Ana Sayfa Blog Sayfa 38

Japonya Anayasası

0
Japonya Anayasası

Japonya Anayasası, ikinci dünya savaşından sonra 26 Nisan 1947 tarihinde yayınlanmış ve 26 Temmuz 1947 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Japonya Anayasası, yürürlüğe girdiği 1947 yılından bu yana değişikliğe uğramamıştır. Japonya Anayasası’nda değişiklikler yapılmasına ilişkin tartışmalar güncelliğini korumaktadır. Japonya Anayasasının tam metni İtalyanca metinden Türkçeye Arif ERGÜNAY tarafından tercüme edilerek 1950 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin 7. cildinde ve 1. sayısında yayınlanmıştır. 

Japonya’nın yönetim şekli Anayasal Monarşi’dir ve çoğulcu parlamenter bir sistem bulunmaktadır. Anayasa uyarınca, İmparator’un görev ve yetkileri tamamen sembolik niteliktedir ve yürütme erkinin başı Başbakan’dır. Japonya bayrağı, kırmızı daire ve güneş şeklindedir. Bayrak, milli simgelerin başında gelmektedir. Japon mitolojisine göre güneşin tanrıçası Amaterasu Japon tanrılarının kraliçesi ve Japon imparator hanedanının anasıdır.

Japonya’da iki meclisli sistem bulunmaktadır. Ulusal Meclis (Diet) Anayasa’da, en üst devlet kurumu olarak tanımlanmıştır. Ulusal Meclis, 475 sandalyeli Temsilciler Meclisi (Alt Meclis) ve 242 sandalyeli Senato’dan (Üst Meclis) oluşmaktadır.

Japonya Anayasası

Biz, Japon Milleti, Umumi Meclise (Diyet meclisi) usulüne göre seçilmiş mümessillerimiz vasıtasıyla kendimiz ve evlatlarımız için bütün milletlerle sulh içinde işbirliği yapmaktan doğacak faydaları ve tekmil memlekete şamil hürriyetin vereceği kazançları teminat altına almaya ve hükumet faaliyetlerinden meydana gelen harp korku ve dehşetlerinin bizi artık sarmasına mani olmaya kesin olarak karar vermiş olarak, egemenlik kudretinin Millette olduğunu ilan ediyor ve bu Anayasayı resmen kabul ediyoruz.

Hükumet milletin verdiği mukaddes bir vekalettir; hükumet otoritesi milletten doğar; onun salahiyetleri milletvekilleri vasıtasıyla icra edilir ve onun faaliyetinden hasıl olacak faydalar millete ait olur. Bu insanlığın cihanşümul bir prensibidir; Anayasamız işte bu prensibe istinat etmektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Biz bu Anayasaya aykırı bütün anayasaları, kanunları, tüzükleri, ve emirnameleri red ve ilga ediyoruz.

Biz, Japon Milleti, daimi bir sulh istiyor ve insanlar arasındaki münasebetleri tanzim eden yüksek idealleri bütün benliğimizle taktir ediyoruz. Bu itibarla, dünyada sulhu seven bütün milletlerin adalet ve bağlılıklarına güvenerek kendi emniyet ve mevcudiyetimizi muhafaza ve devam ettirmeye karar vermiş bulunuyoruz.

Dünya üstünde tedhiş ve esareti, tazyik ve müsamahasızlığı daimi olarak reddeden ve sulhu muhafaza etmeye uğraşan milletler arası bir cemiyet içinde kendimize uygun bir mevki sahibi olmak istiyoruz.

Kabul ediyoruz ki, dünyada her millet sulh içinde, korku ve ihtiyaçtan azade yaşamak hakkına maliktir. Şuna inanıyoruz ki, hiç bir millet sırf kendisine karşı mes’ul değildir; siyasi ahlak kanunları bütün cihana şamildir, ve bu itibarla, kendi egemenliklerini masun tutmak ve diğer milletlerle olan egemenlik münasebetlerini hakkaniyete uygun görmek isteyen milletler bu ahlak kanunlarına tabi olmak mecburiyetindedirler.

Biz, Japon Milleti, bu en yüksek ideal ve gayeleri bütün mevcudiyet ve imkanlarımızla tahakkuk ettirmeyi milli şerefimizle taahhüt ediyoruz.

Bölüm I – İMPARATOR

Madde 1

İmparator, Devletin ve Milli birliğin sembolüdür; Onun bu sıfatı egemenliğe sahip olan milletin iradesinden doğar.

Madde 2

İmparatorluk tahtı, Umumi Meclis’in (Diyet) Kabul ettiği İmparatorluk Saray kanunu esasları dahilinde, hükümdar sülalesine bağlıdır ve verasetle intikal eder.

Madde 3

İmparatorun devlete müteallik bütün işleri Bakanlar Kurulunun rıza ve tasdikine tabidir; Bakanlar Kurulu bu işlerden mes’uldür.

Madde 4

İmparator yalnız Anayasa’da gösterilen işleri yapar; icrayı hükumet edemez. İmparator, kanunlardaki hükümler dahilinde, devlet vazifelerinin yapılması için başka birini tevkil edebilir.

Madde 5

İmparatorluk Saray kanunu hükümleri dahilinde bir naiplik kurulduğu zaman, naip, devlet işlerini imparator namına yapar. Böyle bir halde evvelki maddenin ilk fıkrası tatbik edilebilir.

Madde 6

İmparator, Umumi Meclis’in teklifi üzerine, Başbakanı tayin eder. İmparator Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, Yüksek Mahkemenin Başyargıcını tayin eder.

Madde 7

İmparator, Bakanlar Kurulunun rıza ve tasdikine uygun olarak, aşağıdaki devlet işlerini millet namına ifa eder:

Anayasa değişikliklerini, kanunları bakanlar kurulu kararlarını ve muahedeleri ilan eder;

Umumi Meclis’i toplantıya çağırır,

Mümessiller Meclisini dağıtır,

Umumi Meclis üyelikleri için umumi seçimleri ilan eder; kanunlara göre, bakanları ve diğer devlet memurlarını tayin eder veya vazifelerinden çıkarır; sefir ve siyasi temsilcilere tam salahiyet ve itimatnameler verir,

Umumi ve hususi aflar ilan eder; cezaları tadil eder, haklardan mahrumiyet ve hakların iadesi hakkında kararlar çıkarır; nişanlar verir; kanunla gösterilen hudutlar dahilinde, tasdik vesikalarını ve diğer siyasi vesikaları imza eder; yabancı sefir ve siyasi mümessilleri kabul eder; umumi merasimlerde hazır bulunur.

Madde 8

Umumi Meclis’in müsaadesi olmaksızın, imparatorluk sarayından hiç bir mal verilmeyeceği veya saraya hiç bir mal kabul edilmeyeceği gibi, hibe de yapılamaz.

Bölüm II – HARPTEN FERAGAT

Madde 9

Nizam ve adalete müstenit milletlerarası bir sulhu gönülden dileyen Japon milleti, halkın hükümranlık hakkı olarak harpten ve milletler arası anlaşmazlıkları hal işinde tehdit ve kuvvet kullanmaktan, daimi şekilde feragat eder. Bu itibarla, hiç bir kara, deniz ve hava kuvveti veya her hangi diğer bir harp kuvveti muhafaza edilemez. Devlete muhariplik hakkı tanınmaz.

Bölüm III — MİLLETİN HAK VE VAZİFELERİ

Madde 10

Japon vatandaşı olmak için lazım gelen şartlar kanunla tayin ve tespit edilir.

Madde 11

Japon milletine, insan ana haklarından istifade etmesi men olunamaz. Bu Anayasanın millete temin ettiği insan ana haklan bugünkü ve müstakbel nesillere ebedi ve değişmez haklar olarak verilmiştir.

Madde 12

Bu Anayasa ile millete temin edilen haklarla hürriyetler, vatandaşların devamlı gayretiyle muhafaza ve idame edilir. Her vatandaş bu hak ve hürriyetleri fenaya kullanmaktan çekinmelidir; herkes bunların amme menfaatine kullanılmasından daimi şekilde mes’ul tutulur.

Madde 13

Milletin bütününe hürmet etmek, fertlere teker teker saygı göstermek suretiyle olur. Umumi menfaatle tezat teşkil etmemek şartyla, fertlerin yaşama, hürriyet ve saadet, arama hakları kanunların ve idare mekanizmasının mülhem olacakları en yüksek ölçüdür.

Madde 14

Bütün vatandaşlar kanun önünde müsavidir; aralarında ırk, cins, içtimai şartlar veya doğuş dolayısıyla siyasi, iktisadi ve içtimai sahada hiç bir fark gözetilmez. Asalet unvanları tanınmaz. Bahşedilen bir şeref unvanı, nişan ve her hangi bir payeye bağlı olarak hiç bir imtiyaz verilemez; bu nev’i şeref rütbeleri verasetle intikal etmez.

Madde 15

Millet, kendi memurlarını seçmek ve onları vazifelerinden çıkarmak hususunda başkasına devredilmeyen bir hakka sahiptir. Bütün memurlar milletin hey’eti umumiyesinin hizmetinde olup yalnız bir gurup vatandaşın hizmetinde tutulamazlar. Memur seçiminde reşit kimselerin iştirak ettiği umumi bir seçim yapılması şarttır. Hiç bir seçimde sandıkların mahremiyeti bozulamaz. Verdiği oy dolayısıyla hiç kimse umumi veya hususi olarak sorguya çekilemez.

Madde 16

Her vatandaş bir zararın tamiri, memurların işlerinden çıkarılması, kanun, tüzük veya yönetmeliklerin neşri, kaldırılması veya değiştirilmesi veya diğer işler hakkında dilekçe vermek hakkına maliktir. Böyle bir dilekçe vermekle üzerine mes’uliyet alan kimsenin aleyhine her hangi farklı bir muamele yapılamaz.

Madde 17

Bir amme organının gayri kanuni bir muamelesinden dolayı zarar gören herkes, kanunda gösterilen şekiller dahilinde, gerek devlet, gerekse bir amme birliğinden bu zararın tazminini isteyebilir.

Madde 18

Hiç kimse esaret altına alınamaz. Bir suçun tecziyesi hali müstesna, her nev’i kalebentlik yasaktır.

Madde 19

Düşünce ve vicdan hürriyeti ihlal edilemez.

Madde 20

Herkesin din hürriyeti bu kanunla teminat altına alınmıştır. Hiç bir dini teşkilat devletten imtiyaz alamaz ve siyasi bir salahiyet kullanamaz. Hiç kimse merasimlere, tes’itlere, ayinler ve dini faaliyetlere iştirak etmeye icbar olunamaz. Devlet ve diğer amme organlan dini eğitimden veya her hangi diğer bir dini faaliyetten kaçınmak mecburiyetindedirler.

Madde 21

Toplanma ve cemiyet hürriyeti, ve keza parti kurmak, matbuat ve diğer her çeşit fikir ve düşünce hürriyetleri bu kanunun teminatı altındadır. Sansür yasak olup, hiç bir muhabere vasıtasının gizliliği ihlal edilemez.

Madde 22

Amme menfaatinin çizdiği çerçeve dahilinde, kendi ikametgahını seçmek ve değiştirmekte ve kendi işini tayin etmekte herkes serbesttir. Hiç kimsenin yabancı bir memlekete gitmek ve kendi vatandaşlığından vaz geçmek hakkı selp edilemez.

Madde 23

Eğitim hürriyeti masundur.

Madde 24

Evlenme, her iki cinsin karşılıklı rızalarına ve karı ile. kocanın müsavi haklar dahilinde, karşılıklı işbirliği esasına istinat etmelidir. Karı veya koca intihabına, mal hukukuna, mesken seçimine, boşanmaya, ve nikah ve aileye dair diğer meseleler hakkında insanlık vakarına uygun olarak her iki cinsin asli muadeleti prensibinden mülhem olan kanunlar çıkarılacaktır.

Madde 25

Gerek maddi gerekse kültür bakımından her vatandaşın asgari bir hayat seviyesi temin etmeye hakkı vardır. Cemiyet hayatının her sahasında sosyal refah ve emniyetin ve umumi hürriyetin inkişaf bulması ve yayılması için Devlet, lüzumlu tedbirleri almak mecburiyetindedir.

Madde 26

Kanunda gösterilen şekilde, herkesin kendi kabiliyetine göre, müsavi bir tahsil ve terbiye almaya hakkı vardır. Bir kimse kendisine tevdi edilen küçüklerin kanunun emrettiği tahsil derecesini almalarını temin edecek şekilde hareket etmek mecburiyetindedir. Mecburi eğitim parasızdır.

Madde 27

Herkes çalışmak hak ve vazifesini haizdir. İşçilere, iş saatlerine, tatil zamanlarına ve işe müteallik sair şartlar kanunla tespit edilir. Çocukların çalıştırılması suistimal edilemez.

Madde. 28

İşçilerin teşkilat kurmak, kolektif halde hareket etmek ve mukavele yapmak hakları bu kanunun teminatı altındadır.

Madde 29

Mülkiyet ve tasarruf hakkı ihlal olunamaz. Mülkiyet müessesine bağlı haklar amme menfaatine uygun olarak kanunla tayin ve ve tespit edilir. Hususi mülkiyet bir amme faydası ve bedel mukabilinde istimlak edilebilir.

Madde 30

Millet, kanunla tayin edilen vergilere tabidir.

Madde 31

Hiç kimse hayat ve hürriyetinden mahrum edilemez. Kanunun tespit ettiği kaideler dışında kimseye ceza verilemez.

Madde 32

Mahkemelere dahil olmak hakkı kimseden nez edilemez.

Madde 33

Salahiyetli adli makam tarafından hazırlanmış bir müzekkere olmadıkça kimse tevkif edilemez; tevkif müzekkeresinde bir kimseye atfedilen suçun mahiyeti açıkça yazılmak lazımdır. Suçüstü halleri bundan hariçtir.

Madde 34

Aleyhinde ileri sürülen ithamlardan derhal haberdar edilmedikçe veya kendisini hemen müdafaa edecek imkanlar verilmedikçe bir kimse ne tevkif ve ne de hapsedilebilir; muhik bir sebep olmaksızın mevkufiyet devam ettirilemez; bir kimsenin aleyhine ileri sürülen itham, talebi üzerine, kendisinin ve müdafisinin hazır bulunduğu bir mahkemede hemen ispat edilmek lazımdır.

Madde 35

33’üncü maddede zikredilen hal müstesna, bir kimsenin mesken masuniyeti, evrak ve mallarının emniyeti; arama yerini ve zapt ve müsadere edilecek malları tafsilatla gösteren ve mucip sebeplere müstenit bir müzekkere olmadıkça, ihlal olunamaz. Her arama ve zabıt ve müsadere, salahiyetli adli bir makamdan verilmiş bir müzekkereye istinaden yapılabilir.

Madde 36

Devlet memurları tarafından işkence veya zalimane ceza tatbiki mutlak olarak yasaktır.

Madde 37

Sanık her çeşit ceza tatbikatında tarafsız bir mahkemeye müracaat ve dava açmak hakkına maliktir. Arzu ettiği bütün şahitleri dinletmek için sanığa tam bir imkan verilir. Kendi lehine şehadet temin etmek üzere, sanık, masrafı devlet tarafından ödenen bir takım tazyik usullerine başvurulmasını, talep edebilir. Sanık her zaman salahiyetli bir avukat tarafından müdafaa edilir. Avukat temin edecek maddi imkanı yoksa sanığa devletçe bir avukat tedarik edilir.

Madde 38

Hiç kimse kendi aleyhine şehadete icbar edilmez. Tazyik, işkence veya tehditle veya uzun bir mevkufiyetten sonra sanığın kendi aleyhine yaptığı itiraflar delil kıymetini haiz değildir. Bir sanığın aleyhine elde edilen tek delil yalnız bir itiraftan ibaretse, o sanık mahkum veya tecziye edilemez.

Madde 39

Bir kimse, işlendiği zaman meşru olan veya beraat ettiği bir fiilinden dolayı cezaen mes’ul olmaz; bir kimse aleyhine aynı fiilden dolayı iki defa takibat yapılamaz.

Madde 40

Haksız yere tevkif veya hapis edildikten sonra serbest bırakılan kimse, kanuni hükümler dahilinde devletten zarar ve ziyan talep edebilir.

Bölüm IV – UMUMÎ MECLİS (Diyet Meclisi)

Madde -41

Umumi Meclis Devletin en yüksek ve tek yasama organıdır.

Madde 42

Umumi Meclis iki meclisten teşekkül eder; Mümessiller Meclisi ve Müşavirler Meclisi.

Madde 43

Her iki mecliste bütün milletin mümessili olarak seçilen üyelerden teşekkül eder; her meclisin üye adedi kanunla tespit edilir.

Madde 44

Meclislere üye seçilmek ve seçmen olabilmek için lazım gelen vasıflar kanunla tespit edilir. Her halükarda bu vasıflar arasında ırk, din, sınıf, sosyal şartlar, doğuş, tahsil ve terbiye, mal gibi sebeplerden dolayı bir fark gözetilmez.

Madde 45

Mümessiller Meclisi üyelerinin seçim devresi dört senedir. Ancak, meclis dağıtılırsa, bu tarih devrenin sonu sayılır.

Madde 46

Müşavirler Meclisi üyelerinin seçim müddeti altı senedir; üyelerin yarısı her üç senede bir değişir.

Madde 47

Seçim mahallerine, seçim sistemine ve her iki meclis üyelerinin seçim usulüne müteallik hususlar kanunla tespit edilir.

Madde 48

Hiç kimse her iki mecliste aynı zamanda üye olamaz.

Madde 49

Kanuna konan hükümler dahilinde her iki Meclis üyelerine Hazineden muvafık bir ödenek verilir.

Madde 50

Kanunun gösterdiği haller müstesna, Umumi Meclisin toplantı devresinde üyeler tevkif edilemez; toplantı devresinden evvel tevkif edilmiş olan üyeler Meclisin talebi üzerine toplantının devamı müddetince serbest bırakılır.

Madde 51

Her iki Meclis üyeleri Mecliste söyledikleri sözler, yaptıkları münakaşalar ve verdikleri oylardan dolayı meclis dışında mes’ul tutulamazlar.

Madde 52

Umumi Meclis normal olarak senede bir defa toplantıya çağrılır.

Madde 53

Bakanlar Kurulu Umumi Meclisin olağanüstü toplantıya çağrılmasına karar verebilir. Meclislerden birinin dörtte bir veya daha fazla üyesi istediği zaman Bakanlar Kurulu Meclisleri toplantıya çağırmakla mükelleftir.

Madde 54

Mümessiller Meclisi dağıtılırsa, bu tarihten 40 gün içinde yeni seçimlerin yapılması ve Umumi Meclisin seçimlerden sonra bir ay zarfında toplantıya çağrılması lazımdır. Mümessiller Meclisi dağıtılmış olduğu müddetçe Müşavirler Meclisi kapalı kalır. Bununla beraber çok ehemmiyetli milli meseleler mevzu bahis olduğu hallerde Bakanlar Kurulu Müşavirler Meclisini olağanüstü toplantıya çağırabilir. Yukarıdaki paragrafta zikredilen toplantıda alınan kararlar muvakkat mahiyette olup Umumi Meclisin toplanmasından itibaren on gün içinde Mümessiller Meclisi tarafından tasvip edilmezse ilga olunurlar.

Madde 55

Her meclis kendi üyelerinin seçilme vasıfları hakkında karar verir. Bir üyenin seçilme vasıflarını haiz olmadığı hakkında, mevcut üyelerin üçte iki ekseriyetiyle karar verilmesi lazımdır.

Madde 56

Üye adedinin üçte biri veya daha fazlası hazır olmadıkça Meclislerin hiç birinde oturum açılamaz. Anayasada zikredilen haller müstesna., kararlar her bir mecliste ekseriyetle verilir; müsavat halinde, başkanın oy verdiği taraf muteberdir.

Madde 57

Her bir Mecliste müzakereler açıktır; mevcut üyelerin üçte ikisi isterse gizli toplantı yapılabilir. Meclislerden her birinde bir tutanak tutulur. Gizli toplantılarda, gizli kalmasına karar verilen kısımlar hariç, bu tutanaklar neşredilir. Mevcut üyenin beşte biri istediği taktirde, bazı meseleler hakkında üyelerin ferden verdikleri oylar tespit edilir.

Madde 58

Meclislerden her biri kendi başkanı ile diğer vazifeleri görecek üyelerini seçer. Her meclis kendi usul ve disiplin kaidelerini tespit eder ve usulsüz hareket eden üyeleri tecziye edebilir. Bir üyeyi dışarı çıkarmak için mevcut üyenin en az üçte ikisinin bunu kabul etmesi lazımdır.

Madde 59

Bir kanun projesi her iki Meclisin tasdikiyle kanun şeklini alır; Anayasanın açıkça başka bir şekil gösterdiği haller müstesnadır. Mümessiller Meclisinin kabul edipte Müşavirler Meclisinin reddettiği bir kanun projesi, Mümessiller Meclisinde ikinci defa ve mevcut üyenin üçte iki veya daha fazla ekseriyetle kabul edildiği taktirde, kanun olur. Bu kaide, Mümessiller Meclisinin, kanuni hükümleri dahilinde, her iki meclisten bir karma komisyon kurulması hususunda karar vermesine mani değildir. Müşavirler Meclisi, Mümessiller Meclisinden gelen bir kanun projesi hakkında vusulünden itibaren 60 gün zarfında (tatil zamanları bu müddete dahil edilmez) bir karar vermezse, Mümessiller Meclisi mezkur projenin Müşavirler Meclisi tarafından ret edilmiş olduğuna karar verebilir’.

Madde 60

Devlet bütçesi evvela Mümessiller Meclisine verilir. Bütçenin tetkiki işinde, Müşavirler Meclisi Mümessiller Meclisinden aykırı bir karar verdiği ve kanunla gösterilen şekilde kurulan karma komisyonun toplantısında da bir anlaşmaya varılmadığı veyahut Müşavirler Meclisi, Mümessiller Meclisinin kabul ettiği bütçe hakkında, tatil zamanları hariç, bütçenin vusulünden itibaren 30 gün içinde herhangi kafi bir karar vermediği zaman Mümessiller Meclisinin karan Umumi Meclis (Diyet) tarafından verilmiş sayılır.

Madde 61

Yukarıdaki maddenin ikinci fıkrası, muahedeler yapılması için Umumi Meclisten alınması lazım gelen tasdik kararı hakkında da tatbik edilir.

Madde 62

Meclislerden her biri, hükumetten, icraatı hakkında izahat talep edebilir; bu hususta müşahitlerin dinlenmesini ve mucip sebepler gösterilmesini de isteyebilir.

Madde 63

Başbakan ile diğer bakanlar üyesi buluşmasalar dahi, her iki mecliste, kanun projeleri hakkında izahat vermek üzere her zaman davet olunabilirler. Cevap veya izahat vermek için hazır bulunmaları istenen bakanlar bunu yapmak mecburiyetindedirler.

Madde 64

Aleyhlerinde vazifeden çıkarılmak hususunda dava açılan yargıçları muhakeme etmek üzere Umumi Meclis (Diyet Meclisi) her iki meclis üyelerinden müteşekkil bir yüksek mahkeme kurar.

Bölüm V – BAKANLAR KURULU

Madde 65

Bakanlar Kurulu icra kuvvetini kullanır.

Madde 66

Bakanlar Kurulu, kanunla tespit edilen şekle göre, bu kurulun başkanı olan başbakanla diğer bakanlardan teşekkül eder. Orduya mensup kimseler bakanlar kuruluna giremezler, icra kuvvetinin kullanılmasında, Bakanlar Kurulu Umumi Meclise karşı müştereken mes’uldür

Madde 67

Başbakan, Umumî Meclis üyeleri arasından bu Meclisin kararıyla seçilir. Başbakanın seçilmesi diğer bütün işlere takaddüm eder. Mümessiller Meclisiyle Müşavirler Meclisi ihtilaf haline düşer ve kanunda gösterilen şekilde iki Meclis karma komisyonunda da bir anlaşmaya varılmaz veya Müşavirler meclisi kendi adayını, Mümessiller Meclisinin adayını gösterdiği müddetten itibaren, tatil zamanları hariç, on gün içinde gösteremezse, Mümessiller Meclisinin kararı Umumi Meclisin kararı yerini tutar.

Madde 68

Bakanları Başbakan tayin eder. Bakanların ekseriyeti Umumi Meclis üyeleri arasından seçilir. Başbakan bakanlan istediği zaman işlerinden çıkarabilir.

Madde 69

Mümessiller Meclisi eğer ademi itimat reyi verir veya itimat meselesine bağlı bir kararı ret ederse, Mümessiller Meclisinin on gün zarfında dağıtılmaması halinde, Bakanlar Kurulu toptan istifa etmeye mecburdur.

Madde 70

Başbakanlık makamının boş kalması halinde veya Mümessiller Meclisi üyelerinin Umumi seçimden sonra Umumi Meclisin ilk toplantısı münasebetiyle, Bakanlar Kurulu toptan istifa eder.

Madde 71

Yukarıdaki iki maddede gösterilen hallerde, Bakanlar Kurulu, yeni Başbakanın tayinine kadar vazifesini yapmaya devam eder.

Madde 72

Başbakan, Bakanlar Kurulunu temsilen, Kanun projelerini ve iç ve dış işlere müteallik raporları Umumi Meclise sunar; muhtelif idari kısımlar üzerinde murakabe ve kontrol icra eder.

Madde 73

Bakanlar Kurulu umumi asayişe ait vazifelerden başka aşağıdaki işleri de görür: kanunları sadakatle tatbik eder; devlet işlerini tanzim ve idare eder; dış siyaseti idare eder; Umumî Meclisin ya evvelden veya vaziyete göre sonradan tasvibini almak üzere muahedeler akt eder; kanunî hükümler dahilinde idarî işleri tanzim eder; bütçeyi hazırlar ve Umumî Meclise sunar; bu Anayasa ve diğer kanunların tatbiki için emir ve kararlar çıkar. Ancak yasal bir müsaade olmadıkça bu hükümler cezaî bir mahiyette olamazlar. Bakanlar Kurulu, ayrıca, genel af, özel af, cezaların tadili, haklardan mahrumiyet veya hakların iadesi hususlarında kararlar verir.

Madde 74

Bütün kanunlar ve Bakanlar Kurulu kararları, ait olduğu bakanla Başbakan tarafından imza edilir.

Madde 75

Başbakanın rızası olmadıkça bakanlar hakkında takibat yapılamaz. Ancak bu hal böyle bir takibatın açılmasına mani değildir.

Bölüm VI — YARGI YETKİSİ

Madde 76

Bütün yargı yetkisi kanunla kurulan bir Yüksek Mahkeme ile alelade mahkemelere aittir. Hiç bir olağanüstü mahkeme kurulamaz ve herhangi bir idarî müesseseye veya makama filî adlî salahiyet verilemez. Bütün yargıçlar vazifelerini ifa bakımından müstakildirler ve yalnız Anayasaya ve kanunlara bağlıdırlar.

Madde 77

Yüksek Mahkeme tanzim salahiyetini haizdir; bu salahiyete istinaden usul ve takibat kaideleri vaz edilir; savcılara müteallik meseleler tayin ve tespit edilir; mahkemelerin iç nizamları kurulur ve adli işlerin idaresi tesit olunur. Savcılar Yüksek Mahkemenin tanzim salahiyetine tabidirler. Yüksek Mahkeme alelade mahkemelerin tüzük yapmaları için kendilerine salahiyet verebilir.

Madde 78

Suç işleme hali müstesna, vazifelerini yapmaya gerek aklen gerekse bedenen ehil olmadıkları adli makam tarafından beyan edilmedikçe, yargıçlar vazifelerinden çıkarılamazlar. Hiçbir icra organı veya müessesesi yargıçlara karşı inzibati tedbirler alamaz.

Madde 79

Yüksek Adalet Mahkemesi bir Baş yargıç ile kanunla tespit edilen sayıda yargıçtan teşekkül eder. Baş yargıç hariç, bu mahkemenin yargıçları Bakanlar Kurulu tarafından tayin edilir. Yüksek Mahkeme yargıçlarının tayini, bu tayini takip eden Mümessiller Meclisi üyelerinin ilk umumi seçimiyle milletin tasvibine arz edilir. Bu tayinler her on senede bir Mümessiller Meclisi üyelerinin ilk umumi seçiminde tekrar ele alınır ve böylece devam olunur. Yukarıdaki paragrafta gösterilen şekilde seçmenlerin ekseriyeti bir yargıcın vazifesinden ayrılmasını isterse o yargıç istifa etmiş sayılır; bütün bu noktalar kanunla tespit olunur. Yüksek Mahkeme Yargıçları kanunla tespit edilen yaş haddini doldurdukları zaman emekliye ayrılırlar. Bütün yargıçlar muayyen fasılalarla muvafık bir ödenek alırlar; ödenekler yargıçların vazife müddetleri içinde indirilemez.

Madde 80

Alelade mahkeme yargıçları Yüksek Mahkemenin hazırlayacağı bir listeye göre Bakanlar Kurulunca tayin edilirler. Bu yargıçlar vazifelerinde on sene kalırlar; kanunda gösterilen hadlere göre yaş haddini doldurmuş olmadıkça tekrar seçilebilirler. Alelade mahkeme yargıçları muayyen fasılalarla muvafık bir ödenek alırlar; ödenekler yargıçların vazife müddetleri içinde indirilemez.

Madde 81

Yüksek Mahkeme son merci mahkemesidir ve bütün kanun, tüzük, yönetmelik veya idari muamelelerin Anayasaya uygunluğu hakkında karar vermek salahiyetini haizdir.

Madde 82

Davalar ve mahkeme kararlarının okunması alenidir. Aleniyet amme nizamına veya ahlaka zararlı olacağı mahkeme tarafından ittifakla kabul edildiği takdirde bir dava gizli olarak görülebilir; ancak siyasi davalar veya matbuat davaları veyahut bu Anayasanın üçüncü bölümünde teminat altına alman haklar mevzu bahis olduğu hallerde davalar daima aleni olmak lazım gelir.

Bölüm VII — MALİYE

Madde 83

Amme maliyesini idare etmek salahiyeti umumi Meclisin kararlarına göre kullanılır.

Madde 84

Yeni vergilerin konulması veya konulmuş vergilerin değiştirilmesi ancak bir kanunla veya bu Anayasada gösterilen haller dahilinde mümkündür.

Madde 85

Umumi Meclisin müsaadesi olmaksızın ne bir gider ve ne de devleti borçlu duruma koyacak bir mukavele yapılabilir.

Madde 86

Bütçeyi her mali yıl için Bakanlar Kurulu hazırlar ve Umumi Meclisin tetkik ve tasvibine sunar.

Madde 87

Bütçenin tahmin edilemeyen açıklarını karşılamak üzere, Umumi Meclis bir ihtiyat ödenek tesisine müsaade edebilir; bu ödenek Bakanlar Kurulunun mes’uliyeti altında sarf edilir. Bakanlar Kurulu ihtiyat ödeneğinden yaptığı her sarfiyat için tediyeyi müteakip Umumi Meclisin tasvibini alır.

Madde 88

İmparatorluk Sarayının bütün malları devlete aittir. İmparatorluk saray giderleri, Meclis tarafından bütçeye konur.

Madde 89

Hiçbir devlet parası veya herhangi bir devlet malı dini bir müessese veya cemiyetin, idamesi lehine veya devlet kontrolü altında olmayan bir şefkat, eğitim veya hayır işine devir veya tahsis edilemez.

Madde 90

Sayıştay her sene devlet gelir ve giderlerini umumi bir tetkike tabi tutmakla görevlidir. Gelir ve gider kesin hesapları Sayıştayın uygunluk bildirimi ile Bakanlar Kurulu tarafından ait olduğu devreyi takip eden mali yıl içinde umumi meclise arz edilir. Sayıştayın teşkilat ve yetkileri bir kanunla tespit edilir.

Madde 91

Bakanlar Kurulu devletin mali durumu hakkında muayyen fasılalarla veya en az senede bir defa Umumi Meclise ve millete malumat verir.

Bölüm VIII — MAHALLİ İDARELERİN MUHTARİYETİ

Madde 92

Mahalli idarelerin teşkilat ve vazifeleri, mahalli muhtariyet prensibine uygun olarak, kanunla tespit edilir.

Madde 93

Mahalli idareler, kanun dahilinde, kendi müzakere organları olarak meclisler kurarlar. Mahalli idarelerin bütün yüksek icra memurları, mahalli meclis üyeleri ve kanunla gösterilen diğer memurlar’ her mahalli mıntıka dahilinde tek dereceli seçimle seçilirler.

Madde 94

Mahalli idareler kendi mallarını idare etmeye, kendilerine taalluk eden işleri görmeye, kendi kendilerini idare etmeye ve kanun dahilinde yönetmelikler çıkarmaya salahiyetlidirler.

Madde 95

Kanun dahilinde seçmenlerin ekseriyetinin rızası alınmadıkça bir mahalli idare hakkında Umumi Meclis tarafından hususi bir kanun çıkarılamaz.

Bölüm IX — ANAYASANIN TADİLİ

Madde 96

Umumi Meclis ayrı ayrı her bir Meclisin üçte iki veye daha fazla ekseriyetiyle tasdik edilmek şartıyla bu Anayasayı tadil edebilir; yapılan tadilat milletin tasvibine sunulur; bu tasvip umumi meclisin tayin ve tespit edeceği hususi bir referandum veya seçimler münasebetiyle oyların ekseriyetini istilzam eder. Yapılan tadilat tasvip edilir edilmez İmparator tarafından bu Anayasanın tamamlayıcı kısmı olarak millet namına ilan edilir.

Bölüm X — EN YÜKSEK KANUN

Madde 97

Bu Anayasa ile Japon milletine temin olunan temel insan hakları, beşeriyetin hürriyet uğrunda giriştiği asırlık mücadelenin bir neticesidir; bu haklar çok acı tecrübelerin mahsulüdür ve dokunulmaksızın muhafaza ve idame edilmesi için bugünkü ve ileriki nesillere tevdi edilmiştir.

Madde 98

Bu Anayasa milletin en Yüksek Kanunudur; onun koyduğu hükümlere aykırı bir kanun, tüzük, kral emirnamesi veya herhangi bir hükumet kararnamesi veya böyle bir emirnamenin bir kısmı kanun kuvvetini haiz değildir ve mer’i telakki edilemez. Japonya, yaptığı muahedelere ve milletlerarası hukukun tanıdığı kanunlara tam bir sadakat gösterir.

Madde 99

İmparator veya naip, bakanlar, Umumi Meclis üyeleri, yargıçlar ve diğer bütün devlet memurları bu Anayasayı tatbik ve müdafaa etmekle mükelleftirler.

Bölüm XI — EK HÜKÜMLER

Madde 100

Bu anayasa neşrinden itibaren altı ay içinde yürürlüğe girer. Anayasanın yürürlüğe girmesi için lüzumlu kanunların çıkarılması, Müşavirler Meclisi üyelerinin seçilmesi, Umumi Meclisin toplantıya çağrılmasına müteallik usul ve bu hususta yapılması lazım gelen hazırlık muameleleri evvelki paragrafta tespit edilen yürürlük tarihinden daha evvel yapılabilirler.

Madde 101

Müşavirler Meclisi bu Anayasanın yürürlüğe girmesi tarihinden evvel teşekkül etmemiş olursa, Mümessiller Meclisi Müşavirler Meclisinin teşekkülüne kadar Umumi Meclis vazifesini görür.

Madde 102 

Bu anayasaya göre ilk defa Müşavirler Meclisine seçilen üyelerin yarısının üyelik müddeti üç senedir; hangi üyelerin bu kategoriye girecekleri kanunla, tespit edilir.

Madde 103

Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte vazife almış bulunan bakanlar, Mümessiller Meclisi üyeleri, yargıçlar ve bu Anayasanın kabul ettiği vazifelerde bulunan diğer bütün devlet memurlar, bir kanunla açıkça başka türlü tespit edilmiş olmamak şartıyla Anayasanın yürürlüğe girmesinden dolayı vazifelerinden kendiliklerinden ayrılmış sayılmazlar. Bununla beraber, bu Anayasanın hükümlerine göre kendilerine halef seçilmiş veya halef tayin edilmiş olan kimseler vazifelerini kendiliklerinden terk etmek mecburiyetindedirler.

12 Eylül  – Hukuk Takvimi

0
12 Eylül Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar,  yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler

12 Eylül  – Hukuk Takvimi

1880 Ahmet Arifi Paşa’nın Danıştay’daki(Şura-yı Devlet) görevi sona erdi. Yerine  Server Paşa geldi.
1894

Japon  hukukçu, devrimci ve siyasetçi  Kyūichi Tokuda  dnyaya geldi. (Doğumu: 12 Eylül 1894, Öümü: 14 Ekim 1953) Japonya Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Avukat olarak mesleğe başladı. 1920 yılında Japonya’da faaliyet gösteren Sosyalist Birlik örgütüne girdi. 1922 yılında o dönemde yasadışı ilan edilmiş olan Japon Komünist Partisine üye oldu. 1928 yılında seçim dönemindeki faaliyetlerinden ötürü Fukuoka bölgesinde tutuklandı. II. Dünya Savaşı dönemini hapiste geçirdi 10 Ekim 1945 günü diğer komünistlerle beraber salıverildi. Temsilciler Meclisi üyeliği görevinde bulundu. Japon Komünist Partisinin liderliğini yürüttü. Savaş sonrası hazırlanan Yeni Japon Anayasası döneminde komünistlere yönelik baskılar artınca 1953’te Çin’e gitmek zorunda kaldı. Hastalanarak 14 Ekim 1953’te, Pekin’de yaşamını yitirdi.

1918 Ceza Hukukunun duayenlerinden Prof. Dr. Sahir Erman, 12 Eylül 1918 tarihinde İstanbul’un Şişli ilçesine bağlı Osmanbey’de doğdu.
1919

12 Eylül 1919 günü Padişah Mehmet Vahideddin, İngiltere ile manda anlaşmasını tasdik etti. Şuray-ı Saltanat, İngiliz mandasını 26 Mayıs 1919’da kabul etmişti.

1928

Türkiye – İsviçre Tarafsızlık Antlaşması, “Türkiye Cumhuriyeti ile İsviçre Hükümeti arasında imza edilen uzlaşma ve adlî tesviye ve tahkim muahedenamesi” adıyla 12 Eylül 1928 tarihinde Ankara’da imzalandı. Antlaşma, Adli Yardımlaşma ve Yabancı Belge ve Kararların Geçerliliği-Uluslararası Uyuşmazlıkların Barışçı Yollarla Çözümünü amaçlamakta olup 25.05.1929 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş ve 01 Haziran 1929 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak onay belgelerinin Bern’de teati edildiği tarih olan 07 Ağustos 1930 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

1931

Cumhuriyet tarihinde TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olarak tarihe geçen Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünden Hasan Kızı Fatmana’nın ölüm fermanı 12 Eylül 1931 tarihinde verildi.  İdam kararının TBMM tarafından onaylanması üzerine hakkındaki karar 9 Aralık 1931 Tarih ve 1931 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlandı. Isparta Ağır Cezaevi’ne konulan Fatmana Demir, idamla yargılandığı davanın ardından 14 Aralık 1931 günü halkın gözü önünde cezaevi yakınında bulunan Tuzpazarı’nda asıldı. Hikayesi, Dar Ağacına Takılan Düşler adlı belgesele konu oldu.

1937 Dersim İsyanı’nın lideri Seyit Rıza teslim oldu. Seyit Rıza, yargılama sonucu 15 Kasım’da idam edildi.
1943

Almanlar Benito Mussolini’yi hapishaneden kaçırdı. Mussolini, Hitler’e bağlı Alman komandoları tarafından Gran Sasso’da tutuklu bulunduğu otelden kurtarıldı ve uçakla Viyana’ya getirildi.

1946 İslam Koruma Partisi 12 Eylül 1946 tarihinde Askeri Mahkeme kararıyla kapatıldı.
1947 Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması, Ek Protokolleri ve Ek Sözleşmeler, “Türkiye ile Irak arasında Posta, Telgraf ve Telefon Protokolü”, “Suçluların Geri Verilmesi Sözleşmesi, Hukuk, Ceza ve Ticaret işlerine ilişikli Adli Yardım Sözleşmesi ve ekleri”, “Dicle, Fırat ve Kolları Sularının Düzene Konması Protokolü”, Türkiye-Irak Kültür Antlaşması” ve  “Güvenlik İşlerinde Karşılıklı Yardımlaşma Protokolü” 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlandı.
1956  6-7 Eylül vahşeti ile ilgili davalar başladı.
1963 Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında ortaklık antlaşması imzalandı. 12 Eylül 1963 tarihinde toplanan tam yetkili temsilciler tarafından Ankara’da imzalanan Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Ortaklığa İlişkin Ankara Antlaşması‘na Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı sıfatıyla Feridun Cemal Erkin imza attı. toplanan tam yetkili temsilciler tarafından Ankara’da imzalanmıştır. Avrupa Topluluğu Bakanlar Konseyi, Türkiye’nin yapmış olduğu üyelik başvurusunu kabul etmiş, üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olmak üzere bir ortaklık anlaşması imzalanmasını önermiş, Anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Antlaşmanın nihai amacı Türkiye’nin Avrupa Topluluğuna tam üye olmasıdır.
1969 Kanlı Pazar, Konya ve Kayseri olaylarındaki dinci-milliyetçi saldırıları öven bildiriler yayınlayan, Genel Merkezi Konya’da bulunan “Mücadele Birliği” yöneticilerinin yargılanmasına Konya’da başlandı. Savcı Yardımcısı Doğan Öz, Mücadele Birliği’nin kapatılmasını istedi.
1973 DİSK, 14 Ekim’de yapılacak genel seçimlerde CHP’yi destekleme kararı aldı. DİSK’in bu çağrısı nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nca soruşturma açıldı.
1975 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Kıbrıs konusunda Türkiye aleyhine karar verdi.
1977 Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ırk ayrımına karşı mücadele eden halk önderi, Siyah Bilinç Hareketi’nin kurucusu. Steve Bantu Biko gözaltında iken öldürüldü.  (Doğumu: 18 Aralık 1946, King Williams Town, Güney Afrika Cumhuriyeti – Ölümü: 12 Eylül 1977, Pretoria, Güney Afrika Cumhuriyeti),  Biko, 16 Haziran 1976’da, Soweto’da ırk ayrımına karşı protesto gösterisi düzenleyen 700 ortaokul ve lise öğrencisinin ırkçı beyaz rejim tarafından katledilmesinden sonra, çeşitli protesto gösterileri düzenledi. Rejimin hedefi hâline geldi. 18 Ağustos 1977’de bir polis kontrol noktasında gözaltına alındı. Gözaltında başına ağır darbeler aldı ve bir gün boyunca zincirlenerek hücreye kapatıldı. Çıplak bir şekilde bir kamyon kasasına konarak 1200 km uzaklıktaki Pretoria’ya götürüldü. Pretoria cezaevine ulaştıktan kısa bir süre sonra 12 Eylül 1977’de hayatını kaybetti. Polis ölüm nedenini, uzamış açlık grevi olarak açıkladı. Hiçbir polis hakkında soruşturma açılmadı, Biko’nun kafasındaki yaraların intihar girişimi sonucu oluştuğu ileri sürüldü.
1980 12 Eylül Darbesi: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı’ndan oluşan Millî Güvenlik Konseyinin liderliğinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir komuta zincirine uyularak yönetime el koyuldu. Anayasa ilga edildi. TBMM ve Cumhuriyet Senatosu dağıtıldı. Siyasi partiler kapatıldı.
1980 Hukukçu ve yazar Haluk İnanıcı, 12 Eylül 1980 darbe döneminde üsteğmen rütbesinde iken 12 Eylül 1980 askerî darbe sürecinde darbe karşıtı subay olması nedeniyle TSK’dan ihraç edildi.
1981 Buca Cezaevi’ndeki baskılara karşı 233 mahpus, darbenin birinci yıldönümünde, 12 Eylül 1981’de Milli Güvenlik Konseyi’ne hitaben avukatları ile toplu dilekçe verdi.

Dilekçe veren 233 mahpus hakkında dava açıldı, 34’ü 6 ay-2 yıl arası hapse mahkum oldu. Askeri Mahkeme, 34 mahpusun verdiği dilekçelerde ”Konsey’e hakaret ettikleri” kanaatine vardı.

1982 Yeni Anayasa tasarısının görüşüldüğü Danışma Meclisi’nde verilen önerge ile 167.maddeki “Çağdaş” sözcüğü metinden çıkarıldı.
1983 Cumhurbaşkanı Kenan Evren: “Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki gibi yumuşak bir askeri idarenin sürdürüldüğü görülmemiştir”.
1985 Askeri Yargıtay’da bozulup yeniden görülen İlhan Erdost davasında Askeri Mahkeme, astsubay Şükrü Bağ’ı “kastı olmaksızın müessir fiil ile ölüme göz yumduğu” gerekçesiyle yeniden 10 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırdı.
1987 Metris Askeri Cezaevi yönetimi tutuklu ve mahkumların isteklerini kabul etti; 63 siyasi tutuklu 30 gündür sürdürdükleri açlık grevine son verdi.
1989  İzmir Fuarı’ndaki konserinde “izleyicilerin sol ellerini havaya kaldırtıp ideolojik konuşma yapmak suretiyle tahrik ettiği” gerekçesiyle Ahmet Kaya hakkında soruşturma açıldı.
1990 Soğuk savaşın sona ermesi sonrasında, Almanya konusundaki Nihai Çözüm Antlaşması 12 Eylül 1990 tarihinde Moskova’da imzalandı. 
1992 Peru’da Maocu gerilla örgütü “Aydınlık Yol”un lideri Abimael Guzman ve 9 yönetici, 12 Eylül 1992 günü hükümet kuvvetleri tarafından Lima’da, bir bale okuluna yapılan baskında, Merkez Komite toplantısı sırasında yakalandı.

Eski felsefe profesörü Guzman 1971’de Peru Komünist Partisi’nden ayrılan bir grupla birlikte Aydınlık Yol’u kurmuştu. 17 Mayıs 1980 tarihinden itibaren hükûmete karşı silahlı mücadele başlattığı için Peru hükûmeti tarafından terörizm ve vatana ihanet suçlarından aranıyordu. 

1993 Ormaniçi köylülerinin bireysel başvuruları Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nca incelemeye alındı, Komisyon Türk hükümetinden (DYP-SHP koalisyonu) savunma yapmasını istedi. Avukat Tahir Elçi, Şubat’ta evleri yakılan köylülerin hala çadırlarda yaşadığını söyledi.
1997 “Susurluk davası” sanığı İbrahim Şahin ile 2 özel tim mensubu ve “köstebek davası” sanığı Bülent Orakoğlu tahliye edildi. “Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak” suçundan dava açılan 8’i özel timci 11 sanığın yargılandığı davanın 3.oturumunda, tutuklu 6 sanığın tahliyesine karar verildi. Metris’ten tahliye edilen İbrahim Şahin ve 2 özel timciyi karşılayan ülkücüler kurban kesti
1997 Mülkiye müfettişleri, Batman Valiliği’ne silah ithalatı için verilen 165 milyar liranın 92 milyar 455 milyonun kayıp olduğunu belirledi ve eski Batman Valisi Salih Sarman’ın 13 ayrı suçtan yargılanmasını istedi.
2000 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, uluslararası terörizme karşı mücadeleye ilişkin 12 Eylül 2001 tarihli Deklarasyonunu (Declaration of the Committee of Ministers on the fight against international terrorism) yayınlandı.
2002 Yunanistan’da Angeliki Sotiropulu, 17 Kasım örgütünün silah dolu hücre evlerinde parmak izine rastlandığı gerekçesiyle tutuklandı.
2023  Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) İran’a gizli nükleer silah programı yürütmediğini kanıtlamak için 31 Ekim’e dek süre tanıdı. Uranyum zenginleştirme denemelerini askıya almasını istedi.
2023  BM Güvenlik Konseyi, Libya’ya 11 yıldır uygulanan ambargoyu ABD ve Fransa’nın katılmadığı toplantıda 13 oyla kaldırdı
2005 Tüpraş’ın yüzde 51 hissesini özelleştirmek için açılan ihaleyi 10. turda 4 milyon 140 milyon dolara Koç-Shell konsorsiyumu kazandı. 2003’de gerçekleşen ilk özelleştirme ihalesinde Tatneft-Zorlu Grubuna satışını açtığı davayla iptal ettiren Petrol-İş Sendikası bu ihale için de dava açacağını açıkladı.
2006 Irak’ta devrik lider Saddam Hüseyin yargılandığı Enfal davasında “Kürt militanlar yönetime karşı ayaklandı. Ayaklanma patlak verip de ordunun müdahale etmediği bir ülke var mı?” diye savunma yaptı. Irak’ta 1987-1988’de 182 bin Kürt Saddam güçlerince katledilmişti.
2010 Anayasa’nın 146 ila 149. maddelerinde değişiklik getiren 7/5/2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun kapsamında halk oylaması yapıldı. Sandıktan ‘evet’ kararı çıktı. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri yeniden düzenlendi. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açıldı. 
2017 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rus yapımı S-400 füze savunma sisteminin satın alınması konusunda imzaların atıldığını ve Türkiye’nin kaparo ödemesini Moskova’ya gönderdiğini açıkladı.
2017 Irak Meclisi, yaptığı oylamada Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de gerçekleştireceği “bağımsızlık referandumunu” reddetti.
2019 Çağlayan Adliyesi’ nde başlayan, Anadolu’yu dolaşan Adalet Nöbeti’nin 86. sı 12 Eylül 2019 Perşembe günü  Kocaeli Barosu’nun ev sahipliğinde, Kocaeli Adliyesi önünde tutuldu.
2024 Hulusi Akar, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e “kişilik haklarına saldırıda bulunduğu” gerekçesiyle 100 bin liralık manevi tazminat davası açtı.
2024 Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde fenalaşarak hastanede yoğun bakıma alınan 2 yaşındaki Sıla Y.’nin cinsel istismara uğradığının belirlenmesi üzerine olayla ilgili soruşturma kapsamında bebeğin annesi dahil 3 kişi tutuklandı.
2024

Küçükçekmece Adliyesi’nin önünde iki grup arasında tartışma yaşandı. Grup içinde bulunan Y.K., yanında bulunan silahla ateş etmeye başladı. Olay sonrası kaçmaya çalışan Y.K. ekipler tarafından gözaltına alındı.

2024

Kartal’daki Anadolu Adalet Sarayı önünde hafif ticari aracını ateşe veren U.G. “kasten yangın çıkarma’ ve ‘mala zarar verme’ suçlarından tutuklanma talebiyle çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliği tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

2024

Adana’da, kendisinden uyuşturucu parası istediğini iddia ettiği kızını bıçaklayarak öldürdüğü iddia edilen sanık babanın yargılanmasına Adana 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Sanık, “Kızım kendi kendini bıçakladı” dedi.

2024

Adana’da 7 aylık hamile eşi Hatice Demir’i boğarak öldüren E.D.’nin Adana 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle tutuklu yargılandığı davaya devam edildi. Hamile eşini boğarak öldürüp ‘bana muska yazılmış’ diyen sanığın akıl sağlığı yerinde çıktı.

2024

Can güvenliğinden duyduğu endişe nedeniyle evinin önüne barikat kuran Dilek Acu’nun İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam eden davasında savcı, sanık A.Ç.’nin 4 suçtan toplamda 10 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılmasını istedi. Dilek Acu, mahkemeden, 6284 sayılı kanunun uygulanmasını talep etti.

12 Eylül Darbe Bildirisi

0

12 Eylül Darbe Bildirisi, gerçekleşen askeri darbenin aynı günü, Orgeneral Kenan Evren tarafından Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği üçüncü darbe olan 12 Eylül, 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 muhtırasından sonra silahlı kuvvetlerin sivil yönetime açık müdahalesi olarak tarihe geçmiştir.

Darbe sonucunda, Süleyman Demirel’in başbakanlığını yaptığı hükümet görevden alınmış, TBMM kapatılmış ve 1961 Anayasası kaldırılarak askeri dönem başlamış, Kenan Evren fiili olarak kendisini Milli Güvenlik Kurulu ve Devlet başkanı olarak ilan etmiş ve tüm kurumları kendisine bağlamıştır.

Bildiride, NATO ve diğer tüm ittifak ve anlaşmalara bağlı kalınacağı ilan edilmiştir.

12 Eylül – Hürriyet Gazetesi yıldırım baskısı

12 Eylül 1980 günlü resmi gazetede Mili Güvenlik kurulu 7 ayrı bildiri ilan etmiş ve devlet yönetimini tamamen ele almak için seri kararlar almıştır.

GENELKURMAY VE MİLLÎ GÜVENLİK KONSEYİ BAŞKANI ORGENERAL KENAN EVREN’İN TÜRK MİLLETİNE AÇIKLAMASI

Yüce Türk Milleti:

30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla sizlere radyo ve televizyondan hitap etmek imkânını bulmuş ve ayrılan kısıtlı süre içerisinde mümkün olduğu kadar, yurdumuzun içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumu ile anarşik ve bölücü eylemleri, alınması gereken tedbirleri çok kısa olarak izah etmeye çalışmıştım. Yine çok iyi hatırlayacaksınız ki; iki yıldır her fırsattan istifade ile muhtelif defalar verdiğim beyanat ve radyo televizyon konuşmalarımda da bu hayati önemi olan konuları dile getirmiştim.

Kalbi bu vatan ve millet için atan sağduyu sahibi vatandaşlarım kabul edeceklerdir ki; ülkemizin halen içinde bulunduğu hayati önemi haiz siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar, devlet ve milletimizin bekasım tehdit eder boyutlara ulaşmış ve bu hal devletimizi Cumhuriyet tarihimizin en ağır buhranına sürüklemiştir.

Yine hepinizin bildiği ve gördüğü gibi; anarşi, terör ve bölücülük her gün 20 civarında vatandaşımızın hayatım söndürmektedir. Aynı dini ve milli değerleri paylaşan Türk Vatandaşları siyasi çıkarlar uğruna, çeşitli sun’î ayrılıklar yaratılmak suretiyle muhtelif kamplara bölünmüş ve birbirlerinin kanlarım çekinmeden akıtacak kadar gözleri döndürülerek adeta birbirlerine düşman edilmişlerdir.

Atatürk ilkelerini esas alarak kurulan Cumhuriyetimizin bu duruma düşürülebileceğini bundan 10 sene evvel tasavvur dahi etmek mümkün değildi.

Bugüne kadar iktidara gelen çeşitli hükümetlerin, her yıl artan bir hız ile yaygınlaşan ve dünya tarihinde sayısız örnekleri görülen özel harbin sızma ve çökertme harekâtına karşı iç güvenliği sağlayacak kararları ve tedbirleri birinci öncelikle alacaklarım vadetmelerine rağmen; sonuç alacak teşebbüsleri, siyasi çıkar taşmaları ve basit parti hesapları, kaprisler, hayaller, gerçek dışı talepler ve Türk Devletinin niteliklerine ters düşen gizli ve açık emeller arasında kaybolup gitmiştir.

Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya bir arada

Düşmanın amaç ve yöntemleri, anarşi, terör ve bölücülüğün ulaştığı düzey; özel hukuki tedbirlere, idari düzenlemelere, sosyal koşulların geliştirilmesine, milli eğitim ve iş hayatının düzenlenmesine ihtiyaç göstermekteyken; milletin vekâletin taşıyan milletvekilleri ve senatörler Meclislerde aylardan beri hiçbir sorumluluk duymadan yalnız parti menfaat ve disiplini uğruna bu olaylara seyirci kalabilmişlerdir.

İktidarların basan ümit ederek aldıkları her tedbir muhalefetler tarafından kınanarak ve hatta memleket yararına da olsa baltalanmıştır. Milli birlik ve beraberliğe en fazla muhtaç olduğumuz dönemlerde bile kutuplaşmalar ve bölünmeler adeta teşvik edilmiş; yangını beraberce söndürmek yerine, üzerine benzin dökülerek memleket bilerek veya siyasi çıkarlar uğruna, sırf iktidara gelebilmek pahasına bir yangın yerine çevrilmek istenmiştir.

Ağızlarından düşürmedikleri hukuk devleti kavramı bir kısım Anayasal kuruluşlarca devletin parçalanması pahasına da olsa yalnız kişilerin müdafaası olarak yorumlanmış, devletin ve milletin savunulması ise sahipsiz kalmıştır.

Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesinin birlikte getirdiği sorumluluk, uygulamada kuvvetler çatışmasına dönüştürülmüştür.

Düşüncelerimiz, dinimiz üzerinde ve akla gelebilen her konuda dış ve iç kaynaklı bölücü ve yıkıcı faaliyetler bütün şiddetiyle sürdürülürken ne hazindir ki; bir kısım gerçeğe uymayan özerklik, dar görüşlü, sahibinden başkasının inanmadığı bilimsellik ve koşulları dikkate almayan salt hukuk savunucuları, yıkılacak devletin enkazı altında kalacaklarının, yok olup gideceklerinin idraki içinde olmadıkları görünümünü vermişlerdir. Bu acı hakikatleri görüp çare arayanların veya Türk Ulusunu uyaran ve milleti bütünleşmeye davet edenlerin ise seslerini duymak mümkün olamamıştır. (Bir kısım kıymetli Türk basınının bu konuda zaman zaman yaptıkları uyarılan burada şükranla belirtmek isterim.)

Siyasi partiler, bu kritik dönemde milletin özlemle beklediği önlemleri almak yerine; iç gerilimi devamlı olarak arttırarak, yıkıcı ve bölücü mihrakları büsbütün kışkırtarak, onlara cüret ve cesaret verecek beyan ve eylemleri ile adeta yarışırcasına seçim yatırımları için zemin yaratma yollarını tercih etmişlerdir.

İktidara gelen siyasi partiler devlet teşkilâtının bütün kademelerini kendi görüşleri doğrultusundaki kişilerle doldurarak, kamu görevlilerinin ve vatandaşlarımızın bir tarafa girerek kamplara bölünmesini zorunlu hale getirmişler, giderek anarşi ve bölücülüğü destekleyen kaynakların şekillenmesine ve kamu kuruluşlarında çalışanlarla, polis ve öğretmenlerin dahi birbirine düşman kamplara ayrılmalarına neden olan partizan tutum ve davranışlarından vazgeçmemişlerdir. Böylece tarafsız halkımız, devletten beklediklerini parti kapılarında aramaya mecbur bırakılarak devlet otoritesi yok olmağa, vatandaşların hak ve hukukunu korumak ve ona tarafsız hizmet götürmek yerine, devletin saygınlığı yavaş yavaş erimeğe mahkûm olmuş ve dolayısıyla ülkemizde tam bir otorite boşluğu teşekkül etmiştir.

Bir kısım bedbahtlar Türk Milletinin bağımsızlığını, birlik ve beraberliğini temsil eden İstiklâl Marşımıza, koyu taassup veya sapık ideolojik amaçlarla protesto maksadıyla oturarak veya İstiklâl Marşı yerine Enternasyonali söyleyerek açıkça saygısızlık gösterebilmişler ve buna doğrudan sorumlu kişiler tevil yoluna sapmak suretiyle savunmalarını yapabilmişlerdir.

Uzun zamandan beri bu fevkalâde üzücü olayları yakından takip eden Türk Silahlı Kuvvetleri hatırlayacağınız gibi; milletin kendisine verdiği yetkileri kullanamayan ve bu korkunç gidişi acz içinde seyreden Anayasal kuruluşların tümünü Cumhurbaşkanımız aracılığıyla uyararak alınması gereken tedbirlere de yer vermek suretiyle büyük Türk Milletine karşı yüklendiği sorumluluğu dile getirmiştir. Aradan geçen 8 aylık süre içerisinde yaptığımız sayısız uyarmalara rağmen hemen hemen bu tedbirlerin hiç birine yasama ve yürütme organları ile diğer Anayasal kuruluşlardan yeterli bir cevap alınamamış ve bu konuda müsbet faaliyetleri de izlenememiştir. Bu uyarı mektubundan sonra bir kısım yasaları etkisiz hale getirerek çıkaran Meclislerimiz 22 Mart 1980 tarihinden beri siyasi çıkar hesapları ile çıkmaza sürüklenen Cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı içinde bulunduğumuz buhran ile mücadelede en kıymetli unsur olan zamanı fütursuzca harcamışlardır. Dünyanın hiçbir ülkesinde Cumhurbaşkanlığı makamı ve seçimi bu kadar hafife alınmamış ve bu kadar zaman boşa harcanmamıştır.

Asayiş ve ekonomik bunalıma çareler getirmesi ve kanunlar yapması beklenen yasal organlarımız, memleket üzerine çöken bu kâbusa kargı kayıtsız kalmışlardır.

Anayasamız, Türk Vatandaşlarının dinî inançlarından Ötürü kınanamayacağını, açıkça belirtmiş olmasına rağmen, tek bir oyun peşinde koşan siyasi partilerimiz, yüce Atatürk’ün Cumhuriyeti döneminde unutulmuş mezhep ayrılıklarını kışkırtmakta faydalar görerek Erzincan, Sivas, Kahramanmaraş, Tunceli ve Çorum illerinde siyasî çıkarlar uğruna vatandaşlarımızın birbirini katletmelerine neden olmuşlardır.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan ve kendini Türk Vatandaşı kabul eden herkesin tek bir vücut halinde Türk Milletini oluşturduğu unutulmuş ve değişik mezheplere bağlı vatandaşlarımızın tam bir kardeşlik bağı ile kaynaşmalarım engellemek isteyen kışkırtıcılar siyasî destek görmüşlerdir.

Bir kısım Anayasal kuruluşlar muhtelif etkiler altında anarşi, terör ve bölücülük karşısında tarafsız, adil ve ortak bir yol izlemek yerine bizzat Anayasanın ihlâli karşısında dahi sessiz kalmayı tercih etmişlerdir.

Bütün bu şartlara rağmen; hukuk devletinin temel ilkelerini savunmakla görevli Anayasal kuruluşlarımız, devletin en üst kademesindeki anarşizmin yarattığı tehlikenin büyüklüğünü idrak edemediklerinden veya terör odaklarının tehdidinden çekindiklerinden, devletin temellerine konan dinamitle her an parçalanma tehlikesi karşısında olduğunu gözlerden kaçırmaya çalışmışlardır. Devlet çökertildiği zaman Anayasanın kanatları altına sığınan tüm hukuk kurumları ile özerk, bilim müessese ve derneklerinin bu enkaz altında yok olacağı unutulmuştur.

Son iki yıllık süre içinde terör 9241 can almış, 14.152 kişinin yaralanmasına veya sakat kalmasına sebep olmuştur. İstiklâl harbinde Sakarya savaşındaki şehit miktarı 5.713, yaralı miktarımız 18.480’dir. Bu basit mukayese dahi Türkiye’de hiçbir insanlık duygusuna değer vermeyen bir örtülü harbin uygulanıldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Sevgili Vatandaşlarımı;

İşte bütün bunlar ve buna benzer sayılabilecek ve hepiniz tarafından yakinen bilinen daha birçok sebeplerden dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri; ülkenin ve milletin bütünlüğünü, milletin hak, hukuk ve hürriyetini korumak, can ve mal güvenliğini sağlayarak korkudan kurtarmak, refah ve mutluluğunu sağlamak, kanun ve nizam hakimiyetini, diğer bir deyimle devlet otoritesini tarafsız olarak yeniden tesis ve idame etmek gayesiyle devlet yönetimine el koymak zorunda kalmıştır. Bugünden itibaren yeni hükümet ve yasama organı kuruluncaya kadar muvakkat bir zaman için yasama ve yürütme yetkileri benim başkanlığımda, Kara, Deniz, Hava Kuvveti Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı’ndan oluşan Millî Güvenlik Konseyi tarafından kullanılacaktır

Büyük Atatürk’ün deyimiyle «Ulusal kültürümüzü, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak, yurdumuzu dünyanın en mamur ve en uygar araç ve kaynaklarına sahip kılmak» hedefine yönelik hızlı bir kalkınma döneminin en kısa zamanda gerçekleştirilmesi zaruretine inanıyoruz. Bu inancımızın gerçekleşmesi için yüce ulusumuzun, bağrından çıkardığı ve yurdumuzdaki kutuplaşmada hiçbir tarafı tutmayan sadece Atatürk ilkeleri doğrultusunda yürüyen Türk Silahlı Kuvvetleri yönetimine güveneceğinden kuşkumuz yoktur. İçinde bulunduğumuz buhrandan çıkmamız için ulusça arzu edildiğine inandığımız, disiplinli ve her türlü tasarrufa ağırlık veren bir yaşam ve dayanışma ortamına girilmesini ve milletçe gücümüzün tümünü ortaya koyacak bir çalışma hızım bekliyor ve yüce Türk Milletine güveniyoruz.

Vatandaşlarımızı kaderde, kıvançta ve tasada ortak bir bütün halinde millî şuur ve ülküler etrafında birleştirmenin iç barış ve huzurun sağlanmasında vazgeçilmez faktör olduğu düşüncesiyle, Atatürk Milliyetçiliğinden hız ve ilham almanın, politikada «Yurtta sulh cihanda sulh» ilkesine bağlı kalmanın, milli mücadele ruhunun, millet egemenliğine, Atatürk ilke ve devrimlerine olan bağlılığın tam şuurunu
yerleştirmek ve geliştirmekle ülkemize yönelik tehditlerin ulusça göğüsleneceğine inanıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti, NATO dahil tüm ittifak ve anlaşmalara bağlı kalarak, başta komşularınız olmak üzere bütün ülkelerle karşılıklı bağımsızlık ve saygı esasına dayalı birbirlerinin iç işlerine karışmamak kaydıyla eşit şartlar altında ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerini geliştirme kararındadır.

Uluslararası sorunların barışçı yollarla çözümlenmesinden yana bir dış politika izlenmesine devam edilecektir.

Birçok tutum ve davranışlarıyla demokratik özgürlükçü parlamenter sisteme inancım defalarca kanıtlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, en kısa zamanda Bakanlar Kurulu”nu kurarak, yürütme sorumluluğunu bu kurula bırakacak ve hür, demokratik parlamenter sistemin şimdi olduğu gibi dejenere edilmesine ve tıkanmasına mani olucu ve Türk toplumuna yaraşır bir Anayasa ve Seçim Kanunu ile Partiler Kanununu hazırlamayı ve bunlara paralel düzenlemeleri yapmayı müteakip insan hak ve hürriyetlerine saygılı, millî dayanışmayı ön plana alan sosyal adaletti gerçekleştirecek, ferdin ve toplumun huzur, güven ve refahına önem veren özgürlükçü demokratik, lâik ve sosyal hukuk kurallarına dayalı bir yönetime ülke idaresini devredecektir.

Sayılan bu hazırlıklar tamamlanıncaya kadar Yurdumuzda her türlü siyasî faaliyetler her kademede durdurulmuştur. Zorunlu olarak faaliyetleri durdurulan siyasî partilerin yeniden hazırlanacak Anayasadaki düzenlemelere ve yeni Seçim ve Partiler Kanununa göre zamanı, koşulları ilân edilecek seçimlerden yeterince önce faaliyete geçmesine müsaade edilecektir.

Parlamento üyeleri, siyasî faaliyetlerinden dolayı suçlanmayacak ve yeni yönetime karşı suç teşkil edecek tutum ve davranışlarda bulunmadıkları sürece haklarında herhangi bir işlem yapılmayacaktır. Ancak, kanunların suç kabul ettiği fiilleri vaktiyle işlediği saptanan parlamenterler hakkında gerekli kovuşturma yapılacaktır. Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Millî Selâmet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partilerinin parti başkanları şimdilik can güvenliklerinin sağlanması amacı ile Silahlı Kuvvetlerin koruma ve gözetiminde belirli yerlerde ikamete tabi tutulmuşlardır. Durum müsait olunca serbest bırakılacaklardır.

Memlekette idarenin tam bir tarafsızlık içinde vatandaşın hizmetine koşması sağlanacaktır. Devlet hizmetinde bulunanların siyasi etkiler dışında çalışmaları kanun hakimiyeti altına alınacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu şu anda devletin yanında tarafsız ve adil hizmet görecek yöneticiler eski zamanın siyasi davranışlarına yönelmedikçe hizmet ve görevlerine devam edeceklerdir.

Kanun ve nizam hakimiyetini sağlamada tecrübeli ve yetenekli kişilerden oluşan mahkemelerin süratle ve doğru kararlar verebilmelerini ve bunları korkusuzca uygulayabilmelerini sağlayacak yasal ve idari tedbirler alınacaktır.

Memleketin ekonomik koşullarını kendi gücümüzle iyileştirmek için her alanda elden gelen gayret sarfedilecektir. Çalışkan ve vatanperver Türk işçisinin mevcut ekonomik koşullar çerçevesinde her türlü haklan korunacaktır.

Ancak temiz Türk işçisini sömüren, onları kendi ideolojik görüşleri istikametinde kullanmak için her türlü baskı oyunlarına başvuran, işçinin hakkı yerine kendi menfaatlarını ön planda tutan bazı ağaların bu faaliyetlerine asla müsaade edilmiyecektir. Tüm işverenlerin iş barışının koşullarım sağlayacak esaslardan ayrılmadan üretimin arttırılması ve ihracata yönelik gayretlerin gelişmesine yardımcı olmaları için her türlü tedbir alınacaktır.

Köylünün, milletimizin efendisi olduğu inancım kuvveden fiilen çıkarmak için taran alanında üretimi artıracak bir tarım seferberliği ve fiyat politikası ile gerekli diğer önlemlerin alınmasına bilhassa önem verilecektir. Türk köylüsünün tarlasından ayrılıp şehirlere göç etmesini zorlayan ekonomik ve sosyal nedenlere çare aranacaktır.

Eğitim ve öğretimde Atatürk Milliyetçiliğini yeniden yurdun en ücra köşelerine kadar yaygınlaştıracak tedbirler en kısa zamanda alınacaktır.

Yarının teminatı olan evlatlarımızın Atatürk ilkeleri yerine yabancı ideolojilerle yetişerek sonunda birer anarşist olmasını önleyecek tedbirler alınacaktır. Bu maksatla hepimizin tek tek saygıyla andığımız öğretmenlerimizin Der’li, Bir’li derneklere üye olarak bölünmelerine müsaade edilmeyecektir. Her düzeyde öğrencinin amacı Atatürk ilkeleri ve milliyetçiliği ile pekişmiş ve üretime yönelik bilgi ve becerisini kazanmak olacaktır.

En kıdemsiz erinden en üst komutanına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm personeli bu amaçlara ulaşmada devletin iç ve dış tehditlere karşı kollayıcı ve koruyucu gücü olarak siyasetin dışında kalacaktır.

Aziz yurttaşlarım;

Bir defa daha belirtiyorum ki; Silahlı Kuvvetler aziz Türk Milletinin hakkı olan refah ve mutluluğu, vatan ve milletin bütünlüğü ve gittikçe etkisi azaltılmaya çalışılan Atatürk ilkelerine yeniden güç ve işlerlik kazandırmak, kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan Devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır.

Komutan, subay, astsubay ve erler olarak hepimiz vatan ve milletin refah ve mutluluğu uğruna her şeyimizi, bu arada hayatımızı dahi seve seve feda etmeye hazırız. Memlekette her zaman bulunabilen ve özellikle son zamanlarda çoğalan kötü niyetli birçok kişi ve kuruluşlar sizlere yalanlar düzerek, bunun aksini söyleyebilecekler ve menfi propagandalara baş vurabileceklerdir. Bunlara asla inanmayınız. Bütün uygulamalar milletin gözü önünde yapılacaktır.

Kıymetli vatandaşlarım;

Her zaman milletiyle bir bütün ve Türk Milletinin emrinde olan Türk Silahlı Kuvvetlerine ve yeni yönetime karşı yapılacak her türlü direniş, gösteri ve tutum anında en sert şekilde kırılarak cezalandırılacaktır.

Yurtta kan dökülmemesi için bütün vatandaşlarımın tahriklere kapılmaksızın sükunet içinde yayınlanacak bildiriler doğrultusunda hareket etmelerini ve ikinci bir bildiriye kadar sokağa çıkmamalarını rica ederim.

Vatandaşlarımın birbirlerinin hak ve hukukuna saygılı olmalarını, sevgi içinde, kırgınlıklarını unutmalarını, hepimizin bu mübarek topraklar üzerinde aynı haklara sahip bir Türk Vatandaşı olduğumuzun idraki içerisinde olarak yeni yönetime yardımcı olmalarını vatanperverlik ve asil karakterlerinden bekler mutlu ve aydınlık yarınlar dilerim.»

11 Eylül – Hukuk Takvimi

0
11 Eylül Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler  

11 Eylül – Hukuk Takvimi

1895 Hint aktivist ve toplumsal reformcu Vinoba Bhave, doğdu. (Ölümü: 1982) Mahatma Gandhi‘nin öğrencisi ve Hindistan’ın en ünlü toplumsal reformcularındandı. 1940’larda İngiliz yönetimine karşı yürütülen sivil itaatsizlik eylemlerine önderlik ettiği için beş yıl hapis yattı. Aşağı kasttan Hindulara toprak dağıtılmasını amaçlayan Bhudan Yacna akımının kurucusudur.
 1917 Hukukçu ve Filipinler devlet başkanı Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos, doğdu. (Ölümü: 28 Eylül 1989)  Ortaöğrenimini başkent Manila’da tamamladı, Filipinler Üniversitesi’nde hukuk eğitimini tamamladı ve avukatlık yapmaya başladı. 1965-1986 yılları arasında başkanlık yaptı. 21 Eylül 1972’de komünist ve yıkıcı güçleri gerekçe göstererek sıkıyönetim ilan etti. Muhalif politikacıları tutukladı ve silahlı kuvvetleri rejimin bir baskı aracı haline getirdi. 17 Ocak 1981’de sıkıyönetimi kaldırdı. 16 Haziran 1981’de yapılan seçimlerde seçimleri yeniden kazandı ve altı yıllık bir dönem için yeniden devlet başkanı oldu. 25 Şubat 1986’da ülkesinden kaçarak Hawaii’ye gitmesi üzerine kurduğu baskıcı rejim sona erdi. Otoriterlik, yolsuzluk ve baskı ile anıldı.

Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos
1919 Sivas Kongresi Kararları, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan kongre sonucunda Umumi Kongre Beyannamesi(Genel Kongre Kararları) adıyla ilan edildi. Kongre sonucunda CHP’nin de temelini oluşturan, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti kuruldu ve başkanlığına Mustafa Kemal getirildi. Kongrenin hemen ardından 12 Eylül 1919 günü Padişah Mehmet Vahideddin, İngiltere ile manda anlaşmasını tasdik etti. Şuray-ı Saltanat, İngiliz mandasını 26 Mayıs 1919’da kabul etmişti.

Sivas Kongresi Delegeleri

 1920

Milli Mücadele sürecinde, asker kaçaklarını yargılamak üzere, 11 Eylül 1920’de kabul edilen Firariler Hakkında Kanun ile İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Meclisin verdiği yetkiye dayanan Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa, 14 İstiklal Mahkemesinin kurulması için 19 Eylül’de TBMM’ye teklifte bulundu. Mahkemelerin işleyişini detaylı şekilde düzenleyen İstiklal Mahkemeleri Kanunu, ise  31 Temmuz 1922 tarihinde kabul edilmişti.

 1923 Halk Fırkası Genel Başkanlığı’na Mustafa Kemal Paşa seçildi. Kurtuluş Savaşının temelini oluşturan “Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri”nin “Cumhuriyet Halk Fırkası” adı altında toplanması sonucu oluşan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisinin ilk genel başkanı Mustafa Kemal Atatürk oldu. Partinin “9 Umde”si (Sonradan “6 Ok”a dönüştü) ilk siyasi programıdır. İlerleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı.
 1934 Escape from Alcatraz ve Birdman of Alcatraz filmlerine konu olan, San Francisco’daki Alkatraz Hapishanesi hizmete açıldı.

Alcatraz Cezaevi
 1947 ABD Kongresi Marshall Planını onayladı. Türkiye – ABD Yardım Antlaşması, 12 Temmuz 1947de imzalanmış, 01 Eylül 1947’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde onay kanunu kabul edilmiş ve 5 Eylül 1947’de Resmi Gazetede yayınlanmıştı. ABD ile yapılan bu ilk askeri antlaşmadan sonra Türkiye 1950’de Kore Savaşına katıldı ve 1952 yılında da NATO’ya katılmıştı.
 1948 Hukukçu, Pakistan Bağımsızlık Hareketinin lideri ve ülkenin ilk devlet başkanı Muhammed Ali Cinnah yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Aralık 1876, Karaçi) İlk ve ortaöğrenimini Karaçi ve Bombay’da tamamladı. Londra’ya gitti ve Hukuk eğitimi aldı. İngiliz politikasını yakından takip etti ve Avam Kamarası’nın toplantılarını izledi. Hukuk Fakültesini iki yıl içinde bitirdi ve 19 yaşında en genç Hintli avukat unvanını aldı. 1896’da ülkesine döndü, Bombay’a giderek avukatlığa başladı. Bir süre sulh mahkemesi yargıçlığı yaptı. 1910’da Imperial Legislative Council’e Bombay’dan üye seçildi. Kısa sürede tanınmış bir politikacı oldu. 1920’de, Gandhi ile olan siyasî anlaşmazlıkları nedeniyle bütün görevlerinden ve siyasî kuruluşlardan ayrıldı ancak 1923 yılında Imperial Legistative Council’e yeniden seçildi. Hindu- Müslüman ayrışmasının artması üzerine 1930’da Londra’ya gitti, bir süre Privy Council’de çalıştı.

Muhammed Ali Cinnah

1934 yılında Hindistan’a döndü ve oy birliği ile All India Muslim League’in başkanlığına seçildi. 1943’te “böl ve git” sloganını ortaya attı, bağımsız bir Pakistan için komite kurdu. Başarısız kalan bir suikasta uğradı. Hindistan’a bağımsızlık veren kanundan (India Independence Act) sonra Pakistan genel valisi oldu. 11 Eylül 1948’de Karaçi’de yaşamını yitirdi.

1953 Alman hukukçu ve akademisyen, Andreas Bertalan Schwarz yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1886)  Bonn, Leipzig ve Budapeşte’de hukuk bilimleri tahsil etti. 1908’de Leipzig Üniversitesi’nde hukuk bilimleri doktorasını tamamladı, 1912’de  Medenî Hukuk alanında doçenti, 1922’de ise profesör oldu.1926 yılları arasında Leipzig Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde karşılaştırmalı hukuk ve Roma Hukuku alanında bir profesörlük daha aldı. 1933’Te ordinaryüs profesör unvanını kazandı. 1933’te Naziler Almanya’da iktidara geçince, Eernst Eduard-Hirsch ve diğer akademisyenlerle birlikte Türkiye’ye iltica etti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde yaklaşık 20 yıl ordinaryüs profesör olarak hizmet vererek uluslararası alanda tanınmış birçok Türk hukukçu yetiştirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki dersliklerden birine, hatırasını yaşatmak amacıyla onun adı verilmiştir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Andreas Bertalan Schwarz’ın adının verildiği dersliğin kapısındaki tabela. 
1959 Avrupa Ekonomik Topluluğu Bakanlar Konseyi, Türkiye ve Yunanistan’ın ortaklık başvurularını kabul etti
 1960 Çad, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti
 1972 Uluslararası Gazeteciler Federasyonu 11. Kongresi’ni İstanbul’da yaptı. Kongrede tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve basın üzerindeki baskıların kaldırılması talep edildi  IFJ, Gazetecilerin Mesleki Davranış İlkeleri Bildirgesini, 1954 tarihinde ilan etmişti.
 1980 Çin’de Mao rejimi resmi olarak sona erdi. Çin Komünist Partisi tarafından Mao ile ilgili tüm resim, demeç ve afişler yasaklandı.
1990 Bakırköy Kadın Sığınma Evi açıldı
1992

TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit tarafından kuruldu.

1994 İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, terörle mücadele yasasına aykırı yayın yaptığı gerekçesiyle Cumhuriyet Gazetesini kapattı. Gazetenin terörle mücadele yasasına aykırı yayın yaptığı ileri sürüldü.
1994 Devrimci-Sol ve DHKPC örgütü lideri Dursun Karataş, Fransa’da yakalandı. Dört yıl hapiste kaldıktan sonra tutuksuz yargılanarak serbest bırakıldı. Hollanda’da kanser tedavisi görmekte iken 12 Ağustos 2008 tarihinde hayatını kaybetti.30 Eylül 1980’de yakalanarak 9 yıl hapse mahkum edilen Karataş 25 Ekim 1989’da Bayrampaşa Cezaevi’nden firar etmişti.
1996 Eski Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir’in Avrupalı üç kadın parlamentere “fahişe” demesiyle ilgili yargılama sonuçlandı. Gökdemir 500 Milyon Türk Lirası tazminat ödemeye mahkum oldu
2002 Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü, Recep Tayyip Erdoğan hakkında Diyarbakır 4 No’lu DGM’nin, Erbakan hakkında da Diyarbakır 1 No’lu DGM‘nin verdiği kararları dikkate alarak adli sicil kayıtlarının silinmesine yönelik tezkereleri görüşerek karara bağladı ve Erdoğan ile Erbakan’ın adli sicil kayıtlarını sildi
2002

Yargıtay eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, ANAP’a katıldı

2003

Hukukçu ve İsveçli sosyal demokrat politikacı Anna Lindh, 10 Eylül 2003’te bir alışveriş merkezinde uğradığı bıçaklı saldırı sonucunda 11 Eylül 2023’te yaşamını yitirdi. (Doğumu: 19 Haziran 1957,Stokholm) Uppsala Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Sosyal Demokratlar’dan milletvekili oldu. 7 Ekim 1994–22 Mart 1996 arasında İsveç Çevre bakanlığı yaptı. 7 Ekim 1998’den öldürüldüğü tarihe kadar İsveç Dışişleri Bakanlığı’nı yürüttü. Suikastten önce Göran Persson’dan sonra başbakanlığa en yakın isim olarak görülüyordu. Hatırasını yaşatmak için Anna Lindh Vakfı kuruldu.

2016

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ve Açık Toplum Vakfı kurucularından İshak Alaton, 49 yaşında iken öldü.

2024 Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanı tarafından atanan yeni Metin KIRATLI yemin ederek göreve başladı.
2024
11 Eylül – Hukuk Takvimi

Milli Korunma Suçlarının Affı

1
Milli Korunma Suçları Hakkında Af Kanunu - 1960

Milli Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun, 79 kanun numarası ile 10 Eylül 1960 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun ile, 3780 sayılı Milli Korunma Kanunu kapsamındaki suçlara ilişkin olarak haklarında soruşturma ve dava bulunanlar ve mahkum olanların suçları ve cezaları affedilmiş, cezalara bağlı neticeler de de ortadan kaldırılmıştır.

Millî Korunma Kanununun 64 üncü maddesinde belirtilen görevliler hakkındaki cezalar aftan istisna tutulmuş, Türk Ceza Kanunu ve ilgili kanunlarda öngörülen suç ve ceza hükümlerine göre dava, soruşturma ve infazlar devam etmiştir.

Milli Korunma Suçları hakkında çıkarılan Af Kanunu ile ilgili bir gazete haberi

Kanun; Milli Korunma Kanunu uygulamalarını ve kanuna göre faaliyet gösteren Milli Korunma Mahkemelerini ortadan kaldırmıştır. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile yönetime el koyan Milli Birlik Komitesinin 10 Eylül 1960 tarihinde aldığı karar doğrultusunda çıkarılan Kanun Resmi Gazetenin 16 Eylül 1960 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Millî Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun
Madde 1

3780 sayılı Millî Korunma Kanunu ile ek ve tadillerine aykırı hareketlerinden dolayı haklarında tahkikat ve takibat yapılanlarla, mahkûm edilmiş bulunanların suçları ve cezaları cezai neticeleriyle birlikte affedilmiştir.

Millî Korunma Kanununun 64 üncü maddesinde zikredilen vazife ve salahiyetlilerle memur, müstahdem ve bunlar gibi cezalandırılacakları yazılı olanlar aftan istifade edemezler.

Bunlar hakkında Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda muayyen olan cezalar aynen hükmolunur.

Af Kanunları

Madde 2 

Bu kanuna ekli (1) sayılı cetvelde yazılı kadrolar 3656 sayılı kanuna bağlı ı(l) sayılı cetvelin Adalet Bakanlığı bölümüne ve (2) sayılı cetvelde yazılı hizmetli kadroları 1960 malî yılı Muvazene-i Umumiye Kanununa bağlı (D) işaretli cetvelin Adalet Bakanlığı kısmına eklenmiştir. Bu kadrolarda bulunanların 1960 malî yılı sonuna kadar maaş ve ücretleri, Millî Korunma Kanununun 6731 sayılı kanunla değişen 43 üncü maddesinin II nci bendi gereğince tahsil edilerek Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasında hususi bir hesapta toplanan ve Ticaret Bakanlığı emrine intikal etmiş bulunan paradan bu Bakanlıkça Adalet Bakanlığı emrine tefrik edilecek meblâğdan ödenir.

Madde 3

K/1024 sayılı kararla kurulmuş olan Millî Korunma Dairesi ve K/1146 sayılı kararla kurulup 1 Haziran 1980 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan 5/5 sayılı kararla Ticaret Bakanlığına bağlanmış bulunan Tahsis ve Tevzi Dairesi lağvedilmiştir.

Bu daireler memur ve müstahdemlerinden:

a) Ekli (3) sayılı cetvelde gösterilen kadrolar 3656 sayılı kanuna bağlı cetvelin Ticaret Bakanlığı kısmında değişiklik yapılması hakkındaki 5102 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvele eklenmiştir.

3656 sayılı kanuna tabi dairelerden kaldırılan dairelere intisap etmiş olanlar, müktesep hakları veya bir derece aşağısı ile Ticaret Bakanlığı kadrolarındaki münhallerle bu defa verilen kadrolara en geç 1960 malî yılı sonuna kadar tayin edilirler.

b) Mukavele ile müstahdem bulunanlar mukavelelerinin sonuna kadar Ticaret Bakanlığı emrinde istihdam olunurlar.

c) Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Millî Korunma Muhasebe Bürosunda çalışmakta bulunan memurlar Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası kadrolarındaki münhallere müktesep hakleriyle tayin olunurlar.

d) Millî Korunma Kanununun tatbikten kaldırıldığı tarihte adı geçen dairelerde bulunan diğer bütün vazifelilerin, bu kanunun neşrini takip eden aydan başlama k üzere üçüncü ayın sonuna kadar Ticaret Bakanlığı emrinde istihdamlarına devam olunur.

Yukarıda gösterilen memur ve müstahdemlerin istihkakları ile müddetleri sonuna kadar ihtiyar edilecek sair masraflar, 2nci maddenin ikinci fıkrasında yazılı Ticaret Bakanlığı emrindeki hesaptan ödenir. Bu maddenin (b) ve (d) bentlerinde yazılı olanların istihdam müddetlerinin sonunda vazifeleri ile ilişikleri kesilir ve kendilerine bundan sonra geçecek zaman için her hangi bir tediye yapılmaz.

Madde 4

Mülga Millî Korunma Dairesi ile Tahsis ve Tevzi Dairesinin bilumum malzeme, demirbaş, matbu evrak ve kırtasiyesi Hazineye devredilir.

Her iki teşkilât için kiralanmış bulunan gayrimenkuller, kir a mukavelelerinin sonuna kadar bu Bakanlığın emrinde kalır.

Madde 5

Hükümet, doğrudan doğruya müstehlike perakende olarak veya tevzi müesseseleri tarafından satılan petrol ve petrol müştaklarının ve – ham petrol hariç – her ne suretle satılırsa satılsın sair akaryakıtların dahili fiyatlarını tanzim etmek maksadıyla ithal ve satış fiyatları arasında husule gelecek farkları Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasında tesis edeceği fiyat istikrar fonu hesabında toplamaya ve mezkûr akaryakıt ve tenekenin alım, satım ve tevzii ile fiyatlarını tespite ve Petrol Kanununa tabi olanlar hariç Tür k tankerlerinin navlun ve suristaryalarını tâyine yetkilidir.

Bu fona yatırılacak paralar, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü hakkındaki Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.

Bu hesapta toplanacak paralar münhasıran petrol fiyatlarında istikrarı sağlamak için kullanılır ve hesaba yatırılacak paralarla buradan yapılacak ödemelerin şekil ve esasları bir kararname ile tespit edilir.

Ancak bu fonun idare ve murakabesi ile görevli özel teşkilâtın maaş ve ücretleriyle diğer idare masrafları, 1960 malî yılı sonuna kadar bu fondan ödenebilir.

Maliye ve Ticaret Bakanları akaryakıt müessese ve şirketlerinin her türlü defter, kayıt ve hesapları üzerinde lüzumlu teftiş ve murakabeyi yaptırır.

Mülga K/744 sayılı kararla tesis olunan, K/1242 sayılı kararla idame ettirilen fiyat istikrar fonunda biriken paradan 10 milyon lirası, bu maddenin birinci fıkrası ile tesis olunacak fon hesabı ile birleştirilir.

Madde 6

Hükümet kararı İle iş yerlerinde gündüz ve gece çalışmalarında tatbik edilmek üzere, günlük iş saatleri, işlerin mahiyetine ve ihtiyaç derecesine gör e üçer saate kadar artırabilir ve zaruret halinde Hafta Tatili Kanunu ile Ulusal Bayram ve Genel Tatiller hakkındaki Kanun hükümleri kısmen veya tamamen tatbik edilmeyebilir.

Bu gibi hallerde ücretler İş Kanununun 37nci maddesine göre ödenir.

Kadınların ve 12 yaşından yukarı kız ve erkek çocukların sanayi işlerinde ve 16 yaşından yukarı erkek çocukların maden işlerinde çalışmaları hakkındaki 151, 1593 ve 3008 numaralı kanunlarda mevcut tahdidi hükümler Hükümetçe görülecek lüzum ve zarurete binaen tatbik edilmeyebilir.

Millî Korunma Kanununun 19 uncu maddesine istinaden evvelce alınan kararlardan bu kanunun neşri tarihinde mer’i olanlarının tatbikine devam olunur.

Madde 7

3828, 4040, 4226 ve 4876 sayılı kanunların tatbik edilmekte olan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

Madde 8

Satış fiyatının Bakanlar Kurulunca tespitine hususi kanununda yetki verilmiş olan şeker fiyatında bir değişiklik olduğu takdirde, bunu beyana tabi tutmaya ve fiyat farklarını tahsil veya tediye ettirmeye Hükümet yetkilidir.

Madde 9

ithal edilmiş ve edilecek otomobil ve benzeri nakil vasıtalarından ı(Station Wagon dâhil) gerek ithalleri, gerek satışları sırasında prim almaya ve bu primin miktar ve şartlarını tespit etmeye Hükümet yetkilidir.

Madde 10

K/5, K/792, K/964, K/1089, K/1164, K/1180 sayılı kararların tatbikine devam olunur.

5/20 sayılı kararın 11 inci maddesine göre borsalarda yapılacak her nevi hububat satışlarına münhasır olmak üzere K/1051 sayılı karar hükümleri uygulanır.

K/1164 sayılı kararla tesis olunan fona yatırılacak paralar Amme Alacaklarının Tahsil Usulü hakkındaki Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.

Geçici madde 1

K/1269 sayılı Koordinasyon karan gereğince 1959 mahsulü ekici tütünleri piyasalarında Devlet nam ve hesabına destekleme mubayaası ile vazifelendirilmiş bulunan Tekel Genel Müdürlüğü mezkûr piyasaların sonuna kadar bu vazifesine devam eder.

Bu yetkiye dayanılarak mubayaa edilen tütünler, Gümrük ve Tekel Bakanlığının muvafakatine piyasa icaplarına göre Tekel Genel Müdürlüğünce satılır.

Geçici madde 2

Millî Korunma Kanununa istinaden kurulmuş olan Petrol Ofisi ile Et ve Balık Kurumu için hususi birer teşkilât kanunu yürürlüğe konuluncaya kadar bunlar; kuruluşlarına, işleyişlerine ve vazifelerine ait kararlar ve bu kararların alâkalı bulunduğu Millî Korunma Kanunu hükümlerine göre faaliyetlerine devam ederler.

Bu teşekküllerin suç işleyen memur ve müstahdemleri Devlet memurları gibi cezalandırılır.

Geçici madde 3

a) Millî Korunma Kanununa göre alınmış bulunan Koordinasyon Heyeti kararlan ve bunlarla ilgili muamelelerin;

b) K/744 sayılı kararla tesis olunup, K/1242 sayılı kararla idame ettirilen ve 10 milyon lirası bu kanunun 5 inci maddesine istinaden tesis olunacak fon ile birleştirilen akaryakıt fiyat istikrar fonu hesap bakiyesinin;

c) Millî Korunma Kanununun 43 üncü maddesindeki sermayeden muhtelif daire, teşekkül ve müesseselere yapılan tahsisler ve verilmiş bulunan paralarla açılan kredilerin ve mezkûr kanunun 26ncı maddesine istinaden yapılan müdahale ve destekleme mubayaası ile ilgili işlerin ve hesapların ve bu mubayaalar için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından temin edilen reeskont kredileri bakiyelerinin;
d) Aynı kanunun 27nci maddesine göre muhtelif kararlarla tesis edilmiş bulunan fonların;

e) Millî Korunma Kanunu şümulüne giren ve yukarıda tadat edilenler haricinde kalan her türlü hak ve vecibelerle borç ve alacakların;

Tasfiyesi 3460 sayılı kanunun şümulüne giren müesseselerin bilanço, kâr ve zarar hesaplarının tasdiki tarihinden başlamak üzere Maliye ve Ticaret Bakanlıkları ile Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Umum Müdürlüğünce beş kişiden az olmamak üzere seçilecek bir heyet tarafından üç ay içinde yapılır.

Millî Korunma sermayesi ile fon ve kredilerinden faydalanmış olan müessese ve teşekküllerin tasfiye dolayısıyla karşılaşacakları güçlükler, Bakanlar Kurulunca alınacak kararlarla giderilir.

Petrol Ofisi ve Et ve Balık Kurumu hariç olmak üzere, alâkalı müesseselerin bu kanunla ilgili hesaplarının tasfiyesi ve neticesinin Tasfiye Heyetine tevdi muameleleri Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü tarafından yapılır. Tasfiyenin icap ettirdiği bilcümle masraflar, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası nezdindeki ikinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı hesaptan ödenir.

Bu geçici maddenin b, c, d, e bentlerinde belirtilen tasfiyelerin neticeleri Hazineye devredilir. Vukuu tespit olunacak zararlar, Maliye Bakanlığı bütçesine konulacak tahsisatla mahsup edilir.

Geçici madde 4 

Millî Korunma Kanununun muaddel 43 üncü maddesinin ikinci bendine istinaden tahsil edilip Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasında açılan ve Ticaret Bakanlığı emrinde bulunan hesaptan yapılacak sarfiyat tamamlandıktan sonra kalacak bakiye Hazineye devredilir.

Madde 11 

Bu kanun neşri tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 12

Bu kanunun hükümlerini icraya Bakanlar Kurulu m

10 Eylül – Hukuk Takvimi

0
10 Eylül - Hukuk Takvimi

10 Eylül – Hukuk Takvimi

1797 

Kadın hakları savunucusu Mary Wollstonecraft, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Nisan 1759, Londra) Kadınların erkeklerden yaratılış gereği daha değersiz olmadığını, eğitim verilmediği için bu şekilde kabul edildiğini savundu. İnsan ve kadın hakları savunuculuğu yaptı. Fikirlerinin gerçek hayattaki yerini sürekli aradı. Fransa’da Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisinin yayınlandığı döneme tekabül eden  Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi (A Vindication of the Rights of Woman) kitabıyla tanınmakta ve kadın hakları savunuculuğunun öncülerinden sayılmaktadır.

Mary Wollstonecraft
1882 

Almanya‘da ilk Antisemitizm konferansı açıldı. Antisemitizm Yahudi milletine karşı duyulan düşmanlık, nefret, önyargı veya ayrımcılıktır genellikle bir ırkçılık türü olarak kabul edilmektedir. 

1894 

Trafik cezası ilk kez Londra’da alkolü araç kullanan bir sürücüye kesildi. 

1910 

Fransız hukukçu ve siyasetçi Gaston Defferre, doğdu. (Ölümü: 7 Mayıs 1986) Aix-en Provence Hukuk Fakültesi’nde okudu. 1931 yılından  itibaren  avukatlık  yapmaya başladı. 1933  yılında genç bir sosyalist militan olarak SFIO‘ya girdi. Vichy Hükûmeti’ne karşı direnişçiler arasında yer aldı. 1945’ten ölümüne kadar neredeyse kesintisiz olarak Ulusal Meclis’te parlamenter olarak görev yaptı.

Gaston Defferre
1913 

Amerikalı hukukçu, siyasetçi ve yargıç William Jay Gaynor, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Şubat 1849) 1893-1909 yılları arasında New York Yüksek Mahkemesinde yargıç olarak görev aldı ve New York Belediye Başkanlığı yatı.  9 Ağustos 1910 tarihinde eski bir belediye çalışanının düzenlediği suikasttan sağ kurtuldu ancak konuşma yetisini kaybetti

William Jay Gaynor
1919 

St. Germain Antlaşmasıyla Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalanarak toprakları üzerinde  ÇekoslovakyaYugoslavya ve Macaristan Devletleri kuruldu. 

1920  Türkiye Komünist Partisi (TKP), Bakü‘de kuruldu. 
1934 

Sovyetler BirliğiMilletler Cemiyeti‘ne kabul edildi. Milletler  Cemiyeti, günümüzdeki Birleşmiş Milletler‘in temeli sayılabilecek bir organizasyondu. Amacı, ülkeler arasında yaşanabilecek sorunları barışçı yollarla çözmekti. 

1940  Bakanlar Kurulu, Tan, Tasvir Efkar ve Haber gazetelerini yedişer gün kapattı. 
1960 Ham petrol fiyatlarındaki düşüşü durdurmak amacıyla Venezuela’nın teklifiyle Bağdat‘ta başlayan ve Venezuelaİran, IrakSuudi Arabistan ve Kuveyt‘in katılımıyla 10 Eylül’de yapılan kongre sonucunda, 14 Eylül 1960’ta OPEC kuruldu. OPEC petrol ihraç eden ve bilinen dünya petrol rezervlerinin üçte ikisini ellerinde bulunduran 12 ülkenin oluşturduğu konfederasyondur. 
1960 

Milli Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun, 79 kanun numarası ile 10 Eylül 1960 tarihinde kabul edildi. Kanun ile, 3780 sayılı Milli Korunma Kanunu kapsamındaki suçlara ilişkin olarak haklarında soruşturma ve dava bulunanlar ve mahkum olanların suçları ve cezaları affedildi, cezalara bağlı neticeler de ortadan kaldırıldı. Millî Korunma Kanununun 64 üncü maddesinde belirtilen görevliler hakkındaki cezalar aftan istisna tutuldu. Türk Ceza Kanunu ve ilgili kanunlarda öngörülen suç ve ceza hükümlerine göre dava, soruşturma ve infazlara devam edildi.

Milli Korunma Suçları Hakkında Af Kanunu – 1960
1969  Bugün Gazetesi yazarı Şule Yüksel Şenler ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Hasan Hilmi Karabel, “Ağlayın Ey Müslüman Kardeşlerim Ağlayın” başlıklı yazı nedeniyle, İstanbul Toplu Basın Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, Yayın Yolu İle Cumhurbaşkanına hakaret nedeniyle 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı.

1970  Amerika Birleşik Devletleri‘nin Türkiye‘de haşhaş ekimini yasaklama önerisi Meclis‘te reddedildi. 
1971 

Dev-Genç’in eski ve yeni genel başkanları ile 27 yürütme kurulu üyesi hakkında Sıkıyönetim Mahkemesi’nce tutuklama kararı verildi.

1977  Tekstil-iş kolunda 80 bin işçiyi kapsayan toplu sözleşme imzalandı.
1979 Avukat Ceyhun Can 39 yaşında iken öldürüldü. Can, Maraş Katliamı davasının müdahil avukatları arasında yer alıyordu. 

https://www.youtube.com/watch?v=sMb1yR9BBjs

1980 

İzmir’de 2 Eylül günü polis tarafından çatışmada öldürülen TKP/ML- TİKKO militanı Ali Geçgel’in cenazesini almak isteyen abisi Munzur Geçgel’in polis tarafından gözaltına alındığı ve işkence yapılarak öldürüldüğü bildirildi.

1980 

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, kendilerine sol bir örgüt görüntüsü vererek silahlı gasp, adam kaldırma, kişi hürriyetini engelleme vb. eylemlerde bulunan MHP Yüksek Disiplin Kurulu eski üyesi A. Öncel ve 8 ülkücü hakkında 75 yıla kadar hapis istedi.

1981 

Yargıtay, toplatılan veya zoralımına karar verilen kitapların sadece bulundurulmasının suç oluşturmadığına karar verdi.

1986

 

ANAP hükümeti tarafından İçişleri Bakanlığı Yasa Taslağı hazırlandı. Taslağa göre Gözaltına alınan, yargılandıktan sonra aklanan ya da mahkum olanlar hakkında fişleme yapılacak, siyasi suçlar nedeniyle gözaltına alınanlar için düzenlenen fişler hiçbir durumda iptal edilmeyip saklanacaktı.

1987

 

Metris Askeri Ceza ve Tutukevi’nden tahliyelerinden sonra da süresiz açlık grevini 29 gündür sürdüren 4 eski tutuklu yaptığı basın toplantısında cezaevlerindeki kötü koşulların düzeltilmesi gerektiğini söyledi.

1987

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasımda erken genel seçim yapılması kararı aldı. 
1988

 

Yüksek Öğretim Kurumlarının Özerkliği ve Akademik Özgürlük Üzerine Lima Bildirgesi,  6-10 Eylül 1988 tarihlerinde Peru’nun başkenti Lima’da toplanan Dünya Üniversiteler Servisi – WUS tarafından onaylanarak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 40. yıldönümünde kabul edildi. Belge, tüm dünyada üniversitelerin idari, mali ve bilimsel özerkliği konusunda referans olarak kabul edilmekte ve 19 maddeden oluşmaktadır.

1991

 

İsmail Beşikçi’nin ‘Ortadoğu’da Devlet Terörü’ adlı kitabından dolayı Ankara DGM bölücülük  propagandasından 5 yıla kadar hapis ve para cezası istemiyle dava açtı.

2001

 

TAYAD Genel Sekreteri ve üyelerinin tutuklanmasını protesto için Adalet Bakanlığı’na kart gönderen 4 kişi gözaltına alındı.

2003 

10 yıl önce yazdığı yazılardan derlenen ‘Akıntıya Karşı Yazılar’ adlı kitabından dolayı Doç. Dr. Fikret Başkaya ile kitabı yayına hazırlayan 2 kişi hakkında, Cumhuriyeti ve devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmekten açılan davanın yargılanmasına başlandı.

2004 

Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Birtan Altınbaş’ın gözaltındayken uğradığı işkence sonucu yaşamını yitirmesi sonucu yargılanan polis A. Baştan, faili belli olmayacak biçimde kastı aşan adam öldürmeden 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına mahkum edildi. 

2005  Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek ve Özgür Radyo Yayın Koordinatörü Füsun Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu 19 kişiye karşı yapılan gözaltı işlemleri Galatasaray’da protesto edildi.
2015 Adana ve Diyarbakır Barosunun da aralarında olduğu 77 kurum ve 500’den fazla kişi tarafından ortak açıklama yapılarak silahlı çatışma ortamlarında çocukların haklarının korunması istendi. “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme Yükümlülüklerine Uyma Çağrısı” başlığı altındaki belge internetten de imzaya açıldı.

2009 Ardahanlı gazeteciler Fakir Yılmaz,Selmi Yılmaz ve Nihat Yılmaz hakkında “Ardahanlı devrimci Orhan Keskin”in babasının matbaalarını ziyaret etmesini haberleştirmeleri üzerine açıldığı, savcılığın, ”Diyarbakır zindanlarında ölen Ardahanlı devrim şehidi Orhan Keskin” ifadesinden ötürü dava açtığı iddia edildi. Sanıklara “kin ve düşmanlığa tahrik” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla suçlaması yöneltildi.
2009 “Ergenekon Terör Örgütü üyesi olmak” iddiasıyla tutuksuz yargılanan yazar Yalçın Küçük’ün, mavidefter.org İnternet sitesinde kendisini eleştiren yazar Sungur Savran hakkında 10 bin TL tutarında manevi tazminat talebiyle açtığı davanın duruşması yapıldı. Savran, mahkemeye yazılı olarak sunduğucevapta, sosyalist akımın tarihinde zaman zaman sert polemiklerin yapılmasının bir gelenek olduğunu ve Küçük’ün a kendisine dava açmak yerine iddialara cevap vermesi gerektiğini söyledi.
2010 Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Barack Obama, Florida eyaletinde 11 Eylül’de Kuran yakmayı planlayan rahip Terry Jones’dan eylemden vazgeçmesini istedi. Obama, ABD Anayasasının, her türlü ifade özgürlüğünü güvence altına aldığını ancak eylemin El Kaide’ye yeni üye kazandıracak, yıkıcı bir girişim olduğunu ifade etti.
2010 Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz hakkında, 8 Haziran’da yayımlanan “Ergenekon’da aşk oyunu… Ergenekon savcısı hakimi de dinledi” başlıklı haber nedeniyle Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün de şikayetçi oldu.
2013
Gezi protestoları sırasında Eskişehir’deki eylemlerde, 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ın dövülerek öldürülen ilgili iddianame hazırlandı. Tutuklu polisin müebbetle yargılanması talep edilirken tutuksuz polislerin de yargılanması istendi.

Ali İsmail Korkmaz
2014
Torun Center’da yaşanan iş cinayetinde asansörde ölen 10 işçiyle ilgili gözaltına alınan 11 kişi Adliye’ye sevk edildi. Gözaltında olanlar arasında Torunlar GYO’nun Muhasebe Müdürü M. K., asansörü kuran Geda Majör’ün Genel Müdürü O. D., asansör teknisyenleri A. A. ve T. D. İle Ö. T. de bulunuyordu.
2015
Aralarında daha sonra öldürülen Diyarbakır Baro Başkanı Av. Tahir Elçi‘nin de olduğu Türkiye’nin farklı illerinden 300’e yakın avukat Cizre’ye doğru yola çıktı. Elçi, “Henüz anayasanın yürürlükte olduğu, demokratik özgürlüklerin kağıt üzerinde yazılı olduğu bir ülkedeyiz” diye konuşarak Cizre’ye orada yaşanan hukuksuzlukları yerinde görmek ve kayıt altına almak için gittiklerini ifade etti.

Tahir Elçi Dört Ayaklı Minare önünde
2015
Diyarbakır’da çalıştığı dönemde haberleri nedeniyle yargılanan ve 5 Eylül 2014’te gözaltına alınan Hollandalı gazeteci Frederike Geerdink serbest bırakılmasına rağmen Hakkari Valiliği kararıyla sınır dışı edildi. Yüksekova Emniyeti Yabancılar Şubesi’nden Van Havalimanı Yabancılar Şubesi’ne nakledilen Geerdink uçakla Amsterdam Schipol Havalimanı’na gönderildi. Hollanda Dışişleri Bakanlığı’nın da, sınır dışı kararına tepki gösterdi.
2016
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Nansen Mülteci Ödülü’ne mültecilere yardım eden Yunanistanlı gönüllüler layık görüldü. Hellenic Rescue Team (HRT) adına Konstantinos Mitragas ve Lesvos’daki PIKPA kasabasından Efi Latsoudi, UNHRC Nansen Mülteci Ödülü’nün sahibi oldu.
2016
Gazeteci-yazar Ahmet Altan ve Prof. Dr. Mehmet Altan, katıldıkları bir televizyon programında söyledikleri sözler nedeniyle gözaltına alındı. Hürriyet Gazetesi, Anadolu Ajansı’na (AA) dayandırdığı haberinde; Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın programda “darbe çağrışımıyla subliminal mesaj içeren söylemlerde bulunmakla” itham edildiğini haberleştirdi.

Ahmet Altan / Mehmet Altan
2016

Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası, Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) Diyarbakır Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilciliği ortak basın açıklamalarında, “Yargı sürecinin ihbara değil hukuka dayanması gerektiğini, öğretmen ve akademisyenlerin KHK’lar ile açığa alınmasının, işten atılmasının, demokrasinin içselleştirilmediğini, hukuk içinde hareket edilmediğini ortaya koyduğunu” açıkladılar.

2016
Cumartesi Anneleri, Galatasaray’daki 598. buluşmalarında 12 Eylül’ün ilk gözaltında kaybolanlarından Cemil Kırbayır ve darbe dönemi tüm kaybedilenleri anarak kayıpların akıbetini sorarak “12 Eylül askeri darbesi ve 12 Eylül’ün işkencehanelerinde kaybedilenler unutulmasın” dedi.
2024

İŞİD’in Kobanê’ye saldırısından sonra  6-8 Ekim 2014’deki protestolar nedeniyle açılan İkinci Kobanê Davası’nda ikinci duruşma yapıldı.  Eski HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan, Pero Dündar ve Garo Paylan için 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talep edilen davanın duruşması Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

2024

Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, yıl sonuna kadar sosyal medya platformlarına yaş sınırı getirmek için yasa tasarısı sunmayı planladıklarını, yasanın uygulanacağı yaş grubu üzerinde istişarelerin sürdüğünü söyledi.

2024

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Narin Güran cinayeti davasına Bakanlık olarak müdahil olacaklarını açıkladı.

Kayseri’de, Atatürk Anıtı’na balta ile zarar veren Yaşar Kılıçkaya (59) ile yeğeni Zeynep Abdullah’ın (31) tutuklu yargılandığı davada karar çıktı. Mahkeme, dayı ile yeğeni, ‘Atatürk’e ait büstü tahrip edip zarar verme’ suçundan 2 yıl 6’şar yıl, ‘Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret’ suçundan da 1 yıl 10’ar ay olmak üzere toplam 4 yıl 4’er ay hapis cezasına çarptırarak, tahliyelerine karar verdi.

2024 İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 25 Aralık 2023’te Tele1’de yayınlanan programda kullandığı ifadeler nedeniyle Can Ataklı hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçundan İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davaya devam edildi. Davada mütalaa açıklandı, savcılık, Ataklı’nın 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.
2024

 

İngiliz hükümeti, hapishanelerdeki aşırı kalabalığı azaltmak amacıyla tasarlanan planın parçası olarak cinsel suçlar, ciddi şiddet ve terörizm suçları ile aile içi istismar içeren bazı suçlar hariç yaklaşık 1750 mahkumun erken tahliye edileceğini duyurdu.

10 Eylül – Hukuk Takvimi

Avukat Ceyhun Can

0

Ceyhun Can, 1940 yılında Adana’nın Kozan ilçesinde doğdu, 1960 Yılında Adana Erkek Lisesini bitirdikten sonra askerliğini yaptı. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde öğrenimini 1970 yılında tamamladı ve Adana Barosu’na kayıt yaptırarak stajını yaptı ve serbest avukatlığa başladı.

Türkiye İşçi Partisi’nin 1972 sonrası kurucularından biri oldu. TİP’in 1974-80 yılları arasında Adana İl Başkanlığını yürüttü.

Avukat Ceyhun Can, kendisi gibi öldürülen Adana Barosu avukatları  Halil Sıtkı Güllüoğlu ve Ahmet Albay ile birlikte Maraş katliamı davasının müdahil avukatları arasında yer aldı.

Henüz 39 yaşında iken, 10 Eylül 1979’da yazıhanesi basıldı, kurşunlandı ve öldürüldü.

Edebiyata olan ilgisi ve şiir merakı öğrencilik yıllarında başladı. Şiirleri ve yazıları, Şölen, 18, Yelken, Ataç ve Dost dergilerinde yayımlandı. 

Avukat Ceyhun Can – Soy Savaşı

 

1966 yılında “Soy Savaşı” isimli kitabını yazdı. 1970 yılında yazmış olduğu “Umut Devrimci Savaşta” isimli eser Türk Ceza Yasası’nın 142. maddesine aykırı görülerek toplatıldı ve hakkında kovuşturma açıldı.

Ölüm yıldönümlerinde Adana Barosu ve Adana’daki çeşitli kuruluşlardan tarafından anma törenleri yapılmaktadır. 2019 yılında yapılan anmada Adana Barosu Başkanı Veli Küçük katliamın Maraş ile sınırlı kalmadığını ifade ederek  “Daha sonra başlayan yargılamalarda müdahil ailelerine de her türlü saldırı olacak ve müdahil vekilliğini üstlenen üç avukat da Maraş Katliamı’nı gerçekleştiren zihniyetin kurbanı olacaklardı. Kapanmayan bir dosya, kapanamayan yaralar ve izleri, alt üst olan aileler, vahşetin en ilkelliğinin yansıması, derin devlet ve onun emrindeki bir siyasi yapılanmanın gerçekleştirdiği katliam” demiştir.

9 Eylül – Hukuk Takvimi

0
9 Eylül - Hukuk Takvimi
9 Eylül – Hukuk Takvimi
1806 

New Jersey’li hukukçu, senatör, vali, yargıç ve devlet adamı, Birleşik Devletler Anayasası‘nın hazırlayıcılarından William Paterson, New York’ta yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Aralık  1745, İrlanda) Paterson, 1747’de ailesiyle birlikte İrlanda’dan Kuzey Amerika İngiliz kolonilerine göç etti. 14 yaşında New Jersey Kolejine(Princeton Üniversitesi) başladı ve buradan mezun olduktan sonra hukuk fakültesine girdi ve hukuk lisandı aldı. 1768 yılında baroya kabul edildi. Eyalet kongresinde 1775-76 yıllarında iki kez görev yaptı. 1776 yılında New Jersey Eyalet Anayasasını hazırlayan anayasa konvansiyonunda delegelik yaptı. ABD’nin bağımsızlığından sonra, New Jersey’nin ilk Başsavcısı olarak atandı ve 1776-1783 yıllarında bu görevi yürüttü. 1787 yılında, New Jersey delegasyonu federal Anayasa Konvansiyonu’na başkanlık etti.

ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı William Paterson

Tüm eyaletler için eşit oyu savunan Paterson Planı olarak da adlandırılan teorini sahibi oldu ve her eyalet için eşit oy hakkı talep etti. İki meclisli Kongre’de somutlaşan uzlaşma sonucunda, Temsilciler Meclisi’nde nüfus oranında temsil ve Senato’da eyaletlerin eşitliği ilkesi kabul edildi. ABD senatörü olarak 1789 yılında 1790 yılına kadar görev yaptı. Amerika Birleşik Devletleri yargı sisteminin kurulmasına ve mahkeme teşkilatı yasasının hazırlanmasına katkıda bulundu. Yasanın ilk dokuz bölümü onun el yazısıyla yazıldı. Vali olmak için  ABD Senatosu’ndan istifa eden ilk kişi oldu. New Jersey valisi olarak 1790-1793 arasında çalıştı. 4 Mart  1793 ile 9 Eylül 1806 tarihleri arasında ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olarak görev yaptı ve 60 yaşında iken bir trafik kazası sonucunda yaşamını yitirene bu görevi yürüttü. . 

1886  Bern Uluslararası Telif Hakları Konvansiyonu toplandı. Konvansiyonda, Edebiyat Ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi(Berne Convention for the Protection of Literary and Artistic kabul edildi. Fikir ve sanat eserlerinin ulusal sınırlar ötesinde korunmasını sağlamak amacıyla oluşturulan ilk uluslararası nitelikteki çok taraflı bu ilk anlaşma, sonuncusu 1979’da olmak üzere birçok kez revize edildi.
1914  İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı Hükûmetinin kabul ettiği tüm kapitülasyonları reddettiğini açıkladı 
1923  Cumhuriyet Halk Partisi, 9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kuruldu. Parti tüzüğüne göre resmî kısaltması “CHP” şeklindedir. Simgesi Altı Ok‘tur. Lozan Barış Antlaşması‘nın kabulü nedeniyle Meclis’te çıkan tartışmalar üzerine Mustafa Kemal Paşa, 9 Eylül 1923’te Dokuz Umde adı verilen siyasi programı ilan etti ve iki gün sonra İçişleri Bakanlığı’na verilen bir dilekçeyle kendisine bağlı Milletvekillerinden oluşan Halk Fırkası’nı kurdu. Parti kurucuları; Refik Saydam, Celâl Bayar, Sabit Sağıroğlu, Münir Hüsrev Göle, Cemil Uybadın, Kâzım Hüsnü, Saffet Arıkan ve Mehmet Zülfü Tigrel, ilk Genel Sekreter ise Recep Peker’di. Halk Fırkası’nın resmî kuruluş tarihi 11 Eylül 1923 olmasına rağmen, partinin kuruluş tarihi partileşme kararının alındığı 9 Eylül 1923 olarak kabul edilmektedir.
1939 

Fransız hukukçu Alexandre Benmakhlouf doğdu. Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü‘nü bitirerek, özel hukuk alanında diploma sahibi oldu. 1974-1984 yılları arasında hakimlik yaptı. 1984-1986 yılları arasında Nanterre Mahkemesi Başkan yardımcısı oldu. Sağ çizgideki meslek örgütü olan Yargıçlar Mesleki Derneği (APM) genel sekreter yardımcılığı görevinde bulundu. 1990-1991 yılları arasında Paris belediye başkanı Chirac’ın hukuk danışmanı olarak görev yaptı. 1996-2000 yılları arasında Paris İstinaf Mahkemesi nezdinde Başsavcı oldu. 2001-2004 yılları arasında Yargıtay Savcısı oldu. 2007 yılında bu görevinden ayrıldı. Ayrıca Yargıçlar Meslek Birliği başkanlığı yaptı.

Alexandre Benmakhlouf
1948  Kuzey Kore, Başkan Kim İl Sung liderliğinde bağımsızlığını ilan etti.
1957  ABD başkanı Dwight D. Eisenhower, ulusal mevzuatta yer alan ilk insan hakları belgesi olan Medeni Haklar Yasasını imzaladı. Little Rock Hareketi ile ABD Yüksek Mahkemesinin 1954 yılında vermiş olduğu Brown v. Board of Education Kararı, yasanın onaylanmasında etkili oldu. 
1971 

Çocuklara karşı nafaka mükellefiyetine uygulanacak Kanuna dair Sözleşme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 9 Eylül 1971 tarihinde kabul edildi. Sözleşme, 24 Ekim 1956 tarihinde La Haye’de kabul edilmiş ve Türkiye sözleşmeyi 10 Haziran 1970 tarihinde imzalamıştı. Sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun Resmî Gazetenin 17 Eylül 1971 tarihli ve 13959 sayılı nüshasında yayınlandı.

1971  Boğaziçi Üniversitesi‘nin kurulmasına ilişkin kanun kabul edildi. (Boğaziçi Üniversitesi adiyle İstanbul’da bir Üniversite kurulması hakkında Kanun) Üniversitenin kuruluşundan 50 yıl sonra, Melih Bulu Eylemleri sonrasında, 2021 yılında üniversitede Hukuk Fakültesi kurulmasına karar verildi.

Boğaziçi Üniversitesi
1971 

Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme‘nin onaylanması 9 Eylül 1971 tarih ve 1483 sayılı Kanunla uygun bulundu. Sözleşme Bakanlar Kurulu Kararı ile 3 Mayıs 1972 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetenin 17 Haziran 1972 tarihli sayısında yayınlanmıştı.

1971  12 Mart Askeri Müdahalesi sonrası kurulan Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinin savcıları, THKO Davası’nda Deniz Gezmiş ve 17 arkadaşının idamını talep etti.
1972  İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 278 kitabı toplattı.
1973  İstanbul Ayvansaray’da Cıvata Fabrikası’nda çalışan 215 işçi açlık grevine başladı.
1974  SBF Anayasa Hukuku Profesörü Mümtaz Soysal, Uluslararası Af Örgütü’nün((Amnesty International) Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. Soysal, 18 Mayıs 1971 tarihinde tutuklanmış, bir buçuk yıl Mamak Cezaevinde yatmıştı. 1976-1978 yıllarında örgütün Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal

1978-1980 yılları arasında Kıbrıs Türk Tarafının Anayasa Danışmanlığını yapması nedeniyle (Uluslararası Af Örgütü Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa etti. Örgütün 2017’deki Türkiye Şubesi başkanı Taner Kılıç ise 9 Haziran 2017’de tutuklanmıştı.)

1977  Türkiye Cumhuriyeti Hükümet i ile Polonya Halk Cumhuriyeti Hükümet i Arasında Uluslararası Karayolu Nakliyatına ilişkin Anlaşma imzalandı.
1977  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Uluslararası Karayolu Nakliyatına İlişkin Anlaşma ile Uluslararası Karayolu Nakliyatına Mütedair Arılaşmaya İlişkin Protokol kabul edildi.
1979  Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Brecht Kabare’den sonra İstanbul Birlik Sahnesinde oynanacak Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” oyununu da yasakladı.
1985 

Hukukçu ve siyasetçi Sırrı Atalay, Bodrum’da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1919, Erzurum) Atalay, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Bir süre yargıçlık, savcılık ve serbest avukatlık yaptı. Ankara Stajyer Hâkim adayı oldu. Lice Cumhuriyet Savcı Yardımcısı, Kiğı Yargıç Yardımcısı, Iğdır Yetkili Sorgu Yargıcı olarak görevde bulundu. Türkiye Eğitim Derneği Koleji’nde Psikoloji ve Felsefe Öğretmeni olarak çalıştı. 14 Mayıs 1950 tarihinden 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri müdahaleye kadar CHP Kars milletvekilliği görevini yürüttü. Bu dönemde, Cumhuriyet Halk Partisi Genel İdare Kurulu Üyeliği, TBMM Meclis Grubu Başkanvekilliği ve Parti Meclisi Üyeliği görevlerinde bulundu. 1961 Anayasası ile kurulan Senato’da 1961 yılından 1980 yılına kadar senatörlük yaptı. 1963 yılında Adalet Bakanlığı görevine getirildi, 20 Şubat 1965 tarihine kadar sürdürdü. 1977-1979 yılları arasında Cumhuriyet Senatosu başkanlığı görevini icra etti. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin aralıksız olarak en uzun süre görev yapmış parlamenterlerinden oldu. 16 Haziran 1977 tarihinde Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına seçildi. 1979 yılında Senato başkanıyken, Fahri Korutürk’ün rahatsızlığı nedeniyle yaklaşık üç ay boyunca Cumhurbaşkanlığına vekalet etti. 1980 Askeri Darbesi sonrası siyasi yasaklılar arasına alındı. 1983 yılında Milli Güvenlik Konseyi kararıyla bazı eski siyasetçilerle birlikte Zincirbozan’da gözetim altına alındı, 9 Eylül 1985 tarihinde Bodrum’da geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle yaşamını yitirdi. Cebeci Asri Mezarlığı’nda defnedildi. Zincirbozan’da yazdığı anıları ölümünden sonra Hikmet Bila tarafından derlenerek Bir Ömür Politika adıyla 1986 yılında yayınlandı. Kars’ın Davaları adlı eseri basıldı 1951 yılında basılmıştı.

1989  İlhan İrem, Grup Yorum, Bulutsuzluk Özlemi ve birçok müzik grubunun katıldığı İnsan Hakları, “Yarın Değil Şimdi” konseri Açıkhava Tiyatrosu’nda yapıldı.

Yarın Değil Şimdi Konseri
1991  Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) yeniden faaliyete geçti. 
1991  Tacikistan, Sovyet Birliği’nden ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.
1993  İzmir Fuarı’nın açışına gelen Başbakan Tansu Çiller’i yuhalayan 3 sendikanın şube başkanları (Birleşik Metal-İş, Petrol-İş, Tüm-Tis) gece evlerinden gözaltına alındı.
2000  Yoksulluğa, savaşa, ırkçılığa, şiddete, tacize ve tecavüze karşı 2000 Yılı Dünya Kadın Yürüyüşü’ne destek için Sirkeci Postanesi önünde toplanıp basın açıklamasıyla Birleşmiş Milletler’e kart ve imza göndermek isteyen kadınlardan 50’si dövülerek gözaltına alındı.

Yoksulluğa, savaşa, ırkçılığa, şiddete, tacize ve tecavüze karşı 2000 Yılı Dünya Kadın Yürüyüşü
2001  Brezilya’da hapishanelerde sık sık ayaklanan Birinci Kent Kumandası (PCC) adlı suçlu grubu siyasi parti kurdu. Partinin adı Hapsolmuşlar Cemiyetinin Partisi oldu. Şubat’ta ülkedeki büyük ayaklanmada 19 kişi öldürüldü. PCC pencerelere barış, adalet, özgürlük yazılı dövizler astı.
2003 

İdari Kararlar ile Mahkeme Kararlarının İcrası Hakkında Tavsiye Kararı, Avrupa Kosneyi Bakanlar Komitesince, Bakan Vekillerinin 9 Eylül 2003 tarihli 851. toplantısında “İdare Hukuku Alanında İdari Kararlar ile Mahkeme Kararlarının İcrası Hakkında Rec (2003) 16 Sayılı Tavsiye Kararı” adıyla kabul edildi. 

2003  Avrupa Konseyi üyesi Ermenistan’da parlamento, ölüm cezasını kaldıran yasayı onayladı.
2009  Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 yıldır süren Adana Devrimci Yol davasının sekiz sanığını anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı.
2011  Gazeteci Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın’ın da aralarında bulunduğu 12’si tutuklu 14 kişi hakkındaki iddianame kabul edildi. Şık, 2016’da yeniden tutuklandı. 2018’de parlamentoya girdi. 

Ahmet Şık
2024 Narin Güran cinayeti soruşturmasıyla ilgili Diyarbakır 5’inci Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği yayın yasağının kaldırılması kararı RTÜK’ün resmi internet sitesinde yayımlandı.
2024 Engin Polat ve 3 sanığın tahliye kararına yapılan itirazın reddedilmesi üzerine savcılık tarafından bir üst mahkemeye başvuruldu. Anadolu 11. Ağır Ceza Mahkemesi de itirazı reddetti.
2024 Anayasa Mahkemesi (AYM), CHP’nin 7’inci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun,  9 Ekim 2012 tarihindeki grup toplantısında, Ahmet Davutoğlu’na yönelik “çapsız”, “ileri derecede geri zekalı” sözlerini “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirdi.
2024 Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi, Türkiye ile ilişkileri canlandırmak için aktif iletişimde olunduğunu, daha fazla yüksek düzeyli diyalog ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi konularda yakın gelecekte adım atılmasını beklediğini söyledi.

Edebiyat Ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi

9 Eylül – Hukuk Takvimi

8 Eylül – Hukuk Takvimi

0
8 Eylül - Hukuk Takvimi
8 Eylül – Hukuk Takvimi
1862  Osmanlı Devleti ile Büyük Avrupa devletleri arasında İstanbul Protokolü imzalandı. 
1946  Bulgaristan‘da referandum sonucu monarşi sona erdi.
1951  Birleşmiş Milletler üyesi ile Japonya arasında San Francisco Barış Antlaşması imzalandı. Antlaşma 28 Nisan 1952 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi. Antlaşmayla II. Dünya Savaşı resmen sona erdi. Japonya’nın emperyalist bir güç olduğu kabul edildi. İmzalayan ülkeler Arjantin, Avustralya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Kamboçya, Kanada, Kolombiya Şili, Kosta Rika, Küba, Çekoslovakya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Mısır, El Salvador, Etiyopya, Fransa, Yunanistan, Guatemala, Haiti, Honduras, Endonezya, İran, Irak, Japonya, Laos, Lübnan, Liberya, Lüksemburg, Meksika, Hollanda, Yeni Zelanda, Nikaragua, Norveç, Pakistan, Panama, Paraguay, Peru, Filipinler, Polonya, Suudi Arabistan, Sovyetler Birliği, Sri Lanka, Güney Afrika, Suriye, Türkiye, İngiltere, ABD, Uruguay, Venezuela, Vietnam’dır. 
1953 

Millet gazetesi başyazarı Nurettin Ardıçoğlu 3 yıl 2 ay, yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu 2 yıl 1 ay hapis cezasına mahkum oldu.

1953 

Millet gazetesi başyazarı Nurettin Ardıçoğlu 3 yıl 2 ay, yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu 2 yıl 1 ay hapis cezasına mahkum oldu.

1958 

Azerbaycanlı hukukçu ve siyasetçi Gulamhüseyn Alibeyli, doğdu. Azerbaycan Devlet Üniversitesinde hukuk okudu. Aynı okulda Anayasa Hukuku Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. 1995’ten 2008’e kadar Azerbaycan Halk Cephesi Partisi’nin üyesi  Parti‘nin Yüksek Meclisi Başkanı oldu. Hukuk Politikası ve Devlet Kuruculuğu Meclis Daimi Komisyonu ve Azerbaycan-BAE Parlamentolar arası İlişkiler Çalışma Grubu üyesidir. 

1965 

Dünya Okuma Günü veya Dünya Okuma Yazma Günü (International Literacy Day) UNESCO tarafından 17 Kasım 1965 tarihinde ilan edildi. Dünya’daki okuma yazma oranlarına dikkat çekmek ve bu oranları artırmak için yürürlüğe konmuş özel bir gündür. 

1971  Polisin silah kullanma yetkisi genişletildi.
1977  Avrupa Konseyi İstanbul’un eski mimari eserlerini koruma kararı aldı.
1979 

Kayseri/Yahyalı’da ülkücüler CHP İlçe Başkanlığı ve TÖB-DER, MTA, Yeraltı Maden-İş lokalleriyle 2 işyerini tahrip etti, 6 kişiyi yaraladı.

1982  Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yeniden kurulmasına karar verildi. Türk hukuk sistemine ilk kez 1961 Anayasası’na 1973 yılında eklenen bir maddeyle giren bu mahkemeler 1982 Anayasası’nda yeniden düzenlendi. Devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren davalara baktı. 2004 yılında Anayasa değişikliği teklifinin TBMM tarafından kabul edilmesiyle kaldırıldı.
1989 

Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda Serbest Konuşma Kürsüsü açıldı. Ancak Serbest Konuşma Kürsüsü, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefetten gözaltına alındı. Sanık kürsü daha sonra belediyeye iade edildi.

1990 

Kitle örgütlerini temsilen yaklaşık 50 kişi, Irak’a yönelik Körfez Savaşı’nda ABD ve müttefiklerine destek olunmasına karşı ‘Savaşa hayır’ sloganlarıyla Emek Sineması’ndan Taksim’e insan zinciri oluşturdu.

1991  İHD İstanbul Şubesi’nin düzenlediği Temel Hak ve Özgürlükler mitingi Şişli Abide-i Hürriyet’te yapıldı. 
1991  Makedonya bağımsızlığını ilan etti. 
1993 

Batman’da silahlı saldırıda hayatını kaybeden DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar için Ankara’da yapılacak olan cenaze programına Valilik izin vermedi. DEP Genel Merkezi’ne giden yollar kapatıldı. Yürümek isteyen kalabalığa copla müdahale edildi. Siirt Milletvekili Naif Güneş polisler tarafından darp edildi.

1999 

180 gündür cezaevinde olan şair-yazar Yılmaz Odabaşı, basın yoluyla işlenen suçlarda 3 yıl erteleme getiren yasadan yararlanarak tahliye edildi. Odabaşı, tutulduğu Bursa E Tipi Cezaevi’nde mahkumlardan birinin infaz koruma memurları tarafından öldürüldüğünü söyledi.

2000  Arjantin’de milletvekili, yargıç ve bakanların dokunulmazlığı oybirliğiyle kaldırıldı.
2000 

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek olarak Milletler Genel Kurulu’nun 25 Mayıs 2000 tarih ve A/RES/54/263 sayılı kararıyla kabul edilerek imzaya ve onay açılmış, 12 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Protokol’ü Bakanlar Kurulu kararıyla 8 Eylül 2000 tarihinde imzalamış ve Protokol hükümlerinin sadece Türkiye’nin tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu devletlere karşı uygulanacağını deklare etmiş; Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ne koymuş olduğu şerhin geçerliliğini tekrarlamıştır.

2000 

Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi, 6-8 Eylül 2000 tarihlerinde Birleşmiş Milletler’in New York kentindeki genel merkezinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 189 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yapılan liderler zirvesinde, günümüzün en güçlü ve öncelikli küresel taahhüt belgelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri ile üye devletler, 2015 yılına kadar yerine getirilmesi planlanan sekiz hedefi resmi olarak benimsemiştir. 

Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi
2003 

Hukukçu, Kaymakam ve Vali Recep Yazıcıoğlu hayatını kaybetti. (Doğumu: 2 Haziran 1948) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini tamamladıktan sonra 1968’de Aydın‘a maiyet memuru olarak atandı. 1971-1984 yılları arasında sırasıyla Kalkandere, Bahçe, Hamur, Ayvacık, Kırıkhan, Alaca, Akçakoca ilçelerinde  kaymakamlık görevinde bulundu. 36 yaşında en genç vali olarak Tokat Valiliğine atandı. Kişiliği ve görev yaptığı bölgelerde halka olan yakınlığı nedeniyle, ‘Süper Vali’ olarak anıldı. 

2003 

Yargıtay Başkanı Erarslan Özkaya, Anayasa’nın tamamen değişmesini istediğini açıkladı. Yeni anayasada toplumun beklentileri, insan hakları ve hukukun üstünlüğü esas alınmalı dedi.

2004 

Kastamonu’nun Küre ilçesinde Etibank’a ait bakır madeninde, tünel çalışmaları sırasında kaynak yapılırken gaz sıkışması sonucu çıkan yangında 19 işçi öldü, 19 işçi yaralandı.

2009 

Yargılandığı bir dava sırasında yaptığı savunmada PKK propagandası yaptığı gerekçesiyle hapis istemiyle yargılanan, kapatılan Demokrasi Partisi (DEP) eski milletvekili Leyla Zana beraat etti.

2010 

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusundaki Nord-Kivu bölgesinde 500’den fazla kadın ve çocuğa dört gün boyunca tecavüz edildiğinin ortaya çıkmasından uzun bir süre sonra, 8 Eylül 2010 tarihinde BM Yöneticisi Atul Khare, BM Barış Gücü askerlerinin tecavüzleri engelleyemediğini açıkladı.

2011 

İstanbul’da SES üyeleri KHK ile hayata geçirilmek istenen Kamu Hastane Birlikleri Yasası’nı protesto etti.

2012 

Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu artan tecavüzleri ve kürtajın yasaklanması söylemini protesto etti.

Ankara’da Halkevleri üyeleri 4+4+4 eğitim sistemi modeline karşı Milli Eğitim Bakanlığı önüne yürüyerek basın açıklaması yaptı.

2015 

İkitelli’deki Hürriyet gazetesi binası 2.kez AKP’lilerin saldırısına uğradı.

2016  Kış Saati uygulaması yürürlükten kaldırıldı. Gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla saatlerin düzenlenmesi hakkındaki, 14 Mart 2016 tarihli ve 8589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nda yer alan ’30 Ekim 2016 Pazar günü saat 04.00’ten itibaren bir saat geri alınması’ ibaresi yürürlükten kaldırıldı. Karar, Resmi Gazete’ de yayımlandı
2024 Türkiye’nin ilk görme engelli hakimi Sabit Kılıç görevine başladı. Kılıç, engelli bireylerin adalete erişimi üzerine çalışmalar yapmış, 2020 yılında “Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme Bağlamında Türkiye’de Engellilerin Adalete Erişimi” konulu tez çalışmasıyla aile ve sosyal hizmetler uzmanı olarak atanmış, 2023 yılında yapılan hakimlik sınavında 85 puan alarak başarılı olmuştu.

 

Amistad

0
Amistad
Amistad, her hukukçu ve sinemaseverin izlemesi gereken, insanlık, eşitlik, özgürlük ve hukuk adına en iyi yapımlardan biridir. Film, yaşanmış gerçeklerden yola çıkan ve etkileyici sahneleriyle izleyiciyi ekrana kilitleyen bir Steven Spielberg filmidir.
Konusu gerçekte yaşanmış bir olaya dayanan filmde, 1830 yıllarının ABD’sinde sanayileşme yanlısı kölelik karşıtları ile güneyli toprak sahiplerinden oluşmakta olan kölelik yanlıları arasında hızla yükselen ve ilerleyen senelerde Amerikan İç Savaşı’na yol açacak olan gerginliği anlatan bir filmdir.
Amistad’ın Konusu

İspanyol köle nakliye gemisi olan La Amistad Afrika’dan almış olduğu köleleri Amerika’ya götürürken yolda köleler isyan edip gemiyi ele geçirmekteler ve mürettebatın çoğunu öldürmektedirler.

İspanyol köle nakliye gemisi La Amistad (İspanyolca Arkadaşlık anlamına gelmektedir) Afrika’dan aldığı köleleri Amerika kıtasına götürürken yolda köleler isyan edip gemiyi ele geçirirler ve gemideki mürettebatın çoğunu da öldürürler. Geminin İspanyol seyir memuru onlara oyun oynar ve tek istekleri anavatanları olan Afrika’ya gitmek olan zorla köle edilmiş zencileri Amerika’ya doğru götürürler ve karşılaştıkları Amerikan Deniz gemisi tarafından tekrar ele geçirilip esir alınarak Amerika’da gemi mürettebatını öldürmekten mahkemeye çıkarılırlar.

Özgürlüğümüzü verin ait olduğumuz yere gidelim, diyen siyahilerin yakayı ele verip mahkemeye çıktıktan sonraki tek dertleri en doğal hakları olan özgürlüklerini kazanmaktır. Amerika’da köle düzenini savunan ve buna karşı çıkan eyaletler arası tartışmaların yoğunlaştığı o günlerde bu davanın kamu oyunda duyulması halk arasında büyük ilgi uyandırır ve dava ülke gündeminde çok önemli bir yer tutar. Köylerinden silah zoruyla kaçırılıp köle olarak satılmak üzere Amerika’ya getirilmekte olan gençlerin hikayeleri hem mahkemede hem de halk arasında yoğun bir şekilde tartışılır.

Filmi izlerken çoğu zaman kendinizi siyahi insanların yerine koyup ekrana kilitleneceksiniz.

Filmde geçen, “Eğer mahkeme kanunlara saygı gösterip bu insanlara haklarını teslim ederse iç savaş çıkacakmış deniyor. Çıksın çıkacaksa…” sözü  “BIRAKIN ADALET YERİNİ BULSUN, İSTERSE KIYAMET KOPSUN” sözüne benzemektedir.

Yapım             : 1997 – ABD

IMDB Puanı: 7.2

Yönetmen: Steven Spielberg

Oyuncular: Morgan Freeman, Anthony Hopkins, Djimon Hounsou, Matthew McConaughey, Anna Paquin

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları

0
Havana-Küba

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçların Islahı Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiştir.

Havana-Küba
Başlangıç

Dünya halkları, Birleşmiş Milletler Şartı’nda adaletin sürdürülebileceği koşulları yaratmak için verdikleri kararı teyit ettiklerinden ve ırk, cins, dil ve din ayırımı yapmaksızın insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirme ve teşvik etme konusunda uluslararası işbirliğini gerçekleştirme amacı taşıdıklarını ilan ettiklerinden,

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi hukuk önünde eşitlik ile masumluk karinesi prensiplerine, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına ve kendisine suç isnat edilen bir kimsenin savunması için gerekli bütün güvencelere yer verdiğinden,

Buna ek olarak, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi de sebepsiz yere gecikmeden yargılanma hakkını ve hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız yetkili bir mahkeme tarafından yargılama hakkını ilan ettiğinden,

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi de, devletlerin Birleşmiş Milletler Şartı’na göre her yerde insan hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi ve buna uyulması yükümlülüğünü hatırlattığından,

Avukatlar İçin Temel Prensipler-Havana Kurallarını PDF olarak okuyabilirsiniz
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Herhangi Bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunması için Prensipler Bütünü, tutulan bir kimsenin bir avukatın yardımından yararlanma ve avukatla iletişim kurma ve avukatla görüşme hakkına sahip olmasını öngördüğünden,

Mahpusların Islahı için Asgari Standart Kurallar, tutuklulara, özellikle hukuki yardım verilmesini ve avukatla gizli bir biçimde görüşme imkanının sağlanmasını tavsiye ettiğinden,

Suçtan ve Yetki istismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi, suç mağdurlarının adalete ulaşmaları ve adil muamele görmeleri, zararların karşılanması, tazminat ve yardım almaları için uluslararası ve ulusal düzeyde alınması gerekli tedbirleri tavsiye ettiğinden,

Bütün insanların sahip olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel veya kişisel ve siyasal nitelikteki insan hakları ve temel özgürlüklerin yeterli bir biçimde korunması, herkesin bağımsız hukukçuların sağladığı adli hizmetlere etkili bir biçimde ulaşma hakkına sahip olmasını gerektirdiğinden,

Avukatların meslek örgütleri, mesleki standartların ve meslek ahlakının yüceltilmesinde, üyelerinin baskıya, haklarının yersiz olarak kısıtlanmasına ve ihlal edilmesine karşı korunmasında, ihtiyacı bulunan herkese adli hizmet sağlanmasında ve hükumet ve diğer kuruluşlarla işbirliği yaparak adaletin ve kamu yararının daha fazla gerçekleştirmesinde hayati bir role sahip olduğundan,

Avukatların görevlerini gereği gibi yerine getirmelerini sağlama ve geliştirme konusunda üye devletlere yardımcı olmak için formüle edilen aşağıdaki Avukatların Rolüne Dair Prensipler, ulusal mevzuat ve uygulama bakımından hükumetler tarafından dikkate alınır ve avukatlarla birlikte yargıçlar, savcılar, yürütme ve yasama organı mensupları gibi diğer kimselerin ve genel olarak halkın dikkatine sunulur. Bu prensipler mümkün olduğu kadar, avukatlık resmi statüsüne sahip olmadan avukatlık görevi yapan kimselere de uygulanır.

Avukata ve Adli Hizmetlere Ulaşma

1. Herkes haklarının varlığını tespit ettirmek, korumak ve ceza muhakemesinin her aşamasında haklarını savunmak için kendi seçtiği bir avukatın yardımına başvurma hakkına sahiptir.

2. Hükumetler, ırk, renk, etnik köken, cinsiyet, dil, sin, siyasal veya başka bir fikir, ulusal ve toplumsal köken, doğum, ekonomik veya başka bir statüye dayanan bir ayrımcılıkla hiç biri ayrım yapmaksızın, egemenlik yetkisine tabi olan ve ülke içinde bulunan herkesin, avukata etkili bir biçimde ve eşit olarak ulaşma hakkını sağlayan etkin usulleri ve ihtiyaçlarına karşılık verebilecek mekanizmalar kurar.

3. Hükumetler, yoksullara ve gerektiği takdirde mahrumiyet içinde bulunan diğer kimselere adli hizmet verilmesi için yeterli mali imkanlar ve başka kaynaklar sağlar. Avukatların meslek örgütleri bu hizmetlerin, imkanların ve kaynakların organize edilmesinde sunulmasında işbirliği yapar.

4. Hükumetler ve avukatların meslek örgütleri, kişilerin hukuka göre sahip oldukları haklar ve ödevler ile temel özgürlüklerin korunmasında avukatların rolü konusunda halkı bilgilendirmek için programlar yaparlar. Yoksul ve mahrumiyet içindeki diğer kimselere yardım ederken, onların haklarını arayabilecekleri ve gerektiği takdirde avukatın yardımını isteyebilecekleri bir konuma ulaşmaları için özel bir dikkat gösterir.

Ceza Adaletiyle İlgili Konularda Özel Koruyucular

5. Hükumetler, gözaltına alınan veya tutulan veya cezai bir fiil ile suçlanan kimselerin, kendi seçtikleri bir avukatın yardımından yararlanma hakkına sahip oldukları konusunda yetkili makamlar tarafından hemen bildirilmelerini sağlar.

6. Avukatı bulunmayan bu durumdaki kimselere, adaletin yararının gerektirdiği bütün olaylarda etkili bir hukuki yardım verilmesi için, suçun niteliğine uygun deneyim ve donanıma sahip bir avukat atanır; bu kimseler avukatlık hizmetinin karşılığını ödeyebilme imkanından yoksun ise, ücretini kendisinin ödemediği bir avukat hakkına sahiptir.

7. Hükumetler ayrıca, hakkında suç isnadı bulunsun veya bulunmasın, gözaltına alınan veya tutulan herkese hemen ve her ne olursa olsun gözaltına alınmasından ve tutulmasından itibaren kırk sekiz saat geçmeden avukata ulaşma hakkı sağlar.

8. Gözaltına alınan veya hapsedilen herkesin, bir avukat tarafından vakit geçirilmeden ziyaret edilmesi, kesintisiz biçimde iletişim kurabilmesi ve sansüre uğramadan tam bir gizlilik içinde görüşebilmesi için yeterli imkanlar, zaman ve kolaylık sağlanır. Kanun adamları, görüşmeleri gözle izleyebilir fakat dinleyemez.

Avukatların Nitelikleri ve Eğitimi

9. Hükumetler, avukatlık meslek örgütleri ve öğretim kurumları, avukatların gereği gibi eğitim ve öğrenim almalarını ve avukatlık meslek idealleri ve ahlaki görevleri ile ulusal ve uluslararası hukuk tarafından tanınmış olan insan haklarına ve temel özgürlüklere vakıf olmalarını sağlar.

10. Hükumetleri avukatların meslek örgütleri ve öğretim kurumları, hukuk mesleğine girişte ve mesleğin icrası dışında bir kimseye karşı ırk, renk, cinsiyet etnik köken din, siyasal veya başka bir fikir, ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum, ekonomik veya başka bir statü gibi nedenlerle ayrımcılık yapılmamasını sağlar. Bir avukatın ilgili ülkenin vatandaşı olması şartı, ayrımcılık yapılması şeklinde anlaşılmaz.

11. Adli hizmete olan ihtiyaçları karşılanmayan grupların, toplulukların veya bölgelerin bulunduğu ülkelerin bulunduğu ve özellikle bu tür grupların değişik kültürlere, geleneklere ve dillere sahip olmaları veya geçmişte ayrımcılıktan ötürü mağdur edilmiş bulunmaları halinde; hükumetleri avukatların meslek örgütleri ve öğretim kurumları bu gruplara mensup meslek adaylarının adalet mesleğine girmeleri için özel tedbirler alır ve kendi gruplarının ihtiyaçlarına uygun şekilde eğitim ve öğretim görevlerini sağlar.

Avukatların Görev ve Sorumlulukları

12. Avukatlar adalet dağıtımında temel bir unsur olarak, her zaman mesleklerinin şeref ve itibarını
korurlar.

13. Avukatların müvekkillerine karşı görevleri şunları içerir:

a. Müvekkillerine sahip oldukları haklar ve yükümlülükler ile müvekkillerinin haklarını ve yükümlülüklerini ilgilendirdiği ölçüde hukuk sisteminin işleyişi konusunda kendilerine bilgi vermek;

b. Müvekkillerine uygun yoldan her türlü yardımda bulunmak ve onların haklarını korumak için hukuki muamelede bulunmak;

c. Müvekkillerine mahkemeler, yargı yerleri ve eğer uygunsa idari makamlar önünde yardım etmek.

14. Avukatlar müvekkillerinin haklarını korurken ve adaletin gerçekleşmesine çalışırken, ulusal ve uluslararası hukukun tanıdığı insan haklarının ve temel özgürlükleri yüceltmeye çalışırlar ve hukuka ve hukukçuluk mesleğinin kabul görmüş standartlarına ve ahlaki kurallarına uygun biçimde serbestçe ve özenle hareket ederler.

15. Avukatlar her zaman müvekkillerinin menfaatlerine saygı gösterirler.

Avukatlık Faaliyetinin Güvencesi

16. Hükumetler avukatların;

a. Hiçbir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz bir müdahaleyle gerek karşılaşmadan her türlü
mesleki faaliyeti yerine getirmelerini;

b. Yurt içinde ve yurt dışında serbestçe seyahat etme ve müvekkilleriyle görüşebilmelerini;

c. Kabul görmüş meslek ahlak kurallarına, görevlerine, standartlarına uygun faaliyette bulundukları için kovuşturma veya idari, ekonomik veya başka bir yaptırımla sıkıntı çekmemelerini veya tehditle karşılaşmamalarını sağlar.

17. Avukatlar görevlerini icra etmemeleri nedeniyle güvenlikleri tehdit edildiği takdirde, yetkili makamlar tarafından gerekli bir biçimde korunurlar.

18. Avukatlar görevlerini icra etmeleri nedeniyle müvekkilleriyle veya müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilemezler.

19. Bir avukat ulusal hukuka ve uygulamaya göre ve bu prensiplerle bağdaşır bir biçimde müvekkil tarafından azledilmedikçe, huzurunda avukatlık yapma hakkına sahip olduğu mahkeme veya idari makam tarafından bu makamların önüne çıkma hakkından yoksun bırakılamaz.

20. Avukatlar, bir mahkeme, yargı yeri veya hukuki ya da idari bir makam önünde mesleki nedenlerle bulundukları sırada veya konuyla ilgili yazılı veya sözlü taleplerinde yaptıkları beyanlardan ötürü hukuki v cezai muafiyetten yararlanır.

21. Yetkili makamların ellerinde veya denetimleri altında bulunan gerekli bilgileri, dosyaları ve
belgeleri, avukatların müvekkillerine etkili bir hukuki yardım verebilmelerini sağlayacak yeterli bir
sürede ulaşmalarını temin etmek, kamu makamlarının görevidir. Avukatların bu belgelere en kısa
sürede ulaşmaları sağlanır.

22. Hükumetler, avukatlar ile müvekkilleri arasında mesleki ilişkiler kapsamındaki bütün haberleşme ve görüşmelerin gizli olduğunu kabul eder ve buna saygı gösterir.

İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü

23. Avukatlar, diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, örgütlenme ve toplanma özgürlüğüne sahiptir. Avukatlar özellikle, hukukla, adalet sistemiyle ve insan haklarının geliştirilmesi ve korunması ile ilgili konularda kamusal tartışmalara katılma ve yasal faaliyetleri veya yasal bir örgüte mensup olmaları nedeniyle mesleki kısıtlamalara maruz kalmaksızın, yerel, ulusal veya uluslararası örgütler kurma veya bunlara mensup olma ve bunların toplantılarına katılma hakkına sahiptir. Avukatlar bu hakları kullanırken, her zaman hukuka ve hukuk mesleğinin kabul görmüş standartlarına ve meslek ahlak kurallarına uygun davranırlar.

Avukatların Meslek Örgütleri

24. Avukatlar kendi menfaatlerini temsil etmek süreklilik taşıyan mesleki eğitim ve öğretimlerini geliştirmek ve meslek haysiyetlerini korumak için bağımsız meslek örgütleri kurma ve bunlara katılma hakkına sahiptir. Meslek örgütlerinin yönetim organları, üyeleri tarafından seçilir ve bu organlar dış müdahaleye maruz kalmadan görevlerini yapar.

25. Avukatlık meslek örgütleri herkese etkili ve eşit bir biçimde adli hizmet verilmesi için ve avukatların usulsüz bir müdahale ile karşılaşmadan hukuka ve kabul görmüş meslek ahlak kurallarına ve standartlarına uygun olarak müvekkilleri ile görüşebilmeleri ve onlara yardım edebilmeleri sağlamak için hükumetle işbirliği yapar.

Disiplin İşlemleri

26. Avukatın mesleki davranış kuralları, ulusal hukuka, geleneklere, uluslararası standartlara ve normlara uygun olarak kendi meslek örgütlerinin ilgili organları veya yasama organı tarafından düzenlenir.

27. Mesleki sıfatları nedeniyle avukatlar hakkında yapılan suçlamalar ve şikayetler, usulüne uygun olarak hızla ve adil bir biçimde takip edilir. Avukatlar, kendi seçtikleri bir avukattan yardım görme hakları da dahil, adil yargılanma hakkına sahiptir.

28. Avukatlar hakkında disiplin işlemleri, meslek örgütleri tarafından kurulan bağımsız bir disiplin komitesi, bağımsız bir kanuni makam veya bir mahkeme önüne getirilir ve bu işlemler bağımsız yargısal denetime tabidir.

29. Bütün disiplin işlemleri, mesleki davranış kurallarına ve diğer kabul görmüş mesleki standartlar ile hukuk mesleğinin ahlak kurallarına uygun olarak ve bu prensipler ışığında karara bağlanır.

Kolluk Güçlerinin Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler

0
Kolluk Güçlerinin Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler

Kolluk Güçlerinin Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler, 27 Ağustos – 7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiştir.

Havana
Kolluk Güçlerinin Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler
BAŞLANGIÇ

Kanun adamlarının yaptığı işler büyük önemi bulunan sosyal bir hizmet olduğundan ve bu nedenle, bu görevlilerin çalışma koşullarını ve durumlarını koruma ve gerekli olduğunda geliştirme ihtiyacı bulunduğundan,

Kanun adamlarının yaşamına ve güvenliğine karşı tehlike, bütün toplumun huzuruna karşı bir tehlike olarak görülmesi gerektiğinden,

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde güvence altına alınan ve Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile teyit edilen yaşama hakkının, kişi özgürlüğünün ve güvenliğinin korunmasında, kanun adamları hayati bir role sahip olduklarından,

Hapishane görevlilerinin görevlerini yaparken zor kullanabilme şartları, Mahpusların Islahı için Asgari Standart Kurallar’da yer aldığından,

Kanun Adamları için Talimatname’nin 3. maddesi, kanun adamlarının sadece kesinlikle gerekli olduğunda ve görevlerini yerine getirmeleri için gerekli olduğu ölçüde zor kullanabileceklerini öngördüğünden,

Suçların Önlenmesi ve Mahpusların Islahı hakkında Yedinci Birleşmiş Milletler Kongresi için İtalya’nın Varenna kentinde yapılan hazırlık toplantısında, kanun adamlarının zor ve silah kullanmalarının sınırları hakkında daha ayrıntılı bir çalışma yapılırken göz önünde tutulması gereken bazı unsurlar üzerinde anlaşmaya varıldığından,

293 Kanun Adamlarının Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler Yedinci Kongre’de alınan 14. kararda, başka noktalarla birlikte, kanun adamları tarafından zor ve silah kullanılmasının insan haklarına saygıyla orantılı olması gerektiği vurgulandığından,

Ekonomik ve Sosyal Konsey 21 Mayıs 1986 tarihli ve 1986/10 bölüm IX sayılı kararında, Üye Devletleri, Kanun adamlarının Zor ve Silah Kullanmaları hakkında Kuralların uygulanmasına özel bir dikkat göstermeye davet ettiğinden ve Genel Kurul da 4 Aralık 1986 tarihli ve 41/49 sayılı kararında Konsey tarafından alınan bu tavsiyeyi memnuniyetle karşıladığından,

Kanun adamlarının kişisel güvenliklerine gerekli özeni göstermek, onların adalet dağıtımında, yaşama hakkının, kişi özgürlüğü ve güvenliğinin korunmasında oynadıkları rolün önemine, kamu güvenliğini ve toplumsal barışı korumak için taşıdıkları sorumluluğa ve onların niteliklerinin, eğitimlerinin ve davranışlarının önemine dikkat etmek gerekli olduğundan,

Kanun adamlarının görevlerini düzenleyip geliştirme işini yerine getirirken Üye Devletlere yardımcı olması için formule edilen aşağıdaki temel prensipler, ulusal mevzuatın çıkarılması ve uygulanması sırasında Hükümetler tarafından dikkate alınır ve bu prensiplere uyulur; bu Prensipler kanun adamları ile yargıçlar, savcılar, avukatlar, yürütme ve yasama organı mensupları gibi diğer kişilerin ve kamuoyunun dikkatine sunulur.

Genel Hükümler

1. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar, kanun adamlarının kişilere karşı zor ve silah kullanmaları hakkında yasalar çıkarıp
düzenlemeler yaparlar ve bunları yerine getirirler. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar bu tür kurallar koyup düzenlemeler yaparlarken, zor ve silah kullanma ile bağlantılı olan ahlaki sorunları her zaman göz önünde tutarlar.

2. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar, kanun adamlarının kendilerini farklılaştıran bir tarzda zor ve silah kullanabilmelerine imkan hazırlamak için, onlara mümkün olduğu kadar geniş imkanlar sağlar ve onları çeşitli tipte silah ve mühimmatla donatırlar. Kişilerin ölümüne veya yaralanmasına yol açabilecek silahların kullanılmasını giderek sınırlama düşüncesiyle, uygun durumlarda kullanılmak üzere öldürücü olmayan etkisizleştirici silahlar da bu araçlara dahildir. Yine aynı amaçla, başka türlü silahları kullanma ihtiyacını da düşürmek için kanun adamlarının kalkan, miğfer, kurşun geçirmez yelek ve kurşun geçirmez taşıtlar gibi kendilerini koruyucu araçlarla donatılmaları mümkündür.

3. Öldürücü olmayan etkisizleştirici silahların geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, olaylarla ilgisi olmayan kişilere gelebilecek zarar tehlikesini en aza indirebilmek için dikkatlice değerlendirilir ve bu tür silahların kullanılması özenle denetlenir.

4. Kanun adamları görevlerini yaparlarken, zora ve silaha başvurmadan önce mümkün olduğu kadar şiddet içermeyen araçları kullanırlar. Sadece başka araçların etkisiz kalması veya hedeflenen sonucun gerçekleşme ümidinin bulunmaması halinde zor veya silah kullanabilirler.

5. Kanun adamlarının, zor veya silah kullanmaları kaçınılmaz hale geldiği zaman:

a) Suçun ciddiliğiyle ve gerçekleştirilmek istenen meşru amaçla orantılı bir ölçüde zor kullanılır;
b) Meydana gelecek zarar ve hasarı en aza indirilir ve insan yaşamına saygı duyulur ve korunur;
c) Yaralanan ve zarara maruz kalan kişilere mümkün olan en kısa sürede tıbbi yardım ve destek verilmesini sağlanır;
d) Yaralanan veya zarara maruz kalan kişinin akrabaları veya yakın arkadaşlarına mümkün olan en kısa sürede haber verilmesi sağlanır.
6. Kanun adamları tarafından zor veya silah kullanılması sonucunda bir yaralama ve ölüm meydana gelmesi halinde, aşağıda 22. prensibe göre olay hemen üst makamlara bildirilir.
7. Hükümetler, kanun adamları tarafından zor veya silahın keyfi biçimde veya suiistimal edilerek kullanılmasını, iç hukuklarında cezayı gerektiren bir suç olarak düzenler.
8. İç siyasal huzursuzluk veya başka her hangi bir olağanüstü durum gibi istisnai haller, bu temel prensiplerden ayrılmayı haklı göstermek için ileri sürülemez.

Özel Hükümler

9. Kanun adamları kendilerinin ve başkalarının öldürülmelerine veya ağır bir biçimde yaralanmalarına yönelik yakın bir tehlikeye karşı müdafaa halleri ile yaşama karşı ağır bir tehdit içeren ağır nitelikteki özel suçların işlenmesini önlemek, bu tür bir tehlike gösteren veya emirlere direnen bir kimseyi yakalamak veya böyle bir kimsenin kaçmasını önlemek amacı dışında ve bu amaçları gerçekleştirmek için daha hafif yöntemler yetersiz kalmadıkça başkalarına karşı silah kullanamazlar. Her halükarda sadece yaşamı korumak için kesinlikle kaçınılmaz olduğu zaman öldürmeye yönelik silah kullanılabilir.

10. Kanun adamları dokuzuncu prensipte belirtilen durumlarda, kendilerini gereği gibi tanıtarak silah kullanma niyetleri konusunda açık bir uyarıda bulunurlar ve uyarıya uyulabilmesi için yeterli zaman verirler. Eğer uyarıda bulunmak, kanun adamlarını gereksiz yere tehlikeye sokacak ise, veya başkaları için ölüm veya ciddi bir biçimde yaralanma riski yaratacak ise, veya olayın şartları içinde açıkça gereksiz veya anlamsız ise, uyarı yapılmaz.

11. Kanun adamlarının silah kullanmaları konusunda tüzük veya yönetmelikler şu yönergeyi içerir:

a) Kanun adamlarının hangi şartlarda silah taşımaya yetkili olduklarını belirten ve taşınmasına izin verilen silahlar ile mühimmatın türlerini gösterir;

b) Silahların sadece gerekli durumlarda ve gereksiz zarar riskini en aza indirebilecek bir tarzda kullanılmasını sağlar;

c) Haksız bir yaralamaya sebep olacak veya gereksiz bir tehlike oluşturacak şekilde silah ve mühimmat kullanılmasını yasaklar;

d) Kanun adamlarına verilen silahlar ve mühimmattan sorumlu olmalarını sağlayan usuller de dahil, silahların kontrolünü, depolanmasını ve zimmet şeklini düzenler;

e) Gerektiğinde silah kullanılacağı zaman, yapılacak uyarılar yer alır;

f) Kanun adamları görevlerini yerine getirirken silah kullanmaları halinde, bunun daha sonra haber verilmesi için bir sistem öngörür.

Yasadışı toplantılarda asayiş sağlama

12. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde ve Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde herkesin yasal ve barışçıl toplantılara katılma hakkı tanınmış olduğundan, Hükümetlere ve kanunen yetkili kuruluşlara ve kanun adamlarına, sadece aşağıdaki 13. ve 14. prensiplere uygun olarak zor ve silah kullanılabilme imkanı tanınır.

13. Kanun adamları yasa dışı olan ve fakat şiddet içermeyen toplantıların dağıtılması sırasında zor kullanmaktan kaçınırlar; zor
kullanmaktan kaçınmak mümkün değilse, bu zor kullanmayı gerekli olan asgari ölçüyle sınırlı tutarlar.

14. Kanun adamları şiddetli toplantıların dağıtılmasında, daha az tehlikeli araçların kullanılmasının elverişli olmaması halinde ve sadece gerekli olan asgari ölçüde kullanabilirler. Kanun adamları, yukarıda dokuzuncu prensipte belirtilen şartlar dışında silah kullanamazlar.

Tutulan veya hapsedilen kişiler bakımından asayişi sağlama

15. Kanun adamları, kurum içinde güvenliğin ve düzenin sürdürülmesi için gerekli olmadıkça veya kişisel güvenlikleri tehdit edilmedikçe, hapsedilen kişilerle olan ilişkileri sırasında zor kullanamazlar.

16. Kanun adamları, kendilerini veya başkalarını yakın bir ölüm veya ciddi surette yaralanma tehlikesine karşı savunma halleri dışında, veya dokuzuncu prensipteki tehlikeliliği gösteren mahpus ya da tutulmuş kimsenin kaçmasını önlemek için kesinlikle gerekli olmadıkça, mahpus veya tutulmuş kimseler karşısında silah kullanamazlar.

17. Yukarıdaki prensipler, hapishane görevlilerinin Mahpuslar Islahı için Asgari Standart Kuralların özellikle 33, 34 ve 54. maddelerinde belirtilen haklarına, görev ve sorumluluklarına aykırı sayılmaz.

Nitelikler, eğitim ve tavsiyeler

18. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar, bütün kanun adamlarının uygun bir eleme usulüne göre göreve seçilmelerini, görevlerini etkili bir biçimde yerine getirmeleri için gerekli olan ahlaki, psikolojik ve fiziksel niteliklere sahip olmalarını ve sürekli ve tam bir mesleki eğitim almalarını sağlar. Bu kişilerin bu görevlere sürekli uygunluk içinde olup olmadıkları periyodik olarak denetlenir.

19. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar, bütün kanun adamlarının zor kullanmada gerekli eğitimi almalarını ve gerekli yeterlilik standartlarına göre sınavdan geçirilmelerini sağlar. Silah taşımaları gerekli olan kanun adamları, ancak silahların kullanımı konusunda özel eğitimi tamamlamalarından sonra silah taşıma yetkisi kazanabilirler.

20. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar, kanun adamlarının eğitiminde, özellikle soruşturma sürecinde polis ahlakı ve insan hakları konularına, zor ve silah kullanmaktansa çatışmaları barışçıl bir biçimde çözüme kavuşturma, kalabalıkların davranışlarını anlama, ikna, müzakere ve arabulma gibi yöntemler de dahil, çeşitli alternatif yöntemler kullanma, ve ayrıca zor ve silah kullanılmasını kısıtlama amacıyla teknik araçların kullanılmasına özel bir önem verirler. Kanunen yetkili kuruluşlar, eğitim programlarını ve işleyiş usullerini somut olaylar ışığında yeniden değerlendirirler.

21. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar, zor ve silah kullanılabilecek olaylarda görev alacak kanun adamlarına gerekli
talimatları verirler.

Haber verme ve inceleme usulleri

22. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar, 6. ve 11. f numaralı prensiplerde belirtilen türden bütün olaylar için etkili bir haber verme ve inceleme usulü kurarlar. Hükümetler ve kanunen yetkili makamlar, bu prensiplere göre haber verilen olaylar için etkili bir inceleme yapılmasını sağlar ve bağımsız idari veya kovuşturma makamlarının gerekli gördüklerinde yetkilerini kullanabilme durumunda olmalarını temin eder.

Ölüm, ciddi yaralama veya başka vahim bir olayın meydana gelmesi halinde, idari inceleme ve yargısal denetimle görevli yetkili makamlara hemen ayrıntılı bir rapor gönderilir.

23. Zor ve silah kullanılmasından etkilenen kişileri ve kanuni temsilcileri yargısal usuller de dahil, bağımsız bir inceleme usulüne katılma hakkına sahiptir. Böyle bir kimsenin ölmesi halinde, bu hüküm o kimsenin himayesi altında bulunan kişilere de uygulanır.

24. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar, kendi emirleri altındaki kanun adamlarının yasadışı olarak zor ve silah kullanmakta veya kullanmış olduklarını bildikleri veya biliyor olmaları gerektiği halde, bu tür zor veya silah kullanımını önlemek, bastırmak ve haber vermek için yetkisi içindeki bütün önlemleri almayan amirlerin sorumlu tutulmasını sağlar.

25. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar, Kanun Adamları için Talimatname ve bu temel prensiplere uygun davranmak için, verilen zor ve silah kullanma emrini yerine getirmeyi reddeden veya diğer görevliler tarafından bu tür hareketlerin yapılmasını rapor eden kanun adamlarına hiç bir cezai veya disipliner bir yaptırım verilmemesini sağlar.

Birleşmiş Milletler Binası

26. Kanun adamları, bir kimsenin ölümüne veya ciddi şekilde yaralanmasına yol açan zor ve silah kullanma emrinin açıkça yasaya aykırı olduğunu biliyorsa, ve bu tür bir emri yerine getirmemek için makul bir imkana sahip idiyse, amirin emrini icra savunması yapılamaz. Her hal ve karda, yasa dışı emirleri verenler de sorumlu olurlar.

Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi

0
Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi
Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi (Guidelines on the Role of Prosecutors), 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Küba’nın Havana şehrinde yapılan 8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Konferansında kabul edilmiştir.

Savcıların Rolüne Dair İlkeler / Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi

Dünya halkları, Birleşmiş Milletler Şartında adaletin korunabileceği şartları yaratmak için verdikleri kararı teyit ettiklerinden, ve ırk, cins, dil ve din ayrımı yapmaksızın insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirme ve teşvik etme konusunda uluslararası işbirliğini gerçekleştirme amaçlarını ilan ettiklerinden,

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi hukuk önünde eşitlik ile masumluk karinesi prensiplerine ve hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına yer verdiğinden,

Genellikle, bu prensipleri vurgulayan görüşler ile gerçek durum arasında hala bir açıklık bulunduğundan,

Her ülkedeki adli örgütlenme ve işleyiş bu ilkelerden ve onları gerçek yaşama geçirmeyi üstlenmiş çabalardan esinlenmesi gerektiğinden,

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Savcılar adalet dağıtımında çok önemli bir rol oynadıklarından, ve onların bu sorumluluklarını yerine getirmelerine ilişkin kurallar yukarıda belirtilen ilkelere saygı göstermelerine ve uygun davranmalarına yardım edeceğinden, ve böylece adil ve hakkaniyete uygun bir ceza adaletine ve vatandaşların suçlara karşı etkili bir biçimde korunmasına katkıda bulunacağından,

Savcıların gerek daha iyi yöntemlerle göreve alınmaları ve hukuki ve mesleki açıdan eğitilmeleri suretiyle, gerekse suçlulukla ve özellikle suçun yeni biçim ve boyutlarıyla mücadele ederken gerekli her türlü vasıtanın kendilerine temin edilmesi suretiyle görevlerinde başarının gerektirdiği mesleki nitelikleri edinmelerini sağlamak şart olduğundan,

Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı konusunda Birleşmiş Milletler Beşinci Kongresinin tavsiye kararı alması üzerine, Genel Kurulu 17 Aralık 1979 tarihli ve 34/179 sayılı kararıyla Kanun Adamları için Talimatname’yi kabul ettiğinden,

Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı hakkında Birleşmiş Milletler Altıncı Kongresinin 16 sayılı kararında, Suçların Önlenmesi ve Kontrolü hakkında Komiteden yargıçların bağımsızlığı ile yargıçların ve savcıların göreve seçilmeleri, mesleki eğitimleri ve statüleri ile ilgili bir yönerge hazırlamayı öncelikleri arasında yer vermesi istendiğinden,

Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı hakkında Birleşmiş Milletler Yedinci Kongresi, Yargı Bağımsızlığına dair Temel Prensipleri kabul ettiğinden ve bu da daha sonra Genel Kurulun 29 Kasım 1985 tarihli ve 40/32 sayılı kararı ile 13 Aralık 1985 tarihli ve 40/146 sayılı kararlarında uygun bulunduğundan,

Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur olanlara Adalet Sağlanmasına dair Temel Prensipler Bildirisi, suç mağdurlarının uluslararası ve ulusal düzeyde adalete ulaşmalarını ve adil muamele görmelerini, zararlarının giderilmesini, tazminat ve yardım için alınması gereken tedbirleri tavsiye ettiğinden,

Yedinci Kongrenin 7. kararında, savcıların göreve seçilmeleri, mesleki eğitim ve statüleri, savcıların görevleri ve davranışları, ceza adaleti sisteminin düzeltici işlevine yaptıkları katkıyı ve polis ile yaptıkları işbirliğini artırma yolları, takdir yetkilerinin kapsamı, ve ceza muhakemesinde oynadıkları rol ile ilgili olarak Komiteden bir yönergenin hazırlanması ihtiyacını ele almasını ve bir sonraki Birleşmiş Milletler Kongresine bir rapor sunulması istendiğinden,

Savcıların ceza muhakemesinde etkili, tarafsız ve adil olmalarını sağlama ve geliştirme konusunda Üye Devletlere yardımcı olması için formüle edilen aşağıdaki Yönergeye, Hükümetler tarafından saygı gösterilir ve bu Yönerge ulusal mevzuat ve uygulamalar çerçevesinde dikkate alınır, ve savcıların, ayrıca yargıç, avukat, yürütme ve yasama organı mensupları gibi konuyla ilgili diğer kişilerin ve genel olarak kamunun dikkatine sunulur. Bu Yönerge ilke olarak savcılar göz önünde tutularak formüle edilmiştir; fakat bu kurallar, uygun düştüğü takdirde, belirli bir olay için atanan (ad hoc) soruşturmacılar için de uygulanır.

Nitelikleri, Göreve Seçilmeleri ve Eğitimleri
  1. Savcılar, gerekli eğitimi ve nitelikleri kazanmış, dürüst ve ehliyetli kişiler arasından seçilir.
  2. Devletler aşağıdaki şartları sağlar:
  3. a) Savcıların göreve seçilmelerindeki ölçüler, tarafgirliğe ve önyargıya dayanan atamalara ve bir kimseye ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir fikir, ulusal, toplumsal veya etnik köken, mülkiyet, doğum, ekonomik veya başka bir statü gibi nedenlerle ayrımcılık yapılmasına karşı güvenceler içerir. Savcılık görevi için adaylardan o ülkenin vatandaşı olmasının istenmesi ayrımcılık yapma olarak kabul edilemez.
  4. b) Savcılara, görev yaptıkları makamın gerektirdiği idealler ve ahlaki ödevler ile, anayasa ve yasalarda sanıkların ve mağdurların haklarını korumak için getirilen hükümler, ve ulusal ve uluslararası hukuk tarafından tanınmış insan hakları ve temel özgürlükler konusunda gerekli eğitim ve öğretim verilir.
Statüleri ve Hizmet Şartları
  1. Adalet dağıtımında temel bir unsur olan savcılar, her zaman mesleklerinin şeref ve itibarını korurlar.
  2. Devletler, savcıların baskıya, engellemeye, tacize, yolsuz bir müdahaleye veya haksız olarak hukuki, cezai veya başka bir sorumluluk iddiasına maruz kalmadan görevlerini yerine getirmelerini sağlar.
  3. Savcıların görevlerini yapmaları nedeniyle kişisel güvenliklerinin tehdit edilmesi halinde, kendileri ve aileleri yetkili makamlar tarafından fiziksel koruma altına alınır.
  4. Savcıların hizmet için sahip olmaları gereken makul şartlar, yeterli bir ücret almaları ve gerekiyorsa, görev süreleri, emeklilik aylığı ve emeklilik yaşı yasayla ve yönetmeliklerle düzenlenir
  5. Savcıların yükselmeleri ile ilgili bir sistemin bulunması halinde bu sistem objektif faktörlere, ve özellikle mesleki niteliklere, ehliyete, dürüstlüğe ve tecrübeyi esas alır; bu konularda adil ve tarafsız bir usule göre karar verilir.
İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü
  1. Savcılar, diğer vatandaşlar gibi, ifade, inanç, örgütlenme ve toplanma özgürlüğüne sahiptir. Savcılar özellikle hukukla, adalet sistemiyle ve insan haklarının korunması ve geliştirilmesi ile ilgili kamusal tartışmalara katılma, ve hukuka uygun faaliyetleri ve yasal örgütlere üyelikleri nedeniyle mesleki açıdan hiç bir dezavantajlı duruma girmeksizin yerel, ulusal veya uluslararası örgütlere üye olma ve toplantılarına katılma hakkına sahiptir. Savcılar, bu haklarını kullanırken, daima hukuka ve meslek ahlakının tanınmış prensiplerine uygun davranırlar.
  2. Savcılar menfaatlerine sahip çıkmak, mesleki eğitimlerini yükseltmek ve kendi statülerini korumak için, mesleki dernekler veya diğer örgütler kurma ve bunlara üye olmakta serbesttirler.
Ceza Muhakemesindeki Rolü
  1. Savcıların görevleri yargısal fonksiyonlardan kesin bir biçimde ayrılır.
  2. Savcılar, ceza muhakemesinde kovuşturmanın açılmasında ve kanunla yetkili kılınmaları veya yerel uygulamalara uygun olması halinde suçların soruşturulmasında, bu soruşturmaların hukukiliğinin gözetiminde, mahkeme kararlarının infaz edilmesinin gözetiminde ve kamu yararının temsilcileri olarak kendilerine verilen diğer görevlerin yerine getirilmesinde aktif bir rol üstelenirler.
  3. Savcılar görevlerini hukuka uygun olarak, adil, sürekli ve süratli bir biçimde, insan onuruna saygı gösterip koruyarak, insan haklarının yanında yer alarak yürütürler ve bu suretle adil yargılamanın gerçekleştirilmesine ve ceza adaleti sisteminin düzgün işlemesine katkıda bulunurlar.
  4. Savcılar görevlerini yaparlarken:
  5. a) İşlerini tarafsızlıkla ve her türlü siyasal, sosyal, dinsel, ırksal, kültürel, cinsel veya başka her hangi bir ayrımcılıktan kaçınarak yürütürler;
  6. b) Kamu yararını korurlar, objektif bir biçimde hareket ederler, zanlının ve mağdurun durumunu gereği gibi dikkate alırlar, ve zanlının yararına veya zararına olup olmadığına bakmaksızın, ilgili her türlü duruma dikkat ederler;
  7. c) Görevlerinin icrası veya adaletin ihtiyaçları aksini gerektirmedikçe ellerinde bulunan bilgiyi gizli tutarlar,
  8. d) Mağdurların kişisel menfaatlerini etkileyen hususlarda onların görüş ve düşüncelerini dikkate alır ve mağdurları Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur olanlara Adalet Sağlanmasına dair Temel Prensipler Bildirisi’ne göre sahip oldukları haklardan haberdar eder.
  9. Savcılar, tarafsız bir soruşturmanın isnadın temelsiz olduğunu göstermesi halinde kovuşturma başlatmaz veya devam etmezler, veya muhakemeyi durdurmak için her türlü çabayı gösterirler.
  10. Savcılar, kamu görevlileri tarafından işlenen suçları, özellikle, rüşvet, yetki suiistimali, ağır insan hakları ihlali ile uluslararası hukuk tarafından tanınan diğer suçların kovuşturulmasına ve kanunen yetkili kılınmaları veya ülkedeki uygulamalara uygun olması halinde bu suçların soruşturulmasına yeterli özeni gösterirler.
  11. Savcılar işkence, zalimane, insanlıkdışı veya onur kırıcı muamele veya ceza gibi ağır insan hakları ihlali oluşturan hukuka aykırı yollara başvurularak, veya başka bir biçimde insan hakları ihlal edilerek elde edildiğini bildikleri veya bu yollarla elde edildiğine makul sebeplere dayanarak inandıkları delilleri, bu yollara başvuranlara karşı kullanmanın dışında, başka hiç bir biçimde kullanamazlar; bu durumdan Mahkemeyi haberdar ederler ve bu yolların kullanılmasından sorumlu olanların adalet huzuruna çıkarılmalarını sağlamak için gerekli tüm işlemleri yaparlar.
Takdiri Görevler
  1. Savcılara takdir haklarını kullanabilecekleri yetkilerin verildiği ülkelerde, kovuşturmanın açılması veya kovuşturmadan vazgeçilmesi de dahil, kovuşturma sürecinde alınan kararlarda istikrarın ve adaletin sağlanması için kanunla veya tüzükle veya yönetmelikle bir düzenleme yapılır.
Kovuşturmaya Karşı Alternatifler
  1. Savcılar ulusal hukuka uygun olarak ve sanıkların ve mağdurların haklarına bütünüyle saygı göstererek, kovuşturmadan vazgeçilmesi, kovuşturma sürecinin şartlı veya şartsız olarak durdurulması, veya cezai olayların yargısal sistemin dışına taşınması için gerekli çabayı gösterirler. Bu amaçla Devletler, hem mahkemelerin aşırı dava yüklerini hafifletmek, hem de tutuklama, dava açma ve mahkumiyet sürecinin aşırı kullanılmasından ve ayrıca hapisliğin olumsuz sonuçlarından kaçınmak için değişik usulleri kabul etme imkanını araştırırlar.
  2. Küçüklerin kovuşturulmaları veya kovuşturulmamaları konusunda savcılara takdir hakkı verilen ülkelerde, suçun niteliğine ve ağırlığına, toplumun suça karşı korunmasına, küçüğün kişiliğine ve geçmişteki yaşamına özel bir dikkat gösterilir. Savcılar bu konuda bir karar verirken, küçükler için adalet sistemine ve usullerine göre, kovuşturmaya karşı imkan dahilindeki seçenekleri özel olarak dikkate alırlar. Savcılar, sadece kesinlikle gerekli olan haller dışında küçüklere karşı kovuşturma işlemi yapmamak için her türlü çabayı gösterirler.
Devletin Diğer Kurum ve Kuruluşları ile İlişkiler
  1. Savcılar, kovuşturmanın adilliğini ve etkililiğini sağlamak için, polisle, mahkemelerle, hukukçularla, kamu için çalışanlarla ve diğer idari kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak için çaba gösterirler.
Disiplin Yargılaması
  1. Savcıların disiplin suçları yasayla veya yasaya dayanan yönetmeliklerle düzenlenir. Savcıların açıkça mesleki standartlara aykırı bir tarzda hareket ettiklerini iddia eden şikayetler, süratle ve öngörülen usule uygun olarak adil bir biçimde yürütülür. Savcılar adil yargılanma hakkına sahiptir. Savcılar hakkında verilen kararlar bağımsız bir yargısal denetime tabidir.
  2. Savcılar hakkında yapılan kovuşturma, objektif bir araştırma yapılmasını ve karar verilmesini güvence altına alır. Bu araştırma ve karar hukuka, mesleki davranış kurallarına ve diğer yerleşik standartlara ve ahlaki kurallara uygun olarak, ve bu Yönergenin ışığında tespit edilir.
Yönergeye Uygun Davranma
  1. Savcılar bu Yönergeye uygun davranırlar. Savcılar ayrıca, bu Yönergenin ihlalini önlemek ve ihlal edilmesine aktif bir biçimde karşı çıkmak için ellerinden geleni yaparlar.
  2. Savcıların, bu Yönergenin ihlal edildiğine veya ihlal edilebilecek olduğuna inanmaları için yeterli sebep bulunması halinde, gerektiği takdire durumu incelemeye ve hukuki çözüm getirmeye yetkili diğer makamlara ve organlara bildirirler.

 

Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi ve Önemi 

Bu yönerge, savcıların mesleklerini icra ederken uymaları gereken etik ve profesyonel standartları belirler. Amaç, savcıların bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını korumalarını sağlamaktır.

Yönerge, şu temel ilkelere dayanmaktadır:

  1. Bağımsızlık ve Tarafsızlık: Savcılar, siyasi veya diğer dış etkenlerden bağımsız olarak, adil bir şekilde görevlerini yürütmelidir.
  2. Adaletin Sağlanması: Savcılar, yalnızca yeterli kanıt varsa dava açmalı ve masumiyet karinesine saygı göstermelidir.
  3. İnsan Hakları: Savcılar, sanıkların haklarına saygı göstermeli ve kötü muamele, işkence gibi insan hakları ihlallerine karşı hassas olmalıdır.
  4. Adil Yargılama: Savcılar, delillerin hem lehine hem aleyhine dikkatlice değerlendirilmesi gerektiğini bilerek, yargılamanın adil bir şekilde gerçekleşmesini sağlamalıdır.
  5. Profesyonellik ve Eğitim: Savcılar, mesleki bilgi ve becerilerini sürekli olarak geliştirmelidir.

Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi, savcıların adil yargılama süreçlerinde oynadığı kritik rolü vurgular ve uluslararası düzeyde kabul gören standartlara göre hareket etmelerini teşvik etmektedir.

7 Eylül –  Hukuk Takvimi 

0
7 Eylül -  Hukuk Takvimi 
7 Eylül –  Hukuk Takvimi
1819 
Amerikan hukukçu ve devlet adamı Thomas A. Hendricks, Ohio’da doğdu. (Ölümü: 25 Kasım 1885)  Indiana ve Pennsylvania’da hukuk okudu. 1843’te Indiana Barosuna kabul edildi ve kendi bürosunu kurarak Avukatlık mesleğine Shelbyville’de başladı. 1862’de Oscar B. Hord ile özel hukuk şirketi kurdu. 1863’te Indiana Senatörü olarak kongreye katıldı ve 1869’a kadar bu görevi yürüttü. 1872’ten 1877’ye kadar Indiana valiliği yaptı. 1885 yılında  21. Başkan Yardımcısı göreve getirildi ve ölümüne kadar(8 ay) bu görevde kaldı. 

Thomas A. Hendricks
1822 
Portekiz‘in sömürgesi olan Brezilya bağımsızlığına kavuştu. Portekiz’in mevcut Anayasası, Kurucu Meclis tarafından 2 Nisan 1976 tarihindeki genel kurul toplantısında kabul edilen Anayasa’dır
1919 
Sivas Kongresi’nde alınan kararla, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde geçici bir hükümet olarak çalışmak ve tüm ulusu temsil etmek üzere Heyet-i Temsiliye kuruldu. TBMM kurulana kadar Millî Mücadelenin yürütme organı olarak görev yaptı.

Sivas Kongresi Delegeleri
1922 
Hukukçu, bürokrat ve siyasetçi Necdet Calp doğdu. (Ölümü: 13 Eylül 1998, Ankara) Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi‘ndeki eğitimine devam ederken fark derslerini de vererek Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden de mezun oldu. 1954’te Çınar, Kaman ve Haymana‘da kaymakamlık yaptı. 1960’ta Siirt valiliğine atandı. 12 Eylül Darbesi‘nden sonra 23 Ekim 1980-11 Nisan 1983 tarihleri arasında Başbakanlık Müsteşarlığı yaptı. 1983’te kurucusu olduğu Halkçı Parti‘nin(HP) Genel Başkanlığı’na getirildi. Parti, 3 Kasım 1985 yılında olağanüstü kurultayda kendini feshederek SHP’ye katıldı. 1987 Genel Seçimlerin aday olmayarak aktif siyasetten çekildi.

 

https://www.youtube.com/watch?v=1rPyR2DZwmU

1935 
Hukukçu ve Senegal’in ikinci Cumhurbaşkanı, Abdou Diouf doğdu. Abdou, Dakar Üniversitesi’nde ve daha sonra Paris’te Sorbonne’da hukuk okudu. 1960 yılında Hükûmetin Genel Sekreter yardımcısı, Haziran 1961 yılında Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri oldu. 1961 yılında, Senegalli İlerici Birlik’e katıldı. 1964’te Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri oldu. Mart 1968 yılına kadar Planlama ve Sanayi Bakanı görevinde kaldı. 26 Şubat 1970’de, 11 yıl boyunca sürdürdüğü başbakanlık görevine getirildi. 1981 ile 2000 yılları arası Senegal’in ikinci Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Afrika Birliği(OAU) ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) Başkanlığına seçildi. Uluslararası Frankofoni Örgütünün (Organisation internationale de la Francophonie) Genel Sekreteri olarak görevini yürüttü.

Abdou Diouf
1938 
Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil tarafından hazırlanan Hatay Cumhuriyeti Anayasası kabul edildi. Başbakan Abdurrahman Melek, “Programımızın ruhu ve esası Kemalizm rejimi ve bütün icabatıdır” dedi. 
1941 
Ho Şi Minh Vietnam Bağımsızlık Örgütü’nü kurdu. 2 Eylül 1945’te Vietnam, Fransa‘dan bağımsızlığını ilan etti. Ho Chi Minh yeni kurulan Kuzey Vietnam Cumhuriyeti’nin başkanlığına seçildi.
1944 
Irkçılık ve Turancılık yapmakla suçlanan 24 kişinin duruşmasına İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başlandı.
1955
Azınlıklara yönelik 6-7 Eylül Olayları devam etti. Selanik‘te Atatürk‘ün doğduğu evin bombalandığı yolundaki yalan haber gerekçe gösterilerek başlatılan ve iki gün süren gösteriler, İstanbul ve İzmir’de Rumlara yönelik bir tahrip ve yağma hareketine dönüştü. 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul tahrip edildi ve yağmalandı. 30 kadına tecavüz edildi. İstanbul ve İzmir’de sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetim sonrası 5.104 kişi tutuklandı. Tarihin sayfalarına utanç olarak yazılan olaylar cezasız kaldı.
1956 
Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme, Birleşmiş Milletler tarafından 7 Eylül 1956 tarihinde kabul edildi. Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 27 Aralık 1963 tarihinde 361 numaralı kanun kabul edildi. Kanun 6 Ocak 1964 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. 
1958 
Başbakan Adnan Menderes‘in, “idam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya” açıklamasına yanıt olarak Ana Muhalefet lideri, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez dedi.   

İsmet İnönü ve Adnan Menderes bir arada
1979 
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, Dostlar Tiyatrosu‘nun “Brecht Kabare” oyununu yasaklandı. 
1981 
12 Eylül darbesinin 1.yılına doğru, yeni dergi ve gazetelerin çıkarılması Sıkıyönetim Komutanlıklarının iznine bağlandı.
1982 
ASALA tarafından Türkiye’de yapılan ilk ölümlü eylem olan Ankara Esenboğa Havaalanı saldırısında, resmi rakamlara göre 9 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine başlayan yargılamada saldırgan Levon Ekmekçiyan, tek celsede idam cezasına çarptırıldı. Zohrab Sarkisyan saldırı sırasında ölmüş, İstanbul Ermeni Patriği ve Türkiye Ermenileri bir bildiri ile saldırıyı kınamışlardı. Ekmekçiyan ise 28 Ocak 1983 tarihinde idam edildi. Kardeşi Dro Ekmekçiyan, kardeşine ait olduğu belirtilerek kendilerine iade edilen kemiklerin 55 yaşında bir kadına ve bir köpeğe ait olduğunu açıkladı. İnsan Hakları Derneği başkanı Eren Keskin “Öyle görünüyor ki Ekmekçiyan paftada yazılan yere gömülmemiş” dedi.

Levon Ekmekçiyan
1982 
Diyarbakır Cezaevi’nde 14 Temmuz’da ölüm orucuna başlayan Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek 55. günde hayatını kaybetti.
1982 
12 Eylül Darbesi sonrası oluşturulan Danışma Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilen yeni Anayasa taslağına göre memurların siyasi parti ve sendikalara üye olamaması öngörüldü. 
1989 
Cezaevlerindeki baskılar ve açlık grevlerine dikkat çekmek için 10 Ağustos’ta Tünel’den Galatasaray’a yaptıkları Siyah Yürüyüşte gözaltına alınıp tutuklanan 11 kadın ilk duruşmada 100’er TL kefaletle tahliye edildi.
1990 
Hukukçu, bürokrat, yargıç ve siyasetçi Fuat Börekçi yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1909) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı Memurluğu, Ankara Adliyesi Hâkim ve Savcılığı, Ticaret Vekâleti Müfettişliği, Maliye Vekâleti Müşavirliği, Serbest Avukatlık, Çocuk Esirgeme Kurumu Üyeliği, Anadolu Ajansı İdare Meclisi Üyeliği, Ankara Belediye Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası İdare Meclisi Üyeliği ve Murakıplığı, TBMM 11. ve 12. Dönem Ankara Milletvekilliği yaptı. Kuvayı Milliye Ankara kurucularındandır. İlk Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Rifat Börekçi’nin oğlu ve Börekçi Şirketler Grubu‘nun sahibi Doruk Börekçi’nin dedesidir.  3 çocuğu bulunmaktaydı.

Fuat Börekçi
1990 
Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçların Islahı Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edildi.
1990 
Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Küba’nın Havana şehrinde yapılan 8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Konferansında kabul edildi. 
1990 
Kolluk Güçlerinin Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler, 27 Ağustos – 7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edildi.
2001 
Hayata Dönüş Operasyonu sonucunda nakledildiği Kartal Özel Tip Cezaevi’nde F tipi cezaevlerine karşı ölüm orucunu sürdürürken hastaneye kaldırılan ve cezası ertelenip tahliye edilen, daha sonra Küçük Armutlu’da bir evde eyleme devam eden DHKP-C tutuklusu Gülay Kavak 68. günde hayatını kaybetti. Gülay Kavak ile birlikte, F Tipi cezaevlerinde tecride karşı sürdürülen ölüm oruçlarında hayatını kaybedenlerin sayısı 33’e yükseldi.
2001 
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 30 Kasım 1981 tarihindeki 57. birleşiminde, BM Genel Kurul’unun açılış günü olan her eylülün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etti. Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül tarihi Dünya Barış Günü olarak kabul edildi. Barış Günü, Türkiye’de 1Eylül tarihinde kutlanmaktadır.
2004 
Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in “Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar” konulu sempozyumun açılış konuşmasını yaptığı sırada F tipi cezaevlerinde tecride karşı pankart açıp slogan atan 4 kişi gözaltına alındı.

Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi(HFSA)
2005 
Hukukçu ve siyasetçi Enver Kaplan yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1921, Göksun) Harp Okulunu ve Hukuk Fakültesini bitirdi. Mezuniyetinden sonra orduya katılarak bir süre Piyade Asteğmen rütbesinde görev yaptı. Temyiz Mahkemesi İcra ve İflas ve 6. Hukuk Daireleri Memurluğu, Maliye Vekaleti Baş Hukuk Müşavirliği, Ziraat Bakanlığı Avukatlığı, Serbest Avukatlık, Kahramanmaraş Baro Başkanlığı, Vakıfbank ve Güneş Sigorta Yönetim Kurulu Üyelikleri görevlerinde bulundu.  Ankara Kafkas Derneği Başkanlığı ve Birleşik Kafkasya Konseyi başkanlığında bulundu. Konsey üyelerinin oluşturduğu BİRKONSEV Vakfı’nın başkanlığını yaptı. Birleşik Kafkas Dernekleri Federasyonu Kuruculuğunu ve ilk genel başkanlığını yürüttü. Avukatlık yapmaktayken, Adalet Partisinden, 12 ve 13. Dönem Kahramanmaraş Milletvekilli olarak seçildi. Anayasa Komisyonu üyeliği yaptı. Eşi ile birlikte 7 Eylül 2005’te Ankara, Kızılcahamam yakınlarında geçirdikleri trafik kazasında yaşamını eşi ile birlikte yaşamını yitirdi. 10 Eylül Cumartesi günü TBMM’de tören düzenlendi. Kocatepe Camii’nde düzenlenen törenin ardından Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi. Evli, 3 çocuk babasıydı.

Enver Kaplan
2009 
Hukukçu Muammer Yazar yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1917) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. Stajyer Hâkim olarak Artvin’e, ardından Emet Savcı Yardımcılığına atandı. Daha sonra Kars Hâkim Yardımcılığı, Artvin Ceza Hâkimliği, Artvin Hâkimliği, Altındağ Ceza Hakimliği, Yargıtay Üye Yardımcılığı ve Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulundu. 1972 yılında Yargıtay Üyeliğine ve 1978 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi. Bu görevi sürdürmekte iken 12 Eylül Darbesi sonrası oluşturulan Danışma Meclisi’ne 23 Ekim 1981 tarihinde Artvin Üyesi yapıldı. 01 Mart 1982 tarihinde Anayasa Mahkemesi üyeliğinden emekliye ayrıldı.

Muammer Yazar
2010 
Fransa’da yaklaşık üç milyon kişi hükümetin emeklilik yaşını yükseltme planlarını protesto etmek amacıyla 24 saatlik grev yaptı.
2017 
Türkiye’nin ilk kadın bakanı Türkan Akyol, tedavi gördüğü hastanede 89 yaşında hayatını kaybetti.
2024

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Polonez fabrikasındaki 145 işçinin işten çıkarılması üzerine hazırladığı teftiş raporunu açıkladı. Raporda, işverene iki ayrı suçtan para cezası verilmesinin istendiği ve suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi.

2024

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Polonez fabrikasındaki 145 işçinin işten çıkarılması üzerine hazırladığı teftiş raporunu açıkladı. Raporda, işverene iki ayrı suçtan para cezası verilmesinin istendiği ve suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi.

2024
Japonya’nın Okinawa eyaletinde görevli ABD askerlerine yönelik cinsel saldırı suçlamalarına bir yenisi daha eklendi. Okinawa eyaletinde görevli bir ABD Deniz Piyadesinin bir kadına cinsel saldırıda bulunduğu ve yaraladığı şüphesiyle savcılığa sevk edildiği bildirildi.
 2024

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan’la yürütülen müzakerelerde barış anlaşması metninin yaklaşık yüzde 80’i üzerinde anlaşmaya varıldığını bildirdi.

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları

7 Eylül –  Hukuk Takvimi

Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası

0
Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası

Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası(European_Code_of_Good_Administrative_Behaviour), 1998 yılında hazırlanmaya başlanmış ve Avrupa Parlamentosu tarafından ilk kez 6 Eylül 2001 tarihinde kabul edilmiştir. Kurallar daha sonra güncellenmiştir.

Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 20 Haziran 2007 tarihinde kabul ettiği İyi İdare Yasası‘na temel teşkil etmiştir.

European Code of Good Administrative Behaviour.

Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası, Avrupa Birliği kurum ve organları tarafından verilen kamu hizmetlerinin sunulmasında gerekli kalite ve etik standartlarını belirlemektedir. Yasanın uygulanması ve denetlenmesi Avrupa Ombudsmanlığı tarafından yürütülmektedir. 

Giriş

Avrupa Birliği’nin kurumları, organları, ofisleri ve ajanslarının (“AB Kurumları”) iyi idare edilmesi Avrupa’nın tüm vatandaşlarına ve sakinlerine yarar sağlamaktadır. Bu, özellikle AB kurumları ile doğrudan ilişkisi olan kişiler için önemlidir.

Avrupa Parlamentosu tarafından 2001 yılında onaylanmasını takiben, Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası iyi idare ilkesini uygulamaya geçirmek için son derece önemli bir araç haline gelmiştir. Vatandaşlara, haklarını anlamaları ve elde etmeleri konusunda yardımcı olur ve açık, verimli ve bağımsız bir Avrupa idaresinde kamu çıkarlarını destekler.

Yasa, vatandaşların, AB kurumlarından hangi idari standartları beklemeye hakları olduğu konusunda bilgi sahibi olmalarına yardımcı olur. Ayrıca, memurların kamu ile olan ilişkileri için faydalı bir rehber görevi görür. Yasa, iyi idare ilkesini daha somut hale getirerek, en yüksek idare standartlarının teşvik edilmesini sağlar.

Yasayı onaylarken, Avrupa Parlamentosu aynı zamanda Avrupa Ombudsmanına kötü idarenin meydana gelip gelmediğini incelerken Yasa’yı uygulaması konusunda çağrı yapan bir kararı da kabul etmiştir. Dolayısıyla Ombudsman, araştırma ları sırasında ve iyi idareyi teşvik etmek için yaptığı sorunları önleyici çalışmalarında Yasa’ya, uygun göndermeler yapar.

Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 228. maddesi Avrupa Ombudsmanına, Avrupa Birliği Adalet Mahkemesi’nin yargı görevini yerine getirmesi hariç olmak üzere, Birliğin kurumları, organları, ofis ve ajanslarının faaliyetlerindeki kötü idare ile ilgili araştırma yapma yetkisi vermektedir.

Birliğin her vatandaşının Ombudsman’a şikâyette bulunma hakkı bulunmaktadır. AB sakinleri, şirketler ve dernekler de şikâyette bulunabilirler.

Bu hak, Birliğin vatandaşlarının Temel Haklar Şartı (Madde 43) ile teminat altına alınan temel haklarından birisidir.

Şikâyette bulunan kişinin kişisel olarak kötü idareden etkilenmiş olması veya durumla ilgili herhangi bir özel ilgisinin bulunması gerektiğine dair hiçbir gereklilik bulunmamaktadır.

Avrupa Doğru İdari Davranış Yasasının uygulanması ve denetlenmesi Avrupa Ombudsmanlığı tarafından yürütülmektedir. 

Ombudsman, ayrıca, kendi inisiyatifi ile de araştırmalar yapar.

İyi idare hakkı

Ombudsman’ın yasal olarak bağlayıcı kararlar alma hakkı bulunmamakla birlikte, Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası da yasal olarak bağlayıcı bir araç değildir. Ancak Yasa’ya ait unsurlar, Avrupa Birliği’nin Temel Haklar Şartı’nın 41. maddesinde bulunan temel iyi idare hakkı ile örtüşmektedir.

Aralık 2009’da Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden beri, Temel Haklar Şartı, Antlaşmalar ile aynı yasal değere sahiptir. Sonuç olarak, artık herkesin, ilişkilerinin AB kurumları tarafından iyi idare edilmesine dair yasal hakkı bulunmaktadır.

İyi idare hakkı 
(Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın 41. Maddesi)

1. Herkes, işlerinin Birliğin kurumları, organları, ofisleri ve ajansları tarafından tarafsız ve adil bir şekilde ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hak, şunları içermektedir:

a. herkesin, kendisini olumsuz şekilde etkileyebilecek herhangi bir işlemin yapılmasından önce görüşlerinin dinlenmesini isteme hakkı;

b. herkesin, kendi dosyasına erişme hakkı ve meşru gizlilik çıkarlarına ve mesleki ve ticari gizliliğe saygı gösterilmesi;
c. idarenin, kararları konusunda gerekçe gösterme yükümlülüğü.

3. Herkes, Birliğin kuruluşları veya görevlilerinin, görevlerinin ifası sırasında yol açtıkları her türlü zararı, Üye Devletlerin yasalarındaki ortak genel ilkelere göre Birliğe tazmin ettirme hakkına sahiptir.

4. Herkes, Birliğin kuruluşlarına, Antlaşmaların lisanlarından birinde mektup gönderebilir ve kendisine aynı lisanda cevap verilmesi zorunludur.

Kamu hizmeti ilkeleri

Yasa’nın, Temel Haklar Şartı’nın ve genel olarak AB hukukunun eksiksiz ve doğru şekilde uygulanması, memurların iyi idare ilkelerini anladığı ve içselleştirdiği idari bir hizmet kültürünün var olmasına dayanmaktadır.

Etik standartlar hizmet kültürünün hayati bir bileşenini oluştururlar.

Haziran 2012’de, bir halk müzakeresinin ardından, Ombudsman, AB kamu idaresinin sadık kaldığı, etik standartların yüksek düzeyli bir ana fikrini yayınlamıştır. Bunlar, hemen aşağıda belirtilen beş kamu hizmeti ilkesi halini almıştır.

AB memurlarına yol gösterecek olan kamu hizmeti ilkeleri
1. Avrupa Birliği’ne ve onun vatandaşlarına bağlılık

Memurların; Birliğin kurumlarının, Birliğin ve onun vatandaşlarının, Antlaşmaların amaçlarını yerine getirmedeki menfaatleri için var olduğunun bilincinde olmaları gerekmektedir.

Sadece bu menfaatler doğrultusunda önerilerde bulunup kararlar vermelidirler.

Memurlar, görevlerini yeteneklerini en iyi kullanacak şekilde ifa etmelidirler ve her durumda en yüksek profesyonel standartlara ulaşmak için çaba göstermelidirler.

Kamu güveni ile ilgili pozisyonlarını akılda bulundurup diğerlerine iyi bir örnek oluşturmalıdırlar.

2. Bütünlük

Memurlar görgü kuralları kapsamında hareket etmelidirler ve daima kamunun onları dikkatle izlediğini göz önünde bulunduran bir şekilde davranmalıdırlar. Bu zorunluluk, sadece yasa çerçevesinde hareket ederek tamamıyla yerine getirilmemektedir.

Memurlar kendilerini, hediye kabul etmek dâhil, görevlerini ifa etmelerini etkileyebilecek mali ya da başka türlü herhangi bir yükümlülük altına sokmamalıdırlar. Görevleri ile ilgili tüm özel çıkarları derhal beyan etmelidirler.

Memurlar, çıkar çatışmalarını ve bu tür çatışmaların ortaya çıkmasını önlemek için gerekli önlemleri almalıdırlar. Ortaya çıkan herhangi bir çatışmayı çözmek için hızlı hareket etmelidirler. Bu yükümlülük görevden ayrıldıktan sonra da devam etmektedir.

3. Nesnellik

Memurlar tarafsız, açık fikirli olmalıdırlar, bulgular doğrultusunda hareket etmelidirler ve farklı bakış açılarını duymaya istekli olmalıdırlar. Hataları kabul etmeye ve düzeltmeye hazır olmalıdırlar.

Karşılaştırmalı değerlendirmeler içeren işlemlerde, memurlar, önerilerini ve kararlarını, sadece değerlere ve kanunun açıkça belirttiği diğer faktörlere dayandırmalıdırlar.

Memurlar ayrımcılık yapmamalıdırlar ve belirli bir kişiden hoşlandıkları veya hoşlanmadıkları gerçeğinin profesyonel davranışlarını etkilemesine izin vermemelidirler.

4. Diğerlerine saygı

Memurlar, birbirlerine ve vatandaşlara karşı saygılı hareket etmelidirler. Kibar, yardımsever, işbirlikçi olmalıdırlar ve işlerini zamanında yapmalıdırlar.

Diğer kişilerin ne söylediğini anlamak için gerçek bir çaba göstermelidirler ve sade bir dil kullanarak kendilerini açıkça ifade etmelidirler.

5. Şeffaflık

Memurlar faaliyetlerini açıklamaya ve hareketlerinin nedenlerini belirtmeye istekli olmalıdırlar.

Düzgün kayıt tutmalıdırlar ve kamunun, bu kamu hizmeti ilkelerine uymaları dâhil olmak üzere davranışlarını dikkatle incelemesini hoş karşılamalıdırlar.

İlkeleri akılda tutmak, memurların, kuralları ve ilkeleri doğru bir şekilde uygulamasını sağlayabilir ve muhakeme kullanmaları gereken durumlarda doğru kararı vermeleri için onlara rehberlik edebilir.

İlkeler bu şekilde kamu idaresinin kalitesinin yükselmesini sağlamakta, hukukun üstünlüğünü sağlamlaştırmakta ve takdir yetkisinin gelişigüzel kullanılmasını daha imkânsız hale getirmektedir.

Ombudsman, ilgili olduğunda, Avrupa Birliği’nin kurumları, organ, ofis ve ajanslarının faaliyetlerindeki olası kötü idare durumlarını araştırırken ilkelere başvurur.

Yasa ve Üye Ülkeler

Yasa, Şart’ın 41. maddesi ve kamu hizmeti ilkeleri gibi, sadece Avrupa Birliği’nin kurumları ve memurlarına doğrudan uygulanabilir.

Yine de, Yasa, Avrupa Birliği’nin Üye Ülkelerinde, aday ülkelerde ve üçüncü ülkelerde bazı benzer metinlere ilham vermiştir.

Ayrıca, Temel Haklar Şartı’na eşlik eden açıklamalarda açıkça belirtildiği gibi, iyi idare hakkı, Adalet Divanı’nın AB hukukunun genel ilkesi olarak iyi idare ile ilgili içtihat hukukuna dayanmaktadır. Bu tür genel ilkeler ayrıca, AB hukuku kapsamında hareket ettikleri durumlarda Üye Ülkeler için de bağlayıcıdır.

Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanan Yasa aşağıda belirtilen maddi hükümleri içermektedir:

Madde 1
Genel Hükümler

Kamu ile ilişkilerinde, Kurumlar ve görevlileri, bundan böyle “Yasa” olarak adlandırılan, bu Doğru İdari Davranış Yasası’nda yer alan ilkelere uymak zorundadırlar.

Madde 2
Kişisel uygulama alanı

1. Bu Yasa, tüm yetkililerin ve Personel Yönetmeliği ile Çalışma Koşullarına tabi diğer resmi görevlilerin kamu ile ilişkilerinde uygulanacaktır. Bundan böyle “yetkili” terimi hem yetkilileri hem de diğer resmi görevlileri tanımlamak amacı ile kullanılacaktır.

2. Kurumlar ve bu kurumlara bağlı idareler, bu Yasa hükümlerinin, kendileri için çalışan, sözleşmeli personel, devlet memuru statüsündeki uzmanlar ve stajyerler gibi diğer kişilere de uygulanması için gerekli önlemleri alacaklardır.

3. “Kamu” terimi, bir Üye Ülke’de ikamet eden ya da kayıtlı olan veya olmayan tüm gerçek ve tüzel kişiler anlamında kullanılmaktadır.

4. Bu Yasa’da:
a. “Kurum” terimi bir AB kurum, organ, ofis ya da ajansı anlamındadır;
b. “Yetkili” terimi Avrupa Birliği yetkilisi ya da görevlisi anlamında kullanılmaktadır.

Madde 3
Maddi uygulama alanı

1. Bu Yasa, özel hükümlerle düzenlenmedikçe, kurumların ve bu kurumlara bağlı idarelerin kamu ile olan tüm ilişkileri için geçerli olan doğru idari davranış genel ilkelerini içermektedir.

2. Bu Yasa’da düzenlenen ilkeler kurum ve yetkilileri arasındaki ilişkilere uygulanmayacaktır. Bu tür ilişkiler Personel Yönetmeliği’nce düzenlenmektedir.

Madde 4
Yasaya uygunluk

Yetkili, yasaya uygun davranmalı ve AB mevzuatında yer alan kuralları ve işlemleri uygulamalıdır. Yetkili, özellikle bireylerin hak ve menfaatlerini etkileyen kararların yasal bir dayanağı olmasını ve içeriklerinin yasalara uygun olmasını sağlamaya dikkat etmelidir.

Madde 5
Ayrımcılık yapılmaması

1. Yetkili, kamudan gelen taleplerin değerlendirilmesi ve gerekli kararların alınması sürecinde herkese eşit muamele yapma ilkesine saygı gösterilmesini sağlayacaktır. Aynı durumda olan kamu mensupları aynı şekilde muamele edileceklerdir.

2. Farklı bir muamele yapılması halinde, yetkili bu durumun söz konusu olayın özel nitelikleri nedeniyle haklı olmasına dikkat edecektir.

3. Yetkili özellikle kamu üyeleri arasında, tabiiyete, cinsiyete, ırka, renge, etnik ya da sosyal kökene, genetik özelliklere, lisana, dine ya da inanca, siyasi ya da farklı bir görüşe, ulusal azınlık üyeliğine, varlığa, soya, maluliyete, yaşa ya da cinsel eğilimlere dayalı haksız ayrımcılıktan kaçınacaktır.

Madde 6
Orantılılık

1. Yetkili, karar alırken alınan önlemlerin amaçla orantılı olmasına dikkat edecektir. Yetkili özellikle, sınırlama ya da yükümlülüğün işlemin amacıyla orantılı olmadığı durumda, vatandaşların haklarını sınırlamaktan ya da yükümlülük getirmekten kaçınacaktır.

2. Yetkili, karar alırken özel kişilerin menfaatleri ile kamunun menfaatleri arasındaki adil dengeye saygı gösterecektir.

Madde 7
Yetkinin kötüye kullanılmaması

Yetkiler sadece ilgili hükümler tarafından öngörüldükleri amaçlar için kullanılmalıdır. Yetkili, bu tür yetkilerini özellikle herhangi bir yasal dayanağı olmayan ya da kamu menfaati gözetmeyen amaçlarla kullanmaktan kaçınacaktır.

Madde 8
Tarafsızlık ve bağımsızlık

1. Yetkili tarafsız ve bağımsız olacaktır. Yetkili kamu üyelerini olumsuz yönde etkileyecek keyfi işlemden ve aynı zamanda gerekçesi ne olursa olsun ayrıcalıklı uygulamadan kaçınacaktır.

2. Yetkilinin davranışı asla kişisel, ailevi ya da milli menfaatleri veya politik baskılar tarafından yönlendirilmeyecektir. Yetkili kendisi ya da yakın bir aile ferdinin maddi bir menfaatinin olduğu hiçbir karara katılmayacaktır.

Madde 9
Nesnellik

Yetkili, karar alırken ilgili etkenleri dikkate alacak, her bir etkene hak ettiği önemi verecek, konuyla ilgisi bulunmayan ögeleri göz ardı edecektir.

Madde 10
Meşru beklentiler, tutarlılık ve bilgilendirme

1. Yetkili, hem kendi idari davranışında hem de kurumun idari işleminde tutarlı olacaktır. Aksi şekilde davranılmasını gerektiren meşru gerekçelerin bulunduğu münferit vakalar dışında, yetkili kurumun normal idari uygulamalarını takip edecektir.Bu tür gerekçelerin mevcut olması halinde, yazılı kayıt altına alınacaklardır.

2. Yetkili, kurumun geçmişteki uygulamaları ışığında, kamu üyelerinin meşru ve makul beklentilerine saygılı davranacaktır.

3. Yetkili, gerektiğinde, uhdelerinde bulunan belirli bir konunun ne şekilde takip edileceği ve çözüme kavuşturulacağı hususunda kamuyu bilgilendirecektir.

Madde 11
Adaletlilik

Yetkili tarafsız, adil ve makul davranacaktır.

Madde 12
Nezaket

1. Yetkili kamu ile ilişkilerinde hizmetkâr, doğru, nazik ve ulaşılabilir olacaktır. Yetkili mektupları, telefonları ve e-posta mesajlarını yanıtlarken mümkün olduğunca yardımcı olmaya gayret gösterecek ve sorulan soruları mümkün olduğunca eksiksiz ve doğru bir şekilde yanıtlayacaktır.

2. Kendisine sorumlulukları dışındaki bir konuyla ilgili bir başvuru yapıldığında, vatandaşı konuyla ilgili yetkiliye yönlendirecektir.

3. Herhangi bir kamu üyesinin hak veya menfaatlerini olumsuz şekilde etkileyen bir hata meydana geldiği takdirde, yetkili özür dileyecek ve hatasından kaynaklanan olumsuz etkileri en hızlı şekilde düzeltmeye çaba gösterecek ve Yasa’nın 19’uncu Maddesi hükümleri uyarınca ilgili kişiyi temyiz hakları konusunda bilgilendirecektir.

Madde 13
Mektupların vatandaşın ana dilinde yanıtlanması

Yetkili, her bir Birlik vatandaşı ya da herhangi bir kamu üyesinin Antlaşma dillerinden birinde Kurum’a yazdığı mektuba aynı dilde cevap almasını sağlayacaktır. Bu kural, mümkün olduğu ölçüde, dernekler (Sivil Toplum Örgütleri) ve şirketler gibi tüzel kişiler için de geçerlidir.

Madde 14
Alındı bilgisinin iletilmesi ve ilgili yetkilinin bildirilmesi

1. İki haftalık süre içerisinde tatminkâr bir cevap verilebilecek olanlar dışında, Kuruma yazılan her bir mektuba ya da yapılan şikâyete iki haftalık süre içerisinde alındı bilgisi iletilecektir.

2. Kurum’un cevabi yazısında ya da alındı bilgisinde, konu ile ilgilenen yetkilinin adı, telefon numarası ve görevli olduğu bölüm de belirtilecektir.

3. Aynı konu ile ilgili olarak çok sayıda gönderilmesinden dolayı suistimal niteliği taşıyan ya da anlamsız mektup ya da şikâyetlere alındı bilgisi iletilmesine ya da cevap yazılmasına gerek yoktur.

Madde 15
Kurumun ilgili servisine iletme yükümlülüğü

1. Kuruma gönderilen bir mektup ya da şikâyetin, konu ile ilgilenme yetkisi olmayan bir Genel Müdürlüğe, Müdürlüğe ya da Birime hitaben yazılmış ya da iletilmiş olması durumunda söz konusu Genel Müdürlük, Müdürlük ya da Birim, dosyanın vakit kaybetmeden kurumun ilgili servisine iletilmesini sağlayacaktır.

2. Mektubu ya da şikâyeti ilk olarak alan servis, durumu mektubun ya da şikâyetin sahibine bildirecek ve dosyanın iletildiği yetkilinin adını ve telefon numarasını da bildirecektir.

3. Yetkili, belgelerdeki eksiklik ve hataları kamu üyesine ya da örgüte bildirerek düzeltmeleri için bir fırsat verecektir.

Madde 16
Dinlenme ve fikir beyan etme hakkı

1. Bireylerin hak ve menfaatlerini ilgilendiren konularda, yetkili kişi karar verme sürecinin tüm aşamalarında karşı tarafın savunma hakkına saygı gösterilmesini sağlayacaktır.

2. Her bir kamu üyesi, hak ve menfaatlerini ilgilendiren kararların alınması gereken durumlarda, karar alınmadan önce görüşlerini yazılı olarak bildirme ve gerektiğinde fikirlerini sözlü olarak ifade etme hakkına sahip olacaktır.

Madde 17
Kararların makul bir süre içerisinde verilmesi

1. Yetkili, kuruma yapılan her bir talep ya da şikâyet ile ilgili kararın, makul bir süre içerisinde, gecikmeden ve her halükârda talebin ya da şikâyetin kuruma ulaştığı tarihten itibaren en geç iki ay içerisinde verilmesini sağlayacaktır. Aynı kural kamu üyeleri tarafından yazılan mektuplara ve yetkilinin verilecek kararla ilgili talimatlarını almak üzere amirlerine gönderdiği idari notalara verilecek yanıtlar için de geçerlidir.

2. Kuruma yapılan herhangi bir talep ya da şikâyetin, konunun karmaşıklığı nedeniyle, yukarıda belirtilen süre içerisinde yanıtlanmasının mümkün olmadığı durumlarda, yetkili talebin ya da şikâyetin sahibini en kısa zamanda bilgilendirecektir. Bu tür bir durumda, kesin karar mümkün olan en kısa sürede talep ya da şikâyet sahibine tebliğ edilecektir.

Madde 18
Kararların gerekçelerini belirtme yükümlülüğü

1. Kurumun gerçek bir kişinin hak ve menfaatlerini olumsuz şekilde etkileyebilecek her kararında, ilgili olaylar ve hukuki dayanağı işaret edilerek kararın gerekçesi belirtecektir.

2. Yetkili yetersiz ya da belirsiz ya da bireysel gerekçe içermeyen kararlar almaktan kaçınacaktır.

3. Benzer kararların çok sayıda kişiyi ilgilendirmesi nedeniyle, kararın gerekçesinin ayrıntılı bir şekilde bildirilmesinin mümkün olmadığı ve buna bağlı olarak standart yanıtlar yollandığı durumlarda, yetkili, açıkça talep eden vatandaşa kararın bireysel gerekçesini bildirecektir.

Madde 19
İtiraz hakkının belirtilmesi

1. Gerçek bir kişinin hak ve menfaatlerini olumsuz şekilde etkileyebilecek bir kurum kararı, bu karara karşı olası itiraz edebilme hakkını da belirtecektir. Bu kararda özellikle ilgili kanun yollarının niteliği, hangi kuruma başvurulabileceği ve hakkın kullanılabileceği nihai süre belirtilecektir.

2. Bu tür kararlarda özellikle Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın sırasıyla 263. ve 228. maddelerinde öngörülen, yargıya başvurma ve Ombudsman’a şikâyette bulunma haklarına atıfta bulunulacaktır.

Madde 20
Kararın tebliğ edilmesi

1. Yetkili, hak ve menfaatlerini ilgilendiren kararlar alınan bireylerin, bu karar alınır alınmaz yazılı olarak bilgilendirilmesini sağlamalıdır.

2. Yetkili, kararların ilgili kişiye ya da kişilere bilgi tebliğ edilmeden önce başka kaynaklara bildirilmesinden kaçınmalıdır.

Madde 21
Verilerin korunması

1. Bir vatandaşın kişisel verileriyle ilgilenen yetkili, Avrupa Parlamentosu’nun ve Avrupa Birliği Konseyi’nin, kişisel verilerin Avrupa Topluluğu kurum ve kuruluşları tarafından işlenmesi sırasında bireylerin korunmasına ve bu tür verilerin serbest dolaşımına yönelik, 18 Aralık 2000 tarihli ve (EC) 45/2001 sayılı Tüzüğü hükümleri uyarınca, ilgili bireyin mahremiyetine ve kişilik haklarına saygı gösterecektir.

2. Yetkili özellikle, kişisel verileri meşru olmayan amaçlar için kullanmaktan ve bu verilerin yetkisiz kişilerin eline geçmesinden kaçınacaktır.

Madde 22
Bilgi talebi

1. Yetkili, sorumluluğu altındaki ilgili bir konuda, kamu üyelerine talep ettikleri bilgileri verecektir. Yetkili, uygun olduğu durumlarda, uzmanlık alanını ilgilendiren bir konuda nasıl idari işlem başlatılacağı hakkında bilgi verecektir. Yetkili verdiği bilgilerin açık ve anlaşılır olmasına dikkat edecektir.

2. Sözlü bilgi talebinin çok geniş kapsamlı ya da ayrıntılı olması durumunda, yetkili ilgili kişiye talebini yazılı olarak yapması tavsiyesinde bulunacaktır.

3. Talep edilen bilginin gizlilik tabiatı nedeniyle ifşa edilememesi durumunda, yetkili bu Yasa’nın 18’inci Maddesi hükümleri uyarınca, ilgili kişiye talep ettiği bilginin verilememesinin nedenlerini açıklayacaktır.

4. Sorumluluk alanına girmeyen konularda bilgi vermesi talebinde bulunulan bir yetkili, talepte bulunan kişiye, konuyla ilgili yetkilinin adını ve telefon numarasını vererek yönlendirecektir. AB Enstitüsü’nün başka bir kurum ya da kuruluşu hakkında bilgi talebinde bulunulduğunda, yetkili talepte bulunan kişiyi ilgili Enstitüye yönlendirecektir.

5. Uygun olduğu durumlarda, yetkili, talebin konusuna bağlı olarak, bilgi talebinde bulunan kişiyi, kurumun kamuya bilgi sağlamakla sorumlu servisine yönlendirecektir.

Madde 23
Belgelerin kamunun erişimine sunulması talepleri

1. Yetkili belgelere erişim taleplerini, kurum tarafından kabul edilen kurallara ve (EC) 1049/2001 sayılı Tüzükte düzenlenen genel ilke ve sınırlamalara uygun şekilde değerlendirecektir.

2. Yetkili sözlü olarak yapılan belgelere erişme talebini yerine getiremezse, vatandaşa talebini yazılı yapması tavsiyesinde bulunacaktır.

Madde 24
Kayıtların yeterli tutulması

Kurumun birimleri, gelen ve giden mektupların, kendilerine gönderilen belgelerin ve bunlarla ilgili olarak aldıkları önlemlerin yeterli kaydını tutacaklardır.

Madde 25
Kamunun yasa hakkında bilgilendirilmesi

1. Kurum kamuyu bu Yasa’dan kaynaklanan hakları konusunda bilgilendirmek amacı ile etkili önlemler alacaktır. Mümkün olduğu takdirde, metni internet sitesinde elektronik formda sunacaktır.

3. OJ L 145/43, 31.5.2001.

2. Komisyon, tüm kurumlar adına, Yasa’yı bir broşür halinde yayınlayıp vatandaşlara dağıtacaktır.

Madde 26
Avrupa Ombudsmanı’na şikâyette bulunma hakkı

Bir kurumun ya da yetkilinin bu Yasa tarafından düzenlenen ilkelere riayet etmemesi durumunda, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 228. Maddesi ve Avrupa Ombudsmanı Statüsü uyarınca, Avrupa Ombudsmanı’na şikâyette bulunulabilecektir.

Madde 27
Uygulamanın gözden geçirilmesi

Her bir kurum, iki yıllık dönemin sonunda Yasa’nın uygulanmasını gözden geçirecek ve sonuçlarını Avrupa Ombudsmanı’na bildirecektir.

6 Eylül – Hukuk Takvimi

0
6 Eylül - Hukuk Takvimi
6 Eylül – Hukuk Takvimi
1860  Amerikalı toplumsal reformcu ve Nobel Barış Ödülü sahibi Jane Addams, doğdu. (Ölümü: 21 Mayıs 1935, Chicago) Barış yanlısı ve kadın hakları savunucusudur. Kentin yoksul semtlerindeki koşulları düzeltmek için çalışmalar yaptıkları bir kurum olan Hull House’u kurdu. Bu kurum, Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki diğer toplumsal yardım merkezlerinin çoğu için bir model oluşturdu. 1919’da Barış ve Özgürlük İçin Uluslararası Kadınlar Birliği‘nin başkanı oldu.
1915  Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğu arasında 6 Eylül 1915 tarihinde Hudut Tashihi Antlaşması imzalandı. Antlaşma iki ülke arasındaki sınırı Bulgaristan lehine genişletilerek, Bulgaristan’ı Birinci Dünya Savaşı‘na İttifak Devletleri tarafında katılmasını sağladı. 
1938  Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu kuruldu. 
1944  Amerikalı feminist ve akademisyen Donna Haraway doğdu. 1990’ların başında feminist ve postmodernist olarak tanımlanan bilim ve teknoloji çalışmaları alanında önde gelen bir akademisyen oldu. 1980’de Santa Cruz Üniversitesi’nde profesör olarak çalışmaya başladı ve burada Amerika Birleşik Devletleri’nde feminist teori alanında ilk kadrolu profesör oldu.
 1946 İzmir’de çıkan İleri gazetesi yöneticileri tutuklandı.
1955  Azınlıklara yönelik 6-7 Eylül Olayları başladı. Selanik‘te Atatürk‘ün doğduğu evin bombalandığı yolundaki yalan haber gerekçe gösterilerek başlatılan ve iki gün süren gösteriler, İstanbul ve İzmir’de Rumlara yönelik bir tahrip ve yağma hareketine dönüştü. 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul tahrip edildi ve yağmalandı. 30 kadına tecavüz edildi. İstanbul ve İzmir’de sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetim sonrası 5.104 kişi tutuklandı. Tarihin sayfalarına utanç olarak yazılan olaylar cezasız kaldı.
1963  Hollandalı siyasetçi ve Özgürlük Partisi Lideri Geert Wilders doğdu. Vergilerin düşürülmesi, refah devletinin tasfiyesi, asgari ücretin ortadan kaldırılması, devlet düzenlemelerinin ve müdahalelerinin en aza indirgenmesi gibi sağ liberteryen politikalarla objektivist bir bakış açısını birleştirdi. İslâm dini ve özgürlüklerin uyuşamayacağını savundu. Asıl nefretinin direkt olarak Müslümanlara karşı olmadığını, sadece İslâm dinine olduğunu söyleyen Wilders, bir açıklamasında “Sorunun temelinde faşist İslâm, Allah ve Muhammed’in hasta ideolojisi var; bu ideolojinin kaynağı da ‘İslâmî Kavgam‘ (Mein Kampf), yani Kur’an‘dır” dedi. Bu gibi beyanları dolayısıyla 2006 yılında kendisine karşı suç duyurusunda bulunuldu. Ancak 2008 yılın da savcılık, Wilders hakkında yargılama yapılamayacağını kararlaştırdı. Wilders, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğine karşı Hollanda’daki en büyük muhalefeti yürütmektedir.
1966  Amerikalı aktivist  Margaret Sanger yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Eylül 1883 ) doğum kontrolü aktivisti, seks eğitimcisi , yazar ve hemşire idi. Doğum kontrolü terimini popüler hale getirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk doğum kontrol kliniğini açtı ve Amerika Planlı Ebeveynlik Federasyonu’na dönüşen organizasyonlar kurdu. Yazılarını ve konuşmalarını öncelikle kendi düşünce tarzını geliştirmek için kullandı. 1914’te, Aile Sınırlaması adlı kitabından ötürü Comstock Yasası uyarınca yargılandı. Doğum kontrolünü yasallaştırmaya yardımcı olan davalara katkıda bulundu. 
1968   Esvatini bağımsızlığını ilan etti. 
 1979 Adana’da duvarlardaki “siyasi yazı ve sloganlar” nedeniyle Sıkıyönetim Komutanlığı’nca gözaltına alınan muhtar sayısı 18’e yükseldi. Muhtarlar ertesi gün serbest bırakıldı.
1980 Adana’da Sabancı Holding’in Sasa Fabrikası’ndan gerekçesiz olarak 7 işçinin atılmasının ardından Sasa ve destek olarak Bossa-1, Mensa ve Teksa fabrikalarında 8.000’e yakın İşçi direnişe geçti. 1.000 kadar İşçi gözaltına alınıp 890’ı bırakıldı.
1980 Barış Derneği’nin, Bulgaristan’daki Barış İçin Dünya Halkları Parlamentosu’na delege seçimi için düzenlediği Genel Kurul yasaklandı.
1980  Necmettin Erbakan liderliğinde Konya’da binlerce kişinin katılımıyla Kudüs’ü Kurtarma Yürüyüşü yapıldı. Bu yürüyüş 12 Eylül 1980 darbesinden sonra MSP davasında önemli bir kanıt olarak kullanıldı.
 1985 Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri,  26 Ağustos – 6 Eylül 1985 tarihleri arasında Milano’da yapılan BM Suçun Önlenmesi ve Suçluların Tedavisi Yedinci Kongresinde kabul edildi. Temel ilkeler, 29 Kasım 1985 tarih ve 40/32 sayılı ve 13 Aralık 1985 tarih ve 40/146 sayılı kararlarla BM Genel Kurulu tarafından onaylandı. 
1987  Cumhuriyet tarihinde yapılan üçüncü referandumda1982 Anayasası‘na eski politikacılar için konulan yasağın, kaldırılıp kaldırılmaması oylamaya sunuldu. Yüksek Seçim Kurulu, kesin sonuçları yüzde 50,16 evet, yüzde 49,84 hayır olarak açıkladı. 
 1988 Milliyet yazarı Mehmet Ali Birand ile Sorumlu Müdür E. Güvener hakkında “İşte Apo, işte PKK” dizisi nedeniyle dava açıldı.
 1988 Grevde 75.gününü dolduran Darphane’nin 271 işçisi Basın-İş Sendikası tarafından sağlık kontrolünden geçirildi.
 1989 Başbakan Turgut Özal, kendisine hakaret edildiği veya kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla 50’ye yakın kişiden şikayetçi oldu. Açılan ceza davalarında büyük çoğunluğu gazeteci 12 kişi hakaretten toplam 4 yıl 10 ay 7 gün hapis cezasına çarptırıldı.
 1989 Bir grup öğrenci, yüksek öğrenim harçlarını %100 arttıran Bakanlar Kurulu Kararı’nı İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü önünde protesto etti.
 1990 Turan Dursun için Yüzyıl dergisi önünde ve Ankara’da törenler yapıldı. Ankara/Cebeci Mezarlığı’ndaki defin sonrası polis Yüzyıl’ın Ankara Bürosu İstihbarat Şefi Soner Yalçın ve 4 kişiyi döverek gözaltına aldı.
1991  Sovyetler Birliği‘nden ayrılan EstonyaLetonya ve Litvanya resmen tanındı. 
1991 Yıldız Üniversitesi’nde Mart 1990’da TDKP’nin 11. kuruluş yıldönümü için düzenledikleri forum sırasında bir sivil polisi dövüp silahını alan ve ardından polis operasyonunda gözaltına alınıp DGM’de yargılanan 102 öğrenciden 99’u 2’şer yıl hapis cezasına çarptırıldı.
1993 Tüm Yargı-Sen İzmir ve İstanbul şubeleri, yargının sorunlarını dile getiren alternatif adli yıl açılış toplantıları düzenledi
1999 Yargıtay’daki Adli Yıl Açılış Töreni’nde konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Eralp Özgen, “Fethullah Gülen için müsamaha gösterilip hakkında hiç bir işlem yapılmaması, başında olduğu tarikatin devlet destekli olduğu kuşkusunu uyandırmaktadır” dedi.
 2001 Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası ilk kez 6 Eylül 2001 tarihinde kabul edildi. Daha sonra güncellenen bu kurallar Avrupa Birliği kurum ve organları tarafından verilen kamu hizmetlerinin sunulmasında gerekli kalite ve etik standartları belirlemektedir.    
2005  Dominikalı hukukçu ve eski başbakan Eugenia Charles, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Mayıs 1919) Yaşadığı ada ülkesinde tek kız ortaokulu olan Katolik Manastır Okulu’na gitti. Sulh ceza mahkemesinde çalışırken hukuk alanına ilgi duymaya başladı. Uzun yıllar Alastair Forbes‘un asistanı olarak çalıştı. Kanada‘daki Toronto Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki eğitimini 1937’de bitirdi ve Dominika’nın ilk kadın avukatı oldu. Mülkiyet hukukunda uzmanlaştı. 1960’larda basın özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalara karşı siyasette kampanya yapmaya başladı. Dominika Özgürlük Partisi‘nin (DFP) kurulmasına yardımcı oldu ve 1970’lerin başından 1995’e kadar partinin lideri oldu. 1970 yılında parlamentoya seçildi ve 1975 yılında muhalefet lideri oldu. 1978 yılında Dominika, Britanya‘dan bağımsızlığını kazandıktan sonra da görevine devam etti. 21 Temmuz 1980 ve 14 Haziran 1995 tarihleri arasında Dominika Başbakanlığı yaptı. Hindistan’daki Indira Gandhi’nin ve Sri Lanka’lı Sirimavo Bandaranaike’nin ardından dünyanın en uzun süre görevde kalan kadın Başbakanı oldu. Hiç evlenmedi ve çocuğu olmadı. 86 yaşında öldü.
2009 İran’da zina suçlamasıyla ölüm cezasına çarptırılan Sakine Aştiyani’ye, The Times Gazetesi’nde yayımlanan başı açık bir fotoğrafı nedeniyle 99 kez kırbaçlanma cezası verildi.
2024

Artvin’in Hopa ilçesinde 31 Mayıs 2011 tarihinde düzenlenen miting öncesi çıkan olaylarda hayatını kaybeden emekli öğretmen Metin Lokumcu ile ilgili Trabzon’da görülen davanın bugünkü 14. duruşmasında karar çıktı. Dönemin Artvin İl Emniyet Müdürü Muhsin Armağan’ın da aralarında bulunduğu 13 polis hakkında mahkeme heyeti beraat kararı verdi.

2024

Kara para akladıkları iddiasıyla 40’ar yıla kadar hapisleri istenen Engin-Dilan Polat çifti dahil 28 sanığın yargılandığı davada ara karar açıklanmıştı. Mahkemenin ara kararında tüm sanıklar için tahliye kararı çıkmıştı. Engin Polat, 10 aydır cezaevinde tutuklu idi. Dilan Polat ise kısa bir süre önce tahliye edilmişti. Engin Polat’ın tahliyesi üzerine sosyal medya fenomeni Dilan Polat ilk paylaşımını yaptı: “Açık seçik gördük ki ‘enercii’ de tüm gücüyle devam ediyor!”

2024

Dolandırıcılıkla suçlanan Nihal ve Bahar Candan kardeşlerin yargılanmasına devam edildi. Nihal Candan, tutuklu kardeşi Bahar Candan’a “İyiye gidiyor. Engin Polat çıktı, sen de çıkacaksın” dedi.

2024

Hatay’ın Antakya ilçesi Ekinci Mahallesi’nde, 6 Şubat 2013 depremlerinde 219 kişinin hayatını kaybettiği Atilla Eren Apartmanı’nın yıkılmasıyla ilgili davanın ikinci duruşması bugün görüldü. Hatay 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada konuşan bir depremzede, “Herkes topu birbirine atıyor biz ne yapalım? Belediyeden mi müteahhitten mi arsa sahibinden mi hesap soralım?” dedi.

 2024 Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018’de eski Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınlarının saldırısında eşi ve iki oğlu öldürülen, bir oğlu da tutuklanan Emine Şenyaşar’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde başlattığı adalet nöbeti 15’inci gününe girdi. Şenyaşar, ‘Taleplerimiz karşılanmazsa ölene kadar buradayım’ dedi.
2024

BM İnsan Hakları ve Terörle Mücadele Özel Raportörü ve uluslararası hukuk profesörü Ben Saul, Tahir Elçi cinayeti davasında yargılanan üç polis memurunun beraat ettirilmesini eleştirdi. BM uzmanlarının 2021 yılında Türkiye’nin etkin soruşturma yapmadığını tespit ettiğini hatırlatan Ben Saul,  haziran ayındaki kararın kendisini “rahatsız ettiğini” açıkladı.

2024

İsrail askeri, Batı Şeria’da Türkiye-ABD vatandaşı bir aktivisti öldürdü. İsrail ordusu, olayla ilgili soruşturma başlattığını duyurdu.

2024 Prof. Dr. Serap Yazıcı: “Anayasa Mahkemesi’nin 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayınlanan kararı, Türkiye anayasa yargısı tarihinde ilk kez verilmiş bir karardır. Bu, aslında Can Atalay’la ilgili hukuk ihlâlinin ne kadar ağır bir düzeyde olduğunu göstermektedir.” dedi.
2024

Anayasa Mahkemesi, sokak hayvanları kanununun iptali için başvuruyu esastan görüşme kararı aldı

Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası

6 Eylül – Hukuk Takvimi

Düşünceye Özgürlük Kampanyası – Ekim 2001

0

Düşünceye Özgürlük Kampanyası – Ekim 2001

Düşünce Özgürlüğü Nedir?

Düşünce özgürlüğünden söz edebilmek için, düşüncenin hiçbir korku ve kaygıya kapılmaksızın üretilebilmesi, toplatma, yasaklama, ceza tehdidi ve fiili engeller olmadan, hiçbir izne bağlı olmadan bireysel olarak ya da topluca ifade edilebilmesi, üretilen düşüncenin paylaşılması ve zenginleştirilmesine olanak sağlayacak özgür bir tartışma ortamı ve nihayet düşüncenin doğruluğu ve yanlışlığının saptanabilmesi için yaşama geçirilmesi fırsatının tanınması gerekir.

İnsan haklarının ve demokratikleşmenin önündeki yasal ve fiili engellerin kaldırılması, insan haklarına saygının yaşama geçirilmesi, her şeyden önce güç kullanma tehditlerinden arınmış, demokratik bir tartışma ortamının ve düşünceyi açıklama özgürlüğünün yaratılması ile olanaklıdır. Düşünceyi açıklama özgürlüğü, diğer özgürlüklerin “olmazsa olmaz” koşuludur. Düşünce özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü, basın ve iletişim özgürlüğü, siyasal parti, sendika, vakıf ve dernek kurma hakkı, ülke yönetimine katılma, seçme ve seçilme hakkı vb. hak ve özgürlüklerle iç içe olan temel özgürlüktür.

Bu hakların ve özgürlüklerin kullanılabilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün varlığına ve korunup geliştirilmesine bağlıdır. İnsan haklarına dayalı, demokratik ve özgürlükçü, çoğulcu bir toplum oluşturma hedefinin ilk adımı, düşünceyi açıklama özgürlüğünün gerçekleştirilmesidir.

Türkiye’de Düşünce Özgürlüğü Var mı?

Türkiye’de düşünce özgürlüğünün önündeki en büyük engel, sınırları 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle çizilen 1982 Anayasası ve ilişkili yasal çerçevedir. Ancak uygulamada bu kısıtlamaların da ötesine geçilerek genişletici yorumların yapıldığı, yasa hükümlerinin hiçe sayıldığı, keyfi engellemelere gidildiği ve hatta yargısız infazlar yoluyla kimi insanların yaşamlarına son verildiği görülmüştür.

Türk Ceza Yasası, Sıkıyönetim Yasası, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş Yasası, Terörle Mücadele Yasası, Siyasi Partiler Yasası, Basın Yasası, Dernekler Yasası, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, YÖK Yasası başta olmak üzere bir çok yasa düşünceyi açıklama özgürlüğünü yasaklayan veya sınırlayan yüzlerce madde içermektedir. Türk Ceza Yasası’nın “halkı askerlikten soğutma” suçunu düzenleyen 155’nci, Cumhurbaşkanı’na hakareti düzenleyen 158 nci, “Türklüğe, Cumhuriyete, TBMM’ye, hükümetin manevi kişiliğine, bakanlıklara, devletin askeri, polisiye kuvvetlerine, adliyenin manevi kişiliği”ne hakareti düzenleyen 159’ncu, “halkı sınıf, ırk, din ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik suçunu düzenleyen 312/2’nci maddeleri ile Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesi düşünce açıklamalarını cezalandırmada en sık kullanılan maddelerdir.

Uygulamada suç tanımlaması o kadar keyfi ve o kadar değişken ki, bir dönem TMY 8. madde kapsamında görülen bir düşünce açıklaması, başka bir dönem TCK 312. maddeye, hatta terör örgütüne yardım yataklık sayılarak TCK 169. maddeye göre cezalandırılabilmektedir. Son dönemlerde yazılı veya sözlü olarak ifade edilen düşüncelerin Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi kapsamında değerlendirildiğine de tanık olunmaktadır.

Düşünce özgürlüğü alanında gelişme kaydedildi mi?

Hükümetler, programlarında özgürlükleri geliştirme yönünde verdikleri sözleri yerine getirmemişlerdir. Bu bir acizlikten kaynaklanmıyor. İstendiğinde çok çabuk toplanan ve yasa çıkarabilen Meclis, sıra özgürlüklerle ilgili düzenlemelere geldiğinde bir türlü çalışmıyor. Bu durum, demokrasi ve insan haklarına inançsızlığın göstergesini oluşturmaktadır.

Özgürlükleri geliştirme adına yapılan, düzenlemeler, çoğu kez TCK’nun 141 ve 142. maddelerinin yerine Terörle Mücadele Kanunun 7 ve 8. maddelerinin getirilmesinde olduğu gibi, düşünceyi suç sayan yeni yasaların çıkarılması şeklinde olmuştur.

“Düşünce suçluları” için çıkarılan “şartla salıvermeler”, cezaevlerine girecek yeni “düşünce suçluları”na yer açmaktan başka bir işe yaramamıştır. Şartla salıverme yasaları ile, bu yasalardan yararlananların, gelecekte düşünce açıklamaları ceza tehdidi altına alınmıştır.

Türkiye özellikle son on yılda yoğun bir biçimde demokrasi ve insan haklarını tartışıyor. Avrupa Birliği’ne adaylık süreci bu tartışmaları daha da alevlendirdi. Dış ve iç demokratik kamuoyu baskısına karşın Türkiye’nin insan hakları durumunda anlamlı bir gelişme gözlenemiyor. İnsan hakları ihlalleri bazı alanlarda artarak sürüyor.

Düşünce özgürlüğünün sağlanabilmesi için, yeni, demokratik bir anlayış ve yönteme ihtiyaç vardır.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşama geçirilmesine yönelik tüm çabalar bugüne dek iktidarlar tarafından çeşitli bahanelerle engellenmiştir. Komünizm, şeriatçılık, bölücülük tehlikelerinden biri veya döneme göre birkaçı insan haklarının korunup geliştirilmesi, demokratik standartların yükseltilmesinin önüne set çekilmesinin bahanesi olarak kullanılmaktadır. Ülkemizin stratejik konumunu ve buna bağlı savunma anlayışlarını, ekonomik, sosyal ve siyasal iç ve dış sorunlarını demokrasinin işletilmemesi ve özgürlüklerin kısıtlanması için gerekçe olarak öne sürmekten vazgeçilmelidir.

Anayasada yapılan düzenlemelerin özgürlükleri geliştirme gerekçesi ile yapıldığı belirtilmiş ve ilan edilmiştir. Anayasa değişiklilerinin anlam kazanması için, ilgili yasalarda özgürlükleri geliştirici düzenlemeler yapılmalıdır. Yasaları aşan haksız yorumlardan ve keyfi engellemelerden kaçınılmalıdır. Tüm özgürlüklerin güvence altına alınması için yargı bağımsızlığına kavuşturulmalıdır. Hak arama yollarının herkes tarafından erişilebilirliği sağlanmalıdır.

Düşüncenin özgürleşmesi için GÜÇLERİMİZİ BİRLEŞTİRELİM

Bizler, Türkiye’de “düşünce ve ifade özgürlüğü”nün güvence altına alınmasının sağlanması için “DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK PLATFORMU” adı altında bir araya geldik. Düşünce ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran, kısıtlayan, suç sayan yasalarda, bu özgürlüğün anlamına uygun düzenlemeler yapılıncaya, ifade özgürlüğünü engelleyen keyfi ve fiili engellemelere son verilinceye kadar sürecek, herkes için “DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK KAMPANYASI” başlatıyoruz.

Bunun için, insan hakları ve sivil toplum örgütlerine, sendikalara, siyasal partilere, basına, bu ülkede yaşayan herkese büyük görevler düşmektedir. Kitlesel ve sonuç alınıncaya kadar devam edecek bir çalışmaya ihtiyaç vardır. Bu amaçla başlattığımız “Düşünceye Özgürlük” Kampanyasının başarıya ulaşması, anayasa ve yasalarımızdaki düşünce açıklamayı sınırlayan ve yasaklayan yasaların kaldırılması evrensel insan hakları normlarına uygun hale getirilmesi demokratikleşme yolunda önemli bir adım olacaktır.

Bu nedenle, düşünceyi açıklama özgürlüğünün önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılması için başlattığımız düşünce özgürlüğü kampanyası çerçevesinde geliştirilen aylık etkinliklere, bilgi alışverişinin sağlanmasına tüm demokratik kamuoyunun aktif katılım ve desteğini bekliyoruz.

Kampanya çerçevesinde ilk etkinliğimiz olarak yazdığı bir makale nedeniyle bir yıl dört ay hapis cezası verilen ve 28 Haziran tarihinde Kalecik cezaevine konulan Doç.Dr. Fikret Başkaya’yı 8 Ekim 2001 tarihinde hep birlikte ziyaret edeceğiz.

Düşünceye Özgürlük Platformu
Çağdaş Gazeteciler Derneği
Çağdaş Hukukçular Derneği
Edebiyatçılar Derneği
Helsinki Yurttaşlar Derneği
İnsan Hakları Derneği
KESK
Mazlum-Der
Pir Sultan Abdal Kültür ve Dayanışma Derneği
Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV)
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
Türkiye Ortadoğu Forumu Vakfı
Türkiye Yazarlar Sendikası

5 Eylül – Hukuk Takvimi

0
5 Eylül - Hukuk Takvimi

5 Eylül – Hukuk Takvimi

1698 Rus Çarı I. Petro, ülkesini Batılılaştırma çabalarının bir parçası olarak, din adamları ve köylüler dışında sakal bırakan her erkeğe özel bir vergi yükümlülüğü getirdi.
1774  Amerikan Ulusunun ilk İşçi Günü New York’ta toplandı.
1795 ABD, Osmanlı İmparatorluğu ile antlaşma yapmayı kabul etti. ABD’yi yıllık vergiye bağlayan Trablus Antlaşması metni 4 kasım 1796’de tamamlanarak, Cezayirli Gazi Hasan Paşa ve Joseph Donaldson tarafından imzalandı. Antlaşma 22 maddeden oluşmaktaydı. ABD’nin bir devlete vergi ödemeyi kabul ettiği ve başka dilde imzaladığı tek antlaşmadır. Bu anlaşmaya göre ABD, Cezayir’deki esirlerin iadesi, Atlas Okyanusu’nda ve Akdeniz’de ABD sancağı taşıyan hiçbir gemiye dokunulmaması karşılığında, tek seferlik 642.000 altın ve yılda 12.000 Osmanlı altını (21.600 dolar) ödeyecekti. ABD 1818 yılına kadar antlaşmaya bağlı kaldı.
1857 Fransız sosyolog, matematikçi ve filozof. Auguste Comte yaşamını yitirdi. (19 Ocak 1798 – 5 Eylül 1857) Sosyolojinin babası olarak tanımlanmaktadır. Comte, sosyoloji ismini öne süren ilk sosyologtur. “Sosyoloji neden diğer bilim dalları gibi bir dal olmasın” tezini savunarak sosyolojinin temelini attı.
1905 ABD’nin New Hampshire kentinde imzalanan Portsmouth Antlaşması’yla Rus-Japon Savaşı sona erdi. ABD başkanı Theodore Roosevelt 9 Ağustos – 5 Eylül 1905 arasında Portsmouth’da toplanan barış konferansında arabuluculuk görevi üstlendi. Kabul edilen Portsmouth Antlaşması’yla Japonya Liaodong Yarımadası’nın, Lüshun’a giden Güney Mançurya demiryolunun ve Sahalin Adası’nın yarısının denetimini eline geçirdi. Buna karşılık Rusya, Mançurya’nın kuzeyini egemenliği altında tutmaya devam etti.
1938 Atatürk’ün Vasiyetnamesi, İstanbul Dolmabahçe Sarayında 5 Eylül 1938 tarihinde bizzat kendi el yazısıyla kaleme alındı. Vasiyet, Ankara 3. Sulh Hukuk Hakimi Osman Selçuk Selçuk tarafından 28 Kasım 1938’de açıldı.
1942  Cezaevlerinde sanat atölyeleri törenlerle açıldı
1945 Çok partili düzene geçişin ilk partisi olan Milli Kalkınma Partisi kuruldu
1947 Türkiye ile ABD arasında imzalanan Yardım Antlaşması 5 Eylül 1947 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Antlaşma 12 Temmuz 1947’de Ankara’da imzalandı ve 01 Eylül 1947 tarihinde “Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Türkiye’ye Yapılacak Yardım hakkında Anlaşma’nın onanmasına dair Kanun” kabul edilerek onaylanmıştı.

Türkiye – ABD Yardım Antlaşmasınını 10. yıl dönümünde ABD Büyükelçisi Fletcher Warren, Adnan Menderes ve Büyükelçi Melih Esenbel
1948 Avusturyalı kadın hukukçu eski bakan Benita Ferrero-Waldner, doğdu. Salzburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu. 1970’te Hukuk doktoru oldu. Boutros Ghali’nin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği döneminde BM protokol servisi şefi oldu. 1995-2000 yıllarında kurulan hükûmetlerde Dışişleri Bakanı müsteşarı olarak görev yaptı. 2000-2004 yıllarında Jörg Haider’in partisi ile ÖVP arasında kurulan koalisyon hükûmetlerinde Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 2004-2009 yıllarında Avrupa Birliği Komşuluk Politikaları ve Dış İlişkiler Komiseri olarak görev aldı.

Benita Ferrero-Waldner
1949 Filistin asıllı İsviçreli hukukçu Sami Ezzib, doğdu. Fribourg Üniversitesinin Hukuk bölümünden mezun oldu. Hukuk alanında yüksek lisans ve doktora yaptı. Fransa’nın çeşitli üniversitelerinde ulusal danışmanlık alanında öğretim üyesi olarak çalıştı. İsviçre Karşılaştırmalı Hukuk Enstitüsünde Arap ve İslam Hukuku sorumlusu olarak 1980’den 2009’a kadar görev yaptı. Fransa, İsviçre ve İtalya’nın çeşitli üniversitelerinde Arap ve İslam hukuku eğitimi alanında eğitim verdi.
1955 Sultanahmet Adliyesi açıldı. 2011’de İstanbul’un Kâğıthane ilçesinde açılan İstanbul Adliyesi’ne taşındı. Binanın temeli 12 Temmuz 1951 yılında atılmış, 5 Eylül 1955 tarihinde hizmete açılmıştır. Adliye, iki blok olarak tasarlanmış olmasına karşın çevredeki arkeolojik eserlerin varlığından ötürü ikinci blok yapılmamıştır.

Sultanahmet Adliyesi
1961 Çankaya’da toplanan parti liderleri seçim konuşmalarında 27 Mayıs’ı eleştirmeme ve Demokrat Partiyi övmeme bildirisi imzaladı. Liderler, rejimin ahlakını bozmayacaklarına dair şeref sözü verdi
1963 20-21 Mayıs’ta askeri darbe girişiminde bulunan Albay Talat Aydemir, Ankara 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nce idama mahkûm edildi. Albay Aydemir, bir önceki darbe girişiminden sonra 10 Mayıs 1962’de affedilmişti.

Albay Talat Aydemir
1964 Fransız avukat Olympe Démarez, Dunkerque’de yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Ocak 1878) Asıl mesleği öğretmenlikti. Hukuka olan ilgisinden dolayı 30 yaşında mesleğini bırakarak Hukuk alanında ön lisans derecesini aldı. 1913 yılında hukuk fakültesinden lisans derecesini kazandı. 2 Şubat 1914’te, 36 yaşındayken ülkesinin kuzey bölgesindeki ilk kadın avukat oldu. Fransa’da 4 Ekim 1944’te yapılan yasa değişikliğiyle kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesinin ardından Dunkerque Belediye Meclisine seçilen ilk kadın unvanını kazandı.  İkinci Dünya Savaşı sırasında mülteci çocuklarla ilgilendi. Yaşadığı dönemde yaygın olmamasına rağmen tamamen erkeklerin egemenliğinde olan alanlarda çalıştı.

Olympe Démarez
1973 Adana Cezaevi’nde hapis yatan Can Yücel, Peter Weiss’ın “Salozun Mavalı” kitabı çevirisi nedeniyle açılan davada beraat etti.
1977 Sümerbank grevi anlaşmayla sonuçlandı.
1984 Uludağ Üniversitesi’nde bir grup kız türbanlı öğrenci üniversiteden çıkarıldı.
1985 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımayacaklarını açıkladı.
1987 Meclis önündeki oturma eyleminde rahatsızlanarak hayatını kaybeden İnsan Hakları Derneği kurucularından, Didar Şensoy, İstanbul’da 5 bini aşkın kişinin katıldığı cenaze töreniyle toprağa verildi.
1990 Petrol-İş Sendikası Boğaziçi Şubesi’nden 5 yönetici ANAP iktidarının demokrasi dışı uygulamalarını ve savaş çığırtkanlığını protesto için 3 günlük açlık grevine başladı. SHP İstanbul İl Başkanı Ercan Karakaş, eyleme destek için 1 günlük açlık grevi yapacağını duyurdu.
1990 Yalova’da kurulu AKSA Fabrikası’nda 69 kişinin işten çıkarılması üzerine yaklaşık 500 işçi grev başlattı. Üretimi aksatmadan sürdürdükleri açlık grevinin 7.gününde hastaneye kaldırılan işçilerin sayısı 10’a yükseldi. İşçilerden 150 kadarı viziteye çıktı.
1990 Düşüncelerinden suçlananlara özgürlük, hemen şimdi” başlığıyla 8 Haziran 1990 tarihli gazetelerde yer alan bildiriye imza atan 14 sendika başkanı hakkında soruşturma başlatıldı. TYS Genel Başkanı Oktay Ak-bal, TGS İstanbul Şube Başkanı Yavuz Şimsek, Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Münir Ceylan, Belediye-İş Sendikası Genel Başkanı Fuat Alan, Harb-İş Sendikası Genel Başkanı Kenan Durukan, Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Yener Kaya, Otomobil-İş Sendikası Genel Başkanı Celal Özdoğan, Hava-İş Sendikası Genel Başkam Atılay Ayçin, Genel Maden-İş Sendikası Genel Başkam Şemsi Denizer, Kristal İş Sendikası Genel Başkanı Necati Altunkaynak, Ağaç-İş Sendikası Genel Başkanı Gürol Erçakır, Liman-İş Sendikası Genel Başkam Melih Hüsnü Yılmaz, Basın-İş Sendikası Genel Başkam Ali Ekber Güvenç ve Tüm- Tis Genel Başkam Sabri Topçu ifadeye çağrıldı.
1991 Güneş gazetesinden tazminatsız atılan 56 işçi gece gazete önünde çadır kurarak oturma eylemine başladı.
1991 SSCB Halk Temsilcileri Kongresi, Gorbaçov’un 10 Birlik cumhuriyeti lideriyle birlikte hazırladığı önerileri benimseyerek yeni bir anayasa yürürlüğe girene kadar ülkenin egemen devletlerin gönüllü birliği olmasını kabul etti.
1997 Arnavut kökenli sosyal hizmetler gönüllüsü ve insan hakları aktivisti, Nobel Barış Ödülü sahibi Rahibe Teresa, hayatını kaybetti. (Doğumu: 26 Ağustos 1910, Makedonya) Teresa adına 26 Ağustos 2010’da yüzüncü yaş gününde anma evi inşa edildi.

Rahibe Teresa hayatını yoksullara, çocuklara ve hastalara adadı
1998 Cumartesi Anneleri ve destekçisi örgütünün Galatasaray’daki 173. oturma eylemi tekrar polis ablukasıyla engellendi
2000 10 yıldır siyanürlü altın madenciliğine karşı mücadele eden Bergamalı 80 köylü ve sözcüleri Oktay Konyar hakkında yasadışı örgüt kurma suçundan soruşturma başlatıldı. Bergama köylülerinin avukatlığını Senih Özay yürütüyordu.
2002 KESK’e bağlı sendikalara üye kamu çalışanları, DSP-MHP-ANAP hükümetiyle yapılan toplu görüşmelerde dile getirdikleri “Maaşlarda 100 TL’lık seyyanen artış” önerisinin kabulü talebiyle Türkiye genelinde 1 saat süreyle iş bıraktı.
2003 Hatalı eğitim araçlarını onayladıkları gerekçesiyle görevden alınan öğretmenler tepki olarak  Ankara’da AKP Genel Merkezi’ne “kararmış ampul” bıraktı.
2004 Irak’ta ABD güdümlü geçici hükümet, Katar merkezli El Cezire televizyonuna verdiği bir aylık yayın yapmama cezasını süresiz uzattı.
2009 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri, Zorunlu Din Dersi okutulmasına karşı Güvenpark ve Taksim’de eylemler yaptı.
2011 CHP İstanbul İl Örgütü ve milletvekilleri, Deniz Feneri savcılarına yönelik görevden alma veya yeni savcı atama işlemini İstanbul Adliyesi önünde protesto etti. Deniz Feneri e.V Genel Müdürü Mehmet Taşkan hakkında, Almanya’da açılan soruşturmada 4 Eylül 2008’de üç yıl hapis cezası istenmişti.
2013 İzmit’te Belediye’nin gri renge çevirdiği merdivenleri tekrar renklendirmek isteyen 6 genç gözaltına alındı.
5 Eylül – Hukuk Takvimi

Sivas Kongresi Kararları

0
Sivas Kongresi Kararları

Sivas Kongresi Kararları, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan kongrede alınmış kararlardır.

Sivas Kongresi Kararları

“GENEL KONGRE BİLDİRGESİDİR
Sivas, 11 Eylül 1919

Milletimizin tamamınca bilinen iç ve dış tehlikelerin ortaya çıkardığı millî uyanış sonucunda toplanan Kongremiz, aşağıdaki kararlan almıştır:

1. Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında gerçekleştirilen Ateşkes Antlaşması’nın, imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içerisinde kalan ve her noktasında büyük bir çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Osmanlı ülkesi, biri diğerinden ve de Osmanlı toplumundan ayrılması mümkün olmayan ve hiçbir sebeple de ayrılamayacak olan bir bütündür. Bu topraklarda yaşayan bütün Müslümanlar; birbirlerine karşı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu, ırki ve toplumsal haklarıyla çevresel şartlara tam anlamıyla saygı gösteren öz kardeştirler.

2. Osmanlı toplumunun bütünlüğü ve millî bağımsızlığımızın sağlanması, yüce halifelik makamının ve saltanatın korunması için millî güçler kesinlikle etkili olacak ve millet iradesi egemen kılınacaktır.

3. Osmanlı ülkesinin herhangi bir kısmına karşı gerçekleştirilecek bir müdahale ve işgale, özellikle vatanımızda bağımsız bir Rumluk ve Ermenilik oluşturulması amacına yönelik hareketlere karşı Aydın, Manisa ve Balıkesir cephelerinde, millî çarpışmalarda olduğu gibi birlikte savunma ve karşı koyma ilkesi kabul edilmiştir.

4. Öteden beri aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız Müslüman olmayan bütün halkların her türlü hukuki eşitlikleri tamamen saklı olduğundan, anılan halklara siyasi egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıkların verilmesi kesinlikle kabul edilmeyecektir.

5. Osmanlı Hükümeti, dışarıdan gelecek bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir kısmını terk ve ihmal etmek zorunda kaldığı takdirde halifelik ve saltanat makamıyla vatan ve milletin korunmasını ve bütünlüğünü sağlayacak her türlü önlem ve kararlar alınmıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

6. İtilaf Devletlerince Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve çoğunlukla Müslümanların yaşadığı kültür ve uygarlık üstünlüğü

Müslümanlara ait olan bu ülkede; toprak bütünlüğümüzün parçalanması düşüncesi tamamen terk edilerek bu topraklar üzerindeki tarih, ırk, din ve coğrafyayla ilgili haklarımıza saygı gösterilmesini, buna aykırı girişimlere son verilmesini ve böylece hak ve adalete dayanan bir karar alınmasını beklemekteyiz.

7. Milletimiz; insani, çağdaş amaçları yücelten ve teknikle, sanatla, ekonomiyle ilgili durum ve ihtiyaçlarımızın bilincindedir. Bundan dolayı; devlet ve milletimizin iç ve dış bağımsızlığı, vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla altıncı maddede belirtilen sınırlar içinde, milliyet ilkelerine saygılı ve memleketimize karşı istila amacı taşımayan herhangi bir devletin teknikle, sanatla ve ekonomiyle ilgili yardımını memnuniyetle karşılarız. Adaletli ve insani şartları içeren bir barışın da ivedilikle gerçekleştirilmesi, insanlığın rahatı ve dünyanın huzuru adına en özel millî arzumuzdur.

8. Milletlerin kendi kaderlerini bizzat kendilerinin belirlediği bu tarihî dönemde, İstanbul Hükümeti’nin de milletin iradesine uyması zorunludur. Çünkü milletin iradesine dayanmayan bir hükümetin keyfî ve kişisel olan kararlarına millet boyun eğmediği gibi, böylesi kararların dışta da geçerli olmadığı ve olamayacağı şimdiye kadar geçen olaylar ve sonuçlarla da ispat edilmiştir. Bundan dolayı milletin içinde bulunduğu sıkıntı ve kaygıdan kurtulma yollarına bizzat başlamadan İstanbul Hükümeti’nin Millî Meclis’i hemen ve bir an bile geçirmeden toplaması ve böylece milletin, memleket geleceği hakkında alacağı bütün kararları Millî Meclis’in denetimine sunması zorunludur.

9. Vatanımızın ve milletimizin karşı karşıya olduğu zulüm ve acılarla, tamamen aynı maksat ve amaçla millî vicdandan doğan vatansever ve millî cemiyetlerin birleşmesinden oluşan genel topluluk bu kez “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adını almıştır. Bu Cemiyet, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan arınmıştır ve tamamen uzaktır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız, bu Cemiyet’in doğal üyesidir.

10. “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”nin 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas şehrinde toplanan Genel Kongresi tarafından, kutsal amacı takip ve genel teşkilatı yönetmek amacıyla bir “Heyet-i Temsiliye” seçilmiş ve köylerden il merkezlerine kadar bütün millî teşkilatlanma güçlendirilerek birleştirilmiştir.”

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

4 Eylül – Hukuk Takvimi

0
4 Eylül - Hukuk Takvimi

4 Eylül – Hukuk Takvimi / 4 Eylül Tarihinde Hukuk ve Tarih Olayları

1870 1870 yılında Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet ilan edildi. Bu dönem, 1870’ten 1940’a kadar Alman işgaline kadar sürdü.
1888 1888’de George Eastman, Kodak markasını ticarileştirdi ve makara filmli kamerasının patentini aldı.
1891 Ahmet Arifi Paşa

Osmanlı Dönemi Danıştay(Şuray-ı Devlet) başkanlarından Ahmet Arifi Paşa, dördüncü kez göreve getirildi. Görevi 7 Kasım 1895’da sona erdi. Daha önce 19 Ekim 1879-12 Eylül 1880, 30 Kasım -2 Aralık 1882, ve 25 Eylül 1885-4 Eylül 1891 tarihleri arasında görev yapmıştı.

1919 Sivas Kongresi 1919’da toplandı ve Mustafa Kemal Paşa başkan seçildi Kongre kararları 11 Eylül’de açıklandı.

Sivas Kongresi Kararları
1932 Dünya Barış Konferansı Viyana’da toplandı.
1932 İcra ve İflas Kanunu:

  1. “İsviçre’deki İcra ve İflas Kanunu temel alınarak hazırlandı.”
  2. “4 Eylül 1932’de yürürlüğe girdi.”
  3. “2 Temmuz 2012’de 6352 sayılı kanunla önemli değişiklikler yapıldı.
1936 Atatürk, çiftliklerini devlete, bir kısım gayrimenkullerini  ise Ankara Belediyesi’ne bağışladı.
1939  İkinci dünya savaşı öncesi Türkiye’den yurtdışında yapılacak tüm gıda maddeleri ihracatı yasaklandı
1944 Hitler’e karşı yapılan 20 Temmuz suikast girişiminde yer alan General Erich Fellgiebel, Berlin’de Plötzensee Hapishanesinde idam edildi. (Doğumu: 1886)
1957 ABD Yurttaşlık Hakları Hareketi (Little Rock Krizi) : Arkansas valisi, siyahi öğrencilerin Merkez Lisesi’ne kayıt yaptırmalarına engel olabilmek için Ulusal Muhafızlar’ı göreve çağırdı.
1958 Ad ve soyadlarının değişikliğine ilişkin uluslararası Sözleşme 4 Eylül 1958 tarihinde, İstanbul’da imzalandı. Sözleşme, Federal Almanya Cumhuriyeti, Fransa Cumhuriyeti, Hollanda Krallığı, Lüksemburg Büyük Dukalığı, İsviçre, Türkiye Cumhuriyeti ve Belçika Krallığı arasında imzalandı. Sözleşmenin onayına dair kanun 6 Temmuz 1962’de kabul edildi ve 13 Temmuz 1962 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1958 Ahvali Şahsiye Konusunda Milletlerarası Malûmat Teatisi hakkındaki Uluslararası Sözleşme, Almanya, Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, İsviçre ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalandı.
1961 27 Mayıs İhtilali sonrası oluşturulan Kurucu Meclis, yeni Anayasa’nın kabul edilmesinin ardından görevini tamamlayarak dağıldı.
1964 Endonezya hükümeti, Beatles tarzı saç kesimini yasakladı
1975 Bülent Ecevit’in seçim otobüsünün Elâzığ’da AP ve MHP’lilerce taşlanması sonucunda aralarında gazeteciler de olmak üzere 50 kişinin yaralanması üzerine 57 kişi gözaltına alındı.
1980 Siyasal Bilimler Fakültesi’nin öğrencisi olan 5 ülkücü  Konya Cezaevi’ni bastı. Hakan Yurdakuler’in katilinin de aralarında bulunduğu 7 ülkücü mahkum cezaevinden kaçırıldı.
1981 Milli Güvenlik Konseyi gözaltı süresinin 90 günden 45 güne inmesini onayladı.
1982 27 üniversitenin rektörü, referanduma sunulacak yeni Anayasa taslağının üniversitelerle ilgili maddeleri düzenlenirken YÖK’ün “düzenleyici ve denetleyici üst kurum olarak” Anayasa’da yer almasını öngören bir madde önerisi hazırlayarak Danışma Meclisi’ne gönderdi.
1984 İstanbul’da yayınlanan Tercüman Gazetesi, Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından süresiz olarak kapatıldı.
1985 TEK dışındaki kuruluşların elektrik enerjisi üretim tesisi kurma ve işletmesine ilişkin yönetmelik yayınlandı.
1987 MLSPB sanığı Hasan Şensoy’un ablası Didar Şensoy’un Meclis önündeki oturma eyleminde ölümünü protesto için 6 cezaevinden 347 kişinin katıldığı açlık grevleri başlatıldı.
1987 İzmir İleri Kitabevi’nde iki gündür kitaplarını imzalayan Aziz Nesin’in “Az Gittik Uz Gittik” adlı kitabı, yasak olmadığı halde toplatıldı.

1988 Saddam ordusunun Iraklı Kürtlere karşı saldırmasını protesto etmek için Irak’ın İstanbul Başkonsolosluk binasına siyah çelenk koymak isteyen SHP’liler polisçe coplanarak dağıtıldı
1990 Müftülükten istifa eden, İslam araştırmacısı, çok sayıdaki eserin sahibi ve İkibine Doğru ile Yüzyıl dergisi yazarı, Turan Dursun, İstanbul’da Koşuyolu’ndaki evinden çıkarken, kimliği belirsiz kişilerin silahlı saldırısı sonucu 56 yaşında öldürüldü. Saldırganlar olaydan sonra kaçtı. Şeriat karşıtı yazılarıyla tanınan Turan Dursun’un bir süreden beri aşırı dinciler tarafından ölümle tehdit edildiği öğrenildi. Cinayeti “İslam Mücahitleri” adlı bir örgüt üstlendi.
1990 Cumhuriyet gazetesi yazarı edebiyatçı Oktay Akbal bir yazısında, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a hakaretten dolayı yargılandı.
1991 DİSK’in açtığı davada Bakırköy İş Mahkemesi, DİSK hakkında Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nin kapatma kararını kaldırdı ve 16 Temmuz’dan itibaren sendikal haklarını  ve karar organlarını kullanma yetkisinin olduğuna ilişkin tespit kararı aldı.
1993 İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin düzenlediği “İnsan Hakları İçin Barışa Çağrı” gecesi Harbiye Açıkhava Sahnesinde gerçekleştirildi.
1993 Demokrasi Partisi milletvekili Mehmet Sincar, faili meçhul cinayetleri soruşturmak üzere gittiği Batman’da uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Susurluk Skandalı sonrası konuyla ilgili bir rapor hazırlayan Kutlu Savaş; cinayeti, yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ve ekibinin işlediğini yazdı. Hizbullah örgütü üyesi olmak suçuyla tutuklanan sanıklar cinayeti işlediklerini itiraf ettiler ancak cinayet tam olarak aydınlatılamadı.
1994 Müjdat Gezen’in çağrısıyla ve Nasrettin Hoca’nın Akşehir Gölü’ne yoğurt mayasını çalmaya kalkmasından ilhamla, Beşiktaş İskele’de toplanarak İstanbul Boğazı’na “Barış Mayası” çalmak isteyen sanatçılar gözaltına alındı. Sanatçıların ve yurttaşların yakalarında “Barış için sen de bir şey yap” kokartı vardı. Gözaltına alınanlar arasında Atıf Yılmaz, Orhan Alkaya, Jülide Kural, Lale Mansur, Şanar Yurdatapan ve Avukat Ali Rıza Dizdar da bulunuyordu.
1996 Abdi İpekçi cinayetinin sanıklarından Oral Çelik, İsviçre tarafından Türkiye’ye iade edildi. 16 Eylül’de 17 yıl aradan sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
2001 Tuzla Tersaneler bölgesinde çalışan bin işçinin, ağır şartlar altında sendikasız, sigortasız ve düşük ücretle çalıştıkları gerekçesiyle yapmak istedikleri protesto yürüyüşüne polis copla müdahale etti. Liman, Tersane, Gemi Yapım Onarım İşçileri Sendikası (Limter-İş) Genel Başkanı’nın da aralarında bulunduğu 30 kişi gözaltına alındı.
2002 YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı, devlete karşı suç işleyenlerin ÖSS’ye girmelerinin yasaklanmasına yönelik talebine Öğretim Üyeleri Derneği,  karşı çıkarak Eğitim hakkının bireyin temel hak ve özgürlüklerinden biri olduğunu ve kısıtlanamayacağını belirtti.
2003 Ankara Savaş Karşıtı Platformu üyeleri, Irak’a asker gönderilmesine ilişkin ABD’li Avrupa Müttefik Komutanı ile Ankara’da yürütülen görüşmeleri Güvenpark’ın Başbakanlığa açılan çıkışında protesto etti.
2006 Genelkurmay Askeri Mahkemesi, emekli Korgeneral Altay Tokat hakkında altı yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Tokat, 1995-1998 yılları arasında Güneydoğu’da görev yaparken yeni gelen hakimleri hizaya getirmek için evlerinin yakınına bomba attırdığını açıklamıştı.
2007 20 Ağustos’ta Beyoğlu’nda bir karakolda gözaltında iken polis kurşunuyla öldürülen Nijeryalı göçmen Festus Okey’in katilinin yargılanmasını isteyen bir grup, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Metni İHD eski İstanbul Şube Başkanı Avukat Eren Keskin okudu.
2007 Diş Hekimi Cinayeti’nde Zekiye Gökşin’i öldüren Abdullah E. ‘nin “Rahşan Affı” olarak bilinen kanunla serbest kalmasından ötürü baba Yaşar Gökşin, TBMM aleyhine dava açtı.  Gökşin, Türkiye’de bir sonuç alamazlarsa AİHM’e başvuracaklarını belirterek “Devlet kendisine karşı işlenilen suçları affedebilir, bu çok normaldir fakat bana karşı işlenen suçları nasıl affedebilir?  dedi. Cinayet zanlısı  A.E. olaydan sonra tutuklu olarak kaldığı Buca Cezaevi’nde linç edilmek istendi. Cinayet zanlısıne, kaldığı cezaevinde saldırarak iki gözünü kör etmekle suçlanan A.Z. hakkında 13 Kasım 2007’de müebbet hapis istemiyle dava açıldı.
2008 1999’da kurulan “Santour” şirketinde genel müdür yardımcısı iken” Sancak Line” şirketinin Genel Müdürü Binali Yıldırım’ın oğluna gemi alımı için borç para verdiği iddia edilen Deniz Feneri e.V Genel Müdürü Mehmet Taşkan’ın, Almanya’da açılan soruşturmada üç yıl hapsi istendi.
2009 İran’da kabineye ilk kez bir kadın bakan atandı. Marzieh Vahid Destjerdi, İran Sağlık Bakanı oldu.
2014 Gezi olaylarında yaşamını yitiren Ethem Sarısülük cinayetinin faili olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan polis memuru Ahmet Şahbaz, “olası kast ile adam öldürme” suçundan 28 yıl hapse mahkum edildi. Ceza, atılan taşlar nedeniyle, haksız tahrikten 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasına indirildi. 

2014

Yargıç-The Judge” filmi gösterime girdi. Film, komediyi de içinde barındıran bir mahkeme filmi olması ile öne çıktı ve dünya çapında ilgi gördü.

2024

Artvin’in Hopa ilçesi Cankurtaran bölgesinde, mesire alanı adı altında yapılmak istenen konaklama ve dinlenme tesisi projesine karşı direnen köylülere ateş açan şirket çalışanı Muhammet Ustabaş, Reşit Kibar’ı öldürdüğü gerekçesiyle tutuklandı. Ruhsatlı tabancanın sahibi olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan şüpheli Fikret Merttürk ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Projenin sahibi olan Yapı-Soy Beton, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla projeden çekildiğini duyurdu.

 Televizyondaki bir moda yarışması programıyla tanınan sosyal medya fenomenleri Bahar Candan ve Gülnihal Çiçek kardeşler, 16 Kasım 2023 tarihinde ‘Kara para aklama’ ve ‘Suç örgütüne üye olma’ suçlamasıyla yargılandıkları davanın ilk duruşmasına başlandı.

Dilan ve Engin Polat çifti ile birlikte toplam 28 kişinin ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üyesi olma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’ ve benzeri suçlardan 40 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın İstanbul Anadolu 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmalarına devam edildi.

Ankara’nın Sincan ilçesinde, bir apartman inşaatının 12’nci katındaki iskelenin kırılması sonucu 3 işçinin zemine düşerek ölmesiyle ilgili gözaltına alınan 6 kişiden 2’si tutuklandı.

Prof. Dr. Tayfun Akgüner , Hamdi Yaver Aktan, Av. Dr. Başar Yaltı ve Av. Turan Karakaş, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğine Seçildi

4 Eylül – Hukuk Takvimi

Ahvali Şahsiye Konusunda Milletlerarası Malûmat Teatisi hakkındaki Sözleşme

0

Ahvali Şahsiye Konusunda Milletlerarası Malûmat Teatisi hakkındaki Uluslararası Sözleşme, 4 Eylül 1958 tarihinde, Almanya, Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, İsviçre ve Türkiye Cumhuriyeti temsilcileri tarafından İstanbul’da imzalanmıştır.

Sözleşmenin onaylanmasına dair Kanun 6 Temmuz 1962 tarihinde kabul edilmiş ve onay kanunu resmi gazetenin 13 Temmuz 1962 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Sözleşme, 10 yıllığına düzenlenmiş, yürürlük tarihinden itibaren, bir fesih ihbarı yapılmadıkça, 10 yıldan 10 yıla kendiliğinden yenilenmesine karar verilmiş, imzacı devletler dışında katılmak isteyen diğer devletlerin taleplerine yanıt verilmesi prensibi getirilmiştir.

Ahvali Şahsiye Konusunda Milletlerarası Malûmat Teatisi hakkında Sözleşme

Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonu Üyesi olan Federal Almanya Cumhuriyeti, Belçika Krallığı, Fransa Cumhuriyeti, Lüksemburg Büyük Dukalığı, Holânda Krallığı, İsviçre Konfederasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri, Ahvali Şahsiye Konusunda bir Anlaşma ile Milletlerarası malûmat teatisini sağlamak arzusu ile aşağıdaki hükümler üzerinde uyuşmuşlardır:

Madde — 1

Âkıd Devletlerden birinin ülkesi üzerinde vazife gören her Ahvali Şahsiye Memuru, bir evlenme veya ölüm belgesi düzenler veya tescil ederken, çiftlerden birinin veya ölenin doğum yeri, diğer Âkıd Devletlerden birisinin ülkesinde bulunduğu takdirde, keyfiyetten o yerin Ahvali Şahsiye (Nüfus) Memuruna haber verir.

Bununla beraber, her Devlet, bu husustaki ihbarnamenin gönderilmesini, bu ihbarın muhatap Devletin vatandaşını ilgilendirmesi şartına bağlayabilir.

Madde — 2

İhbarname, bu Sözleşmeye ekli örneklere uygun surette düzenlenir.

Verilecek malûmat, formüllerde bu maksatla ayrılmış yerlere, metin Lâtin harfleriyle ve soyadları İle yer aldıkları büyük harflerle olmak üzere, yazılır; tarihler ise, aylar sene İçindeki sıralarına göre bir Arap rakamiyle gösterilmek suretiyle, Arap rakamlariyle kaydedilir , ihbarı yapacak olan makam tarafından verileoek bir bilgi yoksa, bu malûmatın kaydedileceği hane çizilir.

İhbarname Ahvali Şahsiye Memuru tarafından imzalanır ve resmî mührü ile mühürlenir.

B u ihbarname, belgenin düzenlenmesini veya tescilini kovalayan 8 gün içinde, doğrudan doğruya muhatabı olan Ahval i Şahsiye (Nüfus) Memuruna posta ile gönderilir.

Madde — 3

Muhatap, ihbarnameyi kendi memleketinin kanun ve nizamları gereğince kullanır.

Madde — 4

Yukarıdaki maddelerin hükümleri, bir Âkıd Devletin ülkesinde doğmuş olan bir kişinin ahvali şahsiyesi (Nüfus) ni ilgilendiren her türlü belge ve kararların, o Devletin makamlarına, diplomatik yolla veya özel bir sözleşmede yazılı diğer bir yolla, ulaştırılmasına engel olmaz.

Madde — 5

Bu Sözleşme onaylanacak ve onaylama belgeleri İsviçre Federal Konseyine sunulacaktır. İsviçre Federal Konseyi, Âkıd Devletleri, her onaylama belgesinin tevdiinden haberdar edecektir.

Madde 6

Bu Sözleşme yukarıdaki maddede bahis konusu edilen onaylama belgesinden ikincisinin tevdiini kovalayan 30 uncu gün yürürlüğe girecektir.

Sözleşme, bunu sonradan onaylayan her İmzacı Devlet için, onaylama belgesinin tevdiini kovalıyan 30 uncu gün yürürlüğe girecektir.

Madde — 7

Bu Sözleşme, her Âkıd Devletin anavatan topraklarının bütününde hiçbir ihtilâfa mahal olmaksızın kendiliğinden uygulanır.

Her Âkıd Devlet, bu Sözleşme hükümlerinin anavatan dışı ülkelerinden bir veya birkaçında yahut milletlerarası münasebetleri kendisi tarafından sağlanan Devlet veya ülkelerde de uygulanacağını, imza, onaylama veya katılma anında veya sonradan, İsviçre Federal Konseyi ­
ne ihbar suretiyle tebliğ edebilecektir, İsviçre Federal Konseyi, her
Âkıd Devleti, bu tebliğden haberdar edecektir. B u Sözleşme hükümler i, ihbarnamenin isviçre Federal Konseyince alınmasını kovalıyan 60’ıncı gün, anılan ihbarnamede gösterilen ülke veya ülkelerde uygulanacaktır.

Bu maddenin 2 nci fıkrasındaki hüküm gereğince bir tebliğde bulunmuş olan her Devlet, sonradan, her istediği anda İsviçre Federal Konseyine göndereceği bir ihbarname ile, bu Sözleşmenin evvelki tebliğde gösterilen Devlet veya ülkelerin bir veya birkaçında uygulanmasına son verildiğini tebliğ edebilir.

İsviçre Federal Konseyi, her Akıd Devleti, bu yeni ihbardan haberdar edecektir. Sözleşmenin uygulanması, bahis konusu ihbarnamenin İsviçre Federal Konseyince alınmasını kovalıyan 60 ıncı gün, gösterilen ülkede son bulacaktır.

Madde 8

Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonu üyesi olan her Devlet, bu Sözleşmeye katılabilir. Katılmak istiyen Devlet, bu niyetini, İsviçre Federal Konseyine tevdi edilecek bir belge ile tebliğ eder. Konsey de katılma belgesinin tevdi edilmiş olduğunu her üye Devlete bildirir. Sözleşme, katılan Devlet için, katılma belgesinin tevdiini kovalayan 30 uncu gün yürürlüğe girer.

Katılma belgesi, ancak bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra tevdi edilebilir.

Madde — 9

Bu Sözleşme değişikliğe tabi tutulabilir.

Değişiklik teklifi, bu tebliği âkıd devletlerle Milletlerarası Ahval i Şahsiye Komisyonu Genel Sekreterine bildirecek olan İsviçre Federal Konseyine yapılır.

Madde — 10

B u Sözleşme, 6 nci maddenin 1 İnci fıkrasında yazılı tarihten itibaren 10 yıl muteberdir.

Fesih ihbarı olmadıkça, Sözleşme 10 yıldan 10 yıla kendiliğinden yenilenir.

Fesih ihbarı, bu konuda diğer bütün Âkıd Devletlere bilgi verecek olan İsviçre Federal Konseyine, sürenin bitiminden en az 6 ay önce yapılmış olmalıdır.

Fesih keyfiyeti, sadece fesih ihbarında bulunan Devlet hakkında hüküm İfade eder. Sözleşme diğer âkıd devletler için yürürlükte kalır.

Usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş olan, İmzaları aşağıda bulunan temsilciler, tasdiken bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

4 Eylül 1958 de İstanbul’da, İsviçre Federal Konseyi arşivlerine tevdi olunmak üzere bir nüsha halinde düzenlenmiş olup usulünce onaylı birer kopyası her Akıd Devlete diplomatik yolla gönderilecektir.

Federal Almanya Cumhuriyeti Hükümeti adına
İmza
Holânda Krallığı Hükümeti adına
İmza
Belçika Krallığı Hükümeti adına
İmza
Fransız Cumhuriyeti Hükümeti adına
İmza
İsviçre Konfederasyonu adına
İmza
Lüksemburg Büyük Dukalığı Hükümeti adına
İmza
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına
İmza

3 Eylül – Hukuk Takvimi

0
3 Eylül - Hukuk Takvimi

3 Eylül – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Öne Çıkan Olaylar

1634   İngiliz Hukukçu Edward Coke, hayatını kaybetti. (Doğumu: 1 Şubat 1552, Mileham) Cambridge Üniversitesi‘ne bağlı Trinity College‘da hukuk öğrenimi gördü. 1589’da Parlamento‘ya seçildi. 1592’de  Londra başsavcı yardımcısı ve yargı kayıtları sorumlusu oldu. Birçok önemli ihanet davası açarak Essex ve Southampton kontları Sir Walter Raleigh ve 1605’te Barut Komplosu‘na katılan suikastçılar hakkındaki soruşturmaları yürüttü. 1606’da Gelenek Hukuku Üst Mahkemesi Başyargıçlığına atandı. Birçok kez krala karşı çıktı. Stuartların kraliyet ayrıcalıklarına karşı gelip, hukukunun üstünlüğünü ileri düzeyde savunarak İngiliz hukuku ve İngiliz Anayasasının gelişimine büyük katkıda bulundu.
1783 

ABD’nin Bağımsızlığının Tanınması

İngiltere, Paris’te imzalanan anlaşmayla ABD’nin bağımsızlığını tanıdı. İngiltere ile ABD kolonileri arasında altı yıl süren savaşın sonunda, George Washington komutasındaki koloni güçleri İngiltere’yi yenilgiye uğrattı ve 1783 Paris antlaşmasıyla 13 koloninin bağımsızlığı kabul edildi. Bu koloniler, 1787 yılında, içişlerinde serbest eyaletlerden oluşan Amerika Birleşik Devletleri’ni kurarak 1789 yılında ABD Anayasasını onayladılar.

1807  Amerikan Kongresi, herhangi bir yabancı krallıktan, yer veya ülkeden köle ithalatı yapılmasını yasakladı. Kölelik, 1862’de tamamen yasaklandı.
1940  Hukukçu, akademisyen ve yazar Bülent Tanör doğdu. 1959-1963 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini başarıyla bitirdi. 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Kürsüsünde asistan olarak göreve başladı. 1969 yılında “Siyasî Düşünce Hürriyeti ve 1961 Türk Anayasası” başlıklı doktora teziyle Anayasa Hukuku Doktoru oldu. 1973-1974 yıllarında Cenevre Üniversitesinde ders verdi. 1978 yılında “Anayasa Hukukunda Sosyal Haklar” çalışmasıyla Anayasa Hukuku Doçenti oldu. 1992 yılında Anayasa Hukuku Profesörü oldu, uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü. 1998-2001 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma Merkezi Müdürlüğünü yaptı. Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHAK) kurucu üyesidir.

Prof. Dr. Bülent Tanör
1944  Memur ve emeklilere “ayni yardım” yapılması kararlaştırıldı. 
1948  Yunan avukat ve politikacı Fotis-Fanourios Kouvelis, doğdu. Atina Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset bilimi okudu. Lambrakis Gençlik üyesi ve Yunanistan Komünist Partisi’nin (İçişleri) kurucu üyesi oldu ve partinin kapatılışına kadar hizmet etti. 1987 yılında, Yunan Sol partinin kurucu üyesi oldu ve 25 Haziran 1989 tarihinde genel sekreteri seçildi. 1992 yılına kadar bu görevde kaldı. 1989’da  Tzannetakis  hükümetinde  Adalet Bakanı olarak görev aldı. 1989’dan 2019’a kadar Yunan Parlamentosunda milletvekili olarak bulundu. 8 Şubat 2018’de savunma bakan yardımcısı ve 29 Ağustos 2018’den 9 Temmuz 2019’a kadar Denizcilik ve Ada Politikası Bakanı olarak görev yaptı.
1950 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Yürürlüğe Girmesi

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, (İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi) 3 Eylül 1953’te yürürlüğe girdi. Sözleşme, 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanmıştı. 5 Mayıs 1949 tarihinde 10 Avrupa ülkesinin bir araya gelmesiyle oluşturulan Avrupa Konseyi, insan hakları ve özgürlüklerinin devletlerce korunmasına ve geliştirilmesine vurgu yaparak insan haklarına saygı yükümlülüğünü üyelik koşulu olarak belirlemiş ve Sözleşme bu kapsamda imzalanmıştı.

1969  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi amfisinde devrimci öğrencilerin ardından bildiri dağıtan MTTB’li “Akıncılar” tartaklandı. 
1971  KatarBirleşik Krallık‘tan bağımsızlığını ilan etti. 
1975  Ereğli Demir Çelik’te işverenle DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası arasında toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlandı. 
1976  Halk ozanları Hüseyin Aydın, Veysel Demir ve Necdet Şahin Ankara Devlet Güvenlik  Mahkemesi tarafından 3 ay ile 5 yıl arası hapis cezasına çarptırıldı. 
1978 

İran’da Müstehcen Yayınların Yasaklanması

İran’da Şah’ın atadığı yeni hükümet dinci taleplere yanıt olarak “pornografik vb. müstehcen yayınları” da yasakladı. 

1987  Hükümet tarafından gazetecilerin incelemesine açılan 8 hapishanede yapılan inceleme sonucunda sansür ve işkence uygulandığı, insan  haklarına aykırı olarak keyfi muamele yapıldığı ortaya çıktı.  
1987  OHAL’de ilk sürgün uygulaması gerçekleşti. Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, eski SHP Siirt İl Başkanı Avukat Zübeyir Aydar ve Y.K. üyesi M. Ali Sevilgen’in 48 saat içinde evlerini terk etmeleri ve OHAL uygulanan 8 il ve 3 mücavir il dışında başka bir yere gitmeleri için tebligatta bulundu. 
1993  SSK Genel Müdürlüğü’ne bağlı 7 bin 700 işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesi imzalandı. 
2000  Lübnan‘da ilk demokratik seçimler yapıldı ve muhalefetin adayı eski Başbakan Refik el-Hariri seçimleri kazandı. 22 yıldır İsrail‘in işgali altında yaşayan Güney Lübnan halkı 30 yıl sonra ilk kez sandık başına giderek oy kullandı. 
2000  Beyoğlu’nda miting yasağına karşı ÖDP, HADEP, EMEP, KESK ve İHD’li yaklaşık 3 bin kişi Mis Sokak’tan  İnsan Hakları Derneğine kadar yürüyüş yaptı.  
2002  İsrail Yüksek Mahkemesi, “Filistinli terör zanlılarının yakınlarının, güvenlik için tehdit olduklarının anlaşılması” durumunda, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nden sürülebileceğine karar verdi. 
2003  ABD’nin Florida eyaletinde kürtaj yapan doktor ile korumasını öldürmekten ölüme mahkum edilen kürtaj karşıtı Paul Hill zehirli iğne yöntemi ile idam edildi.  
2005 

William Rehnquist yaşamını yitirdi

Amerikan Yüksek Mahkemesi Baş Yargıç’ı William Rehnquist yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Ekim 1924) İsveç’ten göç etmiş bir dedenin torunuydu. Stanford Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi’nde siyaset bilimi okudu, ardından Stanford Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. Yüksek Mahkeme’de, Yargıç Robert H. Jackson için katiplik yaptı. Amerikan hukuk tarihi açısından çok önemli olan United States v. Lopez ve United States v. Morrison kararlarını kaleme aldı ve her iki davada da Kongre’nin yetkisini aşmış olduğunu söyledi. Irk ayrımcılığı hakkında bir muhtıra yazdı. Muhafazakar bir tutum izledi. 1953 yılından 1969’a kadar Arizona’da özel bir avukatlık bürosunda çalıştı. 1964 seçimlerinde Cumhuriyetçi başkan adayı Barry Goldwater için hukuk danışmanı olarak görev yaptıktan sonra 1969 yılında Başkan Nixon tarafından Başsavcı Yardımcısı olarak atandı. Rehnquist, Amerikan Yüksek Mahkemesi’nde 1972’den 1986’ya kadar yargıç olarak görev yaptı. 1986’dan 3 Eylül 2005 tarihindeki vefatına kadar başyargıç olarak, 33 yıl görev aldı. kadar Yüksek Yargıç olarak toplam 33 yıl görev aldı. Baş Yargıç olarak Rehnquist, Başkan Bill Clinton’ın görevden alınmasına yönelik davada mahkeme heyetine başkanlık yaptı.

ABD Yüksek Mahkemesi Başyargıcı William Rehnquist’in yemin töreni
2007  DİSK/Emekli-Sen üyeleri sendikaya açılan kapatma davasına karşı Meclis’e yürüdü. 
2008 

Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığının tanınması

Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıdığını açıkladı. Abhazya, Gürcistan’dan ayrıldıktan sonra, Abhazya Yüksek Meclisi’nin 26 Kasım 1994 Tarihli oturumunda kabul edilen ve 3 Ekim 1999 Tarihinde yapılan Halkoylaması ile kabul edilen değişikliklerle yeni Anayasasını 3 Ekim 1999 tarihinde ilan etmişti.

2013 

Bingöl’de bir çocuğa cinsel istismar ve alıkoymadan tutuklu 8 uzman çavuşun duruşmasında BDP liler Adliye’ye yürüdü. 

2024

İzmir Limanı’na demirleyen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) savaş gemisinde görevli Amerikan askerinin sivil giyimli halde kentte vakit geçirdiği sırada başına başına çuval geçiren 15 kişiden 10’u Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

2024 Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) Muğla’nın Bodrum ilçesindeki Adayalı mevkiinde orman arazilerinin turizm arazisine çevrilerek Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un şirketine tahsis edildiği iddialarını yargıya taşıdı. HKP, Bakan Ersoy ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve ilgili kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu.
2024 Hindistan’da, cinsel istismar sonucu ölüme yol açan kişilerin idam edilmesini öngören yasa tasarısı Batı Bengal Eyalet Meclisinde kabul edildi. Oy birliğiyle kabul edildi. Yürürlüğe giren “Aparajita Kadın ve Çocuk Yasa Tasarısı” ile “cinsel istismar, toplu cinsel istismar ve çocuklara yönelik cinsel suçlarla” ilgili yasalarda değişiklik yapan ilk eyalet Batı Bengal oldu. Yasa, Batı Bengal Valisi Ananda Bose ve Hindistan Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu’nun onaylaması halinde yürürlüğe girecek.
2024 İzmir’de sokak röportajındaki sözleri nedeniyle tutuklanan ve daha sonra tahliye edilen Dilruba Kayserilioğlu 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısında çıktı. Sanığın, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ve aşağılama” suçundan beraatine kararı verildi. “Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama” suçundan ise 7 ay 15 gün ceza verildi.
3 Eylül – Hukuk Takvimi

 

Yargıçların Düşünce Özgürlüğü’nün Görünüm Biçimleri

0

Yargıçların Düşünce Özgürlüğü’nün Görünüm Biçimleri isimli makale, Yargıç Hilmi Şeker tarafından kaleme alınarak ilk etapta Tahir Elçi  Vakfı Web sitesinde yayınlanıştır.

Venedik Komisyonu 103. Genel Kurulu Perspektifinden Yargıçların Düşünce Özgürlüğü’nün Görünüm Biçimleri

Özet: Çalışma büyük ölçüde Venedik Komisyonu’nun[1] yargıcın düşünce ve ifade özgürlüğünün kapsam ve sınırlarını belirleyen özlü raporu referans alınarak, yargıcın, devlet ile toplumun ürettiği değerler arasındaki kadim çekişmede nerede konuşlanması gerektiğini birçok parametre üzerinden izlemeye almıştır.

 Ceza adalet sistemini sevk ve idare eden adil yargılanma hakkını sürdürülebilir kılan yansızlık ile gücü ve kaynakların kontrol ederek daha demokratik bir kamusal alan inşa etmeye adanan düşünce özgürlüğü arasındaki politik mücadelenin özellik geliştirmesi denge arayışlarını daha çok mesai yapmaya zorlamaktadır.

 Yansızlıkla ittifak eden yasaklarla, düşünceyle çalışma arkadaşlığı yapan özgürlükler arasındaki çelişki, eş zamanlı olarak yargıcın kişiliği ile kimliği arasındaki kadim paradoksa tekabül eder. Baskılanan yargıç kişiliği, özgürlükleri istismar eden sinsi bir kimliğin sığınağıdır ve prototip bu formun, demokrasi için bir tehlikeye dönüşeceğini not etmek gerekmektedir.

 Yargıcın demokrasiye katkı sunabilmesi, devlet aklı ve grameriyle arasına mesafe koymasına, yansızlığı ile düşüncesi arasındaki yarışı rasyonel temeller üzerinden sevk ve idare yeti ve yeteneğini geliştirmesine bağlıdır. Çalışma, kamusal tedrisat ve türevleriyle vücuda getirilen anestezik kişiliğin, önünde sonunda özgürlükleri hedefleyen bir kamusal kimliğe dönüşmemesi için asgari bir çabanın ne olması gerektiğine de odaklanmaktadır.

Anahtar Kavramlar: Yargıcın yansızlığı, düşünce özgürlüğü, yargıç ve politika, toplum, demokrasi, devlet

Yargıç, adliyede çile çekmeye adanmış ömür, hukukla oturup kalkan mümin, hakikati kıble edinen münzevi değildir. Orta Çağ’ın geliştirdiği tek yargıçlı düzene karşı, çok yargıçlı sistemle verilen tepki, yargıçlar arası diyalektiğin düşünce ile aşılmasına dair jenerik anlayışa veya öze dönüşten başkası değildir. Modern anlamda yargıcın düşünce özgürlüğünün temelini, düşünceleri yarıştırarak hükme erişme isteği veya yargıçlar katındaki yargısal diyalektik atar. Beccaria’ nın yargısal diyalektiği çok yargıçla kurma keşfini iç cebinde taşıyıp, zulümden köşe bucak saklandığı dönemler (Beccaria, 2004), orta çağın düşünceye kan kusturduğu, düşünce suçlularını şehrin yüksek tepelerinde dumanlı ölümle cezalandırdığı zor zamanlar, (Macdonell, 1939) diğerleri gibi yargıcı da özgürlükle buluşturmuştur. Yargıcın özerkliği, düşünce özgürlüğünün nevi şahsına münhasır uzantısından ötesi değildir.

Yargısal diyalektiğe hayat veren hukuki düşünce, bu iklimin tezahürü, düşünce özgürlüğünün uzantısıdır. Tezlerin düşünsel yarışı olmadan yargılama ve hüküm inşa edilemez. Hüküm sadece yargılananların düşünce özgürlüğünün değil, eş zamanlı olarak yargıçların temellendirilmiş düşüncelerinin özel formudur. Toplum ile yargıç arasındaki ilişki alma-verme ilişkisidir. Her verme bir almadır. Dolayısıyla yargıç kendinde olmayanı başkasına veremeyeceği gibi, toplum kendinde olmayanı yargıca veremez. Mahkeme salonları, sokaktan azade değildir. Ya da sokak muhakemenin kaynağıdır. Ayna olmayanı yansıtmaz.

Yargıcın resmi rol ve işlevi ile sokaktaki düşünsel özgürlük arasındaki bağ yoğun, yaygın ve güçlüdür. Buradaki her kırılmanın yargılamayı etkisine alacağını unutmamak gerekir. Bağımsızlık, sokakla iletişimsizlik, yansızlık doğa, toplum ve kamuyla ilişkisizlik değildir. Yansızlık ve türevleri ile temin edilmek istenen, hükmü ve yargılamayı lekelememek veya süreci adil olmayanla kirletmemektir. Hükmün bağlayıcılığı ve saygınlığını örseleyen her girişim zehirleme potansiyeline sahiptir.

O halde yargıcın yargısal faaliyetini besleyecek ilişkilerle hükmün zehirlenme potansiyeli arasındaki denge, ilişkisizlik ve iletişimsizlikle inşa edilme fikri tartışmalıdır. Yargıcın toplumun evladı, ferdi veya bileşeni olarak, yansızlığını pekiştirmek ve nesnelliğini riske edecek doğrudan ve dolaylı gelişmelere duyarsız ve kayıtsız kalamaz. Kayıtsızlık yansızlık değildir, aksine bağımsızlık varlığını tehlikeye atacak güçlerle bireysel ve kurumsal mücadeleyi gerekli ve zorunlu kılar.

Yargıcın, düşünce özgürlüğünün tüm varyant ve araçlarından yararlanarak giriştiği mücadelenin meşruiyeti, öznel yansızlık kurallarını ihlal veya bağımsızlığı güçlerle bütünleşme ile mahduttur. Kuvvetlerin bütünleşme potansiyeline çağrı yapan her girişim, kendisini mücadele ile peçelese de öznel yansızlık için risklerle karşılaşmanın sıfır noktası, yozlaşmanın başlangıcı sayılır. O halde, yargıcın özelde yargısal diyalektiğin geleceği ve kurumsallaşması için, genelde bireysel ve kamusal özerkliği için giriştiği her çaba meşrudur.

Yargıcın güç, iktidar veya idare ile bütünleşmesi, özgürlüğün uyumlulukla sönümlenmesi veya gücün girdabına girerek, fonksiyonel ve kurumsal özgürlüğüne son vermesi riskine gebedir. Dolayısıyla yargıçlığın doğası, uyumlulukla bağdaşan bir bünye ve doğa olarak nitelendirilemez. Yargıç, yürütme ile özdeşleştiğinde veya uyumlu bir yaşama özgülendiğinde araçsallaşır. Uyum, uzun sürdüğünde ve kurumsallaştığında ortaya, anestezik bir yaşam çıkar. Bu yaşam tarzı, yargıcın yaşamla bağını koparırken, gerisinde sinik bir kişilik bırakır. Sinik kimlik, atideki konsolide güç, güçle bütünleşmiş sinsi politik kimliktir. Bu kimlik sıkça eleştirilen yargıç kimliği ile özdeşleşen profildir artık.

Hibrit bir araç ve aygıt olarak, siyasi ideolojik ve ekonomik düzenin kurucusu, sürdürücüsü ve tahkim edicisidir. İdeoloji ve politik talebin gerektirdiği şiddet, yargının da bileşeni olduğu bürokratik güçlerin işidir. Devletin hem ideolojik hem de şiddet aracı olarak, ele geçirilmesi ve burada tutulması gerekmektedir. Yansızlık, ideolojik ve şiddet aracı olmaklık misyon ya da fonksiyonuyla çevrilidir. Kendine özgü bu enterne biçiminde yargıcın yansızlığı başkasınadır.

Yargıcın ifade özgürlüğü, devletin misyon ve hedefleriyle sınırlıdır. Devletin ifade özgürlüğünün sınırı ile yargıcın özgürlük sınırı özdeştir ve bu özdeşliğin yazgısını kurucu belge tayın eder. Devleti kuran üç temel bileşenden önemlisi olan yargıcın, kaynağını toplumsal hareketlerden alan bir düşünce özgürlüğünün hamisi ve kullanıcısı olması beklenemez. Yargıcın düşünce özgürlüğünün toplumsal referanslardan veya yargıçların ifade özgürlüğünün toplumsal ve demokratik bir geçmiş veya öncülden beslendiği söylenemez.

Yargıçların ifade özgürlüğü, umumiyetle akademik değerleri çiğneyen bir hukuk eğitimi tarafından sınırlanmış olması, ifade özgürlüğünün toplumla ilişki kurması, sokağın bir parçası olmasını önlemiştir. Yargıcın neyi öğreneceği, ne kadar öğreneceği veya nasıl yorumlayacağına varıncaya kadar hemen her şeyi devletin ideolojik aygıtı niteliğindeki hukuk eğitimi tarafından belirlenmektedir. Bunlara atideki yargıyı tasarlayan beş yıllık ya da periyodik kalkınma plan veya stratejik planları dahil etmek mümkündür.

Yargıcın ne dediği ya da özgürlüğe sığınan sözün ne söylediği veya doğruyu söyleyip söylemediği önemli değildir. Doğruyu söylemesi, yansızlığını çiğneyerek kimliğinden uzaklaşması manasına gelir. Kimlik, düşünce özgürlüğünü hükümden düşüren ortak akılla doktrine dahil edilen yargıcın kisvesidir.

Akademinin, yargıcı devletin uzantısı olarak konuşlandırması ve özgürlüğünü yansızlıkla sınırlaması, yansızlığı devlet aklıyla sınırlayan öznel bir kurum ve kavrama dönüştürmüştür. Staj, öteden beri bir dönüştürme, örseleme ve biçimlendirme mekaniği olarak, kullandığı muhtelif pedagojik teknikle, ideolojik üst akıl ve aygıtın vesayet aracı ve propaganda merkezi olarak işlev görmektedir. Yargıcı toplumdan, demokratik tahayyül ve tasavvurlardan koparan öznel kendinden menkul bir tarafsızlık ve bağımsızlık etrafında dönmeye ve onu kültleştirmeye icbar etmiştir.

Düşünce özgürlüğü, öznel ve nesnel yansızlığın inşa ettiği ilişkisizliğin girdabında yok edilmiştir. Sokakla teması kesilen yargıcın, devletin bileşeni olarak bireysel, kamusal ve toplumsal alana demokrasiye katkı sunması mümkün değildir. Yargıçlık devletle özdeşleşmek değil, gücün orantısızlığının yarattığı risklerle bireysel, kamusal ve toplumsal gerekçelerle mücadelenin adıdır. Mücadeleyi ayakta tutan ve yaşatan kamusal özerklikten ziyade bireysel özerklik ve özgürlüktür. Yargıcın, toplumsal, kültürel sermayesi devletle kurduğu ilişki sebebiyle, özerkliğini yitirerek ideolojik ve politik bu alanda eriyerek, güçle özdeşleşmektedir.

Yansızlık ve bağımsızlık dar, sığ ve öznel yorumlarla yargıcı yaşamın satır aralarından koparacak denli abartılarak, yargıcın geleneklere, devlet aklına içerden saldırması, eleştiri, itiraz ve şikayetlerle aklı ve gücü paylaşması ve aşındırması önlenmektedir. Kişiliğin kimlikle mücadelesi, kimliğin kişiliği örselemesini önleme gizilgücü ihtimal dışı bırakılmaktadır. Öznelleşerek, devlet aklıyla özdeşleşen yansızlık, yargıcın düşünme, düş kurma, gerçekleştirme yetilerini köreltmekte, düşün oluşturma, yaymasını önleyen örtülü bir rol ve işlev üstlenmektedir. Toplumsal yapının bileşeni, kamusal alanın uzantısı olarak, yarını belirleme ve kamusal bireysel ve toplumsal geleceğini tayin hakkını kullanma özgürlüğü iğdiş edilmektedir.

Negatif özgürlük bu anlamda öznel ve nesnel yansızlığın girdabında çürümeye terk edilmekte, kısıtlanmakta ve ortadan kaldırılmaktadır. İçine kapanan yargıcın somut olay adaleti üzerinden yargılanan nesne ve özneyi okuması olasılığa indirgenmektedir. Yargıcın başka olasılıkların varlığını araştırma ve bu olasılıktan yararlanarak uyuşmazlığı adalete ve gerçeğe dönüştürmesi mümkün olmamaktadır. Yasaklarla çevrili hakikat dünyasında, yargıç, devletin tekçi anlayışının ürettiği rezervle yaşamaya, bu birikimi yeniden üretmeye ve revize etmeye mahkûm edilerek, yargılama ve hukukun görelilikle arası açılmaktadır.

Pozitif özgürlük, ifade özgürlüğünü teşvik eden ve onun yayılmasına ve oluşmasına izin veren bir özgürlüktür. Buradan bakıldığında, yansızlık negatif özgürlüğün önüne dikilirken, yargıcın düşünsel özerkliğini koruyan kollayan ve kurumsallaştırmaya izin veren özel bir düzenlemeden söz etmek mümkün değildir.

Yargıçların toplumun bileşeni olarak, her ne kadar ideolojik tahakkümün dönüşümün baskısına maruz kalsalar da politik, toplumsal ve kültürel sermayelerini koruma ve kürsüye taşımayı başarabilmektedirler. Özgürlük hareketlerinden etkilenseler de kadın, etnik, dini, cinsel bağlamlı fobilerinin vücuda getirdiği iklimde yaşamayı sürdürürler ve dolayısıyla düşünce suçlarında, kaideten özgürlükçü ve nesnel bir tutum sergilediklerini söylemek mümkün değildir. Yargıcın, kendinde olmayanı kamu, toplum ve bireye vermesi beklenmemelidir. Takrir-i sükûn ve türevleri, toplumun ifade özgürlüğü üzerinden yönetime katılma ve gücü kontrol etme arzusu engellenmiştir. Kökleri derinlerdeki bu kodlarla düşünce özgürlüğüne karşı sürdürülebilir mücadele soluklanmış değildir.

İstisna hukuku, düşünce özgürlüğü üzerinden hakikatlere ilişmesi konusunda hassastır ve yargıcı istisna hukukunun öznel sınırı dışında tutmak doğru değildir. Düşünce özgürlüğünün sınırını belirleyen, devlet ve uzantılarıdır. Gelenekler, örtülü normlar, pozitif hukuk, idari ve yargısal kararlar şeklinde uzayabilen bu kapsamı belirleme tekeli devletindir. Toplumsal muhalefet, Devletle iş birliği yapan geleneğin içinden çıkan yargının ve yargıcın ifade özgürlüğünü savunması hayaldir. Böyle bir iklimde, yargıcın demokratik bir hakkı kullanması mümkün değildir.

Yargıcın bireysel, kamusal ve toplumsal işlevi ile yargı fonksiyonu arasındaki bağ, yargıca inzivayı yasaklar. İnziva düşünceyi deme yatırma, olgunlaşarak yücelmeye tekabül etse de uyumluluğun yargıcı nefsi ile ayakta tutma ve terbiye etme anlayışının enfes buluşudur. Bu buluşun sahibi, moderniteden başkası değildir. Kavramlarla haddinden fazla oynayan, şekil şemail ustası modernite, yargıcın düşünsel özerkliği ve tezahür varyantlarının karşısına kendi imalatı olan yansızlık ve özerkliği çıkarmaktadır.

Yansızlık, hükmü ve yargılamayı korumak yerine, düşünce ve kaynaklarına taarruzunu yargıcı bu kavramlarla oyalayarak gerçekleştirmektedir. Yargıç dikkatli olmak, kendisini sokak, siyaset ve türevlerinden soyutlaştıran bu kalkışma ve bastırma faaliyetine teslim olmaktan kaçınması gerekmektedir. Demek istediğimiz sığ kaba siyaset değil, yargının kurumsal geleceği için veya demokrasi için demokrasi ve hukuk mücadelesi vermektir. Hak ve özgürlük mücadelesi duruşma salonunda adalet beklentisi olan nesne ve özneler için verilen mücadeleden başkası değildir.

İnziva ile mücadele eş zamanlı olarak, yargı bağımsızlığı ve yansızlığını kurumsallaştırmak demektir. Yargının devletle ilişkilerinin sığlaşması inzivayı salık veren yansızlık anlayışını terk etmesi ile mümkündür. İnziva, değme kurum kavram ve terimlerle, yargıç üzerinden yargılama ve hükmün teslim alınması, sokağın hukuk adalet eşitlik ve özgürlük talebinin kendine has usullerle kontrol altına alınmasıdır. Yansızlığın geliştirdiği özellikler, özünde devlet ile demokrasi arasındaki mücadeleye yargı ve yargıcın dahil edilerek, demokratik hayal ve beklentilerin gerçekleşme düşüncesine boyut kazandırmak demektir.

O halde yargıç yansızlıkla ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi nasıl sağlamalıdır? Sorusu bu çalışmanın ulaşacağı sınırları da tayin edecektir. Yargıcın düşünce özgürlüğünün duracağı yeri kestirmek mümkün değildir. Amacımız yargıcın düşünce özgürlüğünün türevi ve gerçekleşme biçimi olarak barışçıl toplantılara katılma, gösteri veya politik diğer hakları kullanmasının sınırlarını olabildiğince kristalize etmektir. Bireysel haklarla görevin dayattığı nesnellikten kaynaklanan sorumlulukları arasındaki sınır nerede başlar nerede biter? Kapsamını hangi değerler üzerinden nasıl doldurmak gerekir? Özellikle anayasal kriz ve düzenin ciddi bir riskle karşılaşması halinde yargıcın kişiliği ile kimliği arasındaki çelişkinin, nasıl ve hangi dinamikler üzerinden kontrol edilmesi gerektiğini saptanmalıdır. Avrupa yargı değerleri bu ihtiyaca ne ölçüde yanıt vermektedir? Gibi sorular ve sorunlar özellikle Venedik Komisyonu tarafından benimsenen yaklaşım üzerinden yanıtlanmaya çalışılacaktır.

AİHS 10 ve 6 maddeyi yorumlayan pratikler, yargıcı mensubu oldukları toplumun geleceği ve hayatı üzerine konuşma, daha iyi ve kabul edilebilir bir mesleki istikbal için düşün ve düş kurmaya olanak ve kolaylık tanımaktadır.

Meslekten men veya erken emekliliğin, düşünce özgürlüğü üzerinde yarattığı fobi ve stres:

Özellikle Baka/Macaristan davasında[2]  AİHM, başvurucu yargıcın, mesleki eleştirileri nedeniyle, meslekten erken emekli edilmesine yönelik adli başvuru yolunun kapalı tutulması[3] mesleki eleştirilerin düşünce özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığını test etme imkanını ya da düşünce özgürlüğünün kısıtlanma koşullarını sınama olanağını bertaraf ettiğini değerlendirilmektedir. Burada yargıcın mesleki eleştiri hakkının sınırlarını ve bu sınırların aşılıp aşılmadığını saptamak dolayısıyla ihracın yerindeliğinin sınanmasını isteme hakkı, mahkemeye erişimin engellenmesi nedeniyle ortadan kaldırılmaktadır.

Anılan değerlendirme, düşünce özgürlüğünün usuli boyutunun ihlal edildiğini ima etmektedir. Düşünce özgürlüğü ile yargıç nesnelliği arasındaki denge veya krizin aşılabilmesi, öncelikle bu krizin test edileceği bir mekâna ya da buhranı adil şekilde çözecek bir mahkemeye gereksinim duyar. Düşünce özgürlüğü ile olası her krizin, idari veya disiplin cezalarıyla karşılanması, düşünce özgürlüğü üzerindeki kuşkuların aşılmasını önler. Burada düşünce özgürlüğü varsayımsal ezeli bir yenilginin girdabında terkedilir.

Burada adil yargılanma imkanından yoksunluk, yargıcın düşünce özgürlüğünün sınırlarının belirlenmesini ilelebet engellemektedir. Burada adalete erişim, düşünce özgürlüğünü test etmekle kalmamakta, yargısal kararlar aracılığıyla gelişimine de katkı sunmaktadır.

Anılan örnekte; hukuki reformların, yargıçlık işlevinin yitirilmesine yol açan objektif bir tehdit olarak algılanarak eleştirilmesi, düşünce özgürlüğünün sınırlarına dahil edilmiştir. AİHM, yargıcın düşünce özgürlüğünü koruma girişimi, adalete erişimi temin eden yükümlülüğün azaltılması nedeniyle ihlal edildiği kanaatindedir.

Bu kararı önemli kılan diğer husus, yargıcın mesleğini düşünceleriyle koruma görevinin, yargıcın görev süreleriyle oynayan düzenlemeler aracılığıyla caydırıcı yaptırıma tabi tutulmasıdır. Yargı bürokrasisinde önemli bir yer işgal eden yargıcın, eleştirilerle açığa çıkan mesleki refleks veya harekete geçen savunma sisteminin emekliliğe zorlanma gibi ağır ve ani yaptırımla bastırılması, yaptırımla yargı aracılığıyla mücadele imkanının kısıtlanması, sınırlamayı masum olmaktan çıkarmaktadır.

Burada müeyyide ile mücadele edebilmek için gerekli iki kriterden birinin bu yaptırıma karşı kanun yolunun kapalı tutulması ikincisi ise kanun yolunun kapalı tutulmasının meşru gerekçelere yaslanması gerekmektedir.  Her iki koşul yek diğerinden özerktir ve eş zamanlı gerçekleşmesi gerekmektedir. Kanun yolu kapalı olsa bir yasal bu düzenleme tek başına yeterli görülmemekte, kanun yolunu kapatan gerekçelerin de kabul edilebilir olması beklenmektedir. Dolayısıyla düşüncesini açıkladığı için, erken emekliliğe sevk edilen kadrosu kaldırılan veya meslekten ihraç edilen bir yargıcın, ağır bu müeyyideyle baş edebilecek enstrümanlara sahip olması gerekir. Devletlerin yargıçları bu aparatlardan mahrum bırakması anlaşılır kabul edilmekle birlikte, bu kabulün mutlaka meşru, makul veya ikna edici objektif gerekçe, dayanak ve temellere istinad etmesi gerekir. Bu testin pozitif çıkması erişim hakkının önlendiği manasına gelecektir.

Yargıcın mesleğini koruma direnciyle karşılaşan ya da eleştiri gücüne tahammül edemeyen iktidarın, yargıcın özlük hakları aracılığıyla enterne etmesi, kısıtlamaları motive eden asıl nedenlerin sorgulanmasını gerektirmektedir. Bu sorgulama özünde yargıcın düşünce özgürlüğünün sınırlarıyla oynama girişimlerinin masumiyet veya ölçülülük testine tabi tutulması gerektiğini salık vermektedir.

Burada erken emeklilik ile düşünce özgürlüğü arasında, zaman üzerinden kurulan ilişki dikkatten kaçmamaktadır. Düzenlemenin zamanı, eleştirinin karşılaştığı yaptırımın nitelik ve niceliği, yaptırımla baş edecek dengeleyicilerden yoksunluk, düşünce özgürlüğünü enterne eden bir konsorsiyum olarak deşifre edilmektedir. Mahkeme, bu üçlünün motife ettiği politik ajanda ve tutumların kendisini yargıcın nesnelliği ile peçelemesine izin verilmeyeceğini ima etmektedir.

Yargı reformlarının eleştirilmesinden sonra, yargıyı kurumsal olarak savunan yargıçların yeniden seçilmelerini önleyecek yapısal değişikliklere tevessül edilmesi, reformların önündeki öznel engellerin kaldırılmasına matuf bir kalkışma olarak nitelenmektedir. Bu kalkışma, sadece eleştiri yetki ve sorumluluğunu değil, bu sorumluluğun kullanılacağı alt yapı veya kurumlara saldırarak, yeni eleştirileri meşru kılacak temeli de ortadan kaldırmaktadır.

Buradan bakıldığında eleştiri ile yapısal ve fonksiyonel müdahaleler arasındaki ilişkinin birçok açıdan ve bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir. AİHM, yargıcın mesleğini ve nesnelliğini korumaya matuf eleştirilerin görev tanımı içinde olduğunu kabul ederek, görevinin gereklerini kamuyla paylaşmasının vaktinden önce gelen bir emeklilik düzenlemesi ile karşılanmasını, soğuk düş etkisi yaratan bir gelişme olarak benimsemiştir. Soğuk duşu etkisini yaratan, yaptırımın düşünce özgürlüğü üzerindeki ani, ağır, caydırıcı ve kesin sonuçlardır.  Bu yüksek ışığa maruz kalanlarda körlüğün oluşturduğu devinimsizlik gibidir. Tüm bu nitelikleri bir araya getiren yaptırımın yarattığı şok öznel ve nesnel kapsamını zamanı da arkasına alarak derin, kalıcı ve yaygın izler bırakacaktır. Mesleği istikbalin tehdit algısı, geleceğin yargıçlarını da susmaya zorlayacaktır. Susmaya zorlanan yargıçların, iktidarın reformlarına karşı bir düşünce geliştirmeleri ya da bir başka olasılıktan söz etmeleri mümkün değildir.

 Yargıç, sokakların veya ayrıntıların bahşettiği materyali adalete tahvil hak ve yetkisinden mahrum bırakılamaz.

Yargıçlık rol ve işlevinin güçlü toplumsal beklentileri karşılayabilmesi için, yargı sisteminin yargıçla toplum veya toplumsal diğer dinamikler arasında sağlıklı, tam ve verimli bir ilişki (CCJE, 3 nolu 2002) inşa etmesine imkân ve kolaylık sağlayacak normatif bir zeminin inşasına bağlıdır. Yansızlık sıfır ilişki değildir. Dolayısıyla ilişkisizliği dayatan ve tahkim eden her düzen, nesnel yansızlığı temin etmez. Kültleşmiş bir yansızlık, görev ve fonksiyonunun içini boşaltır, ortaya gölgesi ile mücadele eden fobik ve kaygılı bir kimlik bırakır. Kabuk bağlayan yargının kırılganlığı, yaşamın durağanlaşarak es geçildiğine, sonlandırıldığına delalet eder. Bu iklimde, yansızlık yargıcı toplumdan kopararak devletle bütünleştirir, devlet aklı ve grameriyle eyleme riskine yol açar.

Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi’nin (CCJE), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne,  Kasım 2002 tarihinde sunduğu 3 numaralı Görüşüyle; tabi oldukları yargı sistemi yargıçları, yaşadıkları toplumdan soyutlamadıkları sürece düzgün işlev görebileceklerini, yargıçların vatandaş olarak, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ile korunan temel hak ve özgürlüklerden (düşünce ve din özgürlüğü vb.) yararlanacaklarını, ancak bunun yansızlığı yozlaştırma potansiyelinin nazara alınıp kuvvetler arası dengenin korunması  gerektiğine dikkate çeker[4].

Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi, yargıcın toplumla hemhal olmasını, işlevini düzgün şekilde gerçekleştirilmesinin koşulu olarak benimsemektedir. Böylece yargı sistemine, yargıç ile toplum arasındaki ilişkinin, eş zamanlı olarak düşünce ve din gibi temel hak ve özgürlüklerle sağlanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Böylece temel hak ve özgürlüklerin yargıç için sıradan ve bireysel olmaktan ziyade, toplumla ilişki kurmasının vazgeçilmez bir araç ve yöntemi olarak tasavvur etmektedir. Yargıcın temel hak ve özgürlükleri koruyabilmesi, öncelikle toplumun bileşeni olarak onun toplum için ne anlama geldiğini tecrübe etmiş olmasına bağlıdır. Tasavvur edilen motif ve kimliğin tahakkuku, yargıcın düşünce özgürlüğü üzerinden toplumla iletişim kurmasıyla olasıdır. Öyle veya böyle tecrit ve soyutlama ile sonuçlanacak örtülü ya da açık bir zorlama, çekinik bırakma, yargıcın görme ve hissetme ve duyma fonksiyonlarını körelterek sokakların bahşettiği materyal veya ayrıntılarından adalet inşası imkânsız hale gelecektir.

Komisyon, yargıcın düşünce özgürlüğü ile yansızlığı arasındaki soluksuz ve bitmeyen yarışın bir düelloya dönüşme potansiyelinin farkındadır. Bu farkındalık, iki gücü motive eden gerekçe ve çıkarların merkezkaç bir kuvvetle dengede tutulması ile mümkün olacağını değerlendirmektedir. Yargıçlık fonksiyonu, birçok parametreden beslenmektedir. Heterojen yahut dengeli bir beslenmeden söz edilebilmesi için, işlevselliğin kurucu unsurları arasındaki yarışın kontrol edilmesine, paradoksların enterne edilmesine bağlıdır. Olası krizlerin önlenmesi için, hassasiyetin nesnel bir alınganlık düzeyine erişmemesi beklenmektedir. Denge ile umulan alınganlığın yargıcın ifade özgürlüğünü kısıtlayacak bir debiye erişmemesidir. Böyle bir olasılığın önlenmesi için sistemlerin, yerine ve zamanına göre aldıkları farklı önlemlerle (düzenlemeler ve etik ilkeler) krizlerin doğmasını önledikleri gözlenmektedir

Empati ve Sempati yeteneğini yitirme riski:

Yargıcın göreliliğini sağlama onu münzevi bir yaşama mahkûm etmekle sağlanamaz. Yargıcın yansızlığı ile bağımsızlığını sağlamak, toplumla ilişkilerini sağlıklı bir değer üzerine inşa etmekle mümkündür. Etik ilişki değerlerinin mecburi istikameti, sokakla yargıç arasındaki münasebeti doğru bir temel üzerine konuşlandırmaktır.

Unutmamak gerekir, yargıç etrafındakilerden topladıkları ile değer üretir ve esasında yargıcı var eden etik bu sermayedir. Yargıcın hukuktan adalet devşirmesi, hükümle bir hakikat inşası için görme biçimini gözden geçirmesi ya da yenilemesi gerekir. Görmek, müşahede etmek çağın çağrısıdır ve bir perspektife sahip olmayı gerektirir. Empati ve sempati, bir görme biçimidir[5].

Duygudaşlık yansızlıkla çelişmez. Hükmün ve yargılamanın yegâne umarı somut olay adaletiyle buluşmak onu adalete tahvil etmektir. Yargıcın görmeyi öğrenmeden, yansızlık ile bağımsızlığını neyin tehdit ettiğini algılayamaz. Hayata katılma görmeyi öğretir, görmek yargılamanın koşuludur. Estetik bir yargılama görmekle, görmeyi öğrenmekle mümkündür.

Temel haklar, yansızlığın gölgesinde ömür tüketemez:

Yargıcın sokakla ilişkisini kuracak, yargıcın temel hak ve özgürlüğünü güvenceye alacak, yansızlığın abartılan ve kötüye kullanılan baskı ve stresinden uzak tutacak bir düzenlemenin varlığından söz edilemez. Düşüncenin soluklanacağı bir alan açmak yerine yansızlığın vesayetinde bir yaşama mecbur kılınmak, aktüel yansızlıktan uzak normatif düzenleme ve tutucu pratiklerin eseridir. Yakın zamanda, yargıçların memleket meseleleri ile aralarındaki bağı kuran sosyal medyadan çekilmelerini öneren açıklama, rapor ve akademik çalışmalar, yargıcın toplumla özgürlükler üzerinden kurduğu ilişkinin tehlike altında olduğuna delalet eder. Emeklemekte olan düşünce özgürlüğünün gelişmesine katkı sunmak ve güvenceler önermek yerine, yargıcın ifade hürriyetini, yapısı ve bileşenleri tartışmalı HSK ve türev kurumların, devlet aklıyla oluşan düzenlemelerle pratiklerine teslim etmek yargıcı susmaya zorlayan fasiti kurumsallaşmaktadır. Bu anlamda açıcı değil, ilkel kısıtlayıcı bir normatif alt yapıdan söz etmek mümkündür.

Yargı pratiklerine yönelik eleştiriler dokunulmazdır. Eleştirmek, kendini ve mesleğini aşmanın, kuşkuyla mücadelenin bir varyantıdır.

Yargıcın yargısal faaliyetleri ve bu sürecin vücuda getirdiği karar, görüşlerle ilgili mutlak bir ilişilmezlikten söz etmek mümkün değildir. Anayasa’nın yansızlık anlayışı, yargıcın düşünsel gelişimi ve özgürlüğünün korunması önünde örtülü engele dönüşmüştür. Yapay yanlılık fobisi, yargıcın düşünce özgürlüğü önündeki en büyük normatif engeldir. Özgürlüğü yansızlıkla çeliştiren bu bakış açısı, içe kapanma ve sosyal fobinin başat kaynağıdır. Güvenlik-özgürlük çelişkisi, yanlılık ve bağımlılık kuşkusunu tetikleyerek, bu kez düşünsel özgürlüğü, korkunun büyüttüğü yansızlıkla sınırlamaktadır.

Özellikle, yasal düzenlemelerin gerekçeleri üzerinden yargıcı yönlendiren ve icbar eden söylem tarzı, yasamanın yargı üzerindeki gayri etik ve meşruluğu tartışmalı inceltilmiş bir vesayet tarzıdır. Yargıca bir şeyi illaki uygulatmak ve uygulamadığı takdirde sorumluluğunu anımsatmak, yasa ile peçelenmiş bir şantaj tarzıdır. Özellikle yargıçların eylem ve işlemlerinin konu edildiği tazminat davaları ve bu tür davaların tabi olduğu usul ve esasların mütemadiyen değiştirilmesi, düşünce özgürlüğünün belirsiz usullerle tehdit edilme biçimidir. Tazminattan sorumlu tutulan yargıcın, yargılamanın sübjektif kapsamına, hükmü biçimlendirme ve yazgısını tayin etme gücü zayıf ihbar kurumu vasıtasıyla dahil edilmesi, ihbar olunanın, kanun yolu hakkından kaideten mahrum bırakılması veya yargıcın yazgısının Hazine’ nin yargılama ve hükme karşı tutumu tarafından belirlenmesi, yargıcı tazminat üzerinden siyasal iktidara bağımlı kılma tarzıdır. Potansiyel tazminat yükümlüsü yargıcın, yargılama ve hüküm üzerindeki inisiyatifinin sıfırlanması ya da edilgenliği yansızlığı enterne eden derecesi yüksek bir risktir.

Doğal yargı yetkisinin sürpriz atamalarla bertaraf edilmesi tabi olacakları usulün de kırılganlığına delalet eder. Öngörülebilir bir usule tabi olma hakkına aykırı ve sürpriz şekilde, görülen davalara yasama yoluyla müdahale son dönemlerin kanıksanmış müdahale tarzıdır. Yargıca tanınan özgürlüklerin, onların yargılanma ve hükümden etkilenmelerini kolaylaştıran düzenlemeler aracılığıyla kontrol edilmesi, düşünce özgürlüğünün yasama aracılığıyla işlevsiz bırakılmasına denk gelir. Bu demektir ki, özgür olmak yetmemekte, özgürlüklerin tavizsiz normatif düzenlemelerle desteklenmesi ve sürdürülebilir kılınması gerekmektedir. Karadağ Anayasa’ sının 86. Maddesi, yargıçların düşünce özgürlüğünün desteklenmesi ve güçlendirilmesini teminen, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleri ile Yüksek mahkeme Başsavcısının parlamento üyeleriyle özdeş bir dokunulmazlığa sahip olduğunu benimsemektedir[6]. Mesela Arnavutluk Anayasası 137. Maddesi, yargıcın düşünce özgürlüğünün kapsamını, içine görevi sırasında aldığı kararları ve açıklanan görüşleri katarak, özgürlüğü zaman, mekân ve konu bakımından hayli genişlettiğine tanık olmaktayız.  Bu özgürlüğe verilmiş paha biçilmez bir güvencedir.

Yargıçların ağır cezalık suçlarla mahdut suçüstü halleriyle sınırlı olan dokunulmazlıklarının, iddianame yakalama ve tutuklama üzerinden istisnaya uğratılması ve hükümden düşürülmesi, yasama ve yürütme üyeleri ile arasında olması gereken dokunulmazlık eşitliğini geride bırakmıştır. Yargıçların, özellikle kamuya açık bir yargılama sırasında ve kürsüden indirilerek gözaltına alınmaları, ceza muhakeme önlemlerine tabi tutulmaları, nesnel ve öznel yansızlığın tedbirler üzerinden hiçleştirilme potansiyeline yapılan vurgudur.  Yorum veya pratiklerin, usul hükümlerini başkalaştırma potansiyelinin sıklıkla gerçeğe dönüşmesi, göreli yargıç dokunulmazlığı ile muhakeme tedbiri arasındaki dengeyi, ikinciler yararına bozmuştur.

Yargıçların verdiği kararlar ve karşı oyları, bir yargılama faaliyetlerinin tezahürüdür ve bunları kanun yolu denetimi aracılığıyla test etmek yerine doğrudan disiplin soruşturmasına veya tedbire konu edilmesi ya da görevden uzaklaştırma nedeni sayılması, yargıcın düşünce özgürlüğü ile yolu kesiştiği için tartışılmaya değer bir özgürlük sorunudur.

Yargı örgütleri ve demografik göçler:

Yargıçların örgütlenme özgürlüğünün anayasal bazda güvenceye alınmayışı, emeklemekte olan ve genel güvenceler kapsamında kurulan örgütlerin kurulma ve kurumsallaşmasını güçleştirmektedir. Yargıçların mesleki bağımsızlıkları ve yararlarını korumak, etik ilkeleri geliştirmek ve hukukun gelişimine katkıyı teminen dernekler aracılığıyla örgütlenme hakları vardır.  Mesela Avrupa Konseyi ülkelerinin çoğunda, mesleği etik kuralları yargıç dernekleri tarafından oluşturulmuştur ve bu kurallar otoritelere rehberlik etmektedirler[7].

Yargı derneklerinin ideolojik bazlı farklılaşmaları yansızlık bağlamlı paradigmayı pekiştirerek bu alanın daha çok kontrol altında tutulmasına yol açmıştır. Çatı dernekler veya bunu çağrıştıran yapılanmalar, derneklerin bileşeni yargıçların eğilimini açığa çıkaran bir çağrışıma da neden olmaktadır. Bu gelişmekte olan örgütlenmeleri motive eden nedenlerin mesleki menfaat, gelişim, bağımsızlık ve etik ilkelerden ziyade kültürel ve siyasi sermaye etrafında kümelendiğine dair kuşkulara da neden olmaktadır. Devletin yargıçlar üzerindeki kontrolü, kurdurduğu, desteklediği, finanse ettiği ya da yan yana durmayı tercih ettiği dernekler üzerinden sürdürmesi, örgütlenmeyi sahici bir güvence olmaktan çıkarmıştır. Alanın tam bir örgütlenme özgürlüğünü gerçekleştirmeye müsait olduğunu söylemek güçleşmektedir. Kapatılan ve marjinalleşen derneklerin geride bıraktığı boşluğun, iktidarın kontrolüne geçmesi, yargıcın devletleşme sürecini hızlandırmaktadır.

Bu demokratik örgütlenmeyi bir başka bahara erteleyerek, gücün tek elde toplanmasını tetiklemektedir. Özellikle, kriz dönemlerinde kurulan derneğin, yargıya ait bürokratik ve teknik alt yapıyı kullanması ve gücü arkasına alması, derneği sahici bir örgüt olmaktan çıkarmaktadır. Güç dengesinin bozulması ve politik bazı gelişmelere bağlı olarak, yargı derneklerinin üyeleri arasında da trende bağlı olarak kitlesel üye göçünün yaşanması dikkate çekicidir. Üye demografisindeki bu hareketlilik, demokratik bir katılım olsa da bu katılımın rüzgârı arkasına alması, onun gerçek bir katılım olduğu konusunda haklı kuşkuları desteklemektedir.

Yargıcın, yargı ve hukukun yararlarını dert edinen bağımsızlığını savunan veya mesleki statülerini koruyan dernek çalışmalarına katılması, örgütlenme hakkının bahşettiği bir yetkidir. Meslek etiği yanında ceza ve hukuk alanındaki gelişmelerin izlenmesi ve yeniliklerin bu örgütler aracılığıyla pratiğe taşınması nesnel amaç ve hedefler olarak öne çıkmaktadır.

Örgütlenme özgürlüğüne imkân tanınmakla birlikte, derneklere sızılarak örgütlenmenin amaç ve hedeflerinden uzaklaştırılması veya derneklerin karşıtlarca ele geçirilerek azınlığın düşünce özgürlüğünün engellenmesi, araçlar üzerinden örgütlenmeyi enterne etme biçimi olup, yakın tarihin de yabancısı olmadığı bir yozlaşma tecrübesidir.

Mesleği etik kuralları ve yasal düzenleme

Yargıçlık verimlilik, uygun davranış ve tarafsızlık üzerinde konuşlandırılmış bir meslektir.  Bağımsızlık ile uygun davranış arasında yoğun ve yaygın bir ilişki mevcuttur ve bu ilişki eş zamanlı olarak verimliliğin beklentileriyle de ilgilidir. Verimlilik, adalet beklentisinin etik ve deontolojik kurallar refakatinde karşılanması olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla, uygunsuz davranışların tarafsızlığı doğrudan ve dolaylı etkilemesi, yargıcı etik kurallara sadık kalmaya zorlar.

Yargıcın davranışı ile yargı erkinin itibarı arasındaki ilişkinin yargıcın öznel ve nesnel yansızlığını koruyacak bir debi ve nitelikte olmak zorundadır. Kurumsal bağımsızlığı sorgulanabilir hale getiren her davranış biçimi yargının itibarını zedeler olarak nitelenmektedir. (Hırvatistan, Mahkemeler Kanunu 92,98) Anılan düzenleme, yargıcın davranışı ile mesleki itibar, öznel yansızlık ile kurumsal bağımsızlığı arasında yoğun ve yaygın bir ilişki kurarak, davranışın duracağı yerin neresi olması gerektiğini işaret eder. Davranış, her ne sebeple olursa olsun mesleki itibarı, yargı kuvvetinin bağımsızlığı ile yargıcın yansızlığını tehlikeye atacak bir nitelik ve debiye erişemez.

Görev yerine getirilirken yanların yasa önünde eşitliğini sağlamak, nesnel ve öznel yansızlığını korumakla mümkündür. Dolayısıyla görülmekte olan davayla bağlantılı bir konuda açıklama yapmak kamuoyu nezdinde yargıcın davadan el çektirilmesine dair bir tartışmayı tetikleyebilir[8]. Davada rol alan avukatla ilgili sosyal medyada eleştirel yorumlar yapılması, yansızlığı riske edebilmektedir. Burada bağlantılı olmaklık kavramı, içine davanın vekillerini alacak şekilde sınırlarını genişlettiği gözetildiğinde, kavramın sübjektif açıdan dar yorumlanmaması beklenmektedir.

Dolayısıyla Anayasa’ nın yargıcın ifade özgürlüğünü garanti edebilmesi; düşünce ile yargılama görevi arasındaki düşünsel makasın açılmasına bağlıdır. Olası bir belirsizlik veya kuşku halinde tercihin düşünce özgürlüğünden yana sergilenmesi beklenmektedir. Dikkatten kaçırılmaması gereken bir husus; serdedilen ifade ile görülmekte olan dava arasında doğrudan bir ilişki bulunmasa da atideki bazı davaların, yarattığı kuşkularla atideki davaların görülmesini önleyebilir bu durumda, düşünce, korunan değer olmaktan çıkarılmaktadır. Bunun en önemli etkisi, yargıcın bazı davalara bakmaktan çeşitli türevler aracılığıyla yasaklanmasıdır[9].

Dahası bu yaklaşım tarzı, toplum ile yargıç arasındaki demokratik denetim sistemini tahrik ederek, yargıcı yargılamayı zehirleme gizilgücü olan düşüncelerinden ötürü doğal yargıç olmaktan menetmektedir. Bu, demokratik yükümlülüklere sadakat sorumluluğuna aykırılıktan neşet eden nevi şahsına münhasır ret veya çekilmeye davet halidir. Yargıcın, özgün bu davete icabet etmemesi, ayak sürtmesi veya direnmesi imkansızdır. Gerçekleşen şey, görünen adalet ile düşünce özgürlüğü arasındaki usuli krizdir. Buhranın yükünü en değme muhakeme veya adil olduğu iddia edilen hüküm taşıyamaz. Toplumsal mimleme açık ve özerk temellendirme ihtiyacını ikame etmekte veya kuşku tek başına, gerekçe ihtiyacını bertaraf etmektedir.

Yargıcın ünlü olması ve görüşlerinin etkili olma potansiyeli yargıcın düşünce özgürlüğünü kısıtlanmasına neden olabilmektedir. Düşünce, yargıcın kişiliği ile kimliği arasındaki mücadeleye ev sahipliği yapmakta, düşünce özgürlüğü kimliğin yarattığı şöhreti arkasına alıp, kamuyu dönüştürme ve etkileme potansiyelini harekete geçirebilmektedir. Bu durumda, düşünce özgürlüğü meşruiyetini kaideten yitirmektedir. Hüküm böyle bir düşünceden etkilenmese de kişisel görüşlerin gölgesinde oluştuğu izlenimine yol açabildiği için yargıcın takibe uğramasına neden olabilmektedir[10].

Varsayımsal etkilenme, yargıcın ifade özgürlüğünü kısıtlamakta; yaratılan görüntü ya da servis edilen imaj, yargıcın demokratik denetiminin bir ölçütüne dönüşebilmektedir. Varsayımsal etkiyi kodlayan, depolayan ve çağıran toplumsal bellektir. Bellek, yaşadıklarından vareste olamaz. Endişe yaratan düşünce değil, yargıcın değerlerinin vücuda getirdiği görüntü ve şöhretin yaratacağı varsayımsal hükümdür. Hükme bir kusur atfedilemese, hükmün düşünceden etkilendiği kanıtlanmamasına rağmen, şöhretin cazibesi ve etkileme gücü tek başına yargıcın meşruiyetini yitirmesine yol açtığı kabul edilir.

İstisnai bu ihtimalin tahakkuku; yargıcın, muhakeme için daha az uygun bir kişi olarak görülmesine sebep olur. Davaya bakmaya daha az uygun olmak: davaya bakmaya elverişlilik debi ve niteliğinin yitirildiği anlamına gelir ki, bu tespit çekilme ya da kürsüden inme vaktinin geldiğine delalet eder. Davaya elverişliliğin dip yapması, yargılama konusu ile yargıç arasında varsayımsal bir çıkar ilişkisinin sübutuyla özdeştir aynı zamanda. Bu karineyle mücadele etmek de hem anlamsız hem de beyhudedir.  Dava konusuyla, yargıcın düşüncesi arasındaki varsayımsal hısımlık, kurduğu sıhri bir soy bağı ile özerk bir ret sebebine dönüşür. Burada ifadenin tetiklediği varsayımsal çıkar, yargıcın peruk veya cübbesini çıkarması için yeterlidir.

İfadenin ihlal ettiği nesnellik yükümlülüğü yargıcı, uygun olmayan kişiye dönüştürebilir ve bu halde yargıcın görevle ilgisi kesilebilir[11]. Görevle kastedilen yargıçlık mesleğinin sonlandırılması veya emekliliğe sevk değil, yanlılığa konu rol ve işlevin sonlandırılmasıdır. Aksini düşünmek, düşünce özgürlüğünü sürdürülemez kılmak, emekliliğe değin kamusal alandan tart etmek demektir.

İsveç’ te mülteci entegrasyonuyla meşgul bir memurun Nazizm ve İslam hakkında görüşlerinin göreviyle bağdaşmamasından ötürü başka göreve atanmıştır[12]. Misilleme yasağı; görevlinin görüşlerinden ötürü sorgulanmasını ve cezalandırılmasını önlerken, görevden uzaklaştırma; yanlılığın yaratacağı riskleri bertaraf ederek hak ve sorumluluk karasındaki denge korunmuş olmaktadır. Memurun cezalandırılmaması, düşünce özgürlüğüne verilen primdendir ancak, bu ödünün yaratacağı tehlikenin boyutu gözetilerek, düşüncelerin eyleme dönüşme potansiyeli de bertaraf edilmektedir.

İtibar: mesleki onur ve prestijin karşılığıdır. Bireysel yansızlık; bağımsızlık ve öznel yansızlığın güvencesidir, kişilik ile kimlik arasında kurulan güçlü ve vazgeçilemez bağlara vesile olur. Yargıcın özel hayatı ile mesleki yaşamı arasında, mesleki yaşam yararına verilmesi gereken bir ödüne de işaret eder. Onur ve itibar, zaman ve mekândan özerk olarak yaşamdan gerektiği kadar ödün verilerek edinilir. Yargıçlık daha ziyade kendinden verme veya öznel ihtiyaçlardan görece feragat etme mesleğidir.

Giz yasağına sadakat:

Giz yükümlülüğüne sadakatin, içine sır saklamayı da alacak denli genişlemesi, yargıcı disipline eden bir başka yükümlülüğe tekabül etmektedir. Buna göre yargıçlar, yargılananlarla uzantıları kişilerin özel bilgileri ile yargılama ve hükme ilişkin malumatlarını ifşa edemezler.

Yargılanan özne ve nesnelere ilişkin bilgi belge, yarar, hak ve yükümlülüklerin sır olarak muhafazası zorunludur. (Hırvatistan, Mahkemeler Kanunu, 94 m.) Buradan bakıldığında adli sırların ifşası bir başka yasak olarak belirmektedir. Dolayısıyla yargıç, yargılanan nesne ve öznelerle ilgili bilgiyi ifşa edemez dahası müzakere mahremiyetini bozamaz.

Alman Yargısı Kanunu 39 Kısmında; yargıcın yargılanan nesne ve özne ile ilgili mahsus bilgilerin ifşasını engelleyen açık bir düzenleme mevcut değildir. İsveç, yargıçların düşünce özgürlüğünü kaideten korumakla birlikte, saklamakla ödevli olunan materyalin ifşası, teminatı istisnaya uğratmaktadır. İfşa yasağını çiğnemek veya yanlara ait adli sırların açıklanması, açıklamayı ihlale dönüştürmekle kalmamakta, meseleyi bir ceza hukuku sorunu haline de dönüştürmektedir[13].

İtidalli yargıç profilinin diğer formu kendisini yargılama sırası ve sonrasında giz ve sırra sadakat yükümlülüğü olarak göstermektedir. Alman mevzuatının eseri İtidal Prensibi, adliye dışındaki yargıç yaşamını disipline etmeye özgülenen bir self kontrol mekanizması inşa etmektedir[14].Bu yolla özel bilginin korunmasına ilişkin düzenlemeler yargıcı kapsamına alarak, yargılanan nesnelerle ilgili bilgi paylaşımını önlenmektedir. Yargıç derdest davalarla ilgili açıklamada bulunamaz, basın, sesli ve görsel programlar vasıtasıyla davaları yorumlayamaz. Ancak yargıç politik olmamak kaydıyla, edebi ve bilimsel eser çalışmalarına ve yayınların hazırlanmasına katılabilir.

Son dönemlerde yargıçların eskiye oranla daha çok yayın hazırlama ve eser vücuda getirme faaliyetlerinde bulundukları gözlenmektedir. Söz konusu bu çalışmalar hakkında yedimizde bir istatistik bulunmamakla birlikte, sayının gözlenebilir şekilde çoğalması düşünce oluşturma ve yayma özgürlüğünün sınırlı da olsa bu yüzüyle yükselişte olduğunu söylemek mümkündür.

Kriz veya geçiş dönemlerinde hukuki ve mesleki içerikli programlar aracılığıyla ifade edilen düşünceler, yargıcın düşünce özgürlüğü açısından olumlu bir gelişme olarak benimsenebilir. İtidal prensibi, yargıcın politik açıklamalarda bulunmasına cevaz verirken, kürsüsüne ve burada olup bitenlerle ilgili veri paylaşımını sınırlamaktadır.

Romanya, Yargıçların Statülerini Düzenleyen Yasa’nın 8. Maddesi vasıtasıyla; yargıçları, davalarla ilgili verileri sesli, görsel program ve basın aracılığıyla açıklamaktan ve davaları savunmaktan menetmiştir [15]. Buradan bakıldığında, basınla iletişimin sınırları, mesleki etik kuralları tarafından ve yargılananların mahremiyeti esas alınarak belirlenmiştir. Nesnelliği koruma ihtiyacı, data paylaşımına konulan yasakla güçlendirilmiş, düşünce özgürlüğünün yargılanan nesne ve özneye mahsus bilgilerin ifşası aracılığıyla istismarı sıkı bir şekilde engellenmiştir.

Kürsü ve yerine göre duruşma salonlarını ekrandan uzak tutmak, yansızlık beklentisinin belirlediği itidalin gereğidir. Etik bu ilkelerin yeterince önemsenmediği ya da bu konudaki bir bilgi noksanının, yer yer ihlallere neden olduğuna veya güçle ittifakı kolaylaştıran dönemlerde, yargıçların nesnellikle ilgili kaygıları bir kenara iterek, adli sırları deşifre ettiklerine tanıklık ediyoruz. Kongre, seminer, basın veya diğer iletişim araç ve yöntemleri aracılığıyla sistemin yazgısına yönelik eleştiriler dar ve yüzeyel olsa da emeklemekte olan özgürlüğün atisi açısından sevindiricidir.

Siyasi partiye üye olmak ve politik faaliyette bulunmak:

 Alman Yargısı Kanunu’ nun, 39 Kısmı’ na göre; yargıç kamuya açık şekilde siyasi ifade özgürlüğüne sahiptir. Makale, ders ve hukuki konularda ilmi çalışma özgürlüğünden başka siyasi parti, sendika, dernek ve parlamento üyeliği yapma hürriyeti vardır. Objektif kapsamı genişletilmiş bu motif, yargıçların politikadan soyutlanmasının gerisinde bıraktığı maziye tepkinin eseridir.

Makale veya akademik kariyer üzerindeki vesayetin kaldırılmasıyla yargıcın bilimsel çalışmaları önünde normatif bir engelin kaldığından söz edilemez ise de yakın zamanda bir yargıcın seminer kapsamındaki açıklamalarının disiplin soruşturmasına maruz bırakılması özgürlüğün ne denli kırılgan, vesayetin geliştirdiği özelliklere delalet eder.

Almanya’ da yargıcın kürsü ile bağını koparmadan politik açıklamalarda bulunması önlenmektedir. Avusturya’da da benzer bir iklimden söz edilebilir. Mesela hukuk ve devlete sadakat yükümlülüğü ile düşünce özgürlüğü arasındaki krizi kontrol edecek bir mekanizmanın inşa edilmektedir. Bu sistem, yargıcın kamuya dönük açıklama yapmasını önlese de[16] yargıca görece soluklanacağı bir alan da bırakmayı ihmal etmemektedir. Bunun politikaya atfedilen anlam ve önemle ilişkisi yadsınamaz.

Kültürel bu ortaklığın düşünce özgürlüğünün sınırlarını, içine politik ifadeleri içerecek denli genişletildiğini görüyoruz. Yaklaşım, yargıcı önce entelektüel bilahare yurttaş olarak etik siyasetin bir figürü olarak benimsemekte hatta içselleştirmektedir. İtidal yükümlülüğünün kapsamı, yargıcı entelektüel ve yurttaş olarak güncel siyasetin üreticisi/katılımcısı ya da paydaşı haline getirmekle yetinmemekte, ifade özgürlüğüne verilen primin içtenliği ve sınırları hakkında da yeteri kadar fikir vermektedir. Sınırları belirleyen kültürel kodlardır ve yargıç birçok rol ve işlevin adı olarak, mesleği ile siyaset arasında olası krizi önleme veya giderme becerisine sahip varsayılmakta, duyulan bu güvenin tazeliğini koruyacağına inanılmaktadır.

Dernek, siyasi parti ve sendika üyeliği mümkündür. Ancak siyasi parti üye olabilme kürsü ile bağın koparılması koşuluna bağlıdır. Vicdani kanaat, yansızlık ile bağımsızlığı ayakta tutan ve kurumsallaştırılan eden olarak sistemin merkezine oturmaktadır. Vicdani kanaat, öncüllerle güncelin yekününden mütevellit mevzuattan başkası değildir.  Bağımsızlık ile kürsü arasındaki ilişki katı, ödünsüz yasaklarla güçlendirilmektedir. Siyasi beyan ve açıklama yasağı, yansızlığı birleştiren yaklaşımın ürünüdür.

Güç zinde iken sorgu veya hesaba çekilemeyen bir yargı pratiğine sahip olma[17], vicdani kanıya yaslanan yansızlık ve bağımsızlık tanımının işler olmadığına delalet etmektedir. Zinde güçlere yönelen, hizmet içi veya dışı her hukuki girişim prematüre bir kalkışma olarak, yargı özgürlüğünün kursağında kalmaya devam etmektedir. Bu teorik özgürlüğün, gayri hukuki engellerle kısıtlanması ve kesintiye uğratılmasıdır.

Saygınlık ve güven:

Hizmet içinde ve dışında resmi sıfatın gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranma, münhasır nesnellikten kaynaklı etik ilkelerin soğuk karşıladığı eyleme biçimidir. Burada yasadan kaynaklanan bir itidal çağrısına rastlamaktayız ve bu çağrı, itidalin objektif kapsamını hem yer hem de zaman üzerinden genişletmektedir.

Yargıcın hizmet içi ve dışında, resmi sıfatının gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak davranışlardan yasaklanmakta ve olası ihlaller, kınama cezası ile hukukun içinde tutulmaktadır. Tutum ve davranışları motive eden, resmi sıfatın saygınlığını koruma normudur. Sıfatın saygınlığını koruma, içine demokratik toplum ve siyasete yönelen darbelerin yargılanmasını isteme hakkını alacak denli genişletmeye izin vermektedir. Kayasu/ Türkiye davasında, bir savcının yurttaş olarak demokratik rejimi savunma hakkı, mesleki sıfatın gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsıcı bir eylem olarak tanımlanmıştı.  Buradan bakıldığında demokratik rejimi savunma, nesnellikle bağdaşmaz bir sapma olarak kabul edilmektedir. Yargıç demokrasiyi doğrudan koruyamamakta, demokrasiyi tehdit edenlerle cübbesi aracılığıyla konuşabilmektedir.

Kayasu pratiği, düşünce özgürlüğünün içine savcıların ifadelerini de alacak şekilde genişletmekle yetinmemekte, ifadenin doğduğu ve açıklandığı bağlamla yaygın ve yoğun bir ilişki de kurmaktadır. Düşünceyi doğuran iklim, yer ve zaman ya da diğer koşullar, düşüncenin korunması için bir olanak arz etmekte veya ilişmezliğe kol kanat gerebilmektedir.

AİHM, başvurucunun, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin orantılılığını değerlendirirken, ilgili tarihsel, politik ve hukuki tartışmaları ve diğer şeylerin yanında 12 Eylül [1980] darbesinin destekçilerinin yargılanması ihtimalini de dikkate almıştır. AİHM, geneli ilgilendirdiği sabit olan bir konuya savcının hem yurttaş hem savcı sıfatıyla müdahil olmasını sıcak karşılamaktadır[18].

Yargıç Kudeshkina’ nın Duma genel seçimlerinde aday olarak seçim kampanyası sırasında sarf ettikleri sözler, düşünce özgürlüğüne atfedilen geniş yorumla tolare edilmiştir [19]. Mahkeme, düşünce ile seçme ve seçilme özgürlüğü ikilisinin, yargıç nesnelliği ile çelişkisini bağlam sorunu olarak ele alınmış, bağlamı düşünce özgürlüğünün desteği ve dayanağı olarak tasavvur etmiştir. Burada bağlam, yargıcın ifade özgürlüğünü hangi ortamda neden ve niçin kullandığına dair sübjektif koşullara tekabül etmektedir. Öznel koşullar, yargıç yansızlığı ile düşünce özgürlüğü arasındaki çekişmenin galibini belirlemede başat rol üstlenmektedir. Seçim çalışması, düşünce özgürlüğüne olabildiğince geniş bir alan açmakta ve seçilme ancak propaganda ile mümkün olabilmektedir. Bu yaklaşımla ifade özgürlüğü önündeki engellerin temizlenmesine özel bir önem atfedilmektedir.

Saygınlık ve güven duygusunu koruma yükümlülüğü, savcının yurttaşlıktan kaynaklanan haklarını kısıtlayan bir ihlale dönüştürülmüştür. Nesnelliğin abartılmış bu versiyonu, savcının yurttaşlık hukukunu yer ve zamandan soyutlayarak, resmi sıfatının gölgesinde tüketilmesine yol açmıştır. Burada dikkatten kaçmaması gereken, yargıcın özgürlüğüne yönelik kalkışmaları hedefleyen başvuruyu sıfatla çelişir gören yaklaşımın çarpıklığıdır. Resmi sıfatın duracağı yerin belirsizliği, açısından kötü bir örnek olduğu muhakkaktır.

Özellikle görülmekte olan dava ile ilgili açıklamaların yaratacağı kuşku yargıcın şahsında mahkemelere olan güveni sarsacağı kabul edilmektedir. (§40) sistemin görülmekte olan davanın, yargıca çizdiği objektif ve sübjektif sınırların içinde eylemesini tembihleyen klasik anlayışın olağan bir takipçisi olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle görülmekte olan davada obje, süje hatta vekil ve temsilcilerle ilişkisizliğin esas alınması, ihlallerin çekilmeye davet ve reddedilme kurumlarıyla karşılanması menfaat çatışması kaynaklı çekince ve kaygıları normatif açıdan teskin edicidir.

Görülmekte olan davayı yorumlama yasağı, içine başkalarının yorumunu dinleme, açık veya örtülü onayı da alacak şekilde genişleyebilmektedir. Derdest davadan sadece yargıç değil, yargıçla aynı ortamı paylaşanların da uzak tutulması beklenmektedir. Bu umar, derdest davayı yorumlama yasağının çiğneme olasılığı olan mekân, kişi ve nesnelere de teşmil edilmektedir. Yorumlama yasağının kapsamına yer ve kişide alınarak, derdest davaların ulu orta tartışılma cesareti kırılmaktadır[20].

Rusya Federasyonu’nda yargıç, yetki, otorite ve saygınlığına zarar verecek veya yansızlığıyla adilliğini kuşkulu hale getirecek her şeyden kaçınmakla yükümlüdür.  İhlalden söz edilebilmesi; yargıcın kusurundan kaynaklanması, yargı otoritesine zarar vermesi ve yargıcın saygınlığını zedelemesine bağlıdır[21]. Burada anahtar sözcükler yetki, otorite ve saygınlıktır. Saygınlığın koruduğu en önemli iki şey, yetki ve otoritedir. Bu kamusal kimliğin sıkı şekilde korunmasına, öte yandan özel hayat ve kişiliğin durması gerektiği yere tekabül etmektedir. Yargıç her nerede olursa olsun bu iki değer arasındaki dengeyi sürdürülebilir kılmakla yükümlüdür. Düşünce özgürlüğü bundan vareste midir? Sorusu, her şeyden kaçınmayı salık veren kelime tarafından yanıtlanmaktadır.

Rusya, yargıcı kitle iletişim araçlarıyla yargısal faaliyetler ile hukukun anlaşılması ve yargıçlara saygının artırılmasını sağlamakla sınırlı bir iş birliği geliştirilmesi, etkileşimde bulunmaya teşvik etmektedir[22]. Teşvikin amaç ve hedefi, toplumsal bir bilgilendirmenin ilk elden ve doğru şekilde gerçekleştirilmesidir. Doğrudan temas saygıyı artıran bir yükümlülüğe dönüştürülmektedir.

Bilgilendirmenin sınırları ve içeriğini kontrol edecek olan ölçülülüğe sadakat ödevidir. Yorum Yasağı, anılan ödevi görülmekte olan davanın esası ile tahdit etmektedir. Anılan istisnanın, istisnası ise, dava sonuçlandıktan sonra ve alınan kararın ne anlama geldiğini yazılı ve sözlü olarak açıklama özgürlüğüyle sınırlıdır. Bu bir bakıma tefhim edilen hükmün, kamuoyuyla paylaşılma biçimi olarak da anlaşılmalıdır. Yargının demokratik denetimi; hüküm ve onu vücuda getiren metodoloji aracılıyla gerçekleşmekte, yargıç hukukun adalete nasıl dönüştüğünü topluma izah ederek, denetimin araç ve yöntemlerini geliştirmektedir.

Bu tarz, toplumla hükmün yorumlanması aracılığıyla iletişim kurulması, odağında hukuk olan bir düşünce ifadesi olmaktan başka, objektif kapsamına tefhimin özellik geliştirmiş versiyonunu dahil eden bir yargısal faaliyettir. Burada davanın sona ermesi, nesnellik kaygısının yarattığı belirsizliği sona erdirerek, yargılama ve hükmü toplumla iletişimin materyaline tahvil etmektedir.

Düşünce özgürlüğünün yer ve zaman bakımından sınırlandırma, yargıcı sosyal hayatı ile mesleği arasındaki mesafeyi daraltmakta, yargıçlığın sokakta da devamını dayatmaktadır. Örneğin yargıcın tatilde de olsa yargılama işlevini korumak ve küçük düşürmeyecek şekilde davranması beklenmektedir. Düşünce özgürlüğü, öte yandan Litvanya’da yer ve zamandan bağımsızdır ve yargıç, düşüncesi ile mesleğinin onuru arasındaki tercihini, her nerede olursa olsun daima mesleğinin onurunu korumadan yana kullanmaktadır.

Ukrayna Yargı Etiği Kanunu, yasal süreçlere sadık kalmak, yurttaşların hak, özgürlük, onur ve saygınlıklarını korumak ve yargı otoritesine zarar vermemek koşuluyla medyanın bilgilendirmesine izin vermektedir.[23]. Buradan bakıldığında, yargıç, toplumla güncel iletişim vasıtalarıyla konuşma, düşüncesini yayma özgürlüğüne sahiptir ancak bu hak, üç nesne veya konu aracılığıyla istisnaya uğratılmaktadır.

Bunlardan ilki, yasal süreçlere bağlılıktır. Yasal süreçlere bağlılık daha ziyade bir proses sorunudur ve düşüncenin dile getirilmesine ilişkin şekil, normatif bağlılıktan çok ölçülü eylemeye tekabül eder.  Şeklin hukuki güvenliğin teminatı olmasının nedeni düşünerek adım atmayı sağlamasındandır. İkincisi ise, yurttaşlıktan kaynaklanan değerlere bağlılıktır. Merkezine yurttaşın hak, hukuk ve onurunu, saygınlık ve özgürlüğünü alan bu yükümlülük biçimi, yargıcın düşünce özgürlüğü ile yolu kesiştiğinde, yargıç her daim geri çekilmek, bu değerlerle çelişmemek zorundadır. Dolayısıyla yargıcın düşünce özgürlüğü bencil olamaz, yurttaşın olanaklarını ve onur ve saygınlığını kişisel tercih ve istikbaline basamak yapamaz. Sonuncusu ise yargı otoritesine zarar vermekten kaçınma yükümlülüğü olup, hakkın bu yükümlülükle frenlendiğini görüyoruz. Burada medyanın merakını giderme, usul ve esasların var ettiği bir dizgenin beklentilerine yanıt verilmek koşuluyla mümkündür.  Yargı düşünce açıklarken bileşeni olduğu kurumun zarar görmemesi için optimum bir çaba içinde olmalıdır. Kurumu hiçleştirecek bir düşünce, kuruma olan inancı kökten sarsabilir. Kaos yenileyici olsa da zamanla zor edebilen bir yıkıcıdır.

Kesinleşmiş kararların etki ve sonuçlarını kuşkulu kılacak ya da hükmün inşa sürecini konu edinen bir düşünce açıklaması sıcak karşılanmamaktadır[24]. Kesin hüküm, uyuşmazlıkları kendi dinamikleri içinde belli bir zaman, yer, özne ve malzeme ile inşa eden öznel bir gerçekliktir. Bu gerçeğin aştığı kuşku ve getirdiği bireysel barışın, yargıcın düşünce özgürlüğü ile tehlikeye atarak, toplumsal barışı tehdit etmesine izin verilmemektedir.  Bu düşünce özgürlüğü üzerinden açıklanan gerçek ile duruşma salonunun gerçekleri arasında süregelen gerilimin reddedilmesidir. Yargı, kesin hüküm aracılığıyla korunmakta, hükmün yargıçtan gelen açıklama ile kuşkuya dönüştürülmesi önlenmektedir.

Dava görülürken, davanın giz ve sırlarını ifşa etmek, toplum ve kamuyu olup bitenler hakkında bilgilendirmek, düşünce özgürlüğünün ilgi alanı dışındadır. Burada gözden kaçırılmaması gereken husus; yargının açık muhakeme, gerekçeli karar ve hükmün tefhimi gibi demokratik araçlar vasıtasıyla yargıyı denetlemeleri ile yargıcın açıklamalarıyla toplumla temasa geçmesi aynı şeyler değildir. İlkini ikincisinden ayıran, toplum ve kamunun meşru vasıtalarla olup biteni bizzat yerinde öngörülen usullere göre denetlemesidir. Toplumun denetlemek için bizzat müşahede etmesi malzeme ile temasta bulunması ile yargıcın materyal ve süreçleri salon dışına taşıması farklıdır.

Görülmekte olan dava kavramı oldukça geniş yorumlanmakta, her iki davaya kaynaklık eden, ilişkili olan her türlü malumat, bu yasağın objektif kapsamına dahil edilmektedir[25]. Bu sadece görülmekte olan dava değil, bu dava ile ilgisi kurulmuş diğer davalarla bu davaların kullandığı materyal ve bilgi, yargıcın açıklamasına referans ve obje olamaz. Bu görülmekte veya değerlendirilmekte olan dava kavramının sınırlarının hayli genişletildiği anlamına gelir. Dolayısıyla Ukrayna Yargı Etiği Kanunu’ nun, hükmü inşa edecek materyali veya güncel malzemeyi kişisel veri olarak benimsemesi isabetli bir seçimdir.

Görülmekte olan dava zaman ve mekân üzerinden sınırları zorlaması, kuşkunun yargılanmak üzere mahkemeye intikal etmesinden, hükmün kesinleşmesine oradan da infazına kadar uzunca bir zaman kesitine yayıldığına delalet eder. Bu denli uzun bir zaman kesitinde, yargıç, yanlılık izlenimi yaratacak her türlü eylem, işlem ve sözle arasına mesafe koymakla yükümlüdür. İzlenim yaratma yasağının kapsamına, öncelikle önyargı, adilliği zedeleyen eylemeler ve yorum yasağı girmektedir[26].

Hesap verilebilirlik-yargısal faaliyetlerin kamu ile paylaşılması:

Emsal yargı etiği kuralları, yargısal faaliyetler hakkında kamunun bilgilendirilmesini sıcak karşılamakta teşvik etmektedir. Bu, yargılamanın açıklığı, hükmün açık tefhimi ve hükümlerin temellendirilmesine matuf özel misyondan özerk, ondan öte yargının demokratik denetimini sağlamaya ve tahkim etmeye yönelik tamamlayıcı bir misyondur. Yargıçların kitle iletişim araçları vasıtasıyla toplumla buluşmasına veya sır ve gizlerin korunması kaydıyla kamuoyunun genel olarak bilgilendirilmesine cevaz verilmektedir. Böylelikle yargı, yedek denetim araçları üzerinden kamunun denetimine açılarak, saydamlık saygınlığın sebebine dönüştürülmektedir.

Basın ile ilişkilerde aslolan; açıklığın ihtiyaçları olup, davanın yazgısını değiştirecek ve etik açıdan muhakemeyi töhmet altında tutacak eylemlerden kaçınılmasıdır. Burada ifade özgürlüğü, yargılama ve hükmün ihtiyaçları arasındaki çekişmeyi kontrol edecek olan hiç kuşkusuz yargıcın kurumsal ifade özgürlüğü değil, yargılamanın deontolojik kaygılarıdır.

Ülkemizde, adliyeyi iletişim araçları üzerinden kamuyla buluşturacak, şeffaflık gereksinimini karşılayacak temsilcilikler mevcut olmakla birlikte, bunun sağlıklı ve doyurucu etkiye sahip olup olmadığı ölçülmemiştir. Ancak kritik bazı vakıalarda dil ve öz açısından başarılı yol izlediği söylenemez. Adliyedeki basın odalarına gönderilen yüzeyel birkaç paragraf veya cümle ile kamusal şeffaflık gereksiniminin giderildiği varsayılmaktadır. Geriye basının davaya ilgisinin yarattığı kişisel bir çaba kalmaktadır. Kişisel bu çabanın gayri resmi ilişkiler üzerinden edindiği haber, saydamlık ihtiyacını gidermek yerine teyidi kuşkulu haberlerle toplum buluşturulmaktadır. Dava sırasında veya dava sonunda hükmün ne anlama geldiği veya hukukun adalete, neden, nasıl döndüğüne ilişkin soruların optimum ve yetkili ağızlardan öğrenilme şansı yitirilirken, yargıcın kurumsal düşün özgürlüğü işletilemeyen mekanizma yüzünden akim almaktadır.

Yargıya ayna tutma hakkı ve sınırları:

Yargıçların mahkeme kararlarını eleştirme haklarını önleyen pozitif bir düzenleme bulunmamaktadır. Aksine yargı kararlarının en çok kullanılan malzeme haline geldiğini söylemek mümkündür. İçtihatlara bağlılığı hukuki güvenlik kaygısının ötesine taşıyarak kültleştiren sistemde içtihat eleştirisi neredeyse güçtür. Burada içtihat, hukuki güvenlikten bağımsız bir sadakat talep etmektedir. İçtihat, klasik işlevinden ziyade, onu vücuda getirenin tartışılmazlığına hizmet etmektedir.

İçtihadın yargıcın düşünce özgürlüğü önünde ciddi bir bariyer olduğunu söylemek mümkündür. İçtihadın, kaynağı ile yoğun ve yaygın ilişkisi içtihadı fazlaca kişiselleştirerek özel bir alınganlığı tetiklediğinin örnekleri vardır. Özellikle, son dönemlerde karşı oylara karşı geliştirilen özel içtihat türleri, yargıcı, hukuki güvenliğin kaygılarından bağımsız, hizaya getiren bir jargonla disipline ettiğine tanık oluyoruz.

Aba altından sopa gösteren paternal içtihadın, hukuku geliştirmeye özgülenen ayrıksı çabasına tepki vermekte, tutum takınmaktadır. İçtihadın, tedavül araçlarıyla yayılma yeteneğini geliştirmesi, hiyerarşik üst olma tutkusu ve sorgulanmayı reddeden tutumu, sıradan bir güç zehirleme varyantı olarak, düşünce özgürlüğünü tolare etme olasılığını zayıflatmaktadır.

Sınır ötesi (Tüm Rusya Konfederasyonu Yargılama etiği İlkeleri, 13 m.§4) etik kuralların da aşırıya kaçmamak ölçülü olmak kaydı ile doğru davranmak, hassasiyet göstermek ve saygıyı muhafaza koşuluyla mahkeme kararlarının eleştirel analize tabi tutulması mümkündür. Ancak bunun bir kara çalmaya dönüşmemesi gerekir. Söz konusu olan kararı yargı etiği, usul ve gerçeklik açısından bilimsel bir analize tabi tutarak atideki yargılamaların olası usul esas hatalarından arınmalarını temin etmektir.  Demokrasi ve hukuk karşıtlığının sisteme sızarak, yargı üzerinden kendisini idame ettirmeye yönelik teşebbüsün eleştiri, şikâyet ve itiraz hakkı ile deşifre edilmesi düşün özgürlüğüne açılan geniş alan ve marjlarla olasıdır.

İçtihadın bir ifade tarzı olarak, meslektaşlarının kararlarını yorumlarken itidalli olmak, doğruyu söylemek, saygılı olmak ve hassas eylemekle yükümlüdür. Bu odağında mesleği nezaket olan kamusal bir davranış üslubudur. Aynı şeyi diğer tecrübelere de teşmil etmek mümkündür. Açıklama özgürlüğü, kendisini camia arası tartışmalarla da tahdit etmektedir. Yargı teşkilatı sık sık meslek kursları, ihtisas ile AİHM kararlarını eksen alan toplantılar bakımından zengin imkanlar sunmaktadır.

Bu toplantı türevlerinde sıklıkla yargı tecrübelerine neşter atıldığı da gözlenmektedir. Özellikle tecrübeler üzerinden, soyutluğa ulaşma tartışmalarında, yargıcın, hüküm verme sürecinin iyileştirilmesini teminen, diğer yargıçların faaliyetlerini eleştirme hürriyeti kullanılabilmektedir. Mesele bu özgürlüğü kullanma biçimdir ve mesleki tartışma ve eleştirilere egemen olması gereken; ölçülülük dolayısıyla saygı ve doğruluk olduğunu unutmamak gerekir.

Hukukun, yapılmış hatalara basarak ilerlemesi, hukuki bu alanı kişisel ve kurumsal bir düşün alanına çevirmektedir. Hüküm verme prosesini iyileştirme ve süreç adaletini gerçekleştirmek, yargı içi dinamiklerin düşünsel özerkliğine gereksinim duyar. Hüküm verme sürecini iyileştirme, içe dönük eleştiriyi tahrik eden yegâne eden olarak öne çıkmaktadır.  Hüküm verme sürecini iyileştirmeye adanan bu rol ve işlev, nezaket kurallarıyla çevrili bir alana hapsedilmiştir.

Buradan bakıldığında eleştiri düşün özgürlüğünü geliştirmeye özgülenen göreli bir haktır. Hakkın mutlaklığını önleyen ise, etik ihlaller aracılığıyla yargılamayı ve hükmü zehirleme potansiyeline erişmesidir. Bilimsel çalışmaların düşün özgürlüğünün özgün alanı olması, karar ve uygulama hatalarını önemli bir malzeme haline getirmektedir. Burada eleştiriyi kısıtlayan ikinci eden, yargılamanın deontolojik kaygısıdır. Görülmekte olan davayı konu edinen eleştirilerin oldukça dikkatli olması, mümkünse eleştiriyi hükmün kamuyla paylaşılmasından sonraki zamana ertelemelidir. Spekülasyona neden olma riski yüksek bu alanda eleştirinin gezinirken olabildiğince dikkatli olması, yargılama ve hükümden uzak durması umulmaktadır.

Düşünce özgürlüğünün yargıcın hukuku kendiliğinden belirleme ve uygulama özerkliğini tehdit etmesi halinde, yargıcı bu haksız eleştiriye karşı koruyacak sıkı bir savunma mekanizması vardır. Etik kurallar, yargıcı yargıca ve diğerlerine karşı korumaktadır. Yargıç, yargısal faaliyetlerinin maniple edilmesi, yalan yanlış haberle kamuoyu nezdinde itibar kaybına uğratılmasından ötürü, geniş bir takdir marjına sahiptir.

Ülkemizde, yargıcın eylem ve işlemleri ile yargı faaliyetleri hakkında kamu ve basının haddinden fazla eleştirildiğini, yakın tarihteki örnekler üzerinden ifade etmek mümkündür. Basının kamuoyunu bilgilendirme sınırını aşan faaliyeti, basın yoluyla ikinci ve koşut bir yargılama yapılması sonucunu doğurmuştur. Gayri resmi bu yargılama tarzı, kürsü ve duruşma salonunu sevk ve idare edebilecek anları yakalamıştır. Özellikle, kamuoyunu yakından ilgilendiren davalarda, basının davayı markaja alması ve günlük malzemeye dönüştürmesi sorunlu bir alandır.

Kanun yolu seçeneği yerine yargıcı şikâyet yoluyla etkileme iradesini teslim alma, vekil ve asillerin sıklıkla denedikleri önemli bir engel ve kısıtlama halidir. Yargılama bütçesi gerektirmeyen ve anayasal şikâyet hakkını kötüye kullanan bu tarz, maliyeti düşük bir hak arama özgürlüğü olmayı sürdürmektedir. Şikâyetin reddi halinde veya ceza tertibine yer olmadığına ilişkin kararlara karşı hak mücadelesinin bakanlığın iznine tabi tutulması, yargıcı hak arama sisteminin dışına itmektedir.

Unutulmaması gereken hususlardan biri, yargıcın düşüncesinin kitle iletişim araçları aracılığıyla çarpıtılması, yanlış aktarılmasıdır. Bu sıradan gibi görünen ancak, düşünce özgürlüğü önünde ciddi bir engele dönüşme gizilgücü oldukça yüksek bir amildir. Yarattığı psikolojik etkiyle, yargıcı kitle iletişim araçlarından uzak tutarak özgürlüğün yardımcı araçlarla kitleye ulaşmasını önlemekle kalmaz, yargıcın içine kapanması, belirsizliğin yarattığı bir kaygı yaşamasına yol açabilir. Korku ve kaygı düşünce özgürlüğü önündeki en büyük tehdittir. Düşünce özgürlüğünün, basın ve yayın özgürlüğü ile girdiği bu çatışmadan, gücünü imkanlarından alan basının üstün çıkacağı tartışmasızdır. Bu yabana atılmaması gereken irade bozucu, yerine göre düşünceyi gizleme veya olduğundan farklı şekilde lanse etmeye zorlayan enterne ya da tahrif edicidir.

Rusya Federasyonu’ nda Yargıcın, basının çarpıtmalarıyla mücadele etmesi, yargıcın ihtiyarına terk edilmektedir. Yargıcın şahsında, düşünce özgürlüğünün korunması, yargıcın haksız ve ağır eleştiriyle etkili şekilde mücadele edecek yöntem araç ve olanakların mevcut olmasına bağlıdır[27]. Yargıç bu olanağı kullanarak, düşünce özgürlüğü önündeki engellerle hak ekseninde bir normatif mücadele vermesi mümkündür. Yargıcın eleştirel mücadelesinin de bir sınırı vardır ve bu sınırın aşılmaması, yani mücadelenin mesleğe ve yargıya zarar vermemesi için, eleştiri nezaket ve ölçülülük sınırlarının berisine çekilmektedir. Burada dikkatten kaçmaması gereken husus, mesleki imajın kişisel kaygıların hiyerarşik üstü olarak kabul görmesidir. Yargıcın, kendi ifade hürriyetine yönelen eylemi defederken, işgal ettiği statü ve makama zarar vermemesi esastır ve burada olası bir krizin yaşanmaması için, ödün vermesi gereken yargıçtır.

Rusya Federasyonu Yargılama Etiği İlkeleri, yargıç ile toplumsal eleştiri arasındaki ilişkinin sağlıklı ve güven temelinde kurulması ve sürdürülebilir hale gelmesi için her iki tarafa da yükümlülükler yüklemekte, onları uygun bir mesafede tutmaktadır. Bu bağlamda, mesleğin onur ve prestijinin korunma yükümlülüğü sadece yargıca ciro edilmemekte, yargıcın şahsında mesleğin ve yargının devasa ve etkili bu güç karşısında ezilmesini önlemek için, kurumsal bir kalkan da devreye sokulmaktadır. Buna göre, toplumsal eleştirilerin yargı erkinin imajını tehdit edecek bir nitelik ve debiye erişmesi halinde; mahkeme, adalet bakanlığı veya özerk adli makamlar basın servisleri aracılığıyla yayımladıkları açıklamalarla, mukabelede bulunabilmekte ya da tepki vermeyi tercih edebilmektedirler[28].

Bu tercih, bireysel korumanın kifayet etmediği ya da prestijin kendisini eleştiri ile peçeleyen toplumsal saldırıya maruz kalması haliyle mahduttur. Burada eleştiri hem objektif hem de sübjektif açıdan boyutlanmakta, içeriğini yargıçlık kurumunu ve yargıyı alacak kadar genişleyip derinleştiği için, devreye defansif yeteneği gelişmiş, kurumsal bir kalkan girmektedir. Kurumsal koruma mekanizması, caydırıcı performansıyla merkezi yargıç olan toplumsal düşünce özgürlüğünün, yaratacağı tahribata bir sınır çizerken esasında, yargıcın düşünce özgürlüğünün baskılanmasını etkin bir şekilde ve yargıcın arkasında durarak korumaktadır.

 Kürsü ve cübbenin düşünceyi peçelemesi:

Mahkemeyi temsil ile düşünce özgürlüğü arasındaki ince ve köklü yarışı sevk ve idare edecek etik ilkeler, kürsü ve cübbeyi sömüren her düşünce, eylem, işlem ve davranışı güvencelemekten kaçınmaktadır. Yansızlık ile düşünce arasındaki dengeyi korumak yargıcın ödevi haline getirilmektedir. (§39) Yargıcın düşünce özgürlüğünü temin eden yöntem ve araçlarla demokratik taleplerini dile getirmesi, demokrasiye katkı sunabilmesi bir haktır. Ancak bu hak cübbe ve kürsünün gücü ve sağladığı avantajlarla tahkim edilemez. (§48) Kürsü ve cübbeyi arkasına alan bir yargıcın, bu gücü ve olanaklarını kullanarak, düşünce özgürlüğünün sağladığı teminatlardan istifade etmesi mümkün değildir. Önemli olan yargıcın yansızlık değerlendirmesi ve kanısı değildir. Aksine toplumda yarattığı imajdır. İmaj halen yargıcı tanımlamada kendine düşen payı kullanmaya devam etmekte, yargıcı tanımlamada etkin bir rol üstlenmeyi sürdürmektedir.

Topluma Yanıt Hakkı ve istenmeyen yargıç

Toplumsal odaklarla demokratik kurum ve kuruluşların yargıyı eleştirme hakkı, yargıyı denetleme görev ve hakkının uzantısıdır. Yargıcın, yatay banttan gelen bu eleştirilerin insaf sınırlarını zorlaması yahut yargı erkinin imajını sarsacak bir nitelik ve debiye erişmesi halinde, yargıcın kişiliğiyle kamusal kimliği tartışmalı hale gelir. Yanıt hakkının kişiselleştirilmesi, abartılması yahut istismar boyutuna varması yargıcın belli bazı davalara bakması konusunda menfi bir intiba yaratabilir.

Kişisel veya politik düşüncelerin açıklanmasındaki özensizlik veya aşkınlık yargıcı belli bazı davalar için uygun ve kabul edilebilir kimlik olmaktan çıkarabilir. Yargının güvenirliği ile düşünce özgürlüğü arasındaki çıkar çatışması görevin layıkıyla icrası önünde bir devasa engele dönüşebilir. (§40) Tarafsızlık, düşünce özgürlüğünü her daim belli ölçütler üzerinden kontrol hakkına sahiptir. Yanıt hakkının, diğerlerini hiçe sayması, yargıcı özellikle bazı davalar açısından istenmeyen adam olarak ilanına sebep olabilir. Bu ihlalle mücadele, ilişki değerlerine sadakatle mümkündür.

Ülkemizde yargıcın düşün özgürlüğü ile yargıçlık etiği arasındaki ilişkinin hangi değerler üzerinden, nasıl ve ne şekilde kontrol edildiği merak konusu olmaktan çıkmıştır. Yargıcın susmayı yeğlemesi, bunu sorun olmaktan çıkarmıştır.

 Editörel Sorumluluk, Bilgiyi ve Kimliği Anonimleştirme, Müstearlaştırmanın Kapsamı, Kaynağı sorgulama ve misilleme yasağı:

İsveç, yargıcın düşünce özgürlüğünü temin eden geniş bir koruma ve teminat ağına sahiptir. (Paragraf 35) Yayınlardan editörün sorumlu tutulması, yayının kaynağını sorgulanmasını önleyerek, kaynağa kol kanat gererek, düşüncenin serpilmesini kolaylaştırmaktadır. Düşüncenin ceza tehdidinden vareste tutulması, yargıcın yargı ve hukuk eksenli çalışmalarını özgürce geliştirmesini temin edecektir.

Ülkemizde kaynağı mutlak olarak koruyacak bir güvenlik ağından yoksunluk, yargıcın, yazılanlardan ötürü sorumlu tutulmasını kolaylaştırmaktadır. Koruyucudan mahrum yargıcın, bu koşullar altında ülkenin yazgısını yargısal eleştirilerle etkileme ihtimal sıfırlanmaktadır. Editörlerin yazı üzerindeki fiili hakimiyetinin, düşün özgürlüğünün örtülü ve hatırı sayılır engeli olduğunu unutmamak gerekir.

Basın özgürlüğü, editörle sınırlanan bir sorumluluk aracılığıyla, güçlü bir temele yaslanmaktadır. Merkezileşerek, yoğunlaşan sorumluluk, yargıçların da içinde olduğu herkesi yaptırımdan uzak fikir cenneti sunmakta veya yasaksız bir iklimde üretmeye ve düşünsel varsıllığa teşvik etmektedir. Dikensiz bu gül bahçesi, özgürlüğü kullanan öznelerin markaj ve takibini, sorumluluğun yönünü değiştirerek önlemektedir. Bu müthiş bir avantajdır ve düşüncenin önünü temizleyen, engellerinden arındıran bir bakış açısıdır. Editörün kadiri mutlak olması ve mutlak bu yetkinin, onunla orantılı veya denk bir sorumlulukla karşılanması, düşünce özgürlüğüne paha biçilmez bir alan bahşetmektedir.

Anonimleştirme yükümlülüğü, sadece düşünceyi özgürleştirmekle kalmamakta, düşünce ve varyantlarını halk veya toplumla buluşturan mekanizme ve öznelerin tümünü de kapsamına alarak, sübjektif kapsamını hayli genişletmektedir. Düşünce ve tüketici arasındaki perdeyi aralayan veya perdeyi çeken her kim ise sıkı bir şekilde korunmaktadır.

Bu özgürlük, yayımlananlarla sınırlı değil, içine hiç yayımlanmamış yazıları ve bu yazıları muhafaza eden bilgi sağlayıcıları da almaktadır[29]. Bölüm üç, özgürlüğe hayat verecek mekanizmanın olası tüm güvenlik açıklarını teşhis etmeyi başarmış, yazıyı ve türevlerini vasıta kılan düşünce üzerinde egemenlik kuracak ve onu doğrudan yahut dolaylı olarak enterne edecek, olası riskleri bertaraf etmiştir. Öyle ki koruma kalkanı, editöre ulaşan veya sağlayıcıya ulaşmış her düşünceyi dokunulmaz kılarak, ilişilmezliği yer, zaman ve mekân üzerinden korumayı garanti etmektedir.

Dokunulmazlığın doruk yaptığı bu örnekte düşünce ve ürünlerine mahsus ilişmezlik, kaynağı sorgulama yasağıyla tahkim edilmekte, yasakla uyumsuz, bağdaşmaz veya çelişen her eylem karşısında bireysel hak ve yetkinin kötüye kullanılması yasağını bulmaktadır. Yazı ve yazarı ya da düşüncenin ifade formunu anonimleştirme, özgürlüğün, kendisini korumak ya da hayatta kalmak için bulduğu emsalsiz bir buluştur. Bu buluş, kaynak sorgulamayı yasaklamakla yetinmemekte, onu bir başka yasakla tahkim edip, bu sert eşiği aşan hak ve yetkiyi kötü niyetli olarak mimlemekte, kötü niyetli hak ve yetkinin sisteme sızması yaptırımla engellemektedir.

Misilleme yasağı İsveç Ombudsmanı tarafından geliştirilen bir teminat olup, bilgileri, anayasal araçlarla yayımlanmaları koşuluyla korumaya almayı taahhüt eden bir kalkandır.[30]. Anayasa’nın kabul ettiği araç ve yöntemlere yaslanan düşünce özgürlüğü, devreye giren otomatik güvencelerle korunmaktadır. Yargıç olsun olmasın herkesin düşüncesini, misilleme ya da kaynağı sorgulama yasağının vücuda getirdiği enstrümanlarla (anonim ve müstear adlarla) kitlelere güvenli şekilde ulaştırmasına olanak ve kolaylık tanınmaktadır. İdari ve adli takibatın, hafiyelik yaparak düşünceyi enterne etmesi ihtimal olmaktan uzaklaştırılmaktadır.

Misilleme yasağı, olabildiğince geniş sınırlara sahiptir. Korumayı kısıtlayan yegâne eden, korunan bilgiyi servis eden araçtır. Buna göre; anayasanın güvencesi altında olan ve araçlarla yayımlanmak koşuluyla, ifade edilen her düşünce korunmaya değerdir. Anayasal enstrümanlar aracılığıyla servis edilen, yayımlanan düşünce yaptırımlardan müstesnadır.

Yaptırım yasağı, içinde yargıçların da olduğu kamusal figürlerin taciz olasılığını bertaraf etmektedir. Anayasal enstrümanlar aracılığıyla ifade edilen düşünceyi, salt kullandıkları servis araç ve biçimlerinden ötürü takibe almak görevi kötüye kullanma suçu olarak tanımlanmaktadır. Misilleme yasağı, araç-düşünce özgürlüğü veya servis biçimi-düşünce arasında yoğun ve yaygın bir ilişki kurarak, düşünce karşıtlarını her türlü misillemeden koruyan, etkisi servis araçlarıyla sınırlanmış göreli ancak özgün bir savunma sistemine tekabül etmektedir. Buradan bakıldığında, misilleme yasağı, gücünü düşünceden ziyade, onu servis eden araçtan alsa da “genel bir koruyucu özelliğine[31]  atıf yapılan kapsayıcı ve etkili bir meşruluk haline tekabül etmektedir.

Yargıç bu sistemde, adını versin veya vermesin düşünce özgürlüğü kapsamındaki ifadelerinden ötürü adli ve idari takibata tabi tutulmaktan muaftır.

Suç ile düşünce arasındaki kadim çekişmede suç bir adım önde gitmekle birlikte, düşüncenin suç tehdidinin baskısından kurtulması veya suç iddiasının, düşünce ve yayma özgürlüğünü sömürmemesi, caydırıcı olmaması için yeteri kadar önlem alındığı görülmektedir. Bizde ise aksine düşünce özgürlüğünün başını her kaldırdığında karşısında yasayı sömüren bir tehditle karşılaşmaktadır. Bu olasılık yargıcın toplum yerine kendisiyle konuşması için yeterlidir.

Ceza tehdidine maruz kalma, eylemin hem Basın hem de Ceza Yasa’sının objektif kapsamında kalması gerekir[32]. Buradan bakıldığında, yargıcın düşüncesinden ötürü olası bir takibe maruz kalması, düşüncesinin her iki düzenlemenin yasaklarını çiğnemesine bağlıdır.

Sosyal medya ve yargıç/yargı ve hukukun kaderini tayin hakkı düşünce özgürlüğünün teminatı altındadır:

 Sosyal medya, yazılı ve görsel medyaya alternatif olma kapasitesi yüksek ve bilgi ve teknolojinin, bilişimle ittifakının vücuda getirdiği aktüel demokratik bir düşün arenasıdır. Kişinin gerçek ve sanal isimlerle dünya, küre ve ülke sorunlarını tartışmasına imkân tanıyan çağın agorası ya da arenasıdır. Yargıçların bu olanaktan yararlandıklarını söylemek mümkündür.  İlgi ile orantılı bir takip ve izlemenin varlığı basına düşen yargı kaynaklı haberlerle sabittir. İzin alamadığımız için, teşhis ve tanı bilgisinden uzak kalsak da bazı yargıçların buradaki düşünce, söz ve söylemlerinin cımbızlanarak yahut bağlamından koparılarak, disiplin iddiası olarak önüne konulduğu vakıadır. Yargıçların sosyal medyadaki yazı ve sözlerinin bu ve benzeri olgular üzerinden hatırı sayılır bir baskıya dönüştüğü izahtan varestedir.

Yargıçların olağanüstü dönemlerde, diğer zamanlardan farklı olarak, paylaşımları için risksiz alanları tercih etmeleri, düşün üzerindeki politik baskının yarattığı stresin geliştirdiği özgün bir savunma stilidir. Sıradan bir çalışma, deneklerin steril alanlarda yoğunlaştıklarını iktidara yakın yargıçların ise, demokratik tasavvurlarla yolunu ayıran tercihlerle sıkı bir ilişki yaşadıklarını görecektir. Bir kesimin özgürlüğü, diğer kesimin tutsaklığına neden olmaktadır. Güçle uyumun izlerini veya hukukla iletişimin riskli de olsa sürdürüldüğü bu paradoksun, her şeye rağmen inceltilmiş bir baskıyı ötelemeye özgülenmiş bir self kontrol formu olduğu unutulmamalıdır.

Litvanya’ da siyasi görüşlerin kamuya açıklanması herhangi bir siyasi ideolojiden etkilendiği izlenimi yaratmasından ötürü yasaklanmaktadır. (Litvanya’ nın doldurduğu anket dn 46) Burada doğrudan ve mesleki endişelerden özerk bir siyasi düşünce veya görüşün ifade edilmesi yansızlıkla bağdaşmaz bulunmaktadır. Açıklamanın, mesleğe yönelen ve geleceğini doğrudan veya dolaylı etkileyen hususlara ilişkin olması yasağın istisnasını teşkil etmektedir. Yakın zamanda bir yargı mensubunun sosyal medyada hayır oyu kullanacak kesimi suçlu ilan ederek soruşturma ile tehdit etmesi sapma olarak mimlenmiştir. Tehdit düşünce özgürlüğünün geliştirdiği olanak ve kolaylıklardan istifade edemez. Dolayısıyla konusu suç olan ifade, düşünce özgürlüğünü korumakla görevli düzeneğin teminatı altında değildir. Savcının toplumu tehdit etmesi, bu bakımdan düşünce özgürlüğünden müstesnadır. Dolayısıyla meslek mensubunun, vereceği oyu mesleği ile ilişkilendirerek açıklaması ile bundan soyut olarak kişileri tehdit eder şekilde ima etmesi aynı şeyler değildir.

Doğrudan siyasi demeçler verilmesi, yargıcın kişisel tercihi olmaktan çıkmakta, yargı camiasını ilgilendiren ve kapsayan bir soruna dönüşebilmektedir (UK Yargı Etiği Kanunu m.17). O halde sosyal medya hesapları, diğer çevrim-içi iletişim forumları ağ hesaplarının kullanılma amaç ve şekli ile iletişim içeriği ile meslek arasındaki bağın etik kurallar-düşünce özgürlüğü arasındaki ilişkinin niteliği ve debisinin belirlemesi açısından hayatidir.

Yargıç ve yargı otoritesini sarsan bilgilerin paylaşılması ve bu tür bilgilerin yorumlanması soğuk karşılanmaktadır. Burada itidalli olmaya zorlanan yorum ve bilgidir. Bu iki nesne veya bilgi formunun paylaşılması, yargıca ve yargıya olan güveni koruduğu sürece mümkündür. Paylaşılan her ne ise, bunun toplumun yargı ve yargıca yüklediği rol ve işlevi tehlikeye atacak ve özellikle bu iki oluşuma yüklenen prestije zarar vermesi, itidalin kırmızı çizgisi kabul edilmektedir. Yargıç her şeyi söyleyemez, paylaşamaz veya yorumlayamaz. Sosyal olgular hakkında, yorum, görüş ve genel davranışlarının da yasayla uyumluluğunun temini için bir çaba içinde olmakla yükümlüdür[33].

Burada düşünce özgürlüğünün, önyargı inşa potansiyeli törpülenerek, politik tutumların kendisini düşünce ile peçelemesi önlenmektedir. Yargının kaderinin yargıç tarafından belirlenmesi demokratik bir görev veya etik bir davranış olarak kabul görmektedir. Yargıcın yargı ve hukukun kaderini tayin hakkı düşünce özgürlüğünün teminatı altındadır. Almanya İdare mahkemesi, “eleştiri yapmayan hakimlerden toplum ve devletin yararlanmayacağını ifade ederken, yargıcı düşünmeye ve ifade etmeye özendirmektedir (§ 47). Eleştiri, ihtiyari olmanın ötesinde yargıç için yükümlülüğe dönüştürülmektedir.  Toplum ve devletin yargıçlardan yararlanması için onların yargılama ile yetinmemesi, aynı zamanda eleştirmesi de beklenmektedir. Yargıç misyonunu duruşma salonuna hapseden anlayış terk edilmekte, onun düşünce aracılığıyla eleştiri gücünden de yararlanılmak istenmektedir. Eleştirinin toplum ve devlet için kıymete dönüşebilmesi, onun kamu hizmetinin görülmesindeki geleneksel prensiplerle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir (Temel Kanun Madde 33§ 5)[34].

Kural, yargıcın eleştirileri yoluyla politik tartışmaların bileşeni olmasıdır. Burada politikanın ne olduğu sorusuna verilen yanıtın önemini de göz ardı etmemek gerekir. Politikanın ereği nedir sorusuna verilecek yanıt, yargıçla politika arasındaki mesafenin belirlenmesinde hayati bir rol üstlenecektir. Politikanın yurttaşın demokrasi yoluyla iktidarı kontrol etmesi ve kamu hizmetinin yurttaş yararına ve optimum şekilde yürütülmesi olarak tanımlandığında, yargıcın politika ile mesafesi daralacaktır. Siyasetin kamusal kaynakların yağmalanması ve kadroların ele geçirilmesi olarak tanımlanması halinde, siyasetçilerin yargıyı politikadan uzak tutmaları veya siyasetin aracına dönüştürmeleri muhtemeldir.

O halde politika ile düşünce açıklama özgürlüğü, görevin yansız ve tarafsız olarak yapıldığı ya da yapılacağına dair, toplum nezdinde bir imaj yaratılmış olması, güvene dayalı bir sermaye taşımaya bağlıdır. Siyasi faaliyette bulunma hürriyeti, toplum nezdinde biriken krediye bağlıdır. Bu kredisi olmayan veya tüketmiş bir yargıcın, politik bir tutum takınması ve geliştirmesi mümkün değildir. Hukuki düzene bağlılık ve tarafsızlık esastır ve bu iki esastan ayrılma intibaının yaratılmaması beklenmektedir. Burada yargıcın kendini nasıl konumlandırdığı değil, toplumun o yargıca yakıştırdığı veya toplum nezdinde yarattığı imaj ve intibadır.

Yargıcın görevini istismar yasağı, yargıcın kimliğinden yararlanarak görüşlerini pekiştirmesini kitlelere yayılmasını, kimliğini avantaja çevirmesini önlemeye yönelik bir buluştur. Saf bir düşünce özgürlüğü, mesleği prestije yaslanmamalı, mesleğini basamak olarak kullanmamalı, onu kişisel istikbalin sıçrama tahtası olarak kullanmamalıdır. Beklentilerinin kolaylıkla karşılanmasına vasıta yapmamalıdır[35]. Dahası politik kimliklerle dayanışmaya girmemeli ve politik kimliklerin hak arayışına imzasıyla veya yargıçlık kimliği ile açık destek vermemelidir[36]. Medya aracılığıyla yayımlanan ve siyasal iktidar yahut yürütmenin politik tercihlerinin bildiri, ilan veya açıklamalar yoluyla eleştirilmesinde, görev ile siyasi faaliyetlerin bağlantılı olduğu imajını yaratacak alameti farikalar kullanılması görev ve sıfatla bağdaşmaz bulunmaktadır[37].

Politik duruş, kimlikten özerk olmak, kişilik ile kimlik arasında bir iş birliği geliştirmekten sakınmak zorundadır. Yurttaş olarak silahsızlanmayı talep etmek mümkündür ancak, silahsızlanmayı yargıçlık kimliğinin teşhis ve tanınmasına yarayacak denli öne çıkarmak, başat hale getirerek savunmak hoşgörü sınırlarını zorlamak demektir[38]. Yargıç en nihayet bir tartışma yaparken yargıç olduğunu söyleme özgürlüğüne sahiptir ancak tanıtım biçimi bir avantaj yaratacak debi ve niteliğe erişmemelidir. Politik tartışmalara ve aktivitelere katılmayı kimliğiyle tahkim etmesi veya bu aktivitelerin kimlik aracılığıyla kolaylaştırılması ve içselleştirilmesi istismar yasağının ihlalidir.

Konusu suç veya hukuka aykırı olan eylemin övülmesini tartışan Aşağı Saksonya Disiplin Mahkemesi, bir hâkimin meslektaşlarının hukuka aykırı eylemlerini alenen övmesi hakimlik görevi ile bağdaşmaz bulmaktadır[39]. Burada düşünce özgürlüğüne geri adım attıran, dayanışmanın yargıç kimliğiyle, alenen ve hukuka aykırı bir eylemin övülmesine ilişkin dört nedene müstenit olmasıdır. Disiplin Mahkemesi, hakimler tarafından gerçekleştirilen eylemin, yargıçlar tarafından desteklenmesi tek başına ve her şeyden azade olarak etkileyici bulmaktadır. Burada altı çizilmesi gereken husus, yargıçlara haddinden fazla güven duyulmasından kaynaklanan etkileyicilikleridir. Güvenin, motive ettiği etkileyiciliği arkasına alan bildirinin, ablukayı ve yapanları savunması kabul edilemez bulunmaktadır. Yargıcın kolaylıkla toplumla buluşması, söz ve eylemlerinin kitleler üzerinden bıraktığı derin izler, düşünce özgürlüğünün disiplin kuralları tarafından dizginlenmesi ve enterne edilmesini kolaylaştırmaktadır.

Güveni yaranan salt yargıçlık değil, toplumun yargıca atfettiği yansızlığın ve bağımsızlığın vücuda getirdiği kıymet ve anlamdır. Bu kıymetin, kişisel beklentiler uğruna heba edilmesi, har vurulup harman savrulması kabul görmemekte, özellikle yargıçların konusu suç veya hukuka aykırılık olan eylemlere katılması ve bu katılımın desteklenmesi sıcak karşılanmamaktadır. İlanın muhatabı kitlenin seçkin olması, ilanın şekli önemsenmemekte, ilanın yargıçlarca kaleme alınıp yayımlanması yeterli görülmektedir.

Toplum ve devletin yargıçtan yararlanmasının sınırları, içine düşünme ve ifade etmeyi de alacak şekilde genişletilmektedir. Eleştirme özgürlüğü, düşünceyi takibe uğrama ihtimalini de bertaraf ederken, yargıcı politik alana çekerek ondan yararlanmanın kapılarını aralamaktadır. Burada düşünce özgürlüğü ve politik katılımın meşruiyeti güven bunalımı yaratmama koşuluna bağlıdır. Toplum nezdinde öznel ve nesnel yansızlığıyla ilgili akredite olmuş bir yargıç, politik faaliyette bulunma hürriyetine sahiptir. Akredite olmuş bir yargıç, politik faaliyetleri, yargıçlığı ile yargı arasındaki çelişkiyi minimize etmiş veya ortadan kaldırdığı konusundaki şüphelere son veren yargıçtır. Akredite olma, hem görsel hem de intibaı bir içeriğe sahip olmaya tekabül eder.

Güncel politik tartışmalar, yargıca tanınan avansın dışında kalmakta, düşünce özgürlüğüne zaman ve obje açısından konulan bir tahdide denk gelir.  Dolayısıyla yargıcın güncel politik tartışmalar ile yargıç arasındaki mesafe onun tarafsızlığına duyulan inancı tayin edici bir rol ve işlev üstlenir[40]. Sıcak politik tartışmalara dahil olmak, yargıcın bağımsızlığa ve tarafsızlığa gölge düşürmesi ya da onu örselemesi an meselesidir. Burada yargıcın kendisini yansız ve tarafsız olarak tanımlaması veya öyle lanse etmesi önemsenmemekte, güncel aktiviteler üzerinden anlaşılma, görülme ve konuşlandırılma biçimi nesnellikle ilgili tartışmaya biçim vermektedir. Hâkime düşen, kitle veya toplum nezdinde yarattığı intibadan başkası değildir. Görüntü veya algılama bu konudaki son sözü söyleyendir.

Gelecekte görülme gizilgücü yüksek bir dava ile ilgili politik düşünceler, yargıçla atideki dava arasında mutlak bir ilişkisizliği gerektirir. Yargıcın, yarattığı güven bunalımından ötürü böyle bir davaya bakamaz. Burada yansızlık güvenceleri, içine atiyi alacak denli genişletilmekte, zamanın araya girerek yükümlülükleri azaltması önlenmektedir. Hukukta zaman, umumiyetle teskin edici, uyuşmazlığı sonlandırıcı, unutturan ya da hafızayı zayıflatan bir rol ve işlev görürken, sıra yansızlıkla düşünce özgürlüğü arasındaki mücadeleye gelince, yansızlığın hafızasını korumaktadır. Politik kimliklere hayranlığını her defasında dile getiren bir yargıcın, politik kimliklerle ilgili muhtemel davalara bakmasına örselenen ve tazelenmemiş güven izin vermemektedir.

Bu satırların kaleme alındığı 21.02.2017 tarihinde bir yargı sendikasının genel sekreterinin, kendisiyle yapılan söyleşiden ötürü disiplin incelemesine tabi tutulması, yer zaman ve kişi ölçütleri baz alındığında kararı tartışmalı hale getirmektedir. Bu yargıcın geleceğini tayin hakkına yönelik ciddi bir kalkışmaya ya da böyle bir izlenim yaratmaktadır. Bacceria Kral Mahkemesi’nin alternatifini ortaya koyarken köşe bucak saklanması, kaçması, düşünce özgürlüğünün öldürücü baskısından kaynaklıydı.

Avusturya da yargı politikacıların fahişesidir şeklindeki söylemin tekrar edilerek, yargıyı satın alınabilir kurum olarak lanse ve ima etmek, güven zedeleyici eylem olarak tanımlanmıştır. İmparatorluk Marşının söylenerek, monarşinin savunulması görevle bağdaşmaz tutum olarak telakki edilmiştir. (§59) Düşünce özgürlüğü, suç işleme yasağı ve anayasal düzenin değiştirilmesi gibi temel parametrelerle çevrilmiştir. Özgürlüğün bu sınırlara dayanarak hudutların berisindeki hukuki yararı ağır bir şekilde tehdit etmesi önlenmektedir.

Halka açık etkinlik ve sivil toplum faaliyetleri:

 Halka açık etkinlik ve sivil toplum faaliyetleri yargıç için bir hak olarak kabul görmektedir. Bu da bir düşüncenin ifade ve yayılması hakkının önemli bir biçimi olarak kontrol altında tutulmaktadır. Yargıcın, statüsünü korumak ve tasarlanan yargıçlık modelini örselememek kaydıyla, yargıç halka açık etkinliğe katılabilir ve bir sivil toplum kuruluşu içinde yer alabilir. Bu iki formun ilişmezliğini istisnaya uğratan siyasi eğilimi olan organizasyonlar, dernek ve kurumlardır[41]. Siyasi eğilimi olan her türlü organizasyon, dernek ve kurumun bünyesinde yer almak, onların aktivite, toplantı veya etkinliklerine katılmak, yargıç yansızlığı ile bağdaşmaz bulunduğu ve taraf izlenimi doğurduğu için, dokunulmazlık kapsamının dışına çıkarılmaktadır.

Susma geleneği riski sıfırlamaktadır:

Öznel ve nesnel yansızlık, abartılarak ve bağlamından kopartılarak yargıcın devletle bağını güçlendiren örtülü ve etkin bir araca dönüştürülmüştür. Bağımsızlığa ve yansızlığa atfedilen anlamın yerelliğindeki ısrar yargıcı demokrasi ve toplumdan uzaklaştırmıştır. Yansızlık estetik değil, an estetik bir yargıç modelinin inşasında üzerine düşeni fazlasıyla icra etmektedir. Yargıçlık eğitimi bir devşirme alan ve aracı olarak kendine düşen görevi başarıyla gerçekleştirmektedir. Kamusal alan, ortak değer üreten ve paylaşan olmak yerine, tekçi geleneksel bir düzen inşasının kaynağı görünümündedir. Yansızlık ve bağımsızlık ideali, yargıcı gücün uzantısına dönüştürmekle yetinmemiş eş zamanlı olarak sıradanlaştırmıştır. Yargıcın devlet ağzıyla konuşması olağanlaşmış, yargıcın kendisiyle vedalaşması imkânsız hale gelmiştir. Bu düşünce özgürlüğünün önündeki ciddi bir engeldir. Görev ile düşünce özgürlüğü arasındaki çekişmenin, bu iklimin parametreleri gözetilerek değerlendirilmelidir. Yargıcın kendisini bu iklime fazlaca kaptırması devlet aklı ve diliyle konuşması, onu bazı görevlere uygun olmayan kişi haline getirebilir.

İsveç’ de bir kamu görevlisinin, İslam ve Nazizm hakkında görüşlerini açıkladıktan sonra mültecilerin entegrasyonu hakkında bir göreve gelmesi, tarafsızlığı tehdit eden bir potansiyel olarak telakki edilmiştir. Burada kişinin düşünce özgürlüğü, misilleme yasağı aracılığıyla korunmakla birlikte, görevin gerekleri ya da nesnellik yükümlülüğü düşünce özgürlüğüne tercih edilmiştir (§44). Ülkemizde düşünce özgürlüğü ile kamu görevini gerektirdiği tarafsızlık arasındaki çekişmenin, nasıl ve ne şekilde sonlanacağı belirsizdir ve belirsizliği yaratan politik iklimdir. Birçok meslek mensubunun, politik iklime göre daha atak ve rahat olmasına rağmen bir kısmının susmayı seçmesi, görevin gerektirdiği tarafsızlık için dezavantajdır.

 Toplumsal politik hareket, protesto ve dayanışmanın sınırı:

Federal Anayasa Mahkemesi, bir yargıcın meslekten atılan bir öğretmenin davası görülürken kamuoyuna yönelik sert dille kaleme aldığı ilana imza atmasını, imzasını unvanı ile tasdik etmesini davaya bakan hâkimi etkilemeye matuf bir eylem olarak tanımlamıştır (§51). Burada ölçüsüzlüğe sebep olan, kamuoyuna yönelik ilanın dili, davanın görülmekte olması ve yargıcın onayda kullandığı yargıçlık kimliğidir. Yargıcın birey olarak, haksızlıklarla politik bir mücadeleye girmesi olağan karşılanmakla birlikte sert, hakaret içeren, saldırgan ve tek taraflı bildirilere karşı mesafeli durması, görülmekte olan davaları etkileyecek denli bir kimlik sömürüsüne girişmemesi beklenmektedir.

Mesela Almanya’da Sovyet’lere karşı konuşlandırılan füzeleri protesto eden bir bildiriye 35 bin hâkim-savcı imza atmıştır. Ancak bunlardan ikisi, unvan ve görevlerini de belirterek politik bu tavırlarını resmi pozisyonu ile güçlendirdikleri kabul edilerek disiplin cezası almışlardı. (§53-54) Mahkeme kişisel politik tutum ve düşünceleri, yargıçlık kimliğinin sağladığı avantajlarla desteklenmesi, düşünceyi koruyan yararla bağdaşmaz bulunmaktadır. Politik düşünce, görülmekte olan davanın nesnellik talep ve idealini hükümden düşüren bir debiye erişmemelidir. Burada hâkimin kimliğine yönelik güven, hâkimin açıklamalarına itibarı kolaylaştırmaktadır. Hukuka aykırı eylemlerin övülmesi, itibar kaybı olarak telakki edilmiştir.

Özgürlüğe yönelen kalkışmalar, kurumsal koruma eşiğini artıran içtihatların yakın takibindedir:

AİHM özellikle Harabin/Slovakya davası ile kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının artan önemine bağlı olarak, yargıcın ifade özgürlüğüne yönelik olası bir müdahalenin yakın takibe alınması gerektiğini ifade eder[42]. İçtihadı önemli kılan artan kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının korunması düşüncesinin, yargıcın düşünce özgürlüğünü yok etme endişesinden kaynaklanır.

Bu misyon, yargı bağımsızlığını korumaya alan akıl ve gramere karşı yargıcı sıkı şekilde markaja almakta, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığına yönelen kalkışmaların, ifade özgürlüğünü kısıtlamasını önlemektedir.  Yargıcın düşünce özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı ile yargının bağımsızlığının itidalli bir uzantısı olarak telakki edilmektedir. Böylece, yargıç üzerinden yargıya yönelecek kalkışmalar büyüteç altına alınmaktadır. Baskıların, yargıcı vesayet altına alarak, kişisel özgürlüklerini kısıtlayan bir debiye ulaşması muhtemeldir. Yargı, yargıç düşüncesi üzerinden baskı altına alınabilir. Dolaylı ve psikolojik bu saldırının yarattığı dengesizlik düşünce özgürlüğü için sonun başlangıcıdır. Dolayısıyla saldırıların takibe alınması, bağımsızlığın düşünce özgürlüğü üzerinden kısıtlanma teşebbüsüne verilen önemli bir yanıt olmakla kalmamış, kurumsal koruma düzeyi içtihatlarla güçlendirilmiştir. İçtihat, sıradan müdahalelerle yargıcın düşüncesinin teslim alınması veya yansızlığın düşünceyi sömürme ihtimalini, her daim hatırında tuttuğunu açıklamaktadır.

İçtihat, herkeste olan özgürlüğün yargıçtan sakınılamayacağı kanaatindedir. Ve özgürlüğü korumada uyguladığı ölçüt ve ölçülerin burada da tatbikini arzulamakta ve gözetmektedir. Sosyal ihtiyacın, yansızlıkla hedeflenen erekle ölümüne mücadelesinde, son sözü somut olayın özelliğine ait olmakla birlikte, somut olay adaletinin özgürlüğün korunmasındaki rol ve misyonunu öne çekmeyi ihmal etmemektedir. (§65-66-67)

Açıklama hakkının, göreve sadakati ne denli ihlal ettiği meselesinin hallinde yargıcın statüsü, görev ve sorumluluğunun özgünlüğü belirleyici ölçüt olacaktır. Görev ve sorumluluk düşünce özgürlüğünden azade değildir ve bu ikili söz konusu olduğunda yansızlığın öne çıkması önem arz edecektir. Dolayısıyla yargıcın ifade özgürlüğü tartışılmaya başlandığında, masaya mutlaka ama mutlaka onun görev ve sorumluluğunun başat biçimi olan yansızlığının da davet edilmesi umulmaktadır.

Nesnel ve öznel yansızlık, düşünce özgürlüğünün rastladığında durması ve yol vermesi gereken bir sorumluluk, görev ve yükümlülüğe denk gelir. Onu saygın kılan, yargılamayı yabancılaştırmayı önleyen, hükmü yücelten ve saflaştıran işlevidir. Dolayısıyla yargıç hem kendisine hem de dışındakilere karşı özenle korunmalıdır. Sosyal ihtiyaç ile hedeflenen meşru amaç arasındaki dengeyi kontrol eden ve yöneten somut olayın özellikleridir[43]. Başvurucunun makamı, ifadelerin doğduğu bağlam ve yargıca uygulanan ceza belirleyiciliği[44] unutulmamalıdır.

Yargıca uygulanan cezanın niteliği ve şiddeti, düşünce özgürlüğünün istikbalini belirleyen bir parametredir. Cezanın debisi, caydırıcılık ile ıslah arasındaki kadim kavganın kimin yararına sonlanacağına ilişkin sorunun cevabını da verir. Cezanın şiddetindeki artış, düşünce özgürlüğünün kullanılması üzerinde yaratacağı haksız ve telafi edilemez baskı, hiç kuşkusuz düşünce özgürlüğünün haddinden fazla korunmaya değer hale getirecektir. Ceza burada yarattığı aşkınlıkla, salt ceza olmaktan çıkmış bir başka kulvarda korunan hak için ciddi bir tehlikeye dönüşmüştür.

Cezanın, muhakeme ve infaz veya disiplin hukuku ile korunan yararları sağlamaya elverişli olması, onun ihlal edilmesini meşrulaştırmamakta, bu korumanın diğer hukuki yararları zedelememesi beklenmektedir.  Hak ve özgürlükler, sorumluluk ve ödevlerle dengelenebilmesi, cezaların bu dengeyi koruma becerisini geliştirmesine bağlıdır. Ölçüsüz ceza, yasal olmakla birlikte düşünce özgürlüğünün cesaretini kırdığı ve yaşamını tehdit ettiği için meşruiyetini yitirmiş bir ihlal veya hukuka aykırılık biçimidir.

Düşünce özgürlüğünün hayali, hedef ve amacı ile suç ve cezanın ağırlığı arasındaki saldırmazlık anlaşmasını ihlal eden her kim ise, iki değer arasındaki tartışmanın kaybedeni de o olacaktır.

Belirleyici olan bir diğer husus yargıcın görev ve pozisyonudur. AİHM, Baka v. Macaristan davasında; düşünce özgürlüğü tartışılan yargıç iki farklı rol ve işlev üstlenmiştir.  Bu görevlerden biri Yüksek Mahkeme Başkanlığı diğeri ise Milli Adalet Kurulu Başkanlığıdır.  Bu iki sıfata sahip yargıç, yargıyı etkileyen bazı yasal ve anayasal reformlar hakkında görüş açıklamıştır akabinde, anılan kurulların yetkileri kaldırılmıştır. Konuyu irdeleyen AİHM, yargıcın üstlendiği rollerden hareketle, yargının yazgısını belirleyen konularda, çoklu rollerin taşıyıcısı yargıcın açıklama yapmasının hem düşünce özgürlüğünün kullanılması hem de görev ve sorumluluğun gereği olarak nitelemiştir[45].

Bu karar; yargı yöneticileri ile yargıçların hak ve özgürlüklerini koruma görevi üstlenenlere, yargı veya adli politikayı ifade özgürlüğü vasıtasıyla belirleme yetkisi vermektedir. Bu düşünce özgürlüğüne, görev tanımı aracılığıyla verilen önemli bir destektir.  İfade edilenler, düşünce özgürlüğü ve mesleği sorumluluğun birlikte ve ortaklaşa desteği ile kristalize olmuş, pekiştirilmiş bir dokunulmazlık inşa etmektedir. Böylece, yer, zaman ve konu bakımından kıyasıya yarışan ve kimi zaman düelloya dönüşen hak ve yükümlülük, bu olasılık tahakkuk ettiğinde yarışma yerini, odağında mesleki yükümlülük olan bir güç birliğine bırakmaktadır. Dolayısıyla yargıçlık ile diğer rollerin kesiştiği yer ve zamanlarda, ifade özgürlüğü ile yargıcın ilave rolü arasındaki bağ, daha önemli hale gelmekte, açıklama ve ifade etme hürriyeti bu çerçeveye oturtularak kıymetlendirilmektedir.

Açıklamanın konusu ile yargıcın misyonu arasındaki bağın yoğunlaşması, düşünce özgürlüğü için yakın tehlikeye delalet ederken, aradaki makasın açılması özgürlüğü rahatlatan bir işlev üstlenecektir. Yargı yetkisi ile tarafsızlığı sorgulanmasına vücut veren her ihtimal, koşut olarak yargıcın sorgulanma olasılığını gündeme getirecektir. Yargıcın kimliğini öne çıkararak mesleğini ilgilendiren düzenlemeler hakkında kamuoyu nezdinde yapılan tartışmalara katılmasının etik sapma olarak benimsenmesi (AİHM, Kudeshkina v. Rusya, para. 93. §71) düşünce özgürlüğünün ihlali olarak kabul görmüştür. Yargıç Kudeshkina ’nın mesleki konulardaki duyarlılığı[46], mesleğini koruma içgüdüsü ile hareket etmesi, ya da düşünce özgürlüğüne mesleğini ilgilendiren düzenlemelerden kaynaklı savunmaların damga vurması, sıradan bir açıklama olarak tanımlanmamış, aksine, görevin ifası ya da sorumluluğun yerine getirilmesi olarak değerlendirilmiştir. Burada mesleği sorumluluk, düşünce özgürlüğünü motive ederek, görüş beyanını hem sıradan olmaktan çıkarmış hem de göreve dönüştürmüştür.

Yargıç Kudeshkina yargıç bağımsızlığı ile tarafsızlığını tehdit eder boyuta erişen baskıya atıfta bulunması, yargıcın dile getirdiği ve toplumla paylaştığı kişisel bir kaygı değildir. Kaygıyı yaratan, kurumsal bağımsızlığın yargıçlar üzerinden aldığı tehdidin boyutlarının kazandığı ivmedir. Tehdit, yargı bağımsızlığı ile kamusal güveni hedef almaktadır. Her ikisi de yargıyı ayakta tutan fonksiyonel ögelerdir. Bunları aldığınızda yargı işlevini yerine getirmekte akim kalacak, sıradan bir kamu görevine dönüşecektir. Kudeshkina anılan kaygıyı taşıyarak hem meselenin boyutları hakkında kamuoyunu bilgilendirmekte, hem de röportaj yoluyla görevin motive ettiği reflekslerini kullanmaktadır.

Bu yargının yaşama tutunabilmesi için geliştirdiği kodlama biçimi veya içgüdüdür olarak da betimlenebilir ve sürdürülebilir bir yargı veya yargıçlık için konuşmak ve eleştirmek dikkat çekmek azaltılamaz veya ortadan kaldırılamaz bir ödevdir. Yerinde, zamanında konuşmak egzersize gereksinim duyar. Düşünce, koruma refleksinin tutunduğu en önemli referans ve araçtır. Nesnel yansızlık yükümlülüğü burada, savunma mekanizmasına yenik düşmekte, yargının hayata tutunma mücadelesi, olası hukuka aykırılıkları ihlal olmaktan çıkarmaktadır.

Yargıcın ifadeleri maddi çıkar, kişisel mağduriyet, husumet veya avantaj beklentisinin[47] yarattığı motivasyonun eseri midir? Yoksa toplum ve kamusal beklentileri karşılayan bir ihtiyaçtan mı kaynaklanmaktadır sorularına verilecek yanıt, düşünce özgürlüğünün kaderini tayin edecektir. İlkine verilecek olumlu yanıt, açıklamayı ihlale dönüştürürken, ikincisine verilecek olumlu yanıt, düşüncenin hukuka uygun hale getirecektir. Kuramsal bir tartışmanın, güncel örnekleri basamak yapması, görülmekte olan davaları etkileme gizilgüçleri yoktur ve AİHM, Baka v. Macaristan örneğiyle; başvurucunun açıkladığı görüşlerinin, mesleki bakış açısının ötesinde salt eleştiriye doğru gidip gitmediğini veya tek taraflı kişisel saldırı veya hakaret içerip içermediğini incelemiştir[48].

Ortada kişiselleştirilmiş belli yer ve zaman üzerinden öznelleştirilmiş bir saldırı veya hakaret içermeyen performanslar, hiç kuşkusuz yargıcın kişisel ve yerine göre kurumsal kimliğinin objektif kapsamında kalan ifadedir.

AİHM, salt siyasi beyanların, yargıcın düşünce özgürlüğünden alıkonma sebebi olarak kabulünden ısrarla kaçınır[49] ve her şeyin politik açıklamaya feda edilecek bir nesne olarak görülmesini ya da politik düşüncelerin yargı veya yargıcı zehirleme potansiyelinin önyargıya dönüşmesini önler.  Bunu da her iki hakkın yüzleştikleri yer ve zamanlarda, ifade özgürlüğünün kamusal yarar kaygısıyla sınırlanması gerektiğine ilişkin kuralı dar yorumlamak suretiyle gerçekleştirir. İfade özgürlüğünün obje itibarıyla kamu yararına verdiği desteğin boyutları ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin debi ve niteliği arasındaki çekişme, bu iki parametreyi tartan testle açığa çıkarılmaktadır. Kıran kırana mücadeleye sahne olan bu tartışmada, ifade özgürlüğü kamusal yararlara verdiği destek ölçüsünde görece veya mutlak bir koruma talep edebilmektedir. Böylelikle salt politik bir açıklamanın, deport edilme olasılığı elimine edilmekte, yargıcın kamusal yararı, düşünceleri aracılığıyla etkileme ihtimali canlı tutulmaktadır.

İfadelerin salt siyasi olması, düşünceyi savunmasız bırakmaz. Yansızlık beklentisi, düşünce özgürlüğünün yaşam alanını kısıtlayan pratikleri tahrik etmektedir. AİHM aşkın yorumlardan kaçınmak için, yargıcın ifade ve açıklama özgürlüğü ile kamusal yararlar arasında güçlü, yoğun ve yaygın bir bağ inşa etmeye çalışmaktadır. Bu form, yargıcın mutlak şekilde susmasını, kamu yararına aykırı kabul ederek, konuşmayı görece öneren bir güzergâhta sebat etmektedir.

İki uç arasında cambazlığa zorlanan yargıcın, dengesini kaybetmemesi için, müdahalenin orantılılığından yardım alınmaktadır. Wille v. Liechtenstein davasında, devleti yöneten birinin yargı dokunulmazlığı konusundaki görüşleri hukuki bir görüş açıklaması olarak ilişilmezlik kapsamına alınmıştır. (§73) Somut örnekler üzerinden ders veren bir yargıcın bu eylemi, düşünce özgürlüğünün korumasındaki salt bir politik görüş olarak telakki edilmemiştir. Anayasa hukuku derslerinin devleti sınırlayan doğası, yargıç öğretim görevlisine eyleyebileceği geniş bir alan bırakması, öğrenimin doğasının dayattığı bir hoşgörü olarak addedilmektedir.

Örneğin güncel ve somut olması, yargı dokunulmazlığının sübjektif kapsamına dair bir hukuki tartışmanın niteliğini değiştirmez. Hukuki tartışmanın politik özneler referans alınarak somutlaştırılması, dersi politik görüşlerin tartışma zeminine dönüştürmeyeceği gibi, yargıçları da örnekler üzerinden politik bir kimliğe tahvil etmez. Hukuki ve politik olanın kesiştiği ve yoğun bir ilişkiye geçtiği bu alan, anlatıcılar için haddinden fazla dokunulmaz bir yer inşa eder. Böylelikle, pratiğin kuramsal ve teoriye dönüşmesine olanak ve kolaylık tanınır. Aksi halde, büzülen hukuki arena, politik kaygıların tetiklediği fobilerin vücuda getirdiği çorak bir alan haline gelir.

Albayrak v. Türkiye davasında yargıcın suç örgütünün uzantısı addedilen basın yayın organlarını izlemesini, yargıcın bu örgütle ilgili yargılama yapmadığı sürece yansızlığı riske etmeyen düşünsel bir faaliyet olarak tanımlanmıştır. Yargıcın düşünce özerkliğinin maksimal sınırları konusundaki belirsizliği gidererek, yargıcın bilgilenme özgürlüğünün, görülen veya yakın gelecekte görülmesi olası bir dava olmadığı sürece korunması gerektiğini değerlendirmektedir (§76). Buradan bakıldığında, zaman, nesnellik kaygısı ile yargıç özgürlüğü arasındaki krizin aşılmasında son sözü söyleme kapasitesine sahiptir. Kriz, araya giren zamanla ya da düşünce özgürlüğünün nesnelliği sömürmesini büyük ölçüde önlenmektedir.

Albayrak Türkiye Davası’nın verdiği bir diğer mesaj, görülmekte olan davalar ile yargıcın tutum ve davranışı arasında kurulan ilişkinin kabul edilebilir somut bir argüman ve veriye dayanması gerektiğine ilişkin tespitidir.  Görülen veya görülecek olan davalardaki sevk ve idare görevinin, yargıcın tartışma yaratan ve kuşkulu bulunan tutum ve davranışı tarafından yönlendirildiği veya yönlendirileceğine ilişkin kuşkunun ispat edilebilir olması umulmaktadır. Güçlü bu beklentiyi karşılayan bir kanıt yoksa yargıcın ifade özgürlüğü, sanal yansızlık eşikleri aracılığıyla mutlak olarak ihlal edilmiş demektir.

Eldeki deneyimler düşünce özgürlüğünün objektif zeminini olabildiğince genişleten ve ceza yaptırımlarını büyük ölçüde zora sokan uygulamaları kollayan bir seyir izlemektedir. Ceza tahdidinin objektif ve sübjektif sınırlarını daraltan bu bakış açısı, yargıcın ceza tehdidi gölgesinde ömür tüketmesini bir nebze önlese de yakın zamanda, yargıçların sosyal medyayı kullanma ve ortamda bulunma haklarına çeki düzen verme arayışlarının dilendirilmesi, geçen zaman içinde, düşünce özgürlüğünün, yansızlığın aşırı yorumuyla disipline edileceğine ilişkin kaygıların işaretini vermektedir.  Yargıcın disiplin araçlarıyla aşırı çevrelenmesi veya çemberin haddinden fazla daraltılması, nerede duracağı kestirilemeyen bir belirsizliği de tetikleyeceğini unutmamak gerekir. Burada belirsizlik yargıcın kaygılarını artırırken, kaygı düşünceyi kontrol ederek kopuşa çağrı yapacaktır. Kaygının kontrolsüzlüğü iktidarın ipleri ele geçirmesinin görünüm biçimlerinden olduğunu unutmamak gerekir.

Cezanın ağırlığı, kesinliği ve hızlılığı gibi ölçütlerle düşünce özgürlüğü arasında yakın, yoğun ve yaygın bir ilişki vardır. Özgürlüğün bu ölçütler üzerinden hedeflenmesi caydırıcılığa altın çağını yaşatacaktır. Yargıçların kurum ve kuruluşların politikalarına yönelik eleştiri ve itiraz hakkının yazgısını belirlemede, caydırıcılık başat rol alacaktır. Sistemin düşünceyi kaynağına hapsetmesinde eleştiriye adım attırmamasında izlediği bu yöntemin, özgürlüğü otomatik bir baskıya maruz bırakacağını unutmamak gerekir.  Sosyal medyanın yakın takibe alınması ve savcıların düşünceyi iddianameyle enterne çabası, cezanın niteliği ve ağırlığından özerk caydırıcı bir etki ve sonuca sahip olduğu izlenimi vermektedir.

Sonuç:

Yargıcın nesnelliğinden neşet eden sorumluluğu ile yargıcın düşünce özgürlüğü arasındaki yarışın nerede duracağını kestirmek mümkün değildir. Ancak normatif düzenlemelerle onları yorumlayan pratikler, yaşananlar üzerinden soluksuz bu yarışın hangi parametreler üzerinden ve kimin yararına nasıl ve ne şekilde sonlandırılması gerektiğine dair bir argüman sunmaktadır.

Beliren tecrübeler, yargıcın görevinden kaynaklı sorumluluklarının nesnellik odaklı bir alınganlığa neden olduğu, anılan alınganlığın yarattığı hukuksal fobi ve stres, düşünce özgürlüğü üzerinde ciddi bir baskı yaratmaktadır. Mahkeme pratiklerin özünde bu baskının meşruiyetini ölçme ve değerlendirmeye özgülendiği gözlemlenmektedir.

Mahkeme geliştirdiği testle, iki veya çoklu değerlerin karıştığı ya da müdahil olduğu bu tartışmada, korunması gerekenin ne olduğunu tayin etmektedir. Dolayısıyla değerlendirme ihlale veya ihlal kuşkusunun aşılmasında birçok parametreden beslenmektedir.

Yansızlık ve bağımsızlık, evrensel değerlerle bağını kopardığında, düşünce özgürlüğünü kısıtlayan baş edilemez, güçlü bir engele dönüşür. Düşünce özgürlüğü ve türevlerinin yansızlıkla değerlerden kopuk bir ilişki inşada ısrar etmesi yargıcın düşünceyi sömürmesi manasına gelir.  Böyle bir olasılığın varlığında, Mahkeme’nin savunma sistemi devreye girmekte, aşınan yansızlığın etki ve sonuçlarını verdiği kararlarla önlemektedir.

Ancak bu sonuca varmada, yargıcın düşünce özgürlüğüne yönelen her davranışı büyüteç altına almakta, onun, elini kolunu sallayarak hiçbir engelle karşılaşmadan düşünce özgürlüğünün yaşam alanını kısıtlamaması için özel önlemler almaktadır.

AİHM olası ihlal kuşkularını değerlendirirken hiç kuşkusuz ülkelerin yargıç nesnelliği ile düşünce özgürlükleri arasındaki ilişkileri düzenleyen, dengeleyen ve koruyan hükümleri düzeneği, dizgeyi gözetmekte, bu hükümlerin ardındaki gelenek ve aklı da dikkate alarak, ülkelerin öznel, özgün ve özerk bir düşünce özgürlüğü ve yargıç nesnelliği anlayışı geliştirmelerine de saygı duymaktadır.

Yansızlık ve bağımsızlığı haddinden fazla misyon yüklenmesi, yargıcın yurttaş olarak demokratik tahayyül ve tasavvurlara düşüncesi aracılığıyla katkı sunmasını engelleyeceği unutulmamalıdır. Yansızlığın sömürülmesi yargıcı devletleştirmenin, dar bir alanda toplum karşıtlığına dönüştürmesinin enfes bir buluşudur. Yargıç, yansızlığı ile düşüncesi arasındaki dengeyi korumak için yeteri kadar olanak ve kolaylığa sahiptir. Kamusal alanda şekillenen yargıç kimliğinin, toplumsal kişiliği peçelemesi, yargının demokratik geleceğinin en büyük düşmanı olmakla kalmayacak, yargıcı düşüncesinin düşmanına evirecektir.

Evrensel rezerv, iç hukukun yargıç düşüncesi ile yansızlığı arasındaki çelişkiyi ölümcül bir düelloya dönüşmemesi için yeteri kadar değer içermektedir. Bu değerler üzerinde ilerleyen bir yargıç, yansızlığın tutsağı olmak yerine özgürlüğün koruyucusu olacaktır. Kendinde olanı topluma vermek, yargıcın zulasında ne taşıdığına bağlıdır.

Anayasal kriz anlarında yargıcın yargı ve hukukun kaderini tayin etme, toplumun belirli usullere tabi olarak geleceğini tayin hakkı için aydınlatma görevini üstlenmesi ödevdir, özgürlüktür. Devlet ve toplum arasındaki krizde toplumdan yana tavır alması yargıcın düşünce özgürlüğünü güven bunalımına yol açmadan kullanmasına bağlıdır. Hakaret, aşağılama ve türevleri düşüncenin açtığı özgürlük alanından istifade etmeyi denememelidir. Yargılama sorumluluğu ile yargının geleceğini tayin hakkı arasındaki yarışı kontrol edecek olan evrensel değerlerdir.

Yargıcın medya ve türevleri üzerinden toplumla iletişime geçmesinin, hali hazırda iddianame ve disiplin takibatının altında olması, düşün özgürlüğünün gelişmesi önünde ciddi bir engeldir.

[1] Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu, Yargıçların İfade Özgürlüğü, (Venedik, 19-20 Haziran 2015) http://yarsav.org.tr/resimler/filemanager/venedik-raporu2015_1.pdf (Erişim 22.02.2017) Çalışmamız bu raporun belli paragraflarındaki görüşleri, paragraf numarasını göstererek buradan alıntılamıştır.
[2] AİHM, Bay Baka’nın görev süresinin sonlandırılmasına ve yeni Kuria’nın başkanlığına seçilemeyecek biçimde getirilen kriterlilere ilişkin yasa değişikliği önerilerinin başvurucunun yargıyı etkileyen yasal reformlara dair görüşlerini kamuoyuna duyurduktan sonra Parlamentoya sunulduğunu ve sunulduktan çok kısa süre sonra da kabul edildiklerini gözlemlemiştir. Bundan başka, Milli Yargı Başkanı’nın görevlerinin yeni Kuria Başkanı’nın görevlerinden ayrılmış olmasının tek başına Temel Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte Bay Baka’nın seçilmiş olduğu görevin fonksiyonlarının sona ermesi anlamına gelmediğini vurgulamıştır. Son olarak, ne başvurucunun görevlerini yerine getirebilme yeterliliğinin ne de mesleki davranışlarının Macar makamları önünde hiçbir zaman incelenmediğini tespit etmiştir.
Bu nedenle AİHM, olayların bütün olarak meydana geliş şeklinden, başvurucunun, görev süresinin erken sonlandırılmasının Yüksek Mahkemenin yeniden yapılandırılmasının bir sonucu olmayıp, YM Başkanı iken yapmış olduğu eleştirilerin bir sonucu olduğu iddiasını kanıtladığı sonucuna varmıştır.
Müdahalenin haklı olup olmadığını incelerken AİHM, öncelikle başvurucunun ifadelerinin kamuyu ilgilendiren konulara dair olduğunu (yargı sisteminin işleyişi, hâkimlerin bağımsızlığı ve görevden alınamaması, hâkimlerin emeklilik yaşı), bunları ifade etmenin başvurucunun yalnızca hakkı değil aynı zamanda görevi olduğunu; başvurucunun seçildiği zamanki düzenlemelere göre, bitimine üç buçuk yıl varken görevine son verilmesinin ciddi maddi sonuçları olduğunu; böyle bir yaptırımın, ifade hürriyeti üzerinde “soğuk etki” (chilling effect) yapabileceğini, bilhassa yargısal görevlerini kaybetme korkusuyla hâkimleri, kamu makamlarını ve politikaları eleştirmekten caydırma riski taşıyabileceğini; son olarak da başvurucunun görev süresinin erken sonlandırılmasının Macar mahkemeleri tarafından etkili bir yargısal denetime tabi tutulmadığını tespit etmek suretiyle, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığına karar vermiştir.
[3] AİHM, Eskelinen kriterleri bağlamında bir memurun 6. madde kapsamındaki korumadan hariç tutulabilmesi için iki kriterin karşılanması gerektiğini hatırlatmıştır. Buna göre iç hukukta yargı yolunun açıkça kapalı olması ve bunun haklı gerekçelere dayanması gerekir.
AİHM daha sonra Sözleşme’nin 6/1. maddesine ilişkin ilkeleri (bir unsuru da erişimi içeren “mahkeme hakkı” olduğunu, bu hakkın mutlak olmayıp sınırlandırılabileceğini, ancak sınırlandırmanın hakkın özüne dokunamayacağını ve sınırlamanın meşru bir amaçla yapılması gerektiğini, öngörülen amaçla kullanılan araç arasında makul bir ölçülülük ilişkisi olması gerektiğini) önceki kararlarına atıfla sıralamıştır.
AİHM, somut olayda Macar hukuk sisteminin, YM hâkimleri ve başkanı için mahkemeye erişim hakkını açıkça kapatmadığını tespit etmiştir. Başvurucunun görev süresinin sona ermesi Temel Kanun’a konan bir hükümle gerçekleştiğinden ve bu işleme kaşı, anayasa şikâyeti de dâhil, yargı denetimi mümkün olmadığından, başvurucunun mahkemeye erişiminin engellenmiş olduğunu gözlemlemiştir. Zira iç hukuk tarafından bir görev (post) ya da memur kategorisi mahkemeye erişim hakkından açıkça mahrum bırakılmadığından, Eskelinen kriterlerinden ilkinin karşılanmadığı sonucuna varmıştır.
Öte yandan birinci kriterin karşılandığı farz edilse bile, AİHM’e göre, Hükümet, başvurucunun görev süresinin erken sonlandırılmasıyla başvurucuyu Madde 6’nın güvencelerinden hariç tutmayı haklı gösterecek biçimde argümanlarını ortaya koyamamıştır. Oysa kamu yararı nedeniyle adil yargılanma güvencelerinden hariç tutulmanın haklılığının objektif biçimde gerekçelendirilmesi gerekirdi.
[4] Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu), Yargıçların İfade Özgürlüğü Raporu, Venedik, 19-20 Haziran 2015, 8. P.
[5] Ayrıntılı açıklama için bkz. Gülriz Uygur, Hukukta Adaletsizliği Görmek; Türkiye Felsefe Kurumu, 2013
[6] 11.paragraf
[7] Rapor, 23 p.
[8] Rapor, Paragraf, 40
[9] Rapor, 40. Par.
[10] Rapor, 43 par.
[11] Rapor, 43 par.
[12] Rapor, 46 Par.
[13] Rapor, Paragraf 30
[14] Rapor, paragraf 18.
[15] Rapor, 19 P.
[16] Rapor, 20 p.
[17] Bu konudaki en çarpıcı ve gözde örnek, Savcı Kayasu’ nun 12 Eylül 1980 darbesini tahkikata uğratma teşebbüsünün, hizmet içi ve dışı resmi sıfatın gerektirdiği saygınlıkla bağdaşmaz bulunmuştu. AİHM de tartışmaya konu edilen bu işlem, Kayasu v Turkey 13 Kasım 2008 tarihli dava ihlale konu olmuştur.
[18] Rapor, par 76; dipnot,82
[19] Kudeshkina v. Rusya. Para 87; Rapor par. 78;
[20] Rapor, 27 paragraf
[21] Rapor, 21p.
[22]Rapor, 24 p.
[23] Rapor, 26 p.
[24] Rapor, 26 p.
[25] Rapor, 26 p.
[26] Hırvatistan Yargı Etiği Yasası; madde 12; par.28
[27] Rapor, 24 p.
[28] Rapor, 24 p.
[29] İsveç Basın Özgürlüğü Kanunu, Bölüm 3; rapor par. 35
[30] Rapor, 36 par.
[31] Rapor, par 36
[32] Basın Özgürlüğü Kanunu 7 Bölüm, Madde 4; Rapor par.38
[33] Hırvatistan Yargı Etiği Yasası, madde 12; par.28
[34] Rapor par, 47
[35] Mesela, bir hâkim Alman Komünist Partisi adayı olması sebebiyle meslekten atılmış olan bir öğretmenin gazetede yayımlanan bir ilanında yer alması nedeniyle bölge yüksek mahkemesi başkanı tarafından disiplin cezası ile cezalandırılmıştır. Rapor, par 50
[36] Aralarında hâkimin de bulunduğu imzacıların, meslekten atılan öğretmenle dayanışmalarından başka öğretmen hakkında anayasa uyarınca görevine iadesini teminen görevli mahkemeye dilekçe yazılması ve hâkimin ilandaki imzasının yanına resmi sıfatını ilave etmesi cezalandırmayı gerektirmiştir. Rapor par 50
[37] İçtihada konu olayda bir hâkim ve savcı mahkeme başkanı tarafından disiplin cezasına çarptırılmıştır. Ceza alan hâkim ve savcı, Sovyetler Birliği’ne karşı korunmak amacıyla Alman topraklarında füzelerin konuşlandırılmasıyla ilgili bir gazete ilanında yer almışlardır. İlanın başlığı şöyledir “Lübeck yargı çevresindeki füzelerin yayılmasına karşı olan 35 yargıç ve savcı” İlan metni, füzelerin konuşlandırılmasının açıkça anayasaya aykırı olduğunu belirtmekteydi. Bildiri Kuzey Almanya bölgesinin 35 hâkim ve savcı tarafından imzalanmıştı. Anılan hâkim ve savcılar isimlerinin yanına resmi pozisyonlarını da yazmışlardı. Rapor, 53 par.
[38] Federal İdare Mahkemesi anılanların özellikle makamlarını ön plana çıkardıklarını, bu tavrın anılanların kamuoyu ile ilişkilerinde görevlerini bağımsız yürüttüklerine ilişkin bir güven krizi yarattığını vurgular ve Federal Anayasa mahkemesi de yargıç ve savcılara verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünü ihlal etmediği kanaatine varır.  Federal Anayasa Mahkemesi, 6 Haziran 1988, 2 BvR 111/88; Federal İdare Mahkemesi, 29 Ekim 1987, 2C72/86 Rapor Par 53
[39] Bu davada, hâkime disiplin cezası verilmemesine rağmen, yükümünü ihlal ettiğinden bahisle üst yargıç tarafından uyarılmıştır. Söz konusu hâkim, gazete ilanını imzalayan 554 meslek mensubundan biriydi. İlan Alman topraklarında Amerika Birleşik Devletleri’nin füze deposuna erişim yolunun kapatılmasını konu edinen bir bildiriydi. Abluka hakimler tarafından gerçekleştirilmişti.  İlan, protestocuların suçlanmasını eleştiriyor ve suçlanan hakimlerle dayanışmayı deklare ediyordu. Aşağı Saksonya Disiplin Mahkemesi, ilandaki ifadeleri protestocuların, hukuk dışı tavırlarının onaylandığı şeklinde değerlendirdi ve kabul edilemez buldu. İlan metni ablukayı ifade özgürlüğü ile korunan meşru ve hukuki bir eylem olarak lanse ediyordu. Disiplin Mahkemesine göre, ilanın genellikle eğitimli kişilerin okudukları bir gazetede yayımlanması önemli değildi, çünkü hukukçu olmayan okuyucular hakimlerin açıklamalarından etkilenmeye açıktılar. Bir hâkimin meslektaşlarının hukuka aykırı eylemlerini alenen övmesi hakimlik görevi ile bağdaşmazdı (Aşağı Saksonya Disiplin mahkemesi; 14 Eylül 1989, DGH 1/89) Rapor, par.56 ve 57
[40] Rapor, par 48
[41] Rapor, paragraf 27
[42] AİHM Harabin v Slovakya 62584/00 29 Haziran 2004; Rapor, par.65
[43] Rapor, Par 66
[44] Rapor, par, 67
[45] Baka v Macaristan; Rapor, par, 70
[46] Kudeshkina v. Rusya davasında, başvurucu, Moskova Şehir Mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından verilen röportajda, “yargıçlar üzerinde baskının olağanlaştığını”, “yargı bağımsızlığı ve kamusal güvenin sürdürülebilir olması için kaygı verici durum ve problemin ciddiyetle” ele alınması gerektiğini ileri sürmüştür. AİHM röportajda açıkladığı düşünceleri nedeniyle hâkimin görevine son verilmesinin onun ifade özgürlüğünün ihlali olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme’ye göre, başvurucu demokratik bir toplumda kamuyu ilgilendiren çok önemli bir konuyu özgürce tartışmış ve söz konusu bu siyasi konuşmanın “10.Madde kapsamında özel korumaya tabi olduğunu” hatırlatılmıştır. Rapor, Par, 74
[47] Kudeshkina v. Rusya para, 95; Rapor para. 75
[48] Rapor, para.77; dipnot, 81
[49] Paragraf, 72

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

0

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan ve 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi‘dir. 5 Mayıs 1949 tarihinde 10 Avrupa ülkesinin bir araya gelmesiyle oluşturulan Avrupa Konseyi, insan hakları ve özgürlüklerinin devletlerce korunmasına ve geliştirilmesine vurgu yaparak insan haklarına saygı yükümlülüğünü üyelik koşulu olarak belirtmiştir. Sözleşme bu kapsamda imzalanmıştır.

Sözleşme insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini amaç edinir. AİHS hazırlık aşamasında Avrupa’daki demokratik rejimlerin devam ettirilmesi açısından gerekli olan asgari hak ve özgürlükleri güvenceye alarak işe başlamış, zamanla insan hakları listesini genişletmiştir. AİHS ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan çok sivil ve politik hakların korunmasına öncelik vermiştir. Bu sözleşmeyi sosyal ve ekonomik hakları içeren ‘Avrupa Sosyal Şartı’ izlemiştir. Türkiye 10 Mart 1954’te sözleşmeyi onaylamış, 28 Ocak 1987’de de bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir. AİHS, 45 Avrupa Konseyi üyesi devletin 44’ü tarafından onaylanmıştır.

Sözleşme insan haklarını uluslararası düzeyde güvence altına alır. Sözleşmeyle birlikte bölgesel bir koruma sistemi yaratılmıştır. Sözleşme insan haklarını ulus devletlerin içişleri olmaktan çıkarmakta ve devletlerin işledikleri insan hakları ihlallerinin uluslararası alana taşınmasına imkan tanımaktadır. · Sözleşmenin getirdiği ‘devletler arası başvuru’ ve ‘ bireysel başvuru’ yoluyla sözleşmeye taraf devletler ve bireysel başvuru hakkına sahip olanlar (şahıslar, şahıs toplulukları, STK’lar) sözleşmeye taraf olan bir devlete karşı, sözleşmede bulunan hak ve özgürlükleri ihlal ettiği gerekçesi ile AİHM’de dava açma hakkına sahiptirler. AİHS sadece kendisini onaylayan devletler için bağlayıcıdır. AİHS hukuk tekniği açısından uluslararası bir anlaşmadır ve sözleşmeye taraf olan devletler bakımından bağlayıcı sonuç doğurur. · Sözleşme insan hakları ve özgürlüklerinin korunması amacıyla bir denetim mekanizması oluşturdu. Denetim sistemi, yürürlüğe giren 11. Protokol ile tek mahkeme sistemine dönüştü. · AİHS, uluslararası alanda insan hak ve özgürlüklerinin korunmasının en önemli hukuksal aracıdır.

2 Eylül – Hukuk Takvimi

0
2 Eylül - Hukuk Takvimi
2 Eylül - Hukuk Takvimi

2 Eylül – Hukuk Takvimi

1812  Yeni Zelandalı siyasetçi ve  devlet adamı William Fox doğdu. (Ölümü: 23 Haziran 1893)Durham School ve Wadham College’i bitirdikten sonra Oxford’da hukuk okudu ve avukat oldu. Yeni Zelanda’nın İngiltere’den özerkliğini artırma çalışmalarında bulundu ve 1951’de Londra’da yatığı temaslar sonuç verdi. Ülkeye yönetsel özerklik verilmesi yolundaki çabalarıyla Yeni Zelanda’yı iç işlerinde bağımsız kılan 1852 Anayasası’nın biçimlenmesine katkıda bulundu ve 20 Mayıs 1856  ile 8 Nisan 1873 arasında dört dönem başbakanlık yaptı.
1826

Osmanlı Devletinde Zabıta Teşkilâtı kuruldu.

1862  Leh avukat ve politikacı Stanisław Narutowicz doğdu. (Ölümü: 31 Aralık 1932) Kiev Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Polonya öğrenci çevresine katıldı ve bir yer altı sosyalist-devrimci partiye katıldı. 1917 Vilnius Konferansı sırasında birincil hedefinin “Etnik Litvan topraklarında bağımsız bir Litvanya” olduğunu belirtti. Almanya karşıtı bir tutum aldı. Aynı yıl Litvanya Konseyi‘ne katıldı. Litvanya Bağımsızlık Yasası‘nın yirmi imzacısından biri oldu.  31 Aralık 1932’de Kaunas’ta intihar etti. 

Stanisław Narutowicz
1885  ABD’nin Wyoming eyaletine bağlı Rock Springs’de “Rock Springs katliamı” gerçekleşti.  Sendikalaşmaya çalışan 150 beyaz madenci ucuz işgücü olarak kullanılan Çinli maden işçilerine saldırarak 28 işçiyi öldürdü. Rock Springs’te yaklaşık 150 beyaz madenci ve 331 Çinli madenci bulunuyordu. İsyanı izleyen günlerde, Rock Springs’te hayatta kalan Çinli göçmenler bölgeden kaçtılar. ABD ordusu 9 Eylül 1885’te, duruma müdahale etmek zorunda kaldı. Çinliler geri döndüğünde 78 Çin evinin yandığı görüldü. Olaylardan sonra 16 kişi tutuklandı. 7 Ekim 1885’te tutuklular serbest bırakıldı ve Jüri tarafından suçsuz bulundu. Şiddet olaylarından ötürü hiçbir kişi ya da kişi hüküm giymedi, linç ve katliam cezasız kaldı.

1925  Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ve memurların şapka giymesine karar verildi. Mustafa kemal Atatürk, Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’teki nutkunda türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermişti; “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun 30 Kasım 1925’te çıkarıldı.
1938 

Hatay Millet Meclisi açıldı. Tayfur Sökmen devlet başkanı seçildi. 27 Ocak 1937 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletler Cemiyeti toplantısında, Hatay’ın bağımsızlığı kabul edilmiş ve Hatay Cumhuriyeti Anayasası, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil tarafından hazırlanmıştı.

1944 

Türkiye’deki Alman dışişleri memurları gözaltına alındı

1945  Tokyo Körfezi’ndeki Missouri ZırhlısındaJaponya‘nın teslim antlaşması; (Japanese Instrument of Surrender)  Japon İmparatorluğu ile Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti, Büyük Britanya, Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, SSCB, Avustralya, Kanada, Fransa, Hollanda Krallığı ve Yeni Zelanda arasında imzalandı. Antlaşma II. Dünya Savaşı’nın sona erdirdi. Japonya’nın yönetimi General Mac Arthur’a devredildi. ABD Başkanı Truman, İkinci Dünya Savaşının sona erdiğini ilan etti. Çatışmalarda 400.000’den fazla Amerikalı ve dünya çapında 65 milyon civarında insan ölmüştü.
1945  VietnamFransa‘dan bağımsızlığını ilan etti. Ho Chi Minh yeni kurulan Kuzey Vietnam Cumhuriyeti’nin başkanlığına seçildi. Fransız, Japon ve Amerikan emperyalizmine karşı Vietnam Devrimi’nin önderliğini yapan Ho Chi Minh,  1969 yılında öldü. 
1947  İstanbul Emniyeti Kaçakçılık Bürosu Şefi, işkence suçundan mahkûm oldu. 
1949  Hukukçu, bürokrat, siyasetçi ve akademisyen Mehmet Cemil Bilsel yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1879, Şam) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Kudüs’te, Evkaf müdürlüğü yaptı ve Selahaddin Eyyubi Külliyesini kurdu. 1908-1914 arasında İstanbul Darülfünunda Devletler Genel Hukuku dersleri verdi. Cumhuriyetin ilk yükseköğrenim kurumu olan Ankara Hukuk Mektebi’ni kurmakla görevli komisyonda “reis vekili” olarak katıldı ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi kurulmasına önemli katkılarda bulundu. Kurumun ilk dekanı olarak görev yaptı.

1933 yılındaki Üniversite reformundan sonra lağvedilen Darülfünun’un yerine kurulan İstanbul Üniversitesi’nin ilk rektörü Neşet Ömer İrdelp’in istifa etmesi üzerine 1934 yılında İstanbul Üniversitesi rektörü oldu ve 1943’e kadar bu görevi sürdürdü. 1943 yılında Türk Devletler Hukuk Enstitüsü’nü kurdu ve aynı yıl yapılan ara seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi Samsun milletvekili olarak TBMM‘ye girdi. İki dönem parlamentoda milletvekili olarak görev yaptı. 1945’te Birleşmiş Milletler Anayasası’nı hazırlama çalışmalarında görev aldı ve ertesi sene Ankara’da kurulan Birleşmiş Milletler Türk Derneği’nin ilk başkanı oldu. 1948’de Toulouse Üniversitesi tarafından fahri hukuk doktorluğu unvanı verildi. Kapitülasyon,  Cemiyet-i Akvam, Lozan, Dünya Barış Buhranında Boğazlar, Devletler Arasında Münasebet ve Milletlerarası Hava Hukuku isimli eserleri bulunmaktadır.

1959  Basına sansür ve ceza devam etti. Demokrat İzmir gazetesi sorumluları Adnan Düvenci ve Şeref Bakşık on altışar ay hapis cezasına çarptırıldı. Gazete  bir ay süreyle kapatıldı.
1962 Britanyalı siyasetçi ve avukat Keir Starmer, doğdu. Leeds Üniversitesi‘nden Hukuk Lisans derecesi ile mezun oldu.  Oxford Üniversitesi‘nde Medeni Hukuk alanında yüksek lisans derecesi aldı. 2015‘ten beri Holborn ve St Pancras’da  milletvekili olarak, 2020 yılından itibaren İşçi Partisi Lideri olarak görev yapmaktadır.  

1971 Fethullah Gülen dahil 54 sanığın Nurculuk davası İzmir’de başladı. Duruşmalarda Nurculuğu kabul etmeyen Fethullah Gülen 20 Eylül 1972’de 3 yıl hapis cezasına mahkum oldu. Askeri Yargıtay 3.Dairesi’nce 1973’de onaylanan ceza üzerine hapse giren Gülen, 7 ay sonra CHP-MSP koalisyonunun çıkardığı Af Kanunu ile serbest bırakıldı.
1971 TRT eski Dış Haberler Dairesi Müdürü Emil Galip Sandalcı, yayınlanmasında etkin olduğu Dünya Sorunları seçkisinden ötürü, devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif ile yayınlarla sınıf ayrımı yaptığı, gerekçeleriyle tutuklandı; 10 yıla kadar hapsi istendi.
1971 Ödemişli terzi M.Bengi, komünizm propagandası yapmak suçundan Sıkıyönetim Mahkemesi’nce dokuz yıl hapse mahkum edildi.
1976 DİSK ve Dev Maden-Sen üyesi maden işçileri toplu sözleşme uyuşmazlığı nedeniyle 2 Eylül’de grev başlattı. Grev bin üç yüz gün sonra 26 Ekim 1979’da sonuçlandı.
1976 İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde, Uygarlık Tarihi adlı eserinden dolayı yargılanan Doç. Dr. Server Tanilli için savcılık 20 yıl ceza istedi.

 1982

1980 Askeri Darbesi sonrasında referanduma sunulacak olan yeni Anayasa taslağı Danışma Meclisi’nde görüşülmekte iken Cumhurbaşkanını halkın seçmesi yönündeki önerge reddedildi

 1995 Siyasetçi, avukat ve gazeteci Hıfzı Oğuz Bekata hayatını kaybetti.  (Doğumu: 17 Mart 1911) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1942’de İktisat Bakanlığı iş müfettişi ve Sanayi genel müdür yardımcısı olarak çalıştı. İki dönem Ankara milletvekili ve 27 Mayıs ihtilali sonrası Kurucu Meclis üyesi olarak parlamentoda görev yaptı. 1961 ve 1975’te Ankara senatörü, 1962’de Devlet bakanı, 1963’te İçişleri bakanı oldu. Millî Savunma bakan vekilliği ve hükümet sözcülüğü yaptı. 

1998

PKK tarafından 14 aydır rehin tutulan 8 askeri teslim almak için PKK’nın Zap kampına giden İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal ve daha sonra milletvekili olan Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı İhsan Aslan gözaltına alındı.

2001

Güney Afrika’da toplanan Irkçılık Konferansı’nda 4 bin sivil toplum örgütü (NGO) İsrail’i, savaş suçları, soykırım ve etnik temizliği içeren sistematik ırkçı suçlar işlemekle suçladı.
 2003 Fransa’da okullarda başörtüsü dahil dini simgeleri yasaklayan yasa yürürlüğe girdi.
 2011 Hukukçu Halit Çelenk’in eşi Şekibe (Sayar)Çelenk’e dair anı-biyografi kitabı yayınlandı.
 2011 Türkiye, BM’nin Mavi Marmara Raporunu açıklaması üzerine, İsrail’e karşı 5 maddelik yaptırım kararı aldı.
2018 

Amerikalı aktivist, hayırsever ve yazar Claire Wineland hayatını kaybetti. (Doğumu: 10 Nisan 1997) Kâr amacı gütmeyen ihtiyaç sahibi insanlara sağlık hizmeti sağlayan kuruluş “Claire’s Place Foundation’daki çalışmalarıyla bilinir. Terminal ve kronik hastalığa sahip olan insanlar ile ailelerini destekleme amaçlı organize çalışmalar yaptı. 2 Eylül 2018’de rahatsızlığı nedeniyle 21 yaşında hayatını kaybetti. 

2020  Amerikalı savunma avukatı Irving Kanarek hayatını kaybetti. (Doğumu: 12 Mayıs 1920) Washington Üniversitesi ve Loyola Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1957’de California Barosu’na kabul edildi. Charles Manson ve  Jimmy Lee Smith gibi yüksek profilli sanıkları temsil etmesiyle tanındı. Tate-LaBianca davasının duruşmasında Yargıç Older tarafından mahkemeye itaatsizlikten iki kez hapse atıldı.

Dünya Barış Günü

0
Hukuk ve Demokrasi Günleri

Dünya Barış Günü (Uluslararası Barış Günü – International Day of Peace), her yıl 21 Eylül tarihinde kutlanan  uluslararası bir bayramdır. “Dünya Barış Günü” sadece Türkiye ve KKTC tarafından 1 Eylül tarihinde kutlanmaktadır.

Barışı ve insanlığın huzur içinde yaşamasını savunanlar için simge bir gündür.

Dünya Barış Günü İlanı – 21 Eylül

Birleşmiş Milletler ve Dünya Barış Günü

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 30 Kasım 1981 tarihindeki 57. birleşiminde, “BM Genel Kurul’unun açılış günü olan her eylülün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak kabul edilmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Varşova Paktı’nın İlk Barış Günü: 1 Eylül

Birleşmiş Milletler tarafından küresel anlamda bir Barış Günü kabul edilmeden önce, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler, barış içinde bir dünya hayalini yaşatmak için, Nazi Almanya’sının ikinci dünya savaşını başlattığı ve 1939 yılında Polonya’yı işgal ettiği tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edip kutlamaya başlamışlardır. Almanya’nın Polonya işgaline başladığı tarih olan 1 Eylül 1939, her yıl hatırlanmak üzere Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyeleri tarafından Barış Günü ilan edilmiştir.

Jeremy Gilley ve Barış İçin Bir Gün: Peace One Day

BM’nin 7 Eylül 2001 tarihindeki oturumunda,, tüm dünyada “savaşsız bir gün” adı altında, özellikle çatışma olan bölgelerde bir günlük ateşkes ilan edilmesini teşvik etmek ve bu şekilde kalıcı barışın sağlanabileceği gösterilmek istenmiştir. Bu tarihin seçilmesinde İngiliz film yapımcısı Jeremy Gilley’in 1999 tarihinde başlattığı ve “hiç olmazsa tüm dünyada bir günlük barış olsun” fikriyle ortaya koyduğu ‘Peace One Day’ isimli kampanyası etkili olmuştur. Gilley, 1999’da başlattığı kampanyasında dünyada tüm çatışmaların bir gün süreyle durmasını ve çocukların o gün savaşlarda ölmemesini, sakat kalmamasını hedeflemiştir. Aralarında savaşan ülkelerin liderlerinin de olduğu tüm dünya liderlerine mektuplar yazan ve bazılarıyla da yüz yüze görüşen Gilley’in kampanyası zaman içinde ses getirmeye başlamış ve tüm dünyada destek görmüştür. Gilley daha sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ı da ikna etmeyi başarmış ve BM, aldığı bir kararla tüm dünyada 21 Eylül’ün “Dünya Barış Günü” olarak kutlanmasını kabul etmiştir.

Kofi Annan’ın “Dünya Barış Günü” ile ilgili açıklaması

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 2005 yılındaki “Dünya Barış Günü” ile ilgili açıklaması şöyledir: “Dünya Barış Günü, tüm dünyada, tüm ülkelerin ve tüm insanların düşmanlıkları ve savaşı 24 saat süreyle durdurdukları, küresel ateşkesin ilan edildiği bir gün anlamına geliyor. Ve bu gün tüm dünyada yerel saatle 12’de bir dakikalık saygı duruşu yaptıkları gündür.”

Türkiye’nin Barış Anlayışı: Yurtta Sulh Cihanda Sulh

Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet Devrimleri ile birlikte yeşeren “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ’anlayışını hakim kılmak için, Balkan Baktı, Sadabat Paktı ve başkaca birçok girişimde bulunmuş, toplumsal huzurun evrensel barışı zorunlu kıldığını tüm dünyaya deklare etmiş, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Güney Amerika’daki barış girişimlerine dahi destek vermiştir.

Birleşmiş Milletler ve Barış Günü Faaliyetleri

Birleşmiş Milletler, Barış Günü’nde, tüm dünya çapındaki çatışmaların önlenmesi ve gerçek bir barışın inşası amacıyla bilinçlendirme kampanyaları düzenlemektedir. Bu bağlamda, 2007 yılında barış çağrısı yapılmış, 2008 yılında İnsan Haklarını ve Barışı Koruma yönünde bildirgeler yayınlanmış, 2009 yılında silahsızlanma ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi yönünde çalışmalar yoğunlaştırılmış, 2010 yılında Barış İçin Gençliğe Çağrı gerçekleşmiş, 2013’te Barış İçin Eğitim, 2014’te Halkların Barış Hakkı, 2015 yılında Herkes İçin Onur, 2016’da Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, 2017’de yılında Herkes İçin Saygı, Güvenlik ve Haysiyet etkinlikleri gerçekleştirilmiştir.

Ekonomi ve Barış Enstitüsü (Institute for Economics & Peace) tarafından 2007 yılından beri her yıl Küresel Barış Endeksi (KBE) yayınlanmakta, ülkelerin barış durumunu ve güvenlik seviyesini 23 ayrı kritere göre ölçmektedir. Türkiye, Küresel Barış Endeksinde 152. sıradadır. Dünyadaki en barışçı ve güvenli bölge Avrupa, en huzursuz ve tehlikeli bölge ise Orta Doğu’dur. İstatistikler, Türkiye’nin güvenliği ve huzurunun Avrupa’ya yaklaştıkça artmakta olduğunu, Ota Doğu’ya yaklaştıkça azaldığını göstermektedir.

1 Eylül – Hukuk Takvimi

0

1 Eylül – Hukuk Takvimi

1846

Sultanahmet’te, Darülfünun binasının temeli atıldı. Üniversite binası olarak inşa edilen yapı, 1863’de çok kısa bir süre üniversite dersleri için kullanıldıktan sonra Maliye, Adliye, Evkaf nezaretleri için kullanıldı. 1877-1878 yıllarında Birinci ve İkinci Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na ev sahipliği yaptı. Meşrutiyet’in yeniden ilanından sonra tekrar Meclis-i Mebusan’a tahsis edildi. Daha sonra Adliye Sarayı olarak kullanıldı. Cumhuriyet devrinde İstanbul Adliye binası olarak kullanılan yapı, 3-4 Aralık 1933 gecesi yandı.

1889 

Kırım Tatarı ve Türk siyasetçisi ve devlet adamı Cafer Seydahmet Kırımer (Kırım Tatarcası: Cafer Seydamet Qırımer) dünyaya geldi. (Doğumu: 1 Eylül 1889, Kızıltaş – Ölümü: 3 Nisan 1960, İstanbul), 1 Eylül 1889’da Kırım’ın Yalta şehri yakınlarındaki Kızıltaş köyünde doğdu. İlk tahsilini Kırım’da, orta, lise ve hukuk tahsilini İstanbul’da yaptı. 1908 yılında İstanbul’da Numan Çelebicihan ve diğer Kırım tatarı arkadaşları ile Kırım Talebe Cemiyeti’ni kurdu. 1911’te hukuk eğitimine Paris’te devam etti. I. Dünya Savaşı başladığında Kırım’a döndü. Kırım’da yakın arkadaşları ile birlikte inkılâpçı, gizli bir teşkilât kurdu. 1917 yılında Kırım Halk Cumhuriyeti ilan edilince, Numan Çelebicihan’ın başkalığındaki hükûmette Harbiye ve Hariciye Bakanlığını üstlendi. Kırım’ın Bolşevikler tarafından işgal edilmesi üzerine, Kırım Meclis temsilcisi olarak Kiev ve Varşova üzerinden Paris’e geçti. Daha sonra İstanbul’a gelerek Kırım’ın özgürlüğü için çalışmalarını Türkiye’de sürdürdü. 3 Nisan 1960 günü İstanbulda yaşamını yitirdi. Mezarı İstanbul’da Feriköy Mezarlığı’ndadır.

1921  Fransızlar, başkenti Beyrut olan Lübnan devletini kurdu.
1925 

Amerikalı kadın hakları aktivisti, eğitimci, siyasetçi ve yazar Arvonne Fraser doğdu. 1993-1994 yılları arasında ABD’nin Birleşmiş Milletler Kadın Statüsü Komisyonu’nda görev yaptı 1979’da Macalester Koleji’nden Fahri Hukuk Doktoru ünvanlı aldı. 2007 yılında Minnesota Üniversitesi’nden Üstün Başarı Ödülü aldı. 1992’de Tides Foundation’dan kadınların insan hakları için mücadelede eden Kadın Ödülü’nü aldı. 1995’te Uluslararası Hukukta Tanınmış Kadınlar Ödülü’nü alarak avukatlar dışında bu ödülü alan ilk kişi oldu. 

 
1929 Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1930

Avukat, bürokrat ve yazar Turgut Özakman doğdu. (Doğumu: 1 Eylül 1930, Ankara -Ölümü:  28 Eylül 2013, Ankara), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre avukatlık yaptı. Köln Üniversitesi Tiyatro Bilimi Enstitüsü’ne devam ettikten sonra Devlet Tiyatrosu’na dramaturg olarak girdi. TRT‘de Merkez Program Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Devlet Tiyatrolarında Genel Müdür Başyardımcılığı ve 1983-1987 yılları arasında aynı kurumda genel müdürlük yaptı. 1988-1994 yılları arasında Radyo-Televizyon Yüksek Kurulunda üyelik ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Uzun yıllar Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde kadrolu öğretim görevlisi olarak çalıştı ve dramatik yazarlık dersleri verdi. 28 Eylül 1998’de, üstün hizmetleri nedeniyle Anadolu Üniversitesince, 2006 yılında Ege Üniversitesi‘nce ve 2007 yılında, mezun olduğu ve uzun yıllar görev yaptığı Ankara Üniversitesince ‘fahri doktor’ unvanı verildi. Nisan 2002’de Eskişehir Belediye Başkanlığı, açtığı ikinci tiyatroya ‘Turgut Özakman Sahnesi’ adını verdi. 2006 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Özakman’a Üstün Hizmet Ödülü verdi. 2005 yılında piyasaya sürülen, Şu Çılgın Türkler (Bilgi Yayınevi) adlı belgesel-romanının cumhuriyet tarihinin en çok satan kitabı olduğu ileri sürüldü.

1936 Yargıtay eski üyesi ve YSK eski başkanı. Orhan Yalçınkaya, Çankırı’nın Ilgaz ilçesine dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1961 yılında mezun olduktan sonra, Ankara hakim adayı olarak mesleğe başladı. Çeşitli ilçelerde hakimlik yaptı ve akabinde  Yargıtay Tetkik Hakimliğine getirildi. Bu görevdeyken 20 Mayıs 1982 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçildi. 23 Ocak 1987 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu üyeliğine seçildi ve 23 Ocak 1990 – 20 Ocak 1993 tarihleri arasında Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı yaptı. 26 Aralık 1994 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 21. Hukuk Dairesi Başkanlığına seçildi ve 1 Eylül 2001 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.
1937 1981 – 1983 arasında Portekiz Başbakanı olarak görev yapan hukuku ve iş insanı Francisco José Pereira Pinto Balsemão doğdu. (Doğumu: Santa Isabel, Lizbon, 1 Eylül 1937) hukuk eğitimini Lizbon Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı ve avukatlık yaptı. Portekiz’in ilk özel televizyon kanalı olan Sociedade Independente de Comunicação’nun (SIC) Yönetim Kurulu başkanıdır. Bilderberg Kulübü Yürütme Komitesi’nin daimi üyesi statüsüne sahip tek Portekizli kişidir .
1938 Anayasa ve ceza hukuku alanındaki çalışmalarıyla tanınan Amerikalı avukat ve hukuk profesörü Alan Morton Dershowitz doğdu. (1 Eylül 1938)   Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 28 yaşındayken profesör olarak okul tarihindeki en genç hukuk profesörü unvanını aldı. 1964’ten 2013’e kadar Harvard Hukuk Fakültesinde ders verdi. Görev süresi boyunca, hem ceza hukuku hem de medeni hukuk alanında çalıştı. Ceza hukuku ve anayasa hukuku ile ilgili yazdığı çok sayıda makalesi ve kitabının yanı sıra tarih, felsefe, psikoloji, edebiyat, matematik, ilahiyat, müzik, spor ve hatta şarküteriler hakkında yazılar yazdı, dersler verdi. 2020’de Başkan Donald Trump’ın ilk görevden alma davasında savunma ekibinin üyelerindendir.  Jeffrey Epstein Davası’nda da savunma avukatı olarak yer aldı. 
Hitler’in Nazi orduları Polonya’yı işgale başladı. 1 Eylül 1939’daki bu işgal 2. Dünya Savaşının fitilini ateşlemiştir. 1 Eylül Günü, 2. Dünya Savaşında yaşanan acıların ve yıkımın unutulmaması amacıyla Varşova Paktı tarafından Barış Günü ilan edilmiş, daha sonra BM, 1 Eylül’ gününü “Dünya Barış Günü” olarak ilan etmiştir.  Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak değiştirilmiştir.  Dünya Barış Günü,  Türkiye’de 1 Eylül tarihinde, dünyada ise 21 Eylül tarihinde kutlanmaktadır. Milyonlarca kişinin öldüğü savaşın başlamasının 50. yılında, Dünya Barış Günü ilan edildi.
1947 TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını iktidardaki CHP ve muhalefetteki DP milletvekillerinin ittifakıyla ve oybirliği ile kabul etti. Türkiye ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında Ankara’da imzalanmış, 01.09.1947 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Türkiye’ye Yapılacak Yardım hakkında Anlaşma’nın onanmasına dair Kanun” kabul edilerek onaylanmıştır. Kanun, 5 Eylül 1947 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
1967 Nazi hapishane müdürü Ilse Koch (d. 22 Eylül 1906 – ö. 1 Eylül 1967)  öldü. 1 Eylül 1967’de, 60 yaşında, Aichach kadın hapishanesindeki hücresinde demir parmaklığa bağladığı çarşaf ile kendini asarak intihar etti. İnsanlık tarihinin en acımasız kadınları arasında yer almaktadır.
1968 Yılmaz Güney’in “Seyyit Han” filminin yurt dışına çıkışı Sansür Kurulu’nca 2.kez yasaklandı.
1975 Adana Cezaevi’nde Can Yücel’e “üzümden şarap yaptığı ve teşvik ettiği” gerekçesiyle 15 gün hücre cezası verildi.
1982 12 Eylül darbesi sonrası oluşturulan “Danışma Meclisi”nde, ilk ve orta öğretimde din eğitim ve öğretimini zorunlu kılan Yeni Anayasa maddesi kabul edildi.
1982 Pınar Kür’ün “Yarın..Yarın..” adlı romanı Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı bölgesinde yasaklandı.
1983 Barış Derneği davasında tutuksuz yargılanırken bir süre önce gözaltına alınan ressam Orhan Taylan gizli TKP’ye üye olduğu iddiasıyla tutuklandı.
1991 Özbekistan bağımsızlığını ilan etti. 
1992 Slovakya Anayasası, resmî olarak Slovak Cumhuriyeti Anayasası (Slovakça: Ústava Slovenskej republiky), Slovak Ulusal Konseyi tarafından 1 Eylül 1992’de kabul edildi. ve 1 Ekim 1992’de (bazı bölgelerde 1 Ocak 1993) yürürlüğe girdi. 1 Eylül tarihi Slovakya Anayasa Günü olarak anılmaktadır.
1993 Koalisyon ortakları SHP ile DYP, PTT’nin yüzde 49 hissesinin satılması konusunda anlaştı.
1993 “Yargısız İnfaz” kayıtlara geçti: Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığı, 4 polis için fezleke hazırladı: Küçükköy’deki operasyonda 2 kişinin öldürülmesinde, “meşru müdafaa sınırının aşıldığı” gerekçesiyle, polislerin ağır ceza mahkemesinde yargılanmalarını istedi.
1993 Savaş Karşıtları Derneği kuruldu. İki yıl sonra, Osman Murat Ülke, zorunlu askerliğe karşı çıkarak, vicdani retçi olduğunu açıkladı.
1995

İstanbul’a gelecek olanlara “vize uygulanmasını” yeniden gündeme getirildi. Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan: ”İstanbul’un bir göç istasyonu olmaktan çıkarılması gerekiyor.” dedi.

2000 Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nde Latin alfabesine geçildi. Daha önce Kiril alfabesi kullanılıyordu.
2004 38 kişinin öldüğü Pamukova’daki hızlı tren kazasıyla ilgili bilirkişi raporu açıklandı. 22 Temmuz’da meydana gelen kazada kusurun yarısı makinistlere, yarısı TCDD’ye atfedildi. Kurumun yol tamiratını yapmadığı, trene ATS (otomatik fren sistemi) takılmadığı ortaya çıktı.
2005 Irak’ta Saddam Hüseyin’in 2003’te devrilmesi sonrası ilk idam cezası infaz edildi. Adam kaçırma, polis öldürme ve tecavüz suçlarından üç kişi asılarak idam edildi.
2006 Lübnan’da oluşturulacak barış gücüne Türk askerinin gönderilmesine ilişkin Hükümet Tezkeresi, TBMM Başkanlığına sunuldu.
2009 Sivas Katliamı Davası’nda söz alan Avukat Şenal Saruhan’ın araştırmalarına dayanarak verdiği bilgiye göre, firari sanıklardan Cafer Erçakmak’ın 1998 yılına kadar devletten emekli maaşı aldığı ortaya çıktı.
2012 Oyuncular Sendikası Başkanı Mehmet Ali Alabora “Dizilerde rol alan 846 oyuncudan sadece 8’i sigortalı.” olduğunu açıkladı.
2015 Başbakan Davutoğlu’nun 5 Ağustos’ta 81 ilin valilerine gönderdiği gizli genelgeyle MİT, Başsavcılık, Jandarma ve Emniyet’e tüm yurtta “Dernekler, STK’ler, sözde halk meclisleri, yerel basın, internet siteleri ve sosyal medya”nın fişlenmesi talimatı verdiği ortaya çıktı.
2016 HSYK Genel Kurulu, FETÖ soruşturması kapsamında geçici olarak görevden uzaklaştırılan 543 hakim ve savcıyı meslekten ihraç etti.
2017 Amerikalı hukukçu, bürokrat ve siyasetçi  Paul Moreno, hayatını kaybetti. (Doğumu: 28 Nisan 1931) ABD’de en uzun süre hizmet eden seçilmiş İspanyol asıllı bürokrattır. 40 yıl boyunca Texas House’un başkanlığı görevini yaptı. Teksas House Temsilciler Meclisi ve El Paso Hukuki Yardım cemiyetlerinde görev aldı. Tejano Demokratlar Cemiyeti ve Meksika Amerikan Yasama Komitesi kurucuları arasındaydı. Paul’un yaptığı organizasyon ve çalışmalar 2011’de Meksika Amerikan Hukuk Savunma ve Eğitim Vakfı (MALDEF), tarafından Yaşam Boyu Başarı Ödülü ile onurlandırıldı. 1 Eylül 2017’de 86 yaşında öldü. 
2021 KHK’lı Yargıtay üyesi Mahmut Kış, kalp krizi sonucu öldü. Meslekten ihraç edildikten sonra tutuklanan Kış, 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış, 2018’de mahkemede yaptığı savunmada “Meslek hayatım boyunca hukuktan hiç ayrılmadım.” demişti.
2021 İtalyan insan hakları aktivisti, gazeteci, film yapımcısı ve yazar, Anna Margherita Cataldi yaşamını yitirdi. (Doğumu:. 14 Kasım 1939, Torino – Ölümü: 1 Eylül 2021, Torino, İtalya) 14 Kasım  1939’da Torino, İtalya’da doğdu. Torino Politeknik Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Akademi Ödülü sahibi olan Out of Africa adlı filmin yapımcısıydı. El País, Panorama, EpocaLa RepubblicaL’espressoLa StampaLa Règle du JeuThe Nation, Rolling StoneThe International Herald TribuneFront Line ve BM Chronicl gibi yayınlara köşe yazarı, editör olarak katkı verdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün iyi niyet elçisi ve Birleşmiş Milletler’in barış elçisi olarak çalıştı. 1 Eylül 2021’de doğum yeri Torino’Da COVID-19 kaynaklı sağlık sorunları nedeniyle 81 yaşında öldü.
2021 Amerikalı hukukçu, bürokrat ve siyasetçi Melanie Wade Goodwin 1 Eylül 2021’de yaşamını yitirdi
 

31 Ağustos – Hukuk Takvimi

0

31 Ağustos – Hukuk Takvimi

161  Roma imparatoru. Marcus Aurelius Commodus Antoninus doğdu. (D. 31 Ağustos 161 – ö. 31 Aralık 192), 177’den 192’ye kadar hüküm sürdü. Görevde kaldığı dönem, Roma İmparatorluğu tarihinde barış ve refah çağının (Pax Romana) sonu olarak kabul edilmektedir. Barış ve özgürlük politikalarını terk ederek yeni vergiler çıkarttı ve özellikle doğu eyaletlerinden büyük haraçlar aldı. 1964’te Roma İmparatorluğu’nun Çöküşü filminde Christopher Plummer tarafından canlandırılmıştır. 
  
577 Konstantinopolis Ekümenik Patriğive Bizans hukukuna önemli katkıları olan İoannis Skolastikos öldü.. (Doğumu. 503 – Ölümü: 31 Ağustos 577) 12 Nisan 565 ile öldüğü 577 yılına kadar görev yapmıştır. Doğu Ortodoks Kilisesi tarafından aziz kabul edilmektedir. Kilise kanunlarının yazılmasında, derlenmesinde, özetlenmesine ve metodik sınıflandırılmasında görev almıştır. Kilise  kararnamelerini konularına göre felsefi bir prensip çerçevesinde düzenlemiştir. 577 yılında Justinus’tan kısa bir süre sonra ölmüştür.
1843 Georg Friedrich Karl Freiherr von Hertling doğdu. (31 Ağustos 1843 – 4 Ocak 1919) Felsefe okudu ve 1864’te doktora derecesi aldı. 1867’de Bonn’da üniversite düzeyinde ders verme yeterliliğini kazandı, Katolik olduğu için doçentliğe atanması 1880’de mümkün oldu. 1882’de Münih Üniversitesi’nde profesörlük unvanı kazandı. Aristoteles ve Albertus Magnus hakkında kitaplar yayınladı. Parlamenter ve eyalet başkanı olarak çalıştı. Bavyera Devlet Bakanlığı ve dışişleri bakanlığı görevlerini üstlendi. Birinci Dünya Savaşı’nın son yılında, Alman imparatorluk şansölyesi olarak görev yapmıştır.
1868 Galatasaray Lisesi “Mektebi Sultani” adıyla kuruldu.
1870 İtalyan eğitimci Maria Montessori, doğdu. (Ölümü: 6 Mayıs 1952) 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamladı. 1896’da Berlin’de ve 1900’da Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçildi ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yaptı. Eşit İşe Eşit Ücret İlkesi, ilk kez 18 Mayıs 1871 tarihinde Paris Komünü tarafından kabul edildi ve daha sonra ILO tarafından dünya çapında yasallaştırıldı.
1890   Brüksel Genel Senedi ile köle ticareti yasaklandı. (Convention Relative to the Slave Trade and Importation into Africa of Firearms, Ammunition, and Spiritous Liquors) Osmanlı Devleti de konvansiyonu imzaladı. Sözleşme, Nisan 1891’de yürürlüğe girdi. Afrika’daki köle ticaretine fiilen son verme amacı taşıyordu ve uzmanlar tarafından, yaptırım mekanizmaları içermediği yönüyle eleştirildi.
 1913
Batı Trakya Türk Cumhuriyeti kuruldu. Hükümet 52 gün ayakta kaldı.
1915   Hukukçu ve siyasetçi Raif Aybar, doğdu. (Ölümü: 8 Ocak 2005, Ankara) Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakültelerini bitirdi. Fatsa Kaymakamlığı, Yozgat Emniyet Müdürlüğü, Edirne Hukuk İşleri Müdürlüğü, Serbest AvukatlıkHürriyet Partisi ve YTP Kurucu Üyeliği yaptı.  Bursa, Ankara, Ordu Milletvekilliği yaptı.  TBMM Başkanlık Divanı Kâtip Üyeliği, Kurucu Meclis Milli Birlik Komitesi Temsilciliği  ile Devlet Bakanlığı yaptı. 

1919  Roma Hukukunun duayenlerinden Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, Göttingen’de dünyaya geldi. (Ölümü: 18 Nisan 1986)
 
1930 Vilayet ve şehremanetinin birleştirilmesine karar verildi. Valiler, aynı zamanda belediye başkanı oldu.
1940 Türk-Alman Ticaret Antlaşması yürürlüğe girdi.
1950 Kanadalı hukukçu, siyasetçi ve akademisyen, eski başbakan yardımcısı Anne McLellan dünyaya geldi. (Doğumu. 31 Ağustos 1950, Noel, Yeni İskoçya)  Dalhousie Üniversitesi’nde hukuk ve edebiyat alanında eğitim gördü. King’s College London‘da hukuk alanında yüksek lisans yaptı. New Brunswick Üniversitesi‘nde ders verdi. Alberta Üniversitesi‘nde görev alarak hukuk fakültesi dekan yardımcısı ve daha sonra da dekan olarak çalıştı. Kanada Sivil Haklar Derneği’nde direktörlük görevini yürüttü. 1993-2006 yılları arasında milletvekilliği yaptı. 4 Kasım 1993 – 10 Haziran 1997 arasında Doğal Kaynaklar Bakanı, 11 Haziran 1997 – 14 Ocak 2002 tarihleri arasında Adalet Bakanı, 15 Ocak 2002 – 12 Aralık 2003 arasında Sağlık Bakanı ve 12 Aralık 2003 – 6 Şubat 2006 arasında ise Kamu Güvenliği ve Acil Hazırlık Bakanı Başbakan yardımcısı olarak görev ifa etti. 2006 seçimlerini kaybettikten sonra siyasi yaşamdan çekildi ve akademik kariyere döndü. 26 Mayıs 2015 tarihinde Dalhousie Üniversitesi rektörü oldu.
1956 Çin Cumhuriyeti cumhurbaşkanı görevine seçilen ilk kadın başkanı Tsai Ing-wen, doğdu. Ulusal Tayvan Üniversitesi’nde Hukuk okudu. Cornell Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde yüksek lisans, Londra Ekonomi Okulu’nda doktorasını yaptı. 1984 yılında yurt dışındaki çalışmalarını bırakarak ülkesine döndü, çeşitli üniversitelerde akademisyenlik görevlerinde bulundu. Güney Kore Devlet Başkanı Park Geun-hye‘den sonra Doğu Asya ülkelerindeki ikinci kadın başkanı oldu.  

1957   MalezyaBirleşik Krallık‘tan bağımsızlığını kazandı. 
1962  Trinidad ve TobagoBirleşik Krallık‘tan bağımsızlığını ilan etti. 
1966 Eskişehir’de TİP bildirisi dağıtan döküm ustası, marangoz, lokantacı, seyyar satıcı ve lise öğrencisi “Komünizm propaganası” yaptıkları gerekçesiyle tutuklandı.
1969  Avukat ve siyasetçi Muharrem Erkek doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu, 1994 yılında serbest avukat olarak çalışmaya başladı. 2000-2002 yılları arasında Çanakkale Barosu’nun yönetim kurulunda görev aldı. 2004-2014 yıllarında Çanakkale Belediyesi Meclis Üyesi olarak görev yaptı ve Belediye Başkanvekilliği görevini de üstlenmiştir. 11 Şubat 2019 tarihinde Genel Sekreter Vekili olarak görevlendirildi. 
1977 Türkiye’de ilk kez gensoru verilerek hükümet düşürüldü: 218 güvenoyuna karşılık 228 güvensizlik oyuyla İkinci Milliyetçi Cephe (MC) iktidarı devrildi.
1980 Polonya‘da, Dayanışma Sendikası 31 Ağustos 1980’de kuruldu. Polonya Halk Cumhuriyetindeki Gdańsk Tersanesi işçileri arasında kurulan sendikadır. İlk lideri Lech Wałęsa’dır. Ülkede komünist parti denetimi dışındaki ilk sendikadır. 1980’li yıllarda sosyalizm içerisinde radikal reform yapılması gerektiği görüşüyle sendikal sınırlarını aşan sosyal bir hareket haline geldi.
1980 Yalçın Küçük, “Bir Yeni Cumhuriyet İçin” adlı kitabında yayın yoluyla komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı.
1983  1977’de darbeyle gelen Pakistan Devlet Başkanı General Ziya Ül Hak’a Ankara Üniversitesi tarafından “Fahri Felsefe Doktoru” unvanı verildi.
1985 Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed bin Selman, doğdu. Kral Suud Üniversitesi’nde hukuk alanında eğitim gördü. Suudi kabinesi için Uzmanlar Komisyonu’nda danışman olarak görev aldı. Suud Kraliyet Mahkemesi başkanı, Ekonomik İşler ve Kalkınma Konseyi başkanıdır.
1986 Hukukçu, siyasetçi ve Finlandiya’nın sekizinci ve en uzun süre görev yapan cumhurbaşkanı Urho Kaleva Kekkonen yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Eylül 1900 – Ölümü: 31 Ağustos 1986), Bağımsız Finlandiya’da Kajaani’de gazeteci olarak çalıştı, ardından 1921’de hukuk okumak için Helsinki’ye taşındı. Öğrenimi sırasında 1921-1927 yılları arasında polis birimlerinde alıştı ve burada anti-komünist polislikle tanıştı. 1924’te Finlandiya yüksek atlama şampiyonu oldu. 1927-1928 döneminde öğrenci gazetesi Ylioppilaslehti’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Polis karakolunda daktilograf olarak görev aldı. 1936’da Helsinki Üniversitesi’nden Hukuk Doktoru derecesi elde etti. 1958-1969 yılları arasında Parlamentosu üyesi olarak görev yaptı. Belgrad, Atina, Roma, Malta, Varşova ve Tel Aviv’de büyükelçi olarak çalıştı. 1950-1953 ve 1954-1956 yıllarında başbakanlık yaptı ve bazı kabine üyeliklerini yürüttü. 31 yıl boyunca Finlandiya siyasetinde hakim figürlerden biri oldu.  1975’te Helsinki’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’na ev sahipliği yaptı ve o yıl Nobel Barış Ödülü için potansiyel aday olarak gösterildi. 1956’dan 1982’ye kadar Cumhurbaşkanlığı görevini yürüttü. 86. doğum gününden üç gün önce 31 Ağustos 1986’da Tamminiemi’de öldü ve törenle gömüldü.

1989 MHP Davası’nda “Gerekçeli Karar” 2.5 yıl sonra açıklandı.
1991 KırgızistanSSCB‘den bağımsızlığını ilan etti. Kırgız Cumhuriyeti Anayasası, Dünya Anayasaları arasında en genç anayasalardandır.
1996  68.haftasına giren eylemlerinde Cumartesi Anneleri “barış” istedi.
 1998 Danıştay, Sincan’da düzenlenen Kudüs Gecesinin ardından İçişleri Bakanlığınca görevden alınan ve yargılama sonucunda 4 yıl 7 ay ağır hapis cezasına çarptırılan eski Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın belediye başkanlığını düşürdü.
 2000 Fethullah Gülen örgütüne ilişkin soruşturmayı sürdüren Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel, 1.5 yıllık soruştruma sonucunda, Fethullah Gülen hakkında, Terörle Mücadele Yasası’nın 7. maddesine dayanarak, “Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaca yönelik faaliyet” yapmak suçlamasıyla 10 yıla kadar hapis talebiyle dava açtı.
  2001 F tipi cezaevlerine karşı başlatılan ölüm oruçları 317. güne girerken cezaevinden daha önce tahliye edilen Hülya Şimşek ölüm orucunun 286. gününde Küçükarmutlu’da hayatını kaybetti.
2002 F tipi cezaevlerini protesto amacıyla sürdürülen ölüm orucu eyleminde 39 yaşındaki Fatma Tokay Köse yaşamını yitirdi.
2024

ABD’de 1980’de işlenmiş bir cinayet olay yerinden alınan fakat dönemin teknolojik yetersizliği sebebiyle incelemeyen sigaradan elde edilen DNA sayesinde çözülerek 44 yıllık bir faili meçhul vakada tutuklama yapıldı. Maktul Dorothy Marie Silzel 26 Şubat 1980’de evinde ölü olarak bulunmuş, rrtesi gün otopsi yapılmış ve ölüm sebebi cinayet tanımlanmıştı.

2024

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 8 ilde düzenlenen “Kuyu-21” operasyonları ile 18 ülke tarafından haklarında İnterpol’ün Kırmızı Bülten ve Difüzyon Mesajı (Acil Yakalama Mesajı) ile arama kaydı bulunan 25 şüphelinin yakalandığını açıkladı. Türkiye’de olduğu tespit edilip yakalanan şüpheliler İl Göç İdaresi Müdürlüklerine teslim edilerek, sınır dışı işlemleri başlatıldı.

2024

Cumartesi Anneleri 1014. haftada Galatasaray Meydanı’nda buluşarak 10 Haziran 1994’te gözaltında kaybedilen Murat Aslan’ın akıbetini sordu. Basın açıklamasını Murat Aslan’ın kardeşi Fatma Aslan okudu.

2024 Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun” kapsamında aldığı malvarlığının dondurulması kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.
1991   Meksika tarihinin en ünlü uyuşturucu baronlarından Osiel Cardenas, dün ABD’de tutulduğu hapishaneden serbest bırakılarak göç yetkililerine teslim edildi.  Kartelin silahlı kanadı Zetas’ın da kurucusu olan Cardenas, 2003 yılında bir çatışmanın ardından yakalanarak 2007’de ABD’ye iade edilmişti. Cardenas, bundan üç yıl sonra, 2020’de 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Göç yetkililerinin Cardenas’ı sınır dışı etme kararı alabileceği, Meksika’da hakkında çeşitli suçlamalar olduğu ve ABD’deki bir göç merkezinden Meksika’ya iade edilebileceği tahmin ediliyor.

Denetim Görevlilerinin Uyacakları Etik Davranış İlkeleri

0

Denetim Görevlilerinin Uyacakları Etik Davranış İlkeleri, Resmi Gazete’nin 14 Eylül 2010 tarihli sayısında Denetim Görevlilerinin Uyacakları Etik Davranış İlkeleri Hakkında Yönetmelik ile ilan edilerek aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.

Denetim Görevlilerinin Uyacakları Etik Davranış İlkeleri Hakkında Yönetmelik

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1

(1) Bu Yönetmeliğin amacı, 25/5/2004 tarihli ve 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun kapsamında yer alan kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan denetim görevlilerinin uyacakları meslekî etik davranış ilkelerini belirlemektir.

(2) Bu Yönetmelik, 13/4/2005 tarihli ve 25785 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Görevlileri
Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik hükümleri ile birlikte uygulanır.

Dayanak
MADDE 2 

Bu Yönetmelik, 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü ve 7 nci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar
MADDE 3

Bu Yönetmelikte geçen;

a) Denetim faaliyeti: Her türlü denetim, teftiş, inceleme, araştırma, soruşturma vb. işlevleri,

b) Denetim görevlisi: Denetim birimlerinde başkan ve başkan yardımcısı kadrolarında bulunanlar da dâhil olmak üzere denetim, teftiş, soruşturma, kontrol, ön inceleme, inceleme ve araştırma görevini yapmak üzere değişik ad ve unvanlar altında istihdam edilen veya görevlendirilenleri,
c) Denetlenen: Denetime tâbi kamu görevlileri, kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerini,
ç) Yakın: Denetim görevlisinin kan ve kayın hısımları ile denetim görevinin tarafsızlık ve dürüstlük içinde yapılmasını etkileyebilecek diğer kişileri, ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Denetim Görevlilerine İlişkin Etik Davranış İlkeleri
Tarafsızlık ve nesnellik
MADDE 4

Denetim görevlileri;

a) Görevlerini herhangi bir baskı, etkileme ve yönlendirme olmaksızın yerine getirir; tarafsızlığına zarar verecek veya çevresinde böyle bir izlenim uyandıracak herhangi bir faaliyet veya ilişkinin içerisinde yer almaz; her türlü baskıya karşı tarafsızlığını muhafaza eder; siyasî, idarî, ekonomik, sosyal ve kültürel etkilerden kaçınır; tarafsızlığının etkilenmesi söz konusu olduğunda durumu yetkili makamlara bildirir.
b) Görevleriyle ilgili bilgi ve belgeleri toplarken, değerlendirirken, aktarırken ve sonuçlandırırken, önyargısız ve tarafsız şekilde hareket eder; kariyerinin gerektirdiği nesnellik ilkesine uyar.
c) Denetlenen birim ve taraflarca ileri sürülen bilgi, belge ve görüşleri alır; elde ettiği diğer bilgi ve belgelerle birlikte adil, tarafsız ve nesnel bir şekilde değerlendirir.
ç) Raporlarını; denetimin amacına uygun nitelikte, süresi içinde, somut, güvenilir ve geçerli kanıtlara dayalı olarak özlü, açık, tam ve kesin olarak düzenler.
d) Raporlarında yer verdikleri önlem ve tavsiyeleri gerekçeli olarak belirtir.
e) Denetimlerine tâbi kişi, kurum ve kuruluşlar nezdinde aracılıkta bulunamaz.

Eşitlik
MADDE 5

Denetim görevlileri;

a) Denetim faaliyetlerini yerine getirirken; yasa önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket eder.
b) Dil, din, ırk, cinsiyet, tâbiyet, sosyal sınıf, yaş, evlilik, engellilik, sosyal ve ekonomik durum, siyasi düşünce ve benzeri diğer sebeplere dayanan farklılıkları gözetmeksizin görevlerini yerine getirir.
c) Denetim faaliyetini yerine getirirken, herhangi bir kişiye, zümreye ya da kuruma karşı önyargılı hareket etmez yahut bunları kayırıcı veya dışlayıcı faaliyetlerde bulunamaz.

Dürüstlük
MADDE 6

Denetim görevlileri;

a) Çalışmalarını dürüstlük, doğruluk, dikkat ve sorumluluk duygusu içinde yürütür.
b) Yapılacak denetleme ve soruşturmalar konusunda başkalarına görevleri ile ilgili olarak herhangi bir vaat veya taahhütte bulunamaz.
c) Görevlerinin saygınlığını ve güvenilirliğini zedeleyen görüntü, tavır ve davranıştan kaçınır.
ç) Kendilerine verilen görevi kapsamı ve süresi içinde yerine getirir; suç teşkil eden diğer eylem ve işlemlere vâkıf olduğunda konuyu yetkili makamlara bildirir.

Gizlilik
MADDE 7

Denetim görevlileri;

a) Denetim faaliyetlerinin yürütülmesi ve raporlanması aşamalarında, denetledikleri konu ve kurumla ilgili gizliliğe uygun hareket eder; kanaatlerini yetkili makamlar dışında kimseye açıklayamaz.
b) Görevleri dolayısıyla öğrendikleri devlet sırrı, ticarî sır ve özel hayatın gizliliği ile ilgili bilgileri, kanunların öngördüğü durumlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye veremez ve açıklayamaz.
c) Denetim faaliyetleri sırasında edindiği herkese açık olmayan bilgileri kendi yararına veya başkalarının yarar ve zararına kullanamaz.

Çıkar çatışmasından kaçınma
MADDE 8

Denetim görevlileri;

a) Görevleri sırasında ve görevleri ile ilişkili olarak kendi ve yakınlarının çıkarlarının söz konusu olabileceği her türlü durumdan kaçınır; bunlarla ilgili olarak denetim faaliyetlerine ve alınacak kararlara katılamaz, görüş bildiremez.
b) Son iki yıl içinde görev yaptıkları kurum, kuruluş ve bunların iştiraklerine yönelik denetim faaliyetlerine katılamaz.
c) Denetim faaliyetini yürütürken, yetki ve nüfuzunu kullanarak hizmetin gerekli kıldığı koşullar dışında, kurumlardan ek hizmet veya imkân talep etmez; kamu mal ve hizmetleri ile insan kaynaklarını hizmet gerekleri dışında kullanamaz ve kullandıramaz.
ç) Denetim faaliyetleri ile ilgili olarak görevini tarafsız ve nesnel bir şekilde yürütmesini engelleyecek potansiyel veya gerçek çıkar çatışması durumunu derhal kurum veya kuruluşuna bildirir ve konu ile ilgili görevden çekilme talebinde bulunur.
d) Görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendilerinin veya başkalarının kitap, dergi, kaset ve benzeri ürünlerinin satışını ve dağıtımını yaptıramaz; herhangi bir kurum, vakıf, dernek veya spor kulübüne yardım, bağış ve benzeri nitelikte menfaat sağlayamaz.

Nezaket ve saygı
MADDE 9

Denetim görevlileri, onur kırıcı, küçük düşürücü ve keyfi davranışlar sergilemez; baskıcı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunmaz; birlikte görev yaptıkları ve denetledikleri kişilere karşı nazik ve saygılı davranır.

Yetkinlik ve meslekî özen
MADDE 10

Denetim görevlileri;

a) Görevin gerektirdiği bilgi, beceri ve deneyime sahip olur ve görevlerine azami özen ve dikkat gösterir.
b) Denetim faaliyetinin amacına uygun bir şekilde yerine getirilebilmesi için meslekî bilgi, beceri ve bireysel yeteneklerini sürekli geliştirmeye gayret eder.
c) Denetim hizmetlerini yürütürken meslektaşları arasında ekip çalışmasına ve işbirliğine önem verir ve kendisinden beklenen gerekli desteği sağlar.
ç) Denetledikleri kurum ve kuruluşların çalışma şartlarını, yerleşik mesai düzenini ve hizmet gereklerini olumsuz yönde etkileyen tutum ve davranışlardan kaçınır; kurum ve kuruluşların işleyiş
düzenine, yönetim ve karar alma süreçlerine müdahale etmez.
d) Kurum ve kuruluşların yürüttüğü hizmetlerin hukuka ve etik ilkelere uygun olarak yerine getirilmesi, faaliyet ve işlemlerde hataların önlenmesi, kaynakların etkili, tutumlu ve verimli bir şekilde kullanılması amacına yönelik olarak rehberlik ve eğiticilik hizmetlerini de, görevinin bir parçası olarak görür.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Uygulanmayacak hükümler
MADDE 11

Bu Yönetmelikte düzenlenen denetim görevlileriyle ilgili etik davranış ilkelerine aykırı nitelik taşıyan kapsam içindeki kamu kurum ve kuruluşlarının yönetmeliklerinde yer alan hükümler uygulanmaz.

Yürürlük
MADDE 12

Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 13

Bu Yönetmelik hükümlerini Başbakan yürütür.

Türk Tarih Kurumu

0

Türk Tarih Kurumu, ülkemizde bizzat Atatürk’ün direktifleriyle kurulan kurumların başında gelmektedir. Atatürk, özellikle Avrupa devletlerinin ders kitaplarında yer alan Türkler hakkındaki olumsuz iddialara ve “barbar” deyimi kullanılarak bir istilacı kavim şeklinde gösterilmelerine karşılık, bunun böyle olmadığının, cihan tarihinde en eski çağlardan beri hakiki yerinin ne olduğunun ve medeniyete ne gibi hizmetlerinin bulunduğunun araştırılması gerektiğine inanmaktaydı.

İşte bu sebeple, 28 Nisan 1930 tarihinde, Atatürk’ün de bizzat katıldığı Türk Ocakları’nın VI. Kurultayı’nın son oturumunda, O’nun direktifleriyle, Âfet İnan tarafından 40 imzalı bir önerge sunulmuş ve “Türk tarih ve medeniyetini ilmî surette tedkik etmek için hususî ve daimî bir heyetin teşkiline karar verilmesini ve bu heyetin azasını seçmek salahiyetinin Merkez heyetine bırakılmasını teklif ederiz” denilmiştir.

Aynı gün Kurultay’da yapılan görüşme sonucunda Türk Ocakları Kanunu’na, 84. madde olarak “Merkez Heyeti, Türk tarih ve medeniyetini ilmî surette tedkik ve tetebbu eylemek vazifesiyle mükellef olmak üzere bir Türk Tarih Heyeti teşkil eder.” şeklinde bir madde eklenmiştir. Bu karar çerçevesinde 16 üyeden oluşan bir “Türk Tarihi Tedkik Heyeti” teşkil edilmiş, heyet ilk toplantısını 4 Haziran 1930 tarihinde yapmış, Yönetim Kurulu ve diğer üyeleri seçmiştir.

Yönetim Kurulu: Başkan Tevfik Bıyıklıoğlu, Başkanvekilleri Yusuf Akçura ve Samih Rıfat, Genel Sekreter Dr. Reşit Galip.

Üyeler: Âfet İnan, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Hâmid Zübeyir Koşay, Halil Edhem, Ragıb Hulûsi, Reşid Safvet Atabinen, Zâkir Kadîrî, Sadri Maksudi Arsal, Mesaroş (Ankara Etnografya Müzesi uzmanı), Mükrimin Halil Yinanç, Vâsıf Çınar ve Yusuf Ziya Özer’den teşekkül etmiştir.

Bu heyet, Türk Tarihinin Ana Hatları adıyla yaptığı ilk çalışmayı yayımlamıştır.

29 Mart 1931 tarihinde Türk Ocakları’nın VII. Kurultay’la Türk Ocaklarının kapatılma kararı alınınca, bu defa 15 Nisan 1931’de “Türk Tarihi Tedkik Cemiyeti” adı ile yeniden teşkilatlanmış ve 1930’daki ilkeler temel alınarak faaliyetlerine devam etmiştir. Kurumun adı 1935 yılında “Türk Tarihi Araştırma Kurumu” olarak değiştirilmiş, daha sonra ise “Türk Tarih Kurumu”na çevrilmiştir. Kurum bu dönem içerisinde dört ciltlik lise tarih kitaplarını hazırlamış ve bu kitaplar MEB yayını olarak basılmıştır. Türk Tarih Kurumu’nun bastığı ilk kitap, Birinci Türk Tarih Kongresi: Konferanslar, Müzakere Zabıtları adlı bildiri metinleri kitabıdır (1932). Fakat bu kitabın üstünde de TTK değil Maarif Vekâleti kaydı vardır. Pîrî Reis Haritası Hakkında İzahname (1935) adlı eserin üzerinde ise “Türk Tarihi Araştırma Kurumu Yayınlarından: No: 1” yazmaktadır.

Yine Pîrî Reis’in Kitâb-ı Bahriye’sinin (1935) yayın numarası 2’dir. Daha sonra Alacahöyük kazı raporları basılmış, 1937 yılından itibaren ise, adını bizzat Atatürk’ün koyduğu, BELLETEN yayın hayatına başlamıştır.

Atatürk, hayatının son dönemlerine kadar Kurumun çalışmalarıyla yakından ilgilenmiş, birçok defa çalışma planını kendisi tespit etmiş ve birçok toplantıya bizzat katılmıştır. O’nun bu Kurum’a ve tarihe verdiği önem, 5 Eylül 1938’de düzenlediği vasiyetnâme ile İş Bankası’ndaki hisselerinin gelirinin yarısını Türk Tarih Kurumu’na bağışlamasından anlaşılmaktadır. Nitekim Atatürk’ten sonra gelen bütün Cumhurbaşkanları da bir gelenek olarak Kurum’un koruyucu başkanları olmuştur. 25 Mayıs 1940’ta İçişleri Bakanlığı’nca onaylanan yeni cemiyetler kanununa göre yeniden düzenlenen tüzüğünün 2. maddesinde, Kurum’un Reisicumhur İsmet İnönü’nün yüksek himayeleri altında bulunduğu hükmü yer almış, 3. maddesinde de, “Maarif Vekili bu Kurum’un fahrî reisidir” denilmiştir. Kurum, Bakanlar Kurulu’nun 21 Ekim 1940 tarih ve 2/14556 sayılı kararnamesiyle “Kamu Yararına Çalışan Dernekler” arasına alınmıştır. Türk Tarih Kurumu, tüzelkişiliğe sahip olarak, 7 Kasım 1982’de kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 134. maddesi ile kurulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesine dâhil edilmiştir. Türk Tarih Kurumu bu dönemden itibaren de ilk kuruluş amaçları doğrultusunda çalışmalarına devam etmiş ve etmektedir.

Türk Tarih Kurumu, ilmî araştırma ve yayınları yanı sıra, ilki 2-11 Temmuz 1932 tarihlerinde toplanan ve belli aralıklarla günümüze kadar XVII.’sini gerçekleştirdiği milletlerarası nitelikte “Türk Tarih Kongreleri” yapmaktadır. 20-25 Eylül 1937 yılında Dolmabahçe’de yapılan II. Kongre, uluslararası nitelik kazanmış, yabancı bilim adamları da bu kongreye katılmışlardır. Bu Kongre, Türk tarihinin açıklanması ve belgelenmesi amacını gütmüştür. Ayrıca, Kongre dolayısıyla, tarih öncesinden Cumhuriyet dönemine dek yurdumuzda ve Ortadoğu’da gelişen büyük uygarlıkları, maketler, mülajlar, resimler ve grafiklerle canlandıran bir sergi düzenlenmiş ve bu sergi Atamızın ölümüne dek Dolmabahçe’de kalmıştır.

Türk Tarih Kurumu bundan sonra da uluslararası nitelikte birçok kongre düzenlemiştir. Bu kongrelerde sunulan bildiriler kitap hâline getirilmiş ve bunlar – XVI. Kongre dâhil- 53 cilt halinde basılmıştır. Eylül 2014’te gerçekleştirilen XVII. Kongreye ait bildiriler kitabı ise basım aşamasındadır.

Kuruluşundan başlayarak çalışmalarını eski Türk Ocağı Halkevleri binasında sürdüren Kurum, 1940 yılı sonlarında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ayrılan bir bölüme geçmiştir. Ancak her gün zenginleşen kütüphanesi, çalışmaları ve gelişen basımevi dolayısıyla bu yer yetersiz kalmış, 12 Kasım 1967 günü, projesi Sayın Turgut Cansever tarafından çizilen bugünkü modern binasına taşınmıştır. Bu bina 1980 yılında “Uluslararası Ağahan Mimarî Ödülü”nü almıştır.

Türk Tarih Kurumu, 2876 sayılı kanununda da belirtildiği üzere, 1931 yılındaki kuruluş gayesi olan Türk ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları, Türklerin medeniyete hizmetlerini ilmî yoldan incelemek, araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak, bunlara dayanarak da Türk tarihini ve Türkiye tarihini yazmak konusunda çalışmalarını günümüze kadar sürdürmüş ve yayınlarını toplam XXXI dizide (Eski diziler) toplamıştır. Bu diziler Türk Tarih Kurumu Yayın Çalışma Kurulu tarafından yenilenmiştir. Eski ve yeni dizilerde başlangıçtan bu yana, dergiler dâhil toplam 1400’e yakın eser yayımlanmıştır. 1937 yılından bu yana yayımlanan Belleten dergisinin Aralık 2017 sonu itibariyle 292. sayısı çıkmıştır. Belgeler dergisinin ise 38. sayısı basılmıştır. İlk kez yayınladığımız Tarih Yıllığı ise Türk Tarih Kurumu – Kırkambar 2013 adıyla 2 cilt olarak basılmıştır.

Dergi yayıncılığı açısından bir önemli gelişme de 1988 yılında tek sayı çıkartılıp sürdürülmeyen Höyük dergisinin yeniden yayınlanmaya başlamasıdır. Arkeoloji, sanat tarihi vb. yazılarının değerlendirileceği ve yılda iki kez yayınlanacak olan Höyük’ün 7 sayısı 2014’de çıkartılmıştır.

Atatürk’ün direktifleriyle 22 Ağustos 1935’te Kurum’un kendi parası ve kendi elemanlarıyla başlattığı ilk kazı olan “Alacahöyük Kazısı”ndan ayrı olarak Trakya ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde arkeolojik araştırmalar sürdürülmüştür. Bu kazılardan çıkan eserler pek çok müzemizi süslemektedir. Bugün her yıl yaklaşık 40-50 kazıya maddî destek verilmektedir. Bununla birlikte Türk Tarih Kurumu, amaçları doğrultusunda Türk tarihinin pek çok meselesine ışık tutmak maksadıyla hazırlanan projeleri de desteklemektedir.

Bunlardan “Türkiye’nin Sosyal ve Kültürel Tarihi”, “Başlangıçtan Günümüze Türk Dünyası Tarihi”, “Türk Sufilik Tarihi”, “Yozgat ve Çevresi Sosyal ve Ekonomik Tarihi”, “Sondaj Metoduyla Ordu ve Yöresi İktisadî Tarihi” gibi kapsamlı olanlarını saymak mümkündür. Öte yandan Türk Tarih Atlası çalışmaları sürmektedir. “Türk Kültür Varlıkları Envanteri” çalışmaları kapsamında beş kitap, sekiz cilt olarak basılmıştır ve bu dizi sürmektedir.

Yayınlarımızı, Ankara merkez bina, Kızılay Bayındır Sokak ve İstanbul Üsküdar semtinde yer alan kitap satış bürolarından, yanı sıra elektronik olarak https:\\emagaza-ttk.ayk.gov.tr adresinden, ayrıca Türkiye genelinde çeşitli illerdeki anlaşmalı bayilerimizden de temin edebilirsiniz. Yayınlarımız sadece bu satış yerlerinden okuyucuya ulaştırılmaktadır. Kurum yayınlarının işportada vb. yerlerde satılması yasal değildir. Talepler doğrultusunda Erzurum, İzmir, Kayseri, Konya gibi Anadolu’da merkezi konumda bulunan illerde de yayın satış büroları açılması planlanmaktadır.

Türk Tarih Kurumu’nun ilmî çalışmalar için kurduğu Kütüphane ise ülkemizin en zengin ihtisas kütüphanelerinden biridir. Yaklaşık 250.000 cilt kitabın bulunduğu kütüphaneye, değişim ve satın alma yoluyla en son yayınlar sağlanmakta, yurtdışında 220, yurtiçinde 60 kurum ve kuruluş ile değişim yapılmaktadır. Kütüphanemiz son teknolojiye uygun donanımlar ile hizmet vermektedir. Kütüphanemizde elektronik katalog tarama hizmeti verilmektedir.. Kütüphanemizdeki Osmanlıca, Arapça ve Farsça kaynak eserler başta olmak üzere Batı dillerindeki eserlerden Uluslar arası Telif Yasasına göre telif bakımından yasal süresi dolmuş nadir eserler dijitalleştirilmiştir. TTK Kütüphanesi çevrimiçi kataloğundaki detaylı arama kısmından bu eserlerin metinlerine de ulaşılabilmektedir. Şu ana kadar nadir eser ve elyazması eserlerden yaklaşık 7500’ü dijitalleştirilmiş ve dijitalleştirme işlemi devam etmektedir. Böylece bu eserlere, katalog tarama programı üzerinden erişim sağlanarak elektronik ortamda tüm dünyanın erişimine açılmıştır.

Görme engelli akademisyenlerin, kütüphane hizmetinden faydalanması için çalışmalar başlatılmıştır.

Arşiv ve dokümantasyon açısından da Kurum hayli zengindir. Yakın zamanlar tarihi bakımından önemli arşiv belgeleri ve zengin bir Atatürk fotoğraf koleksiyonu bulunmaktadır. Fotoğraf ve belge koleksiyonunda bulunan malzemeden, yakın dönemde İzmir’in Kurtuluşu, Ayasofya Sergisi, Atatürk Fotoğrafları Sergisi, Kıbrıs’ta Hala Sultan Sergisi ve 100. Yılında Kudüs Sergisi düzenlenmiş olup sergi katalogları da basılmıştır. Arşivdeki materyallerin dijitalleştirme ve tasniflenmesi işlemi devam etmektedir. En son Enver Paşa ve Fahir İz Arşivinin analitik tasnifi tamamlanmıştır.

Türk Tarih Kurumu, Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Araştırmaları Uluslararası Komitesi (CIÉPO), Güney-Doğu Avrupa Araştırmaları Birliği (AIÉSEE), Uluslararası Tarih Bilimleri Komitesi (CISH), Uluslararası Askerî Tarih Komisyonu (CIHMC) ve Uluslararası Akademiler Birliği (UAI) gibi çeşitli uluslararası bilim kurullarının da üyesidir. Bunlardan Uluslararası Akademiler Birliği’nin Türkiye’deki tek üyesidir.

Annan Planı ile kurulması öngörülen Kıbrıs Rum Kurucu Devleti’nin Anayasa Taslağı

0
Annan Planı ile kurulması öngörülen Kıbrıs Rum Kurucu Devleti’nin Anayasası
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen referandumda, Kıbrıs Rum kesimi (Güney Kıbrıs) %75.83 oranında, Annan Planı’nı reddetmiş, ve anayasa taslağı uygulamaya geçememiştir. Kıbrıs Türk kesimi (Kuzey Kıbrıs) ise %64.91 oranında kabul oyu vermiştir. Kıbrıs Rum kesiminin reddetmesi nedeniyle Annan Planı uygulanamamıştır. [/box]

KIBRIS RUM DEVLETİNİN ANAYASASI

I. BÖLÜM-  GENEL MADDELER

1. Madde- Temel Maddeler

1. Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kurucu Devleti’dir.

2. Kıbrıs Rum Devleti yetkilerini Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Federal Anayasası’ndan alır ve bu Anayasa’nın sınırları dahilinde kullanır. Kıbrıs Rum Devleti Federal Anayasa tarafından Federal Hükümete verilmiş olanların dışındaki bütün yetkileri kullanır. Kıbrıs Rum Devleti, Federal Anayasa’nın 2. Madde 3. fıkrasında kayıtlı, hukukun üstünlüğü, temel özgürlükler ve bireysel haklara saygı, demokrasi, eşitlik, temsili cumhuriyet yönetimi ilkelerine uygun olarak kendisini yapılandırır.

2. Madde- Kıbrıs Rum Devleti ve Avrupa Birliği

1. Kıbrıs Rum Devleti, Avrupa Birliği’nin amaçlarına ve hukuki düzenine bağlıdır. Kıbrıs Rum Devleti, kendi yetki alanı dahilinde, Avrupa Birliği’nde Kıbrıs’a dair politikaların oluşturulmasında yer alacak ve üzerine düşen  ilgili bütün yükümlülükleri yerine getirecektir.

2. Bu Anayasa’nın hiçbir hükmü, Kıbrıs Rum Devleti’nin Avrupa Birliği üyeliği için veya üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükleri kapsamında herhangi bir kanun, karar veya tedbiri geçersiz hale getiremez, ya da Avrupa Birliği ve buna bağlı kurumlarının herhangi bir kanunu, hukuki işlemi veya tedbirinin Kıbrıs Rum Devleti’nde kanun kuvvetinde olmasını engelleyemez, ya da AB müktesebatının, gerektiği gibi, sırasının değiştirilmesini önleyemez.

3. Madde- Hukukun Üstünlüğü ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’na Bağlılığı

1.   Bu Anayasa, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nın sınırları dahilinde, Kıbrıs Rum Devleti’nin diğer bütün kanunlarının üzerindedir.

2. Kıbrıs Rum Devleti’nin hiçbir kurumu, Federal Hükümetin ya da Kıbrıs Türk Devleti’nin yetkilerine müdahalede bulunamaz.

3. Kıbrıs Rum Devleti’nin, Federal Anayasa’yı ihlal yolundaki her türlü eylemi  hükümsüzdür.

4. Hükümetin her seviyedeki bütün işlemleri, iyi niyet ve ölçülülük prensipleriyle olduğu kadar, federal bir Devlete özgü işbirliği, eşgüdüm ve bağlılık prensipleriyle de uyum içinde bulunacaktır.

5. Kıbrıs Rum Devleti’nin, memur ya da yetkililerin görevlerini yaparken ya da yapma niyetindeyken hatalı eylem veya ihmalden doğacak zararlara karşı hukuki sorumluluğu vardır. Bu hukuki sorumluluk kanun marifetiyle düzenlenebilir ve sınırları genişletilebilir.

6. Kıbrıs Rum Devleti Mahkemeleri Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nı kollamak ve en üst seviyede saygı göstermekle yükümlüdür.

4. Madde  – Dil

1.   Kıbrıs Rum Devleti’nin resmi dili Rumca’dır. Türkçe ya da diğer dillerin kullanılması kanunla düzenlenebilir.

2.  Yasama, yürütme ve idarenin işlemleri ve evrakı resmi dilde hazırlanır ve işbu Anayasa’nın açık hükümlerinin gerektirdiği şekilde, Resmi Gazetede resmi dilde,  yayınlanarak ilan edilir.

3.   Diğer diller iletişim ve talimat vermek amaçlı olarak kullanılabilir.

4. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dilleri, işbu Anayasa’nın yürürlüğe girişinden üç yılı aşkın bir süre geçmeden, bütün ortaöğretim öğrencilerine öğretilecektir.

5. Madde  – Bayrak ve Milli Marş

1.      Ek A’da yeraldığı üzere, Kıbrıs Rum Devleti’nin kendi bayrağı olacaktır.

2.      Ek B’de yeraldığı üzere, Kıbrıs Rum Devleti’nin kendi milli marşı olacaktır.

3.      Kıbrıs Rum Devleti makamları  ve herhangi bir kamu şirketi veya kanunla yer alan veya kanunla kurulmuş bulunan herhangi bir kamu kuruluşu veya kamu hizmeti kurumuna ait binalarda, Kıbrıs Rum Devleti ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı ile, arzu edilmesi halinde bu iki bayrağın dışında, Avrupa Birliği bayrağı da dalgalandırılabilir. Bu nitelikte binalarda  başka bir bayrak bulundurulamaz.

4.      Her kişi hiçbir kısıtlamaya tabii olmadan herhangi bir bayrak asma hakkını haizdir.

6. Madde – Resmi Tatiller

1.      Kıbrıs Rum Devleti’nin resmi tatilleri, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nın 10 . Maddesinde belirtilen resmi tatilleri kapsar.

2.      İlave tatiller Temsilciler Meclisi’nin Yasası marifetiyle saptanır ve düzenlenir.

7. Madde – Devletin Laikliği

1. Kıbrıs Rum Devleti laiktir.

2. Din görevlileri, siyasi kamu görevlerine seçilme veya atanma yeterliliğini haiz değillerdir.

8. Madde –Dahili Vatandaşlık Statüsü

1.  Kıbrıs Rum Devleti dahili vatandaşlık statüsü, Dahili Kurucu Devlet Vatandaşlık Statüsü ve Kurucu Devlet İkamet Haklarına Dair Anayasal  Nitelikli Yasa ile buna benzer Anayasal Nitelikli Yasa kapsamı ve çerçevesinde, Kıbrıs Rum Devleti’nin ilgili kanunları  marifetiyle düzenlenir.

2.  Kıbrıs Rum Devleti Hukuku, Kıbrıs Türk Devleti’nden olan kişilerin dahili kurucu Devlet vatandaşlık statüsü kazanmalarını düzenleyebilir.

3. Kıbrıs Rum Devleti dahili kurucu devlet vatandaşlığı statüsünün verilmesinde, ırk, milliyet veya etnik köken, renk, din, dil, kültür, cinsiyet, cinsel tercih, yaş, akli veya bedeni özür, sosyal köken, siyasi veya diğer görüş, bir azınlık grubuna ait olma, mülk, doğum veya diğer nedenlerle, dolaysız ya da dolaylı olarak,  hiçbir ayrım yapılamaz.

9. Madde – Siyasi Haklar

1. Kıbrıs Rum Devleti’nde daimi olarak ikamet eden ve en az altı aydır ikamet etmekte bulunan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Vatandaşları,  Federal Anayasa, Dahili Kurucu Devlet Vatandaşlık Statüsü ve Kurucu Devlet İkamet Haklarına Dair Anayasal Nitelikli Yasa ve Avrupa Birliği Hukuku sınırları dahilinde ve bunlarda yapılabilecek değişiklikler saklı kalmak kaydıyla, bir kanunun Kıbrıs Rum Kurucu Devleti  vatandaşlığı statüsüne sahip ve Kıbrıs dışında ikamet eden kişilerin siyasi haklarını icra etmesine imkan vermesi suretiyle, seçim ve diğer ilgili kanunların hükümlerine uygun olarak, ikamet yerlerinde seçmen listelerine kaydedilme ve Kıbrıs Rum Devleti  Hükümet Başkanlığı ve Temsilciler Meclisi    ve yerel hükümet birimleri için yapılacak seçimlere katılma  ve yerel hükümet seviyesinde kamu görevleri için adaylıklarını koyma imkanına sahiptirler.

II. BÖLÜM- TEMEL HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER

10. Madde – Uygulanabilirlik

1. Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama, yürütme ve yargı makamları, her biri kendi yetkisi dahilinde, bu Bölümn hükümlerini etkinlikle uygulanmasını sağlamakla yükümlüdürler.

2. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 11. Maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlükler ile bunlara getirilen kısıtlamaların yorumlanmasında, Avrupa ve uluslararası insan hakları kurumlarının  içtihat ve diğer rehber ilkeleri ile dikkate alınacaktır.

11. Madde  – Eşitlik ve Ayrım Yapmama

1. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 12, 13 ve 22. Maddeleri, Dahili Kurucu Devlet Vatandaşlık Statüsü ve Kurucu Devlet İkamet Haklarına Dair Anayasal Nitelikli Yasa ile işbu Anayasa’nın açık hükümleri uyarınca, herkes kanun önünde eşittir. Temsilciler Meclisi’nin hiçbir yasası ya da kararı ve Kıbrıs Rum Devleti’nin herhangi bir kurum yetkilisi veya kişisi, yürütme erki ve idari işlevler çerçevesinde, alacağı işlem ya da kararlar temelinde herhangi bir kişiye topluluk kökeni, dahili kurucu devlet vatandaşlık statüsü, etnik veya dini kimlik ya da kökeni, renk, ırk, kültür, dil, cinsiyet, cinsel tercih, yaş, akli veya fiziki özür, sosyal köken, siyasi veya diğer görüş, bir azınlık grubuna ait olma, mülk, doğum veya diğer nedenlerle  ayrımda bulunamaz. Öte yandan, işbu Madde ve 22. Maddenin hükümleri çerçevesinde, Devleti, AB Müktesebatı uyarınca  kadının, özürlü kişilerin ve diğer dezavantajlı grupların durumunun iyileştirilmesi için olumlu adımları atmaktan alıkoyamaz.

2.  Kıbrıs Rum Devleti içinde hiçbir vatandaş herhangi bir asalet veya diğer sosyal üstünlük veren bir ünvanı taşıma ayrıcalığını ve kullanma hakkını haiz değildir.

3. Hiçbir asalet veya diğer sosyal üstünlük veren ünvan Kıbrıs Rum Devletince tanınamaz veya bahşedilemez.

12. Madde  – Yaşam

1. Her kişi yaşam hakkına sahiptir.

2. Hiç kimse yaşama hakkından mahrum edilemez.

3. Hiç kimse ölüm cezasına çarptırılmaz ya da idam edilmez.

4. Yaşam hakkında mahrumiyet, mutlak surette zaruri düzeyi aşmayan kuvvet kullanımından kaynaklandığı takdirde, işbu Maddeye  aykırılık oluşturacak biçimde çiğnenmiş sayılmaz:

a)   nispi ve aksi takdirde kaçınılamaz ve onarılamaz bir zarara karşı kişinin ya da mülkiyetin müdafaası;

b) nispiyet ilkesiyle daima uyum içinde olmak üzere, hukuka uygun biçimde gözaltında bulunan bir kişinin kaçmasının engellenmesi veya tevkif edilmesinin sağlanması;

c)  hukuken müsaade edildiği şekil ve şartlar altında, bir isyan veya toplu eylemi bastırmak için tedbir almak amacıyla, meydana gelmiş sayılmayacaktır.

13. Madde – Kişinin Bütünlük Hakkı

1.      Herkes akli ve fiziki bütünlüğüne saygı gösterilmesi hakkını haizdir.

2.      Tıp ve biyoloji alanında özellikle,

a)      Hukukun öngördüğü usul uyarınca, ilgili kişinin veya vasisinin özgür ve verilen bilgiye dayalı rızası,

b)      Özellikle kişilerin seleksiyonunu amaç edinen gen maniplasyonu uygulamalarının yasaklanması,

c)        İnsan bedenini ve parçalarını maddi kazanç kaynağı haline getirmenin yasaklanması,

d)       İnsanların üreme amaçlı klonlanmasının yasaklanması, hususlarında özellikle saygı gösterilir.

14. Madde- İşkencenin Yasaklanması

Hiçbir kişi, işkenceye veya insanlık dışı veya aşağılayıcı ceza ya da muameleye tabi tutulamaz.

15. Madde- Köleliğin, Zorunlu  Çalıştırmanın ve İnsan Kaçakçılığının Yasaklanması

1. Hiç kimse köle olarak ya da mücbir hizmete tabi tutulamaz.

2. Hiç kimseden cebren veya zorunlu hizmette bulunması istenemez.

3. İşbu Maddenin amaçları bakımından “cebren ya da zorunlu çalıştırma” aşağıdaki hususları kapsamaz.

a)      16. Maddenin hükümleri uyarınca, normal tutukluluk sürecinde veya böyle bir tutukluluk halinden şartlı tahliye esnasında, yapılması istenen herhangi bir iş;

b)      Yerleşik kişilerin refah veya hayatları acil bir durum ya da doğal felaket sebebiyle tehdit altında bulunması halinde, yerine getirilmesi gereken bir hizmet.

4. İnsan kaçakçılığı yapılması yasaktır.

16. Madde- Kişinin Özgürlük ve Güvenliği

1. Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir.

2. Hiçbir kişi, kanunla öngörülen aşağıdaki haller haricinde özgürlüğünden mahrum edilmez.

a)  Kişinin, yetkili bir mahkeme kararı üzerine gözaltına alınması;

b) Kişinin, bir mahkemenin hukuka uygun kararına uymaması sebebiyle gözaltına alınması ya da tutuklanması;

c)  Kişinin, bir suç işlediği konusunda makul bir şüphenin bulunması veya bir suçu işleyeceğine dair yeterli şüphesi bulunması ya da suç işledikten sonra kaçmasının önlenmesi amacıyla, yetkili hukuki makamların önüne getirilmek üzere gözaltına alınması veya tutuklanması;

d)  Reşit olmayan bir kişinin, eğitiminin gözetim altında ıslahı ya da yetkili hukuki makamlar önüne getirilmesi amacıyla kanunlara uygun şekilde alıkonulması;

e) Akli dengesi yerinde olmayan, alkolik ya da uyuşturucu bağımlısı ya da serseri kişiler ile bulaşıcı hastalıkların yayılmasının önlenmesi için kişilerin  gözaltına alınması;

3. Hiç kimse, kanunda açıkca hapis cezası ile cezalandırılması gereken bir suçun varlığı durumu ve hukukta belirtilen standart ve formalitelere uygun olarak hazırlanmış gerekçeli tutuklama müzekkeresi marifeti haricinde, suç işlediği şüphesiyle tevkif edilemez.

4. Her kişi işbu Madde’nin 3. fıkrası uyarınca tutuklanması halinde derhal:

a)      tutuklanmasının sebepleri hakkında anladığı bir dille bilgilendirilmeli,

b)      seçeceği bir avukat ve bir doktorun hizmetinden yararlanmasına izin verilmeli,

c)       ailesinin bir mensubuna haber vermesine müsaade edilmelidir.

5. İşbu Madde’nin 3. fıkrası uyarınca tevkif edilen kişi, mümkünse tutuklanmasından hemen sonra ve her halükarda 24 saat geçmeden, daha önce serbest bırakılmadıysa, bir hakim önüne çıkarılmalıdır.

6. Hakim, karşısına getirilen kişinin hangi gerekçelerle tutuklandığını, bu şahsın anladığı bir dilde süratle soruşturacak  ve böyle bir sorgudan sonra mümkün olduğunca çabuk, ancak üç günü aşmayan bir süre içerisinde, tutuklanan şahsı uygun göreceği üzere ya serbest bırakacak, ya da kişinin tutuklanmış olduğu suçun işlenişine dair soruşturmanın devam etmesi sebebiyle nezarette kalma süresini zaman zaman, her seferinde sekiz günü aşmayacak şekilde arttırabilecektir.

Sorgu aşamasında kişinin tutuklandığı günden itibaren nezaret altında kaldığı süre üç ayı aşamaz. Bu süre zarfında nezarette bulunan kişinin sorumluluğu taşıyan makamların kişiyi serbest bırakmak için her türlü yola başvurmaları gerekir.

Hakimin işbu fıkra kapsamında verdiği her karar temyiz edilebilir.

7. Tutuklama ve gözaltına alınma nedeniyle özgürlüğünden mahrum kalan her kişi, bir mahkeme nezdinde tutukluluk halinin kanunen geçerliliğini sorgulama ve tutuklamanın gayri kanuni olması durumunda serbest bırakılmasının en çabuk şekilde hükmedilmesi için girişimde bulunma hakkını haizdir.

8. İşbu Maddenin hükümleri hilafına tevkif edilerek ya da gözaltına alınarak mağdur olan her kişinin icra edilebilir tazminat hakkı saklıdır.

17. Madde – Suçlanan Kişilerin Hakları

1. Hiçbir kimse hukuken, işlendiği zaman bir suç teşkil etmeyen bir fiil veya ihmal nedeniyle suçlu bulunamaz; ve hiçbir kişi işlendiğinde hukuken açıkça ifade edilenden başka bir suç için öngörülen daha ağır bir cezaya mahkum edilemez.

2. Bir suçtan mahkum olan ya da beraat eden kişi, aynı suç nedeniyle tekrar yargılanamaz. Hiç kimse aynı fiil ya da ihmal sebebiyle, iki kere aynı suçtan dolayı cezalandırılamaz.

3. Hiçbir kanun suçun ağırlığıyla orantılı olmayan bir ceza öngöremez.

4. Bir suç ile itham edilen her kişi, kanun uyarınca suçlu olduğu ispat edilene dek, masum kabul edilir.

5. Bir suç ile itham edilen her kişi, aşağıda belirtilen asgari hakları haizdir:

a) Kişinin kendisine anladığı bir dille ve en kısa sürede, itham edildiği suçun niteliği ve dayanakları konusunda gerekçeleriyle ayrıntılı bilgi verilmesi;

b)  kişinin savunmasını hazırlaması için yeterli zaman ve olanakların tanınması;

c) kişinin kendisini bizatihi veya seçeceği bir avukat marifetiyle savunması veya, gerekli hukuki yardım hizmetini maddi açıdan karşılayamaması halinde, adaletin yerine getirilmesi amacıyla ücretsiz hukuki yardım temin edilmesi;

d) kendisine karşı olan şahitlerin sorguya çekilmesi veya çekilmelerinin sağlanması ve kendisine karşı olan şahitlerle aynı şartlar altında kendi şahitlerinin katılımının ve sorguya çekilmesinin temin edilmesi;

e) mahkemede kullanılan dili konuşamama veya anlayamama halinde bir tercümandan ücretsiz olarak yararlandırılması.

6. Mülkün genel müsaderesi yoluyla cezalandırma yasaklanmıştır.

18. Madde  – Adil Yargılama

1. Hiç kimse işbu Anayasa çerçevesinde kendisine tayin edilen mahkemeye erişim hakkından mahrum tutulamaz. Herhangi bir isim altında istisnai mahkemeler ya da hukuki komiteler kurmak yasaklanmıştır.

2. Her kişi, medeni hakları ve yükümlülüklerinin veya kendisine yöneltilen herhangi bir cezai ithamın karara bağlanması amacıyla, kanun uyarınca kurulmuş bağımsız, tarafsız ve yetkili bir makam tarafından, makul bir süre içinde adil ve kamuya açık bir yargılanma hakkına sahiptir. Mahkeme kararı, kamuya açık bir celsede gerçekleştirilerek açıklanacaktır. Ancak, kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu ahlakı gözetilerek, veya çocuklarının menfaati ile tarafların özel hayatlarının korunmasını gerektiren durumlarda, veya mahkemenin konunun kamuoyuna yansıltılmasının adaletin yerini bulmasını olumsuz etkleyeceği kanaatine vardığı özel durumlarda, davanın tümü veya bir kısmı mahkeme kararı yoluyla basına ve kamuoyuna kapatılabilir.

3. Her kişi aşağıda belirtilen haklara sahiptir:

a)      mahkeme önüne  çıkarılmasının nedenleri konusunda bilgilendirilmek;

b)      mahkeme önünde savunmasını yapmak ve gerekli  hazırlığı yapabilmek için yeterli zamanı bulunmak;

c)      mahkemeye delili sunmak veya delili sunmayı amaçlamak ve ilgili kanun uyarınca tanıkları sorguya çekmek;

d)      kendi seçeceği bir avukat tarafından temsil edilmek;

e)      mahkemede kullanılan dili anlayamama ve konuşamama halinde ücretsiz olarak bir  tercümandan yaralanmak.

4. Adaletin yeterince tecelli edebilmesini teminen, yeterli olanaklara  muktedir  olmayan kişiler için hukuki yardım tahsis edilecektir.

19. Madde – Dilekçe Verme ve Mahkemeye Erişim Hakkı

1. Her kişi, şahsen ya da ortaklaşa birlikte yazılı olarak herhangi bir yetkili kamu kurumundan  talepte  ya da şikayette  bulunma ve bunların en kısa sürede işleme konularak sonuca bağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Talep ya da şikayet başvurusunu yapan kişiye gerekçeli cevap, kırk beş günü aşmayacak şekilde, en kısa sürede verilecektir.

2. İşbu Madde’nin 1. fıkrasında belirtilen süre içinde başvuruya ilişkin bir karar alınmaması ya da ilgili kişi ya da kişilerin alınan karardan muzdarip olması durumunda, bu tür kişiler talep ya da şikayetlerini yetkili mahkeme huzuruna götürebilirler.

3.    Meşru menfaati veya hakkı doğrudan olumsuz etkilenen her kişi, Birleşik  Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, işbu Anayasa veya Kıbrıs Rum Devleti’nin herhangi bir yasasının hilafına, herhangi bir yürütme veya idari yetkisini kullanan veya kullandığını iddia eden bir kamu organı veya makamı veya bir şahıs tarafından alınan veya sözkonusu organa verilmiş yetkileri aşan veya bu yetkileri istismar eden bir karar, önlem veya eylemden dolayı, Rum Cumhuriyeti mahkemelerine başvurma hakkına sahiptir.

20. Madde- Belgelere Erişim Hakkı

Kıbrıs Rum Devleti’nin hükümranlığı altında  bulunan her kişinin kendisi ile ilgili idari   evraka erişmesi hakkı kanunla  garanti altına alınacaktır. Bu yönde  bir kanun, demokratik bir toplumda anayasal düzen, kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı ve kamusal ahlak çerçevesinde ya da işbu Anayasa tarafından kişilere tanınan özgürlük ve hakların korunması amacıyla, formalitelere, şartlara ve kanunda gösterilen kısıtlamalara tabi tutulabilir.

21. Madde- Mahremiyet, Ev ve İletişim Hakkı

1. Her kişi özel ve aile hayatına, evine ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkını haizdir.

2. Bu hakkın kullanılmasına, kargaşayı veya suçu engellemek, sağlık veya ahlakı korumak, veya başkalarının özgürlük ve haklarını muhafaza etmek veya demokratik bir toplumda gerekli olan kamu düzeni ya da kamu güvenliği ya da Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ya da iki devletten birinin ekonomik refahının gerektirmesi ve hukuka uygun olması durumu haricinde, hiçbir kamu kurumu müdahale edilemez.

3. Bütün bu durumlarda bu özgürlüklere müdahaleler ancak yetkili bir mahkemenin kararı, emri ya da müzekkeresi ile olanaklıdır.

22. Madde – Kişisel Veriler

Kişisel veriler kanunda öngörüldüğü üzere korunacaktır.

23. Madde -Evlenme Hakkı

Evlenme yaşına gelen herkes evlilik kurumuna ilişkin kanunlar çerçevesinde evlenme ve aile kurma konusunda özgürdür.

24. Madde – Dolaşım ve İkamet Özgürlüğü

1. Her kişi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 11. Maddesinin 3. fıkrası uyarınca kanunla konulan ve kamu güvenliği, kamu düzeni ve kamu sağlığı bakımından gerekli olan kısıtlamalar, veya yetkili bir mahkeme tarafından verilen cezalandırma kararı saklı kalmak kaydıyla, Kıbrıs Rum Devleti dahilinde istediği yerde dolaşım ve ikamet etme hakkına sahiptir.

2. Kıbrıs Rum Devleti’nde ikamet ve hareket etme özgürlüklerini kısıtlayan veya düzenleyen her hüküm, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federal  Anayasası ve Anayasal Nitelikli Yasalar veya Avrupa Birliği Vatandaşları ve Aile Mensuplarının Dolaşım ve İkamet Özgürlüğü Hakkında Federal Yasa hükümlerine uygun olmalıdır.

3. İşbu Maddenin hükümleri, sığınma, suçluların iadesi ve sınır dışı etme konularını düzenleyen Avrupa Birliği Hukuku’na ve Federal Yasalara, kural ve yönetmeliklerine tabidir.

25. Madde – Mülkiyet Hakları

1.Her kişi, tek başına veya ortaklaşa başkalarıyla taşınır veya taşınmaz herhangi bir malı satın alma, sahip olma, zilliyetlik, kullanma veya elinden çıkarma hakkı ile bu hakka saygı duyulması hakkına sahiptir.

2. Federal Devlete ait mallar dışında Kıbrıs Rum Devleti’nde bulunan ve başka herhangi bir şahıs veya şahıslarca ya da bir kuruma ait olmayan her mülk Kıbrıs Rum Devleti’ne aittir.

3. Kıbrıs Rum Devleti’nde bulunan yer altı suyu ve madenleri bu devletin malıdır.

4. İşbu Madde’de belirtilenlerin dışında, hiçbir mülkiyet hakkına kısıtlama veya sınırlama getirilemez veya mülkiyet hakkından mahrum kılınamaz.

5. Bu hakkın kullanılmasına, başkalarının hakkının korunması ya da herhangi bir mülkün kamu yararı için değerlendirilmesi ve kullanılması ya da şehir ve bölge planlaması ya da kamu ahlakı veya kamu sağlığı veya kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla gerekli bulunması halinde, ancak kanunla sınırlama veya kısıtlama getirilebilir.

Bu tür kısıtlamaların, böyle bir mülkün ekonomik değerini önemli ölçüde düşürmesi halinde süratle adil bir tazminat ödenmesi gereklidir. Bu tazminat, anlaşmazlık halinde, mahkemece belirlenir.

6. Her türlü taşınır ya da taşınmaz mal ya da mal üzerindeki hak ya da maldaki hisse aşağıdaki şartlar çerçevesinde Kıbrıs Rum Devleti ya da bir Belediye kurumunca;

a)   kamulaştırmayı düzenleyen hukuk tarafından özel olarak düzenlemiş olan ve ifasında kamu faydası bulunan bir amaçla olması,
b)  böyle bir amacın kanuni hükümleri uyarınca ve kamulaştırmayı yapan kurumca alınan kararla ortaya konularak, bu kamulaştırmanın gerekçelerinin açıkça ifade edilmesi durumunun bulunması ve
c)  nakden hakça bir tazminatın ödenmesi, anlaşmazlık halinde ise, mahkeme tarafından çözümlenmesi halinde, zorunlu olarak iktisap edilebilir.

7. Zorunlu olarak kamu tasarrufuna alınan bir mülk ya da bu tür bir mülk üzerindeki hak veya hisse yalnızca bu tasarrufa mesnet teşkil eden amaç için kullanılabilir. Beş yıl içinde bu amaç yerine getirilmediği takdirde bu beş senenin dolmasından itibaren zorunlu alımı yapan kurum bu mülkü kendisinden aldığı kişiye ödediği bedel üzerinden satmayı teklif eder. Teklifi alan kişi, teklifi aldıktan sonra üç ay içinde bu teklifi kabul ya da reddetme hakkına sahiptir. Eğer sözkonusu mülkiyeti geri almayı kabul ederse, mülk bu teklifin kabulünden üç ay içinde sözkonusu bedeli ödemesiyle derhal kendisine iade edilecektir.

8. İşbu Maddenin 5. ve 6. fıkralarında belirtilen hiçbir hüküm, hayati bir tehlikenin veya mülkiyete zararın engellenmesi ya da sözleşmelerden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilmesi ya da herhangi bir kararın uygulanması ya da herhangi bir vergi veya cezanın tenfizi amacıyla çıkartılan herhangi bir kanunun maddeleriyle çelişemez.

9. Herhangi bir taşınır veya taşınmaz mal Kıbrıs Rum Devleti’nce,

a)  kamu yararı amacı güdülmesi ve bu amacın özel olarak kamulaştırmayı düzenleyen yasa kapsamında bulunması,
b) kamulaştırmayı yapan makamın alacağı bir kararla kamulaştırmanın amacının, sözkonusu yasa hükümleri çerçevesinde belirlenip, bu amacın açıkça belirtilmesi,
c)  kamulaştırmanın üç yılı aşkın olmaması ve,
d) nakden hakça bir tazminatın derhal ödenmesi, anlaşmazlık halinde ise, mahkeme tarafından çözümlenmesi halinde, zorunlu olarak el koyulabilir.

10. İlgili herhangi bir kişi bu maddenin hükümleri çerçevesinde mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Bu tür bir mahkeme başvurusu, kamulaştırma işlemi için yürütmeyi durdurma kararı niteliğini haizdir ve işbu maddenin 5. fıkrası çerçevesinde getirilen herhangi bir sınırlama veya kısıtlamanın hasıl olması durumunda, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı almaya yetkilidir.

İşbu fıkra çerçevesinde alınan her mahkeme kararı temyiz edilebilir.

11. Fikri mülkiyet hakları, Avrupa Birliği Hukuku, Federal Yasalar ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bağlayan uluslararası andlaşmalar uyarınca, işbu Maddenin koruması altındadır.

26. Madde-Kamu Görevleri

1. Her kişi Kıbrıs Rum Devleti’nin kamusal sorumluluğunun paylaşılmasına olanakları ölçüsünde katılmakla yükümlüdür.

2. Her çeşit vergi, gümrük ya da harç şeklindeki katılım, yalnızca kanun yetkisiyle ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 14. Maddesinin 1.fıkrası  (d) bendi hükümleri kapsamında düzenlenebilir.

3. Kıbrıs Rum Devleti, geriye dönük olarak, hiçbir şekilde herhangi bir vergi, gümrük ya da harç koyamaz.

4. Kıbrıs Rum Devleti, men edici ya da yıkıcı nitelikte herhangi bir vergi, resim ya da harç koyamaz.

5. Resmi amaçlar için kullanılan Federal mülk ve Federal gelirler Kıbrıs Rum Devleti’nin vergilendirme konusundaki yasal düzenlemelerinin dışında tutulacaktır. Kıbrıs Rum Devleti’nin resmi amaçlar için kullandığı ya da kullanacağı mülk, gümrük ve istihsal vergisi ya da diğer dolaylı vergilendirmeden muaftır.

27. Madde –Sosyal Güvenlik

Her kişi, insanca varlığını sürdürmeye, sağlık hizmetleri, sosyal güvenlik yardımları ve sosyal hizmetlerden yararlanma hakkını haizdir. İşçilerin korunması, fakirlere yardım ve sosyal güvenlik sistemi  yasayla düzenlenir.

28. Madde -Çevre

Üst düzeyde çevresel koruma ve çevre kalitesinin yükseltilmesi Kıbrıs Rum Devleti politikalarıyla bütünleştirilecek ve sürdürülebilir kalkınma prensibi uyarınca garanti altına alınacaktır.

29. Madde -Eğitim Hakkı

1. Her kişi, yalnızca kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı ve kamu ahlakının gerektirdiği hallerde ya da eğitimde kalite ve standartların  muhafazası ya da ebeveynlerin çocuklarının kendi dini ve felsefi inançları doğrultusunda eğitilmesini sağlama hakkı da dahil olmak üzere, başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, kanunlara uygun olarak belirlenen formaliteler, şartlar ve kısıtlamalar saklı kalmak kaydıyla, eğitim alma ve her kişi ve kurum da  eğitim verme hakkına sahiptir.

2.Kıbrıs Rum Devleti’nce ilk ve ortaöğretim ücretsiz olarak sağlanacaktır.

3.İlköğretim kanunla belirlenecek okul yaşındaki bütün vatandaşlar için zorunlu olacaktır.

4.İlköğretimin dışında kalan eğitim, kanunla belirlenen kural ve şartlar altında, Kıbrıs Rum Devleti tarafından, işbu Anayasa’nın 4. Maddesi 4. fıkrası uyarınca bütün ortaöğretim öğrencilerine Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dillerinde öğretilecektir.

30. Madde -Meslek veya Zanaat

1. Her kişi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası hükümleri uyarınca, herhangi bir mesleği uygulama veya zanaat, iş veya ticari faaliyete devam etme hakkını haizdir.

2. Bu hakkın kullanımı, sadece herhangi bir mesleğin ifası için gerekli vasıfların bulunması ya da kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı ve kamu ahlakı açısından ya da işbu Anayasa çerçevesinde herkese garanti edilen hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla kanunla belirlenen formaliteler, şartlar ve kısıtlamalara tabi olabilir.

3. İşbu Maddenin daha önce belirtilen hükümlerine istisna olarak, kamu yararına olacak durumlarda, aslen vazgeçilemez bir kamu hizmeti, ya da Kıbrıs Rum Devleti’nin uhdesinde bulunan doğal veya enerji kaynaklarının kullanımı yalnızca Kıbrıs Rum Devleti’ne, bir belediye şirketine ya da bu amaçla kanunla kurulmuş ve idari denetimi Kıbrıs Rum Devleti’nde bulunan, sermayesi kamu fonlarından ve özel fonlardan veya bu ikisinin birinden temin edilen bir kamu şirketine ait olduğu yasayla belirlenir.

Eğer bu tür bir girişim bir kamu ya da belediye şirketi haricinde bir şahıs tarafından yürütülmekte ise, böyle bir girişim için kullanılan tesisler, işletmeci şahsın talebi üzerine, Kıbrıs Rum Devleti ya da belediye veya bir kamu kuruluşu tarafından adil bir fiyat üzerinden satın alınacaktır.

31. Madde-Akit Yapma Özgürlüğü

1. Her kişi, sözleşme hukuku genel ilkeleri uyarınca ortaya konan şartlar, sınırlamalar veya kısıtlamalar uyarınca, istediği her türlü sözleşmeye serbest bir şekilde taraf olma hakkına sahiptir. Ekonomik güce sahip kişiler tarafından yapılabilecek istismarın önlenmesi amacıyla gerekli kanuni düzenleme yapılacaktır.

2. İşçi ve işveren tarafından uyulması zorunlu toplu iş sözleşmeleri, böyle bir sözleşmenin akdinde temsil edilip edilmemelerine bakılmaksızın kişilerin haklarını koruma altına alacak şekilde yasayla düzenlenebilir.

32. Madde-Grev Hakkı

1. Grev hakkı tanınmıştır ve  bu hakkın kullanımı, sadece kamu güvenliği ve kamu düzeninin temini,  halkın hayatı için önemli hizmet ve malların idamesi ya da işbu Anayasa çerçevesinde her kişi için garanti altına alınan hak ve özgürlüklerin korunması amaçlarıyla kanunla düzenlenebilir.

2. Polis gücü mensupları grev hakkını haiz değildir. Grev hakkı konusundaki yasaklama kanunla diğer kamu hizmeti mensuplarına da uygulanabilir.

33. Madde-Toplanma ve Örgütlenme Özgürlüğü

1. Her kişi barış içinde toplanma özgürlüğüne sahiptir.

2. Her kişinin, başka kişilerle birlikte siyasi partiler ve sendikalar kurma ve bunlara üye olma hakkı da dahil olmak üzere, örgütlenme özgürlüğü bulunmaktadır. Bu Maddenin 3. fıkrası kapsamındaki kısıtlamalara halel gelmeksizin, hiç kimse hiçbir cemiyete üye olmaya veya üyeliğini devam ettirmeye zorlanamaz.

3. Kanunda öngörülen ve kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı, kamu ahlakı veya işbu Anayasada her kişi için güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin korunması açısından mutlaka gerekli olan kısıtlamalar haricinde, bu kişi toplantılara katılsın ya da katılmasın veya bu tür cemiyetlerin üyesi olsun ya da olmasın, bu hakların kullanımına hiçbir kısıtlama getirilemez.

4. Amaç ya da faaliyetleri Anayasal düzene aykırı olan her türlü cemiyet yasaktır.

5. İş bu Madde, bu hakların polis ya da devletin idari makamları tarafından kullanımına getirilecek yasal kısıtlamaları engellemeyecektir.

6. İş bu Maddenin hükümleri, bütün kar amaçlı firmaların, derneklerin ve diğer cemiyetlerin kuruluşu için, bunların kuruluşunu veya birleştirilmesini, üyeliğini (üyelerin hak ve yükümlülükleri dahil), yönetimini, sona erdirilmesini ve dağılmasını düzenleyen herhangi bir kanunun maddelerine tabi olmak kaydıyla, geçerlidir.

34. Madde- İfade Özgürlüğü

1.Herkişi her şekilde konuşma ve ifade özgürlüğüne sahiptir.

2.Bu hak, herhangi bir kamu makamının müdahalesi bulunmaksızın ve sınır veya hudut tanımaksızın, fikir sahibi olmayı ve bilgi ve fikir alışverişini kapsamaktadır.

3. İş bu Maddenin 1. ve 2. fıkralarında bahşedilen hakların kullanımı, yalnızca kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı ve kamu ahlakı yararına, başkalarının itibarının ve haklarının korunması, mahremiyet içinde alınan bilginin ifşasının önlenmesi, yargının otoritesinin ve tarafsızlığının idamesi için zorunlu olması ve kanunla öngörülmesi durumunda formalitelere, şartlara, sınırlamalara ve cezalara tabi kılınabilir.

4.Gazetelerin ve diğer basılı materyalin toplatılmasına Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı’nın yazılı izni olmaksızın  müsaade edilemez ve bu iznin yetmişiki saati geçmeyecek bir süre içinde yetkili mahkeme kararı ile teyid edilmemesi durumunda toplama kararı kaldırılır.

5.Bu Madde kapsamında yer alan hükümler, kanun uyarınca, ses ve görüntü yayınına veya sinema teşebbüslerine izin verilmesi gereğini engellemez.

35. Madde-Düşünce, Vicdan ve Din

1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir.

2. Doktrinleri ve ayinleri gizli olmayan bütün dinler serbesttir.

3.Kanun önünde bütün dinler eşittir. Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama, yürütme ve idare makamlarının  işlemleri herhangi bir dini kurum veya dine karşı ayrımcılık içeremez.

4.Her kişi, özel ya da kamusal alanda, bireysel ya da toplu olarak, dinini veya inancını ibadet, öğreti, uygulama veya yerine getirme yoluyla ifade etme veya bu din veya inancı değiştirme hakkına sahiptir.

5.Kişinin dinini değiştirmek ya da değiştirmesine engel olmak amacıyla fiziksel ya da ahlaki zorlamada bulunulması yasaktır.

6.Kişinin din veya inaçlarını ifade özgürlüğü, kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı, kamu ahlakı gerekleri veya işbu Anayasa’da her kişi için güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla, yalnızca kanunla düzenlenen sınırlamalara tabidir.

7.Bir kişi onaltı yaşına ulaşana kadar, sözkonusu kişinin dini onun kanuni vesayetine haiz şahıs tarafından belirlenecektir.

8. Hiçbir kişi, getirisi özellikle kısmi ya da bütün olarak kendi dini dışındaki bir dinin amaçları için tahsis edilmiş herhangi bir vergi ya da harcı ödemek zorunda bırakılamaz.

9.Kıbrıs Bağımsız Yunan Ortodoks Kilisesi, Dini Buyruklara ve halihazırda yürürlükte olan Şartına uygun olarak kendi içişlerini düzenleme ve yönetme münhasır hakkına sahip olacak ve Temsilciler Meclisi böyle bir hakla uyumlu olmayan bir şekilde hareket etmeyecektir.

10.Müslüman din kurumları dahil, dini grupların hükümran kurumları, 21 Aralık 1963 tarihinden önceki Kıbrıs Kanunları uyarınca sahip oldukları tüm haklara, işbu Anayasa’nın yürürlüğe giriş tarihinde veya bu tarihten sonra sahip olacaklardır.

36. Madde- Kanun Önünde Eşitlik

1. Herkes kanun, idare ve adalet önünde eşittir ve dolayısıyla eşit korunma ve böylece eşit davranılma hakkına sahiptir.

37. Madde -Seçimler

1. Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanındaki tüm seçimler kendi Seçim Kanunları ile düzenlenecektir.

2.. Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanında daimi olarak ikamet eden ve en az 6 aydır yerleşik olan herkes, işbu Anayasa’nın ve çerçevesinde hazırlanan seçim kanunlarının hükümlerine bağlı olarak oy verme veya işbu Anayasa veya benzer bir kanun altında yapılan seçimlerde aday olma hakkına sahiptir.

3. Seçim Kanunu, Kıbrıs Rum Kurucu Devleti dahili vatandaşlığı statüsünü haiz ve kendi yetki alanında ikamet etmeyen kişilere oy hakkı tanıyabilir.

4. Seçim Kanunu, seçmenlerin iradesinin serbestçe ifadesi imkanını sağlayacaktır.

38. Madde-Özel Statü Bölgeleri

Günebakan, Yeşilırmak, Süleymaniye, Kurutepe,  Gemikonağı, Madenliköy ve Erenköy adlı Dilirga köylerinde yerleşik Kıbrıs Türkleri ve ayrıca Pile, Yılmazköy ve Türkeli adlı Mesarya köylerinde yerleşik Kıbrıslı Türkler, kendi kültürel, dini ve eğitim işlerini yürütme ve Temsilciler Meclisinde temsil edilme ve kendi köylerine ilişkin imar ve planlama konularında danışılma hakkına sahiptir. Danışma hükmü hemen yürürlüğe girecek, diğer hususlar Kanunla düzenlenecek; bu kanun ise, işbu Anayasa’nın yürürlüğe girmesini izleyen iki yıl içinde yasalaştırılacaktır.

39. Madde-Dini Azınlıklar

Maruniler, Ermeniler ve Latinlere, Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanı içinde, özellikle kendi kültürel, dini ve eğitim işlerini yönetme hakkı başta olmak üzere Avrupa Ulusal Azınlıkların Korunmasına dair Avrupa Çerçeve Sözleşmesi’nde öngörülen statü ve haklar ve Temsilciler Meclisinde temsil edilme hakkı tanınacaktır. Bu hususların ayrıntılı düzenlemesi kanunla yapılacaktır.

40. Madde -Yabancılar

Avrupa Birliği Hukuku, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, uluslararası hukuk ve federal mevzuata tabi olmak kaydıyla, bu Bölümde yer alan hiçbir husus, Kıbrıs Rum Devletinin yabancılara ilişkin herhangi bir konuyu kanunla düzenlemesini engellemeyecektir.

41. Madde- Yorum İlkeleri

1. Bu bölümdeki hiçbir husus, herhangi bir toplum, grup veya kişinin, federal Anayasa’yla kurulan anayasal düzeni, işbu Anayasa’yı zayıflatma veya bozma ya da bu Bölümde ortaya konulan hakların ve özgürlüklerin herhangi birine zarar verme amaçlı ve bu hakların ve özgürlüklerin burada sağlanan düzeyinin ötesinde sınırlandırılması doğrultusunda herhangi bir eyleme girmeye veya hareket etmeye herhangi bir hakkı olduğuna işaret etmekte olduğu şeklinde yorumlanamaz.

2. Bu Bölümle garanti edilen temel haklar ve özgürlükler, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nda ve bu Bölümde belirtilenlerden başka hiçbir sınırlandırma veya kısıtlamaya tabi olmayacaktır.

3. Bu Bölümün, bu tür sınırlandırmalar ve kısıtlamalara ilişkin hükümleri dar bir şekilde yorumlanacak ve öngörüldükleri amaçlar dışında uygulanmayacaktır.

III. BÖLÜM – KIBRIS RUM DEVLETİNİN YETKİLERİ

42. Madde- Yetkiler ve Görevler

1. Kıbrıs Rum Devleti, Federal Anayasa’da Federal Hükümete verilmeyen tüm yetkileri ve görevleri, Federal Anayasa’nın 15.1.Maddesi çerçevesinde bölgesel sınırları içinde kullanacak ve yerine getirecektir.

2. Kıbrıs Rum Devleti’nin,

a) Federal kanunların ihlali üzerinde, yargı yetkisi Kıbrıs Yüksek Mahkemesi veya federal kanunlarla diğer federal mahkemeler için saklı tutulmaması kaydıyla, asli cezai yargı yetkisi,
b) Anılan Yüksek Mahkeme veya Federal Anayasa ya da Federal Anayasal Nitelikte Kanunlarla diğer federal mahkemelere verilen yargı yetkisiyle getirilen sınırlamalar haricinde, Kıbrıs Rum Devleti dahilindeki medeni, cezai ve idari hususlar üzerinde münhasır yargılama; Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına tabi olmak kaydıyla herhangi bir hususa ilişkin daha ileri yargı yetkisi,
c) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na bağlı olmak kaydıyla, yasayla dünelendiği şekilde, ülke dışı yargılama yetkisi olacaktır.

3. Kıbrıs Rum Devleti polisi, Kıbrıs Rum Devleti içinde yerleştirilecek ve sıcak takip operasyonu hakkı saklı kalmak kaydıyla, münhasıran Kıbrıs Rum Devleti içinde faaliyet gösterecek ve Federal Kanunların ihlal edildiği suçlar dahil, devlet içinde hukukun, düzenin ve kamu güvenliğinin korunması ve kanunların uygulanmasından, Federal polisin ve Ortak Tahkikat Bürosunun görevlerine, Polisi ilgilendiren konularda ve Ortak Tahkikat Bürosunun oluşumu ve görevlerine dair Anayasal nitelikteki yasa hükümlerine ve Polisiye Hususlarda İşbirliği Anlaşmasına halel getirmeksizin sorumlu olacaktır.

4. Federal Hükümetin, Federal Anayasa’nın 14.3.Maddesine göre kanunların uygulanmasında Kıbrıs Rum Devleti’ni yetkili kıldığı durumlarda, Kıbrıs Rum Devleti’nin bu bağlamda yetkisi bulunacak ve Devlet Yetkililerince Federal Kanunların Uygulanmasına İlişkin Federal Kanun’da belirtilen usül uyarınca hareket edecektir.

5. Kıbrıs Rum Devleti’nin, bir uluslararası andlaşmanın konusuna ilişkin yasama yetkisine sahip olduğu durumlarda, Federal Anayasa’nın 14.4.Maddesi hükümleri çerçevesinde, Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu uluslararası andlaşmadan kaynaklanan her yükümlülüğünü yerine getirecektir.

43. Madde- Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Dış İlişkilerine Katılım

1. Kıbrıs Rum Devleti, yetki alanını etkileyen dış ilişkilere dair Federal kararlarda, Federal idareyle danışmalarda bulunabilecektir.

2. Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diplomatik misyonlarına, ticari ve kültürel konularda bu misyonların bir parçası olarak akredite edilecek temsilciler atayabilecektir.

3. Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin haklarına,  Federal Hükümet’in veya Kıbrıs Türk Devleti’nin yetkisine halel getirmedikçe ve Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğiyle uyumlu olduğu takdirde, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkileri olan Devletlerin yetkili kurumlarıyla, ticari ve kültürel konularda anlaşmalar akdedebilecektir.

4. İş bu Madde’nin 2 ve 3. fıkralarından kaynaklanan yetkilerin kullanımında aşağıdaki usül izlenecektir.

a. Kıbrıs Rum Devleti yabancı hükümetlerle siyasi düzeydeki temaslarında Federal Dışişleri Bakanlığı kanalını kullanacaktır; ve

b. Kıbrıs Rum Devleti, diğer Devletlerin alt kuruluşları veya alt birimleriyle doğrudan       temas edebilecektir. Böyle bir  durumda Kıbrıs Rum Devleti, bu tür makamlarla herhangi bir anlaşmanın görüşmelerine başladığı takdirde, Federal Dışişleri Bakanlığı’nı bilgilendirecek ve  bu müzakerelerin seyri ve sonuçları hakkında bilgi sunmaya devam edecektir.

5. Dış İlişkilere İlişkin İşbirliği Anlaşması, sonradan olabilecek değişikliklere tabi olmak kaydıyla, Federal Anayasa’nın 18. Maddesinin uygulanmasını düzenleyecek ve ilgili olduğu ölçüde, Kıbrıs Rum Devleti’nin temsilini  ve anlaşma yapma yetkisini düzenleyecektir.

44. Madde  – Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği İlişkilerine Katılımı

1. Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ndeki politikasının belirlenmesi çalışmalarına katılacaktır.

2. Ağırlıklı olarak veya münhasıran Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanına giren konularda temsil, Federal İdare veya ilgili temsilcinin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yükümlülük altına sokmaya yetkili kılınmış olması koşuluyla,  Kıbrıs Rum Devleti’nin bir temsilcisince yapılabilecektir.

3. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükleri, yükümlülükle ilgili olan konuda yasama yetkisine sahip Federal veya Kıbrıs Rum Devleti’nin yetkili otoritesi tarafından yerine getirilecektir. AB Müktesebatının uygulanması için emredilen basit ulusal idari yapılar dışında ihtiyaç duyulan idari yapıların oluşturulması, etkinlik gerekleri temelinde Kıbrıs Rum Devleti tarafından gerçekleştirilecektir.

4. Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne karşı olan yükümlülüklerini yetki alanı içinde yerine getirmediği ve Birlik tarafından Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sorumluluk yüklenebildiği takdirde, Federal Hükümetin asgari 90 günlük bir bildirimde bulunarak (veya Avrupa Birliği gerekleri uyarınca zorunluluk ise daha kısa bir zaman içinde) Kıbrıs Rum Devleti’ne, onun yerine gerekli önlemleri almak gereksinimini ve bu önlemlerin Kıbrıs Rum Devleti sorumluluklarını yerine getirinceye kadar yürürlükte kalacağını  bildirmesi üzerine, Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yükümlülüklerinin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde bahsi geçen sorumlulukları derhal yerine getirir.

5. Federal Hükümet ve Devletler arasında Avrupa Birliği İşlerine İlişkin Anlaşma, zaman içinde olabilecek değişikliklerle, Avrupa Birliği İşlerinin münhasıran ve ağırlıklı olarak Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanına giren yönlerini ve bu işlerle bağlantılı olarak, ayrıca, bu Devletin  Federal Hükümet ve Kıbrıs Türk Devletiyle olan ilişkisini düzenleyecektir.

45. Madde- İşbirliği ve Eşgüdüm

1. Anayasal Nitelikli Yasaların Teşkili ve Kabulüne İlişkin Federal Anayasal Nitelikli Yasa uyarınca, Temsilciler Meclisi, Federal Parlamento ve Kıbrıs Türk Devleti’nin yasama organının birlikteliğinde, Federal Hükümet ve her iki devlet için bağlayıcı yasalar kabul edilebilir.

2. Kıbrıs Rum Devleti, Kıbrıs Türk Devleti veya Federal Hükümet ile anlaşmalar akdedebilir, bu suretle tarafların yetkisi dahilinde ortak kurum  ve kuruluşlar oluşturulabilir ve bu tür herhangi bir anlaşma, Federal Parlamento ve her iki devlet yasama organınca onaylandığı takdirde, Federal Anayasal Nitelikli Yasa konumunda olacaktır.

3. Kıbrıs Rum Devleti, politika ve yasalarının, Federal Anayasanın 16.3. Maddesinde belirtildiği üzere,  anlaşmalar, ortak standartlar ve danışmalar yoluyla eşgüdüm ve uyumunu sağlamaya çalışacaktır.

IV. BÖLÜM- YÜRÜTME

46. Madde- Hükümet Başkanı

1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümetinin Başkanı, Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin başıdır ve Hükümette herkesin önünde gelir.

2. Başkan’ın geçici yokluğunda veya görevlerini yerine getirme yeteneğini geçici olarak  kaybetdiği durumlarda, Temsilciler Meclisi Başkanı, onun yokluğunda ya da bu tür bir Makamın münhal konumunun doldurulması sürecinde ise, Anayasanın 75.3.Maddesine göre Meclis Başkanı’na vekalet eden Temsilci, bu tür geçici yokluk veya yetenek kaybı süresince Başkan adına hareket edecektir.

47. Madde- Başkan’ın Görevleri

Başkan,

(a)       Kıbrıs Rum Devletini, tüm resmi işlerinde temsil eder.

(b)  (i) Kıbrıs Rum Devleti’nin, Federal Anayasa’nın 18. Maddesi hükümleri uyarınca ve  bu hükümlerle bağlı olmak kaydıyla, ticari ve kültürel hususlara ilişkin akdedebileceği anlaşmaları,

(ii) yukarıda ifade edilen anlaşmaların müzakereleri için atanan heyetlerin veya müzakeresi tamamlanmış bu tür anlaşmaları imzalayacak delegelerin yetki belgelerini,

(iii) Kıbrıs Rum Devleti ile Kıbrıs Türk Devleti ve/veya Federal Hükümet arasında İşbirliği Anlaşmaları ve eşgüdüm, uyumlaştırma veya diğer anlaşmaları, imzalar;

(c) Ticari ve kültürel konularda Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diplomatik misyonlarının bir parçası olarak akredite  edilecek temsilcileri atar;

(d) Kıbrıs Rum Devleti’nin Nişanı’nı verir;

(e) Federal Anayasa’nın 26.9. Maddesinde belirtildiği üzere, Birleşik Kıbrıs     Cumhuriyeti Başkanlık Konseyi’nin toplantılarına katılır;

(f) Bakanlar Konseyi aracılığıyla Federal Kanunların uygulanmasını, bu tür uygulamanın Federal Hükümet tarafından Kıbrıs Rum Devleti yetkililerine bırakıldığı durumlarda denetler ve;

(g) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyeliğinden ve uluslararası andlaşmalardan doğan yükümlülüklerinin uygulanmasını, yükümlülükle ilgili  konunun Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama yetkisi alanında olması durumunda denetler.

48. Madde- Başkan’ın Seçimi

1. Başkan’ın seçimi, doğrudan, genel ve gizli oyla yapılır, tek bir adayın olması durumunda o aday seçilmiş ilan edilir.

2. Geçerli oyların yüzde ellisini alan aday seçilir. Adaylardan hiçbiri gerekli
çoğunluğu elde edemezse, seçim bir sonraki hafta aynı güne karşılık gelen tarihte, en fazla geçerli oy alan iki aday arasında yeniden düzenlenir ve bu seçimde geçerli oyların ekseriyetini alan aday seçilmiş addedilir.

3. Seçim, deprem, sel, genel salgın hastalık ve benzeri olağanüstü ve önceden
öngörülmeyen  durumlara  bağlı   olarak  işbu Anayasa  uyarınca belirlenen tarihte düzenlenemezse,  bir sonraki hafta aynı  güne karşılık gelen tarihte yapılacaktır.

49. Madde – Adaylık için Yeterlik

Bir kişi seçim zamanında aşağıda belirtilen niteliklere sahipse, Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin Başkanlığı için yapılacak seçimde aday olmaya ehil sayılır.

(a) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmak;
(b) 35 yaşını doldurmuş olmak;
(c) İşbu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya bu tarihten sonra sahtekarlık  veya yüz kızartıcı bir suçtan dolayı ceza almamış olmak veya bir seçim suçu için yetkili mahkemelerce seçim kısıtlamalarına tabi olmamak;
(d) Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin Başkanlığı görevini yürütecek akli melekelerden yoksun olmamak;
(e) En az 6 aydır Kıbrıs Rum Devleti’nde ikamet ediyor olmak.

50. Madde – Ehil Olmamak ve Uyumsuzluk

1. Başkanlık görevi, Belediye Başkanlığı dahil bir belediye meclisi üyeliği veya bir kamu ya da belediye görevi ile aynı anda yürütülemez. Bu Madde için “kamu görevi”, Kıbrıs Rum Devleti veya Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki kamu hizmetlerinde kar amaçlı  çalışan ve ödenekleri ya Kıbrıs Rum Devleti, ya da Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin denetimi altında olan ve kamu sektöründe veya kamu hizmetlerinin bütünü içinde yer alan tüm makamları kapsar.

2. Devlet Başkanı, görev süresi boyunca, doğrudan veya dolaylı, kendi veya başkasının hesabına, kar amaçlı veya kar amacı gütmeyen bir iş veya meslek icra edemez.

51. Madde – Göreve Başlama

1. Başkan,  göreve, Temsilciler Meclisi’nde aşağıdaki yemini yaparak başlar.

“Kıbrıs Rum Devleti’nin Anayasası ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’na  ve bunlara bağlı yapılan kanunlara bağlılığımı ve saygımı yinelerim.”

2. Temsilciler Meclisi, bu  törenin düzenlenmesi amacına yönelik olarak görev süresi
sona eren Başkan’ın beş yıllık döneminin tamamlandığı tarihte  ve 53. Maddenin 4. fıkrası uyarınca ara seçim yapıldığı takdirde, ara seçimi izleyen üçüncü gün toplanacaktır.

52. Madde- Görev Süresi

1. Başkan, göreve başladığı tarihten itibaren beş yıllık bir dönem için görev yapacak ve sonraki Başkan’ın göreve başlamasına kadar  görevini sürdürecektir.

2. 53. Maddenin 4. fıkrası uyarınca ara seçimle seçilen Başkan, görevini doldurmak üzere seçildiği Kıbrıs Rum Devleti Başkanı’nın geri kalan süresinde görev yapar.

Geri kalan süre bir yıldan az olduğu takdirde, Başkan olarak seçilen kişi, hem bu bir yıldan az süre hem de ilave beş yıllık bir süre için daha görev yapar ve bu görevi sonraki Başkan göreve başlayıncaya kadar sürdürür.

3. Yeni bir Başkan’ın seçimi, eski Başkanın görev süresinin sona erdiği tarihte göreve başlamasına imkan sağlamayı teminen ayrılmakta olan Başkanın görev süresinin dolmasından önce yapılmalıdır.

53. Madde – Başkanlık Görevinin Boşalması

1. Başkanlık Makamı

a) Ölüm;
b) Temsilciler Meclisine, gönderilen ve Başkanı tarafından alınan yazılı istifa;
c) Federal Kanuna göre Vatan Hainliği suçundan hüküm giyme;
d) Sahtekarlık ve yüz kızartıcı suçların herhangi birinden hüküm giyme;
e) Görevlerini etkin bir şekilde yerine getirmesine engel olacak biçimde kalıcı fiziksel veya zihinsel yetersizliği veya geçici haller dışında benzer gaybubeti durumunda boşalır.

2. Başkanlık makamının boşalması durumunda, Temsilciler Meclisi Başkanı, makamın boş kaldığı süre zarfında Hükümet Başkanı olarak hareket eder.

3. Yüksek Mahkeme, bu Maddedeki 1. fıkranın (e) bendinde ortaya çıkan herhangi bir sorun hakkında, Temsilciler Meclisi’nde basit çoğunlukla alınan bir karar üzerine Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı’nın verdiği bir önerge ile karar alır:

Bu yönde bir karar alınması yönündeki öneri, Temsilciler Meclisi üyelerinin en az beşte biri tarafından imzalanmaması durumunda, Temsilciler Meclisi’nde bu bağlamda hiç bir karar verilemez, gündeme alınamaz veya tartışılamaz.

4. Kıbrıs Rum Devleti’nin Başkanlığı makamının boşalması durumunda, boş makam, oluştuğu tarihten itibaren kırk beş gün içinde yapılacak bir ara seçimle doldurulur.

54. Madde – Dokunulmazlık ve Tahkikat

1. Başkan, görev süresi boyunca, Kıbrıs Rum Devleti Kanunları karşısında bu Maddenin hükümleri haricinde herhangi bir cezai takibata tabi tutulamaz.

2. Başkan, sahtekarlık veya yüz kızartıcılığı içeren bir suçtan dolayı Yüksek Mahkeme önünde Başsavcı tarafından itham edilebilir.

3. (a) Başkan’ın, işbu Madde’nin 2. fıkrası altında yargılanması durumunda görevini    yerine getirmesi askıya alınır ve 46. maddenin 2. fıkrası hükümleri  uygulanır.

(b) Başkan, bu tür bir suçlamada Yüksek Mahkeme tarafından yargılanır; hüküm giymesi üzerine makamı boşalır ve beraat etmesi durumunda makamının görevlerini yerine getirmeye devam eder.

4. Başkan, işbu Madde’nin 2. fıkrası uyarınca, görevlerini yerine getirirken işlediği herhangi bir suçtan ötürü yargılamaya tabi tutulamaz, ancak, görevinin sona ermesinden sonra görev süresi içinde işlediği herhangi bir suçtan ötürü yargılanabilir.

5. Başkan, görevlerinin ifası sırasında gerçekleştirdiği herhangi bir fiili veya ihmali nedeniyle dava edilemez:

Ancak bu fıkrada kayıtlı hiçbir husus, herhangi bir kişiyi, Kıbrıs Rum Devleti Hukuku çerçevesinde Kıbrıs Rum Devletini dava etme hakkından mağrum kılar şekilde yorumlanamaz.

55. Madde – Bakanlar Kurulu

1. Yürütme gücü, Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin Başkanı tarafından yerine getirilir. Başkan, yürütme gücünü yerine getirmek üzere en fazla 14 Bakanın yer aldığı bir Bakanlar Kurulu oluşturur. Bakanlar, Başkan tarafından kendisince imzalanan bir belgeyle atanır. Kanun, 6 adede kadar Müsteşar bulunmasına izin verebilir.

Bakanlar Kurulu, 47. ve 56. Madde’lerde açıkça Başkana bırakılan yürütme erkine tabi olmak kaydıyla, aşağıdakiler dahil diğer tüm konularda yürütme gücünü kullanır:

a) Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin genel yönetim ve kontrolü ve genel politikalarının yönetimi,
b) Federal Anayasa’nın 18. Maddesi’nde belirtildiği şekilde, ticari ve kültürel ilişkiler dahil olmak üzere 43. ve 44. Maddelerde ortaya konduğu üzere dış ilişkiler ve Avrupa Birliği işlerinin veçheleri,
c) kamu düzeni ve güvenliği;
d) tüm kamu hizmetlerinin eşgüdümü ve denetimi;
e) işbu Anayasa ve kanun hükümleri uyarınca Kıbrıs Rum Devleti’ne ait olan mülkün denetimi ve idaresi;
f) bir Bakan tarafından Temsilciler Meclisine sunulacak kanun tasarılarının değerlendirilmesi;
g) herhangi bir kanunun, o kanunla öngörülen şekilde uygulanması için her türlü emir ve yönetmeliğin hazırlanması;
h) Temsilciler Meclisi’ne sunulacak Kıbrıs Rum Devleti bütçesinin değerlendirilmesi;
i) Federal Kanunlar’ın, uygulamasının Federal Hükümet tarafından Kıbrıs Rum Devleti yetkililerine bırakıldığı durumlarda, uygulanması; ve
j) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyeliği ve uluslararası andlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerinin, yükümlülükle ilgili konunun Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanına girdiği durumlarda, yetki alanı çerçevesinde uygulanması.
k) Kamu hizmetlerine geçici çalışanların kanun uyarınca ve kanunda belirtilen şekilde atanması.

2. Bakanlar Kurulu’nun kararları çoğunluk oyu ile alınır ve bizzat kararda başka şekilde belirtilmediği takdirde Başkan tarafından Resmi Gazete’de yayınlatılır.

56. Madde –Başkan’ın Yürütme Gücü

Başkan tarafından kullanılan yürütme gücü başlıca aşağıdaki hususlardan oluşur:

1) Bakanlar Kurulu üyelerinin tayini ve görevden alınması;
2) 55.2. Madde’de belirtilen şekilde Bakanlar Kurulu kararlarının Resmi Gazete’de yayımı suretiyle ilanı;
3) 59. Madde’de belirtilen şekilde Temsilciler Meclisi’nden geçen herhangi bir kanun veya kararın Resmi Gazete’de yayımı suretiyle ilanı;
4) İşbu Anayasa’da belirtilen şekilde tayin ve görevden almalar;
5) 60. Madde’de belirtilen şekilde cezaların affı; özel af, askıya alınması ve hafifletilmesi  yetkilerinin kullanımı;
6)  İşbu Anayasa’da belirtilen şekilde Yüksek Mahkeme’ye havale yetkisi;
7) İşbu Anayasa’da belirtilen şekilde Yüksek Mahkeme kararlarının Resmi Gazete’de yayınlattırılması;
8) 57. Madde’de tanımlanan yetkilerin herhangi birinin kullanımı;
9) 82. Madde’de belirtilen şekilde, Temsilciler Meclisi’ne hitab edilmesi;
10) Bakanlar Kurulu toplantılarını düzenleme, bu toplantıların gündemlerini hazırlama, bu toplantılara başkanlık yapma ve bu toplantılardaki görüşmelere herhangi bir oy hakkı olmadan katılmak;
11) 58. Maddede belirtilen şekilde, Temsilciler Meclisi’nin Bütçeyle ilgili kanun veya kararlarını iade etme hakkı;
12) İşbu Anayasa’da belirtilen şekilde, Yüksek Mahkeme’ye havale veya Yüksek Mahkeme yolunu kullanma hakkı;
13) Kıbrıs Rum Devleti’nin nişanlarının ihdası

57. Madde – Temsilciler Meclisi’nin Kanunlar ve Kararlar Üzerinde Veto Hakkı

1. Başkan’ın, Temsilciler Meclisi’nin herhangi bir kanunu veya kararı veya aşağıdaki hususlar bakımından bunların  herhangi bir bölümü üzerinde nihai veto hakkı vardır.

i) Tümü veya bir bölümü Kıbrıs Rum Devleti yetki alanında olan dış ilişkilerin Federal Anayasa’nın 18. Maddesinde ortaya konan bütün veçheleri;
ii) Tümü veya bir bölümü Kıbrıs Rum Devleti yetki alanında olan, Avrupa Birliği ile bağlantılı olarak 19. Maddede ortaya konan tüm veçheler;
iii) Yabancılar, Göç ve İltica hakkındaki Federal Kanunlara tabi olmak kaydıyla  yabancıların Kıbrıs Rum Devleti’nde yerleşimi, statüsü ve menfaatleri;
iv) Kamu güvenliğine ilişkin  aşağıdaki hususlar:

a) Polis hizmetlerindeki kıdemli memurların  tayin ve terfileri
b) Polislerin dağıtımı ve yerleştirilmesi
c) Polis kanunları

2. Yukarıda belirtilen  veto hakkı, kanun veya kararın tümüne ya da  bir bölümüne karşı kullanılabilir ve veto hakkının kanun veya kararın bir bölümüne karşı kullanılması durumunda, bu tür Kanun veya kararların veto edilen bölümü dışında  kalan kısımları, işbu Anayasanın ilgili hükümleri çerçevesinde yürürlüğe girmelerini teminen, Başkan’a sunulup sunulmamalarına ilişkin bir karar alınması amacıyla  Temsilciler Meclisine iade edilir.

3. Bu madde çerçevesindeki veto hakkı, 59. Maddede belirtilen şekilde, Temsilciler Meclisi Kanunları ve kararlarının yayınlanması süresi içinde kullanılır.

58. Madde – Kanunların İadesi Hakkı

1. Başkan’ın Temsilciler Meclisi’nin herhangi bir Kanun veya kararını ya da onun bir bölümünü Meclis’e yeniden görüşülmesi için iade etme hakkı vardır.

2. Temsilciler Meclisinde Bütçe’nin kabulünde, Başkan, iade hakkını, kendi değerlendirmesine göre ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle kullanabilir.

3. Bir Kanun veya kararın yada onun bir bölümünün bu maddenin 1. Maddesinde belirtilen şekilde Temsilciler Meclisi’ne iade edilmesi durumunda, Temsilciler Meclisi iade edilen kanun hakkında, iadeden sonra 15 gün içinde ve iade edilen 2. Maddede belirtilen şekilde Bütçe olması durumunda iade edilen hakkında iadeden sonra 30 gün içinde fikir beyan eder.

4. Temsilciler Meclisi görüşünde ısrarlı davranırsa, Başkan, işbu Anayasa’nın hükümlerine bağlı olarak, Kanunu, Kararı ya da Bütçe Kanununu, Temsilciler Meclisi Kanunlarının ve kararlarının yürürlüğe girmesi için belirlenen süre zarfında Resmi Gazete’de yayınlatarak yürürlüğe sokar.

5. İşbu Madde kapsamında düzenlenen iade hakkı, 59. Maddede belirtiği üzere, Temsilciler Meclisi’nin Kanunları ya da Kararları normal süreci içinde yürürlüğe girene kadar kullanılabilir.

59. Madde – Yayınlanma

Başkan, Temsilciler Meclisi’nin her Kanun veya kararının kendi Makamına iletilmesini takiben 15 gün içinde, sözkonusu Kanun veya Karara ilişkin veto, iade, Yüksek Mahkeme’ye havale yolundaki yetkilerini işbu Anayasa’da öngörüldüğü üzere kullanmadığı takdirde, sözkonusu Kanun veya Kararın Resmi Gazete’de yayınlanmak suretiyle ilanı sağlar.

60. Madde – Ceza İndirimleri

Başkan, Başsavcıya danıştıktan sonra, Kıbrıs Rum Devleti mahkemelerince verilmiş herhangi bir ceza veya hapis emrini erteleyebilir, askıya alabilir veya azaltabilir.

61. Madde – Bakanların Yürütme Gücü

1. Bir Bakan, Bakanlığının en üst amiridir.

2. İşbu Anayasayla münhasıran Hükümet Başkanı’na ve Bakanlar Kurulu’na verilmiş yürütme yetkisiyle sınırlı olmak kaydıyla, her Bakan tarafından kullanılan yürütme gücü aşağıdaki hususları kapsar;

a) Bakanlığıyla ilgili kanunların yürütülmesi ve genelde Bakanlığının görev alanına giren tüm konuların ve işlerin yönetimi;
b) Bakanlığıyla ilgili talimat ve yönetmeliklerin Bakanlar Kurulu’na sunulmak üzere hazırlanması;
c) Bakanlığıyla ilgili herhangi bir kanun veya bu kanun altındaki talimat ve yönetmelik hükümlerine işlerlik kazandırmak için talimat ve genel yönetmeliklerin yayınlanması;
d) Kıbrıs Rum Devleti Bütçesi’nin Bakanlığıyla ilgili bölümünü Bakanlar Kurulu’na sunulmak üzere hazırlanması,
e) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Federal Anayasa veya Avrupa Birliği İşleri ve Dış İlişkiler Hakkında İşbirliği Anlaşmaları’nda belirtilen durumlarda temsil edilmesi.

62. Madde – Bakanlığa Ehil Olma

1. Hiç  kimse Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı ve Temsilciler Meclisi’ne üye olmak üzere seçimde adaylık için gerekli nitelikleri haiz olmadığı takdirde Bakan olarak atanamaz.

2. Bakanlık Makamı Temsilciler Meclisi üyeliği veya Belediye Başkanlığı görevi de dahil olmak üzere, belediye meclis üyeliği ya da bir kamu görevi veya  belediyeye ait bir başka makamla birlikte yürütülemez.

Bu fıkradaki “kamu görevi” ifadesi 50. Maddedeki ifade ile aynı anlamı taşıyor.

3. Bakanlar, istifa edene veya Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı tarafından azledilinceye kadar görev yapar.

63. Madde – Yemin

Bakan olarak tayin edilen kişi, göreve başlamadan önce Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı huzurunda aşağıdaki cümleyi tekrarlar :

“Kıbrıs Rum Devleti Anayasası ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve bunlar uyarınca  yapılan bütün Kanunlara bağlı kalacağıma ve saygı göstereceğime yemin ederim.”

64. Madde – Sekretarya

1. Bakanlar Kurulu’nun, devlet memuru statüsünü haiz bir sekreter tarafından yönetilen bir Sekretaryası bulunur.

2. Bakanlar Kurulu Sekretaryası Genel Sekreteri Bakanlar Kurulu Makamı’nın işlerini yürütür ve Bakanlar Kurulu’nun kendisine verdiği talimatlar uyarınca Bakanlar Kurulu toplantılarına katılır, toplantı tutanağını tutar ve Bakanlar Kurulu kararlarını ilgili kurum, yetkili ya da kişiye iletir.

V. BÖLÜM – YASAMA

65. Madde – Yasama Yetkisi

1. Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama yetkisi Temsilciler Meclisi tarafından kullanılır.

2. Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama yetkisi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin münhasır yetki alanı içinde olmayan her konuyu kapsar.

3. Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama yetkisi, Kıbrıs’ın (Cyprus) Avrupa Birliği üyeliği ve uluslararası andlaşmalardan doğan yükümlülüklerinin uygulanmasını ve bu yükümlülüklerle ilgili konuların münhasıran veya ağırlıklı olarak Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama yetkisi alanı içinde olduğu durumları kapsar.

66. Madde – Temsilciler Meclisi’nin Oluşumu

Temsilcilerin sayısı, üçü Maruni, Ermeni ve Latin olmak üzere, kanunla belirtilen dini azınlıklar tarafından seçilen 60 kişiden müteşekkildir. Temsilcilerin sayısı, ancak Temsilciler Meclisi’nin beşte üç çoğunluğunun kararıyla değiştirilebilir.

67. Madde – Adayların Vasıfları

Temsilciliğe seçim için aday olanlar seçim zamanında aşağıdaki nitelikleri haiz olmalıdır:

a) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmak;
b) Yirmi beş (25) yaşını doldurmuş olmak;
c) Seçmen olmak;
d) sahtekarlık veya yüz kızartıcı suçlardan hüküm giymemiş olmak veya herhangi bir seçim suçundan yetkili bir mahkeme tarafından herhangi bir kısıtlama altında olmamak ve
e) Temsilci olarak görev yapmaktan alıkoyacak bir zihinsel hastalığı olmamak.

68. Madde – Görev Süresi

1. Temsilciler Meclisi’nin görev süresi beş yıldır.

2. Dönemi sona eren Meclis, işbu Maddenin 1. fıkrası altında yeni seçilen Meclis görevi devralana kadar görev yapmaya devam eder.

69. Madde – Temsilciler Meclisi Seçimleri

1. Temsilciler Meclisi genel seçimi, Dönemi sona eren Meclis’in görev süresinin tamamlandığı ayı izleyen ilk ayın ikinci Pazar günü yapılır.

2. Seçimler, varyasyonlu veya varyasyonsuz nispi temsil sistemine göre düzenlenen ilgili seçim kanunu uyarınca yapılır.

3. Meclis’te bir sandalye boşaldığı takdirde, bu münhal sandalye, o an için Yürürlükte olan Seçim Kanunu uyarınca doldurulur.

4. İşbu Madde’nin 1. fıkrasında öngörülen şekilde belirlenen tarihte, deprem, sel, salgın hastalık ve benzer olağanüstü ve önceden görülemeyen olaylar nedeniyle seçimler gerçekleştirilemediği takdirde, asıl seçim tarihini izleyen bir sonraki hafta içinde, o haftanın da aynı gününde seçimler yapılır.

70. Madde –Fesih

1. Temsilciler Meclisi, kendisini ancak kendi mutlak çoğunluğunun oyuyla alınan  kararla feshedebilir.

2. Bu yönde alınan bir karar, 68. Maddenin 1. fıkrası ile 69. Maddenin 1. fıkrasına halel gelmeksizin, kararın alındığı tarihden sonra en erken otuz, en geç kırk gün içinde genel seçimin yapılacağı tarih ile yeni seçilecek Meclisin, genel seçim tarihinden sonra on beş günü aşmamak üzere ilk Genel Kurul tarihini belirleyecektir. Bu süre zarfında görev süresi sona ermiş olan Meclis görevine devam edecektir.

3. 68. Maddenin 1. fıkrasının muhteviyatına halel gelmeksizin,   fesihten sonra seçilecek Temsilciler Meclisi’nin görev süresi kendini fesheden Meclis’in geri kalan süresiyle sınırlı olacaktır. Fesih kararının Meclisin beş yıllık görev süresinin son yılı  içinde gerçekleşmesi durumunda, Temsilciler Meclisi feshedilen Meclis’in geri kalan süresi ve takip eden beş yıl için görev yapar; yeni seçilin Meclis’in eski Meclis dönemine ait her oturumu olağanüstü oturum olarak kabul edilir.

71. Madde- Kanun Koymanın Sınırı

68. Maddenin 2. fıkrası veya 70. Maddenin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca yeni seçilen  Meclis görevini devralana kadar, Temsilciler Meclisi’nin görevi devam ettiği hallerde, görevini sürdüren Temsilciler Meclisi’nin acil ve ilgili Kanun veya kararda açıkça belirtilen, önceden öngörülemeyen acil ve istisnai durumlar dışında Kanun yapma ya da herhangi bir konuda karar alma yetkisi bulunmaz.

72. Madde – Temsilcilerin Yemini

Temsilci, Temsilciler Meclisi’nde ve kamuya açık bir toplantıda görevlerini üstlenmeden önce, şu yemini edecektir: “Kıbrıs Rum Devleti Anayasası ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na ve bunlar uyarınca yapılan kanunlara kalacağıma ve saygı göstereceğime yemin ederim.”

73. Madde – Görevle Bağdaşmazlık

Temsilcilik görevi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Bakanlık ya da Belediye Başkanlığı görevi de dahil, belediye meclis üyeliği, ya da bir kamu görevi veya belediyeye ait bir başka makamla, birlikte yürütülemez.

İşbu Madde’deki “kamu görevi” ifadesi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti veya Kıbrıs Rum Devleti’nin hizmetinde gelir getiren herhangi bir görev ya da Kıbrıs Rum Devleti ile Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti denetiminde gelir karşılığında verilen hizmetler  ve herhangi bir kamu işletmesi ya da kamu kuruluşunda herhangi bir görev anlamına gelir.

74. Madde – Görevin Boşalması

Temsilcinin sandalyesi,

(a) ölümü,

(b) yazılı istifası,

(c) 67. Maddenin (d) veya (e) fıkrasında atıfta bulunulan durumlardan birisinin ortaya çıkması veya Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığının sona ermesi ya da

(d) 73. Maddede kayıtlı görevlerden birisini üstlenmesi hallerinde, boşalır.

75. Madde – Meclis Görevlileri

1. Temsilciler Meclisi Başkanı, Temsilciler Meclisi’nin görev süresinin başında ve Meclisin bütün çalışma dönemi için seçilir.

2. İşbu maddenin 1. fıkrasında sözü edilen görevin boşalması durumunda, bu fıkrada belirtildiği üzere sözkonusu münhal görevin doldurulması için mümkün olan azami süratle ve gerektiği takdirde de olağanüstü bir oturumda seçim gerçekleştirilir.

3. Meclis Başkanlığı Makamı’nın geçici olarak münhal kalması ya da işbu maddenin 2. fıkrasında kaydedildiği üzere, sözkonusu Makamın doldurulmasını teminen gerekli sürecin işlediği zaman zarfında, Meclis tarafından aksine bir karar alınmadığı takdirde, en kıdemli Temsilci Meclis Başkanlığı’nı yürütülür.

4. Meclis Başkanı’na ilave olarak, Temsilciler Meclisi üyeleri arasından Meclis Başkanlığı ofisine bağlı olarak görev yapacak beş Meclis Katibi atanır.

76. Madde – Usul

Temsilciler Meclisi, parlamentonun çalışma usulü  ve birimlerin işleyişine ilişkin her konuyu İç Tüzük marifetiyle düzenler.

77. Madde  – Oturumlar

1. Temsilciler Meclisi olağan oturumu, genel seçimleri izleyen onbeşinci gün yapılır ve müteakip her yıl, buna tekabül eden aynı günde, olağan oturum için çağrı yapılmaksızın, toplanır.

2. Temsilciler Meclisi’nin olağan oturumu, Temsilciler Meclisi’nin belirleyeceği şekilde, her yıl üç ila altı aylık bir dönem sürer.

3. Temsilciler Meclisi, on Temsilci’nin Meclis Başkanı’na muhatap talebi üzerine  Meclis Başkanı tarafından olağanüstü oturuma çağrılır.

78. Madde – Meclisin Toplantıları

1. Temsilciler Meclisi toplantıları kamuya açık olarak yapılır ve görüşmelerin tutanakları yayınlanır.

2. Temsilciler Meclisi, gerek duyduğu takdirde, Temsilcilerin toplam sayısının beşte üçünün oyu ile kabul edilecek bir karar temelinde oturumları kamuya kapalı olarak gerçekleştirebilir.

79. Madde  – Toplantıların Süreleri ve Gündemleri

1. Meclis Başkanı her toplantının başladığını ve sona erdiğini beyan eder.

2. Meclis Başkanı toplantının sona erdiğini beyan ederken,  Temsilciler Meclisi’nin rızasıyla, aynı zamanda bir sonraki toplantının belirlenen tarih ve zamanını ilan ederek, sözkonusu toplantının gündemini Temsilciler Meclisi’ne sunar.

3. Her gündem basılarak toplantıdan en az yirmidört saat önce Temsilcilere dağıtılır. Ancak sözkonusu gündem halen tartışılmakta olan bir konuya ilişkin ise, toplantı öncesinde olmak kaydıyla herhangi bir zaman dağıtılabilir.

80. Madde – Yetersayısı  ve Erteleme İşlemi

Temsilciler Meclisi yetersayısı toplam üye sayısının asgari üçte birini içerir.

81. Madde – Oy Verme

Temsilciler Meclisi’nin yasa ve kararları mevcut ve oy veren Temsilcilerin basit çoğunluğuyla kabul edilir.

82. Madde – Bildiriler ve Açıklamalar

1.    Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı Temsilciler Meclisine mesaj göndererek hitap edebileceği gibi, görüşlerini Bakanlar aracılığıyla da Temsilciler Meclisine iletebilir.

2.  Bakanlar, Temsilciler Meclisi’ndeki ya da herhangi bir Komitedeki görüşmeleri izleyebilirler ya da yetkilerine giren bir konuda Temsilciler Meclisi’ne ve ya herhangi bir Komiteye açıklamada bulunabilir ve bilgi verebilirler.

83. Madde  – Yasa Tasarılarının Sunulması

1. Herhangi bir Bakan ya da Temsilciler Meclisi üyesi, yasa tasarısı sunma hakkına sahiptir.

2. Hiç bir  Temsilci, bütçe harcamalarında bir artış  öngören yasa tasarısı sunamaz.

84. Madde – Bütçe

1. Bütçe, mali yılın başlayacağı yasayla belirlenen günden asgari üç ay önce Temsilciler Meclisi’ne sunulur ve sözkonusu tarihten önce oylanır.

2. Mali yıl sonundan önceki üç ay içinde, nihai hesaplar onay için Temsilciler Meclisine sunulur.

85. Madde – Yasaların İşlemesi

Temsilciler Meclisi’nin çıkardığı bir kanun ya da aldığı bir karar, sözkonusu kanun ya da karar kapsamında başka bir tarih öngörülmediği takdirde, Resmi Gazetede yayınlanmak suretiyle  yürürlüğe girer.

86. Madde  – Temsilciler Aleyhine Yargısal İşlemler

1. Temsilciler, Temsilciler Meclisi’nde yaptıkları açıklama ya da verdikleri oy nedeniyle medeni ya da cezai davalara konu edilemezler.

2. Kıbrıs Rum Devleti yasalarına karşı bir harekette bulunduğu iddiasıyla, Temsilciliği sürdüğü sürece, Yüksek Mahkemenin izni olmadan, Temsilci hakkında dava açılamaz, Temsilci tutuklanamaz ya da hapsedilemez.  Beş yıl ya da daha fazla hapis cezayı gerektiren bir suç halinde, suç üstü olan bir durum sözkonusu ise Yüksek Mahkeme izni aranmaz. Bu durumda Yüksek Mahkeme, yetkili makamın bildirimi üzerine, suçlanan kişinin Temsilciliği devam etmekteyse, yargı  sürecinin ya da tutuklamanın devamına onay verme ya da reddetme konusunda karar bildirir.

3. Eğer Yüksek Mahkeme, Temsilci aleyhine dava açılmasına izin verilmesini kabul etmezse, Temsilcinin dava edilemediği dönem, bahsekonu suç bakımından herhangi bir zaman aşımı süresi olarak hesaplanamaz.

4. Eğer Yüksek Mahkeme, yetkili Mahkeme tarafından Temsilci aleyhinde alınan hapis cezasının uygulanmasına izin vermeyi reddederse, bahse konu cezanın uygulanması Temsilcilik görevinin sonuna kadar ertelenir.

87. Madde – Ücret

1. Temsilciler, Kamu Gelirlerinden yasa ile belirlenen ücreti alırlar.

2. Söz konusu ücrette yapılabilecek herhangi bir artış, artışın yapıldığı Temsilciler Meclisi görev süresi boyunca yürürlüğe giremez.

88. Madde –Vasıflara İlişkin Hüküm

Seçilecek adayların vasıfları ve seçim başvurularına ilişkin her türlü soru Yüksek Mahkeme tarafından nihai hükme bağlanır.

VI. BÖLÜM – KIBRIS RUM DEVLETİNİN BAĞIMSIZ MEMURLARI

89. Madde – Başsavcı ve Başsavcı Yardımcısı

1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı, Yüksek Mahkeme hakimi olarak atanma vasfına sahip iki kişiyi Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı ve Başsavcı Yardımcısı olarak atar.

2. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı, bağımsız bir görev olan Kıbrıs Rum Devleti Hukuk Kurumu Başkanlığını yürütecek, herhangi bir Bakanlığa bağlı olmayacaktır. Başsavcı Yardımcısı Hukuk Kurumunun Başkan Yardımcısı görevini yürütür.

3. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı ve Başsavcı Yardımcısı Kıbrıs Rum Devleti daimi Hukuk hizmetleri üyesidirler, bu görevi Yüksek Mahkeme hakimleri için öngörülen tanım ve şartlar çerçevesinde yürütürler,  Yüksek Mahkeme hakimleri için öngörülen esaslar haricinde görevden alınamazlar.

90. Madde  – Yetkiler ve İşlevler

1. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı, Başsavcı Yardımcısının yardımıyla, Kıbrıs Rum Devletinin, Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanının, Bakanlar Kurulu’nun ve Bakanların hukuk danışmanlığını yapar, işbu Anayasa ve yasayla kendisine tanınan tüm diğer yetkileri kullanır, diğer işlev ve görevleri yerine getirir.

2. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı,  Kıbrıs Rum Devleti’nde her türlü kişi aleyhinde işlenen suça ilişkin davayı başlatma, yürütme, üstlenme ve devam ettirme ya da sona erdirme konusunda, kamu yararına dair takdir hakkı çerçevesinde yetkilidir. Bu yetki kendisince şahsen, talimatı altında ya da uyarınca hareket eden memurları, veya talimatı altında ya da uyarınca hareket eden avukatlar vasıtasıyla kullanılır.

3. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcı Yardımcısı, görevlerini yerine getirmek konusunda makamına ait olan bütün görevleri kullanır ve yerine getirir,  Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısının yönlendirmesi ve  işbu Anayasanın hükümleri uyarınca, yasayla Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısına tanınan tüm yetkileri kullanır, tüm işlev ve görevleri ifa eder.

4. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcı Yardımcısı, görevi başında bulunmadığı ya da geçici olarak görevini  yerine getirememesi durumunda  Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısının adına yetki kullanır.

91. Madde – Savcılık Direktörü

90. maddenin 2. fıkrası çerçevesinde, yasayla Savcılık Direktörlüğü görevi ihdas edilebilir.

92. Madde – Sayıştay Başkanı

1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı uygun iki  kişiyi Sayıştay Başkanlığına ve Sayıştay Başkan Yardımcılığına atar.

2. Sayıştay Başkanı, bağımsız bir makam olan ve hiçbir Bakanlığa bağlı bulunmayan Kıbrıs Rum Devleti Sayıştayının Başkanı,  Yardımcısı ise Sayıştay Başkan Yardımcısı görevini ifa eder.

3. Sayıştay Başkanı ve Sayıştay Başkan Yardımcısı, Kıbrıs Rum Devleti Daimi Kamu Hizmetinin üyeleri olup, Yüksek Mahkeme hakimleri için geçerli şartlar ve yöntem haricinde emekli edilemezler, görevden alınamazlar.

93. Madde – Yetkiler ve İşlevler

1. Sayıştay Başkanı, Sayıştay Başkan Yardımcısının yardımıyla, Kıbrıs Rum Devleti adına, tüm ödeme ve alındıları kontrol eder; Kıbrıs Rum Devleti’den aldığı yetki altında, tüm para ve yönetilen diğer varlıklara dair hesapları, borçlanmaları kontrolden geçirir, teftiş eder; bu amaçla, sözkonusu hesaplara ilişkin tüm defter, kayıt ve raporlar ile sözkonusu kayıt araçlarının bulundurulduğu her yere erişim hakkına sahiptir.

2. Sayıştay Başkanı, Sayıştay Başkan Yardımcısının yardımıyla, yasayla tanınan diğer yetkileri kullanır ve diğer işlev ve görevleri yerine getirir.

3. Sayıştay Başkanının, işbu Bölümde belirtilen yetki, işlev ve görevleri kendisince şahsen ya da talimatı altında ve uyarınca hareket eden memuru tarafından yerine getirilebilir.

4. Sayıştay Başkanı, işbu Bölüm altındaki işlev ve görevlerinin uygulanması konusunda her yıl,  Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı ile Temsilciler Meclisi’ne sunulmak üzere rapor hazırlar.

OMBUDSMAN

94. Madde

1. Başkanın önerisi üzerine ve Temsilciler Meclisi’nin onayıyla, Başkan ahlaki, eğitimsel ve  mesleki özellikleri bakımlardan yüksek düzeyli bir kişiyi altı yıllık sabit bir süre için Ombudsman olarak atar.

2. Ombudsman bağımsız bir memurdur ve Başkanın ya da herhangi bir Bakanlığın altında görev yapmaz. Ombudsman’a, yasa uyarınca, yalnızca Ombudsman’a bağlı olacak Ombudsman ofisindeki nitelikli memurlar yardım eder. Ombudsmanlık kurumunun kendi bütçesi bulunur.

3. Ombudsman, zayıf yönetim, kötü Hükümet ya da hukuki hakların ihlalinin önlenmesi için, talep üzerine ya da kendi takdiriyle (ex proprio motu), idari hareketlerden etkilenen kişiler ile kamu servisi arasında inceleme ve/veya arabuluculuk yapar. Kamu görevlileri, yasayla belirlendiği çerçevede, Ombudsman’ın soruşturmalarını kolaylaştırmakla yükümlüdürler.

4. Ombudsman, Yüksek Mahkeme hakimleriyle aynı kural ve şartlarda görevini yürütür ve Yüksek Mahkeme hakimleri için geçerli şartlar ve yöntemin dışında, sabit görev süresi sırasında görevden alınamaz.

BÖLÜM VII – KAMU HİZMETİ

Genel

95. Madde – Tanımlar

Bu bölümde, başka bir şekilde tanımlanması gerekmediği takdirde,

“kamu görevi” Kıbrıs Rum Devleti kamu hizmetinde bir makam anlamına,
“kamu görevlisi” kamu makamında, sürekli ya da geçici ya da vekaleten çalışan anlamına,
“kamu hizmeti”, Kıbrıs Rum Devleti adına yürütülen her türlü hizmet anlamına gelir; ancak bu tanım, işbu Anayasanın şartları uyarınca Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından, işbu Anayasa temelinde, atanan ya da doldurulan bir göreve dair hizmeti ya da Kıbrıs Rum Devleti veya işbu Anayasa çerçevesinde adıgeçen bir kurumun daimi işleriyle bağlantılı olarak düzenli olarak istihdam edilenler hariç, işçilerin hizmetini kapsamaz.

96. Madde – Kamu Hizmeti

1. Federal yasa ve Avrupa Birliği Hukuku sınırları dahilinde, yasayla aksi öngörülmediği takdirde, Kamu Hizmeti, Kıbrıs Rum Devleti’nde daimi olarak ikamet eden Kıbrıs vatandaşlığını taşıyan kişilerce yürütülür.

2. Kıbrıs Rum Devleti kamu görevlisi eş zamanlı olarak Federal Hükümette ya da Kıbrıs Türk Devleti’nde kamu görevlisi olamaz.

97. Madde – Kamu Hizmeti Komisyonu

1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı tarafından atanan bir yönetici ve altı başka üyeden oluşan bir Kamu Hizmeti Komisyonu olacaktır.

2. Komisyonun her üyesi altı yıllık dönem için atanır, ancak Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı’na yapacağı yazılı beyanla görev süresince her zaman görevinden istifa edebilir.

3. Komisyon üyesinin ücreti ve hizmete ilişkin diğer şartları yasayla belirlenir ve üyenin atanmasından sonra aleyhine değiştirilemez.

4. Komisyon üyesi, Yüksek Mahkeme hakimleri için geçerli olan şartlar ve yöntemin dışında görevlerinden alınamazlar.

5. (1) Kıbrıs Rum Devleti vatandaşı olmayan, yüksek ahlaki özellikleri ve Temsilciler Meclisi üyeliğine seçim için gerekli özellikleri taşımayan hiç kimse Komisyon üyeliğine atanamaz.

(2) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ya da Kıbrıs Rum Devleti’nde, Başkanlık makamı açısından son oniki ay içinde, ya da diğer üyeler bakımından son altı ay içinde,

(a) Bakan,
(b) Temsilciler Meclisi üyesi,
(c) kamu görevlisi ya da Polis Kuvveti mensubu,
(d) herhangi bir Kamu İşletmesinde, yerel yönetimde ya da kamusal amaçla yasayla ihdas edilmiş kurum ya da makamda yönetici,  ya da çalışan ya da,
(e) sendika veya bir sendikayla bağlantılı bir kuruluş ya da dernek üyesi  olarak hizmet etmiş olan hiçkimse, Komisyon üyesi olarak atanamaz, ve olamaz.

6. Bir Komisyon üyesinin, ne süreyle olursa olsun görevinden izinli olarak ayrılması ya da herhangi bir başka nedenle Kıbrıs Rum Devleti’nde fiziken bulunmaması sonucunda üye olarak işlevlerini yerine getirememesi halinde, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı, üyenin görevi başında  bulunmayacağı süre için, yerine üyenin görevlerini ifa etmek üzere, bu göreve atanma niteliklerini haiz bir kişiyi getirebilir.

98. Madde – İşlevler ve Oylama

1. Bu paragrafta belirtilen konulara ilişkin Anayasa’daki diğer açık hükümler saklı kalmak ve   mevcut yasaların  hükümlerine tabi kalınmak   şartıyla,   kamu görevlilerinin atanması, onaylanması, daimi emeklilik hakkı veren bir kuruma yerleştirilmesi, terfii,  nakli, emekliliği, görevden atılması ve ayrılması dahil, disiplin kurallarının tatbiki ve bir makama yardımcı atanması hususları Kamu Hizmet Komisyonu’nun görev alanındadır. İşbu Anayasa hiçbir şekilde, Temsilciler Meclisi’nin daimi emeklilik hakkı veren bir kurumuna, kanun marifetiyle kamu görevi ifa eden geçici çalışanlar yerleştirme hakkına halel getiremez, ancak bu yönde bir yasa bir defaya mahsus olarak çıkarılabilir.

2. Başkan, Komisyonu toplantıya çağırır ve başkanlık eder.

Bu çerçevede,

(a) Tüm üyelere önceden haber verilmeden toplantı düzenlenemez.
(b) Oyların eşitliği temelinde Başkan ikinci ya da belirleyici oy kullanamaz.

3. Komisyonun her kararı mutlak çoğunluk esasına göre alınır.

VIII. BÖLÜM

99. Madde – Başsayman

1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı uygun nitelikleri haiz iki kişiyi Başsayman ve Başsayman Yardımcısı olarak atar.

2. Başsayman Hazine’nin Başkanı, Başsayman Yardımcısı ise Hazine’nin Başkan Yardımcısı sıfatını taşırlar.

3. Başsayman ve Başsayman Yardımcısı, 95. Madde’ye halel gelmeksizin, Kıbrıs Rum Devleti Kamu Hizmeti’nin Daimi bir mensubudur.

4. Başsayman ve Başsayman Yardımcısı’nın, emeklilik ve görevden çıkartılma ya da el çektirme konuları dahil disiplin işlemleri, Kamu Hizmet Komisyonu’nun yetkisi kapsamına girer.

100. Madde – Yetkiler ve İşlevler

1. Başsayman, Başsayman Yardımcı’nın yardımıyla, Kıbrıs Rum Devleti yetkisi altında tüm paralar ve diğer yönetilen varlıklara ilişkin tüm hesap işlemlerini ve borçlanmaları yönetir ve denetler ve işbu Anayasa’nın hükümleri ile diğer yasalar uyarınca, Kıbrıs Rum Devleti’ne ait tüm para ödemelerini alır ve gereken ödemeleri yapar.

2. Başsayman, Başsayman Yardımcısı’nın yardımıyla, yasayla kensine tanınan tüm yetkileri kullanır, tüm işlevlerini yürürtür ve görevlerini yerine getirir.

3. Başsayman’ın işbu bölümde belirtilen yetkileri, işlevleri ve görevleri kendisi tarafından şahsen ya da  talimatı altında ve uyarınca hareket eden astları tarafından yerine getirilebilir.

4. Başsayman Yardımcısı, normal olarak makamının sorumluluğu kapsamındaki işlev ve görevleri yerine getirmek üzere gerekli yetkileri haiz olup, Kıbrıs Rum Devleti Başsaymanı’nın yönetiminde, bu Anayasa’nın hükümleri uyarınca ve yasayla, Kıbrıs Rum Devleti Başsaymanı’na tanınan tüm yetkileri kullanır;  tüm işlev ve görevleri yerine getirir.

5. Başsayman Yardımcısı, Başsayman’ın yokluğunda ya da görevini yerine getirmesi geçici olarak mümkün olamadığında, Başsayman’ın yetki ve sorumluluklarını üstlenir.

IX. BÖLÜM

101. Madde – Polis Teşkilatı

1. Kıbrıs Rum Devleti Polis gücü Devlet Polis Teşkilatı Hakkında zaman içinde değiştirilebilecek olan Federal Anayasal Nitelikteki Yasa ile belirlenen sayıdan daha fazla olamaz.

2. Polis teşkilatı mensupları yalnızca olağan  polis görevlerine uygun silah taşıyabilirler. Lisanslı spor maksatlı silahlar hariç, tüm ateşli silahlar kamu ve halkın kullanımına yasaklanmıştır.

3. Paramiliter ya da ihtiyat kuvvetleri bulundurulamaz, askeri ya da paramiliter eğitim yapılamaz.

 

102. Madde – Polis Teşkilatı Başkanı ve Başkan Yardımcısı

Kıbrıs Rum Devleti Polis Şefi ve Şef Yardımcısı, Başkan tarafından atanır.

103. Madde – Yetkiler ve İşlevler

1. Hukuk, düzen ve kamu güvenliğinin korunması, Federal Polis Teşkilatı’nın sorumlulukları ve Ortak Tahkikat Bürosu’na bağlı olarak, Kıbrıs Rum Devleti Polis Kuvveti’nin sorumluluğundadır.

2. Kıbrıs Rum Polisi, Devlet Polis Teşkilatı’na ilişkin Federal Anayasal Nitelikteki Yasa,  Ortak Tahkikat Bürosuna ilişkin Anayasa Nitelikli Yasa ve Kıbrıs Rum Devleti’nin konuya ilişkin kanunlarına uygun olarak görevlerini yerine getirirler.

3. Kıbrıs Rum Devleti Polis Kuvveti, Polis Konularında İşbirliği Anlaşması ve Birleşmiş Milletler barışı koruma operasyonuna uygun olarak Federal Polis, Ortak Tahkikat Bürosu ve Kıbrıs Türk Devlet Polisi ile işbirliği yapar.

X. BÖLÜM – KIBRIS RUM DEVLETİ YÜKSEK MAHKEMESİ

104. Madde

1.

(1) Asgari 13 hakimden oluşan ve bunlardan birisinin Başkan olacağı Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi kurulacaktır.

(2) Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve diğer hakimler, Kıbrıs Rum Devleti Başkanı tarafından atanır.

2. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin merkezi Lefkoşa’dır.

3. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi hakimleri Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin vatandaşlarıdırlar.

4. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve diğer hakimler, yüksek mesleki ve ahlaki düzeydeki hakimler ve avukatlar arasından atanır.

5.

(1) Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi hakimleri, Kıbrıs Rum Devleti yargı hizmetleri  daimi üyeleri olacaklar ve altmışsekiz yaşına kadar bu görevde kalırlar.

(2) Yasaların hükümleri çerçevesinde emeklilik maaşı, emeklilik tazminatı ya da herhangi diğer kazançlara ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve hakimleri,  Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’na hitaben  yazılı olarak istedikleri zaman görevden istifa talebinde bulunabilirler.

(3) Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve hakimleri, zihni ya da fiziksel  yetersizlik ya da zayıflık nedeniyle, görevlerini daimi olarak ya da geçici bir süre için   yerine getiremez olmaları durumunda emekliye ayrılırlar. Bu suretle emekliye ayrılan hakim yürürlükteki herhangi bir kanunun öngördüğü hak ve ödemelere hak kazanır.

(4) Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ya da herhangi bir hakimi suistimal sebebiyle  görevden uzaklaştırabilir.

6.

(1) Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı’nın Oturum Başkanı olacağı ve Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi hakimlerinin üye olacakları  Hakimler Yüksek Konseyi ihdas edilecektir.

(2) Bu Konseyin,

(a) bu maddenin 5. paragrafının (3) ve (4) bentleri uyarınca, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve herhangi bir hakiminin emeklilik,  görevden alınma ya da atamasının durdurulmasına dair tüm konuların kararlaştırılmasında ve

(b) adli memurların atanması, terfii, nakli, atanmasının durdurulması, görevden   alınması ve disiplin yetkisinin kullanılmasında kendisine münhasır yetkileri   olacaktır.

(c)  (a) ve (b) bentlerinde  yeralan yetkiler, Konseyin, iki yıllık bir dönem   için oylama ile seçilen beş üyesinden oluşacak bir bölümü tarafından   kullanılacaktır. Bu bölümün    herhangi bir kararı, etkilenen kişinin talebi   üzerine, diğer Konsey üyelerince gözden geçirilebilir.

Bir yasayla Konsey, asliye ve temyiz makamlarına bölünebilir.

(3) Konseyin dava işlemleri bu paragrafta (2). bent altında adli nitelikte olacak ve ilgili hakim Konsey’de davayı açıklama ve sunma hakkına sahip olacaktır.

(4) Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi hakimi için geçerli şartlar ve şeklin dışında, hiçbir adli memur emekliye ayrılamaz, ya da görevinden alınamaz.

(5) Konseyin çoğunlukla alınacak kararı  bu karara göre hareket etmesi gereken Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı bakımından bağlayıcı niteliktedir.

7. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve herhangi bir hakimi aleyhinde, adli görevleri çerçevesinde yaptıkları hiçbir hareket ya da söyledikleri hiçbir söz nedeniyle dava açılamaz.

8. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve hakimlerinin ücret ve diğer hizmet şartları yasayla belirlenir.

9. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve hakimlerinin maaş ve diğer hizmet şartları atanmalarından sonra aleyhlerine değiştirilemez.

10. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı eşitleri arasında önceliğe sahiptir (primus inter pares). Bu çerçevede, görev şartları ve kuralları Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi hakimleriyle aynıdır.

105. Madde

1.  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin davaların görüldüğü bütün oturumları kamuya açık olacaktır. Ancak Mahkeme, duruşmanın salimen icrası veya Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin veya Kıbrıs Rum Devleti’nin güvenliğinin veya kamu vicdanının gerekli kıldığı hallerde, duruşmaları mahkeme görevlilerinin ve mevcut ise sadece tarafların katılımıyla görebilir.

2.  Bir başvuru ilk anda ciddiyetten uzak olduğu intibaını yarattığı takdirde, Mahkeme, tarafların  veya onlar adına hareket edenlerin iddialarını dinledikten sonra, başvurunun gerçekte de ciddi olmadığına kanaat getirirse, bu başvuruyu kamuya açık bir oturuma gerek olmaksızın oybirliğiyle reddedebilir.

106. Madde

Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi müteakip maddelerde belirtilen bütün konularda nihai hüküm vermek bakımından münhasır yargı yetkisine sahiptir.

107. Madde

1.  Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’nın, Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmiş bütçeyi ayırımcılık yapıldığı kanaati taşıdığı gerekçesiyle Temsilciler Meclisi’ne iade etme hakkını kullandığı ve Temsilciler Meclisi’nin kararında ısrar ettiği hallerde, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı aynı gerekçeyle Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne başvurma hakkına sahiptir.

2. Başvuru, kanunların ve Temsilciler Meclisi kararlarının yayınlanması için işbu Anayasa’da belirtilmiş süreler dahilinde yapılmalıdır.

3. Bu başvuru sonucunda Mahkeme bütçeyi tamamen veya kısmen geçersiz kılabilir, onaylayabilir veya Temsilciler Meclisi’ne iade edebilir.

4. Mahkemenin kararı gecikmeksizin Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’na ve Temsilciler Meclisi Başkanı’na bildirilir ve Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından ivedilikle Kıbrıs Rum Devleti resmi gazetesinde yayımlanır.

108. Madde

1. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, Temsilciler Meclisi ile Kıbrıs Rum Devleti’nin herhangi bir kurumu veya makamı arasında ortaya çıkacak yetki veya salahiyet çatışması veya uyuşmazlığına ilişkin bir konuda yapılacak başvuruda nihai hüküm verme yetkisine sahiptir;

Ancak, bu paragrafla getirilen düzenlemeler, Kıbrıs Rum Devleti’nin mahkemeleri veya adli makamları arasındaki çatışma veya uyuşmazlığa uygulanamaz. Bu çatışma veya uyuşmazlıklar Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi tarafından diğer usuller çerçevesinde karara bağlanır.

Bu fıkranın amaçları bakımından Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi “mahkemeler veya adli makamlar” tanımının kapsamına girmez.

2.  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin herhangi bir konuda yetkili olup olmadığına ilişkin bir sorun ortaya çıktığı takdirde, bu husus Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi tarafından karara bağlanır.

3.  Bu maddenin 1. paragrafı doğrultusunda Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne başvurular:

(a) Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı,
(b) Temsilciler Meclisi veya
(c) Kıbrıs Rum Devleti’nde, ilgili çatışma veya uyuşmazlığa müdahil olan herhangi bir kurum veya makam,

tarafından yapılabilir.

4.  Bu başvuru, yetki veya salahiyete ilişkin uyuşmazlığın başladığı günden itibaren 30 gün zarfında yapılmalıdır.

5.  Bu başvuru üzerine, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, bahse konu kanun, karar veya işlemi, davayı veya başvuruyu, ilgili yasanın, işlemin veya kararın gereken yetki ve salahiyet bulunmaksızın çıkartıldığı gerekçesiyle,  çatışma ve uyuşmazlığın başladığı veya ilk andan itibaren hukuki veya diğer sonuçlarıyla birlikte tamamen ya da kısmen geçersiz kılabilir ve her iki halde de ilgili kanun, karar veya fiile göre yapılmış veya yapılmamış işlemlerin geçerliliği hakkında hüküm verebilir.

6.  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, bu tür başvurulara ilişkin kararı gecikmeksizin ilgili taraflara ve kararı Kıbrıs Rum Devleti resmi gazetesinde ivedilikle yayımlatacak olan Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’na bildirir.

7.  Bu maddeye göre yapılan başvurularda Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, başvuruya esas teşkil eden kanun veya kararın yürürlüğünü, başvuruya ilişkin nihai kararın verilene kadar askıya alınmasına hükmedebilir. Bu hüküm Kıbrıs Rum Devleti Resmi Gazetesi’nde gecikmeksizin yayımlanır.

109. Madde

1.  Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı, herhangi bir yasanın veya Temsilciler Meclisi kararının yayımlanmasından önce, dilediği zaman bu kanun veya kararın veya belirli bir hükmünün işbu Anayasa’nın herhangi bir maddesi ile çeliştiği veya aykırı olduğu gerekçesiyle Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin görüşüne başvurabilir.

2.  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, bu maddenin 1. paragrafı uyarınca kendisine yöneltilen bütün konuları görüşür ve Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı ve Temsilciler Meclisi’nin görüşlerini dinledikten sonra konuya ilişkin kararını verir; bu kararı Başkan’a ve Temsilciler Meclisi’ne bildirir.

3.  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin ilgili kanun veya kararın veya bunların herhangi bir hükmünün Anayasa’nın bir hükmüne aykırı olduğuna veya çeliştiğine hükmetmesi halinde, bu kanun, karar veya bunların ilgili hükmü Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından yayımlatılmaz.

110. Madde

1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı, 30. Madde ile teminat altına alınan hakka bir formalite, koşul veya kısıtlama getiren herhangi bir kanunun yayımlanmasından önce uygun gördüğü bir zamanda, bu formalite, koşul veya kısıtlamanın kamunun yararına olmadığı veya Kıbrıs Rum Devleti’nin çıkarlarına aykırı olduğu gerekçesiyle Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne başvurabilir.

2. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, konuyu görüşür ve Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı ve Temsilciler Meclisi’nin iddialarını dinledikten sonra konuya ilişkin kararını verir, bu kararı Başkan’a ve Temsilciler Meclisi’ne bildirir.

3.  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, bu formalite, koşul veya kısıtlamanın kamu yararına olmadığına veya Kıbrıs Rum Devleti’nin çıkarlarına aykırı olduğuna hükmeder ise, bu formalite, koşul veya kısıtlamayı havi kanun veya karar Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından yayımlatılmaz.

111. Madde

1.  Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı veya yeni seçilmiş bulunan Temsilciler Meclisi’nin  üyelerinin en az beşte biri, yeni Temsilciler Meclisi göreve başlayıncaya değin görevde kalacak mevcut Temsilciler Meclisi’nin, 71. Maddede öngörülen kanun veya kararları çıkartmasını haklı kılacak acil ve öngörülemeyen istisnai koşulların mevcut olup olmadığını tespit için, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne başvuru hakkına sahiptir.

2.  Bu başvuru, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından yapılacak ise, kanunların ve Temsilciler Meclisi kararlarının yayımlanmasına dair işbu Anayasa’da öngörülen süre zarfında gerçekleştirilmelidir. Başvuru, tanımlanan temsilcilerce yapılacak ise, yeni Meclis’in ilk toplantısından itibaren 15 gün zarfında gerçekleştirilmelidir.

3.  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin kararı gecikmeksizin Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’na ve Temsilciler Meclisi Başkanı’na bildirilir ve Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından ivedilikle Kıbrıs Rum Devleti Resmi Gazetesi’nde yayımlatılır.

112. Madde

1.  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ndeki işlemler hariç olmak üzere, diğer herhangi bir adli işlemin tarafı veya herhangi bir hakim veya adli birim, duruşmanın bir aşamasında, duruşmaya ilişkin kararda yararlanılacak bir kanun veya kararın veya bunların hükümlerinin anayasaya aykırılığı iddiasını gündeme getirebilir ve bu iddianın gündeme getirildiği mahkeme, konuya ilişkin kararını uygun gördüğü aşamada verir; bu mahkemenin nihai kararına karşı Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi önünde temyiz hakkı bulunmadığı takdirde, iddianın gündeme getirildiği mahkeme, iddiayı Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne karar için sunar ve Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi iddiaya ilişkin bir hükme varıncaya değin duruşmaları erteler.

2.  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, kendisine iletilen bu konuyu tarafları dinledikten sonra görüşür ve kararını verir. Kararını konunun gündeme getirildiği Mahkemeye bildirir.

3.  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin bu maddenin 2. fıkrasına göre alacağı karar, sorunun gündeme getirildiği mahkeme ve duruşmanın tarafları bakımından bağlayıcıdır. Yüksek Mahkeme’nin kararı, ilgili kanun, karar veya bunların herhangi bir hükmünün anayasal olmadığı yönünde tecelli ettiği takdirde, bu kanun veya kararın sadece ilgili duruşmada uygulanmaması sonucunu doğurur.

113. Madde

Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı ve Temsilciler Meclisi üyelerinin, Seçim Kanununa göre yapılacak bütün seçim başvuruları konusunda nihai karar verme yetkisine münhasıran sahiptir.

114. Madde

1. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Rum Devleti’nde yürütme veya idari yetkisini kullanan  bir kurumun, makamın veya kişinin, herhangi bir kararının, fiilinin veya ihmalinin  işbu Anayasa’ya veya bir kanuna aykırı olduğuna veya bu makama, kuruma veya kişiye tevdi edilmiş yetkilerin aşıldığına veya kötüye kullanıldığına ilişkin şikayet başvurularında nihai karar verme yetkisine sahiptir.

2.         Böyle bir  başvuru, mevcut herhangi bir meşru çıkarı, bu tür bir karardan, fiilden veya ihmalden ötürü olumsuz ve doğrudan etkilenen bir kişi  tarafından yapılabilir.

3.         Böyle bir başvuru, kanun ya da kararın yayımlanmasından itibaren, eğer yayımlanmadıysa ve ihmal durumu varsa, kişinin bunu öğrenmesinden itibaren 75 gün içerisinde yapılmalıdır.

4.         Böyle bir başvurunun ardından mahkeme, alacağı karar ile,

a) Söz konusu karar veya fiil ya da ihmalin tümünü ya da bir kısmını teyit eder, veya

b) Söz konusu karar veya fiilin tümünü ya da bir kısmını geçersiz kılar ve bütün etkileriyle birlikte hükümsüz ilan eder, veya

c) Bu ihmalin tamamının ya da bir kısmının hiç yapılmamış olması gerektiğini, her ne olursa olsun ihmal edilenin  yerine getirilmiş olması gerektiğini ilan eder.

5. Bu maddenin 4. fıkrası çerçevesinde alınan bir karar, Kıbrıs Rum Devleti’nin tüm mahkemelerini, organlarını ve makamlarını bağlar ve ilgili organ, makam ya da kişiler bakımından hüküm doğurur ve uygulanır. İlgili organ, makam ya da kişinin başvurusu üzerine mahkeme, iptal eden kararın nasıl uygulanacağına ilişkin özel yönergeler yayınlayabilir.

6.         Bu maddenin 4. fıkrası çerçevesinde geçersiz ilan edilen ya da hükümsüz kılınan bir karar  ya da fiilden dolayı zarara uğrayan bir kişi, zararının ilgili kurum, makam ya da kişi tarafından tatminkar bir düzeyde karşılanmaması durumunda, zararının telafi edilmesi veya başka çareler bulunması için ve mahkeme tarafından zarara ilişkin adil ve hakkaniyete uygun bir tazminat miktarının saptanması veya mahkemenin vermeye yetkili olduğu adil ve hakkaniyete uygun diğer bir tazminat  için, mahkeme nezdinde hukuki işlemler başlatabilir.

7.  Kıbrıs Rum Devleti’nde yürütme ya da idari yetkisini kullanan bir organ,   makam ya da kişinin herhangi bir karar, işlem ya da ihmalden kaynaklanan ihtilafın içeriğine ilişkin hüküm vermek üzere yargı yetkisine sahip olacak birinci derece idare mahkemesi kurulacaktır. Eğer bir kişi bu maddenin 2. fıkrası çerçevesinde başvuru hakkına sahipse ve bu idare mahkemesine başvurma yolunu seçmiş ise, bu kişi bundan sonra Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesine başvurma hakkına sahip olamaz, ancak bu mahkemenin kararına karşı hukuki veçhesi bakımından Yüksek Mahkeme’ye temyiz başvurusunda bulunabilir.

115. Madde

Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’nın, görevlerini 53. Maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde belirtildiği üzere, etkin bir biçimde ifa etmesine engel olan geçici ya da sürekli bir yetersizlik durumunun ya da geçici olanlar hariç yokluk, gaiplik durumunun bulunup bulunmadığına ilişkin olarak Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı tarafından, 53. Maddenin 3. fıkrası hükümleri uyarınca verilecek takrir çerçevesinde nihai hüküm verme yetkisine münhasıran sahiptir.

116. Madde

112. Maddenin 3. fıkrasındaki  hükümler gereği, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin yukarıda zikredilen yetki ve sorumluluğunda olan konularda vereceği kararlar, Kıbrıs Rum Devleti’ndeki bütün mahkemeler, organlar, makamlar ve kişiler için bağlayıcıdır.

117. Madde

Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, belirsizlik durumunda işbu Anayasa’yı, Kuruluş Anlaşması’nın ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nın lafzı ve ruhuna uygun olarak münhasıran yorumlama  yetkisine sahiptir.

118. Madde

Kıbrıs Rum Devleti’nin yargı erki, Anayasa’nın yukarıda bahsedilen maddeleri dışında, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, birinci alt derece mahkemeleri ve temyiz mahkemeleri tarafından kanunla düzenlendiği şekilde kullanılır.

119. Madde

1. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Kıbrıs Rum Devleti’ndeki en yüksek temyiz mahkemesidir.

2. Bu maddenin 3. fıkrası hükümleri uyarınca Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, işbu Anayasa’da verilen ya da kanunla sağlanabilecek, asli karar verme ve gözden geçirme yetkilerine sahip olacaktır:

Asli karar verme yetkisinin bulunduğu durumlarda, yargı yetkisi Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi yargıç ya da yargıçları tarafından,  Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nce belirlendiği şekliyle kullanılır.

Verdiği kararlarla ilgili Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne temyiz hakkı bulunur.

3. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, mahkemeye izhar müzekkeresi (habeas corpus), kamusal yükümlülüğün yerine getirilmesine ilişkin müzekkere (mandamus), alt mahkemenin yetkisini aşmasına mani olan karar (prohibition), bir imtiyaz, memuriyet veya görevi gasp eden kimsenin durumunu belirleyecek karar (quo war ranto) ve bir dava dosyasının alt mahkemeden celbine ilişkin karar (certiorari) vermek hususunda münhasır yetkilere sahip olacaktır.

4. Kanun, iptale ilişkin kanun yolunu, itiraz edilen nihai kararların muhakemesinin iadesini ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası mahkemelerin verdikleri kararları takiben, muhakemenin iadesini düzenleyebilir. Bu çerçevede alınacak kararlar, Yüksek Mahkeme Genel Kurulu’na aittir.

120. Madde

1. İşbu Anayasa’nın hükümlerine uygun olarak, hukuk, aile ve ceza mahkemelerinin kurulması yetki ve görevleri bir yasayla düzenlenir.

2. Böyle bir yasayla, adaletin gecikmeksizin tecellisi ve işbu Anayasa’da garanti altına alınan temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümlerin etkin bir şekilde uygulanması için kendi yetki sınırları dahilinde yeterli sayıda mahkeme kurulur.

3. Bu maddenin 1. fıkrasına göre kurulacak mahkemelerin yargıçlarının ücretleri ve hizmet koşulları yasayla düzenlenecektir. Yargıçların atanmalarının ardından ücretleri ve diğer hizmet koşulları, aleyhlerine olacak şekilde değiştirilemeyecektir.

121. Madde

1. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, işbu Anayasa ile kendisine tevdi edilen yargı yetkisinin icrasını teminen, mahkemede görülecek davalara ilişkin form ve harçlar ile mahkeme sicillerinin oluşturulması ve düzenlenmesi ve mahkeme görevlilerinin görev ve salahiyetleri hakkındaki usül ve düzenlemeleri içerecek bir Mahkeme Tüzüğü çıkartacaktır.

2. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, Anayasa’nın bu bölümü altında veya tarafından  kurulacak diğer mahkemeler için de uygulama ve usullere ilişkin bir Mahkeme Tüzüğü hazırlayacaktır.

3. Bu maddenin 1 ve 2. fıkralarının genel çerçevesine halel gelmeksizin Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi aşağıdaki amaçlarla Mahkeme Tüzükleri yapabilir:

a. Mahkeme oturumlarını düzenlemek ve herhangi bir amaçla yargıçları seçmek,

b. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi veya diğer mahkemeler önünde görülmekte olan davalarda, başvuru veya davanın ciddiyetten uzak veya onur kırıcı veya adaletin tecellisinin geciktirilmesi maksadına matuf olarak açılmış olduğuna dair ara  karar vermek,

c. Mahkemelerde görülecek davalara ilişkin form ve harçları belirlemek ve dava masrafları ve davaya ilişkin diğer masrafları saptamak,

d. Mahkeme kayıtlarını ve mahkeme görevlilerinin görev ve yetkilerini belirlemek ve düzenlemek,

e. Mahkeme Tüzüğünün gereklerini yerine getirmek için uyulması gereken süreleri belirlemek,

f. Hakimler Yüksek Kurulu’nun, yargı mensuplarına ilişkin disiplin konularındaki yetkilerini kullanırken izleyeceği usul ve yöntemleri belirlemek.

4. Bu maddeye göre yapılacak Mahkeme Tüzüğü, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin belirli bir konuya bakacak üyelerinin sayısını  tayin edebilir.

XI. BÖLÜM-MALİ HÜKÜMLER

122. Madde -Konsolide Fon

1. Kıbrıs Rum Devleti tarafından her ne şekilde elde edilmiş olursa olsun bütün gelir ve paralar,  işbu Anayasa’ya ve kanuna göre, Kıbrıs Rum Devleti Konsolide Fonu olarak adlandırılmak üzere bir fon oluşturulacak ve buraya aktarılacaktır.

2. Bu Fon,  Federal Merkez Bankası Kanunu’nda öngörüldüğü üzere, Federal Merkez Bankası’nın denetiminde olacak, ancak Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı Kıbrıs Rum Devleti’ne gerekli bildirimi yaptıktan sonra, Hükümet nezdindeki Bankacıların atamasını sona erdirme ve yukarıda 1. fıkrada bahse konu Fonu idare etmek üzere başka Bankacılar tayin etmek yetkisine sahip olacaktır.

123. Madde-Konsolide Fondan Ödemeler

1. İşbu Anayasa hükümleri uyarınca, aşağıdaki ödemeler ile bağış, hizmet bedeli karşılıkları ve diğer paralar Konsolide Fondan karşılanacaktır.

a) Kıbrıs Rum Devleti’nin ödeyeceği tüm emeklilik ikramiyesi ve primler,

b) Kıbrıs Rum Devleti Başkanı’nın ödeneği ve Yüksek Mahkeme yargıçlarının, Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısının, Başsavcı Yardımcısının, Sayıştay Başkanının ve Sayıştay Başkan Yardımcısının ve Kamu Hizmetleri Komisyonu üyelerinin maaşları,

c) Kıbrıs Rum Devleti’nin sorumlu olduğu tüm borçlar ve

d) Kıbrıs Rum Devleti aleyhine herhangi bir mahkeme tarafından açılan dava ya da alınan herhangi bir karar ya da hüküm sonucu ödenmesi gereken paralar.

2. İşbu madde çerçevesinde “masraflar”, faizleri, batan fon ödemelerini, amortismanların yeniden ödenmesini ve borç olarak verilen Konsolide Bütçe teminatlarını, verilen borçlarla ilgili olan tüm masrafların ödenmesini, hizmetleri ve ödemelerden kaynaklanan borcu kapsar.

124. Madde – Bütçe

1. Kıbrıs Rum Devleti’nin tüm Bakanlıkları ve Bağımsız Ofislerin yapacakları tahminler doğrultusunda Maliye Bakanı her mali yılda Kıbrıs Rum Devleti’nin  kapsamlı bütçesini hazırlar ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmasının ardından Temsilciler Meclisi’ne sunar.

2. Bütçedeki harcama tahminleri ayrı olarak ;

(a) Konsolide Bütçe harcamalarının karşılanması için gereken toplam miktar; ve,

(b) Diğer masrafların karşılanması için gereken miktarı  göstermelidir.

3. Bütçe, uygulanabilir olduğu müddetçe, en son tamamlanan mali yılın sonunda Kıbrıs Rum Devleti’nin varlıklarını ve borçlarını, varlıkların ne şekilde yatırıma dönüştürüldüğünü veya tutulduğunu ve kalan borçların ayrıntılarını da göstermelidir.

4. Konsolide Fon’dan yapılacak ancak devamlılığı bulunmayan harcamalar onay için Temsilciler Meclisi’ne sunulacak ve kabul edildiği takdirde içinde bulunduğu mali yılın bütçesine ilave edilecektir.

5. Herhangi bir mali yılda, o yıl için öngörülen ve herhangi bir amaçla Temsilciler Meclisince kabul edilen miktarın yetersiz olduğu görüldüğü takdirde veya bütçede akçelendirilmemiş bir amaç için harcama gereği doğması halinde, gerekli tutarı gösteren bir ek bütçe kabul edilmek üzere Temsilciler Meclisi’ne sunulacak ve kabul edildiği takdirde ilgili mali yılın bütçesine ilave edilecektir.

6.  Temsilciler Meclisi ek bütçede yer alan  herhangi bir harcamaya ilişkin verilen onayı  kabul veya red edebilir. Ancak, Meclis söz konusu harcamanın arttırılması veya amacının değiştirilmesi yönünde  oylamaya gidemez.

125. Madde- Harcama Yetkileri

1. Hiçbir harcama, Maliye Bakanının harcama yetkisi bulunduğu durumlar hariç konsolide fondan veya diğer kamu  fonlarından karşılanamaz.

Bu fonlardan harcama yapılması  için Maliye Bakanının bütçede öngörülen harcama için böyle bir yetkiyi  imzalamayı reddetmemiş olması gerekir.

2. İşbu maddenin üçüncü fıkrasındaki hükümler ve 126. Maddenin 5. fıkrasındaki   hükümlere bağlı olarak, harcama yetkisi, içinde bulunulan mali yıldaki bütçe içinde kabul edilmiş bir kalemle ilgili olmadığı takdirde verilmez.

3. Maliye Bakanı  Bakanlar Kurulu’nun bu yönde alacağı bir kararı takiben, Kıbrıs Rum Devleti’nin Federal Anayasa’nın 47. Maddesi uyarınca sorumlu olduğu veya Kıbrıs Rum Devleti’nin Kuruluş Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi üzerine üstlendiği borçların servisi ve geri ödemesi için yetki verebilir.

126. Madde- Geçici Bütçe Yönetimi

1. İlgili bütçenin, içinde bulunulan mali yılın ilk iki ayının sonuna kadar Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilememesi durumunda,  Maliye Bakanı  bütçenin kabul edilmesine kadar geçecek süre zarfında aşağıdaki hususlarda gerekli  harcamalarla ilgili  yetki verebilir.

(a) Kanunla kurulmuş kurumların idame ettirilmesi  ve kanunun verdiği  yetki uyarınca alınan tedbirlerin uygulanması,
(b) Kıbrıs Rum Devletinin  hukuki yükümlülüklerinin karşılanması,
(c) Bir önceki  yılın  bütçesinde tahsis edilen  ödenek miktarları çerçevesinde inşaat projeleri ile mal ve hizmetlerin  tedarikinin  ve bu amaçla yapılacak bir önceki yılın bütçesinde kararlaştırılan  tahsisatların devam ettirilmesi.

2. Belirli kanunlara dayanan ve  Katma Değer Vergisi Federal Kanunu çerçevesinde Federal Hükümetin  devrettiği yetki uyarınca Kıbrıs Rum tarafının payına düşen Katma Değer Vergisinden elde edilen vergi ve resim gelirleri ve dolaylı vergilerden veya diğer kaynaklardan veya işleyen sermaye rezervlerinden elde edilen gelirler, birinci fıkrada belirtilen harcamaları  karşılamadığı takdirde, Kıbrıs Rum Devleti,  bir önceki yılın bütçe meblağının en fazla dörtte birine tekabül edecek şekilde cari işlemleri idame ettirmek için gerekli fonları sağlamak üzere borçlanabilir.

3. Maliye Bakanı, birinci fıkrada belirtilen  harcamalara ek olarak yukarıda dile getirilen amaçlar için, ilgili bütçe dönemine ait, enflasyondan kaynaklanan artışların karşılanması amacıyla,  hayat pahalılığındaki artışlara ilişkin resmi istatistiklere yansıyan oranın 1 puan altına tekabül edecek şekilde hesaplanacak ek bir tahsisatla birlikte harcamalar yapabilir ve Kıbrıs Rum Devleti gerek görüldüğü takdirde bu amaçlarla borçlanabilir.

4. Bütçenin Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmemesi ve ikinci fıkrada dile getirilen imkanların tüketilmesi durumunda, Bakanlar Kurulu, cari işlemlerin idame ettirilmesi amacıyla, birinci fıkrada belirtilen nitelikleri haiz gerekli harcamaların yapılabilmesi hususunda yetki verebilir. Ancak bu yetki, üçüncü fıkrada tanımlanan enflasyona ilişkin ilave tahsisat yapılmaması ve bir önceki bütçede yer alan ödeneklerin dörtte birini aşmayacak şekilde borçlanmaya gidilmesi koşulları ile sınırlandırılmıştır.

127. Madde-  Mali Komisyonların Gözden Geçirilmesi.

1. Kıbrıs Rum Devleti  Hükümet Başkanı zaman zaman aşağıdaki  amaçlar için bağımsız bir mali komisyon atayabilir.

(a) Anayasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten en az  iki yıldan az dört yıldan fazla olmamak kaydıyla, çeşitli kaynaklardan elde edilen tüm gelirlerin Federasyon’un devletleri ve hükümetleri arasında paylaşımı ile ilgili  kanunların ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın, ilgili hükümlerinin etkilerinin ve

(b) Sözkonusu hükümlerin daha sonra, birbirini takip eden ancak 5 yılı geçmeyecek dönemlerde gözden geçirilmesi.

2. Mali Komisyon, ikisi uluslararası mali uzman olmak üzere  beş üyeden müteşekkil olacaktır.

XII. BÖLÜM – SON HÜKÜMLER

128. Madde- Anayasal Değişiklikler

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın sınırları dahilinde, işbu Anayasa’nın herhangi bir hükmü, ancak işbu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen koşullar çerçevesinde, Temsilciler Meclisi toplam üye sayısının en az beşte üçünün olumlu oyu ile kabul edilecek bir kanun ile değiştirilebilir. Bu değişiklik, ilgili anayasa hükmünün tadili veya  hükme eklemeler yapılması veya  tamamen ilga edilmesi suretiyle gerçekleştirilir.

Anayasal değişiklikler için hazırlanacak kanun tasarısı Temsilciler Meclisi  toplam üye sayısının asgari beşte birinin imzasını taşımadan sunulamaz.

129. Madde- Yorum

1. İşbu Anayasa’da, aksi açıkça ifade edilmediği ve belirtilmediği sürece,

(1)  “Başsavcı” Kıbrıs Rum Devleti’nin başsavcısını,

“Mahkeme”   Kıbrıs Rum Devleti’nin bir mahkemesini ve burada görevli herhangi bir  yargıcı,

“Gazete” Kıbrıs Rum Devleti’nin Resmi Gazetesi’ni,

“Kanun” Kıbrıs Rum Devleti’nin kanununu,

“Şahıs” firma, ortaklık, birlik, topluluk, kurum veya şirket niteliğinde olsun veya olmasın şahıslar topluluğunu,

“Başkan” Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin başkanını, ifade eder.

(2) Erkek cinsiyetini ifade eden kelimeler, aynı zamanda kadın cinsiyetini, tekil kelimeler aynı zamanda çoğulu ifade eder. Bunun tam tersi de geçerlidir.

2. İşbu Anayasa’nın talimat, kural, düzenleme veya yönetmelik yapılması veya direktif verilmesi şeklinde tanıdığı yetki, aynı zamanda söz konusu talimat, kural, düzenleme, yönetmelik ve direktiflerin tadili ve kaldırılması yetkisini de ihtiva eder.

Milletvekili Seçimlerine İlişin hükümler

0

Milletvekili Seçimlerine İlişin hükümler ve milletvekili olma koşulları Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 75. ve devamı maddelerinde belirlenmiştir.

Anayasada 2017 yılında yapılan halk oylaması sonucunda kabul edilen değişikliklerle milletvekili sayısı beş yüz elliden altı yüze çıkarılmıştır.

Milletvekili olma yaşı ise 2006 yılında Yirmi beşe ve 2017 yılındaki değişikliklerle yirmi beşten on sekize indirilmiştir.

Milletvekili olma şartlarından sayılan “yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar” ibaresi “askerlikle ilişiği olanlar” şeklinde değiştirilmiştir.

Yasama

I. Türkiye Büyük Millet Meclisi
A. Kuruluşu:
   Madde 75 – (Değişik: 23/7/1995-4121/8 md.)
   Türkiye Büyük Millet Meclisi genel oyla seçilen altıyüz milletvekilinden oluşur.
   B.  Milletvekili seçilme yeterliliği
Madde 76 – Onsekiz yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir.

En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, askerlikle ilişiği olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, Resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.  (Bu fıkrada geçen “ideolojik veya anarşik eylemlere” ibaresi, 27/12/2002 tarihli ve 4777 sayılı Kanunla “terör eylemlerine” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.)

Hakimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve Silahlı Kuvvetler mensupları, görevlerinden çekilmedikçe, aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler.

C. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi

(Bu madde başlığı “C.  Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim dönemi” iken, 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)

Madde 77 – (Değişik: 21/1/2017-6771/4 md.)
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır.

Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması halinde 101 inci maddedeki usule göre ikinci oylama yapılır.

   D. Seçimlerin geriye bırakılması ve ara seçimler *

(Bu madde başlığı “D. Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin geriye bırakılması ve ara seçimleri” iken, 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)

Madde 78 – Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir.

Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde bir defa yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir.

Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz.

(Ek fıkra: 27/12/2002-4777/2 md.) Yukarıda yazılı hallerden ayrı olarak, bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılır. Bu fıkra gereği yapılacak seçimlerde Anayasanın 127 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uygulanmaz.

 E.  Seçimlerin genel yönetim ve denetimi
Madde 79 – Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. 

Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz. (1)(2)

Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.

Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.

Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler.

Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre olur.

*Ara Seçim Nedir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde yapılan seçime ara seçim denilmektedir. Anayasa hükümleri gereğince, ara seçim her seçim döneminde bir defa yapılabilir ve genel seçim yapıldıktan sonra 30 aylık süre geçmedikçe ve genel seçimlere 1 yıl kala ara seçim yapılamaz. Anayasaya göre, parlamentoda boşalan üyeliklerin, 600 olan üye tamsayısının yüzde beşini bulması halinde ara seçimlerin üç ay içinde yapılmasına karar verilir. Ancak, bir ilin veya bir seçim çevresinin TBMM’de temsil edien milletvekili üyesi kalmaması halinde boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk Pazar günü o ilde veya seçim çevresinde ara seçime gidilmek zorundadır. 

Özgün bir sanat eserinin yazarının faydalanabilmesi için yeniden satış hakkı hususundaki Avrupa Birliği Direktifi

0

Özgün bir sanat eserinin yazarının faydalanabilmesi için yeniden satış hakkı hususundaki Avrupa Birliği Direktifi, 27 Eylül 2001 tarihinde kabul edilerek Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi’nin 13 Ekim 2001 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Özgün bir sanat eserinin yazarının faydalanabilmesi için yeniden satış hakkı hususundaki

27 Eylül 2001

KONSEY VE AVRUPA PARLAMENTOSU DİREKTİFİ

2001/84/AT

AVRUPA PARLAMENTOSU VE AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ;

Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşmayı ve özellikle bu Antlaşmanın 95. Maddesini,

Komisyondan gelen öneriyi(1),

Ekonomik ve Sosyal Komitenin görüşünü(2) göz önüne alarak ve

Antlaşmanın 251. Maddesinde belirtilen usule uygun olarak 6 Haziran 2001 tarihli Uzlaştırma Komitesi tarafından onaylanmış olan ortak metnin ışığında hareket ederek(3),

(1) Telif hakları alanında, yeniden satış hakkı, özgün bir grafik veya plastik sanat eserinin sahibi tarafından kullanılan, çalışmanın sonraki satışlarından eser sahibinin ekonomik çıkar elde etmesi için devir veya temliki mümkün olmayan feragat edilmez bir hak olduğundan;

(2) Yeniden satış hakkı, eser sahibinin işin birbirini takip eden aktarımları için bir karşılık almasına imkan sağlayan verimli özellikte bir haktır. Yeniden satış hakkının konusu, eserin maddi biçimidir, yani koruma altına alınmış olan eserin  dahil olduğu araçtır;

(3) Yeniden satış hakkı ile kendilerine ait özgün sanat çalışmalarının ekonomik başarısında grafik ve plastik sanat çalışmalarının yaratıcılarının hak sahibi olmalarının garanti altına alınması amaçlandığından; bu durum, grafik ve plastik sanat yaratan eser sahiplerinin ve işlerinden müteakip defalar para kazanacak şekilde yararlanabilen diğer yaratıcı kişilerin ekonomik durumlarındaki dengesizliğin de giderilmesine yardımcı olacağından;

(4) Yeniden satış hakkı, telif haklarının ayrılmaz bir parçasını teşkil eder ve eser sahipleri için önemli bir ayrıcalıktır. Bu gibi bir hakkın bütün Üye Devletlerde kabul görmesi ve uygulanması, eser sahipleri açısından yeterli ve standart bir koruma seviyesi sağlama gereksinimini karşıladığından;

(5) Antlaşmanın 151 (4) maddesi altında Topluluğun, Antlaşmanın diğer hükümleri altında yer alan faaliyetlerin içine kültürel faaliyetleri de katması gerektiğinden;

(6) Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Bern Sözleşmesi sadece, yeniden satış hakkını kullanan kimselerin veya eser sahibinin ait olduğu ülkede geçerli mevzuat buna izin verdiği nispette geçerlidir. Söz konusu hak bu nedenle seçime bağlıdır ve mütekabiliyet (karşılıklı anlaşma) kuralına tabidir. Mütekabiliyet esaslarını içeren yerel hükümlerin ulusal eser sahiplerine atfedilen ve diğer Üye Devletlerinin haklarının vatandaşlarına verilmemesinin güvenilir olmayacağını, Birleşik Vakalar C-92/92 ve C-326/92 Phil Collins ve Diğerleri(4) içinde yer alan 20 Ekim 1993 tarihli mahkeme kararında olduğu gibi, Antlaşmanın 12. Maddesinde verilen ayrımcılık karşıtı ilkesinin uygulanması hakkındaki Avrupa Toplulukları Adalet Divanı içtihatlarından çıkarmak mümkündür. Topluluk kavramı içindeki bu gibi şartların uygulanması, milliyetçilik bazında her türlü ayrımcılığın yasaklanması sonucu ortaya çıkan eşit muamele ilkesine aykırı olduğundan;

(7) Sadece AB dışındaki birkaç devletin tanıdığı yeniden satış hakkının bulunduğu bir kanuni düzenleme metni içinde, günümüzde yeni ekonominin etkisi ile topluluk pazarının modern ve çağdaş sanatlar anlamında uluslar arası hale gelmesiyle Avrupa Topluluğu açısından birlik dışında Bern Sözleşmesinin 14 B sayılı Maddesini zorunlu kılan bir görüş doğrultusunda görüşmeleri başlatmayı gerekli kıldığından;

(8) Bu uluslararası pazarın var olduğu gerçeği, birçok Üye Devlet içinde yeniden satış hakkının eksikliği ve bu hakkı tanıyan ulusal sistemler bakımından şu andaki uyumsuzluk ile birleştirildiğinde, Avrupa pazarının rekabetçi özelliklerini koruyacak bu, hakkın uygulamaya konulması ve sürekli olarak düzenlenmesi ile ilgili geçici hükümlerin oluşturulmasını gerekli kıldığından;

(9) Yeniden satış hakkı, şu anda Üye Devletlerin çoğunluğunun dahili mevzuatı ile sağlanmaktadır. Mevcut oldukları yerlerde, bu gibi yasalar kapsam altına alınan çalışmalar, telif ücreti almaya hak kazanmış olanlar, uygulanan oran, telif ücreti ödenmesine konu olan faaliyetler ve bütün bunların hesaplandığı baz formüller bakımından özellikle belli bazı farklılıklar göstermektedir. Bu gibi bir hakkın uygulanması veya uygulanmaması, iç pazar içinde yer alan rekabetçi unsurların üzerinde önemli bir etki yapar, çünkü yeniden satış hakkı bazında ödeme yükümlülüğünün varlığı veya eksikliği, bir sanat eseri veya çalışmasını satmayı arzulayan her bir kişi tarafından göz önüne alınması gereken mecburi bir unsurdur. Bu hak bu nedenle Topluluk içindeki satışların birbirleri ile yer değiştirmeleri yanında rekabetçi çalışmanın farlılıklarının oluşturulmasına katkıda bulunan bir faktör olduğundan;

(10) Yeniden satış hakkının varlığı bakımından, bu gibi farklılıklar ve Üye Devletler tarafından uygulanmamasının Antlaşmanın 14. Maddesinde gösterildiği gibi, sanat çalışmaları içindeki iç piyasanın tam olarak çalıştırılması üzerinde doğrudan olumsuz bir etkisi olur. Bu gibi bir durumda, Antlaşmanın 95. Maddesi uygun bir ölçü teşkil ettiğinden;

(11) Antlaşmanın içinde belirtildiği gibi, Topluluğun hedefleri, Avrupa içinde yaşayan insanlar arasında gittikçe daha yakın bir birlikteliğin temellerinin atılması, Topluluğa mensup Üye Devletler arasında daha yakın ilişkilerin teşvik edilmesi, Avrupa’yı bölen engellerin ortadan kaldırılması için ortak hareket tarzının hayata geçirilmesi ile onların ekonomik ve sosyal ilerlemelerinin garanti altına alınmasıdır. Bu açıdan bakıldığında Antlaşma, ortak pazar içinde rekabetin aksatılmamasını garanti altına alan bir sistemin başlatılmasını, malların serbest dolaşımını engelleyen faktörlerin ortadan kaldırılmasını öngören bir iç pazarın kurulmasını, hizmetlerin verilmesi için liberal uygulamaları ve kurumsallaşmanın önündeki engellerin kaldırılmasını sağlamaya yöneliktir. Yeniden satış hakkı ile ilgili Üye Devletlerin kanunlarının birbirleri ile uyumlu bir şekilde işletilmeleri, bu söz konusu hedeflerin ulaşılmasına katkı sağlayacağından;

(12) Muamele vergileri ile ilişkili olarak Üye Devletlerin çıkarmış oldukları kanunlar arasındaki uyumun sağlanmasına ilişkin 17 Mayıs 1977 tarihli ve 77/388/EEC numaralı Altıncı Konsey Direktifi – katma değer vergisinin ortak uygulama sistemi: Değerlendirmelerin tek biçimli baz sistemi(1), gittikçe gelişen bir şekilde, diğerlerinin yanında sanat çalışmaları için de uygulanabilir olan bir Topluluk vergilendirme sistemini getirmektedir. Sadece vergi alanı ile sınırlanmış olan önlemler, sanat piyasasının uyumlu çalışmasını garanti altına almak için yeterli değildir. Bu hedef yeniden satış hakkı alanındaki uyum sağlanmadan elde edilemediğinden;

(13) İç pazarın işletilmesi ile ilgili olarak engelleyici ve parçalayıcı bir etkiyi oluşturduğu yerlerde, yasalar arasındaki var olan farklılıklar ortadan kaldırılmalı ve bu türdeki yeni farklılıkların ortaya çıkması da önlenmelidir. İç pazarın çalışmasına etki yapması beklenmeyen farklılıkların ortaya çıkmasını önlemek veya ortadan kaldırmak gerekmediğinden;

(14) İç pazarın uygun çalıştırılması için ön şart, sapmaya maruz kalmamış olan rekabet şartlarının korunmasıdır. Yeniden satış hakkı ile ilgili ulusal yasa ve hükümler arasındaki farklılıkların varlığı, Topluluk içindeki satışların el değiştirmesi ve serbest rekabette sapmalara yol açar ve sanatçıların çalışmalarının satıldığı yerin niteliğine bağlı olarak, sanatçılar arasında eşit olmayan uygulamaların ortaya çıkmasına neden olur. Şu anda üzerinde çalışılan konu bu nedenle Üye Devletler tarafından tatmin edici bir şekilde düzenlenemeyen devletlerarası bir husustur. Topluluğun bu konuda harekete geçmemesi, eşit olmayan uygulama ve rekabet şartlarının bozulmasını düzeltmek için Antlaşmanın getirdiği gereksinimlerle uzlaşmayacağından;

(15) Ulusal mevzuat ve hükümler arasındaki sapmalar ve bölünmelerin büyüklüğü göz önüne alındığında, bu gibi sapmaların rekabet şartlarında bozulmaya yol açması veya var olan bozulmanın devam etmesi eğiliminin bulunduğu alanlarda Üye Devletlerin kanunları arasında mevcut farklılıklar ile başa çıkmak için, uyum oluşturmaya yönelik önlemlerin alınması bu nedenle gereklidir. Ancak yeniden satış hakkı ile ilgili olarak, Üye Devletlerin her bir hükmünün uyumlu hale getirilmesi gerekmediğinden ve ulusal kararlar için mümkün olduğu kadar geniş bir alan bırakmak amacıyla, söz konusu uyum ile ilgili çalışma ve uygulamaları dahili piyasanın işletilmesi ile ilgili, doğrudan yetkiye sahip söz konusu yerel hükümler ile sınırlamak, şu anda yeterli olacağından;

(16) Bu nedenle, Direktif, kendi bütünlüğü içinde, Antlaşmanın 5. maddesinde verilmekte olduğu gibi, yetki ikamesi ve nispilik ilkelerine uyum sağlayacağından;

(17) Telif Hakları ve Bağlantılı Hakların korunması ile ilgili sürelerde uyumunu sağlayan 29 Ekim 1993 tarihli 93/98/EEC sayılı Konsey Direktifine(2) uygun olarak, telif hakkı, eser sahibinin ölümünden sonra da 70 yıl müddetle geçerlidir. Aynı süre, yeniden satış hakkı için de verilmelidir. Nitekim, sadece modern ve çağdaş eserlerin asılları yeniden satış kapsamı içine girebilir. Ancak, bu Direktifin kabul edilip uygulamaya sokulduğu zaman diliminde, kendilerine ait hukuk sistemlerinin içine bu hakkı sokmak için ve eser sahiplerinin lehine bir yeniden satış hakkını kabul etmeyen ve daha da fazlası, kendi ekonomik varlıklarını bir yandan sürdürürken, yukarıda söz konusu edilen hakka yavaş da olsa adapte olmak için bu Üye Devletler içindeki ekonomik kullanıcılara bu imkanın sağlanması için, ilişkili Üye Devletlere ölümünden sonra sanatçı namına hak kazananlara yeniden satış hakkını uygulama yöntemini seçmek için, sınırlı bir geçiş süresi izni verilmesi gerektiğinden;

(18) Yeniden satış hakkının kapsamı, bir sanat piyasası uzmanının katılımı olmaksızın, kendi özel gayretleri ile hareket eden kişiler arasında, doğrudan kapsam altına alınanlar hariç tutulmak üzere, yeniden satışın bütün işlemlerine ve kademelerine uygulanmalıdır. Bu hak, kar amacı gütmeyen ve kamuya açık çalışan müzelere ve kendi özel gayretleri ile çalışma yapan kişiler tarafından yürütülen yeniden satış ile ilgili faaliyetlere uygulanmamalıdır. Eser sahibinden eserleri doğrudan satın alan sanat galerilerinin özel durumunu göz önüne alarak, Üye Devletlere, söz konusu satış işleminin yapıldığı tarihten itibaren 3 yıllık bir süre içinde yapılan bu çalışmaların ve eserlerin yeniden satışının, yeniden satış hakkı işlemlerinden muaf tutulması konusunda seçim hakkı verilmelidir. Sanatçının çıkarları da, aynı şekilde, yeniden satış fiyatının 10000 Euro düzeyini aşmayan durumlarda, yeniden satışın bu gibi işlemlerine konu olan uygulamalarına sınır getirmek suretiyle göz önüne alınması gerektiğinden;

(19) Bu Direktif ile yürürlüğe giren uyumun, yazarların veya bestecilerin özgün eserlerine uygulanmayacağı açık bir şekilde anlatılması gerektiğinden;

(20) Yeniden satış hakkı ile ilgili olarak ulusal seviyede elde edilmiş olan tecrübeler ışığında, etkin kurallar getirilmelidir. Satış fiyatının bir yüzde olarak ifadesi ile telif ödemesini hesaplamak ve özgün değeri artmış olan sanat eserlerinin değerindeki artışa göre hesap yapmamak uygun olacağından;

(21) Sanat çalışmalarının yeniden satış hakkına konu olan kategorilerin uyumlu hale getirilmesi gerektiğinden;

(22) Asgari eşik uygulaması altında yer alan telif hakkı ödemelerinin uygulamaya dahil edilmemesi, sanatçı için elde edilen kar ile karşılaştırılan ve orantısız bir şekilde yüksek olan idare ve tahsilat giderlerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilir. Öte yandan, yetki ikamesi ilkesine uygun olarak, Üye Devletlerin yeni sanatçıların çıkarlarını korumak ve teşvik edebilmek yönünde, Topluluk eşiğinden daha düşük ulusal eşikler kurması için izin verilmelidir. Söz konusu küçük miktarlar olduğunda, bu ortadan kaldırma uygulamasının, iç pazarın uygun çalışmasına önemli bir etki yapması beklenemeyeceğinden;

(23) Yeniden satış hakkının uygulaması ile ilgili olarak, değişik Üye Devletler tarafından belirlenmiş olan oranlar, şu anda büyük değişiklikler gösterebilir. Modern ve çağdaş sanat çalışmaları ile ilgili dahili piyasanın etkin çalıştırılması için, mümkün olan en geniş kapsamda standart oranların sabitleştirilmesi gerektiğinden;

(24) Özgün sanat eserleri ile ilgili piyasalarda söz konusu değişik çıkarların uyumlu bir şeklide bir araya getirilmesi amacıyla değişik fiyatlar şeridi için, bir tamamlayıcı oran tablosunun oluşturulduğu bir sistemin kurulması arzu edilmektedir. Yeniden satış hakkı ile ilgili olarak, Topluluk kurallarını değiştiren ve atlayan satış işlemlerinin yapılması riskini azaltmak çok önemli olduğundan;

(25) Telif hakkı ödemesinin ödenebileceği kişi prensip olarak satıcı olmalıdır. Üye Devletlere ödeme yükümlülüğü bakımından, bu prensipten istisnai uygulamalar yapma hakkı için imkan sağlanmalıdır. Satıcı, adına satışın tamamlandığı kişi veya işletme olduğundan;

(26) Söz konusu eşik seviyesi ve oranların periyodik olarak yeniden düzenlenmesi ve ayarlanması ihtimali ile ilgili hüküm konulmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, Üye Devletlerdeki yeniden satış hakkının güncel uygulaması ve Topluluk içindeki sanat pazarı üzerindeki etki olumlu ve uygun ise, bu Direktifin değişikliğe uğraması ile ilişkili tekliflerin yapılması konusunda dönemsel raporların hazırlanması görevinin Komisyona verilmesi uygun olacağından;

(27) Telif hakkı ödemesi almaya hak kazanmış olan kişilerin yetki ikamesi ilkesi göz önüne alınarak isimlerinin belirtilmesi zorunludur. Üye Devletlerin veraset ve intikal kanunları ile bağlantılı olarak bu Direktif aracılığıyla harekete geçmek uygun olmaz. Ancak, eser sahibi namına hak sahibi olanların ölümünden sonra, en azından yukarıda söz konusu edilen geçici süre sona erene kadar, yeniden satış hakkından tam olarak yararlanabilmesi gerektiğinden;

(28) Üye Devletler, yeniden satış hakkının, özellikle de bunun yönetimi açısından bakıldığında, uygulanmasını düzenlemekle sorumludur. Bu konuyla ilgili olarak, meslek birliği vasıtası ile yönetim, çözüm imkanlarından biridir. Üye Devletler söz konusu meslek birliklerinin saydam ve verimli olarak çalıştırılmasını sağlamalıdır. Üye Devletler aynı zamanda diğer Üye Devletlerin vatandaşı olan eser sahipleri için ayrılmış olan tutarların tahsil edilmesini ve dağıtılmasını sağlamak zorundadır. Bu Direktif, tahsilat ve dağıtım konusunda Üye Devletlerde var olan kanuni düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla uygulanacağından;

(29) Yeniden satış hakkının kullanılması ve bundan fayda sağlanması, Topluluk vatandaşlarına olduğu kadar Üye Devletlerin vatandaşı olan eser sahiplerine bu gibi koruma sağlayan ülkelerin yabancı eser sahiplerini de içerecek şekilde sınırlı tutulmalıdır. Bir Üye Devletin aynı Üye Devlet içinde yerleşik adresi olan yabancı eser sahibine bu haktan faydalanma hakkının verilmesini sağlama imkanı verilmesi gerektiğinden;

(30) İşlemlerin kontrol edilmesi ve denetlenmesi ile ilgili uygun usuller, yeniden satış hakkının Üye Devletler tarafından etkin bir şekilde uygulanmasını sağlayan pratik yöntemlerin garanti altına alınması için yürürlüğe sokulmalıdır. Bunun anlamı, aynı zamanda telif hakkı ödemelerinin muhatabı olan gerçek veya tüzel kişilerden, gerekli bilginin elde edilmesi için, eser sahibi tarafında veya onun yetkili temsilcisine göre bir hakkın da ortaya çıkması olarak kabul edilebilir. Yeniden satış hakkının kolektif yönetimine olanak sağlayan Üye Devletler, sadece söz konusu kolektif yönetimden sorumlu kurumların bilgi edinme hakkı olmasını sağlayabileceğinden;

İŞBU TÜZÜĞÜ KABUL ETMİŞTİR:

BÖLÜM I

KAPSAM

Madde 1

Yeniden satış hakkının konusu
  1. Üye Devletler özgün bir sanat eserini oluşturan eser sahibinin lehine, önceden bile olsa ortadan kaldırılamayan ve ayrı bir hak olarak tanımlanan, eser sahibinin eserinin ilk devrini müteakip eserin yeniden satışı ile ilgili olarak alınmış olan satış fiyatı bazında bir telif hakkı ödenmesi için yeniden satış hakkı sağlayacaklardır.
  1. Birinci fıkrada sözü edilen hak, satış merkezleri, sanat galerileri ve genel anlamda sanat eserleri ile ilgilenen herhangi bir tüccar kuruluş gibi, satıcılar, alıcılar veya sanat eserleri piyasası uzmanları olarak çalışan kişileri de içeren yeniden satışın bütün işlem ve faaliyetlerine uygulanacaktır.
  1. Üye Devletler, 1. Fıkrada sözü edilen hakkın, söz konusu satıştan önceki üç yıllık süreden daha kısa bir süre içinde, doğrudan bir şekilde alıcının eseri yaratıcısından satın almış olduğu yerde ve yeniden satış fiyatının 10000 Euro düzeyini aşmadığı durumda, yeniden satışın işlemlerine uygulanmayacağını göz önüne alabilir.
  1. Telif hakkı ücreti, satıcı tarafından ödenebilir olacaktır. Üye Devletler, satıcı dışında kalan ve 2. fıkrada söz konusu edilen gerçek veya tüzel kişilerden bir tanesini, tek başına telif hakkı ücretinin ödenmesinden veya aynı yükümlülüğün satıcı ile paylaşılmasından sorumlu olmasını sağlayabilirler.
Madde 2
Yeniden satış hakkı ile ilgili eserler
  1. Bu Direktifin amaçları doğrultusunda, ‘özgün eser ‘, sanatçı tarafından şahsen yapılmış olması veya özgün eser olduğu kabul edilen kopyalar olmaları kaydıyla, resimler, kolajlar, yağlı boya resimleri, çizimler, oyma çalışmaları, baskılı eserler, litograflar, heykeller, büstler, dokuma eserleri, seramikler, cam eserler ve fotoğraflar gibi, grafik veya plastik sanat eserleri anlamında kullanılacaktır.
  1. Sanatçının şahsen sınırlı sayıda oluşturmuş olduğu veya kendi kontrolünde ve yetki vermesi ile oluşturulmuş olan ve bu Direktif kapsamında yer alan eserlerin kopyaları bu Direktifin amaçları doğrultusunda, özgün sanat eseri olarak kabul edileceklerdir. Bu gibi söz konusu kopyalar, normalde sayı ile sıralandırılmış, imzalanmış veya bir başka şekilde eser sahibi tarafından ***(temsil ve ilzama uygun olarak delilleri ayarlanmış olacaktır. )
BÖLÜM II
ÖZEL HÜKÜMLER
Madde 3
Eşik
  1. Birinci maddede sözü edilen satışların yeniden satış hakkına konu edilmesini getiren asgari bir satış fiyatının belirlenmesi, Üye Devletin yetki ve görev alanı içinde olacaktır.
  2. Söz konusu asgari satış fiyatı, hiçbir durumda 3000 Euro düzeyini aşamaz.
Madde 4
Oranlar
  1. 1. Maddede sağlanan telif hakkı ücreti aşağıdaki oranlar üzerinden hesaplanacaktır:

(a) 50000 Euro düzeyine kadar olan satış fiyatının %4’lük kısmı;

(b) 50000,01 Euro düzeyinden 200000 Euro düzeyine kadar olan satış fiyatının % 3’lük kısmı;

(c) 200000,01 Euro düzeyinden 350000 Euro düzeyine kadar olan satış fiyatının % 1’lik kısmı;

(d) 350000,01 Euro düzeyinden 500000 Euro düzeyine kadar olan satış fiyatının % 0,5’lik kısmı;

(e) 500000 Euro düzeyini aşan satış fiyatının % 0,25’lik kısmı.

Ancak, telif hakkı ücretinin toplam miktarı 12500 Euro düzeyini aşamaz.

  1. 1. Fıkraya atfen bir istisnai durum olarak, Üye Devletler 1(a) işaretli Fıkrada sözü edilen satış fiyatına %5’lik bir oran uygulayabilirler.
  1. Belirlenmiş olan asgari satış fiyatının 3000 Euro düzeyinden düşük olması gerekiyorsa, Üye Devlet 3000 Euro düzeyine kadar olan satış fiyatının ilişkili kısmına verilecek oranı da belirleyecektir; bu oran %4’ten daha düşük olamaz.
Madde 5
Hesaplama Esasları
  1. ve 4. Maddelerde anılan satış fiyatları, vergi sonrası kesintisiz fiyatlardır.
Madde 6
Telif hakkı ücreti almaya hak kazanmış kişiler
  1. 1. Maddede anılan telif hakkı ücreti, eser sahibine ödenebilir olacaktır ve 8(2). Fıkrasına bağlı olarak, ölümünden sonra eserleri üzerinde hak kazananlara ödenebilir olacaktır.
  2. Üye Devletler, Madde 1 kapsamında sağlanan telif ücretinin zorunlu veya seçime bağlı olarak kolektif yönetimini sağlayabilirler.
Madde 7
Telif hakkı ücreti almaya hak kazanmış olan üçüncü ülke vatandaşları
  1. Üye Devletler, üçüncü ülkelerin vatandaşları olan eser sahipleri ve 8.(2) Fıkrasına bağlı olarak, eserler üzerinde hak kazanmış olan varislerinin, bu Direktife uygun olarak ve ilgili Üye Devletin mevzuatına göre, ancak eser sahibi veya onun varisinin söz konusu ülkenin vatandaşı olduğu ülkedeki mevzuat, Üye Devletlerin eser sahipleri ve onların eserleri üzerindeki hak sahibi varisleri ile ilgili olarak söz konusu ülkede yeniden satış hakkının korunmasına izin veriyorsa, yeniden satış hakkının yararlarından faydalanacaktır.
  1. Üye Devletler tarafından verilen bilgi bazında, Komisyon, mümkün olan en kısa süre içinde 1. Fıkrada verilen şartı yerine getiren söz konusu üçüncü ülkelerin bir listesini yayınlayacaktır. Bu liste sürekli olarak güncelleştirilecektir.
  1. Herhangi bir Üye Devlet, Üye Devletin vatandaşı olmayan ancak söz konusu ülkede yerleşik adresi bulunan eser sahiplerine, yeniden satış hakkının korunması amacı ile ilgili olarak kendi vatandaşlarıyla aynı hakkı tanıyabilir.
Madde 8
Yeniden satış hakkının korunması ile ilgili süre
  1. Yeniden satış hakkının korunması ile ilgili süre, 93/98/EEC numaralı Direktifin 1. Maddesinde verilenlere tekabül edecektir.
  1. 1. Fıkranın esaslarına aykırı bir istisna olarak, yeniden satış hakkı uygulamayan söz konusu Üye Devletlerden, (13. Maddede sözü edilen yürürlüğe giriş tarihi), 1 Ocak 2010 tarihinden daha geç sona ermeyecek olan bir süre için, ölümünden sonra sanatçının eserleri üzerinde hak sahibi olanların lehine yeniden satış hakkının uygulanması talep edilmeyecektir.
  1. 2. Fıkranın geçerli olduğu bir Üye Devlete, iki yıla kadar, gerekliyse, söz konusu Üye Devletin içindeki ekonomik kullanıcıların, ölümünden sonra sanatçının eserleri üzerinde hak sahibi olan kişilerin lehine, yeniden satış hakkının uygulanması talep edilmeden önce, ve onlar kendi ekonomik yaşamlarını devam ettirirken, yeniden satış hakkı sistemine kademeli geçişin uyarlanması olanağı verilebilir. 2. fıkrada söz konusu edilen sürenin sonundan önceki asgari 12 aylık süre içinde, ilgili Üye Devlet, Komisyona bilgi vererek nedenlerini bildirerek, bu gibi bilginin alındığı tarihi müteakip 3 ay içinde, uygun danışma ve görüşmelerde bulunduktan sonra, Komisyona bir görüş verebilecektir. Üye Devlet, Komisyonun görüşünü tasvip edip uygulamazsa, bir ay içinde Komisyona bildirecek ve kararına gerekçe gösterecektir. Üye Devletin bildirimiyle, gerekçesi ve Komisyonun görüşü, Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesinde yayınlanacak ve Avrupa Parlamentosuna da iletilecektir.
  1. Başarılı bir sonuca ulaşılması durumunda, 8(2) ve (3). Fıkralarda sözü edilen süre içinde, uluslararası seviyede yeniden satış hakkının uzatılması ve genişletilmesini amaçlamış olan uluslararası görüşmeler için, Komisyon, uygun öneriler ve çözüm tarzları getirecektir.
Madde 9
Bilgi edinme hakkı

Üye Devletler, yeniden satıştan sonraki üç yıllık bir süre içinde, 6. Maddede anılan hak sahibi kişilerin, 1(2). fıkrada bahsi geçen sanat piyasası profesyonelinden yeniden satış ile ilgili telif hakkı ücretinin garantili ödenmesini sağlamak amacıyla, gerekli olması muhtemel herhangi bir bilgiyi kendilerine iletmesinin talep edilmesini sağlayabilirler.

BÖLÜM III
SON HÜKÜMLER
Madde 10
Zamanında uygulama

Bu Direktif, 1 Ocak 2006 tarihinde, Üye Devletlerin mevzuatı ile halen telif hakkı alanında korunmakta olan veya söz konusu tarihte bu Direktifin hükümleri altında geçerli korunma ile ilgili kriterleri karşılayan 2. Maddede tanımlanmış olduğu gibi, bütün özgün sanat çalışmaları bakımından geçerli olacaktır.

Madde 11
Düzenleme (Gözden Geçirme/Düzeltme) maddesi
  1. Komisyon, özellikle yeniden satış hakkını ve Üye Devletlerdeki yönetim usulleri ve sanatsal yaratıcılığın geliştirilmesi için gerekli önlemleri uygulamaya ilişkili piyasalar bağlamında, Topluluğun aldığı tavır bakımından, Topluluk içindeki modern ve çağdaş sanatı ilgilendiren piyasaların rekabetçi unsurlarına özel bir atıf yapmak suretiyle, bu Direktifin uygulanmasını ve yapacağı etkileri izah eden bir raporu, 1 Ocak 2009 tarihinden geç olmamak üzere ve bundan sonraki her 4 yılda bir, Avrupa Parlamentosuna ve Konseye ve Ekonomik ve Sosyal Komiteye vermiş olacaktır. Bu rapor, bu direktifin yürürlüğe giriş tarihinden önce ulusal yasalarında sözkonusu hakkı uygulamamış olan üye devletlerde bu hakkın uygulanmasının iç pazara etkilerini inceleyecektir. Uygun görüldüğü takdirde, Komisyon, sektördeki değişiklikleri göz önüne alan telif hakkı ücreti oranları ile asgari eşik seviyelerini geçerli piyasa şartlarına uyarlayan, 4.(1) maddede verilen azami miktarlara ilişkin ve bu Direktifin etkinliğinin daha da artırılması amacıyla gerekli görülmesi muhtemel başka herhangi bir teklif ve öneri hazırlayacaktır.
  1. Bu vesile ile bir irtibat komitesi teşkil edilir. Bu komite Üye Devletlerin yetkili makamlarının temsilcilerinden oluşacaktır. Bu komite, Komisyonun bir temsilcisinin başkanlığında, ya Komisyon başkanının çağrısı üzerine ya da bir Üye Devletin delegasyonunun talebi üzerine toplanacaktır.
  1. Komitenin görevi, aşağıdaki gibidir:

– bu Direktifin uygulanmasından kaynaklanan bütün problemler ile ilgili görüşmeleri düzenlemek,

– Topluluk içindeki sanat piyasasında olası ilişkili gelişmeler hakkında Üye Devletler ile Komisyon arasında bilgi alışverişini düzenlemek.

Madde 12
Uygulama
  1. Üye Devletler 1 Ocak 2006 tarihinden önce bu Direktife uyum sağlanması için gerekli kanun, mevzuat ve idari hükümleri yürürlüğe sokacaktır. Bilahare, Komisyona bu hususlarda bilgi vereceklerdir.

Üye Devletler bu önlemleri alırken, aynı zamanda, bu Direktife atıfta bulunacak veya kendilerinin resmi yayınlarının yayınlandığı metinlere bu gibi referanslar ekleyeceklerdir. Bu gibi bir referans belirtilmesi veya atıfta bulunulması ile ilgili yöntemler Üye Devletlerce belirlenecektir.

  1. Üye Devletler, bu Direktif kapsamında ele alınan alanlarda kabul edip uygulamaya sokacakları ulusal yasaların ilişkili hükümlerini Komisyona bildireceklerdir.
Madde 13
Yürürlüğe Girme

Bu Direktif, Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesinde yayınlandığı gün yürürlüğe girecektir.

Madde 14
Muhataplar

Bu Direktif, Üye Devletleri inhisâr eder.

Brüksel, 27 Eylül 2001.

Avrupa Parlamentosu adına

Başkan

N. Fontaine

Konsey adına

Başkan

C. Picqué

Avrupa Parlamentosu Adına

Başkan

N.FONTAINE

 


(1) RG C 178, 21.6.1996, sayfa 16 ve RG K 125, 23.4.1998, sayfa 8.

(2) RG C 75, 10.3.1997, sayfa 17.

(3) Avrupa Parlamentosunun 27 Ekim 1999 tarihinde onaylanan 9 Nisan 1997 tarihli görüşü (RG C 132, 28.4.1997, sayfa 88), 19 Haziran 2000 tarihli Konsey Ortak Pozisyonu (RG C 300, 20.10.2000, sayfa 1) ve Avrupa Parlamentosunun 13 Aralık 2000 tarihli kararı (RG C 232, 17.8.2001, sayfa 173). Avrupa Parlamentosunun 3 Temmuz 2001 tarihli ve Konseyin 19 Temmuz 2001 tarihli kararları.

(4) [1993] ECR I-5145.

(1) RG L 145, 13.6.1977, sayfa 1. En son 1999/85/AT sayılı Direktifle değiştirilen Direktif (RG L 277, 28.10.1999, sayfa 34).

(2) RG L 290, 24.11.1993, sayfa 9.

L 272/34        TR                                                      Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi                                                       13.10.2001

Dünya Hukuk Günü

0
Dünya Hukuk Günü

Dünya Hukuk Günü 10 Temmuz 1967 günü Cenevre’de ‘Hukuk Yoluyla Dünya Barışı’ konulu konferansta alınan kararla kutlanmaya başlanmıştır.

10 Temmuz tarihinin, Hukuk Günü olarak ilan edileceğinin anlaşılması üzerine aynı tarihlerde Türkiye Cumhuriyeti de harekete geçmiştir.

Türkiye’de dünya ile birlikte hukuk gününün kutlanması “Dışişleri Bakanlığının 23/6/1967 tarih ve 751.231- EMKY/2-307 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunca 5/7/1967 tarihinde kararlaştırılmıştır.”

Dünya Hukuk Günü ve Önemi 

Adaletin sağlanması ve insan haklarının koşulsuz biçimde korunması için güçlü bir hukuk sistemine vurgu yapılmak üzere her yıl kutlanmaktadır. Hukuk sistemlerinin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğünün teşvik edilmesi ve insan haklarının korunmasına dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Bu özel gün, hukukçular, hukuk öğrencileri ve hukukla ilgilenen diğer tüm bireyler için, hukukun evrensel değerlerini öne çıkarmark ve hukukun gelişimine katkı sağlamak için bir duyarlılık yaratma fırsatıdır. Dünya çapında adaletin erişilebilirliğini ve şeffaflığını artırma amacı taşımaktadır. 

27 Mayıs Darbe Bildirisi

0
27 Mayıs 1960 Darbesi, Türkiye Cumhuriyet, dönemindeki ilk askeri müdahale olarak tarihe geçmiştir. Darbe Bildirisi, Türk Silahlı Kuvvetleri adına Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından okunmuştur. Askeri Darbe, Ankara Radyosu’nda saat 05.25‘te ilan edilmiştir. 

27 Mayıs Darbe Bildirisi, Türk Silahlı Kuvvetleri adına Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından okunmuştur. Askeri Darbe, Ankara Radyosu’nda saat 05.25‘te ilan edilmiştir.

27 Mayıs 1960 askeri darbesi, Cumhuriyet dönemindeki ilk askeri müdahale olarak tarihe geçmiştir. Darbeden önce, 1958 senesinde Albay Samet Kuşçu’nun yazdığı ihbar mektubu siyasiler tarafından ciddiye alınmamıştır.

Darbe’nin muhatapları, Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Adnan Menderes Hükümeti’dir. Silahlı Kuvvetler, 27 Mayıs gecesi Ankara ve İstanbul’da önemli merkezleri kısa sürede ele geçirmiştir. Celal Bayar Çankaya’daki köşkünden alınmış, Başbakan Adnan Menderes ise Kütahya’da iken tutuklanmıştır. İktidar partisi DP yöneticileri ve üst düzey bürokratlar tutuklanarak cezaevine gönderilmişlerdir.

Hükümetin ve meclisin yetkilerini Milli Birlik Komitesi üstlenmiştir. İhtilalden 15 gün sonra çıkarılan 1 Nolu Yasa ile Milli Birlik Komitesi kurulmuştur.

1960 Geçici Anayasası – Milli Birlik Komitesinin Kuruluşu

27 Mayıs Darbe Bildirisi

“Dikkat… Dikkat… Muhterem Vatandaşlar!

Radyolarınızın başına geçiniz. Güvendiğiniz Silahlı Kuvvetlerinizin sesi bir dakika sonra sizlere hitap edecektir.

Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyle ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadiyle Türk Silahlı Kuv­vetleri memleketin idaresini eline almıştır.

Bu hareketle Silahlı Kuvvetlerimiz, partileri içine düştükleri uzlaşmaz duru­mundan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. Girişilmiş olan bu teşebbüs hiçbir şahsa veya zümreye karşı de­ğildir. İdaremiz hiç kimse hakkında şahsiyete mütaallik tecavüzkâr bir fiile te­şebbüs etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup olursa olsun her vatandaş, kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde, aynı milletin aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle, anlayışla muamele etmeleri, ıstırap­larımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir. Ka­bineye mensup şahsiyetlerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sığınmalarını rica edi­yoruz. Şahsi emniyetleri kanun teminatı altındadır.

Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gaye­miz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve insan hakları prensiplerine tamamiyle riayettir. Büyük Atatürk’ün, “Yurtta sulh, cihanda sulh!” prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadıkız. NATO’ya inanıyoruz ve bağlı­yız. CENTO’ya bağlıyız.

Tekrar ediyoruz; düşüncelerimiz, yurtta sulh, cihanda sulhtur.

Türkiye dahi­linde bütün garnizonlardaki garnizon komutanları o yerin mülki ve askeri ida­resine el koyacaklar ve vatandaşların her hususta emniyetini sağlayacaklardır.”

Hukuk Defterleri Dergisi Röportajı: Hukukun Tersyüzü

0
Hukuk Defterleri Dergisi Röportajı Avukat Bilgütay Hakkı Durna - Akademisyen Hande Heper-İbrahim Aycan - Avukat Selin Aksoy

Hukuk Defterleri Dergisi adına Yayın Kurulu Üyesi Avukat Selin Aksoy ile bir röportaj gerçekleştirilmiştir. Hukuk Ansiklopedisi röportaj ekibi tarafından gerçekleştirilen röportaj dergiyi tanımak isteyenlerin ilgisine sunulmaktadır. 

İbrahim Aycan: Hukuk Defterleri hakkında Hukuk Ansiklopedisi okurlarını kısaca bilgilendirebilir misiniz?

Avukat Selin Aksoy: 2015 yılı sonunda bir kısım avukat ve akademisyen bir araya geldik. Konuşmaya başladığımızda, memlekete ve hukuka bakışımız ile arayışlarımızın benzer olduğunu gördük. Aslında belki de birçoğumuzun görüşleriyle paraleldi düşündüklerimiz ve analizlerimiz. Gördüğümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin uzun bir süredir tasfiye sürecinde olduğu ve yeniden yapılandırılmak istendiğiydi. Şu an geldiğimiz noktada ne yazık ki, Başkanlık sistemiyle de beraber bu yapılandırmanın büyük bir kısmının tamamlanmış durumda olduğunu söylersek yanlış olmaz. Hukuk ise bu tasfiye ve yeniden yapılandırma sürecinde en önemli araçlardan biri olurken, aynı zamanda bu süreç içinde de hukuk dönüştürüldü. İşte tam da böylesi bir durumda, bu dönüşümü, hukukun sistemde oynadığı rol ve kapladığı alan ile birlikte bugün hukuka yüklenen işlevi, sömürü ve baskı mekanizmalarındaki rolünü, bu bağlamda eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarını farklı yöntemlerle başkalarıyla da birlikte tartışmaya ihtiyacımız olduğunu düşündük. Yazılı bir dergi fikri böyle oluştu ve Mayıs 2016’da Hukuk Defterleri dergisi yayın hayatına başladı.

Dergimiz 2 aylık periyotlarla yayınlanan bir hukuk ve siyaset dergisi. Avukat ve akademisyenlerden oluşan yayın kurulunun yanı sıra; Abdurrahman Bayramoğlu, Prof. Dr. Ali Murat Özdemir, Dr. Barkın Asal, Başar Yaltı, Bilgütay Hakkı Durna, Cem Alptekin, İbrahim Fikri Talman, Prof. Dr. İzzettin Önder, Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, Ömer Faruk Eminağaoğlu, Özgür Şaplak Eryılmaz, Doç. Dr. Sevtap Metin ve Tamer Akgökçe gibi çok değerli hukukçulardan oluşan Danışma Kurulumuz da, derginin hazırlanmasında ve atölyelerin gerçekleşmesinde dergiye çok önemli katkılarda bulunuyorlar.

Derginin içeriğine gelirsek, her sayıda güncel konulara paralel olarak bir dosya konusu belirliyoruz. Dosya yazılarının yanı sıra “Hukuk ve Sanat”, “Hukuk Felsefesi”, “İktisat Notları”, “Mizah”, “Öğrenci Gözünden” gibi sabit sayfalarımız var. 17. sayımızla birlikte, “Hukuk Tarihi” sayfamızda dergideki yerini alacak. Dergimizin giriş bölümü Mercek’te ise yayın kurulu üyelerimiz güncel hukuk siyasetine dair değerlendirmelerde bulunuyor. Geride bıraktığımız 16. sayıda 100’ü aşkın dostumuz yazılarıyla dergimize katkılarını sundular. Şimdi ise “Yerel Seçimler” dosya konulu 17. sayımızın hazırlıklarını sürdürüyoruz.

Avukat Bilgütay Hakkı Durna – Akademisyen Hande Heper-İbrahim Aycan

Aycan: Mottonuz “Hukukun Tersyüzü” ne anlama geliyor? Okuyucu bu mesajınızı algıladı mı?

Aksoy: Amacımızın “bugünün hukuku”na bir müdahale çabası olduğunu göstermenin yanında bu motto, aslında hukuku aşan bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor. Hukukun sınıfsal ve siyasal bağlamını sorgulamak gibi. Aslında bu mottoyu yayın politikamızın geneline yaydığımızı söyleyebiliriz. Her geçen gün daha fazla okunuyor olmamız, okuyucularımızın bu mesajı algıladıklarının bir göstergesi diye düşünüyoruz.

Aycan: Derginiz yayına başladığından beri yaklaşık 2,5 yıl oldu. İşin başında hedeflediğiniz noktaya gerek içerik ve gerekse tiraj olarak ulaşabildiniz mi?

Aksoy: Geride bıraktığımız 2,5 yılı değerlendirdiğimizde içerik olarak oturmuş, çok değerli dostlarımızın yazılarıyla katkı koyduğu ve takip ettiği, dergide yazılanların ise tartışıldığı bir konuma geldiğimizi söyleyebiliriz. Ayrıca bir senedir bu tartışmaları okuyucu ve yazarlarımızla birlikte atölyelerimizde de birlikte yapma şansını bulabiliyoruz. Tiraj meselesinin ise Türkiye dergiciliğinin kanayan yarası dağıtım tekellerinden bağımsız düşünemeyiz. Bunun gibi zorlayıcı etmenlere rağmen hatırı sayılır bir okuyucu kitlemiz var. Bu yüzden de kağıt fiyatlarının artmasına ve birçok derginin dijitale geçmesine ve kapanmasına rağmen, biz basılı olarak çıkmaya devam etmekte direniyoruz. Ama derginin daha yaygınlaştırılması için kesinlikle okuyucularımızın desteğine, bu dergiyi onların da başkalarına tanıtmasına ihtiyacımız var.

Soldan sağa: İbrahim Aycan, Hande Heper, Avukat Selin Aksoy, Bilgütay Hakkı Durna

Aycan: Rakibiniz var mı?

Aksoy: Bunu rekabet olarak tarif etmek sanırım pek doğru olmaz. Hukuk alanında yayın yapan birkaç dergi mevcut. Genel olarak birçoğu kariyer odaklı veya hukukun belli bir dalına özgülenmiş dergiler. Dergimiz kapsamının genişliği, yayın politikası, birlikte üretme ve dönüştürme isteğiyle diğer dergilerden ayrılıyor diye düşünüyoruz. Ancak bizim kulvarımız olan hukuk ve siyasete ilişkin dergilerin artması bizi de hem geliştirir hem de düşünsel manada zenginleştirir.

Hukukbook: Dergi, internetten okunabiliyor mu?

Aksoy: Evet. hukukdefterleri.com sitemizde Mercek bölümündeki güncel değerlendirmeler, geçmiş gündem, mizah sayfası ve röportajlar yayınlanan sayıya paralel olarak yer buluyor. Yine 6 sayılık aralıklarla geçmiş sayılarımızdaki yazılarımız da sitemize asılıyor. Okuyucularımız böylece eski sayılarımızdaki yazıları rahatlıkla internet sitemizden de okuyabilirler.

Aycan: Yayın dışında bildiğimiz kadarıyla atölye ve benzeri çalışmalar da yapıyorsunuz. Derginin yaptığı yayıncılık dışındaki çalışmalardan bahseder misiniz?

Aksoy: Biraz önce de belirttiğimiz gibi, atölye çalışmalarımıza geçen sene İstanbul’da başladık ve hukuk felsefesi, hukuk ve sanat, kişisel verilerin korunması, ceza hukuku, iş yargılamaları gibi hukukun farklı alanlarında 7 adet atölye gerçekleştirdik. Bu sene ise hem Eskişehir’de hem İstanbul’da atölyelerimiz devam ediyor. Her atölyemizde belirlediğimiz atölye konusuna giriş yapacak ve tartışmayı yönlendirecek, o konuda bir atölye yürütücüsü arkadaşımız oluyor. Onun yürütücülüğünde ilgili konuyu katılımcılar olarak birlikte ele alıyoruz.

Bu dönem İstanbul’daki atölyelerimize Kasım ayında “Türkiye’nin Yeni Devlet Yapısı” atölyesiyle başladık, Aralık ayında ise “Türkiye’nin Cezasızlık Meselesi ve Mevzuatı” konulu atölyemizi gerçekleştirdik. 2019’da ise; Ocak’ta “Kişisel Verilerin Korunması”, Şubat ayında “Diego Rivera’nın Resimleri Üzerinden Devleti Okumak”, Mart ayında “Hukuk ve Adalet Beklentisi”, Nisan ayında “Avukatlık ve Barolar”, Mayıs’ta “Bilimkurgu ve Hukuk”, Haziran’da “Ceza Hukukunda Güncel Sorunlar” ve Temmuz ayında da “Farklı Yönleriyle Yapay Zeka” konulu atölyeleri gerçekleştireceğiz.

Eskişehir’de ise atölyelerimizi hukuk öğrencilerinin kurmuş olduğu Eskişehir İlerici Hukukçular Topluluğu ile birlikte düzenliyoruz, bu sebeple daha çok hukuk öğrencisi arkadaşların sınav programlarına ve talep ettikleri konulara göre atölyelerimizi planladık. Buradaki atölyelerimize Kasım ayında “Avukatlık Mesleği ve Dönüşümü” ile başladık, 2018’i Aralık ayındaki “Kadın Sorununa Tarihsel ve Hukuki Bakış” başlıklı atölyemizle bitirdik. 2019 yılında ise Şubat ayında “Hukuk Felsefesini Politikleştirmek”, Mart ayında Diego Rivera’nın resimleri üzerinden devleti okumak” ve Nisan’da da “Hukuk ve Sanat: Asimov ve Robot Yasaları” başlıklı atölyelerimizi yapacağız.

İsteyenler atölyelerin ayın hangi günü yapılacağını internet sitemiz ve sosyal medya hesaplarımızdan takip edilebilir. Çok sorulan bir soruyu da hemen burada yanıtlayalım. Katılım herkese açık ve ücretsizdir. Tüm dostlarımızı atölyelerimize bekliyoruz. Ayrıca atölyelerimizi başka kentlerde de yapmak istiyoruz, bu konuda planlamalarımız sürüyor. Okurlarımız da bizimle bu konuda bağlantıya geçerlerse çok seviniriz.

Hukuk Defterleri Dergisi 16. Sayı

Bununla birlikte, farklı şehirlerde yaptığımız okur toplantılarımızın yanı sıra, Hukuk Defterleri dergisi olarak, yolumuza ışık tutan hukukçulardan biri olan değerli yurtsever savcı Doğan Öz anısına her sene, 24 Mart 1978’de katledildiği günün yıldönümünde, o dönemdeki hukuk ve siyaset gündemine paralel olarak paneller düzenliyoruz.

Aycan: Bir fikir kulübü gibi çalıştığınız izlenimi uyandırıyorsunuz. Doğru mu?

Aksoy: Fikir kulübü ifadesi bu misyonu tam manada ifade etmese de fikir mücadelesi yürüttüğümüz doğru. Bu bağlamda en önemli önceliklerimizden biri birlikte üretmek ve birlikte dönüştürmek. Elbette geliştikçe ileriye yönelik biz de bir dönüşüm içindeyiz. Hukuk siyaseti ve fikirsel mücadele bağlamında bir platform olma gayesindeyiz. Ama hukuk mücadelesi tek başına fikirsel mücadelesiyle de yürümez. Bu da aslında tartışmak istediğimiz noktalardan biri.

Aycan: Sesiniz hedef kitlede yankı buldu mu?

Avukat Selin Aksoy: Gerek içerik gerek duruş bakımından kendimizi anlatabilmiş, dostlarımızın katkısıyla fikirsel anlamda ve yayın politikası anlamında belirli bir yere gelebildiğimize inanıyoruz. Hukuk örgütleri ve hukuk yayıncılığının siyasetsizliği nedeniyle hukuk kamuoyunun belli bir arayışı ve ihtiyacı söz konusu. Bu bakımdan bu boşluğu doldurmaya aday olduğumuzu söylemek mümkün. Her geçen gün bunu bizler de daha fazla deneyimliyoruz.

Aycan: Türkiye’de hukuk dergiciliğine nasıl bakıyorsunuz? Yeteri kadar okuyucu kitlesi mevcut mu? Hukukçu sayısının çokluğuna rağmen yeteri kadar okuyucu olmadığı şikayetleri yerinde mi? Gazete okuma oranlarını da göz önünde bulundurarak yanıt vermenizi rica ediyoruz.

Aksoy: Eski dönemlere oranla dergi okurluğunda bir düşüş olduğunu kabul etmek gerekiyor, bu sadece hukukçulara özgü bir sorun değil. Bunun elbette birçok nedeni var.

Ancak dergicilik anlamında da, daha önce de dediğimiz gibi, Türkiye’deki hukuk dergileri daha çok ya hukukun belli bir alanına özgülenmiş durumda ya da kariyer odaklı ve siyasetsizler. Ne yazık ki, siyasetsizliğin olumlandığı zamanlardayız. Halbuki siyasetsizliğin olumlanması bile belli bir ideolojinin ürünü.

Biz ise tam tersini yapmaya çalışıyoruz. Hukuk ve siyasetin ayrı düşünülemeyeceği, hukukta yaşanılan birçok sorunun aslında memleketteki sorunlardan kaynaklandığı ve bununla birlikte ele alınması gerektiği düşüncesiyle bu dergiyi çıkarıyoruz. O yüzden, bizim okurlarımız sadece hukukçulardan oluşmuyor. Belki de çok farklı mesleklere sahip kişilere ve geniş bir okur kitlesine ulaşabilmemizin nedeni bu.

Aycan: Bilimsel makalelerin yayınlandığı hukuk dergileri ile Hukuk Defterleri’nin yaklaşımı arasındaki farkı açıklayabilir misiniz?

Aksoy: Nitelik olarak akademik düzeyde yazı ve makalelerde barındırmakla birlikte kendimizi akademik bir dergi olarak tanımlamıyoruz. Onlarla farklı bir kulvardayız. Daha önce dediğimiz gibi, dergimizi hukuk ve siyaset alanına yaslanan bir dergi. Biz bu alanda, okuyucularımızı bu derginin bir parçası olarak da tartıştırmak istiyoruz, artık tanımlama ve tespitleri aşarak okuyucu ve yazarlarımızla birlikte dönüştürme ve birlikte üretme arzusundayız.

Aycan: Derginize hangi yollarla ulaşılabilir. Abonelik dışında okuyucular dergiyi nereden edinebilirler?

Aksoy: Dergimize http://hukukdefterleri.com/abonelik/ linkinden abone olabilirler. Bununla birlikte yine sosyal medya sayfalarımızda (facebook ve twiter: HukukDefterleri, instagram: hukuk_defterleri) isimleri yer alan kitabevleri ile İstanbul Anadolu ve Çağlayan adliyelerindeki baro odalarından ulaşabilirler ya da dergimizi temin etmek için bizimle bağlantıya geçebilirler.

Son olarak, Hukuk Ansiklopedisi’ne bu söyleşi ve destekleri için çok teşekkür eder, yayın hayatında başarılar dileriz.

Hukukun Tersyüzü – Atölye Çalışmasına ilişkin gazete haberi

Adalet Bakanlığı

0

Adalet Bakanlığı, 2 Mayıs 1920 tarihinde kurulmuştur. Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren, adalet sisteminden ve yargı işlerinden sorumlu olan bakanlıktır.

Bakanlığın Osmanlı Dönemindeki adı Adliye Nezaretidir. II. Mahmut dönemindeki reformların bir parçası olarak adalet işlerini yürütmek üzere 1837 yılında Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye kurulmuştur. Daha sonra, 1867 yılında, bu kurum ikiye ayrılmış, Şura-yı Devlet(Danıştay) ve Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye adıyla iki ayrı kurum oluşturulmuştur.

Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliye, 1878 yılında Adliye Nezâreti adını almıştır. Böylece, Adliye Nazırı, yeni kurulmuş olan Hey’et-i Vükelâ’nın (Vekiller Heyeti/Bakanlar Kurulu) bir üyesi olarak kabineye girmiştir.

Adalet Bakanlığının görev ve yetkileri

  • Kanunlarda kurulması öngörülen mahkemeleri açmak ve teşkilatlandırmak, ceza infaz kurumları, icra ve iflas daireleri gibi her derece ve türdeki adalet kurumlarını planlamak, kurmak ve idari görevleri yönünden gözetim ve denetimini yapmak ve geliştirmek,
  • Bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konularında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna teklifte bulunmak,
  • Kamu davasının açılması ile ilgili olarak mevzuatla Adalet Bakanı’na verilen yetkinin kullanılması ile ilgili çalışma ve işlemleri yapmak,
  • Adli sicilin tutulması ile ilgili hizmetleri yürütmek,
  • Adalet hizmetlerine ilişkin konularda, yabancı ülkelerle ilgili işlemleri yerine getirmek,
  • Adalet hizmetleriyle ilgili konularda, gerekli araştırmalar ve mevzuat hazırlıklarını yapmak ve görüş bildirmek,
  • İcra ve iflas daireleri vasıtasıyla, icra ve iflas iş ve işlemlerini yürütmek,
  • Görev alanıyla ilgili olarak uygulamayı takip etmek ve ortaya çıkan sorunların nedenlerini araştırarak çözüm önerileri geliştirmek,
  • Ulusal veya uluslararası düzeyde bilimsel toplantılar düzenlemek, bu nitelikteki çalışmaları teşvik etmek ve desteklemek,
  •  Görev alanıyla ilgili kamu ya da özel kurum veya kuruluşlarla iş birliği yapmak,
  • Avukatlık ve Noterlik Kanunlarının Bakanlığa verdiği görevleri yapmak,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye aleyhine açılan davalara (Dış politikayı ilgilendirenler hariç) ilişkin süreçleri yürütmek,
  •  2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca Bakanlığa verilen kanun yararına bozmaya ilişkin işlemleri yürütmek,
  •  Mağdur haklarının korunup geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak.
  •  Adli konulara ilişkin kanunlarla ilgili inceleme ve araştırma yapmak, önerilerde bulunmak,
  •  Gönderilen kanun tekliflerinin ile mevzuat taslaklarının, Türk hukuk sistemine ve mevzuat tekniğine uygunluğunu incelemek ve bu konularda görüş bildirmek,
  •  Hukuki ve cezai konularda merkezî makam sıfatıyla uluslararası adli yardımlaşma; tebligat, istinabe, suçluların iadesi, hükümlülerin transferi, kovuşturmaların aktarılması işlemlerini yapmak,

Ayrıca, Bakanlık, 23. (Yargı ve Temel Haklar) ve 24. (Adalet, Özgürlük ve Güvenlik) fasıllarla ilgili Avrupa Birliği müktesebatına uyum çalışmalarını yürütmekle görevlidir.

Teşkilat Yapısı 

Adalet Bakanlığı; merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlardan meydana gelmektedir.

Merkez teşkilatı; ana hizmet birimleri, danışma ve denetim birimleri ile yardımcı birimlerden oluşmaktadır. Hiyerarşik olarak, Bakanlık Makamı, Bakan Yardımcılıkları, Genel Müdürlükler ve Daire Başkanlıkları şeklinde teşkilatlanmıştır. Öte yandan, Bakanlık taşra teşkilatı kurma yetkisini haizdir. Yine, Bakanlıkça uygun görülen il Cumhuriyet başsavcılıkları nezdinde bilgi işlem müdürlükleri bulunmaktadır.

Bakanlığın yurtdışı teşkilatını ise adalet müşavirlikleri oluşturmaktadır. Söz konusu kadrolara hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından atama yapılmaktadır. Hâlihazırda Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İş birliği Teşkilatı, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcilikleri bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, Berlin, Brüksel, Lahey, Londra, Moskova, Paris ve Washington Büyükelçilikleri nezdinde adalet müşavirleri görev yapmaktadırlar.

Bağlı kuruluşlar; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, Ceza İnfaz Kurumu ile Tutukevleri İşyurtları Kurumudur.

Öte yandan, Türkiye Adalet Akademisi, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ile Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Adalet Bakanlığı ile ilgili kuruluşlardır. 

Adale Bakanlığı merkez teşkilatına bağlı hizmet birimleri

Adalet Bakanlığı’nın  merkez teşkilatına bağlı hizmet birimleri 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile belirlenmiştir. Bu birimler şunlardır:

  • Ceza İşleri Genel Müdürlüğü
  • Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
  • Mevzuat Genel Müdürlüğü
  • Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü
  • Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü
  • Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü
  • Personel Genel Müdürlüğü
  • Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü
  • Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü
  • Teftiş Kurulu Başkanlığı
  • Strateji Geliştirme Başkanlığı
  • İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı
  • Eğitim Dairesi Başkanlığı
  • İcra İşleri Dairesi Başkanlığı
  • Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı
  • Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığı
  • Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
  • Özel Kalem Müdürlüğü

Dünya Su Günü

0

Dünya Su Günü (World Water Day-22 Mart), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1993 yılında ilan edilmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansının 1992 tarihli toplantısında  önerilen 22 Mart tarihini kabul ve ilan edilmiştir.

Dünya Su Günü,  Su Hakkı‘na odaklanmakta olan yıllık bir kutlama günüdür.  Küresel su krizini gündemde tutmak temel amaçtır.

22 Mart günü dünya ülkelerinin dikkatlerini büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasını sağlamak amacıyla özel gün tayin edilmiştir.

Dünya Su Konseyi her üç yılda bir toplanmakta olup 2009 toplantısını İstanbul’da düzenlemiştir.

Dünya Su Gününe Özel Temalar 

BM, her yıl  Su Günü’nün temasını belirleyerek farkındalık yaratmaya çalışmaktadır. 2025 yılında, Uluslararası Buzul Koruma Yılı’na denk gelecek şekilde buzullara odaklanacaktır. 

 2024 yılı Dünya Su Günü için temel mesajlar

  • Su barış yaratabilir veya çatışmayı tetikleyebilir . Su kıt veya kirli olduğunda veya insanlar erişim için mücadele ettiğinde, gerginlikler artabilir. Su konusunda iş birliği yaparak, herkesin su ihtiyaçlarını dengeleyebilir ve dünyayı istikrara kavuşturmaya yardımcı olabiliriz.
  • Refah ve barış suya bağlıdır . Ülkeler iklim değişikliği, kitlesel göç ve siyasi huzursuzlukla başa çıkarken, planlarının merkezine su iş birliğini koymalıdırlar.
  • Su bizi krizden çıkarabilir . Uluslararası düzeyde Birleşmiş Milletler sözleşmelerinden yerel düzeydeki eylemlere kadar, adil ve sürdürülebilir su kullanımı etrafında birleşerek toplumlar ve ülkeler arasında uyumu teşvik edebiliriz.

Birleşmiş Milletler’e Göre; 

Suyla ilgili felaketler, son 50 yıldır felaketler listesinde başı çekmektedir.

Doğal afetlerle ilgili tüm ölümlerin yüzde 70’i su kaynaklıdır.

Dünyada yaklaşık 2,2 milyar insan halen güvenli ve sağlıklı içme suyundan yoksun yaşamaktadır.

Sınır aşan sular, dünyadaki tatlı su akışlarının yüzde 60’ını oluşturmaktadır  Bu durum ülkeler arasında çatışma riski doğurmaktadır.

 

Adalar Deklarasyonu

0
Adalar Deklarasyonu, Ada Dostları Derneği tarafından, 2024 yerel seçimleri münasebetiyle, kültürel, doğal ve tarihi mirasın korunması amacıyla yayınlanmıştır. 
Deklarasyon yönetime aday olan muhatapların, sivil t0plum kuruluşlarının ve vatandaşların imzasına da açılmıştır.
[box type=”note” align=”aligncenter” class=”” width=””] Ada Dostları Derneği, aralarında Çelik Gülersoy, Ediz Hun, Ali Sirmen, Behlül Ablak ve Tiraje Dikmen’in de aralarında bulunduğu isimler tarafından kurulmuştur. Derneğin faaliyetleri, Perihan Ergun tarafından yürütülen çalışmalarla uzun yıllar boyunca kamuoyunun gündeminde kalmıştır. Her yıl yapılan Sait Faik Abasıyanık anma törenleri kurumun en önemli faaliyetlerindendir.  [/box]
Adalar Deklarasyonu
Belediye yönetimi ve meclis; şeffaf, hesap vermekten kaçınmayan, demokratik, katılımcı, eşitlikçi, kamu hizmeti standartlarını, prensiplerini ve etik ilkeleri benimsemiş kişilerden oluşmalıdır. Hakkında herhangi bir şaibe ve kamuoyunu ilgilendiren suiistimal iddiası bulunan hiç kimse belediye başkanlığına ve belediye meclisine aday olmamalıdır.
Adalar, metropolün bir parçası olmadığı gibi bir köy ya da kasaba değildir.
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
İstanbul’un en prestijli bölgesi olarak Adalar’ın doğal ve tarihi SİT Alanı ve açık hava müzesi özelliğini önceleyen bir yönetim teşkil edilmelidir. Yaz-kış nüfus farkına uygun çözümler üretilmeli; Adalarımızın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınması süreci ile uyumlu plan ve program hazırlanmalıdır. Belediye yönetimi, şehrin bir sayfiyesi olan Adalar’ın kültürel, doğal ve tarihi mirasını koruyacak, geliştirecek bir vizyona sahip olmalıdır. Tarihi ve kültürel mirasın korunmasına dönük uluslararası sözleşmeler fiilen uygulamaya geçirilmelidir.
Adalar ilçesinde, orman alanları yeteri kadar korunmamakta, kıyı çizgisi kuralı ihlal edilmekte, plajların neredeyse tamamı kaçak işetmeler tarafından işgal edilmekte, temizlik, estetik, kültür ve sanat politikalarında yönetim stratejisi bulunmamaktadır. Yeni belediye yönetimi, ülkemizin gözbebeği olan Adalar’ın SİT Alanı statüsünün bütüncül bir şekilde korunmasını sağlayacak bir misyon ve vizyona sahip olmalıdır. Kıyı Kanunu ve Orman Kanunu prensipleri ile birlikte beş yıllık bir restorasyon dönemi hedeflenmelidir.
Ülkemizde yerinden yönetim esaslarının uygulanabileceği yegâne yerleşim birimi Adalar’dır. Bu çerçevede, Belediye önünde her hafta pazar günleri halk forumları yapılmalı, yerel yönetim halka sürekli hesap vermelidir.
Kış mevsiminde Ada’da yaşayanların tanışması ve kaynaşması için yaygın etkinlikler düzenlenmeli, gerçek adalıların tüm kararlara katılımı sağlanmalıdır.
Adalar’a girip çıkan insana dayalı nüfus hareketi ile hayvan ve araç sayısını kontrol edecek bir sistem kurulmalıdır.
Adalar’ın sorunlarını sistemli bir şekilde takip edecek olan uzmanlardan kurulu bir merkez teşkil edilmeli, halkı doğrudan ilgilendiren ve kamudan kaynaklanan sorunları takip etme işi sivil toplumun sırtına yıkılmamalı, halk tarafından seçilen belediye yönetimi bu sorunların üstesinden gelmelidir.
Adalarda yaşayan yazlıkçıların birincil ikamet adreslerinin Adalar’a taşınması için kampanya başlatılmalı, 20.000 sınırı aşılmalı, belediye bütçesine merkezi bütçeden alınan pay artırılmalıdır.
Adakart’’ı olanlar için vapur ücretleri düşürülmeli, dışarıdan gelenler için ise bu ücretler arttırılmalı, bu bedelin bir kısmı Adalar Belediyesi’ne aktarılmalıdır.
Yeni belediye yönetimi Adalar’ın yeniden genç nüfusa kavuşması için gerekli projeleri geliştirmelidir.
İmar, tadilat, bina ve işyeri ruhsatı ve diğer işlemlerdeki kötü yönetim imajı düzeltilmelidir.
Tüm adalılara eşit muamele yapıldığı uygulama ile gösterilmelidir.
Kaçak yapılaşma ve kaçak işletmelerle etkin şekilde mücadele edilmeli, yasalar uygulanmalıdır.
Adalar’da uzun zamandan beri konuşulan Atık Yönetimi sorunu gecikmeksizin çözülmeli, atıklar kaynağında ayrıştırılmalı, organik atıklar Ada’’da kalacak şekilde değerlendirilmeli; kâğıt, plastik, cam ve benzeri atıklar gelire dönüştürülerek belediye bütçesinin gelir hanesine aktarılmalıdır.
Adalar ilçesinin kendine yeten bir yerleşim birimine dönüştürülmesi için çaba gösterilmeli, özellikle meyve, sebze ve çiçek üretimi için model geliştirilmeli, Adalar’da yaşayanların yarattığı toplam ekonomik değerin arttırılması hedeflenmelidir.  Balıkçılık geliştirilmelidir. Kendi enerjisini, kendi gıdasını ve birtakım ürünlerini kendisi üreten bir Ada yaratılmalıdır.
Adalar’da halkın günlük hizmetinde olan kamusal mekân neredeyse yoktur. Yeni belediye yönetimi ve meclisi; tiyatro, sinema, sergi, gösteri, toplantı ve etkinliklerin yapılacağı yeni mekanların ve bir kültür merkezinin yaratılmasını sağlayacak vizyona sahip olmalıdır.
Kültürel faaliyetlerin takvimi yapılmalı, Adalar’a özel bir kültür ve sanat konsepti geliştirilmeli, Adalarımızda iz bırakmış önemli kişilerin bir listesi çıkarılmalı, doğum ve ölüm yıldönümlerinde sivil toplum kuruluşları ile birlikte mutlaka anma günleri yapılmalı, her ada ile özdeşleşen festivaller düzenlenmelidir.
Sağlık hizmeti ve acil servis kapasitesi artırılmalı; belediye, merkezi hükümeti harekete geçirerek bu sorunu çözmeli, sağlık hizmeti için anakaraya gitme ihtiyacı azaltılmalıdır.
Adalar’ın her birinin kendi özgün yapılarını, kimliklerini ve kültürünü yansıtacakları modeller geliştirilmelidir.
Çöp tasnifi yapılmalı, plastik, kâğıt, cam ve organik maddeler ayrıştırılarak gelir elde edilmeli, belediye bütçesinin en önemli kalemlerinden olan çöp toplama masrafları avantaja dönüştürülmelidir.
Adalar’da sıfır atık kuralları uygulanmalı, plastik torba yasaklanmalıdır. Sıfır atık ve kaynağında ayrıştırma hedefi gerçekçi bulunmuyorsa yeraltı çöp konteyneri uygulamasına geçilmelidir. Çöp konteynerleri tek renkte ve çevresi temiz olmalıdır.
Kanunlarda açıkça yazan idari para cezaları uygulanmalıdır. Çevreyi, sokakları ve ormanı kirletenlere en ağır cezalar verilmelidir.
Nihai hedef olarak Ada ormanlık alanları milli park ilan edilmelidir. Ormanlık alanlar, plastik ve diğer atıklardan derhal temizlenmelidir. Orman alanlar; sulak bölgeler, göletler, mini ırmaklar ve düzenli bakımlarla tabiat parkına çevrilmeli, yangın tehlikesi kaynağına yok edilmelidir.
Olası bir yangın için tüm tedbirler eksiksiz biçimde alınmalıdır. Adalar’da yangın çıkmayacak bir model kurulmalıdır. İtfaiye, Ada halkı ile birlikte sık sık yangın tatbikatı yapmalıdır. Acil müdahale tankerlerinin sayısı artırılmalıdır.
Olası depreme tüm Adalılar hazır hale getirilmeli, tüm binalarda camlar filmle kaplanmalı, tüm evlerde deprem çantası uygulaması yapılmalı, sağlam olmayan binaların tespiti tamamlanmalı, olağanüstü duruma karşı erzak ve sağlık malzemesi depolanmalıdır. İnsan kaynağı ve sağlık personeli ataması ön hazırlığı yapılmalıdır.
Sokaklara ve caddelere ev ve işyeri atığı atanlara yasaların emrettiği cezalar verilmelidir. Yere tüküren ve izmarit atanlara idari yaptırımlar uygulanmalı, Adalar’a gelen turistlerin ve yerli halkın Ada kültürüne uygun davranması için teşvik edici görseller vapurlarda ve Ada’nın her yerinde bulunmalıdır.
Ada vapurlarındaki ekranlarda İBB genel yayını yerine Adalar kültürünü tanıtan videolar yayınlanmalıdır.
Tüm Ada iskelelerine, ilgili Ada’nın gezilebilecek doğal ve tarihi güzelliklerinin gösterildiği panolar yerleştirilmelidir.
Mobil Uygulama yapılarak çevreyi, ormanı ve kültürü koruma uyarıları Adalar’a girmeden önce herkese yapılmalıdır.
Özellikle Büyükada’da denize ulaşılamayan kapalı sokakların tamamı derhal ve ivedilikle halka açılmalı, kıyı kanununun emirleri yerine getirilmelidir. Denize erişimin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Sahillerde kesintisiz dolaşmak tüm yurttaşların anayasal hakkıdır. Sahillerde bulunan ve kıyı çizgisini ihlal eden işletmeler sorunu esnaf ve belediye arasında yapılacak müzakere ile çözülmeli ve kanuna uygun hale getirilmelidir.
Yol ve park işgali yapan işletmeler olması gereken sınıra çekilmelidir.
Belediye ve zabıta görevini yapmalı, kıyı yağması engellenmelidir.
Plajlara giriş anayasanın emri gereğince kesinlikle ücretsiz olmalıdır. Eğer plajlar ücretsiz olmayacaksa, bu ücret kamu kurumları tarafından tahsil edilmeli, bu gelir Adalar halkına hizmet için harcanmalıdır. Plajları işletenler verdikleri hizmetlerin bedeli dışında bir giriş ücreti almamalı; yiyecek içecek hizmeti, şemsiye ve şezlong bedeli dışında bir ücret almamalıdır. Verilen hizmetin kalite ve standardı belirlenmeli, alınacak ücretlere de sınır getirilmelidir.
ADAKART SAHİPLERİNE TÜM PLAJLAR VE MESİRE ALANLARI KESİN OLARAK ÜCRETSİZ OLMAK ZORUNDADIR. Adalar’da yaşayan halk, özel mülk dışındaki tüm alanları özgürce kullanabilmelidir.
Tüm Adalar’daki kaçak plaj işletmesi sorunu acilen çözülmelidir. Turizm ruhsatı bulunmayan plajlar derhal mühürlenmelidir. İşletme ruhsatı bulunmayan plajlar ile ruhsatının kapsamına uygun davranmayan işletmeler derhal kapatılmalıdır. Bu sorunun başkaca sorunları tetiklediği, yangın tehlikesine davetiye çıkardığı, yasadışılığı sıradanlaştırdığı ve halkın plajlara ve denize erişimini de imkânsız hale getirdiği unutulmamalıdır.
Kıyı kenar çizgisi kuralı Anayasa’ya ve yasalara uygun şekilde ve kati biçimde uygulanmalıdır. Diğer kamu kurumlarının görevini yapması konusunda seçimle göreve gelen Belediye halkın temsilcisi rolünü üstlenmelidir.
Kaliteli turizm uygulamaları geliştirilmeli, yavaş şehir uygulaması için gerekli şartlar kademe kademe tamamlanmalıdır. Sanat, edebiyat, müzik yoluyla adalara gelen turist kalitesi artırılmalı, İstanbul metropolünün elit kitlesi adaya çekilmeli, yemek, müzik, eğlence kültürü zamanla değiştirilmeli, Ada esnafının katma değeri yüksek gelir elde etmesi sağlanmalıdır.
Turistlerin mümkün olduğu kadar rehber eşliğinde olması sağlanmalıdır.
Adalar’a bayram tatillerinde ücretsiz ulaşım olmamalı, orantısız ve niteliksiz turizme engel olunmalıdır.
Yılbaşında belediye ve sivil toplum işbirliğinde organizasyonlar hazırlanmalı ve bütün bir aralık ayını kapsayacak bu organizasyonlar yoluyla Adalar’a en az ziyaretçinin geldiği kış ayları eğlenceli ve esnaf açısından gelir getirici bir döneme dönüştürülmelidir.
Yasa dışı, plakasız akülü araç ve bisiklet kaosu derhal sona erdirilmelidir. Akülüler; hastalar, yaşlılar, esnaf ve çıkılması zor yokuşlar içindir. Bu sayılanlar dışındaki akülü araç kullanım yasağı kesin olarak uygulanmalıdır.
Trafik kuralları Adalar için de geçerlidir. 18 yaş altı çocukların akülü kullanımı engellenmeli, trafik levhaları konmalı ve takip yapılmalı, kurallara uymayanlar trafikten men edilmelidir.
Market ve işletmelerin akülüleri amaç dışı kullanımı denetlenmelidir.
Bütün halkın bildiği ve gördüğü korsan taksi sorunu acilen çözülmelidir.
Motorlu taşıtların adalarımıza kolayca girişi engellenmelidir.
Kamu görevlileri makam aracı kullanmamalı, halka örnek olmalıdır.
Hız sınırına uymayan tüm araçlara ceza uygulanmalıdır. Kamu araçlarının hız sınırını ihlal etmesi halinde bu ceza aracın şoföründen tahsil edilmelidir.
Emniyet, belediye, kaymakamlık, savcılık ve diğer kurumların araçları da bu hız sınırlarına uymalı, uymayanlar cezalandırılmalıdır.
Özellikle birbiri ile yarış yapan akülüler trafikten men edilmelidir.
Çarşıda ve caddelerde akülülerin ve bisikletlerin girmesi yasak olan alanlara bu araçların girmesi kesin olarak engellenmelidir. Zabıta ve polis görevini yapmalı, görevini yapmayanlar hakkında da işlem yapılmalıdır.
Bisiklet kiralama dükkânları Ada merkezinden uzak bir noktaya derhal taşınmalıdır. Turizm amaçlı bisiklet kullanımı ada merkezinde yasaklanmalıdır. Bisiklet kiralama ve kullanma şartnamesi hazırlanmalı, bisiklete binmesini bilmeyenlere kiralama yapılmamalı, kask kullanımı zorunlu olmalı, uymayan işletme ve sürücülere ceza uygulanmalıdır.
Motor seferleri azaltılmalı, vapur seferleri artırılmalıdır. Tarifeli vapurlara ilaveten Adalar arası ring seferleri konulmalıdır.
Kabataş’a daimi sefer yapan Turyol’un fahiş ücret uygulaması sona ermeli, tarifeli sefer standartlarına tabi olmalıdır.
Tüm vapur ve motorların Adalar arası ulaşımı ücretsiz olmalıdır.
Bisikletini yanında taşıyanlardan motorlar ücret almamalıdır.
İskelelere yakın yerlerde bisiklet ve akülü araç parkları yapılmalı, sokaklar ve kaldırımlar akülü araç ve bisiklet işgalinden kurtarılmalıdır.
Restoranlardaki fahiş fiyat şikayetleri değerlendirilip kontrol edilmeli, restoran kapılarında hanutçuluk ve taciz engellenmeli, Ada’ya yakışan bir görünüm sağlanmalıdır.
Yerel yönetime büyük görev düşmektedir: Adalar halkının malumu olan tüm sorunları çözemeyecek olanlar göreve gelmemeli, yönetime aday olanlar bu sorunları bilerek aday olmalı, göreve geldikten sonra da sorunları çözmelidir. On yıllardan beri konuşulan ama çözülemeyen sorunlar artık kronikleşmiştir. Yaz nüfusunun çok olması nedeniyle sorunların çözülemeyeceğine dönük ön kabul ile hareket edilmesi ve vurdumduymazlık kabul edilemez.
Birincil ulaşım aracının elektriksiz bisiklet olması hedeflenmelidir. Bu durum, adaların sürdürülebilir kültürü açısından gereklidir.
Ada içi ulaşımda mümkün olduğu kadar yayalaşma teşvik edilmelidir. Avrupa’nın büyük kentlerinde dahi bisiklet kullanımı yaygınlaşırken Adalar gibi bir sayfiyede motorlu araç kullanımının sürekli çoğalması kabul edilemez.
Belediye’de bir Estetik Kurulu olmalıdır. Ada ön görünümüne ve estetiğe önem verilmelidir. Estetik Kurul’dan geçmeyen hiçbir işlem uygulanmamalı, mevcut durum belli bir periyotta Estetik Kurul’un düzenlemelerine uygun hale getirilmelidir. Özellikle ana caddeler ve merkezi bölgeler estetik açıdan tarihi ve kültürel mirasa uygun hale getirilmelidir.
İş yerlerinin görünümü estetik ve Adalar’a yakışır bir hale dönüştürülmelidir.
Tabela kirliği sorunu çözülmeli, ışıklı ve metal tabelalar Adalar’da yasaklanmalıdır.
Adalar kültürünün ayrılmaz bir parçası olan faytonlar her Ada’da belli lokasyonlarda faaliyet göstermek ve turizm amaçlı kullanılmak üzere yeniden faaliyete geçmelidir. Atlı polis ve atlı zabıta olmalı, motorlu taşıtlar sadece acil durumlar için hareketsiz olarak kızakta beklemelidir.
İskele kalabalığı ve kirliliği azaltılmalıdır. İDO iskeleleri ya kaldırılmalı ya da Adalıların kullanımına açılmalıdır. Modern iskeleler yapılmalı, birden fazla iskele uygulaması kaldırılmalı, tek bir iskeleden tüm deniz araçları faydalanmalıdır. Yasa dışı iskeleler yıkılmalıdır.
Sokak hayvanları için gerekli önlem alınmalı, veterinerlik hizmetleri sokakları da kapsayacak şekilde artırılmalıdır.
Belirli mesafelere WC Üniteleri konulmalı ve periyodik bakımları yapılmalıdır.
Uyuşturucu kullanımı ile mücadele edilmeli; Belediye, polis ile işbirliği yapmalıdır.
Ada sokaklarında ağaç dikilebilecek alanlar boş bırakılmamalı, mutlaka ağaç dikimi yapılmalı, her yıl bahar aylarında halkın katılımı ile ağaç dikme şenliği yapılmalıdır.
Kaldırımların kötü durumu düzeltilmeli, çöp konteynerlerinin pis görünümü giderilerek adaya özgü nezih bir modele görüştürülmelidir.
Adalı çocukların güven içinde kullanacakları kreşler ve sosyal donatı alanları zorunlu bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç acilen çözülmelidir.
Çocukların sosyal ve kültürel gelişimlerini destekleyen projeler geliştirilmelidir. Ada çocuklarının diğer adaları ve kendi yaşadığı adanın tüm önemli yerlerini görmesi ve tanıması sağlanmalıdır.

Havaalanlarında Hakimlerin üstü aranmalı mı?

0

Havaalanlarında Hakimlerin üstü aranmalı mı?

Hakimler ve üzerindeki eşyalar, valizleri dahil X-RAY’den her türlü geçiyor, herhangi bir yasak madde varsa bunlara el konulabiliyor. Sadece el ile arama yapılamıyor. Ancak bu durum sosyal medyada çarpıtılarak Hakimler X-Ray’den de geçirilmeyecek, hiçbir şekilde aranamayacak şeklinde lanse ediliyor.

Yasal olarak Hakimlerin üstü aranamaz. Bu durum Mahkeme kararıyla da tescillenmiş durumda. Hakimler el ile aranmalı şeklinde bir mevzuat hükmü veya Mahkeme kararı olsa, siz beni aramayın diyemezsiniz. Ancak mevcut olayımızdaki gibi Hakimler havaalanında el ile aranmamalı şeklindeki Mahkeme kararı bulunmasına rağmen siz bir Hakim olarak beni de el ile arayın diyebilirsiniz.

Bir de Esenboğa VİP listesine bakıldığında:

”Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, eski cumhurbaşkanları, Cumhuriyet Senatosu eski başkanları, Millet Meclisi ve TBMM eski başkanları, eski başbakanlar, cumhurbaşkanlığı eski konsey üyeleri, Genelkurmay Başkanı, ana muhalefet partisi başkanı, bakanlar kurulu üyeleri, eski bakanlar, yüksek yargı organlarının başkanları ve üyeleri (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi), Sayıştay başkanı ve üyeleri, kuvvet komutanları, general ve amiraller, Yüksek Öğretim Kurulu başkanı ve üyeleri, TBMM başkanvekilleri, katip üyeleri, idare amirleri, TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin genel başkanları ve TBMM üyeleri, TBMM eski üyeleri, cumhurbaşkanlığı genel sekreteri, başbakanlık müsteşarı, TBMM genel sekreteri, Diyanet İşleri Başkanı, müsteşarlar, TC Merkez Bankası başkanı, AB Genel Sekreteri, Sermaye Piyasası Kurulu başkanı, Rekabet Kurulu başkanı, Telekomünikasyon Kurulu başkanı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu başkanı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu başkanı, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu başkanı, Kamu İhale Kurumu başkanı, Tütün ve Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Düzenleme Kurulu başkanı, Şeker Kurulu başkanı, Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği yönetim kurulu başkanı, Sosyal Güvenlik Kurumu başkanı, cumhurbaşkanlığı baş danışmanları, başbakan baş müşavirleri, müsteşar yardımcıları, cumhurbaşkanlığı ve TBMM genel sekreter yardımcıları, devlet ya da vakıf üniversiteleri rektörleri, büyükelçiler, valiler, emniyet genel müdürü, büyükşehir belediye başkanları, Devlet Denetleme Kurulu başkanı, Yüksek Denetleme Kurulu başkanı, Başbakanlık Teftiş Kurulu başkanı, bakanlık teftiş kurulları başkanı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu başkanı, Toplu Konut İdaresi başkanı, Özelleştirme İdaresi başkanı, GAP İdaresi başkanı, Devlet Personel başkanı, genel müdürler, Devlet İstatistik Enstitüsü başkanı, Türk Standartları Enstitüsü başkanı, TÜBİTAK başkanı, TÜBA başkanı, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu başkanı, TC Merkez Bankası başkan yardımcıları, devlet sanatçıları, İstiklal Madalyası sahipleri, hükümeti temsilen yurt dışına giden heyetler, DİSK, HAK-İŞ, TESK, TİSK ve TÜRK-İŞ konfederasyonları genel başkanları, yukarıda belirtilen görevlerden emekli olanlar, Türkiye Barolar Birliği başkanı, toplu görüşme yapma yetkisine yapma memur sendikalarının bağlı oldukları konfederasyon genel başkanları,”

VİP listesine dahildir.

Bunlar dışında listede olmayıp VİP uçan bürokratlar olduğu gibi VİP olmayıp üstü X-Ray dahil hiç aranmadan uçağa binen bürokratlar da bulunmaktadır. Hakimlere tanınan hak VİP hakkı değil, X-RAY’den geçmeme hakkı değil, sadece ve sadece havaalanlarında üstlerinin el ile aranmaması hakkı. Ayrıca bilindiği üzere Savcıların üstünün el ile aranmaması içinde Dernek olarak Danıştay’da dava açtık.

Dernek olarak VİP’ten uçmak içinde girişimlerde bulunacağız. Zira yüksek yargıyla bizim aramızda Anayasal olarak hiçbir fark yok. Olmaması da gerekir zaten. Biz Hakimlerin ve ilerisinde lehe karar verilmesi halinde Savcıların da havaalanlarında el ile üstünün aranmaması hakkını kazanması durumunda, bu adımı VİP uçuş hakkının ilk adımları olarak görüyoruz. Ancak Dernek üye sayısının artması halinde biz bu adımları çok daha çabuk atabileceğiz. Şöyle ki dava açmaya gerek kalmadan her Bakanlıktan randevu alıp, taleplerimizi doğrudan dile getirebileceğiz.

Hakimler ve Savcılar Derneği (HAKSAV) 

Veri Tabanlarının Yasal Olarak Korunmasına Dair Avrupa Birliği Direktifi

0

Veri Tabanlarının Yasal Olarak Korunmasına Dair Avrupa Birliği Direktifi (DIRECTIVE 96/9/EC OF THE EUROPEAN PARLIAMENT AND OF THE COUNCIL of 11 March 1996 on the legal protection of databases), Avrupa Konseyi ülkelerine yönelik olarak 11 Mart 1996 tarihinde Strasburg’ta kabul edilmiştir.

 Veri tabanlarının yasal olarak korunmasına dair

11 Mart 1996 tarihli

96/9/AT sayılı AVRUPA PARLAMENTOSU VE KONSEYİ DİREKTİFİ

AVRUPA PARLAMENTOSU VE AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ,

Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşma’yı ve özellikle de bu Antlaşmanın 57(2), 66 ve 100a Maddelerini göz önünde tutarak,

Komisyon önerisini göz önünde tutarak (1),

Ekonomik ve Sosyal Komitenin görüşünü göz önünde tutarak (2),

Antlaşmanın 189b Maddesinde belirtilen usule uygun hareket ederek(3),

(1)    Bütün Üye Devletlerde veri tabanları, mevcut mevzuatla halen yeterli şekilde korunmadığından; böyle bir korumanın, mevcut olduğu durumda, farklı nitelikleri bulunduğundan;

(2) Üye Devletlerin mevzuatları tarafından sağlanan veri tabanlarının yasal korunmasındaki bu tür farklılıkların, veri tabanlarına ilişkin olarak iç pazarın işleyişi üzerinde ve özellikle gerçek ve tüzel kişilerin, Topluluk’un tümünde uyumlaştırılmış yasal düzenlemeler çerçevesinde, çevrimiçi (on-line) veri tabanı mal ve hizmetlerini temin etme özgürlükleri üzerinde doğrudan olumsuz etkileri olduğundan; Üye Devletler bu alanda yeni mevzuatlar getirdikçe, bu tür farklılıkların daha fazla belirgin hale gelebileceğinden ve bu durumun gittikçe artan uluslararası bir boyut kazandığından;

(3)  İç pazarın işleyişini veya Topluluk içindeki bilgi pazarının gelişimini menfi olarak etkilemeyen farklılıkların ortadan kaldırılması veya ortaya çıkmalarının engellenmesi gerekmezken, iç pazarın işleyişini bozan mevcut farklılıkların ortadan kaldırılması ve yeni farklılıkların doğmasının engellenmesi gerektiğinden;

(4)   Veri tabanlarının telif haklarının korunması Üye Devletlerde mevzuata veya içtihat hukukuna göre değişen şekillerde mevcut olduğundan ve şayet korumanın kapsam ve koşullarına ilişkin olarak mevzuattaki farklılıklar Üye Devletler arasında kalırsa, bu tür uyumlaştırılmamış fikri mülkiyet haklarının, malların ve hizmetlerin Topluluk içinde serbest dolaşımlarını engelleyici bir etkisi olabileceğinden;

(5)    Telif hakkı, veri tabanlarını oluşturan eser sahipleri için münhasır hakkın uygun bir biçimi olmaya devam ettiğinden;

(6)    Uyumlaştırılmış haksız rekabet mevzuatı veya içtihat hukuku sisteminin yokluğunda, bir veri tabanı içeriğinin yetkisiz olarak çıkartılmasını ve/veya yeniden kullanılmasını engellemek için ilave olarak farklı tedbirler gerektiğinden;

(7)    Veri tabanlarının oluşturulması önemli insani, teknik ve mali kaynakların yatırımını gerektirirken; bunların bağımsız olarak tasarlanması için gereken masrafın küçük bir kısmı ile kopya edilebilir veya erişilebilir olduğundan;

(8)    Veri tabanlarının içeriğinin yetkisiz olarak çıkarılması ve/veya yeniden kullanılması , ciddi ekonomik ve teknik sonuçlar doğurabileceğinden;

(9)    Veri tabanları Topluluk içindeki bilgi pazarının gelişiminde hayati bir araç olduğundan; ve de pek çok diğer alanda da faydalı olacağından;

(10)  Ticaretin ve sanayinin bütün sektörlerinde yıllık olarak üretilen ve işlenen bilginin miktarında Topluluk ve dünya çapındaki üstel büyüme, ileri bilgi işlem sistemlerine bütün Üye Devletlerde yatırım yapılmasını gerektirdiğinden;

(11)  Halihazırda hem Üye Devletlerin arasında hem de Topluluk ile dünyanın en büyük veri tabanı üreticisi üçüncü ülkeler arasında, veri tabanı sektöründeki yatırımların seviyesinde büyük bir dengesizlik bulunduğundan;

(12)  Veri tabanı üreticileri haklarının korunmasına dair istikrarlı ve tek tip bir yasal koruma rejimi ortaya konmadıkça, modern bilgi depolama ve işleme sistemlerine Topluluk içinde böyle bir yatırım gerçekleşmeyeceğinden;

(13)  İşbu Direktif elektronik, elektromanyetik veya elektro-optik veya analog işlemlerin de dahil olduğu yöntemlerle düzenlenen, saklanan ve erişilen, bazen “derlemeler” olarak adlandırılan koleksiyonları koruduğundan;

(14)  Bu Direktif kapsamındaki korumanın, elektronik olmayan veri tabanlarını kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğinden;

(15)  Bir veri tabanının telif hakkı ile korunup korunmayacağını belirlemek için kullanılan kriterler, veri tabanının içeriğinin seçimi veya düzenlenmesinin eser sahibinin kendi entelektüel oluşumu olduğu gerçeğine göre tarif edilmesi gerektiğinden; bu tür korumanın veri tabanının yapısını kapsaması gerektiğinden;

(16)  Eser sahibinin kendi entelektüel oluşumu anlamındaki özgünlük dışındaki hiçbir kriterin, veri tabanının telif hakkı ile korunmasına uygunluğunu saptamak için kullanılmaması gerektiğinden ve özellikle hiçbir estetik veya niteleyici kriterin uygulanmaması gerektiğinden;

(17)  “Veri tabanı” teriminin; eserlerin edebi, sanatsal, müzikal veya diğer koleksiyonlarını veya metinler, ses, görüntüler, sayılar, unsur ve veriler gibi diğer malzemelerin koleksiyonlarını içerdiğinin anlaşılması gerektiğinden; bağımsız çalışmaları, verileri veya sistematik veya metodik olarak düzenlenebilen ve münferit olarak erişilebilen diğer malzemeleri kapsaması gerektiğinden; bu durum, bir kaydın veya görsel-işitsel, sinematografik, edebi veya müziksel bir çalışmanın, işbu Direktifin kapsamı içine girmediği anlamına geldiğinden;

(18) Bu Direktif, eser sahiplerinin çalışmalarının bir veri tabanı içine dahil edilmesine müsaade edip etmeyeceklerine veya ne şekilde müsaade edeceklerine, özellikle de verilen yetkinin münhasır olup olmadığına karar verme özgürlüklerine halel getirmediğinden; veri tabanlarının sui generis hak ile korunması, içeriklerin üzerindeki mevcut haklara halel getirmeyeceğinden; ve özellikle bir eser sahibinin veya bağlantılı bir hakkı elinde bulunduran kimsenin çalışmalarından bazılarının münhasır olmayan bir anlaşmaya göre bir veri tabanına dahil edilmesine müsaade ettiği durumlarda, bu çalışmaların veya konunun veri tabanından çıkarılmaması veya bu çerçevede yeniden kullanılmaması şartıyla, üçüncü şahsı bu şekilde davranmaktan alıkoyacak şekilde veri tabanının yapımcısının sui generis hakkının  uygulanmasına gerek olmadan ve yazarın veya bağlantılı hakkı elinde bulunduran kimseden talep edilen rızaya bağlı olarak, üçüncü bir şahıs bu çalışmalardan veya konudan faydalanabileceğinden;

(19)  Müzik icralarının bir CD üzerine muhtelif kayıtlarının derlemesi, hem bir derleme olarak telif hakkı koruması koşullarını yerine getirmediği için hem de sui generis hak kapsamında geçerli olacak seviyedeki önemli bir yatırımı temsil etmediği için, kural olarak işbu Direktifin kapsamına girmediğinden;

(20)  İşbu Direktif kapsamındaki koruma, sözlük ve fihrist sistemleri gibi, belirli veri tabanlarının işlemesi veya bu veri tabanlarına danışılması için gerekli olan malzemelere de uygulanabileceğinden;

(21)  İşbu Direktif’te sağlanan koruma; eserlerin, verilerin veya diğer malzemelerin sistematik veya metodik olarak düzenlendiği veri tabanlarına ilişkin olduğundan; bu malzemelerin fiziksel olarak düzenli bir şekilde saklanmış olmaları gerekli olmadığından;

(22)  İşbu Direktif’in anlamı içindeki elektronik veri tabanları, CD-ROM ve CD-i gibi aygıtları da içerebileceğinden;

(23)  “Veri Tabanı” teriminin; bir veri tabanının yapılmasında veya işletilmesinde kullanılan ve 14 Mayıs 1991 tarihli ve 91/250/AET sayılı bilgisayar programlarının yasal korunmasına dair Konsey Direktifi ile korunan bilgisayar programlarını kapsayacak şekilde kabul edilmemesi gerektiğinden(1);

(24)  Telif hakkı ve bağlantılı haklar alanında veri tabanlarının kiralanmaları ve ödünç verilmeleri, 19 Kasım 1992 tarihli ve 92/100/AET sayılı kiralama hakkına ve ödünç verme hakkına ve fikri mülkiyet alanındaki telif hakkı ve bağlantılılı haklara dair Konsey Direktifi ile münhasıran düzenlenmiş olduğundan (2);

(25)  Telif hakkı ifadesi zaten, 29 Ekim 1993 tarihli ve 93/98/AET sayılı telif hakkının ve bağlantılı hakların korunması süresini uyumlaştıran Konsey Direktifi ile düzenlenmiş olduğundan(3);

(26)  Bir veri tabanı içine alınmış, telif hakkı ile korunan çalışmalar ve ilgili haklar ile korunan konular,  yine de ilgili münhasır haklar ile korunmaya devam ettiğinden ve hakkı elinde bulunduran kimsenin veya tasarruf yetkisi sahibi halefinin izni olmaksızın veri tabanının içine dahil edilemeyeceğinden veya oradan çıkarılamayacağından;

(27)  Bu suretle bir veri tabanı içine dahil edilmiş olan bu tür çalışmalardaki telif hakkı ve ilgili konudaki ilgili haklar, hiçbir şekilde bir veri tabanının içindeki çalışmaların veya konunun seçilmesine veya düzenlenmesine ilişkin olan ayrı bir hakkın mevcudiyeti ile etkilenmeyeceğinden;

(28)  Veri tabanını oluşturan gerçek kişinin manevi hakları eser sahibine ait olduğundan ve Üye Devletlerin mevzuatlarına ve Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesine göre icra edilmeleri gerektiğinden; bu tür manevi haklar bu Direktifin kapsamı dışında kaldığından;

(29)  Çalışanlar tarafından oluşturulan veri tabanlarına uygulanan düzenlemeler Üye Devletlerin takdirine bırakıldığından; bundan dolayı, bu Direktifteki hiç bir şey, bir çalışanın vazifesini ifa ederken veya iş vereninin talimatlarını yerine getirirken bir veri tabanı oluşturması halinde, sözleşmede aksi belirtilmedikçe, işverenin bu şekilde oluşturulan veri tabanındaki bütün mali hakları kullanmaya münhasıran yetkili olmasını Üye Devletlerin kendi mevzuatlarında şart koşmasını engellemediğinden,

(30)  Eser sahibinin münhasır hakları, eserinden ne şekilde ve kim tarafından yararlanılacağını belirleme ve özellikle eserinin yetkili olmayan şahıslara dağıtımını kontrol etme hakkını içermesi gerektiğinden;

(31)  Veri tabanlarının telif hakkı koruması, veri tabanlarının, kopyalarının dağıtılmasından başka yollarla kullanıma sunulmasını da kapsadığından;

(32)  Üye Devletlerin, işbu Direktif tarafından ortaya konduğu gibi, kısıtlamalara tabi olan bu tür fiiller için, kendi ulusal hükümlerinin en azından maddeten eşdeğer olmalarını temin etmeleri gerektiğinden;

(33)  Dağıtım hakkının tüketilmesi sorusu, hizmetlerin temin edilmesi alanına giren çevrimiçi veri tabanlarında ortaya çıkmadığından; bu durum, hak sahibinin rızası ile böyle bir hizmetin kullanıcısının yaptığı bu tür bir veri tabanının maddi bir kopyasına ilişkin olarak da geçerli olduğundan; fikri mülkiyetin maddesel bir ortamın, yani bir mal kaleminin, içine dahil edildiği CD-ROM veya CD-i’den farklı olarak, her çevrimiçi hizmet aslında, telif hakkının böyle öngördüğü yerlerde yetki alınmasına tabi olması gereken bir fiil olduğundan;

(34)  Bununla birlikte, ister çevrimiçi hizmet ile ister diğer dağıtım vasıtaları ile olsun, hak sahibini veri tabanının bir kopyasını bir kullanıcıya kullandırmaya karar verdiğinde, bu tür bir erişim ve kullanım aksi takdirde kısıtlanmış olan fiillerin yapılmasını gerektirse bile, bu yasal kullanıcı hakkı elinde bulunduran ile yapılan anlaşmada belirlenen maksatlar için ve belirlenen yöntemlerle veri tabanına erişmeye ve veri tabanını kullanmaya mecbur olduğundan;

(35)  İşbu Direktif ile kapsam içine alındığı şekliyle, telif hakkının sadece bir veri tabanı içeriğinin seçilmesine veya düzenlemelerine uygulandığı gerçeğini dikkate alarak, kısıtlanmış fiillere ait istisnaların bir listesinin tanzim edilmesi gerektiğinden; Üye Devletlere belli durumlarda bu tür istisnaları sağlamaları seçeneğinin verilmesi gerektiğinden; bununla beraber, bu seçeneğin, Bern Sözleşmesine uygun olarak ve istisnaların veri tabanının yapısı ile bağlantılı olduğu ölçüde uygulanması gerektiğinden; bazı Üye Devletlerin basına veya kayıt cihazına konan vergiler hakkındaki ulusal mevzuatları kapsamındaki hükümleri ilgilendiren, özel kullanım istisnaları ile özel maksatlarla çoğaltma istisnaları arasındaki ayrımın yapılması gerektiğinden;

(36)  Bu Direktifin anlamı içindeki “bilimsel araştırma” terimi, hem fen hem de sosyal bilimleri kapsadığından;

(37)  Bern Sözleşmesinin 10 (1) Maddesi bu Direktif ile etkilenmediğinden;

(38)  Dijital kayıt teknolojisinin artan kullanımı, veri tabanı yapımcısını, aynı içerikte bir veri tabanı üretmek için yapımcının veri tabanının içeriklerinin yapımcının izni olmaksızın, ve aslında veri tabanı düzenlemesindeki herhangi bir telif hakkını ihlal etmeyen, kopyalanması ve elektronik olarak yeniden düzenlenmesi riskine maruz bıraktığından;

(39)  Bir veri tabanı içeriğinin orijinal seçimi veya düzenlenmesindeki telif hakkını koruma amacına ilaveten, işbu Direktif, bir veri tabanının tamamını veya önemli kısımlarını bir kullanıcının veya bir rakibin belli hareketlerine karşı koruyarak, içeriklerin elde edilmesine ve biriktirilmesine yapılan mali ve mesleki yatırımın sonuçlarının yanlış tahsis edilmesine karşı veri tabanları yapımcılarının pozisyonlarını korumaya gayret ettiğinden;

(40)  Bu sui generis hakkın hedefi, hakkın sınırlı süresi içinde, bir veri tabanı içeriğinin elde edilmesine, doğrulanmasına veya sunulmasına yapılan herhangi bir yatırımın korunmasını temin etmek olduğundan; bu tür yatırım mali kaynakların kullanılmasına ve/veya zamanın, çabanın ve enerjinin harcanmasına dayandığından;

(41)  Sui generis hakkın hedefi, bir veri tabanı yapımcısına bu veri tabanı içeriklerinin tamamının veya önemli bir kısmının yetkisiz olarak çıkarılmasını ve/veya yeniden kullanılmasını engelleme seçeneğini vermek olduğundan; bir veri tabanının yapımcısı, yatırım inisiyatifini ve riskini alan şahıs olduğundan; bu durum, taşeronları özellikle yapımcının tanımının dışında tuttuğundan;

(42)  Yetkisiz çıkarılmayı ve/veya yeniden kullanmayı engelleme özel hakkı, meşru haklarının ötesine giden ve böylelikle yatırıma zarar veren, kullanıcı fiilleri ile alakalı olduğundan; içeriklerin tamamının veya önemli bir kısmının çıkarılmasını ve/veya yeniden kullanılmasını yasaklama hakkı sadece parazit olarak rekabet eden ürünün imalatına değil, niteliksel veya niceliksel yönden değerlendirildiğinde aynı zamanda hareketleri ile yatırıma önemli derecede zarar veren herhangi bir kullanıcıya da ilişkin olduğundan;

(43)  Çevrimiçi iletim durumunda, yeniden kullanımı yasaklama hakkı, veri tabanını veya hakkı elinde bulunduranın rızası ile iletimin muhatabı tarafından yapılan maddi bir kopyasının veya kopyasının bir kısmına ilişkin olarak, tüketilmediğinden;

(44)  Bir veri tabanının içeriğinin ekranda gösteriminin, bu tür içeriğin bütün veya önemli bir kısmının sürekli veya geçici olarak bir başka ortama aktarılmasını gerektirmesi halinde, bu fiilin, hakkı elinde bulunduranın yetki vermesine tabi olması gerektiğinden;

(45)  Yetkisiz olarak çıkarımı ve/veya yeniden kullanımı engelleme hakkı, telif hakkı korunmasının genişletilmesinin hiç bir şekilde salt gerçekleri veya verileri de kapsayacak şekilde genişletilmesini oluşturmazken;

(46)  Çalışmaların, verilerin veya bir veri tabanındaki malzemelerin tamamının veya önemli bir kısmının yetkisiz olarak çıkarılmasını ve/veya yeniden kullanılmasını engelleme hakkının mevcudiyetinin, çalışmalarda, verilerde veya malzemelerin kendisinde yeni bir hakkın oluşmasına sebep olmaması gerektiğinden;

(47)  Bilgi ürünlerini ve hizmetleri temin edenler arasındaki rekabetin yararı açısından, sui generis hak ile korumanın, özellikle bir fikri, belgesel, teknik, ekonomik veya ticari katma değeri olan yeni ürün ve hizmetlerin oluşturulması ve dağıtılması ile ilgili olarak hakim durumun kötüye kullanılmasını kolaylaştırmaya neden olmaması gerektiğinden; bundan dolayı, işbu Direktifin hükümleri, Topluluk veya ulusal rekabet kurallarının uygulamasına halel getirmeyeceğinden;

(48)  Bu veri tabanı yapımcısının emeğinin karşılığının verilmesini garanti altına amacıyla veri tabanları korunmasının uygun ve tek tip bir seviyede olmasını sağlamak olan bu Direktifin hedefi, Avrupa Parlamentosu’nun ve Konseyin 24 Ekim 1995 tarihli ve 95/46/AT sayılı şahsi verilerin işlenmesi ile ilgili olarak bireylerin korunması ve bu tür bilgilerin serbest dolaşımı hakkındaki Direktifinin(1) hedefinden farklı olduğundan; Avrupa Parlamentosu’nun ve Konseyin Direktifi’nin söz konusu amacı, temel hakları özellikle de İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 8. Maddesinde tanınan kişisel gizlilik hakkını korumak için tasarlanmış olan uyumlu kurallar çerçevesinde kişisel verilerin serbest dolaşımını garanti etmek olduğundan; işbu Direktifin hükümleri, verilerin korunması mevzuatına halel getirmediğinden

(49)  Bir veri tabanının tamamen veya önemli bir kısmının çıkarılmasını ve/veya yeniden kullanımını engelleme hakkına rağmen, veri tabanı yapımcısının veya telif hakkını elinde bulunduranın, veri tabanının yasal bir kullanıcının önemsiz kısımları çıkarmasını ve yeniden kullanılmasını engelleyemeyeceğinin belirtilmesi gerektiğinden; ancak, söz konusu kullanıcı, ne sui generis hakkı elinde bulunduranın ne de telif hakkını veya benzeri bir hakkı elinde bulunduranın yasal menfaatlerine, veri tabanındaki çalışmalarla veya konuya ilişkin olarak  makul olmayan bir şekilde zarar vermemesi gerektiğinden;

(50)  Çıkarımın kişisel maksatlar, öğretim veya bilimsel araştırma maksatları için olması durumunda veya çıkarımın ve/veya yeniden kullanımın kamu güvenliği menfaatleri veya idari veya hukuki maksatlar için yürütüldüğü durumlarda, Üye Devletlere, veri tabanı içeriklerinin önemli bir kısmının yetkisiz olarak çıkarılmasını ve/veya yeniden kullanılmasını engelleme hakkına istisnalar temin etme seçeneği verilmesi gerektiğinden; bu tür işlemlerin veri tabanını kullanan yapımcının münhasır haklarına zarar vermemesi ve amaçlarının ticari olmaması gerektiğinden;

(51)  Öğretim veya bilimsel araştırma maksatlarıyla gösterilmesi için, veri tabanının yasal bir kullanıcısına  içeriklerin önemli bir kısmını çıkartmasına müsaade etme seçeneğinden faydalanan Üye Devletler, bu müsaadeyi eğitim veya bilimsel araştırmanın belli kategorileri ile sınırlayabileceklerinden;

(52)  İşbu Direktifte sağlanan sui generis hak ile karşılaştırılabilir bir hak sağlayan özel kuralları olan Üye Devletlerin, yeni bir hakkı ilgilendirdiği sürece, geleneksel olarak bu tür kurallarla belirlenmiş olan istisnaları saklı tutmalarına müsaade edilmesi gerektiğinden;

(53)  Bir veri tabanı yapımının tamamlandığı tarihi kanıtlama yükü, veri tabanının yapımcısına ait olduğundan;

(54)  Bir veri tabanına ait içeriklerin ciddi ölçüdeki tadilatının önemli yeni bir yatırım olarak görülmesi sonucunu çıkartmak için gerekli olan kriterlerin mevcut olduğunun kanıtlanması yükü, bu tür bir yatırımdan doğan veri tabanının yapımcısına ait olduğundan;

(55)  Yeni bir koruma süresi içeren önemli yeni bir yatırım, veri tabanı içeriklerinin esaslı bir tahkikini bünyesinde bulundurabileceğinden;

(56)  Bir veri tabanı ile ilgili olarak yetkisiz bir çıkarılmayı ve/veya yeniden kullanımı engelleme hakkının, üçüncü ülkelerin vatandaşları olan veya orada sürekli ikamet edenler tarafından yapılan veri tabanlarına veya Antlaşmanın anlamı çerçevesinde, bu tür üçüncü ülkelerin bir Üye Devletin vatandaşı veya sürekli ikametgahı Topluluk toprakları içinde olan şahıslar tarafından yapılan veri tabanlarına benzer bir koruma sunmaları halinde, bir Üye Devletin içinde yerleşik olmayan tüzel kişiler şahıslar tarafından yapılan veri tabanlarına uygulanması gerektiğinden;

(57)  Telif hakkı veya diğer hakların ihlal edilmesine ait Üye Devletlerin kanuni mevzuatları kapsamında sağlanan kanuni yollara ilaveten, Üye Devletler bir veri tabanına ait içeriklerin yetkili olmaksızın çıkarılması ve/veya yeniden kullanılmasına karşı uygun çareleri sağlamak zorunda olduğundan;

(58)  Telif hakkı vasıtası ile işbu Direktif kapsamında, veri tabanının yapısına ve sui generis hak kapsamında yetkisiz çıkarılmaya ve/veya yeniden kullanıma karşı bu veri tabanının içeriğine sağlanan korumaya ilaveten, veri tabanı mal ve hizmetlerinin temin edilmesi ile ilgili Üye Devletlerdeki diğer yasal hükümler uygulanmaya devam ettiğinden;

(59)  İşbu Direktif, bir Üye Devletin görsel-işitsel programların yayınlanmasına ilişkin mevzuatında tanınan her türlü  kuralın, görsel-işitsel çalışmalardan oluşan veri tabanlarına uygulanmasına zarar vermediğinden;

(60)  Bazı Üye Devletler halihazırda, işbu Direktifte ortaya konan telif hakkının korunması hakkını elde etmeye ilişkin kriterleri yerine getirmeyen veri tabanlarını, telif hakkı düzenlemeleri kapsamında koruduğundan; ilgili veri tabanları, işbu Direktifte ortaya konan hak kapsamında, içeriklerinin yetkisiz olarak çıkarılmasının ve/veya yeniden kullanılmasının engellenmesine ilişkin korunmaya uygun olsalar bile, bu hak kapsamındaki koruma süresi, halen yürürlükte olan ulusal düzenlemeler kapsamında yararlanılanlardan oldukça daha kısa olduğundan; bir veri tabanının telif hakkı vasıtası ile korunup korunmayacağını tayin etmek için kullanılan kriterlerin uyumlaştırılmasının, halen ilgili telif hakkını elinde bulunduranlar tarafından yararlanılan koruma süresini kısaltıcı bir etkisi olmayabileceğinden; bu amaçla, bir deragasyonun ortaya konması gerektiğinden; bu tür bir deragasyonun etkilerinin ilgili Üye Devletlerin toprakları ile sınırlanması zorunlu olduğundan;

İŞBU TÜZÜĞÜ KABUL ETMİŞTİRLER:

BÖLÜM I

KAPSAM

Madde 1

Kapsam

  1. İşbu Direktif, herhangi bir biçimdeki veri tabanlarının yasal olarak korunması ile ilgilidir.
  1. İşbu Direktifin amacı doğrultusunda, ‘veri tabanı’ sistematik veya metodik bir şekilde hazırlanmış, elektronik veya başka yollardan bireyler tarafından ulaşılabilecek bağımsız çalışmalar, verileri veya diğer materyaller anlamına gelir.
  1. İşbu Direktif altında koruma, elektronik yollar vasıtasıyla erişilebilen veri tabanlarının yapımında veya işletilmesinde kullanılan bilgisayar programlarına uygulanmaz.
Madde 2
Kapsama ilişkin sınırlamalar

İşbu Direktif, aşağıdaki konularla ilgili Topluluk hükümlerine halel getirmeden uygulanır:

(a) bilgisayar programlarının hukuken korunması;

(b) fikri haklar alanında telif hakları ile ilgili kiralama hakkı, ödünç verme hakkı ve belirli haklar;

(c) telif hakkının ve belli ilgili hakların korunma süresi.

BÖLÜM II
 TELİF HAKKI
 Madde 3
Korumanın konusu
  1. İşbu Direktife uygun olarak, içeriklerinin seçilişi veya hazırlanışı nedeniyle eser sahibinin kendi entelektüel oluşumunu meydana getiren veri tabanları, telif hakkı ile korunur. Sözü geçen koruma için veri tabanlarının uygunluklarının belirlenmesinde başka hiçbir kriter uygulanmaz.
  1. İşbu Direktif tarafından sağlanan veri tabanı telif hakkı koruması, içerikleri kapsayacak kadar genişletilmez ve bu içeriklerin içerdiği haklara da halel getirmez.

Madde 4

Veri tabanı eser sahipliği

  1. Veri tabanının eser sahibi, tabanı oluşturan gerçek kişi veya gerçek kişiler grubudur, veya Üye Devletlerin mevzuatının izin verdiği durumlarda, mevzuat tarafından hak sahibi olarak tayin edilen tüzel kişidir.
  1. Kolektif çalışmaların bir Üye Devletin mevzuatı tarafından tanındığı durumlarda, ekonomik haklar, telif hakkını elinde bulunduran kişiye ait olur.
  1. Bir veri tabanının, bir grup gerçek kişi tarafından müşterek olarak hazırlanmış olduğu durumlarda, münhasır haklara müşterek sahip olunur.
Madde 5
Kısıtlanan fiiller

Telif hakkı ile korunabilir olan veri tabanın ifade şekli bakımından, veri tabanının eser sahibi aşağıdakileri gerçekleştirmek veya gerçekleştirilmesine yetki vermek için münhasır hakka sahip olacaktır:

(a) herhangi bir vasıtayla veya şekilde, geçici veya kalıcı olarak tümünün veya bir kısmının çoğaltılması;

(b) çeviri, uyarlama, düzenleme ve diğer değişiklikler;

(c) veri tabanının veya nüshaların kamuya herhangi bir şekilde dağıtılması. Veri tabanının bir nüshasının hak sahibi tarafından veya onun rızası ile Topluluk içerisindeki ilk satışı, hak sahibinin Topluluk içerisinde bu nüshanın yeniden satışı üzerindeki haklarını tüketir;

(d) kamuya açık herhangi bir bildirim, sunum veya temsil;

(e) (b)’de sözü geçen fiillerin sonuçlarının kamuya açık olarak çoğaltılması, dağıtımı, bildirilmesi, sunulması veya temsili.

Madde 6
Kısıtlanan fiillerin istisnaları
  1. Yasal kullanıcı tarafından veri tabanının içeriğine erişim veya veri tabanının normal kullanımı amaçlarıyla, veri tabanının veya onun kopyasının yasal kullanıcısının 5. Maddede sıralanmış olan fiillerden herhangi birini yapması, veri tabanı eser sahibinin yetki vermesini gerektirmez. Bu hüküm, yasal kullanıcının veri tabanının yalnızca bir kısmını kullanma hakkı olduğu durumlarda uygulanır.
  2. Üye Devletler, aşağıda belirtilen durumlarda, 5. Maddede belirtilen hakları kısıtlama imkanına sahiptir:

(a) elektronik olmayan bir veri tabanının şahsi amaç için çoğaltılması durumunda;

(b) kaynağın belirtilmesi kaydıyla ve hedeflenen ticari olmayan amaç ile haklı gerekçeleri belirtildiği kadarıyla, yalnızca eğitim amaçlı gösterim ve bilimsel araştırma amaçlı kullanım durumlarında;

(c)  kamu güvenliği amaçları ile veya idari veya adli bir usul amacı ile kullanıldığı durumlarda;

(d) (a), (b) ve (c) noktalarına halel gelmeden, ulusal kanunlar tarafından geleneksel olarak izin verilen diğer telif hakkı istisnalarının bulunduğu durumlar.

  1. Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi’ne uygun olarak bu Maddenin yorumu, uygulamasının, hak sahibinin yasal menfaatlerine makul olmayan ölçüde zarar verecek veya veri tabanından normal faydalanmayla çelişki yaratacak şekilde kullanılmasına izin verecek şekilde yapılamaz.
BÖLÜM III
 SUİ GENERIS HAK
 Madde 7
 Korumanın konusu 
  1. Üye Devletler, veri tabanının içeriğinin nicel ve/veya niteliksel olarak tümünün veya önemli bir kısmının çıkarılmasını ve/veya yeniden kullanılmasını engelleyebilmek amacıyla içeriğin oluşturulmasına, doğrulanmasına veya sunumuna önemli derecede nicel ve/veya niteliksel yatırım yapıldığını, veri tabanının yapımcısına gösteren bir hak sağlamak durumundadırlar.
  1. Bu Bölümün amaçları doğrultusunda:

(a) ‘çıkarmak’ bir veri tabanının içeriğinin herhangi bir vasıtayla veya herhangi bir şekilde, tümünün veya önemli bir kısmının daimi veya geçici olarak başka bir ortama aktarılması anlamına gelir;

(b) ‘yeniden kullanım’, nüsha dağıtımı, kiralama, sanal ortam veya diğer çeşit iletişim vasıtaları ile veri tabanının içeriğinin tümünün veya önemli bir kısmının kamuya sunulması anlamına gelir. Veri tabanının bir nüshasının hak sahibi tarafından veya rızası ile Topluluk içerisindeki ilk satışı, hak sahibinin Topluluk içerisinde bu nüshanın yeniden satışı üzerindeki haklarını tüketir;

Kamuya ödünç verme, çıkarma veya yeniden kullanım eylemi değildir.

  1. 1. fıkrada sözü geçen hak, sözleşme lisansı altında devredilebilir, tahsis edilebilir veya verilebilir.
  1. 1. fıkrada sağlanan hak, sözü geçen veri tabanının telif hakkı veya diğer haklar ile korunmasının uygunluğuna bakmaksızın uygulanacaktır. Ayrıca bu hak, sözü geçen veri tabanının içeriğinin telif hakkı veya diğer haklar ile korunmasının uygunluğuna bakmaksızın uygulanacaktır. Veri tabanlarının 1. fıkrada sağlanan hak altında korunması, veri tabanlarının içerikleri ile ilişkili hakları ihlal etmeyecek şekilde olacaktır.
  1. Tekrarlanan veya sistematik olarak yapılan çıkarmalar ve/veya veri tabanının bazı bölümlerinin yeniden kullanılması gibi, veri tabanından normal faydalanmayla uyuşmazlık ve veri tabanının yapımcısının yasal menfaatlerine makul olmayan ölçüde zarar veren fiillere izin verilmez.
Madde 8
Yasal kullanıcıların hak ve sorumlulukları

Herhangi bir yöntemle kamuya sunulmuş olan veri tabanının yapımcısı, veri tabanının yasal kullanıcısının içeriklerin bazı kısımlarını herhangi bir amaç için nicel veya niteliksel değerlendirmelerle çıkarma yapmasını veya yeniden kullanmasını engelleyemez. Bu Fıkra, yasal kullanıcının, veri tabanının yalnızca bir kısmını çıkarma yapma veya yeniden kullanma hakkı olduğu durumlarda uygulanabilir.

  1. Herhangi bir yöntemle kamuya sunulmuş olan veri tabanının yasal kullanıcısı, veri tabanından normal faydalanmayla uyuşmazlık içeren veya veri tabanının yapımcısının yasal menfaatlerine makul olmayan ölçüde zarar veren fiiller ifa edemez.
  1. Herhangi bir yöntemle kamuya sunulmuş olan veri tabanının yasal kullanıcısı, veri tabanında bulunan içerik veya konu bakımından, telif hakkı veya bağlantılı hak sahibinin menfaatlerine zarar veren davranışlarda bulunamaz.
Madde 9
Sui generis hakkın istisnaları

Üye Devletler, herhangi bir usulle kamuya sunulmuş olan veri tabanının yasal kullanıcılarının, aşağıdaki durumlarda, veri tabanını yapan kimsenin onayını almaksızın, veri tabanının önemli miktardaki içeriğinden çıkarımlar yapabileceklerini veya bazı bölümlerini yeniden kullanabileceklerini belirtebilirler:

(a) elektronik olmayan bir veri tabanından özel amaçlar için çıkarma yapılması durumunda;

(b) kaynağın belirtilmesi kaydıyla ve hedeflenen ticari olmayan amaç ile haklı gerekçeleri belirtildiği kadarıyla, yalnızca eğitim amaçlı gösterim veya bilimsel araştırma amaçlı çıkarma yapılması durumunda;

(c)  kamu güvenliği amaçları ile veya idari veya adli bir usul amacı ile çıkarım ve/veya yeniden kullanım yapılan durumlarda.

Madde 10
Korumanın süresi
  1. 7. Maddede sağlanan hak, veri tabanının yapımının tamamlandığı gün itibariyle uygulamaya konur. Tamamlanan tarihi takip eden yılın Ocak ayının birinci gününden itibaren on beş sene sonra süresi dolar.
  1. Bir veri tabanının, 1. fıkrada belirtilen sürenin sona ermesinden önce herhangi bir usulle kamuya sunulmuş olması durumunda, o hakkın sağladığı koruma süresi, veri tabanının kamuya ilk sunulduğu tarihi takip eden yılın Ocak ayının birinci gününden itibaren on beş sene sonra dolar.
  1. Veri tabanının içeriğinde yapılan, nicel veya niteliksel olarak değerlendirilen, ardışık eklemeler, çıkarmalar, veya değişiklikler de içeren ve veri tabanının nicel ve niteliksel olarak değerlendirilmesi sonucu yeni bir yatırım olarak görülmesi sonucunu doğuran büyük çapta herhangi bir değişiklik, bu yatırımdan doğan yeni veri tabanını kendi koruma koşullarına hak kazandırtacaktır.
Madde 11
Sui generis hak uyarınca kapsamında korumanın yararları
  1. 7. Maddede sağlanan hak, yapımcıları veya hak sahibi, bir Üye Devlet vatandaşı olan veya daimi ikametgahı Topluluk sınırları içerisinde bulunan veri tabanlarına uygulanır.
  2. 1. Fıkra aynı zamanda bir Üye Devletin yasaları doğrultusunda kurulan şirketlerin, kayıtlı bürolarının, merkezi idarelerinin, veya en büyük işletme noktalarının Topluluk sınırları dahilinde olduğu durumlarda uygulanabilir; ancak, böyle bir şirketin yalnızca kayıtlı bürolarının Topluluk sınırları dahilinde bulunduğu durumlarda, şirketin faaliyetlerinin gerçekten ve sürekli olarak bir Üye Devletin ekonomisine bağlı olması gerekir.
  1. 7. Maddede sağlanan hakkı, üçüncü devletlerde yapılan ve 1. ve 2. fıkradaki hükümlerin haricinde kalan veri tabanları için genişleten sözleşmeler, Konsey’in, Komisyon’un tasarısı üzerine vereceği kararla akdedilecektir. Bu yöntemin sonucu olarak veri tabanlarını kapsayacak şekilde genişletilen koruma süresi, 10. Madde gereğince mevcut olandan fazla olmaz.
BÖLÜM IV
ORTAK HÜKÜMLER
Madde 12
Çareler

 Üye Devletler, işbu Direktifte öngörülen hakların ihlal edilmesine ilişkin uygun çareler temin eder.

Madde 13
 Diğer kanuni hükümlerin devamlı uygulanması

 İşbu Direktif, özellikle telif hakkı, telif hakkına bağlı haklar, veya verilerle ilgili diğer hak veya sorumluluklar, veri tabanına dahil edilmiş çalışmalar ve diğer materyaller, patent hakları, ticari markalar, tasarım hakları, ulusal hazinelerin korunması, kısıtlayıcı uygulamalar ve haksız rekabet yasaları, ticari sırlar, güvenlik, gizlilik, verilerin korunması ve gizliliği, kamu belgelerine erişilebilirlik ve sözleşme hukukuna ilişkin olan hükümlere halel getirmez.

Madde 14
 Zamanla uygulama
  1. İşbu Direktif gereğince sağlanan telif hakkı koruması, Madde 16 (1) de bahsedilen tarihten önce oluşturulan, o tarihte, işbu Direktifte belirtilen veri tabanlarının telif hakkı korunmasına ilişkin şartlarını yerine getirmiş olan veri tabanları için de sunulur.
  1. Bir Üye Devletteki bu direktifin yayımlandığı tarihte telif hakkı düzenlemeleri kapsamında korunan bir veri tabanının, Madde 3 (1) de belirtilen telif hakkının korunması için olan uygunluk kriterlerini yerine getirememesi durumunda, 1. fıkraya rağmen, işbu Direktif, söz konusu Üye Devlette o düzenlemeler kapsamında temin edilen korumanın kalan süresinde herhangi bir kısaltılmaya sebep olmayacaktır.
  1. 7. Maddede adı geçen hakkın korunmasına ilişkin olarak işbu Direktifin hükümleri gereğince sağlanan koruma, Madde 16 (1) de bahsedilen tarihten en fazla on beş sene önce oluşturulmuş olan ve o tarihte 7. Maddede belirtilen şartları yerine getirmiş olan veri tabanları için de geçerli olur.
  1. 1. ve 3. fıkralarda sağlanan koruma, söz konusu fıkralarda bahsedilen tarihten önce edinilen haklara ve sonuçlanan eylemelere halel getirmez.
  1. 16 (1) Maddede sözü geçen tarihten en fazla on beş sene önce tamamlanmış olan bir veri tabanı söz konusu olduğunda, 7. Maddede belirtilen hak ile korumanın süresi, o tarihi takip eden Ocak ayının birinci gününden itibaren on beş sene sonra sona erer.
Madde 15
Belli hükümlerin bağlayıcı niteliği

 6 (1) ve 8. Maddelere aykırı olan herhangi bir  sözleşmeye ait hüküm, geçersiz olur.

Madde 16

 Nihai Hükümler

 

  1. Üye Devletler, işbu Direktif’e uymak için gerekli olan bütün kanun, tüzük ve idari hükümleri uygulamaları 1 Ocak 1998 tarihinden önce yürürlüğe sokarlar.

Üye Devletler bu hükümleri kabul ettikleri zaman, bu Direktif’e atıfta bulunurlar veya bu hükümlere, resmi olarak yayımlanmaları sırasında, böyle bir atıf eklenir. Böyle bir atfın  yapılma yöntemleri, Üye Devletler tarafından belirlenir.

  1. Üye Devletler, işbu Direktif ile düzenlenen alanda kabul ettikleri yerel kanun hükümlerinin metnini Komisyon’a tebliğ ederler.
  1. En geç 1. fıkrada belirtilen tarihten sonraki üçüncü yılın bitiminden sonra olmamak üzere ve müteakip üç yılda bir Komisyon, Avrupa Parlamentosu’na, Konsey’e ve Ekonomik ve Sosyal Komite’ye bu Direktifin uygulanması hakkında bir rapor sunar. Söz konusu rapor, Üye Devletler tarafından sağlanan belli bilgiler çerçevesinde, 8. ve 9. Maddeleri de içerecek şekilde özellikle nevi şahsına münhasır hakkın uygulamalarını inceler ve bu hakkın uygulanmasının, uygun önlemlerin alınmasını haklı çıkaracak olan, gönüllü olmayan lisans düzenlemelerinin yapılması da dahil, hakim bir durumun kötüye kullanılmasına veya serbest rekabete diğer şekildeki bir müdahaleye sebep olup olmadığını teyit eder. Gerekli olduğu durumlarda, Komisyon, veri tabanları alanındaki gelişmelere göre işbu Direktifin ayarlanması için teklifler sunar.
Madde 17

İşbu Direktif, Üye Devletlere yöneliktir.

Strasburg, 11 Mart 1996.

(1)   RG No C 156, 23. 6. 1992, s. 4 ve RG No C 308, 15. 11. 1993, s. 1.
(2)   RG No C 19, 25. 1. 1993, s. 3.
(3)   Avrupa Parlamentosunun 23 Haziran 1993 tarihli görüşü (RG No C 194, 19. 7. 1993, s. 144), Konsey’in 10 Temmuz 1995 tarihli Ortak Pozisyonu (RG No C 288, 30. 10. 1995, s. 14). 14 Aralık 1995 tarihli Avrupa Parlamentosu Kararı (RG No C 17, 22 1. 1996) ve 26 Şubat 1996 tarihli Konsey Kararı.
(1)   RG No L 122, 17. 5. 1991, s. 42. En son 93/98/AET sayılı Direktif ile tadil edilmiş olan Direktif (RG No L 290, 24. 11. 1993, s. 9).
(2)   RG No L 346, 27. 11. 1992, s. 61.
(3)   RG No L 290, 24. 11. 1993, s. 9.
(1) RG No L 281, 23. 11. 1995, s. 31.

Avrupa Yerel Demokrasi Haftası

0

Avrupa Yerel Demokrasi Haftası , 2007 yılından itibaren organize edilen bir demokrasi günüdür. Her yıl 15 Ekim tarihine denk gelen haftada kutlanmaktadır.  (European Local Democracy Week – ELDW)

15 Ekim 1985 tarihinde imzaya açılan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı hatırlatma amacı taşımaktadır.

Avrupa Konseyinin 47 üye ülkesine yönelik olarak, yerel yönetişimi ve katılımı geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Temel amaç, insanların yerel yönetimlerin çalışmalarına katılımlarını arttırmaktır.

Yerel Yönetimler Özerklik Şartı

Her yıl önceden belirlenen tematik etkinlikler bulunmaktadır.

Yerel yönetimler, belediyeler, bölge yönetimleri, meclisler, yerel yönetim birlikleri, köy idareleri, dernekler, sivil toplum kuruluşları ve diğer organizasyonlar temel aktörleridir.

12 Stars

Avrupa Yerel Demokrasi Haftası’nda o yıla özel tematik etkinlikleri yerine getiren ve yerel yönetişim alanındaki çalışmaları yapan yerel yönetimlere “12 Yıldızlı” (12 Stars) payesi verilmektedir. 12 yıldız, Avrupa Birliği flamasında yer alan ve Avrupa Birliği’ni temsil eden yıldızlara atıf yapmaktadır. Bu yıldızları alabilmek için; yerel yönetişimi sağlamak adına çalıştığını Avrupa Birliği düzeyinde tescil ettirmek,, Avrupa Yerel Demokrasi Haftası faaliyetleri için özel bir bütçe tahsis etmek, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi tarafından kararlaştırılan Avrupa Yerel Demokrasi Haftası görsel kimliğini kullanarak bir tanıtım kampanyası gerçekleştirmek, yılın önde gelen teması ile bağlantılı bazı özel aktiviteler gerçekleştirmek,  haftayı oluşturan etkinliklere farklı vatandaş gruplarını dâhil etmek, belediye gençlik konseyleri ile okul öğrencilerinin katılımına önem vermek, yerel otoritelerin demokratik bir Avrupa’nın inşasında rolünü göstermek için, Avrupa çapında bir etkinlik düzenlemek gerekmektedir. Faaliyetleri kabul edilen yerel yönetimler Avrupa Konseyi’nin merkezi olan Strasbourg’da düzenlenen bir törenle “12 Yıldızlı” statülerini almaktadır.

Avrupa Yerel Demokrasi Haftası’na, 2018 yılında en çok katılım sağlayan yerel yönetimler, Türkiye yerel yönetimleri olmuştur. Türkiye, Yerel Yönetimler Şartı’nı kabul eden ülkelerdendir.

Avrupa Yerel Demokrasi Haftası’nın Amaçları 
  • Temel seviyede yerel demokratik katılımı Avrupa’da tesis etmek ve geliştirmek,
  • Vatandaşların yerel yönetimlerin nasıl çalıştığı konusundaki farkındalığını artırmak,
  •  Avrupa genelinde yerel seçilmiş temsilcilerin ne yaptıklarını tespit etmek,
  • Yerel karar alma süreçlerinde yer alma fırsatları hakkında insanları bilgilendirmek,
  •  Vatandaş katılımını artırmak için düzenlenen etkinliklerden üyeleri haberdar etmek,
  • Üyelerin birbirlerinin deneyimlerinden fikir ve ilham almalarını sağlamak,
  • Yerel düzeyde dayanışmanın, aktif vatandaşlığın, diyalog imkanlarının geliştirilmesi,
  • İnsan hakları ve demokratik yurttaşlık konusunda eğitimler verilmesi,
  • Gençlerin yerel kamu politikalarına katılımının teşvik edilmesi.

Doç. Dr. Peri Uran Murphy

0

Doç. Dr. Peri Uran Murphy, 2006-2007 yılları arasında TÜBİTAK Yurt Dışı Araştırma Bursiyeri olarak Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora tez çalışmasını yürütmüş, 2008 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Doktora Programı’nı tamamlayarak Anayasa Hukuku alanında doktora derecesini elde etmiştir.

9 Aralık 2009 tarihinde Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından düzenlenen Genç Sosyal Bilimciler Yarışması’nda “Yasama İşlevinin Yerine Getirilmesinde Çift Meclis Sistemi ve Türk Siyasal Tarihindeki Yeri” başlıklı doktora tezi ile 2009 Yılı Genç Sosyal Bilimci Birincilik Ödülü’nü almıştır.

Doktora tezi daha sonra Yetkin Yayınevi tarafından kitap olarak basılmıştır.

2009-2010 yılları arasında Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne, 2012-2013 yılları arasında New York Üniversitesi (NYU) Siyaset Bilimi Bölümü’ne, 2013-2014 yılları arasında City University of New York, Graduate School’a tam burslu Doktora Sonrası Araştırmacı olarak kabul edilmiştir.

2019 yılında Anayasa Hukuku alanında doçent unvanını almıştır.

Hacettepe Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde araştırma görevlisi, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’nde görev yapmıştır. Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi yayın kurulu üyeliğini ve editörlüğünü yürütmüştür.

Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren World Council of Peoples for the United Nations isimli Sivil Toplum Örgütü’nün (New York) Hukuk Danışmanlığı’nı yürütmektedr.  Örgütün yılda bir kez yayınladığı “Centerpoint Now” adlı derginin “Medeniyetler İttifakı” temalı 2011 Sayısında (9. sayı) Uran’ın “Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Anayasal Gelişim Süreci” adlı çalışması da yer almıştır. 

2023 yılı itibariyle Trinity College Dublin Hukuk Fakültesi ve Max Planck Institute for Comparative Public Law and International Law Merkezi’nde çalışmalarını sürdürmektedir.

Eserleri, Kitap Bölümleri ve Makaleleri

Teorik Çerçevede Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı (Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş 2. Baskı), Yetkin Yayınevi, Ankara, 2019
“Yasama İşlevinin Yerine Getirilmesinde Çift Meclis Sistemi ve Türk Siyasal Tarihindeki Yeri”, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2008

“Egemenliğin Nihai Taşıyıcısı Olarak Milli Güvenlik Kurulu”, Hukuk ve Adalet Eleştirel Hukuk Dergisi, Sayı 6-7, Ekim 2005; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yorumları Işığında 1982 Anayasası ile Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin Karşılaştırmalı İncelemesi“, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl 13, Sayı 26, Güz 2014/2; Turkey’s Hasty Constitutional Amendment Devoid of Rational Basis: From a Political Crisis to a Governmental Sytem Change” Journal of Politics and Law, Cilt 3, Sayı 1, Mart 2010; “Anayasaların Başlangıç Kısımları” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Sayı 1, Yıl 2015; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi’nin Basın Özgürlüğü’ne Yaklaşımı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 120, 2015; “The Guardian of the Turkish Constitution: A Special Court”, The Journal of Politics and Law, Cilt 8, Sayı 2, 2015; “Anayasa Yargısında Karşıoy’un Rolü ve Önemi Üzerine Bir İnceleme” Legal Hukuk Dergisi, Vol.17, No. 195, 2019; “Hayvanların Anayasal Çerçevede Korunması”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Vol. 7, No. 88, 2019; “Long Lasting State of Emergency in Turkey and the Recent Constitutional Amendments Under Its Shade”, International Journal of Human Rights and Constitutional Studies, DOI: 10.1504/IJHRCS.2022.10045866 yayımlanmış makalele ve kirap bölümlerinden bazılarıdır.

RTÜK Kurumsal Etik İlkeleri

0

RTÜK Kurumsal Etik İlkeleri,  RTÜK Etik Komisyonu tarafından ilan edilen ilke ve kurallardan oluşmaktadır. Komisyon, Kamu Görevlileri Etik Kurulu ile uyum ve işbirliği içinde çalışmaktadır.

RTÜK Kurumsal Etik İlkeleri; kurumda, yayıncılık sektöründe ve toplumun genelinde etik kültürün egemen kılınması ve halkın kamu yönetimine olan güveninin artırılması, kurum içinde etik sorun alanlarının tespit edilmesi ve kurumsal etik kodların oluşturulması, çalışanlarda etik farkındalık yaratılması ve personelin etik davranış ilkelerine uygun hareket etmesinin sağlanması, çalışanların ve paydaşların (yayıncılar, izleyiciler/dinleyiciler) etik bilinç düzeylerinin yükseltilmesi ve etik yaklaşımlardan etik uygulamalara geçilmesi Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun etik eğitim stratejisinin ana amaçlarını doğrultusunda oluşturulmuştur.

RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU KURUMSAL ETİK İLKELERİ
 I-GİRİŞ

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu;

  • 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun (15.02.2011),
  • 5176 Sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (08.06.2004),
  • Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik (13.04.2005),
  • Kamu Görevlileri Etik Rehberi (2009),
  • Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi (2010-2014),
  • Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Kalite Politikası (2008),
  • Avrupa Konseyi Kamu Görevlileri İçin Davranış Kuralları (11 Mayıs 2000),

kapsamındaki düzenlemelerin rehberliğinde,

  • Radyo ve Televizyon Üst Kurulu personeliyle yapılan grup görüşmelerinde dile getirilen görüşleri ve önerileri de esas almak suretiyle,

Radyo ve televizyon yayıncılığı alanında düzenleyici ve denetleyici işleve sahip, özerk ve tarafsız bir kamu otoritesi olarak; kurumda, yayıncılık sektöründe ve toplumun genelinde etik duyarlılığın geliştirilmesi ve etik kültürün egemen kılınması açısından, sahip olunan etkin konumu göz önünde bulundurarak, “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Kurumsal Etik İlkeleri”ni kabul etmiştir.

II- AMAÇ

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Kurumsal Etik İlkelerinin amacı, kurum personelinin görevlerini yerine getirirken uymaları gereken kurumsal etik davranış standartlarını belirlemek, bunlara uyulmasını temin etmek ve bu konuda kamuoyunu bilgilendirmektir.

III-KAPSAM

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Kurumsal Etik İlkeleri, kurumdaki her kademe ve unvandaki personeli kapsamaktadır.

IV- RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU KURUMSAL ETİK İLKELERİ

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Kurumsal Etik İlkeleri, aşağıdaki hususları içerir:

  1. Genel İlkeler
  2. Muhataplarla İlişkiler
  3. Yöneticilerin Etik Sorumlulukları
  4. Çalışanların Etik Sorumlulukları
1.GENEL İLKELER

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bünyesinde görevli, her kademe ve unvandaki personel, kurumsal etik ilkelere uygun hareket etmenin kişisel sorumluluğu olduğunun bilinci içerisinde;

    • Görevlerini Anayasaya, kanunlara, uluslararası yükümlülüklere, kanunlara uygun verilmiş talimatlara, kamu görevlileri için belirlenmiş etik kurallara ve kurumsal etik ilkelere uygun olarak yürütmelidir.
    • Görevlerini yerine getirirken mesai arkadaşları ve hizmet alanlar arasında herhangi bir şekilde ayrım yapmamalı, keyfi bir şekilde herhangi bir kişi, grup ya da kurumun aleyhine davranmamalı ve herkesin haklarını, görevlerini ve yasaya uygun çıkarlarını gözetip saygı duymalı, takdir yetkilerini tarafsız olarak kullanmalıdır.
    • Hizmetleri belirlenmiş standartlara ve süreçlere uygun yürütmeli, mevzuatta aksine bir hüküm olmadıkça hizmetten yararlananlara gerekli açıklayıcı bilgileri vermeli, vatandaşın memnuniyetini önemsemeli, çalışmaları ve davranışlarıyla hizmet alanlara güven vermelidir.
    • Kamu görevlisi olmanın saygınlığına yakışacak şekilde hareket etmelidir.
    • Kurum yöneticilerine ve personeline, isimsiz ve imzasız mektup ya da mesaj göndermemeli, bu tür mektup ya da mesajlara itibar etmemelidir. Ancak bunları gönderenlerin tespiti için gerekli işlemler yapılmalıdır.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bünyesindeki her kademe ve unvandaki personel;

  • Kurumun kanunla vurgulanmış özerkliğini ve bağımsızlığını, çalışmalarıyla ve davranışlarıyla desteklemeli,
  • Yasada belirlenen yayın ilkelerinin aynı zamanda ahlaki standartlar içerdiğini, bunların toplumun çeşitli kesimlerine ve zamana göre değişebileceğini göz önünde bulundurarak, doğru kanaate varabilmek için kurumun daha önceki uygulamalarından, bilimsel dokümanlardan, mahkeme kararlarından ve bilirkişi raporlarından yararlanmalı,
  • Görevini yaparken kurumun politikalarına uygun davranmalı; radyo ve televizyon yayıncılığı alanında, izleyici bilincinin oluşturulmasına, insan onuruna, hak ve özgürlüklerine saygılı olunmasına, iletişim özgürlüğünün hâkim kılınmasına ve çoğulculuğun sağlanmasına yönelik çalışmalar yapmalıdır.
2. MUHATAPHLARLA İLİŞKİLER

2.1. Her kademe ve unvandaki personel açısından; ilişki içerisinde bulunulan kamu kurumları, vatandaşlar, yayın kuruluşları ve diğer muhataplar arasında ayrımcılık yapılmaması, hizmetlerin adil ve tarafsız yürütülmesi, uygulamaların hakkaniyet ölçüleri içinde yapılması, tüm muhataplara eşit davranılması, savunmasız durumda olan kesimlerin korunmasına özen gösterilmesi esastır.

2.2. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun muhatapları;

2.2.1. Kurumun yöneticilerinden ve çalışanlarından mevzuata ve etik ilkelere aykırı herhangi bir beklenti içinde olmamalı, etik ilkeleri destekleyici şekilde davranmalıdırlar.

2.2.2. İşlemlerinde açık şeffaf, yasalar ve etik ilkeler çerçevesinde yakın işbirliği içesinde olmalıdırlar.

2.2.3. Sorunlarına kuruma geldikten sonra çözüm aramak yerine, mevzuatın öngördüğü tüm bilgi, belge ve işlemler konusunda hazırlıklarını önceden ikmal etmeli; bu şekilde hareket etmenin işlemleri hızlandıracağını ve etik dışı davranışları engelleyeceğini bilmelidirler.

3. YÖNETİCİLERİN ETİK SORUMLULUKLARI

3.1. Her düzeydeki yöneticiler;

3.1.1. Çalışmalarıyla ve davranışlarıyla diğer personele örnek olmalı, işlerin yürütülmesinde verimliliğe olduğu kadar etik ilkelere uygunluğa da önem vermelidirler.

3.1.2. Hizmetlerin yerine getirilmesinde; dürüstlüğün, tarafsızlığın, saydamlığın, halka hizmet etme bilincinin, hizmette yerindeliğin, beyana güvenin, saygınlığın, verimliliğin, hesap verebilirliğin, öngörülebilirliğin sağlanmasına; hizmet kalitesinin ve memnuniyetinin artırılmasına yönelik önlemleri almalıdırlar.

3.1.3. Personelin etik ilkeler konusundaki eksikliklerini tespit ederek gidermeli, kurum personeline verilen hizmet içi eğitimlerde, etik davranış ilkelerinin yer almasını sağlamalı, personelle ilgili performans ve başarı değerlendirmelerinde etik ilkelere uygunluğu göz önünde bulundurmalı ve etik dışı davranışlara kayıtsız kalmamalıdırlar.

3.1.4. Personeli, kurumun genel amaçları, ana hedefleri ve değerleri konusunda bilgilendirmeli, sağlıklı iletişime ve eşgüdüme önem vermeli; düzenli toplantılar yaparak personelle bilgi paylaşımında bulunmalıdırlar.

3.1.5. Kurumsal hiyerarşiye uygun davranmalı, kendi yönetimi dışındaki kurum personeliyle, ilgili birim yöneticisinin bilgisi dâhilinde bağlantı kurmalıdırlar.

3.1.6. Kamu kaynaklarının korunması ve israf edilmemesi için gerekli önlemleri almalı, iş gücünü ve imkânları kullanırken etkin, verimli ve tutumlu olmalıdırlar.

3.1.7. Kurumsal bilgilerin ve belgelerin güvenliği konusunda gerekli tedbirleri almalıdırlar.

3.1.8. Uluslararası ilişkiler, nezaket ve protokol gereğince verilen hediyeler ile kurum olarak alınan hediyelerin listesini herhangi bir uyarı beklenmeksizin her yıl Ocak ayı sonuna kadar Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kuruluna iletilmek üzere, Etik Komisyonuna bildirmelidir.

3.1.9. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda, personelin gönüllü katılımıyla etik iklimin hâkim kılınması, etik ilkelerin oluşturulması ve sürekliliğin sağlanması konusunda sorumluluk sahibidirler.

3.2. Yöneticilerin, hizmetlerin yerine getirilmesi sırasındaki sorumlulukları ve yükümlülükleri konusunda hesap verebilir ve kamusal değerlendirme ve denetime her zaman açık ve hazır durumda olmaları esastır. Bu nedenle yöneticiler; Kurumun amaç ve politikalarına uygun olmayan işlem ve eylemleri engellemek için görev ve yetkilerinin gerektirdiği önlemleri zamanında almalıdırlar.

4. ÇALIŞANLARIN ETİK SORUMLULUKLARI

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu çalışanları;

4.1. Gelişmeye açık olmalı, uzmanlık alanında kendilerini sürekli geliştirerek yenilemeli, daha etkin ve verimli hizmet sunma arayışı içinde niteliklerini artırarak görevini yapmalı, kendilerini ve yaptıkları işi sık sık gözden geçirmeli,

4.2. Çalışmalarını ve davranışlarını yasalara ve etik ilkelere uygunluk açısından daima denetlemeyi alışkanlık haline getirmeli,

4.3. İşini yaparken tüm bilgi ve birikimi ile yeteneklerini ortaya koymalı, görevini hakkıyla yerine getirmeli, meslektaşlarıyla bilgi paylaşımında bulunmalı,

4.4. Kolektif çalışmalarda taşıdığı sorumluluğun gereklerine uygun davranmalı, katıldığı toplantılarda kurumunu en iyi şekilde temsil etmeli, kurumun saygınlığına gölge düşürmemeli,

4.5. Sorumluluktan kaçmamalı, sorunlar karşısında kayıtsız kalmamalı; sorunu örtbas etmek yerine yasaya uygun olarak çözümlemeli,

4.6. Zamanı etkin ve verimli kullanmalı, mesaiye riayet etmeli, mesai konusunda ayrıcalık talep etmemeli, kişisel işlerini mesai saatlerinin dışında yürütmeli,

4.7. Amirlerine karşı dürüst davranmalı, kişisel beklentilerle etik ilkelere aykırı davranışlara yönelmemeli, iş yerindeki sorunlarının çözümü için hiyerarşik olarak kendisine en yakın amire başvurmalı,

4.8. Başkalarının davranışlarını eleştirmeden önce kendi davranışlarını gözden geçirmeli, başkalarından etik ilkelere uygun davranmasını talep ederken, kendisinin de etik ilkelere uygun davrandığından emin olmalı,

4.9. Kendilerinden yasalara ve etik ilkelere aykırı davranmaları talep edilirse, bu durumu ilgili makamlara bildirmelidirler.

4.10. Şahsi ve kamu çıkarlarıyla çelişebilecek ve görevini tarafsız bir şekilde yerine getirmesini engelleyebilecek durumlardan kaçınmalıdırlar. Şahsi çıkarlar, kişinin kendisine, ailesine, yakın akrabalarına, arkadaşlarına ya da iş bağlantısı veya siyasi ilişkileri olduğu kişi ya da kuruluşlara sağlanan her türlü menfaati içerir. Bunun yanı sıra, onlarla ilgili mali ya da diğer türlerdeki her türlü yükümlülüğü kapsar.

4.11. Kurumsal konumlarını kullanarak, yayın kuruluşlarından kişisel taleplerde bulunmamalıdırlar.

4.12. Görevi dolayısıyla elde ettiği resmi veya gizli nitelikteki bilgileri ve belgeleri, kendilerine, yakınlarına veya üçüncü kişilere doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanmamalı, görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra yetkili makamlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklamamalıdırlar.

4.13. Kurum personeliyle ilgili bilgiler, yalnızca yasal yetkisi ve sorumluluğu bulunanların erişimine açık olduğundan, bu tür bilgileri başka kişi ve kuruluşlarla paylaşmamalıdırlar.

Görsel – İşitsel Yayıncılık Etik İlkeleri

0
Görsel – İşitsel Yayıncılık Etik İlkeleri, 2007 yılında Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile Televizyon Yayıncıları Derneği (TVYD) tarafından yapılan ortak çalışma sonucunda 12 madde halinde hazırlanarak dönemin RTÜK Başkanı Zahit Akman tarafından 3 Temmuz 2007 tarihinde düzenlenen imza töreni ile açıklanmıştır.
Görsel – İşitsel Yayıncılık Etik İlkeleri, RTÜK tarafından 2018 yılında 20 madde halinde güncellenmiş , Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla düzenlenen törende medya hizmet sağlayıcılar tarafından imzalanarak 12 Aralık 2018 tarihinde ilan edilmiştir. Radyo ve Televizyon Yayın Etik İlkelerin ilan edildiği törene; TRT, A Haber, ATV, Akit TV, Doğuş Yayın Grubu, NTV, Kanal D, FOX TV, Habertürk, Beyaz TV, Bloomberg, CNN Türk, D Smart, Digitürk, Halk TV, Kanal 7, Ülke TV, Show TV, Star TV, TGRT, TV Net, TV8, TV5, 24 TV, 360 TV, Ulusal Kanal ile Anadolu Yayıncılar Derneği, Radyo ve Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği, Televizyon Yayıncıları Derneği, Güç Telekom, Reklam Verenler Derneği, Türksat, Turkcell, Vodafone, Türk Telekom, Tivibu, Ulusal Radyo Yayıncıları Derneği temsilcileri katılmış, “yeni etik ilkeler” imzalanarak açıklanmıştır.
Görsel – İşitsel Yayıncılık Etik İlkeleri

Biz, aşağıdaki imzası bulunan Medya Hizmet Sağlayıcılar ve Platform İşletmecileri olarak; yayıncılığın toplumsal sorumluluk gerektirdiği bilinciyle, izlenme/dinlenmeyi tek ölçüt kabul etmeden yayınlarımızda

  • İnsan onuruna, temel hak ve özgürlüklere saygılı olmayı,
  • Türkçe’nin doğru, güzel ve anlaşılır şekilde kullanılmasının yanı sıra dilin düzeysiz, kaba ve argo kullanımından kaçınmayı,
  • İfade özgürlüğü ve haber alma hakkı çerçevesinde, olay ve olguları doğru ve tarafsız vermeyi,
  • Milli iradeye saygılı olmayı,
  • Toplumun inanç, değer ve hassasiyetlerini gözetmeyi,
  • Irk, dil, din ve cinsiyet ayrımcılığına; aşağılama ve önyargılara yer vermemeyi,
  • Çocukların korunması ilkesini azami gözetmeyi, çocukların ve gençlerin fiziksel zihinsel ve ahlaki gelişimini olumsuz etkileyen yayınlar yapmamayı,
  • Ailenin bütünlüğünü ve sürekliliğini desteklemeyi,
  • Kadın istismar eden içeriklere yer vermemeyi,
  • Özel hayatın gizliliğini korumayı,
  • Şiddeti teşvik etmemeyi ve meşrulaştırmamayı,
  • Çok sesliliğe ve kültürel çeşitliliğe önem vermeyi,
  • Kişilerin ve kurumların cevap ve düzeltme haklarına saygılı olmayı,
  • Terör örgütlerinin amaçlarına hizmet etmemeyi,
  • Savaş, terör amaçlı saldırı, doğal afet ve benzeri olağanüstü durumların ortaya çıkardığı kriz zamanlarında sağduyu ve sorumlu davranmayı; toplumda korku ve infial oluşturabilecek yayınlardan kaçınmayı,
  • Alkol, tütün ürünleri ve uyuşturucu maddeler ile kumar başta olmak üzere, her türlü bağımlılıkla mücadele konusunda gereken hassasiyeti göstermeyi,
  • Genel sağlığa zarar verecek yayınlar yapmamayı; sağlık ile ilgili yayınlarda bilimselliği ve uzmanlığı ön planda tutmayı,
  • İzleyiciyi yanıltan ve zaaflarını istismar eden ticari iletişim yayınlarına yer vermemeyi,
  • Çevrenin ve hayvanların korunması bilincini geliştirmeyi,
  • Haksız amaç ve çıkarlara hizmet etmemeyi,

TAAHHÜT EDERİZ

 

2007 yılındaki  12 Maddelik Etik İlkeler Beyannamesi 

1. İnsan onuruna, temel hak ve özgürlüklere saygılı olmak.

2. İfade özgürlüğü ve haber alma hakkı çerçevesinde, olay ve olguları doğru, tarafsız ve eksiksiz yayınlamak.

3. Yayıncılığı haksız amaç ve çıkarlar doğrultusunda kullanmamak.

4. Çoksesliliğin ve kültürel çeşitliliğin korunmasına önem vermek,

5. Yayınlarımızda ırk, renk, dil, din ve cinsiyet ayrımcılığına, aşağılama ve önyargılara yer vermemek.

6. Kişi ve kurumların cevap ve düzeltme haklarına saygılı olmak.

7. Toplumda korku ve infial yaratabilecek olaylar karşısında ve kriz zamanlarında sağduyulu davranmak.

8. Şiddeti teşvik etmemeye ve meşrulaştırmamaya özen göstermek.

9. Özel hayata ve mahremiyete saygılı olmak.

10. Kadınların sorunlarına duyarlı olmak ve kadınları nesneleştirmekten kaçınmak.

11. Çocuk ve gençleri uygun olmayan içerikten korumaya özen göstermek.

12. İzleyicilerin ve dinleyicilerin gereksinim, beğeni ve hassasiyetlerine önem vermek.

Carl Schmitt’in Hukuk Düşüncesinde Demokrasi ve Diktatörlük Tartışması

0

Carl Schmitt‘in Hukuk Düşüncesinde Demokrasi ve Diktatörlük Tartışması, Suat Kutay Küçükler tarafından kaleme alınmıştır. Eser, Felsefe- Felsefe Tarihi- Sosyoloji  kategorisinden 2023 yılı Aralık ayında, On İki Levha Yayıncılık tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur. 

ARKA KAPAK YAZISI

“Bu kitap, Carl Schmitt’in demokrasi ve diktatörlük üzerine düşüncelerini politik felsefenin sorgu sahasında ele almayı amaçlayarak Schmitt’i kendi döneminin polemikleri arasında konumlandırmaktadır. Bu amaçla Weimar dönemi hukukçuları üzerinde önemli etkisi olan Carl Friedrich Wilhelm von Gerber ve Paul Laband’ın anayasa düşünceleri ekseninde Alman İmparatorluğu’nun hukuk mirası incelenmiştir. Weimar Cumhuriyeti’nin krizlerle şekillenen politik atmosferi, politik felsefe açısından verimli tartışmaların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu tartışmaların izi; dönemin hukukçularından Gerhard Anschütz, Richard Thoma, Georg Jellinek, Hans Kelsen ve Hermann Heller’ın demokrasi ve diktatörlük tartışmasına kaynaklık eden düşünceleri üzerinden sürülmüştür. Schmitt, çoğunluğu 1920’li yıllara denk gelen anayasa hukuku çalışmaları ile Weimar dönemi hukuk tartışmaları arasında belirleyici bir yerde durmaktadır. Schmitt ile anayasanın koruyuculuğu ve parlamentarizm hakkında polemiğe giren düşünürler, kitabın ayrı bir bölümünün konusunu oluşturmaktadır. Politik felsefenin güncel bir uğrağı olmayı sürdüren Schmitt’in demokrasi ve diktatörlük üzerine düşünceleri, çağdaş dünyanın karşı karşıya kaldığı demokrasi sorunlarının derinleştirilmesinde verimli bir kaynaktır. Bu kitabın amaçları arasında, kendi tarihsel bağlamı içerisinde Schmitt’in devlet düşüncesinin spesifik bir incelemesini yapmanın yanında, kendisini diktatörlüğün karşısında konumlandıran liberal demokrasi anlayışını tartışmaya açmak da bulunmaktadır.”

KİTABIN KONU BAŞLIKLARI 
  • Alman İmparatorluğu’nun Hukuk Mirası: Gerber ve Laband
  • Weımar Cumhuriyeti’nde Anayasa ve Demokrasi Tartışmaları
  • Carl Schmitt’in Demokrasi ve Diktatörlük Kavrayışı
  • Weımar Cumhuriyeti’nde Polemikler
İÇİNDEKİLER 

GİRİŞ

BİRİNCİ BÖLÜM
ALMAN İMPARATORLUĞU’NUN HUKUK MİRASI: GERBER VE LABAND
1.1. Alman İmparatorluğu’nda Pozitivist Okul’un Ortaya Çıkışı
1.2. Pozitivist Okul’un Hukuk Anlayışı ve Kişi Olarak Devlet
1.3. Pozitivist Okul’da Anayasanın Koruyucusu Bahsi

İKİNCİ BÖLÜM
WEIMAR CUMHURİYETİ’NDE ANAYASA VE DEMOKRASİ TARTIŞMALARI
2.1. Weimar Anayasası Üzerine Genel Bir Değerlendirme
2.2. Gerhard Anschütz: Demokrasi ve Milliyetçilik Karşıtlığının Kırılması
2.3. Richard Thoma: Demokrasinin İmkanı Olarak Liberal Demokrasi
2.4. Georg Jellinek: Anayasanın Sınırlarını Tanımak
2.5. Hans Kelsen: Saf Hukuk Kuramı ve Göreci Demokrasi
2.6. Hermann Heller: Demokrasi ve Toplumsal Homojenlik

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
CARL SCHMITT’İN DEMOKRASİ VE DİKTATÖRLÜK KAVRAYIŞI
3.1. Politik Kararın Estetik Örtüsü: Politik Romantizm
3.2. Egemenlik Sorunu Ekseninde Diktatörlük
3.3. Bir Egemenlik Sorgusu: Politik Teoloji I
3.4. Demokrasi ve Parlamentarizm Eleştirisi
3.5. Anayasa ve Anayasal Yasa

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
WEIMAR CUMHURİYETİ’NDE POLEMİKLER
4.1. Anayasanın Koruyucusu Tartışması
4.2. Schmitt’in Parlamentarizm Eleştirisi Karşısında Kelsen ve Thoma’nın İtirazları

SONUÇ

Yazar Suat Kutay Küçükler Hakkında 

1997 yılında Kırklareli’nde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünden yüksek onur derecesi ile mezun oldu. Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Anabilim Dalında “Carl Schmitt’in Hukuk Düşüncesinde Demokrasi ve Diktatörlük Tartışması” başlıklı tezi ile yüksek lisans derecesi aldı. Doktora öğrenimini de aynı kurumda sürdürmektedir. Kurucusu olduğu Noktasız Dergi’nin yayın yönetmenliğini yürütmektedir.

Yayın Hizmeti İlkeleri

0

Yayın Hizmeti İlkeleri, 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Yasa ile kısa adı RTÜK olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun ilke ve kuralları belirlenmiş, RTÜK’ün etikle ilgili yayın ilkeleri, 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 8. maddesinde açıklanmıştır. Kanunun uygulamasını göstermek üzere Yayın Hizmeti Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik düzenlenmiş, yönetmeliğin 8. maddesi yayın ilkelerini ve etik kuralları liste halinde sıralamıştır.

Yayın Hizmeti İlkeleri

(1) Medya hizmet sağlayıcılar, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla yayın hizmeti ilkelerine uygun olarak sunarlar.

Yayın hizmetleri;

a) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı olamaz.

b) Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz.

c) Hukukun üstünlüğü,adalet ve tarafsızlık esasına aykırı olamaz.

ç) İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez. İnsanların yaralanma, acı çekme, ölüm anları ve benzeri durumlar, duygu sömürüsüne yol açacak biçimde verilemez. Kişilerin izinleri olmadıkça, özel hayata ilişkin bilgi, belge ve kayıtlar yayınlanamaz, konut dokunulmazlığı yayın yoluyla ihlal edilemez. Güvenlik kamerası veya benzeri yöntemlerle yapılan kayıtlar ancak, insan onuruna ve kişilik haklarına saldırı içermemesi halinde ilgililerin izni ile yayınlanabilir. Rüşvet,cinsel taciz ve benzerisuç fiilleri, yorum katıcı kurgulama kullanılarak haberleştirilemez.

d) Terörü övemez ve teşvik edemez, terör örgütlerini güçlü veya haklı gösteremez, terör örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerini yansıtıcı nitelikte olamaz. Terör eylemini, faillerini ve mağdurlarını terörün amaçlarına hizmet eder şekilde sunamaz. Terör mağdurları ile yakınlarının kişilik haklarını olumsuz etkileyecek yayın yapılamaz.

e) Irk, renk, dil, din, tabiiyet, cinsiyet, özürlülük, siyasî ve felsefî düşünce, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapan ve bireyleri aşağılayan yayınları içeremez ve teşvik edemez.

f) Toplumun millî ve manevî değerlerine, genelahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz.

g) Suç işlemeyi, suçluyu ve suç örgütlerini övücü, suç tekniklerini öğretici nitelikte olamaz.

ğ) (Değişik:RG-3/4/2014-28961) Çocuklara, güçsüzlere ve engellilere karşı istismar içeremez ve şiddeti teşvik edemez. Bunlara karşı her türlü ayrımcılık, fiziksel, duygusal, sözel ve cinsel şiddet teşvik edilemez. Çocukların yer aldığı sahnelerin içeriği, bu programlara katılan ya da bunlarda rol alan çocukların fiziksel, zihinsel veya duygusal gelişimine zarar verecek unsurlar içeremez. Çocuklara yönelik verilecek ödüller onların yaş aralığına uygun olmalıdır.

h) (Değişik:RG-3/4/2014-28961) Alkol, tütün ürünleri ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapıcı madde kullanımı ile kumar oynamayı özendirici nitelikte olamaz. Yetkili makamlarca ya da bunların izniyle düzenlenen şans oyunlarının yer aldığı yayınlar; bu tür oyunların maddi, sosyal veya duygusal açıdan zarara sebebiyet verecek şekilde oynanmasını teşvik edemez.

ı) (Değişik:RG-3/4/2014-28961) Haber bültenleri ve haber programları, tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile haber ajanslarından veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur. Canlı yayınların “canlı” olduğu açıkça belirtilir. Canlı yayınların tekrarında ise kısa mesaj ile programa katılma, telefon bağlantısı ve benzeri şekilde izleyicilerin mağduriyetine sebep olacak duyulara yer verilmez.

i) Suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimse suçlu ilân edilemez veya suçluymuş gibi gösterilemez; yargıya intikal eden konularda yargılama süresince, haber niteliği dışında yargılama sürecini ve tarafsızlığınıetkiler nitelikte olamaz.

j) Haksızçıkarlara hizmet eden ve haksızrekabete yolaçan unsurlar içeremez.

k) Siyasî partiler ve demokratik gruplar ile ilgili tek yönlü veya taraf tutar nitelikte olamaz. Sunucu program sunumu esnasında tarafsız olmak zorundadır.

l) Genelsağlığa,çevrenin ve hayvanların korunmasına zarar verecek davranışları teşvik edemez.

m) Türkçenin, özellikleri ve kuralları bozulmadan doğru, güzel ve anlaşılır şekilde kullanılmasını sağlamak zorundadır; dilin düzeysiz, kaba ve argo kullanımına yer verilemez.

n) Müstehcen olamaz. Cinsel duyguları sömürmeye yönelik, bireyleri cinsel meta olarak gösteren, insan bedenini cinsel tahrik unsuruna indirgeyen, toplumsal yaşam alanı içinde sergilenemeyecek mahrem söz ve davranışlar içeren, toplumda yaşayan bireylerin ar ve utanma duygularını örseleyen ve cinsel isteklerini tahrik ve istismar eder nitelikte olamaz.

o) Kişi veya kuruluşların cevap ve düzeltme hakkına saygılı olmak zorundadır. Mahkemenin karar verdiği cevap ve düzeltme metinleri, sesli ve görüntülü olarak izleyicilerin veya radyolarda sesli olarak dinleyicinin kolaylıkla takip edebileceği şekilde yayınlanır.

ö) Bilgi iletişim araçları yoluyla yarışma veya lotarya içeremez, dinleyici ve seyircilere ikramiye verilemez veya ikramiye verilmesine aracılık edemez.

p) Medya hizmet sağlayıcı tarafından yapılan veya yaptırılan anket ve kamuoyu yoklamalarının, hazırlık aşamasından sonuçların ilânına kadar noter nezaretinde gerçekleştirilmesi ve bu durumun yayın esnasında kamuoyuna duyurulması ve belgelerin istenilmesi halinde Üst Kurula sunulması zorunludur.

r) Kişileri fal veya batıl inançlar yoluyla istismar edemez. Yayın yoluyla fal, batıl inançlar gibi yöntemlerin kullanılması ön plana çıkartılarak bu yöntemler sonucunda seyirciler ve dinleyiciler yanlış yönlendirilemez ve istismar edilemez.

s) Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden, kanıksatan ve kadını istismar eden programlar içeremez. Törenin toplumda kadına karşı bir baskı aracı gibi kullanılmasını teşvik edemez.

ş) Şiddeti özendirici veya kanıksatıcı olamaz. Saldırgan davranış ve tutumların öğrenilmesine, şiddete karşı duyarsızlaşmaya ve şiddeti normalleştirmeye neden olamaz. Haber bültenlerinde veya haber programlarında şiddet unsuru taşıyan ses ve görüntüler süresi gereğinden uzun tutularak, tekrara başvurularak ya da gerçekliğiyle oynanarak haber niteliği dışında yayınlanamaz. Şiddeti olumlayan yorum ve ifadelere yer verilemez.

(2) Radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde, çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar verebilecek türde içerik taşıyan programlar bunların izleyebileceği korumalı saatlerde, koruyucu sembol kullanılsa dahi yayınlanamaz. Korumalı saatlerdeki program tanıtımlarında çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar verebilecek türde şiddet,cinsellik ve benzeri unsurlar taşıyan içeriklere yer verilemez.

(3) İsteğe bağlı yayın hizmeti sağlayıcıları, çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimini olumsuz etkileyebilecek nitelikteki yayın hizmetlerinin bunların bu tür hizmetleri normal şartlar altında duymayacakları ve görmeyecekleri şekilde sunulmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu programlar şifre sistemi veya benzer korumalı bir sistem olmaksızın ve abonenin yetişkin olduğundan emin olarak tedbirler alınmaksızın ve çocukların erişebilecekleri şekilde yayınlanamaz.

İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına Dair Roma Sözleşmesi

0
İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına Dair Roma Sözleşmesi(Summary of the Rome Convention for the Protection of Performers, Producers of Phonograms and Broadcasting Organisations) , 26 Ekim 1961 tarihinde Birleşmiş Milletler üyesi devletler tarafından Roma’da imzalanmıştır.  WIPO, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ile birlikte sözleşmenin yürütülmesinden sorumludur.

İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına Dair Roma Sözleşmesine Katılmamızın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun” Türkiye Büyük Millet Meclisinin Millî Eğitim ve Dışişleri Komisyonlarında görüşüldükten sonra 7 Temmuz 1995 tarihinde genel kurulda kabul edilmiş ve Resmi Gazete’nin 12 Temmuz 1995 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme; icracıların ve  fonogram yapımcılarının ve yayıncıların haklarını korumayı hedeflemektedir.  İcracılar; aktörler, şarkıcılar, müzisyenler, dansçılar ve edebiyat veya sanat eserlerini yaratan sanatçılardır.  Eserlerin yayınlanması veya kamuya arz edilmesi, çoğaltılması ve diğer maddi ve manevi haklar  haklar eser sahibine aittir.  Sözleşmeye göre fonogram “bir icradan kaynaklanan seslerin veya sair seslerin münhasıran işitsel olarak tespitini”, ““Fonogram Yapımcısı” ise “bir icradan kaynaklanan sesleri veya sair sesleri ilk defa tespit eden gerçek veya tüzel kişiyi” ifade etmektedir. Fonogram yapımcıları, fonogramlarının doğrudan veya dolaylı olarak çoğaltılmasına izin verme veya yasaklama hakkına sahiptir. Ticari amaçlarla yayınlanan bir fonogramın herhangi bir biçimde kamuya yayın veya iletişim şeklinde ikincil kullanımlara dönüşmesi durumunda, kullanıcı tarafından icracılara, fonogram yapımcılarına veya her ikisine de tek bir adil ücret ödenmek zorundadır.

Sözleşme, her türlü yaratıcı fikri, eseri ve eser sahiplerini maddi ve manevi bakımdan korumak amacıyla düzenlenmiştir.

İCRACI SANATÇILAR, FONOGRAM YAPIMCILARI VE YAYIN KURULUŞLARININ KORUNMASINA DAİR  
 ROMA SÖZLEŞMESİ

Akit Devletler, icracı sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının haklarını koruma isteğinden hareketle aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.

Madde 1

Bu Sözleşmede öngörülen koruma, edebiyat ve sanat eserleri üzerindeki telif haklarının aynen korunmasını sağlayacak ve bu haklara halel getirmeyecektir. Bu sebeple, bu Sözleşmenin hiçbir hükmü işbu korumayı ihlal edecek şekilde yorumlanamaz.

Madde 2
  1. Bu Sözleşmenin amaçları çerçevesinde “ulusal uygulama”, korumanın istendiği bir Akit Devletin iç mevzuatı uyarınca:
    • yurttaşı olan icracı sanatçılara, kendi toprakları üzerinde yapılan, yayınlanan veya ilk defa tespit edilen temsilleri için,
    • yurttaşı olan fonogram yapımcılarına kendi toprakları üzerinde ilk defa tespit edilen veya yayınlanan fonogramları için,
    • yönetim merkezi kendi toprakları üzerinde bulunan yayın kuruluşlarına, toprakları üzerindeki vericiler vasıtasıyla iletilen yayınlar için,

korumaya yönelik olarak kabul edilen uygulama anlamına gelir.

  1. Ulusal uygulama, işbu Sözleşmede özel olarak teminat altına alınmış koruma ve öngörülmüş sınırlamalar gözönünde tutulmak suretiyle tanınacaktır.
Madde 3

İşbu Sözleşme uyarınca:

    • “İcracı sanatçı”, edebiyat veya sanat eserlerini canlandıran, anlatan, söyleyen, oynayan veya icra eden aktörleri, şarkıcıları, müzisyenleri, dansçıları ve diğer kişileri;
    • “Fonogram”, bir icradan kaynaklanan seslerin veya sair seslerin münhasıran işitsel olarak tespitini;
    • “Fonogram Yapımcısı”, bir icradan kaynaklanan sesleri veya sair sesleri ilk defa tespit eden gerçek veya tüzel kişiyi;
    • “Yayım”, uygun miktarda fonogram nüshalarının kamuya arz edilmesini;
    • “Çoğaltma”, bir tespitin bir veya daha fazla kopyasının yapılmasını;
    • “Yayın”, seslerin veya resim ve seslerin, kamunun yararlanacağı şekilde telsiz araçlarla yayınını;
    • “Tekrar Yayın”, bir yayın kuruluşunun yapmış olduğu yayının, diğer bir yayın kuruluşu tarafından aynı anda yayınını;

ifade eder.

Madde 4

Aşağıdaki şartlardan herhangi birinin mevcut olduğu hallerde, her Akit Devlet, icracı sanatçılara ulusal uygulamayı tanıyacaktır:

    • İcranın, başka bir Akit Devlet toprakları üzerinde yapılmış olması;
    • İcranın 5 nci madde gereğince korunan bir fonograma kaydedilmiş olması;
    • Bir fonograma kaydedilmemiş olan icranın, bu Sözleşmenin 6. maddesi gereğince korunan bir yayınla yayınlanmış olması.
Madde 5
  1. Aşağıdaki şartlardan herhangi birinin mevcut olduğu hallerde, her Akit Devlet, fonogram yapımcılarına ulusal uygulamayı tanıyacaktır:
    • Fonogram yapımcısının, başka bir Akit Devlet yurttaşı olması, (yurttaşlık kriteri);
    • Sesin ilk tespitinin, başka bir Akit Devlet toprakları üzerinde yapılmış olması (tespit kriteri);
    • Fonogramın, ilk defa başka bir Akit Devlet toprakları üzerinde yayınlanmış olması (yayın kriteri).
  1. İlk yayını, akit olmayan bir Devlet toprakları üzerinde gerçekleşen fonogramın, ilk yayınını takip eden otuz gün içinde bir Akit Devlet toprakları üzerinde aynı şekilde yayınlanması (aynı anda yayın) halinde, bu fonogram, ilk defa olarak Akit Devlet toprakları üzerinde yayınlanmış kabul edilecektir.
  2. Her Akit Devlet, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, yayın veya tespit kriterini uygulamayacağını bildirebilir. Böyle bir bildirim, ya sözleşmenin onaylanması, kabulü veya katılım anında, ya da daha sonra herhangi bir zamanda yapılabilir. Bu son halde, tevdi edildiği tarihten 6 ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 6
  1. Aşağıda yazılı şartlardan herhangi birinin mevcut olduğu hallerde her Akit Devlet, yayın kuruluşlarına ulusal uygulamayı tanıyacaktır:
    • Yayın kuruluşunun yönetim merkezinin başka bir Akit Devlet toprağı üzerinde olması,
    • Yayının başka bir Akit Devlet toprağı üzerinde bulunan bir vericiden yapılmış olması.
  1. Her Akit Devlet, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle, yalnızca yayın kuruluşunun merkezinin diğer bir Akit Devlet toprakları üzerinde kurulmuş olması ve yayının aynı Akit Devlet toprakları üzerinde bulunan bir vericiden yapılmış olması halinde yayınlara koruma sağlayacağını beyan edebilir. Böyle bir bildirim, ya onama, kabul veya katılma anında veyahut daha sonra herhangi bir zamanda yapılabilir. Bu son halde, tevdi edildiği tarihten altı ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 7
  1. Bu Sözleşme ile icracı sanatçılar için sağlanan koruma;
    • yayın veya umuma arz suretiyle kullanılan icralarının bizzat daha evvel radyo ile yayınlanmış bir icra olması veya daha önce yapılan bir tespitten yayınlanması hariç, kendi icralarının izinleri olmaksızın yayınlanmasını ve umuma arzını;
    • tespit edilmemiş olan icralarının izinleri olmaksızın tespitini;
    • izinleri olmaksızın çoğaltılmış icralarının;

(i)  eğer ilk tespit izinleri olmaksızın yapılmışsa;

(ii) eğer çoğaltma, icracı sanatçıların izin vermiş oldukları amaçlar    dışında başka bir amaçla yapılmışsa;

    • eğer ilk tespit, 15 nci maddeye göre yapılmış ve bu madde hükümleri ile güdülen amaçlardan başka amaçlar güdülerek çoğaltılmışsa,

izinleri olmaksızın çoğaltılmasını önlemeyi içerecektir.

    • İcracı sanatçıların, yayına izin vermeleri halinde yayın tekrarlarına, yayın amacıyla yapılacak tespitlere ve böyle bir tespitin yayın amacıyla çoğaltılmasına karşı öngörülecek koruma, ülkesi üzerinde koruma istenilen Akit Devletin ulusal mevzuatı ile düzenlenecektir.
    • Yayın amacıyla yapılmış olan tespitlerin yayın kuruluşları tarafından kullanım şekil ve şartları, ülkesi üzerinde koruma istenilen Akit Devletin ulusal mevzuatı ile düzenlenecektir.
    • Bununla birlikte, bu maddenin (1) ve (2) numaralı alt paragraflarında öngörülen hallerde ulusal mevzuat, icracı sanatçıları, yayın kuruluşları ile ilişkilerini anlaşma yolu ile düzenleme hakkından mahrum etmeyecektir.
Madde 8

Her Akit Devlet, icracı sanatçılar arasından, birden fazlasının aynı icraya katılmaları halinde, bunların haklarını kullanma bakımından temsil edilme şekillerini kendi ulusal mevzuatı ile tayin edebilir.

Madde 9

Her Akit Devlet, kendi ulusal mevzuatı ile, işbu sözleşmede öngörülen korumayı, edebiyat veya sanat eserleri icra etmeyen sanatçıları da kapsayacak şekilde genişletebilir.

Madde 10

Fonogram yapımcıları, kendi fonogramlarının doğrudan veya dolaylı olarak çoğaltılmasına izin verme veya önleme hakkına sahip olacaktır.

Madde 11

Bir Akit Devletin ulusal mevzuatı, fonogram yapımcılarının, icracı sanatçıların veya her ikisinin haklarının korunma şartı olarak bazı formalitelerin yerine getirilmesini öngörmüşse, satışa çıkarılmış olan fonogramın bütün nüshaları veya kapakları (P) işareti ile birlikte, ilk yayım yılını, korumanın mahfuz tutulduğunu açık surette gösterir şekilde taşımaları halinde bu talep yerine getirilmiş kabul edilecektir. Ayrıca, bu fonogram nüshaları veya kapakları, fonogram yapımcısını veya yapımcı tarafından lisans verilmiş olan kişinin (isim, marka veya başkaca uygun işaretlerle) kimliğini tespite elvermiyorsa, sözü edilen işaret aynı zamanda fonogram yapımcısının haklarını elinde bulunduran kimsenin adını da ihtiva edecektir. Bununla birlikte, nüshalar veya kapaklarında, icracı sanatçıların kimliğini gösterir bilgi mevcut değilse, sözü edilen işaret, tespitin yapıldığı ülkedeki icracı sanatçıların haklarını elinde bulunduran kimsenin de ismini ihtiva edecektir.

Madde 12

Ticari amaçlarla yayımlanmış olan bir fonogram veya bunun çoğaltılmış nüshaları, doğrudan doğruya yayın veya herhangi bir şekilde kamuya arz için kullanılırsa, icracı sanatçılara veya fonogram yapımcılarına veyahut her ikisine de bir defaya mahsus olmak üzere, kullanan tarafından makul bir ücret ödenecektir. Taraflar arasında anlaşma mevcut olmadığı takdirde, bu ücretin taksim şekli ulusal mevzuat ile tayin edilebilir.

Madde 13

Yayın kuruluşları:

    • yayınlarının tekrar yayınlanmasına;
    • yayınlarının tespit edilmesine;
    • (i)   yayınlarının izinleri olmaksızın yapılan tespitlerinin;
    • eğer çoğaltmalar bu hükümler ile güdülen amaçlar dışında yapılmışsa, yayınlarının 15 inci madde hükümlerine uygun şekilde yapılmış tespitlerinin;

                     çoğaltılmasına;

    • kamunun ücret ödemeksizin girebileceği mekanlarda, televizyon yayınlarının kamuya sunulmasına;

izin verebilecek veya menedebilecektir. Bu hakkın kullanılabilme şartları, korunmanın sağlandığı ülkenin ulusal mevzuatınca tayin edilecektir.

Madde 14

Bu Sözleşmeye göre tanınacak koruma süresi:

  • fonogramlar ve fonogram üzerine tespit edilmiş icralar için tespitin,
  • fonogram üzerine tespit edilmeyen icralar için icranın,
  • yayınlar için yayının,

yapıldığı yılın sonundan hesaplanmak üzere yirmi yıllık bir süreden az olmayacaktır.

Madde 15
  1. Her Akit Devlet, işbu Sözleşme ile teminat altına alınan koruma hükümlerine aşağıdaki hallerde kendi ulusal mevzuatında istisnalar öngörebilir:
  • kişisel kullanım,
  • güncel olayların bildirimi ile ilgili olarak küçük alıntıların kullanılması,
  • bir yayın kuruluşu tarafından kendi imkanları ile ve kendi yayınları için geçici tespit yapılması,
  • münhasıran eğitim veya bilimsel araştırmalar amacıyla kullanılması.
  1. Birinci paragraf hükümleri saklı kalmak üzere, her Akit Devlet, icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları ve yayın kuruluşlarının korunması konusunda, edebiyat ve sanat eserleri üzerindeki eser sahibinin haklarının korunmasına ilişkin kendi ulusal mevzuatında yeralan sınırlamalarla aynı nitelikte sınırlamaları, kendi ulusal mevzuatında öngörebilir. Bununla beraber, zorunlu ruhsatlar ancak işbu Sözleşme hükümlerine uygun bulunduğu oranda sağlanabilir.
Madde 16
  1. İşbu Sözleşmeye taraf olan her Devlet, Sözleşmede öngörülen bütün hak ve yükümlülükleri kabul edecektir. Bununla birlikte, bir Devlet, her zaman Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine başvurarak aşağıdaki hususları beyan edebilir:
  • 12 nci madde ile ilgili olarak:

          (i)      sözkonusu maddenin hiçbir hükmünü uygulamayacağını;

          (ii)     bu maddenin bazı kullanılış şekillerine ilişkin hükümlerini uygulamayacağını;

     (iii)    bu maddede, yapımcısı başka bir Akit Devlet yurttaşı olmayan fonogramlar konusunda öngörülen hükümleri uygulamayacağını;

       (iv)  yapımcısı başka bir Akit Devlet yurttaşı olan fonogramlar hakkında, bu maddede öngörülen korumanın kapsam ve süresini, beyan sahibi devletin bir yurttaşı tarafından ilk defa tespit olunan fonogramlara diğer bir devletin tanıdığı kapsam ve süre ile sınırlayacak, ancak, fonogram yapımcısı kendi yurttaşı olan bir akit devletin bu korumayı beyan sahibi akit devletle aynı şekilde yararlanan kişi ya da kişilere tanımaması halinde bu durum, korumanın kapsamına ilişkin bir fark sayılmayacaktır.

(b)   13 üncü madde ile ilgili olarak, bu maddenin (d) paragrafı hükümlerini uygulamayacağı konusunda bir Akit Devlet beyanda bulunursa, diğer Akit Devletler 13 üncü maddenin (d) paragrafında öngörülen hakkı, merkezleri bu devlet toprakları üzerinde bulunan yayın kuruluşlarına tanımakla yükümlü olmayacaklardır.

  1. Bu maddenin 1 inci paragrafında sözedilen bildirim, onama, kabul veya katılma belgesinin tevdiinden sonra yapılmışsa, bu bildirim ancak tevdi edildiği tarihten altı ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 17

26 Ekim 1961 tarihinde yürürlükte olan ulusal mevzuatıyla, fonogram yapımcılarına yalnızca tespit kriterine dayanan bir koruma sağlayan her Devlet, onama, kabul veya katılma anında Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle, 5 inci madde amaçları için salt tespit ölçütünün ve 16 ncı maddenin 1 (a), (iii) ve (iv) ncü paragraflarının amaçları için yurttaşlık ölçütü yerine, tespit ölçütünü uygulayacağını bildirebilir.

Madde 18

5 inci maddenin 3 üncü paragrafı, 6 ncı maddenin 2 nci paragrafı, 16 ncı maddenin 1 inci paragrafı veya 17 nci  maddede öngörülen beyanlardan birinde bulunmuş olan her Devlet, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine yapılacak yeni bir bildirimle ilk beyanının kapsamını daraltabilir veya bunu tamamen geri alabilir.

Madde 19

Bu Sözleşmenin diğer hükümlerine halel gelmeksizin, bir icracı sanatçı, icrasının görsel veya görsel-işitsel olarak tespit edilmesini kabul ederse, 7 nci madde uygulanmayacaktır.

Madde 20
  1. Bu Sözleşme, Akit Devletlerden herhangi birinde, Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden evvel kazanılmış haklara halel getirmeyecektir.
  2. Hiçbir Akit Devlet, bu Sözleşme hükümlerini, Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten evvel yapılmış icralar veya yayınlar veyahut tespit edilmiş fonogramlara uygulamakla yükümlü olmayacaktır.
Madde 21

Bu Sözleşme ile sağlanan koruma, icracı sanatçıların, fonogram yapımcılarının ve yayın kuruluşlarının başka şekilde yararlanabilecekleri korumaya halel getirmeyecektir.

Madde 22

Akit Devletler, icracı sanatçılara, fonogram yapımcılarına veya yayın kuruluşlarına, bu Sözleşmedeki haklardan daha kapsamlı haklar tanıyan veya bu Sözleşmeye aykırı bulunmayan diğer hükümleri içeren özel anlaşmaları kendi aralarında yapma hakkını saklı tutarlar.

Madde 23

Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine saklanmak üzere tevdi edilecektir. Sözleşme, Evrensel Telif Hakları Sözleşmesi veya Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Uluslararası Birliğe taraf olan ve icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları ve yayın kuruluşlarının uluslararası korunmasına ilişkin Diplomatik Konferansa çağrılmış olan her devletin imzasına, 30.06.1962 tarihine kadar açık olacaktır.

Madde 24

  1. Bu Sözleşme, imzalayan devletlerin tasdik veya kabulüne tabi olacaktır.
  2. Bu Sözleşme, 23 ncü maddede sözü geçen ve konferansa çağrılmış Devletlerin ve Birleşmiş Milletler Teşkilatına üye her Devletin katılımına, sözkonusu Devletlerin, Evrensel Telif Hakları Sözleşmesine taraf veya Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Uluslararası Birliğe üye olmaları şartıyla açık bulundurulacaktır.
  3. Onama, kabul veya katılma, bunlarla ilgili belgelerin Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine sunulması ile yapılacaktır.
Madde 25
  1. İşbu Şözleşme, onama, kabul veya katılma belgelerinin altıncısının tevdi edilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
  2. Bu işlemden sonra, Sözleşme, her Devlet için onama, kabul veya katılma belgesinin tevdi edilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 26
  1. Her Akit Devlet, kendi Anayasa hükümlerine göre, işbu Sözleşmenin uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.
  2. Onama, kabul veya katılma belgesinin tevdi edilmesi anında her Devlet, ulusal mevzuatına uygun olarak, işbu Sözleşme hükümlerini uygulama imkanına sahip olmalıdır.
Madde 27
  1. Her Devlet, onama, kabul veya katılma anında veya daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine, bu Sözleşmeyi, uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu toprakların tamamı veya bir kısmı üzerinde uygulayacağını, ancak, Evrensel Telif Hakları Sözleşmesi’ni veya Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi sözkonusu topraklarda uygulaması şartıyla beyan edebilir. Bu beyanın hükümleri, beyanın alındığı tarihten üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
  2. 5 inci maddenin 3 üncü paragrafı, 6 ncı maddenin 2 nci paragrafı, 16 ncı maddenin 1 inci paragrafı ile 17 ve 18 inci maddelerde öngörülen beyan ve tebliğler, yukarıdaki paragrafta sözü geçen toprakların tamamı veya bir kısmına teşmil edilebilir.
Madde 28
  1. Her Akit Devlet, gerek kendi adına, gerek 27 nci maddede söz edilen toprakların tamamı veya bir kısmı için bu Sözleşmeyi feshedebilir.
  2. Fesih beyanı, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine bildirim ile yapılacak ve alınışından on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.
  3. Fesih beyanı, Sözleşmenin her Akit Devlet için yürürlüğe girdiği tarihten sonraki beş yıllık süre bitmeden yapılamayacaktır.
  4. Akit bir Devletin, bu Sözleşmeye taraf olma hakkı, bu Devletin Evrensel Telif Hakları Sözleşmesinden ayrılması veya Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Uluslararası Birlik üyeliğinden ayrılması anından itibaren ortadan kalkacaktır.
  5. Evrensel Telif Hakları Sözleşmesi veya Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmenin her ikisinin de, 27 nci maddede atıfta bulunulan topraklar için uygulanmadığı tarihten itibaren işbu sözleşmede anılan topraklar bakımından uygulanmayacaktır.
Madde 29
  1. Bu Sözleşme, beş yıl yürürlükte kaldıktan sonra her Akit Devlet, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine sunacağı bir beyanla, Sözleşmenin tekrar gözden geçirilmesi amacıyla bir konferans toplanmasını isteyebilir. Genel Sekreter bu isteği, bütün Akit Devletlere bildirecektir. Genel Sekreter tarafından, Akit Devletlere yapılan ihbar tarihinden itibaren altı ay içinde, Akit Devletlerin en az yarısı bu isteğe katılırsa, Genel Sekreter durumu Uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Müdürüne, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı Genel Müdürüne ve Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Uluslararası Birlik Bürosu Genel Müdürüne bildirecektir. Bu kuruluşlar, 32 nci maddede öngörülen Hükümetlerarası Komitenin işbirliği ile Sözleşmeyi yeniden gözden geçirme amacıyla bir konferansı toplantıya çağıracaklardır.
  2. Bu Sözleşmenin herhangi bir şekilde gözden geçirilmesi, düzenlenecek gözden geçirme konferansında hazır bulunacak ve konferansın düzenlendiği tarihte sözleşmeye taraf olan Devletlerden oluşacak üçte iki çoğunluğun olumlu oyları ile mümkün olacaktır.
  3. Bu Sözleşmenin bütünü veya bir kısmının değiştirilmesini öngören bir Sözleşme kabul edildiği ve bu değiştirilmiş Sözleşme tersi yönde hükümler içermediği takdirde:
    • bu Sözleşme, gözden geçirilmiş yeni Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onama, kabul veya katılıma açık olmayacaktır;
    • bu Sözleşme, gözden geçirilmiş yeni Sözleşmeye taraf olmayan Akit Devletler arasında veya bu Devletler arasındaki ilişkiler bakımından yürürlükte kalacaktır.
Madde 30

Bu Sözleşmenin yorumlanması veya uygulanmasından dolayı iki veya daha fazla Akit Devlet arasında doğabilecek ve müzakerelerle çözümlenmeyen uyuşmazlıklar, taraflardan birinin isteği üzerine, söz konusu Devletler başkaca bir çözüm yoluna başvurmaya karar vermemiş iseler, çözümlenmek üzere Uluslararası Adalet Divanına havale edilecektir.

Madde 31

5 inci maddenin 3 üncü paragrafı, 6 ncı maddenin 2 nci paragrafı, 16 ncı maddenin 1 inci paragrafı ve 17 nci maddenin hükümlerine halel getirmemek şartıyla bu Sözleşme için hiçbir itirazi kayıt ileri sürülemeyecektir.

Madde 32
  1. Görevleri,
  • bu Sözleşmenin uygulanması ve işlemesine ilişkin sorunları incelemek,
  • Sözleşme ile ilgili olarak yapılabilecek değişiklik önerilerini toplamak ve bu hususa ilişkin belgeleri hazırlamak,

olan Hükümetlerarası bir Komite kurulur.

  1. Adil bir coğrafi dağılım gözönünde tutularak seçilmiş olan Akit Devlet temsilcilerinden oluşacak Komite üyelerinin adedi, Akit Devletlerin sayısı on iki veya on ikiden aşağı olduğu takdirde altı, Akit Devletlerin sayısı on üç ile on sekiz arasında bulunduğunda dokuz, Akit Devletlerin sayısı on sekizi aştığında on iki olacaktır.
  2. Komite, Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden on iki ay sonra, her biri tek oya sahip olan Akit Devletler arasında düzenlenen bir oylamayla oluşturulacaktır. Bu Komite, Akit Devletlerin çoğunluğu tarafından evvelce kabul edilmiş bulunan kurallara göre, Uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Müdürü, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı Genel Müdürü ve Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Uluslararası Birlik Büro Müdüründen oluşacaktır.
  3. Komite, başkan ve memurlarını seçerek, çalışma esas ve usullerini kendisi düzenleyecektir. Bu esas ve usuller, Komitenin özellikle gelecek çalışmalarını ve üyelerini, çeşitli Akit Devletler arasında dönüşümü sağlayacak şekilde öngörecektir.
  4. Komite Sekreterliği, Uluslararası Çalışma Teşkilatı, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı ve Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Uluslararası Birlik Bürosunun memurlarından oluşacaktır. Bu memurlar, ilgili üç kuruluşun Genel Müdürleri ve Müdürü tarafından atanacaktır.
  5. Üyelerinin çoğunluğunun gerekli gördüğü her zaman yapılacak olan Komite toplantıları; sırasıyla Uluslararası Çalışma Teşkilatı, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı ve Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Uluslar arası Birlik Bürosunun merkezlerinde düzenlenecektir;
  6. Komite üyelerinin harcamaları, ait oldukları Hükümetler tarafından karşılanacaktır.
Madde 33

1- Bu Sözleşme, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca dillerinde, üç metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, düzenlenir.

2-Bu Sözleşmenin ayrıca, Almanca, İtalyanca ve Portekizce dillerinde de resmi metinleri düzenlenecektir.

Madde 34
  1. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, 23 üncü maddede sözü geçen konferansa çağrılmış olan ve Birleşmiş Milletler Teşkilatına üye bütün Devletlere ve Uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Müdürüne, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı Genel Müdürüne ve Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Uluslar arası Birlik Büro Müdürüne aşağıdaki konularda bilgi verecektir:
    • Onama, kabul ve katılmaya ait her türlü belgelerin tevdii;
    • Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih;
    • Bu Sözleşme uyarınca öngörülen tebliğ, beyan ve diğer bildiriler;
    • 28 inci maddenin 4 ve 5 inci paragraflarında öngörülen durumlardan herhangi birinin oluşumu.
  1. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Müdürüne, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı Genel Müdürüne ve Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Uluslararası Büronun Müdürüne 29 uncu madde gereğince yapılacak her türlü tebliğler ve Akit Devletler tarafından Sözleşmenin değiştirilmesi amacıyla sunulacak her türlü belgeler hakkında bilgi verecektir.

Bu belgedeki anlaşma şartlarını kabul eden, usulünce yetkili imza sahipleri Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Roboski Davası

0

Roboski Davası isimli eser, yazar Hilmi Şeker tarafından kaleme alınarak 2020 yılı Şubat ayında okuyucu ile buluşturulmuştur. Eser, 2015 yılında terörist bir saldırı sonucunda yaşamını yitiren Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi adına kurulan vakıf bünyesindeki Tahir Elçi Vakfı Yayınları tarafından basılmıştır.

Hilmi Şeker

 

Roboski Davası (Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu), “Roboski Davası” ülkedeki hak, hukukların  ve hakikat arayışına katkı sunması ve Roboski Davası’nın yarattığı mağduriyetin açığa çıkarılarak kamuoyunun ve hukukçuların bilgi edinebilmesi için hazırlanan bilimsel bir kaynaktır. Esbab-ı Mucibe’den Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE ve Medeni Hak ve Yükümlülüklere İlişkin Davalarda SÜREÇ ADALETİ isimli iki kült eserin müellifi olan Yazar Hilmi Şeker Roboski Davası isimli eseri ile güncel hukuk sorunlarına uzak kalmadığını göstermiştir.

Kitabın Tanıtım Bülteni

“Roboski Davası, 34 kişinin yaşam hakkının elinden alınmasıyla sonuçlanan Roboski Katliamı’nın hukuksal boyutunu en ince ayrıntılarına kadar inceliyor. Hilmi Şeker’in erişim güçlüğünden ötürü iki yıla yayılan bu çalışması, bir yandan Türkiye’deki hak ihlallerini ele alırken diğer yandan çok yönlü bir dava olan Roboski Davası’yla yüzleşebilmenin kapılarını aralıyor ve hukukun kendi duyarlılıkları içerisinde, karanlıkta kalmış bütün noktalarını aydınlatıyor. Yaşanan olayın sosyolojik, psikolojik ve siyasi boyutlarının bütününü kapsayan hukuki süreç tüm çabalara rağmen muhatap bulamazken, Hilmi Şeker bu çalışmasıyla bizzat hukuku ve üstünlüğünü muhatap kılıyor. Roboski Davası, ülkedeki hak ve hukuk arayışına katkı sunması ve Roboski Davası’nın yarattığı mağduriyetin açığa çıkarılması için titizlikle hazırlanmış bir çalışma…”

‘Roboski Davası –Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu’ kitabını hazırlayan yargıç Hilmi Şeker ile Gazete Duvar’dan Cihan Ülsen’i yapmış olduğu röportaj

Roboski Davası – Mehmet Encü ve Diğerleri- kitabı son derece önemli bir çalışma. Herkesin -özellikle yargılama süreci ile ilgili- hakkında bir fikrinin olduğu ancak bu yargılama sürecinin içerisinde tam olarak neler yaşandığına dair kimsenin açık ve net konuşamadığı Roboski Davası ile ilgili bir çalışma yapma fikri en çok hangi düşüncenizden güç alarak kitap fikrine dönüştü?

https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2020/03/06/hilmi-seker-roboski-davasini-anlatti-hakikatin-alternatifi-yoktur/

Cezasızlığın en çok kendisini adli süreç, norm ve usullerin istismarı ve yozlaştırılması aracılığıyla var ettiği tecrübelerle sabittir. Bu peçeleme biçimini, yine hukukun içinde kalarak deşifre etmek, cezasızlığın fobisidir. Eli kalem tutan, hukukçuyum diyen herkesin bu maruf formla mücadele etmesi umulmaktadır. Cezasızlığın hukukun içine çekilmesi ve burada tutulup, bitirilmesi bu ve benzeri moral desteklere ihtiyaç duyar. Bireyin yaşamını hedefleyen saldırı ile sığınakların teşhis ve tanısına dair materyalin her türlü öznel birikimden bağımsız olarak yarına taşınması, hak ihlalleriyle etkin mücadele geleneğinin oluşması açısından hayatidir. Hak ihlalleriyle soluksuz mücadelenin kodlanması, depolanması ve gerektiğinde kullanılmasıyla mümkündür. Hafıza inşası, toplumun sinir uçlarıyla oynayan meselelerin tozlanmasını önlemeyi de içerir. Günün birinde meseleye ilgi duyan birinin arşivlere inmesi olasıdır ve kitap bellekleri yoklayacak bir merakın beklentilerinin karşılamaya amade olmalıdır.

Bilinç, birikim ve sorumlulukla buluşup etikle kontrol edilmediği zaman, yargıçlık sıradan bir kamu görevine dönüşür. Yargıç olmak ve kalabilmek; toplumu savunmayı, onunla hemhal olmayı, sıradanlığın girdabında kaybolmamayı, bireyin yaşam, özgürlük ve mal varlığına kol kanat germeyi ve toplumun adalet talebini dert edinmeyi gerektirir.

Kitabın önsözündeki vurgular çalışmanın ipuçlarını ve yazarın meramını anlatması açısından son derece önemli. Önsözde hukuk güvenliği ve hukukun belirliliği ilkesi çerçevesinde cezasızlık ve yüzleşme kavramlarının altını çiziyorsunuz. Yüzleşme meselesi önemli, onu sonraya bırakarak özellikle cezasızlık meselesini sormak istiyorum. Cezasızlık bir kavram olarak son 40 yıldır dünya ile beraber Türkiye’de de tartışılıyor. Hatta tartışılmasının ötesinde Türkiye’de bir cezasızlık pratiği gelişti, adeta bir refleks haline geldi.  Devletin bizzat yarattığı veya göz yumduğu aktörler eliyle yahut devlet ve kurumlarının denetlenmemesi sonucu meydana gelmiş olan ağır ve sistematik hak ihlalleri ile ilişkili olarak cezasızlık hakkında neler söylersiniz?

Bir önceki soru ile akraba bu soru ile çalışma arasında yoğun ve yaygın bir ilişki var. Cezasızlık, toplum ve evlatlarına yönelen eylemlere sürdürülebilir kurumsal bir destek olarak da tanımlanabilir. Sorunun içerisinde gizlediği örtülü yanıttan da anlaşıldığı gibi, cezasızlık, sadece adli arterlerden beslenmemekte, adliye öncesi ve sonrasına yayılan kişi özne ve dizgelerden ciddi ve sistematik destekler almaktadır.

Cezasızlık, devleti ayakta tutan hukuk ve pratiğine olan inancı kırmakla kalmaz, yurttaş ile devlet arasında hukuk üzerinden kurulan güveni örseler, güvenin tazelenmemesi ne zaman ve nerede dineceği bilinmeyen sürdürülebilir bir adlileşmeye ortam hazırlar. Cezasızlık, diyalektiğin özel versiyonu olan hak arayışını, kısıtlayan bir olgu olarak, susmayı ve sedasızlığı tahkim ederek, demokrasinin yargıdan beklentisini boşa çıkarır. Demokratik bir yargı aracılığıyla, hakikatin etrafında kenetlenemeyen toplumlar, huzursuz toplumlardır ve konuşamayan toplumlara adliyelerin yetişmesi seraptır.

‘ROBOSKİ DAVASINDA TAKİPSİZLİK CEZASIZLIĞI ÖZENDİRİCİ OLMUŞTUR’

Cezasızlık kavramının tanımı ve amacına yönelik önde gelen iki referans belgede ( BM Genel Kurul’unun “Ağır uluslararası insan hakları hukuku ihlalleri ve ciddi uluslararası insancıl hukuk ihlalleri mağdurlarının çözüm ve tazminat hakkına dair temel prensipler ve kurallar ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “ciddi insan hakları ihlalleri bakımından cezasızlığın sona erdirilmesine yönelik rehber ilkeler”) cezasızlıkla mücadelenin dört temel amacı şöyle sıralanıyor: adalet hakkı, hakikati bilme hakkı, tazminat hakkı ve bir daha tekrarlanmama hakkı. Kavramın tanımı ve amaçlarını Roboski Davası çerçevesinde nasıl değerlendirmeliyiz?

Koruyucu bu metinlerin ortak paydası, hak ihlalini denetlenebilir metodoloji ile açığa çıkarmak, olayın hangi koşullarda nasıl meydana geldiğini tereddütsüz olarak gün yüzüne çıkarmaktır. Bu kazının, adil yargılamanın gereklerine uygun veya nitelikli şekilde gerçekleştirilmesi için yeteri kadar standart ve rehber mevcuttur. Adalet hakkı, daha ziyade adli süreçlerin hakikati açığa çıkarma irade, yeti ve yeteneğinin disipline edilmesi ve sapmaların önlenmesine odaklanır. Hakikate erişmek, adil ve güvenilir ya da öznel ve nesnel risklerden uzak bir muhakeme olmadan imkansızdır. Buralar cezasızlık anlayışının pusu alanlarıdır. Böylelikle adli süreçleri, nevi şahsına münhasır adımlarla, dönüştürerek hedefleriyle uyumlu hale getirir. Adalet hakkı, içine hakikate erişimi de alan ve olabildiğince geniş objektif bir kapsama denk gelir.

Hakikati bilmeyi isteme, her muhakemeyi motive eden bireysel toplumsal ve kamusal özellikleri olan insani bir imkan olarak anlaşılmalıdır. Hakikat burada her türlü müeyyide veya yaptırımdan özerk; şekli gerçeklik, gerçeklik olarak tasnif edilen amaçların da üzerindedir. Buradan bakıldığında Uludere mağdurlarının, olayın art alanına odaklanmaları, burada neler olup bittiğini öğrenmek istemeleri anlaşılırdır. Yargıcın, her geçen gün kendisini acıyla çoğaltan ve kapı kapı dolaşan bu merakı gidermesi, cezasızlığın geriletilmesi açısından yaşamsaldır.

Tazminat, yaşatılan acıya biçilen parasal karşılıktır ve hakikat hakkından feragatin bedeli olamaz. Tazminat, hakikatin açığa çıkarıldığı zemin ve koşullarda mağduriyeti görece giderme, teskin etme olanağına kavuşur. Dolayısıyla mağduriyeti parayla gidermeye kalkışmak, cezasızlıkla mücadele edemez, aksine mağdurları aşağılama ve cezasızlığa har vurup harman savuracağı uçsuz bucaksız bir alan açar.
Hiçbir toplum, bilme hakkından feragat etmez ve onu maddi alternatiflerle ikame etmeyi denemez. Hakikat bu yönüyle yüzü topluma dönük, onu inandırmaya özgülenen bir yargıdır. İnandırma, bireyi iknadan daha fazlasına tekabül eder. Tazminat, hakikate bağımlı o olduğunda varlık gösterebilen, görece kayıpların gerisinde bıraktığı sendromu aşan ancak, caydırıcı gücü olmayan giderim formudur. Pekiştirirsek hakikatten vazgeçen çözüm caydırıcı değil özendirici, teşvik edici olur.

Tekrarlanmamayı talep hakkı, ancak hukuksuzluğun yeniden uç vermemesi için alınabilecek optimum adli idari her türlü önlemi içerir. Roboski davasında takipsizlik ve türevi yargılar, önceli faili meçhul cinayetlerle birlikte düşünüldüğünde, cezasızlığı özendirici olmuştur. Cezasızlığın şımarıklığı, geleceğine tahakküm eden ve yapılandıran bu maziye yaslanmasındandır. Merakın, üstü örtülen sırra erişme talebinin engellenmesi acıya acı katmaktır. Bu uygar bir hukukun işi değildir. Cezasızlık bu acıyı sürdürülebilir kılmakla altın çağını yaşamaktadır.

Unutmamak gerekir, “yapanın yanına kar kalmak” sözü bu toprakların hukuka armağan ettiği bir vecizdir. Hukukun bu ithalle baş edebilmesi ihlalin kökleriyle birlikte mayalandığı çatlaklardan alınmasına bağlıdır. Dava çatlaklara yerleşen cezasızlığın girdabında unutulmaya mahkum edilmektedir.

Tekrarı önlemede en etkin araç, hak ihlallerinin hakikat yargısı aracılığıyla deşifre edilmesidir. Deşifre, kadim bir caydırıcı olmakla birlikte tek başına cezasızlıkla mücadele edemez. Cezasızlığın besi kanallarını kesecek, bir strateji değişikliği ve bu değişikliği yarına taşıyacak taktik adımlar, yapısal ve fiziksel iyileştirmelerdir. Yargının bu defolarla mücadele veya mukavemet yeteneğinin kazandırılarak pekiştirilmesi önemlidir. Önemli olan bir diğer husus, bu patojenlerin etki ve sonuçlarının sürekliliği olan bir bilinç çalışmasına konu edilmesidir. Yargı tecrübeleri hafife alınmayacak bir materyaldir. Böyle bir anlayış, oluşturduğu eksiksiz alt yapı ve güçlü bir organizasyon ile yapılanın cezasız kalmayacağına dair kanının yerleşmesi ve kurumsallaşması için çalışmalıdır. Topyekün ve sürdürülebilir bir irade, bu parametrelerden beslenir. Aksi halde tekerrür kaçınılmazdır. Tekrar, duyarsızlıktan, tepkisizlikten ve örtülü kabulden beslenir.

Somut olayda cezasızlık daha ilk aşamada usul ve süreçler üzerinden yargıyı kuşatmıştır. Bu kuşatmanın yarılması için devreye alınan başvuru da kendisini usuli işlemlerle peçeleyen cezasızlıkla mücadeleden imtina etmiştir. Bu gelişme, şema dışındaki Avrupa kamu düzenini de ne yazık ki tesirine almıştır. Takipsizlik ve ardılı süreçler cezasızlığın, insan hak ve özgürlükleri ya da yaşam özgürlük ve mal varlığı üzerindeki gölgesini muhafaza ettiğine delalet etmektedir.

‘BU, MODERN HUKUK SİSTEMİNİN KÜLTÜREL BİR YENİLGİSİ OLARAK DA ANLAŞILMALI’

Hukuksal tatmin ile hukuksal tazmin meselesi hakkında neler düşündüğünüzü merak ediyorum. Çünkü olayın hemen ardından dönemin hükümet sözcüsünün “resmi özür dilenmesini beklemenin yanlış olacağı ancak hayatını kaybedenlerin yakınlarına tazminat ödeneceğini” söyleyen açıklamaları oldu. Sonrasında da Başbakanlık tarafından kişi başına 123 bin TL tazminat ödenmesi gündeme geldi. O zaman çok ciddi tartışmalar da yaşandı. Başta adalet hakkı ve hakikati bilme hakkının es geçilmesi suretiyle ailelere sadece tazminat ödenmesinin teklif edilmesini nasıl yorumlamalı?

Dünya, ceza adalet sisteminin adalet ve hakikat beklentisini karşılamayacak denli eskidiğinin farkındadır. Kuram ve teori dipten gelen bu homurdanmanın yeni adli yöntem ve araçlarla aşılması için yoğun bir çaba içindedir. Bu modern hukuk sisteminin, kültürel bir yenilgisi ve öze dönüş talebi olarak da anlaşılmalıdır. Önerilerden biri, zarardan etkilenen herkesi eylemin neden ve sonuçları etrafında toplayarak, eylemin sebep olduğu zararları toplumsal ve kültürel dinamiklerin katılımıyla onarmak şeklindedir. Bu cari olana nazaran, daha yerel ve doyurucu motifler içermektedir. Onaran adaletin tasarladığı hüküm, yavan bir özgürlüğü bağlayıcı cezadan ziyade, hakikatle örtüşen zarar giderici ve iyileştirici bir vargı olacaktır.

Burada hakikatin açığa çıkarılmasının her şeyden özerk ve tek başına bir adalet değeri vardır ve bu gerçekle yüzleşmek, adil bir giderim veya sağaltımın sıfır noktasıdır. Onaran adalet bu akıl ve diliyle hakikatin; failin ağır bir cezaya mahkum edilmesi ve adam çalıştıran devletin, sorumluluğunu bir miktar tazminatla bertaraf etmeye indirgenmesine izin vermemektedir. Burada sağaltan veya eylemin gerisinde bıraktığı sendromu aşan sahici ve yegane giderim hakikate ulaşmadır. Bu olmazsa olmazıdır. Mağdur ve toplumun devlet ve yargıdan beklediği tam budur.

Burada adalet hakkı, hakikate ulaşma hakkını gerçekliği için bir kolaylaştırıcı rolü üstlenir. Devletin bir sorumlu olarak, mağduriyeti eskiyen ceza adaletinin giderim formuyla tazminde sebat etmesi, hakikat talebini görmezden gelme olarak kodlanmaktadır. Meşru ilgili ve toplumsal talepleri tedirgin ve huzursuz eden budur. Bu cezasızlığın sevdiği bir flora ve faunadır.

Bu topraklarda fail ve eylemin, gerisinde bıraktığı mağduriyetin nakitle aşılmasına dair bir gelenek mevcuttur ve bu tecrübeye göre nakitle tazmin acının hakikatle hafifletilmesi koşuluna bağlıdır. Bu misyon tahakkuk etmeden giderimin, objektif kapsamına maddi tazminatın dahil edilmesi anlamsızdır.

Burada hakikatin emsalsiz ve ikamesiz bir adalet değeri vardır ve tazminat hakikatin, ardılı tali bir hak ve yükümlülüğe tekabül etmektedir. Mağdurların devletten istediği, tazminat değil çoğulcu bir muhakemenin vücuda getirdiği hakikattir. Hakikatin alternatifi yoktur.

Mağduriyetin sadece parayla aşılması, kültürel acıyı derinleştiren bir aşağılama biçimi olarak anlaşılmaktadır ve kamu otoritelerinin bundan sakınması gerekir. Toplum, hakikati tazminata indirgeyen veya tazminatı hakikatle ikame eden, genetik yapısıyla uyumsuz bu teklifi haliyle reddetmektedir.

Roboski davası ile ilgili ilk soruşturma başlatan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Haziran 2013’te “görevsizlik kararı” vererek, dosyayı askeri savcılığa sevk etti. Askeri savcılık tarafından da Ocak 2014’te şüpheli olarak adı geçen 5 askerin “kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı” belirtildi ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Askeri Mahkeme ise oy çokluğu ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazı reddetti. Sonrasında Anayasa Mahkemesi süreci var tabi. Anayasa Mahkemesi eksikliklerin öngörülen süre içinde giderilmemesinden ötürü başvuruyu idari kararla reddetti.  Hak arama özgürlüğü bağlamında yaşanan bu süreci, bir hukukçu olarak cari olan hukuk algısı ve pratiği ile birlikte nasıl değerlendirirsiniz?

Meydana gelen olay, gerçeklik yargısının ilgi alanındadır. Özellikle gerçeğin açığa çıkarılması ve cezasızlıkla etkin mücadele, mahkemenin görev tanımına sadakatle mümkündür. Bir başka otoritenin, hakikatin tartışılma olanağını sıradan gerekçelerle ve de görev tanımının dışına çıkarak bertaraf etmesi, adalet beklentisine hayal kırıklığı yaşatmıştır. Eylemin hangi koşullarda nasıl ve ne şekilde tahakkuk ettiği ile eylemin ceza hukukundaki karşılığını tayin ve tespit görevi hiç kuşkusuz olay mahkemesinindir. Hukuk mezunu herkes, eylemlerin, hukuka uygunluk haline tekabül edip etmediğine ilişkin olumlu veya olumsuz kuşkunun aşılması işinin mahkemenin görev tanımı içinde olduğunu bilir.

Burada kritik olan, savcılık kuşkuyu beslemek, olgunlaştırıp aşılması için mahkemeye göndermek yerine, yargılama yaparak, beraatle özdeşleşen bir hüküm vermiştir. Bu yöntem muhakemeden rol çalmaktır ve cezasızlığın umumiyetle tevessül ettiği bir yöntemdir.

Daha da önemlisi, bu ve benzeri olaylarda cezasızlığın umumiyetle, hukuka uygunluk sebeplerinden yararlanması, onları istismar ederek varlığını idame ettirmesidir. Maddi ceza hukukunun eylemi meşrulaştıran ve cezasızlık gerekçesine dönüştüren yaklaşımın, usul hükümlerini yozlaştıran yorumlarla yaptığı işbirliğinin vardığı yer, yargılamayı hükümden düşürmektir. Roboski davasında yapılan budur ve itirazın kalbi burada atmaktadır.

Yaşanan tereddütler bir yana AYM, hukuki güvenlik kavramının yanı başında konuşlanarak, Roboski mağdurlarının adalet talebini gönül gözüyle görmekten imtina etmiştir. Oysa bu mahkemeden beklenen, şekil noksanı üzerinden, nitelikli yargılama veya görünen adalet talebini bertaraf etmek değil, takipsizliğin yargılama rolünü hukuka aykırı biçimde temellük eden kararının dolaşıma çıkmasını ve sisteme entegre olmasını önlemekti.

Yargılama talebi bir haktır ve bu hakkın biricik misyonu etik bir muhakeme aracılığıyla hakikatle, hükmü buluşturmaktır. Yargılama rafa kalktığı için toplum ve kamunun, muhakemeyi açık yargılama, gerekçe ve hükmün açık tefhimi gibi kadim haklar üzerinden olayın gerçekliğini denetleme imkanı da yitirilmiştir. AHİM’in de yerel şema içindeki bu ardışık ihlalleri takdir marjıyla peçelemesi, cezasızlığın göreli krizini aşmasını kolaylaştırmakla kalmamış, üzerine titrediği hak arama özgürlüğünün, iç dinamiklerince darbelenmesine seyirci kalmayı da yeğlemiştir. Derdest tutulan davayla, Roboski faillerinin, yaşamlarının kalan kısmını şüpheli olarak sürdürmeleri, davanın gerisinde bıraktığı bir başka tortudur.

‘ADİL YARGILANMA HAKKININ HER ŞEYDEN ÖZERK BİR DEĞERİ VARDIR’

Anayasa mahkemesinin kararı çokça tartışmalara yol açtı. Mahkeme kararına ilişkin olarak görüşler iki kısma ayrılıyor. Bunlardan ilki, usulü öne çıkaran, meseleyi usul kurallarının öncelikleri doğrultusunda izah eden yaklaşım. Diğeri ise, maddi gerçeğin bulunması idealine odaklanan esasa ilişkin yaklaşım. Sizin deyiminizle, kadim ve soluksuz bir  mücadelenin bakış açısı ile yarattığı etki ve sonuçları irdeliyorsunuz. Bu açıdan bu iki bakış açısı neden bu kadar önemli? Hukukun belirliliği ilkesine göre sabit bir bakışın kabulü mümkün değil midir?

Uygar bir hukuk, sentezden beslenir. Yargı pratiğinin en büyük açmazı, esnekliği reddeden aşkın yorum ve içtihada haddinden fazla bağlılıktır. Bir metinden tek bir sonuç çıkarma inadı, kendisini çoğu kere hukuki belirlilikle peçelemektedir. Göreliliği reddeden kadim bu ısrarın yarattığı krizin, memleketi götürdüğü yer, hak ve özgürlük liginin düşme hattıdır.

Roboski Davası’nın kaderini, yerine göre esnemeyi reddeden yahut yerel görülebilirlik eşiğini aşılmaz kılan tutucu bu anlayış belirlemiştir. Usul kurallarının kültleştirilmesi, yaşam hakkına saygı gösterme yükümlülüğüne aykırılık iddiası gibi, vahim bir olayın mahkemelerce tartışılması talebinin, salt şekil kurallarına sadık kalmadığı için reddi sonucunu kaçınılmaz kılar. Roboski davasında yapılan tam da budur.

Oysa esnekliği öneren yorum, hukuki güvenliğin fobi ve kaygılarını hiçe saymamakta, aksine olayın bağlamından koparılmadan başvurunun hakkaniyete uygun yargılanma talebinin olabildiğince benimsenmesini salık vermektedir. Adil yargılanma hakkının, her şeyden özerk bir değeri vardır ve değerle temin edilmek istenen, ağır ihlal iddialarının, yoktan bahanelerle
yargılanmasını önlemektir.

İkisi arasında, yarattıkları sonuçlar açısından dağlar kadar fark vardır. İlkinde katı şekil şartları, ağır bir insan hakkı ihlal iddiasını sudan sebeplerle adliyeden tart ederken, diğeri esnek bir yorumla, bu davanın esastan görülmesi için adliye kapılarını sonuna kadar açık tutar.

Karşı oyun duruşma salonunun kapısının açık tutulması konusundaki çabası, önemli ve değerli olmakla birlikte gidişatı önlemede yetersiz kalmıştır.

Roboski Davası –Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu, Hilmi Şeker, 160 syf., Kırık Saat Yayınları, 2020.

Bir de AİHM süreci var. AİHM iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle 17 Mayıs 2018’de yapılan başvuruyu reddetti. Mahkeme gerekçe olarak Anayasa Mahkemesi kararına paralel bir şekilde dava avukatlarının, eksik olduğu bildirilen belgeleri 15 günlük sürede değil, 17 günde göndermesini hata olarak kabul etti. Yaşanan bu süreçleri açıklarken -özellikle Anayasa Mahkemesi kararına istinaden- “Abartılı hukuki güvenlik anlayışının hazırladığı tuzağı, hukuki güvenliğe sığınarak aşmak, içteliği zehirleyen bir başka çelişkidir” diyorsunuz. Cümlenizi açmanızı isteyeceğim. İçteliği zehirleyen tam olarak nedir? 

Hukuki güvenlik, belirli bir usule tabi olarak yargılanmayı isteme hakkı ve belirlilik gibi, aynı genetik atadan gelen kurumlarla hedeflenen; kişinin, objektif bir riskle karşılaşmadan hukuki yazgısını belirlemesine imkan vermek, bireyin yarınını tasarlamasına olanak tanımaktır.

Hukuki güvenlik, eşitlik ilkesinin buluşudur ve eşitlik kendisini, önceden bilinen usul ve şekil şartlarıyla var eder. Burada eşitlik, bir yandan benzer olayların sonuç üzerinden farklılaşmasını önlemeye hizmet ederken, öte yandan olayın özgünlüğünden kaynaklanan taleplerin, farklılık ölçüsünde eşitsizlik talep etmesine izin verir.

Hukuki güvenliği arşa çıkaran bir yaklaşım, aşırı şekli yorumlarla, farklılıkların adalet talebini dışlayarak, eşitsizlik üzerinden bir birlik inşa eder. Ya da eşitliği sağladığı görüntüsü vererek, olayın özgünlüğünden kaynaklanan yatay eşitliğin istisnaya uğramasını önler. Böylelikle, olayları aynılaştıran bir çözümü, adalet diye servis eder.

Roboski Davası’nda; özgünlüğüne güvenerek adalet talep eden bir başvuru, konuya çözüm önerme yeteneği olmayan yahut konuyla alakasız emsallerin potasında eritilmiştir. Bu eşitlikle özdeşleşen, içtihatların, sıklıkla başvurduğu bir tuzaktır ve bu zoraki aynılaştırma AYM nin bu olaydaki adil yargılama söylemini samimi olmaktan çıkarmaktadır.

Anayasa Mahkemesi kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği karar da herkesi şaşırttı. Özellikle ihlal edilen hakkın özü konusunda önemli içtihatlarda bulunan, geniş bir yorum sahasında hak ve özgürlük alanı açan ve yaşayan hukuk prensibine göre kararlar veren bir mahkeme için verilen kararı muhafazakar ve haklara yönelik ölümcül bir darbe olarak okuyabilir miyiz? 

Burada davanın görülemezliği tetikleyen temsilci hataları ve meydana geldiği koşulların özenle değerlendirilmemesi ile ihlal arasındaki bağın koparılması, misyonuyla yollarını ayırdığına dair kuşkuları beslemektedir. AİHM, yerel şema içinde konuşlanmış bir denetleyici olmamakla birlikte, Sözleşme’nin korumaya aldığı haklara yönelen maniplasyon ve kusurlarla cepheden etkin olarak mücadele edeceğini defalarca açıklamıştır.

Roboski’ de Sözleşme defalarca, bir çok açıdan ağır bir saldırıya maruz kalmasına rağmen, özerk kavramlar doktrini gibi değerli ve etkili araçla, başvurunun kaderini belirleyen yorumlara müdahaleden, anlaşılmaz bir kararla imtina edilmesi, hukuk dışı yorumlara bekledikleri fırsatı bahşetmiştir. Spekülasyonun mayalanmasına ortam hazırlamak, Sözleşme’nin korumaya aldığı haklarla, almaşık bir Avrupa Kamu Düzeni inşa etmeyi taahhüt eden AİHM’nin işi olmamalıydı.

Dayanılan gerekçelerin zayıflığı, kararın toplumsal destek almasını önlemektedir.

Yine Anayasa Mahkemesi kararının bir diğer boyutu davanın avukatlık boyutu. Davada 31 avukatın ismi var ama sadece birine tebliğ yapılıyor. Dava avukatına yapılan tebligatla mahkemece avukattan belirtilen eksikliklerin 15 gün içinde tamamlanması isteniyor ancak verilen süre içerisinde eksiklikler tamamlanamıyor. Akabinde süre ile ilgili geç bildirilen bir mazeret var. Sonrasında ise sonuçları herkesçe malum. İhmallerden kaynaklı gelinen mahkeme sürecinden sonra bir takım tartışmalar olsa da bu konunun çok fazla tartışılmadığını ve bu konuda -avukatlar cephesinde- özeleştiri yapılmadığı kanaatindeyim. Roboski davası bağlamında bu avukatlık meselesine nereden ve nasıl dahil olmamız gerektiği hususunda görüşlerinizi merak ediyorum.

Avukatlara atfedilecek kusurları, üç temel başlık altında sınıflandırmak mümkündür. Bunlardan ilki; başvuruyu destekleyen materyallerin önceden belirlenen usullere göre ve zamanında sunulmamasıdır. Bu vekillerin yarattığı ilk krizdir. İkincisi, belirlenerek sınırlanan noksanlıkların, verilen ek süreden sonra tamamlanması, üçüncüsü süre aşımının sağlık sorunlarına dayandırılmasına rağmen, sağlık raporunun, vaktinde ve usulüne uygun olarak arz edilmemesidir.

Gecikmenin yarattığı risk, başvurucuya göre usulüne uygun, AYM’ ye göre hem usulsüz hem geç olarak sunulan sağlık raporuyla aşılmaya çalışılmaktadır. Mahkeme ile başvuru arasındaki tartışma ağırlıklı olarak burada yoğunlaşıp, derinleşmektedir.

Hukuki yardımın birden çok vekille verileceği açıklanmasına rağmen, davanın görülebilmesi için gerekli ihtiyaçların eksik karşılanması, dış ilişkilerin tek vekille sınırlandırılması, temsilin açıklanmaya muhtaç iç ilişki ve çelişkilerine delalet eder.

Buradan bakıldığında temsilin, sağlıklı bir dikey ilişki inşa edecek, başvurunun usuli eksikliklerden ötürü reddini önleyecek, yatay bir işbirliği ve dayanışma için, olağan bir çaba sarf ettiğini söylemek şimdilik mümkün görünmüyor.

‘HUKUK AYAĞINA GELEN BU FIRSATI KULLANMALIDIR’

Bu tartışmalar devam ederken dönemin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı katıldığı bir televizyon programında “Uludere konusunun, uçak konusunun tekrar inceleneceğini düşünüyorum” sözlerinin ardından dava avukatları, Haziran 2019’da Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. “Yeni delil varlığı” sebebiyle Roboski dosyasının yeniden açılmasını talep etti. Soruşturma dosyası yetkisizlik kararı ile Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı’nda şu an. Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz? Yargılama sürecinin geleceği ile ilgili bir öngörünüz var mı?

Başvurunun kapsamını değiştiren her yenilik, sözde yargılanmışı yargılanır hale getirecek veya davanın yeniden görülmesi için yeterli olacaktır. Sistem yeniden yargılamayı mümkün kılan acil çıkışlarına sahiptir. Güçlü bir iradenin, bu çıkışlardan yararlanarak, mağdurların davalaşma isteğine olumlu yanıt vermesi önünde nesnel bir engel yoktur.

34 kişinin yaşamına yönelen ve içine mağdurları alan hak ihlali iddiası, yargılansa da fail ve olay üzerindeki kuşku, tüm ağırlığıyla orta yerdedir. Açıklama nesnel yansızlık açısından riskler taşısa da, cezasızlığın direncini kırmak bakımından anlamlıdır. Hukuk, cezasızlığın örselediği güveni tazelemek için, öyle veya böyle ayağına gelen bu fırsatı kullanmalıdır.

Ancak, toplumsal taleplerin itkisiyle, bazı soruşturma dosyaları telekten indirilse de; gerçeklik talebinin, cezasızlığı alt eden bir hükümle sonlandırıldığına dair doyurucu bir tecrübeden söz edilemez. Çeyrek asırdır benzer sebeplerle adalet arayan Kulp Davaları’nın birinde sanıkların beraat etmesi, diğerinde ise çekinik bırakılan umudun bireysel başvuruyla yeşertilmesi, cezasızlığın yarattığı ikilemin boyutlarına delalet eder. Sürprizlerle, med-cezirlerin cirit attığı yerde, kahin olmak imkansızdır.

Ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı dönemlerle,  koşul ve durumlarla ilgili olarak, “Geçmişle yüzleşme / hesaplaşma” kavramı önemli. Bu anlamda geçmişle yüzleşme ya da hesaplaşma kavramlarından hangisinin tercih edilmesi gerektiğine dair tartışmalar güncelliğini koruyor. Siz ne dersiniz, geçmişle yüzleşme mi hesaplaşma mı?

Yüzleşmeyi kültürel veya onarıcı adaletin jargonu, hesaplaşmayı ise iktidar ilişkilerinden beslenen ceza adaletinin biçimlendirdiği bir kavram olarak değerlendiriyorum. Tercihim; demokratik ve çoğulcu, fail, sorumlu ve mağdurların katılımıyla sorunun kökten ve kesin çözümüne imkan verdiği, barışçı ve kapsayıcı olduğu için yüzleşmeden yanadır.

Burada uyuşmazlığı yaratanlar, ondan etkilenenlerle yüzleşerek, birlikte ve ortaklaşa bir çözüm üretirler. Yüzleşme ile vücuda gelen hakikat, bağlayıcılık ve saygınlık debisi yüksek bir hükümdür. Yüzleşme, öte yandan etik ilişkilerden adalet üreten bir metodolojiye de tekabül eder. Bu cezasızlıkla mücadelenin beklentileriyle uyumlu bir yaklaşım tarzıdır ve özellikle tekerrürü önlemek ve caydırıcılığı kurumsallaştırmak bakımından hayatidir.

Hesaplaşma; hakikati açığa çıkarmaktan ziyade, sorunu ceza ve desteği maddi giderimle derinleştirip, genişletmeye hizmet eder. Sinesinde mutasyona uğrama potansiyeli yüksek, düelloya yatkın ve pusu becerisi gelişmiş, adlileşmeye yazgılı ve toplumsal barışı tehdit eden ihtilaflar barındıran gayri demokratik bu yöntemden uzak durulmasını öneriyorum.

Kitabınızın sonunda, eleştiri ve empati arasında anlamlı, yapıcı ve yol açıcı bir bağ kurmuşsunuz, benzer asgari zemine ihtiyaç duyan çalışmalara teşvik olması açısından, bu söylemi biraz daha açar mısınız? Bu mesele üzerinden gelişecek diyalektiğin bellek ve yüzleşme açısından nasıl bir önemi var?

Eleştiri konumuz açısından aşkınlaşma ile mücadelenin geliştirdiği özellik ve aparat olarak anlaşılmalıdır. Çalışma karar mercilerinin vücuda gelen süreçlerdeki hatalarını belirleme ve kodlama teşhis ve tanınmasını temine özgülenen eleştirel bir başlangıç olarak konumlanmıştır. Empati, bir anlama çaba ve biçimidir ve eleştirinin start alması için nesnel bir misyon üstlenmektedir. İçeri ve dışarıda kapısını çaldığı her adli ve idari mekandan dışlanan Roboski Başvurusu’nun katlanan acılarından habersiz ve onu anlamakta güçlük çeken veya anlaşılmaz bulan bir araştırma ve inceleme hakikate katkı sunamaz.

Mağduriyetle duygudaşlık, cezasızlıkla etkin ve verimli mücadeleyi tahrik eden zorunlu ilk harekettir. Dolayısıyla empatinin; hiç değilse şimdiden başlayarak, nesnel yargıyı zehirleyen ya da üçüncü göz olmaklığı engelleyen amil olarak lanse edilmesinden vazgeçilmelidir. Yargıç ile yargılanan özne ve nesne arasındaki ilişkisizlik çarpık ve hatalı nesnellik tanımlarının eseridir. Eskimiş nesnel yansızlık tanımı cinayetleri failsiz bırakma alışkanlığının zulasında sakladığı ve gerektiğinde başvurduğu gizilgücü yüksek bir araçtır. Yurttaşın yaşatılan dram ve trajediyle göz göze gelmeden, onlarla hemhal olmadan böyle bir çalışmanın erekleriyle buluştuğundan söz edilemez.

Eleştirmek, bellek yapımının istifade edeceği değerli taşıyıcı; eleştiri ise belleği oluşturan paha biçilmez bir materyaldir. Çalışmamız Roboski davasının koyak ve kuytularında dolaşarak, bilhassa kavram ve terimlerin özerk anlamlarından uzaklaşılarak davanın niçin, nasıl ve kim tarafında hangi araç ve yöntemler izlenerek dışlandığını eleştirel bir yaklaşımla anlamaya ve betimlemeye çalışmıştır.

Çalışma cezasızlığın monologla aşılma güçlüğünü aklından çıkarmamıştır ve her fırsatta meseleye ilgi duyanları, meselenin etrafında toplanma ve tartışmaya davet ederek, son sözü diyalektiğe bırakmaktadır. Diyalog ve diyalektikten neşet son söz; aynı zamanda yüzleşmenin üzerinde yürüyeceği, ihtiyacı ölçüsünde yararlanacağı asgari ve de nesnel bir zemine de tekabül eder.

https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2020/03/06/hilmi-seker-roboski-davasini-anlatti-hakikatin-alternatifi-yoktur/

Yargı Bağımsızlığı ve Toplumsal Barış

0

Yargı Bağımsızlığı ve Toplumsal Barış / Av. Dr. Başar Yaltı 

Hukukun ve adaletin terazisi yargıdır. Bakkaldan bir kilo elma satın aldığımız zaman, kefeye konulan ağırlık biriminin bir kilo olup olmadığından ve terazinin doğru tartıp tartmadığından emin olmak isteriz. Alış veriş yapanlarda, bu iki konuda genel bir güven duygusu önsel olarak vardır. Çünkü hem ölçü birimi olarak konulan bir kilogramlık ağırlığın bir kilo olduğu denetlenmiş ve onaylanmıştır, hem de terazinin doğru tarttığı denenmiş, sınanmış ve mühürlenmiştir. Bu iki kabule karşın tartı işlemi doğru sonuç vermiyorsa, o zaman işe satıcının hilesi karışmış demektir ki, bu davranışın karşılığında da ceza yaptırımı uygulanır.
Yargı – terazi analojisinde; kefeye konan ağırlık birimi yerine pozitif hukuk kurallarını, varlık olarak terazi yerine yargı sistemini, teraziyi kullanan satıcı yerine de mahkeme ve yargıçları koyabiliriz. Terazinin doğru tartması için, sağlam bir terazi, doğru tartı birimi ve dürüst bir satıcıya gereksinim olduğu gibi, adil bir yargılama için de, doğru kural, iyi işleyen bir yargılama süreci ve dürüst yargıçlara gereksinim vardır. Yine terazi örneğinde olduğu gibi, doğru tartı ancak, ölçü birimi olan ağırlıklara ve terazinin sistemine dışarıdan karışmaların olmaması halinde gerçekleştirilebilir. Örneğin kefenin birisine dokunulması tartıyı bozar.
Terazinin doğruyu tartmaması halinde, satıcı dürüst olsa bile (!) dürüst bir tartıdan söz edilemeyeceği gibi, yargılama sistemine dışarıdan yapılan karışmalarda da yargılamanın dengesi ister istemez bozulur ve verilen karar adil olmaz. Bu süreçte, yargıç dürüst olsa bile, şu ya da bu yönde etkileneceğinden adil bir yargı sonucu elde edilemez.
Toplumsal barışın sürdürülmesi, hukukun uygulanması ve sonuçta adaletin sağlanmasıyla mümkündür.
Toplumsal tarih bunu bize böyle öğretmektedir. Hukukun tam ve doğru bir biçimde uygulanmasının güvencesi ve egemenliğin tek elde toplanmasının ortaya çıkarabileceği adaletsizlikler bakımından, insanlığın geldiği bir aşama olarak, güçler ayrılığı ilkesi benimsenmiştir. Kural koyanın, kuralı uygulayanın ve kurala uymamanın sonuçlarını denetleyenin ayrı organlar halinde örgütlenmesi; yasama, yürütme ve yargının ortaya çıkması bundandır. Bu üç organ, toplumsal hukuk düzeninin varlığını sağlar ve işlev olarak birbirlerinin hem nedenini, hem sonucunu oluştururlar. Bu üç organ aynı zamanda birbirinin güvencesidir. Ancak, organlar birbirleriyle ilgili ve ilişkili olmalarına karşın, birbirlerinden özerktirler.
Özerklik (bağımsızlık) özellikle yargı organı bakımından bir zorunluluktur. Aksi taktirde, teraziye dokunmak hangi sonucu doğuruyorsa, yani işin içine hile karışmış oluyorsa, yargı bağımsızlığına aldırışsız davranmak, yargılamanın içine hile katmak sonucunu doğurur. Bunu başka türlü düşünmek mümkün ve olası değildir. Çünkü hukuk sosyal olgu olarak karşımıza çatışma biçiminde çıkar. Yargının görevi, ortaya çıkan anlaşmazlıkları ve çatışmaları çözmektir.
Bir anlaşmazlığın tarafı olan kişiler yargılama sürecinde; Kuralların hukuka, hakkaniyete uygun olduğundan, Doğru kuralın kendilerine uygulandığından, Yargılamanın doğru yapıldığından emin olmak isterler. Bu konularda güven duygusunu yitirmiş kişilerin, tartısına hile katan bakkaldan alış verişi kesmeleri gibi, devlet düzenine olan inanç ve güven duyguları zaman içinde eriyip yok olabilir. Bu ise toplumsal barışı dinamitlemek anlamındadır. Böyle bir sonucun ortaya çıkmaması için, yargı organının bağımsızlığı sorunu, demokratik bir hukuk devletinde, toplumsal düzenle doğrudan ilgili bir sorun olarak algılanır. Dolayısıyla, yargının bağımsızlığı, sadece yargı organının bir talebi olmakla kalmaz, yasama ve yürütme organlarının bu bağımsızlığı yaratmak ve sürdürmesini sağlamak anlamında görevleri haline gelir. Bu genel girişten sonra, yargı konusunda günümüzde türlü biçimlerde ortaya çıkan gerilimleri değerlendirdiğimizde, mevcut siyasal iktidarın, “teraziye hile katma” günahını, yargıya dokunmaya kalkarak işlediğini açıkça söyleyebiliriz. Takiyesi sırıtır biçimde ortaya konulan bu tutuma karşı, yargıyı oluşturan yargıçlar yanında, kurum olarak barolar ve tüm avukatların başı dik, ödünsüz bir duruş sergilemesi gerekmektedir.
Bu aşamada hiçbir hukukçunun ve hukuk kurumunun aldırışsız, pısırık ve çekingen davranma lüksü yoktur.
Gün o gün ki, elinde terazi tutan adaletin simgesi kadının gözbağını açarak, terazinin dengesini bozmaya kalkanlara hadlerini bildirmesi gerekiyor.
23.03.2007 tarihinde https://www.basaryalti.av.tr adresinde yayınlanmıştır.