bir gayrimenkulün paydaşlarından birinin o gayrimenkulün bir bölümünden kat maliki gibi tek başına faydalanmasını sağlamak için üzerinde irtifak hakkı kurulmuş olan gayrimenkullerin mülkiyetinin 2/1/1971 tarihine kadar kat mülkiyetine çevrilmesi ve kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi mecburidir. Bu yapılmazsa irtifak hakları sona ererek yalnız ortak mülkiyet devam eder.

Gayrimenkul üzerindeki mülkiyetin birinci fıkra gereğince kat mülkiyetine çevrilmesi ve kat mülkiyet kütüğüne tescili, ortak maliklerden birinin tapu ideresine başvurması üzerine tapu idaresindeki belgelere ve bu kanunun 12 nci maddesinin (b) bendinde yazılı fotoğrafa dayanılarak yapılır; bu halde fotoğrafın, tapu idaresine başvuran ortak malikin imzasiyle tasdik edilmesi yeter.

Diğer ortak malikler bu çevrilmeye itiraz edemiyecekleri gibi bunun giderlerine katılmaktan ve yönetim planı yapmaktan kaçınamazlar; kaçınılırsa, hakimin müdahalasine dair olan 33 üncü madde hükmü uygulanır.

II – Medeni Kanundan önce kurulmuş olan haklarda :

Madde 52 – Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce (Hava hakkı, oda mülkiyeti) gibi isimler altında kurulmuş olan haklar, bu kanunun yürürlüğe girmesinden başlıyarak üç yıl içinde, aşağıda yazılı hükümlere göre, bu kanun uyarınca kat mülkiyetine veya kat irtifıkına çevrilir:

a) Gayrimenkul üzerinde bu haklara konu olan yapı bölümleri mevcutsa, hak sahipleri, aralarında yapacakları bir sözleşme ile, o gayrimenkulün arsasında, bölümlerinin değerleri oranında ve hiçbir bedel ödemeye mecbur olmaksızın, Medeni Kanunun ortak mülkiyet hükümlerine göre paydaş olurlar ve Kat Mülkiyeti Kanununun ilgili hükümleri uyarınca kat mülkiyetini kurarlar.

b) Yapı bölümleri mevcut olmayıp yalnız hava hakkı mevcutsa, bu hak (a) bendindeki esaslara göre hak sahibinin arsada paydaş olması suretiyle kendiliğinden kat irtifakı hakkına çevrilir ve kütüğe o suretle tescil edilir.

c) Hak sahipleri anlaşarak bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde eski haklarını kat mülkiyetine veya kat irtifakına çevirmezlerse, bu çevirme, gayrimenkulün bulunduğu yerin tapu idaresince, ayrı ayrı bölümlerin değerleri oranında arsa paylarının tesbiti ve gereken belgelerin hazırlanması suretiyle ve bu maddenin (a) ve (b) bendlerindeki esaslar uyarınca, hak sahiplerinden birinin müracaatı üzerine veya doğrudan doğruya yapılır ve durum bütün hak sahiplerine bildirilir.

Bu hakların tapu idaresince kat mülkiyetine veya kat irtifakına doğrudan doğruya çevrilmesi için gereken masraflar Hazinece ödenerek, kamu alacaklarının tahsili hakkındaki özel kanun hükümlerine göre hak sahiplerinden alınır.

Hak sahipleri tapu idaresinin kararına karşı, bunun kendilerine bildirilmesinden başlıyarak bir ay içinde, sulh mahkemesine dava açmak suretiyle itiraz edebilirler.

III – Medeni Kanuna göre kurulmuş kat irtifaklarının yönetimi:

Madde 53 – Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce bir gayrimenkulün paydaşlarından birinin o gayrimenkulün bir bölümünden kat maliki gibi tek başına faydalanmasını sağlamak için kurulmuş olan irtifak hakları, bu Kanuna göre kat mülkiyetine çevrilinceye kadar anagayrimenkulün yönetimi, yönetim planı yapılması mecburiyeti ve giderlere ve sigorta mecburiyetine ve bunun primlerine katılma hususlarında bu kanun hükümleri uygulanır.

C) Özel kanuna göre ortaklaştırma (Şüyulandırma) halinde kat mülkiyetinin durumu:

Madde 54 – (Değişik birinci fıkra: 14/11/2007-5711/21 md.) İmar Kanunu hükümlerine göre ortaklaştırma halinde, ortaklaştırılan gayrimenkuller arasında kat mülkiyetine tâbi gayrimenkul varsa ve ortaklaştırma, 9/11/1985 tarihinden önce ise 6785 sayılı İmar Kanununun 46 ncı maddesi, bu tarihten sonra ise 3194 sayılı İmar Kanununun 16 ncı maddesi gereğince ortaklığın giderilmesi hususunda bütün malikler anlaştıkları takdirde, ortaklığın giderilmesi bu anlaşma hükümlerine göre yapılır.

(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/21 md.)

Böyle bir anlaşmaya varılamazsa, her gayrimenkulün ortaklaştırmadan önceki geçer değerleri, birinci fıkrada sözü geçen madde hükümlerine göre ortaklığı gidermekle görevli sulh mahkemesince ayrı ayrı takdir edilerek, bunlara Türkiye İstatistik Kurumunca yayımlanan üretici fiyat endeksi uygulanmak suretiyle her bir gayrimenkulün hükme en yakın tarih itibarıyla ulaştığı değerleri tespit edildikten sonra, bunlardan değeri en fazla olan gayrimenkulün malikine, öteki gayrimenkulleri bu değerle satın almasını teklife karar verilir ve bu teklif kabul edilip bedel ödenince ortaklık giderilmiş olur.

Kesinleşen sulh mahkemesi kararının tebliğinden başlıyarak bir ay içinde bedel ödenmez veya altı ay içinde ödenmek üzere banka mektubu veya ayni teminat gösterilmezse ortaklaştırılan gayrimenkullerin tümü, imar durumuna göre mümkünse katmülkiyeti muhafaza ve diğer gayrimenkuller buna ilhak edilerek, eğer bu mümkün değilse kat mülkiyeti kaldırılarak, açık artırma yoliyle satılıp ortaklık giderilir ve
satış bedeli her gayrimenkulün, ikinci fıkra uyarınca takdir edilmiş olan değerleri arasındaki orana göre, maliklere paylaştırılır.

D) Harç ve vergiler:

Madde 55 – Bu kanuna göre kat mülkiyeti ve kat irtifakı kurulması, mülkiyetin başkasın adevrini ihtiva etmedikçe her çeşit harc ve vergiden muaftır. Bu muafiyet, Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra kurulan irtifak haklarının 51 nci madde gereğince kat mülkiyetine ve Medeni Kanundan önce kurulmuş olan hakların 52 nci maddeye göre kat mülkiyeti veya kat irtifakına çevrilmesi işlemlerine de şamildir.

Kurulan kat mülkiyetleri tapu memurunca derhal anagayrimenkulün kayıtlı bulunduğu yerin belediyesine ve vergi dairesine bildirilir.

E) Belediyesi olmıyan yerlerdeki durum:

Madde 56 – Bu kanunun belediyelere yüklediği görevler, belediye olmıyan, yerlerde o yerin bağlı bulunduğu ilçe veya il merkezleri belediyelerince, 6785 sayılı İmar Kanununun 47 nci maddesinde bahsi geçen sahalarda ise ilgili belediyece yerine getirilir.

SEKİZİNCİ BÖLÜM (1)

(Bu bölüm ve bu bölüm başlığı altındaki maddeler 10/6/1985 tarih ve 3227 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile eklenmiştir.)

Devre Mülk Hakkı

Madde 57 – Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade hakkı, müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulabilir. Bu hakka devre mülk hakkı denir.

Madde 58 – Aksi resmi senette kararlaştırılmadıkça devre mülk hakkının bağlı olduğu pay, devrelerin sayı ve süreleri esas alınarak eşit bir biçimde belirlenir.

Devre mülk hakkı ancak mesken nitelikli, kat mülkiyetine veya kat irtifakına çevrilmiş yahut müstakil yapılarda kurulabilir.

Devre mülk üzerinde bu hakla bağdaşan ayni haklar tesis edilebilir.

Devre mülk hakkı bağlı olduğu müşterek mülkiyet payına bağlı olarak devir ve temlik edilebilir ve mirasçılara geçer.

Madde 59 – Devre mülk hakkının yılın belirli dönemlerine ayrılması ve 15 günden daha az süreli olmaması gerekir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa devre mülk hakkı sahibi bu hakkın kullanımını başkalarına bırakabilir.

Madde 60 – Ana taşınmaz mal ile bağımsız bölümlerin ve müstakil yapıların tapu kütüklerinin beyanlar hanesine, bağımsız bölüm veya yapı üzerinde devre mülk hakkı kurulduğu işaret edilir ve düzenlenecek tapu senedinde de bu husus belirtilir.

Madde 61 – Üzerinde devre mülk hakkı kurulacak yapı veya bağımsız bölümlerin ortak malikler arasında dönem süresi, devir ve teslimi ile istifade şekil ve usulleri, yöneticilerin seçimi ile hak ve sorumlulukları, büyük onarım için ayrılacak dönem, bakım masrafları gibi hususlar devre mülk sözleşmesinde belirlenir. Bu hususları içeren ve bütün hak sahiplerince imzalanan devre mülk sözleşmesi resmi senede eklenir ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilir.

Devre mülk hakkı kurulan her yapı veya bağımsız bölüm için ortak malikler, kendi aralarından veya dışarıdan bir gerek veya tüzelkişiyi yönetici ve kat malikleri kuruluna temsilci olarak tayin ederler. Bu Kanunun genel hükümlerine göre atanan yöneticilere devre mülk yöneticiliği ile ilgili görevler de verilebilir.

Madde 62 – Kat mülkiyetine çevrilmiş birden fazla bağımsız bölümlerden bazılarının üzerinde devre mülk hakkı kurulması, aksi yönetim planında kararlaştırılmamışsa, diğer bağımsız bölüm maliklerinin muvafakatlarına bağlı değildir.

Madde 63 – Üzerinde devre mülk hakkı kurulan yapı veya bağımsız bölümün ortak malikleri, aksi sözleşme ile kararlaştırılmamışsa, şuyuun giderilmesini isteyemezler.

Madde 64 – Devre mülk hak sahipleri, kendilerine ayrılan ve tapu sicilinde belirtilen dönem süresi sonunda istifade ettikleri bağımsız bölüm veya yapıyı sözleşme hükümleri gereğince boşaltmaya ve yeni hak sahibine teslime mecburdurlar.

Dönem süresi sonunda tahliye olmadığı takdirde, istifade edecek dönem sahibinden birisinin veya yöneticinin tapu kaydını ve sözleşmeyi talebine ekleyerek ibrazı halinde, mahallin en büyük mülki amirin emri ile, başkaca bir işlem ve tebligata lüzum kalmadan, derhal zabıtaca boşalttırılır. İdare veya yargı organlarına yapılacak başvuru, bu boşaltma işlemini durdurmaz.

İlgililerin kanundan ve sözleşmeden doğan hakları saklıdır.

Madde 65 – Devre mülk hakkı sahiplerinin hak ve borçları, yetki ve sorumluluklarının tespit ve uyuşmazlıkların çözümlenmesinde bu Kanunda, sözleşmede veya yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde Türk Medeni Kanunu ve ilgili diğer kanun hükümleri uygulanır.

DOKUZUNCU BÖLÜM (1)

(14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle; 65 inci maddeden sonra gelmek üzere “Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler” başlıklı “Dokuzuncu Bölüm” altında aşağıdaki maddeler eklenmiş, mevcut 66 ve 67 nci maddeler, 75 ve 76 ncı maddeler olarak teselsül ettirilmiştir.)

Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler
Kapsam

Madde 66 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)

Toplu yapı, bir veya birden çok imar parseli üzerinde, belli bir onaylı yerleşim plânına göre yapılmış veya yapılacak, alt yapı tesisleri, ortak kullanım yerleri, sosyal tesis ve hizmetler ile bunların yönetimi bakımından birbirleriyle bağlantılı birden çok yapıyı ifade eder.

Toplu yapı kapsamındaki imar parsellerinin bitişik veya komşu olmaları şarttır. Ancak bu parseller arasında kalan ve imar plânına göre yol, meydan, yeşil alan, park, otopark gibi kamuya ayrılan yerler için bu şart aranmaz. Toplu yapı kapsamındaki her imar parseli, kat irtifakının veya kat mülkiyetinin tesisinde ayrı ayrı dikkate alınır. Ancak, toplu yapı birden fazla imar parselini içeriyorsa, münferit parseller üzerinde toplu yapı hükümlerine tâbi olacak şekilde kat mülkiyeti ilişkisi kurulamaz.

Yapılar tamamlandıkça, tamamlanan yapılara ilişkin kat irtifakları kat mülkiyetine çevrilebilir.

Ortak yerler
Madde 67 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)

Toplu yapı kapsamında olup, bütünüyle bu kapsamdaki bağımsız bölümlerin ortak kullanma ve faydalanmasına tahsis edilmiş bulunan parsellerin malik hanesine, tahsis edildikleri toplu yapı kapsamındaki diğer parsellerin ada, parsel, blok ve bağımsız bölüm numaraları gösterilmek suretiyle tapu siciline kaydedilir ve bu suretle tahsis edildikleri parsellerde bulunan bağımsız bölümlerin ortak yeri olur.

Toplu yapı kapsamında bulunan birden çok yapının ortak sosyal ve alt yapı tesisleri bulundukları parsel veya yapıya bakılmaksızın, tahsis edildikleri bağımsız bölümlerin ortak yeri sayılır.

Vaziyet plân ve projeleri
Madde 68 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)

Toplu yapılarda; yapıların konumları, ortak nitelikteki yerler ve tesisler, bunların kullanılış amaç ve şekilleri, toplu yapı kapsamındaki parsel veya parsellerin tamamını kapsayacak şekilde, bir bütün olarak ilgili makamlarca onaylanmış imar plânı hükümlerine uygun olarak hazırlanmış vaziyet plânında ve projelerde belirtilir.

Kamuya ayrılan yerlerin düzenlenmesi, işletilmesi ve bakımı, bu konuda yetkili kamu kurumu ile mutabakat sağlanması hâlinde, kamunun kullanımını kısıtlamamak şartıyla toplu yapı yönetimince üstlenilebilir.

Toplu yapı uygulamasında, kat mülkiyetinin ve kat irtifakının tesisine, aranacak belgelere, tapuda yapılacak işlemlere ilişkin hususlar, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.

Yönetim
Madde 69 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)

Toplu yapı kapsamında bulunan parsel ve parsellerdeki birden çok bağımsız bölümü kapsayan ana yapıda ortak yerleri bulunan blok yapıların her biri, kendi sorunlarına ve yalnız o bloğa ait ortak yerlere ilişkin olarak, o blokta bulunan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan blok kat malikleri kurulunca yönetilir.

Bir parselde blok niteliğinde olmayan yapılar varsa veya bu nitelikteki yapılarla blok yapılar aynı parselde yer alıyorsa, kendi sorunlarına ve o parsele ait ortak yerlere ilişkin olarak, o parselde bulunan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan kat malikleri kurulunca yönetilir.

Yönetim plânında blokların ve blok niteliğinde olmayan yapıların idare tarzı ayrıca belirtilir.

Bir adada birden çok parsel yer alıyorsa, adayı oluşturan parsellere ait ortak yerler, o adada bulunan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan ada kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır. Bu yetki, yönetim plânında ada temsilciler kuruluna verilebilir.

Yönetim plânında başka türlü düzenlenmemişse, ada temsilciler kurulu, blok yapılarda her blokta bulunan bağımsız bölüm maliklerince seçilen blok yöneticileri ve blok niteliğinde olmayan yapıların bağımsız bölüm maliklerince seçilen temsilcilerden oluşur. Ada temsilciler kurulu üyelerinin sayısı ve nasıl seçileceği toplu yapının özelliği dikkate alınarak yönetim plânında belirtilir. Ada temsilciler kurulunda bu yöneticiler ve temsilciler yönettikleri ve temsil ettikleri bağımsız bölüm sayısı kadar oy hakkına sahiptirler.

Toplu yapı kapsamındaki ortak yapı, yer ve tesisler, bu kapsamda yer alan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan toplu yapı kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır. Bu yetki, yönetim plânında toplu yapı temsilciler kuruluna verilebilir. Yönetim plânında başka türlü düzenlenmemişse, toplu yapı temsilciler kurulu, blok yapılarda her blokta bulunan bağımsız bölüm maliklerince seçilen blok yöneticileri ve blok niteliğinde olmayan yapıların bağımsız bölüm maliklerince seçilen temsilcilerden oluşur. Toplu yapı temsilciler kurulu üyelerinin sayısı ve nasıl seçileceği toplu yapının özelliği dikkate alınarak yönetim plânında belirtilir. Toplu yapı temsilciler kurulunda bu yöneticiler ve temsilciler yönettikleri ve temsil ettikleri bağımsız bölüm sayısı kadar oy hakkına sahiptirler.

Yönetim plânı ve değiştirilmesi
Madde 70 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)

Toplu yapı kapsamındaki yapı ve yerler için tamamını kapsayan bir tek yönetim plânı düzenlenir. Yönetim plânı, toplu yapı kapsamındaki bütün kat maliklerini bağlar. Yönetim plânının değiştirilebilmesi için, toplu yapı temsilciler kurulu üyelerinin temsil ettikleri bağımsız bölümlerin tamsayısının beşte dördünün oyu şarttır.

Geçici yönetimle ilgili yönetim plânı hükümleri, toplu yapı alanındaki bağımsız bölüm maliklerinin beşte dördünün oylarıyla değiştirilebilir.

Yönetici ve denetçi atama
Madde 71 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)

Yönetim plânında başka türlü düzenlenmedikçe, blok kat malikleri kurulu blok için, blok niteliğinde olmayan yapıların yer aldığı parseldeki kat malikleri kendilerine özgülenen ortak yer ve tesisler için, toplu yapı temsilciler kurulu ise toplu yapı kapsamındaki bütün ortak yapı, yer ve tesisler için yönetici ve denetçi atar.

Blok yöneticisi ve denetçisi, bloktaki kat maliklerinin; blok niteliğinde olmayan yapıların ortak yer ve tesisleri için yönetici ve denetçi, bu yapılardaki kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından seçilir. Toplu yapı kapsamındaki bütün ortak yapı, yer ve tesisler için yönetici ve denetçi ise, toplu yapı temsilciler kuruluna katılan yönetici ve temsilcilerin, yönettikleri ve temsil ettikleri bağımsız bölüm sayısının salt çoğunluğunun oyu ile atanır.

Ortak giderlere katılma
Madde 72 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)

Toplu yapı kapsamındaki belli bir yapıya veya yapıların sadece birkaçındaki kat maliklerinin ortak kullanım ve yararlanmasına tahsis edilmiş ortak yer ve tesislere ilişkin ortak giderler, o yapılardaki kat malikleri tarafından, bütün bağımsız bölümlerin ortak kullanım ve yararlanmasına tahsis edilmiş tesis ve yerlere ilişkin ortak giderler ise bütün kat malikleri tarafından karşılanır.

Blok kat malikleri, toplu yapı temsilcileri ve geçici yönetim kurulu kararları, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 68 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen belgelerden sayılır. Kat malikleri, toplu yapı kapsamındaki ortak yapı, yer ve tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya bunların başka bir parselde veya kamuya ait alanlarda bulunduğunu veya bağımsız bölümlerinin veya kendilerinin durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle toplu yapı ortak gider payını ve toplanacak avansı ödemekten kaçınamazlar.

Geçici yönetim

Madde 73 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)

Yönetim plânında toplu yapı temsilciler kurulu oluşuncaya kadar, bu kurulun görevlerini üstlenmek, yetkilerini kullanmak ve kurulun oluşması için gerekli girişim ve çağrılarda bulunmak üzere, bir geçici yönetim kurulması öngörülebilir. Bu takdirde yönetim plânında geçici yönetimin nasıl oluşacağına ve ne zamana kadar devam edeceğine ilişkin hükümlere yer verilir. Geçici yönetim en geç toplu yapının bitimini izleyen bir yıl sonrasına kadar devam edebilir. Bu süre, her halde toplu yapı kapsamındaki ilk yapı ruhsatının alınmasından itibaren on yıl geçmekle sona erer.

Uygulanacak diğer hükümler

Madde 74 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Bu bölümde öngörülen özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunda yer alan bütün hükümler, toplu yapılar hakkında da aynen veya kıyas yoluyla tatbik edilir.

Görevli mahkeme:

Ek Madde 1 – (Ek: 13/4/1983-2814/15 md.)

Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir.

Kullanma yerlerinin boşaltılması:

Ek Madde 2 – (Ek: 13/4/1983 – 2814/15 md.)
Kat malikleri kurulunca veya bu kurulca yetki verilen yönetici tarafından sözleşmeleri herhangi bir nedenle feshedilen veya sona eren, kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçiler ile dışarıdan atanan yöneticiler
kendilerine bu görevleri dolayısıyla bir yer tahsis edilmiş ise, bu yerleri onbeş gün içerisinde boşaltmak zorundadırlar. Bu süre içinde boşaltılmayan yerler yöneticinin veya kat maliklerinden herhangi birinin başvurusu üzerine başkaca tebligata lüzum kalmadan mahalli mülki amirlerin kararı ile bir hafta içinde zabıtaca boşalttırılır. İdare ve yargı organlarına yapılacak başvuru, bu kararların yerine getirilmesini durdurmaz. İlgililerin kanun ve sözleşmeden doğan hakları saklıdır.

Birden çok yapılarda uygulanacak özel hükümler:

Ek Madde 3 – (Ek:13/4/1983 – 2814/15 md.; Mülga: 14/11/2007-5711/24 md.)

Kat irtifakına geçiş:

Ek Madde 4 – (Ek: 13/4/1983 – 2814/15 md.)

Beş veya daha fazla kişi tarafından üzerinde bir veya birden çok yapı yaptırılmak amacıyla birlikte bir arsa edinilmiş olması ve pay sahiplerinden en az beşte dördünün kat irtifakına geçiş konusunda aldığı karara uyulmaması halinde, karara uymayan pay sahiplerinin gayrimenkuldeki paylarının iptaline ve bu payların, isteyen diğer pay sahipleri adına tesciline sulh mahkemesi tarafından aşağıdaki şartlarla karar verilir:

a) Müşterek gayrimenkulün yukarıda belirtilen amaçla edinildiğinin ispat edilmiş olması,

b) Müşterek maliklerin yukarıda açıklanan çoğunluğunun kat irtifakına geçiş kararına veya bununla ilgili yükümlülüklere noterlikçe yapılan tebligata rağmen iki ay içinde uyulmamış olması,

c) Karara uymayan müşterek maliklerin paylarının mahkemece tespit edilen rayiç bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesi.

Hatalı blok veya bağımsız bölüm numaralarının düzeltilmesi

Ek Madde 5 – (Ek:4/7/2019-7181/5 md.)

Kat mülkiyetine tabi yapıların projesindeki hatalı blok numaralarının düzeltilebilmesi için; blok bazında kat malikleri kurulunun salt çoğunluğuyla alınmış karar ile lisanslı harita ve kadastro bürosu veya kadastro müdürlüğü tarafından hazırlanan teknik rapor gereğince düzenlenen ve ilgili idarece onaylanan yeni vaziyet planı ilgilisi tarafından tapu müdürlüğüne sunulur.

Kat mülkiyetine tabi yapıların projesindeki hatalı bağımsız bölüm numaralarının düzeltilebilmesi için; lisanslı harita ve kadastro bürosu veya kadastro müdürlüğü tarafından hazırlanan ve ilgili idarece onaylanan teknik rapor ilgilisi tarafından tapu müdürlüğüne sunulur. Bu fıkra kapsamında yapılan düzeltmelerde ayni ve şahsi hak lehtarlarının muvafakati aranır.

Geçici Madde 1 – (Ek: 14/11/2007-5711/23 md.; Değişik: 23/6/2009-5912/4 md.)

Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kat irtifakı kurulmuş ve üzerindeki yapılar tamamlanıp yapı kullanma izin belgesi alınmış yapılarda, kat irtifakına sahip ortak maliklerden birinin başvurusu veya yapı kullanma izin belgesinin yetkili idarece tapu idaresine gönderilmesi üzerine zorunlu deprem sigortası poliçesi dâhil başkaca hiçbir belge aranmaksızın kat mülkiyetine resen geçilir.

Geçici Madde 2 – (Ek: 23/6/2009-5912/5 md.)

Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce kurulan toplu yapılara ait yönetim planlarının, bu Kanun hükümlerine uyarlanması amacıyla yapılacak ilk değişiklik için mevcut kat malikleri kurulunun salt çoğunluğu yeterlidir. Mevcut toplu yapı yönetimleri, değiştirilen yönetim planına göre yeni yöneticiler seçilinceye kadar geçici yönetim olarak görevini sürdürür. Toplu yapı yöneticisi seçimi, en geç yönetim planının değiştirilmesini takip eden üç ay içinde yapılır.

F) Yürürlük tarihi:

Madde 75 – Bu kanun yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girer. (1)(2)

G) Yürütme makamı:

Madde 76 – Bu kanunun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. (1)(2)

23/6/1965 TARİHLİ VE 634 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN GEÇİCİ MADDELER:

1) 13/4/1983 tarihli ve 2814 sayılı Kanunun geçici maddeleri:

Silinmemiş kat irtifakı hakları:

Geçici Madde 1 – Kat irtifakına konu olan arsa üzerinde, bu Kanunun yürürlüğünden önce süresi içinde bitirilmemiş olan yapılara ilişkin kat irtifakları tapu kütüğünden silinmemiş ise, bunlar hakkında da 49 uncu maddenin bu Kanunla değişik hükmü uygulanır.

Önce açılmış davalar:

Geçici Madde 2 – 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan doğan uyuşmazlıklar nedeniyle, bu Kanunun yürürlüğünden önce asliye hukuk mahkemelerine açılmış davalar bu mahkemelerce sonuçlandırılır.

2) 5/2/1992 tarih ve 3770 sayılı Kanunun geçici maddesi:

Geçici Madde – Doğal Gazın Kullanımı Hakkında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Yetki Kanunu ile Bakanlar Kuruluna verilen Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu için adı geçen Yetki Kanunu ile verilen süre bitimine kadar geçerlidir.

3) 14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun geçici maddeleri:
Geçici Madde 1

Bu Kanun gereğince hazırlanması gereken yönetmelik, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde hazırlanır.

Geçici Madde 2

13/4/1983 tarihli ve 2814 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kat irtifakı kurulmuş binalarda yönetim plânı olmasa dahi 12 nci madde hükümlerine göre kat mülkiyeti kurulur.

Geçici Madde 3

Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulan toplu yapılara ait yönetim plânları, yürürlük tarihinden itibaren en geç altı ay içinde bu Kanun hükümlerine uyarlanır. Yönetim plânında bu yönde değişiklik yapılması için mevcut kat malikleri kurulunun salt çoğunluğu yeterlidir. Mevcut toplu yapı yönetimleri, yönetim plânı değişip buna göre yönetici seçilene kadar geçici yönetim olarak görevini sürdürür. Toplu yapı yöneticisi seçimi, en geç yönetim plânının değişimini takip eden üç ay içinde yapılır.
––––––––––––––––––––––
(1) 10/6/1985 tarihli ve 3227 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle “Yürürlük tarihi” ile ilgili 57 nci madde 66, “Yürütme makamı” ile ilgili 58 inci madde de 67 nci madde olarak, numaralandırılmıştır.

(2) 14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle; 65 inci maddeden sonra gelmek üzere “Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler” başlıklı “Dokuzuncu Bölüm” altında 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74 üncü maddeler eklenmiş, mevcut 66 ve 67 nci maddeler, 75 ve 76 ncı maddeler olarak teselsül ettirilmiştir.

21 Haziran – Hukuk Takvimi

0
21 Haziran Hukuk Takvimi

21 Haziran – Hukuk Takvimi

1527

İtalyan tarihçi, siyaset bilimci ve filozof Niccolò Machiavelli öldü. Hükümdar (Prens) isimli eserini ve Makyavelizm kavramını dünyaya hediye etti. (Doğumu: 1469)

1633

İtalyan gök bilgini Galileo Galilei, engizisyon mahkemesinde dünyanın döndüğüne ilişkin tezini inkara zorlandı.

1788

New Hampshire, ABD Anayasasını onayladı ve 9. Eyalet olarak birliğe katıldı

1905  Egzistansiyalizm (varoşçuluk) akımının öncüsü Fransız filozof Jean-Paul Sartre doğdu (Ölümü: 1980)
1908 Londra’da 200 bin kadın, seçme ve seçilme hakkı için yürüdü. İngiltere’de kadınlar seçme ve seçilme hakkını 1918 yılında elde edebildi
1914 Nobel Barış Ödülünü kazanan ilk kadın olan Avusturyalı yazar, radikal pasifist  Bertha von Suttner öldü (Doğumu: 1843)
1927

21 haziran 1927 tarihli Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma KanunuTürkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. 3 Mart 1986 tarihinde Basına Sansür Yasası olarak bilinen ve basın özgürlüğünü engellemekle itham edilen esaslı değişikliklere tabi tutuldu.

1934 Soyadı Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildi.
1934 Türkiye Garanti Bankası Kuruluş Kanunu kabul edildi.
1935 Saavedra Lamas Paktı 21 Haziran 1935 tarihinde; Arjantin, Brezilya, Meksika, Paraguay, Şili ve Uruguay arasında imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti, “Harbin önünü almağa mahsus Cenubi Amerika Muahedesine Cumhuriyet Hükümetince vuku bulan iltihakın tasdikimi dair kanun“u kabul 20 Kasım 1936 tarihinde ederek Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkesi ile okyanus ötesine asış mesajı verdi.
1967 Vietnam Savaşı’na karşı olduğu için askere gitmeyi reddeden Muhammed Ali Clay 5 yıl ağır hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırıldı. Ceza üzerine Clay: “Katillere yardım edip, fakirleri öldürmek için 15,000 km’lik bir mesafe kat etmeyeceğim. Ölmek istesem, burada ölürüm. Şimdi, sizinle kapışarak ölürüm. Benim düşmanım sizlersiniz! Çinliler, Vietkonglar veya Japonlar değil. Özgürlüğümü istediğim zaman bana karşı çıktınız. Hakkımı aradığımda bana karşı çıktınız. Eşitlik istediğimde bana karşı çıktınız. Benden bir yere gidip, sizlerin uğruna savaşmamı mı istiyorsunuz? Ben haklarımı ve dinî özgürlüğümü elde etmeye çalışırken; sizler bana, Amerika’da bile destek vermediniz! Kendi memleketimizde bile beni savunmadınız. Hayır! Hayır size yardım etmeyeceğim. Çünkü hiç bir Vietnamlı, yolda yürürken arkamdan: ”Pis Zenci” diye bağırmadı bana!.” dedi.
1973 Slovak avukat, aktivist ve ülkenin Cumhurbaşkanı Zuzana Čaputová doğdu. 15 Haziran 2019’da cumhurbaşkanı seçildi.
1974 1974- İskenderun Demir Çelik Fabrikaları’nda çalışan 10 bin işçi eylem yaptı. Eylem nedeniyle aralarında iki sendika başkanının da bulunduğu 17 kişi tutuklandı.
1976 Rauf Raif Denktaş, yeniden Kıbrıs Türk Federe Devleti Devlet Başkanlığı’na seçildi.
1977 Hukukçu ve Nobel Barış Ödülü sahibi Menahem Begin, İşçi Partisinin 30 yıllık iktidarına da son vererek İsrail’in 6. Başbakanı olarak göreve başladı.
1980 Hukukçu ve diplomat Feridun Cemal Erkin, 21 Haziran 1980 tarihinde vefat etti. Erkin, 1900 yılında doğmuştu. Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Ordu Milletvekilliği ve Cumhuriyet Senatosu Üyeliği görevini yürüttü.
1982 ABD Başkanı Ronald Reagan’a suikast teşebbüsünde bulunan John Hinckley, mahkeme tarafından akli dengesi yerinde olmadığı için suçsuz bulundu.
1984 Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Yabancı Mahpuslara İlişkin R (84)12 Sayılı Tavsiye Kararı adıyla, Bakan Delegelerinin 21 Haziran 1984 tarihinde yaptıkları 374 sayılı oturumunda Bakan­lar Komitesi‘nce kabul edilmiştir. Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar, ceza ve tutukevlerinde tutulan yabancı mahkum ve tutuklular için uyulması gereken standartları belirleyen prensipler bütünüdür.
1988 Başbakan Turgut Özal’ın suikastçısı Kartal Demirağ’ın ifadesini yayınlayan Cumhuriyet muhabiri Erbil Tuşalp DGM Savcısı’nın talimatıyla gözaltına alındı. Erbil Tuşalp’ın gözaltına alınması sonrasında Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosu’nda arama yapıldı.
1988 Cem Karaca beraat etti. Beraat kararı, Hafta Sonu Gazetesinin 30 Ocak 1981 tarihli sayısındaki uydurma haberde Cem Karaca ile ilgili kullanılan fotoğrafın 1979 yılında bir Alman tarafından Münih’teki 1 Mayıs kutlamaları sırasında çekildiğinin anlaşılması üzerine alındı.
1996 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Emekli General Necdet Öztorun’un adını kullanarak Başbakanlığı döneminde Tansu Çiller’i dolandırıp örtülü ödenekten 5.5 milyar TL sızdırdıkları iddiasıyla Selçuk Parsadan dahil 4 kişi hakkında en az 5 yıl hapis istemiyle dava açtı.
1996 İstanbul Eczacı Odası “ilacın meta olmadığı” gerekçesiyle “İlaç Tanıtım Yönetmeliğinin iptali için Mahkeme’ye başvurdu.
2004 BEKSAV üyeleri İstanbul/Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda Bush ve Rumsfeld’i “halk mahkemesinde” sembolik olarak yargıladı. Aynı gün, İncirlik’te NATO karşıtı eylem yapan TKP’li grup jandarma ile çatıştı, 26 kişi gözaltına alındı.
2009 Grönland’a kendi kaderini tayin etme hakkı verildi.
2011 Yüksek Seçim Kurulu, BDP’nin(Barış ve Demokrasi Partisi) desteği ile Diyarbakır’dan bağımsız milletvekili seçilen Hatip Dicle’nin milletvekilliğini oybirliği ile düşürdü.
2013 Tunceli’de Aleviler için kutsal sayılan Gola Çetu Parkı hakkında “baraj gölü sahasında kaldığı” gerekçesiyle mahkeme tarafından yıkım kararı verdi.
2013 Türkiye İnsan Hakları Kurumu, 21 Haziran 2012 tarihli kanun ile kuruldu. 9 Aralık 2013 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile ulusal önleme mekanizması oldu. Kurumun adı, 20 Nisan 2016’da Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu olarak değiştirildi.
2019

Medeni çalışma koşulları öngören “Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi” 21 Haziran 2019 tarihinde Cenevre’de resmen ilan edildi.

2023 Sosyal Medya’dan din ve felsefe üzerine yayınlar yapan  Diamond Tema hakkında yürütülen soruşturmalar nedeniyle Laiklik Meclisi tarafından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç hakkında suç duyurusunda bulunuldu. 

21 Haziran Hukuk Takvimi

20 Haziran – Hukuk Takvimi

0
20 Haziran - Hukuk Takvimi

20 Haziran – Hukuk Takvimi

Mültecilere Karşı Muameleye İlişkin İlkeler

404
20 Haziran 404’te Konstantinopolis Patriği Aziz İoannis Hrisostomos’un İmparator Arcadius’un eşi İmparatoriçe Aelia Eudoksia ile çatışmasından dolayı sürgüne gönderilmesinin ardından çıkan isyanlar sırasında bu ilk ahşap kilise yakılarak büyük ölçüde tahrip oldu ve inşasından 44 yıl sonra yıkıldı. İmparator II. Theodosios tarafından mimar Ruffinos’a yeniden yaptırılan Ayasofya, 10 Ekim 415’te yeniden ibadete açıldı. 1453’te kiliseden camiye çevrildi.  Ayasofya, Sevr Antlaşmasının da imzalandığı 1920 Paris Konferansı sırasında büyük tartışmalara konu oldu. 24 Kasım 1934 Ayasofya Camisinin müze olması, Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edildi. 2 Şubat 1935 Ayasofya Müzesi halka açıldı ve tarihin ortak mirası olarak koruma altına alındı. Danıştay 10’uncu Dairesi, 10 Temmuz 2020’de aldığı kararla, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. 24 Temmuz 2020’de cami olarak tahsis edildi. 10 Temmuz 2020’de imzalanan 2729 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devri ve ibadete açılması kararlaştırılmıştır.
 1481
II. Bayezid ile Cem Sultan arasında Yenişehir Ovası’nda yapılan taht savaşını, Cem Sultan kaybetti. İki kardeş arasındaki savaş 1482 ortalarına kadar devam etti. Taht Bayezid’te kaldı. Cem Sultan Rodos’a ve ardından da Papa’ya ve Fransa’ya sığındı.
 1723
İskoç Aydınlanması filozofu ve tarihçi Adam Ferguson doğdu. 1764’den 1785 yılına kadar Edinburgh’da Ahlak Felsefesi ve Etik dersleri verdi. (Ölümü: 1816)
 1820
Arjantinli avukat, politikacı, ekonomist, gazeteci ve askeri lider Manuel Belgrano öldü. Arjantin Bağımsızlık Savaşlarına katıldı ve Arjantin Bayrağını tasarladı(Doğumu: 1770)
 1933
Alman devrimci sosyalist politikacı ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin ömrünün son yıllarını geçirdiği Sovyetler Birliği’nde sürgündeyken  öldü. (Doğumu: 1857) Clara Zetkin  1911 yılında ilk defa Kadınlar Günü’nü düzenlemişti. 1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirmiş ve öneri oy birliğiyle kabul edilmişti.
 1837
Kraliçe Victoria, 18 yaşında Birleşik Krallık tahtına çıktı.
Günümüzde monarşi ile yönetilen bazı Avrupa ülkelerinin temsilcileri Kraliçe Victoria’nın soyundan gelmektedir. 10 Şubat 1840’da evlendi. Edward Oxford adlı genç Kraliçeye suikastta bulundu ancak bu suikast başarısız oldu. Fail, vatana ihanetten yargılandı, akıl hastalığı sebebiyle beraat etti. Kraliçe, 63 yıldan fazla tahtta kalarak en uzun saltanat süren Birleşik Krallık lideri oldu. (Ölümü: 22 Ocak 1901)
1840
Samuel Morse, telgrafın patentini aldı
1926
Kemal Atatürk’e İzmir’de suikast girişimiyle ilgili tutuklamalar devam etti.  Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası lider kadrosundan Ali Fuat Cebesoy tutuklandı. Kâzım Karabekir ise, 22 Haziran günü tutuklandı.
1927
TBMM’den “Ziraat ve Baytar Enstitüleri ile Ali Mektepleri Tesisine ve Ziraat Tedrisatının Islahına Dair kanun” kabul edildi
1938
19 Mayıs, 3466 sayılı kanunla Millî Bayram olarak kabul edildi. Gençlik Marşı, Gençlik ve Spor Bayramı Marşı olarak kabul edildi.
Gençlik ve Spor Bayramı 1926 yılında Gazi Günü adıyla ilk defa Samsun’da kutlandı. 1935 yılında Atatürk Günü adıyla resmi olarak kutlanmaya devam etti ve 20 Haziran 1938 tarihinde çıkarılan “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki 2739 Sayılı Kanuna Ek Kanun” ile “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edildi. 1981 yılında çıkarılan 2429 sayılı kanun ile 19 Mayıs “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edildi.
1942
Danıştay Yargıcı Mustafa Yücel Özbilgin, 20 Haziran 1942 tarihinde Trabzon ili Akçaabat ilçesinde doğdu. 17 Mayıs 2006 tarihinde Ankara’da gerçekleşen terörist saldırıda görevi başında yaşamını yitirdi.
1946
1946 – Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü PartisiŞefik Hüsnü liderliğinde kuruldu. Partinin kurulmasından kısa bir süre sonra 2 No’lu Örfi İdare Mahkemesinde açılan dava sonucu “komünist mefküreli şahıslar tarafından kurulduğu ve idare edildiği” gerekçesiyle kapatılmasına karar verildi. İstanbul Sıkıyönetim Kurulu, partinin 16 Aralık 1946 tarihinde partiyi tüm siyasi faaliyetlerden men etti ve yöneticilerini tutukladı.
1947
ABD’de onaylanan kanun uyarınca, ABD, 20 Haziran 1947’de Yunanistan ile yardım anlaşması yaptı. Aynı anlaşma 12 Temmuz 1947’de Türkiye ile yapıldı. Türkiye ve Yunanistan ile yapılan yardım antlaşmalarından önce Amerika Birleşik Devletleri Senatosunda “Yunanistan ve Türkiye’ye Yapılacak Yardım Hakkında Kanun” 22 Nisan 1947 tarihinde kabul edilmişti. ABD Temsilciler Meclisi’nde 9 Mayıs 1947’de kabul edilen kanun, “barışa doğru önemli bir ilerleme” olarak tanımlanmış ve 22 Mayıs 1947’de Başkan Truman tarafından imzalanarak yürürlüğe girmişti.
1960
Mali ve Senegal, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti.
1986
Barış Derneği Davası sanıklarından olan CHP Adana Milletvekili İsmail Hakki Öztorun yargılama devam etmekte iken 20 Haziran 1986’da hayatını kaybetti. Aynı savanın sanıklarından olan İstanbul Barosu eski Başkanı Orhan Adli Apaydın ise 28 Şubat 1986 tarihinde yaşamını yitirmiştir.
1988
167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 20 Haziran 1988 tarihinde kabul edildi. Sözleşme, 11 Ocak 1991 tarihinde de yürürlüğe girdi. Türkiye,  29 Kasım 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6571 sayılı Kanun ile sözleşmeyi onayladı.
1995
Rumen filozof ve deneme yazarı Emil Cioran öldü. İlk eseri Çürümenin Kitabı idi. Burukluk, Doğmuş Olmanın Sakıncası, Tarih ve Ütopya, Çürümenin Kitabı, Varolma Eğilimi, Ezeli Mağlup, İtiraflar ve Aforozlar Türkiye’de de basıldı. Pesimizm, Varoluşçuluk, Nihilizm ve Etik üzerine çalıştı. 
1997
Anadolu Ajansı ve TRT çalışanı gazeteci Reşat Aydın öldürüldü. 
2001
Dünya Mülteciler Günü ilan edildi
2007
İyi İdare Yasası kabul edildi.
İyi İdare Yasası, AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNİN İYİ İDARE KONUSUNDA ÜYE DEVLETLERE CM/REC(2007) SAYILI TAVSİYE KARARI’na ek olarak düzenlendi ve Bakanlar Komitesinin 20 Haziran 2007 tarihli 999 bis sayılı Bakan Temsilcileri toplantısında kabul edildi.
İyi idare, iyi yönetişimin bir görünümüdür. İyi yönetim, sadece yasal düzenlemelerle ilgili değildir; örgütlenme ve yönetme kalitesine bağlıdır. Etkililik, verimlilik ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlılık gereklerini karşılamak zorundadır. İyi İdare Yasasını benimsemek, kamu mallarını ve diğer kamu çıkarlarını, takip etmeyi, gözetmeyi ve korumayı gerektirmektedir. İyi İdare, bütçe gereklerine uymak zorundadır. Her türlü yozlaşmayı dışlaması gerekmektedir.
2009
Türk Tabipler Birliği Çalışan Sağlığı Bildirgesi, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı’nda kabul edildi. Aynı çalıştayda; Türk Tabipler Birliği Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi, Türk Tabipler Birliği Hekimlerin Toplumsal Sorumlulukları BildirgesiTürk Tabipler Birliği Hekim Hakları BildirgesiTürk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi ve Türk Tabipleri Birliği Yayın Etiği Bildirgesi güncellendi.
2015
Çevre İçin Küresel Antlaşma  20 Haziran 2015 tarihinde Paris’te imzalandı. Yasal olarak bağlayıcı olan geniş ilkeleri benimsedi. 

İyi İdare Yasası

20 Haziran – Hukuk Takvimi

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının Kapatılması

0

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Takrir-i Sükun Kanunu, parti yöneticileri hakkında devam eden davalar ve irticai faaliyetler gerekçe gösterilerek Bakanlar Kurulu Kararı ile 3 Haziran 1925 tarihinde kapatılmıştır. Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası’nın 2 Ekim 1922 tarihinde İcra Vekilleri Heyeti(Bakanlar Kurulu) ile kapatılmasından sonra ikinci parti kapatma kararı TPCF hakkında alınmıştır.

Kapatılan Siyasi Partiler

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 17 Kasım 1924 tarihinde Atatürk’ün eski silah arkadaşlarından Kâzım Karabekir, Rauf (Orbay) Bey, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Refet (Bele) Paşa ve Adnan (Adıvar) Bey’in öncülüğünde kurulmuştur. Fırka’nın başkanı General Kazım Karabekir, İkinci Başkanı H.Rauf Orbay (eski başbakan) ve genel sekreteri de Ali Fuat Cebesoy’dur. Yeniliklere ve cumhuriyet rejimine karşı olanların hızla bir araya toplandıkları bir kurum haline gelen Parti’nin tüzüğünde yer alan “efkâr ve itikadat-ı diniyyeye hürmetkâr olmak” ibaresinin “dini, siyasi çıkarlara alet etmek” şeklinde cereyan etmesi kapatılmasında gerekçe gösterilmiş ve irticai faaliyetlere vurgu yapılmıştır.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları Haydarpaşa Garı’nda. Soldan sağa: Adnan (Adıvar), Ali Fuat (Cebesoy), Kâzım Karabekir, Rauf (Orbay) ve Refet (Bele)

Diyarbakır İstiklal Mahkemesinin, partinin bazı şubelerini kapatması ile Ankara İstiklal Mahkemeleri tarafından parti yöneticilerinin eylemleri hakkında hükümete yapılan bildirimler dikkate alınarak partinin kapatılması için düzenlenen Bakanlar Kurulu Kararında belirtilmiştir.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kuruluş aşamasında, demokrasinin gelişmesi için yeni bir partinin kurulmasını iyi karşılayan Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk‘ta Terakkiperver Fırka kurucularını cumhuriyet düşmanlığı, saltanat taraftarlığı, halifecilik, İngiliz yandaşlığı, isyan kışkırtıcılığı ve vatan hainliği ile suçlamıştır.

TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASININ KAPATILMASINA DAİR BAKANLAR KURULU KARARI

İcra Vekilleri Heyeti’nin 3.6.1341 tarihli içtimaında ber vech-i ati ittihaz olunmuştur.

“Mütenevvi, tahrikâtın Ankara İstiklal Mahkemesinde cereyan eden takibat ve muhakematı esnasında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın İstanbul civarında vezaif-i resmiyesini deruhte eden bazı eşhasın fırkanın programında mevcut “efkâr ve itikadat-ı diniyyeye hürmetkâr olmak” esasını tesvil-i efkâra ve tahrikat-ı irticakeraneye vesile ittihaz ettikleri sabit olmuş ve fırkanın vaz’ı hazırı hakkında hükümetin nazar-ı dikkate celbe müttefiken karar verildiğini natık mahkeme kararı müdde-i umumilikten hükümete tebliğ olunmuştur.

Diyarbakır İstiklal Mahkemesinin takibat ve muhakematı esnasında dahi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın resmi mümesillerinin fırka programında mevcut “efkâr ve itikadat-ı diniyyeye hürmetkâr olmak” esasını memleketi dinsizlikten kurtarmak iddiay-ı irticakeranamesine vasıta-i telkinat ittihaz ettikleri ve bu yüzden son irtica ve isyanın tezahüratı esasında bir çok vahim hadisat vukua geldigi sabit olmustur. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi kendi daire-i kazası dâhilinde bulunan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası şuabatını sedde karar verdiğini hükümete tebliğ eylemiştir.

Mahkemelerde ve müllanasda cereyan eden bu ahvalden maada hükümetin ıttlaına muhtelif vilayetlerden iblağ olunan malumat Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mensuplarının programlarında
mevcut esas-ı malumu dini siyasete alet addeden bir vasıta-i tesvil addetmeye çalıstıklarını göstermistir. Zaten Ankara İstiklal Mahkemesinde cereyan eden muhakemat Vahidettin etrafında bulunan vatan hainlerinin Avrupa’da teskil ettikleri merkezlerde ve memleket dâhilinde Hürriyet ve İtilaf devrinden kalma erbab-ı fesattan merbut ve vası bir sebeke-i irtica tesisine çalışmak gibi tesebbüsat-ı izhar eylemiştir. Bu ahval tahtında dini siyasete alet ittihaz etmek gibi harekete karsı vatanı siyaset etmek için kanun-u mahsus sadarıyla hükümetin takip edeceği veçheyi dahi göstermiştir.”

Nutuk/18. bölüm/Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve en hain dimağların mahsulü olan programı

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Muhterem Efendiler, “komplo” bahsini izahta ve komplonun Meclis dahilindeki safhasını tasvirde, ehemmiyetsiz gibi telâkki olunabilecek bazı teferruata temas ettim. Bunda beni mazur göreceğinizi ümit ederim. Hatıra gelir ki her hükümetten, her zaman istîzâh yapılır. Bir istîzâha bu kadar ehemmiyet vermek câiz midir? Arz etmeliyim ki mevzu-i bahis olan istîzâh, normal bir istîzâh değildi. Komplonun bir safha-i mahsusası idi. Bu istîzâh sahnesinden sonradır ki muhâlifler maskelerini atmaya mecbur edildiler. Ma’lûm olduğu vechile “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” diye bir fırka teşkil ettiler. Bu fırkanın, gizli eller tarafından çizilen programını da ortaya attılar. “Cumhuriyet” kelimesini telaffuzdan dahi içtinap edenlerin, Cumhuriyet’i, doğduğu gün, boğmak isteyenlerin, teşkil ettikleri fırkaya “Cumhuriyet” ve hem de “Terakkiperver Cumhuriyet” unvanını vermeleri, nasıl ciddî ve ne dereceye kadar samimî telâkki olunabilir? Rauf Bey ve arkadaşlarının teşkil ettikleri fırka, muhafazakâr unvanı altında meydana çıksaydı, belki manası olurdu. Fakat bizden daha ziyade Cumhuriyetçi ve bizden daha ziyade terakkiperver olduklarını iddiaya kalkışmaları, bi’t-tabi doğru değildi. “Fırka efkâr ve i’tikadât-ı diniyeye hürmetkârdır.” düstûrunu bayrak olarak eline alan zevâttan hüsn-i niyete intizâr olunabilir midi? Bu bayrak, asırlardan beri cahil ve mutaassıpları, hurafe-perestleri iğfal ederek hususî maksatlar temînine kalkışmış olanların taşıdıkları bayrak değil miydi? Türk milleti, asırlardan beri nihayetsiz felâketlere, içinden çıkabilmek için büyük fedakârlıklar istilzam eden, mülevves bataklıklara hep bu bayrak gösterilerek sevk olunmamış mıydı? Cumhuriyetçi ve terakkiperver olduklarını zannettirmek isteyenlerin, aynı bayrakla ortaya atılmaları, dinî taassubu galeyâna getirerek milleti, Cumhuriyet’in, terakki ve teceddüdün tamamen aleyhine teşvik etmek değil midi? Yeni fırka, efkâr ve i’tikadât-ı diniyeye hürmetkârlık perdesi altında, biz hilâfeti tekrar isteriz, biz yeni kanunlar istemeyiz, bizce mecelle kâfidir; medreseler, tekkeler, cahil softalar, şeyhler, müritler, biz sizi himaye edeceğiz; bizimle beraber olunuz. Çünkü Mustafa Kemal’in Fırkası hilâfeti lâğvetti. İslâmiyet’i rahne-dar ediyor. Sizi gâvur yapacak, size şapka giydirecektir, diye bağırmıyor muydu? Yeni fırkanın kullandığı formül, bu irticakârâne feryâdlarla dolu değildir denilebilir mi? Bakınız Efendiler, bu formül tarafdârlarından birinin daha çok evvel (10 Mart 1923 tarihinde) maslûb Cebranlı Kürt Halit Bey’e yazdığı mektuptaki şu cümlelere: “Âlem-i İslâm’ın mâ-bihi’l-bekası olan esâsâta hücum” ediyorlar. “Bu husustaki teşrihatımızı arkadaşlara da okudum. Hepsinde tezyîd-i gayreti mûcib oldu.” “Garba temessül etmek, tarihimizi, medeniyetimizi kaybeylemek” i zarurî kılar. “… Hilâfet müessesesini yıkmak, lâ-dinî bir hükümet tesisini düşünmek, hep istikbâl-i İslâm’ı tehdit edecek âmilleri vücuda getirmekten başka bir netice veremez.” Efendiler, vakayi ve hâdisât dahi izhâr ve isbât etti ki “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” programı en hain dimağların mahsulüdür. Bu fırka, memlekette su-i kastçıların, mürtecilerin tahassungâhı, ümid-i istinâdı oldu. Haricî düşmanların, yeni Türk Devleti’ni, taze Türk Cumhuriyeti’ni mahvetmeye ma’tûf plânlarının sühûlet-i tatbikatına hizmete çalıştı. Tarih, (mürettep, umumî, irticaî) olan Şark İsyanı, esbâbını tetkik ve taharri ettiği zaman, onun mühim ve bâriz sebepleri meyânında “Terakkiperver Cumhuriyet Fırka”sının dinî mevâîdini ve şarka gönderdikleri kâtib-i mes’ûllerinin teşkilât ve tahrikâtını bulacaktır. Hatırat defterini (nafile ve teheccüd namazlarının) sevabından bâhis hadislerle dolduran, bu kâtib-i mes’ûl, şark vilâyetlerimizde tahrikât-ı diniyede bulunurken, fırkasının programını tatbik etmiyor muydu? Masum halka, beş vakit namazdan mâadâ, geceleri de fazla namaz kılmayı vaaz ve nasihat etmek, belki de ömründe namaz kılmamış olan bir politikacı tarafından vâki olursa, bu hareketin hedefi anlaşılmaz olur mu? Efendiler, yaptığımız inkılâbın vüs’at ve azameti karşısında, eski hurafat ve müessesatın birer birer sukutunu gören mutaassıp ve irticakâr anâsır, “efkâr ve i’tikadât-ı diniyeye hürmetkâr” olduğunu ilân eden bir fırkaya ve bâhusus bu fırkanın içinde isimleri şöhret bulmuş zevâta dört el ile sarılmaz mı? Yeni fırka yapan zevât bu hakikati müdrik değil midirler? O halde, ellerine aldıkları din bayrağı ile millet ve memleketi nereye götürmek istiyorlardı? Böyle bir suale verilmesi lâzım gelen cevap da hüsn-i niyet, gaflet, kayıtsızlık gibi sözler memleketi terakkiye îsâl edeceğim diye ortaya atılan bir fırka rüesâsı için mazeret teşkil edemez! Efendiler, yeni fırka, unvan ittihâz ettiği “Terakki” ve “Cumhuriyet” namlarının zıdd-ı tâmlarıyla inkişaf etmiştir. Bu fırkanın rüesâsı, hakikaten mürtecilere ümit ve kuvvet vermiştir. Buna misâl olarak arz edeyim: Ergani’de, usâtın valiliğini kabul eden maslûb Kadri, Şeyh Said’e yazdığı bir mektupta: “Millet Meclisi’nde, Kâzım Karabekir Paşa’nın Fırkası, ahkâm-ı şer’iyeye riayetkâr ve dindardır. Bize müzaheret edeceklerine şüphe etmem. Hatta Şeyh Eyüp* nezdinde bulunan kâtib-i mes’ûlleri, fırkanın nizamnamesini getirmiştir..” diyor. Şeyh Eyüp de muhakemesi sırasında: “Dini kurtaracak yegâne fırkanın, Kâzım Karabekir Paşa’nın teşkil ettiği fırka olup, ahkâm-ı şer’iyeye riayet edileceğinin, fırka nizamnamesinde ilân edildiğini” söylemiştir. Efendiler, “Terakkiperver!” ve “Cumhuriyet” kelimelerini kullanarak, bize ve münevverân-ı millete karşı din bayrağını gizlemek tedbirinde bulunanlar, memlekette umumî irtica ve isyan yapmak için dahil ve hariçte tertipler ve teşvikler yapmakla meşgûl olanların mevcudiyetinden bihaber farz olunabilirler mi? Yeni fırkaya dahil olanların, tekmil azası mevzu-i bahis olmasa bile, dinî mevâîdi, muvaffakiyet için müessir-i âmil kabul eden ve buna dair formülü nizamnamelerine idhâl eden kimseler, memlekete müteveccih, şahıslarımıza müteveccih su-i kastlardan bihaber kabul edilemezler! İsyanın vukuundan aylarca mukaddem, memleketin şurasında burasında yapılan hafî ictimâlardan ve “Cemiyet-i Hafiye- i İslâmiye” teşkilâtından, İstanbul’da Nakşibendî meşayihinin yaptığı ictimâda, ihzâr edilecek kıyâma müzaheret vaad edildiğinden ve nihayet millî hudutlarımızın haricinde bulunup, Şark İsyanı’nı tahrik edenlerin beyannamelerinde Kâzım Karabekir Paşa’nın Fırkası’ndan ümit ile bahsolunduğundan** haberdâr olmadıklarını farz edelim. Fakat Fethi Bey Hükümeti zamanında, bizzat Fethi Bey vasıtasıyla, kendilerine, fırkalarının muzır ve isyan ve irticaa müşevvik vaz’ ve mahiyetinde olduğu bildirildiği zaman olsun, hakikati mütâlaa ve müşahede etmeleri lâzım gelmez miydi? Hükümetin ve benim, pek hâlisâne olarak bu ihtaratımızdan sonra olsun hakikati anlamaları ve ona göre hareket eylemeleri icap ederdi. Onlar, bilakis bu defa da “efkâr ve i’tikadât-ı diniyeye riayetkârız” klişesini, büsbütün aksi manada tefsire kalkıştılar. Güya, ma’lûm formül ile nazarlarında, her dinin ve her din sâlikinin efkâr ve i’tikadâtına riayetkâr olduğunu ifade etmek… geniş hürriyetperver olduklarını anlatmak istiyorlarmış… Efendiler, bu tarz-ı harekete dürüst, samimî denemez! Politika âleminde, birçok oyunlar görülür. Fakat mukaddes bir mefkûrenin tecellisi olan Cumhuriyet-i idâreye, asrî harekete karşı cehil ve taassup ve her nev’î husûmet ayağa kalktığı zaman bilhassa terakkiperver ve Cumhuriyetçi olanların yeri, hakikî terakki ve Cumhuriyetçi olanların yanıdır. Yoksa mürtecilerin ümit ve faaliyet menbaı olan saf değil… Ne oldu Efendiler?! Hükümet ve Meclis, fevkalâde tedbirler almaya lüzum gördü. Takrir-i Sükûn Kanunu’nu çıkardı. İstiklâl Mahkemelerini faaliyete geçirdi. Ordunun sekiz dokuz seferber fırkasını, uzun müddet te’dîbata hasretti. “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” denilen muzır teşekkül-i siyasîyi sed etti.”[/box]

Nutuk 18.Bölümün Günümüz Türkçesine Çevrilmiş Alternatif Metni

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve en hain kafaların eseri olan programı

[box type=”shadow” align=”aligncenter” class=”” width=””]Saygıdeğer Efendiler, «komplo» konusunu açıklarken ve komplonun Meclis içindeki safhasını anlatırken, önemsiz gibi sayılabilecek bazı ayrıntılar üzerinde durdum. Bunda beni haklı bulacağınızı umarım. Hatıra gelir ki, her hükümet, her zaman bu gensoru önergesi ile sorguya çekilebilir. Bir gensoruya bu kadar önem vermek doğru mudur? Arz etmeliyim ki, söz konusu olan gensoru normal bir gensoru değildi. Hazırlanan komplonun özel bir safhasıydı. Bu gensoru sahnesinden sonradır ki, muhalifler, maskelerini atmaya mecbur edildiler. Bilindiği üzere «Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası» (227) diye bir parti kurdular. Bu partinin gizli eller tarafından çizilen programını da ortaya attılar. «Cumhuriyet» kelimesini ağızlarına almaktan bile çekinenlerin, Cumhuriyet’i doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye «Cumhuriyet» ve hem de «Terakkiperver Cumhuriyet» adını vermiş olmaları, nasıl ciddîye alınabilir ve ne dereceye kadar samimî sayılabilir. Rauf Bey ve arkadaşlarının kurdukları bu parti «Muhafazakâr» adı altında ortaya çıkmış olsaydı, belki bir anlamı olurdu. Fakat bizden daha çok cumhuriyetçi ve bizden daha çok ilerici olduklarını iddiaya kalkışmaları elbette doğru değildi. «Parti, dinî düşünce ve inançlara saygılıdır» ilkesini bayrak olarak eline alan kimselerden iyiniyet beklenebilir miydi? Bu bayrak, yüzyıllardan beri cahilleri, bağnazları ve hurafelere inananları kandırarak özel çıkarlar sağlamaya kalkmış olanların taşıdıkları bayrak değil miydi? Türk milleti, yüz yıllardan beri, sonu gelmeyen felâketlere, içinden çıkabilmek için büyük fedakârlıkların gerekli olduğu pis bataklıklara, hep bu bayrak gösterilerek sürüklenmemiş miydi: Cumhuriyetçi ve yenilikçi olduklarını zannettirmek isteyenlerin, yine bu bayrakla ortaya atılmaları, din! bağnazlığı coşturarak, milleti, Cumhuriyet’e, ilerlemeye ve yenileşmeye karşı kışkırtmak değil miydi? Yeni parti, dinî düşünce ve inançlara saygı perdesi altında: «Biz Hilâfet’i yeniden isteriz; biz yeni kanunlar istemeyiz; bize Mecelle yeterlidir; medreseler, tekkeler, cahil softalar, şeyhler, müritler biz sizi koruyacağız; bizimle birlikte olunuz! Çünkü, Mustafa Kemal’in partisi Hilâfet’i kaldırdı. İslâmiyet’e zarar veriyor; sizi gâvur yapacak, size şapka giydirecektir» diye bağırmıyor muydu? Yeni partinin kullandığı slogan bu gerici haykırışlarla dolu değil miydi? Efendiler, bu slogana bağlı olanlardan birinin, çok zaman önce (10 Mart 1923 tarihinde) idam edilmiş olan Cebranlı Kürt Halit Bey’e yazdığı mektuptaki şu cümlelere bakınız: «İslâm dünyasının ebedîliğini sağlayan ilkelere saldırıyorlar.» «Bu konudaki açıklamalarınızı arkadaşlara da okudum. Hepsinin gayretlerini artırdı.» «Batıyı örnek almak, tarihimizi, medeniyetimizi, kaybetmeyi» zarurî kılar. «… Hilâfet’i yıkmak, lâik bir idare kurmayı düşünmek, hep İslâmlığın geleceğini tehlikeye sokacak sebepleri yaratmaktan başka bir sonuç veremez.» Efendiler, olaylar ve olup bitenler ortaya koydu ve ispat etti ki, «Terakkiperver ve Cumhuriyet Fırkası» nın programı en hain kafaların eseridir. Bu parti, memlekette suikastçıların, gericilerin sığınağı ve ümitlerinin dayanağı oldu. Dış düşmanların, yeni Türk Devleti’ni körpe Türk Cumhuriyeti’ni yıkmayı hedef alan plânlarının kolaylıkla uygulanmasına yardım etmeye çalıştı. Tarih, (gizli maksatlarla hazırlanmış, genel ve gerici nitelikteki) Doğu isyanının sebeplerini inceleyip araştırdığı zaman, onun önemli ve belirli sebepleri arasında «Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası» nın dinî konularda verdiği sözleri, doğuya gönderdiği sorumlu sekreterinin kurduğu örgütü ve yaptığı kışkırtmaları bulacaktır. Hatıra defterini «fazladan ve gece kılınan namazlar (228)» ın sevabını anlatan hadislerle dolduran bu sorumlu sekreter, doğu illerimizde dinî kışkırtmalarda bulunurken, partisinin programını uygulamıyor muydu? Mâsum halka, beş vakit namazdan başka, geceleri de fazla namaz kılmayı vaaz ve nasihat eden, belki de ömründe hiç namaz kılmamış olan bir politikacı olursa, bu hareketin hedefi anlaşılmaz olur mu? Efendiler, yaptığımız inkılâbın genişliği ve büyüklüğü karşısında, eski hurafelerin ve müesseselerin birer birer yıkılışını gören bağnaz ve gerici unsurlar, «dinî düşünce ve inançlara saygılı» olduğunu ilân eden bir partiye ve özellikle bu partinin içinde isimleri ün yapmış kimselere dört elle sarılmazlar mı? Yeni parti kuran kimseler bu gerçeği kavramış değiller midir? O halde, ellerine aldıkları din bayrağı ile, millet ve memleketi nereye götürmek istiyorlardı? Böyle bir soruya verilmesi gereken cevapta iyiniyet, gaflet, kayıtsızlık gibi sözler, memleketi ileriye götüreceğim diye ortaya atılan bir partinin ileri gelenleri için mazeret sayılamaz! Efendiler, yeni parti kendine ad olarak seçtiği «Terakki» ve «Cumhuriyet» kelimelerinin tam tersi olan anlamlarla gelişmiştir. Bu partinin liderleri, gericilere gerçekten ümit ve kuvvet vermiştir. Buna örnek olarak arz edeyim: Ergani’de, âsîlerin valiliğini kabul eden ve sonra asılmış olan Kadri, Şeyh Said’e yazdığı bir mektupta: «Millet Meclisi’nde, Kâzım Karabekir Paşa’nın partisi, şeriat hükümlerine saygılı ve dindardır. Bize yardımcı olacaklarına şüphe etmem. Hattâ, Şeyh Eyüp’ün(*) yanında bulunan sorumlu sekreterleri, partinin tüzüğünü getirmiştir…» diyor. Şeyh Eyüp de yargılanması sırasında: «Dini kurtaracak tek partinin, Kâzım Karabekir Paşa’nın kurduğu parti olup, şeriat hükümlerine uyulacağının, parti tüzüğünde ilân edildiğini» söylemiştir. Efendiler, «Terakkiperver» ve «Cumhuriyet» kelimelerini kullanarak, bize ve milletin aydınlarına karşı din bayrağını gizlemeye çalışanların, memlekette genel bir gericilik ve ayaklanmaya yol açmak için içeride ve dışarıda türlü düzen ve kışkırtmalarla uğraşanların varlığından habersiz oldukları düşünülebilir mi? Yeni partiye girenlerin bütün üyeleri söz konusu olmasa bile, dinî vaatleri başarıya ulaşmanın en etkili unsurları sayan ve bununla ilgili sloganı tüzüklerine de koymuş olan kimselerin, şahıslarımıza ve memlekete karşı yöneltilmiş olan suikastlerden habersiz oldukları kabul edilemez! Diyelim ki, bunların isyanın patlak vermesinden aylarca önce, memleketin şurasında burasında yapılan gizli toplantılardan, Cemiyet-i Hafiye-i İslâmiye» (229) teşkilâtından, İstanbul’da Nakşibendi şeyhlerinin yaptığı toplantıda, hazırlanacak ayaklanmaya yardım için söz verildiğinden ve nihayet millî sınırlarımızın dışında bulunup da Doğu isyanını kışkırtanların bildirilerinde (*), Kâzım Karabekir Paşa’nın partisinden ümitle söz edildiğinden haberleri olmadığını düşünelim. Ancak, Bunların, Fethi Bey Hükümeti zamanında, doğrudan doğruya Fethi Bey vasıtasıyla kendilerine, partilerinin zararlı, isyan ve gericiliği kışkırtıcı bir durum ve nitelikte olduğu bildirildiği zaman olsun, gerçeği görüp anlamaları gerekmez miydi? Hükümetin ve benim tertemiz düşüncelerle yaptığımız bu uyarmalardan sonra olsun, gerçeği kavrayıp ona uymaları beklenirdi. Onlar tam tersine, bu defa da «dinî düşünce ve inançlara saygılıyız» sloganını büsbütün zıt bir anlamda yorumlamaya kalkıştılar. Sözde, bu sloganla, her dinin ve her dinden olanların düşünce ve inançlarına saygılı olduklarını belirtmek… geniş ölçüde hürriyetçi olduklarını anlatmak istiyorlarmış… Efendiler, böyle bir tutuma dürüst ve samimidir denemez! Politika dünyasında birçok oyunlar görülür. Fakat, kutsal bir ülkünün kendini ortaya koyduğu Cumhuriyet rejimine, çağdaş yenileşmeye karşı, cahillik, bağnazlık ve her türlü düşmanlık ayağa kalktığı zaman, özellikle yenilikçi ve cumhuriyetçi olanların yeri, gerçekten yenilikçi ve cumhuriyetçi olanların yanıdır. Yoksa gericilerin ümit ve faaliyet kaynağı olan saf değil… Ne oldu Efendiler? Hükümet ve Meclis olağanüstü tedbirler almayı gerekli gördü. Takrir-i Sükûn Kanunu’nu (230) çıkardı. İstiklâl Mahkemeleri’ni kurdu. Ordunun savaşa hazır sekiz dokuz tümenini, uzun zaman isyanı bastırmak üzere görevlendirdi. «Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası» denilen zararlı siyasî kuruluşu kapattı.”[/box]

Türk Tabipler Birliği Çalışan Sağlığı Bildirgesi

0
Türk Tabipler Birliği Çalışan Sağlığı Bildirgesi
Türk Tabipler Birliği Çalışan Sağlığı Bildirgesi

Türk Tabipler Birliği Çalışan Sağlığı Bildirgesi, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda kabul edilen mesleki etik kurallarındandır.

Türk Tabipler Birliği Çalışan Sağlığı Bildirgesi

Çalışma hakkı en temel insan haklarından biridir. Bu hak tek başına bir anlam ifade etmeyeceği gibi, diğer temel haklardan olan yaşam hakkının özünü ihlal etmeyen sağlıklı ve güvenli bir iş ortamlarının sağlanmasıyla mümkün kılınabilir.

Sağlıklı ve güvenli ortamlarda yaşama her bireyin temel hakkı olduğuna göre çalışma hakkının kullanımı sırasında işyerlerinin, çalışanların beden bütünlüğünü ve sağlığını bozacak etmenlerden arındırılması esastır. Bu nedenle çalışanların sağlığının korunması kamusal bir alandır ve kamusal bir örgütlenme modeliyle bu alanın yapılandırılması gerekmektedir.

Çalışanların sağlık ve güvenliğinden devlet asli sorumludur. İş yaşamında devlet, çalışanlar, işverenler ve sendikalar ile birlikte işyeri hekimleri – iş güvenliği mühendisleri ve onların meslek örgütleri bu alanın sosyal taraflarıdır. Bu nedenle çalışanların sağlığının korunması, gözetilmesi ve geliştirilmesinde işyeri hekiminin önemli sorumlulukları bulunmaktadır.

Türk Tabipleri Birliği çalışanların sağlığının korunmasında aşağıdaki ilkeleri benimser ve kabul eder.
I. Çalışanların Sağlığına İlişkin Hekim Sorumluluğu

• İşyeri hekimleri mesleki bağımsızlıklarını korumakla yükümlüdür.

• İşyeri hekimi, kendi alanı ile ilgili disiplinlerden gelen çalışanlarla ekip halinde çalışmalıdır.

• İşyeri hekimi, yargı tarafından istenmedikçe, halk sağlığı açısından bildirimi zorunlu olmadıkça ya da bireyin kendi isteği olmadıkça tüm bireysel tıbbi bilgileri gizli tutmalıdır.

• İşyeri hekiminin öncelikli sorumluluğu üretimin verimliğinin artırılması değil, çalışanların sağlığının korunmasıdır

• İşyeri hekimlerinin çalışanların sağlığını tehdit eden riskleri öncelikle öncelikle saptama yükümlülüğü vardır.

• İşyeri hekimi, koruyucu hizmetleri önde tutar, bu hizmetlere yönelik çalışanların sağlık gözetimlerini yapar, risk gruplarını öncelikle gözetir ve ayrıca gerektiğinde tedavi ve rehabilite edici hizmetleri yürütür.

• İşyeri hekimi, işyeri sağlık hizmetlerini yürütürken hem ekip çalışanlarını hem de işçi ve işverenleri bilgilendirerek önerileri alır ve katılımlarını sağlar.

• İşyeri sağlık gözetimlerini yürütmekte olan işyeri hekimi; işçi sağlığı iş güvenliği alanında bilimsel, mesleki ve teknik gelişmeleri takip etmek ve bu alandaki bilgi ve görgüsünü artırarak sürekli eğitimleri izlemekle yükümlüdür.

• İşyeri hekimlerinin çalışma ortam ve koşullarının gözetilmesi ve iyileştirilmesiyle ilgili iş kazası ve meslek hastalıklarını önleme sorumluluğu vardır.

• İşyeri hekimleri, olumsuz çalışma koşulları ile ortamlarını ve meslek hastalıklarını hem çalışanlara hem de ilgili taraflara duyurmak ve bilgilendirmekle yükümlüdür.ak

• İşyeri sağlık birimi hizmetlerini yürütmekte olan ya da bu hizmetler için aday olan hekimler, birbirleriyle olan ilişkilerinde meslek ahlakı kurallarına uymakla yükümlüdürler.

• İşyeri hekimleri, mesleki değerleri ve özlük haklarını korumak için örgütlü olmalıdırlar.

II. Çalışanların Sağlığına İlişkin Tarafların Sorumluluğu

• Her çalışanın işyeri sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı vardır. Devlet bu hakkın kullanılmasını gözetmek ve denetlemekle yükümlüdür.

• İşyeri hekimlerinin mesleki bağımsızlıklarının korunması ve sürdürülmesinde devletin, meslek örgütlerinin, çalışanlar ile işverenlerin sendikalarının sorumluluğu vardır.

• Devlet, işçi, işverenler ve sendikaları; işyeri sağlık hizmetlerini bir ekip anlayışı ve örgütlenmesiyle yürütülmesi için gerekli ortamı sağlar.

• Bir başka işçinin sağlığını ve yaşamını tehlikeye sokmamak koşuluyla hekimler ile çalışanlar arasındaki bilgilerin saklanması zorunluluğuna işverenler uyarlar.

• İşverenler çalışanların sağlığını tehdit eden riskleri saptamak amacıyla gerekli çalışmaları yapar, Malzeme Güvenlik Bilgi Formları’nın eksiksiz bulundurulmasını sağlar, çevresel ölçümleri yapar ve bunlarla ilgili örgütlenmeleri oluşturur.

• İşverenler, çalışanların sağlık gözetimleriyle ilgili gerekli laboratuvar tetkiklerini yaptırmakla yükümlüdür.

• İşçi ve işverenlerin; önerileriyle işyeri sağlık hizmetleri sürecine aktif katılımları sağlanır, bu hizmetlere katkı veren çalışanlar işveren tarafından herhangi bir hak kaybına uğratılamaz.

• İşverenler, işyeri hekimlerinin mesleki gelişimlerini ve sürekli eğitimlerini sağlamakla yükümlüdür.

• İşverenler, çalışanların sağlığının gözetilmesi, korunması ve geliştirilmesi ile iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi için bütün önlemleri alırlar.

• İşverenler olumsuz çalışma koşulları ve ortamları ile meslek hastalıklarını ilgili taraflara bildirmelerinden dolayı işyeri hekimlerine herhangi bir yaptırım uygulamamalı, hak kaybına uğratmamalıdır.

• Devlet ve işverenler işyeri hekimlerinin asgari çalışma standartlarını korur ve gözetir.

• Devlet, çalışan sağlığını tehdit eden; kuralsızlaştırma, esnekleştirme, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırmasıyla birlikte işyeri hekimlerinin mesleki değerlerinin erozyonuna yol açan koşulları ortadan kaldırmakla yükümlüdür.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

ILO 88 No’lu İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Sözleşmesi

0
ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi

ILO 88 No’lu İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Sözleşmesi Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edilmiştir. Sözleşme Türkiye tarafından 30.11.1949 tarihinde 5448 sayılı yasa ile kabul edilerek Resmi Gazetenin 07.12.1949 tarihli sayısında yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir.

İş ve İşçi Bulma Kurumu-1946

ILO 88 No’lu İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Sözleşmesi

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim kurulu tarafından Sanfransisko’ya davet edilerek orada 17 Haziran 1948 de otuz birinci toplantısını yapan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,

Toplantı gündeminin dördüncü maddesine dahil bulunan İş ve İşçi Bulma Servisi kurulması meselesine dair muhtelif tekliflerin kabulüne,

Bu tekliflerin bir Milletlerarası Sözleşme şeklini almasına karar verdikten sonra,

1948 yılı Temmuz ayının dokuzuncu günü, İş ve İşçi Bulma Servisi hakkında 1948 sözleşmesi adını taşıyacak olan aşağıdaki sözleşmeyi kabul eder.

MADDE 1

Hakkında bu Sözleşmenin yürürlükte olduğu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesi; bir amme ve parasız İş ve İşçi Bulma Servisi bulundurmalı veya bulundurulmasını sağlamalıdır.

İş ve İşçi Bulma Servisinin esas görevi icap ettiği takdirde ilgili diğer amme teşekkülleri ve hususi teşekküllerle işbirliği yaparak tam çalışmanın sağlanmasına ve idamesine müstahsil kaynakların geliştirilmesine ve bunlardan istifade edilmesine matuf milli programın ayrılmaz bir parçası olarak, iş piyasasını mümkün mertebe en iyi şekilde teşkilatlandırmayı gerçekleştirmek olmalıdır.

MADDE 2

İş ve İşçi Bulma Servisi, milli bir makamın denetimi altında milli bir iş ve işçi bulma büroları teşkilatından terekküp etmelidir.

MADDE 3

Bu teşkilat, memleketin her coğrafi bölgesinde hizmet etmeye yetecek sayıda işveren ve işçiler için elverişli yerlerde mahalli bürolardan ve lüzumu halinde bölge ve bürolarından mürekkep bir şebekeyi ihtiva etmelidir.

Şebeke Teşkilatı;

Aşağıdaki hallerde genel bir incelemeye tabi tutulmalıdır ;

İktisadi faaliyetin ve faal nüfusun dağılış tarzında mühim değişiklikler vuku bulduğunda,

Yetkili makam, bir deneme devresi zarfında elde edilen tecrübe hakkında bir takdirde bulunabilmek için, şebeke teşkilatını yeniden gözden geçirmeyi münasip gördüğünde ,

Böyle bir incelemenin lüzumlu kıldığı hallerde tadil edilmelidir.

MADDE 4

İş ve İşçi Bulma Servisinin kurulma ve işlemesinde İş ve İşçi Bulma servisi politikasının gelişmesinde işverenler ve işçiler temsilcilerinin işbirliğinin sağlanması için, danışma komisyonları vasıtasıyla münasip tedbirler alınmalıdır.

Bu tedbirler, bir veya daha fazla milli danışma komisyonlarıyla, lüzumlu hallerde, bölge komisyonlarının ve mahalli komisyonların kurulmasını derpiş etmelidir.

Bu komisyonlardaki işveren ve işçi temsilcileri, şayet mevcut iseler, işverenleri ve işçileri temsil eden teşekküllere danışıldıktan sonra, eşit sayıda tayin olunmalıdır.

MADDE 5

İş ve İşçi Bulma Servisinin, işçilerin mevcut işlere sevki hususundaki genel politikası, 4 üncü maddede derpiş olunan danışma komisyonları vasıtasıyla işverenlerin ve işçilerin temsilcilerine danışıldıktan sonra tesbit edilmelidir.

MADDE 6

İş ve İşçi Bulma Servisi, işçilerin müessir bir şekilde tedarikini ve işe yerleştirilmesini sağlayacak tarzda teşkilatlandırılmalıdır. Servis, bu maksatla, şu hususları yerine getirmelidir:

Elverişli bir iş bulabilmek için işçilere ve müesseselerine, uygun işçi bulabilmek için de işverenlere yardım etmek ve bilhassa milli ölçüde tesbit olunan hükümler uyarınca;

İş talebinde bulunanları tescil ve bunların mesleki vasıflarını, tecrübe ve arzularını not etmek, işe konulmaları için onlara sualler sormak, icap ederse, bedeni ve mesleki kabiliyetlerini yoklamak, mahal varsa mesleki yöneltme, mesleki yetişme veya yeniden mesleki intibak hususlarında onlara yardımda bulunmak,

İşverenlerden, servise haber verdikleri münhallere ve bu münhallere almak üzere aradıkları işçilerin haiz bulunmaları icap eden şartlara dair sarih malumat elde etmek,

İstenilen bedeni ve mesleki kabiliyeti haiz talipleri münhal işlere sevk etmek,

Kendisine ilk defa danışılan büro, tâlipleri uygun şekilde işe yerleştirecek, yahut boş yerleri uygun şekilde doldurabilecek durumda bulunmadığı veya daha başka olayların lüzumlu kıldığı hallerde, iş arz ve taleplerini bir bürodan başka bir büroya havale etmek suretiyle işleri düzenlemek,

Aşağıdaki hususların sağlanması için münasip tedbirler almak ;

İş arzını muhtelif mesleklerdeki iş imkanlarına göre ayarlamak maksadıyla meslekler arasında seyyaliyeti kolaylaştırmak,

İşçilerin uygun iş imkanları bulunan bölgelere nakillerine yardım maksadıyla coğrafi seyyaliyeti kolaylaştırmak,

İşçi arz ve talebindeki mahalli ve geçici dengesizliği giderme çaresi olarak, işçilerin bir bölgeden diğerine geçici şekilde nakillerini kolaylaştırmak ,

İşçilerin bir memleketten diğerine, ilgili hükümetlerce tasvip olunacak hareketlerini kolaylaştırmak,

İcap ederse, diğer makamlara işverenler ve işçi sendikalarıyla işbirliği yaparak, gerek bütün memleketteki, gerek muhtelif sanayi, meslek ve bölgelerdeki iş piyasası durumu hakkında mevcut bütün malumatı toplayıp tahlil etmek ve bu malumatı, sistemli olarak ve süratle ilgili amme makamlarıyla işveren ve işçi teşekküllerinin ve umumun emrine hazır bulundurmak,

İşsizlik sigortası ve yardımı dairesinde ve işsizlere yardımı istihdaf eden diğer tedbirlerin uygulanmasında işbirliği yapmak,

Lüzumu halinde, müsait bir çalıştırma durumunun sağlanmasına matuf sosyal ve ekonomik planların hazırlanmasında diğer amme teşekküllerine ve hususi teşekküllere yardıra etmek.

MADDE 7

Aşağıdaki hususlar için tedbirler alınmalıdır;

Tarım ve ihtisasın faydalı olabileceği herhangi diğer bir faaliyet kolu için, muhtelif iş ve işçi bulma büroları dahilinde meslek ve sanayi itibari ile ihtisas bölümlerinin bulunmasını kolaylaştırmak;

Sakat şahıslar gibi, iş için müracaat eden muayyen işçi kategorilerinin ihtiyaçlarına memnuniyet verici bir şekilde cevap vermek.

MADDE 8

İş ve İşçi Bulma ve Mesleki Yöneltme Servislerinin çerçevesi içinde gençler için özel tedbirler alınmalı ve geliştirilmelidir.

MADDE 9

İş ve İşçi Bulma Servisi personeli, kendilerinin her türlü hükümet değişikliklerine ve yolsuzluk harici tesirlere tabi olmamalarını ve servisin ihtiyaçlarının icapları hariç, memuriyette istikrarlarını sağlayacak bir statü ve hizmet şartlarından faydalanan amme memurlarından teşekkül etmelidir.

Milli mevzuatın, amme hizmetine alınacak memurlar hakkında derpiş ettiği şartlar mahfuz kalmak kaydıyla, İş ve İşçi Bulma Servisinin personeli, yalnız bir adaydan göreceği görevi yerine getirmek için aranılan ehliyet gözönünde tutularak tayin edilmelidir.

Bu ehliyetlerin tahkiki yolları yetkili makam tarafından tayin olunmalıdır.

İş ve İşçi Bulma Servisi personeli, görevlerini ifa edebilmeleri için münasip şekilde yetiştirilmelidir.

MADDE 10

İş ve İşçi Bulma Servisi ve icap ederse diğer amme makamları, işverenlerin ve işçilerin teşekkülleri ve diğer ilgili teşekküllerle işbirliği halinde, işverenlerle işçilerin ihtiyari esas üzerinde İş ve İşçi Bulma Servisinin imkanlarından istifade etmelerini teşvik etmek için mümkün olan bütün tedbirleri almalıdırlar.

MADDE 11

Yetkili makamlar, amme İş ve İşçi Bulma Servisiyle, kazanç gayesi takip etmeyen hususi iş ve işçi bulma büroları arasında müessir bir işbirliği sağlamak için lüzumlu her türlü tedbirler almalıdırlar.

MADDE 12

Bir üyenin ülkesi geniş bölgeleri ihtiva edip de bu bölgelerdeki nüfusun dağınıklığı veya gelişme safhası dolayısıyla yetkili makam, bu sözleşme hükümlerinin buralarda uygulanmasının kabil olmayacağını mülahaza ettiği takdirde, adı geçen makam, bu bölgeleri bu Sözleşmenin uygulanmasından ya tamamıyla veyahut muayyen işletmeler veya işler hakkında münasip göreceği istisnalar kabul etmek suretiyle kısmen muaf tutabilir.

Her üye, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Statüsünün 22 nci maddesi gereğince bu sözleşmenin uygulanmasına dair vereceği ilk yıllık raporunda; hakkında bu madde hükümlerine müracaat niyetinde olduğu bölgeleri ve bu hükümlere müracaat niyetinde olmasının sebeplerini göstermelidir. Hiçbir üye daha sonra, bu suretle göstermiş bulunduğu bölgelerden maadası için bu madde hükümlerine müracaat edemez.

Bu madde hükümlerine müracaat eden her üye, müteakip yıllık raporlarında, hangi bölgeler için bu madde hükümlerine müracaat hakkından vazgeçtiğini göstermelidir.

MADDE 13

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Statüsünün 1946 yılında tadil edilen metninin 35 inci maddesinde zikrolunan ülkeler hususunda, bu suretle tadil edilmiş olan adı geçen maddenin 4 ve 5 inci fıkralarında yazılı ülkeler hariç, bu sözleşmeyi onayan her teşkilat üyesi, aşağıdaki hususları bildiren bir beyanı Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, onamasından sonra mümkün olan en kısa müddet içinde göndermelidir;

Haklarında sözleşme hükümlerinin hiçbir değişiklik yapılmadan uygulanmasını taahhüt ettiği ülkeler,

Haklarında sözleşme hükümlerinin değişikliklerle uygulanmasını taahhüt ettiği ülkeler ve bu değişikliklerin nelerden ibaret olduğu,

Haklarında sözleşmenin uygulanamayacağı ülkeler ve bu gibi hallerde sözleşmenin uygulanamamasının sebepleri,

Haklarında kararını sonraya bıraktığı ülkeler.

Bu maddenin birinci paragrafının (a) ve (b) bentlerinde zikrolunan taahhütler onamanın ayrılmaz kısımları olarak sayılacak ve aynı sonuçları doğuracaktır.

Her üye, bu maddenin 1 inci paragrafının (b), (c) ve (d), bentleri gereğince daha evvel yapmış olduğu beyanda mevcut ihtirazı kayıtların hepsinden yahut bir kısmından yeni bir beyan ile vazgeçebilecektir.

Her üye l7 inci madde hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında Genel Müdüre, daha evvelki herhangi bir beyanın hükümlerini herhangi başka bir bakımdan değiştiren ve belirli ülkelerdeki durumu bildiren yeni bir beyan gönderebilecektir.

MADDE 14

Bu sözleşme konusuna dahil bulunan meseleler, anavatan dışı bir ülkenin makamlarının bizzat kendi yetkisi çerçevesi içine girdiği zaman, o ülkenin milletlerarası münasebetlerinden sorumlu olan üye, adı geçen ülkenin hükümetiyle mutabık olarak, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, o ülke adına bu Sözleşmedeki vecibeleri kabul ettiğine dair bir beyan gönderebilecektir.

Bu Sözleşme’deki vecibelerin kabulü hakkındaki bir beyan Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne ;

Müşterek otoriteler altında bulunan bir üye için iki veya daha fazla teşkilat üyesi,

Birleşmiş Milletler Antlaşması hükümleri yahut o ülke hakkında yürürlükte olan herhangi diğer bir hüküm gereğince o ülkenin idaresinden sorumlu bulunan milletlerarası her makam tarafından gönderilebilir.

Bu maddenin yukarıdaki paragrafları hükümleri uyarınca Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilen beyanlar sözleşme hükümlerinin ilgili ülkede değişikliklerle mi yoksa değişiklik yapılmadan mı yapılacağını bildirmelidir; beyan sözleşme hükümlerinin değişiklikler kaydıyla uygulandığını bildirdiği zaman adı geçen değişikliklerin nelerden ibaret olduğunu belirtmelidir.

İlgili üye yahut üyeler veya Milletlerarası makam, daha evvelki bir beyanda bildirilen değişikliği ileri sürmek hakkından, daha sonraki bir beyanla tamamen veya kısmen vazgeçebilecektir.

İlgili üye yahut üyeler veya Milletlerarası makam 17 nci madde hükümlerine uygun olarak, sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında, Genel Müdüre daha evvelki bir beyanın hükümlerini herhangi başka bir bakımdan değiştiren ve bu sözleşmenin uygulanması hususundaki durumu belirten yeni bir beyan gönderebilecektir.

MADDE 15

Bu Sözleşmenin kesin onama belgeleri, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 16

Bu Sözleşme, ancak onama belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini bağlayacaktır.

Bu Sözleşme, iki üyenin onama belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil edilmesi tarihinden on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

Daha sonra, bu sözleşme, her üye hakkında, kendisinin onama belgesinin tescilinden itibaren on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 17

Bu Sözleşme’yi onayan her üye, onu, ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda; Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Müdürün tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih tescil tarihinden ancak bir yıl sonra muteber olacaktır.

Bu Sözleşmeyi onamış olup da, onu bundan evvelki fıkrada yazılı on yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu madde gereğince feshetmek ihtiyarını kullanmayan her üye yeniden on yıllık müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu sözleşmeyi, her on yıllık devre bitince, bu maddede derpiş edilen şartlar içinde feshedebilecektir.

MADDE 18

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama, beyan ve fesihlerin tescil edildiklerini, Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine tebliğ edecektir.

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, kendisine gönderilen sözleşme’nin ikinci onama belgesinin tescil edildiğini teşkilat üyelerine tebliğ ederken, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında Teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.

MADDE 19

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince, tescil etmiş olduğu bütün onama, beyan ve fesihlere dair tam bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 inci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

MADDE 20

Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren her on yıllık bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu bu Sözleşmenin, uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunacak ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi keyfiyetinin konferans gündemine konulması lüzumu hakkında karar verecektir.

MADDE 21

Konferansın bu Sözleşme’yi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni sözleşme başkaca hükümleri ihtiva eylemediği takdirde;

Tadil edici yeni sözleşmenin bir üye tarafından onanması keyfiyeti, yukarıdaki 17 nci madde nazara alınmaksızın ve fakat tadil edici yeni sözleşmenin yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin derhal ve doğrudan doğruya feshini tazammum edecektir.

Tadil edici yeni sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu Sözleşme, üyelerin onamasına artık açık bulundurulmayacaktır.

Bu Sözleşme, onu onayıp da tadil edici sözleşmeyi onamamış bulunan üyeler için, herhalde şimdiki şekil ve muhtevasıyla muteber olmakta devam edecektir.

MADDE 22

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı şekilde muteberdir.

17 Haziran – Hukuk Takvimi

0
17 Haziran - Hukuk Takvimi

17 Haziran – Hukuk Takvimi

İngiliz Haklar Bildirgesi (Petition Of Rights)

224  Roma İmparatoru Konstantin, dul ve yetimler için himaye yasası çıkardı.
1628

İngiliz Haklar Bildirgesi (Petition Of Rights), 17 Haziran 1628 tarihinde ilan edildi. Bildirge, I.Charles döneminde parlamentonun yetkilerinin azaltılması konusundaki fikirlerin yaygınlaşması sonucunda tepki olarak ortaya çıktı ve Kral Charles’in bu düşüncesine direniş gösterilerek Bildirge krala kabul ettirildi.

Kral I. Charles 19 Kasım 1600 tarihinde doğmuş, 30 Ocak 1649 tarihinde ölmüştür. 27 Mart 1625 tarihinden 1649 yılında idam edilene kadar İskoçya Krallığı ve İngiltere ile İrlanda krallıklarını yönetmiştir.

1641 Emirgüneoğlu Yusuf Paşa, İran lehine bölücü ve yıkıcı propaganda yaptığı iddiasıyla Sultan İbrahim’in emriyle idam edildi.
1878

Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne, Birinci Meşrutiyetin ve Kanunu Esasinin ilanının hemen ardından 7 Kasım 1878 tarihinde kuruldu. Sultanahmet ve Ayasofya Camileri arasında, Adliye Nezareti’nin bahçesindeki binası iki yıl içinde inşa edildi ve 17 Haziran 1880 Perşembe günü eğitime başladı. Türkiye’deki modern hukuk eğitiminin ve hukuk fakültelerinin temeli bu okul ile atıldı. Bu okulun arından Selânik, Konya, Bağdat, Beyrut ve Ankara hukuk mektepleri açıldı. Mekteb-i Hukuk’un mirası İstanbul Hukuk Fakültesi’nde devam etti.

1898 Atatürk’ün eşi, hukukçu ve Türk Modernleşmesinin sembollerinden olan Latife Hanım, (Uşaklıgil) doğdu. (Ölümü:1975)
1925

Kimya ve bakteri savaşının yasaklanmasına dair Cenevre Protokolü kabul edildi

1926

Kadıköy Su Şirketi devletleştirildi. “Kadıköy Su Şirketi”nin satın alınmasına dair sözleşme 1927 de imzalandı.

1939

Fransa’da Giyotin‘le “halka açık” son infaz, Versay şehrinde Saint-Pierre Hapishanesi’nin (şimdiki Adalet Sarayı) dışında gerçekleştirildi. Giyotinle son idam ise, 10 Eylül 1977‘de yapıldı.

1942

Mısırlı hukukçu ve Nobel Barış Ödülü sahibi Muhammed el-Baradey doğdu. Hukuk eğitimini Kahire Üniversitesi’nde 1962’de tamamladıktan sonra New York Üniversitesi’nde uluslararası hukuk doktorası yaptı. Doktora eğitimi sürerken, 1964’te BM‘de Mısır Daimi Temsilciliği’nde görev yapmaya başladı. 1980’de diplomatlık görevini bırakarak Birleşmiş Milletler Eğitim ve Araştırma Enstitüsü’nde Uluslararası Hukuk Programı’nı yönetti. 1997’de, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu(UAEA) Başkanlığını üstlendi. Mısır’ın geçici Cumhurbaşkanı yardımcısı seçildi ancak görevinden istifa etti. Haziran’daki 2013 Mısır Askerî darbesi sonrasında hakkında vatana ihanet suçlaması ile dava açıldı.

1944

Macar siyasetçi ve hukukçu Dénes Berinkey öldü. (Doğumu: 1871) Berinkey, Mihály Károlyi döneminde iki ay Macaristan Krallığı başbakanı olarak da görev yaptı.

1944 İzlanda, Danimarka’dan ayrıldı ve cumhuriyet ilan etti
1946

Türkiye İşçi ve Çiftçi Partisi, İstanbul’da kuruldu. Etem Ruhi Balkan, Selahattin Yorulmazoğlu, Mehmet Şükrü Sekban, Necmeddin Deliorman, İrfan Recep Nayal, Ali Esenkova ve İbrahim Tokay kurucular arasında yer alan isimlerdi.

1948

ILO 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edildi. Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihli ve 3847 sayılı kanun ile kabul edildi. Sözleşme, çalışanların ve işverenlerin herhangi bir ayrım yapılmaksızın ve önceden izin almaksızın istedikleri kuruluşları kurma ve  bu kuruluşlara üye olma hakkını garanti altına almış, örgütlenme hakkını ve sendikal özgürlükleri düzenlemiştir.

1948

ILO 88 No’lu İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edildi.  Sözleşme Türkiye tarafından 30.11.1949 tarihinde 5448 sayılı yasa ile kabul edilerek Resmi Gazetenin 07.12.1949 tarihli sayısında yayınlandı ve yürürlüğe girdi.

1952

Türkiye Sosyalist Partisi 17 Haziran 1952 tarihinde Askeri Mahkeme kararıyla kapatıldı.

1964

ILO 122 No’lu İstihdam Politikası Sözleşmesi, 17 Haziran 1964 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edildi. Türkiye tarafından 9.11.1976 tarihli ve 2027 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 23.10.1977 tarihli sayısında yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Sözleşme, iktisadi gelişme ve kalkınmayı teşvik etmek, hayat seviyesini yükseltmek iş gücü ihtiyaçlarını karşılamak ve işsizlik ve eksik istihdam sorununu çözümlemek amacıyla, tam ve verimli istihdama ve işin serbestçe seçilmesi amacıyla aktif bir politikayı öngörmektedir.

1972 ABD’de  Watergate skandalı patladı.
1972 Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşmenin Onaylanması Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı, Resmi Gazetenin 17 Haziran 1972 tarihli sayısında yayınlandı. Karar 3 Mayıs 1972 tarihinde kabul edilmişti.
1994

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ilan edilen Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kutlanmaya başlandı.

1999 ILO 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 17 Haziran 1999 tarihinde kabul edildi. Türkiye tarafından 25 Ocak 2001 tarihli ve 2528 sayılı kanun ile kabul edilen sözleşme 27 Haziran 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2000 BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, 17 Haziran 2003 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onandıktan sonra Resmi Gazete’de yayınlandı. Sözleşme, 16 Aralık 1966 tarihli, 2200A (XXI) sayılı Genel Kurul kararıyla kabul edilmiş ve imza, onay ve katılmaya açılmış, 27. Maddesi uyarınca, 3 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, “Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesini 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır.
2019

Mısır eski cumhurbaşkanı ve hukukçu Muhammed Mursi öldü. (Doğumu: 1951)  Askeri darbe sonucunda görevden alınan ve hapse atılan Mursi’nin insanlık dışı tutukluluk koşullarında kalması insan hakları örgütleri tarafından eleştirildi. Mısır devlet raporlarına göre, 17 Haziran 2019’da, yargılandığı sırada duruşmada bilincini kaybettikten sonra hastanede öldü. Öldüğü gün, yargılandığı, başka davalardan aldığı 45 yıl hapis cezası onanmıştı. 

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi

 

17 Haziran – Hukuk Takvimi

Dil ve Hukuk

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar
Avukat Vedat Ahsen Coşar

DİL VE HUKUK / Vedat Ahsen Coşar

Hepimizin bildiği üzere dil bir iletişim aracıdır, bu bağlamda dil, sosyal işlevi itibariyle insanlar arasında haberleşmeyi ve yanı sıra duygu, düşünce ve istekleri aktarmayı sağlar. Zira insanlar haberleşmelerini, duygu, düşünce ve isteklerini aktarmayı sadece konuşarak veya yazarak yaparlar. Toplumun ortak ürünü olan bilgi birikimi, edebiyat ve kültür, dil sayesinde oluştuğu gibi milli kimlikte sadece dil sayesinde oluşur.

Diğer taraftan toplumun inşasında, yaşamasında, korunmasında ve değişmesinde araçsal önemi ve değeri olan, insanın toplum içindeki davranış kalıplarını belirleyen hukukun en önde gelen özelliği ise normatif olması, yani normlardan oluşmasıdır.

Buna göre hukuk düzeninin temelini oluşturan normlar, bir yandan hukuki kurumları düzenlerken, diğer yandan hukukun zorlayıcı niteliğinin, yani hukuka itaatin gerçekleşmesini sağlamaya yarayan yaptırımları içerirler.

Hukuk normunun konulmasında, bu norma uyulmasında ve bu normun bir yargı organı tarafından verilen hüküm yoluyla uygulanmasında karşılaşılan önemli sorunlardan birisi de normun anlaşılabilir olmasıdır.

Normun anlaşılabilir olması veya “anlaşılabilir hukuk” denildiğinde ilk aklımıza gelen şey hiç kuşkusuz dildir. İnsanların birbirleriyle iletişim kurmalarının aracı olan gündelik dilin yanı sıra ve diğer bütün bilim dallarında olduğu gibi hukuk biliminin de adına yasa dili veya hukuk dili denilen kendisine ait ve özgü bir dili vardır.

Her ne kadar dil felsefesi tanımlarla ilgili olmayıp daha çok kavramların ve kurumların tipik kullanılmalarında sahip oldukları anlamlarla ilgili ise de, ortak kullanımın kendisi, anlamlılığın ölçütü olması nedeniyle dilsel formülasyonların hukukta çok fazla çeşitliliği vardır.

Onun için burada vurgu, sözcüklerin tanımına yönelik sorundan daha çok, son derece karmaşık olan anahtar kavramların tipik cümlelerdeki kullanımının açıklanması üzerinde yoğunlaşır. Buna göre, linguistik analiz, bir yandan hukuka ilişkin ortak dildeki ifadelerin baskın niteliği olan bilmecemsi özelliklerin bir kısmını çözmekten, diğer yandan da gündelik dili anlamlılığın temeli olarak almaktan oluşur.

Eğer bu tespite linguistik analiz bağlamında bir ekleme veya katkı yapmak gerekirse, Türkiye’deki hukuk/yasa dilinin, en az diğer ülkelerin hukuk/yasa dilleri kadar gündelik dilden farklı bir sözlüksel yapıya sahip olduğunu ifade etmek gerekir.

Burada ve yeri gelmiş iken kimi dil bilimcilerin ve hukukçuların işaret ettiği bir inceliğe, bir nüansa vurgu yapmak gerekir ise, bu incelik, bu nüans, hukuk dili ile yasa dilinin farklılığı veya farklı olması gerektiği noktasıdır. Bu bağlamda işaret etmek gerekir ki, hukuk dili yasa dilini de içeren, ancak ondan farklı olarak hukuk uygulaması ve öğretisinde kullanılan dili de kapsayan son derece geniş bir alana sahiptir.

Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, İngiliz Dil Bilimi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Sayın Işıl Özyıldırım’ın, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi’nin cilt 16, sayı 1, sayfa 89-114’de yayınlanan “Türk Yasa Dili” başlıklı makalesinde işaret ettiği üzere; Türkiye yasa dilinin sözcük düzeyindeki en çarpıcı özellikleri – yeni yasalarda ve yargı kararlarında bu nitelikteki sözcüklerin sayısı önemli ölçüde azalmış olmakla birlikte – Arapça ve Farsçadan alınan ve hukuk ile yasa dilini gündelik dilden koparan “ferağ-takyid-nizamname-sarahaten-ruzname” gibi ödünç sözcüklerin fazlalığı: “kaza-tasarruf-kabahat-sabit” gibi gündelik dilde belli bir anlam yüküyle ve sıkça kullandığımız kimi sözcüklerin hukukta ve yasada başka anlamlarda kullanılması: “Kamu-Amme/Veya-Yahut-Veyahut/Şahıs-Kişi/Azami-En Çok” gibi Türkçe, Arapça ve Farsça eş anlamlı sözcüklerin varlığı: “Herkes-Her kimse-Bir kimse-Her şahıs, Her kim-Hiç kimse” gibi özne durumundaki kişisiz ve kapsamlı sözcüklerin kullanılması: “Her doğum bir ay içinde nüfus memuruna bildirilir”, “Bu görevler meslekten yargıç ve savcılar eliyle yürütülür” gibi dikkati, kişisiz olan özneden daha çok yapılan eylem üzerinde yoğunlaştıran pasif tümceler ile “Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz” örneğinde olduğu gibi olumsuz tümcelerin çokluğudur.

Bütün bu örneklerin de gösterdiği üzere, gündelik dil ile yasa ve hukuk dili arasında ciddi bir farklılık, önemli ölçüde bir kopukluk vardır. O nedenle, günümüzdeki içeriği, üslubu ve işleyişi bağlamında yasa ve hukuk dilinin kendisine özgü amacı, işlevi ve kullanımıyla, anlaşılabilir olması, kimi zaman son derece düşük, gündelik dilden uzak yapısıyla özel ve gerçekten değişik bir dil örneği oluşturduğunu ifade etmek pek yanlış olmasa gerekir.

Bu doğru mudur? Ya da bu böyle mi olmalıdır? Bu soruların yanıtı konusunda birbiriyle çatışan iki görüş vardır: Bunlardan birincisi “hukukun ve yasanın kendisine özgü bir dili olmalıdır” derken, ikincisi “hukukun ve yasanın kendisine özgü bir dilinin olmamasını, gündelik dille bir farkının bulunmamasını, bu bağlamda hukuk ve yasa dilinin hemen herkes tarafından anlaşılabilecek kadar açık ve sade olması gerektiğini” savunur.

Aksine görüşlere de saygı duymakla birlikte, kanımızca, hukuk ve yasa dilini birbirinden ayırmanın daha doğru bir yaklaşım olacağı hususudur. Bu cümleden olarak hukukçular, hukukla ilgili olarak yazdıkları kitaplarda, makalelerde, eleştirilerde hukuk biliminin sınırları içerisinde ve onun gerektirdiği teknik bir dili, yani, hukuk dilini elbette kullanabilirler. Esasen buna hakları da vardır. Kaldı ki hukukun kendisine özgü, teknik ve bilimsel bir dilinin olması hem hukuk biliminin hem de hukuk kültürünün gereğidir.

Ama mademki “yasayı bilmemek mazeret sayılmıyor”, o halde ve mutlaka yasa dilinin, yargı kararları dilinin, ortalama yurdum insanı tarafından anlaşılabilecek kadar açık, yalın, sade ve gündelik dile uygun olması gerekir.

Bu, yurttaşların haklarını anlamaları, haklarının takipçisi olmalarını kolaylaştıracağı gibi, hukuk kültürünün yerleşmesine, içselleştirilmesine ve sonuç itibarı ile toplumda bir hukuka aidiyet bilincinin yerleşmesine de katkı yapacaktır. Aksine uygulama yurttaşı kendi diline yabancılaştıracağı gibi hukuka da yurttaşa yabancılaştıracaktır.

Yasa dilinin açık, sade ve anlaşılabilir olması, sadece yurttaşlar yönünden değil, uygulamanın içinde olan yargıçlar, avukatlar, savcılar için de yararlı ve gereklidir. Zira yasanın açık, sade ve anlaşılır olması durumunda, karar verecek olan yargıcın olayı nitelendirmesi kolay olacağı gibi, her zaman için öznelliği içinde barındıran ve o nedenle kişisel, keyfi ve dolayısıyla tehlikeli olan yorumlamaya da çok fazla gereksinme olmayacaktır. Böylece hukuktan beklenen adil sonuca ulaşmak hem mümkün ve hem de daha kolay olacaktır.

Kuşkusuz bu konuda en önemli görev yasa koyucuya düşmektedir. O halde yasa koyucunun, yasanın yapımında esas aldığı iradeyi hiçbir insani yoruma yer bırakmadan yasa diline sade, açık, anlaşılabilir biçimde yerleştirmesi, bu konuda hem dil bilimcilerden ve hem de yetkin hukukçulardan yararlanması gerekir.

Sonuç itibarı ile devletin yasa dili hem “mülkün/devletin temeli olan adaleti” hem de bu adalet anlayışının kolayca ve herkes tarafından anlaşılmasını sağlayacak kadar açık ve sade olmalıdır.

Yargıçların, savcıların ve özellikle avukatların düşüncelerini ve hissettiklerini iyi ifade edebilmeleri için kelime dağarcıklarının zengin, entelektüel alt yapılarının sağlam olması gerekir. Bu ise ancak bu meslek mensuplarının kendi dillerine egemen olmalarıyla mümkün-dür. Bunlar iyi hukukçu, iyi yargıç, iyi avukat, iyi savcı olmanın, yasaları gerek sözel gerekse tarihi ve özellikle amaçsal yönden doğru yorumlayabilmenin, somut olaya uygulayabilmenin olmazsa olmaz koşullarıdır. Bu ise, ancak yargıçların, avukatların, savcıların felsefeye, edebiyata, edebi eserlere, sanat eserlerine, felsefi esrlere ilgi göstermeleriyle, bunları okumalarıyla, izlemeleriyle, seyretmeleriyle mümkündür.

Bu bağlamda demek gerekir ki, okuyan, edebi eserlere, felsefi eserlere, sanat eserlerine ilgi duyan bir yargıç, bir savcı ve bir avukat, bu eserlerde ortaya konulan hayatları, bu hayatların sahibi olan insanları, bu insanların edebiyatta tematize edilen dramlarını, trajedilerini çok daha yakından görmek, tanımak imkanını bulabilir, edebiyat aracılığıyla empati ve sempati yeteneğini geliştirebilir, hukukun en önemli idesi ve amacı olan adaletin gerçekleşmesine katkı yapabilir.

İnsan okur’ Neden okur? Farkında olmak için, farkında olduğunun farkında olmak için okur. Okuması gerekir. Aydınlanmak için okur. Okuması gerekir. Bilgi ve fikir sahibi olmak için okur. Okuması gerekir. Kişisel gelişimini sağlamak için okur. Okuması gerekir. Ama hukukçular, özellikle avukatlar, yargıçlar, savcılar daha fazla okur. Daha fazla okumaları gerekir. Aksi halde Shakespeare’in söylediği gibi ‘kelimeleri kıt olur, kıt olduğu için de kelimeler nadiren boşa harcanır.

Hukukta ve yargılama faaliyetinde, kelimelerin kıt olması, beraberinde çok fazla düşünmemeyi, yargıcın kararına, savcının iddianamesine ve mütalaasına, avukatın savunmasına ve dilekçelerine ilişkin ifadelerine zafiyet olarak yansır. Bu zafiyet ise, hukukun olumlu yönde gelişmesine, ilerlemesine engel olur, yargı kararlarını isabetli, vicdani ve tatmin edici olmaktan uzaklaştırır.

Okuma kültürünün, terbiyesinin, alışkanlığının kazanılmasında ailenin, okulların önemi büyüktür. Ama eğitim, öğrenim sadece okumak değildir. Hem okumak hem de okunanlar üzerinde düşünebilme ve sorgulama yapabilme becerisidir. Bu beceri ise ancak okumakla elde edilir ve gelişir. O nedenle, eğitim ve öğretimin bu becerileri geliştirecek şekilde ve “Sokratik” bir anlayış ile ve bu temele göre planlanması gerekir.

Az bilmek için, çok okumak gereklidir’ diyor Montesquieu. Evet, çok okumak sadece bilmeyi sağlamaz, az bilmeyi, yani insanın kendisini bilmesini, haddini bilmesini, eksikliklerini görmesini sağlar. İnsanın bu nedenle de çok okuması gerekir. Zira edebi ve felsefi eserleri, sanat eserlerini okumak, kişinin düşünce yeteneğini, sorgulama yapabilme becerisini geliştirdiği kadar, kendisini tanıma ve bilme ile empati yapabilme yeteneğini de geliştirir.

Hiç kuşkusuz bu konulardaki gelişme ve ilerleme, kişinin mesleki gelişimini de olumlu yönde etkiler. Bu kişiler eğer yargıç, savcı, avukat iseler, bu gelişme ve ilerleme beraberinde yargılama faaliyetindeki toplam kaliteyi de artırır, o ülkenin hukukunu, yargısını diğer ülkeler nezdinde örnek bir model haline getirir.

Ne yazık ki Türkiye okuyan bir toplum değildir. Demokrat Eğitimciler Sendikası Araştırma Merkezinin (DESAM) raporuna göre, Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 21 olan okuma oranı, Türkiye’de sadece yüzde 0,01’dir. Bu okunanlar da daha çok fıkra ve best-seller tarzı aşk romanlarıdır. Üzülerek ifade etmek gerekir ise, bu okumama alışkanlığına yargıçlar da, savcılar da, avukatlar da dahildir. Yargıcıyla, avukatıyla, savcısıyla yargımızın bugünkü durumu da esasen bu okumamanın bize ödettiği en önemli cezadır.

Gelişmiş ülkelerle pek çok alanda aramızda mevcut olan farkı kapatabilmemiz, dünyada hak ettiğimiz yeri alabilmemiz, DESAM’ın istatistik verilerini tersine çevirebilmemiz, yargımızı avukatıyla, yargıcıyla, savcısıyla daha kaliteli ve nitelikli bir düzeye getirebilmemiz, ancak ve ancak daha fazla okumakla, her alanda daha çok çalışmakla, daha çok üretmekle, kaliteyi ve nitelikli olmayı hedeflemekle mümkündür.

Yirmi birinci yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler olmayacak, dün öğrendiklerini unutup yeni şeyler öğrenmeyenler olacak.” Bu özlü söz Amerikalı gelecek bilimci Alvin Toffler’e ait. Bu sözün gereğini yapmak, yani dün öğrendiklerimizi, ezberlediklerimizi unutmak ve yeni şeyler öğrenmek, ancak okumakla, çok okumakla, tek yanlı okumakla değil, çok yönlü okumakla mümkündür.

Zira tek yanlı, tek yönlü okursak eğer, karşılaştırma yapamayız, sorgulama becerimizi, analitik düşünme yeteneğimizi, metodolojik formasyonumuzu geliştiremeyiz. Ve sonuçta tek boyutlu insan oluruz.

İki gözümüz, iki kulağımız, iki elimiz, iki ayağımız olmasına rağmen, tek gözümüzle görür, tek kulağımızla duyar, tek elimizle iş görür, tek ayağımızla yürürürüz. Dolayısıyla daha az görür, daha az duyar, daha az iş yapar, daha az yol kat eder, her alanda ve konuda daha az üretiriz.

Mal ve hizmet alanındaki bu daha az üretim, ülkenize ve toplumunuza enflasyon, fikir ve sanat alanındaki bu daha az üretim ise, entelektüel fukaralık olarak geri döner. Yargı alanındaki gerek insan malzemesi gerekse işleyiş olarak kalitesizlik, adaletsizliği davet eder, yargıya, hukuka olan, olması gereken güveni zedeler, yargıya, hukuka güvenin olmaması toplumu içten içe zehirler.

Yargıç, avukat ve savcı olarak, yeni şeyleri düşünmek yeni şeyleri söylemek, özetle kendimizi yenilemek için okumamız, çok okumamız gerekir. Sadece hukukla ilgili kitapları, makaleleri değil, tarihi, edebi, felsefi, siyasi eserleri ve romanları da okumamız gerekir. Okumak, az yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, sadece bilgimizi artırmaz, yazma, konuşma, düşünme, sorgulama becerimizi, metodolojik formasyonumuzu da geliştir, dahası öğrenmeyi öğretir.

Hepimizin tek bir hayatı vardır ve birçok şeyi o hayatı bizzat yaşayarak öğreniyor, kendimizi o hayata göre olduruyoruz. Kitaplar bize başka hayatları, başka insanların hayatlarını öğretir, kişisel gelişimimize katkı yapar. Onun için okumak gerekir. Dahası sinemaya, tiyatroya, operaya, konserlere gitmek, müzik dinlemek gerekir.

Esasen edebiyat olsun, sanat olsun, felsefe olsun, bunların her biri ayrı ayrı bir büyüme sanatıdır ve bizi biz yapan alanlardır. Bunlar bizi en az hayat kadar büyütür, oldurur, olgunlaştırır. Hayata dair birçok şeyi kendi deneyimlerimize gerek kalmadan bize öğretir. Bakışlarımızı, sezgilerimizi, içgüdülerimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi geliştirir, olgunlaştırır, bizi rafine bir insan yapar.

Peki, hukuk eğitiminde edebiyattan, yani romandan, öyküden, şiirden, tiyatrodan, sinemadan ne kadar yararlanıyoruz? Daha doğrusu yararlanıyor muyuz? Hayır yararlanmıyoruz. Oysa hukuk eğitiminde edebiyatın, sanatın, edebi eserlerin kullanılması, sinemadan, tiyatrodan yararlanılması, kanımızca kanunların öğretilmesi kadar önemli, asla öğrenmek olmayan kanunların ezberletilmesinden çok daha önemli ve yararlıdır.

Hukuk fakültesinde öğrenime başladığımız zaman, bizim de yaşadığımız gibi öğrencilerin çok büyük bir kısmı hukuk fakültelerine, hukuk hakkında çok fazla şey bilmeden gelirler. Hukukla tanışmaları sonrasında, hukuk üzerine öğrendikleri şeyleri yerli yerine oturtmakta, soyut bilgileri somutlaştırmakta, yargıç, savcı veya avukat olduklarında bu bilgileri ellerindeki dosyalara uygulamakta, insani eylemleri hukuk kurallarıyla ilişkilendirmekte zorluk çekerler. Aynı zorluğu siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümlerinde okuyan öğrenciler de yaşarlar.

Oysa hukuk ve siyaset bilimi olsun, kamu yönetimi olsun, insan ve toplum hayatıyla, insan davranışlarıyla yakından ilgili olmakla, konusu, ilgi alanı insan ve toplum hayatı olan edebiyat, edebi eserler, sanat eserleri, her üç eğitimin başlangıcında öğrencilerin karşılaştıkları zorluğu aşmalarında yararlı olacak pek çok bilgiyi, deneyimi içerir. Hal böyle iken ne hukuk, ne siyaset bilimi, ne de kamu yönetimi eğitiminde, ne yazık ki, edebiyat ve sanat bir eğitim aracı olarak hemen hemen hiç kullanılmaz.

Örneğin başarılı bir öğrenci olmasına rağmen, hukuk öğrenimini ekonomik nedenlerden dolayı yarıda bırakmak zorunda kalan, para sıkıntısı içinde olmasının topluma yarar sağlamasını engellediğini düşünen, o nedenle, yaşlı ve zengin olan tefeci ile olayın görgü tanığı kız kardeşini, geride hiçbir kanıt bırakmadan öldüren ve fakat vicdanından kaçamadığı için suçunu itiraf ederek polise teslim olan Raskolnikov’un trajedisini anlatan Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’ isimli romanı, ceza hukuku yönünden çok iyi bir laboratuvar kitaptır.

Yine Francis Bacon’un, İngiltere’de Lordlar Kamerası Başkanı iken, bizzat yaşadıklarına dayanarak yazdığı ve yargıçların özel ve kamusal sorumluluklarını incelediği ‘Of Judicature/Adliye/Yargı’ isimli makalesi, gerek hukuk fakültesi gerekse siyaset bilimi öğrencilerinin okumaları gereken önemli bir makaledir.

Bacon bu makalesinde, yargıçların görevinin kanunları uygulamakla ve yorumlamakla sınırlı bulunduğunu, yani ‘jus dicere’, yani “hakkı sahibine vermek” olduğunu, ‘not jus dare’, yani ‘yasa yapmak olmadığını’, yasa yapma görevinin yasama organına ait bulunduğunu ifade, yargıçların kendilerini yasa koyucu yerine koymalarını, yani yargıçlar yönetimi demek olan “jüristokrasinin” tehlikesine işaret eder.

İstihdam Politikası Sözleşmesi

0
ILO 122 No’lu İstihdam Politikası Sözleşmesi

İstihdam Politikası Sözleşmesi, 17 Haziran 1964 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 9.11.1976 tarihli ve 2027 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 23.10.1977 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, iktisadi gelişme ve kalkınmayı teşvik etmek, hayat seviyesini yükseltmek iş gücü ihtiyaçlarını karşılamak ve işsizlik ve eksik istihdam sorununu çözümlemek amacıyla, tam ve verimli istihdama ve işin serbestçe seçilmesi amacıyla aktif bir politikayı öngörmektedir.

ILO Kabul Tarihi: 17 Haziran 1964
Kanun Tarih ve Sayısı: 9.11.1976 / 2027
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 20.11.1976 / 15769
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 29.8.1977 / 7-13875
Resmi Gazete Yayım Tarih ve Sayısı: 23.10.1977 / 16093

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’ye davet edilerek, orada 17 Haziran 1964 de kırk sekizinci toplantısını yapan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,
Filadelfiya Beyannamesinin, Milletlerarası Çalışma Teşkilatına, dünyanın çeşitli ülkelerinde, tam istihdam ve hayat seviyesini yükseltmeyi gerçekleştirecek kendine özgü programların uygulama alanına konulmasına yardımcı olmak yükümlülüğünü alenen tanıdığını ve Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Statüsü girişinin işsizlikle savaş yapılmasını ve uygun geçim koşulları sağlayan bir ücret teminatını öngördüğünü,
Bu beyannamenin “ırk, inanç ve cinsiyetleri ne olursa olsun, bütün insanlar, maddi ilerlemenin ve manevi gelişmelerin, serbestlik, şeref ve haysiyet iktisadi güvenlik içinde ve eşit şanslarla takip etmek hakkına maliktirler” şeklinde ifade edilen ana hedefin ışığında, iktisadi ve mali politikaların istihdam politikası üzerindeki yankılarını inceleme ve gözönünde bulundurma görevinin Milletlerarası Çalışma Teşkilatı’na ait olduğunu,
İnsan Hakları Beyannamesinin “her şahsın, çalışma ve işini serbestçe seçme, eşit ve elverişli çalışma koşulları ve işsizliğe karşı korunma hakkına maliktir” ilkesini nazara alarak,
İstihdam politikasıyla doğrudan doğruya ilgili mevcut Milletlerarası Sözleşme ve Tavsiyenamelerinin, özellikle İş ve İşçi Bulma servisi kurulmasına dair 1948 Sözleşme ve tavsiyenamesi, mesleğe yöneltmeyle ilgili 1949 Tavsiyenamesi, mesleki eğitim hakkında 1962 Tavsiyenamesi ve iş ve meslek bakımından ayırım hakkında 1958 sözleşme ve Tavsiyenamesi hükümlerine işaret ederek,
Bu belgelerin, tam ve verimli istihdama ve serbestçe seçilmiş işe dayalı bir iktisadi gelişmeyi hedef tutan milletlerarası daha geniş bir program metni içinde yer verilmesi gerekeceğini gözönünde bulundurarak,
Toplantı gündeminin sekizinci maddesine dahil istihdam politikasıyla ilgili çeşitli teklifleri kabul etmeye ve bu tekliflerin milletlerarası bir sözleşme şeklini alması gerekeceğine karar verdikten sonra,
Bin dokuz yüz altmış dört yılının dokuz Temmuz günü İstihdam Politikası 1964 Sözleşmesi şeklinde adlandırılacak olan aşağıdaki sözleşmeyi kabul etmiştir.

MADDE 1

İktisadi gelişme ve kalkınmayı teşvik etmek, hayat seviyesini yükseltmek işgücü ihtiyaçlarını karşılamak ve işsizlik ve eksik istihdam sorununu çözümlemek amacıyla, her üye tam ve verimli istihdama ve işin serbestçe seçilmesine matuf aktif bir politikayı esas bir gaye olarak ele alacak ve uygulayacaktır;

Bu politika;

Açıkta ve iş arayan herkese iş sağlanmasını,

Bu işin, imkan nispetinde verimli olmasını,

İşin serbestçe seçilmesini ve her işçinin kendisine elverişli bir işte çalışması için gerekli nitelikleri kazanmasını, bu işte, ırk, renk, cinsiyet, din, politik düşünce, milli veya sosyal menşe ne olursa olsun niteliklerini ve istidatlarını kullanmasını sağlamak amacına yönelmiş olacaktır.

Bu politika, iktisadi gelişme düzey ve aşamasını, istihdam hedefleri ve diğer iktisadi sosyal hedefler arasında mevcut ilişkiler gözönünde bulunduracak ve milli koşullara ve uygulamalara göre kabul edilen metotlarla yürütülecektir.

MADDE 2

Her üye ülkenin koşullarına göre kabul edilen yöntemlerle ve bu yöntemlerin elverişliliği ölçüsünde;

Koordine iktisadi ve sosyal bir politika çerçevesinde 1 inci madde de sözü geçen hedeflere ulaşmak amacıyla kabul olunan tedbirleri muntazaman tayin edecek ve gözden geçirecek,

İcabında, programlar hazırlanması da dahil bu tedbirlerin uygulanması için lüzum gösterebilecek yöntem kurallar koyacaktır.

MADDE 3

Bu sözleşmenin uygulanmasında, istihdam konusundaki tecrübe ve görüşlerinin noksansız olarak gözönünde tutulabilmesi, bu politikaların tayininde tam bir işbirliği yapılabilmesi ve bu politikalara dayanaklar bulunmasına yardımcı olunabilmesi için alınacak tedbirlerle ilgili çevrelerin temsilcilerine ve özellikle işveren ve işçi temsilcilerine danışılacaktır.

MADDE 4

Bu sözleşmenin resmi onaylama belgeleri Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 5

Bu sözleşme, ancak onaylama belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini bağlayacaktır.

Bu sözleşme iki üyenin onaylama belgesi Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

Bundan sonra, bu Sözleşme onu onaylayan her üye için, onaylama belgesi tescil edildiği tarihten on iki ay sorara yürürlüğe girecektir.

MADDE 6

Bu sözleşmeyi onaylayan üye, onu, ilk yürürlüğe girdiği tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne göndereceği ve bu Müdürün tescil edeceği bir belge ile feshedebilir. Fesih tescil tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olacaktır.

Bu sözleşmeyi onaylamış olup da, bundan evvelki fıkrada sözü edilen on yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu madde de öngörüldüğü şekilde feshetme hakkını kullanmayan her üye yeniden on yıllık müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu sözleşmeyi, her on yıllık devre bitince bu maddede ön görülen koşullar içinde feshedebilecektir.

MADDE 7

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onaylama ve fesih belgelerinin tescil edildiğini Teşkilatın bütün üyelerine bildirecektir.

Genel Müdür kendisine gönderilen ikinci onama belgesinin tescil edildiğini teşkilat üyelerine bildirirken, Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında Teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.

MADDE 8

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddelere uygun olarak, tescil etmiş bulunduğu bütün onama ve fesihler hakkındaki tam bilgileri, Birleşmiş Milletler Anlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

MADDE 9

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu lüzum gördüğü her seferinde bu Sözleşmenin; uygulanması hakkında Genel Konferansa bir rapor sunacak ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine alınması gerekip gerekmeyeceğini inceleyecektir.

MADDE 10

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni sözleşme aksini öngörmedikçe,

Tadil edici yeni sözleşmenin bir üye tarafından onanması keyfiyeti; yukarıdaki 6 ncı madde nazara alınmaksızın ve tadil edici yeni sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartıyla bu sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini gerektirecektir.

Tadil edici yeni sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu Sözleşme üyelerin onaylamasına artık açık bulundurulmayacaktır.

Bu sözleşme onu onaylayıp da tadil edici Sözleşmeyi onaylamamış bulunan üyeler için; her halde şimdiki şekil ve muhtevasıyla geçerli olmakta devam edecektir.

MADDE 11

Bu sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinleri aynı derecede geçerlidir.

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü

0

Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü, uluslararası hukuk kurum ve kuruluşları tarafından ilk kez 2021 yılında ilan edilmiştir. 14 Haziran, Birleşmiş Milletlerin ilan ettiği özel günler, avukatlarla ilgili diğer özel günler ve dünya ülkelerindeki adli yılların açılış tarihleri gözetilerek seçilmiştir.

Medeniyetin ve hukukun çağımızda ulaştığı noktada, insan haklarını ve özgürlükleri koruyan bir hukuk düzeninin tüm insanlar ve uluslar için vazgeçilmez olduğunu vurgulayan hukukçular, hukuk örgütleri ve barolar, 14 Haziran tarihini Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü (International Fair Trial Day) ilan etmiştir.

Adana Barosu, ÇHD, ve İHD tarafından Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü için düzenlenen toplantıdan bir kare

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Adil yargılanma hakkı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenmiştir ve en önemli maddedir. Bu hak, temel ve evrensel bir haktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gelen davaların yaklaşık yarısı bu maddenin ihlalinden kaynaklanmaktadır. Adil Yargılanma Hakkı gerek Türkiye Cumhuriyeti ve gerekse diğer birçok ülke tarafından anayasal güvence altına alınmış bir haktır. Türkiye Cumhuriyeti, 1982 Anayasası’nın 36. maddesinde Adil Yargılanma Hakkını garanti altına almıştır. [/box]

Adil Yargılanma Hakkı

Avrupa Barolar ve Hukuk Cemiyetleri Konseyi (CCBE), Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupalı Avukatlar Derneği (ELDH), Avrupa Barolar Federasyonu (FBE), Avrupalı Demokrat Avukatlar (EDL-AED), Fransa Barolar Birliği (CNB), Uluslararası Demokratik Avukatlar Derneği (IADL), Uluslararası Avukatlar Derneği (UIA), Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi (IBAHRI), İtalya Barolar Birliği (CNF), İngiltere ve Wales(Galler) Hukuk Topluluğu ile Avukatlar için Avukatlar (L4L)  yürüttükleri çalışmalar sonucunda, Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı ve Ebru Timtik Ödülünün ilanını gerçekleştirmiştir. Her yıl 14 Haziran tarihinde gerçekleşecek olan Adil Yargılanma Hakkı Gününde o yıl seçilen bir ülkedeki adil yargılanma sorunlarına odaklanılacağı ilan edilmiştir. 2021 yılı için verilecek ödül, ölüm orucu eyleminde hayatını kaybeden Avukat Ebru Timtik’e adanmıştır.

Adil yargılanma talebiyle girdiği ölüm orucunun 238’inci gününde yaşamını yitiren avukat Ebru Timtik’in anısına 2021 yılında ilk kez düzenlenen Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı gününde Türkiye’deki hukuk örgütleri, barolar ve hukukçular çeşitli etkinlikler gerçekleştirmiş ve basın açıklamaları yapmıştır. Adalet için Hukukçular, ÇHD, Demokrasi için Hukukçular, Hukukçu Dayanışması, İnsan Hakları Derneği, ÖHD ve Toplumsal Hukuk tarafından yapılan açıklamada Avukat Ceren Uysal, “Hepimizi harekete geçiren, Ebru’nun yaşamını kaybetmesi oldu” demiştir.

Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü Etkinlikleri

Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü etkinliklerinin her yıl 14 Haziran’da gerçekleşmesi ve her yıl bir ülkede yaşanan Adil Yargılanma sorunlarına odaklanılması amaçlanmaktadır. Gün kapsamında, o yıl seçilen ülkede adil yargılanma hakkının güvence altına alınması için olağanüstü çaba harcayan kişi yahut kurumlara Ebru Timtik Ödülü’nün verilmesi kararlaştırılmıştır. Adil yargılanma hakkına gereken saygının gösterilmemesi nedeniyle o yıl içinde seçilmiş olan ülkede konferanslar düzenlenmesi, diğer ülkelerde etkinlikler yapılması ve tüm insanlığın dikkatinin “adil yargılanma” odak noktasına çekilmesi hedeflenmektedir.

İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyoloji Komisyonu ile Adil Yargılama Takip Merkezi ve Avukat Hakları Merkezi’nin birlikte düzenlediği Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü’ne özel olarak 2022 yılında yapılmak istenen program iptal edilmiş, bu günün ülke genelinde yaygınlaşmasına marjinal yapılar tarafından engel olunmuştur.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””

]Türkiye’deki hukuk kurum ve kuruluşları 2021 yılı etkinlikleri çerçevesine şu açıklamayı yapmışlardır: 

Aşağıda imzası bulunan kuruluşlar olarak bizler, bu raporlarda tespit edilen sorunların bir yansıması olarak, ülkede adil yargılanma hakkının tam olarak korunmasını sağlamak ve bu hakkın altında yatan ilkelerin etkin bir şekilde hayata geçmesini sağlayacak bir ortam yaratmak için Türkiye yetkililerini aşağıdaki adımları uygulamaya çağırıyoruz. :

-Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak için gerekli yasal ve diğer önlemler alınmalı ve yürütme de dahil olmak üzere yargının işleyişine doğrudan müdahale, baskı veya etki oluşturan tüm uygulamalar sona erdirilmelidir;
-BM Evrensel Periyodik Gözden Geçirme kapsamındaki İnsan Hakları Konseyi ve Venedik Komisyonu da dahil olmak üzere çok sayıda insan hakları gözetim mekanizmalarının Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nu yürütmeden bağımsız kılmak ve kararlarının uygulanmasını sağlamaya yönelik tavsiyeleri uygulamaya konulmalıdır.
– Türk Ceza Kanunu’nun ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun geniş, muğlak ve eleştirel seslere karşı keyfi olarak uygulandığı tespit edilen ilgili maddelerinin açıklık ve öngörülebilirlik gereklilikleri ile hukuki belirlilik ve kanunsuz ceza olmaz ilkelerini karşılayacak şekilde değiştirilmelidir.
– Avukatlara, yargıçlara, diğer hukukçulara, gazetecilere, insan hakları savunucularına, muhalif politikacılara, akademisyenlere ve diğer kişilere yönelik, uluslararası adil yargılanma standartları bağlamında yargılamalarda belirli ceza gerektiren fiillere ilişkin inandırıcı bir kanıt olmaksızın süregelen sistematik taciz, tutuklama ve yargılamalara derhal son verilmelidir.
– Tüm cezai soruşturma ve kovuşturmalarda masumiyet karinesi ilkesini garanti edilmeli ve bu ilke korunmalıdır.
– İfade, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlükleri gibi uluslararası insan hakları sözleşmelerinde korunan bu haklardan yararlanılmasını engelleyen her türlü uygulama, bu özgürlüklerin kullanımının keyfi kovuşturma ve uzun ve cezalandırmaya yönelik tutukluluk için gerekçe olarak kullanılması da dahil olmak üzere sona erdirilmelidir.
– Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına, Türkiye’nin her düzeydeki ceza mahkemelerindeki tüm ceza kovuşturmalarında uyulması sağlanmalıdır.
– Hakim ve savcıların adil bir yargılanma olmaksızın ihraç edilmeleri, avukatların mesleki faaliyetlerini ifa etmelerinin önüne set çekilmesi, şüphelilerin yasal temsilci hakkı ve avukat ve müvekkil arasında iletişim hakkı ve yanı sıra İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Nisan 2019’da yayınlanan raporunda çerçevesini çizdiği üzere yargı sistemine getirilen diğer sınırlamalar da dahil olmak üzere olağanüstü hak döneminde gerçekleşip yasalaşan düzenlemeler kaldırılmalıdır.
– Avukatların, hakimlerin, gazetecilerin, muhalif politikacıların, insan hakları savunucularının ve diğerlerinin, yasal aktivitelerini engellemek ve onları sindirmeyi hedefleyen bir şekilde özellikle terör örgütüne üyelik suçlaması gibi düzleme suçlamalarla toplu yargılamalara konu edilmeleri uygulamasına son verilmelidir. –
Ülkedeki yapısal insan hakları sorunlarını ele almak ve çözmek için uluslararası gözetim mekanizmaları ve ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ile açık bir diyalog oluşturulmalı ve ilk adım olarak BM Hakimler ve Avukatlar Özel Raportörü ve diğer özel raportörlerin Türkiye ziyaret talepleri kabul edilmelidir.[/box]