Ana Sayfa Blog Sayfa 36

9 Kasım – Hukuk Takvimi

0
9 Kasım - Hukuk Takvimi
9 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün
 1856

Fransız hukukçu felsefeci, ütopik sosyalist ve kuramcı Étienne Cabet yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Ocak 1788) Hukuk eğitimi alarak avukatlık yaptı. Bir süre öğretmenlik görevinde de bulundu fakat devletin o dönemlerdeki baskıcı ve denetimci yönetimine karşı çıkarak öğretmenlik görevinden ayrıldı. Bastia kentine başsavcı olarak atandı ama cumhuriyetçi görüş ve düşüncelerinden ötürü Mayıs 1831 yılında görevinden alındı. 1833 yılında Popularie Gazetesi’ni kurdu. 1834 yılında basın suçu işlemekten ötürü iki yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

Hukukçu ve filozof Étienne Cabet
1877 Hakim, gazeteci, siyasetçi ve İtalya Cumhuriyeti’nin 1. Cumhurbaşkanı Enrico Roberto De Nicola doğdu (Ölümü: 1 Ekim 1959)  University of Naples Federico  Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra ceza avukatı olarak görevine başladı ve bu alanda ün yapmış isimlerden biri oldu. 1920-1924 yılları arasında Meclis Başkanı olarak görev yaptı. Benito Mussolini başbakan olunca siyasetten çekildi. 1948 tarihinde  cumhurbaşkanı oldu.   1951-1952 yılları arasında Senato Başkanı olarak görev yaptı. 1955 yılında Anayasa Mahkemesine üye seçildi ve 1956 yılında mahkeme başkanı oldu.
1917

Sovyetler Kongresi’nde ‘Toprak Kararnamesi’ kabul edildi. Toprak üzerindeki mülkiyetler hiç bir tazminat ödenmeksizin kaldırıldı, malikaneler ile Çarlığın ve Kilise’nin malı olan topraklar Kurucu Meclis toplanıncaya kadar bölge komiteleri ve köylü  Sovyetlerin emrine verildi.

1918 Almanya’da Cumhuriyet ilan edildi.
1926

Hapishane Defterleri’nin ünlü yazarı, filozof Gramsci, Faşist Musolini hükumetinin bir saldırıyı gerekçe göstererek olağanüstü hal ilan etmesinin ardından milletvekili dokunulmazlığına rağmen 9 Kasım 1926 tarihinde tutuklandı. Yapılan yargılama sırasında davanın savcısı “Yirmi yıl bu beynin işlemesini durdurmalıyız” ifadesini kullandı. Önce 5 yıl ve sonra da yıl 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Antonio Gramsci
1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Sözleşme, 20 Temmuz 1936 tarihinde; Türkiye Cumhuriyeti ile Avustralya, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Fransa, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Yunanistan arasında, İsviçre kantonu olan Vaud’nun, Vevey bölgesindeki Montreux’da imzalanmıştı. Türk Boğazlarından yabancı gemilerin geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliğini düzenlemektedir.
1964

Hukukçu ve eski Japonya Başbakanı, Ikeda Hayato‘nın görev süresi sona erdi. (Doğumu: 1899, Ölümü:13 Ağustos 1965) Hayato, 1925’te Kyoto İmparatorluk Üniversitesi Hukuk Okulu’nu bitirdi ve Maliye Bakanlığında çalışmaya başladı. Maliye bakanı yardımcılığı yaptıktan sonra, 1949’da Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Aynı yıl, Shigeru Yoshida hükûmetinde maliye bakanlığına getirildi. 19 Temmuz 1960’ta başbakan oldu, 9 Kasım 1964’e kadar bu görevi yürüttü. İzlediği politikalarla Japonya’nın II. Dünya Savaşı sonrasındaki ekonomik kalkınmasına katkıda bulundu.

1980

Milli Birlik ve Hürriyet Bayramı olarak kutlanan 27 Mayıs gününün kutlamasına son verildi.  27 Mayıs, 3 Nisan 1963 tarihinden 1982 Anayasasının yürürlüğe girdiği 9 Kasım 1982 tarihinde kadar yirmi yıla yakın bir süre Türkiye’nin resmî bayramlarından biri olarak kutlanmıştı.

1982

12 Eylül Anayasası yürürlüğe girdi. Buna göre Milli Güvenlik Konseyi ve Devlet Başkanlığını yürüten Kenan Evren Cumhurbaşkanı ilan edildi.

1988

İHD’nin 25 Nisan 1987’de Adana’da düzenlediği ‘İnsan Hakları ve Demokrasi’ konulu panelinde konuşan İlhan Selçuk, Akın Birdal ve Muzaffer İlhan Erdost halkı yasalara karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik ettikleri iddiasıyla Malatya DGM’de açılan davada beraat ettiler.

1989

Demokratik Alman Cumhuriyeti Berlin Duvarını açtı. Herkese istedikleri sınır kapısından yurt dışına çıkış vizesi verileceği açıklandı.

1990 Hukukçu ve diplomat Mary Robinson, İrlanda’nın yedinci ve ilk kadın Cumhurbaşkanı oldu. Robinson; Dublin Trinity College, King’s Inns ve Harvard Hukuk Fakültesinde öğrenim görmüş ve 25 yaşında Tirinity College’in en genç hukuk profesörü olmuştu. 3 Aralık 1990 – 12 Eylül 1997 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Görevden ayrıldıktan sonra 1997-2002 arasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevine getirildi. 1999 yılı Erasmus Ödülü, 2004 yılı Uluslararası Af Örgütü Vicdan Temsilcisi Ödülü ve 2009 yılı ABD Başkanlık Özgürlük Madalyası kazandı.

Mary Robinson ve Başkan Obama bir arada
1991 Türkiye, Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıdı. Azerbaycan’ı tanıyan ilk ülke Türkiye oldu.
1992 Türkiye Gazetesi yazarı Yaşar Aktay, 9 Kasım 1992 tarihinde Hani’de öldürüldü.
1995

Özgür Ülke Gazetesinde yayınlanan bir yazısı ve bir kitabından dolayı 2 ayrı davadan toplam 30 yıl hapsi istenen Avukat Eren Keskin tahliye edildi.

1998

Yargıtay 9.Ceza Dairesince bozulan Kalemli Çete Davasının Ankara 2 No’lu DGM’de yeniden görülen duruşmasında, daha önce toplam 96 yıl hapis cezasına çarptırılan 9 öğrenci bu kez toplam 48 yıl 7 ay 10 gün hapis 7.8 milyar TL para cezasına çarptırıldı. Ankara Üniversiteleri Öğrenci Koordinasyonu üyesi Kalemli Çete Davasının sanıkları; Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nin Ankara DGM Savcılığı ile birlikte yürüttüğü bir operasyon çerçevesinde, 17 Nisan 1996 tarihinden itibaren gözaltına alınmış ve gözaltına alınanlardan yedisi tutuklanmıştı. Tutuklanan bu yedi öğrenci daha sonra medyada “Kalemli Çete” olarak anılmaya başlandı.

Kalemli Çete Davası’na ilişkin bir gazete haberi
2001

İtalyan hukukçu ve siyasetçi Giovanni Leone yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Kasım 1908) Napoli Üniversitesinde hukuk okudu. 1933’te Camerino Üniversitesi hukuk fakültesinde ücretsiz hukuk ve ceza muhakemesi eğitimi aldı.  1946 yılında Anayasa hazırlamakla görevli olan kurucu meclise seçildi. 1948 yılında Hristiyan-Demokrat Parti’den Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1955-1963 arası Meclis Başkanlığı yaptı. 1971 yılında parlamento tarafından kullanılan 996 oyun 518’ini sağ kanadın desteğiyle alarak  İtalya’nın 6. Cumhurbaşkanı oldu.

2002

Yargıtay 9.Ceza Dairesi, 1978’de Bahçelievler’de 7 TİP’li gencin öldürülmesi davasında her genç için ayrı olmak üzere 36’şar yıl ağır hapis cezasına çarptırılan ülkücü Mahmut Korkmaz hakkındaki yerel mahkeme kararını onadı.

2002

Hakimlerin Mesleki Davranışlarını Düzenleyen İlke ve Kurallar; Avrupa Hakimleri Danışma Konseyinin (CCJE) başta etik, uygunsuz davranışlar ve tarafsızlık olmak üzere, hakimlerin mesleki davranışlarını düzenleyen ilke ve kurallar hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin dikkatine sunduğu 3 sayılı Görüş olarak 9 Kasım 2002  tarihinde kabul edildi.

2004

Eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın TBMM’de dokuza karşı 408 oyla Yüce Divan’a sevkedildi.

2006

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda, 5555 Sayılı Vakıflar Kanunu 31’e karşı 241 oyla kabul edildi. Cemaat Vakıflarına mal iadesi için 1936 beyannamesinde kayıtlı olma, 18 ay içinde başvuru yapma ve Vakıflar Meclisi’nden onay alma şartı getirildi.

2006 Tarihi Kentsel Peyzaja İlişkin Tavsiye Kararı, 9 Kasım 2011 tarihinde  UNESCO Genel Konferansı’nda kabul edildi. Tarihi kentsel peyzaja ilişkin tavsiyeler, fiziki çevrenin korunması korumanın yanında somut ve somut olmayan tüm kültürel miras ile birlikte insan çevreni korumayı hedeflemektedir.
2011 Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi, 9 Kasım 2015’te kabul edilerek 8 Mart 2016 tarihinde yayımlanmıştır. Kavramın farklı algılara yol açtığı gerekçesiyle 2019 yılında YÖK’ün resmi web sayfasından kaldırılmıştır. 
2024
  • Müfettiş hal kağıtlarının, performans değerlendirme notlarının ve sicil fişlerinin kendisine verilmemesi üzerine Yargıç Mustafa Polat tarafından Hâkimler ve Savcılar Kurulu aleyhine açılan dava kabul edildi. Kararda, bilgi edinme hakkına vurgu yapıldı.
  • 10Haber muhabiri Gazeteci Furkan Karabay, haberleri ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek tutuklandı. Karabay’a, ‘terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme’, ‘kamu görevlisine hakaret’, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alanen yayma’ suçlamaları yöneltildi.
2024
  • ABD’nin Wisconsin eyaletinde, 1974 yılında işlenen bir kadın cinayetinin şüphelisi, olaydan 50 yıl sonra tespit edildi. Winsconsin’in Spring Brook bölgesindeki bir kavşakta 15 Şubat 1974 tarihinde ölü bulunan 25 yaşındaki Mary K. Schlais’in ölümünden şüpheli bulunan 84 yaşındaki şahıs Genetik soy biliminden de faydalanılarak tespit edildi.
  • Maraş’ta 19 yıldır kayıp olan Fatma Alıç ile kardeşi Gülcan Alıç’ın öldürüldüğü ortaya çıktı. Cinayet Büro Amirliği’nde kurulan özel ekip kardeşlerin, Mevlüt D. ve Behçet Y. tarafından öldürüldüğü belirledi. Şahıslar gözaltına alındı.
9 Kasım – Hukuk Takvimi

Balıkların, Kuşların, Ağaçların Avukatına ve Söyleşi Kitabı’na Dair

0

Balıkların, Kuşların ve Ağaçların Avukatına ve Söyleşi Kitabı’na Dair isimli yazı Yazar Muammer Sakaryalı tarafından Benim Umudum Var ismi ile yayınlanan Senih Özay röportajına ilişkin olarak kaleme alınmıştır.

Balıkların, kuşların, ağaçların avukatına ve Söyleşi Kitabı’na dair

Senih Özay, “insanlar içinde bir insan” olarak; Cömerttir, içtenliklidir, açık sözlüdür, geldiği yerde ilgi çekmesini bilendir, coşkuludur, zekidir…
Dikkat isterim: Avukatlar içinde herhangi bir avukat değildir. Son röportaj kitabını bana, “Muammer, ben iyi bir avukatım. Kabul et,” diye imzalamıştır ama, O çok iyi bir avukattır!
Muammer Sakaryalı
Bir tarzı vardır: Düşünüş şeklinden, dolma kalemle not almasından, notlarını biriktirmesinden, bir olaya yoğunlaştığında düşüncelere takla attırmasından, kendine has üslûpla fikirlerini dile getirmesine, farklı dilekçe yazmasına dek…  Hatta kendisi bir tarzdır, dersem de abartmış olmam. Avukatlık söz konusu olunca, bir Senih Özay tarzından söz edilmelidir. Bu tarzda ise; baktığı dosyaya derinlemesine nüfuz ediş, müvekkiliyle/müvekkilleriyle özdeşim, inanarak savunmak/konuşmak ve hukuk denen mefkûreye büyük inanış! Onu savunma yazarken ya da yaparken ya da davalarını anlatırken izlediğimde, aklıma hep Nietzsche gelir.
Mealen söyleyeyim,  Nietzsche; Bugüne dek insanlığın iki temel meselesi olduğunu, bunlardan birinin Adalet, diğerinin Anlam arayışı. Adaletsizliğe karşı hukuku üretebilmiştir insan soyu, anlamsızlığa karşı da sanat ve edebiyatı, der.

Benim Umudum Var

Güçlünün, kuvvetlinin, ezenin, iktidarın ortaya çıktığı günden beri (diyelim ki 15 bin yıldır) hep adaletsizlik olmuş ve buna karşı üretilen çare, HUKUK. İşte Avukat Senih Özay, bir tarih biliciyle taa diplerden gelen bir çarenin öznesi olarak, insanlığın bir probleminin bilincinde olarak hukukun önemini ya da değerini kendi bedeninin derinlerinde hissederek avukatlık/hukukçuluk yapar. Böyle bir bilinçteki ve çaptaki hukukçuları anlatır ve örnek alır. Hukukçuların saygınlığının buradan geldiğinin farkındadır.
Tabii derinden hissetmek, bu hissedişin çığlığını atabilmek, Homo-sapiens’in topluluk oluşturduğu günden bu yana, ezilenlerin-tarihi asıl yapanların- acılarını duyumsamakla ve bugün de ezilen her canlının acısını hissetmekle mümkündür. Bu duyumsama vicdan ve elbette bir bilinci gerektirir. İyi ki Senih Özay, gençliğinde Marksist literatürle ve kendine marksistim diyenlerle tanışmıştır.
Onun hukukun başka alanları (ceza, icra, ticaret, medeni vb)ndaki avukatlığını değil, (ben oralara girmeyeceğim) İdareye karşı açtığı davalardaki adalet arayışını şehvetle yaptığını biliyorum. Adalet arayışını şehvetle ve coşkuyla yapması ve yeni içtihatlar oluşmasını sağlamaya çalışması ve hukukun sınırlarını genişletmeye çabalaması, Onu Avukat Senih Özay yapan özelliğidir. Zaten hukuk dediğin de İdarenin alanını daraltmakla, idareye karşı “zafer kazanmakla” çoğalmaz mı?
Bence Senih Özay’ın bir başka özelliği ve güzelliği de, kendisiyle savaş halinde olmasıdır, kendisiyle savaşmasıdır. Böyle bir savaş, insanı kendiyle yüzleştirebilir, kendi yasını tutmasını sağlayabilir. O da böyledir. Kendini saklamaz. Kendini saklamaya gerek görmeyecek kadar kamildir artık.
Konuşurken yazarken laf atmayı çok iyi yapar. Laf atarken bazen acıtır, incitir belki. Fakat niyeti kesinlikle halisanedir ve insanlığın, doğanın davası içindir.
“Bir Umudum Var” kitabının ben de anıştırdıkları bunlardır. Kitabın okuyucu açısından, lezzetli bir taze fasulyenin kılçıklarının iyice ayıklanmadan pişirilmesi gibi olduğunu söylemeliyim. Soru soranlar, Senih Özay’dan daha çok konuşmuş.
Böyle bir kitabı okuduğum için mutluyum. Hazırlayanların eline sağlık.
Bu gökyüzü altında iyi ki şu insanlarla tanışmışım, dost olmuşum, ne güzel bir şey bu, deriz ya hani. İşte Avukat Senih Özay da benim için öyledir.
Muammer Sakaryalı – 23.12.2019 – İzmir

 Muammer Sakaryalı Kimdir?

Kışladağ’lı. 1957 İnay köyü (Uşak) doğdu. Çocukluğu ve erken gençliği İnay köyü ve Kışladağ bölgesinde geçti. Kışladağ ve İnay, O’nu hep gölge gibi takip etti. Çocukluğunun geçtiği kültürel ortamı incelediği “İnais’ten İnay’a” adlı monografya çalışması, Arkeoloji ve Sanat Yayınlarından çıktı. Matematik öğretmeni olan Sakaryalı, İlköğretim Matematik ders kitapları yazımına katıldı. İnay köyü ile bağını hiç koparmayan Muammer Sakaryalı, muhalif duruşunun ağır bedellerini ödedi.

Muammer Sakaryalı, köylüleriyle birlikte oluşturdukları İnay Vicdan Hareketiyle, Kışladağ altın madeninin mahvettiği suyun, toprağın, havanın ve canlı yaşamının vicdanı olmaya çalışmaktadır. Masallar Ülkesi adlı bir okulöncesi eğitim kurumunu eşiyle birlikte sürdürüyor.

“Ekolojiye saldırılar sürdükçe, saldırıya karşı direnişler de sürecek ve biz yazmaya, söylemeye ve yayınlamaya devam edeceğiz. “İnsanın canı, acıdığı yerdedir” derler. Türkiye’nin de canı acıyor. Ülkenin dört bir yanından feryatlar yükseliyor. Tıpkı bir canlı gibi ülkemizin canı, can damarlarından acıyor: Dağlarından, derelerinden, ormanlarından, ovalarından, tarihi ve kültürel varlıklarından, zeytinliklerinden ve tarım alanlarından acı feryatlar yükseliyor. Şu anda verilmiş kırk binin üzerinde maden ruhsatı var. Dağlar çığlık çığlığa. Yaşam alanlarımızı tüketiyorlar. Daha çok haysiyetli bilim insanına, daha çok hukuka-hukukçuya ve daha çok kitlesel direnişe ihtiyaç var. Uşak Eşme’de yıllardır Kışladağ altın madenine karşı güçlü bir direniş var. Bu mücadelenin içinden Muammer Sakaryalı haykırıyor. Görmeyen gözler görsün, duymayan kulaklar duysun, bu siyanürle altın işleme madenci çılgınlığı bitsin istiyor. Elimizde duyarlılığımız ve dayanışma ruhumuz var.Duyarlılığımızı kaybedersek, bilinsin ki her şeyimizi kaybederiz.”
“Çocukluğumun geçtiği kültürel ortamı hep araştırmak, öğrenmek istedim. Onun için bu çalışmayı büyük bir heyecanla sürdürdüm. Pek çok soruya yanıt aradım. İnay ne demektir? Neden İnay? Nereden geldi İnaylılar? İnay arazisinde tarih öncesinden bu güne kimler yaşadı?” diye düşünen İnaylı öğretmen Muammer Sakaryalı Uşak İli, Ulubey İlçesi’ne bağlı köyü üzerine, büyük duyarlılıkla monografik bir deneme hazırladı. Arkeoloji ve Sanat Yayınları’nın desteklediği ve kitap haline getirdiği bu çalışma yalnızca İnay ve çevresindekilerin değil, herkesin ilgi duyacağı bir araştırmadır.”

8 Kasım – Hukuk Takvimi

0

8 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün 

MS: 30

Roma’da kendisinden sonra göreve gelecek kişiyi aile bağlarına bağlı kalmaksızın belirleyen ilk imparator olan Marcus Cocceius Nerva dünyaya geldi. (Doğumu: 8 Kasım 30/35 / – Ölümü: 27 Ocak 98) İki yıl Roma İmparatoru olarak görev yaptı ve en kısa görevde kalanlardan oldu. Vatana ihanet suçlarını serbest bıraktı ve af kanunları çıkardı.

1527

Danimarka Kralı, II. Christian’ın emriyle İsveçli soylulara karşı Stockholm Katliamı gerçekleşti. 80’den fazla soylu idam edildi. 

1848

Modern matematiksel mantığın ve analitik felsefenin kurucusu, matematikçi, mantıkçı ve filozof, Aristo’dan sonraki zamanların en büyük mantıkçı Friedrich Ludwig Gottlob Frege dünyaya geldi. (8 Kasım 1848 – 26 Temmuz 1925) Wismar‘da doğdu. 1869’da Jena Üniversitesi‘nde öğrenime başladı ve iki yıl sonra, 1873’te Felsefe Doktoru unvanını aldı. Matematik alanında 1879’da doçent ve 1896’da profesör oldu. 1925’te Bad Kleinen‘de yaşamını yitirdi. Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Friedrich-Ludwig-Gottlob-Frege-e1731341555794.jpg

1855 Hukukçu ve Yunanistan eski başbakanı Nikolaos Triantafyllakos dünyaya geldi. Atina Üniversitesi’nde hukuk okudu ve eğitimine Berlin ve Paris’te devam etti . Yunanistan’a döndüğünde siyasetle uğraştı. Milletvekilliği ve Adalet Bakanlığı yaptı. 1922’deki savaş yıllarında kısa bir süre başbakan oldu. 
1887

Gramofonun patenti, Alman kâşif Emile Berliner tarafından alındı.

1892

Hukukçu Grover Cleveland, ABD Başkanı seçildi.

1908 Amerikalı ilk kadın savaş muhabiri Martha Ellis Gellhorn doğdu. (Ölümü: 15 Şubat 1998)
   
1928

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Millet Mektepleri‘nin Genel Başkanlığını ve Başöğretmenliğini kabul etti.

1937 Orman İşletme Talimatnamesi, Ziraat ve Maliye Bakanlıkları tarafından müştereken hazırlanarak 7762 Kararname numarasıyla 8 Kasım 1937’de kabul edildi 1 Aralık 1937’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Talimatnamenin dayanağı, Orman Kanunu, Orman Koruma Teşkilât Kanunu ve Orman Umum Müdürlüğü Teşkilât Kanunu’dur.
1939 George Elser, 8 Kasım 1939’da Hitler’e ilk suikastı düzenledi. Hitler‘in Bürgerbraukeller Biraevi’nde konuşma yapacağını haber alınca, oraya bomba yerleştirdi, ancak Hitler olay mahallinden 13 dakika önce ayrıldığı için saldırı başarılı olmadı.
1941 İtalyan hukukçu siyaset bilimci, gazeteci ve bürokrat. Gaetano Mosca yaşamını yitirdi. (Doğumu : 1 Nisan 1858) Palermo Üniversitesi‘nde hukuk öğrenimi gördü. Roma ve Torino Üniversitelerinde anayasa hukuku öğretim üyeliği yaptı. 1908-1919 arasında milletvekilliği yaptı. 1919’da kral tarafından ömür boyu senatörlüğe yükseltildi. 1926’ya kadar bu görevi aktif olarak sürdürdü. Faşizmin yükselişi sırasında emekli oldu ve 1936’ya kadar Roma Üniversitesi’nde siyasal kuramlar tarihi üzerine dersler verdi. Yönetici Sınıflar (Political Class) teziyle elitizm teorisinin gelişmesine yardımcı oldu. Vilfredo Pareto ve Robert Michels ile birlikte elitizmin İtalya’da savunucularından biridir.
   
1951 Hukuk felsefesi ve bilgiye açık erişim konularında uzmanlaşmış felsefeci Peter Dain Suber doğdu. 1973 yılında Earlham Üniversitesi‘nden mezun oldu. Felsefe alanında doktorasını 1978’de, hukuk alanındaki doktorasını ise 1982 yılında Northwestern Üniversitesi‘nde tamamladı. Ayrıca, komedyen olarak 1976’dan 1981’e kadar çalıştı. 1982 yılında Northwestern Üniversitesi’nden hukuk doktorasını aldı. Felsefe alanında kıdemli araştırma profesörü olarak Earlham College’da çalıştı. 1982’den 2003’e kadar felsefe, hukuk, mantık ve Kant’ın saf aklın eleştirisi derslerini verdi. Peter, Berkman Center for Internet & Society akademi üyesi ve Harvard Office for Scholarly Communication and the Harvard Open Access Project (HOAP) direktörü olarak çalıştı.  mıştır.1976’da The Tonight Show Starring Johnny Carson adlı programada çıkmıştır.Suber Erlham College’de  profesör olarak 1982’den 2003’e kadar felsefe,hukuk,mantık,Kant’ın saf aklın eleştirisi derslerini verdi. Suber, bilime açık erişim hakkında birçok makale yazdı.
   
1971 27 sanıklı TKP davasında Harun Karadeniz’in de aralarında olduğu 5 sanık tahliye edildi.
1976 AET Parlamento Komisyonu’nda Türkiye aleyhine karar çıktı. Türk işçilerinin AET ülkelerinde serbest dolaşım hakkından yararlanamayacağı açıklandı. 
1982 Cumhuriyet gazetesi yazarı Oktay Akbal ile Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Okay Gönensin hakkında Sıkıyönetim Askeri Savcılığınca bir yazıda ‘Anayasa Referandumu için halka telkinde bulunulduğu’ gerekçesiyle dava açıldı.
1984 Barış Derneği davasında Mahkeme Askeri Yargıtay’ın ‘bozma’ kararına uymayarak tutuklu sanıklardan 6’sının tahliyesine karar verdi.
1984 Derse baş örtülü giren Doç. Dr. Nebahat Koru’nun üniversitedeki görevine 8 Kasım 1984’te son verildi.
1989 Doğu Alman hükümetinin iki Almanya arasında seyahati serbest bırakması üzerine, binlerce kişi Berlin Duvarı’nı aşarak Batıya geçmeye başladı. 
1988 Ankara’da Dev-Yol duruşmasında slogan atıp pankart açtıkları için gözaltına alınan 4 Yunan vatandaşı DGM’ce tutuklanarak cezaevine gönderildi.
1988 Olağanüstü Hal’in 19 Kasım’dan itibaren İstanbul’da kaldırılıp 8 ilde 4 ay daha uzatılması Meclis’te kabul edildi.
1990 Diyarbakır eski Belediye Başkanı Mehdi Zana ‘Duruşmada Kürtçe savunma yaptığı’ gerekçesiyle açılan davadan beraat etti.
1995 Avukat Eşber Yağmurdereli, 1991’deki şartlı salıverme sonrası aldığı 1 yıl 8 aylık hapis cezasını çekmek üzere yakalandı ve tevkif edildi. 
1996 Şubat ayında Üniversite harçlarına yapılan zammı protesto etmek için TBMM Genel Kurulu’na dinleyici olarak girerek ‘Paralı Eğitime Hayır‘ pankartı açıp slogan atan 11 öğrenciden 8’i 1 yıl 3’er ay hapis, 3 milyon 750’şer bin TL para cezasına çarptırıldı, hapis cezaları ertelendi. 
2000 Türkiye’nin AB yolunu belirleyen Katılım Ortaklığı Belgesi açıklandı. Türkiye, Kıbrıs konusunda son anda konulan değişikliğe çekince koydu.
2004

Güney Pasifik’teki 47 nüfuslu Pitcaim Adası’nın 214 yıllık tarihinde ilk kez bir kadın başkan seçildi.

2004 Küba devlet başkanı Fidel Castro, ABD doları ile yapılacak alış veriş işlemlerinin yasakladı. Yıllarca yasak olan dolar kullanımı,1993’te yeniden serbest bırakılmıştı.
2005 Fransa’da isyan, Paris’in banliyölerinden ülkeye yayıldı. 1955’deki Cezayir savaşı yıllarından sonra ilk kez olağanüstü hal ilan edildi. Hükümet, 12 gün olan olağanüstü hal ilan yetkisini uzatabilmek için yasa tasarısı hazırladı. Orleans ve Amiens kentlerinde 18 yaş altı gece sokağa çıkma yasağı kondu.
2006 ABD’de yapılan seçimler sonucu Demokrat Keith Ellison, Kongre’nin ilk Müslüman üyesi seçildi. 
2016 Kazandığı yüksek tazminatlı kamu davalarıyla bilinen ünlü Çek avukat Altner 8 Kasım 2016’da 69 yaşında öldü. 
2016 6755 sayılı “Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun” kabul edildi. Kanun, 24 Kasım 2016’da resmi gazetede yayınlandı. 
2024 Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi, 142. Oturumunu bir basın toplantısı ile değerlendirdi: “Yeni hakim ve savcı atamaları Birleşmiş Milletler belgelerinde belirtilen uluslararası standartlara uygun olmalı; ihraç kararlarına karşı etkili hukuk yolları olmalı; terörle itham edilen kişilere uygun yasal ve usuli güvenceler sağlanmalı; terörizmin yasal tanımı netleştirilmeli ve daraltılmalı; çrgütlenme özgürlüğü konusunda mevzuatın ve uygulamalar, uluslararası standartlarla uyumlu hale getirilmeli; yargı bağımsızlığı sağlanmalı, atamalarda liyakat kriteri gözetilmeli; Avrupa Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı nitelikteki kararları uygulanmalı”
2024

Kastamonu İl Emniyet Müdürlüğü, bir cinayetin zanlılarını 19 yıl sonra yakaladı. ‘Kasten öldürme’ suçundan haklarında dava açılan sanıklar Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşmaya çıktı. Sanıklar, tahliye edildi. 

2024

Balıkesir, Bandırma’da 3 kadın ve 1 erkek, G.E. isimli kadını kaçırdıkları, “İşkence”, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “gasp” suçlarını işledikleri gerekçesiyle tutuklandı.

   

Tunceli Vilâyetinin İdaresi Hakkında Kanun

0

Tunceli Vilâyetinin İdaresi Hakkında Kanun,25 Aralık 1935 tarihinde mecliste kabul edilmiş ve 2 Ocak 1936’da Resmî Gazete’de yayınlanmıştır. Geçici süre ile yürürlükte kalması öngörülen kanunun 37. maddesi gereğince 1 Ocak 1940 tarihinde uygulamadan kaldırılması öngörülmüşse de 1947’ye kadar özel yönetim bölgesi olarak kalmıştır.

1926 yılında dağıtılan Dersim vilayetinin bir bölümü Elazığ’a, bir bölümü de Erzincan’a bağlanmış, 7 Kasım 1935’te Meclis’e sunulan tasarıda Munzur Vilayeti olması öngörülen vilayeti yeni ismi, tasarının 2884 sayılı Tunceli Vilâyetinin İdaresi Hakkında Kanun adıyla yasalaşması ile sırasında Tunceli olarak değiştirilmiştir. 2885 sayılı Yasa ile; Artvin, Hakkari, Bitlis ve Bingöl illeri de kurulmuş ve il sayısı 62’ye çıkarılmıştır.

Kanun, cezai soruşturma ve kovuşturmalarda olağanüstü hukuk yolları getirmiş; ilk tahkikata ve ilk tahkikat sırasında verilen tutuklama kararına itiraz edilememesi, ilk tahkikat sonunda iddianamelerin iki gün içinde yazılması mecburiyeti, iddianamelerin tebliğ edilmemesi kuralı ve ağrı ceza işlerinde tutukluluğun esas alınması gibi kurallar konulmuş, olağan ceza hukuku kuralları askıya alınmıştır.

Kanunun Gerekçesi 

Yasa tasarısının genel gerekçesinde, kuruluş amacına ilişkin herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. TBMM’deki müzakereler sırasında içişleri Bakanı Şükrü Kaya, gerekçeyi şu şekilde açıklamıştır: “Tunçeli adı ile şimdi teşkil edilecek vilayetin ve o bölgenin eski ismi Dersim’dir. Dersim, eski zamanda da muayyen bir mıntıkaya verilmiş bir isim değildir. Fakat bu günkü idare bakımına göre Dersim’in mesahai sathiyesi, uzunluk itibarı ile 90, genişlik itibarı ile 60 olarak heyeti umumiyesi 450 – 500 kilometredir. Yüksek dağları, derin dereleri ve geniş vadileri vardır. Bu bölgenin kısmı azamı taşlık ve kayalıktır, sakinleri 65-70 bin nüfustan ibarettir. Aslen Türk unsuruna mensup bir kitledir. Bu bölgenin ilk Türk tarihinde resmi olarak teması Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selimin muharebeleri zamanına tesadüf ediyor. Ondan sonra memleketin bir çok kısımlarındaki usulü idare gibi o da yerli ağalara ve beylere verilerek idare olunuyordu. Tanzimatta vilayet teşkilatı yapıldığı zaman burada da vilayet teşkil ediliyor. Fakat her nasılsa, ihmal, Dersim’i olduğu gibi bırakıyor. Bu gün oranın içtimai teşkilatı kurumu vüstai bir teşkilattır. Yani bir takım parçalara ayrılmıştır. Bunlar, hususatı medeniye, hukukiye ve hatta cezaiyelerini kendi aralarında görürler. Bu gün burası 91 aşirete münkasemdir. 1876 dan bu güne kadar muhtelif zamanlarda Dersim üzerine 11 harekatı askeriye yapılmıştır. Halkı cahil, bir az da toprağın fakirliği dolayısıyla halkı fakir olur ve eli de silahlı bulunursa tabii böyle bir yerde vukuat eksik olmaz. Böyle yerler her medeni memlekette bulunabilir. Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da da böyle yerler vardır. Aşağı yukarı her memleketin elinde böyle geri kalmış yerleri vardır. Burada zuhur eden vukuatlar müteaddit harekatı askeriyeyi icap ettirmiş, yukarıda da arz ettiğim gibi 1876 senesinden beri bu güne kadar muhtelif tarihlerde muhtelif kuvvetlerle on bir harekatı askeriye yapılmıştır. Fakat bu harekatı askeriye muayyen bir gayeyi istihdaf ettiği için asker geri alınmış, asıl harekatı askeriyeyi icap ettiren hastalık, ne tahlil ve ne de tedavi edilmiştir. Yalnız hafifletilmiştir. Cumhuriyet devrinin, şiarı, memleketin esaslı ihtiyaçlarını esasından tedavi etmek ve asıl hastalığı tedavi eylemek olduğu için burada da medeni usullerle bir tedbir düşündü ve bu programı ile memleketin her yerinde olduğu gibi buraların da Cumhuriyetin feyizlerinden istifade etmesini temin edecektir. Şimdi müzakere edilecek kanun bu kanundur. Orada anormal bir şey yoktur. Efkan umumiyeye arz etmek isterim ki, memleketimizde anormal bir vaziyet yoktur.” 

Tunceli ve İlçelerini Gösteren Harita

Tunceli Vilâyetinin İdaresi Hakkında Kanun

ÎDARI KISIM
BİRİNCİ MADDE

Tunceli vilâyetine ordu ile irtibatı baki kalmak ve rütbesinin salâhiyetini haiz bulunmak üzere korkomutan rütbesinde bir zat vali ve kumandan seçilir.

Vali ve kumandan usulü veçhile Millî Müdafaa vekâletinin muvafakati alınmak şartile Dahiliye1 vekilinin inhası ve Tcra Vekilleri Heyetinin kararile tayin olunur.

Bu vali ve kumandan teşkil edilen Dördüncü umumi müfettişliğin de umumî müfettişidir.

İKİNCİ MADDE

Vali ve kumandan vilâyet umur ve muamelâtında ve vilâyet memurları hakkında, vekillerin kanunen haiz oldukları bütün salâhiyetleri haizdir.

Vali ve kumandan lüzum gördüğü takdirde vilâyeti teşkil eden kaza ve nahiyelerin hudud ve merkezlerini değiştirir ve keyfiyeti Dahiliye vekâletine bildirir.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Bu vilâyetin kaza kaymakamları ve nahiye müdürleri usulü dairesinde Millî Müdafaa vekâletinin muvafakati alındıktan sonra vali ve kumandanın inhası ve Dahiliye vekilinin tasvibi üzerine kararname ile ve orduya irtibatları baki kalmak şartile muvazzaf subaylardan dahi tayin olunabilir.

Bunların ve vilâyet kadrosunda iş gören subayların hak ve kıdemleri mahfuzdur. Buradaki hizmetleri askerî hizmetten sayılır ve maaşları rütbelerine göre Millî Müdafaa vekilliği bütçesinden verilir.

Dördüncü MADDE

Tayini valive kumandana aid memurların ve müstahdemlerin harcırahları geldikleri yerden memur oldukları mahalle kadar verilir

BEŞİNCİ MADDE

Vali ve kumandan vilâyette kullanılan asker memurlar hakkında inzibatî bakımdan askerî kanunların  kendisine verdiği disiplin salâhiyetini kullanır.

Diğer memurlar hakkında da ihtar vetevbih cezalarından başka kanunların inzıbat komisyonlarına verdiği maaş katı. kıdem tenzili salâhiyetlerini de resen kullanır ve bu cezalar sicile geçer. Sınıf tenzili ve memuriyetten ihraç cezaları inzibat komisyonu kararile tatbik edilir.

Hâkimler kanunu hükümleri mahfuzdur. Ancak vali ve kumandan adliye memur ve kâtibleri hakkında hâkimler kanunu hükümlerine göre bunların âmirler tarafından verilebilecek cezaları dahi tatbika salahiyetlidir.

ALTINCI MADDE

Bu vilâyette umumî meclis vazifesini valinin veya tevkil edeceği zatın riyaseti altında vilâyet idare heyeti azalarile kaza kaymakamlarından mürekkeb bir heyet görür. Daimi encümen işini valinin veya tevki edeceği zatın riyaseti altında defterdar, maarif müdürü, Nafıa başmühendis veya bunların vazifelerini görenlerden mürekkeb bir heyet görür. İdarei hususiye vilâyet kanununun diğer hükümleri meridir.

YEDİNCİ MADDE

Vali ve kumandan lüzum gördüğü belediyelerde reislik vazifesini kaymakamlara ve nahiye müdürlerine verebilir.

ADLİ KISIM
Birinci fasıl
Hazırlık tahkikatı
SEKİZİNCİ MADDE

Hazırlık tahkikatında Cumhuriyet müddeiumumileri şahidleri celpname ile davet ederler. Davete itaat etmiyenlerin kanunî akıbetleri dahi celpnamede gösterilir. Acele olan mevkııflu işlerde Cumhuriyet müddeiumumisi celpname tebliğ ettirmeksizin mahkemenin kurulduğu merkez haricinde bulunan şahidler için ihzar müzekkeresi verebilirler. Şu kadar ki bu müzekkere ile ihzar edilenlere Cumhuriyet müddeiumumiliğince celpname ile gelen şahidler hakkındaki muamele tatbik olunur.

DOKUZUNCU MADDE

Cumhuriyet müddeiumumileri hazırlık tahkikatında hâkimlerin haiz oldukları salâhiyetleri kullanırlar.

ONUNCU MADDE

Hazırlık tahkikatında Cumhuriyet müddeiumumileri, maznunları ve şahidleri ayrı, ayrı veya toplu olarak birbirlerile yüzleştirebilirler.

İkinci fasıl
Amme hukuku davası
ON BİRİNCİ MADDE

Cumhuriyet müddeiumumileri ilk tahkikata tâbi tutmaya lüzum görmedikleri işleri iddianame ile doğrudan doğruya mahkemeye verebilirler. İlk tahkikat icabı kanunen mecburî olan suçlarda dahi müddeiumumiler bu salâhiyeti istimal edebilirler.

ON İKİNCİ MADDE
Dava açılması izne bağlı olan işlerde izin verme salâhiyeti vali ve kumandanındır.
Üçüncü fasıl
İlk tahkikat
ON ÜÇÜNCÜ MADDE

Hâkimiu reddine dair olan dileğin kabul edilmemesine aid olan kararlar katidir.

ON DÖRDÜNCÜ MADDE

Hazırlık tahkikatında Cumhuriyet muddeiumumileri tarafından kâtib huzurile yapılan tahkik işleri ilk tahkikatta tekrarlanmaz.

ON BEŞİNCİ MADDE

İlk tahkikatın açılması kararı aleyhine itiraz edilemez.

ON ALTINCI MADDE

10 nen maddedeki salâhiyeti sorgu hâkimi de haizdir.

ON YEDİNCİ MADDE

Cumhuriyet müddeiumumileri ilk tahkikat sonunda iddianamelerini iki gün içinde yazmağa mecburdurlar.

ON SEKİZİNCİ MADDE

İddianame maznuna tebliğ edilmez.

ON DOKUZUNCU MADDE

Ağır cezayı müstehzim suçların tahkikatı mevkufen yapılır ve bu mevkufların duruşmadan evvel tahliyelerine dair olan kararlar ancak valinin muvafakati ile icra olunur. Bu tahliye kararlarının tasdikına karşı itiraz edilemez.

YİRMİNCİ MADDE

Eski hale getirme talebinin reddine dair olan kararlar katidir.

YİRMİ BİRİNCİ MADDE

İlk tahkikat sırasında verilen tevkif kararlarına maznun tarafından itiraz edilemez.

Dördüncü fasıl
Duruşma
YİRMİ İKİNCİ MADDE

Suçların tcsbitine dair olan zabıt varakaları:

1 – Hangi senenin hangi ay ve gününde nerede tanzim olunduğunu ve yazanların resmî sıfat ve hüviyetlerini,
2 – Vaka ve delilleri ve suçu vücude getiren eşya ve âlet ve sairenin mahiyet ve miktar ve vasıflarını ve nerede ve ne suretle görülüb zabtedilmiş olduklarını,
3 – Maznunun isim ve hüviyet ve sıfat ve mahalli ikameti ile ifadesini muhtevi olmak lâzımdır.

Zabıt varakası tanzim eden memur ile maznun ve hariçten hazır bulunan en az iki kimse tarafından imza edilir. Bu şartları tamamen haiz olan zabıt varakaları sahteliği sabit oluncaya kadar muteberdir.

Maznun zabıt varakasını imzadan çekinirse sebebini el yazısı ile varakanın altına yazıb imza eder. Yazı bilmezse çekinme sebebi hazır olanlar tarafından yazılarak imza edilir. Sebebsiz istinkâf halinde de keyfiyet bu veçhile tesbit olunur. Sebeb bildirilirse mahkeme o sebeblerin mahiyetinc göre tetkikat yapabilir. Bu zabıt varakasının sahteliğini iddia eden maznun mahkemeye sahtelik hakkında kanaat verecek deliller göstermeğe mecburdur. Maznunun iddiasını haklı gösterecek sebebi er karsısında zabıt varakasını imza etmiş olan şahidler dinlenir ve iktiza eden diğer deliller de toplanır, işi sürüncemede bırakmak kasdi ile sahtelik iddiasında bulunanlara yol gösterenlerden 100 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası alınır. Bu kimseler avukat veya dava vekili iseler haklarında mercilerince ayrıca inzibatî ceza da tatbik olunur.

YİRMİ ÜÇÜNCÜ MADDE

13, 19 ve 21 nci maddeler hükümleri duruşma da da tatbik olunur.

YİRMİ DÖRDÜNCÜ MADDE

Gecikmesinde zaruret bulunan haller dışında mahkeme icab eden tebliğleri yaptırarak iddianamenin verilmesinden itibaren nihayet beş gün içinde duruşma yapar.

Maznun subut delili erile birlikte mahkemeye verilirse hemen duruşma yapılarak hüküm verilir. Mâni sebebler olmadıkça duruşma bir celsede bitirilir. Cümhuriyet müddeiumumisi de iddiasını ayni celsede beyan etmeye mecburdur.

YİRMİ BEŞİNCİ MADDE

Talik veya tehir müddetleri zaruret olmadıkça beş günü geçemez.

YİRMİ ALTINCI MADDE

Cumhuriyet müddeiumumisinin muvafakatile şahidlerin Cumhuriyet müddeiumumileri veya sorgu hâkimi tarafından zabtedilmiş olan ifadelerinin okunmasile iktifa olunabilir.

YÎRMİ YEDİNCİ MADDE

Delillerin toplanmasından sonra Cumhuriyet müddeiumumisi iddiasını hemen bildirir. Duruşmanın müteaddid celseler sürmüş olması ve evrakın tetkika muhtaç bulunması gibi sebeblerile iddiasını serdetmek için Cumhuriyet müddeiumumisine nihayet beş gün müsaade edilebilir.

YİRMİ SEKİZİNCİ MADDE

Maznun ve müdafiine müdafaalarını hazırlamaları için nihayet iki gün müsaade olunabilir. Hüküm, duruşmanın hitamından itibaren nihayet üç gün içinde bildirilir.

YİRMİ DOKUZUNCU MADDE

İlbaylık içindeki ceza mahkemelerinde verilen hükümler temyize tâbi olmayıb katidir.

OTUZUNCU MADDE

Menkul ayın davaları ve icar müddeti biten mecurun tahliyesi davaları ve üç yüz lirayı geçmeyen alacak davaları üzerine verilen hükümler katî olub temyize tâbi değildir.

Beşinci fasıl
Türlü hükümler
OTUZ BİRİNCİ MADDE

Vali ve kumandan emniyet ve asayiş noktasından lüzumlu görürse vilâyet halkından olan ferdleri ve aileleri vilâyet içinde bir yerden diğer yere nakletmeğe ve bu gibilerin vilâyet içinde oturmalarını menetmeğe salahiyetlidir.

OTUZ İKİNCİ MADDE

Vali ve kumandan herhangi bir şahıs hakkındaki takibatın tehirine ve cezaların teciline salahiyetlidir. Bu tehir veya tecil müruru zamanın işlemesine mâni olmaz.

OTUZ ÜÇÜNCÜ MADDE

İdam hükümlerinin vali ve kumandan tarafından tecile lüzum görülmediği takdirde infazı emrolunur.

OTUZ DÖRDÜNCÜ MADDE

Tunceli vilâyeti içinde oturanlardan biri tarafından Elâziz, Malatya, Sivas, Erzincan, Erzurum, Gümüşane, Bingöl vilâyetlerine geçerek buralarda Türk ceza kanununun ikinci kitabının birinci babının, ikinci ve yedinci babının birincive 455 nci madde hariç kalmak üzere 9 ncu babının birinci ve onuncu babının ikinci fasıllarında yazılı suçları işleyenler, bunların ortak ve yatakları ve yukarıda isimleri geçen komşu vilâyetlerde işlenmiş olub Tunceli vilâyeti içinde işlenen suçlarla irtibatı olan suçlar Tunceli vilâetindeki salahiyetli makam ve mahkemelerce bu kanundaki usule göre takib ve muhakeme olunur.

OTUZ BEŞİNCİ MADDE

Bu kanunun hükümleri makabline şamildir. Ancak bu kanun meriyete girdiği tarihe kadar Temyiz hakkını kullanmış olanların evrakı Temyiz mahkemesince tetkik olunur.

OTUZ ALTINCI MADDE 

Tunceli vilâyeti merkezinde bir ağır ceza mahkemesi ile asliye mahkemeleri ve kazalarda birer asliye mahkemesi kurulur.

OTUZ YEDİNCİ MADDE

Bu kanun neşri tarihinden 1 kanunusani 1940 tarihine kadar meri olacaktır.

OTUZ SEKİZİNCİ MADDE

Bu kanun hükümlerini İcra Vekilleri Heyeti yerine getirir.

Cumhuriyet Reisliğine yazılan tezkerenin tarih ve numarası : 26 – XII -1935 ve 1/304

Bu kanunun neşir ve ilânının Başvekilliğe bildirildiğine dair Cumhur Reisliğinden gelen tezkerenin tarih ve numarası : 31 – XII -1935 ve 4/1353

7 Kasım – Hukuk Takvimi

0
7 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün 
1878

Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne, Birinci Meşrutiyetin ve Kanunu Esasinin ilanının hemen ardından 7 Kasım 1878 tarihinde kuruldu. Sultanahmet ve Ayasofya Camileri arasında, Adliye Nezareti’nin bahçesindeki binası iki yıl içinde inşa edildi ve 17 Haziran 1880 Perşembe günü eğitime başladı. Türkiye’deki modern hukuk eğitiminin ve hukuk fakültelerinin temeli bu okul ile atıldı. Bu okulun arından Selânik, Konya, Bağdat, Beyrut ve Ankara hukuk mektepleri açıldı. Mekteb-i Hukuk’un mirası İstanbul Hukuk Fakültesi’nde devam etti. 

   
1879

Hukukçu ve devrimdi Lev Troçki dünyaya geldi. Matematik ve hukuk alanında yüksek öğrenim yapmıştı. Rusça, Ukraynaca, İbranice, Almanca, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerini konuşabiliyordu.  Troçki, sürgünde yaşadığı Meksika’da Stalin’in bir ajanı tarafından suikasta uğradı ve ertesi gün 21 Ağustos 1940’ta öldü. 1929-1933 yılları arasında İstanbul Büyükada’da yaşadı. Adalar ilçesinde anma günleri yapılmaktadır. 

1893 ABD’nin Colorado eyaletinde kadınlara oy verme hakkı tanındı.
1895 Dördüncü dönem için seçilen Osmanlı Dönemi Danıştay (Şuray-ı Devlet) başkanlarından Ahmet Arifi Paşa’nın görevi 7 Kasım 1895’da sona erdi. Daha önce 19 Ekim 1879-12 Eylül 1880, 30 Kasım -2 Aralık 1882, ve 25 Eylül 1885-4 Eylül 1891 tarihleri arasında görev yapmıştı.
1913

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Fransız filozof Albert Camus, yaşamını yitirdi. (Doğumu:7 Kasım 1913) 

1921 İtalya’da Mussolini, kendisini Ulusal Faşist Parti’si lideri ilan etti.
1922

Babıali’deki başbakanlık dairesi resmen boşaltıldı ve 1831’den beri yayın yapan Takvim-i Vekayi‘nin (Resmi Gazete) yayınına son verildi.

1935

Türk- Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması 10 yıl süreyle uzatıldı. Tarafsızlık ve saldırmazlık içeren antlaşmaya bağlı üç protokol bulunuyordu. SSCB antlaşmayı 7 Kasım 1945’te feshetti.

1935

1926 yılında dağıtılan Dersim vilayetinin bir bölümü Elazığ’a, bir bölümü de Erzincan’a bağlanmıştı. 7 Kasım 1935’te Meclis’e sunulan tasarı ile Dersim’in adının Munzur Vilayeti olması öngörüldü. Vilayeti yeni ismi, tasarının 2884 sayılı Tunceli Vilâyetinin İdaresi Hakkında Kanun adıyla yasalaşması sırasında Tunceli olarak değiştirilmiştir. 2885 sayılı Yasa ile; Artvin, Hakkari, Bitlis ve Bingöl illeri de kurulmuş ve il sayısı 62’ye çıkarılmıştır. 

1944 ABD’nin hukukçu başkanlarından Franklin Delano Roosevelt seçimleri dördüncü kez kazandı. (Doğumu: 30 Ocak 1882 – Ölümü: 12 Nisan 1945) En uzun süre görev yapan ABD başkanı olan FDR, iki dönemden fazla görev yapan tek başkandır. 
1944 Rus casus Richard Sorge (4 Ekim 1895; 7 Kasım 1944) Japonlar tarafından 7 Kasım 1944 günü asılarak idam edildi. Sovyetler Birliği tarafından 1964 yılına kadar Sorge’a sahip çıkılmamış daha sonra kahraman ilan edilmiştir. 
1962
  • Güney Afrika’da Nelson Mandela, ülkeyi yasa dışı yollardan terk etmek suçundan 5 yıl hapse mahkûm edildi.
  • İnsan Hakları Bildirisi’ne büyük katkılar sağlayan Eleanor Roosevelt (11 Ekim 1884 – 7 Kasım 1962) yaşamını yitirdi. ABD’nin 32. Başkanı Franklin D. Roosevelt’in eşi idi. Başkan Truman döneminde Birleşmiş Milletler temsilciliği yapmıştır. .
1962 Evliliğe Rıza Gösterilmesi, Asgari Evlenme Yaşı ve Evliliğin Tesciline Dair Sözleşme imzalandı. Türkiye bu sözleşmeyi onaylamadı. (Convention on Consent to Marriage, Minimum Age for Marriage and Registration of Marriages
1964 Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, ömür boyu hapse mahkûm eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı affetti.
1966 Üst üste 2 yıl sınıfta kalanların okuldan atılmasına karşı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenciler boykot ilan edip derslere girmedi.
   
   
1972 ABD’nin hukukçu başkanlarından Richard Nixon seçimleri kazandı. 
   
1980
  • Toplu suçlarda gözaltı süresini 30 günden 90 güne çıkaran değişiklik MGK’ca onaylandı. TCK 141-142 (Komünizm propagandası-faaliyeti), 145/1 (Bayrağa saygısızlık) ve 163. (laikliğe aykırı faaliyetler) madde davalarına Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri’nin bakmasına karar verildi. 
  • Yayıncı İlhan Erdost, Mamak Askeri Cezaevi’nde, dayak sonucu öldürüldü. Sahibi oldukları İlkyaz Basımevi’nde yasak yayın bulundurdukları iddiasıyla 31 Ekimde gözaltına alınan yayıncı İlhan Erdost ile ağabeyi Muzaffer Erdost Mamak Askeri Cezaevi’nde bir cemse içinde ve avluda askerlerce uzun süre dövüldü; fenalaşan İlhan Erdost (36) hayatını kaybetti. 27 Ekim 1983’te Yayıncı İlhan Erdost’u askeri cezaevine götürürken asker dayağı ile öldürülmesi davası sona erdi. 3 er ve bir astsubay “ölüme sebebiyet vermekten” 10’ar yıl hapse mahkum edildi.
  • 34’ü tutuklu bulunan 44 eski milletvekili hakkında dava açıldı. 
1982 1982 Darbe Anayasası için halk oylaması yapıldı. Anayasa, %91,37 oranıyla kabul edildi. Kenan Evren, Türkiye’nin 7. Cumhurbaşkanı oldu.
1985
 Kolombiya’da Yüksek Mahkemeye Baskın 

Kolombiya’da, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’ne bağlı solcu gerillalar Adalet Sarayını ele geçirdi.35 M-19 gerillası bir kamyonun içinde, adalet sarayının bodrum katından içeri sızdı. Kolombiya Yüksek Mahkemesi Kuşatması, Kolombiya’nın başkenti Bogotá’da, 6-7 Kasım 1985 tarihinde gerçekleşen bir olaydır. Kolombiya tarihinde önemli bir yer tutan bu olay, ülkenin siyasi ve güvenlik dinamiklerinde derin etkiler bırakmıştır. Olaylar esnasında 25 Yüksek Mahkeme Yargıcı öldürülmüştür.

1988 Hukukçu, Tunus Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk devlet başkanı Habib bin Ali Burgiba (3 Ağustos 1903, 6 Nisan 2000, Munastır), dır (1957-1987) görevden alındı. 
1988

Cezaevlerinde yaklaşık bin kişinin bir süredir açlık grevi yaptığı açıklandı. Grev, tek tip elbise ve sevk zinciri takılması uygulamalarına karşı yapılıyordu.

1990

İkinci Dünya İklim Konferansı Bakanlar Bildirisi kabul edildi. 

1991

Hukukçu ve Fransız siyasetçi Gaston Monnerville yaşamını yitirdi. (2 Ocak 1897 – 7 Kasım 1991) Toulouse Üniversitesi’nde hukuk ve edebiyat eğitimi gördü. 1918’de Toulouse Barosu’na kaydoldu ve avukatlık yapmaya başladı. Radikallerden milletvekili seçildi ve 2 hükûmette görev aldı. II. Dünya Savaşı süresince Vichy hükûmetine karşı direnişçiler arasında bulundu. Vichy Hükûmetinden sonraki geçiş dönemi hükûmetinde Sömürgelerden sorumlu Devlet Sekreteri olarak çalıştı. 1946 yılında Cumhuriyet Konseyi’nin(Senato) başkanlığına getirildi. 1958 yılından 1968 yılına kadar Senato Başkanlığı yaptı. Demokratik Sol Grubun üyesi olarak 1946-1974 yıllarında Senatörlük yaptı. 1974 yılında Senato Başkanı Alain Poher tarafından Anayasa Konseyi’ne üye olarak atandı ve 1983 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 1983 yılında Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından kendisine Légion d’honneur ödülü verildi. 1991 yılında kanser nedeniyle yaşamını yitirdi. 

1991

7 Kİstanbul Üniversitesi bahçesindeki YÖK protestosunda ve gözaltında polis dayağına maruz kaldıklarını söyleyen 35 öğrenci suç duyurusunda bulunup Adli Tıp’a başvurdu. 

   
1995 Avukat Eşber Yağmurdereli, 7 kasım 1995 tarihinde Ümraniye Cezaevi’ne konuldu.
1998 Hapis cezası nedeniyle Danıştay tarafından görevden alınma yazısı bildirilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine İstanbul Valiliği, Başkan Vekilliği’ne Büyükşehir Belediye Meclisi 1.Başkanvekili Ali Müfit Gürtuna’yı atadı.
2000 ABD’de Başkanlık seçimlerinde Demokrat aday Al Gore ile Cumhuriyetçi aday George W. Bush yarıştı. Bush, ABD Yüksek Mahkemesi’nin kararıyla, 12 Aralık 2000’de Başkan ilan edildi.
2002

Cebelitarık’ta yapılan referandumda, halkın yüzde 99’u Birleşik Krallık’ın sömürgesi Cebelitarık’ın egemenliğinin İspanya ile paylaşılmasına ilişkin öneriyi reddetti.

2002 İrlanda Anayasasında değişiklik yapıldı. Devletin, Nice Antlaşması’nı onaylamasına izin verildi. 
2002 AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Milletvekili İdris Naim Şahin’in de aralarında bulunduğu 18 kişi hakkında açılan tabela yolsuzluğu davası başladı. 
2007

Çanakkale ve Balıkesir’den 17 belediyenin katılımıyla Burhaniye’de yapılan toplantıda, Kaz Dağları ve Madra Dağı‘ndaki altın arama çalışmalarına karşı güç birliğine yönelik “Kaz Dağları ve Madra Belediyeler Birliği” kuruldu.

2009 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından affedilerek cezası ertelenen kanser hastası mahpus Güler Zere Adana’dan uçakla İstanbul Tıp Fakültesi’ne nakledildi.
2011 Ünlü şarkıcı Michael Jackson’ın doktoru Conrad Murray, Jackson’a güçlü bir anestezi ilacı olan “propofol”den aşırı dozda vererek ölümüne neden olmaktan suçlu bulundu.
2013

İspanya’da 4 asra yakın geçmişi olan boğa güreşleri resmen kültürel miras olarak tanındı.

2014

İstanbul Barosu ve İstanbul Üniversitesi işbirliği ile iki yılda bir geleneksel olarak düzenlenen Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi (HFSA)  toplantılarının 8.si sona erdi.

   
2016 HDP Hakkari Milletvekili Nihat Akdoğan tutuklandı.
2016 1993-2001 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri Başsavcısı olarak görev yapan Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Janet Wood Reno (21 Temmuz 1938 – 7 Kasım 2016) yaşamını yitirdi.  Ülkenin ilk kadın başsavcısı
2019

İtalyan filozof Remo Bodei yaşamını yitirdi. (3 Ağustos 1938 – 7 Kasım 2019) Kaliforniya’daki UCLA Üniversitesi’nde felsefe tarihi profesörüydü. 18 ve 19 yy. ütopya düşünürleri ve çağdaş politik düşünce alanında 200 den fazla yayını vardır. 

2023 Rusya, AKKA Antlaşmasından çekildi.(Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Hakkında Antlaşma) Rusya, ABD’nin NATO’yu genişletme çabalarının anlaşmadaki kısıtlamaları anlamsız kıldığını, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya alınması ile anlaşmanın fiilen sona erdiğini açıklayarak anlaşmadan 7 Kasım 2023 tarihinde resmi olarak çekilmiş, 3 Kasım 1990 tarihli Budapeşte Anlaşması ile birlikte 31 Mayıs 1996 tarihli ek belgenin de geçerliliğini yitirdiği ilan etmiştir. 
2024 Ülke gündeminde yerini koruyan ve basın etiği ilkeleri bakımından medyanın kötü bir sınav verdiği Narin Güran cinayeti davasının ilk duruşması yapıldı. 
2024 9. Yargı Paketi, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, ile TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
2024

Kocaeli’nin Gebze ilçesinde, Gebze Belediyesi’ne ait Sokak Hayvanları Rehabilitasyon Merkezi’nde 45 hayvanın öldürüldüğü iddiasıyla 30 köpek, 14 kedi ve 1 karganın iğneyle zehirlenip öldürüldüğü iddiası üzerine Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 4 köpek ve 3 kediye Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü’nde otopsi yapıldı.

   
   
   

Aşı Karşıtlığı Konusunda Türk Tabipleri Birliği Görüşü

0

Aşı Konusunda Yaşanan Tereddütler, Aşı Reddi ve Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü, Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu tarafından 6 Kasım 2018 tarihinde kabul edilmiştir.

Aşı Konusunda Yaşanan Tereddütler, Aşı Reddi ve Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü

Bulaşıcı hastalıklar, asırlar boyunca insanlığın gündeminde yer almış ve almaya devam etmektedir. İnsanların kitlesel biçimde hastalanmasına ve ölümüne yol açan bu hastalıklarla mücadele, sağlık politikalarının ve sağlık alanındaki araştırmaların her zaman önemli bir gündemini oluşturmuştur. Korunmaya yönelik geliştirilen yöntem ve teknikler hızla ve somut olarak hastalıklarla mücadele edebilmenin araçları olmuştur. Bu kapsamda aşılar, hem koruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli simgelerinden hem de yirminci yüzyılın en önemli halk sağlığı kazanımlarından birisidir.

Aşılar Neden Önemlidir?

Aşılar, çocuk ölümlerini azaltma aracı olarak önerilmesinden bu yana etkili bir biçimde beklentileri gerçekleştirmişlerdir. UNICEF verilerine göre aşı ile önlenebilir altı hastalık (boğmaca, difteri, tetanos, kızamık, çocuk felci, verem) nedeniyle olan çocuk ölümlerinin sayısı 1989’da 5 milyon dolayında iken, bugün bu altı hastalıktan ölüm yılda yalnızca 100 bin dolayındadırDünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa bölgesi aylık bildirim verilerinden elde edilen bilgilere göre, 2013 ve 2015 yıllarındaki kızamık salgınında hastalananların çoğu aşısız çocuklardır.  DSÖ kızamık aşısı yapılmadığında yılda 2,7 milyon çocuğun kızamık komplikasyonları nedeniyle öleceğini öngörmektedir. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi verilerine göre çocuk felci (poliomiyelitis) aşısı yapılmaması durumunda her yıl çocuk felcinin neden olacağı akut paralizi ve ardından gelişecek kalıcı fiziksel engellilik sonucu ölüme kadar giden bir sürecin gözleneceği yaklaşık 20.000 hasta çocuk ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak birçok hastalığın ortadan kalkmasında ve yaşanan salgınların tekrarlanmamasında aşıların katkısı yadsınamaz ve bağışıklama en güçlü ve düşük maliyetli halk sağlığı girişimi olmaya devam etmektedir.

Bununla birlikte milyonlarca insanın yaşamını kurtaran aşılar, 1796’da Jenner tarafından çiçek aşısının geliştirilmesinden bu güne; etkinlikleri, koruyuculuk düzeyleri, yan etkileri, maliyetleri, patent koruması nedeniyle metaya dönüşmeleri vb. pek çok boyutuyla tartışılmıştır. Günümüzde de aşıların uygulanması konusunda toplumların tamamının güven, kabul ve kararlılık göstermediği bilinen bir gerçektir. Giderek artan ölçüde aşıların olası yan etkilerine ilişkin kaygıların, endişelerin, tereddütlerin, yanlış inanışların yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Bu durum aşı konusunda tereddüt, aşı reddi ve aşı karşıtlığı olarak isimlendirilen yaklaşımlarla yaşama yansımaktadır. Hatta birçok anne baba çocuklarına aşı yaptırmamak için yasal yollar araştırmaktadır. Bu kapsamda, kamuoyuna da yansıdığı üzere, anne-babalar tarafından çocuklarına aşı yaptırmamak için yapılan yerel mahkeme başvuruları, bunlara ilişkin yerel mahkemelerin aldıkları kararlar, Yargıtay içtihatları ve en son olarak da Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin aldığı karar ciddi tartışmalara yol açmaktadır.

Türkiye’de de benzer süreç izlenmekte ve Nüfus ve Sağlık Araştırması 2013 verilerine göre hiçbir aşı yaptırmamış olma durumu 13-26 aylık çocuklarda 2008’de 20 bin dolayında (%1.6) iken 2013’te 37 binlere (%2.9) çıkmıştır. Hiç aşılanmamış olma, yoksul ve eğitimsiz gruplar gibi dezavantajlı gruplarda ise daha çok artış göstermektedir.

Aşılar Güvenli Tıbbi Ürünlerdir

Aşılar uygulanmadan önce yararlılık ve güvenlik incelemelerinden geçmektedir, uygulamaya geçiş sonrası da istenmeyen etkiler ve yan etkiler açısından sürekli olarak izlenmektedir. Yaratılan yanlış algılara karşın aşılar güvenli tıbbi ürünlerdir, çünkü;

  • Aşılanma (BCG, BDT, KKK, OPV) sonrası invaziv bakteriyel enfeksiyon sıklığı aşılanmayan çocuklara göre daha yüksek değildir.
  • Doğal grip enfeksiyonundan daha sık Guillain Barre sendromuna yol açmazlar.
  • Kızamık aşılaması otizme neden olmamaktadır.
  • Aşılarda alüminyum tuzları, bağışık yanıtı güçlendirmek için 1930’lardan beri kullanılmaktadır ve aşılardaki dozu çok düşüktür. Aşılanan çocuklarda yapılan araştırmalar, serumda alüminyum düzeyinin toksik düzeyin çok altında olduğunu göstermektedir.
Toplum Bağışıklığı Önemlidir

Aşılama çalışmalarının en temel kavramı toplum bağışıklığı kavramıdır. Bulaşıcı hastalıklara karşı toplumun kritik bir orantısının aşılanması durumunda salgın çıkması olasılığı azaldığı için toplumun tüm üyeleri de korunmaktadır. Toplum bağışıklığı kavramı epidemiyolojik ve teknik boyutunun ötesinde aynı zamanda bir toplumsal dayanışmadır. Aşı olabilenlerin sayesinde toplumun aşı olamayan en kırılgan kesimlerinin de korunmasının felsefi bir değeri vardır. Toplum bağışıklığı, sağlığa ve iyilik haline tekil, bireyci, bencil, neoliberal bakış açısının karşısında, toplumsal dayanışmanın aşı üzerinden ete kemiğe bürünmesidir.

Bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar, kanser tedavisi görenler, organ nakli hastaları, çok yaşlılar, hamileler, çok küçük bebekler gibi aşılanamayan riskli popülasyonları olası bir salgında korumak için gereken toplum bağışıklığı eşikleri %80-95 arasında değişmektedir. Aşılama oranları bu oranların altına düştüğünde o toplumda salgınlar görülmeye başlamaktadır. Ailelerin çocuklarını aşılatmama kararı sadece kendi çocukları için değil, toplumdaki birçok farklı insan grubu için de sağlık tehdidi oluşturmaktadır.

Etik değerlendirme:
i. Bireysel Özerklik ve Toplumsal Yarar Birlikte Korunabilir

Halk sağlığı etiği alanının klasik tartışma konularından biri olan, birey özerkliği ile toplum yararının çatışması, zorunlu aşı uygulamaları nedeniyle bir kez daha ülke gündemine gelmiştir. Fakat bu yaklaşımı ‘çoğunluğun yararının azınlığın ya da tekil bireyin yararından önce geleceği’ biçiminde tehlikeli bir genellemeye yol açmadan irdelemek gereklidir. Genelleyici bir yaklaşımla, birey özerkliğinin toplum yararı gerekçe gösterilerek çiğnenebileceği anlayışı, kişilik haklarını ihlal edebilecek çok tehlikeli bir yaklaşımdır. Bununla birlikte, duyarlı bireylerin bağışıklanmasıyla toplum düzeyinde etkin ve güvenli koruma sağlanabilen bulaşıcı hastalıklar özelinde, bir değer olarak toplum yararı birey özerkliğinin üzerinde ele alınması gerekliliktir.

Son yıllarda neoliberal düşüncenin yaygınlaşmasıyla birlikte gittikçe artan, her yerde karşımıza çıkan, bir özgürlük anlayışı söz konusudur: Kişiyi her şeyin üzerinde gören bakışın bir sonucu olduğu düşünülen bu negatif özgürlük kavramı genellikle devletin kişilerin yaşamlarına müdahale etmemesi talebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeterliliği olan kişinin özerkliği olumlanmakla birlikte özerk kararın diğer kişiye/kişilere zarar vermesi durumunda eylemlerin sınırlandırılması ve/veya engellenmesi özgürlük kısıtlanması veya özgürlüğün ortadan kaldırılması olarak görülemez. Kişilerin merkeze alınmaları, kişilerin temel haklarından söz edilmesi, kişilerin ancak belli bir toplum içinde kendilerini ve kendi tercihlerini gerçekleştirebilecekleri ve kişilerin ancak başkalarıyla birlikte kendileri olabileceği gerçeğini değiştirmez. Toplumsal yaşam, yaşarken kendi iyiliğimiz kadar başkalarının iyiliğini düşünmemizi de zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle toplumsal iyilik, bireyin özgürlüğü kadar gözetmemiz gereken bir hedeftir. Dolayısıyla bireyin dini inancı, felsefi düşünceleri ve bilimsel bilgiye dayanmayan yargıları toplum bağışıklaması örneğinde ikincil planda kalmalıdır. Söz konusu çocukların bağışıklanması olduğunda, bu konum daha da güçlenecektir.

Toplumun iyiliğini, yararını tanımlamak için kullanılabilecek en önemli kriterlerden birisi bilimsel gerçeklere dayanmadır. Aşılar koruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli kazanımlarından biridir, güvenli ve etkili ürünlerdir. On yıllardır Genişletilmiş Bağışıklama Programı çerçevesinde yaygın bir biçimde kabul görerek uygulanmaktadır ve insanlığın ortak kamusal müştereklerinden biri haline gelmiştir.

Benzer şekilde haklar sistemi bağlamında ele alındığında kamusal ortaklaşma, insan olma onurundan çıkan ilkelere dayanma ile olanaklıdır. Bu ilkelerin en temeli ve dokunulamazı olan yaşama hakkı, diğerinin yaşamına zarar verme yasağını getirir. Bu noktadan baktığımızda diğerinin yaşam hakkına ve yaşam hakkının olanağını sağlayan diğer haklara zarar veren herhangi bir tutum tartışmaya bile açılmamalıdır.

Bilimsel algoritmalar sonucu oluşturulmuş temel aşılama programı kapsamındaki aşıların kontrendikasyonu olmayan tüm bireylere yapılması şeklindeki ortak kararın reddi, bireyin özerkliği kavramı ile temellendirilmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda hiçbir ortak iyi, bireysel iyiyi yok sayamayacağı gibi, toplumun yararını merkeze koyarak bireysel iyiyi de geçersiz kılamayacağı ileri sürülür. Ancak, toplumsal bağ içinde yer alan tüm üyeler arasındaki ilişkinin esasını, birbirine karşı sorumluluk oluşturur. Bu nedenle bireysel iyinin toplumun diğer kesimlerine zarar vereceği durumlarda, bireysel iyi, ‘zarar vermeyeceksin’ ilkesi gereği bir yarar olarak görülemez. Çünkü diğerlerini gözetmeyen bir bireysel yarar, toplumsal bağı, toplumsal dayanışmayı zedeler.

ii. Çocuk Hakları Açısından Aşılama: Aşı Çocuğun Yaşama Hakkını Koruma Araçlarından Biridir

Aşıların, özerk karar verme durumunda olmayan çocuklara uygulandığı göz önüne alındığında, çocuğun üstün yararının ne olduğu ve bunun kim tarafından belirleneceği tartışması ortaya çıkmaktadır. Çocuk yasal sorumluluk taşıyıncaya kadar kişi, hukuk öznesi olarak kabul edilmediği için çocuğun üstün yararının onu yetiştiren ebeveyn tarafından sağlanacağı genel kabul görür. Bu nedenle çocuğun kişiliğinin tam ve uyumlu olarak gelişebilmesi için mutluluk, sevgi ve anlayış havası içindeki aile ortamında yetişmesi gerekliliği Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede de belirtilmiştir. Anne-babaların bakmakla yükümlü oldukları başkaları üzerinde irade kullanırken, kendi kişisel özerkliklerinin sınırları içinde olduğu kadar özgür olmadıkları; yaşam ve sağlık söz konusu olduğunda o bireylerin bilimsel bilgiye dayalı yararını gözetmekle yükümlü oldukları genel kabul görür. Ancak ailenin üstün yararı belirlemesi ile ilgili bir çelişkinin söz konusu olması durumunda yine aynı sözleşmenin çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararının temel düşünce olması gerektiğini ifade ettiği de hatırlanmalıdır. Bu durumda çocuğun üstün yararı konusunda kamunun ve ailenin kararları çatıştığında, kamu çocuğun özerk bir kimlik kazanması için gerekli koşulları hazırlamakla yükümlüdür ve karar verici mekanizma kişi özgürlüklerini korumakla yükümlü hukuk sistemi olacaktır. Çocukla ilgili bağımsız, yetkin tüm organların devreye girmesi gereken bir mekanizmaya ihtiyaç vardır. Bu yükümlülük çocuğun kimlik kazanmasını engelleyecek tüm yapılara – aile, eğitim sistemi vb – karşı da korunmasını gerektirir. Bu nedenle iktidar tarafından acilen konu ile ilgili yasal düzenleme yapılarak bugün var olan hukuki boşluk doldurulmalıdır. Çocuğun sahipliği üzerinden ailenin istemleri doğrultusunda karar verilerek aşı yaptırılmaması, sağlık ile ilgili uygulamada ebeveynin dini ve kültürel tercihlerini esas almak, çocuktan ziyade ebeveynin isteklerini merkeze almak demektir. Ebeveynin ‘yarar’ını oluşturmak için çocuğun nesneleştirilmesine, araçsallaştırılmasına neden olan bu karar insan onuru ile çelişeceğinden söz konusu kararlar böylesi tutumlara bırakılmamalıdır. Bunun yerine kamu, uygun karar verme mekanizmalarıyla, çocuğun geleceğini ve içinde yaşadığı toplumla paylaşacağı ortak yararı dikkate alarak aşı uygulamaları ile çocuğun yararını korurken toplumsal zararı da engelleyebilir.

Ulusal ve Uluslararası Hukuk Açısından Aşılama Devletin Görevidir

Bu konuda ulusal ve uluslararası hukuk da etik ilke ve kurallarla paralellik göstermektedir. Anayasanın 5. maddesi uyarınca Devletin temel amaç ve görevleri arasında “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” sayılmaktadır. Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 3. maddesi de tüm düzenleme ve uygulamalarda çocuğun üstün yararının esas alınması gerektiğini belirtmektedir. Sözleşmenin 19. maddesinde devlete aileden gelebilecek istismar ve ihmal eylemlerine karşı da koruma yükümlülüğü yüklenmektedir.

Bu çerçevede, devletin çocuğun üstün yararını gözeterek, aşılamayı gerçekleştirmek yönünde pozitif bir ödevi bulunmaktadır. Bu pozitif ödev Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle uyumlu bir şekilde yerine getirilmelidir. Bu nedenle, kişinin bedenine tıbbi bir müdahale niteliğini taşıyan aşılama işleminin hangi koşullarda, kimler tarafından yapılabileceğinin öngörülebilir bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu yasal dayanağın yokluğu AYM’nin konuya ilişkin bir bireysel başvuruda müdahalenin Anayasa’yı ihlal ettiği sonucuna ulaşmasına neden olmuştur. AYM, aşılamayı değil aşılamanın yasal dayanağının olmamasını Anayasa’ya aykırı bulmuştur.

O halde, konunun evrensel bilimsel gereklilikler ışığında toplum sağlığı ve çocuğun üstün yararını dikkate alarak düzenlenmesi gerekliliği yasama organı açısından bir anayasal yükümlülüktür. Gerekli yasal düzenlemeyi takiben, gerekli önlemleri alarak etkili bir aşılamanın hayata geçirilmesini sağlamak da yürütme organının temel bir insan hakları ödevidir.

Sonuç

Aşı insanlığın müşterek bir değeridir. Diğer toplumsal müştereklerde olduğu gibi, aşıları da ticari grupların kısa vadeli çıkarlarından korumak için kamusal bir otorite gereklidir. Bu ortak değerin korunması için aşıya erişim, piyasa dinamiklerinden bağımsız ve sürekli olmalıdır. Patent koruması, aşının metalaşması, erişimin piyasa dinamiklerine bırakılması hatta DSÖ tarafından aşı karşıtlığının arz/talep ve kârlılık üzerinden ele alınması, neoliberal sağlık politikalarının yarattığı tahribatı işaret etmektedir. Aşı karşıtları sıklıkla ilaç ve aşı şirketlerinin toplumun sağlığını değil kendi kazançlarını öncelediklerini dile getirmektedirler; bu ifadeler aşılara karşı haklı bir kaygı uyandırabilmektedir. Ancak bu kaygılar, eldeki aşıların etkinlik ve güvenliliği karşısında, insanlığın sağlık alanındaki en etkin mücadele araçlarından birini kullanmayı bırakması için yeterli değildir.

Aşı karşıtlığı, bağışıklama için bir tehdittir. Toplum bağışıklığının sağlanamaması yeniden aşıyla korunabilen hastalık salgınlarına yol açacak ve toplumun en kırılgan kesimleri başta olmak üzere tüm toplum zarar görecektir. Bu nedenle aşı karşıtlığı, aşı reddi ve aşı konusunda tereddüt ciddiyetle ele alınmalıdır. Ancak aşı bağlamında yaşanan olumsuzluklar, sadece aşıya karşı yaşanan yalıtılmış, münferit olaylar değildir. Sağlık alanında piyasalaşma ve gericileşme el ele yürümektedir. Sağlığın piyasalaşması sağlık hizmetleri açısından en temel unsurlardan biri olan güven ilişkisini zedelemekte, teminat paketi uygulamaları hizmete erişimi kısıtlamaktadır. Geleneksel, alternatif, tamamlayıcı sağlık uygulamalarına (GATSU) yönelimin de bu zeminde giderek arttığı bilinmektedir. Bu alanda yeni bir pazar oluşturulmakta, GATSU hastaların sağlık hizmetlerinde yaşadığı olası olumsuzluklara çözüm yolu olarak sunulmaktadır. Aşı karşıtlığı da bu zeminde gelişmekte, güç bulmaktadır.

Günümüz sağlık politikalarının yarattığı piyasa dinamiklerinin sağlık hizmetinin temelini oluşturan güvenle olan olumsuz ilişkisi göz ardı edilmeden bilimsel algoritmalar ile oluşturulmuş temel aşılama programlarına sahip çıkılmalıdır. Temelde ise bunu sağlayacak olan kamusal, genel bütçeden finanse edilen, basamaklandırılmış, piyasadan kurtulmuş, nitelikli hizmet sunumu sağlayan sağlık politikaları yaşama geçirilmelidir.

Bağışıklama programlarının sağladığı temel halk sağlığı yararlarının korunması; nitelikli aşılama hizmetlerinin varlığına, aşıların yarar ve risklerinin anlaşılmış olmasına, karar süreçlerinin nesnel verilere dayandırılmasına, aşılama hizmetlerine erişimin teşvik edilmesine, çocukların, ergenlerin, erişkinlerin korunmasına yönelik sorumluluk alınmasına ve aşılamaya yönelik engellerin aşılmaya çalışılmasına bağlıdır. Bulaşıcı hastalıkların ciddi ve ölümcül komplikasyonlarının görülmemesinin temelinde başarılı aşılama hizmetleri yatmaktadır. Genel bağışıklama programları dışında olan ve piyasadan edinilerek uygulanan aşıların toplum bağışıklığı sağlanamadığı için kırılgan kesimlerdeki riski artırdığının farkındalığının sağlanması da önemlidir.

Aşılama hizmetleri kamusal bir sorumluluktur. Bu nedenle kamuoyunun bilimsel veriler ışığında aşıyla korunabilen hastalıklar konusunda aydınlatılması, aşı karşıtı tezlerin çürütüleceği eğitsel araçların geliştirilmesi ve risk altındaki kişilerin bağışıklama ile korunması konusunda yasal düzenlemelerin yapılması gereklidir. Devletin konu ile ilgili yasa çıkarmamasının pozitif ödev yükümlülüğüne aykırı davranış olarak suç kabul edilebileceği de unutulmamalıdır. Yetkililer bu konuda net ve tutarlı bir tutum izlemelidir. Aşı karşıtlığı yaparak toplumdaki bağışıklık orantılarının düşmesine, salgınların ortaya çıkmasına neden olanlar konusunda tutarlı bir kamusal sorumlulukla yasal yoldan mücadele edilmesi, bilimsel verilere dayanmayan, gerçeği yansıtmayan bilgilerin yaygınlaşmasının önlenmesi de çok önemli ve gereklidir.

Aşı uygulamasını yürüten hekimlere de büyük sorumluluk düşmektedir. Aşı uygulaması yapan hekimlerin, aşıları kaygı ve kuşkuyla karşılayan kişilere ve onların dini inançlarına saygılı bir biçimde yaklaşmaları önemlidir. Hekimler aşı konusundaki tereddüdün, buna yol açan etmenlerin, bu alanda sık kullanılan tartışmaların farkında olmalıdır. Aşı reddi ve aşı karşıtlığı ile mücadelede bilimsel verilere dayanan ve karşıdaki kişiyi anlamaya ve ikna etmeye çalışan, ötekileştirici, yargılayıcı olmayan bir yaklaşım izlemelidir.

Etik Kurul Görüşüne İlişkin Önemli Noktalar

  • Aşıların Önemi ve Etkisi: Aşılar, bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde en etkili yöntemlerden biridir. Aşılar sayesinde çocuk ölümleri azalmış, birçok salgın hastalık kontrol altına alınmıştır. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF verileri aşıların milyonlarca hayat kurtardığını göstermektedir.

  • Aşı Güvenliği ve Yanlış Algılar: Aşılar, yararlılık ve güvenlik açısından titizlikle incelenmektedir. Bilimsel verilere göre, aşıların otizm gibi yan etkiler yaratmadığı kanıtlanmıştır. Ancak, yanlış inanışlar ve aşı yan etkilerine dair kaygılar toplumda aşıya karşı güvensizlik yaratmaktadır.
  • Toplum Bağışıklığı ve Toplumsal Dayanışma: Aşı, yalnızca bireyi değil, toplumu koruyan bir araçtır. Toplumun büyük bir kısmı aşılandığında, salgınların yayılması engellenir ve aşılanamayan kırılgan gruplar korunur. Toplum bağışıklığı, bireysel özerklik ile toplumsal yarar arasındaki dengeyi sağlamaktadır.
  • Etik Tartışmalar – Bireysel Özerklik ve Toplum Yararı: Aşı reddi, bireysel özerklik ile toplumsal yarar arasındaki çatışmaları gündeme getirmektedir. Bireysel kararların, toplumsal sağlığı tehdit etmediği sürece saygı görmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak toplum sağlığı açısından bulaşıcı hastalıkların kontrolü önemlidir.
  • Çocuk Hakları ve Aşılamanın Zorunluluğu: Çocukların aşılanması onların yaşama hakkını koruma aracı olarak görülmektedir. Çocuk hakları açısından bakıldığında, ebeveynlerin bilimsel bilgilere dayalı olarak çocuklarını koruma sorumluluğu vardır.

6 Kasım – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün

0

 

6 Kasım – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün

Dünya Savaş ve Silahlı Çatışma Çevre Sömürüsünü Önleme Günü

 

1835 – Cesare Lombroso Doğdu 

İtalyan kriminoloji biliminin öncülerinden Cesare Lombroso dünyaya geldi. (Doğumu: 6 Kasım 1835, Verona – Ölümü: 9 Ekim 1909, Torino)  İtalyan Pozitivist Kriminoloji Okulu’nun kurucusudur. Kriminolojinin babası olarak bilinir.  Lombroso, Padua , Viyana ve Paris üniversitelerinde eğitim gördü. 1862’den 1876’ya kadar Pavia Üniversitesi’nde psikiyatri profesörlüğü yaptı. 1871’de Pesaro’daki akıl hastanesinin müdürü oldu ve 1876’da Torino Üniversitesi’nde adli tıp profesörü oldu. Lombroso, 1896’dan sonra psikiyatri ve 1906’dan itibaren de suç antropolojisi alanında çalıştı. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Cesare-Lombroso.jpg

1841- Clément Armand Fallières Doğdu 

Hukukçu ve 1906-1913 yılları arasında Fransa Cumhurbaşkanlığı yapan Clément Armand Fallières dünyaya geldi. (Doğumu: 6 Kasım 1841, Mézin – Ölümü: 22 Haziran 1931, Loupillon, Fransa)

1860 – Hukukçu Abraham Lincoln, ABD başkanı seçildi.

1913 – Hint lider Mahatma Gandhi tutuklandı.

1919 – Zyatkiv Anlaşması imzalandı.

Zyatkiv Anlaşması, Batı Ukrayna Halk Cumhuriyetine (BUHC) bağlı Galiçya Ordusu ile Güney Rusya Silahlı Kuvvetleri arasında imzalanan ateşkes ve askeri ittifak anlaşmadır.

1917 – Finlandiya, Rus İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti.

1922- TBMM Rüştünü İspatlıyor 

Türkiye Büyük Millet meclisi tarafından kabul edilen kanunlar, İstanbul ve Trakya’da uygulanmaya başlandı.

1936 – Londra Protokolü

Denizaltı gemilerinin savaş kurallarına dair 6 Kasım 1936 tarihli Londra Protokolü kabul edildi. 

1937 – İtalya, Almanya ile Japonya arasındaki anti-komünist pakta katıldı.

1975- ABD – Türkiye Davası 

1.5 milyar liralık buğday ithali konusunda Amerika ile Türkiye mahkemelik oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 500 bin ton buğday alımı için Amerika ile yaptığı anlaşmaya Maliye Bakanlığı “Bu yıl buğday ürünü yüksek rekoltede” gerekçesiyle karşı çıkarak ithal için gerekli parayı vermedi. Bu gelişme üzerine Amerika, “Satış sözleşmesinin haksız yere feshedildiği” gerekçesiyle Londra’da Türkiye aleyhine açtığı tazminat davasını kazandı. Amerika’ya ödenecek tazminat miktarı açıklanmadı.

1976- Şah Turna’dan Özel Af Talebi 

Adana Kapalı Cezaevi Kadınlar Koğuşu’nda 4 yıllık hapis cezasını çekmekte olan görme engelli kadın ozan Şah Turna, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ten Anayasa’nın 97. maddesindeki “sürekli sakatlık” hükmünü uygulamasını talep etti.

1981 – Millî Güvenlik Konseyi, Devlet Mezarlığı Hakkında Kanun’u kabul etti.

Kanunun amacı; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanları ve Başbakanlar ile Cumhuriyetin kuruluşuna hayat veren Ulu Önder Atatürk’ün en yakın silah arkadaşları olan İstiklal Harbi Komutanları (Kahramanları) için, Ankara’da bir “Devlet Mezarlığı” tesisi ve bunun idame ve muhafazası ile ilgili hususları düzenlemektir

1981 – Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Kanunu yürürlüğe girdi. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kuruldu.

1982- Yunanistan, Avrupa Birliği’nin Schengen bölgesine dahil oldu. 

1982-Hukukçu Mahmut Şerafettn Dikerdem’e Salvador Allende Madalyası

Emekli büyükelçi ve hukukçu Mahmut Dikerdem’e Salvador Allende madalyası verildi. Barış Derneği davasından tutuklu olan ve İstanbul Barosu Başkanı Orhan Adi Apaydın ile birlikte yargılanmakta olan Dikerdem madalyasını alamadı. Portekiz eski Cumhurbaşkanı K.Gomez, Mahmut Dikerdem’e verilmek üzere ”Dünya Barış Konseyi” adına Dikerdem’in oğluna Lizbon’da düzenlenen törenle madalyasını teslim etti.

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Mahmut-Dikerdem-1.jpg

1985 – Kolombiya’da Yüksek Mahkemeye Baskın 

Kolombiya’da, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’ne bağlı solcu gerillalar Adalet Sarayını ele geçirdi.35 M-19 gerillası bir kamyonun içinde, adalet sarayının bodrum katından içeri sızdı. Kolombiya Yüksek Mahkemesi Kuşatması, Kolombiya’nın başkenti Bogotá’da, 6-7 Kasım 1985 tarihinde gerçekleşen bir olaydır. Kolombiya tarihinde önemli bir yer tutan bu olay, ülkenin siyasi ve güvenlik dinamiklerinde derin etkiler bırakmıştır. Olaylar esnasında 25 Yüksek Mahkeme Yargıcı öldürülmüştür.

1992- Sosyalist Türkiye Partisi Kuruldu 

6 Kasım 1992 tarihinde kuruluşunu resmen tamamlayan partinin kurucuları; Ali Önder Öndeş, Kemal Okuyan ve Aydemir Güler’dir. 30 Kasım 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılmıştır. Sosyalist Türkiye Partisi, 30 Kasım 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılmış, kapatma kararının gerekçesi 9 Temmuz 1994 tarihli resmi gazetede yayınlanmıştır. Kapatma gerekçesi olarak; Sosyalist Türkiye Partisi programının, Anayasa ile Siyasî Partiler Yasası’na aykırı olması gösterilmiş ve partinin temelli kapatılarak tüm mallarının 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesi uyarınca Hazine’ye geçmesine karar verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2003 yılında ihlal kararı vermiştir. Partinin kapatılmasından sonra, Sosyalist İktidar Partisi çatısı altında siyasi faaliyetler devam etmiş, 2001 yılından itibaren bu partinin ismi değiştirilerek Türkiye Komünist Partisi  adını almıştır. 

1997 –Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke

Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke Kararı (20 Guiding Principles for the Fight against Corruption), Avrupa Konseyi tarafından 6 kasım 1997 tarihinde kabul edilmiştir.

1997 – Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi İmzalandı 

Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi(Avrupa Uyrukluk Sözleşmesi-European Convention on Nationality), 6  Kasım 1997 tarihinde Strazburg’ta kabul edilmiştir. Sözleşmesi, Avrupa Konseyi’nin Vatandaşlık Hukuku hakkındaki ilke ve kurallarını belirlemiştir. 

1998- Gazi Davası Duruşması 

Trabzon’da görülen Gazi Davası’nda, 2 polisten birinin daha tahliyesiyle tutuklu tek sanık polis kaldı. Davayı izlemek için Trabzon’a giden aileler, ölen yakınlarının fotoğraflarının basılı olduğu tişörtlerle duruşmaya girmelerine izin verilmeyince dışarıda kaldı.

2002- Avrupa Sosyal Forumu, İtalya’nın Floransa kentinde başladı.

2002 – Yargıtay Kararı

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, adında ve tüzüğünde “Alevi-Bektaşi” kelimelerine yer verdiği gerekçesiyle 2000’de kurulan Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği Kültür Derneği hakkında mahkemece verilen kapatma kararını bozdu.

2003- Yargıtay 11. Ceza Dairesi, toplam 1243 kişinin yargılandığı Devrimci Sol ana davasını bozdu.

2004- Pinochet Dönemi Sorumluluk 

Şili’de ordu, Augusto Pinochet’nin askeri diktatörlüğü döneminde yapılan insan hakları ihlallerinde sorumluluğu olduğunu ilk kez kabul etti. 1973’teki darbeden 1990’a kadar devam eden Pinochet diktatörlüğünde, muhalif 30 bin kişi öldürüldü, kayboldu ya da işkenceden geçti.

2007 – İlerleme Raporu

Avrupa Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu’nu yayınladı.

2008 – Çevre Hakkı Tutum Belgesi

Çevre Hakkı Tutum Belgesi, İnsan Hakları Derneği tarafından hazırlanarak 6 Kasım 2008  tarihinde  yayınlanmıştır.

2008 – Hüseyin Üzmez’e Çorum’dan Protesto 

Çorum Kadın Platformu üyeleri, 14 yaşındaki B.Ç.’ye cinsel istismardan dolayı gözaltına alınan Vakit yazarı Hüseyin Üzmez’in İstanbul Adli Tıp’ın “mağdurenin fiziksel ve ruhsal sağlığının bozulmadığı” yönündeki raporu doğrultusunda tahliye edilmesini protesto etti.

2008 – Skylar Deleon’a İdam Cezası 

ABD’de bir zamanların çocuk yıldızı Skylar Deleon cinayet suçlamasıyla yargılandığı mahkemede idama mahkûm oldu.

2012 – Yeniden Obama 

Hukukçu Barack Obama, ABD Başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti’nin adayı olarak ikinci kez zafer elde etti. 

2016- Sebahat Tuncel Tutuklandı 

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, “silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla tutuklandı.

2018 – Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü

Aşı Konusunda Yaşanan Tereddütler, Aşı Reddi ve Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü, Türk Tabipler Birliği Etik Kurulu tarafından 6 Kasım 2018 tarihinde kabul edilmiştir.

2024 – Çevre Kirliliğine Ceza

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne atık su kirliliğine neden olduğu ve Tire’de vahşi depolama yapıldığı gerekçesiyle 3 milyon 854 bin 237 TL ceza verdi.

2024 – ABD Temsilciler Meclisinde İlk Trans Birey

ABD’de resmi olmayan sonuçlara göre, Demokrat aday Sarah McBride, Temsilciler Meclisi’ne seçilen ilk açık kimlikli trans oldu.

2024- Emsal Karar

Pınarbaşı Sulh Ceza Hakimliği seçimde görevli avukata verilen hız cezasını iptal etti. 

2024- Çember-24′ Operasyonları: 4 bin 244 suçlunun yakalandı

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, yurt genelinde son 1 haftada düzenlenen ‘Çember-24’ operasyonlarında haklarında yakalama kararı verilmiş 4 bin 244 suçlunun yakalandığını açıkladı. “0-5 yıldır aranmakta olan 4 bin 158 şüpheli şahıs, 5-10 yıldır aranmakta olan 31 şüpheli şahıs, 10 yıl ve üzeri aranmakta olan 55 şüpheli şahıs yakalandı. Bunların 689’u hırsızlıktan, 374’ü dolandırıcılıktan, 151’i yağmadan, 62’si kasten öldürmeden, 125’i cinsel suçlardan, 717’si narkotik suçlarından, 73’ü terör suçlarından, 474’ü kaçakçılık ve organize suçlardan, 216’sı siber suçlardan ve 1363’ü diğer suçlardan olmak üzere toplam 4 bin 244 şüpheli şahıs yakalandı.

2024 – Ortak Türk Alfabesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aksakalların koordinasyonunda 2022 yılında başlatılan ortak dili geliştirmek amacıyla ortak alfabe oluşturulması çalışmasının, Eylül 2024’te tamamlandığını ve 34 harften oluşan ‘Ortak Türk Alfabesi’ projesine ilişkin açıklamada bulundu olarak Türkiye’nin hazır olduğunu söyledi.

Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi

0
Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi

Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi(Avrupa Uyrukluk Sözleşmesi-European Convention on Nationality), 6  Kasım 1997 tarihinde Strazburg’ta kabul edilmiştir.

Sözleşmesi, Avrupa Konseyi’nin Vatandaşlık Hukuku hakkındaki ilke ve kurallarını belirlemiştir.

Sözleşme, 1 Mart 2000 tarihinde 3 ülke tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girmiştir. Üye Devletlerin ve üyelik hazırlığında olan devletlerin imzasına açık tutulmuştur. Sözleşme, yeni bir vatandaşlık kazanmayı ve eski vatandaşlığa yeniden alınmayı, vatandaşlığın gerekçeli bir şekilde kaybedilmesini ve keyfi olarak iptal edilememesini sağlamak için düzenlenmiştir. Her devlet, vatandaşlık başvurularına uygulanan kuralları adil, tarafsız ve yargısal denetime açık olarak düzenlemek zorundadır.

Sözleşmeye göre, vatansız kalma tehdidi devletler tarafından ortadan kaldırılmalıdır. Sözleşme, Avrupa Konseyinin ve Avrupa Birliğinin vatandaşlık hukuku alanındaki düşüncelerini uluslararası bir anlaşma haline dönüştürmüştür.  Vatansızlığın önlenmesi, cinsiyet, din, ırk, renk, ulusal veya etnik köken ve benzeri  ayrımcılık yasağı, ilgili bölgelerde yerleşik olarak ikamet eden kişilerin haklarına saygı duyulması, sözleşmenin temel ilkeleridir.

Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlık Kanunu Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesini dikkate alarak hazırlanmış, kanun gerekçesinde sözleşmeye atıf yapılmıştır.

Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi
Strazburg, 6.11.1997
Başlangıç

Avrupa Konseyi Üye Devletleri ve bu Sözleşmeye imzacı olan diğer Devletler,

Avrupa Konseyinin hedefinin, kendi üyeleri arasında daha büyük bir birliğe ulaşmak olduğunu düşünerek;

Vatandaşlık, çok vatandaşlık ve vatansızlıkla ilgili olan sayılı uluslararası belgeleri göz önünde tutarak;

Vatandaşlıkla ilgili sorunlarda, Devletlerin ve kişilerin meşru çıkarlarının her ikisinin de hesaba katılması gerektiğini kabul ederek;

İç hukuklarında kabul ettikleri kadarıyla, vatandaşlıkla ilgili hukuk ilkelerinin iyiye giden gelişimini ilerletmek arzusuyla ve mümkün olduğu kadarıyla, vatansızlık olaylarından kaçınmak arzusuyla;

Vatandaşlıkla ilgili sorunlarda ayrımcılıktan kaçınmak arzusuyla;

İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşmenin 8. maddesinde kapsandığı kadarıyla aile yaşamına saygı hakkının bilincinde olarak;

Çok vatandaşlık sorununa yönelik çeşitli Devlet yaklaşımlarını dikkate alarak ve her bir Devletin, kendi vatandaşının bir diğer vatandaşlığı kazanması veya sahiplenmesi olgusuna iç hukukunda hangi sonucun bağlanacağına karar vermede özgür olmasını tanıyarak;

Çok vatandaşlığın, özellikle de çok vatandaşlık sahibi kişilerin hak ve ödevlerinin sonuçlarına uygun çözümler bulmanın arzulanabilirliği üzerinde anlaşarak;

Birden fazla Taraf Devlet vatandaşlığa sahip olan kişilerden, bu Tarafların yalnızca birine bağlı olarak askeri yükümlülüklerini tamamlamalarını istemenin, arzu edilen gereklilik olduğunu düşünerek;

Vatandaşlık sorunlarından sorumlu ulusal makamlar arasındaki uluslararası işbirliğinin ilerletilmesi ihtiyacını düşünerek;

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

I. Bölüm – Genel hükümler
1. Madde – Sözleşmenin amacı

Bu sözleşme taraf devletlerin uyacakları, birden çok vatandaşlık sahibi kişilerin askeri yükümlülükleri ile ilgili kuralları ve gerçek kişilerin vatandaşlıkları ile ilgili kural ve ilkeleri düzenler.

2. Madde – Tanımlar
Bu Sözleşmenin amaçlarıyla ilgili olarak:

a. “Vatandaşlık” kişinin etnik kökenini ifade etmeyen kişi ile Devlet arasındaki yasal bir bağ anlamına gelir;

b. “Çok vatandaşlık” aynı kişinin aynı zamanda iki veya daha fazla vatandaşlığa sahip olması anlamına gelir;

c. “Çocuk” 18 yaşın altındaki herhangi bir kişi anlamına gelir, meğer ki çocuklara uygulanan hukuk uyarınca daha erken reşit olunsun;

d. “İç hukuk” bağlayıcı uluslararası belgelerden çıkan kuralların yanı sıra, anayasayı, kanunu, yönetmelikleri, kararnameleri, içtihatları, örf kurallarını ve uygulamalarını içeren ulusal hukuk sisteminin bütün hükümleri, anlamına gelir.

II. Bölüm – Vatandaşlığa ilişkin genel ilkeler
3. Madde – Devletin yetkileri

1. Her bir Devlet, kendi hukuku altında kimin vatandaşı olduğunu belirler.

2. Bu hukuk, vatandaşlık hakkındaki uygulanabilir olan uluslararası sözleşmelere, uluslararası örfe ve hukukun tanınmış genel ilkelerine uygun olduğu sürece, diğer Devletler tarafından kabul edilir.

4. Madde – İlkeler

Her bir Taraf Devletin vatandaşlığına dair kuralları aşağıdaki ilkeleri temel alır.

a. Herkes vatandaşlık hakkına sahiptir;

b. Vatansızlıktan kaçınılmalıdır;

c. Hiç kimse keyfî olarak vatandaşlığından mahrum edilemez;

d. Bir Taraf Devlet vatandaşı ile yabancı arasında ne evlilik, ne evliliğin sona ermesi, ne de evlilik sırasında eşlerden birisinin vatandaşlığını değiştirmesi, kendiliğinden diğer eşin vatandaşlığına etki eder.

5. Madde – Ayrımcılık Yasağı

1. Taraf Devletin vatandaşlığa dair kuralları fark gözeten ibarelere yer veremez veya cinsiyet, inanç, ırk, renk ya da ulusal veya etnik köken temelinde ayrımcılığa varan herhangi bir uygulamayı içeremez.

2. Vatandaşlığını doğumla veya sonradan kazanmış olan vatandaşları arasındaki ayrımcılığı yasaklayan ilke, Taraf Devletlerin her birini yönlendirir.

III. Bölüm – Vatandaşlığa ilişkin kurallar
6. Madde – Vatandaşlığın kazanımı

1. Her Taraf Devlet kendi iç hukukunda kendi vatandaşlığının, aşağıdaki kişiler tarafından kanunen (ex lege) kazanılmasını sağlar:

a. Yurtdışında doğan çocuklar bakımından Taraf Devletin iç hukukunca sağlanan herhangi bir istisnaya tabi olmakla birlikte, doğumları sırasında ebeveynlerinden birisinin bu Taraf Devletin vatandaşlığına sahip olduğu çocuklar. Tanıma, mahkeme kararı veya benzer bir usulle kurulan çocukların soybağı ile ilgili olarak, her Taraf Devlet, kendi iç hukuku tarafından belirlenen usulü izleyerek çocukların kendi vatandaşlığını kazanmalarını sağlar.

b. Aksi halde vatansız kalacak olan, Taraf Devlet topraklarında bulunmuş çocuklar.

2. Her Taraf Devlet kendi iç hukukunda kendi vatandaşlığının, kendi topraklarında doğan ve doğum sırasında başka bir vatandaşlığı kazanmamış olan çocuklar tarafından kazanılmasını sağlar. Bu tür bir vatandaşlık aşağıdaki şekilde tanınır:

a. doğum anında kanunen (ex lege); veya

b. sonradan, Taraf Devletin iç hukukunda belirtildiği biçimde, uygun makama yapılan vatansız kalan çocuğun veya onun adına başka bir ilgilinin başvurusu üzerine vatansız kalan çocuğa tanınır. Bu tür bir başvuru, başvurunun yapılmasından hemen önceki beş yılı aşmayan bir dönem için Taraf Devlet topraklarında hukuken ve mutaden ikamet şartına tabi kılınabilir.

3. Her Taraf Devlet kendi iç hukukunda kendi topraklarında hukuken ve mutaden ikamet eden kişilerin vatandaşlığa alınmasını sağlar. Vatandaşlığa alma koşullarını belirlerken, başvuru yapılmadan önceki ikamet şartı on yılı aşamaz.

4. Her Taraf Devlet kendi iç hukukunda aşağıdaki kişiler için kendi vatandaşlığının kazanımını kolaylaştırır:

a. kendi vatandaşlarının eşleri;

b. 6. maddenin 1. paragrafının 1. bendi dışında kalan, kendi vatandaşlarının çocukları;

c. kendi vatandaşlığını kazanan veya kazanmış olan kişinin çocukları;

d. kendi vatandaşı tarafından evlat edinilen çocuklar;

e. kendi topraklarında doğan ya da orada hukuken ve mutaden ikamet eden kişiler;

f. kendi topraklarında 18 yaş öncesinden beri ilgili Taraf Devletin belirlediği bir dönem boyunca hukuken ve mutaden ikamet eden kişiler;

g. kendi topraklarında hukuken ve mutaden ikamet eden mülteci tanımlı kişiler ve vatansızlar.

7. Madde – Kanunen (ex lege) ya da Taraf Devletin kararıyla vatandaşlığın kaybı

1. Taraf Devlet kendi iç hukukunda aşağıdaki istisnaî haller dışında kanunen ya da Taraf Devletin kararıyla vatandaşlığın kaybı hakkında hükümler koyamaz:

a. Başka bir vatandaşlığın gönüllü olarak kazanılması;

b. Başvurana yüklenebilecek herhangi bir ilgili olgu hakkında bilgi gizleme, yanlış bilgi verme veya hileli davranış yoluyla Taraf Devletin vatandaşlığını kazanmak;

c. Yabancı bir silahlı kuvvetlerinde gönüllü hizmette bulunmak;

d. Taraf Devletin önemli menfaatlerine ciddi surette zarar veren fiillerde bulunmak;

e. Taraf Devlet ile yurt dışında hukuken ikamet etmekte olan vatandaş arasındaki gerçek bağ eksikliği;

f. çocuğun küçüklüğü sırasında kabul edilen, Taraf Devletin vatandaşlığının kanunen (ex lege) kazanımına yol açan iç hukuk tarafından düzenlenen ön koşulların tamamlanamayacak olması;

g. Çocuğun, kendisini evlat edinen ebeveynlerin birinin veya ikisinin de yabancı vatandaşlığını kazanması veya buna sahip olması durumunda, çocuğun evlat edinmesi.

2. 1. paragrafın c ve d bentlerince kapsanan olaylar dışında, Taraf Devlet, vatandaşlığı kaybeden ebeveynlere sahip çocuğun vatandaşlığının kaybını düzenleyebilir. Ancak ebeveynlerinden birisi bu vatandaşlığa sahipse çocuk bu vatandaşlığı kaybetmez.

3. Eğer ilgili kişi bu maddenin 1. ve 2. paragraf hükümleri nedeniyle vatansız kalacaksa Taraf Devlet bu hükümler altındaki vatandaşlığın kaybını sağlayamaz; bu maddenin 1. paragrafının b. bendinde anılan olaylar istisnadır.

8. Madde – Kişinin kararıyla vatandaşlığın kaybı

1. Her Taraf Devlet, ilgili kişinin bu yüzden vatansız kalmaması kaydıyla, vatandaşlıktan çıkmasına izin verir.

2. Ancak, Taraf Devlet kendi iç hukukunda, çıkmanın yalnızca yurt dışında mutaden ikamet eden vatandaşlara etki edeceğini düzenleyebilir.

9. Madde – Yeniden vatandaşlığa alınma

Her Taraf Devlet, hukuken ve mutaden kendi topraklarında ikamet eden eski vatandaşlarının yeniden vatandaşlığa alınmalarına getirilen kendi iç hukukundaki koşullar altında ve vatandaşlığa yeniden alınma olaylarında kolaylık sağlar.

IV. Bölüm – Vatandaşlığa ilişkin usul
10. Madde – Başvuruların işleme konması

Her Taraf Devlet, kendi vatandaşlığının kazanımına, elde tutumuna, kaybına, yeniden alımına ya da onayına ilişkin başvuruların makul bir zamanda işleme konulmasını temin eder.

11. Madde – Kararlar

Her Taraf Devlet, kendi vatandaşlığının kazanımına, elde tutumuna, kaybına, yeniden alımına ya da onayına ilişkin kararların yazılı gerekçeler içermesini temin eder.

12. Madde – Kararların yeniden gözden geçirilmesi hakkı

Her Taraf Devlet, kendi vatandaşlığının kazanımına, elde tutumuna, kaybına, yeniden alımına ya da onayına ilişkin kararların kendi iç hukukuna uygun biçimde idari ve yargısal gözden geçirmeye açık olmasını temin eder.

13. Madde – Harçlar

1. Her Taraf Devlet, kendi vatandaşlığının kazanımına, elde tutumuna, kaybına, yeniden alımına ya da onayına yönelik harçların makul olmasını temin eder.

2. Her Taraf Devlet, idarî ve yargısal gözden geçirme harçlarının başvurana engel teşkil etmemesini temin eder.

V. Bölüm – Çok vatandaşlık
14. Madde – Çok vatandaşlık olayları

1. Taraf Devlet şunlara izin verir:

a. Çocukların kendiliğinden doğum anında farklı vatandaşlıklar kazanarak bu vatandaşlıkları elinde bulundurmalarına;

b. Kendi vatandaşlarının diğer bir vatandaşlığı evlilik yolu ile kendiliğinden kazandığı durumlarda bu diğer vatandaşlığa sahip olmalarına.

2. 1. paragrafta anılan vatandaşlığın elde bulundurulması, bu Sözleşmenin 7. maddesindeki ilgili hükümlere tabidir.

15. Madde – Olası diğer çok vatandaşlık olayları

Bu Sözleşmenin hükümleri, aşağıdaki hususları iç hukuklarında belirlemek için Taraf Devletin haklarını sınırlandırmaz:

a. Diğer bir Devletin vatandaşlığına sahip ya da bunu kazanmış olan kendi vatandaşının Taraf Devletin vatandaşlığını elinde bulundurmasını veya kaybetmesini;

b. Kendi vatandaşlığının kazanımının veya elde tutumunun diğer vatandaşlığın kaybına veya diğer vatandaşlıktan çıkmaya tabi olmasını.

16. Madde – Önceki vatandaşlığın muhafazası

Taraf Devlet, çıkmanın ya da kaybın mümkün olmadığı veya makul olarak istenemeyeceği durumlarda, kendi vatandaşlığının kazanımı veya elde tutumu için diğer bir vatandaşlıktan çıkma veya bu diğer vatandaşlığın kaybı şartını koyamaz.

17. Madde – Çok vatandaşlığa ilişkin hak ve ödevler

1. Taraf Devletin başka bir vatandaşlığa da sahip olan vatandaşı, ikamet ettiği bu Taraf Devlet topraklarında, bu Taraf Devletin diğer vatandaşları ile aynı hak ve ödevlere sahiptir.

2. Bu bölümdeki hükümler aşağıdakilere etki etmez:

a. Eşzamanlı olarak başka bir vatandaşlığa sahip olan Taraf Devlet vatandaşı lehine Taraf Devletçe sağlanan diplomatik ve konsüler korumayla ilgili uluslararası hukuk kurallarına;

b. Her bir Taraf Devletin çok vatandaşlık olaylarındaki uluslararası özel hukuk kurallarının uygulanışına

VI. Bölüm – Devlet halefiyeti ve vatandaşlık
18. Madde – İlkeler

1. Devlet halefiyeti olaylarındaki vatandaşlık sorunlarında ilgili her Taraf Devlet, hukukun üstünlüğü ilkesine, insan haklarıyla ilgili olan kurallara ve bu Sözleşmenin 4. ve 5. maddeleri ile bu maddenin 2. paragrafı içerisinde kapsanan ilkelere – özellikle de vatansızlıktan kaçınma amacıyla – saygı gösterir.

2. Devlet halefiyeti olaylarında vatandaşlığın tanıma ve elde tutma hakkında karar verirken, ilgili Taraf Devlet özellikle şu hususları hesaba katar:

a. İlgili kişinin Devletle arasındaki gerçek ve etkili bağı;

b. İlgili kişinin Devlet halefiyeti esnasındaki mutad ikameti;

c. İlgili kişinin iradesini;

d. İlgili kişinin ülkesel kökenini.

3. Vatandaşlık kazanımının yabancı bir vatandaşlığın kaybına tabi olduğu durumlarda, bu Sözleşmenin 16. maddesinin hükümleri uygulanır.

19. Madde – Uluslararası anlaşma yoluyla dostane çözüm

Devlet halefiyeti olaylarında, ilgili Taraf Devletler, kendi aralarında, ve gerekirse ilgili diğer Devletlerle olan bağlantıları yolu ile, vatandaşlığa ilişkin sorunları düzenlemek için gayret sarf ederler. Bu tür anlaşmalarda, bu bölümde kapsanan veya bu bölüme gönderme yapılan ilke ve kurallara saygı gösterilir.

20. Madde – Vatandaş olmayanlarla ilgili ilkeler

1. Her Taraf Devlet aşağıdaki ilkelere saygı gösterir:

a. Üzerindeki egemenliğin Halef devlete geçtiği topraklarda mutaden ikamet eden ve Halef Devlet vatandaşlığını kazanamamış olan Selef Devlet vatandaşı bu Devlette kalmaya devam eder;

b. a. bendinde sayılan kişiler sosyal ve ekonomik haklar bakımından Halef Devlet vatandaşları ile aynı muameleyi görür. 2. Her Taraf Devlet egemenlik gücünün kullanımının dahil olduğu kamu hizmetinde çalışmaktan 1. paragraf altında sayılan kişileri mahrum bırakabilir.

VII. Bölüm – Çok vatandaşlık olaylarındaki askeri yükümlülükler
21. Madde – Askeri yükümlülüklerin tamamlanması

1. İki veya daha fazla Taraf Devletin vatandaşlığına sahip kişilerden bu taraf Devletlerin yalnızca birisine bağlı olarak kendi askeri yükümlülüklerini tamamlaması istenir.

2. 1. paragrafın uygulama biçimi, Taraf Devletler arasındaki özel anlaşmalar ile belirlenebilir.

3. Özel bir anlaşmanın aksine koşullar öngördüğü veya öngörebileceği durumlar dışında, aşağıdaki hükümler iki veya daha Taraf Devletin vatandaşlığına sahip kişiler için uygulanır:

a. Bu kişilerden herhangi biri, muteden ikamet ettiği toprakların sahibi olan Taraf Devlete bağlı olarak askeri yükümlülüklere tabidir.

Bununla birlikte, bu kişiler vatandaşı olduğu bir diğer Taraf Devlete bağlı biçimde gönüllü olarak askeri yükümlülüklere itaat etmek amacıyla, önceki Taraf Devletçe istenen etkin askeri hizmetin toplam ve etkili dönemine en azından eşit olan bir dönem için 19 yaşına kadar seçim yapmakta özgürdür;

b. Vatandaşı olmadıkları Taraf Devlet topraklarında veya Taraf olmayan bir Devletin topraklarında mutaden ikamet eden kişiler, vatandaşı oldukları Taraf Devletlerden herhangi birisinin topraklarında askeri hizmetlerini icra etmek için seçim yapabilirler;

c. a. ve b. bentlerinde yer alan kurallara uygun biçimde bir Taraf Devlete bağlı olarak, bu Taraf Devletin hukukunda öngörüldüğü biçimde, askeri yükümlülüklerini tamamlayacak olan kişiler, diğer Taraf Devletlerden herhangi birine veya vatandaşı oldukları Taraf Devletlere bağlı olarak askerlik yükümlülüklerini tamamlamış sayılırlar;

d. Vatandaşı oldukları Taraf Devletlerin arasında bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinin öncesinde bu Taraf Devletlerden birisine bağlı olarak kendi asker, yükümlülüklerini, bu Taraf devlet hukukuna uygun biçimde tamamlamış olan kişiler, diğer Taraf Devletlerden herhangi birine veya vatandaşı oldukları Taraf Devletlere bağlı olarak aynı yükümlülüklerini tamamlamış sayılırlar;

e. a. bendine uygun olarak, vatandaşı oldukları Taraf Devletlerin birisine bağlı biçimde etkin askerlik yükümlülüğünü icra etmiş olan ve sonradan mutad ikametlerini vatandaşı oldukları diğer bir Taraf Devlet topraklarına nakleden kişiler, yalnızca ikinci Taraf Devlete bağlı biçimde kalan askerlik yükümlülüklerinden sorumlu olurlar;

f. Bu maddenin uygulaması, herhangi bir bakımdan, ilgili kişilerin vatandaşlıklarına halel getirmez;

g. Herhangi bir Devletçe ilan edilen seferberlik durumunda, bu madde hükmü altında doğan yükümlülükler, bu Taraf Devlet için bağlayıcı olmaz.

22. Madde – Askerî yükümlülüklerden muafiyet veya seçimlik sivil hizmetler

Özel bir anlaşmanın aksine koşullar öngördüğü veya öngörebileceği durumlar dışında, aşağıdaki hükümler iki veya daha Taraf Devletin vatandaşlığına sahip kişiler için uygulanır:

a. Bu Sözleşmenin 21. maddesinin 3. paragrafındaki c. bendi, askerî yükümlülüklerden muaf tutulan veya onun yerine seçimlik olarak sivil hizmetleri tamamlayan kişilere uygulanır;

b. Zorunlu askerî hizmet aramayan Taraf Devletin vatandaşı olan kişiler, bu Taraf Devlet topraklarında mutaden ikamet ettikleri zaman, askerî yükümlülüklerini yerine getirmiş olarak farz edilirler. Bununla birlikte sözü edilen mutad ikamet, ilgili Taraf Devletlerin her birinin onay, kabul veya katılım belgelerini tevdi ettikleri zaman ya da imza anında bildirecekleri belirli bir yaşa kadar sürdürülmedikçe askeri hizmetin arandığı durumlarda, vatandaşı oldukları Taraf Devletlere veya Taraf Devlete bağlı olarak, bu kişiler askerî yükümlülüklerini yerine getirmemiş sayılırlar;

c. Zorunlu askerî hizmet aramayan Taraf Devletin vatandaşı olan kişiler ayrıca, mutaden ikamet edip etmediklerine bakılmaksızın, vatandaşı oldukları Taraf Devletin veya Taraf Devletlerin etkin askerî hizmeti dönemine en azından eşit olan toplam ve etkili dönem için zorunlu askerî hizmet aramayan Taraf Devletin silahlı kuvvetlerine gönüllü olarak yazıldıkları zaman, askerî yükümlülüklerini yerine getirmiş olarak farz edilirler.

VIII. Bölüm – Taraf Devletler arasındaki işbirliği
23. Madde – Taraf Devletler arasındaki işbirliği

1. Taraf Devletlerin arasındaki işbirliğini kolaylaştırmak amacıyla, Taraf Devletlerin yetkili makamları:

a. Vatansızlık ve çok vatandaşlık örneklerini ve Sözleşmenin uygulanmasındaki gelişmeleri içeren vatandaşlık alanındaki kendi iç hukukları hakkında, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne bilgi sağlarlar;

b. Vatandaşlık alanındaki kendi iç hukukları ve Sözleşmenin uygulanmasındaki gelişmeleri hakkında talep üzerine diğerlerine bilgi sağlarlar.

2. Taraf Devletler, ilgili tüm sorunlarla uğraşmak ve ilişkili sorunlarla ve vatandaşlıkla ilgili hukuk ilkelerinin iyiye giden gelişimini ilerletmek amacıyla, kendi aralarında ve Avrupa Konseyi’nin uygun hükümetlerarası organının yapısı içerisindeki Avrupa Konseyi’nin diğer üye Devletleri ile işbirliği yaparlar

24. Madde – Bilgi takası

Veri koruması ile ilgili uygulanan hukuka tabi olarak, her Taraf Devlet, aynı bildirgeyi yayımlayan diğer Taraf Devletlerin herhangi birini diğer Taraf Devlet vatandaşları tarafından gönüllü vatandaşlık kazanımı hakkında bilgilendireceğini herhangi bir anda bildirebilir. Bu tür bir bildirge, altında Taraf Devletin bu bilgiyi vereceği koşulları içerebilir. Bu bildirge herhangi bir anda geri alınabilir.

IX. Bölüm – Sözleşmenin uygulanışı
25. Madde – Bu Sözleşmenin uygulanışı ile ilgili bildirgeler

1. Her Taraf Devlet, VII. Bölümün, Sözleşme uygulamasının dışında tutulacağını, imza anında ya da onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdii anında bildirebilir.

2. VII. Bölüm hükümleri, hangi Taraf Devletler için yürürlükte ise, bu Taraf Devletlerin arasındaki ilişkiler için uygulanabilir.

3. Her Taraf Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne, imza anında ya da onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin tevdii anında Sözleşme uygulamasının dışında tutulan VII. Bölüm hükümlerinin uygulanacağını, daha sonradan bildirebilir. Bu bildirim, tebliğ tarihinden itibaren etkili olacaktır.

26. Madde – Bu Sözleşmenin etkileri

1. Bu Sözleşmenin hükümleri, vatansızlığa dair daha lehe olan hakların kişilere uyarlandığı veya uyarlanabileceği, yürürlükte olan ve yürürlüğe girebilecek, iç hukukun ve bağlayıcı uluslararası belgelerin hükümlerine halel getirmez.

2. Bu Sözleşme, aşağıdaki belgeler ile bağlanan Taraf Devletler arasındaki ilişkilerde bu belgelerin uygulamasına halel getirmez:

a. 1963 Çok Vatandaşlık Olaylarının Azaltılması ve Çok Vatandaşlık Olaylarındaki Askerî Yükümlülükler Hakkında Sözleşme’nin ve Protokollerinin;

b. Bu Sözleşme ile uyuştuğu ölçüde, diğer bağlayıcı uluslararası belgelerin.

X. Bölüm – Son hükümler
27. Madde – İmza ve yürürlüğe giriş

1. Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi üye Devletlerinin ve bu titiz çalışmaya katılmış olup da üye olmayan Devletlerin imzalarına açıktır.

Bu Devletler bağlanmaya dair kendi rızalarını aşağıdaki şekillerle ifade edebilirler:

a. Onay, kabul, uygun bulma bakımından çekincesiz olarak imzalamak; veya

b. Onay, kabul, uygun bulma şartıyla imzalamak

Onay, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’nde saklanır.

2. Sözleşme, Avrupa Konseyi’nin üç üye Devletinin bir önceki paragrafın hükümleri doğrultusunda Sözleşmeyle bağlı olma rızasını ifade ettiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimi izleyen ayın ilk günü, Sözleşmeyle bağlı olma rızasını ifade etmiş olan tüm Devletler için, yürürlüğe girer.

3. Sözleşmeyle bağlı olma rızasını sonradan ifade eden herhangi bir Devlet bakımından Bu Sözleşme, imza tarihinden ya da onay, kabul veya uygun bulma belgesinin tevdii tarihinden sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

28. Madde – Katılım

1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu titiz çalışmaya katılmamış olup Avrupa Konseyi’ne üye olmayan herhangi bir Devleti bu sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

2. Herhangi bir katılımcı Devlet bakımından, katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdii tarihinden sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü bu Sözleşme yürürlüğe girer.

29. Madde – Çekinceler

1. Bu Sözleşmenin I., II. ve VI. Bölümlerinde kapsanan herhangi bir hükme çekince konamaz. Herhangi bir Devlet, imza anında ya da onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdii anında, bu Sözleşmenin amacı ve hedefine uygun oldukları ölçüde, Sözleşmenin diğer hükümlerine bir ya da daha fazla çekince koyabilir.

2. Bir ya da daha fazla çekince koyan herhangi bir Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne iç hukukun ilgili içeriğini ya da herhangi bir ilgili bilgiyi bildirir.

3. 1. paragraf doğrultusunda bir ya da daha fazla çekince koyan Devlet, koşullar kesinleşir kesinleşmez, bunları kısmen ya da tamamen geri çekmeyi göz önünde tutar. Bu geri alım, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne gönderilen bildirim yolu ile gerçekleştirilir ve tebliğ tarihinden itibaren etkili olur.

4. Bu Sözleşmenin uygulamasını, 30. maddenin 2. paragrafında belirtildiği gibi bildirgede anılan bir bölgeye doğru genişleten herhangi bir Devlet, önceki paragraflar doğrultusunda ilgili bölge bakımından bir ya da daha fazla çekince koyabilir.

5. Sözleşmenin VII. Bölümü hükümlerin herhangi biri bakımından çekince koyan bir Taraf Devlet, bu hükümleri kabul ettiği ölçüde koruyan diğer bir Devlet tarafından sözü edilen hükümlerin uygulanmasını talep edemez.

30. Madde – Bölgesel uygulama

1. Herhangi bir Devlet, bu Sözleşmenin uygulanacağı bölge ya da bölgeleri, imza anında ya da onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdii anında, belirtebilir.

2. Herhangi bir Devlet Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne gönderilen bildirge ile, Sözleşmenin uygulamasını, uluslararası ilişkilerde sorumlusu olduğu veya bu bölgeler adına yükümlülük üstlenmeye yetkili olduğu ve bildirgede belirtilmiş olan diğer bir bölgeye, daha sonraki bir zamanda genişletebilir. Bu bölge bakımından, Sözleşme bu bildirgenin Genel Sekreterlik’e tebliğ edildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Önceki iki paragraf uyarınca yayımlanan herhangi bir bildirge, bu bildirgede belirtilen bir bölge bakımından Genel Sekreterlik’e gönderilen bir bildirim ile geri alınabilir. Geri alım, bildirimin Genel Sekreterlik’e tebliğ edildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü etkili olur.

31. Madde – Çıkma

1. Herhangi bir Devlet, herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne gönderilen bildirim vasıtasıyla bu Sözleşmeden tamamen ya da yalnızca VII. Bölümden çıkabilir.

2. Bu çıkma, bildirimin Genel Sekreterlik’e tebliğ tarihinden sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü etkili olur.

32. Madde – Bildirimler

Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği, Sözleşmeye katılmış olan Avrupa Konseyi üye Devletlerine, herhangi bir İmzacıya, herhangi bir Tarafa veya diğer bir Devlete şunları bildirir:

a. Herhangi bir imzayı;

b. Onay, kabul, uygun bulma ya da katılma belgelerin tevdi edilmesini;

c. Bu Sözleşmenin 27. ya da 28. maddesi doğrultusunda bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihlerini;

d. Bu Sözleşmenin 29. maddesi uyarınca gerçekleştirilen herhangi bir çekinceyi ya da çekincenin geri alımını;

e. Bu Sözleşmenin 23., 24., 25., 27., 28., 29., 30. ve 31. maddelerinin hükümleri uyarınca yapılan bildirimi ya da bildirgeyi;

f. Bu Sözleşmeye bağlı herhangi bir diğer eylemi, bildirimi ya da iletişimi.

Aşağıda imzası bulunanlar, usulüne uygun biçimde yetkilendirilmiş olarak, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.  6 Kasım 2001 tarihinde Strazburg’ta, eşit ölçüde geçerli olmak üzere İngilizce ve Fransızca olarak yazılan bu metinler, tek bir nüsha halinde Avrupa Konseyi arşivinde saklanır. Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği, her Avrupa Konseyi Ülkesine, bu Sözleşmenin titiz çalışmasına katılmış olup da üye olmayan her bir Devlete ve bu Sözleşmeye katılması için davet edilen herhangi bir Devlete onaylı bir örnek iletilir.

5 Kasım – Hukuk Takvimi

0
5 Kasım – Hukuk Takvimi
1739 Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı Devleti arasında 5 Kasım 1739 antlaşması imzalandı.
1918 İttihat ve Terakki Fırkası kendi kendisini feshetti.
1922

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 308 nolu “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair” kararın ardından 5 Kasım’da Ankara hükumetinin İstanbul’daki temsilcisi Refet Paşa (Bele); tüm bakanlık müsteşarlarını Divanyolu’ndaki Şark Mahfilinde toplayarak her türlü faaliyete son vermelerini tebliğ etti.

1925 İtalya’da Benito Mussolini  bütün sol partileri kapattı.
1925

Ankara Adliye Hukuk Mektebi, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un girişimiyle kuruldu ve 5 Kasım 1925 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk tarafından açıldı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin temellerini atıldı. Atatürk, Hukuk Mektebinin kurulmasını, Hukuk Devriminin başlangıcı olarak görmüş; Ankara Adliye Hukuk Mektebi, Cumhuriyetin ilk yüksek öğretim kurumu olmuş, eğitimin başlamasıyla “profesör“ unvanı Türk yüksek öğretim tarihinde ilk defa kullanılmıştır.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
1930

İtalyan hukukçu ve siyasetçi, Luigi Facta yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Kasım 1861) Turin Üniversitesinde hukuk okudu.  Koalisyon kabinesinde adalet ve içişleri bakanlıklarının müsteşarlığını yaptı. 1910’dan 1914’e ve 1920’den 1921’e kadar İtalya Maliye Bakanı olarak görev yaptı. 1922’de Başbakan olarak atandı. Genel nüfus Facta’nın Mussolini’yi ve Faşizmin yükselişini durdurmada  aktif bir rol üstlenemeyecek kadar zayıf ve Kral’a sadık olduğuna inanıyordu.

1930
  • İtalyan hukukçu ve siyasetçi, Luigi Facta yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Kasım 1861) Turin Üniversitesinde hukuk okudu. Adalet ve içişleri bakanlıklarında müsteşarlık yaptı. 1910’dan 1914’e ve 1920’den 1921’e kadar İtalya Maliye Bakanlığını yürüttü. 1922’de Başbakan olarak atandı. 
  • İran-Türkiye Dostluk Antlaşması 5 Kasım 1932 tarihinde imzalandı.
1949

Paris toplantısı yapıldı. Avrupa Konseyi üyesi devletlerin kendi aralarında kültür anlaşmaları akdetmelerine ilişkin tavsiye kararı alındı. 

1957 Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Hikmet Kıvılcımlı dini siyasete alet ederek komünizm propagandası yapma suçundan tutuklandı.
1986

Askeri Yargıtay, Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) yöneticileri hakkındaki 5 ile 8 yıl arasındaki hapis cezalarını onayladı.

1988

Ankara’daki Devrimci Yol Davası’ında ‘Politik tutuklulara özgürlük, Genel Af ve Dev-Yol’ pankartları açarak slogan attıkları için gözaltına alınan 22’si Yunanistan 6’sı Federal Almanya yurttaşı 28 kişiden 24’ü sınırdışı edildi.

1992

Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı, 5 Kasım 1992 tarihinde Strazburg’da imzaya açıldı ve şartın beş ülkede uygulamaya konulması ile 1 Mart 1998’de yürürlüğe girdi. Bugüne dek 24 ülke tarafından imzalanan Şart 11 ülkede uygulanmaktadır. Türkiye bu Şartı imzalamamıştır. Bölgesel ya da Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nın denetim organı, Bölgesel ya da Azınlık Dilleri Komitesi‘dir.

1992

Hukukçu, diplomat, akademisyen ve yazar Adile Ayda yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Mart 1912) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1932’de Dışişleri Bakanlığı giriş sınavını kazandı ve Türkiye’nin ilk kadın diplomatı oldu. Kadın diplomatların dış ülkelere tayin edilemeyecekleri hakkında bir yönetmelik çıkarılması üzerine 1934’te görevinden istifa etti. Akabinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, Maarif Cemiyeti Koleji’nde ve Ankara Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. 1943’te doçent oldu. 1957 yılında fakültedeki görevinden istifa etti ve kadın diplomatlar için “Dış ülkelere tayin edilemezler” kaydını kaldırmış olan Dışişleri’ne döndü. 1958’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na delege, 1959’da Lahey ve 1961’de  Belgrad Büyükelçilikleri müsteşarı, 1963’te Kültür İşleri Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Genel müdür vekilliği yaptığı 1966 yılında, İtalya devletinden Liyakat Nişanı aldı ve 1967’de, elçi olarak Roma’ya tayin edildi.

1998

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 aylık hapis cezasının kesinleşmesi üzerine Danıştay tarafından belediye başkanlığı düşürüldü.

2006

Irak lideri Saddam Hüseyin, hakkında açılan 148 Şii’nin öldürüldüğü ‘Duceyl davasında’ insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle asılarak idama mahkum edildi. Saddam Hüseyin’in kendisi de bir hukukçu idi.

2006

Eski Başbakan, gazeteci ve şair Mustafa Bülent Ecevit, doktorların karşı çıkmasına rağmen Mustafa Yücel Özbilgin‘in 19 Mayıs 2006 tarihindeki cenaze törenine katıldı ve sonrasında rahatsızlanarak beyin kanaması geçirdi, uzun süre yoğun bakımda kaldıktan sonra 5 Kasım 2006’da vefat etti. (Doğumu: 28 Mayıs 1925) Robert Kolejinden mezun oldu. Önce Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, sonra da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi bölümüne kayıt yaptırmasına rağmen yüksek öğrenimine devam etmedi. İngiltere’de bulunduğu yıllarda Londra Üniversitesine kayıt yaptırdı. Burada İngiliz dili ve edebiyatı, Sanskritçe, Bengalce ve sanat tarihi üzerine eğitim aldı ancak eğitimini tamamlamadı. Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı, devlet bakanı ve başbakan yardımcısı görevlerinde bulundu. 1974–2002 yılları arasında dört kez  başbakanlık görevini üstlendi.

2013

Silopi/Görümlü’de 1993’de 6 köylünün gözaltında öldürülmesiyle ilgili dönemin Jandarma Sınır Tugay Komutanı dahil 5 subayın yargılanmasına başlandı.

2016 Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakkında “PKK/KCK ve FETÖ/PDY terör örgütlerine müzahir oldukları” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ile Kadri Gürsel, Musa Kart, Güray Öz, Mustafa Kemal Güngör, Turhan Günay, Bülent Utku, Önder Çelik ve Eser Sevinç tutuklandı.
2024

Beyoğlu’nda, sokakta yürüyen kadını taciz eden iki sanık hakkında, “beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “nitelikli cinsel saldırı” suçlarından 10 yıl 6’şar aydan 30’ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlendi. Sanıklar 4 Ekim 2024‘te tutuklanmıştı.

 2024

Esenyurt, Mardin ve Batman belediyeleri hakkında verilen kayyım kararlarından sonra Diyarbakır Valiliği’nin eylem ve etkinlikleri yasaklamasına ilişkin karar hakkında Diyarbakır Barosu tarafından yürütmenin durdurulması talepli iptal davası açıldı.

 2024

BM’nin Filistin topraklarındaki insan hakları durumuyla ilgili Özel Raportör Francesca Albanese, İsrail’in saldırıları sebebiyle can kaybının 43 bin 400’e dayandığını açıkladı. Gazze’deki duruma ilişkin, “Buna ‘savaş’ demeyin. Bu bir soykırımdır” dedi.

 2024

ABD’de Amerikan Ulusal Başsavcılar Birliği‘ne(The National Association of Attorneys General (NAAG)) mensup 51 başsavcı, oy verme işleminin sürdüğü ülkede ‘barışçıl bir görev devri’ çağrısında bulundu ve demokratik ilkelere bağlılığın önemini vurguladı.

 2024

Bağcılar’da, evine giren iki kadın hırsızı merdivende kovalayan ve apartmanın girişinde üzerine atlayıp yere düşürerek yakalayan kişi saçından tuttuğu hırsızı olay yerine gelen polis ekiplerine teslim etti. Hırsızlar ev sahibi hakkında darp nedeniyle şikayetçi oldu. 

 2024

Samsun’un Salıpazarı ilçesinde eşiyle mesajlaştığı için akrabasını öldüren şahsa verilen 25 yıl hapis cezası ‘haksız tahrik’ indirimi yapılmadığı istinaf mahkemesince kaldırılmıştı. Yerel mahkeme bu defa sanığı 15 yıl hapis cezasına çarptırdı.

 2024

Sinema oyuncusu İlyas Salman’ın Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada esas hakkında mütalaa açıklandı. Savcılık, Salman’ın ‘cumhurbaşkanına alenen hakaret’ suçundan 4 yıl 8 aya kadar hapis cezasına çarptırılmasını talep etti.

 2024

Danimarkalı aşırı sağcı Sıkı Yön Partisi (Stram Kurs) lideri Rasmus Paludan, İsveç’in Malmö kentinde 2022’de Kur’an yaktığı esnada Müslümanlara hakaret ettiği gerekçesiyle nefret suçundan 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Paludan, karara itiraz ederek davayı bir üst mahkemeye taşıyacağını, ayrıca İsveç’e de bir daha gitmeyeceğini açıkladı.

 2024

Adalet Bakanlığı 1000 Hakim ve savcı yardımcısı alımına ilişkin ilan yaptı.

 2024

“21 Soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı” kitapçığının hazırlanması ve dağıtımında sorumluluğu bulunan eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya hakkında Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde davada mahkeme “görevsizlik” kararı vererek dosyayı Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Kitapçık, daha önce mahkeme kararıyla toplatılmıştı.

5 Kasım – Hukuk Takvimi

Türkiye-İtalya Ankara Sözleşmesi

0
Türkiye-İtalya Ankara Sözleşmesi

Türkiye-İtalya Ankara Sözleşmesi, 4 Kasım 1932 günü Ankara’da imzalanmıştır. Sözleşme; Meis adasının yakınındaki birkaç adacıkla birlikte Bodrum yakınlarındaki Karaada’nın durumunu düzenlemektedir.

Ege Denizi Haritası

Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra imzalanan barış sözleşmelerinden biri olan Ankara Sözleşmesini İtalyan elçisi Pompeo Aloisi ile Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras imzalamıştır.

1921 yılından beri Ege Denizi’ndeki adaların kontrolü elinde tutan İtalyan hükümeti bu sözleşmeye konu olan; Çatal Ada, Uvendire, Furnakya, Katovolo, Praşudi, Tchatallota, Pighi, Nissi-Tis Pighi, Recif Agrecelia, Prousseclisse, Pano Makri, Kato Makri, Marathi, Rocci Vutchaki, Dasya, Prassoudi, Alimentaria ve Karavola adacıklarında Türkiye’nin egemenliğini tanımıştır.

ANADOLU KIYISI İLE MEİS (Castellorize) ADASI ARASINDA KARASULARININ SINIRLANDIRILMASI VE BODRUM KARŞISINDAKİ KARA ADANIN EGEMENLİĞİ KONUSUNDA SÖZLEŞME
Ankara, 4 Kasım 1932

Dışişleri Bakanı ve İzmir Milletvekili Dr. Tevfik Rüştü Beyefendi tarafından temsil edilen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bir yandan ve Türkiye’de Büyükelçi ve Olağanüstü Temsilci Baron Pompeo Aloisi tarafından temsil edilen İtalya Krallık Hükümeti öte yandan, aralarında mutluluk verici içten dostluk ilişkilerini sürdürmek ve onu güçlendirmek özlemiyle, Anadolu kıyıları ile Kastellorizo [Meis] Adası arasındaki adacıklar ve Kara Ada üzerindeki egemenlik konusunda Türkiye ile İtalya arasında çıkan uyuşmazlığı doğrudan doğruya çözerek ortadan kaldırmağı ve Lozan Andlaşmasının ilgili hükümlerinin yorumu sonucu kime ilintili bulunduğu noktasında aralarında bir uyuşmazlık doğuran sözkonusu adacıkların çevresindeki karasularının sınırlandırılmasına karar vermişlerdir.

Aşağıda imzası bulunan Temsilciler, yöntemine uygun olduğu görülen yetki belgelerini sunduktan sonra, şu noktalarda anlaşmışlardır.

MADDE 1

İtalya Hükümeti aşağıda yazılı adacıklar üzerinde Türkiye’nin egemenliğini tanır:

Volo (Çatal Ada), Oehendra (Uvendire), Fournachia (Furnakya). Kato Volo (Katovolo), Prasouid (Praşudi), (Katavolo Adasının Güney Doğusunda) ve Tchatallota, Pighi, Nissi-Tis Pighi, Recif Agrecelia, Prousseclisse (Kaya), Pano Makri, Kato Makri (Kayalıklarla birlikte), Marathi, Roccie Voutzaky (Rocci Vutchaki) Dacia (Dasya), Nissi – Tis- Dacia, Prassoudi (Dasyanın Kuzeyinde) Alimentarya (Alimentaria), Caravola (Karavola) Adacıkları.

MADDE 2

Bodrum Körfezindeki Kara Ada da Türkiye’nin olacaktır.

MADDE 3

Buna karşılık, Türkiye Hükümeti, merkezi Kastellorizo Kenti kilisesinin kubbesi ve yarı kutru ve bu merkez ile San Stephano burnu (Pointe du Vent) arasındaki uzaklık olan bir daire ile çevrilecek bölge içinde bulunan Psoradia, Polyphados, St. Georges (Güneyde St. Georges, Kuzeyde Agrielaia diye adlandırılan ve 236 sayılı İngiliz haritasında gösterilen iki ada), Psomi (Strongyle, 236 saydı İngiliz haritası), Cutsumbora (Kutsumboras), (Kayalıklar), Mavro Poinaki (Mavro Poinchi), Mavro Poinis (Mavro Poini) adacıkları üzerinde İtalya egemenliğini tanır.

Yukarıda sözü geçen daire içindeki bu adacıklardan başka St. Georges (Rho), Dragonera, Ross ve Hypsili (Stronghyli) adacıkları da İtalya’nın olacaktır.

MADDE 4

Şurası kararlaştırılmıştır ki, işbu sözleşmede tanımlanan suların ayrıldığı çizginin iki yanındaki tüm adalar, adacıklar ve kayalıklar, adları orada yazılı olsun ya da olmasın, bu adalar, adacık ve kayalıkların bulunduğu bölgenin kendi egemenliği altında olduğu Devlete ilintilidir.

MADDE 5

Bağıtlı Yüksek Taraflar kara sularının sınırlandırılmasını aşağıda gösterildiği üzere yapmakta anlaşmışlardır.

Doğuda:

San Stephano (Poiııte du Vent) burun ile Gata burnuna yarı uzaklıktaki bir noktadan;
Oradan düz çizgi olarak, Psomi ve Proussecliss (Prusekli)’ya yarı uzaklıktaki bir noktaya;

Bu noktadan, düz çizgi olarak, Mavro – Poinis ve Proussecliss’ye yarı uzaklıktaki bulunan bir noktaya;

Bu noktadan, düz çizgi olarak, Niphtis burnu ile Proussecliss kayasına yarı uzaklıktaki bir noktaya;

Bu son noktadan, düz çizgi olarak, Hyspili (Stronghyli) adasının kuzey doğu kıyısı ile Nissi – Tis – Dacia adasının güney-batı kıyısına yarı uzaklıkta bulunan bir noktaya;

Bu noktadan, düz çizgi olarak, Tugh burnunun üç mil güneyindeki bir noktaya.

Güneyde:

Bu noktadan sonra çizgi, Hypsili adasının güney burnunun üç mil güneyindeki bir noktaya dek uzayarak, üzerinde tartışma bulunmayan deniz sınırı ile birleşir.

Kuzeyde:

Çizgi, San Stephano (Pointe de vent) burnu ile Gata burnuna yarı uzaklıkta bulunan noktadan, düz çizgi olarak, San Stephano (Pointe du vent) burnu ile Vathy burnuna yarı uzaklıkta bulunan bir noktaya gider;
Bu noktadan, düz çizgi olarak, Limenari burnu ile Voutzaki kayalarına (Rocci Vutehaki) yarı uzaklıkta bulunan bir noktaya,

Bu son noktadan Dragonera adası ile Voutzaki kayalarına (Roeei Vutchaki) yarı uzaklıkta bulunan bir noktaya;

Bu son noktadan, çizgi, St. Georges (Rho) adasının kuzey doğu noktası ile bu adanın kuzeyinde Anadolu kıyısının en yakın noktasına yarı uzaklıkta bulunan bir noktaya dek kuzeye geçer;

Bu noktadan, Prassoudi ile St. Georges (Rho) adasının güney-batı noktası arasındaki uzaklığın ortasında bulunan bir noktaya;

Bu son noktadan, çizgi, üzerinde tartışma bulunmayan sınır ile birleşmek üzere, düz olarak, Volo adasının üç mil güneyindeki bir noktaya ulaşır.

Bu Madde ile açıklanmış olup iki tarafındaki adalar ve adacıkların kime ilintili bulunduğunu belirlemek üzere, Bağıtlı Yüksek Taraflarca saptanan ayırım çizgisi doğuda Tugh burnu güneyindeki 3 mil uzaklıktaki bir noktada ve batıda Volo adasının güneyinden 3 mil uzaklıktaki öbür noktada, Türkiye ile İtalya arasında hiç tartışma konusu bulunmayan genel deniz sınırı ile birleşir.

MADDE 6

Yukarıda yazılı yerlerin adları (624) sayılı İtalyan, (5551) sayılı Fransız, (236) sayılı İngiliz haritalarından alınmıştır.

Bağıtlı Yüksek Taraflar, işbu Sözleşmenin metni ile ona bağlı haritalar arasında fark ortaya çıkarsa, metnin geçerli olacağında anlaşmışlardır.

MADDE 7

İşbu Sözleşme onaylanacak ve onay belgeleri, olanaklı olur olmaz, Roma’da verişilecektir.

Sözleşme, onay belgelerinin verişiminden 15 gün sonra yürürlüğe girecektir.

Bu hükümlere olan inançla, Bağıtlı Yüksek Tarafların Temsilcileri işbu Sözleşmeyi imza etmişler ve ona mühürlerini basmışlardır.

Ankara’da, 4 Kasım 1932 günü iki örnek olarak düzenlenmiştir.

DR. TEVFİK RÜŞTÜ
ALOISI

4 Kasım – Hukuk Takvimi

0
4 Kasım – Hukuk Takvimi
1795

ABD, Osmanlı İmparatorluğu ile antlaşma yapmayı kabul etti. ABD’yi yıllık vergiye bağlayan Trablus Antlaşması metni 4 Kasım 1796’de tamamlanarak, Cezayirli Gazi Hasan Paşa ve Joseph Donaldson tarafından imzalandı. Antlaşma 22 maddeden oluşmaktaydı. ABD’nin bir devlete vergi ödemeyi kabul ettiği ve başka dilde imzaladığı tek antlaşmadır. Bu anlaşmaya göre ABD, Cezayir’deki esirlerin iadesi, Atlas Okyanusu’nda ve Akdeniz’de ABD sancağı taşıyan hiçbir gemiye dokunulmaması karşılığında, tek seferlik 642.000 altın ve yılda 12.000 Osmanlı altını (21.600 dolar) ödeyecekti. ABD, 1818 yılına kadar antlaşmaya bağlı kaldı.

1816

Amerikalı hukukçu Stephen Johnson Field doğdu. (Ölümü: 9 Nisan 1899) Williams Koleji’nde hukuk eğitimi gördü. 1848 yılına kadar avukatlık yaptı. 1857’de Kaliforniya Eyaleti Yüksek Mahkemesi’ne seçildi. 1859’da Kaliforniya Yüksek Mahkemesi’nin beşinci başyargıcı oldu ve May 20, 1863 – 12 Eylül 1859 arasında bu görevi yürüttü. 6 Mart 1863 tarihinde Abraham Lincoln tarafından ABD Yüksek Mahkemesi yargıçlığına atandı ve aşırı derecede yaşlanmasına rağmen 1 Aralık 1897 tarihine kadar bu göreve devam etti. Stanford Üniversitesi mütevelli heyetinde yer aldı. Çinli göçmenlere karşı ayrımcılık yapan yasalara karşı görüşler ileri sürdü.  1879’da Çinlilere karşı ayrımcılık olarak kabul edilen ve Han Çinlilerinin eski bir geleneğini yasaklamak için çıkarılan Pigtail Yönetmeliği’ni iptal etti. Kararlarında, ABD yargı bölgelerinde doğan çocukların soylarına bakılmaksızın ABD vatandaşı olduklarını savundu. ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olacak David Josiah Brewer’ın amcasıydı.

Stephen Johnson Field
1920

TBMM, Bakanlar Kurulunun (İcra Vekilleri Heyeti) seçim yönteminde değişiklik yaptı. Bakanları meclis gizli oyla seçmesi yöntemi değiştirilerek T.B.M.M. Başkanınca gösterilen adaylar arasından seçim yapılması esası getirildi. 

1922

İmparatorluk döneminde 54 yıl görev yapan Danıştay’ın faaliyeti, 4 Kasım 1922 tarihinde İstanbul’daki bütün merkez kuruluşlarının TBMM Hükümetinin idaresine geçmesi üzerine sona erdi. Cumhuriyet devrinde 23 Kasım 1925 tarihli 669 Sayılı Şûrayi Devlet Kanunu ile Danıştay yeniden kurulup, 6 Temmuz 1927 tarihinde çalışmaya başladı.

1922

1 Kasım 1922’de “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 308 nolu “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair” kararın alınması ve Saltanat’ın resmen kaldırılmasının ardından  Sadrazam Tevfik Paşa başkanlığında 4 Kasım 1922 günü son toplantısını yapan Osmanlı hükûmeti istifasını padişaha sundu. 5 Kasım’da Ankara hükumetinin İstanbul’daki temsilcisi Refet Paşa (Bele); tüm bakanlık müsteşarlarını Divanyolu’ndaki Şark Mahfilinde toplayarak her türlü faaliyete son vermelerini tebliğ etti. 7 Kasım’da Babıali’deki başbakanlık dairesi resmen boşaltıldı ve 1831’den beri yayın yapan Takvim-i Vekayi‘nin(Resmi Gazete) yayınına son verildi. Hıyanet-i Vataniye Kanunu‘nda, saltanatın kaldırılmasına dair kararnameye karşı muhalefet etmek ve yeni kurulan millet meclisine karşı düşünce veya uygulamalarıyla veya yazdıkları yazılarla muhalefet ve bozgunculuk etmek vatan hainliği kapsamına alınmıştı.

1932

Türkiye-İtalya Ankara Sözleşmesi, 4 Kasım 1932 günü Ankara’da imzalandı. Sözleşme, Meis adasının yakınındaki birkaç adacıkla birlikte Bodrum yakınlarındaki Karaada’nın durumunu düzenlemekteydi. Sözleşmeyi İtalyan elçisi Pompeo Aloisi ile Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras imzaladı. 1921 yılından beri Ege Denizi’ndeki adaların kontrolü elinde tutan İtalyan hükümeti bu sözleşmeye konu olan; Çatal Ada, Uvendire, Furnakya, Katovolo, Praşudi, Tchatallota, Pighi, Nissi-Tis Pighi, Recif Agrecelia, Prousseclisse, Pano Makri, Kato Makri, Marathi, Rocci Vutchaki, Dasya, Prassoudi, Alimentaria ve Karavola adacıklarında Türkiye’nin egemenliğini tanıdı.

Türkiye-İtalya Ankara Sözleşmesi
1947 Bulgaristan Halk Cumhuriyeti ilan edildi.
1950 İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi, 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalandı. Sözleşmenin denetim organı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, daha sonra aynı çerçevede düzenlenen 200’den fazla sözleşme ile büyük bir siyasi, hukuki, idari ve yargısal sistem oluşturuldu.
1969 Cumhuriyet Senatosu 27 Mayıs 1960’da siyasi hakları ellerinden alınan eski Demokrat Partililerin haklarını iade etti.
1977 Birleşmiş Milletler, Güney Afrika’ya silah satışını yasakladı.
1980

Askeri Yargıtay 3. Daire, Erdal Eren hakkında verilen ölüm cezası kararını TCK‘nın 50. maddesine göre hafifletici sebeplerle hapis cezası uygulanmadığı gerekçesiyle bozdu. Bu karara daha sonra itiraz edilmiş ve karar onanmıştı. Eren, 18 yaşından küçük olmasına rağmen 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde infaz edildi.

Erdal Eren
1981 12 Eylül Darbecileri tarafından kurulan Milli Güvenlik Konseyi, Yüksek Öğretim Kanununu onayladı. Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) bu kanuna göre kurulmuştu.
1985 Adıyaman Vali Yardımcısı İdris Kurtkaya hakkında, PKK’yı övücü konuşmalar yaptığı gerekçesiyle dava açıldı.
1990

İHD Genel Kurulu’nda Kürtçe konuştuğu için 8 gündür gözaltında olan Diyarbakır delegesi Vedat Aydın ile konuşmayı Türkçeye çeviren Avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu milli duyguları zayıflatmayı amaçlayan propaganda yaptıkları iddiasıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından tutuklandı.

1994

SEKA’nın İzmit Müessesindeki 2200 işçinin, toplu sözleşme ücret farklarını 6 ay ertelemesi nedeniyle hükümet aleyhine açtıkları dava sonuçlandı. Mahkeme işçilere, en yüksek işletme faizi esas alınarak gecikme faizi ödenmesine karar verdi.

1994
  • Cumhuriyet Gazetesinde 5 Ağustos 1993’de yayınlanan ‘Tarikat Liseleri’ başlıklı haber nedeniyle Yazı İşleri Müdürü Celal Başlangıç ile muhabirler Ahmet Şık, Gündüz İmşir ve Levent Gencelli aleyhine Fethullah Gülen’in açtığı davada 200 milyon TL’lik tazminat talebi reddedildi.
  • Cumhuriyet Gazetesi Yayın Koordinatörü Hikmet Çetinkaya’nın Fethullah Gülen hakkında 15 Ekim 1993’de yayınlanan ”Engerek Yuvaları” başlıklı yazısı nedeniyle Gülen’in açtığı 200 milyon TL tazminat istemli davada ise, Hikmet Çetinkaya 5 milyon TL tazminat ödemeye mahkum oldu.
1995 İHD-Düşünce Suçuna Karşı Girişim Hareketi tarafından TÜYAP Kitap Fuarı girişine konulan “Utanç Anıtı” açıldı.
1997 Çankırı Cezaevi’nde bulunan Avukat ve yazar Eşber Yağmurdereli’nin “Akrep” adlı oyunu Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sahnelenmeye başlandı. Oyunun başında ve sonunda Yağmurdereli’nin cezaevinden gönderdiği mesaj okundu.

Avukat Eşber Yağmurdereli
1999 Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi, Avrupa Konseyi tarafından 4 Kasım 1999 tarihinde Strazburg’da kabul edilmiştir. Sözleşmenin uygulanması ve denetiminin “Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu(GRECO) tarafından yürütülmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye, yolsuzlukla mücadele alanında faaliyet gösteren Avrupa Konseyinin Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubuna (GRECO) 2004 yılında üye olmuştur. Avrupa dışındaki ülkelere de açık olan GRECO’nun sonradan gelen katılımlarla üye sayısı 50’ye ulaşmıştır.
1999 Anayasa Hukuk Profesörü Server Tanilli, askeri darbeden sonra, 1981 yılında ayrıldığı Türkiye’ye 18 yıl sonra TÜYAP Kitap Fuarı’nın konuğu olarak geldi. Tanilli; “Demokrasisiz bir devrimin soluğu kesilir; ama laik cumhuriyete arkasını dönmüş bir demokrasi de kolayca yozlaşır ve nereye götüreceği belli olmayan rezil bir oyuna dönüşür.” dedi.

Prof. Dr. Server Tanilli
1999 BM Özel Raportörü ve hukukçu Sir Nigel Rodley, 4 Kasım 1999’da BM Genel Kuruluna İşkencenin Önlenmesi hakkındaki prensiplerini sundu.
2002 Seçimde tek başına iktidara gelen AKP’nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 4 ayrı yolsuzluk davasında toplam 32 yıl hapsi istendi.
2005 aser Arafat ile birlikte Nobel Barış Ödülü kazanan İsrail Başbakanı İzak Rabin fanatik dinci bir yahudi genci tarafından  öldürüldü.
2006

Uluslararası Küresel Isınmaya Karşı Hareket Günü’nde dünyanın çeşitli ülkelerinde milyonlarca çevreci eylem yaptı ve Küresel ısınmaya karşı önlem içeren Kyoto Anlaşması’nın uygulanmasını istedi.

2008 ABD’de, Demokrat aday Barack Obama başkanlığı kazandı ABD’nin ilk siyah başkanı oldu. Obama aynı zamanda hukukçudur.

Harvard Hukuk mezunları Barack ve Michelle Obama
2011 94 meslek örgütü tarafından kurulan “Gazetecilere Özgürlük Platformu” üyeleri bir kez daha tutuklu arkadaşları için yürüdü.
2011

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Susurluk Davası’nda Mehmet Ağar hakkında verdiği 5 yıl hapis cezasının gerekçeli kararında ‘Kurulan silahlı örgütün yöneticisi olduğu, Abdullah Çatlı’nın yakalanmaması ve yasal takipten kurtulması için belge temin ettiği’ belirtildi.

2011 13 yaşındayken 26 kişinin cinsel istismarına uğrayan N.Ç. için ‘rızası vardı’ yönündeki yerel mahkeme kararını Yargıtay onadı. Onama kararı 11 kadın örgütünce Çağlayan Adliyesi önünde protesto edildi.
2012 Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’ün öldürülmesinden 4 kez ölüm cezası istemiyle yargılanıp 1984’de beraat eden İbrahim Çiftçi, MHP’nin 10.Olağan Büyük Kurultayı’nda 6.kez Genel Başkan seçilen Devlet Bahçeli’nin listesinde yer alıp MYK’ya seçildi.
2014 İstanbul Barosu ve İstanbul Üniversitesi işbirliği ile iki yılda bir geleneksel olarak düzenlenen Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi (HFSA)  toplantılarının 8.si ‘Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar” bağlığı altında 4-7 Kasım 2014 tarihlerinde Beyazıt’taki İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlendi.

Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi(HFSA)
2015

Hukukçu ve şair, Gülten Akın Cankoçak, Ankara’sa yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Ocak 1933, Yozgat) Yozgat’ın Sorgun ilçesinde ilköğrenimini tamamladı. 1940’lı yıllarda memleketi Yozgat’tan Ankara’ya göç etti, ortaöğrenimini Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde, yükseköğrenimini ise 1955’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. 1956’da Yaşar Cankoçak’la evlendi; kaymakam olan eşinin görevi nedeniyle 1958-1972 arasında Anadolu’nun çeşitli ilçelerinde yaşadı. Gevaş, Alucra, Gerze, Saray ilçelerinde ve Kahramanmaraş’ta avukatlık ve öğretmenlik yaptı. İnsan Hakları Derneği, Halkevleri, Dil Derneği gibi örgütlerde kurucu ve yönetici olarak görev aldı.  Metin Altıok Şiir Ödülü’ne layık görüldü.

Gülten Akın
2016  HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile 7 milletvekili tutuklandı.
 2016 Paris İkilim Anlaşması, 5 Ekim 2016 itibariyle, küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girdi.
 2021 Suriye’de yakılarak öldüren iki Türk askerinin infaz emrini verdiği iddia edilen Suriyeli sözde İşid Kadısı Jamal Alwi hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dava açıldı.
2022 Kobanî davasının 18. duruşmalarına Sincan Cezaevi Kampüsündeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi.
2023 Dilan ve Engin Polat çiftinin sorgusu tamamlandı: 6 saatte 66 sayfalık soru soruldu.
2023 Dilan ve Engin Polat çiftinin sorgusu tamamlandı: 6 saatte 66 sayfalık soru soruldu.
2023 Gazze’de sivillerin sığındığı okul bombalandı.
2024
  • Esenyurt’un ardından Mardin, Batman ve Halfeti’de seçilmiş belediye başkanları görevden alınarak yerlerine kayyım atandı. Ahmet Türk’ün avukatları müvekkilleri hakkında bir soruşturmanın bulunmadığını açıkladı.
  • Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sezai Temelli, kayyım atamasının önünü açan kanunun iptali ve yeniden düzenlenmesi için Meclis Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.
2024 Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde, Özgür Ölçek’i sokak ortasında tabancayla vurup, ardından silahın kabzasıyla defalarca başına vurarak öldüren Serdar Varol, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Katilin, 10 gün önce şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşandığı eşiyle ilişkisi olduğunu düşündüğü için cinayeti işlediğini söylediği öğrenildi.
2024 Kira sözleşmelerinin e-Devlet Kapısı üzerinden hazırlanmasına ilişkin hizmet kullanıma açıldı
2024 Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nu şikayeti üzerine Ankara 37’nci Asliye ceza Mahkemesi’nde açılan ‘hakaret’ davasından beraat etti. Çelik davaya konu olan açıklamasında ‘müptezel’ ifadesini kullanmıştı.
2024 CHP, Esenyurt’ta Adalet Nöbeti başlatacağını açıkladı.
2024 Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında Ebru Gündeş konseri için 69 milyon TL ödendiği iddiaları çerçevesinde iç soruşturma başlatıldığı açıklandı.
2024

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener ve Yüksek Seçim Kurulu Üyesi Ali Ürker’in, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yapılacak olan başkanlık seçimini izlemek üzere Washington’a gideceği açıklandı.

2024
Dolandırıcılık Furyası
  • Antalya’da kendilerini ağır ceza hakimi olarak tanıtıp vatandaşları dolandırdığı tespit edilen 2 şüpheli yakalanarak çıkarıldıkları hakimlik tarafından tutuklandı.
  • Batman merkezli 7 ilde yasa dışı bahis ve sanal kumar operasyonunda gözaltına alınan 30 şüpheliden 3’ü tutuklandı. Şüphelilerin bir kısmının, internette yasa dışı bahis ile sanal kumar oynatan ve elde edilen paraları aklamak için bazı banka hesaplarını ücret karşılığında kiralayan kişiler olduğu öğrenildi.
  • Afyonkarahisar merkezli 3 ilde sahte çek kullanarak araç alımında dolandırıcılık yapıldığı iddiasıyla düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 2 kişi tutuklandı.
  • Sosyal medya platformlarında sahte bungalov tatil sayfaları açarak 300 vatandaşı 15 milyon TL dolandıran 6 şüpheli eş zamanlı operasyonla yakalandı. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 4’ü tutuklandı, diğer iki kişi ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.
  • Suç örgütü kurmak suçu gerekçesiyle 150 yıl hapsi istenen Ayhan Bora Kaplan’ın (ABK), “örgütsel faaliyet kapsamında zincirleme şekilde suçtan kaynaklanan mal varlığını aklama” suçlamasıyla Ankara 77. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan 38 sanıklı davanın ilk duruşması Sincan Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde bulunan büyük mahkeme salonunda görüldü. Dava, MASAK Davası olarak da biliniyor.

Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi(HFSA)

4 Kasım – Hukuk Takvimi

3 Kasım – Hukuk Takvimi

0

3 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün

1793
Fransız oyun yazarı, gazeteci ve feminist Olympe de Gouges giyotinle idam edildi. 1780’lerde oyun yazarı olarak başladığı kariyerinde siyasi yazılarıyla ünlendi. Fransız Devrimi sırasında çok aktifti. Ölüm cezasının kaldırılması, mahkemelerde halk jürilerinin kurulması, Fransız sömürgelerindeki kölelerin özgürleştirilmesi, gayri meşru çocukların tanınması ve evlat edinilmesi, gelir vergilerinin adaletsizliği, yoksulluk konularında mücadele etti. Erkeklerin kadınlar üzerindeki tiranlığının tüm eşitsizlik biçimlerinin kaynağı olduğunu düşünmekteydi. Meclisin çıkardığı Erkek ve Yurttaş Hakları Bildirgesi‘ne cevaben 1791 yılında Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi‘ni yayımladı. 3 Kasım 1793’te giyotinle idam edildi.

Olympe de Gouges
1839
Tanzimat Fermanı, 3 Kasım 1839 yılında ilan edildi. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzaladı, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Gülhane parkında fermanı ilan etti. Ferman Türk Anayasa Hukuku Tarihi bakımından önemli bir metin ve tarihsel vesikadır. Orijinal adı Gülhane Hatt-ı Hümayunu’dur.

Hayat Tarih Gazetesi Gazetesinin Tanzimat Fermanına ilişkin haberi 
1845
Amerikalı hukukçu ve politikacı Edward Douglass White Jr. doğdu. (Ölümü: 19 Mayıs  1921) Louisiana Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra New Orleans’ta avukatlık yaptı. Louisiana Senatörü olarak Kongre’de çalıştıktan sonra 9. ABD Yüksek Mahkeme Baş Yargıcı olarak görev aldı. Antitröst hukukunun Akıl Kuralı standardını formüle etmesiyle tanındı.
1888
Londra’daki seri katil Karındeşen Jack(Jack the Ripper), son kurbanına kıydı.
1908
İtalyan hukukçu ve  siyasetçi Giovanni Leone doğdu. (Ölümü: 9 Kasım 2001) Napoli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1946 yılında Anayasa hazırlamakla görevli olan kurucu meclise seçildi. 1948 yılında Hristiyan-Demokrat Parti’den Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1955-1963 arası Meclis Başkanlığı yaptı. 1963 ve 1968 yıllarında iki defa başbakanlık görevini yürüttü. 1971 yılında parlamento tarafından kullanılan 996 oyun 518’ini alarak İtalya’nın 6. Cumhurbaşkanı oldu. 1978’de Lockheed Rüşvet Skandalı’nda ilgisi olduğu tespit edilince istifaya zorlandı.
1918
Polonya, Rusya’dan bağımsızlığını ilan etti.
1920
28 Nisan 1920’de İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu’daki Yönetimi Büyük Millet Meclisi’nden geri alarak padişahın yönetimini yeniden kurmak amacıyla yayınlanan kararname uyarınca faaliyete geçen “Anadolu Fevkalade Müfettiş-i Umumiliği isimli örgüt 3 Kasım 1920’de kaldırıldı.
1926
Mustafa Kemal’e karşı planlanan İzmir Sûikastını tertipleyenler arasında yer aldığı gerekçesiyle suçlu bulunan Rüştü Paşa idam edildi. İstiklâl Madalyası sahibi idi. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mensubuydu. İdam edildiğinde 54 yaşındaydı. İdam edildiği gün, Refet Bele milletvekilliğinden istifa ederek tepki gösterdi. 
1940
İspanyol hukukçu, siyaset ve devlet adamı Manuel Azaña Díaz yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Ocak 1880)  Zaragoza Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi gördü. 3 Nisan 1990’da üstün nitelikli Hukuk Doktoru unvanını alarak Kalabalığın Sorumluluğu başlıklı tezini sundu. Ağustos 1930’da Kral XIII. Alfonso’nun tahttan indirilmesi çağrısında bulunan cumhuriyetçiler, sosyalistler ve Katalan solunun ittifak belgesi olan San Sebastian Paktı’nı imzalayanlar arasında yer aldı.  1931’de, çok sert bir yasa olan Cumhuriyeti Koruma Yasası’nı çıkartarak karışıklıkları şiddetle bastırdı. Bir bölümü uzun zamandır beklemekte olan reformları hızla uygulamaya koyuldu. Sürgün olarak gittiği Fransa’da yaşamını yitirdi.
1941
İlk Basın Konseyi olan Türk Basın Birliği’nin kongresi toplandı.
1961
Birmanyalı diplomat U Thant, Birleşmiş Milletler genel sekreteri seçildi. Thant, 22 Ocak 1909’da doğdu. 1931-1952 yılları arasında ülkesinde çeşitli kamu görevlerinde bulundu. 1952-53 yıllarında BM’deki Birmanya temsilcileri arasında yer aldı. 1957’de Birmanya’nın BM’deki daimi temsilcisi oldu. 1959’da BM Genel Kurulu başkan yardımcılığına getirildi. BM Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld’ün ölümünden sonra ABD ve Sovyetler Birliği tarafından genel sekreter vekilliğine aday gösterildi. 1961’de bu göreve seçildi. 1962’de daimi genel sekreter oldu. 1966’da da beş yıl için yeniden aynı göreve seçildi. 1971 yılına kadar görevini sürdürdü. 25 Kasım 1974’de yaşamını yitirdi.
1964
Şilili hukukçu ve  siyasetçi Eduardo Frei Montalva 3 Kasım 1964 tarihinde Şili’nin 27. başkanı olarak göreve geldi. 3 Kasım 1970 tarihine kadar görev yaptı.
1971
Yurtdışındaki TKP ile ilişki kurdukları gerekçesiyle tutuklu olarak yargılananlardan Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve Vedat Günyol tahliye edildi.
1980
Sansür Kurulu’nca yasaklanan ve daha sonra Danıştay kararıyla serbest kalan, senaryosu Yılmaz Güney’e yönetmenliği ise Zeki Ökten’e ait ‘Düşman’ filmi gösterime girdi. Film Berlin Film Şenliği’nde 2 ödül kazandı.
1981
Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Başkanı Bülent Ecevit hakkında uluslararası bir ajansa demeç verdiği gerekçesiyle Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince 4 ay hapis cezasına hükmedildi.
1982
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 20 Temmuz 1982 tarihinde, 2809 Sayılı Kanun ile kuruldu ve 3 Kasım 1982 tarihinde öğretime başladı.
1982
Mehmet Ali Ağca’nın suç ortağı olarak aranan Musa Serdar Çelebi Almanya’da tutuklandı.
1983
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Günsel Koptagel-İlal 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu gerekçe gösterilerek görevden alındı. 1985 yılında Almanya’ya gitti. 2000 yılında yeniden İstanbul Üniversitesi’ne döndü. Akademik yaşamı boyunca insan haklarından taviz vermedi. Türban yasakları sırasında “bir insana başörtünü çıkar demekle, külotunu çıkar demek arasında fark yoktur” dedi.
1985
1983’te kurulan Halkçı Parti‘nin(HP) 3 Kasım 1985 yılında olağanüstü kurultayda kendini feshederek SHP’ye katıldı. SHP Genel Başkanlığına Erdal İnönü seçildi.
1985
Fransa gizli servisine mensup iki ajan, Greenpeace gemisi Rainbow Warrior’u Yeni Zelanda’da batırmaktan suçlu bulundu.
1988
SHP’nin Beşiktaş’ta düzenlediği “referandumda hayır” gecesinde içinde Kürtçe sözcüklerin bulunduğu türküler söyleyip halaylar çektikleri gerekçesiyle haklarında dava açılan Grup Yorum’un 7 üyesi beraat etti.
1988
Federal Almanya’da düzenlenen “Yılmaz Güney’e ve Eserlerine Özgürlük” toplantısıyla ilgili olarak İstanbul DGM Savcılığı’nca açılan soruşturmada, toplantıya katılan yazar Demirtaş Ceyhun ve oyuncu İlyas Salman’ın ifadesi alındı.
1988
57 ülkede şubeleri bulunan PEN Yazarlar Kulübü’nün 1980 Askeri Darbecileri tarafından kapatılan Türkiye şubesi, Türk PEN Yazarlar Derneği adıyla 14 yazarın İstanbul Valiliği’ne başvurusuyla yeniden kuruldu. Kurucular Kurulu’nun toplantısında Dernek başkanlığına Yaşar Kemal seçildi.
1989
İdam cezasının kaldırılması için Türkiye Yazarlar Sendikası öncülüğünde imza kampanyası başlatıldı. Kampanyaya dair TYS’nin İstanbul Tünel binasında bir basın toplantısı düzenlendi.
1990
Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından 3 Kasım 1990’da iki Almanya birleşti.
1990
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı” Genel Merkezi İstanbul Harbiye’de hizmete açıldı.
1992
Demokrat Carol Moseley Braun, ABD Senatosuna seçilen ilk siyahi kadın oldu.
1993
22 Kasım 1992’de bir konferansta yaptığı konuşmada ‘Türk milleti sahtekardır’ diyerek ‘Türklüğü alenen tahkir ettiği’ iddiasıyla yargılanan Aziz Nesin, tek celsede beraat etti.  Nesin mahkemede, ‘Türk milleti sahtekardır şeklinde bir sözün üslubuna uygun olmadığını, ancak devlet sahtekarlığından, din ve eğitim konusunda yapılan sahtekarlıklardan bahsetmişimdir’ dedi.

Yazar Aziz Nesin
1994
Türkiye ile İsrail arasında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İsrail Devleti Hükümeti Arasında Uyuşturucu ve Psikotrop Madde Kaçakçılığı ve Kullanımı, Terörizm ve Diğer Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşması” Kudüs’te imzalandı.
1994
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, müftülerin nikah kıymasını isteyerek, “Vatandaşlar resmi nikahtan sonra imam nikahı da kıydırıyor, bu zahmet çözülmeli” dedi.
1996
Literatürüne “Susurluk Skandalı” veya “Susurluk Kazası” olarak geçen kaza gerçekleşti. Mercedes’i kullanan İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, üzerinde Mehmet Özbay kimliği bulunan Ülkü Ocakları Birliği eski başkanı ve 1977 Bahçelievler Katliamı sanığı Abdullah Çatlı ve Melahat Özbay sahte kimlikli eski güzellik kraliçesi Gonca Us öldü. DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak yaralı olarak kurtuldu. “Susurluk Olayı” adıyla anılan olaydaki arabanın içinde susturuculu silahlar bulundu.  Kazanın soruşturulması boyunca devletin gizli güvenlik güçleri. politikacılar ve organize suç örgütleri arasındaki karanlık ilişkiler ağı ortaya çıktı. Kamuoyu baskısı sonucunda araştırmalar yapıldı. Kutlu Savaş Raporu ile tüm ilişkiler ağı resmi olarak açıklandı.
1996
Türkiye’nin yakın tarihini işkence görmüş bir tiyatrocunun gözüyle irdeleyen ‘Tiyatrocu’ adlı oyunda emniyet güçlerini alenen tahkir ettikleri gerekçesiyle Ankara Birlik Tiyatrosu yönetmeni ve idarecisi hakkında Bursa 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nce dava açıldı.
2003
Hindistan’da Yüksek Mahkeme, Yeni Delhi’de resmi binaları basan Kutsal Makak Maymunlarını kentten sürme kararı aldı.
2003
Sinan Kayış’ın öldürülmesiyle ilgili davada yargılanan 2 sanıktan biri 16 yıl 3 ay, diğeri 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Duruşmanın ardından pankart açarak Adliye’den Eminönü İlçe’ye yürümek isteyen ÖDP’lilere polis copla müdahale etti. Olayda 3 avukat yaralandı.
2008
Eğitim-Sen’li kadınlar 14 yaşındaki kız çocuğunu tacizden tutuklu yargılanmakta olan Hüseyin Üzmez’in tahliyesi edilmesini protesto etti.
2016
Türkiye’de yürütülen soruşturmalar nedeniyle hakkında yakalama kararı bulunan Cumhuriyet gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’a, Almanya tarafından geçici pasaport verildiği öğrenildi.
2017
HDP Hakkari Milletvekili Selma Irmak‘ın yargılandığı davada karar verildi. Silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından 10 yıl hapis cezasına hükmedildi.
2019
İsrail sınır polisinin silahsız bir Filistinliyi sırtından sünger uçlu mermiyle vurduğunu gösteren bir buçuk yıl öncesine ait görüntüler ortaya çıktı.

İsrail – Filistin Topraklarının Tarihsel Değişimini Gösteren Harita
2021
Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile üniversitelerdeki görevlerinden ihraç edilen ‘Barış Bildirisi’ imzacısı akademisyenlerin OHAL Komisyonu’na yaptıkları başvurularına ‘ret’ kararları verilmeye devam etti. “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi imzacısı 5 akademisyen hakkında ‘ret’ kararı veren OHAL Komisyonu, Ankara Üniversitesi’ndeki görevlerinden 1 Eylül 2016 tarihinde ihraç edilen Araştırma Görevlisi Dr. Onur Can Taştan ve 6 Ocak 2017’de ihraç edilen Süreyya Karacabey hakkında da ‘ret’ kararı verdi.
2021
Taksiciler Odası Başkanı Eyüp Aksu‘nun, taciz suçu işleyen şoförlerin mesleğe geri dönebilmesini istediği ve Toplu Ulaşım Hizmetleri Kalitesi Değerlendirme Sistemi’nde (TUDES) değişiklik için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) açtığı davada, ‘taciz suçu işleyen şoförlerin taksicilik yapmasının engellenmesi’ maddesinin kaldırılmasının istendiği ortaya çıktı.
2021
Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesi 2018 yılındaki bir twitter paylaşımı nedeniyle  “cumhurbaşkanına hakaret” ile suçlanan şair ve yazar Yılmaz Odabaşı’nın yargılandığı davada 11 ay 20 gün hapis cezası verilmesine hükmetti. Ceza ertelenmedi.

Yılmaz Odabaşı
2021
Festus Okey  cinayeti yargılamasında, İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinin 17 Mart 2021 tarihindeki 3. kararında sanık Cengiz Yıldız’ı “Olası kastla öldürme” suçundan iyi hal indirimi yaparak 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırmasının ardından sanık polisin avukatları ile cumhuriyet savcısının temyizi sonucu karar bozuldu. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 3 Kasım 2021 tarihli kararında, polis memuru Yıldız’ın “Olası kast” ile değil, “Taksir ile öldürmek” suçundan cezalandırılması gerektiğine karar verdi.
2022
Yargıtay tarafından, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olduğuna hükmedilen Sanasaryan Hanı hakkında Anayasa Mahkemesi kararı açıklandı: Mülkiyet hakkı ihlal edildi.
2022
Singapur Gıda Otoritesi (Singapore Food Agency/SFA) tarafından yapılan kamuoyu duyurusunda bir Türk firmasına ait sumak, tatlı biber ve tavuk baharatı ürünlerinde, gıdalarda kullanılması yasaklı olan kanserojen maddelerin bulunduğu ve bu firma ürünlerinin toplatıldığı bildirildi. Prof. Dr. Mehmet Köksal, yıllardır kullandığı baharatların yasaklı kanserojen madde içerdiğini ileri sürerek iki firmaya 35 bin liralık manevi tazminat davası açtı.
2022
Alaattin Çakıcı hakkında 2017 yılında cezaevinde hükümlü bulunduğu sırada “görevi yaptırmamak için direnme” suçunu işlediği iddiasıyla açılan davada, Keskin Asliye Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu 15 Ekim 2022 tarihli 9 ay 10 günlük hapis cezasına Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinde yapılan itiraz reddedildi. Karar, cezanın infazı için Keskin Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Ancak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı Kanun Yolları Bürosu, 25 Kasım’da Çakıcı’nın kesinleşen cezasına karşı istisna bir yol olan “kanun yararına bozma” talebiyle Yargıtay’a başvurdu, infaz aynı gün durduruldu.
2023
13 Kasım 2019’da görevden alınan ve yerine kayyım atanan Mazgirt’e bağlı Akpazar Belde Belediye Başkanı Orhan Çelebi Ankara 17’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada verilen karar gereğince Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi.
2024
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca, Yenidoğan Çetesi soruşturmasını yürüten savcının görevden alındığına yönelik haberlerle ilgili “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “yargı organlarında görev yapan kamu görevlilerine karşı hakaret” ve “iftira” kapsamında soruşturma başlatıldı. Halk TV Haber Müdürü Dinçer Gökçe ve Gazete Pencere Yazı İşleri Müdürü Nilay Can  gözaltına alındı. Gökçe ve Can, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Avukat İrem Çiçek tutuklamaya sevk edilmesinin ardından çıkarıldığı SCH tarafından verilen kararla, konutu terk etmeme tedbiri(ev hapsi) ile serbest bırakıldı.
2024
Uluslararası Af Örgütü, Osman Kavala’nın tutukluluğunun yedinci yıldönümü nedeniyle açıklama yaptı ve imza toplamayı sürdüreceğini açıkladı. Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Türkiye’yi, Osman Kavala ve dört Gezi tutuklusunu serbest bırakmaya çağırmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi. Yargıtay, Osman Kavala’ya yönelik ömür boyu hapis cezası ile Çiğdem Mater, Can Atalay, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman hakkında 18’er yıl hapis cezalarını onamıştı.

3 Kasım – Hukuk Takvimi

Olympe de Gouges

0
Olympe de Gouges
Olympe de Gouges

Olympe de Gouges,1748-1793 yıllarında yaşamış Fransız asıllı kadın filozof ve yazardır. Aydınlanma döneminin en önemli kadın düşünürlerinden biri Olympe de Gouges’dur. Kadın hakları üzerine ilk kez düşünce üreten aydınlardandır.

Olympe de Gouges

Kilise ve evlilik kurumu üzerine eleştirel düşünceler kaleme almış, toplumsal sorunları gündeme getiren romanlar yazmıştır.

Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi

Fransız Devrimi sırasında aktif rol almıştır. Ölüm cezasının kaldırılması, mahkemelerde halk jürilerinin kurulması, Fransız sömürgelerindeki kölelerin özgürleştirilmesi, gayrı meşru çocukların tanınması, evlat edinme hakkının tanınması, gelir vergilerinin adaletsizliği, yoksulluk konularında mücadele etmiştir.

Kadının ve Kadın Yurttaşın Hakları Bildirisi” isimli yapıtında kadın-erkek eşitliğini savunmuştur.

Olympe de Gouges, meclisin çıkardığı Erkek ve Yurttaş Hakları Bildirgesi`ne cevaben 1791 yılında Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi Metnini yayımlayan öncü kadınlardandır.

Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi Metni

Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi, dünya tarihinde önemli bir yeri olan 1789 tarihli (Declaration des droits de l’homme et du citoyen) Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirisi’nde kadın yurttaşların göz ardı edildiğinin fark edilmesi nedeniyle 1791 tarihinde Fransız Devrimine destek vermiş devrimci kadınlar tarafından hazırlanmıştır.

Düşünceleri yüzünden önce tutuklanmış, ardından 3 Kasım 1793’te giyotin ile idam edilmiştir.

Gouges’un yargılaması ve mahkeme sürecini İngilizce olarak okumak için linki takip edebilirsiniz.

“Biz, anneler, kız çocukları, kız kardeşler, ulusun temsilcileri, Ulusal Meclise alınmayı talep ediyoruz. Toplumun sefaletinin ve siyasal iktidarların ahlâki bozulmuşluğunun başlıca nedenlerinin, kadınların haklarının tanınmaması, unutulması ya da göz ardı edilmesi olduğunu göz önüne alarak, kadınların doğal, devredilemez ve kutsal haklarını bir bildirgeyle ilân etmeye karar verdik. Böylelikle istiyoruz ki bu bildirge toplumun bütün üyelerinin gözü önünde dursun, herkese hak ve yükümlülüklerini hatırlatsın; kadınların ve aynı şekilde erkeklerin iktidarı kullanmaları siyasal kurumlar açısından karşılaştırılabilsin ve buna daha çok saygı gösterilsin; kadın yurttaşların basit ve dokunulmaz esaslara dayanan şikayetleri daima, anayasanın ve iyi geleneklerin korunması ve herkesin esenliği için etkili olabilsin. Güzelliği ile olduğu kadar anneliği üstlenme cesaretiyle birlikte düşünülen kadın cinsi olarak bugün, Tanrının da yardımıyla, kadının ve kadın yurttaşların haklarını bu bildirgeyle tanıyor ve ilan ediyoruz”

Kamu Gözetimi Kurumu

0
Kamu Gözetimi Kurumu

Kamu Gözetimi Kurumu (Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu), “finansal raporların uluslararası standartlarla uyumlu olarak düzenlenmesini ve denetlenmesini sağlayacak standartlar koymak, etkin bir kamu gözetimini gerçekleştirmek” üzere 2011 yılında kurulmuştur.

Kamu Gözetimi Kurumu, uluslararası gelişmelerin gereği olarak Türk Ticaret Kanunu ile öngörülen bağımsız denetim alanını düzenlemek üzere 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kurulmuştur. KGK, Başbakanlıkla ilişkili, idari özerkliğe sahip bir Üst Kuruldur.

Kamu Gözetimi Kurumu-KGK

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu; 6 Nisan 2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu tarafından 26 Eylül 2011 tarihinde kararlaştırılmış ve 2 Kasım 2011 tarih, 28103 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kamu Gözetimi Kurumu Görev ve Yetkileri

Kamu Gözetimi Kurumunun görev ve yetkileri; Türkiye Muhasebe Standartlarını oluşturmak, Türkiye Denetim Standartlarını oluşturmak, Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarını yetkilendirmek ve Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının faaliyetlerini denetlemektir.

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, yüksek kalitede ve güvenilir bir finansal raporlama ve bağımsız denetim ortamı oluşturmayı amaçlamaktadır. Başta borsa şirketleri, bankalar, sigorta şirketleri olmak üzere belirlenen büyük ölçekli şirketlerin denetimlerini gözetmek ve izlemek için kurulmuştur.

Kamu Gözetimi Kurumu Binası

Kamu Gözetimi Kurumu Üyeleri

Kamu Gözetimi Kurumunun en önemli karar organı Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’dur. Kurum başkanı bu Kurulun da başkanıdır. Kurul; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı tarafından önerilecek dörder aday arasından ikişer kişi, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun bağlı olduğu Bakanlıklar ile Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından önerilecek ikişer aday arasından birer kişi olmak üzere, Bakanlar Kurulu tarafından atanan dokuz üyeden oluşmaktadır. 

BAĞIMSIZ DENETÇİLER İÇİN ETİK KURALLAR-Türkiye Denetim Standartları

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Kamu Gözetleme Kurumunun Görevleri
  1. Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarını yetkilendirmek,
  2. Bağımsız denetim alanında kamu gözetimi yapmak ve böylece bağımsız denetimde uygulama birliğini, gerekli güveni ve kaliteyi sağlamak.
  3. Uluslararası Muhasebe Standartlarıyla uyumlu Türkiye Muhasebe Standartlarını (TMS) oluşturmak ve yayımlamak
  4. Uluslararası Denetim Standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim Standartlarını (TDS) oluşturmak ve yayımlamak.

Standartların ve diğer kuralların düzenlenmesi sürecinde geniş katılım ve mutabakat sağlanmasını, düzenlemelerin uygulayıcılar açısından benimsenmesi ve uyum düzeyinin artırılmasını, gözetim ve inceleme faaliyetleri ile bu kurallara uyumun denetlenmesini, denetim süreçlerin hukuka ve adalete uygun, etkin, şeffaf, hızlı bir biçimde gerçekleştirilmesi yoluyla bağımsız denetimde uygulama birliğini ve denetim hizmetinin uluslararası kalite standartlarında verilmesini sağlamak kurumun en önemli amacıdır. KGK, yatırımcıların çıkarlarını ve denetim raporlarının doğru ve bağımsız olarak hazırlanmasına ilişkin kamu yararını korumakta; doğru, güvenilir ve karşılaştırılabilir finansal bilginin sunumunu sağlamaktadır.

Kamu gözetimi, genel olarak bağımsız denetim faaliyetlerinin mevcut yasal düzenlemelere uygunluğunun ve bu faaliyetlerin
standartlara uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, meslekten bağımsız, kamu yararını ön planda tutan bir kurum tarafından çeşitli uygulamalarla kontrol edilmesidir.

Kamu Gözetimi Kurumu Rıza Çelen, 1973 yılında Kırıkkale’de doğdu. 1990 yılında Ankara Lisesini, 1994 yılında da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. 1995 yılında açılan giriş sınavını kazanarak Stajyer Gelirler Kontrolörlüğüne, yeterlilik sınavında da başarılı olarak 1999 yılında Gelirler Kontrolörlüğüne atandı. Temmuz /20003 Eylül/2005 yılları arasında Hitit Vergi Dairesi Başkanlığı ile Ankara Defterdarlığı Defterdar Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Eylül 2005 Haziran 2006 arası Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Grup Müdürlüğü görevinde bulundu. 29.06.2006 tarihinde atandığı Gelir İdaresi Grup Başkanlığı görevinin ardından, 19.10.2009 tarihinde GİB Daire Başkanı olarak atandı. 10.01.2014 tarihinde GİB Başkan Yardımcı olarak atanan Çelen 12.01.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan BKK ile Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) Başkanlığına atandı. Evli ve iki çocuklu olan Rıza ÇELEN, İngilizce bilmektedir.

Bağımsız denetim, bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşları tarafından yürütülür. Bağımsız denetçiler; yeminli mali müşavirlik ya da serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış meslek mensupları arasından Kamu Gözetim Kurumu tarafından yetkilendirilen kişilerdir. Bağımsız denetim kuruluşları ise; Kurumdan bağımsız denetim alanında faaliyette bulunma yetkisi alan şirketlerdir.

Kamu Gözetimi Kurumu Başkan Yardımcısı-Murat Yünlü

Uluslararası Muhasebe Standartları/Uluslararası Finansal Raporlama Standartları 

Uluslararası Muhasebe Standartları/Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UMS/UFRS’ler), Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB) tarafından geliştirilerek yayımlanan muhasebe standartları setidir. 2017 yılı itibarıyla UMS/UFRS’ler dünya genelinde toplam 150 ülke tarafından kabul görmüştür.

Bu Standartların dünya genelinde tutarlı bir şekilde uygulanmasıyla halka açık işletmelerin finansal durumlarının yatırımcılar ve diğer finansal tablo kullanıcıları tarafından uluslararası düzeyde karşılaştırılabilmesine olanak sağlanması amaçlanmaktadır. 2001 yılına kadar UMS adıyla yayımlanan bu Standartlar, bu tarihten sonra UFRS adıyla yayımlanmaya başlamıştır.

Kamu Gözetim Kurumu Uzmanlarının Görev ve Yetkileri
  1. Bağımsız denetçilerin ve bağımsız denetim kuruluşlarının teftiş ve incelemelerini yapmak.
  2. Türkiye Muhasebe ve Denetim Standartlarının oluşturulmasına ilişkin mevzuat çalışmalarında bulunmak.
  3. Bağımsız denetçilerin ve bağımsız denetim kuruluşlarının yetkilendirme işlemlerini yapmak.
  4. Muhasebe ve denetim standartlarını yayımlayan uluslararası kuruluşlarla yapılan çalışmalarda Kurumu temsil etmek ve bu kuruluşlar bünyesinde oluşturulan çalışma komisyonlarında görev almak.
  5. Mevzuat değişikliklerini önermek, takip etmek ve düzenleme çalışmalarına katılmak.
  6. Mevzuatın uygulanmasına yönelik gerçek ve tüzel kişilere, kamu kurum ve kuruluşları ile ilgililere verilecek eğitim çalışmaları yapmak, konferans, kurs ve seminerlerde görev almak.
Kamu Gözetim Kurumunun Uyguladığı Yaptırımlar

Kamu Gözetim Kurumu, inceleme ve gözetim faaliyetleri sonucunda tespit ettiği ya da ilgili kurum ve kuruluşların bildirdikleri aykırılıklara ilişkin olarak, mevzuata aykırı hareket ettikleri tespit edilen kişi ve kuruluşlara idari yaptırımlar uygulamaktadır. Bu yaptırımlar uyarı, faaliyet iznini askıya alma ve faaliyet izninin iptalidir. Standartlara, formlara ve Kamu Gözetim Kurumu tarafından genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket edilmesi halinde idari para cezası uygulanmaktadır.

660 SAYILI KAMU GÖZETİMİ, MUHASEBE VE DENETİM STANDARTLARI KURUMUNUN TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Kamu Gözetim Kurumu

Söğütözü Mahallesi 2177 Sokak
No: 4 Çankaya / ANKARA
Telefon:+90 (312) 253 55 55(PBX)
Faks: +90 (312) 253 55 58
Email: bilgi@kgk.gov.tr

Bahri Savcı

0
Prof. Dr. Bahri Savcı

Prof. Bahri Savcı, 26 Temmuz 1914 tarihinde Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde doğdu. İstanbul Erkek Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Mezuniyetinin ardından çeşitli memuriyetlerde bulundu. Doktora yapmaksızın doçent unvanını kazanmış, 1942 yılında asistan olarak girdiği SBF’de, 1954 yılında profesör oldu.

Bahri Savcı
Prof. Dr. Bahri Savcı

1961 Anayasasını hazırlamakla görevli Kurucu Meclis‘in Temsilciler Meclisi‘ne üye seçilen ve Anayasa Komisyonu‘nda görev aldı.

Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu’na başkanlık etti.

Türk kamuoyuna insan hakları kavramını tanıtmada öncülük etti  ve SBF’de İnsan Hakları Merkezi’nin kurulmasını sağladı.

12 Mart Dönemi‘nde TRT’de yapılan bir açık oturumda direnme hakkına ilişkin sözleri üzerine gözaltına alınarak 1 ay tutuklu kaldı. Hakkında açılan davada beraat etti.

1983 yılında yaş haddinden emekli olmasına 4 ay kala Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu‘na dayanarak verdiği emir üzerine öğretim üyeliği görevine son verildi.

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu üyesi olan Bahri Savcı 2 Kasım 1997 tarihinde yaşama veda etti.

MAKALELERİ VE KİTAPLARI

Prof. Bahri Savcı, mesleki dergilerde, günlük ve haftalık basın organlarında insan hakları, hukuk devleti, demokrasi, laiklik ve çağdaşlaşma konularına yönelik çok sayıda makale yayımladı.

İnsan Haklarının Kanun Yoluyla Korunması (1953), Laik Düşünce ve Hareketin Gerilemesindeki Tehlike (1958), Türkiye’de İnsan Haklarının Gelişimi (1959), Demokrasimiz Üzerine Düşünceler (1963), Batılı İlkeler Altında Demokrasileşme (1975), Bir Çağcıl Demokrasi Anlayışı (1976), Yaşam Hakkı ve Boyutları (1980), Atatürk Düşününün Özündeki Temel Öğeler (1981), Türk Devriminde Siyasal Hukuk Alanında Olanlar (1981) ve 1982’nin Getirdikleri (1983) yazmış olduğu kitapların bazılarıdır.

Mülkiyeliler Birliği Vakfı Bahri Savcı’ya Armağan (1986) adıyla çeşitli konulardaki incelemelerden oluşan ve onun Türk siyasal ve anayasal yaşamı hakkındaki incelemelerin oluşan kapsamlı bir kitap yayımladı.

Prof. Dr. Bahri Savcı Bibliyografyası 

Kitabın PDF formatını okuyabilirsiniz

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği

0
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği(IADL), ECOSOC ve UNESCO’ya danışma statüsü olan bir dünya çapında bir Sivil Toplum Örgütüdür. Örgüt, 1946 yılında Paris’te, faşizme karşı savaştan kurtulan ve Nuremberg Duruşmalarına katılan avukatların toplanmasıyla kurulmuştur.

IADL üyeleri bireysel avukatlar ve hakimler ile bölgesel ve ülkesel bağlantılı hukuk örgütlerinden oluşmaktadır. Birliğin üyeleri arasında doksan ülkeden avukatlar ve katılımcı hukuk dernek ve örgütleri bulunmaktadır.

Örgütün tüzüğü Haziran 2009’da yapılan Vietnam’daki XVII. Kongresi’nde yeniden düzenlenmiştir.

Birliğin Cenevre’de, Viyana’da ve Newyork’ta Daimi Temsilcisi ve BM Temsilciliği bulunmaktadır.

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, 1946 yılında Paris’te, faşizme karşı savaştan kurtulan ve Nuremberg Duruşmalarına katılan avukatların toplanmasıyla kurulmuştur.

Örgütün Amacı ve Çalışma Alanı

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, tüm ülkelerin avukatları ve avukat dernekleri arasında işbirliğini ve görüş alışverişini kolaylaştırmak, Birleşmiş Milletler Şartındaki amaçlara ulaşmak ve Avukatların ortak hareketlerini sağlamak için 1946 yılında kurulmuştur.

Örgüt, hukuk alanında, milletler arasında barış ve işbirliğinin sürdürülmesini teşvik etmek, demokrasi ilkelerinin uygulanmasını sağlamak, demokratik hak ve özgürlükleri savunmak ve geliştirmek ve insan haklarını savunmak ve teşvik etmeyi temel amaç edinmiştir.

Yargı bağımsızlığı ve hukuk mesleği için mücadele etmek örgütün en önemli çalışma alanlarındandır. Dünyadaki toplumların kalkınma haklarını ve ekonomik eşitliklerini korumak, bilimsel ilerlemeyi teşvik ve doğal kaynakları korumak diğer amaçlardır. Ayrıca, ekolojinin, doğanın ve insan sağlığının korunmasını sağlamak örgütün temel prensiplerindendir.

Örgütün Yaptığı Çalışmalar 

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, kurulduğu 1946 yılından itibaren insan haklarını ve uluslararası barışı baz alan çalışmalar yapmıştır. Birlik üyeleri, birçok ülkede ırkçılık, sömürgecilik, ekonomik ve politik adaletsizliği protesto etmişler ve hukuk mücadelesi yürütmüşlerdir.

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği(IADL) birçok kampanya yürütmüş, BM organları ve uluslararası mahkemelerde kendi kaderini tayin hakkının ve ulusal insan haklarının korunmasının öneminin evrensel kabulü konularında etkilerde bulunmuştur.

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği(IADL), ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele etmiş, BM’nin kitlesel ve kurumsallaşmış insan hakları ihlallerine müdahale etmesini sağlayacak etkinlikte çalışmalar yapmıştır. Bu çerçevede bir çok Birleşmiş Milletler Bildirisi ve Sözleşme hazırlanarak ülkelerin imzasına açılmıştır.

Örgüt,ırkçılığın insanlığa karşı bir suç olarak ilan edilmesini de içeren uluslararası ve iç hukukun temel kavramlarını oluşturmaya yardımcı olmuştur. Kadın ve çocukların tanınan yasal hakları; ve neredeyse evrensel kamu politikası, ırksal, dini, ekonomik ve kültürel ayrımcılık ve zulüm için yasal hukuk yolları olması gerektiğini kabul etmektedir.

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliğinin Bazı Faaliyetleri

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nükleer silahların yasaklanmasını desteklemiş, Nükleer silahların küresel düzeyde yayılmasını önlemek ve uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümünü desteklemiştir.

Örgüt, 1951 yılında İran Şahının baskıcı rejimini kınamış, Afrika Ulusal Kongresi’ni desteklemiş, Adaletsiz Yasalara Karşı Direniş Kampanyası başlatmış, 1955 Afrika Ulusal Kongresi Özgürlük Anlaşmasını, 1960 yılında tüm dünyadaki IADL üyeleri, Sharpeville katliamını protesto etmişler, 1961’de Budapeşte’de toplanan IADL Kongresi, ABD’nin Vietnam’dan çekilmesini istemiştir.

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği,1966’da Nelson Mandela ve diğer sanıkların serbest bırakılması için çalışmış, sonraki yıllarda petrol üreten ülkelerin uluslararası hukuka göre kendi doğal kaynaklarını kontrol etme haklarını savunmuştur. IADL,70’li yıllarda Güney Afrika, Angola, Gine Bissau, Kenya, Mozambik, Namibya, Kuzey İrlanda, Porto Riko ve dünyanın başka yerlerindeki halkların kurtuluş hareketlerini ve mücadelelerini desteklemiş, 1979 Camp David Anlaşmaları’na karşı çıkmıştır.

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıyan adil ve kalıcı bir barışı desteklemek için kampanya başlatmış, 1982 yılında Ortadoğu’da Filistin ve Barış Avukatları Daimi Komisyonu kurmuştur. Birlik, 1984 yılında Nelson Mandela‘ya Özgürlük Kampanyasını Organize etmiş, 1989 yılında Namibya’da yapılan ilk demokratik seçimlere Yasal Gözlemci olmuştur. İADL heyeti 1995 yılında Pekin’deki BM Kadın Hakları Konferansı’na katılmıştır. Bu konferansta BİRLEŞMİŞ MİLLETLER PEKİN DEKLARASYONU (Dünya Kadın Konferansı) ıyor.

Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği’nin kuruluşunun 50. yılında XIV. Kongresi yapılmış, 1996 yılında Güney Afrika’nın Capetown şehrinde yapılan kongreye beş kıtadan avukatlar, hukukçular ve hukuk profesörleri, Nelson Mandela’nın himayesinde yapılan 50. yıl kongresine katılmışlardır.

Birlik Üyesi Kuruluşlardan Bazıları 

Bangladeş Demokratik Avukatlar Birliği

Hindistan Avukatlar Birliği

Endonezya Avukatlar Birliği

Japon Avukatlar Uluslararası Dayanışma Organizasyonu

Nepal Profesyonel Avukatlar Derneği

Pakistan Demokratik Avukatlar Derneği

Filipinler Halk Avukatlar Ulusal Birliği

Vietnam Avukatlar Birliği

Bask Avukatlar Demokrasi ve İnsan Hakları Derneği

Belçika Avukatlar Birliği

Bulgar Hukukçuları Birliği

Sol Kanat Avukatlar Forumu

İspanya Demokratik Avukat Ağı

Haldane Sosyalist Avukatlar Derneği

Arap Avukatlar Derneği

Küba Hukukçular Birliği

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Avukatlar Birliği

Amerika Birleşik Devletleri Siyah Avukatlar Ulusal KonferansıFilistin İnsan Hakları MerkeziFilistin Barolar Birliği

Türkiye Çağdaş Avukatlar Derneği

Amerikan Hukukçular Derneği

COLAP (Asya ve Pasifik Avukatları Konfederasyonu)

Avrupa Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları Avukatlar Birliği

2 Kasım – Hukuk Takvimi

0
2 Kasım - Hukuk Takvimi

2 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün

1791
Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirisi’nde kadın yurttaşların göz ardı edildiğini ileri sürerek Fransız Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi‘ni yazan Olympe de Gouges Gouges, tüm insanlığı erkeklerden ibaret görenlere karşı; “Titreyin, çağdaş Tiranlar! Mezarımın derinliklerinden duyulacak sesim. Cesaretim, sizin daha barbar davranmanıza neden oluyor.” dedi. Olympe de Gouges, ertesi gün giyotinle idam edilecekti.

Olympe de Gouges
1917
Yahudi halkının yeniden doğuş hakkını ifade eden 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu ilan edildi. Deklarasyon, Lloyd George‘un başbakanlığındaki Britanya hükümeti dışişleri bakanı olan Arthur James Balfour‘un girişimiyle hazırlandı. Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasını amaçlıyordu.

Arthur James Balfour
1918
Haklarında arama ve tutuklama kararı çıkarılması üzerine; Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa, beraberindekilerle birlikte, bir Alman gemisi ile firar etti.
1922
TBMM’nin gizli oturumunda Lozan Konferansı’na katılacak heyetin Hükümetçe belirlenmesi kararı alındı.
1929
Pakistanlı hukukçu ve 9. cumhurbaşkanı Muhammad Rafiq Tarar, doğdu. 1955 yılında Lahor Hukuk Okulu‘ndan hukuk diploması aldı. 1971 yılında Pencab İş Mahkemesi Başkanı oldu ve 1974 yılında Lahor Yüksek Mahkemesi üyeliğine seçildi. 1989 yılında yüksek mahkemenin başkanlığına getirildi ve 28. Başyargıç oldu. Pakistan Seçim Komisyonu üyeliği görevini  üstlendi. 1991’de Pakistan Yüksek Mahkemesi üyeliğine seçildi ve 1994 yılında yaş haddinden emekli oldu. Mahkemeden emekli olduktan sonra Pakistan Müslüman Birliği’ne davet edildi ve 1997 seçimlerinde Pakistan Senatosu üyeliğine seçildi. 31 Aralık 1997 tarihinde mevcut cumhurbaşkanının görev süresinin dolması nedeniyle yapılan seçimlerde parlamento üyelerinin büyük çoğunluğunun oyunu alarak cumhurbaşkanı oldu. Düşük profilli bir görev yürüttü ve, kendi döneminde Cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlayan Anayasa değişikliklerini onayladı.

Muhammad Rafiq Tarar
1934
Atatürk Soyadı  Mustafa Kemal’e 2 Kasım 1934 tarihinde verildi. Atatürk Soyadının verilmesine ilişkin 2587 Sayılı KEMAL ÖZ ADLI CÜMHUR REİSİMİZE VERİLEN SOY ADI HAKKINDA KANUN 27 Kasım 1934 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1936
İtalyan diktatör Benito Mussolini Roma-Berlin anlaşmasını ilan etti, Mihver Devletleri bloğunun temelleri atıldı.
1938
Hukukçu, gazeteci, yazar, siyasetçi ve fikir adamı Mehmet Celâl Nuri İleri yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 15 Ağustos 1881, Gelibolu)  Yüksek öğrenimini İstanbul Hukuk Mektebi’nde tamamladı. Hukuk öğrenimi devam ederken Fransızcasını ilerletmek amacıyla Hariciye Nezareti Tahrirât-ı Hariciye Kalemi’ne devam etti. II. Meşrutiyet’in ilanından önce aynı okulda kamu hukuku alanında doktorasını tamamladı. Çalışma hayatına avukat olarak başladı ancak gazeteciliği ile öne çıktı. Le Courrier d’OrientJeune TurcTaninİkdam gibi Türkçe ve Fransızca pek çok gazetede ve İçtihatTürk YurduResimli Kitap gibi dergilerde makaleler yayımladı. 50 civarında kitap ve 2200’den fazla makale yayımladı. Yazılarında meşrutiyetin hukuki boyutunu, Osmanlı Devleti’nin çöküş sebeplerini tartışarak II. Abdülhamit’i ve devrin hükümetlerini eleştirdi. Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet’e geçişte önemli figürlerden ve cumhuriyetin fikrinin mimarlarından oldu. Çok sayıda ülkeye seyahat etti ve gezileri hakkında yazılar yazdı. Hukuk profesörü Suphi Nuri Bey’in ağabeyidir.

Celâl Nuri İleri
1953
Pakistan Kurucu Meclisi aldığı bir kararla ülkenin adını Pakistan İslam Cumhuriyeti olarak değiştirdi.
1960
Birleşik Krallık’ta kurulu Penguin Books Yayınevi, basmış olduğu ‘Lady Chatterley’in Sevgilisi adlı kitabın müstehcenlik içerdiği iddiasıyla yargılandığı davadan beraat etti. Bir Lady ile bir koru bekçisi arasındaki tutku dolu ilişkiyi anlatan roman, yayımlandığı pek çok ülkede büyük tartışmalar doğurdu. Yazar, David Herbert Richards Lawrence’ın eseri, ölümünden otuz yıl sonra, 1960 yılında sansürsüz olarak yayınlanabilmişti.

Lady Chatterley’in Sevgilisi
1963
Vietnamlı hukukçu ve devlet başkanı, Ngo Dinh Diem, öldürüldü. (Doğumu: 3 Ocak 1901) 1918’de Vietnam’da bürokrat yetiştiren bir Fransız okulu olan Kamu Yönetimi ve Hukuk Okuluna girdi. 28 yaşında 300 köyden sorumlu olduğu tuần phủ pozisyonuna getirildi. 1929’da Bình Thuận ilinin valisi oldu ve komünistlerce organize edilen köylü isyanlarının bastırılmasında Fransız güçlerine yardım etti. 1933 yılında içişleri bakanı olarak görev yaptı. Fransız yönetimi Vietnam’da parlamento kurulması da dahil olmak üzere sunduğu siyasi reform önerilerini reddedince göreve gelişinden üç ay sonra istifa etti. Daha sonra ülkeden kaçma zorunda kaldı.1954’te Güney Vietnam’da ABD desteğinde kurulan hükûmetin başına geçmek üzere sürgünden döndü. 26 Kasım 1955 – 2 Kasım 1963 tarihlerinde Güney Vietnam devlet başkanlığını yürüttü. 1 Kasım 1963’te gerçekleştirilen ve ABD’nin de gizlice desteklediği darbeden bir gün sonra öldürüldü.

Ngo Dinh Diem, 4 Nisan 1955 tarihinde Time Dergisi kapağına konu olmuştu.
1965
Norman Morrison isimli ABD vatandaşı Vietnam Savaşı’nı protesto etmek için ABD Savunma Bakanlığı binasının önünde kendini ateşe verdi.
1976
Sansür Kurulu tarafından üç kez yasaklandıktan sonra  Danıştay 12. Dairesi tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararı sonucunda gösterime girebilen ‘Kara Çarşaflı Gelin’ İstanbul’da bazı ülkücü grupların tehditleri nedeniyle başta Beyazıt’taki Marmara Sineması olmak üzere birçok sinemada gösterim  yapamadı. Filmin yönetmenliğini Süreyya Duru ve senaristliğini ise Vedat Türkali yapmıştı.
1978
Ferhat Tüysüz ve Veli Can Oduncu’nun da aralarında olduğu 13 “ülkücü” Sağmalcılar Cezaevi’nden firar etti.
1982
Milli Eğitim Bakanlığı yatılı öğrenciler için yemekten sonra, ‘Tanrımıza hamdolsun, milletimiz var olsun’ deneceği yönünde bir karar aldı.
1987
Mehmet Emin Artuk, 2 Kasım 1987 tarihinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “Mukayeseli Çocuk Muhakemesi Hukuku” adlı çalışmasıyla doçentliğe atandı ve Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Doçenti unvanını kazandı. Artuk, 21 Eylül 1993 tarihinde Hukuk Profesörü oldu.

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk
1988
Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde derse sokulmayan baş örtülü kız öğrenciler ölüm orucuna başladı.
1989
Kadın örgütleri, cinsel tacize dikkat çekmek için ‘Bedenimiz Bizimdir, Cinsel Tacize Hayır’ kampanyası başlattı. Karaköy-Kadıköy vapurunda yapılan basın açıklaması sonrası kadınlara mor iğne dağıtıldı. Kampanya, ‘Mor İğne’ adıyla duyuldu.
1991
Dev-Sol tutuklularının firarının ardından Ankara Merkez Cezaevi’nde baskıların arttığı gerekçesiyle bir grup mahpus açlık grevine başlaması üzerine cezaevindeki 38 mahpus Eskişehir Özel Tip Cezaevi’ne nakledildi.
1992
Son 1 yıl içinde çeşitli tarihlerde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen yedi kişinin yakınları açlık grevine başladı.
1994
Beşiktaş, Sarıyer, Beykoz ve Üsküdar’da hukuk dışı imar imkanı sağlayan Dalan dönemine ait Boğaziçi planları mahkeme kararıyla durduruldu. Dönemin RP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bazı inşaat şirketlerinin itirazları Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedildi.
1997
Prof. Dr. Bahri Savcı, 1914 yılında Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde doğdu. İstanbul Erkek Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Mezuniyetinin ardından çeşitli memuriyetlerde bulundu. 1942 yılında asistan olarak girdiği SBF’de, 1954 yılında profesör oldu. 1961 Anayasasını hazırlamakla görevli Anayasa Komisyonu‘nda görev aldı. Türk kamuoyuna insan hakları kavramını tanıtmada öncülük etti ve SBF’de İnsan Hakları Merkezi’nin kurulmasını sağladı. 12 Mart Dönemi‘nde direnme hakkına ilişkin sözleri üzerine gözaltına alınarak 1 ay tutuklu kaldı. Hakkında açılan davada beraat etti. 1983 yılında yaş haddinden emekli olmasına 4 ay kala öğretim üyeliği görevine son verildi. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu üyesi oldu. Çok sayıda eser bıraktı.

Prof. Dr. Bahri Savcı
1990
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın(TİHV) Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.02.1990 tarihli, E:1989/797, K:1990/90 sayılı kararıyla kurulmasına Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan itiraz Yargıtay 6.Hukuk Dairesi’nce reddedildi, TİHV, yargı kararıyla tüzel kişilik kazandı.
2000
Aynı zamanda hukukçu olan Leon Troçki’nin İstanbul’daki sürgün yıllarını anlatan “Büyükada’da Sürgün” belgeseli Milano Uluslararası Film Festivali’nde birinci oldu.
2001
Unesco Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi 2 Kasım 2001 tarihinde kabul ve ilan edildi. 21 Mayıs Diyalog ve Kalkınma için Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü ise (World Day for Cultural Diversity for Dialogue and Development) 2002 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 57/249 sayılı kararı ile kutlanmaya başlandı.
2004
Anayasa Mahkemesi, 11 yıl aradan sonra Yüce Divan sıfatıyla yargılama yaptı. ANAP’lı Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanları Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan’ı yargılamaya başladı.
2011
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu; 6 Nisan 2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu tarafından 26 Eylül 2011 tarihinde kararlaştırıldı ve 2 Kasım 2011 tarih, 28103 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan “660 sayılı Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile resmen kuruldu. uluslararası gelişmelerin gereği olarak Türk Ticaret Kanunu ile öngörülen bağımsız denetim alanını düzenlemek ve finansal raporların uluslararası standartlarla uyumlu olarak düzenlenerek denetlenmesini sağlayacak standartlar koymak ve etkin bir kamu gözetimini gerçekleştirmek amacıyla kurulan KGK, idari özerkliğe sahip bir Üst Kuruldur.

Kamu Gözetimi Kurumu
2013
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu,  2 Kasım gününü Gazetecilere Karşı Suçlarda Cezasızlıkla Mücadele Uluslararası Günü (International Day to End Impunity for Crimes Against Journalists) olarak ilan etti.
2016
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’a, terör örgütü propagandası suçundan verilen 10 aylık hapis cezasını onadı.
2021
Prof. Dr. Hüseyin Ali Nesin, Cumhurbaşkanı’na “Tımarhane Müdürü” demesi nedeniyle Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinde Cumhurbaşkanına Hakaret suçunda yargılandığı davada beraat etti.  Nesin, “Benim paylaşımımda Cumhurbaşkanına bir hakaret yok. Tımarhane müdürleri akıllıların arasından seçilir.” dedi.
2023
Nepal’de Türkiye’deki depremzedeler için para topladıklarını iddia eden ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in imzasını kullanan bir dolandırıcılık çetesi ortaya çıkarıldı.Suruchi Bhujel adlı kadının, hem Türkiye’deki depremzedelere yardım topladığını iddia ederek hem de Türkiye’de istihdam vaat ederek 90 kişiyi 2.5 milyon rupi (yaklaşık 530 bin TL) dolandırdığı açıklandı. Suruchi Bhujel’in gözaltına alındığı, aynı soruşturma kapsamında eşi Binod Shrestha ve erkek kardeşi Sujan Bhujel hakkında arama kararı çıkarıldığı açıklandı.
2023
Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışmak amacıyla yazdığı makalede örgüt propagandası” yaptığı iddiasıyla hakkında açılan davada verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası onanan Yazar Dilşa Kocakaya yakalanarak cezaevine gönderildi.
2023
Kısa Dalga yazarı, Gazeteci Cengiz Erdinç gözaltına alındı. Erdinç’in gözaltına alındığını avukatı Vural Ergül, sosyal medya hesabından duyurdu. Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde bulunan evinden gözaltına alınan Erdinç’in Ankara’ya götürüldüğü, bilgisayarına ve cep telefonuna el konulduğu öğrenildi.
2023
birgun.net Yayın Koordinatörü Uğur Koç, Uğur Şahin ve İsmail Arı hakkında “Yağmaya fren’ başlığıyla yayımlanan haberlerde ‘dezenformasyon’ olduğu gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı açıklandı.
2023
Avukat Erdal Çelik, Sultangazi’de bulunan evinin önünde motosikletli, kar maskeli 2 kişinin silahlı saldırısına uğradı. Çelik ve yanında bulunan kızı saldırıdan yara almadan kurtulurken, üç mermi araçlarına isabet etti.
2023
İstanbul Barosu, Anayasa Mahkemesi kararına rağmen Can Atalay’ı tahliye etmeyerek dosyayı Yargıtay’a gönderen  13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’nı HSK’ye şikayet etti. Mahkeme, 28 çuvaldan oluşan dava dosyasını Yargıtay’a gönderdi.

Yargı Kurumlarını Hukuk Devletine Bağlı Olmaya ve Saygı Duymaya Davet Ediyoruz
2023
Karabük’te, Fiyos Çayı’nda cansız bedeni bulunan 17 yaşındaki Gabonlu öğrenci Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’nın cinayet şüphelisi hakkında Karabük Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘kısıtlılık kararı’ alarak yürüttüğü soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlandı. Sanık D.A.’nın ‘çocuğun cinsel istismarına teşebbüs’ suçundan 15 yıla kadar, ‘kendini savunamayacak durumda olan kişiyi suçu gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla kasten öldürme’ suçundan ise ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep edildi. Cinayetle ilgili gözaltına alınan 7 kişi hakkında ise takipsizlik kararı verildiği anlaşıldı. İddianame Karabük Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
2023
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından, T24 sitesi yazarı Tolga Şardan’ın “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı hakkında erişimin engellenmesi kararı verildi.
2023
Suç işlemek maksadıyla örgüt kurmak, kara para aklamak ve vergi kanununa muhalefet suçlarıyla haklarında yakalama kararı çıkarılarak gözaltına 17 kişi le birlikte gözaltına alınarak malvarlıklarına tedbir konulan Dilan Polat-Engin Polat çiftine ait ev ve işyerlerindeki lüks araçlar çekicilere yüklenerek İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

2023
  • İsrail’in, Gazze’de Cibaliye ile Bureij mülteci kamplarını bombaladığı, en az 44 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. CNN’de çatışmalara ilişkin açıklamalarda bulunan ve dili sürçen İsrail Başbakanlık Sözcüsü Tal Heinrich, “İsrail sivillerden başkasını hedef almıyor” ifadelerini kullandı.
  • Halk TV Özel Haber Muhabiri Dinçer Gökçe, “Çete lideri T.D. ve E. D’ye tahliye kararı” haberi ile ilgili olarak gözaltına alındı. Gökçe, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığında ifade verdikten sonra çıkarıldığı hakimlik tarafından adli kontrol kaydı ile serbest bırakıldı.
2024
Çerkezköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, 9 aylık bebeğin cinsel istismar edildiği iddiasıyla başlatılan soruşturmada tutuklanan babanın cezaevinde intihar ettiği açıklandı.
2024
Şişli’de 6 yaşındaki çocuğu öldüren M.Ö. tutuklandı.
2024
İstanbul İdare Mahkemeleri’nde açılan davalarda, Vakıf üniversitelerinde çalışan asistan hekimlerin  kamu hastanelerindekilerle aynı ücretin verilmesi gerektiğine hükmedildi. Talepleri haklı bulan mahkemeler, hekimlerin geçmişe yönelik farkları da alabileceğine hükmetti. 
2024
Bir sokak röportajında Kürt meselesine ilişkin konuşurken “Ben Türk değilim” demesi nedeniyle sosyal medyada gündem olarak gözaltına alınan ve silahlı örgüt propagandası yapmakla suçlanan Kürd Öncüleri Derneği Başkanı Ali Çeven Çağlayan Adliyesinde sevk edildiği hakimlik tarafından tutuklandı.

2 Kasım – Hukuk Takvimi

Saltanatın Kaldırılması

0

Saltanatın Kaldırılması, 1 Kasım 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 308 nolu “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair” adlı kararname ile gerçekleşmiştir. Bu kararnameden 1 gün önce kabul edilen 307 nolu kararname ise “Osmanlı imparatorluğunun inkıraz bulup Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül ettiğine dair” çıkarılmıştır. Arka arkaya çıkarılan iki kararname sonucunda Osmanlı İmparatorluğu resmen sona ermiş, saltanat kaldırılmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül etmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Mustafa Kemal Atatürk saltanatın kaldırılması ile ilgili olarak; “Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Ve bu makamı hâkimiyetin hükümetine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti derler. Bundan başka bir makamı saltanat, bundan başka bir heyeti hükümet yoktur ve olamaz.” demiştir.

Hıyanet-i Vataniye Kanunu‘nda, saltanatın kaldırılmasına dair kararnameye karşı muhalefet etmek ve yeni kurulan millet meclisine karşı düşünce veya uygulamalarıyla veya yazdıkları yazılarla muhalefet ve bozgunculuk etmek vatan hainliği kapsamına alınmıştır.

Kararnamenin ilanından sonra sadrazam Tevfik Paşa başkanlığında 4 Kasım günü son toplantısını yapan Osmanlı hükûmeti istifasını padişaha sunmuştur. 5 Kasım’da Ankara hükumetinin İstanbul’daki temsilcisi Refet Paşa (Bele); tüm bakanlık müsteşarlarını Divanyolu’ndaki Şark Mahfilinde toplayarak her türlü faaliyete son vermelerini tebliğ etmiştir. 7 Kasım’da Babıali’deki başbakanlık dairesi resmen boşaltılmış ve Osmanlı Devleti’nin resmî gazetesi olan Takvim-i Vekayinin yayınına son verilmiştir.

Son padişah Mehmed (Vahideddin) 17 Kasım sabahı Boğaziçi’nde demirli bulunan İngiliz zırhlısı HMS Malaya aracılığıyla Malta’ya sığınmıştır.  19 Kasım’da TBMM, veliaht Abdülmecid Efendi’yi halife ilan etmiş, 3 Mart 1924’te çıkarılan 431 sayılı Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmani’nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun ile halifelik kaldırılmış ve tüm Osmanlı Hanedanı mensupları yurt dışına sürgün edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair
Kararname No: 308

Bir kaç asırdır Saray ve Babıâlinin cehalet ve sefaheti yüzünden Devlet azîm felâketler içinde müthiş bir surette çalkandıktan sonra nihayet tarihe intikal etmiş bulunduğu bir anda Osmanlı İmparatorluğunun müessis ve sahibi hakikisi olan Türk milleti Anadolu’da hem haricî düşmanlarına karşı kıyam etmiş, hem de o düşmanlarla birleşip millet aleyhine harekete gelmiş olan Saray ve Babıâli aleyhine mücahedeye atılarak Türkiye’de Büyük Millet Meclisi ve onun Hükümeti ve ordularını bitteşkil haricî düşmanlar, Saray ve Babıâli ile fiilen ve müsellehan ve malûm müşkülâtı şedide ve mahrumiyeti elime içinde cidale girişmiş, bugünkü halâs gününe vasıl olmuştur.

Türk milleti Saray ve Babıâlinin hıyanetini gördüğü zaman Teşkilâtı Esasiye kanununu ısdar ederek onun birinci maddesiyle hâkimiyeti Padişah’tan alıp bizzat millete ve ikinci maddesiyle icraî ve teşriî kuvvetleri onun yedi kudretine vermiştir. Yedinci madde ile de harp ilânı, sulh akdi gibi bütün hukuku hükümraniyi milletin nefsinde cemeylemiştir.

Binaenaleyh; o zamandan beri eski Osmanlı İmparatorluğu tarihe intikal edip yerine yeni ve millî bir Türkiye Devleti, yine o zamandan beri Padişahlık merfu olup yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi kaim olmuştur. Yani bugün İstanbul’da bulunan heyet mevcudiyetini usulen himaye edecek hiç bir meşru ve gayriecnebi kuvvete ve müzahereti milliyeye malik olmayıp bir zilli zail halindedir. Millet şahsi hükümranlık ve saray halkı ve etrafının sefahati esası üzerine müessis bir Saltanat yerine asıl halk kütlesinin ve köylünün hukukunu himaye ve saadetini tekeffül eden bir halk Hükümeti idaresi tesis ve vazetmiştir. Hal böyle iken İstanbul’da düşmanlarla teşriki mesai etmiş olanların elan hukuku Hilâfet ve Saltanat ve hukuku Hanedandan bahseylemelerini görmekle müstağrakı hayret bulunuyoruz. Tevfik Paşanın telgrafı kadar garip ve acip ve hilafı mevâka bir vesika tarihte nadir görülmüştür.

Binaenaleyh Türkiye Büyük Millet Meclisi berveçhiati mevaddı neşir ve ilâna karar vermiştir:

1. Teşkilâtı Esasiye kanuniyle Türkiye halkı, hukuku hâkimiyet ve hükümranisinin mümessili hakikisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsiyeti mâneviyesinde gayrikabili terk ve tecezzi ve ferağ olmak üzere temsile ve bilfiil istimale ve iradei milliyeye istinat etmiyen hiç bir kuvvet ve heyeti tanımamağa karar verdiği cihetle misakı millî hudutları dahilinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinden başka şekli Hükümeti tanımaz. Binaenaleyh Türkiye halkı hâkimiyeti şahsiyeye müstenit olan İstanbul’daki şekli Hükümeti 16 Mart 1336 dan itibaren ve ebediyen tarihe müntakil addeylemiştir.

2. Hilâfet, Hanedanı Âli Osmana ait olup; Halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu Hanedanın ilmen ve ahlâkan erşet ve eslâh olanı intihap olunur. Türkiye Devleti Makamı Hilâfetin istinatgahıdır. (Cilt: 24 – Sayfa: 328)      1/2 teşrinisani 1338

Osmanlı imparatorluğunun inkıraz bulup Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül ettiğine dair
Kararname No: 307

Osmanlı İmparatorluğunun münkariz olduğuna ve Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül ettiğine ve yeni Türkiye Hükümetinin Osmanlı İmparatorluğu yerine kaim olup onun hududu millî dahilinde yeni vârisi olduğuna ve Teşkilâtı esasiye kanuniyle hukuku hükümrani milletin nefsine verildiğinden İstanbul’daki Padişahlığın madum ve tarihe müntakil bulunduğuna ve İstanbul’da meşru bir Hükümet mevcut olmayıp İstanbul ve civarının Büyük Millet Meclisine ait ve binaenaleyh oraların umu m idaresinin de Büyük Millet Meclisi memurlarına tevdi edilmesine ve Türk Hükümetinin hakkı meşruu olan Makamı hilâfeti esir bulunduğu ecnebilerin elinden kurtaracağına karar verildi (Cilt: 24 – Sayfa: 311)   30 teşrinievvel 1338

Kimse ifade özgürlüğünü kullandığı için sınır dışı edilemez

0

“Kimse ifade özgürlüğünü kullandığı için sınır dışı edilemez” başlığını taşıyan bildiri; sosyal medyada yayımlanan bir sokak röportajında Suriyeli mültecilerin hedef alınmasına tepki göstermek amacıyla muz yeme görüntülerinin paylaşılması üzerine bazı Suriyelilerin sınır dışı edilmesi kararına karşı 16 kurum ve sivil toplum örgütü tarafından 1 Kasım 2021 tarihinde açıklanmıştır.

Kimse ifade özgürlüğünü kullandığı için sınır dışı edilemez

Bir sokak röportajında, mültecilerin muz yediği fakat Türkiyeli vatandaşların yiyemediği söylemi üzerine mülteciler, sosyal medya kanalları üzerinden tepki videoları paylaşmışlardır.

Yıllardır özellikle siyasilerin ve medyanın hedef göstermesi sonucunda derinleşen ekonomik krizin tüm sorumlusunun mülteciler olarak görülmesi kutuplaşmayı arttırmıştır. Bir arada yaşama yönelik bir söylemin hâlâ oluşturulmamış olması ise, bugünkü çatışmaların kaynağını oluşturmaktadır.

Göç İdaresi Başkanlığı, 27 Ekim 2021 tarihinde yaptığı basın açıklamasında, bu söyleme tepki veren kişileri “provakatör” olarak belirtmiş ve 7 kişi hakkında sınır dışı kararı verileceğini duyurmuştur. Daha sonra, konuyla ilgili “provakatör” paylaşım yapan 11 kişinin gözaltına alındığına ve bu “provakatör” videoları paylaşan 31 kişinin de kimliğinin belirlendiğine dair haberler medyada yer almıştır.

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraftır ve sözleşmenin 10. Maddesi “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamları tarafından müdahale edilmeksizin ve ulusal sınırlar dikkate alınmaksızın, görüş sahibi olma, bilgi ve düşüncelerini edinme ve yayma özgürlüğünü içerir” der.

Ayrıca, 1951 Mültecilerin Hukuku Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’nin 33. Maddesine göre “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir”; bu maddeye ülkelerin çekince koyma hakkı tanınmamaktadır.

6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 54. Maddesi kimlerin sınır dışı edilebileceğini belirtir. Şiddet içermeyen, şiddeti özendirmeyen, muz yiyerek bir tepki ortaya koyan eylem, YUKK 54. Maddenin hiçbir bendinde sınır dışı nedeni olarak belirtilmemektedir. Böyle bir eylemin “kamu düzeni veya kamu güvenliğine tehdit olması” ihtimali ise, ifade özgürlüğüne ağır bir darbe anlamına gelir. YUKK 54. Madde ile birlikte düşünülmek zorunluluğu olan, 55. Madde ve amir hüküm niteliğindeki 4. Madde de, muz yeme videosu paylaşımı veya şiddet içermeyen herhangi bir paylaşım veya ifade nedeniyle, bir kişi hakkında sınır dışı kararı alınamayacağına açık bir biçimde hükmeder. Bir suç varsa, şiddet içermeyen bir tepkiyi tetikleyen ve bu tepkiye karşı, mültecilere yönelik ayrımcılık ve nefret söylemini körükleyen paylaşımlardır.

Mültecilerin sosyal medyada verdiği tepki tamamıyla ifade özgürlüğü kapsamındadır ve kimse ifade özgürlüğünü kullandığı için sınır dışı edilemez. Türkiye’yi ulusal mevzuatına uymaya ve uluslararası sözleşmelerde verdiği sözü tutmaya davet ediyoruz ve öncelikle söz konusu paylaşımları yapan mülteciler için sınır dışı işlemlerinin bir an önce durdurulmasını talep ediyoruz. Ayrıca, her an, mültecilere yönelik ayrımcı ve nefret söylemi üretenlere karşı gerekli yargısal önlemlerin alınmasını talep ediyoruz.

BİLDİRİYE İMZA ATAN KURULUŞLR 

Eşitlik Çalışmaları Derneği
Fikir ve Sanat Derneği Çocuk Hakları Merkezi (FİSA)
Göç Araştırmaları Derneği (GAR)
Hak İnisiyatifi
Halkların Köprüsü Derneği
İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM)
İnsan Hakları Derneği (İHD)
İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD)
İzmir Barosu
Kaos-GL
Konak Kent Konseyi Mülteci Meclisi
Medya ve Göç Derneği
Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der)
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV)
Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu
Yurttaşlık Derneği

1 Kasım – Hukuk Takvimi

0

1 Kasım – Hukuk Takvimi

1530

Modern siyaset biliminin temellerini atan Fransız yazar, düşünür, yargıç ve siyasetçi Etienne de La Boétie doğdu. Orléans Üniversitesi’nden hukuk fakültesi diploması aldı.(Ölümü: 18 Ağustos  Kasım 1563) Orléans Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. II. Henri’nin onayıyla Bordeaux Parlamentosu’nda danışman olarak görev yaptı. Danışmanlığın yanında diplomatik arabuluculuk işleri yürüttü. Ksenofon ve Plutarkhos’un eserlerini Fransızcaya çevirdi. Hukuk ve siyaset felsefesi ile ilgili çalışmalar yürüttü. Pierre de Ronsard’un da içinde bulunduğu bir şair topluluğuyla yakın ilişkiler kurdu ve şiirler yazdı. Mutlak monarşiye ve otoriterliğe karşı çıktı. En önemli eseri olan Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, bazı Protestan düşünürler için esin kaynağı oluşturdu ve sonraki nesiller için sarsıcı etkiler bıraktı. Montaigne’in en yakın dostu olarak bilinmektedir. 33 yaşında ölmesine rağmen ardılları tarafından referans gösterildi. Hakkında birçok kitap yazıldı.

Étienne de La Boétie
1762

İngiliz hukukçu ve devlet adamı, Spencer Perceval doğdu. (Ölümü: 11 Mayıs 1812) Trinity College‘da eğitim gördü. 1786’da, hukuk eğitimi veren bir kuruluş olan Lincoln’s Inn’in kararıyla baroya kabul edildi. 1796’da kralın danışmanı oldu. Aynı yıl Parlamento’ya girdi. 1801’de başsavcı yardımcılığına atandı. 1802’de başsavcı oldu. 1807’de maliye bakanlığına getirildi. 4 Ekim 1809’da Portland dükünün yerine başbakan oldu. 4 Ekim 1809–11 Mayıs 1812 tarihleri arasında başbakanlık yaptı. Kendisinden önceki hükûmetlerin yıkılmasına yol açan dinsel hoşgörü politikasını terk eden Perceval, hükûmete karşı kişisel bir şikayette bulunmak için kendisine başvuran ve yanıt alamayan John Bellingham adlı bir akıl hastası tarafından Avam Kamarası’nda vurularak öldürüldü. Suikast sonucu yaşamını yitiren ilk ve tek Birleşik Krallık başbakanıdır.

İngiltere’nin hukukçu başkanlarından Spencer Perceval
1831

İlk Resmi Gazete olan Takvim-i Vekayi, Osmanlı Devleti döneminde 1 Kasım 1831 (25 Cemâziyelevvel 1247) tarihinde yayınlanmaya başladı. Gazete, Padişah adına Fransız gazeteci Alexandre Blacque tarafından yayına hazırlandı. Gazete ilk yıllarda devletin resmi propaganda aracı olan yayın kullanıldı. Zamanla bugünkü hüviyetine kavuştu.

Takvim-i Vekayi (Resmi Gazete)
1922

623 yıl süren Osmanlı Saltanatı sona erdi ve son Osmanlı padişahı VI. Mehmet tahtını terk etti. Saltanatın kaldırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Kasım 1922’de kabul ettiği 308 numaralı ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair’ kararname ile gerçekleşti.

1928

1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı ‘Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun‘ un kabul edilmesi ile ‘Harf Devrimi’ gerçekleşti. Arap alfabesi terk edildi.

1956

Akis dergisi sahibi Metin Toker, İstanbul Milletvekili Mükerrem Sarol’a yayın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sarol ise, Yassıada’da yargılanarak mahkûm olmuş, 1964 affıyla özgürlüğüne kavuşmuştur.

1973

Türkiye’nin Ege’nin açık sularında petrol araması yapmak üzere Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na ruhsat vermesi ve Yunanistan’ın bu ruhsatı geçersiz sayması üzerine iki ülke arasında Kıta Sahanlığı konusunda anlaşmazlık çıktı.

1980

Askeri Yargıtay Daireler Genel Kurulu, Erdal Eren hakkında Sıkıyönetim Mahkemesi’nce verilen ölüm cezasını bozan Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nin kararını geri çevirdi.

1983 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu, TBMM’de kabul edildi. Kanun, 3 Kadım 1983’te resmi gazetede yayınlandı.
1990

Ankara 2.İş Mahkemesi, Eğitim-İş Sendikası’nın kapatılması talebiyle Ankara Valiliği’nce açılan dava dosyasını esastan reddetti.

1990

İlyas Salman hakkında, Bursa’nın Keles İlçesi’ndeki bir piknikte yaptığı konuşmada bölücü propaganda yaptığı iddiasıyla 10 yıl hapis istemiyle Devlet Güvenlik Mahkemesinde dava açıldı.

1991

11 yıldır süren 1.243 sanıklı İstanbul Devrimci Sol Ana Davası sonuçlandı. Tahliye ve firarlar sonrasında 12 sanığın tutuklu kaldığı davada 1 kişiye idam, 41 kişiye müebbet, 553 kişiye 2 yıl 9 ay ile 20 yıl arası hapis cezası verildi, 582 sanık beraat etti, 66’sının davası düştü.

1993 Maastricht Antlaşması yürürlüğe girdi Avrupa Birliği resmen kurulmuş oldu. Avrupa Ekonomik Topluluğunun(AET) adı değiştirildi. Avrupa Birliği’nin üç temel sütunu olan; Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Güvenlik ve Dış Politika ile İçişleri ve Hukuk alanında işbirliği güçlendirildi.
1996 Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) İstanbul temsilcisi Şükran Akın, izinsiz işkence tedavi merkezleri açmak ve tedavi olanların isimlerini savcılığa bildirmemek suçlamalarından yargılandığı davanın ilk duruşmasında beraat etti.

1997 1990/1991 yılları arasındaki Zonguldak maden işçilerinin grevi ve Büyük Ankara Yürüyüşü’nü konu alan ve “İş-Ekmek-Özgürlük” üçlemesinin ikinci filmi olan “Ekmek”, Kültür Bakanlığı tarafından yasaklandı.
2001 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Bakanlar Kurulu’nun Afganistan’a asker gönderme kararını onayladı.
2002 Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı (TİHAK) kurucu üyesi ve arkeolog Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal yaşamını yitirdi. 
2003 BM Genel Kurulu, ilk kez yolsuzluklarla mücadeleyi öngören uluslararası sözleşmeyi kabul etti. Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, Sözleşme,10 Aralık 2003’te imzalandı ve 14 Aralık 2005’te yürürlüğe girdi. Yolsuzluğa karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi olarak da anılmaktadır. Sözleşme rüşvet, zimmete para geçirme, karapara aklamayı suç sayarak bu yolla elde edilen malvarlıklarına el konulmasını öngörmektedir. ABD, özel sektör ve sanayi sektöründe verilebilecek rüşvetlerin kapsam dışında bırakılmasını sağladı.

Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi 10 Aralık 2003
2006 Türkiye’nin ilk Sümerologlarından 92 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ, ‘Vatandaşlık Tepkilerim’ adlı kitabında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılamak” suçu işlediği gerekçesiyle yargılandığı ve 25 avukat tarafından temsil edildiği davanın ilk celsesinde beraat etti. Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 92 yaşındaki Çığ hakkındaki beraat kararını “suçun yasal unsurları oluşmadığı” gerekçesine dayandırdı.

Muazzez İlmiye Çığ’ın yargılandığı davaya hukuk, sanat ve medya dünyası yoğun ilgi göstermişti.
2007 Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısında alınan bir kararla, 2008 yılında başlamak üzere, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratmak ve sorunlara çözüm bulmak amacıyla, her yıl 2 Nisan tarihi Dünya Otizm Günü olarak kabul edildi.
2011 Operasyonla gözaltına alınan bilim insanı Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Belge Yayınları sahibi, yazar Ragıp Zarakolu ve BDP MYK üyesi Mustafa Avcı’nın da aralarında bulunduğu 44 kişi silahlı terör örgütüne üyelikten tutuklandı.

Prof. Dr. Büşra Ersanlı
2015 Amerikalı hukukçu, siyasetçi ve oyuncu Fred Thompson, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 19 Ağustos 1942) Memphis Üniversitesi’nde felsefe ve siyaset bilimi okudu.  Hukuk Lisansını  1967 yılında Vanderbilt Law School’dan aldı. 1994-2003 yılları arasında Cumhuriyetçi Parti üyesi olarak girdiği ABD Senatosu’nda Tennessee eyaletini temsil etti. Oyunculuğunda  genellikle devlet görevlisi rollerini tercih etti. 2002’den itibaren Law & Order televizyon dizisinde ki savcı Arthur Branch rolüyle ün kazandı.

Fred Thompson
2017 Suriye İnsan Hakları Ağı, Suriye’de 7 yılda 634 gazetecinin öldürüldüğünü açıkladı.
2020  

Anayasa hukukçusu, akademisyen ve siyasetçi Burhan Kuzu öldü. (Doğumu: 1 Ocak 1955) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okudu. Üniversiteden mezun olduktan sonra hakimlik ve kaymakamlık sınavını kazandı. Tekirdağ’da kaymakamlık stajına başladı. 1976 yılında üniversitede asistan kadrosuna alınınca akademisyen olmayı tercih etti. Yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı. Anayasa hukuku alanında çalıştı. 1980-1982 yılları arasında Paris Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Avrupa Konseyi bursuyla araştırmalar yaptı. 1998 yılında profesör unvanı aldı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyeliği ve başkanlığı görevlerini yürüttü. Hukuk alanında makale ve kitaplar yayımladı. Uzun süre Polis Okulları’nda ders verdi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında üyelik ve yöneticilik yaptı. Bir süre Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde öğretim üyeliği yaptı. Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesinde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. Milletvekilliği ve Adalet Komisyonu başkanlığı yaptı. Zindaşti suç örgütü ve başkaca oluşumlarla ilgili olarak nüfuz ticareti ve adli yargıyı etkileme suçundan hakkında soruşturma yapılmakta iken 1 Kasım 2020 tarihinde COVID-19 ‘a bağlı olarak hayatını kaybetti.

Burhan Kuzu
2021 “Kimse ifade özgürlüğünü kullandığı için sınır dışı edilemez” başlığını taşıyan bildiri; sosyal medyada yayımlanan bir sokak röportajında Suriyeli mültecilerin hedef alınmasına tepki göstermek amacıyla muz yeme görüntülerinin paylaşılması üzerine bazı Suriyelilerin sınır dışı edilmesi kararına karşı 16 kurum ve sivil toplum örgütü tarafından 1 Kasım 2021 tarihinde açıklanmıştır.
2024

Çanakkele’de restoratör Tuğba Yavaş’ın balkondan düşerek ölümüne ilişkin cinayet şüphesiyle gözaltına alınan eşi Prof. Dr. Alptekin Yavaş emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.

2024 Avrupa Birliği ile Japonya arasında savunma ve güvenlik paktı imzalandı. AB tarihinde ilk kez bir Hint-Pasifik ülkesi ile askeri konuları da kapsayan çok yönlü bu antlaşma, Çin, Kuzey Kore ve Rusya konusunda endişelerin arttığı bir dönemde gerçekleşti. Tokyo’da imzalanan anlaşma, askeri alanda iş birliği yapılmasını, askeri tatbikatları, savunma sanayisi ile ilgili konularda bilgi alışverişi, uzay güvenliği ve benzeri pek çok konuyu kapsıyor.
2024 İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, Ekol TV’ye hayırlı olsun ziyareti gerçekleştirdi. Başsavcı Gürlek, Ekol TV binasını, Haber Merkezini ve stüdyoları gezdikten sonra kanala yayın hayatında başarılar diledi ve Ekol Medya Yönetim Kurulu Başkanı Emrah Doğru’ya bir hediye takdim etti.
2024
  • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 28 Temmuz 2023 günü internet sitesinde yayınladığı ilan ile Munzur ve Pülümür vadilerinin vadi tabanları ve Munzur Gözeleri’nin bulunduğu alanı “1. Derece Doğal Sit Alanı” olan Munzur Gözeleri‘nin koruma statüsünü düşürüldü “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak tescillemesi üzerine Türk Mühendisleri ve Mimarları Odası (TMMOB)  tarafından kararın iptali için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı aleyhine Erzincan İdare Mahkemesi‘nde açtığı dava kapsamında mahkeme heyeti tarafından keşif gerçekleştirildi. Keşifte, çevre mühendisi, hidrojeoloji mühendisi, jeomorfolog, ekolog ve peyzaj mühendisi de hazır bulundu. Keşfe katılan yüzlerce kişi Munzur’un yeniden ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ olarak tescil edilmesini istedi.
  • Narlıdere Belediyesi ve Litvanya’nın Trakai İlçe Belediyesi, iklim değişikliği ile mücadele alanında iş birliği yapılmasını içeren mutabakat imzaladı.

2024 Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında ‘Cumhurbaşkanına alenen hakaret’ ve ‘iftira’ suçlarından suç duyurusunda bulundu ve 1 milyon liralık manevi tazminat davası açtı. Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında ise, Esenyurt’ta yaptığı konuşmada kendisine yönelik ‘iftira içeren asılsız ithamlarda’ bulunduğu gerekçesiyle 1 milyon liralık manevi tazminat davası açtı.
2024

Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde 9 aylık erkek bebeğe cinsel istismarda bulunulduğu iddiasına ilişkin gözaltına alınan anne ve baba tutuklandı. Bebek ise devlet korumasına alındı.

2024 Boydak Holding eski yönetim kurulu üyeleri ve aile bireylerinin de aralarında olduğu 11 sanığın yargılandığı Kayseri 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın karar duruşmasında sanıkların Türkiye Finans Katılım Bankası’nda bulunan yüzde 22.34’lük hisselerinin müsaderesine karar verildi.
2024

Denizli’de kendilerini savcı olarak tanıtarak yaşlı bir kadını çok sayıda mülkünü sattırarak yaklaşık 33 milyon lira dolandırdıkları suçlamasıyla haklarında soruşturma başlatılan ve 6 ay süren teknik ve fiziki takip sonucunda yakalanan 19 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.

 

Anti Doping Sözleşmesi

0
Anti Doping Sözleşmesi

Anti Doping Sözleşmesi (Anti-Doping Convention), 16 Kasım 1989 tarihinde Strasbourg’ta imzalanmıştır. Sözleşme, Dopingle Mücadele Sözleşmesi olarak da bilinmektedir.

Türkiye, Dopingle Mücadele Sözleşmesini 3885 sayılı kanun ile 11 Mart 1993 tarihinde kabul etmiş ve onaylamıştır.

Sözleşmenin Temel Hedefleri ve İlkeleri

Anti Doping Sözleşmesi, sporcuların performans artırıcı maddeler kullanmalarını engellemek amacıyla oluşturulmuş uluslararası bir anlaşmadır. Sporun dürüstlük, adalet ve sağlık ilkelerine dayanmasını sağlamak ve sporcuların eşit şartlarda mücadele etmesini güvence altına almak için imzalanmıştır.

Sözleşme, sporcuların doping kullanımını engellemek için kurallar, yaptırımlar ve çeşitli tedbirler öngörmektedir. Anti Doping Sözleşmesi’nin ana amacı, sporun temiz kalmasını sağlamak ve sağlık risklerini azaltmaktır. Sözleşme, doping maddelerinin ve yöntemlerinin listesini, yasaklı maddeleri kullanmanın cezalarını ve yasaklı yöntemlerle ilgili kuralları tanımlamaktadır.

Anti Doping Sözleşmesi – Dopingle Mücadele Sözleşmesi

Giriş

Bu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Avrupa Kütür Sözleşmesine Taraf Devletler ve diğer Devletler,

Avrupa Konseyinin amacının üyeleri arasında, ortak mirasları olan ülkü ve ilkelerini gerçekleştirilmesi ve korunması ve ekonomik ve sosyal alanlarda ilerlemelerinin kolaylaştırılması amacıyla daha sıkı bir birliğin sağlanması olduğunu göz önünde tutarak;

Sporun sağlığın korunmasında, manevi ve fizikî eğitimde ve uluslararası anlayışın geliştirilmesinde önemli bir rol oynaması gerektiğinin bilincinde olarak;

Doping maddelerinin ve metotlarının sporcular tarafından gittikçe artan bir şekilde kullanılmasının, sporcuların sağlığı ve sporun geleceği üzerindeki etkilerinden endişe duyarak;

Bu sorunun Olimpiyat Şart’ında, UNESCO Spor ve Fizikî Eğitim Uluslararası Şartında ve Avrupa Konseyinin “Herkes için Spor Şartı” olarak bilinin (7&)41 sayılı Kararında mündemiç ahlakî ilkeleri ve eğitimsel değerleri tehlikeye soktuğunu dikkate alarak;

Uluslararası spor kuruluşları tarafından benimsenmiş olan ve dopingle mücadele konusundaki kurallar politikalar ve deklarasyonları göz önünde bulundurarak;

Spor müsabakalarında, adil oyun prensibi ışığında, usulüne uygun yöntemin sağlanması ve sporcuların sağlığının korunması bakımından, kamu makamları ile gönüllü spor kuruluşlarının dopingle mücadelede birbirini tamamlayıcı sorumluluğa sahip oldukları bilincini taşıyarak;

Söz konusu makam ve kuruluşların, bu amaçlarla, uygun her düzeyde işbirliği yapmaları gerektiğini onaylayarak,

Spordan sorumlu Avrupa Bakanlarının Konferanslarında dopingle mücadele konusunda kabul edilen kararları ve özellikle 1989’da Reykjavik’te yapılan 6. Konferansta kabul edilen 1 sayılı kararı göz önünde bulundurarak, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin kabul etmiş olduğu, Atletlerin Doping Kullanmasıyla ilgili (67)2 sayılı Kararı; Sporda Doping konulu R(79)8 sayılı Tavsiye Kararını, “Spor için Avrupa Anti-doping Şartı” başlıklı R(84)19 sayılı tavsiye Kararını ve Müsabakalardan önce Haber Vermeden Doping Kontrolü Sisteminin Yerleştirilmesi konulu R(88)12 sayılı Tavsiye Kararını göz önünde tutarak;

UNESCO tarafından Moskova’da (1988) düzenlenen, Spor ve Fizikî Eğitimden Sorumlu Bakan ve Yüksek Düzeyli Görevliler 2. Uluslararası Konferansında kabul edilmiş 5 sayılı tavsiye kararını dikkate alarak;

Yukarıda belirtilen belgelerde yer alan ahlakî değerler ve pratik önlemlerin ışığında sporda doping kullanımının azaltılması ve sonuçta ortadan kaldırılması için daha ileri düzeyde ve güçlü işbirliği yapmaya kararlı olarak;

Aşağıda yazılı bulunan hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1
Sözleşmenin Amacı

Akit Taraflar, sporda doping kullanımının azaltılması ve sonuçta ortadan kaldırılması amacıyla, anayasalarının çizdiği sınırlar çerçevesinde, bu Sözleşme hükümlerinin uygulamaya konulması için gerekli düzenlemeyi yapmayı üstlenirler.

Madde 2
Sözleşmenin Tanımı ve Kapsamı

1. Bu Sözleşmede kullanılan:

a. Sporda Doping” tabiri sporculara farmakolojik sınıf doping maddeleri verilmesini ve doping metotları uygulanmasını veya bu maddeler ve metotların sporcular tarafından kullanılmasını ifade eder.
b. “Farmakolojik Sınıf doping Maddeleri veya Doping Metotları” tabiri, aşağıdaki 2. fıkra çerçevesinde, ilgili uluslararası spor kuruluşları tarafından yasaklanmış olan ve 11. Maddenin 1. fıkrasının (b) bendi çerçevesinde Gözlem Grubu tarafından kabul edilmiş listelerde yer alan doping maddelerini ve doping metotlarını ifade eder.
c. “Sporcu” tabiri düzenlenmiş spor faaliyetlerine düzenli biçimde katılan kişileri ifade eder.

2. 11. maddenin 1. fıkrasının (b) bendi hükmü uyarınca, farmakolojik sınıf doping maddeleri ve doping metotlarını ihtiva eden liste Gözlem Grubu tarafından kabul edilinceye ‘ kadar, bu Sözleşmeye Ek referans listesi uygulanacaktır.

Madde 3
Ülke içi eşgüdüm

1. Akit Taraflar sporda doping kullanımıyla mücadele konusuyla ilgili devlet daireleri ve diğer kamu kuruluşlarının politikaları ve faaliyetlerinde eşgüdüm sağlayacaklardır.

2. Akit taraflar, bu Sözleşmenin bazı hükümlerinin uygulanmasında, gerektiği haller de resmî veya Hükümet dışı bir spor makamını veya bir spor kuruluşunu yetkili kılmak suretiyle, bu Sözleşmenin uygulanmasını ve özellikle 7. Maddede yer verilmiş şartların yerine getirilmesini gözeteceklerdir.

Madde 4
Yasaklanmış doping maddeleri ve metotlarının temini ve kullanımını sınırlayıcı tedbirler

1. Akit Taraflar, yasaklanmış doping maddeleri ve metotlarının ve özellikle anabolik steroidlerin teminini ve kullanımını sınırlamak üzere (bunların el değiştirmesinin elde edilmesinin, ithalinin, dağıtımının ve satışının kontrol edilmesine imkân veren hükümler ve dahil olmak suretiyle) gerekli mevzuatı, kuralları ve idarî önlemleri sağlayacaklardır.

2. Bu amaçla, Akit Taraflar veya ilgili Hükümet dışı kuruluşlar, spor kuruluşlarına yardımda bulunmadan önce bunların dopingle mücadele mevzuatını etkili biçimde uygulayıp uygulamadıklarını bir kıstas olarak bulunduracaklardır.

3. Ayrıca Akit Taraflar,

a. Spor kuruluşlarının yapılacak doping kontrolü ve tahlili, doğrudan verilecek subvansiyonlar veya karşılıksız yardımlarla veya bu kuruluşlara verecekleri genel subvansiyonlar veya karşılıksız yardımlarda doping kontrol ve analiz çalışmalarının getireceği masrafları göz önünde bulundurmak suretiyle destekleyeceklerdir.
b. Doping kullanmaları nedeniyle spor yapmaları geçici bir süre yasaklanmış olan sporculara, bu yasak süresi içerisinde, eğitim amaçlarıyla, kamu fonlarından yardımda bulunulmaması için gerekli önlemleri alacaklardır.
c. Uluslararası alanda yetkili spor kuruluşlarınca istenen doping kontrollerinin spor kuruluşları tarafından müsabakalar sırasında veya dışında, yapılmasını teşvik edecekler ve gerekirse kolaylaştıracaklardır.
d. Spor kuruluşları tarafından, bunların üyelerinin diğer ülkelerde yetkili doping kontrol kurulları tarafından muayene edilmesine izin verecek anlaşmaların müzakeresini teşvik edecekler ve kolaylık göstereceklerdir.

4. Akit Taraflar, bu Sözleşmenin ilgili hükümleriyle uyumlu olduğu sürece, sorumluluk kendilerine ait olmak üzere dopingle mücadele kuralları tespit etme ve doping kontrolleri düzenleme hakkını mahfuz tutarlar.

Madde 5
Laboratuarlar

1. Her Akit Taraf,

a – Ya, uluslararası alanda ilgili spor kuruluşlarınca benimsenmiş ve 11 . maddenin 1. paragrafının (b) bendi çerçevesinde Gözlem Grubu tarafından onaylanmış ölçütlere uygun olarak, ülkelerinde, resmen tanınabilecek nitelikte bir veya birden fazla doping. kontrol laboratuarı kurmayı veya kurulmasına yardımcı olmayı, veya

b-  spor kuruluşlarına başka bir Tarafın topraklarında böyle bir laboratuara ulaşmaları için yardımcı olmayı taahhüt ederler.

2. Bu Laboratuarlar,

a İstihdam ve mesleki eğitim, nitelikli personel yetiştirilmesi ve bunların mesleki eğitimi.
b. Çeşitli maddelerin insan vücudundaki etkileri ve bunların atletik performans üzerindeki sonuçları hakkında daha iyi fikir edinebilmek için analitik, biyokimya, farmakoloji ve sporda kullanılan veya kullanılması düşünülen doping maddeleri ve metotları üzerinde uygun araştırma ve geliştirme programları uygulanması, ve
c. Araştırma sonucu elde edilen yeni verilerin derhal dağıtılması ve yayınlanması hususlarında teşvik edileceklerdir.

Madde 6
Eğitim

1. Akit Taraflar, gerekirse ilgili spor kuruluşları ve basınla yayın organlarıyla işbirliği yaparak, dopingin insan sağlığına tehlikesini ve sporda gözetilmesi gereken ahlaki değerlere vereceği zararı vurgulayan eğitim programları ve bilgilendirme kampanyaları geliştirecekler ve uygulayacaklardır. Söz konusu kampanya ve programlar okul çağındaki gençlik ve spor kulüplerinin yanı sıra ebeveynlere, yetişkin sporculara, spor yetkililerine, antrenörlere ve eğitimcilere de yönelik olacaktır. Tıpla uğraşanlara yönelik olan eğitim programları tıpta ahlaki değerlere saygı gösterilmesi gereğini vurgulayacaktır.

2. Akit Taraflar, ilgili bölgesel, ulusal ve uluslararası spor kuruluşlarının işbirliğiyle, insanî değerlere saygı temeli üzerine kurulu, bilimsel nitelikte psikolojik ve psikolojik eğitim programları geliştirilmesi için araştırma yapılmasını teşvik edeceklerdir.

Madde 7
Spor kuruluşlarıyla, alınan önlemler üzerinde işbirliği

1. Akit Taraflar spor kurutuşlarını ve onların aracılığıyla uluslararası spor kuruluşlarını, sporda doping kullanımının önlenmesi için kendi yetki alanları içerisinde gerekli tüm önlemleri almaya ve uygulamaya teşvik edeceklerdir.

2. Bu amaçla, spor kuruluşları, karşılıklı haklarını, yükümlülüklerini ve görevlerini açıkça belirlemeleri ve
uyumlaştırmaları, bu uyum sağlama faaliyetlerini özellikle aşağıdaki hususlarda gerçekleştirmeleri için teşvik edileceklerdir.

a. uluslararası alanda ilgili spor kuruluşlarınca benimsenmiş kurallar üzerine geliştirilmiş, dopingle mücadele kuralları,
b. uluslararası alanda ilgili spor kuruluşlarınca benimsenmiş listeler üzerine geliştirilmiş yasak farmakolojik doping maddeleri ve doping metotları listeleri,
c. doping kontrol usulleri,
d. uluslararası düzeyde kabul edilen adil ilkeleri uygulayarak ve şüphe edilen sporcuların temel haklarına saygı göstererek saptanacak disiplin usulleri; ki bu ilkeler şu hususları kapsayacaktır,

i. Rapor veren organ ile disiplin organının birbirinden ayrı olması,
ii. suçlanan kişilerin, adil muhakeme ve yardım alma veya temsil edilme hakkına sahip olmaları,
iii. Verilen kararın temyizine imkân sağlayan açık ve kesin hükümler bulunması,
e. Sporcuların dopingle mücadele kurallarını ihlalinde müdahil olan yetkililer, doktorlar, veterinerler, antrenörler, fizyoterapistler ve diğer kişiler için etkili cezalara ilişkin usuller,
f. aynı ülkede veya diğer ülkelerde bulunan spor kuruluşları tarafından uygulanan spordan geçici süre men ve diğer cezaları karşılıklı olarak tanıyan usuller.

3. Ayrıca, Akit Taraflar, spor kuruluşlarını,

a. Karşılaşmalar dışında da uygun bir zamanda, önceden haber vererek veya vermeksizin, etkili biçimde doping kontrolleri yapmaya teşvik edecekler, bu kontroller bütün sporcular için adil şekilde ve uygun görülürse muayeneye ve yeniden muayeneye tabi tutulacak kişilerin gelişigüzel seçilmesi yoluyla yapılacaktır.
b. Diğer ülkelerin spor kuruluşlarıyla, yurtdışında bulunan sporcularının bulundukları ülkede yetkili doping kontrol kurulları tarafından test edilmelerine imkân veren anlaşmaları müzakere etmelerini destekleyeceklerdir.
c. Antidoping ölçütlerini de dikkate alarak spor karşılaşmalarına katılmaya ilişkin yeterlilik kurallarını açıkça belirlemeleri ve bunların uyumlaştırmalarını teşvik edeceklerdir.
d. Sporcuların, uluslararası spor kuruluşlarının dopingle mücadele çalışmalarına aktif biçimde katılmalarını teşvik edeceklerdir.
e. Spor karşılaşmaları sırasında veya dışında, 5. Maddede öngörülen laboratuarlardaki doping analiz imkânlarının tam ve etkili biçimde kutlanılmasını teşvik edeceklerdir.
f. Spor yapmaya elverişli her yaşta sporcuyu korumak amacıyla her spor için gerekli bilimsel eğitim yöntemlerini araştırmalarını teşvik edeceklerdir.

Madde 8
Uluslararası işbirliği

1 Akit Taraflar bu Sözleşmenin kapsadığı konularda yakın işbirliği geliştirecekler ve aynı şekilde spor kuruluşları arasında benzer işbirliğini teşvik edeceklerdir.

2. Akit Taraflar;

a. Spor kuruluşlarını, bağlı oldukları bütün ilgili uluslararası spor kuruluşlarının faaliyetleri çerçevesinde tasdikli bir negatif doping kontrol raporu mevcut olmadığı takdirde bölge ve dünya rekorlarının kayda geçirilmemesi hususu da dahil olmak üzere, bu Sözleşmenin hükümlerinin uygulamasını daha da geliştirecek bir şekilde hareket etmeye teşviki,
b. 5. Madde çerçevesinde kurulmuş bulunan doping kontrol laboratuarları personeli arasında işbirliği geliştirmeye teşviki,
c. 4.Maddenin 1. fıkrasında belirtilen amaçlar doğrultusunda, ilgili şubeleri, makamları ve kuruluşları arasında ve uluslararası düzeyde ikili ve çok taraflı işbirliğini başlatma yükümlülüğünü üstlenirler.

3. 5. Madde uyarınca laboratuarlar açmış olan veya halihazırda işleyen laboratuarları bulunan Akit Taraflar, diğer Akit Tarafların kendi laboratuarlarını kurabilmeleri için gerekli deneyim, uzmanlık ve teknikleri elde etmelerine yardımcı olacaklardır.

Madde 9
Bilgi verme

Her Akit Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine, Avrupa Konseyinin resmî dillerinden birini kullanmak suretiyle, bu Sözleşmenin hükümlerine uyulması amacıyla aldığı yasal ve diğer önlemler hakkında gerekli bilgiyi verir.

Madde 10
Gözlem Grubu

1. Bu Sözleşmenin uygulanmasını izlemek üzere bir Gözlem Grubu kurulacaktır.
2. Herhangi bir Akit Taraf Gözlem Grubunda bir veya birden fazla sayıda delege ile temsil edilebilir. Her Akit Taraf bir oy hakkına sahip olacaktır.
3. 14. Maddenin 1. paragrafında belirtilen bu Sözleşmeye taraf olmayan her hangi bir devlet Gözlem Grubunda bir gözlemci ile temsil edilebilir.
4. Gözlem Grubu bu Sözleşmeye taraf olmayan ve Avrupa Konseyi üyesi bulunmayan herhangi bir Devleti ve herhangi bir spor veya profesyonel kuruluşunu, bir veya birden fazla toplantısına gözlemci göndermeye oybirliği ile davet edebilir.
5. Gözlem Grubu Avrupa Konseyi Genel Sekreterinin çağrısı üzerine toplanacaktır. Gözlem Grubu ilk toplantısını mümkün olan en kısa süre içerisinde ve her halükarda Sözleşmenin yürürlüğe girmesini takiben bir yıl içinde yapacaktır. Grup, bilahare, gerekli görüldüğü zamanlarda Âktı Taraflardan birinin veya Genel Sekreterin çağrısı üzerine toplanacaktır.
6. Akit Taraflardan çoğunluğun temsili, Gözlem Grubunun toplanabilmesi için gerekli nisabı oluşturacaktır.
7. Gözlem Grubu toplantılarını kamuoyuna kapalı olarak yapacaktır.
8. Gözlem Grubu, bu Sözleşmenin hükümlerine bağlı olarak, kendi iç Tüzüğünü hazırlayacak ve oybirliğiyle kabul edecektir.

Madde 11

1. Gözlem Grubu bu Sözleşmenin uygulanmasını gözetleyecektir. Grup özellikle;

a. Bu Sözleşmenin hükümlerini devamlı olarak gözden geçirerek değişiklik yapılıp, yapılmamasına gerek olup olmadığını inceleyecektir,
b. 2.Maddenin 1. ve 2. fıkraları uyarınca belirtilen, ilgili uluslararası spor kuruluşlarınca yasaklanmış farmakolojik doping maddeleri ve metotları listeleri ve bunlarda yapılacak değişiklikleri; 5. Maddenin 1. fıkrasının (a) fıkrası uyarınca doping kontrol laboratuarlarına yetki verilmesi konusunda ilgili spor kuruluşlarınca kabul edilmiş olan ölçütleri ve bunlarda yapılacak değişiklikleri ve ilgili kararların yürürlüğe giriş tarihlerinin tespitini onaylamakla yetkili olacaktır,
c. İlgili spor kuruluşlarıyla danışmalarda bulunacaktır,
d. Bu Sözleşmenin amaçlarının gerçekleşmesi bakımından alınabilecek önlemlere dair Akit Taraflara tavsiyelerde bulunacaktır,
e. Kamuoyunun ve ilgili uluslararası kuruluşların, Sözleşme tavsiyede bulunacaktır, çerçevesinde yapılan faaliyetler hakkında bilgi sahibi kılınmaları için alınması gerekli önlemleri hakkında
f. Avrupa Konseyi üyesi olmayan Devletlerin Sözleşmeye katılmaya davet edilmeleri hususunda Bakanlar komitesine tavsiyelerde bulunacaktır,
g. her türlü öneride bulunabilecektir. Bu Sözleşmenin daha etkili bir şekilde uygulanabilmesi için

2. Gözlem Grubu, görevlerini yerine getirebilmek için, uzmanlar grubu toplantıları düzenleyebilecektir.

Madde 12

Gözlem Grubu, her toplantısından sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine, çalışmaların ve Sözleşmenin işleyişi hakkında bir rapor verecektir.

Madde 13
Sözleşmenin Maddelerinde Değişiklik Yapılması

1. Akit Taraflardan her biri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi veya Gözlem Grubu bu Sözleşmenin maddelerinde değişiklik önerilebilir.
2. Verilen her değişiklik önerisi, Genel sekreter tarafından, 14. Maddede belirlenen Devletlere ve 16. Maddenin hükümleri uyarınca Sözleşmeye katılmış olan veya katılmaya davet dilen Devletlere iletilir.
3. Akit Taraflardan biri veya Bakanlar Komitesi tarafından yapılan herhangi bir değişiklik önerisi, Gözlem Grubunun bu öneriyi görüşmek üzere yapacağı toplantıdan en az 2 ay önce Gruba iletilir. Gözlem Grubu, gerekli görürse ilgili spor kuruluşlarıyla da istişare edilerek, değişiklik önerisi üzerinde benimseyeceği görüşü Bakanlar Komitesine sunacaktır.
4. Bakanlar Komitesi degişiklik önerisi Gözlem Grubunun görüşü ile birlikte inceler ve uygun görürse değişikliği kabul eder.
5. Bu Maddenin 4 üncü fıkrası uyarınca, Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilmiş olan herhangi bir değişiklik metni Akit Tarafların kabulüne sunulur.
6. Bu Maddenin 4. fıkrası uyarınca kabul edilmiş olan herhangi bir değişiklik, bütün Akit Tarafların kabulünün Genel Sekretere bildirilmesinden sonra geçecek bir aylık süreyi takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Nihai hükümler
Madde 14

1. Bu Sözleşme Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf olan diğer Devletlerin ve Sözleşmenin hazırlık çalışmalarına katılmış olan, Avrupa Konseyi üyesi bulunmayan Devletlerin imzasına açık olacaktır.

Bu devletler, Sözleşmeyi,

a. Onay, kabul! veya uygun bulma şartına bağlı olmaksızın veya,
b. Onay, kabul veya uygun bulma şartına bağlı olarak imza edebilirler.

2. Onay, kabul veya tasvip belgeleri Genel Sekretere tevdi edilir.

Madde 15

1. Sözleşme, Dördü Avrupa Konseyi üyesi olmak üzere Beş devletin, 14. Madde hükmüne uygun olarak Sözleşmeye bağlı olma niyetlerini beyan etmelerini müteakiben geçecek bir aylık süreyi takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

2. Yürürlüğe girdikten sonra bağlı olma niyetini beyan eden herhangi bir imzacı Devlet bakımından Sözleşme, imzalandığı veya onay, kabul veya tasvip belgelerinin verildiği tarihten sonra geçecek bir aylık süreyi takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 16

1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Akit Taraflarla istişarelerde bulunduktan sonra, Avrupa Konseyi Statüsünün (20.d) maddesinde öngörülen çoğunluk ve Komitede bulunan Akit Taraf temsilcilerinin oybirliğiyle alınacak bir kararla, Avrupa Konseyi üyesi olmayan bir Devleti Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

2. Sözleşme, bu şekilde katılan Devlet bakımından, katılma belgesinin Genel sekretere tevdi edildiği tarihi müteakiben geçecek bir aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 17

1. Her Akit Taraf imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgesinin tevdii sırasında Sözleşmenin uygulanacağı toprak veya toprakları belirleyebilir.

2. Herhangi bir Akit Taraf, daha sonraki herhangi bir tarihte, Genel Sekretere yapılacak bir beyan ile, Sözleşmenin uygulanmasını öteki herhangi bir toprağa da teşmil edebilir. Sözleşme, söz konusu toprak bakımından Genel Sekreterin yukarıda belirtilen nitelikteki beyanı aldığı tarihi müteakiben geçecek bir aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Yukarıdaki iki fıkra çerçevesinde herhangi bir toprak için daha önce yapılmış olan bir beyan, Genel sekretere gönderilecek bir beyan ile geri çekilebilir. Geri çekme, bildirimin Genel Sekretere ulaştığı tarihi müteakip geçecek altı aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 18

1. Herhangi bir Akit Taraf, Genel Sekretere yapacağı bir bildirimle istediği zaman Sözleşmeyi feshedebilir.
2. Fesih, bildirimin Genel Sekretere ulaştığı tarihi müteakip geçecek altı aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürülüğe girer.

Madde 19

Genel Sekreter Akit Taraflara, Avrupa Konseyi üyesi diğer Devletlere, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf diğer Devletlere,

Sözleşmenin hazırlık çalışmalarına katılmış Konsey üyesi olmayan Devletlere ve Sözleşmeye katılmış veya katılmaya davet edilmiş herhangi bir Devlete:

a. 14. Madde uyarınca Sözleşmeyi imzalayan Devletleri,
b. 14 ve 16. Maddeler uyarınca onay, kabul, tasvip veya katılma belgelerini tevdi eden Devletleri,
c. 15 ve 16. Maddeler uyarınca Sözlezmenin yürürlüğe girdiği tarihi,
d. 9.Madde hükümleri uyarınca verilen her türlü bilgiyi,
e. 12.Madde hükümleri uyarınca hazırlanan her türlü raporu,
f. Her degişiklik önerisini veya 13.Madde uyarınca kabul edilmiş her değişikliği ve bu değişikliğin yürürlüğe giriş tarihini,
g. 17. Madde hükümleri uyarınca yapılan her türlü beyanı,
h. 18 . Madde hükümleri uyarınca yapılan ber türlü bildirimi ve çekilmenin geçerli olacağı tarihi,
i. Sözleşme ile ilgili olarak yapılan herhangi bir işlem, bildirim veya yazışmayı bildirmekle mükelleftir.

Usulüne göre yetkili kılınmış, aşağıda imzaları bulunan temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Avrupa konseyi arşivlerinde saklanacak her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere İngilizce ve Fransızca dillerinde 16 Kasım 1989 tarihinde Strasbourg’da imzalanmış olup onaylanmış kopyalar Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından her bir üye devlete, bu Sözleşmenin hazırlanmasına iştirak eden üye olmayan devletlere ve bu Sözleşmeyi onaylamak üzere davet edilmiş olan herhangi bir devlete gönderilecektir.

EK1

Farmakolojik sınıf doping maddeleri ve doping metotları referans listesi

I. Yasaklanmış madde sınıfları:

A. Stimülanlar
B. Narkotikler
C. Anabolik steroidler
D. Beta Blokerler
E. Diuretikler
F Peptide hormonları ve benzerleri

II. Yasaklanan metotlar

A. Kan dopingi
B Farmakolojik, kimyasal ve fiziksel uygulama

III. Belirli sınırlamalara tabi ilaç sınıfları

A. Alkol
B. Marijuana
C. Kısmî anestesikler
D. Corticosteroidler
E. Beta-Bloklayıcılar
I. Yasaklanmış madde sınıfları:
A. Stimülanlar
B. Narkotikler
C. Anabolik steroidler
D. Diuretikler
E. Peptide hormonları ve benzerleri
A. Stimülanlar

A sınıfına dahil yasaklanmış maddeler arasında aşağıdaki örnekler bulunmaktadır:

Amineptine, amifenazole, amphetamine, bromantan, caffeine*, cocaine, ephedrine, fencamfamine, mesocarb, pentylentetrazol, pipradol, salbutamol**, salmeterol**, terbutaline**, ve bunlarla ilgili maddeler.

* Kafein için tanımlama, idrarda kafein konsantrasyonunun pozitif sonuç vermesine bağlıdır. İdrardaki yoğunluk mililitrede 12 micro-gramı aşamaz.
** Sadece inhaler ile kullanılabilir ve müsabakadan önce mutlaka ilgili tıbbi makama yazılı olarak beyan edilmelidir.

Not: Bütün imidazole preparatları belirgin yerlerde kullanılabilir; örneğin, oxymetazoline. Vasoconstrictorlar (örneğin adrenaline) lokal anasthetic maddelerle verilebilir. Belirgin phenylphrine preparatlara (Nasal veya ophtalmolojik) izin verilir.

B. Narkotikler

(B) sınıfında yasak edilen maddeler arasında aşğıdaki örnekler vardır: dextromoramide, diamorphine (eroin), methadone, morphine, pentazocine, pethidine ve ilgili maddeler.

Not: codeine, dextromethorphan, dextropopoxyphen, dihydrocodeine, diphenoxylate, thylmorphine, pholcodine ve proxyphene’ izin vardır.

C. Anabolic Maddeler

Anabolic sınıf aşağıdakileri içerir:
1) anabolic andrejenik streoidler ve
2) beta-2 agonistler.

(C) sınıfında yasaklanmış maddeler arasında aşağıdaki örnekler vardır:

1. Anabolic androjenik stroidler
Clostebol, dehyroepiandrosterone (DHEA), fluoxymesterone, metandienone, metonolone, nandrolone, oxandorolone, stanozolol, tetosterone, ve ilgili maddeler.
2. Beta-2 agonistler
Sistematik olarak uygulandığında beta-2 agonistler güçlü anabolik etki yaratırlar.
Clenbuterol, feneterol, salbutamol, salmeterol, terbutaline ve ilgili maddeler.

D. Diuritikler

(D) sınıfında yasaklanmış maddeler arasında aşağıdaki örnekler vardır:
acetazolamide, bumetanide, chlorthalidone, ethacrynic acid, furosemide,hydro-chlorothiazide, mannitol*, mersalyl, spironolactone, triamterene, and ilgili maddeler.
* damar içine enjeksiyonu yasaktır.

E. Peptide and glycoprotein hormonları and benzerleri

(E)sınıfında yasaklanmış maddelerin örnekleri::
1 . Chorionic Gonadotrophin (hCG – human chorionic gonadotrophin) ;
2. Corticotrophin (ACTH) ;
3. Growth hormone (hGH – somatotrophin);
Yukarıdaki maddelerin bütün türevleri yasaktır.
4. Erythropoietin (EPO)

II. Yasaklanmış yöntemler

Aşağıdaki yöntemler yasaklanmıştır. :
Kan dopingi
Kan dopingi, kan, kırmızı kan hücreleri ve bunlarla ilgili kan ürünlerinin atlete verilmesidir. Bu yöntemden önce atletten kan alınabilir ve atlet azalmış kan ile antremana devam etmek zorunda kalır.
Farmasötik, kimyasa ve fizikî manüpilasyon:
Farmasötik, kimyasa ve fizikî manüpilasyon, doping kontrollarında kullanılan idrar örneklerinin geçerliğini ve doğruluğunu değiştiren veya değiştirmesi beklenen madde ve yöntemlerin kullanılmasıdır. Daha başkaları da olabileceği gibi bunlar arasında, katerizasyon, idrar değiştirilmesi ve/veya böbrek faaliyetlerine karışmak, kısıtlamak ve böbrek ifrazatını probenecid and ve benzer bileşimle azaltmak ve testosterone epitestosterone ölçümlerini, sepitestosterone uygulaması veya bromantan verilmesi suretile değiştirmek.

Yasak madde veya yöntemlerin başarılı olup olmaması önemli değildir. İhlalin vaki olması için söz konusu madde veya yöntemlerin kullanılmış olması veya buna teşebbüs edilmesi yeterlidir.

III. Belirli kısıtlamalara tabi madde sınıfları

A. Alkol
Uluslararası Spor Federasyonları ve sorumlu makamlarla mutabık kalınarak ethanol testleri yapılabilir. Sonuçlar zorlayıcı tedbirlere neden olabilir.
B. Marijuana
Uluslararası Spor Federasyonları ve sorumlu makamlarla mutabık kalınarak cannbinoidler (örneğin: Marijuana, esrar) testleri yapılabilir. Sonuçlar zorlayıcı tedbirlere neden olabilir.
C. Lokal anastezi
Lokal anasteji için aşağıdaki enejsiyonlara izin verilir:
a) bupivacaine, lidocaine, mepivacaine, procaine, etc. Kullanılabilir fakat cocaine kullanılamaz. Vasoconstrikör maddeler (örneğin . adrenaline) local anastetiklerle birlikte kullanılabilir.
b) sadece lokal or intra-artiküler enjeksionlar yapılabilir..
c) sadece tıbben caiz görüldüğü (teşhis tafsilatı dahil) doz ve veriliş şekli müsabakadan önce veya müsabaka sırasında verilmiş ise bunu takiben derhal yetkili tıbbi mercie sunulacaktır.
D. Corticosteroidler
Aşağıdakiler hariç Corticosteroillerin kullanılması yasaktır:
a) Yerel kullanım (aural, dermatolojik and ophtalmolojik) yalnız rektal hariç
b) inhalasyon ile;
c) intra-artiküler veya lokal enjeksiyon.
Corticostreoidlere local ve intra-artiküler enjeksiyon veya inhalasyon suretile vermek isteyen ekip müsabakadan önce ilgili tıbbi makama yazılı olarak ihbarda bulunmalıdır.
E. Beta-bloklayıcılar
Beta-blokyacıların bazı örnekleri şunlardır:
Acebutolol, alprenolol, atenolol, labetalol, metoprolol, nadolol, oxprenolol, pro- pranolol, sotalol ve benzer maddeler..
Spor Federasyonlarının kurallarına uygun biçimde, bazı sopr olayarında, sorumlu makamların takdirine bağlı olarak testler yapılabilecektir.

Yasaklanmış maddelerin örnek listesi:

Dikkat : Bu liste yasaklanmış maddelerin tamamını ihtiva etmemektedir. Bu listede görülmeyen pek çok madde “benzer maddeler” kapsamında olarak yasaklanmıştır.

Stimulantlar
Amineptine, amfepramone, amiphenazole, amphetamine, bromantan caffeine, cathine, cocaine, cropropamide, crotethamide ephedrine, etamivan, etilamphe- tamine, etilefrine, fencamfamine, fenetylline, fenfluramine, heptaminol, methyl- endioxyamphetamine, mefenorex, mephentermine mesocarb methampheta- mine, methoxyphenamine, methylephedrine, methylphenidate nikethamide, norfenfluramine,parahydroxyamphetamine, pemoline, pentylentetrazol, phen- dimetrazine, phentermine, phenylpropanolamine pholedrine, pipradol, prolin- tane, propylhexedrine, pseudoephedrine, salbutamol, salmeterol, strychnine, terbutaline,

Narkotikler
Dextromoramide, diamorphine (heroin), hydrocodone, methadone, morphine, pentazocine, pethidine. Anabolik ajanlar Boldenone, clenbuterol, clostebol, danazol, dehydrochlormethyltestosterone, dehydroepiandrosterone (DHEA), dihydrotestosterone, drostanolone, fenoterol, fluoxymesterone, formebolone, mesterolone, metandienone, metenolone, methandriol, methyltestosterone, mibolerone, nandrolone, norethandrolone, oxandrolone, oxymesterone,oxymetholone, salbutamol, salmeterol, stanozolol, terbutaline, testosterone, trenbolone,

Diuretikler
Acetazolamide, bendroflumethiazide, bumetanide, canrenone, chlortalidone, ethacrynic acid, furosemide,
hydrochlorothiazide, indapamide, mersalyl, spiro- nolactone, triamterene,

Maskeleme ajanları
Bromantan, epitestosterone, probenecid,

Peptide hormonlar
ACTH, erythropoietin (EPO), hCG, hGH,

Beta blocklayıcılar
Acebutolol, alprenolol, atenolol, betaxolol, bisoprolol, bunolol, labetalol, metoprolol, nadodol, oxprenolol, propranolol,sotalol.

İnsan Kökenli Tedavi Maddelerinin Değişimine İlişkin Avrupa Antlaşması

0

İnsan Kökenli Tedavi Maddelerinin Değişimine İlişkin Avrupa Antlaşması, 15 Aralık 1958 tarihinde Paris’te imzalanmıştır. (European Agreement on the Exchange of Therapeutic Substances of Human Origin)

İnsan Kökenli Tedavi Maddelerine İlişkin Avrupa Anlaşması, Avrupa Konseyi tarafından kabul edilmiştir. İnsan kökenli tedavi maddelerinin güvenli ve etik bir şekilde kullanılmasını düzenlemeye yönelik bir uluslararası sözleşmedir. Bu maddeler, genellikle doku, hücre, kan ve organ gibi insan kaynaklı biyolojik materyallerdir. Bu maddelerin ticari amaçla kullanılmaması, kar sağlanmaması gerekmekte, uluslararası yardımlaşma prensibigetirilmektedir. Sözleşme, tedavi, araştırma veya ilaç geliştirme gibi alanları düzenlemekte, uluslararası standartlara vurgu yapmaktadır. Bu bağlamda, tedavi maddelerinin toplanması, depolanması, taşınması ve dağıtılması süreçlerinde izlenmesi gereken kuralları belirlemektedir. Taraf ülkeler arasında tedavi maddelerinin paylaşımı ve bilgi alışverişi teşvik edilmekte; tedaviye ihtiyaç duyan hastaların daha hızlı ve etkin bir şekilde bu maddelere ulaşması amaçlanmaktadır.

1 Ocak 1983’te düzenlenen ve 1 Ocak 1985’te yürürlüğe giren İnsan Kökenli Tedavi Maddelerine ilişkin Avrupa Anlaşmasına Ek Protokole (AAS 109) (Additional Protocol to the European Agreement on the Exchange of Therapeutic Substances of Human Origin (ETS No. 109) göre “Avrupa Ekonomik Topluluğu bu Anlaşmaya imza suretiyle Taraf olabilir. Avrupa Ekonomik Topluluğu bakımından Anlaşma bu imzayı takip eden ayın il gününde yürürlüğe girecektir.”

İnsan Kökenli Tedavi Maddelerine İlişkin Avrupa Anlaşması

Önsöz

Bu anlaşmanın imzacıları olan hükümetler Avrupa Konseyinin üyesi olduklarından,

İnsan kökenli, tedavi amaçlı maddelerin doğaları sonucu bir insan tarafından verildiği için hudutsuz miktarlarda elde edilmesi mümkün olmadığını dikkate alarak;

Üye ülkelerin, Avrupa dayanışma ruhu içerisinde, bu tedavi maddelerinin ihtiyaç duyulduğu hallerde tedariki için bir birlerine yardım etmelerinin son derece arzu edilir olduğunu dikkate alarak;

Bu yardımın ancak, bu tedavi maddelerinin nitelikleri ve kullanımlarının üye devletler tarafından müştereken konulacak kurallara bağlı kılınmasına ve gerekli ithalat kolaylıkları ile muafiyetlerin tanınması şartı ile mümkün olacağını dikkate alarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1

Bu Anlaşmanın amaçları bakımından “insan kökenli tedavi maddeleri” deyimi insan kanı ile türevlerini ifade etmektedir.

Bu Anlaşmanın hükümleri iki ve daha fazla Anlaşmacı Taraf arasında mektup değişimi ile insan kaynaklı başka tedavi maddelerini de kapsayacak şekilde genişletilebilir.

Madde 2

Anlaşmacı Taraflar, ellerinde yeteri kadar insan kökenli madde stoku bulunmak şartıyla, bu maddeleri acil ihtiyaç duyan diğer Tarafların emrine sunmayı ve sadece, toplama, işleme ve taşınma için yapılan masrafları talep etmeyi taahhüt ederler.

Madde 3

İnsan kökenli tedavi maddeleri diğer Anlaşmacı Taraflara, bunlar üzerinden herhangi bir kâr sağlamamak, bunları sadece tıbbi amaçlar için kullanmak ve ancak ilgili hükümetin tayin ettiği mercie teslim edilmek şartlarına uyulmak üzere verilebilir.

Madde 4

Anlaşmacı Taraflar, insan kökenli tedavi maddelerinin nitelikleri ile ilgili asgari gereksinimlere, ve bu Anlaşmanın Protokolünde gösterilen etiketleme, ambalajlama ve sevkiyat ile ilgili düzenlemelere riayet edildiğini belgeleyeceklerdir.

Bu alanda katıldıkları uluslararası standartlarla ilgili olarak bütün kurallara riayet edeceklerdir.

İnsan kökenli tedavi maddelerinin her sevkiyatı ile birlikte, bunların Protokoldeki şartnamelere uygun olarak hazırlandığını belirten bir belge eklenecektir. Bu belge Protokole Ek 1’de bulunan modele göre olacaktır.

Protokol ve ekleri, bu Anlaşmaya Taraf olan hükümetler tarafından değiştirilebilir veya bunlara ekleme yapılabilir.

Madde 5

Anlaşmacı Taraflar, başka Taraflarca kendilerine sunulan tedavi maddelerinin her türlü gümrük vergisinden
muaf kılınması için bütün gerekli önlemleri alacaklardır.

Ayrıca bütün bu maddelerin bu Anlaşmanın 3. Maddesinde adı geçen alıcılara en kısa yoldan süratle teslim
edilmelerini sağlamak için bütün gerekli tedbirleri alacaklardır.

Madde 6

Anlaşmacı Taraflar, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri vasıtasıyla birbirlerine, bu Anlaşmanın 4. Maddesinde
belirlenen belgeleri vermeye yetkili kılınan kuruluşların listesini göndereceklerdir.

Madde 7

Bu Anlaşma Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açık olacak ve bunlar aşağıdaki işlemlerden birini yaparak
Anlaşmaya taraf olabileceklerdir:

a – onay konusunda bir çekince konmadan imza; veya
b – onay ile ilgili çekince konularak ve daha sonra onaylamak suretiyle.

Onay belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

Madde 8

Bu Anlaşma, Avrupa Konseyinin üyesi tarafından, 7. Maddeye göre onay çekincesi olmadan imzalanması veya onaylanmasından sonraki ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Anlaşmayı daha sonra onayla ilgili çekince koymadan imzalayan veya onaylayan Avrupa Konseyinin herhangi bir üyesi bakımından Anlaşma, imzayı veya katılım belgesinin tevdiini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 9

Avrupa Bakanlar Komitesi üye olmayan herhangi bir devleti var olan karara katılmaya davet edebilir bu
katılma ayın ilk gününde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri ile gerçekleşmelidir.

Madde 10

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyesi ülkelere ve katılımcı Devletlere:

a – Bu Anlaşmanın yürürlüğe giriş tarihi ile Anlaşmayı onay için çekince koymadan imzalayan veya
onaylayan üyelerin isimlerini;
b – 9. Maddeye herhangi bir katılım belgesinin tevdi edilmesini;
c –  11. Maddeye göre alınan herhangi bir bildiriyi ve bunun etkili olma tarihini;
d – 4 Maddenin 4. Fıkrası gereğince Protokolde veya eklerinde yapılan değişiklikleri bildirecektir.

Madde 11

Bu Anlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.

Anlaşmacı Taraflardan herhangi biri, Anlaşmanın kendi bakımından uygulanmasını, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bir yıllık ihbarda bulunmak suretiyle son verebilir.

Usulüne göre yetkili kılınmış olan, aşağıda imzaları bulunan temsilciler bu Protokolü imzalamışlardır.

Avrupa Konseyi arşivinde saklanacak her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, İngilizce ve Fransızca dillerinde 15 Aralık 1958 tarihinde Paris’te imzalanmış olup onaylanmış kopyalar Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından her bir üye devlete, bu Protokolün hazırlanmasına iştirak eden üye olmayan devletlere ve bu Protokolü onaylamak üzere davet edilmiş olan herhangi bir devlete gönderilecektir.

Mondros Ateşkes Antlaşması

0
Mondros Ateşkes Antlaşması

Mondros Ateşkes Antlaşması, Birinci Dünya Savaşının yenilenleri arasında olan Osmanlı Devleti ile Müttefik Devletler adına hareket eden İngiltere arasında 30 Ekim 1918’de Mondros’ta imzalanmıştır. Mondros Ateşkes Antlaşması, Silah Bırakışımı Sözleşmesidir. Sözleşme, 1919 yılından itibaren başlayan Kurtuluş hareketi sonrasında geçerliliğini yitirmiş, 1922 yılında  Mudanya Ateşkes Antlaşması ile yeni Silah Bırakışımı Sözleşmesi imzalanmıştır.

100 yıl önce Mondros Mütarekesi’ni imzalamaya giden Osmanlı heyeti. Solda oturan heyet başkanı Bahriye Nazırı Rauf Bey (Orbay), sağda oturan Hariciye Müsteşarı Reşat Hikmet Bey. Arkada sağda heyet katibi Ali Bey (Türkgeldi), ortada Yzb. Tevfik, solda yaver Yz Sait

Mondros Ateşkes Antlaşması; Müttefik Devletlerin yetkili kıldığı İngiltere Hükümeti adına Akdeniz Donanması Başkomutanı Oramiral Sir Arthur Cough Calthorpe ile, Osmanlı Devleti adına Donanma Bakanı Sayın Hüseyin Rauf(Orbay), Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Reşat Hikmet Bey ve Yarbay Sadullah Bey tarafından  Limni Adasının Mondros Limanında Agamemnon Zırhlısında imzalanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi Antlaşmaları arasında yer alan Mondros Ateşkes Antlaşması 25 maddeden oluşmaktadır. Ağır şartlar taşıyan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti açısından 1. Dünya Savaşı sona ermiş, silahlı çatışmalar durdurulmuştur. Sözleşme, Osmanlı Devleti’nin yıkılışını ve neredeyse tüm toprakların işgalini hukuki altyapıya kavuşturmuş, imparatorluk fiilen sona ermiştir.

Mondros Ateşkes Antlaşması 

Mondros, 30 Ekim 1918

İngiltere Hükümetinin, Müttefikleriyle anlaşmış olarak, yetkili kıldığı İngiltere’nin Akdeniz Donanması Başkomutanı Sayın Oramiral Sir Arthur Cough Calthorpe ile, Türk Hükümetinin yetkili kıldığı Donanma Bakanı Sayın Rauf Bey, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sayın Reşat Hikmet Bey ve Genelkurmay’dan Yarbay Sadullah Bey arasında kararlaştırılıp bağıtlanan Silah Bırakışımı koşulları:

1. Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarının açılması ve Karadeniz’e geçişin sağlanması; Çanakkale ve Karadeniz Boğazları kalelerinin Müttefiklerce işgal edilmesi.
2. Türk sularındaki tüm mayın tarlalarının, torpido kovanlarının ve öteki engellerin yerlerinin gösterilmesi ve bunların taranması ya da kaldırılması için, istemde bulunulunca, yardım edilmesi.
3. Karadeniz’deki mayınlara ilişkin eldeki tüm bilgilerin verilmesi.
4. Müttefik savaş tutsakları ve gözaltında bulundurulan ya da tutsak olan Ermenilerin tümünün İstanbul’da toplanarak, hiç bir koşula bağlı olmaksızın, Müttefiklere teslim edilmesi.
5. Sınırların denetlenmesi ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli olan askeri birlikler dışında, Türk Ordusunun gecikmeksizin terhis edilmesi (Birliklerin insan gücü ve konuşu, daha sonra, Müttefiklerce, Türk Hükümetine danışılarak, saptanacaktır).
6. Türk karasularında ya da Türkiye’nin işgalindeki sularda bulunan tüm savaş gemilerinin teslim edilmesi; Türk karasularında kolluk ya da benzeri amaçlar için gerekli görülebilecek belirli küçük gemiler dışında, anılan gemilerin gösterilecek Türk limanında ya da limanlarında gözaltına alınması.
7. Müttefiklerin, kendi güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı bulunması.
8. Şu sırada Türk işgali altında olan tüm limanların ve barınakların Müttefik gemilerince özgürce kullanılması ve düşman tarafından kullanılmasının önlenmesi, özdeş koşullar, ticaret ve Ordunun terhisi amaçları için Türk sularında bulunan Türk ticaret gemilerine de uygulanacaktır.
9. Tüm Türk limanlarında ve tersanelerinde her türlü gemi onarımı kolaylıklarından yararlanılması.
10. Toros tünel sisteminin Müttefiklerce işgali.
11. Kuzey – batı İran’daki Türk Birliklerinin gecikmeksizin savaş öncesi sınırların gerisine çekilmeleri için daha önce verilmiş bulunan buyruk yerine getirilecektir.
Kafkasların [Trans – Caucasia, Maverai Kafkas) bir bölgesinin Türk Birliklerince boşaltılması daha önce buyrulmuş bulunmaktadır; bu bölgenin geri kalan bölümünün boşaltılmasına, oradaki durum Müttefiklerce incelendikten sonra, gerek görülürse, girişilecektir.
12. Türk makamlarının haberleşmeleri dışında, tüm telsiz telgraf ve kablo istasyonlarının Müttefiklerce denetim altına alınması.
13. Denizciliğe, askerliğe ve ticarete ilişkin her türlü gereçlerin yok edilmesinin önlenmesi.
14. Ülkenin gereksinimleri karşılandıktan sonra, Müttefiklere Türk kaynaklarından kömür, akaryakıt ve deniz gereçleri satın alma kolaylıkları gösterilmesi.
Bu nesnelerden hiçbiri ihraç edilmeyecektir.
15. Kafkasya demiryollarının şu sırada Türk .denetimi altında bulunan bölümlerini de kapsamak üzere, tüm demiryollarında, halkın gereksinimleri gereği gibi göz önünde tutulmak koşuluyla, Müttefik makamlarının bunları tümüyle diledikleri gibi kullanabilmeleri amacıyla, Müttefik Denetleme görevlilerinin yerleştirilmesi.
Bu hüküm Batum’un Müttefiklerce işgalini de kapsar. Türkiye, Bakü’nun Müttefiklerce işgaline hiçbir biçimde karşı çıkmayacaktır.
16. Hicaz’da, Asir’de, Yemen’de, Suriye’de ve Irak’da tüm garnizonların en yakın Müttefik komutanına teslim olmaları ve, 5. Maddede öngörülen düzenin korunması için gerekenler dışında, tüm Birliklerin Kilikya’dan çekilmesi.
17. Trablus ve Bingazi’deki tüm Türk Subaylarının en yakın İtalyan garnizonuna teslim olmaları. Bunlar teslim olma buyruğuna uymazlarsa, Türkiye, bu Subaylara ikmal gönderilmesini ve kendileriyle haberleşmenin kesilmesini sağlamayı yükümlenir.
18. Mısrata’yı da kapsamak üzere, Trablus ve Bingazi’de işgal edilen tüm limanların en yakın Müttefik garnizonuna teslimi.
19. Denizci, asker ve sivil tüm Almanların ve Avusturyalıların bir ay içinde Türk ülkelerinden çıkartılması; uzak bölgelerdekilerin de olanaklı en erken bir tarihte çıkartılması.
20. Beşinci Madde uyarınca terhis edilecek Türk Ordusunun, taşıtlarıyla birlikte, araç ve gereçlerinin, silahlarının ve cephanesinin kullanılış biçimi konusunda verilebilecek buyrukların yerine getirilmesi.
21. Müttefiklerin çıkarlarını korumak için Türk Donatım [İaşe] Bakanlığına bir Müttefik temsilcinin atanması. Bu temsilciye, işbu amacın gerektirdiği tüm bilgilerin verilmesi.
22. Türk tutsaklarının Müttefik Devletler buyruğunda tutulması. Askerlik çağı dışındaki Türk sivil tutsakların salıverilmesi konusu göz önünde tutulacaktır.
23. Türkiye bakımından Merkez Devletleri [Almanya, Avusturya] ile tüm ilişkilerin kesilmesi zorunluğu.
24. Altı Ermeni ilinde [Vilayatı sitte] karışıklık çıkarsa, Müttefikler bu illerin herhangi bir bölümünü işgal etme hakkını ellerinde tutarlar.
25. Müttefiklerle Türkiye arasında düşmanca eylemler 31 Ekim 1918 Perşembe günü, yerel saatle öğleden başlamak üzere, duracaktır.
Limni’de, Mondros limanında, İngiltere Kırallığının Agamemnon Savaş Gemisinde, 30 Ekim 1918’de, iki örnek olarak, imzalanmıştır.

ARTHUR CALTHORPE

HÜSEYİN RAUF,
REŞAD HİKMET,
SADULLAH

Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı Agamemnon zırhlısı

Ankara Antlaşması / Musul Antlaşması

0

Ankara Antlaşması,  5 Haziran 1926 tarihinde, üç taraflı bir antlaşma olarak İngiltere, Türkiye ve Irak arasında Ankara’da imzalanmıştır. 18 maddeden oluşan ve “Türkiye ile İngiltere ve Irak arasında Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması” yahut “Musul Antlaşması” olarak da bilinen bu antlaşma ile Türkiye-Irak sınırı belirlenmiş, iyi komşuluk ilişkileri tesis edilmiştir.

Antlaşma, yeni kurulan Irak devleti ile Türkiye arasında yaşanan ilk iletişim ve düzenlenen ilk hukuki metin olması yanında Türkiye Cumhuriyeti Döneminde imzalanan ilk uluslararası antlaşmalardandır. 5 Aralık 1936’da, Türkiye ve Irak, 5 Haziran 1926 tarihli Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşmasını  süresiz olarak uzatmışlardır.

Ankara Antlaşmasının hemen öncesinde, Milletler Cemiyeti, tüm Musul Vilayetini Irak’ta bırakan 16 Aralık 1925 tarihli kararını ilan etmiştir. Musul vilayetinin İngiliz manda yönetimi altında bulunan Irak’a bağlanması, “Brüksel Hattı” denilen Musul vilayetinin kuzey sınırının Türkiye-Irak sınırını oluşturması ve Irak’taki İngiliz manda  yönetiminin en az 25 yıl sürmesi önerilen İnceleme Komisyonunu raporu Milletler Cemiyeti Konseyi tarafından Türkiye’nin karşı çıkmasına karşın, 16 Aralık 1925 günlü toplantısında  aynen onaylandı.

Misak-ı Milli Kararlarına aykırı olarak Musul’un, Irak sınırı içinde kalmasını öngören antlaşma sonucunda Türkiye savaş seçeneğinden vazgeçmiş, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış Dünyada Barış” sözleri dış politikanın temeli haline gelmiştir. Musul ve Kerkük, 1890 yılından itibaren İngiltere’nin mandası olan Irak’ın sınırlarına resmi olarak dâhil edilmiş ancak Türkiye bu bölgedeki haklarından tamamen vazgeçmemiştir.

Türkiye ile İngiltere ve Irak arasında Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması’nın orijinal metni

Ankara Antlaşması – Türkiye ile İngiltere ve Irak arasında Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması

Madde 1

Türkiye ile Irak arasındaki hudut Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir.

Madde 2

Son fıkrası saklı kalmak üzere 1. maddede tespit edilmiş hudut bu antlaşmaya bağlı 1/250.000 ölçekli harita üzerinde gösterilmiştir. Metin ile harita arasında aykırılık vukuunda metin geçerli olacaktır.

Madde 3

1. maddede tasrih edilen hudut hattını arazi üzerinde belirlemek üzere bir “Hudut Komisyonu” kurulacak, bu komisyon Türkiye Hükûmetince tayin olunacak iki yetkili ve İngiltere ile Irak hükümetleri tarafından beraberce tayin edilecek iki temsilci ile uygun gördüğü takdirde İsviçre Cumhurbaşkanınca İsviçre vatandaşları arasından seçilecek bir başkandan oluşacaktır. Komisyon en kısa sürede ve en geç bu antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde toplanacak ve çoğunluğun alacağı karara bütün tarafların uyması mecburî olacaktır.

Tahdid-i Hudut Komisyonu her durumda bu antlaşmadaki tarifleri pek yakından takibe gayret edecek, komisyonun masrafları Türkiye ile Irak arasında eşit olarak taksim olunacaktır. İlgili devletler komisyonun vazifesini yapabilmesi için gerekli yerleşme, işçi, malzeme ile ilgili bütün mevzularda gerek doğrudan doğruya gerekse mahallî makamlar eliyle yardım etmeyi taahhüt ederler.

Söz konusu devletler bundan başka komisyonca konulacak nirengi noktalarına, hudut işaretlerine kazık ve alâmetlere riayet etmeyi taahhüt ederler.

Hudut işaretleri birinden diğeri görülebilecek surette yerleştirilecek ve üzerlerine numara konulacaktır. Bunların mevkileri ile numaraları bir harita üzerinde gösterilecektir.

Hudut belirleme kesin zabıtnamesi.; ve buna ekli harita ve vesikalar üç nüsha olarak tanzim edilecek ve bunlardan ikisi hemhudut devletlerin hükümetlerine ve üçüncüsü, aslına uygun tastiklenmiş suretleri Lozan Anlaşması’na imza koyan devletlere tebliğ edilmek üzere, Fransa Hükümeti’ne verilecektir.

Madde 4

1. madde mucibince Irak’a terkedilen arazideki ahâlînin tabiiyyeti Lozan Anlaşması’nın 30-36. maddelerine dayanılarak halledilecektir.

Taraflar Lozan Anlaşması’nın 31, 32 ve 34. maddelerinde kayıtlı, seçme hakkının bu antlaşmanın yürürlüğe konulduğu tarihten başlayarak on iki ay müddetle geçerli olabileceğini kararlaştırmışlardır.

Bununla beraber Türkiye, ahâlîden seçme haklarını Türkiye uyruğu için kullananların işbu haklarını tanımak hususunda hareket serbestisini muhafaza eder.

Madde 5

Taraflardan her biri 1. maddede belirlenen sınır hattının kesin ve bozulmaz olduğunu kabul ederek bunu değiştirmeye matuf her türlü teşebbüsten sakınmayı taahhüd eder.

Türkiye ile Irak Arasındaki İyi Komşuluk Münasebetleri
Madde 6

Taraflar bir veya birkaç silahlı kişinin sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak maksadıyla girişecekleri hazırlıklara, sahip oldukları bütün vasıtalarla karşı koymayı ve bunların sınırdan geçmelerine mani olmayı karşılıklı olarak taahhüd ederler.

Madde 7

11. maddede zikredilen yetkili memurlar sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak için bir veya birkaç silahlı kişinin hazırlıklarda bulunduklarını haber aldıklarında ihmal etmeden birbirlerini haberdar edeceklerdir.

Madde 8

 11. maddede zikredilen yetkili memurlar, bulundukları yerlerde yapılmış olabilecek bütün yağmacılık ve haydutluk fiillerinden karşılıklı olarak birbirlerine haber vereceklerdir.

Haberdar edilecek memurlar ellerindeki bütün vasıtalarla söz konusu fiillerin fâillerinin sınırdan geçmelerine mani olmaya gayret edeceklerdir.

Madde 9

 Silahlı bir veya birkaç kişi sınır mıntıkasında bir cinayet veya cürüm işledikten sonra diğer sınır mıntıkasına ilticâ ederse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburîdir.

Madde 10

Antlaşmanın işbu faslının tatbik mıntıkası Türkiye’yi Irak’dan ayıran bütün sınır ile bu sınırın iki yanında 75 km. derinliğinde bulunan mıntıkadır.

Madde 11

Antlaşmanın işbu faslını tatbik etmekle görevli yetkili memurlar şunlardır: Umumî işbirliğini tanzim ve alınacak tedbirlerin mesuliyeti kendilerinde olmak üzere; Türkiye tarafından askerî sınır kumandanı, Irak tarafından Musul ve Erbil mutasarrıfları; mahallî bilgilerin ve acil tebligatın teatisi için Türkiye tarafından vâlilerin uygun görmesi ile tayin edilecek memurlar; Irak tarafından Zaho, İmâdiye, Zibar ve Revanduz kaymakamlarıdır.

Türkiye ve Irak hükümetleri gerek on üçüncü maddede zikrolunan Dâimi Hudut Komisyonu marifetiyle ve gerek siyasî yolla birbirini haberdar ederek, idarî sebeplerden dolayı yetkili memurların listesini değiştirebileceklerdir.

Madde 12

Türkiye ile Irak memurları diğer taraf uyruğundan olup, kendi toprakları üzerinde bulunan aşiret beyleri, şeyh veya öteki azaları ile resmî veya siyasî mahiyete sahip her türlü haberleşmeden kaçınacaklardır. Taraflar sınır mıntıkasında diğer devlet aleyhine yönelmiş hiçbir propaganda teşkilâtına ve topluluğuna izin vermeyeceklerdir.

Madde 13

Antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasını kolaylaştırmak ve genellikle sınır üzerinde iyi komşuluk münasebetlerini sürdürmek üzere zaman zaman Türkiye ve Irak hükümetleri tarafından karşılıklı olarak tayin edilecek, eşit sayıda memurlardan mürekkeb bir “Dâimî Hudûd Komisyonu” kurulacak ve en az altı ayda bir kere ve durum gerektirdiği takdirde daha sık olarak toplanacaktır. Sıra ile Türkiye ve Irak’da toplanacak olan bu komisyon, antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasına müteallik işleri ve ilgili sınır mıntıka memurları arasında anlaşmazlığa sebebiyet veren, diğer her türlü sınır meselelerini dostça çözmek vazifesiyle mükellef olacaktır. Komisyon bu antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihi takib eden iki ay zarfında ilk olarak Zaho’da toplanacaktır.

Genel Hükümler
Madde 14

Her iki ülke arasında ortak çıkarlar sahasını genişletmek maksadıyla, Irak Hükûmeti bu antlaşmanın yürürlüğe konulması gününden itibaren 25 sene müddetle, 14 Mart 1925 tarihli İmtiyaz Mukavelenamesi’nin 30. maddesi mucibince “Turkish Petroleum Kumpanyası”ndan, petrol ihraç edebilecek olan şirketlerden veya şahıslardan, teşkil edilecek olan muavin şirketlerden sağlanan gelirlerin %10’unu Türkiye Hükümeti’ne ödeyecektir.

Madde 15

Türkiye ve Irak, dost devletler arasında geçerli bir “suçluların iadesi” Anlaşması yapmak üzere açık müzakerelere girişmeğe karar vermişlerdir.

Madde 16

Irak Hükümeti kendi ülkesinde ikamet eden şahısları bu antlaşmanın imzasına kadar Türkiye lehindeki düşünce ve siyasî hareketlerinden dolayı tedirgin etmemeği ve onlara en geniş manada bir genel af tanımayı taahhüd eder.

Bu konuda verilmiş mahkeme kararlarının hepsi geçersiz kabul edilecek ve sürdürülmekde olan bütün kovuşturmalar durdurulacaktır.

Madde 17

Bu antlaşma tasdiknamelerin teatisinden itibaren yürürlüğe girecektir. Antlaşmanın ikinci faslı antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on sene müddetle yürürlükte kalacaktır.

Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki sene sonunda taraflardan her biri söz konusu faslı kendi açısından feshetmek hakkına sahip olacaktır. Keyfiyet, feshin bildirildiği tarihten itibaren bir sene sonra geçerli olacaktır.

Madde 18

 Bu antlaşma taraflarca tasdik edilecek ve tasdiknameler süratle Ankara’da teati edilecektir. Antlaşmanın tasdiklenmiş suretleri Lozan Anlaşması’nı imza eden devletlere gönderilecektir.

Ek:

Bu fasıl Türkiye ile Irak arasında sınır hattının Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırılmış güzergâha göre tespit olunan kesin şeklini açıklamaktadır.

ILO-2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi

0

ILO-2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi, 29 Ekim 1919 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 916.02.1950 tarihinde 5543 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 18.02.1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, merkezi bir makamın kontrölüne tabi resmi parasız iş bulma büro sistemi kurulmasını öngörmüştür.

ILO-2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi

Kabul Tarihi: 29 Ekim 1919

Kanun Tarih ve Sayısı: 16.02.1950 / 5543

Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 18.02.1950 / 7346

Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti tarafından 29 Ekim 1919 da Washington’a davet olunan Milletler Cemiyetinin Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,

Washington Toplantısı gündeminin iknci maddesini teşkil eden “İşsizliği önleme ve onun sonuçlarına bir çare bulma araçlarına müteallik” bazı tekliflerin kabulünü ve

Bu tekliflerin Milletlerarası bir sözleşme şeklinde kaleme alınmasını ve kararlaştırıldıktan sonra,

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyeleri tarafından, 28 Haziran 1919 tarihli Versay ve 10 Eylül 1919 tarihli Sen-Jermen Antlaşmalarının çalışmaya ait kısmı hükümleri gereğince onanmak üzere, aşağıdaki Sözleşme tasarısını kabul eder.

MADDE 1

Bu sözleşmeyi onayan her üye, üç ayı geçmemesi gereken, mümkün mertebe kısa fasılalarla, işsizliğe karşı savaşma hususunda alınmış ve alınacak tedbirlere dair her türlü bilgiler dahil, işsizliğe müteallik olarak elde mevcut bütün malumat, istatistik ve saireyi, Milletlerarası Çalışma Bürosuna gönderecektir.Buna imkan bulunduğu her defa , bu malumat, onların taalluk ettiği devreyi takibeden üç ay zarfında gönderilmeleri kabil olacak şekilde toplanılmalıdır.

MADDE 2

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, merkezi bir makamın kontrölüne tabi bir resmi parasız iş bulma büro sistemi kurulmalıdır. Patron ve işçilerin temsilcilerini de ihtiva eylemesi gereken komiteler tayin edilecek ve bu büroların işlemesine müteallik her hususta mütalaaları alınacaktır.

Parasız resmi ve özel iş bulma büroları aynı zamanda mevcut olduğu takdirde, bu büroların işlerinin milli bir plan dahilinde koordine edilmesi için tedbirler alınmalıdır. Türlü milli sistemlerin işleme tarzları, ilgili memleketlerle müteabık kalınmak suretiyle, Milletlerarası Çalışma Bürosu tarafından koordine edilecektir.

MADDE 3

Bu Sözleşmeyi onamış olup da, işsizliğe karşı bir sigorta sistemi kurmuş bulunan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyeleri, ilgili üyelerle anlaşmak suretiyle, tesbit edilecek şartlar içinde, bu üyelerden birinin uyruğu olan işçilerden kedni toprağı içinde çalışanlara, kendi uyruğu işçilerin aldıkları miktara eşit sigorta ödeneği almak imkanını verecek tedbirler sağlamalıdırlar.

MADDE 4

Bu Sözleşmenin 28 Haziran 1919 tarihli Versay ve 10 Eylül 1919 tarihli Sen-Jermen Antlaşmalarının 13 üncü kısmında derpiş edilen şartlar içinde kesin şekilde onanmalarına müteallik belgeler, Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine gönderilecek ve onun taarafından tescil edilecektir.

MADDE 5

Bu Sözleşmeyi onayan Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesi, onu kendi kendisini idare etmeyen sömürgelerine veya hakimiyetlerine tabi, yahut himayeleri altındaki memleketlere, aşağıdaki ihtirazı kayıtlarla uygulamayı taahhüt eder.

Sözleşme hükümleri ,mahalli şartlar yüzünden uygulanamaz halde bulunmalıdır.

Sözleşmeyi mahalli şartlara uydurmak için lüzumlu olan değişiklikler bu Sözleşmede yapılabilmelidir.

Her üye kendi kendini tamamen idare etmeyen sömürgeleri veya hakimiyetlerine tabi, yahut himayeleri altındaki memleketler hakkındaki kararını Milletlerarası Çalışma Bürosuna bildirmelidir.

MADDE 6

Milletlerarası Çalışma Teşkilatının üç üyesinin onama belgeleri Sekreterlikte tescil edilmesi akabinde, Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri keyfiyeti, Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine tebliğ edecektir.

MADDE 7

Bu Sözleşme, Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri tarafından bu tebliğin yapıldığı tarihte yürürlüğe girecektir. Sözleşme, ancak onama belgelerini Sekreterlikte tescil ettiren üyeleri bağlayacaktır.

Daha sonra; bu Sözleşme, diğer herhangi bir üye hakkında bu üyenin onama belgesi Sekreterlikte tescil edildiği tarihte yürürlüğe girecektir.

MADDE 8

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onun hükğmlerini en geç, 1 Temmuz 1921 de uygulamayı ve bu hükümlerin fiil alanına geçmesi için gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.

MADDE 9

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onun ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren onyıl geçtikten sonra, Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine göndereceği ve bu sekreterliğin tescil edeceği bir ihbarname ile feshedilebilir. Fesih, Sekreterlikte tescilinden ancak bir yıl sonra muteber olur.

MADDE 10

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulunun, en az her on yılda bir defa. Bu Sözleşmenin uygulanma durumu hakkında Genel Konferansa bir rapor vermesi ve Sözleşmenin yeniden gözden geçirilmesi veya tadili meselesinin konferans gündemine alınıp alınmaması gerektiği hususunda bir karar alması lazımdır.

MADDE 11

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi muteber olacaktır.

Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku

0

Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku, 29 Ekim 1933 tarihinde, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 10. yılı kutlamalarında Ankara Hipodromu’nda okunmuştur.

ONUNCU YIL SÖYLEVİ (NUTKU)

Türk Milleti!

Kurtuluş savaşına başladığımızın 15’inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârâne yürümesine borçluyuz.

Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.

Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.

Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.

Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakikî huzurun temini yolunda, kendine düşen medenî vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.

Büyük Türk Milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.

Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medenî âlem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türk’üm diyene!

29 Ekim 1933

28 Ekim – Hukuk Takvimi

0

28 Ekim – Hukuk Takvimi

1466

Ünlü “Deliliğe Övgü” isimli eserin sahibi olan Hollandalı düşünür Desiderius Erasmus doğdu. (Ölümü: 1536)

Desiderius Erasmus
1538

Yeni Dünya’nın ilk üniversitesi olan Universidad Santo Tomás de Aquino kuruldu.

1704

Meşruti demokrasinin temellerini atan İngiliz filozof John Locke, öldü. (Doğumu: 29 Ağustos 1632) Klasik liberal düşüncenin öncülerinden ve 17. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri oldu. Avrupa’daki aydınlanma ve akıl çağının gerçek kurucusu olarak kabul edildi.

John Locke
1886  Özgürlük Heykeli, Fransızların hediyesi olarak New York’ta dikildi.
1908

Arjantinli hukukçu ve eski devlet başkanı Arturo Frondizi doğdu. (Ölümü: 18 Nisan 1995, Buenos Aires) 927’de Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve Temmuz 1930’da şeref derecesiyle mezun oldu.  Arjantin cumhurbaşkanı olarak 1 Mayıs 1958’den 29 Mart 1962 tarihindeki askeri darbeye kadar gröev yaptı.

Arturo Frondizi
1918 Çekoslovakya, Avusturya-Macaristan imparatorluğundan bağımsızlığını kazandı.
1922 Faşizmin yürüyüşü İtalya’da başarıya ulaştı ve Musolini hükümet kurma görevini aldı.
1922

İtilaf Devletleri, Lozan’da toplanacak Konferans için Ankara ve İstanbul Hükümetlerinden delege gönderilmesini istediler. Ankara Hükümeti 29 Ekim’de, öneriyi kabul ettiğini bildirdi.

1929 Liderlik ahlakı, sosyal-politika ve feminizm üzerinde çalışmış olan filozof Virginia Potter doğdu.
1923

Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü’nde verdiği akşam yemeğinde, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” diyerek yeni Cumhuriyet rejiminin müjdesini verdi.

Efendiler, Yarın Cumhuriyet’i İlan Edeceğiz!
1933

Hukukçu ve 2. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Spyros Kyprianou, Limasol’da doğdu. Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Meclis başkanı olarak görev yaptı. 3 Eylül 1977 – 28 Şubat 1988 tarihleri arasında Cumhurbaşkanlığını yürüttü. 12 Mart 2002’de öldü.

1933

1933 Genel Af Kanunu, 28 Ekim 1933’te resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun, 26 Ekim 1933 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmişti.

1933 Mültecilerin Uluslararası Statüsüne dair sözleşme imzalandı. Bu sözleşme, 1951 tarihli kapsamlı sözleşmede referans alınan metinlerden oldu
1941

Litvanya’da Alman SS birlikleri 9.000’den fazla Yahudi’yi Kaunas şehrinin meydanında kurşuna dizdi.

1951 Falih Rıfkı Atay’ın  ‘Yeni Rusya’ adlı kitabı okul kitaplıklarından toplatıldı.
1960 27 Ekim 1960’ta Milli Birlik Komitesi kararıyla 147 öğretim üyesini üniversitelerden uzaklaştıran, ‘Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ve bazılarının diğer fakülte ve yüksek okullara nakline dair Kanun’ 28 Ekim’de resmi gazetede yayınlandı. Milli Birlik Komitesi, 147 profesör, doçent ve asistanı görevden aldı. Bu karar ile üniversiteden ihraç edilenlere 147’ler denmektedir. Karar üzerine, 147 öğretim üyesinin görevden almasını protesto eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar ve İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Fikret Narter görevlerinden istifa etti. Uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, 28 Mart 1962 tarihinde TBMM‘de kabul edildi ve askeri yönetimin görevden aldığı akademisyenler görevine iade edildi. 147’ler Olayı olarak tarihe geçen olay sonunda affedilmesine rağmen Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil göreve dönmedi.

Olay hakkında “Üniversiteye Darbe” isimli eser Reşat Kaynar tarafından yazıldı.
1960

27 Mayıs 1960 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yönetime el konulmasından sonra, 26 Ekim 1960 tarihinde çıkarılan 1960 Genel Af Kanunu, resmi gazetenin 28 Ekim 1960 tarihli sayısında yayınlandı. 1960 Genel Af Kanunu Türkiye Cumhuriyet tarihindeki en kapsamlı af yasalarındandır.

1963

Yargıtay eski başkanlarından M. Derviş Turhan, Yargıtay Üyeliğine seçildi. Turhan, Ankara Hukuk Fakültesini 1942 yılında bitirdikten sonra, 16 Ağustos 1945 tarihinde Artvin C. Savcı Yardımcısı olarak mesleğe başlamıştı.

1969

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğrenci Derneği ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğrenci Birliği, siyasetle uğraşıldığı gerekçesiyle mahkeme kararıyla kapatıldı.

1977 Merkez Bankası, yurt dışına çıkışı yıl sonuna kadar yasakladı.
1977

Ülkü Ocakları üyesi olan 3 kişi tarafından dövülen avukat Ali Şen’in avukatlığını Orhan Adli Apaydın başkanlığındaki İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üstlendi.

1980

Türk-İş’e bağlı Petrol-İş Sendikası sendikal faaliyet yasağına uymadığı gerekçesiyle kapatıldı.

1980

Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 28 Ekim 1980 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı. Sözleşme, 27 Ocak 1977 tarihinde Strasbourg’da imzalanmış, 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzalamış, 12 Eylül idaresi altında iken 27 Ekim 1980 tarihinde onaylamıştı.

1982 Hukukçu Felipe González liderliğindeki sosyalistler, İspanya seçimlerinde büyük bir zafer kazandı.
1982

Dünya Doğa Şartı 28 Ekim 1982 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildi. Doğa Şartı uluslararası çevre hukukunun en önemli kaynaklarından biridir. Uygarlığın kaynağının doğa olduğu vurgulanmış, doğa ile uyumlu bir yaşamın insanlık için en önemli değer olduğuna dikkat çekilmiştir. Şart, insanı doğanın bir parçası olarak tanımlamış ve doğanın korunmasının temel ilkeleri, 1972 BM İnsan Çevresi Konferansı Bildirgesi ile uyumlu şekilde tekrarlanmıştır. Şart doğayı etkileyen tüm insan davranışlarının yönlendirileceği ve yargılanacağı beş “koruma ilkesi” ilan etmiştir.

1982

Yalçın Küçük’ün “Bir Yeni Cumhuriyet İçin” adlı kitabından dolayı yargılandığı davada Askeri Savcı Küçük’ün beraatini istedi.

1984

Çin Komünist Partisi, ekonomik durumu düzeltmek amacıyla serbest girişime ve rekabete izin verileceğini açıkladı.

1984 İstanbul ve İzmir’de  işçi çıkarma yasağı kaldırıldı.
1990

İHD Genel Kurulu’nda Kürtçe konuşma yapan Diyarbakır Şubesi delegesi Vedat Aydın ile sözlerini tercüme eden avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu ve salonda Vedat Aydın’a destek çıkan HEP Diyarbakır İl Başkanı Mustafa Özer gözaltına alındı, DGM Başsavcılığı soruşturma başlattı.

1988

Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları oluşturuldu. Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupa’da Avukatların Tabi olduğu Melek Kurallarından(Code of Conduct for European Lawyers) oluşmaktadır. Tüzük, üç defa değişikliğe uğramış, en son Porto’da 19 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen genel kurul toplantısında yürürlükteki halini almıştır.

1990

Sanayi odası devam eden ve başlayacak toplu sözleşmelerle ilgili bir deklarasyon hazırladı. Deklarasyonda toplu sözleşmelerin işçi sendikalarının ‘Anormal ve ölçüsüz talepleri’ nedeniyle büyük bir çıkmaza girdiği belirtilerek, ücretlerin enflasyon oranında yükseltilmesi, yan ödemelerin çıplak ücretle birleştirilmesi, beklenen enflasyona göre ikinci yıl zammının belirlenmesi önerildi.

1993

Türkiye’ye dönüşte havalimanında gözaltına alınan Dev-Genç kurucularından Sarp Kuray illegal çete oluşturduğu gerekçesiyle DGM’ce tutuklandı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde de okuyan Kuray’ın babası eski Ankara valisi Enver Kuray, dayısı ise Yassıada savcısı Ömer Egesel’di.

1998

Londra Yüksek Mahkemesi, Şili’de kaybolan/öldürülen yüzlerce İspanyol’la ilgili İspanya’da yargıçlar Carson ve Castellon’un yürüttüğü soruşturma kapsamındaki başvuruları üzerine, Pinochet’nin tutuklanmasının İngiliz yasalarına uygun olmadığına, ancak, İspanya hükümetini temsil eden avukatların kararın temyizini isteyebileceklerini dikkate alarak tutukluluk halinin devamına karar verdi.

1998

Özelleştirme Yüksek Kurulu, SEKA İzmit Fabrikası’nın kapatılmasına ilişkin 14 Eylül 1998 tarihli karar ile istihdam sorunu çözülünceye kadar kararın durdurulmasına ilişkin 6 Ekim 1998 tarihli kararı iptal etti.

2000

Kosova tarihinin ilk demokratik seçimleri yapıldı.

2000

Manisalı Gençler Davası

Manisa’da, çoğu lise öğrencisi olan 16 genç hakkında, 26 Aralık 1995’te gözaltına alınmalarının ardından başlayan yargılama sonuçlandı: İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, 28 Ekim 2000 tarihinde verdiği kararda, gençlerin ifadelerinin işkence altında alınması ve suça dair bir kanıt bulunmaması gerekçesiyle beraat kararı verdi.  

2004

Dev-Sol üyesi oldukları için 12 yıldır yargılanan 35 kişiden 10’u müebbet hapse mahkum oldu.

2007

Arjantinli avukat ve politikacı Cristina Fernandez de Kirchner, 28 Ekim 2007’de Arjantin’de yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanlığını kazanarak ülkenin ilk seçilmiş kadın Cumhurbaşkanı oldu. Kirchner, 19 Şubat 1953’te Buenos Aires’te doğdu. National University of La Plata‘da bir yıl psikoloji okuduktan sonra bırakarak hukuk eğitimi gördü. 1979’da hukuk bürosunu kurdu. 1989’da  Santa Cruz eyalet meclisi milletvekili oldu. 1995 genel seçimlerinde ulusal senatör seçildi. 10 Aralık 2007 – 10 Aralık 2015 tarihlerinde devlet başkanı olarak görev yaptı. Kocası Nestor Kirchner de 2003-2007 yıllarında başkanlık yapmıştı.

Cristina Fernandez de Kirchner
2009 Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Türkiye bakımından, 28 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmişti.
2010 Julian Assange tarafından yönetilen WikiLeaks, 28 Ekim 2010’da ABD’nin Irak ve Afganistan’da işlediği suçları da delillendiren 251 bin gizli belgeyi yayımladı.
2011 Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve yayıncı-yazar Ragıp Zarakolu’nun da aralarında bulunduğu 23 kişi KCK operasyonu kapsamında gözaltına alındı.

Ragıp Zarakolu
2018 İstanbul’da düzenlenen uyuşturucu operasyonunda, sosyal medyada “Cicişler” olarak bilinen Esra-Ceyda Ersoy kardeşler 28 Ekim’de gözaltına alındı. Beşiktaş Etiler’deki evlerinden alınan kardeşler, emniyette ifade verdi. Kan ve tükürük örnekleri alınan kardeşler, soruşturmayı yürüten savcılığın talimatıyla serbest bırakıldı.
2022 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, dün tutuklanan Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve merkez yönetiminin görevden alınması için davaname hazırladı. Dava Dava, Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne tevzi oldu.
2022 Korkusuz gazetesi köşe yazarı Ümit Zileli, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla açılan soruşturma kapsamında İzmir’deki Adnan Menderes Havalimanı’nda gözaltına alındı. Zileli, savcılığın “Pazartesi günü mesai bitimine kadar adliyeye gidip ifadesini verebilir” talimatı üzerine serbest bırakıldı.
2024 Urfa’da sokakta yürürken üzerine gelen yavru köpeği kaldırım taşıyla vurarak öldüren Hüseyin Efe, gözaltına alındıktan sonra tutuklandı.

28 Ekim – Hukuk Takvimi

Taşkent Deklarasyonu: Medya Özgürlüğü ve Yolsuzluk

0

Medyanın Bağımsızlığı ve Yolsuzluklarla Mücadele Konusunda Taşkent Deklarasyonu, 27 Eylül 2002 tarihinde ilan edilmiştir. Belge Medya Özgürlüğü ve Yolsuzluk (Freedom of the Media and Corruption) başlığını taşımaktadır. 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından, 26 ve 27 Eylül 2002 tarihinde Taşkent, Özbekistan’da düzenlenen Dördüncü Merkezi Asya Medya Konferansında kabul edilen belge yolsuzluklara ilişkin olarak medyanın görev ve yükümlülükleri düzenlenmektedir. 

Metnin temel amacı, medyanın yolsuzlukla mücadelede bağımsız ve özgür bir rol üstlenmesinin önemini vurgulamaktır.

Medyanın Bağımsızlığı ve Yolsuzluklarla Mücadele Konusunda Taşkent Deklarasyonu

Freedom of the Media and Corruption – Medya Özgürlüğü ve Yolsuzluk

1. Medya, Doğu ve Batı ülkeleri için ciddi bir engel oluşturan yolsuzluğu toplum adına izleme konusundaki asli rolünü oynamada özgür olmalıdır.

2. Medya, ülkelerindeki ekonomik, ekolojik ve askeri kararlara ilişkin düzeltici işlevini özellikle büyüyen yolsuzluk tehlikesinin soruşturulması konusunda özgürce yerine getirmelidir.

3. Kendi çıkarlarını daha iyi savunmak amacıyla, bu Konferans çerçevesinde beş Orta Asya ülkesinden gazeteciler başlatılan görüş alış verişinde bulunmaya ve işbirliği yapmaya devam edeceklerdir.

4. Uluslararası topluluk medya özgürlüğü alanındaki gelişmeleri yakından izlemeye devam ederek, gazetecileri çalışmalarında desteklemelidir.

5. Gazeteciler, özellikle toplumdaki yolsuzluk olayları gibi tartışmalı konuları içeren mesleki amaçlarını gerçekleştirirken korunmalıdırlar.

6. Parlamento üyeleri yolsuzluk konusunda kamuoyunda yapılması gerekli tartışmalara yardımcı olmalıdırlar.

7. Bağımsız mahkemeler, gazetecilere ilişkin yasaların tümüyle ve adil bir biçimde uygulanmasını garanti etmelidirler.

Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu

0
Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu

Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu, Birleşmiş Milletler tarafından 16 Aralık 1996 tarihinde ilan edilmiştir. (United Nations Declaration against Corruption and Bribery in International Commercial Transactions)

Deklarasyon, uluslararası ticari işlemlerde yolsuzluk ve rüşvetle mücadele etmek için uygun önlemleri almayı ve her düzeyde işbirliğini sağlamayı amaçlamaktadır. Ekonomik ve Sosyal Konsey ve bağlı organları, bu kararın etkili bir şekilde uygulanmasını takip etmektedir. Kararların uygulanması, ülkeler, bölgesel kuruluşlar ve uluslararası toplumun eşgüdümlü çalışmasını gerektirmektedir.

Bu deklarasyonun hemen ardından, 21 Kasım 1997 tarihinde Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi imzalanmıştır.

Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu

Genel Kurul,

Aralarında uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetin de bulunduğu bütün yolsuzluk uygulamalarını mahkum eden 15 Aralık 1975 tarih ve 3514 sayılı kararı göz önünde bulundurarak, ulusal kanun ve düzenlemelere uygun olmak şartıyla, bu tip yolsuzluk uygulamalarına karşı her devletin yasal düzenlemeye gitmek, uygun yasal düzenlemeleri araştırıp kabul etmek hakkının olduğunu teyit eder ve rüşvet de dahil olmak üzere yolsuzluk uygulamalarını önlemek için bütün hükümetleri işbirliğine çağırır,

Bunun yanı sıra Genel Kurul ile Ekonomik ve Sosyal Konsey’in gizli ödemeler ve uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetin kötü sonuçlarına dikkati çeken uluslararası şirketlerle ilgili davranış kurallarının hazırlanması konuları üzerinde daha ileri düzeydeki çalışmalara atıfta bulunur,

1996 yılında gerçekleştirdiği müstakil oturumu ile 51.oturumda Meclis’e sunduğu raporda Ekonomik ve Sosyal Konsey’e gizli ödemelerle ilgili uluslararası bir anlaşma taslağı hazırlamayı göz önüne almasını tavsiye eden 20 Aralık 1995 tarih ve 50/106 sayılı kararını da anımsatır,

Yolsuzluk ve rüşvetle mücadele için ulusal, bölgesel ve uluslararası alanda atılan adımların yanı sıra uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvet ve yolsuzluk ile alakalı uluslararası anlayış ve işbirliğini daha ileri bir düzeye çıkaran uluslararası forumlardaki gelişmeleri de takdirle karşılar,

Uluslararası rüşvetle ilgili bir maddeyi de içeren ve Mart 1996’da Amerikan Devletleri Örgütü (Organization of American States) tarafından kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Amerikalılararası Konvansiyon (Inter-American Convention against Corruption)’a dikkati çeker,

Bu konu ile ilgili süregelen önemli çalışmalara ve diğer bölgesel ya da uluslararası forumlarda mevcut kararın hedefleri ile uyumlu olan çalışmalara, örneğin uluslararası rüşvetle mücadele etmek için Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin süregelen çalışmaları ve etkin bir şekilde ve işbirliği içinde uluslararası ticari işlemlerde yabancı kamu görevlilerinin aldığı rüşveti cezalandırmak ve cezalandırma işlemini kolaylaştırıcı nitelikteki uygun uluslararası araçları ve yöntemleri araştırmak ve üye ülkelerde, halihazırda bu uygulama yoksa, bu tip rüşvetlerin vergi indirimine konu olmasını engellemek amacıyla bu tip indirimleri tekrar gözden geçirmek için İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne üye ülkelerin üstlendikleri yükümlülüklere, büyük önem verir,

1. Mevcut karara ekli olan Uluslararası Ticari İşlemlerdeki Yolsuzluk ve Rüşvete Karşı Birleşmiş Milletler Deklarasyonunu, kabul eder;

2. Uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet problemine işaret etmek için Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası ve bölgesel forumlar tarafından üstlenilen çalışmalara dikkatleri çeker ve ilgili bütün devletleri bu çalışmaları tamamlamaya davet eder;

3. Üye devletleri, Deklarasyonla uyumlu bir şekilde, uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet ile mücadele etmek için her seviyede işbirliği yapmaya ve uygun tedbirleri almaya davet eder;

4. Ekonomik ve Sosyal Konsey’den ve ona bağlı organlardan, özellikle Suçların Önlenmesi ve Ceza Mahkemeleri Hakkındaki Komisyon’dan şunları rica eder:

(a) Uluslararası, bölgesel ya da ulusal bir faaliyeti herhangi bir yolla engellemeden, geciktirmeden veya yapılmasını imkansız bir hale getirmeden, uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvetin cezalandırılmasını teşvik edecek şekilde bu kararı ve ekli Deklarasyonu uygulamak için, hukuken bağlayıcı olan tüm uluslararası araçları da kapsayacak şekilde, bütün yolların araştırılması;
(b) Uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet konusunun düzenli bir şekilde incelenmesinin sürdürülmesi;
(c) Bu kararın etkin bir şekilde uygulanmasının teşvik edilmesi.

5. Yetki alanı bu konuyu da kapsayan Ticaret ve Kalkınma Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı’nın da aralarında olduğu Birleşmiş Milletler Sisteminin diğer organlarını yetkileri çerçevesinde mevcut kararın ve Deklarasyonun hedeflerini gerçekleştirmek için faaliyette bulunmaya davet eder;

6. Deklarasyonun etkin bir şekilde uygulanması için aralarında çokuluslu şirketlerin ve uluslararası ticari işlemlerde bulunan bireylerin de bulunduğu özel ve kamu şirketlerini işbirliğinde bulunmaya teşvik eder;

7. Üye devletlere, ilgili kurumlara ve Birleşmiş Milletler’in uzman kurumlarına ve uluslararası, bölgesel ve hükümet dışı örgütlere, bu kararın kabul edilmesi, hükümlerinden yaygın bir şekilde haberdar olunması ve etkin bir şekilde uygulanması için bilgi verilmesini Genel Sekreter’den rica eder;

8. Ayrıca, Genel Kurul’un 53. oturumundaki görüşler doğrultusunda, mevcut kararın uygulanması konusunda gösterilen ilerlemeler; üye ülkeler, uluslararası ve bölgesel örgütler ve diğer ilgili kurumların uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvetle mücadele hususunda attıkları adımlar; bu çerçevede Suçların Önlenmesi ve Ceza Mahkemeleri Komisyonu ile Birleşmiş Milletler Sistemi’nin diğer organlarınca gerçekleştirilen çalışmaların sonuçları ve uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvetin ortadan kaldırılmasını ve toplumsal sorumluluğun artırılmasını teşvik eden bu karar doğrultusunda alınan tedbirler hakkında bir rapor hazırlamasını Genel Sekreter’den rica eder;

9. Üye ülkeleri ve yetkili olan uluslararası, bölgesel ve hükümet dışı örgütleri yukarıda belirtilen raporun hazırlanmasında Genel Sekreter’e yardım etmek için ilgili bilgiyi sağlamaya davet eder;

10. 53. oturumun geçici gündeminin, “İş ve Kalkınma” başlığı altında, bu kararın uygulaması konusunda Genel Sekreter’in raporunun bir incelemesini de kapsamasına karar verir.

EK – Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu

Genel Kurul,

Bütün ülkelerde uluslararası ticari ilişkilerde istikrarlı ve şeffaf bir çevrenin, ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanması ve çevrenin korunması ve yatırımların, finansmanın, teknolojinin, beceri ve yeteneklerin ve diğer önemli kaynakların ulusal sınırlar ötesinde hareket etmesi için son derece önemli olduğuna inanmaktadır,
İş yaptıkları ülkelerdeki kanun ve düzenlemelere uyulması ve faaliyetlerinin ekonomik ve sosyal gelişme ve çevrenin korunması üzerindeki etkilerini hesaba katmak suretiyle aralarında çok-uluslu şirketlerin ve uluslararası ticari işlemlerde bulunan kişilerin de olduğu özel ve kamusal şirketler için uygun ahlak standartlarının var olması gereğini ve toplumsal sorumluluğu teşvik etme ihtiyacını kabul eder,
Bunun yanı sıra bütün ülkelerde yolsuzluk ve rüşvetten kaçınmak ve bunlara karşı mücadele etmek için her düzeyde gösterilen etkin çabaların uluslararası ticari işlemlerde rekabet gücünü ve adaleti artıran, bütün ülkelerde şeffaf ve hesaba çekilebilir bir yönetimi, ekonomik ve sosyal kalkınmayı ve çevrenin korunmasını teşvik etmenin kritik bir parçasını oluşturan uluslararası ticaret çevresinin temel öğeleri olduğunu ve bu çabalara gittikçe artan bir düzeyde rekabetçi bir hale gelen globalleşmiş bir uluslararası ekonomide özellikle devam edilmesi gerektiğini kabul eder,
Aşağıda gözler önüne serilen Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadelede Birleşmiş Milletler Deklarasyonu’nu ciddiyet ve vakarla takdim eder,
Bireysel olarak veya uluslararası ya da bölgesel organizasyonlar yoluyla her bir devletin kendi anayasasına ve temel hukuki ilkelerine ve ulusal kanun ve prosedürlere uygun olarak benimsenen kanun ve ilkelere tabi faaliyetleri gerçekleştiren üye devletler aşağıdaki hususlarda söz vererek kendilerini bağlarlar:

1. Özellikle uluslararası ticari ilişkilerde rüşveti yasaklayan mevcut kanunların etkin bir şekilde uygulanmasına çalışmak hususunda olmak üzere, uluslararası ticari ilişkilerde yolsuzluk, rüşvetin bütün türleri ve ilgili tüm yasadışı uygulamalarla mücadele etmek, bu amaçla kanuni düzenleme yoksa kanuni düzenlemeye gitmek ve kendi yetkileri çerçevesinde bu Deklarasyon’un hedeflerini gerçekleştirmek için etkin ve somut eylemler gerçekleştirmek;

2. Mevcut Deklarasyonun uygulamasını daha da ileri götürerek uluslararası, bölgesel veya ulusal faaliyetleri engellemeksizin, geciktirmeksizin veya yapılmalarını imkansız bir hale getirmeksizin yabancı kamu görevlilerinin aldığı bu türden rüşveti etkin bir çerçevede ve işbirliği içinde cezalandırmak;

3. Rüşvet aşağıdaki öğeleri içerir:

(a) Çok-uluslu şirketler de dahil olmak üzere herhangi bir özel ya da kamu şirketi ya da herhangi bir kişi tarafından, doğrudan veya dolaylı bir şekilde, herhangi bir kamu görevlisine ya da başka bir ülkenin seçilmiş bir görevlisine bir işin gereğini yapmak veya uluslararası ticari ilişkilerle bağlantılı olarak bu görevli ya da temsilcinin bir işi yapmaktan imtina etmesini sağlamak gibi uygunsuz bir mülahaza ile verilen, verilmesi vaat edilen ya da önerilen herhangi bir ödeme, hediye ya da başka her türlü menfaat:

(b) Herhangi bir kamu görevlisi ya da başka bir ülkenin seçilmiş bir görevlisi tarafından, doğrudan veya dolaylı bir şekilde, bir işin gereğini yapmak veya uluslararası ticari ilişkilerle bağlantılı olarak bu görevli ya da temsilcinin bir işi yapmaktan imtina etmesi gibi uygunsuz bir mülahaza ile çok-uluslu şirketler de dahil olmak üzere herhangi bir özel ya da kamu şirketi ya da herhangi bir kişiden herhangi bir ödeme, hediye ya da başka bir menfaati rica ederek istemek, talep etmek veya almak;

4. Herhangi bir özel yada kamu şirketi veya bir kişi tarafından bir kamu görevlisine ya da başka bir ülkenin seçilmiş bir temsilcisine ödenen rüşvetin vergiden indirilmesini, eğer hali hazırda böyle bir düzenleme yoksa, önlemek;

5. Uluslararası ticari ilişkilerdeki şeffaflığı artıran ve yolsuzluk, rüşvet ve benzeri yasadışı uygulamalarla mücadele etmek ve bunlardan kaçınmak için çok-uluslu şirketler de dahil olmak üzere özel ve kamusal şirketleri ve uluslararası ticari işlemlerle uğraşan kişileri teşvik eden muhasebe standartlarını ve uygulamalarını sürdürmek ve bunları geliştirmek;

6. Uluslararası ticari işlemlerde yolsuzluk, rüşvet ve benzeri yasadışı uygulamaları engelleyen iş kuralları, standartları ve en iyi uygulamaların geliştirilmesini teşvik etmek ya da geliştirilmesini sağlamak;

7. Kamu görevlilerinin ya da seçilmiş temsilcilerin hali hazırdaki yasadışı zenginleşmelerini, bir suç olarak, soruşturmak;

8. Uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet ile alakalı olarak meydana gelen ceza soruşturmaları ve diğer hukuk davaları konusunda mümkün olan en büyük desteği sağlamak ve bu konuda işbirliği yapmak. Karşılıklı yardımlaşma, mümkün olduğu ölçüde, ulusal yasaları veya ikili anlaşmalardaki hükümleri ya da etkilenen ülkelerin bu konuya uygulanabilen düzenlemelerini içermelidir ve mümkünse mahremiyet gereğini de dikkate almalıdır:

(a) Cezai soruşturmalarla ve diğer hukuki işlemlerle alakalı olarak dokümanların ve delillerin kopyalarını da sağlayarak dokümanların ve diğer bilgilerin ibraz edilmeli;
(b) Uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetle ilgili cezai işlemlere başlanmasında ve sonuçlandırılmasında aynı suç konusunda başka devletlerin sahip olduğu yargılama hakkına dikkat edilmeli;
(c) Mümkün olduğu yerde suçluların iadesi işlemlerinin yapılması;

9. Uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetle uğraşan kişilerin kimlikleri ve yaptıkları muamelelerin kayıtları ve dokümanlarına ulaşmayı kolaylaştırmada işbirliğini artırıcı münasip eylemlere girişmek;

10. Bankacılıkla ilgili gizlilik hükümlerinin uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk, rüşvet ve ilgili diğer uygulamalarla alakalı cezai soruşturmaları ve diğer hukuki işlemleri engellememesini ve tam bir işbirliğinin bu tip işlemlerle ilgili bilgi elde etmek isteyen hükümetleri de kapsamasını sağlamak;

11. Bu Deklarasyonu destekleyici yönde gerçekleştirilen eylemler ulusal egemenlik ve üye devletlerin toprak bütünlüğünün yanı sıra mevcut anlaşma ve uluslararası kanunlara göre üye ülkelerin haklarına ve yükümlülüklerine tam anlamıyla saygılı olmalıdır ve insan hakları ve temel özgürlüklerle uyumlu olmalıdır.

12. Üye ülkeler, uluslararası ticari işlemlerde yabancı kamu görevlilerince alınan rüşvet eylemleri konusundaki yargılama eylemlerinin kanunların bulunduğu memleketin dışında uygulanması ile alakalı uluslararası hukukun ilkeleri ile uyumlu olmasını kabul ederler.

Avukatın Dosya İnceleme Yetkisi

0
Kötü yasa yoktur, iyi yargıç vardır

Avukatın Dosya İnceleme Yetkisi / Av. Dr. Başar Yaltı 

A) OLAY

1- Hakkında ceza soruşturması yürütülen Şüpheli X in 2006/ ….. hazırlık dosya numaralı soruşturma dosyasını incelemek için Müdafii sıfatıyla Avukat Y ilgili Cumhuriyet Savcısını ziyaret ederek talebini iletir.

2- Cumhuriyet Savcısı avukata vekaleti olup olmadığını sorar. Avukat vekaleti olmadığını, müdafi sıfatıyla inceleme yapmak istediğiini belirtir. Savcı bu durumda dosya incelemesinin mümkün olmayacağını, İstanbul’da binlerce avukat bulunduğunu, her avukatın müdafi sıfatını kullanabileceğini, bu nedenle dosyayı incelemeye izin vermeyeceğini belirtir.

3- Bunun üzerine avukat Y, CMK da vekalet sunma zorunluluğu bulunmadığını, Avukatlık Kanunu m.2 gereğince de vekalet sunmadan inceleme hakkı olduğunu sözlü olarak belirtip, dosya inceleme isteğini yazılı olarak talep eder. Cumhuriyet Savcısı, avukatın dilekçesinin altına yazdığı yazıyla, CMK m.2 ve Kalem Yönetmeliği m.45 gereğince vekaletname veya Baro’dan görevlendirme belgesi getirilmesi gerektiği gerekçesiyle dosya inceleme talebini reddeder.

4- Cumhuriyet Savcısının bu kararına karşı Avukat Y, idari yönden K. Cumhuriyet Başsavcısına başvurarak inceletmeme kararının kaldırılmasını ister. Bu başvurusuna yanıt alamaz.

5- Avukat Y ayrıca K. Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurarak dosyanın inceletilmemesi kararının kaldırılmasını talep eder. K. Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi, talebi “Kalem Yönetmeliğinin 45. maddesine göre” reddeder.

6- Avukat Y, bu karara karşı da itiraz yoluna başvurarak K. Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine başvurarak Sulh Ceza Mahkemesinin kararının kaldırılmasını talep eder. K. Asliye Ceza Mahkemesi, …… gerekçesiyle talebi ret eder.

 B) OLAYLA İLGİLİ MEVZUAT HÜKÜMLERİ

 1- AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ

Madde 6

Adil yargılanma hakkı

  1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
  2. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:

a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;

c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;

e) Duruşmada kullanılan dili anlama dışı veya konuşma dışı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.

2- AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAKLAR BİLDİRGESİ

ADALET

Madde 47. – Etkili hukuki bir yola başvurma ve adil yargılanma hakkı

Birlik hukuku tarafından teminat altına alınmış olan hakları ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, bu Maddede belirtilen şartlara uygun olarak bir mahkemede etkili bir hukuki yola başvurma hakkına sahiptir.

Herkes, daha önceden yasa ile tesis edilmiş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul bir süre içinde yapılacak adil ve kamuya açık bir duruşma yapılması hakkına sahiptir. Herkes, kendisine bilgi verilmesi, savunulması ve temsil edilmesi fırsatına sahip olmalıdır.

Gerekli imkanlara sahip olmayan herkese, bu yardımın adalete etkin bir şekilde ulaşılmasının sağlanması için gerekli olması koşulu ile hukuki yardım sağlanacaktır.

3- TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI

MADDE 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

MADDE 38 –

İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz.

4- CEZA MUHAKEMESİ YASASI

MADDE 2.- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

c) Müdafi: Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı,

d) Vekil: Katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı, İfade eder.

Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi

MADDE 153.- (1) Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

(2) Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hakiminin kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir.

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.

(5) Bu maddenin içerdiği haklardan suçtan zarar görenin vekili de yararlanır.

Müdafi ile görüşme

MADDE 154.- (1) Şüpheli veya sanık, vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.

5- AVUKATLIK YASASI
AVUKATLIĞIN AMACI

Madde 2 –   ………..  Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir.

İŞLERİN STAJİYER VEYA SEKRETERLE TAKİBİ, DAVA DOSYALARININ İNCELENMESİ VE DOSYADAN ÖRNEK ALMA

Madde 46.-

…………  Avukat veya stajyer, vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur. Vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisi verilmez.

 CUMHURİYET BAŞSAVCILIKLARI İLE ADLİ YARGI İLK DERECE CEZA MAHKEMELERİ KALEM HİZMETLERİNİN YÜRÜTÜLMESİNE DAİR YÖNETMELİK
Soruşturma evrakının incelenmesi

                Madde 45 – 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek şartıyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.

                Müdafi soruşturma evresinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla görevlendirme yazısı veya vekâletname ibraz ederek soruşturma evrakı içeriğini inceleyebilir ve dilekçeyle müracaatı halinde istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

                Mağdur veya şikâyetçinin vekili soruşturma evresinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla görevlendirme belgesi veya vekâletname ibraz ederek soruşturma evrakının içeriği ile elkonulan ve muhafazaya alınan eşyayı inceleyebilir ve dilekçeyle müracaatı hâlinde istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

                Mağdur veya şikâyetçi soruşturmanın gizlilik ve amacını bozmamak şartıyla vekili olmadan da Cumhuriyet savcısından dilekçeyle başvurarak belge örneği isteyebilir.

                Soruşturma evrakı soruşturmayı geciktirmemek kaydıyla Cumhuriyet savcısı huzurunda incelenir.

6- ADALET BAKANLIĞI GENELGELERİ

 C) OLAYIN HUKUKSAL DEĞERLENDİRİLMESİ

 Yukarıda özet olarak belirtilen olay, ilgili mevzuat olarak alıntılanan hükümler çerçevesinde değerlendirildiğinde, savcıdan başlayan sürecin, yargıçlar tarafından da aynen sürdürüldüğünü, sonuç olarak, yasaların avukata tanıdığı yetkilerinin kullanılmasının açıkça kısıtlanabildiğini ortaya koymaktadır.

Kimilerince basit gibi değerlendirilse de, dosya inceletmeme olayını, Anayasanın “Cumhuriyetin nitelikleri” kenar başlıklı 2. maddesinde belirtilen “insan haklarına saygılı” “hukuk devleti” kavramının bir gereği ve sonucu olarak değerlendirmek gerekmektedir. Yaşanan süreç sonunda gelinen aşama, öncelikle üstün hukuk normlarına, Türkiye’nin de tarafı olduğu uluslararası hukuk belgelerinde ve Anayasada yer alan adil yargılanma hakkına, Avukatlık Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine aykırılık oluşturmaktadır.

Avukatın dosya inceleme isteği, Anayasadaki “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesi, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin bir gereği olarak savunma hakkının doğal bir sonucudur.

5271 sayılı CMK. nun müdafiin görev ve yetkilerini belirleyen; 147, 149, 153, 154, 156 maddelerinde Avukatın müdafi sıfatıyla her zaman dosya inceleme hakkına sahip olduğuna ilişkin açık hükümler ve Avukatlık Yasasının 2 ve 46ncı maddeleriyle avukatlara tanınan yetkilere karşın dosya incelemenin mümkün olmaması, üstünde durulması gereken önemli bir sorundur.

Bu sorun çerçevesinde ortaya çıkan bir başka gerçek, yargı makamlarının, Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Yönetmelik hükümlerini yasaların üstünde ve ondan önce dikkate alarak, yargı bağımsızlığının özümsenmesi bakımından kuşku yaratmış olmalarıdır. Dosya inceletmeme olayının belki en önemli sonucu, Türk yargı sisteminde avukat ve savcının ceza yargılamasındaki yerinin, adil yargılamanın en önemli ilkesi olan silahların eşitliği ilkesine aykırı şekilde konumlandırıldığının bir kez daha ortaya çıkmış olmasıdır.

1- AVUKATIN HAK VE YETKİLERİ İLE ADİL YARGILANMA HAKKI BAKIMINDAN YAŞANAN SORUN

 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 2nci maddesinin 3. fıkrasında:

Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir.” Hükmünün ne anlama geldiği sorgulanmalıdır.

Bu madde ile avukatlara tanınan yetkilerin kapsam ve kullanılmasında tereddüde düşülmesi nedeniyle Danıştay 1. Dairesinden istişari görüş istenmiş, Danıştay 1. Dairesi verdiği 10.4.2002 tarih ve 2002/26E., 2002/52K. Sayılı görüşüyle:

“Sonuç olarak; istişari düşünce istemine esas olan maddi olay ve olgular da dikkate alındığında aşağıda sıralanan hususların taraflarca karşılıklı olarak değerlendirilmesinde, sorumluluklar arasında uygun ve ölçülü dengenin sağlanması halinde, duraksama konularının ortadan kalkacağı söylenebilır.

1- 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 2 nci maddesinin 4667 sayılı Kanunla değiştirilen üçüncü fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlara, avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olma zorunluluğu getirilmiştir. Yardımcı olma zorunluluğunun kapsamını ve sınırlarını belirlemede avukatların görevleriyle ilgili olarak yukarıda yapılan açıklamalar göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu kurumlara, kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla avukatların gerek duyduğu bilgi ve belgeleri aşağıdaki kapsam çerçevesinde incelemelerine sunmak yükümlülüğü getirilmiştir.

a ) İncelemeye sunma, bilgi ve belgenin bulunduğu kurum ve kuruluş bünyesinde, gerektiğinde bir görevli eşliğinde uygun bir yerde gerçekleştirilmesi gereken bir işlevdir.

b ) İncelemeye sunma yükümlülüğünün, bilgi ve belgenin bulunduğu kurum ve kuruluş dışında bir yere veya şehire gönderilmesi suretiyle yerine getirilmesinin istenmesi, yasanın amacına uygun bir talep olarak değerlendirilemez.

c ) Avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgelerin kapsamı, avukatların görevleriyle ve gerek duyma ifadesiyle ilgili açıklamalarda belirtilen sınırlar içinde anlaşılmalı ve değerlendirilmelidir.

d ) Yasa koyucu, kurum ve kuruluşların bünyesinde inceleme olanağı tanıdığı belgelerden örnek alınmasını vekaletname ibrazına bağlı tutmuştur. Avukatlarca incelenmesinden sonra bu belgelerin gerekli olanlarından konusu, tarih ve sayısı belirtilerek örnek alınabilmesi yasa hükmü gereğidir.

2- İncelemeye sunma yükümlülüğünün istisnası olan kanunlardaki özel hükümlerin sınırları ve içeriği, ilgili madde metinleriyle bu konuda yukarıda yapılan açıklamalarda belirtilen hukuki çerçeve içinde değerlendirilmelidir.

SONUÇ: Duraksama konusu hakkında yukarıda açıklanan görüşle dosyanın Danıştay Başkanlığına sunulmasına 10.4.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

Denilmek suretiyle, avukatların dosya inceleme yetkilerinin bulunduğu vurgulanmıştır.

Benzer bir olay nedeniyle Adalet Bakanlığı Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderdiği “görüş” yazısında ( B030HİG00000.02-647.03.02-MT.105../2006 Tarih ve sayılı Ankara Barosu Başkanlığının başvurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazı)  “dava ve kovuşturma (soruşturma) dosyalarını ilk kez inceleyecek olan bir avukatın vekâletname sunmasına gerek olmadığı, dilekçe ile başvurmasının yeterli ve daha uygun olacağı yönündeki düşünce ile kastedilen husus; dava dosyalarında vekil sıfatı bulunmayan avukatların o dosyayı inceleme gereği duyduklarında mahkeme başkanı veya hakimine bir dilekçe ile başvurmalarının daha uygun olacağıdır. Yoksa dava dosyasını vekil sıfatıyla takip eden bir avukatın her dosya inceleme talebinde dilekçeyle başvurması gerektiği kastedilmemiştir.” Diyerek vekalet sunmanın zorunlu ve gerekli olmadığı Genelgede belirtilmiştir.

Avukatlık kamu hizmeti niteliği olan serbest bir meslektir. (Avukatlık Kanunu m.1) Avukatlık Kanunu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bir avukata üstleneceği davayı seçme hakkı tanındığı anlaşılmaktadır. Bu hak, avukatın bağımsızlığı ilkesinin bir gereği ve sonucu olduğu gibi, Avukatlara dosya ve belge inceleme hakkı tanınmasının bir başka gerekçesi de, avukatın gerekli incelemeleri yaptıktan sonra kendisine teklif edilen işi reddetme hakkına sahip olmasından kaynaklanmaktadır. (m.37)

Avukatlık Kanunu 34. maddeye göre Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler. Avukatlık bir güven mesleğidir. Bu nedenle, gerek Avukatlık Kanunu gerekse Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kuralları, avukatı, etik ve mesleki sorumlulukları bakımından sıkı denetime almıştır. Yasa koyucu avukata güvensizliği düşünmemiş, avukat olmayı sıkı koşullara bağlamış, mesleki yetkilerin kötüye kullanması durumunu ise ağır şekilde cezalandırmıştır. (Avukatlık Kanunu m.56/2, 62)

Avukat, adil yargılanma hakkının uygun şekilde yerine getirilebilmesi için, sav, savunma ve karar üçleminde savunmayı temsil eder. Bilindiği üzere savunma suçlamayla başlar. Adil yargılamanın gerçekleşmesinin birinci ve temel koşulu “silahların eşitliği ilkesi” denilen suçlamayı yapan ile yani Savcı ile savunmayı temsil eden avukatın eş düzeyde yetkilere sahip olması ilkesidir. Ülkemizde bu konuda geleneksel bir takım nedenlerle farklı görüşler ileri sürülse de, bu kural ceza hukukunun evrensel ilkeleri arasındadır. Bu nedenle, bir kimsenin savunma hakkını kısıtlamak ve bu anlayışı dosyanın incelenememesine kadar tırmandırmak, hem adil yargılanma hakkı ile hem avukata yüklenen görev ve sorumluluklarla bağdaştırılamaz.

Açıklanan nedenlerle her avukat, vekalet sunmaya gerek duyulmadan, gizlilik kararı verilmemiş soruşturma ve kovuşturma dosyalarını inceleme hak ve yetkisine sahip bulunmaktadır. Kuşkusuz, inceleyen avukattan kimlik sorulması ve talebin yazılı olarak alınması her zaman mümkün olup bu konuda yasal bir kısıtlama bulunmamaktadır. Dolayısıyla, hakkında gizlilik kararı verilmemiş, Avukatlık Kanunu 2. maddesindeki deyimiyle, Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla,  bir kısıtlaması bulunmayan (hakkında gizlilik kararı verilmemiş) soruşturma dosyasının incelenmesinin kısıtlanmasına yasal olarak olanak yoktur.

Kaldı ki, Avukatlık Kanunu’nun 46. maddesinin “Avukat veya stajyer, vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur. Vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisi verilmez.” Şeklindeki hükmü karşısında herhangi bir kalem mevzuatını düzenleyen yönetmelik hükümlerinin ileri sürülmesi, yasa kavramı algılamasında sorunlara yol açacak bir yaklaşımdır.

2- CEZA YARGILAMASI HUKUKU VE MEVZUATI BAKIMINDAN

a) CMK nın 153. maddesi çok açıkbir ifade ile yazılmış olup, Müdafiin soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceği ve istediği belgelerin bir örneğini alabileceği maddede anlaşılır bir dille belirtilmiştir. Bu kuralın tek istisnası, sulh ceza yargıcının vereceği kısıtlama kararıdır. Esasen bu kural yeni olmayıp, eski CMUK da aynen yer almakta idi. Yeni yasa ile getirilen yenilik sadece, avukatın şüpheli ve sanık bakımından müdafi, katılan bakımından ise vekil olarak adlandırılması olmuş, Yasanın gerekçesinde durum bu şekilde açıklanmıştır.

b) Bu noktada, müdafii kime denir sorusunu açıklanması gerekmektedir. CMK m. 2 de müdafi, şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede müdafilik ceza hukukunda bağımsız bir karaktere sahiptir. Yasa koyucu, çoğu durumlarda, vekalet sunulmasını aramadan sanık veya şüphelinin haklarının korunmasını, bir avukatın bulunması koşuluna bağlayarak savunma hakkını güvenceye almak istemiştir. Bu hak şüpheli veya sanık tarafından kullanılabileceği gibi, şüpheli veya sanığın bulunmadığı ortamlarda dahi kullanılabilmektedir. Örneğin ifade alma sırasında ve duruşmada avukat vekalet aranmadan sanığın yanında müdafi sıfatıyla bulunabilmekte, aramalarda ise sanık veya şüpheli olmasa dahi avukat vekaletsiz olarak görev yapabilmektedir. (CMK m.120/3)

c) Ceza Muhakemesi Yasası “Müdafi ile görüşme” başlıklı 154. maddesinde: “ Şüpheli veya sanık, vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.” Diyerek bu durumda vekaletname aranmayacağını açıkça belirtmiştir. Kunter – Yenisey- Nuhoğlu tarafından kaleme alınanCeza Muhakemesi Hukuku kitabının 223. sayfasında bu duruma dikkat çekilerek aynen “Müdafiin soruşturma evrakını inceleyebilmesi için vekaletname isteyen Cumhuriyet Başsavcılığı Kalem Yönetmeliğinin 45 inci maddesi, Kanunun ruhuna uygun değildir.Müdafii şüpheli ile vekaletname aramadan görüştüren Kanun (CMK 154) görüşmeden önce dosyayı incelemesi gereken müdafiin de vekaletnamesini aramaz.” diyerek, Kalem Yönetmeliğinin Yasaya açıkça aykırı olduğunu belirtmişlerdir.

Cumhuriyet savcıları, hukukçu kimlikleri ile, pozitif hukuk metinleri arasındaki hiyerarşik sıralamada yönetmeliğin yasadan sonra geldiğini, yönetmeliklerin yasalara açıkça aykırı olamayacağını bilecek durumdadırlar. Cumhuriyet Savcısının dosyayı inceletmeme gerekçesi olarak dayandığı Kalem Yönetmeliği Ceza Muhakemesi Yasası’na açıkça aykırıdır. Yasanın hiçbir yerinde Müdafiinin (Avukatın) vekaletname ibrazı gerekeceğinden söz edilmemiştir. Doktrinde de avukatların vekaletname ibraz etmeden dosya inceleyebileceği belirtilmektedir. Tüm bu açıklamalara karşın, kalem Yönetmeliğine atıfta bulunarak, savunma hakkını kısıtlayıcı ve Avukatlık Kanunu ile avukatlara tanınmış özel yetkiyi görmezlikten gelerek soruşturma dosyasının incelettirilmemesi yasal ve hukuksal bir tutum değildir.

d) İstanbul’da binlerce avukat bulunduğu, dolayısıyla her avukatın müdafi sıfatını kullanabileceği şeklinde bir gerekçe, ilk bakışta haklı gibi görünse dahi, bu yaklaşım, yasalarla avukatlara tanınmış hakların kullanılmasını engellemek isteyen bir bakış açı taşımaktadır. Çünkü Cumhuriyet Başsavcılığının onbinlerce soruşturma dosyasının her birinin kime ait olduğunu “binlerce” avukat bilebilecek durumda değildir. Bu nedenle, İstanbul’daki avukatlardan bir veya bir kaçı, onbinlerce dosya arasından, belli bir dosya numarasını ve dosyanın taraflarını belirterek bir soruşturma dosyasını incelemek için başvuruyorsa, artık o avukat “herhangi birisi” değildir, başvuran avukatın o dosya ile ilgisinin bulunduğu kabul edilmelidir. Böyle bir durumda, yukarıda da belirttiğimiz gibi, vekalet sunmayan/sunamayan bir avukattan yazılı talep alınması ise her zaman mümkündür.

e) Adalet Bakanlığı da yayınladığı genelgede “ ilk kez inceleyecek olan bir avukatın vekâletname sunmasına gerek olmadığı, dilekçe ile başvurmasının yeterli ve daha uygun olacağı” yönünde görüş belirtmiştir.

f) Ceza Muhakemesi Yasasında, müdafi için vekaletname zorunluluğu bulunduğu hiçbir maddede yer almamaktadır. Müdafi sıfatını taşımak için vekaletnameye gerek yoktur. Bilindiği gibi eski CMUK uygulamasında da müdafi kavramı vekaletnamesi olmayan avukat olarak anlaşılıp uygulanmakta idi. Yeni Ceza Muhakemesi Yasası bu konuda eski uygulamaya bağlı kalmıştır.

 Hatta CMK.154/1 maddesinde, şüpheli veya sanığın, vekâletname aranmaksızın müdafi ile her zaman görüşebileceği belirtilmiştir.

 Müdafiin dosyayı incelemeden hukuki yardımda bulunamayacağı çok açık olduğuna ve

Soruşturmanın her aşamasında avukatın şüphelinin yanında bulunması bir hak olarak tanındığına göre, bir avukat için dosyayı incelemeden şüpheliye hukuksal yardımda bulunmak mantıken de mümkün olamaz.

 3- DİĞER YÖNLERDEN OLAYIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

 a) Mahkeme kararları gerekçe içermemektedir.

Savcılık kararına karşı, iki ana gurupta toplanan itirazlara karşın K. Sulh Ceza Mahkemesi kararı,  itiraz nedenlerini yok sayacak kadar gerekçesizdir. K. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ise dava açılmış olması nedenine dayalı ret kararı ile olayın özünden uzak, sorunu çözmeyen bir karar vererek yasal mevzuat hükümleriyle çelişmiştir.

Avukatlık Kanununun 2 ve 46. maddeleri karşısında, bu Yasa maddelerine aykırı olan Kalem Yönetmeliği’nin 45. maddesinin uygulanmaması gerekmektedir. Adalet Bakanlığının genelgesi dahi müdafiin vekâleti olmasa da dosya inceleme, hatta örnek alma hakkının engellenemeyeceği yönündedir. Buna rağmen, Mahkemelerin itirazı ret kararları olayın derinliğinin yeterince anlaşılamamış olduğunu ortaya koymaktadır.

Ayrıca, yeterli gerekçe taşımayan ret kararı, Anayasa (m.141) Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır, kuralına da aykırı düşmektedir.  

b) Anayasa ve Yasa Hükümleri Karşısında Yönetmeliklere Dayanılarak Karar Verilemez.

Anayasanın 138. maddesine göre  “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” 140. maddeye göre de “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”

Anayasada belirtilen ve yasalarla vurgulanan bu temel ilkeler karşısında Hakimlerin bir konuda açık yasa hükümleri bulunurken Yönetmeliklere dayanarak hüküm kurmaları mümkün ve doğru değildir. 

Av. Başar YALTI

27 Ekim Hukuk Takvimi

0
27 Ekim Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler
27 Ekim – Hukuk Takvimi
1553

İspanyol hukukçu, ilâhiyatçı, hekim, haritacı, hümanist, Miguel Servet yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Eylül 1509) Toulouse Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. 1531 yılı Temmuz’unda De Trinitatis Erroribus‘u (Teslisin Yanlışlıklarına Dair) kitabını yayımladı. Matematik, gök bilim, meteoroloji, coğrafya, anatomi, eczacılık, hukuk felsefesi gibi alanlarda çalışmalarda bulundu. 4 Nisan 1553’te Roma Katolik Kilisesi yetkilileri tarafından; Kilise’yi inkar etmek ve Mesih’in mesajını ve kutsallığını inkar etmekle suçlanarak kendisini Engizisyon görevlilerinin elinde hapsedilmiş olarak buldu, tutuklandı ve hapsedildi. 7 Nisan 1553’te hapisten kaçtı. 17 Haziran 1553’te Fransız Engizisyonu tarafından idama mahkum edildi. İsa’nın hiçbir tanrısal konumu olmadığını savunduğu için, Cenevre’de yakalandı ve bir kazığa bağlanıp diri diri yakılarak öldürüldü.

Miguel Servet
1922

Faşist Parti lideri Benito Mussolini kara gömlekli milislerle birlikte Napoli’den Roma yürüyüşüne başladı. Roma’ya yürüyen 40 bine yakın faşist uğradıkları şehirlerde resmî binaları işgal etti ve  bunun sonucunda hükümet istifa etti.

Faşizm, İtalya’nın Milano kentinde 1919’da San Sepolcro meydanında “Fasci İtaliani di Combattimento”nun kurulmasıyla doğmuştu.
1960

Milli Birlik Komitesi, 147 profesör, doçent ve asistanı görevden aldı. “Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ve bazılarının diğer fakülte ve yüksek okullara nakline dair Kanun‘ adıyla alınan karar 28 Ekim’de resmi gazetede yayınlandı. Gerekçe tembel, yeteneksiz, reform düşmanı oldukları iddiasıydı. Üniversitedeki tasfiye tartışma ve tepkilere yol açtı. Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar istifa ederek akademinin namusunu savundu. Uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, 28 Mart 1962 tarihinde TBMM‘de kabul edildi ve askeri yönetimin görevden aldığı akademisyenler görevine iade edildi. 147’ler Olayı olarak tarihe geçen olay sonunda affedilmesine rağmen Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil göreve dönmedi.

Olay hakkında “Üniversiteye Darbe” isimli eser Reşat Kaynar tarafından yazıldı.
1967

Bolivya’da gerillalara katıldığı iddiasıyla tutuklu olan Regis Debray’ın duruşmasında iddia makamı 30 yıl hapis cezası istedi.

1967 Cevdet Menteş 27 Ekim 1967’de Yedinci Ceza Dairesi Başkanı olarak atandı.
1971

Harun Karadeniz, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve Vedat Günyol’un da aralarında bulunduğu 21 kişinin Gizli TKP’ye  üye oldukları iddiasıyla 8 ile 15 yıl arası hapis istemiyle yargılanmalarına başlandı.

1971 Kongo Cumhuriyeti’nin adı Zaire cumhuriyeti olarak değiştirildi.
1976

TPAO yönetimi, DİSK’in MC’ye ve DGM’lere karşı genel direnişi nedeniyle oluşan zarardan ötürü DİSK yöneticilerine 52 milyon TL’lık tazminat davası açacağını bildirdi.

1980

Geçici Anayasa düzeni açıklandı. Buna göre yeni bir Anayasa yapılıncaya kadar, kapatılan Meclis’in yerini alan Milli Güvenlik Konseyi’nin çıkaracağı karar, bildiri ve yasaların yürürlükteki 1961 Anayasasına aykırılığı ileri sürülemeyecekti.

1980

Siyasi Partiler ve Sendikalar dışındaki kuruluşlara Kayyım tayinini öngören yasa, MGK’da kabul edildi.

1980

Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı, UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu)’nun 27 Ekim 1980 tarihinde yapılan genel kongresinde kabul edildi.

1980

Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 27 Ocak 1977 tarihinde Strasbourg’da imzalandı. Sözleşme 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girdi, Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzaladı ve 27 Ekim 1980 tarihinde onayladı. 28 Ekim 1980 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı.

1983

Yayıncı İlhan Erdost’un Kasım 1980’de Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi avlusunda askeri araç içinde dövülerek öldürülmesi davasında karar açıklandı. 1 astsubay ve 4 ere 8 yıl ile 10 yıl 8 ay arası, 1 ere de 2 ay 20 gün hapis cezası verildi. Astsubay Şükrü Bağ TSK’dan çıkarıldı ve tutuklandı. Temyize götürülen davada, Askeri Yargıtay’ın 14 Mart 1984’de Astsubay Şükrü Bağ’ın 10 yıl 8 aylık hapis cezasını bozmasının ardından yeniden yargılanan Bağ, 27 Kasım 1986’da bu kez yalnızca görevi ihmalden 3 yıl hapis ve ömür boyu memuriyetten men cezasına çarptırıldı.

İlhan Erdost
1984

Ankara’da “işçi çıkarma yasağı” kaldırıldı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, işçileri işten çıkarmayı yasaklayan 13 nolu bildirisi ile grev ve lokavt yetkilerinin kullanılmasını izne bağlayan 17 nolu bildirisinin 3. maddesini yürürlükten kaldırdı. Ankara’da artık grev ve lokavt için sıkıyönetimden izin alınmasına gerek kalmadı.

1991

Türkmenistan 1991’de yapılan Bağımsızlık Referandumu ardından Sovyetler Birliğinden ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. Bunun sonucunda 27 Ekim 1991’de kabul edilen Anayasanın 1.maddesinde devletin adı Türkmenistan( Түркменистан) olarak belirlendi.

1993

Ahmet Zeki Okçuoğlu’na Azadi Gazetesi’nde yayınlanan “T.C. Kürtlerle Barışmak İstemiyor” başlıklı yazısından dolayı dava açıldı.

1995

Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesini değiştirip terör suçunun kapsamını daraltan düzenleme Meclis’te kabul edildi.

1996

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 118/5. maddesi 17.10.1996 tarih ve 4199 sayılı Kanunla Karayolları Trafik Kanununa ilave edildi ve 27.10.1996 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdi.

2002

Latin Amerika tarihinde ilk kez bir işçi devlet başkanlığına geldi. İşçi Partisi’nin adayı Lula lakaplı Luiz Inacio Lula da Silva ikinci turda yüzde 62 oyla Brezilya devlet başkanı seçildi.

2002

Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri, 27 Ekim 2002 tarihinde Sydney’de toplanan Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Genel Kurulunca kabul edildi.

2005

Ankara 2.İş Mahkemesi Eğitim-Sen için açılan kapatma davasında, kapatmaya konu olan anadilde öğrenim ifadesinin, Sendika tüzüğünden çıkarılması nedeniyle kapatmama kararı aldı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, İş Mahkemesi’nin kapatmama kararını iki kez bozdu.

2006

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Milletvekili Seçimi Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Yasa’yı onayladı. Milletvekili seçilme yaşı 30’dan 25’e indirildi.

2009

DTP’li Aysel Tuğluk, 3 Eylül 2006’da Diyarbakır Dünya Barış Günü mitingindeki konuşmasından dolayı 1 yıl 6 ay hapse mahkum edildi.

2009

Elli Pappa

Yunan hukukçu, yazar, gazeteci ve aktivist, Elli Pappa yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1920) Atina Üniversitesi‘nde felsefe ve hukuk okudu. Yunan İç Savaşı’nda Ulusal Kurtuluş Cephesi mensubu olarak komünist gruplara destek verdi ve Aralık 1950’de tutuklandı. 1952’de, Atina’daki Askeri Mahkeme tarafından kendisine verilen ölüm cezasına karşı hapishanede yazdığı mektup ile dünya çapında tanındı. 1964’te serbest bırakıldı. 1990’a kadar Ethnos, Macedonia gazetelerinde ve Woman dergisinde profesyonel olarak çalıştı. Ölümüne kadar kendini yazarlığa adadı ve pek çok eser kaleme aldı.

2011

Arjantin’de cunta döneminde asker ve polis memuru olarak görev yapan 12 kişi ömür boyu, dört kişiyse 18 ila 25 yıl hapse hapse mahkum edildi.

ÇHD, ÖHD ve ÇAG üyesi avukatlar, Van Depremi’nin ardından yaşananlarda ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle tüm devlet erkanı ile TV kanallarındaki söylemlerinden dolayı Müge Anlı ve Duygu Canbaş hakkında suç duyurusunda bulundu.

2014 Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği, Sağlık Bakanlığı tarafından 27 Ekim 2014 tarihli ve 29158 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2015 

Yazar Edip Yüksel, sosyal paylaşım hesaplarından Atatürk ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle 3 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

2017

İspanya’nın Katalonya özerk yönetimi parlamentosu, tek taraflı bağımsızlık ilan etti. Katalonya Parlamentosu’nda yapılan seçimlerde, bağımsızlık için 70 evet, 10 hayır oyu çıktı. İki vekil oylamaya katılmadı.

2017 İspanya’nın Katalonya özerk yönetimi parlamentosu, tek taraflı bağımsızlık ilan etti. Katalonya Parlamentosu’nda yapılan seçimlerde, bağımsızlık için 70 evet, 10 hayır oyu çıktı. İki vekil oylamaya katılmadı.
2018 Bir TV programında Diyarbakır’dan telefonla bağlanarak, “Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın” diyen öğretmen Ayşe Çelik’e terör örgütü propagandası gerekçesiyle verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası kesinleşti. Ayşe Çelik, “Ayşe Öğretmen” olarak ünlendi.
2022 Cezaevinde iken demans hastalığına yakalanan Avukat Aysel Tuğluk, hakkında Adli Tıp Kurumu’nun “sağlığının cezaevinde kalmaya uygun olmadığı” yönünde hazırladığı raporun ardından Kocaeli Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden 27 Ekim 2022’de tahliye edildi.
2024

Adana’da, 21 Ekim günü Sarıçam ilçesine bağlı Buruk Mezarlığı’nda bir anne ile iki kızını öldüren şüpheli, ‘kirpi’ yuvasına ait oyukta saklanırken özel harekat operasyonuyla yakalandı. Şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Şüpheli Şemsettin Erkuvan’ın, anne ve iki kızını, daha oğlunu intihara sürüklediklerini öne sürerek öldürdüğü iddia edildi.

Kira sözleşmelerinin artık e-Devlet üzerinden yapılabileceğini açıklayan Bakan Mehmet Şimşek, “Reform niteliğinde önemli bir uygulamaya başlıyoruz” dedi.

2024

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, trafik denetimlerinde 10 bin sürücüye “izinsiz çakar” kullanımından ötürü ceza kesildiğini açıkladı.

Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri

27 Ekim – Hukuk Takvimi

1933 Genel Af Kanunu

0
1933 Genel Af Kanunu, 26 Ekim 1933 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş ve 28 Ekim 1933’te resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.  Bu af kanunundan sonra 1960 yılına kadar geniş kapsamlı genel af kanunu çıkarılmamıştır. Cumhuriyetin kuruluşunun 10. yılı dolayısıyla çıkarılan Genel Af Kanunu sonucunda, 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar hakkında takibat yapılmamasına ve 3 yılı geçenlerin cezasının affına ilişkin düzenleme getirilmiştir.

1933 Genel Af Kanunu, 26 Ekim 1933 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş ve 28 Ekim 1933’te resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 

Bu af kanunundan sonra 1960 yılına kadar geniş kapsamlı genel af kanunu çıkarılmamıştır.

Cumhuriyetin kuruluşunun 10. yılı dolayısıyla çıkarılan Genel Af Kanunu sonucunda, 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar hakkında takibat yapılmamasına ve 3 yılı geçenlerin cezasının affına ilişkin düzenleme getirilmiştir.

1933 Genel Af Kanunu

Madde 1

Kanunun, ferî ceza veya para cezasile birlikte yahut yalnız olarak yukarı haddi beş seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile ve yahut yalnız para cezasile cezalandırdığı suçlardan dolayı maznun bulunanlar hakkında takibat yapılmaz.

Madde 2

Üç seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza veya para cezasile mahkûm olanlar ferî cezalara da şamil olmak üzere affedilmiştir. Bu kanunun neşrinden evvel haklarında verilen mahkûmiyet kararları infaz edilmiş olanlar da 12 nci madde hükmü dairesinde bu maddenin hukuki netayicinden istifade ederler.

Madde 3

Hükmedilmiş veya edilecek olan on seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı cezaların üç senesi indirilir.

Madde 4

Hükmedilmiş veya edilecek olan on seneden fazla cezaların beş senesi indirilir. Şu kadar ki; geri kalan ceza miktarı yedi seneden aşağı olamaz.

Madde 5

Müebbet ağır hapis cezaları 20 sene ağır hapis cezası olarak çektirilir.

Madde 6

Müebbet sürgün cezaları 20 seneye indirilir.

Madde 7

A) 1274 tarihli Mülga Ceza Kanunu mucibince müebbet küreğe mahkûm olup Türk Ceza Kanununun 588 inci maddesile cezaları hapse çevrilen mahkûmların cezaları 15 seneye indirilir.

B)- Mezkûr mülga kanuna göre müebbet kalebentliğe mahkûm olup da Türk Ceza Kanununun 588 inci maddesi mucibince cezaları sürgüne çevrilenlerin cezaları 10 seneye indirilir.

C)- Muvakkat kalebentlik cezasile mahkûm olup da cezaları sürgüne çevrilmiş olanların cezalarının yarısı indirilir.

D)- 825 numaralı kanunun 17 inci maddesinin 2 inci bendi mucibince mahpusiyet halini ihtiyar edenler hakakında dahi B ve C fıkraları hükümleri tatbik olunur.

Madde 8

Hiyaneti Vataniye Kanunu ve zeyil ve tadillerine göre mahkûm edilen mefsuh Terakkiperver Fırkası mensupları ve distülcilerle İzmir suikastı mahkûmları affolunmuştur.

Madde 9

Türk Ceza Kanununun 158 ve 159 uncu maddelerile 1881 numaralı Matbuat Kanununda yazılı suçlarla mahkûm ve maznun olanlar affedilmiştir. 11 inci maddenin B fıkrasile 14 üncü maddesi hükmü 8 inci madde ile bu maddeye şamil değildir.

Matbuat Kanununun 29 ve 32 inci maddelerinde yazılı suçlar bu madde hükmünden müstesna olup bu kanunun diğer maddeleri hükümlerine tâbidir.

Madde 10

Bu Kanundaki para cezasından maksat belediye varidatına dâhil olan para cezalarından başka umumî veya hususî kanunlarında yazılı olan hukuku âmme para cezalarıdır.

Şu kadar ki; 1918 numaralı kanun ile zeyil ve tadilleri ve gümrük ve inhisar kanunları şümulüne giren yalnız para cezasını veya müsadereyi veya bir meslek ve sanatın yapılmamasını veya bu cezalardan birini veya bir kaçını istilzam eden suçlar hakkında takibat yapılmaz.

Bu suçlardan dolayı mahkeme, heyet ve komisyonlarca verilmiş ve henüz infaz edilmemiş olan kararlar da infaz edilmez.

Bu hüküm, kanunen kullanılması, yapılması, taşınması, bulundurulması, saklanması, alınması, satılması ve memlekete sokulması cürüm veya kabahat olan eşyanın müsaderesine karar vermeğe mani değildir.
Yukarıki fıkra haricinde kalan eşya gümrük ve diğer devlet ve belediye vergi ve resimlerinin ödenmesi halinde sahiplerine verilir.

Madde 11

Aşağıda yazılı olanlar bu kanundan istifade edemezler:

A)- Zimmet, ihtilâs, irtikâp ve irtişa, müzayede ve münakasaya fesat karıştırmak ve kaçakçılık fiillerinden birile maznun veya mahkûm olanlar;

B)- Hırsızlıktan mükerrir ve diğer cürümlerden herhangi birile ikiden fazla mahkûm olanlar;

C)- Türk Ceza Kanununun 10 uncu babının ikinci faslında yazılı yağmaya, yol kesmeğe ve adam kaldırmağa müteallik suçlardan birile maznun veya mahkûm olanlar;

D)- Türk Ceza Kanununun 271 inci maddesinde ve 449 uncu maddesinin 2 numaralı bendinde yazılı cürümlerden birile maznun veya mahkûm olanlar;

E)- 3 üncü ve 4 üncü maddelere göre hükmedilmiş ve edilecek cezalara bağlı ferî cezalar.

Madde 12

Bu Kanunun birinci ve ikinci maddeleri hükümlerinden istifade edenlerin memuriyetten muvakkaten ve müebbeden mahrumiyet veya bir san’at ve bir mesleğin icrasından menedilmek gibi kanuni tesir ve neticelere ve Memurin ve Hâkimler Kanunlarile bunlara müzeyyel kanunlara ve sair hususî kanunlara tevfikan yapılmış ve yapılacak olan tasfiye ve memuriyetten af ve iskat ve sair umum inzıbatî ve idarî muamelelere ve 347, 854 ve 1289 numaralı kanunlar mucibince Devlet hizmet ve müessesatında istihdam edilmemelerine dair verilen karara bu kanun ahkâmı şamil değildir.

Âli karar heyetince intaç edilmeyen evrak Devlet Şûrasına tevdi ve mülkiye dairesince altı ay içinde 1289 numaralı kanun dairesinde tetkik olunarak karara bağlanır.

Madde 13

Hilâfetin ilgasına ve Osmanlı hanedanının Türkiye Cumhuriyeti memleketi haricine çıkarılmasına dair olan 431 numaralı kanunda yazılı eşhas ile Lozan muahedenamesile merbut affi umumî protokolünde istihdaf edilen yüz elli şahıs affedilmemiştir.

Madde 14

Firar halinde olup bu kanunun mer’iyete girdiği tarihten itibaren üç ay içinde Hükümete müracaatla teslim olmıyan maznun veya mahkûm şahıslar bu kanunun hükümlerinden istifade edemezler.

Madde 15

Yukarıki maddeler hükümleri 28 Temmuz 1933 tarihinden sonra işlenmiş olan cürümlere şamil değildir.

Madde 16

A) 4 teşrinievvel 1926 tarihinden evvel aktolunan nikâha müstenit evlenmelerin ve bu evlenmelerden doğup nüfus idaresince tescilleri yapılmamış olan çocukların alâkadarların vesikalarla veya köy ve mahalle veya belediye ilmühaberlerile vukubulacak müracaatları üzerine kayit ve tescil muameleleri yapılır.

B)- Kanunun Medeninin mer’iyetinden bu Kanunun neşri tarihine kadar evlendirme memuru huzurunda yapılmış akte müstenit olmıyarak birleşip karı koca halinde yaşayanlardan çocuk olduğu takdirde bu yaşayış evlenme akti sayılarak bu birleşmelerin evlenme suretile ve bunlardan doğan çocukların da nesebi sahih olarak kadın ve erkeğe izafesile tescili yapılır. Şu kadar ki; erkek evli ise bu suretle vaki olan birleşmelerde bu hükümler cari olmaz. Ancak bu birleşmelerden hasıl olan çocuklar yukarıki hükme göre tescil olunur.

C)- Bu Kanunun neşrinden evvel vaki olan bu gibi birleşmelerden kanunun neşri tarihinden itibaren üç yüz gün içinde çocuk doğduğu takdirde dahi yukarıki hükümler cari olur.

D)- Tescil muameleleri için bir sene zarfında müracaat edilmelidir.

E)- Tescil muamelesi alâkadarların Kaymakam veya Valiye vukubulan müracaatları üzerine keyfiyetin idare heyetlerince yaptırılacak tahkikat neticesinde bu heyetlerin tanzim edecekleri mazbatalar üzerine icra olunur.

F)- Veli veya vasi tescil için müracaat etmedikleri halde çocuk reşit olduktan sonra bu kanuna göre tescil talebinde bulunmağa hakkı vardır.

G)- İhtilaf ve itiraz vukuunda keyfiyet mahkemece hallolunur.

H)- Tescile müteallik harç, resim ve cezalar affedilmiştir.

Madde 17

Bu Kanunun hükümlerinden istifade edecek mevkuf ve mahpusların salıverilme işleri kanunun mer’iyete girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde ikmal edilir.

Madde 18

Bu Kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 19

Bu Kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

26/10/1933

26 Ekim – Hukuk Takvimi

0
26 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar, yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

26 Ekim – Hukuk Takvimi

1694 Alman hukukçu ve filozof, Samuel von Pufendorf yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Ocak 1632) Alman Aydınlanmasının öncülerinden oldu. Çalışmaları 18. yüzyılda Alman kilise-devlet ilişkilerinin tanımlanmasında esas alındı. Doğal hukuk öğretisine önemli katkılarda bulundu. Latince kaynaklı “kültür” kavramını modern dünyaya yeniden kazandırdı.
1730 Osmanlı’da ayaklanma başlatan Patrona Halil ve arkadaşları idam edildi.
1759

Fransız avukat ve Fransız devriminin liderlerinden olan Georges Danton, Arcis-sur-Aube’de dünyaya geldi. (Ölümü:  5 Nisan 1794, Paris)

1863  Uluslararası Kızıl Haç organizasyonu Cenova’da kuruldu.
1902 Amerikalı yazar ve aktivist Elizabeth Cady Stanton yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Kasım 1815)  Kadınlara oy hakkı için yürüttüğü çalışmalar ve kölelik karşıtlığıyla tanındı. 1848’de New York’ta imzalanan Declaration of Sentiments’le (Haklar ve Duyurular Bildirgesi) Amerika Birleşik Devletleri’nde kadın hakları hareketinin temellerini attı. İki gün süren  ve dünyada  ilk kadın hakları kongresi olarak bilinen Seneca Falls Convention’ı tertip etti ve tahminen 300 kadın ve erkek bu toplantıya katıldı. 19. yüzyılın ortalarından sonlarına kadar ABD’deki kadın hakları hareketinin liderlerinden biri oldu. 1868’de kadın hakları için çalışmak üzere The Revolution adlı bir gazete çıkardı. Kadınlara oy hakkı verilmesi için mücadele etti. History of Woman Suffrage isimli eserin en önemli yazarlarından biri idi.
1905 Kuzey Avrupa ülkeleri Norveç ve İsveç ayrıldı.
1916 Hukukçu, Fransız siyasetçi, 1981-1995 yılları arasında iki dönem görev yapan Fransa cumhurbaşkanı François Maurice Adrien Marie Mitterrand dünyaya geldi. (Doğumu: 26 Ekim 1916, Jarnac, Charente – Öümü: 8 Ocak 1996, Bir istasyon şefinin oğlu olan Mitterrand, Paris’te hukuk ve siyasal bilimler öğrenimi gördü. II. Dünya Savaşı başlayınca piyade olarak orduya katıldı. Haziran 1940’ta yaralanarak Almanlara tutsak düştü. Tutulduğu hapishaneden kaçarak Direniş Hareketi’ne katıldı. Paris 7. arrondissement)  Beşinci Cumhuriyet’in kuruluşundan (1958) sonra Sosyalist Parti’den seçilen ilk cumhurbaşkanıdır. 
1922 Lozan Konferansı’nın hemen öncesinde, Dış İşleri Bakanlığı’ndan ayrılan Yusuf Kemal Tengirşenk’in yerine, İsmet İnönü getirildi
1928 Albert Preston Brewer dünyaya geldi. (26 Ekim 1928 – 2 Ocak 2017) , 1968’den 1971’e kadar Alabama’nın 47. valisi olarak görev yapan Amerikalı bir avukat ve Demokrat Parti politikacısıydı. Daha önce Alabama’nın vali yardımcısı olarak görev yaptı.  
   
1933
26 Ekim 1933 Genel Af Kanunu

Cumhuriyet’in kuruluşunun 10’uncu yıl dönümü dolayısıyla 26 Ekim 1933 tarihinde yeni bir genel af yasası çıkarıldı. Bu yasayla 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar hakkında takibat yapılmamasına ve 3 yılı geçenlerin cezasının affına ilişkin düzenleme getirildi.

1933 Türkiye’de kadınlara köy ihtiyar heyetlerine ve muhtarlığa seçme ile seçilme hakkı verildi
1947 Hukukçu Hillary Diane Rodham Clinton dünyya geldi. Amerika Birleşik Devletleri’nin 67. Dışişleri bakanıdır. ABD’nin 42. devlet başkanı Bill Clinton’la evlidir.
   
1951 Demokrat Parti hükümetinin “Komünist Tevkifatı” başladı: İstanbul’dan vapurla Marsilya’ya gidecek olan Dr. Sevim Tarı (Belli) üzerinde bulunan 12 sayfalık “TKP Teşkilat Prensipleri” teksirlerinden dolayı “Gizli TKP’nin kuryeliğini yapmak” iddiasıyla gözaltına alındı. Dr.Sevim Tarı Eylül’de Doğu Berlin Dünya Gençlik Festivali’nde Nazım Hikmet’le buluşup İstanbul’da TKP lideri Zeki Baştımar’a şairin görüşlerini iletmişti. Tarı, İstanbul’da gizlice buluştuğu Zeki Baştımar’dan aldığı 12 sayfalık ”Teşkilat Prensipleri” teksirini Paris’e iletecekti. Aylara yayılan gözaltılar ve tutuklamalarla 187 kişiye ulaşan operasyon “1951 komünist tevkifatı” olarak tarihe geçti. 1951-52’de devam eden TKP sorgulamaları, bir bölümü Askeri Ceza ve Tutukevi’ne çevrilen İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ağır işkenceler altında yapıldı. Demokrat Parti hükümeti 1951 komünist tutuklamaları sürerken TCK 141. ve 142. maddelerinde azami 5 yıl olan ceza sınırını idama kadar yükseltti. Komünist tutuklamalarında ”pişmanlık dile getiren” tutuklulara ceza indirimi öngören düzenlemeler yapıldı, 20 kişi yararlandı. TKP Davası’nda yargılananlar arasında Enver Gökçe, Vedat Türkali, Sadun Aren, Ahmed Arif, Mübeccel Kıray, Ruhi Su, Behice Boran, Şükran Kurdakul gibi -bazıları sonradan ünlenecek olan- birçok yazar ve sanatçı da bulunuyordu. Yargılama 7 Ekim 1954’de sona erdi: 132 kişi 1-10 yıl arası hapis ve 1-3 yıl arası sürgün cezalarına çarptırıldı, 52 sanık beraat etti.
1957 Yunan yazar Nikos Kazancakis (Doğumu: 1883) yaşamını yitirdi.
1966 Kuzey Atlantik Konseyi (NATO) karargahını Brüksel’e taşımayı kararlaştırdı.
1972 Henri Lefebvre’nin “Lenin, hayatı ve eserleri” adlı kitabının çevirmeni Rasih Nuri İleri “komünizm propagandası” yapmaktan 7.5 yıl ağır hapse mahkum edildi.
1982 Yılmaz Güney, vatandaşlıktan çıkarıldı
1982 Mehmet Ali Ağca’ya yurtdışına çıkışı için pasaport temin etmekten ve 1980’de CHP Nevşehir İl Başkanı Zeki Tekiner ile Yavuz Yükselbaba’yı öldüren ülkücülere silah sağlayıp saklamaktan aranırken 14 Şubat’ta Hamburg’da yakalanan Ömer Ay, Türkiye’ye iade edildi.
1983  
1983 Diyarbakır eski bağımsız belediye başkanı Mehdi Zana, 207 sanıklı “Özgürlük Yolu Örgütü” davasında 24 yıl ağır hapse mahkum oldu. “Yasadışı örgüte dönüştüğü” gerekçesiyle Devrimci Halk Kültür Dernekleri’nin de (DHKD) kapatılmasına karar verildi.
1984 KDV Kanunu, Meclis’ten geçti. Kanun 1 Ocak 1985’te yürürlüğe girdi.
1984 Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir bakan azledildi. Maliye ve Gümrük Bakanı Vural Arıkan istifa etmeyince, Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından görevden alındı.
1988 7 yıl önce açılan 1.243 sanıklı, 180 idam cezası istemli İstanbul Devrimci Sol Davasında, Dursun Karataş 46 arkadaşı adına “Haklıyız, kazanacağız” başlıklı ortak savunmayı okumaya başladı.
1994 İsrail ile Ürdün arasındaki 46 yıllık savaşa son veren tarihi barış anlaşması; iki ülke arasındaki sınırda, 5 bin kişinin katıldığı gösterişli bir törenle imzalandı.
1994 Kapatılan Demokrasi Partisi (DEP) ana davasından ayrı olarak haklarında idam istemiyle dava açılan eski DEP milletvekilleri Selim Sadak ile Sedat Yurtdaş’ın yargılanmalarına Ankara 2. no’lu DGM’de başlandı.
1995  Demokrasi Partisi (DEP) Davası karara bağlandı. Yargıtay, Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak’ın on beşer yıl, Mahmut Alınak ve Sırrı Sakık’ın üçer yıl altışar ay hapis cezasını onadı. Cezaları bozulan Ahmet Türk ve Sedat Yurtdaş tahliye edildi.
1996 Demokratik Barış Hareketi’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde dava açıldı.
1999

Adalet Divanı tarafından üye ülkelerdeki silahlı kuvvetlerin idaresi ve organizasyonuyla ilgili alınan kararlarda, kadın-erkek eşitliğinin gözetilmesine dair karar verildi.

1999

Ali Rıza Ağdoğan’ın gözaltında işkenceden ölümünden dolayı 2 polise verilen ve Yargıtay’ca bozulan hapis cezaları için yeniden görülen davada, Mahkeme polislere 2.kez 5 yıl 6’şar ay 20’şer gün hapis cezası verdi.

2001 Afganistan’da Taliban yönetimi, muhalefetin önemli isimlerinden komutan Abdülhak’ı yakalayıp idam etti. Abdulhak, Paştunları Taliban’a isyana ikna için Afganistan’a gelmişti.
2001 ABD Başkanı George W. Bush, Adalet Bakanlığı, polis ve istihbarat kuruluşlarının yetkilerini güçlendiren Terörle Mücadele Yasası’nı imzaladı.
2004 Küba devlet başkanı Fidel Castro, 8 Kasım’dan geçerli olmak üzere ABD doları ile yapılacak alış veriş işlemlerinin yasaklandığını açıkladı. Yıllarca yasak olan dolar kullanımı,1993’te yeniden serbest bırakılmıştı.
2006 Danimarka’da yargı, Hz Muhammed’le ilgili karikatür yayımlayan Jyllands-Posten Gazetesi hakkında yedi Müslüman örgütün açtığı hakaret davasını reddetti.
2010 Irak Yüksek Mahkemesi, Saddam Hüseyin döneminin Dışişleri Bakanı Tarık Aziz’i, dini partilere baskı ve zulüm uygulamak iddialarından suçlu bularak hakkında ölüm cezası verdi.
2012 Şili’de, Mapuche yerlilerinden dördünün, topraklarındaki işgali engellemek için Ağustos’tan beri sürdürdükleri açlık grevi, Yargıtay’ın haklarındaki cezayı bozması üzerine sona erdi. Mapucheler “terörle mücadele yasasına” karşı bir zafer kazanmış oldu.
2014 İngiliz siyaset felsefecisi Dudley Knowles yaşamını yitirdi. (1947, Lancashire – 26 Ekim 2014) Glasgow Üniversitesi’nde profesörlük yapmaktaydı. Siyaset Felsefesi (2001) kitabıyla tanınmaktadır.
2015 CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın programında “PKK terör örgütü değildir” dediği için hakkında soruşturma başlatılan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi için “Terör örgütü propagandası” suçundan 7.5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.
2022 Macar siyasetçi ve hukukçu Imre Forgács öldü. (Doğumu: 9 Nisan 1949 – Ölümü: 26 Ekim 2022) Forgács, 9 Nisan 1949’da Budapeşte’de doğdu. Bağımsız olarak girdiği siyasi kariyerinde 2009 ile 2010 yılları arasında Macaristan Adalet ve Kolluk Kuvvetleri Bakanı olarak görev yaptı. Forgács, 26 Ekim 2022’de doğum yeri Budapeşte’de 73 yaşında hayata veda etti. 
2023 İspanya aristokrasisinin öne gelen isimlerinden Huéscar Dükü Fernando Juan Fitz-James Stuart y de Solís, yeni doğan çocuğuna ‘yasa dışı’ bir şekilde uzun bir isim verdiği gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu. Fernando Juan Fitz-James Stuart’ın yeni doğan çocuğunun 11 ismi tartışma yarattı. Huéscar Dükü ile eşi Sofia Palazuelo’nun çocuklarına verdikleri isim şöyle: Sofía Fernanda Dolores Cayetana Teresa Ángela de la Cruz Micaela del Santísimo Sacramento del Perpetuo Socorro de la Santísima Trinidad y de Todos Los Santos. El Pais gazetesi, bebeğin isminin krize yol açtığını, nüfus müdürlüğünün bu kadar uzun bir ismi kayıt edemeyeceğini aktardı. Yetkililer, bu kadar çok unvanın yasal sınırları aştığını bildirdi. 
2023 Hindistan,  Kanadalılar için vize hizmetlerini yeniden açarak diplomatik tartışmayı yatıştırdı. Yeni Delhi, Ottawa’nın Vancouver yakınlarında bir Sih eylemcinin öldürülmesine bu olayı karıştırmasının ardından Kanadalılara yönelik vizeleri durdurmuştu.
2023 Kassam Tugayları, İsrail’in saldırılarında 50 rehinenin öldürüldüğünü iddia etti. Filistin yönetimi ise, ‘savaş suçlularının yargılanması için’ UCM’ye delil sunulduğunu duyurdu. Filistin hakkında devam eden bir soruşturma var” ifadelerini kullandı. İsrail’in “Gazze’de kadın ve çocuklar dahil sivilleri katletmesi” hakkında ayrıntılı bilgi verdiklerini aktaran Maliki, uluslararası hukukun İsrailli savaş suçlularını yargılaması” çağrısında bulundu. UCM Başsavcısı Han ise Gazze’deki olaylar dahil olmak üzere Filistin’deki gelişmelerin UCM tarafından soruşturulduğunu, soruşturmanın “bağımsız ve şeffaf bir biçimde yürütüldüğünü” kaydetti.
2023 Sivas’ta kendisini komiser olarak tanıtan bir kişi, Fatih Çağlar isimli adamı dolandırmaya çalışınca kendisi dolandırıldı, dolandırıcı 200 lirasını kaptırdı. Çağlar, dolandırıcının gönderdiği para ile kahve içerek helallik istedi. Dolandırıcı ilk önce “Ayıp ettin” diyerek Çağlar’a tepki gösterirken daha sona dolandırmak istediği adamı tebrik edip gönderdiği 200 TL’yi de helal ettiğini söyledi.
2023 MASAK soruşturmasının ardından Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca resmi belgede sahtecilik, suç islemek amacıyla örgüt kurmak, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini aklama ve vergi usul kanununu uygulamama suçlarından Polat çiftine ait 15 şirkette arama yapılması yönünde karar çıkarıldı. Dilan Polat ve eşi Engin Polat’a ait 15 şirkette arama yapılıyor. Dilan Polat’ın avukatı Vahit Kaya, “Personel telefonuna el koymaya çalışıyorlar, yüzlerce çalışanın telefonuna el konulmaz” dedi.
2024

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yabancıları subay olmasına izin veren yasayı onayladı. Rusya karara tepki gösterdi.

 
DOLANDIRICILIK FURYASI
  • Kocaeli Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, internet üzerinden ilan vererek “Sapanca Bungalov Kiralama” adı altında dolandırıcılık yapan çeteye 14 ilde operasyon düzenledi. Gözaltına alınan 50 şüpheliden 38‘i tutuklandı.
  • İzmir’de göçmenleri bir evde alıkoyup, cep telefonları ve paralarını gasp eden 5 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.
  • Türkiye’deki üniversitelere sınavsız yerleştirme ya da yatay geçiş yaptıracakları vaadiyle İran’dan İstanbul’a getirdikleri kişileri yaklaşık 700 bin dolar dolandıran 9 şüpheli Büyükçekmece, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında tutuklandı. 
2024

Karaman’da okul arkadaşını silahla vurarak öldüren lise öğrencisi A.G. tutuklandı. 

 

 

2024

Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanında yaptıkları 1022. hafta açıklamalarında, 29 Ekim 1993’te kaybedilen Bahri Kağanaslan’ın akıbetini sordu.

2024

İki yıl önce karara bağlanan Adnan Oktar silahlı suç örgütü davasında, Adnan Oktar’ın 2 milyar liralık mal varlığının hazineye devrine karar verildi.

2024

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Sümer Holding AŞ adına kayıtlı Bursa Merinos markasının satışını onayladı. ÖİB’nin konuya ilişkin karar tebliği, Resmi Gazete’de yayımlandı.

Bir Kitap: “Hayatın Bana Öğrettikleri” ve Bir Önsöz

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Bir Kitap: “Hayatın Bana Öğrettikleri” ve Bir Önsöz / Av. Vedat Ahsen Coşar 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Yakında yayımlanacak olan “Hayatın Bana Öğrettikleri” isimli yeni kitabım için yazdığım önsözü aşağıda sizinle paylaşıyor ve size iyi okumalar diliyorum.[/box]

ÖNSÖZ

2013 yılında Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı seçimini kaybettiğimde üzülmüş ve anılarımı içeren Fîhi Mâ Fîh/İçindekiler İçindedir isimli kitabıma, bu konuyla ilgili olarak şunları yazmıştım: “…Pek o kadar kaderci değilim, ama her şeyin olacağına varacağı yönünde bir inancım da vardır. İnsan olarak öyle yaratılmışız çünkü. Alınyazımızı kendimize doğru çekmiyor, Frank Sinatra’nın ‘I did it my way’ şarkısında dediği gibi kendi yolumuzu da, alınyazımızı da bir bakıma kendimiz yazıyoruz. Böyle düşündüm ve her zaman olduğu gibi, benim için, ailem için, başında bulunduğum kuruluş için hayırlısı ne ise o olsun dedim. Sadece bunu istedim, bunu diledim… Bunun Türkiye Barolar Birliği için hayırlı olup olmayacağını elbette zaman gösterecek ama sonuç benim için hayırlı oldu. Onun için ‘el hayru fî mâ vaka’a’, yani ‘vâki olanda hayır vardır’ dedim ve Tanrı’ya şükrettim…’ Artık Kafka’nın küçük fablındaki adamın, atını eyerlemesini istediği hizmetçinin nereye gideceğini sorduğunda verdiği cevaptaki gibi bir yere gitmeliyim. ‘Buradan uzağa, işte hedefim.’ Zen adamları gibi bugünün, şimdinin ötesine geçmeliyim. Kendime yeni hedefler bulmalı, hayatıma yeni anlamlar katmalı, yeni heyecanlar yaşamalıyım…

Nitekim tam da öyle oldu. Öyle ki seçimi kaybettiğim o günden sonra, kendime yeni hedefler buldum, hayatıma yeni anlamlar kattım, yeni heyecanlar yaşadım, yaşamaya da devam ediyorum.

Ne ya da neler mi yaptım? 2014 yılında kendi adıma, “ahsencosar.wordpress.com” adlı bir blog kurdum. Bu blogda hemen her hafta; hukuk üzerine, edebiyat üzerine, felsefe üzerine, siyaset üzerine çok sayıda yazı yazdım.

Yazdığım bu yazıların bir kısmını “Bir Gözyaşı, Bir Gülümseme” adıyla kitaplaştırdım. Phoenix Yayınevi tarafından 2015 yılında basılan ve yayımlanan bu kitaptan sonra, kendimi yayın hayatının içinde buldum.

O tarihten bugüne kadar olan süre içinde biri İngilizce, diğerleri Türkçe 18 kitap, biri henüz yayımlanmamış olan 22 kitap çevirisi olmak üzere 40 kitap yazdım ve yayımladım.

Ankara Bilim Üniversitesinden aldığım teklif üzerine Şubat/2022 tarihinden itibaren bu üniversitenin hukuk fakültesinde, önce genel kamu hukuku dersini, sonraki yıllarda siyaset ve siyasi tarih, hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi derslerini verdim. Hâlen aynı fakültede “Temel Hukuk Bilgisi ve Hukuk Metodolojisi” dersini veriyorum.

Verdiğim bütün bu derslere ilişkin ders notlarımı kitaplaştırdım ve bu kitaplar, Genel Kamu Hukuku, Siyaset ve Siyasi Tarih, Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi, Temel Hukuk Bilgisi ve Hukuk Metodolojisi adlarıyla, yine değerli meslektaşım Salih Akgül ile birlikte yazdığımız Yargı ve Yargılama Etiği isimli kitabımız Yetkin Yayınevi tarafından basıldı ve yayımlandı.

Değişik kurum ve kuruluşlardan gelen davetler üzerine katıldığım etkinliklerde, hukuk üzerine, yargı üzerine, yargı ve yargılama etiği üzerine, felsefe üzerine, avukatlık ve yargıçlık meslekleri üzerine konuşmalar yaptım. Yaptığım bu konuşmaları, “ahsencosar.wordpress.com” isimli blogumda yayımladım.

Özetle geçen zaman, bu zaman içinde olanlar, yaşananlar, benim yaptıklarım, yazdıklarım, konuştuklarım, ürettiklerim, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’ndan ayrılırken ifade ettiğim: “vâki olanda hayır vardır” sözünün doğruluğunu bana kanıtlamış oldu.

Son bir söz. Onu da bize reggae müziğini tanıtan, içten bir barış elçisi, eşitlik yanlısı ve bir müzik devrimcisi olan Bob Marley söylüyor ve “Bu hayat bana; İnsanların gülemedikleri için ağladıklarını, susamadıkları için konuştuklarını, ölemedikleri için yaşadıklarını öğretti…” diyor.

Bir de bazı postlarda oturmaktan ve bir şey olmaktan daha değerli ve önemli olan şeyin; boş beleş işler yapmak değil, konuşmak değil, hamaset yapmak değil, “…yapacağız, edeceğiz, buna karşıyız, bunun yanındayız, şunu kutluyoruz, bunu anıyoruz, o geldi, hoş geldi, bu gitti, hoş gitti” demek değil, bir şeyler yapmak; arkanda eser veya eserler bırakmak, kendi hayatına ve başkalarının hayatına dokunmak ve değer üretmek olduğunu gösterdi.

İşte! Bu kitapta hayatın bana öğrettiklerinin, yaptırdıklarının, yazdırdıklarının, konuşturduklarının, ürettirdiklerinin bir kısmını okuyacak ve göreceksiniz.

Saygılarımla.

Vedat Ahsen Coşar

Birleşmiş Milletler Günü

0

Birleşmiş Milletler Günü (United Nations Day), 1947 yılından itibaren 24 Ekim’de düzenlenen anma ve kutlama günüdür..24 Eylül, kuruluş gününe atfen Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanmaktadır.

1947 yılında Birleşmiş Milletler Genel KuruluBirleşmiş Milletler Antlaşması‘nın yıldönümü olan 24 Ekim tarihinin “Birleşmiş Milletler’in amaçlarını ve başarılarını dünya halklarına duyurmaya ve onların desteğini almaya adanacağını” ilan etti.

1971’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Birleşmiş Milletler Günü’nün uluslararası bir bayram veya uluslararası bir tatil olacağını ilan eden başka bir kararı (2782 sayılı Kararı) kabul ederek üye devletleri tarafından resmî tatil olarak kutlanmasını tavsiye etti.

BM’nin Dünya Kalkınma Bilgi Günü de 1972’den itibaren 24 Ekim’de düzenlenmeye başlandı.

Birleşmiş Milletler Şartı ve Teşkilatın Kuruluşu 

BM Antlaşması (Birleşmiş Miletler Şartı) 24 Ekim’de yürürlüğe girdi. Birleşmiş Milletler Teşkilat (BM) (United Nations) da dünya barışını, güvenliğini ve uluslararası hukuku korumak üzere bu tarihte kuruldu. Bu kurucu belgenin, Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan Çin, Fransa, Sovyetler Birliği, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer imzacıların çoğunluğu tarafından onaylanmasıyla Birleşmiş Milletler resmen kuruldu. Ayrıca, Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, Antlaşmanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir. 

Dante’nin Evrensel Krallığı

Birleşmiş Milletler, küresel birlik için bir umut sembolüdür. 24 Ekim Günü, geleneksel olarak tüm dünyada kuruluşun başarıları ve hedefleri hakkında toplantılar, tartışmalar ve çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri başkanı, 1948’den beri her yıl Birleşmiş Milletler Günü için bir bildiri yayınlamaktadır. Ayrıca, dünyanın neredeyse tüm ülkeleri kutlama gününü özel mesajlarla gündeme taşımaktadır. 

Birleşmiş Milletler’in meşruiyetine, bir araya getirme gücüne ve normatif etkisine sahip başka hiçbir küresel örgüt bulunmamaktadır. Bugün, tüm ülkelerin bir araya gelerek birleşmiş milletlerin misyonunu güçlendirmesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

Her yıl kutlanan BM Günü, BM Şartı’nın amaç ve ilkelerini yeniden teyit etmek için bir fırsat sunmaktadır.

Türkiye, tüm dünya ile birlikte Birleşmiş Milletler Günü’nün anlam ve önemine sahip çıkmaktadır. Ayrıca Türkiye, BM genel bütçesine en fazla katkı sağlayan ilk 20 ülke arasındadır. 

Birleşmiş Milletler Merkez Binası – 1949 yılında inşaat halinde olan bina solda.

Etik Kurallar ve Meslek Standartları – İstanbul Rehberler Odası

0

Etik Kurallar ve Meslek Standartları, İstanbul Rehberler Odası tarafından 27 Aralık 2022 tarihinde yayınlanmıştır.  

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

İstanbul Rehberler Odası’nın Tarihçesi

, 1 Eylül 1955 tarihinde kurdukları İstanbul Tercüman Rehberler Derneği’ne dayanmaktadır. 1991 yılındaki yasal düzenlemeler kapsamında İstanbul Turist Rehberi Esnaf Odası kurulmuştur. Esnaf odası ve dernek biçiminde örgütlenmiş meslek kuruluşlarının ortak çabaları sonucunda 7 Haziran.2012 tarihinde “6326 Sayılı Turist Rehberliği Meslek Kanunu” kabul edilmiş ve rehberlik yasal olarak meslek olarak onaylanmıştır.  Kanunun Geçici 2. Maddesi gereğince Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’na göre kurulmuş bulunan İstanbul Rehberler Odası İstanbul’da kurulu meslek odası niteliğini kazanmıştır.

[/box]

Etik Kurallar ve Meslek Standartları

Genel Etik İlkeler

Profesyonel turist rehberi hukuka, yasalara, kurallara, geleneklere ve toplumca kabul görmüş uygulamalara saygılıdır.

Rehber konuklara, işverene, birlikte çalıştığı kişilere ve yöre halkına karşı dürüst, saygılı, hoşgörülü ve tarafsızdır. Kişilerin rengi, cinsiyeti, etnik kimliği, milliyeti, dini inançları ve diğer farklılıkları konusunda duyarlı ve tarafsızdır.
İnsan onuruna saygı gösterir; çocukları istismardan korur. Hiçbir şekilde cinsellik konusunda aracılık ve cinsel amaçlı geziler yapmaz, yapılmasını engellemeye çalışır.

Ahlak anlayışını, değer yargılarını konuklara aktarmaz; din, politika, cinsellik, ırk, milliyet, etnik köken, renk ve benzeri tartışmalı konularda kişisel görüşlerini yansıtmaz.

Tüm iş ilişkilerinde gizlilik ilkesine uyar. Mesleği gereği öğrendiği işletme ve işveren bilgisi ile konuklar hakkındaki bilgileri ve her türlü sırrı saklar. Çalıştığı işletmelerin ve ilişkide bulunduğu turizm kuruluşlarının bilgilerini başkalarıyla paylaşmaz.

Kişisel çıkarlarını önde tutarak haksız edim ve kazanç sağlamaz; bireysel nedenlerle yetkisini kötüye kullanmaz.

İşinde sorumlu, güvenilir, tedbirli ve dakiktir. İş ortamında ilişkide bulunduğu kişilere karşı dürüst, nesnel, adil, tarafsız ve naziktir.

Kişisel görünümüne özen gösterir. Düzenli ve bakımlı olmayı, işinin bir gereği olarak görür.

Meslek ile İlgili İlkeler

Profesyonel turist rehberi meslek sorumluluklarını ve rehberlik görevlerini yetenekleri doğrultusunda, işine sadık olarak yerine getirir. Yükümlülüklerini yerine getirirken, mesleğin algılanışına ve imajına zarar verecek davranışlardan kaçınır.

Ülkesinin turizm elçisidir; mesleğini iyi uygulayarak turizme katkıda bulunur.

Mesleğini ilgilendiren yasal ve yönetsel konuları bilir; Meslek Kurallarını uygular; Rehberlik Etik İlkelerini özümser, benimser ve bunlara uyar.

Rehberlik meslek örgütlerinin standartlarını korur ve yükseltir.

Konuklarla İlgili İlkeler

Rehber, işveren adına, konuğa söz verilen hizmetlerin en iyi şekilde sunulmasını sağlar, olası sorunları çözer. Çözemediği sorunlarla karşılaştığında seyahat işletmesini bilgilendirir ve onların desteğini alır.

Meslektaşlarla İlgili

Rehber, meslektaşlarıyla ve meslek kuruluşlarıyla iyi ilişkiler kurar, etkin iletişim sağlar ve işbirliği yapar.

Diğer rehberlerin kişiliğine, gelişimine ve itibarına zarar vermez.

İşverenle İlgili İlkeler

Rehber; adına çalıştığı işletmenin, işverenin kurallarına uyar.

İşverene olan yükümlülüklerini yerine getirirken, kamu yararını zedeleyebilecek davranışlardan kaçınır.

Yükümlülüklerini işletmenin istekleri doğrultusunda dürüstlükle ve dikkatle yerine getirir. Gerekli değişiklikleri işletmenin bilgisi içinde ve onayı ile yapar. İstenmeyen nedenlerle yükümlülüklerini yerine getiremediği durumlarda, üstlenmiş olduğu işleri yürütebilecek yetkin kişileri bulur ve önerir.

Talep edilse de konuğa doğrudan hizmet verme yoluna gitmez; gelecekte de konuğun hizmet talebinin kendisini istihdam eden işletme aracılığı ile karşılanmasını sağlar.

Çevre ile İlgili İlkeler

Rehberliğini ve tanıtımını yaptığı ülke, bölge, şehir ve gezi yerinin tarihi, arkeolojisi, kültürel yaşamı, politik ve ekonomik hayatı ve yerel özellikleri konularında bilgi sahibidir.

Rehber turist çekim öğelerinin, anıtların, müze ve ören yerlerinin korunmasına çalışır.

Sürdürülebilir turizme önem verir ve doğal, tarihsel, arkeolojik çevreyi korur. Konukların da turistik değerlere duyarlı ve saygılı olmalarına; turistik çevre ile ilgili kuralları anlamaları ve bunlara uymaları konusunda gayret gösterir.

ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)

0
ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)

ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize), 22 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25 Mayıs 1959 tarihinde 7293 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 2 Haziran 1959 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, gemilerde çalışan çocukların durumuna ilişkin hükümler taşımaktadır.

ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)

58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)

ILO Kabul Tarihi: 22 Ekim 1936
Kanun Tarih ve Sayısı: 25 Mayıs 1959 / 7293
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 2 Haziran 1959 / 10220

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından vaki davet üzerine, 22 Ekim 1936 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansının 22 nci toplantısında ;

İşbu toplantı gündemindeki, Konferansın ikinci toplantısında kabul edilmiş olan deniz işlerinde çalıştırılacak çocukların asgari yaş haddinin tesbitine dair Sözleşmenin kısmen tadili ile ilgili muhtelif tekliflerin kabulüne,

Bu tekliflerin Milletlerarası bir Sözleşme şeklinde kaleme alınmasına,

Karar verildikten sonra, deniz işlerinde çalıştırılacakların asgari yaş haddine dair 1936 tarihli (Muaddel) Sözleşme adını alacak olan aşağıdaki Sözleşme bugünkü yirmi dört Ekim bin dokuz yüz otuz altı tarihinde kabul edilmiştir.

MADDE 1

İşbu Sözleşmenin tatbikatı bakımından ”Gemi” tabiri harb gemileri müstesna, denizde sefer yapan büyük, küçük ne olursa olsun hususi mülkiyete veya amme mülkiyetine ait bilumum gemileri ifade eder.

MADDE 2

Münhasıran aynı aile efradının çalıştığı gemiler hariç, diğer gemilerdeki işlerde onbeş yaşından aşağı çocuklar çalıştırılamaz.

Bununla beraber, onbeş yaşından aşağı bir çocuğa iş verilmesinde çocuğun menfaatinin bahismevzuu olduğuna dair bir mektep idaresi yahut milli mevzuatla tesbit edilmiş bir makam, çocuğun bedeni durumu ile sıhhatini ve verilmesi melhuz işin halen olduğu kadar istikbalde de çocuğa sağlayacağı menfaatleri göz önünde bulundurmak suretiyle bir kanaate vardığı takdirde, milli mevzuatla asgari 14 yaşındaki çocuklara çalışma belgeleri verilebilmesi derpiş olunabilir.

MADDE 3

Amme makamınca tasvibedilmek ve onun murakabesi altında bulunmak şartıyla mektep gemilerinde çocuklar tarafından yapılan işler hakkında ikinci madde hükümleri tatbik edilmez.

MADDE 4

İşbu Sözleşme hükümlerinin tatbikatını kontrol sadetinde, her kaptan veya işveren gemide çalışan ve yaşları 16 dan küçük olan bütün şahısları doğum tarihleriyle birlikte gösteren bir kayıt defteri veya mürettebat listesi tutmakla mükelleftir.

MADDE 5

İşbu Sözleşme Sanayi işlerinde çalışacak çocuklar için asgari yaş tesbiti (1919) ve sınai mahiyet arz etmeyen işlerde çalışacak çocuklar için asgari yaş tesbiti (1932) hakkındaki Milletlerarası Sözleşmeleri tadil edecek sözleşmelerin Milletlerarası Çalışma Konferansı tarafından kabulünden sonra mer’iyet mevkiine girecektir.

MADDE 6

İşbu Sözleşmenin resmen tasdik edildiğini mübeyyin belgeler Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Umum Müdürüne gönderilecek ve tasdik keyfiyeti onun tarafından tescil olunacaktır.

MADDE 7

İşbu Sözleşme, ancak tasdikleri Milletlerarası Çalışma Bürosu Umum Müdürünce tescil edilmiş olan üyeleri bağlayacaktır.

Yukarıdaki 5 inci madde hükümleri mahfuz kalmak şartıyle; bu Sözleşme, ancak, iki üyenin tasdiklerinin Umum Müdür tarafından tescilinden itibaren oniki ay sonra mer’iyete girecektir.

Bundan sonra, bu Sözleşme her üye hakkında, tasdikin tescilinden itibaren oniki ay sonra mer’iyete girecektir.

MADDE 8

İşbu Sözleşmenin Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerinden ikisi tarafından tasdik edilmesi ve tasdiklerin tescili akabinde Milletlerarası Çalışma Bürosu Umum Müdürü durumu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının diğer bütün üyelerine tebliğ edecektir. Milletlerarası Çalışma Teşkilatının diğer üyeleri tarafından daha sonra bildirilmiş olan tasdiklere ait tesciller için de aynı şekilde tebligat yapacaktır.

MADDE 9

Bu Sözleşmeyi tasdik eden her üye, onu, ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Umum Müdürüne göndereceği ve bu Müdürün tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, tescilin Milletlerarası Çalışma Bürosu tarafından ifasından bir sene sonra muteber olacaktır.

Yukarıdaki paragrafta zikredilen 10 senelik müddetin hitamından itibaren bir sene içinde bu maddede derpiş edilmiş olan fesih hakkını kullanmayan işbu Sözleşmeyi tasdik etmiş her üye, yeniden on senelik bir müddetle bağlı kalır. Ve bundan sonra işbu maddede yazılı şartlar dahilinde her 10 senelik müddetin hitamında işbu Sözleşmeyi feshedebilir.

MADDE 10

İşbu Sözleşmenin ilk mer’iyete girdiği tarihten itibaren on senelik bir müddetin hitamında Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu işbu Sözleşmenin tatbikatı hakkında genel Konferansa bir rapor arz edecek ve icabettiği takdirde Konferansın gündemine Sözleşmenin kısmen veya tamamen tadili ile ilgili meseleleri ithal edecektir.

MADDE 11

Konferansça, işbu Sözleşmenin kısmen veya tamamen tadili hakkında yeni bir Sözleşmenin kabulü halinde ve yeni Sözleşme başkaca bir hüküm derpiş etmediği takdirde:

Tadili ihtiva eden bu yeni Sözleşmenin; bir üye tarafından tasdiki ve mer’iyete girmesi, yukarıdaki 9 uncu maddeye rağmen, işbu Sözleşmenin derhal kendiliğinden ortadan kalkmasını intaceder.
İşbu Sözleşme, tadili ihtiva eden yeni Sözleşmenin mer’iyete girdiği tarihten itibaren artık üyelerin tasdikine açık kalamaz.

İşbu Sözleşmeyi tasdik eden üyeler, bunu tadil eden Sözleşmeyi tasdik etmedikleri takdirde; tasdik edilmiş Sözleşme eski hal ve şekli ile meriyette kalacaktır.

MADDE 12

İşbu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Hasan Kılıç ile Röportaj

0
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Hasan Kılıç ile Röportaj

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Hasan Kılıç ile Röportajda, Önce İlke Yükseliş Grubu‘nun baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.

Röportaj, 2018 Baro Seçimleri öncesinde Taksim’de, Hukukbook Editörü İbrahim Aycan tarafından gerçekleştirilmiştir. 

Hasan Kılıç ve Önce İlke Yükseliş Grubu Üyeleri Anıtkabir’de

Hukukbook: Sayın Hasan Kılıç, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?

Hasan Kılıç:  Biliyorsunuz dört dönemdir Baro Yönetim Kurulunda görev almaktayım. Dört ayrı başkanla çalıştım. 15 yıldır kesintisiz olarak her birim ve kademede görev aldım. Avukat Hakları Merkezi Başkanlığından Yönetim Kurulu’na geçmiştim.  Uzunca bir süredir elimden geldiği ölçüde meslektaşlara sorun ve ihtiyaçlarında destek olmaya çalıştım, yoğun geçen seçim sürecinde dahi destek olmaya çalışıyorum. İhtiyaçların giderilmesi ve sorunların kökten çözülmesi için meslektaşlarımızın aynı gayreti gösterecek bir Baro’ya ihtiyaçları var. Biz, başkanından tüm alt kadrolarına kadar meslek sorunları ile ilgilenen, savunmayı savunan bir anlayış geliştirmek istiyoruz.

Burası dünyanın en büyük barosu, doğaldır ki yarışlar olacaktır. Bizim bu ülkenin sorunlarına, avukatların sorunlarına eğilmemiz gerekiyor. Gelinen süreçte farklı bir durum söz konusu oluştu. Toplumun bize ihtiyacı var. Biz başka bir alan yaratmalıyız. Neler yapabileceğimizi konuşmalıyız. Sadece söylemle değil eylemle de bunu yapacağız. Biz bu konuda görüşlerimizi açıkladık. Yanlışlıkları düzeltme çabamız var, çünkü meslektaşlarımız bizi bilir ve tanır, mücadelenin içerisindeyiz, sahadayız, onlarla omuz omuzayız.  Dolayısıyla yanlışlıkları düzeltme gibi bir görevimiz var, bunları düzeltmek için elimizden geleni yaptık ve yapacağız. Yanlışları ve eksiklikleri gidermek gerekiyor. Biz bunun için adayız.

Meslektaşlarımızın her zaman yanındayız, adliyede, karakolda, her yerde onların yanında olacağız. Bize her zaman ulaşabilirler, gecenin bir yarısı da olsa ulaşabilirler. Birlikte mücadele ediyoruz, bu yolda  çok büyük mücadeleler verilmesi gerekiyor. Biz bunları yaptık zamanında, geçmiş dönemlerde bedeller de ödedik.

Hasan Kılıç – Çağlayan Adliyesinde Adaylık açıklaması

Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?

Hasan Kılıç: İstanbul Barosu bir pusuladır, İstanbul Barosu bu ülkenin pusulasıdır, o rolü almalı, toplumun bize ihtiyacı var. Ve her avukat bir güçtür ve bizler, barolar o gücün toplam yansımasıyız. Biz onu yansıtmak zorundayız. Geçmiş iki yıla baktığımızda eksiklikler ve aksaklıklar olduğunu biliyoruz. Bunları biliyoruz ve öz eleştiri yamıyoruz.  Eğer birisi sorumluluğu üstlenecekse ben bu sorumluluğu alıyorum.

Meslektaşların çeşitli sorun ve ihtiyaçları var. Biz de sahada aktif olarak avukatlık mesleğini icra ettiğimiz için bu sorun ve ihtiyaçlara birebir vakıfız. Bunları göz ardı etmek hata olur. Baronun dinamik ve aktif olması gerekli. Bir meslek birliği olarak meslektaşının yanında yer almalı. Sorunların çözümü ve mevcut şartların iyileştirilmesi için biz elimizi taşın altın koymaya hazırız.

Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler hangileridir? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? 

Hasan Kılıç: Bütün hukukçuların ve yurttaşların ortak duyarlılığını dile getirmek ve hukuku savunmak için baromuzun yaklaşan genel kurulunda adayız. Meslektaşların ihtiyaçlarına ve yaşadıkları zorluklara gözlerini kapatmayan bir baro yönetimi gerekli. Avukatların köklü sorunları bulunmaktadır. Bu sorunlar görmezden gelinmemelidir. Her sorunumuzla ilgili ayrıntılı çalışmalar ve yol haritaları hazırdır ve sunulacaktır. Çözüm için önümüzde atılacak çok adım ve yürüyecek coşku dolu bir yolumuz bulunmaktadır. Enerjisi yüksek direnci fazla etkinliği düşmeyen saygınlık içinde, eğilmeyen bükülmeyen bir baro gereklidir ve biz bunu sağlamak için aday olduk.

Bugün avukatın rolü, yetkisi, konumu çok çok daha farklı bir noktada.  Toplumun, vatandaşın gerçek ve tek temsilcisi avukatlardır. Dolayısıyla bizim avukat kavramını güçlendirmemiz gerekiyor, bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Biz hukukçuyuz, doğruları söylemek zorundayız ve o doğruları söyledik.

Avukat yoksa yargı yoktur, yargı yoksa hukuk devleti yoktur.

Avukat yoksa yargı yoktur, yargı yoksa hukuk devleti yoktur. Cumhuriyet değerlerini ve Cumhuriyetin hukukunu koruyan, Atatürk Devrimleri ışığında çağdaş, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletine inanan akıl ve bilimin öncülüğünü kabul etmiş bir Baro yönetimi hedefliyoruz. Avukat haklarını savunarak, mesleğin kaybolan saygınlığının yeniden sağlanmasını hedefliyoruz.  Akıl ve bilimin öncülüğünü kabul etmiş bir kadro ve fikir hareketiyiz.

Örgütlü İseniz Güçlüsünüz

Bugün ortada bir hukuksuzluk süreci varsa, yargıyla ilgili güven yerlerde sürünüyorsa, avukatların hakları ciddi anlamda zedeleniyorsa bir şeyler yapmak gerekiyor ve burada en büyük rol barolara düşmektedir. Barolar, edilgen, pasif duran bir anlayış içerisinde olamaz, bu anlayış kabul edilemez.

Bizim yeteri kadar gücümüz var, gücümüz var, enerjimiz var, güvencimiz var, umudumuz var, hayallerimiz var, bedel ödemek gerekiyorsa o cesaretimiz de var. Bu ülkede herkes susarken biz bu mücadeleleri verdik. Toplumu avukatlara ihtiyacı var ve baronun da bir duruşa ihtiyacı var. Önümüzdeki birkaç yılda eğer etkin olmazsak, mücadeleci olmazsak, örgütlenmezsek ortada bir baro ve avukatlık sürecini göremeyiz, yok olma noktasına kadar gideriz. Eğer örgütlü iseniz güçlüsünüzdür.

Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

Hasan Kılıç: Baro komisyon ve merkezlerine çok önem veriyoruz. Bu amaçla, merkezler ve komisyonlar yeniden yapılandırılacaktır. Merkezlerde ve komisyonlarda çalışmak isteyen tüm meslektaşlarımızın katılımına açık yeni bir sistem oluşturulacaktır. Bu sistemde meslektaşlarımızın, görev alma süreçlerinde iletişim kurmalarının önündeki engelleri kaldırmak için tek bir koordinasyon birimi ile bilgi akışı gerçekleştirilecektir. Böylece çalışmak isteyen meslektaşımız; dilediği komisyon ve merkezin işleyiş sürecine ve toplantı bilgilerine kolayca ulaşabilecek, koordinasyon birimi tarafından kendilerine geri dönüşler sağlanarak aradaki bağ kurulacaktır.

Ayrıca örgütlü ve güçlü bir Baro oluşturmak amacıyla, bölge yapılanmaları oluşturulacak, CMK Çözüm Kurulu, Bağlı Çalışan Avukatlar Çözüm Kurulu, Adliye Sorunları Çözüm Kurulu Meslek Sorunları Çözüm Kurulu, Kamu Avukatlarının Sorunları Çözüm Kurulu, Emeklilik Hakları İyileştirme ve Geliştirme Çözüm Kurulu gibi çözüm kurulları kurulacak.

Baro Başkan adayı Hasan Kılıç adaylık açıklamasını Çağlayan Adliyesinde yaptı

Baroda her bir avukat temsil edilmeli. Baro her bir meslektaşın sesi olmalı.

Güçlü, etkin, üretken, sorunları çözen, meslektaşla bağını kuvvetlendiren bir anlayışla hareket edeceğiz. Bu konuda şekillendirdiğimiz Baro Meclis yönergesi hızlı bir şekilde hayata geçirilecektir.Meclis üyelerinin düşüncelerinden aktif şekilde yararlanacağız. Genç meslektaşlarımızın mecliste daha çok temsil edilmesi ve aktif katılım ile yönetime ortak edilmesi sağlanacak. Meslektaşların fikir ve düşüncelerinin etkin bir şekilde temsil edildiği bir yönetim anlayışı ortaya konulacak. Yeni mecliste, meslek sorunlarının tespiti ve çözümü için özel gündemli toplantılar yapılacak ve çözüm konuları raporlaştırılıp ilgili kurul ve kurumlara iletilecektir.

Örgütlü ve güçlü baro için etkin bir bölge yapılanmasına gidilecektir. Temsilciler ve oluşturulacak temsilcilikler eliyle her türlü soruna yerinde müdahale etmeyi hedefleyen bir anlayış geliştirilecektir. Yönetim kurulu ile sorunların ele alınacağı periyodik bölge toplantıları yapılarak bölge avukatlarının dayanışması arttırılacaktır. Adeta kılcal damarlar gibi yayılmış geniş ve geliştirilmiş bir ağ sistemi öngörülmektedir. Dinamik, aktif ve güçlü bir baro için bu sistemin kurulumu ve kurumsallaştırılması hedeflerimiz arasında olacaktır.

Hukukbook: Baronun network ağını yeterli görüyor musunuz?

Hasan Kılıç: “BaroLine Projesi” ile Avukatı tanıyan, pratik iletişim imkanı veren entegre bir sistem kurulacaktır. Sorunların iletilmesinin ve geri dönüş alınmasının hızlı olması amaçlanan bu sistemle, iletişim ve bilgi havuzu olarak tabir edebileceğimiz merkezi sistemli dijital bir alan oluşturulacaktır.

Ayrıca, avukatların ihtiyaç duyduğu bilgilere ulaşabileceği, cep telefonu ile de uyumlu hale getirilmiş geniş bir bilgi havuzu oluşturulacaktır. Böylece tüm baro yayınları, yazı, makale, dergi ve içtihatlardan oluşan bilgi bankasına pratik şekilde aramalar yapılıp ulaşım sağlanabilecektir.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlar ve diğer konular hakkında neler planlıyorsunuz?

Hasan Kılıç: Avukattan ayrı bir yargı sistemi düşünülemez. Avukattan ayrı bir Baro da düşünülemez. Avukatın yaşadığı yargısal sorun Baronun sorunudur, tüm avukatların sorunudur. Bir meslek birliği, meslektaşının problemlerini görmezden gelemez.

Savunmayı güçlendireceğiz,  savunma olmazsa olmaz.  Siz bir ülkenin hukuk devleti olup olmadığına baktığınızda savunmaya ve savunmaya ilişkin uygulamalarına bakarsınız.

Baro, “Avukat” merkezli olmalıdır.

Biz bu ülkenin avukatlarıyız, vatandaşın tek ve gerçek temsilcisiyiz.  Bizim üzerimize hangi rol düşüyorsa bunu yerine getireceğiz. Biz bunu söylemlerimizde değil yaptıklarımızla ispatladık ve bunları devam ettireceğiz.

Biz Avukat haklarının öneminin farkındayız. Baronun bir meslek örgütü olarak gerçekleştirdiği görevlerin avukatı güçlendireceğini biliyoruz. Bunun neticesinde de yargıya ve adalete olan güveni artıracağının farkındayız.

Etkin savunmanın, aktif ve doğrudan rol alınacak bir mücadeleden geçtiğine inanıyoruz. Bu yüzden diyoruz, avukat yalnız değildir. Gerektiğinde savunmayı savunacağız. İtibarlı, özgür, tam bağımsız ve güçlü savunma en büyük projemizdir.

Bir kez daha tekrarlamak gerekirse, Avukat yoksa yargı yoktur, yargı yoksa hukuk devleti yoktur.

Bizim çok köklü sorunlarımız var. Mesela CMK’da avukat meslektaşlarımız angarya altında çalışıyorlar. Biz bu konuda Çözüm Kurulunu kuracağız ve faaliyete geçireceğiz. Çözüm kurulu birebir bu konuları inceleyecek, birebir bu konuları ortaya koyacak bir çalışma yapacak. Özellikle değişmesi gereken ücretlerin artışı, asgari ücret seviyesine çekilmesi, uzun süren davalarda yeni kaynakların yaratılması ve ek ücret ödenmesi gibi sorunları çözmemiz gerekiyor. Avukatlık bir kamu hizmetidir ve dolayısıyla biz avukatlığı hem ekonomik olarak hem mesleki itibar olarak güçlendirmeliyiz.

Hukukbook: Somut projeleriniz var mı?

Hasan Kılıç: En büyük projemiz mesleki itibarının geliştirilmesi olacak. Bu konuyla ilgili çok önemli bir projemiz var. Bağlı çalışan avukatlar, genç avukatlar, CMK avukatları ile ilgili çok önemli çözüm önerileri getiriyoruz. Bunlar için bir entegre sistem kuruyoruz. Sürekli eğitim merkezini Akademi çatısı altına alacağız. Akademi çatısı altında Sürekli Eğitim Merkezi, Bilim Kurulu ve Sürekli Eğitim Merkezi olacak. Bilim kurulu, Sürekli Eğitim Merkezini ve Akademiyi şekillendirecek, staj eğitimini şekillendirecek. Bu sistem BAROLINE ile entegre olacak, böyle bir bağ kuruyoruz.

Hangi mevzileri kaybettiysek bir bir geri alacağız

CMK avukatlarının çalışma koşullarını iyileştirilmesini mutlaka ve mutlaka istiyoruz.. Oradaki vergi yükünün kaldırılmasını istiyoruz, bunu talep edeceğiz. Ve özellikle bu söylemlerin lafta kalmaması için Baro Konseyi adıyla yeni bir yapı oluşturuyoruz. Baro Konseyi birebir sadece ve sadece avukat sorunlarını çözecek, avukat sorunlarını tartışacak bir birim olacak. Seçimin hemen ertesinde seçimi kaybeden meslektaşlarımızı da dahil edeceğiz. Her toplantısında bir avukat sorununu tartışacak, çözüm önerisini sunacak, raporlaştıracak ve mevzuattaki değişikliğe kadar oluşturacak ve dosya halinde meclise sunacak bir birim oluşturuyoruz. Biz haklarımızı talep edeceğiz. Hangi mevzileri kaybettiysek bir bir geri alacağız. Mücadelemizi vereceğiz.

Meslektaşlarımızın yanında olacağımız bir sistem kuracağız, bunu kurumsal hale getireceğiz. Özellikle AVDES diye bir sistem kuruyoruz, Avukat Destek Sistemi. Merkezler oluşturacağız, bölge ağları oluşturacağız.  Yeni bir yönetim modeli oluşturuyoruz, bu yönetim modeli aslında bir anayasa gibi her şeyi yeni baştan düzenleyecektir.  Genç avukatlar, bağlı çalışan avukatlar, kıdemli meslektaşlar, eğitim, sosyal süreçler ve diğer konuların hepsini baştan sona düzenleyecek bir program oluşturuyoruz.

Hukukbook: Avukatların iş kaynaklarının artırılması mümkün mü?  

Hasan Kılıç: Biz bedel ödeyen avukatlar olarak bütün haklarımızı talep ediyoruz, hepsini istiyoruz, ekonomik bir takım hakları istiyoruz. Birçok alanda, örneğin veraset ilamı ile ilgili, vekaletname çıkarma ile ilgili, şirketlerle ilgili, gayrimenkul alım satımı ile ilgili olarak, bu ve benzer konularda hem vatandaşı korumak, hem avukatın çalışma alanını doğru hale getirmek için istediğimiz projeler var.  CMK’da avukatların angarya altında çalıştırılmasını önleyeceğiz. Ücretler asgari ücretin altında olmamalı. Biz bunları bıkmadan, yılmadan söyleyeceğiz. Çünkü biz haklı ve güçlüyüz, gücümüzü haklılıktan alıyoruz, bıkmadan yılmadan söyleyeceğiz, herkesten talepte bulunacağız, doğruları dile getireceğiz, yapıcı görüşler ortaya koyacağız, olmadığı zaman da en sert, en dirençli, en etkin şekilde tavrımızı ortaya koyacağız.

Ne olursa olsun, bakın doğruyu söylemekten geri adım atmayacağız. Bu ülkeyi güzelleştirmek zorundayız.  Bu ülkeyi insan hakları alanında geliştirmek zorundayız, savunma hakkını en etkin şekilde uygulamak zorundayız, hukuk güvenliğini sağlamak zorundayız, adil yargılanma hakkını sağlamak zorundayız.

Adil Yargılanmanın teminatı da savunma hakkıdır.

Hasan Kılıç – Adalet Nöbetinde

Hukukbook: Özellikle genç avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı? Bu konuda projeleriniz nelerdir?

Hasan Kılıç:  Genç ve mesleğe yeni atılan meslektaşlarımızın karşılaştıkları sorunları biliyoruz. Bu konuda ‘Genç Avukatlar Yükseliyor’ isimli projemizi geliştirdik. Bu kapsamda büro açmak isteyen meslektaşlarımızın büro problemi, bağlı çalışan meslektaşlarımızın tip sözleşme ve fazla mesai problemlerinin çözümü, aidat ve vergi istisnaları içeren çalışmalar yaptık. Ayrıca stajyer ve bağlı çalışan/işçi avukatların sosyal ve ekonomik haklarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi, Avukat Güvence sosyal birimi ve emeklilik haklarının geliştirilmesi gibi bir çok proje geliştirdik.

Genç avukatlar yalnız bırakılmayacaktır

Genç avukatlara her türlü teknik donanımdan yararlanacakları, ortak ve uygun koşullarla kendi bürolarını kiralayabilmelerinin sağlanması yönünde görüşmeler yapılacaktır. Genç avukat, yalnız ve güçsüz kalması sebebiyle mesleki rekabet gücünü kaybetmiş durumdadır. Baronun girişimde bulunmasıyla koşulların ciddi anlamda iyileştirilmesini sağlanacak, maliyetleri azaltılmış anlaşmalı kurum ve kuruluşlar yönünden çalışmalar yapılacaktır. Büro ihtiyaçlarına ilişkin konu ciddi şekilde ele alınacak, sağlıklı bir fizibilite çalışması yapılacaktır. Genç avukatlar kesinlikle yalnız bırakılmayacaktır. Büro sıkıntısı çeken avukatların müvekkilleri ile toplantılarını yapabilecekleri alanlar yaratılması yönünde çalışmalar yapılacaktır. Genç avukatlara en azından ilk üç yıl vergi muafiyeti ve Bağkur prim kolaylığı sağlanmalıdır. Varlık yönetim şirketlerinin bile ilk beş yıl birçok vergiden muaf tutulduğu bir ortamda kamu hizmeti gören avukatların da meslek hayatlarının başında bu tarz desteklerden/muafiyet ve istisnalardan faydalanması gerekmektedir. Bu konuya ilişkin talepler tüm baroların desteği alınarak ilgili mercilere iletilecek ve takibi yapılacaktır. Genç avukatların Tüketici Hakem Heyetlerinde görev almalarının teşvik edilmesi, bu alanda daha çok avukata yer sağlanması ve gerekli düzenlemelerin yapılması için girişimlerde bulunulacaktır. Büro açmak isteyen genç avukatların düşük faizli uygun kredi desteği alabilmesi için çalışmalar yapılacaktır.

Hasan Kılıç Anıtkabir’de

Hukukbook: Avukat Hakları ile ilgili mücadele alanında başka neler yapmayı planlıyorsunuz?

Hasan Kılıç: Biz birçok konuda çözüm üretemediğimiz için yetki istiyoruz. Meslektaşlarımız bizi tanıyor. Bizim mücadelemiz bazı şeyleri çözmeye şu aşamada yetmiyor, sorumluluk, yükümlülük risk bizde, ve yetkiyi de almamız gerekiyor.  Biz bunu çözebilecek noktadayız, biz hiçbir meslektaşımızı yalnız bırakmayız. Avukatları yalnız bırakmamak gerekiyor ve yönetimde görev aldığımız süre boyunda da biz yalnız bırakmadık.  Eksiklikler olabilir ama biz zaten bu eksiklikleri gidermek için aday olduk,   biz bu ağır yükün altındayız zaten.  Biz avukatların sorunlarını çözmeye çalışacağız, çözmek için çaba harcayacağız. Bu sorunların nasıl çözüleceğini biliyoruz. Biz deneyimimizle, bilgimizle çözeceğiz. Avukat hakları mücadelesinden gelen geleneğimizi çözüme yansıtacağız. Meslektaşlarımıza kendimizi anlatmak istemiyorum, onlar bizi biliyor, neyi yapacağımızı neyi yapmayacağımızı biliyor. Bizim yapacaklarımız ortada.

Baronun inanılmaz bir insan kaynağı mevcut

Bilimsel çalışmalar yapmamız gerekiyor, biz bu insan kaynağıyla bütün üretimleri yapabiliriz, hocalarımızla uygulamacı avukatlarımızla bir araya gelerek bunları geliştirebiliriz, her alanda bilimsel çalışmalar yapabiliriz.

Ciddi çalışmalar yapıp, raporlamalar yapıp kamuoyuyla paylaşacağız. Yeni bir anlayış, yeni bir bakış açısı ve bir tazelenmeye ihtiyaç var, bir araya gelmeye ihtiyaç var, dirençli olmaya ihtiyaç var ve bunu avukatlar yapabilir. Barolar pasif ve edilgen bir anlayış içerisinde olursa olmaz. Bu duruşumuzu ortaya koymalıyız.

İstanbul Barosu, tarihsel rolünü alacak,  pusula görevini görecek, etkin, mücadeleci olacak, yol gösterecek, dik duracak mutlaka. Bunu kavgacı anlayışıyla yapmayacağız.

Hukukbook: Avukatlar adliyelerde ve diğer kurumlarda yaşadığı sorunlar yoğun şekilde dile getiriliyor. Bunun için ne diyorsunuz?

Hasan Kılıç:  Savunma olmadan bir yargı özlemini ben anlayabilmiş değilim. Savunma olmadan bir yargı özlemi söz konusu. Adliyelerden avukatı çekip çıkardığınızda adalet kavramını çekip çıkarmış olursunuz.

Bir yerde haksızlık varsa, yanlışlık varsa bunun için harekete geçeceğiz. Bu ülke adalet duygusunu kaybetmemeli, bunu kaybettiğimizde birçok şey kaybederiz.  Adaletin kaybolduğu algısı bizi geriye götürür, uluslararası alanlarda da geriye götürür, dolayısıyla biz hukuk devletini yeniden tesis etmek zorundayız.  Yargıya güveni yeniden tesis etmek zorundayız. Bunu en başta avukatlar yapabilir. Her avukat bir güçtür!  Her avukat bir güçtür, hep birlikte yapacağız. Bu ülke daha iyiye gitsin istiyorsak, bir hukuk devletini tesis etmek, geliştirmek daha iyi bir noktaya getirmek zorundayız. Bunun için güçlü bir savunmaya ihtiyaç var.  Bu mücadeleleri her zaman, tarih boyunca avukatlar yapmıştır.   Biz bunu içselleştirmeli, savunmayı güçlendirmeliyiz.


Avukatı güçlendireceğiz, avukata bakış açısı değişmeli, savunma güçlü olmalı. Ekonomik olarak da güçlü olmalı.

Hukukbook: Avukatların, değişen mevzuat karşısında güncelleme eğitimleri alması gerektiğini düşünüyor musunuz?  Bununla ilgili projeleriniz var mı?

Hasan Kılıç:  Bu amaçla 2 projemiz var. Avukat Akademisi kurulması ile Baro Bilgi Bankası ve Avukat İçtihat Programı oluşturulması. Avukat Akademisi çatısı altında tüm meslek içi eğitim ve kişisel gelişim ihtiyaçlarının giderileceği yeni bir model olarak, Sürekli Eğitim Merkezi ve Bilim Kurulu eşgüdümlü çalışacak şekilde hayata geçirilecektir. Ayrıca Staj Eğitim Merkezi ve diğer eğitimler bu yapı altında yeniden düzenlenecektir.

Hukukbook: Oluşturmayı düşündüğünüz Etik Kurul hakkında bilgi verir misiniz?

Hasan Kılıç:  Etik Kurulu oluşturulmasını yönünde geliştirdiğimiz bir projemiz var. Meslek ilke ve kurallarının güncellenmesi, avukatın bağımsızlığını zedeleyen hususların yeniden ele alınması, disiplin soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin daha sağlıklı hale getirilmesi alanlarında çalışmalar yapılacak, tüm baroların üzerinde anlaşacağı ortak ilkelerin oluşmasına katkı sunacak “Etik Kurulu” kurulacaktır.

Mesleğin etik değerlerini dolayısıyla itibarını korumayı ve yükseltmeyi hedefleyen bu kurul, talep edildiği takdirde avukatlar arası sorunların çözümünde de rol oynayacaktır. Böylelikle avukatlar arası ilişkilerin tahribatını önleme görevi de üstlenecektir.

Hukukbook: Türkiye’de yargının en önemli sorunları sizce nelerdir?

Hasan Kılıç:  Türk yargısının temel sorunu yargıya güven.  Yargıya güvenle ilgili bir sorunumuz var. Şimdi ortada bir sorunumuz var, bunu çözmemiz gerekiyor, ortadaki sorunları görmeyip uzaklaşmak, onu görmezden gelmek, geçmiş yıllardaki hataların devamı anlamına gelir.  Biz bu ülkeyi seven insanlar olarak, doğru bildiğimizi söyleyeceğiz, bunu da bir pusula görevi olarak yapacağız. Bunu tek başımıza değil, bir kurumun gücünü ortaya koyarak yapacağız. Güvenle ilgili sorunu çözmemiz gerekiyor, Bağımsızlık ve tarafsızlıkla ilgili çok ciddi sorunlar var. Biz bunları dile getireceğiz, bunları ortaya koyacağız. Tavrımızı net ve objektif şekilde ortaya koyacağız, kimse bizim hasmımız değil, biz bu güzel ülkenin daha iyi noktalara gelmesini istiyoruz.  Biz hukuk mücadelesini vermek istiyoruz, buradaki mücadele alanını artırmak istiyoruz, geleceğin yapısını oluşturmak istiyoruz. Bu alanlarda acilen çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor.

Acilen bir hukuk reformuna ihtiyacımız var

Bağımsız ve tarafsız bir yargımız yok, siyasetin dizayn ettiği, kendi doğrultusunda şekillendirdiği bir yargı algısı var. Bunu ortadan kaldırmalıyız. Herkes bu bu gidişatla ilgili rahatsız, biz bunu yeni bir anlayışla düzeltebiliriz. Hukuk güvenliği yoksa ekonomiye de yansıyacaktır, birçok noktaya kadar gidecektir. Biz bunu değiştirmeliyiz, yeniden bir hukuk reformu ortaya koymalıyız, burada bir araya gelmek zorundayız, yanlışları ortaya koymak zorundayız. Yeni bir bakış açısını oryaya koymamız gerekiyor, bunun için yapıcı politikaları da ortaya koymamız gerekiyor, duruşlar ortaya koymamız gerekiyor, bilimsel çalışmalar yapmamız gerekiyor. Biz baroda bunların hepsini yapacağız.

Hukukbook: Değerli görüşleriniz için Hukuk Ansiklopedisi okurları adına teşekkür ederiz.

Hasan Kılıç: Ben teşekkür ederim.

Avukat Hasan Kılıç Kimdir?

Avukat Hasan Kılıç, İstanbul Barosu 2010 yılında o tarihin en genç yöneticilerinden biri olarak yönetim kurulu üyesi seçilmiş, 2018 yılına kadar bu görevi yürütmüştür. İstanbul Barosunun bir çok birim ve kademesinde yaklaşık 15 yıldır görev almıştır. Başkanlık görevini de yürüttüğü Avukat Hakları Merkezinde 15 Yıl boyunca kesintisiz görev almıştır.

Hasan Kılıç, yönetim kuruluna girmeden önce Avukat hakları merkezinde sırası ile ilk olarak genel sekreterlik, daha sonra başkan yardımcılığı ve son olarak başkanlık görevlerinde bulunmuştur. İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu üyeliği, İstanbul Valiliği İl Planlama ve koordinasyon kurulu üyeliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Koruma Kurulu Bşk. Kurulu üyeliği yapmıştır. İki ayrı Üniversitede öğretim görevlisi olarak görev yapmış ayrıca avukat eğitimlerine dönük programlarda yer almıştır.

Baro İnsan Hakları Merkezi ve Avukat hakları merkezinden sorumlu yönetim kurulu üyesi ve koordinatörü görev yürütmüştür. İstanbul Barosu CMK Merkezi koordinatörü ve eğitmen görevlerini yürütmüştür. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi koordinatörü ve eğitmen olarak görev yapmıştır.

Hasan Kılıç, Genç Avukatlar Birliği başkanlığı yapmış, İstanbul Barosu Baro Meclisi Üyeliği, İstanbul Barosu Bölge temsilciliği, İstanbul Barosu CMK koordinatörlüğü, İstanbul Barosu MAHKİM üyeliği, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyeliği, İstanbul Barosu Medya Komisyonu Yürütme Kurulu Üyeliği ve İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Merkezi Üyeliğinde bulunmuştur.

Kılıç, iki ayrı hukuk dergisinde Genel Yayın Yönetmeliği görevlerinde bulunmuştur.

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi

1
Rasko

Bella

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki UNESCO Merkezi’nde törenle ilan edilmiştir. Bu metin, 1989 yılında Hayvan Hakları Birliği tarafından tekrar düzenlenerek 1990 yılında UNESCO Genel Direktörü’ne sunulmuş ve aynı yıl halka açıklanmıştır.

Giriş : Yaşamın tek olduğunu, yaşayan bütün canlıların ortak bir kökeni olduğunu ve türlerin evrimi yönünde farklılaştığını, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunu ve sinir sistemi olan her hayvanın kendine özgü hakları bulunduğunu, bu doğal hakların küçümsenmesi ve hatta kolayca göz ardı edilmesinin doğa üzerinde ciddi zararlar doğuracağını ve insanoğlunun hayvanlara karşı suç işlemesine sebebiyet vereceğini, türlerin birlikte olmasının diğer hayvan türlerinin yaşama hakkının insanoğlu tarafından tanınmasını ifade edeceğini, insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağını dikkate alarak, ilan edilir ki;

Zühtü

Madde 1

Bütün hayvanlar biyolojik denge kavramı içerisinde varolmak bakımından eşit haklara sahiptir.

Madde 2

Bütün hayvanlar saygı gösterilme hakkına sahiptir.

Madde 3
  1. Hayvanlara kötü muamele edilemez veya zalimane davranışlarda bulunulamaz.
  2. Eğer bir hayvanın öldürülmesi gerekiyorsa, bu bir anda, acısız ve korku yaratmaksızın yapılmalıdır.
  3. Ölü bir hayvana saygıyla davranılmalıdır.
Madde 4
  1. Vahşi hayvanlar yaşama hakkına ve kendi doğal çevrelerinde özgürce üreme hakkına sahiptirler.
  2. Vahşi hayvanların özgürlüğünden uzun süreli alı konulması, avlanma ve balık tutma geçmiş zamana ait olup hangi sebeple olursa olsun vahşi hayvanların bu şekilde kullanımı hayati olmayıp, akis davranışlar bu temel hakka karşıdır.

Efe

Madde 5
  1. Bir insanın desteğine ihtiyaç duyan her hayvan uygun beslenme ve bakımı görme hakkına sahiptir.
  2. Hiçbir koşul atında terk edilemez veya adil olmayan bir şekilde öldürülemezler.
  3. Her tür soy üretme ve hayvan kullanımında soyun fizyolojisine ve kendi türüne özel davranışlarına saygı gösterilmesi zorunludur.
  4. Hayvanları içeren sergiler, gösteriler ve filmler hayvanların onuruna saygı göstermek zorunda olup hiçbir şekilde şiddet içeremezler.
Madde 6
  1. Hayvanlar üzerine yapılan fiziksel ya da psikolojik acı çekmeye sebep olan deneyler hayvanların haklarının ihlalidir.
  2. Soyu tükenen hayvanların ya da yok edilen bir hayvanın yerine yenisinin ikame edilmesi yöntemleri geliştirilmeli ve sistemli olarak devam ettirilmelidir.
Madde 7

Gereği olmayacak şekilde bir hayvanın öldürülmesini içeren her kanun ya da buna yol açan her karar yaşama karşı işlenmiş suç kapsamındadır.

Madde 8
  1. Vahşi bir hayvan soyunun hayata kalma onurunu hiçe sayan her yasa ve böylesi bir harekete sebep olan her karar soykırıma eşdeğer olup soya kaşı işlenmiş suçtur.
  2. Vahşi hayvanların katledilmesi ve üreme yumurtalarının kirletilmesi, yok edilmesi soykırım cürümüdür.
Madde 9
  1. Hayvanların kendilerine özgü yasal statüleri ve hakları hukuk tarafından tanınmak zorundadır.
  2. Hayvanların güvenliğinin koruma altına alınması hususu Devlet örgütleri düzeyinde temsil edilmelidir.
Madde 10

Eğitimden ve okullaşmadan sorumlu merciler, vatandaşlarına çocukluktan itibaren hayvanları anlamayı ve saygı göstermeyi öğrenmeleri için olanak sağlamak zorundadır.

Türkiye Hayvanları Koruma Derneği

 

 

 

 

 

 

 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] 4 Nisan Tarihi, tüm dünyada sayıları yaklaşık 600 milyon olan sokak hayvanlarının durumuna dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla “Dünya Sokak Hayvanları Günü” olarak kutlanmaktadır.[/box]

Nuri Bilgin

0
Nuri Bilgin

Cumhuriyet döneminin önemli aydınlarından olan Prof. Dr. Nuri Bilgin 15 Ekim 1948 tarihinde Afyonkarahisar iline bağlı Sandıklı ilçesinde dünyaya gelmiştir. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü Psikoloji Pedagoji Kürsüsünde tamamlamış,1969-1970 ders yılında Adana Kozan’da Felsefe Grubu öğretmenliği görevinde bulunmuştur.

Bilgin, 1971 yılında Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı tarafından burslu olarak doktora eğitimi için Fransa’ya gönderilmiştir. Doktorasını 1976 yılında Strasbourg Louis Pasteur Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra yeniden Türkiye’ye dönen Profesör Doktor Nuri Bilgin, aynı yıl Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin kuruluş çalışmalarında yer alarak burada araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır.

Ege Üniversitesinde çalışmalarına devam eden ve 1981 yılında doçentlik unvanını alan Bilgin, 1988 yılında da profesör olmuştur. Üniversitede çeşitli akademik ve idari görevlerde bulunan Prof. Dr. Nuri Bilgin, sırası ile Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sosyal Psikoloji Anabilim Dalı Başkanlığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcılığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanlığı ve Ege Üniversitesi Senatosu üyeliğinde bulunmuştur.

Bilgin, Ege Üniversitesinde yaklaşık olarak 35 yılını geçirmiş ve duayen bir sosyal bilimci olarak tanınmıştır. Bilgin, iletişim psikolojisi, çevre psikolojisi, endüstriyel psikoloji gibi sosyal psikolojinin birçok alt dalında çalışmalarda bulunmuş, sosyal bilimler alanında Türkçe ve yabancı dilde yayınlanmış telif ve çeviri nitelikli birçok yayına imza atmıştır.

Türk Psikologlar Derneği ve Uluslararası Mikro-Psikoloji ve İletişim Derneği üyesi olan Nuri Bilgin 1985 yılı, 50. Kelebek Yılı Araştırma Ödülünün de sahibidir.

Felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanında yayınlanmış 21 kitabı bulunan Prof. Dr. Nuri Bilgin’in akademik çalışmalarının yanı sıra, çeşitli dergi ve gazetelerde alanıyla ilgili çok sayıda yazısı yayınlanmıştır.

Türkiye’de sosyal psikolojinin kurucusu ve temsilcisi olarak bilinen Prof. Dr. Nuri Bilgin, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sosyal Psikoloji Ana Bilim Dalı’nda görev yapmakta iken geçirdiği kalp krizi sonucu 3 Şubat 2015 tarihinde 67 yaşında hayata veda etmiştir. Ege Üniversitesi, öğrencileri ve sevenleri tarafından Ege orman Vakfı organizasyonunda anısına Nuri Bilgin fidanlığı oluşturulmuştur. Ege Üniversitesi tarafından her yıl düzenli şekilde anma törenleri gerçekleştirilmektedir.

Nuri Bilgin’in Yayınlanmış Kitapları

Sosyal Psikoloji, 5. baskı, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2013.

Tarih ve Kolektif Bellek, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2013.

(Mert Teközel ve Gökçen Başaran’ın katkılarıyla), Sosyal Değişme Sürecinde İnsan – Eşya İlişkileri, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2009.

Sosyal Bilimlerde İçerik Analizi, Siyasal Yayınevi, Ankara, 2007.

Kimlik İnşası, Aşina Kitaplar, Ankara, 2007.

Sosyal Psikoloji Sözlüğü: Kavramlar, Yaklaşımlar, genişletilmiş II. Baskı, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2007.

Siyaset ve İnsan: Siyaset Psikolojisi Yazıları, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2005.

Cumhuriyeti Anlamak, TERİG Yayınları, İzmir, 2004.

İçerik Analizi, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2000.

(Çeşitli yazarlarla birlikte), Demokrasi, Kimlik ve Yurttaşlık Bağlamında Cumhuriyet, Ege. Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1999, 256 s.

Sosyal Psikolojide Yöntem ve Pratik Çalışmalar, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1999.

Siyaset ve İnsan, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1997, 222 s.

Cumhuriyet, Demokrasi ve Kimlik, (Sempozyum Bildirileri), Bağlam Yayınları, İstanbul, 1997.

İnsan İlişkileri ve Kimlik, İstanbul, 1996, 253 s.

Kollektif Kimlik, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1995, 232 s.

Sosyal Bilimlerin Kavşağında Kimlik Sorunu, Ege Yayıncılık, İzmir, 1994, 275 s.

Eşya ve İnsan, Ankara, 1991, 458 s.

Yerel Yönetimler İçin Demokratik Bir Model Arayışı, İstanbul, 1991, 220 s.

(Editör), Sosyal Psikolojiye Giriş, İzmir, 1988, 361 s.

Başlangıcından Günümüze Türk Psikoloji Bibliyografyası, İzmir, 1988, 324 s.

Eşya Sistemleri ve İnsan-Eşya İlişkileri, İstanbul, 1986, 167 s.

Tayfun AKGÜNER

1
Tayfun Akgüner

Prof. Dr. Tayfun Akgüner, 15 Ekim 1945’te İstanbul’da doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitiren Akgüner, 23 Şubat 1973 ile 1 Temmuz 1975 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Asistanı olarak çalışmış, 31 Ekim 1975’e kadar askerliğini yapmış, 31 Kasım 1975’te aynı bölümde tekrar asistan olarak çalışmaya devam etmştir. 13 Mayıs 1982’de yardımcı doçent ünvanını alan Akgüner, 6 Ekim 1982 ile 7 Haziran 1984 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yardımcı doçentlik yapmış, 7 Haziran 1984’te aynı bölümde doçent unvanını almıştır. Tayfun Akgüner, 15 Eylül 1988’de İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda profesör olmuştur.

Akgüner, 17 Ağustos 1992 tarihine kadar İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Müdürlüğü yapmış, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak 16 Temmuz 1993 tarihine kadar çalışmış, üniversitede rektör yardımcılığı  yapmıştır.

İÜHF İdare Hukuku ve İlimleri Merkezi Müdürlüğü ve Hukuk Fakültesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü yapmıştır.

Akgüner, 16 Temmuz 1993 ile 9 Eylül 1996 tarihleri arasında TRT Genel Müdürlüğü görevinde bulunuştur.

Prof. Dr. Tayfun AKGÜNER, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nin kurucu dekanlığını yapmış, fakülteyi eğitime başlatmış, fakültenin dekanlığını 1999 yılından 2004 yılına kadar sürdürmüş, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuş, Türkiye Adalet Akademisi Danışma Kurulu üyeliği ve Türkiye Adalet Akademisi Hakemler Kurulu üyeliği yürütmüştür. 

Akgüner, Lefke Avrupa Üniversitesi Hukuk Fakültesinde İdare Hukuku Dersleri vermiş, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği ve İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Gazikent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği görevini yürütmüş, Gazikent Üniversitesi Kamu Hukuku bölüm başkanlığı yapmıştır.

Prof. Akgüner 4 yıl Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üyeliği ve 11 yıl süreyle de Üniversitelerarası Kurul Üyeliği yapmıştır. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Üyesi ve Türk İtalyan Dostluk Derneği üyesi olan Akgüner’in ulusal ve uluslar arası ödülleri bulunmakta olup kamu hukuku alanında yayınlanmış çok sayıda kitap, makale, konferans, tebliğ ve çevirisi bulunmaktadır.

3. BİN YILA BAKIŞ 26.04.2008 CEM TV/ PROF. DR. TAYFUN AKGÜNER

Kore’nin Geleneksel Hukuku ve Batının Modern Hukukları

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı

0

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı(OF THE COMMITTEE OF MINISTERS TO MEMBER STATES CONCERNING MEDIATION IN PENAL MATTERS) “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Ceza İşlerinde Arabuluculuk Konulu R (99) 19 Sayılı Tavsiye Kararı” adıyla yayınlanmıştır. Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi delegelerinin 15 Eylül 1999 tarihli 679.oturumunda Bakanlar komitesi tarafından kabul edilmiştir.

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsünün 15 inci maddesinin (b) fıkrası çerçevesinde;

Cezai meselelerde arabuluculuk yönteminin, üye devletlerde kullanılmasındaki gelişmeleri esnek, geniş kapsamlı, sorun çözücü, katılımcı , geleneksel cezai muameleleri tamamlayıcı ya da bunlara alternatif olduğunu not eder;

Cezai muamelelerde mağdur ve fail gibi taraf olarak davadan etkilenen diğer kişiler ve toplumun aktif  katılımının artırılması ihtiyacını göz önüne alır;

Mağdur edilmenin ortaya çıkardığı sonuçları ele alarak mağdurun fail ile iletişim kurması, özür ve uğranılan zararları telafi etme yolu ile daha güçlü bir bir sese sahip olması ve mağdurun meşru menfaatlerinin tanınması hususunu kabul eder;

Suç faillerinin toplumla daha fazla entegrasyonu ve rehabilitasyonu yönünde faillerin sorumluluk duygularını teşvik etmenin  ve onlara durumu telafi etmeleri (düzeltmeleri) için pratik imkanlar tanımanın önemini göz önüne alır;

Arabuluculuğun, suçu önleme, suç ile mücadele ve suçun  yarattığı ihtilafları çözmede bireyin ve toplumun rolünün önemi hakkında bilinç düzeyini artırmasını kabul eder; böylece ceza adaleti sisteminin sonuçlarının daha fazla yapıcı ve daha az  baskıcı olmasını teşvik eder;

Arabuluculuğun spesifik yetenekler gerektirdiğini ve uygulama kodu ile akredite edilmiş bir eğitimi zaruri kıldığını kabul  eder;

Potansiyel olarak cezai meselelerde arabuluculuk alanında  sivil toplum örgütleri ve yerel topluluklar tarafından yapılacak esaslı katkıları dikkate alır; bu alandaki kamu kesiminin ve özel sektörün çabalarını birleştirir ve koordine ihtiyacını göz önüne alır;

‘’İnsan Haklarının Ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’’nin koşullarını göz önünde tutar;

– Çocuk Haklarının Kullanılması Avrupa Sözleşmesini,

– Ceza Hukuku ve Usulü Çerçevesinde Mağdurun Durumu Hakkında  R (85) 11 Numaralı Tavsiyeyi,

-Ceza Adaleti Sisteminin  Basitleştirilmesi ile İlgili R (87) 18 Numaralı Tavsiyeyi;

-Suç Mağdurlarına Yardım ve Mağduriyetin Önlenmesi Hakkındaki R (87) 21 Numaralı Tavsiyeyi;

-Çocuk Suçluluğuna Karşı Sosyal Reaksiyon Hakkındaki R (87) 20 Numaralı Tavsiyeyi,

-Göçmen Ailelerinin Genç Bireyleri Arasındaki Çocuk Suçluluğuna Karşı Sosyal Reaksiyon ile İlgili R (88) 6 Numaralı Tavsiyeyi,

-Topluluk Müeyyideleri ve  Tedbirleri Avrupa Kuralları Hakkındaki R (92) 16 Numaralı Tavsiyeyi,

-Ceza Adaletinin Yönetimi ile İlgili R (95) 12 Numaralı Tavsiyeyi,

-Aile Arabuluculuğu Hakkındaki R (98) 1 Numaralı Tavsiye’yi göz önüne alır.

Cezai meselelerde arabuluculuğu geliştirirken üye devletlerin hükümetlerine bu Tavsiyenin ekinde yer alan ilkeleri dikkate almasını tavsiye eder ve bu metnin mümkün olan en geniş şekilde (ilgili çevrelere) yayılmasını önerir.

 R (99) 19 NUMARALI TAVSİYENİN  EKİ
 I.Tanım

Buradaki yol gösterici ilkeler, özgür iradeleri ile rıza göstermelerine imkan olması halinde; suç mağduru ve failinin arabulucu olarak adlandırılan tarafsız bir üçüncü şahsın yardımı ile  suçtan kaynaklanan meselelerin çözümüne aktif katılımını sağlayan her sürece uygulanır.

II. Genel İlkeler

  1. Cezai meselelerde arabuluculuk, sadece tarafların özgür iradeleri ile muvafakat etmeleri durumunda söz konusu olmalıdır.Taraflar arabuluculuk faaliyeti süresince her zaman bu yönde gösterdikleri iradeden vazgeçebilme olanağına sahip olmalıdırlar.
  2. Arabuluculuk faaliyetlerindeki görüşmeler gizlidir ve tarafların muvafakat vermeleri durumu dışında daha sonra kullanılamaz.
  3. Cezai meselelerde arabuluculuk, genel olarak sunulması gereken bir hizmet olmalıdır.
  4. Cezai meselelerde arabuluculuk, ceza adaleti sürecinin bütün aşamalarında mevcut olmalıdır.
  5. Arabuluculuk hizmetlerine, ceza adaleti sistemi içerisinde yeterli ölçüde özerklik verilmelidir.
IV. Hukuki Temeller

 6.Mevzuat, cezai meselelerde arabuluculuğu kolaylaştırmalıdır.

7.Cezai meselelerde arabuluculuğun kullanımını belirleyen ve tanımlayan yol gösterici bir rehber (kitapçık) olmalıdır.Bu tür bir rehber (kitapçık), bilhassa arabuluculuk hizmetine başvuru şartları ve arabuluculuk sonrası sürecin ele alınışı ile ilgili hususlara değinmelidir.

8.Temel usulü güvenceler arabuluculuğa da uygulanmalıdır. Bilhassa taraflar, hukuki yardımdan yararlanma ve gerekli ise tercüme/çeviri hizmetlerinden yararlanma hakkına sahip olmalıdır.Ayrıca buna ek olarak küçükler veli/vasilerinin yardımından yararlanma hakkına da sahip olmalıdırlar.

V. Arabuluculuk İle İlgili Olarak Ceza Adaletinin İşleyişi 
  1. Ceza hukuku anlamında bir olay için arabuluculuk yoluna başvurulması ve arabuluculuk prosedürünün sonuçlarının değerlendirilmesi yönündeki kararlar, ceza adaleti makamlarına hasredilmelidir.
  1. Arabuluculuk sürecine başlamadan evvel taraflar haklarının içeriği, arabuluculuk sürecinin niteliği ve alacakları kararlarının olası sonuçları hakkında tümüyle bilgilendirilmelidir.
  1. Arabuluculuğu kabul etmesi için, ne mağdur ne de fail, adil olmayan vasıtalar ile teşvik edilmemelidir.
  1. Küçüklerin hukuki muamelelere katılımını düzenleyen özel düzenlemeler ve hukuki güvenceler, cezai meselelerde arabuluculuğa katılımda da uygulanmalıdır.
  1. Arabuluculuk sürecine katılan temel taraflardan birisi bu sürecin anlamını kavrama yeteneğine (ve ehliyetine) sahip değilse arabuluculuk sistemi işletilememelidir.
  1. Hadisenin temel maddi olguları normalde arabuluculuğun temeli olarak her iki tarafça da kabul edilmelidir.Arabuluculuğa katılım, daha sonraki hukuki muamelelerde suçun kabul edildiğine dair kanıt olarak kullanılmamalıdır.

15.Tarafların yaşı, ehliyeti (olgunluğu) veya entelektüel kapasitesi gibi faktörler ile ilgili aşikar farklılıklar, arabuluculuk yöntemine başvurulmadan önce  göz önüne alınmalıdır.

16.Cezai bir olayı arabuluculuk yöntemine tabi kılma kararı     makul bir süre içerisinde verilmelidir ve yetkili ceza adaleti makamlarına arabuluculuk sürecinin safahatı hakkında bilgi sunulmalıdır.

  1. Arabuluculuk anlaşması temelinde verilen kararlar, yargısal karar ve hükümlerle aynı geçerliliğe (statüye) haiz olmalıdır; ve aynı olay için kovuşturmaya engel olmalıdır (aynı suçtan dolayı birden fazla defa kovuşturma yasağı- ne bis in idem).
  1. Taraflar arasında herhangi bir anlaşmaya varılmamaksızın dosya ceza adaleti makamlarına geri gönderilirse veya varılan anlaşmanın uygulanmaması durumu ortaya çıkar ise , nasıl bir yol izleneceğine dair ivedilikle bir karar alınmalıdır.
 Arabuluculuk Hizmetinin İşleyişi
      V.1.  Standartlar
  1. Arabuluculuk hizmetleri tanımlanmış ve kabul edilmiş standartlar tarafından düzenlenmelidir.
  1. Arabuluculuk hizmetlerini yürütenler görevlerini ifa ederken yeterli ölçüde özerkliğe (bağımsızlığa) haiz olmalıdır.Arabulucuların seçimi, eğitimi, hizmetlerinin değerlendirmeye tabi tutulması usulleri ile yetkileri ve etik kurallar hakkında standartlar geliştirilmelidir.
  1. Arabuluculuk standartları, yetkili bir organ tarafından izlenmeli ve gözlemlenmelidir.
     V.2. Arabulucuların Nitelikleri ve Eğitimi
  1. Arabulucular toplumun bütün kesimlerinden görevlendirilmeli ve genel olarak bunlar yerel kültür ve toplulukları iyi düzeyde anlama kapasitesine sahip olmalıdır.
  1. Arabulucular adil hüküm kurabilme yeteneğini gösterebilmeli ve arabuluculuk için gerekli kişisel kapasite ve yeteneğe haiz olmalıdır.
  1. Arabulucular, arabuluculuk görevine başlamadan evvel ön eğitim almalı ve ayrıca (görev yaptıkları sürece) meslek içi eğitime tabi tutulmalıdırlar. Arabulucuların eğitimi; uyuşmazlık çözme kapasitesi, mağdur ve fail ile birlikte çalışma hususunda spesifik koşullar ve ceza adaleti sistemi hakkında temel bilgi edinimi hususlarını da göz önüne alan yüksek düzeyli bir yeterlilik kazandırmayı amaçlamalıdır.
        V.3. Davaların Çözülmesi
  1. Arabuluculuk süreci başlamadan evvel, yetkili ceza adaleti makamları tarafından arabulucuya olayın ilgili bütün maddi yönleri hakkında bilgi verilmeli ve gerekli belgeler kendisine temin edilmelidir.

26.Arabuluculuk, olayın maddi bulguları temelinde ve tarafların ihtiyaç ve arzuları doğrultusunda tarafsız bir şekilde ifa edilmelidir.Arabulucu her zaman tarafların onur ve haysiyetine saygı göstermeli ve tarafların birbirlerine karşı saygılı bir şekilde hareket etmesini sağlamalıdır.

  1. Arabulucu, arabuluculuk için güvenli ve rahat bir ortam sağlamaktan sorumlu olmalıdır.Arabulucu, tarafların incinmemesi hususunda hassasiyet göstermelidir.
  1. Arabuluculuk etkin bir şekilde icra edilmelidir, fakat taraflar için idare edilebilir bir hızda olmalıdır.
  1. Arabuluculuk, halkın veya basının takip edemeyeceği (aleni olmayan) bir ortamda ifa edilmelidir.
  1. Arabulucu gizlilik ilkesine rağmen, arabuluculuk görevi sırasında vuku bulması kuvvetle muhtemel ciddi suçlarla ilgili olarak elde ettiği bilgileri uygun makamlara veya ilgili kişilere iletmelidir.
     V.4. Arabuluculuğun Sonucu 
  1. Anlaşmalara gönüllü olarak tarafların uzlaşması ile varılmalıdır.Anlaşmalar ancak makul ve orantılı yükümlülükler içermelidir.
  1. Arabulucu alınan tedbirler ve arabuluculuğun sonucu hakkında ceza adaleti makamlarına bir rapor sunmalıdır.Arabulucunun raporu, arabuluculuk faaliyetlerinin (oturumlarının) içeriğini açığa çıkarmamalı ve arabuluculuk süresince tarafların davranışları hakkında herhangi bir hüküm içermemelidir. 
    VI. Arabuluculuğun Sürekli Gelişimi 
  1. Ortak bir anlayış geliştirmek için ceza adaleti makamları ve arabuluculuk hizmetlerini gerçekleştirenler arasında düzenli danışmalar olmalıdır.
  2. Üye devletler cezai meselelerde arabuluculuk hakkındaki araştırmaları ve değerlendirmeleri geliştirmelidir.

If you want to get such writing service online do contact write my essay for me service. They’ll provide you the best content with cheap price.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Alanında Çalışanlar İçin Etik Kurallar

0

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Alanında Çalışanlar İçin Etik Kurallar, Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği (Türk PDR-DER -Turkish Psychological Counseling and Guidance Association) tarafından 1995 yılında yayınlanmıştır. Belge, daha sonraki yıllarda birçok kez güncellenmiş ve yeni baskıları yapılmıştır.

Türk PDR-DER (Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği) kurulduğu 1989 yılından itibaren etik kuralları benimseyerek Türkiye’de PDR mesleğinin profesyonel anlamda kabul edilebilmesi; mesleğin yasal olarak tanınması, yetiştirme standartlarının olması ve uygulanabilir etik kurallar ile yaptırımların olması için çalışmaktadır.

Meslek mensuplarını doğru davranışlar konusunda bilinçlendirmek, mesleğin saygınlığını korumak belgenin temel hedeflerindendir.

Metni hazırlayan Etik Komisyon Üyeleri, Prof Dr. Feriha BAYMUR, Prof Dr. Muharrem KEPÇEOĞLU, Doç Dr. Güler OSKAY, Doç. Dr. Oya G. ERSEVER ve araştırma görevli Filiz BİLGE’den oluşmaktadır. PDR Anabilim Dalı Başkanlarının ve Türk PDR-DER yönetim kurulunun görüşleri alınarak son biçimi verilmiştir.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Alanında Çalışanlar İçin Etik Kurallar

GİRİŞ

Hızla gelişen ve değişen dünyamızda, bireylerin giderek karmaşıklaşan yaşam koşullarına etkin ve verimli bir biçimde uyum sağlamaları gerekmektedir. Bu hizmet alanına yönelik olarak süreç içerisinde ortaya çıkan psikiyatri, klinik psikoloji, psikolojik danışma, sosyal çalışma gibi bazı “psikolojik yardım meslekleri” ortaya çıkmıştır.

Genellikle alan yazında bu yardım mesleklerinin çalışma alanları ve sınırlarıyla ilgili, özellikle klinik psikoloji, psikolojik danışma ve rehberlik (PDR), psikiyatri alanlarında çalışanlar arasında, bazı tartışmalar yer almaktadır. Bu kesişme noktalarını yada binişiklikleri açıklığa kavuşturma ve çalışma alanının sınırlarını belirlemek amacıyla, burada öncelikle PDR alanında çalışanların mesleki kimlik ve görevlerinin açıklanması ve sorumluluk sınırlarının belirlenmesine gerek duyulmuştur. Aslında bu yardım meslekleri arasında alanın özelliklerinden kaynaklanan belirgin
farklılıklar olmakla birlikte çok fazla kesişen noktalar ve işbirliğini gerektiren çalışma yaklaşımları da söz konusudur.

 

PDR Hizmetlerinin Amacı, Gerekçesi ve Diğer Yardım Meslekleri İçindeki Özgün Yeri

Yardım mesleklerinin hepsinin ortak amacının insan yaşamını iyileştirmek ve geliştirmek olması nedeniyle bu meslekler arasında bazı rol örtüşmeleri bulunmaktadır. Bununla birlikte, bunların birbirinden ayrı meslekler olarak gelişmelerini sağlayan faklı amaç, ilke, yöntem ve teknikleri vardır. Dolayısıyla bunların birbirlerinden ayrı meslek dalları olarak gelişmeleri gerekmektedir.

Klinik psikoloji ile PDR arasındaki önemli farklardan birisi, yardım sürecinde, klinik psikoloğun psikopatolojiden harekete geçerek kendisine başvuran kişilerdeki psikolojik bozuklukları iyileştirmeyi esas almasıdır.

Bunun için önce tanı, sonra tedavi ilkesi izlenir. Klinik model esas alınır.

Daha çok tıp merkezlerinde, ciddi psikolojik sorunları olan kişilerle daha yoğun terapi ilişkilerine girilir ve genellikle psikiyatristlerle işbirliği içerisinde çalışılır.

PDR’de ise temel alınan normal gelişimdir. Bu hizmetlere başvuran kişilerin psikolojik sağlıklarının güçlendirilmesi amaçlanır. Ciddi psikolojik sorunları olan kişilere hizmet vermek söz konusu olduğu zaman bile, onların normal ve sağlıklı yanlarından harekete geçilerek yardım edilmeye çalışılır. İnsan organizmasında kendini gerçekleştirmeye yönelik güçlü bir ruhsal enerjinin olduğuna inanılır. Bu eğilimden yararlanılarak kişinin kendini geliştirmesi ve toplumda tam verimle çalışması hedeflenir. Bu nedenle hizmetin sunulduğu kişiler de “hasta” değil, “danışan” olarak adlandırılırlar. Ayrıca PDR, yalnızca bazı duygusal-sosyal sorunları olan kişilere sağaltıcı-iyileştirici hizmetlerde bulunmakla kalmaz, aynı zamanda bunları önleyici bir işlevi de üstlenir. PDR okul, hastane, ordu, fabrika ve benzeri sosyal kuruluşlarda psikolojik sağlığını bozan koşulları engellemek, olumlu kişiler arası ilişkileri geliştirmek gibi bazı önleyici hizmetleri içerir.

Ayrıca, bu hizmetler ile, herhangi bir sorunu olmayan, psikolojik sağlığı yerinde olan danışanlara da yardım sunulur. Bu yardımlar normal bir kişinin kendini daha iyi tanımasına, içinde bulunduğu koşulları gerçeğe daha uygun olarak değerlendirmesine, kişisel yeteneklerini geliştirmesine, kendine daha uygun bir meslek seçmesine, daha gerçekçi planlar yapmasına yöneliktir. Özetle, PDR bireyin daha özgün ve anlamlı bir yaşam sürmesine yardımcı olmayı amaçlar. Bu da PDR hizmetlerinin önemle vurgulanan geliştirici işlevidir.

Psikiyatri ile psikolojik danışma ve rehberlik arasındaki fark ise çok açıktır. Psikiyatristler tıp kökenli olup akıl ve ruh sağlığı uzmanlarıdır.

Gerektiğinde hastalarına tıbbi müdahalelerde bulunup, ilaç tedavisi uygularlar. Psikolojik danışmanlar ise geliştirici ve önleyici ruh sağlığı uzmanlarıdır. Bunlar ağır vakalar ve özel durumlarla karşılaştıklarında, danışanlarını gereğine göre psikiyatristlere, klinik psikologlara, ya da sosyal hizmet uzmanlarına gönderirler.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Psikolojik yardım meslekleri arasında sosyal çalışma uzmanının da önemli bir rolü vardır. Okulda, hastanede, sosyal yardım kuruluşlarında ve iş merkezlerinde çoğunlukla yoksul semtlerden gelen, sosyo-ekonomik düzeyleri düşük olan sorunlu kişilerle ilgilenirler. Bunlara çeşitli kaynaklardan olanaklar sağlamaya çalışırlar. Bazı öğrencilerin ya da kişilerin çalışma durumlarını engelleyen duygusal ve sosyal problemleriyle ilgilenirler. Vak’a incelemeleri yaparlar ve danışma hizmeti verirler.

Ülkemizde PDR çalışmaları genellikle öğretim etkinlikleri ile karıştırılmakta ve öğretmenlerin de bu hizmetleri verebilecekleri düşünülmektedir. Okullarda çalışan psikolojik danışmanlara “rehber
öğretmen” denilmesi, büyük bir olasılıkla bu karışıklığa neden olmakta ve PDR mesleğinin öğretmenlik olduğu yanılgısına yol açmaktadır. Aslında, psikolojik danışmanlık ve öğretmenlik birbirinden farklı mesleklerdir.

Öğretmenin görevi, öğretim programları uygulayarak ve öğrencinin başarısını değerlendirerek onun akademik gelişimini sağlamaktır. PDR uzmanlarının görevi ise; öğretimin dışında, öğrencilerin duygusal, toplumsal, kişisel, mesleki yönlerden sağlıklı olarak yetişmelerine yardımcı
olmaktır. Bu hizmeti verebilmek, bu mesleğe özgü psikolojik danışma ve rehberlik ilke ve kuramları, teknik ve yöntemleri konusunda yeterli bir formasyon almakla olanaklıdır. Okullarda öğretmenler ve okul psikolojik danışmanları etkili bir işbirliği içinde çalışmak durumundadırlar.

Etik, Ahlak ve Meslek Etiği

Psikolojik danışma ve rehberlik, yardım hizmetlerini amaçlayan meslekler arasında kendine özgü bir yeri olan ve kişilerin daha bilinçli, güçlü ve yaratıcı bir biçimde yetişmelerine hizmet veren bir meslek alanıdır. Kişiler arası ilişkiler temeline dayalı olarak danışanların yaşamlarını derin bir şekilde etkileyebilecek olan PDR çalışmalarında, mesleğin sağlıklı bir içimde yürütülmesi önem kazanmaktadır. Bunun için etik ilkelerin, kuralların ve standartların açık ve net olarak belirlenmesi ve bunlara uyulması gerekir. Öncelikle etik, ahlak ve meslek etiği kavramları üzerinde durulmasında yarar vardır.

Felsefi anlamda, etik, ahlak ve doğru eylemler üzerinde sistematik olarak geliştirilmiş olan düşüncelerle bağlantılıdır. Aynı zamanda sosyal ve kültürel olarak kabul edilebilir olanların analizini yapar. İnsan davranışlarıyla ilgili olarak üzerinde anlaşmaya varılmış olan “meli-malı”ları
ele alır (Akt. Korkut, 2002).

Etik ve ahlak bazı kaynaklarda birbirlerinin yerine kullanılsalar da aslında birbirinden farklı kavramlardır. Etik, ahlak felsefesidir. ahlak ise etiğin araştırma konusudur. Etik ahlaka göre daha soyut kavramlara dayalıdır. Etik kuralların, yazılı olmayan standartları içeren ahlakın tersine, açık ve belirli bir alana ilişkin yazılı kuralları içermesi beklenir. Bu ilkeler, uyması beklenen bireylerin özelliklerine göre değil, evrensel kabul gören kavramlara dayalı olarak geliştirilirler. Etikte “istenilir iyi” kavramı olup bunlar daha evrensel ve genel geçerliğe sahiptir (Akt. Aydın, 2003). Oysa ahlaki kavram ve değer sistemleri açısından toplumlar, alt kültürler, bireyler birbirlerinden farklılıklar gösterebilirler.

Toplum içerisindeki bütün meslek gruplarının kendilerine özgü etik ilkeleri ve standartları vardır. Doğan ve Tekinalp’e (2002) göre meslek etiğinin temel amacı, genelde toplumu ve özelde meslek elemanlarını, meslekleriyle ilgili olarak eğitmek ve bilinçlendirmektir. Ayrıca, hizmetin sunulduğu bireyleri, meslek elemanlarının etik olmayan uygulamalarından korumak da önemli bir amaçtır. Sözü edilen amaçlara yönelik olarak da, Kuçuradi’ye (1988) göre dünyanın neresinde olursa olsun, aynı meslekte çalışan bireylerin bu davranış kurallarına uygun davranmaları gerekmektedir (Akt. Aydın, 2003).

Etik ilkelerin işlevleri bazı kaynaklara göre aşağıda sıralanmıştır (Akt. Aydın, 2003):

1) Mesleğinde yetersiz olan ve ilkesiz davranan üyeleri ayırmak.
2) Meslek içi rekabeti düzenlemek.
3) Hizmet ideallerini korumak.
4) Meslek üyelerinin grubun diğer üyeleri ve toplum ile ilişkilerini düzenlemek.

Etik ilkelerin, amaçları ve işlevlerine bağlı olarak, çalışanların hangi davranışlarının kabul edilebilir olduğuna ilişkin meslek yada örgüt tarafından belirlenen yol gösterici, ifadeler vardır. Bunlar etik kodlardır.

Bunların bazı temel işlevleri vardır. Meslek elemanlarının ulaşması gereken yeterliklerin toplum ve meslek elemanları arasında paylaşılmasını sağlar, meslekteki etik davranışları tanımlayarak meslek elemanlarına rehberlik eder.

Psikolojik danışmanların, mesleki uygulamaları için sağlam bir temel oluşmasına yardımcı olan etik ilkelerin ve davranışların saptanması konusunda, APA (American Psychology Association) ve ACA’nın (American Counseling Association) çalışmaları bulunmaktadır. Bu çalışmalardan da yararlanılarak, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği tarafından kurulan Etik Kurallar Komisyonu’nun yazdığı “Psikolojik Danışma ve Rehberlik Alanında Çalışanlar İçin Etik Kurallar” isimli kitapçığın 1995 yılında ilk basımı yapılmıştır. Yoğun bir ilgi gören kitapçığın dördüncü basımı ise 2004 yılında yapılmıştır.

Gerek dünyada gerekse ülkemizde, Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında ortaya çıkan gelişim ve değişimler “ 2004 yılında son basımı yapılmış olan etik kurallar kitabının yeniden gözden geçirilmesi gereksinimini ortaya çıkarmıştır.” Bu gereksinme doğrultusunda 2004 yılında bir komisyon oluşturularak çalışmalar başlatılmıştır. Ancak bu çalışmaların kesintiye uğraması nedeniyle 2006 yılında etik komisyon yeniden toplanmış ve etik ilke ve standartları aşağıdaki biçimde düzenlemiştir.

Temel ilkeler bölümünde psikolojik danışmanların her alanda en üst düzeyde hizmet verebilmelerine ışık tutacak ilkeler açıklanmaktadır. Bu genel ilke ve amaçlar; psikolojik danışmanların çalışmalarında etik davranışlar sergilemelerine yardımcı olmak üzere, etik kural ve standartları değerlendirirken dikkate alacakları temel öğeleri göstermektedir. Etik standartlar, tüm psikolojik danışmanların görevleri sırasında uymaları zorunlu olan profesyonel davranış ve işlemleri kapsamaktadır. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği’nce, bu meslek standartlarına uymayan ve de bu davranışlarında ısrarlı olan üyelere bazı yaptırımlar uygulanır. Önce doğru davranışları açıklayan eğitici bir yazı göndermek ve uyarıda bulunmak, gerektiğinde dernek üyeliğine son vermek, durumu adli ve idari makamlara duyurmak gibi önlemler alınabilir.

PDR etik kurallarının esas amacı, bu alanda çalışan elemanların karşılaşabilecekleri sorunlarda, onlara yardımcı olacak davranışları göstermektir. Bu kurallar; gerektiğinde idari ve adli makamların, bu hizmetlerle ilgili olarak ortaya çıkan durumlarda verecekleri kararlar için başvuru kaynağı olarak kullanılabilir.

Yukarıda ifade edildiği gibi farklı yardım mesleklerinin her birinin, bireylerin ve toplumun yararı açısından, ayrı bir önemi vardır. İnsanların sağlıklı bir kişilik geliştirmeleri amacına yönelik olarak hizmet veren ve farklı formasyon ve uzmanlığa sahip olan uzmanlar arasında etkili bir işbirliğinin kurulması halinde, sunulan hizmetlerin daha verimli ve yararlı olacağı açıktır.

B) TEMEL İLKELER

Temel ilkelerin amacı, psikolojik danışmanların mesleklerini en üst düzeyde etik kurallara uygun bir biçimde yürütmelerini sağlamaktır.

Psikolojik danışmanların benimsemeleri gereken başlıca temel ilkeler: (1) yetkinlik,( yeterlilik, ehliyet) (2) dürüstlük, (3) duyarlı ve saygılı olmak, (4) bireysel ve kültürel farklılıklara duyarlılık, (5) toplumsal sorumluluk, (6) mesleki ve bilimsel sorumluluk olmak üzere altı madde olarak belirlenmiştir.

1. Yetkinlik (yeterlilik, ehliyet).

Psikolojik danışman hizmetlerini en üst düzeyde yeterlilikle yürütmeyi amaçlarlar. Uzmanlık alanlarının, yetkilerinin sınırlarını bilirler.  Yalnızca eğitim düzeylerine ve formasyonlarına uygun hizmetleri yürütürler. yeterlik sınırlarını aşan özel bir durumla karşılaştıklarında var olan bilimsel mesleki ve teknik kaynaklara baş vurarak yardım talebinde bulunurlar.

Danışanların iyilik ve çıkarlarını gözeterek en isabetli kararları, en uygun önlemleri almaya çalışırlar. Psikolojik danışmanlar uzmanlaşa bilmek için bilimsel ve mesleki düzeylerini yükseltmeye çalışırlar. PDR alanındaki çağdaş gelişmeleri izlemek gerektiğine inanarak, bilgilerini sürekli olarak yenilemeye çalışırlar. Yaşamları boyunca kendilerini sürekli olarak uzmanlık alanlarında yetiştirmeye ve geliştirmeye çalışırlar. Bunu yaparlarken de bilimsel kaynaklardan yararlanırlar.

2. Dürüstlük

Psikolojik danışman, kişiler arası ilişkilerinde, bilimsel çalışmalarında ve tüm mesleki etkinliklerinde özellikle de psikolojik danışma sürecinde dürüstlüğü, doğruluğu ve gerçekliği ilke edinirler ve bu ilkeyi yaşama geçirirler. Psikolojik danışmanlar kendilerini tanıtırken; eğitimlerinden, araştırmalarından ve mesleki niteliklerinden söz ederlerken abartılı ifadelerden kaçınır ve doğru olmayan beyanlarda bulunmazlar.

Psikolojik danışmanlar, kendi duyuş ve inançlarının, değerler sisteminin ve gereksinimlerinin güçlü ya da güçsüz yönlerinin farkında olmaya özen gösterirler. bunların mesleki çalışmalarına nasıl yansıya bileceğinin farkındadır. Psikolojik danışmanın özü sözü içi dışı birdir, yani duyuş ve düşünceleri ile davranış ve sözleri tutarlıdır. Özellikle danışanları ile saydam ilişkiler kurmayı amaçlarlar.

3. Duyarlılık ve Hoşgörü.

Psikolojik danışmanlar, danışanların PDR hizmetlerinden en üst düzeyde yararlanabilmeleri için çaba gösterirler. Onların zarar görmemeleri için gerekli tüm önlemleri alırlar. Psikolojik danışmanlar tüm mesleki etkinliklerini profesyonel ilişkiler içersinde sunarlar. Birey hak ve özgürlüklerine duyarlıdırlar. Psikolojik danışmanın bilimsel ve mesleki karar ve etkinlikleri hizmet verdikleri danışanları etkileyebilir. Bu nedenlerle danışanlarını kişisel, ekonomik, toplumsal, kurumsal ve politik etmenlerin yanlış kullanımının yol açacağı olumsuz etkileri konusunda duyarlıdır.

Psikolojik danışmanlar danışanların kendi ilgi, yetenek ve değerlerini tanımalarına yardımcı olurken, yansız davranmaya özen gösterirler. İnsan ilişkilerinde duyarlı ve hoşgörülü olmanın her kapıyı açan bir anahtar olduğunu bilirler ve öyle davranırlar.

İnsan ilişkilerinde yalnızca duyarlı olmanın yeterli olmadığını, meslektaşları ve danışanlarının kişilik haklarına ve onurlarına saygılı olmanın gereğinin ve öneminin farkındadırlar. İnsanın dünyada en değerli varlık olduğunun bilincindedirler. Psikolojik danışmanlar kişinin kendi sorunlarını çözebilme gücüne güvenirler, kendi kararlarını kendi verme özgürlüğüne içten inanırlar. Bazen hukuki ve idari zorluklara yol açsa bile, danışanlarına ait gizli bilgileri korumak ve insanlara verilebilecek zararları önlemek ya da en aza indirmek için ellerinde gelen çabayı gösterirler.

4.Bireysel ve Kültürel Farklılıklara Duyarlılık

Psikolojik danışmanlar; toplumda değişik kesimlerin gereksinim ve sorunlarının farkında olmaya ve çalışmalarında kullandıkları yöntem ve teknikleri onların gereksinimlerine göre uyarlamaya çalışırlar. Ayrıca, yaş, cinsiyet, din, dil, ırk sosyo-ekonomik düzey, değişik grup ya da kültürlere ait olma, özürlü olma, cinsel yönelim, medeni durum gibi bireysel ve kültürel farklılıkların, verecekleri hizmeti olumsuz olarak etkilememesine özen gösterirler. Psikolojik danışmanlar hizmet sundukları bireylerin farklı kültürel arka planlarını anlamak için etkin çaba harcamalıdırlar.

Danışanlar psikolojik danışmandan farklı düşünce ve ideolojilere inanç ve değerlere sahip olabilirler bu gibi durumlarda, danışmanlar ayırım yapmaksızın hizmet vermeye çalışırlar. Bu konularda önyargılı olanlara, ne bilinçli olarak katılıp taraf tutarlar, ne de onları eleştirip tartışmalara girerler. Psikolojik danışmanlar kendilerine başvuran herkesi kabul edicidirler ve onlara anlayış göstererek hizmet verirler. Psikolojik danışmanlar hiçbir kültürel yapıyı diğerinden üstün görmezler.

5. Toplumsal Sorumluluk

PDR; temelde insana yönelik bir hizmetler bütünüdür. Bu nedenle alanda verilen hizmetlerin doğası gereği, danışmanların birincil görevi ve sorumluluğu, insana yöneliktir. Psikolojik danışmanlar toplumun giderek karmaşıklaşan yaşam koşulları içinde kişinin kendini gerçekleştirmesine yardımcı olmaya çalışırlar.

Ancak, birey toplumdan soyutlanamaz. Çünkü birey ve toplum sürekli etkileşim içersindedir. Toplum bireylerden oluşur ve onların iyiliği için vardır. İnsan toplumsal bir varlıktır ve kendini toplum içinde gerçekleştirebilir. Bireye sunulan her türlü yardım topluma yansıyacaktır.

Psikolojik danışmanlar, topluma yönelik bilimsel ve mesleki sorumluluklarının bilincindedirler. Bireylere hizmet verirken, toplumunun yararlarını da gözetirler. Toplumun yararı için bilgilerini medya yoluyla kamu oyuna duyururlar.

Psikolojik danışmanlar, verdikleri konferans, eğitim, panel, seminer ve benzeri eğitim etkinliklerinde medya yoluyla topluma açıklamalar yaparken toplumsal ve mesleki sorumluluklarına özen göstermeli ve aşağıdaki noktalara uymalıdırlar:

* Bilimsel ve mesleki literatüre uygun bir dil kullanmalı
* Etik kurallara ve uygulama standartlarıyla tutarlı olmalı
* Bilgi verilen kesimin profesyonel yardım sürecine müdahale etmesine yol açmamalılar.

Ayrıca topluma yönelik açıklamalarıyla haksız çıkar sağlamamalıdırlar.

Toplumsal felaketlere yol açan olayların psikolojik nedenlerini belirlemeye ve bunların sonuçlarını azaltmaya çalışırlar. Danışmanlar sundukları psikolojik hizmetlerin insana aykırı amaçlar için kullanılmasını engellemeye çalışırlar. Aynı zamanda yasama organları ile işbirliği yaparak, halkın ve danışanların yararına olacak sosyal politikaların ve yasaların oluşturulmasında rol alırlar. Psikolojik danışmanlar, profesyonel etkinliklerini ilgili üçüncü kişilere (mahkeme, sağlık sigortası şirketleri, sunulan raporu değerlendirecek olan kişiler ve benzeri) sunarlarken raporunda net, doğru ve çift anlam taşımayan bir dil kullanmalılar.

Zamanlarının bir kısmını kişisel ya da maddi çıkar gözetmeksizin, mesleki çalışmalar için hazırlarlar.

6. Mesleki ve Bilimsel Sorumluluk

Psikolojik danışman; etik standartlarına bağlı olmayı, görev ve rollerini iyice kavrayıp bunlara uygun davranma sorumluluğunu taşırlar.

Hizmet verdikleri kişilerin iyilikleri ve yararları doğrultusunda ilgili kurumlarla işbirliği yaparlar, gerektiğinde danışanları bu alandaki başka uzmana gönderirler. Eğer kendi danışanlarının, başka bir ruh sağlığı uzmanıyla yardım ilişkisi kurduğunu öğrenirlerse, danışanı özgür bırakmalıdırlar. Gerektiğinde bilgi alış verişi ve işbirliği yapmalıdırlar.

Psikolojik danışmanlar kendi profesyonel yaklaşımlarından farklı diğer profesyonel yaklaşımlara saygılı olmalıdırlar. İşbirliği yaptıkları ya da birlikte çalıştıkları uzmanların mesleki uygulama ve yöntemlerine değer vermelidirler.

Kamu oyuna yönelik yaptıkları açıklamalarda meslek örgütü yada psikolojik danışmanlar adına konuşmadıklarını, yalnızca kendi öznel düşüncelerini ve bakış açılarını yansıtmakta olduklarını açıkça ifade etmelidirler.

Psikolojik danışmanlar, meslektaşlarının bilimsel ve mesleki etik kural ve standartlara uygun davranıp davranmamaları ile de ilgilenirler. Gereğinde, uygun olmayan davranışları engellemek için meslektaşlarını uyarırlar ve Türk PDR derneğine durumu bildirirler.

C. ETİK STANDARTLAR

GENEL STANDARTLAR

Genel standartlar; Psikolojik danışmanların psikolojik danışma, ölçme ve değerlendirme, araştırma ve yayın, konsültasyon (müşavirlik) gibi tüm etkinlikleri için geçerlidir.

a) Yetkinlik Sınırları

1- Psikolojik danışmanlar, yalnızca eğitimini gördükleri, yeterince gözetim altında uygulama yaparak ya da uygun yeterli profesyonel uygulamalar yürüterek yetiştirildikleri uzmanlık alanlarında hizmet verebilir, öğretebilir ve araştırma düzenleyebilirler.

2- Psikolojik danışmanlar, yeni uygulama alanlarında ya da yeni teknikleri içeren çalışmalarda, ancak bu konudaki yetkin kişilerin gözetiminde gerekli eğitimi aldıktan ve denetim altında yeterli uygulamayı tamamladıktan sonra bu alanlarda hizmet ve eğitim vere bilir ya da araştırma yapabilir.

3- Henüz gelişmekte olan ve standartları kesin belirlenmemiş alanlarda, psikolojik danışmanlar danışanlarını, öğrencilerini, araştırmaya katılanları ve birlikte çalıştıkları meslektaşlarını koruyup onlara zarar vermemek için gereken önlemleri almaya özen gösterirler.

b) Uzmanlıkta Sürekli Gelişme

Psikolojik danışmanlar, PDR alanındaki çağdaş ve bilimsel mesleki bilgileri ve yeni gelişmeleri izlerler. Meslek yaşamları boyunca bu alanlardaki bilgi ve becerilerini artırmaya çalışırlar.

c) Bireysel Farklılıklar

Yaş, cinsiyet, ırk, etnik köken, din, dil, cinsel eğilim, engelli olma durumu, sosyo-ekonomik düzey gibi bireysel farklılıklar, psikolojik danışmanların çalışmalarını önemli ölçüde etkileyebilir.

Psikolojik danışmanlar mesleki uygulamaları sırasında, bireysel farklılıklarla karşılaşmaları durumunda ayrımcılık yapmazlar ve taraf tutmazlar, herkese gereksinimleri ölçüsünde eşit davranırlar.

ç) Başkalarına Saygı

Psikolojik danışmanlar, mesleklerini uygularken, kendilerininkinden farklı olan değer yargılarına, tutumlara, kanılara ve törelere bağlı kişilerin haklarına saygı gösterirler. Bireysel farklılıklara duyarlı ve hoşgörülüdürler.

d) Ücret

1- Psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin verilmesinde ücret saptanırken, hem danışanların parasal durumu hem de bulunulan yörede bu tür hizmetlere uygulanan ücretler ölçüt olarak dikkate alınır.

2- Psikolojik danışmanlar, ödeme gücü düşük olan kişilere, benzer hizmetleri parasız ya da çok az bir ücretle sağlayan sosyal yardım ya da kamu kuruluşlarına gidebilmeleri konusunda yardımcı olurlar.

3- Psikolojik danışmanlar, danışanlarına sağladığı psikolojik hizmetler karşılığında mal mülk kabul etme ya da bir hizmet isteme gibi bir takas anlaşmasına girişmezler. Bu tür bir ilişkinin çeşitli çatışmalara, anlaşmazlıklara ve sömürülere yol açabileceğini bilirler.

e) Duygusal ve Cinsel Taciz

1- Psikolojik danışmanlar, danışanları ile duygusal ve cinsel ilişkilere girmezler. Duygusal-cinsel olarak sözel/sözel olmayan davranışlarda bulunmazlar. Psikolojik danışmanlar; öğrencileri, danışanları, yardımcıları, araştırmaya katılanlar gibi kendi sorumluluğu altında olan/çalışan kişilerle duygusal-cinsel ilişkilere girmezler.

2- Psikolojik danışmanlar, cinsel tacize uğramış olanlara ya da cinsel tacizde bulunanlara, diğer danışanlara gösterdikleri değer ve saygıyı göstererek psikolojik danışma hizmeti verirler. Ayrıca, bunlar hakkında okuldan atılma, mesleklerinde terfi ettirilmeme, işe alınmama gibi durumlarda verilecek kararlara da katılmazlar.

f) Başkalarına Zarar Vermemek

Psikolojik danışmanlar birlikte çalıştıkları kimseleri tedirgin etmekten, yaşları, cinsiyetleri, milli ya da etnik kökenleri, sosyo-ekonomik düzeyleri bakımından küçümsemekten kaçınırlar.

Psikolojik danışmanlar; öğrencilerine, araştırmaya katılanlara, danışanlarına ve birlikte çalıştıkları diğer kişilere zorluk çıkartmaktan kaçınırlar ve ortaya çıkan güçlükleri de hafifletmeye çalışırlar.

g) Gizli Bilgiler

Psikolojik danışmanlar bütün mesleki çalışmalarında, danışanlarına ilişkin özel bilgileri korumak sorumluluğu taşırlar. Belli bir güven ortamında edinilen bu tür bilgiler ancak psikolojik danışmanın kendisi ve/veya toplum için açık bir tehlike ya da zarar söz konusu olduğunda, gerekli önlemler alındıktan sonra ve danışanların bilgisi dahilinde ilgili kişilere bilgi verirler.

h) Profesyonel Kimlik

Psikolojik danışmanlar; mesleki kimliklerini, çalıştıkları kurumlardaki statülerini ve bu kurumların amaç, işlev ve niteliklerini gerçekte olduğu gibi tanıtırlar. Ait olmadıkları ve kendilerinin mesleki niteliklerinden farklı bir mesleğin niteliklerine doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olma iddiasında bulunmazlar. Mesleki kimliklerinin ve niteliklerinin başkaları tarafından yanlış değerlendirilmesi durumunda da, bu yanlışlıkları düzeltmekle yükümlüdürler.

II- PSİKOLOJİK DANIŞMA İLİŞKİLERİ

Bu bölümde belirtilen maddeler hem bireysel hem de grupla psikolojik danışma ilişkilerinde geçerlidir.

1- Psikolojik danışma ilişkisi ancak danışanın gönüllülüğü ile olanaklıdır. Buna göre; danışan danışma ilişkisine girip girmemekte serbesttir. Bu özgürlüğün tanınamadığı durumlarda, psikolojik danışman danışana bunun nedenlerini açıklamakla yükümlüdür.

2- Bireysel ve grupla psikolojik danışmada, psikolojik danışman başlangıçta danışanın/danışanların rollerini ve sorumluluklarını ve gizliliğin sınırlarını tanımlamalıdır.

3- Danışma süreci içerisinde psikolojik danışman danışanın kişisel bütünlüğüne saygı göstererek onun iyiliği ve huzuru için çalışmaktan sorumludur. Psikolojik danışman aynı zamanda danışanı grup etkileşiminden doğacak bedensel ve/veya psikolojik incinmelerden korumak için uygun önlemleri almakla yükümlüdür.

4- Psikolojik danışman, danışma ilişkisinden elde edilen bilgi ve kayıtların saklanması, başkalarına verilmesi ya da yok edilmesinde etik kurallara uygun davranır. Danışma ilişkisi ile ilgili her türlü bilgi gizli tutulur. Grupla psikolojik danışma oturumlarında da grup üyelerinin paylaştıkları özel ve kritik bilgilerin gizli tutulması esastır.

5- Eğer danışan aynı zamanda bir başka profesyonel kişi ile ilişkideyse, psikolojik danışman o kişi ile bağlantı kurarak onun onayını almaksızın, bu bireyle danışma ilişkisine girmez. Eğer danışma ilişkisi başladıktan sonra, danışanın başka bir danışma ilişkisi içinde olduğunu öğrenirse, psikolojik danışman diğer meslektaşının iznini alır, ancak danışan diğer danışmanla ilişkiyi kesmek istemiyorsa psikolojik danışman bu danışanıyla ilişkisini sonlandırır. Çünkü bu durum etik açıdan sakıncalıdır.

6- Danışanın durumu gerek kendisi gerekse başkaları için açık ve yakın bir tehlike oluşturuyorsa, psikolojik danışman bu tehlikeyi önleyebilecek, mantığa uygun bir tedbir alır veya ilgililere bu tehlikeyi bildirir. Bu durumda psikolojik danışman diğer uzman kişilerle konsültasyon yaparak en uygun kararı verir.

7- Psikolojik danışma ilişkisi ile ilgili tüm kayıtlar (görüşme notları, test verileri, yazışmalar, bant kayıtları, elektronik veriler, ve diğer dokümanlar) psikolojik danışmanın çalışmakta olduğu kurumun malı değildir. Bunlar mesleki amaçlarla kullanılır ve danışanın izni olmadan başkalarına açıklanmaz.

8-Psikolojik danışma ilişkisinden elde edilen veriler psikolojik danışman eğitimi veya araştırma amacıyla kullanılacağı zaman, ilgili danışanın kimliği gizli tutulur.

9- Psikolojik danışman danışana, danışma sürecine başlamadan önce ve süreçte ilişkiyi etkileyebilecek amaçlar, hedefler, teknikler, danışma sürecinin kuralları ve sınırlılıkları ile ilgili danışanın anlayacağı biçimde bilgi verir.

10- Psikolojik danışman, danışanlar ya da danışanla ilişkisi olan kişiler tarafından tehdit edildiğinde ya da kendisini tehlikede hissettiğinde, psikolojik danışmayı sonlandırabilir.

11- Psikolojik danışman rüştünü kanıtlamamış ya da kendi başına karar veremeyecek durumdaki danışanların çıkarlarını en iyi biçimde korur.

12- Psikolojik danışman, gerektiğinde danışanı ile ilgili olarak mesleki açıdan yetkili olan diğer bir meslektaşı ile konsültasyon yapabilir.

13- Psikolojik danışman kişisel ya da mesleki yetersizliği yönünden danışana yardımcı olamayacağını ya da olamadığını anladığında ilişkiyi başlatmaktan sakınır ya da ilişkiyi keser. Bu gibi durumlarda psikolojik danışman, danışanı uygun bir uzmana yöneltir. Danışan önerilen uzmana gitmek istemezse, psikolojik danışman ilişkiyi sürdürmek zorunda değildir.

14- Psikolojik danışman, kendisinin objektif olmasını engelleyecek yönetim, denetim ya da değerlendirme ilişkisi içinde olduğu bir kişi ile danışma ilişkisine girmez, bu durumda onu başka bir psikolojik danışmana gönderir. Ancak başka bir seçeneğin bulunmadığı durumlarda ve danışanın durumu mutlaka psikolojik danışma yardımını gerektiriyorsa, psikolojik danışmanın bu ilişkiye girmesi düşünülebilir. Aynı durum akraba ya da arkadaşla girilecek psikolojik danışma ilişkileri için de geçerlidir.

15- Psikolojik danışman kısa süreli grupla psikolojik danışma veya eğitim programlarını (örneğin maraton gruplar, etkileşim grupları veya gelişim grupları) yürütürken, gerek grup sürecinde gerekse grup yaşantısından sonra gereksinimi olan danışanlara psikolojik yardım almalarını sağlar.

16- Psikolojik danışman, danışanla, danışanın akrabası, vasisi ya da diğer önemli kişilerle/danışanın yakın ve özel ilişkide olduğu kişiyle herhangi bir duygusal-cinsel yakınlıktan kaçınır. Danışanla duygusal-cinsel yakınlık meslek ahlakına aykırıdır.

17- Psikolojik danışma yardımı ile birlikte bilgisayar kullanıldığı zaman danışan, (a) zihinsel, duygusal ve bedensel açıdan bilgisayar çalışmasını yürütecek yeterlikte olmalı, (b) programın amacı ile ilgili olarak bilgilendirilmeli, (c) bilgisayar programı danışanın gereksinimine uygun olmalı ve (d) danışan bilgisayarı kullanırken, yanlış anlama ya da uygunsuz kullanma gibi problemleri gidermek ve daha sonraki gereksinimleri belirlemek için izlenmelidir.

18- Psikolojik danışman farklı etnik köken, ırk, din ve sosyoekonomik düzeyden olan kişilerin, psikolojik danışma hizmetlerine destek olarak kullanılan bilgisayar uygulamalarından eşit olarak yararlanmalarını sağlamak ve var olan bilgisayar programlarının kapsamının yukarıda ifade edilen gruplar aleyhine herhangi bir ayırım gözetmediğinden emin olmak zorundadır.

19- Halkın kullanması için kendi kendine yardım programı biçiminde bir bilgisayar programı geliştirdiğinde psikolojik danışmanın şu noktalardan emin olması gerekir.

(a) Bu programlar, tek başına (psikolojik danışmana gereksinim duyulmadan) kullanılabilmeli,

(b) Bu programların kullanılmasının uygun olmadığı durumlar, ne zaman ve nasıl yararlı olacağı, nasıl kullanılacağı gibi konular açıklanmış olmalı,

(c) Bu tür programların el kitabı; programı geliştiren kişiyi, geliştirilme sürecini, programın geçerliği ile ilgili verileri ve nasıl çalıştığını açıklayıcı bilgileri kapsamalıdır.

20- Bilgisayarda bilgi saklanacaksa, sadece sağlanan hizmet için gerekli olan bilgi saklanır. Saklanan bilgi, bu bilginin kullanıldığı iş biter bitmez yok edilir. En iyi güvenlik önlemleri kullanılarak bilgisayardaki bilginin sadece psikolojik danışma hizmetlerini vermekle görevli ve sorumlu personel tarafından kullanılması sağlanır.

21- Hizmeti, sonuçları ya da bilgiyi internet gibi elektronik yolla sunan psikolojik danışmanlar, danışanlarını riskler ve gizliliğin sınırları ile ilgili olarak bilgilendirirler.

III- ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

Psikolojik danışmanlar, psikolojik yardım hizmetleri verirken, araç olarak psikolojik testler ve test dışı tekniklerden yararlanırlar. Burada sıralanan ölçme ve değerlendirme ile ilgili etik kurallar, testler ve test dışı teknikleri kapsayacak biçimde ele alınmalıdır.

1- Testi veren psikolojik danışman, testin uygulanmasından önce testin niteliği ve amacı ile test sonuçlarının kesin olarak nerede kullanılacağı ile ilgili testi alana bilgi vermelidir. Test sonuçları yorumlanırken, testi veren kişi sosyo-ekonomik, etnik ve kültürel etmenlerin test puanlarına etkisini dikkate almalıdır. Test sonuçlarının yorumlanmasında geçerliği olmayan bilgileri ek olarak kullanılmasından kaçınılmalıdır.

2- Bir danışana uygulanmak üzere test seçilirken, testin geçerlik ve güvenilirlik düzeyinin yeterli olmasına ve aynı zamanda normlarının bulunmasına dikkat edilmelidir. Mesleki ve eğitimsel seçme, yerleştirme ve psikolojik danışma için kullanıldıklarında, testin/testlerin geçerlik ve güvenilirliklerinin yanı sıra danışan için hem yasal hem de etik açıdan uygun olup olmadığı sorgulanmalıdır. Eğer geçerliği ve güvenilirliği saptanmamış  bir test kullanılırsa, sonuçların güçlü yönleri ve yorumun sınırlılıkları açıklanmalıdır.

3- Testi veren psikolojik danışman, uygulanan testler ve sonuçları hakkında kamu oyuna herhangi bir açıklamada bulunacağı zaman, yanlış iddia ve algılamaya neden olmayacak şekilde, doğru bilgi vermelidir.

4- Farklı testlerin uygulanması, puanlanması ve yorumlanması için farklı yeterlik düzeylerine gereksinim duyulmaktadır. Bu nedenle testi veren kişi, kendi yeterlik sınırlarını bilmeli ve yetenek ve hazırlık sınırlarını aşan işlere girişmemelidir. Özellikle bilgisayara dayalı yorumları kullanan kişiler, bu konuda eğitilmiş olmalıdır.

5- Testin uygulanması ve puanlanmasında bilgisayarın kullanıldığı durumlarda, testi veren psikolojik danışman, yorumlama konusunda eğitim almış olmasının yanı sıra, uygulama ve puanlama programlarının doğru sonuç verecek biçimde kullanılması sorumluluğunu taşımalı ve kullanılan bilgisayar programının dağıtımı yapılmadan önce yorumların doğru ve amaca uygun yapıldığından emin olmalıdır.

6- Testlerin standardize edildiği koşullar neyse, testi veren psikolojik danışman uygulamayı aynı koşullarda yapmalıdır. Eğer bu biçimde uygulanmadıysa, not alınmalı ve sonuçlara geçersiz ya da geçerliği kuşkulu bilgiler olarak bakılmalıdır. Kontrol edilemeyen ya da yeterince kontrol edilemeyen test uygulamaları, örneğin testlerin posta aracılığı ile uygulanması meslek ahlakına aykırıdır. Ancak kendi kendine uygulanıp puanlanabilecek ilgi envanterleri gibi araçlar, posta aracılığı ile kullanılabilir.

7- Test sonuçlarının geçerli olması için test güvenliğinin sağlanması gerekir. Test materyallerinin daha önceden özel yetiştirme için verilmiş, yayınlanmış olması, ya da daha önceden kullanılmış olması testin sonuçlarını geçersiz kılar. Psikolojik danışman testi alan kişiye testten en üst düzeyde yararlanma koşullarını açıklamalıdır.

8- Psikolojik danışman, eldeki araçlara ait sınırlılıkların olması durumunda, bunları gözden geçirerek güncelleştirmeli ve gerekli çalışmaları yaparak bunları amaca uygun hale getirmelidir.

9- Testi veren psikolojik danışman, bireye ve gruba ait test sonuçlarını açıklarken yeterli yorumu yapar. Bu yorum, testi yanıtlayan kişinin testi alma amacıyla ilişkili olarak yapılmalıdır.

10- Test sonuçlarına dayanarak karar verme sorumluluğunu taşıyan psikolojik danışmanlar, eğitsel ve psikolojik ölçme araçları, geçerlik ölçütleri ve testlerin araştırmalarda kullanılma ilkeleri gibi konularla ilgili yeterli bir anlayış ve bilgiye sahip olmalıdır.

11- Hakkında yeterli teknik bilgi bulunmayan psikolojik test ve araştırma araç ve tekniklerinin sonuçları yorumlanırken dikkatli olunmalıdır. Bu gibi araç ve yöntemlerin kullanılmasında, özel bir amaç varsa bu, testi alan kişiye açıklanmalıdır.

12- Psikolojik danışman, aracın standardize edildiği norm grubu içinde temsil edilmeyen bireylerin performansını değerlendirirken ve yorumlarken, dikkatli olmalı ve testin sınırlarına bağlı kalmalıdır.

13- Psikolojik danışman, bireye eskiden uygulanmış olan test sonuçlarının güncelliğini kaybetmiş olabileceğini göz önünde bulundurarak, bu sonuçlara dayalı olarak yorumlar yapmaz. Bir danışanla ilgili yorumlar, güncel test verilerine dayandırılmalıdır.

14- Geliştirilmiş bir testin tercüme ve adapte edilmesi ya da böyle bir testten yararlanılması durumunda, orijinal testi geliştiren yazar ya da yayınlayıcının onayı alınmalıdır. İzin alınmadan, yayınlanmış olan testlerin bazı kısımlarının değiştirilmesi, yeniden basılması ve başkasına mal edilmesi engellenmeli, telif haklarına saygı gösterilmelidir.

IV – ARAŞTIRMA VE YAYIN

Bu bölümde psikolojik danışmanların, araştırma ve yayın konusunda uymaları gereken etik ilkeler belirtilmiştir.

1. Psikolojik danışmanlar, araştırmalarını düzenleme, yürütme ve rapor etme sırasında, bilimsel yeterlilik ve etik standartlara uyarlar.

2. Psikolojik danışmanlar, araştırmalarını yürütürlerken, elde edecekleri sonuçların yanıltıcı olma olasılığını en alt düzeyde tutabilecek önlemleri alırlar.

3. Psikolojik danışmanlar, araştırmaya katılan ve araştırmalardan etkilenen insanların haklarının korunması ve huzurlarının bozulmamasından sorumludurlar. Kültürel farklılıklara duyarlı davranmalıdırlar. Araştırma  yürütülürken deneklerin psikolojik, fiziksel ya da sosyal incinmelere maruz kalmaları önlenmeli ve mantıklı tüm önlemler alınmalıdır.

4. Araştırmanın amacının gizli kalmasının gerekli olduğu durumlar dışında Araştırmaya katılan kişiler araştırmanın amacından haberdar edilirler. Sözü edilen durumlarda da araştırma sonunda amaç kendilerine açıklanır.

5.Araştırmaya katılanlar gönüllü olmalıdırlar. İstemeden araştırmaya katılma, sadece böyle bir katılmanın araştırma için gerekli olduğu durumlarda ve kişiler üzerinde hiçbir zararlı etkisinin olmayacağı gösterile bildiği zaman uygundur. Araştırmaya katılan kişiler etik zorunlulukları paylaşırlar ve kendi davranışlarından kendileri sorumludurlar.

6 Etik kurallara uygun hazırlanmış araştırma uygulaması sürdürülürken bundan sorumlu olan kişi araştırmayı yürüten araştırmacıdır. Araştırmaya katılma adına deneklerin yaşamlarının bozulmasını önlemek için tüm gerekli önlemler psikolojik danışmanlar tarafından alınmalıdır. Belli
gruplara özgü konulara ve farklılıklara duyarlı olarak araştırmalarını planlamalıdırlar. Gerektiğinde bu konularla ilgili görüş almalıdırlar.

7. Araştırma sonuçları rapor edilirken, araştırma sonucuna yada verilerin yorumuna etki edebilecek, araştırmacının bildiği tüm değişkenler ve koşullardan açıkça söz edilir. Bu çalışma için orijinal araştırma verilerine ihtiyaç duyulursa bunları vermelidirler.

8. Psikolojik danışman, araştırmasını tekrar etmek ya da çalışmasını incelemek isteyen ehliyetli (yeterli) diğer kişilere yardımcı olurlar.

9. Araştırma sonuçlarını rapor etmede ya da orijinal verileri sağlamada, deneklerin kimliklerinin gizli tutulması için gereken özen gösterilir. Ancak, kimliklerinin açıklanmasında deneklerin özel izni alındığı takdirde, bu gizliliğe uyulmaya bilir. Verileri sağlamada, deneklerin kimliklerinin gizli tutulması için gereken özen gösterilir. Ancak, kimliklerinin açıklanmasında deneklerin özel izni alındığı takdirde, bu gizliliğe uyulmaya bilir.

10. Araştırmanın yürütülmesi ve raporun yazılmasında psikolojik danışman, konu üzerinde daha önce yapılmış çalışmalarla ilgili bilgi toplar ve bunları kaynak olarak gösterir, aynı zamanda telif haklarıyla ilgili kanunlara dikkat eder ve hak eden kişilerin hakkını alması ilkesine uygun davranır.

11. Psikolojik danışman mesleki yada bilimsel değer taşıyan araştırma sonuçlarını meslektaşlarıyla paylaşır.

12. Psikolojik danışmanlar yayınlamak üzere hazırladığı bir yazıyı aynen yada benzer bir içerikle birden fazla dergiye gönderemezler.

13. Psikolojik danışmanlar, araştırmaya ya da yayına önemli katkısı bulunanlara yazar ortaklığı, teşekkür, dip notlar ya da diğer uygun yollarla hakkını verir.

14. Psikolojik danışmanlar araştırma ya da yayın yapmada diğer kişi ya da kişilerle birlikte çalışmayı kabul etmişse, işe zamanında başlayıp işin bitimine kadar ilgilenmek ve gerekli olan bilginin doğruluğu ve tamamlığı gibi konularda söz verildiği gibi iş birliği yapmak zorundadırlar.

15. Araştırmaya gönüllü katılım olduğunda, katılımcılardan biri herhangi bir nedenle devam etmek istemediğinde bir yaptırım ya da ceza söz konusu değildir.

16. Araştırmaya katılan kişi rızasını bildirebilme yetisinden yoksun ise; araştırmacı uygun bir açıklamada bulunmalı ve bu katılımcı için yasal olarak ondan sorumlu olan kişiden onay almış olmalıdır.

17. Araştırma sırasında katılımcılardan elde edilen bilgilerin güvenliği sağlanmalıdır. Eğer başka kişilerin de bu bilgileri elde etme olasılığı var ise, bu olasılık bireylerin katılım rızası alınırken açıklanmalıdır.

18. Psikolojik danışmanlar, yaptıkları çalışmalarda katılımcılara gerektiğinde güdüleyici ödül, ücret v.b verebilirler.

19. Psikolojik danışmanlar, yaptıkları Araştırmalarda beklemedikleri, istenmedikleri, tercih etmedikleri sonuçları da rapor etmek zorundadırlar.

20. Psikolojik danışmanlar başka bir alternatifi olmadığında araştırma modellerinde “kandırmaya” başvurmalıdırlar. Araştırmacı olabildiğince erken bir aşamada böyle davranmasının gerekçisini katılımcılara açıklamalıdır.

21. Psikolojik danışmanlar araştırmayı destekleyen ve yayınlayan organlara karşı sorumluluk taşırlar. araştırmayla ilgili sonuçları araştırmayı destekleyen kurumlara kendilerinden sonraki araştırmacılara verilecek desteğin sürmesi amacıyla, rapor ederler.

21. Yapılan bir çalışmanın tamamı bir öğrencinin ödevi, ya da tezine tamamen dayalı ise bu öğrencinin adı baş yazar olarak verilmelidir.

23. Psikolojik danışmanlara profesyonel inceleme için verilen eserlerin güvenliği sağlanmalı, sahiplerinin öncelikli yayın haklarına saygı gösterilmelidir.

V- KONSÜLTASYON

Konsültasyon, yardım edecek olan uzman ile yardıma gereksinim duyan kişi, grup ya da kurum arasında gönüllüğe dayalı bir ilişkidir. Bu ilişkide konsültasyon hizmeti veren psikolojik danışman, yardım isteyenlerin yaşamakta oldukları ya da olası sorunların tanımlanması ve çözülmesine yardım etmektedir.

1- Konsültasyon hizmeti vermeyi kabul eden psikolojik danışman, kişi ve/veya kurumla ilgili bir değişikliği içeren yardım ilişkisine girerken; kendi değerleri, bilgisi, becerileri ve gereksinimlerinin farkında olmalı ve ilişkisinde kişi ya da kişilerden çok, çözülecek soruna odaklaşır.

2- Psikolojik danışman ve danışan arasında, sorunun tanımlanması, amaç değişikliği ve seçilen müdahalelerin sonuçlarının kestirilmesi konusunda anlayış ve uzlaşma olmalıdır.

3- Psikolojik danışman, gerek kendisi ya da kurumu, gerekse yardım isteyen taraf açısından çözülecek olan sorunun gerektirdiği bilgi, beceri ve kaynakları dikkate almalıdır.

4- Konsültasyon ilişkisi, danışanın kendini yönetebilmesini, uyumunu ve gelişimini cesaretlendirici ve destekleyici olmalıdır. Psikolojik danışman bu yardımı, tutarlı bir biçimde ve yardım isteyenin adına karar vermekten sakınarak, danışan kendi kararlarının kendisinin vermesine yardımcı olur. Gelecekte kendisine bağımlılık geliştirmesinden kaçınır.

5- Psikolojik danışman, hizmete hazır olduğunu açıklarken, mesleğin etik standartlarına titiz bir biçimde bağlı kalmalıdır.

6- Psikolojik danışman, kurumlarda görev aldığında, konsültasyon hizmetlerinden yararlanmaya hakkı olan kişilerden ayrıca ücret almamalıdır.

7- Konsültasyon ilişkisinde elde edilen bilgi, konu ya da vaka ilgili kişilerle, yalnızca profesyonel amaçlar doğrultusunda tartışılır. Yazılı ve sözlü raporlarda konsültasyonun amaçlarıyla ilgili bilgiler verilir. Konsültasyonu yapan kişi, danışanın kimlik bilgilerini korur ve gizlilik ilkesine bağlı kalır.

VI MESLEĞE HAZIRLIK

Bu bölümde, psikolojik danışmanları eğitmekle sorumlu, üniversitelerin ilgili bölümlerinde görev yapan akademisyenlerin etik sorumlulukları sıralanmıştır.

1. Eğitim programlarından sorumlu olan kişilerin hem öğretici hem de uygulayıcı olarak bilgi ve beceri sahibi olmaları gerekir.

2. Öğretim elemanları; bilgi, beceri ve kendini anlama yönünde geliştirici, yeterli ve bilimsel açıdan kabul edilmiş çağdaş gelişmelere uygun programlar düzenlerler.

3. Öğretim elemanları yetiştirmekte oldukları öğrencilerin kişisel sınırlılıklarından dolayı gelecekte psikolojik danışma hizmeti vermelerini engelleyeceğini düşünüyorsa öğrencinin durumuna uygun yönlendirmeyi yapar. Böylece mesleği, öğrenciyi ve yardım alacak danışanları korumaya
çalışır.

4. Öğretim elemanları, eğitimleri sırasında mesleğin etik sorumluluk ve ilkeleri ile ilgili öğrencileri bilgilendirirler.

5. Öğrencilerin karşılaştırma yapabilmeleri ve yönelecekleri alanları tanıyarak kendilerine uygun seçimler yapabilmeleri için öğretim elemanları, öğrencilerini farklı kuramsal bilgiler ve görüşlerle donatarak ilgileri doğrultusunda çalışma alanları seçebilmelerine yardımcı olurlar.

6. Öğretim elemanları, öğrencileri eğitim programlarına yerleştirirken hem toplumun gerekleri hem de öğrencilerin ilgi, yetenek ve gereksinimleri dikkate alırlar.

7. Öğretim elemanları, eğitim programlarını mesleğin güncel kural ve ilkelerine uygun olarak yürütürler ayrıca profesyonel davranışlarıyla da rol modeli olma görevlerini de yerine getirirler.

8. öğretim elemanları eğitim programlarını yürütürken öğrencilerin bireylere ve topluma hizmet sunmak idealine değer vermelerini teşvik eder, parasal düşüncelerin, mesleki ve insani gereksinimlerin önüne geçmesine izin vermez.

9. Öğretim elemanları, eğitim programlarını yürütürken öğrencilerin kişisel ve mesleki gelişimlerine katkıda bulunurlar ve insanların farklılıklarını vurgulayan materyaller kullanarak da, bireysel farklılıklarla ilgili duyarlılıklarını artırmaya çalışırlar.

10. Öğretim elemanları öğrenci ve süpervizyon verdikleri kişilerle kurdukları ilişkilerde etik, profesyonel ve sosyal ilişki sınırlarını açıkça tanımlar ve uygularlar.

11. Öğretim elemanları, öğrencileri ve süpervizyon verdikleri kişilerle hiçbir biçimde cinsel ilişkiye girmezler ve cinsel tacizde bulunmamalıdırlar.

12. Öğretim elemanları kendi yakın akrabalarını öğrenci ya da süpervizyon alacak kişi olarak kabul edemezler.

VII – ÖZEL ÇALIŞMA

1. Psikolojik danışmanlar PDR alanında doktora derecesi almış olan uzmanlar yasal ve idari kurallara uygun olmak ve ilgili makamdan izin almak şartı ile özel çalışma yapabilirler.

2. Özel çalışma yapan uzman psikolojik danışmanlar, ticari kazancın yanı sıra, PDR meleğinin gelişmesine katkıda bulunduklarını ve doğrudan doğruya topluma hizmet verdiklerini bilirler.

3. PDR mesleği için geçerli olan ve bu kitapta belirtilen etik ilkeler ve kurallar özel çalışma yapanlar için de aynen geçerlidir.

4. Özel çalışan yapan uzman psikolojik danışmanlar çalışmalarını tanıtmak amacı ile hazırlayacakları duyuru ve ilanlarda dürüst davranmak ve topluma doğru bilgiler vermek zorundadır. Bu tür duyuru ve ilanlarda, verilecek psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri ile, başvurulacak belli başlı teknikler açık ve net olarak ifade edilmelidir. Duyuru ve ilanlarda doğru olmayan bilgiler kesinlikle yer almamalı, uygulama yapan uzman ya da uzmanların yeterlik sınırlarını aşan hizmetler ve teknikler, ilgili olmayan başka kişi ve kurumların adları asla bir reklam aracı olarak kullanılmamalıdır.

5. Özel çalışma yapan uzman psikolojik danışmanlar topluma bilgi verirken, özellikle, hizmet verecek uzman kişileri, bunların sahip oldukları derece ve sertifikaları, özel çalışma izninin alındığı kurum, tarih ve numarası, işyerinin adresi, telefon numarası, varsa internet adresi, çalışma saatleri ve verilen hizmetler ayrıntılı olarak bildirilmelidir.

6. Özel çalışma yapacak uzman psikolojik danışmanlar, diğer uzman kişilerle bir araya gelerek ortaklık biçiminde de çalışma yapabilirler. Bu durumda, mevcut yasal gereklere aynen uyulmalı, ortaklığın çeşidi ve ortaklar arasındaki ilişkiler belirlenmeli, özellikle, varsa farklı uzmanlık
alanları ile verilecek farklı hizmetlerin neler olduğu belirtilmelidir.

7. Özel çalışma yapan uzman psikolojik danışmanlar çalıştıkları resmi kurumlar ile özel çalışma yerlerini birbirinden ayrı tutmalıdırlar. Çalıştığı kurumun imkanlarını kendi özel çalışma yerinde kullanmaya kalkmak ya da çalıştığı kurumun olanakları ile kendine özel danışanlar sağlamak etik kurallara aykırıdır.

8. Özel çalışma yapan uzman psikolojik danışmanlar verdikleri hizmetler için alacakları ücreti belirlerken mevcut mesleki ve idari örgütlerin koydukları standartlara uymak zorundadırlar. Ayrıca, özel çalışma ile ilgili olarak, gerekli her türlü kayıtları tutmak, resmi kurumlara karşı kar, zarar, vergi gibi, yasaların öngördüğü her türlü gelir ve gider beyanında bulunmak zorundadırlar.

VIII – PERSONEL YÖNETİMİ

1. Psikolojik danışmanlar çalıştıkları kurumda yönetici, iş veren ve iş arkadaşlarına kendi profesyonel rollerinin sınırlarını ve düzeyini açıklarlar.

2.Psikolojik danışmanların çalıştıkları kurumların amaç ve işlevleri ile ilgili yeterince bilgi sahibi olmaları gerekir. Çalışmalarını yürütürlerken bu amaç ve işlevlerin gerçekleşe-bilmesi için çaba harcarlar.

3. Psikolojik danışmanlar görevlerini yürütürlerken birlikte çalıştıkları iş arkadaşları ile iyi ilişkilere dayanan dengeli bir çalışma düzeni sağlamakla yükümlüdürler.

4. Psikolojik danışmanlar çalıştıkları kurumlarda kendi sorumluluk sınırları içinde kalan işlerle ilgili her türlü bilgiyi korumak, bu bilgilerin ve kullandığı çeşitli araç ve gereçlerin gizliliğini sağlamak zorundadır.

5. Psikolojik danışmanlar kendi çalışmalarını kısıtlayan durumlardan ya da kurum için yıkıcı ve zararlı olabilecek gelişmelerden bağlı bulundukları üstlerini zamanında bilgilendirmekle yükümlüdürler.

6. Çalıştığı kurumlarda yönetim görevi olan psikolojik danışmanlar, sorumlu olduğu birimle ilgili her türlü çalışmayı planlamak, programlamak ve gerekli olan personeli sağlamak ve böylece birimin en verimli bir biçimde çalışması için gerekli girişimlerde bulunmak zorundadırlar.

7. Yönetici olan psikolojik danışmanlar, birlikte çalıştıkları personelin her türlü mesleki gelişimini sağlamak, yüreklendirmek ve teşvik etmekle yükümlüdürler.

8. Yönetici konumunda olan psikolojik danışmanlar bütün çalışmalarında, üstleri ve astları ile olan iş ilişkilerinde meslek etik kurallarına uymayan kanunsuz ve insanlık dışı olan uygulamalara asla
katılmamalı, bunları kesinlikle desteklememeli ve engellemeye çalışmalıdır.

9. Yönetim görevi alan psikolojik danışmanlar sorumlu olduğu birimle ilgili plan, program, proje, uygulama ve gelişmelerle ilgili olarak çalışma arkadaşlarına bilgi vermek zorundadırlar.

 

 

Avrupa Peyzaj Sözleşmesi

0
Avrupa Peyzaj Sözleşmesi (diğer adıyla Floransa Sözleşmesi – The Council of Europe Landscape Convention) 20 Ekim 2000 tarihinde imzalanmıştır. Sözleşme, Avrupa peyzajını kapsamlı şekilde ele alan bu ilk uluslararası belgedir. 1 Mart 2004’te yürürlüğe girmiştir. Avrupa Peyzaj Sözleşmesi, bir Çevre Hukuku belgesidir. Doğal ve kültürel peyzaj bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Peyzajların yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası seviyede korunması için düzenlenmiştir.

Avrupa Peyzaj Sözleşmesi (diğer adıyla Floransa Sözleşmesi – The Council of Europe Landscape Convention) 20 Ekim 2000 tarihinde imzalanmıştır. Sözleşme, Avrupa peyzajını kapsamlı şekilde ele alan bu ilk uluslararası belgedir. 1 Mart 2004’te yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, Avrupa Birliğine dahil olmayan ülkelerin taraf olmasına açıktır.

Türkiye sözleşmeyi diğer ülkelerle birlikte imzalamış ve “Avrupa Peyzaj Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” 10 Haziran 2003’te kabul edilerek 17 Haziran 2003’te  resmi gazetede yayınlandıktan sonra aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme çerçevesinde peyzaj alanları; doğal, kırsal, kentsel, yarı kentsel alanları, karayı, kıta içi suları, deniz alanlarını ve sulak alanları içermektedir.

Özellikle, doğal, kırsal ve kentsel alanlardaki peyzajın korunması, peyzajların planlanması ve yönetimi, mevut peyzaj konusunda bilincin yükseltilmesi sözleşmenin hedefidir. Bu kapsamda ülkelerin peyzaj konusunda politika üretmeleri istenmekte ve yerine getirilmesi gereken görevler açık bir şekilde sıralanmaktadır.

Sözleşme’nin Ülkelere Yüklediği Sorumluluklar

Avrupa Peyzaj Sözleşmesi, bir Çevre Hukuku belgesidir. Doğal ve kültürel peyzaj bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Peyzajların yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası seviyede korunması için düzenlenmiştir.

Sözleşme, ülkelere anahtar kavramlar sunarak; Peyzaj Politikası, Peyzaj Kalite Hedefi, Peyzajın Korunması, Peyzaj Yönetimi ve Peyzaj Planlaması konularındaki taahhütlerini takip etmektedir.

  • Ulusal seviyede peyzajın korunması, planlanması ve yönetilmesi amacıyla; strateji, politika,
    prensip ve kriterler geliştirmek ve mevzuat hazırlamak
  • Peyzajların özel önlemlerle korunması, yönetimi ve planlanmasına ilişkin ulusal peyzaj
    politikalarını oluşturmak ve uygulamak
  • Bozulmuş peyzajların doğaya yeniden kazandırılması için, restorasyon, rehabilitasyon ve reklamasyon projelerini hazırlamak veya hazırlatmak
    hazırlanan projeleri uygulamak ve uygulanmasını denetlemek
  • Ülkedeki peyzaj karakter tiplerini ve alanlarını belirleyerek sözleşme çerçevesinde kurum ve kuruluşlar arası koordinasyonu yerleştirmek
  • Peyzaj veri tabanını hazırlamak, peyzaj envanterini çıkarmak, peyzaj haritasını hazırlamak, değişiklikleri izlemek ve denetlemek
  • Peyzaj politikasını, bölgesel ve kentsel planlama politikaları ile kültürel, çevresel, tarımsal, toplumsal ve ekonomik politikalarla bütünleştirmek
  • Peyzaj üzerinde doğrudan veya dolaylı etkisi olabilecek diğer tüm politikaları uyumlu hale getirmek

AVRUPA PEYZAJ SÖZLEŞMESİ

Önsöz

Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi devletler,

Avrupa Konseyi`nin amacının üye devletlerarasında, ortak mirasları olan idealleri ve prensipleri hayata geçirmek ve korumak için daha güçlü bir birlik oluşturmak olduğunu ve bu amacın ekonomik ve sosyal alanlarda anlaşmalar vasıtasıyla özel olarak takip edildiği göz önüne alınarak;

Sürdürülebilir gelişmenin sağlanmasının, sosyal ihtiyaçlar, ekonomik faaliyetler ve çevre arasındaki ilişkinin dengesine ve uyumuna dayandığı değerlendirilerek;

Peyzaj’ın; kültürel, ekolojik, çevresel ve sosyal alanlarda kamu yararı taşıdığı; ekonomik faaliyetler için uygun ve korunması, yönetimi ve planlaması iş olanakları yaratılmasına katkı sağlayabilecek önemli bir kaynak oluşturduğu not edilerek;

Peyzajın yerel kültürlerin yönetimine önemli bir katkısı olduğu ve bunun da Avrupa kültürel ve doğal mirasının en önemli parçası olduğunun, insanın refahı ve Avrupalı kimliğinin pekiştirilmesine katkıda bulunduğunun farkında olarak;

Peyzajın; her yerdeki insan için: kırsal ya da kentsel alanlarda, yüksek kaliteli olduğu kadar bozulmuş alanlarda, sıradan olduğu kadar sıra dışı güzellik olarak tanımlanmış güzellik olarak tanımlanmış alanların da yaşam kalitesinin önemli bir parçası olduğunu kabul ederek;

Tarımda, ormancılıkta, endüstride, madencilikte üretim tekniklerinin ve bölge planlamasında, kent planlamasında, ulaşımda, altyapıda, turizm ve rekreasyonda ve daha genel bir düzeyde dünya ekonomisindeki değişimlerin birçok durumda peyzajların dönüşümünü hızlandırdığını not ederek;

Toplumun yüksek kalitedeki peyzajları sevmek ve peyzajların gelişmesinde aktif olarak yer almak isteğini karşılama arzusunda olarak;

Peyzajın bireysel ve sosyal refahın en önemli öğesi olduğuna ve bunun korunmasının, yönetiminin ve planlamasının toplumdaki her kesin hak ve sorumluluğu olduğuna inanarak;

Doğal ve kültürel mirasın korunması ve yönetilmesi alanında uluslararası düzeyde var olan yasal metinler, bölgesel ve mekânsal planlama, özerk yerel yönetimler ve sınır ötesi işbirliği alanında özellikle de Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarının Koruması Sözleşmesi (Bern, 19 Eylül 1979), Avrupa Mimari Mirasını Koruma Sözleşmesi (Granada, 3 Ekim 1985), Avrupa Arkeolojik Mirasının Korunması Sözleşmesi (gözden geçirilmiş) (Valetta, 16 Ocak 1992), Avrupa Sınır Ötesi İşbirliği Sözleşmesi (Madrid, 21 Mayıs 1980) ve ek protokolleri, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (Strasbourg 15 Ekim 1985), Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (Rio, 5 Haziran 1992), Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Verme Sürecinde Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus, 25 Haziran 1998) dikkate alınarak;

Avrupa peyzajlarının kalitesinin ve çeşitliliğinin ortak bir kaynak oluşturduğu ve bunun da korunmasında, yönetilmesinde ve planlanmasında işbirliğinin önemli olduğunu kabul ederek;

Avrupa`da tüm peyzajların korunması, yönetilmesi ve planlanması için kullanılacak yeni bir yasal belgenin sağlanmasını arzu ederek;

Aşağıdaki şekilde anlaşmaya varmışlardır:

Bölüm I – Genel Hükümler

Madde 1- Tanımlar

Bu Sözleşmenin amaçları kapsamında:

a. “Peyzaj”, özellikleri, insan ve/veya doğal faktörlerin etkileşimi ve eylemi sonucunda insanlar tarafından algılandığı şekliyle oluşan bir alandır;

b. “Peyzaj Politikası”, uzman kamu yetkilileri tarafından peyzajların korunması, yönetilmesi ve planlanması konusunda özel tedbirler almayı amaçlayan genel prensipler, stratejiler ve rehber kuralların ifadesidir (bütünüdür);

c. “Peyzaj Kalite Hedefi”, özel peyzajlar için, toplumun kendi çevresinin peyzaj özelliklerine ilişkin beklentilerin, yetkili kamu otoritelerince formüle edilmesidir.

d. “Peyzajın Korunması”, doğal oluşumu ve/veya insan eylemlerinden kaynaklanan miras değeri ile kararlaştırılan önemli ve karakteristik özelliklerinin korunması ve devamı için

yapılan işlemlerdir;

e. “Peyzaj Yönetimi”, sürdürülebilir gelişme açısından sosyal, ekonomik ve çevresel süreçlerin meydana getirdiği değişikliklere uyum sağlamak ve rehber olmak için yapılan bir çalışmadır;

f. “Peyzaj Planlaması”, peyzajın değerinin arttırılması, iyileştirilmesi veya oluşturulması için yapılan ileriye dönük esaslı eylemdir.

Madde 2-Kapsam

Madde 15`te yer alan hükümlere tabi olarak bu Sözleşme Taraf Ülkelerin tüm bölge ve alanlarına uygulanır ve doğal, kırsal, kentsel ve kentsel gelişme alanlarını kapsar. Bu alanlar; kara ve deniz alanları ile iç suları da içine alır. da girmektedir. Bu iyi durumdaki peyzajlar kadar bozulmuş ve sıradan olan peyzajları da dikkate almaktadır.

Madde 3-Amaçlar

Bu Sözleşmenin amaçları peyzajın korunmasını, yönetimini, ve planlamasını geliştirmek ve peyzaj konuları hakkında Avrupa`da işbirliğini organize etmektir. 

Bölüm II-Ulusal Tedbirler

Madde 4- Sorumlulukların Dağılımı

Her bir Taraf, bu Sözleşmeyi, özellikle Madde 5`i ve Madde 6`yı kendisinin sahip olduğu yetki dağılımına, anayasal prensiplere, idari düzenlemelere ve hizmette yerellik ilkesine uygun olarak, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı`nı dikkate alarak uygulayacaktır. Bu Sözleşmenin hükümlerini, istismar etmeden, her bir Taraf kendi politikaları ile uyum sağlayarak bu Sözleşmeyi uygulayacaktır.

Madde 5 – Genel Tedbirler

Her bir Taraf şunları taahhüt eder:

a. Yasalarında, peyzajları, insanların çevrelerinin önemli parçası olarak tanımak ve ortak olarak paylaşılan kültürel ve doğal mirasın çeşitliliğinin bir ifadesi ve insanların kimliklerinin bir esası olarak, kabul etmek;

b. Madde 6`da sınırları belirlenen özel tedbirlerin benimsenmesi ile, peyzajın korunması, yönetilmesi ve planlanması amacıyla peyzaj politikaları oluşturmak ve uygulamak;

c. Kamuoyunun, yerel ve bölgesel yönetimlerin ve ilgili diğer tarafların yukarıda paragraf b`de bahsedilen peyzaj politikalarının tanımlanması ve uygulanması ile ilgili olarak katılımlarına ilişkin prosedürlerin oluşturulması;

d. Peyzajı, ülke bölge ve kent planlama politikaları ve ülkenin kültürel, çevresel, tarımsal, sosyal ve ekonomik politikaları ile olduğu gibi; peyzaj üzerinde olası doğrudan veya dolaylı etkisi olabilecek diğer politikalarla bütünleştirmek.

Madde 6- Özel Tedbirler

A. Bilinç Düzeyinin Arttırılması

Her bir Taraf, peyzajların değerinin, rolünün ve değişimlerine karşın sivil toplum, özel kurumlar ve kamu yönetimleri arasında duyarlılığın arttırılmasını taahhüt eder.

B. Eğitim ve Öğretim

Her bir Taraf aşağıdaki hususları geliştireceklerini taahhüt eder:

a. Peyzaj değerlendirme ve uygulamalarında uzmanların eğitilmesi;

b. Özel ve kamu sektörlerinde çalışan uzmanlar için ve ilgili kuruluşlar için peyzaj politikası korunması, yönetimi ve planlamasında disiplinler arası eğitim programları;

c. Peyzajın değerini vurgulayan ve korunması, yönetilmesi ve planlanması konularına önem veren konularda ilgili alanlarda üniversite ve okullarda dersler.

A.    Tanımlama ve Değerlendirme

1. İlgili tarafların aktif olarak katılımları ile ve peyzajları hakkında bilgilerin geliştirilmesi amacıyla, Madde 5.c`de belirtildiği gibi, her bir Taraf, aşağıdaki hususları taahhüt eder:

a.

 i) Kendi toprakları üzerindeki peyzajları tanımlamak;

ii) Peyzajlarının karakteristikleri ve onları dönüştüren güç ve baskıları analiz etmek; iii)Bu değişimleri kaydetmek;

b. Böylece tanımlanmış olan peyzajlara, bunlarla ilgili taraflar ve toplum tarafından verilen özel değeri göz önüne alarak kıymet takdir etmek.

1. Bu tanımlama ve değerlendirme süreçleri, Madde 8`e uygun olarak Taraflar arasında düzenlenen Avrupa düzeyinde deneyim ve yöntem değişimleri tarafından yönlendirilecektir.

A. Peyzaj Kalite Hedefleri

Her bir Taraf, tanımlanan ve değer biçilen peyzajlar için, Madde 5.c doğrultusunda, kamunun görüşünün alınmasından sonra kalite kriterlerinin tanımlanmasını taahhüt eder.

B. Uygulama

Peyzaj politikalarını yürürlüğe koymak için her bir Taraf, peyzajın korunması, yönetilmesi ve/veya planlanması amacına yönelik olarak araçları ortaya koyar.

Bölüm III- Avrupa İşbirliği

Madde 7- Uluslararası Politikalar ve Programlar

Taraflar, uluslararası politikalar ve programlar ölçüsünde peyzajların dikkate alınması hususunda işbirliği yapmayı ve peyzaj kapsamına giren ilgili hususlarda, gerektiği yerde, tavsiyede bulunmayı taahhüt eder.

Madde 8 – Karşılıklı Yardımlaşma ve Bilgi Alışverişi

Taraflar, bu Sözleşmenin diğer maddeler kapsamında alınan tedbirlerin etkinliğini geliştirmek için işbirliği yapmayı taahhüt eder. Bu işbirliği özellikle şu alanlardadır:

a. Çalışma grupları aracılığı ile teknik ve bilimsel yardım ve deneyimlerin karşılıklı olarak değişimi ile araştırma projelerinin sonuçlarını karşılıklı olarak vermek,

b. Peyzaj uzmanlarının, özellikle eğitim ve bilgi sağlanması amacıyla karşılıklı olarak değişimini sağlamak;

c. Bu Sözleşme hükümlerince kapsanan tüm konularda bilgi değişimi yapmak.

Madde 9 – Sınıraşan Peyzajlar

Taraflar, yerel ve bölgesel olmak üzere, gerekli olan her düzeyde, ortak peyzaj programlarının hazırlanması ve uygulanmasında sınır ötesi işbirliği teşvik edilecektir.

Madde 10 – Sözleşmenin Uygulanmasının İzlenmesi

1. Avrupa Konseyi Yasasının 17. Maddesine göre oluşturulmuş olan, sözleşmenin uygulanmasını izlemekle sorumlu olan yetkili Uzmanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından atanacaktır.

2. Uzmanlar Komitesi`nin toplantısını takiben Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Bakanlar Komitesi`ne sunulmak üzere yapılan işler ve Sözleşmelerin işleme süreci hakkında hazırlanmış olan raporu iletecektir.

3. Uzmanlar Komitesi, Bakanlar Komitesi`ne Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü`nün verilmesi ile ilgili kriterleri ve idari kuralları önerecektir.

Madde 11- Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü

1. Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü, bu Sözleşmeye taraf devletin peyzaj politikasının bir parçası olarak, Avrupa`da diğer bölgesel yönetimlere örnek oluşturabilecek ve başarıyla sonuçlandığı ispatlanmış, peyzaj korunması, yönetimi ve/veya planlanması için politika ve tedbirleri kurumsallaşmış olan yerel ve bölgesel yönetimlere ve onların gruplarına verilen payedir. Ayrıca bu ödül peyzajın korunması, yönetilmesi veya planlanmasında dikkate değer katkılarda bulunmuş olan hükümet dışı kuruluşlara da verilebilir.

2. Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü`ne yapılan başvurular, madde 10`da bahsedilen Uzmanlar Komitesi`ne Taraflar aracılığı ile sunulacaktır. Sınır bölgelerinde bulunan yerel ve bölgesel yönetimler ve ilgili yerler ve bölgesel yönetim grupları ortak bir şekilde peyzaj sorununu çözmeleri şartıyla bu ödüle başvuruda bulunabilirler.

3. Madde 10`da açıklanmış olan Uzmanlar Komitesi`nden gelen teklifler Bakanlar Komitesi tarafından değerlendirilecektir ve Bakanlar Komitesi, verilecek olan Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü ile ilgili şartlar tanımlayacak ve açıklayacaktır. İlgili kuralların açıklanmasından sonra ödül verilecektir.

4. Avrupa Konseyi Peyzaj Ödülü`nün verilmesi, bu ödülü alanlara, ilgili peyzaj alanlarının sürdürülebilir korunması, yönetilmesi ve/veya planlanmasını sağlamaya yönelik bir teşvik olarak kabul edilir.

Bölüm IV – Son Hükümler

Madde 12 – Diğer Yasal Belgelerle Olan İlişki

Bu Sözleşmenin hükümleri, mevcut veya ilerde kabul edilebilecek olan diğer bağlayıcı ulusal ve uluslararası yasalarda bulunan peyzajın korunması, yönetilmesi ve planlanması ile ilgili hükümlere ön yargılı olarak yaklaşmayacaktır.

Madde 13 – İmza, Onay ve Yürürlüğe Girme

1. Bu Sözleşme Avrupa Konseyi üye Devletleri için imzaya açılacaktır. Sözleşme onaylama, kabule veya onamaya tabidir. Onaylama, kabul ve onama yönetimleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirilip sunulacaktır.

2. Sözleşme, üç aylık bitim tarihini takiben ayın ilk günüde Avrupa Konseyi`ne on üye devletin onayını açıklamasıyla yürürlüğe girecektir. Bu onay ile devletler, Sözleşmeye bir önceki paragrafta açıklanan noktalar doğrultusunda bağlıdır.

3. Daha önceden Sözleşmeye onay verdiğini açıklayan imza sahibi devlet açısından Sözleşme, üç aylık bitim tarihini takiben ayın ilk gününde onaylama, kabul ve onama işlemlerinin sunulmasından sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 14- Katılım

1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi veya Avrupa Konseyi üyesi olmayan herhangi bir Avrupa devletini Avrupa Konseyi Yasasının 20.d Maddesine göre çoğunluk kararı veya Bakanlar Komitesinde yer alma yetkisine sahip Devletlerin ittifak kararı ile Sözleşmeye dahil etmek için davet edebilir.

2. Herhangi bir devletin veya katılımı halinde Avrupa Topluluğu`nun katılımı ile ilgili olarak, bu Sözleşme, katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği`ne teminat edildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 15- Ülke Düzeyinde Uygulama

1. Herhangi bir Devlet veya Avrupa Topluluğu sözleşmeyi imzalama sırasında veya onaylama, kabul, onama veya katılım yöntemlerini belirtirken Sözleşmeyi uygulayacağı bölgeyi veya bölgeleri belirtecektir.

2. Herhangi bir Taraf daha sonraki herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği`ne bir bildiri ile Sözleşmeyi uygulayacağı bölgeleri genişletmek için veya bildirisinde belirtilen başka bir bölgeye uygulamak için başvurabilir. Sözleşme, başvurulan o bölge için Genel Sekreter tarafından bildirinin alınma tarihinden itibaren üç aylık bitim tarihi süresini takip eden ilk gününde yürürlüğe girer.

3. Yukarıdaki iki paragrafın altında yapılan başvuru, bu tür bir başvuruda bahsedilen bölge açısından, Genel Sekreterliğe verilecek olan bir tebliğ ile geri çekilebilir. Bu tür bir geri çekilme tebliği, Genel Sekretere veriliş tarihinden sonra üç aylık bitiş süresini takiben ayın ilk gününde geçerli olacaktır.

Madde 16 – Feshetme

1. Herhangi bir Taraf, herhangi bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri`ne ileteceği bir başvuru ile Sözleşmeyi fesheder.

2. Bu tür bir feshetme, Genel Sekretere sunulacak olan başvurunun iletilme tarihinden itibaren üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk gününde gerçekleşecektir.

Madde 17 – Değişiklikler

1. Herhangi bir taraf veya Madde 10`da belirtilen Uzmanlar Komitesi Sözleşmede değişiklik yapma teklifinde bulunabilir.

2. Değişiklik için herhangi bir teklif, Avrupa Konseyi üye Devletleri`ne ve diğer Taraflara, Madde 14`te belirtilen şartlar doğrultusunda; Sözleşmeye katılmaya davet edilen, üye olmayan herhangi bir Avrupa Devleti`ne bildirilecek olan Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği`ne yapılacaktır.

3. Madde 10`da bahsedilen Uzmanlar Komitesi, herhangi bir değişiklik teklifini inceleyecek ve tarafların temsilcilerinin 4/3`lük bir çoğunluğu tarafından kabul edilen metni daha sonra kabul için Bakanlar Komitesi`ne sunacaktır. Bu değişiklik teklifinin; Avrupa Konseyi Yasası`nın 20.d Maddesi uyarınca bakanlar Komitesi`nin çoğunluğu ve Bakanlar Komitesi`nde yer alan Taraf Devletlerin ittifakı ile kabulünden sonra metin Taraflara kabul için gönderilecektir.

4. Herhangi bir değişiklik, bu değişikliği kabul eden Taraflar açısından, üç aylık bitiş süresini takiben ayın ilk günü üç Avrupa Konseyi üye Devletinin kabul ettiği Genel Sekretere bildirmesinin ardından yürürlüğe girecektir. Bu değişikliği daha sonra kabul eden herhangi bir Taraf açısından değişiklik; üç aylık bitiş süresini takip eden ayın ilk günü adı geçen Tarafın Genel Sekretere kabul ettiğini bildirmesinin ardından yürürlüğe girecektir.

Madde 18 – Bildirimler

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üye Devletlerine ve bu Sözleşmeyi kabul eden herhangi bir Devlete veya Avrupa Topluluğu`na:

a. Her bir imzayı;

b. Her onay, kabul ve onama veya katılma durumunu;

c. Bu sözleşmenin 13, 14 ve 15. Maddeleri doğrultusunda herhangi bir tarihte yürürlüğe girmesini;

d. Madde 15`in altında yapılan herhangi bir ilanı;

e. Madde 16`nın altında yapılan herhangi bir feshetme durumunu;

f. Değişiklik için herhangi bir teklifi, Madde 17 uyarınca kabul edilen herhangi bir değişikliği ve yürürlüğe giriş tarihini;

g. Sözleşme ile ilgili her bir hareketi, bildirimi veya iletişimi bildirecektir.

Aşağıda imzası bulunanların huzurunda ve tanıklığında, olması gerektiği gibi bu Sözleşme imzalanmıştır.

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak iş bu sözleşme İngilizce ve Fransızca olarak ve her iki metinde aynı derece geçerli olmak üzere; tek nüsha halinde 20 Ekim 2000 tarihinde Floransa`da düzenlenmiştir.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi devletlerin her birine ve Sözleşmeyi kabul etmeye davet edilen devletlere bu Şartın aslına uygun suretlerini iletecektir.

Ergin Cinmen

0

Ergin Cinmen İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1975 yılında mezun oldu. Askerlik görevini yaptıktan sonra 1979’da İstanbul Barosu’na kaydoldu.

Baro’nun çeşitli komisyonlarında görev aldı. 1990-1992 döneminde, Turgut Kazan başkanlığındaki yönetim kurulunda yer aldı. Avukat kimliğinin yanında aktivist kimliğiyle öne çıktı. Çeşitli sivil toplum yapılanmalarında ve derneklerde yöneticilik yaptı.

1996 yılında, Susurluk Skandalı olarak tarihe geçen olaydan sonra tüm Türkiye’de ses getiren, “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık” eyleminin sözcüsü ve mucidi olarak bilindi.

2000 yılında düzenlenen “Hapishaneler Gerçeği Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Kurultayı”nın organizasyonunda görev almış, kurultay sonrasında hazırlanan aynı isimli derleme kitabın bölüm yazarlığını yaptı.

1997 yılında yayına başlayan “Açık Sayfa” isimli aylık aktüel hukuk dergisinin yayın kurulu üyeliğini yürüttü. Açık Radyo’da hukuk ve insan hakları konularında çeşitli programlara katıldı. Birçok gazete ve televizyonda  yazıları ve söyleşileri yayınlandı.

Kamuoyunca bilinen birçok davada avukat ve müdahil olarak bulundu. Yüzlerce panel ve konferansta organizatör ve konuşmacı olarak yer aldı.

Uzun yıllar İstanbul’da serbest avukat olarak çalıştıktan sonra 2012 yılında Bodrum’a yerleşti.

Avukat Ahmet Dindar ve Aydan Barım ile birlikte 20015 yılında kaleme aldıkları, “Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararları- Notlu Konu Esaslı Sistematik Derleme” isimli eseri bulunmaktadır. Dindar ile birlikte www.bireyselbasvurukararlari.com adlı web sitesini yönetmektedir.

Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi olan Ergin Cinmen, yazı ve makalelerini Serbestiyet.com internet sitesinde yayınlamaktadır.

Bir Hayalim Var – Avukat Ergin Cinmen / Hukukçular Diyor ki!

Kars Antlaşması

0

Kars Antlaşması 13 Ekim 1921 tarihinde, Ankara Hükümeti ile SSCB, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında imzalanmıştır. (Türkiye ile ErmenistanAzerbaycan ve Gürcistan Arasında Dostluk Antlaşması)

Kars Antlaşması, Türkiye’nin uluslararası meşruiyetini artırmıştır. Türkiye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasında önemli bir adım olmuştur. Öte yandan, kurtuluş savaşı henüz devam etmekteyken, yeni kurulan TBMM Hükümeti diplomatik olarak tanınırlığını artırmıştır.

Kars’ta imzalanan, 20 madde ve eklerinden oluşan belge ile Türkiye’nin doğu sınırı kesinleştirilmiştir. Ermenistan ile olan sınır sorunları sona ermiştir.

Kars, Ardahan ve Batum’un durumu, antlaşmada açıkça belirlenmiş, bu çerçevede Batum’un Gürcistan’a verilmesi kararlaştırılmıştır

Antlaşma ile Türkiye, Sovyetler Birliği ile olan ilişkilerini güçlendirmiş ve Doğu Anadolu’daki sınır güvenliğini sağlamıştır. Bunun yanı sıra Türkiye ile diğer doğu komşuları arasındaki dostluk ilişkilerini geliştirmiştir.

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması (Gümrü)

Antlaşma, Türkiye’yi temsilen Kazım Karabekir Paşa, Veli Bey, Muhtar Bey ve Memduh Şevket Bey, Sovyetler Birliğini temsilen Büyükelçi Yakov Ganetsky, Ermenistan‘ı temsilen Dışişleri Bakanı Aşkanaz Mravyan ile İçişleri bakanı Bogos Makinçiyan, Azerbaycan’ı temsilen Devlet Bakanı Behbud Şahtahtinski ve Gürcistan’ı temsilen Savunma Bakanı Şalva Eliava ve Dışişleri bakanı Aleksandr Svanidze tarafından imzalanmıştır.

Moskova Antlaşması (Türkiye – Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması)

TÜRKİYE İLE ERMENİSTAN, AZERBAYCAN VE GÜRCİSTAN ARASINDA DOSTLUK ANTLAŞMASI

Kars, 13 Ekim 1921

Ulusların kardeşliği ilkesini ve kavimlerin kendi geleceklerini öz gürce saptamak hakkını tanımakta birleşmiş bulunan ve aralarında her zaman iyi ilişkilerin ve karşılıklı çıkarlara dayanan gerçek dostluk bağlarının kurulmuş olduğunu görmek özleminde olan, bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti öte yandan Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri, Hükûmetleri Rusya Sovyetleri Sosyalist Cumhuriyeti Hükûmetinin de katılmasıyla, bir Dostluk Antlaşması yapılması için görüşmelere girişilmesine karar vermişler ve bu amaçla;

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti:
Büyük Millet Meclisinde Edirne Milletvekili ve Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’yı; Büyük Millet Meclisinde Burdur Milletvekili ve Bayındırlık Bakanlığı eski Müsteşarı Muhtar ve Türkiye’nin Azerbaycan Temsilcisi Memduh Şevket Bey’leri;

Ermenistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Dışişleri Komiseri İskinaz Maradya ve İçişleri Komiseri Boğuz Makizyan’ı;

Azerbaycan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Devlet Denetimi Halk Komiseri Behbut Şah Tahtineski’yi;

Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Kara ve Deniz Kuvvetleri Halk Komiseri Şalva İlyava ve Dışişleri ve Maliye Komiseri Aleksandr Sıvanidze’yi

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti:
Letonya’daki Temsilcisi Jak Halski’yi yetkili Temsilci atamışlardır.

Adı geçen yetkili Temsilciler, yöntemine uygun görülen yetki belgelerini verdikten sonra, aşağıdaki maddeleri kararlaştırmışlardır.

Madde 1

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Bağıtlı Tarafların ülkelerinin parçalarından bulunan topraklar üzerinde daha önce egemenlik haklarını kullanmış olan Hükûmetler arasında kararlaştırılmış olup söz konusu topraklara ilişkin Antlaşmalar ile Üçüncü Hükûmetler arasında yapılmış Güney Kafkasya Cumhuriyetlerine ilişkin Antlaşmaları geçersiz sayarlar. Moskova’da 16 Mart 1921 (1337) günü imza edilen Türk – Rus Antlaşması bu Madde hükmü nün dışında tutulmuştur.

Madde 2

Bağıtlı Taraflar, içlerinden birine zorla kabul ettirilmek istenilecek her hangi bir barış Antlaşması ya da uluslararası bir bağıtı tanımamak konusunda görüş birliği içindedirler. Bu Antlaşma gereğince, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Türkiye’ye ilişkin olup da bugün Büyük Millet Meclisince temsil edilen Türkiye Hükûmetinin tanımadığı hiç bir uluslararası bağıtı tanımamayı kabul ederler. İşbu Antlaşmada yazlı “Türkiye” terimi ile İstanbul’da toplanan Osmanlı Millet Meclisince kabul edilip açıklanan ve tüm devletler ile basına bildirilen 28 Aralık 1336 (1920) günkü Misak-ı Milli’nin kapsadığı topraklar anlaşılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti de Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’a ilişkin olup bu ülkelerin bugün Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetlerince temsil olunan Hükûmetlerince tanınmayan hiç bir uluslararası bağıtı tanımamayı kabul eder.

Madde 3

Ermenistan Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Kapitülasyonlar yönteminin her ülkenin ulusal gelişmesinin özgürce sürmesi ve egemenlik haklarının bütünüyle kullanılmasıyla bağdaşmadığını kabul ederek, Türkiye’de bu yöntemle herhangi bir biçimde ilişkili her türlü yetkilerin ve hakların kullanılmasını geçersiz ve kaldırılmış sayar.

Madde 4

Türkiye’nin kuzey – doğu sınırı (Rus Genelkurmayının 1/210.000 ölçekli, 1 parmak, 5 verstlik mesafe haritasına göre) Karadeniz kıyısında bulunan Sarp Köyünden başlayarak Hedis Meta Dağı – Şavyet Dağında suların bölündüğü çizgi – Kani Dağı ve oradan, sürekli olarak, Ardahan ve Kars Sancaklarının eski yönetim sınırlarının kuzeyini ve Arpa Çay ile Aras ırmaklarının talveğini Nizni – Kara Su’yun döküldüğü yere dek izleyen çizgi ile belirlenmiştir. (Sınırın ayrıntıları ve buna ilişkin işler için I ve II sayılı Ekler ile Bağıtlı Taraflarca imzalanmış ilişik haritaya başvurulması. Antlaşma metni ile harita arasında çelişki bulunursa Antlaşma metni haritaya yeğ tutulacaktır.)

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmetinin bir temsilcisinin de katılmasıyla eşit sayıda üyelerden oluşacak bir Karma Sınır Çizme Komisyonu topraklar üzerinde sınırı ayrıntılarıyla saptamak ve sınır işaretlerini koymakla görevlidir (İlişik 4 sayılı Harita).

Madde 5

 Türkiye Hükûmeti ile Ermenistan ve Azerbaycan Sovyetler Hükûmetleri işbu Antlaşmanın III sayılı Ekinde belirtilen sınırlar içinde olmak üzere, Nahcivan bölgesinin Azerbaycan’ın koruyuculuğunda özerk bir ülke oluşturulması konusunda anlaşmışlardır.

Madde 6

Türkiye, işbu Antlaşmanın 4. maddesinde gösterilen sınırların kuzeyinde bulunan ve Batum Livasına ilişkin topraklar ile Batum kenti ve limanı üzerindeki egemenlik hakkını, şu koşullarla, Gürcistan’a bırakmaya razı olur:

Birincisi: İşbu Maddede belirtilen yerler halkının, her topluluğun kültürel ve dinsel haklarını sağlayacak ve bu halkın yukarıda sözü geçen yerlerde isteklerine uygun bir tarım toprakları rejimi kurma olanağına sahip olacak biçimde geniş bir yönetimsel özerkliğe kavuşması.

İkincisi: Batum limanı üzerinden Türkiye’ye giden ya da oradan gelen ticaret malları ve tüm nesnelerin gümrük vergisine bağlı tutulmayarak ve hiç bir engelle karşılaşmayarak, her türlü vergi ve ücretten bağışık biçimde, serbest transit hakkı ile birlikte, Türkiye’nin özel harcamalarından da ayrık olarak, Batum limanından yararlanmasının sağlanması.

Bu Maddenin uygulanması için işbu Antlaşmanın imzasından hemen sonra ilgili Taraflar temsilcilerinden oluşan bir Komisyon kurulacaktır.

Madde 7

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti Hükûmeti, ortak sınır bölgeleri halklarının Karma bir Komisyonca, gümrük, polis ve sağlık işleri alanlarında konulacak öncelikli yasalara uymaları koşulu ile, Sınırı geçmelerini kolaylaştırmayı yükümlenirler.

Madde 8

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti Hükûmeti iki ülkenin sınır bölgesi halklarının sınırın öteki yanında bulunan kışlık ve yazlık otlakların-dan yararlanmaları zorunluluğunu göz önünde tutarak, söz konusu halkların hayvanlarını sınırdan geçirmek ve alışıldığı üzere, otlaklardan yararlanmak hakkını vermeyi kabul ederler. Sınırdan geçiş sırasında uygulanacak gümrük işlemleri ile polis, sağlık vb. önlemleri Karma bir Komisyonca belirlenecektir.

Madde 9

Boğazların tüm ulusların ticaretine açılması ve geçiş özgürlüğünün sağlanması için Türkiye ile Gürcistan, Karadeniz ve Boğazların bağlı olacağı rejimin kesin biçimde hazırlanması işinin, kıyı devletlerinin temsilcilerinden oluşmak üzere, daha sonra yapılacak bir Konferansa bırakılmasını uygun bulurlar. Şu da var ki, bu Konferans ta alınacak kararların Türkiye’nin salt egemenliğine ve Türkiye ile onun başkenti İstanbul’un güvenliğine hiç bir zarar getirmemesi gerekir.

Madde 10

Bağıtlı Taraflar, toprakları üzerinde, karşı Taraf ülkesinin ya da ona bağlı topraklardan birinin Hükûmeti rolünü üstlenmek savında bulunan örgüt ve grupların kurulmasını ya da yerleşmesini ve öteki ülkeye karşı savaşım amacında olan grupların yerleşmesini hiç bir zaman kabul etmemeyi yükümlenirler. Şurası belirlidir ki, işbu Maddede söz konusu olan “Türkiye toprakları” Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin doğrudan doğruya sivil ve askersel yönetimi al tında bulunan topraklardır.

Madde 11

Bağıtlı Taraflardan birinin öteki Taraf topraklarında oturan uyrukları, yerleşmiş oldukları ülke yasalarından doğan hak ve görevlere uygun biçimde işlem görmekle birlikte, ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulup onlara uymaları istenilmeyecektir. Aile veraset hakları ile ehliyete ilişkin işlerde de Tarafların uyrukları işbu Madde hükümlerinin dışında kalacaklardır. Bu konular bir özel anlaşma yapılarak çözümlenecektir.

Madde 12

Bağıtlı Taraflar, içlerinden birinin öteki ülke topraklarında oturan uyrukları için En Çok Gözetilen Ulus işlemi uygulanmasına izin verirler.

Bu Madde Sovyetler Cumhuriyetlerinin kendi topraklarında öteki müttefik Rus Sovyet Cumhuriyetleri yurttaşlarına tanıdıkları haklar ile Türkiye tarafından kendisinin müttefikleri olan Müslüman devletlerinin uyruklarına tanınan hakları hiç bir zaman kapsamaz.

Madde 13

 1918 yılından önce Rusya’ya bağlı iken, üzerinde Türkiye’nin egemenlik hakkı doğrulanan topraklar halkından olup Türk uyrukluğundan çıkmak isteyenler eşyasını, mallarını ve paralarını birlikte alarak Türkiye’yi özgürce terk etmek hakkına sahip olacaklardır. Bunun gibi, egemenlik hakkı Türkiye tarafından Gürcistan’a bırakılmış olan toprakların halkından olup da Gürcistan uyrukluğundan çıkmak isteyenler, eşya ve mallarını ya da bunların karşılığı parayı birlikte alarak Gürcistan’ı terk etme hakkına sahip olacaklardır.

Madde 14

Bağıtlı Taraflar, işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra altı aylık bir süre içinde 1918 ve 1920 Savaşları mültecileri konusunda özel bir anlaşma yapmayı yükümlenirler.

Madde 15

Bağıtlı Taraflardan her biri işbu Antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, Kafkas cephesindeki savaş nedeniyle işlenen cinayet ve cürümler için öteki Taraf uyrukları yararına tam bir genel af ilan etmeyi yükümlenir.

Madde 16

Bağıtlı Taraflar işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra iki aylık bir süre içinde, kendi toprakları üzerinde bulunan eski asker ve sivil tutsakları karşılıklı olarak yurtlarına geri yollamayı kabul ederler.

Madde 17

Bağıtlı Taraflar, ülkeleri arasındaki bağlantıların kesilmeden sürdürülmesi amacıyla, demiryolu, telgraf vb. ulaşım ve iletişimi koruma ve geliştirmeyi ve zorluklarla karşılaşmaksızın, kişi ve malların özgürce geçişini sağlamak için gerekli önlemlerin aralarında anlaşarak alınmasını yükümlenirler. Bununla birlikte, yolcuların ve ticaret eşya sının giriş çıkışında Bağıtlı ülkelerin her birinde yürürlükte bulunan yasalar bütünüyle uygulanacaktır.

Madde 18

Bağıtlı ülkeler arasındaki ilişkileri güçlendirmek için gerekli ticaret ilişkilerinin kurulması ve ekonomik, parasal vb. işlerin çözümlenmesi amacıyla, işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra, Tiflis’te ilgili ülkeler temsilcilerinden oluşan bir Komisyon toplanacaktır.

Madde 19

Bağıtlı Taraflar işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra üç aylık bir süre içinde, Konsolosluk Sözleşmeleri yapmayı yükümlenirler.

Madde 20

Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında yapılan bu Antlaşma onay işlemi görecektir. Onay belgelerinin verişimi en kısa bir süre içinde Erivan’da yapılacaktır.

Antlaşma imzalanır imzalanmaz yürürlüğe girecek olan 6, 14, 15, 16, 18, 19 uncu Maddeler ayrı tutulmak üzere, işbu Antlaşma onay belgelerinin verişimi gününde yürürlüğe girecektir.

Bu hükümlere olan inançla, yukarıda adları yazılan yetkili Temsilciler işbu Antlaşmayı imza etmişler ve mühürlemişlerdir.

İşbu Antlaşma 13 Ekim 1337 (1921) günü Kars’ta, beş örnek olarak düzenlenmiştir.

Kazım Karabekir
Yakov Ganetsky
Veli
Askanaz Mravian
Muhtar
Poghos Makintsian
Memduh Şevket
Behboud Shahtahtinsky
Shalva Eliava
Alexander Svanidze
EK: I

[Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan, ve Gürcistan arasında sınır çizgisini tanımlayan bu Ek, 16 Mart 1921 günü imzalanan Türk – Sovyet Rusya Antlaşmasının 1 (A) Ekinin hemen hemen eşidir. Tek fark bu tanım yapılırken Gürcistan – Ermenistan ve Ermenistan – Azerbaycan sınırlarının kesiştiği yerlerin de belirtilmesidir]

Merbut: 1

Türkiyenin şimalişarkî hududu (Rus Erkân-ı Harbiyesinin 1/210000 mikyasında yani bir pus = beş versti göstermek üzere tanzim olunan haritasına nazaran) bervech-i âti tespit olunmuştur.

Karadeniz sahilinde Sarp karyesi ve Maradidi karyesinin şimalinde bulunan u. v ye doğru Karşalvar (5,014) Dağı hatt-ı taksimi miyahından – ve Maradidi karyesinin şimalinde Çoruh’u katʻ eder. Oradan Sayaur karyesi şimalini Kediz Meta Dağı (7052) Kovakya Dağı – Kavtareyi karyesi – Medizibna Dağı’nın hatt-ı taksim-i miyahi -Kerenkesür Dağı (6468) – Korda Dağı’nın (7910) hatt-ı taksimi miyahını takiben Karabet Şavşetski Dağı zirvesinin kısm-ı garbisinden eski Artvin kazasının hudud-ı idariye-i kadimesine vasıl olur. Şavşetski dağı hatt-ı taksim-i miyahından geçerek Sarıçay Karaisalı (8478) Dağı’na vasıl olur. Kıvraski Boğazı – buradan eski Ardahan kazasının hudud-ı idariye-i kadimesi olan Kannı Dağı’na gelir. Oradan şimale teveccüh ile Telil (Garmani) (8357) Dağı’na – Ardahan kazasının aynı hududunu takiben (Badel) karyesinin şimalişarkisinde Poskof çayına vasıl olur ve bu ırmağı cenuba doğru Çancak karyesinin tepesine kadar takip eder. Orada bu ırmağı terk ile hatt-ı taksim-i miyahı takiben Edilyan Başı (8512) Dağı’na vasıl olur. Kelletepe (8463) ve Harmantepe (9709) Dağlarından geçerek Kasris – seri (9681) Dağı’na gelir ve oradan Kura Nehri’ne kadar Klasamet Çayı’nı takip eder. Oradan (Kartanake) köyünün şarkına kadar Kura Nehri talvegini takip oradan (Karaoğlu) (7259) Dağı’nın hatt-ı taksim-i miyanından geçerek Kura Nehri’ni terk eder. Oradan (Kozabin) Gölü’nü iki kısma ayırarak (7580) (7560) rakımlı tepeye ve oradan Gökdağ’a (1952) vasıl olur. Oradan Gürcistan hududunun nihayet bulup Ermenistan hududunun başladığı Üçtepeler (9783)’e vasıl olur. Tabakale (9816) – 9065) rakımlı tepeye ve orada Ardahan kazasının eski hududunu terk ile (Bolakbaba) (9973) veya (9963 – 8828 veya 8827 – 7602) dağlarından geçer. Oradan bir hatt-ı müstakim üzerine (7518) rakımlı tepeye ve badehu İbiş köyünün şarkından ve badehu Kızıltaş (7439 veya (7440) veya (7490) dağından – Novi Kızıltaş köyünden geçer. Oradan, Kızıltaş’tan geçen ırmağı Karamehmed’in şimaligarbisinde kâin dirseğine kadar hatt-ı taksim-i miyahı takip ederek (Delavers) (B. Kimli) (Vitkinis) köylerinin şarkında bulunan (Çamuşbuçay) (1) ırmağına vasıl olur. Vartanlı ve Baş Çoragel köylerinden ve salifü’z-zikir ırmağı daima takip ederek Kiyala veyahut (Kaleli)’nin şimalinde Arpaçayı’na vasıl olur. Oradan daima Arpaçay talvegini takiben Aras’a gelir. Oradan Aras talvegini Ermenistan hududunun nihayet bulup Azerbaycan hududunun başladığı (Urmiye) köyüne kadar takip eder. Badehu Aras talvegini Azerbaycan hududunun nihayet bulduğu Aşağı Karasu munsabına kadar takip eder.

İhtar – Şurası mukarrerdir ki hudut bâlâda gösterilen irtifaların hatt-ı taksim-i miyahından geçer.

EK: II

[Bu Ek’in metni Türk – Sovyet Antlaşmasının I (B) Ekinin eşidir.]

Merbut: 2

Şurası mukarrerdir ki(Çamuşbuçay 1889 tabılı haritada zikredilmemiştir.) [1] numaralı merbutta gösterildiği veçhile hudut Arpaçay ve Aras talvegini takip edeceğinden Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Arpaçay havalisinde yalnız Blokhavzlar hattını halihazırdaki güzergâhı itibarıyla (Aleksandropol – Erivan) şimendifer hattından sekiz verst mesafeye ve Araş havalisinde salifü’z-zikr şimendifer hattından dört verst mesafeye çekmeyi taahhüt eder.

Bâlâda mezkûr havaliyi tahdit eden hatlar Arpaçay mıntıkası için birinci kısmın (A) ve (B) fıkralarında ve Aras mıntıkası için ikinci kısım da bervech-i âti irae edilmiştir:

1. Arpaçay mıntakası:

A) Vartanlı’nın cenubışarkisinden Bozyar (5096) Dağı’ndan Uzun Kilise’nin şarkına 5082-5047 Karmir – Vang’ın şarkına – Üçtepe’ye (6578) veya 5578 Arazoğlu şarkına ve (Ani) şarkına ve Yeniköy’ün garbında Arpaçayı’na vasıl olur.

B) Arpaçayı’nı (5019) rakımlı tepenin şarkında terk ile doğruca (4581) rakımlıya – Kızılkale’nin dört buçuk verst şarkına ve Boyaçalı’nın iki verst şarkına badehu Digor çayına – (Düzgeçut) köyüne kadar mezkûr ırmağı takip ederek doğruca (Karabağ) harabelerinin şimalinde Arpaçayı’na vasıl olur.

2. Aras mıntıkası:

(Karabağ) (Elican) ile Süleymandız aralarındaki doğru hat. Bir taraftan (Aleksandropol – Erivan) şimendifer hattı diğer taraftan işbu şimendifer hattından itibaren dört ve sekiz verst mesafede kâin hatlarla tahdit edilen menatıkta Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti (bu mesafe hatları menatık-ı mezkûre haricindedir) hiç bir nevʻ istihkâmat inşa etmemeyi ve kuvve-i muntazama bulundurmamayı taahhüt eder. Fakat salifü’z-zikr menatıkta emn ü asayiş ve idareyi temin edecek kuvvet bulundurmak hakkını muhafaza eder.

EK: III

[Nahcivan bölgesine ilişkin bu Ek’in metni Türk – Sovyet Antlaşmasının Ek (C) metnine oranla daha ayrıntılı olduğundan olduğu gibi aşağıya alınmıştır]

Nahçıvan Arazisi

Urmiye köyü – Oradan bir hatt-ı müstakim ile (Arazdayan) İstasyonu’na (İşbu istasyon Ermenistan Sosyalist Cumhuriyetine kalacak) badehu hatt-ı müstakim ile garbı Taşburun (3142) Dağı’na – taksim-i miyah hattı ile şarkı (Taşburun) Dağı’na (4108) Cehennem Deresi’ni (Yağarsik) Dağı’nın (6607) yahut (6587) hatt-ı taksim-i miyahını takip ederek Rovne (Bolak) cenubundan kateder. Oradan Kadim Erivan Kafkasının ve «Şarurvalagüz» ün hudud-ı idariyesini takip ile 6629 rakımlı tepeden Kömürlüdağ (6839 veya 6930) ve oradan 3080 rakımlı tepeye Sayatdağ (7868) (Kürtkulak) köyü – Gamsordağ (8160) – 8022 rakımlı tepe ve (Gökdağ) (10282) ve Eski Nahçıvan kazasının şarkî hudud-ı idariyesi.

(Nahcivan Toprakları:

Urmiye Köyü – oradan düz bir çizgi ile (Arazdayan) İstasyonuna (Bu İstasyon Ermenistan Sosyalist Cumhuriyetine kalacaktır) daha sonra düz bir çizgi ile batı Taşburun (3142) Dağına – doğu Taşburun Dağında suların bölüştüğü çizgi (4108)-Cehennem Deresini Rovne (Bolak) güneyinde keser – Yağırsik dağında (6607) ya da (6587) suların bölüştüğü çizgiyi izler – oradan eski Erivan Kafkasının ve Şarur Yalagüz’ün yönetim sınırını izleyerek 6629 rakımlı tepeden Kömürlü Dağ (6839) ya da (6930) ve oradan 3080 rakımlı tepeye gelir – Sayat Dağı (7868) – Kürtkulak Köyü – Gamsor Dağı (8160)-8022 rakımlı tepe ve gökdağ (10282)-eski Nahcivan Kazasının yönetim sınırının doğusu.)

Kazım Karabekir Yakov Ganetsky
Veli Bey Askanaz Mravian
Muhtar Poghos Makintsian
Memduh Şevket Behboud Shahtahtinsky
Shalva Eliava
Alexander Svanidze

Ceren Akçabay Savunması

0

Ceren Akçabay Savunması: Marmara Üniversitesi (MÜ) Hukuk Fakültesi’nden ihraç edilen Dr. Ceren Akçabay’ın Barış İçin Akademisyenlerin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalaması sebebiyle “Terör örgütü propagandası” iddiasıyla Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada yapmış olduğu savunmalardır. 

Fehmiye Ceren Akçabay 

Sayın mahkeme,

Hakkımda düzenlenen iddianameyi okudum. Suç olduğu iddia edilen fiil bir düşünce açıklamasından ibarettir.

Ben ve meslektaşlarım ülkemizde gerçekleşen ve pek çok sivilin yaşamını yitirdiği olaylar karşısında, devleti ulusal ve uluslararası normlar gereği yükümlülüğü olan temel hak ve özgürlükleri güvence altına almaya ve toplumsal barışı sağlamaya çağırdık.

Bu konuda muhatabımızın hukuki bir hak ve yükümlülük ilişkisi ile bağlı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti dışında başka bir grup ya da kişi olması elbette söz konusu olamazdı. Barış savunusu ve şiddetsizlik çağrısında bulunmak bizler için de hukuki ama aynı zamanda etik ve akademik birer sorumluluktur.

Benden önce de pek çok meslektaşım, akademinin üniversite duvarlarından ibaret olmadığını gösterir şekilde, her biri ders niteliğindeki savunmaları ile tüm bu hususları ayrıntıları ile takdirinize sunmuştur. Eklemek gereğini duyduğum tek husus bu yargılamanın tarihsel niteliğidir.

On sekiz yıldır hukuk alanında çalışan bir kişi olarak iddianameyi anlamakta oldukça zorlandığımı söylemeliyim. Kesin olan husus, ben ve bu bildiriye imza atan meslektaşlarıma yöneltilen asıl suçlamanın Atina’nın tanrılarına kafa tutmak oluşudur.

Bu suçlama zaman içinde değişip farklı farklı kutsallara karşı gelmek biçiminde ifade edilse de yapılan yargılama iki bin beş yüz yıldır değişmemiştir.

Şu an bu ifadelerde bulunurken, her ne kadar kendimi Kafkaesk bir romanın kahramanı misali karanlık ve dipsiz bir kuyuya bağırıyor gibi hissetsem de evrende hiçbir ses kaybolmaz, insanlık tarihinin bu yargılamada da hükmünü vicdan, özgürlük ve barıştan yana kuracağına şüphem yoktur.

Bu noktada meslektaşım olan hukukçulara yapmam gereken uyarı, tarihte çeşitli örneklerde görüldüğünün aksine, an itibariyle Türkiye hukuk sisteminde ve bir parçası olduğu uluslararası hukuk sisteminde bu iddianamenin dayanabileceği hiçbir hukuk normunun bulunmadığıdır.

Dolayısıyla, salt pozitivist bir algı ile dahi, yasa yasadır emir emirdir denilip sorumluluktan azade olunamaz. Avukatımın da hukuki savunmada ayrıntısı ile belirteceği gibi iddianamenin dayanağı olarak kullanılmaya çalışılan “terör propagandası suçu” ifade özgürlüğünün korunabilmesi için 2013 yılında yeniden düzenlenmiş, sınırları açık ve belirli hale getirilmiştir.

Buna göre, suçun oluşabilmesi için ifadelerin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru göstermesi, övmesi ya da teşvik etmesi zorunlu kabul edilmiştir.

“Kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulması” ihtiyacını dile getiren bir metin vasıtasıyla cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerin desteklendiği iddiası ise yalnızca hukuk metodolojisine değil, temel mantık kurallarına ve hayatın olağan akışına da aykırıdır.

Başka herhangi bir delil veya belge bulunmaksızın sadece bildiri metninin aşırı yorumuna dayanan bu iddialar tamamen asılsız olduğu gibi, yanlış bilincin güdülediği bir düşmanlaştırma çabasından ibarettir.

Böyle bir iddianamenin satırı değiştirilmeksizin ülkenin yetişmiş yüzlerce aydınına yöneltilmesi ise şüphesiz yargı sistemimizdeki kaygı uyandırıcı bambaşka problemlere işaret etmektedir.

Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti Yargısının son dönem kararlarında ifade özgürlüğünün sınırlarının ne denli geniş yorumlayabildiğine ilişkin örnekler de mevcuttur.

Örneğin, tam da bu dava ile ilişkilendirilebilecek şekilde, iddianameye konu bildirinin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, Sedat Peker isimli şahıs, biz imzacılara yönelttiği “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve kanlarınızla duş alacağız” sözleri sonucu hakkında açılan davada kendisini anayasal ifade özgürlüğünü kullandığını söyleyerek savunmuş ve beraat etmiştir. Oysa yargılandığı dava “tehdit” ve “suç işlemeye tahrik” iddiası ile açılmıştır.

Ülkede hukuk ile adalet arasında asgari bir ilişki kurulabilmesi ve hukuk sisteminin meşruluğunu sürdürebilmesi isteniyorsa en azından biçimsel adalet gereği eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesi ve şiddeti açıkça öven bu ifadelere tanınan özgürlüğün barış savunusuna da tanınması gerekmektedir.

Mevcut koşullar altında böyle bir biçimsel adalet dahi sağlanamayacak olursa, yeniden hatırlatmak isterim ki, her hâlükârda evrenin vicdanı tarihtir, hepimiz için nihai hükmü zamanın şaşmaz adaleti verecektir.

Esas Hakkında Mütalaaya İlişkin Savunma

Sayın Başkan ve Değerli Heyet,

Hakkımda savcılık makamı tarafından hazırlanan iddianameyi ve mütalaayı okudum. Bildiğiniz gibi ben de bir hukukçuyum. Hakkımda açılan dava neticesinde uzmanlık alanım olan hukuk felsefesi ve sosyolojisi disiplininin önemini bir kez daha kavradığımı söylemeliyim.

Hem hukukun ne olduğunu tekrar sorgulama hem de hukukun toplumsal olgularla özellikle politika ve iktidar ile ilişkisini yeniden gözlemleme fırsatı edindim.

Sizlerin de bildiği gibi hukuk felsefeden politikaya pek çok konu ve alanla iç içe geçmiş çok boyutlu bir disiplin olmakla birlikte hukuka gücünü ve meşruluğunu veren dayandığı yöntem ve ilkelerin belirliliği ile amacı olan adalettir.

Hukukun varlığından söz edilebilmesi için bu yöntem ve ilkeler ile adalete uygun bir sonuca varmak gerekmektedir.

Bu husus bütün yargılamalarda olduğu gibi bu yargılama bakımından da geçerlidir. Bu nedenle, siz sayın başkan ve heyetten beraatimi talep ediyorum. Ve bu talebi iddianame ve mütalaanın aksine hukukun yöntemlerine, ilkelerine ve adalete dayanan şu üç gerekçeye dayandırıyorum:

1. İlk olarak iddianameye kaynaklık eden ceza hukuku önemli ilkeler üzerine kuruludur. Bunlardan en önemlisi kanunsuz suç ve ceza olamayacağına ilişkin ilkedir. Bu ilke çerçevesinde bir fiilin cezalandırılacak bir suç olması için kanunda yazılı unsurları içermesi gerekmektedir.

TMK madde 7/2’de; terör örgütünün, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapmak eylemi suç olarak düzenlenmiştir.

Görüldüğü gibi kanunda suçun maddi unsuru propaganda yapma eylemi hatta şiddete teşvik edecek ve şiddet metotlarını yüceltecek biçimde propaganda yapmaktır.

Lafzı ve amacı şiddete karşı olan bir bildiriyi imzalamak şüphesiz bu fiilin maddi unsur bakımından suç olarak ele alınmasını engeller. Bu nedenle beraatime karar verilmesi gerekmektedir.

2. İkinci olarak fiili suçun unsurları dahi tartışma konusu yapılmaksızın TMK madde 7/2 çerçevesinde suç olarak kabul edilmesi halinde, önümüze Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrası gereğince uluslararası insan hakları düzenlemeleri ve içtihatları çıkacaktır:

Bilindiği gibi, burada esas tehlike altında olan Anayasamız ve Türkiye’nin taraf olduğu çok sayıdaki İnsan Hakları Sözleşmesi ile koruma altına alınan ifade özgürlüğüdür.

Bu sözleşmelerden biri olan İHAM’ın 10. maddesine göre, ifade özgürlüğü yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır.

Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir ki; bunlar olmaksızın demokratik toplumdan söz etmek mümkün değildir.

Türkiye’nin yargılama yetkisini kabul ettiği İHAM, 10. maddenin ikinci fıkrası çerçevesinde ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin haklı olup olmadığını; gerçekleştirilen müdahalenin “yasayla öngörülmüş olup olmadığı”, “müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı” ve “müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı” temelinde incelemektedir.

Şiddeti durdurmaya çalışan bir bildiride yer alan düşünce açıklamalarını cezalandırarak ifade özgürlüğüne yapılacak bir sınırlamanın demokratik bir toplum bakımından gerekli olduğu elbette öne sürülemez.

Bildiride durdurulması istenen şiddetin devlet yetkilileri tarafından uygulanması ise, modern devletin şiddet tekeline dayalı bir aygıt olduğunu ve dünya tarihini bilmeyenler açısından “şok edici” olsa da ifade özgürlüğünün sınırları içindedir.

Dolayısıyla, Anayasanın son fıkrası ve İHAS’a göre, yine beraatime karar verilmesi gerekmektedir.

3. Üçüncü ve son olarak TMK 7/2 de belirtilen suçun maddi unsurları yahut Anayasa’nın 90. maddesi çerçevesinde TMK da dahil her tür yasadan üstün olan İHAS’ın ifade özgürlüğü düzenlemesi bir yana atılacaksa dahi, barış talebini suç saymadan önce hatırlanması gereken bir hukuki tartışma daha söz konusudur. Bu da Radbruch formülüdür.

Alman hukukçu Gustav Radbruch tarafından ortaya konan ve ismi ile anılan bu formül Nazi Almanyası deneyiminin ardından modern liberal hukuk sisteminin devamını sağlamıştır.

Bu formüle göre: “Yürürlüğe konan ve iktidar tarafından güvence altına alınan pozitif hukuk, içeriği haksız ve insanlara yarar sağlamadığı zaman dahi, şayet yasa ve adalet arasındaki çatışma tahammül edilemez bir düzeye erişmedikçe üstünlüğe sahiptir. Tahammül edilemez duruma eriştiğinde yasa, yanlış yasa olduğu kabul edilerek adaletin karşısında geri çekilmelidir.“

Sonuç itibariyle, barış talebini cezalandıran bir yasanın var olması, ifade özgürlüğünü koruyan herhangi bir uluslararası bağlayıcı düzenlemenin bulunmaması halinde dahi yasanın adalet ile olan çelişkisi tahammül edilmez hale geleceğinden yasanın uygulanmaması ve adaletin sağlanması için yine ve her şekilde beraatime karar verilmesi gerekmektedir.

Takdir siz sayın başkan ve heyetindir.

Hastanelere Getirilen Mahkumlara Yönelik Hekim Tutumu Belgesi

0

Hastanelere Getirilen Mahkumlara Yönelik Hekim Tutumu Belgesi, 1999 yılı Aralık ayında ilan edilmiştir.

Türk Tabipler Birliği’nin Tutum belgesi, uluslararası insani normlar ve tıp etiği belgeleri çerçevesinde kabul edilmiştir.

  • Belge, tutuklu ve hükümlülere tıbbi bakım sunulurken, hastaların sadece tıbbi ihtiyaçlarına odaklanılmasını vurgulamaktadır. Yargı süreçleri, mahkemeleri ilgilendirmektedir.
  • Muayenelerde kelepçelerin açılması, gizlilik sağlanması ve hastanın onuruna saygı gösterilmesi esastır.
  • Mahkumların hastane yataklarına zincirlenmesi ya da jandarma/gardiyanların muayene odasında bulunması yasaktır. Bu durum insanlık onuruna aykırı olarak değerlendirilmektedir.
  • Hekimler, dış etkilerden bağımsız olarak mahkumların tıbbi ihtiyaçlarına odaklanmakla yükümlüdür.
  • Hekimler, muayene sırasında darp izi tespit ederse, bunu belgeleyip ilgili kurumlara bildirmekle yükümlüdür.

Hastanelere Getirilen Mahkumlara Yönelik Hekim Tutumu Belgesi

Tıbbı insanlığın hizmetine sunmak, kişiler arasında herhangi bir ayrım yapmadan beden ve ruh sağlığını korumak ve iyileştirmek, hastaların acılarını dindirrnek ve onları rahatlatmak, tıp doktorlarına tanınmış bir ayrıcalıktır.

Tokyo Bildirgesi‘nin ön deyişinde de belirtildiği gibi, bireyler arasında hiç bir ayrım yapmaksızın onların ihtiyaç duyduğu tıbbi bakımı ve tedaviyi sunmak hekimlerin birincil görevidir. Bu bağlamda bir hasta grubu olarak karşımıza gelebilecek tutuklu ve hükümlülere tıbbi bakım sunulurken alınması gereken tutum da bu ilkenin bütünselliği içinde değerlendirilmelidir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [622.51 KB]

1- Hastanede karşılaştığımız mahkum bizim için bir hastadır. Bu bağlamda hasta hekim ilişkisinin konusu olmayacak şekilde şahsın yargılanmasına veya hüküm giymesine gerekçe olan nedenin araştırılması anlamlı değildir.
2- Kişinin hastaneye giriş kaydının yapılması sağlanmalıdır.
3- Sorulduğu takdirde, hekim adını ve soyadını açıkça belirtmelidir.
4- Muayeneler sırasında hastaların kelepçeleri açtırılmalı klinik özgürlük koşullarına ve hasta haklarına uygun tam bir ortam sağlanmalıdır. Bunun için muayene ortamlarında hasta ve sağlık personeli dışında kimse bulunmamalıdır. Bu hasta ve hekimin hakkı ve hekimin görevidir. Bu konuda Jandarma Genel Komutanlığı’nın 0621-12-89/Asyş.(92) sayı ve 10 Ocak 1989 tarihli genelgesi söz konusudur (Ek)
5- Muayene sırasında herhangi bir darp izi saptanırsa, bu bir tutanakla tespit edilmeli, kurum amirliği ve ilgili Tabip Odası’na bildirilmelidir.
6- Tanısal yaklaşım için gerekli olan tüm tetkikler istenmeli ve bu konuda dış etkilenimle,re kapalı olunmalıdır.
7- Hastaya hastalığı, tedavisi ve prognozu ile ilgili bilgiler bizzat kendisine olmak üzere belirtilmelidir.
8- Tüm bu bilgiler sevk kağıdına ad, soyad ve diploma numarası açık olacak şekilde belirtilmelidir.
9- Hastaneye yatırmanın gerekli olduğu durumlarda dış etkiye maruz kalmaksızın tıbbi kanaatin gerektirdiği şekilde tavır alınmalıdır. Bu konudaki itirazlar resmi evraka imzalı bir tutanak şeklinde geçirilmelidir.
10- Mahkumların hasta yataklarına zincirlenmesi, kelepçelenmesi veya bir takım tıbbi girişimlerin bunların eşliğinde gerçekleştirilmesi mutlaka engellenmelidir. Hasta-hekim ilişkisini zedeleyen ve insanlık onuruyla bağdaşmayan bu gibi uygulamalarda hekim tavrı benimsenmelidir. Bu uygulamada diretildiği koşullarda, durum yazılı olarak kurum amirliği ve ilgili Tabip Odası’na bildirilmelidir.
11- Hasta odalarında jandarma ve gardiyan bulundurulmamalıdır. Hastane ve eklentilerinde yetki ve sorumluluk hekimindir. Hekimler bu yetkilerini hekim dışı kişilere devredemez.
12- Mahkum koğuşları hastanelerin bir eklentisidir. Bu sağlık kurumunun iç işleyişinden hekim sorumludur. Burada bulundurulan hastaların tedavi ve bakımları aksatılmamalıdır. Gerekli sayıda sağlık personeli bulundurulmalı ve acil girişim için gerekli donanım sağlanmalıdır.
13- Hastaların tıbbi ve cerrahi tedavileri tıp dışı nedenlerle ve dinamiklerle aksatılmamalıdır.
14- Tüm hekimler bu tutumu almakla yükümlüdür, bu tutumlardan dolayı zarar gören hekimlerimiz bu durumu acilen en yakın Tabip Odası ve TTB’ne bildirmelidirler.

Dünya Etik Günü

0
Dünya Etik Günü (Global Ethics Day), her kim ayının üçüncü Çarşambasında gerçekleşmektedir. Carnegie Council for Ethics in International Affairs tarafından 2014 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Etik bilincinin artırılması temel amaçtır.
Dünya Etik Günü’nün iki temel hedefi vardır:
Global dünyada etik değerlerin kurumsal ve sosyal hayatta yeniden keşfedilmesi,
Kurumların etik bilincinin yükseltilmesi

Global Etik Günü küresel bir öğretidir.  Küreselleşmiş bir dünyada kurumların  etik rolüne özel bir önem atfedilmektedir.  Küresel salgınlar, demokrasiye yönelik saldırılar, mülteci krizleri, ırk ayrımcılığı ve adaletsizlik, iklim değişikliği gibi toplumların karşı karşıya olduğu kritik sorunları  ele almak için bir fırsattır.

Öncelikle, etik, filozoflar ve akademisyenler için soyut bir çalışma alanı değildir. Meslek etiğinin yerleşmesi ve toplum genelinde etik değerlerin yaygınlaşması birlikte düşünülmelidir.  Devlet kurumlarının ve özel kuruluşların kurumsal etik kodlarını yaşama geçirmesi beklenmektedir. Etik değerlerin güçlenmesi, daha iyi bir dünya ve toplum inşa etmenin yegane yoludur. Etik, dünyanın sorunlarına bir çare değildir, ancak daha eşitlikçi, saygılı ve barışçıl yaşamın anahtarıdır. Özellikle, çıkar çatışmalarını olduğu durumlarda etik değerlerin feda edilmemesi gerekmektedir. Herkesin tek bir yaşam biçimine ya da aynı değer yargılarına sahip olması hedeflenmemektedir. Farklılıklara saygı ve karşılaşılan zorluklarla yüzleşerek birlikte yaşamak mümkündür. Etik değerlere değerlere sahip birey saygınlık kazanır. Etikle ilgili kodları benimseyen devlet organları ve kuruluşlar, halka karşı ve uluslararası alanda güven inşa eder. Etik ilkelere sahip şirket ve kurumlar ise saygın bir yapıya bürünür.

Carnegie Council Hakkında

1914 yılında Andrew Carnegie tarafından I. Dünya Savaşı’nın arifesinde kurulmuştur. Savaş sonrasında Milletler Cemiyeti’nin önemi bir savunucusu olmuştur. 1940’lar ve 50’lerde Mülteci Hakları alanında yoğun çalışmalar yapmıştır. 1960’lar ve 70’lerde ABD Sivil Haklar Hareketi’ni aktif olarak desteklemiş, Martin Luther King ile aynı safta durmuştur. . 1980’lerden itibaren Etik üzerine çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. İnsan Hakları ihlalleri ve idealleri üzerine saha çalışmaları yapmıştır. Carnegie Uluslararası İlişkiler Etik Kurulu, küreselleşmiş bir dünyada yaşamanın etik zorlukları üzerine dersler, yayınlar ve multimedya materyalleri üreten bir kuruluştur.   Kar amacı gütmeyen kuruluşun siyasi bir gündemi bulunmamaktadır. 1914 yılında New York şehrinde kuruldu. Carnegie, savaşı karşıtı bir kuruluştur.

Türkiye’de Etik Günü 

Dünya Etik Günü 25 Mayıs günü değildir. Türkiye’de Etik Günü, 25 Mayıs tarihinde ve  günün dahil olduğu haftada kutlanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de kutlanan gün ve hafta Türkiye’ye özgüdür.

Kamu Görevlileri Etik Kurulu’nun kuruluşuna ilişkin 5176 sayılı Kanun, 25 Mayıs 2004 tarihinde TBMM’nde kabul edilmiştir. Kurul, kamuda etik kültürünü yerleştirmek üzere çalışmalar yapmak veya yaptırmak, bu konuda yapılacak çalışmalara destek olmak ve etik uygulamayı gözetlemek görev ve yetkisi çerçevesinde, 2008 yılından itibaren her yıl 25 Mayıs gününün ülke genelinde “Etik Günü”, aynı günün yer aldığı haftanın da “Etik Haftası” olarak kutlanılmasını kararlaştırmıştır.

Baro Seçimlerine İlişkin Bildiri – Laiklik Meclisi

0

Baro Seçimlerine İlişkin Bildiri , Laiklik Meclisi tarafından 7 Ekim 2024 günü ilan edilmiştir.

Bildiri, 2024 yılı baro seçimlerinde, yönetime ve diğer kurullara aday olan avukatlara yönelik bir çağrı metnidir. Özellikle, Laiklik Meclisi, tüm avukatları ve baroları, laiklik mücadelesine davet etmektedir. Ayrıca, çağrı metninde, hukukun üstünlüğüne, insan haklarını savunma ve koruma görevleri hatırlatılmıştır. Ayrıca, laikliğin tasfiyesine karşı Türkiye Barolar Birliği’nin bir bütün olarak karşı durması gerektiği açıklanmıştır.

Bu bağlamda, Yeni Anayasa girişiminin laikliği ortadan kaldırma amacı taşıdığına işaret edilmiştir. Türkiye’de gerici karşı devrim sürecinin laikliği tasfiye etme hedefine özel vurgu yapılmıştır.

Baro Seçimlerine İlişkin Bildiri – Laiklik Meclisi

Bilindiği üzere Avukatlık Kanunu Baroları diğer yükümlülüklerinin yanı sıra “… hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak…” amacıyla da çalışmalarını yürütmekle yükümlü tutmaktadır.

2024 yılı Ekim ayında barolar genel kurullarını toplayacak ve organlara üye seçecekler.

Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu da yasa gereği aralık ayında toplanarak yeni yönetimini belirleyecek.

Ülkemiz 20 yılı aşkın süredir hız kazanmış olan gerici dalganın önemli bir aşaması ile karşı karşıyadır. Bu karşı devrim sürecinin yürütücüleri hukuki, idari, siyasi ve eğitim alanları ile birlikte toplumsal yaşamın güvencesi olan laikliği ayaklar altına almakla yetinmeyip artık açık bir biçimde tasfiye etme niyetlerini ve hedeflerini de ortaya koymaktadırlar.

Bu hedef doğrultusunda esasen yasa dışı olan tarikat ve cemaatlere büyük bir itibar ve mali güç kazandırılmış, toplumsal yaşamı adeta belirler hale gelen bu yapılar devlet kademeleri ile hukuki mekanizmaların en kritik noktalarını ve eğitim alanını işgal etmiş, karar verici konuma gelmişlerdir.

Eğitim bir bütün olarak dinselleştirilmiş, yargı dini referanslarla hüküm kurar hale gelmiş, kadın erkek eşitliği reddedilerek kadınlar gericilikle kuşatılmış, çocuklar ve gençler tarikat ve cemaatlere teslim edilmiştir.

Kadın cinayetleri cezasız kalırken, failler adeta ödüllendirilmektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadeleye yönelik bakış açısı ve yol haritası sunan İstanbul Sözleşmesi’nden geri adım atmış olmanın somut sonuçları ortadadır.

Medeni Yasa’nın değiştirilmesi için uzun zamandır uğraş verenler, son zamanlarda da erkek şiddetini önlemede en önemli düzenlemelerinden olan 6284 Sayılı Yasa’yı hedef almaktadır.

Bilim hurafelerle, hukuk şer’i hükümlerle, yurttaş tebaa, halk ümmet ile ikame edilmeye çalışılmaktadır.

Tüm bu gelişmelerin yanında, anayasa değişikliği önerisi de kamuoyunun önünde somut olarak durmaktadır. Bu girişim doğrudan laikliğin tasfiyesini içermekte olup, siyasi iktidarın kendi rejimini hukuksallaştırmak için gündemine aldığı bir çalışmadır.

“Yeni anayasa” girişiminin 12 Eylül Anayasasına karşı “sivil ve özgürlükçü” bir anayasa olacağı kandırmacasına karşı; bu girişimin 1923 Cumhuriyet kazanımları ile birlikte laikliğin de tasfiyesinin amaçlandığı, karşı devrimin son hamlesi olarak da yeni rejimin hukuki ve idari alt yapısının kurulmasının hedeflediği topluma anlatılmalı ve bu iktidarın “yeni anayasa” girişimi toptan reddedilmelidir.

Bu karşı devrim sürecine ve laikliğin tasfiyesine karşı hukukçulara ve barolara büyük sorumluluklar düşmektedir. Anayasanın ilk dört maddesinin, cumhuriyetin, demokrasinin, hukuk devletinin, bağımsız ve tarafsız yargının, insan haklarının özü ve temeli olan laikliğin savunulması, her hukukçunun öncelikli görevidir.

Bu çerçevede barolar ve TBB, laikliğin tasfiyesine karşı bir bütün olarak karşı durmalı, bu yönde çalışmalarını ve eylemliliklerini koordineli bir şekilde artırmalıdır.

Bu nedenlerle, baroların Ekim ayında yapılacak genel kurullarında organlara aday olacak avukatların karşı devrim sürecinin son hamlesi olarak laikliğin tasfiyesini hedefleyen “yeni anayasa” girişimine karşı tavizsiz bir duruş sergileyeceklerini ve laiklik mücadelesine koşulsuz destek vereceklerini kamuoyuna ve genel kurullarında açık olarak deklare etmelerini diliyor ve bekliyoruz.

 

Laiklik Meclisi 

 Laiklik karşıtı uygulamalara tepki gösteren 90 kişilik aydın grubu, 25 Eylül 2023 tarihinde “Laiklik Meclisi” kurduklarını duyurdu. Meclis, “Eşit, Özgür Bir Ülke İçin Laiklik Bildirgesi” yayınlayarak yola çıktı. Oluşum, Laiklik Meclisi İzleme Merkezi‘ni kurarak aylık raporlar yayınlamaya başladı. Ayrıca, gündeme ilişkin basın bildirileri ve açıklamalar yaptı.

Laiklik Meclisi Kurucuları 

Abdurrahman Bayramoğlu – Avukat
Prof. Dr. Ahmet Saltık – Hekim, Hukukçu, Siyaset Bilimci
Prof. Dr. Ahmet Yıldız – Eğitimci
Dr. Akasya Kansu Karadağ – Hukukçu, İKD GYK Üyesi
Ali Güler – Tüm Yerel Sen Ankara Şube Yöneticisi
Ali Özgür Dedeoğlu – Eğitimci
Dr. Alper Akçam – Tıp Doktoru, Yazar
Dr. Anıl Aba – Akademisyen
Arzu Becerik – Avukat
Atilla Hekimoğlu – Emekli Yargıç, Avukat
Atilla Özsever – Gazeteci, Yazar
Aydan Büyükyıldız – Emekli Yargıç, Avukat
Doç. Dr. Ayhan Ural – Eğitimci
Aysel Tekerek – Avukat, Siyasetçi
Ayşenur Yazıcı – Sunucu, Yazar
Aytaç Ural – Alevi Bektaşi Federasyonu Eğitim Sekreteri, MYK Üyesi
Barış Terkoğlu – Gazeteci, Yazar
Başar Yaltı -Avukat
Bayram Kapucu – Emekli Yargıç, Avukat
Berkay Çelen – Avukatlar Sendikası Başkanı
Betül Arım – Tiyatro, Sinema ve Seslendirme Sanatçısı
Bilgütay Hakkı Durna – Avukat
Prof. Dr. Bilsay Kuruç
Doç. Dr. Candan Badem – Akademisyen, Tarihçi
Caner Beklim – Radyo Yapımcısı
Cem Alptekin – Avukat
Dr. Cemil Ozansü – Akademisyen, Hukukçu
Ceyda Cimili Akaydın – Avukat
Damla Özen – Tiyatro Sanatçısı
Deniz Şenkal – Genel Sağlık İş Merkez Denetleme Kurulu Üyesi
Deniz Hakyemez – Yazar
Elif Yar – Avukat
Engin Ayça – Sinema Yönetmeni
Erendiz Atasü – Yazar
Esin Köymen – Mimar
Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir
Güldal Okuducu – Yazar, Siyasetçi, TBMM 22. Dönem Milletvekili
Güldeste Dedeoğlu – Genel Sağlık İş Merkez Denetleme Kurulu Üyesi
Gülsen Tuncer – Sinema ve Tiyatro Sanatçısı
Güvenç Dağüstün – Müzisyen
Dr. Hande Heper – Akademisyen, Hukukçu
Hasan Sivri – Gazeteci, Yazar
Hürriyet Yaşar – Yazar
Dr. Hüseyin Gündoğdu – Birleşik Kamu İş Balıkesir İl Temsilcisi
İbrahim Fikri Talman – Emekli Yargıç
İlke Kızmaz – Müzisyen
Prof.Dr. İlker Cenan Bıçakçı
Prof. Dr. İzge Günal
Prof.Dr. İzzeddin Önder
Prof. Dr. Korkut Boratav
Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu
Mahmut Aslan – Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğt. Vakfı G. Sekreteri
Prof. Dr. Mehmet Tomanbay – TBMM 22. Dönem Milletvekili
Mercan Erzincan – Müzisyen
Merdan Yanardağ – Gazeteci, Yazar
Murtaza Demir – PSAKD Kurucu Başkanı
Mustafa Bağarkası – Emekli Yargıç, Avukat
Mustafa Karadağ – Emekli Yargıç, Avukat
Mustafa Kemal Erdemol – Gazeteci, Yazar
Mustafa Köz – Edebiyatçı, Yazar
Naciye Füsun Çağlar – Emekli Yargıç
Namık Koçak – Gazeteci, Yazar
Nazan Moroğlu – Avukat
Nida Açıkalın – Avukat Hareketi Yürütme Kurulu Üyesi
Ozan Çoban – Müzisyen
Ömer Faruk Eminağaoğlu – Hukukçu
Özgür Eryılmaz – Avukat
Özkan Rona – Eğitimci
Prof. Dr. Rıfat Okçabol – Akademisyen, Eğitimci
Prof. Dr. Saadet Ülker – Hemşire
Sadık Albayrak – Yeni Gelen Dergisi Yazı İşleri Müdürü
Doç. Dr. Savaş Karabulut – Jeofizik Mühendisi – Akademisyen
Selcik Ulusoy – Avukat, Ankara Barosu Cumhuriyet Kurulu Başkanı
Selin Nakıpoğlu – Avukat
Dr. Semiha Özalp Günal – İKD GYK Üyesi
Serdar Şahinkaya – İktisat Tarihçisi
Şenal Sarıhan – Hukukçu, TBMM 25. ve 26. Dönem Milletvekili
Ş. Serap Çatalpınar – İTÜ BİRLİK Başkanı
Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz – Akademisyen, Hukukçu
Şükran Eroğlu – Avukat
Tamer Akgökçe – Emekli Yargıç, Avukat
Tülin Tankut – Yazar, İKD Danışma Kurulu Üyesi
Türkan Kurtulmaz – Avukat
Dr. Ulaş Karadağ – Akademisyen
Umut Kuruç – İKD Genel Başkanı
Veli Demir – Eğitimci
Yavuz Alogan – Yazar, Editör, Çevirmen, Siyasetçi
Yeliz Toy – Eğitimci
Zöhre Aksüt – Dev-Turizm İş İzmir Şube Başkanı
Zülal Kalkandelen – Gazeteci, Yazar