Karamanoğlu Mehmet Bey, Konya şehrini Karamanoğulları topraklarına kattıktan sonra Türkçeyi resmî dil ilan etti.
1869
Şair ve milletvekili Mehmet Emin Yurdakul doğdu. (Ölümü: 14 Ocak 1944) Mekteb-i Mülkiye’nin İdadi bölümünden ayrıldı, devlet memurluğuna başladı. 1899’da kaydolduğu İstanbul Hukuk Mektebi’ne bir süre devam etti, öğrenimini ABD’de sürdürmek için bu okuldan ayrıldı; ancak bu isteğini gerçekleştiremedi ve devlet memurluğuna döndü. Türk Millî Edebiyat akımının öncü şairleri arasında yer aldı. Ulusçu, halkçı görüşleri savunan şiirler yazdı. Türk Şairi, Millî Şair olarak anıldı.
1880
Hukukçu, diplomat, Milletvekili ve Millet Partisi Genel Başkanı Mehmed Enis Akaygen 13 Mayıs 1880’de Filibe’de dünyaya geldi.
1899
Portekizli devlet adamı Sebastião José de Carvalho e Melo dünyaya geldi. (13 Mayıs 1699, Lizbon — 15 Mayıs 1782, Pombal) akademik çalışmalarına devam etti, hukuk ve tarih okudu ve 1734’te kraliyet tarih topluluğuna kabul edildi. 1738’de Büyük Britanya’ya Portekiz büyükelçisi olarak atandı ve ilk üst düzey kamusal görevini burada yaptı. 1740’ta Kraliyet Cemiyeti’ne seçildi. 1745’te Avusturya’da Portekiz büyükelçisi olarak görev yaptı. 1750 – 1777 yılları arasında kraliyet hükümetlerinde bugünkü bakanlık ve başbakanlık makamlarına denk gelen görevlerde bulundu. Portekiz ekonomisinde köklü yenilikler yaptı ve ülke çapında gelişme sağladı.
1888
Brezilya’da kölelik kesin olarak kaldırıldı. Yasanın çıkmasında; kölelik karşıtı eylemlerin yanı sıra, köle sahibi olmanın, yeni gelen Avrupalı göçmenleri çalıştırmaktan daha masraflı olmasının da etkisi vardı.
1919
Fransız hukukçu, siyasetçi ve direnişçi Pierre Sudreaudoğdu. (Ölümü: 22 Ocak 2012) Hür Siyasal Bilgiler Okulu’nda hukuk ve edebiyat eğitimini tamamladı. 1945’te İçişleri Bakanlığı’nda görevler aldı. 1947 yılında Ulusal Polis Müdürlüğü Genel İşler ve İdare Müdürü oldu. 1949’da ise İçişleri Bakanlığı Mali Hizmetler Müdürlüğü görevine atandı. 1951-1955 yılları arasında Loir-et-Cher valisi oldu ve 32 yaşında en genç Fransız vali unvanını aldı. 1955’te Paris Bölgesi Şehircilik ve Yapı Komiseri olarak atandı ve 1958 yılına dek bu görevde kaldı. Charles de Gaulle’ün son başbakanlığı döneminde Yapı Bakanı oldu. 1959’da Charles de Gaulle’ün cumhurbaşkanı olması ardından Başbakan Michel Debré‘nin hükümetinde de yer aldı. 1. Georges Pompidou Hükümeti‘nde Milli Eğitim Bakanı olarak görev aldı.
Alman Hukukundan esinlenilerek hazırlanan Deniz Ticareti Kanunu 13 Mayıs 1929 tarihinde kabul edildi.
1930
Norveç tarihindeki en önemli şahsiyetlerden biri olan, bilim insanı ve diplomat, 1922 yılı Nobel Barış Ödülü sahibi Fridtjof Nansen yaşamını yitirdi. (10 Ekim 1861 – 13 Mayıs 1930) Milletler Cemiyeti’ndeki çalışmaları ile öne çıkmıştır. 13 Mayıs 1930 tarihinde, evinde bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiştir. td>
1945
Kara Panter Partisi aktivisti ve hukuk profesörü Kathleen Neal Cleaver doğdu. Oberlin College’da ve daha sonra Barnard College’da eğitim gördü. Marksist-Leninist Kara Panter Partisi üyeliği yaptı ve Parti’nin karar alma birimindeki ilk kadın üye oldu. Parti sözcülüğünü ve basın sekreterliğini yürüttü. 2003 yapımı Tupac: Resurrection adlı filmde ve 2011 yapımı The Black Power Mixtape adlı belgeselde rol aldı. Günümüzde Yale Üniversitesi‘nde öğretim üyeliği yapmaktadır.
1949
Zincirli Hürriyet Gazetesi sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Aybar ile –2 Nisan 1948’de öldürüldüğü anlaşılan-Sabahattin Ali hakkında, ”Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsiyetine yayın yoluyla hakaret”ten yapılan soruşturmada Aybar için tutuklama kararı çıkarıldı.
1949
Yazar Rıfat Ilgaz, Cumhurbaşkanı’na hakaretten üç yıl, Mısır Kralı ve İran Şahı’na hakaretten yedi ay, Aziz Nesin de Mısır Kralı ve İran Şahı’na yayın yoluyla hakaretten yedi ay hapis cezası aldı.
1950
Ereğli Kömür İşletmeleri’nde Türkiye’nin ilk siyasal grevi yapıldı.
1952
Türkiye ile Hindistan Dostluk Antlaşması, 14 Aralık 1951 tarihinde Hindistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasında Ankara’da imzalandı. 5 Mayıs 1952 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi, Bakanlar Kurulu tarafından 8 Mayıs 1952’de onaylandı ve Türkiye ile Hindistan Dostluk Antlaşmasının onanmasına dair Kanun 13 Mayıs 1952 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1958
Velcro, marka olarak tescillendi.
1965
Batı Almanya, İsrail’i tanıdı. Karar nedeniyle dokuz Arap ülkesi, Batı Almanya ile ilişkisini kesti.
1966
“Türkiye’yi kurtaracak tek yol sosyalizmdir” başlıklı yazısında komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla Şadi Alkılıç 45 yıl önce bugün 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar, 1955’te Cenevre’de toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı’na ilişkin Birinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edildi, Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 31 Temmuz 1957 tarih ve 663 C (XXIV) sayılı ve 13 Mayıs 1977 tarih ve 2076 (LXII) sayılı kararlarla benimsendi.
1981
İskenderun’da 9 Haziran 1980’de sağ görüşlü Sulhi Adsoy’u öldüren sol görüşlü militan Ali Aktaş (Ağtaş), ölüm cezasına çarptırıldı. Ölüm cezası Askerî Yargıtay 5. Dairesi tarafından 28 Nisan 1982’de onandı.
1981
Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Genel Sekreteri şair Ataol Behramoğlu, ilk basımı 1976’da yapılan “Ne Yağmur.. Ne Şiirler..” adlı şiir kitabında TCK’nın 159. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle Sıkıyönetim Adli Müşavirliği’nce gözaltına alındı ve kitap toplatıldı.
1981
Abdi İpekçi’nin ölümünden dolayı yargılanırken askeri cezaevinden kaçırılan ülkücü Mehmet Ali Ağca, Vatikan/ San Pietro Meydanı’nda Papa II.Jean Paul’u tabancayla yaraladıktan sonra yakalandı, olayda 2 turist de yaralandı.
Tek tip öğrenci derneğini protesto yürüyüşünden yargılanan 63 öğrenciden tutuklu olan 31’inden 7’si tahliye edildi. Tutuklu öğrenciler duruşmaya “sevk zinciri” ile -birbirlerine ikişerli zincirlerle bağlı olarak- getirildi, gazetecilerin fotoğraf çekmesi engellendi.
1988
Aralarında Abdullah Öcalan’ın da bulunduğu 94 kişiye askerlik yapmak üzere 3 ay içinde yurda dönme çağrısı yapıldı. Çağrıya uymayanların vatandaşlıktan çıkarılacağı ilan edildi.
1994
Eski İstanbul Su ve Kanalizasyon İşletmesi (İSKİ) Genel Müdürü Ergun Göknel, klor yolsuzluğu davasında 8 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1996
DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in, dolandırıcılıktan yargılanan Selçuk Parsadan’a örtülü ödenekten 5,5 milyar lira verdiği iddia edildi.
1997
İçişleri Bakanlığı, 1993’te öldürülen Uğur Mumcu’nun ailesine, 9,5 milyar liralık maddi tazminat ödedi.
1998
Memur Sendikaları Yasa Tasarısı’nı protesto eden memurlar hakkında, adli tarihin en geniş kapsamlı soruşturması açıldı.
2000
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Federasyonu’nu oluşturan 89 bölge üzerindeki merkezi otoriteyi arttıran bir kararname çıkarttı.
ABD’nin New England eyaletinde, 45 yıldır ilk kez idam gerçekleşti. Sekiz kadına tecavüz edip öldürmek suçundan hüküm giyen Michael Ross, zehirli iğneyle idam edildi.
2005
Özbekistan Andican’da İslamcılıkla suçlanan 23 işadamına verilen ağır cezalar isyan başlattı. Muhalifler cezaevini bastı, işadamları dahil 4 bin kişi kaçma girişiminde bulundu. Akşam saatlerinde isyan bastırıldı.
2009
Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadele konusunda imzalanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne paralel Birleşmiş Milletler Sözleşmesidir. Kyoto Protokolü, 5 Şubat 2009 tarihli ve 5836 sayılı Kanunla onaylandı. 7 Mayıs 2009 tarih ve 2009/14979 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanarak, 13 Mayıs 2009 tarih ve 27227 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlandı.
2011
Yazdıkları “Ergenekon’da Kim Kimdir-Kırk Katır Kırk Satır” kitabından dolayı bir Ergenekon Davası tutuklusunun “gizliliği ihlal ettiler” yönündeki şikayetiyle yargılanan, aynı zamanda Oda TV davasında 67 gündür tutuklu Ahmet Şık ile Ertuğrul Mavioğlu beraat etti.
2011
İstanbul Barosu Başkanı ve 9 Yönetim Kurulu Üyesinin yargılandığı dava kapsamında, Avrupa Savunma Avukatları Örgütü(ECBA) Bildirgesi Türkiye Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’na gönderildi.
2011
Çin Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyet Hükümeti arasında “Suçluların iadesi ve cezai konularda karşılıklı adli yardımlaşma anlaşması” imzalandı. Antlaşma, Uygur Türklerinin haklarını savunan çevrelerde tepki ile karşılandı.
2017
Fransız hukukçu ve politikacı Bernard Bosson yaşamını yitirdi. (Doğumu: İş hukuku ve kamu hukuku alanında yüksek öğrenim gördü. 1972’den itibaren avukat olarak çalıştı. 1983’te Annecy belediye başkanı oldu. 2. Jacques Chirac Hükümeti’nde önce yerel yönetimlerden sorumlu ardından da Avrupa işlerinden sorumlu bakan olarak görev aldı, Édouard Balladur Hükümeti’nde ise ulaştırma bakanlığı görevini üstlendi.
2018
Filipinli avukat ve siyasetçi Edgardo Javier Angara yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Eylül 1934) Filipinler Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1964 yılında Michigan Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden LL.M. derecesini kazandı. 1971 Anayasa Konvansiyonu’nun bir delegesi oldu. ACCRA Hukuk Bürosunu kurdu ve ülkenin en tanınmış ve prestijli hukuk firması haline geldi.1975’ten 1976’ya kadar Filipin Barosu’nun ve 1979’dan 1981’e kadar Filipinler Entegre Barosu’nun başkanlığını yaptı. 1981’den 1987’ye kadar Angara Filipinler Üniversitesi’nin başkanı olarak görev yaptı. 1992’ye kadar senatör olarak görev yaptı. 1993’ten 1995’e kadar Senato Başkanlığı yaptı. 1999’dan 2001’e kadar Tarım Bakanı olarak görev yaptı. 2001’den 2013’e kadar tekrar Senato’da görev yaptı.
2019
Amerikalı insan hakları aktivisti, yazar ve siyasetçi Unita Zelma Blackwell yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Mart 1933 )
2020
İtalyan hukukçu ve siyasetçi Gaetano Gorgoni yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Ağustos 1933) Bari Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1960’dan 1985’e kadar il meclis üyeliği yaptı. Kültür, Kültürel Miras, Avcılık, Balıkçılık ve Turizm meclis üyesi olarak görev yaptı. 1963’ten itibaren Vernole, Lizzanello ve Cavallino’da, ardından 1985’ten 1992’ye kadar Lecce’de belediye meclisi üyesi oldu. 1983’te milletvekili seçildi ve bayındırlık müsteşarlığı görevine getirildi. 1992’den 2006’ya kadar Cavallino belediye başkanı ve 2011’den 2016’ya kadar belediye başkan yardımcı olarak çalıştı.
Avrupa Savunma Avukatları Örgütü Bildirgesi, Avrupa Savunma Avukatları Örgütü (ECBA) tarafından İstanbul Barosu Başkanı ve 9 Yönetim Kurulu Üyesinin yargılandığı dava kapsamında 27 Nisan 2013 tarihinde ilan edilmiştir.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Avrupa Savunma Avukatları Örgütü (ECBA)
Avrupa Ceza Barosu’nun (ECBA), ceza soruşturması altındaki kişilerin, şüphelilerin, sanıkların ve hüküm giymiş kişilerin temel haklarını savunmak üzere kurulan bağımsız savunma avukatları grubudur. ECBA, tüm Avrupa Konseyi üyesi devletlerden katılımcı bir model ile kurulmuş organizasyondur. Avrupa’da ceza hukuku ve adalet konularında önde gelen bir lobidir. Hak savunucusu avukatlar arasında mesleki gelişim ve dayanışma en önemli ilkelerden biridir. [/box]
Baro Yönetim Kuruluna açılan dava ile ilgili olarak yayınlanan bildiri, İstanbul Barosu’na desteği açıklamaktadır.
ECBA Bahar Konferansı, 26-27 Nisan 2013 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşmiş; 17 Mayıs 2013’te yapılan duruşmaya gözlemciler gönderilmiş, dönemin İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal ile de görüşen ECBA Başkanı Prof. Dr. Holger Matt İstanbul Barosu’na tam desteklerini açıklamıştır.
AVUKATLARIN MESLEKİ GÖREVLERİNİ İCRA EDERKEN KORUNMASINA İLİŞKİN AVRUPA SAVUNMA AVUKATLARI ÖRGÜTÜ BİLDİRGESİ
1. Avrupa Savunma Avukatları Örgütü Yönetmeliği’nin 3. Maddesi uyarınca, “ECBA, Avrupa Konseyi’ne üye devletlerde ve dünya halkları için hukukun üstünlüğü ilkesi gereği adaleti ve insan haklarını temin etmek ile yükümlüdür.”
2.Birleşmiş Milletler Avukatın Rolüne Dair Temel Prensipler İlke 16 uyarınca, “Hükümetler avukatların a) hiçbir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz bir müdahaleyle karşılaşmadan her türlü mesleki faaliyeti yerine getirmelerini; b) yurt içinde ve yurt dışında serbestçe seyahat etmelerini ve müvekkilleriyle görüşebilmelerini; ve c) kabul görmüş mesleki ahlak kurallarına, görevlerine, standartlarına uygun faaliyette bulundukları için kovuşturma veya idari, ekonomik veya başka tür yaptırımla sıkıntı çekmemelerini veya tehditle karşılaşmamalarını sağlar.
3. Temel Prensipler İlke 18 uyarınca, “Avukatlar görevlerini icra etmeleri nedeniyle müvekkilleriyle veya müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilemezler.”
Bildirinin yayınlandığı dönemde ECBA Başkanı olan Avukat Prof. Dr. Holger Matt
4. Temel Prensipler İlke 20 uyarınca, “Avukatlar, bir mahkeme, yargı yeri veya hukuki ya da idari bir makam önünde mesleki nedenlerle bulundukları sırada veya konuyla ilgili yazılı veya sözlü taleplerinde yaptıkları beyanlardan ötürü hukuki ve cezai muafiyetten yararlanır.”
5. Temel Prensipler İlke 17 uyarınca, “Avukatlar görevlerini icra etmeleri nedeniyle güvenlikleri tehdit edildiği takdirde, yetkili makamlar tarafından gerekli bir biçimde korunurlar.”
6.Temel Prensipler’in yerleşmiş olan 10. Maddesi uyarınca, “avukatların meslek örgütleri, mesleki standartları ve mesleki ahlak kurallarını savunma, üyelerini zulüm, uygunsuz sınırlamalar ve ihlaller karşısında koruma ve ihtiyaç olduğunda gerekli hukuki hizmetleri sağlama, adalet ve kamu yararı için hükümet ve diğer kurumlar ile işbirliği içinde olma hususlarında önemli rol oynarlar.”
7.Temel Prensipler yerleşmiş olan 10. Maddesi ayrıca” hükümetlerin, ulusal mevzuatları ve uygulamaları çerçevesinde bu prensiplere riayet etmeleri ve bunları dikkate almaları gerektiğini, bu ilkelerin avukatların ve hakim, savcı, yürütme ve yasama üyeleri gibi diğer kişiler ile genel olarak kamunun dikkatine sunulması gerekliliğini” düzenler.
8.Siyasal demokrasi ve hukukun üstünlüğünün ayrılmaz bir parçası olan Temel Prensipler, genel anlamda Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (ECHR) ve özellikle de işbu Sözleşme’nin 4. Bölümü’nün ve 6. Maddesi’nin güvencesi altındadır.
9. Türkiye Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’ne taraftır.
Diğer yandan,
10.Birleşmiş Milletler (BM) Yargıçlar ve Avukatların Bağımsızlığı Özel Raportörü Gabriela Knaul’un Türkiye ziyareti sonrasında hazırladığı raporun 65. Maddesi’nde “terör suçlarından yargılanan kişileri savunan avukatların terör ile ilgili suç isnatları ile gözaltına alındığı, tutuklandığı ve yargılandığı davaların sayısındaki artışın özellikle ilgi çekici olduğu, avukatların müvekkillerinin gerçekleştirdiği iddia olunan suç faaliyetleri ile bağlantılı oldukları iddiası veyahut bu faaliyetlere destek sağladıkları gerekçesi ile avukatlar hakkında açılan ve maalesef Türkiye’de sayıca artmakta olan soruşturmalar istisna olmaktan öteye geçtiği” belirtilmiştir.
11.Özel Raportörün ifadeleri, Avrupa Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları İçin Avukatlar Örgütü, Uluslararası Demokrat Avukatlar Örgütü, Avrupa Barolar Konseyi (CCBE), Uluslararası Barolar Birliği, Alman Federal Barosu ve İstanbul Barosu’nun, her biri, terör eylemlerini gerçekleştirmek ile suçlanan kişileri savunan ve müvekkilleri adil yargılama hakkından mahrum bırakılan Türkiye’deki avukatların, toplu bir biçimde gözaltına alınmalarını ve tutuklamaları detaylandıran güvenilir beyanları ile de desteklenmektedir.
12.Türkiye’de avukatlık mesleğini düzenleyen kanunun 76. Maddesi uyarınca, Türkiye’deki baroların görevi hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve aynı kanunun 95. Maddesi uyarınca baro yönetim kurulunun görevi, mesleğe yönelik hak ihlallerine karşı mesleği korumaktır. Madde 97’ye göre, baro başkanının görevi, meslek onurunu ve bağımsızlığı ile ilgili konularda hukukun üstünlüğünü ve meslek kurallarını savunmaktır.
13.İstanbul Özel Yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Balyoz davasında müdafiiler, sanıkları savunma görevlerinin mahkeme tarafından engellenmesi nedeni ile duruşmalara katılmayı reddetmişlerdir. Ardından İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri resmi yollarla sözlü ve yazılı bir biçimde, yukarıda bahsi geçen kanunun 76, 95 ve 97. Maddeleri uyarınca, mahkemeden, yargılamanın hukuka ve adil yargılama prensiplerine uygun yapılmasını talep etmişlerdir.
14.Bu müdahale sonucunda, İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında Ceza Kanunu 277. Madde uyarınca yargılama görevini yapanı etkilemeye teşebbüs suç isnadı ile dava açılmıştır.
15.Avukatlık mesleğini düzenleyen kanuna uygun davranan İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Ceza Kanunu’nun 277. Maddesi’nde belirtilen bağlamda hukuka aykırı davranmış olamazlar.
16.ECBA İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında açılan ve 17 Mayıs 2013 tarihinde başlayacak olan dava ile ilgili derin endişe duymaktadır.
17.ECBA, bu endişenin ifadesi olarak, hukukun üstünlüğü ve Temel Prensipler bağlamında, İstanbul’daki kamu davasına Avrupalı bir gözlemci olarak katılacaktır.
Bu nedenle, ECBA, Türkiye’ye acil bir biçimde ve saygı çerçevesinde,
i) Kendi yargı sahasında görülmekte olan, terörle mücadele kanunu kapsamında görülmekte olan davalarda da dahil tüm davalarda BM Avukatın Rolüne Dair Temel Prensipler’e uygun davranması,
ii) BM Avukatın Rolüne Dair Temel Prensipleri ihlal eder biçimde tutuklanan tüm avukatları serbest bırakmaya ve bu avukatların mesleki faaliyetlerini sürdürmeye geri dönmesine izin vermeye,
iii) Devlet karşıtı faaliyetler ile suçlanan kişilerin müdafiililiğini yapan avukatlar da dahil tüm avukatların kişisel ve mesleki güvenliğini temin etmesi,
iv) BM Avukatın Rolüne Dair Temel Prensipler ve avukatlık mesleğini düzenleyen kanunun 76, 95 ve 97. Maddeleri gereği iyi niyet çerçevesinde, üyelerini zulüm, uygunsuz sınırlamalar ve hak ihlalleri karşısında korumaya çalışan avukatların temsilcileri veya örgütleri hakkında açılan davadan feragat etmesi yönünde çağrıda bulunma kararı almıştır.
Bu bildirge, 13 Mayıs 2013 tarihinde Londra’da kabul edilmiş ve Avrupa Savunma Avukatları Örgütü’nün kayıtlarına geçmiştir. Bildirge, Türkiye Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’na 13 Mayıs 2013 tarihinde gönderilmiştir.
Yemek yenirken; “Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz!” dedim.
Efendiler, Yarın Cumhuriyet’i İlan Edeceğiz!
Orada bulunan arkadaşlar, hemen düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktık. Hemen o dakikada nasıl davranılacağı üzerinde kısa bir program saptadım ve arkadaşları görevlendirdim.
Düzenlediğim programın ve verdiğim yönergenin uygulanışını göreceksiniz.
Baylar, görüyorsunuz ki cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı çağırmaya ve onlarla görüşüp tartışmaya gerek ve gereksinme görmedim. Çünkü, onların öteden beri ve doğal olarak bu konuda benim gibi düşündüklerinden kuşkum yoktu. Oysa, o sırada Ankara da bulunmayan kimi kişiler hiçbir yetkileri yokken, düşünce ve olurları alınmadan cumhuriyetin ilan edilmiş olmasını, gücenme ve ayrılma nedeni saydılar.
Cumhuriyetin Kuruluşuna İlişkin Yasa Tasarısını İsmet Paşa İle Hazırladık
O gece birlikte bulunduğumuz arkadaşlar erkenden ayrıldılar. Yalnız İsmet Paşa Çankaya’da konuk idi. Onunla yalnız kaldıktan sonra, bir yasa tasarısı hazırladık. Bu tasarıda 20 Ocak 1921 günlü Anayasanın devlet biçimini saptayan maddelerini şöylece değiştirmiştim:
Birinci maddenin sonuna: “Türkiye Devletinin hükümet biçimi cumhuriyettir.” cümlesini ekledim.
Üçüncü maddeyi şöyle değiştirdim: “Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisince yönetilir. Meclis, hükümetin yönetim kollarını bakanlar kurulu aracılığı ile yönetir.”
Bundan başka, Anayasanın temel maddelerinden olan 8’inci ve 9’uncu maddeleri de, değiştirilerek ve açıklığa kavuşturularak şu maddeler yazıldı:
“Madde – Türkiye Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Başkanlık görevi, yeni Cumhurbaşkanının seçilmesine değin sürer. Eski başkan yeniden seçilebilir.”
“Madde – Türkiye Cumhurbaşkanı, Devletin Başkanıdır. Bu kimliği ile gerekli gördükçe Meclise ve Bakanlar Kuruluna başkanlık eder.”
“Madde – Cumhurbaşkanı, başbakanı Meclis üyeleri arasından seçer. Öbür bakanları da başbakan, yine Meclis üyeleri arasından seçtikten sonra hepsini Cumhurbaşkanı Meclisin onayına sunar. Meclis toplantı halinde değilse, onaylama Meclisin toplantısına bırakılır.”
Bu maddelere komisyonda ve Mecliste, din ve dille ilgili, bildiğiniz bir madde de eklenmiştir.
29 Ekim 1923 Günü Halk Partisi Grubunda Yapılan Görüşmeler
Saygıdeğer baylar, şimdi, isterseniz yüce kurulunuza 29 Ekim 1923 pazartesi günü Ankara’da geçen olayı, kısaca anlatmaya çalışacağım.
Pazartesi günü öğleden önce saat onda, Halk Partisi Grubu, Grup Yönetim Kurulu Başkanı Fethi Bey’in başkanlığında toplandı. Bakanlar Kurulu seçimi görüşmelerine başlandı.
Başkan: “Yönetim Kurulu, Genel Kurula sunulmak üzere, hazırlık niteliğinde, bir bakanlar kurulu listesi düzenledi. Yönetim Kurulu kesin bir şey saptamış değildir. Karar sayın kurulunuzundur. Kabul ederseniz okunsun.” diyerek Genel Kurula, Fuat Paşa’nın Başkan olarak gösterildiği bir aday listesi sunar. Okunan bu listede İktisat Bakanlığına aday gösterilen Celal Bey (İzmir) söz alarak, Bakanlar Kurulunun önemini belirtmiş ve kendisinin seçilmemesini önermiş. Özellikle: “Bu listede adları görülen kişiler, çekilenlerden daha güçlü değildir. Bizden gönenç ve yenilik isteyen ulus vardır. Herhalde, yeniler eskilerden güçlü olmalıdır. Seçimde ivedi göstermeyelim. Özellikle Bakanlar Kurulu Başkanı için, düşünelim.” demiş.
Saip Bey (Kozan) – Meclis Başkanlığına Fethi Bey, Bakanlar Kurulu Başkanlığına İsmet Paşa seçilmelidir, demiş.
Ekrem Bey (Rize) – Yeni kurul, eski kurulun boşluğunu doldurabilecek mi? Bu konudaki düşüncelerini Başkan Paşa Hazretleri, uygun görülürse, bildirsinler aydınlanalım düşüncesini ileri sürmüş! (Ben, o sırada Mecliste bulunmuyordum).
Zülfü Bey (Diyarbakır) – Yetki, Parti Meclisinindir. Bu hak, Grup Yönetim Kurulunun değildir. Parti Meclisi toplansın! dileğinde bulunmuş.
Mehmet Efendi (Bolu) – Seçilecek Bakanlar Kurulu ancak bir ay çalışabilir. Seçimlerin böyle sık sık yenilenmesi ülkeyi ve ulusu kötü ve güç bir duruma sürükler. Bakanlar Kurulu, çekilme nedenini açıkça anlatmazsa herhangi bir Bakanlar Kurulu seçimine katılmam. Nedeni anlayalım, sonra seçelim.
Faik Bey (Tekirdağ) – Listede gösterilen kişiler öncekilerden güçlü değildir. Parti Meclisi toplanıp bu sorunu çözümlesin.
Vâsıf Bey (Manisa) – (İsmet Paşa’nın hizmetlerinden söz ettikten sonra) Ülkeyi, ulusu ne için bırakıyor? Önderlerimiz bizi aydınlatmamıştır. Sayın Başkanımız (beni söylemek istemiş olacak) bizi niçin aydınlatmıyor? demiş ve uzun bir konuşma yapmış.
Necati Bey (İzmir) – Ülkenin dayandığı kişilerin bizi bırakıp ayrılmalarını kabul edemeyiz. Sayın Başkanımız bizi aydınlatsın ve uyarsın. İçeriye ve dışarıya karşı güçlü bir Bakanlar Kuruluna kesin gereksememiz vardır.
Başkan Fethi Bey – Yönetim Kurulunun yaptığı bu liste, ne Paşa’nın ve ne de Yönetim Kurulunundur; diye bir açıklama yapmayı gerekli görmüş.
Doktor Fikret Bey (Bilecik) – Vâsıf ve Necati Beylerin görüşlerine katılıyorum. Ülke, sütliman değildir. İşleri gelişigüzel yapılacak bir seçime bırakmak olmaz. Yeterli kişileri içine alan bir kurul seçilmelidir.
Recep Bey (Kütahya) – Arkadaşlar sözlerini bitirsinler, sonra Gazi Paşa Hazretleri söylesinler (Henüz toplantıda değildim).
İlyas Sami Bey (Muş) – Sayın Başkanımız Gazi Paşa Hazretleri düşüncelerini söylesinler. Bunalımın ortaya çıktığı gün giderilmesi daha yararlıdır. Duraksama, bunalımın artmasına yol açar. Bir Bakanlar Kurulu Başkanı seçelim. Yirmi dört saatlik bir süre verelim, arkadaşlarını bulsun. Güçlü bir hükümet kurulsun.
Abdurrahman Şeref Bey (rahmetli İstanbul Milletvekili) – Kimi arkadaşlar telaşa kapılıyorlar. Bu, her ülkede olagelen bir şeydir. Hepimizin amacı yurdun mutluluğudur. Bir makine kurup tıkır tıkır işletmiyoruz. Bu da doğru. Güçlü bir hükümet nasıl bulmalı, derdi nasıl anlamalı? Anayasamızı göz önünde tutalım. Hükümetin görevini belli edelim. Meclis görüşlerini söylesin. Ondan sonra Başkan Paşamız da görüşlerini bildirsinler. Bir sonuç çıkaralım. Herkes bir işe yarar. Herkesi yaradığı işte kullanmalı. Kişilerden söz etmeyelim. Yüksek amaçlarda birliğiz. Başkan Paşa Hazretleri görüşlerini bildirsinler.
Eyüp Sabri Efendi (Konya) – Ne olursa olsun bir seçim karşısındayız. Eski Bakanlar Kurulunun, yeniden seçilse bile kabul etmemeye karar verdiklerini işitiyoruz. Bu kararı Yüksek Meclis bozmalıdır.
Recep Bey (Kütahya) – Üç ana noktadan söz edeceğim. Birincisi biçim, ikincisi çalışma eksikliği, üçüncüsü manevi birliğimizde beliren çatlaklıklar. Biçimlerde eksiklik olursa iyi sonuç vermez. Elde bulunan listedeki değerli arkadaşlar, hangi zamanda, hangi koşullar altında çalışacaklardır? Belli değil. Güçlü bir kimsenin kendi arkadaşlarını bularak güçlü bir hükümet kurması gerekir.
Recep Bey, özellikle bu son düşünce üzerinde uzun bir konuşmada bulunmuş.
Talât Bey (Artvin) – Recep ve Abdurrahman Şeref Beyler pek güzel açıkladılar. Bakanlar Kurulu Başkanının görevi nedir? Görev ve sorumluluk yasasını bugüne değin çıkarmadık. Gazi Paşa Hazretleri bizi aydınlatsınlar; demiş.
Ben Genel Başkan Olarak Sorunun Çözülmesiyle Görevlendirildim
Başkan, bundan sonra görüşmenin yeterliğini oya koymuş, görüşme yeter görüldükten sonra birtakım önergeler okunmuş. Bu önergelerden Kemalettin Sami Paşa’nın önergesi kabul olunmuş. Bu önergeye göre ben, Genel Başkan olarak sorunu çözmek için Genel Kurulca görevlendiriliyordum.
Görüşmeler sırasında Çankaya’da, konutumda bulunuyordum. Kemalettin Sami Paşa’nın önergesinin kabul edilmesi üzerine toplantıya çağrıldım. Toplantı salonuna girer girmez doğru kürsüye çıktım, kısaca şu görüşü ve öneriyi ileri sürdüm:
“Baylar,” dedim, “Bakanlar Kurulu seçiminde görüş ayrılığına düşüldüğü anlaşılmıştır. Bana bir saat kadar izin verin. Bulacağım çözüm yolunu bilginize sunarım.”
Başkan Fethi Bey, öneriyi oya koydu, kabul olundu. Baylar, bu bir saat içinde gereken kişileri Meclisteki odama çağırarak onlara 28 /29 Ekim gecesi hazırladığım yasa önerisi taslağını gösterdim ve kendileriyle görüştüm.
28 – 29 Ekim Gecesi Hazırladığım Yasa Tasarısını Önerdim
Öğleden sonra saat bir buçukta Parti Genel Kurulu yeniden Fethi Bey’in başkanlığında toplandı. İlk söz bende idi. Kürsüye çıktım ve şu konuşmayı yaptım:
“Sayın arkadaşlar, çözülmesinde güçlüğe uğradığınız sorunun neden ve etmeni; bütün arkadaşlarca anlaşılmış olduğu kanısındayım. Eksiklik ve sakatlık, uygulamakta olduğumuz yöntem ve biçimdedir. Gerçekten, yürürlükteki Anayasamız gereğince bir bakanlar kurulu kurmaya giriştiğimiz zaman, bütün arkadaşların her biri bakanları ve bakanlar kurulunu seçmek zorunda bulunuyor. Hepinizin birden bakanlar kurulu seçmek zorunda bulunmanızdan doğan güçlüğün giderilmesi zamanı gelmiştir. Geçen dönemde de, böyle güçlüklerle karşılaşılıyordu. Görülüyor ki bu yöntem kimi zaman birçok karışıklıklara yol açıyor. Yüce kurulunuz, bu sorunun çözülmesi için beni görevlendirdi. Ben de bilginize sunduğum bu görüşten esinlenerek düşündüğüm biçimi saptadım. Onu önereceğim. Önerim kabul olunursa güçlü ve dayanışık bir hükümet kurulabilecektir. Devletimizin biçimini ve niteliğini saptayan ve hepimiz için erek olan Anayasamızın kimi yerlerini açıklamak gereklidir. Öneri şudur.” dedikten sonra, bilinen tasarıyı okutmak üzere yazmanlardan birine uzatarak kürsüden ayrıldım.
Önerimin niteliği anlaşıldıktan sonra tartışmalar başladı:
Sabit Bey (Erzincan) – Kabine yöntemini benimsiyorum. Ancak, Anayasanın değiştirilmesi önerisi ile bugünkü bunalım giderilemez. Biz şimdi bir bakanlar kurulu başkanı seçelim. Anayasanın değiştirilmesini sonra düşünürüz; dedi.
Hâzım Bey (Niğde) – Anayasayı biz yapabilir miyiz? Sanırım yapamayız. Yetkimiz varsa bu, partide olmaz. Partide görüşüldükten sonra oturumda kimse söz söyleyemiyor. Ulusun varlığı ile ilgili yasalara burada kesin bir biçim verilmesine karşıyım. Bu gibi yasalar açık oturumda ve serbestçe görüşülmeli. Her şeyden önce hükümet bunalımını giderelim, düşüncelerini ileri sürdü.
Yunus Nadi Bey, Hâzım Bey’e şu yolda yanıt verdi: -Her ülke ilk kez Anayasa yaparken bu iş için bir kurucu meclis kurmuştur. Bizde ise bu gibi işlerde ayrıca kurucu meclis kurulacağı açıkça belirtilmemiştir. Bizde her zaman bu gibi değişiklikler olmuştur. Bizden önceki Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu yolda yürümüştür. Buna yetkimiz vardır. Duraksamayalım. Şimdi biz, hükümet bunalımının giderilmesini Başkan Paşa Hazretlerine bıraktık. O da bize, bu öneriyi getirdi. Bu öneride gösterilen yöntemi, bütün arkadaşlar ayrı ayrı düşünmüştür. Şimdi bunu saptamak gereklidir. Önerilen biçim eskiden beri vardır. Bunu açıklayıp daha belirli olarak saptayacağız.
Vehbi Bey (Balıkesir) – Bizim, şimdiye değin; görüşüldüğünü duyduğumuz Anayasadan bir bilgimiz yoktur. Gerçi gazetelerde gördük. Bu yeter mi? Onun için, biz önce bunu, bir bütün olarak görüşmek üzere sonraya bırakıp bunalımı giderelim.
Halil Bey – Anayasayı değiştirmeye ve yeniden yapmaya yetkimiz vardır. Ama, bu değişiklikler gerçekten yurdumuzun ve ulusumuzun mutluluğunu sağlar mı? Bunu söylemek gerekir. Bunu, hukukçu, hukuk bilgini olan arkadaşlarımız gelsinler, açıklasınlar. Açıklama yapılmadıkça bunun, hemen çözülmesinden yana değilim.
Üyelerden biri – Anayasa öyle gelişigüzel değiştirilemez.
Hamdullah Suphi Bey (İstanbul) – Dört yıl önce, ayrı ayrı seçimlerin kötülüğünü söylemiştim. Bugün de yine o durum ortaya çıktı. Gazi Paşa’nın önerisine gelince, bu yeni değildir. Dört yıl önce yapılan bir yasanın daha açık bir biçimde anlatılmasıdır. Durum bu olduğuna göre, buna karşı söz söyleyecekler gelsin, düşüncelerini söylesinler. Ama uzun uzadıya beklemeye zamanımız elverişli değildir.
Ragıp Bey (Kütahya) – Yasaların en iyisi olaylardan ve gereksemeden doğanıdır. Gerekseme ise meydandadır. Anayasa tamamlanmalıdır. Açıklanmalıdır. Önerinin hemen görüşülmesine geçelim.
Adalet Bakanı rahmetli Seyit Bey – Önerilen biçim yeni bir şey değildir. Yürürlükteki Anayasanın açıklanıp saptanmasıdır. Yasaları gerekseme yapar, kuramlar yapmaz. Zaman ve olaylar her şeye egemendir. Gelişim kuralı, değişmez, kesin bir kuraldır. Önerilen tasarıda bir yenilik yoktur. [Anayasayı] daha belirli ve açık olarak anlatırsak ulusumuzun ve ülkemizin yararına elbette daha uygun iş görmüş oluruz.
Ne Olursa Olsun Hükümetimizin Biçimi Cumhuriyet Olacaktır
Rahmetli Seyit Bey’in görüşüne Abidin Bey (Manisa) şu yanıtı verdi: -Önce hükümet bunalımını giderelim.
Eyüp Sabri Efendi (Konya)’nin düşüncesi şu idi: – Biz Gazi Paşa Hazretlerini yargıcı yaptık. “Bizim, Anayasayı değiştirmeye yetkimiz yok.” demek, yasaya aykırı bir Meclis olduğumuzu kabul etmek demektir. Meclisin Anayasayı değiştirme yetkisi apaçıktır. Ne olursa olsun, hükümetimizin biçimi kesinlikle cumhuriyet olacaktır.
Bundan sonra, İsmet Paşa söz alarak şu yolda bir konuşma yaptı:
“Parti Başkanının önerisini kabule kesin gerekseme vardır. Bütün dünya bizim, bir hükümet biçimi görüştüğümüzü biliyor. Bu görüşmelerimizi bir sonuca bağlamamak, güçsüzlüğü ve düzensizliği sürdürmekten başka bir şey değildir. Bir deneyimden söz edeyim. Avrupa diplomatları bu konuda beni uyardılar: ‘Devletinizin başkanı yoktu. Şimdiki durumunuzda başkanınız, Meclis başkanıdır. Demek ki, siz ayrı bir başkan bekliyorsunuz.’ dediler. Avrupa düşüncesi işte budur. Oysa biz böyle düşünmüyoruz. Ulus, egemenliğine ve alınyazısına kendisi el koymuştur. Öyle ise, bunu yasa ile belirtmekten neye çekiniyoruz? Cumhurbaşkanı olmadan, başbakan seçme önerisi yasa dışı olur. Bunda kuşkuya yer yoktur. Başbakanı yasaya uygun olarak seçebilmek için Gazi Paşa Hazretlerinin önerisinin yasalaşması gerekir. Genel güçsüzlüğün sürdürülmesi doğru değildir. Partinin, bütün ulusa karşı yüklendiği sorumluluğun gereklerine göre iş yapmak zorunludur.”
İsmet Paşa’dan sonra, rahmetli Abdürrahman Şeref Bey yaptığı konuşma arasında şu sözleri de söyledi:
“Hükümet biçimlerini saymak gereksizdir. Egemenlik sınırsız ve koşulsuz ulusundur.” dedikten sonra, “Kime sorarsanız sorunuz, bu, cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama, bu ad kimilerine hoş gelmezmiş,varsın gelmesin!”
Bundan sonra Yusuf Kemal Bey, öneriyi kabul etmenin gerekli olduğunu belirten uzun bilgiler verdi, görüşlerini açıkladı. Sonra: “Bunun hemen yasalaşması için gerekli işlemin tamamlanmasını öneririm.” dedi.
Önerim Parti Grubunda ve Hemen Mecliste Görüşülerek “Yaşasın Cumhuriyet” Sesleri Arasında Kabul Olundu
Abdullah Azmi Efendi’nin: “Bu iş önemlidir. Bu konu daha görüşülsün!” diye yükselen çıkışına karşın, görüşmenin yeterliği kabul olundu. Ondan sonra önerinin tümü ve arkasından maddeleri birer birer okunarak görüşülüp kabul edildi.
Baylar, Parti toplantısına son verildi ve hemen Meclis toplantısı açıldı. Saat öğleden sonra altı idi. Tasarı Anayasa Komisyonunca, yöntem gereği incelenerek, tutanağı hazırlanırken, Meclis başka işlerle uğraştı. En sonu, başkanlık katında bulunan Başkan Vekili İsmet Bey (İsmet (Eker)), Meclise şu bilgiyi verdi: “Anayasa Komisyonu, Anayasanın değiştirilmesi ile ilgili tasarının ivedilikle ve hemen görüşülmesini öneriyor.” “Kabul!” sesleri üzerine, tutanak okundu. Önerildiği üzere, (ivedilikle) görüşüldü. Sonunda yasa, birçok milletvekillerinin “Yaşasın Cumhuriyet!” diye alkışlanan söylevleriyle kabul edildi.
Türkiye Cumhuriyeti Başkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Oybirliğiyle Beni Seçti
Ondan sonra, cumhurbaşkanı seçilmesi için Meclisin oyuna baş vuruldu. Toplanan oyların sonucunu, başkanlık katında bulunan İsmet Bey, Meclise şöylece bildirdi:
“Türkiye Cumhuriyeti Başkanlığı seçimi için yapılan oylamaya yüz elli sekiz kişi katılmış ve cumhurbaşkanlığına, yüz elli sekiz üye, oybirliği ile Ankara Milletvekili Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini seçmişlerdir.”
Baylar, seçimden hemen sonra Mecliste yaptığım konuşmayı Tutanak Dergisi‘nde okumuşsunuzdur. Ancak, tarihsel bir anıyı canlandırmak için izin verirseniz, o konuşmamı burada da olduğu gibi bilginize sunayım:
Sayın arkadaşlarım, önemli ve dünya çapında olağanüstü olaylar karşısında saygıdeğer ulusumuzun gerçek uyanıklığına değerli bir belge olan Anayasamızın kimi maddelerini açıklamak için özel komisyonca yüksek kurulunuza önerilen yasa tasarısının kabulü dolayısıyla, Türkiye Devletinin öteden beri dünyaca bilinen, bilinmesi gereken niteliği, uluslararası belli adıyla adlandırıldı. Bunun doğal gereği olmak üzere, bugüne değin doğrudan doğruya Meclisin Başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza yaptırdığınız görevi, cumhurbaşkanı sanıyla yine bu arkadaşınıza, bu âciz arkadaşınıza veriyorsunuz. Bundan dolayı şimdiye dek benim için gösterdiğiniz sevgiyi, yakınlığı ve güveni bir kez daha göstermekle yüksek değerbilirliğinizi tanıtlamış oluyorsunuz. Bundan dolayı yüce Meclise gönlümün bütün içtenliğiyle teşekkür ederim.
Baylar, yüzyıllardan beri Doğuda kıyın ve haksızlık görmüş olan ulusumuz, Türk ulusu, soydan gelme niteliklerinden yoksun sayılıyordu.
Son yıllarda ulusumuzun eylemli olarak gösterdiği yetenek, eğilim ve anlayış; kendisi için kötü sanıda bulunanların ne denli aymaz ve ne denli irdelemeden uzak, görünüşe önem veren kimseler olduğunu pek güzel tanıtladı. Ulusumuz, kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri, hükümetin yeni adıyla, uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünyadaki yerine yaraşır olduğunu, başaracağı işlerle tanıtlayacaktır.
Arkadaşlar, bu yüce kuruluşu meydana getiren Türk Ulusunun son dört yıl içinde kazandığı utku, bundan sonra da birkaç kat olmak üzere belirtilerini gösterecektir. Ben (âcizleri) eriştiğim bu güven ve inana yaraşır olmak için pek önemli saydığım bir noktadaki gereksemeyi bildirmek zorundayım. O gerekseme, yüce Meclisin bana karşı olan sevgisini, güvenini ve yardımını sürdürmesidir. Ancak böylelikle ve Tanrı’nın yardımıyla bana verdiğiniz ve vereceğiniz gġrevleri iyi bir biçimde yapabileceğimi umarım.
Her zaman sayın arkadaşlarımın ellerine çok içtenlikle ve sıkıca yapışarak, onların yardımı olmadan iş göreceğimi bir an bile düşünmeyerek çalışacağım. Her zaman, ulusun sevgisine dayanarak hep birlikte ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve utkulu olacaktır.
Baylar, Meclisçe Cumhuriyeti kabul kararı 29/30Ekim 1923 gecesi saat 8 .30’da verildi, On beş dakika sonra, yani 8.45’te cumhurbaşkanı seçimi yapıldı. Durum o gece bütün ülkeye bildirildi ve her yerde, gece yarısından sonra, yüz bir kez top atılarak halka duyuruldu.
İlk hükümeti İsmet Paşa’nın kurduğunu ve Meclis Başkanlığına Fethi Bey’in seçildiğini bilirsiniz.
Cumhuriyetin Kuruluşu Üzerine Ulusun Duyduğu Genel ve İçten Sevince Katılmaktan Çekinenler
Baylar, cumhuriyetin kuruluşu bütün ulusu sevindirdi. Her yerde parlak gösterilerle sevinç açığa vuruldu. Yalnız İstanbul’da iki üç gazete ile İstanbul’da toplanan bir takım kişiler ulusun genel ve içten gelen sevincine katılmaktan çekindi, kaygıya düştü; Cumhuriyetin kuruluşunda ön ayak olanları yermeye başladı. Söz konusu gazetelerin ve kişilerin, cumhuriyetin kuruluşunu nasıl karşıladıklarını anımsamak için, yalnız o günlerdeki yayınları gözden geçirmek yeter.
Örneğin, “Yaşasın Cumhuriyet” başlığı altındaki yazılar bile cumhuriyetin yadsınacak bir biçimde kurulup halka duyurulduğunu; bunda, “sıkboğaza getirilmiş gibi bir durum” bulunduğunu yayıyordu. Bu yazıların yazarı şu düşünceleri ileri sürüyordu: “. . . Şöyle olacağı, böyle olacağı söylenip dururken, öte yandan birdenbire, birkaç saat içinde, Anayasa değişikliği yapılıvermesi en yumuşak deyimiyle olağandışı bir davranıştır.”
Bizim yaptığımız iş, “uygarlık dünyasını anlamış, okumuş, incelemiş, devlet, yönetiminde yeterlik kazanmış kafalardan çıkacak düşünce sonucu” değilmiş…
Cumhuriyetin ilanını Meclisin alkışlarla kabul etmesi, ulusun toplarla kutlaması eleştiriliyor; deniliyordu ki: “Cumhuriyet alkış ile, dua ile, şenlik ve donanma yapmakla yaşamaz. Cumhuriyet bir tılsım değildir. Millet Meclisinde bir büyü yapıldı. Bundan sonra her iş kendiliğinden düzelecek, her derdin çaresi kendiliğinden bulunacak değildir.”
“Ben cumhuriyetçiyim.” diyenlerin, cumhuriyetin kurulduğu gün, kalemlerinden çıkacak sözler bunlar mı olmalıydı? En iyi hükümet biçimi ülküsünün cumhuriyetten başka bir şey olamayacağına inandığı savında bulunanların: “Cumhuriyet sözcüğüne bir put gibi tapmam.” demelerindeki anlam ve amaç ne idi?
Meclis toplantı halinde bulunmadığı zaman, onun güvenoyu verdiği bir hükümetin düşürüleceği gibi bir kuruntuyu kamuoyunda canlandırıp: “Böyle bir hak padişahlara bile verilmemişti. Şimdi o hak Cumhurbaşkanına mı veriliyor?” sorusu kime ve hangi amaçla yöneltiliyordu?
Bu yazıları yazanın amacı, cumhuriyeti halka sevdirmek mi, yoksa bunun put gibi tapılacak bir şey olmadığını anlatmak mı idi? “Cumhuriyet, bize yönetim biçiminin değişmesiyle birlikte kafa değişikliği de getiriyor mu? Bakanlar Kuruluna girecek kişilere birer devlet adamı kafası armağan ediyor mu?” sözleriyle daha ilk ağızda cumhuriyetin değerini, önemini azaltmaya kalkışmak, cumhuriyetçiyim diyenlerden beklenebilir miydi?
En küçük bir esintiden bile korunması gereken yavruyu, onu beslediğini söyleyenlerin böyle hırpalaması doğru muydu?
Bu düşünceleri kapsayan gazetenin başka bir sayfasında “Türkiye Cumhuriyetinin İlanı” başlığı altında yer alan birçok sözler arasında: “… bu yeni evreye ulaşan Türk Ulusu, burada uzunca bir süre dirlik içinde dinlenebilecek; burası onun için bir canlılık ve güç, bir erinç ve mutluluk kaynağı olabilecek mi? Bu evrede, toplumsal yapısını bozmadan onu kucaklayabilecek bir çerçeve niteliği var mıdır? Cumhuriyet, olayların zorlaması üzerine Türk Ulusunun çaresizlikten kaçıp sığındığı bir saçak altı mı olacak?..” gibi kaygı ve umutsuzluk veren sözler yaymanın zamanı mıydı?
Cumhuriyetin umut, erinç ve mutluluk getireceğinde kuşkusu ve kaygısı olan kişi; umut, erinç ve mutluluğu nereden, hangi kaynaktan bekliyordu? Cumhuriyetin, ulusumuzun toplumsal yapısını bozabileceği düşüncesi, cumhuriyeti benimseyen kişilerin kafasında nasıl yer bulabiliyordu?
Başka bir gazeteci de, “Baylar, ivedi gösteriyorsunuz!” diye bağırmaya başladı.
Bu gazeteci bay, ulusu şu sözlerle jurnal veriyordu: “..bunalım, yeni bir bakanlar kurulu seçmekle giderileceği yerde, tersine son günlerin bütün gürültülerine karşın, yine kimsenin yakında kurulacağını düşünmediği cumhuriyetin, pek kanıtlı, pek kesin ve pek ivedi olarak ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Cumhuriyetin yakın bir zamanda kurulacağını düşünmeyen, yalnız kamuoyu değildi; belki Ankara’da en önemli ve en yetkili makamlarda bulunan kimi kişiler de bunun olabileceğini akıllarına bile getirmiyorlardı.”
Bu sözlerle açıkça ortaya konulmaktadır ki, son günlerin bütün gürültüleri, cumhuriyetin ilanına engel olmak içinmiş. Bu amacı güdenlerin, “karar almakta ivedilik” görmeleri olağandı. Ama, ” Ülke kamuoyunun da bu görüşte kendileriyle birlik olduğunu” sanmaları yanlış idi.
Gazetesini: “Balonu uçurdular; ama görünüşe bakılırsa ucunu kaçırıyorlar!” ve: “Sular zorlayınca dolaplar döndüler (Birbirine girdiler dolâblarla âblar/Âblar galip gelince döndüler dolâblar dizelerini anımsatıyor); ama… ne yönde?” gibi çirkin, bayağı sözlerle dolduran gazeteci bay şu yolda sesleniyor ve paylayışını sürdürüyordu: “Baylar, devletin adını taktınız, işleri de düzeltebilecek misiniz?”
Bu seslenişle başlayan yazılar, şu satırlarla son buluyordu: “Biricik dilek… ülkeye ve ulusa yararlı işlere başlanılmasıdır. Eğer dün ilan edilen cumhuriyetin ileri gelenleri ve cumhuriyetçiler bunu yapabileceklerine güveniyorlarsa biz de kendilerine, öyle ise ‘cumhuriyetiniz kutlu olsun baylar!’ deriz.”
Bizi alay edercesine kutlayan bu son cümle ile yazar, cumhuriyeti benimsemediğini, onunla ilgisi olmadığını bildiriyor.
Başka bir gazeteci yazar da, cumhuriyetin ilanı dolayısıyla yaptığı yorum ve eleştiride: “Bizi üzen nokta, Ulusal Önderimizin kendisiyle ilgilidir. En büyük ruhlu adamlar bile, kişisel erk kazanmanın çekiciliğine karşı koyamamışlardır.” diyor ve bu görüşünü benim söylevlerimden aldığı sözlerle destekledikten sonra, Amerika’nın bağımsızlığını sağlayan Washington’un nasıl çiftliğine çekildiğini ve meclisin, hiçbir kişiyi düşünmeyip yalnız kamu yararını düşünerek, altı yılda anayasayı düzenlediğini ve ondan sonra nasıl Washington’a başkanlık verildiğini anlatıyor ve Anayasamızın böyle değiştirilmesinde, benim ön ayak oluşumu hoş görmüyor.
Bu yazarın ve benzerlerinin, cumhuriyeti kurmak kararının alınışında ve cumhuriyetin kuruluşu ile ilgili yasada gördükleri yanlışlık ve eksiklikleri eleştirmelerindeki içtenliğe inanabilmek için çok bön olmak gerekir. Eğer bu yazarlar, cumhuriyetin ilanı günü yaygaralı saldırılara başlamayıp, önce cumhuriyet ilanını iyi gözle görseler, içtenlikle karşılasalardı; kamuoyunu kuşkuya ve düzensizliğe sürükleyecek yerde, cumhuriyetin iyi ve onun ilanının pek yerinde olduğunu kamuoyuna aşılayacak yazılar yazsalardı, ondan sonra yapacakları her türlü eleştirinin içtenliğini ileri sürmekte haklı olabilirlerdi. Ama gördüğümüz davranış böyle olmamıştır.
Rauf Bey’in Cumhuriyetin İlanı Üzerine Gazetecilerle Konuşması
Baylar, Rauf Bey de, bu ilişki ile, gazetecilerle bir konuşma yapmıştı. Rauf Bey’in cumhuriyet üzerine düşüncesini ve ulusal egemenlikten ne anladığını belirten konuşmasını, 1 Kasım 1923 günlü Vatangazetesinde okumuştum.
Vatan ve Tevhit gazetelerinin iyeleri ve başyazarları ile Rauf Bey’in baş başa vererek düzenledikleri sorulardan ve yanıtlardan birkaçını bu kez, birlikte gözden geçirelim.
Cumhuriyet konusunda, kamuoyunda, beklenmedik bir olay karşısında kalmış olma duygusu varmış. Şimdiye dek yüksek makamlarda bulunmuş bir kişi ve İstanbul milletvekili olarak Rauf Bey’in ne düşündüğünü seçmenlerinin sorup öğrenmek hakları imiş.
Baylar, bu soruyu düzenleyenlere biz de bir soru soralım:
Birincisi, kamuoyunu hangi yolla öğrenmişler? İkincisi, İstanbul seçmenleri yalnızca iki gazeteci mi idi, yoksa bütün seçmenler iki gazeteciyi kendi milletvekillerinin düşüncesini sormak için vekil mi etmişlerdi? Yoksa bu, Rauf Bey’in “seçmenlerin bu hakkını büyük bir saygı ile kabul edenlerden olduğunu ve kendisini seçerken gösterdikleri yüksek güven için teşekkür borcu olduğunu ve bu güvene yaraşır kişi olmaya çalışacağını; kendisine verilen emaneti her zaman ve her yerde korumak ve iyi yapmak için güç ve yeteneğinin son kertesine dek çalışacağına inanabileceklerini” söylemesine yol açmak için mi idi? Gerçi bir milletvekilinin, seçmenleri için bu yolda konuşması pek uygundur; ancak, yerinde, zamanında ve içtenlikle olmak koşulu ile! Yoksa, cumhuriyet ilanında kamu oyunun beklenmedik bir olay karşısında bırakılmış olduğu gibi düzme bir soruya karşı, “Seçmenlerin verdikleri milletvekilliği görevini her zaman ve her yerde koruyacağı ve iyi yapacağı” yolunda güvence vermeye kalkışmanın anlamı nedir?
Oysa baylar, 29/30 Ekim gecesi İstanbul’da geçmiş olan bir olayı açıklarsam, bütün ulus gibi İstanbul halkının da gerçek duygularının ne olduğunu kolaylıkla anlarsınız. Cumhuriyetin ilanı gecesi, İstanbul Komutanı Şükrü Naili Paşa’yı İstanbul halkının temsilcileri, Fatih Belediyesinde düzenlenen bir şölene çağırmışlardı. Paşa, yemekte iken, Ankara’dan bir resmi bildiri aldı ve onu uygulamadan önce, saygıdeğer İstanbul halkının sayın temsilcilerine okudu. Bildiri şu idi: “Türkiye Büyük Millet Meclisi cumhuriyet ilanını kararlaştırdı. Bunu yüz bir kez top atımı ile ilan ediniz!”
İstanbul Halkının Temsilcileri Cumhuriyetin İlanını Nasıl Karşılamışlardı
İstanbul halkının temsilcileri, bu muştulu bildiriyi büyük sevinçlerle ve alkışlarla karşıladılar ve hemen bütün İstanbul halkı adına Komutan Paşa’yı ve birbirlerini kutladılar. Bu duruma göre, İstanbul’un saygıdeğer halkı adına, İstanbul’un gerçek duygularını başka türlü göstererek demeç vermenin ve gösteri yapmanın ne denli saygısızca bir davranış olduğu apaçıktır.
Rauf Bey: “Bence, sorunu cumhuriyet sözcüğü üzerinde incelemek doğru değildir.” diyerek cumhuriyetten söz etmek bile istemiyor.
Rauf Bey’in görüşü: “. . .ulusumuzun gönenç ve bağımsızlığının dokunulmazlığını ve sevgili yurdumuzun bütünlüğünü sağlayan hükümet biçiminin en uygun biçim olacağı” yolundadır.
Baylar bu sözler, düzenledikleri sorunun yanıtı mıdır? Rauf Bey’e sorulduğu yazılan: “Hangi hükümet biçimi en uygundur?” sorusu mudur? Soru, dediğim gibi olsaydı, o zaman Rauf Bey’in bu sözü uygun bir yanıt olabilirdi. Ama, ondan sonra da Rauf Bey’e şöyle bir soru yöneltmek gerekirdi: Tasarladığınız hükümet biçiminin adı yok mudur? Cumhuriyet, ulusun gönenç ve bağımsızlığını, yurdun bütünlüğünü sağlayan en uygun hükümet biçimi değil midir? Eğer öyle ise uzun sözleri bir yana bırakarak: “En uygun hükümet biçiminin cumhuriyet olduğu kanısındayım.” deyiver de yanıltmacadan kurtulalım. Çünkü, söz konusu edilen hükümet biçimi Millet Meclisinde yasalaşan ve ilan olunan cumhuriyettir. Amacınız, bu ilan olunandan daha uygun bir hükümet biçimi olduğunu anıştırmak ve göstermek ise, onu da söyleyiniz! O yeğ gördüğünüz hükümet biçimi ne olabilir?
Rauf Bey, görüşünü açıkça söylemekten çekiniyor, bilinen birtakım kuramlardan söz ederek: “Hükümetlerin birbirinden ayrılan yalnız iki ilkeye göre iş gördüklerine inanıyorum. Bu iki ilkeden biri saltçılıktır.” diyor ve şöyle bir uslamlama yapıyor: Sözde, hükümdarlar hak ve yetkilerini Tanrı’dan alırlar ve bu yasallığa dayanarak buyruklarını yürütürlermiş. Bu biçim yönetimin sakıncaları görüldüğünden, uluslar ayaklanarak hükümdarların yetkilerini daraltıp koşullara bağlamışlar. Son yıllarda ulusumuz da, meşrutiyet için yaptığı savaşımlarla işe başlayıp, kendi işini, kendi bilerek, kendi görerek, kendi karar vererek başarmak ereğine doğru yürümüş. İttihat ve Terakki, Meclis baskısından kurtulmak için Beşinci Sultan Mehmet’e Meclisi dağıtma hakkını verdirmiş. Vahdettin bu haktan yararlanarak Meclisi dağıtmış ve bilinen yıkımlar olmuş. Bundan dolayı, saltçılığa ve tek kişi egemenliğine yandaş olmak doğru değilmiş.
Rauf Bey: “Ulus, alınyazısını kendinden başka bir kimseye bırakmayı küçüklük saydı.” dedikten sonra: “Ulusun, ulusal egemenliği sınırsız ve koşulsuz olarak yürüten Büyük Millet Meclisini, kurucu meclis gibi seçtiği ve bu yönetim biçiminin söz konusu edilen biçimlerden ikincisi ve en sağlamı, en doğrusu olduğu” kanısında bulunduğunu söylüyor… Daha sonra Rauf Bey, şu düşünceleri ileri sürüyor:
“Ad değişikliğinin amacı ve ereği değiştireceğini sanmıyorum. Bundan başka, önceki bir hükümet biçiminin yerini alan yeni biçimin beğenilip benimsenebilmesi ancak bir koşula bağlıdır. O da, gideni arattırmayacak biçimde, halkın büyük çoğunluğunun isteklerine uygun davranıldığını, mutluluklarını sağlamaya çalışıldığını ve yurt bağımsızlığının ve saygınlığının güven altına alındığını göstermek ve tanıtlamaktır. Yoksa, ad değiştirmekle, ya da üst tabakada biçim değiştirmekle gerçek gereksemelerin karşılanmış olacağını sanmak, özellikle en yakın bir geçmişte gördüğümüz en acı denemelerden sonra, çok büyük bir yanılgı olur.”
Baylar, Rauf Bey’in düşünce ve görüşlerini açıklayıp saptayan bu sözler üzerinde biraz durmak isterim. Rauf Bey, yetkileri sınırsız ve koşulsuz olan, Millet Meclisini de dağıtabilen tek kişi egemenliğinden yana değildir. Rauf Bey, öyle bir hükümet biçimi istiyor ki, Millet Meclisi kurucu meclis niteliğinde olsun ve ulusal egemenliği sınırsız ve koşulsuz olarak yürütsün. Bu hükümet biçimini biraz daha açalım. Rauf Bey demek istiyor ki: “Cumhuriyet ilanından önceki biçim, en uygun hükümet biçimidir.” Gerçekten, Rauf Bey’in uzun sözlerle anlatmaya çalıştığı 20 Ocak 1921 günlü Anayasanın üçüncü maddesi kapsamıdır. O madde şudur: “Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisince yönetilir ve hükümeti, Büyük Millet Meclisi Hükümeti adını taşır.”
Cumhuriyetin İlanıyla Boşa Çıkan Umutlar
Bilirsiniz ki bu Anayasaya göre Meclis Başkanı, Meclis adına imza atmaya, Bakanlar Kurulu kararlarını onaylamaya yetkili ve Bakanlar Kurulunun doğal başkanıdır; ama, devletin başkanı olduğunu belirtir açık bir yasa buyruğu yoktur. Bu Anayasanın yapıldığı günlerdeki genel koşullar ve görüşler düşünülürse, önemli ve köklü bir noktanın yasada açıklanmamış olmasındaki zorunluk kendiliğinden anlaşılır. Bu belirsizlik, Meclis ve Meclis Hükümeti bulunmakla birlikte devlet başkanlığının, bireysel saltanat kaldırıldıktan sonra, halifelik makamında belirdiği düşünce ve inancında bulunanları, cumhuriyetin ilanı gününe değin umut içinde yaşattı. Buna göre Rauf Bey’in, en doğru olduğunu ileri sürdüğü hükümet biçiminde, devlet başkanlığını halifenin üzerinde gördüğü kuşku götürmez. İşte cumhuriyetin ilanı üzerine Rauf Bey’i ve kendisi gibi düşünenleri kaygıya ve çırpınmaya sürükleyen gerçek neden, devlet başkanlığı katına cumhurbaşkanının getirilmiş olmasıdır. Gerçekten: ” Cumhurbaşkanı devletin başkanıdır.” denildikten sonra, halifeye verilecek kimliği ve yetkiyi sağlamak için uğraşan ve onun yakınlık ve gönül almalarını Tanrı vergisi sayarak kıvananların umut kırıklığına uğramalarını ve üzülüp kaygılanmalarını olağan görmek gerekir.
Rauf Bey’in, cumhuriyete karşı olduğunu açık söylememekle birlikte, cumhuriyetin ilan edildiği bir günde, onun beğenilip kalımlı olabilmesi için, birtakım koşulların gerçekleştiğini tanıtlamak gereğinden söz etmesi, cumhuriyet yönetimi ile ulusun mutluluğunun sağlanacağına güveni olmadığını açıkça göstermiyor mu?
Rauf Bey, yapılan işin yalnız bir ad değiştirmekten ve üst tabakada biçim değiştirmekten başka bir şey olmadığını söyleyerek cumhuriyeti ilan etmenin, çocukça ve ivedili bir davranış olduğunu anlatmaya çalışmakta ve: “Cumhuriyet yönetimiyle gerçek gereksemelerin karşılanmış olacağını sanmak… çok büyük bir yanılgı olur” demekle, cumhuriyet yönetimine ne denli ilgisiz ve ondan ne denli uzak olduğunu tanıtlamıyor mu? Rauf Bey, son kanısını pekiştirmek için “en yakın bir geçmişte gördüğümüz en acı denemeler”i hatırlatıyor. Baylar, bu hatırlatma ile kamuoyuna ne anlatılmak isteniyor? Ulus neden sakındırılmak isteniyor? Bunu anlamak zor değildir sanırım. Rauf Bey, aklınca, devlet başkanlığı makamına halifenin oturması sağlanıncaya dek bu makama başka bir sanla, başka birinin oturmamasını güven altına almak; başka biri oturmuş olduğuna göre de, bu işten dönülmesini sağlamak için kamuoyunu gericiliğe özendiriyor. Cumhuriyet yönetim biçiminin kabulünde, çok büyük yanılgı olabileceğini ileri süren kişiye göre, yanılgının neresinden dönülürse kazanç sayılmalıdır. Rauf Bey, cumhuriyet yönetiminin kabul ve ilan edilmesi noktasına değindiği zaman şöyle diyor: “… Görüşleri dağıttılar. Sonra, cumhuriyetin bir günde kararlaştırılıp ilan edilmesi üzerine halkta, sorumsuz kişilerce düzenlenen bir yönetim biçiminin bir olupbittiye getirildiği düşünce ve kaygısı uyandı. Bu kaygı, pek doğal görülmeli ve bundan, halkımızın geçmiş olaylardan ders aldığını ve uyanıklık kazandığını anlayarak kıvanç duyulmalıdır. Ben kendim kıvanç duyuyorum.”
Baylar, cumhuriyet biçimini bir günde yasalaştıran ve ilan eden, Rauf Bey’in de pek güzel tanımlayıp nitelediği üzere: “Bağımsızlık Savaşımızın biricik temel taşı olan ve ulusal egemenliği sınırsız ve koşulsuz olarak yürütmekte yüksek güç ve yetenek gösterip eylemli sonucu ile tanıtlanan, Büyük Millet Meclisi” idi. Söz konusu ettiği sorumsuz kişi, eğer Meclis kamuoyunu cumhuriyet ilanına yönelten ve Meclise bu konuda öneride bulunan kişi ise, o, ben idim. Onun ben olduğumu; herkesten daha iyi Rauf Bey’in anlayabileceğini kabul etmekte yanlışlık yoktur. Eğer bunda yanlışlık varsa, “yıllardan beri aramızda sürüp giden arkadaşlık ve kardeşlik duygularından başka, karşılıklı güven de bulunduğunu ve bana karşı yüksek saygı beslediğini” söyleyen Rauf Bey’in, beni hiç tanımamış olduğu yargısına varmak gerekir.
Benim girişimlerimi ve yaptığım işleri, halkta kaygı uyandırıcı nitelikte saymak; sevinç gösterilerinde bulunan halk adına, gereksiz olarak, tersini söylemek, halka bu kaygıları yapay olarak aşılamaya kalkışmaktır. “Halkın geçmiş olaylardan ders aldığını ve uyanıklık kazandığını anlayarak kıvanç duyulmalıdır. Ben kendim kıvanç duyuyorum.” diyen Rauf Bey’e bundan yararlanarak bir noktayı hatırlatabilirim. Halkta uyanıklık duygularını geliştirmeye ömrünü adamış bir kişiye karşı böyle konuşulmazdı; yine halkta, bu duyguların belirtilerini görmekle kendisinin benden çok kıvanç duyduğunu söylemeye ne hakkı ve ne de yetkisi vardı. Rauf Bey, düşmanların bütün yurdu işgal etmesine yol açabilecek Mondros Ateşkes Anlaşmasının asker güdümü ile ilgili maddesini olupbitti biçiminde kabul ettiği zaman, ulusun ne denli içten yaralandığını ve kaygılandığını duydu mu? Son zamana değin, cumhuriyetin ilanının ertesi günü bile, resminin altına, kendisini tutanlarca “Mondros Ateşkes Anlaşmasını imzalayan ama Lozan Antlaşmasıyla da öcünü alan Rauf Bey” sözleri yazılarak boyuna propagandası yapılan bu kişi, Türk Ulusunun gerçek isteklerini, içten gelen duygularını bizden daha çok anladığını, o istekler ve duygularla bizden daha çok ilgili olduğunu savlayacak kertede ileri varmamalıdır.
Rauf Bey, demecinin bir yerinde diyor ki: “Sorumlu devlet adamları, bu gerçekler (yani cumhuriyet ilanının gerekçesi) üzerinde en yetkili görüşme ve karar katı olan Yüce Meclis aracılığı ile ulusu aydınlatacak ve zihinleri doyuracaktır; çünkü bunu bilmek kamunun doğal bir hakkıdır.”
Baylar, bu sözlerde mantık yoktur. Önce, Rauf Bey de demiyor mu ki: “Ulusal egemenliği sınırsız ve koşulsuz olarak yürüten Meclistir.” Öyleyse hangi sorumlu devlet adamları, Millet Meclisini, pek yasal ve yüksek bir karar alıp onu gerekçesiyle birlikte yayımlamış olmasından dolayı sorguya çekecektir? Bir ülkede, bir toplumda, bir devrim yapıldığı zaman elbette onun gerekçesi vardır. Ancak o devrimi yapanlar, inanmak istemeyen direngen karşıcıllarını inandırmak zorunda mıdır? Cumhuriyetin elbette yandaşları da, karşıcılları da vardır. Yandaşlar, niçin ve ne gibi inançlara ve düşüncelere dayanarak cumhuriyeti kurduklarını, karşıcıllara anlatarak inançlarının ve yaptıkları işlerin yerindeliğini tanıtlamak isteseler de, onları, isteyerek yaptıkları bu direnmeden vazgeçirebilecekleri kabul olunur mu? Elbette yandaşlar, ellerinden gelirse ülkülerini herhangi bir yolla; ayaklanma ile, devrimle ya da kamuca beğenilecek başka yollarla gerçekleştirirler. Bu, ülkü devrimcilerinin ödevidir. Buna karşı, direnmeler, yaygaralar ve geriletici girişimler de, karşıcılların yapmaktan geri durmayacakları davranışlardır. Cumhuriyet yönetimimizin ilanında, Rauf Bey ve benzerlerinin yaptıkları gibi.
Cumhuriyetin İlanı Üzerine Halifeye Yaptırılmak İstenen Rol ve Halife İçin Yapılan Yayın
Baylar, o günlerde İstanbul’da bulunan ordu müfettişlerimiz de, gazetelere demeç vererek, çeşitli nedenlerle düzenlenen şölenlerde söylevler çekerek duygularını belirtiyorlardı. Cumhuriyetin ilanı üzerine İstanbul’da kimi kişiler ve kimi gazeteciler, Halifeye de bir rol yaptırmak istediğine kapıldılar. Halifenin görevden çekildiği ya da çekileceği üzerine gazetelerde söylentiler, yalanlamalar yayımlandı.
Sonra dendi ki: “Öğrendiğimize göre, sorun, bir söylenti niteliğinde olmadığı gibi, bir yalanlama ile çözülecek kadar önemsiz de değildir. Gerçek olan bir yön vardır ki, o da cumhuriyet ilanının yeniden bir halifelik sorunu ortaya çıkarmış olmasıdır.”
“Halife, yazı masalarının başına oturup (!), Vatan gazetesi yazarına demeç vermiştir.” denilerek; Halifenin bütün Müslümanlarca sevgi gördüğü, Asya’nın en ücra köşelerine varıncaya dek Müslüman ülkelerinden binlerce mektup ve telyazısı aldığı; birçok yerlerden kurullar geldiği yolunda sözlerle halifelik katının kolay kolay sarsılır bir yer olmadığı anlatılmaya çalışıldıktan sonra, bütün Müslümanlar, karşı çıkmadıkça Halifenin görevinden çekilmeyeceği ilan olunuyordu. Ayrıca, “Hükümet birçok içişlerini düzenlemekle uğraştığından, şimdiye değin halifelik görevlerini saptayamamıştır. Hükümetin iç sorunlara çok dalmış olduğunu Müslümanlık dünyası da elbette bilir ve şimdiye değin halifelik görevlerinin saptanamamasını doğal sayar.” cümleleriyle biz, halifelik görevlerini saptamaya çağrılıyorduk ve şimdiye değin bunu yapmadığımızı hoş gören Müslümanlık dünyasının bundan sonra hoş görmeyeceği de bildirilerek, sanki bize gözdağı veriliyordu. Bir yandan da, bu konuda bize etki yapması için Müslümanlık dünyasının dikkati çekilmek isteniyordu. 9 Kasım 1923 günlü Vatan gazetesinde okuduğumuz bu yazılardan sonra 10 Kasım 1923 günlü Tanin gazetesinde, Halifeye yazılan bir açık mektup yayımlandı. Lütfi Fikri Bey’in yazdığı bu mektupta, Halifenin görevden çekildiği söylentilerinden ulusun ne denli üzüntü duyduğunu ve mutsuzluğunu tanıtlamak için bir vapur öyküsü uydurulmuştu. Vapurda oturanların, Halifenin görevden çekildiğini duyunca yüzlerine üzüntü ve kaygı çökmüş. Birbirlerini tanımayanlar içtenlikle görüşmeye ve çok görüşmeye başlamışlar. Ortak kaygıları bunları bir dakikada dost etmiş….
Lütfi Fikri Bey: “Gönül istiyor ki bu çekilme sözü sonsuza değin gömülsün kalsın.” diyor; çünkü: “Dünya için yıkım olur”muş.
Lütfi Fikri Bey, ulusa şunu da aşılıyordu: “Şaşarak ve üzülerek görülüyor ki, bugün şu manevi hazineye (yani halifeliğe) saldırmak isteyenler, dışardan kimseler, Türkü çekemeyen Müslüman uluslar değildir; biz, Türkler kendimiz, kendi elimizle bu hazinenin elimizden temelli çıkarılmasıyla sonuçlanabilecek girişimlerde bulunuyoruz!”
Baylar, yabancılar, halifeliğe saldırıda bulunmuyorlardı; ama, Türk Ulusu saldırıdan kurtulmuyordu. Halifeliğe saldıranlar, Türkü çekemeyen Müslüman uluslar değildi. Ama, Çanakkale’de, Suriye’de, Irak’ta, İngiliz ve Fransız bayrakları altında Türklerle vuruşan Müslüman uluslardı. Bunların, Türk Ulusuna kolaylıkla saldırmak için, tutulması yeğ görülen halifeliğin ortadan kaldırılmasını: “Türklük için kendi kendini öldürmektir.” diye nitelemeleri ve “Halifeliği ortadan kaldırmak için, biz Türkler girişimlerde bulunuyoruz.” sözleriyle cumhuriyetin amacını açıklayıp ilan etmeleri elbette, etkisiz kalmadı.
Lütfi Fikri Bey’in Tanin’de yayımlanan açık mektubundaki görüşünü, ertesi gün Tanin başyazarı destekledi.11 Kasım 1923 günlü Tanin‘in “Şimdi de Halifelik Sorunu” adlı başyazısı okununca, cumhuriyetin kuruluşuna engel olamayanların, ne pahasına olursa olsun, halifelik makamını tutabilmek için çaba göstermeye ve çalışmaya başladıkları anlaşılır. Bu yazıda, padişah oğullarının mektuplarını yayımlayarak, padişah soyundan olan kişileri halka sevdirmeye çalışan Tanin‘de ayrıca, padişah soyundan olanların haklarına karşı çirkin saldırılar yapıldığı ve bunu yapanın, partimizin en seçkin takımından olduğu belirtildikten ve Cumhuriyet Hükümetini ulus gözünde kötü göstermek için ne söylemek gerekli ise onlar da yazıldıktan sonra, Halifenin çekileceği söylentisine değinilerek: “Arkadan arkaya verilmiş bir karar karşısındayız,” deniliyor; sonra da: “Millet Meclisinin bu denli özgürlükten yoksun kaldığını, dışarıda verilen kararları kağıda geçirmek durumuna düşürüldüğünü görmek gerçekten acı oluyor.” sözleriyle Meclis, bize karşı kışkırtılıyor; cumhuriyetin ilanını kabul eden Meclisin hiç olmazsa halifeliğin kaldırılmasını, olupbitti biçiminde kabul etmemesinin sağlanmasına çalışılıyordu.
Tanin başyazarı, halifelik konusundaki görüş ve düşüncesini şu satırlarla saptıyordu: “Halifelik bizden giderse, beş on milyonluk Türkiye Devletinin Müslümanlık dünyası içinde hiç önemi kalmayacağını, Avrupa siyasası karşısında da küçük ve değersiz bir hükümet durumuna düşeceğimizi anlayabilmek için büyük bir yetenek gerekmez. Ulusseverlik bu mudur? Gönlünde gerçek ulusçuluk duygusu olan her Türk, halifeliğe dört elle sarılmak zorundadır.”
Baylar, halifelik konusundaki düşüncelerimi bundan önce açıkladığım için bu sözleri burada yorumlamaya gerek görmüyorum. Ancak, halifeliğe dört elle sarılmak zorunda bulunan bir yönetim biçiminin cumhuriyet olamayacağını anlayabilmek için de büyük bir yetenek gerekmediğini söylemekle yetineceğim.
Tanin‘in başladığımız başyazısının daha bir iki yerine dikkatinizi çekeceğim.
Osmanoğulları soyunca kabul edilmiş ve bundan dolayı sonsuzluğa dek Türkiye’de kalması güven altına girmiş olan halifeliği elden kaçırmak tehlikesini yaratmak, akıl ve yurtseverlik ile, ulusçuluk duygusu ile hiç bağdaşamazmış (!).
Tanin başyazarı, kendisinin cumhuriyetçi olduğunu ilan etmişti. Ama öyle bir cumhuriyetçi ki, onun istediği cumhuriyetin başında halife sanıyla Osmanoğulları bulunacaktır. Yoksa yapılan iş, akıl ve yurtseverlik ile, ulusçuluk duygusu ile hiç bağdaşamazmış. Halifeliği, elimizden hiç anlamayacak biçimde korumakla görevli imişiz. Ortaya çıkan düzen, sonuçsuz kalsın imiş.
Baylar, bu yazıların anlamı ve bu düşüncelerin amacı bugün kolaylıkla anlaşılmaktadır. Yarın daha açık olarak anlaşılacaktır. Gelecek kuşakların, Türkiye’de cumhuriyetin ilanı günü ona hiç acımadan saldıranların başında, “cumhuriyetçiyim” diyenlerin yer aldığını gördükleri zaman şaşacaklarını hiç sanmayınız! Tersine, Türkiye’nin aydın ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların gerçek inanışlarını irdeleyip saptamakta da duraksamayacaklardır.
Onlar kolaylıkla anlayacaklardır ki, başında çürümüş bir padişah soyunun, halife sanıyla, hiç uzaklaşmayacak biçimde korunmasını zorunlu kılan bir devlet biçiminde, cumhuriyet ilan olunsa bile, yaşatılamaz.
Baylar, o günlerde yapılan yayınlarda daha iki nokta vardı: Biri, benim hasta oluşum; öbürü de, rahmetli Enver Paşa’nın Türkistan’daki çalışmaları ve sağ oluşu. Enver Paşa, ülke dışında kaldığı zaman, İslam birliği için çalışıyormuş ve “Halife Damadı” sanını kullanırmış. Dahası, Türkistan’da kazdırdığı bir mührün bir yanına bu sanını da kazdırmış.
Bu iki noktadan da boyuna söz etmek elbette boşuna değildi.
Baylar, değindiğim bu gazete yayınları ve birtakım kişilerin durum ve davranışları özet olarak şöyle anlatılabilir:”Temel olan, ulusal egemenliktir. Ulusal egemenlik cumhuriyetin gelişmesidir. Türk Ulusu, ulusal egemenliği elde etti; cumhuriyetin ilanı gereksizdir, yanlıştır. Türkiye’de en doğru yönetim, ulusal egemenlik ilkesinden ayrılmaksızın, cumhuriyet ilan etmeyip, devlet başkanlığında halife sanıyla Osmanoğulları soyundan birini bulunduran meşrutiyet yönetimidir. Nasıl ki, İngiltere’de hem ulusal egemenlik vardır, hem de devlet başkanı bir kraldır ve o kral, Hindistan’ın da imparatorudur.”
Baylar, böyle bir ilke üzerinde birleşmiş olan kişiler, sözleriyle, durumlarıyla, yazılarıyla kendilerini göstermiş gibi idiler. Bu grubun başına Rauf Bey’in seçildiği yargısına varılabilirdi. Çeşitli soy ve mesleklerden olan kişilerin meydana getirdiği grup, Rauf Bey’i amaçlarını açıklayıp savunacak en uygun bir adam olarak görmüşlerdi. Ondan çok büyük şeyler umulabileceği sanısına düşmüşlerdi. Bundan sonradır ki Rauf Bey Ankara’ya geldi. Vatan gazetesinin yazdığına göre, büyük bir kalabalık Rauf Bey’i Ankara’ya uğurlamak için toplanmış. Kâzım Karabekir Paşa, Refet Paşa, Ali Fuat Paşa, Adnan Bey bu kalabalığın başında gösteriliyordu. Vatan gazetesi bu uğurlamadan söz ederken, Rauf Bey’in Ankara’da, Mecliste güdeceği siyasayı da ulusa bildiriyordu. Ayrıca gazetede, Rauf Bey’in Meclisteki çalışmalarının yıkıcı ve kişisel olmayacağı, Rauf Bey’in çalışmalarının, ülkenin iyiliğini ve esenliğini, yasaların egemenliğini sağlamaya yönelmiş bir çalışma olacağı; Rauf Bey’in Büyük Millet Meclisinde bir esenlik ve düzenlik öğesi olacağı ve yararlı ilkeleri savunacağı açıklanıyordu.
Vatan gazetesi sahibinin, kendiliğinden bu açıklamaları yapmaya ve güvence vermeye yetkili olduğu elbette kabul edilemezdi. Oysa Rauf Bey, partimiz adına milletvekili olmuştu. Partimiz programına uyacaktı. Partiden çıkmaksızın bağımsız bir siyasa gütmemesi gerekirdi. Rauf Bey, daha partiden ayrıldığını bildirmemişti. Bu düşüncede olmadığını, daha sonra partiden ayrılmamakta direnmesiyle de doğrulamıştı. Bunun için, hem partide kalmak ve hem de parti düzenbağını bozmak demek olan kendine özgü bir siyasayı bağımsız olarak gütmek anlaşılır bir şey değildi.
Baylar, bu tutumla varılmak istenilen sonucu anlamak geç ve güç olmadı. İsterseniz bu noktanın aydınlanmasına yarayacak birtakım bilgiler vereyim.
Cumhuriyetin İlanıyla Boşa Çıkan Umutlar
Bilirsiniz ki bu Anayasaya göre Meclis Başkanı, Meclis adına imza atmaya, Bakanlar Kurulu kararlarını onaylamaya yetkili ve Bakanlar Kurulunun doğal başkanıdır; ama, devletin başkanı olduğunu belirtir açık bir yasa buyruğu yoktur. Bu Anayasanın yapıldığı günlerdeki genel koşullar ve görüşler düşünülürse, önemli ve köklü bir noktanın yasada açıklanmamış olmasındaki zorunluk kendiliğinden anlaşılır. Bu belirsizlik, Meclis ve Meclis Hükümeti bulunmakla birlikte devlet başkanlığının, bireysel saltanat kaldırıldıktan sonra, halifelik makamında belirdiği düşünce ve inancında bulunanları, cumhuriyetin ilanı gününe değin umut içinde yaşattı. Buna göre Rauf Bey’in, en doğru olduğunu ileri sürdüğü hükümet biçiminde, devlet başkanlığını halifenin üzerinde gördüğü kuşku götürmez. İşte cumhuriyetin ilanı üzerine Rauf Bey’i ve kendisi gibi düşünenleri kaygıya ve çırpınmaya sürükleyen gerçek neden, devlet başkanlığı katına cumhurbaşkanının getirilmiş olmasıdır. Gerçekten: ” Cumhurbaşkanı devletin başkanıdır.” denildikten sonra, halifeye verilecek kimliği ve yetkiyi sağlamak için uğraşan ve onun yakınlık ve gönül almalarını Tanrı vergisi sayarak kıvananların umut kırıklığına uğramalarını ve üzülüp kaygılanmalarını olağan görmek gerekir.
Rauf Bey’in, cumhuriyete karşı olduğunu açık söylememekle birlikte, cumhuriyetin ilan edildiği bir günde, onun beğenilip kalımlı olabilmesi için, birtakım koşulların gerçekleştiğini tanıtlamak gereğinden söz etmesi, cumhuriyet yönetimi ile ulusun mutluluğunun sağlanacağına güveni olmadığını açıkça göstermiyor mu?
Rauf Bey, yapılan işin yalnız bir ad değiştirmekten ve üst tabakada biçim değiştirmekten başka bir şey olmadığını söyleyerek cumhuriyeti ilan etmenin, çocukça ve ivedili bir davranış olduğunu anlatmaya çalışmakta ve: “Cumhuriyet yönetimiyle gerçek gereksemelerin karşılanmış olacağını sanmak… çok büyük bir yanılgı olur” demekle, cumhuriyet yönetimine ne denli ilgisiz ve ondan ne denli uzak olduğunu tanıtlamıyor mu? Rauf Bey, son kanısını pekiştirmek için “en yakın bir geçmişte gördüğümüz en acı denemeler”i hatırlatıyor. Baylar, bu hatırlatma ile kamuoyuna ne anlatılmak isteniyor? Ulus neden sakındırılmak isteniyor? Bunu anlamak zor değildir sanırım. Rauf Bey, aklınca, devlet başkanlığı makamına halifenin oturması sağlanıncaya dek bu makama başka bir sanla, başka birinin oturmamasını güven altına almak; başka biri oturmuş olduğuna göre de, bu işten dönülmesini sağlamak için kamuoyunu gericiliğe özendiriyor. Cumhuriyet yönetim biçiminin kabulünde, çok büyük yanılgı olabileceğini ileri süren kişiye göre, yanılgının neresinden dönülürse kazanç sayılmalıdır. Rauf Bey, cumhuriyet yönetiminin kabul ve ilan edilmesi noktasına değindiği zaman şöyle diyor: “… Görüşleri dağıttılar. Sonra, cumhuriyetin bir günde kararlaştırılıp ilan edilmesi üzerine halkta, sorumsuz kişilerce düzenlenen bir yönetim biçiminin bir olupbittiye getirildiği düşünce ve kaygısı uyandı. Bu kaygı, pek doğal görülmeli ve bundan, halkımızın geçmiş olaylardan ders aldığını ve uyanıklık kazandığını anlayarak kıvanç duyulmalıdır. Ben kendim kıvanç duyuyorum.”
Baylar, cumhuriyet biçimini bir günde yasalaştıran ve ilan eden, Rauf Bey’in de pek güzel tanımlayıp nitelediği üzere: “Bağımsızlık Savaşımızın biricik temel taşı olan ve ulusal egemenliği sınırsız ve koşulsuz olarak yürütmekte yüksek güç ve yetenek gösterip eylemli sonucu ile tanıtlanan, Büyük Millet Meclisi” idi. Söz konusu ettiği sorumsuz kişi, eğer Meclis kamuoyunu cumhuriyet ilanına yönelten ve Meclise bu konuda öneride bulunan kişi ise, o, ben idim. Onun ben olduğumu; herkesten daha iyi Rauf Bey’in anlayabileceğini kabul etmekte yanlışlık yoktur. Eğer bunda yanlışlık varsa, “yıllardan beri aramızda sürüp giden arkadaşlık ve kardeşlik duygularından başka, karşılıklı güven de bulunduğunu ve bana karşı yüksek saygı beslediğini” söyleyen Rauf Bey’in, beni hiç tanımamış olduğu yargısına varmak gerekir.
Benim girişimlerimi ve yaptığım işleri, halkta kaygı uyandırıcı nitelikte saymak; sevinç gösterilerinde bulunan halk adına, gereksiz olarak, tersini söylemek, halka bu kaygıları yapay olarak aşılamaya kalkışmaktır. “Halkın geçmiş olaylardan ders aldığını ve uyanıklık kazandığını anlayarak kıvanç duyulmalıdır. Ben kendim kıvanç duyuyorum.” diyen Rauf Bey’e bundan yararlanarak bir noktayı hatırlatabilirim. Halkta uyanıklık duygularını geliştirmeye ömrünü adamış bir kişiye karşı böyle konuşulmazdı; yine halkta, bu duyguların belirtilerini görmekle kendisinin benden çok kıvanç duyduğunu söylemeye ne hakkı ve ne de yetkisi vardı. Rauf Bey, düşmanların bütün yurdu işgal etmesine yol açabilecek Mondros Ateşkes Anlaşmasının asker güdümü ile ilgili maddesini olupbitti biçiminde kabul ettiği zaman, ulusun ne denli içten yaralandığını ve kaygılandığını duydu mu? Son zamana değin, cumhuriyetin ilanının ertesi günü bile, resminin altına, kendisini tutanlarca “Mondros Ateşkes Anlaşmasını imzalayan ama Lozan Antlaşmasıyla da öcünü alan Rauf Bey” sözleri yazılarak boyuna propagandası yapılan bu kişi, Türk Ulusunun gerçek isteklerini, içten gelen duygularını bizden daha çok anladığını, o istekler ve duygularla bizden daha çok ilgili olduğunu savlayacak kertede ileri varmamalıdır.
Rauf Bey, demecinin bir yerinde diyor ki: “Sorumlu devlet adamları, bu gerçekler (yani cumhuriyet ilanının gerekçesi) üzerinde en yetkili görüşme ve karar katı olan Yüce Meclis aracılığı ile ulusu aydınlatacak ve zihinleri doyuracaktır; çünkü bunu bilmek kamunun doğal bir hakkıdır.”
Baylar, bu sözlerde mantık yoktur. Önce, Rauf Bey de demiyor mu ki: “Ulusal egemenliği sınırsız ve koşulsuz olarak yürüten Meclistir.” Öyleyse hangi sorumlu devlet adamları, Millet Meclisini, pek yasal ve yüksek bir karar alıp onu gerekçesiyle birlikte yayımlamış olmasından dolayı sorguya çekecektir? Bir ülkede, bir toplumda, bir devrim yapıldığı zaman elbette onun gerekçesi vardır. Ancak o devrimi yapanlar, inanmak istemeyen direngen karşıcıllarını inandırmak zorunda mıdır? Cumhuriyetin elbette yandaşları da, karşıcılları da vardır. Yandaşlar, niçin ve ne gibi inançlara ve düşüncelere dayanarak cumhuriyeti kurduklarını, karşıcıllara anlatarak inançlarının ve yaptıkları işlerin yerindeliğini tanıtlamak isteseler de, onları, isteyerek yaptıkları bu direnmeden vazgeçirebilecekleri kabul olunur mu? Elbette yandaşlar, ellerinden gelirse ülkülerini herhangi bir yolla; ayaklanma ile, devrimle ya da kamuca beğenilecek başka yollarla gerçekleştirirler. Bu, ülkü devrimcilerinin ödevidir. Buna karşı, direnmeler, yaygaralar ve geriletici girişimler de, karşıcılların yapmaktan geri durmayacakları davranışlardır. Cumhuriyet yönetimimizin ilanında, Rauf Bey ve benzerlerinin yaptıkları gibi.
Rauf Bey’in Ankara’ya Gelerek Birtakım Propagandalarla, Parti Üyelerini Bize Karşı Kışkırtmaya Koyulması
Rauf Bey Ankara’ya geldikten sonra, Parti üyeleriyle yakından ve arkadaşça değinmelere başladı. Ama, bütün değinme ve konuşmalarda bir erek güttüğü anlaşılıyordu.
Rauf Bey: “Cumhuriyetin ilanında ivedi gösterilmiştir. Bu ivediyi gösterenler sorumsuz kimselerdir. Bu yolda davranışın içyüzünü anlamak gerekir. Meclis, ulusal egemenliği gereği gibi kullanabilmelidir. Gizli amaçlarla yönetilmeye ses çıkarılmazsa nereye varılacağı bilinemez. Cumhuriyetin ilanını zorunlu kılan neden ne imiş? Cumhuriyetin gerçekten, bizim için yararlı ve gerekli olduğu tanıtlanmalıdır.” gibi birtakım propagandalarla, arkadaşlarımızı ve partiyi bize karşı kışkırtmaya koyuldu.
Rauf Bey, İstanbul’daki demecinin sonunda demişti ki: “Meclis ve Hükümet, bu tezcanlılığın akla yatkın ve yasal bir nedeni bulunduğunu ulusa gösterip tanıtlamalıdır ve tanıtlayacaktır.”
Böylece pek güzel anlaşılıyor ki Rauf Bey’in, geceli gündüzlü yaptığı değinme ve konuşmalardan amacı, Parti ve Meclis üyelerine bu görünüşü benimsetmekti. Bunu başardıktan sonra, cumhuriyetin kuruluşu sorununu yeniden Mecliste söz konusu ettirmek istiyordu. Bununla güttüğü amaç da, Meclis ve Hükümeti, cumhuriyeti ivedilikle ilanda akla yatkın yasal bir neden olup olmadığını tanıtlama zorunda bırakmaktı. Kendi aklınca ve kendisini tutanların inanışına göre, akla yatkın ve yasal bir neden gösterip tanıtlamak güçtü. Akla yatkın ve yasal bir nedene dayanmayan cumhuriyetin ilanında ivedilik gösterildiği ve yanılgıya düşüldüğü ortaya çıkacak ve sözde, yanlışlık düzeltilecek!
Rauf Bey’in Oynatmak İstediği Oyunu Anlayanların Kendisini Bir Parti Toplantısında Sınava Çekmeleri
Baylar, Rauf Bey’in ne yapmak istediğini ve amacının ne olduğunu anlamak için bir haftalık bir süre yetti. Elbette, kim yaparsa yapsın, cumhuriyetçiler bu yolda bir çalışmaya daha çok göz yumamazlardı. Rauf Bey’in oynatmak istediği oyunu anlayanlar, bir parti toplantısında Rauf Bey’i sınava çekmeye karar verdiler. Bu toplantıyı hatırlarsınız. Bu toplantıda yapılan görüşmeler de, olduğu gibi yayımlanmıştı. Onu da okumuşsunuzdur. Ben burada o toplantının ayrıntılarına girişecek değilim. Yalnız, o görüşmelerin sonucunu gerçek anlamıyla bildirmeye yarayacak bazı irdelemeler yapmayı, kamuoyunun aydınlanması için gerekli ve yararlı görüyorum.
Önce şunu apaçık söylemeliyim ki Rauf Bey, saldırıya geçmek için daha hazırlığını bitirmeye uğraşırken, saldırıya uğramıştır. Gerçi, birtakım gazetelerle yapılan karşıcıl yayınlar, Halifeye ve bir padişah oğluna aldırılan durumlar; Rauf ve Adnan Beylerle kimi komutanların Halifeyi görmeye gidişleri; Halife ve padişah oğlu için söz söyleyenlere, yazı yazanlara karşı kimi yerlerden yaptırılan onur kırıcı saldırılar, ülke içinde kuşku ve kamuoyunda karışıklık uyandırmaktan geri kalmamıştı. Ama, Mecliste saldırıya geçmek için bunun yeter bulunmadığı; Ankara’da Meclis üyeleri üzerinde de çalışmanın gerekli görüldüğü anlaşılıyordu. İşte bu son hazırlıklar yapılırken, bu işte Rauf Bey’den önce davranılmıştır.
Parti Grubu Başkanlığına bir önerge verdirildi. Parti Grubu Başkanı İsmet Paşa idi. Bu önergede; “Rauf Bey’in İstanbul gazetelerinde çıkan, cumhuriyetin ilanını uygun görmediği yolundaki demecinin cumhuriyeti sarsıntıya uğrattığı ve kendisinin çevresinde karşıcıl bir parti kurulduğu kanısının belirdiği” ileri sürülerek, durumun Parti Grubunda görüşülmesi önerilmişti.
Partinin toplandığı 22 Kasım 1923 günü ben de, toplantıdan önce, toplantı salonuna bitişik odada bulunuyordum. Rauf Bey yanıma geldi. Benden, görüşmelere karışmamaklığımı rica etti. Çünkü, bana karşı söz söyleyemeyeceğini bildirdi.
Görüşmelere hiç karışmayacağımı ve hiçbir söz söylemek istemediğimi; ancak, Parti Başkanı olarak görüşmelerin gidişini görmek üzere toplantı salonuna gireceğimi bildirdim. Toplantı salonunda da bulunmamaklığımı rica etti. Bunu kabul etmedim.
Rauf Bey’in, benim görüşmelere karışmamı ve toplantıda bulunmamı istemeyişindeki gerçek amaç ne idi? Benim yanımda, ya da benimle karşılıklı konuşmasına ve savlarda bulunmasına engel olan, gerçekten bana olan saygısı mı idi? Buna inanmak doğru olamaz. Benim anladığıma göre Rauf Bey, karşıcıl olarak İsmet Paşa ile karşılaşmak istiyordu. Ben toplantıda bulunmazsam, parti üyeleri arasından kendisini tutanlar çıkabileceğini sanıyordu.
Parti Grubu, İsmet Paşa’nın başkanlığında toplandı. İsmet Paşa, başkan olarak görüşme konusunu açıklayıp önemini belirttikten sonra: “Bugünkü toplantıda benim de söz almam gerekebilir.” diyerek başkanlığı başkasına bıraktı.
Önergeyi verenin açıklamasından sonra söz alan Rauf Bey, uzun bir konuşma yaptı.
Rauf Bey, İstanbul’daki demeci dolayısıyla bir yanlış anlama olduğunu ve bunu düzeltmek için arkadaşlarla konuştuğunu söyledikten sonra: “Bizim eğer eleştirmek istediğimiz bir nokta varsa o da yapılan iştir.” dedi.
“Çok iyi dilekle başlanıp uğrunda canlar verilmiş olan çok sağlam ilkelerin, uygulanmasında yapılan yanlışlıklar yüzünden sakatlandığını da, sanırım ki hiçbirimiz düşünüp taşınmadan yadsıyamayız.” sözlerini de, olduğu gibi aktarıyorum.
Şimdi bu iki cümle üzerinde biraz duralım. Rauf Bey’in eleştirmek istediği iş, hangi iştir? Cumhuriyet mi, yoksa cumhuriyetin ilan ediliş biçimi mi? Yapılan iş cumhuriyettir; ilan şöyle, ya da böyle olabilir.
Rauf Bey’in “sağlam ilke” dediği cumhuriyet ilkesi midir, yoksa uygulanmasında yapılan yanlışlık yüzünden sakatlanmasından korktuğu cumhuriyet midir?
Baylar, söz konusu olan, cumhuriyetin kendisi ve onun ülkede ilanıdır.
Cumhuriyet yönetimini uygulama evrelerinin yanlış olduğunu ileri sürecek kadar zaman geçmemişti. Rauf Bey’in telaşı cumhuriyet ilanının ertesi günü başlıyor ve iki üç gün geçmeden demeç veriyor.
Padişahlıktan Cumhuriyete Geçiş ve Bu Dönemde İki Görüşün Sürekli Çarpışması
Baylar, padişahlıktan (Saltanat devrinden) cumhuriyete geçebilmek için, herkesin bildiği üzere, bir geçiş dönemi yaşadık. Bu dönemde iki düşünce ve görüş birbiriyle durmadan çarpıştı. O düşüncelerden biri, padişahlığın sürdürülmesi idi. Bu düşünceyi benimseyenler belli idi. Öbür düşünce, padişahlığa son vererek cumhuriyeti kurmaktı. Bu, bizim düşüncemizdi. Biz düşüncemizi açıkça söylemekte sakınca görüyorduk. Ancak, düşüncemizin uygulanma olanağını saklı tutup elverişli bir zamanda uygulayabilmek için, padişahlığı tutanların düşüncelerini uygulama alanından uzaklaştırmak zorunda idik. Yeni yasalar yapıldıkça, özellikle Anayasa yapılırken, padişahçılar, padişah ve halifenin hak ve yetkilerinin açıkça belirtilmesi için üsteliyorlardı. Biz, bunun zamanı gelmediğini, ya da gereği olmadığını söyleyerek o yanı kapalı bırakmayı yararlı görüyorduk.
Devletin yönetimini, cumhuriyetten söz etmeksizin, ulusal egemenlik ilkelerine uygun olarak her gün cumhuriyete doğru yürüyen bir biçimde derleyip toparlamaya çalışıyorduk.
Büyük Millet Meclisinden daha büyük makam olmadığını, durmadan aşılayarak padişahlık ve halifelik makamları olmaksızın da devletin yönetilebileceğini tanıtlamak gerekli idi.
Devlet Başkanlığından söz etmeksizin, onun görevini eylemli olarak Meclis Başkanına gördürüyorduk. Meclis Başkanlığı görevini yapan ise, eylemli olarak İkinci Başkan idi. Hükümet vardı, ama “Büyük Millet Meclisi Hükümeti” sanını taşıyordu. Kabine sistemine geçmekten çekiniyorduk; çünkü padişahçılar, hemen padişahın, yetkisini kullanması gerektiğini ortaya atacaklardı.
İşte, geçiş döneminin bu uğraşma evrelerinde bizim kabul ettirmek zorunda bulunduğumuz orta biçimi, yani Büyük Millet Meclisi Hükümeti biçimini haklı olarak eksik bulan ve meşrutiyet biçiminin açıkça belirtilmesini sağlamaya çalışan karşıcıllarımız, bize karşı çıkıyorlar ve diyorlardı ki: “Bu yapmak istediğiniz hükümet biçimi neye, hangi yönetime benzer?” Amacımızı ve ereğimizi söyletmek için yöneltilen bu çeşit sorulara biz de, zamanın gereğine göre yanıtlar vererek padişahçıları (saltanatçıları) susturmak zorunda idik. Böylece verdiğimiz bir yanıtı, Rauf Bey, içten, vicdanını inandıran, yadsınamaz ve karşı çıkı1maz bulduğunu söyleyerek bütün görüşünü ve savını benim o sözlerimle dayandırıyor. (Rauf Bey), “bu inandırıcı ve büyük sözlerden sonra” Büyük Millet Meclisi Hükümeti biçiminin sakat olacağını kabul etmek istemiyor. Bu elverişsiz ise, bu sakat biçimi daha önce kabul ettirenlerin, bu kez kabul ettirdikleri cumhuriyet biçimini de, bir gün eksik görüp başka bir yönetim biçimini ortaya atmalarından kaygılanmak gerekeceği yolunda bir uslamlama yapıyor. Bu uslamlamanın ne denli çürük ve boş sözler olduğu apaçıktır. “Kutsal duyguları, cumhuriyet yönetiminden başka hiçbir yönetimi benimsemediği yolunda” olan bir kişinin, geçiş dönemi için zorunlu olduğunu pek iyi bildiği Büyük Millet Meclisi Hükümeti biçimine saplanıp kalarak, cumhuriyet biçiminin de eksik görüleceği ve başka bir yönetim biçimi araştırılacağı kaygısına düşmesi doğru mudur? Rauf Bey’in burada, cumhuriyetten sonra, başka bir yönetim biçimi derken neyi söylemek istediği bellidir. Rauf Bey demek istiyor ki, cumhuriyeti ilan edenler, böylece Osmanoğullarını saltanattan uzaklaştırdıktan sonra acaba, cumhuriyetten, yine padişahlığa dönerek, kendileri saltanat katına oturmayacaklar mı? Bunun tarihte benzerleri yok mu diye duraksayan ve kaygıya düşenler var.
Rauf Bey, olduğu gibi aldığımız sözlerinin sonunda, halkın cumhuriyeti istediğini söylerken: “İstiyor ama, uygulanamaz da…” yolundaki şaşılacak sözleriyle, benim belirttiğim noktayı pek güzel açıklamaktadır.
İsmet Paşa’nın Mecliste Rauf Bey’e Verdiği Yanıtlar
Baylar, Rauf Bey’le karşılaşan ve değerli görüşler ileri süren milletvekilleri çoktu. Bu arada İsmet Paşa da, uzun ve değerli bir konuşma yaptı. İsmet Paşa’nın her zaman okunması yararlı olan kimi sözlerini de bilginize sunacağım.
İsmet Paşa: “Köklü bir devlet biçimi söz konusu olduğu zaman düşüncelerimiz ve duygularımız kendi aramızda kalmaz. Gözlemleyen bütün bir dünya vardır.” dedikten biraz sonra: “Cumhuriyet ilanı, bir ulusun kutsal bir ülküsü, bir ateş gibi ortalığı sarar. Cumhuriyet ilan olunduğu zaman, cumhuriyete kavuşan ulusun bütün ateşini gösteren her türlü belirtiler ortaya çıkar. Eğer bir ülkede cumhuriyetin ilan olunduğu günlerin üçüncüsünde, beşincisinde, hakları kaldırılmış bir padişahoğlu ortaya çıkar da karşı durum alırsa… Dünya ve dünya düşünürleri bu cumhuriyetin gücünden kuşku duyar.” sözleriyle başlayarak, cumhuriyetin ilanı üzerine İstanbul’da alınan durumun dokuncasını açıkladı.
İsmet Paşa, Rauf Bey’in konuşmasını irdelerken; “Ulusal egemenlik temel ilkedir, diyenlerin bu sözlerinden, kuşku ve kaygıya kapıldıkları anlamını çıkaramayız.” dedi. Ondan, sonra İsmet Paşa, Rauf Bey’e seslenerek: “Rauf Bey! Siyasa yapıyoruz. Yanlışları bir bir göstermeliyiz. Dahası, siz hiçbir iş adamı gördünüz mü ki, başlarken anaparasını tehlikeye koyduğu inancında olsun ve başarı sağlayamayacağını bile bile parasını tehlikeye atsın. Bir işe başlayan adam, her zaman sonucunun iyi olacağını güven altına alır, öyle başlar. Hele böyle devrim yapıldığı zamanlarda hükümet ileri gelenleri, herhangi bir devlet adamı, kuşkuya düşmez. Yanlıştır. Yanıldınız Rauf Beyefendi!” dedi. Bundan sonra İsmet Paşa, Rauf Bey’in: “Üst tabakada biçim değiştirerek devletin yararını sağlamayı ve genel gereksemeleri karşılamayı düşünmek, çok büyük bir yanılgı olur.” yolundaki sözlerine karşılık verirken; “Büyük yanılgı bu denli duyarlı günlerde, bir noktada toplanması gereken manevi güçleri ve devrim güçlerini şu konu üzerinde ya da bu konu üzerinde kuşkuya düşürmektir. Bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek, büyük yanılgı budur.” dedi.
İsmet Paşa, Rauf Bey’den şunu da sordu: “… Devlet başkanlığı sorununu çözmek istiyordunuz. Nasıl çözecektiniz? Kaç çözüm yolu vardı?”
İsmet Paşa, ivedilik savına karşı verdiği yanıtta: “Arkadaşlar,” dedi, “doğal sayılan bir sonuç için ivedilik söz konusu olmaz; ancak yanılgı sayılabilecek sonuçlar için ivedilik söz konusu olur.
Cumhuriyet ivedilikle ilan edildi demekle, o gün ilan edilmeyip de altı ay sonraya kalsaydı, belki başka bir durum ortaya çıkardı, denilmek isteniyor ki sözün bu anlamı ile ivedi davranılmıştır.”
Rauf Bey konuşmasında, bizim cumhuriyet ilânındaki davranışımızı eski Genel Merkez (İttihat ve Terakki Partisi Genel Merkezi) işleri gibi göstermek istedi.
İsmet Paşa bu noktaya yanıt verirken dedi ki: “Genel Merkez yaşamını, bu ülkede yaşatmış ve yıllarca savunmuş temsilciler ve gazeteler de onun görüşünü savunuyorlar. Rauf Bey’in görüşünü ellerinde silah olarak kullanıyorlar. Bu, zavallılıktır (bedbahtlık).”
Rauf Bey daha sonraki konuşmasında bu sözleri şu yolda yanıt verdi: “Genel Merkez sözleriyle yaptığım anıştırmaları, Tanin silah gibi kullanmıştır. Ant içerim ki, baylar, Tanin kullanmış, Tevhid i Efkâr kullanmış; ben bilmiyorum.”
İsmet Paşa, Rauf Bey ve arkadaşlarının Halifeyi gidip görmelerine değinirken şunları söyledi: “Halifeyi gidip görmek, halifelik sorunudur.
Devlet adamı olarak hiçbir zaman unutamayız ki, halife orduları bu ülkeyi baştan başa örene çevirmişlerdi. Halife orduları kurulabileceğini hiçbir zaman gözden uzak tutmayacağız… Türk ulusu, en büyük acıları halife ordusundan çekmiştir; bir daha çekmeyecektir.
Bir halife fetvasının, bizi Birinci Dünya Savaşı yıkımına attığını hiçbir zaman unutmayacağız. Bir halife fetvasının, ulus ayağa kalkmak istediği zaman, ona düşmanlardan daha alçakçasına saldırdığını unutmayacağız.
Tarihin herhangi bir döneminde, bir halife, bu ülkenin alınyazısına karışmayı aklından geçirirse, hiç kuşku yok, o kafayı koparacağız!”
İsmet Paşa, “bravo!” sesleri ve alkışlarla karşılanan bu sözlerine şunları da ekledi: “Herhangi bir halife, geleneğe düşünceleriyle ya da biçime ve yönteme uyarak, kapalı ya da açık bir biçimde Türkiye’nin yazgısıyla ilgili imiş gibi bir durum almak isterse; Türkiye devlet adamlarını değerli buluyormuş, gönül alıyormuş gibi bir anlayış ile düşünürse bunları, ülkenin varlığı ve yaşayışı ile tam karşıt sayacağız ve bu tutumunu vatan hainliği sayacağız”
İsmet Paşa, konuşmasının sonunda şunları da söyledi: “Rauf Bey, konuşmalarında geçen ve bizim tam karşıt olarak gördüğümüz sözlerini geri alarak bu parti içinde yürümek kararında mıdırlar? Yoksa, siyasal konuşmalarında ileri sürdüğü ve bizimle tam karşıt olan görüşlerinde direnerek partimizin dışında ve Mecliste bizimle karşı karşıya çalışmak kararı mı verecekler? Karar kendilerinindir.”
Rauf Bey, yeniden uzun uzadıya kendini savundu ve parti kurmayacağını, partiden çıkmayacağını bildirdikten sonra, Genel Kurulun acıma ve bağışlama duygularını uyandıracak çok yumuşak sözlerle konuşmasına son vererek, toplantı yerinden ayrıldı. Konuşmacıların karşısında kimse kalmadı.
Rauf Bey, yanıldığını ve cumhuriyetçi olduğunu açıkça söylemiş bulunduğundan, görüşmeler yeter sayıldı ve başkalarının kafasında uyandırılmış olan kuşkuları gidermek için, gazetelerde bir bildiri yayımlanması; ayrıca görüşmelerin tutanağının bastırılıp dağıtılması kararıyla yetinildi.
Şimdi baylar, bu karar neyi belirtiyor?
Rauf Bey’in çapraşık ve iki anlamlı sözleri, gerçekten onun cumhuriyetçi olduğuna partiyi inandırdı mı? Rauf Bey’in parti içinde bizimle duygu ve görüş birliği yaparak çalışabileceği kanısı doğdu mu?
Partinin bu kararı, görüşmenin gerçek sonucunun gerektirdiği karar mı idi? Elbette hayır!..
Öyleyse, bu eksik kararla yetinmeye yol açan etken ne idi?
Bu noktayı birkaç sözle açıklayayım. Rauf Bey, konuşmasının başından sonuna dek, takındığı davranış ve konuşma biçimiyle parti üyelerinin bağışlama duygusuna ve ahlâkına sığınmış gibi idi. Bundan başka Rauf Bey, konuşmasında o denli yanıltmaca yapıyor ve boş şeyler söylüyordu ki sözlerinin doğruluk ve içtenlik ilgisini hemen anlamak, kamu için kolay değildi. Açıkça söylemek gereklidir ki, bu nedenlerin üstünde en önemli iç etmen “sorumsuz, olupbitti, cumhuriyetten sonra, biçim” gibi sözler üzerinde yapılan yıkıcı propaganda, düşünce ve duyguları duraksamaya ve gevşekliğe sürüklemişti.
Durumu, cumhuriyet tartışması dışında, İsmet Paşa ve Rauf Bey çekişmesi gibi görenlerin düşünüşlerinin de, anlamsız bir kararla yetinilmesine yol açtığı kuşku götürmez bir gerçektir.
Baylar, bu karar yüzünden Rauf Bey ve arkadaşlarına bir süre daha partinin içinde, partiyi yıkmak için çalışmak fırsatı verilmiş oldu.
İstanbul’da kimi gazetelerin ülkenin ve cumhuriyetin yüksek çıkarlarına dokunur nitelikte sürüp giden yayınları da, orada öyle bir hava yarattı ki Meclis, İstanbul’a bir İstiklal Mahkemesi göndermeyi zorunlu saydı.
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Açıklaması- 2021
Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, yeni kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 85 sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. 1908’de tarihli Kânûn-ı Esâsî’ ile çelişki yaşanması durumunda Teşkilat-ı Esasiye Kanunu hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür. Anayasa, Meclis Hükümeti sistemini kabul etmiştir.
Teşkilatı Esasiye Kanunu
Mevaddı Esasiye
MADDE 1 – Hakimiyet bilâkaydü şart milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatanı bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.
MADDE 2 – İcra kudreti ve teşri salahiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder.
MADDE 3 – Türkiye Devleti, Büyük Milleti Meclisi tarafından idare olunur ve hükûmeti “Büyük Millet Meclisi Hükûmeti” unvanını taşır.
MADDE 4.- Büyük Millet Meclisi, vilâyetler halkınca müntehap azadan mürekkeptir.
MADDE 5 – Büyük Millet Meclisinin intihabı iki senede, bir kere icra olunur. İntihap olunan azanın azalık müddeti iki seneden ibaret olup fakat tekrar intihap olunmak caizdir. Sabık heyet lâyik heyetin içtimaına kadar vazifeye devam eder. Yeni intihabat icrasına imkân görülmediği takdirde içtima devresinin yalnız bir sene temdidi caizdir. Büyük Millet Meclisi azasının herbiri kendini intihap eden vilâyetin ayrıca vekili olmayıp umum milletin vekilidir.
MADDE 6 – Büyük Millet Meclisinin heyeti umumiyesi teşrinisani iptidasında davetsiz içtima eder.
MADDE 7 – Ahkâmı şer’iyenin tenfizi, umum kavaninin vaz’ı, tadili, feshi ve muahede ve sulh akti ve vatan müdafaası ilânı gibi hukuku esasiye Büyük Millet Meclisine aittir. kavanin ve nizamat tanziminde muamelatı nasa erfak ve ihtiyacatı zamanaevfak ahkamı fıkhiye ve hukukiye ile adap ve muamelât esas ittihaz kılınır. Heyeti Vekilenin vazife ve mesuliyeti kanunu mahsus ile tayin edilir.
MADDE 8 – Büyük Millet Meclisi, hükümetin inkısam eylediği devairi kanunu mahsus mucibince intihap kerdesi olan vekiller vasitası ile idare eder. Meclis, icrai hususat için vekillere veçhe tayin ve ledelhace bunları tebdil eyler.
MADDE 9 – Büyük Millet Meclisi heyeti umumiyesi tarafından intihap olunan reis bir intihap devresi zarfında Büyük Millet Meclisi reisidir. Bu sıfatla Meclis namına imza vaz’ına ve Heyeti Vekile mukarreratını tasdika selâhiyettardır. İcra Vekilleri Heyet içlerinden birini kendilerine reis intihap ederler. Ancak Büyük Millet Meclisi reisi Vekiller Heyetinin de reisi tabiisidir.
İdare
MADDE 10 – Türkiye, coğrafî vaziyet ve iktisadî münasebet noktai nazarından vilâyetlere, vilâyetler kazalara münkasem olup kazalar da nahiyelerden terekküp eder.
Vilâyet
MADDE 11 – Vilâyet, mahalli umurda manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir. Harici ve dahili siyaset, şer’î, adlî ve askerî umum, beynelmilel iktisadî münasebet ve hükûmetin umumî tekâlifi ile menafii birden ziyade vilâyete şâmil hususat müstesna olmak üzere Büyük Millet Meclisince vaz’edilecek kavanin mucibince Evkaf, Medaris, Maarif, Sıhhiye, İktisat, Ziraat, Nafia ve Muaveneti İçtimaiye işlerinin tanzim ve idaresi Vilâyet Şûralarının salâhiyeti dahilindedir.
MADDE 12 – Vilâyet Şûraları, vilâyetler halkınca müntehap azalan mürekkeptir. Vilâyet Şûralarının içtima devresi iki senedir. İçtima müddeti senede iki aydır.
MADDE 13 – Vilâyet Şûrası, azası meyanında icra amiri olacak bir reis ile mutelif şuabatı idareye memur azadan teşekkül etmek üzere bir idare heyeti intihab eder. İcra selâhiyeti, daimi olan bu heyete aittir.
MADDE 14 – Vilâyette Büyük Millet Meclisinin vekili ve mümessili olmak üzere vali bulunur. Vali, Büyük Millet Meclisi Hükûmeti tarafından tayin olunup, vazifesi devletin umumi ve müşterek vezaifini rüyet etmektir. Vali, yalnız devletin umumi vazaifile mahalli vezaif arasında tearuz vukuunda müdahale eder.
Kaza
MADDE 15 – Kaza yalnız idarî ve inzibatî cüzü olup manevi şahsiyeti haiz değildir. İdaresi, Büyük Millet Meclisi Hükûmeti tarafından mansup ve valinin emri altında bir kaymakama mevdudur.
Nahiye
MADDE 16 – Nahiye, hususi hayatında muhtariyeti haiz bir manevî şahsiyettir.
MADDE 17 – Nahiyenin bir şûrası, bir idare heyeti ve bir de müdürü vardır.
MADDE 18 – Nahiye şûrası, nahiye halkınca doğrudan doğruya müntehap azadan terekküp eder.
MADDE 19 – İdare heyeti ve nahiye müdür, nahiye şûrası tarafından intihap olunur.
MADDE 20 – Nahiye şûrası ve idare heyeti kazaî, iktisadî ve malî salâhiyeti haiz olup bunların derecatı kavanini mahsusa ile tayin olunur.
MADDE 21 – Nahiye, bir veya bir kaç köyden mürekkep olduğu gibi bir kasaba da bir nahiyedir.
Umumi Müfettişlik
MADDE 22 – Vilâyetler, iktisadî ve içtimaî münasebetleri itibariyle birleştirilerek, umumi müfettişlik kıtaları vücuda getirilir.
MADDE 23 – Umumî müfettişlik mıntıkalarının umumî surette asayişinin temini ve umum devair muamelatının teftişi, umumi müfettişlik mıntıkasındaki vilâyetlerin müşterek işlerinde ahengin tanzimi vazifesi umumi müfettişlere mevdudur. Umumi müfettişler Devletin umumi vezaifile mahallî idarelere ait vezaif ve mukarreratı daimi surette murakabe ederler.
Maddei Münferide
İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren meri olur. Ancak elyevm münakit Büyük Millet Meclisi 5 Eylül 1336 tarihli nisabı müzakere kanununun birinci maddesinde gösterildiği üzere gayesinin husulüne kadar müstemirren müçtemi bulunacağı cihetle işbu Teşkilâtı Esasiye Kanunundaki 4’üncü, 5’inci, 6’ncı maddeler gayenin husulüne elyevm mevcut Büyük Millet Meclisi adedi mürettebinin sülüsanı ekseriyetle karar verildiği takdirde ancak yeni intihabdan itibaren meriyül icra olacaktır.
Hukukçu, parlamenter Thomas Wentworth hakkındaki idam kararı Tower Hill’de infaz edildi. İngiliz İç Savaşına giden dönemde önde gelen siyasi figürlerdendir.
1776
Ziştovi Antlaşması, 4 Ağustos 1791 tarihinde Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı Devleti arasında Sistovo’da imzalanan barış antlaşmasıdır. Barış antlaşmasının esası, savaşın başladığı günden önce mevcut olan status quo’ya dayanmaktadır. Taraflar 12 Mayıs 1776 tarihli Bukovina sınırlarını belirlemek için yapılan antlaşmaları yineleyip kabul etmektedirler.
1820
Modern hemşireliğin kurucusu, Kırım Savaşı sırasında Üsküdar’daki Selimiye Kışlası’nda da görev yapan İngiliz hemşire Florence Nightingale, İtalya’nın Floransa kentinde doğdu. Hemşirelik andına adı verildi. Uluslararası Hemşirelik Andı; 1965 yılında Uluslararası Hemşirelik Konseyi tarafından Florence Nightingale Yemini ile birlikte mesleki etik ilkeler çerçevesinde incelenmiş, revize edilerek tüm dillere çevrilmiş ve hemşirelik okullarının mezuniyet törenlerinde okutulmaya başlanmıştır.
1871
Paris Komünü yönetimi, ayrılık halinde kadınlara nafaka hakkı tanıdı.
1916
İrlanda’nın Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan eden Paskalya Ayaklanması’nın öncüsü ve İrlanda’nın ilk marksist işçi önderlerinden James Connolly kurşuna dizilerek idam edildi.
1918
Julius Rosenberg doğdu. 19 Haziran1953’te elektrikli sandalye ile idam edilmiştir.
1920
Amerikalı savunma avukatı Irving Kanarek doğdu. (Ölümü: 2 Eylül 2020) Washington Üniversitesi ve Loyola Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1957’de California Barosu’na kabul edildi. Charles Manson ve Jimmy Lee Smith gibi yüksek profilli sanıkları temsil etmesiyle tanındı. Tate-LaBianca davasının duruşmasında Yargıç Older tarafından mahkemeye itaatsizlikten iki kez hapse atıldı.
1925
Japon İmparatorluğu’nda siyasi muhalefeti topluca bastırmak için, Barış Koruma Kanunu adlı antikomünist yasa yürürlüğe girdi.
1926
Alman avukat, devlet adamı ve Merkez Partisi’nin lideri Wilhelm Marx 10 Ocak 1926–12 Mayıs 1926 yılları arasında Adalet Bakanı olarak görev yaptı.
Milletler Cemiyeti üyeleri, mültecilerle ilgili düzenlemeler yaptı.
Amerikalı avukat, yargıç ve hukuk profesörü Nathaniel Raphael Jones dünyaya geldi. (12 Mayıs 1926 – 26 Ocak 2020) Ohio’nun Youngstown kentindeki federal adliye binasına adı verilmiştir.
1926
Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme, diğer adıyla 1951 Mülteci Sözleşmesi, (The 1951 Refugee Convention) 28 Temmuz 1951 tarihinde ilk olarak 12 ülke tarafından imzalanan çok uluslu bir Birleşmiş Milletler sözleşmesidir. Türkiye, mültecilere dair 12 Mayıs 1926 ve 30 Haziran 1928 tarihli anlaşmalara taraf olmadığından yayınladığı bir deklarasyonla sözleşmeye katıldı.
1939
Türk- İngiliz ortak bildirisi imzalandı.
1943
Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti başbakanı Malik Buşati, 13 Şubat-12 Mayıs 1943 tarihleri arasındaki İtalyan işgali sırasında Arnavutluk Başbakanı olarak görev yaptı. Yargılanan bir başbakan olarak tarihe geçti.
1945
Fransız hukukçu ve siyasetçi Pascal Clément doğdu. (Ölümü: 21 Haziran 2020) Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nde hukuk ve felsefe eğitimi gördü. 1971’den 1978’e kadar Rank Xerox şirketinin pazarlama departmanının başkanıolarak çalıştı. 1982’den itibaren Paris Temyiz Mahkemesi’nde avukat olarak görev yaptı. 1977-2001 yılları arasında Saint-Marcel-de-Félines Belediye başkanı olarak görev yaptı. 1994-2008 yılları arasında arasında Loire Genel Konseyi başkanlığı yaptı. İdamın kaldırılmasına karşı çıktı ancak 2007 yılında Adalet Bakanlığı döneminde hiçbir şekilde ölüm cezasının uygulanamayacağı anayasada yer aldı.
1952
Türkiye – Yunanistan Kültür Anlaşması, 20 Nisan 1951 tarihinde, Ankara’da imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı arasında imzalanan Kültür Anlaşmasının onanması hakkında Kanun, 12 Mayıs 1952 tarihinde mecliste kabul edildi, 17 Mayıs 1952 tarihinde resmi gazetede yayınlandı.
1965
Batı Almanya ile İsrail arasında diplomatik ilişki kuruldu.
1967
CHP’den ayrılan Turhan Feyzioğlu ve arkadaşları, Güven Partisi’ni kurdu.
1971
Sıkıyönetim Komutanlığı Harun Karadeniz, Şadi Alkılıç, Doç.Dr. Çetin Özek, Doğan Özgüden, Nihat Sargın, Masis Kürkçügil, Şiar Yalçın, Süleyman Balkan, Zeki Baştımar ve Erdöl Boratap hakkında TCK 141. madde kapsamında kovuşturma başlattı.
1975
TRT Genel Müdürü İsmail Cem, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün Milliyetçi Cephe iktidarının kararnamesini imzalamasıyla görevden alındı.
1976
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) sözleşmesine 183 ülke taraf oldu. Türkiye’nin WIPO’ya katılımı 14 Ağustos 1975 tarih ve 7/10540 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla uygun bulundu. Türkiye 12 Mayıs 1976’dan itibaren örgütün üyesi haline geldi.
1977
Lise son sınıflarda okutulan “Felsefeye Başlangıç” adlı kitabında Şii mezhebinden olanlarla Türkiye Alevilerine hakaret ettiği iddia edilen Prof. Dr. Mübahat Küyel’in yargılanmasına devam edildi.
1978
Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı’nca, liselerde okutulan ahlak dersi ve müfredat programları ile ders kitapları uygulamadan kaldırıldı.
1979
Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) gazetelere “Gerçekçi Çıkış Yolu” başlıklı Ecevit hükümetini eleştiren tam sayfa ilan verdi.
1980
Trabzon Barosu Genel Sekreteri ve CHP İl Hukuk Müşaviri Avukat Temel Aydınoğlu evinin önünde yaylım ateşiyle öldürüldü
1983
Avukat Ömer Atila Sav’ın, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı görevi sona erdi. 8 Mart 1980-12 Mayıs 1983 tarihleri arasında bu görevde kaldı.
1989
İstanbul’da “izinsiz” 1 Mayıs gösterilerinde gözaltına alınan 400’ü aşkın kişiden -aralarında Basın Yayın Yüksek Okulu öğrencisi Alper Taş’ın da bulunduğu- 22’si DGM’ce tutuklandı.
1992
12 Mayıs 1992’de, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün verildiği açıklanan Nelson Mandela, partisi Afrika Ulusal Konseyi (ANC) aracılığıyla ödülü kabul etmediği duyurdu. Yapılan açıklamada, Mandela’nın bütün hayatını demokrasi özgürlük için mücadeleye adadığı, bu sebeple ödülü reddettiği belirtildi.
1995
TCK 140, 141, 142 ve 163.maddeler 2 yıl önce kaldırılmasına rağmen bu maddelerden ceza almış olan yaklaşık 200 bin kişinin sabıkalarının sürdüğü,; pasaport ve ehliyet alamadıkları ve işe giremedikleri açıklandı.
1995
İstanbul Çiftehavuzlar’daki bir evde Devrimci Sol liderlerinden Dursun Karataş’ın eşi Sabahat Karataş’la birlikte üç kişinin öldürüldüğü baskına katılan polisler hakkında yargısız infaz iddiasıyla dava açıldı.
1997
Ölüm orucu sonrası iki bacağı tutmadığından duruşmalara sedyeyle getirilen DHKP-C sanığı Mehmet Yaman’ın tahliye istemi yine reddedildi.
1998
1998 – Silahlı saldırıya uğrayan İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal, ağır yaralandı.
1998
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, “Paradigmanın İflası” kitabından ötürü yargılanan Fikret Başkaya ile yayıncı Mehmet Selim Okçuoğlu’nun Türkiye aleyhine yaptıkları başvuruyu haklı bularak açtıkları davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülmesini kararlaştırdı.
1998
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) İzmir/Karşıyaka Şubesi’ne el yapımı patlayıcı atan 5 ülkücüden 2’si tutuklandı.
1999
ABD yetkilileri, Fazilet Partisi milletvekili Merve Kavakçı’nın 5 Mart 1999’da ABD vatandaşlığına geçtiğini açıkladı.
2000
“Cüppeli Ahmet Hoca” olarak bilinen Ahmet Ünlü, evinde bulunan tarihi eserlerle ilgili olarak gözaltına alındı
2000
Endonezya hükümeti, Aceh bölgesinin bağımsızlığı için 25 yıldır savaşan Özgür Aceh Hareketi (GAM) ile ateşkes imzaladı.
2001
TBMM’de Türk Telekom’un özelleştirilmesine olanak sağlayan Telekom Yasası, 209 oyla kabul edildi. 1 adet imtiyazlı hisse dışında Telekom’un % 99’u satılması, yabancı ortaklıkların payının % 45’i geçememesi, lisans yetkisinin Telekomünikasyon Kurumu’na devredilmesi kararlaştırıldı.
2003
Avrupa Birliği’ne katılım için Litvanya’da yapılan referandumda halkın yüzde 91’i evet dedi.
2004
Yargıtay, temyize götürülen davada, Albaraka Türk’ün aralarında Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın da bulunduğu geçmişteki ortak ve yöneticileri hakkında açılan “naylon fatura” davasının, Vergi Affından yararlanamayacağı kararı aldı.
2005
AİHM, Abdullah Öcalan’ın yargılanmasında, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılama, uzun süre gözaltında tutma, idam cezası ile yargılamayı düzenleyen üç maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Mahkeme, Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanmasını tavsiye etti.
Felsefeci, çevirmen, denemeci Selahattin Hilav, 77 yaşında öldü. “100 Soruda Felsefe” adlı el kitabı en tanınan çalışmasıdır.
2006
Hayvanları Koruma Kanunu’nun uygulanmasını göstermek üzer Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği 12 Mayıs 2006 tarihinde çıkarıldı.
2006
Kızıltepe’de babasıyla birlikte öldürülen Uğur Kaymaz anısına anıt yaptıran Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş hakkında, görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle dava açıldı. Belediyenin kendisine verdiği yetkiyi aşarak görevini kötüye kullandığı iddia edilen Demirbaş için 1 ila 3 yıl arasında değişen hapis cezası istendi.
Almanya’da Stern dergisinin her yıl verdiği “Basın ve Düşünce Özgürlüğü Ödülü”, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’e verildi.
2009
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Madrid’de yeni bir Deklarasyon yayınlayarak, toplumsal cinsiyet eşitliğini bir gerçeklik haline getirme taahhüdünü yineledi.
2010
Rusya ile Türkiye arasında vize anlaşması imzalandı.
Türkiye ile AB arasında ihdas edilen Yüksek Düzeyli Memurlar Çalışma Grubu toplantılarında herhangi bir taahhüt içermeksizin müzakerelerde ele alınacak konulara ilişkin çalışmalar sonucunda ve 12 Mayıs 2015 tarihinde Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde mutabık kalındı.
2018
İskoç asıllı bir seri katil ve nekrofili Dennis Andrew Nilsen,öldü. (Doğumu: 23 Kasım 1945) 1978 ile 1983 yılları arasında Londra’da en az on iki genç erkek ve çocuğu öldüren Kurbanlarını kandırması ve boğarak öldürmesi ile tanındı.
Kadın Erkek Eşitliği Komitesi, 23 Mayıs 2010’da Strazburg’ta almış olduğu karar ile kadın erkek eşitliği alanında somut öneriler getirmiştir. Komite kararı, Avrupa Konseyi Kadın Erkek Eşitliğinden Sorumlu 7. Bakanlar Konferansı tarafından onaylanmıştır.
Kadın Erkek Eşitliği Yönetim Komitesi’nin (Committee for Equality between Women and Men ) karar metni, toplumsal cinsiyet eşitliğinin hukuk önünde eşitlik ile fiili eşitlik arasındaki farkı kapatmak için gerekli adımları ele almaktadır. Karar, Karar, Avrupa Konseyi’nin toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki politikalarını, tavsiyelerini ve önceliklerini detaylandırarak bu hedeflere ulaşmak için somut öneriler sunmaktadır.
Belge, yasama organları tarafından yapılası gereken işlemleri; aile, özel hayat ve iş hayatındaki uyum için yapılması gerekenleri ve hükümet politikalarını başlıklar haline ele almaktadır. Komite, özellikle medya ve eğitimdeki kalıplaşmış toplumsal cinsiyet rolleri ile mücadele etmeyi hedeflemektedir.
Metin şu temel noktaları vurgulamaktadır.
Hukuki ve Fiili Eşitlik: Yasal düzenlemelerle güvence altına alınan kadın erkek eşitliğinin fiilen sağlanması ve toplumsal hayatta uygulanabilir hale getirilmesi gerekmektedir.
Şiddetle Mücadele: Kadına yönelik şiddet yapısal bir sorundur. Bu sorunun çözümü için erkeklerin de aktif rol alması gerekmektedir.
Eğitim ve Medya: Toplumsal cinsiyet kalıplarının ortadan kaldırılması için eğitim ve medyanın önemli bir rolü bulunmaktadır. Cinsiyetçi dilin kullanılmaması ve kalıplaşmış cinsiyet rollerinin değişmesi gerekmektedir.
Kadınların Karar Alma Mekanizmalarına Katılımı: Kadınlar siyasal, kamusal ve ekonomik karar mekanizmalarına eşit bir şekilde katılmalıdır. Bu katılım için gerekli somut eylemler uygulamaya geçirilmelidir.
Uluslararası İşbirliği: Toplumsal cinsiyet eşitliği için diğer uluslararası örgütlerle işbirliği yapılması gerektiği ifade ediliyor.
Eylem Planı ve Stratejiler: Eylem planı ve stratejilerle toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için hükümetler, sivil toplum kuruluşları ve diğer kurumlar işbirliği içinde olmalıdır.
Kadın Erkek Eşitliği Komitesi Kararı
GERÇEK TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNE ULAŞMAK İÇİN HUKUK ÖNÜNDE EŞİTLİK İLE FİİLİ EŞİTLİK ARASINDAKİ UÇURUMUN KAPATILMASI
Avrupa Konseyi Kadın Erkek Eşitliğinden Sorumlu 7. Bakanlar Konferansına katılan ülkelerin Bakanları, (Bakü, 24-25 Mayıs 2010);
1. Avrupa Konseyi’nin temel hedefi olan ve tüm faaliyetlerde katkı sunulması gereken insan haklarının korunması ve geliştirilmesi ve bu haklardan tam olarak yararlanılması, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü anımsayarak, 2. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve gözden geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının yanı sıra, kadın erkek eşitliğinin insan haklarının ayrılmaz bir parçası ve demokrasinin temel bir kriteri olduğunu beyan eden Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 16 Kasım 1998 tarihli “Kadın Erkek Eşitliği Deklarasyonu”nun ile toplumsal cinsiyet eşitliğini bir gerçeklik haline getirme taahhüdünü yineleyen 12 Mayıs 2009’da Madrid’de kabul edilen Bakanlar Komitesi’nin yeni Deklarasyonunu anımsayarak;
3. Bakanlar Komitesi tarafından toplumsal cinsiyet eşitliği alanında kabul edilen tavsiye kararlarında, özellikle Kadınların ve Erkeklerin Siyasal ve Kamusal Karar Mekanizmalarında Eşit Temsili konulu (2003)3 sayılı Tavsiye Kararı ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Standartları konulu (2007)17 sayılı Tavsiye Kararında yer alan ilkeleri ve prensipleri yeniden teyit ederek;
4. Daha önce kadın erkek eşitliği konusunda altı kere düzenlenen Bakanlar Konferansları sırasında verilen taahhütleri yeniden teyit ederek ve bu Konferans ile kabul edilen Eylem Planında yer alan stratejileri ve önlemleri vurgulayarak;
5. Avrupa Konseyi’nin kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele ve önleme sözleşmesinin devam eden hazırlıklarını memnuniyetle karşılayarak;
6. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve İhtiyari Protokolü, ilgili Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmeleri, Birleşmiş Milletler Dördüncü Dünya Konferansında kabul edilen Deklarasyon ve Eylem Platformu ve diğer ilgili Birleşmiş Milletler dokümanlarını anımsayarak;
7. Lizbon Anlaşması ile yürürlüğe giren Avrupa Birliğini oluşturan Anlaşmanın toplumsal cinsiyete özgü hükümlerini, bunların yanı sıra Avrupa Birliğinin bu alandaki ilgili belgelerini yeniden anımsayarak ve Avrupa Birliği Toplumsal Cinsiyet Enstitüsünün kuruluşunu memnuniyetle karşılayarak;
8. Mevzuatta ve politika geliştirme alanında yaşanan olumlu ve çarpıcı gelişmelere, yasal alanda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması yolunda yaşanan gelişmelere rağmen, gücün ve sorumlulukların eşitsiz dağılımı, cinsiyete dayalı ücret farklılıkları ve geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin süregelen hakimiyeti nedeniyle ekonomik, sosyal ve kültürel kaynaklara eşitsiz erişim gibi nedenlerle uygulamada (fiili) toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının bir sorun olmaya devam ettiğini dikkate alarak;
9. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik erkekler tarafından uygulanan şiddetin ciddi bir yapısal ve toplumsal sorun olmaya devam ettiğini ve bu şiddetle mücadeleye ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesine erkeklerin katılımının sağlanması ve bu katılımın güçlendirilmesinin gerekli olduğunu kabul ederek;
10. Kadınların ve erkeklerin rollerine ilişkin süregelen kalıp yargıların ve önyargıların sonucu olarak toplumun kadınların ve erkeklerin yetkinliklerinden tam olarak yararlanamamasını üzüntüyle karşılayarak ve toplumsal cinsiyet temsiliyetleri, davranışları ve yaklaşımları konusunda medyanın sorumluluğu ve eğitimin önemli rolünün farkında olarak;
11. Hukuk önünde eşitlik ile fiili eşitlik arasındaki farkın kapatılmasının ancak, bu konuya özel yasalar, politikalar ve programlar geliştirerek ve bunların uygulanmasının toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme dahil özel önlemler ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve politikalara yerleştirilmesi stratejisi yoluyla sağlayarak gerçekleşebileceğine inanarak;
12. Tüm üye ülkelerin bütçe kısıtlamaları ile karşı karşıya kaldıkları zor bir ekonomik ve sosyal ortamda, hukuki ve fiili toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerçekleştirilmesinin, aktif toplumun tüm üyelerinin yetkinliklerinin, yeteneklerinin ve yaratıcılıklarının tam olarak kullanılması sureti ile, bu durumun iyileştirilmesine oldukça büyük katkı sağlayacağı hususunda ikna olarak;
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne şunları tavsiye ederler:
13. Bu Kararda belirlenen hedeflerin gerçekleştirilmesi için gereken tüm önlemlerin alınması ve “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Gerçeğe Dönüşmesi” Deklarasyonundaki taahhütlerle uyumlu şekilde, tüm üye ülkelerdeki çalışmalarını sürdürmesi;
14. Bu Konferans sırasında Kabul edilen “Hukuki ve Fiili Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Gerçekleştirilmesine İlişkin Güçlüklerin Ortaya Koyulması” konulu Eylem Planı’nın uygulanması yoluyla Avrupa Konseyi’nin aktivitelerinin sürdürülmesi,
15. Kadınların şiddete karşı korunması da dahil, toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki tavsiye kararlarının uygulanmasının takibine devam edilmesi;
16. Hukuk önünde eşitlik ile fiili toplumsal cinsiyet eşitliği arasındaki farkın kapanması için, diğer uluslararası hükümetler arası örgütlerle işbirliğinin genişletilmesi, özellikle Avrupa Toplumsal Cinsiyet Enstitüsü ile işbirliği anlaşmasının sonlandırılması;
17. Hükümet dışı kuruluşlar, sosyal ortaklar ve sivil toplumun diğer temsilcileri ile fiili toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerçekleştirilmesini amaçlayan stratejik bir ortaklık kurulması amacıyla işbirliğinin desteklenmesi;
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerçekleştirilmesi için bu Kararda belirlenen stratejiler üzerinde anlaşırlar ve hükümetlere ve ilgili tüm kurumlar ve gruplara, özellikle ulusal toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizmaları, hükümet dışı kuruluşlar ve sivil toplumun diğer temsilcilerine, aşağıdaki alanlar başta olmak üzere, bu stratejileri uygulamalarını tavsiye ederler:
Yasama
18. Ulusal mevzuatta kadın erkek eşitliği ile uyuşmayan tüm ayrımcı hükümlerin ortadan kaldırılması ve özellikle ihlal edildiği hallerde şikayetlerin kayıt altına alınması yoluyla yasaların uygulanması ve bu uygulamanın izlenmesi için gereken mekanizmaların oluşturulması,
19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 12 No’lu Protokolü gibi kadın erkek eşitliği ile ilgili tüm uluslararası yasal düzenlemelerin imzalanması ve onaylanması;
Politikalar
20. Kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve hukuki ve fiili eşitlik arasındaki farklılıkların ortadan kaldırılması için geçici özel önlemleri de kapsayan olumlu eylemler başta olmak üzere, özel toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları geliştirilmesi;
21. Siyasi taahhütler, hedefler, zaman çerçeveleri ve kaynaklar oluşturmak için yerel ve bölgesel yetkilileri stratejik planlama araçları olarak dahil etmek suretiyle ulusal eylem planları hazırlanması ve kabul edilmesi; 22. Bu politikalara paralel olarak, toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme dahil toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve programlara yerleştirilmesi stratejilerinin kabul edilmesi ve uygulanması;
23. Yukarıda bahsi geçen hedefleri gerçekleştirmek için, açık yetkiler, iyi tanımlanmış işlevler ve sorumluluklar yükleyerek ve gerekli insan kaynağı ve mali kaynakları sağlayarak ulusal toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizmalarının etkin bir şekilde işlev görmesinin temin edilmesi;
24. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmak için çalışan ulusal mekanizmaların, STK’ların ve diğer kuruluşların toplumsal cinsiyet eşitliğinin farklı düzeylerde uygulanması konusunda yakın işbirliği içinde çalışmaya davet edilmesi;
25. Fiili toplumsal cinsiyet eşitliğinin oluşturulmasında rollerini güçlendirmeleri için gereken araçları sunmak amacıyla STK’lara ve diğer kuruluşlara destek sağlanması; Kadınların ve erkeklerin karar alma da dahil, kamusal ve siyasal yaşama eşit katılımları
26. Kadınların ve erkeklerin siyasal, kamusal ve ekonomik karar-mekanizmalarına dengeli katılımlarını teşvik etmek için geçici özel önlemleri de içeren olumlu eylemlerin kabul edilmesi ve uygulanması;
27. Kadınların ve erkeklerin siyasal ve kamusal karar alma mekanizmalarına dengeli katılımı ile ilgili Tavsiye Kararı (2003)3’te önerilen önlemler doğrultusunda kadınların ve erkeklerin siyasal ve kamusal hayata dengeli katılımını yaygınlaştırmak için somut hedefler ve ölçütler oluşturulması;
Aile, özel hayat ve iş hayatının uzlaştırılması
28. Özellikle aşağıda maddeler halinde sunulan öncelikli alanlarda iş ve aile hayatı arasında uzlaşma sağlama ile ilgili Tavsiye Kararı R (96) 5’in uygulanması aracılığı ile iş gücü piyasasında ve ekonomik hayatta eşitliğe saygı duyulmasının garanti altına alınması ile kadınların ekonomik bağımsızlığının ve kadınların güçlendirilmesinin teşvik edilmesi;
çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi;
iş gücü piyasasında özellikle de toplumsal cinsiyete dayalı ücret farklılığı gibi kadın ve erkek arasındaki ayrımcılıkların ortadan kaldırılması;
aileler lehine yeterli ölçüde finanse edilmiş hizmetlerin geliştirilmesi;
sosyal güvenlik sistemlerinin ve çalışma biçimlerinin artan çeşitliliği için vergi sistemlerinin kabul edilmesi
okul saatlerinin ve müfredatın düzenlenmesi
bakım sorumlulukları ve ev içi sorumluluklarının kadınlar ve erkekler arasında eşit şekilde paylaşılması
Toplumsal cinsiyete dayalı kadına yönelik şiddetle mücadele ve önleme
29. Kadına yönelik şiddete karşı kadının korunması ile ilgili Tavsiye Kararı (2002)5’in uygulanması için gereken önlemlerin alınması ve bu maksatla bu uygulamanın uygun kaynaklarla desteklenmesinin sağlanması;
Savunmasız kadın ve kız çocuğu gruplarına yönelik çoklu ayrımcılıkla mücadele etme
30. Göçmen kadın ve kız çocukları, engelli kadın ve kız çocukları, cinsel yönelimleri ve cinsel kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğrayan kadınlar ve kız çocukları ve cinsiyet değiştiren kişileri de içeren savunmasız kadın ve kız çocuğu gruplarının çoklu ayrımcılığa maruz kaldıklarının kabul edilmesi ve onların insan hakları ve temel özgürlüklerden tam anlamıyla yararlanmalarını sağlamak üzere önlemler alınması;
Özellikle medya ve eğitimdeki kalıplaşmış toplumsal cinsiyet rolleri ile mücadele etme
31. Erkekleri de dahil ederek, özellikle de kamu alanında kalıplaşmış olmayan kadın ve erkek portresini teşvik ederek yaşamın bütün alanlarında mevcut olan toplumsal cinsiyet kalıplarını ortadan kaldırmak üzere gerekli önlemleri almak;
32. Cinsiyet ayrımı yapmayan dilin kullanılmasını teşvik etmek ve bu dilin toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi doğrultusunda yasal metinlerde, kamu idarelerinde ve eğitimde kullanılmasını sağlamak;
33. Toplumsal cinsiyet kalıp yargıları ile mücadele etme ve fiili toplumsal cinsiyet eşitliğini yaygınlaştırmak konusunda eğitimin rolünü genişletmek üzere gerekli önlemlerin alınması;
34. Hem kız hem de erkek çocuklarına toplumsal cinsiyet kalıp yargılarından arındırılmış ve toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan bir eğitim sağlanması ve bu maksatla, Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Ana Plan ve Programlara Yerleştirilmesi konulu CM/Rec (2007) 13 sayılı Tavsiye Kararında önerilen önlemlerin uygulanması;
35. Basının özgürlüğüne ve bağımsızlığına saygı duyarak, insana, insan haysiyetine saygı göstermeye dayalı kalıplaşmış olmayan kadın ve erkek imajını teşvik etmek üzere medya kuruluşları ile düzenli iletişim kurulması ve medya profesyonelleri için davranış ilkelerinin daha da geliştirilmesinin teşvik edilmesi;
36. Medyada kadın ve erkek eşitliği ile ilgili olan Tavsiye Kararları R(84)17 doğrultusunda gazetecilik öğrencilerinin ve medya personelinin toplumsal cinsiyet eşitliği, medyada cinsiyetçi olmayan dilin kullanılması ve cinsiyetçi kalıp yargıların ve cinsiyet ayrımcılığının nasıl önleneceği ile bağlantılı sorularla ilgili farkındalıklarının artırılması ve eğitilmesinin desteklenmesi;
37. Medyada, özellikle de yönetim, programlama ve düzenleyici organlar gibi pozisyonlardaki karar alma mekanizmalarına kadınların ve erkeklerin dengeli katılımının teşvik edilmesi;
Avrupa Konseyi Genel Sekreterine şu tavsiyelerde bulunurlar:
38. Sekreterlikte, yürütme komitelerinde ve Avrupa Konseyi’nin diğer organlarında kadınların ve erkeklerin dengeli katılımının aktif bir şekilde teşvik edilmesi;
39. Avrupa Konseyindeki bütün çalışmalarda ve programlarda, toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme dahil, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve politikalara yerleştirilmesi stratejisinin uygulanması;
40. Avrupa Konseyi kuruluşları ve organlarında toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının uygulanması ile ilgili kaydedilen gelişmeler üzerine her yıl rapor sunulması.
Uluslararası Hemşirelik Andı – Florence Nightingale Yemini; ilk olarak 1893 yılında Lystra Gretter tarafından oluşturulan ve o tarihten günümüze hemşirelerin mesleki yaşamına başladıkları ilk gün olarak kabul edilen mezuniyet törenlerinde okutulan, mesleki etik kurallar çerçevesinde onurla uygulayacaklarına dair yemindir.
Lystra Gretter (1858- 1951)
Uluslararası Hemşirelik Andı; 1965 yılında Uluslararası Hemşirelik Konseyi tarafından Florence Nightingale Yemini ile birlikte mesleki etik ilkeler çerçevesinde incelenmiş, revize edilerek tüm dillere çevrilmiş ve hemşirelik okullarının mezuniyet törenlerinde okutulmaya başlanmıştır.
Yemin, geçerliliğini her dönem korurken; bazı kuralların da içinde bulunulan dönemin şartlarına uygun olmadığından özünü koruyarak değişimine ihtiyaç duyulmuştur.
Uluslararası Hemşirelik Andı – Florence Nightingale Yemini
Yüklenmiş olduğum sorumlulukların bilincinde geliştirdiğim anlayış ve becerilerimle herhangi bir ırk, inanç, renk, siyasal veya sosyal durum ayırımı gözetmeksizin hastalarıma bakacağıma;
Hayatı korumak, ızdırabı hafifletmek, sağlığı yüceltmek için gereken her türlü çabayı göstereceğime;
Bakımım altındaki hastaların bütün değer ve dini inançlarına saygı duyacağıma;
Bana bireylerle ilgili olarak verilen tüm bilgileri saklayacağıma;
Hayatı ya da sağlığı tehdit edebilecek her türlü girişimden sakınacağıma;
Mesleki bilgi ve becerilerimi en üst düzeyde tutmaya çalışacağıma;
Sağlık ekibinin bütün üyeleri ile iş birliği yapacağıma ve onları destekleyeceğime;
Bunların tümünü yaparken, Uluslararası Hemşirelik Ahlak Yasası’nın onurunu korumak için gerekecek bütün çabaları sarf edeceğime ve hemşireliğin bütünlüğünü koruyacağıma ant içerim.
11 Mayıs – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
330
Konstantinopolis (İstanbul), Roma İmparatorluğunun resmi başkenti oldu. Önceki ismi Byzantion olan bu kente törenle “Yeni Roma” adı verildi ancak Konstantinopolis adı ile anıldı.
1655
İbşir Mustafa Paşa idam edildi.
1812
İngiliz hukukçu ve devlet adamı, Spencer Perceval yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Kasım 1762) Trinity College‘da eğitim gördü. 1786’da hukuk eğitimi veren bir kuruluş olan Lincoln’s Inn’in kararıyla baroya kabul edildi. 1796’da kralın danışmanlığına getirildi. Aynı yıl Parlamento’ya girdi. 1801’de başsavcı yardımcılığına atandı ve1802’de başsavcı oldu. 1807’de maliye bakanlığına getirildi. 4 Ekim 1809’da Portland dükünün yerine başbakan oldu. 4 Ekim 1809–11 Mayıs 1812 tarihleri arasında başbakanlık yaptı. Kendisinden önceki hükûmetlerin yıkılmasına yol açan dinsel hoşgörü politikasını terk eden Perceval, hükûmete karşı kişisel bir şikâyette bulunmak için kendisine başvuran ve yanıt alamayan John Bellingham adlı bir akıl hastası tarafından Avam Kamarası’nda vurularak öldürüldü. Suikast sonucu yaşamını yitiren ilk ve tek Birleşik Krallık başbakanıdır.
Hukukçu ve yazar Burhan Felek dünyaya geldi. (Ölümü: 4 Kasım 1982) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Ticaret Vekaletinde hukuk müşavirliği yaptı. Liselerde öğretmenlik görevinde bulundu ve aynı zamanda serbest avukatlık yaptı. İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı görevini üstlendi. Üsküdar Anadolu SK kurucusu oldu. Uzun yıllar Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi’nin başkanlığını yürüttü. Gazeteciliğe Donanma dergisinde başladı. Tasvir-i Efkâr‘da spor yazarı ve foto muhabiri olarak çalıştı. Vakit, Millet, Yeni Ses, Milliyet ve Tan gazetelerinde fıkra ve mizahî hikâye yazarlığına daha sonra 29 sene Cumhuriyet gazetesinde devam etti.
Rusya’daki Türkler, Moskova’da Umum Rusya Müslümanları Kongresi’ni topladı.
1920
Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı sadrazamı Damat Ferit Paşa hükümetinin baskısı sonucunda İstanbul’da Divan-ı Harp tarafından idama mahkum edildi ve askerlikten uzaklaştırıldı. Karar 24 Mayıs 1920 tarihinde padişah Vahdettin tarafından tasdik edildi.
1920
İstanbul Hükümeti temsilcisi Tevfik (Okday) Paşa’ya, San Remo’da saptanan barış antlaşması taslağı bildirildi.
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük, doğdu. (Ölümü: 2006) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1949 yılında Ankara Barosuna kaydoldu. 1956 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne İdare Hukuku Kürsüsü asistanı olarak girdi. ABD’de ”İdarenin yargı yoluyla denetlenmesi” konusunda araştırmalarda bulundu. Paris’te kamu yönetimi ve yerel yönetimler, Viyana’da resmi yayınlar konularında çalışmalar yaptı. Prof. Dr. Gözübüyük, 1960-1983 yılları arasında yapılmış olan Anayasa ve Yönetimi Yeniden Düzenleme çalışmalarına katıldı, 1971-1984 yılları arasında Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. 1981-1989 yılları arasında Cumhurbaşkanı Hukuk Danışmanlığı yaptı. 1991 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden emekli oldu.
1925
Sovyet döneminin ilk Anayasası olan Rusya Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti Anayasası (Temel Kanun) 10 Temmuz 1918 tarihinde V. Tüm-Rusya Sovyetler Kongresinde kabul edilmiştir. Sovyet dönemindeki diğer Rus anayasaları, 11 Mayıs 1925 RSFSC Anayasası, 21 Ocak 1937 ve 12 Nisan 1978 tarihli anayasalardır.
Atatürk, çiftliklerini ve taşınmazlarını ulusa bağışladı.
1945
Hukukçu Şirin Yazıcıoğlu Cemgil doğdu. (Ölümü: 17 Nisan 2009) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1968 öğrenci hareketi içinde aktif olarak yer aldı. Bir süre avukatlık yaptı. Siyasi davalarda yargılanan ilerici-demokratların davalarını üstlendi. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra tutuklandı ve iki yıl hapis yattı. 1981 yılında serbest kalınca politik sürgün olarak ülkeyi terk etti.
1946
Alman avukat ve neo-Nazi siyasetçi Jürgen Rieger doğdu. (Ölümü: 29 Ekim 2009) Uzun yıllar boyunca neo-Nazi oluşumlarının içerisinde yer aldı. 1960’lı ve 70’li yıllarda Artgemeinschaft Germanische Glaubens-Gemeinschaft isimli neo-Nazi örgütünde çalıştı. Halkı ırkçı fikirlerle kışkırttığı ve yasak Nazi sembollerini kullandığı için hüküm giydi. 1981’de Hamburg Bölge Mahkemesinde savaş suçundan dolayı yargılanan Arpad Wigand isimli eski bir SS subayının savunmasını üstlendi. Neo-Nazilere yaptığı parasal destek onu önemli bir şahsiyet haline getirdi. 80’li ve 90’lı yıllarda Wiking-Jugend ve Özgürlükçü Alman İşçi Partisi (Freiheitliche Deutsche Arbeiterpartei) isimli neo-Nazi oluşumlarda aktif olarak çalıştı. 2006’da Almanya Ulusal Demokratik Partisi’ne (NPD) katıldı ve 2007’de Hamburg milletvekili oldu. 29 Ekim 2009’da öldü.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü‘nün CHP Tüzüğü’nde yer alan “Millî Şef” ve “Değişmez Genel Başkan” unvanları kaldırıldı.
1949
İsrail, Birleşmiş Milletler örgütüne katıldı.
1950
Nazım Hikmet Cerrahpaşa Hastanesi’ne götürüldü. Ancak yapılan tetkiklerin ardından yine tedaviyi kabul etmeyerek açlık grevini sürdürdü. Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat, Nazım Hikmet için 12-14 Mayıs tarihleri arasında 3 gün açlık grevi yapacaklarını duyurdu. İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneği açlık grevine destek olmak için “Nazım Hikmet” adlı bir gazete çıkarmaya başladı. “Nazım Hikmet’i kurtarınız!” başlıklı bildiri dağıtırken gözaltına alınan İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneği üyesi 19 kişi sorguya alındı.
1954
Mahkeme Kapısı isimi bir eseri de olan öykü yazarı Sait Faik Abasıyanık, 48 yaşındayken hayata veda etti; ölümünden on yıl sonra, Burgaz Adası’ndaki evi müzeye dönüştürüldü.
1957
Zaman Gazetesi’nden Nusret Safa Coşkun ve Rıfat Ekinci birer yıl hapse mahkum oldu.
1958
Avukat, siyasetçi ve spor yöneticisi Mehmet Mümtaz Tarhan’ın 29 Kasım 1957’de bağlayan İstanbul valiliği ve belediye başkanlığı görevi 11 Mayıs 1958’de sona erdi.
1958
Amerikalı genç bir adam, Türkiyeli sevgilisini sokakta öpünce linç edilmekten zor kurtuldu. Amerikalı genç ve sevgilisi 20’şer lira ağır hapis cezasına çarptırıldı. Yargıç “Nişanlı da olsanız Türkiye’de olduğunuzu unutmayın” dedi.
1959
Bursa’da yayımlanan Yeni Ant gazetesinden Derviş Sami Taşman ve Fethi Taşman da 1 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1960
İlk kez doğum kontrol hapı piyasaya verildi.
1961
Yassıada’da Anayasa’yı ihlal davası başladı. Davada, 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle görevlerinden düşürülen, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dış işleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun da aralarında bulunduğu 400 kadar Demokrat Partili siyasi, partiyle ilişkisi iddiasıyla bürokrat ve asker sanık yargılandı. Yargılamalar sonunda, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi.
1962
İtalyan hukukçu ve politikacı Antonio Segni 11 Mayıs 1962’de Cumhurbaşkanı olarak göreve geldi. Görevi 6 Aralık 1964 tarihinde sona erdi.
1964
Özel tıbbi tedavi ve termo – klimatik kaynaklar alanında karşılıklı yardımlaşmaya dair Avrupa Antlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğu hakkında Kanun, Millet Meclisi Sağlık ve Sosyal Yardım ve Dışişleri Komisyonları ile Cumhuriyet Senatosu Sosyal İşler, Dışişleri ve Turizm ve Tanıtma komisyonları tarafından görüşüldükten sonra 30 Nisan 1964 tarihinde TBMM’de kabul edilerek 11 Mayıs 1964 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
Hukukçu, İstanbul Barosunun 2010-2016 dönemlerindeki başkanı, Profesör Doktor ve avukat Ümit Kocasakal doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1995 yılında Galatasaray Üniversitesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku asistanı oldu. 2000 yılında “Karapara Aklama Suçu” konulu adlı bir tez yazarak doktor ve 2005’te de AB Ceza Hukukunun Esasları adlı bir çalışmayla da doçent oldu. Yayımlanmış çok sayıda makale ve yazısı olan Kocasakal, halen Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde “Ceza ve Ceza Usul Hukuku Ana Bilim Dalı” başkanlığı görevini sürdürmekte ve öğretim üyeliği yapmaktadır.
1967
Yunan iktisatçı ve sosyalist siyasetçi Andreas Papandreu, Yunan askeri cuntası tarafından Atina’da hapsedildi.
1968
Perulu hukukçu ve politikacı Ana Jara Velásquez doğdu. Aziz Aloysius Gonzaga Ulusal Üniversitesi’nde hukuk ve siyaset bilimi eğitimi gördü. Hukuk alanında doktora eğitimine başladı. 1998 yılında, Ica’da bir noter olarak çalışmaya başladı. 2011 yılında, Ica Peru Milliyetçi Partisi’ni temsilen, Peru Cumhuriyeti Kongre Üyesi seçildi, aynı partinin cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandı. 2011-2014 yılları arası Kadın Bakanı oldu. Temmuz 2014’ten beri Peru’nun Bakanlar Kurulu Başkanı olarak göreve seçildi.
1981
20 Şubat 1980’de Malatya Doğanşehir Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları Başkanı Hasan Doğan’ı öldüren sağ görüşlü militan Cengiz Baktemur, ölüm cezasına çarptırıldı.
1981
MHP davasında İddianamenin okunmasına devam edildi.
1981
Halkevleri Başkanı Ahmet Yıldız’ın oğlu F.Yıldız henüz dağıtıma sokmadığı şiir kitabında komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapse mahkûm oldu.
1983
24 sanığın duruşmaya getirildiği 770 sanıklı Fatsa Dev-Yol davasında eski Fatsa Bağımsız Belediye Başkanı Fikri Sönmez’in (Terzi Fikri) sorgusu yapıldı.
1983
“Bir Yeni Cumhuriyet İçin” adlı kitabından dolayı tutuksuz yargılanan Doç.Dr. Yalçın Küçük “komünizmi övdüğü” vb. üç ayrı suçlamadan toplam 8 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Tutuklanmasına karar verilen Yalçın Küçük cezaevine gönderildi.
1984
Uluslararası Sözleşmeler ve ILO standartları kapsamında, haftalık çalışma süresi yeni çıkarılan tüzüğe göre 45 saate indirildi. Günlük çalışma süresi, 6 gün çalışılan işyerlerinde 7.5, beş gün çalışılan işyerlerinde 9 saat olarak saptandı.
1987
Eski Alman Schutzstaffel subayı ve Gestapo üyesi “Lyon Kasabı” olarak da bilinen Klaus Barbie, II. Dünya Savaşı sırasında işlediği suçlardan dolayı Fransa’nın Lyon kentinde yargılanmaya başladı.
1988
39 yayınevinin muzır bölümlerini çıkararak ortaklaşa yayınladığı Henry Miller’ın “Oğlak Dönencesi” kitabı hakkında tekrar toplatma kararı verildi.
1989
Zaman gazetesinde yayınlanan bir bulmacada Alevi inancının “sapık bir mezhep” olarak nitelendiği gerekçesiyle, 2 avukat gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü aleyhine kamu davası açtı.
1994
Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), 11 Mayıs 1994’te kuruldu, Anayasa Mahkemesi tarafından 13 Mart 2003 tarihinde kapatıldı, kapatma kararı Resmi Gazetenin 19 Temmuz 2003 tarihli sayısında yayınlandı.
1989
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, TBKP liderleri Kutlu ve Sargın’ın her türlü hukuk yolunu tükettiklerini bildirerek Türk hükümeti aleyhine yaptıkları bireysel başvuruları kabul ederek incelemeye aldı.
1993
Ankara 9.İş Mahkemesi, Basın-İş’e bağlı işçilerin 66 günlük grevi sırasında Başbakanlık Basımevi’nin Resmi Gazete’yi özel bir matbaada bastırmasını “yasadışı grev kırıcılığı” olarak karara bağladı.
1994
Anayasa Mahkemesi’nce kapatma davası devam eden Demokrasi Partisi (DEP) yerine Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) kuruluş dilekçesi Genel Başkan Murat Bozlak tarafından İçişleri Bakanlığı’na sunuldu.
Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller, örtülü ödenekten 500 milyar lira çektiğini kabul etti.
1996
Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümetin aldığı güvenoyuna ilişkin TBMM kararı iptal edildi. RP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, Çekiç Güç, OHAL ve hükümetin güven oylamasına ilişkin oylamaları iç tüzüğe aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etti.
1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi lojmanlarında oturan 541 milletvekilinden, 321’inin 2 milyon 580 bin lira olan Çöp Vergisi diye bilinen çevre temizlik vergisini ödemediği iddia edildi.
1998
İstanbul Eczacı Odası, 1 Ocak 1999’da yürürlüğe girecek olan “İlaçta Patent Haklarına Dair KHK”yi imzalayan Tansu Çiller hakkında suç duyurusu yaptı.
1999
Düşünce suçlarından dolayı sürekli yargılanan, Eski TKP’li, Vatan Partisi ve Türkiye Emekçi Partisi kurucularından yazar Zihni Anadol 81 yaşında iken öldü.
2000
Avrupa Konseyi Kamu Görevlileri için Davranış Kuralları, Avrupa Konseyi Kamu Görevlileri Davranış Kurallarına İlişkin R (2000) 10 sayılı Tavsiye Kararı adıyla 11 Mayıs 2000 tarihinde Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilerek ilan edildi.
2000
Hizbullah örgütü üyesi 32 sanığın yargılanmasına Ankara DGM’de başlandı.
2001
El konulan bankaların 10.3 katrilyon liralık alacağını hızla tahsil etmeyi öngören kanun TBMM’de kabul edildi.
2002
Almanya Yeşiller Partisi Genel Başkanı Claudia Roth, Devlet eski Bakanı Ayvaz Gökdemir’den aldığı hakaret tazminatını, törenle Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na bağışladı.
2006
Latin Amerika ülkeleriyle serbest ticaret ittifakı oluşturmak amacıyla .Avusturya’da düzenlenen AB-Latin Amerika zirvesine 60 lider katıldı.
2010
Demokratik Vatandaşlık Eğitimi ve İnsan Hakları Eğitimi Şartı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, (CM/Rec(2010)7 sayılı Tavsiye Kararı), 11 Mayıs 2010 tarihinde 120. oturumda kabul edildi. (Recommendation CM/Rec(2010)7 of the Committee of Ministers to member states on the Council of Europe Charter on Education for Democratic Citizenship and Human Rights Education)
2010
Amerikalı seri katil John Wayne Gacy’nin işlediği cinayetler sinema sektöründe birçok filme konu edildi. Svetozar Ristovski’nin yönettiği ‘Dear Mr. Gacy’ 11 Mayıs 2010’da beyaz perdede yerini aldı. South Park adlı çizgi dizi, ‘Hell On Earth 2006’ adlı bölümünde ona yer verdi.
2011
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, YGS’deki şifreli kopya iddiaları üzerine 40 gündür yürüttüğü soruşturmada “takipsizlik” kararı verdi. Görevi ihmal ve kötüye kullanma suçundan dolayı ÖSYM Başkanı Ali Demir hakkında YÖK’ten soruşturma izni istendi.
2011
İstanbul Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açıldı ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin, Avrupa Konsey üyesi olmayıp Sözleşme’nin hazırlanmasına katılan Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kanada, Meksika, Vatikan’ın ve Avrupa Birliği’nin imzasına açık tutuldu. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi oy çokluğuyla ve Bakanlar Komitesi’ne katılmaya yetkili taraf temsilcilerinin oy birliğiyle, Avrupa Konseyi üyesi olmayan ve sözleşmenin hazırlanmasına katılmamış olan herhangi bir devleti Sözleşme’ye katılmaya davet edebilmektedir.
2012
104 yaşındaki Berfo Ana (12 Eylül döneminde gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın annesi), Evren ve Şahinkaya’nın yargılandığı 12 Eylül Darbe Davası’na katıldı.
2012
Tunceli Valiliği, Hozat Kaymakamlığı’nın arşivinde 1938 “Dersim Harekatı” sırasında öldürülen 649 kişinin ölüm tutanağına ulaşıldığını açıkladı.
2012
“Poşu Davası”nda Cihan Kırmızıgül’e 11 yıl 3 ay hapis cezası kararı verildi.
2018
Hukukçu, tarihçi, yazar ve mütefekkir Mehmed Niyazi Özdemir (8. Nisan 1942 Akyazı-11 Mayıs 2018, İstanbul) yaşamını yitirdi. Özdemir, ilk ve orta okulu Akyazı’da okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde bitirdi. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve 1967’de mezun oldu. Ayrıca, edebiyat fakültesinin felsefe bölümünden diploma aldı. Felsefesi alanında doktora yapmak üzere Almanya’ya gitti. Brilon’daki Goethe Enstitüsü’nde Almanca öğrendi. Marburg Üniversitesi’nde ve Prof. Dr. Ditrich Pirson’un danışmanlığında “Türk devletlerinde temel hürriyetler” başlıklı doktora çalışmasına başladı. Uzun yıllar Almanya’da yaşadı. 1988 yılında Türkiye’ye döndü. Tercüman ve Zaman gazetelerinde yazdı.10 Nisan 2016 tarihinden itibaren Yeni Şafak gazetesinde köşe yazısı yazmaya başladı. Ayrıca; Genç Akademi, Nizâm-ı Âlem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini yayınlandı. 11 Mayıs 2018 günü İstanbul’da yaşamını yitirdi.
2025
Kütahya’da 1 yıldır kayıp olan 19 yaşındaki Nagihan Uyğur’un, dayısı Yaşar T. tarafından cinsel istismara uğrayıp, ardından öldürülüp evin girişindeki kuyuya atıldığı ortaya çıktı. Üzeri betonla kapatılan kuyuda yapılan kazı çalışmasında genç kızın cesedi bulundu. Nagihan Uyğur’un ölümüne ilişki başlatılan soruşturma kapsamında aralarında Nagihan Uyğur’un dayısı Yaşar T., onun eşi Havva T. (49), imam nikahlı eşi Emine Ç. (35), kayınbiraderi Osman Ç. (37), Havva Eylül T. (40), Fatma Ç. (62), Efe Sıktı T. (20), Halil T. (23) ve Nagihan’ın kız kardeşi G.U. (15) gözaltına alındı. Kütahya Emniyet Müdürlüğü’nde ifadeleri alınan 9 şüpheli işlemlerinin ardından Kütahya Adliyesi’ne sevk edildi. Kız kardeş G.U. ifadesinin ardından serbest bırakılırken, diğer şüpheliler ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklanarak cezaevine konuldu.
2025
Çalık Holding binası önünde dövüldükten sonra gittiği hastanede ölen Erol Eğrek’in katil zanlılarına yönelik soruşturmada 6 şüpheliden 4’ü tutuklandı.
Evlilik Dışı Çocukların Tanınmalarını Kabule Yetkili Makamların Yetkilerinin Genişletilmesi Hakkında Sözleşme, 14 Eylül 1961 tarihinde Roma’da imzalanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, sözleşmeyi onaylayan kanunu 30 Nisan 1964 tarihinde kabul ederek 11 Mayıs 1964 tarihli Resmi Gazete‘de yayınlamıştır.
Evlilik Dışı Çocukların Tanınmalarını Kabule Yetkili Makamların Yetkilerinin Genişletilmesi Hakkında Sözleşme
Milletlerarası Şahsi Haller Komisyonu Üyesi olan Federal Almanya Cumhuriyeti, Avusturya Cumhuriyeti, Belçika Krallığı, Fransa Cumhuriyeti, Yunanistan Krallığı, İtalya Cumhuriyeti, Lüksemburg Büyük Dukalığı, Hollanda Krallığı, İsviçre Konfederasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri, vatandaşlarının evlilik dışı çocuklarını, kendi ülkelerinde tanır gibi, diğer Akıd Devletler ülkelerinde tanımalarına müsaade olunması ve bu hususta gereken kolaylığın gösterilmesi arzusu ile hareket ederek aşağıdaki hükümlerde mutabakata varmışlardır.
Madde — 1
Bu Sözleşmeye göre, bir kişinin evlilik dışı bir çocuğun babası olduğunu beyan etmesine «nesepli tanıma» veya «nesepsiz tanıma» denir.
Bunlardan birincisinde, tanıma beyanında bulunan kimse ile tanınan çocuk arasında hukuki bir nesep bağı teessüs eder, ikincisinde ise böyle bir bağ teessüs etmez.
Madde — 2
Mevzuatı sadece nesepsiz tanımayı kabul eden Akıd Devletler ülkelerinde, mevzuatı nesepli tanımayı kabul eden diğer Âkıd Devletler vatandaşları nesepli tanıma yapabilirler.
Madde — 3
Mevzuatı sadece nesepli tanımayı kabul eden Âkıd Devletler ülkelerinde, mevzuatı nesepsiz tanımayı kabul eden diğer Akıd Devletler vatandaşları nesepsiz tanımada bulunabilirler.
Madde — 4
2 ve 3 üncü maddelerde tanıma beyanları mahallî kanunların tayin ettiği resmî şekilde şahsi haller memurları veya yetkili diğer makamlar tarafından kabul edilir. B u beyanlarda beyanda bulunan kişinin vatandaşlığının zikri gerekir. B u beyanlar, beyanda bulunan kişinin memleketinin yetkili makamı önünde yapılmış beyanlar değerindedir.
Madde — 5
2 ve 3 üncü maddelerde derpiş olunan beyanları. ihtiva eden ve bunları veren makamların mühür ve imzasını taşıyan belgelerin tasdikli örnek veya özetleri Akıd Devletler ülkesinde her türlü tasdikten muaftır.
Madde — 6
Bu Sözleşme onaylanacak ve onaylama belgeleri İsviçre Federal Konseyine tevdi olunacaktır. Federal Konsey, Âkıd Devletlerle Milletlerarası Şahsi Haller Komisyonu Genel Sekreterliğini, her onaylama belgesinin tevdiinden haberdar edecektir.
Madde — 7
Bu Sözleşme, yukardaki maddede bahis konusu edilen onaylama belgelerinden ikincisinin tevdiini kovalayan otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.
Sözleşme, bunu sonradan onaylıyan her imzacı Devlet için, onaylama belgesinin tevdiini kovalayan otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.
Madde — 8
Bu Sözleşme, her Akıd Devletin anavatan topraklarının bütününde kendiliğinden uygulanır.
Her Akıd Devlet, bu Sözleşme hükümlerinin anavatan dışı ülkelerinden bir veya birkaçında yahut milletlerarası münasebetleri kendisi tarafından sağlanan Devlet veya ülkelerde de uygulanacağını, imza, onaylama, katılma anında veya daha sonra, İsviçre Federal Konseyine yapacağı tebliğ ile beyan edebilecektir. İsviçre Federal Konseyi, her Akıd- Devleti ve Milletlerarası Şahsi Haller Komisyonu Genel Sekreterliğini, bu tebliğden haberdar edecektir. Bu Sözleşme hükümleri tebliğnamenin İsviçre Federal Konseyince alınmasını kovalayan altmışıncı gün, anılan tebliğnamede zikredilen ülke veya ülkelerde uygulanacaktır.
Bu maddenin 2 nci fıkrasındaki hüküm gereğince bir beyanda bulunmuş olan her Devlet daha sonra herhangi bir anda, İsviçre Federal Konseyine göndereceği bir tebliğ ile, bu Sözleşmenin beyannamede zikredilen Devlet veya ülkelerin bir veya birkaçında uygulanmasına son verildiğini beyan edebilir.
İsviçre Federal Konseyi, her Akıd Devleti ve Milletlerarası Şahsi Haller Komisyonu Genel Sekreterliğini, bu yeni tebliğden haberdar edecektir.
Sözleşmenin uygulanması, bahis konusu tebliğnamenin İsviçre Federal Konseyince alınmasını kovalayan altmışıncı gün bahis konusu ülkede son bulacaktır.
Madde — 9
Milletlerarası Şahsi Haller Komisyonu üyesi olan her Devlet bu Sözleşmeye katılabilir. Katılmak istiyen Devlet, bu niyetim, İsviçre Feder al Konseyine tevdi edilecek bir belge ile tebliğ eder. Konsey bu katılma belgesinin tevdiinde üye Devletler ile Milletlerarası Şahsi Haller Komisyonu Genel Sekreterliğini keyfiyetten haberdar eder. Sözleşme, katılan devlet için, katılma belgesinin tevdiini kovalıyan otuzuncu gün yürürlüğe girer.
Katılma belgesinin tevdii, ancak bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra mümkün olabilir.
Madde — 10
Bu Sözleşme değişikliğe tabi tutulabilir.
Değişiklik teklifi İsviçre Federal Konseyine yapılır. Federal Konsey de keyfiyeti Akıd Devletlerle Milletlerarası Şahsi Haller Komisyonu Genel Sekreterliğine tebliğ eder.
Madde — 11
Bu Sözleşme, 7 nci maddenin 1 inci fıkrasında yazılı tarihten itibaren on yıllık bir süre için muteberdir.
Sözleşme, fesih ihbarı olmadıkça, on yıldan on yıla kendiliğinden yemlenir.
Fesih ihbarı, keyfiyetten diğer bütün Akıd Devletlere ve Milletlerarası Şahsi Haller Komisyonu Genel Sekreterliğine bilgi verecek olan İsviçre Federal Konseyine, sürenin bitiminden en az altı ay evvel yapılmış olmalıdır.
Fesih keyfiyeti, sadece fesih ihbarında bulunan devlet hakkında hüküm ifade eder. Sözleşme diğer Akıd Devletler için yürürlükte kalır.
Usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş olan ve imzaları aşağıda bulunan temsilciler Sözleşmeyi imzalamışlardır.
14 Eylül 1961 günü Roma’da, İsviçre Federal Konseyi arşivlerine tevdi olunmak üzere bir nüsha halinde düzenlenmiş olup aslına uygunluğu onaylı birer kopyası diplomatik yolla her Âkıd’a Devlet ve Milletlerarası Şahsi Halle r Komisyonu Genel Sekreterliğine gönderilecektir.
Mahkeme Kapısı, Sait Faik Abasıyanık’ın mahkeme kapılarında 1942’de yaptığı röportajlardan oluşan ve 1956’da yayınlanan röportaj kitabıdır. Kitap, Yapı Kredi Yayınları, İş Bankası Yayınları ve Varlık Yayınları tarafından farklı tarihlerde yayınlanmıştır.
Sait Faik, 1940 yılında yazdığı Şahmerdan adlı kitabı kitabının yayınlanması ve bu kitaptaki Çelme adlı öykü nedeniyle Sıkıyönetim Mahkemesi‘nce yargılanmış, beraat etmiş, ancak kitap uzun süre yayınlanmak istenmemiştir.
Abasıyanık, 28 Nisan 1942 ile 31 Mayıs 1942 tarihleri arasında, yaklaşık bir ay süren bir dönemde Haber-Akşam Postası isimli gazetede muhabirlik yapmış, bu muhabirlik döneminde mahkemelerde yaptığı röportajları yayınlamıştır. Öyküler, yazarın adliyedeki duruşmalarda yaptığı gözlemlerle oluşturulmuştur. Bu serüven çok kısa sürmüştür. Abasıyanık, bu röportajlar sırasında toplam 28 mahkeme röportajı yazabilmiş, gazetede yayınlanan bu yazıları 1956 yılında Varlık Yayınları tarafından Mahkeme Kapısı adıyla kitaplaştırılmıştır.
Hikayelerde, kimsesizler, yoksullar, işsizler, balıkçılar, aylaklar, eğitim düzeyi düşük sıradan aileler, geçim derdi ile uğraşan küçük insanlar, kenarda köşede kalmış ve hayatı öylesine yaşayan kişiler, eften püften sebeplerle mahkeme kapısına düşmüş kişiler, sokak çocukları, oyun olsun diye hırsızlık yapan çocuklar önemli yer tutmaktadır. Yazar, onların yaşamlarını bildiğini öykülerinden okuyucuya hissettirmekte, gözlemlerine yazarlık gücünü de katarak hikayelerdeki gerçek kişileri öykü kahramanına dönüştürmektedir. Abasıyanık, öykülerinde suç ve suçludan çok insan ögesini vurgulamış, yargının soğuk yüzünden çok iyi yürekli yargıçları aramıştır. Türkiye Barolar Birliğinin kurucu başkanı Prof. Dr. Faruk Erem‘in “Suçluyu kazıyınız, altından insan çıkar” deyişinin bir izdüşümü Abasıyanık’ın öykülerinde karşımıza çıkmaktadır.
Mahkeme Kapısı, Türk yazar Sait Faik Abasıyanık’ın 1956 yılında yayınlanan röportaj kitabıdır
Mahkeme Kapısı isimli eserdeki hikayeler
1)Seylan Çayı Hırsızları 2)Modern Bir Karı- Koca 3)Bursa’dan Cesur Bir İhtiyar Geldi 4)İki Buçuk Liralık Rüşvet 5)Bir Peri Masalı mı? İpekli Kumaş Hırsızlığı mı? 6)Üç Bayan Bir Bay 7)Koltuk Değnekli Adam 8)Pişmanlık 9)Nüfus Tezkeresiz Adam 10)Sultan Mahmut Türbesi’nin Kurşunları 11)Altmış Liralık Bir Kadın Çantası 12)Bıçakla Oynanmaz 13)Yüze Yakın Basmak 14)Çamaşır İpleri ve Don Gömlek Hayaletleri 15)Üniversiteliler ve Bir Bayan 16)Artistler Turneye Çıkarken 17)Bu Senenin Meşhur Karakışı Cinayeti 18)Dayının Ceketi 19)H. Soğukpınar 20)Yerli İskoç Kumaşından Spor Ceket 21)100.000 Marsilya Kiremiti 22)Meryem Ana Kandilli Ampulünün Kordonu 23)Bir Muharebe 24)Başkalarının Derdiyle Dertlenen Bayan 25)Mahkemeye Verilen Mektuplar Kimin? 26)Portakal Ezmelerinde Boya Var mı, Yok mu?
Mahkeme Kapısı Kitabından Bir Hikaye: Modern Bir Karı Koca
Cürmümeşhut hâkimi evvela onlara barışmalarını teklif etti. İkisi de ayak dirediler. Her ikisi de suçlu, her ikisi de davacı. Karı kocadırlar. Sirkeci’de (adını yazmamışım) bir otelde otururlar. Kadın orada müdür sıfatıyla çalışır, kocası aslen şofördür. Kadın otuz beş yaşını aşmış; erkek 330 doğumlu*. Erkeğin ismi Ahmet, anasının güzel bir ismi var; Nene. Erkek Mersin’in, ismi de kendisi gibi güzel bir kazasındandır; Gülnar kazası. Kadın Orhanelilidir. Hâkim sorduğu zaman, “Otelin kâtibesiyim” dedi. Biraz sonra okuması yazması olup olmadığı usulen sorulunca, “Okumam yazmam yoktur” cevabını verdi. Okuyup yazması bulunmayan bir kâtip… Mahkemede hazır bulunanlar bu cevabı kahkaha ve gülümsemelerle karşıladılar. Kısa boylu, yaşından biraz fazla gösteren, dudaklarında mütemadiyen sinirli ve manasız bir tebessüm gezdiren bir bayandı bu. Ahmet anlattı: — Geçinemiyorduk. Aramızda hiç kavga eksik olmuyordu. Birkaç defa karakollara düştük. Yine barıştık. Boşanmak için mahkemeye müracaat ettim. Şahit yazdırdığım şoför Hamdi, karım Fethiye’ye, “Artık boşanacaksınız. Baş şahit de benim!” diye haber vermiş. Fethiye de, “Ben ona bir tuzak kurayım da boşanmak istemek neymiş anlasın” demiş. Bunun üzerine içime bir kurt düştü. Sinirli oldum. Kendisinden korkmaya başladım. Dün sabah bavuluma eşyamı doldurup oteli terk etmeye karar verdim. Bu niyetle merdivenleri inerken karşıma çıktı, “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. “Elbet yatacak bir otel odası bulur, başımı sokarım. Ben artık senin yanında kalmaya korkuyorum, gideceğim!” “Bir yere gidemezsin. Şuradan şuraya bir adım atamazsın. Bitin kanlandı da çekip gidiyor musun? Hem bavulunu göster bakayım. Belki de müşterilerin eşyasını çaldın” diye başladı. Ağzına geleni söylüyordu. Namusuma taalluk eden birtakım kötü sözler… Üzerime sandalye ile hücum etti. Polisler geldi. Karakola götürdüler. Zabıtlar tutuldu. Evvela o imza etti. Tam ben imza atarken, “Yanıyorsun Ahmet!” diye bağırdılar. Fakat imza etmekle yanmak arasında bir münasebet göremedim. Paltomdan keskin bir koku ile bir dumandır çıktığını görünce işi kavradım. Hemen paltomu çıkarıp attım. Paltomun arkasından bir karış yer yanmış, söndürdüler. Meğer paltoma kezzap dökmüş. Bana hakaret ettiği için davacıyım efendim. Hâkim: — Bak o da senden şikâyetçi, onu dövmüşsün? Ahmet: — Dövmedim efendim. Ahmet konuşurken, Fethiye ara sıra sözünü kesmek ister gibi atılıyor, fakat hâkimin ciddi bakışları karşısında yine süt dökmüş kedi gibi siniyor, sonra tekrar alevleniyordu. Hâkimin şiddetli bir ihtarı üzerine artık söze karışmadı ama, bir tiyatro aktrisi mimikleriyle, bazan işitilebilir bir sesle, “Allah Allah!” demekten geri kalmıyordu. İşte Ahmet’in sorgusu bu hava içinde bitti. Sıra Fethiye’ye gelmişti. Fethiye: — Garsondu, dedi. Bizim otelde yatıp kalkardı. Allahın emri ile beni istedi. Eh Allah emridir, dedim. Kendisine vardım. Beş senedir evliyiz. Ben kocamı severim. Kavga ettiğimiz sabahın gecesi onu pencere kenarında cıgara içer buldum. “Bana bir şey oldu,” dedi. “Rüyamda fena şeyler görüyorum. Denizlere mi düşmüyorum, bulutlara mı çıkmıyorum. Bir şeyler oluyor bana. Cinnet getireceğim.” O sabah baktım bavulunu almış gidiyor. “Ne o beyefendi,” dedim. “Müşteri gibi nerelere gidiyorsun?” “Gideceğim, artık senin yanında oturamam!” cevabını verdi. “Ne kötülük gördün benden kocacığım,” dedim. Bunu söyler söylemez kafama bir yumruk vurdu, sandalyeyi kapınca üzerime hücum etti. Sövdü, saydı. Ayırdılar. — Bak, ona sen de fena fena sözler söylemişsin? — Ben kocamı severim. Öyle isnatlarda bulunmam. Sonra karakola gittik. Karakolda paltosunun cebinde otomobilin bazı yerlerini silmek için yanında gezdirdiği kezzap şişesini gördüm. Birkaç defa da, “Sana bunu dökerim” diye beni tehdit etmişti. Polislere, bakın, diye göstermek üzere şişeyi cebinden aldım. O da eğilmiş imza atıyordu. Kalkarken çarptı, sırtına döküldü. Hâkim: — Burasını çok güzel tevil ettim. Peki şişe kapalı değil miydi? — Kapalıydı ama efendim, kocam hızlı çarptı, tıpası fırladı. Hem efendim onun bütün elbiselerini ben kendi paramla yaptım. Tam beş kat elbisesi var. Kendi yaptırdığım elbiseyi ben ne diye yakayım? Evet efendim davacıyım, bana hakaret etti, dövdü. Şahit Avni, otelin karşısındaki dükkânda çıraktır. İçerde, “Adam bıçaklanıyor. Koşun, polise haber verin” diye bir kadın sesi duyduğunu, polise koştuğunu, hep beraber karakola gittiklerini, karakolda, Ahmet’in üstüne kezzap döküldüğünü, fakat dökeni görmediğini söyledi. Sıra şahit Celal Dağlı’ya gelmişti. Bu kısa boylu, on yedi yaşlarında, gayet sıhhatli bir gençti. — Ben o otelde misafirim, diye söze başladı. Erkek kadına hiçbir şey demedi. Kadın ağzına geleni söyledi. Erkeğin elindeki bavula yapıştı. Bir yandan, “Nereye gidiyorsun? Seni ben beş senedir besliyorum. Şu elbiselerini bile ben yaptım. Seni hiç bırakır mıyım?” diyor, bir yandan da sövüp duruyordu. Bir aralık sandalyeyi kaptığı gibi Ahmet’in üzerine yürüdü. O da sandalyeyi elinden alıp iki tokat aşketti. Ben araya girdim. Polisler geldi. Karakola gittik. Karakolda da bu Fethiye Hanım kendi cebinden kezzap şişesini çıkarıp Ahmet’in paltosuna döktü. Şişeyi de sobaya attı, dedi. Fethiye: — Bu şahit, kocamın arkadaşıdır, diye itiraz etti. Şahit: — Hayır efendim, oraya geleli ancak üç gün oldu, dedi. Ahmet’e soruldu. Ahmet şahidin arkadaşı olmadığını ve doğru söylediğini bildirdi. Fethiye’nin kocasına hakaret ettiği sabit olduğundan üç gün hapsine ve bir lira para cezası ödemesine, Ahmet’in de sabit olan dövme suçundan 25 lira para cezasına, dövdüğü kendi karısı olduğu için bu cezanın artırılarak 29 lira 30 kuruş ödemesine, fakat kadın tarafından şiddetli tahrik edildiği anlaşılmasıyla bu cezanın 9 lira 70 kuruş olmasına karar verildi. İşte size bir duruşmada bitiveren bir dava ve bir aile hayatında olmaması lazım gelen, fakat her gün olagelen vakalardan biri… Haber, 7 Mayıs 1942
Sait Faik Abasıyanık’ın Yaşamı
Sait Faik Abasıyanık, yaşamının önemli bir bölümünü Burgazada’da geçirmiştir. Kendisi adına bir müze bulunmaktadır.
Sait Faik Abasıyanık’ın gerçek adı Mehmet Sait‘tir. Abasıyanık, 18 Kasım 1906 tarihinde Adapazarı’nda doğmuş, ilköğrenimine Adapazarı’nda başlamış, ortaöğrenimine İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesi‘nde devam etmiştir.
Öykülerini yayınlamaya 1926 yılında başlamıştır. Abasıyanık, 1928 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde iki sene okuduktan sonra babasının isteği üzerine İsviçre’ye iktisat okumaya gitmiş, daha sonra Fransa’ya geçmiş, 1931-1935 yılları arasında Fransa’da kalmış, 1935 yılında yüksek öğrenimini yarıda bırakarak Türkiye’ye dönmüştür.
Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yapmış, ardından babasının açtığı toptancı tahıl mağazasını işletmiştir. İkinci Dünya Savaşı döneminde Haber adlı gazetede adliye muhabirliği yapmış, ilk kitabı 1936 yılında Semaver adıyla yayınlanmış, 1939 yılında babasının ölümü üzerine yazmayı bırakmış, maddi zorluk çeken annesiyle birlikte Burgazada‘daki evinde yaşamaya başlamıştır.
Abasıyanık, 1940 yılında Şahmerdan adlı kitabı kitabını yayınlamış, bu kitaptaki bir öykü nedeniyle Sıkıyönetim Mahkemesi‘nce yargılanmış, beraat etmiştir. Bu dönemde Medar-ı Muaşeret Motoru adlı kitabı da toplatılmıştır. Daha sonra 1951 yılında yazdığı Kayıp Aranıyor adlı kitabı da toplatılmıştır. Sait Faik Abasıyanık, 11 Mayıs 1954 tarihinde Burgazada’daki evinde siroz nedeniyle yaşama veda etmiştir.
Sait Faik Abasıyanık Müzesi
Sait Faik Abasıyanık, kitaplarının telif hakkını ve mal varlığını Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışlamıştır. Abasıyanık’ın Burgazada’da yaşadığı ve pek çok hikayesini yazdığı köşkü, çağdaş müzecilik anlayışıyla ziyaretçilerini ağırlamaktadır.
Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı
Yazar Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı, edebiyat dünyasının en uzun soluklu ödüllerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. Yazarın annesi Makbule Abasıyanık tarafından 1955 yılında oluşturulan ödül, 1964’ten itibaren Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülmüştür. Sait Faik Abasıyanık Ödülleri, 2012 yılından itibaren Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğiyle verilmeye başlanmıştır.
Özel tıbbi tedavi ve termo – klimatik kaynaklar alanında karşılıklı yardımlaşmaya dair Avrupa Antlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğu hakkında Kanun, Millet Meclisi Sağlık ve Sosyal Yardım ve Dışişleri Komisyonları ile Cumhuriyet Senatosu Sosyal İşler, Dışişleri ve Turizm ve Tanıtma komisyonları tarafından görüşüldükten sonra 30 Nisan 1964 tarihinde TBMM’de kabul edilerek 11 Mayıs 1964 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
İklimsel Özel Vasıtalar ve Tıbbi Tedavi Konularında Karşılıklı Yardıma Dair Avrupa Sözleşmesi
ÖZEL TIBBİ TEDAVİ VE TERMO – KLİMATİK KAYNAKLAR ALANINDA KARŞILIKLI YARDIMLAŞMAYA DAİR AVRUPA ANDLAŞMASI
Bu Antlaşmayı imza eden Avrupa Konseyi üyesi devletler hükümetleri, Konseyin gayesinin üyeleri arasında daha sıkı bir birliği gerçekleştirmek olduğu ve bu gayeye tıbbi konularda karşılıklı yardımlaşma tedbirlerinin kabulü ile de ulaşılabileceğini göz önünde tutarak;
Bir tıbbi yardım sisteminden faydalanmakta oldukları halde uygun tedaviyi ikamet ettikleri memleketlerde bulamıyan kimselere, diğer memleketlerde mevcut özel tedavi ve termo – klimatik kaynaklardan istifadeyi mümkün kılmak arzusu ile;
Böyle bir karşılıklı yardımlaşmanın Avrupa fikrini ve dayanışmasını kuvvetlendireceğini göz önünde bulundurarak;
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde — 1.
İşbu Antlaşmanın hükümleri Âkid Taraflardan birinin topraklarında mukim olan ve aşağıda yazılı mecburi veya ihtiyari tıbbi yardım sistemlerinden birinden faydalanabilenler hakkında uygulanır :
a) Kamu memurları veya memur statüsündekiler için özel rejimler ile işverenin temine mecbur olduğu tıbbi yardıma dair rejimler de dâhil olmak üzere, genel veya özel, prim ödemeli veya ödemesiz sosyal emniyet rejimleri, yahut;
b) Sosyal ve tıbbi yardım rejimleri, yahut;
c) Harbden veya harb neticelerinden mağdur olanlara yardım sistemleri.
Madde — 2.
Âkid Taraflardan her biri, durumları 1 nci maddede derpiş edilen her şahsın, bağlı bulunduğu kurumun verdiği belgeye göre, muhtaç olduğu ve ikamet ettiği Âkid Taraf topraklarında sağlanamayacağı anlaşılan tıbbi tedavinin sağlanabilmesi için topraklarında bulunan ve gerekli tedaviyi sağlamak-imkânlarına sahip tıbbi kurum veya termo- klimatik merkezlere kabul edilmesini temine çalışacaktır.
Madde-3
1. Her Âkıd Taraf kendi memleketinde bu Andlaşmanın hükümlerini yerine getirmeye yetkili makam veya makamları tâyin eder.
2. Her yetkili makam, lüzumu halinde, diğer Âkıd Taraflardan bir veya birkaçının yetkili makam veya makamları ile bu Andlaşma hükümlerinin uygulama şeklini tesbit eden idari andlaşmalar yapabilir.
3. Her Âkıd Taraf tâyin ettiği yetkili makam veya makamların isim ve adreslerini Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirir. Genel Sekreter bu bilgiyi Avrupa Konseyinin diğer üyelerine ve bu Andlaşmaya katılan Devletlerin Hükümetlerine tebliğ eder.
Madde — 4
1. Her yetkili makam bu Andlaşmanın hükümlerinin yerine getirilebilmesi için bir veya birkaç teşekkülü diğer Âkıd Taraflar yetkili makamları tarafından tâyin edilen teşekkül veya teşekküller ile irtibat sağlamak üzere görevlendirebilir.
2. Âkıd Taraflardan ikisinin veya daha fazlasının irtibat teşekkülleri, işbu anlaşma hükümlerinin yerine getirilmesinde lüzumlu formalitelerin tamamlanması için tek tip formülerler tesbit etmek üzere işbirliği yapabilir.
3. Her yetkili makam bu maddenin birinci fıkrasına uygun olarak tâyin olunan irtibat teşekkül veya teşekküllerinin isim ve adreslerini diğer Âkıd Taraflar yetkili makamlarına bildirir.
4. Âkıd Taraflardan birinin yetkili makam veya makamları bu maddenin birinci fıkrasında zlkrolunan irtibat teşekkülünü tâyin etmiyecek olursa, bu Andlaşmanın 4 ncü maddesinin 2 nci fıkrasında ve 5 ilâ 7 nci maddeleri hükümlerine göre irtibat teşekküllerine düşen görevleri bu yetkili makam veya makamlar deruhte eder.
Madde — 5
İkinci maddede zikredilen tedavi imkânların dan faydalanmak üzere yapılan müracaatlar, durumları 1 nci maddede derpiş olunan şahısların bağlı bulundukları irtibat teşekkülü tarafından yapılır. Her vaka için işbu makam kontrol ve takdir hakkına sahiptir. Müracaat sahibinin gönderilmesi tedavinin yapılacağı memleketin irtibat teşekkülünün kabulüne bağlıdır; bu irtibat teşekkülü, şahsın bağlı bulunduğu irtibat teşekkülünün isteği üzerine, 6 ncı maddenin 2nci fıkrasının 2nci bendinde zikredilen masrafların tahminî yekûnuna ait lüzumlu bilgiyi verir. Her vaka
irtibat teşekkülleri arasında müştereken tâyin edilecek özel nizamlara bağlanabilir.
Madde — 6
1) 2 nci maddede zikredilen tıbbi tedavilerden doğan bütün masraflarla, seyahat masrafları ve hastanın bağlı olduğu teşekkül tarafından müsaade edilmesi şartıyla veya acil hallerde bu tedavi veya bu tedavi maksadıyla yapılan seyahat sırasında vuku bulan hastalık, kaza veya tıbbi yardım gerektiren her hangi bir hal dolayısiyle ihtiyar olunan masraflar, hastanın bağlı olduğu teşekkül tarafından işbu maddenin aşağıdaki fıkralardan derpiş edilen kaidelere göre ödenir.
2) Kendi nizamları bunu derpiş ettiği ölçüde, seyahat masrafları bu teşekkül tarafından doğrudan doğruya hastaya ödenir. Diğer masraflar ise ilgili irtibat teşekkülleri vasıtasiyle tedaviyi sağlıyan tıbbi müesseselere, fermo” – “klimatik merkezlere Veya müdavi doktorlara veyahut tıbbi bakım dolayısiyle tazminata hak kazanan her hangi diğer müessese veya şahıslara aynen ödenir.
3) Âkıd Taraflardan iki veya daha fazlasının irtibat teşekkülleri, aralarında anlaşarak yakardaki fıkranın 2 nci bendine uygun olarak .ödenmesi icabeden miktarların tâyini için bâzı esaslar tesbit edebilirler. Tedavisi bahis konusu olan şahsın bağlı bulunduğu teşekküle, tedavinin yapıldığı yerde tekabül eden yetkili teşekküle bağlı kimselere tatbik edilenden daha yüksek tarifeler ödenmesi nazarı itibara alınmaz. Mamafih, ilgili irtibat teşekkülleri, bâzı özel haller bunu gerektirdiği takdirde bu prensibe istisnalar derpiş edilmesi hususunda anlaşabilirler.
4) Hastanın bağlı olduğu teşekkül, bu teşekkülce uygulanan millî mevzuat gereğince hastanın ödemesi gereken masraf payını, lüzumu halinde, hastadan alır.
Madde — 7
1 nci maddeye giren bir kimsenin topraklarında mukim olduğu Âkıd Taraf mevzuatına göre
kendisi veya ailesi efradı için hakkı olan yardımlar yapılmaya devam olunur. Kendisinin hak
kazandığı nakdî yardımlar ona irtibat teşekkülleri tarafından müştereken tesbit edilen usullere
uygun olarak ödenebilir.
Madde — 8
Bu Andlaşmanm hükümleri, durumu 1 nci maddeye uygun kimselere daha müsait tedavi imkânları sağlayabilecek olan ve yürürlükte bulunan veya yürürlüğe girecek olan millî mevzuatın,
iki veya çok taraflı andlaşma ve sözleşmelerin, Andlaşma veya Avrupa İktisadi Birliği nizamları hükümlerini haleldar etmez.
Madde —- 9
Âkıd Taraflardan her biri bu Andlaşmamn imzası veya onaylama, tasvip veya katılma belgesinin tevdii sırasında birinci maddede zikrolunan tıbbi yardım sistemlerinden istifade eden kendi
topraklarında mukim şahısları bu Andlaşmamn hükümlerinin dışında tuttuğunu beyan edebilir.
Madde —10
Bu Andlaşma
a) Onaylama veya tasvip ihtirazi kaydı olmadan imza, veya
b) Onaylamanın veya tasvibin takibedeceği onaylama veya tasvip kaydiyle imza edilmek suretiyle …
Bu Andlaşmaya taraf olabilmek üzere Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açıktır. Onaylama
ve tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilecektir.
Madde —11
Bü Andlaşma Konseyin üç üyesinin 10 ncu madde hükümlerine uygun olarak anlaşmayı onaylama veya tasvip kaydı olmadan imzalamalarından veya onayladıkları veya tasvibettikleri tarihten bir ay sonra yürürlüğe girer.
Onaylama veya tasvip kaydı olmadan Andlaşmayı bilâhara imzalıyacak veya onaylıyacak veya tasvibedecek her üye için Andlaşma, imza veya onaylama veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden bir ay sonra yürürlüğe girer.
Madde — 12
işbu Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Avrupa Konseyine üye olmayan her Devleti Antlaşmaya katılmaya davet edebilir. Katılma, katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdii tarihinden bir ay sonra yürürlüğe girer.
Madde —13
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,
(a) Bu Antlaşmanın yürürlüğe giriş tarihini, anlaşmayı onaylama veya tasvip kaydı olmadan imzalayan veya onaylayan veya tasvibe den üyelerin isimlerini;
(b) 12 nci madde hükümleri gereğince yapılan her katılma belgesi tevdiini,
(c) 9 ncu madde hükümleri gereğince yapılan her beyanı;
(d) 14 ncü madde hükümleri gereğince alman her tebliği ve bu tebliğin yürürlüğe gireceği tarihi;
Konsey üyelerine ve katılan devletlere bildirir.
Madde —14
Bu Andlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.
Her Âkıd Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bu hususta bir yıl önceden haber vermek suretiyle kendisiyle ilgili olarak Andlaşmanın uygulanmasına son verebilir.
Keyfiyeti tasdiken hükümet tarafından bu hususta tam yetkili kılman aşağıda imzaları bulunman] ar bu Andlaşmayı imzalamışlardır.
Avrupa Konseyi arşivlerine konacak olan bu Andlaşma, Fransızca ve İngilizce olarak, her iki
metin aynı derecede muteber olmak üzere tek nüsha halinde Strazburg’da 14 Mayıs 1962 tarihinde tanzim edilmiştir.
Genel Sekreter bu Andlaşmayı imzalıyan veya Andlaşmaya katılan bütün hükümetlere Andlaşmanın aslına uygun onaylanmış örnekler gönderecektir.
Avrupa Konseyi Kamu Görevlileri için Davranış Kuralları
Avrupa Konseyi Kamu Görevlileri için Davranış Kuralları, Avrupa Konseyi Kamu Görevlileri Davranış Kurallarına İlişkin R (2000) 10 sayılı Tavsiye Kararı adıyla 11 Mayıs 2000 tarihinde Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilerek ilan edilmiştir.
Avrupa Konseyi Kamu Görevlileri için Davranış Kuralları
Avrupa Konseyi Kamu Görevlileri için Davranış Kuralları, bu konudaki Türk mevzuatının düzenlenmesinde örnek olarak alınmıştır.
Avrupa Konseyi Kamu Görevlileri İçin Davranış Kuralları
Yorum ve Uygulama
1.Madde
Bu Kot tüm konu görevlilerine uygulanır.
Bu Kodun amaçları açısından “kamu görevlisi” herhangi bir kamu otoritesi tarafından istihdam edilen kişidir
Bu Kodun hükümleri kamu hizmeti gören özel organizasyonlarda istihdam edilen kişilere de uygulanabilir.
Bu Kodun hükümleri halk tarafından seçilen temsilcilere, hükümet üyelerine ve yargı mensuplarına uygulanamaz.
2.Madde
Bu kot yürürlüğe girdiğinde, kamu yönetimi, bu Kodun hükümleri konusunda kamu görevlilerine bilgi vermekle sorumludur.
Bu Kot, Kot hakkında bilgi verildiği andan itibaren kamu görevlilerinin istihdam edilmesini düzenleyen hükümlerin bir parçasını teşkil eder.
Her kamu görevlisi bu Kodun hükümlerine uymak için gereken tüm faaliyetleri göstermekle görevlidir.
3.Madde
Bu Kodun amacı kamu görevlilerinin davranış ve dürüstlükleri konusundaki standartları tespit etmek, bu standartları yerine getirmeleri açısından onlara yardım etmek ve halkı kamu görevlilerinden görmeyi umduğu davranışlar konusunda bilgilendirmektir.
Genel İlkeler
4.Madde
Kamu görevlileri kanunlara, kanunlara uygun talimatlara ve göreviyle alakalı ahlaki standartlara uygun bir şekilde görevlerini yerine getirirler.
Kamu görevlileri siyasi açıdan tarafsız bir şekilde davranmalı ve kamu otoritelerinin yasalar uygun politika, karar ve eylemlerini engellemeye teşebbüs etmemelidirler.
5.Madde
Kamu görevlileri, yasalara uygun bir şekilde atanmış ulusal, yerel ve bölgesel otoritelere sadakatle hizmet etmekle görevlidirler.
Kamu görevlilerinin dürüst, tarafsız ve verimli olmaları ve yalnızca kamusal yararı ve ilgili koşulları dikkate alarak, ustalık, doğruluk ve anlayışla kendi yeteneklerini en iyi bir şekilde kullanarak görevlerini ifa edecekleri beklenir.
Kamu görevlileri hem üstleri, meslektaşları ve alt düzeydeki personel ile olan ilişkilerinde hem de hizmet ettikleri vatandaşlar ile ilişkilerinde nazik ve saygılı olmalıdırlar.
6.Madde
Görevlerini yerine getirirken kamu görevlileri keyfi bir şekilde herhangi bir kişi, grup ya da kurumun aleyhine davranamaz ve herkesin haklarını, görevlerini ve yasaya uygun çıkarlarını gözetir ve saygı duyar.
7.Madde
Karar verme aşamasında kamu görevlileri yalnızca ilgili meslekleri göz önünde tutarak yasalara uygun bir şekilde davranmalı ve takdir yetkilerini tarafsız bir şekilde kullanmalıdırlar.
8.Madde
Kamu görevlileri şahsi çıkarlarının kamusal pozisyonları ile çatışmasına izin vermemelidirler. Gerçek, potansiyel veya görünürde olsun bu tip çıkar çatışmalarından kaçınmak kamu görevlilerinin sorumluluğundadır.
Kamu görevlileri kendi şahsi çıkarları için mevkileri dolayısıyla asla uygunsuz ve yasal olmayan menfaat elde etmemelidirler.
9.Madde
Kamu görevlileri, daima halkın kamusal hizmetlerin dürüst, tarafsız ve etkin bir şekilde sunulduğuna olan güven ve inancını sürdürecek şekilde davranmakla görevlidirler.
10.Madde
Kamu görevlileri yasalar tarafından başka bir şekilde belirtilmemişse ilk hiyerarşik üstlerine karşı sorumludurlar.
11.Madde
Kamu görevlileri, resmi bilgilere erişme hakları dikkate alındığında, işinin bir sonucu olarak yada işi sırasında elde ettiği tüm bilgi ve dokümanlar açısından buna uygun bir şekilde davranmakla görevlidir.
12.Madde
Raporlama
Kötü yönetimi bünyesinde barındıran, bu Kot ile uyumlu olmayan ve yasadışı, uygunsuz ve gayri ahlaki bir tarzda bir eylemde bulunmasının kendisinden talep edildiğine inanan kamu görevlileri yasalara uygun bir şekilde bu meseleyi ihbar etmelidirler.
Kamu görevlileri, yasalara uygun bir biçimde, bu Kodun diğer kamu görevlileri tarafından ihlal edildiğini fark etmeleri durumunda bunu yetkili otoritelere bildirmelidirler.
Yasalara uygun bir şekilde yukarıda belirtilen şeylerden herhangi birini rapor eden ve verilen cevabın kendilerini tatmin etmediğine inanan kamu görevlileri konuyu ilgili resmi kurumun başına yazıyla bildirmelidirler.
İlgili kamu görevlisi için kabul edilebilir bir zeminde kamusal hizmetler ile ilgili mevzuatta yer alan prosedür ve başvuru yolları ile bir mesele halledilemiyorsa kamu görevlisi kendisine verilen yasal talimatları yerine getirmelidir.
Kamu görevlileri, kendi işlerini yaparlarken ortaya çıkan bilgiler ile haberdar oldukları kamusal hizmetler ile alakalı yasadışı veya cezai suç niteliğindeki faaliyetler ile ilgili herhangi bir iddia veya şüpheyi yetkili makamlara bildirmelidirler.
Kamu yönetimi mantıklı bir dayanak ve iyi niyetle yukarıdakilerden herhangi birini rapor eden bir kamu görevlisine bir zarar gelmeyeceğini garanti etmelidirler.
13. Madde
Çıkar çatışması
Kamu görevlilerinin resmi görevlerini tarafsız ve objektif bir şekilde icra etmelerini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi gözüken şahsi çıkarlara sahip olmaları halinde ortaya çıkar.
Kamu görevlilerinin şahsi çıkarları kendisine, ailesine, yakın akrabalarına, arkadaşlarına ya da iş bağlantısı veya siyasi ilişkileri olduğu kişi ya da kuruluşlara sağlanan her türlü menfaati içerir. Bunun yanı sıra onlarla ilgili mali ya da diğer türlerdeki her türlü yükümlülüğü kapsar.
Kamu görevlisi diğer kişilerin bu tip bir durumda olduğunu bilen tek kişi olduğu için aşağıdaki konularda şahsi sorumluluğa sahiptir:
Herhangi bir potansiyel ya da gerçek çıkar çatışması konusunda uyanık olmak;
Bu tip bir çıkar çatışmasından kaçınmak için gerekli adımları atmak;
Bu tip bir çıkar çatışmasının farkına varır varmaz bunu üstlerine bildirmek;
Böyle bir durumdan geri çekilmek ya da çıkar çatışmasından kaynaklanan herhangi bir menfaatten kendisini tecrit etmek için verilecek nihai karara razı olmak.
Ne zaman bu şekilde davranmak gerekirse kamu görevlileri herhangi bir çıkar çatışmasına sahip olmadıklarını deklare etmelidirler.
Kamusal hizmet sunmaya aday biri ya da kamusal hizmette yeni bir göreve gelen biri tarafından deklare edilen herhangi bir çıkar çatışması göreve atanmadan önce çözüme bağlanmalıdır.
14.Madde
Çıkarların deklare edilmesi
Kişisel ya da özel çıkarları resmi görevlerince etkilenebilecek bir mevkii işgal eden bir kamu görevlisi, yasaların gerektirdiği bir şekilde, düzenli aralıklarla atanmasından sonra ve bu çıkarların doğasında ve boyutunda herhangi bir değişiklik olur olmaz, bunu deklare etmelidir.
15. Madde
Kamu hizmeti dışındaki çıkarlar ile uyumsuzluğun olması
Kamu görevlisi, bir kamu görevlisi olarak yürüttüğü görevlerini uygun bir şekilde yerine getirmesini engelleyen ve bu görevleri ile mütenasip olmayan herhangi bir faaliyet ya da işlemle iştigal edemez veyahut ücret mukabili ya da ücret almaksızın herhangi bir görev ya da fonksiyon icra edemez. Bir faaliyetin görevle mütenasip olup olmadığı açık değilse üstlerden gerekli izin alınmalıdır.
Yasaların hükümlerine tabi olmak koşuluyla, bir kamu görevlisi, ister ücret mukabili isterse ücret almaksızın olsun, belirli faaliyetleri yapmak veya kamu hizmetlerinde istihdamın dışında bir pozisyonu ya da fonksiyonu kabul etmek için kamu hizmetleri işvereninin onayını araması ve bunu bildirmesi zorunludur.
Kamu görevlisi, bir kamu görevlisi olarak yürüttüğü görevlerini uygun bir şekilde yerine getirmesini engelleyebilecek herhangi bir derneğe ya da örgüte üyeliğini bildirmede kanuni gereklere uymalıdır.
16.Madde
Siyasi veya kamusal faaliyet
Temel insan haklarına ve anayasal haklara saygıya tabi olmak koşuluyla, kamu görevlisi siyasi veya siyasi müzakereler ile ilgili faaliyetlerinden hiçbirisinin kamunun ve işvereninin güvenini veya görevlerini tarafsız bir şekilde ve sadakatle yerine getirme kabiliyetini azaltıcı yönde olmamasına dikkat göstermelidir.
Görevlerini yerine getirirken kamu görevlisi kendisinin partizan siyasi amaçlar ile kullanılmasına müsaade etmemelidir.
Kamu görevlisi bulunulan makam veya görevin doğası gereği yasalara uygun bir biçimde belirli kamu görevliliği kategorileri ile alakalı olarak siyasi faaliyetlere getirilen her kısıtlamaya itaat etmelidir.
17.Madde
Kamu görevlisinin kişisel dokunulmazlığının korunması
Kamu görevlisinin kişisel dokunulmazlığına gerektiği şekilde saygı gösterilmesi için tüm gerekli adımlar atılmalıdır; bu yasa ile sağlanmamışsa, bu Kodda sağlanan hükümler uygulanmalıdır.
18. Madde
Hediyeler
Kamu görevlisi, görevini ifa ederken tarafsızlığını etkileyen veya etkiliyormuş gibi gözüken ya da ifa ettiği görevle alakalı olarak bir mükafat niteliği taşıyan iş bağlantısı veya politik ilişki içinde olduğu kişi ya da örgütler ile kendisi, ailesi, yakın akrabaları ve arkadaşları için hediyeler, menfaat ya da yakınlık talep edemez.
19. Madde
Yasa dışı tekliflere karşı reaksiyon
Bir kamu görevlisine yasa dışı bir menfaat teklif edilirse kendisini korumak için aşağıdaki adımları atmalıdır:
Yasa dışı menfaati reddetmeli, delil olarak kullanmak amacıyla onu kabul etmeye gerek yoktur;
Teklif yapan kişinin kimliğini belirlemeye çalışmalıdır;
Uzun temastan kaçınılmalı; ancak teklifin nedeninin bilinmesi delil gösterme açısından faydalı olabilir;
Hediye reddedilemez veya gönderene iade edilemezse, muhafaza altına alınmalıdır, ancak mümkün olduğu kadar az elde tutulmalıdır;
Mümkünse yakınında çalışan iş arkadaşları gibi şahitler bulunmalıdır;
Tercihen resmi nitelik taşıyacak bir şekilde mümkün olan en kısa zamanda bu teşebbüs yazıyla kayıt altına alınmalıdır;
Bu teşebbüs en kısa bir zamanda üstlere yada yasal bir mercilere bildirilmelidir;
Özellikle yasa dışı menfaatin önerildiği konularda olmak üzere çalışmaya devam edilmelidir.
20. Madde
Başkaları tarafından etki altında bırakılmaya karşı hassasiyet
Kamu görevlisi, herhangi bir kişi yada kuruma karşı sağlanan menfaatin karşılığında kendisini bir yükümlülük altında kalma durumuna sokmamalı veya bu durumda kalmış gibi gözükmemelidir. Ne resmi görev ve davranışlarında ne de özel hayatında uygunsuz bir şekilde başkalarının etkisi altına girmemelidir.
21. Madde
Resmi makamın kötüye kullanılması
Kamu görevlisi, yasalar tarafından böyle yapması için yetkilendirilmişse, bir kamu görevlisi olarak ve kendi mevkii ile bağlantılı olarak bir kişiye menfaat sağlamamalıdır.
Kamu görevlisi, resmi konumunu kullanarak ya da başkalarına şahsi menfaat temin ederek, diğer kamu görevlileri de dahil olmak üzere hiçbir kişi yada kurumu şahsi çıkarları için etki altına almaya çalışmamalıdır.
22. Madde
Kamu otoritelerinin sahip olduğu bilgiler
Kamu otoritelerinin sahip olduğu bilgiye ulaşmak için ulusal kanunlarca oluşturulan çerçeve göz önünde tutulmak koşuluyla, kamu görevlisi yalnızca istihdam edildiği otoriteye uygulanan kural ve gereklere göre bilgileri kamuya ifşa edebilir.
Kamu görevlisi, sorumlu olduğu ya da bildiği bilgilerin güvenliğini ve güvenirliğini muhafaza altına almak için uygun adımları atmalıdır.
Kamu görevlisi, ele geçirmemesi gereken bilgilere erişmeye çalışmamalıdır.
Aynı şekilde kamu görevlisi, düzenli bir şekilde yayınlanması gereken resmi bilgileri elinde tutmamak ve vakıf olduğu …bilgileri başkalarına vermemekle görevlidir.
23.Madde
Kamusal ve resmi kaynaklar
Takdir yetkisini kullanırken, kamu görevlisi, bir yandan personelin diğer yandan kendisine emanet edilen kamu mallarının, kamusal hizmetlerin ve finansal kaynakların etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde kullanılmasını ve yönetilmesini sağlamalıdır. Kanun tarafından kendisine cevaz verilmesi hariç bunları özel çıkarları için kullanmamalıdır.
24. Madde
Dürüstlüğün kontrolü
İşe adam almakla, terfi ettirmekle görevli olan kamu görevlisi, adayların yasal ve dürüstlük açısından zorunlu olan şartlar konusunda uygun kontrolü yapmalıdır.
Bu tip bir kontrolün sonucu onu nasıl davranacağı konusunda bir belirsizliğe sevk ediyorsa uygun tavsiyeler almalıdır.
25. Madde
Yöneticinin hesap verme zorunluluğu
Diğer kamu görevlilerini yöneten yada denetleyen kamu görevlisi çalıştığı kamu kurumunun politika ve amaçlarına uygun bir şekilde davranmalıdır. Kamu görevlilerinin kurumun politikasına ve amacına uygun olmayan eylemlerini engellemek için kendisinin pozisyonundaki bir kişiden istenilen mantıklı adımları almamışsa personelinin bu tip eylemlerinden dolayı sorumludur.
Diğer kamu görevlilerini yöneten veya denetleyen bir kamu görevlisi kendi işi ile alakalı personel tarafından gerçekleştirilen yolsuzluk eylemlerini önlemek için akılcı tedbirleri almalıdır. Bu tedbirler kural ve düzenlemeleri uygulamayı, eğitim ve bilgilendirme konusunda uygun çalışmalar yapmayı personelinin karşı karşıya kaldığı mali ve diğer zorlukların işaretleri konusunda uyanık olmayı ve kişisel davranışlarıyla personeline dürüstlük ve edepli olma konusunda örnek olmayı kapsayabilir.
26.Madde
Kamu görevinden ayrılma
Kamu görevlisi, kamu görevinin dışında iş olanakları elde etmek için kamusal görevini uygunsuz bir avantaj elde etmek amacıyla kullanmamalıdır.
Kamu görevlisi, kendisi açısından gerçek, potansiyel veya apaçık bir çıkar çatışmasına neden olabilecek başka iş olanaklarının ortaya çıkma ihtimaline yol vermemelidir. Çıkar çatışmasına yol açabilecek herhangi bir somut iş teklifini kabul ederse bunu da üstlerine iletmelidir.
Uygun bir zaman dilimi için ve yasalara uygun olmak koşulu ile eski kamu görevlisi kendisine ya da bir kuruma belirli menfaatler sağlayacak bir şekilde daha önce çalıştığı, tavsiyelerde bulunduğu herhangi bir konuyla ilgili olarak herhangi bir kişi ya da kurum için faaliyet gösteremez.
Eski kamu görevlileri, yasalar tarafından yetkilendirilmediği sürece, kamu görevlisi olduğu sırada elde ettiği gizli bilgileri kullanamaz, ifşa edemez.
Kamu görevlisi, eski kamu görevlilerinin kamu hizmetlerinden ayrıcalıklı bir şekilde faydalandırmamalı, imtiyazlı muamelede bulunmamalıdır.
28.Madde
Kodun yaptırımlarının uygulanması
Bu Kot, bakanın ya da kamu kurumunun başında bulunan kişinin yetkisi altında yayınlanır. Kamu görevlisi bu Koda uygun bir şekilde davranmakla görevlidir ve bundan dolayı Kodun hükümlerinden ve meydana gelebilecek herhangi bir değişiklikten haberdar olmakla yükümlüdür. Nasıl bir yol takip edeceğinden emin olmadığı zaman uygun bir kaynaktan tavsiye almalıdır.
İkinci maddenin 2. paragrafına tabii olarak bu Kodun hükümleri kamu görevlilerinin istihdamı ile ilgili koşulların bir kısmını meydana getirir.
İstihdam koşullarıyla ilgili olarak müzakerelerde bulunan kamu görevlisinin istihdam şartları içerisinde bu Kodun gözlemlenmesini ve bu şartların bir parçasını teşkil etmesini uygulamaya koyacak bir hükmü içermelidir.
Diğer kamu görevlilerini yöneten ve denetleyen kamu görevlisi, bu Kodu yerine getirdiklerini gözetlemekle ve ihlali halinde uygun disiplin eylemlerini teklif etmekle sorumludur.
Kamu yönetimi bu Kodun hükümlerini düzenli bir şekilde gözden geçirmelidir.
Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, Bakanlar Kurulu tarafından 19.12.2005 tarihinde hazırlanmış ve Resmi Gazetenin 17.2.2006 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Hazırlanacak tüm mevzuat taslağının sahip olması gereken standartlar bu yönetmelik ile belirlenmiştir.
Mevzuat, bir ülke veya bölgenin yasal düzenlemelerini ve resmi kurallarını içeren belgelerin bütünüdür. BU çerçevede Yönetmelik, mevzuat taslaklarının nasıl hazırlanması gerektiği ve bu sürecin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda rehberlik eden kuralları içermektedir. Taslakların üst hukuk normlarına uygun olması, yargı kararlarının göz önünde bulundurulması, mevcut mevzuatın gözden geçirilmesi, taslakların anlaşılır ve kısa olması gibi ilkeler benimsenmiştir.
Yönetmeliğin amacı, hükümet, bakanlıklar ve diğer kamu kurumlarının yeni yasalar, kararnameler, yönetmelikler ve diğer düzenleyici belgeleri hazırlarken uymaları gereken prosedürleri düzenlemektir.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]İngiliz Hukukçu ve filozof Jeremy Bentham’ın değerini hiç bir zaman kaybetmeyen sözü: “Kanun kelimelerinin pırlantalar gibi kıratla ölçülmeleri lâzımdır.” [/box]
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve İlkeler
Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Başbakanlık, bakanlıklar, bağlı, ilgili, ilişkili kurum ve kuruluşlar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından hazırlanacak kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik, Bakanlar Kurulu kararı eki kararlar ve diğer düzenleyici işlemlerin taslak metinlerinin hazırlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Dayanak
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 2 nci, 8 inci ve 33 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.
a) Çerçeve madde: Çerçeve taslakların maddelerini,
b) Çerçeve taslak: Mevzuata madde veya hüküm eklenmesini, mevzuatın bazı madde veya hükümlerinin değiştirilmesini veya yürürlükten kaldırılmasını öngören metinleri,
c) Düzenleyici etki analizi: Taslağın bütçeye, mevzuata, sosyal, ekonomik ve ticarî hayata, çevreye ve ilgili kesimlere etkilerinin ne olacağını göstermek üzere hazırlanan ön değerlendirmeyi,
ç) Ek madde: Çerçeve taslaklarla mevzuata eklenecek hükümlerin mevcut maddelerden birine eklenememesi durumunda, eklenecek hükmün düzenlendiği maddeyi,
d) Geçici madde: Taslakların geçiş hükümlerini düzenleyen maddelerini,
e) Mevzuat: Kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik, Bakanlar Kurulu kararı eki kararlar ve diğer düzenleyici işlemleri,
f) Müstakil taslak: Başlı başına belirli bir alanı düzenleyen ve ilk defa yürürlüğe konulacak mevzuata ilişkin metinleri,
g) Taslak: Çerçeve ve müstakil taslakları,
ifade eder.
Taslak hazırlamada uyulacak ilkeler
MADDE 4 – (1) Taslaklar hazırlanırken aşağıdaki ilkelere uyulur:
a) Taslaklar üst hukuk normlarına aykırı olamaz.
b) Taslaklar düzenleme amacına uygun olarak hazırlanır.
c) Taslaklar hazırlanırken yargı kararları gözönünde bulundurulur.
ç) Taslaklar hazırlanırken düzenlenen alanlara ilişkin mevzuatın tamamı gözden geçirilerek, gerekiyorsa mevcut hükümlerde gerekli değişiklikler yapılır veya anılan hükümlerden ihtiyaç duyulanlar taslağa alınarak ihtiyaç duyulmayan hükümler yürürlükten kaldırılır.
d) Çerçeve taslaklarda, ilgili mevzuata işlenemeyecek ve onun dışında kalarak tek metin olma özelliğini bozacak hükümlere yer verilmez.
e) Taslakların kapsam maddesi, herhangi bir tereddüde yol açmayacak açıklıkta düzenlenir; taslağın kapsamı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmuyorsa, taslakta ayrıca kapsam hükmüne yer verilmez.
f) Taslağın madde metinleri kısa ve anlaşılır biçimde düzenlenir, ayraç içinde açıklayıcı hükümlere yer verilmez.
İKİNCİ BÖLÜM
Taslakların Hazırlanması ve Başbakanlığa Gönderilmesi
Taslakları hazırlayacak birimler
MADDE 5 – (1) Taslaklar, konuyla ilgili kurum ve kuruluşların görevli birimleri tarafından hazırlanır. Hukuk müşavirlikleri dışındaki birimlerce hazırlanan taslaklar hakkında hukuk müşavirliklerinin görüşü alınır.
Görüş alma
MADDE 6 – ( 1) Başbakanlığa sunulmadan önce, taslaklar hakkında ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri alınır. Bu çerçevede ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra;
a) Bakanlıklarca hazırlanan ekonomik, sosyal politikalar ve tedbirlerle ilgili kanun ve kanun hükmünde kararname taslakları ile yeni bir teşkilatlanmayı öngören taslaklar hakkında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının ,
b) Kamu personeli ve teşkilatlanmayla ilgili olarak hazırlanan taslaklar hakkında Devlet Personel Başkanlığının,
c) Tüzük taslakları hakkında devlet bakanları dâhil bütün bakanlıkların,
ç) Kamu gelir ve giderlerini etkileyen kanun ve kanun hükmünde kararname taslakları hakkında Maliye Bakanlığı ile ilgisine göre Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı veya Hazine Müsteşarlığının; malî konuları düzenleyen kanunlar ile düzenleyici işlemlere ilişkin taslaklar hakkında Maliye Bakanlığının,
d) Kanun ve kanun hükmünde kararname taslakları hakkında Adalet Bakanlığının,
e) Bakanlıklar ile Sayıştayın denetimine tâbi diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca malî konularda düzenlenecek yönetmelik taslakları hakkında Sayıştay Başkanlığının,
f) Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde hazırlanan taslaklar hakkında Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin,
görüşlerinin alınması zorunludur.
(2) Taslaklar hakkında konuyla ilgili mahallî idareler, üniversiteler, sendikalar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinden de faydalanılır.
(3) Kamuoyunu ilgilendiren taslaklar Başbakanlığa iletilmeden önce, teklif sahibi bakanlık tarafından internet, basın veya yayın aracılığıyla kamuoyunun bilgisine sunulabilir. Bu suretle taslak hakkında toplanan görüşler değerlendirildikten sonra teklifte bulunulur.
(4) Başbakanlık, mutabakat sağlanamayan taslaklara ilişkin olarak ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarından doğrudan görüş alabilir.
Görüşlerin bildirilmesi
MADDE 7 – (1) İlgili kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları, taslaklara ilişkin görüşlerini en geç otuz gün içinde bildirir. Bu süre, ivedi durumlarda Başbakanlık tarafından kısaltılabilir. Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları görüş vermek için ek süre isteyebilir. Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları görüş bildirmekten kaçınamaz. Süresinde görüş verilmezse olumlu görüş verilmiş sayılır.
(2) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları da taslaklara ilişkin görüşünü otuz gün içinde bildirir. Süresinde görüş verilmezse olumlu görüş verilmiş sayılır.
(3) Bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları taslakları öncelikle kendi görevleri açısından inceler ve düzenleyici etki analizinde belirtilen hususların yerinde olup olmadığını değerlendirir.
(4) Görüşler, ek-2’de yer alan form doldurulmak suretiyle bildirilir.
Teklif yazıları
MADDE 8 – (1) Bakanlıklarca hazırlanan taslaklara ilişkin teklif yazıları, münhasıran bakan tarafından imzalanır.
(2) Bağlı, ilgili ve ilişkili kurum ve kuruluşlarca Başbakanlığa gönderilecek taslaklara ilişkin teklif yazıları bağlı, ilgili ve ilişkili olunan bakan tarafından imzalanır. Ancak, ilgili kanunun öngördüğü hâllerle sınırlı olmak üzere, Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulmayan yönetmelikler ile genelge ve tebliğ teklifleri, ilişkili bulundukları bakanlığa da bilgi verilmesi kaydıyla düzenleyici ve denetleyici kurum başkanı tarafından imzalanır.
(3) Doğrudan Başbakana bağlı kuruluşlardan Başbakanlığa gönderilecek teklif yazıları, bu kuruluşların üst yöneticileri tarafından imzalanır.
Taslakların Başbakanlığa gönderilmesi
MADDE 9 – (1) İlgili kurum ve kuruluşlardan alınması gereken görüşler tamamlandıktan sonra;
a) Görüşe gönderilen taslak,
b) Taslağa ilişkin görüşler,
c) Görüşler dikkate alınarak düzenlenen nihaî taslak ve genel gerekçe,
ç) Görüşlerin değerlendirildiği ek-3’te yer alan form,
d) Taslağın mevcut düzenlemeyle karşılaştırılmasına ilişkin karşılaştırma cetveli,
e) Kanun ve kanun hükmünde kararname taslaklarında madde gerekçeleri ve düzenleyici etki analizi, mühürlü ve paraflı olarak yazılı ortamda veya elektronik imza mevzuatı çerçevesinde elektronik ortamda Başbakanlığa gönderilir. Taslağı paraflayanın adı ve soyadı ile unvanı yazılır. Yazılı ortamda gönderilen belgelerin bir örneği Başbakanlığa elektronik ortamda ayrıca iletilir.
(2) Mevzuatta belirli bir süre içinde yürürlüğe konulması veya Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmesi öngörülen düzenlemelere ilişkin taslaklar, bu sürelerden en az onbeş gün önce Başbakanlığa sevk edilir.
(3) Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen hususlara ve 8 inci madde hükmüne uyulmadan Başbakanlığa gönderilen taslaklar işleme konulmayarak bakanlığına veya kurumuna iade edilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Taslaklara Dair Usul ve Esaslar
Taslakların şekli
MADDE 10 – (1) Taslaklarda;
a) Taslağın adı,
b) Maddeler,
c) Genel gerekçe,
bulunması zorunludur. Yürütme maddesinden sonra varsa taslağın eklerine yer verilir.
(2) Tebliğ ve genelge taslaklarının maddeler hâlinde yazılması, genelge taslaklarında ad ve genel gerekçe bulunması zorunlu değildir. Ancak, tebliğ ve genelge taslaklarının maddeler hâlinde yazılmaması durumunda, bu taslaklara atıf yapılırken tereddütlere yer verilmemesi için gerekli bölümlendirmeler yapılır.
(3) Kanun ve kanun hükmünde kararname taslaklarında birinci fıkrada belirtilenlere ilave olarak madde gerekçeleri ve düzenleyici etki analizi de bulunur.
(4) Kanun ve kanun hükmünde kararnamelere ilişkin olanlar dışındaki çerçeve taslaklarda,
a) Değiştirilen düzenleme yayımlanmışsa, düzenlemenin ve düzenlemede yapılan tüm değişikliklerin yayımlandığı Resmî Gazetelerin tarih ve sayılarını,
b) Değiştirilen düzenleme yayımlanmamışsa, düzenleme ve düzenlemede yapılan tüm değişikliklere ilişkin Bakanlar Kurulu kararları veya olurların tarih ve sayılarını,
gösteren bir liste hazırlanır ve bu liste, yayımlanan düzenlemelerde aynı Resmî Gazetede yayımlanır, yayımlanmayan düzenlemelerde düzenlemenin sonuna eklenir.
Taslağın adı
MADDE 11 – (1) Her taslağa bir ad konulur. Taslağın adı koyu, büyük harflerle yazılır ve altı çizilmez.
(2) Çerçeve taslaklarda mevzuatın adına, taslağın adında yer verilir. Çerçeve taslağın birden fazla kanun ve kanun hükmünde kararnamede değişiklik öngörmesi durumunda taslağa; “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” veya “Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” gibi adlar yerine, yapılan değişikliklerle ulaşılmak istenen amacı belirleyebilecek nitelikte bir ad verilir.
(3) Çerçeve taslakların adında, mevzuat maddelerinin değiştirilmesi veya mevzuata madde eklenmesine ilişkin ifadeler yerine, mevzuatın değiştirilmesine ilişkin ifadeler kullanılır.
(4) Uygulamada birliği sağlamak amacıyla; kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde yer alan özel hükümler saklı kalmak üzere, Resmî Gazetede yayımlanacak tüzük ve yönetmelik dışındaki düzenleyici işlemler sadece karar, tebliğ ve genelge olarak isimlendirilir.
Kısım ve bölümler
MADDE 12 – ( 1) Müstakil taslaklar kısımlara, kısımlar da bölümlere ayrılabilir. Kapsamı geniş olan taslaklar kitaplara da ayrılabilir.
(2) Her kitap, kısım ve bölüm için ayrı ayrı başlık konulur. Kitap, kısım ve bölüm ifadeleri koyu ve büyük harflerle, başlıkların ise sadece baş harfleri büyük harflerle ve koyu yazılır. Başlıkların altı çizilmez.
Maddeler
MADDE 13 – (1) Taslaklar, sırasıyla maddeler, fıkralar, bentler ve alt bentlerden oluşur.
(2) Fıkralar numarayla, bentler harfle, alt bentler numarayla belirlenir. Bentlerin sıralanmasında Türk alfabesinde yer alan bütün harfler kullanılır. Çerçeve maddelerde fıkralar numaralandırılmaz. Fıkraların numarası ayraçla, bentler ve alt bentlerin harf ve numaraları yarım ayraçla kapatılır; “z” harfinden sonra alfabetik sıralama “aa, bb, cc, çç, … zz” şeklinde yapılır.
(3) Maddeler ve çerçeve maddeler koyu, tüm harfleri büyük yazılır, numaralandırılır ve numaradan sonra kısa çizgi işareti konulur; ayrıca nokta konulmaz. Maddelerin ve çerçeve maddelerin altı çizilmez.
(4) Tanımlar maddesinde, tanımlar alfabetik sıralamaya göre bent veya alt bentlerle gösterilir.
Madde başlıkları
MADDE 14 – ( 1) Madde, ek madde ve geçici maddelere içeriğine uygun başlıklar konulur. Çerçeve maddelere başlık konulmaz.
(2) Madde hükmünün değiştirilmesi sonucunda, maddenin başlığı ile muhtevası arasındaki uyumun bozulması hâlinde, madde başlığı da muhtevaya uygun şekilde değiştirilir.
(3) Madde başlıkları koyu yazılır ve altı çizilmez. Madde başlığının sadece birinci kelimesinin ilk harfi büyük yazılır. Madde başlıklarının sonunda noktalama işaretlerine yer verilmez.
Maddelerin sıralanması
MADDE 15 – (1) Taslaklarda düzenlemenin niteliğine ve ihtiyaca göre sırasıyla amaç, kapsam, dayanak, tanımlar, teşkilat, organlar, nitelikler, görev, yetki ve sorumluluklar, cezaî hükümler, düzenleyici işlemlere ilişkin hüküm, değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan hükümler, geçici hükümler ile yürürlük ve yürütme maddeleri ve varsa düzenlemelerin ekleri yer alır.
(2) Yürürlük maddesinde, taslağın yürürlüğe gireceği tarih tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilir.
Ek ve geçici maddeler
MADDE 16 – ( 1) Mevzuatta yapılacak yeni düzenlemenin mevcut maddelerden birine eklenememesi ve mevcut maddelerin sıralamasına uygun düşmemesi durumunda ek madde uygulamasına gidilir. Ek madde, yürürlük maddesinden ve varsa geçici maddelerden önce yer alır.
(2) Taslaklarda mükerrer maddelere yer verilmez, yürürlükteki metinlere ek madde eklenmesi yoluna gidilir. Eklenecek yeni maddenin düzenlemenin belirli bir bölümünde yer alması gerekiyorsa, madde ilgili bölümde “MADDE …/A-” şeklinde numaralandırılır.
(3) Yeni mevzuat metni ile getirilen düzenleme uygulanmaya başlayıncaya veya yürürlüğe girinceye kadar geçecek süre içinde yapılacak işlem ve düzenlemeler ya da uyulacak ilke ve kurallar ile daha önceki düzenlemelerden doğan hakların korunmasına ilişkin hususlar ve benzeri geçiş hükümleri geçici maddelerle düzenlenir. Geçici maddeler de ayrıca numaralandırılır. Kadro ihdas veya iptaline ilişkin düzenlemeler geçici maddelerle yapılmaz.
(4) İlave edilecek ek maddeler veya geçici maddeler, düzenlemenin esas yapısındaki sisteme uygun biçimde düzenlenir ve ek madde ve geçici maddelere mevcut ek ve geçici madde numaralarını devam ettirecek şekilde numara verilir.
Birden fazla düzenleme ve maddede değişiklik
MADDE 17 – (1) Konu itibarıyla aralarında bağlantı bulunması sebebiyle birden fazla mevzuatta düzenleme yapılmasını gerektiren hâller dışında, bir çerçeve taslak ile birden fazla düzenlemenin hükümlerinde değişiklik yapılamaz. Yapılacak değişiklikler her düzenleme için ayrı ayrı çerçeve taslaklar ile yapılır.
(2) Değiştirilmesi öngörülen maddelerin birden fazla olması durumunda bunlar tek bir çerçeve madde içinde değil, her biri ayrı çerçeve maddeler ile düzenlenir.
(3) Maddelerin değiştirilmesi durumunda, değiştirilen madde metni, madde numarası ile birlikte yazılır. Fıkra, bent ya da alt bentler değiştirilirken, satırbaşından başlanır; fıkra, bent ve alt bendin harfi veya numarası yazılır. Değiştirilen madde, fıkra, bent, alt bent, paragraf ve cümleler tırnak içinde yazılır.
(4) Bağlantılı birden fazla mevzuatta değişiklik yapan çerçeve taslaklarda çerçeve maddeler, değişiklik yapılan mevzuatın kabul veya yayım tarihlerine göre sıralanır.
İfadelerde değişiklik
MADDE 18 – (1) Çerçeve taslaklarda bazı kelimelerin veya ibarelerin kaldırılması, ilave edilmesi veya yerlerine başkalarının ikame edilmesi şeklinde değişiklik yapılması yerine, değiştirilen kelime veya ibarenin içinde yer aldığı madde, fıkra, bent, alt bent, paragraf veya cümlenin değiştirilmesi tercih edilir.
Atıfların yapılması
MADDE 19 – ( 1) Bir madde içinde başka bir mevzuata atıf yapılıyorsa, tereddütlere yer verilmemesi için, atıf yapılan mevzuatın tarihi, sayısı ve adı ile maddesi, fıkrası, bendi, alt bendi, paragrafı veya cümlesi açıkça belirtilir.
(2) Yapılan ilk atıfta;
a) Kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tarihi, sayısı ve adı, adının uzun olması durumunda sadece tarihi ve sayısı,
b) Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan düzenleyici işlemlerde Bakanlar Kurulu kararının tarihi ve sayısı ile düzenleyici işlemin adı,
c) Diğer düzenlemelerde, düzenlemenin yayımlandığı Resmî Gazetenin tarihi ve sayısı ile düzenleyici işlemin adı,
belirtilir.
(3) Tarihler gün, ay ve yıl olarak rakamla yazılır, aralarına eğik çizgi konulur.
(4) İlk atıftan sonra kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde sadece kanun veya kanun hükmünde kararnamenin sayısı veya adı belirtilerek atıf yapılır. Diğer düzenlemelerde ise “ aynı Yönetmeliğe”, “aynı Yönetmeliğin” gibi atıflar yapılır.
(5) Atıf yapılan kanun, kanun hükmünde kararname ve düzenleyici işlemler veya bunların madde, fıkra, bent, alt bent, paragraf ya da cümleleri belirtilirken, daha önce yapılan değişiklikler vurgulanmaz.
(6) Kanun ve kanun hükmünde kararname taslaklarında sadece kanun ve kanun hükmünde kararnamelere atıf yapılır, düzenleyici işlemlere atıf yapılmaz. Tüzük, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlere ilişkin taslaklarda alt düzeydeki mevzuata atıf yapılmaz.
(7) Atıf yapılan madde numarasından sonra Türkçe ses uyumuna göre gerekli ek konulur, nokta kullanılmaz. Fıkra, paragraf ve cümlelere atıf yapılırken rakam yerine yazı kullanılır. Bent veya alt bentlere atıf yapılırken bent ve alt bentlerin harf ya da numarası ayraç içinde yazılır.
(8) Yürürlükten kaldırılan;
a) Kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tarihi, sayısı ve adı; adının uzun olması durumunda sadece tarihi ve sayısı ile madde, fıkra, bent, alt bent, paragraf ya da cümlesi,
b) Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan düzenleyici işlemlerde, Bakanlar Kurulu kararının tarihi, sayısı ve düzenleyici işlemin adı ile madde, fıkra, bent, alt bent, paragraf ya da cümlesi,
c) Diğer düzenlemelerde düzenlemenin yayımlandığı Resmî Gazetenin tarihi, sayısı ve düzenlemenin adı ile madde, fıkra, bent, alt bent, paragraf ya da cümlesi,
açıkça belirtilir. “Diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır/uygulanmaz.” gibi ifadelere yer verilmez.
Alt düzenlemelerin yürürlüğe girmesi
MADDE 20 – (1 ) Kanun ve kanun hükmünde kararname taslaklarının ilgili maddelerinde, düzenleyici işlemlerin, kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin yürürlük tarihinden itibaren ne kadar sürede yürürlüğe konulacağı ve yeni düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar varsa yürürlükteki hükümlerin uygulanmasına devam edilip edilmeyeceği belirtilir.
Gerekçeler
MADDE 21 – (1) Genel gerekçede, taslağın hazırlanmasını gerektiren nedenler açıkça belirtilir.
(2) Madde gerekçelerinde, her maddenin düzenleniş nedenleri açıklanır. Kaldırılması, değiştirilmesi veya eklenmesi istenen hükümlerin neler olduğu ve kaldırma, değiştirme veya ekleme sebepleri açıkça belirtilir. Madde gerekçeleri, her madde için ayrı ayrı düzenlenir. Madde gerekçeleri, madde metninin tekrarı biçiminde hazırlanamaz.
Yükümlülük ve sorumluluk getiren düzenlemeler
MADDE 22 – (1) Kanun, kanun hükmünde kararname ve Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan düzenleyici işlemler dışındaki taslaklarda;
a) Bu düzenlemelerin dayanaklarında belirtilenler dışında yükümlülük getiren hükümler, malî konularda gelir ve gider öngören hükümler ile teşkilat kuran veya kaldıran, kadro iptal veya ihdas eden hükümlere yer verilmez.
b) Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına görev ve sorumluluk yükleyen hükümlere yer verilmesi hâlinde, bu bakanlık ile kamu kurum ve kuruluşlarının uygun görüşleri alınır veya taslak bunlarla birlikte hazırlanır.
Taslaklarda kullanılacak dil
MADDE 23 – (1) Taslaklarda, yaşayan Türkçe kullanılır. Türkçede karşılığı bulunan yabancı kelimelere yer verilmez. Türkçede karşılığı bulunmayan teknik terimlere yer verilmesinin zorunlu olması durumunda, bu terimler aslına uygun olarak yazılır.
(2) Terim birliğinin sağlanması amacıyla taslakların başlığında ve madde metninde “yasa” kelimesi yerine “kanun” kelimesi kullanılır.
(3) Taslaklarda, varsa tanım maddesinde belirtilenler dışında kısaltmalara yer verilmez. Kısaltmalar yerine kısaltmanın temsil ettiği kelimeler açıkça yazılır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Düzenleyici etki analizi
MADDE 24 – (1) Yürürlüğe konulması hâlinde etkisinin on milyon YTL’yi geçeceği tahmin edilen kanun ve kanun hükmünde kararname taslakları için düzenleyici etki analizi yapılması zorunludur. Bu miktar gerekli görülen hâllerde Başbakanlıkça yeniden belirlenebilir.
(2) Başbakanlık, etkisi on milyon YTL’nin altında kalan kanun ve kanun hükmünde kararnameler ile etki miktarına bakılmaksızın diğer düzenleyici işlemler için de düzenleyici etki analizi hazırlanmasını isteyebilir.
(3) Millî güvenliği ilgilendiren konular ile bütçe ve kesin hesap kanunu taslakları için düzenleyici etki analizi hazırlanmaz.
(4) Düzenleyici etki analizi teklif sahibi bakanlık veya kamu kurum ve kuruluşu tarafından hazırlanır.
(5) Düzenleyici etki analizinde ek-1’de belirtilen hususlara yer verilir. Düzenleyici etki analizi hazırlanırken mevcut istatistiki verilerden de yararlanılır.
(2) Anayasaya, kanunlara ve diğer ilgili mevzuata aykırılığı tespit edilen veya bu Yönetmeliğe uygun olarak hazırlanmayan taslaklar, noksanlıkların giderilmesi veya uygunluğun sağlanması amacıyla yeniden değerlendirilmek üzere Başbakanlık tarafından teklif sahibi bakanlık, kurum veya kuruluşa iade edilir.
Örnekler
MADDE 26 – ( 1) Bu Yönetmelikte düzenlenen hususlar ek-4’te örneklendirilmiştir.
Yönetmelikten önceki mevzuatta düzenleme
GEÇİCİ MADDE 1 – ( 1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik öngören taslaklarda, mevcut düzenlemenin şeklî sistemine uyum sağlanması esastır.
Liste hazırlama istisnası
GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan düzenlemelerde yapılacak değişiklikler hakkında 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen listenin hazırlanmasında, bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce yapılan değişikliklerin belirtilmesi zorunlu değildir.
Yürürlük
MADDE 27 – (1) Bu Yönetmeliğin;
a) Düzenleyici etki analizine ilişkin hükümleri yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra,
b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 28 – (1 ) Bu Yönetmelik hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür
Prof. Dr. Adnan Güriz 1931 yılında Eskişehir’de doğmuş, Ankara Dördüncü Ortaokulunda orta öğrenimini ve Gazi Lisesinde liseyi bitirmiş, 1953 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur.
Prof. Dr. Adnan Güriz, kamu hukuku alanında doktorasını tamamladıktan sonra bilimsel çalışmalarına devam etmiş, İngiltere ve İsviçre’ye giderek araştırmalar yapmış; 1960 yılında “Faydacı Teoriye Göre Ahlak ve Hukuk” konulu teziyle doçent unvanını kazanmıştır.
Güriz, 1961-1963 yılları arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde ve 1969 yılından itibaren de Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesinde akademisyen olarak dersler vermiştir.
Prof. Dr. Adnan Güriz, 1970 yılında “Teorik Açıdan Mülkiyet Sorunu” başlığı ile profesörlük takdim tezini sunarak profesörlük unvanını kazanmış, 1970 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığına getirilmiştir.
Güriz, 1998 yılında emekli olmuş ancak emekli olduktan sonra da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi kürsüsünde bilimsel çalışmalara devam etmiş, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine ders vermeyi sürdürmüştür.
Prof. Dr. Adnan Güriz, Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi alanındaki çalışmaları yanında Devrim Tarihi alanında da çalışmalarda bulunuş, dersler vermiş, çeşitli fakültelerde Devrim Tarihi derslerinin verilmesini sağlamıştır.
İngilizce ve Fransızca bilen Adnan Güriz, Modern Türk Hukukunun kurucularından olan Ernst Hirsch‘ten etkilenerek Hukuk Felsefesine ilgi duymuştur. Yazdığı Hukuk Felsefesi kitabıyla hukuk felsefesi derslerinin vazgeçilmez bir kaynağını yaratmış, hukuk başlangıcı ve hukuk sosyolojisi alanında otorite olarak anılmıştır. Hukuk felsefesi ve sosyolojisi derslerinin hukuk metodolojisi bakımından hukuk başlangıcı dersleri ile birlikte verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Hasta yatağında dahi doktora tezlerini inceleyecek kadar bilime bağlı bir hukuk üstadı olan Güriz, binlerce öğrenci yetiştirmiş; Hukuk Başlangıcı ve Hukuk Felsefesi kitaplarında Türkçe’de ilk kez “Feminist Hukuk Teorisi” başlığına yer vermiştir.
Güriz, 2011 yılında yaşama veda etmiş, cenazesi Ankara Üniversitesindeki anma töreninin ardından Kocatepe Camisinden uğurlanmıştır.
Prof. Dr. Adnan Güriz’in Eserleri
Amerika Birleşik Devletleri Bağımsızlık Demeci
Faydacı Teoriye Göre Ahlak ve Hukuk
Teorik Açıdan Mülkiyet Sorunu
Türkiye’de Nüfus Politikası ve Hukuk Düzeni
Kapitalist İdeoloji
Hukuk Başlangıcı
Hukuk Felsefesi
Sosyal Demokrasi İdeolojisi
Feminizm, Postmodernizm ve Hukuk
Atasözleri ve Halk Deyimleri Işığında Türk İnsanı
Hukuk Başlangıcı Adnan Güriz
Teorik Açıdan Mülkiyet Sorunu- Adnan Güriz
Hukuk Felsefesi – Adnan Güriz
Adalet Kavramı – Adnan Güriz
Atasözleri ve Halk Deyimleri Işığında Türk İnsanı – Adnan Güriz
Kapitalist İdeoloji , Adnan Güriz
FEMİNİZM POSTMODERNİZM VE HUKUK, ADNAN GÜRİZ
Makale, Tebliğ ve Kitap Bölümleri
Prof. Dr. Adnan Güriz’in yayınlanmış kitapları yanında bilimsel dergilerde yayınlanmış makaleleri, kitap bölümleri ve toplantılarda sunmuş olduğu tebliğler bulunmaktadır. Bunların başlıcaları; “Hobbes, Şahsiyeti ve Siyasi Fikirleri”, “İngiltere’de İcra Vekillerinin Mesuliyeti”, “Müstahdemin Fiili ile Zarar Arasında İlliyet Rabıtası Mevcut Olmadığı Takdirde İstihdam Edenin Kusursuz Mesuliyeti Bahis Konusu Değildir. Karar incelemesi”, “Müsamaha ve Hürriyet”, “Avrupa İnsan Hakları Divanı”, “Avrupa İnsan Hakları Komisyonu”, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”, “İngiliz Hukukunda Örf ve Adet Kaidelerinin Mer’iyeti Meselesi”, “Modern Demokrasinin Temel İlkeleri”, “Bakan Yardımcılıkları Kurulmalı mıdır?”, “Türk Anayasası Işığında Eğitim Sorunu”, “Bir Felsefe Sorunu Olarak Düşünce”, “Niçin Toprak Reformu?”, “Toprak Reformu Yoluyla İlk Adım”, “Devlet Memurları Personel Rejimi”, “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu”, “İrade Hürriyeti (1)”, “İrade Hürriyeti (2)”, “Avrupa’da Reform Hareketi ve Mülkiyet Sorunu”, “Modern Mülkiyet Kavramı ve Toprak Reformu”, “Kırsal Yerleşmelerde Mülkiyet”, “Türkiye’de Siyasi Partilerin Nüfus Politikası Konusundaki Görüşleri”, “Evlilik Dışı Birleşmeler ve Bu Birleşmelerden Doğan Çocuklar”, “Land Ownership In Rural Settlements”, “Türkiye’de Nüfus Politikası ve Kalkınma Planları”,“Adalet Kavramı”, “Kapitalizm ve Hukuk”, “İdeoloji Kavramı Üzerine”, “Hak Kavramı”, “Adalet İdesinin Tartışılması”, “Adalet Kavramı Üzerine”, “Hukuk Felsefesi Öğretimi” ve“Sources of Turkish Law” başlığı ile yayınlanmıştır.
Hukukun Ekolojisi: Doğa ve Toplumla Uyumlu Bir Hukuk Sistemi isimli kitap fizikçi ve sistem kuramcısı Fritjof Capra ile hukukçu Ugo Mattei tarafından 2015 yılında yazılmıştır. Eser, Türkiye’de Koç Üniversitesi Yayınları (KÜY) Ekoloji ve Hukuk kategorisinde yayınlanmıştır. Orijinal adı “The Ecology of Law: Toward a Legal System in Tune with Nature and Community” olan kitap, çevirisi Ebru Kılıç tarafından yapılarak Türkçe’ye kazandırılmıştır
Dünyayı bir makine, insanları da onun sahibi ilan eden mekanikçi görüş kitapta yoğun eleştiriye tabi tutulmuştur. Kitabın yazarlarından Fritjof Capra, Center for Ecoliteracy’nin [Eko-okuryazarlık Merkezi] kurucu yöneticisidir, fizikçi ve sistem kuramcısıdır. Kitabın diğer ortak yazarı Ugo Mattei ise Hastings Hukuk Fakültesi ve İtalya’da Torino Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyesi ve kürsü başkanı olan hukuk profesörüdür.
Hukukun Ekolojisi: Doğa ve Toplumla Uyumlu Bir Hukuk Sistemi
Kitabın Konusu
Hukukun Ekolojisi, batının bilim ve hukuk geleneğini tartışmaya açmakta, küresel çapta yaşanan çevresel, sosyal ve ekonomik krizleri analiz etmekte, sorunların mekanikçi görüşten kaynaklandığını savunmaktadır. Kitap, doğa bilimleri ile hukukun antik çağdan itibaren paralel ilerlediğini ve bu iki disiplinin birbiri üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu ileri sürmektedir.
Kitap, okuyucuya çare olarak değişimi göstermekte, toplumun yaşayış biçimi ile devletlerin ve şirketlerin statülerini tanımlayan yasaların mevcut mekanikçi durumdan çıkarılmasını; yasaların ekolojik ilkeler ışığında toplum tarafından yeniden oluşturulmasını göstermektedir.
Kitap, fen bilimleri alanındaki bir bilim insanı ile sosyal bilimler alanındaki bir hukukçunun bir araya gelerek yazılması bakımından sıra dışı bir eserdir. Perspektifi oldukça geniş olan kitap hukuk felsefesinde yepyeni bir anlayışa imza atmış, doğa, toplum ve hukuku birlikte yorumlamıştır.
Kitabın yazarları, bilim ile hukukun yakın geçmişe kadar birbirine paralel ilerlediğini, bilimsel düşünce ile hukuk düşüncesinin yoğun ve sürekli etkileşim halinde olduğunu örnekler vererek ortaya koymaktadır. Kitaba göre, bugün yaşanan çevre felaketlerinin sorumlusu mekanikçi paradigmanın hukuka yansımasıdır. Yazarlar, mekanikçi paradigmanın Darwin ile birlikte bilim alanında terk edildiğini ancak hukuk alanında bu anlayışın devam ettiğini ileri sürmekte; ekonominin her şeyin belirleyicisi olduğu hukuk alanında paradigma değişikliği olmazsa doğanın ve dolayısıyla dünyanın hızla yok olacağını belirtmektedir.
Fritjof Capra ve Ugo Mattei
Kitabın Tanıtım Yazısı
“Artık düzeni değiştirmemizin zamanı geldi!”
“Özel mülkiyetin bir “doğal hak” sayıldığı, doğal kaynakların yeryüzünde yaşayan tüm canlıların müşterek varlığı olması gerekirken yağmalanıp sömürüldüğü bu düzen daha fazla devam edemez.
Tartışmanın odağını Batı’nın bilim ve hukuk geleneğine oturtan Hukukun Ekolojisi, bugün küresel çapta yaşadığımız çevresel, sosyal ve ekonomik krizin dünyayı bir “makine” olarak gören ve insanları da onun sahibi ilan eden mekanikçi görüşten kaynaklandığını savunuyor. Bilim insanı Fritjof Capra ile hukukçu Ugo Mattei, doğa bilimleri ile hukukun antikçağdan beri paralel ilerlediği ve bu iki disiplinin birbiri üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu kanısında. Onlara göre değişimin yolu, toplumun yaşayış biçimiyle devletlerin ve şirketlerin gücünü belirleyen yasaların mevcut, mekanikçi görüşün ürünleri olmaktan çıkıp ekolojik ilkeler ışığında yeniden ve bizzat topluluklar tarafından oluşturulmasından geçiyor.”
Prof. Dr. Ugo Mattei
Prof. Dr. Ugo Mattei
Yazar Ugo Mattei, ABD’de Hastings Hukuk Fakültesi ve İtalya’da Torino Üniversitesi Hukuk Fakültesinde hukuk profesörüdür. Ugo Mattei, 1961 yılında İtalya’nın Torino kentinde doğmuş, 1983’te Torino Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuş ve yüksek lisans yapmış, 1989 yılında, Yale Law School, Trinity College ve Cambridge Üniversitesi’nde araştırmalar yapmıştır. Yazar, İtalyan gazetelerinde köşe yazarlığı da yapmaktadır. Uluslararası Hukuk ve Karşılaştırmalı Hukuk alanında çalışan Mattei, Amerikan Karşılaştırmalı Hukuk Kurumu Yürütme Kurulu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Hukuk ve Ekonomi Dergisi Yayın Kurulu üyesidir. Mattei, İngilizce, İtalyanca, Fransızca, Portekizce, Rusça ve Çince dillerinde çok sayıda kitap ve yüzlerce yayın hazırlamış, birçok eseri dünya dillerine tercüme edilmiştir. Mattei, 2015 yılında ekolojist ve bilim adamı Fritjof Capra ile birlikte “Hukukun Ekolojisi: Doğa ve Toplumla Uyumlu Bir Hukuk Sistemi” isimli kitabı yayınlamıştır.
KİTABIN İÇİNDEKİLER
Önsöz
Bilim ve Hukuk Alanlarının Önde Gelen Âlimleri
GİRİŞ
Doğa Kanunları ve Hukukun Doğası
BİRİNCİ BÖLÜM
Bilim ve Hukuk
İKİNCİ BÖLÜM
Kósmos’tan Makineye
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Müşterek Varlıklardan Sermayeye
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Büyük Dönüşüm ve Modernitenin Mirası
BEŞİNCİ BÖLÜM
Makineden Ağa: 19. ve 20. Yüzyılda Bilimsel Düşünce
ALTINCI BÖLÜM
Mekanik Hukuk Bilimi
YEDİNCİ BÖLÜM
Mekanikçi Tuzak
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Sermayeden Müşterek Varlıklara
DOKUZUNCU BÖLÜM
Hukuksal Bir Kurum Olarak Müşterek Varlıklar
ONUNCU BÖLÜM
Eko-Hukuksal Devrim
Bilimsel ve Hukuki Terimler Sözlüğü
Teşekkür
Notlar
Kaynakça
Dizin
Onarıcı Adalet, suçun yarattığı problemin, meşru ilgili ve toplumun katılımı ile çözümünü hedefleyen almaşık adalet yaklaşımıdır. Eylemi suç olarak değil, sosyal bir problem olarak tanımlar. Amacı, mağdurların ihtiyaçlarını dikkate alıp değerlendirmek, suçu önlemek, faillerin sorumluluk üstlenmelerini temin ederek, toplumun içinde tutmak, toplumun işleyişini pekiştirerek, adli mekanizmaları devre dışı bırakmaktır.
Onarıcı adalet, toplumu suçun kaynağı olarak benimsediği için, toplumun sağaltım sürecine dahil edilmesinin gerekli görür. Buna göre suçun sonuçlarından etkilenen herkesin, onaran adaletin inşasına katılma özgürlüğü vardır. Adil bir çözüm için, esnek olmaktan başka bir çok objektif kriterin referans alınarak çözüme ulaşılması beklenmektedir.
Çözümün sübjektif sınırları geniştir ve içine mağdur ve failden başka, suçtan etkilenen hemen herkesin aktif olarak dahil edilmesi teşvik edilmektedir. Katılım eşiğinin düşük tutulması, varılan çözümün bağlayıcılık gücünü de pekiştirmektedir. Süreç, ona liderlik eden bir kolaylaştırıcı aracılığıyla sevk ve idare edilir. Burada suçun vücuda getirdiği sorunlar, kolaylaştırıcının liderliğinde tüm katılımcıların birlikte ve ortaklaşa çabasıyla çözüme kavuşturulur. Özü itibarıyla, suçlamak ve mahkum etmek yerine, bir problem çözme yöntem ve yaklaşımı olarak konuşlanmayı seçmektedir. Suçu, hukukun ihlali olarak görmez, aksine toplum ve evlatlarını hedefleyen bir zararlandırıcı olarak tanımlar.
Onarıcı adalet prosesinde, çatışmayı motive eden temel edenler ile meselenin çözümü birlikte değerlendirilir. Mağdurun zarar ve beklentilerini rafine hale getirir ve bu zemine odaklanır. Faili, onu suça sürükleyen koşul ve nedenleri anlaması için ikna ederek sorumluluk üstlenmeye özendirir. Fail, şeriki olduğu çözümün var ettiği sorumluluğu üstlenmekle, hem kendisini iyileştirir, hem de mağdur ve topluma verdiği zararı giderir. Amaç, mağduriyeti sağaltmak, faili toplumun içinde tutmak, izole olmasını önlemektir. Oldukça esnek yapısıyla geleneksel veya lokal ceza ve adalet kurumlarıyla koşut ilerleme potansiyeli vaat edebilmektedir.
Süreç; katılımcı, dengeleyici, sorun çözücü, dahil edici ve gönüllülük esasına göre ilerler. Yüzleştirici, düzeltici, sağaltıcı, dahil edici ve şekli gerçekliği değil, gerçeği hedefler. Çözüm sürecine egemen olan karşılıklı saygıdır ve bu özellikler tarafları zeminde tutmanın koşuludur. Çözümün ceza ile özdeşleştirilmemesi bu yaklaşımın güçlü beklentisidir.(Yargıç Hilmi Şeker tarafından kaleme alınmıştır)
9 Mayıs – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1618
Hukukçu ve Venedik Cumhuriyeti doçesi Nicolò Donato (Nicoló Doná) yaşamını yitirdi. (28 Ocak 1539, Venedik – 9 Mayıs 1618, Venedik). 4 Nisan 1618 – 9 Mayıs 1618 arasında 1 ay 5 gün süren kısa bir süre devlet başkanlığı yaptı. 93’üncü dükadır. (Doçe: Seçildikten sonra hayat boyu devlet başkanlığı yapan devlet adamları) Mezarı Murano adasında Santa Chiara Kilisesi içindedir.
1800
Amerikalı kölecilik karşıtı, isyancı John Brown dünyaya geldi. (9 Mayıs 1800; Torrington, Connecticut – 2 Aralık 1859; Virginia) 1834’ten itibaren kölecilikle mücadeleye girişti. 1845’te çiftçilerle tarım işletmecileri arasında çıkan çatışmalar sonucunda ayaklanma girişimlerini başlattı. 1855’te altı oğlu ve bir damadıyla birlikte kölecilik karşıtı gerilla hareketine başladı. 1859’daki eylemlerde köleci federal ordu tarafından yaralı olarak yakalandı, iki ay sonra 2 Aralık 1859’da köle ayaklanması hazırlamak ve vatana ihanet suçlarından asılarak idam edildi.
1805
Alman filozof, tarihçi ve şair Johann Christoph Friedrich von Schiller yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Kasım 1759) Tıp ve hukuk eğitimi aldı. “İnsanın vahşi doğası ve ruhu ile ilişkisi üzerine deney” adlı doktora tezi yazdı. Yasa ve özgürlük çatışmasını öne çıkaran Der Räuber isimli eseri 1781’de yayımlandı. Fransa tarafından Fahri Vatandaşlık verildi. 45 yaşında hayata veda etti ve geride sayısız eser bıraktı.
1860
Amerikalı katil ve elektrikli sandalyeyle idam edilen ilk kişiWilliam Francis Kemmler doğdu. (Ölümü: 6 Ağustos 1890) Cinayetle suçlanan William Francis Kemmler, New York’ta bulunan Auburn Hapishanesi’nde infaz edildi.
1920
23 Nisan’da açılan TBMM, İslam dünyasına bir bildiri yayınladı.
1920
Türk hukukçu ve siyasetçi Galip Bahtiyar Göker, 9 Mayıs 1920’de Edirne’deki büyük kongreye mebus olarak katıldı. Kongrede alınan kararların beşinci maddesine göre Göker, Trakya’nın hukuk ve haklarını Avrupa’da savunmak üzere delege olarak yetkilendirildi.
1921
9 Mayıs 1921’de Hükûmet darbesi tertip etmekten Ankara İstiklal Mahkemesinde mahkûm edilen Halk İştirakiyun Fırkası üyesi komünistlerden Nazım Resmor (Dâhiliye Eski Vekili ve Tokat Mebusu); Matbuat ve İstihbarat müdüriyeti eski memurlarından Ziynetullah Nuşirevan; Emek Gazetesi kadrosundan Abdülkadir; Baytar Binbaşı Salih Hacıoğlu ve ikinci derecede suçlu dört kişi; özellikle Sakarya Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra, ülke içinde ve dışında gücünü iyice pekiştirmiş olan TBMM Hükûmeti tarafından, 19 Aralık 1921 tarihli 155 sayılı kanun uyarınca affedilmişlerdir.
1921
Yeşil Ordu Cemiyeti, İstiklal Mahkemesi tarafından kapatıldı.
Cumhuriyet Halk Fırkası Dördüncü Büyük Kurultayı toplandı. Kurultayda, “fırka” yerine “parti” sözcüğü benimsendi. Altı Ok daha ayrıntılı bir şekilde ele alındı. “Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm prensipleridir” denilerek; Kemalizm, ilk kez resmi olarak tanımlandı.
1936
Benito Mussolini, İtalya Faşist İmparatorluğu’nu ilan etti.
1945
Nazi gizli servisi Gestapo’nun Şefi, Reichstag ve Hava Kuvvetleri Komutanı Hermann Göring, ABD 7. Ordusu’na esir düştü.
1945
Nazi Almanyası’nın teslim oluşu: Sovyetler Birliği’nde “Zafer Günü” olarak ilan edilip kutlanmaya başlandı.
1947
Türkiye – ABD arasında yapılan 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşmasından önce Amerika Birleşik Devletleri Senatosunda “Yunanistan ve Türkiye’ye Yapılacak Yardım Hakkında Kanun” 22 Nisan 1947 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun tasarısı ABD Temsilciler Meclisi’nde 9 Mayıs 1947 tarihinde onaylanmış ve “barışa doğru önemli bir ilerleme” olarak tanımlanarak 22 Mayıs 1947’de Başkan Truman tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir.
1947
Japon hukukçu ve diplomat Yukiya Amano doğdu. (Ölümü: 18 Temmuz 2019) Tokyo Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1972’de Dışişleri Bakanlığı’na katıldı. Uluslararası silahsızlanma sorunu ve nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarında uzmanlaştı. Japonya’nın Vientiane, Washington ve Brüksel’deki Büyükelçiliklerinde görev yaptı. Cenevre’deki Silahsızlanma Konferansı’na Japonya Delegasyonu ve Japonya’nın Marsilya Başkonsolosu oldu. 2002’de Silahların Kontrolü ve Bilimsel İşler Genel Müdürü olarak atandı ve 2004’te Silahsızlanma, Yayılmayı Önleme ve Bilim Dairesi Genel Müdürü oldu. 2005 yılında Japonya’nın IAEA’daki büyükelçisi olarak görev yaptı. Eylül 2005’ten Eylül 2006’ya kadar Amano, IAEA Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. Bu süre zarfında IAEA ve Genel Direktörü Mohamed ElBaradei Nobel Barış Ödülü’nü aldı. 2009 ve 2019 yılları arası Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı 5. Genel Müdürü olarak görev yaptı.
1950
Schuman Bildirgesi, Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın 9 Mayıs 1950 tarihinde yayınladığı ve Avrupa Birliğinin ilk adımını oluşturan bildirgedir. Bildirgenin yayınlandığı 9 Mayıs, 1985 Milan Zirvesi’nde 9 Mayıs’ın Avrupa Günü olarak kutlanması kararı alındı.
1938’de, harp okulu öğrencilerini isyana teşvik etmek suçundan 28 yıl 4 ay ağır hapis cezasına çarptırılmasının ve mahpusluğunun üzerinden 12 yıl geçtikten sonra Nâzım Hikmet “Millete verdiğim açık istidaya canımı pul yerine kullanıyorum” diyerek 8 Nisan 1950’de açlık grevine başlamıştı. Yakınları, arkadaşları, ailesi şairi kararından vazgeçiremedi. Annesi Celile Hanım, 1950 yılının 9 Mayıs günü üzerinde şu cümlelerin yazdığı pankartla Galata Köprüsü’nde imza toplamaya ve açlık grevine başladı: “Haksız yere mahkûm edilen oğlum Nâzım açlık grevindedir. Ben de ölmek istiyorum gece gündüz oruçluyum. Bizi kurtarmak isteyenler bu deftere adreslerini yazarak imzalasınlar.” Yalnızca su ve sigara içen Nazım Hikmet Cerrahpaşa Hastanesi’ne kaldırıldı. Celile hanım gözaltına alındı, savcılık sorgusunun ardından gece serbest bırakıldı.
Yeni Gün gazetesi ve Akis dergisi birer ay kapatıldı. Yazı İşleri Müdürleri Mehmet Altan Öymen 10 ay, Tarık Holulu ise 16 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1958
Üniversite öğrencilerinin düzenlemek istedikleri “flört” konulu panel İstanbul valiliği tarafından yasaklandı.
1959
Macar avukat ve politikacı János Áder doğdu. Budapeşte Eotvos Lorand Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1986’dan 1990’a kadar Bilimler Sosyolojik Araştırma Enstitüsü’nün Macar Akademisi araştırma görevlisi oldu. 1990 ve 1994 seçimlerinde Fidesz Partisi’nin başkanı oldu. 1990 ile 2009 yılları arası Macar Parlamentosu’nda milletvekilliği yaptı. 1998-2002 yılları arası Macaristan Ulusal Meclis Başkanı oldu. 2009 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Avrupa Parlamentosunun üyesi oldu.2012 tarihinde cumhurbaşkanı seçildi. Yeni Macar anayasasının 1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden son seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.
1960
Hür Adam gazetesi 10 hafta süreyle kapatıldı.
1960
Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında İş Birliği Anlaşması” adıyla tanzim edildi ve antlaşmanın tasdikine dair Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 9 Mayıs 1960’ta kabul edildi ve Resmî Gazetenin 16 Mayıs 1960 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1960
ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), ilk doğum kontrol hapının piyasaya sürülmesini onayladı.
1962
16 yabancı şirkete Türkiye’de petrol arama izni verildi.
1969
ILO 99 No’lu Asgari Ücret Tespit Mekanizması (Tarım) Sözleşmesi, 6 Haziran 1951 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edildi. 30 Nisan 1969 tarihli ve 1168 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 9 Mayıs 1969 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1971
Bazı inzibat erlerinin şehirlerarası yol kontrollerinde uzun saçlı gençlerin saçlarını kestikleri haberleri Sıkıyönetim Komutanlığı’nca yalanlandı.
1971
Darüşşafaka Lisesi’ne kız öğrenci alınması kararlaştırıldı.
1971
Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) Genel Başkanı Fakir Baykurt gözaltına alındı.
1975
Ankara ve Mersin Öğretmen Okulları’nda çıkan öğrenci çatışmalarında, 13 öğrenci yaralandı. Gazi Eğitim Enstitüsü 10 gün süreyle kapatıldı.
1976
Almanya’da Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun (RAF) kurucularından Ulrike Meinhof, Stutgart’daki Stemmheim cezaevindeki tecrit hücresinde asılmış olarak bulundu. 1972’de yakalanıp ön duruşmada 8 yıl hapse mahkûm edilen Meinhof, ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanıyordu.
1976
Türk Hukuk Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy ile Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Muhittin Taylan haftalık “Yankı” dergisinde yayınlanan söyleşilerinde ülkücü terörün kaynağı olarak gösterdikleri MHP’nin kapatılması gerektiğini ileri sürdüler.
1976
CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Zeki Alçın Başbakan Demirel’in, hakkında tutuklama kararı bulunan Ülkü Ocakları Derneği Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleriyle 7 Mayıs’ta makamında yaptığı gizli toplantıyı eleştirdi.
1977
Bankaların özel yardım sandıklarının SSK’ya bağlanmasını öngören kanun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.
1978
Hukukçu ve İtalya Başbakanı Aldo Romeo Luigi Moro yaşamını yitirdi. Kızıl Tugaylar örgütünün 16 Mart’ta kaçırdığı eski başbakan Moro’nun cesedi Roma’da bir arabanın bagajında bulundu. Eski Başbakan, Bari Aldo Moro Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden parlak bir öğrenci olarak 13 Kasım 1938’de mezun oldu. Fakültede iken öğrenci birliği başkanlığı yaptı. Mezun olduktan sonra hukuk felsefesi ve ceza hukuku alanında doktorasını tamamlayarak profesör oldu. Üniversitenin çeşitli fakültelerinde öğretim görevlisi olarak dersler görev yaptı. Siyasete olan ilgisini 1943 ve 1945 yılları arasında şekillendirdi ve Hıristiyan Demokrat Parti’nin kurucuları arasında yer aldı ve Kurucu Meclis’te temsilcisi oldu, 1959- 1964 yılları arasında sekreter seçildi. 1963’te Sapienza University of Rome’da hukuk profesörlüğü yaptı. Mariano Rumor ve Emilio Colombo hükümetlerinde Adalet Bakanı (1955-1957), Milli Eğitim Bakanı (1957-1959) ve Dışişleri Bakanı (1969-1972 ve 1973-1974) olarak görev yaptı. Beş kez Başbakanlık yaptı. 1 Temmuz 1975 – 31 Aralık 1975 aralığında Avrupa Konseyi Başkanı olarak görev yaptı. Son olarak 1976’da Başbakan seçildi.16 Mart 1978’de, tutuklu arkadaşlarının serbest bırakılması amacıyla Kızıl Tugaylar örgütü tarafından kaçırıldı, 55 günlük rehin hayatından sonra vahşice öldürüldü. İtalya’nın savaş sonrası en uzun süre görev yapan başbakanlarından biri oldu.
1979
1 Mayıs’ta yasağa rağmen sokağa çıkan TİP Genel Başkanı Behice Boran ve 330 Partili hakkında savcılık 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istedi.
1980
1 Mayıs yasağına karşı 30 Nisan’da iş bırakma çağrısı yapıp gözaltına alınan 39 DİSK yöneticisi ve yüze yakın işçi serbest bırakıldı.
1983
Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Nadir Nadi ile Yazı İşleri Müdürü Okay Gönensin’e, Nadir Nadi’nin gazetede 1961’de yazıp 23 Ocak 1983’de tekrar yayınlanan “Tuhaf Bir Tasarı” başlıklı makalesinden dolayı 2 ay 20’şer gün hapis cezası verildi. Ceza paraya çevrildi.
1984
İstanbul Selimiye’de gözaltında olan Türküola plak firmasının sahibi Feridun Biliş ile derlemeci-türkücü Muhlis Akarsu tutuklandı. Tutuklu Selda Bağcan, Muhlis Akarsu ve Feridun Biliş hakkında Sıkıyönetim 2 No’lu Askeri Mahkemesi’nce 5-15 yıl arası hapis istemiyle dava açıldı.
1988
İstanbul Üniversitesi önünde 1 saat süreyle açlık grevi yapan 85 öğrenci polisçe dağıtıldı, 30’u gözaltına alındı.
1988
Basın Müzesi İstanbul Çemberlitaş’ta açıldı.
1989
Bir Ceza Avukatının Anıları, Türkiye Barolar Birliğinin ilk başkanı da olan Prof. Dr. Faruk Erem tarafından kaleme alındı. Eser, 9 Mayıs 1989 tarihinde sinemaya uyarlandı.
1991
Zonguldak madencilere destek olmak için 1 gün derse girmeyen 18 özel dershane öğretmenine “meslekten men” cezası verildi
Cumartesi Annelerinin Galatasaray’daki 156.buluşması engellendi. 12 kişi tartaklanarak gözaltına alındı.
2000
İstanbul DGM’de, Susurluk sanıkları ve Alaattin Çakıcı aynı gün yargılandı.
2000
Aralarında Uğur Mumcu suikastı faillerinin de bulunduğu 9 kişinin sorgusuna devam edildi. Ankara DGM Savcısı Hamza Keleş, faili meçhullerle ilgili önemli bilgilere ulaşıldığını belirtti.
2000
Schuman Bildirgesi’nin 50. yıl dönümü, Avrupa Birliği kurumlarınca kutlandı.
2001
Türkiye’nin en büyük ve stratejik kamu varlıklarından olan Türk Telekom’un özelleştirilmesinde IMF ve Dünya Bankası’na verilen taahhütler doğrultusunda, lisans yetkisinin Ulaştırma Başkanlığı’ndan “Telekomünikasyon Kurumu”na devri konusunda -Devlet Bakanı Kemal Derviş’in yoğun temasları sonucunda-koalisyon partileri uzlaştı.
2001
Adana Yüreğir’de 5 Ekim 1999’da bir eve düzenlenen baskında 1’i DHKP-C’li 2 kişinin öldürülmesinden dolayı “yargısız infaz”iddiasıyla yargılanan 6 polis, çeşitli indirimlerle 6 ay 20’şer gün hapis ve 3’er ay memuriyetten men cezasına çarptırıldı, cezalar ertelendi.
2002
Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol (Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the sale of children), Türkiye açısından 19 Eylül 2002 tarihinde yürürlüğe girdi. 20 Kasım 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesine Ek olarak Genel Kurulun 25 Mayıs 2000 tarihli ve 54/263 sayılı Kararıyla kabul edilip imza, onay ve katılıma açılan Sözleşme Türkiye tarafından 8 Haziran 2000 tarihinde imzalandı ve 9 Mayıs 2002 tarihinde onaylanarak 4755 Sayılı Kanun 14 Mayıs 2002 gün ve 24755 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştı.
2012
Pınar Aydınlar ile Grup Munzur üyeleri hakkında Munzur Festivali’nde “terör örgütünün propagandasını yapmak”tan dava açıldı.
2012
“Ayşenur Zarakolu Düşünce Özgürlüğü Ödülü” Prof.Dr.Büşra Ersanlı, Nuray Mert ve Ahmet Şık’a verildi.
2015
Mısır’ın devrik lideri Hüsnü Mübarek ve oğulları, yeniden yargılandıkları “başkanlık sarayları” davasında üçer yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırıldı.
2015
12 Eylül Darbesinin baş aktörü ve eski Cumhurbaşkanı Ahmet Kenan Evren ağrı ceza mahkemesinde yargılanmakta iken, tedavi gördüğü GATA’da çoklu organ yetmezliği nedeniyle 98 yaşında öldü. (17 Temmuz 1917, Kula, Manisa – 9 Mayıs 2015, Ankara)
2017
İstanbul Ortaköy’de, yeni yıl kutlamaları yapılan Reina gece kulübünde, 39 kişinin hayatını kaybettiği silahlı katliama ilişkin iddianamede, saldırıyı gerçekleştiren Masharipov’un 40 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 2 bin 397 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
2019
Filipinli avukat ve iş adamı Abul Khayr Dangcal Alonto yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Ekim 1945) Kahire Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi okudu ve daha sonra San Beda Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1972’de Marawi Şehri belediye başkan yardımcılığına seçildi ve o yıl ülkenin en genç şehir yöneticisi oldu. 1974’te Marawi belediye başkanı vekili oldu. 1979’da, 1976 Trablus Anlaşması’nın imzalanmasından iki yıldan fazla bir süre sonra Müslüman Mindanao’da Özerk Bölge’nin kurumsallaşmasına katıldı. Meclis Üyesi seçildi ve Bölgesel Özerk Hükümet Geçici Başkanı oldu. Daha sonra Bölgesel Yasama Meclisi Başkanı seçildi. 1994 yılında Nijerya ve 21 Afrika Devletine Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçi ve Misyon Şefi olarak atandı. 2014’te, MNLF Merkez Komitesinin ilk üyeleri, Alonto’yu MNLF Başkanı olarak atadı. 2016’da Başkan Rodrigo Duterte tarafından Mindanao Kalkınma Otoritesi başkanı olarak atandı ve 2019’daki ölümüne kadar ilk Müslüman başkanı olarak görev yaptı.
2022
Van’ın Edremit ilçesinde, 80 yaşındaki Makbule Özer “örgüte yardım etmek” iddiasıyla tutuklandı.
2025
Ekrem İmamoğlu’nun Türkçe hesabının ardından İngilizce X hesabı da erişime engellendi. X hesabına internet erişim engeli getirilmesinin ardından paylaşımları ydırarak sokakta dağıtması ile gündem olan Avukat Burak Saldıroğlu gözaltına alındı.
2025
ABD’de Filistin’e destek verdiği gerekçesiyle gözaltında tutulan doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk’ün mahkeme kararıyla serbest bırakılmasına karar verildi.
Türkiye Sözleşmeyi 08 Haziran 2000 tarihinde imzalamış ve 9 Mayıs 2002 tarihinde onaylamıştır. 4755 Sayılı Onay Kanunu 14 Mayıs 2002 gün ve 24755 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Sözleşme Türkiye açısından 19 Eylül 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Sözleşme, çocukların satışını, çocuk fuhşunu ve çocuk pornografisini kesin olarak yasaklamaktadır. Bir çocuğun herhangi bir kişi veya kişi grubu tarafından ücret veya başka bir karşılık için başka birine devredildiği herhangi eylemler ile bir çocuğun ücret veya başka bir şekilde cinsel faaliyetlerde kullanılması her şekilde yasaktır. Sözleşme, genel olarak çocuk tanımını 18 yaşın altındaki herhangi bir insan olarak tanımlamaktadır.
Taraf Devletlerin, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin amaçlarını daha fazla ölçüde gerçekleştirmek ve Sözleşme hükümlerinin, özellikle 11, 21, 32, 33, 34, 35 ve 36 ncı maddelerinin daha iyi uygulanmasını sağlayabilmek amacıyla, çocuk satışı, çocuk fuhşu ve çocuk pornografisinden çocukların korunmasını sağlamak için almaları gereken önlemleri artırmalarının uygun olacağını düşünerek;
Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin, çocukları ekonomik istismardan ve çocuk açısından tehlike arz edebilecek veya çocuğun eğitimini aksatabilecek veya çocuk sağlığına veya fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ya da sosyal gelişimine zarar verebilecek herhangi bir işte çalışmaktan korunma hakkını tanıdığını da göz önünde bulundurarak,
Çocuk satışı, çocuk fuhşu ve çocuk pornografisi amacıyla yapılan ve kayda değer ölçüde giderek artan uluslararası çocuk ticaretinden ciddi biçimde endişe duyarak,
Çocuk satışını, çocuk fuhşunu ve çocuk pornografisini doğrudan teşvik etmesi nedeniyle özellikle çocukların kırılgan durumda olduğu yaygın ve süregiden seks turizminden derin endişe duyarak,
Kız çocukları dâhil olmak üzere, özellikle kırılgan birtakım grupların cinsel istismara maruz kalma hususunda daha büyük bir risk altında olduklarını ve kız çocuklarının cinsel açıdan istismar edilenler arasında orantısız ölçüde yer aldıklarını kabul ederek,
Çocuk pornografisinin internette ve diğer gelişen teknolojiler üzerinde artan erişilebilirliğinden endişe duyarak ve internet üzerinde Çocuk Pornografisiyle Mücadele Uluslararası Konferansını (Viyana, 1999)
ve özellikle de, bu konferansın çocuk pornografisinin üretiminin, dağıtımının, ihracatının, naklinin, ithalatının, kasıtlı zilyetliğinin ve reklamının tüm dünyada suç olarak kabul edilmesi için çağrıda bulunan sonuç kararını anımsayarak ve hükümetler ile internet endüstrisi arasında daha yakın işbirliği ve ortaklığın önemini vurgulayarak,
Çocuk satışı, çocuk fuhşu ve çocuk pornografisinin ortadan kaldırılmasının, az gelişmişlik, yoksulluk, ekonomik eşitsizlikler, adil olmayan sosyo-ekonomik yapı, gereği gibi işlemeyen aile yapısı, eğitim eksikliği, kır-kent arası göç, cinsiyet ayrımcılığı, yetişkinlerin sorumsuz cinsel davranışları, zararlı geleneksel uygulamalar, silahlı çatışmalar ve çocuk ticareti dâhil, bu durumu ağırlaştıran etkenleri ele alan bütüncül bir yaklaşım benimsemekle mümkün olacağına inanarak,
Çocuk satışına, çocuk fuhşuna ve çocuk pornografisine olan tüketici talebini azaltmak amacıyla kamuoyundaki bilinci artırmak için çaba göstermek gerektiğine ve tüm taraflar arasındaki küresel ortaklığın güçlendirilmesinin ve ulusal düzeyde hukukun uygulanmasının geliştirilmesinin de önemine inanarak,
Çocuk haklarının sağlanması ve korunmasına yönelik geniş çaplı bağlılığı ortaya koyan Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye gösterilen güçlü destekten cesaret alarak,
Çocukların Satışını, Çocuk Fuhşuna ve Çocuk Pornografisini Önlemek için Eylem Programının hükümlerinin ve Çocukların Ticari Amaçlı Cinsel İstismarına Karşı 1996 Stockholm Kongresi Bildirisi ve Eylem Gündeminin ve ilgili uluslararası organların bu konulardaki diğer karar ve tavsiyelerinin uygulanmasının önemini kabul ederek,
Çocuğun korunması ve uyumlu gelişimi için her halkın geleneklerinin ve kültürel değerlerinin önemini gerektiği gibi dikkate alarak,
Aşağıdaki maddeler üzerinde anlaşma sağlamışlardır:
MADDE 1
Taraf Devletler çocuk satışını, çocuk fahişeliğini ve çocuk pornografisini bu Protokol uyarınca yasaklayacaklardır.
MADDE 2
İşbu Protokol’ün amacı bakımından:
(a) Çocuk satışı, herhangi bir şahıs veya bir grup şahıs tarafından, ücret ya da başka herhangi bir şey karşılığında bir çocuğun başka birine devredildiği herhangi bir fiil veya işlem anlamına gelmektedir.
(b) Çocuk fahişeliği, bir çocuğun ücret veya başka herhangi bir şey karşılığında cinsel faaliyetlerde kullanılması demektir.
(c) Çocuk pornografisi, çocuğun gerçekte veya taklit suretiyle bariz cinsel faaliyetlerde bulunur şekilde herhangi bir yolla teşhir edilmesi veya çocuğun cinsel uzuvlarının, ağırlıklı olarak cinsel amaç güden bir şekilde gösterilmesi anlamına gelir.
MADDE 3
Her Taraf Devlet asgari olarak aşağıdaki fiil ve faaliyetlerin ülke içinde veya ülke dışında veya ferdi veya örgütlü bir biçimde işlenmiş olup olmamalarına bakılmaksızın, kendi suç veya ceza yasalarının tam anlamıyla kapsamı içine girdiğini garanti edecektir.
(a) 2 nci maddede tanımlandığı üzere, çocuk satışı çerçevesinde:
(i) Hangi yolla olursa olsun, çocuğun,
Cinsel istismarı,
Organlarının kâr sağlama amacıyla nakli,
Zorla çalıştırılması amaçlarıyla teklifi, teslimi ya da kabulü;
(ii) Evlat edinme konusunda yürürlükteki uluslararası yasal düzenlemeler ihlal edilmek suretiyle bir çocuğun evlat edinilmesi için uygunsuz bir şekilde rıza istihsal edilmesini teminen aracılık yapılması,
(b) Çocuğun, 2 nci maddede tanımlandığı üzere, çocuk fahişeliği amacıyla teklifi, elde edilmesi, tedariki veya temini;
(c) 2 nci maddede tanımlandığı üzere, çocuk pornografisinin, yukarıda belirtilen amaçlar için üretimi, dağıtımı, yayılması, ithali, ihracı, sunumu, satışı veya zilyetliği;
Taraf Devletlerin ulusal mevzuatına bağlı kalmak kaydıyla, yukarıdaki hükümler, bu fiillerden herhangi birine teşebbüs halinde ve bu fiillerden herhangi birine suç ortaklığı veya katılım olduğunda da uygulanacaktır.
Her Taraf Devlet bu fiilleri, vahametini dikkate alan uygun cezalarla cezalandırılabilir suçlar haline getirecektir.
Ulusal mevzuata bağlı kalmak kaydıyla, her Taraf Devlet, uygun olduğu hallerde, tüzel kişilerin bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen suçlara ilişkin yükümlülüklerini tesis etmek için önlemler alacaktır. Taraf Devletin yasal ilkelerine bağlı kalmak kaydıyla, tüzel kişilerin sorumluluğu cezaî, hukukî veya idarî olabilir.
Taraf Devletler evlat edinmeye müdahil olan tüm şahısların yürürlükteki uluslararası yasal düzenlemelere uygun bir biçimde hareket etmesini sağlamak için uygun olan her türlü yasal ve idarî önlemi alacaklardır.
MADDE 4
Her Taraf Devlet, suçun kendi topraklarında veya kendi kayıtlarında yer alan bir gemide veya bir uçakta işlenmesi halinde, 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında atıfta bulunulan suçlar üzerinde yargılama yetkisini tesis etmek için gerekli olabilecek bütün önlemleri alacaktır.
Her Taraf Devlet 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında atıfta bulunulan suçlar üzerinde yargılama yetkisini tesis etmek için aşağıdaki durumlarda gerekli olabilecek bütün önlemleri alacaktır:
(a) Suç isnat edilen kişi o devletin uyruğu ise veya o devletin topraklarında ikamet ediyorsa;
(b) Mağdur o devletin uyruğu ise;
3.Her Taraf Devlet, suç isnat edilen şahsın kendi topraklarında bulunması halinde ve suçun kendi uyruğu olan biri tarafından işlenmiş olmasına dayanarak anılan şahsı başka bir Taraf Devlete iade etmiyorsa, yukarıda belirtilen suçlar üzerinde yargılama yetkisini tesis etmek için de gerekli olabilecek bütün önlemleri alacaktır.
Bu Protokol, iç hukuk uyarınca uygulanan herhangi bir cezaî yargılama yetkisini ortadan kaldırmaz.
MADDE 5
3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen suçların Taraf Devletler arasında herhangi bir suçluların iadesi sözleşmesine iadeyi gerektiren suçlar olarak dahil edilecekleri kabul edilecektir; ve bu suçlar Taraf Devletler arasında sonradan akdedilen her iade andlaşmasına da, bu andlaşmalarda öngörülen koşullarla uyum içinde, iade gerektiren suçlar olarak dahil edileceklerdir.
Eğer, suçluların iadesini bir sözleşmenin mevcudiyeti koşuluna dayandıran bir Taraf Devlet aralarında iade sözleşmesi bulunmayan başka bir Taraf Devletten iade talebi alırsa, bu Protokolü, bu tür suçlarda suçluların iadesine ilişkin bir yasal zemin olarak değerlendirebilir. İade, talepte bulunulan Devlet hukukunun öngördüğü koşullara tabidir.
İadeyi bir andlaşmanın mevcudiyeti koşuluna dayandırmayan Taraf Devletler bu tür suçları, iadenin talepte bulunulan ülkenin hukukunun öngördüğü koşullara tabi olması kaydıyla, kendi aralarında iade gerektiren suçlar olarak tanıyacaklardır.
Bu tür suçlar, Taraf Devletler arasında suçluların iadesi amacıyla yalnızca suçun meydana geldiği yerde işlenmiş gibi değil, aynı zamanda 4 üncü madde uyarınca kendi yargılama hakkını tesis eden Devletlerin topraklarında işlenmiş gibi muamele görecektir.
Eğer 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında tanımlanan bir suça ilişkin bir iade talebinde bulunulursa ve eğer talepte bulunulan Taraf Devlet iadeyi suçlunun uyruğu temelinde gerçekleştirmez veya gerçekleştirmeyecek ise, iade talebinde bulunan Taraf Devlet dava açılması amacıyla durumun kendi yetkili makamlarına intikali için uygun önlemleri alacaktır.
MADDE 6
Taraf Devletler 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında ileri sürülen suçlara yönelik soruşturma veya ceza veya suçluları iade davaları bağlamında ellerinde bulunan duruşmalar için gerekli delillerin temin edilmesinde yardım dahil, birbirlerine en büyük ölçüde yardımı yapacaklardır.
Taraf Devletler işbu maddenin 1 inci fıkrası çerçevesindeki yükümlülüklerini karşılıklı yasal yardıma ilişkin olarak aralarında varolan herhangi bir andlaşma veya diğer düzenlemelerle uyum içinde yerine getireceklerdir. Taraf Devletler bu tür bir andlaşma ya da düzenlemenin yokluğu halinde birbirlerine yardımlarını kendi iç hukukları çerçevesinde üstleneceklerdir.
MADDE 7
Taraf Devletler kendi ulusal hukuklarının hükümlerine tabi olmak kaydıyla,
(a) Aşağıdaki unsurların zapt ve müsadere edilmesini sağlamak için uygun olan önlemleri alacaklardır:
(i) İşbu Protokol’de belirtilen suçları işlemek veya bu suçların işlenmesini kolaylaştırmak için kullanılan malzeme, mal ve diğer araç gibi her türlü eşyalar;
(ii) Bu tür suçlardan elde edilen kazanç;
(b) (a) bendinde belirtilen mallara ve kazanca yönelik başka bir Taraf Devletten gelen zapt ve müsadere taleplerini yerine getireceklerdir.
(c) Bu suçları işlemek için kullanılan bina ve müştemilat dahil alanın, geçici veya kesin surette kapatılmasını amaçlayan önlemler alacaklardır.
MADDE 8
Taraf Devletler çocuk mağdurların haklarını ve çıkarlarını işbu Protokol ile yasaklanmış olan uygulamalardan korumak için uygun önlemleri ceza adaleti sürecinin her aşamasında ve özellikle de,
(a) Çocuk mağdurların duyarlılıklarını kabul ederek ve onların tanık sıfatıyla özel ihtiyaçları da dahil olmak üzere özel ihtiyaçlarını karşılayacak usülleri uyarlayarak;
(b) Çocuk mağdurları sahip oldukları hakları, adalet sürecindeki rolleri, duruşmaların kapsamı, zamanlaması, gelişimi ve davalarının vaziyeti konusunda bilgilendirerek;
(c) Çocuk mağdurların görüşlerinin, ihtiyaçlarının ve endişelerinin şahsi çıkarlarının etkilendiği duruşmalarda dile getirilmesine ve gözönünde bulundurulmasına ulusal hukukun usul kurallarıyla tutarlı bir biçimde müsaade edilerek;
(d) Yasal sürecin tümü boyunca çocuk mağdurlara uygun destek hizmetlerini sağlayarak;
(e) Çocuk mağdurların mahremiyetini ve kimliklerini uygun şekilde koruyarak ve kimliklerinin tespit edilmesine yol açabilecek bilgilerin uygunsuz bir biçimde yayılmasını önlemek için ulusal yasalara uygun önlemleri alarak;
(f) Çocuk mağdurların ve onların yanısıra ailelerinin ve lehine tanıklık edenlerin korkutma ve misillemelere karşı güvenliklerini gereken durumlarda sağlayarak;
(g) Davaların düzenlenmesinde, mahkeme kararlarının icra ve infazında veya çocuk mağdurlara tazminat öngören emirlerin veya kararnamelerin icrasında gereksiz ertelemelerden kaçınarak,
benimseyeceklerdir.
Taraf Devletler, mağdurun gerçek yaşına ilişkin belirsizliğin, mağdurun yaşını tespit etmeye yönelik soruşturma dahil, cezai soruşturmanın başlamasına engel teşkil etmeyeceğini garanti edeceklerdir.
Taraf Devletler, işbu Protokolde tanımlanan suçların mağduru çocuklara yönelik ceza adaleti sistemi muamelelerinde, çocuğun en yüksek çıkarlarının öncelikli olarak gözetilmesini garanti edeceklerdir.
Taraf Devletler, işbu Protokol tarafından yasaklanan suçların çocuk kurbanları ile çalışan kişilerin, özellikle hukukî ve psikolojik olmak üzere, uygun eğitime tâbi tutulmalarını sağlayabilmek için önlemler alacaklardır.
Taraf Devletler gerekli durumlarda bu tür suçların çocuk mağdurlarının önlenmesine ve/veya korunmasına ve rehabilitasyonuna müdahil olmuş kişilerin ve/veya örgütlerin güvenliğini ve bütünlüğünü koruyabilmek amacıyla önlemler alacaklardır.
Bu maddede yer alan hiçbir hüküm sanığın adil ve tarafsız bir duruşma hakkına halel getirmeyecek ve bu hakla çelişir biçimde yorumlanmayacaktır.
MADDE 9
Taraf Devletler işbu Protokolde belirtilen suçları önlemek için gerekli kanunları, idarî önlemleri, sosyal politikaları ve programları kabul edecek veya güçlendirecek, uygulayacak ve yayacaklardır. Bu fiillere karşı özellikle duyarlı olan çocukların korunmasına özel dikkat gösterilecektir.
Taraf Devletler önleyici tedbirler ve bu Protokolde belirtilen suçların zarar verici etkileri hakkında tüm uygun araçlarla edinilecek bilgi, eğitim ve öğretim yoluyla çocuklar dahil kamuoyunun, büyük ölçüde bilincini artıracaklardır. Taraf Devletler bu maddedeki yükümlülüklerini yerine getirirken toplumun ve özellikle de çocukların ve çocuk mağdurların, bu türden bilgilendirme ve eğitim ve öğretim programlarına, uluslararası düzey de dahil olmak üzere, katılımını teşvik edeceklerdir.
Taraf Devletler bu tür suçların mağdurlarına sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları ve fiziksel ve psikolojik yönden tamamen iyileşmeleri dahil olmak üzere uygun olan tüm yardımları temin etmek amacıyla mümkün olan her türlü önlemi alacaklardır.
Taraf Devletler işbu Protokol’de tanımlanan suçların tüm çocuk mağdurlarına yasal sorumlulardan zararlarının tazmin edilmesine ilişkin kanunî yollardan ayrım gözetilmeksizin yararlanmalarını sağlayacaklardır.
Taraf Devletler bu Protokol’de tanımlanan suçların reklamında kullanılan malzemelerin üretiminin ve yayılmasının etkin şekilde yasaklanması için uygun önlemleri alacaklardır.
MADDE 10
Taraf Devletler çocuk satışı, çocuk fahişeliği, çocuk pornografisi ve çocuk seks turizmini içeren faaliyetlerden sorumlu olanların önlenmesine, meydana çıkarılmasına, soruşturma, kovuşturma ve cezalandırılmasına yönelik uluslararası işbirliğini çok taraflı, bölgesel ve iki taraflı düzenlemelerle güçlendirmek için gerekli olan bütün adımları atacaklardır. Taraf Devletler kendi makamları, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ve uluslararası örgütler arasındaki uluslararası işbirliği ve eşgüdümü de geliştireceklerdir.
Taraf Devletler çocuk mağdurlara fiziksel ve psikolojik yönden iyileşmeleri, sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları ve vatanlarına geri dönmeleri konusunda yardımcı olabilmek için uluslararası işbirliğini geliştireceklerdir.
Taraf Devletler çocukların, satış, fahişelik, pornografik uygulamaları ve çocuk seks turizmine karşı zaafiyetini artıran yoksulluk, az gelişmişlik gibi temel nedenleri ele almak amacıyla uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesini teşvik edeceklerdir.
Taraf Devletler, yapabildikleri takdirde, mevcut çok taraflı, bölgesel ve ikili veya diğer programlar yoluyla malî, teknik veya diğer yardımları sağlayacaklardır.
MADDE 11
Bu Protokol’deki hiçbir hüküm çocuk haklarının gerçekleştirilmesine daha fazla imkân sağlayan ve
(a) Taraf Devletin hukuku veya
(b) Taraf Devlet açısından yürürlükte olan uluslararası hukuk,
kapsamında yer alabilecek herhangi bir hükmü etkilemeyecektir.
MADDE 12
Her Taraf Devlet, Protokol’ün kendisi açısından yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak iki yıl içinde, Protokol’ün hükümlerinin uygulanması için almış olduğu önlemlere ilişkin kapsamlı bilgi içeren bir raporu Çocuk Hakları Komitesine sunacaktır.
Kapsamlı raporun verilmesinden sonra, her Taraf Devlet Çocuk Hakları Komitesi’ne sunduğu rapora Sözleşmenin 44 üncü maddesi uyarınca bu Protokol’ün uygulanmasına ilişkin her türlü ilave bilgiyi ekleyecektir. Bunun dışında, Protokol’e Taraf Devletler her beş yılda bir rapor sunacaklardır.
Çocuk Hakları Komitesi Taraf Devletlerden bu Protokol’ün uygulanmasına yönelik ilave bilgi talebinde bulunabilecektir.
MADDE 13
İşbu Protokol Sözleşme’ye taraf olan veya Sözleşme’yi imzalamış bulunan herhangi bir Devletin imzasına açıktır.
İşbu Protokol Sözleşme’ye taraf olan veya Sözleşme’yi imzalamış bulunan herhangi bir Devletin onayına tâbidir ve katılıma açıktır. Onay veya katılıma ilişkin belgeler Birleşmiş Milletler Genel Sekreter’ince saklanacaktır.
MADDE 14
İşbu Protokol onaylama veya katılıma ilişkin onuncu belgenin Saklayıcıya verilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
İşbu Protokol onu onaylayan veya yürürlüğe girmesinden sonra katılan her Devlet bakımından, o Devlet’in onay veya katılım belgesini Saklayıcıya verdiği tarihten bir ay sonra yürürlüğe girecektir.
MADDE 15
Herhangi bir Taraf Devlet işbu Protokolü Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapacağı yazılı bir bildirimle, herhangi bir zamanda feshedebilir. Bunun üzerine Genel Sekreter, Sözleşmeye Taraf diğer Devletleri ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletleri bu konuda bilgilendirir. Fesih, bildirimin Genel Sekreterce teslim alınmasından bir yıl sonra yürürlüğe girecektir.
Böyle bir feshin bildirimi fesih yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek herhangi bir suç açısından Taraf Devletin işbu Protokol çerçevesindeki yükümlülüklerinin ortadan kalkması sonucunu doğurmayacaktır. Aynı şekilde böyle bir fesih bildirimi, feshin yürürlüğe girmesinden önce, Komite tarafından görüşülmekte olan herhangi bir hususun ele alınmasına devam edilmesine hiçbir şekilde halel getirmeyecektir.
MADDE 16
Herhangi bir Taraf Devlet bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ibraz edebilir. Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere, önerilerin görüşülmesi ve oylanması amacıyla bir Taraf Devletler Konferansı düzenlenmesini isteyip istemediklerini bildirmeleri talebiyle iletecektir. Böyle bir bildirimi müteakip, dört ay içinde Taraf Devletlerin en az üçte birinin Konferans yapılmasını istemesi durumunda, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler himayesinde Konferansı toplayacaktır. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik önerisi onay için Genel Kurula sunulacaktır.
İşbu maddenin 1 inci fıkrasına uygun olarak kabul edilen bir değişiklik önerisi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanıp Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğunca kabul edildiğinde yürürlüğe girecektir.
Yürürlüğe giren bir değişiklik önerisi, öneriyi kabul eden Taraf Devletler için bağlayıcılık kazanacaktır. Diğer Taraf Devletler ise, işbu Protokol’ün hükümleri ve daha önce kabul etmiş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.
MADDE 17
İşbu Protokolün, eşit derecede geçerli olan Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri Birleşmiş Milletler arşivlerinde saklanacaktır.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri işbu Protokolün onaylı örneklerini Sözleşmeye Taraf tüm Devletlere ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan Devletlere iletecektir.
Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokolün Onaylanması Sırasında Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Yapılan Beyanın Metni
Türkiye Cumhuriyeti işbu İhtiyari Protokol’ün hükümlerini yalnızca tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu Taraf Devletlere karşı uygulayacağını beyan eder.
Bir Ceza Avukatının Anıları, Türkiye Barolar Birliğinin ilk başkanı da olan Prof. Dr. Faruk Erem tarafından kaleme alınmıştır.
Eserdeki anıların bir kısmını yazar yaşamış, bir kısmını ise adliye koridorlarında meslektaşlarından duymuştur. Her olayı, anlamca ağırlık noktasını göze çarpacak biçimde anlatmıştır. Yazar, yaşanmış hikayeleri esere yansıtırken meslek sırlarını gözetmiş, kişilerin tanınmamasını sağlayacak şekilde değişiklikler yapmıştır. Yazarın kendi yaşamından çok şey kattığı bu kitap bir belgesel ya da roman değildir.
Bir Ceza Avukatının Anıları Tiyatro Oyunu
Bir Ceza Avukatının Anıları isimli tiyatro oyunu, Faruk Erem‘in kaleme aldığı kitaptan senaryolaştırılarak tiyatroda sahnelenmiştir. Geniş okuyucu kitlesince ilgi gören kitap, ilk olarak 1984-1985 sezonunda Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından sahnelenmiş, aradan 10 yıl geçtikten sonra oyunun büyük ilgi görmesi üzerine, Antalya Devlet Tiyatrosu, Süleyman Demirel Üniversitesi Tiyatro Kulübü, Cumhuriyet Üniversitesi Tiyatro Oyuncuları, Aydın Belediyesi Şehir Tiyatrosu ve Çağdaş Grup gibi topluluklar tarafından Türkiye’nin çeşitli yerlerinde ve yurt dışında bir çok değişik versiyonda tekrar sahnelenmiştir.
Ünlü “Suçluyu kazıyınız altından insan çıkar” şeklindeki felsefesinden hareketle kitabını yazan Erem, hümanist bakış açısıyla hukuka ve insana olan inancını dile getirmiş, Türk Hukuk Tarihine adını yazdırmış, idam cezasının kaldırılmasında da büyük emek vermiştir.
Faruk Erem, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdikten sonra Belçika’da hukuk alanında doktora yapmış, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doçent olarak görev almış, bir yıl İtalya’da kalarak ceza hukuku ve kriminoloji alanında çalışmış, İtalya’dan döndükten sonra Profesör olmuştur.
Profesör Doktor Faruk Erem, Ankara Üniversitesinde dekan olarak idarecilik yapmış ve 1978’de emekli olmuştur. Erem, Türkiye Barolar Birliği‘nin ilk Başkanıdır ve bu görevi 9 Ocak 1980 tarihine kadar sürdürmüştür.
Erem, Türk Ceza Hukukunu içtihatlarını ve uygulamalarını derinden etkileyen bilim insanlarındandır.
“Bir Ceza Avukatının Anıları” eserinden uyarlanan, her bölümünde farklı bir davanın konu edildiği televizyon filmi şeklindeki dizi 1979 yılında TRT’de yayınlanmıştır. Dizide, Melike Zobu,Halil Ergün, Nermin Özses, Suzan Roziter, Reşat Ateşeri, Mustafa Yazıcı, Sabahat İzgü ve Zehra Savaş rol almışlardır. Dizinin yönetmenliğini Ömer Lütfi Akad üstlenmiştir.
Eser, 9 Mayıs 1989 tarihinde sinema’ya uyarlanmıştır.Emekli Başkan isimli birinci bölümde, görevi boyunca 5 idam kararı vermiş bir hakimin bu kararlarından birinden vicdan azabı çekmesi ve gerçeği öğrendikten sonra kalp krizi sonucu ölmesi hikaye edilmiştir. Oyuncular, Müşfik Kenter, Kerim Afşar, Kamran Usluer, Ali Şen, Hikmet Çelik, Hüseyin Er, Zafer Önen, Lütfi Kopan, Muhteşem Durukan, Fikret Ergin, Erkan Yücel, Nefrin Tokyay ve Çetin Öner’dir.
“Bir Ceza Avukatının Anıları” adlı tv dizisi önce 4 bölüm olarak planlanmış daha sonra sekiz bölüme çıkarılmıştır. Daha sonraları bürokratik engeller nedeniyle dizi sayısı tekrar dörde indirilmiştir. Bölümler şu şekildedir: 1-Emekli Başkan-1979, Çekiç ve Titreşim-1979, Kuma-1979, Isı-1979 ,Mertlik, Suçlular ve Ötekiler, Kan ve Mayın
Schuman Bildirgesi, Avrupa Birliğinin ilk adımını oluşturan manifestodur. Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman tarafından 9 Mayıs 1950 tarihinde yayınlanmıştır.
Bildirge ile, Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri, kömür ve çelik üretimlerini birleştirmeye davet edilmiştir. Ortak bir Avrupa federasyonunun ilk somut adımı bu şekilde atılmıştır.
1957’da imzalanan Roma Antlaşması sonucunda ise topluluğun adı Avrupa Ekonomik Topluluğu halini almıştır.
Maastricht Antlaşması 1993 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu antlaşma ile üç uluslararası örgüt birleşmiş, birliğin adı Avrupa Birliği olmuştur.
Milano Zirvesi
Milano Zirvesi, Avrupa Birliği liderlerinin katılımı ile 1985’te toplanmıştır. Zirvede, Schuman Bildirgesinin yayınlandığı 9 Mayıs’ın Avrupa Günü olarak kutlanması kararlaştırılmıştır.
İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden sonra Avrupa’da barışı sağlamayı amaçlayan Schuman Bildirgesi, Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman tarafından ilan edilmiştir.
Schuman Bildirgesi
Dünya barışı, kendisini tehdit eden tehlikelerle orantılı çabalar olmaksızın korunamaz.
Örgütlü ve diri bir Avrupa’nın uygarlığa yapabileceği katkı, barışçıl ilişkilerin korunması ve sürdürülmesi için elzemdir. Birleşik Avrupa için 20 yılı aşkın süredir önderlik rolünü üstlenen Fransa, barışa hizmeti daima temel amacı olarak benimsemiştir. Ancak Birleşik Avrupa kurulamamış, savaş çıkmıştır.
Avrupa birdenbire ve tek bir plana göre oluşturulamaz. Önce fiili bir dayanışmayı yaratacak olan somut kazanımlarla kurulacaktır. Avrupa uluslarının bir araya gelmeleri, Fransa ile Almanya arasında çok uzun süredir var olan karşıtlığın ortadan kaldırılmasını gerektirmektedir. Yapılacak her türlü girişim ilk önce bu iki ülkeyle ilgili olmalıdır.
Fransız Hükümeti, bu amacı gözönünde bulundurarak sınırlı fakat belirleyici bir konuda derhal girişimde bulunulmasını önermektedir:
Fransız Hükümeti’nin önerisi, diğer Avrupa ülkelerinin de katılımına açık bir kuruluş çerçevesinde, Fransız-Alman kömür ve çelik üretiminin bir bütün olarak ortak bir yüksek merci altında bir araya getirilmesidir.
Kömür ve çelik üretiminin bu şekilde bir araya getirilmesi, Avrupa federasyonunun ilk adımı olarak ekonomik gelişme için gerekli ortak temellerin derhal atılmasını sağlayacak, böylece uzun süredir savaş mühimmatı üretimi yapan ve bundan hep zarar gören bölgelerin kaderini değiştirecektir.
Bu şekilde sağlanacak üretim dayanışması, Fransa ile Almanya arasında savaş çıkması ihtimalini düşüncelerden sileceği gibi madden de imkansız kılacaktır. Katılmaya istekli bütün ülkelere açık olacak olan ve nihaî olarak tüm üye ülkelere sınaî üretimin temel unsurlarını aynı şartlarla sağlayacak olan bu güçlü ve üretken birim, ülkelerin iktisadî birleşmesinin gerçek temelini atacaktır.
Yaşam standartlarının yükseltilmesine ve barışçıl kazanımların geliştirilmesine katkı yapmayı amaçlayan bu üretim, herhangi bir ayrım veya istisna olmaksızın tüm dünyanın istifadesine sunulacaktır.
Böylece, ortak bir ekonomik sistemin oluşturulması için elzem olan çıkar birlikteliği, basit ve süratli bir şekilde gerçekleştirilmiş olacaktır; bu, uzun yıllardır kanlı savaşların yol açtığı bölünmeler nedeniyle birbirine düşman olan ülkeler arasında daha geniş ve derin bir birlikteliğin mayasını oluşturabilir.
Temel üretimin birleştirilmesi ve kararları Fransa, Almanya ve diğer üye ülkeleri bağlayacak yeni bir yüksek merciin kurulması ile, bu öneri, barışın korunması için elzem olan Avrupa federasyonunun oluşturulması yönündeki ilk somut temelin atılmasını sağlayacaktır.
Fransız Hükümeti, belirlenen hedeflerin gerçekleştirilmesini teşvik etmek için, aşağıdaki esaslara dayalı olarak müzakereler başlatmaya hazırdır:
Ortak yüksek merciye verilecek görev, en kısa zamanda üretimin modernize edilmesini ve üretim kalitesinin yükseltilmesini; kömürün ve çeliğin Fransız ve Alman pazarları ile diğer üye ülkelerin pazarlarına aynı şartlarla arz edilmesini; diğer ülkelere ihracatın ortaklaşa geliştirilmesini; bu sektörlerde çalışan işçilerin yaşam koşullarının eşit düzeye getirilmesini ve yükseltilmesini sağlamak olacaktır.
Bu hedeflere ulaşmak için, üye ülkelerin halihazırdaki üretimlerinin içinde bulunduğu çok farklı koşullar ve durumlar dikkate alınarak, bir üretim ve yatırım planının uygulanması, fiyatları eşit düzeye getirmek için dengeleyici mekanizmaların kurulması ve üretimin rasyonelleştirilmesini kolaylaştırmak amacıyla bir yeniden yapılandırma fonunun ihdas edilmesi gibi bazı geçiş dönemi tedbirlerinin alınması önerilmektedir. Kömür ve çeliğin üye ülkeler arasındaki dolaşımında her türlü gümrük vergisi derhal kaldırılacak ve bunların farklı nakliye ücretlerinden etkilenmemesi sağlanacaktır. Üretimin en yüksek verimlilikle daha rasyonel dağılımını kendiliğinden sağlayacak koşullar tedricen oluşturulacaktır.
Dağıtım ve ulusal pazarların kullanılması üzerinde kısıtlayıcı uygulamalar getirme ve yüksek kâr oranlarını muhafaza etme eğiliminde olan uluslararası kartellerin aksine; ortak yüksek merci, pazarların birleşmesini ve üretimin genişlemesini temin edecektir.
Yukarıda açıklanan temel ilkeler ve üstlenilen taahhütler, Devletler arasında imzalanacak ve onaylanmak üzere parlamentolara sunulacak olan antlaşmaların konusunu oluşturacaktır. Bu antlaşmaların uygulanmasına ilişkin ayrıntıları çözüme bağlamak için gerekli müzakereler, mutabakatla tayin edilen bir hakemin yardımıyla yürütülecektir. Bu hakem, varılan anlaşmaların öngörülen ilkelerle uyum içerisinde olup olmadığını tespit etmekle sorumlu bulunacak ve müzakerelerin kilitlendiği durumlarda hangi çözümün benimseneceğini kararlaştıracaktır. Uygulamadan sorumlu ortak yüksek merci, Hükümetler’in eşit oranda temsil esasıyla atayacakları bağımsız kişilerden oluşacaktır. Hükümetler’in mutabakatıyla bir başkan seçilecektir. Merciin kararları, Fransa, Almanya ve diğer üye ülkelerde uygulanma gücüne sahip bulunacaktır. Merciin kararlarına itiraz olanağının sağlanması için, uygun tedbirler alınacaktır.
Birleşmiş Milletler’in bir temsilcisi, merci nezdinde akredite edilecek ve yılda iki kez Birleşmiş Milletler’e rapor verecektir. Bu raporda, söz konusu yeni merciin çalışmaları hakkında bilgiler yer alacak, özellikle de merciin belirli hedeflerini gerçekleştirmedeki başarı düzeyi belirtilecektir.
Yüksek merciin kurulması, işletmelerin mülkiyet yöntemlerine hiçbir şekilde halel getirmeyecektir. Ortak yüksek merci, görevlerini yerine getirirken, Uluslararası Ruhr Mercii’ne verilen yetkileri ve Almanya’nın tabi olduğu her türlü yükümlülüğü, bunlar yürürlükte kaldığı sürece, dikkate alacaktır.
Avrupa Günü, Avrupa Birliği liderleri tarafından 1985 yılında yapılan Milano Zirvesi’nde alınan kararlar kutlama günü olarak belirlenmiştir. Schuman Bildirgesinin yayınlandığı 9 Mayıs, Avrupa günü olarak ilan edilmiştir.
Schuman Bildirgesi, Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın 9 Mayıs 1950 tarihinde yayınladığı ve Avrupa Birliğinin ilk adımını oluşturan bildirgedir.
Robert Schuman
Bildirge ile, Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri, kömür ve çelik üretimlerini birleştirmeye ve ilk uluslarüstü organizasyonun oluşturulmaya davet edilmiş, ortak bir Avrupa federasyonunun ilk somut adımı bu şekilde atılmıştır. Bildirinin ardından 1951 yılında Paris Antlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmuş, 1957 yılında ise imzalanan Roma Antlaşması sonucunda ise topluluğun adı Avrupa Ekonomik Topluluğu halini almıştır. Birliğin adı 1993 yılında Maastricht Antlaşmasının yürürlüğe girerek üç uluslararası örgütün birleşmesi sonucunda Avrupa Birliği olmuştur.
Paris İklim Anlaşması, temiz enerjiye geçişte tüm dünyaya yol göstermek üzere 2015 yılında düzenlenmiş ve 22 Nisan 2016 tarihinde imzalanmış olan iklim değişikliği konusundaki ilk çok uluslu anlaşmadır.
Paris İklim Anlaşması, Kyoto Protokolü’nün 2020 yılında sona erecek olması sebebiyle, 2015 yılında Fransa’nın Paris kentinde gerçekleştirilen 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21), 2020’den sonra geçerli olmak üzere kabul edilmiştir.
Anlaşmanın öncesindeki dönemde bir insan hakkı olan ‘çevre hakkı’ ile ilgili olarak 1972 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı sonucunda Stockholm Bildirgesi yayınlanmış, 28 Ekim 1982 tarihinde Dünya Doğa Şartı kabul edilmiş, 1990 Paris Sözleşmesinde çevre hakkı ile ilgili somut maddeler yer almıştır.
Bergen- BM Avrupa Ekonomik Komisyonu Çevre ve Kalkınma Konferansı Sonuç Bildirgesi, 1990 yılında çevre hakkı konusunda önemli gelişme sağlamıştır.
1992 yılında Rio Toplantısında Çevre Sözleşmesi imzalanmış, insanların sürekli ve dengeli kalkınmanın merkezinde olduğu ve doğa ile uyum içinde sağlıklı ve verimli bir hayata hakları olduğu vurgulanmıştır.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi(BMİDÇS) iklim değişikliği sorununa karşı küresel tepkinin temelini oluşturmak üzere 1992 yılında kabul edilmiş ve 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiş, Türkiye, Sözleşmeye 24 Mayıs 2004 tarihinde katılmıştır.
Anlaşma, 5 Ekim 2016 itibariyle, küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz ise Paris Anlaşması’nı, 22 Nisan 2016 tarihinde, New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamış, henüz Taraf olmamıştır.
Avrupa Birliği, 2030 İklim ve Enerji Politikaları Çerçevesi ve Avrupa Komisyonu’nun 2020 sonrası küresel iklim değişikliği ile mücadele planını esas alarak iklim eylem planını sunan ilk büyük ekonomi olmuş; 2030 yılı için ekonomi genelindeki sera gazı emisyonunu en az %40 azaltma hedefini açıklamıştır.
Paris İklim Anlaşması, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, G20 ve G7 toplantılarının gündemlerinde yer almakta olan ve sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması bağlamında, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi‘nin amaçladığı hedefleri gerçekleştirmek üzere; 22 Nisan 2016 tarihinde New York’ta düzenlenen üst düzey bir törenle imzaya açılmıştır. Küresel sera gazı emisyonlarının asgari %55’ini temsil eden en az 55 ülkenin imzasını takiben yürürlüğe girmesi planlanan Anlaşma, dünya ülkelerinin ezici çoğunluğu tarafından imzalanmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri, anlaşmaya önce katılmış ancak Donald Trump döneminin sona ermesine kısa bir süre anlaşmadan çekilmiştir. İklim değişikliğiyle mücadeleyi öncelikleri arasına alan Joe Biden’ın 2021 yılı ocak ayında başkanlık görevine başladığı ilk gün Trump’ın çekildiği Paris İklim Anlaşması’na yeniden dahil olmaya yönelik başkanlık kararnamesini imzalamış ve sözleşmeye katılıma iradesi gösterilmiştir. Türkiye 2021 yılı başı itibari ile anlaşmaya katılmamıştır.
Paris Anlaşması’nın Önemi
Paris anlaşması, sera gazı emisyonlarının tavan yapması nedeniyle küresel bir tehdit olan iklim sorununun çözülmesi için bir takvim oluşturulmasını amaçlamakta, önerilen çözümlerin en kısa sürede uygulanmasını temin etmek üzere küresel bir eylem planı ortaya koymaktadır.
Anlaşmanın, küresel ısınmayı sanayi devrimi öncesine göre 2°C’nin oldukça altında tutan ve hatta 1.5°C ile sınırlamayı amaçlayan uzun vadeli bir hedefi bulunmakta; tüm paydaş devletlere, yatırımcılara, işletmelere, sivil toplum örgütlerine ve politika yapıcılara temiz enerjiye küresel olarak
geçmeyi hedef olarak koymaktadır.
Tüm emisyonların yaklaşık % 98’inden sorumlu 189 ülkenin sunduğu ulusal iklim planları (INDC) ile, iklim değişikliği ile mücadelede planlı ve programlı bir çaba harcanmakta; izleme ve durum değerlendirmesi yapmayı amaçlayan dinamik bir mekanizma ihtiyacı ortaya konulmaktadır. 2023 yılından itibaren taraflar, emisyon azaltımı, uyum ve sağlanan/alınan destekler konusundaki ilerlemeyi değerlendirmek üzere, her beş yılda bir “küresel durum değerlendirme” zirvelerinde bir araya gelecektir.
Taraflar, şeffaflık ve sorumluluk içinde yasal yükümlülüklerini yerine getirecek, iki yılda bir sera gazı envanterlerini çıkaracak ve ulusal gelişmeleri raporlayacaktır. Hedeflere ulaşmada, “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler” ilkesi prensip olarak benimsenmiştir.
Uyum konusu, Paris Anlaşması ile ilk defa kapasite geliştirme, iklim değişikliğine direnç ve iklim değişikliğinden etkilenebilirlik konularını içerecek şekilde çalışmalar yapacaktır.
Anlaşmaya göre; gelişmiş ülkeler, mutlak emisyon azaltım hedeflerini üstlenerek öncülük edecekler, gelişmekte olan ülkelere destek olacaklardır. En az gelişmiş ülkeler ise düşük sera gazı emisyonlu büyüme strateji, plan ve eylemlerini özel koşulları çerçevesinde hazırlayabileceklerdir.
Türkiye, Paris Anlaşmasına taraf olmamakla birlikte, Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanını 30 Eylül 2015 tarihinde Sözleşme Sekretaryasına sunmuştur. Türkiye’nin ulusal katkı beyanına göre, sera gazı emisyonlarının 2030 yılında referans senaryoya (BAU) göre artıştan %21 oranına kadar azaltılması öngörülmüştür.Türkiye, finans ve teknoloji desteklerine erişebilmek bakımından kendisi ile benzer konumdaki ülkelerle aynı şekilde muamele görmeyi talep etmekte ve ekonomik büyüme, nüfus artışı gibi ölçütler dikkate alındığında mutlak emisyon azaltımı yapmanın imkansızlığını ileri sürmektedir.
Anlaşmanın Çevirisi
Paris İklim Anlaşması’nın Türkçe çevirisi, Ekoloji Kolektifi Derneği tarafından yapılmış ve 2016 yılı ocak ayında yayınlanmış, https://ekolojikolektifi.org/ sitesinde açık erişime açılmıştır. Editör olarak, Ilgın Özkaya Özlüer, Ethemcan Turhan ve Fevzi Özlüer görev almış, çeviri Yunus Bakihan Çamurdan tarafından yapılmıştır.
Sözleşme Taraflar Konferansının on yedinci oturumunda alınan 1/CP.17 kararı uyarınca kurulan Daha Etkin Tedbirler için Durban Platformu gereğince,
Sözleşmenin amacına yönelik olarak ve Sözleşmenin hakkaniyet ilkesine ve ortak ama farklı ulusal koşullar ışığında farklılaştırılmış sorumluluklar ve mütekabil yetkiler gibi ilkelerine dayanarak,
İklim değişikliğinin doğurduğu acil tehdide karşı elde bulunan en iyi bilimsel veriler temelinde etkin ve gittikçe gelişen bir müdahale gereğini kabul ederek,
Ayrıca gelişmekte olan ülke Tarafların, özellikle de iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında kırılgan ülkelerin Sözleşme kapsamında özel gereksinimlerini ve koşullarını kabul ederek,
İklim değişikliği eylemleri, müdahaleleri ve etkileri ile sürdürülebilir kalkınmaya adil erişim ve yoksulluğun ortadan kaldırılması arasındaki esaslı ilişkiyi vurgulayarak,
Gıda güvenliğini sağlama ve açlığı sona erdirme yönünde temel önceliği ve gıda üretimi sistemlerinin iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında özel hassasiyetlerini dikkate alarak,
İklim değişikliğinin insanlığın ortak bir kaygısı olduğunu kabul ederek, Tarafların iklim değişikliğine müdahale amaçlı eyleme geçtiklerinde insan hakları, sağlık hakkı, yerli halkların, yerel toplulukların, göçmenlerin, çocukların, engellilerin ve hassas durumdaki kişilerin hakları, kalkınma hakkı ve ayrıca cinsiyetler arası eşitlik, kadınların güçlendirilmesine ve kuşaklar arası adalet konularındaki yükümlülüklerine uygun hareket etmeli, bu hususlara saygılı olmalı ve onları geliştirmelidir.
Sözleşmede belirtilen sera gazı yutak ve rezervuarlarını uygun şekilde korumanın önemini kabul ederek,
Tüm ekosistemlerin, bu kapsamda okyanısların bütünlüğünün güvenceye alınması, bazı kültürlerin Toprak Ana olarak adlandırdığı biyoçeşitliliğin korunmasının önemini ve iklim değişikliğine müdahalede faaliyete geçerken “iklim adaleti” kavramının önemini vurgulayarak,
İşbu Anlaşmada ele alınan her konunun her düzeyinde eğitimin, öğretimin, toplum bilincinin, halk katılımının, bilgiye açık erişimin ve işbirliğinin önemini teyit ederek,
İklim değişikliğine müdahale sırasında her düzeydeki idare ve muhtelif aktörler arasında ilgili Tarafların ulusal mevzuatı kapsamında sürdürülen ilişkilerin önemini kabul ederek,
Ayrıca gelişmiş ülke Tarafların öncülük ettiği sürdürülebilir yaşam tarzlarının ve sürdürülebilir tüketim ve üretim biçimlerinin iklim değişikliğine müdahalede oynadığı önemli rolü kabul ederek,
Aşağıdaki kararları almıştır:
MADDE 1
İşbu Anlaşmanın amacı yönünden Sözleşmenin Madde 1 hükmünde ifade edilen tanımlar geçerli olacaktır.
Bunlara ek olarak:
1 . “Sözleşme” 9 Mayıs 1992 tarihinde New York’ta kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi anlamındadır.
2. “Konferans” Sözleşme Taraflarının Konferansı anlamındadır.
3. “Taraf” işbu Anlaşmanın tarafı anlamındadır.
MADDE 2
1. Sözleşmenin uygulanmasına ve hedefine ulaşmakta destek niteliğindeki bu Anlaşma iklim değişikliği tehdidine, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğu ortadan kaldırma çabaları bağlamında küresel yanıtı aşağıdaki yollarla güçlendirmeyi amaçlamaktadır:
(a) Küresel ortalama sıcaklıktaki artışı endüstri öncesi düzeylerin 2 °C üstünün çok aşağısında tutarak ve sıcaklık artışını endüstri öncesi düzeylerin 1,5 °C üstüyle sınırlamak yönünde çaba göstererek bunların iklim değişikliği risk ve etkilerini önemli ölçüde sınırlayacağını kabul etmek,
(b) İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum kabiliyetini arttırmak, iklim direncini ve sera gazı düşük emisyonlu büyümeyi gıda üretimini tehdit etmeyecek şekilde güçlendirmek,
(c) Düşük emisyonlu ve iklim yönünden dirençli büyümeyle uyumlu finansman akışını sağlamak.
2. İşbu Anlaşma hakkaniyet ilkesine ve ortak fakat farklı ulusal koşullar ışığında farklılaştırılmış sorumluluklar ve mütekabil yetkiler ilkelerini yansıtacak şekilde uygulanacaktır.
MADDE 3
İklim değişikliğine küresel müdahale yönünden ulusal düzeyde belirlenmiş katkılar olarak Tarafların tamamı işbu Anlaşmanın Madde 2 hükmünde belirtilen amacı elde etme yönünde Madde 4, 7, 9, 10, 11 ve 13 hükümlerinde belirlenen istekli çabaları üstlenecek ve iletecektir. Tarafların tamamının çabaları gelişmekte olan ülke Tarafların işbu Anlaşmayı uygulamaları yönünden desteklenmesini kabul ederken zaman içinde bir ilerlemeyi ifade edecektir.
MADDE 4
1. Madde 2 hükmünce ifade edilen uzun vadeli sıcaklık hedefine ulaşabilmek için Taraflar sera gazı emisyonları küresel zirve değerlerine en kısa sürede ulaşmayı amaçlarken zirve değerlere ulaşılmasının gelişmekte olan ülke Taraflar yönünden daha geç gerçekleşeceğini dikkate alarak bunun ardından eldeki en iyi bilimsel veriler ışığında ve bu yüzyılın ikinci yarısında sera gazlarının kaynaklar temelinde insan kaynaklı emisyonları ile yutaklar temelinde uzaklaştırmaları arasında dengeyi adalet temelinde ve sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması çabaları bağlamında hızla azaltım çalışmalarına başlamayı amaçlar.
2. Taraflardan her birisi elde etmeyi amaçladığı ardışık ulusal katkıları hazırlayacak, iletecek ve sürdürecektir. Taraflar bu katkıların amaçlarına ulaşmaya yönelik ulusal azaltım tedbirlerini hayat geçirecektir.
3 . Her bir Tarafa ait ardışık ulusal katkılar o Tarafın sürmekte olan ulusal katkısına göre ilerlemeyi ifade edecek ve en yüksek olası isteği yansıtırken o Tarafın ortak ama farklı ulusal koşullar ışığında farklılaştırılmış sorumluluklar ve mütekabil kapasitelerini temsil edecektir.
4. Gelişmiş ülke Taraflar ekonomi genelinde mutlak emisyon azaltım hedeflerini üstlenerek öncülük etmeye devam etmelidirler. Gelişmekte olan ülke Taraflar azaltım çabalarını güçlendirmeyi sürdürmeli ve emisyon azaltım veya sınırlama hedeflerini zaman içinde ekonomi geneline genişletme çabaları için teşvik edilmelidir.
5. Gelişmekte olan ülke Taraflara sunulacak desteğin faaliyetlerinde istekliliği arttıracağını dikkate alarak gelişmekte olan ülke Taraflara işbu Maddenin uygulanmasında ve Madde 9, 10 ve 11 çerçevesinde destek sağlanacaktır.
6. En az gelişmiş ülkeler ve küçük ada gelişmekte olan devletleri düşük sera gazı emisyonlu büyüme strateji, plan ve eylemlerini özel koşulları çerçevesinde hazırlayarak iletebilirler.
7. Tarafların uyum faaliyetlerinden ve/veya ekonomik çeşitlendirme planlarından kaynaklı ek faydalar işbu Madde kapsamındaki azaltım sonuçlarına katkıda bulunabilir.
8. Ulusal düzeyde belirlenmiş katkılarını sunarken Tarafların tamamı 1/CP.21 kararı ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca alınan diğer ilgili kararlar gereğince netlik, şeffaflık ve anlaşılırlık için gerekli bilgileri temin edecektir.
9. Tarafların tamamı 1/CP.21 kararı ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca alınan diğer ilgili kararlar gereğince ulusal katkılarını her beş yılda bir iletecek ve Madde 14 hükmünde ifade edilen küresel envanter sonuçlarıyla ilgili olarak bilgilendirilecektir.
10. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı ulusal katkılar için ortak bir takvimi ilk oturumunda görüşecektir.
11. Taraflardan herhangi birisi mevcut ulusal katkısını isteklilik düzeyini yükseltmek amacıyla ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından belirlenecek usule uygun olarak uyarlayabilir.
12. Taraflarca iletilen ulusal katkılar Sekretarya tarafından tutulan ortak bir kayda geçirilecektir.
13. Taraflar belirledikleri ulusal katkılarının hesaplanmasından sorumlu olacaklardır. Kendi ulusal katkılarına tekabül eden insan kaynaklı emisyonları ve uzaklaştırmaları hesaplarken Taraflar Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından belirlenecek usule uygun olarak çevresel bütünlüğü, şeffaflığı, doğruluğu, tamlığı, karşılaştırılırlığı ve tutarlılığı ön plana çıkaracak ve mükerrer sayımın önlenmesini sağlayacaklardır.
14. Ulusal katkıları bağlamında, Taraflar insan kaynaklı emisyon ve uzaklaştırtmalar yönünden azaltım faaliyetlerini kabul eder ve uygularken Sözleşme kapsamındaki mevcut yöntem ve düzenlemeleri işbu Maddenin fıkra 13 hükmü çerçevesinde dikkate alacaktır.
15. Taraflar işbu Anlaşmanın uygulanmasında ekonomileri müdahale tedbirlerinden en çok etkilenen Tarafların, özel olarak gelişmekte olan ülke Tarafların kaygılarını göz önünde bulunduracaktır.
16. Taraflar, bu kapsamda bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri ve bunların üye devletleri, işbu Maddenin fıkra 2 hükmü çerçevesinde ortak hareket etme kararı alırlarsa Sekretaryayı bu yönde varılan anlaşmanın hükümlerinden, bu bağlamda Taraflara ilgili süre zarfında ayrı ayrı tahsis edilen emisyon düzeylerinden, ulusal katkılarını iletmeleri sırasında haberdar edecektir. Sekretarya da o anlaşmanın hükümlerini Taraflara ve Sözleşme imzacılarına duyuracaktır.
17. Böyle bir anlaşmaya varan her bir Taraf işbu Maddenin 13 ve 14. fıkra hükümleriyle Madde 13 ve 15 uyarınca, yukarıdaki 16. fıkra kapsamındaki emisyon düzeyinden anlaşmada belirtilen miktar üzerinden sorumlu olacaktır.
18. Eğer birlikte hareket etmeyi kararlaştıran Taraflar kendisi de işbu Anlaşmaya taraf bir bölgesel ekonomik işbirliği örgütü çerçevesinde davranmak üzerinde anlaşmışlarsa işbu Maddenin 13 ve 14. fıkra hükümleriyle Madde 13 ve 15 uyarınca, yukarıdaki 16. fıkra kapsamındaki emisyon düzeyinden hem bu bölgesel ekonomik işbirliği örgütünün her bir üye devlet tekil olarak, hem de bölgesel ekonomik işbirliği örgütü birlikte ve anlaşmada belirtilen miktar üzerinden sorumlu olacaktır.
19. Tarafların tamamı uzun vadeli düşük sera gazı emisyonlu büyüme stratejilerini ortak ama farklı ulusal koşullar ışığında farklılaştırılmış sorumluluklar ve mütekabil kapasitelerini dikkate alan Madde 2 hükmüne uygun şekilde formüle etmek ve iletmek için çaba gösterecektir.
MADDE 5
1. Taraflar Sözleşme Madde 4 fıkra 1(d) hükmünde ifade edilen sera gazı yutak ve rezervuarlarını ve bu kapsamda ormanları uygun şekilde muhafaza etmek ve güçlendirmek için harekete geçecektir.
2. Taraflar Sözleşme çerçevesinde kararlaştırılmış bulunan mevcut çerçeveyi hayata geçirmek ve sonuç temelli ödemeler gibi yöntemlerle desteklemek için harekete geçmeye ormansızlaşma ve orman alanlarının bozulmasından kaynaklı emisyonların azaltılmasıyla ilgili eylemler için politika yaklaşımları ve pozitif teşvikler, ormanların korunmasının ve sürdürülebilir yönetiminin ve gelişmekte olan ülkelerde orman karbon stoklarının güçlendirilmesinin oynadığı rol, ormanların bütünsel ve sürdürülebilir yönetimi için ortak azaltım ve uyum yaklaşımları gibi alternatif politika yaklaşımlarıyla birlikte bu yaklaşımlarla ilgili karbon dışı yararların uygun şekilde teşvik edilmesinin önemini teyit ederlerken yönlendirilirler.
MADDE 6
1. Taraflar Taraflardan bazılarının ulusal katkılarının uygulanması yönünden azaltım ve uyum faaliyetlerinde daha üst düzeyde istekliliğe olanak sağlanması ve sürdürülebilir kalkınma ve çevresel bütünlüğün desteklenmesi için gönüllü işbirliği yolunu seçebileceklerini kabul eder.
2. Taraflar uluslararası olarak aktarılmış azaltım sonuçlarının ulusal katkılara yönlendirilerek kullanılmasını kapsayan işbirlikçi yaklaşımlara gönüllü temelde katılırken sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek ve çevresel bütünlükle birlikte özellikle idarede şeffaflığı temin edecek ve diğer sakıncaların yanında mükerrer sayımı da engellemek için Paris Anlaşması Taraflarının buluşması niteliğinde olan Taraflar Konferansının kabul ettiği yönlendirici düzenlemelere uygun, güvenilir bir hesap sistemi uygulayacaktır.
3. Uluslararası olarak aktarılmış azaltım sonuçlarının işbu Anlaşma çerçevesinde ulusal olarak belirlenmiş katkılara ulaşmak amacıyla kullanılması gönüllülük esasında olacak ve katılan Tarafların yetkilendirmesiyle gerçekleşecektir.
4. Sera gazı salımlarının azaltılmasına ve sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesine katkıda bulunmak amaçlı bir mekanizma işbu Anlaşma kapsamında ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının yetki ve yönlendirmesi altında, Taraflarca gönüllülük esasında kullanılmak üzere oluşturulmaktadır.
Bu mekanizmaya Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca belirlenmiş bir organ tarafından nezaret edilecek ve aşağıdaki hedeflere ulaşılmaya çalışılacaktır:
(a) Sera gazı salımlarının azaltılmasını sürdürülebilir kalkınmanın güçlendirilmesiyle birlikte desteklemek,
(b) Tarafça yetkilendirilen kamu veya özel tüzellerin sera gazı salımlarının azaltılmasına katılmasını teşvik etmek ve kolaylaştırılmak,
(c) Başka Tarafların da kendi ulusal katkılarını gerçekleştirmeleri için kullanabilecekleri salım azaltımlarıyla sonuçlanan azaltım faaliyetlerinden faydalanacak ev sahibi Tarafın emisyon düzeylerinin azaltılmasına katkıda bulunmak,
(d) Küresel emisyonlarda toplam bir azaltımı sağlamak.
5. İşbu Madde fıkra 4 hükmünce ifade edilen mekanizmadan kaynaklanan salım azaltımları başka bir Tarafın kendi ulusal katkısını gerçekleştirdiğini göstermek için kullanılmışsa ev sahibi Tarafın ulusal katkısının gerçekleştirildiğini göstermek amacıyla kullanılmayacaktır.
6. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı işbu Madde fıkra 4 hükmünce ifade edilen mekanizma kapsamındaki faaliyetlerin maddi getirisinin bir kısmının idari harcamaların karşılanması ve ayrıca iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında özel hassasiyeti bulunan gelişmekte olan ülke Tarafların uyum giderlerinde yardımcı olunması için kullanılmasını güvenceye alacaktır.
7. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı işbu Madde fıkra 4 hükmünce ifade edilen mekanizma için kuralları, şekilleri ve usulleri ilk oturumunda kabul edecektir.
8. Taraflar Tarafların ulusal katkılarını sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması bağlamında, koordine ve etkin şekilde, bu kapsamda azaltım, uyum, finans, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme konularında uygulamaları için gerekli desteğin sağlanmasında bütünlüklü, bütüncül ve dengeli piyasa dışı yaklaşımların önemini kabul ederler.
Bu yaklaşımların amacı:
(a) Azaltım ve uyum yönünde istekliliğin desteklenmesi,
(b) Ulusal katkıların uygulanmasında kamu ve özel sektör katılımının güçlendirilmesi,
(c) Belgeler ve ilgili kurumsal düzenlemeleri kapsayıcı koordinasyon için olanaklar sağlanması olacaktır.
9. Sürdürülebilir kalkınma için piyasa dışı yaklaşımlara ilişkin çerçeve işbu Madde fıkra 8 hükmünde belirtilen piyasa dışı yaklaşımları desteklemek amacıyla işbu Anlaşmada tanımlanmaktadır.
MADDE 7
1. İşbu Anlaşma Tarafları uyum kapasitesinin arttırılması, dirençliliğin güçlendirilmesi ve iklim değişikliği karşısında kırılganlığın azaltılması için, sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunma ve Madde 2 kapsamında tanımlanan sıcaklık hedefi açısından uygun bir uyum tedbiri alınmasını sağlamak üzere uyum konusunda küresel bir hedefi belirlemektedirler.
2. Taraflar uyumun yerel, ulusal altı, ulusal, bölgesel ve uluslararası tüm boyutlarıyla birlikte karşılaşılan küresel bir zorluk olduğunu ve insanları, geçim kaynaklarını ve ekosistemlerini korumak amaçlı olarak iklim değişikliğine uzun vadeli ve küresel müdahalenin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine özel olarak hassas gelişmekte olan ülke Tarafların acil ve dolaysız gereksinimlerini dikkate alarak uygulanmasında kilit bir bileşen olmanın yanında temel katkı sağladığını da kabul ederler.
3. Gelişmekte olan ülke Tarafların uyum çabaları Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının ilk oturumunda kabul edilen usul ve esaslar çerçevesinde tanınacaktır.
4. Taraflar uyum için mevcut gereksinimin önemli olduğunu ve daha yüksek seviyede azaltmanın ek uyum çalışmalarına duyulan ihtiyacı azaltacağını ve daha fazla uyum ihtiyacının daha yüksek uyum maliyeti anlamına geleceğini kabul ederler.
5. Taraflar uyum faaliyetinin ülke temelli, cinsiyetler konusunda duyarlı, katılımcı ve tamamen şeffaf bir yaklaşımı takip etmesi gerektiğini, bu yaklaşımda kırılgan grupların, toplulukların ve ekosistemlerin dikkate alınacağını ve mevcut en iyi bilimsel veriler ve uygun hallerde uyumu ilgili sosyo-ekonomik ve çevresel politika ve eylemlere entegre etmek üzere kullanılan geleneksel bilgiler, yerli halkların bilgileri ve yerel bilgi sistemleri ışığında temellendirileceğini ve yönlendirileceğini kabul ve taahhüt ederler.
6. Taraflar uyum çabalarında desteğin ve uluslararası işbirliğinin önemini ve gelişmekte olan ülke Tarafların, özellikle iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında kırılgan olanların gereksinimlerini dikkate almanın önemini kabul ederler.
7. Taraflar uyum konusunda faaliyetlerini güçlendirici işbirliklerini aşağıdaki konular dâhil olmak üzere Cancun Uyum Çerçevesini dikkate alarak geliştireceklerdir:
(a) Uyum faaliyetlerine ilişkin bilim, planlama, politika ve uygulama gibi konularla bağlantılı bilgilerin, iyi uygulamaların, deneyimlerin ve çıkarılan derslerin paylaşılması,
(b) Sözleşme kapsamında işbu Anlaşmaya ilişkin olan kurumsal düzenlemelerin ilgili bilgi ve verilerin sentezlenmesi ve Taraflara teknik destek ve rehberlik sağlanması için güçlendirimesi,
(c) İklim hakkında bilimsel bilgilerin, bu kapsamda iklim sisteminin ve erken uyarı sistemlerinin araştırılmasının, sistematik gözleminin iklim kuruluşlarını bilgilendiren ve karar almayı destekleyen şekilde güçlendirilmesi,
(d) Gelişmekte olan ülke Taraflara etkili uyum uygulamalarının, uyum gereksinimlerinin ve önceliklerinin, uyum faaliyet ve çalışmaları için sağlanan ve alınan desteğin ve zorluklar ve boşlukların tanımlanması konusunda iyi uygulamaları teşvik eden biçimde destek sağlanması,
(e) Uyum faaliyetlerinin etkinliğinin ve kalıcılığının geliştirilmesi.
8. Birleşmiş Milletlerin uzman örgütleri ve kurumları Tarafların işbu Madde fıkra 7 hükmünce tanımlanan çabalarını işbu Madde fıkra 5 hükmünü dikkate almak suretiyle desteklemeye teşvik edilir.
9. Her bir Taraf, uygun olan şekilde, uyum planlama süreçlerinde ve faaliyetlerin hayata geçirilmesinde, bu kapsamda ilgili plan, politika ve/veya katkıların oluşturulmasında veya geliştirilmesinde katılım sağlayacaktır.
Bu katılım şunları kapsayabilir:
(a) Uyum eylemleri, taahhütleri ve/veya çabalarının hayata geçirilmesi,
(b) Ulusal uyum planlarının formüle edilmesi ve hayata geçirilmesi süreci,
(c) İklim değişikliği etkileri ve kırılganlığın ulusal olarak öncelikli belirlenmiş eylemleri kırılgan insanları, yerleri ve ekosistemleri dikkate alarak formüle etme perspektifiyle değerlendirilmesi,
(d) Uyum planları, politikaları, programları ve eylemlerinin izlenmesi, değerlendirilmesi ve bunlardan dersler çıkartılması,
(e) Sosyo-ekonomik ve ekolojik sistemlerin esnekliğinin ekonomik çeşitlendirme ve doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi gibi yöntemlerle inşa edilmesi.
10. Taraflardan her birisi sunacağı ve periyodik olarak güncelleyeceği, önceliklerini, uygulama ve destek gereksinimlerini, planlarını ve eylemlerini gelişmekte olan ülke Taraflara herhangi bir ek yük yüklemeksizin içerebilecek bir uyum bildirimi oluşturacaktır.
11. İşbu Madde fıkra 10 hükmünde belirtilen uyum bildirimi iletilen diğer bildirim veya belgelerin, bu kapsamda ulusal uyum planının, Madde 4 fıkra 2 hükmünce belirtilen ulusal katkının ve/veya ulusal bildirimin parçası olarak veya onlarla bağlantılı şekilde sunulacak ve periyodik olarak güncellenecektir.
12. İşbu Madde fıkra 10 hükmünde belirtilen uyum bildirimi Sekretarya tarafından tutulan ortak kayıt bünyesinde kaydedilecektir.
13. İşbu Madde fıkra 7,9, 10 ve 11 hükümlerinin Madde 9, 10 ve 11 çerçevesinde uygulanması için gelişmekte olan ülke Taraflara sürekli ve güçlendirilmiş uluslararası destek sağlanacaktır.
14. Madde 14 tarafından belirtilen küresel envanter diğer hususların yanında aşağıdakileri içerecektir:
(a) Gelişmekte olan ülke Tarafların uyum çabalarının tanınması,
(b) Uyum faaliyeti uygulamasının işbu Madde fıkra 10 hükmünce belirtilen uyum bildirimi dikkate alınarak güçlendirilmesi,
(c) Uyumun ve uyum için sağlanan desteğin uygunluğunun ve etkinliğinin gözden geçirilmesi,
(d) İşbu Madde fıkra 1 tarafından beliritlen küresel uyum hedefine ulaşmada kaydedilen toplam ilerlemenin gözden geçirilmesi.
MADDE 8
1. Taraflar iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle, bu kapsamda ekstrem hava olayları ve yavaş başlangıç olaylarıyla ilgili kayıp ve zararın tersine çevrilmesinin, azaltılmasının, bunlara müdahale edilmesinin ve kayıp ve zarar riskinin azaltılmasında sürdürülebilir kalkınmanın oynadığı rolün önemini bilmektedirler.
2. İklim Değişimiyle Etkileriyle ilişkili Kayıp ve Zarar için Varşova Uluslararası Mekanizması Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının yetkisine ve yönlendirmesine tâbi olacak ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından kararlaştırılacağı üzere desteklenip güçlendirilebilecektir.
3. Taraflar iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle ilgili kayıp ve zarar yönünden işbirlikçi ve kolaylaştırıcı bir zeminde, örneğin Varşova Uluslararası Mekanizması üzerinden karşılıklı anlayışı, eylem ve desteği güçlendirmelidir.
4 . Bu nedenle karşılıklı anlayışı, eylem ve desteği güçlendirme amaçlı işbirliği ve kolaylaştırma alanları aşağıdakileri kapsayabilir:
(a) Erken uyarı sistemleri,
(b) Acil durumlara hazırlıklılık,
(c ) Yavaş başlayan iklim olayları,
(d) Geri döndürülemez ve kalıcı kayıp ve zarar içerebilen olaylar,
(e ) Kapsamlı risk değerlendirmesi ve yönetimi,
(f) Risk sigortası kaynakları, iklim riski havuz sistemi ve diğer sigorta çözümleri,
(g) Ekonomik olmayan kayıplar,
(h) Toplulukların, geçim kaynaklarının ve ekosistemlerin esnekliği.
5 . Varşova Uluslararası Mekanizması Anlaşma kapsamındaki mevcut organlar ve uzman gruplarıyla ve ayrıca Anlaşma dışında yer alan ilgili kurumlar ve uzmanlık organlarıyla işbirliği yapacaktır.
MADDE 9
1. Gelişmiş ülke Taraflar Sözleşme kapsamındaki mevcut yükümlülüklerinin bir uzantısı olarak gelişmekte olan ülke Taraflara azaltım ve uyum yönünden destek amaçlı mali kaynaklar temin edeceklerdir.
2. Diğer Taraflar ise bu desteği gönüllülük esasında sağlamaya veya sürdürmeye teşvik edilirler.
3. Küresel çabanın bir parçası olarak gelişmiş ülke Taraflar ülke temelli stratejiler gibi çeşitli eylemler üzerinden ve gelişmekte olan ülke Tarafların gereksinimlerini ve önceliklerini gözeterek, kamu fonlarının önemli rolünü dikkate alan şekilde çok çeşitli kaynak, araç ve kanallardan iklim finansmanını harekete geçirmekte öncü rol oynamaya devam etmelidir. İklim finansmanının bu şekilde sağlanması önceki çabalara göre ileri bir noktayı temsil ediyor olmalıdır.
4. Ölçeklendirilmiş finansal kaynakların sağlanması uyum ve azaltım arasında bir dengeye ulaşmayı amaçlamalı, ülke temelli stratejileri ve gelişmekte olan ülke Tarafların, özellikle iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında özel olarak kırılganlık taşıyan ve en az gelişmiş ülkeler ve küçük ada gelişmekte olan devletleri gibi uyum için kamusal ve hibe temelli kaynaklara gereksinim duyan ölçüde ciddi kapasite kısıtlılıkları bulunan Tarafların önceliklerini ve gereksinimlerini dikkate almalıdır.
5. Gelişmiş ülke Taraflar işbu Madde 1 ve 3. fıkralarında belirtilen nitel ve nicel betimleyici bilgileri gelişmekte olan ülke Taraflara sağlanacak kamusal finansman kaynaklarının planlanan düzeyleriyle birlikte iki yılda bir olmak üzere ileteceklerdir. Kaynak sağlayan diğer Taraflar ise bu bildirimi yine iki yılda bir olmak üzere gönüllülük esasında sağlamaya teşvik edilirler.
6. Madde 14 hükmünce ifade edilen küresel envanter gelişmiş ülke Tarafların ve/veya Anlaşma organlarının iklim finansmanına ilişkin çabaları hakkında gerekli bilgileri de dikkate alacaktır.
7. Gelişmiş ülke Taraflar gelişmekte olan ülke Taraflara kamusal müdahaleler sonucunda sağlanan ve kullanıdırılan destek hakkında şeffaf ve tutarlı bilgileri iki yılda bir olmak üzere ve Madde 13, fıkra 13 hükmü gereğince Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının ilk oturumunda kabul edilecek şekil, usul ve düzenlemelere uygun şekilde bildirecektir. Diğer Taraflar da bu şekilde hareket etmeye teşvik edilirler.
8. Sözleşmenin Finansal Mekanizması ve bu kapsamda operasyonel tüzelleriyle birlikte Anlaşmanın finansal mekanizması olarak işlev görecektir.
9. İşbu Anlaşma çerçevesinde hizmet veren kuruluşlar, bu kapsamda Sözleşme Finansal Mekanizmasının operasyonel tüzelleri finansal kaynaklara yalınlaştırılmış onay prosedürleri ve gelişmekte olan ülke Taraflara, özel olarak en az gelişmiş ülkeler ile küçük ada gelişmekte olan devletlerine ulusal iklim stratejileri ve planları bağlamnında güçlendirilmiş hazırlıklılık desteği sağlanmasını amaçlamalıdır.
MADDE 10
1. Taraflar iklim değişikliği karşısında esnekliğin geliştirilmesi ve sera gazı salımlarının azlatılması yönlerinden teknoloji geliştirme ve transferinin tam olarak hayata geçirilmesinin
önemi konusunda uzun vadeli bir vizyonu paylaşmaktadırlar.
2. Taraflar işbu Anlaşma çerçevesinde azaltım ve uyum eylemlerinin hayata geçirilmesi yönünden teknolojinin önemine dikkat çekerek ve mevcut teknoloji kullanımı ve yaygınlaştırılması çabalarını bilerek teknoloji geliştirme ve transferi konularında işbirliği faaliyetlerini güçlendireceklerdir.
3 . Sözleşme kapsamında kurulan Teknoloji Mekanizması Anlaşma çerçevesinde işlev gösterecektir.
4. Teknoloji Mekanizmasının işbu Anlaşmanın uygulanmasını destek amaçlı teknoloji geliştirme ve transferi için güçlendirilmiş eylemi desteklemek ve kolaylaştırmak yönünde çalışmalarında işbu Madde fıkra 1 hükmündeki uzun vadeli bakış üzerinden kapsayıcı bir düzenleyicilik sağlamak amacıyla bir teknoloji çerçevesi oluşturulmuştur.
5. Yeniliklerin hızlandırılması, teşvik edilmesi ve olanaklı kılınması iklim değişikliğine etkin, uzun vadeli bir küresel yanıt verilmesi ve ekonomik büyüme ile sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi için kritik öneme sahiptir. Bu çabalar araştırma ve geliştirmede işbirlikçi yaklaşımlar ve gelişmekte olan ülke Tarafların özellikle teknoloji çevriminin ilk evrelerinde teknolojiye erişimlerini kolaylaştırmak için Teknoloji Mekanizması tarafından ve Sözleşme Finansal Mekanizmasının mali araçları üzerinden uygun şekilde desteklenecektir.
6. Destek, bu kapsamda finansal destek, işbu Maddenin uygulanması, bu çerçevede tekonoloji geliştirme ve transferi hakkında işbirlikçi eylemin teknoloji çevriminin farklı aşamalarında güçlendirilmesi amacıyla ve azaltım ile uyum destekleri arasında bir denge oluşturma perspektifiyle gelişmekte olan ülke Taraflara temin edilecektir.
MADDE 11
1. İşbu Anlaşma çerçevesindeki kapasite geliştirme çabaları gelişmekte olan ülke Tarafların, özellikle en az gelişmiş ülkeler ve ayrıca küçük ada gelişmekte olan devletleri gibi iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında özel hassasiyete sahip Tarafların uyum ve azaltım faaliyetlerini hayata geçirmek gibi etkin iklim değişikliği eylemlerine girişmek yönünde kapasite ve yeteneklerini güçlendirmeli ve teknoloji geliştirme, dağıtım ve kullanımını, iklim finansmanına erişimi, eğitim, öğretim ve toplum bilincinin ilgili yönlerini ve bilginin şeffaf, zamanında ve doğru içerikte aktarılmasını kolaylaştırmalıdır.
2. Kapasite geliştirme ülke temelli, ulusal gereksinimlere dayanır ve hitap eder olacak ve Tarafların, özel olarak gelişmekte olan ülke Tarafların sahipliğini ulusal, ulusal altı ve yerel düzeylerde destekleyecektir. Kapasite geliştirme çıkartılan dersler, bu kapsamda Sözleşme gereği kapasite geliştirme çalışmalarından dersler ekseninde yönlendirilecek ve katılımcı, ortaklaşmacı ve cinsiyetler konusunda duyarlı, etkin ve süreklilik arz eden bir süreç oluşturacaktır.
3. Gelişmekte olan ülke Tarafların işbu Anlaşmayı uygulama yönünden kapasitesini güçlendirmek için Tarafların tamamı işbirliği yapmalıdır. Gelişmiş ülke Taraflar gelişmekte olan ülke Taraflardaki kapasite geliştirme çalışmalarına desteklerini arttırmalıdır.
4. Gelişmekte olan ülke Tarafların işbu Anlaşmayı uygulama kapasitelerini bölgesel, iki taraflı ve çok taraflı yaklaşımlarla destekleyen tüm Taraflar kapasite geliştirme konusundaki bu eylem veya tedbirler konusunda düzenli olarak bildirim yapmalıdır. Gelişmekte olan ülke Taraflar ise işbu Anlaşmanın uygulanması yönünden kapasite geliştirme planlarını, politikalarını, eylemlerini veya tedbirlerini hayata geçirme konusundaki ilerlemeyi düzenli olarak bildirecektir.
5. Kapasite geliştirme faaliyetleri işbu Anlaşmanın uygulanmasını destekleme amaçlı uygun kurumsal düzenlemeler, bu kapsamda Sözleşme çerçevesinde kurulmuş olup da işbu Anlaşma kapsamında işlev gösteren uygun kurumsal düzenlemeler üzerinden güçlendirilecektir. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı kapasite geliştirmeye ilişkin başlangıç kurumsal düzenlemelerini ilk oturumunda görüşecek ve karara bağlayacaktır.
MADDE 12
Taraflar uygun şekilde iklim değişikliği eğitimini, öğretimini, toplum bilincini, halkın katılımını ve bilgiye açık erişimi bu adımların işbu Anlaşma kapsamındaki eylemleri güçlendirmek için öneminin bilinciyle güçlendirecek tedbirler alınmasında işbirliği yapacaklardır.
MADDE 13
1 . Karşılıklı güven tesis etmek ve etkin uygulamayı desteklemek için eylem ve destek konularında, Tarafların farklı kapasitelerini dikkate alan ve kolektif deneyimler üzerine inşa edilen, içsel esnekliğe sahip bir güçlendirilmiş şeffaflık çerçevesi işbu Anlaşmayla oluşturulmaktadır.
2. Şeffaflık çerçevesi işbu Anlaşma hükümlerinin uygulanması konusunda gelişmekte olan ülke Tarafların kendi kapasiteleri ışığında gereksinim duydukları esnekliği sağlayacaktır. İşbu Madde fıkra 13 hükmünce belirtilen şekiller, usuller ve yönlendirici düzenlemeler bu esnekliği yansıtacaktır.
3. Şeffaflık çerçevesi Sözleşme kapsamındaki şeffaflık düzenlemelerine, en az gelişmiş ülkelerin ve küçük ada gelişmekte olan devletlerinin özel koşullarını dikkate alarak dayanacak ve bunları güçlendirecek ve kolaylaştırıcı şekilde, aşırı zorlayıcı ve cezalandırıcı olmayan bir tarzda, ulusal egemenliğe saygılı biçimde ve Taraflar üzerine aşırı yük bindirmeyi önleyerek uygulanacaktır.
4. Sözleşme kapsamındaki şeffaflık düzenlemeleri, bu kapsamda ulusal bildirimler, iki yıllık raporlar ve iki yıllık güncelleme raporları, uluslararası değerlendirme ve inceleme ile uluslararası istişare ve analiz işbu Madde fıkra 13 gereğince şekiller, usuller ve yönlendirici düzenlemelerin oluşturulmasında esas alınacak deneyimin parçası olacaktır.
5. Faaliyet şeffaflık çerçevesinin amacı iklim değişikliği eylemini Madde 2 hükmünce belirtilen Sözleşme amacının ışığında, Tarafların Madde 4 çerçevesindeki bireysel ulusal katkılarını gerçekleştirme yönünde ilerlemenin netliği ve takibi ile Madde 14 tarafından belirtilen küresel envantere veri teşkil edecek iyi uygulamalar, öncelikler, gereksinimler ve boşluklar dâhil olmak üzere Tarafların Madde 7 kapsamındaki uyum eyleminin net şekilde anlaşılmasını sağlamaktır.
6. Destek şeffaflık çerçevesinin amacı ilgili Tarafların Madde 4, 7, 9, 10 ve 11 kapsamındaki iklim değişikliği eylemleri bağlamında sağladıkları ve aldıkları desteğin net şekilde anlaşılmasını ve sunulan toplam finansal desteğin Madde 14 tarafından belirtilen küresel envantere veri teşkil edecek şekilde mümkün olduğu ölçüde eksiksiz bir görüntüsünün çıkartılmasını sağlamaktır.
7. Taraflardan her birisi aşağıdaki bilgileri düzenli olarak temin edecektir:
(a) Sera gazlarının kaynak başına insan kaynaklı salımlarının ve yutak başına uzaklaştırmalarının Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından kabul edilmiş ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından kararlaştırılmış iyi uygulama yöntemleri kullanılarak hazırlanmış ulusal envanter raporu,
(b) Madde 4 kapsamında belirlenen ulusal katkıyı uygulamak ve elde etmek yönünde kaydedilen ilerlemeyi izleyebilmek için gerekli bilgiler.
8. Ayrıca her bir Taraf Madde 7 kapsamında iklim değişikliği etkilerine ve uyuma ilişkin bilgileri uygun şekilde sunacaktır.
9. Gelişmiş ülke Taraflar ve destek sağlayan diğer Taraflar gelişmekte olan ülke Taraflara Madde 9, 10 ve 11 uyarınca finans, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme desteği hakkında bilgi sunacaklardır.
10. Gelişmekte olan ülke Taraflar Madde 9, 10 ve 11 uyarınca aldıkları finans, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme desteği hakkında bilgi sunacaklardır.
11. Taraflardan her birisinin işbu Madde fıkra 7 ve 9 hükümleri gereğince sundukları bilgiler 1/CP.21 kararı uyarınca teknik uzman incelemesinden geçirilecektir. Kapasiteleri ışığında ihtiyaç duyan gelişmekte olan ülke Taraflar için inceleme süreci kapasite geliştirme gereksinimlerinin tanımlanmasını
da kapsayacaktır. Buna ek olarak her bir Taraf Madde 9 kapsamındaki çabaları yönünden ve uygulanması ile ulusal katkısının gerçekleştirilmesi yönlerinden kolaylaştırıcı, çok taraflı bir ilerleme değerlendirmeye katılacaktır.
12. Bu fıkra kapsamındaki teknik uzman incelemesi Tarafa sağlanan desteği ve bunun uygulanmasıyla birlikte ulusal katkısının gerçekleştirilmesine ilişkin değerlendirmeyi içerecektir. İnceleme ayrıca Tarafın ilerleme gösterdiği alanları saptayacak ve sunulan bilgilerin işbu Madde fıkra 13 hükmünde ifade edilen şekiller, usuller ve düzenlemelerle uyumunu Tarafa işbu Madde fıkra 2 kapsamında tanınan esnekliği dikkate alarak tespit edecektir. İncelemede gelişmekte olan ülke Tarafların ilgili ulusal kapasitelerine ve koşullarına özel bir dikkat gösterilecektir.
13. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı Sözleşmenin şeffaflığa ilişkin düzenlemelerinden edinilen deneyimler temelinde ve işbu Maddenin ilgili hükümleri uyarınca faaliyet ve destek şeffaflığı yönünden ortak şekiller, usuller ve yönlendirici düzenlemeleri ilk oturumunda kabul edecektir.
14. Gelişmekte olan ülke Taraflara destek işbu Maddenin uygulanmasını sağlamak için temin edilecektir.
15. Gelişmekte olan ülke Taraflara destek ayrıca gelişmekte olan ülke Tarafların şeffaflıkla ilgili kapasite geliştirme çalışmaları için sürekli olarak temin edilecektir.
MADDE 14
1. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı işbu Anlaşmanın amacının elde edilmesi ve uzun vadeli hedefleri yönünde ortak ilerlemeyi değerlendirmek için işbu Anlaşmanın uygulanmasının envanter kaydını periyodik olarak tutacaktır (“küresel envanter” olarak adlandırılır). Bunu azaltmayı, uyumu ve uygulama ve destek araçlarını dikkate alarak, hakkaniyet ilkesi ve eldeki en iyi bilimsel veriler ışığında kapsayıcı ve kolaylaştırıcı bir tutumla gerçekleştirecektir.
2. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı ilk küresel envanterini 2023 yılında düzenleyecek ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından başkaca bir periyod belirlenmiş olmadıkça müteakip her beş yılda bir envanter düzenleyecektir.
3. Küresel envanter sonucu ulusal temelde belirlenen şekilde Tarafların eylemlerini ve desteği işbu Anlaşmanın ilgili hükümlerine uygun olarak güncellemelerine ve güçlendirmelerine ve ayrıca iklim eylemi için uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesine yardımcı olacaktır.
MADDE 15
1 . İşbu Anlaşmanın uygulanmasını kolaylaştırmak ve hükümleri ile uyumu desteklemek amaçlı bir mekanizma oluşturulmaktadır.
2 . İşbu Maddenin fıkra 1 hükmünce ifade edilen mekanizma uzman temelli ve kolaylaştırıcı nitelikte olacak ve şeffaf, karşıtlaşmadan kaçınan ve cezalandırıcı olmayan bir tutumla işlev gösterecektir. Komite Tarafların özel ulusal kapasitelerine ve koşullarına bilhassa dikkat edecektir.
3. Komite Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının ilk oturumunda kabul ettiği şekiller ve usuller çerçevesinde faaliyet gösterecek ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansına yıllık olarak rapor sunacaktır.
MADDE 16
1. Sözleşmenin üst düzey organı olan Taraflar Konferansı işbu Anlaşması Taraflarının buluşması olarak işlev gösterecektir.
2. Sözleşmenin işbu Anlaşmaya taraf olan Tarafları Anlaşma Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının herhangi bir oturumundaki görüşmelerde gözlemci sıfatıyla yer alabilirler. Taraflar Konferansı Anlaşma Taraflarının buluşması olarak hareket ettiğinde karar alma sürecinde yalnızca Anlaşma Tarafları yer alabilecektir.
3. Taraflar Konferansı Anlaşma Taraflarının buluşması olarak hareket ettiğinde Sözleşmeye taraf olan ancak o tarihte Anlaşmaya taraf olmayan bir Tarafı temsil eden Taraflar Konferansı Bürosu üyesi işbu Anlaşmanın Tarafları arasından seçilecek ek bir üyeye yerini bırakır.
4. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı işbu Anlaşmanın uygulanmasını düzenli olarak inceleyecek ve etkin uygulanması için kendi yetkileri dâhilinde gerekli kararları alacaktır. Kendisine Anlaşma tarafından verilen işlevleri yerine getirecek ve şu faaliyetleri
gerçekleştirecektir:
(a) Anlaşmanın uygulanması için gerekli kabul edilen yardımcı organların kurulması,
(b) Anlaşmanın uygulanması için gerekli kabul edilen diğer işlemlerin gerçekleştirilmesi.
5. Taraflar Konferansının usul kuralları ve Sözleşme kapsamında uygulanan finansal prosedürler Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından farklı bir karar alınmış olmadıkça, gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşma için de uygulanacaktır.
6. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının ilk oturumu Sekretarya tarafından işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesini müteakip belirlenen Taraflar Konferansının ilk oturumuyla çakışacak şekilde organize edilecektir. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının müteakip olağan oturumları da Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca farklı şekilde öngörülmediği müddetçe Taraflar Konferansının olağan oturumlarıyla çakışacak şekilde toplanacaktır.
7. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının olağanüstü oturumları Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca gerekli görülecek diğer tarihlerde veya talebin Sekretaryaya tesliminden itibaren altı ay içinde Tarafların en az üçte birinin desteğini alması şartıyla herhangi bir Tarafın yazılı talebiyle toplanacaktır.
8. Birleşmiş Milletler ve uzmanlık kuruluşları ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile bunların Sözleşmeye taraf olmayan üye veya gözlemci Devletleri Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı oturumlarına gözlemci sıfatıyla katılabilirler. İşbu Anlaşmada belirtilen hususlarda yeterliliğe sahip olan ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansına gözlemci olarak katılma isteğini Sekretaryaya iletmiş olan ulusal veya uluslararası, hükümete bağlı veya hükümet dışı her türlü kurum ve kuruluş Tarafların en az üçte biri itiraz etmedikçe oturuma katılabilirler. Gözlemcilerin kabul edilmesi ve katılımı işbu Madde fıkra 5 hükmünde belirtilen usule tâbi olacaktır.
MADDE 17
1. Sözleşmenin Madde 8 hükmünce kurulan Sekretarya işbuAnlaşmanın Sekretaryası olarak görev yapacaktır.
2. Sözleşmenin sekretaryanın görevleri hakkındaki Madde 8, fıkra 2 hükmü ve Sekretaryanın çalışmasına ilişkin düzenlemelere dair Madde 8, fıkra 3 hükmü gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşmaya da uygulanacaktır. Bunların yanısıra Sekretarya kendisine işbu Anlaşma tahtında ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca verilen diğer görevleri de ifa edecektir.
MADDE 18
1. Sözleşmenin Madde 9 ve 10 hükümleri gereğince kurulan Bilimsel ve Teknolojik Danışmanlık içn Yardımcı Organ ve Uygulama için Yardımcı Organ işbu Anlaşma yönünden Bilimsel ve Teknolojik Danışmanlık içn Yardımcı Organ ve Uygulama için Yardımcı Organ olarak işlev gösterecektir. Sözleşmenin bu iki organın işleyişine ilişkin hükümleri gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşmaya da uygulanacaktır. Bilimsel ve Teknolojik Danışmanlık içn Yardımcı Organ ve Uygulama için Yardımcı Organ toplantılarının oturumları Sözleşmenin Bilimsel ve Teknolojik Danışmanlık içn Yardımcı Organ ve Uygulama için Yardımcı Organ toplantılarıyla çakışacak şekilde organize edilecektir.
2 . Sözleşmeye taraf olup da işbu Anlaşmaya taraf olmayan Taraflar yardımcı organların herhangi bir oturumdaki görüşmelere gözlemci sıfatıyla katılabilirler. Yardımcı organlar işbu Anlaşmanın yardımcı organları olarak hareket ettiğinde karar alma sürecinde yalnızca Anlaşma Tarafları yer alabilecektir.
3. Sözleşmenin Madde 9 ve 10 hükümlerince kurulan yardımcı organlar görevlerini işbu Anlaşmaya ilişkin konularda yerine getirirlerse Sözleşmeye taraf olan ancak o tarihte Anlaşmaya taraf olmayan bir Tarafı temsil eden yardımcı organ büroları üyesi işbu Anlaşmanın Tarafları arasından seçilecek ek bir üyeye yerini bırakır.
MADDE 19
1 . Sözleşme tarafından veya Sözleşme gereğince kurulmuş olan ancak işbu Anlaşmada belirtilmeyen yardımcı organlar ve diğer kurumsal düzenlemeler Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının vereceği karar doğrultusunda işbu Anlaşmaya hizmet edeceklerdir. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı bu yardımcı kurumlar ve diğer kurumsal düzenlemeler tarafından yerine getirilecek görevleri tanımlayacaktır.
2 . Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı bu türden yardımcı organlar ve kurumsal düzenlemeler yönünden ek kurallar da getirebilir.
MADDE 20
1. İşbu Anlaşma imzaya açık ve Sözleşmeye taraf olan Devletlerin ve bölgesel ekonomik işbirliği örgütlerinin onaylanmaya, kabul edilmeye ve tasdike tâbi olacaktır. New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde 22 Nisan 2016 tarihinden 21 Nisan 2017 tarihine kadar imzaya açık tutulacaktır. Bundan sonra da imzaya kapandığı tarihin ardından Anlaşmaya iltihak etmek mümkün olacaktır. Onaylama, kabul, tasdik veya iltihaka ilişkin belgeler Kayıt Bürosunda saklanacaktır.
2. Üye Devletlerinden hiçbirisi Taraf olmadığı halde işbu Anlaşmaya taraf olan bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri de işbu Anlaşma çerçevesindeki tüm yükümlülüklere tâbi olacaktır. Bölgesel ekonomik işbirliği örgütünün bir veya daha fazla üye Devletinin işbu Anlaşmaya taraf olmaları halinde işbu Anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerin hangilerini üstleneceklerini o örgüt ve üye Devletleri karar verecektir. Böyle durumlarda örgüt ve üye Devletler işbu Anlaşma çerçevesindeki hakları eşzamanlı olarak kullanamayacaklardır.
3 . Onaylama, kabul, tasdik veya iltihaka ilişkin belgelerinde bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri işbu Anlaşma tarafından düzenlenen konularda yetkin olduklarını beyan edeceklerdir.
Yetkinliklerinin kapsamında herhangi bir esaslı değişiklik olması halinde bu örgütler Kayıt Bürosunu, Kayıt Bürosu da Tarafları bilgilendirecektir.
MADDE 21
1. İşbu Anlaşma onaylama, kabul, tasdik veya iltihaka ilişkin belgelerin Sözleşmenin küresel sera gazı emisyonları toplamının tahminen en az yüzde 55’ine tekabül den en az 55 Tarafınca Kayıt Bürosuna teslim edilmesi tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.
2 . Yalnızca işbu Madde fıkra 1 hükmünün amacı yönünden “küresel sera gazı emisyonları toplamı” Sözleşmenin Taraflarının işbu Anlaşmayı kabul ettikleri tarihte veya daha öncesinde ilettikleri en güncel miktar anlamına gelecektir.
3. İşbu Anlaşmayı bu Maddenin fıkra 1 hükmünde belirtilen şekilde yürürlüğe girdikten sonra onaylayan, kabul eden, tasdik eden veya Anlaşmaya iltihak eden Devletler veya bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri için işbu Anlaşma o Devletin veya bölgesel ekonomik işbirliği örgütünün onaylama, kabul, tasdik veya iltihaka ilişkin belgelerini teslim etmeleri tarihinden sonraki on üçüncü gün geçerli hale gelecektir.
4. İşbu Madde fıkra 1 hükmünün amacı yönünden bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri tarafından teslim edilen belgeler üye Devletleri tarafından teslim edilmiş belgelere ek sayılmayacaktır.
MADDE 22
Sözleşmenin Sözleşme değişikliklerinin kabulüne ilişkin Madde 15 hükmü gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşmaya da uygulanacaktır.
MADDE 23
1. Sözleşmenin Sözleşme eklerinin ve eklerde değişikliklerin kabulüne ilişkin Madde 16 hükmü gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşmaya da uygulanacaktır.
2. İşbu Anlaşmaya yapılan ekler Anlaşmanın ayrılmaz bir parçasını oluşturacak ve işbu Anlaşmaya yapılan atıflar, aksi açıkça ifade edilmiş olmadıkça, eklerine de atıf yapıldığı anlamına gelecektir. Bu ekler bilimsel, teknik, usulü veya idari nitelikte olup betimleyici işleve sahip listeler, formlar ve sair materyallerle sınırlı tutulacaktır.
MADDE 24
Sözleşmenin uzlaşmazlıkların çözümlenmesine ilişkin Madde 14 hükmü gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşmaya da uygulanacaktır.
MADDE 25
1. İşbu Maddenin fıkra 2 hükmünde belirtilen haller dışında her bir Tarafın bir oy hakkı bulunacaktır.
2. Bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri kendi yetkinlik alanlarındaki oylamalarda işbu Anlaşmaya taraf üye Devletlerinin sayısı kadar oy hakkına sahip olacaktır. Üye Devletlerden herhangi birisi oy kullanıyorsa bölgesel ekonomik işbirliği örgütü, bölgesel ekonomik işbirliği örgütü oy kullanıyorsa üye Devletler oy kullanma hakkından feragat edecektir.
MADDE 26
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri işbu Anlaşmanın Kayıt Bürosu sıfatıyla hareket edecektir.
MADDE 27
İşbu Anlaşmaya herhangi bir çekince konulamaz.
MADDE 28
1. İşbu Anlaşmanın Tarafları Anlaşmanın kendisi için geçerlilik kazandığı tarihten üç yıl sonra istedikleri tarihte ve Kayıt Bürosuna yazılı bildirimde bulunmak suretiyle işbu Anlaşmadan çekilebilirler.
2 . Bu çekilme yazılı bildirimin Kayıt Bürosunca teslim alındığı tarihten bir yıl sonra ve en geç çekilme bildiriminde belirtilen tarih itibariyle geçerlilik kazanacaktır.
3 . Sözleşmeden çekilen Taraflar işbu Anlaşmadan da çekilmiş kabul edileceklerdir.
MADDE 2 9
İşbu Anlaşmanın her biri belge aslı hükmündeki Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri nezdinde saklanacaktır.
İki bin on beş yılı Aralık ayının bu on ikinci gününde, Paris’te AKDEDİLMİŞTİR.
İşbu Anlaşma aşağıda imzası bulunan ve imza yetkisini haiz kişiler imzasıyla TASDİK EDİLMİŞTİR.
Belçikalı hukuk adamı Henri La Fontaine 22 Nisan 1854te Brüksel’de dünyaya geldi. Université Libre de Bruxelles‘de hukuk eğitimi aldı. 1877’de baroya kabul edildi. Uluslararası hukuk üzerine yoğunlaştı ve bu alanda uluslararası bir otorite olarak ün kazandı.
1890’da kız kardeşi ile birlikte Belçika Kadın Hakları Birliği’ni kurdu. 1893’te Brüksel Özgür Üniversitesi’nde uluslararası hukuk profesörü oldu ve iki yıl sonra Sosyalist Parti üyesi olarak Belçika Senatosu’na seçildi.
1882’de kurulan Uluslararası Barış Bürosu’nun Büro’nun 1899 ve 1907 Lahey Barış Konferanslarını gerçekleştirme çabalarında etkili oldu. 1907’den 1943’teki ölümüne kadar Büro’nun başkanlığını yaptı 1919’dan 1932’ye kadar Senato başkan yardımcısı olarak görev yaptı.
Dünya okulu ve üniversitesi ile bir dünya parlamentosu gibi örgütler kurulmasını önerdi. Uluslararası konularda dünyanın her yanından belgeler toplayan bir enstitü kurdu. Amacı insanlık için “entelektüel bir parlamento” yaratmaktı.
1913 yılında, barışın uluslararası örgütlenmesine katkılarından Nobel Barış Ödülüne layık görüldü ve ödülü kazanan alan ilk sosyalist oldu. Barış Ödülü’ne layık görüldüğünde Avrupa’daki barış hareketinin etkili lideriydi.
1919’da Paris Barış Konferansına, 1920’de Milletler Cemiyeti toplantısına Belçika delegesi olarak katıldı. Bu dönemlerde dünya barışı için yoğun çaba gösterdi. Enternasyonalizmin güçlü bir savunucusuydu. Henri La Fontaine bir mason olarak Brüksel’deki Les Amis Philanthropes locasının bir üyesiydi.
14 Mayıs 1943’te Brüksel’de yaşamını yitirdi. Çok sayıda hukuk kitabının yazarıdır.
Avusturyalı hukukçu ve siyasetçi Kurt Schuschnigg, 14 Aralık 1897 tarihinde, İtalya’nın Trentino-Alto Adige/Südtirol bölgesindeki Riva del Garda’da doğdu. (Ölümü: 18 Kasım 1977) General Artur von Schuschnigg’in oğlu idi. Stella Matutina Cizvit Koleji’nde eğitim aldı.
I. Dünya Savaşı sırasında İtalyan Cephesi’nde esir düştü ve Eylül 1919 yılına kadar esir olarak tutuldu.
Savaştan sonra Freiburg Üniversitesi’nde ve Innsbruck Üniversitesi’nde hukuk okudu ve burada Avusturya Katolik Kardeşlik grubuna üye oldu. 1922’de hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra Innsbruck’ta avukat olarak çalışmaya başladı.
Kurt Schuschnigg, Tİme Dergisi kapağında, 21 Mart 1938
Siyasal yaşamında ilk olarak sağcı Hıristiyan Sosyal Partisi’ne katıldı ve 1927’de o zamanın en genç milletvekili olarak parlamentoya seçildi.
1932’de Adalet Bakanı olarak atandı ve 24 Mayıs 1933’ten itibaren de Eğitim Bakanı olarak görev yaptı. Daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.
Parlamenter sistemin kaldırılmasını ve idam cezasının geri getirilmesini savundu. Sosyalist Şubat Ayaklanmasından sonra birkaç isyancının infazı için baskı yaptı ve “işçi katili” olarak ün kazandı.
1934’te bir suikastta öldürülen Engelbert Dollfuß’un ardından Avusturya şansölyesi oldu ve Avusturya’nın otoriter Federal Devletini kurdu. 36 yaşında şansölye seçilerek bu göreve gelen en genç kişi oldu. Dolfuss gibi Avusturya’yı kararnameler ile yönetti.
Avusturya’nın İşgali ve Esaret Hayatı
Hitler ile ağır bir antlaşma yapmak zorunda kaldı ancak yine de ülkesini işgal edilmekten kurtaramadı. Avusturya’nın işgali sırasında Almanya tarafından tutuklandı ve 12 Mart 1938 günü ev hapsine alındı, 28 Mayıs’a kadar ev hapsinde tutuklu kaldı, gestapo tarafından uykusuz bırakıldı ve SS mensupları tarafından fiziki ve psikolojik işkence yapıldı.. Ailesi ile birlikte esaret hayatını Dachau ve Sachsenhausen Toplama Kampı’nda yaşadı. Dachau kampında iken, 4 Mayıs 1945’te ABD ordusu tarafından kurtarıldı İtalya’daki Capri adasına transfer edildi.
Savaştan sonra ABD’ye iltica etti ve 1948’den 1967’ye kadar Saint Louis Üniversitesi’nde siyaset bilimi dersleri verdi.
1977 yılında, Avusturya’nın Innsbruck kenti yakınlarındaki Mutters kasabasında 79 yaşında iken yaşamını yitirdi.
Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu, 3628 Sayılı Kanun numarası ile ve Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet Ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu adıyla 19.04.1990 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetenin 04.05.1990 tarihli ve 20508 nolu sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
.
Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu
BİRİNCİ BÖLÜM: GENEL HÜKÜMLER AMAÇ Madde 1
Bu Kanunun amacı, rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele cümlesinden olarak; bu Kanunda sayılanların mal bildiriminde bulunmalarını, bildirimlerin yenilenmesini, mal edilmelerin denetimiyle, haksız mal edinme veya gerçeğe aykırı bildirimde bulunma halinde uygulanacak hükümleri, bu Kanunda belirlenen suçlarla bazı suçlardan dolayı kamu görevlileri ve suç ortakları hakkında takip ve muhakeme usulünü düzenlemektir.
MAL BİLDİRİMİNDE BULUNACAKLAR Madde 2
a) Her tür seçimle iş başına gelen kamu görevlileri ve dışardan atanan Bakanlar Kurulu üyeleri, (Muhtarlar ve ihtiyar heyeti üyeleri hariç)
b) Noterler,
c) Türk Hava Kurumunun genel yönetim ve merkez denetleme kurulu üyeleri ile genel merkez teşkilatında ve Türk Kuşu Genel Müdürlüğünde, Türkiye Kızılay Derneğinin merkez kurullarında ve Genel Müdürlük teşkilatında görev alanlar ve bunların şube başkanları,
d) Genel ve katma bütçeli daireler, il özel idareleri, belediyeler ve bunlara bağlı kuruluş veya alt kuruluşlarda, kamu iktisadi teşebbüsleri (İktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları) ile bunlara bağlı müessese, bağlı ortaklık ve işletmelerde, özel kanunlarla veya özel kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan ve kamu hizmeti gören kurum ve kuruluşlar ile bunların alt kuruluşlarında veya komisyonlarında aylık, ücret ve ödenek almak suretiyle kamu hizmeti gören memurları, işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ile yönetim ve denetim kurulu üyeleri,
e) (Mülga bent: 24/06/1995 – KHK -557/21 md.)
f) Siyasi parti genel başkanları, vakıfların idare organlarında görev alanlar, kooperatiflerin ve birliklerinin başkanları, yönetim kurulun üyeleri ve genel müdürleri, yeminli mali müşavirler, kamu yararına sayılan dernek yönetici ve deneticileri,
g) Gazete sahibi gerçek kişiler ile, gazete sahibi şirketlerin yönetim ve denetim kurulu üyeleri, sorumlu müdürleri, başyazarları ve fıkra yazarları,
Mal bildiriminde bulunmak zorundadırlar.
Özel Kanunlarına göre mal bildiriminde bulunmak zorunda olanlar da bu Kanun hükümlerine tabidir.
HEDİYE Madde 3
Yukarıdaki maddede sayılan kamu görevlileri, milletlerarası protokol, mücadele veya nezaket kaideleri uyarınca veya diğer herhangi bir sebeple, yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan, sair milletlerarası hukuk tüzelkişiliklerinden, Türk uyruğunda olmayan herhangi bir özel veya tüzelkişi veya kuruluştan; aldıkları tarihteki değeri on aylık net asgari ücret toplamını aşan hediye veya hibe niteliğindeki eşyayı aldıkları tarihten itibaren bir ay içinde kendi kurumlarına teslim etmek zorundadırlar. Ancak, yabancı devlet adamları ve milletlerarası kuruluş temsilcileri tarafından verilen imzalı hatıra fotoğraflarının çerçeveleri bu madde hükümlerine dahil değildir.
Hediyelerin bedellerinin tespiti çıkarılacak yönetmeliğe göre Maliye ve Gümrük Bakanlığınca yapılır.
HAKSIZ MAL EDİNME Madde 4
Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır.
İKİNCİ BÖLÜM: MAL BİLDİRİMLERİ BİLDİRİMLERİN KONUSU Madde 5
Bu Kanun kapsamına giren görevlilerin kendilerine, eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına ait bulunan taşınmaz malları ile görevliye yapılan aylık net ödemenin, ödeme yapılmayan görevlilerin ise, 1 inci derece Devlet Memurlarına yapılan aylık net ödemenin beş katından fazla tutarındaki her biri için ayrı olmak üzere, para, hisse senetleri ve tahviller ile altın, mücevher ve diğer taşınır malları, hakları, alacakları ve gelirleriyle bunların kaynakları, borçları ve sebepleri mal bildiriminin konusunu teşkil eder.
BİLDİRİMİN ZAMANI Madde 6
Mal Bildirimlerinin;
a) Bu Kanun kapsamındaki göreve atanmada, göreve giriş için gerekli belgelerle,
b) Bakanlar Kurulu üyeliğine atanmalarda, atamayı izleyen bir ay içinde,
c) Seçimle gelinen görevlerde seçimin kesinleşmesi tarihini izleyen iki ay içinde,
d) Mal varlığında önemli bir değişiklik olduğunda bir ay içinde,
e) Yönetim ve denetim kurulu üyelikleri ile komisyon üyeliklerine seçim ve atamalarda göreve başlama tarihini izleyen bir ay içinde,
f) Görevin sona ermesi halinde, ayrılma tarihini izleyen bir ay içinde,
g) Gazete sahibi gerçek kişiler ile, gazete sahibi şirketlerin yönetim ve denetim kurulu üyeleri faaliyete geçme tarihini, sorumlu müdürleri, başyazarları ve fıkra yazarları bu işe veya görevlerine başlama tarihini izleyen bir ay içinde,
Verilmesi zorunludur.
(a) Bendinde yazılı bildirim verilmedikçe göreve atama yapılamaz.
BİLDİRİMİN YENİLENMESİ Madde 7
Bu Kanun kapsamındaki görevlere devam edenler, sonu (0) ve (5) ile biten yılların en geç şubat ayı sonuna kadar bildirimlerini yenilerler. Yeni bildirimler yetkili merci tarafından daha önceki bildirimler ile karşılaştırılırlar.
BİLDİRİMLERİN VERİLECEĞİ MERCİLER Madde 8
Bildirimlerin verileceği merciler şunlardır:
a) Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu Üyeleri için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı,
b) Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personel için özlük işleriyle ilgili sicil ve belge raporlarının bulunduğu makam veya merci,
c) Kurum, teşebbüs, teşekkül ve kuruluşların Genel Müdürleri, yönetim ve denetim kurulu için ilgili Bakanlık,
d) Yüksek mahkemelerin daire başkan ve üyeleri için mahkemenin başkanı,
e) Noterler için Adalet Bakanlığı,
f) Diğer kurum ve kuruluşların memur ve hizmetlileri için atamaya yetkili makam veya merci,
g) Türk Hava Kurumu ile Türkiye Kızılay Derneğinde görev alanlar için kurum ve dernek genel başkanlığı,
h) (Mülga bent: 24/06/1995 – KHK – 557/21 md.)
i) Görevlerinden ayrılanlar için bu görevlerinde iken bildirimlerinin vermeleri gereken makam veya merci,
j) Siyasi parti genel başkanları için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,
k) Kooperatifler ve birliklerin başkanları, yönetim kurulu üyeleri ve genel müdürleri için kooperatiflerin ve birliklerin denetimlerinin yapıldığı kuruluşlar,
l) Yeminli mali müşavirler için Maliye ve Gümrük Bakanlığı,
m) Türk Hava Kurumunun, Türkiye Kızılay Derneğinin ve Kamu yararına sayılan derneklerin genel yönetim ve merkez denetleme kurulu üyeleri için İçişleri Bakanlığı, bunların şube başkanları için bulundukları İl Valilikleri,
n) İl Genel Meclisi Üyeleri için Valiler, Belediye Meclis Üyeleri için Belediye Başkanları, Belediye Başkanları için İçişleri Bakanlığı,
o) Mal bildirimi verecek son merciler için, kendi kuruluşlarının özlük işleri ile ilgili makam veya merci,
p) Gazete sahibi gerçek kişiler ile, gazete sahibi şirketlerin yönetim ve denetim kurulu üyeleri, sorumlu müdürleri, başyazarları ve fıkra yazarları bulundukları yer en büyük mülki amirliği,
r) Vakıfların idare organlarında görev alanlar için Vakıflar Genel Müdürlüğü,
Görevleri sebebiyle birden fazla mal bildiriminde bulunması gerekenler asli görevlerinden dolayı bir tek mal bildiriminde bulunurlar.
BİLDİRİMLERİN GİZLİLİĞİ Madde 9
Mal bildirimleri, özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla bildirimde bulunanın özel dosyasında saklanır. Bildirimlerin içeriği hakkında, 20 nci madde hükmü dışında hiçbir şekilde açıklama yapılamaz ve bilgi verilemez. Ayrıca mal bildirimlerindeki bilgiler ve kayıtlar esas alınarak içeriği hakkında yayında bulunulamaz.
(Ek fıkra: 25/05/2004 – 5176 S.K./8.mad) Ancak, Kamu Görevlileri Etik Kurulu mal bildirimlerini gerektiğinde inceleme yetkisine sahiptir. Mal bildirimlerindeki bilgilerin doğruluğunun kontrolü amacıyla ilgili kişi ve kuruluşlar (bankalar ve özel finans kurumları dahil) talep edilen bilgileri en geç otuz gün içinde Kurula vermekle yükümlüdürler.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: CEZA HÜKÜMLERİ Madde 10
6 ncı maddede belirtilen sürelerde mal bildiriminde bulunmayana bildirimlerin verileceği mercilerce ihtarda bulunulur. İhtarın kendisine tebliğinden itibaren otuz gün içinde mazeretsiz olarak bildirimde bulunmayana üç aya kadar hapis cezası verilir.
Soruşturma ile ilgili olarak verilen süre zarfında mal bildiriminde bulunmayana üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
GERÇEĞE AYKIRI AÇIKLAMA Madde 11
Mal bildiriminin muhtevası hakkında 9 uncu maddeye aykırı davranan üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu fiilin basın yoluyla işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
GERÇEĞE AYKIRI BİLDİRİMDE BULUNMA Madde 12
Kanunen daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde gerçeğe aykırı bildirimde bulunana altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
HAKSIZ MAL EDİNME, MAL KAÇIRMA VEYA GİZLEME Madde 13
Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinene üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya kadar adli para cezası verilir.
Haksız edinilen malı kaçıran veya gizleyene de aynı ceza verilir.
ZORALIM Madde 14
Haksız edinilmiş olan malların zoralımına hükmolunur. Bu malların elde edilememesi veya bir malın tümünün haksız mal edinme konusu teşkil etmemesi sebepleri ile zoralımın mümkün olmadığı hallerde haksız edinilen değere eşit bedelinin hazineye ödenmesine karar verilir. Bu bedel, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun Hükümlerine göre tahsil olunur.
KAMU HİZMETLERİNDEN YASAKLANMA Madde 15
Bu Kanunun 11 ve 12 nci maddeler hükümleri ile cezalandırılanlara ceza süresi kadar; 13 üncü madde hükmüne göre cezalandırılanlara müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası hükmolunur.
TECİL, PARAYA ÇEVİRME VE ÖN ÖDEME YASAĞI Madde 16
Bu bölümde yazılı olan cezalar 10 uncu maddenin birinci fıkrası hariç tesil edilemez, şahsi hürriyeti bağlayıcı olanlar para veya tedbire çevrilemez, failleri hakkında Türk Ceza Kanununun 119 uncu maddesi hükümleri uygulanamaz.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: BU KANUNDA YAZILI SUÇLAR İLE BAZI SUÇLARDAN DOLAYI SORUŞTURMA USULÜ SORUŞTURMA Madde 17
(Değişik fıkra: 12/12/2003 – 5020 S.K./12. md.) *1* Bu Kanunda ve 18/06/1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununda yazılı suçlarla, irtikap, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık, resmi ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarının açıklanması veya açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından veya bu suçlara iştirak etmekten sanık olanlar hakkında 02/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmaz.
Yukarıdaki fıkra hükmü müsteşarlar, valiler ve kaymakamlar hakkında uygulanamaz.
Görevleri veya sıfatları sebebi ile özel soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi olan sanıklarla ilgili kanun hükümleri saklıdır.
SUÇUN İHBARI Madde 18
Yukarıdaki maddede yazılı suçlara ilişkin ihbarlar doğrudan Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılır. İhbar üzerine derhal bir ihbar tutanağı düzenlenir ve bir örneği muhbire verilir. Acele ve gecikmesinde sakınca umulan hallerde tutanak düzenlenmesi sonraya bırakılabilir. Muhbirlerin kimlikleri, rızaları olmadıkça açıklanmaz. İhbar asılsız çıktığında aleyhine takibat yapılanın istemi üzerine muhbirin kimliği açıklanır.
(Ek fıkra: 12/12/2003 – 5020 S.K./3. md.) Yukarıdaki fıkraya göre yapılan ihbar veya takipsizlik kararı ve iddianame Cumhuriyet başsavcılığınca, Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü ile varsa diğer ilgili kamu kurum veya kuruluşlarına bildirilir. Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır.
Bu suçlardan dolayı müfettiş ve muhakkikler de soruşturma neticesinde delil veya emare elde ettikleri takdirde, işi yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar ve evrakı tevdi ederler. Cumhuriyet Başsavcılığı müfettiş ve muhakkikler tarafından kendisine tevdiine lüzum görülmediği halde dahi evrakın taalluk ettiği iş hakkında soruşturma yapmak üzere gerekçe göstererek evrakı ait olduğu merciden isteyebilir.
17 nci maddede yazılı suçlardan dolayı delil veya emare elde eden müfettiş ve muhakkikler durumu yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar ve evrakı tevdi etmedikleri takdirde bunlar hakkında da yapılacak takibattan dolayı Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat Hükümleri uygulanmaz. (1)
İhbar konusu müsnet suç hakkında dava açılıncaya kadar bilgi vermek ve yayın yapmak yasaktır.
SORUŞTURMA USULÜ Madde 19
Cumhuriyet Savcısı 17 nci maddede yazılı suçların işlendiğini öğrendiğinde sanıklar hakkında doğrudan doğruya ve bizzat soruşturmaya başlamakla beraber durumu atamaya yetkili amirine veya 8 inci maddede sayılan mercilere bildirir.
Cumhuriyet Savcısı soruşturmaya başladığında ihbarı doğrulayan emareler bulduğu takdirde sanıktan, haksız edinilen malın kaçırıldığı yolunda delil ve emare elde edildiği takdirde sanığın ikinci dereceye kadar kan ve sıhri hısımları ile gelini ve damadından mal bildiriminde bulunmalarını ister. Bu istemin sanığa ve diğer ilgililere ulaştığı tarihten itibaren yedi gün içinde Cumhuriyet Savcısına mal bildiriminin verilmesi zorunludur. Soruşturmanın müfettiş veya muhakkik tarafından yapılması halinde müfettiş veya muhakkik de sanıktan ve yukarıda sayılan ilgililerden mal bildirimi isteminde bulunurlar. Bu istemin sanık ve ilgililere ulaştığı tarihten itibaren yedi gün içinde müfettiş veya muhakkike mal bildiriminin verilmesi keza zorunludur.
Cumhuriyet Savcısı, kamu davası açılmadan önce haksız edinildiği yolunda delil veya emare elde edilen para veya mal ile ilgili tedbirin alınmasını görevli mahkemeden veya para veya malın bulunduğu yer hukuk mahkemesinden isteyebilir.
BİLGİ VERME ZORUNLULUĞU Madde 20
(Değişik madde: 12/12/2003 – 5020 S.K./14. md.) *1*
Özel kanunlarında aksine bir hüküm bulunsa bile ilgili gerçek veya tüzel kişiler veya kamu kurum ve kuruluşları; bu Kanuna göre takip, soruşturma ve kovuşturmaya yetkili kişi, Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü veya temsilcisi ve bu Kanundaki diğer mercilerce istenen bilgileri gecikmeksizin makul sürede eksiksiz vermek zorundadır. Aksine davranan kişiler hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Bu ceza, para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez.
ASKER KİŞİLERİN SORUŞTURMASI Madde 21
Bu Kanunda yazılı suçların asker kişiler tarafından işlenmesi halinde soruşturmaları askeri savcılar tarafından bu Kanun hükümlerine göre yürütülür.
BEŞİNCİ BÖLÜM: ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER YÖNETMELİK Madde 22
Mal bildiriminin şekli, düzenleniş biçimi, sayısı, neleri kapsayacağı ve merciine nasıl ulaştırılacağı hususları ile Kanunun uygulanması bakımından gerekli görülecek diğer konular, Kanunun yayımını izleyen altı ay içinde Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir ve bu yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlanır.
Geçici Madde 1 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden bir ay içinde 2 nci maddede sayılanlar mal bildiriminde bulunurlar.
Mal bildiriminde bulunmayan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar hakkında üçüncü bölümdeki ceza hükümleri uygulanır. Geçici Madde 2 – Bu Kanunun 2 nci maddesinde sayılanlardan 22 nci maddeye müsteniden çıkartılacak yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihe kadar 9 Ağustos 1983 tarih ve 2871 sayılı Kanuna göre hazırlanan beyannamenin alınmasına devam olunur. Geçici Madde 3 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce bu Kanunla kapsama yeni alınan suçlardan dolayı, Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat hükümlerine göre, kesinleşmiş lüzumu muhakeme veya meni muhakeme kararları hariç, yapılan tahkikat evrakı derhal ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına gereği için tevdi olunur.
ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, 7 Haziran 1961 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 04.05.1967 tarihli ve 862 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 28.08.1968 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansının ilk otuziki toplantı döneminde kabul edilen Sözleşmelerin kısmen değiştirilmesi hakkındadır.
ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, 7 Haziran 1961 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 04.05.1967 tarihli ve 862 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 28.08.1968 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi; Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansının ilk otuziki toplantı döneminde kabul edilen Sözleşmelerin kısmen değiştirilmesi hakkındadır.
ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, 7 Haziran 1961 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 04.05.1967 tarihli ve 862 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 28.08.1968 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi; Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansının ilk otuziki toplantı döneminde kabul edilen Sözleşmelerin kısmen değiştirilmesi hakkındadır.
ILO Kabul Tarihi: 7 Haziran 1961 Kanun Tarih ve Sayısı: 4.5.1967/862 Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 13.5.1967/ 12597 Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 28.6.1968/6-10267 Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 28.8.1968/12988
Sözleşmelerin uygulanmasıyla ilgili Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından hazırlanacak raporlara dair hükümlerin yeknesak hale getirilmesi amacıyla Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansının ilk otuziki toplantı döneminde kabul edilen Sözleşmelerin kısmen değiştirilmesi hakkında Sözleşme
Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’de toplantıya çağrılarak orada 7 Haziran 1961 tarihinde 45 inci toplantısını yapan,
Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,
Sözleşmelerin uygulanması ile ilgili olarak Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından hazırlanacak raporlara dair hükümlerin yeknesak hale getirilmesi amacıyla Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansının ilk otuziki toplantı döneminde kabul edilen sözleşmelerin kısmen değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin kabulünü kararlaştırdıktan sonra;
Bu tekliflerin bir milletlerarası sözleşme şeklini alması gerektiği hususunu nazarı itibare alarak,
Bin dokuz altmış bir yılının Haziran ayının yirmi altıncı günü, son maddelerin değiştirilmesine dair 1961 Sözleşmesi şeklinde adlandırılacak olan aşağıdaki sözleşmeyi kabul eder.
MADDE 1
Milletlerarası Çalışma Konferansı tarafından ilk otuziki toplantı döneminde kabul edilmiş olan Sözleşmelerin metinlerindeki, sözleşmelerin uygulanması hakkında Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Genel Konferansa bir rapor sunulmasını öngören son madde kaldırılarak yerine aşağıdaki madde ikame olunacaktır:
“Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, lüzum gördükçe işbu Sözleşmenin uygulanması hakkında genel Konferansa bir rapor sunulmasını ve Sözleşmenin tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun Konferans gündemine alınması gerekip gerekmediğini inceleyecektir.”
MADDE 2
Konferans tarafından ilk otuz iki toplantı dönemi sırasında kabul edilmiş olan bir Sözleşmeye ait kesin onama belgesini işbu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinden sonra Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne bildiren Teşkilatın her üyesi o sözleşmeyi , işbu sözleşmeyle değiştirilmiş şekliyle onaylamış sayılacaktır.
MADDE 3
İşbu Sözleşmenin iki nüshası Konferans Başkanı ve Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü tarafından imza edilecektir. Bu nüshalardan biri Milletlerarası Çalışma Bürosu arşivine tevdi edilecek diğeri ise; Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102. Maddesi uyarınca tescil edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine gönderilecektir.Genel Müdür, işbu Sözleşmenin onaylı birer öreneğini Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerine gönderecektir.
MADDE 4
İşbu Sözleşmeye ait kesin onaylama belgeleri, Milletlerarası Çalışma Genel Müdürüne gönderilecektir.
İşbu Sözleşme, Milletlerarası Çalışma Teşkilatının iki Üyesinin onaylama belgelerinin Genel Müdür tarafından alındığı tarihte yürürlüğe girer.
Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü İşbu sözleşme yürürlüğe girer girmez ve yeni onaylama belgelerini alır almaz durumdan Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerini ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterini haberdar edecektir.
Bu sözleşmeyi onaylayan teşkilatın her üyesi, konferansın ilk otuziki toplantı döneminde kabul olunan sözleşmeler gereğince,bu sözleşmelerde tesbit edilmiş aralıklarla, söz konusu sözleşmelerden her birinin uygulanması hakkında konferansa bir rapor sunması ve bu sözleşmelerin tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine alınması gerekip gerekmeyeceğini incelemesi yönünden Yönetim Kuruluna tahmil edilen mükellefiyetin yerine bu sözleşmenin ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren yukarıda 1 inci maddede zikredilen değişik hükmün kaim olduğunu kabul eder.
MADDE 5
İşbu Sözleşmenin bir üye tarafından onaylanması,Konferansın, ilk otuz iki dönemi sırasında kabul etmiş olduğu Sözleşmelerden herhangi birinde mevcut herhangi bir hükmü nazara alınmaksızın, o sözleşmenin kendiliğinden münfesih olmasınıgerektirmeyecek ve işbu sözleşmenin yürürlüğe girmesi ,o sözleşmenin yeni olaylara kapanması sonucunu doğurmayacaktır.
MADDE 6
Konferansın işbu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir sözleşme kabul ederse yeni sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça:
Değişik yeni sözleşmenin Teşkilatın bir üyesi tarafından onaylaması; yeni sözleşmenin yürürlüğe girmiş olması kayıt ve şartı ile, işbu sözleşmenin kendiliğinden münfesih sayılmasını gerektirecektir;
Değişik yeni sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iş bu sözleşme üyelerin onayına artık açık bulundurulmayacaktır.
İşbu Sözleşme, onu onamış fakat değişik sözlşemeyi onaylamamış bulunan üyeler için, herhalde şimdiki şekil ve muhtevasıyla yürürlükte kalmaya devam edecektir.
MADDE 7
İşbu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce nüshaalrı aynı derecede muteberdir.
Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.
4 Mayıs – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1406
İtalyan hümanist, edip ve Rönesans Floransa’sının en önemli politik ve kültürel figürlerden Coluccio Salutati (d. 16 Şubat 1331 – ö. 4 Mayıs 1406) yaşamını yitirdi. Bologno’da noterlik yaptı. Floransalı bilginlere gönderdiği Latince mektuplarla Cicero’ya benzetildi. Papa V. Urbanus’un papalık mahkemesinde çalıştı. Maddi gücünün büyük bir kısmını antik eserleri toplamak için harcadı ve önemli keşiflere imza attı. Ayrıca, Aristoteles ve Platon’a ait eserlerin orijinal Antik Yunanca dilinde okumasını sağladı.
1481
Osmanlı Devleti’nin idare sisteminde reformlar yapmaya çalışan Karamanlı Mehmet Paşa (d. Karaman- ö. 4 Mayıs 1481) yeniçeriler tarafından öldürüldü.
1814
1804-1814 arası Fransa imparatoru Napolyon Bonapart’ın (I. Napolyon), Elba Adasının Portoferraio kasabasındaki sürgün hayatı başladı.
1837
Macar Devriminin sembol ismi Lajos Kossuth siyasi mücadelesi nedeniyle 4 Mayıs 1837’de tutuklandı. 18 ay gözaltında tutulduktan sonra yıkıcılık suçundan üç yıl hapse mahkûm edildi. 1840’ta af kapsamında serbest bırakıldı.
1865
Abraham Lincoln, suikast sonucu öldürülmesinden üç hafta sonra, Springfield, Illinois’da toprağa verildi.
1881
Rus hukukçu ve siyasetçi Aleksandr Fyodoroviç Kerenski doğdu. (Ölümü: 11 Haziran 1970) Petersburg Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Avukat olarak çalışırken Sosyalist Devrimci Parti (SR)’ye katıldı. Siyasi suçlardan yargılanan pek çok devrimciyi savundu. 1912’de Volks’tan İşçi Grubu’nun (Trudovikler) SR adayı olarak Duma üyesi (milletvekili) seçildi. Kerenski daha radikal bazı sosyalistlerin tersine, Rusya’nın I. Dünya Savaşı’na girmesini destekledi. Şubat Devrimi üzerine de monarşinin kaldırılmasını savundu. Duma tarafından oluşturulan geçici hükûmette adalet bakanı olarak görev yaptı. 1917’de Geçici Hükûmetin Başbakanı olarak görev yaptı.
Hukukçu ve İzlanda Başbakanı Sigurður Eggerz 21 Temmuz 1914-4 Mayıs 1915 ve 7 Mart 1922-22 Mart 1924 tarihlerinde iki kez başbakanlık görevini üstlendi.
1916
Kentsel incelemeler alanındaki önemli çalışmalarıyla tanınan Amerikalı-Kanadalı kadın gazeteci, yazar ve aktivist Jane Jacobs (Doğumu: 4 Mayıs 1916) Columbia Üniversitesi Genel Çalışmalar Okulu’nda iki yıl boyunca hukuk, jeoloji, zooloji, siyaset bilimi ve ekonomi dersleri aldı. Var olan mahalleleri gecekondu temizliğinden korumak gibi halka destek olan organizasyonlarıyla ve özellikle Greenwich Village bölgesinin yenilenmesini öneren Robert olan mahalleleri karşı duran fikirleriyle tanındı. OC, OOnt, Vincent Scully Ödülü ve Ulusal Yapı Müzesi Ödüllerine layık görüldü. 25 Nisan 2006’da yaşamını yitirdi.
1919
Çin Cumhuriyeti’nde yabancı malların boykot edilmesini savunan öğrenci ayaklanması yaşandı.
1926
İngiltere Sendikalar Birliği’nin çağrısıyla Britanya tarihinin ilk genel grevi başladı. 30 Nisan’da greve çıkan madencilere destek için 1 milyon 700 bin işçinin katıldığı genel grev 9 gün sürdü.
1928
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Joseph Davies Tydings doğdu. (Ölümü: 8 Ekim 2018) Maryland Üniversitesi‘nden hukuk diplomasını aldı ve avukatlık yapmaya başladı. 1955’ten 1961’e kadar Maryland Temsilciler Meclisi üyeliği yaptı. 1961’de Amerika Birleşik Devletleri Başsavcısı oldu. Maryland Üniversitesi ve Park Koleji’nde yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 8 Ekim 2018’de kansere yenilerek öldü.
Al Capone, vergi kaçırma suçundan Atlanta’da hapse atıldı.
1933
İstanbul eski Milletvekili Süreyya Paşa, “Gece Gelen Telgraf” kitabından dolayı Nazım Hikmet’e dava açtı. Gece Gelen Telgraf yayımlandıktan bir süre sonra iki dava açılmış; birini 5 Mart 1933’te kitabı toplatan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, “halkı rejim aleyhine kışkırtmak”tan, sırasıyla yazar Nazım Hikmet’e, yayımcı Ahmet Halit’e, basımevi sahibi Ali Beye karşı; diğer davayı ise, 9 Mayıs 1933’te, yapıtta yer alan “Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye” adlı yergide “kendisine ve pederine hakaret ettiği” gerekçesiyle Süreyya Paşa, Nazım Hikmet’e karşı açmıştı.
1937
Bakanlar Kurulu tarafından 1937 Yılında Yapılan Tunceli Tenkil Harekatına Dair Kararı alındı. Karar, Dersim Tertelesi’nin zemini oldu.
1943
Başbakanlık; II. Dünya Savaşı sırasında, şeker satışlarını durdurdu. Bir yıl sonra ise İstanbul’da nüfus başına iki kilo un verilmesine karar verildi.
1945
Hukukçu Kurt Schuschnigg, Dachau Toplama kampında iken 4 Mayıs 1945’te ABD ordusu tarafından kurtarıldı.
1946
Amerikalı avukat ve politikacı Richard Louis Brodsky doğdu. (Ölümü:8 Nisan 2020) Brandeis Üniversitesi‘nde Siyaset alanında Lisans derecesi ve Harvard Hukuk Okulu‘nda Hukuk Doktoru derecesi aldı. 1975’te Westchester County Yasama Kurulu’nda görev yaptı. Global Panel Foundation’ın Danışma Kurulu’nda görev yaptı. 2010 yılında New York Üniversitesi’ndeki Robert F. Wagner Kamu Hizmeti Enstitüsü’nde Kıdemli Araştırmacı oldu. 2011’de partizan olmayan kamu politikası organizasyonu Demos’a Kıdemli Üye olarak katıldı. 2009’da imzalanan Kamu Yetkilileri Reform Yasası’na sponsor oldu. New York Eyaletinde çevre koruma ve muhafazaya ayrılmış Çevre Koruma Fonu’nun oluşturulmasından sorumlu mevzuatı yazdı.
1949
Demokrat Parti milletvekillerinin teklifi ile, İstiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri 4 Mayıs 1949 tarihli ve 5384 sayılı kanunla yürürlükten kaldırıldı, Türk Yargı Sisteminden bu mahkemeler çıkarıldı. İstiklal Mahkemeleri Kanunu, 31 Temmuz 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 nolu kanun olarak kabul edildi İstiklal Mahkemeleri Kanunu, 31 Temmuz 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 nolu kanun olarak kabul edilmiştir. İstiklal Mahkemeleri, ilk olarak 1920 yılında Kurtuluş Savaşı sürecinde ayaklanma çıkaranları, asker kaçaklarını ve casusluk faaliyetlerini engelleyerek milli mücadeleyi durdurmaya dönük eylemleri yargılamak amacıyla kurulmuştur. Kanunun süresi ilk başta iki yıl olarak düzenlenmesine karşın İstiklal Mahkemeleri 4 Mart 1929 tarihine kadar hukuki varlığını devam ettirmiştir. İstiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri ise 4 Mayıs 1949 tarihli ve 5384 sayılı kanunla yürürlükten kaldırılmış, Türk Yargı Sisteminden bu mahkemeler çıkarılmıştır.
1955
Türk Kadınlar Birliği’nin girişimleriyle, her yıl mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanılmasına karar verildi. Anneler Günü’ne ilişkin ilk resmi öneri, 1872’de ABD’li Julia Howe’dan gelmişti.
1960
Yeni Sabah gazetesi 10 gün süreyle kapatıldı.
1960
Demokrat İzmir gazetesinden 16 kişi mahkûm oldu.
1960
Avusturyalı hukukçu ve siyasetçi Werner Faymann doğdu. Viyana Üniversitesi’nde hukuk, sanat tarihi ve siyaset bilimi eğitimi gördü. 1981’de Viyana SJ’nin devlet başkanı oldu. 1985’te Viyana Şehir İdaresi ile çok yakından ilişkili bir banka olan Central Savings Bank’a danışman oldu. Faymann, 1985’ten 1994’e kadar Viyana Eyalet Parlamentosu ve Belediye Meclisi üyeliği yaptı. 1988’den 1994’e kadar Viyana Kiracılar Derneği’nin genel müdürü ve eyalet başkanı olarak görev yaptı. 1994 yılında Viyana Arazi Temini ve Kentsel Yenileme Fonu (WBSF) Başkanı ve Viyana Ekonomik Kalkınma Fonu (WWFF) Başkan Yardımcısı oldu. 1994’ten 2007’ye kadar, konut ve kentsel dönüşümden sorumlu belediye meclis üyesi olarak çalıştı. 2007’den itibaren Federal Şansölye Alfred Gusenbauer’in Altyapı Bakanı olarak görev yaptı. Bir süre Avusturya Ulaştırma Bakanı olarak çalıştı. 2016’ya kadar Avusturya Cumhuriyeti Federal Şansölyesi ve SPÖ’nün Federal Parti Başkanı olarak görev yaptı.
1966
Hukuk tarihi alanında çalışan akademisyen ve TV programı yorumcusu Ekrem Buğra Ekinci dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1991 yılında yüksek lisansını tamamladıktan sonra doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde yaparak 1996 yılında Tanzimat Sonrası Osmanlı Hukukunda Kanun Yolları adlı teziyle hukuk doktoru, 1999 yılında da Osmanlı Mahkemeleri çalışmasıyla hukuk tarihi doçenti oldu. 2005 yılında profesörlüğe yükseldi. Ankara Hukuk, Erzincan Hukuk ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültelerinde Türk Hukuk Tarihi ve İslâm Hukuku dersleri verdi. Öğretim üyeliğinin yanı sıra uzun yıllar radyo ve televizyonlarda popüler tarih ve kültür tarihi üzerine programlar yapmaktadır. Türk Hukuk Tarihi, Hukukun Serüveni, Ahmed Cevdet Paşa ve Mecelle’den Düsturlar, İslam Hukuku ve Önceki Şeriatler, Osmanlı Mahkemeleri, İslam Hukukunda Değişmenin Sınırı, İslam Hukuku, İslam Hukuku Tarihi ve Osmanlı Hukuku gibi eserleri bulunmaktadır.
1967
ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, 7 Haziran 1961 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edildi, 4 Mayıs 1967 tarihli ve 862 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 28 Ağustos 1968 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1969
Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in cenazesindeki olayların, kapatılan Din Görevlileri Federasyonu ve İmam Hatip Okulları Mezunları Cemiyeti’nin tertiplediği iddia edildi.
1972
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerini önlemek isteyen dört kişi Jandarma Genel Komutanı Kemalettin Eken’i kaçırmak istedi. Polis müdahale etti. Orgeneral Eken ayağından yaralandı. Eylemcilerden üçü kaçmayı başarırken Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi Niyazi Yıldızhan öldürüldü.
1972
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın serbest bırakılmaları için THY uçağını Sofya’ya kaçıran 4 THKO’lu, Bulgaristan’dan siyasi iltica sözü üzerine Bulgar polisine teslim oldu, kaçırılan uçaktaki yolcular Türkiye’ye getirildi.
1973
Çevre yolu yapımı için Edirnekapı’daki tarihi surların yıkımına başlandı.
1978
Silahlı saldırıda felç olduktan sonra Haydarpaşa Hastanesi’nde tedavi gören hukukçu Server Tanilli uçakla Londra’ya gönderildi.
1979
Hukukçu, Margaret Thatcher İngiltere tarihinin ilk kadın Başbakanı oldu.
1981
DİSK Davası’yla ilgili olarak Ankara’da gözaltına alınan Prof. Sadun Aren ve Doç. Alpaslan Işıklı dahil 28 kişi İstanbul’a götürülerek Metris Kışlası’na konuldu.
1982
Türkiye‘nin Boston’daki fahri konsolosu Orhan Gündüz, Ermeni militanlar tarafından öldürüldü.
1982
Pahalılık ve İşsizlikle Mücadele Derneği (PİM) yönetici ve üyesi 7 kişinin yargılanmasına başlandı. 12 Eylül öncesinde Vatan Partisi paralelinde yasadışı faaliyet ve komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle 1 sanık için idam, 6 sanık için 5-30 yıl arası hapis cezası istendi.
1984
DİSK/Sine-Sen’in Genel Sekreteri Semra Özdamar, Güler Ökten ve Zeki Ökten dahil 6 yönetici hakkında Askeri Mahkeme’de dava açıldı.
1984
DİSK Davası’nda yargılananlardan Prof. Dr. Sadun Aren, Demirhan Tuncay ve Mehmet Mıhlacı tahliye edildi.
1985
Terzi Fikri olarak bilinen, Fatsa eski Belediye Başkanı Fikri Sönmez, Fatsa Devrimci Yol davasından tutuklu olarak bulunduğu Amasya askeri cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdi.
1988
İstanbul Üniversitesi rektörlük binasını işgal eden öğrenciler DGM’de sorgulandı.
1988
6 yıldır devam eden 723 sanıklı Devrimci Yol Davası’nda Askeri Savcı 74 sanık için ölüm cezası talep etti.
1989
İsveç’te yaşayan ve Stockholm Öyküleri adlı kitabıyla bu yılın Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazanan Demir Özlü, 200 bin TL olarak belirlenen armağan tutarını Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Yardımlaşma Derneği’ne (TAYAD) bağışlayacağını açıkladı.
1989
Ateşten Köprü kitabında komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla yargılanan yazar Kerim Korcan beraat etti.
1990
Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu, 3628 Sayılı Kanun numarası ile ve Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu adıyla Resmî Gazetenin 4 Mayıs 1990 tarihli ve 20508 numaralı sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1990
Türkiye Birleşik Komünist Partisi yöneticileri Haydar Kutlu ve Nihat Sargın 900 günlük tutukluluğun ardından tahliye edildi.
1991
Necdet Darıcıoğlu’nun Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevi 4 Mayıs 1991’de sona erdi. 2 Mart 1990’da başkanlığa seçilmişti.
1992
Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, 4 Mayıs 1992 tarihinde imzalandı, anlaşmayı onaylayan kanun TBMM tarafından 2 Aralık 1993 tarihinde kabul edilerek 8 Aralık 1993 tarihinde resmi gazetede yayınlandı. İşbu Antlaşma Birleşmiş Milletler Yasasının 102 nci maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekreteryasına tescil edilecektir. Ankara’da 4 Mayıs 1992 tarihinde Türkçe ve Ukrayna dillerinde ikişer nüsha halinde ve her iki metin aynı ölçüde geçerli olacak şekilde imzalanmıştır.
1992
Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, Türkiye adına Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ukrayna adına ise Cumhurbaşkanı Leonid M. Kravçuk tarafından 4 Mayıs 1992 tarihinde imzalandı.
1994
Filistin Kurtuluş Örgütü ile İsrail, Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilere özerklik verilmesini öngören antlaşmaya imza attı.
1994
Sosyalist İktidar Partisi, Çağlayan’daki 1 Mayıs mitingi sonrası kortejlerine yapılan polis saldırısına ilişkin olarak Vali, Emniyet Müdürü ve diğer sorumlular hakkında suç duyurusu yaptı.
1994
Belge yayınları sahibi Ayşe Nur Zarakolu hakkında, İsmail Beşikçi’nin bir kitabını yayınladığı için hakkında verilen 5 ay hapis cezasının infazına başlandı. Zarakolu hakkında 30’da fazla dava bulunuyordu.
1998
Yolsuzlukla Mücadelede 20 Temel İlke’yi içeren ve Yolsuzluğa Karşı Eylem Programı’nın icrası için uluslararası hukuki belgelerin hazırlanmasının hızla sonuçlandırılması gerekliliğinin altını çizen (97) 24 sayılı Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı kabul edildi.
2005
Ziya Selçuk’un başkanlığındaki Talim ve Terbiye Kurulu kararıyla, çıraklık ve yaygın eğitim merkezlerinde eğitim gören 185.000 çırağın da 2006’dan itibaren haftada 1 saat “Din Kültürü ve Meslek Ahlakı” dersi almaları kararlaştırıldı; ilgili ders 2000’de kaldırılmıştı.
2005
Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’e düzenlenen suikast girişimlerinin planlayıcısı olmakla suçlanan Libyalı El Kaide üyesi Ebu Farrac el Libbi’nin Pakistan’da yakalandı.
2006
Anayasa Mahkemesi, yeni kurulan 15 üniversitenin kurucu rektörlerinin 2 yıl için Milli Eğitim Bakanı ve Başbakan’ın önereceği 3 isim arasından Cumhurbaşkanı’nca atanmasını öngören yasa hükmünü iptal etti.
2007
5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun kabul edildi.
2011
Müteahhit Zamanhan Ablak ‘uyuşturucu ticareti’ yapmak suçlaması 4 Mayıs 2011’de tutuklandı. Ablak daha sonra beraat etmiş ve tutuklu kaldığı günler için tazminat davası açmıştır.
2012
Deniz Feneri soruşturmasını yürütürken haklarında soruşturma açılan 3 savcının resmî belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlamasıyla Yargıtay’da yargılanmasına başlandı.
Yüksek Seçim Kurulu, HDP’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “seçim yasaklarını açıkça ihlal ettiği gerekçesiyle uyarılması” istemiyle yaptığı başvuruyu oy birliğiyle reddetti.
2017
12 Eylül askeri darbesine ilişkin olarak, dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile emekli Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya hakkındaki dava, sanıkların ölmüş olmaları nedeniyle düşürüldü.
2017
HSYK tarafından “FETÖ” soruşturmaları kapsamında 107 hakim ve savcı meslekten ihraç edildi.
2017
Yunanistan Temyiz Mahkemesi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası bu ülkeye kaçan askerlerden ikisinin iade edilmesine ilişkin Türkiye’nin talebini reddetti.
Filipinli hukukçu ve siyasetçi Prospero Castillo Nograles yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Ekim 1947) Ateneo de Manila Üniversitesi‘nde eğitim gördü. Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans yaptı. Daha sonra Manila Hukuk Okulu‘ndan Hukuk Lisans derecesi aldı. 1989’dan 2010’a kadar Davao Şehri 1. Bölgesi’ni temsilen Filipinler Temsilciler Meclisi’nde beş dönem delege olarak seçildi. 2008-2010 yılları arasında Filipinler Temsilciler Meclisi Başkanı olarak görev yaptı. Uzun yıllar sonra Filipinler yasama tarihinde Mindanao’dan sonra gelen ilk sözcü oldu.
2025
Sırrı Süreyya Önder için Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen tören çıkışı CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘e saldıran şahsın kimliğine dair İçişleri Bakanlığı açıklama yaptı: “Şahsın; 2004 yılında B.T. ve M.T. isimli çocuklarını öldürdüğü ve iki çocuğunu yaraladığı belirlenmiştir. Hırsızlık ve tehdit suçlarından kaydı vardır. Müebbet hapis cezası alan S.T, 2020 yılında şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştır” İki çocuğunu katleden ve hakkında birçok suç kaydı olan Tengioğlu’nun hapishanede olmaması kamuoyunda büyük tartışmalara neden oldu, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç hükümlünün eski mevzuata göre tahliye olduğunu açıkladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Özgür Özel’e yönelik saldırı hakkında soruşturma başlattı.
Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün İngilizce tam adı “ Regulation (EU) 2016/679 of the European Parliament and of the Council of 27 April 2016 on the protection of natural persons with regard to the processing of personal data and on the free movement of such data, and repealing Directive 95/46/EC (General Data Protection Regulation)” dır. Kısaca General Data Protection Regulation şeklinde ifade edilmektedir.
Genel Veri Koruma Yönetmeliği-GDPR
Bütün unsurlarıyla bağlayıcıdır ve Avrupa Birliği üyesi devletlerde doğrudan uygulanması şart olan Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü, 27 Nisan 2016 tarihinde Brüksel’de kabul edilmiştir. Tüzüğün, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlandığı 4 Mayıs 2018’i takip eden yirminci gün yürürlüğe girmesi kararlaştırılmış, 25 Mayıs 2018 tarihinden itibaren uygulanması öngörülmüştür.
Türkiye’nin Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nü Kabulü
Metnin Türkçe çevirisi Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından yapılarak yayınlanmış, Türkiye Cumhuriyeti mevzuatı tüzüğe uygun hale getirilmiştir.
Bu Tüzük’te gerçek kişilerin kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olarak korunmasına ilişkin kurallar ve kişisel verilerin serbest dolaşımına ilişkin kurallar belirtilir.
Bu Tüzük’te gerçek kişilerin temel hakları ve özgürlükleri ve özellikle, kişisel verilerin korunması hakkı korunur.
Kişisel verilerin Birlik içerisinde serbest dolaşımı, gerçek kişilerin kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olarak korunması ile bağlantılı sebeplerle ne kısıtlanır ne de yasaklanır.
Madde 2
Maddi kapsam
Bu Tüzük, kişisel verilerin tamamen ya da kısmen otomatik araçlarla işlenmesine ve kişisel verilerin otomatik araçlar haricinde bir dosyalama sisteminin parçasını oluşturan veya bir dosyalama sisteminin parçasını oluşturması amaçlanan araçlarla işlenmesine uygulanır.
Bu Tüzük:
(a) Birlik hukuku kapsamına girmeyen bir faaliyet esnasında;
(b) üye devletler tarafından Avrupa Birliği Antlaşması’nın V. Başlığının 2. Bölümü kapsamına giren faaliyetler gerçekleştirilirken;
(c) tamamen kişisel veya ev faaliyeti esnasında bir gerçek kişi tarafından;
(d) kamu güvenliğine yönelik tehditlere karşı güvence sağlanması ve bu tehditlerin önlenmesi de dâhil olmak üzere suçların önlenmesi, soruşturulması, tespiti veya kovuşturulması ya da cezaların infaz edilmesiyle ilgili olarak yetkin makamlar tarafından kişisel verilerin işlenmesine uygulanmaz.
irlik kurumları, organları, ofisleri ve ajansları tarafından kişisel verilerin işlenmesine yönelik olarak, (AT) 45/2001 sayılı Tüzük uygulanır. (AT) 45/2001 sayılı Tüzük ve kişisel verilerin bu şekilde işlenmesine uygulanan Birliğin diğer yasal belgeleri 98. madde uyarınca bu Tüzük’ün ilkeleri ve kurallarına uyarlanır.
Bu Tüzük ile 2000/31/AT sayılı Direktif’in uygulanmasına ve özellikle de aynı Direktif’in ara hizmet sağlayıcıların yükümlülüklerine ilişkin 12 ila 15. maddelerinde yer alan kurallara halel gelmez.
Madde 3
Bölgesel kapsam
Bu Tüzük, işleme faaliyeti Birlik içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın, Birlik içerisindeki bir kontrolör veya işleyicinin işletmesinin faaliyetleri bağlamında kişisel verilerin işlenmesine uygulanır.
Bu Tüzük, işleme faaliyetlerinin aşağıdaki hususlarla alakalı olması durumunda, Birlik içerisinde bulunan veri sahiplerinin kişisel verilerinin Birlik içerisinde kurulu olmayan bir kontrolör veya işleyici tarafından işlenmesine uygulanır:
(a) Veri sahibine bir ödeme yapılmasına gerek olup olmadığına bakılmaksızın, Birlik içerisindeki söz konusu veri sahiplerine mal ya da hizmetlerin sunulması veya
(b) Davranışları birlik içerisinde gerçekleştiği ölçüde, davranışlarının izlenmesi.
Bu Tüzük, Birlik içerisinde değil, ancak bir üye devletin hukukunun uluslararası kamu hukuku vasıtasıyla uygulandığı bir yerde kurulu bulunan bir kontrolör tarafından kişisel verilerin işlenmesine uygulanır.
Madde 4
Tanımlar
Bu Tüzük’ün amaçları doğrultusunda, aşağıdaki tanımlar geçerlidir:
(1) ‘kişisel veri’ tanımlanmış veya tanımlanabilir bir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgidir (‘veri sahibi’); tanımlanmış bir gerçek kişi özellikle bir isim, kimlik numarası, konum verileri, çevrim içi tanımlayıcı ya da söz konusu gerçek kişinin fiziksel, fizyolojik, genetik, ruhsal, ekonomik, kültürel veya toplumsal kimliğine özgü bir ya da daha fazla sayıda faktöre atıfta bulunularak doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanabilen bir kişidir;
(2) ‘işleme faaliyeti’, otomatik yöntemlerle olsun veya olmasın, kişisel veri veya kişisel veri setleri üzerinde gerçekleştirilen toplama, kaydetme, düzenleme, yapılandırma, saklama, uyarlama veya değiştirme, elde etme, danışma, kullanma, iletim yoluyla açıklama, yayma veya kullanıma sunma, uyumlaştırma ya da birleştirme, kısıtlama, silme veya imha gibi herhangi bir işlem veya işlem dizisidir;
(3) ‘işleme kısıtlaması’ saklanan kişisel verilerin gelecekte işlenmelerinin sınırlanması amacı ile işaretlenmesidir;
(4) ‘profil çıkarma’ bir gerçek kişinin işteki performansı, ekonomik durumu, sağlığı, kişisel tercihleri, ilgi alanları, güvenilirliği, davranışları, konumu veya hareketlerine ilişkin hususların analiz edilmesi veya tahmin edilmesi başta olmak üzere söz konusu gerçek kişiye ilişkin belirli kişisel özelliklerin değerlendirilmesi için kişisel verilerin kullanımını ihtiva eden her türlü otomatik kişisel veri işleme biçimidir;
(5) ‘takma ad kullanımı’ kişisel verilerin tanımlanmış veya tanımlanabilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmemesinin sağlanması amacı ile ek bilgilerin ayrı tutulması ve teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlere tabi tutulması koşuluyla, kişisel verilerin söz konusu ek bilgiler kullanılmaksızın spesifik bir veri sahibiyle artık ilişkilendirilemeyecek şekilde işlenmesidir;
(6) ‘dosyalama sistemi’ işlevsel veya coğrafi bir temelde merkezi, ademi-merkezi veya dağınık olarak spesifik kriterlere göre erişilebilen yapılandırılmış herhangi bir kişisel veri dizisidir;
(7) ‘kontrolör’ yalnız başına veya başkalarıyla birlikte kişisel verilerin işlenmesine ilişkin amaçlar ve yöntemleri belirleyen gerçek veya tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organdır; söz konusu işleme amaçları ve yöntemlerinin Birlik ya da üye devlet hukukuna göre belirlenmesi durumunda, kontrolör veya kontrolörün belirlenmesine özgü kriterler Birlik ya da üye devlet hukukuna göre belirlenebilir;
(8) ‘işleyici’ kontrolör adına kişisel verileri işleyen bir gerçek ya da tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organdır;
(9) ‘alıcı’, üçüncü bir kişi olsun veya olmasın, kişisel verilerin açıklandığı bir gerçek ya da tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organdır. Ancak, Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca belirli bir sorgulama çerçevesinde kişisel verileri alabilen kamu kuruluşları alıcı olarak nitelendirilmez; bu verilerin söz konusu kamu kuruluşları tarafından işlenmesi işleme amaçlarına göre geçerli veri koruma kurallarına uygun olarak yapılır;
(10) ‘üçüncü kişi’ veri sahibi, kontrolör, işleyici ve, kontrolör ya da işleyicinin doğrudan yetkisi altında, kişisel verileri işleme yetkisi bulunan kişiler haricindeki bir gerçek veya tüzel kişi, kamu kurumu, kuruluşu veya organıdır;
(11) veri sahibinin ‘rızası’ veri sahibinin bir beyan yoluyla ya da açık bir onay eylemiyle kendisine ait kişisel verilerin işlenmesine onay verdiğini gösteren özgür bir şekilde verilmiş spesifik, bilinçli ve açık göstergedir;
(12) ‘kişisel veri ihlali’ iletilen, saklanan veya işlenen kişisel verilerin kazara veya yasa dışı yollarla imha edilmesi, kaybı, değiştirilmesi, yetkisiz şekilde açıklanması veya bunlara erişime yol açan bir güvenlik ihlalidir;
(13) ‘genetik veri’ bir gerçek kişinin fizyoloji veya sağlığı ile ilgili eşsiz bilgiler sağlayan ve özellikle söz konusu gerçek kişiden alınan bir biyolojik numunenin analizinden kaynaklanan ve söz konusu kişinin kalıtım yoluyla alınan veya kazanılan özelliklerine ilişkin kişisel verilerdir;
(14) ‘biyometrik veri’ yüz görüntüleri veya daktiloskopik veriler gibi bir gerçek kişinin özgün bir şekilde teşhis edilmesini sağlayan veya teyit eden fiziksel, fizyolojik veya davranışsal özelliklerine ilişkin olarak spesifik teknik işlemeden kaynaklanan kişisel verilerdir;
(15) ‘sağlıkla ilgili veri’ sağlık hizmetlerinin sağlanması da dahil olmak üzere bir gerçek kişinin sağlık durumuyla ilgili bilgilerin açıklandığı, söz konusu gerçek kişinin fiziksel veya ruhsal sağlığına ilişkin kişisel verilerdir;
(16) ‘asıl kuruluş’:
(a) birden fazla üye devlette işletmesi bulunan bir kontrolör ile ilgili olarak, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin amaçlar ve yöntemlere yönelik kararların kontrolörün Birlik içerisindeki başka bir işletmesinde alınmaması ve bu işletmenin söz konusu kararları uygulatma yetkisinin bulunmaması durumunda (ki bunların gerçekleşmesi halinde, söz konusu kararları alan işletme asıl kuruluş olarak kabul edilir), Birlik içerisindeki merkezi idare yeridir;
(b) birden fazla üye devlette işletmesi bulunan bir işleyici ile ilgili olarak, Birlik içerisindeki merkezi idare yeri veya, işleyicinin Birlik içerisinde merkezi bir işletmesinin bulunmaması halinde, işleyicinin bir işletmesinin faaliyetleri bağlamındaki temel işleme faaliyetlerinin işleyicinin bu Tüzük kapsamındaki spesifik yükümlülüklere tabi olduğu ölçüde gerçekleştiği Birlik içerisindeki işletmesidir;
(17) ‘temsilci’ Birlik içerisinde kurulu bulunan, 27. madde uyarınca kontrolör veya işleyici tarafından yazılı olarak belirlenen, bu Tüzük kapsamındaki yükümlülükleri ile ilgili olarak kontrolör veya işleyiciyi temsil eden bir gerçek veya tüzel kişidir;
(18) ‘işletme’ düzenli olarak bir ekonomik faaliyetle iştigal eden ortaklıklar veya birlikler de dahil olmak üzere hukuki biçimine bakılmaksızın bir ekonomik faaliyetle iştigal eden bir gerçek veya tüzel kişidir;
(19) ‘teşebbüsler grubu’ bir denetleyici teşebbüs ve denetlenmiş teşebbüslerdir;
(20) ‘bağlayıcı kurumsal kurallar’ ortak bir ekonomik faaliyetle iştigal eden bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde bir veya daha fazla sayıda üçüncü ülkedeki bir kontrolör veya işleyiciye kişisel veri aktarımları veya aktarım dizisiyle ilgili olarak Birliğin üye devletlerinden birinin topraklarında kurulmuş olan bir kontrolör veya işleyici tarafından uyulan kişisel veri koruma politikalarıdır;
(21) ‘denetim makamı’ 51. madde uyarınca bir üye devlet tarafından kurulan bağımsız bir kamu kuruluşudur;
(22) ‘ilgili denetim makamı’ aşağıdaki sebeplerden dolayı kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olan bir denetim makamıdır:
(a) kontrolör veya işleyicinin söz konusu denetim makamının üye devletinin topraklarında kurulu bulunması;
(b) söz konusu denetim makamının üye devletinde ikamet eden veri sahiplerinin işleme faaliyetinden kayda değer biçimde etkilenmesi veya kayda değer biçimde etkilenme ihtimalinin bulunması veya
(c) söz konusu denetim makamına bir şikayetin iletilmesi;
(23) ‘sınır ötesi işleme’:
(a) kontrolör veya işleyicinin birden fazla üye devlette kurulu olması halinde, söz konusu kontrolör veya işleyicinin birden fazla üye devletteki işletmelerinin faaliyetleri bağlamında gerçekleşen kişisel veri işleme faaliyetidir veya
(b) bir kontrolör veya işleyicinin Birlik içerisindeki tek bir işletmesinin faaliyetleri bağlamında gerçekleşen, ancak birden fazla üye devletteki veri sahiplerini kayda değer ölçüde etkileyen veya kayda değer ölçüde etkileme ihtimali bulunan kişisel veri işleme faaliyetidir.
(24) ‘yerinde ve gerekçeli itiraz’ bir taslak karar açısından bu Tüzükle ilgili bir ihlal olup olmadığı veya kontrolör veya işleyici ile ilgili olarak öngörülen eylemin bu Tüzüğe uygun olup olmadığına yönelik olarak yapılan ve taslak kararın veri sahiplerinin temel hakları ve özgürlükleri ve, uygun olduğu hallerde, kişisel verilerin Birlik içerisinde serbest dolaşımı açısından teşkil ettiği risklerin önemini açık bir şekilde gösteren bir itirazdır;
(25) ‘bilgi toplumu hizmeti’ (AB) 2015/1535 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi’nin 1(1) maddesinin (b) bendinde tanımlanan bir hizmettir1;
(26) ‘uluslararası kuruluş’ uluslararası kamu hukuku ile düzenlenen bir kuruluş ve söz konusu kuruluşa bağlı organlar veya iki ya da daha fazla sayıda ülke arasındaki bir anlaşma ile veya bir anlaşmaya dayalı olarak kurulan diğer her türlü organdır.
BÖLÜM II
İlkeler
Madde 5
Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler
Kişisel veriler:
(a) veri sahibi ile ilgili olarak hukuka uygun, adil ve şeffaf bir biçimde işlenir (’hukuka uygunluk, adalet ve şeffaflık’);
(b) belirtilen, açık ve meşru amaçlara yönelik olarak toplanır ve bu amaçlara uygun olmayan bir şekilde işlenmez; kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçlarıyla veya istatistiki amaçlarla işleme faaliyeti, 89(1) maddesi uyarınca, baştaki amaçlara aykırı şekilde değerlendirilmez (‘amacın sınırlandırılması’);
(c) işlendikleri amaçlarla ilgili olarak yeterli, yerinde ve gerekli olanla sınırlıdır (‘verilerin en az seviyeye indirilmesi’);
(d) doğrudur ve, gereken şekilde, güncel tutulur; işlendikleri amaçlar göz önünde tutularak, doğru olmayan kişisel verilerin gecikmeye mahal verilmeksizin silinmesi veya düzeltilmesinin sağlanmasıyla ilgili makul tüm adımlar atılmalıdır (‘doğruluk’);
(e) veri sahiplerinin yalnızca kişisel verilerin işlenme amaçlarının gerektirdiği sürece teşhis edilmesini sağlayan bir şekilde tutulur; 89(1) maddesi uyarınca yalnızca kamu yararına arşivleme amaçlarıyla, bilimsel veya tarihi araştırma amaçlarıyla ya da istatistiki amaçlarla işlendikleri sürece ve veri sahibinin hakları ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasına için bu Tüzük uyarınca gereken uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin uygulanmasına tabi olarak, kişisel veriler daha uzun süreler boyunca saklanabilir (’saklama süresinin sınırlandırılması’);
(f) yetkisiz veya yasa dışı işlemeye karşı ve kazara kayba, imhaya veya tahribe karşı koruma da dahil olmak üzere teknik veya düzenlemeye ilişkin uygun tedbirlerin kullanılması suretiyle kişisel verilerin güvenliğini sağlayan bir şekilde işlenir (‘bütünlük ve gizlilik’).
Kontrolör 1. paragrafa uygun davranmaktan sorumludur ve buna uygun davrandığını gösterebilmelidir (’hesap verebilirlik’).
Madde 6
İşleme faaliyetinin hukuka uygunluğu
İşleme faaliyeti, ancak aşağıdaki hususlardan en az biri geçerli olduğunda ve olduğu ölçüde, hukuka uygundur:
(a) veri sahibinin bir ya da daha fazla sayıda spesifik amaca yönelik olarak kişisel verilerinin işlenmesine onay vermesi;
(b) veri sahibinin taraf olduğu bir sözleşmenin uygulanması veya bir sözleşme yapılmadan önce veri sahibinin talebiyle adımlar atılması için, işleme faaliyetinin gerekli olması;
(c) kontrolörün tabi olduğu bir yasal yükümlülüğe uygunluk sağlanması amacı ile işleme faaliyetinin gerekli olması;
(d) veri sahibinin veya başka bir gerçek kişinin hayati menfaatlerinin korunması amacı ile işleme faaliyetinin gerekli olması;
(e) kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması hususunda işleme faaliyetinin gerekli olması;
f) özellikle veri sahibinin çocuk olması halinde veri sahibinin kişisel verilerin korunmasını gerektiren menfaatleri veya temel hakları ve özgürlüklerinin bir kontrolör veya üçüncü bir kişi tarafından gözetilen meşru menfaatlere ağır basması haricinde, söz konusu menfaatler doğrultusunda işleme faaliyetinin gerekli olması.
İlk alt paragrafın (f) bendi kamu kuruluşları tarafından görevlerinin yerine getirilmesi hususunda gerçekleştirilen işleme faaliyetine uygulanmaz.
Üye devletler, Bölüm IX’te belirtilen diğer spesifik işleme durumları da dahil olmak üzere işleme faaliyetine ilişkin daha kati gereklilikler ve hukuka uygun ve adil işlemenin sağlanmasına yönelik diğer tedbirler belirlenmesi suretiyle, bu Tüzük’ün işleme faaliyetine ilişkin kurallarının uygulamasını 1. paragrafın (c) ve (e) bentlerine uygun olacak şekilde uyarlamak üzere daha spesifik hükümler uygulamaya devam edebilir veya uygulamaya koyabilir.
1. paragrafın (c) ve (e) bentlerinde belirtilen işleme dayanağı
(a) Birlik hukuku veya
(b) kontrolörün tabi olduğu üye devlet hukuku ile ortaya konur.
İşleme amacı söz konusu yasal dayanakta belirlenir veya, 1. paragrafın (e) bendinde atıfta bulunulan işleme faaliyeti ile ilgili olarak, kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması hususunda gereklidir. Söz konusu yasal dayanak bu Tüzük kurallarının uygulamasının uyarlanmasına yönelik spesifik hükümler ihtiva edebilir: bunun yanı sıra, kontrolör tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetinin hukuka uygunluğunu düzenleyen genel koşullar; işleme faaliyetine tabi veri türleri; ilgili veri sahipleri; kişisel verilerin açıklanabileceği kuruluşlar ve açıklanma amaçları; amacın sınırlandırılması; saklama süreleri ve Bölüm IX’te belirtilen diğer spesifik işleme durumlarına yönelik tedbirler gibi hukuka uygun ve adil işlemenin sağlanmasına yönelik tedbirler de dahil olmak üzere işleme faaliyetleri ve işleme usulleri. Birlik veya üye devlet hukuku kamu yararı hedefini karşılar ve gözetilen meşru amaçla orantılıdır.
Kişisel verilerin toplanma amacı dışında bir amaca yönelik olarak yapılan işleme faaliyetinin veri sahibinin rızasına veya 23(1) maddesinde atıfta bulunulan hedeflerin güvence altına alınmasına yönelik olarak demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü bir tedbir teşkil eden bir Birlik veya üye devlet kanununa dayanmaması durumunda, kontrolör, başka bir amaca yönelik işleme faaliyetinin kişisel verilerin asıl toplanma amacına uygun olup olmadığını değerlendirmek üzere, bunun yanı sıra aşağıdaki hususları dikkate alır:
(a) kişisel verilerin toplanma amaçları ile planlanan diğer işleme amaçları arasındaki herhangi bir bağlantı;
(b) veri sahipleri ve kontrolör arasındaki ilişki başta olmak üzere kişisel verilerin toplandığı bağlam;
(c) 9. madde uyarınca özel kategorilerdeki kişisel verilerin işlenip işlenmediği veya 10. madde uyarınca mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin işlenip işlenmediği başta olmak üzere kişisel verilerin mahiyeti;
(d) planlanan diğer işleme faaliyetlerinin veri sahiplerine olası yansımaları;
(e) şifreleme veya takma ad kullanımı da dahil olmak üzere uygun güvencelerin bulunması.
Madde 7
Rıza koşulları
İşleme faaliyetinin rızaya dayandığı hallerde, kontrolör veri sahibinin kişisel verilerinin işlenmesine rıza göstermiş olduğunu gösterebilir.
Veri sahibinin rızasının diğer hususlarla da ilgili olan yazılı bir beyan bağlamında verilmesi durumunda, rıza talebi diğer hususlardan açık bir şekilde ayırt edilebilecek bir şekilde, anlaşılır ve kolayca erişilebilir bir biçimde, açık ve sade bir dil kullanılarak sunulur. Söz konusu beyanın bu Tüzük açısından ihlal teşkil eden hiçbir kısmı bağlayıcı değildir.
Veri sahibinin istediği zaman rızasını geri çekme hakkı vardır. Rızanın geri çekilmesi, geri çekim işleminden önce rızaya dayalı olarak yapılan işleme faaliyetinin hukuka uygunluğunu etkilemez. Veri sahibi, rıza vermeden önce, bu hususta bilgilendirilir. Rızanın geri çekilmesi rıza vermek kadar kolaydır.
Rızanın özgür bir şekilde verilip verilmediği değerlendirilirken, her şeyden önce, bir hizmetin sağlanması da dahil olmak üzere bir sözleşmenin ifasının söz konusu sözleşmenin ifası için gerekmeyen kişisel verilerin işlenmesine yönelik bir rızaya bağlı olup olmadığına azami özen gösterilir.
Madde 8
Çocuğun bilgi toplumu hizmetlerine ilişkin rızası açısından geçerli koşullar
6(1) maddesinin (a) bendinin uygulandığı hallerde, doğrudan bir çocuğa bilgi toplumu hizmetleri sağlanması ile ilgili olarak, çocuğun en az 16 yaşında olması halinde, ilgili çocuğun kişisel verilerin işlenmesi hukuka uygundur. Çocuğun 16 yaşından küçük olması halinde, söz konusu işleme faaliyeti, ancak rızanın çocuk üzerinde velayet hakkı bulunan kişi tarafından verilmesi veya onaylanması halinde ve verildiği veya onaylandığı ölçüde hukuka uygundur.
Üye devletler, 13 yaştan küçük olmamak kaydıyla, bu amaçlara yönelik olarak kanunla daha küçük bir yaş belirleyebilir.
Bu durumlarda, kontrolör mevcut teknolojiyi dikkate alarak rızanın çocuk üzerinde velayet hakkı bulunan kişi tarafından verildiğini veya onaylandığını doğrulamak adına makul çaba sarf eder.
1. paragraf bir çocuğa ilişkin bir sözleşmenin geçerliliği, oluşturulması veya etkisi ilgili kurallar gibi üye devletlerin genel sözleşme hukukunu etkilemez.
Madde 9
Özel kategorilerdeki kişisel verilerin işlenmesi
Irk veya etnik köken, siyasi görüşler, dini veya felsefi inançlar ya da sendika üyeliğinin ifşa edildiği kişisel verilerin işlenmesi ve bir gerçek kişinin kimlik teşhisinin yapılması amacıyla genetik veriler ile biyometrik verilerin, sağlık ile ilgili verilerin veya bir gerçek kişinin cinsel yaşamı veya cinsel eğilimine ilişkin verilerin işlenmesi yasaktır.
1. paragraf aşağıdakilerden birinin geçerli olması halinde uygulanmaz:
(a) Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde 1. paragrafta belirtilen yasağın veri sahibi tarafından kaldırılamayacağına ilişkin bir hüküm sağlanması haricinde, veri sahibinin belirtilen bir veya daha fazla sayıda amaca yönelik olarak söz konusu kişisel verilerin işlenmesine açık bir şekilde rıza göstermesi;
(b) Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde ya da üye devlet hukuku uyarınca yapılan ve veri sahibinin temel hakları ve menfaatlerine yönelik uygun güvencelerin sağlandığı bir toplu sözleşme çerçevesinde izin verildiği sürece, kontrolörün veya veri sahibinin istihdam ve sosyal güvenlik ve sosyal hukuku koruma alanındaki yükümlülüklerinin gerçekleştirilmesi ve spesifik haklarının kullanılması amacıyla işleme faaliyetinin gerekmesi;
(c) veri sahibinin fiziksel veya hukuki olarak rıza veremeyecek durumda olması halinde, veri sahibi veya başka bir gerçek kişinin hayati menfaatlerinin korunması açısından işleme faaliyetinin gerekli olması;
(d) işleme faaliyetinin bir vakıf, birlik veya kar amacı gütmeyen başka bir organ tarafından siyasi, felsefi, dini veya sendika amacıyla uygun güvencelerle birlikte yürütülen meşru faaliyetleri esnasında işlemenin ve yalnızca organın üyeleri veya eski üyeleri ya da amaçlarıyla bağlantılı olarak kendisi ile düzenli olarak temas halinde bulunan kişilerle ilgili olması ve kişisel verilerin veri sahiplerinin rızası olmaksızın söz konusu organ dışında açıklanmaması koşuluyla gerçekleştirilmesi;
(e) işleme faaliyetinin veri sahibi tarafından açık bir biçimde kamuya açıklanan kişisel verilerle ilgili olması;
(f) yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından veya mahkemeler kendi yargı yetkisi çerçevesinde hareket ettiğinde, işleme faaliyetinin gerekmesi;
(g) gözetilen amaçla orantılı olan, veri koruma hakkının özüne saygı gösteren ve veri sahibinin temel hakları ve menfaatlerinin güvence altına alınması adına uygun ve spesifik tedbirler sağlayan Birlik veya üye devlet hukukuna dayalı olarak kayda değer ölçüde kamu yararı adına nedenlerden ötürü işleme faaliyetinin gerekmesi;3e
(h) koruyucu hekimlik veya meslek hekimliği amaçları doğrultusunda, Birlik ya da üye devlet hukukuna dayalı olarak veya bir sağlık profesyoneli ile yapılan sözleşme uyarınca ve 3. paragrafta atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak çalışanın çalışma kapasitesinin değerlendirilmesi, tıbbi tanı, sağlık veya sosyal bakım hizmetlerinin veya tedavinin sağlanması ya da sağlık veya sosyal bakım sistemleri ve hizmetlerinin yönetilmesi açısından işleme faaliyetinin gerekli olması;
(i) özellikle mesleki gizlilik olmak üzere veri sahibinin hakları ve özgürlüklerine ilişkin güvence sağlanmasına uygun ve spesifik tedbirler sağlayan Birlik veya üye devlet hukukuna dayalı olarak, sağlığa yönelik ciddi sınır ötesi tehditlere karşı koruma sağlanması veya sağlık hizmetleri ve tıbbi ürünler ya da tıbbi cihazlara ilişkin yüksek kalite ve emniyet standartları sağlanması gibi halk sağlığı alanında kamu yararına yönelik olarak işleme faaliyetinin gerekmesi;
(j) gözetilen amaçla orantılı olan, veri koruma hakkının özüne saygı gösteren ve veri sahibinin temel hakları ve menfaatlerinin güvence altına alınmasına uygun ve spesifik tedbirler sağlayan Birlik veya üye devlet hukukuna dayalı olarak, 89(1) maddesi uyarınca kamu yararına yönelik arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işleme faaliyetinin gerekmesi.
1. paragrafta atıfta bulunulan kişisel veriler Birlik ya da üye devlet hukuku kapsamındaki mesleki gizlilik yükümlülüğü veya ulusal yetkin organlar tarafından konan kurallara tabi olarak bir profesyonel tarafından veya söz konusu profesyonelin sorumluluğu altında ya da Birlik ya da üye devlet hukuku kapsamındaki mesleki gizlilik yükümlülüğü veya ulusal yetkin organlar tarafından konan kurallara tabi olarak başka bir kişi tarafından işlendiğinde, söz konusu veriler 2. paragrafın (h) bendinde atıfta bulunulan amaçlara yönelik olarak işlenebilir.
Üye Devletler genetik veriler, biyometrik veriler veya sağlık ile ilgili veriler ile alakalı olarak sınırlamalar da dahil olmak üzere ek koşullar uygulamaya devam edebilir ya da ek koşullar getirebilir.
Madde 10
Mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin işlenmesi
Mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin ya da ilgili güvenlik tedbirlerine ilişkin kişisel verilerin 6(1) maddesine dayalı olarak işlenmesi, ancak resmi mercinin denetimi altında veya veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine uygun güvenceler sağlayan Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde işleme faaliyetine onay verildiğinde gerçekleştirilir. Mahkumiyet kararlarına ilişkin kapsamlı herhangi bir sicil yalnızca resmi mercinin denetimi altında tutulur.
Madde 11
Teşhis gerektirmeyen işleme faaliyeti
Bir kontrolörün kişisel veri işleme amaçlarının kontrolör tarafından bir veri sahibinin teşhis edilmesini gerektirmemesi veya artık buna gerek kalmaması halinde, kontrolör yalnızca bu Tüzük’e uygunluk sağlamak amacıyla veri sahibini teşhis etmek üzere ek bilgi tutmak, elde etmek veya işlemek zorunda değildir.
Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan hallerde, kontrolörün veri sahibini teşhis edecek bir konumda bulunmadığını gösterebilmesi durumunda, kontrolör, mümkün olması halinde, veri sahibini bu durumdan haberdar eder. Bu durumlarda, 15 ila 20. maddeler, veri sahibinin bu maddeler kapsamındaki haklarını kullanmak amacıyla teşhis edilmesine olanak tanıyan ek bilgiler sağlaması haricinde, uygulanmaz.
BÖLÜM III
Veri sahibinin hakları
Kesim 1
Şeffaflık ve yöntemler
Madde 12
Veri sahibinin haklarının kullanımına ilişkin şeffaf bilgilendirme, bildirim ve yöntemler
Kontrolör spesifik olarak bir çocuğa yönelik her türlü bilgi başta olmak üzere işleme faaliyeti ile alakalı olarak 13 ve 14. maddelerde atıfta bulunulan her türlü bilgi ile 15 ila 22. ve 34. maddeler kapsamındaki her türlü bildirimi öz, şeffaf, anlaşılır ve kolayca erişilebilir bir biçimde, açık ve sade bir dil kullanarak veri sahibine sağlamak için gerekli tedbirleri alır. Bilgileri yazılı olarak veya, uygun olduğu hallerde, elektronik yollar da dahil olmak üzere diğer yollarla sağlar. Veri sahibi tarafından talep edilmesi durumunda, veri sahibinin kimliğinin diğer yollarla doğrulanması koşuluyla, bilgiler sözlü olarak sağlanabilir.
Kontrolör veri sahibinin 15 ila 22. maddeler kapsamındaki haklarının kullanılmasına kolaylık sağlar.
11(2) maddesinde atıfta bulunulan hallerde, kontrolörün veri sahibini teşhis edemeyecek bir konumda bulunduğunu göstermemesi halinde, kontrolör veri sahibinin 15 ila 22. maddeler kapsamındaki haklarının kullanılması yönündeki talebini işleme koymayı reddedemez.
Kontrolör 15 ila 22. maddeler kapsamındaki bir taleple ilgili olarak gerçekleştirilen işleme ilişkin bilgileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin ve her halükarda talebin alınmasından itibaren bir ay içerisinde veri sahibine sağlar. Bu süre, gerekmesi halinde, taleplerin karmaşıklığı ve sayısı dikkate alınarak iki ay daha uzatılabilir. Kontrolör talebin alınmasından itibaren bir ay içerisinde söz konusu süre uzatımıyla birlikte gecikme sebeplerini veri sahibine bildirir. Veri sahibinin talebi elektronik yollarla yapması halinde, veri sahibi tarafından aksi talep edilmedikçe, bilgiler, mümkün olması halinde, elektronik yollarla sağlanır.
Kontrolörün veri sahibinin talebi ile ilgili işlem yapmaması durumunda, kontrolör işlem yapmama sebepleri ve bir denetim makamına şikayette bulunma ve kanun yoluna başvurma olanağı ile ilgili olarak herhangi bir gecikmeye mahal vermeden ve talebin alınmasından itibaren en geç bir ay içerisinde veri sahibine bilgi verir.
13 ve 14. maddelerde sağlanan bilgiler ve 15 ila 22. ve 34. maddeler çerçevesinde yapılan her türlü bildirim ve gerçekleştirilen her türlü işlem ücretsiz olarak sağlanır. Bir veri sahibinin taleplerinin asılsız veya ölçüsüz olduğunun, özellikle taleplerin tekrarlanması nedeniyle, açıkça anlaşıldığı hallerde, kontrolör aşağıdakilerden birini gerçekleştirebilir:
(a) bilgiler veya bildirimin sağlanması veya talep edilen işlemin gerçekleştirilmesine ilişkin idari masrafları dikkate alarak makul bir ücret talep edebilir veya
(b) taleple ilgili işlem yapmayı reddedebilir.
Kontrolör talebin açık bir şekilde asılsız veya ölçüsüz olduğunu gösterme yükümlülüğünü taşır.
11. maddeye halel gelmeksizin, kontrolörün 15 ila 21. maddelerde atıfta bulunulan talepte bulunan gerçek kişinin kimliği ile ilgili makul şüphelerinin bulunduğu hallerde, kontrolör veri sahibinin kimliğinin teyit edilmesi için gereken ek bilgilerin sağlanmasını talep edebilir.
13 ve 14. maddeler uyarınca veri sahiplerine sağlanacak bilgiler, planlanan işleme faaliyetine yönelik anlamlı bir genel bakışın kolayca görülebilir, anlaşılabilir ve okunaklı bir biçimde sağlanması amacı ile standart simgelerle ile bir arada sağlanabilir. Simgelerin elektronik olarak sunulduğu hallerde, simgeler makine tarafından okunabilecek şekilde sağlanır.
Komisyon simgeler ile sunulacak bilgilerin ve standart simgeler sağlanmasına yönelik usullerin belirlenmesi amacıyla 92. madde uyarınca yetki devrine dayanan tasarruflar kabul etmeye yetkindir.
Kesim 2
Bilgiler ve kişisel verilere erişim
Madde 13
Veri sahibinden kişisel verilerin toplandığı hallerde sağlanacak bilgiler
Bir veri sahibine ilişkin kişisel verilerin veri sahibinden toplanması durumunda, kontrolör kişisel verilerin elde edildiği anda aşağıdaki bilgilerin tamamını veri sahibine sağlar:
(a) kontrolörün ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün temsilcisinin kimlik ve irtibat bilgileri;
(b) uygun olduğu hallerde, veri koruma görevlisinin irtibat bilgileri;
(c) kişisel verilerin planlanan işlenme amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin yasal dayanağı;
(d) işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (f) bendine dayanması durumunda, kontrolör veya üçüncü bir kişi tarafından gözetilen meşru menfaatler;
(e) varsa, kişisel verilerin alıcıları veya alıcı kategorileri;
(f) uygun olduğu hallerde, kontrolörün kişisel verileri üçüncü bir ülke veya uluslararası kuruluşa aktarmayı amaçladığı ve Komisyon tarafından bir yeterlilik kararı verilip verilmediği ya da, 46 veya 47. maddelerde veya 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun veya münasip güvencelere ilişkin atıf ve bunların bir nüshasının elde edilme yolları veya bunların nerede sağlandığı.
1. paragrafta atıfta bulunulan bilgilere ek olarak, kontrolör kişisel verilerin elde edildiği anda adil ve şeffaf bir işleme sağlanması için gereken aşağıdaki ek bilgileri veri sahibine sağlar:
(a) kişisel verilerin saklanacağı süre veya, bunun mümkün olmaması halinde, bu sürenin belirlenmesi amacı ile kullanılan kriterler;
(b) kontrolörden kişisel verilere erişim ve kişisel verilerin düzeltilmesi ya da silinmesini veya veri sahibi ile ilgili işleme faaliyetinin kısıtlanmasını talep etme ya da işleme faaliyetine itiraz etme hakkının yanı sıra verilerin taşınabilirliği hakkının varlığı;
(c) işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (a) bendine veya 9(2) maddesinin (a) bendine dayandığı hallerde, rızanın geri çekilmesinden önce rızaya dayalı olarak gerçekleştirilen işleme faaliyetinin hukuka uygunluğu etkilenmeden, herhangi bir zamanda rızayı geri çekme hakkının varlığı;
(d) bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı;
(e) kişisel verilerin sağlanmasının yasal ya da sözleşmeye bağlı bir gereklilik mi yoksa bir sözleşme yapılması için gereken bir gereklilik mi olduğu ve ayrıca, veri sahibinin kişisel verileri sağlamak zorunda olup olmadığı ve söz konusu verilerin sağlanmamasının muhtemel sonuçları;
(f) profil çıkarma da dahil olmak üzere 22(1) ve (4) maddelerinde atıfta bulunulan otomatik karar vermenin varlığı ve, en azından bu hallerde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçları.
Kontrolörün kişisel verileri bu verilerin toplanma amacı dışında bir amaçla işleme faaliyetine niyet ettiği hallerde, kontrolör söz konusu işleme faaliyetinden önce diğer amaca ilişkin bilgileri ve 2. paragrafta atıfta bulunulan diğer ilgili bilgileri veri sahibine sağlar.
Veri sahibinin halihazırda bu bilgilere sahip olduğu hallerde ve ölçüde, 1, 2 ve 3. paragraflar uygulanmaz.
Madde 14
Kişisel verilerin veri sahibinden alınmadığı hallerde sağlanacak bilgiler
Kişisel verilerin veri sahibinden alınmaması durumunda, kontrolör veri sahibine aşağıdaki bilgileri sağlar:
(a) kontrolörün ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün temsilcisinin kimlik ve irtibat bilgileri; (b) uygun olduğu hallerde, veri koruma görevlisinin irtibat bilgileri;
(c) kişisel verilerin planlanan işlenme amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin yasal dayanağı; (d) ilgili kişisel veri kategorileri;
(e) varsa, kişisel verilerin alıcıları veya alıcı kategorileri;
(f) uygun olduğu hallerde, kontrolörün kişisel verileri üçüncü bir ülke veya uluslararası kuruluşa aktarmayı amaçladığı ve Komisyon tarafından bir yeterlilik kararı verilip verilmediği ya da, 46 veya 47. maddelerde veya 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun veya münasip güvencelere ilişkin atıf ve bunların bir nüshasının elde edilme yolları veya bunların nerede sağlandığı.
1. paragrafta atıfta bulunulan bilgilere ek olarak, kontrolör veri sahibi açısından adil ve şeffaf bir işleme faaliyetinin sağlanması için gereken aşağıdaki bilgileri veri sahibine sağlar:
(a) kişisel verilerin saklanacağı süre veya, bunun mümkün olmaması halinde, bu sürenin belirlenmesi amacı ile kullanılan kriterler;
(b) işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (f) bendine dayanması durumunda, kontrolör veya üçüncü bir kişi tarafından gözetilen meşru menfaatler;
(c) kontrolörden kişisel verilere erişim ve kişisel verilerin düzeltilmesi ya da silinmesini veya veri sahibi ile ilgili işleme faaliyetinin kısıtlanmasını talep etme ve işleme faaliyetine itiraz etme hakkının yanı sıra verilerin taşınabilirliği hakkının varlığı;
(d) işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (a) bendine veya 9(2) maddesinin (a) bendine dayandığı hallerde, rızanın geri çekilmesinden önce rızaya dayalı olarak gerçekleştirilen işleme faaliyetinin hukuka uygunluğu etkilenmeden, herhangi bir zamanda rızayı geri çekme hakkının varlığı;
(e) bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı;
(f) kişisel verilerin hangi kaynaktan alındığı, ve uygun olduğu hallerde, kişisel verilerin kamunun erişebileceği kaynaklardan gelip gelmediği;
(g) profil çıkarma da dahil olmak üzere 22(1) ve (4) maddelerinde atıfta bulunulan otomatik karar vermenin varlığı ve, en azından bu hallerde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçları.
Kontrolör 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan bilgileri şu şekilde sağlar:
(a) kişisel verilerin elde edilmesinden itibaren makul bir süre içerisinde, ancak kişisel verilerin işlendiği spesifik koşullar göz önünde tutularak, en geç bir ay içerisinde;
(b) kişisel verilerin veri sahibi ile iletişim açısından kullanılacak olması durumunda, en geç söz konusu veri sahibi ile ilk kez iletişime geçildiği zaman veya
(c) başka bir alıcıya açıklamanın öngörülmesi halinde, en geç kişisel veriler ilk kez açıklandığı zaman.
Kontrolörün kişisel verileri bu verilerin elde edilme amacı dışında bir amaçla işleme faaliyetine niyet ettiği hallerde, kontrolör söz konusu işleme faaliyetinden önce diğer amaca ilişkin bilgileri ve 2. paragrafta atıfta bulunulan diğer ilgili bilgileri veri sahibine sağlar.
1 ila 4. paragraflar aşağıdaki hallerde ve ölçüde uygulanmaz: (a) veri sahibinin halihazırda bilgisinin olması;
(b) 89(1) maddesinde atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar başta olmak üzere söz konusu bilgilerin sağlanmasının imkansız olması veya ölçüsüz bir çaba gerektirmesi halinde veya bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan yükümlülüğün bu işleme hedeflerinin yakalanmasını imkansız hale getirmesi veya yakalanmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ölçüde. Bu durumlarda, kontrolör bilginin kamuya açıklanması da dahil olmak üzere veri sahibinin hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin korunması amacıyla uygun tedbirler alır;
(c) elde etme veya açıklamanın kontrolörün tabi olduğu ve veri sahibinin meşru menfaatlerinin korunması amacıyla uygun tedbirler sağlanan Birlik veya üye devlet hukukunda açık bir şekilde ortaya konması veya
(d) kişisel verilerin yasal bir gizlilik yükümlülüğü de dahil olmak üzere Birlik ya da üye devlet hukuku ile düzenlenen bir mesleki gizlilik yükümlülüğüne tabi olarak gizli kalmasının gerekmesi.
Madde 15
Veri sahibinin erişim hakkı
Veri sahibinin kendisi ile ilgili kişisel verilerin işlenip işlenmediğini kontrolörden teyit etme ve, işleme faaliyeti olması halinde, kişisel verilere erişim ile aşağıdaki bilgileri talep etme hakkı bulunur:
(a) işleme amaçları;
(b) ilgili kişisel veri kategorileri;
(c) üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlardaki alıcılar başta olmak üzere, kişisel verilerin açıklandığı veya açıklanacağı alıcılar veya alıcı kategorileri;
(d) mümkün olması halinde, kişisel verilerin saklanması açısından öngörülen süre veya, bunun mümkün olmaması halinde, bu sürenin belirlenmesi amacı ile kullanılan kriterler;
(e) kontrolörden veri sahibine ilişkin kişisel verilerin düzeltilmesi veya silinmesini veya söz konusu verilerin işlenmesinin kısıtlanmasını talep etme veya söz konusu işleme faaliyetine itiraz etme hakkının varlığı;
(f) bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı;
(g) kişisel verilerin veri sahibinden elde edilmemesi halinde, bu verilerin kaynaklarına ilişkin mevcut bilgiler;
(h) profil çıkarma da dahil olmak üzere 22(1) ve (4) maddelerinde atıfta bulunulan otomatik karar vermenin varlığı ve, en azından bu hallerde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçları.
Kişisel verilerin üçüncü bir ülke ya da uluslararası bir kuruluşa aktarılması durumunda, veri sahibinin aktarımla ilgili olarak 46. madde uyarınca uygun güvenceler hususunda bilgilendirilme hakkı bulunur.
Kontrolör işleme faaliyetinden geçen kişisel verilerin bir nüshasını sağlar. Veri sahibi tarafından talep edilen diğer nüshalar açısında, kontrolör idari masraflara dayalı olarak makul bir ücret talep edebilir. Veri sahibinin talebi elektronik yollarla yapması halinde ve veri sahibi tarafından aksi talep edilmedikçe, bilgiler yaygın kullanılan bir elektronik yolla sağlanır.
3. paragrafta atıfta bulunulan bir nüsha elde etme hakkı başkalarının hakları ve özgürlüklerini olumsuz yönde etkilemez.
Kesim 3
Düzeltme ve silme
Madde 16
Düzeltme hakkı
Veri sahibinin kendileri ile ilgili doğru olmayan kişisel verilerin gereksiz gecikmeye mahal verilmeksizin düzeltilmesini kontrolörden talep etme hakkı bulunur. İşleme amaçları dikkate alınarak, veri sahibinin, bir ek beyan yoluyla da dahil olmak üzere, eksik kişisel verileri tamamlatma hakkı bulunur.
Madde 17
Silme hakkı (’unutulma hakkı’)
Veri sahibinin kendisi ile ilgili kişisel verilerin herhangi bir gecikmeye mahal verilmeksizin silinmesini kontrolörden talep etme hakkı bulunur ve, aşağıdaki hallerden birinin geçerli olması durumunda, kontrolörün kişisel verileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin silme yükümlülüğü bulunur:
(a) kişisel verilerin toplanma veya işlenme amaçlarıyla ilişkili olarak artık gerekli olmaması;
(b) veri sahibinin 6(1) maddesinin (a) bendi veya 9(2) maddesinin (a) bendine göre işleme faaliyetinin dayandığı izni geri çekmesi ve işleme faaliyetiyle ilgili başka bir yasal gerekçe bulunmaması;
(c) veri sahibinin 21(1) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itirazda bulunması ve işleme faaliyetine yönelik ağır basan meşru bir gerekçe bulunmaması ya da veri sahibinin 21(2) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itirazda bulunması;
(d) kişisel verilerin yasa dışı biçimde işlenmiş olması;
(e) kontrolörün tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukukundaki bir yasal yükümlülüğe uygunluk sağlanması amacı ile kişisel verilerin silinmesinin zorunlu olması;
(f) kişisel verilerin 8(1) maddesinde atıfta bulunulan bilgi toplumu hizmetlerinin sağlanması ile ilgili toplanmış olması.
Kontrolörün kişisel verileri kamuya açıklamış olduğu ve 1. paragraf uyarınca kişisel verileri silmek zorunda olduğu hallerde, kontrolör, mevcut teknoloji ve uygulama maliyetini göz önünde bulundurarak, veri sahibinin talep etmiş olduğu kişisel verileri işleyen kontrolörleri söz konusu kişisel verilere yönelik her türlü bağlantı veya bu verilerin her türlü nüshası ya da çoğaltmasının söz konusu kontrolörlerce silinmesi hususunda bilgilendirmek üzere teknik tedbirler de dahil olmak üzere makul adımları atar.
1 ve 2. paragraflar işleme faaliyeti aşağıdaki amaçlar doğrultusunda gerekli olduğu ölçüde uygulanmaz:
(a) ifade ve bilgi edinme hakkının kullanılması;
(b) kontrolörün tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde işleme faaliyeti gerektiren bir yasal yükümlülüğe uygunluk açısından veya kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması açısından;
(c) 9(2) maddesinin (h) ve (i) bentlerinin yanı sıra 9(3) maddesi uyarınca halk sağlığı alanındaki kamu yararı sebeplerinden dolayı;
(d) 1. paragrafta atıfta bulunulan hakkın ilgili işleme hedeflerinin yakalanmasını imkansız hale getirmesi veya yakalanmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ölçüde, 89(1) maddesi uyarınca kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda veya
(e) yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından.
Madde 18
İşleme faaliyetini kısıtlama hakkı
Aşağıdaki durumlardan birinin geçerli olması halinde, veri sahibinin kontrolörden işleme faaliyetinin kısıtlanmasını talep etme hakkı bulunur:
(a) kişisel verilerin doğruluğuna veri sahibi tarafından itiraz edilmesi halinde, kontrolörün kişisel verilerin doğruluğunu teyit etmesini sağlayan bir süre boyunca;
(b) işleme faaliyetinin yasa dışı olması ve veri sahibinin kişisel verilerin silinmesine itiraz etmesi ve bunun yerine verilerin kullanımının kısıtlanmasını talep etmesi;
(c) kontrolörün işleme amaçlarına yönelik olarak artık kişisel verilere ihtiyaç duymaması, ancak veri sahibinin yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması amacıyla söz konusu verilere ihtiyaç duyması;
(d) kontrolörün meşru gerekçelerinin veri sahibinin meşru gerekçelerine ağır basıp basmadığı doğrulanana kadar, veri sahibinin 21(1) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itiraz etmesi.
İşleme faaliyetinin 1. paragraf kapsamında kısıtlanmış olduğu hallerde, söz konusu kişisel veriler, saklama haricinde, yalnızca veri sahibinin rızasıyla veya yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması ya da savunulmasına yönelik olarak ya da başka bir gerçek veya tüzel kişinin haklarının korunmasına yönelik olarak ya da Birlik veya bir üye devletin önemli kamu yararı adına önemli sebeplerinden dolayı işlenir.
1. paragraf uyarınca işleme faaliyetinin kısıtlanmasını sağlayan bir veri sahibi, işleme faaliyetine ilişkin kısıtlama kaldırılmadan önce, kontrolör tarafından bilgilendirilir.
Madde 19
Kişisel verilerin düzeltilmesine ya da silinmesine veya işleme faaliyetinin kısıtlanmasına ilişkin bildirim yükümlülüğü
Kontrolör, imkansız olmaması veya ölçüsüz bir çabayı gerektirmemesi halinde, 16. madde, 17(1) maddesi ve 18. madde uyarınca gerçekleştirilen her türlü kişisel veri düzeltme veya silme işlemi ya da işleme faaliyetini kısıtlama işlemini kişisel verilerin açıklandığı her alıcıya bildirir. Veri sahibinin bu yönde bir talebinin bulunması halinde, kontrolör veri sahibini bu alıcılar hakkında bilgilendirir.
Madde 20
Veri taşınabilirliği hakkı
Aşağıdaki hallerde, veri sahibinin kendisi ile ilgili olarak bir kontrolöre sağlamış olduğu kişisel verileri yapılandırılmış, yaygın olarak kullanılan ve makine tarafından okunabilecek bir formatta alma hakkı bulunur ve kişisel verilerin sağlandığı kontrolörün herhangi bir engellemesi olmaksızın bu verileri başka bir kontrolöre iletme hakkı bulunur:
(a) işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (a) bendi veya 9(2) maddesinin (a) bendi uyarınca bir rızaya veya 6(1) maddesinin (b) bendi uyarınca bir sözleşmeye dayanması ve
(b) işleme faaliyetinin otomatik yollarla gerçekleştirilmesi.
1. paragraf uyarınca veri taşınabilirliği hakkını kullanırken, veri sahibinin, teknik açıdan uygulanabilir olması halinde, kişisel verilerin doğrudan bir kontrolörden diğerine ilettirme hakkı bulunur.
Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan hakkın kullanımı ile 17. maddeye halel gelmez. Söz konusu hak kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması için gereken işleme faaliyetlerine uygulanmaz.
1. paragrafta atıfta bulunulan hak başkalarının hakları ve özgürlüklerini olumsuz yönde etkilemez.
Kesim 4
İtiraz hakkı ve otomatik münferit karar verme
Madde 21
İtiraz hakkı
Veri sahibinin, kendi özel durumu ile ilgili gerekçelere dayalı olarak, (6)1 maddesinin (e) veya (f) bentlerindeki hükümlere dayalı olarak profil çıkarma da dahil olmak üzere bu bentlere dayalı olarak kendisi ile ilgili kişisel verilerin işlenmesine herhangi bir zamanda itiraz etme hakkı bulunur. Kontrolör veri sahibinin menfaatleri, hakları ve özgürlüklerinden ağır basan işleme faaliyetlerine yönelik olarak veya yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından zorlayıcı meşru gerekçeler göstermediği sürece, kontrolör artık kişisel verileri işleyemez.
Kişisel verilerin doğrudan pazarlama amaçları doğrultusunda işlenmesi durumunda, veri sahibinin doğrudan pazarlama ile alakalı olduğu ölçüde profil çıkarma da dahil olmak üzere kendisi ile ilgili kişisel verilerin söz konusu doğrudan pazarlama amacı ile işlenmesine herhangi bir zamanda itiraz etme hakkı bulunur.
Veri sahibinin doğrudan pazarlama amaçlarına yönelik olarak işleme faaliyetine itiraz etmesi halinde, kişisel veriler artık bu amaçlarla işlenemez
En geç veri sahibi ile ilk kez iletişime geçildiği zaman, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan hak açık bir şekilde veri sahibinin dikkatine sunulur ve diğer bilgilerden açık ve ayrı bir şekilde sunulur.
Bilgi toplumu hizmetlerinin kullanımı bağlamında ve 2002/58/AT sayılı Direktif’e bakılmaksızın, veri sahibi teknik açıklamaları kullanmak suretiyle otomatik yollarla itiraz hakkını kullanabilir.
Kişisel verilerin 89(1) maddesi uyarınca bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işlenmesi durumunda, işleme faaliyeti kamu yararı sebeplerinden dolayı gerçekleştirilen bir görevin yürütülmesi için gerekli olmadığı sürece, veri sahibinin, kendi özel durumu ile ilgili gerekçelere dayalı olarak, kendisi ile ilgili kişisel verilerin işlenmesine itiraz hakkı bulunur.
Madde 22
Profil çıkarma da dahil olmak üzere otomatik münferit karar verme
Veri sahibinin kendisi ile ilgili hukuki sonuçlar doğuran veya benzer biçimde kendisini kayda değer şekilde etkileyen profil çıkarma da dahil olmak üzere yalnızca otomatik işleme faaliyetine dayalı bir karara tabi olmama hakkı bulunur.
Kararın aşağıdaki özellikleri taşıması halinde, 1. paragraf uygulanmaz:
(a) veri sahibi ve bir veri kontrolörü arasında bir sözleşme yapılması veya uygulanması için gerekli olması;
(b) kontrolörün tabi olduğu ve veri sahibinin hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin güvence
altına alınması amacıyla uygun tedbirlerin de belirtildiği Birlik veya üye devlet hukukun çerçevesinde izin verilmesi veya
(c) veri sahibinin açık rızasına dayanması.
2. paragrafın (a) ve (c) bentlerinde atıfta bulunulan hallerde, veri kontrolörü en azından kontrolör açısından insan müdahalesinin sağlanması hakkı başta olmak üzere veri sahibinin kendi görüşünü ifade etme ve karara karşı çıkma yönündeki hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin güvence altına alınması amacı ile uygun tedbirler uygular.
9(2) maddesinin (a) veya (g) bendinin geçerli olmaması ve veri sahibinin hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin güvence altına alınması amacı ile uygun tedbirlerin alınmamış olması durumunda,
paragrafta atıfta bulunulan kararlar 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel kategorilerdeki kişisel verilere dayanamaz.
Kesim 5
Kısıtlamalar
Madde 23
Kısıtlamalar
Veri kontrolörü veya işleyicisinin tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku bir yasama tedbiri vasıtasıyla; temel haklar ve özgürlüklerin özüne saygı gösterdiğinde ve demokratik bir toplumda aşağıdaki hususların güvence altına alınması açısından gerekli ve orantılı bir tedbir teşkil ettiğinde 12 ila
maddeler ve 34. maddede öngörülen haklar ve yükümlülüklerin kapsamını, ayrıca 5. madde hükümleri 12 ila 22. maddelerde hükme bağlanan haklar ve yükümlülüklere uygun olduğu sürece 5. maddenin kapsamını, kısıtlayabilir:
(a) milli güvenlik;
(b) savunma;
(c) kamu güvenliği;
(d) kamu güvenliğine yönelik tehditlere karşı güvence sağlanması ve bu tehditlerin önlenmesi de dâhil olmak üzere suçların önlenmesi, soruşturulması, tespiti veya kovuşturulması ya da cezaların infaz edilmesi;
(e) başta Birliğin veya bir üye devletin önemli bir ekonomik veya mali çıkarına olmak üzere parasal hususlar ile bütçe ve vergilendirmeye ilişkin hususlar, halk sağlığı ve sosyal güvenlik de dahil, Birlik ya da bir üye devletin genel kamu yararına yönelik diğer önemli hedefler;
(f) yargı bağımsızlığının ve adli süreçlerin korunması;
(g) düzenlenmiş mesleklere ilişkin etik kurallarının ihlalinin önlenmesi, soruşturulması, tespiti ve kovuşturulması;
(h) nadiren olsa dahi, (a) ila (e) ve (g) bentlerinde belirtilen durumlarda resmi yetkinin kullanımı ile bağlantılı bir izleme, denetleme veya düzenleme işlevi;
(i) veri sahibinin veya başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması. (j) medeni hukuktan kaynaklanan taleplere ilişkin kararların icrası.
Özellikle, 1. paragrafta belirtilen herhangi bir yasama tedbiri, ilgili olduğunda, aşağıdaki hususlara ilişkin hükümler içerir:
(a) işlemenin veya işleme kategorilerinin amaçları; (b) kişisel veri kategorileri;
(c) getirilen kısıtlamaların kapsamı;
(d) kötüye kullanım veya yasa dışı yollarla erişim veya aktarımın engellenmesine yönelik güvenceler; (e) kontrolör veya kontrolör kategorilerinin belirlenmesi;
(f) işleme veya işleme kategorilerinin mahiyeti, kapsamı ve amaçları dikkate alınarak saklama süreleri ve uygulanabilir güvenceler;
(g) veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine yönelik riskler ve
(h) kısıtlama amacına halel getirmemesi durumunda, veri sahiplerinin kısıtlamayla ilgili bilgi sahibi olma hakkı.
BÖLÜM IV
Kontrolör ve işleyici
Kesim 1
Genel yükümlülükler
Madde 24
Kontrolörün sorumluluğu
Kontrolör, işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, işleme faaliyetinin bu Tüzük uyarınca gerçekleştirilmesini sağlamak ve bu şekilde gerçekleştirildiğini gösterebilmek için uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular. Bu tedbirler gözden geçirilir ve, gerektiğinde, güncellenir.
İşleme faaliyetleri ile ilgili olarak ölçülü olması halinde, 1. paragrafta atıfta bulunulan tedbirler kontrolör tarafından uygun veri koruma politikalarının uygulanmasını kapsar.
40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kuralları veya 42. maddede atıfta bulunulan onaylı belgelendirme mekanizmalarına uygun hareket edilmesi kontrolörün yükümlülüklerine uygunluğun gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
Madde 25
Özel ve olağan veri koruması
Kontrolör, son teknoloji, uygulama maliyeti ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından teşkil ettiği çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, hem işleme yönteminin belirlenmesi esnasında hem de işleme faaliyeti esnasında, verilerin en alt düzeye indirilmesi gibi veri koruma ilkelerinin etkili bir şekilde uygulanması ve bu Tüzük’ün gerekliliklerinin yerine getirilmesine yönelik olarak gerekli güvencelerin entegre edilmesi amacı ile tasarlanan takma ad kullanımı gibi uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular ve veri sahiplerinin haklarını korur.
Kontrolör, olağan durumda, yalnızca her spesifik işleme amacı için gereken kişisel verilerin işlenmesini sağlamaya yönelik uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular. Söz konusu yükümlülük toplanan kişisel veri miktarı, bunların işlenme derecesi, saklama süresi ve bunlara erişilebilirliğe uygulanır. Özellikle, söz konusu tedbirler, olağan durumda, bireyin müdahalesi olmaksızın kişisel verilerin belirsiz sayıda gerçek kişinin erişimine açılmamasını sağlar.
42. madde uyarınca onaylı bir belgelendirme mekanizması bu maddenin 1 ve 2. paragraflarında ortaya konan gerekliliklere uygunluğun gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
Madde 26
Ortak kontrolörler
İki ya da daha fazla sayıda kontrolörün işleme amaçları ve yöntemlerini ortak bir şekilde belirlediği hallerde, bu kontrolörler ortak kontrolörlerdir. Ortak kontrolörler, kontrolörlerin ilgili sorumlulukları
kontrolörün tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde belirlenmedikçe ve belirlendiği sürece, özellikle veri sahibinin haklarının kullanımı ve 13 ve 14. maddelerde atıfta bulunulan bilgi sağlama görevleri ile ilgili olarak bu Tüzük kapsamındaki yükümlülüklere uygunluğa ilişkin sorumluluklarını aralarındaki bir düzenleme vasıtasıyla şeffaf bir şekilde belirler. Düzenleme çerçevesinde veri sahiplerine yönelik bir temas noktası belirlenebilir.
1. paragrafta atıfta bulunulan düzenleme ortak kontrolörlerin veri sahipleriyle karşılıklı rolleri ve ilişkilerini uygun şekilde yansıtır. Düzenlemenin mahiyeti veri sahibine sağlanır.
1. paragrafta atıfta bulunulan düzenlemenin koşullarına bakılmaksızın, veri sahibi bu Tüzük kapsamındaki haklarını her kontrolör açısından ve her kontrolöre karşı kullanabilir.
Madde 27
Birlik içerisinde kurulu olmayan kontrolörler veya işleyicilerin temsilcileri
3(2) maddesinin uygulandığı hallerde, kontrolör veya işleyici yazılı olarak Birlik içerisinde bir temsilci belirtir.
Bu maddenin 1. paragrafında belirtilen yükümlülük aşağıdaki durumlara uygulanmaz:
(a) nadiren gerçekleşen, 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel veri kategorilerinin işlenmesini büyük çaplı olarak içeren işleme faaliyeti veya 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlar ile ilgili olan ve, işleme faaliyetinin mahiyeti, bağlamı, kapsamı ve amaçları dikkate alındığında, gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından bir riske sebep olması muhtemel olmayan bir işleme faaliyeti veya
(b) bir kamu kuruluşu veya organı.
Temsilcilik kişisel verileri kendilerine mal veya hizmetlerin sağlanması ile ilgili olarak işlenen veya davranışı izlenen veri sahiplerinin bulunduğu üye devletlerin birinde kurulur.
Temsilci, işleme faaliyeti ile ilgili tüm hususlarda, bu Tüzük’e uygunluk sağlanması amacıyla, özellikle denetim makamları ve veri sahipleri tarafından kontrolör veya işleyiciye ek olarak veya bunlar yerine muhatap kabul edilmek üzere kontrolör veya işleyici tarafından yetkilendirilir.
Kontrolör veya işleyici tarafından bir temsilci belirlenmesiyle kontrolör veya işleyiciye karşı açılabilecek davalara halel gelmez.
Madde 28
İşleyici
Bir kontrolör adına bir işleme faaliyetinin gerçekleştirilmesinin gerektiği hallerde, kontrolör ancak işleme faaliyetinin bu Tüzük’ün gerekliliklerinin yerine getirilmesini ve veri sahibinin haklarının korunmasını sağlayacak biçimde uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygulama hususunda yeterli güvenceler sağlayan işleyiciler kullanır.
İşleyici kontrolörün önceden verdiği spesifik veya genel yazılı onay olmaksızın başka bir işleyiciyle
çalışamaz. Genel yazılı onay halinde, işleyici diğer işleyicilerin eklenmesi veya değiştirilmesi ile ilgili planlanan değişiklikler hususunda kontrolörü bilgilendirerek kontrolöre söz konusu değişikliklere itiraz etme olanağı tanır.
Bir işleyici tarafından işleme faaliyeti gerçekleştirilmesi Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde düzenlenen, kontrolör ile ilgili olarak işleyici açısından bağlayıcı olan ve işleme faaliyetinin konusu ve süresi, işleme faaliyetinin mahiyeti ve amacı, kişisel verilerin türü ve veri sahiplerinin kategorileri ile kontrolörün yükümlülükleri ve haklarının ortaya konduğu bir sözleşme veya diğer hukuki tasarruflar ile düzenlenir. Söz konusu sözleşme veya diğer hukuki tasarruflarda özellikle işleyicinin şunları yapacağı belirtilir:
(a) işleyicinin tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde bu yönde bir gereklilik bulunmaması halinde, üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa kişisel veri aktarımları ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere yalnızca kontrolörün verdiği belgelendirilmiş talimatlar doğrultusunda kişisel verilerin işlenmesi; bu durumda, kanunlar çerçevesinde söz konusu bilgilendirmenin önemli kamu yararı gerekçeleriyle yasaklanmaması halinde, işleyici kontrolörü işleme faaliyetinden önce bu yasal gereksinimden haberdar eder;
(b) kişisel verileri işleme yetkisi bulunan kişilerin gizlilik taahhüdünde bulunmasının veya uygun bir yasal gizlilik yükümlülüğü altında bulunmasının sağlanması;
(c) 32. madde uyarınca gerekli tüm tedbirlerin alınması;
(d) başka bir işleyiciyle çalışılması amacıyla 2 ve 4. paragraflarda atıfta bulunulan koşullara riayet edilmesi;
(e) işleme faaliyetinin mahiyetinin dikkate alınması suretiyle, kontrolörün veri sahibinin Bölüm III’te belirtilen haklarının kullanımına ilişkin taleplere yanıt verme yükümlülüğünün yerine getirilmesine yönelik olarak, uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler vasıtasıyla, kontrolöre mümkün olduğunca yardımcı olunması;
(f) işleme faaliyetinin mahiyeti ve işleyiciye sağlanan bilgilerin dikkate alınması suretiyle, 32 ila 36. maddeler uyarınca yükümlülüklere uygun hareket edilmesinin sağlanmasında kontrolöre yardımcı olunması;
(g) kontrolörün tercihi üzerine, işleme faaliyeti ile ilgili hizmetlerin sağlanmasından sonra tüm kişisel verilerin silinmesi veya kontrolöre iade edilmesi ve, Birlik ya da üye devlet hukuku çerçevesinde kişisel verilerin saklanmasının gerekli olmaması durumunda, mevcut nüshaların silinmesi;
(h) bu maddede ortaya konan yükümlülüklere uygunluğun gösterilmesi için gereken tüm bilgilerin kontrolöre sağlanması ve teftişler de dahil olmak üzere kontrolör tarafından ya da kontrolörce yetkilendirilen başka bir denetçi tarafından gerçekleştirilen denetimlere izin verilmesi ve katkıda bulunulması.
İlk alt paragrafın (h) bendi ile ilgili olarak, kendi görüşüne göre bir talimatın bu Tüzük veya Birlik ya da üye devletin diğer veri koruma hükümlerini ihlal etmesi durumunda, kontrolörü ivedilikle bilgilendirir.
Bir işleyicinin kontrolör adına spesifik işleme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesine yönelik olarak başka bir işleyici ile çalıştığı durumlarda, 3. paragrafta atıfta bulunulduğu üzere kontrolör ve işleyici arasındaki sözleşme veya başka bir hukuki tasarrufta ortaya konan veri koruma yükümlülükleri özellikle işleme faaliyetinin bu Tüzük’ün gerekliliklerinin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin uygulanması amacı ile yeterli teminatlar sağlayan bir sözleşme ya da Birlik veya üye devlet hukuku kapsamındaki başka bir hukuki tasarruf yoluyla diğer işleyici açısından da uygulanır. Diğer işleyicinin veri koruma yükümlülüklerini yerine getiremediği hallerde, ilk işleyici diğer işleyicinin yükümlülüklerinin ifası konusunda kontrolöre karşı tam yükümlülük sahibi olmaya devam eder.
Bir işleyicinin 40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kuralları veya 42. maddede atıfta bulunulan onaylı belgelendirme mekanizmalarına uygun hareket etmesi bu maddenin 1 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan yeterli teminatların gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
Kontrolör ve işleyici arasındaki bireysel bir sözleşmeye halel gelmeksizin, bu maddenin 3 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan sözleşme ya da başka bir hukuki tasarruf, 42 ve 43. maddeler uyarınca kontrolör veya işleyiciye sağlanan bir belgelendirmenin parçası olmaları durumu da dahil olmak üzere, tamamen veya kısmen, bu maddenin 7 ve 8. paragraflarında atıfta bulunulan standart sözleşme maddelerine dayanabilir.
Komisyon bu maddenin 3 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan hususlara yönelik olarak ve 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca standart sözleşme maddeleri oluşturabilir.
Bir denetim makamı bu maddenin 3 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan hususlara yönelik olarak ve
maddede atıfta bulunulan tutarlık mekanizması uyarınca standart sözleşme maddeleri kabul edebilir.
3 ve 4. paragraflarda atıfta bulunulan sözleşme veya diğer hukuki tasarruflar elektronik format da dahil olmak üzere yazılı olarak hazırlanır.
82, 83 ve 84. maddelere halel gelmeksizin, bir işleyicinin işleme amaçları ve yöntemlerini belirleyerek bu Tüzük’ü ihlal etmesi durumunda, işleyici bu işleme faaliyeti açısından bir kontrolör olarak değerlendirilir.
Madde 29
Kontrolör veya işleyicinin yetkisi kapsamındaki işleme faaliyeti
İşleyici ve kontrolör ya da işleyicinin yetkisi ile hareket eden ve kişisel verilere erişimi bulunan herhangi bir kişi, Birlik ya da üye devlet hukuku çerçevesinde bu yönde hareket etmesinin gerekmemesi durumunda, kontrolörden aldığı talimatlar haricinde bu verileri işleyemez.
Madde 30
İşleme faaliyetlerinin kayıtları
Her kontrolör ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün temsilcisi kendi sorumluluğu altındaki işleme faaliyetlerine ilişkin bir kayıt tutar. Bu kayıt aşağıdaki bilgilerin tamamını ihtiva eder:
(a) kontrolör ve, uygun olduğu hallerde, ortak kontrolör, kontrolörün temsilcisi ve veri koruma görevlisinin isim ve irtibat bilgileri;
(b) işleme amaçları;
(c) veri sahibi kategorileri ve kişisel veri kategorileriyle ilgili bir açıklama;
(d) üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlardaki alıcılar da dahil olmak üzere, kişisel verilerin açıklandığı veya açıklanacağı alıcı kategorileri;
(e) uygun olduğu hallerde, üçüncü bir ülke veya uluslararası bir kuruluşun tanımlanması ve, 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun güvencelere ilişkin belgelendirme de dahil olmak üzere, söz konusu üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşa yönelik kişisel veri aktarımları;
(f) mümkün olması halinde, farklı kategorilerdeki verilerin silinmesiyle ilgili öngörülen süre sınırları;
(g) mümkün olması halinde, 32(1) maddesinde atıfta bulunulan teknik ve düzenlemeye ilişkin güvenlik tedbirlerine yönelik genel bir açıklama.
Her işleyici ve, uygun olduğu hallerde, işleyicinin temsilcisi bir kontrolör adına gerçekleştirilen tüm kategorilerdeki işleme faaliyetlerine ilişkin olarak aşağıdakileri ihtiva eden bir kayıt tutar:
(a) işleyici veya işleyiciler ile işleyicinin adına hareket ettiği her kontrolörün ve, uygun olduğu hallerde, kontrolör ya da işleyicinin temsilcisi ve veri koruma görevlisinin isim ve irtibat bilgileri;
(b) her işleyici adına gerçekleştirilen işleme kategorileri;
(c) uygun olduğu hallerde, üçüncü bir ülke veya uluslararası bir kuruluşun tanımlanması ve, 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun güvencelere ilişkin belgelendirme de dahil olmak üzere, söz konusu üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşa yönelik kişisel veri aktarımları;
(d) mümkün olması halinde, 32(1) maddesinde atıfta bulunulan teknik ve düzenlemeye ilişkin güvenlik tedbirlerine yönelik genel bir açıklama.
1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan kayıtlar elektronik format da dahil olmak üzere yazılı olarak tutulur.
Kontrolör ve işleyici ile, uygun olduğu hallerde, kontrolörün veya işleyicinin temsilcisi, talep üzerine, kayıtları denetim makamına sağlar.
Gerçekleştirdiği işleme faaliyetinin veri sahiplerinin hakları ve özgürlükleri açısından bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olmaması, işleme faaliyetinin nadiren gerçekleştirilmemesi veya işleme faaliyetinin 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel kategorilerdeki verileri yad a 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verileri kapsamaması durumunda, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan yükümlülükler 250’den az kişi istihdam eden bir işletme veya kuruluşa uygulanmaz.
Madde 31
Denetim makamıyla işbirliği
Kontrolör ve işleyici ile, uygun olduğu hallerde, bunların temsilcileri, talep üzerine, görevlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak denetim makamı ile işbirliği yapar.
Kesim 2
Kişisel verilerin güvenliği
Madde 32
İşleme güvenliği
Kontrolör ve işleyici, son teknoloji, uygulama maliyetleri ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, risk açısından uygun bir güvenlik seviyesi sağlamak üzere, uygun olduğu hallerde, aşağıdakiler de dahil olmak üzere uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular:
(a) kişisel verilerde takma ad kullanımı ve şifreleme;
(b) işleme sistemleri ve hizmetlerinin gizliliği, bütünlüğü, elverişliliği ve esnekliğinin sürekli olarak sağlanabilmesi;
(c) fiziksel veya teknik bir olay halinde, kişisel verilerin elverişliliği ve kişisel verilere erişimin vakitlice eski haline getirilebilmesi;
(d) işleme faaliyetinin güvenliliğinin sağlanmasına yönelik olarak teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin etkililiğinin düzenli olarak sınanması, ölçülmesi ve değerlendirilmesine ilişkin süreç.
Uygun güvenlik seviyesi değerlendirilirken, iletilen, saklanan veya işlenen kişisel verilerin kazara veya yasa dışı olarak imha edilmesi, kaybı, değiştirilmesi, yetkisiz şekilde açıklanması veya bunlara erişim başta olmak üzere özellikle işleme faaliyetinin yol açtığı riskler göz önünde bulundurulur.
40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kuralları veya 42. maddede atıfta bulunulan onaylı belgelendirme mekanizmasına uygun hareket edilmesi bu maddenin 1. paragrafında ortaya konan gerekliliklere uygunluğun gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
Kontrolör ve işleyici kontrolör ya da işleyicinin yetkisi ile hareket eden ve kişisel verilere erişimi bulunan herhangi bir gerçek kişinin, Birlik ya da üye devlet hukuku çerçevesinde bu yönde hareket etmesinin gerekmemesi durumunda, kontrolörden aldığı talimatlar haricinde bu verileri işlememesini sağlamak üzere adımlar atar.
Madde 33
Bir kişisel veri ihlalinin denetim makamına bildirilmesi
Bir kişisel veri ihlali olması durumunda, kişisel veri ihlalinin gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olmaması haricinde, kontrolör, gereksiz gecikmeye mahal vermeden ve, uygun olması halinde, ihlalden haberdar olduktan itibaren en geç 72 saat içerisinde, kişisel veri ihlalini 55. madde uyarınca yetkin denetim makamına bildirir.
Denetim makamına yönelik bildirimin 72 saat içerisinde yapılmadığı hallerde, bu bildirimle birlikte gecikme sebeplerine de yer verilir.
İşleyici, bir kişisel veri ihlalinden haberdar olduktan sonra, herhangi bir gecikmeye mahal vermeden, kontrolöre bildirimde bulunur.
1. paragrafta atıfta bulunulan bildirimde en azından:
(a) uygun olduğu hallerde, ilgili veri sahibi kategorileri ve yaklaşık sayısı ile ilgili kişisel veri kaydı kategorileri ve yaklaşık sayısı da dahil olmak üzere kişisel veri ihlalinin mahiyeti açıklanır;
(b) veri koruma görevlisi veya daha fazla bilginin elde edilebileceği başka bir temas noktasının isim ve irtibat bilgileri iletilir;
(c) kişisel veri ihlalinin olası sonuçları açıklanır;
(d) uygun olduğu hallerde, kişisel veri ihlalinin olası olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik tedbirler de dahil olmak üzere kişisel veri ihlalinin ele alınması için kontrolör tarafından alınan veya alınması önerilen tedbirler açıklanır.
Bilgilerin aynı zamanda sağlanmasının mümkün olmadığı hallerde ve ölçüde, bilgiler gereksiz herhangi bir ek gecikmeye mahal verilmeksizin aşamalı olarak sağlanabilir.
Kontrolör kişisel veri ihlallerini kişisel veri ihlaline ilişkin bilgiler, etkileri ve gerçekleştirilen düzeltici işlemi de kapsayacak şekilde belgelendirir. Bu belgelendirme denetim makamının bu maddeye uyumluluğu doğrulamasını sağlar.
Madde 34
Bir kişisel veri ihlalinin veri sahibine iletilmesi
Kişisel veri ihlalinin gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından yüksek bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olduğu hallerde, kontrolör kişisel veri ihlalini gereksiz bir gecikmeye mahal vermeden veri sahibine iletir.
Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan veri sahibine ilişkin bildirimde kişisel veri ihlalinin mahiyeti açık ve sade bir dille açıklanır ve en azından 33(3) maddesinin (b), (c) ve (d) bentlerinde atıfta bulunulan bilgiler ve tedbirlere yer verilir.
Aşağıdaki koşulların herhangi birinin yerine getirilmesi durumunda, 1. paragrafta atıfta bulunulan veri sahibine ilişkin bildirim gerekmez:
(a) kontrolörün uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin koruma tedbirleri uygulaması ve kişisel verileri bu verilere erişim yetkisi bulunmayan herkese okunamaz hale getiren şifreleme gibi tedbirler başta olmak üzere bu tedbirlerin kişisel veri ihlalinden etkilenen kişisel verilere uygulanmış olması;
(b) kontrolörün 1. paragrafta atıfta bulunulan veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine ilişkin yüksek riskin ortaya çıkmasının artık mümkün olmamasını sağlayan ek tedbirler alması;
(c) bildirimin ölçüsüz bir çaba gerektirecek olması. Bu durumda, bunun yerine, veri sahiplerinin aynı etkililikle bilgilendirildiği kamuya yönelik bir bildirim veya benzeri bir tedbir uygulanır.
Kontrolörün halihazırda kişisel veri ihlalini veri sahibine iletmemiş olması durumunda, denetim
makamı, kişisel veri ihlalinin yüksek bir riske sebebiyet verme olasılığını değerlendirdikten sonra, kontrolörün bu bildirimi yapmasını şart koşabilir veya 3. paragrafta atıfta bulunulan koşullardan herhangi birinin yerine getirilmesine karar verebilir.
Kesim 3
Veri koruma etki değerlendirmesi ve ön istişare
Madde 35
Veri koruma etki değerlendirmesi
Özellikle yeni teknolojiler kullanıldığında ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçları dikkate alındığında bir işleme türünün gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından yüksek bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olduğu hallerde, kontrolör, işleme faaliyetinden önce, öngörülen işleme faaliyetlerinin kişisel verilerin korunmasına olan etkisine ilişkin bir değerlendirme yapar. Tek bir değerlendirmede benzeri yüksek riskler taşıyan bir dizi benzer işleme faaliyeti ele alınabilir.
Kontrolör, bir veri koruma etki değerlendirmesi gerçekleştirirken, belirlenmiş olması halinde, veri koruma görevlisinin tavsiyesine başvurur.
1. paragrafta atıfta bulunulan bir veri koruma etki değerlendirmesine aşağıdaki durumlarda özellikle ihtiyaç duyulur:
(a) gerçek kişilerle ilgili kişisel özellikler hususunda profil çıkarma da dahil olmak üzere otomatik işlemeye dayalı olan ve gerçek kişi ile ilgili hukuki sonuçlar doğuran veya gerçek kişiyi kayda değer şekilde etkileyen kararların dayandığı sistematik ve kapsamlı bir değerlendirme;
(b) 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel kategorilerdeki verilerin veya 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin büyük çaplı olarak işlenmesi veya
(c) kamunun erişebileceği bir alanın büyük çaplı olarak sistematik bir şekilde izlenmesi.
Denetim makamı 1. paragraf uyarınca bir veri koruma etki değerlendirmesi gerekliliğine tabi olan işleme faaliyeti türlerine ilişkin bir liste oluşturur ve bu listeyi kamuya açıklar. Denetim makamı bu listeleri
maddede atıfta bulunulan Kurula iletir.
Denetim makamı herhangi bir veri koruma etki değerlendirmesinin gerekli olmadığı işleme faaliyeti türlerine ilişkin bir liste oluşturur ve bu listeyi kamuya açıklar. Denetim makamı bu listeleri Kurula iletir.
4 ve 5. paragraflarda atıfta bulunulan listelerin kabulünden önce, söz konusu listelerin veri sahiplerine mallar veya hizmetlerin sağlanması ya da onların çeşitli üye devletlerdeki davranışlarının izlenmesi ile ilgili olan veya kişisel verilerin Birlik içerisinde serbest dolaşımını kayda değer ölçüde etkileyebilecek işleme faaliyetlerine yer verildiği hallerde, yetkin denetim makamı 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasını uygular.
Değerlendirme en azından şunları içerir:
(a) uygun olduğu hallerde, kontrolör tarafından gözetilen meşru menfaat de dahil olmak üzere öngörülen
işleme faaliyetleri ve işleme amaçlarına ilişkin sistematik bir açıklama;
(b) işleme faaliyetlerinin amaçlarla ilişkili olarak gerekliliği ve orantılılığına yönelik bir değerlendirme;
(c) 1. paragrafta atıfta bulunulduğu üzere veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine yönelik risklere ilişkin bir değerlendirme ve
(d) veri sahipleri ve ilgili diğer kişilerin hakları ve meşru menfaatleri dikkate alınarak, kişisel verilerin korunmasının sağlanması ve bu Tüzük’e uygun hareket edildiğinin gösterilmesiyle ilgili güvenceler, güvenlik tedbirleri ve mekanizmalar da dahil olmak üzere risklerin ele alınması hususunda öngörülen tedbirler.
40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kurallarına ilgili kontrolörler veya işleyiciler tarafından uyum, söz konusu kontrolörler veya işleyiciler tarafından özellikle bir veri koruma etki değerlendirmesi amaçlarına yönelik olarak gerçekleştirilen işleme faaliyetlerinin etkisinin değerlendirilmesi hususunda dikkate alınır.
Uygun olduğu hallerde, kontrolör, ticari menfaatler veya kamu menfaatlerinin korunmasına ya da işleme faaliyetlerinin güvenliğine halel gelmeksizin, veri sahipleri veya temsilcilerinin amaçlanan işleme faaliyetine ilişkin görüşlerini alır.
6(1) maddesinin (c) veya (e) bendi uyarınca gerçekleştirilen bir işleme faaliyetinin Birlik hukukunda veya kontrolörün tabi olduğu üye devletin kanununda bir yasal dayanağının bulunduğu, söz konusu kanunun spesifik bir işleme faaliyeti veya bir dizi faaliyeti düzenlediği ve bir veri koruma etki değerlendirmesinin söz konusu yasal dayanağın kabulü bağlamında genel bir etki değerlendirmesinin parçası olarak halihazırda gerçekleştirilmiş olduğu hallerde, üye devletlerin işleme faaliyetlerinden önce böylesi bir değerlendirme yapılmasını gerekli görmemesi durumunda, 1 ila 7. paragraflar uygulanmaz.
Gerekmesi halinde, en azından işleme faaliyetlerinin teşkil ettiği risk açısından bir değişiklik meydana geldiğinde, kontrolör işleme faaliyetinin veri koruma etki değerlendirmesi uyarınca gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini değerlendirmek üzere bir gözden geçirme gerçekleştirir.
Madde 36
Ön istişare
35. madde kapsamındaki bir veri koruma etki değerlendirmesi sonucunda kontrolör tarafından riskin azaltılması hususunda alınan tedbirlerin olmaması durumunda işleme faaliyetinin yüksek bir riske sebebiyet vereceğinin görüldüğü hallerde, kontrolör işleme faaliyetinden önce denetim makamına danışır.
Kontrolörün riski yeterli şekilde tanımlamadığı veya azaltmadığı haller başta olmak üzere denetim makamının 1. paragrafta atıfta bulunulan amaçlanan işleme faaliyetinin bu Tüzük’ü ihlal edeceğini düşündüğü hallerde, denetim makamı, istişare talebinin alınmasından itibaren sekiz haftalık bir süre içerisinde, kontrolöre ve uygun olduğu hallerde işleyiciye, yazılı tavsiyede bulunur ve, 58. maddede atıfta bulunulan yetkilerinden herhangi birini kullanabilir. Bu süre, amaçlanan işleme faaliyetinin karmaşıklığı dikkate alınarak, altı hafta daha uzatılabilir. Denetim makamı, gecikme sebepleri ile birlikte istişare talebinin alınmasından itibaren bir ay içerisinde herhangi bir süre uzatımı ile ilgili olarak kontrolörü ve, uygun olduğu hallerde, işleyiciyi bilgilendirir. Bu süreler, denetim makamı istişare amacıyla talep etmiş olduğu bilgileri elde edene kadar askıya alınabilir.
(a) uygun olduğu hallerde, kontrolör, ortak kontrolörler ve işleme faaliyetine müdahil işleyicilerin özellikle bir teşebbüsler grubu dahilindeki işleme faaliyetine yönelik sorumlulukları;
(b) planlanan işleme amaçları ve yöntemleri;
(c) veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerinin korunması amacı ile bu Tüzük uyarınca sağlanan tedbirler ve güvenceler;
(d) uygun olduğu hallerde, veri koruma görevlisinin irtibat bilgileri;
(e) 35. maddede belirtilen veri koruma etki değerlendirmesi ve
(f) denetim makamının talep ettiği diğer bilgiler.
Üye devletler bir ulusal parlamento tarafından kabul edilecek bir yasama tedbiri teklifinin veya böylesi bir yasama tedbirine yönelik olarak işleme faaliyetine ilişkin bir düzenleme tedbirinin hazırlanması esnasında denetim makamına danışır.
1. paragrafa bakılmaksızın, üye devlet hukuku çerçevesinde sosyal koruma ve halk sağlığına ilişkin bir işleme faaliyeti de dahil olmak üzere kontrolör tarafından kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yürütülmesine yönelik olarak bir kontrol tarafından gerçekleştirilecek işleme faaliyeti ile alakalı olarak kontrolörlerin denetim makamına danışması ve ön onay alması gerekebilir.
Kesim 4
Veri koruma görevlisi
Madde 37
Veri koruma görevlisinin belirlenmesi
Kontrolör ve işleyici aşağıdaki durumlarda her halükarda bir veri koruma görevlisi belirler:
(a) işleme faaliyetinin kendi yargı yetkisi çerçevesinde hareket eden mahkemeler haricindeki bir kamu kuruluşu veya organı tarafından gerçekleştirilmesi;
(b) kontrolör veya işleyicinin temel faaliyetlerinin yapıları, kapsamları ve/veya amaçları gereği veri sahiplerinin düzenli ve sistematik bir şekilde büyük çaplı olarak izlenmesini gerektiren işleme faaliyetlerinden meydana gelmesi veya
(c) kontrolör veya işleyicinin temel faaliyetlerinin 9 maddesi uyarınca özel kategorilerdeki verilerin ve 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin büyük çaplı olarak işlenmesinden meydana gelmesi.
Bir veri koruma görevlisine her işletmeden kolay bir şekilde erişilebilmesi koşuluyla, bir teşebbüsler grubu tek bir veri koruma görevlisi belirleyebilir.
Kontrolör veya işleyicinin bir kamu kuruluşu ya da organı olduğu hallerde, çeşitli kamu kuruluşları veya organların teşkilat yapısı dikkate alınarak, bunlara yönelik olarak tek bir veri koruma görevlisi belirlenebilir.
1. paragrafta atıfta bulunulanlar haricindeki durumlarda, kontrolör veya işleyici ya da birlikler ve kontrolör ya da işleyici kategorilerini temsil eden diğer organlar bir veri koruma görevlisi belirleyebilir veya, Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde gerektiği hallerde, bir veri koruma görevlisi belirler. Veri koruma görevlisi söz konusu birlikler ve kontrolörler ya da işleyicileri temsil eden diğer organlar adına hareket edebilir.
Veri koruma görevlisi mesleki nitelikler ve, özellikle, veri koruma hukuku ve uygulamalarına ilişkin uzmanlık bilgisi ve 39. maddede atıfta bulunulan görevleri yerine getirme kabiliyetine dayalı olarak belirlenir.
Veri koruma görevlisi kontrolör veya işleyicinin bir çalışanı olabilir veya görevlerini bir hizmet sözleşmesine dayalı olarak yerine getirebilir.
Kontrolör veya işleyici veri koruma görevlisinin irtibat bilgilerini yayımlar ve denetim makamına iletir.
Madde 38
Veri koruma görevlisinin konumu
Kontrolör ve işleyici veri koruma görevlisinin kişisel verilerin korunmasına ilişkin tüm konulara uygun bir şekilde ve zamanında müdahil olmasını sağlar.
Kontrolör ve işleyici 39. maddede atıfta bulunulan görevlerin gerçekleştirilmesi, kişisel veriler ile işleme faaliyetlerine erişilmesi ve uzmanlık bilgisinin aynı seviyede tutulması için gereken kaynakları sağlayarak bu görevlerin yerine getirilmesi hususunda veri koruma görevlisine destek verir.
Kontrolör ve işleyici veri koruma görevlisinin bu görevlerin yerine getirilmesi ile ilgili olarak hiçbir talimat almamasını sağlar. Veri koruma görevlisi görevlerinin yerine getirilmesi nedeniyle kontrolör ya da işleyici tarafından işten çıkarılamaz veya cezalandırılamaz. Veri koruma görevlisi doğrudan kontrolör veya işleyicinin en üst yönetimine rapor verir.
Veri sahipleri kişisel verilerinin işlenmesi ve bu Tüzük kapsamındaki haklarının kullanımı ile ilgili tüm hususlarla alakalı olarak veri koruma görevlisiyle irtibata geçebilir.
Veri koruma görevlisi, Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca, görevlerinin yerine getirilmesi ile ilgili olarak sır saklama veya gizlilik ilkelerine bağlıdır.
Veri koruma görevlisi başka görevleri ve vazifeleri de yerine getirebilir. Kontrolör veya işleyici söz konusu görev ve vazifelerin bir çıkar çatışmasına neden olmamasını sağlar.
Madde 39
Veri koruma görevlisinin görevleri
Veri koruma görevlisinin en azından aşağıdaki görevleri bulunur:
(a) kontrolör veya işleyici ile işleme faaliyetleri gerçekleştiren çalışanların bu Tüzük ile Birlik veya üye devletlerin diğer veri koruma hükümleri uyarınca yükümlülükleri hususunda bilgilendirilmesi ve onlara tavsiyede bulunulması;
(b) bu Tüzük’e, Birlik veya üye devletlerin diğer veri koruma hükümlerine uyumluluğu ve sorumlulukların verilmesi, işleme faaliyetlerine müdahil personelin bilinçlendirilmesi ve eğitimi ve ilgili denetimler de dahil olmak üzere kontrolör veya işleyicinin kişisel verilerin korunmasına ilişkin politikalarına uyumluluğun izlenmesi;
(c) talep üzerine veri koruma etki değerlendirmesine ilişkin tavsiyede bulunulması ve 35. madde uyarınca bu değerlendirmenin performansının izlenmesi;
(d) denetim makamıyla işbirliği yapılması;
(e) 36. maddede atıfta bulunulan ön istişare de dahil olmak üzere işleme faaliyetine ilişkin konularda denetim makamına yönelik bir temas noktası olarak hareket edilmesi ve, uygun olduğu hallerde, diğer her türlü konu ile ilgili olarak danışılması.
Veri koruma görevlisi, görevlerini yerine getirirken, işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarını dikkate alarak, işleme faaliyetleri ile ilişkili riski göz önünde bulundurur.
Kesim 5
Davranış kuralları ve belgelendirme
Madde 40
Davranış kuralları
Üye devletler, denetim makamları, Kurul ve Komisyon, çeşitli işleme sektörlerinin spesifik özellikleri ve mikro, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin spesifik ihtiyaçlarını dikkate alarak, bu Tüzük’ün düzgün bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunması amaçlanan davranış kurallarının hazırlanmasını teşvik eder.
Birlikler ve kontrolör veya işleyici kategorilerini temsil eden diğer organlar bu Tüzük’ün aşağıdaki hususlarla alakalı olarak uygulanmasını belirlemek amacıyla davranış kuralları hazırlayabilir veya bu kuralları değiştirebilir ya da bunların kapsamını genişletebilir:
(a) adil ve şeffaf veri işleme;
(b) kontrolörler tarafından spesifik bağlamlarda gözetilen meşru menfaatler;
(c) kişisel verilerin toplanması;
(d) kişisel verilerde takma ad kullanımı;
(e) kamuoyuna ve veri sahiplerine sağlanan bilgiler; (f) veri sahiplerinin haklarının kullanımı;
(g) çocuklara sağlanan bilgiler ve çocukların korunması ve çocuklar üzerinde velayet hakkına sahip olanların rızasının alınma şekli;
(h) 24 ve 25. maddelerde atıfta bulunulan tedbirler ve usuller ile 32. maddede atıfta bulunulduğu üzere işleme faaliyetinin güvenliğinin sağlanmasına yönelik tedbirler.
(i) kişisel veri ihlallerinin denetim makamlarına bildirimi ve söz konusu kişisel veri ihlallerinin veri sahiplerine iletilmesi;
(j) üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara kişisel veri aktarılması veya
(k) veri sahiplerinin 77. ve 79. maddeler uyarınca haklarına halel gelmeksizin, kontrolörler ve veri sahipleri arasında ihtilafların çözümüyle ilgili mahkeme dışı işlemler ve diğer ihtilaf çözüm usulleri.
Bu Tüzük’e tabi kontrolörler veya işleyicilerin uygun hareket etmesine ek olarak, bu maddenin 5. paragrafı uyarınca onaylanan davranış kuralları ve bu maddenin 9. paragrafı uyarınca genel geçerliliğe sahip olunması hususuna 3. madde uyarınca bu Tüzük’e tabi olmayan kontroller veya işleyiciler tarafından da 46(2) maddesinin (e) bendinde atıfta bulunulan koşullar uyarınca üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara kişisel veri aktarımları çerçevesinde uygun güvenceler sağlanması amacı ile uyulabilir. Söz konusu kontrolörler veya işleyiciler, veri sahiplerinin hakları ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere uygun güvenceleri uygulamak üzere sözleşmeye bağlı veya diğer bağlayıcı belgeler vasıtasıyla bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütlerde bulunur.
Bu maddenin 2. paragrafında atıfta bulunulan davranış kurallarında 41(1) maddesinde atıfta bulunulan organın, 55 veya 56. madde uyarınca yetkin denetim makamlarının görevleri ve yetkilerine halel gelmeksizin, davranış kurallarını uygulamayı taahhüt eden kontrolörler veya işleyicilerin söz konusu hükümlere uyumluluğunu zorunlu olarak izlemesini sağlayan mekanizmalara yer verilir.
Bu maddenin 2. paragrafında atıfta bulunulan ve davranış kuralları hazırlamayı veya mevcut kuralları değiştirmeyi veya mevcut kuralların kapsamını genişletmeyi amaçlayan birlikler ve diğer organlar kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağı 55. madde uyarınca yetkin denetim makamına ibraz eder. Denetim makamı kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağın bu Tüzük’le uyumlu olup olmadığı konusunda bir görüş sunar ve, yeteri kadar uygun güvenceleri sağladığını tespit etmesi durumunda, kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin söz konusu taslağı onaylar.
Kurallar veya değişiklik ya da kapsam genişletmeye ilişkin taslağın 5. paragraf uyarınca onaylandığı hallerde ve ilgili davranış kurallarının çeşitli üye devletlerdeki işleme faaliyetleri ile ilgili olmadığı hallerde, denetim makamı kuralları tescil eder ve yayımlar.
Davranış kurallarına ilişkin bir taslağın çeşitli üye devletlerdeki işleme faaliyetleri ile ilgili olduğu hallerde, 55. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı, kurallar, değişiklik ya da kapsam genişletmeye ilişkin taslağı onaylamadan önce, kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağın bu Tüzük’le uyumlu olup olmadığına veya, bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan durumda, uygun güvenceler sağlayıp sağlamadığına ilişkin bir görüş bildirecek söz konusu taslağı Kurul’a 63. maddede atıfta bulunulan usul çerçevesinde ibraz eder.
7. paragrafta atıfta bulunulan görüşün değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağın bu Tüzük’le uyumlu olduğu veya, 3. paragrafta atıfta bulunulan durumda, uygun güvenceler sağladığını teyit ettiği hallerde, Kurul görüşünü Komisyon’a sunar.
Komisyon, uygulama tasarrufları vasıtasıyla, bu maddenin 8. paragrafı uyarınca kendisine ibraz edilen onaylı davranış kuralları, değişiklik veya kapsam genişletmenin Birlik içerisinde genel geçerliliğe sahip olduğuna karar verebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde belirtilen inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Komisyon 9. paragraf uyarınca genel geçerliliğe sahip olduğuna karar verilen onaylı kuralların uygun şekilde ilan edilmesini sağlar.
Kurul onaylı tüm davranış kuralları, değişiklikler ve kapsam genişletmelerini bir sicilde toplar ve uygun yollarla kamuoyuna açıklar.
Madde 41
Onaylı davranış kurallarının izlenmesi
Yetkin denetim makamının 57 ve 58. maddeler kapsamındaki görevleri ve yetkilerine halel gelmeksizin, 40. madde uyarınca davranış kurallarına uyumluluk kuralların konusu ile ilgili uygun bir uzmanlık seviyesine sahip olan ve bu amaca yönelik olarak yetkin denetim makamı tarafından akredite edilen bir organ tarafından izlenebilir.
1. paragrafta atıfta bulunulan bir organ, aşağıdaki özellikleri taşıması halinde, davranış kurallarına uyumluluğun izlenmesi amacı ile akredite edilebilir:
(a) kuralların konusuna ilişkin bağımsızlığı ve uzmanlığını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olması;
(b) ilgili kontrolörler ve işleyicilerin kuralları uygulamaya, bunların kuralların hükümlerine uyumluluğunu izlemeye ve uygulamasını düzenli olarak gözden geçirmeye uygunluğunu değerlendirmesini sağlayan usuller oluşturmuş olması;
(c) kurallara veya kuralların bir kontrolör ya da işleyici tarafından uygulanmış olma veya uygulanma şekline ilişkin ihlallere yönelik şikayetlerin ele alınması hususunda usuller ve yapıları oluşturmuş olması ve bu usuller ile yapıları veri sahipleri ile kamuoyuna şeffaf hale getirmiş olması ve
(d) görev ve vazifelerinin bir çıkar çatışmasına neden olmadığını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olması.
Yetkin denetim makamı bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan bir organın akreditasyonuna ilişkin taslak kriterleri 63. maddede atıfta bulunulan tutarlık mekanizması uyarınca Kurul’a ibraz eder.
Yetkin denetim makamının görevleri ve yetkilerine ve Bölüm VIII’in hükümlerine halel gelmeksizin, bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan bir organ, kuralların bir kontrolör veya işleyici tarafından ihlali halinde, uygun güvencelere tabi olarak, ilgili kontrolör veya işleyicinin kurallardan askıya alınması veya çıkarılması da dahil olmak üzere uygun işlemleri gerçekleştirir. Söz konusu organ böylesi işlemler ve bu işlemlerin gerçekleştirilme sebepleri hususunda yetkin denetim makamını bilgilendirir.
Akreditasyon koşullarının yerine getirilmemesi veya artık yerine getirilmemesi halinde veya organ tarafından gerçekleştirilen eylemlerin bu Tüzük’ü ihlal ettiği hallerde, yetkin denetim makamı 1. paragrafta atıfta bulunulan bir organın akreditasyonunu kaldırır.
Bu madde kamu kuruluşları ve organları tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetlerine uygulanmaz.
Madde 42
Belgelendirme
Üye devletler, denetim makamları, Kurul ve Komisyon, kontrolörler ve işleyiciler tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetlerinin bu Tüzük’le uyumluluğunun gösterilmesi amacıyla, özellikle Birlik düzeyinde, veri koruma belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ve işaretlerinin oluşturulmasını teşvik eder. Mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelerin spesifik ihtiyaçları dikkate alınır.
Bu Tüzük’e tabi kontrolörler veya işleyicilerin uygun hareket etmesine ek olarak, bu maddenin 5. paragrafı uyarınca onaylanan veri koruma belgelendirme mekanizmaları, mühürler ya da işaretler 46(2)
maddesinin (f) bendinde atıfta bulunulan koşullar uyarınca üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara kişisel veri aktarımları çerçevesinde 3. madde uyarınca bu Tüzük’e tabi olmayan kontroller veya işleyiciler tarafından sağlanan uygun güvencelerin var olduğunun gösterilmesi amacıyla oluşturulabilir. Söz konusu kontrolörler veya işleyiciler, veri sahiplerinin hakları ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere uygun güvenceleri uygulamak üzere sözleşmeye bağlı veya diğer bağlayıcı belgeler vasıtasıyla bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütlerde bulunur.
Belgelendirme gönüllülük esasına dayanır ve şeffaf bir süreç vasıtasıyla sağlanır.
Bu madde uyarınca sağlanan bir belgelendirme kontrolör ya da işleyicinin bu Tüzük’e uyma sorumluluğunu azaltmaz ve bu belgelendirme ile 55 veya 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamlarının görevleri ve yetkilerine halel gelmez.
Bu madde uyarınca sağlanan bir belgelendirme 43. maddede atıfta bulunulan belgelendirme organları veya yetkin denetim makamı tarafından 58(3) madde uyarınca söz konusu yetkin denetim makamı veya
madde uyarınca Kurul tarafından onaylanan kriterlere dayalı olarak sağlanır. Kriterlerin Kurul tarafından onaylandığı hallerde, ortak bir belgelendirme olan Avrupa Veri Koruma Mührü verilebilir.
İşleme faaliyetlerini belgelendirme mekanizmasına sunan kontrolör veya işleyici belgelendirme usulünün gerçekleştirilmesi için gereken tüm bilgiler ve işleme faaliyetlerine erişimi 43. maddede atıfta bulunulan belgelendirme organına veya, uygun olduğu hallerde, yetkin denetim makamına sağlar.
Belgelendirme bir kontrolör veya işleyiciye azami üç yıllık bir süre için sağlanır ve, ilgili gerekliliklerin yerine getirilmesine devam edilmesi koşuluyla, aynı koşullar altında, yenilenebilir. Belgelendirme gerekliliklerinin yerine getirilmediği veya artık yerine getirilmediği hallerde, belgelendirme, uygun olduğu hallerde, 43. maddede atıfta bulunulan belgelendirme organları veya yetkin denetim makamı tarafından geri çekilebilir.
Kurul tüm belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ile işaretlerini bir sicilde toplar ve uygun yollarla kamuoyuna açıklar.
Madde 43
Belgelendirme organları
Yetkin denetim makamının 57 ve 58. maddeler kapsamındaki görevleri ve yetkilerine halel gelmeksizin, veri koruma ile ilgili uygun bir uzmanlık seviyesine sahip olan belgelendirme organları, gerekmesi halinde 58(2) maddesinin (h) bendi uyarınca yetkilerinin kullanılmasını sağlamak üzere denetim makamını bilgilendirdikten sonra, belgelendirme sağlar ve belgelendirmeyi yeniler. Üye devletler bu belgelendirme organlarının aşağıdakilerin biri veya her ikisi tarafından akredite edilmesini sağlar:
(a) 55 veya 56. maddeler uyarınca yetkin olan denetim makamı;
(b) EN-ISO/IEC 17065/2012’ye uygun olarak (AT) 765/2008 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü2 uyarınca ve 55 ya da 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı tarafından belirlenen ek gereklilikler uyarınca tayin edilen ulusal akreditasyon organı.
1. paragrafta atıfta bulunulan belgelendirme organları, ancak aşağıdaki özellikleri taşımaları
2 Ürünlerin pazarlanması ile ilgili akreditasyon ve pazar gözetimi gerekliliklerini belirleyen ve (AET) 339/93 sayılı Tüzük’ü yürürlükten kaldıran 9 Temmuz 2008 tarihli ve (AT) 765/2008 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Tüzüğü (ABRG L 218, 13.8.2008, s. 30).
halinde, bu paragraf uyarınca akredite edilir:
(a) belgelendirme konusuna ilişkin bağımsızlıkları ve uzmanlıklarını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olmaları;
(b) 42(5) maddesinde atıfta bulunulan ve 55 veya 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı tarafından veya 63. madde uyarınca Kurul tarafından onaylanan kriterlere riayet etmeyi taahhüt etmiş olmaları;
(c) veri koruma belgelendirmesi, mühürleri ve işaretlerinin verilmesi, düzenli aralıklarla gözden geçirilmesi ve geri çekilmesine ilişkin usuller oluşturmuş olmaları;
(d) belgelendirme veya belgelendirmenin bir kontrolör ya da işleyici tarafından uygulanmış olma veya uygulanma şekline ilişkin ihlallere yönelik şikayetlerin ele alınması hususunda usuller ve yapıları oluşturmuş olmaları ve bu usuller ile yapıları veri sahipleri ile kamuoyuna şeffaf hale getirmiş olmaları ve
(e) görev ve vazifelerinin bir çıkar çatışmasına neden olmadığını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olmaları.
Belgelendirme organlarının bu maddenin 1 ve 2. bentlerinde atıfta bulunulan şekilde akreditasyonu 55 veya 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı tarafından veya 63. madde uyarınca Kurul tarafından onaylanan kriterlere dayalı olarak gerçekleşir. Bu maddenin 1. paragrafının (b) bendi uyarınca akreditasyon yapılması halinde, bu gereklilikler (AT) 765/2008 sayılı Tüzük’te öngörülen gereklilikleri ve belgelendirme organlarının yöntemleri ve usullerinin açıklandığı teknik kuralları tamamlar.
1. paragrafta atıfta bulunulan belgelendirme organları, kontrolör veya işleyicinin bu Tüzük’e uyum sorumluluğuna halel gelmeksizin, belgelendirmeyle sonuçlanan uygun bir değerlendirmeden veya söz konusu belgelendirmenin geri çekilmesinden sorumludur. Akreditasyon azami beş yıllık bir süre için verilir ve, belgelendirme organının bu maddede ortaya konan gereklilikleri yerine getirmesi koşuluyla, aynı koşullar altında, yenilenebilir.
1. paragrafta atıfta bulunulan belgelendirme organları talep edilen belgelendirmenin verilmesi veya geri çekilmesine ilişkin sebepleri yetkin denetim makamına sağlar.
Bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan gereklilikler ve 42(5) maddesinde atıfta bulunulan kriterler denetim makamı tarafından kolayca erişilebilecek bir formatta kamuya açıklanır. Denetim makamları da bu gereklilikleri ve kriterleri Kurula iletir. Kurul tüm belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürlerini bir sicilde toplar ve uygun yollarla kamuoyuna açıklar.
Bölüm VIII’e halel gelmeksizin, akreditasyon koşullarının yerine getirilmemesi veya artık yerine getirilmemesi halinde veya bir belgelendirme organı tarafından gerçekleştirilen eylemlerin bu Tüzük’ü ihlal ettiği hallerde, yetkin denetim makamı veya ulusal akreditasyon organı bu maddenin 1. paragrafı uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonunu kaldırır.
Komisyon 42(1) maddesinde atıfta bulunulan veri koruma belgelendirme mekanizmalarına yönelik olarak gerekliliklerin belirtilmesi amacıyla 92. madde uyarınca yetki devrine dayanan tasarrufları kabul etmeye yetkindir.
Komisyon belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ile işaretleri ve belgelendirme mekanizmaları, mühürleri ve işaretlerinin tanıtılması ve tanınmasıyla ilgili mekanizmalara ilişkin teknik standartların belirlendiği uygulama tasarrufları kabul edebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
BÖLÜM V
Üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlara veri aktarımları
Madde 44
Genel aktarım ilkesi
Üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa aktarılmasının ardından işlenen veya işlenmesi amaçlanan kişisel verilerin aktarılması, üçüncü ülkeden veya uluslararası bir kuruluştan başka bir üçüncü ülke veya başka bir uluslararası kuruluşa yönelik transit aktarımlar da dahil olmak üzere, ancak, bu Tüzük’ün diğer hükümlerine tabi olarak, bu Bölüm’de belirtilen koşullara kontrolör ve işleyici tarafından uyulması halinde gerçekleşir. Bu Tüzük ile temin edilen gerçek kişilere yönelik koruma düzeyine zarar verilmemesinin sağlanması amacı ile bu bölümdeki tüm hükümler uygulanır.
Madde 45
Bir yeterlilik kararına dayalı olarak yapılan aktarımlar
Komisyonun bir üçüncü ülke veya söz konusu üçüncü ülke dahilindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektörün ya da uluslararası bir kuruluşun yeterli düzeyde bir koruma sağladığına karar verdiği hallerde, bu ülke veya uluslararası kuruluşa yönelik bir kişisel veri aktarımı gerçekleşebilir. Böylesi bir aktarım için spesifik bir onay gerekmez.
Komisyon, koruma düzeyinin yeterliliğini değerlendirirken, özellikle aşağıdaki hususları dikkate alır:
(a) hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı, kamu güvenliği, savunma, milli güvenlik ve ceza hukuku ile kamu kuruluşlarının kişisel verilere erişimi de dahil olmak üzere hem genel hem de sektörel mevzuatın yanı sıra söz konusu mevzuatın uygulanması, bir ülke veya uluslararası kuruluşta toplanan kişisel verilerin başka bir üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşa transit aktarımına yönelik kurallar da dahil olmak üzere veri koruma kuralları, mesleki kurallar ve güvenlik tedbirleri, içtihadın yanı sıra etkili ve uygulanabilir veri sahibi hakları ile kişisel verileri aktarılmakta olan veri sahiplerine yönelik etkili idari ve adli tazmin;
(b) üçüncü ülkede bulunan veya bir uluslararası kuruluşun tabi olduğu ve yeterli uygulatma yetkileri dahil olmak üzere veri koruma kurallarına uyumluluk sağlanması ve sağlatılması, haklarının kullanımı hususunda veri sahiplerine destek olunması ve tavsiyede bulunulması ve üye devletlerin denetim makamları ile işbirliği yapılmasından sorumlu olan bir veya daha fazla sayıda bağımsız denetim makamının varlığı ve etkili bir şekilde işlev göstermesi ve
(c) ilgili üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşun altına girdiği uluslararası taahhütler veya yasal bağlayıcılığı olan sözleşmeler veya belgelerin yanı sıra kişisel verilerin korunması ile ilgili olanlar başta olmak üzere çok taraflı veya bölgesel sistemlere katılımından kaynaklanan diğer yükümlülükler.
Komisyon, koruma düzeyinin yeterliliğini değerlendirdikten sonra, uygulama tasarrufu vasıtasıyla, bir üçüncü ülke, söz konusu ülke içerisindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektörün veya uluslararası bir kuruluşun bu maddenin 2. paragrafı bağlamında yeterli bir koruma düzeyi sağladığına
karar verebilir. Uygulama tasarrufunda en az dört yılda bir gerçekleştirilen ve üçüncü ülke veya uluslararası kuruluştaki ilgili tüm gelişmelerin dikkate alındığı düzenli bir gözden geçirme mekanizması sağlanır. Uygulama tasarrufunda bu mekanizmanın bölgesel ve sektörel uygulaması belirtilir ve, uygun olduğu hallerde, bu maddenin 2. paragrafının (b) bendinde atıfta bulunulan denetim makamı veya makamları tanımlanır. Bu uygulama tasarrufu 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Komisyon, üçüncü ülkeler ve uluslararası kuruluşlarda meydana gelen ve bu maddenin 3. fıkrası uyarınca kabul edilen kararların ve 95/46/AT sayılı Direktif’in 25(6) maddesine dayalı olarak kabul edilen kararların işleyişini etkileyebilecek olan gelişmeleri sürekli olarak izler.
Özellikle bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan gözden geçirmenin ardından, mevcut bilgilerin üçüncü bir ülke, bu ülke içerisindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektörün veya bir uluslararası kuruluşun bu maddenin 2. paragrafı bağlamında artık yeterli bir koruma düzeyi sağlamadığını göstermesi durumunda, Komisyon geriye dönük etkisi olmayan uygulama tasarrufları vasıtasıyla bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan kararı gereken ölçüde yürürlükten kaldırır, değiştirir veya askıya alır. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Usulüne uygun şekilde gerekçelendirilmiş zorunlu acil nedenlerle, Komisyon 93(3) maddesinde atıfta bulunulan usul uyarınca uygulanabilir uygulama tasarruflarını gecikmeksizin kabul eder.
Komisyon, 5. paragraf uyarınca verilen karara sebebiyet veren durumun düzeltilmesi amacı ile üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşla istişarelere başlar.
Bu maddenin 5. paragrafı uyarınca verilen bir karar ile üçüncü ülke veya söz konusu üçüncü ülke dahilindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektör ya da söz konusu uluslararası kuruluşa ilişkin kişisel verilerin 46 ila 49. maddeler uyarınca aktarılmasına halel gelmez.
Komisyon yeterli düzeyde bir korumanın sağlandığı veya artık sağlanmadığına karar verdiği üçüncü ülkeler, bir üçüncü ülke içerisindeki bölgeler ve sektörler ile uluslararası kuruluşları Avrupa Birliği Resmi Gazetesi ve web sitesinde yayımlar.
95/46/AT sayılı Direktif’in 25(6) maddesine dayalı olarak Komisyon tarafından kabul edilen kararlar, bu maddenin 3 veya 5. paragrafı uyarınca kabul edilen bir Komisyon Kararı ile değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar yürürlükte kalır.
Madde 46
Uygun güvencelere tabi olarak yapılan aktarımlar
45(3) maddesi uyarınca alınan bir karar olmaması halinde, ancak bir kontrolör veya işleyicinin uygun güvenceler sağlamış olması halinde ve uygulanabilir veri sahibi hakları ve veri sahiplerine yönelik etkili kanun yollarının mevcut olması koşuluyla, söz konusu kontrolör veya işleyici bir üçüncü ülke veya uluslararası bir kuruluşa kişisel veri aktarabilir.
1. paragrafta atıfta bulunulan uygun güvenceler, bir denetim makamından spesifik bir onay alınmasına gerek olmaksızın, aşağıdakilerle sağlanabilir:
(a) kamu kuruluşları veya organları arasında yasal bağlayıcılığı bulunan ve uygulanabilir bir belge;
(b) 47. madde uyarınca bağlayıcı kurumsal kurallar;
(c) 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca Komisyon tarafından kabul edilen standart veri koruma şartları;
(d) 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca bir denetim makamı tarafından kabul edilen ve Komisyon tarafından onaylanan standart veri koruma şartları;
(e) 40. madde uyarınca onaylı davranış kuralları ile birlikte üçüncü ülkedeki kontrolör veya işleyicinin veri sahibinin hakları ile ilgili de olmak üzere uygun güvenceler uygulamaya ilişkin bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütleri veya
(f) 42. madde uyarınca onaylı bir belgelendirme mekanizması ile birlikte üçüncü ülkedeki kontrolör veya işleyicinin veri sahibinin hakları ile ilgili de olmak üzere uygun güvenceler uygulamaya ilişkin bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütleri.
yetkin denetim makamından alınan yetkiye tabi olarak, 1. paragrafta atıfta bulunulan uygun güvenceler, öncelikle, aşağıdakilerle de sağlanabilir:
(a) kontrolör veya işleyici ile üçüncü ülke ya da uluslararası kuruluştaki kişisel veri kontrolörü, işleyicisi ya da alıcısı arasındaki sözleşme maddeleri veya
(b) kamu kuruluşları ya da organları arasındaki idari düzenlemelere eklenecek olan uygulanabilir ve etkili veri sahibi haklarını kapsayan hükümler.
95/46/AT sayılı Direktif’in 26(2) maddesine dayalı olarak bir üye devlet veya denetim makamı tarafından verilen yetkiler, gerektiğinde söz konusu denetim makamı tarafından değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar geçerliliğini korur. 95/46/AT sayılı Direktif’in 26(4) maddesine dayalı olarak Komisyon tarafından kabul edilen kararlar, gerektiğinde bu maddenin 2. paragrafı uyarınca kabul edilen bir Komisyon Kararı ile değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar yürürlükte kalır.
Madde 47
Bağlayıcı kurumsal kurallar
yetkin denetim makamı, aşağıdaki koşulları sağlamaları durumunda, bağlayıcı kurumsal kuralları 63. maddede ortaya konan tutarlılık mekanizması uyarınca onaylar:
(a) çalışanları da dahil olmak üzere ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun ilgili her üyesi açısından yasal bağlayıcılığının olması, bu üyelere uygulanması ve bu üyeler tarafından yürütülmesi;
(b) veri sahiplerine kişisel verilerinin işlenmesi ile ilgili olarak uygulanabilir hakları açık bir şekilde vermesi ve
(c) 2. paragrafta belirtilen gereklilikleri yerine getirmesi.
(a) ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun ve her
üyesinin yapısı ve irtibat bilgileri;
(b) kişisel veri kategorileri, işleme türü ve amaçları, etkilenen veri sahiplerinin türü ve söz konusu üçüncü ülke veya ülkelere ilişkin açıklama da dahil olmak üzere veri aktarımları veya aktarım dizisi;
(c) bunların hem içsel hem de dışsal olarak hukuki bağlayıcılık yapısı;
(d) amaç sınırlaması, verilerin en alt düzeye indirilmesi, sınırlı saklama süreleri, veri kalitesi, özel ve olağan veri koruması, işleme faaliyetine yönelik yasal dayanak, özel kategorilerdeki kişisel verilerin işlenmesi başta olmak üzere genel veri koruma ilkeleri, veri güvenliğinin sağlanmasına ilişkin tedbirler ve bağlayıcı kurumsal kurallara bağlı bulunmayan organlara transit aktarımlara ilişkin gerekliliklerin uygulanması;
(e) 22. madde uyarınca profil çıkarma da dahil olmak üzere yalnızca otomatik işleme faaliyetine dayalı kararlara tabi olmama hakkı, 79. madde uyarınca üye devletlerin yetkin denetim makamına ve yetkin mahkemelerine şikayette bulunma ve tazminat alma hakkı ve, uygun olduğu hallerde, bağlayıcı kurumsal kurallara ilişkin bir ihlalde dolayı tazminat hakkı da dahil olmak üzere veri sahiplerinin işleme faaliyetine ilişkin hakları ve bu hakları kullanma yöntemleri;
(f) bir üye devletin topraklarında kurulu kontrolör veya işleyicinin Birlik içerisinde kurulu olmayan herhangi bir üye tarafından bağlayıcı kurumsal kuralların ihlal edilmesi hususunda yükümlülüğü üstüne alması; kontrolör veya işleyici, ancak üyenin zarara neden olan olaydan sorumlu
olmadığını kanıtlaması durumunda, bu yükümlülükten tamamen veya kısmen muaf tutulur;
(g) bu paragrafın (d), (e) ve (f) bentlerinde atıfta bulunulan hükümler başta olmak üzere bağlayıcı kurumsal kurallara ilişkin bilgilerin 13 ve 14. maddelere ek olarak veri sahiplerine nasıl sağlandığı;
(h) 37. madde uyarınca belirlenen herhangi bir veri koruma görevlisinin ya da ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde bağlayıcı kurumsal kurallara uyumluluğun izlenmesinin yanı sıra eğitimin izlenmesi ve şikayetlerin ele alınmasından sorumlu olan diğer kişiler veya kuruluşların görevleri;
(i) şikayet usulleri;
(j) ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde bağlayıcı kurumsal kurallara uyumluluğun doğrulanmasının sağlanmasına yönelik mekanizmalar. Söz konusu mekanizmalar veri sahibinin haklarının korunmasına yönelik düzeltici eylemlerin sağlanmasına ilişkin veri koruma denetimleri ve yöntemlerini kapsar. Söz konusu doğrulamanın sonuçları (h) bendinde atıfta bulunulan kişi veya kuruluşa ve ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun ya da bir işletmeler grubunun denetleyici teşebbüsünün yönetim kuruluna iletilir ve talep üzerine yetkin denetim makamına sağlanmalıdır;
(k) kurallara ilişkin değişikliklerin raporlanması ve kaydedilmesi ile bu değişikliklerin denetim makamına raporlanmasına ilişkin mekanizmalar;
(l) özellikle (j) bendinde atıfta bulunulan tedbirlere ilişkin doğrulamaların sonuçlarının denetim makamına sağlanması suretiyle, ortak bir faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun herhangi bir üyesinin uyumluluğunu sağlamak üzere denetim makamı ile kurulan işbirliği mekanizması;
(m) ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun bir üyesinin üçüncü bir ülkede tabi olduğu ve bağlayıcı kurumsal kuralların sağladığı teminatlar açısından kayda değer bir olumsuz etkisinin bulunmasının muhtemel olduğu yasal gerekliliklerin yetkin denetim makamına raporlanmasına ilişkin mekanizmalar ve
(n) kişisel verilere daimi veya geçici olarak erişimi bulunan personele uygun veri koruma eğitimi.
Komisyon kontrolörler, işleyiciler ve denetim makamları arasında bu madde kapsamındaki bağlayıcı kurumsal kurallara yönelik bilgi alışverişine ilişkin format ve usulleri belirtebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Madde 48
Birlik hukuku çerçevesinde yetkilendirilmeyen aktarımlar veya açıklamalar
Bir kontrolör veya işleyicinin kişisel verileri aktarmasının veya açıklamasının istendiği herhangi bir mahkeme veya kurul kararı ve üçüncü bir ülkenin idari bir makamının herhangi bir kararı, bu Bölüm uyarınca diğer aktarım gerekçelerine halel gelmeksizin, ancak talepte bulunan üçüncü ülke ve Birlik ya da bir üye devlet arasında yürürlükte bulunan bir karşılıklı hukuki yardım antlaşması gibi bir uluslararası anlaşmaya dayanması halinde, herhangi bir şekilde tanınabilir veya uygulanabilir.
Madde 49
Spesifik durumlara yönelik derogasyonlar
45(3) maddesi uyarınca bir yeterlilik kararı veya bağlayıcı kurumsal kurallar da dahil olmak üzere 46. madde uyarınca uygun güvenceler olmaması durumunda, kişisel verilerin veya bir kişisel veri dizisinin üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa aktarılması ancak aşağıdaki durumların birinde gerçekleşir:
(a) veri sahibinin, bir yeterlilik kararı ve uygun güvencelerin bulunmaması nedeniyle söz konusu aktarımların kendisine yönelik risklerin haberdar edilmesinin ardından, önerilen aktarıma açık bir şekilde rıza göstermesi;
(b) aktarımın veri sahibi ile kontrolör arasındaki bir sözleşmenin yürütülmesi veya veri sahibinin talebiyle alınan sözleşme öncesi tedbirlerin uygulanması açısından gerekli olması;
(c) aktarımın kontrolör ile başka bir gerçek veya tüzel kişi arasında veri sahibi yararına yapılan bir sözleşmenin imzalanması veya yürütülmesi açısından gerekli olması;
(d) aktarımın kamu yararına ilişkin önemli sebeplerden dolayı gerekli olması;
(e) aktarımın yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından gerekli olması;
(f) veri sahibinin fiziksel veya hukuki olarak rıza veremeyecek durumda olması halinde, aktarımın veri sahibi veya diğer kişilerin hayati menfaatlerinin korunması açısından gerekli olması;
(g) aktarımın Birlik veya üye devlet hukukuna göre kamuoyuna bilgi sağlanmasının amaçlandığı ve genel olarak kamuoyu veya meşru bir menfaati gösterebilen herhangi bir kişi tarafından, ancak Birlik veya
üye devlet hukuku çerçevesinde istişareye yönelik olarak ortaya konan koşullar ilgili durumda yerine getirildiği ölçüde, istişareye açık olan bir sicilden yapılması.
Bir aktarımın bağlayıcı kurumsal kurallara ilişkin hükümler de dahil olmak üzere 45 veya 46. maddedeki bir hükme dayanmadığı ve bu paragrafın ilk alt paragrafında atıfta bulunulan spesifik bir duruma ilişkin derogasyonların herhangi birine uygulanabilir olmadığı hallerde, ancak aktarımın yinelemeli olmaması, yalnızca sınırlı sayıda veri sahibini ilgilendirmesi, kontrolör tarafından gözetilen ve veri sahibinin menfaatleri veya hakları ile özgürlüklerinin ağır basmadığı zorlayıcı meşru menfaatler doğrultusunda gerekli olması ve kontrolörün veri aktarımı ile ilgili tüm durumları değerlendirmiş olması ve bu değerlendirmeye dayalı olarak kişisel verilerin korunması ile ilgili uygun güvenceler sağlamış olması durumunda, üçüncü bir ülke veya uluslararası bir kuruluşa yönelik bir aktarım gerçekleşebilir. Kontrolör denetim makamını aktarım hususunda bilgilendirir. Kontrolör, 13 ve 14. maddelerde atıfta bulunulan bilgilerin sağlanmasına ek olarak, veri sahibini aktarım ve gözetilen zorlayıcı meşru menfaatler hususunda bilgilendirir.
1. paragrafın ilk alt paragrafının (g) bendi uyarınca yapılacak bir aktarımda sicilde bulunan tüm kişisel verilere veya tüm kişisel veri kategorilerine yer verilmez. Sicilin meşru bir menfaati bulunan kişilerin istişaresine yönelik hallerde, yalnızca bu kişilerin talebi üzerine veya bu kişilerin alıcı olması halinde, aktarım yapılır.
1. paragrafın ilk alt paragrafının (a), (b) ve (c) bentleri ve ikinci alt paragrafı kamu yetkilerinin kullanımı hususunda kamu kuruluşları tarafından gerçekleştirilen faaliyetlere uygulanmaz.
1. paragrafın ilk alt paragrafının (d) bendinde atıfta bulunulan kamu yararı Birlik hukukunda veya kontrolörün tabi olduğu üye devlet hukukunda tanınır.
Bir yeterlilik kararı olmaması durumunda, Birlik veya üye devlet hukukunda, önemli kamu yararı sebeplerinden dolayı, spesifik kategorilerdeki kişisel verilerin üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa aktarılmasına ilişkin sınırlar açık bir şekilde konabilir. Üye devletler söz konusu hükümleri Komisyon’a bildirir.
Kontrolör veya işleyici değerlendirmenin yanı sıra bu maddenin 1. paragrafının ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan uygun güvenceleri 30. maddede atıfta bulunulan kayıtlarda belgelendirir.
Madde 50
Kişisel verilerin korunmasına yönelik uluslararası işbirliği
Üçüncü ülkeler ve uluslararası kuruluşlar ile ilgili olarak, Komisyon ve denetim makamları şunlara yönelik uygun adımları atar:
(a) kişisel verilerin korunmasına yönelik mevzuatın etkili bir şekilde uygulanmasının kolaylaştırılması için uluslararası işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesi;
(b) kişisel veriler ve diğer temel haklar ile özgürlüklerin korunmasına yönelik uygun güvencelere tabi olarak, bildirim, şikayet yönlendirme, soruşturma desteği ve bilgi alışverişi de dahil olmak üzere kişisel verilerin korunmasına yönelik mevzuatın uygulanması hususunda karşılıklı uluslararası yardım sağlanması;
(b) ilgili paydaşların kişisel verilerin korunmasına yönelik mevzuatın uygulanmasına ilişkin uluslararası
işbirliğinin ilerletilmesiyle ilgili görüşmeler ve faaliyetlere dahil edilmesi;
(d) üçüncü ülkelerle yargı yetkisine ilişkin olarak yaşanan anlaşmazlıklar da dahil olmak üzere kişisel veri koruma mevzuatı ve uygulamasının paylaşımı ve belgelendirmesinin teşvik edilmesi.
BÖLÜM VI
Bağımsız denetim makamları
Kesim 1
Bağımsız statü
Madde 51
Denetim makamı
Her üye devlet, gerçek kişilerin işleme faaliyeti ile ilgili temel hakları ve özgürlüklerini korumak ve Birlik içerisinde kişisel verilerin serbest akışını kolaylaştırmak üzere, bir ya da daha fazla sayıda bağımsız kamu kuruluşunun bu Tüzük’ün uygulamasının izlenmesinden sorumlu olmasını sağlar (’denetim makamı’).
Her denetim makamı bu Tüzük’ün Birlik içerisinde tutarlı bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunur. Bu amaç doğrultusunda, denetim makamları Bölüm VII uyarınca birbirleriyle ve Komisyon ile işbirliği yapar.
Bir üye devlette birden fazla denetim makamının kurulduğu hallerde, söz konusu üye devlet bu makamları Kurul’da temsil edecek denetim makamını tayin eder ve diğer makamların 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasına ilişkin kurallara uyumluluğunu sağlayacak mekanizmayı ortaya koyar.
Her üye devlet bu Bölüm uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 52
Bağımsızlık
Her denetim makamı bu Tüzük uyarınca görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken tamamen bağımsız olarak hareket eder.
Her denetim makamının üyesi veya üyeleri, bu Tüzük uyarınca görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken, doğrudan veya dolaylı dış etkilerden bağımsız hareket eder ve hiç kimseden talimat talebinde bulunmaz veya talimat almaz.
Her denetim makamının üyesi veya üyeleri görevlerine uygun olmayan eylemlerden kaçınır ve, görev
süreleri boyunca, maddi getirisi olsun ya da olmasın, bu göreve uygun olmayan hiçbir işle iştigal etmez.
Her üye devlet karşılıklı yardım, işbirliği ve Kurul’a katılım bağlamında gerçekleştirilecek olanlar da dahil olmak üzere görevlerini etkili bir şekilde yerine getirebilmeleri ve yetkilerini etkili bir şekilde kullanabilmeleri için gereken insan kaynağı, teknik ve mali kaynaklar, binalar ve altyapının her denetim makamına sağlanmasını temin eder.
Her üye devlet her denetim makamının üyesi veya üyelerinin münhasır yönlendirmesine tabi olacak personelini ilgili denetim makamının kendi seçmesini ve bu makamın kendi personelinin olmasını sağlar.
Her üye devlet her denetim makamının bağımsızlığını etkilemeyen bir mali kontrole tabi olmasını ve genel devlet bütçesi veya ulusal bütçenin parçası olabilecek ayrı yıllık kamu bütçelerinin bulunmasını sağlar.
Madde 53
Denetim makamının üyeleriyle ilgili genel koşullar
Üye devletler denetim makamlarının her üyesinin aşağıdaki taraflarca şeffaf bir usul vasıtasıyla tayin edilmesini sağlar:
— parlamentoları;
— hükümetleri;
— Devlet başkanları veya
— üye devlet hukuku çerçevesinde atama yetkisi verilen bağımsız bir organ.
Her üye, özellikle kişisel verilerin korunması alanında, görevlerinin yerine getirilmesi ve yetkilerinin kullanılması için gereken nitelikler, deneyim ve becerilere sahiptir.
Bir üyenin görevleri, ilgili üye devlet hukuku uyarınca görev süresinin sona ermesi, istifa etmesi veya emekli edilmesi halinde sona erer.
Bir üye ancak ağır suiistimal hallerinde veya görevlerinin yerine getirilmesi için gereken koşulları artık yerine getirmemesi durumunda görevden alınır.
Madde 54
Denetim makamının kurulmasına ilişkin kurallar
Her üye devlet, aşağıdakilerin tamamını kanunla sağlar:
(a) her denetim makamının kurulması;
(b) her denetim makamının üyesi olarak tayin edilmek için gereken nitelikler ve uygunluk koşulları;
(c) her denetim makamının üyesi veya üyelerinin tayin edilmesine ilişkin kurallar ve usuller;
(c) aşamalı bir atama usulü vasıtasıyla denetim makamının bağımsızlığının korunması için gerekmesi durumunda, 24 Mayıs 2016 tarihinden sonra yapılacak ve bir kısmı daha kısa bir süre boyunca
geçerli olabilecek ilk atama haricinde, her denetim makamının üyesi veya üyeleriyle ilgili olarak en az dört yıl olacak görev süresi;
(e) her denetim makamının üyesi veya üyelerinin yeniden tayin edilip edilemeyeceğı ve, tayin edilmeleri halinde, kaç dönem tayin edilebileceği;
(f) her denetim makamının üyesi veya üyeleri ile personelinin yükümlülükleri, görev süresi esnasında ve sonrasında üyelikle bağdaşmayan eylemler, meslekler ve menfaatlere ilişkin yasakları düzenleyen koşullar ve göreve son verilmesini düzenleyen kurallar.
Her denetim makamının üyesi veya üyeleri ile personeli, Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca, hem görev süreleri esnasında hem de sonrasında, görevlerinin yerine getirilmesi veya yetkilerinin kullanımı esnasında öğrendikleri gizli bilgiler ile ilgili olarak bir mesleki gizlilik yükümlülüğüne tabidir. Görev süreleri boyunca, söz konusu mesleki gizlilik yükümlülüğü özellikle gerçek kişilerin bu Tüzük’e ilişkin ihlaller ile ilgili bildirimlerine uygulanır.
Kesim 2
Yetkinlik, görevler ve yetkiler
Madde 55
Yetkinlik
Her denetim makamı, bu Tüzük uyarınca kendisine verilen görevlerin yerine getirilmesi ve yetkilerin kullanımı hususunda kendi üye devletinin topraklarında yetkindir.
İşleme faaliyetinin kamu kuruluşları veya 6(1) maddesinin (c) veya (e) bendine dayalı olarak hareket eden özel organlar tarafından gerçekleştirildiği hallerde, ilgili üye devletin denetim makamı yetkindir. Bu hallerde, 56. madde uygulanmaz.
Denetim makamları kendi yargı yetkileri çerçevesinde hareket eden mahkemelerin işleme faaliyetlerini denetlemeye yetkin değildir.
Madde 56
Baş denetim makamının yetkinliği
55. maddeye halel gelmeksizin, kontrolör veya işleyicinin ana işletmesinin veya tek işletmesinin denetim makamı söz konusu kontrolör veya işleyici tarafından 60. maddede sağlanan usul uyarınca gerçekleştirilen sınır ötesi işleme faaliyetlerine yönelik olarak baş denetim makamı şeklinde hareket etmeye yetkindir.
1. paragrafa istisna olarak, her denetim makamı, konunun yalnızca kendi üye devletindeki bir işletmeyle ilgili olması veya yalnızca kendi üye devletindeki veri sahiplerini kayda değer ölçüde etkilemesi halinde, kendisine yapılan bir şikayetin veya bu Tüzük’e ilişkin olası bir ihlalin ele alınması hususunda yetkindir.
Bu maddenin 2. paragrafında atıfta bulunulan hallerde, denetim makamı baş denetim makamını bu konuyla ilgili olarak herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin bilgilendirir. Baş denetim makamı, bilgilendirildikten itibaren üç haftalık bir süre içerisinde, üye devlette denetim makamının kendisi hakkında bilgilendirdiği bir kontrolör veya işleyici işletmesi bulunup bulunmadığını dikkate alarak, 60. maddede sağlanan usul uyarınca hususu ele alıp almayacağına karar verir.
Baş denetim makamının hususu ele almaya karar verdiği hallerde, 60. maddede sağlanan usul uygulanır. Baş denetim makamını bilgilendiren denetim makamı bir karar taslağını baş denetim makamına sunabilir. Baş denetim makamı, 60(3) maddesinde atıfta bulunulan karar taslağını hazırlarken, bu taslağı önemle göz önünde bulundur.
Baş denetim makamının hususu ele almamaya karar verdiği hallerde, baş denetim makamını bilgilendiren denetim makamı bu hususu 61 ve 62. maddelere göre ele alır.
Baş denetim makamı kontrolör veya işleyici tarafından gerçekleştirilen sınır ötesi işleme faaliyetlerine yönelik olarak söz konusu kontrolör veya işleyicinin tek muhatabıdır.
Madde 57
Görevler
Bu Tüzük çerçevesinde ortaya konan diğer görevlere halel gelmeksizin, her denetim makamı kendi topraklarında:
(a) bu Tüzük’ün uygulanmasını izler ve yürütür;
(b) halkın işleme faaliyeti ile ilgili riskler, kurallar, güvenceler ve haklara yönelik bilinci ve anlayışını geliştirir.
Özellikle çocuklara yönelik faaliyetlere özel alaka gösterilir;
(c) üye devlet hukuku uyarınca, işleme faaliyeti ile ilgili olarak gerçek kişilerin hakları ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin yasal ve idari tedbirler hususunda ulusal parlamento, hükümet ve diğer kuruluşlar ile organlara tavsiyede bulunur;
(d) bu Tüzük kapsamındaki yükümlülükleri hususunda kontrolörler ve işleyicileri bilinçlendirir;
(e) talep üzerine, herhangi bir veri sahibine bu Tüzük kapsamındaki haklarının kullanımı hususunda bilgi sağlar ve, uygun olduğu hallerde, bu amaçla diğer üye devletlerdeki denetim makamları ile işbirliği yapar.
(f) 80. madde uyarınca bir veri sahibi veya bir organ, kuruluş ya da bir birlik tarafından yapılan şikayetleri ele alır ve şikayetin konusunu, uygun olduğu ölçüde, soruşturur ve özellikle daha ayrıntılı soruşturma ya da başka bir denetim makamı ile koordinasyonun gerekmesi durumunda, şikayet sahibini soruşturmanın ilerlemesi ve sonucu konusunda makul bir süre içerisinde bilgilendirir;
(g) bu Tüzük’ün uygulanması ve yürütülmesine ilişkin tutarlılık sağlanması amacıyla, diğer denetim makamlarıyla bilgi paylaşımı da dahil olmak üzere işbirliği yapar ve diğer denetim makamlarına karşılıklı destek sağlar;
(h) başka bir denetim makamı veya başka bir kamu kuruluşundan alınan bilgilere dayalı da olmak üzere, bu Tüzük’ün uygulanmasına ilişkin soruşturmalar yürütür;
(i) kişisel verilerin korunmasına bir etkileri bulunduğu sürece, bilgi ve iletişim teknolojileri ve ticari uygulamaların gelişimi başta olmak üzere ilgili gelişmeleri izler;
(j) 28(8) maddesinde ve 46(2) maddesinin (d) bendinde atıfta bulunulan standart sözleşmeye bağlı maddeleri kabul eder;
(k) 35(4) maddesi uyarınca veri koruma etki değerlendirmesi gerekliliği ile ilgili olarak bir liste oluşturur ve bu listeyi devam ettirir;
(l) 36(2) maddesinde atıfta bulunulan işleme faaliyetlerine ilişkin tavsiyede bulunur;
(m) 40(1) maddesi uyarınca davranış kurallarının hazırlanmasını teşvik eder ve 40(5) maddesi uyarınca bir görüş sağlar ve yeterli güvencelerin sağlandığı davranış kurallarını onaylar;
(n) 42(1) maddesi uyarınca veri koruma belgelendirme mekanizmalarının ve veri koruma mühürleri ile işaretlerinin oluşturulmasını teşvik eder ve 42(5) maddesi uyarınca belgelendirme kriterlerini onaylar;
(o) uygun olan hallerde, 42(7) maddesi uyarınca sağlanan belgelendirmeleri düzenli aralıklarla gözden geçirir;
(p) 41. madde uyarınca davranış kurallarının izlenmesine yönelik bir organın ve 43. madde uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonuna yönelik kriterleri taslak olarak hazırlar ve yayımlar;
(q) 41. madde uyarınca davranış kurallarının izlenmesine yönelik bir organın ve 43. madde uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonunu gerçekleştirir;
(r) 46(3) maddesinde atıfta bulunulan sözleşmeye bağlı maddeler ve hükümleri onaylar;
(s) 47. madde uyarınca bağlayıcı kurumsal kuralları onaylar;
(t) Kurul’un faaliyetlerine katkıda bulunur;
(u) bu Tüzük’e ilişkin ihlallerin ve 58(2) maddesi uyarınca alınan tedbirlerin iç kayıtlarını tutar; ve
(v) Kişisel verilerin korunmasıyla ilgili diğer görevleri yerine getirir.
Her denetim makamı, diğer iletişim araçları hariç tutulmaksızın elektronik olarak da doldurulabilecek bir şikayet sunum formu gibi tedbirlerle 1. paragrafın (f) bendinde atıfta bulunulan şikayetlerin sunulmasını kolaylaştırır.
Her denetim makamının görevlerinin yerine getirilmesi veri sahibi ve, uygun olan hallerde , veri koruma görevlisi için ücretsizdir.
Taleplerin özellikle tekrar eden niteliği nedeniyle asılsız veya ölçüsüz olduğunun açıkça görüldüğü hallerde, denetim makamı idari masraflara dayalı olarak makul bir ücret talep edebilir veya taleple ilgili işlem yapmayı reddedebilir. Denetim makamı talebin açık bir şekilde asılsız veya ölçüsüz olduğunu gösterme yükümlülüğünü taşır.
Madde 58
Yetkiler
Her denetim makamı aşağıdaki tüm soruşturma yetkilerine sahiptir:
(a) görevlerinin yerine getirilmesi için ihtiyaç duyduğu bilgilerin sağlanması hususunda kontrolör ve işleyici ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün veya işleyicinin temsilcisine talimat verilmesi;
(b) veri koruma denetimleri biçiminde soruşturmalar yürütülmesi;
(c) 42(7) maddesi uyarınca sağlanan belgelendirmelere ilişkin bir gözden geçirme yapılması;
(d) bu Tüzük’le ilgili bir ihlal iddiasının kontrolör veya işleyiciye bildirilmesi;
(e) görevlerinin yerine getirilmesi için gereken tüm kişisel veriler ve tüm bilgilere erişimin kontrolörden ve işleyiciden sağlanması;
(f) Birlik veya üye devlet usul hukuku uyarınca her türlü veri işleme ekipmanı ve aracı da dahil olmak üzere kontrolör ve işleyicinin her türlü tesisine erişim sağlanması.
Her denetim makamı aşağıdaki tüm düzeltme yetkilerine sahiptir:
(a) bir kontrolör veya işleyiciye amaçlanan işleme faaliyetlerinin bu Tüzük’ün hükümlerini ihlal etmesinin muhtemel olduğu hususunda ihtarlarda bulunulması;
(b) işleme faaliyetlerinin bu Tüzük’ün hükümlerini ihlal etmiş olduğu hallerde, bir kontrolör veya işleyiciye kınama cezaları verilmesi;
(c) veri sahibinin bu Tüzük uyarınca sahip olduğu haklarının kullanımına ilişkin taleplerine uyulması hususunda kontrolör veya işleyiciye talimat verilmesi;
(d) işleme faaliyetlerinin, uygun olduğu hallerde, belirtilen bir şekilde ve belirtilen bir süre içerisinde bu Tüzük’ün hükümlerine uyumlu hale getirilmesi hususunda kontrolör veya işleyiciye talimat verilmesi;
(e) bir kişisel veri ihlalinin veri sahibine iletilmesi hususunda kontrolöre talimat verilmesi; (f) bir işleme yasağı da dahil olmak üzere geçici veya kati bir sınırlama getirilmesi;
(g) 16, 17 ve 18. maddeler uyarınca kişisel verilerin düzeltilmesi ya da silinmesi veya işleme faaliyetinin kısıtlanması ve 17(2) maddesi ile 19. madde uyarınca söz konusu işlemlerin kişisel verilerin açıklandığı alıcılara bildirilmesi yönünde talimat verilmesi;
(h) 42 ve 43. maddeler uyarınca sağlanan bir belgelendirmenin geri çekilmesi veya belgelendirme organına söz konusu belgelendirmenin geri çekilmesi yönünde talimat verilmesi, veya belgelendirme gerekliliklerinin yerine getirilmediği veya artık yerine getirilmediği hallerde, belgelendirme organına belgelendirme sağlamaması yönünde talimat verilmesi;
(i) her münferit durumun koşullarına dayalı olarak, bu paragrafta atıfta bulunulan tedbirlere ek olarak veya bu tedbirler yerine 83. madde uyarınca bir idari para cezası kesilmesi;
(j) üçüncü bir ülkedeki bir alıcıya veya uluslararası bir kuruluşa yönelik veri akışlarının askıya alınması yönünde talimat verilmesi.
Her denetim makamı aşağıdaki tüm yetkilendirme ve danışma yetkilerine sahiptir:
(b) kendi inisiyatifiyle veya talep üzerine, ulusal parlamento, üye devlet hükümeti veya, üye devlet hukuku uyarınca, diğer kuruluşlar ve organların yanı sıra kamuoyuna kişisel verilerin korunmasıyla ilgili herhangi bir konuda görüş bildirilmesi;
(c) üye devlet hukukunun bir ön onay gerektirmesi halinde, 36(5) maddesinde atıfta bulunulan işleme faaliyetinin onaylanması; (d) 40(5) maddesi uyarınca davranış kuralları taslağına ilişkin bir görüş bildirilmesi ve taslağın onaylanması;
(e) 43. madde uyarınca belgelendirme organlarının akredite edilmesi;
(f) 42(5) maddesi uyarınca belgelendirme sağlanması ve belgelendirme kriterlerinin onaylanması;
(g) 28(8) maddesinde ve 46(2) maddesinin (d) bendinde atıfta bulunulan standart veri koruma şartlarının kabul edilmesi; (h) 46(3) maddesinin (a) bendinde atıfta bulunulan sözleşmeye bağlı maddelerin onaylanması;
(i) 46(3) maddesinin (b) bendinde atıfta bulunulan idari düzenlemelerin onaylanması;
(j) 47. madde uyarınca bağlayıcı kurumsal kuralların onaylanması.
Bu madde uyarınca denetim makamına verilen yetkilerin kullanımı etkili kanun yolu ve yargı süreci de dahil olmak üzere Bildirge uyarınca Birlik ve üye devlet hukukunda ortaya konan uygun güvencelere tabidir.
Her üye devlet, denetim makamının bu Tüzük’e ilişkin ihlalleri adli makamların dikkatine sunmasını ve, uygun olduğu hallerde, bu Tüzük’ün hükümlerinin uygulanması için yasal muameleler başlatmasını veya bu muamelelere başka bir şekilde müdahil olmasını kanunla sağlar.
Her üye devlet, denetim makamının 1, 2 ve 3. paragraflarda atıfta bulunulanlara ek yetkilere sahip olmasını kanunla sağlayabilir. Bu yetkilerin kullanımı Bölüm VII’nin etkili şekilde uygulanmasına zarar vermez.
Madde 59
Faaliyet raporları
Her denetim makamı faaliyetleriyle ilgili olarak 58(2) maddesi uyarınca bildirilen ihlal türleri ve alınan tedbir türlerine yönelik bir listeye yer verilebilecek bir yıllık rapor hazırlar. Bu raporlar ulusal parlamentoya, hükümete ve üye devlet hukuku çerçevesinde belirlenen diğer kuruluşlara iletilir. Raporlar kamuoyuna, Komisyon’a ve Kurul’a sağlanır.
BÖLÜM VII
İşbirliği ve tutarlılık
Kesim 1
İşbirliği
Madde 60
Baş denetim makamı ve diğer ilgili denetim makamları arasında işbirliği
Baş denetim makamı uzlaşıya varmak adına bu madde uyarınca diğer ilgili denetim makamları ile işbirliği yapar. Baş denetim makamı ve ilgili denetim makamları ilgili tüm bilgileri birbirleriyle paylaşır.
Baş denetim makamı, özellikle soruşturmaların yürütülmesi açısından veya başka bir üye devlette kurulu bulunan bir kontrolör veya işleyiciye ilişkin bir tedbirin uygulanmasının izlenmesi açısından ilgili diğer denetim makamlarının 61. madde uyarınca karşılıklı yardım sağlamasını herhangi bir zamanda talep edebilir ve 62. madde uyarınca ortak çalışmalar gerçekleştirebilir.
Baş denetim makamı konuyla ilgili bilgileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin diğer ilgili denetim makamlarına iletir. Baş denetim makamı bir taslak kararı herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin diğer ilgili denetim makamlarının görüşüne sunar ve onların görüşlerini dikkate alır.
İlgili denetim makamlarından herhangi birinin bu maddenin 3. paragrafı uyarınca danışıldıktan sonra dört haftalık bir süre içerisinde taslak karara yönelik yerinde ve gerekçeli bir itirazda bulunduğu hallerde, baş denetim makamı, yerinde ve gerekçeli itiraza uygun hareket etmemesi veya itirazın yerinde veya gerekçeli olmadığını düşünmesi durumunda, konuyu 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasına tabi tutar.
Baş denetim makamının yapılan yerinde ve gerekçeli itiraza uygun hareket etmeyi amaçladığı hallerde, baş denetim makamı revize edilmiş bir taslak kararı diğer ilgili denetim makamlarının görüşüne sunar. Revize edilmiş bu taslak karar iki haftalık bir süre içerisinde 4. paragrafta atıfta bulunulan usule tabi olur.
Diğer ilgili denetim makamlarının hiçbirinin baş denetim makamı tarafından sunulan taslak kararın 4 ve 5. paragraflarda atıfta bulunulan süre içerisinde itiraz etmediği hallerde, baş denetim makamı ve ilgili denetim makamlarının bu taslak karar ile ilgili mutabakata vardığı değerlendirilir ve bu makamlar söz konusu karara riayet eder.
Baş denetim makamı kararı kabul eder ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün veya işleyicinin ana işletmesine veya tek işletmesine bildirir ve diğer ilgili denetim makamları ve Kurul’u ilgili olgular ile gerekçelere yönelik bir özet de dahil olmak üzere söz konusu karar konusunda bilgilendirir. Bir şikayetin yapıldığı denetim makamı şikayet sahibini karardan haberdar eder.
7. paragraftan istisna edilerek, bir şikayetin geri çevrildiği veya reddedildiği hallerde, şikayetin yapıldığı denetim makamı kararı kabul edip şikayet sahibine bildirir ve kontrolörü karar konusunda bilgilendirir.
Baş denetim makamı ve diğer ilgili denetim makamlarının bir şikayetin belirli kısımlarını kısmen geri çevirme veya reddetme ve söz konusu şikayetin diğer kısımları ile ilgili işlem yapma konusunda mutabık kaldığı hallerde, konunun bu bölümlerinin her birine yönelik ayrı bir karar kabul edilir. Baş denetim makamı kontrolör ile ilgili eylemlere yönelik kısma ilişkin kararı kabul eder, kontrolör veya işleyicinin üye devletinin topraklarındaki ana işletmesi veya tek işletmesine bildirir ve şikayet sahibini bu karardan haberdar ederken, şikayet sahibinin denetim makamı bu şikayetin geri çevrilmesi veya reddedilmesine ilişkin kısma yönelik kararı kabul eder ve kararı söz konusu şikayet sahibine bildirir ve kontrolör veya işleyiciyi bu karardan haberdar eder.
Kontrolör veya işleyici, 7 ve 9. paragraflar uyarınca baş denetim makamının kararı hususunda bildirim yapılmasının ardından, Birlik içerisindeki tüm işletmeleri bağlamındaki işleme faaliyetleri ile ilgili olarak karara uyumluluk sağlanması için gereken tedbirleri alır. Kontrolör veya işleyici karara uyumluluk sağlanması amacıyla alınan tedbirleri, diğer ilgili denetim makamlarını bilgilendirecek baş denetim makamına bildirir.
İstisnai durumlarda ilgili bir denetim makamının veri sahiplerinin menfaatlerinin korunması amacı ile acil bir şekilde harekete geçilmesi yönünde bir ihtiyacın bulunduğunu düşünmeye sevk edecek sebeplerinin bulunduğu hallerde, 66. maddede atıfta bulunulan aciliyet usulü uygulanır.
Baş denetim makamı ve diğer ilgili denetim makamları bu madde kapsamında gereken bilgileri standart bir format kullanarak elektronik yollarla birbirlerine sağlar.
Madde 61
Karşılıklı yardım
Denetim makamları bu Tüzük’ün tutarlı bir şekilde yürütülmesi ve uygulanması amacıyla birbirlerine ilgili bilgileri ve karşılıklı desteği sağlar ve birbirleriyle etkili işbirliğine yönelik tedbirleri uygulamaya koyar. Karşılıklı yardım, özellikle, ön onaylar ve istişarelerin, denetimlerin ve soruşturmaların yürütülmesine ilişkin talepler gibi bilgi talepleri ve denetim tedbirlerini kapsar.
Her denetim makamı başka bir denetim makamının talebine herhangi bir gecikmeye mahal verilmeksizin ve talebi aldıktan sonra en geç bir ay içerisinde yanıt verilmesi için gereken tüm uygun tedbirleri alır. Böylesi tedbirler arasında, özellikle, bir soruşturmanın yürütülmesi ile ilgili bilgilerin iletilmesi bulunabilir.
Yardım taleplerinde talebin amacı ve sebepleri de dahil olmak üzere gerekli tüm bilgilere yer verilir. Paylaşılan bilgiler yalnızca talep edilen amaç doğrultusunda kullanılır.
Talebin iletildiği denetim makamı, aşağıdaki haller dışında, talebi yerine getirmeyi reddedemez:
(a) talebin konusu açısından veya uygulamasının talep edildiği tedbirler açısından yetkin olmaması veya
(b) talebe uygun hareket etmenin bu Tüzük’ü veya talebi alan denetim makamının tabi olduğu Birlik ya da üye devlet hukukunu ihlal edecek olması.
Talebin iletildiği denetim makamı talepte bulunan denetim makamını talebe yanıt verilmesi amacı ile alınan tedbirlerin sonuçları veya, uygun olduğu hallerde, seyri konusunda bilgilendirir. Talebin iletildiği denetim makamı, 4. paragraf uyarınca bir talebi yerine getirmeyi reddetmesine ilişkin sebepleri sağlar.
Talebin iletildiği denetim makamları, kural olarak, diğer denetim makamları tarafından talep edilen bilgileri standart bir format kullanarak elektronik yollarla sağlar.
Talebin iletildiği denetim makamları bir karşılıklı yardım talebi uyarınca kendileri tarafından gerçekleştirilen herhangi bir işleme yönelik olarak hiçbir ücret talep edemez. Denetim makamları, istisnai durumlarda karşılıklı yardım sağlanmasından kaynaklanan spesifik harcamalar ile ilgili olarak birbirlerinin tazmin edilmesine ilişkin kurallar üzerinde mutabakata varabilir.
Bir denetim makamının bu maddenin 5. paragrafında atıfta bulunulan bilgileri başka bir denetim makamının talebini aldıktan itibaren bir ay içerisinde sağlamadığı hallerde, talepte bulunan denetim makamı 55(1) maddesi uyarınca üye devletinin topraklarında geçici bir tedbir kabul edebilir. Bu durumda, 66(1) maddesi kapsamındaki acil bir şekilde harekete geçme ihtiyacının yerine getirildiği varsayılır ve 66(2) maddesi uyarınca Kurul’dan acil bir bağlayıcı kararın çıkarılması gerekir.
Komisyon, 6. paragrafta atıfta bulunulan standart format başta olmak üzere, bu maddede atıfta bulunulan karşılıklı yardıma ilişkin format ile usulleri ve denetim makamları arasında ve denetim makamları ile Kurul arasında elektronik yollarla bilgi alışverişine ilişkin düzenlemeleri, uygulama tasarrufları vasıtasıyla, belirtebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Madde 62
Denetim makamlarının ortak işlemleri
Denetim makamları, uygun olduğu hallerde, ortak soruşturmalar ve ortak yaptırım tedbirleri de dahil olmak üzere diğer üye devletlerin denetim makamlarının üyeleri veya personelinin müdahil olduğu ortak çalışmalar gerçekleştirir.
Kontrolör veya işleyicinin çeşitli üye devletlerde işletmelerinin bulunduğu veya birden fazla üye devlette önemli sayıda veri sahibinin işleme faaliyetlerinden kayda değer ölçüde etkilenmesinin muhtemel olduğu hallerde, her üye devletin bir denetim makamının ortak çalışmalara katılma hakkı bulunur. 56(1) veya (4) maddesi uyarınca yetkin olan denetim makamı her üye devletin denetim makamını ortak çalışmalara katılmaya davet eder ve bir denetim makamının katılma talebini herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin yanıtlar.
Bir denetim makamı, üye devlet hukuku ve destekleyen denetim makamının onayı uyarınca, soruşturma yetkileri de dahil olmak üzere yetkileri, destekleyen denetim makamının ortak çalışmalara müdahil üyeleri ya da personeline devredebilir veya ev sahibi denetim makamının hukuku olanak tanıdığı ölçüde, destekleyen denetim makamının üyeleri veya personelinin soruşturma yetkilerini destekleyen denetim makamının üye devletinin hukuku uyarınca kullanmasına izin verebilir. Söz konusu soruşturma yetkileri yalnızca ev sahibi denetim makamının üyeleri veya personelinin kılavuzluğu altında ve bu üyeler veya personelin huzurunda kullanılabilir. Destekleyen denetim makamının üyeleri ya da personeli ev sahibi denetim makamının üye devletinin hukukuna tabidir.
1. paragraf uyarınca destekleyen bir denetim makamının personelinin başka bir üye devlette faaliyet gösterdiği hallerde, ev sahibi denetim makamının üye devleti, söz konusu personelin faaliyet gösterdiği üye devletin hukuku uyarınca mali sorumluluk da dahil olmak üzere onların eylemlerine ve faaliyetleri esnasında sebep olduklara her türlü zarara ilişkin sorumluluğu üstlenir.
Topraklarında zarara sebep olunan üye devlet söz konusu zararı kendi personelinin sebep olduğu zarar açısından geçerli koşullar altında telafi eder. Personeli başka bir üye devletin topraklarındaki herhangi bir kişiye zarar veren destekleyen denetim makamının üye devleti söz konusu personel adına ilgili kişilere yaptığı ödemeler ile ilgili olarak diğer üye devleti eksiksiz olarak tazmin eder.
Haklarının üçüncü taraflarla karşılıklı olarak kullanımına halel gelmeksizin ve 5. paragraf haricinde, her üye devlet, 1. paragrafta sağlanan durumda, 4. paragrafta atıfta bulunulan zararla ilgili olarak başka bir üye devletten tazminat talep etmekten kaçınır.
Bir ortak çalışmanın amaçlandığı ve bir denetim makamının bu maddenin 2. paragrafının ikinci cümlesinde ortaya konan yükümlülüğü bir ay içerisinde yerine getirmediği hallerde, diğer denetim makamları 55. madde uyarınca üye devletinin topraklarında geçici bir tedbir kabul edebilir. Bu durumda, 66(1) maddesi kapsamındaki acil bir şekilde harekete geçme ihtiyacının yerine getirildiği varsayılır ve 66(2) maddesi uyarınca Kurul’dan bir görüş alınması veya acil bir bağlayıcı karar çıkarılması gerekir.
Kesim 2
Tutarlılık
Madde 63
Tutarlılık mekanizması
Bu Tüzük’ün Birlik içerisinde tutarlı bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunulması amacıyla, denetim makamları, bu kesimde belirtilen tutarlılık mekanizması vasıtasıyla, birbirleriyle ve, uygun olduğu hallerde, Komisyon ile işbirliği yapar.
Madde 64
Kurulun görüşü
Kurul, yetkin bir denetim makamının aşağıdaki tedbirlerden herhangi birini kabul etmeyi amaçlaması halinde, bir görüş bildirir. Bu amaçla, yetkin denetim makamı, karar taslağı şu özellikleri taşıdığında, taslak kararı Kurul’a iletir:
(a) karar ile 35(4) maddesi uyarınca bir veri koruma etki değerlendirmesi gerekliliğine tabi işleme faaliyetlerine ilişkin bir listenin kabul edilmesi amaçlandığında;
(b) 40(7) maddesi uyarınca bir davranış kuralları önerisi veya bir davranış kuralları değişikliği veya kapsam genişletme taslağının bu Tüzük’le uyumlu olup olmadığının ilişkin bir husus ile alakalı olması;
(c) karar ile 41(3) maddesi uyarınca bir organın veya 43(3) maddesi uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonuna yönelik kriterlerin onaylanmasının amaçlanması;
(d) karar ile 46(2) maddesinin (d) bendinde ve 28(8) maddesinde atıfta bulunulan standart veri koruma şartlarının belirlenmesinin amaçlanması; (e) karar ile 46(3) maddesinin (a) bendinde atıfta bulunulan sözleşmeye bağlı şartların onaylanmasının amaçlanması veya
(f) karar ile 47. madde kapsamındaki bağlayıcı kurumsal kuralların onaylanmasının amaçlanması.
Özellikle yetkin bir denetim makamının 61. madde uyarınca karşılıklı yardım yükümlülüklerine veya
madde uyarınca ortak çalışmalara ilişkin yükümlülüklerine uymadığı hallerde, herhangi bir denetim makamı, Kurul Başkanı veya Komisyon genel uygulamaya ilişkin herhangi bir hususun veya birden fazla üye devlette etkilere neden olan herhangi bir hususun bir görüş alınması amacı ile Kurul tarafından incelenmesini talep edebilir.
1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan hallerde, Kurul, aynı husus ile ilgili halihazırda bir görüş bildirmemiş olması koşuluyla, kendisine sunulan hususla ilgili bir görüş bildirir. Bu görüş Kurul üyelerinin salt çoğunluğuyla sekiz hafta içerisinde kabul edilir. Bu süre, konunun karmaşıklığı dikkate alınarak, altı hafta daha uzatılabilir. 1. paragrafta atıfta bulunulan ve 5. paragraf uyarınca Kurul üyelerine dağıtılan taslak karar ile ilgili olarak, Başkan tarafından belirtilen makul bir süre içerisinde itiraz etmeyen bir üyenin taslak karara mutabık kaldığı değerlendirilir.
Denetim makamları ve Komisyon, durumuna göre, olgulara ilişkin bir özet, taslak karar, söz konusu tedbirin alınmasını gerekli kılan gerekçeler ve diğer ilgili denetim makamlarının görüşleri de dahil olmak üzere ilgili bilgileri gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin, standart bir format kullanarak ve elektronik yollarla Kurul’a iletir.
Kurul Başkanı aşağıdaki tarafları, gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin, elektronik yollarla aşağıdaki hususlarda bilgilendirir:
(a) Kurul üyeleri ve Komisyon’u kendisine iletilen ilgili bilgiler hususunda standart bir format kullanarak
bilgilendirir. Kurul sekretaryası, gerekmesi halinde, ilgili bilgilerin tercümelerini sağlar ve
(b) durumuna göre, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan denetim makamı ve Komisyon’u görüş hususunda bilgilendirir ve görüşü kamuya açıklar.
Yetkin denetim makamı, 1. paragrafta atıfta bulunulan taslak kararını 3. paragrafta atıfta bulunulan süre içerisinde kabul eder.
1. paragrafta atıfta bulunulan denetim makamı Kurul’un görüşünü göz önünde bulundurur ve karar taslağını aynı şekilde tutacağını veya değiştireceğini ve, varsa, değiştirilmiş taslak kararını, görüşün alınmasından itibaren iki hafta içerisinde, standart bir format kullanarak ve elektronik yollarla Kurul Başkanı’na iletir.
İlgili denetim makamının yerinde gerekçeler sağlamak suretiyle Kurul’un görüşüne tam olarak veya kısmen uygun hareket etmeye niyeti olmadığını bu maddenin 7. paragrafında atıfta bulunulan süre içerisinde Kurul Başkanı’na bildirmediği hallerde, 65(1) maddesi uygulanır.
Madde 65
İhtilafların Kurul tarafından çözülmesi
Bu Tüzük’ün münferit durumlarda doğru ve tutarlı bir şekilde uygulanmasının sağlanması amacıyla, Kurul aşağıdaki hallerde bağlayıcı bir karar alır:
(a) 60(4) maddesinde atıfta bulunulan bir durumda, ilgili bir denetim makamının baş makamın bir taslak kararına yerinde ve gerekçeli bir itirazda bulunduğu veya baş makamın böylesi bir itirazı yerinde veya gerekçeli görmeyerek reddettiği hallerde. Bağlayıcı karar, yerinde ve gerekçeli bir itiraza konu olan tüm hususlar ile özellikle bu Tüzük’e ilişkin bir ihlal olup olmadığıyla ilgilidir;
(b) ilgili denetim makamlarından hangisinin ana işletme açısından yetkin olduğuna ilişkin çelişkili görüşler bulunduğu hallerde;
(c) yetkin bir denetim makamının 64(1) maddesinde atıfta bulunulan durumlarda Kurul’un görüşünü talep etmediği veya 64. madde çerçevesinde sunulan Kurul görüşüne uygun hareket etmediği hallerde. Bu durumda, ilgili herhangi bir denetim makamı veya Komisyon bu hususu Kurul’a iletebilir.
1. paragrafta atıfta bulunulan karar konunun sevkinden itibaren bir ay içerisinde Kurul üyelerinin üçte iki çoğunluğu ile alınır. Bu süre, konunun karmaşıklığı dikkate alınarak, bir ay daha uzatılabilir. 1. paragrafta atıfta bulunulan karar gerekçeli olur ve baş denetim makamı ilgili tüm denetim makamlarına iletilir ve onlar açısından bağlayıcıdır.
Kurul’un 2. paragrafta atıfta bulunulan süreler içerisinde bir karar alamadığı hallerde, Kurul 2. paragrafta atıfta bulunulan ikinci ayın dolmasının ardından iki hafta içerisinde kararını Kurul üyelerinin salt çoğunluğu ile alır. Kurul üyelerinin oylarının eşit olması halinde, karar Kurul Başkanının oyu ile alınır.
İlgili denetim makamları, 2 ve 3. paragraflarda atıfta bulunulan süreler esnasında, 1. paragraf kapsamında Kurul’a sunulan konu ile ilgili bir karar alamaz.
Kurul Başkanı, 1. paragrafta atıfta bulunulan kararı gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin ilgili denetim makamlarına bildirir. Başkan karar hususunda Komisyon’u da bilgilendirir. Denetim makamının
paragrafta atıfta bulunulan nihai kararı bildirmesinin ardından, karar gecikmeye mahal verilmeksizin Kurul’un web sitesinde yayımlanır.
Baş denetim makamı veya, duruma göre, şikayetin yapıldığı denetim makamı, gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin ve en geç Kurul’un kararını bildirmesinden sonra bir ay içerisinde, bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan karara dayalı olarak nihai kararını verir. Baş denetim makamı veya, duruma göre, şikayetin yapıldığı denetim makamı, nihai kararının sırasıyla kontrolör veya işleyiciye ve veri sahibine bildirildiği tarih hususunda Kurul’u bilgilendirir. İlgili denetim makamlarının nihai kararı 60(7), (8) ve (9) maddelerinin koşulları çerçevesinde alınır. Nihai karar ile bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan karar kastedilir ve bu kararda söz konusu paragrafta atıfta bulunulan kararın bu maddenin 5. paragrafı uyarınca Kurul’un web sitesinde yayımlanacağı belirtilir. Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan karar nihai karara eklenir.
Madde 66
Aciliyet usulü
İstisnai durumlarda, ilgili bir denetim makamının veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik olarak acil bir şekilde harekete geçilmesine ihtiyaç olduğunu değerlendirdiği hallerde, söz konusu denetim makamı, 63, 64 ve 65. maddelerde atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasından veya 60. maddede atıfta bulunulan usulden istisnaya gidilerek, kendi topraklarında üç ayı geçemeyecek belirli bir geçerlilik süresi boyunca hukuki sonuçlar doğurması amaçlanan geçici tedbirleri ivedilikle alabilir. Denetim makamı, bu tedbirleri ve tedbirlerin alınma sebeplerini, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin diğer ilgili denetim makamlarına, Kurul’a ve Komisyon’a iletir.
Bir denetim makamının 1. paragraf uyarınca bir tedbir aldığı ve nihai tedbirlerin ivedilikle alınmasının gerektiğini değerlendirdiği hallerde, söz konusu denetim makamı, acil bir görüş veya acil bir bağlayıcı kararın talep edilmesine ilişkin sebepleri sunarak, Kurul’dan söz konusu görüşü veya kararı talep edebilir.
Yetkin bir denetim makamının veri sahiplerinin hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik acil bir şekilde harekete geçilmesinin gerektiği bir durumda uygun bir tedbir almadığı hallerde, herhangi bir denetim makamı, acil harekete geçme ihtiyacı da dahil olmak üzere, duruma göre, acil bir görüş veya acil bir bağlayıcı kararın talep edilmesine ilişkin sebepleri sunarak, söz konusu görüşü veya kararı Kurul’dan talep edebilir.
64(3) ve 65(2) maddesinden istisna edilerek, bu maddenin 2 ve 3. paragraflarında atıfta bulunulan acil bir görüş veya acil bir bağlayıcı karar Kurul üyelerinin salt çoğunluğuyla iki hafta içerisinde alınır.
Madde 67
Bilgi alışverişi
Komisyon, 64. maddede atıfta bulunulan standart format başta olmak üzere, denetim makamları arasında ve denetim makamları ile Kurul arasında elektronik yollarla bilgi alışverişine ilişkin
düzenlemeleri belirtmek üzere genel kapsamlı uygulama tasarrufları kabul edebilir.
Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Kesim 3
Avrupa veri koruma kurulu
Madde 68
Avrupa Veri Koruma Kurulu
Avrupa Veri Koruma Kurulu (’Kurul’) bu Tüzük’le bir Birlik organı olarak kurulur ve tüzel kişiliğe sahiptir.
Kurul, Başkanı tarafından temsil edilir.
Kurul her üye devletin bir denetim makamı başkanı ile Avrupa Veri Koruma Denetmeni veya bunların ilgili temsilcilerinden meydana gelir.
Bir üye devlette birden fazla denetim makamının bu Tüzük uyarınca hükümlerin uygulanmasının izlenmesinden sorumlu olduğu hallerde, söz konusu üye devletin hukuku uyarınca bir ortak temsilci tayin edilir.
Komisyonun Kurul’un faaliyetleri ve toplantılarına oy hakkı olmaksızın katılma hakkı bulunur. Komisyon bir temsilci tayin eder. Kurul Başkanı Kurul’un faaliyetlerini Komisyon’a iletir.
65. maddede atıfta bulunulan hallerde, Avrupa Veri Koruma Denetmeni’nin yalnızca Birlik kurumları, organları, ofisleri ve ajanslarına uygulanan ilkeler ve kurallar ile ilgili olan ve esasen bu Tüzük’ün ilkeleri ve kurallarına tekabül eden kararlarda oy hakkı bulunur.
Madde 69
Bağımsızlık
Kurul, 70. ve 71. maddeler uyarınca görevlerini yerine getirirken veya yetkilerini kullanırken bağımsız bir şekilde hareket eder.
Komisyon tarafından yapılan ve 70(1) maddesinin (b) bendinde ve 70(2) maddesinde atıfta bulunulan taleplere halel gelmeksizin, Kurul, görevlerini yerine getirirken veya yetkilerini kullanırken, hiç kimseden talimat talebinde bulunmaz ve talimat almaz.
Madde 70
Kurul’un görevleri
Kurul bu Tüzük’ün tutarlı bir şekilde uygulanmasını sağlar. Bu amaçla, Kurul, kendi inisiyatifiyle veya, yerinde olduğu hallerde, Komisyon’un talebi üzerine, özellikle:
(a) ulusal denetim makamlarının görevlerine halel gelmeksizin, 64 ve 65. maddelerde öngörülen hallerde bu Tüzük’ün doğru bir şekilde uygulanmasını izler ve sağlar;
(b) bu Tüzük’te değişiklik yapılmasına ilişkin herhangi bir öneri de dahil olmak üzere Birlik içerisinde kişisel verilerin korunmasıyla ilgili her türlü hususta Komisyona tavsiyede bulunur;
(c) kontrolörler, işleyiciler ve denetim makamları arasında bağlayıcı kurumsal kurallara yönelik bilgi alışverişine ilişkin format ve usuller hususunda Komisyon’a tavsiyede bulunur;
(d) kişisel verilerin linkleri, nüshaları veya kopyalarının 17(2) maddesinde atıfta bulunulan halka açık iletişim hizmetlerinden silinmesiyle ilgili usullere yönelik kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(e) kendi inisiyatifiyle veya üyelerinden birinin talebi üzerine ya da Komisyonun talebi üzerine, bu Tüzük’ün uygulanmasına ilişkin her türlü konuyu inceler ve bu Tüzük’ün tutarlı bir şekilde uygulanmasını teşvik etmek üzere kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(f) 22(2) madde uyarınca profil çıkarmaya dayalı kararlara yönelik kriterler ve koşulların daha ayrıntılı olarak belirtilmesi için bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(g) kişisel veri ihlallerinin tespit edilmesi ve 33(1) ve (2) maddelerinde atıfta bulunulan gereksiz gecikmenin belirlenmesine yönelik olarak ve bir kontrolör ve bir işleyicinin kişisel veri ihlali hususunda bildirimde bulunmasının gerekli olduğu özel durumlar açısından, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(h) bir kişisel veri ihlalinin 34(1) maddesinde atıfta bulunulan gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından yüksek bir risk teşkil etmesinin muhtemel olduğu haller ile ilgili olarak, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(i) kontrolörler tarafından uyulan bağlayıcı kurumsal kurallar ve işleyiciler tarafından uyulan bağlayıcı kurumsal kurallara ve 47. maddede atıfta bulunulan ilgili veri sahiplerinin kişisel verilerinin korunmasının sağlanmasına ilişkin ek gerekliliklere dayalı olarak gerçekleştirilen kişisel veri aktarımlarına yönelik kriterler ve gereksinimlerin daha ayrıntılı olarak belirtilmesi amacıyla, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(j) 49(1) maddesine dayalı olarak gerçekleştirilen kişisel veri aktarımlarına yönelik kriterler ve gerekliliklerin daha ayrıntılı olarak belirtilmesi amacıyla, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(k) 58(1), (2) ve (3) maddelerinde atıfta bulunulan tedbirlerin uygulanması ve 83. madde uyarınca idari para cezalarının belirlenmesi ile ilgili olarak denetim makamlarına yönelik kılavuzlar hazırlar;
(l) (e) ve (f) bentlerinde atıfta bulunulan kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaların pratikte uygulanmasını gözden geçirir;
(m) 54(2) madde uyarınca bu Tüzük’e ilişkin ihlallerin gerçek kişiler tarafından bildirilmesine yönelik ortak usullerin oluşturulması hususunda, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(n) 40 ve 42. maddeler uyarınca davranış kurallarının hazırlanmasını ve veri koruma belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ile işaretlerinin oluşturulmasını teşvik eder;
(o) 43. madde uyarınca belgelendirme organlarının akreditasyonunu ve düzenli aralıklarla gözden geçirilmesini gerçekleştirir ve 43(6) maddesi uyarınca akredite organların ve 42(7) maddesi uyarınca üçüncü ülkelerde kurulu bulunan akredite kontrolörler veya işleyicilerin halka açık bir sicilini tutar;
(p) 42. madde kapsamında belgelendirme organlarının akreditasyonuna yönelik olarak 43(3) maddesinde atıfta bulunulan gereklilikleri belirtir.
(q) 43(8) maddesinde atıfta bulunulan belgelendirme gerekliliklerine ilişkin bir görüşü Komisyon’a sağlar;
(r) 12(7) maddesinde atıfta bulunulan simgelere ilişkin bir görüşü Komisyon’a sağlar;
(s) bir üçüncü ülke, söz konusu üçüncü ülke içerisindeki bir bölge ya da belirtilen bir veya daha fazla sayıda sektörün veya uluslararası bir kuruluşun artık yeterli bir koruma düzeyi sağlayıp sağlamadığına ilişkin değerlendirme de dahil olmak üzere bir üçüncü ülke veya uluslararası kuruluştaki koruma düzeyinin yeterliliğinin değerlendirilmesine ilişkin bir görüşü Komisyon’a sağlar. Bu amaçla, Komisyon üçüncü ülkenin hükümeti ile yapılan yazışmalar da dahil olmak üzere söz konusu üçüncü ülke, bölge veya sektör ya da uluslararası kuruluşla ilgili gerekli tüm belgeleri Kurul’a sağlar.
(t) denetim makamlarının 64(1) maddesinde atıfta bulunulan tutarlılık mekanizması uyarınca 64(2) maddesi uyarınca sunulan konulara ilişkin olarak çıkardığı taslak kararlara ilişkin görüşler bildirir ve
maddede atıfta bulunulan haller de dahil olmak üzere 65. madde uyarınca bağlayıcı kararlar alır;
(u) denetim makamları arasında işbirliğini ve etkili iki taraflı ve çok taraflı bilgi ve en iyi uygulamaların paylaşımını teşvik eder;
(v) denetim makamları arasında ve, uygun olduğu hallerde, üçüncü ülkelerin denetim makamları veya uluslararası kuruluşlarla birlikte ortak eğitim programlarını teşvik eder ve personel değişimlerini kolaylaştırır;
(w) dünyadaki veri koruma denetim makamlarıyla veri koruma mevzuatı ve uygulamalarına ilişkin bilgi ve belge paylaşımını teşvik eder.
(x) 40(9) maddesi uyarınca Birlik düzeyinde hazırlanan davranış kurallarına ilişkin görüşler bildirir ve
(y) tutarlılık mekanizmasında ele alınan konular ile ilgili olarak denetim makamları ve mahkemeler tarafından alınan kararlara ilişkin halkın erişebileceği bir elektronik sicil tutar.
Komisyon’un Kurul’dan tavsiye talebinde bulunduğu hallerde, Komisyon konunun aciliyetini dikkate alarak bir süre sınırı belirtebilir.
Kurul görüşlerini, kılavuzlarını, tavsiyelerini ve en iyi uygulamalarını Komisyon’a ve 93. maddede atıfta bulunulan komiteye iletir ve bunları kamuoyuna açıklar.
Kurul, uygun olduğu hallerde, ilgili taraflara danışır ve onlara makul bir süre içerisinde görüşlerini bildirme olanağı tanır. Kurul, 76. maddeye halel gelmeksizin, istişare usulünün sonuçlarını kamuoyuna açıklar.
Madde 71
Raporlar
Kurul Birlik içerisinde ve, yerinde olduğu hallerde, üçüncü ülkelerde ve uluslararası kuruluşlarda işleme faaliyetine ilişkin olarak gerçek kişilerin korunması ile ilgili bir yıllık rapor hazırlar. Rapor kamuoyuna açıklanır ve Avrupa Parlamentosu’na, Konsey’e ve Komisyon’a iletilir.
Yıllık raporda 70(1) maddesinin (l) bendinde atıfta bulunulan kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaların ve 65. maddede atıfta bulunulan bağlayıcı kararların pratikte uygulamasına ilişkin bir gözden geçirmeye yer verilir.
Madde 72
Usul
Bu Tüzük’te aksi belirtilmedikçe, Kurul kararlarını üyelerinin salt çoğunluğu ile alır.
Kurul kendi usul kurallarını üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla kabul eder ve kendi işlemsel düzenlemelerini yapar.
Madde 73
Başkan
Kurul kendi üyeleri arasından bir başkan ve iki başkan yardımcısını salt çoğunluk ile seçer.
Başkan ve başkan yardımcılarının görev süresi beş yıldır ve bir kez yenilenebilir.
Madde 74
Başkanın görevleri
Başkanın aşağıdaki görevleri bulunur:
(a) Kurul’un toplantılarının düzenlenmesi ve toplantı gündeminin hazırlanması;
(b) Kurul tarafından 65. madde uyarınca alınan kararların baş denetim makamına ve ilgili denetim makamlarına bildirilmesi;
(c) 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizması başta olmak üzere Kurul’un görevlerinin zamanında yerine getirilmesinin sağlanması.
Kurul, Başkan ile başkan yardımcıları arasındaki görev dağılımını usul kurallarında ortaya koyar.
Madde 75
Sekretarya
Kurul’un Avrupa Veri Koruma Denetmeni tarafından sağlanan bir sekretaryası bulunur.
Sekretarya görevlerini tamamen Kurul Başkanı’nın talimatları üzerine gerçekleştirir.
Avrupa Veri Koruma Denetmeni’nin bu Tüzük’le Kurul’a verilen görevlerin yerine getirilmesine müdahil olan personeli, Avrupa Veri Koruma Denetmeni’ne verilen görevlerin yerine getirilmesine müdahil olan personelden ayrı raporlama hatlarına tabidir.
Uygun olduğu hallerde, Kurul ve Avrupa Veri Koruma Denetmeni bu maddenin uygulanması ve aralarındaki işbirliği koşullarının belirlenmesine yönelik olarak hazırlanan ve Avrupa Veri Koruma Denetmeni’nin bu Tüzük’le Kurul’a verilen görevlerinin yerine getirilmesine müdahil olan personeline uygulanan bir Mutabakat Zaptı hazırlar ve yayımlar.
Sekretarya, Kurul’a analitik, idari ve lojistik destek sağlar.
Sekretarya özellikle aşağıdaki hususlardan sorumludur. (a)Kurul’un günlük çalışmaları;
(b) Kurul’un üyeleri, Başkanı ve Komisyon arasındaki iletişim;
(c) diğer kuruluşlar ve kamuoyu ile iletişim;
(d) iç ve dış iletişim için elektronik yöntemlerin kullanımı;
(e) ilgili bilgilerin çevirisi;
(f) Kurul’un toplantılarının hazırlanması ve takip edilmesi;
(g) denetim makamları arasındaki ihtilafların çözümüne ilişkin görüşler ve kararların ve Kurul tarafından kabul edilen diğer metinlerin hazırlanması, taslak haline getirilmesi ve yayımlanması.
Madde 76
Gizlilik
Usul kurallarında belirtildiği üzere, Kurul’un gerekli gördüğü hallerde, Kurul görüşmeleri gizlidir.
Kurul üyelerine, üçüncü kişilerin uzmanlarına ve temsilcilerine sunulan belgelere erişim (AT) 1049/2001 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü ile düzenlenir3.
BÖLÜM VIII
Çözüm yolları, sorumluluk ve yaptırımlar
Madde 77
Bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı
3 Halkın Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon belgelerine erişimi hakkında 30 Mayıs 2001 tarihli ve (AT) 1049/2001 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü (ATRG L 145, 31.5.2001, s. 43).
Her veri sahibi, kendisi ile alakalı kişisel verilerin işlenmesinin bu Tüzük’ü ihlal ettiğini değerlendirmesi durumunda, başka bir idari veya adli çözüm yoluna halel gelmeksizin, mutat meskeninin, iş yerinin veya iddia edilen ihlalin olduğu yerdeki üye devletteki başta olmak üzere bir denetim makamına şikayette bulunma hakkına sahiptir.
Şikayetin yapıldığı denetim makamı 78. madde uyarınca bir adli çözüm yolu olanağı da dahil olmak üzere şikayetin seyri ve sonucu ile ilgili olarak şikayet sahibini bilgilendirir.
Madde 78
Bir denetim makamına karşı etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı
Başka bir idari veya adli olmayan çözüm yoluna halel gelmeksizin, her gerçek veya tüzel kişinin bir denetim makamının kendileriyle ilgili yasal bağlayıcılığı olan bir kararına karşı etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı vardır.
55 ve 56. maddeler uyarınca yetkin olan denetim makamının üç ay içerisinde bir şikayeti ele almadığı veya 77. madde uyarınca yapılan şikayetin seyri veya sonucu hakkında veri sahibini bilgilendirmediği hallerde, her veri sahibinin, başka bir idari veya adli olmayan çözüm yoluna halel gelmeksizin, etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı bulunur.
Bir denetim makamına karşı açılacak davalar denetim makamının kurulu bulunduğu üye devlet mahkemelerinde açılır.
Kurul’un tutarlılık mekanizmasındaki bir görüşü veya kararından sonra bir denetim makamının bir kararına karşı davaların açıldığı hallerde, denetim makamı söz konusu görüş veya kararı mahkemeye sevk eder.
Madde 79
Bir kontrolör veya işleyiciye karşı etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı
Kişisel verilerinin bu Tüzük’e aykırı bir şekilde işlenmesi sonucu bu Tüzük kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini değerlendirdiği hallerde, 77. madde uyarınca bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı da dahil olmak üzere mevcut idari veya adli olmayan çözüm yollarına halel gelmeksizin, her veri sahibi etkili bir kanun yoluna başvurma hakkına sahiptir.
Bir kontrolör veya bir işleyiciye karşı açılacak davalar kontrolör veya işleyicinin bir işletmesinin bulunduğu üye devletin mahkemelerinde açılır. Alternatif olarak, kontrolörün veya işleyicinin bir üye devletin kamu yetkilerinin kullanımı ile ilgili olarak hareket eden bir kamu kuruluşu olması haricinde,
böylesi davalar veri sahibinin mutat meskeninin bulunduğu üye devletin mahkemelerinde açılabilir.
Madde 80
Veri sahibinin temsili
Veri sahibinin bir üye devlet hukuku uyarınca düzgün şekilde kurulmuş bulunan, kamu yararına yasal hedefleri bulunan ve veri sahiplerinin kişisel verilerinin korunmasına ilişkin hakları ve özgürlüklerinin korunması alanında aktif olan kar amacı gütmeyen bir organ, kuruluş veya birliğe şikayeti kendi adına yapma, 77, 78 ve 79. maddelerde atıfta bulunulan hakları kendi adına kullanma ve, üye devlet hukukunda sağlanması koşuluyla, 82. maddede atıfta bulunulan tazminat alma hakkını kullanma yetkisi verme hakkı bulunur.
Üye devletler bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan herhangi bir organ, kuruluş veya birliğin, bir veri sahibinin verdiği yetkiden bağımsız olarak, söz konusu üye devlette, 77. madde uyarınca yetkin olan denetim makamına şikayette bulunma ve, bir veri sahibinin bu Tüzük kapsamındaki haklarının işleme faaliyeti sonucu ihlal edilmiş olduğunu değerlendirmesi halinde, 78 ve 79. maddelerde atıfta bulunulan hakları kullanma hakkının bulunmasını sağlayabilir.
Madde 81
Davanın ertelenmesi
Bir üye devletin yetkin mahkemelerinden birinin aynı kontrolör veya işleyici tarafından gerçekleştirilen bir işleme faaliyeti ile ilgili olarak aynı konu hakkında başka bir üye devletteki bir mahkemede devam eden bir davanın bulunduğu yönünde bilgisinin olduğu hallerde, söz konusu yetkin mahkeme böylesi bir davanın varlığını teyit etmek üzere diğer üye devletteki mahkemeyle irtibat kurar.
Aynı kontrolör veya işleyicinin bir işleme faaliyeti ile ilgili olarak aynı konu hakkındaki bir davanın başka bir üye devletteki bir mahkemede devam ettiği hallerde, davayı ilk ele alan mahkeme haricindeki yetkin bir mahkeme davasını erteleyebilir.
Bu davanın ilk derece mahkemesinde devam ettiği hallerde, davayı ilk ele alan mahkemenin söz konusu davalara ilişkin yargı yetkisinin bulunması ve hukukunun davaların birleştirilmesine olanak tanıması halinde, davayı ilk ele alan mahkeme haricindeki herhangi bir mahkeme, taraflardan birinin başvurusu üzerine, yetkisizlik kararı verebilir.
Madde 82
Tazminat hakkı ve sorumluluk
Bu Tüzük’e ilişkin bir ihlal sonucu maddi veya manevi zarar gören herhangi bir kişi, yaşanan zarara ilişkin olarak kontrolör veya işleyiciden tazminat alma hakkına sahiptir.
İşleme faaliyetine müdahil herhangi bir kontrolör bu Tüzük’ü ihlal eden işleme faaliyetinin sebep olduğu zarardan sorumludur. Bir işleyici, ancak bu Tüzük’ün özellikle işleyicilere yönelik yükümlülüklerine uyum göstermediği veya kontrolörün hukuka uygun talimatları dışında veya bu talimatlara aykırı hareket ettiği hallerde, işleme faaliyetinin sebep olduğu zarardan sorumludur.
Zarara sebep olan olaydan hiçbir şekilde sorumlu olmadığını kanıtlaması halinde, bir kontrolör veya işleyici bu sorumluluktan muaftır.
Birden fazla kontrolör veya işleyicinin ya da hem bir kontrol hem de bir işleyicinin aynı işleme faaliyetinde bulunduğu ve, 2 ve 3. paragraflar çerçevesinde, işleme faaliyetinin sebep olduğu herhangi bir zarardan sorumlu olduğu hallerde, veri sahibinin etkili bir şekilde tazminin sağlanması amacıyla, her kontrolör veya işleyici tüm zarardan sorumlu tutulur.
Bir kontrolör veya işleyicinin, 4. paragraf uyarınca, yaşanan zararı eksiksiz bir şekilde tazmin ettiği hallerde, söz konusu kontrolör veya işleyicinin aynı işleme faaliyetine müdahil diğer kontrolörler veya işleyicilerden zarardan sorumlu oldukları kısma tekabül eden tazminat kısmını, 2. paragrafta ortaya konan koşullar uyarınca, isteme hakkı bulunur.
Tazminat alma hakkının kullanımına ilişkin davalar 79(2) maddesinde atıfta bulunulan üye devletin hukuku çerçevesinde yetkin olan mahkemelerde açılır.
Madde 83
İdari para cezaları kesilmesine ilişkin genel koşullar
Her denetim makamı bu Tüzük’e ilişkin olarak 4, 5 ve 6. paragraflarda atıfta bulunulan ihlaller ile ilgili olarak bu madde uyarınca idari para cezaları kesilmesinin her münferit durumda etkili, ölçülü ve caydırıcı olmasını sağlar.
İdari para cezaları, her münferit durumun özelliklerine dayalı olarak, 58(2) maddesinin (a) ila (h) ve (j) bentlerinde atıfta bulunulan tedbirlere ek olarak veya bu tedbirler yerine kesilir. Her münferit durumda bir idari para cezası kesilip kesilmeyeceğine karar verilirken ve idari para cezası meblağına karar verilirken, aşağıdaki hususlar dikkate alınır:
(a) ilgili işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı veya amacı dikkate alındığında ihlalin mahiyeti, ciddiyeti ve süresinin yanı sıra etkilenen veri sahibi sayısı ve veri sahiplerinin yaşadığı zarar düzeyi;
(b) ihlalin kasıtlı olması veya ihmalkarlıktan kaynaklanması;
(c) veri sahiplerinin yaşadığı zararın azaltılması için kontrolör veya işleyici tarafından gerçekleştirilen herhangi bir işlem;
(d) 25 ve 32. maddeler uyarınca kendileri tarafından uygulanan teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler dikkate alındığında, kontrolörün veya işleyicinin sorumluluk derecesi;
(e) kontrolör veya işleyicinin geçmişte konuyla ilgili ihlalleri;
(f) ihlalin düzeltilmesi ve ihlalin olası olumsuz etkilerinin azaltılması amacı ile denetim makamı ile gerçekleştirilen işbirliği derecesi;
(g) ihlalden etkilenen kişisel veri kategorileri;
(h) kontrolör veya işleyicinin ihlali bildirip bildirmediği ve bildirdiyse ne ölçüde bildirdiği başta olmak üzere, denetim makamının ihlalden haberdar edilme şekli;
(i) 58(2) maddesinde atıfta bulunulan tedbirlerin ilgili kontrolör veya işleyiciye karşı aynı konu ile ilgili olarak daha önceden alınmış olduğu hallerde, bu tedbirlere uyum;
(j) 40. madde uyarınca onaylı davranış kurallarına veya 42. madde uyarınca onaylı belgelendirme mekanizmalarına uygun hareket edilmesi;
(k) ihlal nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak elde edilen maddi menfaatler veya kaçınılan zararlar gibi durumun özellikleri açısından geçerli diğer ağırlaştırıcı veya hafifletici faktörler.
Bir kontrolör veya işleyicinin aynı veya bağlantılı işleme faaliyetlerine yönelik olarak bu Tüzük’ün çeşitli hükümlerini kasıtlı olarak veya ihmalkarlıktan dolayı ihlal etmesi durumunda, toplam idari para cezası meblağı en ağır ihlal için belirtilen meblağı aşamaz.
Aşağıdaki hükümlere ilişkin ihlaller, 2. paragraf uyarınca, 10.000.000 Euro’ya kadar veya, bir teşebbüs olması halinde, bir önceki mali yılın yıllık dünya çapındaki cirosunun %2’sine kadar idari para cezalarına (hangi meblağ yüksek ise, o geçerlidir) tabidir:
(a) kontrolör veya işleyicinin 8, 11, 25 ila 39 ile 42 ve 43. maddeler uyarınca yükümlülükleri;
(b) belgelendirme organının 42 ve 43. maddeler uyarınca yükümlülükleri;
Aşağıdaki hükümlere ilişkin ihlaller, 2. paragraf uyarınca, 20.000.000 Euro’ya kadar veya, bir teşebbüs olması halinde, bir önceki mali yılın yıllık dünya çapındaki cirosunun %4’üne kadar idari para cezalarına (hangi meblağ yüksek ise, o geçerlidir) tabidir:
(a) 5, 6, 7 ve 9. maddeler uyarınca rıza koşulları da dahil olmak üzere işleme faaliyetine ilişkin temel ilkeler;
(b) veri sahiplerinin 12 ila 22. maddeler uyarınca hakları;
(c) 44 ila 49. maddeler uyarınca bir üçüncü ülkedeki bir alıcıya veya bir uluslararası kuruluşa yönelik kişisel veri aktarımları;
(d) üye devlet hukuku uyarınca Bölüm IX çerçevesinde kabul edilen her türlü yükümlülük;
(e) 58(2) maddesi uyarınca denetim makamının bir emri veya geçici ya da kesin işleme sınırlaması veya veri akışlarını askıya almasına uyumlu hareket edilmemesi veya 58(1) maddesinin ihlal edilmesi suretiyle erişim sağlanmaması.
58(2) maddesinde atıfta bulunulduğu üzere bir emirle uyumlu hareket edilmemesi, 2. paragraf uyarınca, 20.000.000 Euro’ya kadar veya, bir teşebbüs olması halinde, bir önceki mali yılın yıllık dünya çapındaki cirosunun %4’üne kadar idari para cezalarına (hangi meblağ yüksek ise, o geçerlidir) tabidir.
Denetleme makamlarının 58(2) maddesi uyarınca düzeltme yetkilerine halel gelmeksizin, her üye devlet söz konusu üye devlette kurulu bulunan kamu kuruluşları ve organlara idari para cezalarının
kesilip kesilemeyeceğine ve ne ölçüde kesileceğine ilişkin kurallar belirleyebilir.
Denetim makamının bu madde kapsamındaki yetkilerini kullanımı etkili kanun yolu ve yargı süreci de dahil olmak üzere Birlik ve üye devlet hukuku uyarınca uygun usuli güvencelere tabidir.
Üye devletin hukuk sisteminde idari para cezalarının hükme bağlanmadığı hallerde, bu madde para cezasının yetkin denetim makamı tarafından uygulamaya konacak ve yetkin ulusal mahkemeler tarafından kesilecek şekilde uygulanabilirken, bu kanun yollarının etkili olması ve denetim makamları tarafından kesilen idari para cezaları ile eşdeğer bir etkiye sahip olması sağlanabilir. Her halükarda, kesilen para cezaları etkili, orantılı ve caydırıcı olur. Bu üye devletler bu paragraf uyarınca kabul ettikleri kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklik kanunu veya değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 84
Cezalar
Üye devletler 83. madde uyarınca idari para cezalarına tabi olmayan ihlaller başta olmak üzere bu Tüzük’e ilişkin ihlaller açısından geçerli olan diğer cezalara ilişkin kuralları belirler ve bunların uygulanmasının sağlanması amacı ile gereken tüm tedbirleri alır. Böylesi cezalar etkili, orantılı ve caydırıcı olur.
Her üye devlet 1. paragraf uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
BÖLÜM IX
Özel işleme durumlarına ilişkin hükümler
Madde 85
İşleme ve ifade ve bilgi edinme özgürlüğü
Gazetecilik amaçları ve akademik, sanatsal veya edebi anlatım amaçları doğrultusunda işleme de dahil olmak üzere, üye devletler bu Tüzük uyarınca kişisel verilerin korunması hakkı ile ifade ve bilgi edinme özgürlüğü hakkını kanunla bağdaştırır.
Gazetecilik amaçları veya akademik, sanatsal veya edebi anlatım amacıyla gerçekleştirilen işleme faaliyeti açısından, üye devletler, kişisel verilerin korunması hakkı ile ifade ve bilgi edinme özgürlüğünü bağdaştırma amacıyla gerekli olmaları durumunda, Bölüm II (ilkeler), Bölüm III (veri sahibinin hakları), Bölüm IV (kontrolör ve işleyici), Bölüm V (kişisel verilerin üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlara aktarılması), Bölüm VI (bağımsız denetim makamları), Bölüm VII (işbirliği ve tutarlılık) ve Bölüm IX (spesifik veri işleme durumları) ile ilgili olarak muafiyetler veya derogasyonlar sağlar.
Her üye devlet 2. paragraf uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini ve bunları etkileyen sonraki değişiklik kanunu veya değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 86
İşleme ve halkın resmi belgelere erişimi
Bir kamu kuruluşu veya bir kamu organı ya da bir özel organ tarafından kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi amacı ile tutulan resmi belgelerdeki kişisel veriler, halkın resmi belgelere erişiminin bu Tüzük uyarınca kişisel verilerin korunması hakkıyla bağdaştırılması amacıyla, kamu kuruluşu ya da organının tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca kuruluş veya organ tarafından açıklanabilir.
Madde 87
Ulusal kimlik numarasının işlenmesi
Üye devletler bir ulusal kimlik numarası veya genel uygulamaya ilişkin başka bir tanımlayıcının işlenmesine özgü koşulları da belirleyebilir. Bu durumda, ulusal kimlik numarası veya genel uygulamaya ilişkin başka bir tanımlayıcı ancak veri sahibinin bu Tüzük uyarınca hakları ve özgürlüklerine ilişkin uygun güvenceler çerçevesinde kullanılır.
Madde 88
İş bağlamındaki işleme
Üye devletler özellikle işe alım, kanunla ya da toplu sözleşmeler yoluyla belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi de dahil olmak üzere iş sözleşmesinin yürütülmesi, çalışma, iş yerinde eşitlik ve çeşitlilik, iş sağlığı ve güvenliğinin yönetimi, planlanması ve düzenlenmesi, işverenin
veya müşterinin mallarının korunması ile ilgili amaçlar ve istihdam ile ilgili haklar ve menfaatlerin münferit ya da toplu olarak kullanımı ve bunlardan yararlanılmasına ilişkin amaçlar ve iş ilişkisinin sona erdirilmesine ilişkin amaçlar doğrultusunda çalışanların kişisel verilerinin iş bağlamında işlenmesine yönelik hakların ve özgürlüklerin korunmasının sağlanması amacıyla kanun veya toplu sözleşmeler çerçevesinde daha spesifik kurallar belirleyebilir.
Bu kurallar özellikle işleme faaliyetinin şeffaflığı, ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde kişisel verilerin aktarılması ve iş yerindeki sistemlerin izlenmesi ile ilgili olarak veri sahibinin insanlık onuru, meşru menfaatleri ve temel haklarının güvence altına alınmasına ilişkin uygun ve spesifik tedbirleri içerir.
Her üye devlet 1. paragraf uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 89
Kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işleme faaliyetine ilişkin güvenceler ve derogasyonlar
Kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işleme faaliyeti bu Tüzük uyarınca veri sahibinin hakları ve özgürlükleri açısından uygun güvencelere tabidir. Bu güvenceler ile özellikle verilerin en alt düzeye indirilmesi ilkesine uygun hareket edilmesinin sağlanması amacı ile teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin uygulamaya konması sağlanır. Bu amaçların bu şekilde yerine getirilebilmesi koşuluyla, bu tedbirler takma ad kullanımını içerebilir. Bu amaçların veri sahiplerinin teşhis edilmesine olanak tanımayan veya artık olanak tanımayan ek işleme faaliyetleri ile yakalandığı hallerde, söz konusu amaçlar bu şekilde yakalanır.
Kişisel verilerin bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işlendiği hallerde, Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde, 15, 16, 18 ve 21. maddelerde atıfta bulunulan hakların spesifik amaçlara ulaşılmasını imkansız hale getirmesinin veya ulaşılmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ve derogasyonların bu amaçlara ulaşılması için gerekli olduğu ölçüde, bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak böylesi haklardan derogasyonlar sağlanabilir.
Kişisel verilerin kamu yararına arşivleme amaçları doğrultusunda işlendiği hallerde, Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde, 15, 16, 18, 19, 20 ve 21. maddelerde atıfta bulunulan hakların spesifik amaçların yakalanmasını imkansız hale getirmesinin veya yakalanmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ve derogasyonların bu amaçların yakalanması için gerekli olduğu ölçüde, bu maddenin
paragrafında atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak böylesi haklardan derogasyonlar sağlanabilir.
2 ve 3. paragrafta atıfta bulunulan işleme faaliyetinin aynı zamanda başka bir amaca hizmet ettiği hallerde, derogasyonlar yalnızca bu paragraflarda atıfta bulunulan amaçlara yönelik işleme faaliyetine uygulanır.
Madde 90
Gizlilik yükümlülükleri
Üye devletler, kişisel verilerin korunması hakkı ile gizlilik yükümlülüğünün bağdaştırılması amacı ile gerekli ve orantılı olduğu hallerde, Birlik veya üye devlet hukuku ya da ulusal yetkin makamlar tarafından koyulan kurallar çerçevesinde bir mesleki gizlilik yükümlülüğüne ya da diğer eşdeğer gizlilik yükümlülüklerine tabi kontrolörler veya işleyiciler ile ilgili olarak denetim makamlarının 58(1) maddesinin
(e) ve (f) bentlerinde belirtilen yetkilerini ortaya koymak üzere spesifik kurallar kabul edebilir. Bu kurallar yalnızca kontrolör veya işleyicinin bu gizlilik yükümlülüğü kapsamına giren bir faaliyet sonucu aldığı veya bu faaliyet esnasında elde ettiği kişisel veriler açısından uygulanır.
Her üye devlet 1. paragraf uyarınca kabul edilen kuralları 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 91
Kiliseler ve dini cemiyetlerin mevcut veri koruma kuralları
Bir üye devlet içerisinde kiliseler ve dini cemiyetler ya da toplulukların, bu Tüzük’ün yürürlüğe giriş
tarihinde, gerçek kişilerin işleme faaliyeti ile ilgili olarak korunmasına ilişkin kapsamlı kurallar uyguladığı hallerde, söz konusu kuralların bu Tüzük’e uygun hale getirilmesi koşuluyla, ilgili kurallar uygulanmaya devam edebilir.
Bu maddenin 1. paragrafı uyarınca kapsamlı kurallar uygulayan kiliseler ve dini cemiyetler, bu Tüzük’ün Bölüm VI’sında ortaya konan şartları yerine getirmesi koşuluyla, spesifik olabilecek bağımsız bir denetim makamının denetimine tabidir.
BÖLÜM X
Yetki devrine dayanan tasarruflar ve uygulama tasarrufları
Madde 92
Yetki devrinin uygulaması
Yetki devrine dayanan tasarrufları kabul etme yetkisi bu maddede belirtilen koşullara tabi olarak Komisyon’a verilir.
12(8) maddesi ve 43(8) maddesinde atıfta bulunulan yetki devri 24 Mayıs 2016 tarihinden itibaren belirsiz bir süre boyunca Komisyon’a verilir.
12(8) maddesi ve 43(8) maddesinde atıfta bulunulan yetki devri Avrupa Parlamentosu veya Konsey tarafından herhangi bir zamanda kaldırılabilir. Bir kaldırma kararı söz konusu kararda belirtilen yetki devrini sona erdirir. Bu karar Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasından sonraki gün veya kararda belirtilen sonraki bir tarihte yürürlüğe girer. Karar halihazırda yürürlükte bulunan yetki devrine dayanan tasarrufların geçerliliğini etkilemez.
Komisyon, yetki devrine dayanan bir tasarrufu kabul eder etmez, bunu eş zamanlı olarak Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e iletir.
12(8) maddesi ve 43(8) maddesi uyarınca kabul edilen yetki devrine dayanan bir tasarruf, ancak söz konusu tasarrufun Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e iletilmesinden itibaren üç aylık bir süre içerisinde Avrupa Parlamentosu ya da Konsey tarafından herhangi bir itirazda bulunulmaması durumunda ya da, söz konusu sürenin dolmasından önce, hem Avrupa Parlamentosu hem de Konsey’in itirazda bulunmayacağını Komisyon’a bildirmesi halinde, yürürlüğe girer. Bu süre Avrupa Parlamentosu veya Konsey’in inisiyatifiyle üç ay uzatılır.
Madde 93
Komite usulü
Komisyona bir komite tarafından destek olunur. Söz konusu komite, AB 182/2011 sayılı Tüzük
L kapsamındaEbNir komitedir.
Avrupa Birliği Resmi Gazetesi 4.5.201
Bu paragrafa atıfta bulunulan hallerde, AB 182/2011 sayılı Tüzük’ün 5. maddesi uygulanır.
Bu paragrafa atıfta bulunulan hallerde, AB 182/2011 sayılı Tüzük’ün 8. maddesi, ilgili Tüzük’ün 5. maddesi ile bağlantılı olarak, uygulanır.
BÖLÜM XI
Nihai hükümler
Madde 94
95/46/AT sayılı Direktif’in yürürlükten kaldırılması
95/46/AT sayılı Direktif 25 Mayıs 2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlükten kaldırılan Direktif’e yapılan atıflar bu Tüzük’e yapılmış sayılır. 95/46/AT sayılı Direktif’in 29. maddesi ile kurulan Kişisel Verilerin İşlenmesiyle ilgili olarak Bireylerin Korunması hakkında Çalışma Grubuna yapılan atıflar bu Tüzük’le kurulan Avrupa Veri Koruma Kurulu’na yapılmış sayılır.
Madde 95
2002/58/AT sayılı Direktif’le ilişki
Bu Tüzük, Birlik içerisinde kamu iletişim ağlarında halka açık elektronik iletişim hizmetlerinin sağlanması ile bağlantılı işleme faaliyeti hususunda, gerçek veya tüzel kişilere, 2002/58/AT sayılı Direktif’te belirtilen aynı hedefe özgü yükümlülüklere tabi bulundukları konular ile ilgili olarak, ek yükümlülükler getiremez.
Madde 96
Önceden imzalanan anlaşmalarla ilişki
Kişisel verilerin üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara aktarılması hususunda üye devletler tarafından 24 Mayıs 2016 tarihinden önce imzalanan ve bu tarihten önce geçerli Birlik hukukuna uyumlu olan uluslararası anlaşmalar değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar yürürlükte kalır.
Madde 97
Komisyon raporları
Komisyon bu Tüzük’ün değerlendirilmesi ve gözden geçirilmesine ilişkin bir raporu, 25 Mayıs 2020 tarihine kadar ve bu tarihten sonra dört yılda bir, Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e sunar. Raporlar kamuoyuna açıklanır.
1. paragrafta atıfta bulunulan değerlendirmeler ve gözden geçirmeler bağlamında, Komisyon özellikle aşağıdaki hususların uygulanması ve işleyişini inceler:
(a) bu Tüzük’ün 45(3) maddesi uyarınca alınan kararlar ve 95/46/AT sayılı Direktif’in 25(6) maddesine dayalı olarak alınan kararlar başta olmak üzere, kişisel verilerin üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara aktarılmasına ilişkin Bölüm V;
(b) işbirliği ve tutarlılığa ilişkin Bölüm VII.
1. paragraftaki amaç doğrultusunda, Komisyon üye devletlerden ve denetim makamlarından bilgi talep edebilir.
Komisyon, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan değerlendirmeler ve gözden geçirmeleri gerçekleştirirken, Avrupa Parlamentosu, Konsey ve diğer ilgili organlar veya kaynakların görüşleri ve bulgularını dikkate alır.
Komisyon, gerekmesi halinde, özellikle bilgi teknolojisindeki gelişmeleri dikkate alarak ve bilgi toplumundaki ilerleme durumu ışığında, bu Tüzük’te değişiklik yapılmasına ilişkin uygun önerilerde bulunur.
Madde 98
Birliğin veri korumaya ilişkin diğer hukuki tasarruflarının gözden geçirilmesi
Komisyon, uygun olduğu hallerde, gerçek kişilerin işleme faaliyetleri ile alakalı olarak standart ve tutarlı bir şekilde korunmasının sağlanması amacıyla, Birliğin kişisel verilerin korunmasına ilişkin diğer hukuki tasarruflarında değişiklik yapılmasına yönelik yasal önerilerde bulunur. Bu husus, özellikle gerçek kişilerin Birlik kurumları, organları, ofisleri ve ajansları tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetleri ile alakalı olarak korunması ve söz konusu verilerin serbest dolaşımına ilişkin kurallarla ilgilidir.
Madde 99
Yürürlük ve uygulama
Bu Tüzük, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlandığı günden sonraki yirminci gün yürürlüğe girer.
Bu Tüzük 25 Mayıs 2018 tarihinden itibaren uygulanır.
Bu Tüzük bütün unsurlarıyla bağlayıcıdır ve tüm üye devletlerde doğrudan uygulanır.
Musa’nın Yasası: Diğer doğu halkları gibi, İbraniler de hukuklarını ilahî kaynaklı addetmişlerdir. Yahudiliğin kutsal kitabı Tanah (תנ”ך) üç kısma ayrılmıştır: I) Tora (תורה, “öğreti”) (Tevrat), II) Nevi’im (נביאים, “peygamberler”) ve III) Ketuvim (כתובים, “yazılar”). Bu kısımların her biri çeşitli kitaplardan meydana gelmektedir. Bu bağlamda Tevrat beş adet, Nevi’im sekiz adet, Ketuvim ise on bir adet kitap içermektedir. Böylelikle Tanah toplam yirmi dört kitaptan oluşmaktadır. Kutsal kitap araştırmacıları Tanah’ı “İbranî Kutsal Kitabı” (Hebrew Bible / Bible hébraïque) olarak da adlandırmaktadırlar.
Hristiyanlığın kutsal kitabı Kitab-ı Mukaddes (Bible) ise iki kısımdan oluşmaktadır: I) Eski Ahit / Ahd-i Atik (Old Testament / Ancien Testament) ve II) Yeni Ahit / Ahd-i Cedid (New Testament / Nouveau Testament). Eski Ahit’in içerdiği kitapların sayısı Katolik, Ortodoks ve Protestan Kiliseleri’ne göre farklılık göstermektedir.
Tevrat’ın içerdiği beş kitabın her biri ilk kelimeleriyle anılmaktadır:
1) Bereşit (בראשית, “başlangıçta”)
2) Şemot (שמות, “isimler”)
3) Vayikra (ויקרא, “ve çağırdı”)
4) Bamidbar (במדבר, “çölde”)
5) Devarim (דברים, “sözler”)
Tevrat’ı meydana getiren bu beş kitap sırasıyla 1) Tekvin (Genesis / Genèse), 2) Çıkış (Exodus / Exode), 3) Levililer (Leviticus / Lévitique), 4) Sayılar (Numbers / Nombres) ve 5) Tesniye (Deuteronomy / Deutéronome) adları altında aynı zamanda Eski Ahit’in, dolayısıyla da Kitab-ı Mukaddes’in ilk beş kitabını oluşturmaktadırlar.
Bu kitaplar Hristiyan geleneğinde Pentatek (Pentateuch / Pentateuque) şeklinde anılmaktadır. Tevrat’ın yayınlanması M.Ö. VII. yüzyılın sonunda Kral Yoşiyahu’ya veya M.Ö. V. yüzyılın ortasında kâtip Ezra’ya atfedilmektedir. Tevrat’ın içerdiği kuralların etkisi son derece önemli olmuş ve günümüze kadar gelmiştir.
Tevrat meşhur “On Emir”in yanı sıra, İsrailoğulları’nın örf ve teamüllerini tedvin eden “İttifak Kodu”nu (Code de l’Alliance / Covenant Code) da içermektedir. Burada dinî emirlerin (yabancı tanrıların reddi, rahiplerin statüsü, kutlamalar vs.) yanı sıra, sosyal ilişkilere ve ceza hukukuna dair kuralları da toplayan, halkın bütününe yönelik müşterek bir hukuk söz konusudur.
Pentatek’in üçüncü kitabı olan Levililer de çok sayıda kural vaz etmektedir. İsmi itibariyle “Ruhbanî Kod” (Priestly Code / Code sacerdotal) olarak görünmekle beraber, sadece rahiplerin değil, halkın bütününün gündelik yaşamını düzenlemektedir.Kaynaklar:
Jean-Marie Carbasse, Les 100 dates du droit, Que sais-je, 2011, 1re éd., Paris, pp. 12-14
Dünya Basın Özgürlüğü Günü, Birleşmiş Milletler tarafından 20 Aralık 1993 tarihinde New York’ta alınan 48/432 sayılı karar doğrultusunda, 1994 yılından itibaren kutlanmaktadır. 3 Mayıs günü, Özgür Basın Günü, Dünya Basın Günü ya da Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak bilinmektedir. Özgür basın, bir milletin vicdanıdır ve iyi yönetim sağlamanın en önemli araçlarındandır. 3 Mayıs, basın özgürlüğünün faydalarını aktarmaya yönelik bir çağrı günüdür.
Uluslararası Özgür Basın Günü’nün Çerçevesi
Basın özgürlüğünün temel ilkelerini hatırlatmak;
Dünya genelinde basın özgürlüğünün durumunu değerlendirmek;
Medyanın bağımsızlığına yönelik saldırılara karşı tedbirler geliştirmek;
Görevi başında iken hayatını kaybeden gazetecileri anmak
Özgür Basının Önemi
Bağımsız, çoğulcu ve rekabetçi basın çağdaş demokrasinin ön koşuludur.
Özgürlük ve Özgür Basın herkesi ilgilendiriyor. Bir toplum içinde yaşayan ve özgür basından yararlanan herkes basının özgürlüğüne ihtiyaç duyar.
Basın özgürlüğünün eksik olmadığı ülkeler sağlam ulus ve iyi bir yönetimi daha kolay yaratır.
Özgür basın yolsuzlukları ifşa eder, insanlara bağımsız ve rekabetçi bir yaşam sağlar.
Özgü basın, hükümetlere zengin bir politika yelpazesi sunar.
Basın özgürlüğü, hür yurttaşların adil bir ülkede yaşamasına hizmet eder.
özgür Basın, kamu otoritelerinin sorumlulukları konusunda duyarlılık yaratır ve toplumsal bilinci yükseltir.
Özgür basın Günü, 3 Mayıs 1991’de, ilan edilen ve özgür basın ilkelerini içeren Windhoek Bildirgesinin yıl dönümüdür. Bildirge, Namibya’nın Windhoek kentinde düzenlenen Bağımsız ve Çoğulcu Bir Afrika Basınını Teşvik Konferansında kabul edilmiştir.
1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi‘nin 19. Maddesi’nde güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına saygı gösterme ve bu hakkı savunma görevlerini hatırlatmaktadır. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Örgütü tarafından her yıl Dünya Basın Özgürlüğü endeksi yayınlanmaktadır. RSF’nin, açıkladığı endekse göre Türkiye, 2018 yılı itibariyle 180 ülke içerisinde 157’nci sırada iken 2020 yılı basın özgürlüğü endeksinde ise 180 ülke arasında 154’üncü sırada yer almıştır. 2025 yılında ise Türkiye, 159. sırada gösterilmiştir.
UNESCO ve Dünya Basın Özgürlüğü Günü
3 Mayıs, basın özgürlüğünün önemine ilişkin farkındalığı artırmak ve hükümetlere Sözleşme’de yer alan ifade özgürlüğü hakkına saygı duyma ve bu hakkı destekleme görevlerini hatırlatma günüdür. UNESCO, her yıl medya mensuplarını, basın örgütlerini ve BM’nin ilgili birimlerini bir araya getirerek basın özgürlüğünün dünya çapındaki durumunu değerlendirmek ve yaşanan zorlukları ele almak için konferanslar düzenlemekte ve Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutlamaktadır. Konferanslarda her yıl yeni bir tema belirlenmekte ve bu çerçevede etkinlikler düzenlenmektedir. 2025 yılı küresel anma etkinliklerinin ana teması, “Cesur Yeni Dünyada Habercilik – Yapay Zekanın Basın Özgürlüğü ve Medya Üzerindeki Etkisi” olarak belirlenmiştir.
2025 Yılı Basın Özgürlüğü Endeksine ilişkin harita
Halil Bey’in Danıştay Başkanlığı(Şuray-ı Devlet) görevi sona erdi. İbrahim Bey Danıştay Başkanlığına getirildi ve 3 Mayıs 1916-22 Ocak 1917 tarihleri arasında görev yaptı.
1916
İrlandalı cumhuriyetçilerin Büyük Britanya yönetimine karşı 24 Nisan 1916 tarihinde Dublin’de başlattığı başarısız Paskalya Ayaklanmasının liderleri; Éamonn Ceannt, Thomas James Clark, James Connolly, Thomas MacDonagh, Patrick Pearse, Joseph Mary Plunkett, Sean MacDiarmada, Roger Kanat, Con Colbert, Edward Daly, Sean Heuston, John MacGelin, Michael Mallin, Michael O’Hanrahan ve William Pearse idam edildi. Ayaklanmada yaklaşık 2.000 kişi ölmüştü.
1919
Amerikalı folk müzik şarkıcısı besteci ve sivil aktivist Peter Seeger doğdu. (Ölümü: 27 Ocak 2014) ABD’de 1950’lerde baş gösteren Cadı Avı döneminde kara listeye alınan isimlerdendi.
1920
Ankara’da ilk Bakanlar Kurulu olan İcra Vekilleri Heyeti kuruldu. İlk toplantı Mustafa Kemal başkanlığında yapıldı.
1920
Celâlettin Arif Bey, Ankara’da ilk Bakanlar Kurulu olan İcra Vekilleri Heyetinde, 3 Mayıs 1920’de, ilk adalet bakanı oldu. Mustafa Kemal’in 110 oyuna karşılık 109 oy alarak TBMM ikinci başkanlığına getirilmişti. Millî Mücadele’ye katıldığı için Dîvân-ı Harb tarafından gıyabında ölüm kararı verildi.
1922
Hukukçu ve Yunanistan eski Başbakanı Dimitrios Gunaris‘in 26 Mart 1921’de başlayan görevi 3 Mayıs 1922 tarihinde sona erdi..Gunaris, 5 Ocak 1867’de dünyaya geldi ve hukuk eğitimi alarak avukatlık yaptı. Politikaya atıldı. Venizelos’un rakibi idi. Halk Partisi’nin lideri olarak 25 Şubat-10 Ağustos 1915 ve 26 Mart 1921-3 Mayıs 1922 arasında Yunanistan Başbakanlığı yaptı. Altılar Davası olarak bilinen ve Askeri Ceza Mahkemesi sıfatı taşıyana mahkemedeki yargılama sonrasında, ‘Küçük Asya Felaketi’nin faili olarak diğerleri ile birlikte idama mahkûm edildi. Duruşmalardan hemen sonra, bir aşağılanma şekli olarak sandalyeye ters oturtulmuş şekilde, 15 Kasım 1992’de, sırtından kurşuna dizilerek infaz edildi.
Dimitrios Gunaris
1935
3 Mayıs 1935 tarihinde Türkiye’nin ilk uçuş okulu olan Türkkuşu kuruldu.
1949
Fransız yargıç Alain Lacabarats dünyaya geldi. 1975 yılında yargı teşkilatına katıldı. İş hukuku uzmanı olarak çalıştı. Yargıtay’da danışman ve Paris Temyiz Mahkemesi’nde daire başkanı olarak görev yaptı. 2004 yılında Yargıtay Danışmanı olarak atanmıştır. Daha sonra Mahkeme’nin Üçüncü Hukuk Dairesi’nin ve ardından Sosyal Daire’nin başkanlığını devraldı. Aynı zamanda Yüksek Yargı Kurulu üyeliğinde bulundu. Yargıtay Dairesi onursal başkanı olarak seçildi. Paris XIII Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak ders verdi. Ocak 2004-Aralık 2005 tarihleri arasında Avrupa Yargıçlar Danışma Kurulu (CCJE) başkanlığı yaptı, Ocak 2007 tarihi itibarıyla CCJE Yönetim Kurulu üyesi oldu. 2015-2019 dönemi için Yüksek Yargı Kurulu üyeliğine seçildi. 2019 yılına dek Avrupa Yargı Kurulları Ağı yönetiminde yer aldı.
Yargıç Alain Lacabarats
1950
Ali Naci Karacan’ın kurduğu, Milliyet gazetesi yayın hayatına başladı.
1954
Hukukçu, Anayasa Mahkemesi Üyesi ve önceki Başkan Vekili Serruh Kaleli doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1996-1998 yıllarında Ankara Barosu Yönetim Kurulu Sayman Üyeliği, 2000-2004 yılları arasında iki dönem Türk Hukuk Kurumu Yönetim Kurulu ve Sayman Üyeliği, 2001 yılında 4 yıllığına Türkiye Barolar Birliği Denetleme Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. 2004-2005 sezonu Türkiye Basketbol Federasyonu Disiplin Kurulu Başkan Vekilliği yaptı ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 19 Temmuz 2005 tarihinde Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçildi. 14 Nisan 2011 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesi Başkan Vekilliği’ne seçildi ve bu görevi 14 Nisan 2015’e dek sürdürdü. 2019 tarihi itibarıyla Ziraat Bankası yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmaktadır.
1968
AIESEC genel kurul toplantısında Devlet Bakanı Seyfi Öztürk’e aleyhte tezahürattan yargılanan, aralarında Deniz Gezmiş’in de bulunduğu 6 genç 6’şar ay hapis ve 600’er TL para cezasına mahkum oldu.
1968
Paris Sorbonne Üniversitesi‘nde çıkan isyan, 1 aydan fazla sürdü ve Fransa’nın geneline yayıldı. Sonuçta Meclis feshedildi, pek çok sivil ve polis hayatını kaybetti.
Hindistan Cumhurbaşkanı Zakir Hüseyin yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Şubat 1897) Ülkesinde bu göreve getirilen ilk Müslüman oldu ve laikliği savunduğu için bazı Müslüman çevreler tarafından ağır şekilde eleştirildi.
1969
1 Mayıs 1969’da yaşamını yitiren Yargıtay Başkanı İmran Öktem için 3 Mayıs 1969 günü Ankara Maltepe Camii’nde cenaze töreni düzenlendi. Tören, yobazlar tarafından engellenmeye çalışıldı, kalabalık bir grup, cenaze namazının kılınmasını engellemeye çalıştı ve cami görevlileri, görevlerini yerine getirmedi. Olay, tarihin sayfalarına kara bir leke olarak geçti ve ikinci 31 Mart Vakası olarak anıldı.
1969
33 demokratik kitle örgütü Prof. Dr. İsmet Sungurbey’in koordinatörlüğünde 4-10 Mayıs tarihleri arasında “İşsizlik ve Pahalılığa Karşı Genel Direniş Haftası” düzenledi. Eyleme, İstanbul Barosu önceki başkanlarından Kazım Kolcuoğlu da katılmıştı.
Margaret Thatcher, İngiltere tarihinin ilk kadın Başbakanı olarak göreve geldi. Birleşik Krallık’ta en uzun süre başbakanlık görevi yapan kişi oldu. Aynı zamanda hukukçu idi.
1980
CHP Adana İl Başkanı Avukat Ahmet Albay, 17 Nisan 1980’de Adana’da uğradığı saldırı sonrası tedavi için götürüldüğü Ankara’daki hastanede hayatını kaybetti.
1980
Feshedilen CHP’nin eski genel başkanı Bülent Ecevit hakkında, Norveç’te yayınlanan bir gazeteye demeç vererek TCK 140.maddeye ve MGK’nin 52 no’lu bildirisine aykırı davrandığı iddiasıyla 5 yıldan az olmamak üzere ağır hapis talebiyle yeni bir dava açıldı.
1990
Turizm merkezlerini planlama yetkisini Anakent Belediyesi’nden alarak Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na devreden Bakanlar Kurulu Kararı’nın yürütmesinin durdurulmasının ardından Şehir Plancıları Odası da Bakanlar Kurulu’nun düzenleme kararının iptali için Danıştay’da dava açtı.
1991
Rahmi Saltuk ile Ahmed Arif’in Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleştireceği şiir-müzik gecesi İstanbul Valiliği’nce yasaklandı.
1992
Sosyalist Birlik Partisi’nin 1. Olağan Kongresi 2-3 Mayıs 1992 tarihlerinde yapıldı. Sosyalist Birlik Partisi Kapatma Kararı, 19 Temmuz 1995 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından alındı.
1994
20 Aralık 1993 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından alınan bir karar doğrultusunda, 1994 yılından itibaren 3 Mayıs gününün “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” olarak kutlanmaya başlanması kararlaştırıldı. Türkiye, 2018 yılı itibariyle 180 ülke içerisinde 157’nci sırada iken 2020 yılı basın özgürlüğü endeksinde ise 180 ülke arasında 154’üncü sırada yer aldı. RSF tarafından açıklanan verilere göre 2022 yılında Türkiye, basın özgürlüğü alanında 180 ülke arasında 149. sırada yer aldı.
RSF Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 149. sırada
1995
Yargıtay, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda yerel mahkemenin verdiği ölüm cezalarına ilişkin hükmü bozdu ancak hapis cezalarını onayladı. Davayı, ANAP’ın çıkardığı İnfaz İndirimi Yasası kapsamına giren hükümler nedeniyle zamanaşımından düşürüldü.
1996
Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, 3 Mayıs 1996 tarihinde imzaya açıldı ve 1 Temmuz 1999 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzaladı.
1997
Çiller ailesi hakkında yolsuzluk iddialarına yer veren Flash TV’nin ekranları, yargı kararı bulunmadan Ulaştırma Bakanlığı’nın sözlü talimatıyla karartıldı.
Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edildi ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girdi.
Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi’nin yayınladığı bir rapora göre, 2007 yılında 65 gazeteci öldürüldüğü açıklandı. Raporda, son 15 yılda öldürülen yaklaşık 500 gazetecinin, sadece 75’inin katillerinin bulunduğu ve dünyada gazeteciler için en tehlikeli bölgelerin Irak, Sierra Leone ve Somali olduğu belirtildi.
2011
Özgür Basın Gününde bir araya gelen ve Gazetecilere Özgürlük Kongresi’ne katılan uluslararası basın özgürlüğü örgüt temsilcileri Türkiye’deki tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep etti.
2012
Yabancılara mülk satışına olanak sağlayan ve Tapu Kanunu ve Kadastro Kanunu’nda değişiklik yapan tasarı Meclis’te kabul edilerek yasalaştı.
2013
Çağdaş Hukukçular Derneği üyeleri, baro başkanları ve avukatlar tutuklu avukatların serbest bırakılması için Adalet Bakanlığı’na yürüdü.
2025
TBMM Başkan vekili Sırrı Süreyya Önder tedavi görmekte olduğu hastanede yaşamını yitirdi. Önder, 1978 yılında Adıyaman Lisesinde öğrenci iken Maraş Katliamı’nı protesto ettiği için tutuklanarak ilk kez cezaevine girmişti. 2013 yılında Nevruz kutlamaları sırasında yaptığı konuşma nedeniyle 3 Aralık 2018’de 43 ay hapis cezasına çarptırılmış, 6 Aralık 2018’de Kocaeli’de cezaevine girmiş, Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermesi üzerine 4 Ekim 2019’da serbest bırakılmıştı. Kobanê Davası’nda 38 kez ağırlaştırılmış müebbet istemi ile yargılanmış ve 16 Mayıs 2024’te görülen karar duruşmasında hakkında beraat kararı verilmiştir. Önder’in, HDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde açılan davada 686 diğer HDP’li ile birlikte 5 yıl siyasetten men edilmesi de isteniyordu
DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI, HUKUK, AHLAK VE ETİK ÜZERİNE! / Avukat Vedat Ahsen Coşar
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]“Dostlara Adil Davranılır, Düşmana Kanun Uygulanır”[/box]
Thebai’de krallığı paylaşamayan Antigone’nun kardeşleri Eteokles ile Polyneikes birbirleriyle girdikleri savaş sonunda ölürler. Bu aşamada tahta çıkan Kreon, Eteokles’in yurdunu savunurken öldüğünü, o nedenle kahraman olduğunu ilan ederek onun için görkemli bir cenaze töreni hazırlar. Polyneikes’in ise yabancılarla işbirliği yaparak yurduna saldırdığını, o nedenle hain olduğunu, gömülmeyeceğini, mezarsız kalacağını, bu suretle kurda kuşa yem olacağını, onu kim gömmeye kalkışacak olur ise ölümle cezalandırılacağını buyurur.
Antigone Kreon’un bu emrine karşı çıkar ve kardeşi Polyneikes’i gömer. Bu eylemi sonrasında Antigone suçlu sıfatıyla kral Kreon’un huzuruna getirilir ve aşağıdaki sorgulama başlar:
Kreon: Neden emrime karşı geldin? Emrimin ne olduğunu bilmiyor muydun?
Antigone: Biliyordum. Nasıl bilmem? Herkese ilan edildi.
Kreon: Demek buna rağmen benim emrime karşı koymaya cesaret ettin.
Antigone: Bana emir veren Zeus değildi. Hades’te hüküm süren Dike de biz fanilere böyle bir emir vermemiştir. Senin emirlerinde, insan sözlerini Tanrıların yazılmamış, değişmez kanunlarından daha üstün yapacak bir kudret bulunduğunu zannetmiyorum. Çünkü bu kanunlar dün ve bugün yaşamıyorlar, bunlar ezelden beri hep vardırlar ve ne zamandan beri var olduklarını da bilen yoktur.
Kreon: Thebai’liler arasında bunu böyle düşünen yalnız sensin.
Antigone: Herkes böyle düşünüyor, fakat korkudan konuşamıyorlar.
Kreon: Herkesten ayrı düşündüğün için utanmıyor musun?
Antigone: Öz kardeşime saygı göstermekte utanılacak ne var?
Kreon: Onunla dövüşüp ölen de kardeşin değil miydi?
Antigone: Öz kardeşimdi.
Kreon: Diğerine gösterdiğin ilgiden dolayı günah işlemiyor musun?
Antigone: Mezarında yatan ölü hükmünü böyle vermeyecektir.
Kreon: Ama sen bir günahkara karşı aynı ilgiyi gösteriyorsun.
Antigone: O bir köle değildi.
Kreon: Birinin koruduğu bu ülkeyi diğeri harap ediyordu.
Antigone: Olsun. Hades her ikisine de aynı mezar hakkını tanır.
Kreon: Ama orada iyi insan kötü insanla aynı muameleyi görmek istemez.
Antigone: Ölüm diyarında böyle bir kural olduğunu bana kim söyleyebilir?
Kreon: Düşmanımız bizim için asla, hatta ölümünden sonra dahi dost değildir.
Antigone: Ben dünyaya kini değil, sevgiyi paylaşmaya geldim.
Bu satırlar, okuyanlarınızın çok iyi bildiği veya anımsayacağı üzere Sophokles’in, ‘Antigone’ isimli eserinden bir bölüm. Antigone ile yazmaya başlamamın nedeni, Antigone’un hukukun oluşturulmasında ve uygulanmasında, ahlak, etik ve doğal hakların anlamını, işlevini ve önemini ortaya koyan iyi bir örnek olmasıdır.
Sivil itaatsizliğin tarihin yazımladığı belki de ilk örneği olan Antigone’da birbiriyle çatışan iki ayrı hukuk vardır. Bir yanda Antigone’un dayandığı doğal hukuk, yani bugün bizim insan hakları dediğimiz, kaynağını etikten, ahlaktan, vicdandan alan, evrensel değerlerle daha çok örtüşen hukuk, diğer yanda Kreon’un dayandığı ve temsil ettiği egemenin hukuku, yani hikmet-i hükümet.
Peki hukuk nedir ve nasıl doğmuştur? Tarihçi Hukuk Okulu’nun iddia ettiği gibi hukuku, halkın ruhu, milletin vicdanı mı doğurmuştur? Yoksa hukuk Sosyolojik Hukuk Okulları’nın ileri sürdüğü üzere toplum hayatının bir ürünü müdür? Ya da pozitivistlerin savunduğu gibi aklın merkeze konulması sonucu ortaya çıkan bir sonuç mudur? Veya Locke’un sözleşme kuramında ileri sürdüğü şey midir, yani bir güven ve özgürlük değiş tokuşu mudur? Ve nihayet formalist kuramlar bağlamında hukuk en güçlü olanın iradesi midir?
Amacım bu soruların yanıtını aramak, bu yanıtı ararken kimi felsefi tartışmaların içine girmek değil elbette. Amacım sadece ve geçmişteki bütün zamanlarda ve hemen her toplumda ister egemenin iradesinin ürünü olsun, ister halkın ruhundan doğmuş bulunsun, ister ise toplumun, toplumsal olayların ürünü olsun, bir hikmet-i hükümetin ve onun bir hukukunun olduğuna işaret etmektir.
Geçmiş zamanlarda dış etkilere, evrensel kimi değerlere sıkıca kapalı, son derece yerel ve otantik olan egemenin hukuku artık günümüzde pek öyle değil. Öyle değil, zira artık bir tek egemen yok. Yerel egemen veya egemenlerin yanı sıra küresel egemen veya egemenler ile onların hukuku var. Öyle olduğu için ‘bireyin meşru savunma hakkının kolektif organizasyonu olan hukuk’ günümüzde sadece yerel değil, aynı zamanda küresel bir olgudur. Hukuku küreselleştiren en önemli etken ise, kendisi küresel bir kuram, kavram ve değer olan insan haklarının varlığıdır. Onun için günümüzde Antigone’lar yalnız olmadığı gibi, Kreon’lar da yalnız ve eksik değildirler.
Geride bıraktığımız yirminci yüzyıl, teknoloji alanında getirdiği olağanüstü buluşların yanında, rakipsiz bir siyasal örgütlenme modeli olarak demokratik, katılımcı, şeffaf, hesap verebilir, hesap sorulabilir yönetimlerin kurulmasına tanıklık etmiştir. O nedenle ve bu gelişim ile değişimlere bağlı olarak demokrasi, hukuk devleti ve bunlara mündemiç olan insan hakları ve siyasal özgürlük başta olmak üzere, diğer hak ve özgürlükler geçen yüzyılla birlikte sadece egemen söylemin değil, günlük hayatımızın da önemli ve vazgeçilmez parçaları haline gelmiştir.
Hepimizin çok iyi bildiği üzere kategorik hukuk ilkeleri olarak hukuk felsefesinin merkezinde yer alan, özgürlük, eşitlik, adalet gibi temel ontolojik ve ahlaki değerlerden türeyen insan hakları, diğer bütün hak iddialarına göre ahlaki öncelik taşır. Siyasal meşruluğun da ölçütü olan insan hakları, her insanın, sadece insan olması nedeniyle sahip olduğu özgürlük ve eşitlik değerlerinin başkalarınca tanınmasını, her türden dış saldırıya karşı korunmasını gerektiren en üstün ahlaki taleptir. O nedenle insan hakları diğer bütün ahlaki, hukuki, ekonomik ve siyasal taleplerden önce gelir.
Yaşamak için değil, onurlu bir yaşam sürmek için gereksinim duyduğumuz insan hakları, Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinde de vurgulandığı üzere, ‘insanın, insan olarak sahip olduğu ve doğarken beraberinde getirdiği onurdan’ kaynaklanır. O nedenle yirminci ve yirmi birinci yüzyılın egemen değeri haline gelen insan hakları, modern toplumun bilinen tehditlerine karşı insan onurunu korumak için bugüne kadar geliştirilmiş olan en değerli, en vazgeçilmez haklar toplamıdır.
İnsan hakları, sadece amaçları, önerileri, talepleri, övgüye değer düşünceleri değil, hak temelli toplumsal değişim taleplerini de ifade eder. O nedenle, bu talepleri en başta kendi ülkemizdeki siyasal iktidarlar ve Filistin’de Filistin halkına uygulanan haksızlıklar olmak üzere uluslararası topluma yöneltmemiz, bu suretle insan hakları standartlarının egemen olduğu bir dünyanın gerçekleşmesine hep birlikte katkıda bulunmamız gerekir.
Amerikalı siyaset bilimci Jack Donnely’nin özgün anlatımıyla; insan hakları, birey ile devlet arasındaki ilişkinin temelini, insan hakları ile korunan alanlarda bireyin devlete, devletin menfaatlerine takaddüm etmesi ilkesine dayandırır. Zira insan haklarının topluma ve devlete karşı ahlaki önceliği ve üstünlüğü vardır ve bu haklar her durumda bireylerin sahipliği ile denetimi altındadır. Bu, sadece bütün bireylerin yalnızca eşit olduklarını değil, aynı zamanda özerk olduklarını – devletin veya yöneticilerin çıkarlarından farklı çıkar ve amaçlar ile bunları gerçekleştirme hakkına sahip bulunduklarını – da ifade eder.
Yine Jack Donnely’nin yaklaşımı ile insan hakları talebi burjuvazinin kendi sınıf çıkarlarını koruma taktiği olarak başlamış olsa da evrensel ve vazgeçilmez kişi hakları mantığının doğal sonucu olarak bu kökenlerden çoktan kopmuş durumdadır. Sosyo-politik bireyselleşme ve devlet kurma süreçleri Batıda gerçekleşmiş ve bu değerler her ne kadar Batıda unutulmuş olmakla birlikte, bunlar zamanla bütün dünyaya yayılmıştır. Eşit ve özerk bireylerden oluşan bir toplumun yapısal temeli bu suretle, kökeninin tarihsel bakımdan özgül ve rastlantısal olmasına rağmen evrenselleşmiştir. O nedenle insan hakları, gitgide artan ölçüde, yalnızca ahlaki idealler olarak görünmemekte, fakat aynı zamanda insan onurunu korumak ve gerçekleştirmek için hem objektif hem de subjektif bir zorunluluk olarak kabul görmektedir.
Bütün bu nedenler ile insan olarak hepimizin dünyevi güçlerden ve ülkelerden özgürlük ve adalet konusunda doğru dürüst davranış standartları beklemeye, insan haklarına saygılı olmalarını istemeye hakkı vardır. Bu standartların, hukukun ve insan haklarının kasti veya gayri ihtiyari ihlallerine tanıklık etmek ve bunlara cesaretle karşı koymak sadece insan hakları aktivistleri için değil, hepimiz için bir görevdir.
‘Aramakta olduğumuz iyiliğin servet olmadığı açıktır; çünkü servet sadece faydalıdır ve başka bir şey içindir. Aradığımız şey erdemdir.’ Bu sözler Aristoteles’e ait.
Erdemli olmak için ahlak sahibi, ahlak sahibi olmak için de etik sahibi olmak gerekir. O nedenle, felsefenin bir disiplini olan ve kendini ahlaki eylemin bilimi olarak tanımlayan ‘etik’, yaşamın tek yönlü kaygılarla rasyonalize edilmesine yönelmiş olan bireysel çıkar ve hesapların yıkıcı etki ve sonuçlarını eleştirel bir aynadan yansıtan önemli bir uyarıcı ve yol gösterici görevi üstlenmiştir.
Alman düşünür Annemarie Pieper’in ‘Etiğe Giriş’ isimli özgün eserinde işaret ettiği üzere etik bize, kendisini sadece paraya, mala, mülke, bireysel çıkarları en üst düzeye çıkarma kaygılarına sabitlemiş niceliksel düşünce karşısında; bütün bunlara sığmayan, bunları aşan, pratik aklın ahlaksal yetkinliği ile doğrulanmış olan özgürlük, eşitlik, adalet, hoşgörü, erdem gibi soylu amaç ve hedefleri sunan bir nitelikler dünyasının var olduğunu anlatır.
Bu niteliksel değerler, kolektif sorumluluklarının bilincinde, ahlaksal talepleri genel bağlayıcı talepler olarak benimseyen ve yaşamlarında bunları kendilerine mal etmiş ve şiar edinmiş olan bireylerin, kendi kaderlerini tayin etme hakkını, bütün hakların en üstüne koyan bir yaşama biçiminin ahlakını sunar.
Özgürlük, eşitlik, adalet gibi niteliksel değerlerin her biri aynı zamanda birer haktırlar. Amerikalı feminist, psikolog Carol Gilligan’ın da vurgu yaptığı üzere haklar ahlakı, eşitliğe dayanır ve merkezinde adalet anlayışı vardır. Hak, hukukun tanıdığı ve koruduğu çıkardır. Bu çıkar sorumluluğu da beraberinde taşır. Hakların ahlakiliğinin karşısında, sorumluluğun etiği vardır. Haklar etiği, eşit saygının, ötekinin ve benliğin hak iddialarını dengelemenin bir ölçütü iken; sorumluluklar etiği, sevgi ve önemseme gibi değerlere dayanır ve bunlardan beslenir. Adalet ve önemseme karşılıklı olarak birbirine bağlı olduğu gibi haklar da toplumsal sorumluluğa bağlıdır.
Niteliği itibari ile negatif bir kavram olan hukukun en önemli işlevi zarar vermemezlik, yani zarar verilmesini engellemektir. Bunu sağlamak için hukuk himayeci, korumacı olmak durumundadır. Negatif özelliği gereği hukukun amacı adaletsizliğin, zorbalığın egemen olmasını önlemektir. Bu ise ancak hukukun, haklar ve sorumluluklar etiği temelinde oluşturulması ve uygulanmasıyla, yani saygıda eşitlik sağlanmasıyla, benliğin ve başkalarının hak iddialarının dengelenmesiyle, sevgi ve önemseme temelinde şekillendirilmesiyle, kısaca insan hakları eksenine oturtulmasıyla, yani Kreon’un yaptığı gibi ‘Dostlara adil davranılır, düşmana kanun uygulanır’ şeklinde değil, herkese adil davranılmasıyla, hukukun böyle oluşturulması, anlaşılması ve uygulanmasıyla mümkün olur.
Neden mi yazdım bunları? Dünden bugüne Türkiye’de hukuk herkese adil uygulanmadığı, pek çok olayda ‘dostlara adil davranıldığı, düşmana kanun uygulandığı’ için yazdım bütün bunları!
Anlaşılır bir dille suçlanma, görünen adaletin idealidir. Anlaşılmayan dil aracılığıyla savunma ve kanun yolunu kullanmaya zorlanma, görünen adaletin umarlarını dışlamak, adil yargılanma hakkını çiğnemektir.
Yargı dilini bilmek, bilinen dilde savunma yapmayı yoksamak tek başına savunma dilinin kötüye kullanılması anlamına gelmez. Kötüye kullanım, gerçekleri yadsımak veya gerçeğin tahrifiyle sınırlı olmayı yeğler. Hukuk niyetlerle ilgilenmez, onu okumaktan hoşlanmaz. Hukukun kapıya koyduğu bir nesnenin, iyi veya kötü arasında hakemlik yapması doğru olmaz.
Varlığını gerçeğe borçlu olan veya zulasında sakladıklarıyla gerçeği vaat eden dilin, yöntem yasalarıyla bloke edilmesi, yargı aritmetiğinin etik talepleriyle bağdaşmaz. İşbirliğinin yarını, diyalojinin ahlaki özlemleriyle koşut eylemesine bağlıdır.
Gerçeğin açığa çıkarılmasına endekslenen yargı paradigması, savunma dilinin kadim kişiliği, birikim ve deneyimlerle üstlendiği rolü yadsımaz. Aksine verilen desteği, arama çalışmasının bileşeni olarak görür. Ondan optimum yararlanmanın koşullarını zorlar, böylece kuşkunun, sağırlar diyaloğunu fırsat addederek, hükmü deforme arzusunu köreltir.
Gerçek, çoğulcu anlayışla vücut bulmayı, yargılama diliyle eylemeyi tekâmülün koşulu sayar. Böylelikle, duruşma salonlarını ana dille barıştırarak, ana dilin işlerlik alanını, içine yargılama mekanizmasını ve hükmün aritmetiğini de alacak şekilde genleştir. Türkçeden başka dil konuşan uyruğa, ana diliyle eyleme olanağı tanınması, savunma ve kanun yolunun etkinliğini artırarak, yargının demokratikleştirme fırsatı sunar.
Demokratik yargı borcunu, ya dilin yakasına yapışan uğursuzluğu bertaraf ederek ya da dili hükümden düşüren engelleri çevreleyerek ödemeli veya savunmayı dille etkisiz kılan ideolojik saplantılarla yolunu ilk kavşakta ayırmalıdır. Bireyin olanaklarının dayatılan dille kısıtlanması, borcun üzerine yatmayı teşvik eden, ideolojik- bürokratik bir açmazdır. Bu tutum; yarattığı değişim körlüğüyle, toplumsal beklentilerin zamanında ve gerektiği gibi okunmasını önler, oluşan kayıp uyarlamanın ihtiyaç duyduğu aktüel araç ve kaynakları gereksinim olmaktan çıkarır.
İçtenlik karinesinden yargı yönetiminin yararlanması, mahrumiyet ve güçlüklerle karşılaşan savunmaya ek külfetler yüklemek, ağzı var dili yok savunmayı iddianın merhametine terk ederek, Roma’nın itham yargısını veya Engizisyon’un savunmaya kapalı ruhunu çağırmak demektir.
Aktüel dinamikler, savunmanın gereksinim duyduğu çağcıl araç ve yöntemlerden yararlanma umarını, şımartılmış, şişirilmiş ve ömrünü tamamlamış dünün yapay gücüyle yarıştırmayı denemez. Aksine; ana diliyle eylemeyi, adil ve güvenli yargılamanın paha biçilmez kaynağı ilan ederken, ifadeye özgülenen lisanı, art niyetli kişi ve kurumların sömürü vasıtası olmaktan çıkararak, görünen çelişkiyi, kadim değerlerin hakemliğine bırakır.
Anlayamama ve konuşamamanın gizemli ve göreceli doğası, ihtiyatın amaç dışı parametrelerle tatmin ve tahkimine fırsat verir. İhtiyatı belirleyen parametrelerin, meşru ve hukuki olmayandan beslenen gerçekliği, patojenlerin istilasını kolaylaştırır. Sürece sızan kaygılar, çok geçmeden hassasiyetlerin biçimlendirdiği, nevi şahsına münhasır bir kamu düzeni anlayışını harekete geçirir.
Obsesif kaygının şekillendirdiği sakınma düzeni, kuşkucu doğasıyla sıradan bir savunmayı kendinden menkul ölçütlerle sınayarak, hükmün gerçeklerden ve çağcıl değerlerden yararlanmasını başka amaçlara hizmet olarak telakki ederken, küresel savunma anlayışının önerilerinden nasiplenmeyi, ayrılıkçı çabalarla özdeşleştirir.
İvme kazanan bu akıl, tercih edilen dille ifade edileni yok, söyleneni yaşanmamış farz etmekle kalmaz, savunmanın kullanmakta ısrar ettiği lisanı, “anlaşılmayan bir dil” olarak lanse ederek, savunmayla ilişkisini etik kuralları hiçe sayarak askıya alır.
Olup bitenleri izleyen gözler, ara kararların yarattığı yan etkileri, ya sivil itaatsizlik ya da pasif direniş gibi çözümlerle aşmaya çalışırken, ısısı dinmeyen siyaset kullandığı kışkırtıcı dille, çözümsüzlüğü konsolide etmeyi fırsata dönüştürür.
Küresel değerler, etkili dille savunmayı saltık bir söylemle dışlamak yerine, aşkınlıkları yargılamanın erekleriyle sınırlayarak, savunma dilini hukukun içinde tutar. Böylece, gereklilik-zorunluluk-ihtiyaç üçlemesinin, “anarşizm” ve “üniter” gibi kavram ve değerlerle yaşadığı gerilimi, dilin diyalektiğe vereceği katkıyla sınırlar.
Bilmemenin kapsamına, meramını yeterince veya gerektiği kadar anlatamamayı alacağı muhakkaktır. Bilmeyenin anlaması, anlamayanın, kavraması, kavrayamayanın etkin bir savunma stratejisi belirlemesi beyhudedir. Yargı yönetiminin bilmediği veya anlamadığı bir dilin gücünü hesaplaması, potansiyelini tartması ya da yetkinliğini tartması güçtür.
Susturulmuş seda ile susmayı yeğlemiş dil farklı olgulardır. Biri tazyikle susmaya zorlanmışken, diğeri özgür iradesiyle sessizliği tercih etmiştir. İlkinde, meram ile iradenin birlikteliği meşru olmayanın itkisiyle sonlanırken, diğerinde irade ve söz ittifakla susmayı seçmektedir. Hukuk, zorun etkisiyle oluşana meşruluk atfetmez.
Küresel metinlerle onları yorumlayan kurumlar; koridorlarda gelişi güzel mütercim aramayı, kürsünün uzantıları aracılığıyla tercümeyi, yoğunluk ilkesinin arzularını görmezden gelerek kişi ve şeylere dokunmayı tutkunun tetiklediği tutuculuk olarak algılar.
Çok dilliliği dışlayan anlayıştan neşet eden hükmün çoğulcu olması, dâhil edici, özgürleştirici, müzakereci, kucaklayıcı, tartışmacı olması, yarınları hazırlaması, yaratıcı ve egemen olması mümkün olmaz. Onu etkisiz kılan, çoğulcu ve demokratik değerlerden yoksun yanı, katılımcılığı hor gören söylemi, konvansiyonel beklentilerle inatlaşan doğası ve konuşmaya zorlayan kompülsif genetiğidir. Arzuları teğet geçen, umarları ıskalayan veya güçle ortaklık yapan bir dilin yarattığı yargı zayıf ve kırılgandır. Tökezlemeye müsait hükmün herkesi bağlaması ya da patroniyal etki ve sonuç doğurması mümkün olmaz.
Çoğun aklını öteleyen, kültürünü ve kadim deneyimlerini hafife alan bir hükmün, yargı dilinin teşvikiyle tartışmadan ayrık tutulan yanı bağlamasına, usulün uyanık genleri onay vermez.
Dişlerin kenetlenmesi, kuşkuyu koruyarak, hükme dönüştürmektir. Kuşkunun hükme dönüşmesi, gerilimin dondurularak atiye bırakılması, uyuşmazlığın toplumsal düzeni tehdit etmesine rıza göstermektir. Şımartılan gerilim, toplumsal barışı, kaosun maharetli ellerine bırakır.
Sınırsızlık ve belirsizlik yarattığı korku, kuşku ve duraksamayla bireysel barışın önünü tıkar. Muğlâklığın esir aldığı hüküm, palazlanarak toplumsal barışa geçit vermeyen bir duvara dönüşür.
Yargının övünce tahvil ettiği binlerce sayfa iddianameyi okumak, yüzlerce nesne ve özne arasında lazım olanı bulma, yanıtlama, değerlendirilmesini isteme, oluşan değeri adalete dönüştürmek veya hükmün aritmetiğine katmak emek, zaman, maliyetten başka bireyin, ustası olduğu dilin sağladığı avantajlara gereksinim duyar. Aksini söylemek, dikey dilin ağırlığıyla beli bükülen savunmayı, dizleri üzerine çökertmektir.
Çökmeye zorlanan dil, düzeni reddeder. Düzeni yoksamak, adli mekanizmayı yerle bir eder. Dağılan adli düzenek, sanığı kopuş savunmasına sürükler. Kaybetme olasılığı artan savunma, masayı devirme olanağı bulur. (Verges) Masanın devrilmesi, kürsünün son sözle vedalaşması manasına gelir. Sözün kürsüye dönmesi, korkularına yenik düşen yargının demokratikleşmesine bağlıdır. Demokrasi, korkularla yüzleşmenin adıdır. Hilmi Şeker/Hukukçu/2017,İstanbul
Suçlar ve Cezalar Hakkında / Prof. Dr. Sami Selçuk
Beccaria, Suçlar ve Cezalar Hakkında (Dei delitti e delle pene) adlı ünlü yapıtını bundan 240 yıl önce yayımladı.
O günden bu yana yapıt hakkında birçok inceleme yapıldı; ulusal ya da uluslararası toplantılar düzenlendi. Bunların her birinde kitaptaki görüşler gözetilerek uygulamada neler yapıldığı irdelendi ve tartışıldı; bir bakıma büyük düşünüre sık sık hesap verildi.
Yasakçı hukuk yerine barışçı hukuku savunan insancı (hümanist) dünya sevdalıları, yapıtlarına; ceza hukukuyla ilgili bütün kitaplar da, çağcıl ceza hukukuna onun adıyla giriş yaptılar.
Ne var ki, ülkemizde, bu tür etkinlikler pek yaşanmadı. Peki, kimdir Beccaria ve neden bu denli önemlidir?
Marki Cesare Beccaria Bonesana’nın yalın ve gösterişten uzak, ama incelemelerle dolu yaşamı 15 Mart 1738’de Milano’da başlamış, 28 Kasım 1794’te aynı kentte sona ermiştir.
Suçlar ve Cezalar Hakkında
Beccaria’nın yaşamım, yapıtlarım ve etkilerini merak edenlerin, Beccaria’nın İnsanlığa Bildirisi adlı mütevazı incelememde yeterli bilgiyi bulacaklarını ummaktayım.
Çevirisini yaptığım Suçlar ve Cezalar Hakkında adlı bu kitap, hiç kuşkusuz Beccaria’nın en önemli yapıtı, daha doğrusu başyapıtıdır ve 1764’te yayımlanmıştır.
Beccaria, arka arkaya yapılan baskılardan sonra, dile getirilen eleştirileri gözeterek, paragrafların ve bölümlerin yerlerini değiştirmiş, kimi bölümleri parçalayıp yeni bölümlere ayırarak, 1766’da kitabını yeniden bastırmıştır. Kitabın ilk baskısı, 42 bölüm olduğu halde, 1766 baskısı 47 bölümdür. Fransızca baskılar, genellikle ilk baskıya ve özellikle de Morellet’nin yaptığı değişikliklere bağlı kalmıştır. Ancak Beccaria; ömrü boyunca bilimle uğraşmış; gerçekleri bilimin ışığında bulmaya çalışmış, bilginin çoğalması gerektiğini, bilgili toplumlarda bilginlere değer verildiğini ve yarım bilginin tehlikeli olduğunu savunmuş; düşünce yasaklarına her zaman karşı çıkmış; eleştirilere sürgit açık ve görüşlerinde bunlara göre değişiklikler yapmaya hazır bir düşünürdür. Bu yüzden, onun en son yaptığı düzeltmelere bağlı kalmak, çevirmen için kanımca bir zorunluluktur. Ben de bu zorunluluğa uydum ve çeviride 1766 baskısını esas aldım.
Yapıtın dili ve çevrisi konusunda da birkaç söz söylemekte yarar vardır. Yapıtın dili, gerçekten çok kapalıdır; zorludur. Yazarların ortak kanısı da budur. Bu saptama, doğrudur. Nitekim, Şubat 1766 tarihli mektubunda Morellet, yapıtta kullanılan anlatımın sıradan, hatta az çok okumuş insanlar için bile çok kapalı olduğunu, oysa insanları düşündürmek için yazılan yapıtların açık ve kısa olmaları gerektiğini, çünkü bu yapıtların herkes tarafından okunacaklarını, onlar üzerine incelemeler yapılacağını belirtmektedir. Akim dili ile otoritenin dilini ayıran (XXVIII) Beccaria da, kitabının “okura” bölümünde ve Mayıs 1766 tarihli mektubunda bu eleştirilere hak vermektedir. Gerekçesi gerçekçidir. Zira o, yazarken Machiavelli, Galilei ve Giannone’nin başına gelenleri düşünmüş; kendi deyişleriyle, “boş inançların salladıkları zincirlerin ve gerçeğin iniltilerini boğan bağnazlığın gürültüsünü işitir” gibi olmuştur. Yine kendi anlatımıyla, bu dehşet saçan sahnenin görünümü, kimi zaman Beccaria’yı, “ışığı bulutlar içinde kuşatmaya”, yani kapalı anlatımlara zorlamış, bu yüzden insanlığı, kendini kurban etmeden, savunmak istemiştir. Ancak, yapıtı düşünürler için değil, sıradan insanlar için yazdığını belirterek, Morellet’den kapalı gördüğü kesimler konusunda kendisini uyarmasını dilemiş, onu yardıma çağırmıştır.
Voltaire de yorumunda, anlatımda kapalı olan noktalara değinmektedir (sözgelimi, XVI. bölümdeki bir cümleyi buna örnek gösterir). Dahası, Brissot de Warville ile Diderot, yapıtın Fransızca çevirisinin kapalı olan kesimlerine notlar düşerek açıklamalar yapmak gereğini duymuşlardır.
Yıllar önce, İtalyan ceza hukukunu ve İtalyancayı çok iyi bilen, bugün artık aramızda bulunmayan çok değerli bir bilim adamımıza, bu yapıtı düşünürün anadilinden Türkçeye çevirmesini önerdiğim zaman, kitabın dilinin çok kapalı, bu yüzden çevirinin de güç olduğunu belirmiş ve önerimi benimsememişti. Özetle, Beccaria, yapıtında kapalı bir anlatımı seçmiştir. Çünkü, kovuşturulmaktan korkmuştur. Hatta yazdıktan sonra onu yayımlamaktan çekinmiş, yapıtını yakmaya bile kalkışmıştır. Bir bakıma haklıdır. Zira yukarıda da belirttiğim gibi, kurulu düzene karşı çıkmak hiçbir dönemde kolay olmamıştır. Üstelik Beccaria yapıtını yazdığı zaman çok gençtir; önünde yaşayacağı nice yıllar vardır. Nitekim, korktuğu başına gelmiş, yapıt bir ara Venedik’te yasaklanmış, İspanya’da hüküm giymiştir.
Bana gelince, yapıtı, daha önce belirttiğim gibi, yazarı tarafından sön kez düzeltilip gözden geçirilen ve Mart 1766’da Livorno’da basılan İtalyanca metinden dilimize çevirmeye çabaladım. Burada, dikkat edilirse, “çalıştım” yerine bilinçli olarak “çabaladım” diyorum. Gerçekten, bu çeviri etkinliği, çalışmaktan da öte bir çabalama olmuştur, benim için. Doğrusu, Fransızcada birbirlerinden çok başka olan dört çeviri ve Fransızcanın katkısı olmasaydı, ben de bu çeviriye girişme yürekliliğini belki gösteremezdim ya da işin yarısında bu çeviriyi bırakırdım. Nedenleri de açık. Birincisi, anlatım çok kapalı. İkincisi, ünlü deyişle “her çevirmen haindir”. Ancak Beccaria’nın çevirmenleri biraz daha haindirler. Gerçekten, bu ihanet bütün çevirilerde açıkça görülmektedir. Morellet’nin ve öbür çevirmenlerin Fransızcaya çevirileri de öyledir. Kanımca bu konuda en doğru değerlendirme şu olacaktır: Bütün çevirmenler Beccaria’ya ihanet etmiş ya da etmek durumunda kalmışlardır. Zira onun her çevirisi birbirinden başkadır, hatta yapıtta yer almayan cümleler bile çevirilerde yer almışlardır. Nitekim yaptığım çeviride bunları göstermek kararıyla yola çıktım ve kimilerini de yapıtın başlarında belirttim. Ancak öylesine çoktular ki, daha sonra bundan vazgeçtim. Aynı suçlamalardan kendimi ne denli kurtarabildiğimi doğrusu bilemiyorum.
Aslında, çeviri olgusu, içinde çelişki taşıyan bir etkinliktir. Çeviren bir yandan iki dil arasındaki deyiş ve yapı ayırımlarını olabildiğince silmeye; öte yandan da onları anlam açısından buluşturmaya çabalar. Böylece, düşünceler arasındaki küçük başkalıklar hem görünürler ve hem de çevirinin sözlük çalışmasını aşan bir etkinlik olduğunu ortaya koyarlar.
Çeviri etkinliğine bu anlayışla yaklaşıldığı zaman, Beccaria’nın çevirmenini daha çok yoracağı ve zorlayacağı açıktır.
Şunları da belirtmek isterim: Çeviri sırasında bana göre ilginç ve önemli olan satırları/özdeyişleri vurgulamak için italik harfleri kullandım. Ayrıca, merak edenler için, yapıtın ilk baskısı ile son baskısı arasındaki değişiklikleri dipnotlarda gösterdim. Yine dipnotlarda sergilenen kimi görüşlerin eski ve çağcıl hukuk karşısında ne ölçüde benimsendiklerini değerlendirmeye çalıştım.
Özetle dipnotları, yapıtın yazarına değil, bütünüyle çevirmene aittir. Bugün için artık yeni olmayan salt felsefi kesimler bir yana bırakılırsa, 18. Yüzyıldan bu yana yapıt, insancı anlayışla ve ceza hukukuyla ilgili çalışmaların çıkış noktası olmuştur.
Kanımca Türk hukukçusu, bu anıt yapıtı her zaman kolayca ulaşabileceği bir yerde, hatta elinin altında bulundurmalıdır. Tıpkı bir sözlük gibi, bir ceza yasası gibi. Çünkü, bu yapıt, ceza yasalarının bir ilkeler sözlüğüdür. Hem de vazgeçilemez bir sözlüğü. O açıdan tarih dışı kalmış Türk hukuk uygulamasının çağım yakalayabilmesi için bu kitabı okumak yetmez. Onun içine girmeli, gerçekleri oradan görmeli ve uzun uzun düşünmeli, Türk hukukçusu. Kim ki bunu yapar, ceza hukukuyla buluştuğunu değil, ceza hukukunu yeniden keşfettiğini görecektir. Beccaria, akılcı bir kuramcı, idealist bir öngörücü (vizyoner) olarak, çoğu kendinden önce bilinen dağınık görüşleri bir araya getirirken zaman zaman katalizör kimliğini ön plana çıkartsa da, Türk hukukçusu için her zaman yenidir. Zira Beccaria’yı okumak düşünmektir; düşünmekse eylemlerin en sağlıklısıdır.
Beccaria, artık yaşamıyor. Ama yapıtı dipdiri, hâlâ yol gösteriyor. O, artık bir klasik.
Anayasanın 36 ncı maddesine göre herkesin yargı mercileri önünde “adil yargılanma” hakkı bulunmaktadır. Bu hak, 3.10.2001 tarihinde yapılan değişiklikle Anayasaya girmiş, Anayasanın, “Kişinin Hakları ve Ödevleri” bölümünde, “Hak arama hürriyeti” adı altında yer almıştır.
Adil yargılanma hakkı “kavram” olarak Anayasada yerini almış olmakla birlikte, bu kavramın kapsam ve içeriğini yansıtan düzenlemeleri hukuk mevzuatımızda bulmak mümkün değildir. Diğer hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, adil yargılanma hakkının ne olduğu konusunda da, “batı hukuku” kaynaklarına başvurmak gerekmektedir.
Bu nedenle olacak, 7.5.2004 tarihinde Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasına ekleme yapılarak; temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Böylece, iç hukuk karşısında, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelere üstünlük tanınmıştır.
Türkiye’nin, temel hak ve özgürlükler konusunda imzaladığı sözleşmelerden en önemli ikisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmedir (MSHİS). Bu sözleşmelerin konumuz bakımından önemi, adil yargılanma hakkının ana çerçevesinin sözleşmelerde açıkça belirlenmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Adil yargılanma hakkı, AİHS nin 6ncı, MSHİS nin 14üncü maddesinde ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, Türkiye’nin yargı yetkisini tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da adil yargılanma hakkının kapsamı bakımından önemli bir kaynak oluşturmaktadır.
Anayasa ile tanınan hak ve özgürlüklerin korunması ve yerine getirilmesi devletin öncelikli görevleri arasındadır. Anayasanın 65. maddesinde, sosyal ve ekonomik konulardaki hakların, mali kaynakların yeterliliği oranında yerine getirileceği belirtilmiş olmasına karşın, kişilerin hak ve özgürlükleri bakımından Anayasada bir sınırlama öngörülmemiştir. Dolayısıyla, Anayasanın kişi hak ve özgürlükleri konusunda yaptığı düzenlemelerin yerine getirilmesi devlet organları bakımından bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, Anayasanın 40. maddesiyle güvence altına alınmıştır. Anayasa ile tanınan kişi hak ve özgürlüklerin kullanılabilmesi için ayrıca talep edilmeleri gerekmemektedir. O hakkı kullandırmakla görevli kamu kurumlarının / görevlilerinin kendiliklerinden hakkın kullanımına ilişkin ortamı hazırlamaları anayasal bir yükümlülüktür. Anayasa ile tanınmış temel bir hak olduğundan, adil yargılanma hakkı bakımından da aynı çerçeve geçerlidir. Dolayısıyla yargı yerlerinde davalı veya davacı (sanık / katılan) olarak bulunan kişilerin, adil yargılanma hakkını kullanabilmeleri için gerekli ortam ve koşulların kendilerine devlet tarafından sağlanması gerekmektedir.
Kişi hak ve özgürlükleri bugünkü aşamasına, insan hakları için verilen zorlu mücadeleler sonucu ulaşmış, anayasacılık hareketleri sonucunda da yazılı / tanımlı hale gelmiştir. Elde edilen hakların devlet otoritesine karşı korunması bakımından bağımsızlık ve tarafsızlık niteliklerine sahip bir yargı organının varlığı özgürlüklerin güvencesi olarak görülmüştür. Oysa kimi durumlarda, bizzat yargı yerleri (mahkemeler) hak ihlallerinin kaynağı, hatta nedeni olabilmektedir. Yargı yerleri siyasal iktidarın denetim ve etkisine girebilmekte, bağımsızlık ve tarafsızlıklarını yitirebilmekte, adil ve hakkaniyete uygun yargılama bakımından yetersiz kalabilmektedir. Bu gerçeklik, adil yargılanmanın bir insan hakkı olarak geliştirilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Daha açık bir söyleyişle, adil yargılanma hakkıyla kişilerin, mahkemelerin saldırısından ve kayıtsızlığından korunması amaçlanmıştır.
Adil yargılanma hakkı, suçlama ile başlayıp, infaz ile tamamlanan uzun bir süreci kapsar.[1]Adil yargılanma hakkının kullanılmasında sorumluluk, büyük ölçüde yargı mensuplarına (yargıç ve savcılara) düşmektedir. Böylece hakkın kullanılması, yargı görevlilerinin, adil yargılama koşullarına uygun yargılama yapıp yapmadıklarına dönüşmektedir. Anayasa gereğince, yargıçlar, anayasa ile kişilere tanınan adil yargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde yargılama yapmak zorundadırlar. Mahkemelerin bağımsızlığı ve kimsenin yargıçlara emir ve talimat veremeyeceği (m.138/1) ilkesi, adil yargılama yapmak üzere yargıçlara tanınmış bir ayrıcalıktır. Bu ilke yargıçları sorumsuz kılmaz. Çünkü yurttaşlara bir hak olarak tanınan adil yargılanma, yargıçlar bakımından bir görevdir.
Ne yazık ki, ne Hakimler ve Savcılar Kanununda ne de mevzuatın başka bir yerinde yargıçların yargılama görevlerini adil yargılanma hakkının gereklerine göre yerine getireceklerine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Disiplin suçu bakımından dahi bu konuda bir düzenleme yoktur.
Bangalor yargı etiği ilkelerinde, dürüst yargılama yapmanın ve tarafsız davranmanın yargıçlar için bir görev olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu çerçevede, yargıçların, meslekî davranış bakımından, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide her hangi bir serzenişe yol açmayacak hal ve tavır içinde olmaları gerektiği dile getirilmiştir. Ayrıca, yargıcın davranış ve tutumunun, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği, adaletin hem somut olayda, hem görüntüde gerçekleştirildiğinin sağlanmasının önemli olduğu vurgulanmıştır.
Bu genel açıklamalar ışığında, yargının içinde bulunduğu durumu gözden geçirmek gerekmektedir.
Son dönemde yapılan bir anket sonucuna göre halkın % 68 kadarı yargıya güven duymamaktadır. Toplumda böyle bir duygunun oluşmasında, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yapılan siyasal nitelikli yargılamalardan edinilen izlenimin etkili olduğu görüşü hakimdir. Özel mahkemelerde yapılan uygulamalar sonucunda ikili bir yargı anlayışı ortaya çıkmıştır. Özel mahkemeler ve yargıçları, adeta bir düşman ceza yargısı[2] uygulamaktadırlar. Bu mahkemelerde yapılan yargılamalarda; savunma hakkının kısıtlanması, haksız ve hukuka aykırı tutuklamalar, tutuklama sürelerinin uzunluğu, gerekçesiz kararlar, gizli tanık, yasaya aykırı elde edilen deliller, birbiriyle ilgili ya da ilgisiz birçok davanın tek bir dava içinde birleştirilmesiyle ortaya çıkan torba davalar, insan gücünü aşar nitelikte iddia ve suçlama dokümanı yaratılarak yargıçlardan adil sonuç beklenilmesi gibi nedenler, adil yargılanma hakkına uyulmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
HSYK nun siyasal bir örgüt gibi çalışması, yargıç ve savcılar arasındaki cemaatçi örgütlenmenin varlığı, yaratılan korku ve sindirmenin ve yeni vesayetçi anlayışın, yargıçların bağımsız ve tarafsız düşünme ve davranma yetilerini etkilemesi, yargıçlar arasında ayrışma yaşanmasına neden olmuş, yargı siyasallaşarak güven erozyonuna uğramıştır.
Son dönemde, adeta yeni bir yargıç / savcı tipi yaratılmıştır. Bu yargıç, siyasal iktidara / cemaate yüzü dönük olarak durmakta, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını önemsememekte, ön yargılarıyla hareket etmekte, toplumun bir kesimini düşman olarak algılamakta, avukatı sevmemekte, adaleti dünyevi bir olgu olarak değil, “öteki dünyaya” hazırlayıcı bir sonuç olarak görmektedir. Anayasal haklara karşı aldırışsızdır. Yeni yargıç, tartışmaktan, itirazdan ve felsefeden hoşlanmamaktadır. Sorgulamayan, yaratıcı ve evrensel düşün(e)meyen yeni yargıç, bilge değildir. Bir hukuk teknisyenidir. Entelektüel birikimi yetersizdir. Yorum yapmaya, gerekçe yazmaya üşenen yeni yargıç, düşünce kekemesidir. Yeni yargıç, içine kapanık ve asosyaldir. Aldığı işaret ve gösterilen parmağa göre (blok) oy kullanmaktadır. Suçlarken aklayan, aklarken olumsuzlayan çelişki içindeki yeni yargıç, hüküm veren değil, hükmeden bir anlayıştadır.
Yargı, bu yargıçtan kurtulmalıdır.
[1] Adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriği, AİHM kararları ve AİHS ve MSHİS hükümleriyle tanımlanmış ve somutlaştırılmıştır. Bu çerçevede yargı yerlerinde hak arayan kişilere, adil yargılanma hakkı kapsamında aşağıda belirtilen hakları kullanma olanağının sağlanması gerekmektedir:
Bağımsız, tarafsız ve doğal hakim ilkesine uygun bir yargı yeri tarafından yargılanma hakkı,
Adil, hakkaniyete uygun ve açık olarak yargılanma hakkı,
Makul bir süre içinde, sebepsiz yere gecikmeden yargılanma hakkı,
Hakkındaki suç isnadının niteliği ve nedenleri konusunda ayrıntılı bir şekilde ve anlayabileceği bir dilde derhal bilgilendirilme hakkı,
Savunmasını hazırlamak ve kendi seçtiği avukatla görüşmek için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olma hakkı,
Duruşmalarda hazır bulunma / bulundurulma hakkı,
Kendisini bizzat veya kendi seçeceği bir avukat aracılığıyla savunma hakkı,
Eğer avukatı bulunmuyorsa sahip olduğu haklar konusunda bilgilendirilme; adaletin yararı gerektirdiği her durumda kendisine bir avukat tayin edilme ve eğer avukata ödeme yapabilecek yeterli imkanı yoksa ücretsiz olarak bir avukatın yardımından yararlanma hakkı,
Aleyhindeki tanıkları sorguya çekme veya çektirme ve lehindeki tanıkların mahkemeye çıkmalarını ve aleyhindeki tanıklarla aynı koşullarda sorguya çekilmelerini sağlama hakkı,
Masumiyet karinesinden yararlanma (suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılma) hakkı,
İşkence ve onur kırıcı ceza ve kötü muamelelere tabi tutulmama hakkı.
[2] Düşman ceza yargısı deyimi, delillerden yola çıkılarak suçlunun saptanması yerine, kişilerin potansiyel suçlu kabul edilerek eylemlerinden suç yaratma anlayışını yansıtmaktadır. Bu anlayış, klasik ceza hukuku ve adil yargılanma hakkıyla bağdaşmamaktadır.
28 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1740
Osmanlı Devleti’yle Fransa arasında imzalanan yeni kapitülasyon antlaşması ile eskiden Padişahın hayatı devam ederken geçerli olan kapitülasyonlar daha kapsamlı ve sürekli hale getirildi.
1758
Amerikalı hukukçu, diplomat ve siyasetçi James Monroe doğdu. (Ölümü: 4 Temmuz 1831) 1780 yılında Virginia Valisi Thomas Jefferson’un yanında hukuk öğrenimine başladı. 1782 yılında Virginia meclisine seçildi. 1790 yılında ABD Senatosu’na girdi. Başkan George Washington tarafından 1794 yılında Fransa’ya elçi olarak atandı. 1803 yılından başlayarak yeniden bir dizi diplomatik göreve atandı. Başkan Thomas Jefferson tarafından Mississippi Irmağı ağzındaki Fransız topraklarının Fransa’dan satın alınmasını görüşmek için Paris’e gönderildi. 1813’te Dışişleri Bakanı oldu. 1814 yılında Savaş Bakanlığını da üstlendi. Demokratik-Cumhuriyetçi Parti’den, 5. ABD başkanı seçildi. 1817-1825 yılları arasında başkanlık yaptı. Başkanlık dönemi ülke içinde refah, dış ilişkilerde de bir barış dönemi oldu. 1823 yılında yayımladığı bir başkanlık mesajıyla, ABD’nin Avrupa sorunlarının dışında kalması ve Amerika’nın da Avrupa’dan gelebilecek etkilere kapatılması ilkelerini ortaya koydu. Monroe doktrini ile tanındı ve ‘Amerika Amerikalılarındır’ deyişiyle ünlü oldu. 4 Temmuz 1831’de yaşamını yitirdi.
1919
Paris Barış Konferansının 25 Ocak 1919’da yapılan toplantısında; uluslararası barışı ve güveni sağlayacak ve devam ettirecek bir Milletler Cemiyeti kurulmasına karar verildi. Bu kararı yerine getirmek için bir komisyon kuruldu. Komisyonun hazırladığı sözleşme 28 Nisan 1919 tarihinde Konferans Genel Kurulu’nda kabul edildi ve böylece Milletler Cemiyeti kurulmuş oldu.
1920
İstanbul Hükümeti, Anadolu’da Padişah Hükümeti’nin yönetimini kurmak amacı ile “Anadolu Fevkalade Müfettiş-i Umumiliği’ni oluşturan kararnameyi yayınladı. Bu örgüt, 3 Kasım 1920’de kaldırıldı.
1920
Azerbaycan, Sovyetler Birliği’ne katıldı ve Sovyet Sosyalist Azerbaycan Cumhuriyeti kuruldu. Azerbaycan 1991’de tekrar bağımsız bir ülke olmuştur.
1922
Hukukçu ve Fransa’nın 10. Cumhurbaşkanı Paul Deschanel(Paul Eugène Louis Deschanel) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Temmuz 1879) Hukuk, felsefe ve edebiyat alanlarında eğitim gördü. 1885’te Eure-et-Loir ilinden Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Ilımlı Cumhuriyetçiler grubuna katılarak toplumsal sorunlar ve dış ilişkiler üzerinde yoğunlaştı. 1899’da Academie Française‘e seçildi. Yaşamı boyunca siyaset ve edebiyat üzerine çok sayıda kitap yazdı. İki dönem Temsilciler Meclisi başkanlığı yaptı. Daha sonra cumhurbaşkanı seçildi. Daha önce hükûmette hiç görev almadığı halde bu makama seçilen ilk devlet adamı oldu. La Question sociale (1898; Toplumsal Sorun), Orateurs et hommes d’etat (1888; Hatipler ve Devlet Adamları), Essai de philosophie politique (1899; Siyaset Felsefesi Denemesi) ve Gambetta (1920) gibi eserleri bulunmaktadır.
1926
Kabotaj Kanunu, 28 Nisan 1926 tarihinde Resmî Gazetede ilan edildi. 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe girdi. 1935 yılından itibaren Kabotaj Bayramı olarak kutlanmaktadır.
1930
Türk Tarih Kurumu, ülkemizde bizzat Atatürk’ün direktifleriyle kurulan kurumların başında gelmektedir. 28 Nisan 1930 tarihinde, Atatürk’ün de bizzat katıldığı Türk Ocakları’nın VI. Kurultayı’nın son oturumunda, O’nun direktifleriyle, Âfet İnan tarafından 40 imzalı bir önerge sunulmuş ve “Türk tarih ve medeniyetini ilmî surette tedkik etmek için hususî ve daimî bir heyetin teşkiline karar verilmesini ve bu heyetin azasını seçmek salahiyetinin Merkez heyetine bırakılmasını teklif ederiz” denilmiştir. Atatürk, hayatının son dönemlerine kadar Kurumun çalışmalarıyla yakından ilgilenmiş, birçok defa çalışma planını kendisi tespit etmiş ve birçok toplantıya bizzat katılmıştır.
1931
Amerikalı hukukçu, bürokrat ve siyasetçi Paul Moreno, 28 Nisan 1931’de dünyaya geldi. ABD’de en uzun süre hizmet eden seçilmiş İspanyol asıllı bürokrattır. 40 yıl boyunca Texas House’un başkanlığı görevini yaptı. Teksas House Temsilciler Meclisi ve El Paso Hukuki Yardım cemiyetlerinde görev aldı. Tejano Demokratlar Cemiyeti ve Meksika Amerikan Yasama Komitesi kurucuları arasındaydı. Paul’un yaptığı organizasyon ve çalışmalar 2011’de Meksika Amerikan Hukuk Savunma ve Eğitim Vakfı (MALDEF), tarafından Yaşam Boyu Başarı Ödülü ile onurlandırıldı. 1 Eylül 2017’de 86 yaşında yaşamını yitirdi.
Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin adı, Kızılay olarak değiştirildi.
1937
Iraklı hukukçu, siyasetçi. Irak’ın beşinci Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin (Saddam Hüseyin Abdülmecid et-Tikriti) doğdu. (Ölümü: 30 Aralık 2006) Kahire Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alırken Baasçıların iktidarı ele geçirdiği 1963’te Bağdat’a dönerek hukuk eğitimini sürdürdü. Devrim Komuta Konseyi başkanlığı, başbakanlık ve Baas genel sekreterliği görevlerini de üstlendi. Yaygın bir gizli polis ağı örerek, yönetimine karşı her türlü iç muhalefeti bastırdı; halk arasında yoğun bir propagandayla da adının çevresinde bir efsane oluşturmaya çalıştı. Başlıca hedefleri, Arap dünyasının önderliğini Mısır’ın elinden almak, Basra Körfezi üzerinde egemenlik kurmak ve petrol gelirlerine dayanarak ülkenin yaşam standardını yükseltmekti. İran-Irak Savaşı’nın son yılında, tarihe Halepçe Katliamı olarak geçen Kürtlere karşı kimyasal silah kullanımına izin verdi. 2003 yılında ABD başkanı George W. Bush ve Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğunu ve Saddam’ın El-Kaide ile ilişkileri olduğunu iddia etti. Ardından ABD ve Birleşik Krallık öncülüğündeki koalisyon güçleri Irak’ı işgal etti. Harekâtın başlamasından üç hafta sonra, 9 Nisan 2003 tarihinde başkent Bağdat’ın koalisyon güçlerinin eline geçmesiyle Saddam Hüseyin iktidarı sona erdi. 5 Kasım 2006’da, 1982’de Duceyl’de 148 Iraklı Şiinin öldürülmesinden sorumlu tutularak idam cezasına mahkûm edildi. Saddam Hüseyin’in idam cezası, Bağdat’ın kuzey mahallelerinden Kazımiye’de bulunan bir askeri üste yerel saatle sabah 06:00’da infaz edildi.
1941
Memurların öğrencilik yapmaları yasaklandı.
1942
Sait Faik Abasıyanık 28 Nisan 1942 ile 31 Mayıs 1942 tarihleri arasında, yaklaşık bir ay süren bir dönemde Haber-Akşam Postası isimli gazetede muhabirlik yapmıştır, bu muhabirlik döneminde mahkemelerde yaptığı röportajları yayınlamıştır. Mahkeme Kapısı adlı eseri Sait Faik Abasıyanık’ın mahkeme kapılarında 1942’de yaptığı röportajlardan oluşan ve 1956’da yayınlanan röportaj kitabıdır.
1945
İtalyan diktatör Benito Mussolini ile metresi Clara Petacci kurşuna dizildi. Cesetleri bir benzin istasyonunda ayaklarından asılarak teşhir edildi.
1952
San Francisco Barış Antlaşması (Treaty of Peace with Japan) II. Dünya Savaşı’nın ardından Müttefik Kuvvetler ile Japonya arasında 8 Eylül 1951’de San Francisco, Kaliforniya’da imzalanmıştır. 49 ülke arasında imzalanan antlaşma 28 Nisan 1952 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.
1954
Fransız sosyalist sendika önderi Léon Jouhaux yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Temmuz 1879) Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) kurucularından biridir. 5 Kasım 1951’de Nobel Barış Ödülü‘nü almıştır.
1960
İstanbul Üniversitesi öğrencileri, üniversite Merkez binasında hükümet aleyhine gösteri yaptı. Kolluk güçleri, gösterilere müdahale etti. Kolluk güçlerinin üniversiteden ayrılmasını isteyen rektör Sıddık Sami Onar, tartaklanarak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gösterilerde, Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz öldü. Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi.
1962
Ekim 1960’da askeri yönetimce görevlerinden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, Millet Meclisi’nde kabul edildi.
1966
Genelkurmay Başkanı Cemal Tural, bir genelgeyle “Komünizmle Mücadele Metodları” kitabının askeri okullar ders programı içine alınacağını açıkladı.
1967
Bilirkişi raporuyla müstehcen olmadığı belirlenen “Kadınlar I-ıh Derse” oyunu, Oraloğlu Tiyatrosu’nda yeniden sahnelenmeye başladı. Oyun “müstehcen” bulunup Valilikçe yasaklandığı için 15 gündür açlık grevi yapan Lale Oraloğlu eylemine son verdi.
1969
Fransa’da yapılan referandumda, “hayır” oylarının fazla çıkması üzerine efsanevi devlet vaşkanı Charles de Gaulle istifa etti.
1971
Sıkıyönetim, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Cumhuriyet ve Akşam gazeteleri 10 gün süreyle kapatıldı. 6 dernek kapatıldı. 83 kişi gözaltına alındı.
1972
Hukukçu ve Finlandiya Başbakanı Berndt Rainer von Fieandt (26 Aralık 1890 , Turku -1972, Helsinki) yaşamını yitirdi. 1909’da fakülteden mezun oldu, 1913’te yüksek lisansını tamamladı. 1916’da vekil yargıç, 1916–1924 arasında ise avukat olarak çalıştı. 1939-1940 yıllarında ise Finlandiya Kamu Refahı Bakanı olarak görevlendirildi. 1941 yılında Özel Temsilci ve Elçi unvanını aldı. 1957-1958 yıllarında Finlandiya Başbakanı, olarak görev yaptı.
1974
Eski cumhurbaşkanlarından Celal Bayar, milletin kendisine vermediği bir hakkı kullanmayacağını ifade ederek demokrasi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, tabii senatörlük önerisini geri çevirdi.
1977
Batı Almanya’da Kızıl Ordu Fraksiyonu üyeleri, Gudrun Ensslin ve Jan-Carl Raspe ömür boyu hapse mahkûm oldu.
Yasağa rağmen 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacağını bildiren DİSK’in Genel Başkanı, Yürütme Kurulu üyeleri ile 1 Mayıs Kutlama Tertip Komitesi ve bazı sendikaların yöneticileri Merter’deki Genel Merkez binası sarılarak Sıkıyönetim’ce gözaltına alındı, sendikalarda arama yapıldı.
1979
Müjdat Gezen, İsveç’te bir film çekimine gitmek için bindiği uçaktan “Sıkıyönetim’de devam eden bir davası olduğu” gerekçesiyle indirildi.
1980
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi’nin öldürülmesinden dolayı tutuklu iken 24 Kasım 1979’da Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırılan Mehmet Ali Ağca gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı. Ağca’ya yardım eden Yavuz Çaylan ise 3 yıl hapis cezası aldı.
1980
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Ruhi Su’nun Eti Kültür Merkezi’nde vereceği 2 konseri yasakladı.
1980
DİSK’in Merter’deki Genel Merkezi’nde bulunan Maden-İş ve Gıda-İş’in matbaaları “silah ihbarı yapıldığı” gerekçesiyle polis ve askerlerce sarılarak arandı, Gıda-İş Başkanı ve 2 YK üyesi sendikacı ile DİSK Basın Yayın Dairesi Müdürü Tevfik Bilgin gözaltına alındı.
1981
Tutuklu DİSK yöneticilerinin, 16 Mart 1978 katliamına karşı 20 Mart 1978’de gerçekleştirdikleri “Faşizme İhtar Eylemi”nden dolayı yargılanmalarına devam edildi.
TKP/ML Hareketi militanı ve cinayet hükümlüsü Ali Aktaş(Ağtaş) hakkındaki hakkında Askerî Mahkeme tarafından 13 Mayıs 1981’de verilen ölüm cezası Askerî Yargıtay 5. Dairesi tarafından 28 Nisan 1982’de onandı.
1983
Brezilyalı siyasetçi ve hukukçu Bruna Dias Furlan dünyaya geldi. Siyasete girmeden önce serbest avukat olarak çalıştı. Eğitimini; Paulista Üniversitesi’nde (UNIP) yüksek lisans, Armando Alvares Penteado Vakfı’nda şehir yönetimi ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Harvard Üniversitesi’nde yönetici liderliği alanında yüksek lisans dereceleriyle tamamlayarak mezun oldu. 2010 yılında yapılan Brezilya Genel Seçimleri’nde 27 yaşında en genç delege olarak parlamentoya giren isim oldu. Brezilya Sosyal Demokrasi Partisi’nin (PSDB) 2018’den itibaren partinin genel başkanı oldu.
1984
Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliği Sekreteri Şadiye Yönder’in eşi, İran ile Türkiye arasında ticaret yapan işadamı Işık Yönder, bir ASALA militanı tarafından öldürüldü.
1985
Cumhurbaşkanı Kenan Evren: Türkiye’de işkence ve fikir suçu yoktur.
1987
Yaklaşık 5 yıldır süren Barış Derneği Davasında karar verildi. Askeri mahkeme 12 sanığa 6 ay ile 4 yıl arasında değişen hapis cezaları verirken, Barış Derneğinin kapatılmasını da kararlaştırdı. (Dava, 21 Nisan 1991’de tüm sanıkların beraatıyla sona ermiştir.)
1987
“İnsan Hakları Dosyası-Bin İnsan” adlı kitaptan dolayı yargılanan gazeteci/yazar Erbil Tuşalp ve yayıncı Kemal Karatekin hakkında beraat kararı verildi.
12 Eylül Darbesinin arkasından başlayan ve 2168 gün süren MHP Davası sonuçlandı. MHP Davasında bütün yöneticiler beraat etti. Genel Başkan Alparslan Türkeş ise 11 aya mahkûm edildi. Bu dava nedeniyle Alparslan Türkeş dört buçuk yıl tutuklu kalmıştı.
1988
Terör örgütü ASALA’nın kurucusu Agop Agopyan, Atina’da kimliği belirlenemeyen iki kişi tarafından öldürüldü. ASALA çok sayıda Türk diplomata silahlı saldırı yapması ile ünlenmişti.
1989
Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi(International Convention on Salvage) 28 Nisan 1989’da Londra’da imzalanmıştır. Denizde kurtarmayı düzenleyen çok taraflı temel bir belge olarak Denizde Yardım ve Kurtarmaya İlişkin Brüksel Sözleşmesi‘nin yerini almıştır.
1993
Alacakları için 23 gündür eylem yapan Gaziosmanpaşa Belediyesi işçileri aileleriyle birlikte Adliye’ye yürüyerek Belediye Başkanı hakkında suç duyurusunda bulundu.
1993
RP’li Eyüp Belediyesi’nden çıkarılan işçiler Belediye Başkanı hakkında Kaymakamlığa suç duyurusunda bulundu.
1995
26 Schengen ülkesi; 22’si AB ülkesi ve 4 AB üyesi olmayan ülkeden oluşmaktadır. Avusturya 28 Nisan 1995’te Avrupa Birliği’nin Schengen bölgesine dahil oldu.
1995
Düşünceye Özgürlük adlı kitabın yayıncıları DGM savcısına ifade vermeye devam etti.
1997
1993’te imzalanan Kimyasal Silahlar Antlaşması yürürlüğe girdi. Rusya, Irak ve Kuzey Kore antlaşmayı imzalamadı.
1999
PKK lideri Abdullah Öcalan hakkındaki iddianame belli oldu. İdamı istenen Öcalan İmralı Adası’nda tutuklu.
2003
Kıbrıs Cumhuriyeti ile serbest geçişler çerçevesinde 25 binden fazla Rum, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne geçerek ziyarette bulundu.
2003
28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından, meslek hastalıkları ve iş kazalarının önlenmesi amacıyla alınan kararla, 2003 yılından itibaren, her yıl farklı bir tema ile kutlanmaktadır. Dünyanın birçok yerinde, ulusal makamlar, sendikalar, işveren örgütleri ve güvenlik ve sağlık uygulayıcıları bu tarihi kutlamak için etkinlikler düzenlemektedir. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Günü Türkiye’de ilk kez 28 Nisan 2015’de Ankara’da bir günlük bir toplantıyla kutlanmıştır.
Norveç’te ilk kez bir kadın, erkeğe tecavüz etmekten mahkûm edildi. Bergen kentinde görülen davada kadına 9 ay hapis cezası verildi.
2011
28 Nisan Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü; 24 Eylül 2011’de İstanbul’da ‘Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans Sempozyumunda, dönemin Sağlık Bakanı’na yapılan talep sonucunda 28 Nisan gününün ‘Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü’ olarak ilan edilmesine karar verildi. Amaç sağlık hizmeti sunan sağlık çalışanlarının görevi sırasında hasta ve hasta yakınlarının şiddet, baskı, zor kullanarak değil, karşılıklı iyi niyet ve saygı çerçevesinde ulaşılması gerekliliğini vurgulamak ve farkındalığı arttırmak amacıyla ilan edildi.
2022
2013 yılında Paris, 2015 yıllında da Van’daki konuşmalarında terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla yargılanan Eşber Yağmurdereli, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada 28 Nisan 2022’de beraat etti.
2025
İstanbul’da CHP‘li belediyelere yönelik ‘terör örgütü DHKP-C’ye belediye ihaleleri üzerinden üzerinden finans sağlandığı’ iddiasıyla başlatılansoruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, eski Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, eski Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, eski Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Abdullah Der, eski Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Emir Sarıgül, eski Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Erdoğan Yıldız, eski Maltepe Belediye Başkan Yardımcısı Haydar Battal, eski Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Kalender Özdemir, eski Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Mehrali Seçme, daha önce Maltepe Belediye Başkan Yardımcısı olan Manisa Şehzadeler Belediyesi Başkan Yardımcısı Melih Morsümbül’ün de aralarında olduğu 25 kişi “şüpheli” olarak yer aldı.
Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair Protokol, 6/10/2005 tarihli ve 5409 sayılı Kanun ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 13 Aralık 2005 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair Protokol Türkiye tarafından 2005 yılında kabul edilmiştir.
Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair Protokol
(İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’ne Ek Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair 13 No.lu Protokol)
Vilnius, 3.V.2002
İşbu Protokol’ü imzalayan Avrupa Konseyi üyesi devletler,
Demokratik bir toplumda herkesin yaşama hakkının temel bir değer olduğuna ve ölüm cezasının kaldırılmasının bu hakkın korunmasında ve tüm insanların haysiyetlerinin tamamıyla tanınmasında büyük bir önem taşıdığına inanarak;
Roma’da 4 Kasım 1950 tarihinde imzalanan İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin (bundan böyle Sözleşme olarak anılacaktır) teminat altına aldığı yaşama hakkının korunmasını güçlendirmeyi temenni ederek;
Strazburg’da 28 Nisan 1983 tarihinde imzalanan Sözleşme’ye Ek Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair 6 No.lu Protokol’ün, savaş ya da yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için verilen ölüm cezalarını ortadan kaldırmadığını göz önünde bulundurarak;
Deniz Gezmiş Hüseyin İnan Yusuf Aslan
Ölüm cezasının her durumda kaldırılması için nihaî adımı atmaya karar vererek;
Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair Protokol
Madde 1 – Ölüm cezasının kaldırılması
Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez.
Adnan Menderes-İdam Sehpasında
Madde 2 – İstisna getirme yasağı
Sözleşme’nin 15 inci maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümlerine istisna getirilmeyecektir.
Madde 3 – Çekince koyma yasağı
Sözleşme’nin 57 nci maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleriyle ilgili hiçbir çekince konulamaz.
Madde 4 – Ülkesel uygulama
1 Her devlet, imza anında veya onaylama, kabul yahut uygun bulma belgesini tevdi ederken bu Protokol’ün uygulanacağı ülke ya da ülkeleri belirtir.
2 Her devlet, daha sonraki bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirimde bulunarak, bu Protokol’ün uygulama alanını, bildirimde belirtilen diğer herhangi bir ülkeye teşmil edebilir. Bu ülke bakımından Protokol, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınışını müteakip üç aylık süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
3 İlk iki fıkraya göre yapılan herhangi bir bildirim, Genel Sekreter’e gönderilecek bir ihbarla, bildirimde belirtilen ülkeyle ilgili olarak geri alınabilir ya da değiştirilebilir. Geri alma ya da değiştirme, ihbarın Genel Sekreter tarafından alınışını müteakip üç aylık süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 5 – Sözleşme ile bağlantı
Bu Protokol’ün 1 ilâ 4 üncü maddelerinin hükümleri Taraf Devletler arasında Sözleşme’ye ek maddeler olarak telâkki edilir, ve Sözleşme’nin bütün hükümleri buna göre uygulanır.
Madde 6 – İmza ve Onay
Bu Protokol, Sözleşme’yi imzalamış olan Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzalarına açıktır. Protokol, onay, kabul veya uygun bulma işlemlerine tâbidir. Avrupa Konseyi üyesi bir devlet, aynı zamanda veya daha önceden Sözleşme’yi onaylamadıkça, bu Protokol’ü onaylayamaz, kabul edemez veya uygun bulamaz. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilir.
Darağacında 3 fidan
Madde 7 – Yürürlüğe giriş
1 Bu Protokol, on Avrupa Konseyi üyesi devletin 6 ncı madde hükümleri uyarınca Protokol ile bağlanma hususundaki rızalarını beyan ettikleri tarihten itibaren üç aylık bir süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
2 Bu Protokol ile bağlanma hususundaki rızasını daha sonra beyan eden üye devletler için Protokol, onay, kabul ya da uygun bulma belgesini tevdi ettikleri tarihten itibaren üç aylık bir süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 8 – Muhafaza Görevleri
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi devletlere:
a her imzalamayı,
b her onaylama, kabul etme ve uygun bulma belgesinin tevdiini,
c 4 ve 7 nci maddeler gereğince, bu Protokol’ün yürürlüğe girdiği her tarihi,
d bu Protokol ile ilgili diğer her işlem, bildirim ve yazışmayı,
bildirir.
Yukarıdaki hükümleri tasdiken, aşağıda imzaları bulunan ve usulüne uygun şekilde yetkili kılınmış temsilciler bu Protokol’ü imzalamışlardır.
2002 Mayısının 3 üncü günü, Vilnius’da, Avrupa Konseyi arşivlerinde muhafaza edilmek ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, İngilizce ve Fransızca tek bir nüsha hâlinde düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tasdikli suretleri Avrupa Konseyi üyesi devletlerin her birine gönderecektir.
Kabotaj Kanunu, 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1 Temmuz günü 1935 yılından itibaren Kabotaj Bayramı olarak kutlanmaktadır. 2007 tarihinde kabotaj kelimesine denizcilik kelimesi de eklenerek bayramın adı Denizcilik ve Kabotaj Bayramı olmuştur.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
Kabotaj,bir devletin kendi limanlarına deniz ticareti konusunda tanıdığı yasal ayrıcalıktır. Devlet, bu ayrıcalıktan sadece kendi yurttaşlarının yararlanmasını ve milli ekonomiye katkı sağlanmasını amaçlamaktadır. Türk Dil Kurumu kabotajı, “bir ülkenin iskele veya limanları arasında gemi işletme işi” olarak tanımlanmaktadır. [/box]
Osmanlı Devletinin kapitülasyonlar çerçevesinde yabancı ülke gemilerine tanıdığı kabotaj ayrıcalığı Lozan Barış Antlaşması‘yla 1923 yılında kaldırılmıştır.
TÜRKİYE SAHİLLERİNDE NAKLİYATI BAHRİYE (KABOTAJ) ve LİMANLARLA KARA SULARI DAHİLİNDE İCRAYI SAN’AT VE TİCARET HAKKINDA KANUN
Kanun No: 815
Kabul Tarihi: 20 Nisan 1926
Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 28 Nisan 1926 – Sayı: 358
3.t.Düstur, c.7 – s.759
MADDE 1
Türkiye sahillerinin bir noktasından diğerine emtia ve yolcu alıp nakletmek ve sahillerde limanlar dahilinde veya beyninde cer ve kılavuzluk ve her hangi mahiyette olursa olsun bilcümle liman hidematını ifa etmek yalnız Türkiye sancağını hamil sefain ve merakibe munhasırdır.
Ecnebi sefaini ancak memaliki ecnebiyeden almış oldukları yolcu ve hamuleyi Türk liman ve limanlarına ihraç ederler ve Türk liman ve limanlarından ecnebi liman ve limanlarına gidecek yolcu ve hamuleyi de alırlar.
MADDE 2
Nehirler ve göller ve marmara havzasiyle boğazlarda bilûmum kara sulariyle kara sularına dahil bulunan körfez, liman, koy ve sairede vapur, romorkör, istimbot, motörbot, mavna, salapurya, sandal, kayık velhasıl makine, yelken, kürek ile müteharrik merakibi kebire ve sagire ile tarak, prizman, maçuna, algarina, şat ve her nevi nakliye ve su dubaları limyo, sefaini tahlisiye ve emsali ile şamandıra, sal gibi sâbit ve sâbih vesait bulundurmak ve bunlarla seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretleriyle ticaret hakkı Türkiye tebaasına munhasırdır.
MADDE 3
Kara suları dâhilinde balık, istiridye, midye, sünger, inci, mercan, sedef ve saire saydı, kum ve çakıl ve saire ihracı ve gerek sathı bahirde ve gerek ka’rı bahirde mevcut kazazede sefain ve merakiple enkazı metrukenin ihraç ve tahlisi dalgıçlık, arayıcılık, kılavuzluk, deniz bakkallığı, bilcümle Türk vesait ve merakibi bahriyesi derununda kaptanlık, çarkçılık, kâtiplik, tayfalık ve amelelik ve saire icrası ve iskele, rıhtım hammallığı ve bilûmum deniz esnaflığı icrası Türkiye tebaasına munhasırdır.
MADDE 4
Hükümet, muvakkaten ve hiç bir hak temin etmemek şartiyle ecnebi tahlisiye gemilerinin icrayı sanat etmelerine ve Türk tahlisiye gemilerinde ecnebi mütehassıs ve kaptan ve tayfa istihdamına müsaade edebilir.
MADDE 5
Birinci madde hükmüne muhalif olarak Türkiye limanları beyninde kabotaj yapan sefain ve merakibi ecnebiyeden bin liradan on bin liraya kadar cezayi nakdî ahiz ve o sefine ve merakip maddei mezkurenin ikinci fıkrası mucibince Türkiye limanları için hamule ve yolcu almak ve çıkarmaktan altı aydan bir seneye kadar men olunur.
Mugayiri kanun hareket eden sefine bir şirketi bahriye veya müteaddit sefaire malik olan bir veya müteaddit eşhasa ait olursa işbu meni keyfiyeti şirketin veya eşhası mezkurenin diğer sefainine de şamildir. İkinci ve üçüncü maddelerde zikrolunan tebaai mahalliyeye munhasır hukuku bahriyeden birini icraya cüret eden ecnebiler yüz liradan bin liraya kadar cezayı nakdi ve bir aydan üç aya kadar hapis cezasiyle mücazat olunurlar. Bu cezalardan yalnız biri de hükmolunabilir. Mükerrirler hakkında iki kat olarak hükmedilir.
MADDE 5.- (Değişik: 4854 – 24.4.2003 / m.1/B-3)
Bu Kanunun 1 inci maddesi hükmüne aykırı olarak Türkiye limanları arasında kabotaj yapan gemiler ve yabancılara ait deniz taşıtlarına birmilyar lira idari para cezası verilir. Gemiler ve deniz taşıt araçları 1 inci maddenin ikinci fıkrası gereğince bir yıl Türkiye limanları için yük ve yolcu almak ve çıkarmaktan yasaklanır; Kanuna aykırı hareket eden gemi, bir denizcilik şirketine veya birden çok gemiye sahip olan bir veya birden çok şahsa ait olursa, yük ve yolcu almak ve çıkarmaktan yasaklama cezası, şirketin veya şahısların diğer gemilerine de uygulanır. Bu Kanunun 2 ve 3 üncü maddelerinde belirtilen yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan hakları kullanan yabancılara ikiyüzaltmışmilyon lira idari para cezası verilir. Suçun tekrarı halinde bu ceza iki kat olarak uygulanır.
Birinci fıkrada yazılı olan idari para cezalarıyla yasaklamalar o yerin en büyük mülki amiri tarafından verilir. Derhal ve defaten idari para cezasını ödemeyen veya bu hususta teminat ve kefalet göstermeyen gemiler ve diğer deniz vasıtaları seferden ve faaliyetten alıkonulur. Para cezasına ve yasaklamaya ilişkin kararlar deniz taşıtları için kaptana veya ilgilisine; diğer eylemler için faile 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. Yasaklama kararı idare mahkemesi kararının kesinleşmesinden sonra uygulanır.
MADDE 6
İşbu kanun ahkâmı 1 Temmuz 1926 tarihinden muteberdir.
MADDE 7
İşbu kanunun icrasına Ticaret ve Adliye Vekilleri memurdur.
2. KABOTAJ KANUNU
19 Nisan 1926 tarih ve 815 sayılı “Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Karasuları Dahilinde İcrayı Sanat ve Ticaret Hakkındaki Kanun”(91 RG 29.04.1926 dip not) ile Türk kıyılarında kabotaj hakkı, Türk Bayrağını taşıyan gemilere ve Türk vatandaşlarına hasredilmiş bulunmaktadır.
Lozan Barış Anlaşması, Ticaret Mukavelenamesi, yerli yabancı gemilere eşit davranılması ilkesini getirmekle birlikte kabotaj seferlerini, balıkçılığı ve liman hizmetlerini kendi bayraklarını taşıyan gemilere hasretmek hakkını sözleşen (akid) devletler için saklı tutmuştu. Kabotaj Kanunu, böyle bir hakkın kullanılmasından doğmuştur.
Bu kanun ile öngörülmüş esaslar şunlardır:
A. Gemiler
a. Türk Gemileri
Türk kıyılarının bir noktasından diğer noktasına yük ve yolcu alıp nakletmek ve kıyılarda, limanlar içinde veya arasında römorkaj ve pilotaj (kılavuzluk) ve hangi nitelikte olursa olsun bütün liman hizmetlerini ifa, yalnız Türk Bayrağını taşıyan gemi ve taşıtlara hasredilmiştir.(m. 1/1).
Türk Bayrağı taşıma iznini TTK, 824/2 gereğince geçici olarak (en çok iki yıl için) almış bulunan gemi, sözkonusu izin süresince TTK, 825 gereği Türk Bayrağı taşımak hakkını ve hatta Türk gemisi niteliğini almış bulunduğundan kabotaj seferleri yönünden gerekli birinci koşulun (Türk Bayrağı taşımak koşulunun) bu gemiler için dahi gerçekleştiği sonucu doğar. Karşıt kavram yolu ile de TTK.824/1 de yazılı durumda, yani Türk gemisine geçici olarak yabancı bayrak çekilmiş bulunulması halinde izin süresince geminin kabotaj seferi hakkından yararlanamayacağı hükmüne varmak gerekir.
b. Yabancı Gemiler
Bu gemiler sadece yabancı memleketten aldıkları yolcu ve hamuleyi Türk limanlarına çıkarabilir ve Türk limanlarından yabancı limanlara gidecek yolcu ve hamuleyi alabilir(m.1/2).
B. Kişiler
a. Türk Vatandaşları
Türkiye’de nehir, göller ve Marmara havzası ile Boğazlar ve bütün karasuları ve karasularına dahil körfez, liman, köy vesairede vapur, römorkor, istimbot, motorbot, mavna, salapurya, sandal, kayık velhasıl makine, yelken ve kürekle hareket eden büyük taşıtlar ve saire ile duran ve yüzen araçlar bulundurmak ve bunlarla seyrüsefer ve nakliyat ameliyesinde bulunmak suretiyle ticaret hakkı, yalnız Türk tebasına aittir (m. 2).
Kabotaj Kanunu’nun 2 inci maddesinde yer alan “Türk Teb’ası” deyimi üzerinde bir açıklama şöyle gereklidir; Seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretiyle ticari faaliyette bulunan gerçek kişi tek ise bunun birden fazla ise hepsinin Türk olması şarttır. Bir Türk gemisinin yabancılar tarafından kiralanarak kabotaj seferlerinde kullanılması da yasak kapsamına girer. Burada önemli olan, yükle ilgililere karşı kimin taşıyan olarak gözüktüğü değil; seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretiyle kimin ticaret yapmakta olduğudur.
Nitekim Kabotaj Kanunu, 2 de seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretiyle ticaret hakkının yalnız teb’asına özgü bulunduğu açıklanmıştır. Seyrüsefer ve nakliyat icra eden bir tüzel kişi ise bunun bir Türk tüzel kişisi olmasının gerekeceği açıktır. Ancak bu tüzel kişi bir anonim şirketse pay sahipleri ve limited şirket ortakları arasında bir yabancı bulunuyorsa durum nedir? Bu konudaki 25 Şubat 1928 tarihli ve 403 sayılı Tefsir kararı’nda, seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretiyle ticaret hakkının sadece Türk teb’asına hasredildiği hususunda Kabotaj Kanunu’nun 2 inci maddesinde açıklık bulunduğu noktasında hareket edilerek sözkonusu pay sahipleri ve ortakların tümünün Türk olması gerektiği açıklanmıştır(bk. aşağıda m. 4).
b. Yabancılar
Hükümet, geçici olarak ve kendileri için ücret veya iştirak payı söz konusu bulunmamak üzere; yabancı kurtarma gemilerinin çalışmalarına ve Türk kurtarma gemilerinde yabancı uzman, kaptan ve tayfa çalıştırılmasına izin verilebilir (m. 4).
C. Yasaklama ve Cezalar
a. Yabancı Gemiler
Kabotaj Kanunu hükümlerine aykırı şekilde Türk limanları arasında kabotaj yapan yabancı gemi ve teknelerden bin liradan onbin liraya kadar para cezası tahsil olunur. Ayrıca sözü geçen gemi veya tekne Türkiye limanları için hamule ve yolcu almak ve çıkarmaktan altı aydan bir yıla kadar men olunur. İş bu men keyfiyeti, kanuna aykırı hareket eden şahıs ve şahıslarla ilgili şirkete ait diğer gemileri de kapsar (bkz md.5 son hali)
b. Yabancılar
Kabotaj Kanunu’na aykırı olarak Türk vatandaşlarına ait haklardan birini icraya yönelen yabancılar; yüz liradan bin liraya kadar para cezası ve bir aydan üç aya kadar hapis cezası ile cazalandırılırlar (bkz md.5 son hali)
28 Nisan Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü; sağlık hizmeti sunan sağlık çalışanlarının görevi sırasında hasta ve hasta yakınlarının şiddet, baskı, zor kullanarak değil, karşılıklı iyi niyet ve saygı çerçevesinde ulaşılması gerekliliğini vurgulamak ve farkındalığı arttırmak amacıyla ilan edilmiştir. 24 Eylül 2011’de İstanbul’da ‘Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans Sempozyumunda, dönemin Sağlık Bakanı’na yapılan talep sonucunda 28 Nisan gününün ‘Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü’ olarak ilan edilmesine karar verilmiştir.
Sağlık Bakanlığı, 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 54. maddesinde sağlık çalışanlarına hukuki yardım konusunu düzenlemiş bulunmaktadır. Buna göre, “bakanlık ve bağlı kuruluşlarında; sağlık hizmeti sunumu sırasında veya bu görevlerden dolayı personele karşı işlenen suçlar sebebiyle ceza hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemler ve davalarda personelin talebi üzerine Bakanlık ve bağlı kuruluşlarınca hukukî yardım yapılacaktır. Sağlık çalışanlarına karşı yapılan fiili veya sözlü davranış Türk Ceza Kanununa göre en ağır biçimde cezalandırılacak, şiddet gören kişi bizzat devlet tarafından atanacak avukatlar tarafından hukuki işlemleri takip edilecek ve şiddet gören sağlık çalışanı hiçbir şekilde mali bir külfet altına girmeyecektir.
Sağlık Hizmeti ve Sağlık Çalışanlarına Karşı Şiddetin Önlenmesi
Sağlık hizmeti aynı ortak amacı taşıyan hasta–hekim iş birliğine dayanmaktadır. Hastanın sağlığına kavuşması, sağlık çalışanlarında hastayı sağlığına kavuşturması bu ortak amacı önemli ölçüde sekteye uğratmaktadır. Meydana gelen şiddet vak’alarının artış göstermesi kamuoyunu bilgilendirmek ve vicdanını harekete geçirmek amacıyla tüm yurtta farkındalığı arttıracak etkinlikler düzenlenmektedir.
Hastanın amacı sağlığına kavuşmak, sağlık çalışanın amacı ise kendisine başvuran hastayı sağlığına kavuşturmaktır. Bu ortak amaca şiddetle, baskıyla, zor kullanarak ulaşılması imkansızdır. Tarafların karşılıklı iyi niyet ve saygı içerisinde davranışları ortak amacı daha kolay sağlayacaktır. Şiddetin olduğu bir yerde sağlık hizmetinin yürütülmesi imkansızdır. Sağlık çalışanına uygulanan şiddetin, aslında hastanın kendi sağlığına karşı uyguladığı bir şiddet olduğunun toplumda yaşayan bireylere anlatılması gerekmektedir. Bir toplumsal sorun olan sağlık çalışanına yönelik şiddet sorunu ise vatandaş ve sağlık çalışanı el ele vererek sona erdirilebilecektir.
Sağlık hizmetleri sunulurken sağlık hizmeti sunanlar hizmet etiği ilkelerine uygun davranmalı; hizmet veren ve hizmet analar karşılıklı saygı ile hareket edilmelidir. Empati, hoşgörü ve iyi niyet temel prensip olmalı, nitelikli iletişim-diyalog kanalları açık tutulmalıdır. Sağlık hizmeti alanlar kendi yasal haklarının yanında vatandaşlık ödev ve sorumluluğuyla hareket etmelidirler. Yaşamın temel unsurlarından olan sağlık hizmetini sunan tüm sağlık çalışanlarına karşı uygulanan şiddet eylemlerinin ve saldırıların kınanarak şiddete karşı yargı sisteminin etkin şekilde çalıştırılması gerekmektedir.
Kanun ya da diğer deyişle Yasa, toplum için uyulması gereken nesnel, soyut, genel ve sürekli nitelikteki hukuk kurallarını içeren, etkileri yönünden objektif hukuk alanında yeni bir durum yaratan ya da var olan bir durumu düzenleyen veya ortadan kaldıran kural ya da işlemlerdir.
Kanunlar, Türkiye’de TBMM tarafından yapılmaktadır. Anayasa, İçtüzük ve teamüllere uygun olarak yapılır ve Cumhurbaşkanınca yayımlandıktan sonra yürürlüğe girer.
Kanun Maddesi: Kanun, tüzük, yönetmelik ve benzeri metinlerde, birbirinden ayrı düzenlemeler ve hükümleri sistematik bir biçimde sıralayan ve ardışık numaralarla gösterilen temel bölümlerdir. En az bir fıkra içermek zorunda olan madde; fıkra, bent, alt bent, cümle ve ibare gibi daha küçük birimlere ayrılır. Her madde ile bir konu düzenlenir. Madde kısa, öz ve anlaşılır olur. Kod kanun önerilerinde; niteliğine ve ihtiyaca göre sırasıyla amaç, kapsam, tanımlar, teşkilat, organlar, nitelikler, görev, yetki ve sorumluluğa ilişkin hükümler, mali hükümler, cezai hükümler, tüzük veya yönetmeliğe ilişkin hükümler, yürürlükten kaldırılan hükümler, geçici maddeler, yürürlük ve yürütme maddeleri yer alır.
Madde Başlığı: Maddenin içeriğini yansıtan ve madde metninin hemen üzerinde yer alan ibaredir. Matlap olarak da adlandırılır. Başlık, aranan bir maddenin bulunmasında ve madde hükmünün yorumlanmasında yol göstericidir.
Madde Gerekçesi: Her maddenin düzenlenme amacının açıklandığı; kaldırılması, değiştirilmesi ve eklenmesi öngörülen hükümlerin neler olduğu ve bunların sebeplerinin açık bir şekilde belirtildiği kısımdır. Madde gerekçesi, kanun maddelerinin tekrarı mahiyetinde olmamalıdır.
Kanun numarası: TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilen kanunlara, Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı Sicil Bürosu tarafından tutulan Kanun Defteri’ne bakılarak kabul tarihine göre verilen sıra numarasıdır. Kanunlar, adlarının yanı sıra kabul tarihleri ve bu numaralarla anılırlar.
Kanun tasarısı: İlgili bakanlıklar tarafından genel gerekçe ve madde gerekçesi içerecek şekilde hazırlanan ve Bakanlar Kurulunun tüm üyelerinin imzalarıyla birlikte TBMM Başkanlığına sunulan kanun önerisidir.
Kanun teklifi: En az bir milletvekilinin imzasıyla ve gerekçeli bir şekilde TBMM Başkanlığına sunulan kanun önerisidir.
Kanunlar Külliyatı: Osmanlı döneminde çıkarılıp günümüze intikal eden yasa ve bu nitelikteki nizamnamelerle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar çıkarılan kanunların bir arada görüldüğü ve Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünce hazırlanan yayındır. “Yürürlükteki Kanunlar Külliyatı” ve “Yürürlükteki Bazı Kanunların Mülga Hükümleri Külliyatı” olmak üzere iki bölümden oluşur. Yürürlükteki bir kanunun, zaman içinde yapılan değişikliklerin de işlendiği son hâlini görmek için Yürürlükteki Kanunlar Külliyatı’na bakmak gerekir. Bu Külliyat’a Başbakanlığın internet sitesinden erişilebilmektedir.
Kanunlar Dergisi: Bir yasama yılında çıkarılan tüm kanunlar ile o yasama yılında kabul edilen ve Resmî Gazete’de yayımlanan TBMM kararlarını gösteren süreli yayındır. Kavanin Mecmuası olarak da bilinir. Dergi’de, bir kanuna esas teşkil eden işin teklif mi tasarı mı olduğu, görüşüldüğü komisyonlar, sıra sayısı numarası, görüşüldüğü Genel Kurul birleşimleri, sıra sayısının ve tutanakların ekli olduğu tutanak dergilerinin bilgilerine ulaşılır. Kanunlar dergileri TBMM Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Temel Kanun: Kapsamlı kanun tasarı ve tekliflerinin, 30 maddeyi geçmeyen bölümler hâlinde özel bir yöntemle görüşülmesidir. Bu yöntemde maddeler ayrı ayrı görüşülmemekte ve maddeler üzerinde verilen önerge sayısı daha da sınırlandırılmaktadır (İçt. m. 91).
Torba Yasa: Birbiriyle ilişkili veya birbirinden bağımsız birçok kanunda değişiklik yapan çerçeve kanundur.
Yürürlük maddesi: Bir kanunun ne zaman uygulanmaya başlayacağını gösteren maddedir. Kanunun zorunlu unsuru değildir. Kendi metninde ne zaman yürürlüğe gireceği belirtilmeyen kanunlar, Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren 45 gün sonra yürürlüğe girer (1322 sayılı Kn. m. 3).
Yürütme maddesi: Kanun hükümlerinin uygulanmasında yetkili ve sorumlu kişi veya kurumu düzenleyen maddedir. Kanun yapım tekniği gereği kanunların yürütme maddesinin bulunması zorunludur.
İlga etmek: Bir kanunun tamamının, bazı maddelerinin veya bazı hükümlerinin yürürlüğüne başka bir kanun marifetiyle son verilmesi, uygulamadan kaldırılması, hükümsüz kılınmasıdır. Yürürlükten kaldırılan kanunlara Mülga Yasa, yürürlükten kaldırılan hükümlere ise mülga hüküm denmektedir.
28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından, meslek hastalıkları ve iş kazalarının önlenmesi amacıyla alınan kararla, 2003 yılından itibaren, her yıl farklı bir tema ile kutlanmaktadır. Dünyanın birçok yerinde, ulusal makamlar, sendikalar, işveren örgütleri ve güvenlik ve sağlık uygulayıcıları bu tarihi kutlamak için etkinlikler düzenlemektedir. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Günü Türkiye’de ilk kez 28 Nisan 2015’de Ankara’da bir günlük bir toplantıyla kutlanmıştır.
28 Nisan tarihi, bazı ülkelerde halen “Dünya İş Kazası Kurbanlarını Anma Günü” olarak da kutlanmaktadır. 28 Nisan, 1996 yılından itibaren sendikal hareket tarafından dünya çapında düzenlenen Ölü ve Yaralı İşçiler İçin Uluslararası Anma Günü, dünya çapında bilinçlendirme kampanyalarına sahne olmakta, ayrıca iş kazaları ve hastalıkları mağdurlarının hatıraları canlandırılmaktadır. ILO, 2003 yılında, sendikal hareketin talebi üzerine 28 Nisan kampanyasına dahil olarak 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nü ilan etmiştir.
Uluslararası bir dikkat oluşturarak sorunun büyüklüğünü anlatmak, işyerlerinde can güvenliği ve sağlık kültürünü teşvik etmek, işle ilgili ölümler ve yaralanmaların sayısını azaltmak için bilinçlendirme kampanyası yapmak bu günün özel amacıdır.
28 Nisan, işçi sendikaları, işveren örgütleri ve hükumet temsilcileri arasında mesleki güvenlik ve sağlık konusunda uluslararası farkındalık yaratmak için özel bir gün olarak görülmektedir.
İş sağlığı ve güvenliği konusunda farkındalığın artırılmasını hedefleyen Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Gününün 2016 yılı teması “İşyeri Stresi” olarak belirlenmiştir. ILO tarafından 2019 yılı 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Günü teması “Güvenli ve Sağlıklı Bir İş Geleceği” olarak belirlenmiştir. ILO, 2020 yılında 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nün temasını ”Salgını durdurun: İş Sağlığı ve Güvenliği Hayat Kurtarabilir” olarak belirlemiştir.
İş Kazaları
Dünyada her yıl, yaklaşık üç milyon çalışan iş kazası ve işle ilgili hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirmekte; 374 milyon çalışan önlenebilir olmasına karşın iş kazası geçirmektedir. Türkiye’de ise her 6 dakikada bir iş kazası olmakta, her 6 saatte de bir işçi yaşamını yaşamını yaşamını yitirmekte, her gün ortalama dört işçi evine dönememektedir. İşçiSağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 2019 raporuna göre en az 1736 işçi; 2020’nin ilk üç ayında ise en az 356 işçi ölmüştür. 11 Mart-10 Nisan arasında #Covid19 nedeniyle en az 52 işçi ölmüştür. Uluslarası Çalışma Örgütü verilerine göre dünyada her yıl milyonlarca insan çalışma yaşamında ölmekte, 300 milyondan fazla insan iş kazasına maruz kalmakta, hastalanmakta, zehirlenmektedir. Çalışırken ölen insanların sayısı savaşlarda ölen insan sayısından çok daha fazladır.
Birleşmiş Milletlerin önceki Genel Sekreteri Kofi Annan; “Çalışma yaşamında Güvenlik ve Sağlık yalnızca sağlam bir ekonomik politika değildir, aynı zamanda temel bir insan hakkıdır.”
Teknolojik gelişme, çevresel, ve demografik değişimler çalışma yaşamını yeniden şekillendirmekte, yeni sağlık riskleri ortaya çıkmaya devam etmektedir. İş kazalarının etkin bir şekilde önlenmesi ve sürdürülebilir kalkınma yeni dönemin anahtar kavramları olarak ortaya çıkmaktadır. Hükumetler ve çalışma yaşamı paydaşları insan merkezli yaklaşıma davet edilmekte, iş kazaları için gereken tüm tedbirlerin alınması hedeflenmektedir. Çalışma yaşamının tüm süreçlerinde çalışanlara İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimlerinin eksiksiz olarak verilmesi, iş kazalarının önlenmesi için diğer bir etkin mekanizmadır.
Sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmak bir insan hakkıdır; bu hakkın gerçek anlamda yaşama geçebilmesi ve kullanılabilmesi için tüm önlemlerin alınması kamu otoritelerinin görevidir.
Bu çerçevede, 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Günü ile, iş kazaları ve işle ilgili hastalıklar nedeniyle yitirilen çalışanların anılması ve işle ilgili sağlık sorunlarının boyutlarına dikkati çekmek suretiyle tüm paydaşlar tarafından önleyici yaklaşımın benimsenmesi, sağlık ve güvenlik kültürünün işyerlerinde, toplumda ve tüm dünyada oluşturulmasına katkı sağlamak hedeflenmektedir.
ILO, Covid-19 ile mücadeleyi belirtmek için hazırlamış 2020 yılına ait temayı; ”Salgını durdurun: İş Sağlığı ve Güvenliği Hayat Kurtarabilir” olarak belirlemiştir. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, COVID-19 pandemisine odaklanarak, işyerinde bulaşıcı hastalıkların artmasını önlemeyi amaçlamaktadır. İşyerlerinde güvenli uygulamaların benimsenmesi ve iş sağlığı ve güvenliği (İSG) hizmetlerinin oynadığı rol hakkında farkındalığı artırmak için çaba gösterilmektedir. Orta ve uzun vadede alınacak önlemlerle ulusal ve kurumsal düzeylerde İş Sağlı ve Güvenliği yönetim sistemlerine ve politikalarının entegrasyonuna odaklanmak insanlığın ortak çıkarı olarak öne çıkmaktadır. ILO, 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Gününe özel olarak online bir seminer organize etmiş, bu seminer ile işçilerin yaşamlarını korumak, iş sürekliliğini sağlamak, işyerinde güvenlik ve sağlık koşullarını oluşturmak için küresel diyaloğu ön plana çıkarmıştır.
28 Nisan Dünya İş Kazası Kurbanlarını Anma Günü / Ölü ve Yaralı İşçiler İçin Uluslararası Yas Günü
28 Nisan’ın ILO tarafından kabul edilene kadar geçen sürede; uluslararası toplum tarafından bir anma günü olarak benimsenmesine ilişkin tarihçe 1914 yılına kadar uzanmaktadır. 28 Nisan’ın seçilme sebebi; İş Kazalarından doğan sorumluluğun işveren tarafından tazmin edilmesine ilişkin hukuki bir kararın Kanada’da 1914 yılında ilk defa tescil edilmesidir. Kanada’nın en büyük çalışan birliği olan Kanada Kamu Çalışanları Sendikası (CUPE) 1984 yılında 28 Nisan’ı Yas Günü olarak hayata geçirmiştir. Kanada Sendikalar Konfederasyonu bir sene sonra bunu tek taraflı olarak ‘Ulusal Yas Günü’ ilan etmiştir. Kanada Devleti ise 1991 yılında 28 Nisan’ı resmi ‘Yas Günü’ ilan etmiştir. Daha sonra pek çok ülkede, sendikaların öncülüğünde “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Kurbanlarını Anma günü” ya da “Ölü ve Yaralı İşçiler İçin Uluslararası Anma Günü” olarak kutlanmaya ve bu ülkelerin parlamentolarında da resmi ‘Yas Günü’ olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
Yas Günü, ABD’de 1989’da, İngiltere’de 1992 yılında kabul görmeye başlamıştır. Sonraki yıllarda; Arjantin, Belçika, Bermuda, Brezilya, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Lüksemburg, Japonya, Zambia, Ukrayna, Moldavya, Malawi, Panama, Peru, Portekiz, İspanya, Tayland, Tayvan, Banladeş, Filistin, Malezya, Benin, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Macaristan, Malta, Nepal, Yeni Zelanda, Romanya, Singapur gibi ülkelerde sendikal hareketler tarafından yas günü olarak anmalar ve çeşitli etkinlikler yapılmıştır. Tüm dünyada oluşturulan kampanyalar sayesinde 2003 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü kabul edilmiştir.
Sendikalar ve sivil örgütler, işyerlerinde yapılmakta, konferanslar, paneller ve etkinlikler yapılmakta; ölenlerin anısına ağaç dikme törenleri düzenlenmekte, mağdur ailelerle dayanışma sergilenmekte; mevcut işyerinden benzer kazaların olmaması için duyarlılık oluşturulmaya çalışılmaktadır. Dünyada en çok, “Ölenleri an, Kalanlar için mücadele et!” sloganı kullanılmaktadır.
Adil bir Küreselleşme için Sosyal Adalet Bildirgesi
97’nci Oturumu münasebetiyle Cenevre’de toplanan Uluslararası Çalışma Konferansı,
Yeni teknolojilerin ve düşünce akımlarının yaygınlaşması, mal ve hizmetlerin değişimi, sermaye ve finans hareketlerindeki artış, işletme ve bunların süreçleri ile diyalogun ululararasılaşması ile birlikte kişilerin, özellikle de çalışan kadın ve erkeklerin dolaşımı ile nitelenen mevcut küreselleşme ortamının iş hayatını etkili biçimde yeniden şekillendirdiğini göz önünde bulundurarak:
bir yandan ekonomik işbirliği ve bütünleşme süreci, yüksek oranlardaki ekonomik büyüme ve istihdam artışından yararlanmada, kırsal kesimdeki birçok yoksul kişinin modern kentsel ekonomiye katılımını kolaylaştırmada, kalkınma hedeflerini ve ürünleri geliştirmede ve yeniliği ve fikirlerin dolaşımını teşvik etmede birtakım ülkelere katkıda bulunmuş;
diğer yandan küresel ekonomik bütünleşme, birçok ülke ve sektörün gelir eşitsizliği, devam eden yüksek işsizlik ve yoksulluk oranları, dış kaynaklı şoklar karşısında ekonomilerin zayıflığı ve korumasızlığı ve istihdam ilişkisi ve bunun sağlayacağı korumalar üzerinde etkisi olan gerek korumasız iş, gerek kayıt dışı ekonominin büyümesi gibi temel sorunlarla karşı karşıya kalmasına neden olmuştur;
Evrensel bir sosyal adalet beklentisinin karşılanması, tam istihdama ulaşılması, açık toplumların ve küresel ekonominin sürdürülebilirliğinin sağlanması, sosyal uyuma erişilmesi, yoksulluk ve artan eşitsizliklerle mücadele edilmesi amacıyla herkes için iyileştirilmiş ve adil bir sonuç elde etmenin mevcut koşullarda her zamankinden çok daha gerekli hale geldiğini kabul ederek;
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün sürekli değişen bir ortamda gelişmenin ve sosyal adaletin teşvik edilmesi ve gerçekleştirilmesine yardımcı olmak konusunda kilit rol oynadığına kanaat getirerek:
21’inci yüzyılda geçerliliğini koruyan ve Üyelerinin politikasına ilham vermesi gereken Filadelfiya Bildirgesini de içeren (1944) ILO Anayasasında yer alan yetkiye dayanan ve diğer amaç, hedef ve ilkelerinin arasında:
çalışmanın bir meta olmadığını ve yoksulluğun her yerde refah için bir tehlike oluşturduğunu teyit etmektedir;
ILO’nun dünya ulusları arasında tam istihdamın ve yaşam standartlarının ve asgari yaşam ücretinin yükseltilmesi ve Filadelfiya Bildirgesinde belirtilen diğer hedeflerin arasında ihtiyacı olan herkese temel bir gelir sağlanmasına yönelik sosyal güvenlik önlemlerinin arttırılması hedeflerine ulaşacak programları daha da geliştirmek gibi önemli bir yükümlülüğü olduğunu kabul etmektedir;
Temel sosyal adalet hedefi ışığında ILO’ya bütün uluslararası ekonomik ve mali politikaları inceleme ve değerlendirme sorumluluğu vermektedir; ve
Örgütün yetkisinin yerine getirilmesinde Üyelerin kabul ettikleri, Çalışmaya İlişkin Temel Haklar ve Özgürlükler ILO Bildirgesi ve İzlenmesinden de (1998) yararlanarak, örgütlenme özgürlüğünün ve toplu pazarlık hakkının etkin bir biçimde tanınması, zorla veya zorunlu çalışma biçimlerinin tümünün ve çocuk işçiliğinin etkili biçimde ortadan kaldırılması ve istihdam ve meslekte ayrımcılığın önlenmesi gibi temel hakların özel önemini bir kez daha teyit ederek;
Uluslararası toplumun:
1995 yılında Kopenhag’da gerçekleştirilmiş olan Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi’nden çıkan sonuçları;
ILO tarafından geliştirilen saygın iş kavramına yönelik küresel ve bölgesel düzeylerde tekrar tekrar ifade edilen geniş kapsamlı desteği; ve
2005 BM Dünya Zirvesinde Devlet ve Hükümet Başkanlarının ilgili ulusal ve uluslararası politikaların önde gelen hedefleri olarak herkes için tam ve verimli istihdam ve saygın iş hedeflerine ilişkin yapmış oldukları açıklamalarını göz önünde bulundurarak,
Saygın İş’i küreselleşme sorunlarına etkili bir yanıt olarak kabul etmesinden güç alarak;
Artan karşılıklı bağımlılığın, karmaşanın ve üretimin uluslararasılaştırılmasının hüküm sürdüğü bir dünyada:
özgürlük, insan onuru, sosyal adalet, güvenlik ve ayrımcılığın önlenmesi gibi temel değerlerin sürdürülebilir bir ekonomik, sosyal kalkınma ve verimlilik için esas olduğuna;
yurt içi ve yurt dışındaki sosyal diyalog mekanizması, hükümetler ile işçi ve işveren örgütleri arasındaki üçlü yapı uygulamasının çözüme ulaşmada ve sosyal uyumun ve hukukun egemenliğinin tesisinde şu an için çok daha geçerli olduğuna;
istihdam ilişkisinin öneminin işçilere yasal koruma sağlama vasıtası olarak kabul edilmesi gerektiğine;
güçlü bir sosyal ekonomi ve uygun nitelikler taşıyan canlı bir kamu sektörü ile birlikte üretken, kazançlı ve sürdürülebilir işletmelerin, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve istihdam fırsatları için son derece önemli olduğuna;
ve
ILO’nun hedeflerinin gerçekleştirilmesinde bu tür aktörlerin artan rolüne işaret eden gözden geçirilmiş Çokuluslu İşletmeler ve Sosyal Politikaya ilişkin İlkeler Üçlü Bildirgesi’nin (1977) özel bir anlamı bulunduğuna kanaat getirerek; ve
Mevcut sorunların, ILO’yu anayasal hedeflerini geliştirmek amacıyla çabalarını yoğunlaştırmaya ve bütün faaliyet yöntemlerini harekete geçirmeye çağırdığını ve sözü edilen çabaları etkili hale getirmek ve küreselleşme bağlamında ILO’nun hedeflerine ulaşmasında Üyelerinin çabalarına destek vermek amacıyla ILO’nun kapasitesini güçlendirmeyi kabul ederek Örgüt:
Saygın İş Gündemi ve ILO’nun dört stratejik hedefi doğrultusunda aralarındaki sinerjiden yararlanmak suretiyle küresel ve birleştirilmiş bir yaklaşım oluşturulmasının geliştirilmesi yönünde uyum ve işbirliği sağlamalı;
Mevcut anayasal çerçeveye ve kurallara tümüyle bağlı kalarak etkinliği ve verimliliği geliştirmek amacıyla kendi kurumsal uygulamalarını ve yönetişimin uyumlu hale getirmeli;
ILO’nun anayasal hedefleri çerçevesinde ihtiyaçlarını karşılamada ILO’yu oluşturan unsurlara katkı sağlayacak yüksek kalitede bilgi, tavsiye ve teknik programlar aracılığıyla üçlü tartışmaya dayalı ülke düzeyinde ifade ettikleri ihtiyaçların karşılanmasında ILO bileşenlerini desteklemeli ve
ILO’nun standart belirleme politikasını iş dünyası ile uyumlu hale getirmek suretiyle ILO faaliyetlerini bir köşe taşı olarak teşvik etmeli ve standartların rolünü Örgüt’ün anayasal hedeflerine ulaşmada faydalı bir yol olarak garanti altına almalıdır.
A. Hızlı değişim bağlamında, uluslararası çalışma standartları aracılığıyla ILO’nun anayasal yetkisinin uygulanması, tam ve verimli istihdamın ve saygın işin ekonomik ve sosyal politikaların merkezine yerleştirilmesi amacıyla ILO’nun ve Üyelerinin taahhütleri ve çabaları, Saygın İş Gündeminin ifade edildiği ve aşağıdaki şekilde özetlenebilecek ILO’nun aynı ölçüde önemli dört hedefine dayanması gerektiğini kabul ve beyan eder:
1. (i) -bireylerin kendi kişisel memnuniyetleri ve ortak refahları için verimli bir şekilde meşgul olmalarını sağlayacak ihtiyaç duydukları gerekli kapasite ve becerileri geliştirebilecekleri ve güncelleyebilecekleri;
-büyümenin sağlanması ve herkes için daha fazla istihdam ve gelir fırsatlarının ve beklentilerin oluşturulması amacıyla kamu ve özel sektörde faaliyet gösteren bütün işletmelerin sürdürülebilir olduğu ve
-toplumların ekonomik kalkınma, iyi yaşam standartları ve sosyal gelişim hedeflerine ulaşabilecekleri sürdürülebilir kurumsal ve ekonomik bir ortam yaratmak suretiyle istihdamın geliştirilmesi;
2. (ii) -sosyal güvenlik korumasına ihtiyaç duyan herkese temel bir gelir sağlanmasına yönelik önlemleri de içeren sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi ve söz konusu kapsamın teknolojik, toplumsal, demografik ve ekonomik değişimlerin hızından kaynaklanan yeni ihtiyaç ve belirsizliklerin giderilmesi amacıyla sosyal güvenliğin herkesi kapsayacak şekilde genişletilmesini;
-sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını ve
-gelişim meyvelerinin herkese ve asgari yaşam ücretinin ve bu tür bir korumaya ihtiyaç duyan çalışan herkese adil biçimde dağıtılmasını sağlamak için tasarlanmış maaşlar ve kazançlar, çalışma saatleri ve diğer çalışma koşulları ile ilgili politikaları içeren sürdürülebilir ve ulusal koşullara uyarlanabilir sosyal koruma-sosyal güvenlik ve çalışma koruması önlemlerinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi;
3. (iii) -stratejik hedefleri her ülkenin ihtiyaçlarına ve şartlarına göre uyarlamak;
-ekonomik kalkınmayı sosyal gelişmeye ve sosyal gelişmeyi ekonomik kalkınmaya dönüştürmek;
-istihdam ve saygın iş stratejileri ve programları üzerinde etkili olan uygun ulusal ve uluslararası politikalara dayanan fikir birliğine olanak sağlamak ve
-istihdam ilişkisinin kabul edilmesi, iyi endüstriyel ilişkilerin geliştirilmesi ve etkili iş teftiş sistemlerinin tesis edilmesi bakımından iş hukukunu ve kurumlarını etkili hale getirmek için sosyal diyaloğun ve üçlü yapının en uygun yöntemler olarak geliştirilmesi ve
-Özel öneme sahip temel çalışma hakları ve prensiplerine uyulması, teşvik edilmesi ve hayata geçirilmesi ve bütün stratejik hedeflere tam anlamıyla ulaşılması için gerekli olan elverişli koşulların oluşturulması,
-Dört stratejik hedefe ulaşılmasını sağlaması bakımından örgütlenme hakkının ve toplu pazarlık hakkının etkin bir şekilde tanınmasının özellikle önemli olduğunu ve
-Temel çalışma hakları ve prensiplerinin ihlaline başvurulamayacağını aksi takdirde bunun yasal bir dayanak teşkil edeceğini ve çalışma standartlarının ticareti koruyu amaçlar doğrultusunda istismar edilmemesi gerekliğinin kaydedilmesi
B. Dört stratejik hedef birbirine bağlı, birbiriyle ilişkili ve karşılıklı olarak birbirini destekleyicidir. Bir hedefi destekleme noktasında yaşanan başarısızlık diğerlerine ulaşmada kaydedilen ilerlemeye zarar verir. Bu hedeflerin etkilerinin istenilen boyutlarda olmasını sağlamak için, bunları desteklemeye yönelik çabaların ILO’nun insan onuruna yakışır istihdam oluşturmaya yönelik entegre ve küresel stratejisinin parçası olması gerekmektedir. Kadın-erkek eşitliği ve ayrımcılık yapılmaması yukarıda bahsi geçen stratejik hedeflerde yer alan meseleler olarak görülmelidir.
C. Bu stratejik hedeflere nasıl ulaşacaklarını mevcut uluslararası yükümlülüklerine ve temel çalışma hakları ve prensiplerine tabi olan her bir üye diğerlerinin yanı sıra aşağıdaki hususları göz önünde bulundurarak kendileri belirler:
II.
(i) İşçileri ve işverenleri temsil eden örgütler tarafından ifade edilen önceliklerin yanı sıra ülke koşulları, şartları ve ihtiyaçlar;
(ii) Küresel ekonomi bağlamında eskisinden daha güçlü bütün ILO Üyeleri arasındaki bağlılık, dayanışma ve işbirliği ve
(iii) Uluslararası çalışma standartları ilkeleri ve hükümleri
UYGULAMA YÖNTEMİ
Konferans neticesinde küreselleşen ekonomiyle ilişkili olarak aşağıdaki hususlar daha ciddi bir şekilde göz önünde bulundurulmaktadır.
A. Bu Bildirgenin 1’inci Bölümünün uygulanması ILO’nun etkin bir biçimde Üyelerinin çabalarına destek vermesini gerektirmektedir. Bundan hareketle, aşağıdaki amaçlar doğrultusunda ILO beşeri ve mali kaynaklarından en etkili biçimde istifade edebilmek için yönetim ve kapasite oluşturmayı güçlendirmeye yönelik olarak kurumsal uygulamalarını gözden geçirmeli ve uyumlaştırmalıdır.
(i) Aşağıdaki amaçlar doğrultusunda Üyelerinin ihtiyaçlarının Konferansın tekerrür eden gündem maddesi çerçevesinde karşılanması amacıyla her bir stratejik hedefe ve geçmiş ILO eylemlerine ilişkin olarak daha iyi anlaşılması
-Sahip olduğu tüm eylem araçlarının koordineli olarak kullanımıyla ILO tarafından bu ihtiyaçların nasıl daha etkin bir şekilde karşılanacağının belirlenmesi;
-Bu ihtiyaçları gidermek ve uygun görüldüğü takdirde ek kaynaklar elde etmek için gerekli kaynakların belirlenmesi
-Yönetim Kuruluna ve Büroya sorumluluklarını yerine getirirken rehberlik etmek
(ii) Aşağıdaki amaçlar doğrultusunda uzman önerilerini ve teknik işbirliğini güçlendirmek ve etkinleştirmek:
-Birleşmiş Milletler sistemi çerçevesinde ve uygun görüldüğü durumlarda kaliteli iş yaratma odaklı ulusal programlar yoluyla bütün stratejik hedeflere ulaşma yönünde üç parçalı bir temelde ilerleme kaydeden Üyelerin çabalarına destek vermek ve katkıda bulunmak
-Uygun olduğu yerlerde üye Devletlerin kurumsal kapasitesinin yanı sıra işçi ve işveren temsil kuruluşlarının anlamlı ve tutarlı sosyal politikanın ve sürdürülebilir kalkınmanın hayata geçmesinin kolaylaşmasına yardımcı olmak
(iv) Küreselleşmenin getirdiği zorluklar ve fırsatlarla ilişkili olarak Üyelerin karar verme işlemlerine dair bilgilendirmede bulunmak amacıyla ve ilgili ülkelerin gönüllü işbirliğiyle gözleme dayalı analiz ve somut deneyimlerin üç taraflı olarak tartışılması yoluyla stratejik hedeflere ulaşma konusunda birliktelik anlayışını ve bilgi paylaşımını teşvik etmek
(iv) ILO yükümlülüklerini yerine getirmek koşuluyla tek ve çok taraflı anlaşmalar çerçevesinde ortaklaşa stratejik hedeflerini karşılama yolunda ilerleme kaydetmek isteyen Üyelere talep üzerine destek sağlamak ve
(v) işlevsel ILO programlarının ve faaliyetlerinin etkinliğini arttırmak, uygun her şekilde desteklerini almak ve bunların haricinde stratejik ILO hedeflerinde aşama kaydetmek amacıyla küresel sektöriyel düzeyde faaliyet gösteren sendikalar ve uluslararası işletmeler gibi özel kuruluşlarla ve ekonomik aktörlerle yeni ortaklıklar geliştirmek. Bu işçi ve işverenleri temsil eden ulusal ve uluslararası kuruluşlarla görüş alışverişi içerisinde bulunma suretiyle yapılacaktır.
B. Aynı zamanda Üyelerin toplumsal ve ekonomik politikaları vasıtasıyla bu Bildirgenin 1’inci Bölümünde özet halinde anlatılan “Kaliteli İstihdam Planı”nı kapsayan stratejik hedeflerin uygulanmasına yönelik küresel ve entegre bir stratejinin hayata geçirilmesine katkıda bulunmak gibi önemli bir sorumluluğu vardır. Kaliteli İstihdam Planının ulusal düzeyde uygulanması ulusal ihtiyaçlara ve önceliklere bağlı olacaktır ve bu sorumluluktan kendilerini nasıl çıkaracaklarına üye devletler işçi ve işverenleri temsil eden kuruluşlara danışmak suretiyle karar verirler. Bu amaçla diğerlerinin yanı sıra aşağıdaki adımları dikkate alabilirler:
(i) stratejik hedeflerin bütünleşik olarak takip edilmesi için bir dizi önceliğin oluşturulmasını hedef alan kaliteli istihdama yönelik ulusal ya da bölgesel ya da hem bölgesel hem ulusal bir stratejinin benimsenmesi
(ii) Kaydedilen ilerlemeyi izlemek ve değerlendirmek için gerekli olduğunda ILO’nun da yardımıyla uygun istatistiklerin ve göstergelerin oluşturulması
(iii) Temel çalışma standartları kapsamında sınıflandırmanın yanı sıra iş denetimini, istihdam politikasını ve üçlü yapıyı kapsayan yönetim açısından en önemli unsurlar olarak görülen araçlara özel olarak vurgu yapılarak, her bir stratejik hedefin ilerleme eğilimi göstermek suretiyle giderek daha fazla karşılanmasını sağlamak amacıyla ILO araçlarının uygulanması ya da onaylanmasına ilişkin olarak durumlarının gözden geçirilmesi
(iv) İlgili uluslararası forumlara katılan üye Devletlerin pozisyonları arasında yeterli ölçüde uyumun sağlanması için ve mevcut Bildirge çerçevesinde atılabilecek her türlü adımın atılması
(v) Sürdürülebilir işletmelerin desteklenmesi
(vi) Kaliteli iş unsuruyla bölgesel ve ulusal girişimlerin başarılı bir şekilde uygulanmasından edinilen bölgesel ve ulusal çaplı başarılı uygulamaların uygun olduğu durumlarda paylaşımı
(vii) Bu Bildirgede bahsedilen ilkeler ve hedeflere geçerlilik kazandırmak adına Üye devletlerin kaynaklarının elverdiği ölçüde tek taraflı, çok taraflı ve bölgesel düzeyde Üyelerin çabalarına yeterli desteğin sağlanması
C. Birbirleriyle yakından ilişkili alanlarda yetkileri bulunan diğer bölgesel ve uluslararası kuruluşlar bu entegre yaklaşımın hayata geçirilmesinde önemli katkılar sağlayabilirler. ILO, her bir kuruluşa kendi yetkilerinin denetimi tamamen sağlayacaklarını dikkate alarak kaliteli istihdam yaratılmasını teşvik etme çağrısında bulunmalıdır. Hem ticaret ve hem de maliye piyasası istihdamı etkilediği için, bu istihdam etkilerini istihdamı ekonomi politikalarının merkezine yerleştirme amacıyla değerlendirmek ILO’nun görevidir.
NİHAİ HÜKÜMLER
1. ILO Çalışma Bürosu Genel Müdürü, İşbu Bildirgeyi tüm üyelere, işçi ve işveren örgütlerine, ilişkili alanlarda uluslararası ve bölgesel düzeyde yetkili uluslararası örgütlere ve Yönetim Kurulunun tanımlayacağı diğer buna benzer kuruluşlara ulaşmasını sağlayacaktır. Hükümetler, işçi ve işveren örgütleri kadar ulusal seviyede katıldıkları ve temsil edildikleri tüm ilgili forumlarda bu Bildirgenin tanıtımını yaparlar.
2. Yönetim Kurulu ve ILO Çalışma Bürosu Genel Müdürü bu Bildirgenin II’nci Bölümünün ivedi bir şekilde uygulanması için uygun yöntemleri oluşturma sorumluluğu taşımaktadırlar.
3. Yönetim Kurulu’nun da uygun gördüğü üzere ve belirlenecek usuller doğrultusunda, mevcut Bildirge ve özellikle de Bildirgenin uygulanmasına yönelik atılacak adımlar ILO tarafından, hangi uygulamanın daha doğru olacağına yönelik bir karar verilmesi amacıyla yapılacak olan değerlendirmenin konusu olacaktır.
EK (Özet)
Ek’in “Genel Amaç ve Kapsam” başlıklı kısmında amacın, Örgüt’ün anayasal yetkisini uygulamaya yönelik dört stratejik hedefin yürütülmesi amacıyla Üyelerinin çabalarını destekleyecek yöntemlere işaret etmek olduğu; “Üyelerini Desteklemek Amacıyla ILO’nun Yürüteceği Faaliyetler” başlıklı kısmında Genel Müdürün işbu Bildirge uyarınca ILO’nun çabalarında Üyelerini destekleme yöntemlerini sağlamak amacıyla Yönetim Kuruluna uygun teklifler götürmek dahil gerekli bütün önlemleri alacağı;
“Üyelerin gerçekliklerini ve ihtiyaçlarını anlamak ve bunlara yanıt vermek” başlıklı kısmında ILO’nun denetim mekanizmasını tekrar etmeden Uluslararası Çalışma Konferansında Yönetim Kurulunca kabul edilmiş yöntemlere dayanan bir yinelenen tartışma taslağı ortaya koyacağı; “Teknik yardım ve danışma hizmetleri” başlıklı kısmında hükümetler ile işçi ve işveren örgütü temsilcilerinin talebi üzerine ILO’nun, bütünleşmiş ve uygun bir ulusal veya bölgesel strateji aracılığıyla stratejik hedeflere doğru ilerlemek amacıyla Üyelerinin çabalarını desteklemek amacıyla yetkisi dahilinde saygın işe yönelik ülke programları çerçevesinde teknik işbirliği faaliyetlerini güçlendirmek, genel uzmanlık ve yardım sağlamak, gelişmeleri etkili biçimde değerlendirmek için uygun araçları geliştirmek, gelişmekte olan ülkelerin ve işçi ve işveren örgütü temsilcilerinin özel ihtiyaçlarını ve kapasitelerini ele almak suretiyle uygun olan desteği sağlayacağı; “Araştırma, bilgi toplama ve paylaşma” başlıklı kısmında araştırma kapasitesini, deneysel bilgisini ve stratejik hedeflerin birbiriyle nasıl etkileşimde bulunduğu ve sosyal gelişmeye, sürdürülebilir işletmelere, kalkınmaya ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına nasıl katkıda bulunduğu anlayışını arttırmak için ILO’nun uygun önlemleri alacağı, söz konusu önlemlerin deneyimlerin ve iyi uygulamaların uluslararası, bölgesel ve ulusal düzeyde üçlü paylaşımını içerebileceği; “Konferans tarafından Değerlendirme” başlıklı kısmında Büro’nun Bildirgenin etkisinin değerlendirilmesi amacıyla Konferansa mevcut Bildirge sonucunda gerçekleştirilen faaliyetler ve alınan önlemlere, ILO’nun programlarını ve faaliyetlerini içeren stratejik hedeflerin takibi ile ilgili uygun yönetişim, kapasite ve bilgiye dayalı konularda bir rapor hazırlayacağı, ilgili çok taraflı kuruluşlara tartışmalara katılma fırsatı verileceği, değerlendirmeler ışığında Konferansın bir sonuca varacağı ifade edilmektedir.
Leviathan, 2014 yapımı drama türünde hukuk, devlet ve sistem tartışmalarını içeren bir Rus filmidir. Film, prömiyerini 23 Mayıs’ta 2014 Cannes Film Festivali’nde yapmış, 2015 yılı ocak ayında vizyona girmiştir. Mahkeme ve hukuk sisteminin işleyişine ilişkin sahnelerde kusursuzca uygulanan bir hukuk tekniği bulunmakta, ancak tekniğin kusursuz uygulanışı adaleti sağlamamaktadır.
Leviathan filmi, “Yozlaşmış Rusya’nın Acımasız Bir Portresi” olarak karşımıza çıkmaktadır. Andrey Zvyagintsev’in “Kremlin’le polemiğe giren, yozlaşmaya karşı cesur bir başyapıt” olarak tanımlanan filmi, Eyüp Peygamber’in öyküsünden esinlenmiş modern bir uyarlamadır. Akla ve kalbe dokunan bir film olarak tanımlanan Leviathan, ilk sahnesinden bitiş jeneriğine kadar aynı tempo ve merak duygusunu koruyan bir yapımdır.
Süresi
141 Dakika
Yapım Yılı
2014
Film Dili
Rusça
Ülke
Rusya
Tür
Dram
Yönetmen
Andrey Zvyagintsev
Oyuncular
Aleksei Serebryakov, Elena Lyadova, Vladamir Vdovichenkov, Roman Medyanov
Kendi iktidarından başka güç tanımayan ve amaçlarını elde etmek için hukuku pervasızca kullanan erk sahiplerine karşı mücadele etmek kolay olmayacaktır. Hukuk mücadelesi sırasında aile içinde meydana gelen çözülmeler ve her bir bireyin içinde bulunduğu psikoloji izleyiciye berrak bir şekilde aktarılmaktadır. Hukuk dili izleyicinin anlayacağı bir biçimde yalın ve yerinde kullanılmış, yönetmen, mesajını filmdeki ayrıntılara gizlemiştir. Siyasi kişilikler üzerinden yansıtılan genel sorunlar ve yozlaşmış toplum yapısı filmde tüm çıplaklığı ile ortaya konulmuştur.
Filmin yönetmeni Andrey Zıvyaginçev, ABD’de yaşanmış gerçek bir olaydan esinlenerek filmin hikayesini zenginleştirmiş; küçük tamirhanesi, çimento fabrikası yapmak için büyük sermaye odakları tarafından elinden alınan ve bunun sonucunda intihar eden Marvin Heemeyer adlı bir yurttaşın dramından da ilham almıştır. Film kıyıda köşede kalmış kişilerin bile sistem tarafından yakalanarak yok edilebileceğini göstermektedir.
Film, devlet desteğiyle çekilmesine karşın Rusya eleştirisi yapmaktan çekinmemiş, Rusya’yı temsilen Oscar’a aday olmuştur. Yönetmen Andrey Zvyagintsev; “Bu film Putin karşıtı değil, bozuk düzene karşı bir film. Bir vatandaş kendisini koruması gereken kanun ve düzenden, polisten din adamına kadar her yerden darbe alıyor. Bu tam bir ‘kıyamet’ hali. Ama dünyanın herhangi bir yerinde geçebilirdi, örneğin Türkiye’de veya Macaristan’da!” demiştir.
Filmin Konusu
Rusya’nın kuzeyinde, Barents Denizi kıyısındaki küçük bir kasabada karısı Lilya ve oğlu Romka ile yaşayan Nikolay, bir otomobil tamircisidir. Sistemle sıkıntı yaşamamış, orta yaşları geride bırakmış, sıradan biridir. Yaşadığı evi ve çevresini ailesiyle birlikte, tırnaklarıyla kazıyarak kurmuştur. Kasabanın belediye başkanı Vadim, Nikolay’ın dükkanını, evi ve arazisiyle birlikte satın almayı teklif etmekte, ancak üç kuşaktır ailesine ait olan doğduğu yerden kopmayı istemeyen Nikolay mal varlığına göz diken başkanın teklifini reddetmekte, hukuku kendine yontan devlet mekanizmasına ve devlet adına hareket eden canavarlaşmış figürlere karşı mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Nikolay sahip olduğu prensipler gereğince toprağına göz diken belediye başkanına meydan okumakta, rüşvet ve yolsuzluğa boğulmuş düzende işler kılıfına uydurularak ailenin mal varlığına mahkeme kararıyla el konulmaktadır.
Nikolay çare olarak askerlik arkadaşı olan Moskovalı avukat Dmitriy Seleznyov’a başvurmuş, Dmitriy’nin geliş ile birlikte hukuk mücadelesi başka bir yöne kaymış, olayların akışı değişmiştir. Gündem, yozlamış devlet sistemi ile mücadeleden bireysel dram, fırsatçılık, açgözlülük, ihtiras ve ihanete doğru evrilmiştir.
Filmin Aldığı Ödüller
2014 Cannes En İyi Senaryo Ödülü
2014 Münih Arri En İyi Film Ödülü
2014 Palic En İyi Film
2015 Altın Küre Ödülü
Başyapıt olarak nitelenen film, Cannes Film Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu filmiyle birlikte yarışmıştır.
Thomas Hobbes “Leviathan” kavramını, toplumsal bir olguyu seküler düzlemden uzaklaştırmak adına kullanmış, devletin, Tanrı gibi hükmetmesi gerektiğini savunmuştur. Hobbes’un tanımladığı “Herkesin herkesle savaşı”nı (Bellum omnium contra omnes) bitiren devlet yerine herkesin herkesle savaşında taraf tutan devlet, filmin sonundaki devasa balina iskeleti ile sembolize edilmiş, çürümüşlüğün sembolizmini yapmıştır.
George Orwell’in Katalonya’ya selam romanında işlediği tema gibi artık savaşları iyilerin kazanmadığı bir dünya resmedilmiştir.
Filmde çocuğu evlat edinen aile iyi niyetli olsa da bu iyi ve erdemli davranışıyla haksızlığı desteklemiş olmaktadır. Çocuğun “Para için mi bana bakmak istiyorsunuz?” diye sormasıysa neo-liberal ilişkilere yapılmış bir atıf bulunmaktadır.
Dindar toplumda ruhbanlık ve sermaye ilişkisine bir örnek olarak filmde kilisenin aldığı yardımlar gösterilmekte, vodkanın da pahalı olanını kabul eden rahip figürü ile sorgulama yapılmaktadır. Marx’ın “Katı olan her şey buharlaşıyor.” dediği pasaj filmde “Papaz bir bürokrasi memurudur.” şeklinde izleyicinin karşısına çıkmakta; filmdeki papaz, markalar üzerine nutuk attıktan sonra kilisesine yapılan yardımlar karşılığında düştüğü çelişkilerle deşifre edilmektedir.
Filmde “Kirlenme devletin doğal bir sonucu mudur?” tartışması açılmaya çalışılmıştır. İsyan ve sorgulamanın çöküş anında başladığı görülmekte, bu noktada Jacques Lacan’ın “Sembolik olan parçalandığında hakikat ortaya çıkar.” deyişi akla gelmektedir.
Bürokrasinin kurallarına göre oynandığında kazanma ihtimalinin varlığı gösterilmekte, fakat bu kirli oyundaki ilk tereddüt mağlubiyeti getirmektedir.
Filmde aile kavramının çöküşünün izleniyor olması, karşılıklı olarak sistemin ve ailenin birbirlerini çökerttiklerini anlatmaya çalışmaktadır.
Filmde, Leonid Brejnev ve Boris Yeltsin’in portrelerinin ateş edilerek parçalandığına şahit olunmakta, ancak Lenin’e ateş edilirken portrenin parçalanışı görülmemekte yalnızca sesi duyulmaktadır. Bu durum Lenin kültünün devam edişine dair bir gönderme olarak yorumlanmaktadır. Filmin lider portrelerine dair diğer bir alt mesajı ise bütün karanlık hesapların Viladimir Putin portrelerinin önünde yapılıyor olmasıdır. Rusya Kültür Bakanlığı’ndan yardım alınarak çekilmiş bu filmin, güncel siyasete dair sert eleştiriler içeriyor olması otoriter olarak bilinen Rusya’nın ifade özgürlüğünde bir çok ülkeden daha ileri olduğunu göstermektedir.
Walter Benjamin’in “Faşizm başarısız bir devrimin üzerinde yükselir.” tespiti ile Sovyetlerin devamı olan Rusya’yı tanımlamasına karşın Rusya’da faşizmi kışkırtan aydınların olmaması filmin Rusya’da müsamaha ile karşılanmasını sağlamış; iktidar faşizminin buna elverişli bir toplumsal yapı ve aydın sınıfına muhtaç olduğu gerçeği ile yüzleşilmiştir.
Slavoj Zizek; William Butler Yeats’in ikinci geliş şiirini alıntılayarak artık iyilerin de kötüler kadar sistemliliğe ihtiyaçları olduğunu vurgulamaktadır. Büyük ideolojilerin sona erdiği iddiasındaki post-modern söylem artık bir kenara bırakılmalıdır.
Leviathan
İkinci Geliş – William Butler Yeats
Dönerek ve dönerek genişleyen girdapta
Şahin işitemez şahinciyi;
Nesneler parçalanır; mihrak dayanamaz;
Daha çok kargaşa salınmış dünyaya,
Kanla kararmış sular yükselir, ve her yerde
Boğulmuştur masumiyetin töreni;
En iyinin inancı eksiktir büsbütün, en kötüyse
Şehvetli bir yoğunlukla dopdolu.
Kuşkusuz ki bir vahiy arifesindeyiz;
Kuşkusuz ki İkinci Geliş arifesindeyiz.
İkinci Geliş! Bu sözler henüz söylenmişti
Spiritus Mundi’den muazzam bir timsal
Görüşümü engellediğinde: çölün kumlarında bir yerde
Aslan bedenli ve insan başlı bir biçim,
Boş bakışlı ve güneş misali acımasız,
Kımıldatır yavaş kalçalarını, etrafındaki tek şey
Öfkeli çöl kuşlarının yalpalayan gölgeleri.
Karanlık çöker yeniden; fakat şimdi bilirim
Yirmi asırlık taşsı uyku
Sallanan bir beşikle bir karabasan sıkıntısı vermiş,
Ve hangi hoyrat hayvan, nihayet zamanı geldiğinde,
Doğmak için Betlehem’e doğru yürür salınarak?
(1919)
THE SECOND COMING – William Butler Yeats
Turning and turning in the widening gyre
The falcon cannot hear the falconer;
Things fall apart; the centre cannot hold;
Mere anarchy is loosed upon the world,
The blood-dimmed tide is loosed, and everywhere
The ceremony of innocence is drowned;
The best lack all conviction, while the worst
Are full of passionate intensity.
Surely some revelation is at hand;
Surely the Second Coming is at hand.
The Second Coming! Hardly are those words out
When a vast image out of Spiritus Mundi
Troubles my sight: somewhere in sands of the desert
A shape with lion body and the head of a man,
A gaze blank and pitiless as the sun,
Is moving its slow thighs, while all about it
Reel shadows of the indignant desert birds.
The darkness drops again; but now I know
That twenty centuries of stony sleep
Were vexed to nightmare by a rocking cradle,
And what rough beast, its hour come round at last,
Bu makalede yalan söyleme eyleminin bir suç olarak ihdas edilmesi gerektiği savunulmaktadır. Bunu önermekle biz, “ağır zarara yol açan pek fena yalan söyleme eylemi” olarak kavramlaştırdığımız tamamen yeni bir suç kategorisinin oluşturulmasını önermekteyiz. Bu çerçevede makale iki geniş amaca sahip bulunmaktadır: ilk olarak, böyle bir suç kategorisinin neden mevcut olması gerektiğini ve ikincisi de, bu suçun ana hatlarıyla nasıl yapılandırılması gerektiğini açıklamaktır. Makalenin asıl katkısı, yalan söyleme eyleminin bazı türlerinin bütünüyle cezalandırılması şeklinde belirttiğimiz amacının radikal bir yapıya sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Bildiğimiz kadarıyla, böyle bir öneri bugüne kadar henüz yapılmamıştır. Makalede yapılan analizler aynı zamanda “aşırı suçlama” (overcriminalization) konusunda geniş çapta yapılacak bir tartışmaya da katkıda bulunmaktadır. Yalanın bazı türlerinin suç olarak ihdas edilmesi fikri ilk bakışta hayâl ürünü gibi görünse de, bunun yapılmasının sadece makûl değil, aynı zamanda gerçekten de gerekli olduğu kanaatindeyiz.
I. GİRİŞ
Bir sitede ikamet ettiğinizi düşünün. Komşunuz (ismine Bartley diyelim) bir gün kapınızı çalar ve size küçük çocuğunuzun birinci katta asansöre sıkışarak öldüğünü söyler. Bartley’in tarif ettiği kâbusun adeta kurmaca bir iş olduğunu fark etmek üzere korkuyla sıkışmış, çılgın bir panik halinde ve kalbiniz göğüs kafesinize vurarak alt kata koşturursunuz. Çocuğunuz iyidir. Bartley’nin size söylediği şey, sizi korkutmak için tasarlanmış bir yalandı. Diyelim ki Bartley bunu art arda insanlara yapıyor ve bundan sapıkça bir zevk elde ediyor. Bu makalenin sorduğu soru basit bir şekilde şudur: Bartley’nin bu davranışı suç olabilir mi?
Bu soruya verilen cevap ise: “evet”dir. Yukarıdaki abartılı örneğe konu olan senaryonun haksız fiil sorumluluğuna (yani kasıtlı olarak duygusal sıkıntıya maruz bırakarak(3) da yola açacağını kabul etmemize rağmen, söz konusu örnek aşağıdaki tartışmanın da odak noktası olarak katkıda bulunacaktır. Bartley’nin davranışı -ağır zarara neden olması halinde- ceza hukukunun tüm dikkatini çekmeyi ve gerekli yaptırımına maruz bırakılmayı hak etmektedir. Bu anlamda Bartley’in yaptığı eylem bir suç olmalıdır – ancak halen suç değildir.
Yalan söylemenin yanlış bir davranış olduğunu ileri süren, uzun süredir var olan (kadim) güçlü ahlâkî bir ilke vardır. İyi sosyalleşmiş insanlar tarafından dürüstlüğün saygıdeğer bulunduğu, hilenin bütün çeşitleri(4) ve yalan söylemenin de kınandığı olgusu tartışmaya yer bırakmayacak niteliktedir. Ancak yine de herkesin yalan söyleyebildiği bilinen bir gerçektir.
Bu çerçevede dürüst olmama, insanlar arası etkileşiminin yaygın bir özelliği olarak görünmektedir. Ortalama kişi öldürmez, soygun yapmaz veya tecavüz etmez, ancak yalan söyleyebilir ve hatta sık yalan söyleyebilir. Arkadaşlar birbirlerine kibar olmak için yalan söyleyebilir; öğrenciler eksik yaptıkları ödevleriyle ilgili profesörlerine yalan söyleyebilir; kocalar eşlerine aslında nerede oldukları hakkında yalan söyleyebilir; gençler edindikleri arkadaşlar hakkında ebeveynlerine yalan söyleyebilir; hatta biz aslında iyi hissetmediğimiz halde iyi hissettiğimizi söyleyerek yalan söylemiş oluruz. Akrabalarımız yalan söyleyebilir, meslektaşlarımız yalan söyleyebilir, biz onlara yalan söyleyebiliriz.
Bununla beraber, okuyucunun Bartley’nin davranışına ilk tepkisi, muhtemelen faile karşı bir nefret ve onun bir tür cezaya hükmedilmesi gerektiği yönünde olsa da, yine de biz Bartley’in davranışının cezalandırılması gerektiği düşüncesine mesafeli kalabiliriz. Yalana karşı var olan ahlâkî yasak ile ceza hukukunun genel olarak bu davranışa ceza verme konusundaki isteksizliği arasındaki uyumsuzluk bu makalenin odak noktası olmakla beraber, biz de yalan söyleme eyleminin gerçekten suç sayılmasını gerektiren farklı koşullar kümesini müzakere etmeye çalışacağız. Bu makalede her çeşit yalan söyleme eyleminin cezalandırılması gerektiğini iddia etmemekle beraber; aksine, doğrudan ve açıkça ağır bir zarara neden olan ve böyle bir zarar ile sonuçlanan yalanların cezalandırılması gerektiğini öneriyoruz.
Gerçekten, fiziksel veya zihinsel sıkıntı vermenin ötesine geçerek; “ağır zarar”ın fırsat kaybı, özgürlük kaybı veya daha kolay tanımlanamayan bir hasar şeklinde ortaya çıkabildiği ve herhangi bir haksız fiil niteliği olmayan yalanları konu edinen birçok kurgu düşünülebilir. Örneğin, bir bireyin yetim bir çocuğa, bu çocuğun ebeveyn olarak bildiği kişilerin aslında onların hayatta olmasına ve çaresizce çocuğu aramalarına rağmen onların öldüğünü söylediği bir senaryo düşünün(5). Burada suç tam olarak nedir? Bir kadının sevgilisine doğum kontrolü kullandığı konusunda yalan söyleyerek sevgilisinin kendisini hamile bırakmasını sağladığını düşünün. Bu adam sonuçta böyle bir çocuğun babası olmak istememektedir. Durumu tersten düşünerek kadının istemeyerek hamile bırakıldığını düşünün. Buradaki zararın derecesi (haksız fiile konu olan) nedir? Bir kadının, bir erkeğin evliliğini ve ailesini yok etmek maksadıyla o erkekle duygusal ilişkiye girdiklerini iddia etmesi nasıl açıklanabilir?(6)
Böyle bir yalandan ağır bir zarar doğmaz mı? Aynı şekilde bir kişinin oda arkadaşının tıp fakültelerine kabul mektuplarını kıskançlıkla gizlediği ve oda arkadaşına da başvurduğu tüm okullardan reddedildiğini söylediği bir senaryo düşünün(7). Aslında hatırı sayılır zararlara sebep olup da mevcut hukuk sistemi tarafından bu zararların tam anlamıyla önlenemediği ya da hatalı bir içerikle de olsa önlenebildiği türden yalanların konu edildiği onlarca kurgu tasavvur edilebilir.
Yalan söyleme eylemini suç olarak ihdas etme fikri ilk bakışta radikal bir fikir gibi görünse de, bu eylemin hâlihazırda yalan tanıklık, yalan beyan ve cezayı gerektirir nitelikte küçük dürücü beyan suçlarında olduğu gibi pek çok farklı başlık altında cezaya tâbi kılındığı düşünüldüğünde bu fikrin kabul edilmesi aslında çok da uzak görünmemelidir. Bu makale (yukarıda bahsedilen suçlar için) getirilen yasaklamanın kapsamını eşit veya daha büyük zarara sebep olan ve tamamıyla benzer tarzdaki davranışları da içine alacak şekilde genişletmemenin mantıksal bir tutarsızlık ortaya çıkardığı iddiasındadır. Bununla beraber bu çalışmada, halen ceza hukukumuz tarafından özel olarak ele alınmayan yalan söyleme eyleminin belirli istisnaî durumlarda suç sayılıp sayılmayacağı meselesi tartışılacaktır. Ancak okuyucunun itirazı, bireylerin özel hayatları içerisinde kalan ilişkilerin ceza hukukunun ilgi alanı dışında kalması gerektiği yönünde olabilir.
Başka bir ifadeyle, böyle bir eylemi suç olarak düzenleme fikrine okuyucu, özel yaşam alanına yapılacak böyle bir müdahalenin kabul edilemez ve tehlikeli olduğu gerekçeleriyle itiraz yöneltebilir. Hülasa böyle bir argüman söz konusu itiraza ciddî bir geçerlilik de kazandırabilir. Gerçekten de yalan söyleme eylemini suç olarak öngörme fikrine karşı kamu düzeni temelinde güçlü itirazlar yükselebilir; ancak, aşağıda da izah edileceği üzere, yasanın kapsamının böyle bir davranışı da içine alacak şekilde genişletmenin zorlayıcı sebepleri de bulunmaktadır.
Bireyleri bu tür zararlardan korumada pozitif hukukun hâl-i hazırdaki yetersizliği, onun ihmalini haklı çıkaran bir argüman olarak kullanılamayacağı gibi, ceza hukukunun hareketsiz kalması da bu tür sakıncalı ve zarar verici eylemlerin cezalandırılmaması gerektiğine delalet etmez. İşte bu makalede de yalan söyleme eyleminin son derece fena türlerinin cezalandırılması gerektiği fikri savunulmaktadır. Bunu yaparak biz, “ağır zarara yol açan pek fena yalan söyleme eylemi” olarak kavramlaştırdığımız tamamen yeni bir suç kategorisinin oluşturulmasını önermekteyiz. Bu çerçevede makale geniş iki amaca sahip bulunmaktadır: birincisi, böyle bir suç kategorisinin neden mevcut olması gerektiğini ve ikincisi de bu suçun ana hatlarıyla nasıl yapılandırılması gerektiğini açıklamaktır.
Bu amaca yönelik olarak öncelikle siyaset bilimi kuramcısı Joel Feinberg tarafından önerilen bazı temel kavramları alıntı yapacağız. Feinberg’in “yön veren ilkeleri” incelendiğinde görülecektir ki; bu makalede söz konusu davranışın suç olarak kabul edilmesi fikri, bir davranışın devlet tarafından usûlüne uygun biçimde suç olarak ihdas edilmesi için Feinberg’in öngördüğü parametrelere uyularak ve yine onun öngördüğü “zarar ilkesi” ihlal edilmeden inşa edilmiştir.(8)
Makalenin bu alana katkısı, yalan söyleme eyleminin bazı türlerinin bütünüyle cezalandırılması şeklinde belirttiğimiz amacın radikal bir yapıya sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Bildiğimiz kadarıyla, böyle bir öneri bugüne kadar henüz yapılmamıştır. Bu sebeple, yalan söyleme eylemi akademik çevrelerde en azından kavramsal olarak makûl karşılanacak olursa, işte o zaman bu makale de amacına ulaşmış olacaktır.
Makale iki bölümden oluşmaktadır.
Bölüm II’de yalan söyleme eyleminin gerçekten yanlış bir davranış biçimi olup olmadığı hususu ve bu konuda ahlâk felsefecileri tarafından ortaya konulan argümanlar inceleme konusu yapılmaktadır. Yalan söyleme eyleminin birçok türünün gerek ceza hukuku gerekse de haksız fiil hukuku ve hukukun diğer alanları içinde birbirinden farklı hâl ve şartlarıyla düzenlenmiş olduğundan bahisle söz konusu eylemin cezalandırılması noktasındaki duyarlılığımıza karşı büyük bir tepki oluşmamalıdır. Nitekim çalışmada bu konuyu ilgilendiren yasal düzenlemelere de yer verilmiştir.
Ceza hukukunun kapsamının yalan söyleme eyleminin mağdurlarını kapsayacak ve onları koruyacak şekilde genişletilmesindeki isteksizliğin birtakım zorlayıcı sebepleri bulunmaktadır ki; buna ilişkin tartışmalar da yakından incelenecektir.
BÖLÜM III’de esasında yalan söyleme eyleminin cezalandırılmasının bazı sınırlı şartlarla öngörülmesi yönünde bir öneri sunulmaktadır. Makalenin ikinci yarısı ise ana fikrin şekillendirildiği kısımdır. İşte bu kısımda suçun temel unsurlarını ortaya koyarak ve onun büyük oranda radikal bir öneri haline gelmesini sağlayan çıkarımları sunarak tamamen yeni bir suçu yapılandırmaktayız. Gerçekten de, yalanların bazı türlerinin suç haline getirilmesi başlangıçta hayâl ürünü gibi görünebilir, ancak bu makalenin amacı yalnızca bu durumun akla yatkınlığını sağlamak değil, aynı zamanda bu tür bir suçun kanun koyucu tarafından oluşturulmasının gerekliliğini tartışmaktır.
II. YALAN SÖYLEME EYLEMİNİN BAZI TÜRLERİ NEDEN CEZALANDIRILMALIDIR: POZİTİF HUKUKUN YALAN SÖYLEME EYLEMİNE YAKLAŞIMI
A. YALAN SÖYLEME EYLEMİNİN AHLÂKÎ BOYUTLARI
Bu konudaki mülâhazalarımızı ortaya koymak için sezgiye dayalı bir başlangıç noktası seçtik: annelerin azarlarken kullanmaktan kaçınmadığı ve her birimizin çocuk iken belki de ilk öğrendiği ahlâkî ilke; yalan söylemenin yanlış bir davranış olduğudur. Konuyu doğru bir biçimde kavramsallaştırmak için öncelikle bu eylemin ahlâkî boyutlarını incelememiz gerekmektedir. Bunun için, ilk olarak yalan söyleme eylemini teorize eden bazı felsefî görüşlerin öncelikle haritalanması gereklidir. Yalan söyleme ile ne kastedildiğini yapılan tanımlar üzerinden izâh etmekle başlayalım. Felsefeci Arnold ISENBERG, bu makalenin amacına hizmet edecek bir yalan tanımı önermektedir. Ona göre yalan; “bir kimsenin kendi inanmadığı bir şeye başka birinin inanmasını sağlama kastıyla yaptığı bir beyandır”(9).
Yalan söylemek yaygın bir biçimde yanlış bir davranış olduğundan dolayı kınanmakta iken, bu ahlâkî yasağın arkasında yatan gerekçeler dramatik bir biçimde birbirinden farklılık göstermektedir. Bu yöndeki öncül argümanlar, her bir yalan söyleme eyleminin kendi özü itibariyle yanlış olduğuna veya yol açtığı zararların büyüklüğünün söz konusu eylemin yasaklanması için yeterli bir sebep oluşturduğuna ilişkindir. Birbirinden farklı olan bu iki görüş, birbiriyle çatışan iki kuram tarafından temsil edilmektedir: deontoloji ve sonuçsalcılık (sonuççuluk) (consequentialism): birincisi davranışın kendisini hedef alır; diğeri ise davranışların doğurduğu etkileri10. Bundan dolayı sonuçsalcılık yaklaşımı sırf zararlı sonuçlarından dolayı yalan söyleme eylemini yanlış bir davranış olarak kabul ederken; deontoloji, yalan söyleme eyleminin özü itibariyle yanlış bir davranış olduğunu ileri sürer.
İleride ayrıntılı olarak açıklayacağımız üzere, suç yaratma (crimininalization) konusunda daha incelikli ve ayrıntılı yaklaşımlar mevcuttur: örneğin bunlardan bir kısmı liberteryenizm, ekonomik analiz, faydacılık ve sözleşmeci kuram (contractarianism) içinde teessüs etmiştir(11). Bununla beraber söz konusu teoriler, deontolojik ve sonuçsalcılık kuramlarının bağlı oldukları ve içerdikleri unsurlar bağlamında birbirinden farklılıklar göstermektedir. İşte biz de bu makalede söz konusu iki temel kuramsal yaklaşımla yakından ilgileneceğiz. Ancak makalede bu kuramlardan ilkini şiddetle reddedip, ikinci kuramı benimsemiş olduğumuzu şimdiden ifade etmemiz gerekir. Bu çalışmada öne sürülen tezde, yalan söyleme eyleminin kesin olarak yanlış bir davranış olduğuna ilişkin deontolojik bir bakış sergilemekten ziyade, bazı yalan beyanların sebep olduğu zararlara odaklanan bir bakış açısı esas alınmaktadır. Bir şeyi anlamak aslında ve ilk önce onun ne olmadığını anlamaya yaradığı için, deontolojik kuramı da bir bütün olarak reddetmeden önce bu kurama yakından bir göz atmakta fayda vardır.
1. Augustine, Aquinas ve Kant
En katı deontolojik teoriler yalan söyleme eyleminin aslında kendi özünde yanlış bir davranış olduğunu kabul etmektedir. Aziz Augustine ve Aziz Aquinas Aristo’dan etkilenerek yalan söyleme eyleminin doğanın kanunlarına aykırı olduğunu savunmuşlardır(12). Onlara göre, amacı ve sonucu ne olursa olsun, bir kişinin kendi inanmadığı bir şeyi ileri sürmesi kaçınılmaz olarak günahtır(13).
Immanuel Kant meşhur ifadesiyle yalan söyleme eylemini, “bütün koşullar altında mutlak yanlış olan, asılsız iddiadır” olarak tanımlamaktadır(14). Onun görüşüne göre yalan söyleyen bir kişi “insanoğlu olarak kendi haysiyetini bir kenara atar, onu adeta bütünüyle tahrip eder(15)”. Yalan söyleme eylemi tüm insanlığa karşı bir suç teşkil eder ve belki daha da önemlisi yalan söyleyen kişinin kendi özünü kirletir. Kant bu hususta en meşhûr örneğini katilin müstakbel kurbanının nerede olduğunu sorduğu olay üzerinden vermiştir. Kant’ın görüşüne göre, böyle sıra dışı koşullarda bile yalan söylemek yanlış bir davranıştır. Öyle ki bu soruyu cevaplamaya zorlanan kişinin katile müstâkbel kurbanının nerede olduğu konusunda yalan söylemesi dahi kategorik olarak yanlış bir davranış olacaktır(16). Bu gerçekten de biraz ürkütücü bir değerlendirme olsa da, Kant’ın bakış açısı gayet açıktır.
Bazı yazarlar yalan söylemenin yanlışlığına ilişkin özgün dilbilimsel kanıtlar ortaya koymuşlardır: Buna göre tanım gereği bir iddia doğruyu içerir, yalan bir ifadenin beyan edilmesi dilin evrensel ve temel kullanım kuralını ihlâl eder ve bu nedenle her daim yanlıştır(17). Diğer bir kanıt ise, yalan söylemenin yanlışlığını yalan ifadenin mağdurun özerkliğini ihlâl etmesi olgusuna dayandırır. Bu argüman bir yalanın mağdurun akıl yürütme sürecini bozduğu ve rasyonel düşünce sistemine olumsuz olarak müdahale ettiği görüşünden yola çıkar; yalan bir kişinin inancına ve davranış biçimine ilişkin akılcı seçimler yapma kabiliyetini elinden alır- bu ise bir birey olarak onun bütünlüğüne yapılan haksız bir saldırıdır(18). Mağdurun iradesi ve eylemleri, konuşmacının amaçları doğrultusunda değiştirilir ve manipüle edilir(19). Bu aşamadaki bir müdahale ise “kişisel kazanımla yapılacak değerlendirmeler tarafından aksi ispat edilemeyeceği için varsayımsal olarak” yanlıştır(20).
Söz konusu deontolojik kaygının merkezinde “özerklik” ile beraber “iradîlik” kavramı da bulunmaktadır(21). Örneğin, A’nın B’ye içeriğinde bir bardak şarap olduğunu söylediği sıvıyı C’ye servis etmesi isteğinde bulunduğu bir yalan düşünelim. A, şarabın bir zehir içerdiğini biliyor ancak B’ye bunun şarap olduğunu söyleyip C’ye de bunu servis etmesi konusunda kendisine ısrar ediyor. Bu sayede B misafirini zehirleyebilir, ancak bunu istemli olarak yapmaz.
Sonuç olarak A’nın yalanı, B’nin davranışının istem dışı yapılmasını sağlamıştır(22). Bu bağlamda yalan söyleyen kişi aslında, mağdurun kendi kendini yönetme kapasitesine saygı göstermediğini ortaya koymaktadır. Bu görüş çoğu zaman Kant’a dayandırılır ve bazı Kantçılar tarafından daha da geliştirilmiştir. Ancak bu yazarlar da yalan söylemenin yanlış bir davranış olduğuna ilişkin temel prensibe – yalanın paternalist gerekçeler (yalan söylenilen kişinin menfaatine olması) veya masum bir insanı savunmak amacıyla söylenmesi dışında – çok fazla istisna önermemişlerdir(23). Sonuç olarak, bu görüş doğrultusunda yalan ifade sonucu hâsıl olan yanlış inanç tam olarak zararın bizatihî kendisidir, mağdurun bunun ötesinde somut olarak farklı türde somut bir zarara uğraması gerekli değildir.
Tartışmanın bir başka tarafında ise bazı yazarlar, hepimizin bir dereceye kadar karşımızdakinin doğruyu söylemesine bağlı olduğumuz, varlığı inkâr edilemeyecek türden adil oyun (“fair play”) sorumluluğumuz bulunduğunu iddia etmektedir(24). Bu adil oyun sorumluluğunun kökeni Hobbes’un toplumsal sözleşme anlayışında yer almaktadır ve son zamanlarda ise siyaset bilimci filozof John Rawls tarafından da birtakım eklemeler yapılmıştır:
Varsayalım ki… işbirliği ile üretilen fayda belli bir seviyeye kadar ücretsiz olsun: Bu durumda eğer herhangi bir kişi kendi görevini yerine getirmese bile diğerlerinin tamamının (veya birçoğunun) kendi görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini ve buna rağmen kendisinin yine de şemadaki kazançtan bir pay elde edebileceğini biliyorsa o taktirde söz konusu işbirliği şeması artık sabit değildir. Bu şartlar altında şemanın faydalarından yararlanmayı kabul eden bir kişi, kendi görevini yerine getirerek adil oyunun kurallarına uymakla ve işbirliği yapmasa bile üretilen faydadan ücretsiz olarak yararlanma avantajını kullanmamak ile yükümlüdür(25).
Sonuç itibariyle, büyük çoğunluğun doğruyu söyleme eğiliminde olduğu bir toplumda, yalancılar en uygun zamanlarda yalanlarından faydalanmayı seçebildikleri için bedavacı (free-rider) hale gelir. Bu argüman özellikle insanlar arası etkileşimi destekleyici nitelikteki güven ağını kopararak toplumsal iradeyi zarara uğratan yalanlara odaklanmaktadır(26).
3. Mill, Feinberg ve Zarar Prensibi
Bu başlık nihaî olarak bizi sonuçsalcılık akımına götürmektedir. Faydacılık akımından John Stuart Mill’e göre yalanlar karşılıklı güveni yok etmektedir ki bunun da eksikliği, medeniyeti, erdemi, en geniş ölçekte insan mutluluğunun bağlı olduğu her şeyi yok etmek şeklinde isimlendirilebilecek daha nice şeyden fazlasına sebep olmaktadır(27). İşte bu noktada Mill sonuçsalcı bir yaklaşım önermektedir; onun yaptığı vurgu, davranışın daha geniş çaplı sonuçlarını baz almaktadır. Mill, birkaç dar ve iyi tanımlanmış istisna dışında yalanlara karşıgenel yasaklayıcı bir uygulamanın faydacılık akımının amacına en iyi şekilde hizmet edeceğini kabul etmektedir(28).
Mill’in kendi görüşünü destekleyici olarak ortaya koyduğu meşhûr zarar prensibi şu şekildedir: “uygar bir toplumun herhangi bir üyesi üzerinde kendi iradesine aykırı olarak gücün meşrû biçimde kullanılmasının tek amacı, o kişinin başkalarına zarar vermesini önlemektir”(29).
Feinberg bu ilkeyi, bir davranışı cezalandırmak için yeterli bir zemin sağlayan “hukukî paternalizm” ve “hukukî ahlâkçılık”ı dışlayarak genişletmektedir(30). Feinberg’in çalışmaları, Mill’in zarar prensibini daha da rafine edip, ceza kanunlarının etkin bir şekilde uygulanabileceği sınırları belirlemek amacıyla farklı zarar türlerini birbirinden ayırt ederek daha ayrıntılı yorumladığı için bilhassa önemlidir. Nitekim Feinberg’in çalışmaları, pek fena yalan söyleme suçunun çerçevesini çizmek için gerekli parametreleri sağlamada önemli bir rol oynamaktadır. Cezaî yaptırımların uygulanmasını haklı çıkaracak zararların derecesini belirleme görevini üstlenirken Feinberg’e tekrar değineceğiz. Zira yasanın bireylerin özel hayatlarına müdahalesinin temel gerekçesi olan zarar prensibi mevcut çalışmamızın da temelini oluşturmaktadır(31).
Mill’in açıkça ortaya koyduğu istisna dışında, yukarıda vurgulanan argümanlar esasında yalan söyleme eyleminin doğasındaki ahlâksızlığa odaklanmaları bakımından deontolojik bir konuma gelmiştir. Bu argümanlar oldukça önemli olmasına rağmen bu makalede onlarla herhangi bir etkileşim alanı bulunmamaktadır. Zira bu çalışmada deontolojik iddiaların değerli olduğu kabul edilmekle beraber, bizim tezimiz yalan söyleme eyleminin mutlak biçimde ahlâken kınanabilirliği düşüncesi ile bağlı olmadığından çok daha pragmatiktir. Bir başka deyişle, bu makale kesin bir biçimde bahsi geçen tartışmanın sonuçsalcılık tarafında yer almaktadır. Bu nedenle, ileride sunacağımız görüşlerimiz eylemin sebep olduğu zarar ile sınırlandırılmıştır. Yalanları hedeflemekteki amacımız haddi zatında ahlâka içkin herhangi bir deontolojik iddiaya dayanmamakla beraber, sadece söz konusu eylemden kaynaklanabilecek zararları sınırlamaktır – yalanların etik olmamaları sebebiyle kökünün kazınması değil de, kişilerin ve toplumun daha geniş çapta refahının korunması için bireyleri söz konusu eylemin pek fena biçimlerinden caydırmak amaçlanmalıdır. Bu noktada pek fena yalan söyleme suçunun unsurları ve şartlarının düzenlenmesi sürecini etkileyeceği için teorik yöntemler önem arz etmektedir.
Bazı eylemlerin mutlak biçimde ahlâkî bir niteliğe sahip olduğu düşüncesi birtakım normatif algıların içselleştirilmesini sağlayan bu tarz eylemlerle bütünleşik zararlara tanıklık ederek tetiklenmektedir. Aslına bakılacak olunursa, bir davranışta quasi-deontolojik bir algıya sebep olan ve o davranışa içkin ahlâkî bir niteliğin mevcut olduğunu teşhis etmiş olmaktayız(32). Muhtemelen bu sürecin kökleri evrimin derinliklerindedir(33). Sezgisel çağrışımlar zarar derecesine ilişkin karmaşık hesaplamalara göre daha pratik ve etkili olduğu için, bu tür bir prerasyonel içselleştirme, toplumsallaşma ve grup işbirliği açısından belirgin yaşamsal bir avantaj sağlar(34).
Bu anlamda, deontolojik yaklaşımın doğası uyarlanabilir vasıflı olması sayesinde tartışılabilir düzeydedir. Bir kişinin bedenine bıçak saplama eylemi, hayat kurtaran tıbbî bir müdahale gerçekleştiren cerrahın eylemi ya da kurbanını acımasızca bıçaklayan bir katilin eylemi ile aynıdır. Bir eylemin ahlâkî doğası tamamıyla o eylemden cereyan eden sonuçlara bağlı olarak ortaya çıkmaktadır – can alan bir katilin ya da hayat kurtaran cerrahın olayında olduğu gibi. Tekrar edecek olursak: Amacımız sırf doğası gereği yanlış bir davranış olduğu için yalan söyleme eylemini bütünüyle suç saymak olmayıp, sadece belli yalanların sonucu olarak ortaya çıkan zararları önlemektir.
Sonuç olarak bir zarar ortaya çıkmış olmalıdır ve bu zarar bilhassa ağır olmalıdır. Eğer söz konusu eylemi cezalandırmak için hakikî ve objektif bir ölçüt var ise o da budur.
B. YALAN SÖYLEME EYLEMİNE İLİŞKİN MEVCUT HUKUKİ DÜZENLEME
Bazı koşullar altında yalan suçunu cezalandırma fikri, hileli eylemlerin ceza hukuku, sözleşme hukuku, anayasa hukuku ve çeşitli yasalar altında belli şartlarla zaten düzenlenmiş olduğu göz önüne alındığında bu kadar radikal görünmemelidir. Bu alt başlıkta, söz konusu hukukî yapının kapsam ve sınırlarını açıklığa kavuşturmak için, yalan söyleme eylemini hâl-i hazırda bünyesinde barındıran yasal düzenlemelerin kapsamına ilişkin genel bir bakış sunacağız.
1. Haksız Fiil Hukuku a- Yanlış Bilgilendirme
Yanlış bilgilendirme eylemi bir haksız fiildir ve eğer maddî bir zarara sebep olursa hukukî bir sorumluluk doğurabilir(35). Haksız fiil niteliğindeki yanlış bilgilendirme (hile veya dolandırma olarak da adlandırılır) öncelikli olarak maddî zararları kapsamaktadır. Yanlış bilgilendirme, fail tarafından mağdura yöneltilen ve mağdurun da kendi zararına olacak şekilde inandığı yanlış beyandır(36).
Haksız fiildeki temel unsur karşı tarafı aldatmaktır- buna kast unsuru da denilmektedir(37). Fail “kendi beyanının yanlış olduğunu bilmeli veya kendi içinde doğruluk payı taşımadığına inanmalı veyahut da beyanının doğruluğu veya yanlışlığı konusunda dikkatsiz ve özensiz davranmış olmalıdır”(38). Ayrıca, fail mağdurun söz konusu beyanın somut doğruluğuna inandığını bilmeli ve bu inanç haklı ve makûl sayılmalıdır(39). Örneğin, aynı zamanda arazi sahibi olan bir şehir planlamacısı bilerek yanlış şekilde söz konusu arazinin ticari olarak imar edilmiş kıymetli bir arazi olduğu yönünde reklam yaparsa, bu “yanlış bilgilendirme” olacaktır; eğer ki alıcı, yanlış beyana inanarak araziyi satın almışsa, bundan dolayı uğradığı herhangi maddî bir zarar için planlanmacıya karşı dava açabilir. Bir avukat, doktor veya yediemin açısından gizliliği olan maddî olguların açıklanması sonucunu doğurabileceği için söz konusu haksız fiil sorumluluğu sonuçları itibariyle oldukça geniş olabilir.
Birçok eyalette teknik olarak kast unsuru aranmadığı gibi, yanlış bilgilendirmenin taksirle yapılmasından doğan maddî zararlar için de mağdura dava açma imkânı tanınmaktadır(40). Bu unsur, failin kendi beyanının doğruluğunu kanıtlamak için makûl adımlar atmadığı durumları kapsadığı gibi, kendi beyanının doğru olup olmadığı noktasında kayıtsız davrandığı hâlleri de içermektedir.
Geleneksel olarak zararlar maddî ya da ekonomik zararlar ile sınırlıydı; ancak günümüzde birçok mahkeme mala ve cana verilen zararları telafi etmeye ve hatta bazı şartlarla ızdırap, hayâl kırıklığı ve haz kaybı niteliğindeki manevî zararların tazmini talebini de kabul etmektedir(41).
b. Sahtekârlık
Haksız fiil niteliğindeki “yanlış bilgilendirme” eyleminin ceza yaptırımını gerektirdiği durumlardan birisi olan sahtekârlık, bir kişinin muhatabını kendi nitelikleri konusunda hileye uğratmasıdır. Bu eylem maddî zararlara yöneliktir ki buradaki finansal zararlar çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Örneğin, Kuzey Karolina’da sahtecilik hükümleri, “bir kişiyi dolandırarak ondan para, mülkiyet, hizmet, alacak veya bu nitelikte benzer menfaatler temin etme amacıyla başka bir kişiye ait para, mülkiyet, hizmet, alacak veya bu nitelikte benzer şeyleri ele geçirme”(42) eylemi ile ilişkilendirilmektedir. Ortak hukukta sahtekârlık, mağdurun mülkiyet sahipliğinin devrine sebep olacak şekilde tasarlanmış kasıtlı yanlış bilgilendirme olarak tanımlanır.
c. İftira
Yalan söyleme eylemi haksız fiilin başka görünümleri altında da ortaya çıkabilir. Bir kişinin onurunu lekeleyici ifadeler sözlü ya da yazılı iftira biçiminde olursa haksız fiil sorumluluğuna sebep olabilir.
İftira, bir kişi hakkındaki yanlış bir bilginin onun zarara uğramasına sebep olacak şekilde alenileştirilmesidir(43).
İftira içerikli bir ifade, bir kişiden nefret edilmesine, “onun hor görülmesine ve onunla alay edilmesine yol açarak onun itibarını zedelemek amacıyla tasarlanmış bir beyandır”(44). Birçok ülkede iftira medenî hukuk anlamında bir haksız fiil niteliğinde olduğu gibi aynı zamanda da suçtur(45). Tazminat olarak ödenecek para cezaları ile birlikte cezaî sorumluluk oldukça ağır olabilir.
Nitekim Alman Hukukunda iftira adlî cezaya tâbi suçtur; öyle ki fail iftira suçundan dolayı beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilir. Aynı şekilde Yunanistan, Kazakistan ve Çin’de de iftira suçundan dolayı beş yıla kadar hapis cezaları öngörülmektedir(46). Kanada Ceza Hukuku uyarınca, bir kimse hakkında bilerek yanlış bir bilgi yayınlayan bir kişi yazılı iftira suçundan dolayı beş yıla kadar hapis cezasına hükmedilir(47).
İtalyan Ceza Hukuku uyarınca iftiranın çeşitli biçimleri, televizyon yayınları ya da örneğin yazılı basın yoluyla yapılanları altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır(48).
Moldova’da iftira suçunun cezası yedi yıla kadar hapis cezası olabilmektedir(49).
Birçok otoriter rejimde iftira karşıtı yasalar siyasî kontrolün araçlarından biri olarak ya da gazetecilerin muhalefetini bastırmak amacıyla kullanılır(50).
Orta ve Güney Amerika ülkelerinde, descato (saygısızlık) olarak bilinen iftira karşıtı yasalar yaygındır. Descato kanunları özellikle kamu görevlilerinin onurunu korur(51). Bolivya, Brezilya, Kolombiya, Küba, Ekvator, El Salvador, Guatemala, Haiti, Paraguay, Uruguay ve Venezuela’da bu yasalar halen yürürlüktedir(52). Bu yasaların uygulanması bir ifadenin yalan içerikli olmasını gerektirmemektedir. İftira suçuna karşılık hapis cezası uygulaması, çoğunlukla hükümetler tarafından bunun siyasî amaçlar için kullanıldığı Asya ve Ortadoğu’da yaygındır(53).
Amerika Birleşik Devletleri’nde iftira eyleminin cezalandırılmasını sağlayan herhangi bir federal yasa bulunmamaktadır; aynı şekilde cezalandırılabilir nitelikteki iftira suçu on yedi eyalette ve iki bölgede sadece “kitaplarda” kalmaktadır(54). 1965–2004 yılları arasında yaygın olmasa da Amerika Birleşik Devletleri’nde ceza infaz yasaları uyarınca iftira suçundan dolayı on altı kişi mahkûm edildi; bunlardan dokuzu hapis cezasına çarptırıldı(55). Söz konusu mahkeme kararları gereği ortalama hapis süresi altı ay, yaklaşık 173.6 gündü(56).
Diğer cezalar ise şartlı tahliye, denetimli serbestlik ve ortalama 1.700 ABD doları para cezasını içermektedir(57). Özellikle SLAPP davaları (halkın iştiraki aleyhine stratejik dava) (58) olarak bilinen ve muhalifleri susturmak, korkutmak ve onları külfetli hukuk maliyetlerinin altında sindirmek amacıyla onlara karşı iftiradan dolayı açılan sunî tazminat davalarına karşı birçok ülkede anti-SLAPP yasaları(59) yürürlüğe konuldu. Olayların birçoğunda, yazılı ve sözlü iftira ve benzeri suçlarla ilgili davalar, imarlaşma ve arazi kullanımı gibi kamusal meselelere ilişkin
açıklamada bulunmayı, protesto eylemi yapmayı ya da bu konuları gündeme getirmeyi isteyen kişilere karşı açılmaktadır(60). Bu tarz davalar aslında genellikle şehir planlamacıları, politikacılar ile insan ve tüketici hakları muhaliflerinin misilleme amacıyla açtıkları davalar olmaktadır.
d. Gıda Ürünlerini Kötüleme Kanunları
ABD’nin çoğu yerinde iftira brokoliye kadar uzanır. Colorado eyalet yasası uyarınca, bir tarım ürünü hakkında bilerek “önemli derecede yanlış beyanda bulunmak” suçtur61. Buna ek olarak, diğer on iki eyalette gıda üreticilerinin
kendilerine yapılan eleştirileri iftira sebebiyle başarılı bir şekilde dava etmelerini kolaylaştıran gıda ürünlerini kötüleme kanunları (Vegansal Kötüleme Kanunları)62 olarak bilinen kanunlar çıkarıldı(63). Bu kanunlar gıda üreticilerinin “kolay çürüyebilen gıda ürünlerini veya mallarını kötüleyenlere karşı uğradıkları zararların tazmini için dava açmalarına” zemin oluşturdu(64).
Tarım ürünlerini kötülemeye ilişkin yasal düzenlemeler uyarınca söz konusu tazminat alacağına esas olarak “yanlış bilgilerin” halka yayılmış olması şartı aranmakta iken; diğer bir şart da eyalet kanunlarına göre kötüleyenin kendi ifadesinin yanlış olduğunun farkında olması gerekip gerekmediğine göre değişmektedir(65). Örneğin, Alabama ve Oklahoma’da oldukça sıkı bir sorumluluk standardından bahsetmek mümkündür; buna göre bir ifadeyi dava edilebilir kılan tek zorunlu unsur: “yanlış bilgilerin herhangi yolla halka duyurulmasıdır”(66).
Florida, Arizona ve Georgia’da bu eylemin “kasıtlı veya kötü niyetli” bir biçimde yapılması şartı aranmaktadır(67).
Teksaslı bir sığır yetiştiricisinin televizyon karakteri Oprah Winfrey’e karşı, o ve konuğunun deli dana hastalığının sığır eti güvenliği konusunda yarattığı korku üzerine yaptıkları yorumların “bozulabilir gıdaların kötülenmesi” ve “ticaretin karalanması” unsurlarını taşıdığı gerekçesiyle açtığı Texas Beef Group v. Winfrey davasında gıda ürünlerini kötüleme kanunları kamu duyarlılığının ön plana çıkmasına sebep oldu(68).
2. Sözleşme Hukuku
Hiç şüphesiz yalan söyleme eylemi “yanlış bilgilendirme” olarak tezahür ettiğinde sözleşme hukuku alanında da sorumluluk doğurabilir. Haksız fiillerde olduğu gibi yanlış bilgilendirme, bir kişinin sözleşmeye girmesine neden olan olaylar veya yasa kuralları konusunda o kişiye karşı yapılan açık, yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunmaktan ibarettir(69). İçtihat hukuku (case law), bu eylemi “doğru olmadığını bilerek veya doğruluğuna inanmadan veyahut da doğru olup olmadığı konusunda kayıtsızlık ve dikkatsizlik içinde yapılan yanlış bir bildirim” olarak tanımlamaktadır(70). Yanlış bilgilendirmenin yapıldığı şekle bağlı olarak zarar gören taraf sözleşmeyi feshedebilir, tazminat davası açabilir veya her ikisini birden talep edebilir(71).
İlginçtir ki; yanlış bilgilendirme eyleminin karakteristik unsuru, diğer tarafı aldatma niyetidir(72). Bu nedenle yanlış bilgi içeren salt satış görüşmeleri ve fikir açıklamaları hiçbir şekilde yanlış bilgilendirme eylemi ile eş değerde tutulamaz(73). Ortaya çıkan zararlar birbiriyle aynı olsa bile, bir kişiyi aldatma niyetinin derecesi, hile kastı, ihmal ve kusursuzluk arasında yapılan ayrım vasıtasıyla yanlış bilgilendirme eyleminin ciddiyetini belirleyecektir. Sözleşme tarafının yalan söyleme kastının derecesi her bir eylemi birbirinden ayırt eden önemli bir unsurdur.
3. Anayasa Hukuku
Yalan söyleme eylemi, anayasa hukuku kapsamında da ele alınmaktadır. İfade özgürlüğüne bahşedilen anayasal koruma, Birleşik Devletler Anayasası’na göre herhangi bir bireysel hakka göre tanınmış belki de en sağlam korumadır(74). Birinci Değişiklik ifade özgürlüğüne açık bir koruma sağlamaktadır: “Kongre ifade özgürlüğünü kısıtlayan…. hiçbir kanun yapamaz”(75). Ancak bu hak bile konuşmacının kasıtlı olarak yanlış bilgi açıklamasında bulunduğu bazı durumlarda kısıtlamalara tâbidir(76). Örneğin, iftira içerikli bir konuşma anayasal olarak korunmamaktadır. “Birinci Değişiklik’e göre yanlış düşünce diye bir kavram söz konusu olmamasına rağmen”(77), New York Times Co. v. Sullivan ve Gertz v. Robert Welch, Inc davalarında konuşmacının kendisinin verdiği bilginin kesinlikle yanlış olduğunu bildiği durumlarda Birinci Değişiklik’teki anayasal korumanın iftira niteliğindeki ve karalayıcı ifadeleri kapsamayacağı kanaati yerleşmiştir(78).
Yüksek Mahkeme, “Anayasa, maddî/manevî zarara sebep olan bütünüyle yanlış ifadeler için mutlak koruma sağlanamayacağını” açık bir biçimde ifade etmiştir(79). Somut olaya özgü kötü niyetin ispatlanabileceği bu gibi durumlarda, konuşmacı iftira veya karalama suçlamalarıyla karşı karşıya kalabilir80. “Somut olaya özgü kötü niyet”, konuşmacının kendi ifadesinin yanlışlığının farkında olduğu (veya ifadesinin doğruluğunu veya yanlışlığını umursamadan özensizce konuşma yaparak) ve böyle davranarak zarara uğratmayı istediği durumlarda söz konusudur81. Aynı şekilde aldatıcı reklamlar da anayasal koruma altında değildir(82).
İftira suçunu konu alan mahkeme kararlarına bakıldığında kanunun aslında devletin toplumu iftiradan kaynaklanan zararlardan korumaktan ziyade aldatıcı fiyat veya ürün reklamlarının sebep olduğu zararlara karşı korumak olduğu ve bunun için de daha kapsamlı adımlar atılmasının tavsiye edildiği görülecektir(83).
Nefret söylemi(84) Birleşik Devletler’de85 anayasal düzlemde korunurken, diğer yargı çevrelerinde böyle bir korumadan bahsetmek pek mümkün değildir(86).
Örneğin birçok Avrupa hukuk çevresinde Yahudi soykırımını inkâr etmek suçtur(87). II. Dünya Savaşı sırasında Yahudi soykırımı yaşandığını inkâr eden kişiler birçok Avrupa ülkesinde yargılanmıştır(88). Avusturya, Belçika, İsviçre ve Almanya’daki yasalar bizatihi Yahudi soykırımının değersizleştirilmesini bir suç olarak kabul etmektedir(89). Yahudi soykırımın inkârı anti-semitik bir söylem olarak görüldüğü bu ülkelerde, (kanıtlanmış bir zarar bulunmaksızın) bu konudaki yalan bir ifade cezaî kovuşturmanın başlatılmasında yeterli olduğu için, söz konusu davranıştan dolayı herhangi bir “fiilî” zararın doğmuş olması şartı aranmaz(90). Elbette ki, buradaki yalan ifadeden fiilî bir zararın doğması şartının aranmaması, soykırımın inkârının Yahudi olmayanlar arasında anti-Semitizmi teşvik edeceği ve bunun devamını sağlayıp Yahudilere yönelik saldırılara sebep olabileceği dikkate
alındığında isabetlidir(91).
4. Ceza Hukuku
Bu çalışmanın kapsamına en fazla uygunluk gösteren husus bazı şartlar altında özel olarak yalan söyleme eyleminin suç olarak kabul edilmesidir. Yukarıda iftira suçuna kısaca değindik; ancak yalan söyleme eyleminin cezalandırılmasının kapsamı iftirayla sınırlı değildir. İngiliz ceza hukuku uyarınca aldatma bazı şartlar altında suçtur. Yıllar geçtikçe daha fazla eylem ve aldatma biçiminin suç haline getirilmesi yönünde kademeli bir ilerleme kaydedildiği için, bu konu artık ciddî bir mesele teşkil etmemektedir. İlk İngiliz kanunları yalnızca toplumun genelini
hedef alan tehditleri konu edinmekteydi ve bu nedenle de yalnızca kalpazanlık, ağırlık ve ölçü birimlerinin yanlış kullanılması gibi belirli aldatma kategorileri cezaya tâbi tutulmaktaydı(92).
Sanayi Devrimi’nin başlamasıyla İngiltere’de dolandırıcılık suçlarının yaygınlaşmasını takiben: 1757 yılında yapılan yasal bir düzenlemeyle suç olarak ihdas edilen ve başka bir kişiye ait olan “para, mal, emtia veya ticari eşya”ın mülkiyetini elde etmek için sahte bir görünüş içerisinde “kasten veya tasarlayarak” o kişiyi aldatmak veya dolandırmak amacıyla yapılan tüm yalan beyanda bulunma eylemleri (yukarıda incelenen) aldatma suçları listesine girmiş oldu(93).
a. Yalan Tanıklık
Hukuk kuralları zamanla değişmeye devam etti ve hileye ilişkin konularda ceza yasasının uzun yıllar boyunca etkileyici bir biçimde bir geliştiğini gözlemledik. Birçok ülkede, yalan yere yemin ve yalan beyan suçları, karşılığında ağır cezaların öngörüldüğü ciddî suçlar haline gelmiştir(94).
ABD yasalarına göre, yalan tanıklık suçunun beş temel unsuru vardır: (1) ABD yasalarına göre usulüne göre yapılmış yemin (2) yemin içeren beyanın yetkili bir mahkeme, memur veya görevli huzurunda alınmış olması, (3) yalan beyan, (4) rızayla alınmış olması, (5) davaya esas teşkil eden maddî vakıayla ilgisinin bulunması gerekmektedir(95). Tarihî olarak bakıldığında yalan tanıklık suçu her zaman ağır bir suç olarak görülmüştür:
Hammurabi Kanunları, Roma Kanunları ve Fransa’nın ortaçağda yürürlükte olan hukuk kuralları uyarınca, yalan tanıklık edenler ölüm cezasına çarptırılmaktaydı96. Nitekim İbranice İncil, dokuzuncu emirde “Komşunuzun aleyhinde yalan tanıklıkta bulunmayın” öğüdünü vererek yalan tanıklık eylemine atıfta bulunur(97).
Modern dönemde de bu suça ilişkin tavır değişmedi: son zamanlarda suçla ilgili tutumlar, yalan tanıklık eyleminin hâlâ çok ağır bir suç olarak değerlendirildiğini göstermektedir(98). Suçun ciddiyeti, failin eyleminin mahkemenin yetkisini gasp ederek adaletin sağlanamaması sonucunu doğurduğu için kamuya karşı bir suç olarak kabul edildiği gerçeğinden kaynaklanmaktadır. ABD yasalarına göre yalan tanıklık ağır bir suçtur ve failler hakkında beş yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir(99). İngiltere’de Yalan Tanıklık Kanunu’na (1911) göre, yalan tanıklık suçu için yedi yıla kadar ağır hapis cezası öngörülebilmektedir(100).
b. Yalan Beyan Suçu
Federal bir yetkiliye yalan beyanda bulunmak da aynı şekilde suçtur(101).
Açıklamanın esaslı bir beyan olarak ele alınması için, “bu beyanın yöneltilen karar organının kararını etkileyecek güce ya da yönlendirme yeteneğine sahip olması gerekmektedir”(102). Resmî görevlinin söz konusu beyan çerçevesinde hataya düşürülmüş olması önemli değildir. Eylemin bizatihi kendisi cezaî sorumluluk doğurmak için yeterlidir. Maddî unsurları itibariyle herhangi bir yanlış, hayâlî veya hileli beyanda bulunmaktan veya ifade vermekten suçlu bulunanlar federal yasa uyarınca (somut olayın özelliklerine bağlı olarak) beş veya sekiz yıla kadar
hapis cezasına çarptırılır(103). Bu hüküm yazılı yalan beyanları da kapsamaktadır(104).
c. Sahte Kimliğe Bürünme Suçu
Sahte kimliğe bürünmek de bir suçtur. Örneğin, New York ceza kanunu uyarınca, “gerçek adı, doğum tarihi veya adresi ile bilgileri üzerinden soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla polis memuruna veya uzlaştırmacıya bu tür bilgileri bilerek yanlış veren bir kişinin” bu eylemlerinden dolayı suçlu olduğuna hükmedilir(105). New York Ceza Kanunu birinci derecede kimliğe bürünme (bir polis memurunu taklit etme(106) ve ikinci derece kimliğe bürünme (“birinden menfaat temin etme, birine zarar verme ya da birini dolandırma amacıyla” kimliğe bürünme) eylemlerini içeren suçları da düzenlemektedir(107). New York Kanunu ile düzenlenmiş olan yalan beyan ile ilgili diğer suçlar arasında aldatıcı reklamlar(108) ve kredi koşulları ile ilgili yalan beyanda bulunma suçları da bulunmaktadır(109).
d. Dolandırıcılık
Nihayet son başlıkta yalan söyleme eyleminin dolandırıcılık şeklinde görünümünü ele alacağız. Dolandırıcılık eylemine karşı haksız fiilden kaynaklanan bir davanın açılmasının yanı sıra eyalet ve federal düzeyde de ceza davası açılmaktadır(110). Ortak hukukun ilk dönemlerinde dolandırıcılık eylemi yalnızca kamuoyunun dolandırıldığı durumlarda cezaî kovuşturmaya tâbi tutulmaktaydı; özel hukuk kişileri arasındaki dolandırıcılık eylemlerinin akıbeti tamamen hukuk davalarına bırakılmıştı(111). Fakat diğer aldatma eylemlerinde olduğu gibi, hukuk sistemi giderek bu tür eylemleri de suç olarak düzenlemeye başlamıştır.
Dolandırıcılık birbirinden farklı şekillerde kendini gösterdiği için ona ilişkin net bir tanım vermek oldukça güç olmakla beraber en basit düzeyde şu şekilde bir tanım verilebilir: “doğruyu gizlemek ya da yanlış önerilerde bulunmak suretiyle bir başkası üzerinde üstünlük kazanmak için başvurulan ve insan becerisiyle tasarlanan çeşitli yöntemlerdir. Eylemin kendisi tüm oyunları, hileleri, kurnazlığı ikiyüzlülüğü (değiştirme, gizleme) ve başkasının kandırılmasına neden olan tüm haksız yolları içermektedir”(112). Hileli davranış oldukça sofistike olabilse de, temel bileşeni sadece para, mal veya hizmet temin etme amacıyla karşı tarafı aldatmaktır(113).
Daha açık ifade etmek gerekirse, dolandırıcılığın kendisi tipik olarak vazedilen unsurlarla(114) tanımlanmış bir suç olmaktan ziyade, çeşitli ceza yasalarının özünde varlık gösteren bir kavramdır”(115). Bundan dolayı dolandırıcılık teşkil eden davranış çeşitli biçimlerde ortaya çıkabildiğinden dolandırıcılığın tanımı da bu suçtan bahseden yasal düzenlenmenin niteliğine bağlı olarak farklılık gösterebilir(116). Hem federal hem eyalet yönetimleri, bu tür eylemleri kovuşturmak için dolandırıcılığın çeşitli biçimlerini düzenleyen düzenlemeler ihdas etmişlerdir.
Dolandırıcılığı düzenleyen yasalar, dolandırmak amacıyla örgüt kurmak ve internet dolandırıcılığı gibi çeşitli aldatıcı davranışları kapsayan geniş spektrumlu kurallardan, “suçun konusunu dar bir alana sınırlayan” kurallara kadar çeşitlilik göstermektedir(117).
Dolandırıcılıkla ilgili olarak Amerikan Hukuku genel olarak İngiliz dolandırıcılık hukukunda Hırsızlık Kanunları altında tanımlanan ve aldatma suçları olarak bilinen suçlarla benzerlik göstermektedir(118). 2006 yılında çıkarılan Sahtekârlık Kanunu, 1968 ve 1978 tarihli Hırsızlık Kanunlarının yerini almıştır(119). Kanunun güncel amacı, kendisine veya başkasına menfaat temin etmek veya bir kişinin zarar görmesine sebep olmak veyahut onu zarar görme riskine maruz bırakmak amacıyla yanlış bilgilendirme yapan kişinin hile ile yaptığı bu bilgilendirme eyleminden dolayı suç işlemiş sayılacağını öngören § 2 (1) hükmüdür(120). Bu makalede söz konusu suçun türlerinin ayrıntılı olarak açıklanması herhangi bir fayda sağlamayacaktır, ancak şimdilik şunu belirtmekle yetinelim ki; ABD hukukunda olduğu gibi İngiliz dolandırıcılık yasasının kapsamını esas itibariyle maddî ve finansal kazanç veya kayıplar oluşturmakla beraber, bu kapsamı başka türdeki hasar veya kayıp biçimlerini de içine alacak şekilde genişletme fikri desteklenmemektedir(121).
İngiliz Ortak Hukukunda da aynı şekilde dolandırmak amacıyla örgüt kurma eylemi tamamen ekonomik nitelikte bir zarara sebep olma olgusuyla ilişkilendirilmektedir(122). Suçun unsurlarının oluşması için, “örgüt üyelerinin mağduru aldatarak onun ekonomik menfaatlerinin risk altına girmesine ya da kendisini ekonomik zarara uğratacak bir davranışta bulunmasına veya tam aksi bir davranışta bulunmaktan kaçınmasına sebep olacak ya da olabilecek hileli işleri yapmak için anlaşmaya vardıkları kanıtlanmalıdır…”(123).
Dolandırıcılık teriminin merkezinde tamamen ekonomik bir algı vardır(124). Böyle olduğu için dolandırıcılıkla ilgili suçlar hilenin ekonomik kazanca yönelik yapıldığı durumlarda başarılı bir şekilde kovuşturulurken, zararın niteliğinin farklı olduğu durumlarda ise mesele büyük ölçüde çözümsüz kalmaktadır. Örneğin dolandırıcılık suçlaması bu makalenin girişindeki senaryolar için sonuç vermeyecektir.
Genel olarak, ceza kanununda hileli davranışın kapsamı kademeli olarak genişletilmiştir. Bu husus, bu bölümde ele alınan suçların çoğunda açıkça görülmektedir. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemenin temeli, ekonomik veya idarî alana veyahut bir kişinin itibarına yapılan saldırı sonucu ortaya çıkacak ağır zarar kavramına dayanır. Aynı şekilde bu makalede önerdiğimiz suçun varlığı da bir yalan tarafından sebep olunan zararın ağırlığına bağlıdır. Bu önerilen suç, özel ahlâk alanına karşı yapılan kendine göre haklı bir saldırı veya ahlâk sansürü uygulaması değildir.
Söz konusu suç; -zararın oluşmasına ihtiyaç duyulmadığı (belli bir kişiyi kastetmeksizin zarar verme anlamında) fahişelik, kumar, loitering (suç işleme şüphesi yaratacak şekilde aylakça dolaşma), kamusal alanda sarhoşluk, uyuşturucu kullanımı, hız yapma veya kamusal alanda teşhir gibi mağdursuz suç(125) olarak adlandırılan suçlarla mukayese edilebilir nitelikte değildir – bu tarz suçları yasaklayan kuralların amacı özü itibariyle ahlâka aykırı olan davranışın kendisini yasaklamaktır(126).
Daha önce de belirtildiği gibi, daha birçok somut olay üzerinden tartışma yapılması mümkün olsa bile, biz bu makalede yalan söyleme eyleminin ahlâken sorumlu tutulabilir tarafıyla ilgilenmiyoruz; bunun yerine bu eylemin sonuçlarıyla- yani sebep olduğu zararla- ilgileniyoruz. Nitekim iki yazarın açık bir şekilde ifade ettiği gibi “bir kişinin kendine özgü inşa ettiği yolda cehenneme gitme yönünde vazgeçilmez nitelikte bir hakkı vardır, yeter ki o yolda başka birinin canına ya da mülküne zarar vermesin”(127).
C. YALAN SÖYLEME EYLEMİNE YÖNELİK YASAL DÜZENLEME YAPMA KONUSUNDAKİ İSTEKSİZLİK
Açıkça görünmektedir ki, yıllar geçtikçe hem medeni hukuk hem de ceza hukuku sistemleri hileli davranışa karşı gittikçe daha az hoşgörülü hale gelmeye başlamıştır. Her ne kadar ceza hukuku kamusal düzlemde hem devlete karşı yalan söyleme hem de ekonomik kayba neden olan dolandırıcılık eylemlerini cezalandırsa da, ceza hukukunun bireyler arasındaki özel ilişkilere müdahale etme isteğinin birtakım sabit sınırları vardır. Aslında, ceza kanununun hileli davranışlara ilişkin düzenlemelerinin aynı konuda toplumda var olan ahlâkî değerler ile çelişmesinin sağlam birtakım gerekçeleri bulunmaktadır. Tartışmayı ilerletmeden önce bu gerekçelere de yer vermekte fayda vardır.
1. Yasal Düzenlemelerin Yüksek Maliyetli Olması
Ceza hukukunun yalan söyleme eylemini düzenleme konusundaki yetersizliği veya isteksizliğine ilişkin en ikna edici açıklamalardan biri, bu eylemi genel olarak hileli davranışa ait kurallarla ilişkili olacak şekilde yasalaştırmanın çok yüksek maliyetli olmasıdır. Hileli konuşma ve davranışın her biçiminin ortadan kaldırılması arzu edilebilirken, kıt kaynaklar göz önüne alındığında, diğer önceliklerin merkezde yer aldığı daha pratik düşünceler ön plana çıkmalıdır.
Üstelik ceza hukuku sistemlerinin hal-i hazırda daralmış bütçeleri göz önüne alındığında, haklarında hüküm verilen dava tarafı özel kişilere ve yasal kurumlara yüklenecek olan soruşturma ve kovuşturma dahil yargılama masraflarını
ayarlamak da oldukça güçtür.
2. Kayıt Dışı Uygulamaların Fazilet
Yalan söyleme eyleminin düzenlenememesinin muhtemel bir diğer gerekçesi de, hukuk sisteminin gayri resmî nitelikteki sosyal ilişkilerin sorumluluğunu üstlenmeyi ertelemeyi tercih etmesidir – makbûl olan yalancıları cezalandırmak için onaylanmama ve dışlanma mekanizmalarını kullanan daha spontan bir düzendir(128).
Hileye ilişkin normların kayıt dışı olarak uygulanması yasal/resmî yaptırımlara göre daha fazla avantaja sahiptir: kolluk kuvvetleri ve mahkemelerin dedikodu, dışlama ve fişleme gibi sosyal fenomenleri dikkate almasıyla birlikte adli ve idari masraflarda kısıntı söz konusu olabilmektedir(129). Buna ek olarak, hileli davranışın sonuçları ekonomik bir zararı kapsamıyorsa, başkaları tarafından yalancıya uygulanan toplumsal yaptırımlar uzun vadede daha etkili olabilir ve mağdurlar için daha tatminkâr olabilir. Maddî zararlar söz konusu olduğunda mağdurlar yasal yollara başvurmayı tercih edebilir, ancak akran gruplar aslında hilenin sebep olduğu maddî olmayan zararları değerlendirme sürecinde daha verimli olabilir ve hileyi yapan kişiye bu davranışı onaylanamadıklarını ifade ederek onu dizginleyebilirler(130). Bu gayrı-resmî uygulama, toplumun aldatıcı davranış üzerinde gözetim yapmasını gerektirse de, bu gözetim doğal olarak gerçekleşir çünkü davranış normlarını ihlâl edenler keşfedilir ve gerektiği gibi cezalandırılır. Böylece, kendi kendini düzelten bir toplumsal sürece devletin ağır elinin müdahale etmesine ihtiyaç duyulmaz.
3. Özel Meselelere Müdahale Etme Konusunda İsteksizlik
Birçok yazar özel kişiler arasında gerçekleşen konuşmaları ve sosyal etkileşim alanlarına ceza hukukunun müdahale etmesi gerektiği görüşüne karşıdır. Devlet genellikle özel meselelere müdahil olmaya ve bu anlamda kahvelerde ve evlerde vatandaşlar arasında karşılıklı olarak paylaşılan söz ve bilgilere yön vermeye isteksiz davranmaktadır. Bu tür bir müdahale, devlet tarafından özel hayata büyük bir saldırı teşkil eder. Eğer Ceza Kanunu her yerde doğru konuşmayı zorunlu kılmakla görevliyse, yalan ne kadar küçük olursa olsun, içeriği veya sebep olduğu zararın seviyesi ne olursa olsun sonuç korkutucu olur. Keza Birinci Değişiklik ile ciddî anayasal kaygı uyandıran ifade özgürlüğü meselesi tekrar gündeme gelecektir. Devletin dokunaçlarının insan ilişkilerini gereksiz ayrıntısıyla incelediği bu seviyedeki bir devlet müdahalesi, onun adeta polis devletine benzemesine yol açmaktadır. Bu durum gizlilik ve kişisel özgürlüğün korunmasını hedef alan anayasal ideallere aykırı görünmektedir.
4. Kaygan Zemin
Yukarıdakilerle doğrudan ilgili olarak bu alanın kesinlikle “kaygan zemin” olduğu endişesi mevcuttur: -ceza kanununun yalan söyleme eylemini yaptırıma bağlaması, en küçük ve en gereksiz beyaz yalanların söylendiği otuma odalarında bile insanların birbirlerine söyledikleri yalanlardan dolayı cezaî sorumluluklarının doğmasına sebep olacaktır. Böyle bir müdahalenin bir kez olsun başlamış olması, bireysel hayatın en özel taraflarını bozguna uğratan bir dizi düzenlemenin de arkadan geleceği konusunda tereddüt uyandırmaktadır.
Nitekim ceza kanununun kapsamının genişletilmesine ilişkin sınırlar, aslında bir anlamda bireysel özgürlük alanına devletin el atmasına karşı birer siperdir.
Yasalar her zaman olduğu gibi “aşırı suçlama” konusu, bir davranış biçimini suç sayarak ceza kanunun kapsamının daha da genişletilmesinde az da olsa faydalı bir taraf bulunduğu düşüncesi etrafında tartışılmaya devam edecektir.
Doktrinde aşırı suçlama konusuna duyulan ilgi artmaktadır(131). Hukuk camiasında adalet sisteminin hâl-i hazırda “aşırı suçlama”da bulunduğu konusunda geniş bir fikir birliği bulunmaktadır(132).Bazıları yalan söyleme eyleminin suç olarak düzenlenmesi fikrine bu meseleyi daha da körükleyeceği gerekçesiyle itiraz yöneltebilir. Bu fenomene örnek veren kitaplarda halen amacı itibariyle şüphe barındıran birçok yasa kuralına yer verilmektedir. Örneğin, işlendiği eyalete bağlı olarak değişkenlik gösteren cezaya tabî suçlar: içecek yerine parfüm ya da losyon satmak(133), tavşanları veya kuşları boyamak(134), güvercinleri yuvalarından korkutmak(135), taşkınlık ve gürültü yaparak ibadet halindeki cemaati rahatsız etmek(136). Columbia Bölgesi’nde federal yasa uyarınca ABD bayrağı üzerine bir reklam yerleştirmek suçtur137. Son birkaç yıldır Amerika Birleşik Devletleri’nde federal bölge ve eyalet düzeyinde “ceza hukukunun boyutu ve kapsamında ani bir genişlemeye” ve cezalandırmada belirgin bir artışa tanık olunmuştur(138).
Ken Mann gibi bazı akademisyenler, ceza hukukunu “küçültmeyi” mesleki bir amaç haline getirmişlerdir. Bu bilim adamları, cezalandırma amacı barındıran yaptırımları kullanma ihtiyacını azaltarak, büyük oranda ceza hukukunu yansıtan ve cezalandırıcı yönü daha fazla olan bir medeni hukuk sistemini savunmaktadırlar(139).
Devlet tarafından sıradan vatandaşların günlük faaliyetlerine yapılacak müdahalenin boğucu bir hal alabileceği endişesine sahip olan Mann gibi pek çok yazar, ceza kanunun kademeli olarak genişlemesinin alkışlanacak bir fenomen olmadığını savunmaktadır. Her çeşit yalanın yasaklanması ahlâkî bir zorunluluğun yerine getirilmesini sağlarken, bu durum gerçekte toplumda büyük bir tahribat yaratabilir. Bu görüşe göre yalan söylemek, takip edilmeyi ve cezalandırılmayı hak eden yanlış bir davranış değildir; ceza yasasının alanına yönelik bazı kısıtlamalar, devletin özel hayatın gizli taraflarını açığa çıkarmayı haklı göstermeye başlamasından önce zorla inşa edilmelidir.
5. Hilenin Faydaları ve Yalanın Yararlı Olacağı Düşüncesiyle Yasal Düzenleme Yapma Konusunda İsteksizlik
Yasanın hileye hoşgörülü olmasına ilişkin bir diğer ikna edici gerekçe de, yasal düzenlenme yapma konusundaki isteksizliğin sebebini hilenin aslında olağanüstü derecede yararlı olabileceği düşüncesine bağlamaktadır. Diderot, Hegel ve Nietzsche gibi yazarlar, Kant’ın kategorik ve yarı kategorik ahlâkçılığına karşı ayaklandılar; çünkü onlar dünya üzerinde bazı dönüştürücü etkilere sahip olmak isteyenleri alkışlıyorlardı(140).
Nietzsche, bir seferinde, ideal bir aktivistin “gerçeği söylemekten ziyade yalan söyleyen” bir kişi olduğunu… Çünkü bunun daha çok ruh ve irade gerektirdiğini” ifade etmiştir(141). Bu bakış açısıyla bakıldığında, hakikat son derece güvenli ve basmakalıp bir liman olsa da düzeni bozmaya cesaret eden, zekâyı ve ahlâkı parçalayan kişi aslında yalan söyleyen kişidir(142).
Ahlâk felsefecisi David Nyberg, hakikâti söylemeyi “ahlâken abartılmış” olarak nitelendirir ve yalanların ve diğer aldatma biçimlerinin mahremiyetin ve duygusal konforun korunması açısından sivil topluma getireceği olumlu katkıları vurgular(143). Onun bakış açısına göre, dürüst olmamak birbiriyle olan etkileşimlerimizde büyük ölçüde yer alır; bu ise uyarlanabilir temel bir yetenektir ve iyi amaçlara hizmet edebilir(144).
Yalan söyleme eylemini ve yalan söyleyenleri kınamakla birlikte, hilenin kültürümüzün temel bir parçası olduğunu, mazur görülebilir ve gerekli iletişim araçlarından biri olduğunu da kabul ediyoruz. Bir adayın iş görüşmesindeki davranışlarını düşünelim; parlak gülümsemesi ve el sıkışması ile gösterdiği seçkin tutumu ve görüşme boyunca müstakbel işverenine karşı yapmacık tavırlarını ve duruşunu ve hatta kendi deneyimi ve eğitim geçmişi konusundaki abartmalarıyla ve yalanlarla kurduğu teması – bu temas boyunca yaşananların tamamı iş arayan bir kişinin aslında sahip olmadığı özgüven ve yetenek kendisinde varmış gibi yansıtması ve karşı tarafı yanıltması titizlikle tasarlanmıştır.
Bazı meslek alanları için yalan söyleme eylemi işlerinin temel bir parçasıdır: delil toplamak ve işbirliğini ortaya çıkarmak için kolluk kuvvetleri sıklıkla şüphelilere yalan söylemektedir; doktorlar ve hemşireler acıyı teskin etmek için hastalara yalan söyler; araştırmacılar tepkileri ve davranışları değiştirmek amacıyla birtakım konuları incelemek için yalan söylemektedir; politikacılar ve diplomatlar dış politika müzakerelerinde avantaj elde etmek için yalan söylemektedir ve avukatlar görevlerinin meşru bir parçası görerek davayı dezavantajlı hale getirecek bilgileri müvekkillerinden gizlemektedir(145).
Gerçekten de çelişmeli adalet sisteminde “hukuk düzeninin geleneksel yapısı gerçeği gizlemek için kullanılabilir…”(146).
Yalan söyleme eylemi her yerde ve her an sürekliliği olan bir eylemdir(147). ABD’de yapılan araştırmalar, bir kişinin ortalama günde bir kaç kez yalan söylediğini ve birçoğunun daha fazlasını söylediğini göstermektedir(148). Aslında çok fazla ya da çok az yalan söyleyen kişilerin insafsız izlenimi yarattığı ileri sürülse de; çok iyi sosyalleşmiş bir kişi, bu iki uç arasında sorunsuz bir şekilde dolaşabilir(149).
Yalan söylemenin her an her yerde olması, bunun işe yaradığını ve adeta toplumsal varlığımızın temel bir parçasını oluşturduğunu akla getirmektedir. Bu açıdan bakıldığında yalan söyleme eylemi ceza hukukunun yaptırımını hak etmeyen veya gerekli kılmayan sıradan bir olaydır.
Ağır zararla sonuçlanan pek fena yalan söyleme suçu bu itirazları hesaba katmalı ve bu konuların tamamının menzilinden kaçınmak için hazırlanmalıdır. Kanunkoyucu bu alanı son derece fena yalanlarla sınırlandırmalıdır – bu eylemi suç olarak düzenlerken ortaya çıkabilecek potansiyel tehlikeler, yalandan doğan çeşitli toplumsal zararlar karşısında düzgün bir şekilde dengelenmelidir. Yalan söyleme eyleminin kendisinin istinasız olarak ahlâka aykırı olduğu savunulsa bile, eylemin konusu olan her çeşit yalan cezaya tâbi olmamalıdır.
D. YALANLARI ÖZEL OLARAK SINIFLANDIRMA SORUNSALI
Gerçekten de her yanlış olan cezaya tâbi değildir ve her cezaya tâbi olan da ahlâken yanlış değildir. Bu iki alanın birleştirilmesi birtakım pratik sonuçlar içerebilir. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere, bu makalede ortaya konan suç, yalan söyleme eylemini özü itibariyle kınayan deontolojik bir temelle formüle etmekten ziyade, yalanın sonucu olarak ortaya çıkan zarara odaklanarak açıklanmaya çalışılmıştır. Bu ayrım, önerilen suçun teorik temelini açıklığa kavuştururken önemli bir soruyu da ortaya koyar: amacımız yalanın kendisinden ziyade yalanın sonucu olarak ortaya çıkan zararı azaltmak ise o zaman neden yalan söyleme eyleminin içinden yalnızca zarar doğuranlarını seçip ayırmıyoruz?
Bir başka deyişle, hedeflenen zarara neden olmak için tasarlanmış davranışları yasaklamak yerine neden yalan söyleme eylemenin kendisini suç olarak düzenleyelim?
Bu itirazın başlı başına kayda değer bir tarafı vardır. Nitekim belirli suçların sebep oldukları zararın doğasına ve derecesine göre sınıflandırılmasında zarar fikrine verilen kavramsal önem gayet anlaşılabilir düzeydedir(150). Bir yazar bu durumu “dönemin ve hukuk kültürlerinin aksine, suçların tek bir kavram etrafında sınıflandırılması kötücüldür” diyerek açıklamaktadır(151).
Aslında burada sorulacak soru, “kimin veya hangi çıkarın zarar gördüğü veya korunmaya çalışıldığı” şeklinde ortaya çıkar/152). Toplumsal zararların belirli türleri esas alınarak yapılan sınıflandırma şu şekildedir: “(1) kişiye yönelik suçlar, (2) mülkiyete yönelik suçlar, (3) konut ve zilyetliğe karşı suçlar ve sair”(153). Bu konuyu belirli suçların tasarlanması anına kadar genişletebiliriz. Suçlar genellikle eylemden doğacak belirli bir “sonuç” uğruna işlenir. Daha kesin bir ifadeyle, zarar hem ceza hukukunun “’olmazsa olmaz” unsuru hem de cezayı haklı kılan ahlâkî unsur olarak görülerek…suçluluk tanımının merkezinde yer alır”(154).
Nitekim kanunlarımızın kapsamlı düzenlemesi de davranışın sebep olduğu zarar üzerinde yoğunlaşmaktadır(155). Bununla birlikte, tipik olarak belli bir davranış şekli tanımlanmıştır. Bu ise belirgin bir amaca hizmet eder: hangi davranış tarzının yasaklandığına dair insanları eğitmek için “eylemin” bütününü belirli davranış biçimlerine ayrıştırmak hayatî önem arz etmektedir.
Yukarıdaki tartışmayı mantıksal absürdlük zeminine taşıdığımızda, teorik olarak ceza hukukunun tamamını ilga edip, yerine “başka bir kişi ya da kişileri haksız yere zarara uğratan davranışlarda bulunmayı” yasaklayan tek bir hüküm ihdas etmek mümkündür, burada hükmedilecek ceza zararın ağırlığı ile orantılıdır (suçun kapsamı teşebbüs ve taksiri de içerecek şekilde genişletilebilir). Ancak bu çıkarım bizi, muazzam genişlikteki bu tarz bir torba suçun ihdas edilmesindeki gizli tehlikeleri ve devletin boyunu aşması ile sonuçlanacak kâbus gibi senaryoları anlık görmekten daha fazlasına götürmez. Kanunlarımızın kapsamı şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık ve meşru sınırlar ile çevrilmeli ve bu sınırlar içerisinde tutulmalıdır. Yüksek Mahkeme, “ceza kanunu hükümlerinin, davranışlarıyla cezaî sorumluluk altına girecek olanları bilgilendirmek için yeterince açık olması gerektiğini” belirtmiştir(156).
Cezaî sorumluluk doğuracak davranışlar “yeterli açıklıkta tanımlanmalıdır”(157). Bu nedenle suçlar, hangi davranışın kabul edilebilir olduğunu ve hangisinin kabul edilemez olduğunu saptamak için belirli tipteki eylemlere ayrıştırılmalıdır. Bu husus özellikle Bartley’in yalanında olduğu gibi açıkça muğlak ve içi boş zararlarla uğraşırken daha da ön plana çıkmaktadır.
Sonuçta özel hayat alanına bu kadar müdahaleci bir adım atacak olursak, cezaî düzenlemenin alanını çok dar ve çerçevesi iyi çizilmiş bir davranış biçimine indirgeme noktasında da çok dikkatli olmalıyız.
Bazı durumlarda, zararın niteliği cezaî yaptırımı hak edecek kadar büyük olmasına rağmen, zararın niteliği birbirinden farklı biçimlerde ortaya çıkabileceği için bunun çerçevesini kesin olarak çizmek zor olabilir. Örneğin, New York kanunları uyarınca Bartley’nin yalanı herhangi bir suça uymayacaktır; bu davranış biçiminden dolayı Bartley New York Ceza Kanununun § 240.26 maddesi uyarınca yalnızca ikinci derece huzur bozma kabahatinden dolayı sorumlu tutulabilir.
Hâlbuki yalan söyleme eylemi, bu zararların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Yasalaşmada aşırıya kaçma tehlikesi olmadan amaca ulaşmak zor olacağı için ortaya çıkan ağır bir zarar üzerinden yasal düzenleme yapmanın en makûl ve mantıklı yolu olarak yalan söyleme eylemi görmezden gelinmektedir. Ancak bu örnekte bahsi geçen zararın oldukça dar tanımlanmış bir eylem olan yalan söyleme eylemine sabitlenmiş durumda olduğu gayet açıktır.
Eylem ve ortaya çıkan zarar yasama belirsizliğini önlemek için bir bakıma birbirleriyle ikame edilebilir. Örneğin, özellikle ortaya çıkan zarar fark edilebilir derecede müstakil nitelikte ise, bu zarara yol açan davranışın açık bir biçimde tanımlanması ile daha fazla kesinlik elde edilebilir. Bu makalede önerilen suçun konusu olaylarda zararın niteliği çeşitlilik gösterdiği için zararı tam olarak tespit etmek güçlük arz edebilir. Bununla birlikte, ortaya çıkan zararı bir eyleme –ki bu eylem yalan söyleme eylemidir- sıkı sıkıya bağlıyoruz.
Hiç şüphesiz, her yasal düzenlemenin doğasında kaçınılmaz şekilde bir belirsizlik bulunur; lâkin bu belirsizlik pratik olarak mümkün olan en asgarî seviyeye indirilmelidir. Toplumsal açıdan avantajlı olabilecek şekilde yasanın kapsamı genişletilirken, kanunkoyucu yasanın aşırı genişlemesi ve aşırı suçlama tehlikesine karşın bu kapsamın olabildiğince dar tutulmasını sağlamak için büyük çaba göstermelidir. Böyle bir belirsizlik, “belirsizlik doktrini”(158) bağlamında hükümsüzlük seviyesine ulaşmasa ve adil yargılama sürecini ihlâl edecek nitelikte olmasa bile, özellikle niteliği itibariyle muğlak olan bir zararı ele alırken yasalaşma aşamasında olabildiğince genellikten kaçınılmalıdır. Cinayet sonucu ortaya çıkan zarar açıktır (ölüm meydana gelir) ve hırsızlıktan kaynaklanan zararlar da belirgindir (eşya yasalara aykırı bir şekilde alınır) ancak bazı kötücül yalanlardan kaynaklanabilecek zararlar belirgin şekilde açık değildir. Bu nedenle en azından davranış daha açık
ve net tanımlanmalıdır. Yasaların genelliğinin maliyeti, yasal genişlemenin ağır bedeli ve yaptırımda seçicilik tehlikesidir. Gerçekten de, bu durum Latince bir vecizede gayet isabetli olarak şu şekilde ifade edilmektedir: misera est servitus ubi jus est aut incognitum aut vagum (“sefillik, içinde bilinmeyen veya belirsiz olan yasaların barındığı kölelik halidir”)(159).
Bunların dışında bir de caydırıcılık konusu vardır. Bu anlamda örneğin, sebep olabileceği zarar nedeniyle alkollü araç kullanmayı suç olarak öngörmek toplumsal açıdan avantajlıdır. Nitekim sarhoş bir sürücü, bir kişinin ağır yaralanmasına, ölümüne veya malvarlığında zarara uğramasına sebep olduğu için (veya potansiyel olarak sebep olabileceği için) bu davranıştan kolayca sorumlu tutulabilir. Bununla birlikte, hangi davranışın suç olduğunun (ve – umut edilir ki- bu davranıştan caydırmak için) açıklığa kavuşturulması için, kanunkoyucu zarara sebep olma olgusu ile yakından ilişkilendirdiği spesifik bir eylemi suç olarak öngörür. Bizim önerdiğimiz husus da aslında budur:
Yalanın bazı türleri ağır zararlara yol açabilir, dolayısıyla da bireyleri bu tür eylemleri icra etmekten caydırmak maksadıyla bizzat bu davranışların cezalandırılmasını sağlamaya çalışmaktayız. Bir an için ABD Ceza Kanununu ele alalım. Dolandırıcılık ve yalan beyan suçlarıyla ilgili federal yasa, bir şahsın hilesi(160), tasdikli çeklerde değişiklik yapmak(161), arazi ödünç tahvili veya banka kredisi borçlanma senedi üzerinde tahrifat(162), gizliliği olan kuruluşların gizli telefon kayıt bilgilerini edinerek dolandırıcılık veya benzer faaliyetlerde bulunmak(163), açık denizlerde veya diğer sularda iken sahtecilik yapmak(164) sebebiyle sorumlu tutulabileceği birbirinden bağımsız bir yığın eylemi tanımlamaktadır. Teorik olarak, bu kapsamlı liste yerine dolandırıcılık suçuna ilişkin tek bir geniş tanımlama yapılabilirdi. Aslında, dolandırıcılık suçu hırsızlık gibi daha geniş biçimde tavsif edilebilir ve hatta ABD Ceza Kanununun tamamının başlığı “başka birine haksız yere zarar vermek” olan tek bir suçtan oluşana dek kanunlaşmada genelliğin ölçüsü genişletilebilirdi.
Şimdi de e-posta dolandırıcılığına ilişkin yasal düzenlemeyi kısaca değerlendirelim. E-postanın içeriği (eyaletler arası bir kurye), federal yasanın uygulanabileceği bir eylemin net olarak teşhis edilmesinden başka bir anlam ifade etmez(165).
Bazı yazarlar ise bu husustaki yasal düzenlemelerde daha en baştan yeterli açıklık olduğunu düşünebilir. Örneğin, hileli iflas hükümlerine tabî bir kovuşturmada, eylemin kapsamı yasal düzenleme tarafından açık ve net bir davranış biçimiyle sınırlandırılmıştır(166). Başka bir örnek, bilişim dolandırıcılığına ilişkin yasal düzenlemedir. Devlet bilgisayarlarının karıştırılması ve şifrelerin kırılması gibi çok spesifik eylemler yasal düzenlemede ana hatlarıyla belirtilmiştir(167).
Belirli davranışlar açıkça öngörülmek suretiyle “savcılar yasa hükmünün kapsamını yalnızca bilgisayar kullanımını gerektiren her türlü hileli davranışı kapsayacak şekilde genişletmekten alıkonulmaktadır”(168). Aynı şekilde (ekonomik suçlar bakımından) Model Ceza Kanunu “ticari bir işin görülmesi sırasında dolandırıcılık, başka birinin kredi kartını kullanma ve sahtecilik yapma gibi hilenin çeşitli türlerini barındıran suç tiplerini ayrıntılı olarak düzenlemektedir”(169). Dolandırıcılığın bu suça özgü spesifik davranış tiplerini ayrıntılarıyla düzenleyen bir dizi suça ayrıştırılması belirliliğin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
İdeal olan, bir suçun zarar ve eyleme ilişkin tüm bileşenlerinin olabildiğince dar tanımlanmasıdır. Gerçekten de eğer zorunlu olarak bu denklemin bir tarafı belirsiz kalmışsa, işte o zaman bu belirsizliği en aza indirgemek için bileşenin kalan kısmı olabildiğince açık ve net olmalıdır. Eylem ve zarar, yasal belirliliğin iki kanadını temsil eder; bir taraf zayıfsa, diğer taraf bu durumu telafi etmek için daha belirgin olmalıdır. Mevcut yasal düzenlemelerimizin görmezden geldiği yalan söyleme eyleminin özellikle ağır zarara sebep olan türünü tespit etmenin ve bu eylemden caydırmanın en iyi yolu, bu eylemi suç olarak ihdas etmektir.
III. YALAN SÖYLEME EYLEMİNİ SUÇ OLARAK İHDAS ETMEYE DOĞRU: AĞIR ZARAR DOĞURAN PEK FENA YALAN SÖYLEME EYLEMİNİ YAPILANDIRMAK
Bu makalede yalanlarının tamamının cezaya tâbi kılınması savunulmamaktadır. Bazı durumlarda bir yalan tarafından sebep olunan zararlar cezaî yaptırımı gerektirecek kadar ağır olabilir, ancak bu durum her zaman geçerli değildir
Önerdiğimiz suç, yalnızca eylem odaklı olmadığı gibi, deontolojik etik temelli de değildir(170). Zararın derecesi, cezaya tâbi eylem için yegâne turnusol testidir. Dolayısıyla, biz hareketin sonuçlarına bakmalıyız; öyle ki belli durumlarda hilenin bazı biçimleri o kadar fenadır ki cezaya tâbi olması adeta bir gereklilik arz eder.
Makalenin ilk yarısında cezalandırılabilir bazı yalan türlerini belirttikten sonra, geri kalan kısmında da böyle bir suçun nasıl yapılandırılacağı ile ilgili tartışmalara yakından göz atmayı tercih ettik. Feinberg’in zarar ilkesine ilişkin çalışmaları bunu yaparken bize yardımcı olacaktır.
A. YALANLARIN CEZAYA TABİ KILINMASI İÇİN ÖNERİLEN ŞARTLAR
Birçok hukukçu yalan konusu ile ilgilenirken Sissela Bok bu konuda ufuk açan bir metin yazmıştır171. Yazar çalışmasında özellikle yalan söyleme eyleminin uğraşılması zor bir konu olduğunu ve bunun çözülmesi kolay olmayan ahlâkî belirsizlikler içerdiğini belirtmektedir(172). Öyle ki yalan hayatımızın her alanına sızdığından, bazı durumlarda etik açıdan kabul edilebilir hale gelmiştir, ancak yine de bazıları için kınanabilir niteliktedir.
Bok, insanların yalan söylemelerinin altında çeşitli nedenler olduğunu gözlemler; ona göre güç kazanmak, sıkıntıdan kurtulmak, itibarı kurtarmak veya başkasını incitmekten kaçınmak için yalan söylenebilir(173). Yazara göre genel bir başlangıç noktası olarak insanlar yalan söylemekten kaçınmalıdır; bu onlara başlangıçta olumsuz yönde bir ağırlık verecektir ancak bir seçenek işaretlemek zorunda kalırlarsa her zaman doğruluk alternatifini aramalıdırlar(174). Yazarın varsayımı yalanın sebep olduğu zararı temel almaktadır. Zira yalan söyleme eylemi, mağdura derhal zarar vermek ile onu güven ve işbirliği erozyonuna uğratarak aslında uzun vadede topluma zarar vermek gibi iki yönlü bir etkiye sahiptir(175).
Yalan söyleme eylemi ve hilenin çeşitli şekilleri sıra dışı olmaktan ziyade normal davranışlar olarak görüldüğü için yalan söylemek toplumumuzun sıradan bir özelliğidir. Bu nedenle zor olan şey, kabul edilebilir yalanlar ile (açıkça) kabul edilebilir olmayanlar arasına ince çizgi ile sınır çekmektir.
Yalanların ve hileli davranışların her türünü cezalandırmanın idari ve yasal açıdan imkânsız olacağını ve bunun da aslında arzu edilen bir durum olmadığından bahsetmiştik. Bu sebeple bu yönde bir görüşü savunmak isabetli değildir. Sonuçta, ceza hukukunun örtülü amaçlarından biri, toplumun genel refahının ve işleyişinin azamî seviyede tutulmasıdır. Neden alkolün (aile içi şiddete, depresyona ve genel suça katkıda bulunan faktörlerden biri olmasına rağmen) yasadışı olmadığı ve araçlar için hız sınırının x mph’den az olması kazaları ve ölümleri azaltmasına rağmen neden yasal sınırın x mph olduğunun gerekçelerinden biri de budur(176). Belli bir noktada kanunkoyucu bilinçli (veya bilinçsiz) bir şekilde, bireylerin potansiyel olarak zarar verici faaliyetlerde bulunmalarına izin verme yönünde kararını verir, çünkü bu faaliyetlerin tamamen yasaklanması toplumun genel mutluluk ve refahını daha fazla bozabilir. Sonuçta eyleme ilişkin bu alan da dengelenebilir. Örneğin tütün kullanımı yasadışı değildir. Bununla birlikte, sigarayı hangi yaşta kimlerin içebileceği ve nerede içebileceği düzenlenmiş durumdadır. Doğru ve yanlışın birbiriyle yarıştırıldığı çoğulcu bir toplumda yaşadığımız için, yalan söylemeye karşı toplum tarafından takınılan ahlâkî tutum ile ceza hukuku birebir uyuşamaz.
Ne var ki, yalan söyleme eyleminin toplumda tamamıyla yaygın bir hal alması, bu davranışın mutlak biçimde doğru ve kabul edilebilir bir davranış olduğunu da göstermez. Yalanın bazıları için alışkanlık haline geldiği ve yalana bazı bağlamlarda zımnen göz yumulduğu gerçeği, yalanın ceza hukukunun yaptırımından korunmasını gerektirmez. Davranışın mağdur için her zaman olumsuz bir sonuç doğurduğu cinayet ve hırsızlık gibi bazı ağır suçlardan farklı olarak, yalanların da farklı korkunç tarafları vardır: Bir yalanın hayata geçebilmesi yalancı ve mağdur arasında etkileşim gerektirir ve bu etkileşim farklı şekillerde olabilir. Kanunkoyucunun yalancıları kovuşturmak için kayıtsızlığının ve isteksizliğinin arkasında yatan temel unsur şudur: yalanların arkasında geniş bir motivasyon yelpazesi vardır ve yalancı ile “yalan” arasındaki etkileşimin çok farklı tezahürleri vardır, bu sebeple hangi yalanın cezaya tâbi olacağını ve hangisinin olmayacağını tespit etme görevi aşırı güçlük arz eder. O halde ihtiyaç duyduğumuz şey, yalanları türlerine göre sınıflandırmaktır ki, böylece içlerinden hangilerinin cezaî yaptırıma tâbi olacağını kolayca seçebiliriz.
B. YALANLARIN SINIFLANDIRILMASI
Amerikan hukukçu Steven Morrison yalanların sınıflandırmasında oldukça yarar sağlayan bir sistematik geliştirdi; yazara göre yalanlar ciddiyetlerinin derecesi bakımından denklik göstermemektedirler.
Ona göre en ciddî (en az mazur görülebilir) olandan en az ciddî (en çok mazur görülebilir) olana kadar sıralanabilecek altı çeşit yalan şunlardır :
(1) başka bir kişiye veya varlığa zarar veren yalanlar; (2) yalancıya menfaat sağlayan yalanlar; (3) başka bir kişiye veya varlığa menfaat sağlayan yalanlar; (4) yalancının zarar görmesini önleyen yalanlar; (5) yalnızca yalancıya zarar veren yalanlar ve (6) başka bir kişinin veya varlığın zarar görmesini önlemek için tasarlanmış olanlar (177).
Bu kategoriler birbirinden farklı yalan türlerinin yararlı bir dökümünü oluşturur; zira bu kategorik bölümlenme tek bir yasa hükmünün hepsine eşit muamele etmek üzere tasarlanamayacağını göstermektedir. Bu konuda bir adım daha ileri bir tespitte bulunan Morrison’a göre, ceza kanununun rolü toplumun mutluluğunu ve güvenliğini en üst düzeye çıkarmak ve etkinlik kazanmak ise, o zaman özellikle kategorik olarak iki ila altı arasında belirtilen yalanlarının cezalandırılmaması gerekmektedir(178).
Bir yalan kişinin kendisi, muhatabı veya her ikisi için bir fayda sağlıyorsa veya bir zararı önlüyorsa teşvik edilmeli ve hatta tebrik edilmelidir(179).
Morrison’un şematik sınıflandırmasına bakıldığında sebep oldukları zarar açısından tüm yalanların birbirine denk olmadığı açıktır. Bu nedenle, yalanlar istisnaî ve dar koşullar dışında genel bir çerçeve altında kriminalize edilmemelidir. Bunun için gerçekten de üst düzey yasal tedbirler alınmalıdır. Bu noktada hangi yalanların hangi şartlar altında cezaya tâbi olacağını asgari düzeyde belirlemek için gereken çaba gösterilmelidir. İşte bu çalışmada da, yalanların ağır zarara sebep olması kastıyla söylenmiş olması ve eylemin söz konusu zararla sonuçlanması halinde suç sayılması gerektiği önerilmektedir.
Birçok (oldukça geniş bir kısım) yazar, beyan muhatabı olan bir kişinin doğruyu bilmeye hakkı olduğuna dair varsayımda bulunurken, ceza hukuku bu varsayımda o kadar cömert olamaz ve her tür yalanı cezaya tâbi kılamaz. Morrison’un yalan sınıflandırması özel olarak hangi yalan türünün suç haline getirilebileceğini belirleme noktasında isabetlidir. Zira herkesin gerçeği bilme noktasında eşit hakka sahip olmadığı yönündeki görüş üzerinden tartışma konusu yaratılabilir ise de; bazı yalanların olumlu sonuçları dikkate alındığında, bunların seçkin etik normlar tarafından tolere edilebileceği veya meşru kabul edilebileceği meselenin tam da özünü oluşturur.
Kant’ın örneğini bir kez daha verecek olursak, hedefindeki kurbanın kapısının önüne gelerek onun yerini araştıran katilin gerçeği bilmeye hakkı olduğuna çok az insan razı olacak ve birçok insan da katile yalan söyleme konusunda ahlâk kökenli bir vicdan azabına sahip olmayacaktır. Aynı şekilde bir Nazi subayının Yahudilerin çatı katında barındıklarını bilmeye hakkı yoktur. Çoğu insan burada yalan söylemenin “doğru” bir davranış tarzı olacağını kabul eder. Bu, Morrison’un altıncı kategorisinde yer alan türe uygun bir yalandır: başka bir kişinin veya varlığın zarar görmesini önlemek için tasarlanmış olanlar. Yalanın bu türü en iyicil türüdür.
Yüksek miktarlarda sigara içen bir sigara tiryakisinin kendi doktoruna sigara tüketiminin seyrek olduğu konusunda yanlış bilgi verdiğini düşünelim. Morrison’un sınıflandırmasında bu beşinci kategoriye uyan bir yalan olurdu: sadece yalancıya zarar veren bir yalan. Bu yalan türü (diğerlerine zarar vermek açısından) nispeten zararsızdır.
Bir diğer örnekte, cüzdanınızı teslim etmenizi isteyerek size yaklaşan bir hırsız var ve siz üzerinizde cüzdanınız olmadığını (aslında olmasına rağmen) iddia ettiniz. Yine, katilin olayında olduğu gibi, temel varsayım ve inancımız hırsızın gerçeği bilmek hakkına sahip olmadığı yönünde olduğu için çoğu insan yalancıya eleştirel bakmayacaktır. Bu tür bir yalan dördüncü kategoriye girer ve meşru görülebilir: yalancının zarar görmesini önleyen yalanlar.
Şimdi ağır bir hastadan sevgili kızının ölümünü gizleyen bir doktorun durumunu düşünün. Burada, yalanın sağladığı muhtemel menfaat sabit iken, menfaat durumu yalanın ağırlık seviyesi ile dengelenmektedir. Böyle bir olayda yalan söyleme kararı net biçimde kolay bir seçim değildir ve çoğu insan yalan söylemeden önce çok dikkatli düşünürdü. Buradaki yalan üçüncü kategoriye uymaktadır: başka bir kişiye veya varlığa menfaat sağlayan yalanlar. Bu yalanı meşru kabul etmekte zorlanmamızın temel sebebi, karşımızdaki kişinin gerçeği bilmek ve kendi kendine tedbir alma hakkına sahip olması gerektiği noktasındaki içgüdüsel tepkimizdir – bunu bir kenara atmanın bir bakıma daha büyük bir zarara sebep olacağıdır.
İkinci kategoride yer alan ve yalancıya fayda sağlayan yalanlar için, görevli gelen davetlilere kimlik bilgileri ya da donanımıyla ilgili egzotik yalanlar söyleyen biri örnek verilebilir. Burada mağdurlara doğrudan bir zarar verilmemekle birlikte, kendine özgü bir görüntü ortaya koyarak, mağdurları yalancıyı bağımsız bir perspektifle formüle etmeleri fırsatından mahrum bırakır ki; bu bile başlı başına bir tür zarar verir(180)
Ve son olarak, yalan sınıflandırmasında Morrison’a göre en ciddî seviyede olanı birinci kategoride yer alan yalan türüdür: başka bir kişiye veya varlığa doğrudan zarar veren yalanlar.
Makalenin giriş paragrafında Bartley tarafından söylenen yalan bunun en yalın haline örnektir ve asgari seviyede haklı görülebilir. Özetle, yalın ve içgüdüsel bakıldığında bir ila altıncı sıra arasında yer alan yalanlar – öz gelişim, paternalizm, kendini koruma ve altruizm (özgecilik) kaynaklı oldukları için – ceza kanunun yaptırımını gerektirmezken (hatta altıncı kategoride yer alan yalanlar bazı şartlarla teşvik edilebilir), birinci kategoride yer alan yalanlar cezaî olarak yaptırıma tâbi tutulabilir ve hatta tutulmalıdır.
C. AĞIR BİR ZARARA YOL AÇAN PEK FENA YALAN SÖYLEME EYLEMİ: SUÇUN UNSURLARI
Tüm bunları göz önünde bulundurarak, şimdi önerdiğimiz suçun zorunlu unsurlarını ortaya koyalım. Ağır bir zarara yol açan pek fena yalan söyleme suçunun actus reus’u, yalanın fiilî zararın ortaya çıkmasına sebebiyet verecek türden yazılı veya sözlü iletişim yoluyla nakledilmesidir. Kusur (mens rea) ise failin (dikkatsizlik ve özensizlik niteliğinde olmayan) ağır zarar sonucunu makûl derecede öngörebilmesini içeren özel kast’tır.
Önerilen suça ilişkin madde hükmü şu şekilde düzenlenebilir:
Başka bir kişiye: (1) o kişiye ağır zarar vermek kastıyla ve (2) ağır zarara yol açması şartıyla bilerek yalan söyleyen bir kişi ağır zarara sebep olan pek fena yalan söyleme eyleminden sorumludur. Bu madde hükmünde belirtilen “yalan”, bir kişiye sözlü veya yazılı olarak yanlış bilgi verme anlamına gelmektedir.
Suçun bu iki unsurunun içinde yer alan dört bileşen bulunur. Actus reus (eylem) unsuru bakımından devlet, (1) kişinin başka bir kişiye yanlış bilgi verdiğini ve (2) o kişinin bundan dolayı ağır zarara uğradığını ispatlamakla yükümlüdür.
Mens rea (kusur) unsuru bakımından (1) yanlış bilginin bilerek verilmesi ve (2) ağır zarara sebep olma kastının bir arada bulunması gerekmektedir. Bununla birlikte, meydana gelen zararın tam ve özel olarak hedeflenen zarar olması gerekli olmadığı gibi; yalanın sonucu olarak hedeflenen zarar ile aynı ağırlık derecesine sahip bir zararın doğmuş olması yeterlidir.
Suça uygulanabilecek nihaî ceza yasama organının kararı ve mahkemelerin takdir marjına bağlı olarak değişecektir. Bu ceza, ortaya çıkan zararın ağırlığına bağlı olarak basit bir para cezasından fiili hapis cezasına kadar değişebilir. “Ağır zarar”ın kesin tanımını yapmak bu makalenin kapsamı dışında kalmaktadır.
Ancak giriş paragrafında yer alan Bartley örneğinde olduğu gibi ciddî psikolojik zarara veya zihinsel sıkıntıya sebep olan yalan uygun bir başlangıç noktası oluşturur. Bununla birlikte, ağır zararların kasıtlı bir yalandan kaynaklandığı çok sayıda senaryo düşünebilir – örneğin görüşmelerin başlangıcında resmedilen kötü niyetli yalan örneklerinin birkaçının sonucu olarak ortaya çıkan fırsat kaybı.
Elbette, fırsat kaybının “ağır zarar” olarak kabul edilmesi meseleyi yukarıda bahsedilen kaygan zemin tartışmalarına maruz bırakabilir ve buna ek olarak çeşitli dolandırıcılık hükümleriyle örtüştürerek ekonomik işleyişin zarara uğramasına sebep olan hilenin cezalandırılması sağlanabilir. Bu durum açıkça göstermektedir ki; “ağır zarar” kavramına kesin ifadelerle mutlak bir tanım vermek oldukça zor olacağı için, kavramın netleştirilmesi ve rafine edilmesi işini içtihat hukukunun (case law) işleyişine bırakmak en iyi çözüm olacaktır.
Son olarak, cezaî yaptırıma tâbi olacak yalanın yazılı ve sözlü olarak beyan edilen yalan olduğunu, (müspet eylem veya ihmal ile beyan edilen) yalan beyan veya yanıltıcı bilgilendirme olmadığını vurgulamak önemlidir. Bunun nedeni, yalanın hilenin bir alt kümesini oluşturmasıdır. Hile, failin başkalarının zihninde yanlış izlenim yaratabilecek sınırsız çeşitlilikte tasarımları ve oyunları kapsayan çok daha geniş bir davranış yelpazesini içerir. Genel olarak hileyi suç haline getirmek yasalaşmada gereğinden fazla aşırıya kaçma ve bunun da istikrar kazanması riskini beraberinde getirecektir. Bu nedenle yalan söyleme suçunun unsurları kesindir ve failin açıkça yalan söylemesini ve bu eylemin başkasını zarara uğratmasını ve bu zararın fiilen oluşmasını içerir. Bu son bileşen, söz konusu suça ait alt başlıkta failin teşebbüsten sorumlu tutulmasını imkânsız hale
getirerek suçun kapsamını sınırlandırmaktadır.
D. HİLE VE YALAN SÖYLEME EYLEMİ ARASINDAKİ AYIRIM
Pek fena yalan söyleme suçu yazılı veya sözlü şekilde ortaya çıkarken, bu durum genel olarak hile ile yalan söyleme eylemini de birbirinden ayrıştırır. Bunun altında yatan pratik mülahazalar burada kısaca tartışılacaktır. Belirttiğimiz gibi, yalan söyleme eylemini suç haline getirmek mahkemeleri hüküm verme aşamasında yasa yapan bir mayın tarlası haline sokabilir. Bu nedenle, mevzuatın kapsamını sadece pek fena yalan söyleme eylemi ile ve dar tanımlanmış yalan türlerini içerecek şekilde daraltmak esastır. Yalan büyük ölçüde açık ve net bir eylemdir.
Diğer yandan hile çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir; yanlış bilgilendirme yapma, sorular sorma, görüş bildirme, hedef şaşırtma, emirler verme veya çeşitli sözlü ve sözsüz davranışları içerebilir. Kant’ın tasarladığı ve nitelik itibariyle sadece yalandan ibaret olmayan hileye ilişkin ünlü bir örnek ise şu şekildedir; A’nın bir çantayı paketlemesi ve bunu gördüğünde kendisinin bir yolculuğa çıktığı sonuca varacağını umarak B’ye çantayı bırakması, B’yi tatile çıktığına inandırmak için A’nın yaptığı bir hiledir(181). John, Sevgililer Günü’nde Londra’da olduğundan emin olmasına rağmen Mary’ye “o gece ya Londra ya da Cambridge’de” olduğunu söylerse, Mary’yi kendisinin nerede olduğunu bilmediğini veya bunun belirsiz olduğunu farz etmeye yönlendirerek kesinlikle Mary’yi aldatmış olurdu. Ancak burada John hilekâr sayılmasına rağmen, ifadesi doğru olarak da yorumlanabileceğinden yalan söylememiş sayılır.
Stuart P. Green gibi bazı hukuk felsefecileri, bir şeyi doğru olarak kabul etmeden önce dinleyicinin belirli şartlar altında yaptığı beyanın doğruluğunu teyit etme sorumluluğunu üstlendiğini savunan ‘sorumluluk dinleyiciye ait’ (caveat auditor) prensibi sebebiyle hilenin her zaman açık bir biçimde yalandan çok daha az kötücül bir davranış olduğunu ileri sürerler(182). Yalan mağdurlarından farklı olarak, hileye maruz kalmış olanlar kısmen kendi aldatmacasında mimardır. Hileye maruz kalan kişi yanıltıcı kanıtlarla karşılaşmış olmasına rağmen, yine de kendi seçiminden sonuç çıkarma konusunda (eğer herhangi bir sonuç çıkarması gerekiyorsa) serbesttir. Bir “sonuç çıkarma çağrısı”nın varlığı, yalan ve karşılıklı iletişime kapalı olan hile arasındaki en önemli ayırt edici faktördür.
Genel olarak hileye ilişkin geniş bir tanım vermekle uğraşırken karanlık bir arazide dolaşmış oluyoruz. Zira hilenin hangi aşamada gerçekleştiği her zaman açık ve net olmayabilir. Buna karşılık sözlü ve açık bir yalan kendisini dar çerçeveli, somut ve net bir eylem olarak ortaya koyar. Suçu genel anlamda hile seviyesine kadar yükseltmek belirlilik unsurunun terk edilmesine yol açacaktır ki; bu unsur olmaksızın cezaî aşırılık (Actus reus’u ispatlamadaki lojistik engelden bahsetmiyorum bile) riski büyük oranda artacaktır. Özetle burada belirtilen suçun daha genel kapsamlı hileli davranış biçimlerini kapsayan dolandırıcılık suçundan farklı olarak, yazılı veya sözlü olarak açık ve belirgin bir eylemle sınırlı olması başlıca farklardandır.
Şimdi, Morrison’un yalan sınıflandırmasının bu tartışmaya ne kadar yarar sağladığını açıkça belirtmeliyiz; burada önerilen pek fena yalan söyleme eylemi Morrison’un hiyerarşik sınıflandırmasında özellikle birinci kategoride yer alan yalan türünün yapısına uygunluk sağlamaktadır: başka bir kişiye veya varlığa zarar veren yalanlar. Bununla birlikte, bu sınıfa dahil olsa bile, bu tür yalanlar mutlaka cezaî yaptırıma tâbi olunmayı gerektirmez.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, yalan yapısı itibariyle ciddî bir seviyede olmalıdır. Burada önerilen suçun kapsamı son derece dar bir alanla sınırlandırılmıştır- aşırı derecede fena sayılan bu eylemin sadece sınırlı sayıdaki görünümleri cezaî yaptırıma tâbi olacaktır. Bu aynı zamanda yalan tarafından sebep olunan zararın ağırlığına bağlıdır. Bununla birlikte, hangi tür yalanların cezaî yaptırıma (örneğin başka bir kişiye ağır zarar veren) tâbi tutulması gerektiğini tespit ettikten sonra, uygulanacak yaptırımları belirlemek için zararın hangi derecesinin gerekli olduğunu açıklığa kavuşturmamız gerekir. Bu noktada, birinci kategoride yer alan tüm yalanlar söz konusu suçun kapsamına girmemelidir – yalnızca başka bir kişinin önemli derecede zarara uğramasına sebep olan yalanlar dikkate alınmalıdır.
Yapmamız gereken şey, cezaî yaptırım sürecinin işlemeye başlaması için gerekli olan zarar derecesini tam olarak ortaya koymaktır. Bunu yapmak için Feinberg’e dönüyoruz.
E. DENGENİN DOĞRU AYARLANMASI: FEINBERG’IN YÖN VEREN İLKELERİ VE YALAN SÖYLEME EYLEMİNİN SUÇ OLARAK ÖNGÖRÜLMESİ
Morrison’un sınıflandırması, farklı yalan türlerinin tanımlanmasında son derece yararlı olsa da, ceza yaptırımların uygulanması için hangi seviyede zarara ihtiyaç duyulduğunu açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Bartley örneği, onun bu davranışına karşı olumsuz bir tepki geliştirmek amacıyla tasarlanmış olmasına rağmen, bir kişiye zarar veren ama bunun gibi açıkça cezaya tâbi kılınmayı gerektirmeyen yalanlara çok sayıda örnek verilebilir. Kocalar eşlerine aslında işlerini gördükleri sırada nerede oldukları hakkında yalan söyleyebilir; arkadaşlar birbirlerinin uyuşturucu veya kumar alışkanlıklarını (uzun vadede korudukları insanların zarar görmesine sebep olsa bile) örtbas etmesine yardımcı olabilir; okulda ve işyerinde her gün yapılan dedikodu özsaygıyı düşürebilir ve huzursuzluk yaratabilir.
Bu yalanların hepsi zarara sebep olur; ancak, sebep oldukları zararlar böyle aşırı cezaî bir yaptırımı gerektirecek kadar ciddî olmadığından suç sayılmamalıdır. Bu durumda sorulacak soru şu şekildedir: Cezaî yaptırım uygulama sürecinin hangi aşamadan itibaren başlatılması gerekir? Bu zarar ne kadar ağır olmalı? Makûl bir cezaî koruma ile mahkemenin yargılama sınırlarını aşması arasında kavramsal bir çizgi nereden çizebilir? Bu iki uç nokta arasındaki doğru dengenin kurulması önemlidir. Joel Feinberg böyle bir değerlendirme yapmamızda bize yol gösterebilecek kavramsal çerçeveyi sunar. Ceza hukukunun ilgilendiği zarar kategorileri ile yasaların emin bir şekilde göz ardı edebileceği zarar kategorileri arasında nasıl bir sınır çekileceği Joel Feinberg’in çözmeye çalıştığı bir meseledir(183).
Bu mesele aslında Feinberg’in devletin hakkaniyete uygun biçimde hangi tür davranışları suç sayması gerektiği sorusuna genel bir cevap bulabilmek için yürüttüğü geniş kapsamlı projesinin bir parçasıdır(184).
Feinberg, John Stuart Mill’e ithafen şunları söylemektedir:
O halde en meşru ya da doğru yöntemle suç ihdası meselesinde genelleme yaparak, şimdilik, devletin ciddî özel bir zararın doğmasına veya makûl sayılamayacak bir zarar riskine veyahut da önemli kamu kurumları ve uygulamalarının zarar görmesine sebep olan davranışları yasaklamasının hakkaniyete uygun olduğunu ifade edebiliriz. Kısacası, -hayatına müdahale edilen tarafın dışında- diğer tarafın zarar görmesini veya zarara uğraması riskini önlemek için makûl ölçüde ve gerekli olduğu takdirde (yani böyle bir müdahaleyi etkili ve gerekli kılacak makûl sebepler bulunduğu takdirde) devletin vatandaşların davranışlarına müdahale etmesi ahlâken meşru bir eğilimdir. Daha kesin bir ifadeyle, fail dışındaki taraflara (özel ya da kamusal) zarar verilmesini önleme ihtiyacı hukukun yaptırım gücünü uygulamak için her zaman haklı bir sebep teşkil eder. (185)
Cinayet, tecavüz, kötü muamele ve şiddet içerikli saldırı eylemlerini içeren suç sınıfının sebep olduğu zararlar açık bir biçimde görünür durumda olmasına rağmen, “zarar prensibi” daha “bulanık” bir davranışın suç sayılmasıyla birlikte cezaya tâbi kılınmasına karar verme aşamasında kanun koyuculara yardımcı olacak şekilde tasarlanmıştır.
John Stuart Mill zarar prensibinin aslında özgürlük ihlalini haklı kılan yegâne belirleyici ilke olduğu görüşünün bir sonucu da, şartları yerine getirmeyen davranışların cezalandırılamamasıdır(186).
Feinberg zarar prensibinin tamamlayıcı ölçütlerle veya “yön veren prensipler” ile birlikte ele alınması gerektiğini ileri sürmektedir(187).
Feinberg’e göre zarar prensibi yasama faaliyetinin en geçerli ilkesidir ancak bu prensip verimli bir başlangıç noktası olarak hizmet ederken tek başına yeterli değildir ve başka kriterlerle modifiye edilmelidir(188).
Morrison’un yalan türlerine ilişkin yaptığı sınıflandırmayla birlikte ele alındığında, Feinberg’in yön veren ilkeleri pek fena yalan söyleme suçunun yapılandırılması aşamasında bize gayet anlaşılır bir dizi parametre sağlamaktadır.
1. Sadece Huzursuzluk Değil
Yön veren ilkelerden biri “başkalarına zarar veren her türlü eylem yasaklanamaz, yalnızca önlenebilir ve ağır zararlara neden olanlar”(189) olduğu için belirli davranışları önlemek amacıyla yasal bir düzenleme yapabilmek için zararın ağırlık seviyesinin ciddî boyutta olması ve yaşamla birlikte gelen sıkıntıların, acıların, kırgınlıkların ve külfetlerin ötesinde yer alması gerekmektedir.
Hoş olmayan duygu durumları ve mutsuz deneyimler (mutlaka zarar içerikli olmasa da) iki kategoriye ayrılabilir: “incinenler ve incitenler”(190). Feinberg, gerçekten zarar doğurucu durumlar ile zarar oluşturmakta yetersiz kalan çeşitli düzeydeki hüzün içerikli, istenmeyen fiziksel ve zihinsel hallerin tamamı arasında bir ayrım yapmaya çalışır; çünkü “menfaatlerimiz zarara uğramaksızın da deneyimlerimiz bizi rahatsız edebilir, öfkelendirebilir, incitebilir”(191). Hukukta temel ilkelerden biri olan de minimis non curat lex (hukuk küçük ayrıntılarla ilgilenmez) (192) bu yön veren ilkeyi de desteklemektedir, çünkü önemsiz bir ayrıntıya müdahale etmenin aslında onun önlediği şeyden çok daha fazla zarar vereceği düşünülmektedir.
Nitekim Model Ceza Kanunu Tasarısını hazırlayanlar “de minimis ilkesi” olarak adlandırdıkları hususun önemini açıkça belirtmişlerdir – ufak tefek yanlışlıklar yasanın konusu olmamalıdır193. Bu durum da genel itibariyle bu çalışmanın çizdiği görünümle tutarlılık göstermektedir – yalanın sebep olduğu zararın boyutunun büyük olması ve sadece incinme ya da üzülme seviyesinde olmaması gerekir.
Nitekim bu makalede, tüm yalanların cezaî yaptırıma tâbi olması gerektiği ileri sürülmemektedir; suç büyük ölçüde esaslı zarar veren yalanlarla sınırlı olmalıdır.
2. Riske Karşı Zarar Olasılığı
Bir diğer yön veren ilke de kanun koyucunun zarar riskine karşı uyanık olmasıdır. Bu, zararın büyüklüğü ile zarar olasılığının birleşimidir(194). Bu konuda Feinberg, eylemin yapısında ihmale dayalı unsurlar olsa da (atıcının şaşırtıcı bir taktik yapması durumu hariç) havada rastgele bir tüfek atma örneğini kullanır; kaldı ki burada da hareketin sebep olduğu mevcut riske (düşük olasılık ama boyutu yüksek zarar) karşı denge kurulmalıdır(195).
Öte yandan hastaların hastanelere hızla ulaştırılmasını sağlamak için hız sınırını aşan ambulansların aldığı risk bu davranışa atfedilen toplumsal değer bakımından haklı görülebilir196. Bu yön veren ilkeleri Morrison’un yalanlar kategorisi ile birlikte ele alırsak, altıncı sıradaki yalan kategorisinin (katile söylenen yalanın) birtakım sosyal değerler taşıdığı söylenebilirken, birinci sıradaki yalan için haklı bir gerekçe sunmak daha zordur.
Başka bir kişiye veya varlığa zarar veren yalanların (herhangi bir yarar temin etmeksizin) yalancının hastalıklı bir zevk elde etmesi dışında- kendi doğasına içkin bir değer taşımadıklarını varsaymak hiç de zor değildir. Buna ek olarak, yüksek olasılık ve ciddî boyuttaki zarar birlikte ele alındığında bu davranışta yüksek oranda risk (yüksek olasılık vardır çünkü kurban tarafından bir yalana inanılması ve güvenilmesi ihtimali havaya rastgele atış yaparken bir izleyiciye zarar verilmesi ihtimalinden daha fazladır) vardır. Bu nedenle, yalnızca birinci kategoriye uyan yalanlar cezaî yaptırıma tâbi kılınmalıdır.
3. Yığılan Zararlar
Yukarda bahsedilen yön veren ilke ile doğrudan ilgili olup da kanun koyucunun dikkat etmesi gereken bir diğer konu da: yığılan zararlar meselesi. Kanun koyucu gerçekte zararsız olabilecek belirli bir davranış tipinin yanı sıra bazı davranışlara izin vermenin sebep olacağı genel zararı göz önünde bulundurmalıdır197. Alkol tüketimi bu anlamda Feinberg’in işaret ettiği dikkat çekici bir örnektir. Burada alkol tüketiminin sebep olacağı zararların, alkolün yasaklanmış olması halinde ortaya çıkacak zararlardan daha fazla olacağı meselesi elbette tartışma konusu olamaz. Ancak, alkol geniş kapsamlı yasaklanırsa kendi tüketim düzeylerini kontrol eden ve içki içerken sorumluluk sahibi davranan insanların büyük çoğunluğu masum zevklerinden yoksun bırakılmış olacaktır(198).
Birkaç kişinin yanlış davranmasından ötürü birçok insanın sahip olduğu ayrıcalıklardan mahrum bırakılması haksızlık olur. Yalanların büyük çoğunluğunun zararsız ve masum olduğu gerekçesiyle yalan söyleme eyleminin cezalandırılmasına karşı olanlar bu ilkeyi kullanarak cezaî yaptırıma karşı çıkabilirler. Bu makalede bütün yalanların cezalandırılması gerektiği savunulmuş olsaydı, bu argüman da o zaman etkili bir karşı sav olarak kabul edilebilirdi. Nitekim bu çalışmada farklı yalan türleri arasında kesin bir sınır çekilmiş olup, yalnızca en ağır zararı doğuran yalanların cezaî yaptırıma tâbi olması gerektiği ileri sürülmektedir. Alkol tüketimi insanların büyük çoğunluğu için bir miktar toplumsal değer taşıdığı halde, başkasına ciddî şekilde zarar vermek amacıyla yalan söyleme eyleminin zevk verdiği kabul edilecek olsa bile, bu eylemin söz konusu “zevk”ten yoksun bırakılmadan daha ağır basacak cinsten meşru ve mazur görülebilir bir zevk içerdiği çok net bir şekilde söylenemez. Çatışan menfaatlerin göreceli önemini kıyaslayacak olursak, A’nın yalan söyleme konusundaki menfaatinin B’nin yalana karşı korunması menfaatinden daha büyük olduğu yönündeki bir gerekçeyi haklı kabul etmek zor olacaktır199. Bu makalenin genel eğiliminin ve bazı şartlar altında yalan söyleme eyleminin suç olarak öngörülmesi fikrinin genel olarak zarar prensibi ve özel olarak ise Feinberg’in yön veren ilkeleri ile tutarlılık içinde olduğu açıktır.
Morrison ve Feinberg, pek fena yalan söyleme suçunu yapılandırmak için kapsamlı teorik rehberlik sunmaktadırlar. Morrison’un yalanlar sınıflandırması, cezaî yaptırımları tetikleyebilecek yalan türlerini tanımlamaktadır – başka bir kişiye veya varlığa zarar veren yalanlar. Feinberg’in yön veren ilkeleri ise, zararın derecesini, olasılığını ve bu zararın toplam maliyet-fayda ilişkisini göz önünde bulundurmayı gerektiren aşamaları tam olarak tespit ederek bu kategorileri daha da belirginleştirir. Bu sistematik, suçun kapsamını sonucu itibariyle spesifik bir zarar seviyesine indirgenmiş belli bir davranış tipi olarak daraltmamıza da olanak tanır.
F. CEZA HUKUKU VEYA HAKSIZ FİİL? DAHA İYİ ÇÖZÜMÜ HANGİSİ SUNABİLİR?
Son olarak ele almamız gereken konu aslında meseleye ilişkin olarak merak edilen en genel sorundur: bireyleri cezbeden pek fena yalan söyleme eyleminden men etmek için en uygun alan ceza hukuku mudur? Bunu gerçekleştirmek için sert yaptırımlı ceza hukukundan daha az müdahaleci yollar var mıdır? Hukuk sisteminin şu anda aynı amaca ulaşmak – ağır maliyetli yaptırımlar uygulayarak insanların başkalarına zarar vermesini engellemek- için tasarlanmış iki ayrı kural dizisi kullandığını belirtmek gerekir. Nitekim bu amaca ulaşmak için hem medeni hukuk hem de ceza hukukumuz vardır.
Medeni hukuktaki cezalandırıcı unsur, özellikle kötücül bir davranış için cezaî nitelikte tazminat uygulamasında belirgin seviyededir ve burada kast, ağır ihmal veya başkalarının haklarını bilinçli olarak ihmal etme şeklindeki kusur tipleri araştırılır.
Ceza yasasının genişletilmesinden ziyade sınırlandırılmasını savunan yazarlardan bazıları, yukarıda ifade edildiği gibi, ceza hukukunun bazı kötücül davranışlara müdahale etmek için doğru alan olmadığını iddia edebilirler200. Bunun altında yatan gerekçe, ceza hukukunun aşamalı olarak genişlemesinin cezaya ihtiyaç duymayan ya da cezayı hak etmeyen davranışların kaçınılmaz olarak süreceği endişesidir.
Bu görüşün isabetli tarafları olduğunu belirtmek gerekir. Ancak aynı zamanda, medeni hukukun “tecziyeden uzak” haksız fiil hükümlerinin insanların yaptığı yanlışları yeterli oranda telafi etmeye yetmemesi gerçek bir tehlike olarak ortada durmaktadır. Bu makalede tasavvur edilen suçun sadece ceza hukuku ve medeni hukuk sistemi tarafından ele alınmasının üç tane gerekçesi vardır: ceza hukuku, medeni yasaların ihtiva etmediği gerçek yaptırımı sağlar; utanç ve damgalama cezaî yaptırıma eşlik eder; adli kovuşturma, mağdurun cezalandırma talebinden bağımsız olarak işler.
Robert Cooter’in klasik çalışmalarında açıkladığı gibi, medeni hukuk “değerleme” yaparken ceza hukuku “müeyyidelendirme” yapar(201).
Ceza kanunu, belirli türden davranışların tamamen sona ermesini sağlamak için tasarlanmışken, medeni kanun bu davranışın sonucunu değerlemekle daha fazla ilgilidir; medeni kanun insanları belli bir işleyişten tamamen alıkoymak arzusunda değildir- sadece pervasız ve tehlikeli bir işleyişe son vermek amacındadır(202).
Ceza hukukunun, medeni hukukun sahip olamadığı ayıplanma ve kınanma yönünde ahlâkî bir etki yaratma gücü vardır. Toplumsal faydadan yoksun olan davranışı yasakladığı mesajını etkin bir şekilde verir. Dahası, ceza hukuku cezaları medeni hukuktaki tazminata göre daha ciddî dağıtmaktadır.
Bartley’nin amacının rencide etmek ve ciddî zarar vermek olduğunu varsayalım: mağdur Bartley’i haksız fiil hükümlerine göre dava edebilir, ancak nihaî hedefe ulaşılırsa ve fail de tazminat ödemeye yaklaşmazsa, o zaman mağdur medeni kanun yaptırımlarından büyük ölçüde etkilenmeyecektir. Bartley olağanüstü zengin olsaydı, söz konusu tazminat kararı çok az da olsa caydırıcı bir etki sağlayacaktı – bu sadece başka bir kişiye psikolojik olarak işkence yapmasının ya da hayatlarını mahvetmesinin “çok eğlenceli” tarafının bir bedeli olabilir.
Suç aynı zamanda ahlâkî bir hata olarak görülür ve hiç şüphesiz fail ceza hukuku vasıtasıyla utancın ve damgalanmanın ağırlığını taşır; bu da haksız fiil hükümlerinin sağlayamadığı bir sonuçtur(203).
Sonuçta, bir kişiyi haksız fiil faili olarak ilan etmektense suçlu olarak damgalamak onun karakterine yapılacak en ağır saldırıdır. Utanç ve damgalanma olgularının medeni hukukta bulunmayan nitelikte caydırıcı bir etkisi vardır. Buna ek olarak, mağdurların çoğu zaman faillerin peşine düşmek ve onları dava etmek için yeterli kaynakları bulunmayabilir; aynı şekilde fail de yargılanamaz durumda olabilir (örneğin davalı iflas etmiş olabilir), tüm bunlar mağduru somut olayı hukuk mahkemesine taşımasında yeterli düzeyde teşvik etmekten uzaklaştırır.
Devletin kovuşturmayı kendiliğinden başlattığı ceza hukuku sistemi uyarınca mağdurlar, yargılama masrafları, davalının maddî durumu ve yargılama sürecine ait genel “risk”ler ile ilgilenmek zorunda kalmadıkları için, yukarıda bahsettiğimiz sorunlar büyük oranda geçerliliğini kaybetmiş olur.
İfade etmek gerekir ki; tüm bu gerekçelerden amaçlanan hedefin aslında caydırıcılık olduğu sonuçsalcı bir yaklaşımın gerektirdiğinden daha fazlası değildir. Başka birini ağır zarara uğratma kapasitesine sahip davranışlar bakımından yalnızca medeni kanun yaptırımları ile yetinilmemesi elzemdir. Bir davranışın haksız fiil hükümlerine maruz kalması gayet yerinde ve isabetlidir; ancak bununla birlikte aynı davranışın ceza hukukunda da olması gereken tepkiyle karşılaşması gerekmektedir. Çünkü bu tür davranışların ancak ceza hukuku vasıtasıyla uygun şekilde cezalandırılması ve etkili bir cezaya layık görülmesi mümkündür.
IV. SONUÇ
Bazı yazarlar mevcut ceza kanunu tasarısı sürecinde kanunun kapsamının daraltılması, aşırı suçlamadan kaçınılması ve toplumsal olarak mazur görülebilir davranışlar için cezaların azaltılması gerektiğini ileri sürmektedirler. Bu makalenin temelini oluşturan etik değerler bu yazarların hevesini kırsa da, çalışma bir bütün olarak, -yalan söyleme eyleminin hangi şartlar altında suç sayılması gerektiğini, birinin zarardan korunmaya olan menfaatinin neden diğerinin yalan
söyleme özgürlüğüne ağır bastığını ve zarar prensibinin bir kişiyi diğerine karşı korumakta nasıl haklı bir gerekçe oluşturduğunu idrak etmek isteyen- yazarları hayâl kırıklığına uğratmamalıdır.
Çatışan menfaatlerin göreceli önemini tartmak ve tarafları etkileyebilecek yıkıcı ve yapıcı uygulamaların derecesini açıkça ortaya koyabilecek objektif bir yöntem bulunmasa bile, Feinberg’in gerekçelerine açıkça işlevsellik kazandıran sonuçsalcı yaklaşım yalan söyleme eyleminin en fena
biçimlerinin cezalandırılmasını yalnızca haklı göstermekle kalmaz, aynı zamanda bunu talep eder. Ceza hukukunun işlevi bireyleri belli davranış biçimlerinden caydırmak suretiyle zararı önlemek ise, o zaman yasalarımız bazı ağır zararların konu edildiği davalar bakımından yalan söyleme eylemini cezaî yaptırıma tâbi tutma konusunda ihmalkâr davranmayacaktır.
Yalan söyleme eylemine eşlik eden birçok somut yarar bulunsa ve davranışın bütünüyle yasaklanması olası tüm sosyal etkileşimlere büyük oranda zarar verse bile, yalan söylemeye iten çeşitli motivasyonlar arasında belirgin ayrımlar söz konusudur ve hatta daha da önemlisi yalanın sebep olduğu zararların derecelerinin birbirinden farklı olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Yelpazenin en uç noktasında, mağdurun uğradığı zararın konu edildiği problemli davalar hukukun yasaklayıcı gücünü mazur gösterecek kadar ciddî boyuttadır.
Özel şartlarıyla yalan söyleme eyleminin suç olarak düzenlenmesi herhangi bir yasa koyucu için meşakkatli bir mesele olacaktır; ancak bu suçun ortaya çıkabileceği sınırlı koşullar altında, özellikle de başkasının taciz edilmeme noktasındaki menfaatinin çok daha büyük ve tartışmasız hayatî önem taşıdığı durumlarda, sanığın dilediğini söyleme noktasında aktif bir menfaat talep edememesi gerekir.
Kaynakça
Asst. Prof. Bryan H. Druzin – The Chinese University of Hong Kong- Faculty of Law/Jessica LiLL.B., Cambridge University ve Clifford Chance LLP London.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi- Fethiye İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi –nagehanhukuk@hotmail.com
2. Küresel Bakış, Yıl:8, Sayı:23 (Aralık 2017)
Söz konusu haksız fiilin temel unsurları şunlardır: (1) Failin kasıtlı veya dikkatsiz davranması; (2) Davranışın ölçüsüz ve çirkin olması; (3) hareketin duygusal sıkıntıya neden olması ve (4) mağdurun, failin davranışının sonucu olarak ciddî duygusal sıkıntı çekmesi. Bkz: Wilkinson v. Downton, (1897) 2 Q.B. 57; Bkz: RESTATEMENT (SECOND) OF TORTS § 46 (1965) (Şiddetli Duygusal Sıkıntıya Neden Olan Çirkin Davranış).
“Yalan” ve “hile” kavramlarının bu makalenin ilk bölümünde birbirlerinin yerine kullanıldığını belirtelim. Bununla birlikte, her iki davranış biçimi arasında belirgin farklılıklar vardır ve bu farklılık makalenin ikinci bölümünde daha ayrıntılı olarak açıklanacaktır.
Söz konusu bireyin çocuğa karşı bakım yükümlülüğüne sahip olmadığını varsayıyoruz.
Böyle bir eylem Amerika Birleşik Devletlerinde suç değildir. Somut olayda iftira içerikli bir eylemden bahsedilmesi mümkün olmasına rağmen, böyle bir kurguda söz konusu eylemin iftira suçu teşkil edeceğini söylemek bile oldukça güçtür. Bkz. aşa: Bölüm II.B.1.c (“İftira”). Bu kurguda cinsiyetler tersine çevrilirse, işte o zaman eski Florida Kanunu’na göre bu davranış bir kabahat teşkil etmektedir. Bkz: FLA. STAT. § 836.04 (2010). (“Evli veya evli olmayan bir kadın hakkında ona bir iffetsizlik isnadı doğuracak şekilde yanlışlıkla ve kötü niyetle konuşan kişi birinci dereceden kabahatten dolayı suçlu kabul edilir…”). Hiç şüphesiz, böyle bir davranış sebep olduğu zarar ile orantılı olarak verilecek bir cezayı hak etmektedir.
Aynı kişi oda arkadaşının kendisine ait e-posta adresini kullanmasını engellemiş olsaydı, aksi yönde davranan oda arkadaşı, B sınıfı bir kabâhatten dolayı para cezasıyla ya da altı aya kadar hapis cezasıyla karşılaşacaktı 18 U.S.C. § 1701 (2006), ancak böyle bir kınama, zararı gerçekten telafî edici nitelikte olmadığı gibi söz konusu failin davranışına denk düşen makûl bir niteleme de olmayacaktır.
Bkz: aşa: Bölüm II. A.3.
Arnold ISENBERG, Deontology and the Ethics of Lying, 24 PHIL. & PHENOMENOLOGICAL RES. 463, 466 (1964). İlginçtir ki, Isenberg, bir kimsenin yalan söylerken mutlak bir biçimde karşı tarafı aldatma niyeti taşıdığı yönündeki önyargılı görüşün yanlış olduğunu iddia eder; öyle ki bir kimse muhatabına karşı hileli davranma kastı olmaksızın da yalan söyleyebilir. Konuşmacı tarafın niyeti oldukça önemlidir. Konuşmacı, kendisine zaten inanmayan bir kimseyi başka şekilde inandırma niyetinden yoksun ise yalan söylemiş olmaz. Örneğin, hataen söylenmiş yanlış bir söz yalan değildir ve eğer konuşmacı yanlış olduğunu bildiği bu hatalı söze muhatabının da inanmayacağının farkında ise, işte o zaman yalan söylemekten bahsedilmemesi gerekir. Alaylı bir söz kullanımı bunun bir örneği olabilir. Aynı şekilde daha fazla dinî eğilime sahip olan kişiler için Aziz Augustine benzer bir tanım kullanır: “bir kişinin yanlış olduğunu bildiği bir sözü aldatmak kastıyla söylemesidir”. RANDAL MARLIN, PROPAGANDA AND THE ETHICS OF PERSUASION 142 (2002). Başka tanınmış yazarlar da benzer tanımlar önermişlerdir. Immanuel Kant, yalanı “bir kişiye karşı kasıtlı olarak yapılan gerçek dışı bir bildiri” olarak tanımlamaktadır. SISSELA BOK, LYING: MORAL CHOICE IN PUBLIC AND PRIVATE LIFE 286 (1979). Benjamin Constant ve Hugo Grotius, yalanın “gerçeği bilmeye hakkı olan bir kimseye karşı kasıtlı olarak yapılan gerçek dışı bir bildiri” olarak tanımlanması gerektiğini savunmaktadırlar. Joseph Betz, Sissela Bok on the Analogy of Deception and Violence, 19 J. VALUE INQUIRY 217, 217 (1985).
Kısacası deontoloji, “belli başlı bazı davranışların kendi içerisinde yanlış olduğuna ilişkin duyulan inançtır.” KASPER LIPPERT-RASMUSSEN, DEONTOLOGY, RESPONSIBILITY, AND EQUALITY 15 (2005). Deontoloji, “ahlâken doğru ya da yanlış olanın, en iyi sonucu hangisinin doğurduğuna bağlı olarak değişeceğini savunan faydacılık akımını teorik olarak destekleyen sonuçsalcılığın zıddı olarak kabul edildiğinde belki daha iyi anlaşılabilir…Sonuçsalcıların inandıkları birçok değer sonuçta enstrümantaldir ve aslında hepsi de ahlâklılıktan önce var oldukları için ahlâkî olmayan değerleri yüceltmişlerdir”. STEPHEN L. DARWALL, DEONTOLOGY 1 (2003). Deontologlar, bazı eylemlerin sonuçlarına bakılmaksızın kategorik olarak yanlış olduğuna inanmaktadır. Bu tezin belki de en tanınmış savunucularından biri ileride de belirtileceği üzere Immanuel Kant’tır.
Suç yaratma konusunda iyi bir analiz için şu iki yaklaşım: ekonomik analiz ve faydacılık (ve tabii ki hukukî ahlâkçılık) için bkz: DOUGLAS N. HUSAK, OVERCRIMINALIZATION: THE LIMITS OF THE CRIMINAL LAW 180–205 (2008).
12 Larry Alexander & Emily Sherwin, Deception in Morality and Law, 22 LAW & PHIL. 393, 396 (2003).
a.e..
Immanuel Kant, THE METAPHYSICS OF MORALS 182 (Mary Gregor ed., Cambridge Univ. Press 1996) (1797).
a.e..
Alexander & Sherwin, yuk. dipnot 12, s. 397.
a.e..
Bkz: Alan Strudler, Incommensurable Goods, Rightful Lies, and the Wrongness of Fraud, 146 U. PA. L. REV. 1529, 1546 (1998).
Bkz: Alexander & Sherwin, yuk. dipnot 12, s. 397.
Strudler, yuk. dipnot 18, s. 1546.
a.e..
Yalan söyleyen kişinin mağdurlarını ikna etmede başarılı olması onlardaki iradîliği ortadan kaldırma sonucu doğururken, yalan ifadeye inanmadığı için müstakbel mağdurun özerkliğini baltalamayı başaramadığı durumlarda ise başarısız bir yalan söyleme girişiminden bahsetmek gerekecektir. a.e. s. 1548.
a.e. s. 1546-47. Bazı özerklik teorisyenleri, belirli koşullarda yalan söylemenin meşru olabileceği fikrini isteksizce benimsemektedir; tıpkı bir kişinin arkadaşının kalp krizi geçirmemesi için onu üzücü haberlerden koruması örneğinde olduğu gibi. a.e.s. 1547.
a.e. s. 1557-58.
25 John Rawls, Legal Obligation and the Duty of Fair Play, LAW AND PHILOSOPHY 3, 10 (Sidney Hook ed., 1964).
Bkz: Alexander & Sherwin, yuk. dipnot 12, s. 398.
John Stuart Mill, UTILITARIANISM (1869), yeni baskı UTILITARIANISM AND ON LIBERTY 181, 199 (Mary Warnock ed., 2d ed. 2003).
Alexander & Sherwin yuk. dipnot 12, s. 399.
JOHN STUART MILL, ON LIBERTY 6 (Bobbs-Merrill 1956) (1859).
Bkz: JOEL FEINBERG, HARM TO SELF (1986); JOEL FEINBERG, HARMLESS WRONGDOING (1988).
Bir davranışın ahlâksızlığının cezaî yaptırım için gerekli bir şart olup olmadığı hakkında yararlı tartışmalar için -Mill ve Feinberg dışında- genel olarak bkz: PATRICK DEVLIN, THE ENFORCEMENT OF MORALS (1968); H.L.A. HART, LAW, LIBERTY, AND MORALITY (1963); MICHAEL S. MOORE, PLACING BLAME (1997); JOSEPH RAZ, THE MORALITY OF FREEDOM (1986); JONATHAN SCHONSHECK, ON CRIMINALIZATION (1994); Larry Alexander, Harm, Offense, and Morality, 7 CAN. J.L. & JURIS. 199 (1994).
Bkz: Bryan Druzin, Law, Selfishness, and Signals: An Expansion of Posner’s Signaling Theory of Social Norms, 24 CAN. J.L. & JURIS. (önümüzdeki ilkbahar 2011) (uyarlanabilir nitelik olarak normatif içselleştirmeyi açıklayarak).
Bu durum, haksız fiile sebep olan çoğu karmaşık ticari yanlışın birçok suça eşit veya birçok suçtan daha fazla zarara sebep olmasına rağmen doğasındaki kriminal veya gayri ahlâkî unsurun toplum tarafından neden kolayca algılanmadığını açıklamaktadır. Diğer taraftan bu durum ayrıca vergi kaçakçılığı veya beyaz yakalı dolandırıcılık suçları gibi bazı suçların ahlâken yanlışlığı ile uyumlu bir hissiyat uyandırmamasının nedenini de açıklamaktadır; zira eylemin ardından gelen zararlar karmaşıktır ve doğrudan doğruya açık değildir, buna karşılık örneğin saldırı ya da cinayet suçlarında içselleştirme süreci kolaylıkla geri tepmez. Bernard Madoff
gibi ünlü bir dolandırıcının olayında bile, kendisinin sahip olduğu içgüdüsel suçluluk duygusu,
onun mağdurlarına verdiği zararın gerçek boyutuyla orantılı değildir.
Bkz: Druzin, yuk. dipnot 30.
Bkz: Richard A. Epstein, Privacy, Property Rights and Misrepresentations, 12 GA. L. REV. 455, 466–67 (1977).
WILLIAM P. STATSKY, ESSENTIALS OF TORTS 291 (2000).
a.e s. 202.
a.e s. 292.
a.e .
Bkz: a.e .
Aynı eser s. 289.
N.C. GEN. STAT. § 14-100(a) (2010).
BLACK’S LAW DICTIONARY 427 (8th ed. 1999).
Parmiter v. Coupland, (1840) 151 Eng. Rep. 340, 343.
Bkz: ORG. FOR SEC. & CO-OPERATION IN EUROPE, LIBEL AND INSULT LAWS: A MATRIX ON WHERE WE STAND AND WHAT WE WOULD LIKE TO ACHIEVE 1 (2005), bkz: http://www.osce. org/files/documents/1/0/41958.pdf
Bkz: aynı eser s. 68, 84. İftira suçunun Çin Hukukunda bir uygulamasını görmek için bkz: H. L. Fu & Richard Cullen, Defamation Law in the People’s Republic of China, 11 TRANSNAT’L L. 1, 1 (1998), ve Criminal Defamation, GLOBAL CAMPAIGN FOR FREE EXPRESSION, http://www. article19.org///.html (son erişim tarihi: May 20, 2010).
Kanada Ceza Kanunu, 2010 c. C-46, § 300. Kanada Ceza Kanunu’nun 296.maddesinin 1. fıkrasına göre, “dini aşağılayıcı yazılı iftira” yayınlayan kişi iki yıla kadar hapsi cezası ile cezalandırılabilir. Bununla beraber söz konusu kişi dini konudaki bir fikrini “iyi niyetle ve uygun bir dilde ifade ettiğini” ya da “iyi niyetle kullanılmış bir argümanla ve uygun bir dilde” ifade etmeye teşebbüs ettiği yönünde bir savunma ileri sürebilir. Bkz: m.296/f.1. 1961 tarihli Yeni Zelanda Suçlar Kanunu m.123 hükmünde de “dini aşağılayıcı yazılı iftira” eylemi bir yıla kadar hapis cezasına hükmedilebilecek bir suç olarak düzenlenmektedir. İngiltere ve Galler’de de benzer bir cezaî düzenleme Irksal ve Dinsel Nefret Yasası (2006) ile yer değiştirmek üzere 2008 yılında kaldırıldı. Bkz: Ceza Adaleti ve Göç Yasası, 2008, c. 5, § 79. (Ortak hukuktaki dini aşağılayıcı ve inancı sarsıcı yazılı iftira suçu kaldırıldı); Irksal ve Dinsel Nefret Yasası, 2006, c.1,§ 1.
ORG. FOR SEC. & CO-OPERATION IN EUROPE, bkz. yuk: dipnot 45, s. 78–79.
a.e. s. 107.
Bkz. Fu & Cullen, yuk. dipnot 44, s. 1; ayrıca bkz: GLOBAL CAMPAIGN FOR FREE EXPRESSION, yuk. dipnot 44.
FRANCISCO FORREST MARTIN & STEPHEN J. SCHNABLY, INTERNATIONAL HUMAN RIGHTS
AND HUMANITARIAN LAW: TREATIES, CASES AND ANALYSIS 763 (2006).
52 Bkz: GLOBAL CAMPAIGN FOR FREE EXPRESSION, yuk. dipnot 44.
53 Bkz: a.e..
ORG. FOR SEC. & CO-OPERATION IN EUROPE, yuk. dipnot 45, s. 171. Bu eyaletler şunlardır: Colorado (COLO. REV. STAT. § 18-13-105 (2010)); Florida (FLA. STAT. § 836.01-836.11 (2010)); Idaho (IDAHO CODE ANN. § 18-4801-18-4809 (2010)); Kansas (KAN. STAT. ANN. § 21-4004 (2010)); Louisiana (LA. REV. STAT. ANN. 14:47 (2010)); Michigan (MICH. COMP. LAWS § 750.370 (2010)); Minnesota (MISS. CODE ANN. § 609.765 (2010)); Montana (MONT. CODE ANN. § 13- 35-234 (2010)); New Hampshire (N.H. REV. STAT. ANN. § 644:11(2010)); New Mexico (N.M. STAT. ANN. § 30-11-1 (2010)); North Carolina (N.C. GEN. STAT. § 14-47 (2010)); North Dakota (N.D. CENT. CODE § 12.1-15-01 (2010)); Oklahoma (OKLA. STAT. tit. 21 §§ 771-781 (2010)); Utah (UTAH CODE ANN. § 76-9-404 (West 2010)); Virginia (VA. CODE ANN. § 18.2-417 (2010));
Washington (WASH. REV. CODE § 9.58.010 (2010)); Wisconsin (WIS. STAT. § 942.01 (2010)), as well as the territories of Puerto Rico (P.R. LAWS ANN. tit. 33, §§ 4101–4104 (2010)), ve the Virgin Islands (14-59 VI CODE ANN. § 1172 (LexisNexis 2010)).
ORG. FOR SEC. & CO-OPERATION IN EUROPE, yuk. dipnot 43, at 78–79.
a.e..
a.e..
SLAPP davaları hakkında geniş değerlendirmeler için bkz: George W. Pring & Penelope Canan, Strategic Lawsuits against Public Participation (SLAPPs): An Introduction for Bench, Bar and Bystanders, 12 U. BRIDGEPORT L. REV. 937 (1991) (güncel gelişmeler ve değerlendirmeler için) ayrıca bkz: MICHAEL PILL, STRATEGIC LAWSUITS AGAINST PUBLIC PARTICIPATION (SLAPP): SUBSTANTIVE LAW AND LITIGATION STRATEGY (1998); GEORGE WILLIAM PRING & PENELOPE CANAN, SLAPPS: GETTING SUED FOR SPEAKING OUT (1996).
ABD’de bulunan 19 eyalet -Kaliforniya, Delaware, Florida, Gürcistan, Indiana, Louisiana, Maine, Massachusetts, Minnesota, Nebraska, Nevada, New Mexico, New York, Oregon, Pennsylvania,
Rhode Island, Tennessee, Utah ve Washington’da- bu tarz yasal düzenlemeler yapılmıştır.
60 a.e. s. 173.
COLO. REV. STAT. ANN. § 35-31-101 (2007). (“İnsan ya da evcil hayvanlar tarafından kullanılan gıdalar ile normal koşullarda yetiştirilen, toplanan, üretilen meyve, sebze, tahıl, et ve diğer ürünlerin ticaretini engelleme kastıyla herhangi bir kişi, şirket, ortaklık, dernek veya topluluğun kendisi veya bunların çalışanı, acentesi, temsilcisi ya da yardımcısı hakkında….bilerek….önemli derecede yanlış beyanda bulunmak hukuka aykırıdır”.
Gıda ürünlerini kötüleme kanunlarının tarihi ve onların akasındaki kollektif çaba ile ilgili özlü açıklamalar için bkz: SHELDON RAMPTON & JOHN STAUBER, MAD COW U.S.A. 17–24, 137–45 (1997).
Bu eyaletler şunlardır: Alabama (ALA. CODE § 6-5-620 (1995)); Arizona (ARIZ. REV.STAT. ANN. § 3-113 (1995)); Florida (FLA. STAT. § 865.065 (1994)); Georgia (GA. CODE ANN. § 2-16-1 (1995)); Idaho (IDAHO CODE ANN. § 6-2001 (1995)); Louisiana (LA. REV. STAT. ANN. § 3:4501 (1995)); Mississippi (MISS. CODE ANN. § 69-1-253(a) (1995)); Kuzey Dakota (N.D. CENT. CODE § 32-44-02 (2010)); Ohio (OHIO REV. CODE ANN. § 2307.81 (2010)); Oklahoma (OKLA. STAT. tit. 2, §§ 3011-12 (2010)); Güney Dakota (S.D. CODIFIED LAWS § 20-10A-2 (2010)); ve Teksas (TEX. CIV. PRAC. & REM. CODE ANN. §§ 96.001-.004 (2010)).
Naklen alıntılanan bu ifadeler için bkz: ALA. CODE § 6-5-620 (1994); ARIZ. REV. STAT. ANN. § 3-113 (West 1995); FLA. STAT. § 865.065 (1994); GA. CODE ANN. § 2-16-1 (1994); LA. REV. STAT. ANN. § 4501 (West 1995); MISS. CODE ANN. § 69-1-251 (1994); OHIO REV. CODE ANN. § 2307.81(A) (1996); and S.D. CODIFIED LAWS § 20-10A-2 (1995).
Bkz: Kevin A. Isern, When Is Speech No Longer Protected by the First Amendment: A Plaintiff’s Perspective of Agricultural Disparagement Laws, 10 DEPAUL BUS. L.J. 233, 239– 40 (1997).
ALA. CODE § 6-5-620(1) (1994); OKLA. STAT. § 2-3011(1) (1995).
ARIZ. REV. STAT. ANN. § 3-113(A) (West 1995); FLA. STAT. § 865.065(a) (1994); GA. CODE ANN. § 2-16-2(1) (1994).
Winfrey “başka bir burger yemekten bütünüyle nefret ettirildiğini” haykırdı. Tex. Beef Grp. v. Winfrey, 201 F.3d 680, 688 (5th Cir. 2000). Gösteriden sonraki iki hafta içinde sığır eti fiyatları yaklaşık yüzde on oranında düştü ve on bir ay boyunca baskı altında kaldı. Bkz: F. Dennis Hale, Free Speech Rouges and Freaks: An Analysis of Amusing and Bizarre Litigants of Free Expression, 25 COMM.& L. 55, 63 (2003).
EWAN MCKENDRICK, CONTRACT LAW 217–18 (8th ed. 2009).
Derry v. Peek, (1889) 14 App. Cas. 337.
JEFFREY F. BEATTY & SUSAN S. SAMUELSON, BUSINESS LAW AND THE LEGAL ENVIRONMENT 318 (2006).
Vaat içerikli hile hakkında çarpıcı açıklamalar için bkz: IAN AYRES & GREGORY KLASS, INSINCERE
PROMISES: THE LAW OF MISREPRESENTED INTENT (2005).
73 Bkz: Bisset v. Wilkinson, [1927] A.C. 177 (somut olaydaki yanlış bilgilendirme eyleminin yalan beyanda bulunma olarak değerlendirilemeyeceği yönünde); Immock v. Hallett (1866) 2 L.R.P.C. 21 (aşırı övgünün- abartmanın- doğru bir beyan olarak düşünülemeyeceği yönünde).
Bkz: Robert A. Sedler, An Essay on Freedom of Speech: The United States Versus the Rest of the World, 2006 MICH. ST. L. REV. 377, 379 (2006).
“Kongre, bir din kuruluşuna saygı gösterilmesini veya onun faaliyetlerinin özgürce gerçekleştirilmesini, ifade özgürlüğünü, basının özgürlüğünü; halkın barış içinde toplanma ve mağduriyetlerin giderilmesi için dilekçe verme hakkını kısıtlayan herhangi bir yasal düzenleme yapamaz”. U.S. CONST. amend. I, § 2.
Bkz: Gertz v. Robert Welch, Inc., 418 U.S. 323, 340 (1974); Konigsberg v. State Bar, 366 U.S. 36, 49, 49 n. 10 (1961).
Gertz, 418 U.S. s. 339.
N.Y. Times Co. v. Sullivan, 376 U.S. 254 (1964).
79 Va. Pharmacy Bd. v. Va. Consumer Council, 425 U.S. 748, 777 (1976).
N.Y. Times Co., 376 U.S. s. 282. 81 Bkz s. 286–88. Örneğin New York Ceza Kanunu çerçevesinde aldatıcı reklam 190.20. N.Y. PENAL LAW § 190.20 bölümü altında tanımlanmıştır (McKinney 2009).
Keimer v. Buena Vista Books, Inc., 89 Cal. Rptr. 2d 781, 786 (Cal. Ct. App. 1999); ayrıca
bkz: KEITH WERHAN, FREEDOM OF SPEECH: A REFERENCE GUIDE TO THE UNITED STATES CONSTITUTION 124 (2004).
Va. Pharmacy Bd., 425 U.S. s. 777.
Burada nefret söylemi ağırlıklı olarak Yahudi soykırımının inkâr edilmesi bağlamında ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte, nefret söyleminin pek çok biçiminde beyan ne kadar acımasız olursa olsun, konuşmacının aslında kendi söylediklerinin doğru olduğuna inanması muhtemeldir. Yahudi soykırımının inkâr edilmesine yaptığımız atıfta pek çok inkârcının kendi iddia ettikleri durumun doğruluğuna inanmadıkları varsayımını kabul ediyoruz.
Bkz: Michel Rosenfeld, Hate Speech in Constitutional Jurisprudence: A Comparative Analysis, 24 CARDOZO L. REV. 1523 (2002) (teknolojinin ABD’nin anayasal koruması altında bulunan nefret söylemi üzerindeki etkileri ile ilgili); Paul J. Becker et al., The Contentious American Debate: The First Amendment and Internet-based Hate Speech, 14 INT’L REV. L., COMPUTERS & TECH. 33 (2000) (Nefret söyleminin internet üzerinden anayasal olarak korunmasının incelemesi).
Bkz: Sionaidh Douglas-Scott, The Hatefulness of Protected Speech: A Comparison of the American and European Approaches, 7 WM. & MARY BILL RTS. J. 305 (1998) (nefret söyleminin korunmasının ABD’de ve diğer yargı çevrelerinde mukayese edilmesi ile ilgili); Kevin Boyle, Hate Speech—The United States Versus the Rest of the World, 53 ME. L. REV. 487 (2001) (ABD’deki nefret söylemi korumasının uluslararası çevrelerdeki yeri ile ilgili).
Yahudi soykırımının inkâr edilmesine şu anda on Avrupa ülkesinde para cezası veya hapis cezası verilmektedir: Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Almanya, Litvanya, Polonya, Slovakya ve İsviçre. Christina Schori Liang, Europe for the Europeans: The Foreign and Security Policy of the Populist Radical Right, in EUROPE FOR THE EUROPEANS: THE FOREIGN AND SECURITY POLICY OF THE POPULIST RADICAL RIGHT 1, 24 (Christina Schori Liang ed., 2007).
Robert A. Kahn, Imagining Legal Fairness: A Comparative Perspective, in NEW APPROACHES TO COMPARATIVE POLITICS: INSIGHTS FROM POLITICAL THEORY 125, 134 (Jennifer S. Holmes ed., 2003).
Bkz: Catriona McKinnon, Should We Tolerate Holocaust Denial?, 13 RES PUBLICA 9, 13 (2007)
Bkz: McKinnon, yuk: dipnot 87.
Aynı eser s. 19.
92 Bkz: Alexander & Sherwin, yuk: dipnot 12, s.405.
Stuart P. Green, Lying, Misleading and Falsely Denying: How Moral Concepts Inform the Law of Perjury, Fraud, and False Statements, 53 HASTINGS L.J. 157, 185 (2001). Bu suçun kapsamı dolandırıcılık ve sahtekârlıkla ilgili ortak hukuktan gelen suçlardan oldukça geniş olmasına rağmen, yalan beyan eylemi yanlış bir vaat, fikir açıklaması ya da tahminde bulunmaktan ziyade mevcut bir gerçeğin yanlış gösterilmesinden ibaret kaldığı için kapsamı sınırlı kalmıştır. Örneğin, bir mücevherin değerini aldatma kastıyla güncel değerinden daha farklı bir fiyat üzerinden değerlendirmek sorumluluk doğururken, mücevherin önümüzdeki yıl içinde değer kazanacağı konusunda yalan söylemek herhangi sorumluluk doğurmayacaktır.
WORLD OF CRIMINAL JUSTICE 562 (Shirelle Phelps ed., 2002).
Bkz: 18 U.S.C. § 1621 (2006); 18 U.S.C. § 1623 (2006). Yalan beyan eylemi, yalan tanıklık suçu ile yakından ilgilidir; zira yanlış olduğunu bilerek “maddî vakaya ilişkin bir beyanın” herhangi bir mahkeme veya büyük jüri kararından önce veya bunlara yardımcı olmak üzere yemin altına alınmasını gerektirir. Green, yuk: dipnot 93, s. 174.
Aynı eser.
97 Exodus 20:16 (King James). İncil, başka yerlerde de yalan tanıklık yapılmasına benzer göndermeler yapar: “Yanlış bir bilgiyi yaymayınız: “Kötülük uğruna tanıklık yaparak elinizi günahkâr bir kimseyle birleştirmeyin”. Exodus 23:1 (King James); “Komşunuzun aleyhinde yalan tanıklıkta bulunmayın”, Benzer referanslar için bkz: Deuteronomy 5:20 (King James). Exodus 23:6, 7 Leviticus 19:11, 16; Deuteronomy 19:15–21; 1 Samuel 22:8–19; 1 Kings 21:10– 13; Psalms 15:3, 101:5–7; Proverbs 10:18, 11:13; Matthew 26:59, 60; Acts 6:13; Ephesians 4:31; 1 Timothy 1:10; 2 Timothy 3:3; James 4:11.
Green, yuk dipnot 91, s. 175.
18 U.S.C. § 1621 (2006); 28 U.S.C. § 1746 (2006).
Yalan Tanıklık Kanunu, 1911, 1 & 2 Geo. 5, c. 6, § 1 (Eng.).
18 U.S.C. §
United States v. Gaudin, 515 U.S. 506, 509 (1995).
18 U.S.C. § 1001(a)(2) (2006).
18 U.S.C. § 1001(a)(3).
N.Y. CEZA KANUNU § 190.23 (McKinney 2009).
N.Y. CEZA KANUNU § 190.26
N.Y. CEZA KANUNU § 190.25
N.Y. CEZA KANUNU § 190.20
N.Y. CEZA KANUNU § 190.55
110 DAVID BRODY & JAMES R. ACKER, CRIMINAL LAW 342 (2007).
Ellen S. Podgor, Criminal Fraud, 48 AM. U. L. REV. 729, 736 (1999); see also J.W. CECIL TURNER, KENNY’S OUTLINES OF CRIMINAL LAW 275 (1952) (kamuoyunu hedef alan dolandırıcılığın tanımı); WILLIAM LAWRENCE CLARK & WILLIAM LAWRENCE MARSHALL, A TREATISE ON THE LAW OF CRIMES § 12.30 (Marian Quinn Barnes ed., 7th ed. 1967) (kamuoyunu hedef alan ve özel hukuk kişileri arasındaki dolandırıcılığın ayrımı hakkında); LLOYD L. WEINREB, CRIMINAL LAW: CASES, COMMENT, QUESTIONS 451–54 (5th ed. 1993) (kamuoyunu hedef alan ve özel hukuk kişileri arasındaki dolandırıcılığın ayrımının tarihsel kökeniyle beraber tartışılması).
BLACK’S LAW DICTIONARY 468 (5th ed. 1979).
Bkz: THOMAS J. GARDNER & TERRY M. ANDERSON, CRIMINAL LAW 379 (2008).
Bir kişinin tek bir eylemi baz alındığında o kişi federal kanunlar uyarınca “dolandırıcılık” suçundan dolayı mahkûm edilemeyebilir. Buna karşılık bazı eyaletlerde “dolandırıcılık” suçunu özel olarak tipikleştiren yasal düzenlemeler mevcuttur. Bkz:, e.g., N.M. STAT. ANN. § 30-16-6 (Michie 1978).
Bkz: Podgor, yuk. dipnot 111, s. 730.
a.e. s. 740.
a.e. s. 734.
a.e. s. 737; ayrıca bkz.: EMLIN MCCLAIN, 1 TREATISE ON THE CRIMINAL LAW 669–70 (1897) (İngiltere ve ABD Hukukunda dolandırıcılık suçlarının mukayese edilmesi ile ilgili olarak); ANTHONY ARLIDGE ET AL., ARLIDGE & PARRY ON FRAUD 33 (2d ed. 1996) (İngiliz Hukukunda dolandırıcılığın tanımı ile ilgili olarak).
Kanunun Bölüm 1(1) maddesine göre, § 2 (yalan bilgilendirme yoluyla dolandırıcılık), § 3 (bilgiyi gizleme yoluyla dolandırıcılık), veya § 4 (görevin kötüye kullanılması yoluyla dolandırıcılık) hükümlerinde belirtilen yasakları ihlal bir kişi dolandırıcılık eyleminden dolayı suçlu kabul edilir.. Bkz: Dolandırıcılık Kanunu, 2006, c. 35, § 1.
Bkz: Carol Withey, The Fraud Act 2006—Some Early Observations and Comparisons with the Former Law, 71 J. CRIM. L. 220, 221 (2007).
“Kazanç ve kayıp”ın tanımı Dolandırıcılık Kanunu (2006) § 5’de verilmiştir. “Kazanç” yalnızca para veya diğer mülkiyet konusu eşyaları (aynî ve nisbî nitelikteki haklar dahil) kazanmayı veya kaybetmeyi kapsadığı gibi, geçici veya kalıcı nitelikteki kazanç veya kayıpları da içerir. Bkz: a.e. s. 226.
The leading English authority for the offense is Scott v. Metropolitan Police Commissioner, [1975] A.C. 819. For an overview of the crime of conspiracy to defraud, see DUNCAN BLOY ET
AL., PRINCIPLES OF CRIMINAL LAW 165–68 (2000).
Lord Goff in R v. Wai Yu-tsang, (1992) 1 A.C. 269.
Bunun tek bir istisnası, mağdurun kamu görevlisi olduğu ve failin davranışının merkezinde söz konusu kamu görevlisinin görevini kötü yönde etkileme kastının bulunduğu durumdur. PETER GILLIES, THE LAW OF CRIMINAL CONSPIRACY 109 (1990). Scott v. Metropolitan Police Commissioner davasında, İngiliz Lordlar Kamarası, “örgütlü dolandırıcılık eyleminin bir kişinin finansal çıkarlarını etkilemeyecek şekilde tasarlanmış olması halinde bu suçun oluşmayacağı hususunu açıklığa kavuşturdu, Bu kararda yer alan her iki görüşte de, ekonomik zarar olgusunun gerekliliği özel olarak vurgulanmıştır. a.e. s. 113.
Mağdursuz suçlar hakkında ayrıntılı açıklamalar için bkz: E.M. SCHUR & H.A. BEDAU, VICTIMLESS CRIMES—TWO SIDES OF A CONTROVERSY (1974); ayrıca bkz: Alan Wertheimer, Victimless Crimes, 87 ETHICS 302 (1977) (mağdursuz suçların cezalandırılmasının hatalı olup olmadığı yönündeki tartışmalar).
Aslında bu yasal düzenlemeler Mill’in zarar ilkesiyle çatışmaktadır. Bkz MILL, yuk: dipnot. 27 (Bir kişinin fiziksel ya da ahlâken iyiliğinin amaçlanması yeterli haklı neden oluşturmaz. Zira belli bir davranışı yapmak sırf başkalarının görüşüne göre daha akıllıca veya doğru olacağı için ve bunun da bir kişiyi daha mutlu kılacağından bahisle hiç kimse söz konusu davranışı yapmaya ya da aksi bir davranışı yapmaktan vazgeçmeye mecbur bırakılamaz. Bir kişinin davranışlarında topluma karşı sorumluluğunun doğduğu tek alan, davranışlarının başkalarını ilgilendiren kısmıdır”).
NORVAL MORRIS & GORDON J. HAWKINS, THE HONEST POLITICIAN’S GUIDE TO CRIME
CONTROL 2 (1972).
Spontane düzen ve norm uygulaması hakkında doktrindeki görüşler oldukça dikkat çekicidir. Doktrindeki görüşlerin tam bir listesi olmamasına rağmen bu konuda genel bakış açısı sunmak üzere bkz: ROBERT C. ELLICKSON, ORDER WITHOUT LAW 139 (1991); 1 F.A. HAYEK, LAW, LEGISLATION, AND LIBERTY (1973); JOHN MAYNARD SMITH, EVOLUTION AND THE THEORY OF GAMES (1982); MATT RIDLEY, THE ORIGINS OF VIRTUE 53 (1997); MICHAEL TAYLOR, COMMUNITY, ANARCHY AND LIBERTY 28 (1982); Robert Axelrod and William D. Hamilton, The Evolution of Cooperation, 211 SCI. 1390 (1981); Robert Axelrod, The Emergence of Cooperation Among Egoists, 75 AM. POL. SCI. REV. 306 (1981); B.L. Benson, Economic Freedom and the Evolution of Law, 18 CATO J. 209 (1998); R.C. Ellickson, The Aim of Order Without Law, 150 J. INSTITUTIONAL & THEORETICAL ECON. 97 (1994). Kavram hakkında genel bir bakış açısı sağlamak üzere, bkz: Barry Norman, The Tradition of Spontaneous Order, 5 LITERATURE OF LIBERTY 6 (1982). Ticari ilişkilerde yasal normların spontane ortaya çıkışıyla ilgili olarak bkz: Bryan Druzin, Law Without The State: The Theory of High Engagement and the Emergence of Spontaneous Legal Order Within Commercial Systems, 41 GEO. J. INT’L L. 559 (2010) (yasa kurallarının ticaretin karmaşık yapısından doğduğu yönünde).
Bkz: Alexander & Sherwin, yuk: dipnot 12, s. 436.
a.e.
GENE HEALY, GO DIRECTLY TO JAIL: THE CRIMINALIZATION OF ALMOST EVERYTHING (2004); DOUGLAS HUSAK, OVERCRIMINALIZATION: THE LIMITS OF THE CRIMINAL LAW (2008); SANFORD H. KADISH, The Crisis of Overcriminalization, in BLAME AND PUNISHMENT: ESSAYS IN THE CRIMINAL LAW 21, 21–61 (1987); SANFORD H. KADISH, More on Overcriminalization, in BLAME AND PUNISHMENT: ESSAYS IN THE CRIMINAL LAW 36 (1987); SANFORD H. KADISH, The Use of Criminal Sanctions in Enforcing Economic Regulations, in BLAME AND PUNISHMENT: ESSAYS IN THE CRIMINAL LAW 40 (1987); Donald A. Dripps, Overcriminalization, Discretion, Waiver: A Survey of Possible Exit Strategies, 109 PENN. ST. L. REV. 1155 (2005); Stuart P. Green, Why It’s a Crime to Tear the Tag Off a Mattress: Overcriminalization and the Moral Content of Regulatory Offenses, 46 EMORY L.J. 1533 (1997); Ellen S. Podgor, Overcriminalization: The Politics of Crime, 54 AM. U. L. REV. 541 (2005).
Bkz: Darryl K. Brown, Rethinking Overcriminalization 2 (Bepress Legal Series, Working Paper No. 995, 2006).
DEL. CODE ANN. tit. 4, § 901(6) (2001).
IND. CODE § 15-17-18-11(b) (1998).
MASS. GEN. LAWS ANN. ch. 266, § 132 (2002).
NEV. REV. STAT. § 201.270(2) (2003).
4 U.S.C. § 3 (2000).
HUSAK, yuk. dipnot 129, s. 3.
Bkz: John C. Coffee Jr., Paradigms Lost: The Blurring of the Criminal and Civil Models and What Can Be Done About It, 101 YALE L.J. 1875 (1992).
Bkz: William H. Simon, Virtuous Lying: A Critique of Quasi-Categorical Moralism, 12 GEO. J. LEGAL ETHICS 433, 450 (1999).
a.e. s. 450.
a.e.
Alexander & Sherwin, yuk: dipnot 10, s. 399.
a.e.
Bkz: JAMES H. KORN, ILLUSIONS OF REALITY: A HISTORY OF DECEPTION IN SOCIAL PSYCHOLOGY (1997) (sosyal bilimcilerin deney konularını kandırma yollarının gösterilmesi ile ilgili); Anita L. Allen, Lying to Protect Privacy, 44 VILL. L. REV. 161, 166 (1999); bkz. ayrıca: Jennifer Jackson, Telling the Truth, 17 J. MED. ETHICS 5 (1991) (sağlık personellerinin yalan söyleme şekillerinin incelenmesi ile ilgili); Alan Ryan, Professional Liars, 63 SOC. RES. 620, 625–41 (1996) (politikacıların, hukukçuların ve doktorların benzer mesleki şartlarla yalan söylemeleri ile ilgili olarak).
W. Peter Robinson, Lying in the Public Domain, 36 AM. BEHAV. SCIENTIST 359, 366 (1993).
Bkz: F. G. BILEY, THE PREVALENCE OF DECEIT 27 (1991); DAVID NYBERG, THE VANISHED TRUTH: TRUTH TELLING AND DECEIVING IN ORDINARY LIFE 11 (1993); Bella M. Depaulo et. al., Lying in Everyday Life, 70 J. PERSONALITY & SOC. PSYCHOL. 979, 993 (1996); bkz. ayrıca: CHARLES V. FORD, LIES! LIES!! LIES!!! THE PSYCHOLOGY OF DECEIT (1996) (yalanların psikolojik etkileri üzerine).
Allen, yuk. dipnot
s. 167. 149 a.e.
Bkz: Stuart P. Green, Deceit and the Classification of Crimes: Federal Rule of Evidence 609(A) (2) and the Origins of Crimen Falsi, 90 J. CRIM. L. & CRIMINOLOGY 1087, 1087 (1973).
a.e. s. 1123.
a.e. s. 1087.
RONALD N. BOYCE & ROLLIN M. PERKINS, CRIMINAL LAW AND PROCEDURE 10 (7th ed. 1989).
Green, yuk. dipnot 150, s. 1089; bkz. ayrıca: Albin Eser, The Principle of “Harm” in the Concept of Crime: A Comparative Analysis of the Criminally Protected Legal Interests, 4 DUQ. L. REV. 345 (1966) (zarar prensibinin farklı ceza hukuku sistemlerinde incelenmesi ile ilgili); Stephen J. Schulhofer, Harm and Punishment: A Critique of Emphasis on the Results of Conduct in the Criminal Law, 122 U. PA. L. REV. 1497 (1974) (zarar prensibine verilen öneme karşı yapılan itirazlar ile ilgili olarak). Bkz. genel olarak: WILLIAM WILSON, CRIMINAL LAW: DOCTRINE AND THEORY (2d ed. 2003) (ceza hukuku teorisi genel bir bakış sağlamak için bkz.)
“Mağdursuz suçlar” olarak adlandırılan suçların istisna oluşturduğu unutulmamalıdır.
Connally v. Gen. Constr. Co., 269 U.S. 385, 391 (1925).
Pierce v. United States, 314 U.S. 306, 311 (1941).
Bu doktrin, tüm ceza kanunlarının ortalama bir insanın kavrayabileceği kadar açık bir dille hazırlanmasını zorunlu kılan usul hukuku hükümlerinin Beşinci ve On Dördüncü değişikliğini müteakiben öngörülmüştür. Bkz: Jordan v. De George, 341 U.S. 223, 230 (1950) (“Bir davranışın suç olarak öngörüldüğünü, o davranış icra edilmeden önce ihbar etmeyi gerekli kılmayan ceza kanununun bu tutumu, usul hukukundaki ihtar imkânından anayasaya aykırı olarak mahrum kalmak sonucunu doğurur”). Yüksek Mahkeme kararları için bkz: City of Chicago v. Morales, 527 U.S. 41 (1998) (loitering suçunu anayasaya aykırı olarak belirsiz kılan hükümlerin eleştirisi için bkz); Bd. of Airport Comm’r of L.A. v. Jews for Jesus, Inc., 482 U.S. 569 (1986) (Herhangi bir kişinin Los Angeles Uluslararası Havaalanı’nda Birinci Değişiklik faaliyetlerine katılmasını yasaklayan bir yasanın geçersiz hale getirilmesi hakkında); Smith v. Goguen, 415 U.S. 566 (1973) (Birleşik Devletler bayrağını küçük düşürücü davranmayı, tahrif etmeyi, çiğnemeyi, alenen tanınmaz hale getirmeyi suç sayan yasanan geçersiz kılınması hakkında bkz); Gooding v. Wilson, 405 U.S. 518 (1971) (barış hukukunun ihlaline ilişkin hükümlerinin aşırı geniş kapsamlı bulunması hakkında bkz); Papachristou v. City of Jacksonville, 405 U.S. 156 (1971) (dilencilik hükümlerinin geçersiz kılınması hakkında bkz); Palmer v. City of Euclid, 402 U.S. 544 (1970) (loitering suçunu anayasaya aykırı olarak belirsiz kılan hükümlerin eleştirisi için bkz); Baggett v. Bullitt, 377 U.S. 360 (1963) (Öğretmenlerin Amerika Birleşik Devletleri bayrağına ve kurumlarına saygıyı teşvik etmesini gerektiren bir yeminin geçersiz kılınması hükümetin eleştirilmesine kadar uzayabilir); Thornhill v. Ala., 310 U.S. 88 (1939) (grev gözcülüğünü tamamen yasaklayan yasa hükmünün geçersiz kılınması hakkında bkz); Cline v. Frink Dairy Co., 274 U.S. 445 (1926) (açıkça tespit edilebilir suç standardı öngörmeyen antitröst kurallarının eleştirisi için bkz); Connally, 269 U.S. at 385 (ücret yasasını belirsiz bulan görüş için bkz).
JAMES BOSWELL, THE LIFE OF SAMUEL JOHNSON, LL.D. 352 (Wordsworth Editions Limited 1999) (1820).
Bkz: 18 U.S.C. § 1001–1040 (2006).
a.e. § 1004.
a.e. § 1013.
a.e. § 1039.
a.e. § 1025.
Bkz: Podgor, bkz: dipnot 111, s. 748
Yasal düzenleme özellikle (1) iflas talebinde bulunmak; (2) iflas davasında dilekçe/belge sunmak; (3) Yanlış bir beyan, iddia veya taahhüdün (a) iflas usulüyle ilişkili müracaatın yapılmasından önce veya sonra veya (b) İflas yasası uyarınca devam etmekte olan bir davada yanlış yere ileri sürülmesi koşullarını öngörmektedir.
Bkz: (18 U.S.C. § 1030(a)(3) (2006); 18 U.S.C. § 1030(a)(5)(b); 18 U.S.C. § 1030(a) hükümleri ile yasaklanan bilgisayar üzerinden yapılan faaliyetler hakkındaki tartışma için bkz: (2006); ELLEN S. PODGOR & JEROLD H. ISRAEL, WHITE COLLAR CRIME IN A NUTSHELL 237–40 (2d ed. 1997)).
Podgor, yuk. dipnot 111, s. 764.
a.e.. s. 747. Bkz:, MODEL PENAL CODE § 224.2 (1962) (nadide ve antik eserleri taklit etme vb.); MODEL PENAL CODE § 224.6 (1962) (Kredi Kartları); MODEL PENAL CODE § 224.7 (1962) (Hileli Ticari Faaliyetler).
170 Tekrar önemle vurgulamak gerekir ki, amacımız yalanın/eylemin bizzat kendisini yargılamak değil; aksine, zarar verme kastının sonucu olarak ortaya çıkan ağır zarar ile birleşim halindeki eylemi yargılamaktır.
SISSELA BOK, LYING: MORAL CHOICE IN PUBLIC AND PRIVATE LIFE (1978).
a.e.. s. 28, 30, 33, 45, 119.
Bkz: Steven R. Morrison, When is Lying Illegal? When Should It Be? A Critical Analysis of the Federal False Statements Act, 43 MARSHALL L.J. 111, 140–41 (2009).
BOK, yuk. dipnot 169, s. 30–31.
a.e.. s. 43.
a.e. s. 47.
Morrison, yuk: dipnot 173, s. 146.
a.e.
a.e.
Mağdurun gerçeği bilmek hakkını talep edip etmeyeceği meselesi, kendisinin yalancı ile olan ilişkisinin niteliğine ve samimiyetinin derecesine bağlı olarak değişebilir. Bir partide yer alanların davetlilerin bir başkasının donanımı ile ilgili gerçeği bilme “hakkına” sahip olmadığı iddia edilebilir, ancak potansiyel bir işverenin böyle bir hakkı talep edebileceği rahatlıkla söylenebilmelidir.
Bkz. Green, yuk. dipnot. 93, s. 163.
IMMANUEL KANT, LECTURES ON ETHICS 226 (Louis Infield trans., 1963).
JOEL FEINBERG, THE MORAL LIMITS OF THE CRIMINAL LAW: HARM TO OTHERS 1 (1984)
a.e.
185 a.e. s. 11 (orijinal baskıdan).
a.e.
a.e. s. 187.
Bkz: a.e. s.188-206.. Feinberg’in yön veren prensipleri şunları içermektedir: zararın ağırlığı; zarar olasılığı; yığılan zararlar; istatistiğe dayalı ayırım, zararın net indirilmesi ve zararın göreceli önemi. Bu kavramların genel bir değerlendirmesi için bkz: NINA PERŠAK, CRIMINALISING HARMFUL CONDUCT: THE HARM PRINCIPLE, ITS LIMITS AND CONTINENTAL COUNTERPARTS 56–57 (2007). Bununla birlikte, bu çalışmanın konusuna en uygun olan ilkeler daha ayrıntılı olarak tartışılacaktır.
a.e. s. 12.
a.e. s. 46 (orijinal baskıdan).
a.e. s. 45. Yazar nahoş fiziksel ve zihinsel durumları kapsayan ayrıntılı bir liste çizmektedir. Fiziksel sıkıntı şunları içerebilir: acı, sancı, ağrı, bıçak yarası, dikiş izi, boyun tutulması, çarpıntı kas spazmları, gaz basıncı, kaşıntı, baş dönmesi, gerginlik, yorgunluk, titreme, zayıflık, uykusuzluk, tutulma vb. Zihinsel acı aşağıdakileri içerebilir: acı, keskin hayal kırıklığı, pişmanlık, depresyon, keder, gönül yarası, umutsuzluk, şok duyarlılık, telaş, nefret, hüsran, panik atak, akut bıkkınlık, öfke, tiksinme, suçluluk duygusu ve utanç.
BLACK’S LAW DICTIONARY 464 (8th ed. 2004).
MODEL PENAL CODE § 2.12 (1962) (De Minimis ihlalleri)
FEINBERG, yuk dipnot 181, s. 191.
a.e.
a.e.
a.e. s. 193.
a.e. s. 194.
Birinci kategorideki yalanın haklı kabul edilebilmesinin olası bir yolu, yalanın arkasında yatan motivasyonun tamamen başka birine zarar vermek değil de, bunun aynı zamanda üçüncü bir şahsın zarar görmesini önleme motivasyonuyla birleşmesidir. Farklı motivasyonların birleşiminin yalan kategorisini ciddiyet ve haklılık bakımından nasıl değiştirebileceğini tartışmak bu makalenin kapsamı dışındadır; ancak bu göz ardı edilemeyecek bir husustur.
Bkz: Coffee, yuk. dipnot 139, s. 1875.
a.e. s. 1876.
a.e.
Bkz. Kenneth W. Simons, The Crime/Tort Distinction: Legal Doctrine and Normative Perspectives, 17 WIDENER L.J. 719, 729 (2008).
Montreal Protokolü, 1990 ve 1992’de daha fazla önlem almak amacıyla değiştirilmiş ve yeniden düzenlenmiştir. Toplamda 198 devlet ve Avrupa Topluluğu protokole taraf olmuştur. Protokol ile kontrol edilmesi amaçlanan maddeleri tüketen önemli ülkeler protokole taraftır. Protokole ilişkin ulusal ve uluslararası çalışmalar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın koordinasyonunda gerçekleştirilmektedir. Bu Protokol, 6 Haziran 1990 tarihli ve 3656 sayılı Kanunla onaylanarak, 8 Eylül 1990 tarih ve 20629 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır. Türkiye; Protokole 19 Aralık 1991 tarihinde taraf olmuş ve yapılan değişikliklerini kabul etmiştir. 12 Kasım 2008 tarih ve 27052 sayılı Resmi Gazete’de “Ozon Tabakasını İncelten Maddelerin Azaltılmasına İlişkin Yönetmelik” yayımlanmıştır.
22 Mart 1985 tarihinde Viyana’da imzaya açılarak kabul edilen Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi(Vienna Convention for the Protection of the Ozone Layer) ile öngörülen çerçeve Protokol ile detaylı şekilde tanımlanmış; ozon tabakasını incelten maddelerin kullanımının ve üretiminin kontrol altına alınmasını sağlamak üzere, “Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü” 1987 yılında kabul edilmiştir. 1990 yılında, Londra’da, gelişmiş ülkelerin katkıları ile oluşturulan Montreal Protokolü’nün Uygulanması için Çok Taraflı Fon (MLF) kurulmuştur.
Protokol, Ozon Tabakasını İncelten Maddelerin Kontrolünü, kota yükümlülüklerini, taraf olmayan ülkelerle ticaretin kontrolünü, gelişmekte olan ülkelere özel durumları ve verilerin raporlanması ile ilgili hükümleri içermektedir. Protkol ile kontrol edilen maddelerin listesi Ek Protokoller ile listelenmiştir.
OZON TABAKASINI İNCELTEN MADDELERE DAİR MONTREAL PROTOKOLU
Bu Protokol’a Taraf Olan Devletler,
Ozon Tabakasının Korunmasına ilişkin Viyana Sözleşmesine Taraf Devletler olarak,
Bu Sözleşme uyarınca, insan sağlığını ve çevreyi, ozon tabakasını değiştiren ya da değiştirme olasılığı bulunan insan faaliyetlerinin yarattığı veya yaratabileceği olumsuz etkilere karşı korumak için gerekli önlemleri almakla yükümlü olduklarını akılda tutarak,
Bazı maddelerin dünya çapında yayılmasının ozon tabakasını bariz bir şekilde tüketebileceğinin veya insan sağlığı ve çevre üzerinde olumsuz etkiler yaratabilecek şekilde değiştirebileceğinin farkında olarak,
Bu maddelerin yayılmalarının iklim üzerindeki potansiyel etkilerinin bilincinde olarak,
Ozon tabakasını tükenmeye karşı korumak için alınacak önlemlerin, ekonomik ve teknik imkanlar elverdiğince bilimsel bilgilere dayandırılması gerektiğini bilerek,
Ozon tabakasını tüketen maddeleri bilimsel gelişmelere, ekonomik ve teknik imkanlara bağlı olarak ve gelişme yolundaki ülkelerin gelişmeye olan ihtiyaçlarını akılda tutarak ortadan kaldırmayı nihai hedef olarak benimseyip, bu maddelerin dünya üzerindeki yayılmalarını adil bir şekilde kontrol edebilmek için gerekli tedbirleri alarak ozon tabakasını korumaya kararlı olarak,
Gelişme yolundaki ülkelerin bu maddelere ilişkin taleplerinin karşılanabilmesi için ek maddi kaynaklar ve uygun teknolojilere ulaşma olanaklarını da içeren özel koşullar gerektiğini, bunun için gerekli fonların büyüklüğünün tahmin edilebileceğini akılda tutarak ve fonların bilimsel olarak ortaya konulan ozon tabakasının incelmesi probleminin ve bunun zararlı etkileriyle dünyanın mücadele edebilme gücünde önemli değişiklikler yapacağını hatırlatarak,
Bazı kloroflorokarbonların emisyonlarını kontrol altına almak için ulusal ve bölgesel düzeyde şimdiden bazı önlemlerin alınmış olduğunu kaydederek,
Ozon tabakasını tüketen maddelerin yayılmalarının azaltılması ve kontrol edilmesine alınmasına yönelik alternatif teknolojilerin araştırılması, geliştirilmesi ve transferinde gelişme yolundaki ülkelerin ihtiyaçlarını da gözönüne alacak şekilde uluslararası işbirliğini artırmanın önemini dikkate alarak,
AŞAĞIDAKİ KARARLARI ALMIŞLARDIR:
MADDE 1 – TANIMLAR
Bu Protokolde adı geçen:
1. “Sözleşme” 22 Mayıs 1985’de kabul edilen Ozon Tabakasının Korunmasına İlişkin Viyana Sözleşmesi,
2. “Taraflar” başka bir yerde aksi belirtilmediği sürece, bu Protokole Taraf olan devletler,
3. “Sekreterya” Sözleşmenin Sekreteryası,
4. (Değişik: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Kontrol Altındaki Madde ister tek başına, isterse karışım halinde bulunsun, bu Protokol’un Ek A, Ek B, Ek C veya Ek E’sinde sıralanan herhangi bir maddedir. Bu tanım ilgili ek’de belirtilmediği sürece, bu maddelerin izomerlerini kapsar, ancak bu maddenin depolanması ve taşınması sırasında kullanılan kaptakinden başka, üretimi yapılmış bir ürünün içinde bulunan herhangi bir kontrol altındaki madde veya karışımını tanımlamakta kullanılmaz.
5. “Üretim” üretilen kontrol altındaki maddenin miktarından Taraflarca tespit edilecek teknolojiler yoluyla ortadan
kaldırılan madde miktarının ve kimyasal bir işlem yoluyla diğer kimyasal maddelerin üretiminde tamamen kullanılan miktarın çıkarılmasıyla elde edilen miktardır. Yeniden işlenen ve tekrar kullanılan miktarlar “üretim” olarak değerlendirilmeyecektir.
6. “Tüketim” kontrol altındaki maddelerin üretimi artı ithalatı eksi ihracatı,
8. “Sınai rasyonelleşme” ekonomik verimliliğe ulaşma veya arzda tesislerin kapanması sonucu ortaya çıkması beklenen yetersizliklere çözüm bulunabilmesi amacıyla taraflardan birinin hesaplanmış üretim seviyesinin tamamen ya da kısmen bir diğer tarafa aktarılması demektir.
9. (8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile iptal edilmiştir) (*1)
MADDE 2 – KONTROL ÖNLEMLERİ
1. Tarafların her biri bu Protokolün yürürlüğe giriş tarihini takip eden yedinci ayın ilk gününden itibaren başlayacak oniki aylık dönemde, ve bundan sonra gelecek her oniki aylık dönemde, Ek A Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin hesaplanmış tüketim seviyelerinin, kendilerinin 1986 için hesaplanmış tüketim seviyelerini aşmamasını temin edeceklerdir. Aynı dönemin sonunda, bu maddelerden birini ya da daha çoğunu üreten Taraflardan her biri bu maddelerin kendileri için hesaplanmış üretim seviyesinin, 1986 için hesaplanmış üretim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir; bu seviye 1986 seviyesinin yüzde onundan daha fazla artmamış ise bu son durum istisna teşkil edecektir. Bu artışa ancak 5. Madde uyarınca faaliyet gösteren Tarafların temel iç taleplerini karşılamak veya Taraflar arasında sınai rasyonelleşmeyi tesis etmek için izin verilebilecektir.
2. Tarafların her biri, bu Protokolün yürürlüğe giriş tarihini takip eden otuzyedinci ayın ilk gününden itibaren başlayacak oniki aylık dönemde ve bundan sonra gelecek her oniki aylık dönemde Ek A Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin hesaplanmış tüketim seviyelerinin kendilerinin 1986 için hesaplanmış tüketim seviyelerini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu madedlerden birini ya da daha çoğunu üreten Tarafların her biri, bu maddelerin kendileri için hesaplanmış üretim seviyesinin, 1986 için hesaplanmış üretim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir; bu seviye 1986 seviyesinin yüzde onundan daha fazla artmamış ise bu son durum istisna teşkil edecektir. Bu artışa ancak 5. Madde uyarınca faaliyet gösteren Tarafların temel iç taleplerini karşılamak veya Taraflar arasında sınai rasyonelleşmeyi tesis etmek için izin verilebilecektir. Bu önlemlerin uygulama mekanizmaları Taraflarca ilk bilimsel değerlendirmeyi izleyen birinci toplantıda tespit edilecektir.
3. Tarafların her biri 1 Temmuz 1993 ile 30 Haziran 1994 arasındaki dönemde ve bundan sonraki her oniki aylık dönemde Ek A Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelere ait kendi hesaplanmış tüketim seviyelerinin yılda, 1986 seviyesinin yüzde seksenini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddelerden bir ya da daha fazlasını üreten Tarafların her biri bu maddelerin üretimi için kendi hesaplanmış üretim seviyelerinin aynı süreler içinde 1986 yılındaki hesaplanmış üretim seviyelerinin yıllık yüzde seksenini aşmamasını temin edecektir.
Bununla birlikte, 5. Maddeye uygun olarak faaliyet gösteren Taraf devletlerin temel iç taleplerini karşılamak amacıyla veya Taraflar arasında sınai rasyonelleşmeyi tesis edebilmek için, hesaplanmış üretim seviyelerinin 1986’daki hesaplanmış üretim seviyelerini en fazla yüzde on aşacak şekilde yükselmesine izin verilebilecektir.
4. Tarafların her biri 1 Temmuz 1998 ile 30 Haziran 1999 tarihleri arasındaki dönemde ve bundan sonraki her oniki aylık dönemde, Ek A Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddeler için hesaplanmış tüketim seviyelerinin, 1986’da hesaplanan tüketim seviyesini yıllık olarak yüzde elliden fazla aşmamasını temin edeceklerdir.
Bu maddelerden birini ya da daha fazlasını üreten her Taraf Devlet, aynı dönem içerisinde bu maddeler için hesaplanan üretim seviyesinin, 1986’da hesaplanmış üretim seviyesini yüzde elliden fazla aşmamasını temin edecektir. Bununla birlikte 5. Madde uyarınca faaliyet gösteren Taraf Devletlerin temel iç taleplerinin karşılanması amacıyla veya Taraflar arasında sınai rasyonelleşmeyi tesis edebilmek için, hesaplanmış üretim seviyesinin 1986 için hesaplanmış üretim seviyesini en fazla yüzde onbeş aşacak şekilde yükselmesine izin verilebilecektir. Taraflar bu maddelerin Taraflar için hesaplanmış tüketim seviyelerinin en az üçte ikisini temsil edenlerin katıldığı ve oy kullandığı bir toplantıda üçte iki çoğunlukla aksi kabul edilmediği sürece bu fıkra yürürlükte kalacaktır. Bu karar 6. Maddede belirtilen değerlendirmeler çerçevesinde ele alınacak ve hükme bağlanacaktır.
5. Tarafların herhangi biri, bir veya daha fazla kontrol dönemlerinde Madde 2 A’dan 2 E’ye ve Madde 2H’ye kadar olan maddelerde belirtilen kendisine ait hesaplanmış üretim seviyesinin bir bölümünü diğer bir taraf devlete devredebilir, ancak ilgili Taraf Devletlerin hesaplanan toplam bileşik üretim seviyeleri bu maddelerde belirtilen sınırları aşmamalıdır. Böyle bir devri, ilgili Tarafların her birince, bu devrin şartları ve uygulanacağı dönem de belirtilecek biçimde Sekreterya’ya bildirilecektir. (1) – (“Madde 2H’de” ibaresi 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile eklenmiştir).
5. (Ek fıkra: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) 5. Maddenin 1. fıkrası uyarınca faaliyet göstermeyen herhangi bir Taraf devlet, bir veya daha fazla kontrol dönemlerinde, Madde 2 F’de belirtilen kendisine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin bir bölümünü diğer bir tarafa devredebilir, ancak kendisine ait hesaplanmış tüketim seviyesini devredecek tarafın Ek A Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelere ilişkin 1989 yılı için kendisine ait kişi başına hesaplanmış tüketim seviyesi 0.25 kg’ı ve ilgili tarafların hesaplanan toplam bileşik tüketim seviyeleri Madde 2 F’de belirtilen sınırları aşamaz. Böyle bir tüketim devri, ilgili tarafların her birince, bu devrin şartları ve uygulanacağı dönem de belirtilecek biçimde Sekreterya’ya bildirilecektir.
6. 5. Madde uyarınca faaliyet göstermeyen ve Ek A veya Ek B’deki kontrol altındaki maddelerin üretildiği tesislerin inşaatına başlamış bulunan veya 16 Eylül 1987’den önce böyle tesisler için anlaşma yapmış olan ve bunu 1 Ocak 1987’den önce ulusal mevzuatına geçirmiş bulunan herhangi bir Taraf devlet, 1986 için hesaplanmış üretim seviyesini belirlerken bu tesislerin üretimini kendi 1986 üretimine ilave edebilir, ancak bu tesislerin 31 Aralık 1990 tarihinde tamamlanacak olması ve söz konusu tesislerin bu Taraf devletin hesaplanmış kontrol altında madde tüketim seviyesini yılda kişi başına 0.5 kg’dan daha fazla arttırmaması gerekmektedir.
7. 5. fıkra uyarınca yapılan herhangi bir üretim devri veya 6. fıkra uyarınca üretime yapılan herhangi bir ekleme, devir ya da ekleme işleminden daha sonra olmamak üzere Sekreteryaya iletilecektir.
8.
(a) Sözleşmenin 1 (6) Maddesinde tanımlanan bir bölgesel ekonomik bütünleşme örgütüne üye olan Taraf Devletler bu madde ve Madde 2 A’dan Madde 2H’ye kadar olan maddelerin tüketimle ilgili yükümlülüklerini ortaklaşa olarak yerine getirmeye karar veribilirler, ancak toplam hesaplanmış tüketim seviyeleri bu madde ve Madde 2 A’dan Madde 2 E’ye kadar olan maddelerde belirtilen seviyeleri aşmamalıdır.
(b) Bu türden herhangi bir anlaşmaya giren Taraflar, anlaşmada söz konusu olan tüketim azalmasının yürürlüğe giriş tarihinden daha önce Sekreteryayı bu anlaşmanın koşullarından haberdar edeceklerdir.
(c) Bu tür bir anlaşma ancak söz konusu bölgesel ekonomik bütünleşme örgütüne üye tüm devletler ve örgütün kendisi Protokole Taraf iseler ve bu uygulama biçimini Sekreteryaya bildirdilerse geçerli olacaktır.
9.
(a) Taraflar 6. Maddede belirtilen değerlendirmeleri esas alarak aşağıdaki hususlarda karar alabileceklerdir:
(i) (Değişik: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Ek A, Ek B, Ek C ve/veya Ek B’de belirtilen ozon tüketme potansiyellerinde değişiklik yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa bu değişikliklerin neler olduğu,
(ii) Kontrol altındaki maddelerin üretim veya tüketimlerinde yeni değişiklikler ve indirimler yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa bu değişiklik ve indirimlerin kapsam, miktar ve zamanlamaları,
(b) Bu tür değişiklik önerileri, görüşülecekleri Taraf Devletler toplantısından en az altı ay önce Sekreterya tarafından Taraflara iletilecektir.
(c) Bu kararların alınması sırasında Taraflar uzlaşma sağlamak hususunda tüm gayretlerini göstereceklerdir. Uzlaşma sağlama yolunda tüm çabalar karşılıksız kaldığı ve anlaşmaya varılamadığı takdirde, Protokol’un 5. Maddesinin 1. paragrafına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’in çoğunluğunun bulunduğu ve oy kullandığı ve bu paragrafa uygun faaliyet göstermeyen Taraf Devletlerin çoğunluğunun bulunduğu ve oy kullandığı bir toplantıda oyların üçte ikisi ile bu kararlar alınacaktır.
(d) Tarafların tümü için bağlayıcı olacak olan bu kararlar, Depoziter ülke tarafından taraflara iletilecektir. Bu kararlar aksi belirtilmediği sürece, Depoziter devlet tarafından bildirildikleri tarihten itibaren altı ay geçtikten sonra yürürlüğe gireceklerdir.
10.
(a) Bu Protokolün 6. Maddesinde belitilen değerlendirmelere dayanarak ve Sözleşmenin 9. Maddede açıklanan prosedür çerçevesinde Taraflar aşağıdaki hususlarda karar alabilirler:
(i) Bu Protokolün eklerinden herhangi birine bu maddelerden herhangi birinineklenmesi veya çıkartılması, bu yapılacaksa hangi maddeler olduğunun tespiti.
(ii) Bu maddeler için uygulanacak kontrol önlemlerinin mekanizması, kapsamı ve zamanlaması.
b) Sözkonusu kararlar Toplantıda mevcut bulunan ve oy kullanan Tarafların üçte ikisinin oylarıyla kabul edildiği takdirde yürürlüğe gireceklerdir.
11. Taraflar, bu Madde ve Madde 2 A’dan 2 H’ye kadar olan maddelerde belirtilen hükümlerle sınırlı kalmaksızın, bu Madde ve Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan maddelerin gerekli kıldığından daha sıkı önlemler alabilirler.
Madde 2 C: Diğer Tamamen Halojenlenmiş CFC’ler
1. Tarafların her biri 1 Ocak 1993 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyelerinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 80’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddelerin bir veya daha fazlasını üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddelerin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyelerinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 80’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.
2. Tarafların her biri 1 Ocak 1997 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyelerinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 15’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddelerin bir veya daha fazlasını üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddelerin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyelerinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 15’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.
3. Tarafların her biri 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup I’de sıralanan Kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyelerinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddelerin bir veya daha fazlasını üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddelerin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyelerinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 15’i kadar aşılabilir.
Madde 2 D: Karbon Tetraklor
1. Tarafların her biri 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup II’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 15’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin yılda 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 15’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak Protokol’un 5. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.
2. Tarafların her biri 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 dönemde, Ek B Grup II’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde, bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 15’i kadar aşılabilir.
Madde 2 E 1,1,1- Trikloretan (Metil Kloroform) 1. Tarafların her biri 1 Ocak 1993 tarihinde itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 dönemde, Ek B Grup III’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5.Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.
2. Tarafların her biri 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha onra gelecek her 12 dönemde, Ek B Grup III’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 70’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten Taraf ülkelerin herbiri aynı dönemler dahilinde bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 70’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.
3. Tarafların her biri 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup III’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 30’unu aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde, bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 30’unu aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.
4. Tarafların her biri 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup III’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protorol’un 5. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 15’i kadar aşılabilir.
5. Taraflar 1992 yılında bu Maddede belirtilenden daha hızlı bir azaltma programının uygulanabilirliğini gözden geçireceklerdir.
Madde 2 F: (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Hidrokoloflorokarbonlar 1. Tarafların her biri 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’da sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda:
a) Ek A Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 3.1’inin, ve
b) Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin toplamını aşmamasını temin edeceklerdir.
2. Tarafların her biri 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyelerinin yılda, bu Maddenin 1. fıkrasında belirtilen toplamın % 65’ini aşmamasını temin edeceklerdir.
3. Tarafların her biri 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, bu Maddenin 1. fıkrasında belirtilen toplamın % 35’ini aşmamasını temin edeceklerdir.
4. Tarafların her biri 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, bu Maddenin 1. fıkrasında belirtilen toplamın % 10’unu aşmamasını temin edeceklerdir.
5. Tarafların her biri 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, bu Maddenin 1. fıkrasında belirtilen toplamın % 0.5’ini aşmamasını temin edeceklerdir.
6. Tarafların her biri 1 Ocak 2030 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyelerinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir.
7. Tarafların her biri 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren:
a) Ek C Grup I’de sıralanın kontrol altındaki maddelerin kullanımını çevre açısından daha uygun altenatif madde veya teknolojilerin bulunamadığı uygulamalarla sınırlı tutulmasını,
b) Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kullanımının insan yaşamı veya insan sağlığının korunması için olan ender durumların dışında, şu anda Ek A, Ek B ve Ek C’de sıralanan kontrol altındaki maddelerle karşılanan uygulama alanlarının dışında olmamasını, ve
c) Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kullanımının diğer çevresel, güvenlik ve ekonomik düşünceleri karşılamaya ek olarak ozon tabakasının incelmesini en aza indirgeyecek biçimde seçilmesini, temin etmek için gayret göstereceklerdir.
Madde 2 G: (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Hidrobromoflorokarbonlar Tarafların her biri 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık döenem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde Ek C Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir.
Bu maddeleri üreten tarafların herbiri aynı dönemler dahilinde bu maddelerin kendileri için hesaplanmış üretim seviyelerinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Bu fıkra Tarafların kararı ile izin verilecek ve Taraflarca zorunlu olarak kabul edilen kullanımları karşılamak için gerekli üretim ve tüketim seviyelerinin dışında kalan üretim ve tüketim seviyelerine uygulanacaktır.
Madde 2 H: (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Metil Bromür Tarafların her biri 1 Ocak 1995’den itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek E’de yer alan kontrol altındaki maddenin hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, kendilerinin 1991 için hesaplanmış tüketim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten tarafların her biri aynı dönemler dahilinde bu maddenin hesaplanmış üretim seviyesinin yılda, 1991’de kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokolun 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1991’de kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir. Bu Madde altındaki hesaplanmış tüketim ve üretim seviyeleri karantina ve gemi yükleme öncesi uygulamalar için kullanılan miktarları içermeyecektir
MADDE 3 – KONTROL SEVİYELERİNİN HESAPLANMASI
(Değişik: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) 2. Madde 2 A’dan 2 H’ye kadar olan maddeler ve 5. Maddelerin uygulanması amacıyla Tarafların her biri, Ek A, Ek B, Ek C veya Ek E’de belirtilen her Grup için aşağıda belirtilen hesaplanmış seviyeleri belirleyeceklerdir:
(a) Üretim İçin
(i) Kontrol altındaki maddelerden herbirisine ait kendi yıllık üretim miktarını Ek A, Ek B, Ek C veya Ek E ‘de buna karşı gelen ozon tüketim potansiyeliyle çarparak, ve
(ii) Elde edilen sayıları her bir grup içinde toplayarak,
(b) İthalat ve ihracat miktarları için üstte (a) bendinde belirtilen işlem tersine işletilerek, ve
(c) Tüketim için ise yukarıda (a) ve (b) bentlerinde belirtilen şekilde hesaplanmış bulunan rakamlardan üretim ve ithalat rakamlarını birbiriyle toplayıp elde edilen rakamdan ihracat rakamını çıkartarak hesaplama yapılacaktır.
Ancak, 1 Ocak 1993’den itibaren, ihracatta bulunan bir Tarafa ait tüketim seviyesi hesaplanırken ihracat miktarı çıkartılamayacaktır.
MADDE 4 – TARAF OLMAYAN DEVLETLERLE YAPILAN TİCARETİN KONTROLÜ
1. Tarafların her biri 1 Ocak 1990 tarihinden itibaren, bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten Ek A’da
sıralanan kontrol altındaki maddelerin ithal edilmesini yasaklayacaktır.
1. Tekrar – Tarafların her biri bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten, Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin ithal edilmesini yasaklayacaktır.
1. 2. Tekrar – (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Tarafların her biri bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki 1 yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten, Ek C Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin ithal edilmesini yasaklayacaktır.
2. Tarafların her biri 1 Ocak 1993 tarihinden itibaren, bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devlete Ek A’da sıralanan kontrol altındaki maddelerin ihraç edilmesini yasaklayacaktır.
2. Tekrar – Tarafların her biri, bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devlete Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin ihraç edilmesini yasaklayacaktır.
2. 2. Tekrar – (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Tarafların her biri bu fıkranın yürürlüğe girmesinden 1 yıl sonra bu Protokol’e taraf olmayan devletlere Ek C Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin ihracını yasaklayacaktır.
3. Taraflar 1 Ocak 1992’ye kadar, Sözleşme’nin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak Ek A’da sıralanan
kontrol altındaki maddeleri içeren ürünler listesini bir Ek halinde hazırlayacaklardır. Bu Ek’e prosedüre uygun bir şekilde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacaklardır.
3. Tekrar – Taraflar bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki üç yıl içerisinde Sözleşme’nin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak, Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddeleri içeren ürünlerin listesini bir Ek halinde hazırlayacaklardır. Bu Ek’e prosedüre uygun bir şekilde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler, söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacaklardır.
3. 2. Tekrar – (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Taraflar bu fıkranın yürürlüğe
girmesinden sonraki üç yıl içerisinde Sözleşmenin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak, Ek C Grup II’de
sıralanan kontrol altındaki maddeleri içeren ürünlerin listesini bir Ek halinde hazırlayacaklardır. Bu Ek’e prosedüre uygun bir biçimde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler; söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacaklardır.
4. Taraflar 1 Ocak 1994’e kadar bu Protokol’e taraf olmayan devletlerden Ek A’da sıralanan kontrol altındaki maddeler ile üretilen fakat bu maddeleri içermeyen ürünlerin ithalinin yasaklanmasının veya kısıtlanmasının mümkün olup olmadığını tespit edeceklerdir. Mümkün görüldüğü takdirde taraflar Sözleşme’nin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak bu tür ürünleri belirten bir Ek hazırlayacaklardır. Bu Ek’e prosedüre uygun bir şekilde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler, söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacaklardır.
4. Tekrar – Taraflar bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki beş yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan devletlerden Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddeler ile üretilen fakat bu maddeleri içermeyen ürünlerin ithalinin yasaklanmasının veya kısıtlanmasının mümkün olup olmadığını tespit edeceklerdir. Mümkün görüldüğü takdirde, taraflar Sözleşme’nin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak bu tür ürünleri belirten bir Ek hazırlayacaklardır. Bu Ek’e prosedüre uygun bir şekilde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler, söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde, bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacak veya kısıtlayacaklardır.
4. 2. Tekrar – (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Taraflar, bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki 1 yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan devletlerden Ek C Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddelerle üretilen fakat bu maddeleri içermeyen ürünlerin ithalinin yasaklanmasının veya kısıtlanmasının mümkün olup olmadığını tesbit edeceklerdir. Mümkün görüldüğü takdirde Taraflar Sözleşmenin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak bu ürünleri belirten bir Ek hazırlayacaklardır. Ek prosedüre uygun şekilde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler, söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde, bu Protokole taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacak veya kısıtlayacaklardır.
(1) 5. Tarafların her biri, bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devlete Ek A ve Ek B ve Ek C Grup II’deki kontrol
altındaki maddelerin üretiminde kullanılan ve üretimde bu maddeleri kullanan teknolojilerin ihraç edilmesinin önüne geçebilmek için uygun olan tüm aşamaları taahhüt eder.
(1) 6. Taraflar bu Protokole taraf olmayan herhangi bir devlete, Ek A ve Ek B ve Ek C Grup II’deki kontrol altındaki
maddelerin üretilmesini imkan dahiline getirecek ürünlerin, ekipmanın, tesislerin veya teknolojilerin ihracını sağlayabilecek ödenek, yardım, kredi, garanti ya da sigorta programlarının temininden kaçınacaklardır.
(1) 7. 5. ve 6. fıkralar kontrol altına alınan maddelerin muhafazasını, geri kazanılmasını, yeniden işlenmesini veya
bertaraf edilmesini mümkün kılan, alternatif maddelerin geliştirilmesini hızlandıran veya Ek A ve Ek B ve Ek C Grup II’deki kontrol altındaki maddelerin yayılmalarının azalmasına katkıda bulunan ürünlere, ekipmana, tesislere ve teknolojilere uygulanmayacaktır.
(1) Fıkralarda geçen, “Kontrol Altındaki Maddelerin” ibaresi 8.8.1995- 95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile “Ek A ve Ek B ve Ek C Grup II’deki kontrol altındaki maddelerin” olarak değiştirilmiştir.
8. (Değişik: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Tarafların bir toplantısında bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletin bu maddeye, Madde 2, Madde 2 A’dan 2 E’ye ve Madde 2G’ye kadarki maddelere tümüyle uyduğu tespit edildiği ve bu devlet 7. Maddede belirtilen verileri sunduğu takdirde, bu maddenin hükümleriyle sınırlı kalınmaksızın söz konusu devletle bu Maddenin 1’den 4 2. Tekrar’a kadarki fıkralarda belirtilen ithalat ve ihracatın yapılmasına izin verilebilir. (*2)
9. Bu maddenin amaçları çerçevesinde “Bu Protokol’e Taraf Olmayan Devlet” terimi, kontrol altındaki herhangi bir maddenin bu madde için belirlenen kontrol önlemleri tarafından kısıtlanmasını kabul etmeyen bir devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme örgütünü kapsayacaktır.
10. (Ek fıkra: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Taraflar 1 Ocak 1996’ya kadar, Ek C Grup I ve Ek E’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin Protokol’e taraf olmayan devletlerle yapılacak ticareti konusunda bu Maddede belirtilen önlemleri genişletmek için Protokol’de değişiklik yapıp yapmama konusunu ele alacaklardır.
MADDE 5 – GELİŞME YOLUNDA ÜLKELERİN ÖZEL DURUMLARI
1. Gelişme yolundaki ülkelerden biri olan ve bu Protokolun kendisi için yürürlüğe girdiği tarihte veya 1 Ocak 1999’a kadarki herhangi bir tarihte, Ek A’da sıralanan kontrol altındaki maddelere ait kişi başına hesaplanmış tüketim seviyesi yılda 0.3 kilogram’ın altında olan bir Taraf Devlet (Ek ibare: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) 29 Haziran 1990’da Londra’da Taraflar II. Toplantısında kabul edilen ayarlamalar veya değişikliklere getirilecek daha ileri ayarlamaların bu maddenin 8. fıkrasında sözü edilen belirlemelerin yapılmasından sonra bu fıkra altında faaliyet gösteren taraflara uygulanmak ve bu belirlemelerin sonuçlarına dayandırılmak şartıyla, – temel iç talebini karşılayabilmek için Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan maddelerde belirtilen kontrol önlemlerine uyma yükümlülüğünü bu maddelerde belirtilen tarihlerden on yıl sonraya erteleyebilecektir.
1. Tekrar – (Ek fıkra: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Taraflar 1 Ocak 1996’ya kadar; bu Maddenin 8. fıkrasında sözü edilen belirlemeleri, 6. Maddeye uygun olarak yapılan değerlendirmeler ve diğer ilgili bilgileri gözönünde bulundurarak, 2. Maddenin 9. fıkrasında açıklanan prosedürle:
a) Madde 2 F’nin 1’den 6’ya kadarki fıkraları konusunda, bu Maddenin 1. fıkrası uyarınca faaliyet gösteren taraflara Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin tüketimi için baz alınacak yıl, ilk seviyeler, kontrol programı ve azaltma tarihlerinin neler olacağına,
b) Madde 2 G konusunda, bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’e Ek C Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddeler için hangi üretim ve tüketim azaltma tarihlerinin uygulanacağına, ve
c) Madde 2 H konusunda, bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren taraflara uygulanacak EK E’de sıralanan
kontrol altındaki maddelere getirilecek kontrol önlemlerine baz alınacak yıl, ilk seviyeler ve üretim ve tüketim için kontrol programının neler olacağına karar vereceklerdir.
2. Ancak bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren herhangi bir taraf devletin Ek A’da sıralanan kontrol altındaki maddelere ait hesaplanmış tüketim seviyesi yılda kişi başına 0.3 kilogramı, Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddelere ait hesaplanmış tüketim seviyesi yılda kişi başına 0.2 kilogramı aşamayacaktır.
3. Bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler, Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan maddelerde belirtilen kontrol önlemlerini yerine getirirken:
a) Ek A’da sıralanan kontrol altındaki maddeler için, kontrol önlemlerine uygunluğunun tespitinde esas olmak üzere,
1995 ve 1997 yıllarını da kapsayan döneme ait hesaplanmış tüketim seviyesi yıllık ortalamasını veya kişi başına 0.3 kilogramlık hesaplanmış tüketim seviyesini (bunlardan hangisi daha düşükse onu);
b) Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddeler için, kontrol önlemlerine uygunluğunun tesbitinde esas olmak üzere, 1998 ve 2000 yıllarını da kapsayan döneme ait hesaplanmış tüketim seviyesi yıllık ortalamasını veya kişi başına 0.2 kilogramlık hesaplanmış tüketim seviyesini (bunlardan hangisi daha düşük sonu) temel almak hakkına sahip olacaktır.
4. Bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’den herhangi biri, Madde 2 A’dan 2 H’ye kadar olan maddelerde belirtilen kontrol önlemlerinin kendisi için yürürlüğe girmesinden önce, kontrol altındaki bu maddelerden yeterli miktarda elde edemeyeceğini tespit ederse, bu durumu Sekreterya’ya bildirebilir. Sekreterya derhal böyle bir bildirinin kopyasını konunun gelecek toplantıda ele alınması ve uygun eylemlere karar verilmesi için taraflara iletecektir.
5. Bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’in Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan maddelerde (Ek ibare: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) ve bu Maddenin 1. Tekrar fıkrasına uygun olarak karar verilen Madde 2 F’den 2 H’ye kadar olan Maddelerde – belirtilen kontrol önlemlerine uyma yükümlülüklerini yerine getirebilme kapasitelerinin geliştirilmesi ve bu kontrol önlemlerinin söz konusu Taraf Devletler’ce yerine getirilmesi; Madde 10’la sağlanan ekonomik işbirliği ve Madde 10 A ile sağlanan teknoloji transferinin etkili bir biçimde uygulanmasına bağlıdır.
6. Bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’in herhangi biri herhangi bir tarihte, mümkün olan bütün tedbirleri almış olmasına rağmen Madde 10 ve Madde 10 A’nın yetersiz yürütülmesinden dolayı, Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan Maddelerde belirtilen yükümlülüklerin birini veya tümünü (Ek ibare: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) , veya bu Maddenin 1. Tekrar fıkrasına uygun olarak karar verilen Madde 2 F’den 2 H’ye kadarki Maddelerde belirtilen yükümlülüklerin birini veya tümünü – yerine getiremediğini yazılı olarak Sekreterya’ya bildirebilir.
Sekreterya bu Maddenin 5. fıkrasını gözönüne alarak, hemen bu bildirinin bir kopyasını gelecek toplantıda konunun görüşülebilmesi ve uygun eylemlere karar verilebilmesi amacıyla taraflara iletecektir.
7. Yukarıdaki 6. fıkrada sözü edilen uygun eylemlerin belirlendiği taraflar toplantısı ile bildirinin yapıldığı tarih arasındaki dönem süresince veya tarafların karar vereceği daha ileriki bir dönem dahilinde; 8. Madde’de sözü edilen ve Protokol hükümlerine uymadığı tespit edilen Taraf Devletler’e uygulanacak işlemler, bildiriyi yapan taraf devlete uygulanmayacaktır.
8. 1995’den daha geç olmamak üzere bir Taraflar Toplantısı, bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’in, ekonomik işbirliği ve onlara yapılacak teknoloji transferinin etkili uygulanmasını da kapsayan durumlarını belirleyecek ve bu devletlere uygun kontrol önlemlerinin programı hakkında gerekliliğine inanılan revizyonları kabul edecektir.
9. Bu Maddenin 4, 6 ve 7. fıkralarında bahsedilen tarafların kararları; 10. Maddeyle belirlenen ve karar alınırken
uygulanan prosedüre uygun olarak alınacaktır.
MADDE 6 – KONTROL ÖNLEMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GÖZDEN GEÇİRİLMESİ
Taraflar, 1990’dan itibaren ve daha sonra en az her dört yılda bir mevcut bilimsel, çevresel, teknik ve ekonomik veriler ışığında 2. Madde ve Madde 2 A’dan 2 H’ye kadar olan maddelerde belirtilen kontrol önlemlerini değerlendirmeye tabi tutacaklardır. Her değerlendirmeden en az bir yıl önce, Taraflar yukarda değinilen alanlarda yetişmiş uzmanların katıldığı paneller düzenleyecekler, bu panellerin kompozisyonunu ve çalışma şartlarını tespit edeceklerdir. Bu paneller toplandıktan sonra bir yıl içerisinde sekretarya aracılığı ile vardıkları sonuçları Taraflara ileteceklerdir.
(1) – Maddedeki “… ve Ek C Grup I’de sıralanan geçiş maddelerinin üretimi, ihracatı ve ithalatı hakkındaki durumu…”, ibaresi 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile maddeden çıkartılmıştır.
MADDE 7 – RAPORLARIN SUNULMASI
1. Her taraf devlet Protokole taraf olduktan sonraki üç ay içerisinde Sekreterya’ya Ek A’da sıralanan kontrol altındaki
maddelerin her birisi için 1986 yılı üretim, ithalat ve ihracatıyla ilgili istatistiki verilerini, gerçek veriler temin edilemediği takdirde bunlara ilişkin en iyi tahmini rakamlarını sunacaktır.
2. (Değişik Fıkra: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Her taraf devlet; Protokol EK B, C ve E’de sıralanan kontrol altındaki maddelerle ilgili hükümlerin kendisi için yürürlüğe girmesinden sonraki üç aylık süreyi aşmamak kaydıyla Sekreterya’ya:
– EK B ve EK C’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin her biri için 1989 yılı,
– EK E’de sıralanan kontrol altındaki madde için 1991 yılı, üretim, ithalat ve ihracatıyla ilgili istatistiki verilerini, gerçek veriler temin edilemediği takdirde bunlara ilişkin en iyi tahmini rakamlarını sunacaklardır. (*4)
3. (Değişik Fıkra: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Her taraf devlet EK A, B, C ve E’de sıralanan kontrol altındaki maddelere ait hükümlerin kendisi için yürürlüğe girdiği yıl ve daha sonra gelecek her yıla ait, EK A, B, C ve E’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin herbiri için, 1. Maddenin 5. Fıkrası uyarınca kendisine ait yıllık üretimleri ile ilgili istatistiki verileri ve ayrı ayrı belirtilmek üzere:
– Bir kimyasal işlemde kullanılan ozon tabakasını incelten madde miktarına ait,
– Taraflarca onaylanacak teknolojilerle bertaraf edilen madde miktarlarına ait, ve
– Taraf Devletler’den yapılan ithalat ve bunlara yapılan ihracata ve taraf olmayan devletlerden yapılan ithalat ve bunlara yapılan ihracata ait, istatistiki verilerini Sekreterya’ya sunacaklardır. Veriler ait oldukları yılın bitiminden sonraki 9 aylık süreyi aşmadan Sekreterya’ya iletilecektir. (*5)
3. Tekrar – (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Her taraf devlet, yeniden işlenilen Ek A Grup II ve Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin her birisine ait yıllık ithalat ve ihracatıyla ilgili istatistiki verilerini Sekreterya’ya sunacaktır.
4. Madde 2, fıkra 8 (a)’ya uygun faaliyet gösteren taraflar için, söz konusu tarafların üyesi oldukları bölgesel ekonomik bütünleşme örgütünün örgüt içinde ve bu örgüte üye olmayan devletlerle yapılan ithalat ve ihracata ait verileri sağlaması durumunda, bu Maddenin 1, 2, 3 ve 3. Tekrar fıkralarında belirtilen ithalat ve ihracata ait istatistiki veri sunma koşulu yerine getirilmiş olacaktır.
MADDE 8 – PROTOKOL HÜKÜMLERİNE UYULMAMASI
Taraflar, ilk toplantılarında, bu Protokol hükümlerine uyulup uyulmadığının tespitine ve uymadığı tespit edilen Taraf Devletler’e uygulanacak işlemlere ilişkin prosedürleri ve kuramsal işleyiş biçimlerini görüşecek ve kabul edeceklerdir.
MADDE 9 – ARAŞTIRMA, GELİŞTİRME, HALKIN BİLİNÇLENDİRİLMESİ VE BİLGİ DEĞİŞİMİ
1. Tarafların, kendi ulusal politikaları, düzenlemeleri ve uygulamaları ile uyumlu olarak ve gelişme yolunda ülkelerin
ihtiyaçlarını özellikle gözönünde bulundurarak, aşağıdaki hususlarda araştırma, geliştirme faaliyetlerinin ve bilgi alışverişinin hızlandırılması için doğrudan ya da uzman uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla işbirliğine gideceklerdir.
a) Kontrol altındaki maddelerin muhafazası, geri kazanılması, yeniden işlenmesi veya bertaraf edilmesi hususlarında iyileştirme sağlayabilecek veya bu maddelerin emisyonlarını azaltan en iyi teknolojiler, (Fıkradaki “…ve geçiş maddelerinin…” ibaresi 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile metinden çıkartılmıştır).
b) Kontrol altında tutulan maddeler, bu maddeleri içeren ürünler ya da bu maddeler kullanılarak üretilen ürünler için sunulabilecek alternatifler; ve
c) İlgili kontrol stratejilerinin faydaları ve maliyetleri.
2. Taraflar, kontrol altında tutulan maddelerin veya ozon tabakasını tüketen diğer maddelerin yayılmalarının çevresel etkileri konusunda halkın bilinçlendirilmesini hızlandırılması için tek tek, ortaklaşa ya da uzman uluslararası kuruluşlar aracılığı ile işbirliğine gideceklerdir.
3. Her Taraf Devlet bu Protokolün yürürlüğe girmesinden sonraki iki yıl içerisinde ve bundan sonraki her iki yılda bir
Sekreterya’ya bu madde uyarınca yürüttüğü faaliyetlerin bir özetini sunacaktır.
MADDE 10 – FİNANS MEKANİZMASI
1. Taraflar, Protokol’un 5. Maddesinin 1. paragrafı altında faaliyet gösteren Taraf Devletler’in Protokol Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan maddelerde (Ek ibare: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) ve 5. Maddenin 1. Tekrar fıkrasına uygun olarak karar verilen Madde 2 F’den 2 H’ye kadarki Maddelerde -belirtilen kontrol önlemlerine uyumlarını sağlamak için, teknoloji transferi de dahil olmak üzere bu devletlere finansal ve teknik işbirliği sağlamak amacıyla bir mekanizma oluşturacaklardır. 5. Maddenin 1. fıkrası altında faaliyet gösteren Taraf Devletlerin Protokol kontrol önlemlerine uymalarını sağlamak amacıyla, bu devletlere yapılacak diğer finans transferine ek, iştiraklerden oluşan bu mekanizma, söz konusu devletlerin üzerinde mutabakata varılmış bütün ek maliyetlerini karşılayacaktır. Taraflar toplantısı ek maliyetlerin kategorilerini gösteren bir listeye karar verecektir.
2. i. fıkra uyarınca oluşturulan bu mekanizma, çok-taraflı bir Fonu kapsayacaktır. Bu mekanizma diğer çok-taraflı,
bölgesel ve ikili işbirliği yollarını da içerebilir.
3. Çok-taraflı fon:
(a) Taraflar tarafından belirlenen kriterlere göre üzerinde anlaşmaya varılmış ek maliyetleri hibe veya ayrıcalık esasına göre (hangisi uygunsa) karşılayacaktır;
(b) Şu amaçlar doğrultusunda takas-ofisi işlevlerini finanse edecektir:
i) 5. Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletlere ülke özel çalışmalar ve diğer teknik işbirliği aracılığıyla, bu tarafların işbirliği ihtiyaçlarının tanımlanmasına yardım etmek;
ii) Tanımlanan bu ihtiyaçların karşılanması için teknik işbirliğini kolaylaştırmak;
iii) 9. Madde uyarınca sağlanan bilgi ve ilgili materyalleri dağıtmak ve geliştirme yolundaki Taraf Devletlerin faydalanması için seminerler, eğitim oturumları ve diğer ilgili faaliyetleri düzenlemek,
iv) Gelişme yolundaki Taraf Devletler için elverişli diğer çok taraflı, bölgesel ve ikili işbirliği yollarını kolaylaştırmak ve izlemek,
(c) Çok-taraflı Fonun sekreterliğine ait hizmetleri ve ilgili destek giderlerini finanse edecektir.
4. Çok-taraflı Fon, Fon’un ayrıntılı politikalarına karar verecek olan tarafların otoritesiyle işleyecektir.
5. Taraflar, çok-taraflı fonun amaçlarına ulaşmasını sağlamak amacıyla, özel çalışma politikaları, rehberler ve idari düzenlemeler ile kaynak harcamalarını da içeren uygulamaların geliştirilmesi ve izlenmesi için bir İcra Komitesi oluşturacaklardır. İcra Komitesi, tarafların karar verdiği referans şartlarında belirlenen görev ve sorumlulukları Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (Dünya Bankası), Birleşmiş Milletler Çevre Programı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı veya uzmanlık alanlarına bağlı olarak diğer uygun kuruluşlarla işbirliği yaparak ve bu kuruluşların yardımıyla yerine getirecektir. Protokol’un 5. Maddesi 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren ve göstermeyen tarafların dengeli bir biçimde temsil edilmesi esasına göre seçilecek olan İcra Komitesi üyeleri taraflarca onaylanacaktır.
6. Çok-taraflı Fon, Birleşmiş Milletler matrah ölçeği esasına göre 5. Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet göstermeyen Taraf Devletlerin konvertible para veya bazı durumlarda ülkelerin aynî ve/veya kendi ulusal paraları ile yapacakları iştiraklerle finanse edilecektir. Diğer taarfların bu Fona iştirakleri teşvik edilecektir. Tarafların kararı ile belirlenecek bir yüzdeye kadarki ve kriterlere uygun olan ikili işbirliği ve tarafların kararıyla kabul edilecek bazı özel durumlardaki bölgesel işbirliği; en azından aşağıdaki hususlar sağlandığında Çok-taraflı Fon’a bir katkı olarak değerlendirilebilir:
a) Kesinlikle bu Protokol hükümlerine uyma ile ilişkili olur,
b) Ek kaynaklar sağlar,
c) Üzerinde anlaşmaya varılmış ek maliyetleri karşılar.
7. Taraflar her mali dönem için Çok-taraflı Fon’un programına ait bütçesine ve her taraf devletin bu Fon’a yapacağı iştiraklerin yüzdesine karar vereceklerdir.
8. Çok-taraflı Fon kaynaklarının harcanması, faydalanan tarafın muvafakatıyla yapılacaktır.
9. Bu madde kapsamındaki Tarafların kararları mümkün olduğu kadar oy birliği ile alınacaktır. Oy birliği sağlama yolundaki tüm çabaların karşılıksız kalması ve bir karara ulaşılamaması durumunda kararlar, 5. Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren tarafların çoğunluğunun bulunduğu ve oy kullandığı ve 5. Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet göstermeyen tarafların çoğunluğunun bulunduğu ve oy kullandığı toplantıda hazır bulunan ve oylamaya katılan tarafların üçte iki çoğunluğu ile kabul edilecektir.
10. Bu madde’de oluşturulan Finans Mekanizması, çevre sorunları ile ilgili olarak gelecekte geliştirilebilecek herhangi bir düzenlemeyi etkilemeyecektir.
Madde 10 A: Teknoloji Transferi Tarafların her biri, finas mekanizması tarafından desteklenen programlara uygun olarak:
a) 5. Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletlere en elverişli, çevre açısından güvenli ikame
maddelerin ve ilgili teknolojilerin en geniş biçimde transferinin sağlanmasını tamin etmek,
b) Yukarıdaki (a) bölümünde söz edilen transferlerin adilane ve uygun koşullarda gerçekleşmesini temin etmek, için
mümkün olan her tedbiri alacaktır.
MADDE 11 – TARAFLARIN TOPLANTILARI
1. Taraflar, düzenli aralıklarla toplanacaklardır. Sekreterya Tarafların ilk toplantısını bu Protokolün yürürlüğe girmesinden sonraki ilk bir yıl içerisinde ve bu dönem içinde gerçekleşmesi programlanmış ise Sözleşmeye Taraf Devletler Konferansı ile bağlantılı olarak düzenleyeceklerdir.
2. Taraflar, aksine bir karar almadıkları sürece, daha sonraki olağan toplantılar Sözleşmeye Taraf Devletler Konferansı toplantıları ile bağlantılı şekilde yapılacaktır. Olağanüstü toplantılar, Tarafların toplantılarında gerekli görülebilecek herhangi bir zamanda veya Taraflardan birinin yazılı isteği üzerine, ancak bu isteğin Sekreterya tarafından kendilerine iletilmesinden sonraki altı ay içerisinde Tarafların en az üçte biri tarafından desteklenmesi halinde yapılabilecektir.
3. Taraflar, ilk toplantılarında:
(a) Toplantıların işleyiş kurallarını mutabakat yoluyla tespit edecekler;
(b) 13. Maddenin 2. fıkrasında belirtilen mali kuralları mutabakat yoluyla tespit edecekler;
(c) 6. Maddede belirtilen panelleri kuracaklar ve çalışma ilkelerini belirleyecekler;
(d) Madde 8’de belirtilen işlemler ve kurumsal mekanizmaları ele alacak ve onaylayacaklar;
(e) 10. Maddenin 3. fıkrasında değinilen çalışma planlarının hazırlanmasına başlayacaklardır.
(a) Protokolün uygulanmasının gözden geçirilmesi;
(b) 2. Maddenin 9. fıkrasında belirtilen değişiklikler ya da indirimlerle ilgili kararların alınması;
(c) 2. Maddenin 10. fıkrası uyarınca, maddelere ilişkin herhangi bir ek’e veya ilgili kontrol önlemlerine ilave yapılması ya da bunlardan birinin çıkartılması;
(d) Gerekli görüldüğü takdirde 7. Madde ile 9. Maddenin 3. fıkrasında sözü edilen bilgilerin rapor edilmesinde
kullanılacak prosedür ve rehberlerin hazırlanması;
(e) 10. Maddenin 2. fıkrası uyarınca sunulan teknik yardım taleplerinin değerlendirilmesi;
(f) 12. Maddenin (c) bendi uyarınca Sekreterya tarafından hazırlanan raporların değerlendirilmesi;
(g) Kontrol önlemlerinin (…) 6. Maddeye uygun olarak değerlendirilmesi; (1) (Fıkradaki “…ve geçiş maddeleri hakkındaki durumun…” ibaresi 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile metinden çıkartılmıştır).
h) Bu Protokolün veya herhangi bir ekinin değiştirilmesi veya yeni bir ek hazırlanmasına ilişkin öneriler olduğu takdirde bunların incelenmesi ve benimsenmesi;
i) Bu Protokolün uygulanması için bir bütçe hazırlanması ve kabul edilmesi; ve
j) Bu Protokolün amaçlarına uygun kazanımlar sağlanması için gerekli görülebilecek herhangi bir faaliyetin ele alınması ve böyle bir faaliyete girişmesi.
5. Birleşmiş Milletler, uzman kuruluşları ve uluslararası Atom Enerji Ajansının yanısıra bu Protokole taraf olmayan herhangi bir devlet Tarafların toplantısında gözlemci sıfatıyla temsil edilebilecektir. Ozon tabakasının korunmasına ilişkin alanlarda uzman olup Tarafların herhangi bir toplantısına gözlemci sıfatıyla katılmak istediğini Sekreteryaya bildiren Ulusal ya da Uluslararası bir hükümet kuruluşu veya gönüllü kuruluş mevcut Taraf Devletlerin en az üçte biri itirazda bulunmadığı sürece toplantıya kabul edilebilir. Gözlemcilerin kabul ve katılımları, Taraflarca kabul edilecek işleyiş kurallarına tabi olacaktır.
MADDE 12 – SEKRETERYA
Bu Protokol’un amaçları çerçevesinde, Sekreterya:
(a) 11. Maddede belirtilen Taraf Devletler toplantılarını düzenleyecek ve hizmet sunacak;
(b) 7. Madde uyarınca bir Taraf Devletçe sunulan verileri toplayacak ve istenen bilgileri sunacak;
(c) 7. ve 9. Maddeler uyarınca elde edilen bilgilere dayanan raporları hazırlayıp düzenli olarak Taraflara iletecek;
(d) 10. Madde uyarınca kendisine iletilen herhangi bir teknik yardım talebini, bu talebin karşılanmasını kolaylaştırmak amacıyla Taraflara iletecek;
(e) Taraf olmayan devletleri gözlemci olarak tarafların toplantılarına katılmaya ve bu Protokolün hükümlerine uygun davranmaya teşvik edecek;
(f) Gerektiğinde, Taraf Devletlerden olmayan bu gözlemcilere (c) ve (d) bentlerinde belirtilen bilgileri ve talepleri aktaracak; ve
(g) Taraflarca uygun görülecek ve bu Protokolün amaçlarına ulaşmasını ağlayacak diğer görevleri yürütecektir.
MADDE 13 – MALİ HÜKÜMLER
1. Sekreteryanın bu Protokolle ilgili olarak yürüteceği faaliyetler de dahil olmak üzere, bu Protokolün işleyişi için gerekli görülecek fonlar esas olarak Tarafların katkılarıyla oluşturulacaktır.
2. Taraflar ilk toplantılarında bu Protokolün işleyişi için gerekli mali kuralları mutabakat yoluyla belirleyeceklerdir.
MADDE 14 – PROTOKOLÜN SÖZLEŞME İLE İLİŞKİSİ
Bu Protokolde aksi belirtilmediği sürece, Sözleşmenin protokollere ilişkin hükümleri bu Protokolle de uygulanacaktır.
MADDE 15 – İMZA
Bu Protokol 16 Eylül 1987’de Montreal’de, 17 Eylül 1987’den 16 Ocak 1988’e kadar Ottowa’da ve 17 Ocak 1988’den 15
Eylül 1988’e kadar New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde Devletlerin ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerinin imzalarına açık olacaktır.
MADDE 16 – YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ
1. Kontrol altında tutulan maddelerin 1996 tahmini global tüketiminin en az üçte ikisini temsil eden Devletler ya da
bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerince en az oniki kabul, onay veya katılma belgesi depoziter ülkeye sunulduğu ve Sözleşmenin 17. Maddesinin 1. fıkrasında belirtilen hükümler yerine getirildiği takdirde bu Protokol 1 Ocak 1989 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu tarihte söz konusu koşullar gerçekleşmediği takdirde Protokol, bu koşulların yerine getirildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
2. Birinci fıkrada belirtilen bölgesel bir ekonomik bütünleşme örgütünce sunulan bir belge bu örgüte üye Devletlerce
sunulan belgelere ek bir belge olarak sayılmayacaktır.
3. Bu Protokolün yürürlüğe girmesinden sonra, herhangi bir Devlet ya da bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü kendi onay, kabul veya katılma belgesini sunduktan sonraki doksanıncı günde Protokole Taraf olmuş sayılacaktır.
MADDE 17 – YÜRÜRLÜĞE GİRİŞTEN SONRA KATILAN TARAF DEVLETLER
Bu Protokole yürürlüğe giriş tarihinden sonra Taraf olan tüm Devletler ya da bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri, 5. Madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 2 ve 2 A’dan 2 H ‘ye kadar olan maddeler ve 4. Maddenin Protokole yürürlüğe girdiği tarihte Taraf olmuş bulunan devletler ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri için bu tarihten itibaren geçerli olan tüm yükümlülüklerini yerine getireceklerdir.
MADDE 18 – REZERVLER
Bu Protokole hiç bir rezerv konamaz.
MADDE 19 – ÇEKİLME
Tarafların herhangi biri Madde 2 A’nın 1. fıkrasında belirtilen yükümlülükleri üstlendikten itibaren dört yıl geçmesinden sonraki herhangi bir zamanda, Depozitere yazılı bildirimde bulunarak Protokol’den çekilebilecektir.
Bu çekilme, bildirimin Depoziter Devlet tarafından alınışından itibaren bir yıl geçtikten sonra veya çekilmeyle ilgili
bildirimde belirtilebilecek daha sonraki bir tarihte yürürlüğe girecektir.
MADDE 20 – ORİJİNAL METİNLER
Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerin eşit derecede geçerli olduğu bu Protokolün orijinal metni Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından emanete alınacaktır.
BU SÖZLEŞME AŞAĞIDA İMZASI BULUNAN TAM YETKİLİ TEMSİLCİLER TARAFINDAN USULÜNE UYGUN OLARAK İMZALANMIŞTIR.
Sözleşmeyi takiben, ozon tabakasını incelten maddelerin kullanımının ve üretiminin kontrol altına alınmasını sağlamak üzere, “Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü” 1987 yılında kabul edilmiştir. 1990 yılında, Londra’da, gelişmiş ülkelerin katkıları ile oluşturulan Montreal Protokolü’nün Uygulanması için Çok Taraflı Fon (MLF) kurulmuştur.
Viyana Sözleşmesi, araştırma, ozon tabakasının sistematik gözlenmesi, CFC üretiminin izlenmesi ve bilgi paylaşımı hususlarında hükümetler arası işbirliğinin sağlanmasını teşvik etmek üzere düzenlenmiştir. Yasal bağlayıcılığı olmayan, kontrol, denetim mekanizması ve hedefleri içermeyen bir çerçeve sözleşmesidir. Sözleşme; tarafları, ozon tabakasının yapısını değiştiren insan kaynaklı faaliyetlere karşı, çevre ve insan sağlığını korumaya yönelik genel önlemler almayı amaçlamıştır. Bir çerçeve sözleşmesi olarak Viyana Sözleşmesi geniş ilkeler ortaya koymakta, ozon tabakasının incelmesinin nedenleri ve etkileri ile bunun olası iklimsel etkilerine ilişkin araştırmalara ilaveten devletlerin alternatif teknolojiler konusunda işbirliği yapmasını öngörmektedir. Atmosfere zararlı faaliyetlere karşı koymak için yasal ve politik önlemlerin alınması konusunda işbirliği yapmak ve özellikle gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferini ve bilgi aktarımını kolaylaştırmak konusunda mutabık kalınmıştır.
Ozon tabakasının incelmesi konusu ilk kez 1976 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)’nın Yönetim Konseyi’nde tartışılma konusu olmuş, UNEP ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO)’nün ozon incelmesini periyodik olarak değerlendirmek için kurdukları Ozon Tabakası Koordinasyon Komitesi (CCOL) sonrası, ozon tabakası konusundaki uzmanlar 1977 yılında bir toplantıda bir araya gelmişlerdir. Ozon tabakasını incelten maddelerin (OTİM) azaltılmasına ilişkin olarak ilk hükümetler arası temaslar 1981 yılında başlamış ve bu girişim Mart 1985’de Ozon Tabakasının Korunması için Viyana Sözleşmesi’nin kabulü ile neticelenmiştir.
“Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesine Katılmamızın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun” 6 Haziran 1990 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, 8 Eylül 1990 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
Ozon tabakasındaki değişikliğin potansiyel olarak insan sağlığı ve çevre üzerinde zararlı bir etkisi bulunduğunun bilincinde olarak
Birleşmiş Milletler İnsan ve Çevresi Konferansı Beyannamesi‘nin ilgili hükümlerini ve özellikle de, “Devletler, Birleşmiş Milletler Ana Sözleşmesi ve uluslararası hukuk ilkeleri uyarınca kendi çevre politikalarına uygun olarak kendi kaynaklarını hükümran şekilde kullanma hakkını ve kendi kontrolleri ya da yetki alanları içindeki faaliyetlerin, diğer Devletlerin veya ulusal yetki alanlarının sınırları dışındaki sahaların çevrelerine zarar vermemesini temin etme sorumluluğunu haizdirler” ibaresini taşıyan 21 sayılı ilkeyi anımsayarak,
Gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını ve özel koşullarını göz önünde bulundurarak,
Uluslararası ve ulusal örgütler bünyesinde ve özellikle de, Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Dünya Ozon Tabakası Eylem Planı çerçevesinde yürütülmekte olan çalışmaları ve faaliyetleri akıllarında bulundurarak,
Ozon tabakasının korunması için şimdiye kadar ulusal ve uluslararası düzeylerde alınmış bulunan önlemleri de akıllarında bulundurarak,
Ozon tabakasını, beşeri faaliyetlerin yol açtığı değişikliklerden korumak için alınacak önlemlerin uluslararası işbirliğini ve eylemi gerektirdiğinin ve ilgili bilimsel ve teknik görüşlere dayanması icap ettiğinin bilincinde olarak,
Ozon tabakası ve bu tabakadaki değişikliklerden kaynaklanan muhtemel olumsuz etkiler hakkında mevcut bilimsel bilgileri daha da geliştirmek için yeni araştırmalar ve sistematik gözlemler yapılması gerektiğinin de bilincinde olarak,
Ozon tabakasındaki değişikliklerin yol açtığı olumsuz etkilere karşı insan sağlığını ve çevreyi korumaya kararlı olarak, aşağıdaki şekilde anlaşmaya varmışlardır.
Madde 1 Tanımlar
Bu Sözleşmede:
1. “Ozon tabakası”, planeter sınır tabakasının üstündeki atmosferik ozon tabakası anlamında kullanılmıştır.
2. “Olumsuz etkiler”, iklim değişiklikleri de dahil olmak üzere, insan sağlığı veya doğal ve kontrollü ekosistemlerin bileşimi, esnekliği ve üretkenliği ya da insana yararlı maddeler üzerinde önemli ölçüde zararlı etkileri bulunan fiziki çevre veya hayvan ve bitki çevresi anlamında kullanılmıştır.
3. “Alternatif teknolojiler veya ekipman”, ozon tabakası üzerinde olumsuz etkileri azaltan, ortadan kaldıran veya önleyen maddeler anlamında kullanılmıştır.
4. “Alternatif maddeler”, ozon tabakası üzerinde olumsuz etkileri azaltan, yok eden veya bu etkilerin oluşmasını engelleyen maddeler anlamında kullanılmıştır.
5. “Taraflar”, metinde aksi belirtilmedikçe, bu Sözleşme’nin Tarafları anlamında kullanılmıştır.
6. “Bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü”, belirli bir bölgedeki hükümran Devletler tarafından oluşturulan ve bu Sözleşme’nin veya protokollerinin düzenlendiği konularda yetkisi bulunan ve kendi iç prosedürlerine göre ilgili belgeleri imzalamaya, onaylamaya, kabul etmeye veya katılmaya yetkisi olan bir örgüt anlamında kullanılmaktadır.
7. “Protokoller”, bu Sözleşme’nin protokolleri anlamında kullanılmaktadır.
Madde 2 Genel Yükümlülükler
1. Taraflar, bu Sözleşme’nin ve taraf oldukları yürürlükteki protokollerin hükümlerine uygun olarak, ozon tabakasında değişikliğe yol açan veya açabilecek insan faaliyetlerinden kaynaklanan ya da kaynaklanabilecek olumsuz etkilere karşı insan sağlığını ve çevreyi korumak için gerekli tedbirleri alacaklardır.
2. Taraflar, bu amaçla ellerindeki imkânlara ve yeteneklerine uygun olarak:
a) İnsan faaliyetlerinin ozon tabakası üzerindeki ve ozon tabakasındaki değişikliklerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerini daha iyi anlayabilmek ve değerlendirebilmek için sistematik gözlem, araştırma ve bilgi alışverişi yoluyla işbirliği yapacaklardır;
b) Yetki alanları veya kontrolleri altındaki insan faaliyetlerinin, ozon tabakasındaki değişikliklerden veya muhtemel değişikliklerden kaynaklanan olumsuz etkilere yol açtığı ya da açabileceği tespit edildiği takdirde, bu faaliyetleri kontrol altında tutmak, sınırlamak, azaltmak veya önlemek için uygun yasal ve idari tedbirleri alacaklar ve uygun politikaların ahenkli bir hale getirilmesi için gerekli işbirliğinde bulunacaklardır;
c) Protokollerin ve eklerin kabulü de dahil olmak üzere bu Sözleşme’nin uygulanması için, üzerinde anlaşmaya varılan tedbirlerin, işlemlerin ve standartların formulasyonu için işbirliği yapmak;
d) Bu Sözleşme’nin ve protokollerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla bunlara taraf olan uluslararası uzman kuruluşlar ile işbirliği yapmak.
3. Bu Sözleşme’nin hükümleri, uluslararası hukuka uygun olarak, Tarafların, yukarıdaki 1. ve 2. fıkralardan anılanlara ilâveten ulusal önlemler alma hakkını veya Taraflardan herhangi birince şimdiye kadar alınmış bulunan ek ulusal önlemleri hiçbir şekilde etkilemeyecektir. Ancak, söz konusu önlemlerin, Taraflar’ın bu Sözleşme altındaki yükümlülükleriyle çelişmemesi gereklidir.
4. Bu maddenin uygulanmasında, ilgili bilimsel ve teknik görüşler esas alınacaktır.
Madde 3
Araştırma ve Sistematik Gözlemler
1. Taraflar, aşağıdaki konularda araştırma ve bilimsel değerlendirmelerin doğrudan veya yetkili uluslararası organlar kanalıyla yürütülmesini ve bu amaçla işbirliği yapılmasını taahhüt ederler.
a) Ozon tabakasını etkileyebilecek fiziksel ve kimyasal işlemler;
b) Ozon tabakasındaki değişikliklerin insan sağlığına etkileri ve diğer biyolojik etkiler, özellikle de ultraviyole güneş ışınlarındaki değişikliklerin yol açtığı biyolojik etkiler (UV-B);
c) Ozon tabakasındaki değişikliklerden kaynaklanan iklimsel etkiler;
d) Ozon tabakasındaki değişikliklerden kaynaklanan etkiler ve insana yararlı doğal sentetik maddeler üzerindeki UV-B radyasyonunda meydana gelen değişiklikler;
e) Ozon tabakasını etkileyebilecek maddeler, uygulamalar, işlemler, faaliyetler ve bunların kümülatif etkileri;
f) Alternatif maddeler ve teknolojiler;
g) İlgili sosyo-ekonomik konular, ve I ile II no.lu eklerde irdelenen diğer hususlar.
2. Taraflar, ek I’de irdelendiği gibi, ozon tabakasının durumunun ve ilgili diğer parametrelerin sistematik olarak gözlemlenmesi için, doğrudan veya yetkili uluslararası kuruluşlar kanalıyla ve ulusal mevzuatlarla gerek uluslararası gerekse ulusal düzeylerde süregelen ilgili faaliyetleri gözönüne alarak, ortak veya tamamlayıcı programlar oluşturmayı ya da geliştirmeyi taahhüt etmektedirler.
3. Taraflar, uygun dünya veri merkezleri vasıtasıyla araştırma ve gözlem verilerinin düzenli olarak ve zamanında toplanmasının, değerlendirilmesinin ve dağıtılmasının sağlanması için, doğrudan veya yetkili uluslararası kuruluşlar kanalıyla işbirliğinde bulunmayı taahhüt etmektedirler.
Madde 4 Hukuki, Bilimsel ve Teknik Alanlarda İşbirliği
1. Taraflar, ek II’de irdelendiği gibi, bu Sözleşmeyle ilgili bilimsel, teknik, sosyo-ekonomik, ticari ve hukuki bilgi değişimini kolaylaştıracak ve teşvik edeceklerdir. Bu bilgiler, Taraflar’ın mutabık kaldığı kuruluşlara iletilecektir. Bilgiyi veren Taraf’ın gizli olarak nitelendirdiği bilgileri elde eden söz konusu kuruluşlar bu bilgilerin ifşa edilmemesini sağlamakla ve bu bilgileri bütün Taraflar’a açıklanana kadar muhafaza etmekle yükümlüdür.
2. Taraflar, yürürlükteki ulusal kanunlarına, yönetmeliklerine ve uygulamalarına uygun olarak ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını özellikle göz önünde bulundurarak, doğrudan veya yetkili uluslararası organlar kanalıyla, bilgi ve teknoloji transferini geliştirmek için işbirliği yapacaklardır. Bu işbirliği, özel olarak aşağıdaki vasıtalarla yürütülecektir:
a) Alternatif teknolojilerin diğer Taraflarca elde edilmesinin kolaylaştırılması;
b) Alternatif teknolojiler ve techizat hakkında bilgi sağlanması ve bunlarla ilgili özel kılavuzların veya el kitaplarının temin edilmesi;
c) Araştırma ve sistematik gözlemler için gerekli techizat ve kolaylıkların sağlanması;
d) Bilimsel ve teknik personelin gerektiği şekilde eğitilmesi.
Madde 5 Bilgi İletme
Taraflar, bu Sözleşme’nin ve taraf oldukları protokollerin uygulanmasıyla ilgili olarak aldıkları önlemler hakkındaki bilgileri, söz konusu belgelere taraf olanlarca yapılan top-lantılarda belirlenen usul ve aralıklarla, 6. madde uyarınca toplanan Taraflar Konferansı’na, Sekreterya kanalıyla ileteceklerdir.
Madde 6 Taraflar Konferansı
1. Bu Sözleşme ile bir Taraflar Konferansı kurulmaktadır. Taraflar Konferansı’nın ilk toplantısı, 7. madde uyarınca geçici olarak tayin edilen Sekreterya’nın çağrısı üzerine ve bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden itibaren en geç bir yıl içinde yapılacaktır. Taraflar Konferansını izleyen olağan toplantılar Konferans tarafından ilk toplantıda belirlenecek düzenli aralıklarla yapılacaktır.
2. Taraflar Konferansı’nın olağanüstü toplantıları, Konferans’ın gerekli gördüğü zamanlarda veya Taraflar’dan herhangi birinin yazılı talebi üzerine yapılacaktır. Ancak, talebin Sekreterya kanalıyla diğer taraflara bildirilmesinden sonraki altı ay içerisinde Tarafların en az üçte birinin desteğini alması gerekecektir.
3. Taraflar Konferansı, kendisi ve kurabileceği alt organlar ile ilgili usul kurallarını, mali prensipleri ve Sekreterya’nın görevlerini düzenleyen mali hükümleri mutabakat ile tespit edecek ve benimseyecektir.
4. Taraflar Konferansı, bu Sözleşme’nin uygulanmasını sürekli olarak gözden geçirecek ve ayrıca:
a) 5. Madde uyarınca sunulması gereken bilgilerin iletilme usulünü ve aralıklarını belirleyecek ve bu bilgilerin yanısıra herhangi bir alt organ tarafından arzedilen raporları değerlendirecektir;
b) Ozon tabakası, ozon tabakasındaki muhtemel değişiklikler ve bu değişikliklerin yol açtığı muhtemel etkiler hakkındaki bilimsel bilgileri inceleyecektir;
c) Ozon tabakasında değişikliğe yol açan veya açabilecek maddelerin ortaya çıkmasını asgariye indirmek için gerekli politikaların, stratejilerin ve önlemlerin, 2. Madde uyarınca uyumlu hale getirilmesini geliştirecek ve bu Sözleşme’yle ilgili diğer önlemler hakkında tavsiyelerde bulunacaktır;
d) 3. ve 4. Maddeler uyarınca, araştırma, sistematik gözlem, bilimsel ve teknolojik işbirliği, bilgi alış-verişi ve teknoloji transferi ile ilgili programlar tespit edecektir;
e) 9. ve 10. maddeler uyarınca, gerektiği takdirde, bu Sözleşme ve ekleri ile ilgili değişiklikleri göz önünde bulunduracak ve yapacaktır;
f) Protokoller ve ekleri ile ilgili değişiklikleri gözönünde bulunduracak ve değiştirilmelerine karar verildiği takdirde söz konusu protokole taraf olanlara bu yönde tavsiyede bulunacaktır;
g) 10. Madde uyarınca, bu Sözleşme’ye yeni ekler yapılması hususunu gözönünde bulunduracak ve gerçekleştirecektir;
h) 8. Madde uyarınca protokolleri gözden geçirecek ve benimseyecektir;
i) Bu Sözleşme’nin uygulanması için gerekli alt organları kuracaktır;
j) Bilimsel araştırmalar, sistematik gözlemler ve bu Sözleşme’nin amaçlarına uygun diğer faaliyetler için, yetkili uluslararası kuruluşların ve bilimsel komitelerin, özellikle de Dünya Meteoroloji Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü ve Ozon Tabakası Koordinasyon Komitesi’nin yardımlarına başvuracak ve bu kuruluşlarla, komitelerden sağlanan hizmetlerden yararlanacaktır;
k) Bu Sözleşme’de belirtilen amaçlara ulaşılması için gerekli her türlü ilâve eylemi göz önünde bulunduracak ve taahhüt edecektir.
5. Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler’in uzmanlık teşkilâtları, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve bu Sözleşme’ye taraf olmayan Devletler, Taraflar Konferansı’nın toplantılarında gözlemci sıfatıyla temsil edilebilirler. Ozon tabakasının korunmasıyla ilgili alanlarda uzmanlaşmış olan ve Taraflar Konferansı’nın toplantılarına gözlemci statüsünde katılmak isteğinde olduğunu Sekreterya’ya bildiren uluslararası veya ulusal, resmi ya da gayri resmi her türlü kuruluş ve organ, Taraflar’ın en az üçte birinin itirazıyla karşılaşılmadığı takdirde bu toplantılara kabul edilebilirler.
Gözlemcilerin kabûlü ve katılımı, Taraflar Konferansı’nın benimsediği usûl kurallarına tabidir.
Madde 7 Sekreterya
1. Sekreterya’nın görevleri şunlardır:
a) 6., 8., 9. ve 10. Maddelerde belirtilen toplantıları düzenlemek ve düzenlenmesine yardımcı olmak;
b) 4. ve 5. Maddelere uygun olarak sağlanan bilgileri ve 6. madde uyarınca oluşturulan alt organların yaptığı toplantılar sonucunda elde edilen bilgileri esas alan raporlar hazırlamak ve dağıtmak;
c) Herhangi bir protokolün kendisine yüklediği görevleri yerine getirmek;
d) Bu Sözleşme altındaki görevlerinin uygulanmasıyla ilgili olarak yürüttüğü faaliyetler hakkında raporlar hazırlamak ve bu raporları Taraflar Konferansı’na sunmak;
e) İlgili diğer uluslararası organlarla gerekli işbirliğinin kurulmasını sağlamak ve görevlerinin etkili bir şekilde yürütülmesi için gerekli idari ve akdi düzenlemelere girmek;
f) Taraflar Konferansı’nın tespit ettiği diğer görevleri yerine getirmek.
2. Sekreterlik görevleri, Taraflar Konferansı’nın 6. Madde uyarınca yapılacak ilk olağan toplantısı tamamlanana kadar Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından geçici olarak yürütülecektir. Taraflar Konferansı, ilk olağan toplantısında, bu Sözleşme altında sekreterlik görevi yapmak arzusunu belirten mevcut yetkili uluslararası örgütler arasından Sekreterya’yı atayacaktır.
Madde 8 Protokollerin Kabulü
1. Taraflar Konferansı, toplantılarından biri sırasında 2. Madde gereğince protokoller kabul edebilir.
2. Önerilen her türlü protokol metni, görüşüleceği toplantıdan en az altı ay önce Sekreterya tarafından Taraflar’a iletilecektir.
Madde 9 Sözleşme veya Protokollerde Değişiklikler
1. Taraflar’dan herhangi biri bu Sözleşme’de veya protokollerde değişiklik yapılmasını önerebilir. Bu değişiklikler, diğer hususların yanı sıra ilgili bilimsel ve teknik görüşleri de gözönünde bulunduracaktır.
2. Bu Sözleşme ile ilgili değişiklikler, Taraflar Konferansı’nın toplantısında kabul edilecektir. Protokollerle ilgili değişiklikler ise söz konusu protokole taraf olanların yapacağı toplantı sırasında benimsenecektir.
Bu Sözleşme’de veya herhangi bir protokolde yapılması önerilen değişikliklerle ilgili metin, söz konusu protokolde aksi belirtilmedikçe, değişiklik önerisinin kabulü için yapılacak toplantıdan en az altı ay önce Sekreterya tarafından Taraflar’a iletilecektir. Sekreterya, önerilen değişiklikleri, bilgilenmeleri için bu Sözleşme’yi imzalayan taraflara da bildirecektir.
3. Taraflar, bu Sözleşme’de yapılması önerilen her türlü değişiklik hususunda mutabakata varmak için ellerinden gelen bütün çabayı harcayacaklardır. Bütün çabanın harcanmasına rağmen anlaşmaya varılamamışsa, değişiklik son çare olarak, toplantıda bulunan ve oy kullanan Taraflar’ın dörtte üç çoğunluğuyla kabul edilecek ve Depoziter tarafından onay veya kabul için bütün Taraflar’a sunulacaktır.
4. Yukarıdaki 3. fıkrada belirtilen prosedür her türlü protokolle ilgili değişiklikler için geçerli olacak, ancak, söz konusu protokole taraf olanlardan toplantıda bulunan ve oy kullananların üçte iki çoğunluğu belirtilen değişikliklerin kabulü için yeterli olacaktır.
5. Değişikliklerin onay veya kabulü Depozitere yazılı olarak bildirilecektir. Yukarıdaki 3. ve 4. fıkralara uygun olarak benimsenen değişiklikler, bu Sözleşme’ye taraf olanların en az dörtte üç çoğunlukla veya ilgili protokole taraf olanların -söz konusu protokolde aksi belirtilmedikçe- en az üçte iki çoğunlukla, değişikliği onayladıklarını veya kabul ettiklerini Depozitere bildirmelerinden sonraki doksanıncı günde, değişikliği kabul etmiş Taraflar arasında yürürlüğe girecektir. Daha sonra değişiklikler, diğer Taraflar için, söz konusu Taraf’ın değişikliklere ilişkin kabul veya onay belgesini tevdi ettiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
6. Bu maddedeki “toplantıda bulunan ve oy kullanan Taraflar” deyimi toplantıya katılan ve olumlu veya olumsuz oy kullanan Taraflar anlamında kullanılmıştır.
Madde 10 Eklerin Kabulü ve Değiştirilmesi
1. Bu Sözleşme’nin veya herhangi bir protokolün ekleri, bu Sözleşme’nin veya söz konusu protokolün ayrılmaz bir parçasını oluşturacak ve aksi açıkça belirtilmedikçe, bu Sözleşme’ye veya protokollerine yapılan atıflar, aynı zamanda bunların eklerine de yapılmış addedilecektir. Söz konusu ekler, bilimsel, teknik ve idari konularla sınırlı olacaktır.
2. Herhangi bir protokolde, bu protokolün ekleriyle ilgili olarak aksi yönde hükümlerin bulunmaması halinde, bu Sözleşme’nin ilâve eklerinin veya herhangi bir protokolün eklerinin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesine ilişkin olarak aşağıda belirtilen prosedür takip edilecektir:
a) Bu Sözleşme’nin ekleri 9. Maddenin 2. ve 3. fıkralarında herhangi bir protokolün ek-leri ise 9. Maddenin 2. ve 4. fıkralarında belirtilen prosedüre göre önerilecek ve kabul edilecektir;
b) Bu Sözleşme’nin ilâve eklerini veya taraf olduğu herhangi bir protokolün eklerini onaylamayan herhangi bir Taraf, kabul kararının Depozitere iletildiği tarihten itibaren altı ay içinde onaylamama kararını yazılı olarak Depozitere bildirecektir. Bunun üzerine, Depoziter derhal diğer taraflara bu kararı iletecektir. Taraflar, daha önce itiraz ettikleri ekleri herhangi bir zamanda kabul edebilirler. Bu durumda, söz konusu ekler o Taraf için derhal yürürlüğe girecektir;
c) Depoziter tarafından dolaşıma çıkarılışından itibaren altı ay sora, bu Sözleşme’nin veya ilgili protokolün yukarıdaki (b) fıkrası hükmü gereğince bildirimde bulunmayan bütün Taraflar için söz konusu ek geçerli olacaktır.
3. Bu Sözleşme’nin veya herhangi bir protokolün eklerindeki değişikliklerin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesi, Sözleşme veya protokol eklerinin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesinde kullanılan aynı prosedüre tabi olacaktır. Ekler ve eklerdeki deği-şiklikler, diğer hususların yanısıra, ilgili bilimsel ve teknik görüşleri gözönünde bulundura-caktır.
4. İlâve ve ekin veya bir ekteki değişikliğin bu Sözleşme’de ya da herhangi bir protokolde değişikliğe yol açması halinde, ilâve ek veya değiştirilmiş ek, bu Sözleşme’deki veya ilgili protokoldeki değişiklik yürürlüğe girene kadar yürürlüğe girmeyecektir.
Madde 11 İhtilâfların Çözümü
1. Bu Sözleşme’nin yorumlanması veya uygulanmasıyla ilgili olarak Taraflar arasında herhangi bir ihtilâf çıkması halinde, ilgili Taraflar müzakereler yoluyla çözüme gitmeye çalışacaklardır.
2. İlgili Tarafların müzakereler yoluyla çözüme ulaşamamaları halinde, ortaklaşa olarak üçüncü bir tarafın aracılığına başvurulabilir.
3. Bu Sözleşme’nin kabulü, onayı ya da bu Sözleşme’ye Taraf olunması sırasında veya daha sonra herhangi bir zamanda, yukarıdaki 1. ve 2. fıkralara uygun olarak çözümleneme-yen ihtilâflar için bir Devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü, aşağıdaki ihtilâf halli yöntemlerinden birini ya da her ikisini zorunlu olarak kabul ettiğini yazılı şekilde Depozitere bildirebilir:
a) Taraflar Konferansı’nın ilk olağan toplantısında benimsenecek yöntemlere uygun olarak hakemlik;
b) İhtilâfın Uluslararası Adalet Divanı’na sunulması.
4. Eğer Taraflar, yukarıdaki 3. fıkraya uygun olarak aynı veya herhangi bir prosedürü kabul etmemişlerse, tarafların aksi yönde bir mutabakata varmamaları halinde ihtilâf 5. fıkra gereğince uzlaşmaya sunulacaktır.
5. İhtilâfa Taraf olanlardan birinin talebi üzerine bir uzlaştırma komisyonu oluşturulacaktır. Komisyon, ilgili Tarafların her birince atanan eşit sayıda üyelerden ve bu üyelerin ortaklaşa seçecekleri bir başkandan meydana
gelecektir. Komisyon’un vereceği karar kesin ve tavsiye niteliğinde olacak ve Taraflar bu kararı iyi niyetle
değerlendireceklerdir.
6. Bu maddenin hükümleri her türlü protokol için, ilgili protokolde aksi belirtilmemişse, geçerli olacaktır.
Madde 12 İmza
Bu Sözleşme, Devletler ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri tarafından imzalanmak üzere, 22 Mart 1985 – 21 Eylül 1985 tarihleri arasında Viyana’da Avusturya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nda, 22 Eylül 1985 – 21 Mart 1986 tarihleri arasında ise New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açık tutulacaktır.
Madde 13 Kabul veya Onay
1. Bu Sözleşme ve her türlü protokol, Devletlerin ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerinin kabulüne veya onayına tabi olacaktır. Kabul veya onay belgeleri Depozitere tevdi edilecektir.
2. Yukarıdaki 1. fıkrada anılan ve üye Devletleri taraf olmadığı halde bu Sözleşme’ye veya herhangi bir protokole taraf olan örgütler için, bu Sözleşme’nin veya ilgili protokolün her türlü yükümlülüğü bağlayıcı olacaktır. Üye Devletlerden biri veya daha fazlası bu Sözleşme’ye veya ilgili protokole taraf olan örgütlerin söz konusu olması halinde, örgüt ve üye Devletleri, duruma göre, bu Sözleşme veya protokol altındaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri ile ilgili sorumlulukları hakkında karara varacaklardır. Bu durumda, örgüt ve üye Devletleri, Sözleşme veya ilgili protokol altındaki haklarını birlikte kullanamayacaklardır.
3. Yukarıdaki 1. fıkrada anılan örgütler, bu Sözleşme’nin veya ilgili protokolün düzenlediği hususlardaki yetkilerinin ölçüsünü kabul veya onay belgelerinde açıklayacaklardır. Bu örgütler, yetki derecelerinde önemli bir değişiklik olduğu takdirde Depoziteri haberdar edeceklerdir.
Madde 14 Katılma
1. Bu Sözleşme veya herhangi bir protokol, imzaya kapandığı tarihten itibaren Devletler’in ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerinin katılımına açık tutulacaktır. Katılma belgeleri Depozitere tevdi edilecektir.
2. Yukarıdaki 1. fıkrada anılan örgütler, bu Sözleşme’nin veya ilgili protokolün dü-zenlediği hususlardaki yetkilerinin ölçüsünü katılma belgelerinde açıklayacaklardır. Bu örgütler yetki derecelerinde önemli bir değişiklik olduğu takdirde Depoziteri haberdar edeceklerdir.
3. Bu Sözleşme’ye veya herhangi bir protokole giren bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri için 13 . Maddenin 2. fıkrasının hükümleri geçerli olacaktır.
Madde 15 Oy Hakkı
1. Bu Sözleşme’ye veya herhangi bir protokole taraf olanların her birinin bir oy hakkı bulunacaktır.
2. Yukarıdaki 1. fıkrada belirtilen hüküm dışında, bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri, yetkileri dahilindeki konularda, Sözleşme’ye veya ilgili protokole taraf olan üye Devletlerinin sayısına eşit miktarda oy hakkına sahip olacaktır. Bu örgütler, üye Devletleri oy kullandığı takdirde oy haklarını kullanamayacaklardır. Aynı şekilde, örgütün oy kullanması halinde üye Devletleri oy veremeyecektir.
Madde 16 Sözleşme ve Protokolleri Arasındaki İlişki
1. Bir Devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü Sözleşme’ye Taraf olmadığı takdirde herhangi bir protokole de taraf olamayacaktır.
2. Herhangi bir protokolle ilgili kararlar, yalnızca ilgili protokole taraf olanlarca alınabilecektir.
Madde 17 Yürürlük
1. Bu Sözleşme; kabul, onay veya katılma belgelerinden yirmincisinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
2. Herhangi bir protokol, söz konusu protokolde aksi belirtilmedikçe, o protokolle ilgili kabul, onay veya katılma belgelerinden on birincisinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
3. Sözleşme; kabul, onay veya katılma belgelerinden yirmincisinin tevdi edildiği tarihten sonra bu Sözleşme’yi kabul eden, onaylayan veya bu Sözleşme’ye katılan Taraflar için, kabul, onay veya katılma belgesinin bu Taraflarca tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
4. Herhangi bir protokol, söz konusu protokolde aksi belirtilmedikçe, yukarıdaki 2. fıkraya uygun olarak bu protokolü kabul eden veya onaylayan ya da yürürlüğe girmesinden sonra bu protokole katılan bir taraf için, hangisinin daha sonra gerçekleştiğine bağlı olarak o tarafın kabul, onay veya katılma belgesini tevdi ettiği tarihten sonraki doksanıncı günde veya Sözleşme’nin o taraf için yürürlüğe girdiği günde yürürlüğe girecektir.
5. Yukarıdaki 1. ve 2. fıkralarda öngörülen amaçla ilgili olarak, bir bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü tarafından tevdi edilen hiçbir belge o örgüte üye Devletler tarafından tevdi edilen belgelere eklenmiş sayılmayacaktır.
Madde 18 Çekinceler
Bu Sözleşme’ye hiçbir çekince koyulamaz.
Madde 19 Ayrılma
1. Bu Sözleşme’nin bir Taraf için yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl geçtikten sonra herhangi bir zamanda, o Taraf, Depozitere yazılı olarak bildirdikten sonra Sözleşme’den ayrılabilir.
2. Herhangi bir protokolün bir Taraf için yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl geçtikten sonra herhangi bir zamanda, söz konusu protokolde aksi belirtilmemişse, o Taraf, Depozitere yazılı olarak bildirdikten sonra o protokolden ayrılabilir.
3. Ayrılma, bu yöndeki kararın Depozitere ulaştığı tarihten itibaren bir yıllık bir sürenin geçmesi üzerine veya ayrılma bildiriminde belirtilen daha geç bir tarihte yürürlüğe girecektir.
4. Bu Sözleşme’den ayrılan herhangi bir Taraf, taraf olduğu her türlü protokolden de ayrılmış addedilecektir.
Madde 20 Depoziter
1. Bu Sözleşme’nin ve her türlü protokolün Depoziterlik görevleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından üstlenilecektir.
2. Depoziter, Tarafları özellikle aşağıdaki konulardan haberdar edecektir;
a) Bu Sözleşme’nin ve her türlü protokolün imzalanması ve 13. ile 14. Maddelere göre kabul, onay veya katılma belgelerinin tevdi edilmesi;
b) 17. Maddeye uygun olarak Sözleşme’nin veya her türlü protokolün yürürlüğe giriş tarihi;
c) 19. Maddeye göre yapılan ayrılma bildirimleri;
d) Sözleşme ve her türlü protokolle ilgili olarak benimsenen değişiklikler, 9. Madde uyarınca bu değişikliklerin taraflarca kabulü ve yürürlüğe giriş tarihleri;
e) Eklerin benimsenmesi ve onaylanması ile 10. Madde uyarınca eklerde yapılan değişikliklerle ilgili her türlü haberleşme;
f) Bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerinin, bu Sözleşme’nin veya her türlü protokolün düzenlediği hususlardaki yetkilerinin derecesi ve bu yetkilerin ölçüsündeki değişiklikler ile ilgili bildirimleri;
g) 11. Maddenin 3. fıkrası gereğince yapılan bildirimler.
Madde 21 Orijinal Metinler
Bu Sözleşme’nin Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca dillerindeki ve hepsi aynı geçerlilikte olan, orijinal metinleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.
Bu Sözleşme, aşağıda imzası bulunan tam yetkili temsilciler tarafından usulüne uygun olarak imzalanmıştır.
Viyana 22 Mart 1985
EK 1 ARAŞTIRMA VE SİSTEMATİK GÖZLEMLER
1. Bu Sözleşmedeki Taraflar, başlıca bilimsel konuların aşağıdakiler olduğunu kabul ederler:
a) İnsan sağlığı, organizmalar, ekosistemler ve insanlığa faydalı maddeler için muhtemel öneme sahip ve Dünya yüzeyine ulaşıp biyolojik etkilere yol açan güneşin ultra-viyole (UV-B) ışıması miktarını artıran ozon tabakası değişimi;
b) Ozon’un hava ve iklim şartları için muhtemel öneme sahip atmosferin ısı yapısını değiştirecek olan düşey
dağılımının değişmesi.
2. Madde 3’e göre, Sözleşmedeki Taraflar aşağıdakiler gibi araştırmaların, sistematik gözlemlerin, gelecekteki araştırmalar için tavsiyelerin formüle edilmesinin yürütülmesinde işbirliği yapacaklardır:
a) Atmosferin fiziksel ve kimyasal yapısında araştırmalar
i) Kapsamlı teorik modeller: Işıma ile ilgili, dinamik ve kimyasal işlemler arasındaki davranışları inceleyen modellerin daha da geliştirilmesi; doğal ve insan yapısı olarak varolan çeşitli türlerin atmosferik ozon üzerindeki eşzamanlı etkileri hakkında çalışmalar; uydulardan veya uydular dışındaki kaynaklardan alınan verilerin yorumlanması; atmosferik ve jeofizik parametrelerdeki eğilimlerin değerlendirilmesi ve bu parametrelerdeki değişimlerin özel nedenlere mal edilmesi için yöntemlerin geliştirilmesi;
ii) Hız katsayıları, yan-kesit soğurulması ve troposfer-stratosfer mekanizmaları, kimyasal ve fotokimyasal işlemler; tüm ilgili tayf bölgelerinde alan ölçümlerini destekleyen spektroskopi verileri ile ilgili laboratuvar çalışmaları;
iii) Alan ölçümleri: Gerek doğal gerek antropojenik kaynaklı gazların konsantrasyon ve akıları; atmosferik dinamik çalışmalar; yerinde ve uzaktan algılama cihazları ile ölçüm yaparak fotokimyasal açıdan ilgili türlerin planeter sınır tabakasına kadar simültane ölçümlerinin yapılması; uydu ölçüm sistemlerinin göreli ve koordineli bir şekilde kullanılması da dahil olmak üzere çeşitli sensörlerin mukayesesi, önemli atmosferik eser bileşenlerinin üç boyutlu bölgeleri, güneşin tayf akısı ve meteorolojik parametreler.
iv) Atmosferik iz bileşenleri, güneş ışınlarının akısı ve meteorolojik parametreler için kullanılan uydusal ve uydusal olmayan alıcıları da içeren cihaz geliştirilmesi.
b) Sağlık, biyolojik ve ışık enerjisi kayıplarının etkileri üzerine araştırmalar
i) Görülebilir ışık ile mor ötesi ışıklara maruz kalan insan ile (a) renk maddelerinin çokluğundan veya azlığından meydana gelen kanserin gelişimi ve (b) bağışıklık sistemi üzerine etkileri arasındaki ilişkiler;
ii) (a) Tarım ürünleri, ormanlar ve diğer karasal çevre sistemleri ve (b) sudaki besin ağı ile dalyanlar ve sualtı planktonları tarafından oksijen üretiminin olası engellenmesinde dalgaboyunun bağımlılığı dahil olmak üzere UV-B radyasyonunun etkileri:
iii) Doz ile doz süresi ve tepkileri; ışıkla düzelme, adaptasyon ve koruma arasındaki ilişkiler de dahil olmak üzere, UV-B radyasyonunun biyolojik maddelere, türlere ve eko sistemlere etkilerinin işleyişi;
iv) Çeşitli dalgaboyu alanlarının olası karşılıklı ilişkilerini içermek amacıyla polikromatik radyasyon kullanarak tayf tepkileri ve biyolojik hareket tayflı çalışmaları;
v) Biyolojik denge için önemli olan biyolojik türlerin duyarlık ve davranışları; fotosentez ve biyosentez gibi birincil işlemlerin üzerine UV-B radyasyonunun etkileri;
vi) Havayı kirleten maddelerin, tarım ilaçlarının ve diğer maddelerin ışık enerjisi kayıpları üzerinde UV-B radyasyonunun etkileri.
c) İklime etkileri üzerine araştırmalar
i) Toprak ve okyanus yüzeyi ısıları, yağış biçimleri, troposfer ve stratosfer arasındaki değişimler gibi iklim parametreleri üzerindeki etkiler ve ozon ile diğer izlenen türlere, ışıma ile ilgili etkiler hakkında teorik ve gözlemsel çalışmalar;
ii) Bu tür iklim etkilerinin insan davranışları ile ilgili çeşitli hususların incelenmesi.
d) Aşağıdaki konular üzerinde sistematik gözlemler
i) Uydu ve yer sistemlerini birleştirip işlevselleştirerek Dünya Ozon Gözleme Sistemi hazırlayıp, ozon tabakasının durumu (toplam kolon içeriği ve bunun düşey dağılımın uzamsal ve zamansal değişkenliği gibi);
ii) HOx, NOx, CLOx, ve karbon türleri için kaynak olan gazların troposfer ve stratosferdeki konsantrasyonu;
iii) Hem yer hem de uydu sistemlerinden faydalanarak yer ile mezosfer arasındaki ısı;
iv) Uydu ölçümleri yoluyla yeryüzüne ulaşan ve yeryüzünden ayrılan güneş ışınlarının dalga boylarının çözümlenmesi;
v) Dünya yüzeyine ulaşan güneş akısının biyolojik etkiler yaratan ultraviyole aralığındaki (UV-B) dalga boylarının çözümlenmesi;
vi) Yer, hava ve uydu sistemlerinden faydalanılarak yeryüzünden mezosfere kadar olan bölgede aeresol dağılımı ve özellikleri;
vii) Yüksek vasıflı meteorolojik yüzey ölçüm programlarının hazırlanması ile iklimsel açıdan önemli değişkenler;
viii) Dünya verilerinin analizi için geliştirilmiş metodlar kullanarak izlenen türler, ısı, güneş ışınlarının akısı ve aeresoller.
3. Sözleşmedeki Taraflar, gelişmekte olan ülkelerin özel gereksinimlerini gözönünde tutarak, bu ekte hatları çizilen araştırma ve sistematik gözlemlere katılmaları için gerekli olan uygun bilimsel ve teknik eğitim destekleyerek işbirliği yapacaklardır. Özellikle, standartlaştırılmış verilerin oluşturulması amacıyla gözlem donanımları ve metodların karşılıklı inter kalibrasyonuna ağırlık verilecektir.
4. Aşağıda önem sırası gözetilmeksizin sıralanan doğal ve antropojenik kökenli kimyasal maddelerin, ozon tabakasının kimyasal ve fiziksel özelliklerini değiştirici potansiyele sahip olduğu sanılmaktadır:
a) Karbonlu maddeleri) Karbon monoksit (CO)
Karbon monoksitin belirgin doğal ve antropojenik kökenleri vardır ve troposferik foto-kimya üzerinde doğrudan, stratosferik foto-kimya üzerinde dolaylı rol oynadığı sanılmaktadır.
ii) Karbon Dioksit (CO2)
Korbon dioksitin belirgin doğal ve antropojenik kökenleri vardır ve atmosferin ısısal yapısını etkileyerek stratosferdeki ozonu etkiler.
iii) Metan (CH4)
Metanın hem doğal hem de antropojenik kökenleri vardır ve gerek traposferdeki gerekse stratosferdeki ozonu etkiler.
iv) Metan dışı hidrokarbon türleri
Çok sayıda kimyasal maddeden oluşan metan dışı hidrokarbonlar, hem doğal hem de antropojenik kökene sahiptir ve traposferik foto-kimya üzerinde doğrudan, stratosferik foto-kimya üzerinde dolaylı rol oynarlar.
b) Azotlu maddeler
i) Nitrözoksit (N2O)
N2O’nun esas kaynakları doğaldır ama antropojenik katkıları da gittikçe önem kazanmaktadır. Stratosfer’deki ozon fazlalığı üzerinde hayati rol oynayan NOx’in ana kaynağı nitröz oksittir.
ii) Azotoksitleri (NOx)
NOx’in yer seviyesindeki kaynakları sadece troposferik fotokimyasal işlemlerde doğrudan, stratosferik fotokimya üzerinde dolaylı rol oynar, buna karşılık troposferle stratosfer arasındaki geçiş bölgesine verilen NOx üst troposferik ve stratosferik ozonda değişikliğe doğrudan etki edebilir.
Tamamıyla halojenlenmiş alkanlar antropojeniktir ve özellikle 30-50 km yükseklikteki bölgede ozon fotokimyasında hayati rol oynayan CLOx’in kaynağını oluştururlar.
ii) Kısmi halojenlenmiş alkanlar, örneğin CH3 CL, CHF2 CL (CFC-22), CH3 CCL3 CHFCL2 (CFC-21)
CH3 CL’nin kaynağı doğal olmasına karşın diğer bahsedilen kısmi halojenlenmiş alkanlar antropojenik menşelidir. Bu gazlar da stratosferdeki CLOx’in kaynağıdır.
d) Bromlu maddeler
Tamamıyla halojenlenmiş alkanlar, örnek CF3 Br
Bu gazlar antropojeniktir ve CLOx’le benzer tarzda davranan BrOx’in kaynağıdırlar.
e) Hidrojenli maddeler
i) Hidrojen (H2)
Doğal ve antropojenik kaynaklı olan Hidrojen, stratosferik foto-kimya üzerinde küçük bir rol oynar.
ii) Su (H2O)
Doğal kaynaklı olan su, hem troposferik hem de stratosferik foto-kimya üzerinde hayati bir rol oynar. Stratosferdeki yerel su buharı kaynakları, metanın oksidasyonunun ve daha az olarak hidrojen oksidasyonunu içerir.
EK II BİLGİ DEĞİŞİMİ
1. Sözleşmedeki Taraflar, bu Sözleşmenin hedeflerine ulaşılması için bilgilerin toplanması ve paylaşılmasının önemini, tüm faaliyetlerin uygun ve tarafsız yürütülmesinin garanti edilmesini kabul ederler. Bu nedenle, Taraflar, bilimsel, teknik, sosyo-ekonomik, ticari ve hukuki bilgi alışverişinde bulunacaklardır.
2. Sözleşmedeki Taraflar, hangi bilgilerin toplanıp değiş tokuş edileceğini kararlaştırırken bilgilerin yararlılığı ile bu bilgilerin edinilmesinin maliyetini göz önünde tutacaklardır. Bundan sonraki aşamada ise Taraflar, bu ekteki işbirliğinin, ulusal kanunlara, düzenlemelere, patent haklarına ilişkin uygulamalara, ticari sırlara, gizlilik ve mülkiyet bilgilerinin korunmasına uygun olarak yapılacağını kabul ederler.
3. Bilimsel bilgiler
Aşağıdaki konular üzerinde bilgileri içermektedir:
a) İldeki ulusal ve uluslararası kaynakların en etkin biçimde kullanımını sağlayacak araştırma programlarının koordinasyonu için hem resmi hem de özel planlı ve sürekli araştırmalar;
b) Araştırmalar için gerekli verilerin neşriyatı;
c) Dünya atmosferinin kimyasal ve fiziksel özelliklerini ve değişme hassasiyetini anlamak için daha önce yayınlanan bilimsel sonuçlar, özellikle toplam kolon içeriği ya da ozonun düşey dağılımı ile ilgili tüm zaman çizelgelerindeki değişikliklerden meydana gelen ozon tabakası durumunun insan sağlığı, çevre ve iklim üzerindeki etkileri;
d) Araştırma çalışmalarının değerlendirilmesi ve gelecekteki araştırmalar için tavsiyeler.
4. Teknik bilgiler
Aşağıdaki konular üzerinde bilgileri içermektedir:
a) Kullanılabilecek diğer kimyasal maddelerin, ozonu etkileyen maddelerin kullanımını azaltıcı alternatif teknolojilerin, ilgili planlanan ve süren araştırmaların sağlanabilirliği ve maliyetleri;
b) Kullanılabilecek kimyasal maddelerin ve alternatif teknolojilerin sınırlamaları ve riskleri.
5. Ek I’deki maddeler hakkında sosyo-ekonomik ve ticari bilgiler
Aşağıdaki konular üzerinde bilgileri içermektedir:
a) Üretim ve üretim kapasiteleri;
b) Kullanım ve kullanım modelleri;
c) İthalat ve ihracatları;
d) Ozon tabakasını dolaylı olarak değiştirebilecek insan faaliyetlerinin fayda, maliyet ve riskleri ve bu faaliyetlerin kontrolü için yapılan veya yapılması beklenen düzenleyici işlerin etkileri.
6. Yasal bilgiler
Aşağıdaki konular üzerinde bilgileri içermektedir:
a) Ozon tabakasının korunmasına ilişkin ulusal kanunlar, idari önlemler ve yasal araştırmalar;
b) Ozon tabakasının korunmasına ilişkin ikili taraflı anlaşmalar da dahil olmak üzere, uluslararası anlaşmalar;
c) Ozon tabakasının korunmasına ilişkin patentlerin mevcudiyeti ve bunlara lisans verilmesinin yöntemleri.
Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi Buenos Aires şehrinde 1821 yılında kurulmuştur. Fakülte, Buenos Aires’in Recoleta semtindeki Avenida Figueroa Alcorta’daki Neoklasik bir komplekste yer almaktadır . Bina 1949’da açılmış ve şehrin simgesi haline gelmiştir.
Buenos Aires Üniversitesi, (Universidad de Buenos Aires, UBA) Arjantin’deki en büyük üniversitedir. Buenos Aires üniversitesinde yaklaşık 28.490 eğitimci ders vermektedir.
Üniversite ve bağlı fakülteler ücretsizdir ve dünyada ilk 300 üniversite arasında yer almaktadır. Dünyaca ünlü Kübalı devrimci Ernesto Che Guevera ve Arjantin’in şu ana kadar gelmiş başkanlarından 16’sı bu üniversiteden mezun olmuştur. Okul 5 adet Nobel Ödülüne sahiptir. Arjantin’in beş Nobel Ödülü sahibinden biri olan büyük hukukçu ve diplomat Carlos Saavedra Lamas Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesiokulun mezunudur..
Hukuk Fakültesinin temelleri, Medeni Hukuk çalışmaları yapan ve tanınmış bir hukukçu olan Dr. Manuel Antonio Castro başkanlığında 1815 yılında atılmıştır. Hukuk Fakültesinin kurulmasının ardından yeni mezunlara profesyonel bir eğitim sunulmuştur.
Buenos Aires Hukuk Fakültesi, Arjantin Cumhuriyetinin hukuki birikiminin en eski merkezi ve en eski kurumlarından birisi olma özelliği taşımaktadır. Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin kuruluşundan önce 1791’den itibaren Cordoba merkezde yapılan hukuki araştırmalar ve çalışmalar fakültenin kuruluşuna temel olmuştur.
Ad impossibilia nemo tenetur
Hiç kimse yapamayacağı şeyler için söz vermemelidir.
Ad majorem Dei gloriam
Tanrı’nın ihtişamlı görkemi için (Haçlıların, Cizvitlerin ve Şikago Üniversitesinin mottosu)
Ad kalendas graecas
Grek Kalendas’ta. (Kalendaslar Romalı’dır, bu yüzden bu deyim var olmayan bir tarihi belirtir: çıkmaz ayın son çarşambası)
Ad litteram
Harfi harfine
Ad nauseam
Mide bulandırana kadar (kabak tadı vermek)
Ad oculos
Kendi gözlerinle (Bariz, herkesin gözü önünde anlamında)
Ad patres
Eskilerin yanına (Ad patres’e göndermek: öldürmek)
Ad perpetuam memoriam
Sonsuz anısına (Genelde-nın sonsuz anısına olarak kullanılır ve adı anılan kişinin ölümünden uzun yıllar sonra dahi hatırlanması dileğidir)
Adsum
Buradayım (Absumun zıddı)
Adversus solem ne loquitor
Güneş aleyhinde konuşma (Açık ve belli şeyleri tartışma)
Ad vitam æternam
Sonsuz bir hayat için
Addendum, çoğul addenda
Eklenecek şey(ler)
Ad victoriam
Zafere (Daha çok zafer için olarak tercüme edilir, Romalılar savaşta böyle bağırırlardı.)
Ægroto dum anima est, spes est
Hasta nefes aldıkça, umut vardır. (Erasmus, Adages, 2.4.12)
A.E.I.O.U. (« Austria Est Imperare Orbi Universo. »)
(5 sesli harf) Avusturya tüm dünyayı yönetmeli (Habsbourg mottosu ; Almancası: « Alle Erde Ist Oesterreich Untertan. »)
Bronz (harcanan bronz) Tunçtan Daha Sagle Bir Yapı dikter. (Horace Odes, 3, 30)
Age quod agis !
Ne yapıyorsan onu yap!
Agnus Dei
Tanrı’nın kuzusu (İsa için kullanılır)
Alea iacta est
Zarlar atıldı. (Jül Sezar)
Alibi
Başka yerde (Hukuk terimi: Zanlının suçun işlendiği tarihte başka bir yerde olduğunu göstermesiyle yaptığı savunma)
Alis grave nil
Hiçbir şey kanatları olandan daha hafif değildir. (Pontifical Katolik Üniversitesi dövizi)
Alis volat propris
Kendi kanatlarıyla uçar (Oregon’un dövizi. Alis volat propriis olarak da söylenir.)
Alma mater
Süt annesi
Alter ego
Bir başka kendi
A mari usque ad mare
Bir denizden diğer denize (Kanada’nın resmi mottosu)
Amantes amentes
Aşık olmak deliliktir.
Amici, diem perdidi
Dostlarım, günü boşa harcadım (Titus Flavius Vespasianus tarafından, iyi bir iş yapmadığı gün hakkında söylenmiştir)
Amicus certus in re incerta cernitur
Arkadaşlar kötü günde belli olur.
Amor est vitae essentia
Aşk hayatın özüdür. (Robert B. Mackay)
Amor omnia vincit
Aşk her güçlüğü yener.
Amor patriæ nostra lex
Vatan sevgisi kuralımızdır/yasamızdır
A posteriori
Deneysel verilerden yola çıkarak
A priori
Deneyden önce
Aquila non capit muscas
Kartallar sinek avlamazlar. (Erasmus, Adages, 3.2.65)
Argumentum ad hominem
Tartışmanın kalitesi, tartıştığın kişinin kalitesine bağlıdır
Audere est facere
Cesaret etmek, yapmaktır. (Tottenham Hotspur Futbol Klübü)
Audi, vide, tace, si vis vivere
Dinle, gör, sus, eğer yaşamak istiyorsan
Audiatur et altera pars
Diğer tarafı da dinleyelim (Mahkeme gibi yerlerde söylenir)
Auri sacra fames
Altına duyulan tiksinç açlık (Virgilius, Énéide, III, 57)
Aut Cæsar, aut nihil
İmparator ya da hiç! (Cesar Borgia mottosu)
Aut disce aut discede
Ya öğren, ya terket.
Ave Cæsar, morituri te salutant
Selamlar Sezar, ölecekler seni selamlıyor! (Dövüşten önce gladyatörlerin selamı, bkz. Suétone, Claude, 21)
Avaro omnia desunt, inopi pauca, sapienti nihil
Cimrinin herşeyi, fakirin bazı şeyleri eksiktir, bilgin’in ise hiçbirşeyi eksik değildir.
Ave Europa nostra vera Patria
Selam Avrupa! Gerçek anavatanımız! (Pan-Avrupa görüşü mottosu)
Ave Maria
Selam Meryem (Roma Katolik Duası, İsa‘nın annesi Meryem‘e.)
B
Barba non facit philosophum
Sakal felsefe yapmaz (Plutarkhos’tan alıntı)
Barbarus hic ego sum quia non intellegor ulli
Beni burda barbar sayıyorlar, çünkü beni anlamıyorlar.
Beati pauperes spiritu
Ruhu kutsanmış olanlar fakirlerdir (Matta İncili)
Bellum omnium contra omnes
Herkesin herkesle savaşı (Thomas Hobbes, devletin doğasını açıklamak için kullanılan kelime grubu)
Bene diagnoscitur, bene curatur
İyi teşhis etmek, iyi tedavi etmektir.
Beneficium accipere libertatem est vendere
Yapılan iyiliği kabul etmek özgürlüğünü satmaktır.
Bis dat, qui cito dat
Hızlı vermek, iki defa vermektir. (Desiderius Erasmus, Adages, 1.8.91)
Bis repetita placent
Tekrar eden baştan çıkartır.
Bis repetita non placent
İki kez tekrar eden artık baştan çıkarmaz. (Horatius, Şiir Sanatı, 365. dize)
Bona diagnosis, bona curatio
İyi teşhis, iyi ilaç.
Bona fide
İyi niyetle
Bona valetudo melior est quam maximæ divitiæ
Sağlıklı olmak en iyi zenginliklere bile yeğdir.
Bonitas non est pessimis esse meliorem
İyi olmak en kötüden daha iyi olmak anlamına gelmez.
Bonum commune communitatis
Toplumun ortak çıkarı
Bonum vinum lætificat cor hominum
İyi şarap, insanı neşelendirir (tam tercümesi kalbini neşelendirir)
Brevitatis causa
Kısaca söyle
C
Cacoethes scribendi
Kötü yazma alışkanlığı (kötü kelimesi, alışkanlıkı niteler, yazmaktan vazgeçememek demektir)
Camera obscura
Karanlık oda (fotoğrafçılık/yeni Latince)
Canis Canem Edit
Köpek, köpek yer. (Kimsenin güvende olmadığı durumlar için kullanılır)
Canis sine dentibus vehementius latrat
Dişsiz köpek daha kuvvetli havlar (havlayan köpek ısırmaz)
Carpe diem
Anı yaşa, günü yakala.
Carpe effingo
Modayı yaşa, trendleri yakala.
Carpe modo
Anı yaşa, Anı yakala.
Carpe noctem
Geceyi yaşa.
Carpe mortem
Ölümü yaşa.
Carpe diem, quam minimum credula postero
Günü yakala, yarına olabildiğince az güven.(Horatius, Carmina, 1.11.8)
Carthago delenda est
Kartaca’yı yıkmak gerek.
Castigat ridendo mores
Adetleri gülerek düzeltiyor (Comédie-Française mottosu, Jean de Santeuil’den alıntı)
Casus belli
Savaş nedeni (savaşı tetikleyecek durum)
Causa mortis
Ölüm nedeni
Cave canem
Dikkat, köpek var. (Pompei’de bir evin girişinde mozayik üzerinde bulunan yazı)
Caveat emptor
Alıcı uyanık olsun!
Cave ne cadas
Düşüşe hazırlıklı ol (gelenek olarak bir zafer sırasında imparatorun arkasında duran kölenin söylediği sözler)
Cessante ratione legis cessat ipsa lex
Yasanın mantığı bittiyse, yasa bitti demektir. (Yasanın uygulama mantığı bittiyse ya da çağdaş koşullara artık cevap vermiyorsa yasa yararsız hale gelir.)
Cetera quis nescit?
Gerisini kim bilmez?
Gıda sos açlık onu yemegin baharatıdır açlık. (2.90 Cicero kan)
Circa
Yaklaşık, dolaylarında (İngilizcede de tarih anlamında aynen kullanılıyor)
Citius, Altius, Fortius
Daha hızlı, daha yukarı, daha güçlü (olimpik motto)
Coelum non animum mutant qui trans mare currunt
Denizi aşan insanlar ruhlarını değil, (üzerlerindeki) gökyüzünü değiştirirler.
Cogitationis poenam nemo meret
Kimse düşüncesinden dolayı cezayı haketmez.
Cogito ergo sum
Düşünüyorum, o halde varım (Descartes, Felsefenin Prensipleri, 1.7.10)
Collige virgo rosas
Topla, genç kız, çiçekleri. (bkz. Carpe diem)
Concordia civium murus urbium
Vatandaşlar arasında uyum, işte bir şehrin surları budur.
Condemnant quod non intellegunt
Anlamadıklarını mahkûm ederler.
Conditio sine qua non
Gerekli şart
Confer
-e danışın, -e başvurun (cf. diye kısaltılır)
Contraria contraiis curantur
Zıtlar zıtlara iyi gelir.
Consuetudine ius esse postulatur id quod voluntate omnium sine lege, vetustas comprovavit
Örf adet hukuku, bir kanun yapılmadan, toplumun iradesiyle, eskiden beri kabul edilen hukuktur.
Consuetudinis vis magna est
Adetlerin önemi büyüktür.
Consuetudo altera natura est
Adetler (alışkanlıklar) ikinci bir doğadır. (Marcus Tullius Cicero, Tusculanes, 2.17.40)
Contraria contrariis curantur
Karşıtlıklar karşıtlıklara iyi gelir (çivi çiviyi söker)
Corpus delicti
Mağdurun cesedi (bir cinayet işlendiğinde)
Corpus separatum
Ayrı beden (siyasi açıdan bir yerin egemenliğinde olmayan topraklar)
Credo quia absurdum
İnanıyorum, çünkü saçma. (Tertullian’ın yanlış anlaşılmış sözü. Orijinali: et mortuus est Dei Filius prorsus
credibile quia ineptum est
Tanrı’nın oğlu öldü, kısacası, inanılabilir çünkü uygunsuz. Yani Tanrı’nın oğlunun ölmesi o kadar saçmadır ki bu mantığa sığmaz, ancak inanca dayanabilir.)
Cui bono ?
Ne çıkarla? (Cinayet kime yarar?, Marcus Tullius Cicero, Pro Milone, 12.32)
Cuius regio, eius religio
Öyle prens, öyle din. (halkının dinine karar verebilen prensler için)
Hata Yanılmak Tous İNSANLARA özgüdür. ( , Cicero’dan Zengin, 12.2.5 ) (err CF insandır)
Cura ut valeas!
Kendine özen göster!
Curriculum vitæ
Yaşam yolu (CV)
D
Allah sonunu verecektir gece, vermek, Ayşe. (Vergille)
Onlar anlamadıkları şeylerden kınıyoruz Anlamadıkları Seylerus kınarlar.
Draco dormiens nunquam titillandus
Uyuyan bir ejderhayı asla gıdıklama. (Harry Potter serisindeki Hogwarts Okulu’nun sloganı)
Ducunt volentem fata,nolentem trahunt
Kader, onu kabul edene yol verir, reddedeni ezer geçer. (Kader hakkında tipik stoacı söylem)
Dulce et decorum est pro patria mori
Vatan için ölmek tatlı ve güzeldir. (Horatius)
Dum spiro,spero
Nefes aldığım sürece umut ediyorum.
Dum vivimus servimus
Yaşadığımız sürece hizmet ederiz. (Presbiteryen Kolej sloganı)
Duo testis bene benedata!
İki adet testisi var, uygundur! (Papa seçiminden önce en yaşlı Kardinal’in, Papa adayının kadın olmadığını kesinleştirmek için delikli sandalyede testislerini muayene ettikten sonra sarfettiği söz. Bu adet 9.yy’dan beri uygulanıyor )
Duos habet et bene pendentes!
İki tane var ve düzgün sarkıyorlar.(Bayan Papa Jeanne’dan beri yeni Papa seçilirken yapıldığı söylenen cinsiyet kontrolünde Papa’nın bayan olmadığını doğrulayan söz.)
Dura lex, sed lex
Kurallar katıdır, ama kuraldır.
ve
E fructu arbor cognoscitur
Ağaçlar meyvelerinden tanınır.
Ego primum tollo,nominor quoniam leo
En büyük parçayı ben alıyorum,çünkü benim adım arslan(Phaedrus)
E pluribus unum
Birlik çeşitlilikten gelir ya da birlik güçtür(ABD arması üzerinde)
Ecce homo
İşte insan(Ponce Pilate,İsa’yı kalabalığa takdim ederken)
Editio princeps
Birinci baskı
Errare humanum est
Hata insana mahsustur.
Errare humanum est,perseverare diabolicum
Hata insana mahsustur,ancak hata yapmakta diretmek şeytancadır.(Lucius Annaeus Seneca)
Esse quam videri
Öyle görünmek değil, öyle olmak. (Sallust)
Est quaedam flere voluptas
Ağlamak da bir zevktir.(Ovidius)
Et alii
Ve diğerleri(et al. veya e.a. diye kısaltılır.)
Et cætera
Ve diğer şeyler(etc.diye kısaltılır.)
Ex abstracto
Soyuttan yola çıkarak
Ex falso sequitur quodlibet
Yanlıştan yola çıkıp her istediğimiz sonuca varırız.(Yanlış önermeden yola çıkarak herhengi bir önermeye varılabileceğini söyleyen mantık kuralı)
Ex nihilo
Hiçbir şeyden yola çıkarak
Hiçbir şey için yapılır yoktan geliyor hiçlik Cika Hiçlikten. (Werner)
Ex oriente lux
Işık doğudan yükselir (Işık’tan kültür kastedilmiştir)
Experto crede
Ehil olana güven
F
kendi kaderini esnaf mı Herkes Kendi kaderini yazar. (Marcus Cladius olan)
Fabricando fit faber
Pratik mükemmelleştirir.
Facilius est multa facere quam diu
Birçok şey yapmak hayat boyu sadece bir şey yapmaktan daha kolaydır.
Bir şey yap, şeytan her zaman meşgul bulabilirsiniz Rep çalışın ki seytan geldiginde sizi meşgul görsün. (Aziz Jerome)
Fac simile
Benzer bir şey yap. (Faks sözcüğü burdan türemiştir)
Felix culpa
Mutlu hata
Felix qui potuit rerum cognoscere causas
“Şey”lerin derinliklerine inebilenlere (nedenleri anlayabilene) ne mutlu! (Virgilius)
Fere libenter homines id quod volunt credunt
Kural olarak, insan olmasını umduğu şeye inanır.
Festina lente !
Yavaşça acele et!
Fiat lux !
Işık olsun! (Dünyanın yaratılması sırasındaki ilahi emir)
Fide, sed cui vide
Güven, ancak önlemini de al. <İtimat kontrole mani değildir.>
Finis coronat opus
Sonuç, araçları meşru kılar. (Başarı için her yol mubahtır gibi)
Flagrante delicto : Kavram Roma Hukuku’ndan modern hukuk sistemlerine iktisap edilmiştir.
Suçüstü : Bir suçlunun suçu işlemekte iken yahut işledikten ok kısa bir süre sonra kanunları uygulamakla yükümlü görevlilerce yakalanmasıdır. Roma Hukukunda gelen bu kavramın Türk Hukuku’ndaki karşılığı “suçüstü hali”dir. Suçüstü hâli; işlenmekte olan suç yanında, henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra takip edilen veya suçun az önce işlendiğine dair eşya ya da delille yakalanan kimsenin işlediği suçu da kapsamaktadır. Suçüstü hali durumlarında kolluk kuvvetleri, suçluyu herhangi bir adli karara ihtiyaç duymaksızın alıkoyma yetkisine sahiptir. TCK 90. Maddeye göre “Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması” halinde yakalama ve gözaltı yapılabilir. Suçüstü hali, dokunulmazlığı olan milletvekilleri bakımından dahi istisnai haller öngörmektedir. Anayasa’nın 83/2. maddesi uyarınca, “ağır cezayı gerektiren suçüstü hali”nde, muhakeme engeli olan dokunulmazlık söz konusu olmamaktadır.
Florebo quocumque ferar
Taşındığım her yerde çiçek açacağım.
Fluctuat nec mergitur
Yalpalar, ama asla batmaz (Paris şehrinin mottosu)
Fortes fortuna juvat ou Audaces fortuna adiuvat
Şans ancak cesurlara yardım eder.
Fortis et liber
Güçlü ve özgür
Fraus latet in generalibus
Genellemeden hata doğar.
G,
Gladius legis custos
Kılıç yaşamın koruyucusudur. (Paris Adalet Sarayı’nın girişinde kazılı döviz, silahlı kuvvetlerin hukuk için çalışması gerektiğini anlatır)
Grammatici certant
Bilginler kendi aralarında bu konuda anlaşamamışlardır.
Gutta cavat lapidem non vi, sed sæpe cadendo
Suyun taşı delmesi gücünden değil sürekliliğindendir.
‘H
Habeas corpus
Vücudun senindir (Hukuk yasası)
Habemus papam
Bir papamız var
Habent sua fata libelli
Kitaplar kendi kaderlerine sahiptir
Hannibal ante portas ya da Hannibal ad portas
Hannibal kapıda (Tartışmaya zaman yok, savaşmalı anlamında)
Hic et nunc
Burada ve şimdi
Hic et ubique terrarum
Burada ve dünyanın her yerinde (Sorbonne dövizi)
Hic Rhodus, hic salta
İşte Rodos, atla!
Hoc signo vinces
Bu işaret sayesinde galip geleceksin (Milvius Köprüsü Savaşı öncesi I. Constantinus‘a iletildiğine inanılan ilahi görünüm)
Hodie mihi, cras tibi
Bugün benim, yarın senin için
Homines quod volunt credunt
İnsanlar inanmak istediklerine inanırlar.
Homo homini lupus
İnsan insanın kurdudur.
Homo sum, humani nil a me alienum puto
İnsanım, ve insani olan hiçbirşey bana yabancı değildir.
Hora fugit, stat jus
Zaman geçer, hukuk kalır.
Kitlesi söylemesi korkunç
Humanius est deridere vitam quam deplorare
Hayata gülmek hayat için ağlamaktan daha insani bir davranıştır.
ben
İbid
Aynı yerde
Kimliği est Yani
Idem
Aynı şey
Id est genus hominum
İşte insan cinsi böyledir (Terentius)
Ignorantia iuris nocet
Hukuk bilmemek zarar verir.
Ignorantia juris neminem excusat
Hukuk bilmemek özür olamaz.
Ignorantia legis non excusat
Kuralları bilmemek özür olamaz.
Ignoti nulla cupido
Bilmediğimizi arzulamayız (Ovidius‘un dizesi)
In dubio pro reo
Şüphe zanlıya yarar.
In medio tutissimus ibis
Orta yol en güvenlisidir (Ovidius)
In extenso
Tam içerikle
İyi Sonunda
In girum imus nocte et consumimur igni
Gecenin içinde dönüyoruz, ateş bizi yutuyor (Lat. sağdan ve soldan okunuşu aynı)
In medias res
Şeylerin ortasından (Edebiyat, film gibi alanlarda anlatıma olayın ortasından başlama tekniği)
In medio stat virtus
Erdem ortada durur, uçlarda değildir. (Yedi Bilge Tapınağı’nın kapısında yazılı aşırıya kaçmamayı öğütleyen söz)
In ovo
Yumurta içinde, embriyo içinde
In partibus
Aslı: “in partibus infidelium” (sadık olmayanların şehrinde)
In silico
20. yy.’da ortaya çıkan terim, bilgisayarla yapılan anlamında. (Zıt: in vivo, in vitro)
İn situ
Aynı yer üzerinde
In solis sis tibi turba locis
Issız yerlerde kendin için bir evren ol. İn vino veritas
Şarabın içinde gerçek vardır (şarap gerçekleri ortaya döktürür)
İn vitro
Deney yapılan ortamda, laboratuvarda.
İn vivo
Canlı içinde, yaşamın içinde
Incredibile dictu
Söylemesi inanılmaz
Yara ve gücünden çiçekleri büyütün Tek Bir yara, maneviyatı derinleştirir, erdemleri geliştirir. (Sezar için Furius itimat, 18, 11,4)
Inter alia
Diğer şeylerin yanı sıra / diğer şeylere ilaveten
İnter arma silent leges
Savaş zamanında yasalar sessiz kalır.
Inter fæces et urinam nascimur
Dışkı ve sidiğin arasından doğarız (Aziz Augustine)
Intra muros
Sur içi
Intuitu personae
İnsana bağlı (sözleşme)
Inventas vitam iuvat excoluisse per artes
Bırakın sanat ve bilimle hayatı güzelleştirelim/geliştirelim. (Vergil, Nobel Madalyası)
Ipso facto
Kendiliğinden olan
Bilgi güçtür Bilgi Tek Başına Güçtür (Francis Bacon)
Ne Jupiter quidem omnibus placet
Tanrı bile herkesi memnun edemez.
Ne nuntium necare
Haberciyi öldürme. (Elçiye zeval olmaz)
Nec verbum verbo curabis reddere fidus interpres
Gerçek bir çevirmen sözcük sözcük çevirmez (Horatius)
Nec Hercules contra plures
Herkül bile düşman ordusuna karşı duramaz.
Nec Jactantia Nec Metu
Ne övün ne de yerin.
Nec plus ultra
Daha da iyisi yok.
Nec pluribus impar
Herkese benzemez/herkesten üstün (Louis XIV mottosu)
Ne humanis crede
İnsana inanma.
Nemo auditur propriam turpitudinem allegans
Kimse kendi kanunsuzluğundan faydalanamaz. < Haksızlıktan hak çıkarılamaz.>(Hukuk terimi)
Nemo censetur ignorare legem
Kanunu bilmemek mazeret olamaz.
Nemo enim est tam senex qui se annum non putet posse vivere
Hiç kimse bir yıl daha yaşayamayacağını düşünecek kadar yaşlanmaz (Marcus Tullius Cicero)
Nemo est liber qui corpori servit
Bedenine hizmet eden kişi özgür olamaz (Sénèque le Jeune)
Nemo sine vitio est
Hiç kimse hatasız değildir.(Seneca)
Neque ignorare medicum oportet quæ sit ægri natura
Doktor, hastalığın doğasını es geçmemelidir.
Nescire autem antequam natus sis quid acciderit, id est semper esse puerum
Doğduğundan önce olanları bilmemek, hala çocuk kalmaktır. (Marcus Tullius Cicero)
Nihil est ab omni parte beatum
Her güzelin bir kusuru vardır (Her gülün bir dikeni vardır)
Nihil lacrima citius arescit
Hiçbir şey gözyaşından daha hızlı kurumaz.
Nihil novi sub sole
Güneşin altında (yeryüzünde) yeni bir şey yok.
Nihil primum nocere
Önce zarar verme. (Tıp mottosu)
Nihil obstat
Sakıncası yok
Nil desperandum
Asla vazgeçme.
Nomen est omen
İsim bir işarettir.
Non fui, fui, non sum, non curo
Yoktum, varım, olmayacağım, umrumda değil. (Mezartaşlarında bulunan epiküryen felsefeden etkilenmiş yazılar, kısaltma: NFFNSNC)
Non licet omnibus adire Corinthum
Korint’e gitmek herkese serbest değildir. (Antik Yunan zamanı Korint çok pahalı bir şehirdi ve herkes orda yaşayamazdı.)
Non nobis, Domine, non nobis, sed Nomini Tuo da gloriam
Bizi değil tanrım, bizi değil; kendi ismini şereflendir…
Non omnia possumus omnes
Herkes herşeyi yapamaz.
Non scholae, sed vitae discimus
Okul için değil, hayat için öğreniyoruz.
Non semper ea sunt quae videntur
“Şey”ler çoğu zaman göründükleri gibi olmazlar.
Non ut edam vivo, sed ut vivam edo
Yemek için yaşamıyorum, yalnız yaşamak için yiyorum.
Non vestimentum virum ornat, sed vir vestimentum
Elbise insanı güzelleştirmez, insan elbiseyi güzelleştirir.
Non vini vi no, sed vi no aquæ
Şarap sayesinde değil, su sayesinde yüzüyorum (sözcük oyunu)
Nosce te ipsum
Kendini tanı (Matrix filminde kahin’in mutfağında kapıda yazan sözün eş anlamlısı sayılır [Temet nosce – Kendini Tanı])
Nota bene (N.B.)
Önemli not
Nulla dies sine linea
Birşeyler yazmadan geçen gün gün değildir. (Émile Zola mottosu)
Nulla est medicina sine lingua latin
Latince bilmeden hekimlik olmaz. (Hekimlik için Latince gereklidir anlamında, aynı zamanda: Açıklaması olmadan ilaç faydasızdır)
Nulla poena sine lege
Kanun olmadan ceza olmaz. (Açıkça kanunlarda belirtilmiş olmadıkça kimseye ceza verilemeyeceğiyle ilgili hukuk kuralı)
Nulla regula sine exceptione
İstisnasız kural olmaz
Nulla res tam necessaria est quam medicina
Hekimlikten daha gerekli bir şey yoktur.
Nulla tenaci invia est via
Hiçbir yol aşılmaz değildir.
Nullum magnum ingenium sine mixtura dementiae fuit.
Hiçbir deha yoktur ki içine biraz delilik karışmamış olsun. (Sénèque le Jeune)
Nunc aut numquam
Ya şimdi ya hiçbir zaman
Nunc est bibendum
Şimdi, içelim! (Horatius)
Numero deus impare gaudet
Tanrılar tek sayıları sever. (Virgile, Les Bucoliques, VIII, 75)
O
Obscuris vera involvens
Gizlilik gerçeği örter.
Odi profanum vulgus et arceo
İnsan sürüsünden nefret ediyorum ve uzak duruyorum. (Horatius)
O tempora, o mores
Oh zaman, oh adetler! (Marcus Tullius Cicero) (daha çok farklı zaman, farklı adetler anlamına gelir)
Oculi plus vident quam oculus
Birçok göz, bir gözden daha iyi görür.
Oculos habent et non videbunt
Gözleri var ama göremiyorlar.
Oderint, dum metuant
Benden nefret etsinler yeter ki benden korksunlar. (Seneca, De clementia ve Cicéron, De officiis)
O miseri! Quorum guadia crimen habent.
Ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar. (Gallus)
Omne ignotum pro terribili
Bilinmeyen bir şeyin altında kötülük yatar.
Omnes homines sibi sanitatem cupiunt, sæpe autem omnia, quæ valetudini contraria sunt, faciunt
Tüm insanlar sağlıklı olmak isterler ama çoğu zaman buna aykırı davranırlar.
Omnes viae Romam ducunt
Bütün yollar Roma’ya çıkar
Omnes vulnerant, ultima necat
Her geçen dakika yaralar, sonuncusu öldürür
Omnia adversa exercitationes putat
Her talihsizliği deneme sayar. (Seneca, De Providentia)
Omnia mea mecum porto
Bütün her şeyi yanımda taşıyorum.
Omnia vincit amor
Aşk, her şeye üstün gelir.
Omnibus viis Romam pervenitur
Tüm yollar Roma’ya çıkar.
Omnis homo mendax
Tüm insanlar yalancıdır.
Omnium artium medicina nobilissima est
Tüm sanatlar içinde hekimlik en soylu olandır.
Omnium rerum principia parva sunt
Her şeyin küçük bir başlangıcı vardır.
Optimum medicamentum quies est
En iyi ilaç dinlenmektir.
Ora et labora
Dua et ve çalış.
Orbis Unum
Bir(tek) dünya (bkz. Zorro Efsanesi)
Ordo ab chao
Düzensizlikten doğan düzen
Otium sine litteris mors est
Edebiyatsız geçen zaman ölümcüldür.
P
Pacem in Terris
Dünyada barış..
Pacta sunt servanda
Ahde vefa.
Panem et circenses
Ekmek ve sirk oyunları (Roma plebini sakin tutan etmenler) (Juvénal)
Para bellum
Savaşa hazırlan. Harbe hazır ol. (Hazır ol cenge, ister isen sulh u salâh!) (Parabellum 9 mm.lik bir mermi çeşididir)
Parva leves capiunt animos
Küçük şeyler küçük ruhları esir alır. (Ovidius)
Pax melior est quam iustissimum bellum
Barış, en haklı savaştan daha iyidir.
Pecunia non olet
Paranın kokusu yoktur (Vespasien)
Peior est bello timor ipse belli
Savaşın korkusu savaşın kendisinden daha kötüdür.
Per aspera ad astra
Zorlu yollardan yıldızlara (Aynı anlamda: « Ad augusta per angusta » ve « Per ardua ad astra ».)
Per inania regna
Gölgeler imparatorluğunda
Per scientiam ad salutem ægroti
Hastanın iyileşmesinin yolu bilimdedir.
Perinde ac cadaver
Kadavra gibi (Cizvit disiplininden)
Persona non grata
İstenmeyen insan
Philosophum non facit barba
Sakal adamı filozof yapmaz.
Piscem natara doces
Balığa yüzme öğretiyorsunuz.
Piscis primum a capite foetet
Balık baştan kokar.
Plenus venter non studet libenter
Tok karna eğitim olmaz.
Plures crapula quam gladius perdidit
Sarhoşluk, kılıçtan daha çok kayba sebep oldu.
Plus ultra
Daha ötesi (İspanyol mottosu)
Poeta nascitur, non fit.
Şair olunmaz, doğulur.
Possunt quia posse videntur
Yapabilirler, çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar.
Post cenam non stare sed mille passus meare
Yemekten sonra oturup kalma, hatta bir mil yürü.
Post Tenebras Lux
Karanlıktan aydınlığa
Post hoc ergo propter hoc
Bundan sonra öyleyse bu yüzden
Post hoc non est propter hoc
Bundan sonra ama bu yüzden değil (bkz. Sofizm: iki olayın üst üste gelmesi birbiriyle neden sonuç ilişkisine girmeleri anlamına gelmez anlamında)
Post mortem nihil est
Ölümden sonra hiçbir şey yok.
Post scriptum (P.S.)
Sonradan yazıldı (ek metin)
Potius sero quam numquam
Hiç olmamaktansa geç olsun.(Geç olsun güç olmasın)
Præsente medico nihil nocet
Doktor buradaysa tehlike yok demektir.
Primas sum, primatum nil a me alienum puto
Primatım ve primattan gelen hiçbir şey bana yabancı değildir.(Earnest Albert Hooton)
Primum non nocere
Öncelikle, zarar verme (hekimlik kuralı)
Primus inter pares
Eşitler arasında birinci
Pro tempore
Belli zaman için
Q
Quae nocent docent
Yaralayan şey öğreticidir.
Qualis artifex pereo !
Ne kadar güzel (sanatsal) ölüyorum! (Neron‘un intihar etmeden önceki son sözleri)
Qualis pater, talis filius
Böyle babanın böyle oğlu
Qui audet vincit
Cesaret eden kazanır.
Qui bene amat, bene castigat
Seven döver. (Tartışmalı konu: eğitimde ceza gerekli midir?)
Qui dormit non peccat
Uyuyan günah da işlemez.
Qui nescit dissimulare, nescit regnare
(Gerçekleri) Saklamayı bilmeyen yönetmeyi bilemez.
Qui non proficit, deficit
İleri gitmeyen geri kalır.
Qui rogat, non errat
Soru sormak hata değildir.
Qui scribit, bis legit
Yazan iki kere okumuş sayılır.
Qui tacet, consentire videtur
Sessiz kalan onaylıyor demektir.
Qui timide rogat docet negare
Çekinerek isteyen reddi çabuklaştırır.
Quia pulvis es et in pulverem reverteris
Çünkü sen tozsun ve toza geri döneceksin.
Quid me nutrit, me destruit
Beni besleyen şey aynı zamanda beni yok ediyor
Quid pro quo
Bir şey için bir şey (Sen benim için yaparsan ben de senin için yaparım)
Quidquid agis, prudenter agas, et respice finem !
Ne yaparsan yap, ihtiyatla yap ve sonunu gözden kaybetmeden.
Quidquid discis, tibi discis
Ne öğrenirsen kendin içindir.
Quidquid latine dictum sit, altum viditur
Latince söylenen kulağa derin gelir.
Quis custodiet ipsos custodes?
Koruyuculardan kim koruyacak? (Juvénal)
Quo fata ferunt
Kader nereye götürürse
Quo vadis?
Nereye gidiyorsun
Quod erat demonstrandum (Q.E.D.)
Tanıtlanması gereken de bu idi (Tanıtlamanın sonunda kullanılır)
Quod licet Iovis, non licet bovis
Jüpiter’e serbest olanın öküze de serbest olması gerekmez.
Quod medicina aliis, aliis est acre venenum
Bazılarının ilacı kimileri için zehirdir.
Quod nocet, saepe docet
Zarar veren şey genelde öğretir de.
Quosque tandem abutere, Catilina, pacienza nostra Ne zamana kadar sabrımızı suistimal edeceksin Catalina? (Marcus Tullius Cicero)
Quot capita, tot sententiæ
Var olan insan kadar farklı fikir vardır.
R,
Reddite ergo quæ Cæsaris sunt Cæsari et quæ Dei sunt Deo
Sezar’a Sezar’ın olanı, Tanrı’ya Tanrı’nın olanı verin. (Yuhanna İncili, İsa‘nın sözü)
Radix malorum est cupiditas
Açgözlülük bütün kötülüklerin anasıdır.
Sonra Sezar’ın hakkı Sezar için Sezar’ın olan şeyleri, işlemek Sezar’ın hakkı Sezar’a.
Reductio ad absurdum
Olmayana ergi (mantıkta bir metod)
Rem acu tetigisti
Üzerine parmağınızı koydunuz (Tam üstüna bastınız, doğru tahmin anlamında)
Repetitio est mater studiorum
Tekrar öğrenmenin anasıdır.
Requiescat in pace (R.I.P.)
Barış (nur) içinde yatsın.
Res ipsa loquitur
Halin icabından anlaşılabileceği gibi (Hukuk terimi: yani bir şey söylemeye gerek yok, olay kendi kendini anlatacak kadar açık)
Rigor mortis
Ölüm katılığı (Bütün dillerde adlî tıpta halen kullanılan bir terim)
Roma die uno non aedificata est
Roma bir günde kurulmadı
S
Sæpe morborum gravium exitus incerti sunt
Çoğu zaman ağır hastalıkların sonucu belirsiz olur.
Salus ægroti suprema lex
Hastanın iyiliği en üstün yasadır.
Sapiens dominabitur astris
Bilge kişi yıldızlara hükmeder.
Sapientia est potentia
Bilgelik güçtür.
Scio me nihil scire
Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.(Socrates)
Semper fidelis
Her zaman sadık (ABD Deniz Birlikleri dövizi) – çoğu zaman semper fi olarak kısaltılır
Senatus Populusque Romanus (S.P.Q.R.)
Senato ve Roma Halkı
Sine qua non
Olmazsa olmaz
Si tacuisses, philosophus mansisses
Eğer sessiz kalmış olsaydın, bir filozof olarak kalabilirdin.
Si vales, valeo
Sen iyiysen ben de iyiyim.
Si vis amari, ama
Sevilmek istiyorsan önce sev.
Si vis pacem, para bellum
Eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan.
Si vis pacem, para iustitiam
Eğer barış istiyorsan adalet hazırla (üsttekine gönderme)
Sic
Yani, böylece (basımda kullanıldığında dizgi hatası ya da yanlışlık olmadığını belirtir.)
Sic ad nauseam
Bıkana kadar böyle.
Sic et non
Böyle veya değil (evet ya da hayır)
Sic parvis magna
Büyük olaylar, küçük başlangıçlardan doğar.
Sic transit gloria mundi
İşte dünyanın ihtişamı böyle geçiyor. (yeni Papa ilan etme törenlerinde söylenir)
Silent leges inter arma
Savaş olduğunda kanunlar susar.
Similia similibus curantur
Benzer benzerini iyileştirir.
Sine die
Belli bir tarih belirtmeksizin.
Sine labore non erit panis in ore
Çalışmadan ağzında ekmek olmaz.
Sine scientia ars nihil est
Bilgi olmadan sanat bir hiçtir.
Si vis amari, ama
Sevilmek istiyorsan sev.
Solem lucerna non ostenderent
Güneş fenerle gösterilmez (bariz olaylar için)
Soli sol soli
Yeryüzünün tek güneşine (Louis XIV-Güneş Kral-‘a ithafen)
Sotto voce
Alçak sesle
Spes salutis
Kurtuluş umudu
Spoliatis arma supersunt
Yağmalananın kalan tek şeyi silahlarıdır.
Status quo
Daha önce içinde bulunulan durum
Status quo ante bellum
Savaştan önce içinde bulunulan durum
Sui generis
Kendine özgü
Summum ius summa injuria.
Ne kadar çok kanun,o kadar az adalet (Cicero)
Summum jus, summa injuria
Aşırı doğruluk, aşırı haksızlık getirir.
Summum jus, summa injuria
Hukukun zirvesi, haksızlığın zirvesidir. (Kurallar çok katı uygulandığında söylenir)
Sursum corda!
Kalpler yukarı! (cesaretlendirme amacıyla söylenir)
Sutor, ne supra crepidam
Ayakkabıcı, ayakkabının daha yukarısı değil! (Bilmediğimiz şeyler hakkında konuşmamalıyız anlamında. Apelle (Yunan ressam) çizmekte olduğu ayakkabı hakkında bir ayakkabıcıya danışır. Ayakkabıcı resmin geri kalanı hakkında da yorum yapmaya başlayınca Apelle onu nazikçe sınırları aşmaması için uyarır)
Her zaman sadık (ABD Deniz Birlikleri dövizi) – çoğu zaman semper fi olarak kısaltılır
Senatus Populusque Romanus (S.P.Q.R.)
Senato ve Roma Halkı
Sine qua non
Olmazsa olmaz
Si tacuisses, philosophus mansisses
Eğer sessiz kalmış olsaydın, bir filozof olarak kalabilirdin.
Si vales, valeo
Sen iyiysen ben de iyiyim.
Si vis amari, ama
Sevilmek istiyorsan önce sev.
Si vis pacem, para bellum
Eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan.
Si vis pacem, para iustitiam
Eğer barış istiyorsan adalet hazırla (üsttekine gönderme)
Sic
Yani, böylece (basımda kullanıldığında dizgi hatası ya da yanlışlık olmadığını belirtir.)
Sic ad nauseam
Bıkana kadar böyle.
Sic transit gloria mundi
İşte dünyanın ihtişamı böyle geçiyor. (yeni Papa ilan etme törenlerinde söylenir)
Silent leges inter arma
Savaş olduğunda kanunlar susar.
Similia similibus curantur
Benzer benzerini iyileştirir.
Sine die
Belli bir tarih belirtmeksizin.
Sine labore non erit panis in ore
Çalışmadan ağzında ekmek olmaz.
Sine scientia ars nihil est
Bilgi olmadan sanat bir hiçtir.
Si vis amari, ama
Sevilmek istiyorsan sev.
Solem lucerna non ostenderent
Güneş fenerle gösterilmez (bariz olaylar için)
Soli sol soli
Yeryüzünün tek güneşine (Louis XIV-Güneş Kral-‘a ithafen)
Sotto voce
Alçak sesle
Spes salutis
Kurtuluş umudu
Spoliatis arma supersunt
Yağmalananın kalan tek şeyi silahlarıdır.
Statu quo
Daha önce içinde bulunulan durum
Statu quo ante bellum
Savaştan önce içinde bulunulan durum
Sui generis
Kendine özgü
Summum ius summa inuria.
Ne kadar çok kanun,o kadar az adalet (Cicero)
Summum jus, summa injuria
Hukukun zirvesi, haksızlığın zirvesidir. (Kurallar çok katı uygulandığında söylenir)
Suum cuique
Herkes hak ettiğini bulur.
T
Tarde venientibus ossa
Geç kalanlara, kemikler. (Yemeğe geç kalanlar için söylenir.)
Tempora mutantur et nos mutamur in illis
Zaman hareket ediyor, biz de onunla birlikte değişiyoruz.
Tempori servire
Şartlara uyum sağlamak
Tempus fugit, aeternitas manet
Zaman uçar,sonsuzluk kalır.
Testis unus, testis nullus
Tek şahit, hiç şahit (tek şahit bir olayı kanıtlamak için yeterli olmaz anlamında)
Timendi causa est nescire
Korkunun sebebi cehalettir. (Seneca)
Timeo Danaos et dona ferentes
Yunanlar’dan korkuyorum, özellikle hediye getirdikleri zaman. (Virgile’in kitabından alıntı. Şehirdekilerin Truva Atı’nı şehre sokmak istemesi üzerine Laocoon tarafından söylenmiştir. İçten pazarlıklı birinin size belirgin bir sevgiyle yaklaşması durumunda söylenir.)
Timeo hominem unius libri
Tek kitabı olan insandan korkarım.
Tres faciunt collegium
Topluluk için üç kişi gerekir
Tu quoque
“Sen de”, “Sen dahil” . Bir suçlama suçlama karşısında, suçlama getiren kişiye karşı ileri sürülen ve safsata içeren savunma biçimidir. Ad Hominem’in başka bir versiyonudur. Suçlama getiren kişinin de aynı suçu işlediği iddia edilmekte, suçlama konusu önemsizleştirilmektedir.
Tu quoque mi fili
Sen de mi oğlum? (Shakespeare‘den alıntı, Jül Sezar‘ın Decimus Junius Brutus‘ten yediği darbe ile düşmesi sırasında söylediği düşünülür)
Tu secanda marmora. Locas sub ipsum funus, et sepulchri. Immemor, struis domos
Ölüm karşına gelmiş. Sen mezarını düşünecek yerde mermer yontturup evler yaptırmaktasın. (Horatius)
U
Ubi bene, ibi patria
Neresi güzelse, orası vatandır.
Ubi concordia, ibi victoria
Nerde dirlik varsa orda zafer vardır.
Ubi fumus, ibi ignis
Duman varsa ateş de vardır. (Ateş olmayan yerden duman çıkmaz)
Ubi tu Gaius, ibi ego Gaia
Sen nerde olursan, Gaius, ben de Gaia, orada olacağım. (Romalıların evlilik sırasındaki ettiği bağlılık yemini)
Ultima cave
Sonuncuya hazırlıklı ol (Saatten bahsediyor. Güneş saatleri üzerine yazılan geleneksel yazı)
Ultima ratio regum
Kralların son çaresi (Cardinal de Richelieu tarafından silahların üzerine yazdırılmıştır)
Ultra posse nemo obligatur
Kimse yapabileceğinin ötesinde zorlanamaz.
Ulula cum lupis, cum quibus esse cupis
Kurtlarla dolaşan ulumayı öğrenir.
Unum castigabis, centum emendabis
Bir hatanın önüne geçmek yüz tanesini engellemektir.
Urbi et orbi
Şehir (Roma) için ve dünya için
Usus magister est optimus
Tecrübe (ya da pratik) en iyi öğretmendir. (Yani teorik olarak öğrenilen bir ders alıştırmalarla desteklenmelidir.)
Ut ameris, amabilis esto
Sevilmek için sevecen ol.
Ut sis nocte levis, sit cena brevis
Eğer iyi bir gece geçirmek istiyorsan, akşam yemeğini kısa tut.
Ut supra
Yukarıdaki gibi
Uti, non abuti
Kullan ama suistimal etme
V
Vade mecum
Rehber kitapçık, el kitabı (Günümüzde “ilaç rehberi” anlamında kullanılıyor)
Veritatem dies aperit
Zaman gerçeği açığa çıkarır.
Vi Veri Veniversum Vivus Vici – Gerçeğin gücü evreni fethettirir.
Vice versa
Karşılıklı olarak
Vide supra
Daha yukarsını gör.
Video meliora proboque deteriora sequor
İyi yolu görüyor ve takdir ediyorum, ancak kötü yolu seçiyorum. (Ovidius, Dönüşümler ; Médée’ye verilen söz)
Vinum aqua miscere
Şarabına su katmak
Vir prudens non contra ventum mingit
Akıllı adam rüzgara karşı işemez.
Vir sapit qui pauca loquitur
Geçek bilge az konuşandır.
Virtus post nummosErdemden önce para Visita Interiora Tellus Rectifacando Inveniens Occultam Lapidem. (VITRIOL)
Dünyanın merkezini ziyaret et, orada gizli taşı bulacaksın (her insanın hakikati kendi içinde bulacağını anlatır)
Volens nolens
İsteniyor mu istenmiyor mu Vox clamans in desertoÇölde haykıran bir ses (Jean le Baptiste tarafından “Kimsin?” sorusuna cevaben söylenmiştir)
Vox populi vox dei
Halkın sesi tanrının sesidir.
V.S.L.M
«Votum Solvit Libens Merito »nun kısaltılmışı. Adağını yerine getirdi, isteyerek, ve olması gerektiği gibi.
Vulgum pecus
Ortalama/bayağı insanlar
Vulnerant omnes, ultima necat
Her geçen dakika yaralar, sonuncusu öldürür. (Saatten bahsediyor. Güneş saatleri üzerine yazılan geleneksel yazı)
Vulpes pilum mutat, non mores
Tilkinin derisi değişir huyu değişmez
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] HDP Onursal Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Anayasa Mahkemesinde partinin kapatılması ve kendisinin de aralarında olduğu 451 kişinin 5 yıl boyunca siyasi partilerde etkinlik göstermekten yasaklanması istemiyle açtığı davada yaptığı yazılı savunmadır. [/box]
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na
ANKARA / 19 Ocak 2022
Partimiz, Halkların Demokratik Partisinin (HDP) kapatılması talebiyle açılmış bu davada Anayasa Mahkemesi karşısında söz almam, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Anayasal düzene karşı işlenmiş herhangi bir “suç”un faili olduğuma dair hukuksal değeri ve dayanağı olan bir iddia ortaya koymuş olmasından değil. Ortada bir suç yok. HDP’nin bir kapatılma, benim de yasaklanma tartışmasının konusu olmamız için elle tutulur hiçbir gerekçe yok. Vekilimin ve partimiz vekillerinin ön savunmalarında mükemmel bir biçimde ortaya koymuş oldukları gibi bu davayı Anayasa Mahkemesi önüne getiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesi esasen hukuk karşısında yok hükmündedir. Bu iddianamenin mahkeme önüne ilk getirildiğinde iadesine temel teşkil eden gerekçeler, bugün iddianame kabul edildikten sonra da yerli yerinde duruyor. Elbette, iddianame değişmeden kaldığı halde mahkemenin kararının değişmesinin doğurduğu vahim çelişki, “adil yargılama” bağlamında Anayasa Mahkemesi üzerine kocaman bir soru işaretinin gölgesini düşürüyor. Ama, bir an için, sonraki iddianamenin “kabul edilebilirlik” kriterlerini karşıladığı düşünülse bile, içeriği, dayandığı ve dayanmadığı kanıtlar bakımından kanun önünde hiçbir değer taşımayan bir boş dosya torbasından ibaret olduğu davanın ileriki aşamalarında vekillerimiz tarafından ortaya konulacaktır. Bu aşamada, Anayasa Mahkemesi’nce Berlin, Almanya adresime yapılan tebligat üzerine ön savunmamı bana tanınan süre içinde sunuyorum.
Yukarıda değerlendirdiğim bağlamda “iddianame” esasen bir masumiyet belgesi de sayılabilir: İddianamede “yapıldı”, “edildi”, “söylendi” denerek sıralanan edimlerin bir tekinin bile hakikaten gerçekleşmiş olduğuna dair Savcılığın ileri sürebileceği, kesin, mahkemelerce aksi iddia edilemeyecek biçimde hükme bağlanmış bir tek yargı kararına gönderme yapılmıyor. Çünkü böyle bir karar yok. Anayasa Mahkemesi önündeki bu iddianame, halen sürmekte olan, büyük bölümü TBMM çoğunluğunun 20 Mayıs 2016’da kendisine karşı gerçekleştirdiği darbeyle Anayasa’ya ve genel olarak hukuka aykırı bir Anayasa değişikliği sonucunda dokunulmazlıklarımızın kaldırılması sırasında rejim görevlilerince icat edilmiş fezlekelerden Adalet Bakanlığı talimatıyla türetilmiş iddianamelerin bir “torba iddianame” halinde mahkeme önüne yığılmasından ibarettir. Anayasa Mahkemesinin ilk iddianameyi ret gerekçesi de esasen bu çırılçıplak usulsüzlük ve kanunsuzlukla ilgiliydi. “Suçlama” ve “fail” arasında hiçbir illiyet kurmaksızın 6 milyonu aşkın seçmen ve o seçmenlerin çevresiyle birlikte düşünüldüğünde en az 18 milyon insanla gönül bağı kurmuş Türkiye’nin üçüncü büyük partisini kapatmak, yönetici ve milletvekillerini bu arada şahsen beni, yurttaşlık haklarını kullanmaktan menetmeyi tartışmaya başlamak için bile bu sözüm ona iddianameden fazlası gerekir. Yargısal usullerden tamamen bağışık bir biçimde imal edilmiş olmakla birlikte -ve o nedenle de esasen süregiden yargılamalar sonunda, beraatle sonuçlanmaları ve çöpe gitmeleri pekâlâ mümkün ve muhtemel davalara atıfta bulunan- bu “torba iddianame” bir adil yargılama sonunda beni hiçbir şeyden yasaklayamaz. Engizisyon çağında değiliz, kimseye masumiyetimi ispatla yükümlü değilim. Onus probandi! ispat yükümlülüğü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınındır. Ancak, şu anda görebildiğimiz, kendisinin suç imaline suç ispatından daha büyük bir ilgi duyduğudur. Bu bağlamda vekilimin ve partimiz hukukçularının sundukları kişisel olarak benimle ve genel olarak partimizle ilgili ön savunmalarla tamamen mutabıkım, bu savunmalarda dile getirilmiş konuları ayrıca tekrara gerek görmüyorum.
Bu davanın Anayasa Mahkemesi önüne gelmeden çok önce örülmeye başlandığını ve nasıl biterse bitsin süreci ve sonuçlarıyla birlikte bu davanın mahkemenin dört duvarı arasında kalmayacağını elbette biliyorum. 11 yaşımdan bu yana dört askeri darbe, sayısını hatırlamadığım kadar sıkıyönetim ve olağanüstü hal, bir yarı-iç savaş süreci ve ve bu yargılamanın arka planını da oluşturan süreğen bir halk isyanının içinde yaşadım yaşamaya devam ediyorum, ediyoruz. Bunların bir bölümü yaşamımın kıyısından geçti gitti, bir bölümünün dolaysız acılarını, yıkımlarını, yoksunluk ve azabının izlerini tenimde ve ruhumda taşımaya devam ediyorum. Nice anlı şanlı yargıçların tiranların gücüne yaslanarak “adalet” adına nasıl canlar aldıklarını, nice savcıların siyasi güç sahiplerinin omuzlarına basarak yeri göğü titrettiklerini; nice “liderler”in kendilerini görülmekte olan siyasi davaların savcısı, nicelerinin “sanıklar”ın avukatı ilan ettikleri, hepsinin hep birlikte nice haraminin, tufeylinin, hırsızın ve katilin suçlarını nasıl ört bas ettiklerini ve lakin an gelip de ayaklarını bastıkları toprak kayıp giderken o bir amanlar mangalda kül bırakmayan kudret sahiplerinin, nasıl birer karikatüre dönüştüklerini gördüm. Nice değişmez, değiştirilemez, değişmesi akla bile gelemez denilen kudret beratının birer kâğıt parçasına dönüştüğünü de, hiç olamaz denilen özgürlük devirlerini teminat altına alan ama kuvvet karşısında ötekiler kadar dayanıksız metinlerin aynı toplumun başka bir köşesinden çıkagelip, memleketi bir çağdan başka bir çağa taşıdığına bazen hayretle baktım, bazen o değişimin bir parçası olma şansına eriştim, o havayı soludum. Demek istediğim, işte o nedenle, bu dava da burada kalmaz, gerçekte her gün her saniye sürekli hareket, itiş kakış, gel git içinde değişen, dalgalanan saflar arasında yeniden ve yeniden görülür. Bu mahkemenin kararı sonuçta ne olursa olsun toplumun hükmünün esasen çatışan güçlerin bileşkesi istikametinde oluşacağını biliyoruz. Kişisel ve ortaklaşa savunmalarımızın, o bileşkeye, yaslandığımız toplumsal hareketten aldığı kuvvetle yön vermesi olasılığı yargıyı baskı altında tutma, yargıçları korkutma kastıyla Anayasa Mahkemesi üzerinden galiz saldırılarını eksik etmeyen gericiliğin dayandığı dinamiklerinkinden hiç de daha az değildir. Bu dava Anayasa Mahkemesi önünde görülmeye başlamış olsa da mutlaka, eninde sonunda yurttaşların birbirleriyle temasa geldikleri yerde, kamusal alanda, sokakta sonuçlanacaktır. Kazanacağımızdan kuşkum yok.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, partimize karşı açtığı kapatma davası ilk bakışta mahkemeniz önünde yürütülmekte olan bir hukuksal işlem gibi görünmekle birlikte, özü ve esası itibariyle iktidardaki AKP-MHP-Ergenekon blokunun egemenliğini pekiştirme hamlesinin önünü kesen bir meşru muhalefet hareketini gayri meşru yollardan ve bir an önce bertaraf etme hedefiyle tertiplenmiş bir siyasal saldırıdır. HDP’yi siyasal alanın dışına atma hevesiyle derdest edilen bu dava, Türkiye’de faşizmin kurumsallaşması sürecinin en kritik siyasal müdahalelerinden biridir ve sonuçları toplumun ve ülkenin geleceği açısından yaşamsal olacaktır. Bu davada mesele “suçu” ve “suçlu”yu tespit ve gereğinin yerine getirilmesi için Anayasa Mahkemesi Yargısı’na müracaat etmek değildir; mesele, iktidarın siyasal karşıtlarını, “zorun da karıştığı yöntemlerle” bertaraf etmeye ve bu maksatla devletin zor aygıtlarını siyasal rakipleri ve muhalifleri üzerine sevk etmesi meselesidir. Bu dava, devletin zor kullanma tekelini meşruiyet zırhına büründüren yargı aygıtının en yüksek kurumunun araçsallaştırılması ve HDP’nin gayri meşru usullerle cari siyaset alanı dışına atılması maksadıyla Anayasa Mahkemesi önüne getirilmiştir. Bir siyasal tertiptir.
Bu tertibin en inkâr edilemez kanıtı, Anayasa Mahkemesi’ni kurmaca kanıtlar ve belgelerle kuşatarak yönlendirmek üzere girişilmiş en büyük iktidar prodüksiyonu olan düzmece “6-7-8 Ekim Kobanê davası” dosyaları arasından çıka geldi. Soruşturma savcısının dava dosyasında unuttuğu Ankara TEM Şube Başkanlığı antetli bir kağıt üzerinde savcılığa şu talimat verilmişti: “6-7-8 ekim olaylarının başlamasında açıkça tahrik oluşturacak şekilde HDP MYK’sı tarafından ekte belirtildiği şekilde açıklama yapıldığı […] yapılan tahrik sonucu gerçekleşen olayların vahim nitelikte olduğu, bu nedenle HDP’nin 6-7-8 Ekim olaylarında şiddetin odak merkezinde bulunduğunun kabul edileceği, anayasanın 69. Maddesinde ise bu hususun kapatma nedeni olarak gösterildiği hukuki olarak değerlendirilmiştir. İsimleri geçen şüpheliler hakkında TCK’nın 302 terör nedeniyle cinayet, cinayete teşebbüs, yaralama, mala zarar verme, yağma suçlarından iddianame düzenlenmesi halinde anayasal mevzuatımıza göre parti kapatma sonucunun da ortaya çıkacağı hukuken değerlendirilmektedir.” Bugün Anayasa Mahkemesi önüne getirilmiş olan kapatma davası iddianamesinin, tam da ele geçen “TEM belgesi”ndeki talimatlara uygun olarak Anayasa ve CMK’yi alenen çiğnemekte, polisten talimat almakta beis görmeyen savcılıklar eliyle üretilmiş dosyalar üzerine bina edildiği hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu belge inkâr edilememiş, sahihliği tartışılamamıştır. Tertip apaçıktır.
Bir olasılıkla Anayasa Mahkemesi, “önündeki dosya ile bağlı” olduğu gerekçesiyle derdest kapatma davasının dayanaklarının düzen, hile, yalan ve zorbalıkla bina edildiğini, aslında elde bir hukuksal dayanak olmadığını, her şeyin bir siyasal tertipten ibaret olduğunu tartışmaktan imtina edebilir. Peki, mahkeme, bu davanın önüne getirilmesi uğruna canhıraş feryatlarla güya kamuoyu oluşturmak üzere 2021 boyunca her hafta “HDP kapatılsın” diye ortalığı birbirine katan iktidar ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin doğrudan kendisine yönelttiği hakaret ve tehditlerle iddianamenin gerisindeki düzenek arasında bir ilişki olduğunu muhakemeden de imtina edebilir mi? Mahkeme, Bahçeli’nin 2021 başlarında yaptığı yazılı açıklamayla “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 6-8 Ekim olayları ilgili iddianameyi temel alıp HDP’ye kapatma davası açabilir” derken Kobanê dava dosyasından çıkan “TEM belgesi”yle aynı telden çaldığına bakarak bir değerlendirme yapmaktan da imtina edebilir mi? Mahkeme, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP hakkında inceleme başlattığını, Bahçeli’nin “HDP’nin kapatılması acildir, hayatidir, şarttır” çağrısında bulunduğu 2 Mart 2021’de duyurmuş olmasına bir anlam yüklemekten de imtina edebilir mi? Nihayet, Bahçeli’nin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ilk iddianamesinin esasen “suç ile suçlananlar arasında illiyet kuramadığı” gerekçesiyle reddedilmesi sonrasında verdiği demeçlerle Anayasa Mahkemesi’ne yönelttiği sözel şiddetin bir Anayasal suç (Madde 138) oluşturduğundan hareketle yaptırım yoluna gitmekten de imtina edecek midir? Bahçeli’nin “bölücülüğün şakşakçısı” olarak nitelediği “Anayasa Mahkemesi’nin kendisinin de kapatılması” çağrısından sonra mahkeme esasen kucağına “iddianame” kılıfı içinde bir tertip bırakıldığı gerçeğine uyanacak mıdır? Anayasa Mahkemesi’nin kendisi HDP’yi kapatma kararı vermesi için bunca baskı altına alınmışken bu davada yargılanan HDP’lilerin de “adil yargılanma” haklarının teminatı olduğuna güvenmelerini gerçekten bekleyecek midir? “Yargıçlar kararlarıyla konuşurlar,” denir. Umalım, davada son sözünü söylerken Anayasa mahkemesinin, MHP’nin kapatılması ve Bahçeli’nin siyasetten menedilmesi konusunda da diyeceği bir sözü olsun.
“HDP’yi kapatma davası”nın bir tertip olduğunu görmeye sadece Kobanê dava dosyasındaki “TEM belgesi” bile yeter. Ancak bu tertibe neden ihtiyaç duyulduğunun doğru anlaşılması da en az tertibin varlığının tespiti kadar önemlidir. “HDP’yi kapatma davası”, hukuken partinin “terörizm”le dolaylı/dolaysız herhangi bir bağı, “terörizm” ile irtibatlandırılabilecek bir eylemsellik içinde olup olamadığıyla tamamen ilgisizdir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “torba iddianame”sinde göndermede bulunduğu, yerel mahkemelerde görülmekte olan davaların iddianameleri bile esasen “yasaklanması” istenenler lehine birer kanıt sayılabilir ancak. Bu dosyalarda HDP üye ve yöneticilerine yöneltilmiş bir tek “şiddet eylemi” isnadı yoktur. Herkes, “konuşmuş”, “söylemiş”, “açıklamış”, “yazmış”, “tartışmış”, “bildiri dağıtmış”, “silahsız yürüyüş yapmış”, “slogan atmış”tır… Kapatma davası iddianamesine yerel mahkeme iddianamelerinden taşınan bütün “kes-yapıştır” kanıtların dönüp dolaşıp sonuçta söylediği, esasen, HDP faaliyetinin “demokratik siyaset” alanının içinde süre gitmiş olduğudur. İktidarın HDP’ye duyduğu öfkenin, hareketi berhava etme hırsının gerisinde yatan, HDP’nin “terörizm”e başvurarak kamu düzenini yıkmaya, “vatanı bölme”ye yönelmiş olması değil, tam tersine oyunun kuralları içinde kalarak, topluma resmi anlatıyı çelen bir alternatif anlatı sunmayı başarmış olmasıdır. Kırk yıllık “törörö” edebiyatının HDP’nin siyaset sahnesinde görünüşüyle birlikte ıskartaya çıkarılmak zorunda kalınmasıdır. HDP’nin toplumun çoğul, çok kimlikli, çok etnikli, çok dinli, çok dilli, çatışan çıkarlara sahip sınıflardan oluşan hakiki karakterini tanıyan bir dille konuşmasının kabul görmesi, meşru kabul edilmesidir. Sonunda HDP’ye vücut verecek olan Halkların Demokratik Kongresi (HDK), 2011’den başlayarak, şiddet eksenli mücadele biçimlerine müracaat etmeksizin, demokratik ve barışçı siyaset yordamlarıyla halkın yaşadığı ve çalıştığı alanlarında inisiyatif, söz ve karar sahibi olmasının yollarını açan, meclisler temelinde kendi kendisini yönetmesine dayalı bir yeni siyaset tarzı ortaya çıkardı. Osmanlı Devleti’nden müdevver, kadim, iki kutuplu geleneksel siyaset alanını bir uçtan ötekine yaran üçüncü bir kutup oluşturdu. Kürtlerin demokratik özerklik talebiyle, Türklerin demokratik cumhuriyet talebi arasında bir köprü kurdu. Silahlı çatışmadan değil, tam tersine, “çözüm ve müzakere” sürecinden beslendi. Kürt halkının ve Kürt siyasetinin “barış” iradesinin rüzgarını arkasına alarak Türkiye’nin batısında Kürtlerin hak ve taleplerinin tercümanı oldu. HDP işte bu zemin üzerinde doğdu, yükseldi. HDP siyasetinin toplumsal onay kazanması, kendisini kabul ettirmesi etkinliklerinin şiddete dayanmasından değil, dayanmamasındandı. HDP “suç” işlemedi, yaptıklarının bugün suç sayılması, toplumsal olanı politikaya tercüme ederek kurulu düzenin ötesine bakması ama tamamen meşru bir yönelişle, iktidarın muhafazakâr ve adaletsiz toplum modelinin karşısına yenilikçi ve özgürlükçü bir ülke ve toplum tasavvuru üzerinde yükselen elle tutulur, samimi ve sahici bir siyaset ortaya koymasındandı. İktidar sahipleri, gizli gündemlerini cemaatlerin kuytuluklarında pişirir, kamusal alanda takiyyeyle sureti haktan görünürken HDP pervasızca açık siyasetin doğru yolundan yürüdü. Toplum bu siyaseti benimsedi, ödüllendirdi. “HDP kapatılsın” diyenlere arkasını döner, baraj altına gömerken HDP’yi ilk sınavı olan Haziran 2015 genel seçimlerinde omuzlarının üzerine alarak on yıllardır altına ittirildiği seçim barajının üzerinden aşırdı ve ona siyasal toplumun baş köşesinde bir yer sundu. Toplum “çözüm ve müzakere” sürecine destek verdi ve HDP’nin önünü özellikle bu süreçteki rolü dolayısıyla açtı. Bu mecrada kurulu düzenin hiç hesap etmediği ama HDP’nin varlık nedeni olan bir üçüncü kutup, bir üçüncü sosyo-politik eksen oluştu. Bu eksen Kürtlere, bu memleketin öz sahibi olma yetkisiyle Türkler’in yanı sıra açık kimlikleriyle fiili ve meşru bir hak mücadelesine girişmelerinin ve kendi kendilerini yönetmenin yolunu açtı. Kürt halkı hükümetin bütün Kürt oylarının kendisine akacağı zehabıyla kalkıştığı barış sürecine kendi geleceği için çok büyük bir manevi yatırım yaptı. Bütün ümitlerini, hayallerini, gelecek planlarını en az bir kuşak boyunca bir daha silahlı çatışmaya dönülmeyeceği varsayımı üzerine kurdu. 2011-2015 arasında Diyarbakır, Van, Mardin başta olmak üzere bütün kentlere yeni birer kent eklendi. Bütün Kürt kentleri büyüdü, insanlar yastık altındaki servetlerini ortaya döktüler, ev aldılar, ev sattılar. Özel okullar açıldı, dünyanın neresinde ne varsa Kürt kentleri kendilerinde de ondan olsun istediler. Oğulları ve kızları için başka bir gelecek hayali kurdular. Gençler çatışmalarda hayatlarını kaybedip doğdukları kentlere tabutlar içinde dönmediler. Kentin varlıklı kesimleri artık doğdukları topraklara yatırım yapmaya; önceki çatışma dönemlerinde göçmüş olan Asuriler, Süryaniler köylerine kentlerine geri dönmeye başladılar ve elbette siyasal temsilcileri olarak yüzlerini iktidar partisine değil HDP’ye döndüler, ne zaman oyları sorulsa kendi partilerine verdiler… Bu muazzam maddi ve manevi dönüşüm, bunların hepsi, silahlı çatışmaların askıya alındığı 2011-15 -özellikle 2013-15- döneminde oldu, Türkiye dört yılda, 4 bin fersah yol aldı. Bu anlamda, Türkiye’nin modern tarihini, bir bakıma “çözüm ve müzakere sürecinden önce” ve “çözüm ve müzakere sürecinden sonra”, ya da “HDP’den önce” ve “HDP’den sonra” olarak da dönemselleştirmek pekâlâ mümkün.
Ne var ki, insanlık için, ülke için, toplum için bir yeniden doğuş, bir yenilenme çığırı olan bu dönemde toplum elverişli toplumsal ve iktisadi gelişmelerin de katkısıyla hummalı bir biçimde bu hızlı gelişime denk düşecek yeni bir siyasal düzen arayışına girişirken, kurulu düzen gidişattan, düzenin bozulduğu, dile, dine ve etnisiteye dayalı “Türklüğün” tehdit altında olduğu sonucunu çıkardı. Bugünkü iktidar bloku 7 Haziran 2015 gecesi, HDP’nin barajı yıkarak Türkiye’nin üçüncü gücü olarak sahneye çıktığı, tek parti hakimiyetine son verdiği, Erdoğan’ın artık Devlet Bahçeli olmaksızın ayakta duramayacağının tam olarak idrak edildiği an kuruldu. Irkçılık ve siyasal İslam, Türkiye’nin ufkunda beliren “yeni yaşam”a savaş ilan etti. Bu savaşın esasen daha 2014’te planlanmaya başladığı 2017-18’de medyaya sızan “çöktürme harekât planı” belgeleriyle doğrulandı. Bu belgelerde HDP ima edilerek, şöyle deniyordu: “Bundan sonra asla iç tehdit olmayacak. Legal alanda örgütlenmesinin verdiği avantajlar, anayasanın kendilerine verdiği Anayasal hakları ve koruma zırhı terör destekçisi partiyi, dağdakilerden daha avantajlı duruma getirmiştir. Devletimizin ve milletimizin birlik ve bütünlüğüne kasteden bu hain grup, devlet olanaklarını da devletimize karşı kullanarak her türlü hokkabazlığı yaparak ülke bütünlüğümüzü tehdit derecesine varmışlardır.” Açıkça görüleceği gibi, devletin güvenlik aygıtı açık, demokratik siyaset yaptığı, şiddetle iştigal etmediği ve bu siyaseti toplum tarafından ödüllendirildiği için hem HDP’yi hem toplumu cezalandırmaya hazırlanıyordu. HDP’nin iktidar blokunun hedefi haline gelişinin ve bu davanın Anayasa Mahkemesi önüne taşınmasının gerçek nedeni, HDP’nin tek parti istibdadına karşı TBMM’deki biricik meşru ve koşulsuz direniş odağı olması, geçmişe, savaşa, sömürgeciliğe, istibdada, otoriterliğe, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe ve faşizme dönüş önündeki en esaslı sosyo-politik engel olmasıdır. HDP, açık, aktif ve meşru bir sosyo-politik güç olarak var oldukça ne dinin ne etnistenin başat olduğu bir restorasyon için çoğunluğun rızasının üretilemeyeceğinin, HDP çöktürülmedikçe Türkiye’nin çöktürülemeyeceğinin iktidar sahiplerince idrak edilmesidir.
“HDP’yi kapatma davası” bugün Anayasa Mahkemesi önüne, iktidar blokunca bir yandan HDP’yi 2023 seçimleri öncesinde demokratik siyasette bir politik seçenek olmaktan çıkarırken, Anayasa Mahkemesini de faşizmin politik aparatı olarak yeniden tasarlamayı, mümkünse ondan tamamen kurtulmayı hedefleyen bir politik operasyonun parçası olarak getirilmiştir. Bu operasyonun başarıya ulaşması, beş yıldır süre giden ve toplumun kararlıkla geri püskürttüğü faşizme tırmanışın zirveye ulaşması demektir. HDP’nin kapatılması, Türkiye’nin “kapatılması”, 100 yıldır süre giden demokrasi ve eşitlik mücadelemizin toplumsal ve politik kazanımları arasında tamamen budanamamış olanların da Türkiye toprağından kazınması demektir. HDP’nin kapatılmasının sonuçları, oluşacak politik vakum dolayısıyla başka bir zamanda kapatılan herhangi bir partinin yokluğunun sonuçlarından farklı olacaktır.
Bütün bu nedenlerle, Anayasa Mahkemesi önündeki bu davanın nasıl sonuçlanacağı yalnızca HDP’nin meselesi değildir ve HDP de yalnızca HDP’den ibaret değildir. HDP Türkiye’nin modern tarihinde, sosyalizm ve devrimciliğin uzak görüşlülüğünün Kürt halkının kararlılık ve mücadele azmi ve işçi sınıfının organik aydınlarının yaratıcılık ve zekâsıyla, kadınların özgürlük kavgasıyla, ihmal edilen, dışlanan ve horlanan toplulukların onur isyanıyla birleşmesinden doğmuş istisnai bir politik deneyimdir. HDP, Türklerin ve Kürtlerin toplumsal muhalefet güçlerinin, Türkiye’nin bütün ezilenlerinin itirazlarıyla buluşarak oluşturdukları, uluslararası müktesebatta da bir benzeri olmayan, özgün -ve başarılı- bir siyasal örgütlenme deneyimidir. HDP Türkiye’nin insanlık tarihine sunabileceği uluslararası önem ve değere sahip pek az özgün siyasal katkıdan biridir. HDP doğuncaya kadar, dünyada ve Türkiye’de hiçbir politik hareket ezilen milletin özgürlük mücadelesiyle, toplumsal kurtuluş dinamiklerini, kadınların kurtuluşu davasıyla, işçilerin sınıf mücadelesini, mütedeyyin Müslümanlarla, LGBTİ aktivistlerini, bağımsız sendikal hareketlerle, Alevilerin özgürlük kavgasını, hiçbirinin özgün renk ve karakterini ötekine feda etmeksizin bu kuvvet ve süreklilikte bir araya getirebilmiş değildi. HDP’nin içinden doğduğu HDK’de bir araya gelen çokluk ve çoğulluğu hiçbir “terörist” örgüt 10 yıldır aralıksız süre giden resmi ve gayri resmi şiddet altında bir arada mücadele alanında tutmayı başaramazdı. HDP’nin bunca şiddete karşın, varlığını yalnızca korumakla kalmayıp durmaksızın geliştirmeyi sürdürüyor olması, prestijinin uluslararası siyaset alanında sürekli yükselmesi, Türkiye’nin ve dünyanın demokratik siyasal deneyim dağarcığının en iyi örneklerini içerme ve toplumun köklerinde yaşar kalan komünal asabiyeyle örtüştürme yeteneğine ve bu yeteneği hiç durmaksızın besleyen özgürlükçülüğü kurumsal ortak paydası kılan özgün politik-teorik tasarımıyla doğrudan bağlıdır. Sırf bunca, dışlama, yaftalama, nefret söylemine maruz bırakılma, yargı ve polis şiddeti ve tek yanlı devlet ve medya linci altında geçen bunca yıldan sonra gençlik, aydınlar ve kadınlar için bir çekim merkezi olmayı sürdüre gelmesi, HDP’nin damarlarında dolaşan kurucu enerjinin ve ahlakî üstünlüğün en inandırıcı kanıtıdır. Bütün öteki politik ve toplumsal erdemleri yanı sıra sahip olduğu total kültürel ve manevi değerler manzumesiyle de HDP daha özgür, daha eşit ve daha müreffeh bir toplum yaratma hedefi kadar, daha ahlaklı ve daha şefkatli bir toplumun tohumu olma kapasitesiyle de, kapatılmak şurada dursun gözbebeğimiz gibi korumamız gereken bir müşterek değerdir.
Yaşadığım nispeten uzunca hayatın ima ettiği, kimi zaman kıl payı atlatılabilmiş risklere karşın sağ ve salim olarak partimizin programında ifadesini bulan “sınıfsız ve sömürüsüz” bir dünya mücadelesinde yer almayı hala sürdürebildiğim için bahtiyarım. Devrimci hareketimiz, siyasal mücadelemin daha en başında beni DEV-GENÇ genel başkanlığına seçerek taçlandırmıştı, 40 yıl sonra halklarımızın devrimci ve demokratik güçlerinin ortaklaştığı Halkların Demokratik Partisi kongresince sevgili Sebahat Tuncel ile birlikte partimizin siyasal alana çıkışına HDP Eş Genel Başkanları olarak yol göstermekle görevlendirilişimiz ve görevi devrettiğimiz Kongre’de HDP “Onursal Genel Başkanı” olarak taçlandırılmamla da elbette gurur duyuyorum. Bu görev ve sıfatların külfetleriyle beraber gelmesinin siyasal mücadelenin doğası gereği olduğunu elbette biliyorum. Bu konumları ve bu sıfatları taşımanın bedeli neyse elbette ödenecektir ve üstelik bu bedeller bu mücadelede hayatlarını vermiş olanların ödedikleri yanında hiçbir şeydir. Bununla birlikte, HDP’nin kapatılmasından doğacak sonuçların kişisel boyutları, asıl büyük toplumsal ve politik boyutlar yanında önemsiz bir meseledir. Sözünü etmeye bile değmez. Yukarıda da açıkladığım gibi bu davanın merkezi sorunu, hangi görevde olursa olsun olsun HDP’de sorumluluk yüklenmiş kadın ve erkeklerin sonraki yaşamlarında maruz kalabilecekleri hak kısıtlamaları değildir. Mesele, partimizi var eden, maddi ve manevi katkılarıyla dev politik güçlerle boy ölçüşebilmeye muktedi bir politik hareket inşa eden milyonlarca taraftarımız, üyemiz ve gönüllümüzün özgürce seçme ve seçilme hakkının, siyaseten cezalandırılma telaşına kapılmış müflis ırkçı ve mezhepçiler iktidarı bir dönem daha Türkiye’ye musallat olabilsin diye gasp edilmesi meselesidir. Mesele, HDP’nin bu gayri meşru usullerle bertaraf edilerek faşizmin önünün açılması meselesidir. Buna Türkiye’nin bütün demokratik ve toplumsal muhalefet güçlerinin bir kez daha dikkatini çekmek istiyorum: HDP’nin kapatılmasından iktidar dışında hiçbir politik ve toplumsal dinamik için bir fayda doğmaz. HDP’nin kapatılması Türkiye’nin kapatılması demek olur.
Üstelik bu yalnızca Türkiye’nin meselesi de değildir; bu, rejimin ırkçı, fetihçi ve istilacı bir güç ve sürekli bir savaş ve yıkım dinamiği olarak bölge barışına ve uluslararası barışa vereceği zararlarla ilgili bir uluslararası meseledir. Bütün bu nedenler ve gerekçelerle Anayasa Mahkemesinin, adil bir yargılama sonucunda HDP’nin varlık ve haklarına herkesin saygı duymasını sağlayacak, demokratik standartları yükseltmeye ve kendi yargı alanını rejimin tahakkümünden korumaya katkıda bulunacak bir karara ulaşmasını diliyorum. Partimizin kapatılmasına sonuna kadar direnmeye kararlıyım. Türkiye’nin toplumsal ve demokratik güçlerinin, dünyanın dört bucağındaki uygarlık dinamiklerinin, HDP’nin taammüden yok edilmesi girişimine izin vermeyeceğine bu davayı kazanacağımıza ve faşizmi ve taassubu eninde sonunda yeneceğimize kalpten inanıyorum. İnsanlığı davamıza sahip çıkmaya çağırıyorum. Son sözümüz henüz söylenmedi…
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği 16 Nisan 2003 tarihinde kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının izni ile kurulmuş olan ve Sinema Eserleri Sahipliği alanında faaliyet gösteren bir meslek birliğidir.
Birlik, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 42. Maddesi ve “Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük” hükümlerine göre merkezi İstanbul’da olmak kurulmuştur.
Birliğin Amacı ve Misyonu
Birliğin Amacı, üyelerinin, Sinema filmleri, Video filmleri, TV filmleri, dizi filmler, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette veya günlük olayları tespit eden filmler, sinematografik eser mahiyetindeki reklam filmleri, kısa veya uzun metrajlı filmler, belgesel veya müzikal filmler gibi tespit edildiği materyale bakılmaksızın elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen her türlü esere bağlı maddi ve manevi hakların korunmasını sağlamaktır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği, yönetmen, senaryo yazarı, özgün müzik bestecisi ve diyalog yazarlarının hak sahipliğinden kaynaklanan ortak çıkarlarını korumak, kanun ile tanınmış hakların idaresini, takibini ve alınacak telif ücretlerinin ve tazminatlarının tahsili ile hak sahiplerine dağıtımını sağlamaktadır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliğinin Yönetim ve Denetim kurulları yanında Teknik-Bilim ve Haysiyet Kurulları bulunmaktadır.
Meslek Birliği, Kamu kurum ve kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileriyle ilişkilerinde, Birliğe kayıtlı eser sahibi üyelerin haklarının takibinde, üyelerinin devrettikleri haklar çerçevesinde yetkilidir.
Birlik, üyelerine ait fikir ve sanat eserlerinin ve yayınlarının kullanılmasını izlemek ve izinsiz kullananlar için gerekli girişimlerde bulunmaktadır.
Birlik düzenli eğitim programları düzenlemekte, her yıl vermiş olduğu ödüllerle sinema sektörünü ve genç yönetmenleri desteklemektedir.
Kurumsal Yapı
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği üyeleri arasında Metin Erksan, Ömer Lütfi Akad, Halit Refiğ, Semih Kaplanoğlu, Nuri Bilge Ceylan, Mehmet Güleryüz ve Ahmet Çadırcı gibi ünlü yönetmenler bulunmaktadır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği, yabancı ülkelerin Meslek Birlikleriyle karşılıklı anlaşmalara sahiptir ve Uluslararası Asıl Eser Sahipleri Birliği CISAC üyesidir. Setem ayrıca, Sinema Meslek Birlikleri Güç Birliği ve SEK (Sanatsal Etkinlikler Komisyonu) üyesidir.
Birlik, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Destek Komisyonuna seçici üye yollamakta, Sinema Eseri Değerlendirme ve Sınıflandırma alt ve üst kurullarında temsilci bulundurmaktadır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliğinin, 2003-2005 yılları yönetim kurulunda ERSİN PERTAN,ORHAN AKSOY, FEZA SINAR, ÖZGÜL BEYAZIT KIVANÇ ve SEMİH KAPLANOĞLU görev yapmıştır.
SETEM Yönetim Kurulları
Birliğin 2005-2007 yılları yönetiminde ERSİN PERTAN, MECİT BEŞTEPE, SEMİH KAPLANOĞLU, MEHMET GÜLERYÜZ, ÖZGÜL BEYAZIT KIVANÇ, HÜSAMETTİN ÜNLÜOĞLU ve AHMET ÇADIRCI, 2007-2009 yıllarında ERSİN PERTAN, MECİT BEŞTEPE, SEMİH KAPLANOĞLU, MEHMET GÜLERYÜZ, ÖZGÜL BEYAZIT KIVANÇ, HÜSAMETTİN ÜNLÜOĞLU ve AHMET ÇADIRCI, 2009-2011 yıllarında MEHMET GÜLERYÜZ, MECİT BEŞTEPE, SELİM EVCİ, AYDIN BAĞARDI ve HÜSEYİN KARABEY, 2011-2013 yılları arasında MEHMET GÜLERYÜZ, MERAL OKAY, OĞUZ MAKAL, HÜSEYİN KARABEY, UFUK GÜRGENÇ, SEMİH KAPLANOĞLU, 2013-2015 yıllarında MEHMET GÜLERYÜZ, Semih KAPLANOĞLU, HÜSEYİN KARABEY ve Mecit BEŞTEPE, 2015-2017 yıllarında MEHMET GÜLERYÜZ, Semih KAPLANOĞLU, HÜSEYİN KARABEY, Mecit BEŞTEPE ve Selim EVCİ görev almıştır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliğinin mevcut yönetimi Başkan MEHMET GÜLERYÜZ, As Başkan Semih KAPLANOĞLU, Genel Sekreter HÜSEYİN KARABEY, Sayman Ahmet ÇADIRCI ve Üye Mecit BEŞTEPE’den oluştmaktadır.