Hukuk sisteminde yaptığı reformlarla tarihe geçen İngiltere Kıralı III. Richard dünyaya geldi. (Doğumu: 2 Ekim 1452, Fotheringhay Şatosu, Northamptonshire, İngiltere – Ölümü: 22 Ağustos 1485, Leicestershire, İngiltere)
1828
Fransız hukukçu ve eski başbakan Charles Thomas Floquet dünyaya geldi. (Doğumu: 2 Ekim 1828 – Ölümü: 18 Ocak 1896) Paris École d’administration‘da hukuk okudu. 1871’de Seine eyaleti temsilcisi olarak Ulusal Meclis’e seçildi. Paris Komünü (Fransızca: La Commune de Paris) sırasında, Versailles hükümetiyle uzlaşma girişiminde bulunmak için Ligue d’union républicaine des droits de Paris’i kurdu. 1876’da milletvekili seçildi. Aşırı radikaller arasında yer aldı ve “Birlik cumhuriyeti ” grubunun başkanı oldu. 1882’de kısa bir süre Seine valisi olarak görev yaptı. 1885 yılında Henri Brisson’un yerine Meclis Başkanı seçildi. 1888-1889 yıllarında başbakanlık yaptı. 1889 yılında yapılan seçimler sonrasında oluşan meclis tarafından başkanlık görevine seçildi. Bu görevi 1893 yılına kadar sürdürdü. 1896 yılında öldü.
1803
Amerikalı hukukçu ve devlet adamı Samuel Adams yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Eylül 1722, Ölümü: 2 Ekim 1803) Harvard Üniversitesi‘nde hukuk öğrenimi gördü. 1758’de avukatlık yapmaya başladı. 1765 yılında İngiltere’nin melasa vergi koyan Şeker Yasası’na karşı protesto hareketini örgütledi. Massachusetts Yasama Meclisin de üyelik yaptı. Amerika’daki İngiliz kolonilerinin direnmesini örgütleyen kolonilerarası komitelerin kurulmasında önemli rol oynadı. 1776 da yayınlanmış olan Amerikan Bağımsızlık Bildirisi’ne imza atanlardan biridir. 1781’e kadar Kongre üyeliği yaptı. Konfederasyon Anayasası’nın hazırlanmasına katkıda bulundu. Massachusetts vali yardımcılığı ve valiliği yaptı.
1870
Roma, İtalya’nın başkenti oldu.
1924
Milletler Cemiyeti’nin 47 üyesi zorunlu tahkim protokolünü imzaladı. Protokol, uluslararası çatışmalarda saldırganlığın önlenmesi için yöntemler oluşturdu.
1953
Almaya Federal Cumhuriyeti (Batı Almanya), Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı, NATO’ya kabul edildi.
1958
Fransız kolonisi Gine, bağımsızlığını ilan etti.
1958
İngiliz doğum kontrolü ve kadın hakları savunucusu Marie Charlotte Carmichael Stopes yaşamını yitirdi. (15 Ekim 1880 – 2 Ekim 1958), Contraception: Its Theory, History and Practice – Doğum Kontrolü: Kuramı, Tarihi ve Uygulaması adlı eseri 1923 yılında yayımlandı.
1967
Danıştay, T.Harb-İş Sendikası’nın Amerikan işyerlerindeki grevini erteleyen Bakanlar Kurulu Kararı’nın yürütmesini durdurdu.
1969
Yargıtay, Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) ile 5 okulun öğrenci birliğini “siyasetle uğraştıkları” gerekçesiyle kapatan yerel mahkeme kararını onadı. Ankara Üniversitesi, Ege Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Teknik Okul, Yüksek Teknik Okul öğrenci birlikleri kapatıldı.
1970
1968 yılında TİP adına Napoli’deki İtalyan Proleterler Birliği Sosyalist Partisi kongresine gözlemci olarak katıldığı için 5 yıl hapis istemiyle yargılanan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Kürsüsü Doçenti Burhan Cahit Ünal beraat etti.
1972
Yazar Sevgi Soysal tahliye edildi. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce ”Ordunun manevi şahsiyetini tahkir” gerekçesiyle aldığı 10 aylık hapis cezasının üçte ikisini tamamlayan Soysal tahliyesinin ardından gözetim altına alındı.
Alparslan Türkeş, radyodaki seçim konuşmasında: “MHP Başkanlık Sistemi’ni savunur. Yürütme dinamik ve kuvvetli olmalıdır” dedi.
1974
9 Mart 1971 Darbe Teşebbüsü Davası”nda, eski Milli Birlik Komitesi üyesi emekli general Cemal Madanoğlu dahil tüm sanıklar (25 kişi) beraat etti. 7 kişinin davası daha önceki duruşmalarda düşürülmüştü.
1975
ABD Temsilciler Meclisi, Türkiye’ye silah ambargosunu 176’ya karşı 237 oyla kısmen kaldırdı. Karara göre Türkiye’nin parasını ödediği silahların gönderilmesi, Türkiye’nin Kıbrıs’taki askeri gücünü azaltması ve haşhaş ekiminin kontrolü gib hususlar yer aldı. Ankara, kararı “yetersiz” buldu.
1978
MHP’den açıklama yapıldı: ”Sıkıyönetim ilan edilmeli, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmalı ve erken seçime gidilmelidir”
1978
Konya’nın Kulu ilçesi Kozan köyü tepesine TKP’nin orak-çekiçli kızıl bayrağını diken Kuran Kursu öğretmeni A.Kayhan tutuklandı.
1979
10 Temmuz 1977’de kahvehane basıp 2 kişiyi öldüren sol görüşlü militan Necdet Adalı, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askerî Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
1980
DİSK Bursa Bölge Temsilciliği Avukatı Ahmet Hilmi Feyzioğlu, gözaltında tutulduğu Bursa Emniyeti’nin beşinci katından atılarak öldürüldü; Sıkıyönetim yetkilileri, Feyzioğlu’nun ölümünü “intihar” olarak açıkladı. Gizli olarak faaliyet yürüten TKP’nin Bursa İl Komitesi üyesi olan Ahmet Hilmi Feyzioğlu’nun ölümünün aydınlatılması için açılan dava hiç bir sonuca ulaşmadan 2012’de zamanaşımına uğradı.
1982
Konya Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ndeki duruşmada ”işkence zoruyla imzalatılan polis ifadelerinin dosyadan çıkarılmasını” talep eden 5 avukatın, ”devletin emniyet kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif ettikleri” iddiasıyla Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına karar verildi.
1984
İmar Affı Yasası’nın süresi dolduğu halde, 1 milyon yapının halâ “kaçak” durumda olduğu açıklandı.
1986
“SHP Genel Merkezi’nde Kürtçe ve Arapça konuştuğu” iddiasıyla hakkında DGM’de dava açılan SHP eski MKYK üyesi Edip Servet Devrimci beraat etti. Devrimci’nin “Milli duyguları zayıflatıcı-yok edici propaganda”dan 1-3 yıl arası hapsi isteniyordu.
1997
AB üyesi ülkeler Amsterdam Antlaşması’nı imzaladı. Antlaşma, 1 Mayıs 1999 tarihinde yürürlüğe girdi. 1992 yılında imzalanan Maastricht Antlaşması‘nın koşullarında köklü değişikler yaptı.
1998
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hakkında verilen 10 ay hapis cezasıyla ilgili “kararın düzeltilmesi” talebi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca reddedildi.
Gazi Davası’nda gazeteciler Ahmet Şık, Miyase İlknur, Hacer Yıldırım ve Evrim Alataş tanık olarak dinlendi. Olaylar sırasında Cumhuriyet muhabiri olan ve uzun namlulu tüfeklerle ateş eden tutuklu 2 polisi fotoğraflayan Radikal muhabiri Ahmet Şık, polisleri teşhis etti.
1998
Avrupa İnsan hakları Konvansiyonu Britanya’da yürürlüğe girdi. Metin, anayasası ve medeni kanunu olmayan Britanya’da yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğünü dokunulmaz kılıyor.
2001
Açık Radyo’da yayımlanan “Tuna’nın Beri Yanı” adlı programda Ermenice türküye yer verdiği için İstanbul 4 No’lu DGM’de yargılanan müzisyen Muammer Ketençoğlu ile radyonun Genel Yayın Koordinatörü Şerif Erol beraat etti. “Bölücülük propagandası yaptığı” iddiasına karşı Ketençoğlu duruşmada, “Müzik, evrensel bir dildir. Bölücü değil, yapıcıdır” dedi.
2003
İsrail’de 200 akademisyen, işgal altındaki Filistin topraklarında sivillerin öldürülmesi sebebiyle görev yapmayı reddeden 27 savaş pilotuna imzalı bir dilekçeyle destek verdi. Dilekçede “Profesör, öğretim görevlileri ve öğrenciler olarak, bir başka halka saldırmayı ve öldürmeyi reddetme cesareti gösteren pilotları destekliyoruz” dendi.
2004
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Gümrük Birliği Kararnamesi’ni onayladı. Kararname Resmi Gazetede yayımlandı. Dışişleri, kararın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımak anlamına gelmeyeceğini açıkladı.
2006
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Meclis’te çekince konularak kabul edilen “Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı” yasasını onayladı. TBMM’de sözleşmenin memurlara grev hakkı veren maddelerine ve çalışanlara en az dört hafta ücretli izin verilmesini düzenleyen maddelerine çekince konulmuştu.
2007
Dünya “Nonviolence Şiddetten Kaçınma” Günü 15 Haziran 2007’de BM Genel Kurulu oybirliği ile kabul edildi. 2 Ekim günü “Dünya Şiddete Hayır Günü-İnternational Day of Non-Violence” olarak ilan edildi. Uluslararası Şiddetsizlik Günü, Hindistan Bağımsızlık Hareketi lideri Mahatma Gandhi’nin doğum günü’ne olan ithaf edilmiştir.
2010
1983’de idam edilen İskenderun Lisesi öğrencisi Ali Aktaş’ın ailesi Kenan Evren ve generaller hakkında suç duyurusunda bulundu.
2012
28 Şubat döneminin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü 28 Şubat soruşturmasında ”mağdur” sıfatıyla ifade verdi.
2012
Yürütülen soruşturma kapsamında, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın cenazesi, Topkapı’daki Anıt Mezar’dan çıkarılarak(Feth-i Kabir) Adli Tıp Kurumuna götürüldü. Adli Tıp Kurumu, cenaze üzerindeki işlemlerini 4 Ekim’de tamamladı. Özal’ın cenazesi 5 Ekim’de yeniden toprağa verildi.
2015
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak hakkında 8 Mart kutlamalarında yaptığı konuşma nedeniyle “PKK terör örgütünün propagandasını yapmak” suçlamasıyla 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
2016
Norveçli siyasetçi, bürokrat ve hukukçu, Georg Apenes yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Nisan 1940 – Ölümü: 2 Ekim 2016)
2018
Sırp akademisyen, hukukçu ve yazar, Smilja Avramov yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Şubat 1918 – Ölümü: 2 Ekim 2018), Uluslararası hukuk konusunda çalışmalar yaptı. Belgrad Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde uluslararası hukuk profesörü olarak görev aldı. 1996 yılından 2009 yılına kadar Sırbistan Cumhuriyet Senatosu üyesiydi. Şubat 2018’de 100’üncü yaşına girdi. Ancak, Belgrad’daki apartman dairesinde kalp yetmezliği sonucu öldü.
2024
Ordu’daki Aybastı Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde müdür yardımcısı K.Ç., 16 erkek çocuğa sözlü ve fiziksel cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle tutuklandı.
2023
Uyuşturucu madde kullandığını itiraf ettiği videodan dolayı gözaltına Dilan Polat’ın kardeşi Sıla Doğu adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Polat, kardeşinin namaz kılarken fotoğrafını paylaştı.
2024
İsrail Dışişleri Bakanı Katz, İran’ın İsrail’e füze saldırısını ‘kesin surette kınamadığı’ gerekçesiyle BM Genel Sekreteri António Guterres‘i ‘istenmeyen kişi'(Persona non grata) ilan ettiklerini ve ülkeye giriş yasağı kararı verildiğini açıkladı.
2024
Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş‘in öldürülmesine ilişkin Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada karar açıklandı. 5 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet, 3 sanık hakkında 18 yıl hapis cezası verildi.
2024
Ekrem İmamoğlu ve 7 kişi hakkında açılan ve 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davanın duruşması Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. İmamoğlu için siyasi yasak da içeren iddianameyle ilgili yeni bilirkişi raporu dosyaya eklendi. İmamoğlu’nun “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla yargılandığı dava 20 Kasım 2024’e ertelendi.
Adalet Bakan Yardımcısı Akın Gürlek İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandı.
Doğu Asya Toplum Yapısı ve Hukuk Düzeni röportajı, Çin’de yaşayan Yazar Ali Rıza Arıcan ile Hukuk Ansiklopedisi röportaj ekibinden İbrahim Aycan’ın tarafından gerçekleştirilmiştir. Arıcan, 1977’de İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Matematik bölümünü bitirdi. University of Leicester’da Aktüerya Bilimleri üzerine yüksek lisans yaptı. 2000-2006 yılları arasında Tayland’da, 2006-2012 yılları arasında Vietnam’da matematik ve istatistik öğretmenliği yaptı. 2012 yılında Türkiye’ye geldi. İstanbul’da bir yıl çalıştıktan sonra Doğu Asya’nın yeni bir çağrısına kulak verip Çin’e taşındı. Şu anda Jiangsu eyaletine bağlı Çanco adlı bir şehirde İstatistik ve Calculus öğretiyor. Yazmaya 2001 yılında başladı. İlk yapıtları İmece, Borges Defteri ve Anafilya gibi sanal dergilerde yayınlandı. İlk öykü kitabı 2007 yılında “Pasifik Öyküleri” adıyla yayınlandı. Bunu 2009 yılında yayınlanan “Motosiklet Üzerinde Aşk” ve 2011 yılında İngilizce olarak yayınlanan “The Bicycle” izledi. 2016 yılında “Puslu Kentin Mavisi” isimli kitabını yayımlandı. 2019 yılında “Buz” adıyla öykü kitabı yayımlandı. “Kaşgar Notları” ve “Din, Bilim ve Tanrı” isimli e-kitapların yazarıdır.
İbrahim Aycan: Sayın Alirıza Arıcan, Hukuk Ansiklopedisi okurları için kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Alirıza Arıcan: 1977, İstanbul doğumluyum. Üniversite dâhil tüm öğrenim hayatımı İstanbul’da geçirdim. 2000 yılında Boğaziçi Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Bölümünden mezun oldum. Sonrasında sırasıyla Tayland’da, Vietnam’da ve Türkiye’de uluslararası liselerde ve üniversitelerde çalıştım. 2013 yılından beridir de Çin’de bir devlet okulunda öğretmenlik yapmaktayım.
Yazar Alirıza Arıcan
Aycan: Şimdiye kadar kaç kitap yazdınız. İsimlerini ve kısaca konularını anlatır mısınız?
Arıcan: Üniversite yıllarında dönemin dergileri için kitap eleştirileri ya da tanıtımları yazardım. Para vermezlerdi ama istediğim kitabı okumama ve kitaba sahip olmama izin verirlerdi. Okuldaki Edebiyat Fakültesi öğrencileri tarafından çıkarılan bir fanzin için de yazılar kaleme almıştım. Bu şekilde başlayan yazma hevesim yıllar içinde gelişti, değişti, kimi zaman dağıldı kimi zaman da yoğunlaştı. İlk öykümü 1999 yılında, Gölcük depreminden hemen sonra yazmıştım. Geçen zamanda onlarca öykü, deneme, eleştiri ve gezi yazısı kaleme aldım.
İlk öykü kitabım, Pasifik Öyküleri, 2007 yılında yayımlandı. Bu kitaptaki öyküler 2001-2006 yılları arasında yazılmış öykülerden yapılmış bir seçkiydi. Sonrasında 2009 yılında “Motosiklet Üzerinde Aşk”, 2011 yılında “The Bicycle”, 2016 yılında da “Puslu Kentin Mavisi” yayımlandı. Birkaç ay içinde de “Buz” adıyla yeni bir öykü kitabım yayımlanacak. Bunların dışında kendibasımla yayımlanmış iki tane de e-kitabım var. “Kaşgar Notları” ve “Din, Bilim ve Tanrı” adlarını verdiğim kurgu-dışı sınıfına giren bu kitaplar internetten ücret ödemeden indirilebilir.
Öykülerin konusu hakkında çok spesifik bir bilgi vermem kolay değil. Edebiyatın konusu neyse, benim yazdıklarımın konusu da o. İnsanı anlatmaya çalışıyorum en çok, tüm derinliği ve inceliğiyle. Girift noktaları, gizli kapıları, tuzakları ve sürprizleri hiç bitmeyen bir labirenttir insan. Bir sanatçı olarak yazarın görevi de açabildiği tüm kapıları açmak, girebildiği tüm dehlizlere girmek ve insanı tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektir. Çünkü bilim ve teknoloji dediğimiz, insan eliyle üretilen ve nesnellik vadeden büyük anlatılar insanı yaşadığı koşullardan soyutlamadan analiz edemiyor.
Alirıza Arıcan – Din, Bilim ve Tanrı
Laboratuvarda mikroskop altında incelenen insanla, Yaşar Kemal’in haksızlığa ve adaletsizliğe karşı isyan etsin diye yarattığı İnce Mehmet aynı insan değildir, olması da imkânsızdır. Çünkü insanın, çevresinden soyutlanmış bir doğaya sahip olduğunu iddia etmek fazlasıyla cesur, bir o kadar da yanlış olur. Bu yüzden insan, en kapsamlı haliyle, romanlarda ve öykülerde anlaşılır ve anlatılır. Hikâye dediğimiz sanat –bu ister sinema olsun, ister roman, ister halk türküsü, isterse destan- insanlığın başlangıcından beri vardır. Yani insanlaşma sürecimizde hikâye anlatıcılığının ve dinlemeciliğinin çok önemli rolleri vardır. İnsan, hikâyesiyle insandır, hikâyesini çıkardığında geriye soyut bir boşluktan, milyonlarca hücreden oluşmuş biyolojik bir kütleden başka bir şey kalmaz.
Alirıza Arıcan – Let The Game Conquer
Edebiyat Farklı Toplulukları Ortak Bir Paydada Birleştirir
Tabii ki yaşadığım coğrafyanın farklı olması nedeniyle beslenme kaynaklarım, Türkçe yazan diğer yazarların kaynaklarından bir hayli farklı. Ben yıllarca yol kenarlarında kızarmış muz satılan Bangkok sokaklarında, kuyruğuna lamba takılmış fillerin kaldırım kenarından yürütüldüğü Chiang Mai’da, sabahları Budist rahiplerin kapınızın önünde yemek için beklediği Rayong’da, motor taksilerin buzlu kahve içip müşteri için kavga ettiği Ho Çi Minh Kenti’nde, sabah akşam kötü ruhları kovmak için atılan havai fişeklerin –hava puslu olduğu için renkler görülmez- sakin bir hafta sonu arzulayanları çılgına çevirdiği Çanco’da yaşadım ve yaşıyorum…
Dolayısıyla maruz kaldığım renkler, sesler, kokular; gözlerimin önünde gerçekleşen güzellikler ve çirkinlikler Türkiye’deki bir yazarın karşı karşıya kaldıklarından çok farklı olacaktır. Bu demek değil ki yazılanlar Türk insanını zırnık miktarda ilgilendirmiyor. Bilakis, insan her yerde insan, arzuları ve korkuları, sevinçleri ve üzüntüleri, aşkları ve nefretleri hemen hemen her yerde aynı. İnsanı insan yapan bu özelliklere karşılık olarak verdiği tepkiler toplumsal kodlamaların birer sonucu olsalar da çok çok derinlerde kalbi kırık Brezilyalı bir genç kızın hissettikleriyle Japonyalı yaşıtının hissettikleri hemen hemen aynı olacaktır. Edebiyat da bu noktada, yani dilleri, dinleri, kültürleri farklı toplulukları ortak bir paydada, insan olma ve insanca tepki verebilme paydasında bir araya getirmesiyle önemli bir işlevi yerine getiriyor.
Aycan: Türkiye’de Doğu Asya terimi yerine Uzakdoğu kavramı kullanılır. Bu iki kavram arasındaki farkı sizden dinlemek isteriz.
Alirıza Arıcan – Puslu Kentin Mavisi
Arıcan: Uzak Doğu ifadesi, tıpkı Orta Doğu gibi Avrupa merkezci bir bakış açısını barındırır içinde. Kime göre uzak, neye göre uzak? Tabii ki ifadeyi literatüre sokan Avrupalılara göre, onların bulundukları konuma göre. Bu durumda bir Japonyalı Avrupa için Uzak Batı, bir Hindistanlı için Arap Yarımadası Orta Batı olabilir. Ben uzun zamandır Uzak Doğu ifadesini kullanmıyorum, gördüğüm kadarıyla da bilinçli yazarların ve düşünürlerin büyük bir çoğunluğu bu ifadeyi tercih etmiyor.
Bu arada tek sorunlu ifade Uzakdoğu değil. Asya kıtasının tamamı batılılar tarafından adlandırılmış bir coğrafi bölge ama Asya’nın içerisinde pek çok farklı kültür ve insan topluluğu yaşıyor. Bir Afganlıyla bir Japonyalıyı, bir Çinliyle bir Hindistanlıyı birbirine bağlayan çok bir şey olduğunu söyleyemeyiz. Asya; çeşitliliklerin, farkların ve renklerin kıtasıdır. Bu yüzden de zaten Avrupa Birliği gibi bir olgunun Asya’da gerçekleşmesi çok zor.
Alirıza Arıcan – Pasifik Öyküleri
Aycan: Yaşamınızı uzun zamandır sürdürdüğünüz Doğu Asya hakkındaki gözlemlerinizi merak ediyoruz. Kabaca, Türkiye’de yaşamak ile Doğu Asya’da yaşamak arasındaki fark nedir?
Arıcan: Farklar saymakla bitmez ama bir Türk olarak Doğu Asya’da yaşamanın olumlu yanlarının olumsuz yanlarının çok çok üzerinde olduğunu söyleyebilirim. Bir kere Asyalılar, Avrupalılar gibi ırkçı ya da aşağılayıcı bir tutum sergilemiyorlar Türkler karşısında. Burada yabancı olarak algılanıyorsunuz ve diğer yabancılardan pek farklı bir muameleye tabi tutulmuyorsunuz. Aynı şeyi Afrikalılar ya da ülkenin batısından göç etmiş Çinliler için söylemek pek doğru olmayabilir.
Alirıza Arıcan – Motosiklet Üzerinde Aşk
Aycan: Hangi ülkelerde yaşadınız?
Arıcan: Tayland, Vietnam ve Çin.
Aycan: Doğu Asya küresel sistemin bir parçası mı? Yoksa farklı bir dünya mı var?
Arıcan: Tabii ki, hatta günümüzde dünya ekonomisinin en dinamik ve en çok üretim yapılan bölgesi Güney ve Doğu Asya’dır. Avrupa ve Amerika kıtalarında yavaşlayan ekonominin bıraktığı boşluğu Asya dolduruyor. Entegre olma konusunda da zaten günümüzün Çin’i küreselleşmenin en ateşli savunucularından birisi. ABD’nin bile korumacı politikaları uygulamaya başladığı bir dönemde Çin’in paranın sesine kulak verip, serbest ticaretin ve ülkeler arası işbirliğinin öncülüğünü yapması dünya ekonomisinin ne derecede doğu eksenine doğru kaydığının önemli göstergelerinden birisidir.
Aycan: “Uzakdoğu”dan bakınca Türkiye nasıl görünüyor?
Arıcan: Pek görünmüyor desem yerinde olur. Görününce de pek güzel görünmüyor. Genelde kötü haberlerle anılıyoruz. Terör, Suriye’deki savaş, siyasi ve ekonomik krizler… Bir tek turizm yönünden olumlu yönleri öne çıkarılıyor nedense. Çinliler için Türkiye romantik bir tatil yeri. Kapadokya’yı, tarihi kalıntıların bol olduğu antik kentleri çok seviyorlar.
Alirıza Arıcan – The Bicycle
Aycan: Sosyal hayatın içinde bulunurken, nasıl bir hukuk sisteminin içinde yaşadığınızı hissediyorsunuz?
Arıcan: Hukuk sistemini ya da herhangi bir sistemin katı kurallarını hissediyorum desem yalan olur. Sakin ve güvenli bir ülke Çin, belki de şimdiye kadar yaşadığım en güvenli ülke. Suç oranı ya çok az ya da haberlere yansıtılmadığı için kendimizi güvencede hissediyoruz. Bu yapay güvenlik hissi de yetiyor çoğu insan için.
Haberlere yansıdığı kadarıyla hukuk sistemi, nadiren aksaklıklarla boğuşuyor olsa da, genelde iyi işleyen ve halkın sorunlarını dikkate alan bir sistem. Devlet hakların ve güvenliğin tek koruyucusu ve hiçbir şekilde toplumsal düzenin bozulmasına izin vermiyor. Bu yüzden eylem yapmak, gösteri düzenlemek ve hatta grev çağrısında bulunmak çok zor Çin’de. Böyle şeyler olmuyor değil, oluyor ama ya kısa sürede toplumsal düzeni rahatsız etmek bahanesiyle bastırılıyor ya da hiçbir medya organında haberi yapılmadığı için eylemler yayılamıyor.
Çin, tek başına dev bir sansür ağını kontrol eden ve bu iş için milyarlarca dolar harcamaktan çekinmeyen bir ülke. Dolayısıyla, vatandaşlar hemen her yerde izlendiklerinin, telefonlarına yazılan her mesajın üçüncü kişiler –yapay zeka da olsa- tarafından okunduğunun ve en ufak bir yanlışlarında normalde göz yumulan bu küçük suçların başlarına bela olacağının farkında. Bu yüzden de korku ve güven arasında gidip gelen ama genelde korkunun gerekçesi unutulduğu için hayattan zevk almayı bir şekilde beceren bir halk var burada.
Devlet ailesine bakan bir baba rolünde. Ailenin güvenliğini sağlıyor, mutlu ve huzurlu olması için tüm tedbirleri alıyor. Bunu yaparken çocuklarının hareketlerini kısıtlıyor, söylediklerine ve yaptıklarına sınır getiriyor. Bunu, yine ailesinin geleceği ve üretkenliği adına yapıyor. Dolayısıyla, aile üyeleri de babanın bu sert tedbirlerini hoş görüyor, rahatı uğruna belli özgürlüklerden fedakârlık ediyor. Tabii ki benim burada anlattığım durum Çin devletinin savunduğu, ideal devlet ve ideal halk var olduğunda mümkün. Pürüzler mutlaka oluyor, insanlar yer yer isyan etme noktasına geliyor. Bu durumda da devletin iletişim üzerindeki sansürü devreye giriyor ve isyanı daha başlamadan sonlandırıyor.
Alirıza Arıcan – Kaşgar Notları
Aycan: Gözlem fırsatı bulduğunuz ve okuduğunuz kadarıyla doğu asya ülkelerinde hukuk kavramına bakış nasıl? Hukuk, devletin bir aparatı olarak mu kullanılıyor? Yoksa özgürlüklerin güvencesi mi?
Arıcan: Özgürlük kavramına bakış, Çin’de ve batıda çok farklı açılımlara sahip. Bireysel özgürlük dediğimiz şey batıda kültürün ve siyasetin olmazsa olmazı olan temel bir içerik. Oysa, Çin gibi bir ülkede bireysel özgürlük toplumsal barışın ve huzurun gerisinde bir yerde. Tabii ki başkalarını rahatsız etmeyecek şekilde herkes istediğini yapabiliyor ama zaten sorun da burada başlıyor. Hangi noktadan itibaren başkaları dediğimiz o puslu muamma rahatsızlık duymaya başlıyor? Çizgi tam olarak nerede ve çizginin esnekliği nereye kadar çekilebilir sorusu ise devletin bekasına kadar uzanan kapsamlı bir soru. Batı felsefesine bakacak olursak aydınlanmanın temelinde tarihsel bir varlık olan insanın bilincinin özgürlüğe –kendini özgürleştirmeye- doğru aktığını görürüz. Özellikle Kant ve Hegel bu görüşün liderliğine soyunmuş iki önemli filozoftur. Doğuda bu felsefi görüş hiçbir zaman tam olarak benimsenmemiştir. Ara ara isyanlar olmuş, geniş öğrenci hareketleri gerçekleşmiştir ama bu hareketler batı tarafından desteklendiği için ya da batı tarafından desteklenmekle suçlandığı için asla başarılı olamamıştır.
Doğu Asyada ve özellikle de Çin’de bireyin özgürlüğü, toplumun huzurunun ve devletin bekasının karşısında ikincildir. Açıkça söylemek gerekirse insanın gerçeklikle kurduğu ilişki de bu hiyerarşik yapıdan nasibini almaktadır. İnsanların gerçekliğe değil de kendilerini iyi hissettirecek yalanlara ihtiyacı vardır ve bu yalanlar daha büyük yalanlar tarafından bastırılmadıkça toplum içerisinde var olma özgürlüğüne, en az diğer nesnel gerçekler kadar, sahiptir. Yeter ki toplumsal barışı tehdit etmesin, huzuru bozmasın, toplumu bölüp parçalamasın. Çin, dört bin yıldır var olan uygarlığının bu derece uzun soluklu olmasını da geleneğe, aileye ve toplumsal huzura düşkün olmalarına bağlamaktadır. Eğer bireysel özgürlüklerin el üstünde tutulduğu, bireyin haklarının devletin hakları karşısında önde tutulduğu bir toplum olsaydı, bugün sözünü ettiğimiz kadim Çin uygarlığını göremiyor olacaktık.
Ali Rıza Arıcan
Alirıza Arıcan – Yazar
Arıcan, 1977’de İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Matematik bölümünü bitirdi. University of Leicester’da Aktüerya Bilimleri üzerine yüksek lisans yaptı. 2000-2006 yılları arasında Tayland’da, 2006-2012 yılları arasında Vietnam’da matematik ve istatistik öğretmenliği yaptı. 2012 yılında Türkiye’ye geldi. İstanbul’da bir yıl çalıştıktan sonra Doğu Asya’nın yeni bir çağrısına kulak verip tekrar Doğu Asya’ya, Çin’e taşındı. Çin’de Jiangsu eyaletine bağlı Çanco adlı bir şehirde İstatistik ve Calculus öğretiyor. Yazmaya 2001 yılında başladı. İlk yapıtları İmece, Borges Defteri ve Anafilya gibi sanal dergilerde yayınlandı. İlk öykü kitabı 2007 yılında “Pasifik Öyküleri” adıyla yayınlandı. Bunu 2009 yılında yayınlanan “Motosiklet Üzerinde Aşk” ve 2011 yılında İngilizce olarak yayınlanan “The Bicycle” izledi. 2016 yılında “Puslu Kentin Mavisi” isimli kitabını yayımlandı. 2019 yılında “Buz” adıyla öykü kitabı yayımlandı. “Kaşgar Notları” ve “Din, Bilim ve Tanrı” isimli e-kitapların yazarıdır.
Antoine Laurent de Lavoisier, 26 Ağustos 1743 tarihinde Paris’te doğmuş, 1789 Fransız İhtilali sonrasında 8 Mayıs 1794 tarihinde 51 yaşındayken Giyotin ile idam edilmiş Fransız hukukçu ve bilim insanıdır. Simya adı altında yürütülen bilimsel alanda yaptığı çalışmalarla çağdaş kimya biliminin mimarı olmuştur.
Antoine Lavoisier
Eğitimi
Antoine Laurent Lavoisier, Parisli zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, kısa bir süre sonra annesini yitirmiş, yüksek mahkemede hukuk danışmanı olan babasının ilgi ve desteği ile çocukluk ve gençlik yıllarını geçirmiştir. Mazarin Koleji’nden mezun olmuş, hukukçu babasının isteklerini kıramayarak ve aile geleneğini sürdürerek Hukuk Fakültesinde lisans eğitimi almış, kendi özel ilgi alanı olan matematik, astronomi, Jeoloji ve botanik üzerine kendini geliştirmiş, dönemin önde gelen Fransız kimyacı ve eczacı Guillaume François Rouelle’den kimya dersleri almıştır.
Bilimsel Çalışmaları
Deneysel bilim merakını bir tutkuya çevirerek bilim alanında çalışmaya başlamış; alçı taşlarını incelemekle ‘kimya’ dalındaki ilk çalışmasını başlatmış, 1766 yılında, 23 yaşında iken ‘büyük bir kent nasıl en iyi bir biçimde aydınlatılır” makalesiyle Fransız Bilimler Akademisinden altın madalya kazanmış, ailesinden bağımsız olarak zengin bir insan haline gelmiştir.
Jeoloji konusunda incelemeler yapmış ve Fransa’nın ‘mineraloji’ atlasının hazırlanmasına yardımcı olmuştur.
Yanma olayına ilişkin geliştirdiği yeni kuramıyla ün kazanmış, Filojiston Teorisi ile adından söz ettirmiştir.
Madenler ve kentlerin aydınlatılması gibi konulardaki çalışmalarından sonra, 1768 yılında, 25 yaşında iken, Fransız Bilimler Akademisine seçilmiş, daha sonra bu kurumun yöneticiliğini ve saymanlığını üstlenmiştir.
Antoine Laurent de Lavoisier Lavoisier’in Hôtel de Ville-Paris’teki heykeli
Pek çok bilim kitabı yayımlamış, kimyadaki bütün elementleri belli bir sıraya sokmuş, elementleri kimyadaki içeriklerine göre isimlendirmeye tabi tutmuş, Simya olarak bilinen bilimin Kimya olarak yerleşmesini sağlamış, devlet görevi sırasında Metre sistemini bulmuştur. Lavoisier’in yeni element yaklaşımı Antik Yunan’lı Aristo’nun iki bin yıllık dört temel element yaklaşımını yıkmıştır.
Çok yönlü bir bilim insanı olan Lavoisier, kimyanın yanı sıra fizyonomi, ziraat, ekonometri ve jeoloji alanlarında çalışmalar yapmış; görev aldığı devlet kurumlarında ve kendi çiftliğinde teorik bulgularını uygulamaya dökerek teknik ilerlemelere katkı sağlamıştır.
Çağdaş Kimya biliminin kurucusu olarak kabul edilen Lavoisier, kütlenin korunumu kanununu ortaya koymuş ve kimya bilimini yaratmıştır. Antoine-Laurent de Lavoisier, kimya devrimini yapan, yanmanın sırrını çözen, insanlığı oksijen ve hidrojenle tanıştıran, metrik sistemin öncüsü, “hiçbir şey yok olmaz, hiçbir şey yoktan var olmaz, her şey dönüşür” diyen büyük bir bilim insanıdır. Lavoisier’i aynı dönemde yaşayan diğer bilim insanlarından ayıran en önemli özelliği; deneysel araştırmalar ve bulgularla ulaştığı genel ilke ve teorileri bilimsel anlamda sistematikleştirmesidir.
Devlet Görevleri
Lavoisier, 1771’de Fransız Kralı adına vergi toplama ayrıcalığına sahip “Férmé général”adlı vergi kuruluşunun yüksek görevlilerden birinin kızı olan Marie Paulze ile evlenmiş, bilimsel çalışmaları ile kamu görevini bir arada yürütmeye başlamış, bürokrasideki hizmetleri sayesinde yükselmeye başlamıştır. Eşi Marie Paulze, tüm çalışmalarına destek vermiş, deney şekilleri çizmiş, yabancı dillerden ve özellikle uzmanlaştığı İngilizce dilinden kaynak eserlerin çevirilerini yapmış ve makalelerini yayına hazırlamıştır.
Antoine-Laurent de Lavoisier ve eşi Marie Paulze’ni tasvir eden bir yağı boya tablo
Antoine Laurent Lavoisier, devlet yönetiminde faklı alanlarda çalışmalara imza atmıştır. Devlet Hazinesinde görev almış, abluka altında olan ülkesi Fransa için için barut yapmakla görevlendirilmiş, barut yapımı alanında ilerleme sağlamış,1775 yılından 1792 yılına kadar Fransız Barut İdaresi’nin direktörlüğünü yapmış ve Fransa’yı bu kritik askeri malzemede kendi kendine yeterli hale getirmiştir.
Hapishane ve hastaneleri daha insancıl hale getirmek için çalışmalarda bulunmuş, çiftlikler kurarak bilimsel tarımı teşvik etmiş, tarımda verimin yükseltilmesine dönük bilimsel çalışmalar ve politikalar geliştirmiş, tarım politikasını iyileştirmiştir.
Vergi kurumunda çalıştığı dönemde metlik sistemini geliştirmiş, ölçülerin kilogram, metre gibi temel birimlere dayandırıldığı ondalık sistemi uygulamıştır.
Lavoisier, 1788 yılında Eyalet Meclisi’ne seçilmiş, tasarruf bankaları, sigorta şirketleri ve atölyeler kurmuş, vergi alanında reform yapılmasını ve bozuk vergi sisteminin düzeltilmesini savunmuş, 1788 ekonomik krizinde halka faizsiz kredi verilmesini sağlamış; eyalet meclisinde iken halk sağlığı, finans politikaları, top dökümü, barut üretimi komitelerinde görev almış, ölçü ve tartılar alanında standart sistemler önermiştir.
Devlet görevine devam ettiği aynı dönemde evine özel bir laboratuvar bile kurmuş, kamu görevinden artan zamanlarında laboratuvarda bilimsel çalışmalarına devam etmiştir.
Antoine Lavoisier – Traité élémentaire de chimie (Elementary Treatise of Chemistry – Kimyanın Temel Kitabı) isimli eseri 1789 yılında yazarak modern kimyanın ilkelerini ortaya koymuştur. Kimya biliminin geliştirilmesindeki rolü dolayısıyla birçok bilim tarihçisi onu modern kimyanın babası olarak nitelemiştir.
Lavoisier ve Fransız İhtilali
Antoine Lavoisier, Fransız Devriminin başında devrimi desteklemiş, eski düzenin değiştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Devrimcilerin reform çalışmalarına destek olmuş, vergi sisteminin düzenlenmesi için kurulan komisyonda görev alarak finans konularında önerilerde bulunmuştur.
Lavoisier, diğer birçok felsefi düşünür ve yönetici gibi, rasyonalist davranmış, devrimi ülkenin siyasetine ve ekonomisine faydalı bir gelişme olarak değerlendirmiştir. Uzun yıllar boyunca vergi konusunda uzmanlaşmış olması ve daha önce de reform önerilerinde bulunması bu konuda tutarlı olduğunu göstermektedir. Yine daha önce çalıştığı ölçü ve ağırlık birimlerinin düzenlenmesi konusunda da devrimcilerle birlikte çalışmıştır.
Fransız Devriminin başındaki durumun değişmesi ve Jakobenlerin iktidarı ele geçirmesiyle başlayan ve tarihe Terör Dönemi olarak geçen 1793-1794 yılları Lavoisier’in de sonunu hazırlamıştır. Devrim karşıtları ile birlikte devrimcilerin içindeki farklı düşünce sahipleri de tehdit olarak görülmüş, Devrim Mahkemeleri tarafından yargılanan muhalifler seri şekilde yargılanarak cezalandırılmıştır. Bazı bölgelerde şekli bir yargılamaya dahi ihtiyaç olmaksızın kitlesel katliamlar yaşanmıştır. Bu süreçte tahminen 500 bin kişinin hapse atıldığı ve yaklaşık 100 bin kişinin öldürüldüğü tahmin edilmekte; yaklaşık 20 bin civarındaki idamın giyotinle gerçekleştirildiği bilinmektedir. Lavoisier da bu dönemin kurbanlarından olmuş; terör dönemi Fransız Devrim liderlerinden, Fransız hukukçu ve politikacı Robespierre’in giyotinle idam edilmesiyle Terör Dönemi sona ermiştir.
Yargılanması ve Giyotine Gidişi
Lavoisier, 1794’de solunum üzerinde deneylerini yapmakta olduğu bir sırada, kariyerinde önemli yer tutan vergi kuruluşu Ferme Générale’in yirmi altı üyesi ile birlikte tutuklanarak hapsedilmiştir. Kendisiyle birlikte Ferme General yöneticisi olan kayınpederi de tutuklanmıştır. Bu tutuklama öncesinde vergi toplama birimi lağvedilmiş, barut fabrikasındaki işinden atılmış, evinden çıkarılmış ve özel laboratuvarı kapatılmış, Bilimler Akademisi ve Aydın Dernekleri basılmıştır.
Lavoisier, kaçma fırsatı varken kaçmamış, tutuklanmadan önce iki gün saklanmış, daha sonra kendisi giderek teslim olmuştur. teslim olmasındaki en büyük faktör devlete ve bilime yapmış olduğu hizmetler nedeniyle ağır bir cezaya çarptırılmayı beklememesidir.
Kendisine iki suςlama yöneltilmiş; Devrim karşıtı olarak nitelenen aristokrasiyle ilişkisi ve vergi toplamada yolsuzluk yapmasıdır. Lavoisier’i kurtarmak iςin bilim insanları ve dostları mahkemeye gitmiş ancak tanık olarak dahi dinlenmemişlerdir. “Yurttaş Lavoisier’in ςalışmalarıyla Fransa’ya onur sağlayan büyük bir bilgin olduğunda hepimiz birleşiyor, bağışlanmasını diliyoruz” diyerek mahkemeye başvuran bilim insanlarına Yargıç “Cumhuriyet’in bilginlere ihtiyacı yoktur!” (“La République n’a pas besoin de savants!” ) diyerek cevap vermiştir.
Devrim Mahkemesi önüne çıkarılmış, yapılan yargılama 1 gün sürmüş ve 8 mayıs 1794 tarihinde giyotinle idam edilmiştir. Kayınpederi de kendisi ile birlikte idam edilmiştir.
Fransız Devrimi’nin liderlerinden Jean-Paul Marat’ın teorilerini eleştirmesi ve aralarındaki ihtilafın tutuklanmasını tetiklediği iddia edilmiştir. Lavoisier, giyotinin dikildiği Place de la Nation’a yakın Picpus Mezarlığı’ndaki giyotin mağdurları için yapılan toplu bir mezara gömülmüştür.
Ölümünden bir gün önce;“Bu nedenle, tüm sosyal erdemlerin, ülkeye verilen önemli hizmetlerin ve faydalı bir şekilde kullanılan bir kariyerin kullanılmasının, uğursuz bir sonun korunması ve sonuçlanmaması için yeterli olmadığı doğrudur.” demiştir.
İdamından Sonraki Olaylar
Bilim insanı Lavoisier, idam türleri arasında kendine özgür bir yöntem olan Giyotin’in de ilk kurbanlarından olmuştur. Joseph Guillotin tarafından icat edilen Giyotin, Fransız Devriminin ilk yıllarında kullanılmaya başlanmıştır. Doktor ve Millet Meclisi üyesi olan Joseph Guillotin, daha az acı veren bir ölüm cezası infaz metodu bulmayı amaçlamış; ölüm cezalarının infazının kısalmasını istemiştir. Joseph Guillotin; “Benim makinemle göz açıp kapatana kadar kafanızı uçurmuş olacağım, hiç acı çekmeyeceksiniz” demiştir.
Lavoisier’nin bilimsel çalışmalarıyla ilgili notlarına el konulmuş, bu notlar idamından bir buçuk yıl sonra eşine; “Yanlış bir kararla mahkum edilen Lavoisier’nin dul eşine” yazan bir notla iade edilmiş; eşi uzun çabalar sonunda elde ettiği bu notları bilim insanı dostlarının yardımıyla yayınlamıştır.
İdamından sonra eşi, evlerini, Paris’te bilim insanlarının ziyaret edeceği bir mekana dönüştürmüştür. Evindeki laboratuvarı daha sonra müzede sergilenmeye başlanmıştır. Lavoisier’in el konulan malları, daha sonra eşinin açtığı dava sonucunda, kocasının haksız yere hüküm giydiği kararı verilerek kendisine geri verilmiştir. Eşi Paulze, 1805 yılında Lavoisier’in soyadını taşımak koşuluyla İngiliz fizikçi Kont Rumford (Benjamin Thompson) ile evlenmiştir.
Lavoisier’nin deneylerinde kullandığı bilimsel aletler Fransa’daki Musée des Arts et Métiers (Paris) müzesinde sergilenmektedir.
Joseph-Louis Lagrange bir İtalyan Aydınlanma Dönemi matematikçisi ve astronomu Joseph-Louis Lagrange; “Onları kesmeleri sadece bir an aldı ve yüz yıl bunun gibi bir şey üretmeyebilir” demiştir.
Matematikçi Lagrange; “Lavoisier’in son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir. Ama o yobaz kafalar asırlarca karanlıkta sürünecekler, insanlığı da süründüreceklerdir” demiştir.
“Hiçbir şey kaybolmaz, hiçbir şey yaratılmaz, her şey dönüştürülür”
“Kendimizi eğitmeye devam edemeyiz, ancak bilinenden bilinmeyene kadar.”
“Mantıksal olarak, kişi benzer sonuçlar sunan tüm işlemleri ortak bir ad altında belirtmekten vazgeçemez;bilimleri araştırmayı basitleştirmenin tek yolu budur ve eğer onları sınıflandırmayı denememiş olsaydık bütün detayları saklamak imkansız olurdu.”
Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg), yada Nuremberg Duruşması adıyla bilinen yapım, sinema tarihinin en çarpıcı hukuk filmlerinden biridir. Filmin yapımcılığını ve yönetmenliğin Stankey Kramer üstlenmiş, mükemmel oyunculuk ve gerçek bir hikaye ile kült bir film çekilerek tarihe dipnot düşülmüştür. İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan gerçek olaylara odaklanan film, emir komuta zincirinde suç işleyen kişileri konu almaktadır. Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg) izleyiciyi sarsan bir sinematografi ile Hitler’in emrinde çalışan faşist rejime mensup, savaş suçlusu dört yargıcın yargılanmasını ve arka plandaki soykırımı işlemektedir. Nazi rejimi döneminde yaptıkları insanlık suçlarının görüşülmesi için mahkemeye çıkan dört hakim, dönemin meşhur kurumu Nürnberg Mahkemeleri’nde yargılanmaktadır. Soğuk savaş sürmektedir ve birçok insan II. Dünya Savaşı’nda yaşanan acı olayları unutmak istemektedir. Suçları hakkında hiçbir şüphe olmamasına rağmen politik baskılar nedeniyle tereddüt geçiren yargıç Haywood, II. Dünya Savaşı’nda Nazi eylemlerini yasal hale getiren dört yargıç hakkında en doğru kararı vermek zorundadır.
Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg), 1946-1949 arasında Nürnberg’teki 12 yargılamadan 1947’de yapılanı anlatmaktadır. Spencer Tracy, Burt Lancaster, Richard Widmark, Maximilian Schell, Judy Garland, Marlene Dietrich, William Shatner gibi oyuncuların varlığı filme güç katmıştır. Son derece başarılı bir mahkeme filmi olan sinemacılar tarafından başyapıt olarak kabul edilen film, iki dalda Oscar kazanmıştır. Filmin süresi 3 saatten fazladır ve klasik Amerikan filmlerinde olduğu gibi sadece avukatlar ön plana çıkmamakta, yargıç rolündeki karakterler geri planda kalmamaktadır.
Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg), ikinci dünya savaşından galip çıkan devletlerden olan ABD yapımı olmasına karşın objektif bir şekilde çekilmiş bir sinema yapımı olarak değerlendirilmekte, oyuncuların performansı ve türünün en iyi örneklerinden olması nedeniyle kült film olarak kabul görmektedir. İyi ve kötü kavramlarını derinlemesine inceleyen film, Nazi Almanyası döneminde işlenen insanlık suçlarından tüm dünya ülkelerinin ve insanlığın sorumlu olduğu mesajını vermekte, izleyiciye, savaşın günahlarının sadece Nazilerin üzerine yıkılmasının doğru bir sonuç doğurmayacağı tezini önermektedir. Gerçekte kimin suçlu olduğunun felsefi tartışmasını yapılırken gerçek olaylar üzerinden hareket edilmekte, mahkeme kayıtlarının repliğe döküldüğü izlenimi yaratılmaktadır.
Nuremberg Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi Hakkında
Nuremberg Mahkeme Salonu
İkinci Dünya Savaşı son edikten sonra, insanlığa verilen zararlar ve çekilen acılar nedeniyle daha önce uygulanmamış olan Uluslararası Ceza Mahkemesi Kurulması fikri uluslararası toplumda kabul görmüş, savaşı kazanan devletler tarafından verilen karar sonucunda, geçici ve özel yetkiye sahip mahkeme kurulması kararlaştırılmış, Birleşmiş Milletlerin almış olduğu karara dayanarak Nürnberg Uluslararası Askeri Savaş Suçları Mahkemesi kurulmuştur.
Sovyetler Birliği yargılamanın Berlin’de yapılmasını istemesine karşın yargılamalar yıkılmış olan Berlin yerine Nürnberg’de yapılmıştır. Nürnberg’in nazilerin propaganda merkezi olması sembolik açıdan da öneml bulunmuştur. Nürnberg’de birden fazla mahkeme kurulmustur ve en bilineni International Military Tribunal of Nurnberg’dir. Dört Müttefik devlet, ABD, Britanya, Sovyetler Birliği ve Fransa, birer yargıç ve savcı ekibi göndermiştir.
Mahkeme kuralları, Kıta Amerikası ve Anglo-Amerikan yargı sistemlerinin birlikte uygulanması sonucu oluşmuştur. Yargılamalar sırasındaki tüm konuşmalar, tercümanlar yoluyla İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça’ya tercüme edilmiş, kulaklıklı simultane çeviri sistemi tarihte ilk kez Nürnberg Uluslararası Askeri Savaş Suçları Mahkemesinde uygulanmıştır. Nazilerin üst düzey yetkililerinin yargılanmalarına, Almanya teslim olduktan sonra, 20 Kasım 1945’te Nuremberg’de başlanmıştır. Adolf Hitler, Heinrich Himmler ve Joseph Goebbels, savaş sona ermeden önce intihar ettikleri için asla yargılanamamış, Hermann Goering, intihar etmesi nedeniyle idam edilememiştir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, 1947 yılında aldığı karar sonucunda her galip ülke kontrolü altındaki bölgede askeri mahkeme kurma hakkı elde etmiş, ABD bu mahkemeyi Nürnberg’de kurmuştur.
Nuremberg(Nürnberg) Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi yargılamaları, Uluslararası Ceza Hukukunun başlangıcı olarak kabul edilebilecek uygulamalar yapmış, sanıklar, “barışa karşı suç işlemek”, “savaş suçları” ve “insanlığa karşı suçlar” kapsamında, cinayet, kitle imha, köleleştirme, sürgün, insanlık suçları, eziyet ve işkence eylemleri ile itham edilmiş ve yargılanmışlardır.
Politik nedenlerle veya ırk ve din ayrımcılığına dayanılarak herhangi bir halka karşı gerçekleştirilen cinayet, toplu öldürme, sürgün ve benzeri tüm insanlık dışı eylemleri tanımlamakta kullanılan “İnsanlığa Karşı Suçlar” kavramı ilk defa bu mahkemelerde kullanılmış, mahkemelerin bazı uygulamaları ise, ceza hukukunun yerleşik bazı prensiplerini çiğnediği yönünde eleştirilmiştir.
Nuremberg (2000)
İkinci Dünya Savaşının bitiminde Nürnberg’de Nazileri yargılamak için savaşı kazanan devletler tarafından kurulan Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesinin öyküsü 2000 yılında Yves Simoneau‘un yönetmenliğinde Kanada yapımı Nuremberg isimli film ile ikinci kez beyaz perdeye aktarılmıştır.
Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti, Türkiye’deki ilk liberal oluşumdur ve 1947 yılında kurulmuştur. Özgürlükçü ve demokrat bilim ve siyaset insanları bir araya toplanarak kısa sürede etkili bir merkez haline gelmiştir. Cemiyet, Ali Fuad Başgil‘in kaleme aldığı ve siyasi açıdan liberal bir beyanname ile temel hedef ve ilkelerini ilan etmiştir. Bu anlamda cemiyetin kurucusu Ali Fuat Başgil‘dir. Ünlü avukat Burhan Apaydın cemiyetin ilk genel sekreterliğini üstlenmiştir. Cemiyet, yaklaşık üç yıl faaliyet gösterdikten sonra Ahmet Emin Yalman ve Ali Fuad Başgil arasındaki anlaşmazlık sonucunda kapanmıştır. HFYC, Türk liberalizm tarihinin ilk sivil toplum örgütü olarak nitelenebilir. HFYC, cumhuriyet döneminde liberal düşünce bağlamında ortaya çıkan toplumsal ve siyasal hareketlere kaynaklık edecek sivil bir düşünce platformudur. Cemiyet kapandıktan sonra 1990’lı yıllara kadar liberal düşünce üzerine çalışan sivil toplum kuruluşları hayat bulamamıştır. Cemiyetin İzmir teşkilatını İskender Özturanlı kurmuştur. Cumhuriyet döneminin önemli aydınlarından olan Ahmet Ağaoğlu‘nun kızı ve Türkiye’nin ilk kadın avukatı olan Süreyya Ağaoğlu da Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti‘nin üyelerindendir.
Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti çok partili siyasi hayata geçiş aşamasında önemli bir rol almış fakat milliyetçilik, devletçilik yada sosyalizm kadar etkili olamamıştır. Ancak, Osmanlı Devletinin son yıllarında Prens Sabahattin öncülüğünde kurulan Ahrar Fırkası ve onu takiben Hürriyet ve İtilaf Fırkası, imparatorluğun içinde bulunduğu çalkantılı durumun ve savaşın neden olduğu olağanüstü durumun etkileriyle Türk Siyasi Tarihinde kalıcı izler bırakamayan girişimlere nazaran liberal düşüncenin oluşturduğu ilk uzun süreli platform olmuştur. Dönemin önemli aydınları, akademisyenleri, profesörler, gazeteciler, sanat ve fikir insanları cemiyetin üyesi olmuşlardır.
Cemiyet eleştirilere de maruz kalmıştır. Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit, Yeni Ulus gazetesine yazmış olduğu “Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti Susuyor” başlıklı yazısında “Üyeleri arasında gerçekten idealist aydınları tenzih ederiz; fakat, Bülent Nuri Esen hâdisesi karşısında susuşu ve Başkanının susmakla da kalmayıp hür düşünceli Türklere kötülük isnadedişi, bu Derneğin iyiniyetinden şüphe uyandırmaktadır. Üniversite muhtarlığının ve düşünce hürlüğünün mâruz kaldığı ağır darbe karşısında susmayı tercih eden bir «Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti» kendi adından sıkılmalıdır!” yazmıştır.
Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, Patrona Halil isyanını çıkaranların istekleri doğrultusunda Padişah III. Ahmet tarafından boğduruldu.
1887
Birleşik Krallık, Belucistan’ı işgal etti.
1918
İngiliz istihbarat subayı T. E. Lawrence yönetimindeki Arap güçleri Şam’ı ele geçirdi. Beyrut bağımsızlığını ilan etti.
1940
Einstein, Amerikan vatandaşlığına kabul edildi.
1942
Bakanlar Kurulu, eğlence yerlerinin saat 22:00’de kapatılması kararını aldı.
1946
Nazi yetkililerinin yargılandığı Nürnberg Mahkemesi yargılamaları sona erdi ve hükümler açıklandı: 12 ölüm, 3 müebbet, 4 muhtelif hapis cezası. Nürnberg Duruşmaları sonunda NSDAP, SS, Gestapo ve Güvenlik Örgütü’nün tüm Nazi siyasi kadroları da suçlu bulundu.
Hukukçu ve siyasetçi Ertuğrul Günay doğdu. 1969 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Üniversiteden mezun olduktan sonra Ordu’da avukatlığa başladı. 1973 yılında CHP Genel Merkezi’nin 50. kuruluş yılı nedeniyle açtığı yarışmada ‘Devlet Partisi’nden Halk Partisi’ne’ başlıklı yazısıyla birincilik ödülü aldı. 1974-1977 yılları arasında CHP Ordu İl Başkanlığı yaptı. 1977 seçimlerinde en genç milletvekili olarak meclise girdi. 2007 Türkiye genel seçimleri öncesi Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçti. Seçimlerde İstanbul milletvekili seçildi. Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sunulan atama teklifi ile 31 Ağustos 2007’de Kültür ve Turizm Bakanı olarak atandı. 17 Aralık soruşturması sonrası 27 Aralık 2013’te partinin tepesinde gelişen ‘mağrur ve mütehakkim anlayış’ gerekçesiyle AK Parti’den istifa etti.
Ertuğrul Günay
1949
Mao Zedung önderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu Tienanmen Meydanı’nda resmen ilan edildi. “Halk” dört sosyal sınıfın koalisyonu olarak tanımlandı: İşçiler, köylüler, küçük burjuvazi ve milli kapitalistler.
1959
Hakim, İtalya Cumhuriyeti’nin 1. Cumhurbaşkanı, gazeteci ve siyasetçi Enrico Roberto De Nicola yaşamını yitirdi. (Doğumu: 9 Kasım 1877 ) Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra ceza avukatı olarak göreve başladı. Avukat olarak bu alanda ün yapmış isimlerden biri oldu. 1909 yılında milletvekili olarak meclise girdi. De Nicola, bu görevini faşizmin İtalya’yı ele geçirişine kadar yürüttü. 1920-1924 yılları arasında Meclis Başkanı olarak görev yaptı. Benito Mussolini başbakan olunca siyasetten çekildi. 1955 yılında Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa Mahkemesine üye seçildi ve bu mahkemenin 1956 yılında başkanı oldu. 26 Mart 1957 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’ndan istifa etti. 1 Ekim 1959 tarihinde 82 yaşında iken öldü.
1960
Kıbrıs, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı.
1960
Nijerya bağımsızlığını ilan etti.
1963
Cezayir Devlet Başkanı Ahmet Bin Bella, ülkede Fransızlara ait tüm toprakların kamulaştırılması emrini verdi.
1966
Danıştay Dava Daireleri Kurulu, hükümetin petrol hattı işçilerinin grevinin ertelenmesi için aldığı kararla ilgili olarak, “Dava sonuna kadar yürütmenin durdurulmasına” karar verdi.
1959
Barbadoslu kadın avukat ve siyasetçi Mia Mottley doğdu. (Doğumu: 1 Ekim 1965) Londra Ekonomi Okulu, Queen’s College, United Nations International School’da okudu. 24 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleştirilen genel seçimlerde Mottley’in genel başkanlığını üstlendiği Barbados İşçi Partisi parlamentoda mümkün olan 30 sandalyenin tamamını elde ederek meclisteki tek siyasi parti oldu. Mottley seçim sonrasında başbakanlık görevini Freundel Stuart’tan devralarak ada ülkesinin ilk kadın başbakanı olarak makama çıktı. Barbados’ta 25 Mayıs 2018 tarihinden bu yana başbakanlık makamında bulunmaktadır.
1970
İsrail yolcu uçağını kaçırmaya teşebbüsten İngiltere’de tutuklu bulunan Filistinli gerilla Leyla Halid serbest bırakıldı.
1976
TÖB-DER Genel Merkezi, DGM’lere karşı Ankara/Tandoğan’da kitle örgütleriyle birlikte yapılan son mitingde “siyasi nitelik bulunduğu” gerekçesiyle Ankara Valiliği’nce kapatıldı. Türkiye genelindeki İl şubelerinin mühürlenmesine başlandı.
1976
CHP’li Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay “temizlik işçilerinin direnişiyle ilgili hiçbir önlem almadığı” gerekçesiyle Milliyetçi Cephe hükümetinin İçişleri Bakanı MSP’li Oğuzhan Asiltürk tarafından görevden el çektirildi. Dalokay, Danıştay’a başvurdu.
1978
Tuvalu, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan etti.
1979
Niğde Cezaevi’nde 300 tutuklu açlık grevine başladı.
1980
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı açıklama yaptı: “Direniş eylemlerine giren öğrencilerin okullarıyla ilişikleri kesilecek ve sıkıyönetim bölgesi dışına çıkarılacaktır. Suçlu görülen öğretici ve yöneticiler ise İstanbul dışına atanacak veya işlerine son verilecektir.”
1982
Kenan Evren, 12 Eylül Darbe Anayasasını tanıtmak” için Burdur’da konuştu: “Anayasa için Hayır diyen menfi düşünceliler ile mücadele edeceğiz….. Birtakım menfi düşünceli kişiler bayram tebriklerinin arkasına “Anayasa’ya hayır deyin” yazıyorlarmış.”
Alman Yeşil politikacı ve ekofeminist aktivist Petra Karin Kelly hayatını kaybetti. (Doğumu: 29 Kasım 1947) Avrupa Komisyonu’nda çalışırken Almanya ve diğer ülkelerde çok sayıda barış ve çevre kampanyasına katıldı. Avrupa Komisyonu’nda iki yıl çalıştıktan sonra, Ekonomik ve Sosyal Komite de kadın haklarını savunduğu bir idari göreve geçti. Hem Almanya’da hem de dünya çapında öne çıkan ilk Yeşil Parti olan Alman Yeşiller Partisi’nin kurucu üyesidir. 1982’de ‘ekolojik kaygıları silahsızlanma, sosyal adalet ve insan haklarıyla birleştiren yeni bir vizyonu oluşturduğu ve uyguladığı’ için Doğru Geçim Ödülü’ne layık görüldü.
Diyarbakır Cezaevi’nde 10 mahkumun dövülerek öldürülmesine dair tutuklu yakınları, partiler ve örgütler suç duyurusunda bulundu.
1999
Kendisine işkence yapan polisleri teşhis edeceği duruşma öncesinde gözaltına alınıp işkencede hayatını kaybeden Süleyman Yeter’in sağken şikayetçi olduğu 8 polisin yargılandığı davanın duruşması yapıldı.
2002
-ABD’de Milli Güvenlik Giriş-Çıkış Kayıt Sistemi yürürlüğe girdi.
2004
İspanya‘da eşcinsel evlilik hakkındaki yasa tasarısı İspanya Kab tarafından kabul edildi. Tasarı, 2005 yılında yasallaştı. 3 Temmuz 2005’te eşcinsel evlilik İspanya’da resmîleşti. Kanunun uygulandığı ilk yıl boyunca yaklaşık 4500 eşcinsel çift evlendi.
2024
Marmara Kapalı Cezaevi, bir mahkuma gönderilen “Mekap” marka spor ayakkabıya izin vermedi. Ayakkabıya cezaevi idaresi tarafından el konuldu. Ayakkabının “Ceza ve İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik” maddelerine uymadığı kaydedildi. Silivri İnfaz Hakimliği’ne yapılan itiraz üzerine hakimlik başvuruyu reddetti ve ayakkabının verilmemesine hükmetti. Kararda, “söz konusu markanın PKK ile özdeşleştiği bilinmektedir” denildi.
2024
İYİ Parti, yabancılara döviz ve gayrimenkul karşılığı vatandaşlık verilebilmesinin önünü açan Cumhurbaşkanlığı kararının iptali için Danıştay’a dava açtı. Yapılan basın açıklamasında, “Cumhurbaşkanı tarafından istisnai yollarla dağıtılmış vatandaşlıkların tamamının anayasaya aykırı olduğu” belirtilerek, “..kanunlara aykırı olarak Suriyeli sığınmacılara dağıtılmış 238 bin vatandaşlığın tamamının iptali için de hukuki süreç başlatmış bulunuyoruz” denildi.
2024
Tunus’ta 6 Ekim’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde yarışacak üç adaydan biri olan Ayachi Zammel, belgede tahrifat gerekçesiyle 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Zammel dahaönce tutuklanmıştı.
2024
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu avukat, gazeteci, haber ve televizyon sunucusu Güneri Cıvaoğlu yaşamını yitirdi.
2024
“Adil yargılanma hakkı” temasıyla 22- 28 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 14. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülünün oyuncu Füsun Demirel’e, Sinemaya Katkı Ödülünün görüntü yönetmeni Çetin Tunca’ya, Akademik Onur Ödülünün de Prof. Dr. Sami Selçuk’a verileceği açıklandı.
2024
İstanbul Barosu Başkanı Filiz Saraç’ın Çağlayan Adliyesi’ne girişi sırasında çantası özel güvenlikler tarafından aranmak istedi. Bunun üzerine adliyede arbede yaşandı.
2024
Antalya’da 1 kişinin öldüğü teleferik kazasının Antalya 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen üçüncü duruşmasında, tutuklu 5 sanığın tutukluluğunun devamına karar verildi. Tutuksuz yargılanan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün, kamu görevleri nedeniyle davalara katılma zorunluluğunun kaldırılması talebi kabul edildi. Kocagöz soruşturma aşamasında tutuklanmış, ilk duruşmada adli kontrol ile tahiye edilmişti..
2024
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Bartın’da çöp döküm sahasına giden yola atık bıraktığı belirlenen İl Özel İdaresi ve 4 belediyeye toplam 6 milyon 495 bin 270 TL idari ceza uyguladı.
2024
Yargıtay’ın “propaganda suçunun unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle bozma kararı vermesi sonucunda İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen davada Eski (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ hakkında beraat kararı verildi.
Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri
Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri (Basic Principles on the Independence of the Judiciary), 26 Ağustos – 6 Eylül 1985 tarihleri arasında Milano’da yapılan BM Suçun Önlenmesi ve Suçluların Tedavisi Yedinci Kongresinde kabul edilmiş, 29 Kasım 1985 tarih ve 40/32 sayılı ve 13 Aralık 1985 tarih ve 40/146 sayılı kararlarla BM Genel Kurulu tarafından onaylanmıştır.
Birleşmiş Milletler Antlaşması kapsamında dünya halklarının, diğer hususların yanı sıra, hiçbir ayrımcılık olmaksızın insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı teşvik etme ve destekleme konusunda uluslararası işbirliği sağlamak üzere adaletin idame ettirilebileceği koşulları oluşturma yönünde kararlılıklarını beyan etmiş olduğu,
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin özellikle hukuk önünde eşitlik, masumiyet karinesi ve kanunla kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil ve halka açık olarak yargılanma hakkı ilkelerini ortaya koyduğu,
Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin bu hakların kullanımını garanti ettiği ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin ayrıca haksız gecikme olmaksızın yargılanma hakkını da garanti ettiği,
Bu ilkelerin ardında yatan vizyon ile fiilî durum arasında genel anlamda hâlâ bir boşluk olduğu,
Her ülkede adaletin organizasyonunun ve idaresinin bu ilkelerden esinlenmesi ve bunları tamamıyla gerçekliğe dönüştürmek yönünde çaba sarf edilmesi gerektiği,
Yargı görevinin icrasına ilişkin kuralların, hâkimlerin bu ilkelere uygun hareket etmesini sağlamayı amaçlaması gerektiği,
Hâkimlerin; vatandaşların yaşamı, özgürlükleri, hakları, görevleri ve mülkiyeti üzerinde nihai karar vermekle sorumlu olduğu,
Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Tedavisi Altıncı Kongresinin 16 sayılı kararı ile Suçun Önlenmesi ve Kontrolü Komitesini, hâkimlerin bağımsızlığına ve hâkim ve savcıların seçimi, mesleki eğitimi ve statüsüne ilişkin rehber ilkelerin oluşturulmasını öncelikleri arasına koymaya davet ettiği, Bu nedenle öncelikle adalet sistemi bakımından hâkimlerin rolüne ve göreve seçilmelerinin, eğitimlerinin ve davranışlarının önemine dikkat edilmesinin uygun olduğu dikkate alınarak,
Yargının bağımsızlığını temin ve teşvik etme görevlerinde Üye Devletleri desteklemek üzere oluşturulmuş olan aşağıdaki temel ilkeler, ulusal mevzuatları ve uygulamaları kapsamında Hükümetlerce dikkate alınmalı ve riayet edilmeli ve hâkimlerin, avukatların, yürütme ve yasama mensuplarının ve halkın genelinin dikkatine sunulmalıdır. Bu ilkeler, esasen meslekten olan hâkimler düşünülerek oluşturulmuştur; ancak ilgili durumlarda meslekten olmayan hâkimler için de eşit düzeyde geçerlidir.
Yargı Bağımsızlığı
1. Yargı bağımsızlığı devlet tarafından güvence altına alınır ve anayasada veya iç hukukta yargı bağımsızlığına yer verilir. Yargı bağımsızlığına saygı göstermek ve gözetmek bütün hükümet kurumlarının ve diğer kurumların görevidir.
2. Yargı organı, önündeki sorunlar hakkında herhangi bir tarafın herhangi bir nedenle doğrudan veya dolaylı kısıtlama, etki, teşvik, baskı, tehdit ve müdahalesine maruz kalmaksızın, maddi olaylara ve hukuka dayanarak tarafsız bir biçimde karar verir.
3. Yargı organı yargısal niteliğe sahip her konuda yargılama yetkisine ve karar vermesi istenen bir sorunun kendisinin hukuken tanımlanan yetkisine girip girmediği hakkında münhasıran karar verme yetkisine sahiptir.
4. Yargılama sürecine usulsüz ve yetkisiz müdahale yapılamaz ve yargısal kararlar değişikliğe tabi tutulamaz. Yargısal organların verdikleri cezaların hukuka uygun olarak yargısal denetime tabi tutulması veya yargı organlarının verdikleri cezaların yetkili makamlar tarafından azaltılması veya başka bir ceza ile değiştirilmesi bu prensibi ihlal etmez.
5. Herkes, önceden konmuş hukuki usullere göre yargılama yapan olağan mahkemelerde veya yargı yerlerinde yargılanma hakkına sahiptir. Olağan mahkemelere veya yargı yerlerine ait olan yetkilerin ellerinden alınması amacıyla, yerleşmiş yasal usulleri gereği gibi uygulamayan yargı yerleri kurulamaz.
6. Yargı bağımsızlığı prensibi, yargılama organının davaları adil bir biçimde görmesini ve tarafların haklarına saygı gösterilmesini gerektirir ve yargılama organına bu imkanı verir.
7. Yargı organlarının görevlerini gereği gibi yapmalarını mümkün kılmak için yeterli kaynakları ayırmak, her üye devletin görevidir.
Hakimlerin İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü
8. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne uygun olarak, diğer vatandaşlara olduğu gibi yargı organı mensuplarına da ifade, inanç, örgütlenme ve toplanma hakkı tanınır; ancak hâkimler bu haklarını kullanırlarken, her zaman görevlerinin itibarını ve yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını koruyacak tarzda hareket ederler.
9. Hâkimler, kendi menfaatlerini savunmak, mesleki eğitimlerini geliştirmek ve yargı bağımsızlığını korumak için hâkimlerden oluşan örgütler kurabilir, bu örgütlere ve diğer kuruluşlara üye olabilirler.
Hâkimlerin Nitelikleri, Göreve Seçilmeleri ve Eğitimleri
10. Hâkimler, gerekli hukuk eğitimini ve niteliklerini almış, dürüst ve ehliyetli kişiler arasından seçilir. Yargısal göreve seçim yöntemleri düzenlenirken, uygunsuz saiklerle atama yapılmasına karşı koruyucu tedbirler getirilir. Hâkimlerin seçiminde ırk, renk, cinsiyet, din, siyasal veya başka bir fikir, ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum ve statü gibi nedenlerle bir kimseye karşı ayrımcılık yapılamaz. Yargısal görev için adayların o ülkenin vatandaşı olma şartı aranması, ayrımcılık yapılması şeklinde anlaşılamaz.
Hizmet Şartları ve Hâkimlik Teminatı
11. Hâkimlerin görev süresi, bağımsızlığı, güvenliği, ücretleri, hizmet şartları, emekli aylıkları ve emeklilik yaşı yasada yeterli şekilde güvence altına alınır.
12. Hâkimler ister atanmış ister seçilmiş olsunlar, zorunlu emeklilik yaşına kadar veya süreli bir görevleri varsa sürelerinin dolmasına kadar görev yapmaları güvence altına alınır.
13. Meslekte yükselmenin bulunduğu sistemlerde hâkimlerin yükselmeleri, başta yeterlilik, dürüstlük ve deneyim olmak üzere nesnel faktörlere dayanır.
14. Hâkimlerin üyesi bulundukları mahkeme içinde davaların dağıtımı, yargı idaresinin bir iç işidir.
Mesleki Gizlilik ve Dokunulmazlık
15. Hâkimler, aleni yargılama süreçleri hariç olmak üzere görevleri sırasında edindikleri gizli bilgiler konusunda ve yaptıkları müzakere ve değerlendirmeler konusunda mesleki gizlilik kuralıyla bağlıdırlar ve bu tür konular hakkında tanıklık yapmaya zorlanamazlar.
16. Disiplin prosedürleri, temyiz hakları ve devletten tazminat isteme hakları saklı kalmak kaydıyla, ulusal hukuka uygun olarak, hâkimler yargısal yetkilerini kullanmalarında uygunsuz davranış veya ihmal gerekçesiyle maddi tazminat istenen hukuk davalarına karşı kişisel dokunulmazlığa sahiptir.
Disiplin, Uzaklaştırma ve Görevden Alma
17. Mesleki sıfatları nedeniyle bir hâkim hakkında yapılan bir suç isnadı veya bir şikâyet, uygun bir usule göre hızla ve adil bir biçimde takip edilir. Hâkimler adil olarak yargılanma hakkına sahiptir. Hâkim tarafından aksi talep edilmedikçe, incelemenin ilk aşaması gizli tutulur.
18. Hâkimler sadece görevlerini yapamayacak duruma gelmeleri veya görevleriyle bağdaşmayacak davranışlarda bulunmaları sebebiyle görevlerinden alınabilir veya görevlerine son verilebilir.
19. Bütün disiplin, uzaklaştırma ve göreve son verme işlemleri, yargısal faaliyetin yerleşik standartlarına göre karara bağlanır.
20. Disiplin, uzaklaştırma ve göreve son verme kararları bağımsız bir denetime tabidir. Bu ilke en yüksek mahkemenin veya yasama organının itham ve benzeri yargılama süreçlerinde aldığı kararlar için geçerli değildir.
Ödetmeci Ceza Adaletinin İki Yüzü, Öğretim Görevlisi Dr. Halil CESUR tarafından kaleme alınmıştır. Eser, Pinhan Yayıncılık tarafından 2024 yılı kasım ayında okuyucu ile buluşmuştur.
Yazar Halil Cesur Hakkında
Lisans eğitimini 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Yüksek lisans derecesini University of Nottingham’dan aldıktan sonra doktora çalışmalarını University of Warwick’te sürdürdü. Aynı üniversitede asistan araştırmacı olarak görev yaptı. Ardından, SOAS University of London’da öğretim görevlisi olarak çalıştı. Akademik faaliyetlerinde interdisipliner bir yaklaşım benimseyen yazar ceza hukuku felsefesi alanında uzmanlaştı. Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku alanında öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.
Kitabın Tanıtım Bülteni
Ödetmecilik faillerin işledikleri suçlar karşılığında cezalandırılmasını adaletin gereği sayan bir yaklaşım ortaya koymasıyla bilinir. Acıya karşı acı prensibi geçerlidir bu kuramda. Ne faillerin ıslahı başat önemdedir ne de suçun önlenmesi. Mağdurların uğradığı zararların telafisi ya da onların faillerle uzlaşması da hep tali meselelerdir. Haliyle, böyle bir anlatıda, ödetmeciliğin onarımla bir araya gelmesi de olanaklı bulunmaz çoğu zaman.
Ödetmeci Ceza Adaletinin İki Yüzü, tavizsiz bir adalet talebine yaslanan ödetmeciliğin onarımla birlikte ele alınabileceğini söyleyerek sağduyuyla bağdaşmaz görünen bir önermeyle çıkıyor yola. Ancak, “ödetmeci ceza onarıcıdır” savını ileri sürerken ödetmeciliğe arka çıkmayı değil, onu kritik etmeyi amaçlıyor. Hukukun ödetmeciliğinin karşısına, bir başkasını, acıya karşı acı prensibini benimsemeyen, yasayı ve adaleti değil, ilişkileri onaran bir ödetmeciliği koyuyor. İki ödetmecilik türünü birbirine karşıt konumlandırdıktan sonra da ceza yaptırımının mağdurla, faille ve devletle ilişkisine odaklanan özgün bir soruyla okuru çağdaş tartışmalara dahil ediyor: Ceza yaptırımı mağduru, faili ve devleti nasıl onarır?
Ceza adaletinin yaygın kabullerine meydan okuyarak bu sorunun peşine düşen bu kitap, hem ceza felsefesine ilgi duyanları hem de alanın baş aktörlerini muhatap alarak eleştirel hukuk okulunun entelektüel köklerinden beslenen güçlü bir düşünsel zemin sunuyor.
Yazarın Eser Hakkındaki Takdimi
Bir suçluyu neden cezalandırırız? En temel ve ilkel sezgilerimiz çarçabuk intikama işaret etse de hukukun rasyonel yüzü haksızlığa cebri bir tepki vermenin adaletle ilişkili olduğunu söyleyerek avutur bizi. Çünkü hukuk işledikleri suçlar karşısında faillerin devlet yaptırımına tabi tutulmalarını adaletin gereği sayar. Onların topluma borçlandıklarını ve bu borcun ceza yaptırımı ile ödetilmesi gerektiğini dışa vurarak uyuşmazlığa müdahil olur: ödetmecilik.
Ödetmecilikte haksız çekilmiş bir acının diğer bir acı tarafından takip edilmesi şarttır. Fenalığa karşı fenalık ile mukabele etmek, adaleti geriye doğru işletmek gerekir. Zira geçmişte yaşanan haksızlık ancak hak edilmiş fenalık içeren bir ceza yaptırımıyla düzeltilir. Kısaca, hak eden hak ettiğini bulur; adalet yeniden kaim olur.
Ne var ki, faillerin hukukun şiddetine maruz kalmasıyla hikayenin sona ermediğini ödetme fikrine yakın herkes bilir. Ve bu kişiler sıklıkla faillerin pişmanlık duyarak hatalarını telafi etmeye çalışmasının daha üstün bir ahlaki ilkeye hizmet ettiğini kabul eder. Burada adaletle cezalandırmayı birbirine sıkı sıkıya bağlayan yasacı tavrın aksine haksızlığın faillerin iç dünyasında yarattığı etkiye yoğunlaşılır. Hukukun yarattığı acının değil, faillerin bozulan ahlaki bütünlüklerinin onlarda uyandırdığı acının makbul olduğunu düşünülür. Hatta gerçek ödetmeci tepkinin dışarıdan, hukuk aparatından değil; içerinden yani faillerin iç dünyalarında ahlaki gerilim oluşturacak psişik bir uyanıştan gelmesi gerektiğinden bahsedilir. Sözün özü, günün sonunda, “kendim ettim, kendim buldum” diyen Neşet Ertaş’ın ya da “ben belki de ondan çok kendime kıydım” diyen Raskolnikov’un içsel (etik) acısı hukukun acısına yeğ tutulur. Ama hukukun, yasanın dünyasından da hemen terk-i diyar edilmez.
Bir taraftan, normun ihlaline bağlanan hukuki sonucun yani cezalandırmanın adaleti tesis ettiğine inanılırken; diğer taraftan, pişmanlığı suçuna denk olanları cezalandırmanın beyhude olduğuna dair bir kuşkuya düşülür. Devlet yaptırımının failleri aşağılayan değil, onlara hürmet eden bir tepki olduğu, zira cezalandırmanın faillerin iradi seçimlerinin bir sonucu olduğu düşüncesine sadakat gösterilir. Fakat, aynı zamanda, bir insana bile isteye acı çektirmenin barbarlık olduğuna yönelik kısık sesli ahlaki düstur da elden bırakılmak istenmez. Çağdaş insan bu ikircikli ruh haliyle kendisini hep çıkmazda bulur.
Örneğin, bahsi geçen ahlaken mütekamil varlık, hem cezaevlerinin kelimenin gerçek anlamıyla “ceza evleri” olması gerektiğini düşünür hem de mahkumların tabi oldukları infaz rejimlerinin yeterince ıslah edici olmadığından yakınır. Ama birilerine kasten acı çektirmenin adil olduğuna yönelik inancı ile onların çektikleri acıyla olgunlaşmalarına dair isteğinin çelişip çelişmediğini sorgulamaz. Sorgulasa da bu isteğinin ne kadar gerçekçi olduğunu hesaba katmaz. Hem devleti adaleti taşıyabilecek yegane siyasi unsur olarak görür hem de devletin dikey egemenliğinin yani şiddetinin yerine ilişkiselliği ve uzlaşmacı ruhu öne çeker. Yasacı adaleti soğuk, mesafeli ve sıklıkla nobran bulur ama ondan kolay kolay vazgeçip benim sevgi etiği olarak adlandırdığım alana da adımını atmaya yanaşmaz.
Üstelik, çağdaş insan kendini cezaevlerinde bulan birçok kişinin eylemlerinin onların rasyonel seçimlerinin değil, yapısal adaletsizliklerin bir ürünü olduğuna yönelik bir düşünceye de sahipse iş iyice içinde çıkılmaz bir hal alır. Zira kendini tekzip eder gibi sürekli suç üreten bir toplumda sadece bireyi sorumlu tutan ceza adaletinin mümkün olmadığı sonucuna varır gönülsüzce. Oysa, hukukun suça yanıtını hepten ıskartaya çıkarmadan etik hassasiyetin mümkün olması gerekir. Eş deyişle, ceza yaptırımının hem yasayı ayakta tutacak hem de özneler arası ilişkileri onaracak bir niteliğe, fonksiyona sahip olması gerekir.
Ödetmeci Ceza Adaletinin İki Yüzü’nde ceza yaptırımının bahsi geçen çifte fonksiyona sahip olup olmadığına ilişkin soruşturmayı yürütmek için okuru Hegel’den başlayarak bir dizi kuramcının içkin eleştirisine davet ediyorum. Yasacı adalet ile sevgi etiği arasındaki gerilimli alanda sevgi etiğine daha yakın olacak şekilde kalmanın tercihe şayan olduğunu dile getiriyorum. Tüm kitap boyunca Hegel ve onun çağdaş varisleriyle uğraşıyorum. Bana eşlik edip uğraşmak, yorulmak istemeyenler ve fakat kitabın özünü yakalamak isteyenler için ise Cibran’ın şu veciz satırlarını buraya bırakıyorum:
Ve siz sözde hakkaniyetli yargıçlar,
Hangi cezayı verirsiniz bedeniyle öldürmüş ancak ruhu öldürülmüş biri için?
Nasıl yargılarsınız fiilen düzenbaz, gaddar olup da içten içe kırgın ve öfkeli olanı?
Nasıl cezalandırırsınız pişmanlığı suçunu çoktan aşmış olanı?
Şu sizin yerine getirmeye bayıldığınız adaletin ta kendisi değil midir oysa pişmanlık?
Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, Étienne de La Boétie‘nin tahminen 1550’de yazdığı ve 1579’da gizlice basılan eseridir. Kitap, çoğunluğun tek bir kişiye boyun eğmesinin nasıl mümkün olduğunu ve insanların gönüllü kulluktan nasıl kurtulabileceğini anlatırken devlet ve iktidar ilişkilerine de yeni yaklaşımlar getirmektedir.
“Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev” (Discours de la servitude volontaire), siyasi felsefesi alanında bir başyapıttır. Eser, bireylerin kendi özgürlüklerini gönüllü olarak neden terk ettikleri ve baskıcı yönetimlere boyun eğdikleri sorusunu irdelemektedir.
Kitap, bireysel özgürlük ve direnişin önemine dair güçlü bir mesaj vermiş ve tarihin farklı dönemlerinde diktatörlükler ve otoriteryanizme karşı direniş hareketleri için ilham kaynağı olmuştur. La Boétie, bu metinde bireyin bilinçlenmesini ve toplumsal bir uyanışı savunmaktadır.
İktidarın tahakkümüne biat eden insanlar üzerinden devletin, dolayısıyla da itaat ve iktidar ilişkilerinin sorgulandığı bu kitap, La Boétie henüz 22 yaşında bir üniversite öğrencisiyken yazılmıştır. Gönüllü Kulluk, tiranlara karşı özgürlüğü yücelten bir deneme biçiminde yazılmış; güzel bir ideale sahip, ancak tarihsel koşulların bunun gerçekleşmesine olanak vermeyeceğini sezen genç bir aydının çaresiz tutumunu yansıtmaktadır.
On altıncı yüzyılda yazılan, devlet egemenliği ve iktidarın meşruluğunu irdeleyen bu eser, on dokuzuncu yüzyıl toplumsal hareketlerine yön vermekle kalmayıp Tolstoy gibi dönemin anarşist düşünürlerini de etkilemiştir.
La Boétie’nin kısa hayatına sığan bu kısa metinde, iktidar ilişkilerinin nasıl sürdürüldüğünü ve bu tahakküm karşısında direniş ve sivil itaatsizlik teorilerinin nasıl hayata geçirilebileceği açıklanmaktadır.
La Boétie, insanların baskıcı yönetimlere karşı çıkmamasını, bir çeşit psikolojik ve sosyal alışkanlık olarak görmektedir. Ona göre, bireyler, baskıcı rejimlere karşı gelmek yerine, onları kabullenmeyi tercih ederler, çünkü zamanla baskı altında yaşamaya alışırlar ve bu durumu normalleştirirler. Yazar bu olguya “gönüllü kulluk” adını verir.
Kitap, zamanının çok ötesinde bir eserdir. Özellikle totaliter rejimlere karşı direnişin felsefi temellerini anlamak için önemli bir kaynaktır. “Gönüllü Kulluk” kavramı, günümüzde de modern siyasi analizlerde sıklıkla tartışılmaktadır .
La Boétie, Fransa’nın Périgord bölgesinin küçük bir kenti olan Sarlat’da, 1 Kasım 1530’da dünyaya geldi. Erken yaşta yetim kalan La Boétie, amcasının yanında yaşadı. 1553’te Orléans Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Genç yaşında, Kral II. Henri’nin onayıyla Bordeaux Parlamentosu’nda danışman olarak göreve başladı ve ölümüne kadar bu göreve devam etti. Danışmanlığın yanı sıra diplomatik arabuluculuk yaptı,
Ksenofon ve Plutarkhos’un eserlerini Fransızcaya çevirdi. Dönemin siyasi hareketlerine dair Ocak Fermanı Hakkında İnceleme adlı kitabını ölümünden bir yıl önce 1562’de yazmıştır. Modern siyaset biliminin temellerini atan Fransız yazar, düşünür, yargıç ve siyasetçi. Montaigne’in en yakın dostu olarak bilinmektedir. La Boétie, daha 33 yaşma basmadan, 18 Ağustos 1563’te Germignan kasabasında ölmüştür. Bir Rönesans insanı olan La Boétie’nin kısa yaşamı boyunca Ksenophon, Plutarkos ve Aristoteles’ten yaptığı çeviriler ile yazdığı şiirler, ölümünden sonra 1570’te Montaigne tarafından yayımlanmıştır. En önemli eseri olan Söylev, bazı Protestan düşünürler için esin kaynağı oluşturmuştur.
KİTAPTAN SEÇKİLER
“İlk köleleri köle yapan kaba güçse , onları kölelikte tutan korkaklıkları olmuştur.”
“Halk bir kere kulluklaşmaya görsün , özgürlüğü öylesine unutuyor ki , artık onun uyanıp yeniden özgürlüğünü ele geçirmesi olanaksız oluyor.”
“Özgürlük öylesine büyük ve öylesine hoş bir iyiliktir ki , bir kez kayboldu mu tüm kötülükler arka arkaya sıralanır.”
“İnsanın ne kadar efendisi olursa insan o kadar kez daha fazla mutsuz olur.”
“… bu kadar insanın, bu kadar köy, kent ve bu kadar ulusun nasıl olup da, erkini, yalnızca onların kendisine verdikleri güçten alan tek bir tirana katlanabilmeleridir. Eğer tirana katlanma arzuları olmasaydı, tiranın onlara zarar veren erki olmayacaktı; eğer ona karşı koymak yerine, onun verdiği acıyı sevmemiş olsalardı, tiranın onlara en ufak bir kötülük yapma olanağı olmayacaktı.”
“Atina sitesinin otuz tirana4 kul olduğu gibi, eğer bir ulus savaş gücüyle tek bir kişiye kulluk etmeye zorlanmışsa, uşaklık etmesine şaşırmamalı, fakat bu durumu yaratan kazaya yakınılmalıdır; ya da, daha doğrusu ne şaşırmalı ne de yakımlmalı, fakat kötülüğe sabırla dayanılmak ve gelecekteki daha iyi bir yazgıya hazırlanılmalıdır.”
“… her şeyin tek bir kişiye ait olduğu bu hükümet biçiminde en ufak bir kamusallığın bulunduğuna inanmak zordur.”
“Eğer tirana katlanma arzuları olmasaydı, tiranın onlara zarar veren erki olmayacaktı; eğer ona karşı koymak yerine, onun verdiği acıyı sevmemiş olsalardı, tiranın onlara en ufak bir kötülük yapma olanağı olmayacaktı. “
“…her erdemsizliğin daha ileriye gidemeyeceği doğal bir sınır vardır.”
” …her ülkede, her gün bütün insanların katkılarıyla gerçekleşen tek bir insanın yüz bin kenti yozlaştırıp onları özgürlüklerinden yoksunlaştırması olgusunu görmeyip de, yalnızca işiten kişi, buna nasıl inanabilir ki?”
” Demek ki, halklardır kendilerini teslim edenler, daha doğrusu kendilerini ezdirenler; çünkü kulluk etmeye son verdikleri an üstlerindeki bu yükten de kurtulmuş olacaklardır. Kendi kendini kulluklaştıran, kendi boğazını kesen halk, özgürlük ve kulluk seçeneği karşısında bağımsızlığını terk edip boyunduruğu kabul etmiş ve bu kötü duruma razı olmak şöyle dursun, onu arzulamıştır. Eğer özgürlüğüne yeniden kavuşmak insana pahalıya mal olacaksa, onu bu işe kalkışması için sıkıştırmam; insan için yeniden doğal hukuka geçmek ya da başka bir deyişle hayvandan yeniden insana dönüşmek kadar değerli bir şey olamaz.”
“…tiranlar yağmaladıkça daha çok şey üzerinde hak iddia edip daha çok isterler; yakıp yıktıkça da, onlara daha çok şey verilir ve daha çok hizmet edilir; böylece tiranlar her şeyi yok edip yıkmak için güçlenirler ve gittikçe daha güçlü ve daha zinde olurlar. Eğer onlara hiçbir şey verilmezse, onlara hiçbir şekilde boyun eğilmezse, savaşıp vuruşmaya gerek olmadan tiranlar çıplak ve zayıf kalır; artık onlar hiçbir şey değildir; ya da tıpkı su ve besi bulamayıp kuru ve ölü bir dal durumuna dönüşen bir kök gibidir.”
“Özgürlük öylesine büyük ve öylesine hoş bir iyiliktir ki, bir kez kayboldu mu tüm kötülükler arka arkaya sıralanır; bu durumdan sonra hâlâ yok olmamış iyilikler ise kullukla yozlaştıklarından dolayı lezzetlerini tümüyle kaybederler.”
“Zavallı sefil insanlar, akılsız halklar, kötü durumlarında kalmak için direnen ve iyiliklerini göremeyen uluslar! Sizler gözünüzün önünde, en güzel ve en parlak kazançlarınızın götürülüşüne, tarlalarınızın yağmalanmasına, evlerinizin ve eşyalarınızın çalınmasına seyirci kalıyorsunuz. Öyle bir yaşam sürüyorsunuz ki, hiçbir şeyin size ait olduğunu söyleyebilecek durumda değilsiniz.”
“Doğa, bizi kapalı bir kampa koyarcasına bu dünyaya koymasına karşın, en güçlüleri ve en akıllıları, bir ormandaki silahlı haydutlar gibi en zayıfları ezsinler diye bu yeryüzüne yollamamıştır.”
” …özgürlüğün doğal olup olmadığını tartışmak boşunadır. Çünkü hiç kimse zarar verilmeden köle durumunda tutulamaz ve dünyada hiçbir şey haksızlık kadar doğaya aykırı değildir.”
“Eğer insanlar fazla sağır olmasaydılar, hayvanların onlara “yaşasın özgürlük” diye haykırdıklarını duyarlardı.”
“Öküzler bile boyunduruk altında sızlanır Kuşlar ise kafes içinde yakınır”
“Üç çeşit tiran vardır…. Seçimle gelmiş olanlar uyruklara sanki onlar uysallaştırılacak boğalarmış gibi davranırlar; fatihler uyruklarına karşı tıpkı avlarının üzerindeki gibi haklara sahip olduklarını düşünürler; mirasçılar ise uyrukları doğal köleleriymişçesine kullanırlar.”
“…tüm insanlar, kendilerinde insani bir şey kaldığı sürece kulluklaşmalarını, iki durumdan biri olduğu zaman yani zorlandıkları ya da aldatıldıkları için kabul ederler… İnsanlar çoğu kez aldatılma ile özgürlüklerini kaybederler; bu durumda başkaları tarafından kandırılmaktan çok kendi kendilerini aldatırlar.”
“Halk bir kere kulluklaşmaya görsün, özgürlüğü öylesine unutuyor ki, artık onun uyanıp yeniden özgürlüğünü ele geçirmesi olanaksız oluyor… İlk başlarda, kuvvetle alt edilmişlikten dolayı ve zorlama nedeniyle hizmet edildiği bir gerçek. Fakat bundan sonra gelen kuşak, özgürlüğü hiç görmeyip tanımadığından dolayı, pişmanlık duymadan hizmet eder ve ondan öncekilerin zorla yaptıklarını seve seve yerine getirir. Boyunduruk altında doğan insanlar, kulluk, kölelik içinde büyütülüp eğitilirler. Bu insanlar daha ileriye bakmadan, doğdukları gibi bir yaşamı sürdürmekle yetinirler ve bulduklarından başka hakları ve malları olabileceğini düşünmemelerinden de öte, doğumlarındaki durumu doğal durumları olarak kabul ederler.”
“Eğer hayvanların kendi aralarında bir sıra ve üstünlük basamaklan olsaydı, (kanımca) özgürlüğü soyluluk olarak kabul ederlerdi.”
“… eğer bugün, ne bağımlılığa alışkın ne de özgürlüğe tutkun yepyeni insanlar doğsa, bu insanlar bağımlılığın ve özgürlüğün ne olduğunu bilmedikleri gibi adlarını da hiç duymamış olsalardı veya uyruk olma ya da özgür yaşama seçeneği ile karşı karşıya kalsalardı, hangisini kabul ederlerdi? Bir insana hizmet etmeyi değil, yalnızca akla boyun eğmeyi sevecekleri üzerinde kuşkuya düşmemek gerek.”
“… özgürce yaşayan Venediklilere bakarsak, içlerinde en kötü olanın bile kral olmak istemediğini görürüz. Aynı şekilde doğup eğitilmiş bu insanların, özgürlüklerini en iyi biçimde kimin daha iyi sürdürebileceğinden başka bir tutkuları yoktur.”
“…her ülkede, her çevrede bağımlılık kötü, özgür olmak ise iyidir… Hiçbir zaman bilmediğimiz bir şeyden dolayı sızlanıp yakınmayız; üzüntü, pişmanlık, ancak hazdan sonra ve her zaman geçmiş sevincin anısının ardından gelir. İnsanın doğal özelliği özgür olmak ve özgür olmayı istemektir; fakat doğası öyle bir biçimde yapılmıştır ki, doğal olarak insanın doğal özelliği, eğitimin kendisine verdiği biçimi alır.”
“…eski tarihi ve geçmiş olayları inceleyip onlar üzerinde konuşmak isteyen her kişi, ülkelerinin kötü ellerde, kötü yönetildiğini görüp iyi niyetle onu kurtarmaya girişen insanların başarıya ulaşamadıkları ve özgürlüğün ortaya çıkmak için kendiliğinden onlara yardım etmediği durumlarla ya çok az karşılaşır ya da böyle durumlara hiç rastlamaz. “
“Bu kişiler, başlarına gelen kötülüklerden dolayı acınacak insanlar değillerdir; çünkü hükümdarlığı kaldırmayı değil de harap etmeyi istiyorlardı ve tiranı kovup tiranlığı sürdürmeyi amaçlıyorlardı.”
“Özgür insanlar arasındaki her kişi, hem kendisi hem de toplumun iyiliği için en iyisini yapmayı arzular; orada, herkes ya yenilginin kötülüğünden ya da yenginin iyiliğinden payına düşeni almayı bekler. Oysa, köleleşmiş insanlar, bu savaşçı cesaretlerinden başka, her şeydeki canlılıklarını da yitirirler. Alçak ve yumuşak olan yürekleri, büyük şeyleri yapabilmekten yoksundur. Bu durumu çok iyi bilen tiranlar, insanların bu alışkanlığa kapıldıklarını görüp, onları daha çok gevşetip yumuşatmak için yardım bile ederler.”
“Tiyatrolar, oyunlar, gösteriler, acayip hayvanlar, ödüller, kumar masaları ve diğer uyuşturucular eski halklar için kulluklaşmanın yemi, özgürlüğü yitirmenin bedeli, tiranlığın araçlarıdır. Eski tiranlar bu çareyi, bu uygulamayı, bu yemleri uyrukları boyunduruk altında uyutmak için kullanırlardı.”
“Tiranlar, çeyrek litre buğday, yarım litre şarap ve gümüş bir para bağışlardı; işte o zaman “Yaşasın kral” diye bağırıldığım duymak açınılacak bir şeydi. Kalın kafalı kişiler, kaybettiklerinin bir bölümünü geri almaktan başka bir şey yapmadıklarını ve bunlara kavuşurken, tiranın daha önce onlardan bunları almasaydı hiç bir şey veremeyeceğini düşünemiyorlardı.”
“Geçmiş devirlerdeki tiranların tiranlıklarım kurmak için ne gibi şeylerden yararlandıkları üzerinde konuşulduğunu işitmek ve bu aşağı halk tabakasının bulunduğu duruma layık olduğunu ve kendisine kurulan ağın içine düştüğünü anlayan tiranların küçük, basit araçları ne derece fazla kullandıklarını görmek, ne denli acınacak bir şeydir. Tiranlar, bu halkı her zaman öylesine kolay bir biçimde kandırdıkları için, onu hiç ciddiye almayıp umursamadıkları zaman daha fazla kul-köle kılmışlardır.”
“…halk, her zaman yalanları kendisi yaratmış, sonra da bunlara inanmıştır.”
“Tiranlar bile, insanların kendilerine kötülük yapan birisine katlanabilmelerini çok şaşırtıcı bulurlardı: Dini koruyucu olarak ön plana koymayı arzular ve hatta, mümkünse, kötü yaşamlarına destek olması için birkaç tanrısallık örneğinden faydalanırlardı.”
“Benim görüşüme göre, muhafızların kargılarının, gece bekçilerinin konumlarının tiranı koruduklarım düşünen kişi tümüyle yamlmaktadır. Tiranlar, kanımca, bunları güvendiklerinden dolayı değil de daha çok usul gereğince ve bir korkuluk gibi kullanırlar.”
“Tiranı koruyanlar süvari bölükleri, yaya insan sürüleri ya da silahlar değildir. İlk bakışta inanmak istenmez, fakat gerçektir: Tirana destek olan ve tüm ülkeyi kulluk altında tutan hep dört ya da beş kişidir. Her zaman için beş ya da altı kişi tiranın gözüne girmiş, gerek kendilerinden gelen istekle, gerek tiranın çağırmasıyla ona yaklaşmış ve böylece gaddarlıklarının, eğlencelerinin yoldaşı, zevklerinin pezevengi ve yağmaladıklarının ortağı olmuşlardır. Bu altı kişi şeflerini toplum için kötü olması gerektiği doğrultusunda etkiler ve bu kötülüğün yalnızca şefin kötülüklerinden değil, fakat kendilerininkinden de kaynaklanmasını sağlar. Bu altı kişinin de çıkar sağladıkları altı yüz kişisi vardır. Altı kişi tirana ne yapıyorlarsa, bu altı yüz kişi de altı kişiye aynı biçimde davranır. Bu altı yüz kişi, buyrukları altında altı bin kişiyi tutar…Bunlardan sonra gelenler çok daha fazla kalabalıktır….ganimetten pay alabilmek ve büyük tiranın altında kendilerini küçük tiranlar yapabilmek için çevresinde toplanıp onu desteklemeye başlarlar.”
” … tiran uyruklarını birbirlerine kırdırarak kulluklaştırır [köleleştirir] ve öyle kişiler tarafından korunur ki, eğer bu kişiler biraz değerli olsalar tiranın bunlardan kendisini koruması gerekecektir… tiran odunu yarmak için yine odundan çıkardığı yongayı kullanmaktadır…”
“Çünkü gerçekten tirana yaklaşmak, özgürlükten biraz daha uzaklaşmak ve (söz gelişi) kulluğa dört elle sarılmaktan başka bir şey olabilir mi? Bu kişiler yükselme özentilerinin ufak bir parçasını terk etsinler, para tutkusundan arındırsınlar biraz kendilerini, sonra içlerine bakıp tanısınlar kendilerini ve işte o zaman ellerinden geldiğinde ayaklarının altına aldıkları ve kürek mahkûmları ya da kölelerden daha beter kıldıkları köylüleri göreceklerdir; böylesine kötü davranılan bu kişilerin kendileriyle karşılaştırıldığında daha talihli ve biraz daha özgür olduklarını göreceklerdir.”
“Köylü ve esnaf, ne kadar kulluklaştırılmış olursa olsun yalnızca kendilerine söyleneni yerine getirmekle yükümlüdür. Fakat tiran, kendine yakın olan diğer kişilerin alçaklaştıklarım ve kendinden lütuf dilendiklerini görür. Bu kişilerin tiranın söylediklerini yapmaları yeterli değildir; onun ne istediğini düşünmeleri ve hatta onu memnun edebilmek için düşüncelerini öngörmeleri gerekir. Tirana yalnız itaat etmekle kalmayacaklar, onu hoşnut da edecekler, işlerini yapmak için uğraşacaklar, didinecekler, onun keyifli olmasından haz duyacaklar ve kendi kişisel beğenileri yerine onunkileri benimseyerek mizaçlarını, doğal yapılarını değişmeye zorlayacaklardır. Tiranın söylediklerine, sesine, işaretlerine, gözlerine dikkat etmeleri gerekecek ve de arzularını bilebilmek ve düşüncelerini seçebilmek için sürekli olarak tetikte bulunacaklardır. Bu mutlu bir biçimde yaşamak mıdır? Buna yaşamak denebilir mi?”
“Bunları iyi doğmuş bir insana değil, fakat yalnızca sağduyuya sahip bir kişiye ya da hiç olmazsa bir insan çehresi olan kişiye söylüyorum. Kendine ait hiçbir şeye sahip olmayarak ve rahatını, özgürlüğünü, bedenini ve yaşamını başkasının ellerine vererek yaşamaktan daha sefil bir durum olabilir mi? Bu kişiler zengin olmak için hizmet [kulluk] etmek isterler. Fakat kendilerine ait olacak hiçbir şey kazanamazlar; çünkü kendilerinin bile kendilerine ait olduğunu söyleyemeyecek durumdadırlar. Tiranın hükmü altında hepsi de kendilerine özgü bir şey elde edebileceklerini sanıp zenginlikleri elde edeceklermiş gibi davranırlar ve herkesin her şeyini almaya yarayan ve kimsenin “bu benimdir” diyebilecek kadar bile hiçbir şey bırakmayan bu gücü, ona kendilerinin verdiğini unuturlar.”
“Bu gözdeler, tiranların çevresinde çok zenginlik kazanmış kişiler bulunduğu gibi, bir süre para ve mal biriktirip daha sonra hem bunları hem de yaşamlarını kaybeden kişilerin de olduğunu pek hatırlayamıyorlar. Zenginlik kazanmış kişilerden ne kadar azının bunu korudukları düşüncesi akıllarının ucundan bile geçmiyor.”
“Hiç kuşkusuz, kötü krallıkların yakınlarında hiç olmazsa bir kez bulunmuş çok sayıdaki insanın içinde, başkalarına karşı tiranın gaddarlığını körüklemeye öncülük yapıp bu gaddarlığa kendilerinin de maruz kalmadığı çok az kimse vardır, hatta hemen hemen hiç kimse yoktur.”
“Hiç kuşkusuz, tiran hiçbir zaman ne sevilir ne de sever. Kutsal bir sözcük, aziz bir şey olan dostluk, yalnızca iyi insanlar arasında bulunur ve karşılıklı saygı ile kurulur; yapılan bir iyilikle değil de daha çok iyi bir yaşamla sürdürülür. Bir kişiyi başka birisinin güvenilir dostu kılan, onun doğruluğunu kavrayıp güvenine sahip olması ve onun iyi doğal yapısını, dürüstlüğünü ve tutarlılığını bilmesidir. Gaddarlığın, namussuzluğun, adaletsizliğin olduğu yerde dostluk olamaz. Kötüler kendi aralarında toplanınca bu bir komplo olur, yoksa bir arkadaş topluluğu değil. Birbirleriyle konuşmazlar, fakat birbirlerinden çekinirler. Dost değil suç ortaklarıdırlar.”
“Öyleyse açıkça görünen bu kadar örneğe ve bu denli büyük tehlikeye karşı hiç kimsenin başkalarının başına geleni fark edip bilge olmak istememesi acınacak bir şey değil midir?”
“Nasıl oluyor da, böylesine büyük bir tehlikesi ve böylesine az bir güvencesi olan bu belâlı yeri elde etmek ve bu çok zararlı efendiye büyük bir ıstırap içinde hizmet etmek isteyen bazı kişiler bulunabiliyor? Gece gündüz tek bir kişiyi hoşnut kılmayı düşünmek ve bununla birlikte yeryüzündeki hiçbir insandan korkulmayacak kadar bu tek kişiden korkmak; darbenin nereden geleceğini kestirmek, tuzaklan seçmek, yoldaşların entrikalarını hissetmek için sürekli olarak gözü tetikte, kulağı kirişte tutmak ve ne açık bir düşman ne de güvenli bir dost bulunduğundan her kişinin yüzüne gülüp herkesten çekinmek, sürekli güleç bir çehre ve donuk bir yürek taşıyarak neşeli olamamak, içine kapalı olmaya da cüret edememek. Tüm bunlar, ey Tanrım, ne biçim bir ıstıraptır, ne büyük bir acıdır?”
“Doğal olarak halk, katlandığı acıdan dolayı tiranı değil, fakat kendini yönetenleri suçlar; halklar, uluslar, köylüsünden çifçisine dek herkes, birbirleriyle yarışırcasına, bu kişilerin adlarını bilir, onların erdemsizliklerini açığa vururlar; bunların hakkında binlerce aşağılayıcı söz, hakaret ve beddua ederler”
Hakimler ve Savcılar Derneği (HAKSAV), Hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının ekonomik, sosyal ve özlük haklarının iyileştirilmesi amacıyla 2023 yılı, Eylül ayında kuruldu. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Yargıç Mustafa Polat. Yönetim Kurulu üyeleri Hasan Karaman, Erdoğan Atar, Kazım Yiğit ve Osman Şilen’den oluşyor. Denetim Kurulunda, Abdülsamet Şahin, Cesim Çağın ve Saffet Songül; Disiplin Kurulunda ise Reşat Bayraktar, Erkan Çetinkaya ve Hilmi Soylu bulunuyor. Ayrıca derneğin, Hukuk Grubu, Yayın Grubu, Uluslararası İlişkiler Grubu, Mevzuat Grubu, Basın ve Halkla İlişkiler Grubu, Katılımcılar Grubu, Dezenformasyonla Mücadele Grubu bulunuyor. Bazı adliyelerde temsilcilikleri de var.
Yargı camiasında kurulu az sayıdaki dernekten biri olan HAKSAV’ın kuruluş amacı, hedefleri ve çalışmaları, yargı sisteminin ve yargı mensuplarının sorunları, yargı bağımsızlığı, yargı etiği, liyakat, iş yükü, yargıya güven, yargı bağımsızlığı-tarafsızlığı; yasa koyucudan, yürütmeden, avukatlardan ve halktan beklentiler ile güncel yargı sorunlarının da konuşulduğu röportajın hukuk dünyasına ve adalet arayışına faydalı olmasını dileriz.
Hukukbook adına editör İbrahim Aycan tarafından sorulan sorulara içtenlikle yanıt veren HAKSAV Başkanı Yargıç Mustafa Polat, 1982 yılında Erzurum’da dünyaya geldi. Ortaokul ve liseyi Erzurum’da bitirdi. 2008 yılında Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 2010 yılında Avukat olarak meslek yaşamına başladı. Avukatlık döneminde kamuoyunda 28 Şubat davası olarak bilinen davada hem mağdur hem mağdur vekili olarak görev aldı. 2016 yılında İdari Yargıç olarak atandı. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması başlıklı çalışması ile 2018 yılında Kastamonu Üniversitesinden yüksek lisans derecesi elde etti. Sırasıyla Kastamonu, Batman İdare Mahkemelerinde görev aldı. Halen Aydın İdare Mahkemesinde görevini sürdürmektedir. İngilizce bilen ve aslen Erzurumlu olan Polat, evli ve iki çocuk babasıdır.
[/box]
Hakimler ve Savcılar Derneği Röportajı
Hukukbook:Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Şunu sorarak başlamak isteriz, HAKSAV neden kuruldu? Derneğin ortaya çıkması için nasıl bir ihtiyaç hissettiniz, mevcut dernekler bu ihtiyacı karşılayamıyor mu? Hukuk kamuoyu ve yurttaşlar sizi tanımak istiyor, vizyonunuzu, misyonunuzu ve hedeflerinizi tanımlar mısınız?
HAKSAV Başkanı Mustafa POLAT: Öncelikle buradaki görüşler dernek üyelerimizi bağlamamaktadır. Buradaki görüşler dernek başkanı olarak yaptığım gözlemlere dayalıdır ve sadece beni bağlamaktadır.
Derneğin amacı dernek tüzüğümüzün ön sözünde de belirtildiği gibi; hâkim ve savcıların ekonomik, sosyal ve özlük haklarının iyileştirilmesinden ibarettir. Siyasi veya ideolojik hiçbir amacımız yoktur. Bu tarz görüşlere sahip olan ve bu görüşlerini dernek işlerine alet eden veya derneği bu amaçla kullanan dernek yöneticileri dernekten uzaklaştırılmaktadır. Dernek ayrıca meslektaşlarımıza hukuki koruma sağlamaktadır. Üyelik alımlarında sadece aktif görevde bulunan hâkim ve savcılar üyeliğe kabul edilmektedir. Derneğin tüm faaliyetleri ve aldığı kararlar kamuoyuna açık olup İnternet sitemiz olan www.haksav.org.tr adresinde yayımlanmaktadır.
Tüzüğümüzün 18.6 maddesine göre ”Her üye, dernek organlarına elektronik iletişim araçlarıyla başvurarak dernek yönetimi ve dernekçe yürütülecek çalışmalar hakkında görüş ve önerilerini bildirme hakkına sahiptir.” düzenlemesi yer almakta olup, 36.2.5 maddesinde ”Tüm dernek üyelerini ilgilendiren konularda alınacak kararlar için uygun iletişim araçlarıyla üyelerin görüşünü almak.” yönetim kurulunun görevleri arasında sayılmıştır.
Görüldüğü üzere tüzüğümüzün de bir gereği olarak ziyaretler, basın açıklamaları dâhil Dernek adına yapılacak her türlü iş ve işlemler, tüm üyelerimizin katıldığı anketler sonucunda yapılabilmektedir. Derneği üyeler yönetmektedir. Yani Dernek yönetimi sıradan işler haricinde tüm kararlarını dernek üyelerine danışarak almaktadır.
Derneğimiz genel kurul dâhil tüm toplantılarını İnternet üzerinden yapmaktadır. Bu sayede Dernek hızlı karar alarak etkin bir şekilde faaliyetlerini sürdürmektedir.
Hukukbook: Kaçüyeniz var, insan kaynağını ve üyelerinizi nasıl buluyorsunuz? Örgütlenme biçiminiz nasıl? Üyelik talebi yüksek mi?
Polat: Üyelerimiz hâkim ve savcılardan oluşmakta olup, üyelik başvuruları İnternet üzerinden yapılıyor. Şuan yeni bir dernek olmamıza rağmen üye sayımız oldukça fazla. Bunlar arasında üst düzey unvanlı görevlerde bulunan meslektaşlarımız da var. Yakın zamanda genel kurulumuzu internet üzerinden bir saat gibi kısa bir sürede tamamladık ve 3 yıl daha devam etme kararı aldık. Üye sayımız oldukça hızlı ilerliyor. Üye sayımız ATGV zammına dava açtığımızda arttı, müfettiş hal kâğıdına dava açtığımızda arttı. Kısaca hâkim ve savcı haklarıyla ilgili yaptığımız her faaliyette bu sayı arttı.
Tabi üye sayısının artmasında üyelerimizin Dernek yönetimine doğrudan katılabilmesinin payı da var. Biz her şeyi anketle üyelerimize soruyoruz. Üyelerimize hukuki koruma sağlıyoruz. Meslektaşlarımızı sosyal, işitsel ve görsel medyada lince karşı koruyoruz. Disiplin cezası alanlara ya da soruşturması bulunanlara yardımcı oluyoruz.
Ayrıca sosyal medya olsun, whatsapp grupları olsun 15-20.000 hâkim ve savcıya ulaşma imkânımız bulunmakta. Tabi bunun çok faydası oluyor. Örneğin aşağıda ayrıntısına değineceğimiz Yargıda Liyakatin Arttırılması Projesi meslektaşlarımızın çoğunluğunun görüşü doğrultusunda hazırlandı.
Hukukbook: Yönetim Kurulu ve diğer kurullarınıza baktığımızda hiç kadın yönetici yok. Bu bir tesadüf mü? Kadın üye oranınız yönetime yansımadı mı?
Polat: Biz kadın erkek ayırt etmeksizin tüm üyelerimize yöneticilik görevi teklif ettik. Yöneticileri kabul edenler arasından seçtik. Bayan meslektaşlarımızdan kabul eden olmadı. Bunun nedeni bayan meslektaşlarımızın mesai dışında ev işlerinden, çocuk bakımından ekstra işe zaman bulamamaları. Toplumumuzdaki ataerkil yapıyı ne yazık ki daha henüz yıkabilmiş değiliz. Anayasa Mahkemesince daha yeni bayanın evlilikte kendi soyadını kullanabileceğine ilişkin karar verildi. Umarım bir gün toplumda ki bu tabu tamamen yıkılır ve ev işlerini bayan erkek herkes eşit bir şekilde yapar. Sadece ev işleri açısından değil her açıdan tam eşitlik olur.
Hukukbook: Benzer uluslararası yargı derneklerinin ya da kuruluşlarının misyonu ile karşılaştırıldığında sizinle benzer şekilde faaliyet gösteren dernekler var mı? Derneğinizin kuruluşuna ilham kaynağı olan bir sivil toplum örgütü var mı? Kapanan derneklerden ortaya çıkan eksikliği hissettiğiniz için mi yoksa mevcut dernek ve sendikalar yetersiz kaldığı için mi kuruldunuz?
Polat: Mevcut dernek ve sendikalar klasik bir yapıya sahip. Toplantılarını bir araya gelerek fiziki olarak yapıyorlar. Bu nedenle yönetim olarak tüm Türkiye’ye yayılamıyorlar. Genel kurula katılım az oluyor. Zira örneğin Diyarbakır’da bulunan bir meslektaşımızın Ankara’da yapılacak toplantıya katılması mümkün değil. Dolayısıyla yöneticilerin hepsi Ankara’da ikamet etmek zorunda. Genel kurul toplantıları içinde Türkiye’nin diğer şehirlerinde bulunanların Ankara’ya gelmesi gerekiyor. Oysa biz tüm toplantılarımızı ve kararlarımızı İçişleri Bakanlığının anlaşmalı kurumları aracılığıyla İnternet üzerinden yapıyoruz. Bu açıdan Türkiye’de bu tarz bir yapıya sahip olan bir kaç dernekten biriyiz. Dolayısıyla genel kurul toplantısını bile 1 saatte tamamladık. Toplantıya Türkiye’nin her yerinden meslektaşlarımız katıldı. Yöneticilerimizin tamamı farklı şehirlerde. Yönetim kurulu toplantılarını daha kısa sürede tamamlıyoruz. Ayrıca basın açıklamaları, suç duyuruları ve neredeyse tüm faaliyetlerimizi anket yaparak üyelerimize danıştıktan sonra gerçekleştiriyoruz. Biz derneğimizde tam olarak doğrudan demokrasiyi uyguluyoruz. Derneği dernek üyelerimiz yönetiyor. Bu bakımdan sadece hâkim ve savcı dernek-sendikalarından değil tüm derneklerden ve sendikalardan ayrışıyoruz. Türkiye’de bizden başka hem İnternet üzerinden örgütlenen hem tam doğrudan demokrasiyi uygulayan başka bir dernek veya sendika olduğunu sanmıyorum.
Hukukbook: Sizden önce kurulan dernek ve sendikaların daha önce ilgilenmediği alanlarda öne çıktınız. Mevcut diğer kuruluşlardan farkınızı açıklar mısınız.
Polat: Farkımız bizim tek amacımızın sadece ve sadece hâkim ve savcı haklarından ibaret olması. Siyasi hiçbir amaç ve misyonumuz bulunmamakta. Sadece mesleğimizi daha iyi noktalara getirebilme amacında olduğumuz için meslek büyüklerimizin de takdirini kazandık. Diğer dernek ve sendikalar da benzer amaçlara sahip ancak biz her konuda anket yapıp üyelerimize danışıyoruz. Üyelerimizde anket yaptırabiliyorlar. Üyeler Dernek yönetimine doğrudan katılıyorlar. Ayrıca sürekli faaliyet halindeyiz. Her gün yeni bir fikir, yeni bir iyileştirme üzerinde çalışıyoruz. Üyeler tarafından yönetilen bir dernek olmamız yönüyle diğer derneklerden ayrışıyoruz. Diğer bir farkımız yukarıda açıkladığım gibi toplantılarımızı İnternet üzerinden yapıyoruz.
Hukukbook: CEPEJ, CCJE, CCPE, Venedik Komisyonu gibi kuruluşlarla temasınız var mı? Bu kurumların müktesebatı HSK tarafından da benimseniyor. Bu ve benzeri kurumlara akredite olmayı düşünüyor musunuz? Böyle bir idealiniz var mı?
Polat: Tabi ki var hatta genel kurulda bu kurumlara üye olabilmek için yönetim kuruluna yetki verdik. İlk fırsatta bu kurumlarla iletişime geçeceğiz.
Hukukbook: Yargı sistemini hiç bilmeyen kişileri bilgilendirebilmek için, derneğiniz ile HSK’nın farkını açıklar mısınız?
Polat: HSK resmi bir kurum olup biz bir sivil toplum kuruluşuyuz. Tabi kafamıza takılan bir şey olduğunda mutlaka HSK’ya danışıyoruz. Sonuçta HSK’da hâkim ve savcı haklarını gözeten bir kurum. Sadece bazı noktalarda görüş farklılıklarımız olabiliyor. O da şundan kaynaklanıyor; örneğin bir hâkim veya savcı HSK’ya şikayet edildiğinde HSK hâkim veya savcı haklı da olsa açıklama yapamaz. Çünkü tarafsız olmak zorunda. Sonuçta hâkimin hukuki durumunu değerlendirecek. Keza Adalet Bakanlığı da öyle. Ancak böyle bir durumda biz açıklama yapabiliyoruz. Meslektaşımızı savunabiliyoruz. Sonuçta dernek olarak mesleki dayanışma ve yardımlaşma platformuyuz. Zaten her derneğin kuruluş amacında üyesini savunmak vardır. Ancak mesela çok bariz, ağır ve açık bir hata yapan meslektaşımız adına da üyemiz dahi olsa basın açıklaması yapmayız. Ancak yine hukuki destek sağlarız.
Hukukbook: Derneğinizin yaptığı ilk faaliyetler yargıç ve savcıların maddi açıdan iyileştirilmesini öncelediğiniz algısını oluşturdu. Yargıç ve savcıların maaşları ve sosyal hakları yetersiz mi? Kamu personelinde statü benzerliği olan mesleklerle kıyaslayarak cevap verebilir misiniz?
Polat: Maaşlar yetersiz değil aslında. Hayat pahalı. Örneğin bize %50 zam yapılıyorsa çarşıdaki, pazardaki ürüne %70 zam yapılıyor. Bunu yapanlar herkesçe bilinen fırsatçılar. Tabi ekonomi de kötü. Rusya-Ukrayna ve İsrail-Filistin savaşı var. Savaşlar bitmediği, fırsatçıların önüne geçilemediği, ekonomi düzeltilemediği için bizim maaşlarımız eriyor. Savaşlar bitse, bu tarz fırsatçılara ağır cezalar verilse, rasyonel ekonomi politikaları izlense enflasyon düşecek ve maaşlar erimeyecek. Maaş zammı yapılmasına da gerek kalmayacak. Biz tam da bu noktada devreye giriyor, çeşitli kurum ve kuruluşlarla yazışmalar yapıyoruz. En azından sorunlarımızı dile getiriyor, iyileştirmeler üzerinde 7 gün 24 saat çalışıyoruz. Son zamanlarda maaş gündemde olduğu için Derneğin tek amacının maddi hakların iyileştirilmesi olduğu algısı oluştu. Ancak HSK kararlarına karşı yargı yolunun açılmasından, müfettiş hal kağıdına, disiplin konusunda meslektaşlarımıza yardımcı olmaktan yapay zekaya kadar bir çok farklı alanda çalışıyoruz.
Statü benzerliğimiz bulunmamakla birlikte bu gün milletvekillerinin durumu çok daha iyi. Ekonomik, sosyal ve özlük haklar anlamında Milletvekilinden çok daha iyi durumda olması gereken bir meslek grubu varsa o da hâkimlik ve savcılık mesleğidir. Zira hâkimin, savcının kafasında geçim kaygısı olduğunda dosyalarına da konsantre olamaz. Hâkimin, savcının geçim kaygısı olmamalı. Büyükşehirlerde ev kiraları ateş pahası. Bendeki gibi hâkimin, savcının bir de çoluk çocuğu varsa kreş masrafı, okul masrafı derken geçinmekte zorlanıyoruz. Nasıl ki re’sen atamaya tabiyiz o zaman özellikle büyük şehirlere atanıp, kendisine lojman çıkmayan meslektaşlarımıza mutlaka kira yardımı yapılması gerekiyor.
Başka bir konu, biz bir keşiften 100-200 TL para alıyoruz. Keşfe gittiğimiz zaman tüm günümüz keşifte geçiyor. Nöbetçi olduğumuzda ek ücret almıyoruz. Çok yıpranıyoruz. Mesela Doktorlar döner sermayeden ek ücret alıyorlar ve hemşirelerle birlikte yıpranan meslek grubuna dahil edildiler. Döner sermayeye benzer bir uygulama bizde de yapılabilir. Keşif ücretleri arttırılabilir. Yıpranan meslekler arasına alınabiliriz. Zira doktorlar ve hemşireler evde hasta bakmıyorlar ama biz evde bile dosya bakıyoruz.
Ayrıca bugün yargıda hedef süre diye bir süre konulmuş. Madem hâkim ve savcıya böyle bir süre konuldu hâkime ve savcıya ek zaman kazandıracak uygulamalar da yapılmalıydı. Örneğin kamu kurumlarında öncelik hakkı tanınmalıydı. Bir faturayı yatırmak için saatlerce kuyrukta bekliyoruz. Veya tedavi olmak veya ailemizden birini tedavi ettirmek için tüm günümüzü hastanede geçiriyoruz. Zira geçirilen her vakit geciken onlarca dosyaya tekabül ediyor. Veya hâkim, savcı sayısı arttırılabilirdi. Sadece hedef süre koymakla olmuyor. İşlerin hızlandırılması ve azaltılması konusunda yazdığımız makalede bu konuyu ele aldık.
Hedef sürenin sağlık sektöründe konulması lazım. Süreler konusunda bu gün sağlık sektörü adalet sektöründen çok daha kritik bir pozisyonda. İsmini vermeyeyim bir hastanede yakın zamanda ameliyat oldum. Çok acil olmasına ve ücretli hasta olmama rağmen bir buçuk ay sonrasına ameliyat günü verdiler. Ben bu süre içerisinde çok ciddi sağlık sorunları yaşayabilirdim. Birde hâkim olduğumu bildiği halde benimle ilgilenen idari personelin tutumu çok kötüydü. Vatandaşa davranış şeklini düşünemiyorum bile. Ücretsiz hastaların durumu daha vahim. 3 ay 5 ay sonrasına ameliyat için gün veriliyor. Keza MR, Tomogrofi gibi tetkikler içinde aynı. Rutin bir tedavi için bile saatlerce sıra bekleme meselesini zaten hiç söylemiyorum. Ama kimse bunu konuşmuyor. Tabi bunlar doktorlarla veya sağlık personeliyle alakalı bir durum değil. Teknik alt yapı ve personel ihtiyacıyla ilgili bir durum. Doktorlar, hemşireler ve sağlık personeli canla başla çalışıyorlar. Yıpranma payını ve aldıkları ücreti fazlasıyla hak ediyorlar. Sadece Sağlık Bakanlığınca teknik altyapı, doktor ve personel sayısının arttırılması gerekiyor.
Deminki örnekten hareketle siz her türlü teknik alt yapıyı, personel ihtiyacını, doktor ihtiyacını karşıladığınızda sağlık sektörü için hedef süre koyabilirsiniz. Adalet sektöründe olduğu gibi bunu yapmadan hedef süre koyarsanız çalışanlar bu sefer ailelerine ayıracakları zamandan çalmak zorunda kalırlar. Hâkim, savcı sayısını arttırmadan, zamandan tasarruf ettirecek uygulamaları hayata geçirmeden hedef süre koyarsanız çalışanlara zulmetmiş olursunuz. Bu gün tanıdığım her 10 hakimden 8’i evine dosya götürüyor. Ailesine ayıracağı zamanı dosyalara ayırıyor. Sırf bu yüzden isim isim sayabileceğim ailevi ilişkileri bozulan ve boşanan bir çok meslektaşım oldu.
Emeklilikte de büyük sıkıntılarımız var. 2008 sonrası girişliler emekli olduklarında 10-15.000 TL civarında çok düşük bir maaş alıyor. Bir meslektaşımız vefat ettiğinde ailesine 7-8.000 küsür TL maaş bağlanıyor. 2008’den sonra mesleğe girenlerin hiçbirisi emekli olmak istemiyor. Ölüm Allah’ın emri ama hele de eşi çalışmayan meslektaşlarım için söylüyorum, biz öldüğümüzde ailelerimize kim bakacak?
Tabi bu durum 2008’den sonra kamuya giren tüm kamu görevlileri için geçerli. Bunun için de çalışmalarımız sürüyor. 2008 öncesi mesleğe girenlerle sonra girenler arasında emeklilikte oluşan maaş farkının kaldırılması için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurduk fakat onlar da sanki biz bilmiyormuşuz gibi mevzuat maddelerini yazarak bize cevap verdiler. Dava açmayı düşündük ancak bunun için mevzuat değişikliği gerekiyor. İş yine Türkiye Büyük Millet Meclisine kalıyor. Eğer bir iyileştirme sağlanırsa bundan tüm kamu görevlileri faydalanacak ve bunu yapanlar çok büyük takdir kazanacak. Zira hâkim, savcı sayısı 30.000 civarında ise 2008’den sonra mesleğe girenler 10.000 kişi olsa bu sayı aileleriyle birlikte 30.000’i, 2008’den sonra kamuya giren diğer çalışanlar da hesaba katıldığında aileleriyle birlikte bu sayı yüz binlerce kişiyi buluyor. Bu kadar insanın duasını alacaklar.
Hukukbook: Hakimlere ve savcılara, özel şirket olsun kamu şirketi olsun indirim kampanyaları yapılmasını etik açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin, bir inşaat şirketinden kampanya ile daire alan yargıçların, aynı şirketle ilgili davalara bakması etik midir? Yargıçlar etik davransa bile “etik görünme” şartının ihlali söz konusu değil mi? Bir yargı derneğinin misyonu arasında indirim kampanyaları olmalı mıdır? Yargıçların ve savcıların hiçbir mesleğe benzemeyen statüsünü gözettiğimizde kısa ve uzun vadede bir sıkıntı doğurur mu?
Polat: Bu hayat pahalılığında hiçbir sıkıntı doğurmaz. Dernek olmadan da bir hâkim veya bir savcı inşaat şirketinden herkese yapılan indirimden faydalanarak parasını verip daire satın alıp, inşaat şirketinin davasına bakabilir. Zaten bu hâkimin davadan reddi nedeni de değildir. Herkese indirim yapılıyorsa hâkime, savcıya da yapılacak. Ancak dava devam ederken bağış adı altında veya hediye olarak bedavaya daire alamaz. Onun dışında parasını verip istediğini alır. Yani burada derneğin bir etkisi yok. Kaldı ki bu tür haller olağan karşılanmalı.
Bu konu şu örneklerle desteklenebilir: Şimdi bir hâkim, savcı alış veriş yaptığı marketin davasına bakmayacak mı? Veya davası var diye marketten alış veriş mi yapmayacak? Özellikle küçük yerlerde bu mümkün mü? Mümkün değil. Zaten aksi halde hâkim ve savcı meslektaşlarımızın yaşam alanı kalmaz. Toplumdan dışlanır ve soyutlanırlar. Böyle bir şeyi kimse istemez. Zira toplumdan soyutlanan bir hâkim veya savcı doğru karar veremez. Bu gün bir hâkim, savcı markete gidecek, lokantadan yemek yiyecek, kahvede çay içecek, kuaförde tıraş olacak ki insanları daha iyi anlayabilsin.
Kampanyalara gelince, kampanyalar yapılmasını destekliyoruz. Sonuçta her meslek grubuna yapılıyor. Bir meslek grubu olarak bize de yapılması gerekir. Örneğin silah kampanyası yapılması için Adalet Bakanlığı’na başvurduk. İndirimli silah aldık diye silah aldığımız şirket lehine karar verecek değiliz. Ancak dava devam ederken bağış adı altında veya hediye olarak bedavaya silah alırsak bu sıkıntı doğurabilir. Bu durum davadan ret nedeni oluşturabilir.
Başka bir örnek vereyim. Bankadan maaş alıyoruz diye bankanın davasına bakmayacak mıyız? Veya bankadan promosyon alıyoruz diye banka lehine mi karar vereceğiz? Böyle bir şey yok.
Hukukbook: Yargıçların havalimanında diğer eşit yurttaşlar gibi aranarak içeri alınması temel bir sorun mudur? Buna itirazınızdaki kamusal yararı açıklar mısınız? Yargı bağımsızlığı gibi yapısal sorunların sıkça tartışıldığı günümüzde havaalanından ve maaşlardan işe başlamak derneğiniz açısından hangi motivasyona dayanmaktadır? Yanlış anlaşılmaktan çekindiniz mi?
Polat: Havaalanlarında hâkimlerin üstünün aranmaması diye bir durum söz konusu değil. X Ray’den geçtikten sonra el ile aranmıyoruz ama el cihazıyla taranıyoruz. El ile aranmayla ilgili Sivil Havacılığın bir kararı vardı. Kararın Kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay bunu hâkimler yönünden iptal etti. Şimdi biz savcılar yönünden de dava açtık. Karar lehe sonuçlanırsa savcılarda el ile aranmayacak. Zaten Milletvekilleri, Yargıtay, Danıştay üyeleri VİP’ten doğrudan hiç aranmadan geçebiliyor. Onlar konuşulmazken ilk derecede göre yapan hâkim ve savcı meslektaşlarımızın el ile aranmaması konusu kasıtlı olarak gündem yapılıyor.
Ayrıca havaalanlarında el ile aranmamak bir ayrıcalık değil Kanun gereği yapılan bir uygulama. Uluslararası hukuk farklı olabilir. Bu konu temel hak ve hürriyetlerle ilgili olmayan bir konu olduğu için kendi kanunumuzu uygulamamız gerekiyor. Kendi kanunumuz varken uluslararası hukuku uygulayamayız. Zira aynı uluslararası hukuk haksız olduğu halde İsrail’i haklı görüyor. Kaldı ki hâkimler ve savcılar sadece havaalanlarında değil hiçbir yerde aranmamalı.
Hukukbook: Yargıç ve savcılar hakkında yürütülen disiplin soruşturmalarının ve haklarındaki cezai takibatın adaletli şekilde yürütüldüğünü düşünüyor musunuz? Yargı mensupları görevleri nedeniyle kendileri bakımından yürütülen hukuki süreçlerde adalete erişim hakkına tam olarak sahip mi?
Polat: Disiplin cezalarına karşı yargı yolu kapalı. Zaten bu yüzden disiplin affı getirilmesi için Bakanlık, HSK ve TBMM’ye dilekçe gönderdik. Bir sonuç çıkmadı. Bir disiplin cezası alan meslektaşımız ‘ne bis in idem’ prensibine aykırı olarak birden fazla cezayla cezalandırılabiliyor. Örneğin derecesi yükseltilmeyebiliyor, düşük deftere tabi olarak terfi ettirilebiliyor, ‘’Kınama’’ ve üstü disiplin cezası alanlar yer değişikliği kapsamına alınabiliyor, birinci sınıfa ayrılması iki yıl veya daha fazla süreyle geciktirilebiliyor, unvanlı göreve getirilmeyebiliyor. Bunlar hep tek fiil nedeniyle verilen disiplin cezasının sonuçları olarak tezahür ediyor. Yani normalde Danıştay içtihatlarına göre bir fiile iki veya daha fazla ceza verilemiyorken biz 4-5 cezayla cezalandırılabiliyoruz. Ancak dediğim gibi disiplin cezalarına karşı yargı yolu kapalı. Artık bu durum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de istikrarlı olarak ihlal kararı vermesine neden oluyor. Neredeyse tüm hâkim ve savcı dosyalarında AİHM, AİHS 6 ve 13. maddeden ihlal kararı verip Devlet aleyhine çok yüksek miktarlarda tazminatlara hükmediyor. Bu da hazineye ek külfet oluşturuyor.
Geçtiğimiz günlerde Bursa İdare Mahkemesinde müfettiş hal kâğıtlarının tarafımıza verilmemesi işlemine karşı pilot dava açtık. HSK kararlarının hiçbirisine dava açılamıyor. Sadece HSK’nın değil, HSK’nın ilke kararıyla belirlediği kurum ve kuruluş kararlarına karşı da kanunda olmasa bile dava açılamıyor. Müfettiş hal kâğıtlarıyla ilgili bir ilke kararı alınmış, ilgilisine verilemez şeklinde. Şimdi hal kâğıdını talep ettik, Genel Sekreterlik ilke kararı var veremeyiz dediler. HSK, ilke kararıyla bazı Genel Sekreterlik işlemlerini de yargıdan bağışık tutmuş. Daha önce açılan davalar incelenmeksizin retle sonuçlanmış. Biz bunu bile bile dava açtık. Çünkü hal kâğıdında ne olduğunu bilmeden dava açamıyorsunuz ve bu kâğıt atamadan, terfiye birçok şeyde hâkim ve savcı aleyhine kullanılabiliyor. Bu durum hak arama hürriyetine engel bir durum. Mahkeme ne karar verir bilemem ama biz bu konuyu Anayasa Mahkemesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götürmeyi düşünüyoruz.
Örneğin HSK ilke kararı alsa dese ki: ‘Terfi edemeyen hâkim ve savcılar günde bir saat tek ayak üzerinde duracak’’, siz bu işleme karşı bile dava açamıyorsunuz. Tabi bu husus hukuk devletiyle bağdaşmayan bir durum.
HSK kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olması darbe Anayasasının bir ürünü. Ama değiştirmek için meclis çoğunluğu gerekiyor. İnşallah önümüzdeki süreçte Anayasa değişikliğiyle HSK kararlarına karşı yargı yolu da açılacak. En azından bunun için çalışacağız.
Polat: Coğrafi teminat konusunda atamalara karşı yargı yolu kapalı. Ancak mesleğe bu gerçekleri kabul ederek giriyoruz. Atamalar da belirli bir sistem çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Türkiye birden fazla bölgeye ayrılıyor ve bu bölgelerde sırayla görev yapıyoruz. Tabi bu sıraya dahil olmayan meslektaşlarımızın olduğu da bir gerçek. Örneğin bir kişi birden fazla doğu görevi yapabiliyorken, hiç doğu görevi yapmayan meslektaşlarımız var. Veya birinin bir şehre atanması için çok önemli bir mazereti var. O kişi atanmıyor ancak yerine başkası atanabiliyor. Belki atanan kişinin daha önemli bir mazereti var ama biz bilmiyoruz. Çünkü işlem gerekçesi bize bildirilmiyor. Dava açılsa belki sebebini öğrenebilirdik ama yargı yolu kapalı.
Yargıçlık teminatına gelince, yargıçlık teminatımız var. Sosyal medyada belli bir kesimin yargıyı yıpratmak için yapmış olduğu linç girişimlerini ayrı tutuyorum, ben bu güne kadar verdiğim bir karardan ötürü herhangi bir tavsiye, telkin veya eleştiriye maruz kalmadım. Şöyle örnek vereyim; ben mesela idari yargı hakimiyim. İdari yargının görevi devletle vatandaş arasında çıkan uyuşmazlıkları çözmek. Bu güne kadar devlet aleyhine açılmış emsal kararlara bakıldığında devlet aleyhine verilmiş o kadar çok karar var ki yargıçlık teminatı olmasa böyle kararlar verilebilmesi mümkün değil. Dolayısıyla yargıçlık teminatımız tam olarak var diyebilirim. Farklı durumlar varsa da bilemem. Bunun somut delilleriyle ortaya konulması lazım.
Hukukbook: Yargılanan, disiplin cezası alan yahut meslekten ihraç edilen, hâkim, savcı ve avukat istatistikleri mevcut mu? Bu konuda çalışmalarınız olacak mı?
Polat: Bu ve benzeri konularda daha önce HSK’dan bilgi, belge talep ettik ancak bilgi vermediler. Adalet Bakanlığına itiraz ettik itirazımız kabul edilmedi. Edilseydi ve bilgi alabilseydik tabi ki bu konuda da çalışmalarımız olacaktı.
Hukukbook: Yargı sistemimizde doğal yargıç ilkesine aykırı uygulamalar var mı? Uygulamada ve mevzuatta doğal yargıç ilkesine aykırı durumlar olup olmadığına dönük bulgularınız var mı?
Polat: Doğal yargıç ilkesine aykırı bir duruma rastlamadım. Tabi doğal yargıç ilkesine aykırı bir durumun olmadığı benim gözlemlerim. Böyle bir şey varsa da somut delilleriyle birlikte ortaya konulması gerekir.
Hukukbook: HAKSAV olarak Etik Bildirge ilan etmeyi düşünüyor musunuz?
Polat: Aslında tüzüğümüz etik bildirge niteliğinde. Tüzüğümüze https://www.haksav.org.tr/tuzuk adresinden ulaşabilirsiniz. Orada meslektaşlarımıza yönelik bir çok tavsiye niteliğinde madde bulunmakta. Sürekli kullandığımız whatsapp grupları var. Orada da yargı etiğine ilişkin güzel paylaşımlar yapıyoruz.
Hukukbook: Yargıç ve savcılar ile avukatların sosyal medya kullanım biçimleri hakkında değerlendirmeniz var mı?
Polat: Eskiden hâkim ve savcıların sosyal medya kullanımları kısıtlıydı. Son zamanlarda HSK biraz daha esnek davranmaya başladı. Tabi bir hâkim ve savcının HSK’dan önce sosyal medya paylaşımlarına dikkat etmesi gerekir. Çünkü sosyal mecra çok kirli bir alan ve herkes her şeyi her yere çekebiliyor. Avukatlar bize göre biraz daha serbest.
Sosyal medyayı çok faydalı işler için kullanan avukatlarımız, hâkim ve savcılarımız da mevcut. Örneğin yeni çıkan bir Anayasa Mahkemesi veya AİHM kararını paylaşan, yorumlayan meslektaşlarımız bu iş için gerçekten emek sarf ediyorlar ve çok faydalı paylaşımlar yapıyorlar. Ne yazık ki gereken ilgiyi görmüyorlar. Takipçi sayıları oldukça az. Ama bir bakıyorsunuz oradan sürekli magazinsel paylaşımlar yapan bir avukat daha çok rağbet görebiliyor. Bunlar ne yazık ki bizim toplumumuzun acı gerçekleri. Umarım herkes bir gün hak ettiği değeri görür.
Hukukbook: HSK’nın biraz daha esnek davranmaya başladığını söylediniz. Ancak bildiğiniz üzere HSK, Sosyal Medya Kullanım Rehberi yayınladı. Bu rehberi üyeleriniz ile tartıştınız mı? Belge ile getirilen kısıtlamaları etik kural olarak mı görüyorsunuz yoksa özgürlüğün kısıtlanması olarak mı?
Polat: Sosyal Medya Kullanım Rehberini üyelerle tartışmadık. Rehber eskiye göre özgürlükçü bir rehber ancak şimdiye göre kısıtlayıcı bir yönü bulunmakta. Çünkü rehber etik ilkelerden çok buyruk nitliğinde. Şunu yapın, bunu yapmayın şeklinde. Çağdaş toplumların hiçbirisinde bu şekilde bir rehber bulamazsınız. Oradakiler daha çok tavsiye niteliğinde.
Hukukbook: Hukuk ve ceza yargılamasını geliştirmek, yargı etiğinde standartları yükseltmek, yargılamalarda hukuk nosyonunu hâkim kılmak için faaliyet planınız var mı?
Polat: Tabi ki var. Yargıda Liyakatin Arttırılması Projesi adında unvanlı görevlerde bulunan meslektaşlarımızın unvansız görevde bulunan hâkim ve savcılar tarafından değerlendirilebileceği yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. Projeye https://www.haksav.org.tr/projeler adresinden ulaşabilirsiniz. Zira unvanlı görevde bulunan meslektaşlarımızın unvansız görevde bulunan hâkimleri, savcıları değerlendirme yetkisi var ama unvansız hâkimlerin, savcıların unvanlı görevde bulunanları değerlendirme yetkisi yok. Böyle bir yetkinin tanınması hem silahların eşitliği için gerekli hem de liyakatin, iş birliğinin, eş güdümün, çalışma huzur ve barışının sağlanması için önemli bir proje.
Aslında bu tüm kamu kurumlarında uygulanması gereken bir proje. Henüz hazırlık aşamasında. Tamamlanınca projenin ayrıntılarını İnternet sitemizden duyuracağız.
Bunun dışında bir çok çalışmamız oldu. Bu çalışmaları İnternet sitemizden yayınladık. Örneğin iş yükünün azaltılması, işlerin hızlandırılması ve yargı etiğinin geliştirilmesi için yaptığımız, HSK ve Bakanlığa gönderdiğimiz çalışma bunlardan biri. Çok uzun bir çalışma olduğu için buradan yazmıyorum. İlgili çalışmaya web sitemizdeki ilgili linkten ulaşabilirsiniz.
Çalışmamızda gerçekten işleri hızlandıracak ve iş yükünü azaltacak tespitler var. Örneğin her gün eve iş getiriyoruz. Bu da hem aile hayatımızı hem iş hayatımızı olumsuz etkiliyor. Hem ailemize, çoluğumuza çocuğumuza zaman ayıramıyoruz hem de ertesi gün işe yorgun olarak gidiyoruz. Dolayısıyla iş yükünün azaltılması önemli bir konu.
Daha faklı projelerimiz var. Zamanı gelince onları da açıklayacağız.
Polat: Bangalor Yargı Etiği İlkelerine göre aslında hâkim ve savcılar, hâkimlik ve savcılık mesleğiyle ilgili görüşlerini özgürce ifade edebilirler. Ancak biraz da mesleğimizden kaynaklı olarak kimse düşüncelerini açıkça ifade etmek istemiyor. Tabi bunda disiplin cezalarına karşı yargı yolunun kapalı olmasının da bir etkisi var. Örneğin bir hâkim veya savcı konuştuğu, paylaştığı bir şey için ceza alsa dava açamıyor. Dolayısıyla böyle bir ortamda hâkimin, savcının konuşamaması normal.
En büyük etken ise meslektaşlarımızın yazılı, görsel ve işitsel medyada linç edilmesinden ileri geliyor. Bir hâkim, savcı özel hayatıyla ilgili veya hukukla ilgili bir şey paylaşsa ki paylaşabilir, anında linç ediliyor. Bu yüzden kimse düşüncelerini açıkça ifade edemiyor.
Daha önce belirttiğimiz gibi hâkim ve savcılarımız düşüncelerini ifade edemezse ve toplumdan soyutlanırsa doğru karar veremez.
Linçlerle ilgili biz Dernek olarak elimizden geleni yapıyoruz ancak her şeye yetişemiyoruz. Örneğin İnternet üzerinde denetimsiz çok kirli bir mecra var. İsmini vermeye gerek yok. O mecrada hâkimler ve savcılar hakkında yüzlerce, binlerce mesaj atılmış. Bizim bu kadar mesajı inceleyip yasal işlem başlatabilmemizin imkânı yok. Bir tarafta iş yükümüz çok ve vatandaş bizden hizmet bekliyor. Diğer tarafta da böyle kirli mecralarda bizi sürekli linç etmeye kalkışan bir kesim var. Dolayısıyla bu tarz linçlerin önüne geçebilmek ve müdahale edebilmek için Adalet Bakanlığı bünyesinde bir birim kurulması gerektiğini düşünüyorum. Zira Adalet Bakanlığında bu işlerle uğraşabilecek yüzlerce tetkik hâkimi var.
Hukukbook: Derneğiniz bünyesinde Dezenformasyonla Mücadele Grubu bulunmasından sosyal medya kirliliğine karşı derneğin kurumsal olarak da hassas olduğu sonucunu çıkarabiliyoruz.
Polat: Evet dezenformasyon konusunda hassasız. Bu ve benzeri konuları görüşmek için daha önce Adalet Bakanından 10-15 kere randevu istedik, şu ana kadar herhangi bir dönüş yapılmadı. Silah kampanyası yapılmasıyla ilgili dilekçe yazdık. Cevap vermediler. Bazı bürokratlarla vatandaşlar arasında kalın bir buz tabakası var. Ne yazık ki hâkim, savcı da olsak o duvarı aşamıyoruz. Keza kuruluş aşamasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın özel kalemine ulaşmak istedik, ona da ulaşamadık. Bir hafta kadar uğraştıktan sonra ancak telefonla bağlanabildik ondan da randevu alamadık. Sağlık olsun. Bu gün meslektaşlarımız talep etsin hiç üşenmem yine aynı kişilerden randevu talep ederim.
Yine konu dışı olacak ama geçtiğimiz günlerde Dernek ziyaretleri için Ankara’ya gittim. Ankara kazan ben kepçe çok yüksek tempoyla baya yol yürüdüm. Dizimde bir ağrı oldu. Sonra MR çekilince diz kapağımda ödem ve çatlak olduğunu fark ettik. Doktora gittim, doktor koltuk değneği yazdı. Yani Dernek işi biraz da gönüllülük esasına dayalı bir iş. Bakarsanız bağ olur, bakmazsanız dağ olur. Dolayısıyla bize randevu vermişler, vermemişler çok önemli değil. Çok şükür derdimizi, amaçlarımızı ve projelerimizi sosyal medya, İnternet ve sizin gibi değerli hukuk platformları üzerinden duyurabiliyoruz. Bu bize yeter.
Hukukbook: Yargı kurumlarının birbirleri hakkında basın açıklaması yapmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Diğer bir sorumuz ise şu; yargı kurumlarının daha sonra önlerine vaka olarak gelebilecek konularda açıklama yapmasını doğru buluyor musunuz?
Polat: Kastettiğiniz yüksek yargı organları arasında yaşananlarsa bu yapılacak açıklamaya göre değişir. Ben genel olarak bu açıklamaları hukukun gelişmesi ve ilerlemesi adına olumlu buluyorum. Ama bir yüksek mahkeme çıkıp başka bir yüksek mahkeme hakkında ‘Senin Allah belanı versin’ minvalinde şeyler söylerse bu tabi ki kabul edilebilecek bir şey değil. Çünkü Yargıda oluşan çatlak topluma da olumsuz yansıyor. Ama şuan yüksek mahkemeler arasında yaşanan somut olaylara bakıldığında genel olarak hukukun gelişmesi ve ilerlemesi adına olumlu açıklamalar yapılıyor diyebilirim. Zira açıklamalara bakıldığında herkesin ortak amacının doğruyu bulmak olduğu anlaşılıyor.
Hukukbook: Duruşmalarda meydana gelen krizleri ve tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Kaynağı ve sebebi nedir? Uygar toplumlarda böyle krizler olmaması gerektiğine göre bu mesele nasıl çözülecek?
Polat: Duruşmalarda meydana gelen krizler genellikle soğukkanlı olunmamasından ve ani çıkışlar yapılmasından kaynaklanıyor. Bu durum duruşmada bulunan herkes için geçerli. Ancak son zamanlarda Avukatların duruşmada veya ifadede ayağa kalkmadan konuşması gündemde. Ben avukatların oturarak konuşmasından yanayım. Tabi başkası farklı görüşte olabilir. Ancak bunun şöyle sakıncaları olabiliyor. Örneğin kalabalık mahkemelerde oturarak konuşulunca kimin ne konuştuğu anlaşılamıyor. Bu sefer karşılıklı atışmalar yaşanıyor ve kimin ne dediği belli olmuyor.
Tabi duruşmalarda hâkim ve savcılardan da hatalı davrananlar mutlaka oluyor. Belki avukat son derece sakin, hâkimimiz, savcımız iş yoğunluğunun getirdiği stresle yapmaması gereken davranışlar sergileyebiliyor. Tam tersi de geçerli Avukat davanın kaybedileceği endişesiyle fevri davranabiliyor. Bunun çözümü karşılıklı diyalogdan ve fevri çıkışlar yapmamaktan geçiyor.
Hukukbook: Yargıç ve savcılar hakkında medyada çıkan haberlerle ilgili gizlilik kararlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Adil yargılamanın güvenceleri ve adliyenin saygınlığı ile kamuoyunun bilgilenme hakkı arasındaki dengeyi bulmak mümkün mü?
Polat: Kastettiğiniz erişimin engellenmesi ise erişimin engellenmesi bir kesim tarafından sürekli manüpile edilen bir konu. Erişimin engellenmesi hukuka aykırı bir haberin başkalarının erişimine kapatılmasıdır. Aslında hukuk devletinde olması gereken de budur. Ama bir kısım medya diyor ki erişim engellendi, bir şeyler örtbas edilmeye çalışılıyor. Halbuki hayır. Hukuk devletinde yaşıyoruz. İçeriği Mahkemece hukuka aykırı bulunan bir haber engellenmiş. Bu durum masumiyet karinesinin, lekelenmeme hakkının da bir gereği. Örneğin kötü niyetli bir şahıs bir yargı mensubuyla ilgili iftira niteliğinde bir haber yapıyor. O yargı mensubunun ailesi, çoluğu çocuğu var. Üstelik yargı mensubu olduğu için basın açıklaması da yapamıyor. Tek çare o kişi kendisini korumak için mecburen erişimin engellenmesini istiyor. Bu sefer de aynı kötü niyetli şahıs başka bir haber yaparak diyor ki, bakın bu kişi erişimin engellenmesini istedi. Konuyu örtbas ediyor. Demek ki yaptıkları gerçek. Bu sefer daha fazla algı yapıyor. Meslektaşımızı lince maruz bırakıyor. Bu yüzden sadece yargı mensupları açısından değil vatandaşlarımız açısından da erişimin engellenmesi çok faydalı bir müessese.
Kamu elbetteki aydınlatılmalı ama kasıtlı olarak yanlış yönlendirilmemeli. Şöyle bir örnek daha vereyim. X hâkim, savcının birisini darp ettiği yönünde bir şikâyet yapıldığını varsayalım. Ortada somut bilgi, belge yok. Soyut iddia var. Ancak haber; ‘X şahsın birisini darp ettiği iddia edildi’ şeklinde değil de kasıtlı olarak ‘hâkimler ve savcılar vatandaşları dövüyor’ şeklinde yapılıyor. İşte böyle bir durumda tüm hâkim ve savcıların masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı ihlal edilmiş olur. Üstelik bunu bire bin katarak yapıyorlar. İlk haber ‘hâkimler ve savcılar vatandaşları dövüyor’ şeklindeyse sonraki haberler: ‘hâkimler ve savcılar yol kesip, vatandaşları dövüp, gasp ettiler’ şeklinde oluyor. Bu ve benzeri olaylarda kamuyu yanlış yönlendirmenin, manüpile etmenin bir anlamı yok. Bu ifade özgürlüğü falan da değil, resmen hâkim, savcıyı karalamaya giriyor. Ve kasıtlı olarak yapılıyor. Bu da Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak tanımlanmış. Amaç hâkim ve savcıları yıpratmak. Böyle bir haberde ismi geçen kişi/kişiler elbette haberle, paylaşımla ilgili erişimin engellenmesini isteyecek. Suç duyurularında bulunacak.
Hukukbook: Bundan 20-30-40 yıl önce sayıca az olan yargıç, savcı ve avukat ilişkileri ile bugünün koşullarındaki ilişkileri etik açıdan değerlendirebilir misiniz?
Polat: O kadar eski zamanı bilmiyorum ancak yakın zamanda bir avukatın bir hâkimle, savcıyla konuşması neredeyse imkansızdı. Ben hâkimliğe avukatlıktan geçtim. Fetö dönemini biliyorum. Özel yetkili Mahkemeler vardı. Siz o dönem mahkemelerde söz bile alamazdınız, konuşturmazlardı. Bir hâkimin, savcının odasına girdiğinizde ceketinizin önü açıksa bile fırçayı yerdiniz. Şimdi her şey daha ulaşılabilir, daha şeffaf. Her isteyen avukat, her istediği hâkimin savcının odasına girebiliyor. İlişkiler çok daha iyi. Kimse durduk yere fırça yemiyor. Bir kaç münferit olay dışında şuan hâkim, savcı, avukat ilişkileri iyi diyebilirim. Bunun en büyük etkeni ise avukatlıktan hâkim ve savcılığa geçen meslektaşlarımız. Avukatın nerede ne sıkıntı çektiğini, ne yaşadığını avukatlıktan hâkim, savcılığa geçen meslektaşlarımız daha iyi anlayabiliyor. Zaten gelişmiş ülkelerde de hâkim ve savcı olabilmek için ya belli bir yıl avukatlık yapmak, ya da hukuk alanında akademisyenlik yapmak gerekiyor. Olması gereken de budur. Geçtiğimiz aylarda Türkiye Barolar Birliği Başkanımız Sayın Erinç Sağkan, Hâkimler ve Savcılar Kurulu 1. Daire Başkanımız Sayın Halil Koç ve Adalet Akademisi Başkanımız Sayın Muhittin Özdemir ile bu konuyu konuştuk.
Hukukbook: Yargı sisteminden herkesin şikayetçi olduğu sık sık kamuoyuna yansıyor. Yapılan saha araştırmalarındaki sonuçları kimi zaman adalet bakanlarımız da dile getiriyorlar. Hatta sistemin içindeki yargıçlar bile şikayetçi ve kimi zaman mağdur olabiliyor. Güven sorunu çok önemli. Bir zihniyet devrimi ve adaletlibir sistem inşası için neler yapılması gerekir?
Polat: Yargı sisteminden kimin şikayetçi olduğuna göre değişir. Genelde verilen bir karardan memnun olmayan dosyanın tarafları şikayet ediyor. Bazen de kamuoyunu yaralayan ve medyaya yansıyan bir takım olaylardan dolayı şikayetler oluyor. Hâkim veya savcı karar verince sanki kişisel görüşüyle karar vermiş gibi lanse ediliyor. Oysa bir hâkim veya bir savcı kanunu uygular. Cezaların hafif olduğu, infaz rejiminin yeterli olmadığı herkesçe bilinen bir gerçek. Ancak bunun sebebi uygulayıcı olan bizler değil, yasa koyuculardır. Dolayısıyla cezalar ağırlaştırılmalı. İnfaz rejimi tamamen değiştirilmeli.
Ayrıca sosyal medya mahkemeleri kapatılmalı. Çünkü sosyal medya sadece görünenle ilgilenir. Bazı paylaşımlarda sadece etkileşim arttırmak için yapılıyor. Etkileşim çok ciddi bir hastalıktır. Etkileşim uğruna her türlü aşırılık yapılabilir. Bunun bir sınırı yok. Geçtiğimiz günlerde gökdelenin tepesinde video çeken bir fenomen düşerek öldü. Dediğim gibi etkileşim çağımızın en büyük hastalığıdır. Oysa gerçekler ancak bağımsız mahkemelerce yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkar. Şöyle bir örnek vereyim; bir şahsın başka bir kişiyi dövdüğü esnada oradan geçen birisi kavgayı kameraya alıp sosyal medyaya atmış olsun. Anında falanca şahıs tutuklansın diye binlerce twit atılır. Oysa yapılan yargılamalar sonucunda Mahkeme saldıran kişinin, hiç tanımadığı sokaktan geçen bir bayanı korumak için bunu yaptığını ortaya çıkarır ve beraat kararı verir. Ancak sosyal medya gerçekle ilgilenmez. Yargılamanın sonucunu beklemez. O an etkileşim alınacaksa her türlü yalan haber paylaşılabilir. Dezenformasyon yapılabilir. Paylaşımlarda kişinin fotoğrafıyla birlikte adresine, adına, soyadına varana dek her türlü kişisel bilgisine yer verilir. Dolayısıyla medya ve sosyal medya çok kirli bir alan ve her türlü dezenformasyona açık. Daha sonra kişinin masum olduğu ve beraat ettiği anlaşılsa dahi düzeltme yapılmaz. Böylece hafızalarda o kişinin suçlu olduğu algısı yer eder.
Sonuç olarak bir konuda 1000 kişi twit attı diye mahkemenin, hâkimin veya savcının görüşü değişmez. Dolayısıyla yargılamalar ve davalar bağımsız ve tarafsız mahkemelere bırakılmalı.
Hukukbook: Malzeme, insan ve yapılanma üçlüsünde kriz nereden çıkıyor? Altyapı nasıl? İş yükü faktörü, liyakat, fiziki yapı, teknoloji ve mevzuatı birlikte değerlendirir misiniz?
Polat: Ufak tefek olaylar yaşanıyor olabilir ama ben kriz çıktığı görüşüne katılmıyorum. İş yükümüzün çok olduğu da bir gerçek. Bu da daha çok hâkim ve savcı alımıyla aşılabilecek bir konu. Tabi alım yaparken en az 5 yıl avukatlık yapmış olmak veya hukuk alanında akademisyenlik yapmış olmak şartının getirilmesi gerekir. Böylece daha tecrübeli insanlar hâkimlik ve savcılık mesleğine entegre edileceğinden ufak tefek olan olayların da önüne geçilebilir.
Teknolojik olarak kullanmış olduğumuz UYAP sisteminde ara sıra kesintiler yaşanıyor ve VPN ile bağlantıda sıkıntılar oluyor. Bu da işlerin yavaşlamasına hatta durmasına sebep oluyor. Bir solunum hastası için solunum cihazı neyse bizim için de UYAP o. UYAP gitti mi ne yazık ki tüm Türkiye kilitleniyor.
Bunun dışında adalet hizmetlerinde teknolojiye daha çok yer verilebilir. Örneğin bazı davalarda yapay zekâ kullanılabilir. Dernek olarak bu teknoloji üzerinde de çalışıyoruz.
Mevzuat çok kötü. Neredeyse kanunlarımızın tamamını yabancılardan almışız. Ölçüleri bedenimize uymuyor. Çok acil bir şekilde yerli ve milli kanunların yapılması gerekir.
Hukukbook: Duruşmalarda ve mahkeme kalemlerinde avukatlardan ve yurttaşlardan nasıl yaklaşımlar bekliyorsunuz?
Polat: Vatandaşlar her türlü hukuki durumları için avukat tutmalılar. Çünkü dava açma sürecinde çok büyük hak kayıpları ve mağduriyetler yaşıyorlar. Bu duruma bizde çok üzülüyoruz ama yapacak bir şey yok. Örneğin idari yargı için konuşuyorum; çok acil bir durumda bile hatalı dilekçe yazılması dilekçenin reddi nedeni. Dilekçeyi hatalı yazınca çok acil bir durum olmasına rağmen dosyayı görüşemiyoruz. Dilekçe ret dememiz halinde, vatandaşın yeni bir dilekçe ile tekrar dava açması gerekiyor. Bu da hem davayı uzatıyor hemde durumun aciliyeti ile bağdaşmıyor. Adli yargıda da durum aynı.
Bir de zaten insan kendisiyle ilgili davalarda objektif olamaz. Ben bile hukuki bir sorunum olduğu zaman avukat tutuyorum. Dışarıdan birisinin hukuki yardımda bulunması her zaman iyidir. Çünkü olaylara sübjektif değil objektif bakar. Avukatlar da bir şey danışmak için her zaman yanımıza gelebilirler. Bizim vatandaşlara ve avukatlara kapımız her zaman açık. Dolayısıyla sadece hukuki konularda değil, istedikleri her konuda yanımıza gelebilirler.
Hukukbook: Mahkemelerde “bugün git yarın gel” kültürü olduğunu düşünüyor musunuz? Dosyaların Satürn Zaman Yönetimi ilkelerine göre hedef sürelere uygun şekilde sonuçlandırılmasının önündeki engeller nelerdir?
Polat: İş yükünün azaltılması ve işlerin hızlandırılmasıyla bu sorun aşılabilir. Ancak ben şahsen hızlı karar verilmesindense doğru karar verilmesini tercih ederim. Tabi bazı dosyaların Yargıtay, Danıştay süreciyle birlikte uzun yıllar sürdüğü oluyor. Bu tarz dosyalar istisna da olsa çıkıyor. Ancak bu sorun Mahkemelerden kaynaklanmıyor. Örneğin dosya teknik bir konuya ilişkinse veya üst derecedeyken mevzuat değişikliği yapılmış ise dosya uzayabiliyor. Örnekler çoğaltılabilir. İstisnalar dışında dosyalarla ilgili daha hızlı karar verilebilmesi için hâkim ve savcılara daha az iş ve daha çok zaman yaratılması gerekir. Kamu kurumlarında öncelik hakkı tanınması gerekir. Örneğin bir hâkim, savcı fatura kuyruğunda beklememeli. Zira o sürede bir çok dosya incelenip, çözüme kavuşturulabilir. Lojmanların adliyelere yakın yerlerde yapılması ve herkese yetecek kadar lojman yapılması bir diğer örnek olarak verilebilir. Ben işe gitmek için 2 saat trafikte beklememeliyim. Hâkim ve savcı sayısı arttırılabilir. Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir.
Hukukbook:Tutuklama kurumunun geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Tutuklama kültürünü Cumhuriyetin 100 yılının tamamına şamil olacak şekilde değerlendirebilir misiniz? Vatandaş dili ile soracak olursak, “yatarı olmayan” suçlardan ötürü tutuklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir diğer konu hasta ve yaşlı kişilerin de tutuklanması, sedye ile mahkemeye gelen, tansiyonu 19 iken tutuklanan kişilerin olduğu medyaya yansıyor. Hakaret yahut düşünceyi açıklama suçundan tutuklamaya nasıl bakıyorsunuz? Bir diğer konu da iddianame ile istenen cezadan daha fazla tutuklu kalanların olduğu iddiası. Memleketimizde tutuklamaya ilişkin sorunlar hep var mıydı? Bu yönde tespitleriniz oldu mu?
Polat: Eskiye göre daha az tutuklama oluyor. Medyadan takip edebildiğim kadarıyla ağır cezalık suç üstü halleri dışında neredeyse hiç tutuklama olmuyor. Bir taraftan da tutuklama gerekiyorsa bu yapılmalıdır. İfade özgürlüğü konusunda bir kaç istisna dışında şuan Avrupa’dan bile öndeyiz. Tabi geçmişte durum farklıydı ama şuan Türkiye bu konuda oldukça esnek davranıyor. Bu ülkede bizim dışımızda herkes kendisini gayet özgürce ifade edebiliyor. Zira Derneğimizle ilgili yaptığımız şikayetlerde şuana kadar tutuklanan veya ceza alan olmadı. Oysa biz ağzımızı açsak soruşturma geçiriyoruz.
Hasta ve yaşlıların tutuklanması konusunda eğer bir kişi suç işlemişse hasta ve yaşlı olmasının bir önemi yok. Şartları taşıyorsa tutuklanmalıdır. Aksi halde her hasta ve yaşlı olan suç işler, bu sefer de kamu düzeni diye bir şey kalmaz. Ancak kişi tutuklandıktan veya ceza aldıktan sonra hastalanırsa ayrı. O tür durumlara özel düzenlemeler zaten var.
Hukukbook: Avukatlar ve barolarda da var olan meslek dayanışmasının yargıç ve savcılar ile adliye personelinde daha fazla olduğunu düşünüyor musunuz?
Polat: Bizde meslek dayanışması ne yazık ki avukatlara ve adliye personeline göre daha az. Çünkü sürekli yer değiştiriyoruz. Örneğin görev yaptığımız insanlarla tam samimi olacakken tayinimiz çıkıyor. Oysa avukatlar ve adliye personeli neredeyse bir ömür birlikte görev yapıyorlar. Dolayısıyla birbirlerini daha iyi tanıyıp samimi olabiliyorlar. Tabi hâkim ve savcılarda meslek dayanışmasının az olmasında iş yükünün fazla olmasının da bir etkisi var. Çünkü işler o kadar yoğunki ailemize bile zaman ayıramıyoruz. Çocuklarımızı kreşe vermek zorunda kalıyoruz. Çocuklarımız resmen anne baba şefkatinden uzak büyüyor. Eşimize zaman ayıramıyoruz. Bu şartlarda meslek dayanışması çok kolay olmuyor. Sosyal ilişkilerimizi şuan kurduğumuz dernek vb. gibi oluşumlar aracılığıyla gerçekleştirebiliyoruz. Mesela geçen günlerde derneğimiz bünyesinde tayinlerle ilgili Whatsapp grubu kurduk. Dernek üyesi olsun olmasın herkesi davet ettik. Sağ olsun baya bir meslektaşımız geldi, baya bir meslektaşımıza faydamız oldu. Çok dualarını aldık.
Polat: Bence bunların bir önemi yok. Herkes aşağıda oturabilir veya yukarıda oturabilir. Yan yana oturabilir veya çeşitli şekillerde oturabilir. Önemli olan hızlı ve doğru karar verebilmektir. Ancak bazı toplu yargılamalarda hâkimlerin yukarıda olması duruşmanın yönetimi açısından kolaylık sağlayabiliyor. Toplu yargılamalarda veya çok taraflı dosyalarda hâkimler herkesle aynı hizada oturursa kimin ne dediği anlayamaz, duruşmayı yönetemez. Zira hakimin davanın taraflarını tam ve net olarak görmesi, söylediklerini dinleyebilmesi, hal ve hareketlerini, tavırlarını analiz etmesi gerekir.
Hukukbook: İdda makamı olan savcının hükmü verecek yargıçla birlikte yukarıda oturması, savunma makamının ise aşağıda olması size göre bir sorun değil mi? Eğer değilse savunma makamını yargının kurucu unsurları arasında saymamak gerekmez mi?
Polat: Savcılık aslında kamu avukatlığı gibi. Dolayısıyla onlar da aşağıda oturabilir. Bizim Savcılarımız çok mütevazı insanlardır. Böyle bir şeyden gocunacaklarını sanmıyorum.
Hukukbook: Sizce avukatlar “yargı mensubu” mudur? Avukatları meslektaş olarak mı görüyorsunuz yoksa misyon olarak başka bir kategoride mi değerlendiriyorsunuz? Örneğin yargıçlar adalet dağıtan bir konumda iken avukatlar para kazanmak için mi çalışıyorlar?
Polat: Avukata karşı suç işleyen bir kimse hâkime, savcıya karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır. Farklı uygulamalar olabilir ama ben duruşmalarda avukatların oturarak konuşmalarını tercih ederim. Avukatlarda adalet dağıtıyorlar. Örneğin toplumda şöyle bir algı var. Avukat eğer suçlu birinin avukatlığını yapıyorsa hemen katilin avukatı, hırsızın avukatı olarak nitelendiriliyor. Oysa ben kendi avukatlık dönemimden biliyorum. Bir kişi suçluysa avukat onu aklamaya çalışmaz. Daha az ceza almasını sağlamakta avukatlık görevidir. Tabi suçluyu aklamaya çalışan avukatlarda vardır. Bu Avukatlığın doğasında olan bir şey. Şahsen ben avukatların yaptığı her türlü işe saygı duyuyorum. Savunma hakkı kutsaldır. Bir gün herkes bir avukat tarafından savunulmaya muhtaç kalabilir.
Hukukbook: Sistem içi özeleştiri ve restorasyon çabası var mı? Avukatlar, yargıçlar ve savcıların her biri için ayrı ayrı değerlendirme yapar mısınız? Meslek içi tartışma ve eleştiri-özeleştiri kültürü var mı?
Polat: Özeleştiri var tabi. Disiplin cezalarına ve diğer HSK kararlarına karşı yargı yolunun açılması gerektiği konusunda sürekli eleştiride bulunuyoruz. Daha şu ana kadar kimse kalkıpta: ‘Yav kardeşim bırakın bu işleri’ demedi. Meslek büyüklerimiz bizim amacımızı da az çok bildikleri için bizi takdir ediyorlar.
Avukatların durumu ise zor. Sayıları fazla ve toplumda hak ettikleri saygıyı ne yazık ki görmüyorlar. Ancak onlardaki dayanışma ve özeleştiri kültürü daha fazla. Bu da daha önce ifade ettiğim gibi hâkim ve savcıların sürekli tayin gereği yer değiştirmesinden kaynaklanıyor. Biz daha meslektaşlarımızı eleştirebilecek kadar tanıyamadan başka yere tayinimiz çıkıyor.
Ancak genel olarak yargı politikalarını eleştirebiliyoruz. Bunun en büyük örneği benim.
Hukukbook: Yargı kararlarının, iddianamelerin, avukat dilekçelerinin ve dosyalara giren diğer belgelerin, Türkçe dilini kullanma becerisi ve kalitesini nasıl buluyorsunuz? Kararlardaki ve dilekçelerdeki gerekçe unsurunu da dikkate alarak avukat-yargıç-savcı kıyaslaması yaparak değerlendirebilir misiniz?
Polat: Avukatların yazım dili oldukça başarılı. Ben bir sorun görmüyorum. İstisnalar olabilir, kaideyi bozmaz. Zaten önemli olan içerik. Tabi şu da var. Bazen vatandaşlarımız konuya tam hâkim olamadıkları için içerik olarak hatalı taleplerde bulunabiliyorlar. Bu bakımdan davalarını avukat vasıtasıyla açmalarında fayda var. Bizde adettir. Tutuklanmadan önce avukat tutulmaz. Tutuklandıktan sonra avukat tutulur. Veya bir vatandaşımız ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almadıkça ailesi avukat tutmaz. Davalarda da durum böyledir. Ülkemizde işler sarpa sarmadan avukata gidilmiyor ne yazık ki.
Tavsiye olarak vatandaşlar ifade vermeden, dava açmadan önce mutlaka avukat tutmalı.
Avukatlara tavsiyem ise çok uzun dilekçe yazmamaları. Zira dilekçe uzadıkça olayın bağlamından kopulabiliyor. Asıl önemli olan noktalar gözden kaçırılabiliyor. Örneğin adamın evi yıkılacak, avukatı ‘müvekkilimin evi yıkılmasın’ demek yerine, müvekkilimin evinin duvarları lilaydı, bahçesinde çam ağaçları vardı, çocukluğu burada geçmişti vs. yazmasının bir önemi yok. Tabi gene okuyoruz fakat asıl bağlamdan kopuyoruz. Kafamız evin duvarlarının renginin lila olmasına gidebiliyor.
Şunu da atlamamak gerekir. Eğer maddi gerçeğin ortaya çıkması için çok uzun dilekçe yazılması gerekiyorsa bundan da kaçınmasınlar. Dediğim gibi biz her dilekçeyi okuyoruz. 1000 sayfada yazılsa 1000 sayfayı okuruz. Sadece konuyla alakasız şeyler yazılmaması kâfi.
Bununla birlikte dilekçelerin UDF formatında yazılması çok önemli. UDF formatında yazılınca hem not alması hem karar yazımı daha kolay oluyor. Dava fiziki olarak açıldığı zaman dilekçedeki önemli kısımları bilgisayar ortamından not alamıyoruz. UDF formatında açılan davalarda karar yazımında davacının istem özetini daha ayrıntılı yazabiliyoruz. UDF formatında olmasa da yazıyoruz fakat 10 dakikada yazacağımız istem özetini yarım saatte bitirebiliyoruz. Aynı şey davalı içinde geçerli.
Gerekçe hakkı bilindiği üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle güvence altına alınmış olan bir hak. Bir elin beş parmağı bile aynı değildir. Eksik gerekçeli kararlar var mıdır? Mutlaka vardır. Dolayısıyla bu gerekçenin doyurucu olması, herkes tarafından anlaşılabilmesi, detaylı olması gerekir. Hâkimlerin ve savcıların buna riayet etmesi önemlidir.
Hukukbook: Avukatlarla, barolarla, hukuk alanındaki STK’larla ve diğer yargı dernekleri ile birlikte, yargı sisteminin sorunlarını kapalı yahut açık toplantılarda tartışmaya açık mısınız?
Polat: Açık olmasam bu röportajı vermezdim. Sorunlar konuşuldukça çözülür. Hukukun gelişmesi ve ilerlemesi adına her türlü sorunu, herkesle konuşurum.
Hukukbook: Avukatların adliyelere aranarak girmeleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Avukatların yargı mensubu olup olmadıkları sorusu ve havalimanı araması konusundaki itirazınızla birlikte değerlendirmenizi rica ediyoruz.
Polat: Kartımız varsa biz de avukatlar gibi turnikeden geçiyoruz. Kartımız olsa dahi güvenlik bizi tanımıyorsa X Rayden geçmemizi isteyebiliyorlar. Biz de geçiyoruz, geçmeliyiz de. Artık eskisi gibi değil. Geçmiş dönemde yaşanan elim hadiseler düşünülünce uygulamanın yerinde olduğu kanaatindeyim. Havaalanlarında da X Rayden geçiyoruz. Sadece X Ray uyarı verdiğinde elle aranmak yerine el makinesiyle tarıyorlar.
Hukukbook: Yasalarda “yargının kurucu unsuru” sayılan baroların ve avukatların, adliyelerin işleyişine ve idari sistemine ne gibi katkıları olabilir? Beklentileriniz nelerdir?
Polat: Hâkimlerin, savcıların yanına daha çok gidip gelmeleri gerekir. Örneğin ben dosyada eksik evrak oldu mu, evrakı avukattan telefonla isteyebiliyorum. Aynı şekilde avukatı yoksa vatandaştan isteyebiliyorum. Avukatların veya vatandaşların da dava açmadan önce kafalarına takılan bir soruyu mutlaka gelip sormaları gerekiyor. Çünkü dava dilekçesi dosyaya girdi mi, dava açıldı mı artık çok geç oluyor. Yani bir yanlış yapılmışsa düzeltilemiyor. Bunun da hak kaybına kadar çok ağır sonuçları olabiliyor. Oysa sorulsa bu sorunlar hiç yaşanmayacak. Mesela kendi yargı kolum olan idari yargı için söylüyorum. Dava açılırken tanık dinletme talepleri olabiliyor. Oysa idari yargıda tanık dinletme müessesesi yok. Kafalarına takılan hususları sorsalar böyle bir sorun yaşanmaz.
Şahsen ben sadece kendi alanım olan idari yargıyı bilirim. Diğer alanı çok bilmem. Asliye Ceza kendi alanını bilir, Ağır Ceza kendi alanını. Oysa avukatlar her alana girip çıktıkları için adliyelerin işleyişine ve idari sistemine daha çok hakimler. Dolayısıyla bizimle daha çok diyalog halinde olsalar biz de sorunlara vakıf olup sorunların çözümünde katkı sunabiliriz.
Hukukbook: Fiziken büyük adliye binalarının avantaj ve dezavantajlarını değerlendirebilir misiniz?
Polat: Adliyeler büyük olunca herkese yetecek kadar oda oluyor. Herkese yetecek kadar oda olması başka bir deyişle her hâkimin ve savcının tek oturması çok önemli. Çoğu adliyede herkes tek oturuyor ama bazı adliyelerde iki kişi hatta üç kişi oturmak zorunda kalınabiliyor. Tabi bu durum çalışma verimini de düşürüyor. Sırf bu yüzden bir meslektaşımızın istifa ettiğini biliyorum. İki üç kişi oturulan odalarda eskiden 10 dosya bakacakken bu oran günde 7-8 dosyaya kadar düşebiliyor. Çünkü odada telefonla konuşulduğunda bile insanın dikkati dağılabiliyor veya odadaki diğer kişiye misafir geldiğinde ister istemez sizin de çalışmaya ara vermeniz gerekebiliyor. Tersi de doğru. Size gelen biri odanızda oturan meslektaşınızın verimini düşürebiliyor.
Fiziken büyük adliyelerin hiçbir zaman dezavantajı olmaz, daima avantajı olur. Tabi bu konuda eskiye göre çok daha iyiyiz ama hala yetersiz adliyelerimiz var. Örneğin ben Aydın’da görev yapıyorum. Aydın deprem bölgesi. Ne yazık ki Aydın’daki binaların çoğu eski ve depreme dayanıksız. Adliye binası da oldukça eski. Bizim adliyemizin otoparkının çürük raporu var. Adliye de otoparkın üstüne kurulu. Adalet Bakanından randevu istiyoruz vermiyor. Biz de bu sorunu her platformda dile getiriyoruz ama sonuç yok. Yeni adliye binası için temel atma çalışmaları yapıldı fakat o da fay hattının üzerinde. Aldığım duyuma göre zemininden su, gaz gibi şeyler çıkmış, inşaat durmuş. Bu duruma acilen bir çözüm bulunması gerekiyor. Allah’a emanet yaşıyoruz.
Hukukbook: OECD ve Avrupa Konseyi ülkeleri ile kıyasladığımızda hükümlü ve tutuklu sayısında nüfusa oranla rekorlar kırıyoruz. Cezaevlerinin aşırı kalabalıklaşmasına dönük değerlendirmeniz var mı?
Polat: Katılmıyorum, Avrupa Birliğine uyum süreci içerisinde cezalar o kadar hafifleştirildi ve infaz rejimi değişikliğe uğratıldı ki neredeyse çoğu suçun yatarı hiç olmuyor. Hele bir de araya pandemi girdi diye çoğu suça af geldi. Bence bir toplumu ayakta tutan şey, cezaların ağırlığı ve infaz rejiminin yeterli olmasıdır. Çünkü her afta bir suçlu affediliyorsa, bir mağdur cezalandırılmış oluyor. Zaten istatistiklere bakıldığında hapisten çıkanların bir kısmının tekrar suç işlediği görülüyor.
Ben bir vatandaş olarak sabah dışarı çıktığım zaman başıma bir iş gelmeden gün ağarana kadar özgürce dolaşabilmeyi istiyorum. Aynı şey aile bireylerim için de geçerli. Dünyanın hiçbir yerinde bu gün böyle bir şey mümkün değilse bu cezaların ve infaz rejiminin yetersiz oluşundan kaynaklanmaktadır. Benim devletten beklentim suç işlenmeyen bir toplumda yaşamak ve yaşatılmaktır. Af gibi herkesi ilgilendiren konularda referandum yapılmalı. Evet çıkarsa eyvallah ama hayır çıkma olasılığı da var.
Göçmenler konusunda da referandum yapılabilirdi. Kısaca toplumun genelini ilgilendiren her konuda referandum yapılabilirdi. Artık teknoloji çok gelişti. Bu tarz referendumlar teknolojik imkanlarla çok rahat yapılabiliyor.
Yapamıyoruz çünkü istediğimiz bilgi ve belgeleri temin edemiyoruz. Ancak dediğim gibi suç işleyen kim olursa, olsun cezalandırılmalıdır. Bir kişinin engelli, hasta, yaşlı veya çocuk olması işlediği suçun cezasını çekmesine engel olmamalı. Avukatlık dönemimden biliyorum çocuk bir müvekkilimin 20 suç kaydı vardı. Benden çok adliyeye gidip geliyordu. Ama mevzuat gereği bir türlü tutuklanmıyordu. Tabi çocuk bunu bildiği için sürekli suç işleyip insanları mağdur ediyordu. Toplumun menfaatleri bireyin menfaatlerinden daha ön planda tutulmalı. Ancak bir kişi suç işledikten sonra hastalanırsa örneğin kanser olursa daha farklı bir muameleye tabi tutulmalı ki zaten mevcut infaz rejiminde de bu yönde düzenlemeler mevcut. Keza hükümlü veya tutukluların çocukları, bakacak kimseleri de yoksa ayrı değerlendirilmeli. Çocuklarımız bizim veli nimetimiz, geleceğimiz. Mümkün olduğunca cezaevi şartlarından uzak tutulmaları gerekir.
Tabi nihayetinde bu tarz verilere ulaşabilirsek daha sağlıklı değerlendirmelerde bulunabiliriz.
Hukukbook: Türk yargı sisteminde, Suç ve Ceza hukukunun amaçladığı iki temel anlayıştan, caydırıcılık mı yoksa ıslah edicilik mi ön plandadır? İstatistiklere bakıldığında caydırıcılığın olmadığı, cezaevine daha önce girmiş kişilerin suç işleme oranının sabıkası olmayan kişilere göre daha yüksek olduğu biliniyor. Bu konuda istatistiklere sahip misiniz? Aynı bağlamda, suç işlediği için hapse giren insanların topluma yeniden kazandırılması için infaz sistemimiz yeterli mi? Ceza adalet sistemimizin ıslah edici özelliği var mı?
Polat: Şu an için cezaların önleyici bir etkisi yok. Önleyici etki demek mevcut yasalarda yapılan değişikliklerle suç oranlarının düşürülmesi demektir. Oysa bizdeki suç oranlarına bakıldığında suçlarda sürekli bir artış olduğu gözleniyor. Çünkü cezalar ağır değil ve infaz rejimi yetersiz. Bu nedenle cezaların önleyici etkisinden de bahsetmek mümkün değil. Daha önce belirttiğim gibi bir toplumu ayakta tutan şey cezaların ağırlığı ve infaz rejiminin yeterli olmasıdır. Aksi takdirde toplum çöker, Devlet ayakta duramaz.
Bir örnekle açıklamak gerekirse kadınlara yönelik şiddet veya cinayet olaylarına verilen cezalar ağırlaştırılsa bu tarz olayların önüne geçilebilir. Bunu kim istemez? Ancak her gün benzer olayların yaşanması cezaların önleyici etkisinin olmadığını gösteriyor.
Başka bir örnekle açıklamak gerekirse 1 kişiyi öldürmenin cezası ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. 10 kişiyi öldürmenin cezası da ömür boyu ağırlaştırılmış müebbettir. 100 kişiyi öldürmenin cezası da ömür boyu ağırlaştırılmış müebbettir. 1000 kişiyi öldürmenin cezası da. Bir noktadan sonra fazladan öldürülen 999 kişi için cezanın etkisizleştiğinden söz edebiliriz. Çünkü insan ömrü ortalama 80 yıl. Yani kişi işlemiş olduğu 999 cinayet yönünden cezalandırılmamış oluyor. Başka bir deyişle 999 kişi boşuna ölmüş oluyor. Kaldı ki ömür boyu müebbette de zaten ömür boyu ceza evinde kalınmıyor. Mevcut infaz rejimine göre 20-25 yıl sonra hapisten çıkılabiliyor.
Hükümlüler zaten içeride fazla kalmıyorlar. Dolayısıyla cezaların ıslah edicilik etkisinden bahsetmek mümkün değil. Topluma kazandırılacak zamanları da olmuyor. Tabi böyle olunca topluma entegre olamıyorlar. Dolayısıyla tekrar suç işleme eğiliminde olabiliyorlar.
Hukukbook: Türkiye’deki dava, soruşturma ve icra dosyası sayıları ile mahkûm ve tutuklu sayılarını dikkate aldığınızda bütün problemlerin adliyeye intikal etmesini ya da bu kadar yüksek sayıda hukuki problemin adliyeye gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Adlileşmede esas kaynak neresidir? Ne gibi bir çözüm öneriniz var? Yargı sistemi önüne gelen dosyaları bitiremediği için mi sayı sürekli artıyor yoksa toplumun yaşadığı sosyal, ekonomik, siyasi buhranların sonucunda mı bu sonuç doğuyor? Karar vericilere ve kamuoyuna ne söylemek istersiniz?
Ekonominin kötü olduğu bir gerçek. Ancak bunun temel nedeni Rusya-Ukrayna savaşı ve İsrail-Filistin savaşıdır. Ekonomi politikalarının da gözden geçirilmesi gerekiyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle benzin fiyatları çok artınca buna paralel olarak her şeyin fiyatı da arttı. Tabi ekonominin kötü olmasında fırsatçıların rolü de var. Devlet olarak fırsatçılara karşı yeterli önlemleri alabilmiş değiliz. Bu önlemler de etkili bir şekilde alınırsa ekonomik olarak daha iyi bir noktaya gelebiliriz. Tabi serbest piyasa ekonomisi şartlarını da gözetmek gerekiyor. Biz de bu ve benzeri nedenlerle işte böyle bir ortamda eriyen hâkim ve savcı maaşlarının arttırılmasını istemek zorunda kaldık.
Ekonominin iyi gitmemesi yargı harçlarını da olumsuz etkiledi. Bu gün Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmak için 3.500 küsür TL parayı ödemeniz gerekiyor. Diğer mahkeme harçları da aşağı kalır değil. Tabi yargı harçları Mahkemeye erişim hakkını engelleyecek boyuta ulaşmamalı.
Savaşların bitmesi halinde veya doğru ekonomi politikalarıyla ekonomi düzelir fakat savaşlarda ne yazık ki bitecek gibi değil. Dolayısıyla doğru ekonomi politikalarının izlenmesi daha makul bir yol gibi gözüküyor.
Dosya sayılarını azaltmak için daha fazla suç ve dava uzlaşma ve arabuluculuk kapsamına alındı. Buna rağmen dosya sayıları istenilen düzeye inmedi. Neden çünkü nüfus hızla artıyor. Hâkim, savcı sayısının arttırılması geçici bir çözüm olabilir ancak kalıcı bir çözüm için yerli yasaların yapılması şart.
Hukukbook: Önceki sorularımıza yanıt verirken de yerli ve milli yasalardan bahsetmiştiniz. Tüm yasalarımızı milli meclisimiz yazıyor; kararnameleri, tüzükleri ve yönetmelikleri de milli kurumlarımız yaptığına göre bu söyleminizi açmanızı rica edeceğiz.
Polat: TBMM’nin kabul ettiği her kanun, tüzük, yönetmelik milli değildir. Örneğin Türk Ceza Kanunu 1926 yılında, 1889 tarihli İtalyan Zanardelli Yasası esas alınarak hazırlanarak TBMM’de kabul edilen ceza kanunudur. Ondan sonra birçok değişikliğe uğramış olmasına rağmen temeli yine İtalyan Ceza Kanunudur. Bize uymuyor çünkü bir örnekle açıklamak gerekirse yine Avukatlık döneminde CMK’dan girdiğim bir davada 5 kardeşten birisi olan ve yaşı küçük olan müvekkilim evden kaçmıştı. Polisler yakalayıp neden kaçtın diye sorduklarında: ‘babam bana terlik fırlattı çok korktum o yüzden kaçtım’ demişti. Öyle deyince baba hakkında Asliye Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı. Ben bu duruma çok şaşırmıştım. Çünkü çocukken hepimiz annemizden, babamızdan dayak yemişizdir. Ancak terlik silahtan sayıldığı ve alt soya karşı işlendiği için suçun takibi şikâyete bağlı değilmiş. İşin kötü tarafı 5 kardeşin tamamı 18 yaşından küçük. Anneleri vefat etmiş, babaları tek başına bakıyor çocuklara. Babanın basit bir suçtan sabıkası var. Mahkemeye çıktık, o zamanki mevzuata göre babanın hapse, çocukların Çocuk Esirgeme Kurumu’na gitme riskleri doğunca ben çocuğun avukatı olmama rağmen babanın beraatini istemek zorunda kaldım. Çocuk zaten hiç şikâyetçi değildi ama ifadesinde babasının terlik fırlattığı beyanında bulunduğu için TCK’nın ilgili maddesi uyarınca re’sen dava açılmıştı. Sonuç olarak baba hapse, çocuklar Çocuk Esirgeme Kurumu’na gitti. Bir ailenin yok oluşuna tanıklık ettim. O zaman anladım ki bu yasalar bize hiç uymuyor. Zira vicdan, adalet, hakkaniyet çocukların Çocuk Esirgeme Kurumu’na gitmemesi için babanın beraat etmesi gerektiği yönündeydi.
Mesela idari yargıda dava açma süresi 60 gün, neden 61 gün değil veya 59 gün değil? Bilimsel veya mantıksal hiçbir açıklaması yok. Çünkü Fransızlar kendi iç dinamiklerine göre öyle takdir etmiş. Örneğin Fransada ilk kanun çıktığı zaman vatandaşların taşradan merkeze gelme süreleri 50 gün ise 10 günde dava açma süresi bırakmışlar. Veya başka bir nedenle yine belirli bir mantık çerçevesinde dönemin koşullarına göre bu süre belirlenmiş ama Fransız toplumu bu süreyi kendi iç dinamiklerine göre belirlemiş. Keza tutuklulukla ilgili prosedürü de İtalyanlardan almışız ama dediğim gibi bu koşullar İtalyan toplumu için geçerli koşullar. Örneğin İtalya’da kız kaçırma olayının olduğunu zannetmiyorum. Onlardaki bir şeyde bizde olmayabilir.
Aynı şekilde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru süresi 30 gün olarak belirlenmiş. Neye göre, kime göre belirlenmiş? Bu süre AİHM’de 4 ay. 30 günlük süre çok az. AYM’ye eksik belgeyle başvursanız belki davanız reddedilecek. Siz bir kurumdan eksik olan belgeyi isteseniz zaten tebligatlarıyla birlikte 40-50 günde ancak temin edersiniz. 30 günlük süreyi belirlerken 80 yaşındaki insanı da gözetmek lazım 15 yaşındaki çocuğu da.
Ben bu kanunlara kopyala yapıştır kanunu diyorum. Çünkü birçok kanunu yabancılardan kopyalayıp, kendi mevzuatımıza yapıştırmışız ama ölçüleri bedenimize uymamış.
Hukukbook: İlan edilen yargı etiği belgelerinin kâğıt üstünde kaldığını düşünüyor musunuz? Kamu Görevlileri Etik İlkelerinden başlayarak, kolluk, avukatlar, yargıçlar, savcılar, noterler, adliye personeli, bilirkişiler, uzlaştırmacılar, arabulucular, infaz kurumları personeline kadar yargı sistemine bütünlükçü bir yaklaşımla, etik ilkelerin egemen olması için neler yapılmalı?
Polat: Eskiden toplum kitaplarla eğitiliyordu. Artık ne yazık ki kimse kitap okumuyor. Şimdi herkes görsel, işitsel ve sosyal medyayı takip ediyor. Oradakileri örnek alıyor. Bu yüzden sosyal medya platformlarından bilinçlendirme yapılabilir veya medya, sinema filmi, tiyatro gibi etkinlikler daha etkili olabilir. Özellikle kamuoyunca bilinen dizilerde bu tür mesajlar verilebilir. Toplum bilinçlendirilebilir. Sosyal medyada mesaj vermek için oldukça etkili bir platform. Tasvip etmiyoruz ama zamana ve teknolojiye de ayak uydurmak gerekiyor.
Hukukbook: Bizim soramadığımız ama sizin söylemek istedikleriniz varsa lütfen buyurunuz.
Polat: Anayasa değişikliğinde Hakimler ve Savcılar Kurulu kararlarına karşı yargı yolu mutlaka açılmalı. Vatandaşlar her türlü hukuki sorunları için hukuki yardım almalı. Hem vatandaşlar hem avukatlar 7 gün 24 saat yanımıza gelebilirler. Sosyal medya mahkemeleri kapatılmalı.
Daha adil ve daha hızlı yargılamalar için yerli ve milli yasalar yapılmalı. Cezalar ağırlaştırılmalı, infaz rejimi düzeltilmeli. Suçsuz bir toplumda yaşamak her bireyin hakkı.
Özellikle son yaptığımız ‘Yargıda Liyakatin Arttırılması Projesi’ne çok önem veriyoruz. Bu proje ulaşabildiğimiz 15-20.000 hâkim ve savcı meslektaşımızın çoğunluğunun görüşü doğrultusunda hazırlandı. Bu proje hayata geçirilirse yargı hiç olmadığı kadar hızlı ve hata payı daha az kararlar verebilecek. Bu projeyi şimdilik Cumhurbaşkanlığı’na gönderdik. Dikkate alınmaması halinde kendimiz hayata geçireceğiz. Proje tamamlandığında sadece hâkimler ve savcılar değerlendirme yapabilecek ama ileriki aşamalarda Avukatları ve vatandaşları da sisteme dahil edeceğiz.
Görüldüğü üzere Dernek olarak sadece hâkim ve savcı haklarıyla ilgili değil, tüm yargıyı iyileştirecek, vatandaşların ve Avukatların derdine derman olabilecek projeler üzerinde de çalışıyoruz.
Son olarak tek bir vatanımız var. Bu güzel vatanı atalarımız bize nice zorluklarla bıraktı. Kıymetini bilelim. Çünkü bu vatan bize emanet. Biz de çocuklarımıza güzel bir şekilde bırakmalıyız.
Hukukbook: İçten cevaplarınız için okurlarımız adına teşekkür ederiz.
Üzümcü, “Ben eğitmenlik yapmıyorum. Levent Üzümcü Tiyatrosu bir okul değil ve zaten ömrünü bitirmek üzere. Ben mesleğimi bıraktığımda varlığı son bulacak. Tiyatro kimileri için bir estetik sığınak, kimileri için de dertlerini anlattıkları bir alan. Örneğin biz şu an İzmir’de, 1950’lerde Amerika’daki McCarthy dönemini eleştiren, Arthur Miller’ın ‘Cadı Kazanı’ adlı oyununu oynuyoruz. Başlı başına bir eleştiri. 1600’lerde geçen bir oyun aracılığıyla 1950’ler Amerika’sı hicvedilmişti. Ve biz maalesef, 2025 yılında Türkiye’de bu oyunu bir şeyler söyleyebilmek için oynuyoruz.” şeklinde konuştu.
Hollanda’nın Lahey kentinde göçmen karşıtı protestoların şiddete dönüşmesinin ardından en az 30 kişi tutuklandı. Lahey Belediye Başkanı, protestoyu “eşi benzeri görülmemiş” ve “Hollanda’ya yakışmayan” bir eylem olarak nitelendirdi. Başbakan Dick Schoof, konuya ilişkin yaptığı açıklamada , söz konusu davranışı utanmazca ve kabul edilemez olarak nitelendirdi ve savcılığın faillerin hesap vermesini sağlamak için mümkün olan her türlü önlemi alması gerektiğini söyledi.
Kaliforniya Valisi Gavin Newsom,Gizli Polise Hayır Yasası olarak bilinen 627 sayılı Senato Tasarısı’nı imzaladı.Kaliforniya, tanımlanmış istisnai durumlar haricinde, kolluk kuvvetlerinin operasyonlar sırasında kimliklerini gizleyen maske veya diğer yüz örtüleri takmasını yasaklayan ABD’deki ilk eyalet oldu.
Ekvador’un güneybatısındaki Machala kentinde rakip çeteler arasında hapishanede çıkan çatışmada 13 mahkûm ve bir gardiyan hayatını kaybederken, 14 kişi yaralandı; isyan sırasında patlama ve silah sesleri duyuldu, bazı mahkûmlar kaçtı ve polis şu ana kadar 13’ünü yakaladı. Ülkede ölümcül hapishane çatışmaları ve isyanlar zaman zaman yaşanıyor; çeteler ise sık sık rakip grupların üyelerini hedef alıyor.
Beyaz Saray, Çin ile yapılan anlaşma kapsamında TikTok’un algoritmasının artık ABD’li şirketler tarafından kontrol edileceğini ve uygulamanın ABD operasyonları için yedi yönetim kurulu koltuğundan altısının Amerikalılar tarafından yönetileceğini duyurdu. Anlaşmaya göre, TikTok’un algoritması, ABD’li kullanıcı verileri kullanılarak yeniden yapılandırılacak. ABD Başkanı Donald Trump, Rupert Murdoch ile oğlu Lachlan, Oracle başkanı Larry Ellison ve Dell kurucusu Michael Dell’in, ABD’de TikTok’u satın almaya çalışan yatırımcı grubunun içinde yer almasının beklendiğini söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump, yeni H-1B uzmanlık gerektiren meslek vizesi başvurularında 100.000 dolarlık bir ücret talep edecek bir kararname yayınladı. Kararname Cumartesi günü yürürlüğe girdi. H-1B vize kısıtlaması, uzatma yapılmadığı takdirde yürürlüğe girdikten bir yıl sonra sona erecek. Trump, kararnamenin amacını sistematik suiistimale son vermek olarak açıkladı.
Donald Trump yönetiminin Venezuela vatandaşlarına yönelik Geçici Koruma Statüsü’nü (TPS) iptal ederek hukuka aykırı davrandığına hükmeden federal bölge mahkemesi kararının durdurulması Yüksek Mahkeme’ye başvuruda bulunuldu.
İngiltere, Putin’in Ukrayna’daki yasadışı savaşını destekleyen Gürcistan bağlantılı kişilere yaptırım uygulama kararını uygulamaya koydu. Mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarını da kapsayan yaptırımların uygulandığı kişiler arasında medya patronu Levan Vasadze ve Gürcistan’ın eski başsavcısı Otar Partskhaladze de yer alıyor.
TÜRKİYE’DEN HABERLER
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile soykırımcı Netanyahu’nun kıyaslandığı cümlenin bir televizyon kanalında alt bant yazısı olarak kullanılması hakkında soruşturma başlatılmıştır” ifadeleriyle TELE1 hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu. Tele 1’in yayın kurulu ise özür diledi.
AKP İstanbul İl Başkanlığı 21 Eylül günü gerçekleşen ve CHP’nin kazandığı Bayrampaşa Belediye Başkanvekili seçimlerinin iptali için yürütmeyi durdurma talepli dava açtı.
Kırıkkale’de “irtikap” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan AKP’li Yahşihan Belediye Başkanı Ahmet Sungur‘un da aralarında bulunduğu 8 şüpheli, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. AKP Merkez Yürütme Kurulu Sungur’un ihraç istemiyle Merkez Disiplin Kuruluna sevk edilmesine karar vermişti.
Mabel Matiz olarak bilinen şarkıcı Fatih Karaca hakkında “Perperişan” isimli şarkısı nedeniyle “müstehcenlik” suçundan soruşturma başlatılmıştı. Karaca, adliyeye gelerek savcılığa ifade verdi. Ünlü şarkıcı, açıklama yapmadan adliyeden ayrıldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Holding hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, Doğa Koleji’nin bağlı olduğu Arı Bilim İnovasyon Eğitim Hizmetleri A.Ş.’ye kayyum atandığını duyurdu. Şirketin tüm yönetim yetkileri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi.
Nevşehir’de iki çocuk arasında çıkan tartışma kanlı bitti. 14 yaşındaki M.M.K., 15 yaşındaki F.A.’yı kalbinden bıçaklayarak öldürdü. Cinayet şüphelisi M.M.K. polis tarafından gözaltına alındı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Kayseri’de sevgilisinin kızı E.A.’ya (15) cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklu yargılanan O.P. (38), 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
İstanbul Cevizlibağ’daki Atatürk KYK Kız Öğrenci Yurdu’nda meydana gelen skandal olaylarla ilgili soruşturmada gözaltına alınan 4 kişi tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilirken 2 kişi savcılık ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. Yaz tatilinin ardından yurda dönen öğrenciler, bakım ve onarım sürecinde yurtta bulunan bazı işçilerin dolap kilitlerini kırdığını, eşyalarına müdahale ettiğini ve dolaplara rahatsız edici içerikler yazdığını belirterek durumu yönetime bildirmişti.
Kanal İstanbul projesine verilen “ÇED olumlu” kararına karşı açılan dava kapsamında 19’u profesör, 1’u doçent 21 uzman bilirkişi tarafından hazırlanan 400 sayfalık bilirkişi raporu Danıştay 4. Dairesi’ne sunuldu. Raporda, projenin ciddi çevresel ve sismik riskler içerdiği, su kaynaklarının geri dönülemez biçimde zarar görebileceği ve kültürel varlıkların yok olabileceği belirtildi. Bilirkişi heyeti, ÇED dosyasının temel çevresel, jeolojik ve sosyal etkileri eksik değerlendirdiğini vurgulayarak, “ÇED olumlu” raporunun bilimsel ve teknik açıdan uygun olmadığı sonucuna vardı.
Tunç Soyer dahil 11’i tutuklu 65 sanığın İzmir 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı İZBETON davasına devam edildi.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, başkasına ait telefon numarasını sosyal medyada “selam ben ciddi evlilik istiyorum, ciddi olanlar arasın” notuyla paylaşan kişiye “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçundan verilen 1 yıl 3 ay hapis cezasını onadı.
Gaziantep’in Nizip ilçesinde yapımı süren adliye binasında çalışan işçiler, uzun süredir maaşlarını alamadıkları iddiası ile binaya çıkarak toplu intihar girişiminde bulundu. Firma yetkililerinin maaşların ödeneceği sözü vermesi üzerinde işçiler intihardan vazgeçti.
BirGün Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Aydın, birgun.net Yayın Koordinatörü Uğur Koç ve birgun.net’in eski Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yaşar Gökdemir’in “İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in adının geçtiği bir haberden ötürü ” ‘kamu görevlisine alenen hakaret’ ve ‘terör örgütlerine hedef gösterme’ suçlamasıyla 2 yıldan 5 yıla kadar hapis istemiyle İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın duruşması 22 Ekim tarihine ertelendi. Esas hakkındaki mütalaasını sunan savcı, gazetecilerin suçlamalardan ayrı ayrı cezalandırılmasını istedi.
Bolu Grand Kartal Otel’de 78 kişinin yaşamını yitirdiği yangına ilişkin olarak 19’u tutuklu toplam 32 sanığın yargılandığı davanın ikinci duruşması, Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.
Uğur Mumcu suikastinin de aralarında olduğu 22 faili meçhul cinayeti kapsayan “Umut Davası”nda Eski Emniyet Genel Müdürü, Adalet ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın 13.duruşmasında, 32 yıl sonra tanık olarak dinlendi. Ağar, Güldal Mumcu’ya “Tuğlayı çekersem duvar yıkılır” demediğini iddia etti. Duruşma 9 Şubat’a ertelendi.
Ankara’da kendini polis ve savcı olarak tanıtarak yaşlı yurttaşları mağdurları toplam 17 milyon 500 bin TL dolandıran çeteye düzenlenen operasyonda yakalanan 24 şüpheliden 18’i Asayiş Şube Müdürlüğünde yapılan işlemlerinin ardından sevk edildikleri mahkemece tutuklandı.
Ekrem İmamoğlu’nun 31 Ocak’ta ifade vermek için gittiği İstanbul Adliyesi önünde yaşanan gerginlik ve arbede nedeniyle; CHP Eski İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Gençlik Kolları Başkanı Erdem Kara ve aralarında CHP ilçe başkanları ile yöneticilerinin de olduğu 26 kişi Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Duruşmayı Özgür Özel de salonda takip etti. Sanıklara “görevi yaptırmamak için direnme”, “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere katılma”, “kasten yaralama” ve “kamu malına zarar verme” suçlamaları yöneltilmiş ve 3 yıl 11 aydan 17 yıla kadar hapis cezaları istenmişti.
Bangalor ilkelerinin dayandığı temel değerler sırasıyla şunlardır:
Yargıç, bireysel, kurumsal açılardan ‘Bağımsızlık değerini gözetmeli’; bunun gerçekleşmesi, yargıcın yasama ve yürütme başta olmak üzere bütün dış etkilerden uzak olmasına; yargı bağımsızlığını sürdürme bilinciyle kamunun yargıya yönelik güvenini güçlendirmesine bağlıdır.
İlk ilkenin bağımsızlık olmasına dikkatleri çekmek isterim.
Nitekim Budapeşte’de (24-26.5.2001) 65 ülkenin yüksek mahkeme başyargıçları ve yargıtay başkanlarının katılımıyla yapılan 9’uncu Uluslararası Yargı Konferansında AİHM’nin Başkanı Wildhaber’in sunduğu bildirinin ilk tümcesi şöyledir: “Bağımsız yargı, adalet kavramının yüreğidir.”
Yargıç, ‘Yansızlık değerini gözetmeli’; bunun gerçeklemesi, yargıcın yargılama sürecinde önyargısız, kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak, adil, akılcı ve ölçülü davranışlar ve izlenimler sergilemesine bağlıdır.
Yargıç, ‘Doğruluk ve tutarlılık değerlerini gözetmeli’; bunun gerçeklemesi, yargıcın bu değerleri güçlendirecek ve akılcı düşünenlerde bir yakınmaya yol açmayacak tutumlar sergilemesine bağlıdır.
Yargıç, ‘Dürüstlük değerini gözetmeli’; bunun gerçekleşmesi, yargıcın bütün etkinliklerinde yakışıksız görüntülerden kaçınmasına, yargı mesleğinin saygınlığıyla uyumlu ve mesleğini yürütürken edindiği bilgiler konusunda duyarlı olmasına bağlıdır.
Yargıç, ‘Eşitlik değerini gözetmeli’; bunun gerçekleşmesi, toplum katmanlarındaki çeşitliliğe saygı ve hukuk önündeki eşitliğe uymasına bağlıdır. Bangalor ilkelerinde böyle yargıçlara ulaşmanın ön koşulu da belirtilmiştir: Yetenek ve yaraşırlık (ehliyet ve liyakat).
Bütün bunlar, Mecelle’de şöyle özetlenmiştir: Yargıç, “nefsine/özvarlığına” egemen, akıllı, bilge (hakim), kavrayışlı/anlayışlı (fehîm), doğrudan sapmaz (müstakîm), güvenilir (emîn), vakur/ağırbaşlı (mekîn) sağlam (metîn) olacak, hukuk biliminden ayrılmayacak, ayırt etme yeterliliğine sahip olacaktır (m. 1739, 1792, 1794).
Yargıçların vicdanı
Benim de katıldığım Budapeşte’deki uluslararası toplantıda bütün delegeler, basındaki tartışmaların yargıçların vicdani kanıları üzerindeki etkilerinden yakınmışlar, Polonya delegesi “medya yargıçları”ndan söz etmiş, ben de yargıcın kendi görüş ve inançlarına karşı bağımsız kalabilme yetisi konusunda bir bildiri sunmuştum.
Bredin, 1996’da hepimize şu soruyu yöneltmişti: “… yargıçlar, (…) yığın iletişim araçları ve bunların çekicilikleri karşısında ne denli bağımsızdır?”
Yargıçlar ne oranda çabalarlarsa çabalasınlar, yapılan araştırmalar, her ülkede yargı öncesi yapılan yorumların yargıyı etkilediklerini kanıtlamıştır. Aristoteles (MÖ, 384-322) Retorik’te, Kafka Dava’da buna değinmiştir.
Bu etkinin en çarpıcı örneği Dreyfus davasında kamuoyunu ikiye bölen basının etkisidir. Zola, mahkemedeki savunmasında buna değinmiştir: “Her şey bana karşı görünüyor. Her iki yasama meclisi, sivil iktidar, askeri iktidar, çok satan gazeteler, onların zehirledikleri kamuoyu. Benim için tek bir düşünce var: Gerçek ve adalet ülküsü (…) Ülkemin yalan ve adaletsizlik içinde kalmasını istemedim. Beni cezaya çarptırabilirsiniz. Ama bir gün, saygınlığını kurtardığım için Fransa bana minnettar kalacaktır”.
Zola’nın öngörüleri doğru çıkmış, Fransa, Zola’nın da katkısıyla, uygar toplumlara yakışan bir bilinçle bu adli yanılgıdan ders çıkarmasını bilmiş, ilkin adli yanılgıyı düzeltmiş; daha sonra da borcunu ödemek için 1908’de Zola’nın küllerini ünlüleri bağrında barındıran Panthéon’a taşımış; bizim TC Yasası’na esin kaynağı olan (m. 277, 288) Eski (m. 226 ve 227) ve Yeni Ceza Yasalarına yasaklayıcı hükümler (m. 434-16. ve 434-25) getirmiştir.
Bütün bunlar, hepimizi uyarmalı, adaletin kestiği parmağın acımaması için adaleti, kirletecek bütün etkenlerden arındırmanın yolları bulunmalı, yargıçların etkilenmeden karar verecekleri ortamı yaratmalıyız.
6 Eylül 2001’deki yargı yılı açış konuşmamda şöyle demiştim: “Devlet yönetiminde yer alan ya da toplumda oluşan güç odaklarından hiç etkilenmediği için bağımsız; yarın kaygısı taşımadığı için güvenceli; bağımsız ve güvenceli olduğu ve salt hukuk bilinciyle hükümler kurduğu için yansız bir yargı; devletin güçlü ve sağlıklı, toplumun dingin, bireyin geleceğinden kaygısız olması için, insanlığın bulduğu en gerçekçi çözüm ve sığınaktır.”
Bunun için şu kuralları gerçekleştirmek zorundayız:
Siyasal otorite, yargının yönetimine hiç karışmamalıdır.
Siyasal otorite, yargının önündeki davalar ve yargı kararları hakkında görüş belirtmekten özenle kaçınmalıdır.
Yargıçların atanmaları, yükselmeleri, yer değiştirmeleri, denetlenmeleri, yürütme erkinden ve onun temsilcilerinden kesinkes ayrılmalıdır.
Yargıcın işine son verilmesi, siyasal erke yasaklanmalıdır.
Yargıçlar, bakanların aldıkları ücretlerle orantılı olarak uygun bir ücret almalıdırlar.
Yargının ayrı ve özgürce kullandığı bir bütçesi olmalıdır.
Yargı, yardımcı personelini atanmasını ve yetişmesini kendisi üstlenmelidir.
Yargıç, bulunduğu mahkemede de bağımsız olmalıdır.
Yargıç, kendisini kendi girişimiyle akçalı yükümlülüğe girmeksizin en son bilgilerle yenileyebilmelidir.
Bir toplumun yetkin bir ulus olabilmesi için ilkin tarih, dil ve yurt bilinçlerine sahip bulunması gerekir. Ancak o ulus, hukuk bilincine ulaşamamışsa, uygar bir ulus değildir.
İlk ilke bağımsızlıktır; yargıç, bireysel, kurumsal açılardan ‘Bağımsızlık değerini gözetmeli’; bunun gerçekleşmesi, yargıcın yasama ve yürütme başta olmak üzere bütün dış etkilerden uzak olmasına, yargı bağımsızlığını sürdürme bilinciyle kamunun yargıya yönelik güvenini güçlendirmesine bağlıdır…
BM Kararı, Dr. Fehmi Kerem Bilgin tarafından 2024 yılı Eylül ayında Türkçe’ye kazandırılmıştır.
Dünya Barış Günü İlanı – 7 Eylül 2001
Elli beşinci birleşim
Gündem maddesi 33
00 57607
Genel Kurul tarafından kabul edilen karar [Ana Komiteye atıfta bulunulmadan (A/55/L.95 ve Add.1)]
55/282. Uluslararası Barış Günü
Genel Kurul,
Genel Kurulun düzenli oturumlarının açılış günü olan Eylül ayının üçüncü Salı gününün resmen Uluslararası Barış Günü olarak ilan edileceğini ve kutlanacağını ve tüm uluslar ve halklar bünyesinde ve arasında barış ideallerini anmaya ve güçlendirmeye adanacağını beyan ettiği 30 Kasım 1981 tarihli ve 36/67 sayılı kararını hatırlatarak;
3 Kasım 2000 tarihli ve 55/14 sayılı karar dahil olmak üzere diğer ilgili kararlarını da hatırlatarak;
Uluslararası Barış Gününün kutlanmasının ve anılmasının barış ideallerini güçlendirmede ve gerginlikleri ve çatışma nedenlerini hafifletmede yaptığı katkıyı tekrar teyit ederek;
Dünya çapında şiddet ve çatışmanın sona ermesi için sunduğu eşsiz fırsatı ve Uluslararası Barış Gününün küresel topluluk bünyesinde mümkün olan en geniş farkındalığının ve kutlanmasının sağlanmasının ilgili önemini telakki ederek;
Uluslararası Barış Gününün hedeflerine dikkat çekmeyi ve dolayısıyla her yıl kutlanması için Genel Kurulun düzenli birleşimlerinin açılış gününden ayrı bir tarih belirlemeyi arzu ederek;
Bu tarih barışın kutlanması ve kutlanması için tüm halkların dikkatine sunulmak üzere, Genel Kurulun elli yedinci oturumundan itibaren Uluslararası Barış Gününün her yıl 21 Eylülde kutlanmasına karar verir;
Uluslararası Barış Gününün bundan böyle bir küresel ateşkes ve şiddetsizlik günü, tüm uluslara ve halklara Gün boyunca muhasamatın kesilmesine riayet etmeye bir dâvet olarak kutlanacağını beyan eder;
Tüm Üye Devletleri, Birleşmiş Milletler sistemi örgütlerini, bölgesel ve hükümet dışı örgütleri ve bireyleri, eğitim ve kamuoyu farkındalığı vâsıtasıyla dâhil olmak üzere, münâsip sûrette Uluslararası Barış Gününü anmaya ve küresel ateşkesin tesisinde Birleşmiş Milletler ile işbirliği yapmaya dâvet eder.
Resolution adopted by the General Assembly [without reference to a Main Committee (A/55/L.95 and Add.1)]
55/282. International Day of Peace
The General Assembly,
Recalling its resolution 36/67 of 30 November 1981, by which it declared that the third Tuesday of September, the opening day of the regular sessions of the General Assembly, shall be officially proclaimed and observed as International Day of Peace and shall be devoted to commemorating and strengthening the ideals of peace both within and among all nations and peoples,
Recalling also its other relevant resolutions, including resolution 55/14 of 3 November 2000,
Reaffirming the contribution that the observance and celebration of the International Day of Peace makes in strengthening the ideals of peace and alleviating tensions and causes of conflict,
Considering the unique opportunity it offers for a cessation of violence and conflict throughout the world, and the related importance of achieving the broadest possible awareness and observance of the International Day of Peace among the global community,
Desiring to draw attention to the objectives of the International Day of Peace, and therefore to fix a date for its observance each year that is separate from the opening day of the regular sessions of the General Assembly,
Decides that, with effect from the fifty-seventh session of the General Assembly, the International Day of Peace shall be observed on 21 September each year, with this date to be brought to the attention of all people for the celebration and observance of peace;
Declares that the International Day of Peace shall henceforth be observed as a day of global ceasefire and non-violence, an invitation to all nations and people to honour a cessation of hostilities for the duration of the Day;
Invites all Member States, organizations of the United Nations system, regional and non-governmental organizations and individuals to commemorate, in an appropriate manner, the International Day of Peace, including through education and public awareness, and to cooperate with the United Nations in the establishment of the global ceasefire.
Madımak Katliamının Üzerindeki Zamanaşımı Zırhı / Av. Çağla ÜREDEN
1919 yılında Atatürk’ün yaptığı Sivas Kongresiyle bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararların verildiği ve Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’ta, 30 yıl önce Pir Sultan Abdal Şenliklerine davetli yazar, şair, düşünür ve sanatçılardan oluşan 33 aydınımız ve 2 otel görevlisi Madımak Otelinde diri diri yakılarak öldürüldü. Olay alevlerin küle çevirdiği otelin adıyla, yani Madımak Katliamı olarak anılmaktadır.
Madımak Katliamı davasının kimi sanıklar bakımından zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi hususu günümüzde oldukça tartışmalıdır. İnsanlığa karşı işlenen suçlar zamanaşımına tabi değildir, bu nedenle üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin zamanaşımı nedeniyle dava düşürülemez. İnsanlığa karşı suçlar, siyasal, felsefi, ırkî veya dinî saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi halinde oluşur.
Madımak Katliamının insanlığa karşı işlenen suçlardan olduğu tartışmasızdır; ancak katliamın yapıldığı 2 Temmuz 1993 tarihinde yürürlükteki 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı işlenen suçlar yer almamaktaydı.
Türk Hukukunda insanlığa karşı suçlar ile ilgili madde ilk olarak 5237 sayılı TCK’nda yer alarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş ve zamanaşımına tabi tutulmamıştır. Dolayısıyla bu tarihten önce işlenen bir fiili insanlığa karşı işlenen suç kapsamında değerlendirmek mümkün olmadığı gibi zamanaşımına uğramayacağından da bahsedilemez. Kaldı ki suçun işlendiği zaman yürürlükteki kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümleri çelişiyorsa sanık lehine hükmün uygulanacağı hem 5237 sayılı TCK’nun 7/2. maddesinde, hem de 765 sayılı TCK’nun 2/2. maddesinde yer almıştır. 765 sayılı TCK’nda insanlığa karşı suçlar düzenlenmiş olsaydı ve bu maddede zamanaşımı süresi sınırlandırılmış olsaydı bile, bu kez de aleyhe kanunun geçmişe yürümesi yasağı gereği insanlığa karşı suçlar bakımından zamanaşımı işlemeyeceğine dair kuralı uygulamak mümkün olmayacaktı. Aynı şekilde, 5237 sayılı TCK’nda yer alan insanlığa karşı suçlara ilişkin madde, “hangi tarihte gerçekleştiğine bakılmaksızın insanlığa karşı suçlar zamanaşımına uğramaz” şeklinde yeniden düzenlense bile, o tarihte yürüklükte bulunan 765 sayılı TCK’nda insanlığa karşı suç fiili düzenlenmediğinden yine zamanaşımını işletmemek mümkün olmayacaktı.
Kişi laik olamayabilir, ancak devlet laik olmalıdır. Gerçekten laik bir devlet olsaydı Madımak Katliamı yaşanmazdı.
Katliamdan bu yana geçen 30 yıl boyunca katliamın kimi sanıkları sigortalı çalışmalarına, evlenmelerine, askerlik yapmalarına, nüfus müdürlüklerine kaydolmalarına ve Emniyet tarafından aranmalarına rağmen bulunamadı; kimileri tek tek firar etti, kimileri de haklarında hüküm verilmesine ömrü yetmeyip eceliyle vefat etti.
İşte geç gelen adalet, adalet olmadığı gibi adaletsizliğin de ta kendisidir ve hatta zulümdür. Öyle ki Madımak Katliamı hakkında adalet geç olsa bile hala gelememiştir.
Madımak Katliamının ilk duruşmasında müdahil avukatlar katliamla ilgili faillerin somut olarak göründüğü fotoğraf ve film görüntülerini mahkemeye sunmalarına rağmen mahkeme yanlı bir tutum sergileyerek bunları delil olarak kabul etmemiştir. Hatta duruşmalar sırasında mağdur avukatları mahkeme salonundan sebepsizce çıkartılmış ve duruşmalara basın yasağı konulmuştur.
Hakimler her ne olursa olsun adaletin doğru tecelli edebilmesi için tarafsız olmak zorundadır. Kendilerini herhangi bir gruba veya zümreye ait hissetmemeleri; herhangi bir ideolojik görüşten, inançtan, cinsiyetten, coğrafi bölgeden, etnik kökenden, statüden etkilenmemeleri ve önyargılı olmamaları gerekir. Kendilerini bunlardan arındıramamış hakimler ya görevini bırakmalı ya da haklarında etkin bir soruşturma yapılarak görevden alınmalıdır.
Zamanaşımına tabi suçlar için adalet tarihe havale edilmemeli, zamanaşımı her durumda başvurulabilen bir maymuncuk olmaktan çıkarılmalıdır. Bunun yerine devletin sorumluluklarını yerine getirmesi ve yargılamayı hızlandıracak etkili çözümler üretmesi gerekmektedir.
Bugün bile Madımak Katliamı sebebiyle tek bir yetkili sorumlu tutulmuş değildir. Yasal düzenlemelerle, davanın zamanaşımına uğramasına sebep olan yetkililer hakkında görevinin gereklerini yerine getirmekte ihmal ve gecikme gösterip göstermediği sıkı bir denetime tabi tutulmalı ve bu ihmal ve gecikme davanın zamanaşımına uğramasına sebebiyet verdiği tespit edilmişse yetkililer hakkında etkin bir disiplin soruşturması yapılarak ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Zira Madımak Katliamı dosyasını bilerek ve isteyerek zamanaşımına uğratan yetkililer sırf görevini ihmal etmemiş, insanlığa karşı suç da işlemiştir.
Her ne kadar suçun işlendiği tarihte hukukumuzda insanlığa karşı suç düzenlenmemiş olsa da sonraki süreçte dosyayı kasten zamanaşımına uğratan yetkililer hakkında insanlığa karşı suç işledikleri kabul edilmeli ve onlar bakımından zamanaşımı işletilmemelidir. Dolayısıyla 5237 sayılı TCK’nun yürürlük tarihi olan 01.06.2005 tarihinden itibaren Madımak Katliamı dosyasında görev alan yetkililer başta olmak üzere, her kim bu tarihten itibaren dosyanın kasten zamanaşımına uğramasına sebebiyet verdiyse insanlık suçu işlemiştir. Buna göre, Madımak Katliamı üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin zamanaşımına uğratılamaz.
Madımak Katliamı soruşturmasının ve yargılamasının uzatılarak zamanaşımına uğratılması, sanıkların yakalanmayarak firar etmesi ve cezalarını çekmeye ömürlerinin yetmemesi, hiçbir yetkilinin sorumlu tutulmaması ve suç tarihinde yürürlükteki 765 sayılı TCK’nda insanlığa karşı suç fiilinin yer almaması sebebiyle insanlığa karşı suç olarak nitelendirilemeyerek zamanaşımına uğraması toplum nezdinde adalete olan güveni bir kez daha sarsmıştır.
Madımak Katliamı ülkemiz tarihine kara bir leke olarak geçti. Aydınlığı karartan ateşin yakıldığı günden bu yana 30 yıl geçti ve o ateş hala sönmedi.
Madımak hala yanıyor ve bu yangın ancak adalet yerini bulduğu gün sönecek…
Çağla Üreden Hakkında
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk bölümünden 2009 yılında ve Okan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ekonomi Hukuku programında yüksek lisans yaparak 2014 yılında mezun olan Çağla Üreden, 2009 yılında avukatlık stajına başlamış, 2010 yılında İstanbul Barosuna 39953 sicil numarasıyla kaydedilerek avukatlık ruhsatını almıştır. 11 yıldır gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren özel bir şirkette avukat olarak çalışmaya devam etmektedir. İstanbul Barosu HFSK(Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu) üyesidir.
“Kuyu Tipi Hapishaneler Derhal Kapatılmalıdır” başlıklı bildiri vebasın açıklaması 26 Eylül 2025 günü İnsan Hakları Derneği başta olmak üzere çeşitli hak savunucusu kurumlar tarafından ilan edilmiştir. Açıklamaya, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Temsilciliği, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi ve Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı(TOHAV) imza koymuştur. Bildiri ile, bu hapishanelerde bulunan mahpusların, insan onuruna uygun koşullara sahip başka cezaevlerine sevk edilmesi talep edildi.
Kuyu Tipi Hapishaneler Derhal Kapatılmalıdır – 26 Eylül 2025
Hapsetme, zaman ve coğrafya değişse bile tarihsel olarak iktidarların toplumu sindirme, baskı altında tutma ve otoriteyi tesisi etme amacıyla kullandıkları bir yönetim tekniği olmuştur.
Türkiye’de de her dönem insanlık dışı koşullara sahip olan hapishaneler, son zamanlarda inşa edildikleri bölgeler, mahpusların bedensel, ruhsal ve sosyal iyilik hallerini göz ardı eden mimari yapıları ve fiziksel koşulları nedeniyle “kişiliksizleştirme, güçsüzleştirme, insansızlaştırma ve yalıtma” amaçlarını hedefleyen mekânlara ve cezalandırma araçlarına dönüştürülmüştür. Özellikle 2020 yılından bu yana uygulamaya sokulan S Tipi, Y Tipi ve Yüksek Güvenlikli Hapishaneler ile insan hakları ihlalleri doruğa çıkmıştır.
Bu hapishaneler, F Tipi Hapishanelerden daha ağır bir izolasyon (tecrit) modeline sahiptir. Üç katlı olan havalandırma ile hücre bölümlerinin ayrı yerlere inşa edildiği, hücre penceresinde tel ızgaraların yer aldığı, havalandırma hakkının neredeyse tüm mahpuslar için günde 1,5 saat ile sınırlandırıldığı bu tip hapishaneler, mimari yapısının ve fiziki koşullarının çok benzer olması sebebiyle mahpuslar tarafından “kuyu tipi” olarak adlandırılmaktadır.
Kuyu tipi hapishaneler, mahpusların bedensel, ruhsal ve sosyal iyilik hallerini tamamen göz ardı eden; mahpusları insanlık dışı koşullarda yaşamaya zorlayan uygulamanın mimari yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu koşulların bizzat kendisi, işkence ve diğer kötü muamele niteliği taşımaktadır. Bu durum; ‘İşkence ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’, ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ ve ‘Mahpuslara Muameleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları’ başta olmak üzere, birçok uluslararası sözleşme ve standartla bağdaşmamaktadır.
Gelinen aşamada mahpuslar, insan onurunu temel alan modern infaz anlayışına, insan hakları ilke ve değerlerine tümüyle aykırı olan ve kanuni hiçbir dayanağı bulunmayan bu hapishanelere istek ve iradeleri dışında sevk edilmeye başlanmıştır. Adeta bu hapishanelere sürgün edilen mahpuslar, kuyu tipi olmayan diğer hapishanelere sevk edilme talebiyle 2023 yılından bu yana açlık grevi ve/veya ölüm orucu yapmışlardır. Başta insan hakları, hukuk ve sağlık örgütleri olmak üzere pek çok sivil toplum örgütü, meslek örgütü ve siyasi parti sözü edilen hukuka aykırı bu hapishanelerin kapatılması ve bu tür uygulamalara son verilmesi amacıyla birçok kez açıklama yapmıştır.
Güncel durumda ise halen Bolu F Hapishanesi tutulmakta olan Serkan Onur Yılmaz isimli mahpus, 26 Eylül 2025 tarihi itibarıyla ölüm orucu eyleminin 320. günündedir. Serkan Onur Yılmaz, Antalya Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tutulmaktayken kuyu tipi olmayan başka bir hapishaneye sevk talebiyle ölüm orucuna başlamış ve eylemini sürdürürken Bolu F Tipi Hapishanesi’ne sevk edilmiştir. Ancak burada, Antalya Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde kalan 8 arkadaşının da sevki için ölüm orucunu sürdürmüştür.
Serkan Onur Yılmaz, 23 Eylül 2025 tarihinde istek ve iradesi dışında Bolu İzzet Baysal Hastanesi Köroğlu Ünitesine sevk edilmiştir. Burada mahkûm koğuşunda tutulduğunun bilgisi avukatlarına verilmiştir. Ne var ki ailesi ve avukatları, söz konusu tarihten bu yana Serkan Onur Yılmaz ile görüşememiştir. Hastane idaresi hukuka aykırı bir şekilde savcılık izni olmadan avukat görüşü yaptıramayacaklarını öne sürmüştür. Savcılık ise avukat görüş talebini reddetmiştir. Avukat-müvekkil görüşünün bu şekilde engellenmesi açık bir şekilde kanuna aykırı ve hak ihlalidir. Ayrıca Yılmaz’ın ailesinin refakatçi talebi, hastane başhekimi tarafından “savcılığın olur yazısı olmadığı” gerekçesiyle reddedilmiştir.
Bu nedenle aşağıda imzası bulunan Marmara Hapishaneler İzleme Heyeti bileşenleri olarak, Serkan Onur Yılmaz’a yapılan bu uygulamaların hukuka aykırı olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz. İvedilikle Serkan Onur Yılmaz’ın avukatları ve ailesi ile görüşmesi sağlanmalı ve nihai olarak talepleri kabul edilmelidir.
Hem mimari yapıları hem de idari uygulamaları bakımından insanlık onurunu zedeleyen, mahpusları toplumdan tamamen izole ederek, temel hak ve özgürlüklerini yok sayan kuyu tipi hapishaneler derhal kapatılmalıdır.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi – Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi – Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi – Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Temsilciliği – İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi – Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı
Sultanahmet Adliyesi, 1955 – 2012 yılları arasında İstanbul Merkez Adliyesi olarak kullanılan binadır. 2012 yılında adliye Çağlayan’daki yeni binaya taşınmıştır.
Eski Adliyeye Veda -2012
Sultanahmet Adliyesinden önce İstanbul Adliyesi olarak kullanılan Darülfünun Binası’nın yanması üzerine 1939 yılında eski adliyenin yerine bulunan bazı mülkler istimlak edilmiş, yeni adliye binası için arsa oluşturulmuştur. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle çalışmalara ara verilmişse de 1949 yılında proje tekrar gündeme alınmıştır. Sultanahmet Meydanında bulunan Eski İstanbul Adliyesi, 1949 yılında düzenlenen bir yarışma sonucunda inşa edilmiştir. Yarışmayı mimarlar Sedat Hakkı Eldem ve Ord. Prof. Emin Halid Onat kazanmıştır.
Binanın temeli 12 Temmuz 1951 yılında atılmış, 5 Eylül 1955 tarihinde hizmete açılmıştır. Adliye, iki blok olarak tasarlanmış olmasına karşın çevredeki arkeolojik eserlerin varlığından ötürü ikinci blok yapılmamıştır. Adliye Binası’nın inşası sırasında ve daha sonra yapılan arkeolojik kazılarda Antiochus ve Lausus Saraylarının kalıntılarına ulaşılmıştır.
Sultanahmet’teki Eski İstanbul Adliyesi, Çağlayan’da inşa edilen yeni binanın tamamlanmasının ardından 25 Temmuz 2012 tarihinde kapatılmıştır. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Cağaloğlu’nda bulunan 150 yıllık tarihi binası bir yangın sonucunda kullanılamaz hale gelmiş, bu nedenle İstanbul Eski Sultanahmet Adliyesi İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tahsis edilmiş, bina İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü hizmet binası olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Sultanahmet Adliyesi, Çağlayan’a taşındıktan sonra arşiv bölümünde, 2013 yılında yangın çıkmış binada hasar oluşmuştur.
Çağlayan Adliyesi
Sultanahmet Adliyesinden Önce İstanbul Adliyesi
Bu adliyeden önce, günümüzde var olmayan eski Darülfünun Binası, İstanbul Adliyesi olarak kullanılmıştır. Darülfünun Binası, Adliye olarak kullanılmadan önce; 1846-1863 yılları arasında İsviçreli ünlü mimar Gaspare Trajano Fossati tarafından neo-klasik tarzda inşa edilmiştir. Bina, 1854 yılında Maliye, Evkaf ve Adliye Nezaretlerine devredilmiş, daha sonra ise Osmanlı Mebusan Meclisi binası olarak kullanılmıştır.
Sultanahmet Adliyesine Veda
2011 Yılı yeni adlı yıl açılış töreni Sultanahmet Adliyesine Elveda partisi olarak düzenlenmiş, düzenlenen kokteyle ve törene İstanbul Barosu avukatları yoğun katılım göstermiştir.
İstanbul Barosu tarafından ”Son duruşma 05.09.2011” yazılı tişörtler basılmış, adliye çalışanları ise hatıra amaçlı olarak adliyede çalıştıkları bölümlerin levhalarını almışlardır.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr.Ümit Kocasakal törende yaptığı konuşmada ”Bu yeni adli yıl için güzel şeyler söylemek isterdim, masallar anlatmak isterdim ancak öyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Yargıda, şuan çok karanlık bir tablo var. Bu ağır karanlık tablo görülürken bir ayağı olan yargı, yargı bağımsızlığı konuşulurken Avukat ve Savunma unutuluyor. Biz unutmayacağız ve unutturmayacağız. Şundan emin olmamız gerek bu yeni adli yılda İstanbul Barosu olarak gene sonuna kadar hukukun üstünlüğünü, hukuk devletini, savunmayı, mesleğimizi, cübbemizi, ilkelerimizi, namuslu onurlu dürüst savcı ve hakimleri korumaya ve yanlarında olmaya devam edeceğiz. Hepimizin Sultanahmet adliyesinde anıları var, benimde çok anım var stajımı yaptığım ve ilk avukatlık cübbemi giydiğim yer burasıdır.” demiştir.
Yarsav eski başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ise veda töreninde; “Biz Savunmayı her zaman önemsiyoruz. Türkiye bugün yargıç ve savcılar avukatlar tarafından korunan bir duruma gelmiş ise gerçek hukuk mücadelesinin yapılacağı dönemdeyiz. Bu şu demektir; Türkiye yargı bağımsızlığında bir ihlal yaşamaktadır. Bu binayı ben yargının ruhu olarak görüyorum. Ticaret merkezlerinde adalet dağıtılan bir döneme giriyoruz. Yargı hukukun üstünlüğünü esas almalı, ama bu gün Türkiye de gücün hukuku yaratıldığı için, gücün hukukunun uygulanması yargı organlarına iade edilmek istenmektedir. Yargı sadece ve sadece hukuk rehberi olarak hukukun üstünlüğünü esas alarak herkese adil olan organlar olacaktır, olmaya devam edecektir. Olağan üstü dönemlerde yaşamış olan o tablolar bugün tekrarlanmayacaktır ve bugün yaşanan bu sorunlar hep birlikte yargıçlar olarak, savcılar olarak, avukatlar olarak sadece ve sadece hukukun üstünlüğünü esas alarak vereceğimiz bu mücadele ile Türkiye gerçek anlamda hukuk devleti olmayı geçmiş adli yılda, geçmişlerde yaşamamışları gelecekte mutlaka yaşayacaktır. Bu konuda hiç kimse karamsarlığa kapılmasın.” demiştir.
Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, 26 Ağustos 1789 tarihinde ilan edilmiştir. İngiliz ve Amerikan devrimlerinden önemli ölçüde etkilenen Fransız Devrimi de haklarla ilgili gelişmeleri aynen benimsemiş ve 1789 tarihinde İnsan ve Yurttaş hakları Bildirisi’ni ilan etmiştir.
Aydınlanma Düşüncesi, en aşırı, en radikal sonuçlarına Fransa’da ulaşmıştır. Çünkü Fransa’nın, Kilise ile mutlakiyetçi yönetimi destekleyen ortaçağ artığı, sınıflı bir toplumsal düzeni vardı, bu yapı Rönesans ve Reform hareketleri nedeniyle çatırdıyordu. Fransız Aydınlanması radikal düşünceleriyle bu gerginliği son sınırına kadar vardırmış, sonunda Fransız Devriminin patlamasına yol açmıştır.
Bildiride özetle; insanların doğal ve devredilmez hakları bulunduğu, hukuk bakımından, özgür ve eşit doğdukları, insanların özgürlük, mülkiyet ve baskıya karşı direnme hakkı bulunduğu, egemenliğin millete dayandığı, yasanın yasaklamadığı hiçbir şeyin engellenemeyeceği ve hiç kimse yasanın emretmediğini yapmaya zorlanamayacağı, hiç kimse, yasanın belirlediği durumlar ve emrettiği şekiller dışında suçlanamayacağı, tutuklanamayacağı, suç ve cezaların yasayla ve açık ve anlaşılır bir şekilde konabileceği, kişilerin suçun işlenmesinden önce kabul ve duyurulmuş olan bir yasa gereğince cezalandırılabileceği, herkesin suçlu olduğu açıklanıncaya kadar masum sayılacağı, herkesin din ve düşünce özgürlüğü bulunduğu, kamu giderlerini karşılamak için alınan vergilerin gelirlerle orantılı olması gerektiği, tüm yurttaşların devlet giderlerinin nasıl yapıldığını izlemek ve hesap sormak hakkı bulunduğu belirtilmiştir.
Bu bildiri, daha sonra 1791, 1946 ve 1958 Fransız Anayasalarının başında yer almıştır.
Frank Caprio, 24 Kasım 1936’da ABD’nin Rhode Island eyaletine bağlı Providence kentinde, İtalyan göçmeni bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası bir meyve satıcısı olan Caprio, mütevazı bir çocukluk geçirdi ve genç yaşta ayakkabı boyacılığı, gazete dağıtımı gibi işlerde çalıştı. Providence College’dan mezun olduktan sonra Boston’dak Suffolk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Hukuk öğrenimi sırasında lise öğretmenliği yaparak eğitimine devam eden Caprio, 1962-1968 yılları arasında Providence Şehir Meclisi’nde görev yaptı.
1985’te Providence Belediye Mahkemesi yargıçlığına atandı. 2023 yılında emekli olana kadar bu görevini sürdürdü. 1975’te Rhode Island Anayasa Konvansiyonu’na delege olarak seçildi.
Caprio’nun emekliliğinin ardından Providence Belediye Meclisi, eski belediye mahkeme salonunun adını “Baş Yargıç Frank Caprio Mahkeme Salonu” olarak değiştirdi.
6 Aralık 2023’te pankreas kanseri teşhisi konuldu. 20 Ağustos 2025’te yaşamını yitirdi.
Caprio’, mahkeme salonunda çekilen duruşmaların yayınlandığı “Caught in Providence” programı ile ünlüydü. Ayrıca Parking Wars dizisinde de rol almıştı.
Compassion in the Court adlı kitabını 4 Şubat 2025’te yayınladı. Suffolk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde babası adına burs programı kurdu. Fahri Hukuk Doktorası sahibiydi. Hakkında çok sayıda kitap yazıldı.
İbn-i Sina (Avicenna) 980 yılında, Özbekistan’ın Buhara kenti yakınlarındaki Afşara’da doğmuştur. Tam adı Ebu Ali el-Hüseyin bin Abdullah bin Sina’dır. Batı’da isminin Latincesi olan Avicenna unvanı ile tanınmıştır.
Filozof ve hekim olan Sina’nın çocukluğu verimli geçmiştir. Babası Samanoğulları sarayının katipliğini yaptığı için evine gelenler dönemin ünlü bilginleridir ve bu durumdan faydalanarak çocukluğundan itibaren dönemin bilginlerini tanıma imkanına ulaşmıştır. 16 yaşına geldiğinde yanında başka hekimleri çalıştıracak kadar ileri derecede bilgin biri haline gelmiştir. 18 yaşında Buhara Sultanı Nuh bin Mansur’u tedavi etmiş ve bunun karşılığında Samani sarayının zengin kütüphanelerinden faydalanma imkanı bulmuştur. Kütüphanede Farabi’nin günümüze ulaşamayan ‘et-Ta’lim üs-sani’ adlı yapıtı da yer aldığı için eserden yararlanarak Aristoteles‘in metafiziği ile ilgili bilgiler edinmiştir. Genç yaşta edebiyat, felsefe, matematik, astronomi, doğa bilimleri, tıp ve benzeri alanlarda döneminin en önemli bilginleri arasına girmiş, 21 yaşında ise Medrese dallarının tümünde uzmanlaşmıştır.
Babasının ölümünden sonra ve devletin içindeki huzursuzluklar nedeniyle çalkantılı bir yaşam geçirmiş, devlet hizmetlerine katkıda bulunarak bir süre saray katipliği yapmıştır. Hanedan’da Şemsüddevle’ye vezirlik yapmış, siyasi sorunlar nedeniyle kent kent kaçmak zorunda kalmıştır.
Felsefe ve tıp alanlarındaki çalışmalarıyla tanınmakta olmasına karşın mantık, fizik, geometri, astronomi, matematik, müzik, metafizik, tıp, fizyoloji, hıfzıssıhha, farmakoloji, kimya gibi alanlarda geniş çalışmaları olmuştur. Bilimsel araştırmalarında Hipokrat, Aristoteles, Kindi ve Birûni’den etkilenmiştir. Tıp alanındaki çalışmaları sırasında bazı hastalıkların bulaşmasında gözle görülmeyen bazı varlıkların etkisi olduğunu tespit etmiş ve mikroskop henüz icat edilmeden mikroplar hakkında araştırmalar yapmıştır.
Berhelet, kimya alanındaki çalışmalarının önemini vurgulamak için İbn-i Sina’yı kimyanın günümüzdeki halini almasındaki en büyük yardımcı olarak tanıtmıştır. Eserleri Latince yoluyla Batı dillerine çevrilmiştir. Fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili 150’ye yakın eser vermiştir. Bunların Farsça olanların dışında büyük çoğunluğu Arapça’dır.
İbn-i Sina’nın Eserleri
El-Kanun fi’t-Tıb, 1593
“Tıpta Kanun”(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı’da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır. Bu kitap İbn-i Sina’nın deneyimlerinin yer aldığı sistematik bir ansiklopedidir. İbn-Sina’nın en ünlü kitaplarındandır. Günümüzde Paris Üniversitesi’nin tıp fakültesi öğrencileri S.t Germain Bulvarı yakınlarındaki konferans salonunda İbn-i Sina ve er-Razi gibi iki bilginin portreleri ile karşılaşmaktadır.
Kitabü’l-Necat
Kurtuluş Kitabı, Metafizik konularda yazılmış özet bir eserdir. Kitap savaş alanında ve Kitabü’ş-Şifa’nın yetkin bir özeti şeklindedir.
Risale fi-İlmi’l-Ahlak
Ahlak Kitabı
İşarat ve’l-Tembihat
Mantık, Fizik ve Metafizik bölümlerini içermekte ve 20 bölümden oluşmaktadır. Bu kitap İbn-i Sina’nın kişisel görüşlerini içeren bir yapıttır.
Kitabü’ş-Şifa
Mantık, Matematik, Fizik ve Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik bir eserdir. Birçok kere Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.
Diğer Eserleri
Lisanü’l-Arab Isfahan, Aksamu’l-Ulumi’l-Akliyye, Risale fi’l Hudud, İsbatu’n, Nubavve, Risale fi’l-Kader, el-Ahlak, Kitab fi’s-Siyaset , Risale fi’l-Aşk, Hayy İbn Yakzan, Kitabu’l-İnsaf, el-Ahd, el-işaretu ila İlmi’l-Mantık, el-Hidaye, Makale fi’n-Nefs
Avukatların Reklam Yasağı ve Kendilerini Tanıtmaları Konusunda Karşılaştırmalı Bir İnceleme – Av. Vedat Ahsen Coşar
Hepimizin bildiği üzere reklam, herhangi bir malın, ürünün veya hizmetin hedef kitleye yönelik olarak tanıtılması, beğendirilmesi ve böylece o malın, ürünün ve hizmetin talep edilmesinin, alınmasının, satılmasının sağlanması için söz, yazı ve benzeri diğer görsel ve işitsel araçlarla yapılan planlama ve eylemler bütünüdür.
Reklamla olan yakın ilgisi ve ilişkisi nedeniyle çoğu zaman reklamla karıştırılan tanıtım ise, aslında reklam olmayan, sadece bir bilgilendirme olan ve herhangi bir malın, ürünün veya hizmetin özelliklerinin, kurumsal kimliğinin, üretim biçiminin, teknolojisinin söz, yazı ve benzeri diğer görsel ve işitsel araçlar kullanılarak geniş halk kitlelerine tanıtılmasını amaçlayan ve sağlayan bir faaliyet ve çalışmadır.
Bu çerçevede gerçeğe uygun olması koşuluyla bir avukatın yazdığı makaleler, kitaplar, bildiği yabancı dil, yaptığı master veya doktora konusundaki bilgileri, hazırladığı web sayfası yoluyla veya bir başka biçimde kamuoyuna sunması kanımca reklam değil, bilgilendirme amaçlı bir tanıtımdır.
Öncelikle ve özellikle ifade etmek gerekir ki, avukatlık meslek kuralları, avukatlık mesleğinin düzenini, ahlak ve geleneklerini yerleştirmek, korumak ve yasaların avukatlara yüklediği görevlerin onurlu ve avukata yakışan bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. O nedenle, avukatlar, Avukatlık Kanunu ve yönetmeliğiyle birlikte meslek kurallarını iyi bilmek, bunları içselleştirmek ve uygulamakla yükümlüdürler. Zira serbest bir irade sonucu kabul edilen meslek kuralları, bir toplumun yaşamı için vazgeçilmez nitelikteki avukatlık mesleğinin en iyi şekilde yapılmasını sağlar ve bunu güvence altına alır.
Diğer taraftan avukatlık serbest bir meslek olmakla, avukatlar kendilerini bir şekilde topluma tanıtmak, potansiyel müşterilerine donanımlarını ve pozitif özelliklerini gerçeğe uygun olarak sunmak durumundadırlar. Bu ise avukatlık mesleğinin kendine özgü kurallarının ve bu tanıtımın sınırlarının tespit edilmesini zorunlu kılar.
Bu noktada işaret edilmesi gereken önemli bir husus, bugüne kadar mevzuatta reklam yasağı olarak ifade edilen bazı hususların, günümüzün değişen anlayış ve kabullerine bağlı olarak artık reklam yasağı şeklinde ve bu ifadeyle değil, daha çok tanıtım şeklinde ve bu ifadeyle kullanılmakta olduğu hususudur.
Ben bu yazımda, reklam kavramını ve yasağını, avukatlık hukuku ve mesleği bağlamında, gerek bizim ülkemizdeki, gerekse başkaca ülkelerdeki yasal düzenlemeler ve uygulamalar yönünden ve karşılaştırmalı olarak inceleyeceğim. Buna göre;
a- Türkiye Uygulaması Yönünden
Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve 14 Şubat 1883 tarihinde Rumeli Vilayeti İl Genel Meclisi tarafından, bu vilayete özgü olarak kabul edilen “Doğu Rumeli Vilayetine Ait Avukatlık Yasası”nda reklam yasağı huşunda yapılmış bir düzenleme mevcut değildir.
Yine Türkiye’nin ilk Avukatlık Kanunu olan ve biri geçici olmak üzere 17 maddeden oluşan 460 sayılı, 03 Nisan 1340 (1924) kabul tarihli Muhamat Kanunu’nda, bu kanunun bir kısım maddelerinde değişlik yapan 06 Kanunisani (Ocak) 1926 tarihli 708 sayılı kanunda, avukatların reklam yapamayacaklarına ilişkin herhangi bir hüküm yoktur.
01 Aralık 1938 tarihi itibariyle yürürlüğe giren kanun, 07 Temmuz 1969 tarihine kadar otuz yıl süreyle yürürlükte kalan, bu süre zarfında ve değişik tarihlerde altı kez değişikliğe uğrayan ve 117 maddeden oluşan 3499 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 24.maddesinde, “avukatların mesleğin vakar ve haysiyeti ile telifi mümkün olmayan her türlü hal ve hareketten kaçınmak, görev ve yetkilerini adalet icaplarına uygun olarak ifa ve istimal eylemek zorunda oldukları” hükmüne yer verilmekle birlikte, reklam yapamayacakları hususunda bir düzenleme yer almamaktadır.
Avukatların reklam yapamayacaklarına ilişkin düzenleme, bizim Avukatlık Kanunumuza ve mevzuatımıza 19.03.1969 kabul tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’muza, “avukatların iş elde etmek için, reklam sayılabilecek her türlü teşebbüs ve harekette bulunmaları ve özellikle tabelalarında ve basılı kağıtlarında avukat unvanı ile akademik unvanlarından başka sıfat kullanmaları yasaktır” hükmünü içeren 55.maddesi ile girmiş, bu düzenlemeyi 26.01.1971 tarihli Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilen meslek kuralları takip etmiştir.
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 7.maddesinin (a, b, c, ç) fıkraları ile 8.maddesi hükümlerine göre; “avukat, salt ün kazanmaya yönelik her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır, bu bağlamda adres değişikliğini reklam niteliği taşımayacak biçimde ilan yolu ile duyurabilir, başlıklı kağıtlarını, kartvizitlerini, büro levhasını reklam niteliği taşıyacak şekilde aşırı ölçülerde ve içerikte düzenleyemez, adresini telefon rehberinde sadece meslekler bölümüne yazdırabilir, kendisine iş sağlama niteliğindeki her türlü davranıştan kaçınmakla” yükümlüdür.
Reklam yasağı konusundaki bu düzenlemeleri çok daha sonraki yıllarda yürürlüğe konulan, bu bağlamda 21.11.2003 tarihli, 25256 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği takip etmiştir.
Çok daha ayrıntılı ve özel hükümler içeren Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin “Amaç” başlığını taşıyan 1.maddesi hükmüne göre reklam hususundaki yasağın düzenlenmesinden amaç; “Avukatların mesleklerini özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmelerini, avukatlık sıfatının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır şekilde hareket etmelerini, yargılama faaliyetindeki yerlerini ve işlevlerini olumsuzlaştıracak ve yargının görünümünü bozacak davranışlardan kaçınılmasını sağlamaktır.”
Yönetmeliğin bu amacına ve yönetmeliğin 5.maddesindeki düzenlemeye göre avukatlar, kullanacakları tabelalarda, sadece avukatlık unvanı ile ad ve soyadlarına, varsa akademik unvanlarına, bürolarının kat ve daire numaraları ile telefon numaralarına, internet ve e-posta adreslerine yer verebilirler. Tabelalarda bunların ve bu yönetmelikte belirlenenlerin dışında kalan unvan, deyim, şekil, amblem ile Türkçe dışında yabancı dillerde ifade ve diğer şekillere, işaret, resim, fotoğraf ve benzerlerine yer verilemez. Bu tabelaların birden fazla avukata ya da avukatlık ortaklığına ait olması durumunda (100 cm x 150 cm), tek bir avukata ait olması durumunda ise (70 cm x 100 cm) boyutunu geçemez. Yine bu tabelalar yerine ışıklı pano kullanılamaz, tabelalar ışık verici donanımlarla süslenemez, tabelalarda ikiden fazla renge yer verilemez. Fiziki imkansızlık durumunda tabelalar ana binanın cephelerine, balkonlarına veya pencerelerine asılabilir, aksi durumlarda büronun bulunduğu giriş kapsının yanına, giriş holü veya koridoruna, büro giriş kapısının yanına asılabilir. Aynı büroda birlikte çalışılması durumunda, tabelalara avukatlardan birinin veya birkaçının adı soyadı veya soyadının yanında “avukatlık bürosu”; avukatlık ortaklığı durumunda ise ortaklık sözleşmesinde belirtilen ortaklığın adı ve unvanı yanında “avukatlık ortaklığı” ibaresinin konulması zorunludur.
Avukatların kullanacakları başlıklı kağıtlar, kartvizitler ve diğer basılı evrak reklam niteliği taşıyacak aşırılıkta olamaz. Başlıklı kağıtlarda, kartvizitlerde ve diğer basılı evrakta; sadece avukatlık unvanı, varsa akademik unvanı, adı ve soyadı, adresi, telefon-faks numaraları, internet ve e-posta adresleri ile bağlı bulunulan Baro ve Türkiye Barolar Birliği sicil numaraları, vergi dairesi ile vergi sicil numarası ve Türkiye Barolar Birliği ve/veya kayıtlı bulunulan baronun amblemi yer alabilir. Birlikte çalışma halinde; “avukatlık bürosu” ibaresi, avukatlık ortaklığı halinde “avukatlık ortaklığı” ibaresi ve ortaklıkta yer alan avukatların ad ve soyadlarının yer alması da zorunludur. Ortaklığa mensup avukatların, başlıklı kağıtlarında, kartvizitlerinde ve diğer basılı kağıtlarında; büro ya da ortaklığın adı yanında, kendi ad ve soyadlarını da kullanmaları zorunludur. Başlıklı kağıtlarda, kartvizitlerde ve diğer basılı kağıtta avukat unvanı ve akademik unvan dışında; emekli yargıç, emekli savcı, emekli noter, hukuk uzmanı, marka- patent vekili, sigorta uzmanı, bilirkişi, Bakan, Milletvekili ve benzeri sıfatlar kullanılamayacağı gibi kamu kurum ve kuruluşu ile özel kurum ve kuruluşlardaki, siyasi partilerdeki geçmiş ve mevcut görevler belirtilemez. Barolar ve Türkiye Barolar Birliği organlarında geçmişte görev alan avukatlar bu unvanlarını kullanamazlar. Halen görevli olanlar bu unvanlarını; ancak bu görevin ifasında ve bu görevleri ile sınırlı olmak kaydıyla kullanabilirler. Başlıklı kağıtlarda, kartvizitlerde ve diğer basılı evrakta; avukatın veya avukatlık ortaklığının ad ve unvanını belirtme amacını aşan her türlü yazı, deyim, resim, kayıtlı bulunduğu baro veya Türkiye Barolar Birliği amblemi dışında amblem ve şekiller yer alamaz. Avukatlık hizmeti, hiçbir unvan altında marka tesciline konu olamaz; bu yolda bir başvuruda bulunulamaz, mühür biçiminde damgalar kullanılamaz. (Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği madde 6)
Yine bu yönetmeliğin 7.maddesi hükmüne göre avukatlar, telefon rehberinin “meslekler” kısmına alfabetik sırada dizilmiş olmak ve diğer avukatlardan, avukat bürolarından ve avukatlık ortaklıklarından ayırt edici her hangi bir ifade, sembol, işaret ve saire kullanmamak koşulu ile; adı, soyadı, büro adresi, telefon ve faks numaraları, internet adresi ve e-posta adresini yayınlatabilirler.
Yönetmeliğin 8.maddesinde yer verilen (a, b, c, d, e, f) fıkraları hükümlerine göre avukatlar, adres değişikliğini, büro açılışını ve altı ayı aşan ara vermeden sonra yeniden mesleğe dönüşünü, avukatlık ortaklığına girişini ve çıkışını, reklam niteliğini taşımayacak şekilde, gazete ve sair yazılı basın yolu ile bir kez duyurabilirler. Avukatlık ortaklığının tescil ya da sona ermesi ya da ortaklardan birinin ayrılması ilan yolu ile duyurulabilir. Avukatlar, yaşamları, kazançları, mesleki faaliyetleri hakkında “reklam niteliğinde” yayınlarda bulunamazlar, halen ya da eskiden takip ettikleri, devam eden veya sonuçlanmış bir dava hakkında ve yine dava ile özdeşleşip tarafların sözcüsü gibi hareket edemezler, davanın hukuki boyutları içinde kalmak kaydıyla ve zorunlu haller dışında yazılı, işitsel ve görsel iletişim araçlarına ve internete görüntü, bilgi, demeç veremez, açıklama yapamazlar; Yazılı, işitsel ve görsel iletişim araçlarında ve internette röportaj, sohbet, konuşma, tartışma ve benzeri programlara katıldıklarında, reklam sayılabilecek her türlü davranıştan, avukatlık mesleğini zedeleyici her türlü açıklamadan kaçınmak zorundadırlar. Avukatlar, bu unvanı kullanarak yazılı, işitsel, görsel iletişim araçlarında ve internette yönetmen, düzenleyici, danışman ve sair sıfatlar ile dizi, sürekli yayın, süreli ya da süresiz programlar hazırlayamazlar, sunamazlar, yönetemezler, bunların hazırlanmasına, sunulmasına ve yönetilmesine katılamazlar. Avukatlar, gerek mahkemede temsil görevini yerine getirirken, gerekse yazılı, işitsel ve görsel iletişim araçları ve internet ile ilişkisinde kendisini veya üzerinde çalışmakta olduğu hukuki işi reklam olabilecek nitelikte ön plana çıkaramazlar. Avukatlar, iş sağlama amacına yönelik olmamak ve meslektaşlarıyla haksız rekabete yol açmamak kaydıyla, baro veya Türkiye Barolar Birliği organ ve başkanlık seçimleri ile genel veya yerel seçimlerdeki adaylıklarına ilişkin bilgileri seçim tarihinden azami 2 ay önce başlayıp seçimi izleyen 10 gün içinde sona erdirmek kaydı ile yazılı, işitsel ve görsel iletişim araçları veya internet yoluyla duyurabilirler. Bu duyuruların amaca elverişli ve mesleğin saygınlığına yaraşır nitelikte olması gerekir.
Internet kullanımını düzenleyen 9.madde hükmüne göre avukatlar, internet dahil, teknolojinin ve bilimin olanak tanıdığı her tür ortamda avukatlık mesleğinin onur ve kurallarına, avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene, Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenen “Avukatlık Meslek Kuralları“na aykırı olmayacak şekilde kendisini ifade etme hakkına sahip olmakla, mesleki faaliyetlerini internet üzerinden sürdürmek, müvekkillerini bilgilendirmek, mesleki makalelerini ve bilimsel çalışmalarını yayımlamak amacıyla internet sitesi açabilmek, tabelada, basılı evraklarında ve internet sitesinde tercih ettiği e-posta adreslerini kullanabilmek hakkına ve imkanına sahiptirler. Şu kadar ki, internet sitesi üzerinden mesleki faaliyetini yürütürken avukatlık mesleğinin onur ve kurallarına, avukat unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun davranmakla, bu hususla ilgili olarak gerekli güvenlik tedbirlerini alarak, sır saklama yükümlülüğüne uygun davranmakla, internetin kendine özgü araçlarını ve sadece ilgili kişinin ulaşabileceği, şifre-algoritma ile korunan internet sitesinin geri planında kişiselleştirilmiş “sanal ofis” benzeri uygulamaları kullanmakla ve bu uygulamaları ilgilisinin dışındakilerin kullanımına açmamakla yükümlüdürler.
Aynı maddenin (a, b, c) fıkraları hükümlerine göre avukatlar açacakları internet sitelerinde; site sahibi ya da sahiplerinin adı soyadı varsa akademik unvanı, avukatlık ortaklığı ise tescil unvanı, avukatlık bürosu ise büro unvanı, fotoğrafı, Türkiye Barolar Birliği ve baro sicil numaraları, mesleğe başlama tarihi, mezun oldukları üniversite, bildikleri yabancı dil, mesleki faaliyetin yürütüldüğü büro adresi, telefon ve faks numaraları, e-posta adresi, baro ve Türkiye Barolar Birliği seçimlerine yönelik oy verecek üye ve delegeleri kendileri ve diğer adaylar hakkında bilgilendirme gibi bilgilerin bulunmasını sağlayabilirler. Avukatlar, iş sağlama amacına yönelik olmamak ve meslektaşlarıyla haksız rekabete yol açmamak kaydıyla internet sitelerini arama motorlarına kayıt ederken anahtar kelime (keyword) olarak “adı ve soyadı“, “avukatlık ortaklığı unvanı“, “avukatlık bürosu unvanı“, “bulunduğu şehir ve kayıtlı oldukları baro“, “avukat, hukuk, hukukçu, adalet, savunma, iddia, eşitlik, hak” dışında bir sözcük ya da tanıtım tümcesi ve yine iş sağlama amacına yönelik ve meslektaşlarıyla haksız rekabete yol açacak şekilde, internet kullanıcılarını kendi sitesine veya kendi sitesinden bir başka siteye yönlendirecek internet kısa yolları kullanamazlar, kullanılmasına izin ve reklam veremezler ve alamazlar.
Yönetmeliğin “işbirliği” başlıklı 10.maddesi gereğince, avukatlar, ülke içinde ve dışında işbirliği yaptıkları ve başka kentlerdeki avukatları, ortak avukat bürolarını ve avukatlık ortaklıklarını “irtibat bürosu” ve benzeri tanımlarla, işbirliğini genelleştirecek ve süreklilik kazandıracak biçimde açıklayamazlar ve duyuramazlar.
Yine avukatlar; salt ün kazanmaya yönelik her tür girişim ve eylemlerden kaçınmak, iş elde etmek için reklam sayılabilecek her hangi bir girişim ve eylemde bulunmamak, üçüncü kişilerin kendileri için reklam sayılabilecek bu tür eylem ve davranışlarına izin vermemek, bunlara engel olmak için gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. (Türkiye Barolar Birliği Reklam Yönetmeliği madde 11)
Yönetmeliğin 12.maddesi hükmüne göre, bu yönetmelik hükümlerine aykırı davranışların, eylem, tasarruf ve tutumların tespiti ve ilgili avukata yapılan ihtar sonrasında 15 gün içinde aykırılığın giderilmemesi durumunda avukat hakkında resen disiplin soruşturması açılması zorunludur.
b- Amerika Birleşik Devletleri Uygulaması Yönünden (1)
Amerikan Barolar Birliği’nin 1908 tarihli Canon of Ethics/Etik Kuralları başlangıçta ve esas olarak avukatların reklam yapmalarına izin vermekte idi. Ancak bir kısım avukatların buna aykırı davranmaları üzerine, bu etik kurallarda 1937 yılında yapılan değişikliklerle avukatların reklam yapmalarına önemli ve ciddi kısıtlamalar getirildi. 1970’lere kadar varlığını koruyan bu kısıtlamalar, bu yıllarda bazı tüketici örgütlerinin, avukatların ciddi itirazları ve karşı koymaları üzerine yargıya taşınmış ve Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’nin kararları sonrasında ifade ve konuşma özgürlüğü çerçevesinde ortadan kaldırılmıştır.
Bu konuda yargıya intikal eden ve karara bağlanan ilk dava Bates v.State Bar (S.Ct.1977) davasıdır. Bu davada avukatların reklam yasağının ifade özgürlüğüne aykırı olduğu iddia edilmiş, mahkeme tarafından eyaletlerin ve baroların, gerek zaman, gerekse yer ve tarz olarak bu konuda makul kısıtlamalar yapmalarına ve sadece yanlış veya yanıltıcı reklamları yasaklamalarına yetkileri bulunduğuna karar verilmiştir. Bu davayı gören mahkeme, avukatların reklamlarına uygulandığı şekliyle ifade özgürlüğü hakkını genişletme konusunda kararsız olmakla birlikte, çoğunluk görüşü ilke olarak avukatların anlaşmalı boşanma, iflas ve isim değişiklikleri gibi davalardaki rutin hizmetlerinin ücretlerini yanlış, yanıltıcı ve gerçek dışı bir şekilde beyan ve ifade etmeleri dışında reklam yapma haklarının Amerikan Anayasası’nın Ek Birinci Maddesi kapsamında ve ifade özgürlüğü çerçevesinde korunduğu görüşünde idi. Nitekim mahkeme kararında belirli reklamların yanıltıcı olmadığını tespit etmesine rağmen, belirli reklam türlerinin ne kadar yanıltıcı olabileceği hususunu açık bırakmış, bu bağlamda (1) reklamların hizmet kalitesine ilişkin iddialarının “kısıtlamaları gerektirecek kadar yanıltıcı olup olmayacağı“, (2) ve “elektronik medya yayınlarındaki özel reklam yayınlarının özel dikkat gerektireceği” hususlarını gündeme getirmiştir.
Bates v.State Bar davasından sonra görülen Central Hudson Gas&Elektric Corporation v.Public Service Commission (S.Ct.1980) davasında, Yüksek Mahkeme, avukatların ifade özgürlüğü kapsamındaki ticari konuşmaları hakkında dört bölümlük bir kriter geliştirmiş, bu bağlamda gerekçeli kararında şu hususlara yer vermiştir: “Bu konuyla ilgili olarak ilk önce ifadenin Anayasa’nın Ek Birinci Maddesiyle korunup korunmadığını belirlemeliyiz. Konuşmanın bu madde hükmüne uyması için, konuşmanın en azından (1) yasal faaliyetlerle ilgili olması ve yanıltıcı olmaması gerekir. (2) Eğer her iki sorgulama da olumlu cevaplar veriyorsa, (3) bu konudaki düzenlemenin iddia edildiği gibi hükümetin/eyaletin çıkarlarını doğrudan geliştirip geliştirmediğini ve (4) bunun bu faydayı sağlamak için gerekenden daha kapsamlı olup olmadığını belirlememiz gerekir.”
Daha sonra karara bağlanan RMJ. (S.Ct.1982) davasında mahkeme, avukatın, eski müvekkilleri, kişisel arkadaşları ve akrabaları dışındaki kişilere gönderdiği avukatlık bürosunun açıldığına ilişkin posta duyurularının yasaklanmasına ilişkin düzenlemenin iptaline karar vermiştir. Esasen bu davada baro ve eyalet tarafından bu yasağı haklı çıkaran hiçbir kanıt ve argüman da ortaya konulamamıştır.
Peel.v.Attorney Registration and Disciplinary Commusion of Illınois (S.Ct.1990) davası, avukat ile Illinois Avukatlık Kayıt ve Disiplin Komisyonu arasında görülen bir davadır. Dava, komisyonun avukatın patent, ticari marka ve deniz hukuku dışında “sertifikalı” veya “uzman” avukat olarak kabul edilmemesine ilişkin işlem ve karar ile ilgilidir. Illinois Yüksek Mahkemesi avukatın antetli kağıdında/basılı evrakında sertifikası ve uzmanlığı ile ilgili olarak yer alan bilgilerin gerçeğe uygun olduğuna, bu sertifika ve uzmanlık belgelerinin yetkili ve uzman bir kuruluş tarafından verildiğine ve sonuç itibarı ile bunların yanlış ve yanıltıcı reklam niteliğinde olmadığına karar vermiştir.
Amerikan Barolar Birliği’nin günümüzdeki uygulaması ve bu konudaki düzenlemesi sadece “avukatın kendisi veya hizmetleri hakkında yanlış veya yanıltıcı ifadelerinin, açıklamalarının ve iletişiminin yasaklanması” şeklindedir. Buna göre yasak olan ve yasaklanan husus, yapılan reklamda ve konuşmada yer alan açıklama ve bilgilerin gerçeğe aykırı ve yanıltıcı nitelikte olmasıdır. Bu uygulamanın ve düzenlemenin hukuki dayanağı ise anayasal güvence altında olan avukatların ifade ve konuşma özgürlüğüne sahip olmalarıdır.
c- Kıta Avrupası Ülkeleri Yönünden(2)
Kıta Avrupası’nda bu konudaki gelişmeler ve değişmeler, büyük ölçüde Amerikan uygulamasını takip etmiştir. Bu bağlamda, avukatların reklam yasağının kaldırılması 1986 yılında ilk önce İngiltere ve Galler’de başlamış ve bunu 1990’larda Fransa, Almanya, İspanya, İtalya, Polonya, Hollanda, Avusturya, Belçika, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, Norveç, İsveç, İzlanda, İrlanda, Litvanya, Letonya ülkeleri takip etmiştir.
Buna ve Avrupa Birliği hukuk kurallarına göre, günümüzde Avrupa ülkelerinde avukatlık hizmetlerinin reklamı ve pazarlaması yasak değildir. Gerek buna, gerekse 1988 yılı CCBE Mesleki Ahlak Kuralları’na göre, avukatlar sundukları hizmetler konusunda halkı bilgilendirebilirler. Bu bilgilendirmenin doğru olması, gerçeğe uygun bulunması, yanlış ve yanıltıcı olmaması, gizlilik ilkesine ve avukatlık mesleğinin temel değerlerine uygun ve saygılı olması esastır.
Bu değişimde etkili olan en önemli husus, Avrupa Birliği’nin ekonomik rekabet gücünü artırmayı, Birlik kapsamında neo-liberal kurumsallaşmayı güçlendirmeyi ve her alanda serbest hizmet ticaretinin önünün açılmasını hedefleyen ve “Bolchenstein Direktifi” olarak anılan “Hizmetler ve İç Pazar Yönergesi”dir. Avrupa Parlamentosu ile Avrupa Zirvesi tarafından hazırlanan bu direktif/yönerge 12 Aralık 2006 tarihinde kabul edilmiş ve 28 Aralık 2006 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu direktif/yönerge, hizmet sektöründe rekabeti sağlamayı ve bürokrasiyi azaltmayı amaçlayan düzenlemeleri içermektedir. Avukatlık mesleği açısından bazı kısıtlamalar getirmekle birlikte, bazı yetkileri de getiren bu direktif/yönerge multidisipliner bir yaklaşımı teşvik etmiştir.
Örneğin Polonya’da 2007 yılından önce, mesleki ahlak kurallarına göre her türlü reklam yasak iken, bugün itibariyle Polonya’da “reklam” kelimesi hiç kullanılmamakta, sadece “bilgilendirme” ifadesine yer verilmektedir. Ancak bilgilendirmenin, hukuk kurallarına, adaba ve meslek onuruna uygun olması gerekmektedir. Bu konudaki düzenlemeler büyük ölçüde ve esas olarak haksız rekabet hükümlerine tabidir. Buna göre Polonya’da avukatlar, internet sitelerine adreslerini, telefon veya antetli kağıtlarını/basılı evraklarını verebilirler. Kişisel Web sitelerine, resimli kişisel bilgilerini, mesleki eğitim programlarını, akademik ve mesleki yazılarını, onaylanmış mesleki özelliklerini, yabancı dil bilgilerini, tercih ettikleri mesleki uygulama alanlarını, baro amblemlerini, büro amblemlerini koyabilirler, yasaya, adaba ve gerçeğe aykırı bilgilere yer veremezler. Yine açık onayları olmadığı takdirde müvekkillerinin isimlerini portföylerinde gösteremezler. Avukatların bürolarının bulunduğu binalara tabelalarını asmaları mümkündür. Bu tabelalarda yer alacak metinlerin ve renklerin cübbelerinin rengi olan mavi ve beyaz olması gereklidir, tabelaların boyutları ise baro tarafından belirlenmektedir. Kartvizitlerle ve antetli kağıtlarla/basılı evraklarla ilgili olarak herhangi bir özel sınırlama ise mevcut değildir. Bununla birlikte, bu dokümanların da diğer her şey gibi, avukatlık mesleğine ve imajına uygun olması şarttır. Polonya’da avukatların şube açmaları mümkün olmakla, kartvizitlerinde ve antetli kağıtlarında/basılı evraklarında bunların belirtilmesi mümkündür.
İspanya’da 1990 yılından itibaren avukatların reklam ve tanıtım yapmaları serbesttir ve hemen her şey tüketicilere, tüketicilerin bilgilendirilmesine odaklanmıştır. Buna göre İspanya’da Avrupa çapında tanıtımla ilgili tek meslek kuralı CCBE Meslek ve Ahlak Kuralları’dır. Gerek buna, gerekse 2010 tarihli Bolchenstein Direktifi’ne göre avukatların kişisel tanıtımları ve reklamları serbesttir. Bu çerçevede bir avukat hizmetleri hakkında kamuyu bilgilendirme hakkına sahiptir. Bunlar ofis adresini, kimlik bilgilerini, akademik geçmişi, deneyimleri, özgeçmişi ve benzeri hususlar kapsamaktadır. Yine elektronik iletişim ile televizyon veya radyo yoluyla tanıtım yapılması mümkün ve yasaldır. İspanya’daki Genel Tanıtım Kanunu’na göre, reklam ve tanıtım materyallerinin gerçek olması, yanlış ve yanıltıcı olmaması şarttır. Avukatlık mesleği yönünden avukatın verdiği röportajlarda gizlilik kuralına uyması zorunludur. Yerel baroların ve barolar konseyinin logosunun kullanılması yasak olup bunun dışında olan ve kayıt ettirilen her logonun kullanılması mümkündür. Avukat her türlü bilgilendirmesinde mesleğinin gizlilik kuralına uygun davranmak zorundadır. Avukatın kitle iletişim araçlarında görünmesinde veya televizyona çıkmasında herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Ancak buralarda avukatları müvekkilleri veya dosyaları hakkında konuşmaları yasaktır.
Bulgaristan’da avukatlık mesleğinin reklamı, ticari reklam anlamında kural olarak yasaktır. Buna göre reklamın hukuki kurallara uygun olması gerekir. Bulgaristan Avukatlık Kanunu’nun 42.maddesi, avukatların hukukun hangi alanında faaliyet göstereceklerini belirtmelerine, üyesi oldukları hukuk kuruluşlarını, eğitimlerini, mesleki deneyimlerini, hakim oldukları yabancı dilleri tanıtmalarına, Bulgaristan Meslek Kuralları ise, avukatın sadece sicilde mevcut bilgilerini kamuya açıklamasına imkan vermektedir. Avukatların reklam yapmasını yasaklayan kural, hem Avukatlık Kanunu’nda, hem de Meslek Kurallarında yer almaktadır. Bu yasal düzenlemelere göre, avukatların, avukatlık hizmetlerinin kalitesini, boyutlarını, başarılarını, aldıkları ücretin büyüklüğünü diğer avukatların hizmetleriyle kıyaslamaları yasak olduğu gibi müvekkillerinin isimlerini açıklamaları da yasaktır.
KAYNAKÇA –
(1) Legal Ethics – Prof.Dr.Ronald D.Rotunda, Thomson West 2007
(2) Birinci Avukatlık Hukuku Konferansı – Türkiye Barolar Birliği, 05.06 Nisan 2011
Alaska, Amerika Birleşik Devletleri’nin örgütlenmiş, tüzel kişiliği olan bir bölgesi haline geldi. Alaska, 7,2 milyon dolar bedelle Rus İmparatorluğu’ndan 30 Mart 1867 tarihinde alınmıştı.
Belçika’nın önemli frankofon aydınlarından Jules Destrée, 24 Ağustos 1912 tarihinde “Valonya ve Flaman Bölgesinin Ayrılmasına Dair Krala Mektup” başlıklı bildirisini yayınladı.
Kadın ticareti alanında uluslararası kabul görmüş öncü sözleşmelerden olan Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename(International Convention for the Suppression of the Traffic in Women of Full Age), Milletler Cemiyeti Meclisi tarafından 11 Ekim 1933 tarihinde Cencvrede imzalanarak kabul edilmiş ve 24 Ağustos 1934 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dünya genelince kadın ticaretini önlemeyi amaçlayan ve bu alanda öncü olan Sözleşme’ye Türkiye 19 Mart 1941 tarihinde katılmıştır.
1936
Üçüncü Türk Dil Kurultayı Dolmabahçe Sarayı’nda toplandı.
1939
Fransa ve SSCB Saldırmazlık Antlaşması imzaladı.
Nazi-Sovyet Paktı: Adolf Hitler ve Joseph Stalin arasında imzalandı.
1945
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde “Devletler Genel Hukuku” kürsüsü doçenti olarak görev yapan Mehmet Ali Aybar, Vatan Gazetesi’nde CHP iktidarını sert eleştirdiği “Kağıt Üstünde Demokrasi” başlıklı bir yazı dizisine başlamıştı. Aybar, 1946 yılı başlarında Aybar’ın üniversitedeki görevine son verildi.
Türkiye Uluslararası Adalet Divanı Statüsünü (The International Court of Justice), BM Kuruluş Antlaşmasıile birlikte 15 Ağustos 1945 tarihinde onaylamıştı. Antlaşmanın kabulüne dair onay kanunu 24 Ağustos 1945 tarihli ve 6902 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlandı.
1946
Amerikalı bir avukat ve yargıç James Clark McReynolds, 24 Ağustos 1946’da hayatını kaybetti. (Doğumu: 3 Şubat 1862) ABD Amerika Birleşik Devletleri Başsavcısı daha sonra da ABD Yüksek Mahkemesi Yargıcı olarak görev yaptı. New Deal programlarını iptal etmek için sık sık oy kullanan muhafazakar yargıçların “Dört Atlısı” bloğunun bir parçasıydı. Başkan Franklin D. Roosevelt’in yerel programlarına muhalefeti, açık ırkçılık ve antisemitizmiyle tanınmaktadır.
1948
Finlandiyalı hukukçu, politikacıSauli Niinistö, doğdu.Turku Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1996-2003 yılları arası Maliye Bakanı oldu. Salo’da ulusal siyasete girmeden önce kendi hukuk firmasında çalıştı. 1992’ye kadar belediye meclisinde çalıştı. Avrupa Yatırım Bankası Yönetim Kurulu başkan yardımcılığı yaptı. 1 Mart 2012 – 1 Mart 2024 tarihleri arasında Finlandiya Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
ABD‘de “1954 Komünist Kontrol Yasası” ile ABD Komünist Partisi‘ne yasak getirildi.
1954
Brezilya Devlet Başkanı Getúlio Vargas intihar etti. (Doğumu: 19 Nisan 1883, Sao Borja) Porto Alegre Üniversitesi Hukuk Okulu’nu bitirir bitirmez siyasete atıldı. 1922’de Ulusal Kongre’ye girerek 4 yıl görev yaptı. 1926’da, Başkan Luis Pereira de Souza hükümetinde maliye bakanı oldu. Kimilerince ilkesiz bir diktatörlük kurmakla suçlanmasına karşın, büyük iş insanlarıyla toprak sahiplerine karşı açtığı savaştan ötürü yandaşlarınca Yoksulların Babası olarak yüceltildi.
1954
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Dwight Eisenhower, Komünist Parti’yi yasadışı ilan etti.
Türk-İş tarafından Ankara‘da düzenlenen ve 50 bin işçinin katıldığı gösteride, Hükûmet ve Parlamento protesto edildi.
1972
Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) davasında Fakir Baykurt ve 30 yönetici hakkında 20 yıla kadar hapis cezası istendi.
1978
Nikaragua’da Milletvekili ve bakanları rehin alan Sandinist gerillalar, hapisteki 83 Sandinist hükümlüyü alarak Panama’ya gitti.
1983
Nokta Dergisi kapatıldı.
1988
Fatsa Devrimci Yol davasında 8 idam, 14 müebbet, 313 1-20 yıl arası hapis cezası ve 434 beraat kararı verildi.
1989
Helsinki İzleme Komitesi’nin Ağustos raporuna göre; “Siyasi tutuklular için karakollarda işkence, cezaevlerinde dayak/kötü muamele yaygın.”
1991
Mikhail Gorbachev, SSCB Komünist Partisi Başkanlığı’ndan istifa etti. Aynı gün, Estonya, Letonya ve Ukrayna bağımsızlığını ilan etti. SSCB‘nin dağılma süreci başladı. 1991- SSCB Devlet Başkanı Gorbaçov, Komünist Partisi’nin feshedilmesini istedi ve parti genel sekreterliğinden istifa etti; Bakanlar Kurulu’nun yerine 4 kişilik Komite kurdu. Gorbaçov 2 genelgeyle SBKP’nin mülklerinin yerel yönetim konseylerine devrini ve tüm devlet organlarındaki KP hücrelerinin dağıtılmasını istedi. Ekim Devrimi’nden bu yana çıkan Pravda bugün ilk kez çıkmadı. Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin SBKP ve KGB arşivlerine el konulduğunu bildirdi. Aynı gün, Estonya, Letonya ve Ukrayna bağımsızlığını ilan etti. Sovyetler Birliğinin dağılma süreci başladı. Estonya’da KP faaliyetleri yasaklandı.
2006
ABD’nin Guantanama Üssü’nde terör zanlısı olduğu gerekçesiyle dört yıldır esir tutulan 24 yaşındaki Murat Kurnaz delil yetersizliğinden serbest bırakıldı.
2012
Yargıtay, molotof kokteylini silah kategorisinde kabul eden kararını açıkladı.
2015
Kariyer Hukuk Derneği; hukukun üstünlüğünü benimsemiş, akademik gelişime değer veren, 7 hukuk fakültesi öğrencisi tarafından 24 Ağustos 2015 tarihinde kurulmuştur.
Türkiye’nin ilk sanat tarihi ve felsefe öğretmenlerinden olan Nazan İpşiroğlu, yaşamını yitirdi. Türkiye’de cumhuriyetin ilan edildiği gün doğan İspiroğlu. Müzik, sanat ve kültür üzerine çok sayıda eser bıraktı.
2017
ABD uyruklu din adamı Andrew Craig Brunson, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi veya askeri casusluk amacıyla temin etme” gibi suçlardan gözaltına alındı. Brunson yargılama aşamasında serbest tahliye edildi ancak yargılama bitmeden ABD’ye gitti.
Tutuklu bulunduğu İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan günlük notlarını paylaşan eski İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer, Seferihisar’da başlattıkları “Sakin Şehir” hareketinin ve İzmir’de uygulamaya konulan Cittaslow Metropol modelinin dünyaya örnek olabileceğini söyledi.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul’un Büyükçekmece ilçesinde uyuşturucu madde ticareti yapan şüphelilere yönelik operasyon düzenlendiğini duyurdu. Operasyonda 218 kilo metamfetamin ve 81 kilo kimyasal katkı maddesi ele geçirildi. Yabancı uyruklu 1 şüpheli yakalandı.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu. Dernek, Diyanet’in resmî sitesinde yayımlanan “Kul Hakkı Ateşten Gömlektir” başlıklı hutbenin, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık içerdiğini ve halkı kanunlara uymamaya tahrik ettiğini belirtti.
19 gündür denizde aranan Halit Yukay‘ın cesedi 68 metre derinlikte bulundu. Yukay’ın parçalanmış teknesine çarptığı öne sürülen ve ‘Taksirle ölüme neden olma’ suçlamasıyla Yalova’da gözaltına alınıp yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılan ‘Arel 7’ isimli kuru yük gemisinin kaptanı C.T. (61), Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı sonrası İstanbul’da yeniden gözaltına alınıp, tutuklanmıştı.
İzmir’in Menderes ilçesinde tarım arazisinde başlayarak ormanlık alana sıçrayan yangına neden olduğu iddia edilen kaynak ustası M.Ş.T., tutuklandı.
İBB soruşturmalarında Aziz İhsan Aktaş başta olmak üzere etkin pişnalıktan faydalananlara koruma tahsis edildiği öğrenildi. Aktaş’a suikast düzenleneceği iddiası ile yeni bir soruşturma başlatılmıştı.
The Paradine Case, 31 Aralık 1947 tarihinde sinemaya kazandırılan Amerikan yapımı bir Alfred Hitchcock Xfilmidir. Süresi 125 dakikadır ve hukuk filmleri kategorisinde önemli bir yer edinmiştir.
The Paradine Case; Zevk Bahçesi, Yokuş Aşağı, Şampanya, Juno ve Paycock, Murder, Düzenbaz, 17 Numara, Sabotaj, Bay ve Bayan Smith, Aşktan da Üstün, Sahne Korkusu, Cinayet Var, Arka Pencere, Ölüm Korkusu, Gizli Teşkilat, Sapık, Kuşlar ve Aile Oyunu gibi filmlerin de yönetmeni olan efsane isim Alfred Hitchcock tarafından sinemaya kazandırılmıştır.
David O. Selznick ve Ben Hecht tarafından Robert S. Hichens’in romanından uyarlanarak sinemaya aktarılan filmin başrollerinde Gregory Peck ve Ann Todd vardır. Kült oyuncu Alida Valli’nin ilk Hollywood işi olarak bilinse de esasen Hitchcock imzalı bir eserdir. The Paradine Case, kör kocasını öldürmekle suçlanan Anna Paradine adlı bir kadının etrafında şekillenmiştir.
Celse Açılıyor adlı film, gözleri görmeyen amcasını öldürmekle suçlanan Anna Paradine adlı genç kadının, kendini temize çıkarmak için yapmış olduğu uğraşları ele alınmaktadır. Onu savunan avukatı Keane, evli olduğu halde müvekkiline aşık olmakta ve Anna’nın masumiyetinden en ufak bir şüphe duymamaktadır.
Fakat her şey gerçekten Anna’nın anlattığı gibi midir? Yoksa kalın bir sis perdesinin ardında bambaşka bir gerçek mi yatmaktadır.
Celse Açılıyor; aristokrasi ahlakı üzerine bir çeşitleme sunarken bunu ‘kara film’ mizansenine çevirmektedir. Valli-Peck etkileşiminden evliliğin yıkılmasına ve sorgulanmasına kadar giden süreci ‘kadınlar’ üzerinden kurgulamaktadır. ‘Femme fatale’ motifinin varlığı, suçlunun kadın olduğu mahkeme filmlerinde 80’lerden önce en parlak açılımı sunmaktadır.
Filmin müzikleri Franz Waxman ve Paul Dessau tarafından yapılmıştır.
The Paradine Case (1947)
Celse Açılıyor
Yönetmen: Alfred Hitchcock
Ülke: ABD
Tür: Suç, Dram, Romantik
Yapım Yılı: 1947
Gösterim Tarihi: 26 Ağustos 1949
Senaryo: Robert S. Hichens
Filmin Süresi: 125 Dakika
Oyuncular: Gregory Peck, Louis Jourdan, Sam Harris, Alida Valli, Charles Coburn, Ann Todd, Ethel Barrymore, Thomas Martin, Colin Kenny, Bert Stevens, Arthur Tovey, Leonard Carey, Lumsden Hare, Boyd Irwin, Patrick Aherne, Isobel Elsom, Elspeth Dudgeo, Lester Matthews, Alec Harford, Edgar Norton, Phyllis Morris, Joan Tetzel, Gilbert Allen, James Fairfax, John Goldsworthy, Colin Hunter, Charles Laughton, John Williams
Antoine Laurent de Lavoisier, 26 Ağustos 1743 tarihinde Paris’te doğmuş, 1789 Fransız İhtilali sonrasında 8 Mayıs 1794 tarihinde 51 yaşındayken Giyotin ile idam edilmiş Fransız hukukçu ve bilim insanıdır. Simya adı altında yürütülen bilimsel alanda yaptığı çalışmalarla çağdaş kimya biliminin mimarı olmuştur.
1789
Fransa Ulusal Meclisi tarafından İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi kabul edildi. İngiliz ve Amerikan devrimlerinden önemli ölçüde etkilenen Fransız Devrimi, insan hakları ile ilgili gelişmeleri aynen benimsedi ve 1789 tarihinde İnsan ve Yurttaş hakları Bildirisi’ni ilan etti.
1910
Arnavut kökenli sosyal hizmetler gönüllüsü ve insan hakları aktivisti, Nobel Barış Ödülü sahibi Rahibe Teresa, Üsküp’te doğdu. (Ölümü: 5 Eylül 1997, Hindistan) Teresa adına 26 Ağustos 2010’da yüzüncü yaş gününde anma evi inşa edildi.
Rahibe Teresa hayatını yoksullara, çocuklara ve hastalara adadı
1920
Amerika Birleşik Devletleri’nde kadınların oy kullanma hakkı Anayasal bir hak halinde getirildi. (Bknz: ABD Anayasası) Amerika Birleşik Devletleri Anayasası; 7 madde ve 27 yasa değişikliğinden oluşmaktadır. Yetkiyi ulusal ve eyalet hükumetleri arasında bölerek, federal bir sistem kurmaktadır.
Cumhuriyet döneminin ilk ulusal bankası olan İş Bankası, Atatürk’ün direktifleriyle İzmir Birinci İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda 26 Ağustos 1924 tarihinde kuruldu. Sermayenin ilk 250 bin lirasını Atatürk koydu.
1925
30 Mart 1977 – 22 Mayıs 1981 yıllarında Fransa Adalet Bakanlığı yapan Alain Peyrefitte dünyaya geldi. (26 Ağustos 1925, Najac (Aveyron) – Ölümü. 27 Kasım 1999, Paris)
1926
İttihatçıların Ankara’da yapılan yargılamaları hakkındaki hüküm Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından açıklandı. Atatürke “suikast girişimi” gerekçesiyle açılan ”İttihatçılar Davası”nda eski Maliye Nazırı Cavid, İttihat ve Terakki eski Genel Merkez Üyesi Fenerbahçe Başkanı Dr. Nazım ve eski katiplerden Nail, eski Ardahan mebusu Hilmi Beyler idama mahkum edildiler, sonraki sabah Cebeci’de asıldılar.
1933
İtalyan hukukçu ve siyasetçi Gaetano Gorgoni dünyaya geldi. Bari Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1960’dan 1985’e kadar il meclis üyeliği yaptı. Kültür, Kültürel Miras, Avcılık, Balıkçılık ve Turizm meclis üyesi olarak görev yaptı. 1963’ten itibaren Vernole, Lizzanello ve Cavallino’da, ardından 1985’ten itibaren de Lecce’de belediye meclisi üyesi oldu. Milletvekili seçildi ve bayındırlık müsteşarlığı görevine getirildi. 1992’den 2006’ya kadar Cavallino belediye başkanı ve 2011’den 2016’ya kadar belediye başkan yardımcı olarak çalıştı. 13 Mayıs 2020‘de yaşamını yitirdi.
1937
Amerikalı iş adamı, endüstrici, devlet adamı, hayırsever ve sanat koleksiyoncusu Andrew W. Mellon, hayatını kaybetti. (Doğumu 24 Mart 1855, Pennsylvania) 1873’te Western University of Pennsylvania’dan hukuk diploması aldı. Avukat ve finansman uzmanı olarak görev yaptı. Pensilvanya Mahkemelerinde görev aldı. 1932-1933 yılları arasında ABD’nin Birleşik Krallık elçisi olarak görev yaptı. 1921’de Başkan Warren G. Harding tarafından Hazine Bakanı olarak atandı ve 1921-1932 yılları arasında görev yaptı. Görevi sırasında ABD’nin I. Dünya Savaşı’ndan kaynaklanan bütçe açığını azaltmaya çalıştı ve daha etkili bir vergi toplama sistemi için vergi reformu yaptı.
Andrew Mellon
1944
Alman hukukçu, diplomat ve nazi karşıtı direnişçi Adam von Trott zu Solz, hayatını kaybetti. (Doğumu: (9 Ağustos 1909, Potsdam) Münih’teki Ludwig Maximilians Üniversitesi’nde hukuk okumaya başladı.Göttingen’deki Georg-August Üniversitesi’nde hukuk eğitimini tamamladı. Göttingen Üniversitesi’nde Hegel’in devlet felsefesi ve uluslararası hukuk üzerine bir tezle doktorasını aldı . Nasyonal Sosyalist rejimin bir muhalifiydi.
1985
Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri (Basic Principles on the Independence of the Judiciary), 26 Ağustos – 6 Eylül 1985 tarihleri arasında Milano’da yapılan BM Suçun Önlenmesi ve Suçluların Tedavisi Yedinci Kongresinde kabul edildi.
1993
Gazeteciler Cemiyeti’nin adı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak değiştirildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ülkenin tek partili yönetimden çok partili demokratik bir rejime geçme sancılarının başladığı 1946 yılının 10 Haziran günü kurulmuştu
Adli Tıp Kurumu, 19 Aralık 2000 tarihinde düzenlenen operasyonlarda, Bayrampaşa Cezaevi’nde ölen üç tutuklunun savcı denetiminde yapılan otopsisinde, cesetlerin, mermi çekirdekleri çıkarıldıktan sonra Adli Tıp’a teslim edildiklerinin ortaya çıktığını açıkladı.
2006
Alman hukukçu ve siyasetçi Rainer Candidus Barzel, yaşamını yitirdi. Doğumu: 20 Haziran 1924, Münih) Avukat olarak çalıştı. 1971-1973 yılları arasında Hristiyan Demokrat Birliği Başkanı olarak görev yaptı. 29 Mart 1983 – 25 Ekim 1984 tarihlerinde Alman Federal Meclisi (Bundestag) başkanlığı yaptı.
2009
Türkiye 5386 Sayılı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’un 5 Şubat 2009’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabulü ve 13 Mayıs 2009 tarih ve 2009/14979 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın ardından, katılım aracının Birleşmiş Milletlere sunulmasıyla 26 Ağustos 2009 tarihinde Kyoto Protokolü’ne Taraf olmuştur.
2011
OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu, imtiyaz sahibi Soner Yalçın, yazar Doğan Yurdakul, Barış Pehlivan ve Müyesser Yıldız’ın silahlı terör örgütüne üye olmak (Ergenekon) iddiasıyla tutuklandıkları dosya kapsamında iddianame hazırlandı.
2024
Bursa Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu Müdürü Ergin Kaya Kırbıyık’ın kız öğrencilerin okulda başörtüsüz eğitim alamayacağını, kız öğrencilerin ve kadın öğretmenlerin kıyafetlerine de müdahalede bulunacağını söylemesi sonrasında Laiklik Meclisi Kırbıyık hakkında suç duyurusunda bulundu.
2024
AİHM’in, Osman Kavala’nın serbest bırakılması yönünde hak ihlali kararına uymayan Türkiye’nin 16 Temmuz’a kadar iletmesi gereken savunma için ek süre talep ettiği öğrenildi. Türkiye’nin 16 Eylül’e kadar savunmasını tamamlaması gerekiyor. Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki karara uymayan Türkiye’nin bu tarihe kadar savunmasını mahkemeye iletmesi bekleniyor.
2024
Diyarbakır’da Amedspor taraftarı Psikolog Eyyüp Eser Karayel, Iğdır maçında yaşanan sahte bilet olayı ile ilgili sorumluluğu bulunan yöneticilerin cezalandırılması için savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Aziz milletimizin oylarıyla seçilen, ülkemize ve milletimize hizmet etmek için gece gündüz demeden çalışan Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik hadsiz ve çirkin ifadeler asla kabul edilemez. Milletvekilliği kimliğini taşıyan bir kişinin milletin değerlerini hiçe sayan, terbiyesiz ve ahlak dışı sözlerini şiddetle kınıyorum” dedi ve Cumhurbaşkanı’na hitaben “Seni sarayın züppesi seni!” diyen Tuncay Özkan hakkında soruşturma başlatıldığını açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da sosyal medyadaki ifadeleri nedeniyle CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan hakkında 250 bin liralık manevi tazminat davası açtı.
2024
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıklamaları üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, eski AKP MKYK üyesi avukat Mücahit Birinci İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifade verdi. Özel, Birinci’nin, İBB soruşturması kapsamında tutuklu bulunan iş insanı Murat Kapki’den serbest bırakılması karşılığında 2 milyon dolar talep ettiğini iddia etmişti. Birinci hakkında, haftada bir gün imza atma ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri kararı verildi.
Avukat Nusret Yılmaz bu sabah İBB’ye yönelik soruşturması kapsamında Trabzon’da gözaltına alındı.
Beşiktaş Belediyesi Kültür ve Sosyal İşleri Müdürlüğünce 2019’daki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için doğrudan temin yöntemiyle yapılan alımlara ilişkin 8 kişi hakkında hazırlanan iddianame İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesinin tarafından kabul edildi. Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Alican Abacı, dönemin Beşiktaş Kültür ve Sosyal İşleri Müdürü Mehmet Mandacı ile Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Rıza Can Özdemir’in aralarında bulunduğu 8 kişi hakkında ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçundan iddianame düzenlenmişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yurtdışından yasadışı yollarla getirilen pırlanta, zümrüt, yakut gibi ziynet eşyalarını satın alan şüpheliler hakkında soruşturma başlatıldı. Düzenlenen operasyonda piyasa değeri 445 milyar 750 milyon lira olduğu değerlendirilen kaçak değerli taş ve ziynet eşyası ele geçirildi. 41 adresle, şüphelilerin faaliyette bulunduğu 21 iş yeri ve 30 araca eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda 35 şüpheli gözaltına alındı.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]‘Asıl gerçek, içimizde sessiz; kulaktan dolma bilgiler ise, gevezedir.’ Halil CİBRAN[/box]
‘Salieri Kompleksi’ bir hastalıktır. Vahim bir hastalıktır, tehlikeli bir hastalıktır. ‘Kıskançlık Hastalığı.’ Tıp tarihine geçen bu hastalığa adını veren kişi İtalyan besteci Antonio Salieri’dir. Avusturya İmparatoru İkinci Joseph zamanında Viyana Sarayı’nda kapellmeister, yani orkestra şefi olan Salieri, iyi bir besteci ve müzisyen olmasına rağmen, önemli bir dertten mustariptir. Kıskançlık. Kıskandığı kişi, sarayda kendisiyle birlikte çalışan Mozart’tır, yani meslektaşıdır.
Salieri’nin Mozart’a karşı duyduğu kıskançlık, o kadar hastalıklı bir kıskançlıktır ki, bazı tarihsel kayıtlara göre Mozart’ı zehirleyerek öldüren Salieri’dir.
Fransız toplumbilimci Alain de Botton, Türkçeye ‘Statü Endişesi’ adıyla çevrilip yayımlanan kitabında, ‘… Sahip olamadığımız mal, mülk, mevki ve diğer şeyler için kıskançlığımızın önüne geçemiyor isek eğer, burada asıl üzülmemiz gereken, bütün yaşamlarımızı yanlış şeyleri kıskanarak geçiriyor oluşumuzdur...’ diye yazıyor.
Doğru olan, sağlıklı olan, hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi kıskanmamaktır. Ama insan kıskanır. Pek çok insan ise hayatını yanlış şeyleri kıskanarak geçirir. Çünkü kıskançlık insani bir duygudur. Ama kıskançlığın da türleri vardır. Alain de Botton’un işaret ettiği gibi, başkalarının malını, mülkünü, mevkini kıskanmak yanlış bir kıskanmadır mesela. Aynı şekilde, başkalarının başarılarını kıskanmak da yanlış bir kıskanmadır. Başarılı olanı kıskanmak yerine, insanın, o yaptıysa, ben de yaparım, o başardıysa, ben de başarırım demesi, bu yönde çalışması, çaba göstermesi, yani başkasının başarısıyla kendisini motive etmesi gerekir. Salieri’nin Mozart’ı kıskanması mesela, yanlış bir kıskanmadır. Zira Mozart kadar olmasa da Salieri de bir müzik dehası, çok önemli ve değerli bir bestecidir. Kıskandığı Mozart’a gelince; ‘Bütün dahiler göklere uzanmış’ iken, Mozart ‘gökten inmiştir.’ Salieri’nin farkında olmadığı, anlayamadığı incelik bu olsa gerekir.
Bir de aşkın, aşık olanın kıskançlığı vardır. Tutkuya, takıntıya dönüşmedikçe bu tür kıskançlık tehlikeli değildir. Zamanla geçer. Aşk sona erer, kıskançlık iyileşir ve biter. Ama eğer aşk tutku halini almış ise, takıntıya dönüşmüşse eğer, durum o zaman kötü ve hatta tehlikelidir.
Alberto Moravia, ‘Kıskançlık’ adlı romanında az da olsa bunu anlatır. Romanın kahramanı olan ressam, pek çok şeye sahiptir. Kıskandığı, kıskanacağı, kıskanması gereken hiçbir şey yoktur. Günün birinde her şeyi olduğu gibi gören, hayata, insanlara, gördüğü başkaca şeylere hiçbir anlam ve değer yüklemeyen, biraz nihilist, biraz çapkın ruhlu bir kadınla tanışır. Sever onu. Ama ona sahip olmak, her şeye sahip olan ressama yetmez. Aşkı tutkuya dönüşmüş, takıntı haline gelmiş, kıskançlık başlamıştır. Kendisine zarar vermeye başlayan kıskançlık duygusundan bir süre sonra kurtulur. Ama bu defa hayatla, hayata dair şeylerle arasında bir kopukluk başlar. Bu kopukluk zaman içinde sıkıntıya dönüşür. Bu seçilmiş bir sıkıntıdır. Zira romanın kahramanı, sevdiği kadına duyduğu sahiplenme duygusuyla delirmek yerine sıkılmayı seçmiştir. Ama giderek her şeyden, herkesten sıkılmaya başlar. Sıkılmak elbette delirmekten iyidir. Ama bu da pek o kadar iyi bir şey değildir. Çünkü hayatın tadını ve keyfini kaçırır.
Hangi mesleğin sahibi olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, kariyer eğrisi yükselen, rekabetçi yönü gelişmiş, birçok yönüyle başkalarından farklı olan her insan, bir gün mutlaka birileri tarafından kıskanılır. Hele Türkiye’de, bu çok daha kaçınılmaz bir şeydir.Zira Türkiye, kifayetsiz muhterislerin, vasat, ama vasat olduklarını bilmedikleri için boş başaklar gibi başları yukarıda dolaşan insanların ülkesidir. Yeteri kadar mal ve hizmet üretemediği için yıllardır enflasyon denilen bela ile birlikte yaşayan, fikir üretemediği için entelektüel fukaralıktan mustarip Türkiye; az çalışan, az üreten: ama çok tüketen: hiç çalışmadığı için hiçbir şey üretmeyen, üretemeyen: becerileri, yetenekleri ya hiç olmayan ya da son derece sınırlı olan: kurnazlıkta ise üzerlerine adam tanımayan insanların ülkesidir.
Bu insanlar, kıskandıkları herkesi kendilerine benzetmek, kendi yetersizlikleriyle, kendi sığlıklarıyla eşitlemek, onları başarısız kılmak isterler. Bunda başarılı olamazlarsa eğer, iftira, hakaret, yalan dahil her türlü çirkin yola başvururlar.
Bize ders olarak verilen bu insanların rahatsızlığı aslında kendileri iledir. Bu rahatsızlıklarından kurtulmak, kendilerinden kaçmak için dikkatlerini başkalarının üzerine kaydırırlar, başkaları üzerinde yoğunlaşırlar. Başkalarının başarılarından rahatsız olurlar. Başka insanların yarattığı güzelliklerden, onların başarılı olmalarından hoşlanmazlar, heyecan duymazlar, keyif almazlar. Aksine hasetlerinden çatlarlar. Onun için başarılı olanı harcamak, tüketmek isterler. Ama eninde sonunda kendileriyle baş başa kalırlar. Cesaret edip kendileriyle yüzleşemeseler de zamanla kendilerini bitirirler. Yani en sonunda ‘kendilerinin karikatürü’ olurlar.
‘Bu tür insanlar için açılan – Beslenme Dükkanları – vardır’ diyor Murathan Mungan ve şöyle devam ediyor; ‘Bu dükkanlarda ayaküstü adam harcanır, adam paralanır, adam yenir. Üstelik bunlar hesaba dahil değildir. Buraların müdavimleri, bu tür yerlerden en çok şikayet eden kişiler arasından çıkar. Herkes bir başkasını, kendi önündeki en büyük engel olarak görür; başkasının varlığını, kendi varlığı için bir tehdit olarak algılar. Bu yüzden bir araya geldiklerinde, birbirlerine yiyecek gözlerle bakar, yüreklerinde bütün beklettiklerini yoklarlar. Nefretler bilenir, hınçlar körüklenir, hırslar tazelenir. Gecenin bir saatinde biriktirilmiş kinler kusulur, bekletilmiş öfkeler ortaya dökülür. Sonuçta eve yorgun argın, bitkin, perişan dönülür. Sabah, baş ağrıları, mide spazmları, pişmanlık duygularıyla uyanılır. Bunu, insanın kendine verdiği sözler, aldığı yeni kararlar izler. Oysa akşam iş çıkışı herkes koltuğunun altında beslenme çantasıyla beraber, bir göz atmak, bir tek atmak için yeniden beslenme dükkanına uğrar.’ Beslenme dükkanında kadehler, ‘ruh ve beden sağlığınıza’ diye kalkması gerekir iken, ruh sağlıkları yerinde olmadığı için, onlar kadehlerini böyle diyerek kaldırmazlar, kaldıramazlar. Ama yine de kadehlerini olmayan bir şeye, yani ‘şerefe‘ diye kaldırırlar.
İnsanız, başka insanlarla birlikte yaşıyoruz, başkaları tarafından fark edilmek, görülmek, takdir edilmek istiyoruz. Yakınlık kurmaya, sevmeye, sevilmeye gereksinim duyuyoruz. Sahip olduğumuz aidiyetler var. Bu aidiyetlerimize başkalarının saygı göstermesini istiyoruz. Bunların olmadığını gördüğümüzde hayal kırıklığına uğruyoruz.
Kendimizle değil, kendimizi düzeltmekle değil, daha çok başkalarıyla uğraşıyoruz. Kendi yaralarımızı iyileştirmek için uğraşmıyoruz, başkalarının yaralarını iyileştirmeye çalışıyoruz. Başkalarını izliyor, onların özelini, mahremini merak ediyoruz. Bunları öğrenemez isek eğer, meraktan çatlıyoruz. Vıcık vıcık insanlarla, vıcık vıcık ilişkiler, cıvık insanlarla cıvık birliktelikler yaşıyoruz. Üslupsuzluk içinde birbirimizi yoruyor ve hatta boğuyoruz. Hayatımızda mizah yok. Olmadığı için sululuklara, belden aşağı fıkralara gülüyoruz. Samimiyetin, arkadaşlıkların, dostlukların ne olduğunu bilmediğimiz için laubalilikleri samimiyet diye, arkadaşlık diye yaşıyoruz. Düzeyli, incelikli şakalardan değil, kaba, banal şakalardan hoşlanıyoruz. Onun bunun dedikodusunu yapıyor, onu bunu kıskanıyor, onun bunun ayağına çelme takmaya çalışıyoruz. Özetle hayatı doğru yaşamıyor, yalan yaşıyoruz, iğreti yaşıyoruz.
Bütün bunlardan kurtulmak için kendimizi oldurmaya, tefekküre ihtiyacımız var. Yeni bir felsefeye, yeni bir yaşam tarzına ihtiyacımız var. Hayatı sade yaşamaya, arınmaya, kendimizi yenilemeye ihtiyacımız var. Kendimizi aramaya, tanımaya, kendimizi bilmeye ihtiyacımız var. Sakallı Celal’in dediği gibi ‘Tanzimat ilan ettik olmadı, Cumhuriyet ilan ettik olmadı, biraz da ciddiyet ilan edelim‘ dememiz ve pek çok alanda, pek çok yerde, pek çok ilişkide ciddiyet ilan etmek, ahlakçı olmadan ahlakı, etikçi olmadan etiği yaşam tarzı haline getirmemiz gerekir.
Hayat insanlara, bazı insanları hediye olarak verir. Arkadaşlarımız, var ise eğer dostlarımız bize hediye olarak verilmiştir. Hayat bazı insanları ise ders olarak verir bize. Hepimizin hayatında hediye olarak verilmiş insanlar, arkadaşlar olduğu gibi, ders olarak verilmiş insanlar da vardır. O nedenle hediye olarak verilmiş insanların değerini bilmemiz, onlara karşı vefalı, saygılı olmamız, dürüst ve erdemli davranmamız gerekir. Zira onlara her şeyden ve herkesten daha çok ihtiyacımız var. Ders olarak verilmiş olan insanlardan ise, kendimizi sakınmamız, korumamız, çok daha önemlisi onlardan gerekli dersleri almamız, gerekli dersleri çıkarmamız gerekir. Değil ise vay halimize!
‘…Mezarlıklarda dolaşırken, kitabelere göz gezdirdim. Her kitabe, o taşın altında yatan insanın namusuna, şerefine, haysiyetine şahadet eden ebedi bir kefalet senedi gibidir. Hepsi de ya manzum ya mensur bir lisanla size, üzerine dikildikleri ölüyü şöyle tarif ederler: Benim altımda, bütün ömrünü iyilik ederek geçirmiş, hayatında tek kalp kırmamış, tek fenalık yapmamış, vatanına, milletine, ailesine, dostlarına, ömrünü, kalbini ve kesesini cömertçe harcamış eşsiz bir insan yatmaktadır!
Kelimeler, cümleler, ifadeler değişebilir; fakat değişmeyen tek şey, mezar taşının iddiasıdır.
Mezar taşı, her cenazenin, beşeri günahlardan beraatını isteyen ezeli ve ebedi bir avukat gibidir. Bir vatan haininin, bir ana katilinin, bir ocak kundakçısını, bir kasa, bir namus, bir şeref hırsızının, bir kan ayyaşının mezarına dikilen taş bile, ebedi vekaletini üzerine aldığı ölüye tek leke sürdürmemek isteyen bir avukat kesilir. Bunun içindir ki, bir baba katilinin mezarında şu cümleyi okursanız, hiç şaşırmayın!
“Burada, karıncayı incitmekten çekinerek yaşamış bir insan yatmaktadır!”
Bir mezar başında, gaddaresini en haksız cinayetin kanıyla lekelemiş olan bir katile bile hüsnü şahadet eden cemiyet, yaşayan en büyük kıymetin önünde bile boyun eğmek istemez. Ve en sefil bir ölüden bile kıskanmadığı sevgiyi, en üstün diriden esirger, çünkü ölü kıskanılmayan yegane insandır.
Biz ölüyü, bütün davalarından, bütün ihtiyaçlarından, bütün menfaatlerinden, ihtiraslarından, arzularından istifa etmiş bir insan olduğu için severiz; dirisine düşman olduğumuz bir insanın ölüsüne yanışımız bundandır.
Bu hakikati düşününce, körün öldükten sonra niçin ‘badem gözlü’ olduğunu kestirebilmek de güç değildir!
Şimdi; birçok kıymetlerin, ölümlerinden sonra bilinmesinin sırrını da kavramaya yaklaşmış sayılabiliriz.
Sanır mısınız ki, dünya Shakespeare’in kıymetini tanımakta yüz elli yıl, Mozart’ın dehasını kavramakta yarım asır ve Puşkin’in kadrini bilmekte tam bir asır geç kalmakla çok masum bir gaflet göstermiştir?
Hayır … Kurnaz beşeriyetin zekası, bu kıymetleri, yaşadıkları devirlerde kavrayabilmek kabiliyetinden mahrum değildi. Ve bence insanlar, o kıymetleri anlayamamış görünmekle, hasetlerini örtbas eden adi bir hileye sapmışlardır. Şimdi tanıyışları ise, ‘ölüleri kıskanmayışlarındandır.’
Bu hasetten doğan inkarın misallerini kendi tarihimizde de kolaylıkla bulabilirsiniz: Hayatlarında iken gördükleri umumi lakaydinin, umumi alakasızlığın, umumi nankörlüğün ve inkarın acısını kan kusarak çekmiş nice kıymetler, nice şöhretler var ki, bugün, mezarları başında insana ölümü sevdirebilecek kadar parlak ihtifaller yapılıyor.
Bugün hor gördüğümüz nice nice kıymetler var ki, yarın mezarları başında gözyaşı dökeceğiz. Ve onların birer ‘kıymet’ olduklarını itiraf edebilmek için, ölmelerini beklemekteyiz. Çünkü yaşadıkları sıralarda onlara bu kıymeti vermemize, kıskançlığımız manidir.
(…)
Görülüyor ki insanları haklarına kavuşturan en adil hakim ölümdür. Ve artık inanabiliriz ki, layık olduğumuz alakayı, kıymeti, itibarı, şerefi, saygıyı ve sevgiyi kazanarak yaşayabilmemiz için, başvurabileceğimiz tek çare vardır: ‘Ölmek!’
(…)
Yukarıda yer verdiğim satırlar, Latife Hanım’a (Uşşaki) ait. İpek Çalışlar tarafından yazılan ‘Latife Hanım’ isimli otobiyografik eserde yazıyor bunlar. Latife Hanım bu satırları yakın arkadaşı ve hatta dostu olan Ahmet Ağaoğlu’nun ölümü üzerine yazmış.
Bir gün gelecek hepimiz öleceğiz. Ama Latife Hanım’ın söylediği gibi, kıskanılmamak için ölmeye gerek yok. Aksine inadına yaşamak gerekir. Birileri kıskanmasın diye oturmak, durmak değil; başarılı olmak için inadına çalışmak, inadına üretmek, inadına yaratmak gerekir.
Bütün bunları ‘kıskananlar çatlasın’ falan diye değil, kendimiz için, kendi beden ve ruh sağlığımızı korumak için yapmamız gerekir.
Prof. Dr. Sami Selçuk, 1937 tarihinde Konya-Taşkent’te doğmuş, 1955’te Konya Lisesini ve 1959’da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Selçuk, askerliğini Merzifon’da yedek subay olarak yaptıktan sonra Ankara yargıç adayı olarak mesleğe başlamış ve sırasıyla, Sütçüler, Akşehir, Yenice ve 1972’den sonra Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunmuştur.
Prof. Dr. Sami Selçuk, Sami Selçuk, 21.09.1982 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilmiş, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 10.07.1990 tarihinde ilk kez, 13.07.1994 tarihinde ikinci kez, 13.07.1998 tarihinde üçüncü kez Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi Başkanlığına seçilmiştir.
Sami Selçuk: Yargı Hep Bağımlı
Uzun yıllar yürüttüğü yargıçlık mesleğinin zirvesindeyken Yargıtay Eski Başkanlığı yapmış ve sonrasında da Yargıtay Onursal Başkanı seçilmiştir. Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 07.07.1999 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilen ve bu görevden 15.06.2002 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılan Selçuk, Fransızca ve İtalyanca bilmektedir.
Prof. Dr. Sami Selçuk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde doktora yapmış, 1986’da Doçent, 2006’da Profesör olmuştur. Sami Selçuk, doktorasını 1982’de Ankara Üniversitesinde tamamlamıştır. Bilkent Üniversitesi’ne katılmadan önce Yargıtay başkanlığı da yapmış olan Selçuk, Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku derslerini vermektedir. Selçuk, felsefe, sosyoloji ve siyaset bilimine yoğun ilgi göstermektedir.
Prof. Dr. Sami Selçuk, hukuk alanında birçok esere imza atmıştır. Atatürkçülük, ceza ve ceza yargılama hukuku, laiklik ve dil gibi alanlarda araştırmaları, denemeleri ve Dolandırıcılık, Dolandırıcılık Suçunun Kimi Suçlardan Ayrımı, Temsili ve Katılımcı Demokrasinin Kökeni, Çürütmeler, Önce Dil, Çek Suçları, Laiklik, Zorba Devletten Hukukun Üstünlüğüne, Demokrasiye Doğru, Konuşma, Özlenen Demokratik Türkiye, Longing for Democracy, Türkiye’nin Demokratik Dönüşümü, Özlenen Hukuk/ Yaşayan Hukuk, Beccaria’nın İnsanlığa Mesajı, Bağımsız Yargı/Özgür Düşünce, 2007’nin Hukuk Olayı/Anayasa Mahkemesinin 367 Kararı, Kısıtlı Demokrasi/Sancılı Hukuk, Batıgil Demokrasinin ve Hukukun Doğugil Serüveninden Kesitler, Adalet ve Yaşayan Hukuk, Demokratik Yönetim/ Özgür Birey, Doğru Çözüm: Yepyeni Bir Anayasa, Hukuki Tanıda Yanılgı, Dreyfus Davası, Kendini Tüketen Hukukun Dramı başlıklı yapıtlarının yanı sıra Cesare Beccaria’dan Suçlar ve Cezalar Hakkında, André Gide’den Cinayet Mahkemesi Anıları, Filippo Gramatica’dan Toplumsal Savunma İlkeleri adlı çevirileri bulunmaktadır.
Sami Selçuk – Dreyfus Davası
O KONUŞTU TÜRKİYE TARTIŞTI – SAMİ SELÇUK’UN 1999-2000 ADLİ YILI AÇIŞ KONUŞMASI
Hukuki Tanıda Yanılgı
Beccaria’nın İnsanlığa Bildirisi
Batıgil Demokrasinin ve Hukukun Doğugil Serüveninden Kesitler
ZORBA DEVLETTEN HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE.
Hukuk Dünyasında Doğmayan Halk Oylaması
2007’nin Hukuk Olayı Anayasa Mahkemesi’nin 367 Kararı
ürkiye Başbakanına Beş Mektup
Kızık Bozma Suçu
Demokrasiye Doğru
Doğru Çözüm Yepyeni Bir Anayasa
Bağımsız Yargı Özgür Düşünce
Çürütmeler
Özlenen Hukuk Yaşanan Hukuk
DOLANDIRICILIK
Cinayet Mahkemesi Anıları(çeviri)
TEMSİLİ VE KATILIMCI DEMOKRASİNİN KÖKENLERİ
Prof. Dr. Sami Selçuk
Yargının Hukuk Sınavı-Türkiye’nin Demokrasi Sınavı
Uluslararası Kızılhaç örgütü, İsrail’in kapsamlı bir kara harekâtı düzenlemeye hazırlandığı Gazze kentindeki şartların kitlesel bir tahliyeye imkân tanıyacak durumda olmadığı uyarısında bulundu. İçinde bulunulan durum itibarıyla İsrail’in öngördüğü gibi bir tahliye operasyonunun asla güvenli ve insan onuruna yakışır şekilde gerçekleştirilemeyeceği belirtilen açıklamada, sivil halkın aylardır devam eden çatışmalar sebebiyle travma içinde olduğu ve bir sonraki gün neler yaşanacağına dair korku içinde yaşadığı vurgulandı.
ABD Federal Temyiz Mahkemesi Başkan Donald Trump’ın son dönemde uyguladığı gümrük vergilerinin, başkana devredilen yetkiyi aştığına hükmeden önceki mahkemenin kararını onadı. Mahkeme, kararında, Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası’nın (IEEPA) bir başkana, Başkan Trump’ın yaptığı gibi gümrük vergileri koyma yetkisi vermediğine hükmetti. Başkan Trump, bu durumda, ABD Anayasasının I. Maddesi uyarınca yetkilerini aşarak Kongre’ye ayrılmış yetkilerini kullanmış oldu.
BM uzmanları, insan hakları ve eşitliğin ilerlemesinde cinsiyetin merkezi rolünü teyit eden bir bildiri hazırladı. 45 insan hakları uzmanı cinsiyetin dünya çapında eşitlik ve insan hakları mücadelesinin merkezinde kalması gerektiğini bildirdi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), yayınladığı basın açıklamasında, Rohingya mültecilerin “hakları korunmadan” Bangladeş ve Myanmar’a sınır dışı edilmesini kınadı.
Uluslararası Af Örgütü, Orta Afrika Cumhuriyeti’nin Afrika’daki Kadın Haklarına İlişkin Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı’na Ek Protokolü’nü (Maputo Protokolü) onaylamasını takdir etti.
Mela Silêman Sebrî (Süleyman Sabri Mavi) Kürtçe hutbe okuduğu gerekçesiyle bir yıl tutuklu kaldığı Elazığ Cezaevi’nden tahliye edildi.
,Balıkesir’de İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, S.Ç‘nin sosyal medyadan paylaştığı videoyla tacize uğradığını iddia etmesi üzerine çalışma başlattı. Kadını taciz ettiği iddiasıyla gözaltına alınan şüpheli K.K. “cinsel saldırı” ve “ısrarlı takip” suçlarından tutuklandı.
Sosyal medyada gündemde olan taciz iddialarına destek veren 102 gazeteci, “Tacizi ifşa edenleri ‘cadı avıyla’ suçlayan, tacizi aklamaya çalışan ve beyanı esas almayarak mağdur suçlayan herkesin karşısındayız. Tacize ve erkek şiddetine karşı ifşaların yanındayız” açıklamasını yaptı.
Adana’nın Kozan ilçesinde çıkan kavgada kiracılarını darbederek öldürdükleri iddiasıyla gözaltına alınan ev sahibi ve eşi tutuklandı.
Tahran’daki Evin Cezaevinin bilgisayarları hacklendi. Cezaevi yönetimin reddettiği işkenceler böyle ifşa olmuş.
Diyarbakır’da 9 yaşındaki çocuğu kaçırmaya çalışan ve tutuklanan Gökhan Kıratlı, ifadesinde “Psikolojik sorunlarım var, cezaevine girmek istedim” dedi.
İnternet üzerinde “İnat Box” uygulaması özellikle ücretli dizi, film ve spor müsabakalarının yasa dışı şekilde yayınlanmasını sağlayan uygulamalarla 46 kişinin banka hesaplarından toplam 14 milyon 714 bin 354 lira çaldığı belirlenen şüphelilere operasyon yapıldı. 33 şüpheli Anadolu Adalet Sarayı’na sevk edildi. Savcılığa çıkarılan şüphelilerden 27’si tutuklama, 4’ü ise adli kontrol talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Hakimlikçe sorguları yapılan 27 şüpheli tutuklandı.
İstanbul’da düzenlenen “Huzur İstanbul” uygulamasında, çeşitli suçlardan aranan 253 şüphelinin de aralarında bulunduğu toplam 621 kişi gözaltına alındı.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve faillerin yargılanması talebiyle İstanbul-Beyoğlu’nda 1995’ten bu yana eylem yapan Cumartesi Anneleri, bu hafta (30 Ağustos 2025) Galatasaray Meydanı’na karanfil bırakarak açıklamalarını okudu. Cumartesi Anneleri 1066. haftada 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü vesilesiyle “Kayıplarımız nerede?” diye sordu ve adalet çağrısında bulundu.
Birleşmiş Milletler, 21 Aralık 2010 tarihinde aldığı kararla 30 Ağustos’u “Dünya Zorla Kaybedilenler Günü” (International Day of the Victims of Enforced Disappearances) olarak ilan etmiştir. Böylece 2011 yılından itibaren her yıl 30 Ağustos, zorla kaybedilenlerin hatırasına saygı göstermek, hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanması için uluslararası bir farkındalık günü olarak anılmaya başlanmıştır.
Bu günün kökeni, 1981 yılında Kosta Rika’da kurulan Latin Amerika Kayıp Aileleri Dernekleri Federasyonu’nun (FEDEFAM) girişimine dayanmaktadır. FEDEFAM, Latin Amerika’da yaşanan sistematik kayıplara dikkat çekmek için 30 Ağustos’u “Kayıplar Günü” ilan etmiştir.
2011’den bu yana Birleşmiş Milletler öncülüğünde her yıl aynı tarihte dünyanın birçok ülkesinde çeşitli etkinlikler düzenlenmekte, zorla kaybetmelerin önlenmesi, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması ve sorumluların hesap vermesi çağrısı yinelenmektedir.
Zorla Kaybetme: Küresel Bir Sorun
Zorla kaybetme, tarih boyunca toplumlar içinde terör yaymak amacıyla kullanılan sistematik bir strateji haline gelmiştir. Bu uygulamanın yarattığı güvensizlik duygusu sadece kaybedilenlerin yakınlarıyla sınırlı kalmamakta; onların içinde yaşadığı toplumları da derinden sarsmaktadır.
Zorla kaybetme vakaları belirli bir bölgeyle sınırlı kalmamış ve küresel bir sorun haline gelmiştir. Özellikle askeri diktatörlüklerin kullandığı yöntem olan zorla kaybetme, günümüzde karmaşık iç çatışmalarda ya da muhaliflere yönelik siyasi baskılar da kendini göstermektedir. Özellikle endişe verici olan noktalar şunlardır:
Zorla kaybetme vakalarıyla ilgilenen insan hakları savunucularına, mağdur yakınlarına, tanıklara ve hukuk danışmanlarına yönelik sistematik saldırılar ve tacizler,
Devletlerin terörle mücadele faaliyetlerini yürütürken uymakla yükümlü oldukları kuralları sistematik biçimde ihlal etmeleri ve zorla kaybetme olaylarında bu kuralları ihlalin gerekçesi olarak kullanmaları,
Faillerin yargılanmaması nedeniyle yaygın şekilde süren cezasızlık politikası,
Bu bağlamda özellikle hak savunucuları, çocuklar, engelliler ve benzeri savunmasız grupların korunması için özel önlemler alınması gerekmektedir. Araştırmalar, dünyanın en az 85 ülkesinde çatışmalar ya da baskı dönemlerinde yüz binlerce insanın kaybolduğunu ortaya koymaktadır. Bu gerçek, zorla kaybetmenin yalnızca geçmişin bir suçu değil, günümüzde de devam eden bir insanlık trajedisi olduğunu açıkça göstermektedir.
Eski Mısır’ın son firavunu olarak kabul edilen Kraliçe Kleopatra intihar etti. Kleopatraʼnın ölümünden sonra Mısır, Roma İmparatorluğunun eyaleti haline geldi.
1918
Bolşevik lider Vladimir Lenin’e suikast girişimi gerçekleşti. Lenin, ağır yaralanmasına rağmen suikasttan sağ kurtuldu.
1925
Atatürk, Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’te verdiği bir nutukta türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini verdi: “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir (lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”
1927
30 Ağustos Zafer Bayramı, ilk kez, 30 Ağustos 1924’te Gazi Mustafa Kemal’in de katılımıyla Dumlupınar’da törenle kutlandı. 1926 yılından başlayıp resmi olarak tüm yurtta kutlanmaya başladı. Bayramın ilk adı 30 Ağustos Zafer ve Tayyare Bayramıdır. 1960 yılından itibaren daha kapsamlı bir şekilde kutlanmaya başladı. 2012 Resmi Bayramlar yönetmeliğiyle içeriği değiştirildi. Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2015 yılında çıkardığı bir genelgeyle IŞİD terörünü gerekçe göstererek, konser, şenlik ve kutlama faaliyetlerini yasakladı.
1935
Hükümet, İstanbul telefon şebekesini satın aldı.
1931
Hukukçu Zafer Kantarcıoğlu, doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden 1964 yılında mezun oldu. 30 Aralık 1966 tarihinde Danıştay Yardımcısı olarak mesleğe başladı. Ankara Bölge İdare Mahkemesi Üyeliği ve Ankara İdare Mahkemesi Başkanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 10 Eylül 1992 tarihinde Danıştay Üyeliğine seçildi. 1994-1999 yıllarında Uyuşmazlık Mahkemesi Üyeliği yaptı. 30 Nisan 2003 tarihinde Danıştay 10. Daire Başkanlığına, 13 Temmuz 2005 tarihinde Danıştay Başsavcılığına seçildi. 30 Ağustos 2006 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.
1948
Siyahi aktivist, Marksist-Leninist, devrimci ve sosyalist Fred Hampton, doğdu. (Ölümü: 4 Aralık 1969) Kara Panter Partisi (BPP) Illinois şubesinin başkanı ve ulusal Kara Panter Partisi’nin başkan yardımcısı oldu. 1967’de Federal Araştırma Bürosu tarafından radikal bir tehdit olarak tanımlandı. FBI, Chicago’daki aktivitelerini engellemeye, progresif siyahi gruplar arasında deformasyon yaymaya ve yerel Panterler arasına ajanlar yerleştirmeye çalıştı. Aralık 1969’da yatağındayken Chicago Polis Departmanı ve Federal Soruşturma Bürosu ile birlikte Cook County Eyalet Savcılığının taktik birimi tarafından şafak vakti yapılan baskın sırasında vurularak öldürüldü. adli tıp jürisi tarafından yapılan tahkikat sonucu ölümünün haklı bir cinayet olduğuna karar verildi. Daha sonra hayatta kalanlar ve Hampton’un akrabaları adına bir hukuk davası açıldı. Dava 1982’de 1,85 milyon dolarlık bir uzlaşma ile çözüldü.
1955
Londra Konferansı’nda Kıbrıs sorunu ele alındı. İngiltere Kıbrıs’ta üçlü bir yönetim önerdi. Yunanistan ise ada halkının geleceğini kendinin belirlemesini istedi. Toplantıya Türkiye’den Dışişleri Bakan Vekili Fatin Rüştü Zorlu katıldı. Taraflar arasında devam eden konferanslar sonucunda 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma imzalanmıştı
1974
BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’taki çarpışmalar yüzünden evlerini terk edenlerin güven içinde geri dönmelerine izin verilmesini öngören Fransa, İngiltere, Avusturya ortak karar tasarısını oybirliğiyle kabul etti.
1978
Malatya’da kurşunlanarak ağır yaralanan CHP Gençlik Kolları Başkanı Yüksel Mazmanoğlu hayatını kaybetti, yakalanan 2 ülkücü tutuklandı.
1981
12 Eylül’ün Başbakan Yardımcısı Turgut Özal: “İşçi çıkarmanın serbest bırakılmasının zamanı geldi”
1981
12 Eylül’ün Başbakan Yardımcısı Turgut Özal: “İşçi çıkarmanın serbest bırakılmasının zamanı geldi”
1981
30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü: 1981 yılında Kosta Rika’da kurulmuş olan Latin Amerika Kayıp Aileleri Dernekleri Federasyonu tarafından ilan edilmiştir. 2011 yılından itibaren Birleşmiş Milletler’in(BM) öncülüğünde kayıplar sorununa dikkat çekmek için her yıl aynı tarihte bir diz etkinlik gerçekleştirilmektedir. 2011 yılından bu yana 30 Ağustos tarihi, zorla kaybedilenlerin hatırasına saygı amacıyla Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü olarak anılmaya başlamıştır.
1985
Uluslararası Af Örgütü, BM İnsan Hakları Komisyonu’na bir rapor gönderdi. Raporda, Bulgaristan’da Türk azınlığa karşı girişilen Bulgarlaştırma kampanyasına son verilmesi istendi.
1986
Bolivya’da sıkıyönetim ilanından sonra tutuklanan 162 sendika lideri ve politikacı tecrit kampına götürüldü.
1997
120.kez toplanan Cumartesi Annelerinin bu haftaki eylemine; 1996 yılında yazar, siyasetçi, insan hakları savunucuları vb. kesimlerin kurduğu, dünyada sorunların savaş yerine, barışçıl yöntemlerle ele alınarak çözülebileceğini savunan bir Alman insan hakları kuruluşu olan Hannover Çağrısı’nın” (Appell von Hannover) projesi olan “Musa Anter Barış Treni” yolcuları da destek verdi.
1998
Türkiye Komünist hareketinin önemli isimlerinden Mehmet Bozışık, ÖDP, SİP ve eski TKP’lilerin katılımıyla toprağa verildi. 9 kez tutuklanan ve 16 yıl hapis yatarak 27 Ağustos’ta hayata veda eden Bozığık öldüğünde 97 yaşındaydı.
2000
Güney Afrika İnsan Hakları Örgütü’nün düzenlediği, tüm dünyadan bine yakın delegenin katıldığı Irkçılık Konferansı Johannesburg’da başladı. Gündem; siyahlar ve beyazlar arasında zenginlik ve fırsat eşitliği sağlamak.
2001
İran Devrim Mahkemesi, ülkenin kadın yönetmenlerinden Tahmineh Milani’yi tutukladı. Gerekçe: Milani’nin ‘Saklı Yarı’ adlı filminde İslam Devrimi’ni karalaması iddiasıydı.
2001
Doğu Timor, tarihinin ilk özgür seçimini yaptı. Bağımsız Devrimci Cephe adayı şair ve gerilla lideri Xanana Gusmao devlet başkanı seçildi.
2004
AKP ve CHP Türk Ceza Kanunu tasarısı üzerinde uzlaştı.
2006
Mısırlı yazar, Necip Mahfuz yaşamını yitirdi. (D 11 Aralık 1911 – Ö. 30 Ağustos 2006)Kahire Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gören Mahfuz’un ilk romanı Abes el-Akdar 1939’da yayımlandı. 1988 Nobel Edebiyat Ödülü kazandı. Nobel ödülü kazanan ilk Müslüman ve Arap yazardır. “Ortadoğu’nun Balzac’ı” olarak tanımlanmaktadır.
2012
Mersin’de, 2.öğretim programlarında harçların devam ettirilmesini protesto eden Gençlik Muhalefeti üyeleri gözaltına alındı.
2015
Selahattin Demirtaş Lahey’de seçmenleriyle buluştu ve silahla özerklik olmayacağını söyledi: ”Özerklik ilanlarını, devletin baskılarına karşı bir sivil isyan ve itaatsizlik olarak değerlendiriyorum. Tabii ki, bazı yerlerde göstericilerin eline silah alarak ‘özerklik ilan ettik’ demesini doğru bulmuyorum.”
İstanbul Barosu avukatlarından Mert Eryılmaz, tarihçi yazar Ayşe Hür hakkında 30 Ağustos konulu tweeti, nedeniyle “Türklüğü aşağılamak” suçu işlediği iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.
Cumartesi Anneleri, “30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenle Gününde, Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda açıklama yapmak isteyen kitleye şiddet uygulayan yetkililer hakkında suç duyurunda bulunacağını açıkladı.
2023
CHP’li Sarıyer Belediyesi tarafından kaldırımı kapattığı iddiası ile kaldırılmak istenen iki zeytin ağacı direnişinde işletme sahibi Evin Eren kendisini zeytin ağacına zincirleyerek eylem yaptı.
2023
İnsan Haklar Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu, Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Uluslararası insan hakları içtihadına göre kaybedilen kişinin akıbetinin karanlıkta bırakılması ailesi için işkence olarak değerlendirilir. İnkar ve cezasızlık siyaseti sonlandırılmadan demokratikleşme, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin hayata geçmesi mümkün olmayacaktır” denildi.
2023
İran rejimi tarafından katledilen Mahsa Jîna Amini’nin babasıyla röportaj yapan gazeteci Nazila Marufiyan dördüncü kez tutuklandı. Marufiyan, en son 16 Ağustos’ta tahliye edilmişti.
İstanbul Valiliği’nin 17 Ağustos 2023’te açıkladığı “Alkol Satışı ve Alkollü İçeceklerin Tüketimi” genelgesi ile halka açık deniz ve sahil kenarlarında, plaj, park, piknik ve mesire alanlarında alkollü içki içmenin yasaklanması ve yasağa uymayanlara 617 TL para cezası verilecek olması hakkında valilik açıklama yaparak, yeni yasak getirmediklerini ve mevcut yasaları hatırlattıklarını söyledi.
2023
ABD Eski Başknı Donald Trump’ın geçtiğimiz günlerde hapishanede yaklaşık 20 dakika geçirmiş ve parmak izi alınarak sabıka fotoğrafı çekilmişti. ABD tarihinde sabıka fotoğrafı çekilen ilk eski başkan olan Trump’ın fotoğraflı ürün satışlarından 9,4 milyon dolarlık bir gelir ve bağış elde ettiği açıklandı.
İzmir’de bir sokak röportajında kullandığı ifadeler nedeniyle tutuklanan Dilruba Kayserilioğlu, tahliye edildi.
Brezilya Yüksek Mahkemesi, ülkede yasal temsilci ataması için 24 saat süre verdiği sosyal medya platformu X’e erişimi yasakladı.
2025
Uluslararası Kızılhaç örgütü, İsrail’in kapsamlı bir kara harekâtı düzenlemeye hazırlandığı Gazze kentindeki şartların kitlesel bir tahliyeye imkân tanıyacak durumda olmadığı uyarısında bulundu. İçinde bulunulan durum itibarıyla İsrail’in öngördüğü gibi bir tahliye operasyonunun asla güvenli ve insan onuruna yakışır şekilde gerçekleştirilemeyeceği belirtilen açıklamada, sivil halkın aylardır devam eden çatışmalar sebebiyle travma içinde olduğu ve bir sonraki gün neler yaşanacağına dair korku içinde yaşadığı vurgulandı.
ABD Federal Temyiz Mahkemesi Başkan Donald Trump’ın son dönemde uyguladığı gümrük vergilerinin, başkana devredilen yetkiyi aştığına hükmeden önceki mahkemenin kararını onadı. Mahkeme, kararında, Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası’nın (IEEPA) bir başkana, Başkan Trump’ın yaptığı gibi gümrük vergileri koyma yetkisi vermediğine hükmetti. Başkan Trump, bu durumda, ABD Anayasasının I. Maddesi uyarınca yetkilerini aşarak Kongre’ye ayrılmış yetkilerini kullanmış oldu.
BM uzmanları, insan hakları ve eşitliğin ilerlemesinde cinsiyetin merkezi rolünü teyit eden bir bildiri hazırladı. 45 insan hakları uzmanı cinsiyetin dünya çapında eşitlik ve insan hakları mücadelesinin merkezinde kalması gerektiğini bildirdi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), yayınladığı basın açıklamasında, Rohingya mültecilerin “hakları korunmadan” Bangladeş ve Myanmar’a sınır dışı edilmesini kınadı.
Uluslararası Af Örgütü, Orta Afrika Cumhuriyeti’nin Afrika’daki Kadın Haklarına İlişkin Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı’na Ek Protokolü’nü (Maputo Protokolü) onaylamasını takdir etti.
Mela Silêman Sebrî (Süleyman Sabri Mavi) Kürtçe hutbe okuduğu gerekçesiyle bir yıl tutuklu kaldığı Elazığ Cezaevi’nden tahliye edildi.
,Balıkesir’de İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, S.Ç‘nin sosyal medyadan paylaştığı videoyla tacize uğradığını iddia etmesi üzerine çalışma başlattı. Kadını taciz ettiği iddiasıyla gözaltına alınan şüpheli K.K. “cinsel saldırı” ve “ısrarlı takip” suçlarından tutuklandı.
Sosyal medyada gündemde olan taciz iddialarına destek veren 102 gazeteci, “Tacizi ifşa edenleri ‘cadı avıyla’ suçlayan, tacizi aklamaya çalışan ve beyanı esas almayarak mağdur suçlayan herkesin karşısındayız. Tacize ve erkek şiddetine karşı ifşaların yanındayız” açıklamasını yaptı.
Adana’nın Kozan ilçesinde çıkan kavgada kiracılarını darbederek öldürdükleri iddiasıyla gözaltına alınan ev sahibi ve eşi tutuklandı.
Tahran’daki Evin Cezaevinin bilgisayarları hacklendi. Cezaevi yönetimin reddettiği işkenceler böyle ifşa olmuş.
Diyarbakır’da 9 yaşındaki çocuğu kaçırmaya çalışan ve tutuklanan Gökhan Kıratlı, ifadesinde “Psikolojik sorunlarım var, cezaevine girmek istedim” dedi.
İnternet üzerinde “İnat Box” uygulaması özellikle ücretli dizi, film ve spor müsabakalarının yasa dışı şekilde yayınlanmasını sağlayan uygulamalarla 46 kişinin banka hesaplarından toplam 14 milyon 714 bin 354 lira çaldığı belirlenen şüphelilere operasyon yapıldı. 33 şüpheli Anadolu Adalet Sarayı’na sevk edildi. Savcılığa çıkarılan şüphelilerden 27’si tutuklama, 4’ü ise adli kontrol talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Hakimlikçe sorguları yapılan 27 şüpheli tutuklandı.
İstanbul’da düzenlenen “Huzur İstanbul” uygulamasında, çeşitli suçlardan aranan 253 şüphelinin de aralarında bulunduğu toplam 621 kişi gözaltına alındı.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve faillerin yargılanması talebiyle İstanbul-Beyoğlu’nda 1995’ten bu yana eylem yapan Cumartesi Anneleri, bu hafta (30 Ağustos 2025) Galatasaray Meydanı’na karanfil bırakarak açıklamalarını okudu. Cumartesi Anneleri 1066. haftada 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü vesilesiyle “Kayıplarımız nerede?” diye sordu ve adalet çağrısında bulundu.
Nanking Antlaşması, İngiltere ile Çin arasında 1839 yılında başlayan 1. Afyon Savaşı sonucunda 29 Ağustos 1842 tarihinde imzalanan antlaşmadır. Antlaşma, Nanjing’de, HMS Cornwallis adlı İngiliz savaş gemisinde İngiliz temsilci Sir Henry Pottinger ve Qing temsilcileri Qiying , Yilibu ve Niujian tarafından imzalanmıştır.
HMS Cornwallis Savaş gemisi ve Çin’deki İngiliz filosu
Çin`de 7. yüzyıldan itibaren ilaç olarak kullanılan afyonun 17. yüzyılda yayılarak tütün ile karıştırılarak kullanılması sonucunda bu maddenin kullanımı yaygınlaşmış, büyük bir ticari mamul haline dönüşmüştür. Aynı dönemde İngiltere, Doğu Hindistan’da ürettiği afyonu Çin’e satarak büyük ticari gelirler elde etmeye başlamış, Çin halkının esrar bağımlısı olması nedeniyle bu durum büyük rahatsızlık yaratmış, 1729 yılında Çin ülkesine afyonun girişi yasaklanmıştır. Konulan bu yasağa rağmen 1838 yılına kadar afyon kullanımı artmıştır.Çin yöneticilerinin İngiliz afyon ticaretini kısıtlayıcı önlemleri artırması sonucunda 1833 yılında Britanya İmparatorluğu şirketi East India Company’nın afyon ticaretinden elde ettiği kar önemli oranda azalmıştır. Çin’in, el koyduğu önemli miktardaki esrarı denize dökmesi sonucunda İngiltere ile Çin arasında 1839 yılında Afyon Savaşları başlamış, First Opium War olarak bilinen Birinci Afyon Savaşı sonunda İngiltere galip gelmiş ve Çin ile Nanking Antlaşması imzalanmıştır.
Antlaşmanın Sonuçları
Savaşlar ve Anlaşma ile Çin İmparatorluğu, kağıt üzerinde bağımsızlığını korurken, yarı sömürge yönetimine dönüşmüş, siyasi konjonktür ve sömürgeleşme dönemi Çinliler tarafından “Onursuzluk Yüzyılı” olarak adlandırılmıştır.
Antlaşmadan sonra yabancılara açılan liman kentlerinde Avrupalıların yaşadığı iş yerleri, restoranlar, kiliseler, parklar ve okullar kurulmuş Avrupa yaşam biçimi yaygınlaşmıştır. Yirminci yüzyıl başlarında misyonerler tarafından kurulan 2400 civarında ilkokul ve ortaokul ile 13 üniversite bulunduğu iddia edilmektedir. Anlaşma öncesinde ülke dışına çıkamayan Çin vatandaşları göçmen olarak Amerika Kıtası’na gitmeye başlamış, ilk Çinli göçmenler Amerika’ya gitmeye başlamıştır.
Anlaşmaya göre Çin, İngiltere’ye önemli bir tazminat ödemek zorunda kalmıştır.
Hong Kong’a Etkisi
Nanking Anlaşması sonucunda, İngiltere, Pasifik Okyanusu’nda Çin ve Batı kentleri arasındaki para ve mal transferini kolaylaştırmış; yerli halk üzerinde açık açık askeri güç kullanmaya gerek kalmaksızın Hong Kong’u yönetmeyi başarmıştır. Mao’nun iktidarı ele geçirmesiyle 1949’da başlayan Çin Devrimi ile birlikte Çin’de oluşan komünist yönetimden kaçan bir milyondan fazla nüfus Hong Kong’un yapısında belirgin değişim yaratmıştır. Hong Kong’a sığınanların önemli bölümünün mal varlıklarını ülke dışına çıkarmak isteyen üst sınıf Çinliler olması bunun önemli etkenidir. Çin’den gelen mal ve para akışı yüzünden Hong Kong’ta Çin menşeli sermaye birikimi oluşmuştur.
Hong Kong halkı, 1960’lı yıllara kadar İngiliz etkisine karşı büyük çaplı kitlesel eylem yapamamış, bu yıllarda Çin’deki Kültür Devrimi’nin etkileri görülmeye başlanmıştır. Hong Kong işçi sınıfı kitlesel hareketlenme yaşamış, 1967 yılında dört ay süren geniş çaplı eylemler düzenlenmiş, bu eylemler bastırılmıştır.
Anlaşmanın Şartları
Hong Kong Adası ve bu adanın civarındaki adalar İngiltere’ye verilecek, Hong Kong Limanı İngilizlere bırakılacaktır.
Çin savaş tazminatı olarak 650 ton gümüş verecektir.
Çin’in el koyduğu ya da imha ettiği afyon için İngiltere’ye 6 milyon dolar tazminat ödenecektir.
Çin’de bulunan İngiliz vatandaşları diplomatik dokunulmazlığa sahip olacaktır.
Çin ve İngiltere karşılıklı aynı ticari kurallara uyacaklardır.
Çinli vatandaşlar diğer ülkelere göçmen olarak gidebileceklerdir.
Çin Canton (Guangzhou), Amoy (Xiamen), Foochow (Fuzhou), Ningpo (Ningbo) ve Shanghai kentlerindeki gümrüklerini düşük gümrük vergisi tarifeleriyle İngiltere’ye açacaktır. Bu limanlar üzerinde Çin Hükümetinin herhangi bir denetleme yetkisi olmayacak, Avrupalılar her türlü mal ve paranın geçişini sağlayabilecektir.
Çin İmparatorluğu, ülkesinde kara ve deniz üsleri kurulmasına izin verecektir.
Martin Luther reformlarının destekçisi, Alman hümanist düşünür ve şair Ulrich von Hutten yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1488)
1632
Klasik liberal düşüncenin temellerini atan ve meşruti demokrasiyi sistematize eden İngiliz filozof John Locke doğdu. Yükseköğrenimini Oxford Üniversitesi’nde yaptı, doğa bilimleriyle ve felsefe ile iştigal etti. Gelenek ve otoriteyi reddetti, insan hayatına aklın kılavuzluk etmesi gerektiğini savundu. Toplumsal Sözleşme fikrine sahip çıktı. İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme, Eğitim Üzerine Bazı Düşünceler, Hoşgörü Üzerine Bir Mektup, Yönetim Üzerine İki İnceleme, Hükûmet Üzerine İki Deneme ve Devlet önemli eserleridir.
Filozof John Locke
1657
İngiliz siyasetçi ve özellikle İngiliz İç Savaşı döneminde ünlenen Leveller destekçisi John Lilburne, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1614) Doğuştan gelen özgürlük ve haklar anlamındaki freeborn rights söylemiyle döneme damgasını vurdu. Modern toplumlarda geleneksel olarak kabul edilen ve hiçbir hükûmet veya yasa tarafından değiştirilemeyecek hakların varlığını iddia etti. Başta ABD Mahkemeleri olmak üzere modern hukuk metinlerinde hala yazılarına atıfta bulunulmaktadır.
1825
Portekiz, Brezilya’nın bağımsızlığını tanıdı.
1842
İngiltere ile Çin arasında 1839 yılında başlayan 1. Afyon Savaşı sonucunda 29 Ağustos 1842 tarihinde Nanking Antlaşması imzalandı. Antlaşma, Nanjing’de, HMS Cornwallis adlı İngiliz savaş gemisinde İngiliz temsilci Sir Henry Pottinger ve Qing temsilcileri Qiying , Yilibu ve Niujian tarafından imzalandı.
1844
Sosyalist şair, filozof, antolojist ve homoseksüel hakları savunucusu Edward Carpenter doğdu. (Ölümü:. 28 Haziran 1929)
1862
Hukukçu ve Belçikalı yazar Maurice Polydore Marie Bernard Maeterlinck, Gent’te doğdu. (Ölümü: 6 Mayıs 1949, Nice) 1885 yılında Ghent Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı. Yeni Sembolist hareketin üyeleriyle tanıştı. Edebiyatta sembolizm akımının önde gelen temsilcileri arasında yer aldı. İnsanın ölüm olgusu karşısındaki çaresizliği temasına yoğunlaştı. En tanınmış eseri, 1892’de yayımlanan Pelléas et Mélisande olarak kabul edilmektedir. 1911 yılında Nobel Ödülü aldı.
Maurice Maeterlinck
1885
Alman mühendis ve endüstri ürünleri tasarımcısı Gottlieb Daimler, ilk motosiklet patentini aldı
1886
Macar hukukçu ve komünist politikacı Béla Kun doğdu. (Ölümü: 29 Ağustos 1939) Franz Joseph Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Macar Sovyet Devrimi’ne katıldı ve sosyalist ve komünistlerden oluşan hükûmette yöneticilik yaptı. Mihály Károlyi hükûmeti tarafından tutuklandı, ancak savaşı izleyen işçi ayaklanmaları sonrasında 21 Mart 1919’da serbest bırakıldı. 1921 yılında Almanya’daki başarısız Mart Ayaklanmalarına katıldı. 1930’ların sonundaki Büyük Tasfiye sırasında Troçkist olmakla suçlandı ve 28 Haziran 1937’de tutuklandı. Sorgulamadan sonra, karşı devrimci terör örgütüne bağlı olduğu sonucuna varıldı ve gizli duruşmanın sonunda ölüm cezasına çarptırıldı. 29 Ağustos 1939’da infaz edildi.
Béla Kun
1918
Polonya bağımsızlığını kazandı. Son Polonya Cumhuriyeti Anayasası 2 Nisan 1997 tarihinde kabul edilerek 25 Mayıs 1997’de halkoylamasına sunuldu, Polonya Resmi Gazetesinin 16 Temmuz 1997 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1926
Bizans bilimci ve Paris 1- Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nin ilk kadın rektörü Helene Glykatzi-Ahrweiler doğdu. UNICEF İyi Niyet Elçisidir. Sorbonne Sanat Fakültesi’nde profesördür. Sorbonne’un 700 yıllık tarihinde rektörlük görevini üstlenen ilk kadın olmuştur.
1929
Türkiye ile Fransa arasında, Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesine müzeyyel anlaşma ile Tediye Anlaşması imzalandı.
Türkiye ile Estonya Hükümetleri arasındaki 6 haziran 1937 tarihli Ticaret ve Kliring Anlaşmalarına bağlı Protokol imzalandı.
1938
Nâzım Hikmet Ran, orduyu ayaklanmaya kışkırttığı gerekçesiyle, Askeri Mahkeme tarafından 28 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildi. 31 Ağustos 1938’de İstanbul Tevkifhanesine gönderildi. 1940 yılı Şubat ayında Çankırı Cezaevine gönderildi. Sağlığının bozulması üzerine Bursa Cezaevine nakledildi ve Orhan Kemal ile aynı odada kaldı. 8 Nisan 1950’de açlık grevine başladı. Toplumun sessizliği üzerine, 65 yaşındaki annesi Celile Hanım da açlık grevine başladı. 12 yıllık hapis yaşamı, 14 Temmuz 1950’de çıkan Genel Af Yasası ile sona erdi.
1947
Amerikalı hayvan bilimi uzmanı, yazar ve otizm aktivisti Temple Grandin doğdu. Yaşamı Temple Grandin isimli ödüllü biyografik filme kon oldu.
1955
Kıbrıs Konferansı Londra’da toplandı. Konferanslar serisinin sonunda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma, Büyük Britanya, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında 16 Ağustos 1960 tarihinde imzalandı.
1966
Müslüman Kardeşler hareketinin teorisyenlerinden ve liderlerinden Seyyid Kutub idam edildi. (Doğumu:9 Ekim 1906) Kutubçuluk akımını ortaya attı. Cemal Abdünnasır‘a düzenlenen 1954 yılındaki suikast girişimi nedeniyle diğer Müslüman Kardeşler üyeleriyle birlikte tutuklandı. Yargılama sonunda on beş yıl ağır hapis cezası verildi. 1964’te serbest bırakıldıktan sonra, 1965’te darbeye teşebbüs nedeniyle yeninden tutuklandı. 21 Ağustos 1966’da hakkında idam cezası verildi. Karara karşı, Pakistan, İngiltere, Lübnan, Ürdün, Sudan ve Irak gibi ülkelerde tepkiler yükseldi ve Nasır’ın kararından dönmesi talep edildi. Ancak Seyyid Kutub ve arkadaşları Muhammed Yusuf Havvaş ileAbdülfettah İsmail hakkında verilen karar 29 Ağustos 1966 tarihinde infaz edildi.
Seyyid Kutub
1967
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Hükümeti Arasında Hava Ulaştırmasına Dair Anlaşma imzalandı.
1967
Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi yargıcı Neil McGill Gorsuch doğdu. Columbia Üniversitesi‘nden siyaset bilimi dalında lisans derecesi aldıktan sonra Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hukuk eğitimi gördü. 15 yıl avukatlık yaptı. Oxford Üniversitesi‘nden hukuk doktoru derecesi aldı. 1991’den 1994’e kadar Yüksek Mahkeme Yargıcı Anthony Kennedy’nin yanında, mahkemede katiplik yaptı. 2005 yılından itibaren Amerika Birleşik Devletleri Adalet Teşkilatında Başsavcı Yardımcısı olarak görev yaptı. 10 Mayıs 2006 tarihinde Başkan George W. Bush tarafından Amerika Birleşik Devletleri Temyiz Mahkemesi’ne aday gösterildi ve atandı. Birleşik Devletler Anayasasını yorumlamada metinselliğin ve özgünlüğün savunuculuğunu yaptı. Yargıç Clarence Thomas ile birlikte doğal hukuk içtihatlarını savundu. 31 Ocak 2017’de Başkan Donald Trump tarafından ABD Yüksek Mahkemesi yargıçlığına aday gösterildi ve 10 Nisan 2017’den itibaren bu göreve getirildi.
Neil Gorsuch ve Donald Trump bir arada
1982
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Bilim ve Sosyalizm Yayınları’nın 150 bin kitabına el koydu
1984
Askeri Yargıtay, Barış Derneği üye ve yöneticileri hakkındaki mahkumiyet kararını bozdu. Sanıkların tahliye talebi ise reddedildi.
1992
Fransız politik aktivist, psikanalist ve filozof Félix Guattari yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1930)
1996
Türkiye ile İsrail arasında ikinci bir askeri anlaşma düzenlendi
2006
Formula 1’i düzenleyen FIA (Uluslararası Motor Sporları Federasyonu),KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın 1. olan Felipe Massa’ya kupayı vermesi nedeniyle soruşturma başlattı.
2007
Fransız hukukçu ve eski Başbakan Pierre Joseph Auguste Messmer, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Mart 1916,Vincennes) 1936’da ENLOV dil okulundan ve ertesi yıl Ecole nationale de la France d’outre-mer’den (National School of Oversea France) mezun oldu. 1939 yılında Le régime administratif des emprunts coloniaux(Koloni Boçllarının İdari Rejimi) adıyla yazdığı doktora tezi ile hukuk doktoru oldu. II. Dünya Savaşı sırasında Vichy Hükûmeti‘ne karşı özgürlük için mücadele etti. 1952’den 1954’e kadar Moritanya valisi,1954’ten 1956’ya kadar Fildişi Sahili valisi olarak görev yaptı.Ocak 1958’den Temmuz 1958’e kadar Fransız Ekvator Afrika’sının yüksek komiserliği ve 1958’den 1959’a kadar Fransız Batı Afrika’nın yüksek komiserliği görevlerini yürüttü. 1959’dan 1969’a kadar Charles de Gaulle’ün başkanlığında Savunma Bakanlığı görevi üstlendi. De Gaulle’ün istifasının ardından hükümetten ayrıldı ve Présence du gaullisme‘yi kurdu. 1972-1974 yıllarında iki ayrı hükûmette başbakan olarak görev aldı ve Valéry Giscard d’Estaing‘in cumhurbaşkanı seçilmesi ile beraber görevini Jacques Chirac‘a devretti.
2024
Hakeme yönelik saldırı nedeniyle Antalyaspor Başkanı Sinan Boztepe’ye 1 milyon 454 bin lira para cezası kesildi. Ayrıca saldırı nedeniyle 125 gün, hakaretten de 4 ay hak mahrumiyet cezası verildi.
2024
Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde, 21 Ağustos’ta kaybolan 8 yaşındaki Narin Güran’ın kaybolmasıyla ilgili soruşturmada yayın yasağı kararı verildi. Karar, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine “mağdur çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişiminin korunması”, “çocuğun üstün yararı”, “soruşturmanın gizliliği”, “delillerin karatılmasının önüne geçilmesi”, “soruşturmanın sağlıklı şekilde ilerleyebilmesi”, “tanıkların ve diğer ilgililerin güvenliği” gerekçeleriyle Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hakimliği taraından alındı.
2024
Arabesk Ferdi Tayfur, kızı Tuğçe Tayfur’un soyadını ticari amaçlı kullanması halinde suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.
Abdüllatif Şener’in oğlu Bedirhan Şener tutuklanarak cezaevine gönderildi. Anneannesi Leyla Çetiner’i 31 Temmuz’da silahla rehin aldıktan sonra öldüren Şener hakkında daha önce adli kontrol ve yurt dışı yasağı getirilmiş, psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastanesi’ne sevk edilerek gözetim altına alınmasına karar verilmişti.
2025
Tayland Anayasa Mahkemesi, eski Kamboçya lideri Hun Sen ile telefon görüşmelerinin basına sızmasının ardından görevden uzaklaştırılan Başbakan Paetongtarn Shinawatra’yı resmen görevden aldı. Mahkemenin gerekçesi: Etik kurallarını ihlal.
Suç dünyasında “Hamuş” kod adıyla tanınan ve “Casperlar” suç örgütünün liderliğini yaptığı belirtilen İsmail Atız, Almanya’da gözaltına alındıktan dört gün sonra serbest bırakıldı. Alman basınında yer alan haberlere göre, Frankfurt Başsavcılığı, “iade için gerekli hukukî koşulların Türkiye’de mevcut olmaması” gerekçesiyle Atız’ın Türkiye’ye iadesi için mahkemeden herhangi bir tutuklama talebinde bulunmadı.
Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2024 yılında cezaevlerinde bulunan 68 kişi intihar ederek hayatına son verdi. Meclis’e sunulan soru önergesini yanıtlayan bakanlık, “1 Ocak 2024 ila 30 Kasım 2024 tarihleri arasında ceza infaz kurumlarında 68 hükümlü ve tutuklunun intihar etmek suretiyle hayatını kaybettiği anlaşılmıştır” bilgisini verdi.
CHP İstanbul İl Başkanlığı seçimlerine ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. Kongrede, “oylamaya hile karıştırıldığı” iddiasıyla aralarında CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın da bulunduğu 10 kişi hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.
Mersin’in Tarsus ilçesinde saz kursu verdiği çocuklara ‘cinsel istismarda bulunmak” ve ‘müstehcenlik’ suçlarından yargılanan tutuklu sanık S.G. , 159 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Başkan Donald Trump’ın, 14203 sayılı Yürütme Emri uyarınca, ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi’nin (OFAC) Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerinin ABD yargı yetkisindeki tüm mal varlıklarını dondurma, finansal işlemleri engelleme ve adı geçen ICC yetkililerine seyahat kısıtlamaları getirmesi üzerine başlayan kriz devam ediyor. Yaptırımlar, Yargıç Kimberly Prost (Kanada), Yargıç Nicolas Guillou (Fransa), Başsavcı Yardımcısı Nazhat Shameem Khan (Fiji) ve Başsavcı Yardımcısı Mame Mandiaye Niang’ı (Senegal) hedef alıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi bu kararı “yargı bağımsızlığına açık bir saldırı” olarak nitelendirdi. İsrail hükümeti ise, siyasi amaçlı bir yargılama olarak gördüğü soruşturmaya karşı getirilen yaptırımları memnuniyetle karşıladı. Hem ABD hem de İsrail, Roma Statüsü’ne olmadığı için hukuki belirsizlik devam ediyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Afganistan’dakiTaliban yetkililerinin medya ve ifade özgürlüğüne yönelik geniş kapsamlı kısıtlamalar getirdiğini açıklayan bir bildiri yayınladı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de aralarında bulunduğu uluslararası örgütler daha önce bağımsız medyaya getirilen kısıtlamaların Afganların bilgi edinme hakkını baltaladığı ve uluslararası insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülükleri ihlal ettiği konusunda uyarıda bulunmuştu.
İnsan Hakları İzleme Örgütü , ABD ordusunun savaş suçları işleyen İsrail güçlerine yardım ettiği gerekçesiyle yasal sorumlulukla karşı karşıya kalabileceğini ve ABD ordusu mensuplarının da savaş suçlarından bireysel olarak sorumlu tutulabileceğini açıkladı.
BM insan hakları uzmanları, Peru’da 1980-2000 yılları arasında uluslararası hukuku ciddi şekilde ihlal etmekle suçlanan güvenlik güçlerine af getiren ve henüz onaylanan yasa konusunda endişelerini dile getirerek bu yasayı Peru’nun hesap verebilirlik ve adalete olan bağlılığına bir darbe olarak nitelendirdi. Yeni yasa, insanlığa karşı suç işleyenleri cezasızlıkla ödüllendirilmesi yönüyle ağır eleştiriler alıyor.
Aralık 2024’te Melbourne’ün Ripponlea semtindeki Adass İsrail Sinagogu’na yapılan kundaklama eylemi nedeniyle Avustralya, İran büyükelçisini sınır dışı etti. Buolay, Avustralya’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonraki ilk büyükelçi sınır dışı etme kararıdır.
ABD Başkanı Trump, ABD bayrağı yakmayı yargılayan bir kararname imzaladı. Karar,, ABD Yüksek Mahkemesi’nin (SCOTUS) 1989 tarihli kararı kapsamında korunan ifade özgürlüğüne karşı potansiyel bir gerginlik konusu olarak nitelendirildi.
TÜRKİYE’DEN HABERLER
Müzisyen Ogün S anlısoy, hakkında yapılan taciz iddialarına ilişkin olarak hukuki yollara başvuracağını açıkladı.
Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesinde kaçak kazı yapan 3 şüpheli suçüstü yakalandı. Şüpheliler hakkında adli tahkikat başlatıldı.
Çağdaş Gazeteciler Derneği, ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Tele1 hakkında verilen ekran karartma kararına tepki gösterdi ve cezanın haber alma hakkına bir saldırı niteliğinde olduğu açıkladı.
İzmir’in Karabağlar ilçesinde, Boşanmaya çalıştığı eşini şikâyet için karakola giden ve ifade veren Büşra K.‘yi (32) evine bırakıp, cinsel saldırıda bulunduğu suçlamasıyla polis memuru Süleyman’a Ay‘a (50) yerel mahkemece verilen “Cinsel saldırı” ve “Konut dokunulmazlığını ihlal” suçlarından indirimsiz olarak verilen 10 yıl 6 ay hapis cezasına istinaf mahkemesinde yapılan itiraz reddedildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “nitelikli cinsel istismar” suçlamasıyla tutuklama talep edilen ve 12 yaşındaki bir çocuğa cinsel istismarda bulunduklarını itiraf ettikleri belirtilen iki kişi, Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği’nce adli kontrolle serbest bırakıldı.
BirGün gazetesi, taciz ifşaları sonrası yazar ve komedyen Kaan Sezyum ile yollarını ayırdığını duyurdu. Gazete, ‘cinsiyetçi tahakküm ve erkek şiddetinin karşısında durmaya devam edeceklerini’ açıkladı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul’un Zeytinburnu ve Sarıyer ilçelerinde düzenlenen operasyonlarda 847 bin 600 uyuşturucu hap ele geçirildiğini duyurdu.
Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği’nin (AICA) Türkiye şubesi, cinsel taciz suçlamaları yöneltilen eleştirmenler Oğuz Karayemiş ve Ahmet Ergenç’in derneğin etik komisyonuna sevk edildiğini açıkladı.
Modern batı düşüncesinin öncülerinden filozof Aurelius Augustinus, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Kasım 354 – Ölümü: 28 Ağustos 430) Aziz Augustinus ya da Hippo’lu Augustinus olarak da bilinmektedir.
1645
Uluslararası hukukta temel bir eser olarak kabul edilen ve savaşın hukuki statüsü üzerine yazdığı 1625 tarihli Savaş ve Barış Hukuku (De iure belli ac pacis) isimli yapıtı ile tarihe geçen Hugo Grotius yaşamını yitirdi. (10 Nisan 1583 – 28 Ağustos 1645)
1845
Amerikan bilim dergisi Scientific American, ilk sayısını yayınladı. Dergi, Amerika Birleşik Devletleri’nde yayınlanmakta olan en eski bilim dergisidir.
1871
Cumhuriyet Devrimlerine öncülük eden birçok yasa teklifi vererek kadınların seçme ve seçilme hakkının, işçi ve köylü haklarının ve diğer sosyal hakların yasalaşması için çalışan eski kaymakam ve parlamenter Tunalı Hilmi Bey, Bulgaristan’da doğdu. II: Abdülhamit döneminde uzun süre sürgünde kaldı. İttihat ve Terakki Cemiyetinin Cenevre şubesini kurdu ve Osmanlı İhtilal Fırkasını kurdu. Yaşamı boyunca Öz Türkçe’yi savundu. (Ölümü: 26 Temmuz 1928)
1900
İngiliz filozof ve ekonomist Henry Sidgwick yaşamını yitirdi. Doğumu: 1838) 1883 yılından ölümüne kadar Cambridge Üniversitesi’ndeki Ahlak Felsefesi Profesörü olarak çalıştı. “The Methods of Ethics” adlı eseri ile tanındı. Psişik Araştırmalar Derneği’nin kurucu başkanı oldu. Metafizik Derneği üyesiydi ve kadınların yükseköğrenimini destekledi.
1911
Hollandalı diplomat, Joseph Marie Antoine Hubert Luns, doğdu. (Ölümü: 17 Temmuz 2002) Amsterdam’da hukuk okudu. London School of Economics’ten mezun oldu. Dışişleri Bakanı ve NATO Genel Sekreteri oldu. 2 Eylül 1952’den 6 Temmuz 1971’e kadar Hollanda Dışişleri Bakanlığı görevini yürüttü ve bu görevde en çok kalan kişi oldu. 1971-1984 arasında NATO‘nun 5. Genel Sekreteri oldu ve 13 yıl boyunca sürdürdüğü bu görevi en uzun süre yürüten kişi oldu. 1986 yılında, dünya barışına katkıda bulunanlara tevcih edilmekte olan Atatürk Uluslararası Barış Ödülü‘ne layık görüldü.
1916
Amerikalı sosyolog ve hümanist C. Wright Mills doğdu. (Ölümü: 1962) Mills Texas ve Wisconsin Üniversitesinde eğitim gördü. Daha sonra Maryland ve Columbia Üniversitesinde ders verdi. The Power Elite (İktidar Seçkinleri), Listen, Yankee: The Revolution In Cuba (Dinle Yankee: Ve Castro’nun Tarihi Savunması), The Sociological Imagination (Toplumbilimsel Düşün) ve The Marxists (Marksistler) gibi eserler verdi.
1916
Cumhuriyet döneminin ilk Baro Genel Kurulu, 28 Ağustos 1924 Perşembe günü toplanmış ve sert tartışmalardan sonra Lütfi Fikri Bey yeniden başkanlığa seçilerek Cumhuriyet döneminde İstanbul Barosu’nun ilk Başkanı olmuştur.
1938
Hukukçu ve Kanada eski başbakanı Paul Edgar Philippe Martin yaşamını yitirdi.(Ölümü:6 Şubat 2006) Windsor ve Ottawa’da büyüdü, St. Michael Kolejini bitirdi, Toronto Üniversitesinde felsefe okudu. Toronto Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve 1964’te mezun oldu. 1966’da Ontario barosuna kaydoldu ve avukatlık yaptı. 12 Aralık 2003’ten 6 Şubat 2006’ya kadar Kanada’nın 21. başbakanı ve Kanada Liberal Partisi’nin lideri olarak görev yaptı. Çok sayıda fahri doktora aldı. Anlarını, “Hell Or High Water: My Life In And Out of Politics” adıyla yayınladı.
1953
Bedrettin KÖKER Yargıtay Başkanı oldu. 1953-1956 yıllarında görev yaptı.
1957
Hırvat hukukçu ve siyasetçi Ivo Josipoviç, doğdu. Zagreb Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. doktorasınısuç bilimleri üzerine yaptı. Hırvatistan Komünistler Birliği’nin (SKH) Sosyal Demokrat Parti’ye (SDP) demokratik dönüşümünde kilit bir rol oynadı.“Nova pravednost”(Yeni Adalet) adlı kampanya ile derin sosyal adaletsizlik, yolsuzluk ve organize suçla mücadele için yeni bir yasal çerçeve çağrısında bulundu. Hırvatistan’ın ikinci dönem için yeniden seçilemeyen ilk Cumhurbaşkanı oldu.
1959
Yahudi asıllı Polonyalı avukat Raphael Lemkin, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Haziran 1900, Belarus)Białystok’ta dilbilim okudu. Dokuz dili akıcı konuşma seviyesinde 14 dili ise okuma seviyesinde bilen Lemkin, Brzeżany Bölge Mahkemesinde ve Varşova’da savcı yardımcısı olarak görev yaptı. Ardından Varşova’da özel bir hukuk bürosunda çalıştı. 1929’dan 1934’e kadar Savcılık yaptı.Genocide(soykırım) terimini uluslararası literatüre kazandırması ve Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesini hazırlamasıyla bilinmektedir.
1961
Amerikalı oyuncu, komedyen ve aktivist Jennifer Coolidge, doğdu. Hayırsever çalışmaları, AIDS konusundaki toplumsal duyarlılık çalışmaları ve hayvan haklarını destekleme kampanyalarına katkısı ile öne çıktı.
1963
ABD’de Güney’den başlayan “Sivil Haklar Yürüyüşü” Washington‘da Lincoln Anıtı önünde son buldu. Martin Luther King, Jr., 200.000 kişiye hitaben ünlü “I Have a Dream – Benim Bir Hayalim Var“ konuşmasını yaptı. Konuşmayı, 250 bin kişi ayakta dinledi ve alkışladı, televizyonlardan da milyonlarca insan izledi. Washington DC’deki Lincoln Anıtı’nda yapılan konuşma, tarihin akışını değiştirdi ve gelecek nesillere umut verdi. Konuşma; özgürlük ve demokrasi temelinde kurulan ABD’de siyah-beyaz ayrımı olmaksızın gerçek özgürlüğe giden yolu açtı. King, Bağımsızlık Bildirgesi, Özgürlük Bildirgesi ve Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’na özel vurgular yaptı ve 1863’te milyonlarca köleyi özgür ilan eden Abraham Linloln’ün çıkardığı yasanın önemini özellikle vurguladı. Dünya genelinde şiddet karşıtı ve ırksal eşitlik görüşleriyle tanındı ve 1964 yılında Nobel Barış Ödülü kazandı. Ölümünden 9 yıl sonra, eski ABD başkanı Jimmy Carter tarafından Başkanlık Özgürlük Ödülü’ne layık görüldü ve onuruna Martin Luther King Günü kutlanmaya başlandı.
1991
Mikhail Gorbachev, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreterliği’nden istifa etti. (Doğumu: 2 Mart 1931) Gorbachev Moskova Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Stavropol, Genç Komünistler Birliğinde görev aldı. 1970’te Stavropol teşkilatı birinci sekreteri oldu. 1971’de SBKP Merkez Komitesi üyeliğine seçildi. Gorbaçov’un perestroika (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) adını verdiği reform çalışmaları Soğuk savaş‘ı bitirdi ancak bu reformlar Sovyetler Birliği Komünist Partisi‘nin ülkede politik üstünlüğünü kaybetmesine ve sonrasında da Sovyetler Birliği‘nin dağılmasına neden oldu. 1990’da Nobel Barış Ödülünü kazandı. Hakkında en çok eser yazılan ilk 100 kişi listesinde yer almaktadır. 2021 yılı itibariyle hayatta olan tek Sovyetler Birliği Cumhurbaşkanıdır.
Ukrayna, SSCB’den bağımsızlığını ilan etti
1996
Prens Charles ile Prenses Diana boşandı.
1998
1998 Devlet Güvenlik Mahkemesi, Recep Tayyip Erdoğan’ın, kapatılan Refah Partisi’nin İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde (4 Aralık 1994) Ümraniye İlçe Örgütü’nün yeni binasının açılışında yaptığı konuşmaya ilişkin soruşturmada zamanaşımı kararı verdi. Takipsizlik kararı verilen konu hakkında, Şişli Cumhuriyet Savcılığı, 21 Ağustos 2001’de TCK’nin “Devlete hakaret”i düzenleyen 159.maddesi uyarınca yeniden soruşturma başlatmıştı.
1999
Basın yoluyla işlenen bazı suçların ertelenmesine dair kanun, kabul edildi. Öğrenci affına ilişkin kanun yasalaştı. Cezaların infazı hakkındaki kanuna bir geçici madde eklenmesine dair kanun kabul edildi.
2001
Üzeyir Garih cinayetinden aranan ve İstanbul Hasdal Mekanize Alay Komutanlığı’nda askerliğini yapan er Yener Yermez firar etti.
2003
Turquality projesinin hukuki alt yapısını oluşturulmak üzere, Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu’nun 2003/3 sayılı “Türk Ürünlerinin Yurt Dışında Markalaşması ve Türk Malı İmajının Oluşturulmasına ilişkin Tebliğ”i yürürlüğe girdi.
2007
Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Türkiye’nin 11. cumhurbaşkanının belirlenmesi için yapılan seçimde Abdullah Gül, cumhurbaşkanı oldu.
2012
Kanadalı feminist yazar, aktivist Shulamith Firestone, hayatını kaybetti. (Doğumu: 7 Ocak 1945, Ottawa) Erken dönem gelişen radikal feminizmin merkezi figürlerinden birisi ve New York’taki ilk radikal feminist örgütlerin kurucusuydu. New York Radical Women, Redstockings ve New York Radical Feministleri’nin kurucu üyesi oldu. 1970’te Cinselliğin Diyalektiği: Kadın Özgürlüğü Davası’nı yazdı.
2012
Alman düşünür ve toplumbilimci Alfred Schmidt, yaşamını yitirdi. Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde filoloji, felsefe ve sosyoloji okudu. Doktorasını 1962 yılında, Marx’ta Doğa Kavramı/The Concept of Nature in Marx) ile aldı. Schmidt 1972 Frankfurt Üniversitesi’nde felsefe ve sosyoloji profesörü olarak görev yaptı. Uluslararası PEN üyesi ve Schopenhauer Derneği’nin onursal üyesiydi. Frankfurt okulunun kurucuları Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno’nun öğrencisiydi. (Doğumu:19 Mayıs 1931 Berlin)
2015
Avukat Salih Şehabettin Bey’in oğlu olan ve bir süre de Hukuk Fakültesinde okuyan gazeteci, yazar ve edebiyatçı Oktay Akbal(20 Nisan 1923, İstanbul – 28 Ağustos 2015, Muğla) yaşamını yitirdi. Saint Benoit Fransız Lisesi’nde başladığı ortaöğrenimini, 1942 yılında İstiklal Lisesi’nde bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk ve Edebiyat fakültelerinde eğitim gördü ancak yüksek öğrenimini yarıda bırakarak yazarlığa devam etti.
2024
MHP Genel Başkan yardımcıları İzzet Ulvi Yönter, Feti Yıldız ve İsmail Faruk Aksu’nun Şubat 2022’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği dilekçe üzerine, farklı dönemlerde yaptığı çeşitli açıklamalar gerekçe gösterilerek ‘Suç ve suçluyu zincirleme şekilde övme’kle suçlanan Kılıçdaroğlu için 2,5 yıldan 3,5 yıla kadar hapis ve TCK 53 kapsamında ‘siyasi yasak’ istenen İddianame Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
2024
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç sosyal medya hesabından, Dünya Diş Hekimliği Kongresi’nde görev almak isteyen diş hekimliği öğrencisi Dilara Çiçek’in başvurusunun başörtülü olduğu gerekçesiyle reddedildiği iddiasına ilişkin açıklama yaparak, “Dilara Çiçek’in başvurusunun başörtülü olduğu gerekçesiyle reddedildiği iddiasıyla ilgili İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından TCK’nin ‘Nefret ve ayrımcılık’ suçunu düzenleyen 122. maddesi uyarınca soruşturma başlatılmıştır” ifadelerini kullandı.
2024
Fransa’da gözaltına alınan Telegram CEO’su Pavel Durov çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı.
Haftalık olağan toplantısını yapan RTÜK, TELE1’de yayınlanan “4 Soru 4 Yanıt” ile Flash Haber’deki “Cemil Kılıç ile Aydınlanma” programında kullanılan ifadeler nedeniyle iki kanala da yüzde 3 idari para cezası verdi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ‘sendikal örgütlenme çalışmalarına katıldıkları gerekçesiyle’ 145 işçiyi işten çıkaran Polonez’e ceza kesip hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.
Meta CEO’su Zuckerberg, pandemi döneminde Biden yönetiminin Facebook ve Instagram’daki içeriklerin sansürlemesi talebini kabul ettiğini açıkladı.
Taliban yönetimine bağlı Erdemi Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanlığı adlı kurumun denetleyeceği kurallar ile kadınların toplum içinde ‘duyulacak sesle konuşması’ yasaklandı. Yasa yürürlüğe girdiğinde, kadınların evlerinin dışında yüzlerini göstermesi de tamamen yasaklanacak.
2025
Başkan Donald Trump’ın, 14203 sayılı Yürütme Emri uyarınca, ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi’nin (OFAC) Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerinin ABD yargı yetkisindeki tüm mal varlıklarını dondurma, finansal işlemleri engelleme ve adı geçen ICC yetkililerine seyahat kısıtlamaları getirmesi üzerine başlayan kriz devam ediyor. Yaptırımlar, Yargıç Kimberly Prost (Kanada), Yargıç Nicolas Guillou (Fransa), Başsavcı Yardımcısı Nazhat Shameem Khan (Fiji) ve Başsavcı Yardımcısı Mame Mandiaye Niang’ı (Senegal) hedef alıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi bu kararı “yargı bağımsızlığına açık bir saldırı” olarak nitelendirdi. İsrail hükümeti ise, siyasi amaçlı bir yargılama olarak gördüğü soruşturmaya karşı getirilen yaptırımları memnuniyetle karşıladı. Hem ABD hem de İsrail, Roma Statüsü’ne olmadığı için hukuki belirsizlik devam ediyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Afganistan’dakiTaliban yetkililerinin medya ve ifade özgürlüğüne yönelik geniş kapsamlı kısıtlamalar getirdiğini açıklayan bir bildiri yayınladı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de aralarında bulunduğu uluslararası örgütler daha önce bağımsız medyaya getirilen kısıtlamaların Afganların bilgi edinme hakkını baltaladığı ve uluslararası insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülükleri ihlal ettiği konusunda uyarıda bulunmuştu.
İnsan Hakları İzleme Örgütü , ABD ordusunun savaş suçları işleyen İsrail güçlerine yardım ettiği gerekçesiyle yasal sorumlulukla karşı karşıya kalabileceğini ve ABD ordusu mensuplarının da savaş suçlarından bireysel olarak sorumlu tutulabileceğini açıkladı.
BM insan hakları uzmanları, Peru’da 1980-2000 yılları arasında uluslararası hukuku ciddi şekilde ihlal etmekle suçlanan güvenlik güçlerine af getiren ve henüz onaylanan yasa konusunda endişelerini dile getirerek bu yasayı Peru’nun hesap verebilirlik ve adalete olan bağlılığına bir darbe olarak nitelendirdi. Yeni yasa, insanlığa karşı suç işleyenleri cezasızlıkla ödüllendirilmesi yönüyle ağır eleştiriler alıyor.
Aralık 2024’te Melbourne’ün Ripponlea semtindeki Adass İsrail Sinagogu’na yapılan kundaklama eylemi nedeniyle Avustralya, İran büyükelçisini sınır dışı etti. Buolay, Avustralya’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonraki ilk büyükelçi sınır dışı etme kararıdır.
ABD Başkanı Trump, ABD bayrağı yakmayı yargılayan bir kararname imzaladı. Karar,, ABD Yüksek Mahkemesi’nin (SCOTUS) 1989 tarihli kararı kapsamında korunan ifade özgürlüğüne karşı potansiyel bir gerginlik konusu olarak nitelendirildi.
2025
Müzisyen Ogün S anlısoy, hakkında yapılan taciz iddialarına ilişkin olarak hukuki yollara başvuracağını açıkladı.
Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesinde kaçak kazı yapan 3 şüpheli suçüstü yakalandı. Şüpheliler hakkında adli tahkikat başlatıldı.
Çağdaş Gazeteciler Derneği, ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Tele1 hakkında verilen ekran karartma kararına tepki gösterdi ve cezanın haber alma hakkına bir saldırı niteliğinde olduğu açıkladı.
İzmir’in Karabağlar ilçesinde, Boşanmaya çalıştığı eşini şikâyet için karakola giden ve ifade veren Büşra K.‘yi (32) evine bırakıp, cinsel saldırıda bulunduğu suçlamasıyla polis memuru Süleyman’a Ay‘a (50) yerel mahkemece verilen “Cinsel saldırı” ve “Konut dokunulmazlığını ihlal” suçlarından indirimsiz olarak verilen 10 yıl 6 ay hapis cezasına istinaf mahkemesinde yapılan itiraz reddedildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nı tarafından “nitelikli cinsel istismar” suçlamasıyla tutuklama talep edilen ve 12 yaşındaki bir çocuğa cinsel istismarda bulunduklarını itiraf ettikleri belirtilen iki kişi, Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği’nce adli kontrolle serbest bırakıldı.
BirGün gazetesi, taciz ifşaları sonrası yazar ve komedyen Kaan Sezyum ile yollarını ayırdığını duyurdu. Gazete, ‘cinsiyetçi tahakküm ve erkek şiddetinin karşısında durmaya devam edeceklerini’ açıkladı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul’un Zeytinburnu ve Sarıyer ilçelerinde düzenlenen operasyonlarda 847 bin 600 uyuşturucu hap ele geçirildiğini duyurdu.
Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği’nin (AICA) Türkiye şubesi, cinsel taciz suçlamaları yöneltilen eleştirmenler Oğuz Karayemiş ve Ahmet Ergenç’in derneğin etik komisyonuna sevk edildiğini açıkladı.
Amerikalı hukukçu, bankacı ve devlet adamı Charles G. Dawes, doğdu. (Ölümü: 23 Nisan 1951) CincinnatiHukuk Okulundan mezun oldu. Nebraska State Bar Association‘a kabul edildi. I. Dünya Savaşı savaş tazminatı için üzerinde çalıştığı Dawes Planı sayesinde Nobel Barış Ödülü kazandı. City National Bank and Trust Co. da yönetim kurulu başkanı olarak iki yıl görev yaptı.
Hukukçu ve Nobel Barış Ödülü sahibi, Charles G. Dawes, 11 Hziran 1928 tarihinde ünlü Tüme Dergisinin kapağında
1875
ABD’li aktivist, filantropist, kadın hakları ve doğum kontrolü savunucusu Katharine McCormick, doğdu. (Ölümü: 28 Aralık 1967) Massachusetts Institute of Technology’de biyoloji alanında lisans derecesi aldı. 1909’da McCormick, Massachusetts’te kadınlara oy hakkı için yapılan ilk açık hava mitinginde konuştu. Kadınların seçme ve seçilme hakkı için mücadele etti. O ve mücadele arkadaşları sayesinde 192o’de ABD’de tüm eyaletlerde kadınlara oy hakkı tanındı. National American Woman Suffrage Association’ın başkan yardımcısı ve saymanı oldu. Derneğin Woman’s Journal yayınını finanse etti. Kocasının ölümünden sonra ailesinin servetinin önemli bir kısmının varisi oldu ve doğum kontrol hapını geliştirmek için yapılan araştırmaların çoğunu finanse etti.
Katharine McCormick
1910
27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2.Enternasyonal’e bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü kutlanması önerisini getirmiş ve öneri oy birliğiyle kabul edilmiştir.
Kellogg-Briand Paktı, 15 ülkenin katılımıyla Paris’te imzalandı. Avustralya, Belçika, Kanada, Çekoslovakya, Fransa, Almanya, Birleşik Krallık, Britanya Hindistanı, Özgür İrlanda Devleti, İtalya Krallığı, Japon İmparatorluğu, Yeni Zelanda, Polonya, Güney Afrika Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri temsilcileri tarafından imzalanarak 24 Temmuz 1929’da yürürlüğe girdi. Pakt, Milletlerarası anlaşmazlıkların çözümünde savaşa başvurmamayı öngörmekte ve savaşı, devletlerin birbirleriyle ilişkilerinde millî politika aracı olarak kullanmayı yasaklamaktadır. NATO’nun temeli sayılan Kellogg Briand Paktı’na Türkiye, 1929 yılında katılmıştır.
1928
1948
44. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Charles Evans Hughes, hayatını kaybetti. (Doğumu:11 Nisan 1862) Brown Üniversitesi ve Columbia Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. Birkaç yıl özel olarak çalıştıktan sonra, 1905’te kamu hizmetleri ve hayat sigortası endüstrisine yönelik başarılı devlet araştırmalarını yönetti. 1906’da New York Valisi seçildi ve çeşitli ilerici reformlar uyguladı. 1910 yılında Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’ne yargıç olarak atandı ve 1941’e kadar bu görevde kaldı.
1951
İslam Demokrat Partisi kuruldu. Adında ilk defa “İslam” kelimesini kullanan ve Türkiye’de demokratik hayatta kurulan ilk İslamcı partidir. Cevat Rifat Atilhan ve arkadaşları tarafından 27 Ağustos 1951 tarihinde kuruldu. 3 Mart 1952 tarihinde İstanbul Eminönü Sulh Ceza Mahkemesi tarafından kapatılmıştır.
1971
Türk asıllı Alman hukukçu ve politikacıAygül Özkan, doğdu. Hamburg Üniversitesi‘nde hukuk okudu. 1998 yılında avukat oldu. 2010 yılında, David McAllister ve İkinci Christian Wulff Kabinesinde, Sosyal İşler, Kadın, Aile, Sağlık ve Uyum Bakanı olarak göreve getirildi.
1986 –
Avusturyalı diplomat ve devlet adamı Sebastian Kurz, doğdu. GRG 12 Erlgasse’den mezun oldu Viyana Üniversitesinde başladığı hukuk öğrenimini yarıda bırakarak 2009 yılında Avusturya Halk Partisi‘nin gençlik şubesi başkanı seçildi. 2010 ve 2011 yılları arasında Viyana şehir meclisi üyeliğini yürüttü. 2011 yılı Nisan ayında İçişleri Bakanlığı’nda müsteşarlığına atandı. 27 yaşında iken Avusturya Cumhuriyeti‘nin en genç bakanı ve Avrupa Birliği‘nin en genç dışişleri bakanı oldu.
Tokyo‘da ilk kez bir mahkeme Japonya‘nın II. Dünya Savaşı sırasında ve öncesinde biyolojik silah kullandığını kabul etti ancak 180 Çinlinin, biyolojik silah programının kurbanı oldukları gerekçesiyle istedikleri tazminat talebini ise reddetti.
2011
Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) 27 Ağustos 2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan ve aynı gün yürürlüğe giren Kanun Hükmünde Kararname ile fiilen özerk bir kurum olmaktan çıkarıldığı ve hükumete bağlı bir kuruluş haline getirildiğini ve böylece TÜBA’nin bir bilim akademisi olma vasfını yitirdiğini iddia eden Bilim Akademisi Derneği üyeleri yeni bir oluşum kurdu. Bilim Akademisi Derneği, istifa eden 17 TÜBA üyesi tarafından 25 Kasım 2011’de kurulmuştu.
2020
Avukat Ebru Timtik, haksız bir yargılamaya maruz kaldığı gerekçesiyle başladığı ölüm orucunda iken yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1978) Eylül 2017’de tutuklanan 18 avukattan oluşan bir grubun parçasıydı. Tutuklanan avukatların hepsi Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu üyeleri idi. Adil yargılanma amacıyla açlık grevine girdikten sonra 27 Ağustos 2020’de hayatını kaybetti. Arkadaşı Aytaç Ünsal, kamuoyundan gelen çağrılar üzerine ölüm orucundan vazgeçti ve tedaviyi kabul etti.
İran Mektupları, Fransız düşünür Charles Louis de Secondat, Baron de la Brède et de Montesquieu’nun ilk önemli eseridir. 1721 yılında Amsterdam’da, sansürden kaçabilmek için isimsiz olarak yayımlanmıştır. Yayınlandığı anda büyük bir başarı elde eden eser, XVIII. yüzyıl Aydınlanma Çağı’nın özgür düşünce ortamına damgasını vurmuştur.
Montesquieu (1689–1755), hukukçu, siyaset felsefecisi ve yazar kimliğiyle modern düşünce tarihinin en önemli temsilcilerinden biridir. İran Mektupları, hayali doğulu karakterlerin Avrupa toplumuna dışarıdan bakışını yansıtarak, Batı dünyasının değerlerini, kurumlarını ve alışkanlıklarını eleştirel bir bakışla sorgulayan bir eser olarak kabul edilmektedir.
Pozitivist düşüncenin gelişmeye başladığı, akılcılıktan deneyciliğe geçilen bir yüzyılda eserler veren Montesquie aynı zamanda sosyoloji biliminin de öncüsü sayılır. Kanunların Ruhu isimli eseri başta olmak üzere siyaset kuramına büyük katkılar yapmış ve iklim teorisiyle bu alana antropolojik bir soluk getirmiş olan Montesquie‘nun yazmış olduğu İran Mektupları, dünyayı keşfetme arzusuyla Fransa’ya giden iki İran soylusunun mektuplarından oluşur.
Siyaset bilimi ve hukuk felsefesine yaptığı büyük katkılarla dünya çağında ün yapmış olan Montesquieu’nün “İran Mektupları” isimli eseri mektuplardan oluşan ve ilk yayımlandığı dönemde yazara büyük ün getirmiş romandır.
Devlet tanımları, devletin işleyişi, despotizm, toplumsal katmanlar, kölelik gibi konularda geçerliliğini asla yitirmemiş temel önermelerin sahibidir. Bunların başında günümüz anayasalarını şekillendiren “kuvvetler ayrılığı” ilkesi gelmektedir.
Bu eser aynı zamanda Monstesquieu’nun daha sonra yazdığı ve başlıca eseri kabul edilen “Kanunların Ruhu”nda ele aldığı bazı fikirleri en ham halleriyle görme imkanını sağlamakla kalmamış, aynı zamanda bir Aydınlanma Dönemi‘nde yaşayandüşünürlerin Doğuya ve İslam dinine bakış açılarına dair fikir edinilmesini de sağlamıştır.
Monstesquieu’nun Ünlü Sözleri
“Başarılı olmak için çaba gösterirsen şans seninle olur. Tembeller için şans diye bir şey yoktur.”
“Bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir.”
“Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur.”
“Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden fazla ise, o ülke batar.”
“Çeyrek saatlik bir okumanın gideremeyeceği üzüntüm olmamıştır.”
“Eskiden, bir ülkeye karşı savaşmak için asker aranırdı. Bugün, askerleri savaştırmak için ülke aranıyor.”
“Geçmiş bir yaşamı geri getiremezsin ama satın aldığın bir kitapla dünyanın en bilge kişilerinin bir ömür boyu kazandıkları birikimlerini elde edebilirsin.”
“Yasası olan toplum mutlu toplumdur. Ondan daha mutlu olanıysa yasaların kabul gördüğü toplumdur. Ondan da daha mutlu olanıysa yasalarında ayrım bulunmayan toplumdur. Toplumların en mutlu olanı ise yasaya ihtiyacı olmayanıdır.”
“İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur.”
“İnsanlar doğuştan eşittirler ama bunu sonuna kadar sürdüremezler.”
“Bazen susmak, söylenen bir sürü sözden çok daha fazlasını ifade eder.”
“Dünyada başarı kazanabilmek için aptal görünmeli, akıllı olunmalıdır.”
“Doğruluk ortadan kalktı mı, yükselme tutkusu bazı yüreklerde yer bulabilir, cimrilik ise bütün yürekleri sarar, istekler konu değiştirir, dün söylenen bugün söylenmez olur, yasalar içinde özgürken, yasalara karşı özgür olmak istenir, her yurttaş sahibinin evinden kaçmış bir köle gibidir. Ahlak öğüdü baskı, kural boyunduruk olur, dikkatin yerini korku alır… Eskiden herkesin malı kamunun hazinesi iken şimdi kamunun hazinesi şunun bunun malı olur. Bu durumda artık cumhuriyet cansız bir bedendir ve artık güçlü olan kendisi değil, birkaç yurttaştır ve herkes kendi çıkarı peşindedir.”
Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi, dünya tarihinde önemli bir yeri olan 1789 tarihli (Declaration des droits de l’homme et du citoyen) Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirisi’nde kadın yurttaşların gözardı edildiğinin farkedilmesi nedeniyle 1791 tarihinde Fransız Devrimine destek vermiş devrimci kadınlar tarafından hazırlanmıştır. Bilindiği gibi, her insanın eşit ve özgür “yurttaş” olarak haklardan yararlanmasını sağlamak ve kralın mutlak yetkilerine ve baskıya karşı çıkmak amacıyla başlatılan Fransız Devrimi sonucunda, “Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirisi” yayınlanmış, tüm yurttaşların doğuştan özgür ve eşit oldukları kabul edilmiştir.
Kadınların tarihinde önemli bir gelişmeye ışık tutan Fransız Devrimi herkese “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” vaad ettiği halde, devrimci kadınlar bu “herkes” içinde kadınların yer almadığı görmüşler ve eşit “yurttaş” olma mücadelelerine devam etmişlerdir.
Aslında çok sayıda kadın devrim sürecine destek vermiştir. Ancak, yayınlanan “Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirisi”, esas itibariyle “erkek yurttaş” açısından haklar getirmiştir. Nitekim, devrim sürecine destek veren kadınların, 1789 tarihli (Declaration des droits de l’homme et du citoyen) “Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirisi” hazırlanırken “homme” sözcüğü yerine “homme – femme” (erkek-kadın) yazılması talepleri de kabul edilmemiştir. Bu nedenle, devrimci kadınlar 1791 tarihinde “Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisini” ilan etmişlerdir.
Bildirinin ilan edilmesinde giyotin ile idam edilen Olympe de Gouges öncü olmuş, insanlığın ortak geleceği için yapmış olduğu cesur hamleye karşılık yaşamını feda etmiştir.
Bankacılık Etik İlkeleri, kurumun 15 Haziran 2006 tarihli ve 1904 sayılı kararı ile yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bankacılık Sektöründe Uygulanacak Etik İlkelerde Yapılan Değişiklik
Bankacılık Etik İlkeleri, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 19 Haziran 2014 Tarih ve 5903 sayılı Kararı ile değiştirilmiştir. Değiştirilen merin Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu’nun 20 Ağustos 2014 tarihli Kararı ile kabul edilmiştir.
Yapılan değişiklikle, Bankacılık Sektöründe uygulanacak Etik Kurallara ilişkin ilkeler, “bankacılık mesleğine ve sektörüne duyulan güvenin daha da güçlendirilmesi, sektörün paydaşlarıyla ilişkilerinin geliştirilmesi ve teknolojik gelişmelerin dikkate alınması” amacıyla güncellenmiştir. Güncellenen Etik İlkeler ile, rekabet hukukunun gözetilmesi ve bankaların etik ilkelere uymaması halinde cezai yaptırım uygulanması kararlaştırılmıştır.
Türkiye Bankalar Birliği Bankacılık Etik İlkeleri
I- Giriş
Etik, bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaki açıdan araştıran ölçüler bütünüdür.
Meslek etiği, meslek grubunu oluşturan bireylerin kendi aralarında ve toplum ile olan ilişkilerini düzenlerken; örgütsel etik, örgütün içinden ve dışından kaynaklanan sorunların çözümünde belirli kurallar getirerek örgüt içi davranış kültürünü tanımlar.
Toplumda fon arz eden ve fon talep eden taraflar arasında birleştiricilik ve aracılık rolü oynayarak yatırım ve tasarruf işlevlerini gerçekleştiren bankaların aynı zamanda karlılık ve verimlilik ilkelerini amaç edinmiş olmaları; mesleki ve örgütsel alanda etik ilkelerine bağlı olarak çalışmaları zorunluluğunu getirmektedir.
Bankacılık sisteminin büyütülmesi, bankacılık hizmet kalitesinin artırılması, kaynakların en iyi şekilde kullanılması, bankalar arasında adil ve dürüst rekabet ortamının sağlanması; haksız rekabetin önlenmesi amaçlarından yola çıkarak, bankaların gerek kendi aralarında ve diğer kurumlarla, gerekse müşterileri, hissedarları ve çalışanları ile olan ilişkilerini işbu Etik İlkelere uygun şekilde düzenlemesi gerekmektedir.
Alman filozof, dinbilimci, şair ve edebiyatçı Johann Gottfried Herder doğdu.
Fransız hukukçu, siyasetçi ve Fransız İhtilali’nin liderlerinden Louis de Saint-Just, doğdu. (Ölümü: 28 Temmuz 1794) Reims Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başladı ama bir yıl sonra Hukuk Fakültesinden ayrıldı ve Blérancourt köyüne döndü. Fransız Devrimi’nin, başlangıcından itibaren, rol oynadı. Devrimin ardından Blérancourt’da gerçekleştirilen ilk yerel seçimlerde arkadaşlarıyla kent yönetimini ele geçirdi. Yasal seçilme yaşında olmadığı için siyasal bir görev alamadı ama yerel Ulusal Muhafız Kıtasında görev aldı. 25 yaşına girdikten sonra Paris’teki Ulusal Konvansiyon‘a milletvekili olarak seçildi. Saint-Just ve yirmi arkadaşı 28 Temmuz 1794 giyotin ile idam edildi. Öldürülğünde 26 yaşındaydı. Saint Just ve arkadaşı Robespierre’in idamları Terör Döneminin sonunu ve yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilir.
1776
İskoç filozof ve tarihçi David Hume doğdu
1785
Danimarka Başbakanı Adam Wilhelm Moltke, doğdu. (Ölümü: 15 Şubat 1864) Danimarka anayasal monarşisindeki ilk Danimarka Başbakanıdır. 5 Haziran 1849’da Danimarka’nın VII. Frederik tarafından hazırlanan Danimarka Anayasası onun döneminde hazırlandı.
1825
Uruguay, Brezilya‘dan bağımsızlığını ilan etti.
1830
Belçika Devrimi başladı.
1919
Alaşehir Kongresi çalışmaları tamamlandı
1919
ABD’de dört dönem Alabama eyalet valiliği yapan Demokrat Partili hukukçu ve devlet adamı George Corley Wallace, doğdu. (Ölümü: 13 Eylül 1998, Montgomery) 1942’de Alabama Üniversitesi Hukuk Okulu’nu bitirdi. 1946’da eyalet savcı yardımcılığına getirildi, daha sonra iki dönem eyalet yasama meclisine seçildi. Üçüncü Yargı Bölgesi’nde yargıçlık yaptığı dönemde siyahların oy verme hakkına ilişkin ayrımcı uygulamaları soruşturan ABD Medeni Haklar Komitesi’ne karşı çıktığı için Savaşan Yargıç lakabıyla ünlendi.
1925
Mustafa Kemal Paşa, sivil elbisesi ve “panama şapka” ile İneboluTürkocağı‘nda ünlü Şapka Nutku‘nu verdi. “Şapka Giyilmesine İlişkin Kanun” da 25 Kasım1925‘te kabul edildi.
1933
İtalya ile Sovyetler Birliği saldırmazlık antlaşması imzaladı.
1936
Ukraynalı hukukçu, devrimci ve Sovyet komünist lider Grigori Zinoviyev, 23 Eylül 1883 tarihinde doğdu. Bern Üniversitesi’nde kimya ve hukuk okudu. Vladimir Ilyich Lenin’in en yakın yoldaşı olarak tanındı. 1 Aralık 1934’te suikasta uğrayan Sergey Mironoviç Kirov’un cinayetine adı karıştığı iddiasıyla partiden ihraç edilerek tutuklandı. 1935 yılında 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve siyasi mahkûm kampına gönderildi. 1936’de “Moskova Davası”nda 1932’deki Stalin’e karşı olan suikastı planladıklarına dair iddiaya dayanan “Birleşik Merkezi” olayının yanı sıra Ekim Devrimine karşı ihanet ettiği için de yargılandı. Stalin’in kendilerini öldürmeyeceğine dair sözüne inanarak kerhen suçlarını kabul etti. Ancak 25 Ağustos 1936’da idama mahkûm edilip aynı günü tüm ailesiyle beraber idam edildi. 13 haziran 1988’de SSCB Yüksek mahkemesi, 1936’da Zinovyev hakkında verilen kararı iptal etti.
1954
Volkan dergisi yazarı Nihat Yazar, Atatürk‘e hakaretten 2 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1963
Sloven avukat ve siyasetçi Miro Cerar, doğdu. Ljubljana Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde profesörlük, Sloven Parlamentosunda hukuk danışmanlığı yaptı. 2 Haziran 2014 tarihinde, Stranka Mira Cerarja (Miro Cerar Partisi) adında yeni bir siyasi parti kurdu. 15 Mart 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin bir milyar euroluk demiryolu projesinin kabul edildiği referandumu iptal etmesinin ardından istifa etti.
1967
Türkiye Öğretmenler Sendikası‘nın (TÖS) 3 gün süren 1. Olağanüstü Kongresi’nde, Fakir Baykurt Genel Başkan seçildi.
Hukukçu müzisyen, ve akademisyen Ege Göktuna, 25 Ağustos 1974’te doğdu. 1992 yılında Özel Saint Benoit Fransız Lisesi’ni bitirdi. Lisansını İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden aldı. 2000 yılında Yüksek Lisansını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yapan Ege Göktuna 2011 yılında, aynı üniversitede sürdürdüğü doktora çalışmalarını tamamlayarak Mali Hukuk Anabilim Dalında doktor unvanını kazandı. 1997 yılından 2013 yılına kadar Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde akademisyen olarak çalıştı. 2013’ten sonra Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Yardımcı Doçent unvanıyla akademik çalışmalarına devam etti.
1988
1988- Sığınak Yönetmeliği yayınlandı
1991
Belarus(Beyaz Rusya), SSCB‘den bağımsızlığını ilan etti
1998
Hukukçu, yargıç Lewis F. Powell Jr. Hayatını kaybetti. (Doğumu: 19 Eylül 1907) Haziran 1931’de Washington ve Lee Üniversitesi hukuk fakültesinden birincilikle mezun oldu. Hukuk Yüksek Lisansını Harvard‘da yaptı. 1964’de ABA başkanlığına seçildi. Kapsamlı hukuk etiği reformu, ceza hukuku idaresindeki standartların uygulanması ve yoksullar için hukuk hizmetlerinin genişletilmesi çağrısında bulunarak mesleğinin zirvesine yükseldi.ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olarak görev yaptı. Powell, Yüksek Mahkeme’de genel olarak muhafazakar kanatta yer aldı.
1999
Kadınların 58, erkeklerin ise 60 yaşında ve 7.000 gün prim ödeme koşuluyla emekli olabilmelerine ilişkin 4447 Sayılı Kanun TBMM’de kabul edildi.
2017
Beyin ameliyatı geçirdiği sırada hakkında yakalama kararı çıkartılan Eski Yargıtay üyesi Mustafa Erdoğan, bulunduğu cezaevinden bilinci kapanana kadar tahliye edilmedi. Antalya 3’üncü Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanan hakim Erdoğan, bulunduğu hastanenin tutuklu koğuşunda vücudunun yarısı felçli olduğu halde altı ay tutuldu. Erdoğan, bilinci kapandıktan sonra 18 Ağustos 2017 Cuma günü savcının talebi ve mahkemenin kararı ile tahliye edildi. Bilinci kapalı bir şekilde yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Hakim Erdoğan, serbest kaldıktan dört gün sonra yaşamını yitirdi.
2024
Antalya Konyaaltı Belediyesi’ne bağlı şirkette çalışanların maaş ödemelerini yapan büro personeli Ç.B. her ay kendisine fazla maaş ödemesi yaptığı, sahte üniversite diploması ile yüksek maaş alarak 2 yılda zimmetine 567 bin lira geçirdiği iddiasıyla açılan davada, Antalya 11. Ağır Ceza Mahkemesi sanığı ilk duruşmada 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 625 bin lira adli para cezasına hükmetti. Sanık karara itiraz etti.
2024
Eski futbolcu ve AK Parti Milletvekili Hakan Şükür’ün sosyal medyada kendisine yorum yapan kişiler hakkında yaklaşık 200 farklı tazminat davası açtığı öğrenildi.
Kocaeli 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde koğuşlarda yapılan arama baskınlarında tutuklulara şiddet uygulandığı iddiaları üzerine başgardiyan hakkında soruşturma açıldı.21 Ağustos’ta Bakü’deki evinden çıkarken gözaltına alınan savaş karşıtı Azerbaycanlı siyaset bilimci Bahruz Samadov hakkında, Sabail Bölge Mahkemesi tarafından 4 aylık “önleyici tedbir kararı” verildi. Azadlıq Radiosu’ndaki habere göre Samadov, Azerbaycan Ceza Kanunu’nun 274. maddesi (vatan hainliği) sebebiyle yargılanacka ve 12 yıldan 20 yıla kadar veya müebbet hapis cezası ile yargılanacak.
2024
Mesajlaşma uygulaması Telegram‘ın kurucusu ve CEO’su Pavel Durov, Azerbaycan’dan özel jetle geldiği Fransa’da havalimanında gözaltına alındı. 39 yaşındaki milyarder hakkında Telegram ile bağlantılı suçlarla ilgili olarak yakalama emri çıkarıldığı, Fransa’nın aranan kişiler listesinde yer aldığı ve reşit olmayan çocuklara karşı işlenen suçlarla mücadele departmanının talebi üzerine bu kararın alındığı açıklandı. Fransız basınına göre Pavel Durov, popüler mesajlaşma uygulamasının suç amaçlı kullanımının önlenmeye yönelik adım atmamakla suçlanıyor. X’in sahibi Elon Musk, Fransa’da havalimanında gözaltına alındığı bildirilen Telegram’ın kurucusu ve CEO’su Pavel Durov için ‘özgürlük’ çağrısında bulundu.
2024
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kendilerine bilgilendirme yapılan ancak halen beyanname vermeyen yaklaşık 700 bin mükellefin tespit edildiğini, bu mükellefler hakkında cezalı işlem yapılacağını açıkladı.
2024
ABD’nin New York kentinde Fransisken kilisesine mensup Pawel ‘Paul’ Bielecki isimli rahibin, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta klinik işlettiği iddiasıyla internet üzerinden topladığı on binlerce doları, estetik ameliyatlara, lüks restoranlara ve yazlık evleriyle ünlü Hamptons’a gezilere harcadığı, hakkında, dokuz yıl boyunca bağış yoluyla topladığı 650 bin doları bu şekilde harcaması nedeniyle iddianame hazırlandığı öğrenildi. New York Güney Bölgesi Savcılığı’nın hazırladığının hazırladığı iddianameye göre Bielecki, 2015-2024 arasında Beyrut’ta klinikler işleten bir doktor olduğunu iddia ederek “internet ve posta yoluyla dolandırıcılık yapmakla” suçlanıyor. Rahip Paul, suçlu bulunursa 40 yıl hapis cezası alacak.
2025
Şişli’de eniştesini öldüren zanlı ile babası tutuklandı. Zanlı, eniştesini kız kardeşine kötü davrandığı için öldürdüğünü savundu.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İzmir’de Ceyda Yüksel‘in cinsel ilişkiyi reddettiği için katledildiği davada fail Serkan Dindar‘a verilen ve Yargıtay’ın ‘haksız tahrik indirimi’ uygulayarak onadığı ceza kararına itiraz etti. Bakanlık, Ceza Muhakemesi Kanunu 308’inci maddesinde düzenlenen ‘Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi’ kapsamında dosyanın Ceza Genel Kurulu’na gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu.
Park ve bahçelerde 2023 yılında 35, 2024 yılının ilk beş ayında 11, eğitim kurumları ve çevresinde ise 6 kasten öldürme olayı yaşandığı açıklandı.
DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan adına, sosyal medya platformunda yaptığı paylaşım nedeniyle Prof. Dr. Bengi Başer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda, Başer’in söz konusu paylaşımıyla Kürt halkını topluca hedef gösterdiği belirtildi.
İskoç şövalye William Wallace, İngiltere Kralı I. Edward tarafından vatana ihanet suçlamasıyla idam ettirildi. Üstsüz bir şekilde at tarafından çekildi, elleri iplerle ayakları atın arkasında bağlı bir şekilde darağacında asıldı. Ölmek üzereyken bırakıldı. Asıldıktan sonra ölmeden bağırsakları çıkarıldı. İşkencelere rağmen kraldan af dilemedi. Kafası gövdesinden ayrılıp vücudu dört parçaya bölündü. Kafası Londra köprüsünde kol ve bacakları, Newcastle, Berwick, Stirling ve Perth’de ayrı ayrı sergilendi. Hakkında birçok film çekildi ve efsaneleşti.
1540
Fransız hümanist Guillaume Budé, hayatını kaybetti. (Doğumu: 26 Ocak 1467) Antik Yunan Uygarlığına ilişkin incelemeler ve hukuksal çalışmalarda önemli rol oynadı. Antik Yunan Uygarlığının tekrar canlandırılmasında önemli bir yer edindi. 1522 yılında devlet konseyi üyeliğine atandı. Fontainebleau’da ki kraliyete ait olan kütüphaneyi yönetti. 1508 yılında Dava Kararnamelerine İlişkin Açıklamalar adlı eseri yayınladı. Bu eser var olan hukuk geleneğine yeni anlayışlar ve yeni düzenlemeler getirdi.
Guillaume Budé
1754
Fransa Kralı XVI. Louis, doğdu. (Ölümü: 21 Ocak 1793) Aydınlanma idealleri doğrultusunda Fransa’da yaptığı reformlarla damga vurdu. Reformları köleliği ve sınıf farkını ortadan kaldırmaya, Katoliklere karşı toleransı artırmaya yönelik çalışmalardı. 21 Ocak 1793’te, “vatana ihanet” suçlaması yöneltildi ve giyotinle idam edildi.
1864
Yunan hukukçu ve Başbakan Eleftherios Venizelos, doğdu. (Ölümü: 18 Mart 1936, Fransa) Atina Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. 1887 yılında Girit’e döndü. Hanya’da avukat olarak çalıştı ve adanın 6’sı Müslüman 11’i Rum olan 17 avukatından biri oldu. 1897 Akrotiri ve 1905 Therisso isyanlarına liderlik yaptı. 1910 yılında Yunanistan’da ki askeri yönetimin başkanlığına getirildi. 29 Ekim 1930’da Türkiye’deki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katıldı. 1935 yılında seçimleri kaybedince Paris‘e gitti ve orada gıyabında ölüm cezasına mahkûm edildi. 1936 yılında Paris’te öldü. Atatürk’ü, Nobel Barış Ödülü için aday göstermişti.
Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk,ortada) Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos’u (solda) Ankara Palas’ta ağırladı.
1866
Avusturya-Prusya Savaşı, Prag Antlaşması ile sona erdi.
Atatürk, Kastamonu ve İnebolu’ya yaptığı seyahatlerde şapkayı halka göstererek Cumhuriyet Devrimleri arasında önemli yer tutan kılık kıyafet devriminin ilk işaretini verdi.
1927
Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti elektrikli sandalye ile idam edildi. 24 Mayıs 1921’de ikilinin yargılanması başladı. İlk başta anarşist bildirileri bulundurmak ve silah taşımakla suçlanmalarına rağmen birkaç gün sonra iddia değiştirilerek South Braintree’da yapılan bir soyguna katılmak ve bu olayda öldürülen iki kişinin katili olmakla suçlandılar. Davaları yedi yıl sürdü. Davaya bakan yargıç onları “İki aşağılık anarşist” olarak niteledi. Celestino Madeiros’un ikilinin suçlandıkları cinayetle alakaları olmadığı yönündeki açık ifadesi kabul edilmedi. Konunun basına yansıması ve kamuoyunun ilgisini çekmesi üzerine ABD’de ve dünyanın birçok yerinde ikilinin adil yargılanmaları veya serbest bırakılmaları için çeşitli eylemler yapıldı. Albert Einstein, George Bernard Shaw, Arturo Giovannitti ve Bertrand Russell gibi pek çok aydın da adil yargılanmaları için uluslararası bir kampanya başlattı ancak ikili 23 Ağustos 1927’de idam edildi. Suçsuzlukları 50 yıl sonra ilan edildi. 1977 yılında Massachusetts valisi Michael Dukakis bu iki İtalyan göçmenin suçsuz olduğunu belirtti ve şöyle dedi: “Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti isimleri üzerinde olan her türlü suçlama ve aşağılamanın sonsuza kadar kaldırıldığını açıklıyorum”
1933
Açlık grevi yapan Mahatma Gandhi 40 kiloya düştü ve bu nedenle hapishaneden çıkarıldı. Gandhi, İngiliz yönetimindeki Hindistan’ın bağımsızlığı için açlık grevi başlattı.
1975
Laos’ta komünist darbe yapıldı.
1991
Ermenistan, SSCB’den bağımsızlığını ilan etti. 1918’de ki Rus Devrimi’nin ardından, Rus olmayan tüm ülkeler bağımsızlıklarını ilan ettiler ve bunun sonucunda Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu.
1991
Özgür Gündem Gazetesi çalışanları, gazetelerinin kapatılması ve muhabirlerine yönelik saldırıları protesto etmek için süresiz açlık grevine başladı.
1993
Hakkındaki hapis cezası Yargıtay tarafından onaylanarak kesinleştikten sonra Dışişleri Bakanlığı’nın başvurusu üzerine Üsküp’te yakalanan millî futbolcu Tanju Çolak, Türkiye’ye getirildi ve 23 Ağustos 1994 yılında Bayrampaşa Cezaevi’ne konuldu. Özel vekaletle satın aldığı Mercedes marka otomobilin kaçak olduğunu öğrenince kendi kendini ihbar etti. Ağır Ceza Mahkemesi 9 yıl hapis cezası verdi. 28 Şubat 1995’te serbest bırakıldı.
1994
Hukukçu Ahmet Hamdi Boyacıoğlu, hayatını kaybetti. (Doğumu: 6 Nisan 1920, Bolu) 1944 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Değişik il ve ilçelerde hâkimlik yaptıktan sonra 1960’ta Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Başmuavinliği’ne atandı. 1962’de Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’ne atandı. Görevde bulunduğu süre içerisinde 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un hazırlık çalışmalarına katıldı. 1964’te Danıştay Üyeliğine seçildi. 17 Eylül 1970’te Anayasa Mahkemesi Asil Üyeliğine seçildi. 1973’te Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, 1978’de Anayasa Mahkemesi başkanvekili, 1979’da yeniden Uyuşmazlık Mahkemesi başkanı seçildi. 1982’de Anayasa Mahkemesi başkanı oldu. 2949 sayılı Kuruluş Kanununun hazırlanmasında aktif olarak görev aldı ve 6 Nisan 1985’te emekli oldu.
Ahmet Hamdi BOYACIOĞLU
1996
Halkın Demokrasi Partisi 2. Büyük Kurultayında, Türk Bayrağının indirilmesi nedeniyle Ankara Devlet Güvenlik Savcılığı tarafından iddianame düzenlendi. Salonda bulunan tüm parti görevlileri gözaltına alınmış ve sorgulamalar sonrasında 40 kişi hakkında tutuklama kararı verilmişti.
2005
FİYAB, 23 Ağustos 2005 tarihinde 28 kurucu üye ile kuruldu
2018
Hint hukukçu, gazeteci, insan hakları aktivisti, siyasetçi ve yazar Kuldip Nayar, hayatını kaybetti. (Doğumu: 14 Ağustos 1923)Forman Christian College Lahore’da hukuk lisansını tamamladı. Pakistan’daki Hintli mahkumları ve Hindistan’daki cezaları biten ama serbest bırakılmayan Pakistanlı mahkumları serbest bırakmak için çalıştı. Wagah’ta Bağımsızlık Günü’nü kutlamak ve ölen insanları anmak için mum nöbeti geleneği başlattı.
Kuldip Nayar
2024
Ankara’da anneannesi Leyla Çetiner’i öldüren eski bakanlardan Abdüllatif Şener’in oğlu Bedirhan Şener’in, Bilkent Adli Psikiyatri Hastanesi’ndeki gözlem süresi 3 hafta daha uzatıldı.
İnsan Hakları Derneği 2023 Yılı Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Raporda 2023^te Resmi hata ve ihmal sonucu 369 kişi yaşamını yitirdiği açıklandı.
Edirne’de yasa dışı yollarla Yunanistan’a kaçmaya çalışırken yakalanan 8 şüpheli nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı.
2024
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Sinan Ateş cinayetiyle ilgili haberler nedeniyle gazeteciler İsmail Saymaz, Erk Acarer, Barış Terkoğlu, Alican Uludağ ve Timur Soykan’ı hedef gösterip tehdit ettiği iddiasıyla Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Burak Kılıç hakkında 16 Temmuz’da açılan soruşturmada takipsizlik kararı verdi. Kararda, “Şikayete konu paylaşımda yer alan sözlerin tehdit suçunun yasal unsurlarını taşımadığı değerlendirilmiştir” denildi.
2024
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü arasında imzalanan protokole aykırı davranıldığı ve İBB’nin trafik denetiminde kullandığı EDS sistemi vasıtasıyla kesilen cezaların yüzde 30’unun belediyeye ödenmediği gerekçesiyle açılan davada İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin, 2011-2012-2013-2014 dönemlerine ait toplamda 74.389.731,60 TL’nin işleyecek yasal faiziyle birlikte İBB’ye ödenmesine yönelik olarak verdiği kararın istinaf talepleri stanbul Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesi tarafından reddedildi.
2025
Menzil cemaatindeki miras kavgası İngiltere’de de yargıya taşındı. Mübarek Elhüseyni’nin Londra merkezli şirket üzerinden yaptığı “kurgusal alım satım” işlemleriyle Londra ve Liverpool’daki dergâh binalarını değerinin 5’te 1’ine devraldığı ortaya çıktı. İngiliz mahkemesi işlemleri durdururken, Mübarek ve Emin Elhüseyni hakkında “nitelikli dolandırıcılık” suçundan kamu davası açıldı.
Kanunların Ruhu Üzerine-De L’esprit Des Lois, isimli eser Aydınlanma Dönemi yazarlarından Montesquieu tarafından 1748 yılında yirmi yıllık bir çalışma sonucunda hazırlanmıştır.
Kitaba yönelik yoğun eleştiriler üzerine 1750 yılında kitabın savunmasını yazmış ancak Katolik Kilisesi 1751 yılında kitabı yasaklamıştır.
Eser, dünyadaki bütün halkların kanunlarını, geleneklerini, usullerini ele almış; her bir topluma en uygun yönetim şeklini ve kanunları saptamış, soyut ve somut gerekçelerini açıklamıştır.
Kuvvetler ayrılığı, yönetim şekilleri, monarşi, cumhuriyet, istibdat, kanunların yönetim şekilleriyle ilişkisi, şekli, prensipleri, siyasi ve medeni özgürlükler, iklim, ticaret ve dinin; toplumlarla, özgürlükle, yönetim şekilleriyle ve kanunlarla ilişkisi kitapta öne çıkan konulardandır.
Kanunların Ruhu, Seçkin Yayınlarından da basılmıştır.
Kanunların Ruhu Üzerine isimli eser, Türkçeye ilk kez Kanunların Ruhu’nun Savunması ile birlikte Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi ile çevrilerek yayınlanmıştır.
Eseri Orijinal baskısı
Eserin Siyasal Gelişmelere Etkisi
Modern demokrasilerde, devlet yapısı, siyaset ve hukuk sistemlerinin anlaşılmasında Kanunların Ruhu temel başvuru kitabı olarak kabul görmektedir.
Demokrasilerde kuvvetler ayırımı, sivil özgürlükler, kadınların toplumsal rolünün genişletilmesi, köleliğin yasaklanması gibi tüm modern kavramların temeli bu eserde bulunmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucuları ve Bağımsızlık Bildirgesi‘nin yazarı Jefferson, Washington ve diğerleri bu kitaba defalarca referans vermiş; Rus imparatoriçesi Katarina ve diğer devlet adamları bu kitabı rehber edinmişlerdir.
Eser, politik ve sosyal olaylarla ilgilenen araştırmacıların, öğrencilerin, siyaset ve devlet adamlarının en değerli kaynağı olmaya devam etmektedir.
Suçlar ve Cezaları isimli eserin yazarı olan Cesar Beccaria, Kanunların Ruhu hakkında şöyle demiştir:
“Ey büyük Montesquieu! Senin gökyüzündeki ruhunu kutsamaktan ötürü şeref kazanırsam, ne mutlu bana! Ya siz, ey aklın, gerçeğin sessiz ve kimseyle konuşup görüşmeyen bekçileri! Size de sevinç ve mutluluk verebilirsem, ne mutlu olurdum! İnsanlık savunucularının sesini duyurmakta etken olan istek ve heyecanı, duyarlı ruhlara üfleyebilsem dünyalar benim olurdu!
İnsanlığın kutsal haklarını savunan ve yenilmez gerçeğin tarafını tutarak, sesimi yükseltmekle, zulmün ve bazen de aynı derecede tiksinç bilgisizliğin pençesinde çırpınan kara yazgılı kurbanlardan birkaçını çekip kurtarabilirsem; bunlardan sadece bir tek günahsızın duaları ve döktüğü sevinç gözyaşları bile, bütün diğer insanların haksız suçlamalarına ve acı hakaretlerine karşı beni yatıştırır ve avuturdu!“
Eserin Konu Başlıkları
Genel Olarak Kanunlar Üzerine
Doğrudan Doğruya Hükümetin Niteliğinden Doğan Kanunlar Üzerine
Üç Hükümet Şeklinin İlkeleri Üzerine
Eğitim Kanunlarının Hükümetin İlkelerine Bağlı Olması Üzerine
Kanun Yapıcının Çıkardığı Kanunların Hükümetin İlkelerine Uygun Düşmesi Gerektiği Üzerine
Medeni Kanunlarla Ceza Kanunlarının Sadeliği ile İlgili Olarak Çeşitli Hükümet Şekillerindeki İlkelerin Sonuçları, Yargılama Şekilleri ve Cezaların Tayini
İsrafı Önleyen Kanunlardan Başka Lüksle ve Kadınların Durumuyla İlgili Olarak Üç Hükümetteki Çeşitli İlkelerin Sonuçları Üzerine
Üç Hükümet Şeklinde İlkelerin Bozulması Üzerine
Savunma Gücüyle İlgili Kanunlar Üzerine
Saldırıcı Kuvvetle İlgili Kanunlar Üzerine
Anayasayla İlgili Olarak Siyasi Hürriyeti Meydana Getiren Kanunlar Üzerine
Vatandaşla İlgili Olarak Siyası Hürriyeti Meydana Getiren Kanunlar
Vergilerin Tahsili ile Devlet Gelirinin Çokluğunun Hürriyetle Olan İlgisi Üzerine
Kanunların İklimin Niteliğiyle Olan İlgisi Üzerine
Medeni Kölelik Kanunlarının İklimin Niteliğiyle Nasıl Bir İlgisi Olabilir
Aileye Bağlı Kölelik Üzerine Çıkarılmış Kanunlar, İklimin Niteliğiyle Ne Dereceye Kadar İlgilidir?
Siyasi Kölelik Kanunlarının İklimin Niteliği ile Bir İlgisi Vardır
Kanunların, Arazinin Bünyesiyle Olan İlgisi Üzerine
Bir Milletin Genel Ruh Haletini, Ahlakını ve Davranışlarını Meydana Getiren İlkelerle İlgisi Bakımından Kanunlar Üzerine
Yapısı ve Özellikleri Bakımından Ticaretin Kanunlarla Olan İlgisi Üzerine
Dünyadaki Değişiklikleri Gözönünde Bulundurmak Şartıyla Ticaret ve Ticaretle İlgili Kanunlar Üzerine
Para Kullanılmasıyla İlgili Kanunlar Üzerine
Kanunların Nüfus Sayısıyla Olan İlgileri Üzerine
Her Ülkede Kurulu Dinin Gerek Uygulanmasıyla, Gerek Doğmalarıyla İlgili Kanunlar Üzerine
Çeşitli Ülkelerde Dinin Yerleşmesiyle İlgili Kanunlar Üzerine; Bu Dinin Dış Koruması Nasıl Olmalıdır
Kanunların Tüzüğe Bağladıkları Konuların Niteliğiyle Olan İlgisi Üzerine
Tek Konu Romalılarda Veraset Hakkındaki Kanunların Kaynağı ve Bu Kanunların Uğradığı Değişiklikler Üzerine
Fransız Medeni Kanunlarının Kaynağı ve Bu Kanunların Uğradığı Değişiklikler Üzerine
Kanun Yapmak Usulü Üzerine
Saltanat İdaresinin Kuruluşuyla Olan İlgisi Bakımından Frankların Derebeylik Kanunları Kuramı Üzerine
Krallıklarındaki Devrimlerle İlgili Olarak Franklarda Derebeylik Kanunları Kuramı
Çatışma Dönemlerine İlişkin Dünya Tabipler Birliği Kuralları, Küba’nın başkenti Havana’da 1956 yılı ekim aynda düzenlenen 10’uncu Dünya Tabipler Birliği Kurultayı’nda kabul edilmiştir. Belirlenen kurallar, 1957 yılında İstanbul’da düzenlenen 11’inci Dünya Hekimlik Kurultayı’nda ve 1983 yılında Venedik’te düzenlenen 35’inci Dünya Hekimler Kurultayı’nda güncellenmiştir.
Silahlı Çatışma Dönemlerine İlişkin Dünya Tabipler Birliği Kuralları
Silahlı Çatışma Dönemlerine İlişkin Yönerge:
1- Silahlı çatışma dönemlerinde tıp ahlakı, Dünya Hekimler Birliği’nin Uluslararası Tıp Ahlakı Yasası‘nda saptandığı gibi, barış dönemlerinden farklı değildir. Hekimin birincil yükümlülüğü mesleki görevidir.
Mesleki görevini yürütürken hekimin en başta gelen yol göstericisi vicdanıdır.
2– Tıp mesleğinde birinci görev sağlığı korumak ve yaşamı sürdürmektir. Bu nedenle hekimlerin şunları yapmaları olanak dışı sayılır:
A) Hastanın yararına olmayan koruyucu, tanı koyucu ya da iyileştirici işlemleri uygulamak ya da önermek,
B) İyileştirici bir etki sağlamadan kişinin fiziksel ya da zihinsel gücünü zayıflatmak,
C) Bilimsel bilgiyi, sağlığı tehlikeye atmaya ya yaşamı ortadan kaldırmaya yönelik olarak kullanmak.
3- Silahlı çatışma dönemlerinde de, insanlar üzerinde deney yapmakla ilgili olarak ,barış dönemlerindeki yasa aynen yürürlüktedir; özellikle sivil ya da asker tutsaklar ile ele geçirilmiş ülkelerin halkı gibi özgürlüklerinden yoksun kişiler üzerinde deney yapmak bütünüyle yasaktır.
4- Acil durumlarda hekim, her zaman yansız olarak ve cinsiyet, ırk, ulus, din, politik bağlanma ya da benzeri başka ölçütlere bakmaksızın gereksinimi olanlara sağlık bakımı vermelidir. Bu sağlık bakımı, gerekli ve uygulanabilir olduğu sürece sürdürülmelidir.
5- Mesleki uygulama sırasında tıbbi gizlilik, hekim tarafından korunmalıdır.
6- Hekime sağlanan ayrıcalıklar ve kolaylıklar, mesleki amaçlar dışında kullanılmamalıdır.
Hasta ve Yaralıların Özellikle Çatışma Sırasındaki Bakımlarını Düzenleyen Kurallar:
A.
1) Koşullar ne olursa olsun, asker ya da sivil her kişi, cinsiyet, ırk, ulus, din, politik bağlanma ya da benzeri başka ölçütlere bakılmaksızın, gereksinimi olan sağlık hizmetini almalıdır.
2) İyileştirici olmadığı sürece, kişinin sağlığına, fiziksel ya da zihinsel bütünlüğüne zarar veren bütün işlemlerin uygulanması yasaktır.
B.
1) Asil durumlar için hekimlerden ve yardımcı sağlık çalışanlarından yapabilecekleri en iyi acil hizmeti sunmaları istenir. Tıbbi yönden, acil olanlar dışında, hastalar arasında herhangi bir ayrım yapılmayacaktır.
2) Tıp mesleğinin ve yardımcı mesleklerin üyelerine, kendi mesleki etkinliklerini özgürce yürütebilmeleri için gereken güvence sağlanmalıdır. Sorumluluklarını yerine getirmeleri için zorunlu olan yardım verilmelidir. Yardımlaşmaları gerektiğinde özgür dolaşma hakkı tanınmalıdır. Mesleki yönden tam bağımsız bir ortamda bulunmaları sağlanmalıdır.
3) Tıbbi görev ve sorumlulukların yerine getirilmesi hiçbir koşulda suç sayılmayacaktır. Hekim, hiçbir zaman mesleki gizliliği gözetmesi nedeniyle kovuşturulmayacaktır.
4) Mesleki görevlerini sürdürdükleri sürece, tıp ve yardımcı meslektekiler, beyaz zemin üzerine kırmızı yılan ve asa amblemiyle ayırdedilirler. Bu amblemin kullanılışı özel bir yönergeyle düzenlenmiştir.
Hukuk sisteminde yaptığı reformlarla tarihe geçen İngiltere Kıralı III. Richard yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Ekim 1452, Fotheringhay Şatosu, Northamptonshire, İngiltere – Ölümü: 22 Ağustos 1485, Leicestershire, İngiltere)
İsviçre‘nin Cenevre şehrinde 12 devlet, ilk Cenevre Konvansiyonu olan Kara Ordularına Mensup Yaralı ve Hastaların Durumlarının İyileştirilmesine İlişkin Sözleşme’yi imzaladı. Uluslararası Kızılhaç‘ın oluşturulmasına karar verildi. Birinci Cenevre Sözleşmesi, harp halindeki silahlı kuvvetlerin, hasta ve yaralılarının vaziyetlerinin ıslahına ilişkin sözleşmedir.
1868
Savaş yöntem ve araçlarını ilk defa düzenleyen 22 Ağustos 1868 tarihli Saint-Petersburg Sözleşmesi imzalandı.
1873
Rus bilim insanı, filozof ve bilimkurgu yazarı Aleksandr Bogdanov doğdu. (Ölümü: 1928)
Osmanlı’da feshane işçisi kadınlar Babıâli’ye yürüdü; Rum ve Ermeni Feshane işçisi kadınlar, dönemin başbakanlık ve bakanlık binalarının bulunduğu Babıâli’ye yürüdü ve Sadrazama bir dilekçe vererek ödenmeyen ücretlerinin ödenmesini istedi.
1882
Dünyanın ilk tayyare pilot lisansını alan kadın Fransız pilot Raymonde de Laroche, doğdu. (Ölümü: 18 Temmuz 1919)
Yunanistan‘da Theodoros Pangalos yönetimi Yorgos Kondilis’in yönettiği bir darbeyle devrildi.
1935
Atatürk’ün direktifleriyle 22 Ağustos 1935’te Türk Tarihi Araştırma Kurumu(Türk Tarih Kurumu) kendi parası ve kendi elemanlarıyla yaptığı ilk kazı olan Alacahöyük Kazısı, Çorum’da başlatıldı. Daha sonra Trakya ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde arkeolojik araştırmalar sürdürüldü.
Henri Charrière’nin, Kelebek adlı romanına ve filmine de konu olan Fransa’ya ait Fransız Guyanası’ndaki insanlık dışı cezaevi tesisleri tamamen kapatıldı.
1958
Necdet Adalı, doğdu. (Ölümü: 8 Ekim 1980) 12 Eylül Darbesi‘nden sonra idam edilen ilk kişidir. Ulucanlar Cezaevi‘nde asılarak idam edildi.
1961
Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu kuruldu.Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığı‘na bağlı, 22 Ağustos 1961 tarihinde kurulan ve yüksek öğrenim gören ve maddi olanaklardan yoksun öğrencilerin maddi yönden desteklenmesi amaçlayan tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tâbi özel bütçeli ve sosyal amaçlı hizmet veren bir kamu kurumudur.
1961
Tanin Gazetesinde yayınlanan yazılardan dolayı eski yayın müdürü İhsan Ada ile yazar Aziz Nesin’in “komünizm propagandasından yargılanmalarına devam edildi.
1981
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) davasında, Genel Başkan Abdullah Baştürk ve 8 Yürütme Kurulu üyesi tahliye edildi. Baştürk hakkında devam eden başka bir dava nedeniyle tutukluluk devam etti.
Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar 103 yaşında iken İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1950-1960 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı yapan ve 27 Mayıs Darbesi sonrasında önce idam cezasına çarptırılan Bayar’ın cezası daha sonra cezası ömür boyu hapse çevrilmiş, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Celal Bayar’ı Anayasa’nın 97’nci maddesine dayanarak affetmişti.
1988
Bursa Özel Tip’te tek tip elbise uygulamasına başlandı; sadece dinci-itirafçı 8 kişiyle kaçakçılık mahkumu 7 kişi tek tip elbiseyi kabul etti. Çanakkale E Tipi Cezaevi’nde tek tip elbise uygulamasına karşı çıkan 175 hükümlüye mektuplaşma ve kınama cezası verildi.
1989
Kanserden ölen Devrimci Yol davası hükümlüsü İnkılap Dal’ın Akhisar’daki cenaze törenine katılıp slogan attıkları ve görevli polislere karşı geldikleri gerekçesiyle 42 kişi hakkında “örgüt üyesi oldukları” iddiasıyla 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Hapisteyken ilik kanserine yakalanan İnkılap Dal 1988’de cezaevinden çıktıktan sonra ilik nakli için yurtdışına çıkması gerekirken tüm başvurulara rağmen pasaport verilmemiş, 1 yıl sonra pasaportunu aldıktan sonra 11 Ağustos 1989’da Fransa’ya gitmiş ve 22 Ağustos’ta yaşamını yitirmiştir.
1993
Baki Erdoğan, gözaltında iken işkence kurbanı oldu ve yaşamını yitirdi.
1997
Türkiye, Brüksel’den Diyarbakır’a gitmesi planlanan “Musa Anter Barış Treni”ne ülkeye giriş izni vermeyeceğini açıkladı.
1998
171 haftadır toplanan Cumartesi Anneleri’ne polis “yasa dışı eylem yapıldığı” gerekçesiyle müdahale etti: 30 gözaltı.
1998
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı R.Tayyip Erdoğan 4 Aralık 1994’fe Refah Partisi Ümraniye İlçe Binası açılışındaki konuşması nedeniyle “halkı din ve mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği” gerekçesiyle DGM’de ifade verdi.
2002
F Tipi cezaevlerinde tecride karşı Malatya Cezaevi’nde ölüm orucuna başlayan Melek Birsen Hoşver (23) 330.günde hayatını kaybetti.
2003
Arjantin’de 1976-1983 yılları arasında ülkeyi yöneten eski cuntacıların yargılanmasına olanak sağlayan yasa meclisten sonra senatoda da kabul edildi.
2015
Kadın politikacı Leng Thirith, hayatını kaybetti. (Doğumu:10 Mart 1932) Paris‘teki Sorbonne Üniversitesi‘nde okudu. Kızıl Kmer rejimi sırasında Sosyal İşler Bakanlığı yaptı. Soykırım, insanlığa karşı suç işlemek ve 1949 Cenevre Savaş Esirleri Sözleşmesi‘nin ciddi ihlaliyle suçlanarak 2007’de tutuklandı.
2016
Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerine yönelik olarak 18 Ağustos’ta başlatılan soruşturma kapsamında Cem Küçük’ün tanık olarak ifadesi alındı. Soruşturmanın ilerleyen günlerinde gazetesinin 16 yöneticisi gözaltına alındı ve tutuklandı.
2018
Hint avukat, ekonomist ve siyasetçi Gurudas Kamat, doğdu. (Ölümü: 5 Ekim 1954) Mumbai Devlet Hukuk Koleji’nde okudu. Hindistan Siyasetçiler Derneği (INC) başkanı olarak görev yaptı. Hint Parlamento’sunda Mumbai bölgesini delege olarak temsil etti.
2024
Meksika’da hakimler, Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador’un önerdiği yargı düzenlemesine tepki olarak süresiz grev başlattı. Juana Fuentes Velazquez, basına yaptığı açıklamada, “yargı reformuna karşı meşru bir direniş eylemi” olarak nitelediği grevin dün gece başladığını duyurdu. Ülkenin ‘eşi benzeri görülmemiş anayasal bir krize doğru gittiğini’ ve bu durdurulmazsa sosyal yapıda derin yaralar bırakacağını söyleyen Velazquez, ülke genelindeki mahkemelerin “acil” davalar dışında 21 Ağustos itibarıyla süresiz olarak askıya alındığını açıkladı.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından ilk derece mahkemesi sıfadıyla, Adnan Oktar örgütü ile ilişkileri olan savcı ve hâkimlerin yargı önüne çıkarılacağı, İstanbul Eski Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, İstanbul Bölge Adliyesi 1. Ceza Dairesi eski üyeleri Ahmet Mahnaoğlu, Derya Bayburtluoğlu, Reyhan Yaman ve dairenin eski savcısı Ali Parlar’ın sanık olarak yargılanacağı öğrenildi. HSK müfettişleri, Oktarcıların yargıdaki ilişkileri hakkında 140 yargı mensubu ile görüşerek ve soruşturma yaparak 680 sayfalık bir rapor hazırlamıştı.
2024
Tarım ve Orman Bakanlığınca hazırlanan “İşlenmeyen Tarım Arazilerinin Tarımsal Amaçlı Kiraya Verilmesine İlişkin Yönetmelik“, Resmi Gazete’de yayınlandı. Yönetmelik, 3 Temmuz 2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8/K maddesi uyarınca, üst üste iki yıl süreyle işlenmeyen tarım arazilerinin Bakanlıkça kiraya verilerek tarımsal üretime kazandırılmasına yönelik usul ve esasları açıkladı.
Gazeteci Murat Ağırel’in Türkiye’de uyuşturucu ticareti ve kara para aklamayı konu alan kitabı Havala hakkında suç duyurusunda bulunuldu ve kitabın toplatılması istendi. Ağırel, kitap hakkında şikâyette bulunan kişinin, 2022 yılında Mersin Limanı’nda yapılan operasyonda konteynerinde 258 kilo kokain ele geçirilen Alaa Ben Khadra’nın kardeşi Ahmed Ben Khadra olduğunu ve bu kişinin daha önce et kaçakçılığından yargılanıp beraat ettiği bilgisini paylaştı. Davanın kitabın düzenlenmesi için değil toplatılması ve satışının durdurulması için açıldığına dikkat çeken Ağırel’e iftira ve hakaret dahil beş farklı suçlama yöneltildi.
2024
Asker eğlencesinde “Ha Gerilla” şarkısı eşliğinde halay çekenlerin, “örgüt propagandası” yaptıkları gerekçesiyle hazırlanan dört sayfalık iddianame İstanbul 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın ilk duruşması 15 Ekim’de yapılacak.
Mezopotamya Ajansı’nın (MA) internet sitesi ‘Mezopotamyaajansi38.com’ Eskişehir 4. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla erişime engellendi.
2025
Anayasa Mahkemesi,1984 doğumlu İran vatandaşı N.S.’ isimli sığınmacının sınır dışı edilmesine ilişkin davada yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine hükmetti. Karar, yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 1. İdare Mahkemesi’ne gönderildi. Başvurucu, İran’da katıldığı protestolar nedeniyle hakkında açılan davada 24 yıl hapis cezasına çarptırıldığını, işkence gördüğünü, Türkiye’ye geldikten sonra sınır dışı edilmesi halinde idam cezasıyla karşı karşıya kalacağını belirterek yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştü.
2025
İzmir’de uyuşturucu operasyonu: 127 kilo bonzai ele geçirildi, Operasyonda 3 şüpheli yakalandı.
Van’da evin çatısı ile bahçesinde yetiştirilen 127 kök kenevir ele geçirildi.Evde yapılan aramada 288 gram kubar esrar, 4 gram kenevir tohumu ve 35 tabanca fişeği ele geçirildi.
Adana’da takside 2 bin 796 uyuşturucu etkili hap ele geçirildi. Araçtaki 3 yolcu tutuklandı.
Van hudut hattında 165 kilo 984 gram uyuşturucu madde ele geçirildi
2025
Şarkıcı Ebru Gündeş’in eşi iş insanı Murat Özdemir, Selahattin Yılmaz suç örgütüne üye olmak suçlamasıyla dün Acarkent’teki villasından Organize polisleri tarafından gözaltına alındı.
İBB’ye yönelik soruşturmada etkin pişmanlıktan yararlanarak haklarında ev hapsi kararı verilen Aziz İhsan Aktaş ve Ertan Yıldız hakkındaki konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri kaldırıldı.
Ankara Valiliği, son bir haftada çeşitli suçlardan haklarında hapis kararları bulunan ve aranan 547 kişinin, polis ve jandarma ekiplerince yakalandığını bildirdi.
Daha önce birçok kez adres değiştirmek zorunda kalan Zeytinli Rock Festivali için Sarıyer Kaymakamlığı’nın verdiği iptal kararının yürütmesi organizasyon şirketininim başvurusu üzerine mahkemece durduruldu. Şirketin kendisine ait Milyon Beach Kilyos’taki etkinliğe Sarıyer Kaymakamlığı orman yangınları genelgesini gerekçe göstererek yasak getirmişti.
Macar seri katil Elizabeth Báthory, hayatını kaybetti. (Doğumu: 7 Ağustos 1560) Báthory, “Kanlı Kontes” olarak da bilinmektedir. Kocası öldükten sonra büyücülükle uğraşmaya başladı. 612 bakire kızı kaçırtıp, bu kızlara tepesinden asılı bir kafeste işkence çektirdiği ve kafesten akan kanlarla duş aldığı iddia edilmiştir. rivayet edilmektedir. Cinayetleri öğrenildiğinde kendi şatosunda müebbet hapse konulmuştur. 1614’de hücresinde ölü bulundu.
Elizabeth Báthory
1798
Evrensel Hukuk Sembol ve Formüllerinde Fransız Hukukunun Kaynakları(Les Origines du Droit Français Charchees dans les Symboles et les Formules du Droit Üniversel) adlı eserin sahibi de olan Jules Michelet, Paris’te doğdu. Fransız Tarihi adlı yapıtının ciltlerinden birine “Rönesans” adının vermesi nedeniyle Rönesans terimini yaygınlaştı. (Ölümü: 9 Şubat 1874, Hyères)
1878
Amerikan Barolar Birliği (ABA-American Bar Association), 20 eyaletten 75 avukat tarafından New York’ta kuruldu . ABA web sitesine göre, kuruldu. 1918’de ilk kadın üyelerini kabul etti. 1921’de hukuk eğitimi için standartları oluşturdu, 1952’de hukuk fakültesi akreditasyonunu başlattı. Hukuk Fakülteleri için akademik standartların belirlenmesi ve hukuk mesleği ile ilgili model etik kodların oluşturulmasına yoğunlaştı. New Jersey’den Paulette Brown 2015 yılında ilk kadın başkan oldu. 2017 itibariyle, ABD avukatlarının yaklaşık %14.4’ünü oluşturan 194.000 üyesi bulunmaktadır.
William Seward Burroughs, ABD’de ilk başarılı toplama çıkarma makinesinin patentini aldı.
1909
Kanun-i Esasi’nin 120. maddesinde değişiklik yapılarak 16 Ağustos 1909’da çıkarılan ilk Cemiyetler Kanununa uygun hale getirildi.
1911
Mona Lisa tablosu, Louvre Müzesi‘nden müze çalışanı tarafından çalındı. ,
Vincenzo Perugia, tutuklandığında.
1929
Nelson Mandela ile birlikte ömür boyu hapse mahkum edilen apartheid karşıtı eylemci Ahmed Kathrada, doğdu. (Ölümü: 28 Mart 2017, Johannesburg) 1946’da sivil itaatsizlik eylemi yaptığı için hapis cezasına çarptırıldı. 1952’de, Adaletsiz Yasalara Karşı Meydan Okuma Kampanyası’na katıldı ve Komünizmin Bastırılması Yasası kapsamında 9 ay hapse mahkum oldu. 1964’te vatana ihanetten ötürü ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 1968 yılında, Tarih ve Kriminoloji alanında lisansını tamamladı. Uzun yıllar hapiste kaldı, 1989’da serbest bırakıldı. 1994’te Başkan Nelson Mandela’nın danışmanlığına atandı. Dört fahri doktora ve Afrika Ulusal Kongresi’nin verdiği en yüksek ödül olan Isithwalandwe’ya layık görüldü. Nelson Mandela Vakfı’nın mütevelli heyeti olarak görev yaptı.
Mandela ve Ahmed Kathrada bir arada
1938
Hukukçu, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı ve yazar Vural Savaş, doğdu.
Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş
1940
Rus hukukçu ve devrimci Leon Troçki, 20 Ağustosta uğradığı saldırı sonucunda bir gün sonra Meksika’da öldü. (Doğumu: 7 Kasım 1879, Ukrayna) Matematik ve hukuk alanında yüksek öğrenim yaptı. Önemli Marksist teorisyenlerden biri oldu. Stalin ve Mao’nun görüşlerine karşı en önemli muhalefet hareketini oluşturdu. Yaşamının bir kısmını Büyükada’da geçirdiği için Adalılar tarafından anma günleri düzenlenmektedir.
1941
5 bin Yahudi Drancy’de sürgün kampında gözaltına alındı.
1944
Son Osmanlı halifesi Sultan Abdülmecid, Paris’te öldü.
1959
Hawaii, Amerika Birleşik Devletleri’nin 50’nci eyaleti oldu.
1964
İtalyan hukukçu, siyaset adamı ve komünist önder Palmiro Togliatti, hayatını kaybetti. (Doğumu: 26 Mart 1893)
Palmiro Togliatti
1969
Halk Oyuncuları’nın Elazığ’da Pir Sultan oyununu sahnelemesi valilikçe yasaklandı; toplanan biletli seyircilere tekbirlerle saldırıldı.
1965
Müslüman Kardeşler hareketinin teorisyenlerinden ve liderlerinden Seyyid Kutub hakkında 21 Ağustos 1966’da hakkında idam cezası verildi.
1970
Tekirdağ/ Çerkezköy’de yapılan yürüyüş ve mitingde köylüler “düzenin değişmesi için” and içtiler.
Ankara’da Hukuk ve Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi, sağcı “silahlı komandolar” tarafından işgal edildi. Polis Hukuk’ta işgale son verdi.
1973
Ankara Birlik Tiyatrosu yönetmen ve oyuncularının yargılandığı davada yönetmen Vasıf Öngören ile oyuncular Halil İbrahim Ergün, Erdoğan Akduman ve Mustafa Alabora “komünizm propagandası”ndan 6 yıl 8’er ay ağır hapis ve çeşitli sürgün cezalarına çarptırıldı.
1978
Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) Türk tekstil ürünlerine tekrar ambargo koydu.
Orta Çağ’dan kalma Rum Ortodoks kilisesi 21 Ağustos 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kariye Camii adını aldı.
1978
Erzurum Cezaevi’nde yatmakta olan mahkumların 11’i tünel kazarak kaçtılar.
1982
Yüksek Öğrenim Kurulu (YÖK) öğretim üyelerinin demeç vermelerini yasakladı. Öğretim üyelerine, parti ya da derneklere üye olabilmek için rektörlerden izin almaları kuralı getirildi.
1982
İsrail’in kuşatmasına 2 aydır direnen Filistin Kurtuluş Örgütü gerillaları anlaşma gereği Batı Beyrut’tan ayrılmaya başladı. FKÖ merkezi Lübnan’dan Tunus’a taşıdı.
1983
Filipinler‘de muhalefet lideri Benigno Aquino öldürüldü. (Doğumu: 27 Kasım 1932) Başkan Ferdinand Marcos karşıtı bir grubun lideriydi. Sıkı yönetimden sonra gözaltına alındı ve yedi yıl hapis cezasına hükmedildi.Jr., Manila Uluslararası Hava Limanı’nda suikast sonucu öldürüldü. Ölüm yıl dönümü ülkenin resmî tatili ilan edildi.
1983
Türk Eximbank (Türkiye İhracat Kredi Bankası) 21 Ağustos 1987 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile kuruldu.
1988
TDKP davasından yargılanan R.Babacan duruşmada, Buca Cezaevi’ndeki keyfi dayak ve işkencelere örnek olarak bacağını gösterdi.
Sol ve Onur Yayınları’nın 60 kitabından yalnızca Muzaffer İlhan Erdost’un “Şemdinli Röportajı” kitabı hakkında 2 ayrı dava açıldı.
1990
Gagavuzlar, Özerk Gagavuz Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni, güneyde Gagavuzların en yoğun yaşadığı Komrat yöresinde ilan ettiler. Bu karar, Moldova Yüksek Sovyeti tarafından iptal edildi.
1991
Letonya, Sovyetler Birliği‘nden bağımsızlığını ilan etti.<sp
Metin Göktepe’nin öldürülmesinden sanık 11 polisten 7’si 20 ay sonra ilk kez duruşmaya çıkarılabildi ve “susma haklarını” kullandı.
1998
Sedat Peker’in askerlik yapmamak için 1994’de “İleri derecede antisosyal kişilik bozukluğu” raporu almasına dair inceleme başlatıldı. Emniyet’çe 7 aydır “aranan” ülkücü mafya lideri Sedat Peker 18 Ağustos’ta Bükreş’ten özel bir uçakla İstanbul’a gelip teslim olmuştu.
2001
Yargıtay Başkanı Sabih Kanadoğlu, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan ile altı kadın üyenin üyelikten çıkarılması için ihtar isteğiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
2001
Şişli Cumhuriyet Savcılığı, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın kapatılan RP’nin İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde Ümraniye İlçe Örgütü’nün yeni binasının açılışında yaptığı konuşması için TCK’nin “Devlete hakaret”i düzenleyen 159.maddesi uyarınca soruşturma başlattı. Erdoğan’ın 4 Aralık 1994’de yaptığı konuşmadan dolayı İstanbul DGM Savcılığı daha önce 1998’de soruşturma başlatmış, ancak 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle 28 Ağustos 1998’de takipsizlik kararı vermişti.
2003
ABD işgal güçlerince aranan eski Iraklı yöneticiler listesinde 5. sıradaki “Kimyasal Ali” lakaplı General Ali Hasan el-Mecid Tıkriti’nin yalkalandığı açıklandı. Tıkriti 5 bin sivil Kürt’ün kimyasal silahlarla öldürüldüğü 1988 Halepçe katliamından sorumlu tutuluyor.
2004
Fransız hukukçu ve büyükelçi Xavier de La Chevalerie yaşamını yitirdi. (Doğumu: 28 Ocak 1920, Paris)Paris Hukuk Fakültesi ve Hür Siyasal Bilgiler Okulu’nu bitirdi. 1940 yılında Fransız Direniş Hareketi’ne dahil oldu. Meksika, Senegal,Gine, Kanada, Japonya, Vatikan ve Fransa büyükelçiliği yaptı. 1967’de Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle tarafından Cumhurbaşkanlığı kabine direktörü olarak atandı ve bu görevi 1969 tarihine kadar yürüttü.
Xavier de La Chevalerie
2006
Irak’ın devrik başkanı Saddam Hüseyin ve altı adamı hakkında 1987-1988’de 182 bin Kürt’ün katliyle ilgili Enfal davası başladı.
2013
İnternet Alan Adları Uyuşmazlık Çözüm Mekanizması Tebliği yayınlandı.
Wikileaks’in internet sitesinde yayımlanan ABD ordusuna ait gizli bilgileri sızdırmak suçlamasıyla askeri mahkemede yargılanan er Bradley Manning, 35 yıla mahkum edildi.
2024
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), isimleri Türkçe olmayan 6 ildeki 30 okullun isimlerinin değiştirilmesini istedi. İlgili valiliklere Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü tarafından yazı gönderildi.
2024
30 senedir cezaevinde tutulan Şair Yazar İlhan Sami Çomak’ın tahliyesi İdare ve Gözlem Kurulu’nun oybirliğiyle aldığı kararla 3 ay daha uzatıldı.
2024
Uyuşturucu baronu O.Ü.’nün haziran ayında tutuklanmadan 4 ay önce Yunanistan sınırında yakalandığı ancak çıkarıldığı mahkeme tarafından adli kontrolle serbest bırakıldığı ortaya çıktı.
2024
Manisa’da Yılmaz A.’nın, hamile olduğu iddia edilen S.N.A.’yı sokak ortasında demir sopayla darbettiği görüntüler ortaya çıktı. Görüntülerin ardından Yılmaz A.’nın tutuklandığı öğrenildi.
2024
Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne başvuru yaparak dokunulmazlığının kaldırılmasını istemesine karşılık meclis başkanlığı tarafından hakkında herhangi bir tezkere ve fezleke olmaması nedeniyle red cevabı verildi.
2025
Uluslararası Af Örgütü, ABD yetkililerinin, ülke genelinde gerçekleşen Filistin yanlısı protesto gösterilerine katıaln göçmenleri izlemek ve vatandaş olmayanları ayrım gözetmeksizin hedef almak için yapay zeka destekli gözetleme araçlarını kullanmasını kınadı.
11 yaşındaki Rabia Naz Vatan‘ın şüpheli ölümüyle ilgili 7 yıldır adalet mücadelesi yürüten, eski bakan ve AKP Milletvekili Nurettin Canikli‘nin şikayeti üzerine açılan davada 1 yıl 8 ay hapis cezası alan baba Şaban Vatan, 38 gün sonra cezaevinden tahliye edildi.
Kırmızı bültenle aranan 3 suçlu Rusya’da yakalanarak Türkiye’ye getirildi. Getirilenler arasında 53 suç kaydı bulunan Demirözler organize suç örgütü elebaşı U.D. de bulunuyor.
“BLOK3” olarak tanınan Hakan Aydın isimli şarkıcı ve yapımcısı Maruf Yöntürk hakkında, menajer Ferhat Karagöz’ü darp ettikleri iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından; ”Kasten yaralama, tehdit, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, şantaj, hakaret, suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçlarından soruşturma açıldı.
Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD), İzmir’in Bornova ilçesinde, evinde cam kesikleri içinde cesedi bulunan Ceyda Yüksel‘in ölümüne ilişkin davada, fail Serkan Dindar‘ın “kapıldığı elem ve öfkenin niteliği ve boyutu” dikkate alınıp, “haksız tahrik” indirimi uygulanmasına tepki gösterdi: “Kadına yönelik şiddetin bir halk sağlığı sorunu haline geldiği bir toplumda böyle bir karar kabul edilemez!”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, çocuk müstehcenliği, nitelikli dolandırıcılık, yasa dışı bahis ve banka/kredi kartı dolandırıcılığına yönelik 20 ilde düzenlenen operasyonlarda 55 şüphelinin yakalandığını açıkladı. Şüphelilerden 23’ü tutuklandı, 14’ü hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı.
Nevşehir’de bir turistin Türk bayrağı direğinde direk dansı yaptığı görüntülerin sosyal medyada yayılması üzerine Valilik, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı: “Yabancı uyruklu şahıs hakkında Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Türk Ceza Kanunu’nun 300 ve 301. maddeleri kapsamında adli tahkikat başlatılmıştır.”
Aziz İhsan Aktaş, Beşiktaş Belediyesi’nden alacakları olduğu iddiası ile icra takibi başlattı.
Kurucu Meclis Hakkında Kanun, 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından kurulan dikta rejimi tarafından 29 Haziran 1981’de düzenlenerek Resmi Gazetede yayınlanmıştır.1981 tarihli Kurucu Meclis Kanunu, 12 Eylül rejiminin anayasal düzenini şekillendiren, Danışma Meclisi’nin kuruluşunu düzenleyen ve 1982 Anayasası’nın hazırlık sürecini başlatan hukuki çerçevedir.
Danışma Meclisi
Kurucu Meclis Kanunu ile kurulması öngörülen Danışma Meclisi’nin en önemli görevi yeni anayasayı hazırlamaktır. Ayrıca, Siyasî Partiler Kanunu, Seçim Kanununu hazırlamak da Kurucu Meclisin görevleri arasındadır. Danışma Meclisinin çalışmalarını kendi yaptığı içtüzük hükümlerine göre yürütmesi istenmiştir. Yapılacak düzenlemeler generallerden oluşan Milli Güvenlik Konseyi’nin onayına tabi tutulmuş, görevlerini MGK’nın denetiminde sürdürmüştür. Üyelerinin tamamı Milli Güvenlik Konseyi tarafından seçilmiştir.
Kurucu Meclis Kanunu – 1981
BAŞLANGIÇ
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin ve milletin bütünlüğü ve bölünmezliği ve toplumun huzuru korunarak, milli dayanışma ve sosyal adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden eşitlik ilkesine göre yararlanmasını ve hukukun üstünlüğünü sağlayacak demokratik laik hukuk devletinin kurulması için gereken hukuki düzenlemelerle Anayasayı, Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarını yapmak ve varlığı, genel seçimlerle kurulacak Türkiye Büyük Millet Meclisi fiilen göreve başlayınca sona ermek üzere Kurucu Meclis kurulması kararlaştırılmıştır.
KURUCU MECLİS Kurucu Meclisin Yapısı MADDE 1
1. Kurucu Meclis; (Milli Güvenlik Konseyi) ile, Kuruluş, görev ve yetkileri bu Kanunda belirtilen (Danışma Meclisi)’nden oluşur.
2. Bu Kanun hükümleri dışında kalan hususlarda, Milli Güvenlik Konseyi, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkındaki Kanun uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisine, Millet Meclisine ve Cumhuriyet Senatosuna ait görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.
Kurucu Meclisin Görevleri MADDE 2 Kurucu Meclisin Görevleri :
a) Yeni Anayasa’yı ve Anayasa’nın Halkoyuna Sunuluş Kanununu hazırlamak;
b) Halkoyuna sunulan ve Milletçe kabul edilince kesinleşerek, geçici hükümlerine göre yürürlüğe girecek olan Anayasa’nın ilkelerine uygun Siyasi Partiler Kanununu hazırlamak;
c) Yeni Anayasa’nın ve Siyasi Partiler Kanununun hükümlerini gözönünde tutarak Seçim Kanununu hazırlamak;
d) Milli Güvenlik Konseyince kararlaştırılacak tarihte yapılacak genel seçimlerle Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulup fiilen göreve başlayıncaya kadar, kanun koyma, değiştirme ve kaldırma suretiyle yasama görevlerini yerine getirmektir.
DANIŞMA MECLİSİ Danışma Meclisinin Yapısı MADDE 3
Danışma Meclisi, aşağıdaki maddelerde belirtilen usul ve esaslara göre her ilin tespit ve teklif ettiği adaylar arasından Milli Güvenlik Konseyince seçilen 120 üye ile, Milli Güvenlik Konseyince doğrudan doğruya seçilen 40 üye olmak üzere 160 üyeden oluşur.
Üyelik Şartları MADDE 4
1. Danışma Meclisine seçilebilmek için aşağıdaki şartlan haiz olmak gerekir :
a) Türk vatandaşı olmak,
b) Otuz yaşım bitirmiş bulunmak,
c) Yükseköğrenim yapmış olmak,
d) Kısıtlı veya kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak,
e) Muvazzaf askerlik hizmetini yapmış olmak veya yapmış sayılmak veya yükümlü bulunmamak,
f) Ağır hapis cezası veya taksirli suçlar hariç olmak üzere bir yıldan fazla hapis cezası almamış yahut zimmet, ihtilas, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflâs gibi yüz kızartıcı suçlardan herhangi birinden hüküm giymemiş olmak,
g) 11 Eylül 1980 tarihinde herhangi bir siyasi partinin üyesi olmamak.
2. Danışma Meclisine Milli Güvenlik Konseyince doğrudan doğruya seçilecek olanlarda 1 nci fıkranın (c) bendinde belirtilen şart aranmaz.
İllerden Gösterilecek Aday Sayısı MADDE 5
Son nüfus sayımındaki nüfusları gözönünde tutulmak sureti ile her ilin göstereceği adaylardan Danışma meclisine seçilecek olan üye sayılan bu Kanuna bağlı cetvelde belirtilmiştir.
İllerden Aday Gösterilme Şartları
MADDE 6
İllerden aday olmak isteyenler;
a) İlk veya orta veya lise veya yüksek öğrenimlerini yaptıkları veya
b) Aralıklı olmakla beraber en az beş yıl veya aralıksız Üç yıl oturdukları veya son iki yıldan beri oturmakta bulundukları ilin valiliğine başvururlar.
İllerden Gösterilecek Adayların Tespiti ve Seçimi MADDE 7
1. Adaylık için başvurma valiliğe verilecek dilekçe ile olur. Bu dilekçeye 4 ncü ve 6 ncı maddelerdeki şartların varlığını gösterir belgelerin asılları veya tasdikli örnekleri ile bir sayfayı aşmayacak tarzda kısa hal tercümesi ve üç adet vesikalık fotoğraf eklenmesi lâzımdır. Bir kısmı eksik olan belgeler adaylık için başvurma süresi içinde tamamlanabilir.
2. Vali, 4 ncü ve 6 ncı maddelerdeki şartlan haiz olan istekli hakkında il hudutları içerisindeki adalet, güvenlik ve çeşitli kuruluş ve meslek mensupları ile mümkün olan genişlikte yapacağı kişisel temaslarla edindiği bilgileri değerlendirmek sureti ile çevrede iyi tanındığına ve sevildiğine kanaat getirdiği isteklilerden o ilden Danışma Meclisine seçilecek üye sayısının üç katının ad ve soyadlarını aday olarak Milli Güvenlik Konseyine bildirir.
3. İl adaylarının dilekçeleri ve belgeleri ayrı ayrı kapalı zarflar içinde Milli Güvenlik Konseyine gönderilir.
4. Milli Güvenlik Konseyi, Danışma Meclisi üyelerini o ilin adayları arasından seçer.
Milli Güvenlik Konseyince Doğrudan Doğruya Üye Seçilmek için Adaylık MADDE 8
Milli Güvenlik Konseyince doğrudan doğruya Danışma Meclisine üye seçilmek
için adaylığını koymak isteyenler, dilekçelerini Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğine gönderirler. Bu dilekçelere Kanunun aradığı şartların varlığını gösteren belgelerin asılları veya tasdikli örnekleri ile bir sayfayı aşmayacak kısa hal tercümesi ve üç adet vesikalık fotoğraf eklenmesi lâzımdır.
Milli Güvenlik Konseyince üye Seçimi MADDE 9
Milli Güvenlik Konseyi, bu Kanun uyarınca Danışma Meclisine üye seçer.
Seçilen üyelerin İlanı MADDE 10
Milli Güvenlik Konseyince il adayları arasından veya doğrudan doğruya seçilmiş Danışma Meclisi üyelerinin adlan, soyadları ve meslekleri Resmî Gazete’de ve Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu aracılığı ile ilan olunur.
Boşalan üyelikler için Seçim MADDE 11
Bu Kanun uyarınca seçilen üyeliklerde herhangi bir sebeple boşalma olması halinde, boşalan üyelik için, Milli Güvenlik Konseyince doğrudan doğruya seçim yapılır.
Üyelik Güvencesi MADDE 12
1. Danışma Meclisi üyeleri, Türk Milleti adına görev yaparlar.
2. Bu Kanunda gösterilen üyelik sıfatlarım kaybetme halleri dışında Danışma Meclisi üyelerinin görevlerine son verilemez.
3. Devlet veya diğer kamu tüzelkişileri ile bunlara bağlı kurum, kuruluşlarda görevli iken Danışma Meclisine seçilenlerin, kendileri istemedikçe kadroları ile ilişkileri kesilmez. Bu gibiler görevlerinden aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar. İzinli sayıldıkları süreler terfilerinde, keseneklerinin kendileri ve karşılıklarının Meclis Bütçesinden ödenmesi kaydıyla emekliliklerinde fiili hizmet olarak hesaba katılır.
Dokunulmazlık MADDE 13
1. Danışma Meclisi üyeleri, Meclisteki çalışmalarında açıkladıkları görüşlerinden ve kullandıkları oylardan sorumlu tutulamazlar, sadece yeminlerine ve vicdanlarına bağlı olarak görev yaparlar.
2. Danışma Meclisi üyeleri, Danışma Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğu ile verilmiş bir karar olmadıkça, sanık olarak sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamazlar. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hali bu hükmün dışındadır. Bu gibi durumlarda yetkili makamlar olayı derhal Danışma Meclisi Başkanlığına bildirirler.
3. Seçilmeden önce veya sonra Danışma Meclisi üyelerinden biri hakkında verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, Meclisin hukuki varlığının sona ereceği zamana ertelenir. Bu takdirde dava ve ceza zamanaşımı işlemez.
Üyelikle Bağdaşabilen işler MADDE 14
Danışma Meclisi üyeleri, Danışma Meclisinin Genel Kurulu ve komisyonlarındaki görevlerini aksatmamak kayıt ve şartı ile mesleki faaliyetlerine devam edebilirler.
Üyelikle Bağdaşmayan İşler MADDE 15
Danışma Meclisi üyeliğine seçilenler, Devlet ve diğer kamu tüzelkişileri ile bunlara bağlı kurum ve kuruluşlarda, Devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan doğruya veya dolayısıyla katıldıkları ve ilgili oldukları teşebbüs ve ortaklıklarında görev alamazlar; bunlara ait herhangi bir taahhüt işini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemezler ve bunların taraf olduğu anlaşmazlıklarda temsilcilik, hakemlik veya vekâlet görevi yapamazlar.
Üyeliğin Düşmesi MADDE 16
1. İstifa eden veya Danışma Meclisine seçilmeye engel bir suçtan dolayı kesin olarak hüküm giyen veya kısıtlanan kimsenin üyeliği, başka bir karar almaya gerek kalmadan düşer.
2. Danışma Meclisi Genel Kurul ve komisyon çalışmalarına özürsüz olarak bir ay içinde toplam beş gün katılmayanların Danışma Meclisi Genel Kurulunca üyeliğinin düşmesine karar verilir.
3. Bu Kanunun 15 nci maddesinde sözü edilen işlerden birini kabul eden üyeler hakkında Danışma Meclisi Genel Kurulunca üyeliğin düşmesine karar verilir.
Aylık ve ödenek MADDE 17
1. Danışma Meclisine seçilenlere Devlet memurları 1 nci derece son kademe aylığı ve 900 ek gösterge üzerinden aylık ve aylık tutarının % 100’ü oranında ödenek verilir.
2. Danışma Meclisine seçilenlere ödenecek aylık ve ödenekler kendilerine sosyal güvenlik kuruluşlarınca bağlanan emekli aylığının ve benzeri ödemelerin kesilmesini gerektirmez.
3. Danışma Meclisine seçilenler, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine sağlanan diğer sosyal haklardan yararlanırlar.
Danışma Meclisinin İlk Toplantısı MADDE 18
Danışma Meclisinin ilk toplantısında en yaşlı üye başkanlık, en genç iki üye kâtiplik görevi yapar.
Andiçme MADDE 19
Danışma Meclisine seçilenler görevlerine başlarken soyadı sırasına göre aşağıdaki şekilde andiçerler,
«Danışma Meclisi üyesi olarak çalışmalarımda Devletin varlığı ve bağımsızlığını, ülkenin ve milletin bütünlüğü ve bölünmezliğini koruyacağıma, toplumun huzuru, milli dayanışma ve sosyal adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma; hukukun üstünlüğünü sağlayacak demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma namusum ve şerefim üzerine andiçerim.»
Başkanlık Divanı MADDE 20
Danışma Meclisi, ikinci toplantısında bir başkan, iki başkan vekili, dört kâtip, iki idareci üyeden oluşan Başkanlık Divanım seçer.
İçtüzük, Komisyonlar ve Kolluk işleri MADDE 21
1. Danışma Meclisi çalışmalarım kendi yaptığı içtüzük hükümlerine göre yürütür.
2. Danışma Meclisi ilk toplantısından itibaren en geç 1 ay içinde 15 üyeden oluşan bir Anayasa Komisyonu seçer.
3. Danışma Meclisinin daimi komisyonları ve komisyonlara üye seçimi İçtüzükte belirtilir. İhtiyaca göre geçici ve karma komisyonlar da kurulabilir.
4. Komisyonlar, bilgi ve görgülerinden yararlanmak istedikleri kimseleri komisyona davet ederek dinleyebilirler; kamu kurum ve kuruluşları ile, mesleki kurum ve kuruluşlardan yazılı görüş alabilirler.
5. Danışma Meclisi, kendi kolluk işlerini Başkan eliyle yürütür.
Görüşmeler MADDE 22
1. Danışma Meclisinin Genel Kurul çalışmaları açık ve komisyon çalışmaları kapalı olarak yapılır.
2. Danışma Meclisi, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile kapalı oturuma karar verebilir.
3. Danışma Meclisinin açık olan Genel Kurul toplantıları Tutanak Dergisinde yayımlanır.
Toplantı ve Karar Yetersayısı MADDE 23
anışma Meclisi, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanır, aksine hüküm bulunmayan hallerde toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir.
KANUNLARIN YAPILMASI Kanun Teklif Etme Yetkisi MADDE 24
1. Kanun teklif etme yetkisi Milli Güvenlik Konseyi üyelerine, Bakanlar Kurulu ile Danışma Meclisi Üyelerine aittir.
2. Danışma Meclisi üyelerince yapılacak kanun tekliflerinin en az 10 üyenin İmzasını taşıması gerekir.
3. Kanun teklifleri Danışma Meclisi Başkanlığına yapılır.
Kanunların Görüşülmesi ve Kabul Edilmesi MADDE 25
1. Hükümetten gönderilen kanun tasarıları ile üyelerin kanun teklifleri, önce ilgili komisyonda veya komisyonlarda, daha sonra Genel Kurulda görüşülür. Aynen veya değiştirilerek kabul veya reddedilen kanun tasarı ve teklifleri Milli Güvenlik Konseyine gönderilir.
2. Kanun tasarı ve tekliflerinin Danışma Meclisi komisyonlarında ve Genel Kurulundaki görüşmelerinde Başbakanın veya ilgili bakanın veya görevlendireceği yetkili kişinin ve teklif sahibi Danışma Meclisi üyelerinden en az birisinin veya teklif Milli Güvenlik Konseyi üyelerinden birisi tarafından yapılmışsa Millî Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğinden görevlendirilecek yetkili bir kişinin hazır bulunması gereklidir.
3. Milli Güvenlik Konseyi, Danışma Meclisinden gelen kanun tasan ve tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul veya reddedebilir. Milli Güvenlik Konseyinin kabul ettiği metin Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle kanunlaşır.
Anayasanın Kabulü, Halkoyuna Sunulması ve Kesinleşmesi MADDE 26
1. Danışma Meclisinin, Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan ve Genel Kurulca kabul edilen Anayasa metni, Milli Güvenlik Konseyince aynen veya değiştirilerek kabul edilir ve Resmî Gazete ile yayımlanır.
2. Milli Güvenlik Konseyince kabul edilen Anayasa, Halkoyuna Sunuluş Kanunu hükümlerine göre, halkoylamasına sunulur.
3. Halkoylaması sonucu kabul edilen Anayasa kesinleşir.
Bütçenin Sunulması MADDE 27
Geneİ ve katma bütçe tasarıları ile milli bütçe tahminlerini gösteren rapor, mali yılbaşından en az üç ay önce, Bakanlar Kurulu tarafından Danışma Meclisine
sunulur.
Bütçenin Görüşülmesi MADDE 28
1. Danışma Meclisi, İçtüzüğü hükümlerine göre bütçe üzerindeki çalışmaları iki ay içinde tamamlar.
2. Bütçe Komisyonunca kabul edilen bütçe tasarıları Danışma Meclisi Genel Kurulunda görüşülerek karara bağlanır ve Milli Güvenlik Konseyine gönderilir.
3. Danışma Meclisi Genel Kurulunda üyeler gider artırıcı veya belli gelirleri azaltıcı teklifte bulunamazlar.
4. Danışma Meclisinden gelen tasan Milli Güvenlik Konseyinin kabul ettiği şekli ile kesinleşir ve mali yıl başından önce Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer.
ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER Danışma Meclisi Kuruluşu ile İlgili Süreler MADDE 29
Bu Kanuna göre adaylık için başvurma, başlangıç ve sona erme ve adayların Milli Güvenlik Konseyine bildirilme tarihleri ile Danışma Meclisinin ilk toplantısını yapacağı tarih Milli Güvenlik Konseyince tayin edilir; Resmî Gazete’de ve Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu aracılığı ile ilan olunur.
Kurucu Meclis ve Üyeleri Aleyhine İşlenen Suçlar MADDE 30
1. Kurucu Meclis aleyhine suç İşleyenler Türk Ceza Kanununda Türkiye Büyük Millet Meclisi aleyhine işlenen suçlar için öngörülen cezalarla cezalandırılırlar.
2. Kurucu Meclis üyelerine karşı işlenen suçlarda Türk Ceza Kanununun Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri hakkındaki hükümleri uygulanır.
Kontenjan Adayı Olamama MADDE 31
Danışma Meclisi üyeleri, ilk genel seçimlerde herhangi bir siyasi partinin kontenjan adayı olamazlar.
Kenar Başlıkları MADDE 32
Bu Kanunun maddeleri kenarındaki başlıklar, madde hükümlerinin özünü göstermek amacıyla konmuş olup metne dahil değildir.
GEÇİCİ MADDE
Danışma Meclisi Başkanlık Divanı seçimleri yapılıp göreve başlayınca Milli Güvenlik Konseyi Komisyonlarında bulunan kanun tasarı ve teklifleri Konsey Başkanlığınca Danışma Meclisi Başkanlığına gönderilir. Ancak, Milli Güvenlik Konseyinin gündeminde bulunan kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine devam edilir.
Yürürlük MADDE 33
Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
30/6/1981
Raif Paşa, Şuray-ı Devlet(Danıştay) başkanlığını 20 Ağustos 1909’da Necmettin Molla Bey’e devretti. Necmettin Molla Bey bu görevle birlikte Adalet Bakanlığı da yapmıştır.
Necmeddin Molla Kocataş
1929
Avukat, profesör ve Yunanistan eski Başbakanı Adamantios Androutsopoulos dünyaya geldi. Atina Üniversitesi‘nde hukuk okudu. Yunanistan ‘da, Messenia’da doğdu. Atina Üniversitesi’nde ve Chicago Üniversitesi’nde okudu fakat Chicago’dan mezun olamadı. 1967-1974 yılları arasında Albay Yorgo Papadopulos’un kurduğu askeri rejimi sırasında Maliye Bakanı (21 Nisan 1967 – 26 Ağustos 1971) ve İçişleri Bakanı (26 Ağustos 1971 – 10 Mayıs 1973) idi. 1973’te Papadopulos, Yannides tarafından devrildiğinde, Başbakanlığa getirildi ve 25 Kasım 1973 – 23 Temmuz 1974 tarihleri arasında görev yaptı. 10 Kasım 200’de yaşamını yitirdi.
1929
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, 20 Ağustos 1929 tarihinde yürürlüğe girdi. 1412 Sayılı CMUK, 1877 tarihli Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu örnek alınarak hazırlanmış ve 4 Nisan 1929’da TBMM’de kabul edilmişti. 4 Aralık 2004’te kabul edilen ve 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile yürürlükten kaldırıldı.
1930
Polonyalı avukat ve eski Başbakan Jan Ferdynand Olszewski dünyaya geldi. (20 Ağustos 1930 – 7 Şubat 2019)
1940
Lev Troçki, sürgünde yaşadığı Meksika’da Stalin’in bir ajanı tarafından suikasta uğradı ve ertesi gün 21 Ağustos’ta öldü. (Doğumu:07 Kasım 1879) Troçki, Matematik ve hukuk alanında yüksek öğrenim yapmıştı. Rusça, Ukraynaca, İbranice, Almanca, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerini konuşabiliyordu. 1929-1933 yılları arasında İstanbul Büyükada’da yaşadı. Adalar ilçesinde anma günleri yapılmaktadır
Lev Troçki’nin Büyükada’da 1929 ile 1933 yılları arasında yaşadığı evi
1941
Sırbistan Eski Devlet Başkanı ve hukukçu Slobodan Milošević doğdu. (Ölümü: 11 Mart 2006, Lahey) Belgrad Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Çalışma hayatına Belgrad belediye başkanının ekonomi danışmanı olarak başladı. Komünist Parti’ye katıldı. 1984 yılında, parti liderliğine getirildi. 1989’da Sırbistan Cumhurbaşkanı oldu ve göreve gelir gelmez Kosova‘nın özerk statüsüne son verdi. Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından insanlığa karşı savaş suçu işlediği için yargılandı.
Miloseviç Lahey’de ilk duruşmasında
1959
Bağdat Paktı’nın adı Merkezi Antlaşma Teşkilatı (Central Treaty Organisation-CENTO) olarak değiştirildi. Teşkilatın merkezi Ankara oldu. Bağdat Paktı misyonunu tamamladı.
1960
Senegal, Mali Federasyonu’ndan ayrıldı ve bağımsızlığını ilan etti.4 Nisan 1959 tarihinde Senegal ve Mali federasyon oluşturmuştu. Senegal, 20 Ağustos 1960 tarihinde federasyondan ayrılarak tam bağımsız ülke oldu.
1979
Ankara Bahçelievler’de Türkiye İşçi Partisi üyesi 7 genç, Latif Can, Faruk Ersan, Efraim Ezgin, Salih Gevenci, Hürcan Gürses, Osman Nuri Uzunlar ve Serdar Alten’in öldürülmeleri olayında sanık sekiz ülkücünün yargılanmasına 20 Ağustos 1979’da başlandı.
2 ay 27 günlük kesinleşmiş cezası ertelenmeyen Bülent Ecevit, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi‘ne konuldu. 12 Eylül Darbesi ile Silahlı Kuvvetler ülkenin yönetimine el koyunca Eşi Rahşan Ecevit ile birlikte Gelibolu’da bir ay gözetim altında tutulan Bülent Ecevit, daha sonra serbest bırakılmıştı. 1981’de çıkarmaya başladığı “Arayış” dergisinde yayımlanan bir yazısı nedeniyle Aralık 1981’den Şubat 1982’ye kadar cezaevinde tutuklu kalan ve serbest bırakılan Ecevit, hükmün kesinleşmesi nedeniyle cezaevine yeniden girdi.
Yüksek Seçim Kurulu, yasaklı siyasi parti liderlerinin konuşmalarını engellemek amacıyla, radyo ve televizyonda siyasi partiler adına konuşacak kişilerin parti üyesi olması gerektiğine karar verdi.
1988
Cezaevlerinde tek tip kıyafete tepkiler devam etti. Bursa Cezaevi’ndeki sol ve sağ görüşlü hükümlüler tek tipte ısrar edilirse ölüm orucuna başlayacaklarını açıkladı.
1991
Estonya, SSCB’den ayrıldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Estonya Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmiş, bundan bir yıl sonra da Nazi Almanyası’nın işgaline uğramış ancak 1944 yılında yeniden Sovyetler Birliği’ne bağlanmıştı. Estonya tam bağımsızlığını 20 Ağustos 1991 yılında kazandı. Demokratik Cumhuriyet kuruldu ve Parlamenter sisteme geçti.
1993
İsrail ile Filistin arasındaki Oslo görüşmeleri anlaşmayla sonuçlandı. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Başkanı Yaser Arafat ve İsrail Başbakanı İzak Rabin 13 Eylül 1993 tarihinde Washington’da antlaşmayı imzaladılar. Oslo I Anlaşması resmi olarak Geçici Yönetim Düzenleme İlkelerinin Bildirgesi (Declaration of Principles On Interim Self-Government Arrangements) adını taşımaktadır ve imzalanan bu anlaşma sonucunda, İzak Rabin, Şimon Peres ve Yaser Arafat ile birlikte Nobel Barış Ödülü’nü kazanmışlardır.
1995
Şeriat ile yönetilen Suudi Arabistan’da 6 Türk vatandaşının idam edilmesi üzerine gönderilen özel elçinin temasları sonucunda devam eden idamlar durduruldu. Suudi Arabistan’da devam eden Türk vatandaşlarının idam kararlarının durdurulması için Başbakan Tansu Çiller, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ı 17 Ağustos’ta Suudi Arabistan’a özel elçi olarak göndermişti. idamların durdurulduğu açıklandı.
1995
Maliye Bakanlığı, kapatılan Refah Partisi’nin malvarlığı incelemeleri sırasında, 1.2 trilyon lira nakit açığı buldu.Refah Partisinin kapatılması üzerine partinin hazineye devredilmesi gereken varlıklarının kaçırıldığı anlaşıldı. Maliye Müfettişleri örgüte para aktarımında kullanılan makbuzların sahte olduğunu belirledi ve olay yargıya intikal etti. Yargıtay Başsavcılığı suç duyurusunda bulundu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dava açtı. Kayıp Trilyon Davasında RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan, özel belgede sahtecilik suçundan 2 yıl 4 ay hapse mahkum oldu. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 68 RP yöneticisini de 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası hapisle cezalandırdı.
2007
20 Ağustos 2007‘de arkadaşı M.O. ile birlikte Beyoğlu’nda sivil polislerce gözaltına alınan ve Beyoğlu Asayiş Şube Müdürlüğü’ne götürülen Festus Okey, burada bir polis tarafından vuruldu, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Dava uzun sürdü, Yargıtay ilk kararı bozdu. Bozma kararından sonra sanık hakkında 17 Mart 2021’de 16 yıl sekiz ay hapis cezası verildi.
2013
Müslüman Kardeşler Teşkilatı Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii, tutuklanarak sıkı güvenlik önlemleriyle korunan El-Akreb Hapishanesi’ne nakledildi.
2014
Bankacılık Sektöründe Uygulanacak Etik İlkelerde Yapılan Değişiklik kabul edildi. Bankacılık Etik İlkeleri, Türkiye Bankalar Birliği tarafından hazırlanmış ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun onayı ile 15 Haziran 2006 tarihli ve 1904 sayılı kararı ile yayımlanarak yürürlüğe girmişti.
2020
Hukuk Profesörü ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi önceki dekanı Bülent Tahiroğlu, 20 Ağustos 2020 tarihinde yaşama veda etti.
Prof.Dr. Bülent Tahiroğlu
2025
İstanbul’da iş insanı Gökalp İçer’in uyuşturucu temin ettiği öne sürülen ve kullandıktan sonra fenalaşarak hastaneye kaldırılan Avukat Göksu Çelebi hayatını kaybetti. ICRYPEX Yönetim Kurulu Başkanı İçer hakkında uyuşturucu madde temin etme’ ve ‘olası kast ile öldürmeye teşebbüs’ suçlarından soruşturma başlatılmıştı. 16 Temmuz’da adli kontrol şartıyla serbest bırakılan İçer tekrar gözaltına alınarak 28 Temmuzda çıkarıldığı hâkimlikteki sorgusunun ardından tutuklanmıştı.
Antalya’da ‘rüşvet’ soruşturması kapsamında hakkında gözaltı kararı verilen, yurt dışından uçakla geldiği Antalya Havalimanı’nda dün gözaltına alınan Muhittin Böcek‘in oğlu Gökhan Böcek, emniyetteki işlemlerinin ardından bugün adliyeye sevk edildi. Gökhan Böcek çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Gökhan Böcek’in eşi Zuhal Böcek de 31 Temmuz’da tutuklanmıştı.
Geçtiğimiz aylarda kendisine vasi atanan 88 yaşındaki iş insanı İnan Kıraç’ın mahkemece iptal edilen evliliğindeki eşi Emine Alangoya ve bazı çalışanlar hakkında “Nitelikli Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma, Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali” suçundan hapis istemiyle iddianame hazırladı. İpek Kıraç şikayetçi olmuştu.
İnsan hakları aktivisti avukat Eren Keskin, Almanya’da, yükselen ırkçılık ve aşırı sağa karşı mücadelenin önde gelen isimleri arasında yer alan eski Federal İçişleri Bakanı Gerhart Baum adına verilen insan hakları ödülüne layık görüldü.
Yayınlanan yeni politika kılavuzuna göre ABD göçmenlik yetkililerine, başvuranların ‘Amerikan karşıtı’ görüşlere sahip olup olmadıklarını incelemeleri talimatı verildi.
Birleşik Krallık’ın ilk açık transseksüel yargıcı Dr. Victoria McCloud, Yüksek Mahkeme’nin 2010 Eşitlik Yasası’nda “kadın” ve “cinsiyet” kavramlarını yalnızca biyolojik kriterlere göre tanımlayan kararına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne (AİHM) başvuruda bulundu.
ABD’de Providence Belediye Mahkemesi yargıcı Frank Caprio yaşamını yitirdi.
Dünya İnsani Yardım Günü(World Humanitarian Day), insani yardım faaliyetlerinde görev yapanları ve bu görevler sırasında hayatını kaybedenleri anmak amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun İsveç’in öncülüğünde kabul ettiği A/63/L.49 sayılı karar ile 19 Ağustosolarak ilan edilmiştir.
Karar, karar, BM’nin insani yardım mekanizmalarının güçlendirilmesine ilişkin kapsamlı bir çerçeve sunmuş ve 19 Ağustos’un Dünya İnsani Yardım Günü olarak ilan edilmesini sağlamıştır. karar, 1991 tarihli 46/182 sayılı BM kararını ve insani yardım ilkeleri olan insaniyet, ayrım gözetmeme, tarafsızlık ve bağımsızlığı teyit etmiştir.
19 Ağustos tarihi, BM’nin Bağdat’taki merkezine düzenlenen saldırıda 22 çalışanın yaşamını yitirdiği güne karşılık gelmektedir.
Kararın Çerçevesi
Küresel gıda krizinin insani etkileri, doğal afetler ve iklim değişikliğinin sonuçları,
Sivil halka ve insani yardım çalışanlarına yönelik şiddet, cinsiyet temelli şiddet ve çocuklara yönelik saldırılar,
İnsani yardım çalışanlarına yönelik artan saldırılar ve bunun olumsuz etkileri,
Afet risk azaltma ve hazırlığın güçlendirilmesi,
BM acil yardım koordinasyonunun güçlendirilmesi,
Fonların öngörülebilir, yeterli, zamanında ve esnek biçimde sağlanması,
Ulusal ve yerel kapasitenin güçlendirilmesi,
Uluslararası iş birliği ve bölgesel örgütlerin rolünün artırılması,
Cinsiyete dayalı şiddetle mücadele ve iç yerinden edilmiş kişilerin korunması,
Üye Devletler ve bağışçıların daha fazla katkı yapması,.
BM insani yardım koordinatörlerinin desteklenmesi,
Afetlere hazırlık, risk azaltma ve erken toparlanma süreçlerinin güçlendirilmesi,
Bağdat Saldırısı
Birleşmiş Milletler, 2003 yılında Irak’ta işgal sonrası yeniden yapılanma sürecine destek için Bağdat’taki Canal Hotel’i merkez olarak kullanmaktaydı. Ancak 19 Ağustos günü gerçekleştirilen kamyon bombası saldırısında bina ağır hasar almış ve çok sayıda can kaybı yaşanmıştır.
Saldırıda, aralarında Brezilyalı diplomat ve BM Irak Özel Temsilcisi Sérgio Vieira de Mello’nun da bulunduğu 22 BM çalışanı hayatını kaybetmiş, 150’den fazla kişi yaralanmıştır. Bu olay, BM’nin tarafsızlığına yönelik en büyük saldırılardan biri olarak tarihe geçmiştir.
Dünya İnsani Yardım Günü’nün İlanı
Bu saldırının ardından, insani yardım çalışanlarının fedakârlıklarını onurlandırmak ve küresel ölçekte farkındalık yaratmak amacıyla BM harekete geçmiştir.
2008 yılında BM Genel Kurulu, 19 Ağustos tarihini “Dünya İnsani Yardım Günü” olarak ilan etmiş ve bu günün her yıl farklı etkinliklerle anılmasına karar verilmiştir. Bu adım, uluslararası toplumda insani yardım çalışanlarının önemini pekiştirmiştir.
Dünya İnsani Yardım Günü’nün Anlamı
Bu özel gün üç temel amacı taşımaktadır:
Anma: Görev sırasında yaşamını yitiren insani yardım çalışanlarının hatırası yaşatılmaktadır.
Farkındalık: İnsani krizlerde yardım ulaştırmanın riskleri ve zorlukları dünya kamuoyuna aktarılmaktadır.
Dayanışma: Yardım kuruluşlarına destek verilmesi ve insani değerlerin korunması yönünde küresel bir çağrı yapılmaktadır.
Her yıl seçilen farklı temalar aracılığıyla iklim değişikliği, açlık, mülteci hakları ve çocukların korunması gibi evrensel sorunlara dikkat çekilmektedir. Bu bağlamda gün, hem sembolik hem de pratik bir misyon taşımaktadır.
Massachusetts’de bir kadın ve dört erkek olmak üzere 5 kişi cadılık suçlamasıyla idam edildi. 1692 yılında, tarihin karanlığında kalan trajedi 1950’lerde tekrar hortlamış ve ABD’de çok sayıda entelektüelin yaşamları karartılmıştı. Arthur Miller, Cadı Kazanı isimli eseri ile şimşekleri üzerine çekmiş ve komünizmi desteklemekle suçlanarak 1957 yılında yargılanmıştı.
Çağdaş İngiliz filozofu Gilbert Ryle doğdu. (Ölümü:6 Ekim 1976 ) Husserl ve Heidegger’in etkisiyle fenomenoloji üzerine yoğunlaşmasına karşın Wittgenstein felsefesiyle tanıştıktan sonra analitik felsefeye yöneldi. The Concept of Mind, Dilemmas, Plato’s Progress, Collected Papers, Collected Papers, On Thinking ve Aspects of Mind isimli eserleri bulunmaktadır.
1916
Hukukçu yazar ve araştırmacı Orhan Hançerlioğlu doğdu. (Ölümü: 9 Temmuz 1991, İstanbul)
1919
Afganistan, Birleşik Krallık‘tan bağımsızlığını kazandı. 19 Ağustos, Afgan Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır.
1923
İtalyan iktisatçı ve sosyolog Vilfredo Pareto yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1848)
1934
Nazilerin lideri Adolf Hitler, Almanya’da yapılan Cumhurbaşkanlığı Referandumunda %89.9 oranında ‘evet’ oyu aldı
Adolf Hitler
1939
Adalet Bakanlığı bir genelge yayımlayarak iki tarafın rızası ile anlaşmalı şekilde boşanmak isteyen tarafların her ikisinin de tereddüde mahal bırakmayacak biçimde başvuru yapmaları ve yargılamaların daha sıhhatli yapılması gerektiğine dönük düzenleme yaptı. Genelge ile toplum hayatında tamiri imkansız zararların engellenmesi hedeflendi.
1942
Amerikalı hukukçu siyasetçi ve oyuncu Fred Thompson, doğdu. (Ölümü: 1 Kasım 2015) 2002’den itibaren Law & Order televizyon dizisinde ki savcı Arthur Branch rolüyle ün kazandı.
Fred Thompson
1960
Amerika ile SSCB arasında krize neden olan Lockheed U-2 casus uçağının düşürülmesi olayında, Amerikalı pilot Francis Gary Powers, 19 Ağustos 1960’ta Sovyetler Birliği tarafından yargılandı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinde İki yıl kaldıktan sonra KGB casusu Rudolf Abel ile Doğu Almanya’da takas edildi ve Amerika’ya geri döndü. Powers 1977’de helikopter kazasında öldü.
Francis Gary Powers
1965
CHP, AP, MP ve YTP’den 8 milletvekilini ”kara listeye” alıp bir basın toplantısıyla açıklayan ve yeniden seçilmemeleri çağrısı yapan Türk-İş’in Genel Merkez’i polisçe arandı ve dağıtılan liste toplatıldı. Ayrıca yöneticiler hakkında savcılık soruşturması başlatıldı.
1971
Feshedilen TİP’in Genel Başkanı Behice Boran ve 19 partilinin yargılanmasına Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başlandı.
1973
Ankara Birlik Sahnesi yönetmen ve oyuncuları 6’şar yıl 8’er ay hapse mahkum edildi.
1978
Gazetelerin para ikramiyesi dağıtması yasaklandı.
1978
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu, hakkında MİT mensubu olduğu ve 12 Mart rejimi döneminde gizli kontr-gerilla merkezlerinde işkenceli sorgulara katıldığı yolunda iddialar bulunan Avukat Nejdet Küçüktaşkıner’i Baro’dan ihraç etti.
1978
Orta Çağ’dan kalma Rum Ortodoks kilisesi olan ve 21 Ağustos 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kariye Camii adını alan yapıda hırsızlık ve soygun meydana geldi. Faili meçhul kaldı.
1978
Filipin bağımsızlık hareketinin önderi ve Filipinler’in ilk devlet başkanı, Manuel Luis Quezón y Molina yaşaını yittirdi. (Doğumu: 19 Ağustos 1878, Baler, Filipinler)
1981
Türkeş ve 219 MHP’li için idam cezası istenen 587 sanıklı “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası” başladı. Sanıklar “Anayasayı tağyir, tebdil veya ilgaya teşebbüs” ile ”Halkı birbiri aleyhine silahlı isyana teşvik ve tahrik suçunda yargılandı.
1982
Bir kişiyi öldürmekten hükümlü Eşref Özcan idam edildi.
1990
Moldova’ya bağlı olan Gagavuzya’da Cumhuriyet ilan edildi. Karar, Moskova tarafından iptal edildi. Gagauz Cumhuriyeti, 23 Aralık 1994 tarihinde referandum ile özerk bir bölge haline geldi
1993
İstanbul Su ve Kanalizasyon İşletmesi (İSKİ) Genel Müdürü Ergun Göknel tutuklandı. Göknel hakkında yolsuzluk iddiaları kamuoyuna yansımıştı.
1994
Amerikalı kimyager ve Nobel Barış Ödülü sahibi Linus Pauling, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1901)
1996
Cezaevlerindeki ölüm oruçlarında hayatını kaybeden 12 kişi için RP’li Adalet Bakanı Şevket Kazan hakkında suç duyurusunda bulunmak isteyen Devrimci Tutsaklarla Dayanışma Platformu üyelerinden 2 kişi ile ÇHD’li Avukat Ahmet Düzgün Yüksel gözaltına alındı.
Irak’a cezaevlerini inceleme heyeti gönderen RP’li Adalet Bakanı Şevket Kazan: “Bizde bir kişi önce kapalı, sonra yarı-açık ve en son açık cezaevine alınıyor. Irak’ta ise “Tövbe suresi” gibi bazı sureleri ezberleyenlerin cezaları azaltılıyor, alıp inceleriz” dedi.
2002
Nijerya’da recm (taşlanarak öldürme) cezası verilen Emine Laval, temyiz davasını kaybetti. Yüksek Şeriat Mahkemesi, Laval hakkında evlilik dışı çocuk doğurduğu gerekçesiyle verilen recm cezasını onayladı.
2008
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, sanık olduğu Kayıp Trilyon davasında özel yetkisine dayanarak Erbakan’ın ev hapsi cezasını affetti. Erbakan, Kayıp Trilyon davasında Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından özel belgede sahtecilik suçundan 2 yıl 4 ay hapse mahkum olmuş ve diğer 68 RP yöneticisi de 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası hapisle cezalandırılmıştı. Hazine, yasal faizi ile 11 milyon lirayı bulan kamu zararının parti yöneticilerinden alınması için Abdullah Gül, Necmettin Erbakan ve Abdülkadir Aksu gibi isimlerin de bulunduğu 88 kişi hakkında alacak davası açtı. Akıbeti meçhul kaldı.
2008
Zambiya’nın üçüncü Cumhurbaşkanı Levy Patrick Mwanawasa yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Eylül 1948) 2002’den Ağustos 2008’deki ölümüne kadar cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Yolsuzluğa karşı mücadelesi ile adını tarihe yazdırdı.
Levy Patrick Mwanawasa
2008
Birleşmiş Milletler’in Bağdat’taki merkezinin 19 Ağustos 2003’te bombalanması ile birlikte 22 BM çalışanının hayatını kaybetmesini takiben BM Genel Kurulu tarafından Dünya İnsani Yardım Günüilan edildi.
2011
Van’dan İstanbul’a nakledilen beş tutuklu ve hükümlünün içinde olduğu ring aracında yangın çıktı. Şoför ve askerler kurtuldu, mahkumlar yanarak hayatını kaybetti.
2014
İranlı hukukçu aktivist, şair, Simin Behbehani, hayatını kaybetti. (Doğumu: 20 Haziran 1927, Tahran) Tahran’da lise eğitimini tamamladıktan sonra Tahran Üniversitesi’nde Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi ve çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Nobel Edebiyat Ödülü‘ne iki kez aday gösterildi. İran‘da modern şiirin kurucularından biri olarak kabul edilmektedir.
2017
Amerikalı, insan hakları aktivisti, sosyal eleştirmen, yazar ve girişimci Dick Gregory yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1932)
2019
Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye Başkanlıklarına kayyım atandı. Seçme ve seçilme üzerinden büyük tartışmalar meydana geldi.
26 Mayıs 2017 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu üyeliğine atanmış olan Ahmet Halûk Dursun yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1957, Hereke, Kocaeli)
2020
Amerikalı hukukçu ve senatör Slade Gartonhayatını kaybetti. (Doğumu: 8 Ocak 1928) Mesleğe Washington Başsavcısı olarak başladı. 1959-1969 ve 1969-1981 yıllarında iki dönem bu görevi yürüttükten sonra Demokrat Parti üyesi olarak siyasete girdi. Amerika Birleşik Devletleri Washington senatörü olarak 1981-1987 ve 1989-2001 yılları arasında görev yaptı.
Slade Garton
2025
Uluslararası Af Örgütü, Etiyopya’daki Sivil Toplum Örgütü (STK) yasasında önerilen değişiklikleri kınayan bir açıklama yayınladı ve taslak değişikliğin yürürlüğe girmemesi gerektiğini açıkladı. Etiyopya’daki yeni iktidar, ağır insan hakları ihlallerini sonlandırarak, devam eden hak ihlallerine son vereceğini ve halkı için haklara saygılı bir devlet yönetimi sağlayacağını defalarca deklare etmişti.
Avustralya tüketici koruma kurumu, Google’a rekabeti engelleyici uygulamaları nedeniyle açtığı davada para cezası verilmesin sağladı. Google, ACCC ile iş birliği yaparak sorumluluğu kabul ederek 55 milyon dolar ceza ödemeye razı oldu.
2025
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in de aralarında bulunduğu 44 kişiden 17’si “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” ve “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” suçlamasıyla tutuklandı. 3 kişi hakkında imza ve yurt dışına çıkış yasağı, diğer 24 kişinin ise yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakılması yönünde karar verildi. İçişleri Bakanlığı, hakkındaki soruşturma kapsamında tutuklanan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in ‘geçici tedbir olarak’ görevinden uzaklaştırıldığını bildirdi.
Küresel Organize Suç Endeksi’nin son verileri açıklandı. rapora göre Türkiye, dünya genelinde 14’üncü, Avrupa’da ise organize suçlarda birinci sırada yer aldı. Enes H. Ermaner, tabloyu, “cezasızlık kültürü, gelir adaletsizliği ve yozlaşmış yargı pratiğinin” sonucu olarak tanımladı.
Adalet Bakanlığı, AKP’den istifa eden avukat Mücahit Birinci hakkında soruşturma izni verdi.
Ağrı’nın Tutak ilçesinde yaşanan olayda 71 yaşındaki erkek, 61 yaşındaki eşini silahla vurarak öldürdü. Cinayet zanlısı C.K. ise olayda kullandığı silahıyla birlikte jandarma ekiplerine teslim oldu.
Müjdat Gezen hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten soruşturma başlatıldı. Gezen, Vatan Emniyet binasında ‘Müslümanlarda bir adet vardır, biri öldüğü zaman annesinin adı ile gömülür, bilir misiniz sebebini? Çünkü Anadolu’da çok sevdiğim bir söz vardır; ‘Anan mutlaka anandır, baban belki babandır, doğru değil mi ama garanti’ sözleri nedeniyle verdiği ifadede ‘Cennet annelerin ayakları altındadır’ sözünün şaka yollu bir anlatımıdır.” dedi.
Modern siyaset biliminin temellerini atan Fransız yazar, düşünür, yargıç ve siyasetçi Etienne de La Boétie yaşamını yitirdi. (Doğumu:1 Kasım 1530) 1553’te Orléans Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. II. Henri’nin onayıyla Bordeaux Parlamentosu’nda danışman olarak görev yaptı. Danışmanlığın yanında diplomatik arabuluculuk işleri yürüttü. Ksenofon ve Plutarkhos’un eserlerini Fransızcaya çevirdi. Pierre de Ronsard’un da içinde bulunduğu bir şair topluluğuyla yakın ilişkiler kurdu ve şiirler yazdı. Montaigne’in en yakın dostu olması yanında Gönüllü Kulluk Üzerine isimli eseri ile bilinmektedir
Étienne de La Boétie
1791
İngiltere, Prusya ve İspanya’nın arabuluculuğunda, 18 Ağustos 1791 tarihinde, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında, askerî çatışmalara son veren Kalas Ateşkes Mütarekesi imzalandı.
1803
Amerikalı devlet adamı, diplomat ve hukukçu Nathan Clifford doğdu. (Ölümü: 25 Temmuz 1881) Ailesi eski Yankee soyundandı. New Hampshire’da büyüdü. On sekiz yaşında hukuk okumaya başladı. Beş yıl sonra, 1827’de baroya kabul edildi ve tek avukat olduğu Maine’e geldi. 1834-1838 yıllarında Eyalet Başsavcılığına, 1838-1843 yıllarında da MainMaine Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1846’da Başkan James Polk, kendisini ABD Başsavcısı olarak atadı. 17 Ekim 1846 – 17 Mart 1848 tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri Başsavcılığını yürüttü. 2 Ekim 1848 – 6 Eylül 1849 arasında Amerika Birleşik Devletleri Meksika Büyükelçisi olarak çalıştıktan sonra Yargıç olarak atandığı 1858 yılına kadar avukatlık yaptı. 1858’den 1881’e kadar ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olarak 23 yıl görev yaptı. Ölümünden bir yıl önce büyük bir felç geçirdi, ancak görevlerini yerine getirmeye devam etti.
Honoré de Balzac 51 yaşında öldü. (Doğumu: 20 Mayıs 1799)
1890
Alman siyasetçi Nazi Almanyası dönemi Ekonomi Bakanı ve Reichsbank Başkanı Walther Funk doğdu. (Ölümü:31 Mayıs 1960, Düsseldorf) Berlin Humboldt Üniversitesi ve Leipzig Üniversitesi’nde hukuk, ekonomi ve felsefe eğitimi aldı. Birinci Dünya Savaşına piyade olarak katıldı, 1916 yılında askerlik hizmeti için uygun bulunmayarak terhis edildi. 1924 yılında merkez sağ finans gazetesi Berliner Börsenzeitung dergisinin editörü oldu. 1931’de NSDAP’a üye oldu ve Naziler iktidara geçtikten sonra Propaganda Bakanlığı müsteşarlığına getirildi. Şubat 1938’de Ekonomi Bakanı, Ocak 1939’da Reichsbank Başkanı oldu. II. Dünya Savaşı’nın sonunda, sağlığının kötü olmasına rağmen, Nürnberg Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi tarafından diğer Nazi liderleri ile birlikte yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 16 Mayıs 1957’de hastalığından dolayı tahliye edildi ve üç yıl sonra Düsseldorf’ta öldü.
Hukukçu Walther Funk (sağda) ve Hans Fritzsche (solda) Nüremberg Askeri Mahkemesinde sanık olarak yargılandı.
1909
İngiltere’de seçme ve seçilme hakkı isteyen kadınlar, Başbakan Herbert Henry Asquith’in trenini taşladı
1911
Prof. Dr. Ahmet Ağaoğlu‘nun da aralarında bulunduğu kişiler tarafından 18 Agustos 1911’de Türk Yurdu Cemiyeti kuruldu.
1917
Amerikalı hukukçu ve devlet adamı Caspar Weinberger dünyaya geldi. Harvard Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1953 yılında Kaliforniya Eyalet Meclisi üyesi oldu. 1962’de Cumhuriyetçi Parti Başkanı olarak görev yaptı. 1969’da Federal Ticaret Komisyonu Başkanı oldu. Daha sonra Yönetim ve Bütçe Dairesi Başkanı görevini üstlendi. 1973 yılında Amerika Birleşik Devletleri Sağlık, Eğitim ve Refah Bakanı olarak görev yaptı. 1981-1987 yılları arasında ABD Savunma Bakanı olarak görev yaptı. 28 Mart 2006’da yaşamını yitirdi.
Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Duygun Yarsuvat, doğdu. Akademisyen, hukukçu, spor yöneticisi ve 35. Galatasaray başkanıdır. Galatasaray Lisesi’ni tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden 1961 yılında mezun oldu. Aynı yıl fakülteye asistan olarak atandı ve lisansüstü eğitim çalışmalarına başladı. 1964’te Brüksel Kitle İletişim Araçları Enstitüsünde araştırmalarda bulundu. Eğitimine 1966 yılında Princeton Üniversitesi’nde devam etti. 1966 yılında “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hürriyeti ve İlgili Ceza Hükümleri” başlıklı teziyle “hukuk doktoru” unvanını aldı. 1971 yılında Columbia Üniversitesi’nde “Trafik Suçları Kriminolojisi” isimli tezi ile “doçent” oldu. 1978 yılında “Çalışma Ceza Hukuku” başlıklı tezi İstanbul Üniversitesi tarafından kabul edilerek profesör unvanını kazandı. 1987-1988 ve 1996-1997 yılları arasında Türk Ceza Kanunu Hazırlama Komisyonu üyeliği yaptı. 1988 ve 1992 yılları arasında Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi’nde Bilimsel Kriminolojik Konseyi üyeliğine seçildi ve bu görevi 4 yıl sürdürdü. Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yaptı.
Prof. Dr. Duygun Yarsuvat
1938
Tan gazetesinde Ahmet Emin Yalman’ın Atatürk’ün sağlığı ile ilgili bir makalesi yayınlandı. Gazete bu makale yüzünden itibaren 3 ay süreyle kapatıldı.
1944
Almanya Komünist Partisi başkanı Ernst Thalmann, Hitler’in emriyle Buchenwald Toplama Kampı’nda kurşuna dizildi.
1945
Hindistan bağımsızlık hareketi lideri Subhas Chandra Bose yaşamını yitirdi. (Doğumu:23 Ocak 1897)
1950
Belçika Komünist Partisi başkanı Julien Lahaut, suikast sonucu öldürüldü.
1953
Amerikalı avukat Louie Gohmert doğdu.
1954
Millet gazetesi yazarı Nurettin Ardıçoğlu ile yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu 7’şer ay hapis cezasına çarptırıldılar. Gerekçe Nurettin Ardıçoğlu’nun gazetede yayımlanan “Amerikalı Dostlara Açık Mektup” adlı yazısıydı.
1961
Türkiye’de ikinci kez banka soyuldu. 7 Temmuzdaki ilk soygunu da yapan Necdet Elmas arkadaşı olan Muzaffer Balçık’ın ihbarıyla 30 Ağustosta Darıca’da yakalandı.
1962
Meksika’nın hukukçu başkanlarından Felipe de Jesús Calderón Hinojosa doğdu. Escuela Libre de Derecho’dan mezun oldu. Harvard’dan yüksek lisans derecesi aldı. 1 Aralık 2006 – 30 Kasım 2012 arasında devlet başkanlığı görevini yürüttü.
1964
Güney Afrika’nın ”apartheid” (etnik arındırma) politikası nedeniyle olimpiyatlara katılması yasaklandı. Yasak 1992 Barcelona Olimpiyatları’na kadar sürdü
1971
Avustralya ve Yeni Zelanda, askerlerini Vietnam’dan çekme kararı aldı.
1977
“Halkın Birliği” gazetesi sahibi Hayrabet Honca Ankara 1.Şube Müdürlüğü’nde işkence gördüğü iddiasıyla Yenimahalle Savcılığı’na başvurdu.
1979
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Faruk Sükan “Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel ve ailesinin 361 milyon liralık vergi borcu olduğunu” açıkladı.
1980
Mamak Askeri Cezaevi’nden kaçırılan Balgat Katliamı idam hükümlüsü 2 kişiden biri olan Mustafa Pehlivanoğlu Kütahya’da yakalandı.
Sıkıyönetim 20 ilde 2 ay daha uzatıldı.
1982
Milliyetçi Hareket Partisi eski senatörü Kudret Bayhan uyuşturucu kaçakçılığından 16 yıl hapse mahkum oldu.
Kudret Bayhan ile ilgili bir gazete haberi
1983
Barış Derneği Davası’nda Köy-Koop Başkanı Nedim Tarhan savunma yaptı: “Barışı sağlamanın yolu sömürüye, bağımlılığa hayır demekten geçer”
1984
Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde açılan Aydınlar Dilekçesi Davasında ilk duruşma yapıldı. Sanık sayısı 59 olan davada sanıklar hakkında, 3’er aydan 1 yıla kadar hapis cezası isteniyordu Dava, 7 Şubat 1986’da tüm sanıkların beraat etmesi ile sonuçlanmıştır.
1985
Ankara Üniversitesi Yönetim Kurulunca görevlerine dönme başvuruları reddedilen 1402’lik profesörler Danıştay’a, doçentler İdare Mahkemesi’ne başvuracaklarını açıkladı.
Başbakan Tansu Çiller, hükümetin özelleştirme alanındaki ilk uygulamasının Telekomünikasyon sektöründe olacağını açıkladı.
1995
“Bosna İçin İnsanlık Girişimi” üyeleri Bosna’ya gitti. Heyette, Erol Akyavaş, Mehmet Güleryüz, Türkkaya Ataöv, Ertuğrul Günay, Hüseyin Hatemi, Kezban Hatemi, Cem Karaca, Asaf Ataseven, Gülsen Ataseven, Cem Behar, Ataol Behramoğlu, Necdet Konak, Hadi Uluengin de yer aldı.
1996
Adalet Bakanı Kazan “Irak`taki cezaevlerinde iki cüz ezberleyenlerin cezası biraz indiriliyor. Kuran`ın yarısını ezberleyenler ise tahliye ediliyor. Bu örneği biz de araştıracağız” dedi.
1998
ABD’nin hukukçu başkanlarından Bill Clinton, Büyük jüriye 5,5 saat ifade verdi. Beyaz Saray stajyeri Monica Lewinsky ile olan uygunsuz ilişkisini itiraf etti. 1998 yılında, yasal makamlara yalan söylemekten ötürü Beyaz Saray tarihinde ikinci kez resmen suçlanan başkan oldu. ABD senatosunda yapılan yargılama sonucunda aklandı. Tüm halktan bu ilişki yüzünden özür diledi ve görevine devam etti.
Bill Clinton ve Monica Lewinsky
1998
20’den fazla sabıkası bulunup 7 aydır “aranan”ve hakkında Interpol’ce kırmızı bülten çıkarılan ülkücü mafya lideri Sedat Peker, Emniyet ile görüşüp teslim olma şartları konusunda uzlaşmaya vardıktan sonra özel bir uçakla Bükreş’ten İstanbul’a gelerek teslim oldu.
2001
İran’da kafe ve restoranların, hicab (örtünme) kurallarına uymayan ve aşırı makyajlı kadınlara servis yapmaları yasaklandı.
2002
Amerika’da Beyaz Saray’ın karşısındaki Ulusal Meydan’da binlerce siyahi Amerikalı eylem yaparak kölelik döneminde siyah emeğine dayanarak zenginleşen bir dizi şirkete mirasçılar olarak açtıkları davaya dikkat çekti.
2004
Adı “Sırbistan ve Karadağ Cumhuriyeti” olarak değiştirilen eski Yugoslavya’nın büyük ortağı Sırbistan’da parlamento yeni milli marş ve amblemi kabul etti. Karadağ, 21 Mayıs 2006 tarihinde yapılan referandumda çıkan % 55,5’lik evet oyu ile bağımsız olma kararı almış ve 3 Haziran 2006‘da referandumdan çıkan sonuca dayanarak Karadağ Parlamentosu tarafından alınan kararla bağımsızlığını ilân etmiştir.
2005
Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü’nün İlanı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 18 Aralık 2013 tarihindeki toplantıda aldığı 68/163 sayılı karar ile gazetecilere karşı işlenen suçların cezasız kalmasına karşı tüm uluslararası toplumu ve devletleri göreve davet etmiştir. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (FIJ) 8 Nisan’ı “Gazeteci Cinayetlerinin Cezasız Kalmasına Karşı Protesto Günü” ilan etmiş, Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü ise, BM tarafından 2 Kasım günü olarak ilan edilmiştir.
2015
Koalisyon görüşmelerinin olumsuz sonuçlanmasının ardından AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, 63. Hükümeti kurma görevini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, anayasal sürenin dolmasına 5 gün kala iade etti.Yüksek Seçim Kurulu, Cımhurbaşkanı’nca seçimlerin yenilenmesi kararı alınması durumunda Erdoğan’ın 90 günlük yasal süreyi kısaltıp öne çekme yetkisi olduğuna karar verdi.
2016
Cumhuriyet gazetesi yöneticilerinin silahlı terör örgütleri PKK ve FETÖ/PDY terör örgütleri ile bağlantıları bulunduğu gerekçesiyle resen soruşturmaya başlatıldı.
Talış kökenli bir kanun kaçağı Rövşen Canıyev(Rövşen Lenkeranski) öldürüldü. (Doğumu: 27 Ocak 1975) Canıyev, 17 yaşındayken polis olan babası Azeri suç çetelerinden biri tarafından öldürüldü. Babasının katilini mahkeme salonunda silahla vurdu ve 1996 yılında tutuklandı. 4 Mart 1997’de şartlı tahliye edildi. Suç dünyasına girdi ve birçok kez yargılandı. 2013’te İtalya, uluslararası olarak organize suç, gasp, rüşvet, kara para aklama ve resmi belgelerin tahrifatı suçlamalarıyla ilgili olarak arandığını ilan etti. 2016 yılında Türkiye’de öldürüldü. hakkında film ve belgeseller çekildi. (Talışlar: Azerbaycan Cumhuriyeti’nin güneydoğu rayonları Lenkeran, Astara, Masallı ve Lerik, Baküde ve İran’ın kuzeydoğu eyaletleri Gilan ve Erdebil’de yaşayan İrani bir halk)
2017
Beyin ameliyatı geçirdiği sırada hakkında yakalama kararı çıkartılan ve Antalya 3’üncü Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanan Eski Yargıtay 23. Ceza Dairesi Üyesi Mustafa Erdoğan, bulunduğu hastanenin tutuklu koğuşunda vücudunun yarısı felçli olduğu halde altı ay tutulduktan ve bilinci kapandıktan sonra 18 Ağustos 2017 Cuma günü savcının talebi ve mahkemenin kararı ile tahliye edildi. Erdoğan, serbest kaldıktan dört gün sonra yaşamını yitirdi.
2018
Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri, Kofi Atta Annan yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Nisan 1938, Gana) Birleşmiş Milletler, 2001 yılında Kofi Annan sekreterliğinde Nobel Barış ödülü kazandı. 10 yıllık bir hizmetten sonra 1 Ocak 2007’de görevini Güney Koreli Ban Ki-moon’a devretti.
2019
Hukukçu ve yazar Ali Sirmen’in eşi Avukat Mine Sirmen yaşamını yitirdi.
2025
Uluslararası Af Örgütü, yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze’de Filistinlileri açlığa mahkûm etmesini kınadı ve bunun İsrail’in kasıtlı bir politikası olduğunu ileri sürdü: “Yeni tanıklıklar, İsrail’in Gazze’deki Filistinlileri aç bırakmasının kasıtlı bir politika olduğuna dair güçlü kanıtlar sunuyor“
2025
‘Aziz İhsan Aktaş’a suikast hazırlığı’ iddiasıyla gözaltına alınan Selahattin Yılmaz, “tehdit”, “suç işleme amacıyla örgüt kurma” ve “yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama” suçlamalarından tutuklamaya sevk edildi. Avukat Cem Duman‘ın da aralarında bulunduğu 9 kişi de tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi, 5 kişi hakkında ise adli kontrol talep edildi. Selahattin Yılmaz’ın da aralarında olduğu 14 kişi “silahlı suç örgütüne üye olmak” suçlamasıyla gözaltına alınmıştı.
İBB’ye yönelik soruşturmalarda gözaltına alınan ve aralarında Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in de olduğu 44 kişi sağlık kontrolünden geçirilerek adliyeye sevk edildi. Savcılık Güney dahil 20 kişiye tutuklama, geri kalanlara adli kontrol talep etti. Adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen 24 kişi serbest bırakıldı. 20 kişiye isnat edilen suçun “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” ve “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” olduğu öğrenildi.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 5 ilde 5 ayrı organize suç örgütüne yönelik düzenlenen operasyonlarda 44 şüphelinin yakalandığını bildirdi. Jandarma ekipleri 41 şüpheliyi yakalandı. 1,2 milyar TL’lik para hareketi tespit edilen 26 kişi tutuklandı.
Eskişehir 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Sinem Çinğiloğlu’nun öldürülmesi ile ilgili davada tutulu yargılanan sevgilisi Aytuğ Özdemirler hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının gerekçesini açıkladı: “Uyuşturucu etkisindeki biri kendini asacak gücü bulamaz.”
İstanbul Ümraniye’de Özbekistan uyruklu bir kadın, sokak ortasında uğradığı satırlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Olayın faili olduğu iddia edilen 2 kişi gözaltına alındı.
Aydın’ın Nazilli ilçesinde polis memuru H.D, boşanma aşamasında olduğu Burcu D.’yi tabancayla vurarak öldürdü. Şüpheli gözaltına alındı.
Gaziantep’te 21 yıl 6 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan firari hükümlü yakalandı. Hükümlü, emniyetteki işlemlerinin ardından cezaevine teslim edildi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Ankara’nın Keçiören’de yol verme tartışmasında Hakan Çakır‘ın öldürülmesiyle ilgili olarak 4 kişinin tutuklandığını duyurdu.
Şanlıurfa Barosu Başkanlığı, avukat Rezan Epözdemir, Cem Duman ve Mücahit Birinci hakkındaki iddialardan dolayı bulundukları baroların disiplin soruşturması yürütmesi için müracaatta bulunulacağını açıkladı.
Yaş Antlaşması, 1787-1792 Osmanlı-Rus/Avusturya Savaşı sonunda 14 Nisan 1792 tarihinde Rusya ile imzalanmıştır. Antlaşma, adını Romanya ülkesine ait olan Yaş kentinde imzalanmasından almıştır.
Osmanlı Devleti’nin, Kırım’ı geri almak amacıyla, 19 Ağustos 1787’de Rusya’ya açtığı savaş, Avusturya’nın da katılmasıyla hezimetle sonuçlanmış, 13 maddeden oluşan Yaş Antlaşması ile stratejik öneme haiz birçok kale ve bölge Osmanlı hakimiyetinden çıkmıştır.
Yaş Antlaşması öncesinde Avusturya ile ise 4 Ağustos 1791’de 14 maddelik Ziştovi Antlaşması imzalanmıştır. Ayrıca, İngiltere, Prusya ve İspanya’nın arabuluculuğunda, 18 Ağustos 1791 tarihinde, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında, askerî çatışmalara son veren Kalas Ateşkes Mütarekesi imzalanmıştır.
Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Devletine ait olmadığı ve bağımsız bir bölge olduğu kabul edilen Kırım, Yaş Antlaşması sonucunda Osmanlıların elinden tamamen çıkmıştır.
1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasının yürürlüğü teyit edilmiş, Osmanlılar Kırım’ı ele geçirme ümidini Yaş Antlaşması ile tamamen yitirmiştir. Osmanlı Devleti’nin Kafkasya’daki nüfuz bölgelerinde ciddi anlamda gerileme meydana gelmiş, Rusya- Osmanlı sınırı batıda Dinyester Nehri, doğruda ise Elbruz Dağı’ndan doğan Kuban Irmağı olarak belirlenmiştir.
Osmanlı askerî düzenindeki bozukluklar düzeltilmeden herhangi bir şey yapılamayacağı anlaşıldığından Nizâm-ı Cedid dönemi başlamıştır.
İki devlet beyninde sebkat eden her türlü muadat ve muhasamet şimdiden def ve ref olunup gerek Şehinsah-ı azamet nişan-ı Âl-i Osman ve gerek bilcümle Rusya’ların Padişah ve Imparatoriçe-i uzması ve anların verese-i taht ve ah-latları beyninde ve reaya ve berayaları miyanelerinde cemi evza-i hasmane ve muadat aleddevam terkolunup nes-yi müebbet ile mensi ve metruk kala ve bundan böyle berren ve bahren musaleha-i müebbede carî olup tegayyürden ârî ve beri ve metin ve üstuvar dostluk ve revabıt-ı musafatı ifa birle el-haletü hâzihi münakit olan musaleha ahidnamesi şurutunun kemal-i saffet ve dikkat ve ihtimam ile merî tutulmasına say ve ikdam oluna bu vehçile ki canibeyn birbirlerinin hakkına bir türlü hareket-i hasmane ve esbab-ı düşmananeye sırren ve alâniyeten mübaderet etmiyeler ve tecdit olunan işbu muvalât ve musafat muktezasınca muâhid olan iki devletler bilâ istisna canibeyn reayasına her hangileri iki taraf cürüm ve kabahatle müttehim iseler töhmetleri tarafeynden nesyen mensiya alelitlak affolunup çekdiri ve zindanlarda ıtıahbus olanları azâıl ve ıtlak birle menfi ve meks ettirilen kesane vatanlarına avdete izin ve ruhsat virilip mukaddema nail oldukları paye ve emvalleri badessulh kendilere red ve irca olunup ahirler tarafından mezburlara bir türlü zarar ve ziyan ve taarruz tecviz olunmayup ve mersumînden her birisi hemşehrileri misillu memleketinde carî olan kavanin ve kavaidin zir-i himayetinde mahimi olarak geçineler.
İkinci Madde
Tarih-i hicrinin bin yüz seksen sekiz senesi cumadel’ulâsının ondördüncü gününde yani bin yediyüz yetmiş dört sene-i rumiyesi temmuzun onunda akdolunan musaleha ahidnamesi ve yine tarih-i hicrinin bin yüz doksan üç senesi cumadel’âhirenin yirminci gününde yani bin yediyüz yetmiş dokuz sene-i rumiyesi martının onunda akdolunan muahede-i müfessire ve tarih-i hicrinin binyüz doksan yedi senesi recebinin yirmi birinde yani bin yediyüz seksen üç sene-i rumiyesi haziranının onunda akdolunan Ticaret Muahedesi ve tarih-i hicrinin binyüz doksan sekiz senesi seferinin onbeşinde yani bin yüz seksenüç sene-i rumiyesi kânunievvelin yirmi sekizinde akdolunan Rusya devletine Kırımı ve Taman ilhakını ve Koban nehrinin hudut olduğunu mübeyyin senet işbu ahidname ve senedat-ı sabıka ile tebdil ve terkolunmuş maddelerden maada baki kalan bilcümle şurut ile işbu müsaleha ahidnamesi muktezasınca tekid ve tasdik olunurlar ve zikrolunan muahedat ve senedat bilahalel merî ve muteber tutulup hüsn-i riayetle kamilen icra ve ifasına devleteyn-i müteahhideteyn taahhüt eder.
Üçüncü Madde
Esas’ın şartı sânisinde ilelebet nehr-i Turla iki devletin sınuru ola bu veçhileki bundan sonra bittamam Rusya devletinin hududu nehr-i mezkûra değin imtidat oluna deyu mestur olduğuna binaen deleteyn-i müteahhideteyn beyinlerinde bilittifak işbu madde ile karar verildi ki Devlet-i Aliye ile Devlet-i Rusya memaliki beyninde aleddevanı nehr-i Turla hudut olup şöyleki nehr-i mezburun sol taralında olan bilcümle arazi ilelebet kamilen bila mümeneatin Rusya devletinin zir i hükûmetinde bâki kala ve nehr-i mezburun sağ kolunda olan bilcümle arazi dahi Rusya devleti tarafından red olunup ilelebet kamilen bila mümaneatin Devlet-i Aliye’min tahtı hükûmetinde baki kala.
Dördüncü Madde
İmdi devleteyn hududuna dair karardade olan nizam ve intizama binaen Esas’ın şart-ı râbii mucibince iki devletin sair cümle sınırları işbu muharebeye gelince neveçhile iseler yine ol veçhile olup Rusya devleti askerlerinden işbu muharebede istilâ olunan bilcümle yerler ve derununda olan kaleler Rusya devleti el-haletü hâzihi bulundukları vecih üzere Devlet-i Aliyeye red eder binaenalâzalik Rusya Đmparatoriçesi tarafından zapt ve istilâ olunan Bucak memleketi ve Bender ve Akkerman ve Kili ve Đsmail kalelerde ve cemi kasabat ve mahallât ve kuraları vesair her ne derununda mevcut ise Devlet-i Aliye’ye red eder kezalik Buğdan memleketini cemi şehirler ve emakin ve mesakin vesair her ne derununda mevcut ve münderiç ise red ve teslim eder ve Devlet-i Aliye dahi memalik-i merhumeyi mevaddı atiyetizzikir üzere kabul edip alenen ve kamilen riayet edeceğini taahhüt evvelâ balâda mezkûr ikinci madde ile tecdit olunan tarih-i hicrinin binyüz seksen sekiz senesi cumadel’ulasının ondördüncü gününde yani binyediyüz yetmiş dört sene-i rumiyesi temmuzunun onunda münakid ahitnamede ve yine tarih-i hicrinin bin yüz doksanın senesi cumâdel’âhiresinin yirminci gününde yani binyediyüz yetmiş dokuz sene-i rumiyesi mart’ının onunda nizam bulan Tenkihname’de ve vine tarih-i hicrinin binyüz doksan sekiz senesi seferinin onbesinci gününde yani binyediyüz seksenüç sene-i rumiyesi dahilinde Veziriâzam tarafından Devlet-i Osmaniye canibinden olarak verilen senette her ne Buğdan ve Eflâk memleketlerinin menfaatine dair muharrer ve münderiç ise bilâhalel meri ve muteber tutulup kemal-i dikkatle ifa ve icra oluna saniyen atik muhasebeleriçin her ne güna ise gerek nükut akçe ve gerek sair tarik ile bir nesne Buğdan memleketinden talep olunmasa sâlisen işbu muharebenin cümle müddetiçün bir türlü teklif veyahut âher vergi talep olunmayup muharebe imdadında pâzede oldukları mazarrat ve tahribat-ı nıüteaddidelerine nazaran bundan sonra dahi iki sene mühlet birle zikrolunan Buğdan memleketini her türlü vergi ve tekâliften muaf birle işbu mühlet-i muafivet-i mezkûre mübadele-i tasdikname tarihinden addoluna râbian terk-i vatan edip ahar mahallere varmak rağbetinde olan hanedanlar bilcümle eşya-ları nakletmeğe serbestiyet üzere mezun olalar ve işbu hanedanlar emlâkini Devlet-i Aliye reayasından olan akrabalarına ve diledikleri yine Devlet-i Aliye reayasından kimesnelere ita ve kaide-i memleket üzerine mersumlara füruht eyleyüp ve kendu mesalihinin tanzimiçün vakt-i kâfileri olmak için serbestiyet üzere vatanlarından nakleylemelerine ondört ay müddet imhâl olunup işbu müddet-i mühlet tasdikname-i mubarekenin mübadelesi tarihinden mâdut ve mahsup oluna.
Beşinci Madde
Devleteyn-i müteahhideteynin miyanelerinde safvet ve müvalâta delâlet olmak içinki ancak el-haletü hâzihi beyinlerinde sulh ve salâhın ve hüsn-i ittifakın tecdidile kanaat olunmayup zaman-ı müstakbel için dahi rnüsalehanın zabıta-i kaviye ile raptnı ve her türlü esbab-ı mübahase ve burudetine müeddi olur halatın defi’ne sâyi mâlâ-kelâm ile talip oldukları cihetlerinden Devlet-i Aliye taahhüt eder ki mukaddema sadır olan ferman-ı alişanın bu defa tecdidile Tiflis Hânının yed-i hükûmetinde olan memlekete ve sekenesine Ahıska Valisi ve serhad zabıtanı vesaireleri minbadin sırren ve alâniyeten bir türlü bahane ile bîhuzur ve taaddi etmemek ve kat’a hüsn-i ittifak ve hemcivariye mugayir taraflarından halel getirilmemek babında mezkûr Ahiska Valisi ve serhad zabitanına ve saire eşeddi tenbih ve tekid ile fermanlar ısdar ve tisyar oluna.
Altıncı Madde
Bin yediyüz seksenin; senesi kânunievvelin yirmi sekizinci gününde bilcümle Devlet-i Rusya’ya Kırım ve Taman’ın ilhakına dair olhavalide devleleyn-i müleahhideteyn beyninde nehr-i Koban hudut tayin olunduğunu mübeyyin münakid olan senedi sair uhud ile maan işbu muahedenin ikinci maddesi ile temhid ve teyid eyledikten sonra Devlel-i Osmaniye vakt-i müstakbel için devleleyn-i fahimeteyn miyanelerinde sulh ve salâh ve refahiyet hüsn-i ittifakına halel getirebilir cümle vesaili teb’id eylemek murad ve maksudunda olduğunu izhar ve beyan için alenen vaad ve taahhüt ederki nehr-i Kubanı’n sol yakasında hudut dahilinde mülemekkin olan tavaif bilcümle devlet-i Rusya’nın hudut ve sınırlarına tecavüz etmemesine ve Rusva Đmparatoriye reayalarına ve anların emakin ve mesakinlerine ve arazilerine dahi bir türlü taaddi ve gasp ve hasar zuhura getirilmemesine ve hafi ve celi bir türlü bahane ile Rusya ademlerini kayd-ı esire giriftar eylememeleriçün zabıt birle men ve tahzir zımnında kendu iktidarını ve cümle vesail bezl ve imâl edip ve ol bapta taraf-ı Devlet-i Aliye’den hilâfında olan alâeyyihâl eşed üzere tedip ve güşmâl olunacaklarun müşir lâzımgelen kimesnelere eşed vehçile fermanar ita ve zikr olunan tenbihat işbu müsaleha-i hayriye bâdel inikad tasdiknameleri dahi mübadele olunduktan sonra ol havalilere ilân ve beyan olunalar ve eğer akvam-ı mezbure işbu ahidnamede karar verildiği suretten nâşî kendulere eşet üzere balâda zikrolunan tenbihatlarına dahi nazar etmeyüp anlardan bir kimesne bilcümle devlet-i Rusyaların hudutlarına tecavüzü irtikâp ve gasp ve hasaret ve ızrar ve tahribat tertibedip yahut hayvanatı vesair nesne gasp ile alıp götürdükleri veyahut Rusya adamlarını kavd-ı esire giriftar eyledikleri sebebile şikâyetleri takdim olunduğu surette derakap ye bilâtehir garet veyahut gasp olunan nesne istirdat birle terahi oluna veyahut ahzolunan Rusya adamları bir türlü bahaneye ithal olunmaksızın bilâ tehir ve mingavr-i tereddüt teftiş ve tahkik birle sebilleri tahliye ve âzâd ve terettüp eden hasar tazmin birle cürüm ve kabahatli müttehim olan kimesneler dahi ibreten’lisairin hudut dahilinde Rusya serhad zabiti tarafından nasbolunacak memurun muvacehesinde tedipleri icra ve ifa oluna ve eğer gayr-i memul şikâyetleri takdim olunduğu tarihten altı ay zarfında dahi tazmin olunmadığı halde Devlet-i Aliye taahhüt ederki Rusya ımparatoriye Elçisi tarafından tahriren inha olunduktan sonra bir av zarfında bilcümle müterrettip olan ziyan ve hasarları kendi hazinesinden tazmin edip ve hemcivariyette olan hudutların emniyet ve refahiyetine halel getirdikleriçün balâda mezkûr ve vaz ve tanzim olunan tedipleri dahi bieyyihâl ve vücuh ile müttehimler üzerinde filen mingayr-i tehir icra ve ifa oluna.
Yedinci Madde
Ticaret maddesi tarafeyn hüsn-i ittifakının habl-i metin ve rehn-i aslisi olduğu cihetle Devlet-i Osmaniye Rusya Devlet ile bu veçhile müsafal ve müvalatını tecdit kılıp saffetini izhar için ve devleteyn reayaları beyninde ticaretini bilâmümaneatin aminen ve salimen icra ve tarafeyn menfaatinin vech-i ehven üzere mütezayil olmasına talip olduğuna binaen devlet-i Rusya ile münakit olan ticaret muahedesinin Cezayir ve Tunus ve Trablus-i Garp ocaklarına dair altmış birinci mad-desini işbu madde ile dusturul’amel itibar Rusya reayalarından biri Cezayir ve Tunus ve.Trablus-i Garbi ocakları korsanlarına müsadif olup bunlardan sebi ve istirkak olunur ise veyahut zikrolunan korsanlar Rusya tücarının sefinesini veyahut malını alırlar ise Devlet-i Aliye zikrolunan ocakların üzerinde olan iktidarını imâl ile bu veçhile esir olunmuş Rusya reayalarım tahlis ve ahzolunmuş sefinelerini ve emval ve eşyayı mağsubelerini eshabma istirdat ve lâzım gelen zarar ve hasarlarını tahsil ettire ve Devlet-i Aliye tarafından verilen fermanlar Cezayir ve Tunus ve Trablus-i Garp ocakları tarafından icra olunmadığı haberi vurudıında badettahkik olvakit Rusya elçisi veyahut maslahatgüzarı tarafından Derâliye’de tahriren inha olundukta oltarihten iki ay itibar ile yahut mümkün olur ise dahi mukaddem hazine-i hümayundan tazmin ve terazi hususuna Devlet-i Aliye taahhüt eder.
Sekizinci Madde
Gerek inas ve gerek zükûr cinsinden olan bilcümle üserayı muharebe vesair esirler her ne paye ve rütbeden iseler iki devletin arazilerinde bulundukça Rusya devletinde hüsn-i iradetlerile tanassur eden müslimin ve Devlet-i Aliye’de yine hüsn-i iradetlerile din-i Muhammediyi kabul eden hristi-yanlardan maada bilcümle işbu ahidname-i mübarekenin tastiknameleri mübadelesinden sonra derakap ve asla bir türlü bahane ile tarafeynden bilâ ivaz ve bigayi semen âzâd ve istirdat ve teslim olunalar kezalik giriftar-ı bend-i istirkak olan bilcümle hiristiyanlar yani Lehlu ve Buğdanlu ve Eflâkin ve Moralli ve ahali-i Cezayir ve Gürciler vesair bilcümle ve bilâ istisnaen bilâ semen ve gayri ivaz âzâd olunalar kezalik işbu musaleha-i mübarekenin inikadından sonra bir taklip ile giriftar-ı bend-i istirkak olan Rusya reayaları Devlet-i Aliye’de bulundukça red ve teslim olunalar ve kezalik Devlet-i Aliye’ nin reayaları hakkında biaynihi ve muamele-i rnüteşabihe üzere hareket etmeğe Rusya devleti taahhüt eder.
Dokuzuncu Madde
Egerçi halâ musaleha-i hayriyenin maslahatı nizam bulacağı takrible âlât-ı harbiye tehir olunup ânıâli düşmenane sudur bulmayacağı her ne kadar meczum ise dahi lâkin işbu muahedeyi bâdelimza Rusya devletinin bu maddeye dair baş murahhas kılınan bilfiil müsteşar-ı hassı tarafından derakap Rusya devleti asakirinin donanmalarının üzerlerinde serkerdesine ihbar edip kezalik iki ulu devletler miyanelerindesulh ve salâh ve musafat ve müvalât karar bulduğunu Devlet-i Aliye’nin sadrazamı hazretleri tarafından dahi donanmalar ve miyane-i asakir-i Osmaniyanda ifade ve beyan oluna.
Onuncu Madde
Devleteyn beyninde musaleha-i mübarekenin ve safvet ve müvalâtın ziyade takviyesi zımnında iki devlet tarafından bilittifak tayin olunacak vakitte canibeynden alenen fevkalâde büyük elçiler ba’s ve tesyir ve iki elçiler re’si hududda muamele-i müteşabihe ile istikbal olunup Devlet-i Aliye ve Rusya devleti indlerinde ziyade muteber olan Avrupa devletleri elçileri haklarında riayet olunan resm-i mutad mumaileyhima haklarında dahi merî kılınıp ve delâlet-i safvet-i cani-beyn olmak üzere elçiyan-ı mumaileyhima vesatativle şân-i devletlerine lâyik hedaya irsal oluna.
Onbirinci Madde
İki ulu devletler beyninde işbu şurut-i muahede rapt ve tanzim olunup tarafeynden tasdiknameleri dahi mübadele olunduktan sonra Rusya lmparatoriye askerleri ve ince donanması Devlet-i Aliye memleketlerinden huruca mübaşeret eyliyeler ve asakir ve donanmanın bu makule huruçlarında dahi vakit ve zamanın haline tatbik etmek lâzım gelmekle binaenaleyh devleteyn-i müteahhideteyn bilitttifak işbu gelecek binyediyüz doksan iki sene-i rumiyesi mayısının onbeşinci günü netice ve nihayed-i vâde olmak üzere bilmüzakere karar vermelerile tayin olunan vakt-i mev’udda Rusya askerleri nehr-i Turla’nın sol vakasına tamamen ve kamilen mürur ve ince donanması nehr-i Tuna boğazlarından tamamen taşra huruç evliye ve Rusyalının tarafından istilâ olunup işbu müsalaha ahidnamesi mucibince Devlet-i Aliye’ye red olunacak kıla ve memleketlerde mademki Rusya lmparatoriye askerleri buluna işbu memlekelerin hükûmet ve nizamı Rusyalunun zaptında bulunduğu üzere calip cümle Rusya askerinin külliyen huruçları vaktine değin Devlet-i Aliye canibinden memalik-i mezkûrerinin hükûmetine müdahale olunmaya ve bu memleketlerde bulunan Rusya askerinin iktitaf-ı mekûlât ve tedarik-i levâzım-ı sairesine elan amel olunduğu üzere kezalik tamamen huruçları gününe değin amel oluna.
Onikinci Madde
Canibeyn murahhasları işbu muahedeyi imza eyledikten sonra şehinşah-ı azamet nişan-i Âl-i Osman hazretlerinin sadrazamları tarafından ve bilcümle Rusyaların Padişah ve Imparatoriçe-i uzması cenaplarının dahi Başmurahhası bilfiil müsteşarı hassı tarafından işbu münakid olan musaleha-i mübarekenin temhid edecek tarafeyn senetleri yine murahhasların yedlerile Yaş kasabasında iki haftada ve kabil olursa müddet-i ekalde mübadele oluna.
Onüçüncü Madde
Halâ münakid olan işbu müsaleha-i mübareke-i müebbedenin şeraitini gerek azametin şehinşah-ı Âl-i Osman hazretleri ve gerek Imparatoriçe-i uzma cenapları tarafından kendi imzaları ile alenen tasdiknamelerde tasdik ve teyid edip zikrolunan tasdiknameleri dahi işbu muahede-i mübareke nizampezir olan mahalde akdi tarihinden beş haftada ve kabil ise dahi mukaddem tarafeyn murahhasları vesatatile mübadele eylemek lâzım gelmekle işbu muahedeyi canibeyn murahhasları kendi imzalarile imza ve mühürlerde temhir eyleyip beyinlerinde mübadele etmişlerdir.
Prof. Dr. Ahmet Ağaoğlu, Türkiye’nin ilk kadın avukatı Süreyya Ağaoğlu‘nun babasıdır. Ahmet Ağaoğlu, 1869’da Azerbaycan’ın Karabağ bölgesine bağlı Şuşa şehrinde doğmuştur. Babası Mirza Hasan, annesi ise Sarıca Ali adlı Türk kabilesinden Refii Bey’in kızı Tâze Hanım’dır.
Eğitimi ve İlk Gençliği
İlköğrenimine mahalle mektebinde başlamış, daha sonra Sıbyan mektebinde devam etmiştir. Bu sırada özel bir hocadan Arapça dersleri almıştır. Daha sonra Şuşa’da ortaokula başlamış, 1884’de ortaokuldan, 1887 yılında da Realni Mektebinden mezun olmuş, yüksek tahsil için Petersburg’a gitmiş ve “Instıtue Politecniquc” (Politeknik Enstitüsü)’e giriş imtihanında başarılı olmuşsa da, gözleri rahatsızlandığından geri dönmüştür.
Ahmet Ağaoğlu, 1888 senesinde tahsilini tamamlamak için Paris’e gitmiştir. Azerbaycan Türkleri içinde tahsil için Avrupa’ya giden ilk kişidir. Paris’te Sorbonne Üniversitesi Tarih ve Filoloji Bölümüne devam etmiş, aynı zamanda Hukuk Fakültesi’ne de girmiştir. Ahmet Ağaoğlu Paris’te altı yıl kadar kaldıktan sonra Hukuk Fakültesinden mezun olarak 1894 Mayıs’ında Paris’ten ayrılmış ve İstanbul yoluyla Azerbaycan’a dönmüştür. İstanbul’da iken devrin Maarif Nazırı Miinif Paşa ve Kafkasyalı Tarihçi Murad Bey’le tanışarak sık sık görüşüp fikir alışverişinde bulunmuştur.
Ahmet Ağaoğlu önce Tiflis Jimnaz (Lise)’ına, daha sonra Şuşa Jimnazı’nda Fransızca öğretmenliğinde bulunmuş, daha sonra Bakü Jimnazı (Lise) ve Yüksek Ticaret Mektebinde Fransızca öğretmenliği yapmış, aynı yıllarda Bakü’de çıkan Rusça “Kaspy” adlı gazetede yazılar yazmıştır. Aynı zamanda Mehmet Ağa Şahtahtlı tarafından Tiflis’te tesis edilen Türkçe Şarkî Rus Gazetesi Bakü’ye nakledilerek, Ahmet Ağaoğlu’nun yardımları ile yayınına devam etmiştir.
Siyasal Yaşamı ve Yayın Dünyasındaki Faaliyetleri
Ahmet Ağaoğlu “Hayat” Gazetesinde bir yıl kadar çalıştıktan sonra ayrılarak “İrşad” adlı günlük bir gazete çıkarmaya başlamıştır. Ahmet Ağaoğlu bir taraftan İrşad’ı çıkarırken diğer taraftan da yaydığı fikirlerini hayata geçmesine çalışmış, Kafkasya’da dolaşarak birçok şehir ve kasabada okulların Neşr-i Maarif Cemiyetlerinin kurulmasında başarılı çalışmalar yapmıştır. Bu dönemde Ermeni-Türk çatışmasını sona erdirmek için de büyük çabalar göstermiştir. 1905’te Rusya’da meşrûtî idare tarzın geçiş temayülü, Petersburg’da bir “nâzırlar komitesi” teşkilini doğurmuş, 1906 senesinde Kafkasya halkını temsil etmek üzere Ahmet Ağaoğlu ve Hüseyinzade AIi Bey seçilerek 13-23 Ocak 1906 tarihli Petersburg 2. Müslüman Kongresi’ne katılmışlardır.
Ağaoğlu sadece yazılarıyla yetinmeyip Fedâî Cemiyeti’ni kurduğu için üzerindeki baskılar artmış ve nihayet Türkiye’de de 1908 yılında II. Meşrtiyet’in ilân edilmesinin hemen ardından 1909’da Türkiye’ye gelmiştir.
Ağaoğlu 1909’da Türkiye’ye geldikten bir süre sonra Şehbendetzâde’nin Hikmet Gazetesi ile “Sebilürreşad’da yazılar yazmış, Maarif Müfettişliği ve Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yapmıştır.
Fransızca Jeune Turc Gazetesi’nde çalışmış, Tercüman-ı Hakikat Gazetesi’nin baş yazarı olarak yazılr yazmış, 1909’da Dârülfünun Rusça muallimliğine ve aynı yıl yeni kurulan Türk Tarih müderrisliğine getirilmiştir.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları (1926-1927) isimli kitapta, Cumhuriyet döneminin ilk Anayasası olan 1924 Anayasası’nın yapımında bizzat yer almış ve sonra da 1925 yılında açılan Ankara Hukuk Mektebinde Hukuk-ı Esasiye (Anayasa Hukuku) dersleri vermiş olan Ahmet Ağaoğlu’nun (1869-1939) ders notları tarihsel ve entelektüel bağlamıyla ele alınmaktadır.[/box]
18 Agustos 1911’de kurulan Türk Yurdu Cemiyeti’nin kurucuları arasında bulunarak yayın organı olan Türk Yurdu dergisinin yayınlanmasında aktif rol oynamıştır.
1912 yılında İttihad ve Terakki Partisinin genel merkez üyeliğine ve Karahisar mebusluğuna seçilmiştir.
I. Dünya Savaşı boyunca Dârülfünun hocalığını ve gazete çalışmalarını devam ettirmiş, 1913’te faaliyete geçen Türk Bilgi Derneğinin ve Halka Doğru Dergisinin kuruluşunda yer almıştır. Rusya’da ihtilal çıkması üzerine 1-11 Mayıs 1917 tarihlerinde düzenlenen Umumi Rusya Müslümanları Kurultayı’na katılmıştır.
1918 yılında Azerbaycan’da Türk ordusunun kumandanı Nuri Paşa’nın müşaviri olarak görev yapmış Azerbaycan Parlamentosuna seçilmiştir.
1919 yılında yanındaki heyetle Paris Konferansı’na giderken uğradığı İstanbul’da İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya sürülmüştür.
Cumhuriyet Döneminde Ahmet Ağaoğlu
Ahmet Ağaoğlu 1921’de sürgünden Ankara’ya dönerek Matbuat Umum Müdürü ve Hakimiyet-i Milliye Gazetesi başyazarı olmuş, II. devre Kars mebusu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine girmiş, Ankara Hukuk Fakültesinde Hukûk-ı Esasiye Profesörlüğüne tayin edilmiş, bu vazifelerde 1931 yılına kadar çalışmıştır. Ağaoğlu 1927 Kasımında ikinci defa Kars milletvekili seçilmiştir. Mustafa Kemal’in emriyle kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluş çalışmalarında etkili olmuştur. 1930)’da Serbest Cumhuriyet Fırkası’na geçtikten sonra İsmet İnönü ile arası açılmış ve İstanbul’a gelerek İstanbul Dârülfünunu’nda müderris olarak göreve başlamıştır.
Şevket Süreyya (Aydemir) ile arkadaşlarının 1932 sonbaharında girişimleri Kadro harekatıyla Türk inkılabını tarihî maddeciliğe dayandırmaları ve Devletçiliği ana ilke saymalarına karşı, 13 Kasım 1932 bugünkü Cumhuriyet gazetesinde ferdiyetçiliği ve demokrasiyi savunan yazılar yazmıştır. Böylece başlayan polemik 4 Aralık 1932’ye kadar sürmüş Ağaoğlu “Kadro’yu otoriter bir hareket olarak nitelemiş ve jakoben yaklaşımlara tepkisini dile getirmiştir.
İstanbul Darülfünun’un 1933 Temmuzunda kapatılıp yerine Üniversite kurulması üzerine kadro dışı kalan Ağaoğlu gazete ve dergilerde yazmaya devam etmiş, dergisini kapatmak ve üniversiteden de ayrılmak zorunda kalmıştır.
Eserleri ve Türk Hukuk Kültürüne kattıkları ile önemli bir yer tutan Ağaoğlu 19 Mayıs 1939 tarihinde yaşama veda etmiştir.
Yarım asra yakın bir dönemde fikir dünyasında önemli işler başaran Ahmet Ağaoğu Ağaoğlu, Rusça, Fransızca, Farsça ve Türkçe bilmekteydi.
Ahmet Ağaoğlu’nun Eserleri
Ağaoğlu’nun yazıp yayınlattığı eserler içinden en önemlileri olarak şunlar zikredilmektedir
Etrüsklerin Roma Medeniyeti Üzerine Etkilerî (İslanbul, 1933)
Ben Neyim? (Ankara, 1939)
Gönülsüz Olmaz (Ankara, 1941)
Iran ve İnkılabı (Ankara, 1941)
İhtilal mi, İnkılap mı? (Ankara, 1942)
Serbest Fırka Hatıraları (Ankara, 1949)
Samet Ağaoğlu tarafından yazılan Babamdan Hatıralar isimli eser 1940 yılında yayınlanmıştır.
Ercüment Kuran tarafından 1996 yılında düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumunda sunulan “Milli Mücadele Yıllarında ve Türkiye Cumhuriyeti Döneminde Ahmet Ağaoğlu isimli eser bulunmaktadır. Aynı sempozyumda Samir Kazımoğlu tarafından Ahmet Ağaoğlu’nun Dünya Görüşü isimli bilimsel bildiri yayınlanmıştır.
Serbest Fırka Hatıraları
“Cumhuriyet döneminin ilk “güdümlü muhalefet” deneylerinden biri olan Serbest Cumhuriyet Fırkası üzerine yaz%