Ana Sayfa Blog Sayfa 44

Lahey Tavsiye Kararı: Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arzeden bina grupları ve alanlarının etkin korunması ile ilgili bölgesel planlama kapsamında alınan İlke Kararları

0

Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arzeden bina grupları ve alanlarının etkin korunması ile ilgili bölgesel planlama kapsamında alınan İlke Kararları, 3 Mayıs 1968 tarihinde Avrupa Konseyi Bakan Komitesi tarafından kabul edilmiştir. (Lahey Tavsiye Kararı (Tavsiye Kararı D)(68/12) (The Hague Recommendation (Recommendation D) Resolution on the Active Maintenance of Monuments, Groups and Areas of Buildings of Hstorical and Artistic Interest, 3 May 1968)

Büyükada Fayton Meydanı – 1850

Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arzeden bina grupları ve alanlarının etkin korunması ile ilgili bölgesel planlama kapsamında alınan İlke Kararları

Bakanlar Komitesi,

Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanların bölgesel planlama kapsamında etkin korunması üzerine toplanan Kültürel Đşbirliği Konseyi’nde (Bilgi Şöleni D); alınan kararı (No.37) (1968) göz önünde tutarak;

A. 22 – 27 Mayıs 1967 tarihleri arasında Lahey’de düzenlenen Bilgi Şöleni D’de ileri sürülen fikirleri;

B. Genel Raporötler Stad en Landschap Zuid Hollanda Yöneticisi Sayın W.F. Schut ve Enstitü Başlan Vekili Sayın F.R. Kuyken’in sunduğu temel raporu;

C. Bilgi Şöleni’ne:

1. Bu amaçla görevlendirilen öğretim görevlilerince

2. Katılımcı delegelerce verilen bilgileri akılda tutarak;

A. Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının yeri doldurulamaz bir kültürel değer teşkil etmelerinin yanı sıra insanların, korunması büyük önem arz eden yaşam alanlarının, birer parçası olduklarını;

B. Yerleşik çevre ile ilgili sorunların uyum içinde çözümü için en uygun uygulamanın fiziksel planlama olduğunu;

C. Kentsel ve kırsal yaşamda anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının tam bütünleştirilmesinin;

a. en etkili koruma ve onarım yolu olduğunu
b. toplumsal bir sürecin parçalarından biri olduğunu
c. insanların yaşam alanlarını büyük ölçüde zenginleştiren bir kaynak olduğunu

Tüm seviyelerde planlama, bütünleştirmenin gerçekleştirilebilmesinde en etkili araç olduğunu dikkate alarak;

Üye Devletler hükümetlerine,

1. Aşağıdakiler için gerekli mevzuatı sağlamayı ya da değişiklikleri yapmayı;

a. anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının korunması,

b. kent ve taşra planlamasının koordineli olması (Arsa değerlerini etkileyen sorunlar gibi daha geniş kapsamlı sorunlar, her durumda sorumlu ulusal mercilerin inisiyatifine bırakılacaktır);

2. Konsey Üyesi olan tüm ülkelerin, planlama işlemlerinin en başında uzmanların, anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının korunması ve ıslah edilmesini ulusal, bölgesel ya da yerel oluşumlarla birleştirme hususundaki görüşlerini dikkate alan çalışmalar hazırladığına emin olmayı;

3. Bu amaç doğrultusunda ilgili makam ve merciler arasında tüm gelişim aşamalarını kapsayacak şekilde danışmanlık sistemi oluşturmayı;

4. Korunmaya ihtiyaç duyan, görülebilir ya da gizli kalmış tarihi ya da sanatsal önem arz eden bina grupları ya da alanlarını teşhis etmek amacıyla ulusal, bölgesel ya da yerel düzeyde özel planlar hazırlamayı;

5. Anıtlara, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarına, fiziksel planın temelini oluşuran
çeşitli faktörlerin incelenmesindeki kültürel ve sosyal önemlerinden dolayı gerekli alanı sağlamayı;

6. Kamu girişimlerinin ya da özel girişimlerin planlama ve yürütmesi esnasında anıtlara, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarına saygı gösterilmesini sağlamak için gerekli adımları atmayı;

Bu tip anıtların, grupların ve alanların korunmasından sorumlu makamlar arasında bu amaç doğrultusunda, başlangıç ve sonuç aşamalarında işbirliği sağlanmayı;

7. Kamu girişimlerini ya da özel girişimleri anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının geliştirlmesi doğrultusunda teşvik edecek ekonomik ve sosyal koşullara ulaşmayı amaçlamayı;
8. Sorumlu makamların dikkatini işbirliği içine girmenin önemine çekmek için idarecilerin, uzmanların ve teknisyenlerin yetiştirilmesine bir an önce başlamayı;

9. Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının çeşitli yönleri ve bu grup ya da
alanların kentsel ya da kırsal yaşamla bütünleştirilebilmesi için planlama yöntemleri üzerine temel araştırma yapılmasını teşvik etmeyi;

10. Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının etkin bir şekilde korunması ve kamu girişimleri ile özel girişimlerin bu politikanın uygulanmasında işbirliği yapması gerekliliğini önemle dikkate almayı;

11. Bu konuların önemini kamuoyuna duyurmak için her yola başvurmayı; önermektedir.

Quebec Bildirgesi – Kültür Mirasının Korunmasına Yönelik Tüzük

0

Quebec Bildirgesi – (Kültür Mirasının Korunmasına Yönelik Tüzük-Charter for the Preservation of Quebec’s Heritage, Deschambault Declaration)  1982 yılı Nisan ayında ICOMOS(Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) tarafından kabul edilmiştir.

Quebec Bildirgesi – Kültür Mirasının Korunmasına Yönelik Tüzük

NEDEN TÜZÜK?

Savaş sonrası dönem, tüm dünyada insanların yaşam biçimlerini yeni sosyoekonomik koşullara uyumlaştıran, endüstrileşmenin, şehirleşmenin, tüm değerlerde yaşanan gelişmelerin sonuçlarını ve tüketici sınıfı eleştiren çeşitli düşünce akımlarının yayılımına şahitlik etmiştir. Aşırı ya da makul düzeyde bu ideolojiler insanların korunmaya layık olan bazı değerlerin farkına varmasına yardımcı olmuştur. Bu değerler bizlere atalarımızın miras bıraktığı mimari ve sanatsal değerlerdir.

Mirasın korunmasının temel ilkeleri pek çok ülke uzmanlarınca imzalanmış olan 1964 Venedik Uluslararası Tüzüğü’nde zikredilmiştir. Bu tüzüğün amacı ulusal mirası koruma çabalarını düzenlemektir. Daha sonra Amsterdam ve Nairobi’de bu girişim sadece birikimli mirası aktarmayı değil
aynı zamanda miras kavramının kendisini de genişletmeyi amaçlayan bazı farklı ilkelerin de eklenmesiyle daha da genişletilmiştir. Bundan böyle insanlar ulusal mirasın her yönden korunmasını sağlamak istemişlerdir.

Bu hareket 1960dan itibaren Quebec’de gözle görülebilir bir etki yaratmaya başlamıştır. Quebec hükümetinin bu alanda ilk eylemi 1972 yılında Kültürel Miras Eylemini kabul edecek bir Kültür Bakanlığı Kurmak olmuştur. Bu sayede Mirasımız yasa önünde değer edinmiştir. Buna karşın, Yasa’nın kabul edilmesinden önce bile, topluluk kendisini yapısal olarak farklılık gösteren ancak amaç olarak çevre ve kültür mirasını koruma ortak düşüncesi altında birleşen ve hükümetin değişik birimlerini konuya vakıf kılan stratejiler geliştirecek şekilde organize etmiştir.

Bu bireysel ve toplu bağlılık, koruma, topluluk katılımının desteklenmesi ve gelişme alanlarında önemli başarılar ile sonuçlanmıştır. Belediyeye ait, taşraya ait programlar ya da federal programlar, büyük ölçekli projeler ya da daha makul eylemler aracılığı ile Quebec halkı, miraslarına olan ilgilerini ve onu diriltmedeki kararlılıklarını göstermişlerdir.

The Conseil des monuments et sites du Quebec (Quebec Anıtlar ve Sitler Konseyi) bu tüzüğü bu çalışmaları desteklemek üzere sunmaktadır. Tüzük bir uyumlama rehberi, bir referans aracı, bir çare ve her şeyin üstünde mirasımız ile ilgilenirken edinmemiz gereken etik bir kanun olma niyetindedir. Bu tüzük önceki deneyimlerden ve uluslar arası düşünce akımlarından yararlanırken, içerdiği koruma ve geliştirme ilkeleri Quebec mirasının doğal, kültürel, tarihi koruması ile ilgili tüm birim ve örgütlerce uygulanabilir.

Quebec için özel olarak taslağı hazırlanmış bu tüzüğün ilk amacı kültürel kişiliğimizi ve böylece mirasımızın özel doğasını tanımlamaktır.

İkinci olarak, bu tüzük insanları harekete geçmeden önce düşünmeye teşvik eder ve son olarak Quebec in belirli problemlerini ve miras gelişiminin çağdaş doktrinlerini hesaba katan olumlu ve nesnel bir eylem için çerçeve sunar.

2- QUEBEC’ĐN KÜLTÜREL BAĞLAMI

Quebec’in deneyimi ve kültürel özellikleri tarihi ile şekillenen belirli bir çevrede bulunan diğer ülkelere
benzer. Bu çevrenin ana karakteristikleri sert iklimi, geniş toprakları, kuzey Amerika uygarlığını oluşturan orijinlerin Avrupa, Fransız ve Katolik kaynaklı belirli bir motifte oluşudur.

Burasının gerçek yerlisi olan Kızılderililerden zorla alınarak Quebec ilk olarak Fransız ve sonra British kolonisi haline geldi ve nihayet Kanada konfederasyonunu bir parçası oldu. Quebec’in siyasi tarihine, çoğunluğun İngilizce konuştuğu Kuzey Amerika topraklarında Fransız ve Katolik kökenleri koruma çabaları damga vurmuştur.

Bununla beraber bu çeşit bileşenler sosyal motifimizin gelişimine katkı yapmıştır. Zamanın seyrinde değişik yerlerden gelen göçmenler Quebec topraklarında savaş veren 3 orijinal gruba katılmışlardır. Bazen Loyalist ve İrlandalılarda olduğu gibi birden beliren göçler, bazen de İtalyan ve Çinlilerde olduğu gibi zamana yayılmışlardır. Göç hareketi zaman içerisinde azar azar Quebec nüfusunun fizyonomi ve anlayışını değiştirmiştir.

Bizim maddi mirasımız sadece bu kültürel özelliklerin karışımı ile değil aynı zamanda uluslar arası geçerliği olan bazı modalarla damgalanmıştır. Bunların arasında Victorian etkisi kuşkusuz en önemlileridir. Ama aynı zamanda “yeni sanat” gökdelen çağı ve pek çok diğer estetik ve teknolojik modaların etkisi görülür.

Toplumların esas nedeni olan ekonomik hayat, Quebec nüfusunun dağılımı üzerinde büyük ihtimalle en büyük etkiye sahip olmuştur. En baştan beri çok ve az hacimli nüfuslanmış toplumlar kürk ticareti ile önem kazanmış alanlara yoğunlaşmışlardır. Derebeylik gayrimenkulleri ve İngiliz kasabaları tarımın gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamışlardır. Toplumumuzun pek çok öğesi orman ürünleri ve madencilik endüstrisi ile kuzeye çekilmiştir. Son olarak ABD’nin harikulade büyümesinin geri tepmeleri yaşam tarzımız ve ekonomik modelimiz üzerinde azami öneme sahiptir: Etkili şehirleşme, yüksek tüketim düzeyi, geniş sanayi merkezlerinin kurulması, doğal, insani ve enerji kaynaklarının ulaşım ve taşımasında gelişmeler.

İmajımızı şekillendirmede pek çok diğer faktör katkıda bulunmuştur. Katolik nüfusun çokluğu kilise ve manastırların yapımını teşvik etmiş ve kutsallığa dayanan sanatların artmasına etki etmiştir.

İklim koşullarının sertliği insanların yaşam şekillerinde her şarta adapte olmaya zorlamıştır. Nüfus dağılımına bakıldığında çoğunluğun St. Lawrence havzasına yerleştiği görülmüştür.
Kültürel dokumuzun gelişimine katkıda bulunan tüm coğrafi, sosyal, tarihi ve ekonomik faktörlerin etraflı listesini sunmak anlamsız olurdu. Ama şunu söylemek yeterlidir ki düşüncelerin mayası gelenek ve alışkanlıklar, coğrafi bağlamda yer alan gelenekleri, folklorik yapıyı, zihniyetin, üslupların, mimarinin, sosyal yapının ve kısaca Quebec’e özgü olarak yaşama sanatının artmasına katkıda bulunmuştur. Bu kültürü oluşturan unsurlar aynı derecede ve aynı şekilde bütünleşmemiş olsa da önemlerinden şüphe duyulamaz.

Bunlar bizim geçmişimizden destek alan ve güçlenen mirasımızı oluştururlar ve şimdiki nesiller için geliştirmeye devam etmektedirler. Bu dinamik büyümenin köklerinden ayrılmasına izin veremeyiz.

3-BUGÜNKÜ DURUM

Bu tüzüğü yayınlama ihtiyacı duyduk çünkü mirasımız tahrip edilmediği ya da unutulmadığı durumda dahi tehdit altındadır. Bu problem elbette Quebec’e özgü değildir. Modernizasyon ve yeni hayat biçimlerinin takip edilmesinin sonucu olarak milli miraslar her yerde acımasızca tehlikeye atılmış olur. Bu da Gelişmenin bir bedelidir.

Quebec’de nüfuslu alanlar arasındaki mesafe ve toprağın genişliği daha az bütünleşik bir gelişime yol açmıştır. Bütün bu faktörler ulusal mirasımızın korunması adına tercih edilmeyen durumlardır. Sonuç olarak farkındalık göstermeli, diyalog ve danışmalarımızı arttırmalı ve toplumun güçlerini hareketlendirmek için daha fazlasını yapmalıyız.

İklim de mimari mirasımız ve tarihi kalıntılarımız açısından tehdit oluşturur. Özellikle don çözülmeyle
birleştiğinde Quebec’teki binalar üzerinde ciddi etkiler yaratır. Bu bölgede acil ve teknolojik açıdan yeterli eylemler gereklidir.

Sonuç olarak Avrupa ve Kuzey Amerika kültür mirasımız diğerlerinden daha az olmak üzere ancak en az onlar kadar gerçek bir tehlike ile tehdit edilmektedir. Çünkü bu kültür yakın zaman kökenlidir ve sadece kısa bir zamandan bu yana vardır. Farklı elementlerinin göreceli değerine karar vermek için sadece kronolojik sınıflandırmaya gitmek uygun olmaz. Kimse 18. yüzyıl kalıntılarına 19. yüzyıldan daha fazla değer yüklememelidir. Elbette eski şeyler daha az bulunur ve genellikle daha değerlidir ama her nasılsa bu meseleleri yargılarken bu incelik kullanılmalıdır.

MİRAS VE KORUMANIN TANIMI

Miras “doğa ve insanın ortak üretimi ve yaratımıdır, kendi bütünlüğünde yaşadığımız yer ve zamanı oluşturur.”

Miras gerçekliktir, toplumun iyeliği ve varlığıdır ve farkındalığımızı ve katılımımızı çağıran ve gelecek nesillere aktarabileceğimiz zengin bir mirastır. (Ulusal Mirasın yorumlanması için Quebec Birliği, Terminoloji Komitesi, Temmuz 1980)

Yukarıdaki Miras kavramı mimariden ve binalardan daha fazlasını kapsayan daha uzak bir geçmişte tanımlanmıştır. Ne geçmişte ne de gelecekte miras zamanla sınırlanmaz. Yarının mirasını oluşturmak için dünün mirasını kullanırız ve onun doğal dinamiği olan kültür de sürekli yenilenir ve zenginleşir.

Miras, üç ana anlamı olan çok kapsamlı bir terimdir: Maddesel kültür (kültürel varlıklar), coğrafi çevre ve insan çevresi. İnsanlar kültürel varlıklar kavramını, yasa tarafından tanımlanmış olduğundan beri tanırlar.

Hatırlamalıyız ki, resmi ve revaçta olan mimari, arkeolojik ve halk bilimine ait nesneler, imgeler (ikonografi), yazılı arşivler, mobilya, sanat nesneleri, özet olarak içinde yaşadığımız, maddi çevre gibi tüm diğer gereç biçimlerinden örnekler de barındırır. Coğrafi çevre kendisini Quebec topraklarında kıyı, dağ ve düzlük olarak gösteren doğadır. Nadir, estetik ve genel görünümlü değeri olan şehir ve doğal bölgelerimizin büyük önemini vurgulamakta ısrarcı olmayı diliyoruz. Şunu da söylemeliyiz ki kendi gelenek ve görenekleri olan, hafızaları kendine özgü bir folklor ile donatılmış olan ve yaşama tarzı belirli ayarlara uyum sağlayan her insan, korunması gereken sosyal bir hazinedir.

Ulusal mirasımızın geniş tanımı, medeniyetimizin sadece bireysel değil aynı zamanda daha geniş tarihi, kültürel ve geleneksel bileşeni olan tüm elementlerini içerir. Ya da daha basit tanımıyla insanın çevresine
uyum sağlama örneği olarak.

Mirasın bu kavramı insan topluluğu ve doğanın etkileşiminin bir sonucu olarak tanımlanabilecek kültürel görünüm fikrini de içerir.

Ulusal mirasın korunması bu ışık altında bu mirasın her bir nesnesini olabilecek en iyi şekilde korumayı amaçlayan çalışma, bilirkişi incelemesi ve fiziksel müdahale olarak incelenmelidir. Bu faaliyet düzgün bir bakım, bütünleşme, tamirat, koruma ve onarım, bozulmayı önleme hususlarını kapsar.

MADDE 1

Quebec Vatandaşları Milli mirasın korunmasında önde gelen korumacılardır

MADDE 1-A

Quebec vatandaşları en başta kendi miraslarını korumada bireysel sorumluluk hissederler. Onların değerini takdir etmede, tam önemini anlamada ve korunmasına katkıda bulunmada yapabilecekleri her şeyi yapmalıdırlar.

MADDE 1-B

Bu bireysel sorumluluk seçilmiş temsilciler ya da işbirlikçi ya da kurumsal yöneticiler tarafından topluluk adına alınan tüm kararlarda ifade bulmalıdır.

MADDE 2

Ulusal Miras Topluma ait bir hazinedir. Değerlidir ve yenilenemez.

MADDE 2-A

Ulusal miras gelecek nesillerin faydası için korunmalı, muhafaza edilmeli ve geliştirilmelidir. Bu hazine bize ait değildir, bize emanet edilmiştir ve bizden sonrakilere aktarılmalıdır. Bu durumda bu mirası düzgün kullanmalı ve korunmasını sağlamalıyız.

MADDE 2-B

Mali, finansal ve yönetimsel sistemler gibi tüm hukuk ve düzenlemeler ulusal mirasın korunması ve geliştirilmesini sağlamalıdır. Bu faaliyetler topluluğun ilk resmi temsilcileri olan belediyelerce yerel düzeyde başlatılmalıdır.

MADDE 2-C

Ulusal miras Quebec halkının mülkiyetinde kalmalıdır ve kültürel varlıkların kökenleri olan yerlere ait olduğunun farkına varılmalıdır.

MADDE 2-D

Ulusal mirasın korunmasında ve geliştirilmesinde ve gelecek nesillere aktarılmasında, özgünlüğe özellikle önem verilmelidir. Bu eylem yerel yönetim düzeyinde başlatılmalıdır, çünkü yerel yönetimler, hukuki açıdan topluluğun en temel temsilcilerdir.

MADDE 3

Ulusal miras bilgisi onun korunması için ön koşuldur

MADDE 3-A

Bu bilgiyi sağlamak için tüm uygun şartlar sağlanmalıdır. Herhangi bir faaliyet düzenlenmeden önce gerekli olan güncel arşiv ve uzman incelemesi sağlanmalıdır.

MADDE 4
ULUSAL MİRAS, KAMU ALANINDA KARŞILIKSIZ OLARAK TANINMALIDIR.
MADDE 4-A

Disiplinler arası ekipler, mirasımızın milli, bölgesel ve yerel düzeyde kültürel, tarihi, doğal, sosyal ve estetik önemine değer biçmelidir.

MADDE 4 B

Her tarihi dönemin önemli katkısına saygı duyulmalıdır.

MADDE 5

Ulusal mirasın korunması bakım, koruma ve geliştirme ister.

MADDE 5 A

Ulusal mirasın korunması öncelikle devamlı bakımlarla sağlanmalıdır.

MADDE 5 B

Kültürel varlıkların geliştirilmesi gerekli bir önem taşır. Bu geliştirme onların erişilebilir ve kullanışlı olması ve hatta gerektiğinde Quebec halkının günlük hayatına bütünleştirmenin mümkün kılınması gibi ölçütlere de hizmet eder.

MADDE 5 C

Ulusal mirası korumak için yapılan her etkinliği (kültürel mirası) özgün haliyle muhafaza etmek üzere tasarlanması gerekir. Varsayımlara dayanan yeniden inşa çalışmalarından kaçınılmalıdır.

MADDE 5 D

Bu kültürel varlıkların geliştirilmesi, onların gelecek nesillere aktarılması ve sürekli bir şekilde korunmasını sağlamak üzere, kolaylıkla uygulanabilir bilgilerin yayılması şeklinde izlenmelidir.

MADDE 6
ULUSAL MİRASA HER ALANDA ÖNCELĐK VERİLMELİDİR.
MADDE 6 A

Ulusal mirası ilgilendiren mevzuatlara diğer her mevzuatın üstünde öncelik verilmelidir.

MADDE 6 B

Ulusal mirasın korunması ve geliştirilmesi ile ilgili ilkeler tüm kalkınma planları içinde öncelik sahibi olmalıdır.

MADDE 6 C

Binaların, grup yapıların ve peyzajın mirasımız için önemi fark edildiğinde diğer tüm çevreye göre bunlara üstünlük verilmelidir. Bu önem, o çevrenin değişikliği için kesin etmen olmalı ve miras nesnesinin uyarlaması, bütünlüğü ve takdiri sağlanmalıdır.

MADDE 6 D

Kendi içinde yaratıcı olması gereken çağdaş ilaveler, renk uyumu, doku, oran dolgulu ve boş alanların desenleri ve genel kompozisyonla bütünleşmeli ve ahenk sağlamalıdır.

Yeni bina yapılması planlanan alanların arkeolojik analizlerinin yapılması gerektiği unutulmamalıdır gerekli yerlerde eski yaşam ve yapı kalıntıları ile ilgili gözlem yapılıp bu alanda koruma yapılmalıdır.

MADDE 7

Halk ulusal mirasın korunması ile ilgili alınacak her türlü karara katılmada yasal hakka sahiptir

MADDE 7 A

Mirasımızı korumak ile ilgili faaliyetlerle ilgili kişilerin mirasla ilgili bilgiyi yaymak, fikirlerin dolaşımını sağlayan yöntemleri tamamlamak, halk katılımı ve mirasımızın korunmasını teşvik etmek gibi bir sorumluluğu vardır.

MADDE 7 B

Ulusal miras belirli faaliyetlerden etkilendiğinde bu faaliyetten sorumlu olanlar vatandaşlara danışmalı ve onları faaliyetin kapsamı ile ilgili bilgilendirmelidirler.

Bu faaliyetlerle ilgili belgeler halk tarafından ulaşılabilir olmalı ve uzman olmayanların da anlayabileceği şekilde hazırlanmış olmalıdır.

Dahası, Bu faaliyetlerin geliştirilmesi ile ilgililer halkın görüşlerini not etmek gibi uygun danışma yöntemleri geliştirmelidirler. Bu yöntemler özellikle halk duyumlarını, bilgilendirme toplantılarını ve sergileri içerir.

MADDE 8

MİRASIMIZIN CANLANMASI SÜRECİ, ÖZGÜN KİMLİĞİNİN, BÜTÜNLÜĞÜNÜN VE KÜLTÜREL DEĞERLERİN KORUNMASI VE HATTA GELİŞTİRİLMESİ AMAÇLARI İLE UYUMLU OLMALIDIR.

MADDE 8 A

Mirasımız, Topluma faydası olan ve bitirilmiş yapıların, alanların, arazilerin doğası ve yapısı ile uyumlu işlevleri sürdürecek ve ortaya koyacak şekilde kullanılmalıdır. Mirasımızı kullanmada onun bulunduğu toplumun ekonomik ve sosyal aktivitelerine uyumlu oluşunu göz önünde bulundurmalıyız.

MADDE 8 B

Mirasımızın herhangi bir bölünmeye ya da bozulmaya uğramadan sürekli kullanımını teşvik etmeliyiz.

MADDE 8 C

Miras materyalinin yeni bir kullanımına karar verdiğimizde onun diğer önemli karakteristiklerinin korunmasını sağlamalıyız.

Zorunlu kılınan bütün değişiklikler geri dönüştürülebilir nitelikte olmalıdır.

MADDE 8 D

Miras materyali ile ilgili yeni işlev seçiminde aşırı kullanma sonucu bozulmasına imkân vermekten kaçınılmalıdır.

MADDE 9

Mirasımızın dinamik ve işlevsel karakterinin korunması, o mirasın bütünleşmiş parçası olan ve onun korunmasına ve canlılığına katkıda bulunan yerel sakinlerce sağlanır.

MADDE 9 A

Mirası kullanmada müze ve turistik merkezlerin yapay hayatındansa onu günlük hayata dâhil etmeyi tercih etmeliyiz. Geleneksel uğraşlar tercih edilmelidir. Sakinlerin meşru amaçları ve ihtiyaçları mirasın kendine has kullanımından farklı bir kullanım kabul etmeyi gerektirse bile buna her durumda saygı duymalıyız.

MADDE 9 B

Başka bir deyişle yerel nüfusun yerleşik haklarına saygı duymayı teşvik etmek gereklidir. Yapıların, yerleşme işlevine diğer kullanım seçeneklerine göre öncelik verilmelidir.

MADDE 10
EĞİTİM KURUMLARIMIZ HERKESİN ULUSAL MİRASIN KORUNMASINDA SORUMLULUK ALMASI FİKRİNİ TEŞVİK ETMELİDİR

MADDE 10 A

Eğitim sistemimiz insanların onun değerinin farkında olmasını ve koruma ihtiyacı duymasını sağlamak amacıyla mirasımıza ait bilgiyi yayınlayıp öğretmelidir.

MADDE 10 B

Eğitim sistemimiz geleneklerin aktarılmasını sağlamalı ve mirasımızı muhafaza etmek üzere çalışabilecek esnaf, sanatkar ve teknisyen gibi mesleklerin eğitimini teşvik etmelidir.

MADDE 10 C

Aile, gazeteler, dergiler, radyo, televizyon ve bunun gibi diğer eğitim araçları da mirasın korunması eğitiminde üzerlerine düşeni yapmalıdır. Özellikle, miras uygulamacıları ve uzmanlar bilgilerini iletişim yolu ile halkın geneline ulaştırarak farkındalığı arttırmalıdır.

Müze ve Koleksiyonların Çeşitlilikleri ve Toplumdaki Görevlerinin Korunması ve Geliştirilmesine İlişkin Tavsiye Kararı

0

Müze ve Koleksiyonların Çeşitlilikleri ve Toplumdaki Görevlerinin Korunması ve Geliştirilmesine İlişkin Tavsiye Kararı(2015 Recommendation concerning the Protection and Promotion of Museums and Collections), UNESCO tarafından, ilgili taraflara yönelik ilke ve yönetmelik esaslarını içeren bir metin olarak 17 Kasım 2015 tarihinde kabul edilmiştir.

Kültürel Varlıkların Korunması kapsamında kabul edilen Tavsiye Kararı, ilgililerin sorumlulukları ile müzeler hakkında belirlenen uluslararası standart ve ilkelerin uygulanması ve genişletilmesi amacını taşımaktadır. 2012 yılında Rio de Janeiro’da düzenlenen uzmanlar toplantısında metnin hazırlık aşaması tamamlanmış, 2013 yılında üye devletlerin katılımı ile netleşen metin 2015 yılı kasım ayında yapılan 38. oturuma sunularak onaylanmıştır.

Müze ve Koleksiyonların Çeşitlilikleri ve Toplumdaki Görevlerinin Korunması ve Geliştirilmesine İlişkin Tavsiye Kararı

Genel Konferans,
Müzelerin, kurumun kendi yönetmeliğinde öngörülen nesnel gerçeğin peşinde, düşünce ve bilginin özgür dolaşımının sağlandığı ortamlarda, kültürün geniş ölçekli yayılımına katkıları, insanlığın adalet, özgürlük ve barış için eğitimi, insanlığın düşünsel ve manevi dayanışmasının oluşması, eğitim hakkı için eşit imkânlar sağlanması gibi temel amaçlarından bazılarına ortak olduğunu dikkate alarak,
Kurumun temel amaçlarından birinin, yönetmeliğinde belirtilen, Taraf Devletlerle iş birliği içerisinde, popüler eğitime yeni bir ivme kazandırmak, kültürün yayılması ve ırk, cinsiyet veya herhangi bir ekonomik ya da sosyal ayrım gözetmeksizin eğitim hakkının eşitliğinin geliştirilmesi amacıyla ülkeler arasındaki işbirliğini kurarak bilginin sürekliliği, geliştirilmesi ve yayılımı olduğu gerçeğini kabul ederek,
Zaman ve mekân içerisinde kültürün farklı türlerinin, insanların ve toplumların bu farklılıklardan sağladığı faydaların ve kültürün, toplumların, insanların ve ülkelerin çıkarına olacak şekilde ulusal ve uluslararası kalkınma politikalarına stratejik olarak dâhil edilme ihtiyacının önemini kabul ederek,
Kültürel ve doğal, somut ve somut olmayan mirasın kendi taşınabilir veya taşınamaz şartlarına uygun olarak korunmasının, incelenmesinin ve yayılmasının bütün toplumlar arasında kültürler arası iletişime, sosyal dayanışmaya ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik taşıdığı büyük önemi onaylayarak,
UNESCO Genel Konferansı 11. Oturumunda kabul edilen (Paris, 14 Aralık 1960) İnsanların Müzelere Erişiminin En Etkili Yollarını Sunmaya ilişkin Tavsiye Kararında belirtilen söz konusu görevlerin yerine getirilmesine yönelik sağladığı katkıları tekrar onaylayarak,
Müzeler ve Koleksiyonların, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin özellikle 27. Maddesi ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 13. ve 15. Maddelerinde tanımlanmış olan insan haklarının gelişimine sağladığı katkıyı onaylayarak,
Mirasın koruyucuları olarak müzelerin taşıdıkları değeriyaratıcılığın harekete geçirme ve kültürel endüstri konusunda yarattığı fırsatları ve dünya genelinde tüm vatandaşların maddi, manevi refahını sağlayan katkılarını dikkate alarak,
Somut veya somut olmayan mirasın, taşınabilir veya taşınamaz kültürel ve doğal mirasın, kendi yetki sınırları içerisinde korunması ve müze etkinliklerinin, koleksiyonların amaçlarının desteklenmesinin her bir Taraf Devletin sorumluluğunda olduğu gerçeğini dikkate alarak,
UNESCO ve diğer kurumlar tarafından kabul edilen, müze ve koleksiyonların görevleri hakkında mevcut sözleşme, tavsiye kararı veya bildiriler de dâhil olmak üzere uluslararası standart belirleyici araçları not ederek,[i]
1960 yılı İnsanların Müzelere Erişiminin En Etkili Yollarını Sunmaya ilişkin Tavsiye Kararı kabul edildiğinden beri sosyo-ekonomik ve politik değişimlerin büyüklüğünü göz önüne alarak,
Taşınabilir veya taşınamaz türlerdeki kültürel ve doğal mirasın yararına olacak şekilde, müze ve koleksiyonların görevlerine istinaden var olan standart ve ilkelerden kaynaklı korumanın sağlamlaştırılmasını isteyerek,
Müze ve Koleksiyonların Çeşitlilikleri ve Toplumdaki Görevlerinin Korunması ve Geliştirilmesine İlişkin Tavsiye Kararı üzerine gelişen önerileri dikkate alarak,
Söz konusu UNESCO Tavsiye Kararının, ilgili taraflara yönelik ilke ve yönetmelik esaslarını içeren ve bağlayıcı olmayan bir araç olduğunu teyit ederek,
2015 yılı Kasım ayının, 20. Oturumunda söz konusu Tavsiye Kararını kabul eder.
Genel Konferans, Taraf Devletlerin, söz konusu Tavsiye Kararında belirtilen aşağıdaki hükümleri, ilkeleri ve standartları kendi yetki sınırları içerisinde, gereken her türlü yasal veya diğer önlemleri alarak uygulamasını önerir.
GİRİŞ

1- Kültürel ve doğal çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesi yirmi birinci yüzyılın en büyük problemlerinden sayılmaktadır. Bu sebeple, müzeler ve koleksiyonlar, koruma altındaki doğal ve kültürel değerlerin somut ve somut olmayan tanıklıkları vasıtasıyla büyük önem teşkil ederler.

2- Kültürel aktarım, kültürler arası iletişim, öğrenim, tartışma ve eğitim alanları olarak müzeler, eğitim (resmi, gayri resmi ve yaşam boyu eğitim), sosyal dayanışma ve sürdürülebilir kalkınma konularında önemli bir göreve sahiptirler. Müzeler, kültürel ve doğal mirasın öneminin toplumsal farkındalığının artırılması ve vatandaşların söz konusu mirasın aktarımına olan katkıları konusunda önemli bir potansiyele sahiptirler. Aynı zamanda müzeler, özellikle kültürel ve yaratıcı endüstri ve turizm aracılığıyla ekonomik kalkınmayı desteklerler.

3- Söz konusu Tavsiye Kararı, müze ve koleksiyonların korunması ve geliştirilmesi konusunda Taraf Devletlerin dikkatini çeker, bu sayede Taraf Devletler mirasın muhafaza edilmesi ve korunması, kültürel çeşitliliğin geliştirilmesi ve korunması, bilimsel verinin aktarımı, eğitim politikasının, yaşam boyu öğrenmenin ve sosyal dayanışmanın gelişmesi ve yaratıcı endüstri ve turizm ekonomisinin gelişmesi amacıyla sürdürülebilir kalkınma için ortak hareket ederler.

I. MÜZELERİN TANIMI VE ÇEŞİTLİLİĞİ

4- Söz konusu Tavsiye Kararında, müze ifadesi “kar amacı gütmeden, insanlığın somut ve somut olmayan mirasını ve çevresini eğitim, araştırma ve eğlence amacıyla muhafaza eden, irdeleyen ve sergileyen halka açık, toplumun hizmeti ve gelişiminde kalıcı kurum”[ii] olarak tanımlanır. Müzeler, insanlığın doğal ve kültürel çeşitliliğini temsil etme çabası içerisinde, mirasın korunması, muhafaza edilmesi ve aktarımı konusunda önemli rol oynayan kuruluşlardır.

5- Söz konusu Tavsiye Kararında, koleksiyon ifadesi “doğal ve kültürel varlıkların, somut ve somut olmayanın, geçmişin ve günümüzün bir arada toplandığı alanlar”[iii] olarak tanımlanır. Her bir Taraf Devlet, koleksiyon ifadesi ile ne anlatıldığının kapsamını kendi tüzel çerçevesine dayanarak belirlemelidir.

6- Söz konusu Tavsiye Kararında, miras ifadesi kimliklerinin, inançlarının, bilgi birikimlerinin, geleneklerinin ve yaşayan çevrelerinin yansıması ve ifadesi olan, çağdaş nesillerin koruması ve geliştirmesi ve gelecek nesillere aktarımını hak eden, insanların anonim olarak seçtiği ve belirlediği somut ve somut olmayan değerler ve deyimler dizisi olarak tanımlanır.[iv] Miras ifadesi ayrıca, UNESCO kültür sözleşmelerinde tanımlanan kültürel ve doğal miras, somut ve somut olmayan kültürel varlık ve kültürel nesnelere atıfta bulunur.

II. MÜZELERİN TEMEL İŞLEVLERİ
Muhafaza Etme

7- Mirasın muhafaza edilmesi, güvenlik, önleyici ve iyileştirici koruma ve müze varlıklarının restorasyonuna ek olarak hazırlık kapasitelerinin geliştirilmesi, acil durum planı ve risk analizi de dahil olmak üzere koleksiyon yönetimi ile ilgili faaliyetleri içerir.

8- Müzelerde, koleksiyon yönetiminin anahtar bileşeni, koleksiyonların düzenli kontrolü,  profesyonel envanterin oluşturulması ve sürdürülmesidir. Bir envanter, müzelerin korunması ve kaçakçılıkla mücadele için zorunlu bir araçtır. Ayrıca koleksiyonların, taşınılırlığını kolaylaştırır.

Araştırma

9- Koleksiyon çalışması da dâhil, araştırma, müzelerin bir diğer temel işlevidir. Müzeler, araştırmalarını diğer kurumlarla iş birliği içerisinde yürütebilirler. Söz konusu araştırmalardan edinilen bilgiler aracılığıyla müzelerin sahip olduğu potansiyel anlaşılabilir ve kamuya sunulabilir. Araştırma, müzelere koleksiyonların yorumlanması, temsil edilmesi ve sunumunun yanı sıra günümüz şartlarında tarihi yansıtma fırsatı sağladığı için büyük önem taşımaktadır.

İletişim

10- İletişim, müzelerin bir diğer temel işlevidir. Taraf Devletler, müzeleri, koleksiyonlar, anıtlar ve alanlar hakkındaki bilginin etkili bir biçimde yorumlanması ve aktarımı için uygun görüldüğü şekilde sergiler düzenlemeye teşvik etmelidirler. Dahası müzeler, halka açık etkinlikler düzenleyerek, toplumda etkili bir rol oynayabilmek amacıyla ilgili kültürel aktiviteler ve fiziksel veya dijital diğer etkileşimlerde rol alarak,  iletişimin bütün araçlarını kullanması yönünde teşvik edilmelidirler.

11- İletişim ilkeleri, bütünleşme, erişim ve sosyal içermeyi hesaba katmalı ve kamu ile işbirliği içerisinde yürütülmelidir. Ayrıca müze faaliyetleri, kamuoyu ve toplum çıkarına olan etkinliklerle desteklenmelidir.

Eğitim

12- Eğitim, müzelerin bir diğer temel işlevidir. Müzeler, diğer eğitim kurumları ile iş birliği içerisinde bilgi, eğitim ve pedagojik programların gelişimi ve aktarımı yoluyla örgün ve yaygın eğitim ve yaşam boyu öğrenme için çaba sarf ederler. Müzelerdeki eğitim programları, mirasın muhafazasının ve yaratıcılığın teşvikinin öneminin farkındalığını artırmaya yardımcı olmasının yanı sıra temel olarak farklı kitlelerin koleksiyonlar ve sivil yaşamlarla alakalı konularda eğitimine katkı sağlarlar. Müzeler ayrıca ilgili toplumsal konuların anlaşılmasına katkı sağlayan bilgi ve deneyimi sağlayabilirler.

III. TOPLUMDA MÜZELERİN SORUNLARI
Küreselleşme

13- Küreselleşme, koleksiyonların, ziyaretçilerin ve müzeleri hem olumlu hem olumsuz yönde etkileyen fikirlerin özgür hareketine olanak sağlar. Taraf Devletler, küreselleşen dünyada, müzelerin rolünü azaltmadan müze ve koleksiyonları tanımlayan çeşitliliğin ve kimliğin korunmasını desteklemelidirler.

Müzelerin Ekonomi ve Yaşam Kalitesi ile İlişkisi

14- Taraf Devletler, müzelerin toplumdaki ekonomik aktörlerden biri olabileceğini ve gelir sağlayan etkinliklere katkı sağlayabileceğini kabul etmelidirler. Dahası, müzeler toplumların ve bulundukları bölgelerin yaşam kalitesini artıran yaratıcı projeler ile turizm ekonomisine de katkı sağlarlar.

15- Gelir kaynaklarını çeşitlendirmek ve kendi kendine sürdürülebilirliğin artırılması amacıyla pek çok müze, isteyerek veya zorunluluktan, gelir sağlayan etkinliklerini artırmaktadır. Taraf Devletler, müzelerin temel işlevlerine zarar verebilecek gelir sağlama etkinliklerine öncelik tanımamalıdırlar. Taraf Devletler, toplum için büyük önem taşıyan söz konusu temel işlevlerin tamamen finansal terimlerle ifade edilemeyeceğini kabul etmelidirler.

Toplumsal Rol

16- Taraf Devletler, müzelerin 1972 yılı Santiago de Chile Bildirisinde vurgulanan toplumsal rollerini desteklemek amacıyla teşvik edilmelidirler.  Müzeler, bütün ülkelerde, sosyal dayanışma ve bütünleşmenin etkeni olarak anahtar bir rol oynamaktadırlar. Bu yüzden, müzeler, eşitsizliklerdeki artış ve sosyal bağlardaki kırılmalar gibi köklü değişiklikler karşısında toplumlara yardımcı olabilirler.

17- Müzeler, tüm topluma seslenen ve bu sebeple toplumsal bağların, sosyal dayanışmanın, vatandaşlık bilincinin gelişmesinde ve toplumsal kimliğin yansıtılmasında önemli görevleri olan hayati kamusal alanlardır. Müzeler, kamuya açık, ezilen gruplar da dâhil bütün herkesin fiziksel ve kültürel erişim sağlayabildiği alanlar olmalılardır. Müzeler, tarihsel, sosyal, kültürel ve bilimsel konularda tartışma ortamını yaratabilirler. Müzeler ayrıca, insan haklarına saygı ve cinsiyet eşitliğini teşvik etmelidirler. Taraf Devletler, müzeleri, tüm bu rollerini hayata geçirme konusunda desteklemelidirler.

18- Yerel halkın kültürel mirasının müzelerde temsil edildiği durumlarda, Taraf Devletler, iletişimi rahatlatmak ve söz konusu koleksiyonların yönetimi ve gerekli durumlarda mevcut yasa ve politikalara uygun olarak iade edilmesi konularında yerel halk ile müze arasında yapıcı ilişkiler kurmak adına gereken önlemleri almalıdırlar.

Müzeler ve Bilgi- İletişim Teknolojileri

19- Bilgi ve iletişim teknolojilerinin yükselişinin sebep olduğu değişiklikler, müzelere mirasın ve ilgili bilgi birikiminin korunması, incelenmesi, oluşturulması ve aktarılması amacıyla çeşitli fırsatlar sunar. Taraf Devletler, müzeleri bilginin paylaşımı, dağıtımı ve müzelerin temel işlevlerini geliştirmek için gereken söz konusu teknolojilere erişimini sağlayabilme konusunda desteklemelidirler.

IV. İLKELER
Genel İlkeler

20- Kültürel ve doğal miras ile ilgili mevcut uluslararası belgeler, müzelerin, söz konusu mirasın korunmasının, geliştirilmesinin ve toplumun tam anlamıyla erişiminin önemi ve toplumsal rolünü kabul ederler. Bu bakımdan, Taraf Devletler, gerekli önlemleri almalıdırlar, bu sayede kendi yönetim ve kontrolleri altındaki müze ve koleksiyonların söz konusu belgeler tarafından belirlenen koruyucu ve tanıtıcı önlemlerinden faydalanabilirler. Taraf Devletler ayrıca, her koşulda koruma sağlayabilmeleri amacıyla, müzelerin kapasitelerini güçlendirecek gerekli önlemleri almalıdırlar.

21- Taraf Devletler, müzelerin, mevut uluslararası belgelerin ilkelerini uyguladıklarından emin olmalıdırlar. Müzeler, somut veya somut olmayan, kültürel ve doğal mirasın korunması ve tanıtımı için uluslararası belgelerin ilkelerini gözlemlemekle yükümlüdürler. Aynı zamanda müzeler, kültür varlıklarının kaçakçılığına karşı mücadele etmek ve bu konudaki çabalarını düzenleyebilmek amacıyla söz konusu uluslararası belgelerin ilkelerine uymalıdırlar. Müzeler, profesyonel müze topluluğunun koyduğu etik ve mesleki standartları dikkate almak zorundadırlar. Taraf Devletler, kendi yetkisi altındaki alanlarda yasal ve mesleki standartlara uygun olarak müzelerin toplum içerisindeki görevlerini yerine getirdiklerini garanti etmelidirler.

22- Taraf Devletler, kendi yönetim veya kontrolleri altındaki müzelerin korunması ve geliştirilmesi için temel işlevlerine uygun olarak söz konusu kurumları destekleyerek ve geliştirerek ilkeleri uygulamalı ve gereken önlemleri almalıdırlar.

23- Müzelerin çeşitliliği ve sorumlu oldukları miras, sahip oldukları en büyük değeri teşkil eder. Taraf Devletlerden, ulusal ve uluslararası müze toplulukları tarafından belirlenen yüksek kalite kriterleri sağlamaları için teşvik edilirken aynı zamanda söz konusu çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesi talep edilir.

İşlevsel İlkeler

24- Taraf Devletler, yerel, sosyal ve kültürel bağlamlarda uyarlanmış etkili muhafaza etme, araştırma, eğitim ve iletişim ilkelerini destekleme ve müzelere, mirası koruma ve gelecek nesillere aktarma imkânı verme konusunda teşvik edilirler. Müzeler, toplumlar, sivil toplum örgütleri ve kamuoyu arasındaki iş birlikçi ve katılımcı çabalar güçlü bir şekilde desteklenmelidir.

25- Taraf Devletler, kendi yetki sınırları içerisindeki müzelerde uluslararası standartlara dayalı envanter düzenlemesinin önceliğini sağlamak amacıyla gerekli önlemleri almalıdırlar. Müze koleksiyonlarının sayısal dökümü bu anlamda çok önemlidir ve koleksiyonların korunması amacıyla yenilenme olarak görülmemelidir.

26- Müzelerin işleyişi, korunması ve geliştirilmesi, müzelerin çeşitliliği ve toplumdaki görevleri için yapılan iyi uygulamalar ulusal ve uluslararası müzeler ağı tarafından kabul edilmiştir. Bu uygulamalar alanındaki yenilikleri yansıtacak şekilde düzenli olarak güncellenir. Bu bağlamda, Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından benimsenen Müzeler Etik Kuralları en yaygın ortak referansı oluşturmaktadır. Taraf Devletler, söz konusu etik kuralların, standartların, müze politikalarının ve ulusal mevzuatların benimsenmesine ve yaygınlaştırılmasına yönelik teşvik edilirler.

27- Taraf Devletler, istihdamı kolaylaştırmak amacıyla müzelere, kendi yetki sınırları içerisinde gerekli uzmanlığa sahip nitelikli personel alınması için önlemler almalıdırlar. Faydalı bir iş gücü yaratmak amacıyla eğitim ve profesyonel gelişim ile ilgili yeterli fırsatlar bütün müze personeli için sağlanmalıdır.

28- Müzelerin etkili işlevlerini doğrudan kamu, özel finansman ve yeterli ortaklıklar etkiler. Taraf Devletler, müzelerin belirli bir görüşle, diğer finansal kaynaklarla uyumlu ve dengeli olarak yeterli planlama ve kaynak içerisinde topluma faydalı görevlerini saygı çerçevesinde yürütmeleri için çalışmalıdır.

29- Müzelerin işlevleri, yeni teknolojiden ve teknolojinin günlük hayatta artan rolünden etkilenmektedir. Söz konusu teknolojiler, müzeleri dünya çapında tanıtma yolunda büyük potansiyele sahiptir. Fakat aynı zamanda, müzelere ulaşma ve müzeleri kullanmada sıkıntı yaşayanlar için bir bariyer oluşturmaktadır. Taraf Devletler, kendi yetki sınırları içerisinde söz konusu teknolojilere erişim sağlamak için çalışmalıdırlar.

30- Müzelerin sosyal görevi, mirasın korunması ile birlikte, temel amaçlarını oluşturmaktır. 1960 yılı, İnsanların Müzelere Erişiminin En Etkili Yollarını Sunmaya ilişkin Tavsiye Kararı ruhu, toplumda müzeler için kalıcı bir yer elde etti. Taraf Devletler, kendi yetki sınırları içerisinde yer alan müzelerle ilgili yasalarda bu ilkeleri dikkate almalıdırlar.

31- Müzelerin çeşitliliği, toplumdaki yeri, korunması ve geliştirilmesi açısından sürdürülebilir ve en etkili yol kültür, miras ve eğitim alanlarından sorumlu müze sektörleri ve kurumlarla ortaklıklar kurmaktır. Taraf Devletler, bütün seviyelerde kültürel ve bilimsel kurumlar ve müzeler arasında ortaklık ve iş birliğini, profesyonel ağlara katılımlarını ve birliklerini uluslararası ortaklıklar ve sergiler ile koleksiyonlarda değişiklik ve hareketlilik dâhil olmak üzere teşvik etmelidir.

32- 5. paragrafta tanımlanan, müzesi olmayan kurumlarda tutulan koleksiyonlar, söz konusu ülkelerin kültürel mirasının muhafaza edilmesi ve temsili için dikkatle korunmalıdır. Taraf Devletler, söz konusu koleksiyonların korunması, araştırılması ve geliştirilmesi için iş birliğine davet edilirler.

33- Taraf Devletler, kendi yetki sınırları içerisinde yer alan müzelerde, söz konusu önerileri geliştirmek ve uygulamak amacıyla kamu planlamaları ve politikaları tasarlamak ve uygun yasal, teknik ve mali önlemler almalıdır.

34- Taraf Devletler, müze faaliyetlerine ve hizmetlerine katkıda bulunmak amacıyla izleyici için kapsayıcı politikalar oluşturulmasını desteklemek için teşvik edilirler.

35- Taraf Devletler, kapasite geliştirme ve profesyonel eğitim konularında, UNESCO dâhil olmak üzere, ikili veya çok yönlü mekanizmalar aracılığıyla, özellikle müzeler ve gelişmekte olan ülkelerin koleksiyonlarından faydalanmak için söz konusu Tavsiye Kararının daha iyi uygulanmasını sağlamak amacıyla uluslararası iş birliğini geliştirmelidirler.


[i] Müze ve koleksiyonlarla doğrudan veya dolaylı olarak ilgili Uluslararası belgelerin listesi:
– Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Varlıklarının Korunmasına İlişkin Sözleşme (1954), ve iki protokolü (1954 ve 1999);
– Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması için Alınacak Tedbirlere ilişkin Sözleşme (1970)
– Dünya Kültür ve Doğal Miras Korunması Sözleşmesi (1972)
– Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (1992)
– Çalınan veya Yasa Dışı Olarak İhraç Edilen Kültür Varlıklarına İlişkin UNITDROIT Sözleşmesi (1995)
– Sualtı Kültürel Mirasının Korunması Sözleşmesi (2001)
– Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi (2003)
– Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesi (2005)
– Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi (1966)
– Arkeolojik Kazılarda Uygulanabilir Uluslararası İlkeler hakkında Tavsiye Kararı (UNESCO, 1956)
– İnsanların Müzelere Erişiminin En Etkili Yollarını Sunmaya ilişkin Tavsiye Kararı (UNESCO, 1960)
– Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması için Alınacak Tedbirlere ilişkin Tavsiye Kararı (UNESCO, 1964)
– Kültürel ve Doğal Mirasın Ulusal Düzeyde Korunmasına İlişkin Tavsiye Kararı (UNESCO, 1972)
– Kültür Varlıklarının Uluslararası Mübadelesine İlişkin Tavsiye Kararı (UNESCO, 1976)
– Taşınabilir kültür varlıklarının korunması hakkında Tavsiye Kararı (UNESCO, 1978)
– Geleneksel Kültür ve Folklorun Korunmasına İlişkin Tavsiye Kararı (UNESCO, 1989)
– İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1949)
– UNESCO Uluslararası Kültürel İşbirliği İlkeleri Bildirgesi (1966)
– UNESCO Evrensel Kültürel Çeşitlilik Bildirgesi 2001
– Kültürel Mirasın Kasıtlı Tahribatına İlişkin UNESCO Bildirgesi (2003)
– Birleşmiş Milletler Yerel Halkların Hakları Bildirgesi (2007)

 

[ii] Bu tanım, müze olgusunu zaman ve mekân içerisindeki bütün çeşitliliği ve değişimi içerisinde uluslararası düzeyde bir araya getiren Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından yapılmıştır. Söz konusu tanım müze ifadesini kar amacı gütmeyen kamusal veya özel kuruluşlar olarak belirtir.

[iii] Söz konusu tanım, Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından belirtilen yapılmıştır.

[iv] Söz konusu tanım, Toplum İçin Kültürel Mirasın Değeri Sözleşmesi Avrupa Konseyi tarafından belirtilen yapılmıştır.

Orman Suçlarının Affı -1958

1
Orman Suçlarının Affı, 23 Haziran 1958 tarihinde meclis tarafından kabul edilen “Bazı orman suçlarının affına ve bunlardan mütevellit idare şahsi haklarının sukutuna dair Kanun” ile kararlaştırılmıştır. Kanun, 7132 Sayılı kanun olarak meclisten geçmiş, 02 Temmuz 1958 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, orman suçlarına kısmi af getirmiştir.

Orman Suçlarının Affı, 23 Haziran 1958 tarihinde meclis tarafından kabul edilen “Bazı orman suçlarının affına ve bunlardan mütevellit idare şahsi haklarının sukutuna dair Kanun” ile kararlaştırılmıştır. Kanun, 7132 Sayılı kanun olarak meclisten geçmiş, 02 Temmuz 1958 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, orman suçlarına kısmi af getirmiştir.

1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesinde kanunun kısmen iptali için dava açılmıştır. Ilgaz Sulh Ceza Mahkemesi tarafından kanunun birinci maddesinin «Bu madde hükmünün tatbiki , suça 15/8/1956 ilâ 1/5/1958 tarihleri arasında el konulmuş olması şartına bağlıdır.»  hükmünü kapsayan beşinci fıkrasının Anayasa’nın özüne ve 12., 33/1. ve 33/4. maddelerine aykırı olduğu iddiası ile iptali için dava açılmış ancak Anayasa Mahkemesi bu talebi reddetmiştir. 

Bazı Orman Suçlarının Affı – Bazı orman suçlarının affına ve bunlardan mütevellit idare şahsi haklarının sukutuna dair Kanun

Kanun No: 7132
Kabul tarihi : 23/6/195 8
Madde 1

15/8/1956 tarihinde n 1/5/1958 tarihine kadar işlenmiş olan, 3116 sayılı «kanunun 122, 123 ve 124 üncü, aynı kanunu n 5653 sayılı kanunla muaddel 114 ve 6831 sayılı kanunun 19, 74, 76, 109 ve 110 uncu maddelerinde yazılı suçlarla mevzuu 20 kentali geçmiyen (20 dâhil) odun, 10 kentali geçmiyen (10 dâhil) kömür, 5 metre mikâbı geçmiyen (5 dâhil) gayrimamul ve 3 metre mikâbı geçmiyen (3 dâhil) mamul ve yarı mamul emvale mütaallik orman suçlarından dolayı takibat yapılmaz ve verilen cezalar infaz olunmaz.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]KENTAL: 100 kg’lık bir ağırlık ölçü birimi[/box]

Yukarıki fıkra hükmünün tatbikında mamul emvalden maksat; şerit, katrak, daire destere ve hızarla imal edilen 8 ilâ 96 milimetre kalınlığında olan orman emvali ile el bıçkısı ile biçilmiş olup da 5 santimetreden aşağı kalınlıkta bulunan muhtelif boy ve genişlikteki orman emvalidir.

Yarı mamul emvalden maksat ise; mamul emval dışında kalan şerit, katrak, daire destere, hızarla veya balta, bıçkı, destere gibi vasıta ve aletlerle işlenilmiş muhtelif boy genişlik ve kalınlıkta kereste , yırtma,
kapak, pedavra, hartama gibi emvaldir.

Mamul ve yarı mamul emval dışındaki orman emvali de gayrimamul emvaldir. Bu madde hükmünün tatbiki, suça 15/8/1956 ilâ 1/5/1958 tarihleri arasında el konmuş olması şartına bağlıdır.

B u maddeni n şümulüne gire n suçlara mütaallik dâvaların, Orman İdaresinin şahsi haklarına da şâmil olmak üzere sükutuna ve zaptolunan orman emvali ile suçta kullanılan aletlerin, kamyon gibi motorlu nakil vasıtaları hariç, diğer nakil vasıtalarının veya satılmış ise bunların bedellerinin maznuna iadesine mahkemece, henüz hukuku âmme dâvası açılmamış olan işlerde takipsizlik kararı ile birlikte Cumhuriyet Müddeiumumiliğince karar verilir.

Madde 2

B u kanun neşri tarihinde mer’iyete girer .

Madde 3

Bu kanun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

25/6/1958

Nur Centel

0
Prof. Dr. Nur Centel

Prof. Dr. Nur Centel,1949 Yılında Erzurum’da dünyaya gelmiş, Erzurum Lisesini ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde doktorasını tamamlamıştır.

Prof. Dr. Nur Centel

Prof. Dr. Nur Centel, Almanya’da 1973-1974 yıllarında Ruhr Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne (Bochum) devam etmiş, 1988’de ise Alexander von Humboldt Vakfının doktora sonrası bursunu kazanarak çeşitli tarihlerde Max-Planck Yabancı ve Uluslararası Ceza Hukuku Enstitüsü (Freiburg) ile Ludwigs-Maxmilian Üniversitesi Kriminoloji Enstitüsü’nde (Münih) bilimsel çalışmalar yapmıştır. Prof. Dr. Nur Centel, 1984 yılında yardımcı doçent, 1989 yılında doçent ve 1996 yılında da profesör olmuştur.

Görev Yaptığı Üniversiteler

Centel, 1975-1976 yıllarında kısa bir süre adli yargı hakimi olarak görev aldıktan sonra Atatürk Üniversitesi ile daha önce adı Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi olan ve Dokuz Eylül Üniversitesinin kurulması ile Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesine dönüşen fakültede araştırma görevlisi olarak 1977-1983 yılları arasında akademik kariyerine devam etmiştir.

Prof. Dr. Nur Centel, 1983-2010 yılları arasında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesiolarak çalışmıştır. Centel, kısmi zamanlı olarak Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ders vermiş, 2010 Yılından itibaren Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tam zamanlı öğretim üyesi olarak görev almıştır. Centel, Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku derslerini okutmaktadır.

İdari Görevleri

Prof. Dr. Nur Centel, 1995-1996 yıllarında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yönetim Kurulu Üyesi, 1996-1999 yıllarında Marmara Üniversitesi İnsan Hakları, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma MerkeziMüdürü, 1997-2000 yıllarında  Marmara Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi, 2000-2006 yıllarında  Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Senato üyesi, 2003-2009 yıllarında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölüm Başkanı olarak 2011 yılında itibaren de  Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fakülte Kurulu  ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev almıştır.

Sivil Toplum Çalışmaları

Prof. Dr. Nur Centel, yoğun akademik yaşamının yanı sıra birçok sivil toplum örgütünde de görev almıştır. Centel, Türk Ceza Hukuku DerneğiUluslararası Ceza Hukuku Derneği ve Humboldt Bursiyerleri Derneği üyesi olarak çalışmalar yapmıştır. Centel, İstanbul Barosu‘na kayıtlıdır.

Prof. Dr. Nur Centel, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi ve Güncel Hukuk Dergisine danışman sıfatı ile katkıda bulunmuş, Kazancı Hukuk Dergisi, Ankara Barosu Dergisi, Eskişehir Barosu Dergisi, Adalet Akademisi Dergisi ve Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisinde danışma kurulu üyesi olarak görev almış ve akademik yayıncılığa destek vermiştir.

Prof. Dr. Nur Centel, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genç Akademisyenler Sempozyumu, Üniversitelerarası IV. Genç Ceza Hukukçuları Kongresi, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuki ve Etik Boyutuyla Ötanazi Sempozyumu, Marmara Üniversitesi İnsan Hakları, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma Merkezi CMUK Sempozyumu gibi toplantıların organizasyonunda görev almıştır.

Nur Centel, Mehmet Emin Artuk ve Tankut Centel bir arada
Eserleri

Prof. Dr. Nur Centel, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Ceza Muhakemesi Hukukunda Hakimin Tarafsızlığı, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama ve Yakalama, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi isimli eserlerin müellifidir. Prof. Dr. Hamide Zafer ile birlikte Ceza Muhakemesi Hukuku, Ceza Muhakemesi Hukuku Pratik Çalışma Kitabı ve Ceza Muhakemesi Hukuku El Kitabı isimli eserleri yazmıştır. Centel, H.Zafer/Ö.Çakmut ile birlikte Ceza Hukuku Uygulamaları, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar ve Türk Ceza Hukukuna Giriş isimli eserlerini, Sulhi Dönmezer ve Feridun Yenisey ile birlikte Ceza ve Ceza Usul Hukuku Pratik Çalışma Kitabını kaleme almıştır.

Prof. Dr. Nur Centel, Hukuk ve Etik Boyutuyla Ötanazi, Ceza Hukukunda Kadının Şiddete Karşı Korunması, Hukuka Genç Yaklaşımlar Konferans Serisi-1, Türk Ceza Kanunu Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve İlgili Mevzuat, Türk Ceza Kanunu ve İlgili Mevzuat ve Karşılaştırmalı-Tablolu Yeni Türk Ceza Kanunu Ceza Muhakemesi Kanunu gibi eserlerde ise editör olarak görev almış yada mevzuat derleme çalışmaları yapmıştır. 

Prof. Dr. Nur Centel’in Ulusal Dergi ve Kitaplarda Yayınlanmış Makaleleri
Prof. Dr. Nur Centel, ulusal dergi ve yayınlarda; Özel Görevli Mahkemeler, Ceza Soruşturmasında Müdafiin Rolüne Eleştirel Yaklaşım, Tutuklama Uygulamasında Sorunlar, Yargı Reformu Üzerine Düşünceler, Avrupa Birliği Ülkelerinde Yargı Bağımsızlığı, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Cinsel Saldırı Suçu ve Cinsel Suçlar Değişiklik Tasarısının Değerlendirilmesi, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Şantaj Suçu, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Tutuklama Hukukuna Eleştirel Yaklaşım, Tutuklunun Hakları, Adil Yargılanma İlkesi ve Türk Hukukundaki Bazı Sorunlar, İhmali Davranışla Kasten Öldürme ve Yaralama Suçları, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçu, Yaralama Sonucunda Ölüm Meydana Gelmesi, Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in Marmara Yılları, Denetimli Serbestlik, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Yargı Görevi Yapanı Etkileme Suçu, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdahillik ve Suçtan Zarar Gören Kavramı, Yeni Türk Ceza Yasasının Yaptırımlar Sistemine Eleştirel Yaklaşım, Silahların Eşitliği ile Adil Yargılanma Bağlamında Savcılık ve Savunma, Yeni Ceza Muhakemesi Yasasında Tutuklama Adli Kontrol Yakalama ve Haksızlıkların Giderilmesi,  Denetimli Serbestlik ve İşverenin İstihdam Yükümlülüğü, Yeni Ceza Muhakemesi Yasası’na Göre Hazırlık Soruşturmasının Başlaması ve Yürütülmesi, Türkiye Bu Yasayı Hak Etmiyor, Türkiye’nin Önceliği Yeni Yasalar mı, Yeni Türk Ceza Kanunu ve Kadın, Yeni Türk Ceza Kanunu ve Kadın, Adil Yargılanma Hakkı ve Savcının Bağımsızlığı, Çağdaş Ceza İnfaz Hukukunda Özgürlüğü Bağlayıcı Cezalar ve Gelişmeler, Uyum Yasaları ve Olası Sonuçları, Mala Karşı Suçlarda Artışın Nedenleri, Ceza Hukuku Normları Işığında Çek Hukukundaki Değişiklik Önerilerinin Değerlendirilmesi, Müdafi İle Savunulma Hakkı ve Adalet Bakanlığının Genelgesi,  Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu 2000 Tasarısına Eleştirel Bir Yaklaşım, Uyuşturucu Madde Kullanma ve Bulundurma Suçu, Cezanın Amacı ve Belirlenmesi, Prof.Dr.Turhan Tufan Yüce’ye Armağan, İnsan Hakları ve Adli Tıp Bilimleri, Mağdurun Korunmasında Yeni Bir Yaklaşım, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Hakimin Tarafsızlığı, Dürüst Yargılama ve Medya Kültürü Bakımından Demokrasi Kültürü, Cinsel Suç Mağduru Kadının Korunması, Prof. Dr. Kenan Tunçomağ’a Armağan, Koruma Tedbirlerinde Gelişmeler, Ceza Muhakemesi Hukukunda Vücudun Muayenesi, Şartla Salıverme, Ceza Muhakemesi Hukukunda Eski Hale Getirme, Gençlik Yılında Ceza ve Islah Politikası, Türk Ceza Hukukunda Haksız Tahrik adıyla makaleler yayınlamıştır.
Prof. Dr. Nur Centel
Uluslararası Dergi ve Kitaplarda Yayınlanmış Makaleleri
Prof. Dr. Nur Centel, Uluslararası Dergi ve Kitaplarda; Notwehr im türkischen Strafrecht, Schuldprinzip des türkischen StGB im Spiegel des deutschen Strafrechts, Die Straftat der vorsätzlichen Gefährdung der Verkehrssicherheit, Voraussetzungen der Untersuchungshaft im türkischen Recht, Strafaussetzung zur Bewährung im türkischen Recht, Kritische Betrachtungen zum neuen türkischen Strafgesetzes und zur neuen türkischen Strafprozessordnung ve Neue Bestimmungen über Untersuchungshaft und vorläufige Festnahme im türkischen Strafprozessrecht adıyla makaleler yayınlamıştır.
Prof. Dr. Nur Centel’in Bilimsel Bildiri ve Sunumları
Prof. Dr. Nur Centel, ulusal ve uluslararası konferans ve sempozyumlarda, Ceza Hukuku Şiddete Karşı Kadını Koruyor mu, Ceza Hukukunda Kadının Şiddete Karşı Korunması, Yargıtay Üçüncü Ceza Dairesi’nin Bazı Kararlarının Değerlendirilmesi, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdahillik ve Suçtan Zarar Gören Kavramı, Türk Ceza Kanununda Sahte ve Taklit İlaç Suçları, Yeni Türk Ceza Yasasında Cezalar ve Güvenlik Tedbirleri Sistemi, Askeri Yargıda Görevli Hakimlerin Hukuki Statüsü, 2004 Tarihli Tasarı’da Hazırlık Soruşturması, Yargı Bağımsızlığı, Adil Yargılanma ve Askeri Yargı, Kadını Şiddete Karşı Korumaya Yönelik Yasa Hükümlerine Eleştirel Yaklaşım, Türk Hukukunda Cezanın Tayini, Mukayeseli Hukukta Tutuklamanın Fonksiyonunu Yerine Getirmeye İmkan Veren Yeni Kurumlar ve Türk Hukuku, Koruma Tedbirlerinde 2567 Sayılı Yasa ile Getirilen Değişiklikler, 70. Yıl dönümünde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Çocuk Mahkemeleri Yasa Tasarısına Eleştirel Yaklaşım, Karşılıksız Faydalanma ve Karşılıksız Hizmet Sağlama, Yabancı Ülkede Suç İşleyen Türk’ün Türkiye’de Tekrar Yargılanması gibi bilimsel bildiriler sunmuştur.

Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği

0
Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği

Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği;  09.01.2007 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik, 14 Ekim 2003 tarihli Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğini yürürlükten kaldırmıştır.

Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği; biyoloji ve tıp alanlarında kullanılan ve laboratuvar ya da yapay koşullarda (in vitro) kullanılan tıbbi tanı cihazları ve aksesuarlarının temel gerekleri belirlemek ve cihazlar ile aksesuarlarının kullanımı sırasında; hastalar, uygulayıcılar, kullanıcılar ve üçüncü şahısların sağlık ve güvenliği açısından ortaya çıkabilecek tehlike ve sorunlara karşı korunmaları sağlamak amacıyla tasarımı, sınıflandırılması, üretimi, piyasaya arzı, hizmete sunulması ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları yönetmelikte belirtilmektedir. Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği, Avrupa Birliğinin in vitro tıbbi tanı cihazları ile ilgili mevzuatına uyum sağlanması amacıyla, 98/79/EEC sayılı İn Vitro Tıbbi Tanı Cihazları Direktifine paralel olarak hazırlanmıştır. Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğin hükümlerine aykırı davranan ve faaliyet gösterenler hakkında, 26 Eylül 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanacaktır.

Vücut Dışında Kullanılan İn Vitro Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği

Birinci Bölüm 

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
             Amaç

Madde 1 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğinin amacı; in vitro tıbbi tanı cihazlarının ve aksesuarlarının taşıması gereken temel gerekleri belirlemek ve bu cihazlar ile aksesuarlarının kullanımı sırasında hastaların, uygulayıcıların, kullanıcıların ve üçüncü şahısların sağlık ve güvenliği açısından ortaya çıkabilecek tehlikelere karşı korunmalarını sağlamak amacıyla tasarımına, sınıflandırılmasına, üretimine, piyasaya arzına, hizmete sunulmasına ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

             Kapsam

Madde 2 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği; kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel şahısların, in vitro tıbbi tanı cihazları ve aksesuarlarının tasarımı, üretimi, piyasaya arzı, hizmete sunulması ve denetimi ile ilgili bütün faaliyetleri kapsar. Bu faaliyetlerle ilgili olarak doku, hücre ve diğer insan kaynaklı maddelerin alınması, toplanması ve kullanılması etik açıdan, Türkiye’nin taraf olduğu ve fakat şerh koyduğu 20 nci maddesi hariç olmak üzere, Avrupa Konseyinin Biyoloji ve Tıbbın Uygulanmasına İlişkin İnsan Onuru ve Haklarının Korunmasına Dair Konvansiyonİnsan Hakları ve Biyotıp Konvansiyonunda(1997) belirlenen kurallara ve ilgili mevzuata göre yapılır.

(2) Ancak;

  • a) Nitelikleri bakımından imalatçıları tarafından özellikle in vitro tıbbi tanı incelemesi yapmak üzere tasarlanmayan ve genel laboratuvar kullanımına yönelik olan cihazlar,
  • b) Aynı sağlık kuruluşunda üretilip kullanılan in vitro tıbbi tanı cihazları ile başka bir gerçek veya tüzel kişiye devredilmeksizin yakındaki tesislerde kullanılan in vitro tıbbi tanı cihazlarıSağlık Bakanlığı‘nın denetim yetkisi saklı kalmak kaydıyla bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği kapsamı dışındadır.

(3) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği‘nin in vitro tıbbi tanı cihazlarının, tıbbi reçete ile temin edilmesini öngören diğer mevzuat hükümlerini etkilemez.

             Dayanak

Madde 3 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği; 29 Haziran 2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanunun 4 üncü maddesine, 07 Mayıs 1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi ile 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine ve 13 Aralık 1983 tarihli ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 43 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

             Tanımlar

Madde 4 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği‘nde yer alan;

    • a) Aksesuar: Tıbbi Cihaz Yönetmeliği kapsamındaki invaziv örnekleme cihazları veya numune almak için insan vücuduna doğrudan uygulanan cihazlar hariç olmak üzere, kendi başına cihaz sayılmayan ve fakat cihazın kullanım amacına uygun bir şekilde kullanılmasını temin etmek için cihaz ile birlikte kullanılmak üzere üretilen parçayı veya parçaları,
    • b) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,
    • c) Hizmete sunmak: Bir cihazın, kullanım amacına uygun olarak, piyasada ilk defa kullanılmak üzere son kullanıcının kullanımına hazır hale getirilmesini,
    • ç) İmalatçı: Bu Yönetmeliğe uygun olarak piyasada hazır bulunan in vitro tıbbi tanı cihazlarını hastasına uygun hale getirip kullanıma hazırlayan kişiler hariç olmak üzere, bizzat kendisi veya kendisi adına üçüncü bir kişi tarafından yapılmış olmasına bakılmaksızın, bir in vitro tıbbi tanı cihazını kendi adı altında piyasa arz etmeden önce tasarlayan, imal eden, paketleyen ve etiketleyen gerçek veya tüzel kişiyi; ayrıca bir veya birden fazla hazır ürünü bir araya getiren, paketleyen, işleyen, tamamen yenileyen ve/veya etiketleyen ve/veya bunları kendi adı altında ve kullanım amacı doğrultusunda in vitro tıbbi tanı cihazı olarak piyasaya arz eden gerçek veya tüzel kişiyi,
  • d) İn-vitro tıbbi tanı cihazı (cihaz): İmalatçı tarafından esas olarak;
  1. Fizyolojik veya patolojik durum veya
  2. Konjenital anomalilerle ilgili bilgi edinmek ya da
  3. Muhtemel alıcılar için uygunluk ve güvenliği belirlemek veyahut
  4. Tedaviyi izlemek amacıyla, tek başına veya birlikte kullanılmasına bakılmaksızın, kan ve doku bağışları da dahil olmak üzere insan vücudundan alınan numunelerin in-vitro incelenmesi için tasarlanan reaktifreaktif ürünükalibratörkontrol materyali, kitaraçgereçekipman veya sistem olan bütün tıbbi cihazları ve vakumlu özelliğe sahip olsun veya olmasın, imalatçıları tarafından özellikle, in-vitro tıbbi tanı incelemesi için insan vücudundan alınan örneklerin konulması ve muhafaza edilmesi amacıyla kullanılan numune kapları,
    • e) Kalibrasyon ve kontrol materyali: İmalatçı tarafından cihazın kullanım amacıyla bağlantılı performans özelliklerini ölçmek veya doğrulamak veya ölçüm ilişkilerini belirlemek amacıyla tasarlanan her türlü madde, materyal ve malzemeyi,
    • f) Kanun: 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanunu,
  • g) Kişisel test cihazı: İmalatçı tarafından, ev ortamında herhangi bir kişi tarafından kullanılabilecek şekilde üretilen cihazları,
  • ğ) Komisyon: Avrupa Birliği Komisyonunu,
  • h) Kullanım amacı: İmalatçı tarafından cihazın etiketinde, kullanım kılavuzunda ve/veya tanıtım broşüründe belirtilen ve cihazın ne amaçla kullanılacağına ilişkin bilgileri,
  • ı) Müsteşarlık: Dış Ticaret Müsteşarlığını,
  • i) Performans değerlendirme cihazı: İmalatçı tarafından, tıbbi analiz laboratuvarlarında veya kendi ortamı dışındaki diğer uygun ortamlarda bir veya daha fazla performans değerlendirme çalışmasında kullanılmak üzere üretilen cihazları,
  • j) Tıbbi cihaz: İnsanda kullanıldıklarında aslî fonksiyonunu farmakolojik, immünolojik veya metabolik etkiler ile sağlamayan, fakat fonksiyonunu yerine getirirken bu etkiler tarafından desteklenebilen ve insan üzerinde:
  1. hastalığın tanısı, önlenmesi, izlenmesi, tedavisi veya hafifletilmesi,
  2. yaralanma veya sakatlığın tanısı, izlenmesi, tedavisi, hafifletilmesi veya mağduriyetin giderilmesi,
  3. anatomik veya fizyolojik bir işlevin araştırılması, değiştirilmesi veya yerine başka bir şey konulması,
  4. doğum kontrolü veya sadece ilaç uygulamak amacıyla üretilmiş, tek başına veya birlikte kullanılabilen, amaçlanan işlevini yerine getirebilmesi için gerekiyorsa bilgisayar yazılımı ile de kullanılan ve cansız hayvanların dokularından da elde edilen ürünler dahil olmak üzere, her türlü araç, alet, cihaz, aksesuar veya diğer malzemeleri,
  • k) Piyasaya arz: Performans değerlendirme cihazları hariç olmak üzere; cihazın yeni veya tamamen yenilenmiş olmasına bakılmaksızın, dağıtım ve/veya kullanım amacıyla, bedelli veya bedelsiz olarak ilk defa piyasada yer alması için yapılan faaliyeti,
  • l) Yetkili temsilci: İmalatçı tarafından açık olarak yetkilendirilmiş olan ve imalatçı adına bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğinde yer alan yükümlülükleri yerine getirmek üzere hareket eden ve kurum ve kuruluşlar tarafından muhatap alınabilen, Türkiye’de yerleşik gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder.

İkinci Bölüm 

Temel Gerekler, Standartlara Uyum, Uygunluk Değerlendirme İşlemleri
CE İşaretlemesi, Piyasaya Arz ve Hizmete Sunmak, Serbest Dolaşım
             Temel gerekler

Madde 5 – (1) Cihaz, kullanım amacı da dikkate alınmak suretiyle, EK-I’de kendisiyle ilgili olarak belirtilen temel gereklere uymak zorundadır.

             Standartlara uyum

Madde 6 

  1.  Uyumlaştırılmış standartlara uygun olarak üretilen cihazların EK-I’de belirtilen temel gereklere uygun olduğu kabul edilir.
  2.  Uyumlaştırılmış standartların temel gerekleri tam olarak karşılamadığının tespit edilmesi halinde, durum Sağlık Bakanlığına bildirilir. Sağlık Bakanlığı bu bilgileri Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona iletir.
  3.  Sağlık Bakanlığı, EK-II’nin (A) listesindeki ve gerektiğinde EK-II’nin (B) listesindeki cihazlar için belirlenen ortak teknik özelliklere uygun olarak tasarlanan ve üretilen cihazların, 5 inci maddede belirtilen temel gereklere uygun olduğunu kabul eder. Bu özellikler; uygun performans değerlendirmesi, yeniden değerlendirme kriteri, seri dağıtım kriteri, referans yöntemleri ve referans kriterlerini oluşturur. Ortak teknik özellikler; Avrupa Birliği Tıbbi Cihazlar Komitesince belirlenir ve Resmi Gazete’de yayımlanır.
  4.  İmalatçıların, genel bir kural olarak ortak teknik özelliklere uymaları esastır. Şayet imalatçılar, bu özelliklere haklı gerekçelerle uymazlar ise, en azından ortak teknik özelliklere eşdeğer bir çözüm benimsemelidirler.
  5.  Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği‘nde, uyumlaştırılmış standartlara atıf yapılan hallerde, bu atıf ortak teknik özelliklere de yapılmış sayılır.
             Uygunluk değerlendirme işlemleri

Madde 7 – (1) Uygunluk değerlendirme işlemlerinde aşağıda belirtilen hususlar dikkate alınır:

  • a) İmalatçı, Performans değerlendirme cihazları ile EK-II’ de belirtilen cihazlar haricindeki bütün cihazlar için, CE işaretinin iliştirilmesi amacıyla EK-III’deki işlemleri takip eder ve cihazların piyasaya arzından önce AT uygunluk beyanını düzenler. İmalatçı, Performans değerlendirme cihazları ile EK-II’ de belirtilen kişisel test cihazları haricindeki kişisel test cihazları için uygunluk beyanını hazırlamadan önce, EK-III’ün (6) numaralı kısmında belirtilen diğer şartları da yerine getirir. İmalatçı, bu işlemi yapmak yerine,  (b) veya (c) bentlerinde belirtilen işlemleri takip edebilir.
  • b) İmalatçı, performans değerlendirme cihazları hariç olmak üzere, EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen bütün cihazlar için CE işareti alabilmek amacıyla;
  1.  EK-IV’de belirtilen AT Tam Kalite Güvence Sistemiyle ilgili uygunluk beyanı işlemini ya da
  2.  EK-V’te belirtilen AT Tip İncelemesiyle ilgili uygunluk beyanı işlemi ile birlikte EK-VII’de belirtilen AT Üretim Kalite Güvencesiyle ilgili uygunluk beyanı işlemini takip eder.
  • c) İmalatçı, performans değerlendirme cihazları hariç olmak üzere EK-II’nin (B) Listesinde yer alan diğer bütün cihazlara
CE işareti iliştirmek amacıyla;
  1.  EK-IV’de belirtilen AT Tam Kalite Güvence Sistemiyle ilgili uygunluk beyanı işlemini ya da
  2.  EK-V’te belirtilen AT Tip İncelemesiyle ilgili uygunluk beyanı işlemi ile birlikte; ya EK-VI’da belirtilen AT Tip Doğrulaması veya EK-VII’de belirtilen AT Üretim Kalite Güvencesiyle ilgili uygunluk beyanı işlemini takip eder.
  • ç) İmalatçı, performans değerlendirme cihazları için, EK-VIII’de belirtilen işlemi takip eder ve bu cihazları piyasaya sunmadan önce EK-VIII’de belirtilen beyanı hazırlar. Bu hüküm, dokular veya insan orijinli maddeler kullanılarak yapılan performans değerlendirmesi ile ilgili çalışmaların yürütülmesini etik açıdan düzenleyen ulusal mevzuatın uygulanmasını engellemez.
  • d) Uygunluk değerlendirme işlemi sırasında imalatçı ve eğer katılmışsa onaylanmış kuruluş, üretimin ara aşamasında, bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğine uygun olarak yapılan deneme ve doğrulama sonuçlarının tamamını göz önünde bulundurur.
  • e) İmalatçı, EK-III, EK-V, EK-VI ve EK-VIII’de belirtilen işleme başlama konusunda yetkili temsilcisine talimat verebilir.
  • Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği
  • f) İmalatçı, onaylanmış kuruluş tarafından oluşturulan EK-III’den EK-VIII’e kadar olan eklerde belirtilen teknik dokümanları, uygunluk beyanını, kararları, raporları ve sertifikaları en son ürünün üretilmesinden itibaren beş yıl süre ile Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacak denetimler için muhafaza eder. İmalatçının yurt içinde bulunmaması durumunda, bu dokümanları yetkili temsilcisi hazır bulundurur ve aynı süreyle muhafaza eder.
  • g) Uygunluk değerlendirme işleminde onaylanmış kuruluşun da yer alması gerektiği durumlarda, imalatçı veya yetkili temsilcisi bu iş için onaylanmış kuruluşlardan birisini seçer.
  • ğ) Onaylanmış kuruluş, seçilen işlem çerçevesinde uygunluğu onaylamak için gerekli olan bilgi ve belgeleri başvuru sahibinden isteyebilir.
  • h) Onaylanmış kuruluşlarca EK-III, EK-IV ve EK-V’e uygun olarak alınan kararlar, en fazla beş yıl süre ile geçerlidir. Ancak, onaylanmış kuruluş ile imalatçı arasında imzalanan sözleşmede belirlenen süre içerisinde yapılan müracaat üzerine, kararın geçerlilik süresi, sonraki beş yıllık süreler için uzatılır.
  • ı) Bu maddenin (a) dan (ç) ye kadar olan bentlerinde belirtilen yöntemler ile ilgili kayıtlar ve yazışmalar, Türkçe ve/veya onaylanmış kuruluşun kabul ettiği Topluluk resmî dillerinden birinde yapılır.
  • i) Sağlık Bakanlığı gerektiğinde, bu maddenin (a) dan (ç) ye kadar olan bentlerinde belirtilen işlemler uygulanmamış olan ve fakat kullanılmasının sağlığın korunmasında yardımcı olacağı haklı bir talep üzerine belirlenen münferit kullanıma yönelik cihazların ülke toprakları içerisinde piyasaya arzına ve hizmete sunulmasına izin verebilir.
  • j) Bu madde hükümleri, Yönetmelik kapsamındaki cihazları üreterek piyasaya arz etmeden sadece kendi faaliyet alanında hizmete sunup kullanan gerçek veya tüzel kişileri de kapsar.
             CE işaretlemesi

Madde 8

  1. ) CE işaretinin iliştirilmesinde, aşağıdaki hususlar dikkate alınır:
  • a) Performans değerlendirme cihazları hariç olmak üzere, 5 inci maddede belirtilen şartları yerine getirdiği düşünülen cihazların, piyasaya arz edildikleri zaman CE işareti taşımaları zorunludur.
  • b) CE uygunluk işareti, EK-X’da belirtilen şekilde olup, bir cihazın üzerinde ve şayet mümkün ise kullanma talimatı üzerinde görünebilir, okunabilir, sabit bir şekilde ve aynı zamanda ambalaj üzerinde de olmalıdır. EK- III, IV, VI ve VII’de belirtilen işlemlerin yapılmasından sorumlu olan onaylanmış kuruluşun kimlik numarası da, CE işaretiyle birlikte yer alır.
  • c) CE işaretinin anlamı veya şekli konusunda yanlış anlamaya yol açabilecek işaret veya ibare iliştirmek yasaktır. Başka bir işaret ancak, CE işaretinin görülmesini ve okunmasını engellemeyecek biçimde, cihazın veya ambalajının üzerine veyahut kullanım kılavuzuna konulabilir.

2. ) Ayrıca, CE işaretinin iliştirilmesi ve kullanılması konusunda, 17 Ocak 2002 tarihli ve 24643 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan CE Uygunluk İşaretinin Ürüne İliştirilmesine ve Kullanılmasına Dair Yönetmelik hükümlerine de uyulması zorunludur.

             Piyasaya arz ve hizmete sunmak

Madde 9

  1. ) Usulüne uygun olarak kurulduğunda, bakımı yapıldığında ve amacına uygun kullanıldığında bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği‘nde belirlenen gerekleri karşılayan cihazların piyasaya arz edilebilmesi ve/veya hizmete sunulabilmesi için gerekli tedbirler alınır.
  2. Sağlık Bakanlığı, performans değerlendirme cihazları da dahil olmak üzere, cihazların güvenliği ve kalitesini izlemekle yükümlüdür.
             Serbest dolaşım

Madde 10

  1. ) 7 nci maddedeki uygunluk değerlendirme işlemlerine tâbi tutularak, 8 inci madde uyarınca CE işareti iliştirilen cihazların piyasaya arzı ve/veya hizmete sunulması engellenemez.
  2. ) EK-VIII’de talep edilen beyanda belirtildiği üzere, listelenmiş laboratuvarlarda ve diğer kuruluşlarda performans değerlendirmesi yapmak için tasarlanmış ve 7 nci maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde ve EK-VIII’de belirtilen şartları yerine getiren cihazlara herhangi bir engel oluşturulamaz.
  3. ) Bu Yönetmelik hükümlerine uygun olmayan cihazların, Yönetmelik hükümlerine uygunluğu sağlanıncaya kadar piyasaya arz edilmeyeceğini ve hizmete sunulmayacağını açık bir şekilde gösteren bir işaret taşımaları kaydıyla, ticarî fuarlar, sergiler, gösterimler, bilimsel veya teknik toplantılarda tanıtım faaliyetleri engellenemez.
  4. ) Bir cihaz son kullanıcıya ulaştığı zaman, EK-I/B’nin (8) numaralı kısmında belirtilen bilgiler Türkçe sunulmalıdır.
  5. ) Sağlık Bakanlığı, bu hükmün uygulanmasında, durumun gerektirdiği ölçüde ve duruma uygun önlemleri almak, işlemleri yapmak ve aşırıya kaçabilecek önlem ve işlemlerden kaçınmak prensibini, orantılılık ilkesi  ve ayrıca,
  • a) Gerekli bilginin, uyumlaştırılmış ortak sembol, tanınmış kodlar veya diğer tedbirlerle sağlanıp, sağlanamayacağı,
  • b) Cihazı kullanacakların niteliği hususlarını göz önünde bulundurur.

Üçüncü Bölüm

Onaylanmış Kuruluş ve Danışma Komisyonları
             Onaylanmış kuruluş

Madde 11 

  1. ) Onaylanmış kuruluş, aşağıda belirtilen hususlar doğrultusunda Sağlık Bakanlığı tarafından atanır ve faaliyette bulunur:
  • a) 7 nci maddede belirtilen görevleri ve kendilerine verilmiş özel görevleri yerine getirebilecek kuruluşlar Bakanlığa müracaat eder.
  • b) Onaylanmış kuruluşların belirlenmesinde, EK-IX’da belirtilen şartlara uygunluk aranır. Bununla birlikte, onaylanmış kuruluşlara ilişkin uyumlaştırılmış standartları karşılayan kuruluşların EK-IX’daki şartları karşıladığı kabul edilir.
  • c) Sağlık Bakanlığı, onaylanmış kuruluşun EK-IX’da belirtilen şartlara uygunluğunu temin etmek amacıyla sürekli denetimlerde bulunur. Onaylanmış kuruluşun, bu maddenin (b) bendinde belirtilen şartlara uymadığını tespit etmesi durumunda, yapmış olduğu bildirimi  geri çeker veya sınırlandırır ve Müsteşarlık aracılığıyla Komisyonu derhal bilgilendirir. Ayrıca, bu kararını Resmî Gazete’de yayımlar.
  • ç) Onaylanmış kuruluş ile imalatçı veya yetkili temsilcisi, EK-III’den EK-VII’ye kadar olan eklerde belirtilen değerlendirme ve doğrulama işlemlerinin tamamlanması için gereken süreyi ortaklaşa tespit eder.
  • d) İptal edilen veya askıya alınan tüm sertifikalar, onaylanmış kuruluş tarafından, Sağlık Bakanlığına ve diğer onaylanmış kuruluşlara bildirilir. Verilen veya verilmesi reddedilen sertifikalarda ise, talep edilmesi halinde, Sağlık Bakanlığna veya diğer onaylanmış kuruluşlara bilgi verir. Ayrıca, yine talep üzerine gerekli tüm ek bilgileri de sunar.
  • Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği
  • e) Onaylanmış kuruluşça, imalatçı tarafından bu Yönetmeliğin ilgili hükümlerine artık uyulmadığının veya verilmemesi gereken bir sertifikanın verilmiş olduğunun tespit edilmesi durumlarında, imalatçı tarafından uygun düzeltici tedbirler alınıncaya ve söz konusu şartlara uygunluk temin edilinceye kadar, durumun gerektirdiği ölçüde ve duruma uygun önlemleri almak, işlemleri yapmak ve aşırıya kaçabilecek önlem ve işlemlerden kaçınmak prensibi -orantılılık ilkesi- göz önünde bulundurularak verilen belge askıya alınır veya sınırlamalara tâbi tutulur veyahut iptal edilir. Belgenin askıya alınması veya iptal edilmesi veyahut sınırlamalara tâbi tutulması durumunda veya Sağlık Bakanlığının müdahalesinin gerekli görüldüğü hallerde, onaylanmış kuruluş Bakanlığa bilgi verir ve Bakanlık da durumu Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bildirir.
  • f) Talep halinde onaylanmış kuruluş, bütçe belgeleri de dahil olmak üzere, EK-IX’da belirtilen şartlara uygunluğun denetlemesini sağlayacak bütün bilgi ve belgeleri Sağlık Bakanlığına verir.

2. ) Onaylanmış kuruluşun seçiminde ve faaliyetlerinde, bu madde ve EK-IX’da belirlenen asgari kriterler ile birlikte, 17 Ocak 2002 tarihli ve 24643 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uygunluk Değerlendirme Kuruluşları ile Onaylanmış Kuruluşlara Dair Yönetmelik hükümleri uygulanır.

             Danışma komisyonları

Madde 12 – (1) Sağlık Bakanlığı, cihazlar ve standartlar konusunda, bünyesinde bulunan teknik düzenleme ve danışma komisyonları yetersiz kaldığında, yeni danışma komisyonları oluşturabilir. Danışma komisyonlarının oluşturulması, çalışma usul ve esasları ile görev, yetki ve sorumlulukları Bakanlıkça çıkarılacak Yönerge ile belirlenir.

Dördüncü Bölüm

Kayıt ve Uyarı Sistemi, Koruma Tedbirleri, Denetim ve Yaptırımlar
             Kayıt sistemi

Madde 13 – (1) Sağlık Bakanlığı, aşağıda belirtilen esaslara göre kayıtları tutar ve takip eder:

  • a) Ülke sınırları içinde yerleşik olarak faaliyet gösterip kendi namına cihazları piyasaya arz eden imalatçılar,
  1. ) İşyeri adresini,
  2.  Genel teknolojik özellikler ve/veya analizler amacıyla kullanılan reaktifler, reaktif ürünleri, kalibrasyon ve kontrol materyallerine ilişkin bilgileri, piyasaya arzın sonlandırılması dahil önemli değişiklikler ve diğer cihazlar için uygun endikasyonları,
  3. EK-II kapsamındaki cihazlar ve kişisel test cihazlarının tanımlanabilmesi için gereken bilgilerin tamamı ile, EK-I/A’nın (3) numaralı kısmında belirtilen analitik ve varsa tanı parametrelerini, EK-VIII’e uygun olarak yapılan performans değerlendirme sonucunu, sertifikaları ve piyasaya arzın kesintiye uğraması da dâhil olmak üzere bunlardaki önemli değişiklikleri Sağlık Bakanlığına bildirir.
  • b) Ek-II kapsamındaki cihazlar ve kişisel test cihazları, iç piyasada hizmete sunuluyor ise, Bakanlık cihazların etiketi ve kullanım kılavuzu ile birlikte söz konusu cihaz ile ilgili tanıtıcı bilgileri talep edebilir. Ancak, Yönetmeliğe uygun olan cihazların piyasaya arzı ve/veya hizmete sunulması, bu tedbirlerin alınmış olması şartına bağlı değildir.
  • c) Cihazı kendi adıyla piyasaya arz eden imalatçı, ülke sınırları dışında ise yetkili temsilcisini Sağlık Bakanlığına bildirir. Yetkili temsilci (a) bendinde yer alan bilgileri Bakanlığa bildirir.
  • ç) (a) bendinde yer alan bildirimler, bütün yeni cihazları da kapsar. Eğer bir cihaz, gerekli analizler veya diğer parametreler için önceki üç yıl zarfında piyasada mevcut değilse ve eğer işlem, önceki üç yıl boyunca piyasada mevcut analizler veya başka parametreler ile bağlantılı biçimde sürekli olarak kullanılmayan bir analitik teknoloji içeriyorsa, bu cihazın yeni bir cihaz olduğu kabul edilir. Ayrıca, Bakanlığa bildirilen CE işareti iliştirilmiş cihaz yeni bir ürün ise, imalatçı bildirim sırasında bu hususu belirtir.
  • d) Bakanlık, bu maddenin (a) ve (c) bentleriyle ilgili bildirimlerin 18 inci maddede tanımlanan Veri Bankasına ivedilikle kaydedilmesini temin eder.
             Uyarı sistemi

Madde 14 – (1) Cihazın piyasaya arz edilmesinden sonra tespit edilen olumsuzluklara ilişkin aşağıdaki şekilde uyarı sistemi oluşturulur:

  • a) Bakanlık aşağıda belirtilen olaylarla ilgili olarak bilgisine sunulan verilerin, bu Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde değerlendirilmesi için gerekli tedbirleri alır.
  1. ) Cihazdaki herhangi bir işlev bozukluğu, cihazın çalışmaması veya özelliklerinin ve/veya performansının kötüleşmesi, etiketinde veya kullanma talimatındaki yetersizlikler, doğrudan veya dolaylı olarak hastanın, kullanıcının veya üçüncü şahısların ölümüne veya sağlıklarının ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek durumlar,
  2. ) (1) numaralı alt bentte belirtilen durumlara ilişkin olan ve imalatçının aynı türden cihazları sistematik olarak geri çekmesine yol açan, cihazın performansı veya özellikleri ile ilgili her türlü teknik veya tıbbi sebepler,
  • b) Hekim veya sağlık kurum ve kuruluşları veya dış kalite kontrol programları düzenleyen kuruluşlar, bu maddenin (a) bendinde belirtilen durumlar hakkında Sağlık Bakanlığını bilgilendirmek zorundadır. Bakanlık, hekim veya sağlık kurum ve kuruluşlarından gelen bildirimlerle ilgili olarak cihazın imalatçısının veya yetkili temsilcisinin bu durumdan haberdar olması için gerekli bütün tedbirleri alır.
  • c) Bakanlık, mümkünse imalatçı ile birlikte gerekli değerlendirmeleri yaptıktan sonra, 15 inci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu maddenin (a) bendinde belirtilen olumsuz olaylar ile bunlara ilişkin, piyasadan geri çekme de dahil olmak üzere, alınmış veya alınması öngörülen tedbirler hakkında Müsteşarlık aracılığıyla Komisyonu ve üye ülkeleri ivedilikle bilgilendirir.
  • ç) 13 üncü madde kapsamında CE işareti taşıyan cihaz bir cihaz yeni bir cihaz ise, imalatçı bu durumu bildiriminde belirtir. Bakanlık, haklı sebep göstererek bildirimi takip eden iki yıl içerisindeki herhangi bir zamanda imalatçıdan, cihazın piyasaya arzından sonra kazanılan tecrübeye ilişkin bir rapor sunmasını isteyebilir.
  • d) Bakanlık gerektiğinde, bu maddede belirtilen hususlar ile ilgili olarak Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bilgi verir.
             Korumaya ilişkin tedbirler

Madde 15 

1.) Bakanlık, 10 uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen cihazların doğru bir şekilde montajı ve bakımı yapıldığı, tasarlanan amaç için kullanıldığı ve beyan edilen amaca uygun olduğu halde, kullanımı sebebiyle hasta, kullanıcı, uygulayıcı veya üçüncü şahısların sağlık ve güvenliği açısından tehlike oluşturduğunu tespit ettiğinde, bu cihazların piyasadan çekilmesini sağlamak, piyasaya arzını engellemek veya kısıtlamak veyahut hizmete sunulmasını engellemek veya kısıtlamak için gereken bütün tedbirleri alır ve

  • a) 5 inci maddedeki temel gereklerin ihlali,
  • b) 6 ncı maddedeki standartların yanlış uygulanması ve
  • c) Standartların kendisinden kaynaklanan eksiklikleri göz önünde bulundurarak alınan tedbirleri, nedenleriyle birlikte Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bildirir.

2. ) Bu Yönetmeliğe uygun olmayan bir cihaz CE işareti taşıdığında Bakanlık, işareti kullanana karşı gerekli tedbiri alır ve Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bilgi verir.

             Usulsüz olarak iliştirilmiş CE işareti

Madde 16

1. ) CE işaretinin usulsüz olarak cihaza iliştirilmiş olduğunun tespit edilmesi halinde, 15 inci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla; imalatçı veya yetkili temsilcisi, Bakanlıkça belirlenen şartlar çerçevesinde ihlale son vermek zorundadır. İhlalin devamı halinde Bakanlık, cihazın piyasaya arzını kısıtlayıcı veya yasaklayıcı ya da cihazın piyasadan çekilmesini sağlayan gerekli bütün tedbirleri alır.

2. ) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği kapsamında olmadığı halde, bu Yönetmelikteki gerekleri yerine getirerek CE işareti iliştirilen diğer ürünler için de bu maddede belirtilen hükümler uygulanır.

             Ret veya sınırlama ile ilgili kararlar

Madde 17 

  1. ) Bakanlıkça, bu Yönetmeliğin uygulanması sırasında cihazın piyasaya arzına, hizmete sunulmasına yönelik ret veya sınırlayıcı nitelikteki veyahut cihazların piyasadan çekilmesine ilişkin olarak alınan herhangi bir kararda, karara dayanak teşkil eden gerekçeler açıkça belirtilir ve başvurabileceği hukuki yollar ve bunlarla ilgili süreler, gecikmeksizin ilgili taraflara bildirilir.
  2. ) Birinci fıkrada belirtilen bütün kararlar için alınacak tedbirin aciliyeti, fikir alışverişi suretiyle değerlendirme yapılmasına imkân veriyor ise, imalatçı veya yetkili temsilcisi, görüşünü önceden belirtme hakkına sahiptir.
  3. ) Cihaz veya cihazlara ilişkin red veya sınırlama veyahut piyasadan çekilmesi iş ve işlemleri ile ilgili olarak ayrıca, 17 Ocak 2002 tarihli ve 24643 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ürünlerin Piyasa Gözetimi ve Denetimine Dair Yönetmelik hükümleri de uygulanır.
             Avrupa veri bankası

Madde 18 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmelik ile ilgili düzenleyici veriler Avrupa Veri Bankasında saklanır. Bu Bankada;

  • a) 13 üncü maddede belirtilen imalatçının ve cihazın kaydıyla ilgili verilerin,
  • b) EK-III’den EK-VII’ye kadar olan eklerde öngörülen yöntemlere uygun olarak verilen, değiştirilen, ilave edilen, askıya alınan, iptal edilen veya reddedilen belgeler ile ilgili verilerin,
  • c) 14 üncü maddede belirtilen uyarı sistemiyle elde edilen verilerin kaydı tutulur.
             Sağlığın korunması ile ilgili özel tedbirler

Madde 19 – (1) Bakanlık, kamu sağlığının korunması amacıyla, bir cihaz veya cihaz grubunun piyasaya arzının yasaklanması, sınırlanması veya özel koşullara tabi tutulması gerektiğinde, gerekli bütün tedbirleri alır ve konu ile ilgili Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bilgi verir.

Beşinci Bölüm

Çeşitli ve Son Hükümler
             İstisnai durumlar

Madde 20 – (1) Sağlık Bakanlığı, EK-II’deki cihaz listelerinin değiştirilmesi veya bu listeler ile ilgili olarak 7 nci maddedeki uygunluk değerlendirme işlemleri şartlarının hafifletilmesi veya değiştirilmesi gerektiğini tespit ettiği takdirde, durumu Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bildirir. Bu beyan, uyarı sistemi ve kalite kontrol programlarından elde edilen bilgiler ışığında;

  • a) Belirli bir cihazdan elde edilen sonuçlara tamamen itimat edilip edilmeyeceği ve bu sonucun, devam eden tıbbi bir faaliyeti doğrudan etkileyip etkilemediği,
  • b) Özellikle yanlış pozitif test sonuçları veya yanlış negatif test sonuçları sebebiyle, belirli bir cihaz kullanılarak elde edilen yanlış bir sonuca göre alınan tedbirin, hastalar, kullanıcılar, üçüncü şahıslar veya kamu sağlığı açısından tehlike oluşturup oluşturmayacağı,
  • c) Cihazın uygunluğunun tespitine, onaylanmış kuruluşu dahil etmenin işleme katkı sağlayıp sağlamayacağı kriterlerine uygun olarak yapılır.
             Gizlilik

Madde 21 – (1) Sağlık Bakanlığı, onaylanmış kuruluş ve bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğin uygulanmasına katılan bütün taraflar, görevlerini yerine getirirken temin ettikleri bütün bilgilerin gizliliğini sağlarlar. Ancak, gizlilik mahiyetini haiz bu bilgiler, kamu sağlığının ve düzeninin gerektirdiği hallerde, adli ve ilgili üst mercilerin talebi üzerine ve Bakanlığa bilgi verilmek suretiyle açıklanabilir.

             İşbirliği

Madde 22 – (1) Sağlık Bakanlığı, bu Yönetmeliğin uygulamasında gerekli bilgi akışını sağlamak ve işbirliği zeminini oluşturmak üzere Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yetkili organları ile Müsteşarlık aracılığıyla işbirliği yapar.

             Aykırı davranışlar hakkında uygulanacak hükümler

Madde 23 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğin hükümlerine aykırı davranan ve faaliyet gösterenler hakkında Kanun, 26 Eylül 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.

             Uyumlaştırılan Avrupa Birliği mevzuatı

Madde 24 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği, Avrupa Birliğinin in vitro tıbbi tanı cihazları ile ilgili mevzuatına uyum sağlanması amacıyla, 98/79/EEC sayılı İn Vitro Tıbbi Tanı Cihazları Direktifine paralel olarak hazırlanmıştır.

             Atıflar

Madde 25 – (1) Daha önce diğer düzenlemelerde, 14 Ekim 2003 tarihli ve 25259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğine yapılan atıflar, bu Yönetmeliğe yapılmış olarak kabul edilir.

             Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

Madde 26 – (1) 14 Ekim 2003 tarihli ve 25259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

             Yürürlük

Madde 27 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

             Yürütme

Madde 28 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.

EK-I

Temel Gerekler
A) Genel Gerekler: 
  1. ) Cihazlar, kullanım amaçlarına ve şartlarına uygun olarak kullanıldığında, doğrudan veya dolaylı olarak, hastaların klinik durumunu veya güvenliğini, kullanıcıların veya gerektiğinde diğer şahısların sağlığını veya güvenliğini veya malların güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. Cihazların kullanımları ile ilgili riskler, hastaya olan faydaları ile kıyaslandığında kabul edilebilir olmalı ve sağlık ve güvenliğin yüksek düzeyde korunmasını sağlamalıdır.
  2. ) İmalatçı, cihazların tasarım ve üretiminde, genel kabul gören teknolojik yöntemleri ve çözümleri göz önünde bulundurarak, güvenlik ilkelerine uymalı ve aşağıda belirtilen hususları uygulamalıdır:
  • Tehlikeleri mümkün olduğu kadar azaltmak veya ortadan kaldırmak için güvenli tasarım ve üretim yapmalıdır,
  • Tehlikelerin önlenememesi halinde, alarm, ikaz ve tüm koruma tedbirleri alınmalıdır.
  • Belirtilen koruma tedbirlerinin yetersizliğine bağlı olarak kalan tehlikeler kullanıcıya bildirilmelidir.

3. ) Cihazlar, genel kabul gören teknolojik yöntemler göz önünde bulundurularak Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen amaçlara uygun olarak imalatçı tarafından tasarlanmalı ve üretilmelidir. Cihazlar, imalatçı tarafından belirlenen, özellikle analitik duyarlılık, tanısal duyarlılık, analitik özgüllük, tanısal özgüllük, kesinlik, tekrarlanabilirlik, bilinen interferansa ilişkin kontrol de dâhil saptama limitleri gibi belirtilen performans özelliklerini karşılamalıdır. Kalibratörler ve/veya kontrol materyalleri için belirlenen değerler, mevcut referans ölçüm işlemleri ve/veya daha yüksek düzeyde mevcut referans materyalleri aracılığıyla doğrulanmalıdır.

4. ) Cihazın imalatçı tarafından belirtilen kullanım süresi boyunca, normal şartlar altında kullanımı sırasında ortaya çıkabilecek olumsuzluklar; cihazın bu EK’in (1) ve (3) numaralı kısımlarında belirtilen performansı ve özellikleri değiştirecek, hastanın, kullanıcının ve diğer şahısların sağlığını ve güvenliğini bozacak nitelikte olmamalıdır. Cihazın kullanım süresi belirtilmediği takdirde, cihazın beyan edilen amacı da dikkate alınarak, bu türdeki cihazların beklenen ortalama kullanım süreleri esas alınır.

5. ) Cihazlar, imalatçıdan temin edilen kullanım kılavuzunda verilen bilgilere (ısı derecesi ve nem gibi) uygun bir şekilde nakledildiğinde ve depolandığında öngörülen kullanım süresince özellikleri ve performansı olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde tasarlanmış, üretilmiş ve paketlenmiş olmalıdır.

B) Tasarım ve Üretim Gerekleri:

1.) Kimyasal ve fiziksel özellikler:

1.1) Cihazlar, hasta, kullanıcı ve üçüncü şahıslarda oluşabilecek enfeksiyon riskini ortadan kaldıracak veya azaltacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. Tasarım, kullanımı kolaylaştıracak şekilde yapılmalı, gerekli hallerde cihazın hasta tarafından veya hastanın cihaz tarafından kontaminasyonunu ve numune kabı kullanılması durumunda kontaminasyon riskini azaltacak şekilde olmalıdır. Üretim süreçleri de bu amaçlara uygun olmalıdır.

1.2) Cihazlar, cihazları taşıyan, muhafaza eden ve kullanan şahıslar için, sızıntı, kontaminantlar ve kalıntı yönünden riski mümkün olduğu kadar azaltacak şekilde ve cihazın kullanım amacına uygun olarak tasarlanmalı, üretilmeli ve paketlenmelidir.

2) Enfeksiyon ve mikrobiyolojik kontaminasyon:

2.1) Cihazlar ve üretim süreci, kullanıcı veya üçüncü şahıslar için enfeksiyon riskini mümkün olduğunca azaltacak veya ortadan kaldıracak şekilde düzenlenmelidir. Tasarım, kullanımı kolaylaştıracak şekilde yapılmalı ve kullanım sırasında cihazın kontaminasyonunu veya cihazdan kaynaklanan sızıntıları ve gerekli hallerde numune kabı kullanılması durumunda kontaminasyon riskini mümkün olduğunca azaltacak şekilde olmalıdır. Üretim süreçleri de bu amaçlara uygun olmalıdır.

2.2) Biyolojik maddelerin kullanıldığı cihazlarda enfeksiyon riski, uygun donörler ve maddeler seçilerek ve uygun inaktivasyon, koruma, test ve kontrol yöntemleri kullanılarak mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

2.3) Steril” etiketli veya özel mikrobiyolojik durumu olduğunu belirten etiket taşıyan cihazlar piyasaya arz edildiklerinde, imalatçı tarafından belirtilen taşıma ve saklama koşullarında koruyucu ambalaj açılana veya bozulana kadar etiketlerinde belirtilen mikrobiyolojik durumlarını korumalarını sağlayacak şekilde tasarlanmalı, üretilmeli ve paketlenmelidir.

2.4) Steril” veya özel mikrobiyolojik bir muhtevası olduğuna dair etiket taşıyan cihaz, uygun ve geçerli bir yönteme tabi tutulmuş olmalıdır.

2.5) Bu EK’in (2.3) numaralı kısmında belirtilen cihazların dışında kalan cihaz ambalajlama sistemleri; imalatçı tarafından belirtilen ürün temizlik düzeyini koruyacak şekilde; şayet cihazlar kullanımdan önce sterilize edilecek ise, mikrobik kontaminasyon riskini asgariye indirecek şekilde olmalıdır.

Cihazın performansını olumsuz etkileyebilecek olan hammadde seçimi ve kullanımı, üretimi, depolanması ve dağıtımı sırasında oluşabilecek mikrobik kontaminasyonu azaltmak için gerekli tedbirler alınmalıdır.

2.6) Sterilizasyona tabi tutulacak cihazlar, uygun ve kontrol edilmiş şartlarda (çevre şartları gibi) üretilmelidir.

2.7) Steril olmayan cihazlar için ambalajlama sistemleri, cihazı herhangi bir bozulmaya sebep olmaksızın öngörülen temizlik düzeyinde tutmalı ve şayet, cihazlar kullanımdan önce sterilize edilecek ise, mikrobik kontaminasyon riskini asgariye indirmelidir. Ambalajlama sistemi, imalatçı tarafından belirtilen sterilizasyon metoduna uygun olmalıdır.

3) Üretim özellikleri ve çevresel özellikler:

3.1) Cihaz, başka cihaz veya ekipmanla birlikte kullanılmak üzere tasarlanmış ise, bağlantı sistemi de dahil olmak üzere, bütün sistem güvenli olmalıdır ve cihazların belirlenmiş performanslarını bozmamalıdır. Kullanıma yönelik kısıtlamalar etiket ve/veya kullanım kılavuzunda belirtilmelidir.

3.2) Cihazlar, normal kullanım koşullarında temas edebilecekleri malzeme, madde ve gazlarla birlikte kullanıldıklarında oluşabilecek riskleri mümkün olduğunca azaltacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.

3.3) Cihazlar, aşağıdaki hususları mümkün olduğunca azaltacak veya ortadan kaldıracak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir:

  • Fiziksel özelliklere (özellikle hacim x basınç, boyut ve ergonomik özellikler) bağlı yaralanma riski,
  • Manyetik alanlar, harici elektriksel etkiler, elektrostatik deşarj, basınç, maddelerin kazaen cihaza nüfuz etmesi, ısı, nem veya basınç ve ivmede değişiklikler gibi önceden öngörülebilen dış etkilere bağlı olan riskler.
  • Cihazlar, tasarım amaçlarına uygun olarak çalışmalarını sağlamak için olumsuz elektromanyetik etkilerden uygun düzeyde kendini koruyacak ve kendiliğinden dirence sahip olacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.

3.4) Cihazlar, tek hata durumunda ve normal kullanımları esnasında yangın veya patlama risklerini mümkün olduğunca azaltacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. Yanıcı veya yanmaya sebep olan maddeler ile birlikte kullanılmak üzere tasarlanan cihazlara özellikle dikkat edilmelidir.

3.5) Cihazlar, atıkların güvenilir şekilde ortadan kaldırılmasını kolaylaştıracak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.

3.6) Ölçme, izleme ve gösterge skalası (renk değişimi ve diğer görsel göstergeler de dahil), cihazın kullanım amacına uygun ergonomik ilkelere göre tasarlanmalı ve üretilmelidir.

4) Ölçüm fonksiyonu olan cihazlar:

4.1) Primer analitik ölçüm fonksiyonlu cihazlar, cihazın beyan edilen amacı, mevcut veya uygun referans ölçüm yöntemleri ve materyalleri göz önünde bulundurularak, uygun stabilite ve doğruluk sınırları içinde ölçüm doğruluğu sağlayacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. Doğruluk sınırları, imalatçı tarafından belirlenmelidir.

4.2) Değerler sayısal olarak ifade ediliyor ise, 21 Haziran 2002 tarihli ve 24792 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Birimler Sistemine Dair Yönetmelikte belirtilen hükümlere uyan ölçü birimleri ile ifade edilmelidir.

5) Radyasyona karşı korunma:

5.1) Cihazlar, kullanıcıların ve üçüncü şahısların yayılan radyasyona maruz kalmalarını mümkün olduğunca azaltacak şekilde tasarlanmalı, üretilmeli ve paketlenmelidir.

5.2) Cihaz, potansiyel olarak zararlı, gözle görülebilir ve/veya görülemez radyasyon yayacak şekilde tasarlanmış ise;

  • Yayılan radyasyonun niteliği ve miktarı kontrol edilebilir ve/veya ayarlanabilir şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
  • Radyasyon yayılımını bildiren göstergeler ve/veya sesli uyarı sistemleri ile donatılmalıdır.

5.3) Radyasyon yayan cihazın kullanım kılavuzu, yayılan radyasyonun türü, kullanıcının korunma yolları, yanlış kullanımı önlemenin yolları ve cihazı kurarken karşılaşılabilecek riskleri bertaraf etme konularında detaylı bilgi vermelidir.

6) Bir enerji kaynağı ile donatılmış veya bağlantılı cihazlar için şartlar:

6.1) Yazılımı da içeren programlanabilir elektronik sistemi olan cihazlar, kullanım amaçlarına göre, bu sistemin tekrarlanabilirliğini, güvenilirliğini ve performansını emniyete alacak şekilde tasarlanmalıdır.

6.2) Cihazlar, çevredeki diğer cihaz veya ekipmanların çalışmasını bozabilecek elektromanyetik alan oluşturma riskini en aza indirecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.

6.3) Cihazlar, doğru olarak kurulup bakımı yapılmak şartıyla, normal kullanım sırasında ve tek hata durumunda oluşabilecek elektrik şoku risklerini mümkün olduğunca önleyecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.

6.4) Mekanik ve termal risklere karşı korunma:

6.4.1) Cihazlar, kullanıcıyı mekanik risklere karşı koruyacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. Cihazlar, öngörülen çalışma şartlarında yeterince stabil olmalıdır. Öngörülen çalışma ortamındaki basınca dayanıklı olmalı ve bu dayanıklılık, cihazın kullanım ömrü boyunca, imalatçı tarafından belirtilen bakım ve gözetim şartlarına bağlı olarak devam etmelidir.

Hareketli bölümlere, parçanın yerinden ayrılmasına, bozulmasına veya madde sızıntısına bağlı risklerin önlenmesine yönelik, uygun koruyucular eklenmelidir.

Özellikle hareketli parçalara karşı, koruma sağlamak için cihaza eklenen koruyucular ve diğer araçlar güvenli olmalı, cihazın normal olarak çalışmasını etkilememeli ve cihazın imalatçı tarafından belirlenen rutin bakımını sınırlamamalıdır.

6.4.2) Cihazlar, titreşimleri belirlenmiş performansın bir parçası olmadıkça, özellikle kaynakta, titreşimleri sınırlayıcı araçlar ve teknik gelişmeler göz önüne alınarak, cihazın titreşimlerinden kaynaklanan tehlikeleri asgariye indirecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.

6.4.3) Cihazların çıkardıkları sesler belirlenmiş performansın bir parçası değil ise, özellikle kaynakta çıkardığı sesi sınırlayıcı araçlar ve teknik gelişmeler göz önüne alınarak, cihazın çıkardığı sesten kaynaklanan tehlikeleri asgariye indirecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.

6.4.4) Kullanıcı tarafından manuel kullanılması gereken terminaller ile elektrik, gaz, hidrolik ve pnömatik enerji kaynaklarına bağlantılar, muhtemel riskleri asgariye indirecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.

6.4.5) Isı sağlayan veya belirli sıcaklığa ulaşması amaçlanan parçaları hariç olmak üzere, cihazın erişilebilir parçaları ve bunların çevresi, normal kullanım koşullarında potansiyel olarak tehlikeli sıcaklık düzeyine çıkmamalıdır.

7) Kişisel test cihazları için gerekler: Kişisel test cihazları, kullanıcının becerileri, kullanıcıya sunulan araçlar, kullanıcının tekniği ve çevredeki değişikliklerden kaynaklanan etkiler göz önünde bulundurularak, tasarım amaçlarına uygun çalışmalarını sağlayacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. İmalatçının verdiği bilgi ve talimatlar kullanıcılar tarafından anlaşılabilir ve uygulanabilir olmalıdır.

7.1) Kişisel test cihazları:
  • Prosedürün tüm aşamalarında sıradan kullanıcının kolaylıkla kullanabileceği ve,
  • Cihazın kullanılması veya sonuçların yorumlanmasında kullanıcı hata riskini olabildiğince azaltacak şekilde, tasarlanmalı ve üretilmelidir;

7.2) Kişisel test cihazları, mümkünse kullanıcının kullanım sırasında, cihazın beyan edilen amacına uygun olarak çalışıp çalışmadığını denetleyeceği bir kullanıcı kontrol yöntemini de içermelidir.

8) İmalatçı tarafından sağlanan bilgiler:

8.1) Her bir cihazın beraberinde, kullanıcının eğitim düzeyi ve bilgi seviyesi göz önüne alınarak, güvenli bir kullanımı sağlayan bilgiler ile imalatçının kimlik bilgileri yer almalıdır.

Bu bilgiler, kullanım kılavuzunda ve etiket üzerinde detaylı olarak verilmelidir.

Cihazın güvenli ve uygun kullanımını sağlamak için gereken bilgiler uygun ve uygulanabilir olduğu takdirde, cihazın ve/veya uygunsa ticari ambalajının üzerine konulmalıdır. Cihazın her bir parçasının ayrı ayrı etiketlenmesi mümkün değilse, bu bilgiler, ambalajın üzerinde ve/veya bir veya daha fazla cihaz için verilen kullanım kılavuzunda yer almalıdır.

Kullanım kılavuzu, bir veya daha fazla cihazın bulunduğu ambalaj içerisinde yer almalıdır.

Haklı bir sebebe dayanan istisnaî durumlarda, kullanım kılavuzu olmaksızın uygun ve güvenli bir şekilde kullanılabilecek cihazlar için bu tür kılavuzlar gerekmez.

Kullanım kılavuzu ve etiketi, Türkçe olmalıdır.

8.2) Bu bilgiler gerektiğinde sembol şeklinde olabilir. Sembol ve tanıtıcı renkler uyumlaştırılmış standartlara uygun olmalıdır. Standardı bulunmayanlar için sembol ve renkler, cihazla birlikte verilen dokümanlarda açıklanmalıdır.

8.3) Cihazı oluşturan parçalar ve cihazın yapısı göz önünde bulundurulduğunda, tehlikeli olduğu düşünülen maddeleri veya preparatları içeren cihazlar söz konusu olduğunda, Tehlikeli Kimyasallar Yönetmeliği’nde belirtilen şartlara uygun tehlike sembolleri ve etiketleme şartları uygulanır. Tüm bilgileri, cihazın kendisinin üstüne veya etiketine koyacak yeterli yer olmaması durumunda, uygun tehlike sembolleri ve ilgili düzenlemelerin gerektirdiği diğer bilgilere kullanım kılavuzunda yer verilir. Bütün bilgiler, kullanım kılavuzunda uygun şekilde yer alıyor ise güvenlik veri formunda da ilgili düzenlemelerin hükümleri uygulanır.

8.4) Etiket, uygun olduğunda, sembol ile de ifade edilebilecek aşağıdaki özellikleri içermelidir;

a) İmalatçının adı veya ticari unvanı ve adresi; Avrupa Birliği üyesi ülkeler hariç diğer ülkelerden ithal edilen cihazlar için, etiket, dış ambalaj veya kullanma kılavuzu, ek olarak imalatçının yetkili temsilcisinin de adı veya ticarî unvanı ve adresini içermelidir,

b) Kullanıcının cihazı ve ambalaj içeriğini tam olarak bilebilmesi için gerekli olan bütün ayrıntılar,

c) Gerektiğinde, “steril” ibaresi veya herhangi bir özel mikrobiyolojik durum veyahut hijyen durumunu belirten ifade,

ç) “Lot” ibaresinden sonra parti kodu veya seri numarası,

d) Gerektiğinde cihazın veya bir bölümünün güvenli olarak kullanılması açısından, yıl, ay ve gerekirse gün olarak son kullanma tarihi,

e) Performans değerlendirme cihazı için “sadece performans değerlendirmesi için” ibaresi,

f) Gerektiğinde cihazın “in-vitro kullanımı“nı gösteren bir ifade,

g) Özel depolama ve/veya taşıma şartları,

ğ) Varsa özel kullanım talimatları,

h) Alınması gereken tedbirler ve/veya uyarılar,

ı) Cihaz, kişisel test cihazı olarak tasarlanmış ise açık bir biçimde belirtilmesi.

8.5) Cihazın kullanım amacı, kullanıcı için açık değil ise, imalatçı kullanım amacını, kullanım kılavuzunda ve uygunsa etikette de açıkça ifade etmelidir.

8.6) Gerektiğinde ve mümkünse cihazlar ve ayrılabilir parçaları her bir parti için, cihazlar ve ayrılabilir parçalardan kaynaklanabilecek herhangi bir potansiyel riski tespit etmek amacıyla yapılabilecekleri de gösterecek şekilde tanımlanmalıdır.

8.7) Gerektiğinde, kullanım kılavuzu aşağıdaki özellikleri içermelidir:

a) Bu EK’in (8.4) numaralı kısmında, (ç) ve (d) cümleleri hariç olmak üzere, belirtilen hususlar,

b) Reaktif bileşenlerinin ve kit’in veya reaktifin aktif içeriğinin ve/veya içeriklerinin miktar veya konsantrasyonunun yanı sıra gerektiğinde cihazın ölçümünü etkileyen diğer içeriklerini belirten bir ifade,

c) Saklama şartları ve her reaktifin ambalajının ilk açılmasından sonraki raf ömrü ile çalışan reaktiflerin saklama koşulları ve stabilitesi,

ç) Bu EK’in (A) bölümünün (3) numaralı kısmında belirtilen performanslar,

d) Gerekli özel ekipmanların gösterilmesi ve bunların doğru kullanımı için gerekli bilgilerin verilmesi;

e) Kullanılacak numunenin türü, varsa özel numune alma yöntemi, ön işlemler ve şayet gerekli ise saklama şartları ve hastanın hazırlanması için gerekli olan talimatlar;

f) Cihazın kullanımı sırasında takip edilecek işlemin detaylı tanımı;

g) Cihazla izlenmesi gereken ölçüm işlemi, gerekli olduğunda aşağıdakileri içermelidir:
  • Yöntemin prensibi,
  • Özgül analitik performans özellikleri (duyarlılık, özgüllük, doğruluk, tekrarlanabilirlik, yeniden üretilebilirlik, tespit sınırları ve ölçüm aralığı, bilinen etkenlerin kontrolüne ilişkin bilgi dahil), yöntemin sınırlamalar ve kullanıcının uygulayabileceği referans ölçüm yöntemlerinin ve materyallerinin kullanımı hakkında bilgi,
  • Cihazın kullanımından önce yapılması gereken başka işlemlerin detayları (yeniden kullanıma hazır hale getirmek, inkübasyon, sulandırma ve alet kontrolleri gibi),
  • Özel bir eğitimin gerekip gerekmediğini belirtir bir ifade,

ğ) Analitik sonucun hesaplanmasının yapıldığı matematiksel yaklaşım,

h) Cihazın analitik performansında değişiklik olması durumunda alınması gereken tedbirler,

ı) Kullanıcılara aşağıdaki hususlar hakkında gerekli bilgi;
  • Spesifik onaylama işlemlerini de içeren iç kalite kontrolü;
  • Cihazın kalibrasyonunun izlenebilirliği;

i) Uygun bir referans popülasyonu tanımı dahil, ölçülen miktarlar için referans aralıkları;

j) Cihazın beyan edilen amacına uygun çalışabilmesi için başka tıbbi araç ve gereç veya ekipmanla birlikte veyahut bağlantılı olması gerekiyor ise, doğru araç ve gereç veya ekipmanı kullanabilmek, güvenli ve uygun bir kombinasyon elde etmek için cihazın özellikleri hakkında detaylı bilgi,

k) Cihazın uygun bir şekilde kurulduğunu, doğru ve güvenilir çalıştığını doğrulamak için gerekli tüm bilgi. Cihazın güvenli ve uygun bir şekilde çalışmasını sağlayacak olan kalibrasyon ve bakımın sıklığı ve türü konusunda detaylar ile atıkların güvenilir bir şekilde ortadan kaldırılması hakkında bilgi,

l) Cihaz kullanılmadan önce, yapılacak ilave işlemler (sterilizasyon, cihaz parçalarının birleştirilmesi gibi) ile ilgili daha detaylı bilgi,

m) Koruyucu ambalajın zarar görmesi durumunda gerekli talimatlar ve yeniden sterilizasyon veya dekontaminasyon için uygun yöntemlerin ayrıntıları,

n) Cihaz yeniden kullanılabilir nitelikte ise, temizleme, dezenfeksiyon, ambalajlama, yeniden sterilizasyon veya dekontaminasyon gibi tekrar kullanım için gerekli işlemler ve cihazın kaç defa tekrar kullanılabileceğine ilişkin bilgi,

o) Manyetik alanlarda, harici elektriksel etkilerde, elektrostatik deşarjda, basınç veya basınç değişimlerinde, ivme ve termik ateşleme kaynaklarında, önceden tahmin edilebilen çevre şartlarında meydana gelebilecek değişikliklere maruz kalma durumunda alınacak tedbirler,

ö) Cihazın kullanılması veya atılmasına ilişkin özel ve olağandışı risklere karşı alınması gereken tedbirler, cihazın insan veya hayvan orijinli maddeler içermesi durumunda, bunların potansiyel bulaşıcı özelliklerinin göz önünde bulundurulması gerektiğine ilişkin ifade;

p) Kişisel test cihazlarının özellikleri:
  • Sonuçlar, sıradan bir insanın kolayca anlayabileceği şekilde ifade edilmeli ve sunulmalıdır. Pozitif, negatif ve belirsiz sonuçlar çıkması durumunda yanlış pozitif ve yanlış negatif sonuç ihtimali hakkında bilgi verilmeli, bu durumda kullanıcıya nasıl hareket etmesi gerektiği tavsiye şeklinde açıklanmalıdır,
  • İmalatçı tarafından verilen bilgiler; kullanıcının cihazı kullanması ve çıkan sonuçları anlaması yönünden yeterli olması şartıyla özel hususlar göz ardı edilebilir,
  • Test sonuçlarına göre, kullanıcının hekimine danışmadan tıbbi öneme haiz bir karar almaması gerektiğini açıkça belirten bir ifade içermelidir,
  • Verilen bilgiler kişisel test cihazının mevcut bir hastalığın takibi için kullanıldığında, hastanın tedavisine ilişkin bir değişikliğin müdavi hekime danışmadan yapılmaması gerektiğini de içermelidir;

r) Kullanım kılavuzunun en son değiştirme ve yayımlanma tarihi.

EK-II

Risk Düzeyi Yüksek Olan İn Vitro Tıbbi Tanı Cihazlarının Listesi
a) A Listesi:
  • Kan gruplarını belirlemek için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratörler ve kontrol materyalleri dahil:

ABO sistemi, Rh (C,c,D,E,e) anti-Kell,

İnsan örneklerindeki, HIV (HIV 1 ve 2), HTLV I ve II ve hepatit BC ve D enfeksiyon markerlarını aramak, doğrulamak ve miktar belirlemek için reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratörler ve kontrol materyalleri de dahil.

b) B Listesi:

Anti-Duffy ve anti-Kidd kan gruplarını belirlemek için kullanılan, reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dâhil,

  • Düzensiz anti-eritrosit antikorları belirlemek için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
  • İnsan numunelerinde; konjenital enfeksiyonlardan rubellatoksoplazmanın araştırılması ve miktarının belirlenmesi için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
  • Fenilketonüri hastalığına teşhis konulabilmesi için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
  • Sitomegalovirus ve klamidya enfeksiyonlarını belirlemek için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
  • HLA doku grupları DRAB’yi belirlemek için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
  • PSA tümör markerlarını belirlemek için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
  • Trisomy 21 riskini değerlendirmek için özel olarak tasarlanmış reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör, kontrol materyalleri ve yazılım da dahil,
  • Kalibratörler ve kontrol materyalleri de dahil, kişisel test için kullanılan kan şekeri ölçüm cihazı.

EK-III

AT Uygunluk Beyanı 
  1. AT Uygunluk beyanı; bu EK’in (2) ilâ (5) numaralı kısımlarında belirtilen zorunlulukları ve kişisel test cihazları için ilave olarak bu EK’in (6) numaralı kısmında belirtilen zorunlulukları yerine getiren imalatçı ve yetkili temsilcisinin cihazlarını bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğinde öngörülen şartları karşıladığını temin ve beyan etme işlemidir. Buna göre imalatçı CE işaretini bu Yönetmeliğin 8 inci maddesine uygun olarak iliştirmelidir.
  2. ) İmalatçı, bu EK’in (3) numaralı kısmında tanımlanan teknik dokümanları hazırlamalı ve üretim sürecinin, (4) numaralı kısımda belirtilen kalite güvencesi ilkelerine göre yürütülmesini sağlamalıdır.
  3. ) Teknik dokümanlar, bu Yönetmelikte belirtilen uyulması gereken şartları taşıyan cihazın uygunluğunun değerlendirilmesini sağlamalıdır. Bilhassa aşağıdakileri içermelidir:
  • Cihazın, planlanan her türlü değişikliği de kapsayan genel bir tanımı,
  • Kalite sisteminin belgeleri,
  • Temel malzemelerin özelliklerini, cihazın performansının özellikleri ve sınırlarını, üretim yöntemini ve aletler içinse, tasarım çizimleri, bileşen diyagramları, alt-parçaları, devreleri dahil olmak üzere, tasarım bilgileri,
  • İnsan orijinli doku veya bunun türevi maddeler içeren cihazlar için, bu materyalin kaynağına ve hangi şartlarda elde edildiğine ilişkin bilgiler,
  • Yukarıda belirtilen özelliklerin, çizimlerin, diyagramların ve cihazın nasıl çalıştığının anlaşılmasını sağlayacak tanımlar ve açıklamalar,
  • Risk analizi sonuçları ve gerekirse bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen standartlardan tamamen veya kısmen uygulananların bir listesi ve bu standartlar tamamen uygulanmadığı taktirde, bu Yönetmeliğin temel gerekleriyle uyumlu çözümlerin tanımları;
  • Steril cihazlar veya özel mikrobiyolojik veya hijyen durumu belirtilen cihazlar için, kullanılan işlemlerin açıklanması,
  • Tasarım hesaplamaları ve denetim sonuçları,
  • Cihazın amacına uygun olarak işleyebilmesi için, başka bir cihaza/cihazlara bağlanması gerekiyorsa, imalatçı tarafından belirtilen özellikleri taşıyan bu cihaz/cihazların başka bir cihaza bağlanması durumunda temel gereklere uygun olduğunun kanıtı;
  • Test raporları,
  • İmalatçı tarafından iddia edilen ve varsa bir referans ölçüm sistemi ile desteklenen yeterli performans değerlendirme verileri; referans yöntemleri, malzemeleri, bilinen referans değerleri, kullanılan ölçüm birimleri ve kesinlik hakkında bilgiler (veriler klinik ve diğer uygun ortamlarda yapılan çalışmalardan veya ilgili biyografik referanslardan) sağlanmalıdır,
  • Etiket ve kullanım kılavuzu,
  • Stabilite çalışmalarının sonuçları.

4. ) İmalatçı, üretim aşamasının üretilen cihazlar için uygun olan kalite güvence ilkelerini izlediğini garanti edecek önlemleri almalıdır.

Sistem aşağıdaki hususları içerir:
  • Organizasyon yapısı ve sorumluluklar,
  • Üretim süreci ve üretimin sistematik kalite kontrolü,
  • Kalite sisteminin işleyişini takip etmeye yarayacak araçlar.

5. )İmalatçı, üretim sonrası aşamasında cihazdan kazanılan tecrübeyi gözden geçirmek ve cihazın yapısını ve risklerini de dikkate alarak gerekli olan düzeltici faaliyetleri uygulamak için sistematik bir prosedür oluşturur ve bunu güncelleştirir. İmalatçı aşağıdaki olayları öğrendiği zaman derhal Sağlık Bakanlığına bildirmelidir:

i) Doğrudan veya dolaylı olarak hastanın veya kullanıcının veyahut üçüncü şahısların ölümüne veya sağlığında ciddî bir bozulmaya yol açmış veyahut açabilecek olan, bir cihazın özellikleri ve/veya performansındaki herhangi bir aksaklık, sapma ve bozukluk durumlarının yanı sıra etiketleme ve kullanma kılavuzundaki herhangi bir eksiklik,

ii) (i) alt paragrafında belirtilen hususlarda, aynı tip cihazın imalatçısı tarafından sistematik olarak geri çekilmesine yol açan ve cihazın performansına veya özelliklerine bağlı tıbbi ve teknik sebepler.

     6. ) Kişisel test cihazları için imalatçı, tasarımın incelenmesi amacıyla bir onaylanmış kuruluşa başvurur.

6.1.) Başvuru cihaz tasarımının anlaşılmasını ve Yönetmeliğin tasarıma ilişkin gereklerine uygunluğun değerlendirilmesini sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Bu uygulama:

  • Uygunsa, sıradan insanlarla yapılan çalışmaların sonuçlarını da içeren test raporları;
  • Kişisel test cihazı olarak tasarlanmış cihazın kullanımının uygunluğunu gösteren verileri;
  • Cihaz ile birlikte verilen etiket ve kullanım kılavuzu hakkındaki bilgiyi kapsamalıdır.

6.2.) Onaylanmış kuruluş başvuruyu inceler ve tasarım bu Yönetmeliğin ilgili hükümlerine uygun ise, başvuru sahibine tasarım-inceleme sertifikası verir. Onaylanmış kuruluş, Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğinin tasarımla ilgili gereklerinin değerlendirilmesini sağlayacak başka testler veya kanıtlar isteyebilir. Sertifika; değerlendirme sonuçlarını, geçerlilik şartlarını, onaylanmış tasarıma ilişkin kimlik verileri ve gerekiyorsa cihazın beyan edilen amacının açıklanmasını da içermelidir.

6.3.) İmalatçı, onaylanan tasarımda yapılan bütün önemli değişiklikleri tasarım-inceleme sertifikası veren onaylanmış kuruluşa bildirir. Yönetmeliğin temel gereklerine uygunluğunu veya cihazın beyan edilen amacına uygunluğunu etkileyebileceği durumlarda yapılan değişikliklerin, tasarım-inceleme sertifikasını veren onaylanmış kuruluş tarafından onaylanması gerekir. Bu ek onay, tasarım-inceleme sertifikasına ilaveten yer almalıdır.

EK-IV

AT Uygunluk Beyanı 
(Tam Kalite Güvence Sistemi)
  1. ) İmalatçı, söz konusu cihazların tasarım, üretim ve nihai kontrolleri için bu EK’in (3) numaralı kısmında belirtilen, onaylanan kalite sistemini uygular ve ayrıca bu EK’in (3.3) numaralı kısmında belirtilen denetimlere ve (5) numaralı kısmında belirtilen gözetime tâbidir. İmalatçı bunlara ilaveten, EK-II’nin (A) Listesinde yer alan cihazlar için bu EK’in (4) ve (6) numaralı kısımlarında belirtilen işlemleri takip eder.
  2. ) Uygunluk beyanı; bu EK’in (1) numaralı kısmında belirtilen hükümleri yerine getiren imalatçının, söz konusu cihazların, bu Yönetmelik hükümlerine uygunluğunu garanti ve beyan ettiğini gösteren işlemdir. İmalatçı, bu Yönetmeliğin 8 inci maddesine uygun olarak CE işaretini basar, yazılı bir uygunluk beyanı hazırlar.
  3. ) Kalite sistemi:
3.1.)  İmalatçı, kalite sisteminin değerlendirilmesi için onaylanmış kuruluşa başvurur. Başvuru aşağıdakileri içerir:
  • İmalatçının adı ve adresi ve kalite sistemi içinde yer alan diğer bütün üretim yerlerinin adı ve adresleri,
  • İşleme esas cihaz veya cihaz sınıfı ile ilgili yeterli bilgiler,
  • Aynı cihaz ile ilgili kalite sistemi için başka herhangi bir onaylanmış kuruluşa başvuru yapılmadığına dair yazılı bir beyan,
  • Kalite sistemi hakkındaki dokümanlar,
  • İmalatçının onaylanan kalite sisteminin gereklerini yerine getirme taahhüdü,
  • Onaylanan kalite sisteminin eksiksiz ve etkili olarak sürdürüleceğine dair imalatçı taahhüdü,
  • İmalatçının, üretim sonrası aşamasında cihazlardan elde edilen tecrübeyi değerlendirmek ve EK-III’ün (5) numaralı kısmında belirtilen şekilde bildirimde bulunmak ve gerekli düzeltici tedbirleri almak amacıyla düzenli bir sistem oluşturmak ve bunu güncelleştirmek taahhüdü.

3.2.) Kalite sistemi uygulaması; tasarımdan nihai kontrole kadar bütün aşamalarda, cihazların bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerine uygun olduğunu garanti etmelidir. Kalite sistemi için, imalatçı tarafından benimsenen bütün şartlar, gerekler ve unsurlar, kaliteye ilişkin kayıtlar, yapılan işler, planlar, programlar, yazılı, sıralı ve sistematik bir şekilde bir belgede yer almalıdır.

Bu belgeler aşağıdakileri kapsar;

a) İmalatçının kalite hedeflerini,

b) İşletmenin organizasyon yapısı, cihazın tasarımı ve kalitesi konusunda yetkililerin ve çalışanların sorumlulukları ve yetkileri, Uygun olmayan cihazların kontrolü dahil, cihazların ve tasarımlarının istenen kalitede olması için kalite sisteminin etkin işleyişini kontrol etmeyi sağlayan yöntemler.

c) Cihazların tasarımını kontrol etmeyi ve denetlemeyi sağlayan işlemler ise:

  • Öngörülen değişiklikler dahil, cihazın genel tanımı,
  • -EK-III’ün (3) numaralı kısmının üçüncü ilâ on üçüncü cümlelerinde belirtilen bütün belgeler,
  • Kişisel test cihazlarında, EK-III’ün (6.1) numaralı kısmında belirtilen bilgiler,
  • Tasarım ve işlemleri kontrol etmek ve doğrulamak için kullanılan teknikler ve cihazların tasarlanmasında kullanılan sistematik ölçümler.
ç) Üretim aşamasında denetim ve kalite güvencesi teknikleri ve özellikleri;
  • Sterilizasyonla ilgili kullanılacak işlem ve yöntemler,
  • Satınalma işlemleri,
  • Üretimin her aşamasında, çizimlerden, özelliklerden ve ilgili diğer dokümanlardan hazırlanan ve güncelleştirilen cihazın tanımlanması işlemleri;
  • Üretimden önce, üretim sırasında ve üretimden sonra yapılan deney ve incelemeler ile ilgili bilgilerin, bunların hangi sıklıkla yapılacağı, kullanılan test cihazları ve test cihazlarının kalibrasyonu ile ilgili kayıtların geriye doğru izlenmesi mümkün olmalıdır.

d) İmalatçı, en son teknolojik gelişmeler ışığında gerekli kontrol ve testleri yapar. Kontroller ve testler, ham materyal ve kişisel test cihazlarının veya üretilen cihazların her bir partinin tanımlanmasını da içeren üretim sürecini kapsar.

  • İmalatçı, EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazları test ederken, özellikle söz konusu cihazla test edilecek numunelerin biyolojik karmaşıklığına ve değişkenliğine ilişkin son bilgileri dikkate alır.

3.3.) Onaylanmış kuruluş, kalite sisteminin bu EK’in (3.2) numaralı kısmında belirtilen şartlara uygun olup olmadığını belirlemek için denetim yapar. İlgili uyumlaştırılmış standartları uygulayan kalite sistemlerinin, bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği şartlarına uygun olduğu kabul edilir. Değerlendirme ekibi, ilgili teknolojinin değerlendirilmesine ilişkin tecrübeye sahip olmalıdır. Değerlendirme işleminde üretim işlemlerinin denetlenmesi için imalatçı ve gerektiğinde imalatçının tedarikçisi ve/veya imalatçının taşeronu da yerinde denetlenir. Karar, denetim sonuçları ve açıklamalı değerlendirme ile birlikte imalatçıya tebliğ edilir.

3.4.) İmalatçı, kalite sisteminin ve cihaz çeşidinin önemli değişikliklerine ilişkin bütün tasarıları hakkında, kalite sistemini tasdik eden onaylanmış kuruluşa bilgi verir. Onaylanmış kuruluş, teklif edilen değişiklikleri değerlendirir ve kalite sistemindeki bu değişikliklerin bu EK’in (3.2) numaralı kısmında belirtilen gereklere uyup uymadığını inceler ve kararını imalatçıya tebliğ eder. Bu karar, denetimin sonuçlarını ve açıklamalı değerlendirmeyi de kapsar.

       4.) Cihaz tasarımının incelenmesi:

4.1.) İmalatçı, EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazlar için, bu EK’in (3) numaralı kısmında belirtilen yükümlülüklere ilave olarak, üretimi planlanan ve bu EK’in (3.1) numaralı kısmında belirtilen kategoriye giren cihazla ilgili dosyayı, tasarım dosyasının incelenmesi amacıyla ilgili onaylanmış kuruluşa başvurmalıdır.

4.2.) Başvuru, söz konusu cihazın tasarımını, üretimini ve performansını tanımlamalıdır. Başvuru, cihazın bu EK’in (3.2) numaralı kısmının (c) alt paragrafında belirtilen şekilde bu Yönetmeliğin gereklerine uygunluğunu değerlendirecek dokümanları içermelidir.

4.3.) Onaylanmış kuruluş başvuruyu inceler ve cihazın bu Yönetmelikte öngörülen şartlara uyması durumunda tasarım-incelemesi sertifikası verir. Onaylanmış kuruluş, bu Yönetmeliğin tasarımla ilgili gereklerinin değerlendirilmesini sağlayacak olan diğer test veya kanıtları da isteyebilir. Sertifika; inceleme sonuçlarını, geçerlilik şartlarını, onaylanan tasarımın tanımlanması için gerekli verileri ve gerektiğinde cihazın üretim kullanım amacına ilişkin açıklamaları içermelidir.

4.4.) Onaylanmış kuruluş, tasarımda yapılan değişikliklerin, bu Yönetmeliğin temel gereklerine veya cihazın belirtilen kullanım koşullarına uygunluğunu etkilemesi durumunda, bu değişikliklerin de tasarım-incelemesi sertifikasını veren onaylanmış kuruluş tarafından yeniden tasdik edilmesi gerekir. Başvuru sahibi, onaylanmış tasarımda yaptığı bu gibi değişiklikleri, tasarım-inceleme sertifikası veren onaylanmış kuruluşa bildirir. Bu değişiklik onayı tasarım-incelemesi sertifikasına ek olarak düzenlenir.

4.5.) İmalatçı, test edilecek enfeksiyon patojen ve markerlarında, özellikle biyolojik karmaşıklık ve değişkenliğin neticesinde ortaya çıkan değişiklikler ile ilgili bilgi edindiği takdirde, vakit kaybetmeden onaylanmış kuruluşu haberdar eder. İmalatçı ayrıca, bu değişikliğin ilgili cihazın performansını etkileme ihtimalinin olup olmadığı konusunda da onaylanmış kuruluşa bilgi verir.

      5. ) Gözetim:

5.1) Gözetimin amacı, imalatçının onaylanmış kalite sisteminin gereklerini eksiksiz olarak yerine getirmesini sağlamaktır.

5.2) İmalatçı, onaylanmış kuruluşu, gerekli bütün denetimleri yapması için yetkilendirir ve kuruluşa özellikle aşağıdaki bilgiler de dâhil olmak üzere gerekli bütün bilgileri sunar. Bunlar;

  • Kalite sistemine ilişkin belgeler,
  • Kalite sisteminin tasarıma ilişkin bölümünde öngörülen deney, test, hesaplama ve analiz sonuçları gibi veriler,
  • Kalite sisteminin üretime ilişkin bölümünde öngörülen denetim raporları, test verileri, kalibrasyon verileri, ilgili personelin nitelikleri hakkındaki raporlar gibi veriler.

5.3) Onaylanmış kuruluş, imalatçının onaylanmış kalite sistemine uymasını sağlamak amacıyla, periyodik olarak denetim ve değerlendirme yapar ve imalatçıya değerlendirme raporu verir.

5.4) Ayrıca, ilgili onaylanmış kuruluşça, imalatçıya beklenmeyen zamanlarda ziyaretler yapılabilir. Bu ziyaretlerde de gerekli görülür ise, kalite sisteminin iyi işlediğini denetlemek için deneyler yapılabilir veya yaptırılabilir. İmalatçıya, bir denetim raporu ve şayet deney yapılmışsa deney raporu verilir.

6) EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazların doğrulanması:

6.1) EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazlarda imalatçı, üretilmiş cihazlar veya cihazın her bir partisi için yapılan testlerin raporlarını, kontrollerin ve testlerin sonuçlanmasından sonra gecikmeksizin onaylanmış kuruluşa iletir. Ayrıca imalatçı, üretilen cihazlar veya cihaz parti numunelerini önceden kararlaştırılan şartlara uygun olarak onaylanmış kuruluş için hazır bulundurur.

6.2) Onaylanmış kuruluş, sözleşilmiş süre içerisinde fakat numunelerin alınmasından itibaren otuz günü geçmemek şartıyla, özellikle verilmiş sertifikanın geçerliliğine ilişkin başka bir karar iletmedikçe, imalatçı cihazları piyasaya arz edebilir.

EK-V

Tip İncelenmesi

1) AT Tip incelemesi, onaylanmış kuruluş tarafından imalatçının üretim numunesinin bu Yönetmelik hükümlerine uygunluğunun belgelenmesi işlemidir.

2) AT Tip incelemesi için başvuru, imalatçı veya yetkili temsilcisi tarafından onaylanmış kuruluşa sunulur. Başvuru dilekçesi şu hususları içerir:

  • İmalatçının adı ve adresi; başvuru yetkili temsilci tarafından yapılmışsa, yetkili temsilcinin adı ve adresi,
  • Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerinde “tip” olarak tanımlanan cihazın tanıtıcı numunesinin uygunluk değerlendirmesi için, bu EK’in (3) numaralı kısmında istenilen belgeler gerekir. Başvuru sahibi onaylanmış kuruluşa vermek üzere bir tip numunesi hazırlar. Onaylanmış kuruluş gerektiğinde başka numuneler de isteyebilir.
  • Başka bir onaylanmış kuruluşa aynı tipe ilişkin başvuru yapılmadığına dair yazılı beyan.

3) Verilen belgeler; tasarım, üretim ve cihaz performanslarının anlaşılmasını sağlamalı ve aşağıdaki hususları içermelidir:

  • Planlanan değişiklikleri de içeren, tipin genel bir tanımı,
  • EK-III’ün (3) numaralı kısmının üçüncü ilâ on üçüncü cümlelerinde yer alan bütün belgeler,
  • Kişisel test cihazları için, EK-III’ün (6.1) numaralı kısmında belirtilen bilgiler.
4) Onaylanmış kuruluş;

4.1) İbraz edilen belgelerin, tipe uygunluğunu ve tipin de belgelere uygun olarak üretilip üretilmediğini, bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen standartların uygulanabilir hükümlerine uyulup uyulmadığını inceler, değerlendirir ve değerlendirme sonuçlarını kaydeder.

4.2) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği 6 ncı maddesinde belirtilen standartların uygulanmadığı cihazlar için imalatçının tavsiye ettiği çözümlerin ve bu Yönetmeliğin temel gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini doğrulamak için uygun incelemeleri ve testleri yapar veya yaptırır. Şayet, cihazın kullanım amacına uygun olarak işleyebilmesi için başka cihaz veya cihazlara bağlanması gerekiyor ise, imalatçı tarafından belirtilen özelliklere sahip cihazlara bağlandığında temel gereklere uygunluğunu da kanıtlamalıdır.

4.3) İmalatçının ilgili standartları seçmesi halinde, bu standartların gerçekten uygulanıp uygulanmadığını değerlendirmek için gerekli inceleme ve testleri yapar veya yaptırır.

4.4) Gerekli denetim ve testlerin uygulanacağı yeri başvuru sahibi ile birlikte belirler.

5) Onaylanmış kuruluş, bu Yönetmelik hükümlerini yerine getiren imalatçıya AT tip-inceleme sertifikasını verir. Sertifika, imalatçının adı ve adresini, teftiş sonuçlarını, geçerlilik şartlarını ve onaylanan tip tanımlanması için gerekli verileri içerir. Belgenin ilgili bölümleri sertifikaya eklenir ve bir kopyası onaylanmış kuruluş tarafından saklanır.

6) İmalatçı, test edilecek enfeksiyon patojen ve markerlarında, özellikle biyolojik karmaşıklık ve değişkenliğin sonucu olarak ortaya çıkan değişiklikler ile ilgili bilgi edindiği takdirde, vakit kaybetmeden onaylanmış kuruluşu bilgilendirir. İmalatçı, bu değişikliğin ilgili cihazın performansını etkileme ihtimalinin olup olmadığı konusunda onaylanmış kuruluşa bilgi verir.

6.1) Cihazda yapılan değişikliklerin, bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği temel gereklerine veya cihazın belirtilen kullanım şartlarına uygunluğunu etkilemesi durumunda, bu değişikliklerin de AT tip-inceleme sertifikasını veren onaylanmış kuruluş tarafından yeniden onaylanması gerekir. Başvuru sahibi, onaylanmış olan cihazda yaptığı bu gibi değişiklikleri, AT tip-inceleme sertifikası veren onaylanmış kuruluşa bildirir. Bu değişiklik onayı AT tip-inceleme sertifikasına ilave olarak düzenlenir.

7) İdari hükümler: Diğer onaylanmış kuruluşlar, AT tip-inceleme sertifikaları ve/veya bunların eklerinden bir suret alabilirler. Sertifikanın ekleri, gerekçeli talep üzerine ve imalatçının bilgisi dâhilinde, diğer onaylanmış kuruluşlara verilir.

EK-VI

AT Tip Doğrulaması 

1) AT Tip doğrulaması; imalatçının veya yetkili temsilcinin, bu EK’in (4) numaralı kısmında belirtilen işlemlere tâbi olan cihazların AT tip-inceleme sertifikasında tanımlanan tipe uyduğunu ve bunlarla ilgili Yönetmelik hükümlerine uygun olduğunu beyan ve garanti ettiği işlemdir.

2.1) İmalatçı, üretilen cihazların, bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerine ve AT tip-inceleme sertifikasında tanımlanan tipin tüm özelliklerine tamamen uygun olarak üretilmesi için, üretim yöntemiyle ilgili gerekli tedbirleri alır. İmalatçı üretime başlamadan önce, üretim işlemlerini açıklayan belgeleri, özellikle sterilizasyon ve başlangıç maddelerinin uygunluğu başta olmak üzere, üretim işlemlerini ve gerekirse mevcut teknik normlara göre gerekli test işlemlerini tanımlamalıdır. Üretimin homojen olduğundan emin olmak, cihazların AT tip-inceleme sertifikasında belirtilen tipe ve bu Yönetmeliğin ilgili hükümlerine uygunluğunu sağlamak üzere, önceden oluşturulmuş tüm rutin işlemler uygulanmalıdır.

2.2) Nihaî testin bu EK’in (6.3) numaralı kısmına göre yapılmasının uygun olmadığı durumlarda imalatçı, onaylanmış kuruluşun onayını alarak sürecin test edilmesi, izlenmesi ve kontrolüne yönelik yeterli yöntemleri belirler. Yukarıda belirtilen işlemlerle ilgili olarak EK-IV’ün (5) numaralı kısmı uygulanır.

3) İmalatçı, üretim sonrası aşamasında cihazlardan elde edilen tecrübeyi gözden geçirmek ve EK-III’ün (5) numaralı kısmında belirtilen gerekli düzeltici tedbirleri almak ve bildirimleri yapmak için gerekli vasıtaları uygulamak amacıyla düzenli bir sistem oluşturmalı ve güncelleştirmelidir.

4) Onaylanmış kuruluş, cihazın Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği şartlarına uygunluğunu doğrulamak için (2.2) numaralı kısımda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, imalatçının tercihine bağlı olarak, ya (5) numaralı kısımda belirtildiği şekilde her bir cihaz için ya da (6) numaralı kısımda tanımlandığı şekilde istatistiksel temelde gerekli incelemeleri ve testleri yapar. (6) numaralı kısım çerçevesinde istatistiksel doğrulamanın yapılması durumunda, onaylanmış kuruluş, hangi durumlarda her bir “lot”un denetleneceği istatistiksel doğrulama prosedürünün uygulanacağına ve hangi durumlarda izole edilmiş “lot” denetiminin yapılması gerektiğine karar vermek zorundadır. Bu tür bir karar imalatçı ile yapılacak görüşmeler neticesinde alınmalıdır.

İnceleme ve testlerin istatistiksel temelde yapılmasının uygun olmaması durumunda, inceleme ve testler rasgele temelde yapılabilir; yalnız, böyle bir prosedürün (2.2) numaralı kısımda belirtilen önlemlerle birlikte eşit düzeyde bir uygunluk sağlaması gerekmektedir.

5) Her bir cihazın test ve kontroller ile doğrulanması:

5.1) Her cihaz ayrı ayrı incelenir ve cihazların tip-inceleme sertifikasında tanımlanan tipe ve bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerine uygunluğunu doğrulamak için Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen ilgili standartlarda tanımlanan uygun testler veya eşdeğer testler yapılır.

5.2) Onaylanmış kuruluş, onaylanan her bir cihaza kendi kimlik numarasını basar veya bastırır ve gerçekleştirilen tüm testler ile ilgili uygunluk sertifikası düzenler.

6) İstatistiksel doğrulama:

6.1) İmalatçı, üretilen cihazları homojen partiler şeklinde sunmalıdır.

6.2) Gerektiğinde, her bir partiden rastgele bir veya birden daha fazla numune seçilir. Numuneler incelenir ve partinin kabul veya reddedildiğini tespit etmek amacıyla bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümleri ve AT tip-inceleme sertifikasında tanımlanan tipe uygunluğunu doğrulamak için Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde öngörülen ilgili standartlarda tanımlanan uygun testler veya eşdeğer testler yapılır.

6.3) Cihazın istatistiksel kontrolü, üretim sisteminin durumuna göre yüksek düzeyde performans ve güvenlik sağlamak üzere, işlevsel özellikleri olan örnekleme planları gerektiren, mevcut normlara dayandırılır. Örnekleme planı, ilgili cihaz gruplarının spesifik yapısı dikkate alınarak, uyumlaştırılmış standartlara göre oluşturulur.

6.4) Şayet parti uygun bulunur ise, onaylanmış kuruluş her bir cihazın üzerine kendi kimlik numarasını basar veya bastırır ve gerçekleştirilen testler ile ilgili uygunluk sertifikası düzenler. Uygun parti cihazlar, uygun olmayan örnekleme cihazları hariç olmak üzere, piyasaya arz edilebilir. Şayet parti reddedilir ise, yetkili onaylanmış kuruluş bu partinin piyasaya arzını engellemek için gerekli tedbirleri alır. Partinin sıklıkla reddedilmesi durumunda, onaylanmış kuruluş istatistiksel doğrulamaya ara verebilir.

İmalatçı, onaylanmış kuruluşun sorumluluğu altında, üretim işlemleri sırasında onaylanmış kuruluşun kimlik numarasını basabilir.

EK-VII

AT Uygunluk Beyanı 
(Üretim Kalite Güvencesi)

1) İmalatçı, üretim için onaylanan kalite sistemini uygulayarak söz konusu cihazların nihaî kontrollerini bu EK’in (3) numaralı kısmında belirtilen şekilde yapar; ayrıca imalatçı, bu EK’in (4) numaralı kısmında belirtilen gözetime tâbidir.

2) Uygunluk beyanı; bu EK’in (1) numaralı kısmında belirtilen gerekleri yerine getiren imalatçının, söz konusu cihazlarının AT tip-inceleme sertifikasında belirtilen tipe ve bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerine uygunluğunu garanti ve beyan eden işlemdir. İmalatçı, bu Yönetmeliğin 8 inci maddesine uygun olarak CE işareti iliştirir ve uygunluk beyanı düzenler.

3) Kalite sistemi:

3.1) İmalatçı, kalite sisteminin değerlendirilmesi için onaylanmış kuruluşa başvurur. Başvuru aşağıdaki hususları içerir;

  • EK-IV’ün (3.1) numaralı kısmında belirtilen bütün belgeler ve üstlenilen görevler ve
  • Onaylanan tip hakkındaki teknik belgeler ve AT tip inceleme sertifikasının bir sureti.

3.2) Kalite sisteminin uygulanması, cihazların AT tip inceleme sertifikasında belirtilen tipe uygunluğunu sağlamalıdır.

Kalite sistemi için imalatçı tarafından benimsenen bütün hükümler, gerekler ve unsurlar, kaliteye ilişkin kayıtlar, yapılan işler, planlar, programlar gibi belgeler, yazılı, sıralı ve sistematik şekilde belgelendirilmeli ve kalite konusunda yöntemlerin ve politikaların aynı tarzda yorumlanmasına imkân vermelidir.

Bu belgeler özellikle aşağıdaki tanımları içerir:

a) İmalatçının kalite hedefleri,

b) İşletmenin organizasyon yapısı, cihazın üretimi konusunda organizasyon yetkililerinin ve çalışanlarının sorumluluk ve yetkileri, kalite sisteminin etkili şekilde işlemesini kontrol etmek için yöntemler ve uygun olmayan cihazların engellenmesi dâhil, istenen kalitede ürün elde etme kapasitesi,

c) Üretim aşamasında kalite güvencesi ve kontrol teknikleri:

  • Sterilizasyon konusunda uygulanacak işlemler, yöntemler ve ilgili belgeler,
  • Satınalma ile ilgili yöntemler
  • Üretimin her aşamasında kullanılan çizimlerden, uygulanan özelliklerden veya diğer ilgili belgelerden yararlanarak cihazın tanımlanması işlemi,

ç) Üretimden önce, üretim sırasında ve üretimden sonra yapılan deney ve incelemeler ile ilgili bilgiler ve bunların hangi sıklıkla yapılacağı, kullanılan test cihazları ve test cihazlarının kalibrasyonu ile ilgili kayıtların geriye doğru izlenmesi mümkün olmalıdır.

3.3) Onaylanmış kuruluş, kalite sisteminin bu EK’in (3.2) numaralı kısmında belirtilen gereklere uygun olup olmadığını tespit etmek için denetim yapar. İlgili uyumlaştırılmış standartları uygulayan kalite sistemlerinin bu şartlara uygun olduğunu kabul eder.

Değerlendirme ekibi, ilgili teknolojinin değerlendirilmesinde tecrübeli olmalıdır. Değerlendirme işleminde üretim yöntemini kontrol etmek için imalatçı ve gerektiğinde, imalatçının tedarikçisi ve/veya taşeronu da yerinde denetlenir. Karar, denetim sonuçları ve açıklamalı değerlendirme ile birlikte imalatçıya tebliğ edilir.

3.4) İmalatçı, kalite sisteminin önemli değişikliklerine ilişkin bütün tasarılarından, kalite sistemini onaylayan onaylanmış kuruluşa bilgi verir.

Onaylanmış kuruluş teklif edilen değişiklikleri değerlendirir ve kalite sistemindeki bu değişikliklerin bu EK’in (3.2) numaralı kısmında belirtilen gereklere uyup uymadığını inceler ve kontrol sonuçları ile açıklamalı değerlendirmelerin de yer aldığı kararı, imalatçıya tebliğ eder.

4) Gözetim: EK-IV’ün (5) numaralı kısmında yer alan hükümler uygulanır.
5) EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazların doğrulanması:

5.1) Ek-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazlarda imalatçı, üretilen cihaz veya cihazların her bir partisinde yürütülen testlerle ilgili raporları, kontroller ve testler tamamlandıktan sonra gecikmeksizin onaylanmış kuruluşa iletir. Ayrıca imalatçı, üretilen cihazlar veya cihaz partilerinin numunelerini önceden belirlenen şartlarda onaylanmış kuruluş için saklar.

5.2) Onaylanmış kuruluş, belirlenen bir zaman çerçevesinde, ancak numunelerin alınmasından itibaren otuz günü geçmemek şartıyla, verilen sertifikanın geçerlilik koşulları da dâhil olmak üzere herhangi bir kararı imalatçıya bildirmediği takdirde, imalatçı cihazları piyasaya arz edebilir.

EK-VIII

Performans Değerlendirme Cihazları İle İlgili Belgeler ve İşlemler

1) İmalatçı veya yetkili temsilcisi, performans değerlendirme cihazları için bu EK’in (2) numaralı kısmında belirtilen bilgileri içeren bir belge düzenler ve bu Yönetmelik hükümlerini karşıladığını garanti eder.

2) Bu belge aşağıdaki bilgileri içerir;

  • Söz konusu cihazı tanımlayan veriler,
  • Söz konusu cihazın, amacını, bilimsel, teknik veya tıbbi temellerini, değerlendirme kapsamını ve cihazların sayısını belirten bir değerlendirme planı,
  • Değerlendirme çalışmalarında yer alan laboratuvar veya diğer kuruluşların listesi,
  • Değerlendirmelerin başlama tarihi ve zaman çizelgesi; kişisel test cihazı olması durumunda rastgele seçilmiş kullanıcıların sayısı ve bulundukları yerler,
  • Özellikle belirtilen hususlar haricinde değerlendirme kapsamındaki söz konusu cihazın bu Yönetmeliğe uyduğuna ve hasta, kullanıcı ve üçüncü şahısların sağlığını ve güvenliğini korumak için her türlü tedbirin alındığına dair taahhüt.

3) İmalatçı, bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerine uygunluğun sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilebilmesi için, tasarım, üretim ve cihaz performansı ile beklenen performansları içeren dokümanları, gerektiğinde Sağlık Bakanlığına sunmak üzere hazır bulundurur. Bu dokümanlar, performans değerlendirmesinin sonuçlandırılmasından itibaren en az beş yıl süre ile saklanmalıdır.

İmalatçı, cihazların bu EK’in (1) numaralı kısmında belirtilen belgelere uygun üretildiğini temin etmek amacıyla üretim sürecine yönelik gerekli bütün tedbirleri alır.

4) Bu Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (c) ve (d) bentleri performans değerlendirme cihazlarına uygulanır.

EK-IX

Onaylanmış Kuruluşların Seçimine İlişkin Özellikler

Onaylanmış kuruluşun seçiminde, Kanun, Uygunluk Değerlendirme Kuruluşları ile Onaylanmış Kuruluşlara Dair Yönetmelik ve bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerinin yanında ayrıca, aşağıda belirtilen asgari özellikler gözetilir:

1) Onaylanmış kuruluşun yöneticisi ile değerlendirme ve doğrulama işlemini yürüten elemanları, aynı zamanda denetimlerini yaptıkları cihazları tasarlayan, üreten, temin eden, yerleştiren veya kullanan şahıslar veya bu şahısların yetkili temsilcileri olamazlar. Bu şahıslar cihazların tasarımına, pazarlanmasına, temin edilmesine doğrudan katılmamalı veya bu faaliyetlerde görev alan tarafları temsil etmemelidir. Bu hususlar imalatçı ile kurum arasındaki teknik bilgi alışverişini engellemez.

2) Onaylanmış kuruluş ve ilgili elemanları, cihazlar alanında yeterli bilgiye sahip olmalı, değerlendirme ve doğrulama işlemlerini mesleki etik kurallar içinde gerçekleştirmeli ve özellikle doğrulama sonuçlarından çıkar sağlayacak şahısların ve grupların denetim sonuçlarını etkileyebilecek tüm baskılarından ve parasal yönlendirmelerden uzak olmalıdırlar.

Onaylanmış kuruluş bazı hususların tespiti ve doğrulanmasına ilişkin belirli görevleri bir taşeron firmaya yaptırdığında, öncelikle taşeron firmanın bu Yönetmelik hükümlerine uygunluğunu garanti etmelidir. Onaylanmış kuruluş, taşeron firmanın niteliklerini ve bu Yönetmeliğe göre yaptığı işlemlere ilişkin belgeleri Sağlık Bakanlığının denetimleri için muhafaza eder.

3) Onaylanmış kuruluş EK-III ilâ EK-VII arasındaki eklerden birine göre kendisine verilen görevi yapmaya veya kendi sorumluluğu altında yaptırmaya ehil olmalıdır.

Onaylanmış kuruluş, değerlendirme ve onaylama faaliyetlerinin gerektirdiği teknik ve idarî işlemleri yürütmesi için gerekli personel ve teknik imkânlara sahip olmalıdır. Ayrıca, kuruluşun istenen doğrulama işlemi için gereken donanıma da sahip ve bu Yönetmelik hükümlerini, özellikle EK-I’de düzenlenen şartları göz önünde bulundurarak, kurum içerisinde, bildirdiği cihazın biyolojik ve tıbbi işlevini ve performansını değerlendirebilecek yeterli deneyime ve bilgiye sahip, yeterli sayıda uzman personelin olması gerekir. Ayrıca onaylanmış kuruluş, doğrulama işlemleri için gerekli donanıma da sahip olmalıdır.

4) Onaylanmış kuruluşun ilgili personeli:
  • Tayin edildiği değerlendirme ve doğrulama işlemlerinin tamamını kapsayan meslekî eğitime,
  • Yaptığı denetimlerle ilgili kurallar hakkında yeterli bilgi ve tecrübeye,
  • Yapmış olduğu denetimleri gösteren sertifikaları, kayıtları ve raporları düzenleme becerisine, sahip olmalıdır.

5) Onaylanmış kuruluş, denetim elemanının tarafsızlığını garanti etmelidir. Ücretler, yapılan denetimlerin sayısına veya sonuçlarına bağlı olmamalıdır.

6) Onaylanmış kuruluş, kendisine verilen yetkilere istinaden yaptığı her türlü işlem ile ilgili olarak hukukî sorumluluğu üstlenmelidir.

7) Bu Yönetmelik hükümlerine göre, onaylanmış kuruluşun personeli, görevi sebebiyle öğrendiği her türlü bilgileri, yetkili idari ve adli mercilerin talepleri olması hali dışında, meslekî sır olarak saklamalıdır.

EK-X

CE Uygunluk İşareti 
CE uygunluk işareti “CE” harflerinden oluşur.
  • Eğer işaret büyültülür veya küçültülür ise, yukarıdaki çizim içinde gösterilen oranlar değişmemelidir.
  • CE işareti harfleri, aynı tarz ve dikey boyutlarda olmalıdır. Dikey boyut, 5 milimetreden küçük olamaz. Bu minimal boyut, küçük boyutlu cihazlar için zorunlu değildir.
  • CE işaretinin iliştirilmesinde, Kanun ve “CE” Uygunluk İşaretinin İliştirilmesine ve Kullanılmasına Dair Yönetmelik hükümleri uygulanır.

Milli Şerh Projesi

0
Milli Şerh Projesi, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi, Tüketici Hukuku Enstitüsü tarafından yürütülen bir projedir. Türk Tüketici Hukuku Milli Şerhinin fikir sahibi Avukat Hakan TOKBAŞ, projenin sahibi ise Tüketici Hukuku Enstitüsü’dür. Editörlük görevini Avukat Hakan TOKBAŞ Yrd. Doç .Dr. Özlem TÜTÜNER yapmışlardır. Kitap Aristo Yayınları tarafından basılmıştır.
Tüketici Hukuku Enstitüsü / Milli Şerh

Milli Şerh, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu madde madde ele alan ve her maddenin uygulamadaki yerine işaret edebilecek nitelikte içtihatlarla desteklenen Türkiye’de daha önce yapılmamış ve örneği olmayan bir eserdir. Milli Şerh, hem Türkiye’ye hem de AB ülkeleri ve ABD’ye yönelik olarak hazırlanmış, AB ve ABD hukukçularının atıf yapabileceği bir eser hedeflenmiş, uluslararası akademisyenlerin Türkiye’deki tüketici hukukunu tanıyabilmeleri ve atıf yapabilmeleri için, madde metinlerini, madde şerhlerinin özetini ve madde hakkındaki içtihatların İngilizce çevirileri kitaba eklenmiştir.

Tüketici Hukuku Enstitüsü, Milli Şerh isimli eseri ABD ve AB ülkelerinin üniversitelerine ve yüksek mahkemelerine göndereceğini beyan etmiştir. Proje kapsamına eserin tamamının İngilizce ve Almancaya çevrilmesi de hedeflenmektedir.

Tüketici Hukuku Enstitüsü tarafından “altın proje” olarak isimlendirilen ve 2015 yılı mart ayında başlanan Milli Şerh projesi Almanya’da akademisyenlerin bir araya gelerek oluşturduğu Alman Medeni Kanunu (BGB) şerhlerinden ilham alarak yürürlüğe konulmuştur. Projeye birçok akademisyen destek ve danışmanlık vermiştir. Milli Şerh gelişime açık bir projedir ve sonraki baskılarda mukayeseli hukuk incelemelerinin arttırılacağı ve İngilizce kısımların düzeltilerek genişletileceği bildirilmiş, şerhin tüketici hukukunun uygulayıcılara ve teorisyenlerine hizmet etmesi amaçlanmaktadır.

Eser, Aristo Yayınları tarafından basılmıştır.

Milli Şerh Projesi, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun, her yazara tahsis edilen maddesine ilişkin özet, açıklama ve ilgili Yargıtay kararlarından oluşan bölümlerin tek eserde toplanmış halidir. Her şerh bölümünün özeti, açıklaması, kaynakçası ve kısaltmalar cetveli bulunmaktadır.  Şerhteki bölümler, özgün ve başka bir yerde yayımlanmamıştır. Kendisine ait bölümü ve maddeyi yazan yazar diğer maddelerle ilgili konulara müdahale etmemiştir. Ayrıca yazarlar, hazırladıkları bölümü güncelleyerek, eserin güncellenmesine katılmakla yükümlü kılınmıştır.

Milli Şerh Projesi, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi projesinin danışmanları, Prof. Dr. Ergun ÖZSUNAY, Prof. Dr. Aydın ZEVKLİLER, Prof. Dr. İlhan ULUSAN, Prof. Dr. Güzin ÜÇIŞIK, Prof. Dr. Fehim ÜÇIŞIK, Prof. Dr. Cevdet YAVUZ, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Prof. Dr. Atilla ALTOP, Prof. Dr. Ayşe HAVUTÇU ve Prof. Dr. Şebnem AKİPEK’ten oluşmuştur.

Milli Şerh Projesi yazarları, Prof. Dr. Ergun ÖZSUNAY, Prof. Dr. Ejder YILMAZ, Prof. Dr. Cevdet YAVUZ, Prof. Dr. Çağlar ÖZEL, Prof. Dr. Tamer İNAL, Prof. Dr. Şebnem AKİPEK, Prof. Dr. Mustafa TOPALOĞLU, Prof. Dr. Burak ÖZEN, Prof. Dr. Faruk ACAR, Doç. Dr. Murat AYDOĞDU, Doç. Dr. Hayrunnisa ÖZDEMİR, Doç. Dr. Melek BİLGİN YÜCE, Doç. Dr. Sezer ÇABRİ, Doç. Dr. Ömer ÇINAR, Doç. Dr. Ebru CEYLAN, Doç. Dr. Murat TOPUZ, Yrd. Doç. Dr. Özlem TÜZÜNER, Yrd. Doç. Dr. M. Ertan YARDIM, Yrd. Doç. Dr. Ahmet KARAKOCALI, Yrd. Doç. Dr. Nalan KAHVECİ, Yrd. Doç. Dr. Yakup KORKMAZ, Yrd. Doç. Dr. Hande DENİZ ÇAKMAKLI, Yrd. Doç. Dr. Ahmet TÜRKMEN, Av. Murat R. ÖZSUNAY, M.C.J. (U.T. Austin) ve Öğr. Gör. Burçin AYDOĞDU’dur.

Milli Şerh Projesi çevirmenleri, Onur Han DEMİRCİ, Ertuğrul ORUNLU ve Ege BALKUVVAR’dır.

Projeye, Aristo Yayınevi,  Hukukhaber.com.tr  ve Enstitü Hukuk Eğitim destek vermişlerdir.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi Yönergesi

0

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi
Yönergesi, ODTÜ Senatosu’nun 24 Mayıs 2016 tarih ve 2016/4-6 sayılı kararının eki olarak kabul ve ilan edilmiştir.

Yönergenin amacı ODTÜ tarafından; Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak, temsilde eşitliği desteklemek ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete, özellikle cinsel taciz ve saldırıya yönelik vakalara ilişkin farkındalık yaratmak, duyarlılığı artırmak ve bu vakalarla ilgili başvuruları değerlendirmek ve başvuranları desteklemek olarak açıklanmıştır.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi Yönergesi

Amaç ve Kapsam
MADDE 1

(1) Bu Yönerge, ODTÜ Senatosu tarafından kabul edilen “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İlke ve Stratejiler Belgesi” uyarınca oluşturulan “ODTÜ Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi”nin yapısını, görev ve sorumluluklarını ve çalışma usul ve esaslarını düzenler.

Dayanak
MADDE 2

(1) Bu Yönerge, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türk Ceza Kanununun ve İş Kanununun ilgili hükümleri ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, CEDAW (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi) ve İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere eşitlik ilkesi, vücut dokunulmazlığı, eğitim ve çalışma hakkına ilişkin konularda Türkiye Cumhuriyeti’nin imzaladığı tüm uluslararası antlaşmalar yönergenin yasal dayanaklarıdır. Ayrıca, bu Yönerge, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 14. Maddesi ve YÖK Genel Kurulu’nun 9 Kasım 2015 tarihli Yüksek Öğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi’ne de dayanmaktadır. Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin 17’nci maddesi ve Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin 12’inci maddesi, yönergenin diğer yasal dayanaklarıdır.

Bu Yönerge, “ODTÜ Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İlke ve Stratejiler Belgesi”nde yer alan ilke, strateji ve tanımlarla birlikte okunur.

Birimin Amaçları
MADDE 3

(1) Birimin amacı, toplumsal cinsiyet eşitliğine saygılı bir üniversite ortamı için farkındalık yaratmak, temsilde eşitliği desteklemek ve cinsel taciz ve saldırı şikâyetlerine yönelik değerlendirme yapmak ve şikayetçiye destek vermektir.

Birimin Görev ve Sorumlulukları
MADDE 4

(1) Birim, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak, temsilde eşitliği desteklemek ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete, özellikle cinsel taciz ve saldırıya yönelik vakalara ilişkin farkındalık yaratmak, duyarlılığı artırmak ve bu vakalarla ilgili başvuruları değerlendirmek ve başvuranları desteklemek için:

a) Tüm Üniversite birimleri, öğrencileri ve mensupları ile yerleşkede çalışan-yaşayan bireylere yönelik eğitim ve tanıtım çalışmaları düzenler ve gerekli eğitim-iletişim malzemelerini sağlar.
b) Birim, ODTÜ Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı ile diğer birimlerle ortak çalışarak, toplumsal cinsiyet eşitliği, ayrımcılık, cinsel taciz ve saldırı konularına ilişkin araştırmalar, proje ve yayınlar yapar.
c) ODTÜ’de akademik, idari personel ve öğrencilerin kadın-erkek temsiliyeti açısından oranlarına ilişkin durum saptaması yapar ve ‘toplumsal cinsiyet eşitliği veri tabanını’ oluşturur. Konuyla ilgili olarak toplanan tüm verilerin ve yapılan analizlerin ilgili birimlerle paylaşılmasını ve bunu takiben toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda hedeflerin belirlenmesini ve hedeflere yönelik durum tespitinin düzenli aralıklarla yapılmasını sağlar.
d) Her Fakülte, Enstitü ve Yüksekokul bünyesinde oluşturulacak çalışma grupları ile düzenli toplantılar yapar.
e) Üniversitenin fiziksel koşullarının cinsel taciz ve saldırının önlenmesine yönelik olarak düzenlenmesi yönünde ihtiyaç tespit çalışmalarını yürütür ve Rektörlüğe sunar.
f) Cinsel taciz, saldırı, tehdit ya da misilleme durumlarına karşı ilgili akademik ve idari birimleri bilgilendirerek ve uyararak bu konularda önlem almalarını teşvik eder.
g) Cinsel tacize ve/veya saldırıya maruz kalan bireylerin alabilecekleri önlemlere ilişkin ‘Tacizden Koruma ve Korunma Kılavuzu’ hazırlar.
h) Cinsel taciz ve saldırı şikayetlerini alır, olaylarla ilgili değerlendirmesini yapar ve Rektörlüğe sunar.
ı) Cinsel taciz ve saldırı şikayetiyle başvuranları Üniversite içinde ve dışında alınabilecek destek ve çözüm yolları konusunda bilgilendirir.
i) Başvuranların talep ve ihtiyaçları doğrultusunda, sağlanabilecek hukuksal ve diğer destekleri tespit eder ve bu konuda ilgili Üniversite birimleriyle işbirliği halinde çalışır.

(2) Cinsel taciz veya saldırı sonucu yapılan başvuru nedeniyle, yürürlükte olan disiplin yönetmeliği çerçevesinde soruşturma başlatılırsa, Birim Kurulu’nca oluşturulacak İnceleme Komisyonu şikayeti değerlendirerek süreci inceler ve disiplin soruşturmasını yaptıran disiplin amirine bir değerlendirme raporu sunar. Şikayet konusu olayla ilgili bir disiplin işlemi başlamadıysa veya başvuru sahibi disiplin yönetmelikleri tarafından kapsanmıyor ise, Birim bu konuda kendisine destek sağlar ve bilgi verir.
Birimin yapısı

MADDE 5

(1) Birim bünyesinde, Koordinatör, Yürütme Kurulu ve gereğine göre oluşturulan İnceleme Komisyonları görev yapar.

(2) Yürütme Kurulu Asıl Üyeleri: Yürütme Kurulunda Rektör tarafından atanan beş asıl (daimi) üye görev yapar. Öğrenci İşlerinden sorumlu Rektör Yardımcısı veya Rektör Danışmanı Birim Kurulunun asıl üyesidir. Üyelerin en az üçü Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları, Psikoloji veya Psikolojik Rehberlik ve Danışmanlık alanlarında çalışan öğretim üyelerinden oluşur. Kurul üyelerinin görev süresi üç yıldır. Görev süresi biten bir üye yeniden görevlendirilebilir. Kurulda sürekliliğin ve bilgi/deneyim aktarımının sağlanması için görev süresi biten üyelerden en az biri, bir dönem daha yeniden görevlendirilir. Bir takvim yılı içinde, izinsiz ve mazeretsiz olarak üst üste üç toplantıya katılmayan üyenin üyeliği düşer ve yerine aynı nitelikte yeni üye atanır.

(3) Birim Koordinatörü: Asıl üyelerden birisi Rektör tarafından üç yıl için Birim Koordinatörü olarak atanır. Süresi dolan Koordinatör tekrar atanabilir. Süresi dolmadan ayrılan Koordinatör yerine aynı şekil ve süre ile Koordinatör atanır. Koordinatörün görevleri aşağıdadır:

a) Kurulun görevlerini yerine getirmesi ve düzenli işleyişi için gerekli koordinasyon ve liderliği sağlar.
b) Birim Kurulunun gündemini hazırlar ve Kurul üyelerini toplantıya çağırır.
c) Birim Kurulunun resmi belge, kayıt ve raporlarının hazırlanmasının sağlar.
d) Kendisine ulaşan başvurularla ilgili başvuranı ve Kurulu bilgilendirir; gerekli hallerde Kurulu toplantıya çağırır.
e) Başvuruların yıllık raporunu Kurul üyelerinin desteğiyle hazırlar, Rektörlüğe sunar.
f) Sözlü veya yazılı yapılan tüm başvuruları kayıt altına alır. Hakkında değerlendirme yapılan, karar alınan ve görüş verilen konular ve sorunlarda gizlilik içinde çalışılması ve ilgili tüm bilgi ve belgelerin saklı tutulmasını gözetir.
g) Yurt içinde ve yurt dışında Birimin faaliyet alanlarına giren konularda gerçekleştirilen toplantı, konferans, panel ve benzeri etkinliklerde Birimi temsil eder.

(4) Yürütme Kurulu Geçici Üyeleri: Cinsel taciz ve saldırı taraflarından birinin öğrenci olması durumunda Kurulca önerilen ve Rektör tarafından onaylanan iki öğrenci de geçici üye olarak Kurulun konu ile ilgili toplantılarına katılır. Taraflardan birinin idari personel olması durumunda ise, Sekreterlik tarafından önerilen ve Rektör tarafından onaylanan iki idari personel de geçici üye olarak Kurulun ilgili toplantılarına katılır.

(5) İnceleme Komisyonu: Kurula yapılan cinsel taciz veya saldırı şikayetini incelemek üzere, Kurul tarafından üç kişilik “İnceleme Komisyonu” oluşturulur.

(6) Yürütme Kurulunun asıl ve geçici üyelerinin ve İnceleme Komisyonu üyelerinin toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili konularda bilgili ve duyarlı olmalarına dikkat edilir. Üye seçiminde toplumsal cinsiyet dengesi gözetilir.

(7) Kurul, Koordinatörün daveti üzerine üyelerin salt çoğunluğu ile toplanır. Kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınır.

Çalışma Usul ve Esasları
MADDE 6

(1) Cinsel saldırı veya cinsel tacize maruz kaldığını düşünen Üniversite öğrenci ve mensupları Birim’e doğrudan bildirim veya şikâyette bulunabilirler. Diğer taraftan, Üniversitenin ilgili mercileri de kendilerine gelen başvuruları aynı gün içerisinde Birim’e iletirler. İlgili merciler, başvuran kişiye Birim hakkında bilgi vermek ve Birim’e yönlendirmek zorundadır.

(2) Yasal zorunluluklar dışında, üçüncü kişilerin olayı bildirdiği durumlar da dahil olmak üzere, şikâyetçinin talebi olmadan destek süreci dışında hiçbir işlem başlatılamaz.

(3) Her başvuru için Birim Yürütme Kurulundaki asıl üyelerden biri tarafından kayıt açılır. Kayıt formunda başvuranın kimlik bilgileri yer almaz. Her başvuru için Birim tarafından bir kayıt numarası verilir ve takip eden işlemler bu kayıt numarası kullanılarak gerçekleştirilir. Kayıt formu başvurunun tarihini, konusunu ve başvurucunun taleplerini içerir. Kayıt formuna eklenecek diğer bilgiler ve belgeler başvuranın onayına tabidir.

(4) Şikâyet üzerine Yürütme Kurulu değerlendirmeye aldığı her olay için bir İnceleme Komisyonu kurar ve bu inceleme ve değerlendirme sürecini bu Komisyon yürütür ve şikayetle ilgili değerlendirme raporunu Kurul ile paylaşır.

(5) İnceleme Komisyonu’nun hazırladığı raporu değerlendiren Kurul, konunun disiplin suçu oluşturduğu kanaatine varırsa, bu rapora dayalı değerlendirmesini ve ekindeki dosyayı, gereği için, gizli damgasıyla Rektörlüğe iletir. Ayrıca disiplin soruşturma komisyonuna katılacak bir kurul üyesi önerir.

(6) Disiplin soruşturmasını Rektör başlatır. Atanacak soruşturmacılar, soruşturma sürecinde Kurul ile görüş alışverişi yaparak Kurulun sunduğu değerlendirme raporunu ve “Orta Doğu Teknik Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İlke ve Stratejiler Belgesi”nde yer alan hususları dikkate alır.

(7) Şikâyet sahibi ve şikâyet edilen kişi ya da kişiler, şikâyetin Kurulun gündemine alındığı konusunda en geç beş işgünü içinde e-posta hesaplarına gönderilecek ileti ve/veya telefon ile bilgilendirilir.

(8) Başvuruya konu olan olayın taraflarından herhangi biri ile Kurulun bir üyesinin akademik, idari veya özel bir ilişkisi olması durumunda, söz konusu üye ilgili toplantılara ve değerlendirme sürecine dâhil edilmez. İnceleme Komisyonu üyeleri de taraflarla ilişkisi olmayan kişilerden seçilir.

(9) Gerektiğinde ODTÜ Hukuk Müşavirliği, AYNA Klinik Psikoloji Destek Ünitesi, SRM Psikolojik Danışmanlık Rehberlik Biriminden ve diğer akademik ve idari birimlerden uzman desteği alınır.

Yürürlük
MADDE 7 

(1) Bu Yönerge, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Senatosunca kabul edildiği tarihte yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 8

(1) Bu Yönerge, ODTÜ Rektörü tarafından yürütülür.

Tarihten Bugüne İnsan Hakları Bildirgeleri

0
Tarihten Bugüne İnsan Hakları Bildirgeleri

Magna Carta-Charta Libertatum (15 Haziran 1215)

Magna Carta (Büyük Ferman) veya Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı), 1215 yılında imzalanmış bir İngiliz belgesidir. Bu belge ile kral ilk kez yetkilerini kısıtlamış halka bazı hak ve özgürlükler tanımıştır.

Augsburg Din Barışı ve Hoşgörü Bildirgesi (25 Eylül 1555)

Augsburg Din Barışı ve Hoşgörü Bildirgesi, Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilen keşiş Martin Luther ekolünü benimseyenler ile Katolikler arasında 25 Eylül 1555 tarihinde imzalanan barış antlaşmasıdır. Tarihte yazılmış önemli evrensel hukuki metinlerden biri olarak kabul görmektedir.  Yapılan antlaşma yarım yüzyılı aşan bir süre boyunca Roma-Germen İmparatorluğunda çatışmasız bir ortam yaratmış ve barış sağlamıştır.

Hollanda Bağımsızlık Bildirgesi (26 Temmuz 1581)

Hollanda Bağımsızlık Bildirgesi, 26 Temmuz 1581 tarihinde ilan edilmiştir. Bildirgeye göre, Kral, halk içindir ve halka karşı sorumludur. Kralın halka karşı sorumluluğunu yerine getirmemesi durumunda yetkileri halk tarafından alınacak ve yeni bir kral seçilecektir. Bildirge metni daha önceki metinlerin ve yaşanan olayların etkisi ile demokratik anlayışın gelişmesini sağlayan Magna Carta’dan Günümüze İnsan Hakları Bildirgelerinin içinde önemli evrensel hukuki metinlerdendir.

Nantes Fermanı (13 Nisan 1598)

Nantes Fermanı veya Nant Buyruğu Fransızcada édit de nantes diye ifade edilmektedir. Ferman,13 Nisan 1598 tarihinde Fransa Kralı IV. Henry tarafından yayınlanmıştır ve ilk evrensel insan hakları metinlerinden sayılmaktadır. Fermanın yayımlanmasının temel sebebi Fransa’nın uzun yıllar boyunca din savaşlarının içinde olması ve yoğun bir istikrarsızlık yaşamasıdır. Ferman, çoğunluğu Katolik olan ülkede Calvinciprotestanlara önemli haklar vermiş, dinde reformu savunan cemaatlerin varlığı resmen tanınmıştır.

Mayflower Sözleşmesi, (11 Kasım 1620)

Mayflower Sözleşmesi, Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan ilk genel hukuk metinlerinden biridir ve bugünkü ABD Anayasasının şekillenmesinde ilham kaynağı olan çalışmalardandır. Mayflower isimli gemi ile 1620 yılında Kuzey Amerika’ya göç eden İngilizler; bu kıtaya sonradan göç edecek diğer insanlarla birlikte ortak yaşamın mümkün olabilmesi için kıtaya sonradan geleceklerin de katılabileceği bu sözleşmeyi akdederek asgari bir konsensüs oluşturmuşlardır.

İngiliz Haklar Bildirgesi (Petition of Rights), (17 Haziran 1628)

İngiliz Haklar Bildirgesi (Petition Of Rights), 17 Haziran 1628 tarihinde ilan edilmiştir. Bildirge, I.Charles döneminde parlamentonun yetkilerinin azaltılması konusunda fikirlerin yaygınlaşması sonucunda kabul edilmiştir. Parlamento, Kral Charles’in bu düşüncesine direnmiş ve 1628 yılında Petition Of Rights adıyla İngiliz Haklar Bildirgesi krala kabul ettirilmiştir. Kral I. Charles 19 Kasım 1600 tarihinde doğmuş, 30 Ocak 1649 tarihinde ölmüş, 27 Mart 1625 tarihinden 1649 yılında idam edilene kadar İskoçya Krallığı ve İngiltere ile İrlanda krallıklarını yönetmiştir.

İngiltere’nin Özgür Halkının İlk Anlaşması, (Birinci Leveller Bildirgesi) (1647)

İngiltere’nin Özgür Halkının İlk Anlaşması, 1647 tarihinde ilan edilmiştir. Birinci Leveller Bildirgesi olarak da bilinmektedir. Tarihteki insan haklarına ilişkin kabul edilmiş olan önemli evrensel belgelerden biri olarak kabul edilmektedir.

İngiltere’nin Özgür Halkının Anlaşması, (Leveller Sonuç Bildirgesi) (1 Mayıs 1649)

İngiltere’nin Özgür Halkının Anlaşması, (Leveller Sonuç Bildirgesi) 1 Mayıs 1649 yılında ilan edilmiştir. Evrensel insan hakları belgeleri arasında önemli bir yer tutmaktadır.

Habeas Corpus Bildirgesi (1679)

Habeas Corpus Bildirgesi, 1679 yılında ilan edilmiştir. Devletin bireysel hürriyetleri keyfi bir şekilde kısıtlamamasını amaçlamaktadır.

İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi (Bill of Rights) (1689)

İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi-Bill of Rights, 1689 yılında İngiltere’de yayımlanan ve İngiltere kralının yetkilerini kısıtlayıp keyfi davranışlarını engelleyen bir insan hakları bildirgesidir. İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi ile Britanya İmparatorluğu’nda tahta çıkan krallar, yetkilerinin çoğunu parlamentoya devretmiş; insan haklarının korunması bağlamında tüm Avrupa ülkeleri için önemli bir adım atılmıştır.

Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi (19 Ekim 1765)

Massachusetts Meclisi, tüm kolonileri Ekim 1765’te New York’ta toplanacak Pul Yasası Kongresi’ne temsilci göndermeye çağırmış; dokuz koloniden gelen yirmi yedi temsilcinin katıldığı Kongre, parlamentonun Amerika işlerine karışmasını önleyerek bir kamuoyu oluşturmuştur. Kongre, “kendi meclisleri dışında hiçbir kuruluşun anayasaya uygun olarak ne vergi koyabildiğini ne de koyabileceğini” ve Pul Yasası’nda “kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ihlale yönelik açık bir eğilim olduğunu” ilan eden bir dizi karar almıştır. Kongre, bildirgeyi 19 Ekim 1765 yılına ilan etmiştir.

Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi (14 Ekim 1774)

Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi 14 Ekim 1774 tarihinde Amerika’da ilan edilmiştir. Bildirge önemli tarihsel belgelerdendir.

Virginia İnsan Hakları Bildirgesi (12 Haziran 1776)

Virginia İnsan Hakları Bildirgesi, 12 Haziran 1776 tarihinde, Amerika’nın Virginia eyaletinde yaşayan halk temsilcileri tarafından ilan edilen bildiridir. Amerikan Kongresi, 1776 yılındaki çağrısıyla her koloninin kendi anayasasını hazırlaması önerisinde bulunmuş ve Virginia bu öneriye en hızlı şekilde uyan ve kendi anayasasını hazırlayan eyalet olmuştur. Virginia anayasanın başına haklar bildirisi eklenmiştir.

ABD Bağımsızlık Bildirgesi (14 Temmuz 1776)

Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, 4 Temmuz 1776 tarihli Kongre’de Amerika Birleşik Devletleri’nin oybirliğiyle kabul ettiği bildirgedir. Birincil yazarı Thomas Jefferson’dır.

Northwest Kuralları (13 Temmuz 1787)

Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (26 Ağustos 1789 )

Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, 26 Ağustos 1789 tarihinde ilan edilmiştir. İngiliz ve Amerikan devrimlerinden önemli ölçüde etkilenen Fransız Devrimi de haklarla ilgili gelişmeleri aynen benimsemiş ve 1789 tarihinde İnsan ve Yurttaş hakları Bildirisi’ni ilan etmiştir.

Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi Metni (1791)

Olympe de Gouges

Amerikan Haklar Bildirgesi (15 Aralık 1791)

Amerikan Haklar Bildirisi

Senedi İttifak 29 Eylül 1808

Senedi İttifak

İspanyol Halkının Politik Anayasası (19 Mart 1812)

Halkın Sözleşmesi (Çartizm Bildirgesi) (1848)

 

Alman Halkının Temel Hakları, Alman İmparatorluğu Anayasası (Bölüm VI) (1849)

Adalet Fermanı (Fermanı-ı Adalet)

Topkapı Sarayı – Adalet Kulesi

Emek Şovalyelerinin Anayasası (1878)

Erfurt Programı (Alman Sosyal Demokrat Partisi Programı) (20 Ekim 1891)

Çocuk Hakları Beyannamesi ( 1924)

Filedelfiya Bildirisi (10 .05.1944)

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (10 Aralık 1948 )

BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

Dünya Tıp Birliği Helsinki Bildirgesi (1964)

Helsinki-1964

Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı Stockholm Deklarasyonu (6 Haziran 1972)

Birleşmiş Milletler, Kitle İletişim Araçlarının Barışın ve Uluslararası Anlayışın Güçlendirilmesine; İnsan Haklarının Geliştirilmesine ve Irkçılık, Apartheid ve Savaş Kışkırtıcılığı ile Mücadele Edilmesine Katkıda Bulunması ile İlgili Temel Prensipler Bildirgesi (28 Kasım 1978)

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DİN VEYA İNANCA DAYALI HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜK ve AYRIMCILIĞIN KALDIRILMASI BİLDİRİSİ (25 Kasım 1981)

Halkların Barış Hakkına Dair Bildiri (12 Kasım 1984 )

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi (1990)

Ulusal ya da Etnik, Dinsel ve Dinsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Hakları Bildirgesi

Ulusal ya da etnik, dinsel ve dinsel azınlıklara mensup kişilerin hakları bildirgesi Birleşmiş  Milletler Genel Kurulunun 18 Aralık 1992 tarihli ve 47/135 Sayılı Kararı ile ilan edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu (1992)

Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye edilmesine Dair Bildiri (20 Aralık 1993 )

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER PEKİN DEKLARASYONU (Dünya Kadın Konferansı) (1995)

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Belgesi -3 Nisan 1998

Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi (13-14 Ekim 2000)

Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi (12 Şubat 2004 )

Avrupa Konseyi

Hukuk Defterleri Dergisi

0
Hukuk Defterleri Dergisi

Hukuk Defterleri Dergisi, Mayıs 2016’dan beri iki ayda bir yayınlanan, içeriğinde hukuk ve siyaset ağırlıklı olmak üzere hukukun her alanından yazı ve konulara yer veren süreli bir hukuk dergisidir.

Hukuk Defterleri Dergisi, mottosunu “Hukukun Tersyüzü” olarak belirlemiştir.

Dergi, hukukun kapitalizmde oynadığı rol ve kapladığı alan ile birlikte bugün hukuka yüklenen işlevi, sömürü ve baskı mekanizmalarındaki rolünü, bu bağlamda eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarını tartışmak amacıyla yola çıkan akademisyen ve avukatlardan oluşan bir yayın kuruluna sahiptir. Bu nedenle dergi, hukukun teorik tersyüzüne atıf yaparak “bugünün hukuku”na bir müdahale çabasında olduğunu gösterir şekilde mottosunu “Hukukun Tersyüzü” olarak belirlemiştir.

Hukuk Defterleri 1.Sayı Kapağı

Hukuk Defterleri Dergisi amacını; bağımsız, eşitlikçi ve özgür bir ülke ve yeni bir cumhuriyet mücadelesine fikri katkı sunmak olarak açıklamıştır. Derginin adına, Lenin’in Felsefe Defterleri ile Gramsci’nin Hapishane Defterleri ilham kaynağı olmuştur.

Derginin her sayısında, o sayının özel içeriğini oluşturan “dosya konusu” yazılar yanında güncel hukuki ve siyasi gelişmelere ilişkin yazılar ele alınmakta, yine geçmiş iki ayın güncel hukuk olaylarının yer aldığı “Geçmiş Gündem” bölümü bulunmaktadır. Dergide ayrıca Mercek, Emeğin Notları, İktisat Notları, Öğrenci Gözünden, Hukuk ve Sanat, Hukuk Felsefesi, Portre, Mizah başlıklı sabit sayfalar da yer almaktadır.

Hukuk Ansiklopedisi, Hukuk Defterleri Dergisi adına Yayın Kurulu Üyesi Avukat Selin Aksoy ile bir röportaj gerçekleştirmiştir. (Röportajdan bir kare: Avukat Bilgütay Hakkı Durna – Akademisyen Hande Heper-İbrahim Aycan – Avukat Selin Aksoy)

Derginin Danışma Kurulu, Abdurrahman Bayramoğlu, Prof. Dr. Ali Murat Özdemir, Dr. Barkın Asal, Başar Yaltı, Bilgütay Hakkı Durna, İbrahim Fikri Talman, Prof. Dr. İzzettin Önder, Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, Ömer Faruk Eminağaoğlu, Özgür Şaplak Eryılmaz, Doç. Dr. Sevtap Metin ve Tamer Akgökçe’den oluşmaktadır.

Hukuk Defterleri Dergisi Röportajı: Hukukun Tersyüzü

Dergide, hukukun her alanıyla ilgili yayınlanmamış telif-özgün eserler ve değerlendirme yazıları çeviri metinler yayımlanabilmektedir. Dergide yayınlanması istenen yazılar iletisim@hukukdefterleri.com adresine gönderilmekte, Yayın Kurulu tarafından değerlendirilerek dergide yayımlanıp yayımlanmamasına karar verilmektedir.

Ayrıca Hukuk Defterleri Dergisi yapmış olduğu okur toplantıları ve Ocak 2018’de başlayan atölyeleriyle farklı şehirlerde okurlarıyla buluşmaktadır.

Hukuk Defterleri Dergisi Etkinlikleri

Hukuk Defterleri Dergisi, okuyucuları ile birlikte söyleşi, panel ve çeşitli toplantılar tertip etmektedir. Dergi Yayın Kurulu, 2016 yılında Karaman Dosyası, İşçi Avukatlar, “Öğrenci Gözünden: Hukuk Eğitimi Üzerine Söyleşi”, 2017 yılında ise “Öğrenci Gözünden: OHAL, KHK’lar, üniversitelerdeki tasfiyeler ve başkanlığa giden yola dair”, “Mücadele ateşi sönmeyen hukukçu: Av. Gülçin Çaylıgil’e ölümünün 4. yılında saygıyla…”, “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Vesilesiyle Söyleşi”, “Referandum Sonrası Türkiye, Hukuk ve Mücadele Üzerine”, “Her Zaman Her Yerde Beraberiz”, “Bilge Umar Hoca’ya Sorular”, “OHAL Rejimi Altında Avukatlık Mesleğini Onuruyla İcra Eden Tüm Meslektaşlara”, “Hukuk, Mücadele ve Yargıçlar Sendikası Üzerine”, “Zincire Vurulmuş Savunma” ve “Hukuk Öğrencileri Gözünden Cinsel İstismar Sorunu ve Tartışmaları” adıyla söyleşiler yapmıştır.

Dergi ayrıca, 2016 ve 2017 yılları için yeni yıl yemekleri düzenlemiş, Yurtsever Savcı Doğan Öz anısına  2017 yılında Başkanlık tartışmaları Işığında Türkiye Nereye Gidiyor ve 2018 yılında “Ohal’in İkinci Yılında Türkiye” adıyla paneller düzenlemiştir.

Hukuk Defterleri 8. Sayı Kapağı
Hukuk Defterleri Dergisi Eski Sayılar ve Konuları 
Sayı 1: Mayıs – Haziran 2016

Hukuktaki Dönüşüm, Dönüşümdeki Hukuk

Sayı 2: Temmuz–Ağustos 2016

Anayasa Tartışmaları

Sayı 3: Eylül – Ekim 2016

Hukuk Alanında Nasıl Bir Mücadele?

Sayı 4: Kasım – Aralık 2016

Neden Laiklikte Israr Ediyoruz?

Sayı 5: Ocak – Şubat 2017

Anayasa ve Rejim Tartışmaları

Sayı 6: Mart – Nisan 2017

Olağanüstü Hal ve Uygulamaları

Sayı 7: Mayıs – Haziran 2017

Referandum Sonrası Türkiye

Sayı 8: Temmuz – Ağustos 2017

Türkiye’de İşçi ve Emekçilerin Durumu

Sayı 9: Eylül – Ekim 2017

Türkiye’de Yerelleşme Tartışmaları

Sayı 10: Kasım – Aralık 2017

Eğitimde Dönüşüm

Sayı 11: Ocak – Şubat 2018

Sosyal Devletin Çöküşü

Sayı 12: Mart – Nisan 2018

Kadın Hakları ve Mücadelesi

Sayı 13: Mayıs – Haziran 2018

Seçimler

Dergi abonelik yoluyla okuyucularına ulaşabilmektedir. Abone olmak isteyenlerin abone@hukukdefterleri.com adresine e-mail göndermeleri gerekmektedir.

Hukuk Defterleri 5. Sayı Kapağı
Hukuk Defterleri Dergisine Ulaşılabilecek Adresler 
Ankara
 Arkadaş Kitabevi / Kentpark Şubesi
 Arkadaş Kitabevi One Tower Şubesi/Çankaya
 Arkadaş Kitabevi Atlantis Şubesi/Batıkent Yenimahalle
 Dost Kitabevi/Kızılay
 İmge Kitabevi/Kızılay
 Seçkin Yayıncılık / Strazburg Caddesi
 Turhan Kitabevi/Kızılay
 Antalya
 Kaleiçi Sahaf
 Kitap Kurdu Sahaf
 
 Aydın
 Gecekondu Kafe & Bar/ Efeler
 
 Bursa
 Ezgi Kitabevi
 
 Edirne
 Nazım Hikmet Kültür Merkezi
 
 Eskişehir
 Aşiyan Sahaf
 Germinal Sahaf
 
 Gaziantep
 Don Kişot Kitabevi
 Umut Kitabevi
 
 İstanbul
Beşiktaş
Mephisto
Beyoğlu
Mephisto
Kadıköy
Akademi
İmge
Legal Kitabevi
Mephisto
Sosyal Kitabevi ve Sahaf – Akmar Pasajı
Tasarım Bookshop
Kartal
Seçkin Yayıncılık / Anadolu Adliyesi
Maltepe
Nazım Hikmet Kültür Merkezi
Mecidiyeköy
Seçkin Yayıncılık / Çağlayan Adliyesi
Küçükçekmece
Boran Kırtasiye/ Sefaköy
Şişli
Seçkin Yayıncılık
 İzmir
 Kabuk Kitabevi/Alsancak
 Yakın Kitabevi /Alsancak
 Konya
 Pera Sahaf/ Rampalı Çarşı
 Mersin
 Antik Sahaf Kitabevi/Tarsus
 Sokak Kitabevi
 Sakarya
Mi’za Antika Kitap Cafe
Hukuk Defterleri 13 Sayı Kapağı
Hukuk Defterleri Dergisi İletişim Bilgileri

Web Adresi: www.hukukdefterleri.com

E-Mail Adresi: iletisim@hukukdefterleri.com

Facebook: www.facebook.com/Hukuk-Defterleri

Twitter: @hukukdefterleri

Telefon: 0536 624 68 40

Agora Derneği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi

0

Agora Derneği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi, İzmir merkezli sivil toplum faaliyeti yürütmekte olan Agora Derneği tarafından ilan edilmiştir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.

Agora Derneği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi

Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı ortaya koymak amacıyla hazırlanan bu belge, Türkiye’nin 1985’de imzalayarak taraf olduğu Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), 2011 yılında imzaladığı Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) ve Anayasa’nın 10. Maddesini temel alarak Agora Derneği’nin bütün organlarının toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olarak hareket edeceğini ve ayrımcılığın önlenmesine ilişkin özel önlemleri hayata geçireceğini taahhüt eder. Bu bağlamda Agora Derneği, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin toplumsal yaşamın her alanında temel bir sorun olduğunu kabul ederek toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlik ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve eşitlik anlayışının derneğin tüm organlarında ve tüm faaliyetlerinde benimsenmesi için çalışmalar yapmayı taahhüt eder:

1. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin farkındalık yaratmak amacıyla kendi üye ve gönüllülerine yönelik düzenli çalışmalar yapmak,
2. Derneğin tüm faaliyetlerinde ve rutin işleyişinde toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı söz ve ifadelerin kullanılmaması, tutum ve davranışlar sergilenmemesi için gerekli önlemleri almak,
3. Şiddet, cinsel taciz, cinsel saldırı ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ile her alanda mücadele etmek,
4. Çalışma alanlarına giren konularda, bu konuların ayrılmaz bir bileşeni olan toplumsal cinsiyet eşitliğini izlemeye ilişkin çalışmalarda bulunmak

TTB Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi

1

TTB Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi, 10 Haziran 2017 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen Türk Tabipleri Birliği 68. Büyük Kongresi’nde oybirliği ile kabul edilmiştir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi 10 maddeden oluşmakta ve TTB’nin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramına bakışını yaklaşımını yansıtmaktadır. Türk Tabipler Birliği, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı hayata geçirmek ve bünyesinde eşitlikçi bir “iklimi” yaratmak için belgede açıklanan faaliyetleri yapmayı taahhüt etmiştir.

Türk Tabipler Birliği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi

Türk Tabipleri Birliği ve bağlı Tabip Odaları çerçevesinde toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı ortaya koymak amacını güden bu belge, Türkiye’nin 1985’de imzalayarak taraf olduğu Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), 2003 yılında onaylanmasını uygun bulduğu İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi (Oviedo Sözleşmesi), 2011 yılında imzaladığı Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) kararlarını ve TTB Hekimlik Meslek Etiği Kurallarını temel alarak TTB’nin bütün organlarının toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olarak hareket edeceğini taahhüt eder.

Bu bağlamda TTB, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin toplumsal yaşamın her alanında temel bir sorun olduğu saptamasından hareketle, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı hayata geçirmek ve bünyesinde eşitlikçi bir “iklimi” yaratmak için aşağıdaki faaliyetleri yapmayı taahhüt eder:

  1. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin farkındalık yaratmak amacıyla kendi üyeleri arasında çalışmalar yapmak,
  2. Hekimlerin klinik uygulamalarında, bilimsel araştırma, toplantı ve yayın süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı söz ve ifadeler kullanmaması, tutum ve davranışlar göstermemesi yönünde gerekli önlemleri almak,
  3. Bu kapsamda hem oda yöneticilerinin, idari personelin ve çalışanlarının, hem de toplumun konferans, seminer, toplantı vb. etkinliklerle konuya ilişkin bilgilendirilmesine yönelik eğitici çalışmaların yapılmasını sağlamak,
  4. Tabip odalarında kadına yönelik şiddet, cinsel taciz ve cinsel saldırıyla ilgili bilgilendirme, rehberlik ve sorun çözme konusunda kolay ulaşılabilir başvuru noktaları oluşturmak da içinde olmak üzere çeşitli gereklilikleri yerine getirmek,
  5. Disiplin Yönetmeliklerinde kadına yönelik şiddet, cinsel taciz ve cinsel saldırı ve toplumsal cinsiyete dayalı yıldırmayı (mobbing) suç olarak açıkça tanımlamak ve yönetmeliklerde gerekli değişiklikleri yapmak,
  6. Hekimlerin toplumsal cinsiyet eşitliğini ihlal eden söz, tutum ve davranışları gösterdiklerine ve yıldırma (mobbing) uyguladıklarına ilişkin iddiaların tabip odaları onur kurullarınca incelenmesini sağlamak,
  7. Tabip odalarında 2 yıllık seçim dönemleri esas alınarak “Toplumsal cinsiyet eşitliği eylem planı” geliştirmek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini izlemeye ilişkin çalışmalarda bulunmak,
  8. TTB bünyesinde ve odalarda görev alan kadın hekimlerin oranının artırılması için çalışmalar yürütmek ve desteklemek; bu bağlamda kadın hekimlerin oda çalışmalarına katılımının önündeki engelleri ortadan kaldırmaya ve etkin katılımlarını özendirmeye yönelik mekanizmaları oluşturmak ve işletmek,
  9. Kadın hekimlerin çalışma koşullarını (kreş vb. olanaklar açısından) ortaya çıkarmak /görünür kılmak ve değerlendirmek için çalışmalar yapmak; özel ve toplumsal yaşamının dengesini kurabilmeleri için destekleyici olanaklar sunmak,
  10. Bu amaçları yerine getirmek üzere işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışacak olan Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonlarının kurulmasını sağlamak, var olanların çalışma biçimi ve işlevselliklerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapmak.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi Hakkında TTB Etik Kurul Görüşü

0

Türk Tabipleri Birliği “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi Hakkında Etik Kurul Görüşü”; 22.Nisan 2019 tarihinde Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu tarafından açıklanmıştır. Belge, Toplumsal cinsiyet kavramını tanımlanmış ve cinsiyetçiliğe dayalı tüm ayrımcılıkların kaldırılması gerektiğini deklare etmiştir. Bildiride ayrıca, Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi‘nin uygulamadan kaldırılması eleştirilmiştir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi Hakkın TTB Etik Kurul Görüşü

Özgecan Aslan’ın 2015 yılında katledilmesi, gittikçe yaygınlaşan ve eril söylemler eşliğinde yaşama geçirilen kadının kamusal alandan uzaklaştırılmasına yönelik cinsiyetçi politikalar ile kadına yönelik taciz ve şiddetin her geçen gün artarak devam ettiği ülkemizde toplumsal tepki yaratmıştır. Söz konusu tepkilerin de etkisiyle 2016 yılında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle yapılan toplantıda Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı tarafından “Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi” yayımlanmıştır. YÖK’ün 28.05.2015 tarihli Genel Kurul kararına dayanılarak hazırlanan belgede, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel bir problem olarak mevcut olduğu belirtilerek YÖK’ün bütün bileşenlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı hareket edileceği taahhüt edilmektedir.
Konuyla ilgili farkındalık çalışmaları kapsamında YÖK’te, 26 Nisan 2018’de “Yükseköğretimde Toplumsal Cinsiyet Eğitimi Çalıştayı” düzenlenmiştir. Ancak toplumun muhafazakârlaştırılması, kutuplaştırılması, yaşamın dinselleştirilmesi üzerinden sürdürülen politikaların ve söylemlerin etkisiyle Şubat 2019’da, bu sefer toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının “farklı algılara yol açtığı, toplumsal değerlerimiz ve kabullerimizle mütenasip olmadığı ve toplumca kabul görmediği” gerekçeleriyle tutum belgesi geri çekilmiş ve YÖK’ün web sayfasından kaldırılmıştır.
Sürecin bilimin merkezi olarak kabul edilen üniversite ortamında yaşanması ve üniversitelerden konuyla ilgili herhangi bir açıklamanın yapılmaması yanı sıra söz konusu tutum belgesinin onu yayımlayan YÖK Başkanınca kaldırılmış olması, kabul edilemez ironik bir durumdur.
Tıp mesleğinin en temel ahlaki ödevi olan ayrımcılık yapmadan herkese eşit olarak sağlık hizmeti sunmanın ancak toplumsal cinsiyete duyarlı bir tıp eğitimi ve mesleki uygulama ile sağlanabilecek olması; konunun TTB Etik Kurulunca ele alınmasının önemini ve gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Toplumsal cinsiyet kavramı

İnsana dair birçok özellik konusunda topluma egemen olan düşünme biçimi, farklı tarihsel dönemler ve farklı kültürler dikkate alınmadığında, evrensel ve insanın özüne aitmiş gibi bir yanılsamaya neden olabilmektedir. Oysa, herhangi bir yapının nasıl kavranabileceği ile ilgili düşünce biçimi kişinin zihinsel gelişimini sürdürdüğü sosyal bağlamdan etkilenmektedir. Cinselliğin temel ve yegane işlevinin üreme olduğu varsayıldığından; cinsiyetle ilgili temel belirleyenin üreme ile ilgili bedensel özellikler olduğu kabul edilir ve cinsiyet birçok toplumda kadın ve erkek olarak ikili bir düzen içinde değerlendirilir. Cinsiyet ikili bir düzende kurulduğunda; insanlar, sınırların belirgin, ayrımların mutlak olduğu cinsiyet kategorileri içinde ele alınır. Bu anlayışın diğer bir öğesi de, cinsiyetin sadece iki kategoriden ibaret olduğudur. Ancak cinsiyetle ilgili bu iki temel yaklaşım, ne tüm toplumlarda ne de tüm tarihsel dönemlerde geçerlidir. Üstelik uzun süredir birçok farklı disiplinde yürütülen bilimsel çalışmalar, bu yaklaşımların aksi yönde bulgular vermektedir.

İkili cinsiyet yaklaşımı, erkek ve kadının doğalarından kaynaklanan özellikleri temel alınarak; bedensel, ruhsal, ve toplumsal olarak farklı kategoriler içinde değerlendirilmesini gerektirir. Doğumda insanın sahip olduğu üreme organları temel alınarak kişilerin iki cinsiyetten birine dahil oldukları belirlemesi yapılır. Oysa, bedenin cinsiyetle ilişkilendirilen özellikleri üreme organlarıyla sınırlı değildir; üreme organlarının gelişimini belirleyen kromozom bileşimi, doğum öncesi üreme organlarında, ergenlikle birlikte bedenin diğer özelliklerinde farklılaşmaya neden olan hormonlar ve bu etkilerle şekillenen anatomik yapılar, bedensel cinsiyet olarak değerlendirilir.

Bugün bu özellikler açısından, insanların tüm üyelerinin, mutlak bir şekilde birbirine benzeyen ve diğer grup üyelerinden farklı olan kategoriler halinde var oldukları varsayımının doğru olmadığı; insanların cinsiyetle ilişkilendirilen bedensel özellikleri açısından geniş bir aralıkta gözlenebilen bir devamlılık içinde yer aldıkları ve çeşitlilik sergiledikleri bilinmektedir.

Büyük gruplar arasında anlamlı farklılıkların saptanabildiği birçok biyolojik özellik açısından, her bireyin farklı cinsiyetlerle ilişkilendirilebilen özellikleri bir arada sergileyebildiği bilinmektedir. Bu cinsiyet kategorilerine dahil edilen kişilerin bedensel olarak mutlak bir şekilde benzerlik gösterdiği varsayımı, bu iki grup içinde beklenenin dışında özellikler sergileyen bireylerin zorlanmalarına neden olmaktadır. Bunun da ötesinde, cinsiyet kategorileri arasında grup düzeyinde saptanan bedensel farklılıklar, üstünlük ve zayıflık olarak değerlendirmelere zemin hazırlamaktadır.

Cinsiyet kategorileri sadece bedensel özellikler üzerinden tanımlanmamaktadır.

Toplumsal hayat içinde sergilenen giyim, görünüm, toplumsal ödev ve davranış özellikleri de cinsiyetle ilişkilendirilmektedir. Cinsiyetin bu özelliklerle toplum içinde kurulan, şekillenen yönüne “toplumsal cinsiyet” denilmektedir. Toplumsal cinsiyet ile ilişkilendirilen özelliklerin tümünün bedensel özelliklerle doğrudan bir ilişkisi yoktur. İçinde geliştikleri kültüre özgü bir şekilde, bu özellikler gruplandırılarak “erkek” ve “kadın” cinsiyetleri inşa edilmektedir. Kültürle ilişkili ve toplumsal yönleri olsa da, bu özellikler aynı kültür ve toplumda yaşayan tüm bireyler için benzerlik taşımayabilir.

Aynı toplumda farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda, hatta aynı mekan ve zamanda farklı bireylerde, dahası aynı bireyin farklı yaşam dönemlerinde, kişiler bu özellikleri açısından geniş bir çeşitlilik sergilerler. Bununla birlikte, toplumların cinsiyetle ilgili egemen düşünce biçimi doğrultusunda olmasını bekledikleri bireylerin cinsiyet ifadeleri ile ilgili özellikler kümesi, “cinsiyet rolü” olarak adlandırılır.

Cinsiyetle ilgili egemen düşünceye göre; değişen derecelerde, farklı cinsiyet kategorilerinin sergilemesi beklenen özellikleri arasındaki sınır, az ya da çok belirgin olabilmektedir. Kişilerin dahil oldukları cinsiyet kategorisinin tüm özelliklerini tam zamanlı olarak sergilemeleri, bunun da yaşam boyu tutarlı şekilde devam etmesi beklenmektedir. Oysa insanların toplumsal cinsiyet özellikleri, yaygın bir şekilde bu kategorileri ve belirlenen sınırları ihlal etmektedir. Beklenen toplumsal cinsiyet özellikleriyle uyumlu olmayan cinsiyet ifadesi olan bireyler; ikili cinsiyet düzeninin katı bir şekilde benimsendiği toplumlarda önemli güçlükler yaşamaktadırlar.

Toplumsal cinsiyet özellikleri, bedensel özelliklerle doğrudan ilişkili olmamalarının yanı sıra ruhsal özelliklerle de bağlantılı değildir.

Belirli bir cinsiyetin, özü gereği, belirli duygusal ve bilişsel yönleri olduğu iddiası pek çok durumda geçerli değildir. Gruplar arasında saptanabilen farkların ne ölçüde cinsiyetle ne ölçüde toplumda kurulan cinsiyet kategorileriyle ilişkili olduğu bilinmemektedir. Belirli bir cinsiyet kategorisinde değerlendirilen bireylerin, ruhsal ve sosyal özellikler açısından; her iki cinsiyetle ilişkilendirilen özellikleri farklı ölçülerde bünyelerinde barındırdıkları gözlenmektedir.

Cinsiyetle ilgili toplumsal düzeyde kurulan bu kategoriler, özellikle aralarında bir eşitsizlik olduğu öne sürüldüğünde ciddi sorunlara neden olmaktadır. Bu eşitsizlikler, sadece cinsiyetler arasında varsayılan farklılıklarla değil, bu farklılıklara dayandırılarak meşrulaştırılan hak ve sorumluluklarla da kendini göstermektedir. Bir başka deyişle, toplumsal cinsiyet, cinsler arasındaki eşitsiz güç ilişkilerini de gösterir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, bedensel ve ruhsal farklılıkların değil, topluma egemen olan güç odaklarının, erkek egemen ideolojilerin ve dinlerin, üretim ilişkileri ve ekonomik düzenin üzerine kuruludur.

Bir cins olarak kadınların ezilmesine yol açan kurumsal ve kültürel düzenlemeler ile bir uygulamalar bütünü olan ataerkil sistem; aynı zamanda kadınların bedenini, cinselliğini, doğurganlığını ve emeğini denetim altına almaktadır.

Yüzyıllar içinde toplumların geniş kesimlerince benimsenen ve içselleştirilen, mülkiyet ilişkileriyle meşrulaştırılan ataerkil sistem; cinsiyet kimlikleri ve rolleri konusundaki bir dizi önkabulün yerleşmesine de yol açmıştır.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel dayanaklarını oluşturan başlıca ön kabuller, kadınlar ve erkeklerin gereksinimler, yetenekler ve işlevler bakımından farklı oldukları; erkeklerin “doğal” olarak güçlü ve akılcı oldukları, siyasal olanı ve devleti temsil etme, dünyayı yorumlama ve düzene sokma, devlet kurma ve uygarlık ürünleri yaratma yeteneklerine, kadınların cinselliğini ve üreme yetilerini denetleme hakkına sahip oldukları; kadınların “doğal” olarak zayıf, akıl ve yetenekler bakımından erkeklerden aşağı,  duygusal ve dengesiz oldukları, bu nedenle siyasal ve kamusal alanın dışında kalmalarının uygun olduğu, çocuk doğurma ve yetiştirme yetenekleri nedeniyle günlük yaşamın ve türün yeniden üretilmesi işlevini taşıdıkları şeklinde özetlenebilir.

Bu bağlamda eşitsizliğin toplumsal/yapısal kökenlerinin ötesinde gerekçelendirilmesi yönündeki çabalar; mevcut durumun meşru ve adil olduğunu kabul ettirmek için kullanılan en yaygın stratejidir. Sıklıkla bu eşitsizliğin biyoloji, yaratılış ve doğayla ilgili olduğunun öne sürülmesi, bu nedenledir.

Daha kişinin doğum anında dilde kurulan toplumsal cinsiyet kavramı üzerinden iktidar üretilmekte ve bunun üzerinden yaratılan toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri eğitim, çalışma, sağlık ve barınma başta olmak üzere toplumsal yaşamın her alanında etkili olmaktadır.

Hak bağlamında toplumsal cinsiyet

İnsan hakları kavramı, herkesin insan olmak bakımından sahip olduğu, dokunulamaz, değiştirilemez, devredilemez hakları olduğu kabulüne dayanır. Yapabilirliğin sınırını belirleyen diğer tüm hak bakış açılarını aşan ve onlardan farklı olan insan hakları rejiminin kurucu ilkesi; toplumsal talebin ifadesi olan eşitlik kavramıdır.

İnsan tarihinin en büyük kötülüklerinin yaşandığı, uygarlığın merkezinde insanın insan tarafından onuru yok edilerek kıyıma uğratıldığı İkinci Dünya Savaşı sonrası, böylesi insan hakları ihlallerinin tekrar yaşanmaması için rejimin düzenlenmesi amacıyla normatif bir yapı oluşturulmuştur. Bu yapı devletlerarası ancak devletler üstü bir yapıdır ve temel olarak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB)’nde ifade edilmiştir. Söz konusu Beyanname, ilk maddesinde “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.” ve ikinci maddesinde ise “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir.” ifadeleriyle eşitliğe ve ayrımcılığa uğramamaya vurgu yapar. Görüldüğü gibi insan hakları rejiminin hem kurucu hem de düzenleyici ilkelerinin temelini, farklı bir algıya neden olmadan eşitlik kavramı oluşturmaktadır.

Bu bağlamda eşitliğe vurgu yapan; “Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”nin üniversite ortamından kaldırılması; günümüzde yaşanmakta olan insan hakları rejiminin krizini de derinleştirecek yaklaşımdır ve etik açıdan temellendirilmesi olanaksızdır.

Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin Avrupa Birliği Yönergesi

0
İdari Kararlar ile Mahkeme Kararlarının İcrası Hakkında Tavsiye Kararı

Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin Avrupa Birliği Yönergesi, “Hukuki ve Ticari Uyuşmazlıklarda Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin 21 Mayıs 2008 Tarihli Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Yönergesi” adıyla 24 Mayıs 2008 tarihli Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayımlanarak 13 Haziran 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Arabuluculuk Yönergesinde Üye Devletlerin, 2008/52 sayılı bu yönergeyi 21 Mayıs 2011 tarihine kadar iç hukuklarına aktarmalarını öngörmektedir.

Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin Avrupa Birliği Yönergesi, AB Resmi Gazetesinde yayımlanarak 13 Haziran 2008’de yürürlüğe girdi. Yönergenin 21 Mayıs 2011’e kadar iç hukuklara aktarılması öngörülmüştü #HukukTarihi #Arabuluculuk #AvrupaBirliği

Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin Avrupa Birliği Yönergesi

AVRUPA PARLAMENTOSU VE AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ,

Avrupa Topluluğunu kuran Anlaşmayı ve özellikle bu Anlaşmanın 61(c) maddesini ve 67(5) maddesinin ikinci paragrafını dikkate alarak,

Komisyonun teklifini göz önünde tutarak,

Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesinin görüşünü dikkate alarak,

Anlaşmanın 251. maddesinde yer alan usûle uygun davranarak,

Aşağıdaki koşullarla bu Yönergeyi kabul etmiştir:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

(1) Topluluk, kişilerin serbest dolaşımının sağlandığı bir özgürlük, güvenlik ve adalet bölgesi oluşturma ve geliştirmeyi kendisine amaç edinmiştir. Topluluk bu maksatla, diğerleri arasında, iç pazarın uygun işleyişi için gerekli olan, hukukî konularda adlî işbirliği alanında tedbirler kabul etmiştir.

(2) Avrupa Konseyi, 15 ve 16 Ekim 1999’da Tamper’deki toplantısında, adalete erişim ilkesini esas alarak ve adalete daha iyi erişimi kolaylaştırmak amacıyla, Üye Devletlerce alternatif, yargı dışı usûllerin oluşturulmasını istemiştir.

(3) Konsey, 2000 yılının Mayıs ayında, medenî hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarının alternatif çözüm yöntemleri konusunda temel ilkelerin oluşturulmasının, adalete erişimi kolaylaştırmak ve düzeltmek amacıyla, medenî hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarının çözümünde yargı dışı usûllerin gelişmesi ve uygulanması için önemli bir adım olduğunu belirterek bu yöntemler hakkında kararlar almıştır.

(4) Komisyon, 2002 yılının Nisan ayında, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ile ilgili Avrupa Birliğindeki mevcut durumu inceleyerek ve arabuluculuğun kullanılmasını yaygınlaştırmak için alınabilecek tedbirler hakkında Üye Devletler ve ilgili taraflarla geniş istişareler başlatarak, medenî hukuk ve ticaret hukukunda alternatif uyuşmazlık çözümü hakkında bir Yeşil Kitap sunmuştur.

(5) Avrupa Birliğinin özgürlük, güvenlik ve adalet bölgesi oluşturma politikasının bir parçası olarak, adalete daha iyi erişimi güvence altına almak amacı, yargı yolu kadar yargı dışı uyuşmazlık çözüm yollarına erişimi de kapsamalıdır. Bu Yönerge, özellikle arabuluculuk hizmetlerine erişim konularında, iç pazarın uygun işleyişine katkıda bulunmalıdır.

(6) Arabuluculuk, tarafların ihtiyaçlarına uygun olarak şekillendirilmiş usûllerle, hukukî ve ticarî meselelerdeki uyuşmazlıkların ekonomik ve hızlı bir şekilde yargı dışı çözümünü sağlayabilir. Arabuluculuk sonunda yapılan anlaşmaların gönüllü olarak yerine getirilme ve taraflar arasındaki dostane ve sürekli ilişkileri koruma olasılığı daha yüksektir. Bu faydalar, sınır ötesi unsur taşıyan durumlarda daha belirgindir.

(7) Arabuluculuğun daha fazla kullanılmasını özendirmek ve arabuluculuğa başvuran tarafların öngörülebilir bir yasal temele dayanmasını sağlamak için, özellikle hukuk usûlünün kilit yönlerini belirleyen bir yasal çerçeve kabul etmek gerekmektedir.

(8) Bu Yönergenin hükümleri, sadece sınır ötesi uyuşmazlıklardaki arabuluculuklara uygulanmalıdır, fakat Üye Devletlerin bu hükümleri iç arabuluculuk yöntemlerine uygulamasına da bir engel yoktur.

(9) Bu Yönerge, arabuluculuk usûlünde modern iletişim teknolojilerinin kullanılmasını hiçbir şekilde engellememelidir.

(10) Bu Yönerge, sınır ötesi bir uyuşmazlıkta taraf olan iki veya daha fazla kişinin, uyuşmazlıklarının çözümünde bir arabulucunun yardımıyla dostane bir anlaşmaya varmak için gönüllü olarak bizzat çaba gösterdikleri usûllere uygulanmalıdır. Yönerge, medenî ve ticarî meselelere uygulanmalıdır. Bununla beraber Yönerge, tarafların, uygulanacak hukuka göre üzerinde serbest tasarruf etmelerinin mümkün olmadığı haklar ve borçlara uygulanmamalıdır. Bu tür haklar ve borçlar genellikle aile ve iş hukukunda görülmektedir.

(11) Bu Yönerge, sözleşme öncesi müzakerelere veya belirli yargısal uzlaşma programları, tüketici şikâyeti programları, tahkim ve uzman kararı gibi bağlayıcı karar verme esasına dayanan usûllere veya uyuşmazlığın çözümünde yasal olarak bağlayıcı olsun veya olmasın, resmî bir tavsiyede bulunan kişi ya da kuruluşlarca yönetilen usûllere uygulanmamalıdır.

(12) Bu Yönerge, mahkemenin tarafları arabuluculuğa yönlendirdiği veya millî hukuka göre arabuluculuğa başvurmanın zorunlu olduğu davalara uygulanmalıdır. Yönerge buna ilaveten, bir hâkimin millî hukuka göre arabulucu olarak hareket edebildiği ölçüde, uyuşmazlık konusu mesele veya meselelerle ilgili herhangi bir dava sürecinde görev almayacak olan hâkim tarafından yönetilen arabuluculuğa da uygulanmalıdır. Bununla birlikte Yönerge, davaya bakan mahkeme ve hâkim tarafından, dava konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak, dava sürecinde uyuşmazlığın çözümü amacıyla yapılan girişimleri veya mahkeme ya da hâkimin yetkili bir kişiden yardım ya da tavsiye istediği halleri kapsamamalıdır.

(13) Bu Yönerge ile öngörülen arabuluculuk, tarafların usûlün yönetiminden bizzat sorumlu oldukları, usûlü istedikleri gibi düzenleyebildikleri ve her zaman bitirebildikleri gönüllü bir yöntem olmalıdır. Bununla birlikte, millî hukuka göre arabuluculuk usûlü için mahkemelere yönelik belirli süre sınırları koymak mümkün olmalıdır.

Bunun yanında mahkemeler, uygun olduğunda tarafların arabuluculuğa dikkatini çekebilmelidir.

(14) Bu Yönergedeki hiçbir hüküm, arabuluculuğa başvurulmasını zorunlu kılan veya teşvik eden ya da yaptırıma bağlayan millî mevzuata, bu mevzuatın, tarafların yargı sistemine erişim hakkını kullanmalarını engellememesi koşuluyla karşı değildir. Bu Yönergedeki hiçbir hüküm, Yönerge kapsamına girmeyen hususlarla ilgili olduğu ölçüde, kendi kurallarıyla işleyen mevcut arabuluculuk sistemlerini etkilememelidir.

(15) Bu Yönerge, hukukî belirliliği sağlamak bakımından, tarafların arabuluculuk yoluyla çözmeye çaba gösterdikleri bir uyuşmazlığın, sınır ötesi bir uyuşmazlık olup olmadığını belirlemek için uygun zamanın hangisi olduğunu göstermelidir. Yazılı bir anlaşmanın mevcut olmaması halinde, taraflar arabuluculuk yolunu başlatmak için özel olarak harekete geçtiklerinde arabuluculuğa başvurmaya karar vermiş sayılmalıdırlar.

(16) Üye Devletler, gizlilik, zamanaşımı süreleri üzerindeki etki ve arabuluculuk sonunda yapılan anlaşmaların tanınması ve tenfiziyle ilgili olarak karşılıklı güvenin sağlanması için, uygun görecekleri her türlü yolla, arabulucuların eğitimini ve arabuluculuk hizmetleriyle ilgili etkin kalite kontrol yöntemlerinin benimsenmesini teşvik etmelidirler.

(17) Üye Devletler, ortak pazar düzeyinde çözümlere başvurulmasını içerebilecek bu tür yöntemleri tespit etmeli ve bu hususta finansman kaynağı sağlamak zorunda tutulmamalıdırlar. Bu yöntemler, arabuluculuk sürecinin esnekliğini ve tarafların özerkliğini korumayı amaçlamalı ve arabuluculuğun etkin, tarafsız ve ehil bir şekilde yönetilmesini temin etmelidir. Arabulucular, internette herkesin erişimine de açık olması gereken Arabuluculara İlişkin Avrupa Etik Kurallarının bilincinde olmalıdırlar.

(18) Komisyon, tüketicinin korunması alanında, tüketici uyuşmazlıklarının anlaşmaya dayalı çözümüyle uğraşan mahkeme dışı kuruluşların, kendilerine başvuran kişilere sunmaları gereken asgari kalite kriterlerini belirleyen bir Tavsiye kabul etmiştir.

Bu Tavsiyenin kapsamına giren arabulucular veya örgütlerin, Tavsiyenin ilkelerine riayet etmesi teşvik edilmelidir.

Komisyon, bu gibi kuruluşlarla ilgili bilgilerin yayılmasını kolaylaştırmak için, Üye Devletlerin, bu Tavsiyenin ilkelerini uygularken dikkate alacakları mahkeme dışı programlara ilişkin bir veri tabanı oluşturmalıdır.

(19) Arabuluculuk sonunda ortaya çıkan anlaşmalara uyulması tarafların iyi niyetine bağlı olduğundan, arabuluculuk, dava yolunun yegâne alternatifi olarak görülmemelidir. Bu nedenle Üye Devletler, arabuluculuk sonunda yapılan yazılı bir anlaşmanın taraflarının, anlaşmalarına icra kabiliyeti kazandırma yetkisini tanımalıdır. Bir Üye Devlet yalnızca, anlaşmanın içeriğinin, devletin milletlerarası özel hukuku da dahil olmak üzere kanununa aykırı olması veya devletin hukukunun, özel bir anlaşmanın içeriğinin icra edilmesine imkân tanımaması halinde icra edilmesini reddedebilmelidir. Bu durum, anlaşmada düzenlenen borcun yapısı gereği icra edilemeyecek nitelikte olması halinde mümkün olabilir.

(20) Arabuluculuk sonunda yapılan ve bir Üye Devlette icra kabiliyeti tanınan bir anlaşma, uygulanacak Topluluk hukuku veya iç hukuka uygun olarak diğer Üye Devletlerde de tanınmalı ve tenfiz edilebilmelidir. Bu örneğin, medenî ve ticarî meselelerde mahkemelerin yetkisi ve mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin, 22 Aralık 2000 tarih ve 44/2001 No’lu Konsey Tüzüğü (EC) veya aile meseleleri ve velayet sorumluluğu meselelerinde mahkemelerin yetkisi ve mahkeme kararlarının tanınması ve tenfiziyle ilgili, 27 Kasım 2003 tarih ve 2201/2003 No’lu Konsey Tüzüğü (EC) esas alınarak yapılabilir.

(21) 2001/2003 No’lu Konsey Tüzüğü (EC), taraflar arasındaki anlaşmanın başka bir Üye Devlette icra edilebilmesi için, anlaşmanın, tarafların imzaladığı Üye Devlette icra edilebilir olması gerektiğini özel olarak belirtmektedir. Bu sebeple, bir aile hukuku uyuşmazlığı sonunda yapılan anlaşmanın içeriği, anlaşmanın imzalandığı ve tenfizinin talep edildiği Üye Devlette icra edilemiyorsa, bu Yönerge, tarafların, anlaşmalarını tenfiz edebilecekleri başka bir Üye Devlette yapmaları suretiyle, bu Üye Devletin kanununu dolanmalarını özendirmemelidir.

(22) Bu Yönerge Üye Devletlerdeki, arabuluculuk sonunda yapılan anlaşmaların icra edilmesiyle ilgili hükümleri etkilememelidir.

(23) Arabuluculuk sürecinde gizlilik önem taşır ve bu sebeple Yönerge, daha sonraki bir hukuk davasında ve ticarî davada ya da tahkimde, arabuluculuğun gizliliğinin nasıl korunacağı hususunda, hukuk usûlü kurallarının asgari ölçüde uyumunu sağlamalıdır.

(24) Üye Devletler, tarafların arabuluculuğa başvurmasını özendirmek için, arabuluculuk girişimi başarısız olursa, zamanaşımı sürelerine ilişkin kuralların, tarafların mahkeme veya tahkime gitmelerini önlememesini sağlamalıdır. Üye Devletler bu Yönergenin, zamanaşımı süreleri hakkındaki millî hukuk kurallarını uyumlu hale getirmemesi halinde bile, bu sonucun gerçekleşeceğinden emin olmalıdır. Örneğin taşıma hukuku alanında olduğu gibi, Üye Devletlerde uygulanan milletlerarası anlaşmalardaki zamanaşımı sürelerine ilişkin hükümler bu Yönergeden etkilenmemelidir.

(25) Üye Devletler, arabulucular ve arabuluculuk hizmeti veren kuruluşlarla nasıl temas kurulacağı konusunda halka bilgi vermeyi teşvik etmelidir. Üye Devletler, hukukçuların müvekkillerini arabuluculuk imkânı hakkında bilgilendirmesini de özendirmelidir.

(26) Daha iyi kanun yapmaya ilişin kurumlararası anlaşmanın 34. maddesi uyarınca Üye Devletler, kendileri ve topluluğun menfaatleri için, mümkün olduğu kadar, bu Yönerge ile intibak tedbirleri arasındaki karşılıklı ilişkiyi gösteren tasarılarını düzenlemeye ve bunları halka açık tutmaya teşvik edilmelidir.

(27) Bu Yönerge, temel hakların ilerletilmesi için çaba göstermekte ve özellikle Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesince tanınan ilkeleri gözetmektedir.

(28) Bu Yönergenin amacına Üye Devletlerce yeterli ölçüde ulaşılması mümkün olmadığı için ve uygulamanın etkileri veya kapsamı nedeniyle bu amaçların Topluluk düzeyinde daha iyi gerçekleşebilecek olması sebebiyle, Topluluk, Anlaşmanın 5. maddesinde belirtilen ikincillik ilkesine uygun olarak tedbirler alabilir. Bu maddede belirtilen ölçülülük ilkesine göre Yönerge, bu amacını gerçekleştirmek için gerekli olanı aşmayacaktır.

(29) Avrupa Birliği Anlaşmasının ve Avrupa Topluluğunu Kuran Anlaşmanın eki olan, Birleşik Krallık ve İrlanda’nın durumuna ilişkin Protokolün 3. maddesine göre, Birleşik Krallık ve İrlanda, bu Yönergenin kabulü ve uygulamasına katılmak istediklerini bildirmişlerdir.

(30) Avrupa Birliği Anlaşmasının ve Avrupa Topluluğunu Kuran Anlaşmanın eki olan, Danimarka’nın durumuna ilişkin Protokolün 1 ve 2. maddelerine göre, Danimarka bu Yönergenin kabulüne katılmamaktadır ve bu nedenle Yönerge veya onun uygulanma konusuyla bağlı değildir.

YÖNERGE
Madde 1
Amaç ve kapsam
  1. Bu Yönergenin amacı, arabuluculuğa başvurulmasını özendirmek ve arabuluculukla yargılama usûlleri arasında doğru bir ilişki kurmak suretiyle, alternatif uyuşmazlık çözümüne erişimi kolaylaştırmak ve uyuşmazlıkların dostane çözümünü geliştirmektedir.
  2. Bu Yönerge, sınır ötesi uyuşmazlıklarda, uygulanacak ilgili hukuka göre tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri hak ve borçlar hariç olmak üzere, medenî ve ticarî meselelere uygulanacaktır. Yönerge özellikle vergi, gümrük veya idarî meseleler ya da Devletin egemenliğine dayanarak yapmış olduğu eylem ve işlemlerden doğan sorumluluğunu (acta iure imperii) kapsamayacaktır.
  3. Bu Yönergede “Üye Devlet” terimi, Danimarka dışındaki Üye Devletleri ifade etmektedir.
Madde 2
Sınır ötesi uyuşmazlıklar
  1. Bu Yönergenin amaçları bakımından;a) tarafların, uyuşmazlık çıktıktan sonra arabuluculuğa başvurmaya karar verdiği, veya b) arabuluculuğa başvurulmasına mahkemece karar verildiği, veya c) millî hukuka göre arabuluculuğa başvurma zorunluluğu olduğu, veya d) 5. madde anlamında taraflara bir davette bulunulduğutarihte, taraflardan en az birinin yerleşim yeri veya mutad meskeninin diğer taraftan farklı bir Üye Devlette bulunması halinde, sınır ötesi bir uyuşmazlık mevcut olacaktır.
  2. 1. paragrafa bakılmaksızın, 7 ve 8. maddeler anlamında bir sınır ötesi uyuşmazlık, taraflar arasında arabuluculuğu müteakiben, paragraf 1 (a), (b) veya (c)’de belirtilen tarihte, tarafların yerleşim yeri veya mutad meskeninden farklı bir Üye Devlette dava veya tahkim sürecinin başlatılması halinde de mevcut olacaktır.
  3. 1 ve 2. paragraflar anlamında yerleşim yeri,44/2001 No’lu Konsey Tüzüğünün (EC) 59 ve 60. maddelerine göre belirlenecektir.
Madde 3
Tanımlar
Bu Yönergenin amaçları bakımından aşağıdaki tanımlar esas alınır:

(a) “Arabuluculuk”, adlandırılma veya başvurulma şekline bakılmaksızın, uyuşmazlığın tarafı olan iki veya daha fazla kişinin, bir arabulucunun yardımıyla, uyuşmazlıklarının çözümü konusunda anlaşmaya varmaları için gönüllü bir temelde bizzat çaba gösterdikleri, plânlanmış bir süreci ifade eder. Bu süreç taraflarca başlatılabilir, mahkemece önerilebilir veya emredilebilir ya da bir Üye Devletin hukukunca öngörülebilir.

Bu tanım, uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak herhangi bir dava sürecinde görevli olmayan bir hâkim tarafından yönetilen arabuluculuğu kapsar. Tanım, uyuşmazlık konusuyla ilgili dava sürecinde, uyuşmazlığın çözümü için mahkeme veya davaya bakan hâkimce yapılan girişimleri kapsamaz.

(b) “Arabulucu”, arabuluculuğu etkin, tarafsız ve ehil biçimde yönetmesi istenen herhangi bir üçüncü kişi olup, bu üçüncü kişinin ilgili Üye Devletteki isimlendirilmesine veya mesleğine ve arabuluculuğu yönetmek üzere atanma veya görevlendirilme şekline bakılmaz.

Madde 4
Arabuluculuğun kalitesinin sağlanması
  1. Üye Devletler, uygun görecekleri herhangi bir yolla, arabuluculuk hizmetlerinin koşullarıyla ilgili diğer etkin kalite kontrol yöntemleri yanında, arabuluculuk hizmeti sunan kuruluşlar ve arabulucular tarafından gönüllü etik kuralların geliştirilmesini ve bu kurallara bağlılığı teşvik ederler.
  2. Üye Devletler, bir arabuluculuğun taraflarla ilgili olarak etkin, tarafsız ve ehil biçimde yönetilmesini sağlamak için, arabulucuların başlangıç ve ilave eğitimini teşvik ederler.
Madde 5
Arabuluculuğa başvurulması
  1. Davayı görmekte olan mahkeme, uygun olduğunda ve davanın bütün koşullarını dikkate alarak tarafları, uyuşmazlığı çözmek için arabuluculuğa başvurmaya davet edebilir. Mahkeme, tarafları, gerek görmesi ve kolaylıkla yapılabilecek olması halinde, arabuluculuğa başvurulmasına ilişkin bir bilgilendirme toplantısına katılmaya da davet edebilir.
  2. Bu Yönerge, dava açılmasından önce veya sonra, arabuluculuğa başvurulmasını zorunlu kılan veya teşvik eden ya da yaptırıma bağlayan millî mevzuatı, bu mevzuatın, tarafların yargı sistemine erişim hakkını kullanmasını engellememesi şartıyla etkilemez.
Madde 6
Arabuluculuk sonunda yapılan anlaşmaların icra edilmesi
  1. Üye Devletler, tarafların veya diğer tarafın açık rızasıyla taraflardan birinin, arabuluculuk sonunda yapılan yazılı bir anlaşmanın icra edilebilir kılınmasını talep etmesini sağlarlar. Bu tür bir anlaşmanın içeriği, talebin yapıldığı Üye Devletin hukukuna aykırı olmadığı veya bu Üye Devletin hukuku anlaşmanın icra edilmesine olanak tanıdığı takdirde icra edilebilir.
  2. Anlaşmanın içeriği, mahkeme veya diğer bir yetkili merci tarafından verilecek bir hüküm ya da kararla veya talebin yapıldığı Üye Devletin hukukuna uygun olarak resmî bir belgeyle icra edilebilir.
  3. Üye Devletler, 1 ve 2. paragrafa göre yapılacak bir talebi kabule yetkili olacak mahkeme veya diğer mercileri Komisyona bildireceklerdir.
  4. Bu maddedeki hiçbir hüküm, 1. paragrafa uygun olarak icra edilebilir kılınan bir anlaşmanın, diğer bir Üye Devlette tanınması ve tenfizi için uygulanacak hükümleri etkilemeyecektir.
Madde 7
Arabuluculuğun gizliliği
  1. Arabuluculuğun, gizliliğe uyulacak şekilde yapılmasının amaçlandığı düşünüldüğünde, Üye Devletler, taraflar aksini kararlaştırmadığı takdirde, arabulucuların veya arabuluculuk sürecinin yönetimine katılan kişilerin, arabuluculuk sürecinde ortaya çıkan veya arabuluculuk süreciyle ilgili olan bilgiler hakkında, herhangi bir hukuk veya ceza davasında ya da tahkimde delil göstermeye zorlanamamasını sağlarlar. Aşağıdaki istisna bu hükmün dışındadır:

(a) Bunun, ilgili Üye Devletin kamu düzeni düşünceleri üstün geldiği için gerekli olması halinde, özellikle çocuğun menfaatlerinin en iyi şekilde korunmasını sağlamak veya bir kişinin fiziksel ya da psikolojik bütünlüğüne zarar gelmesini önlemek gerektiğinde, veya

(b) Arabuluculuğun sonucu olarak yapılan anlaşmanın yerine getirilmesi veya icra edilmesi için bu anlaşmanın içeriğinin açıklanması gerektiğinde.

  1. 1. paragraftaki hiçbir hüküm, Üye Devletlerin, arabuluculuğun gizliliğinin korunması için daha katı tedbirleri koymasını engellemez.
Madde 8
Arabuluculuğun zamanaşımı süreleri üzerindeki etkisi
  1. Üye Devletler, bir uyuşmazlığı arabuluculukla çözme çabası içinde olan tarafların, arabuluculuk sürecinde zamanaşımı süresinin dolmasıyla, bu uyuşmazlıkla ilgili olarak daha sonra dava açma veya tahkime başvurma hakkından mahrum kalmamalarını sağlamalıdır.
  2. 1. Paragraf, Üye Devletlerin taraf oldukları milletlerarası anlaşmalardaki zamanaşımı sürelerine ilişkin hükümlere halel getirmez.
Madde 9

Halka bilgi verilmesi Üye Devletler, uygun görecekleri herhangi bir yolla, özellikle internet üzerinden, arabulucular ve arabuluculuk hizmeti veren kuruluşlarla nasıl temas kurulacağı konusundaki bilginin halkın erişimine açık olmasını teşvik ederler.

Madde 10

Yetkili mahkeme ve merciler hakkında bilgi Komisyon, Üye Devletlerce, madde 6(3)’e göre bildirilen yetkili mahkeme ve mercilerle ilgili bilgiyi uygun yollarla kamuya açık tutar.

Madde 11

Gözden geçirme Komisyon en geç 21 Mayıs 2016’da, Avrupa Parlamentosu, Konseyi ve Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesine, bu Yönergenin uygulanmasıyla ilgili bir rapor sunacaktır. Rapor, Avrupa Birliği genelinde arabuluculuğun gelişimini ve bu Yönergenin Üye Devletlerdeki etkisini inceleyecektir. Gerek görülürse rapora, bu Yönergeye işlenmek üzere öneriler eklenecektir.

Madde 12
Yürütme
  1. Üye Devletler, bu Yönerge hükümlerine uymak için gereken kanunları, tüzükleri ve idarî kuralları,en geç 21 Kasım 2010tarihinde uygulanacak olan 10. madde müstesna olmak üzere, 21 Mayıs 2011’den önce yürürlüğe koyacaklardır. Üye Devletler, bunları derhal Komisyon’a bildireceklerdir.

Üye Devletlerce kabul edildiğinde bu tedbirler, Yönergeye atıf içerecek veya bunların resmî olarak yayınında bu tür bir atıf eklenecektir. Bu atfın yapılma yöntemi Üye Devletlerce kararlaştırılacaktır.

  1. Üye Devletler, Bu Yönerge kapsamına giren konularda kabul ettikleri millî hukukun temel hükümlerinin metinlerini Komisyona bildireceklerdir.
Madde 13

Yürürlüğe girme

Bu Yönerge, Avrupa Birliği Resmî Gazetesinde yayımlanmasını takip eden 20’nci günde yürürlüğe girecektir.

Madde 14
Muhataplar

Bu Yönerge Üye Devletlere yöneliktir.

Strasbourg’ta düzenlenmiştir. 21 Mayıs 2008

Avrupa Parlamentosu adına

Konsey adına Başkan Başkan

H.-G. PÖTTERING J. LENARČIČ

Avrupa Konseyi

Uyuşmazlık Mahkemesi

0
Uyuşmazlık Mahkemesi

Uyuşmazlık Mahkemesi, Anayasanın 158. (1961 Anayasası 142.) maddesiyle görevlendirilmiş, adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili, bağımsız bir yüksek mahkemedir. Mahkeme, yargı erkini Anayasanın kendilerine tanıdığı görev ve yetki alanlarıyla sınırlı olarak paylaşan yüksek mahkemeler arasında yer almaktadır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, yargı ayrılığı ilkesinin ortaya çıkardığı görev uyuşmazlıklarını çözmek suretiyle kişilerin askıda kalan hak arama hürriyetlerinin gerçekleşmesini sağlayan; hüküm uyuşmazlıklarını çözmek suretiyle de hakkın yerine getirilmesini olanaksız kılan hukuki engelleri gideren; yargı erkini paylaşan diğer yüksek mahkemelerden Yargıtay ve Danıştay’ın kararlarını kaldırıp onların yerine hüküm tesis edebilen özel yetkili bir yüksek mahkeme ve dolayısıyla, hukukumuzda kesin hükmü ortadan kaldırabilen tek yargı organıdır. Uyuşmazlık Mahkemesinin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı ve üyelikleri, diğer 3 Yüksek Mahkemenin Başkan ve  üyeleri arasından seçilenler tarafından “ ikinci görev” biçiminde yerine getirilmektedir.

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından seçilmekte olup, bir yandan Anayasa Mahkemesi Üyeliği görevini de sürdüren bir Yüksek Mahkeme Başkanıdır. Başkanvekili de aynı yöntemle seçilip görev yapmaktadır.

Uyuşmazlık Mahkemesine, çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Başkanın takdir edeceği yeter sayıda geçici raportör verilmektedir.

Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi

Uyuşmazlık Mahkemesi, Kararlar Dergisi adıyla sürekli bir yayın yanında Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisini çıkarmaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2013 Yılı Mayıs ayında Yayın hayatına başlayan, Türkiye ve Dünya’da Hukuk alanına katkıda bulunmayı amaçlayan özgün araştırma ve makalelerin yayınlandığı bilimsel ve hakemli bir dergidir. Yılda iki kez yayınlanmaktadır. Makaleler yayınlanmak üzere Türkçe ve diğer yabancı dillerde düzenlenebilir. Dergi, TÜBİTAK ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veritabanı, Ebscohost, ve Asos İndeks tarafından taranmaktadır ve açık erişimi sağlama politikasını benimsemiştir. Dergi, TÜBİTAK ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veritabanı, Ebscohost, ve Asos İndeks tarafından taranmaktadır.

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı Celal Mümtaz AKINCI

Celal Mümtaz AKINCI 31 Ocak 1957 tarihinde Afyonkarahisar’da doğmuştur. İlk ve ortaöğrenimini Afyonkarahisar’da tamamlamıştır. 1975-1976 eğitim-öğretim yılında Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulunda okumuştur. Bu okulda öğrenci iken 1976 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak hukuk öğrenimine başlamıştır. Hukuk Fakültesinden 1982 yılında mezun olduktan sonra avukatlık stajını tamamlayarak 1984’te Afyonkarahisar’da avukatlığa başlamıştır.

1984-1985 yılları arasında Sivas 5. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı Askerî Mahkemesinde yedek subay askerî hâkim olarak askerlik hizmetini tamamlamıştır. 1988-2000 yılları arasında Baro Yönetim Kurulu üyeliğinde bulunmuş, 2001 yılında yapılan Olağanüstü Genel Kurul sonrasında Afyonkarahisar Baro başkanlığına seçilmiştir.

Afyonkarahisar Baro başkanlığı görevini sürdürürken 2010 yılında, 5982 sayılı Kanun’a göre Baro başkanları tarafından seçilen üç aday arasına girmiş; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13/10/2010 tarihli Genel Kurulunda yapılan seçim sonucu Anayasa Mahkemesi üyesi olarak görevine devam etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 158. maddesi, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 12. maddesi ve 12/6/1979 tarihli ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 4. maddesi uyarınca 17/12/2020 tarihinde Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na seçilerek 11.01.2021 tarihinde göreve başlamıştır.

Celal Mümtaz Akıncı evli ve dört çocuk babasıdır.

Tütün İnhisarı Kanunu

0

Tütün İnhisarı Kanunu, 9 Haziran 1930 tarihinde mecliste kabul edilmiş ve 28 Haziran’da resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tütün mamullerine ilişkin olarak çıkarılmış ilk kapsamlı yasal düzenlemedir. Kanun ile tütün ürünlerinin imalatı ve ticareti devletin tekeline alınırken diğer yandan toplum sağlığı ile ilgili önlemler alınmıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Osmanlı Hükümeti, Fransa ve İngiltere arasında imzalanan Ticaret Anlaşmasıyla tütün için ilk defa 1862 yılında İnhisar kurulmuş ve tütün ithali yasaklanmıştır. 1874 yılında “Duhan Resmi Hakkında Nizamname” düzenlenmiş ve tütünde bandrol usulü uygulanmaya başlanmıştır. 1879’da çıkarılan “Rusumu Sitte” Kararnamesiyle tuz, tütün ve alkollü içkilerin inhisarı gelirleri yabancı bankerlere ve 1883 yılında ise “Duyunu Umumiye”ye bırakılmıştır. Daha sonra Tütün İnhisarı İşletilmesi imtiyazı “Memaliki Osmaniye Duhanları Müşterek Menfaa REJİ Şirketi”ne devrolunmuştur.[/box]

Düzenleme öncesinde, istiklal savaşı tedbirleri kapsamında 1920 yılında Men-i Müskirat Kanunu kabul edilmiş ve alkollü içki kullanımı kısıtlanmış, 1921 yılında ise yabancı şirket ve Duyun-ı Umumiye’nin yetki ve gelirleri sınırlandırılmıştır. 1923 yılında Reji Şirketinin bütün malvarlığı, hak ve vecibeleri devlete intikal ettirilmiştir. 1925 yılında tütün ve tütünle ilgili hizmetlerin devlet tarafından yürütülmesi kararı alınmış, 1926 yılında tütün ve tütün mamulleri ile alkollü içkiler inhisar altına alınmış, 1927 yılında 1071 Sayılı Yasa ile alkollü içkilerde devlet tekeli oluşturulmuştur. 1928 yılında Duyunu Umumiye hukuken son bulmuştur.

Kanundan sonra; Tütün, Alkollü İçkiler, Tuz barut ve patlayıcı maddelerle ilgili “İnhisar” hizmetlerini yürütme görevi 1932 yılında kurulan İnhisarlar Umum Müdürlüğü’ne verilmiştir. 1932 yılında, Tütün-Tuz ve Alkollü İçki İnhisar İdareleri, İnhisarlar Umum Müdürlüğü’nde birleştirilmiş, 1938’de 3437 Sayılı Tütün ve Tütün İnhisarı Kanunu kabul edilmiş, 1942’e ise 4250 Sayılı “İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu” çıkarılmıştır. 1946 yılında daha evvel İnhisar adıyla anılan kurum TEKEL Genel Müdürlüğü olarak faaliyetine devam etmiştir. 1984 yılında TEKEL ilk kez yabancı sigara ithalatına başlamış, 1986’da özel sektöre “TEKEL” ile ortaklık şartıyla sigara üretim izni verilmiş, 1991’de sigara üretimi, ithalatı ve satışı serbest bırakılmıştır.

Tütün İnhisarı Kanunu

Kanun Adı : 1701
Kabul tarihi : 9. 6. 1930
Birinci kısım
Umumî hükümler
Madde 1

1 – Türkiye Cumhuriyeti dahilinde halkın istihlâki için tütün ve tömbekiyi satın almak, işlemek, kıymak, sigara, sigar, enfiye, ağız ve pipo tütünü yapmak;
2 – Bu tütün ve tömbeki ve sigara ve sigar ve enfiye ve ağız ve pipo tütününü alâmeti farikalı ve bandrollu ve etiketli kutulara ve paketlere koymak;
3 – Ecnebi memleketlerden yaprak sigarası (püro) ve kıyılmış tütün, yapılmış sigara ( sigaret) , enfiye, ağız ve pipo tütünlerini ve tömbeki ve sigara kâğıdı getirtmek;
4 – Yukarıdaki üç fıkrada sayılı maddeleri memleket dahilinde satmak;
Devletin inhisarı altındadır.

Tütün Ürünlerinin Sağlığa Zararları Üzerine Bildirge

Madde 2

İnhisar İdaresi birinci maddede sayılı tütün, sigara, enfiye ve sair mevaddı işlenmiş olsun olmasın ecnebi memleketlere de satabilir. Hususî sigara fabrikaları tesisile imal edilecek sigaraların harice satılmasına müsaade itasına ve lâzım gelen şeraitin tayinine Maliye Vekili mezundur.

Madde 3

Tütün kullananlar şahsî ihtiyaçları için İnhisar İdaresinin sattığı tütünden ve sigara kâğıdından el ile sigara yapabilirler. Fakat velevki şahsî ihtiyaç için tütün kıyılması yasaktır.

Madde 4 

Ecnebi memleketlerden gelen yolcular en çok elli adet sigara yahut yüz gram tömbekiyi veya yirmi tane püro sigarasını veya elli gram pipo veya ağız tütününü veya bu miktar enfiyeyi, hiç bir resim vermeğe mecbur olmaksızın, beraberlerinde bulundurup memlekete ithal edebilirler.

Fakat yolcuların yanındaki sigara ve emsali eğer bu miktardan fazla ise bu fazlalık yolcu tarafından beyan edilmek şartile bunun en çok bir kiloya kadar olan miktarı gümrük resminden maada kiloda on lira inhisar resmi mukabilinde sahibi tarafından memlekete ithal olunabilir.

Böyle bir fazlalık bulunduğu beyan edilmezse veya sorulduğu halde mevcudiyeti inkâr edilir veya gizlenirse kaçak ahkâmı tatbik olunur.

Madde 5

Ecnebi memleketlerine çıkarmak için yaprak tütün ticareti yapmak serbesttir. Yalnız böyle ecnebi memlekete çıkarmak maksadile elde edilecek tütünlerin satın alışını, memleket içinde bir yerden diğer yere nakledilişini, mağaza ve depolara konuşunu, gemilere yüklenilişini ve nihayet ecnebi memleketlere çıkarılışını, İnhisar İdaresi kontrolü altında bulundurmak hakkını haizdir.

Madde 6

Kontrol cüzdanı bulunan çiftçi ile İnhisar İdaresinde kayitli tütün tüccarından başka hiç bir kimse elinde
yaprak tütün bulunduramaz. Kez a hiç bir kimse dördüncü madde hükmü müstesna olmak üzere birinci maddede sayılan ve fakat inhisar İdaresinin bandrolünü ve alâmeti farikasını taşımayan şeyleri elinde bulunduramaz.

İnhisar İdaresinin bandrolünü ve alâmeti farikasını taşımayan birinci maddede sayılı şeyler bir yerden diğer bir yere nakil ve imrar dahi edilemez. Birinci fıkrada da muharrer yaprak tütünler kanunla müstesna tutulan yerlerden başka bir yere mutlaka (nakliye) denilen ruhsat tezkeresile naklolunabilir.

Madde 7

Bu kanunun hükümleri nikotinli olup tütün gibi kullanılabilecek olan bütün otlarla yerli tömbekisi hakkında da tatbik olunur.

Madde 8

Memlekete beyaz kopya kâğıdı ve defterleri getirmek ve bunların ticaretini yapmak yasaktır. İnhisar İdaresinden başka, memlekete sigara kâğıdı kap ve sigara kâğıdı kutusu \e etiketi getirmek ve bunları yapmak ve basmak dahi yasaktır.

Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Ve Kontrolü Hakkında Kanun

İkinci kısım
Tütün ziraati
1 — Tütün ziraati yasak olan yerler
Madde 9

Bu kanuna merbut [1] numaralı cetvelde isimleri sayılan vilâyetlerde kısmen veya kamilen tütün ziraati yasaktır. Fakat icabında yasak olan yerlerin bazılarında Maliye Vekâletile İktisat Vekâletinin müştereken tertip edecekleri listeye göre Heyeti Vekile kararile tütün ziraatine müsaade olunabilir. Yasak olan yerlerde İktisat Vekâleti ve İnhisar İdaresi berayi tecrübe tütün ektirebilirler.

Madde 10

Bu kanunun neşrinden üç sene nihayetinde tütünün hangi yerlerde ekilip ekilmiyeceğinin kat’î olarak tesbiti için gerek İnhisar İdaresinin ve gerekse İktisat Vekâletinin şimdiden tecrübe yapmaları mecburidir.

2 — Fidelikler
Madde 11

Tütün fidesi yetiştirenler ektikleri fidelerin miktar ve mahalli hakkında tâbi oldukları ihtiyar meclislerine ve onlar da İnhisar İdaresine malûmat vermeğe mecburdurlar. Yunan sarısı denilen tohumların ekilmesi ve bunlardan fide yetiştirilmesi yasaktır.

3 — Tütün ziraatinin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı
Madde 12

Tütün ziraati yapan kimse, İnhisar İdaresinin ihtiyar meclislerinde bulunduracağı beyannameyi doldurmakla mükelleftir. Bu beyannameler fidelerin tarlalara dikildiğinden nihayet on beş gün zarfında ihtiyar meclisleri tarafından tasdik edilir ve İnhisar İdaresine teslim olunur. Aynı köy içinde bir kaç tarlada tütün eken kimsenin bir beyanname vermesi kâfidir. Beyanname kanunen şahsî ehliyeti haiz olanlar tarafından verilir.

Madde 13 

Her çiftçi için hazırlanan kontrol cüzdanları beyannamelerin tevdiinden nihayet on beş gün zarfında İnhisar İdaresince ihtiyar meclislerine verilir.

Madde 14

Aşağıda yazılı olan yerlerde tütün ekilmez:
1 – Mesken harimleri;
2 – Muhtelif mahallerde olduğu halde mecmuu yarım dönüme baliğ olmayan yerler.

Madde 15

1 – Hükümet memurları, hâkimler ve Tütün İnhisar İdaresi memurları tütün ekmekten büsbütün memnudur.
2 – Tütün ziraati yapanlardan, mahsullerini kaçağa sarfettiklerinden dolayı iki defa mahkûm olanlar, iki sene müddetle tütün zerinden memnudur.
Memnuiyet hilâfına tütün dikerlerse diktikleri tütün sökülür. Sahibi sökmezse ihtiyar olunacak masraf tütünü dikenlere ait olmak üzere İnhisar İdaresi söktürür.

Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi

Madde 16

Tütün ziraati kontrol cüzdanı başka bir kimseye devrolunabilir. Fakat bunun sahibi ve devir alan, müşterek bir arzuhal ile İnhisar İdaresinden ruhsat almak mecburiyetindedir.

Madde 17

Tütün dikilen tarlalarda tütünler arasında başka hiç bir şey ekilemez.

Madde 18

Çiftçi-mahsulünü toplar toplamaz, tarlada kalacak köklerin tohumluk için lâzım olan miktarından maadasını yedi gün zarfında, ve tohumluk için bıraktıklarını, tohumu alır almaz, sökmeğe mecburdur.

Aksi takdirde bu iş, masarifi çiftçiye ait olmak üzere İnhisar İdaresi tarafından usulü dairesinde icra ettirilir.

Tütün yağı istihsali için tütün tohumlarından istifade edilecek bazı mevakide köklerin imhası için bir mehil vermeğe Maliye Vekili mezundur.

Filizlerin toplanması yasaktır.

Üçüncü kısım
Mahsulün tahmini muamelesi
1- Tahmine memur olanlar ve itiraz heyeti
Madde 19

Tütün mahsulü, tarlada İnhisar İdaresinin her sene ilân edeceği müddet içinde, o mahsulün bulunduğu mahal köy kanununun cari olduğu yerlerden ise, ihtiyar meclisleri tarafından tahmin edilir ve tahmin edilen miktar çiftçinin kontrol cüzdanına yazılır. Bu muamele şehir ve kasabalarda, belediye meclisi tarafından müntahap üç kişilik vukuf erbabından mürekkep, mahallî ziraatının vüs’atine göre müteaddit, heyetler tarafından yapılır. Tahrir neticesinde ihtiyar meclisi ve erbabı vukuf heyetleri tarafından tutulacak defterler İnhisar İdaresine tevdi olunur.

Madde 20

İnhisar İdaresi yazılan miktarın hakikata mutabık olup olmadığını tetkik eder. Hakikate mutabık değilse
itiraz ederek keyfiyetin tetkiki için itiraz heyetinin teşkilini, mahallin en büyük mülkiye memurundan ister İtiraz heyetinin teşekkülünü istemek çiftçinin de hakkıdır.

Tütün Ürünlerinin Sağlık Tehlikeleri Hakkında Bildiri

Madde 21

İtiraz heyeti aşağıda yazılı zatlerden terekküp eder:

1 – İnhisar idaresinden bir memur;
2 – Ziraat memuru, bulunmadığı yerde ziraat veya ticaret odalarından ve bunların da olmadığı yerlerde belediyelerden müntahap ve tütün işlerinden anlayan bir zat;
3 – Köy ihtiyar meclisi tarafından seçilen ve tütün ziraatı ile meşgul bulunan veya bulunmuş olan bir çiftçi.

Bu heyetin vereceği kararlar kat’idir.

İtiraz heyetine verilecek yevmiyeler İnhisar İdaresi tarafından tesviye olunur ve bilâhare haksız çıkan tarafa tazmin ettirilir. İtiraz çiftçi tarafından vaki olursa ve neticede de çiftçi haksız çıkarsa heyetin masrafını o çiftçinin tazmin eylemesi mecburidir.

2 — Yaprakların toplanması ve denklenmesi

Madde 22 — Çiftçi topladığı tütünlerini çardak yaptığı yere veya köyündeki kurutma yerine serbestçe nakleder. İtiraz vukubulmuş ve itiraz heyeti de gelmişse, miktarı tayin için, gerek tarlada ve gerekse sergi ve askıda bulunan mahsulün hepsini bu heyete göstermeğe mecburdur.

Madde 23

Uzun bir zaman için uzaklaşacak ve ziraat beyannamesile üzerine aldığı işi başaramıyacak olan çiftçi,
İnhisar İdaresine müracaatla, mes’ul vekil göstermek mecburiyetindedir.

Madde 24

Kurutulmuş tütünlerin ayni köy veya kasabadaki yerlere nakli serbesttir.

Madde 25

Çiftçi yetiştirdiği mahsulü denk yaparken kırıntı, son ve çürük olanlarını ayrı denk yapmağa mecburdur.

Madde 26 

Tarladaki mahsulünün tamamen veya kısmen I telef ve zayi olduğunu gören çiftçi keyfiyeti beş gün içinde ve tahriren İnhisar İdaresine haber verir. Yapılacak tahkikat neticesinde telef ve ziyan tahakkuk ederse tanzim olunacak zabıt varakası üzerine kontrol cüzdanındaki zimmeti tashih olunur ve bozulan ve kullanmağa salih olmayan tütünler usulü dairesinde imha edilir. Çiftçi noksanın sirkat olunduğunu iddia
ederse bu iddiası zabıtaca icra edilecek tahkikat ile sabit olduğu takdirde sirkat olunan miktar zimmetinden, cüzdandaki miktardan tenzil olunur. Seylâp ve dolu gibi afetler vukuunda İnhisar İdaresi çiftçinin müracaatlarına hacet kalmaksızın doğrudan doğruya keyfiyeti tahkik ederek hasarın miktarını cüzdanlardan tenzil eder.

3 — Yaprakların tartılması

Madde 27

Tütün mahsulü askıda, istifte veya denk halinde çiftçinin kurutma mahallinde veya ev veyahut İnhisar
İdaresi depolarında ihtiyar meclisleri tarafında tartılıp kontrol cüzdanına miktarı yazılır, inhisar İdaresi kontrol memurunun yazılan bu miktarı, isterse, kontrole hakkı vardır. Bu kontrol | esnasında evvelce yapılan tahmine nazaran noksanlık görülürse o noksanlıktan dolayı çiftçi mes’ul tutulur, ancak bu noksanın kaçakçılıktan ileri gelmediği İnhisar İdaresince anlaşıldığı takdirde yüzde beşe kadar olan miktarını nazarı dikkate alıp almamakta İnhisar İdaresi muhtardır. Fazlalıktan dolayı çiftçi mes’ul
tutulmaz.

Dördüncü kısım
1— Tütünlerin ambara nakli
Madde 28

Satılmış veya ambarlama müddeti gelmiş olan tütünler naklolunacak bir hale gelince İnhisar dairesi tarafından verilecek nakliye tezkerelerile ambaılara naklolunur. Tütünlerin ambarlara nakli için işbu kanuna merbut 2 numaralı cetvel mucibince her mıntaka hakkında müddetler tayin olunmuştur. Çiftçi bu müddetler içinde bütün mahsulünü İnhisar İdaresinin göstereceği ambarlara nakil ve teslim etmek mecburiyetindedir. İnhisar İdaresi de ambarlarını tütünlerin eyice muhafazasını temin edecek surette tesis etmeğe mecbur ve ambarların fena bir halde bulundurulmasından doğacak tütün ziyanından dolayı mes’uldür. Şu kadar k i gerek yangın ve gerek sair mücbir sebeplerden doğan ziyanlardan ve ambara teslim sırasında tütünlerin zaten fena bir halde bulunmasından ileri gelen zarardan dolayı idare hiç bir mes’uliyet kabul etmez.

Madde 29

En çok on saatlik mesafede İdarenin bir ambarı bulunmadığı ve çiftçi dahi kendi köyünde veya civar bir köyde mahfuz ambar gösterebildiği takdirde anahtarlarından biri İdarede kalmak şartile mahsulün müstesna olarak bu ambara konmasına müsaade olunabilir. Bundan başka çiftçi malını İnhisar İdaresinin malûmat ve muvafakati altında doğrudan doğruya tüccar ambarlarının parmaklıkla ayrılacak mahalline koyabilir.

Tütünlerin ambara kimler tarafından teslim olunabileceği ve İdareye ne suretle beyanname verileceği ve mukabilinde ne gibi vesika alınacağı ve bunların numuneleri ve tütünlerin tüccar ambarına ne gibi şerait altında indirilebileceği ayrı bir tarifname ile gösterilecektir.

2 — Tütünlerin tartılıp muayenesi
Madde 30

Tütün denkleri ambara gelir gelmez evvel emirde çiftçinin kontrol cüzdanınında zimmet gösterilmiş olan
tütün miktarını tetkik etmek lâzımdır. Bundan sonra denkler tartılır ve zimmetin tamamen teslim edilip edilmediği kontrol edilir. Bu hesaplar bittikten sonra tütünler üzerinde devir muamelesi tamamlanır.

Madde 31

Çiftçinin kontrol cüzdanında zimmet kaydolunan tütünler tamamen veya kısmen ambara getirilmezse askıdaki vezin miktarından yüzde beş fire indirildikten sonra hesap neticesinde meydana çıkan zimmet noksanı kaçağa sarfolunmuş sayılır.

Madde 32

Ambar a getirilen tütünlerin miktarı kilo itibarile tamam olmakla beraber denklere yabancı maddeler ve
süprüntü ve filizler sokulduğu anlaşılır ise bu bapta bir zabıt varakası yapılır ve çiftçinin zimmeti konan miktar nisbetinde ipka olunur. Çiftçi bu zabıt varakasına, bu varakanın kendisine veya köyünün muhtarına tebliği tarihinden itibaren bir hafta zarfında itiraz edebilir. İtirazlar 21 inci maddede zikredilen itiraz komisyonu tarafından tetkik olunur ve yukarıda zikrolunan yabancı maddeler ve süprüntü ve filizler tütün denklerinden çıkartılarak İnhisar İdaresinin iddiası varit görüldüğü takdirde
usulü dairesinde imha olunur.

Madde 33

Tütün çiftçileri tütünlerini İnhisar İdaresi ambarlarında iki sene için depo edebilirler. Denklerin ambara
girdiği tarihten itibaren ilk altı ay için ambar kirası alınmaz.

Bu müddet geçtikten sonra her yedi gün veya haftanın bir kısmı için denk başına altmış para ambar ücreti alınır.

Çiftçi her altı ayın nihayetinde bu ücreti ödemek mecburiyetindedir. İnhisar İdaresinin ambarları müsait olduğu ve çiftçilerin tütün denklerinden yer arttığı takdirde mallarını bu ambarlara koyacak olan veya çiftçiden satın alıp üzerine transfer muamelesi icra edilen tüccar tütünlerinin ambara koydukları veya devir muamelesi yapıldığı tarihten itibaren denk halinde olanlardan yedi gün ve küsuru için yüz para ambar ücreti alınır.

Madde 34

İki sene müddet İdare ambarlarında kalan tütünleri İnhisar İdaresi resen ve usulü dairesinde açık arttırma ile satabilir.

Şu kadar ki daha evvel tütün sahibine, tütünleri kendi tarafından satması için, on beş gün mühletli bir ihbarname gönderilir. Tütün sahibinin ikametgâhı meçhul ise o yerdeki noter vasıtasile ilânat yapılır. Arttırma bedelinden İdarenin ihtiyar ettiği bütün masraflar, İdarece tütün sahibine verilmiş avanslar ve ambar kiralan ve varsa karar ve hüküm altına alınmış para cezaları indirildikten sonra fazla kalırsa çiftçiye veya onun kanunî mümessiline verilir.

Madde 35

Müzayedede talibi çıkmayan tütünün daha bir sene ambarda kalmasını sahibi tahriren isteyebilirse de ambar kirası borçlarını ve üçüncü seneye ait ücreti peşin vermesi lâzımdır.

Böyle bir mühlet istenmediği veya üçüncü sene nihayetinde de tütünün asla müşterisi çıkmadığı takdirde usulü dairesinde imhası lâzım gelir.

Madde 36

Gerek resmî arttırmayı yapan memurun ve gerek tütünleri imha eden heyetin zabıt varakaları İnhisar İdareleri için tütün sahiplerine karşı kat’î ibra senedi makamına
kaim olup vaktile verilmiş olan ambar ilmühaberi hükümden
sakıt olur.

Arttırma bedeli İdare matlubunun istifasına kifayet etmediği takdirde tütünü ambara terkeden kimseden talep hakkı mahfuzdur.

Beşinci kısım
Tütün alım ve satımı
Madde 37

Çiftçi mahsulünü aşağıda yazılı muameleleri ikmal elemek. şartile, tüccar namına devrini ve terhinini isteyebilir:

1 – Bu devir muamelesi mutlaka satan ve alan tarafından verilecek alım ve satım beyannameleri üzerine icra olunur.

2 – Devir muamelesi yapılmazdan evvel tütünü satan, İnhisar İdaresine borçlu olduğu avans akçesini, ambar kiralarını infaz edilecek para cezalarını ve bu kanunun tatbikından dolayı İnhisar İdaresinin tütün sahibi hesabına sarfettiği mebaliği tediye eder. Eğer devir muamelesi tütünlerin ambara
nakli esnasında isteniliyorsa tütünler ancak kanunî muamelelerin ifası için lâzım olan müddet zarfında ambarda alıkonur.

3 – Bir veya daha ziyade tütün sahipleri tütünlerini rehnetmek üzere istikraz ettiklerinde ikraz mukavelesi İnhisar İdaresine ibraz olunur ye terhin keyfiyeti deftere ve tütün sahibinin elindeki cüzdana kaydolunur. İnhisar İdaresi bu hususta yedi adil hükmündedir. İleride tütünün noksan çıkması gibi ahvalde mes’uliyet tütün sahibine aittir. İstikraz için yapılan transferlerde dahi bu hüküm caridir.
İnhisar İdaresine ait olup ikinci fıkrada yazılan alacaklar mürtehine karşı rüçhan hakkını haizdir.

Altıncı kısım
1 — Tüccar depoları
Tütün tüccarlarının tâbi oldukları muameleler
Madde 38

Bundan evvelki maddede yazılı şartlar altında çiftçi satım beyannamesi verince, tüccar da İdareye tütünlerin satın alındığını gösteren bir alım beyannamesi verir ve devir muamelesi bunun üzerine icra olunur. Tüccar satın aldığı tütünü mutlaka ecnebi memleketlere göndermek için alır veya bu maksatla başka bir tüccara satar. Bu tütünlerin memleket içinde harcanması yasaktır. Ne isim ve şekilde olursa olsun bu suretle harcanan tütün kaçağa gitmiş sayılır. Bundan başka tüccar kendisine zimmet kaydedilen tütünden aşağıdaki maddede yazılı fire indirildikten sonra eksik çıkan miktarın her kilo veya küsuru için üç lira hafif para cezası ödemeğe
mecburdur.

Madde 39

Tüccar satın aldığı tütünü mesarifi kendisine ait olarak sahibi veya kiracısı bulunduğu depolara kor ve bu depolar İnhisar İdaresinin kontrolü altında bnlundurulur. Depoların İnhisar İdaresince kabul edilebilecek vaziyette olması lâzımdır.-Tüccarın işini teshil etmek üzere İnhisar İdaresi
tarafından tayin edilecek memurun maaşı İnhisar İdaresine aittir.

İnhisar İdaresinin memurları her vakit depolara girip tütünleri teftiş edebilirler. Depo ruhsatnamelerinin şekli, depoların evsafı, depoların nasıl ve ne zaman açılıp kapanacağı, kontrolün ne şekilde cari olacağı nizamname ile tesbit olunur.

Madde 40

Tüccar kendi deposunda lüzum göreceği tütün işletme işlerini yapmakta tamamen serbesttir.

Buna mukabil muhafazaya ve kontrola müteallik işlerde İnhisar İdaresinin tebligatına ve talimatnamesine muvafık surette hareket etmeğe mecburdur. Tüccar her deposu için, giren çıkan tütünleri kayda mahsus ayrı bir defter tatar ve depo mevcudunun kolaylıkla tahkik ve muayene edilebilmesi için bu deftere kayitlerini günü gününe geçirir. Tüccarlar her sene nihayetinden üç ay evvel ambarlarında mevcut tütünlerin miktarı hakkında bir beyanname vermeğe mecburdurlar. İnhisar İdaresince lüzum görüldüğü takdirde bu beyannameler üzerine yapılacak vezinde noksan görülürse 38 inci madde mucibince muamele yapılır.

Madde 41

İnhisar İdaresi 33 üncü maddede yazılı şerait altında tüccarın çiftçiden satın aldığı tütünlerin kendi ambarlarında bırakılmasına müsaade edebilir

2 — Tütün ve işletme fireleri
Madde 42

Ambar işletme fireleri işbu kanuna merbut 3 numaralı cetvelde gösterilmiştir. Fireler mıntakasma göre cetveldeki miktar üzerinden indirilir.

Karadan bir yerden diğer bir yere tren veya deve ile gönderilen tütünlerden yüzde bir ve hayvan ve araba ve kamyon ile gönderilenlerden yüzde bir buçuk yol firesi indirilir. İşlenmiş ve fermantasyon geçirmiş tütünlerin firesi yüzde elli eksik hesap olunur.

Denizden ecnebi memleketlerine gönderilecek veya bu memleketlerden ‘ iade edilecek tütünlerde en çok yüzde üç ve dahilde bir sahilden diğer sahile gönderilen tütünlerde yüzde bir fire kabul olunur.

Bu maddedeki fireler çiftçiye ait tütünler hakkında da tatbik olunur.

Madde 43

Tüccar tütünlerinin işletilmesinden hasıl olan süprüntü ve kırıntılar tartılır ve masarifi kendisine ait olmak üzere usulü dairesinde imha edilerek zimmetinden indirilir.

3 — Tüccar tütünlerinin nakli
Madde 44

Tüccar depolarında tüccara zimmet yazılan tütünler, ecnebi memlekete çıkarıldığı 47 inci madde mucibince ispat edilinceye kadar, tamamen o tüccarın mes’uliyeti altındadır Şayet tüccar malını başka bir ihracat tüccarına satmış ve alıcı üzerine devir muamelesi de yapılmış ise bu mes’uliyet alıcı
tüccar üzerine intikal eder.

Aynı şehir ve kasaba dahilinde tacire ait bir depodan diğerine nakilde nakliye tezkeresi almağa ihtiyaç yoksa da tacirin İnhisar İdaresine haber vermesi ve İnhisar İdaresinin memuru olmaksızın nakletmemesi mecburidir.

Bir şehir ve kasabadan diğer bir şehir ve kasabaya veya ecnebi memlekete nakledilmek için, İnhisar İdaresinden, mutlaka nakliye tezkeresi almak lâzımdır.

Madde 45 

Nakliye tezkeresi almak için tüccar veya çiftçi İnhisar İdaresine müracaat eder.

Madde 46

Bir şehir ve kasabadan diğer şehir ve kasabaya naklolunan tütünlerin gönderildiği yerlerdeki depoya teslim olunduğunu İnhisar İdaresinin salâhiyettar mamuru nakliye tezkeresi üzerinde tasdik eder ve bu tezkere en çok kırk beş gün içinde geri getirilir. Tezkere bu müddet içinde getirilmez ve İnhisar İdaresinin yapacağı tahkikat üzerine tütünlerin vusul bulduğu sabit olmazsa depodan çıkan tütünler kaçağa gitmiş sayılır.

Madde 47

Denizden ecnebi memleketlere gönderilecek tütünler İnhisar İdaresi ile gümrük memurlarının nezareti altında gemilere yükletilir. Tüccar tütünlerin gemiye yükletildiğini gösteren ve İnhisar ve gümrük memurları ile geminin kaptan veya acentesi taraflarından tasdik edilen vesikayı tütünlerin yükletilmesi
tarihinden itibaren en çok on beş gün içinde İnhisar İdaresine getirip teslim etmeğe mecburdur. Bu vesikayı teslim etmesi üzerine vesikada yazılı miktar zimmetten tenzil olunur. Karadan ecnebi memleketlere gönderilecek tütünlerin hududu geçtiğini hudut gümrük memuruna tasdik ettirmek lâzımdır. Bundan başka tütünlerin gönderildiği yere vasıl olduğunu ispat için Türkiye konsolosu ve olmayan yerlerde mahallî ticaret odası tarafından tasdik edilmiş bir şehadetnamenin tütünlerin huduttan geçtiği tarihten itibaren en çok doksan bir gün içinde İnhisar İdaresine teslim olunması lâzımdır. Bu müddetler geçtiği halde vesika ve şehadetnameler İnhisar İdaresine getirilmezse depodan çıkarılan tütünler kaçağa gitmiş sayılır.

Madde 48 — Bir şehir ve kasabadan diğerine naklolunan ve depolara konan tütün denkleri ilk çıktığı depoda tartılıp kiloları ve nere mahsulü olduğu her dengin üzerine ve nakliye tezkeresine yazılmış bulunduğu takdirde, bunların geldiği yerde ikinci defa tartılması, ya idarece bir şüphe veya tütün denklerinin tartısı hakkında idareden resmen bir sual vukuuna veya sahibinin talebine bağlıdır. Böyle bir sebep yok ise mahallinin gösterdiği miktar tüccara aynen zimmet kaydolunur.

Madde 49

Tüccar tarafından çiftçiden satın alınıpta dahili memlekette bir yerden diğer mahalle veyahut ta memaliki ecnebiyeye gönderilecek tütün numuneleri için mahallî İnhisar İdarelerinden bir nakliye tezkeresi almak kâfidir. Gönderilecek tütün numunelerinin miktarı asgarî bir ve azamî beş kilodan fazla olamaz. Numuneler postahanelere muntazam paket halinde tevdi edilir. Nakliye tezkeresi ve paketlerin üzerinde İnhisar idaresinin resmi mühürü olduğu postahanelerde görüldüğünde başka bir muameleye lüzum kalmaksızın mahalline irsali mecburidir.

Yedinci kısım
Tütün ve inhisara tâbi diğer maddelerin dükkâncıları ve satıcıları
Madde 50

Kanunun birinci maddesile inhisar altında olup idarenin işlediği tütün ve sair maddelerin perakende satışı İdarenin tesis ettiği veya açılmasına ruhsat verdiği dükkânlarda yapılır ve icabında seyyar satıcılara da perakende satış hakkı verilir.

Hiç bir kimse inhisara tâbi şeyleri idarenin göstereceği tarife fiatından fazlasına satamaz.

Madde 51

Dükkâncılara ve seyyar satıcılara aşağıda miktarı tayin olunan harç mukabilinde satış tezkeresi verilir:

Birinci sınıf: senevi 20, altı aylığı 10 liradır.
İkinci sınıf: Senevî 15, altı aylığı 7,5 liradır.
Üçüncü sınıf: Senevî 10, altı aylığı 5 liradır.
Dürdüncü sınıf: Senevî 5, altı aylığı 2,5 liradır.
Beşinci sınıf: Senevî 2, altı aylığı 1 liradır.
Sini taksimatı mevki ve satış miktarı nazarı itibare alınarak icra olunur.

Madde 52

Bu kanun mucibince inhisara tâbi mevadın dükkâncıları ve satıcıları İnhisar İdaresinin teftiş ve murakabesi altındadır.

Madde 53

Dükkâncılar ve satıcılar İnhisar İdaresinin işlettiği »inhisar maddelerini mıntakaları dahilinde idarenin göstereceği depolardan tedarik etmeğe mecburdurlar. Bu maddeler üzerinde ve kendi aralarında alım ve satım yapamazlar, değiştiremezler ve birbirlerinden ödünç almak ve vermek yolunda tasarrufta bulunamazlar.

Madde 54

Dükkâncılardan ve satıcılardan, mücerret birinci maddede sayılı inhisar eşyalarını sattıklarından dolayı
kazanç vergisi alınmaz.  Fakat bu eşya ile beraber inhisara tâbi olmayan başka şeyler de satıyorlarsa ancak bunlardan dolayı kazanç vergisine tâbi olurlar.

Sekizinci kısım
Cezaya müteallik hükümler
Madde 55

Memnu mıntakalarda ekilen tütünler sökülür ve her dönüm veya küsurundan da iki buçuk lira hafif para cezası alınır.

Madde 56

12 inci madde mucibince beyanname vermeyen çiftçilerle verilen beyannameleri inhisar İdaresine teslim
etmeyen ihtiyar meclislerinden beş liradan on liraya kadar hafif para cezası alınır.

Madde 57

14 üncü maddenin hilâfında hareket edenlerin ektikleri beher dönüm veya küsurundan iki buçuk lira hafif para cezası alınır ve mevcut tütünleri verilecek olan kontrol cüzdanına zimmet kaydolunur.

Madde 58

17 irc i madde hilâfına tütünlerin arasına başka ı ebatlar ekenler ve muayyen müddet içinde tarladaki tütün köklerini sökmeyenler ve tütün yapraklarını 22 , inci maddede gösterilen yerlerden başka bir yerde kurutan ve işliyen çiftçilerden beş liradan elli liraya kadar hafif para cezası alınır.

Madde 59

İnhisar kontrol memuruna veyahut itiraz heyetlerine, kontrol cüzdanı mevcut olduğu halde, sergide ve askıdaki tütünlerini göstermek istemeyenlerden, tutulacak zabıt varakası üzerine, beş liradan elli liraya kadar hafif para cezası alınır.

Madde 60

İşbu Kanunun 6 ıncı maddesi hükmüne muhalif olarak elinde tütün bulunduranlardan her bir kilo veya kilo küsuratından beş lira hafif para cezası alınır ve tütünler zaptolunur.

Keza kanunun her hangi maddesinde kaçak hükmünde tutulacağı veya kaçağa harcanmış addolunacağı yolunda tavsif olunan fiiller hakkında da ayni suretle muamele olunur.

Madde 61

28 inci madde mucibince muayyen müddetler içinde mahsulünü ambara nakil ve teslim etmeyenlerden ve kontrol cüzdanında yazılı mahsulün miktarile ambara nakil ve teslim edilen miktar arasında eksiği meydana çıkanlardan her bir kilo veya küsuru için iki buçuk lira hafif para cezası alınır eksik çıkan tütünler meydana çıkarsa zeptedilir. Şu kadar ki çiftçi muayyen müddetin hululünden en aşağı üç gün evvel İnhisar İdaresine müracaatla tütünleri ambara vaktinde teslim edemeyeceğini köy ihtiyar meclisinin ilmühaberile tasdik edilmiş maddî bir sebebe binaen ihbar ederse vuku bulacak gecikmeden dolayı para cezası alınmaz.

Bir de çiftçi muayyen müddetin sonundan itibaren on beş gün içinde eksik tütünleri getirir \e ambara teslim ederse her bir kilo veya küsuru için 10 kuruş hafif para cezası alınır. Kanunî takibat her halde bu on beş günün geçmesinden sonra başlar.

Madde 62

Muayyen müddet içinde \e nakliye tezkeresi olmadan inhisar ambarları hudut ve istikameti dahilinde tütün nakledenlerden, naklolunan tütünler kontrol cüzdanında yazılı miktara mutabık olduğu takdirde, bir liradan on liraya kadar hafif para cezası alınır.

Madde 63 

Ellerinde tütünden başka tütün inhisarına tâbi diğer kaçak maddeler bulunduranlarla nakledenler hakkında 558 numaralı kanunun 14 üncü ve 907 numaralı kanunun 5 inci maddesile muayyen olan para cezaları tatbik olunur. Şu kadar ki 558 numaralı kanunun 14 üncü maddesi mucibince alınacak
para cezası bir kuruşa indirilmiştir.

Madde 64

Bu kanunun hükümlerine muhalif olarak naklolunan tütünler zabıt ve nakledenlerden her kilo veya küsuru için beş lira hafif para cezası alınır.

Madde 65

Tütün kıymağa veyahut yaprak sigarası, sigara, enfiye ve ağızt tütünü yapmağa elverişli bıçak, havan ve sair bütün alât ve edevata bilerek zilyet olanlardan ve bunları ne suretle olursa olsun yapan ve satan ve kullanan ve nakledenlerden, beher alet için, on beş liradan elli liraya kadar hafif para cezası alınır ve alât ve edevat zaptolunur.

Madde 66

İnhisara tâbi olan bütün mevadı satış tezkeresi olmaksızın satanlardan veyahut onlarla koltukçuluk edenlerden, ruhsat tezkeresi harcının dört katı alınır. Bununla beraber bu ceza kendilerinin ruhsat verilmiş dükkâncı veya satıcı addedilmelerine bir sebep teşkil edemez.

Madde 67 — Kaçakçılığın men ve takibi hakkında 1510 numaralı kanunun 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30. 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, ve 42 inci maddeleri ahkâmı bu kanunda yazılı tütün ve diğer inhisara tâbi mevat hakkında da caridir.

Madde 68

40 ıncı madde mucibince beyanname vermeyen veya defter tutmayan ve defterine günü gününe kayıt düşürmeyenlerden 5 liradan 15 liraya kadar hafif para cezası alınır.

Bu kanunda ayrıca cezası tayin edilmeyen ve kanunda yazılı bulunan memnuiyet ve mecburiyetlere riayet etmryenler den bir liradan yirmi liraya kadar hafif para cezası alınır.

Madde 69

Bu kanun mucibince zapta ve para cezalarına mahallin en büyük mal memuru veya tevkil edeceği zatin riyasetinde İnhisar İdaresi müdür veya memuru ile ticaret odasınca, olmayan yerlerde belediye meclisince intihap edilecek bir zattan terekküp eden heyetçe karar verilir. Bu heyetin vereceği karar, aleyhinde zabıt ve para cezası karan verilen kimseye veya kanunî ikamatgâhına tebliğ olunur.

Bu heyetlerin verdikleri kararı kabul etmeyenler kararın tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde sulh mahkemesine müracaatla karar aleyhine itiraz edebilirler.

Madde 70

Müddeti zarfında itiraz olunmayan heyetin kararı İnhisar İdaresi tarafından infaz olunur. Para cezasını
vermeyenlerin, hapis hükmü müstesna olmak üzere, tahsili emval kanunu mucibince mallarına müracaat edilir.

Cezayı ödemekten aczi tahakkuk edenler hakkında tayin edilmiş olan para cezasının her üç lira \e küsuru için bir gün hapsedilmek üzere İnhisar İdarelerinin verecekleri müzekkereler Cumhuriyet Müddei Umumiliklerince infaz olunur.

Hapis müddeti doksan bir günü geçemez.

Bu suretle hapsedilenler mahpus iken cezayı öderlerse, mahpus kaldıkları müddetin bir günü için üç lira tenzil edilerek mütebaki hapisten sarfınazar olunur.

Madde 71

İtiraz üzerine sulh mahkemelerinden yirmi liraya kadar ( yirmi lira dahil) para cezaları hakkında verilecek kararlar kat’idir.

Madde 72

Sulh mahkemelerine itiraz edilen kararlar için İnhisar İdaresinin talebile hâkim muterizin malları hakkında hukuk usulü muhakemeleri kanununa tevfikan ihtiyatî tedbirler ittihazına karar verebilir.

Madde 73 

Bu kanun mucibince hapsi müstelzim suçlar hakkında İnhisar İdaresi tarafından Cumhuriyet Müddd Umumuiiğine verilecek müzekkereler ceza muhakemeleri usulü kanununun ( 164 ) üncü maddesinde yazılı istida mahiyetindedir. Bu hususlarda mezkûr kanunun bu maddesi ile müteakip maddeleri
tatbik olunur.

Bu maddeye göre takibat yapılacak işlerde ve verilecek karar üzerine son tahkikat ve duruşma asliye mahkemelerinde yapılır.

Madde 74

Cümuriyet Müddei Umumiliklerince takibat ypılmak lâzım gelen işler müteallik olsa dahi bu kanuna göre zaptı lâzım gelen tütün ve sair inhisara tâbi maddeler hakkında takibatın neticesine kadar İnhisar İdaresince hıfzedilmek şartile 73 üncü maddede yazılı heyetler zapta karar verir.

Madde 75

Bu kanunda yazılı para cezaları İnhisar
İdaresine aittir.

Madde 76

Mahkemeler tarafından hükmedilecek para cezalan ceza ilâmlarının tenfizi hakkındaki usule ve 70 inci
madde hükmüne göre Cumhuriyet Müddei Umumiliklerince infaz ve tahsil olunan paralar İnhisar İdaresine tediye olunur.

Madde 77

Bu kanunun 57, 58, 59 ve 61 inci maddelerinde muharrer para cezalan hakkında İnhisar İdaresi Maliye Vekilinin muvafakatile hükümden evvel veya kespi kat’iyet etmiş olsun, olmasun hükümden sonra sulh edebileceği gibi bu cezaların takip ve tahsilinden feragat de edebilir.

Dokuzuncu fasıl
Müteferrik hükümler
Madde 78

Bu kanunda yazılı kâğıtlardan hangilerinin ne nisbette damga resmine tâbi olacağı ve hangilerinin pul
resminden muaf tutulacağı merbut 4 numaralı cetvelde gösterilmiştir

Madde 79

Bu kanunun sureti tatbiki için bir nizamname tanzim edilir.

Madde 80

İnhisar İdaresi memurları hakkında, diğer devlet memurları gibi, memuriyet vazifesinden münbais \eya
memuriyet vazifelerini ifa sırasında hadis olan suçlardan dolayı Devlet memurları hakkındaki ceza hükümleri tatbik olunur.

Bunlara karşı vazife ifası sırasında veya ifa ettikleri vazifeden dolayı yapılan suçlar Devlet memurlarına karşı yapılmış sayılır.

Madde 81

Aşağıda yazılı olan kanun ve nizamnamelerin hükümleri mülgadır:

2 nisan 1330 tarihli inhisarı duhan kanunu ile nizamnamesi, 558 numaralı kanunun 6 ve 14 üncü maddelerinden gayri ahkâmı ve 734 numaralı kanun, 907 numara ve 7 haziran 1926 tarihli kanunun 5, 8, 9, 10 ve 11 inci maddelerinden gayri hükümleri, 1114 numara ve 21 haziran 1927 tarihli kanun ile 1332
numara ve 28 mayıs 1928 tarihli kanun.

Madde 82

Türkiye’de istihsal edilen yaprak tütünler muamele vergisinden maada hazine \e belediye ve idarei hususiyelere ait bilcümle tekâlif ve rüsumdan ve kezalik bu kanun ile inhisar altında bulunan mevat gümrük resminden maada hazine ve belediye ve idarei hususiyelere ait bilcümle tekâlif ve rüsumdan muaftır.

Şu kadar ki, belediyelerle hususî idarelerin vücuda getirmiş oldukları iskele ve rıhtımların mevcudiyetlerini idame için masraf mukabili olmak üzere şimdiye kadar alına gelmekte olan ücretler -miktarları ve nisbetleri tezayüt etmemek ve kiloda bir kuruştan fazla olarak alınmakta olanlar da bir kuruşa indirilmek şartile – hini ihraçta kemakân tüccardan alınır.

Madde 83

Bu Kanun neşri tarihinden iki ay sonra muteberdir.

Madde 84

Bu Kanunun hükümlerini icraya Adlîye, Millî Müdafaa, Dahiliye, Maliye ve İktisat Vekilleri memurdur.

Muvakkat madde

İnhisarı duhan kanunu muvakkatinin 44 üncü maddesile 45 inci maddesi ve zeyli mucibince cezayı müstelzim olan fiiller ve bunların infaz edilmemiş olan hapis müsadere ve para cezaları hüküm altına alınmış olsa bile affolunmuştur.

Hukuk Ansiklopedisi

İnsan Dili

0
İnsan Dili - Neyir Şeyda Musal

İnsan Dili isimli eser yazar, avukat ve arabulucu Neyir Şeyda Musal tarafından yazılmış, Aristo Yayınları tarafından 2018 yılı Aralık ayında basılarak okuyucuya takdim edilmiştir. Kitabın içeriğinde ve kapağında yer alan görseller Sanatçı Simay Bodur tarafından hazırlanmıştır.

Kitabın tanıtım kokteyli ve ilk imza günü 12 Ocak tarihinde Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı merkezinde yapılmış, iş, sanat, hukuk ve edebiyat dünyasından yoğun katılım olmuştur.

Eser, okuyucular ve eleştirmenler tarafından, tek nefeste okunamayacak, insanı düşündüren, düşünmeye zorlayan, muhasebeye sevk eden, okudukça geriye dönerek tekrar tekrar okunacak bir kitap olarak tanımlanmıştır.

Neyir Şeyda Musal, İnsan Dili isimli eserin imza gününde

Eser, yazarın yaşam deneyiminde önemli yer tutan kendine özgü varlık sorgulaması ve yaşama anlam katacak düşünme tekniklerinin derin felsefi yoruma tabi tutulması ile ortaya çıkan ve yalın bir barış dili ile okuyucuya sunulan özgün önermelerin sanatın derinliğinde yoğrulması ile ortaya çıkmış deneme türünde mini bir yapıttır.

İnsan Dili isimli Eser; tüm satırlarına hakim olan sade ve şiirsel dili, insanı ve davranışlarını analiz eden kuramsal bakış açısı, felsefenin derinliğine yönlendiren basit düşünme tekniği, evrendeki tüm varlıklarla uyum içinde yaşamayı öneren aforizmaları, bir üst kavram olarak sunulan adalete ulaşmada bireyin tutumunun topluma ve kendisine katkısını irdelemektedir.

Sanatçı Nuriye Simay Bodur’un sanat dili ile bütünleşmesi açısından büyük bir farkındalık yaratan eser, bir yandan sihirbazlara ihtiyacımız yok derken diğer yandan da onarıcı adaletin ve gelişim yoluyla hayatını büyüten bireyin önemini ön plana çıkarmaktadır.

İnsan Dili

Doğaya baktığımızda ne fazla ne eksik her şey bir bütün halde birbirini tamamlamakta. Sanki burada, tasavvur edebileceğimiz bambaşka bir parça olamaz gibi. Ya da böyle bir parça var da biz bilemiyoruz gibi.

Doğanın farkındalığıyla dinlenebiliriz. Dinlenebiliriz çünkü bütünlük bizi kendi içinde bir parça yapar. Bizi görevlendirmez, parçası yaparken güçsüzleştirmez. Ne kapsar ne de kapsamaz.

Doğada tüm kediler, tüm kuşlar aynı dilde konuşur. Aynı türlerin birbirleriyle ilişki biçimi içinde ortak dilleri vardır. Bu evrensel diller, öğrenilmişlikle izah edilemez durumdadır. İnsanların ortak dilleri, doğanın parçası insanların ortak dilleri doğada nedir? Birbirleriyle anlaşabildikleri bir ortak dilleri yok mudur? Doğa, her şeyin varlık ve yokluğunun dizayn mükemmeliyetini hissettirirken, insanların ortak dili yok mudur? Varlığın bütünü içerisinde, her şeyin birbirleriyle ilişkisi muntazam şekilde tasarlanmış gibiyken?

İnsan, kendi farkındalığını gerçek anlamda sağladığında bu bütün içerisinde yerini de bulacaktır. Bu farkındalığın sağlanması için bireysel çatışmaların yok edici değil arttırıcı dilini öğrenen ve bu çatışmalardan kırılmış setleriyle ulaşabileceği noktaları gören birey farkındalığına yaklaşacaktır.
Doğa da aynı dilde konuşan nice canlı, dilini bilmeyen insana umut olacaktır.

İnsan Dili – Neyir Şeyda Musal

İnsan Dili isimli Eserin Konu Başlıkları

İNSAN DİLİ
OKYANUSTA BİR DAMLA
NORMALİN ÇEKİCİLİĞİ
HAYATIMIZI BÜYÜTELİM
HANGİ FREKANS
ZİHNİ TEMİZLEYEREK İLERLEMEK
BİREYSEL GELİŞİM
YÜZÜMÜZ İSTİKBALDE
SORUN KEŞİFLERİ
ZİHİN BOŞ KALMAZ
BAHAR GELİR
KAZMA TEKNİKLERİ
SOSYAL ADALET
ESNEK
BENİ BEN İYİLEŞTİREBİLİRİM
BİLİNÇSİZ YETKİNLİK
BİR GÜNEŞ AÇSIN
SİHİRBAZLARA İHTİYACIMIZ YOK
KANTARI BOZMAYALIM
GERÇEKLİK
NASIL YOK OLACAĞINI TASAVVUR EDEMEYEN GÖVDELER
PARÇA
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
ENERJİ
GÜÇLENEREK
FARKINDALIK
DEVAM ET
HUZUR
DİZAYN
TUĞLALARI DOĞRU YERLEŞTİRELİM
UÇUCU
HEDEF
FREN
ALBÜM
TOHUM
HASTA OLMAYALIM
AN’DA BULUŞALIM
ONARICI ADALET
SENİN DOĞRUN NE?
ACABALARDAN KURTULMAK
KENDİ ÖLÇÜNE GÖRE HAZIRLANAN ÇÖZÜM
İSTEĞİN BU MU?
DEĞİŞKENLİK
BASAMAKLARI ATLAMAYALIM
DİNLENDİR
SAMİMİYET
İnsan Dili isimli Eserin Önsözü

Bildiğimizi ararız.. O pastane, sinema…

Yaşanmışlık, tanıdıklık, varlığını geçmişiyle hissetmenin devam ihtiyacı.

Yaşadıklarımızı bütüncül kavrarız. O olay olurken hava nasıldı, üzerimizde ne vardı ya ağaçlar ya da evet bir çay bahçesi…

Gözümüzde canlanan olay bir bütünün içinde yer bulur kendine, bizden, yaşamımızdan bir parça olurken.

Ellerimiz, bir bakış, düşündüğüm an…

Aynı çay bahçesi sanki yok ağaçlar mı benziyor yine kuş uçtu.

Ah, ne güzeldi o haberi aldığım an yağmur yağıyordu yine.

Hafızanızda kalan fotoğrafların güzel olması ve tekrar ve tekrar onları yaşayabilmeniz dileğiyle…

Yazar Neyir Şeyda Musal’ın Hayatı
Neyir Şeyda Musal
1980 yılında Manisa/Alaşehir’de doğan Neyir Şeyda MUSAL, 1997 yılında İzmir Kız Lisesi’nden mezun olarak 1997-2001 yıllarında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni tamamlamıştır. Halen Arabuluculuk Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.
Neyir Şeyda Musal, avukatlık mesleğindeki kariyerine İmar Bankası A.Ş., Rumeli Holding A.Ş. ve Çukurova Elektrik A.Ş.’de başlamıştır. Bu dönemde yoğunlukla Özel Hukuk, Ticaret Hukuku, Vergi Hukuku, SPK Mevzuatı, Bankacılık, İdare Hukuku vb. Hukuk dallarında yoğun olarak çalışmıştır. 2007 yılında MUSAL Hukuk Bürosu’nu kurmuştur. Yerli ve yabancı şirketlere danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. TOBB bünyesinde birçok etkinliğe katılmış, Sigorta Eksperleri İcra Komitesinin danışmanlığını yürütmüştür. Marka Vekilidir ve Fikri Sınai Haklar alanında çalışmalarına devam etmektedir. Bahçeşehir Üniversitesi Enerji Hukuku Sertifikası programını tamamlamış, halen Enerji Hukuku alanındaki çalışmalarına devam etmektedir.
Kariyerinde Arabuluculuk önemli bir yer tutan Neyir Şeyda Musal 2013 yılında 592 Sicil Numarası ile Arabuluculuk Ruhsatını almış, 2015 yılında Mentorluk ve İleri Mentorluk Eğitimine katılmış, birçok kongre ve seminerde sunumlar yapmış, arabuluculuk uygulamalarının yaygınlaşmasına büyük önem vermiştir.
2001 yılında Marmara Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Neyir Şeyda Musal, uzun yıllar Ticaret Hukuku, Ceza Hukuku, Enerji Hukuku, Fikri ve Sınai Haklar Hukuku konularında şirketlere hukuki danışmanlık ve avukatlık yapmıştır. 2013 yılında ilk arabuluculuk eğitimini alan Musal, bu tarihten itibaren 1000’in üzerindeki ihtilafta arabulucu ya da taraf vekili olarak bulunmuş, İzmir, İstanbul, Ankara, Şanlıurfa, Diyarbakır, Siirt, Mardin, Batman, Osmaniye, Kahramanmaraş, Gaziantep ve diğer il ve ilçelerde arabulucu olarak müzakere süreçlerini yönetmiş ve arabuluculuk anlaşmalarının yapılmasında görev almıştır. Ticari Arabuluculuk İstanbul Model Projesi kapsamında 5 günlük Uluslararası Mentorluk Programını tamamladıktan sonra “Türkiye’de Adalete Erişimi ADR Mekanizmalarıyla Güçlendirmek Projesi” kapsamında “Eğitimci Eğitimi” ve “İleri Arabuluculuk Becerileri” eğitimlerinde görev almıştır.
Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın düzenlediği “Uygulamada Arabuluculuk” konulu seminer ve “Etik ve İtibar Derneği” tarafından düzenlenen “Uluslararası Etik Zirvesi” kapsamında arabuluculuk konusunda sunumlar yapmış, çeşitli dergilerde röportajları yayınlanmıştır. Musal, Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından 22 ilde düzenlenen “Arabuluculuk Atölye” çalışmaları kapsamında Antalya ve Denizli illerinde görev almıştır. Neyir Şeyda Musal, ISTAC’a kayıtlı arabulucudur. ISTAC işbirliği ile Denizli’de düzenlenen uluslarası tahkim ve arabuluculuk konulu sempozyumda ve Uluslararası Ticari Taraf Vekilliği Sempozyumlarında, İzmir, Kocaeli, Mersin, Antalya, Gaziantep gibi illerde sunumlar yapmıştır. Özyeğin Üniversitesi, MEF Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Okan Üniversitesi ve Hasan Kalyoncu Üniversitesinde arabuluculuk hukuku ve arabuluculuk uygulamaları konusunda eğitmen olarak görev yapmaktadır.
Sosyal Sorumluluk projelerinde yer alan Neyir Şeyda Musal, Türkiye Hayvanları Koruma Derneği ve Bizim Çocuk Evi Vakfı’nda avukat ve danışman olarak görev yapmaktadır. Çeşitli dergi, kitap ve internet sitesinde makaleleri  yayınlanmıştır.
Yazar Neyir Şeyda Musal, İnsan Dili isimli eserin yanı sıra Arabuluculuk Soru Bankası isimli eserin de ortak yazarıdır.
İnsan Dili – Neyir Şeyda Musal

Budapeşte İlkeleri-Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa İlkeleri

0
Budapeşte İlkeleri-Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa İlkeleri

Budapeşte İlkeleri-Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa İlkeleri (European Guidelines on Ethics and Conduct for Public Prosecutors – The Budapest Guidelines) 31 Mayıs 2005’de Avrupa Savcıları Konferansında kabul edilmiştir.

Giriş

1. Savcılar, ceza adalet sisteminde kilit rol oynarlar ve ayrıca bazı yargı sistemlerinde meşruiyetin genel koruyucuları olarak ticaret hukuku, medeni hukuk ve idare hukuku gibi alanlardaki diğer vazifelerle de görevlidirler.

2. Bu husus çerçevesinde Avrupa Savcıları Konferansı, savcılar için ortak ilkelerin belirlenmesinin teşvik edilmesi gerektiği kanaatine ulaşmış ve Konferansın Mayıs 2005’te Budapeşte’de düzenlenen genel oturumunda savcılara yönelik Etik ve Davranış Biçimlerine ilişkin aşağıdaki Avrupa İlkeleri onaylanmıştır.

3. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, Avrupa Savcıları Konferansının kurucu belgesini teşkil eden Ceza Adalet Sisteminde Savcılığın Rolü Hakkında Rec (2000) 19 sayılı Tavsiye Kararına göre savcılar, hukukun ihlalinin cezai yaptırım gerektirdiği durumlarda hem bireylerin haklarını hem de ceza adalet sisteminin zaruri etkililiğini dikkate alarak toplum adına ve kamu yararına hukukun uygulanmasını sağlayan kamu yetkilileridir.

4. Tüm ceza adalet sistemlerinde savcılar, soruşturmaların başlatılıp başlatılmamasına veya devam ettirilip ettirilmemesine karar verir, soruşturmaları mahkemeler huzurunda yürütür, mahkeme kararlarının tamamına veya bazılarına ilişkin olarak temyize gidebilir veya temyiz işlemlerini yürütebilir.

5. Bu rehber ilkeler, farklı ulusal savcılık hizmetleri üzerinde bağlayıcı olmamakla birlikte, savcıların görevlerinin icrasına ilişkin yaygın olarak kabul edilmiş ve etik ve benzer hususlar konusunda ulusal düzeyde rehber olarak değerlendirilebilecek genel ilkeler olarak görülmelidir.

6. Bu rehber ilkeler, kamu savcılık hizmeti için veya kamu savcılık hizmeti adına çalışan tüm savcılardan beklenen davranış ve uygulama standartlarını ortaya koymaktadır.

7. Konferans, savcıların mesleki sorumluluklarını özerk şekilde ve bu ilkelere uygun olarak icra edebilmelerini sağlamak amacıyla ceza adalet sisteminde savcılığın rolü hakkındaki Rec (2000) 19 sayılı Tavsiye Kararının 4 ila 10 sayılı fıkralarında yer alan tedbirleri vurgulamaktadır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

II. Genel olarak mesleki davranışlar

Savcılar her zaman yüksek mesleki standartlara bağlı kalmalı ve

a) Her zaman mesleklerinin onur ve şerefini korumalıdırlar,

b) Her zaman profesyonel şekilde hareket etmelidirler,

c) Dürüstlük ve itina konusunda her zaman yüksek standartlar uygulamalıdırlar,

d) Görevlerini olaylara ilişkin değerlendirmeleri temelinde, hukuka uygun olarak ve her türlü uygunsuz etkiden bağımsız olarak icra etmelidirler,

e) Bilgili ve eğitimli kalmalı, ilgili hukuki ve sosyal gelişmeleri takip etmelidirler,

f) Rec (2000) 19 sayılı Tavsiye Kararının 36 a sayılı fıkrasında belirtildiği gibi, görevlerinin bireysel ve toplu olarak icrasında kendilerine rehberlik etmesi gereken genel esasların, ilke ve kriterlerin kabul edilmesi ve yayımlanması dahil olmak üzere çeşitli uygulamalar aracılığıyla tarafsız ve tutarlı olmaya ve öyle görünmeye çabalamalı, gerektiğinde diyalog ve ekip çalışmasını sağlamaya çalışmalıdırlar,

g) Görevlerini adil bir biçimde, korkusuzca, iltimas ve ön yargı olmaksızın gerçekleştirmelidirler,

h) Bireysel çıkarların veya belli bir kesimin çıkarlarının, kamu ve medya baskısının etkisinde kalmamalıdırlar,

i) Tüm kişilerin kanun önünde eşit olma hakkına saygı duymalı; cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer görüşler, cinsel yönelim, ulusal veya sosyal köken, ulusal azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum, sağlık, engellilik ve diğer her türlü statü temelinde herhangi bir kişiye karşı ayrımcılık yapmaktan sakınmalıdırlar,

j) Mesleki gizliliği korumalıdırlar,

k) Mesleki faaliyetleri kapsamında görüştükleri bireylerin görüşlerini, meşru menfaatlerini, mahremiyetlerini ve muhtemel kaygılarını dikkate almalıdırlar,

l) Yetkileri dâhilinde, bireylerin hakları ve yasal durumları hakkında gereğince bilgilenmelerini sağlamaya çalışmalıdırlar,

m) Mahkemeler, polis, diğer kamu kurumları ve hukuk alanındaki diğer kişilerle olan görevlerini saygı ve nezaketle yerine getirmelidirler,

n) Uluslararası işbirliğini mümkün olduğunca ilerletmek amacıyla hukuka uygun olarak diğer yargı çevrelerindeki savcı ve kamu kurumlarına yardımcı olmalıdırlar,

o) Kişisel veya mali çıkarlarının ve ailevi, sosyal veya diğer ilişkilerinin, bir savcı olarak kendi davranışlarını uygunsuz şekilde etkilemesine izin vermemelidirler. Özellikle, kendilerinin, ailelerinin veya iş ortaklarının kişisel, özel veya mali çıkarlarının veya bağlantılarının bulunduğu davalarda savcılık yapmaktan kaçınmalıdırlar.

III. Ceza soruşturmaları çerçevesinde mesleki davranış

Savcılar, ceza soruşturması çerçevesinde görev yaparken her zaman;

a) İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında açıkça ifade edilen adil yargılanma hakkı ilkesini desteklemelidirler,

b) Görevlerini adil, tarafsız, objektif olarak, hukukun koyduğu hükümler çerçevesinde ve bağımsız olarak icra etmelidirler,

c) Ceza adalet sisteminin mümkün olduğunca hızlı işlemesini sağlamaya çalışmalı, adaletin yararına hareket etmelidirler,

d) Masumiyet karinesi ilkesine saygı göstermelidirler,

e) Dava açılıp açılmaması yönünde bir karar almadan veya adaletin seyrini etkileyebilecek başka kararlar almadan önce gerekli ve makul tüm soruşturma ve incelemelerin yapılmakta veya yapılmış olmasını temin etmeye çalışmalıdırlar,

f) Bir davada sanığın lehine ya da aleyhine olup olmamasına bakmaksızın sanığı etkileyen durumlar da dâhil olmak üzere davanın tüm hususlarını göz önünde bulundurmalıdırlar,

g) Tarafsız bir soruşturma neticesinde suçun bulunmadığı görüldüğünde dava açmamalı veya davaya devam etmemelidirler,

h) Davayı sebatla, ama adil şekilde ve kanıtlarla ortaya konanların ötesine geçmeyecek biçimde takip etmelidirler,

i) Kanıtların yasal olarak elde edilip edilmediğini görmek için sunulan kanıtları incelemelidirler,

j) Sanığın veya diğer kişilerin insan haklarının ağır ihlalini teşkil eden kanunsuz
yöntemlerle elde edildiğine makul şekilde kanaat getirilmiş kanıtları, bu yöntemleri uygulayan kişiler dışında başka birine karşı kullanmayı reddetmelidirler,

k) Bu tür yöntemleri kullanmaktan sorumlu kişiler aleyhinde gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaya çalışmalıdırlar,

l) Özellikle hukuk ve adil yargılanma ilkesine uygun olarak sanığa ve vekiline gerekli bilgileri vermek suretiyle tarafların eşitliği (equality of arms) ilkesini korumalıdırlar,

m) Mağdur ve tanıkların menfaatlerini gereğince dikkate almalıdırlar,

n) Adil bir karara ulaşmak için mahkemeye yardım etmelidirler,

o) Kararları, mevcut kanıtların tarafsız ve profesyonel şekilde değerlendirilmesine dayalı olarak almalıdırlar.

IV. Özel yaşamdaki davranışlar

a) Savcılar, özel yaşamlarındaki faaliyetleri nedeniyle savcılık hizmetinin fiili dürüstlüğünü, adilliğini ve tarafsızlığını veya bunlara ilişkin makul algıları zedelememelidirler.
b) Savcılar, her zaman hukuka saygı duymalı ve uymalıdırlar.
c) Savcılar, mesleklerine yönelik kamu güvenini muhafaza edecek ve artıracak şekilde hareket etmelidirler.
d) Savcılar, görevleri sırasında elde etmiş oldukları herhangi bir bilgiyi, kendilerinin veya başkalarının özel çıkarlarını haksız şekilde desteklemek için kullanmamalıdırlar.
e) Savcılar, üçüncü kişilerden gelebilecek hiçbir hediye, ödül, menfaat, teşvik veya konukseverliği kabul etmemeli; dürüstlük, hakkaniyet ve tarafsızlıklarından taviz olarak görülebilecek hiçbir görevi yürütmemelidirler.

Budapeşte İlkeleri-Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa İlkeleri metni Avrupa Konseyi’nin katkılarıyla Türkçeye çevrilen gayri resmi tercümedir.

Türkiye’de bazı şeylerin değişmeyeceğini gösteren iki olay

0

Doğan Satmış – Türkiye’de bazı şeylerin değişmeyeceğini gösteren iki olay

Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi ve N Gazete yazarı Doğan Satmış’ın Hukuk Ansiklopedisi serisinden yayınlanan Benim Umudum Var kitabı hakkındaki yazısı.

Elimde avukat Senih Özay’la yapılmış uzun röportajdan oluşan ilginç bir kitap var. Avukatlar İbrahim Aycan ve Neyir Şeyda Musal, Senih Özay’la gün boyu oturup yemişler, içmişler ve 11 saat kadar konuşmuşlar, ortaya bu kitap çıkmış.

Benim Umudum Var

 

Yılların hukukçusu Senih Özay, herkesin yakından tanıdığı ünlü oyuncu Gupse Özay’ın babası. Uzun yıllar avukatlık yapmış ve başından çok şey geçmiş. Ancak kitabı okuyunca, Türkiye’de niye bazı şeylerin hiç değişmediğini ve değişmeyeceğini anlıyor insan.

Mesela Senih Özay 12 Eylül darbecileri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açılan davadan ve yaşadıklarından söz etmiş.

Biliyorsunuz 12 Eylül döneminde 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi askeri mahkemelerde yargılandı, 1,6 milyon kişi fişlendi. 171’i cezaevlerinde işkenceden olmak üzere 300 kişi öldürüldü, 50 kişi de asıldı. Üstelik asılanlardan biri 18 yaşının da altında bir çocuktu, asılsın diye yaşı büyütüldü.

Şimdi bu kadar ‘canavarlık’tan sorumlu iki eski general bir şekilde yargı önüne getirildiğinde ne olmasını beklersiniz?

Gözaltına alınan yüzbinlerce kişi şikâyetçi olur, yakınları ölenler mahkemeye koşar, fişlenenler hesap sorar, askeri mahkemelerde süründürülenler haykırır. Çünkü başka ülkelerde böyle oluyor.

Ama Türkiye’de bunların hiç biri olmamış. Senih Özay anlatıyor:

“Kenan Evren darbe yaptığında beş altı yüz bin kişiyi gözaltına aldırdı, çok adam astı, sistematik işkenceler oldu, ama yargılaması çok cılız kaldı. Mahkemede üç beş avukat kaldık, bir de ölenlerin, meçhullerin kayıpların yakınları. On bin, yüz bin kişinin hareketlenmesi mümkünken bunlar olmadı. Sol örgüt temsilcileri, ‘Evren yargılansa ne olur, yargılanmasa ne olur?’  diye çekip gittiler. Başkanı tutuklanmış İstanbul Barosu bile yoktu.”

Senih Özay, “Peki ne olabilirdi?” sorusuna ise şöyle yanıt veriyor:

“Altı yüz elli bin kişiyi gözaltına almış Kenan Evrenler, altı yüz elli bin tane dilekçe yazsanıza, ‘ben gözaltına alındım, bana işkence yaptılar’ diye. Onların çocuğu var, torunları var, yakınları var, 650 bin olmasın da 65 bin olsun, ortalık tutuşsun! İstanbul Barosu, Ankara Barosu, Barolar Birliği, bunlar böyle bir darbe sorgulamasına katılsalar, orasının ateşi, dalgalanması yükselmez mi? Medya bir şeyler yapmaz mı? Halk hareketlenmez mi? Basın girmez mi?”

Ne kadar haklı, olaya hiç böyle bakmamıştım.

Bir örnek daha anlatmış Senih Özay, bu defa olay Çeşme’den.

“Yıllar önce içinde 74 ton (bin ton olabilir) fuel oil olan bir gemi Çeşme civarında karaya oturdu, içindeki yakıt denize sızdı. İki avukat arkadaşımla tespit davası açtık, bir kadın hakim de yardım etti, üç profesörden oluşan bilirkişi harika bir rapor yazdı. Ama Çeşme’nin Belediye Başkanı, belediye meclis üyeleri çıkıp ‘turizm ölür, insanlar korkan buraya gelmezler’ diyerek korktular, onların korkuları arasında sıkıştık. Bizim dışımızda hiç harekete geçen olmadı, ‘benim ağlarım parçalandı, zarara uğradım’ diye Londra’daki uluslararası kuruluşa bir tane bile başvuran olmadı, oysa Londra’daki kurum, bu tür olaylar için 1 milyar 150 milyon dolara kadar tazminat verirmiş. Kime? Tabii biz istersek, biz yamansak, bir canavarsak, biz iyi avukatlarsak, biz Çeşmelilersek, biz iyi balıkçılarsak, biz iyi belediye isek, biz iyi meyhaneciler, iyi otelciler isek, biz zarar gördüysek, biz korkmadan, ürkmeden, ayaklandıysak, halk olarak ayaklandıysak… Bunları bulmuştum, çok hazırlanmıştık.”

Senih Özay’ın anlattıklarını okuyunca, şu sonuç çıkıyor ortaya:

Dönemin Çeşme yetkilileri, ‘Yahu adımız çıkmasın da, buraya gelen turistler petrole batmış denize girsin, ne olacak?’ demişler.

Aferin! Bravo! 10 numara!

İşte tüm bunlara bakınca, Türkiye’de bazı şeylerin hiçbir zaman kolay değişmeyeceğini anlıyoruz.

Günümüzde de farklı bir şey yok.

Hala binlerce işyeri kapalı ama ayrıcalıklı kongre salonları lebalep dolu, günde 70 liraya çalışmak için koşturana ‘yasak hemşerim’ diye binlerce liralık maske cezası kesiliyor ama milyarlık vurgun yapanların vergileri siliniyor.

Kaynak: Türkiye’de bazı şeylerin değişmeyeceğini gösteren iki olay – Doğan Satmış 

Doğan Satmış

Gazeteci-yazar Doğan Satmış, mesleğe Anadolu Ajansı’nda muhabir olarak gazeteciliğe başladı.

Sırasıyla Sabah, Günaydın ve Bugün gazetelerinde çalıştı. 28 yaşında Hürriyet Gazetesi’nde Sorumlu Yazı İşleri Müdürü oldu. Hürriyet’in ilk Okur Temsilcisi’ydi. Sabah Gazetesi’ne Genel Yayın Yönetmen Yardımcılığı görevini yürüttü. Habertürk Gazetesi’nin kurucularındandı. Cumhuriyet Gazetesi’nde yayın danışmanlığı ve köşe yazarlığı yaptı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu ve Uluslararası Basın Enstitütüsü Türkiye Komitesi üyeliğinde bulundu. Dünya Ombudsmanlar Birliği Derneği üyesiydi. Halen Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi., “Gaye”, “Bir İşsizin Günlüğü”, “Gelecekte Bir Yerlerde” ve “Survivor” adında dört kitabı bulunuyor. Son kitabi olan Mina adli roman ise yeni çıktı.

Milli Eğitim Temel Kanunu

0

Milli Eğitim Temel Kanunu, 1739 kanun numarası ile 14 Haziran 1973 tarihinde kabul edilerek 24 Haziran 1973 tarihinde resmi gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir.

Milli Eğitim Temel Kanunu
I – Kanunun kapsamı:

Madde 1 – Bu Kanun, Türk milli eğitiminin düzenlenmesinde esas olan amaç ve ilkeler, eğitim sisteminin genel yapısı, öğretmenlik mesleği, okul bina ve tesisleri, eğitim araç ve gereçleri ve Devletin eğitim ve öğretim alanındaki görev ve sorumluluğu ile ilgili temel hükümleri bir sistem bütünlüğü içinde kapsar.

BİRİNCİ KISIM
Türk Milli Eğitim Sistemini Düzenleyen Genel Esaslar
BİRİNCİ BÖLÜM
Türk Milli Eğitiminin Amaçları
I – Genel amaçlar:

Madde 2 – Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini, 1. (Değişik: 16/6/1983 – 2842/1 md.) Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;

2. Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;
——————————
(1) a) Bu Kanunda geçen “temel eğitim” deyimi 16/6/1983 tarih ve 2842 sayılı Kanunla getirilen ek 1 inci maddeyle “ilköğretim” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
b) Bu Kanunda birlikte veya ayrı ayrı geçen “ilkokul” ve “ortaokul” ibareleri, 16/8/1997 tarih ve 4306 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle “ilköğretim okulu” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

3. İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak;

Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.

II – Özel amaçlar:

Madde 3 – Türk eğitim ve öğretim sistemi, bu genel amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenlenir ve çeşitli derece ve türdeki eğitim kurumlarının özel amaçları, genel amaçlara ve aşağıda sıralanan temel ilkelere uygun olarak tespit edilir.

İKİNCİ BÖLÜM
Türk Milli Eğitiminin Temel İlkeleri
I – Genellik ve eşitlik: (1)

Madde 4 – Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

II – Ferdin ve toplumun ihtiyaçları:

Madde 5 – Milli eğitim hizmeti, Türk vatandaşlarının istek ve kabiliyetleri ile Türk toplumunun ihtiyaçlarına göre düzenlenir.

III – Yöneltme:

Madde 6 – Fertler, eğitimleri süresince, ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilirler.

(Değişik: 16/8/1997 – 4306/3 md.) Milli eğitim sistemi, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenlenir. Bu amaçla, ortaöğretim kurumlarına, eğitim programlarının hedeflerine uygun düşecek şekilde hazırlık sınıfları konulabilir.

Yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılır.

IV – Eğitim hakkı:

Madde 7 – İlköğretim görmek her Türk vatandaşının hakkıdır.

İlköğretim kurumlarından sonraki eğitim kurumlarından vatandaşlar ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanırlar.

V – Fırsat ve imkan eşitliği:

Madde 8 – Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkan eşitliği sağlanır.

Maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin en yüksek eğitim kademelerine kadar öğrenim görmelerini sağlamak amacıyla parasız yatılılık, burs, kredi ve başka yollarla gerekli yardımlar yapılır.

Özel eğitime ve korunmaya muhtaç çocukları yetiştirmek için özel tedbirler alınır.

VI – Süreklilik:

Madde 9 – Fertlerin genel ve mesleki eğitimlerinin hayat boyunca devam etmesi esastır.

Gençlerin eğitimi yanında, hayata ve iş alanlarına olumlu bir şekilde uymalarına yardımcı olmak üzere, yetişkinlerin sürekli eğitimini sağlamak için gerekli tedbirleri almak da bir eğitim görevidir.
–––––––––––––
(1) 6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle, bu maddede yer alan “cinsiyet” ibaresinden sonra gelmek üzere “engellilik” ibaresi eklenmiştir.

VII – Atatürk İnkılap ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği:

Madde 10 – (Değişik: 16/6/1983 – 2842/2 md.)
Eğitim sistemimizin her derece ve türü ile ilgili ders programlarının hazırlanıp uygulanmasında ve her türlü eğitim faaliyetlerinde Atatürk inkılap ve ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulmuş olan Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır. Milli ahlak ve milli kültürün bozulup yozlaşmadan kendimize has şekli ile evrensel kültür içinde korunup geliştirilmesine ve öğretilmesine önem verilir.

Milli birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak Türk dilinin, eğitimin her kademesinde, özellikleri bozulmadan ve aşırılığa kaçılmadan öğretilmesine önem verilir; çağdaş eğitim ve bilim dili halinde zenginleşmesine çalışılır ve bu maksatla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile işbirliği yapılarak Mili Eğitim Bakanlığınca gereken tedbirler alınır.

VIII – Demokrasi eğitimi:
Madde 11 – (Değişik: 16/6/1983 – 2842/3 md.)

Güçlü ve istikrarlı, hür ve demokratik bir toplum düzeninin gerçekleşmesi ve devamı için yurttaşların sahip olmaları gereken demokrasi bilincinin, yurt yönetimine ait bilgi, anlayış ve davranışlarla sorumluluk duygusunun ve manevi değerlere saygının, her türlü eğitim çalışmalarında öğrencilere kazandırılıp geliştirilmesine çalışılır; ancak, eğitim kurumlarında Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine aykırı siyasi ve ideolojik telkinler yapılmasına ve bu nitelikteki günlük siyasi olay ve tartışmalara karışılmasına hiçbir şekilde meydan verilmez.

IX – Laiklik :

Madde 12 – (Değişik: 16/6/1983 – 2842/4 md.)

Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.

X – Bilimsellik:

Madde 13 – Her derece ve türdeki ders programları ve eğitim metotlarıyla ders araç ve gereçleri, bilimsel ve teknolojik esaslara ve yeniliklere, çevre ve ülke ihtiyaçlarına göre sürekli olarak geliştirilir.

Eğitimde verimliliğin artırılması ve sürekli olarak gelişme ve yenileşmenin sağlanması bilimsel araştırma ve değerlendirmelere dayalı olarak yapılır.

Bilgi ve teknoloji üretmek ve kültürümüzü geliştirmekle görevli eğitim kurumları gereğince donatılıp güçlendirilir; bu yöndeki çalışmalar maddi ve manevi bakımından teşvik edilir ve desteklenir.

XI – Planlılık :

Madde 14 – Milli eğitimin gelişmesi iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınma hedeflerine uygun olarak eğitim -insangücü – istihdam ilişkileri dikkate alınmak suretiyle, sanayileşme ve tarımda modernleşmede gerekli teknolojik gelişmeyi sağlayacak mesleki ve teknik eğitime ağırlık verecek biçimde planlanır ve gerçekleştirilir.

Mesleklerin kademeleri ve her kademenin unvan, yetki ve sorumlulukları kanunla tespit edilir ve her derece ve türdeki örgün ve yaygın mesleki eğitim kurumlarının kuruluş ve programları bu kademelere uygun olarak düzenlenir.

Eğitim kurumlarının yer, personel, bina, tesis ve ekleri, donatım, araç, gereç ve kapasiteleri ile ilgili standartlar önceden tespit edilir ve kurumların bu standartlara göre optimal büyüklükte kurulması ve verimli olarak işletilmesi sağlanır.

XII – Karma eğitim:

Madde 15 – Okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır. Ancak eğitimin türüne, imkan ve zorunluluklara göre bazı okullar yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilir.

XIII – Eğitim kampüsleri ve okul ile ailenin işbirliği: (1)

Madde 16 – (Değişik: 25/6/2009-5917/17 md.)

Aynı alan içinde birden fazla örgün ve/veya yaygın eğitim kurumunun bir arada bulunması halinde eğitim kampüsü kurulabilir ve bunların ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere eğitim kampüsü yönetimi oluşturulabilir. Eğitim kampüsü bünyesindeki ortak açık alan, kantin, salon ve benzeri yerlerin işlettirilmesi veya işletilmesi kampüs yönetimince yerine getirilir. Bu şekilde elde edilen gelirler, kampüsün ortak giderlerinde kullanılır. Eğitim kampüslerinin kuruluşu, yönetiminin oluşumu, gelirlerinin harcanması ve denetlenmesi ile bu fıkrada belirtilen diğer hususlar Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığınca müştereken hazırlanan yönetmelikle düzenlenir.

Eğitim kurumlarının amaçlarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak için okul ile aile arasında işbirliği sağlanır.

Bu amaçla okullarda okul-aile birlikleri kurulur. Okul-aile birlikleri, okulların eğitim ve öğretim hizmetlerine etkinlik ve verimlilik kazandırmak, okulların ve maddi imkânlardan yoksun öğrencilerin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere; aynî ve nakdî bağışları kabul edebilir, maddi katkı sağlamak amacıyla sosyal ve kültürel etkinlikler ve kampanyalar düzenleyebilir,

okulların bünyesinde bulunan açık alan, kantin, salon ve benzeri yerleri işlettirebilir veya işletebilirler. Öğrenci velileri hiçbir surette bağış yapmaya zorlanamaz. Okul-aile birliklerinin kuruluş ve işleyişi, birlik organlarının oluşturulması ve seçim şekilleri, sosyal ve kültürel etkinliklerden sağlanan maddi katkılar, bağışların kabulü, harcanması ve denetlenmesi ile açık alan, kantin, salon ve benzeri yerlerin işlettirilmesi veya işletilmesinden sağlanan gelirlerin dağıtım yerleri ve oranları, harcanması ve denetlenmesine dair usul ve esaslar, Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığınca müştereken hazırlanan yönetmelikle düzenlenir.

Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde, gerekli görülen hallerde il milli eğitim müdürlükleri; il sınırları içerisinde bulunan bir veya birden fazla eğitim kampüsü yönetiminin veya okul-aile birliğinin işlettirebileceği veya işletebileceği yerlere ilişkin ihaleleri bunlar adına yapmaya yetkilidir.

Eğitim kampüsleri ve okul-aile birliklerinin gelirleri, genel bütçe gelirleri ile ilişkilendirilmeksizin eğitim kampüsü yönetimi ve okul-aile birliği adına bankalarda açılan özel hesaplarda tutulur.

Eğitim kampüsü yönetimleri ve okul-aile birlikleri, bu madde kapsamında yapacakları işlemler ve düzenlenen kâğıtlar yönünden damga vergisi ve harçlardan muaf; bunlara ve bunlar tarafından yapılan bağış ve yardımlar ise veraset ve intikal vergisinden müstesnadır.

XIV – Her yerde eğitim:

Madde 17 – Milli eğitimin amaçları yalnız resmi ve özel eğitim kurumlarında değil, aynı zamanda evde, çevrede, işyerlerinde, her yerde ve her fırsatta gerçekleştirilmeye çalışılır.
Resmi, özel ve gönüllü her kuruluşun eğitimle ilgili faaliyetleri, Milli Eğitim amaçlarına uygunluğu bakımından Milli Eğitim Bakanlığının denetimine tabidir.
–––––––––––––––––
(1) Bu madde başlığı “Okul ile ailenin işbirliği” iken, 25/6/2009 tarihli ve 5917 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

İKİNCİ KISIM
Türk Milli Eğitim Sisteminin Genel Yapısı
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
I – Örgün ve yaygın eğitim:

Madde 18 – Türk milli eğitim sistemi, örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere, iki anabölümden kurulur.

Örgün eğitim, okul öncesi eğitimi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını kapsar.

Yaygın eğitim, örgün eğitim yanında veya dışında düzenlenen eğitim faaliyetlerinin tümünü kapsar.

İKİNCİ BÖLÜM
Örgün Eğitim
A) Okul öncesi eğitimi:
I – Kapsam:

Madde 19 – Okul öncesi eğitimi, mecburi ilköğrenim çağına gelmemiş çocukların eğitimini kapsar.

Bu eğitim isteğe bağlıdır.

II – Amaç ve görevler:

Madde 20 – Okul öncesi eğitiminin amaç ve görevleri, milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak,

1. Çocukların beden, zihin ve duygu gelişmesini ve iyi alışkanlıklar kazanmasını sağlamak;
2. Onları ilk öğretime hazırlamak;
3. Şartları elverişsiz çevrelerden ve ailelerden gelen çocuklar için ortak bir yetişme ortamı yaratmak;
4. Çocukların Türkçeyi doğru ve güzel konuşmalarını sağlamaktır.

III – Kuruluş :

Madde 21 – (Değişik: 16/6/1983 – 2842/6 md.) Okul öncesi eğitim kurumları, bağımsız anaokulları olarak kurulabileceği gibi, gerekli görülen yerlerde ilköğretim okuluna bağlı anasınıfları halinde veya ilgili diğer öğretim kurumlarına bağlı uygulama sınıfları olarak da açılabilir.

Okul öncesi eğitim kurumlarının nerelerde ve hangi önceliklere göre açılacağı, Milli Eğitim Bakanlığınca
hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.

(Mülga: 15/5/2008-5763/37 md.)

B) İlköğretim:
I – Kapsam:

Madde 22 – (Değişik:27/6/2019-7180/4 md.)

Mecburi ilköğretim çağı, 6-14 yaş grubundaki çocukları kapsar. İlkokulların birinci sınıflarına o yılın 31 Aralık tarihinde 72 ayını dolduran çocukların kaydı yapılır. Ancak çocuğun gelişim durumuna bağlı olarak okula erken başlaması veya kaydının ertelenmesi ile ilgili hususlar yönetmelikle düzenlenir.

II – Amaç ve görevler:

Madde 23 – İlköğretimin amaç ve görevleri, milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak,

1. Her Türk çocuğuna iyi bir vatandaş olmak için gerekli temel bilgi, beceri, davranış ve alışkanlıkları kazandırmak; onu milli ahlak anlayışına uygun olarak yetiştirmek;
2. Her Türk çocuğunu ilgi, istidat ve kabiliyetleri yönünden yetiştirerek hayata ve üst öğrenime hazırlamaktır.
3. (Ek: 16/8/1997 – 4306/4 md.) İlköğretimin son ders yılının ikinci yarısında öğrencilere, ortaöğretimde devam edilebilecek okul ve programların hangi mesleklerin yolunu açabileceği ve bu mesleklerin kendilerine sağlayacağı yaşam standardı konusunda tanıtıcı bilgiler vermek üzere rehberlik servislerince gerekli çalışmalar yapılır.

III – Kuruluş:
a) İlköğretim kurumları:

adde 24 – (Değişik: 30/3/2012 – 6287/8 md.)
İlköğretim kurumlarının ilkokul ve ortaokul olarak bağımsız okullar hâlinde kurulması esastır. Ancak imkân ve şartlara göre ortaokullar, ilkokullarla veya liselerle birlikte de kurulabilir. b) Kuruluş şekilleri:

Madde 25 – (Değişik: 16/6/1983 – 2842/9 md.)

(Mülga birinci fıkra: 16/8/1997 – 4306/9 md.; Yeniden düzenleme: 30/3/2012-6287/9 md.) İlköğretim kurumları; dört yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile dört yıl süreli, zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkân veren ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarından oluşur. Ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarında lise eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler oluşturulur. Ortaokul ve liselerde, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin hayatı, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulur. Bu okullarda okutulacak diğer seçmeli dersler ile imam hatip ortaokulları ve diğer ortaokullar için oluşturulacak program seçenekleri Bakanlıkça belirlenir.

Nüfusun az ve dağınık olduğu yerlerde, köyler gruplaştırılarak, merkezi durumda olan köylerde ilköğretim bölge okulları ve bunlara bağlı pansiyonlar, gruplaştırmanın mümkün olmadığı yerlerde yatılı ilköğretim bölge okulları kurulur.

C) Orta öğretim:
I – Kapsam:

Madde 26 – (Değişik: 2/12/2016-6764/23 md.)
Ortaöğretim; ilköğretime dayalı dört yıllık zorunlu örgün veya yaygın öğrenim veren genel, mesleki ve teknik
öğretim kurumları ile mesleki eğitim merkezlerinin tümünü kapsar. Bu okul ve kurumları bitirenlere, bitirdikleri programın
özelliğine göre diploma verilir. Ancak mesleki eğitim merkezi öğrencilerinin diploma alabilmeleri için Millî Eğitim
Bakanlığınca belirlenen fark derslerini tamamlaması zorunludur.

II – Ortaöğretimden yararlanma hakkı:

Madde 27 – İlköğretimini tamamlayan ve ortaöğretime girmeye hak kazanmış olan her öğrenci, ortaöğretime devam
etmek ve ortaöğretim imkanlarından ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanmak hakkına sahiptir.

III – Amaç ve görevler:

Madde 28 – Ortaöğretimin amaç ve görevleri, Milli Eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak,

1. Bütün öğrencilere ortaöğretim seviyesinde asgari ortak bir genel kültür vermek suretiyle onlara kişi ve toplum sorunlarını tanımak, çözüm yolları aramak ve yurdun iktisadi sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak bilincini ve gücünü kazandırmak,

2. Öğrencileri, çeşitli program ve okullarla ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda yüksek öğretime veya hem mesleğe hem de yüksek öğretime veya hayata ve iş alanlarına hazırlamaktır. Bu görevler yerine getirilirken öğrencilerin istekleri ve kabiliyetleri ile toplum ihtiyaçları arasında denge sağlanır.

IV – Kuruluş:

Madde 29 – (Değişik birinci fıkra: 2/12/2016-6764/24 md.) Ortaöğretim, çeşitli programlar uygulayan liseler ile mesleki eğitim merkezlerinden meydana gelir.

(Mülga ikinci fıkra: 2/12/2016-6764/24 md.)

Nüfusu az ve dağınık olan ve Milli Eğitim Bakanlığınca gerekli görülen yerlerde, ortaöğretimin, genel, mesleki ve teknik öğretim programlarını bir yönetim altında uygulayan çok programlı liseler kurulabilir.
Ortaöğretim kurumlarının öğrenim süresi, uygulanan programın özelliğine göre, Milli Eğitim Bakanlığınca tespit edilir.

V – Ortaöğretimde yöneltme:

Madde 30 – Yöneltme ilköğretimde başlar; yanılmaları önlemek ve muhtemel gelişmelere göre yeniden yöneltmeyi sağlamak için ortaöğretimde de devam eder.

Yöneltme esasları ve çeşitli programlar veya ortaöğretim okulları arasında yapılacak yatay ve dikey geçiş şartları, Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenir.

VI – Yükseköğretime geçiş:

Madde 31 – (Değişik: 16/6/1983 – 2842/10 md.)
Lise veya dengi okulları bitirenler, yükseköğretim kurumlarına girmek için aday olmaya hak kazanır.
Hangi yükseköğretim kurumlarına, hangi programları bitirenlerin nasıl girecekleri, giriş şartları Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yapılarak Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilir.

VII – İmam-hatip liseleri:

Madde 32 – İmam – hatip liseleri, imamlık, hatiplik ve Kur’an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine

getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere, Milli Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır.

VIII – Güzel sanatlar eğitimi:

Madde 33 – Güzel sanatlar alanlarında özel istidat ve kabiliyetleri beliren çocukları küçük yaşlardan itibaren yetiştirmek üzere ilköğretim ve orta öğretim seviyesinde ayrı okullar açılabilir veya ayrı yetiştirme tedbirleri alınabilir.

Özellikleri dolayısıyla bunların kuruluş, işleyiş ve yetiştirme ile ilgili esasları ayrı bir yönetmelikle düzenlenir.

D) Yükseköğretim:
I – Kapsam:

Madde 34 – Yüksek öğretim, orta öğretime dayalı en az iki yıllık yüksek öğrenim veren eğitim kurumlarının tümünü kapsar.

II – Amaç ve görevler:

Madde 35 – Yüksek ögretimin amaç ve görevleri, milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak,

1. Öğrencileri ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda yurdumuzun bilim politikasına ve toplumun yüksek seviyede ve çeşitli kademelerdeki insan gücü ihtiyaçlarına göre yetiştirmek;
2. Çeşitli kademelerde bilimsel öğretim yapmak;
3. Yurdumuzu ilgilendirenler başta olmak üzere, bütün bilimsel, teknik ve kültürel sorunları çözmek için bilimleri genişletip derinleştirecek inceleme ve araştırmalarda bulunmak;
4. Yurdumuzun türlü yönde ilerleme ve gelişmesini ilgilendiren bütün sorunları, Hükümet ve kurumlarla da elbirliği etmek suretiyle öğretim ve araştırma konusu yaparak sonuçlarını toplumun yararlanmasına sunmak ve Hükümetçe istenecek inceleme ve araştırmaları sonuçlandırarak düşüncelerini bildirmek;
5. Araştırma ve incelemelerinin sonuçlarını gösteren, bilim ve tekniğin ilerlemesini sağlayan her türlü yayınları yapmak;
6. Türk toplumunun genel seviyesini yükseltici ve kamu oyunu aydınlatıcı bilim verilerini sözle, yazı ile halka yaymak ve yaygın eğitim hizmetlerinde bulunmaktır.

III – Kuruluş:
a) Yükseköğretim kurumları:

Madde 36 – (Değişik: 16/6/1983 – 2842/11 md.)
Yükseköğretim kurumları şunlardır:

1. Üniversiteler,
2. Fakülteler,
3. Enstitüler,
4. Yüksekokullar,
5. Konservatuvarlar,
6. Meslek yüksekokulları
7. Uygulama ve araştırma merkezleri, Yükseköğretim kurumlarının amaçları, açılış, kuruluş ve işleyişleri ile öğretim elemanlarına ilişkin esaslar ve yükseköğretim kurumları ile ilgili diğer hususlar, özel kanunlarında belirlenir.

b) Yükseköğretimin düzenlenmesi:

Madde 37 – Yüksek öğretim, milli eğitim sistemi çerçevesinde, öğrencileri lisans öncesi, lisans ve lisans üstü seviyelerinde yetiştiren bir bütünlük içinde düzenlenir.

Bu bütünlük içinde çeşitli görevleri yerine getiren ve farklı seviyelerde öğretim yapan kuruluşlar bulunur.

Farklı seviyeler ve kuruluşlar arasında öğrencilere kabiliyetlerine göre, yatay ve dikey geçiş yolları açık tutulur.

IV – Yükseköğretimin paralı oluşu:

Madde 38 – Yüksek öğretim paralıdır. Başarılı olan fakat maddi imkanları elverişli olmayan öğrencilerin kayıt ücreti, imtihan harcı gibi her türlü öğrenim giderleri burs, kredi yatılılık ve benzeri yollarla sağlanır.

Öğrenim harç ve ücretlerinin tutarları ve bunların ödenme tarzları ile burs ve kredilerin tutarları ve bunların veriliş esasları, Maliye Bakanlığı ile birlikle hazırlanacak yönetmelikle tespit edilir. (1) Bazı alanlar için mecburi hizmet karşılığı öğrenci yetiştirilmesi hakkındaki hükümler saklıdır.

V – Yükseköğretim planlaması:

Madde 39 – Yüksek öğretimde, öğretim elemanlarından, tesislerden ve öğrencinin zamanından en verimli bir şekilde yararlanmayı mümkün kılacak ve çeşitli bölgelerdeki yüksek öğretim kurumlarının dengeli bir şekilde gelişmesini sağlayacak tedbirler alınır; yüksek öğretimin bütününü kapsayan ve orta öğretimle ilgisini sağlayan bir planlama düzeni kurulur.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yaygın Eğitim
I – Kapsam, amaç ve görevler:

Madde 40 – Yaygın eğitimin özel amacı, milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak, örgün eğitim sistemine hiç girmemiş yahut, herhangi bir kademesinde bulunan veya bu kademeden çıkmış vatandaşlara, örgün eğitimin yanında veya dışında,

1. Okuma – yazma öğretmek, eksik eğitimlerini tamamlamaları için sürekli eğitim imkanları hazırlamak,
2. Çağımızın bilimsel, teknolojik, iktisadi, sosyal ve kültürel gelişmelerine uymalarını sağlayıcı eğitim imkanları hazırlamak,
3. Milli kültür değerlerimizi koruyucu, geliştirici, tanıtıcı, benimsetici nitelikte eğitim yapmak,
4. Toplu yaşama, dayanışma, yardımlaşma, birlikte çalışma ve örgütlenme anlayış ve alışkanlıkları kazandırmak,
5. İktisadi gücün arttırılması için gerekli beslenme ve sağlıklı yaşama şekil ve usullerini benimsetmek,
6. Boş zamanları iyi bir şekilde değerlendirme ve kullanma alışkanlıkları kazandırmak,
7. Kısa süreli ve kademeli eğitim uygulayarak ekonomimizin gelişmesi doğrultusunda ve istihdam politikasına uygun meslekleri edinmelerini sağlayıcı imkanlar hazırlamak,
8. Çeşitli mesleklerde çalışmakta olanların hizmet içinde ve mesleklerinde gelişmeleri için gerekli bilgi ve becerileri kazandırmaktır.

II – Kuruluş:

Madde 41 – Yaygın eğitim, örgün eğitim ile birbirini tamamlayacak, gereğinde aynı vasıfları kazandırabilecek ve birbirinin her türlü imkanlarından yararlanacak biçimde bir bütünlük içinde düzenlenir.

Yaygın eğitim, genel ve mesleki – teknik olmak üzere iki temel bölümden meydana gelir. Bu bölümler birbirini destekleyici biçimde hazırlanır.
——————————
(1) Bu fıkradaki öğrenim harç ve ücretlerine ilişkin düzenlemenin yönetmelikle yapılmasını öngören kural Anayasa Mahkemesinin 26/3/1974 tarih ve E.1973/32, K. 1974/11 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.

III – Koordinasyon:

Madde 42 – Genel, mesleki ve teknik yaygın eğitim alanında görev alan resmi, özel ve gönüllü kuruluşların çalışmaları arasındaki koordinasyon Milli Eğitim Bakanlığınca sağlanır.

Genel yaygın eğitim programlarının düzenleniş şekli yönetmelikle tespit edilir. Mesleki ve teknik yaygın eğitim faaliyetlerini yürüten Bakanlıklar ile özerk eğitim kurumları ve resmi ve özel işletmeler arasında Milli Eğitim Bakanlığınca sağlanacak koordinasyon ve işbirliğinin esasları kanunla düzenlenir.

ÜÇÜNCÜ KISIM
Öğretmenlik Mesleği

1 – Öğretmenlik : (1)

Madde 43 – Öğretmenlik, Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenler bu görevlerini Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak ifa etmekle yükümlüdürler.

Öğretmenlik mesleğine hazırlık genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon ile sağlanır. Yukarıda belirtilen nitelikleri kazanabilmeleri için, hangi öğretim kademesinde olursa olsun, öğretmen adaylarının yüksek öğrenim görmelerinin sağlanması esastır. Bu öğrenim lisans öncesi, lisans ve lisans üstü seviyelerde yatay ve dikey geçişlere de imkan verecek biçimde düzenlenir.

(Ek fıkra: 30/6/2004-5204/1 md.) Öğretmenlik mesleği; adaylık döneminden sonra öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen olmak üzere üç kariyer basamağına ayrılır. (Mülga ikinci cümle: 1/3/2014-6528/5 md.) (Ek fıkra: 1/3/2014-6528/5 md.) Aday öğretmenliğe atanabilmek için; 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartlara ek olarak, yönetmelikle belirlenen yükseköğretim kurumlarından mezun olma ve Bakanlıkça ve/veya Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılacak sınavlarda başarılı olma şartları aranır.(1)

(Ek fıkra: 1/3/2014-6528/5 md.) Aday öğretmenler, en az bir yıl fiilen çalışmak ve performans değerlendirmesine göre başarılı olmak şartlarını sağlamak kaydıyla, yapılacak yazılı veya yazılı ve sözlü sınava girmeye hak kazanırlar.

Uygulanacak olan sözlü sınavda aday öğretmenler;

a) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade kabiliyeti ve muhakeme gücü,
b) İletişim becerileri, öz güveni ve ikna kabiliyeti,
c) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı,
d) Topluluk önünde temsil yeteneği ve eğitimcilik nitelikleri, yönlerinden Bakanlıkça oluşturulacak komisyon tarafından değerlendirilir.(1)(2)
––––––––––––
(1) 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunun 95 inci maddesiyle, bu maddenin beşinci fıkrasında yer alan “Bakanlıkça ve Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi” ibaresi “Bakanlıkça ve/veya Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi”, altıncı fıkrasında yer alan “yazılı ve sözlü sınava” ibaresi “yazılı ve/veya sözlü sınava” şeklinde değiştirilmiştir.

(2) 19/11/2014 tarihli ve 6569 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “yazılı ve/veya sözlü sınava” ibaresi “yazılı veya yazılı ve sözlü sınava” şeklinde değiştirilmiştir.

(Ek fıkra: 1/3/2014-6528/5 md.) Sınavda başarılı olanlar öğretmen olarak atanır. Sınavda başarılı olamayan aday öğretmenler il içinde veya dışında başka bir okulda görevlendirilerek bir yılın sonunda altıncı fıkrada belirtilen değerlendirmeye tekrar tabi tutulurlar.

(Ek fıkra: 1/3/2014-6528/5 md.) Aday öğretmenlik süresi sonunda sınava girmeye hak kazanamayanlar ile üst üste iki defa sınavda başarılı olamayanlar aday öğretmen unvanını kaybeder ve memuriyetle ilişiği kesilir.

(Ek fıkra: 1/3/2014-6528/5 md.) Ancak aday öğretmenliğe başlamadan önce 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre aday memurluğu kaldırılarak asli memurluğa atanmış olanlar hakkında sekizinci fıkra hükümleri uygulanmaz. Bu kişiler Bakanlıkta kazanılmış hak aylık derecelerine uygun memur kadrolarına atanırlar.

(Ek fıkra: 1/3/2014-6528/5 md.) Sınav komisyonu üyeleri; Bakanlık personeli, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personel ile öğretim elemanları arasından seçilir. Bakanlık gerekli gördüğünde illerde veya merkezde birden fazla komisyon oluşturabilir. Performans değerlendirmesinde dikkate alınacak meslekî ölçütler, sınav konuları, komisyon üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usul ve esasları ile sınava ilişkin diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.

(Ek fıkra: 1/3/2014-6528/5 md.) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin olarak 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun aday memurluk ile ilgili hükümleri aday öğretmenler hakkında uygulanmaz. (1)

(Ek fıkra: 30/6/2004-5204/1 md.) Kariyer basamaklarında yükselmede kıdem, eğitim ((…) (2) lisansüstü eğitim), etkinlikler (bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif çalışmalar) ve sicil (iş başarımı) puanları ile sınav sonuçları esas alınır.

Değerlendirme 100 tam puan üzerinden yapılır. Değerlendirme puanının % 10’unu kıdem, % 20’sini eğitim, % 10’unu etkinlikler, % 10’unu sicil (iş başarımı) ve % 50’sini de sınav puanı oluşturur. (2)

(Ek fıkra: 30/6/2004-5204/1 md.) Kariyer basamaklarında yükselecekler değerlendirme puanlarına göre başarı sıralamasına alınır. Değerlendirmeye alınmak için sınav tam puanının en az % 60’ını almış olmak şartı aranır.

(Ek fıkra: 30/6/2004-5204/1 md.; Mülga: 1/3/2014-6528/5 md.)
(Ek fıkra: 30/6/2004-5204/1 md.; Mülga: 1/3/2014-6528/5 md.)
(Ek fıkra: 30/6/2004-5204/1 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 21/5/2008 tarihli ve E.: 2004/83, K.: 2008/107 sayılı Kararı ile.)
(Ek fıkra: 30/6/2004-5204/1 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 21/5/2008 tarihli ve E.: 2004/83, K.: 2008/107 sayılı Kararı ile.)
(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/95 md.) Öğretmenlerin hizmet sürelerine ve/veya isteğe bağlı il içi veya il dışı yer değiştirmelerine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.
––––––––––––
(1) 19/11/2014 tarihli ve 6569 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “saklıdır” ibaresi “aday öğretmenler hakkında uygulanmaz” şeklinde değiştirilmiştir.
(2) Anayasa Mahkemesi’nin 21/5/2008 tarihli ve E.: 2004/83, K.: 2008/107 sayılı Kararı ile; bu maddeye 30/6/2004 tarihli ve 5204 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle eklenen bu fıkrada yer alan “ … hizmet içi eğitim, …” ibaresi iptal edilmiş olup, İptal Kararının Resmi Gazete’de yayım tarihi olan 18/3/2009 tarihinden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.

II – Milli Eğitim Bakanlığına bağlı “Eğitim Yüksekokulu ” açma yetkisi:

Madde 44 – (Değişik: 16/6/1983 – 2842/12 md.) (1)
Öğretmenlik formasyonu veren ve öğretmen yetiştiren Milli Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim yüksekokulları,

Cumhurbaşkanı kararı ile kurulabilirler.
III – Öğretmenlerin nitelikleri ve seçimi:

Madde 45 – Öğretmen adaylarında genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagöjik formasyon bakımından aranacak nitelikler Milli Eğitim Bakanlığınca tespit olunur.

(Değişik: 16/6/1983 – 2842/13 md.) Öğretmenler, öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarından ve bunlara denkliği kabul edilen yurtdışı yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar arasından, Milli Eğitim Bakanlığınca seçilirler.

Yüksek öğrenimleri sırasında pedagojik formasyon kazanmamış olanların ihtiyaç duyulan alanlarda, öğretmenliğe atanmaları halinde bu gibilerin adaylık dönemi içinde yetişmeleri için Milli Eğitim Bakanlığınca gerekli tedbirler alınır.
Hangi derece ve türdeki eğitim, öğretim, teftiş ve yönetim görevlerine, hangi seviye ve alanda öğrenim görmüş olanların ne gibi şartlarla seçilebilecekleri yönetmelikle düzenlenir.

IV – Öğretmenlerin bölge hizmeti:

Madde 46 – Öğretmenlikte yurdun çeşitli bölgelerinde görev yapmak esastır.
Hizmet bölgeleri ve ihtiyaçlara göre bu bölgelerarası yer değiştirme esasları yönetmelikle düzenlenir.

V – Uzman ve usta ögreticiler:

Madde 47 – (Değişik: 16/6/1983 – 2842/14 md.

Örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ve hizmetiçi yetiştirme kurs,seminer ve konferanslarında uzman ve usta öğreticiler de geçici veya sürekli olarak görevlendirilebilir.

Öğretim tür ve seviyelerine göre uzman ve usta öğreticilerin seçimlerinde aranacak şartlar, görev ve yetkileri, yönetmeliklerle tespit edilir.

VI – Öğretmenlerin hizmet içi yetiştirilmesi:

Madde 48 – Öğretmenlerin daha üst öğrenim görmelerini sağlamak üzere yaz ve akşam okulları açılır veya hizmet içinde yetiştirilmeleri maksadıyle kurslar ve seminerler düzenlenir.

Yaz ve akşam okulları öğretmen yetiştiren kurumlarca açılır; bunlara devam ederek yeterli krediyi dolduran öğretmenlere o kurumun belge veya diploması verilir.

Milli Eğitim Bakanlığınca açılan kurs ve seminerlere devam edenlerden başarı sağlayanlara belge verilir. Bu belgelerin, öğretmenlerin atama, yükselme ve nakillerinde ne ölçüde ve nasıl değerlendirileceği yönetmelikle düzenlenir.

VII – Yurt içi ve yurt dışı yetişme imkanları:

Madde 49 – Yurt içinde ve dışında daha üst öğrenim yapmak veya bilgi, görgü ve ihtisaslarını arttırmak isteyen öğretmenlerin belli şartlarla, aylıklı veya aylıksız izinli sayılmaları sağlanır; bu şartlar, milli eğitimin ihtiyaçları gözönünde tutularak, hazırlanacak yönetmelikle belirtilir.
–––––––––––––––––
(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 62 nci maddesiyle, bu maddede yer alan “Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak, Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.

VIII – Öğretmen konutları:

Madde 50 – Milli Eğitim Bakanlığınca gerekli görülen yerlerde, özellikle mahrumiyet bölgelerinde görevli öğretmenlere konut sağlanır.

Konutlar okul binaları ile birlikte planlanır ve yapılır.

Eski eğitim kurumlarının konut ihtiyacı bir plana bağlanır ve bu konutların yapımı için, her yıl Milli  Eğitim Bakanlığı Bütçesine gerekli ödenek konur.

IX – Öğretmenlerin izin ve tatilleri:

Madde 50/A – (Ek:15/4/2020-7243/24 md.)
Öğretmenler, yaz tatili içinde aralıksız iki ay izinlidirler. Ancak bu iki aylık izin sürelerine dokunulmadan
kalan tatil zamanlarında yönetmelikle belirlenecek meslekle ilgili çalışmalara katılmakla yükümlüdürler.

Rehberlik öğretmenleri tercih danışmanlığı, alan ve ders seçimi, öğrenci tanılama sürecine bağlı olarak yapılacak çalışmalarda ihtiyaç duyulması halinde izin ve tatil dönemlerinde de görevlendirilebilir. Bu durumda rehberlik öğretmenlerinin izinleri bir aydan az olamaz.

İlçe, il veya ülke genelinde genel hayatı etkileyen salgın hastalık, doğal afet, elverişsiz hava koşulları gibi nedenlerle eğitim ve öğretim faaliyetinin iki haftadan fazla süreyle yapılamaması halinde uygulanacak telafi programlarının ders yılı içerisinde tamamlanamadığı durumlarda yaz tatilinde yapılacak eğitim ve öğretim faaliyetleri nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığınca öğretmenlerin izinleri kısaltılabilir. Bu durumda öğretmenlerin izinleri bir aydan az olamaz.

Kendilerine ikinci görev olarak okul/kurum yöneticiliği verilenler ve yüz yüze eğitim yapılmayan eğitim kurumlarında görevli öğretmenler ile Bakanlık merkez teşkilatı ve il/ilçe milli eğitim müdürlüklerinde görevlendirilen (yöneticilik dahil) öğretmenler yıllık izinlerini 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 102 nci maddesi ve 103 üncü
maddesinin birinci fıkrası hükümlerine göre kullanır. Okul müdürleriyle müdür yardımcıları tatil aylarında okul işlerini ayarlamak ve düzenlemek şartı ile, sıra ile izinlerini kullanırlar.

DÖRDÜNCÜ KISIM
Okul Binaları ve Tesisleri
Okul yapıları ve taşınmazları (1)

Madde 51 – Her derece ve türdeki eğitim kurumlarına ait bina ve tesisler çevrenin ihtiyaçlarına ve uygulanacak programların özelliklerine göre Milli Eğitim Bakanlığınca planlanır ve yaptırılır.

Bu maksatla her yıl Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine gerekli ödenek konur.

Arsa temini ile okul bina ve tesislerin yapım ve donatımında, Devletin azami imkanlarının kullanılması yanında vatandaşların her türlü yardımlarından da yararlanılır ve yardımlar teşvik edilir ve değerlendirilir.

(Ek fıkra: 3/12/2003-5005/1 md.; Değişik dördüncü fıkra: 24/7/2008-5793/3 md.) Milli Eğitim Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazların Milli Eğitim Bakanlığı ile mutabık kalınarak tahsislerini kaldırmaya ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 46 ncı maddesine bağlı olmaksızın satışına Maliye Bakanı yetkilidir.

Ayrıca bu taşınmazlardan Milli Eğitim Bakanlığınca uygun görülenler, Maliye Bakanlığı tarafından, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirilir. Bunun üzerine söz konusu taşınmazlar Özelleştirme Yüksek Kurulunca özelleştirme kapsam ve programına alınır. Özelleştirme uygulamasına ilişkin iş ve işlemler 4046 sayılı Kanuna göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür.

(Ek fıkra: 3/12/2003-5005/1 md.; Değişik beşinci fıkra: 24/7/2008-5793/3 md.) 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde taşınmazların özelleştirilmesi sonucu elde edilecek gelirler, özelleştirme giderleri düşüldükten sonra Hazineye aktarılır. Bu taşınmazların satışından elde edilen gelirleri, bir yandan genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir, diğer yandan ihtiyaç duyulan yerlerde okul yapımı ve onarımı amacıyla kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Sermaye ödenekleri yılı yatırım programıyla ilişkilendirilir.

BEŞİNCİ KISIM
Eğitim Araç ve Gereçleri
I – Kapsam:
Madde 52 – Eğitim araç ve gereçleri, eğitim kurumlarında kullanılacak ders kitapları ile öğretmen ve öğrencilere kaynak ve yardımcı olacak basılı eğitim malzemesini, milli eğitimin genel amaçlarının gerçekleşmesine yararlı olacak diğer eserleri ve eğitim araç ve gereçlerini kapsar.
––––––––––––––––––
(1) Bu madde başlığı -Okul yapıları:” iken, 3/12/2003 tarihli ve 5005 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

II – Görev:

Madde 53 – Milli Eğitim Bakanlığı, kendisine bağlı eğitim kurumlarının eğitim araç ve gereçlerini, gelişen eğitim teknolojisine ve program ve metotlara uygun olarak sağlamak, geliştirmek, yenileştirmek, standartlaştırmak, kullanılma süresini ve telif haklarını ve ders kitabı fiyatlarını tespit etmek, paralı veya parasız olarak ilgililerin yararlanmasına sunmakla görevlidir.

III – Görevin yerine getirilmesi:

Madde 54 – Milli Eğitim Bakanlığı eğitim araç ve gereçlerini,

1. Hazırlamak, imal etmek ve satın almak;
2. Kişilere veya kuracağı komisyonlara veya yarışmalar düzenleyerek hazırlatmak;
3. Özel kesimce hazırlananlar veya imal edilenler arasından seçmek veya tavsiye etmek suretiyle 53 üncü maddede belirtilen görevini yerine getirir.

IV – Okullarda okutulacak kitapların tespiti ve ücret ödenmesi:

Madde 55 – (Değişik: 3/12/2003 – 5005/2 md.)

(İptal birinci fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 15/5/2008 tarihli, E.: 2004/1, K.: 2008/106 sayılı Kararı ile.)

Millî Eğitim Bakanlığınca hazırlanacak veya hazırlatılacak kitaplar ile eğitim araç ve gereçlerini hazırlama, inceleme ve redaksiyonunda görevlendirilenlere ücret ödenir.

Ders kitaplarına ilişkin yarışmalarda derece alanlara verilecek ödülün ödeme, usul ve esasları ile miktarı yönetmelikle belirlenir.

Özel kesimce hazırlanan ve okullarda ders kitabı olarak okutulmak üzere Millî Eğitim Bakanlığına gönderilen eserler ücret karşılığı incelenir.

Ders kitaplarının kabulü, uygunluk süresi, telif hakkı ve ücretlerle ilgili esaslar; inceleme işlemleri ve alınacak inceleme ücreti miktarı; Millî Eğitim Bakanlığınca incelettirilecek eserler için ödenecek ücret miktarı; ders kitaplarının hazırlanması ve incelenmesinde aranacak kriterler ile ders kitabı üreten yayın evlerinde aranacak kriterler; ders kitabı dışındaki diğer kitap ve eğitim araçlarının kullanımı ve bunlardan hangileri için inceleme ücreti alınacağı ve ödeneceği ile ilgili esas ve usuller Millî Eğitim Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

ALTINCI KISIM
Eğitim ve Öğretim Alanındaki Görev ve Sorumluluk
I – Yürütme, gözetim ve denetim:

Madde 56 – Eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden

Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur.

II – Yasaklık:

Madde 57 – Askeri maksatlarla açılacak okullar hariç, bu kanun hükümlerine aykırı hiç bir eğitim faaliyetinde bulunulamaz.

III – Okul açma yetkisi:

Madde 58 – (Değişik: 16/6/1983 – 2842/16 md.)

Türkiye’de ilköğretim okulu, lise veya dengi okullar, Milli Eğitim Bakanlığının izni olmaksızın açılamaz. Milli Eğitim Bakanlığı veya diğer bir bakanlık tarafından açılmış veya açılacak okullar (…) (1) ile özel okulların derecelerinin tayini,

Milli Eğitim Bakanlığına aittir. (1)

(Değişik üçüncü fıkra: 25/7/2016-KHK-669/51 md.; Aynen kabul: 9/11/2016-6756/51 md.) Askeri eğitim kurumlarının dereceleri ve müfredatı, Milli Savunma Bakanlığı ile birlikte tespit edilir.
–––––––––––––––
(1) 25/7/2016 tarihli ve 669 sayılı KHK’nin 51 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “(Askeri liseler dahil)” ibaresi yürürlükten kaldırılmış olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6756 sayılı Kanunun 51 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.

Diğer bakanlıklara bağlı lise ve dengi okulların program ve yönetmelikleri, ilgili bakanlıkla Milli Eğitim Bakanlığı tarafından birlikte yapılır ve Milli Eğitim Bakanlığınca onanır.

Diğer bakanlıklara bağlı okullar, Milli Eğitim Bakanlığının gözetim ve denetimine tabidir. Gözetim ve denetim sonunda uygun eğitim ortamı ve niteliği taşımayan kurumların denkliği usulüne uygun şekilde Milli Eğitim Bakanlığınca iptal edilir. Buna ait esaslar

Cumhurbaşkanınca çıkarılan bir yönetmelikle düzenlenir. (1)

IV – Yurt dışı eğitim:

Madde 59 – Türk vatandaşlarının yurt dışında eğitim, öğrenim ve ihtisas görmeleri ile ilgili Devlet hizmetlerinin düzenlenmesinden (askeri öğrenciler hariç), Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur.

YEDİNCİ KISIM
Son Hükümler
I – Kenar başlıkları:

Madde 60 – Bu kanunun madde kenar başlıkları, sadece ilgili oldukları maddelerin konusunu ve maddeler arasındaki sıralama ve bağlantıyı göstermekte olup kanun metnine dahil değildir.

II – Kaldırılan hükümler:

Madde 61 – 1340 tarih ve 439 sayılı Orta Tedrisat Muallimleri Kanununun 3 üncü maddesi, 22/3/1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilatına dair Kanunun 3 ve 4 üncü maddeleri, 6/6/1949 tarih ve 5429 sayılı Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda okutturulacak ders kitaplarının seçilmesi, basılması ve dağıtılması hakkında Kanun, 5/1/1961 tarih ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 69 uncu maddesi ve diğer kanunların bu kanuna aykırı hükümleri, bu kanunun yayımı tarihinde, yürürlükten kalkar.

III – Yönetmelikler:

Madde 62 – Bu kanunda sözü geçen yönetmelikler, Kanunda belirtilen genel amaç ve temel ilkelere uygun olarak Milli Eğitim Bakanlığınca, kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en geç bir yıl içinde çıkarılır.

Ek Madde 1 – (Ek: 16/6/1983 – 2842/17 md.)

14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda geçen “temel eğitim” terimi “ilköğretim” olarak değiştirilmiştir.

Geçici Madde 1 – Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, yüksek öğrenim kurumlarında öğrenci bulunanlar hakkında 38 inci madde hükmü uygulanmaz.

Geçici Madde 2 – (Ek: 16/6/1983 – 2842/18 md.; Mülga: 16/8/1997 – 4306/9 md.)

Geçici Madde 3 – (Ek: 30/3/2012 – 6287/11 md.)

Zorunlu ortaöğretim 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlanır. Bakanlar  Kurulu uygulamayı bir eğitimöğretim yılı ertelemeye yetkilidir.

Geçici Madde 4 – (Ek: 1/3/2014-6528/6 md.)

Bu maddenin yayımı tarihinden önce, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik unvanlarını mahkeme kararıyla elde edenlerin, mahkeme kararının aleyhlerine kesinleşmesi hâlinde bu kişilere unvanlarının iptal edildiği tarihten önce yapılan ödemeler geri alınmaz.

43 üncü maddeye bu Kanunla eklenen beşinci, altıncı ve yedinci fıkra hükümleri, bu Kanunun yayımı tarihinden sonra aday öğretmen olarak göreve başlayanlar hakkında uygulanır.

IV – Yürürlük:

Madde 63 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

V – Yürütme:

Madde 64 – Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.
–––––––––––––––––
(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 62 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.

Karşılaştırmalı 1982 Anayasası

0

Karşılaştırmalı 1982 Anayasası, Prof. Dr. Rona Aybay ve Dr. Ahmet Yağlı tarafından güncellenerek 2021 yılı başında DER Yayınları tarafından basılmıştır.

Kitap ilk olarak 1963 yılında yayınlanmış, “Karşılaştırmalı 1961 Anayasası” adıyla yayımlanmıştır. 1961 Anayasası ile ilgili olarak yazılan kitabın genişletilmiş ve güncellenmiş baskısı “Karşılaştırmalı 1982 Anayasası” adıyla yapılmıştır. Kitap hakkında Prof. Dr. Fazıl Sağlam, “Osmanlı-Türk anayasal gelişmelerinin genetik sürecini ilgilendiren ana metinleri toplu halde bir araya getiren bir başvuru kitabıdır.” demiştir.

Rona Aybay, 1964 yılında New York Columbia Üniversitesi’nde Mukayeseli Hukuk alanında master yapmış, 1973 yılında doçent, 1980 yılında ise Milletler Özel Hukuku Profesörü olmuştur.

Karşılaştırmalı 1982 Anayasası, 1876 tarihli “Kanuni Esasi”, 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarının maddelerini karşılaştırmalı olarak ele almakta; yürürlükte bulunan 1982 Anayasası’nın her maddesinin altına, 1876 Kanun-i Esasi’den başlayarak günümüze kadar geçmiş tüm anayasaların ilgili maddeleri tarih sırasıyla dercedilerek karşılaştırmalı bir inceleme yapılmaktadır.

Eser, hukukçular, devlet görevlileri ve toplum için temel bir başvuru kaynağı olarak tanımlanmaktadır.

Karşılaştırmalı 1982 Anayasası Tanıtım Bülteni 

“Anayasa konusundaki tartışmalar, hemen her zaman Türkiye’nin gündeminde ön sıralarda yer almıştır. Günümüzde de yine yeni bir anayasa yapılması girişimi gündemdedir.

Prof. Dr. Rona AYBAY ve Dr. Ahmet Yağlı’nın, yoğun emekleriyle ortaya çıkan, 550 sayfayı aşan boyuttaki bu kitap, 1876 Kanun-ı Esasi’sinden başlayarak;  İkinci Meşrutiyet ve TBMM dönemi anayasal metinlerini, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarını bütün değişiklikleriyle birlikte okura sunmaktadır.
Ancak, bu metinlerin sunuluşunda, bunları tarih sırasıyla ard arda vermek yerine; çok emek ve dikkat isteyen bir yöntem uygulanmıştır:
1982 Anayasasının her maddesinin altında, anayasanın, konuyla ilgili  öteki maddelerinin numaraları gösterilmiş ve varsa maddede yapılmış değişiklerin metinleri  işlenmiştir. Ardından,1876 Kanun-ı Esasisinden başlayarak, İkinci Meşrutiyet, TBMM dönemi anayasal belgeleri, 1921,1924,1961 Anayasalarının ilgili hükümleri tarih sırasıyla metin olarak verilmiş ve gerekli yerlere açıklayıcı notlar konulmuştur.
Böylelikle, okurun yürürlükteki anayasada düzenlenmiş bir konunun, önceki anayasal metinlerde nasıl düzenlenmiş olduğunu, kolaylıkla görebilmesi sağlanmaktadır. Bu, anayasa çalışmalarında  “eski” ile “yeni” arasında karşılaştırmalar yapmak isteyenlerin çok işine yarayacak önemli bir olanaktır.
Anayasa Mahkemesi Emekli Yargıcı ve yurdumuzun önde gelen Anayasa Hukukçularından Prof. Dr. Fazıl Sağlam şöyle diyor: 
Kitap, anayasa hukuku öğretisi ve uygulaması alanında çalışma yapacak olanlar için, -Bülent TANÖR’ün terimiyle- “Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri”nin genetik sürecini ilgilendiren ana metinleri toplu halde bir araya getiren bir başvuru kitabı. Öyle ki; sayısız kaynaklar içinde arama yapma zahmetine girmeden, bu bilgi ve belgelere bir kitap içinde ulaşma imkânı sağlıyor
Kitabın “Açıklamalar” başlıklı bölümü ile “Kullanılan Anayasal Metinler Listesi”ne bir göz atmak, ne denli dikkat ve özen isteyen zor bir çalışmanın göze alındığını göstermeye yetiyor, Ama bu zahmetler boşa gitmeyecek. Bu kitap, her yeni Anayasa arayışında eskimeyen bir başvuru kitabı işlevi yerine getirecek.”

Rona Aybay

Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi

0

Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi, 1981 yılında Dünya Tabipler Birliği tarafından yayınlamıştır. Bildirge hastaların temel haklarını güvence altına alan hukuki normları ilan etmektedir.

Lizbon Hasta Hakları Bildirgesinde; hastanın hekimini özgürce seçme, hiçbir baskı altında kalmadan karar verebilen hekim tarafından bakılabilme, kendisine önerilen tedaviyi kabul veya reddetme, kendisi ile ilgili tıbbi veya özel bilgilerin gizliliğine saygı duyulmasını bekleme, onurlu bir şekilde ölme, ruhi ve ahlaki teselliyi kabul veya ret hakkı hakkı olduğu ilan edilmiştir.

Hasta haklarını uluslararası çapta, kapsamlı olarak düzenleyen ilk belge olan ve 1981 yılında Lizbon’da imzalanan Dünya Hekimler Birliği Hasta Hakları Bildirgesi, 1995 yılında Bali’de yeniden ele alınarak yenilenmiş, en son olarak ta 2005 Santiago Bildirgesi’yle geliştirilmiştir.

LİZBON BİLDİRGESİ

1.Hasta hekimini özgürce seçmelidir

2.Hastalar hiçbir etki altında kalmadan özgürce klinik ve etik karar verebilen hekim tarafından bakılabilmelidir.

3.Hasta yeterli bilgilendirmeden sonra önerilen tedaviyi kabul veya reddedebilme hakkına sahip olabilmelidir.

4.Hasta hekimden tüm tıbbi ve özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliğine saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir.

5.Her hastanın onurlu bir şekilde ölmeye hakkı vardır.

6.Hasta dini veya ruhi telkin ve teselliyi kabul veya reddetme hakkına sahiptir.

DÜNYA TABİPLER BİRLİĞİ LİZBON HASTA HAKLARI BİLDİRGESİ’NİN GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ ŞEKLİ

Dünya Tabipler Birliği’nin Eylül 1995, Bali, Endonezya’da yapılan toplantısında kabul edilmiştir.

Giriş

Hekimler, hastaları ve geniş toplum kesimleri arasındaki ilişkilerde son yıllarda önemli değişikler meydana gelmiştir.

Hekim kendi vicdanına ve hastanın yararına hareket ederken , aynı zamanda hastanın özerkliğini ve haklarını da garanti etmelidir. Aşağıdaki Bildirge Tıp mesleğinin onayladığı bazı temel hasta haklarını tanımlamaktadır. Hekimlerin ve diğer kişilerin veya sağlık bakımıyla ilgili kurumların bu hakların tanınması ve desteklenmesi konusunda ortak yükümlülükleri vardır. Yasalar, hükümetler veya diğer kurumlar bu hakları tanımayı kabul etmezse hekimler bu hakların korunması veya yenilenmesine yönelik uygun önlemleri almalıdır.

İnsanları ilgilendiren biyomedikal araştırmalara katılan – tedavi amaçlı olmayan araştırmalar da dahil olmak üzere – kişiler de herhangi bir hastanın sahip olduğu aynı haklara sahiptir.

İLKELER

1.Kaliteli tıbbi bakım hakkı

a. Her insan ayırımcılık yapılmaksızın yeterli tıbbi bakım görme hakkına sahiptir.

b. Her hasta herhangi bir dış müdahale olmaksızın özgürce klinik ve etik kararlar verdiğini bilen bir hekim tarafından bakılma hakkına sahiptir.

c. Hasta her zaman yararına en uygun biçimde tedavi edilmelidir. Uygulanan tedavi genel kabul gören tıbbi ilkelere uygun olmalıdır.

d. Kalitenin sağlanması her zaman sağlık bakım sisteminin bir parçası olmalıdır. Özellikle hekimler tıbbi hizmetlerde kalitenin sağlanmasında sorumluluklarını kabul etmelidir.

e. Özellikle tedavi bakımından hizmet sınırlılığı olan durumlarda potansiyel hastalar arasında bir seçim yapılması gerekiyorsa, bu seçimin bütün hastaların hakkını dikkate alarak eşit bir şekilde yapılması gerekir. Bu seçim tıbbi ölçütlere göre ve ayırım yapılmaksızın yapılmalıdır.

f. Hasta sağlık bakımı sürekliliği hakkına sahiptir. Hekimin hastayı tedavi eden diğer sağlık kurumları ile koordinasyon sağlama yükümlülüğü vardır. Hekim ileri tedavi endikasyonu olan durumlarda hastaya yeterli destek ve tedavi için seçenekler sunmadan uygulanmakta olan tedaviyi sonlandıramaz.

2.Seçim yapma özgürlüğü

a. Hasta özel veya devlet sektöründe olmasından bağımsız olarak hekimini ve hastanesini veya sağlık
hizmeti veren kurumları özgürce seçme ve değiştirme hakkına sahiptir.

b. Hasta herhangi bir aşamada diğer bir hekimin görüşünü alma hakkına sahiptir.

3.Kendi kaderini belirleme hakkı

a. Hasta kendi kaderini belirleme ve kendisi ile ilgili özgürce karar verebilme hakkına sahiptir. Hekim hastayı verdiği kararların sonuçları hakkında bilgilendirmekle yükümlüdür.

b. Zihinsel yeterliliği olan erişkin bir hasta herhangi bir tanı veya tedaviye yönelik girişimi onaylama veya kabul etmeme hakkına sahiptir. Hastanın kendi kararını verebilmesi için gerekli şekilde bilgilendirilmeye hakkı vardır. Hasta uygulanacak test veya tedavinin amacının ne olduğunu, bunun sonuçlarının ne olabileceğini, tedaviyi kabul etmeme durumunda olabilecekleri açık bir şekilde anlamalıdır.

 c. Hastanın klinik çalışmalara veya tıp eğitimine katılmayı reddetme hakkı vardır.

4.Bilinci kapalı hasta

a. Bilinci kapalı veya iradesini ifade edebilme durumunda olmayan hastalarda hastanın bilgilendirilmiş onayı en uygun zamanda yasal temsilcisinden alınmalıdır.

b. Yetkili yasal bir temsilcinin olmadığı ve acil tıbbi girişim gereken durumlarda daha önceden hastanın bu girişimi red ettiğini gösteren bir açıklaması yoksa hastanın onayı varsayılarak tıbbi girişim yapılabilir.

c. Bununla birlikte bir intihar girişimi söz konusu ise hekimler her zaman bilinci kapalı bir hastanın yaşamını kurtarmaya gayret etmelidir.

5.Yasal ehliyeti olmayan hasta

a. Hasta çocuk ise veya yasal ehliyeti yoksa bir yasal temsilcinin onayının alınması gereklidir. Bununla beraber bu hastalar durumlarının izin verdiği ölçüde yine de karar alma sürecine dahil edilmelidir.

b. Eğer yasal ehliyeti olmayan hasta rasyonel kararlar verebiliyorsa, hastanın verdiği kararlara saygı gösterilmelidir. Bu durumda hastanın yasal temsilcisine bilgi verilmesini reddetme hakkı vardır.

c. Yasal temsilcinin veya hasta tarafından yetkilendirilen kişinin onay vermeyi reddettiği durumda hekimin görüşü girişimin hasta yararına olduğu şeklinde ise karar yasal mercilere bırakılmalıdır. Acil durumlarda hekim hastanın yararına davranacaktır.

6.Hastanın isteğine karşın yapılan girişimler

Hastanın isteğine karşın tanı ve tedavi ile ilgili tıbbi girişimler yasaların izin verdiği ölçüde ve tıbbi etik kuralları göz önüne alınarak sadece istisnai durumlarda yapılabilir.

7.Bilgilendirme hakkı

a. Hasta kendisiyle ilgili tıbbi gerçekler dahil olmak üzere sağlık durumu konusunda tam olarak bilgilendirilme ve kendisi hakkındaki tıbbi kayıtlara ulaşma hakkına sahiptir. Bununla birlikte hastanın kayıtlarında bulunan ve üçüncü bir kişiyi ilgilendiren bilgiler bu kişinin onayı olmaksızın hastaya verilmemelidir.

b. İstisnai olarak, eğer hastaya verilecek bilginin onun yaşamı veya sağlığı üzerinde ciddi zararları olacağına inanılıyorsa hasta bilgilendirilmeyebilir.

c. Bilgilendirme yerel kültüre uygun olarak ve hastanın anlayabileceği şekilde yapılmalıdır.

d. Hastalar bir başka kişinin yaşamının korunması için gerekli olmadığı sürece ve kesin olarak  belirttikleri takdirde bilgilendirilmeme hakkına sahiptir.

e. Hastalar kendileri yerine kimin bilgilendirileceğini seçme hakkına sahiptir.

8.Gizlilik hakkı

a. Hastanın sağlık durumu, tıbbi durumu, tanısı, prognozu, tedavisi ve kişiye özel diğer tüm bilgiler ölümden sonra bile gizli olarak korunmalıdır. İstisna olarak hasta yakınlarının kendileri ilgili sağlık risklerini öğrenmeleri açısından bu bilgilere ulaşabilme hakkı olabilir.

b. Gizli bilgiler sadece hastanın açık izni veya mahkemenin kesin isteği üzerine açıklanabilir. Hastanın açık olarak izin vermediği durumlarda bu bilgiler sadece bilgilendirilmesi gereken diğer sağlık personeline verilebilir.

c. Hastanın kimliğine ait tüm bilgiler korunmalıdır. Bu bilgilerin korunması usulüne uygun yapılmalıdır.
Bu tür verilerin alındığı insan ürünleri de aynı şekilde korunmalıdır.

9.Sağlık eğitimi hakkı

Her insanın kendi sağlık durumları ve mevcut sağlık hizmetleri hakkında seçim yapmasını kolaylaştıracak sağlık eğitimi alma hakkı vardır. Verilecek eğitim sağlıklı yaşam tarzı ve hastalıklardan korunma ve erken tanı ile ilgili yöntemleri içermelidir. Herkesin kendi sağlık durumlarından kendilerinin sorumlu oldukları vurgulanmalıdır. Hekimleri aktif olarak eğitim çalışmalarına katılma yükümlülüğü vardır.

10.Onur hakkı

a. Tüm tıbbi bakım ve eğitim sürecinde hastanın onuruna ve özel yaşamına onun kültür ve değerleri göz önüne alınarak saygı gösterilmelidir.

b. Hastalar son bilgilerin ışığında acılarının dindirilmesi hakkına sahiptirler. c. Hastalar yaşamlarının son döneminde insanca bakılıp onurlu bir şekilde ölme hakkına sahiptirler.

11.Dini destek hakkı

Hasta kendi dinlerine uygun bir dini temsilcinin ruhi ve moral tesellisini kabul veya reddetme hakkına sahiptir.

Mahkemelerin Yükselişi

0

Mahkemelerin Yükselişi(Yasamanın Gerileyişi ve Hukuk Üzerine), eski bir avukat, yargıç ve tarihçi olan Jonathan Sumption tarafından kaleme alınmış, Türkçe’ye Anıl Aygen tarafından kazandırılmıştır. Eser, LYKEION Yayıncılık tarafından 2021 yılı ocak ayında  basılmıştır.

Mahkemelerin Yükselişi isimli eserin tanıtım bülteni 

“Yargıçlardan kanunları yorumlamaları beklenmekte, ancak onlar giderek artan bir şekilde kanun koyucu gibi davranmaktalar.

Son birkaç on yıldır, dünyanın her yerindeki yasama organları tıkanıklıktan muzdarip. Demokrasilerde yasalar ve politikalar yapılır yapılmaz kaldırılmakta. Görünen o ki yasama meclisleri ilerleme veya fikir birliği sağlayamamakta; dahası mahkemeler seçilmişlerin almış olduğu kararları sıklıkla bozmaktadırlar.

Etkin siyasilerin yokluğu karşısında, pek çok kişi, siyasi ve ahlaki sorunların çözümünde mahkemelerden medet ummaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık’taki Yüksek Mahkemelerin veya Strazburg’daki Avrupa Mahkemesinin kararları tartışmayı sona erdiriyor gibi görünse de bölünme ve tartışmalar azalmamakta. Esasen, demokratik hesap verebilirliğin yokluğu radikalleşmeye yol açmaktadır. Yargı erkinin altından kalkamayacağı kadar iş üstlenmesi, siyasilerin eksikliklerini gidermeye yetmemektedir. Bu durum özellikle insan hakları alanında akut hale gelmiş durumda. Örneğin, kürtaj ve mahkumların oy kullanma hakları konularında kim karar vermeli? Seçilmiş siyasiler mi yoksa atanmış yargıçlar mı?

İlk olarak 2019 senesinde BBC Reith Derslerinde ortaya konan görüşlerini genişleten Jonathan Sumption, bazı sorunları siyasilere geri döndürmenin zamanının geldiğini savunuyor.”

Yazar Jonathan Philip Chadwick Sumption Hakkında

Jonathan Philip Chadwick Sumption, Lord Sumption , 9 Aralık 1948 tarihinde doğmuştur. Eski bir avukat olan İngiliz yazar, ortaçağ tarihçisidir ve 2012 ile 2018 yılları arasında Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesinde yargıç olarak görev yapmıştır. Zorunlu emeklilik gereğince 70 yaşına ulaştığında 9 Aralık 2018 tarihinde yüksek mahkemeden emekli olmuştur. Yüz Yıl Savaşlarını anlatan eseri ile tanınmaktadır. Avukatlık yaptığı yıllarda The Guardian Gazetesi tarafından , yılda bir milyon poundun üzerinde para kazanan avukatlar arasında gösterilmiştir. Sumption, Fransızca ve İtalyanca’yı akıcı bir şekilde konuşmakta, İspanyolca, Hollandaca, Portekizce, Katalanca ve Latince’yi de orta düzeye bilmektedir. Yayınlanmış birçok eseri yanında 2021 yılında Kriz Zamanında Hukuk isimli eseri kaleme alarak yayınlamıştır. Hukuka katkıları nedeniyle hakkında yazılmış kitaplar da bulunmaktadır. Covit19 nedeniyle yapılan kısıtlamalar karşısında insan hakları savunucularını sessiz kalmakla eleştirmiştir.

Klasik Roma Hukukunda Dos’un Tesisi

0
Klasik Roma Hukukunda Dos'un Tesisi
Klasik Roma Hukukunda Dos'un Tesisi

Klasik Roma Hukukunda Dos’un Tesisi isimli eser Roma Hukuku Profesörü Mehmet Kudret Ayiter tarafından 1958 yılında yazılmıştır. Eser, 250 sayfadan oluşmaktadır.

Klasik Roma Hukukunda Dos'un Tesisi
Klasik Roma Hukukunda Dos’un Tesisi isimli eser ilk olarak 1958 yılında basılmıştır. 
Dos Kavramı

Roma Hukukunda ‘Dos’; kadının evlilik nedeniyle kocanın mülkiyetine getirdiği mamelektir. Taraflar arasındaki evlilik nedeniyle oluşacak masraf ve giderlere katkıda bulunmak amacıyla kadın tarafından kocaya verilen mamelek dos’tur. Dos tesisi koşullarının belirlenmesinde, nişanlanma ve evlilik hakkındaki hükümlerin birlikte tartışılması zaruret arz etmektedir. Dos olarak tesis olunabilecek malların belirlenmesi, Roma Hukuku sistemindeki mal çeşitleri ve bu mallara uygulanan hukuki rejimler ile mülkiyet ve zilyetlik kavramlarının irdelenmesini gerektirmektedir. Evliliğin geçerli olup olmadığı Dos’un tesisi bakımından önemlidir.

Mehmet Kudret Ayiter

 

Klasik Roma Hukukunda Dos’un Tesisi 

Klasik Roma Hukukunda Dos’un Tesisi, Kudret Ayiter’in doçentlik tezidir. Bu araştırması ile Roma Özel Hukuku alanında derinleşme amacı taşıdığını göstermiş olan Ayiter, ilerleyen yıllarda Roma Hukukunun Türkiye’deki önemli temsilcilerinden biri haline gelmiştir. Dos Tesisi, konusundaki araştırması, Roma Özel Hukuku, Eşya Hukuku, Borçlar Hukuku ve Miras Hukuku gibi değişik alanlarla birlikte değerlendirilmiş, konuyla ilgili problemler de tartışılmıştır.

Mehmet Kudret Ayiter, eserinde, ‘Dos’ tesisi bakımından önem taşıyan hukuki konuları araştırmış ve konuyla ilgili kavramları kitabına dahil etmiştir. Eser, Klasik Hukuk Dönemi’ni konu almış, Klasik Hukuk Dönemi öncesinde ortaya çıkan Dos’a ilişkin  önceki düzenlemeleri de incelemiş, klasik dönem öncesi ve sonrası için karşılaştırma yapmak imkanını da sunmuştur.

Roma Hukuku Dersleri Aile Hukuku - Kudret Ayiter
Roma Hukuku Dersleri Aile Hukuku – Kudret Ayiter – 1960

Klasik Roma Hukukunda Dos’un Tesisi, giriş bölümünden sonra iki bölüm halinde hazırlanmıştır. Kitabın birinci bölümü ‘Klasik Roma Hukukunda Dos Tesisinin genel Hükümleri’ başlığını taşımakta; ‘Dos’ ve Evlilik’, ‘Onera matrimonii’ ve ‘Dos necessaria’, ‘Tesis eden kişiler bakımından Dos’un çeşitleri’ ve ‘Dos olarak verilebilen mallar’ incelenmiştir.

Kitabın ikinci bölümü, ‘Klâsik Roma Hukukunda Dos Tesisinin Çeşitleri’ başlığı altında, ‘Dotis datio’, ‘Dos Tacita’, ‘Dos olarak verilen mallar üzerindeki mülkiyet hakkı problemi’, ‘Dotis dictio’, “Promissio dotis”, ‘Legatum Dotis constituendae Causa’ ve ‘De pactis dotalibus’ konuları işlenmiştir.

Ayiter, tez çalışması olan araştırmasını “Dos’un tesisi konusuna” münhasır kılmaya gayret etmiş, Dos olarak verilen malların mülkiyet hakkının hangi durumda kime ait olacağı konusunu da incelemiştir.

Kudret Ayiter Armağanı
Mehmet Kudret Ayiter’in Diğer Eserleri 

Roma Aile Hukuku PDF Versiyonu 

Modern Özel Hukuka Giriş Olarak Roma Özel Hukukunun Ana Hatları

Paul Koschaker ve Ankara Üniversitesi’nde Roma hukuku dersleri (Alm. Paul Koschaker und der Unterricht des Römischen Rechts an der Universität Ankara)

Roma Hukuku Dersler, Aile Hukuku, Ankara, 1960 (2. baskı 1963)

Medeni Hukukta Tasarruf Muameleleri. Ankara 1953

Bestellung der ‘Dos’ im klassischen Römischen Recht (doçentlik tezi, 1955).

Noch einmal Papyri, Michigan VII, 434 (Inv. Nr. 508, 2217), Annales Fac. de Droit d’Istanbul 3 (1954) 79-89.

Rylands Papyri (Inv. Nr. 612), Annales Fac. de Droit d’Istanbul 3 (1954) 79-89.

Aestimario dotis e compara vendita come concetti di interpretazione tra i giuristi classici, Annales de l’Universite d’Ankara 6 (1954/55), 81-148.

Höchstmaß bei Dosbestellungen im römischen Recht und übermäßige Schenkungen nach der Lex Cincia, Annales Fac. de Droit d’Istanbul 4 (1956) 204-213.

Einige Bemerkungen zum domicilium ‘des, filius familias’ im römischen Recht, Studi Emilio Betti, 2. cilt (Milano 1962) 73-84.

D.20.4.9.3 und einige Bemerkungen über Sextus Caecilius Africanus, Studi Giuseppe Grosso, 2. cilt (Torino 1968) 13-32.

The asestimatum contract, Maior viginti quinque annis. Essays ın commem. Inst. for Legal History Univ. Uttrecht, Assen 1979. 22-29.

Alcuni appunti sulla dotis datio ante nuptias, Studi Cesare Snfilippe, 4. cilt (Catania 1983), 49-57.

Systematisches Denken und Theorie im Römischen Recht, Studi Arnaldo Biscardi, 1. cilt (Milano 1983), 9-21.

Attorno alcuni testi del legatum dotis constituendae causa, ‘MNHMH’ Georges A. Petropoulos, 1. cilt (Atina 1984), 225-230.

Frigya kaya mezarlarının merdiven ve basamakları (Alm. Treppen und Stufen bei phrygischen Felsdenkmälern), Studien zur Religion und Kultur Kleinasienes, Festschrift für F. K. Dörner, I. cilt (Leidon 1978), 99-106

Vedat Ahsen Coşar ile Röportaj – 2.Bölüm

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar ile yargı sistemi, hukuk ve adalet anlayışı, yargının sorunları, barolar ve hukuk eğitimi üzerine bir röportaj gerçekleştirilmiştir. Röportajın ikinci bölümünü takdim ediyoruz.

Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında nasıl bir politika belirlenmelidir?

Vedat Ahsen Coşar: Sınav sorunundan önce bununla son derece ilgili olan ve Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında gelen, genelde “eğitim”, özelde “hukuk eğitimi” üzerinde durmak gerekir. Ben eğitim konusunda uzman olan bir kişi değilim. Akademisyenlik kimliğim ve kariyerim de yok. Bununla birlikte, her ikisi de üniversite tahsili yapmış iki çocuk sahibi bir babayım.

Vedat Ahsen Coşar ile Röportaj -1.Bölüm

Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Siyasal Bilimler Fakültesinde on dört yıl İngilizce okutulan “Introduction to Law/Hukuka Giriş”, üç dört sömestr “Public Law/Kamu Hukuku”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde birkaç sömestre “Adli Yazışmalar ve Hukuki Metinler”, üç yıla yakın “Avukatlık Hukuku” isimli seçimlik dersleri verdim. Altı yıl Ankara Barosu, üç yıl Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptım. Kırk üç yıldır eylemli olarak avukatlık mesleğini icra ediyorum. Bu konumum ve yürüttüğüm görevler nedeniyle çok sayıda öğrencinin ve stajyerin yetiştirilmesinde emeği olan, genel olarak ülkemizdeki eğitim ve öğretim, özel olarak hukuk eğitimi konusunda yaşayarak, tecrübe ederek, uygulayarak az ya da çok fikir sahibi olan bir kişiyim.

Ezbere Dayalı Eğitim Sistemi Terkedilmelidir

Benim kişisel tespitlerime ve gözlemlerime göre, ülkemizde sadece hukuk fakülteleri öğrencileri değil, diğer fakültelerde okuyan öğrencilerin çok büyük bir kısmı da, üniversite eğitimi ve öğrenimi yapabilmek için gerekli alt yapıya ve donanıma sahip değildirler. Zira orta ve lise eğitimi ve öğretimi, öğrencileri üniversiteye hazırlama konusunda son derece yetersizdir. Buna göre, Türkiye’de asıl çöken ve kimlik bunalımı içinde olan ilk-orta-lise eğitimi olmakla, öncelikle bu eğitim aşamalarının yeniden yapılandırılması gerekir.

Gerek dershanelere ihale edilmiş olan, gerekse okullarda uygulanan eğitim sistemi, teste ve ezbere dayalı bir sistemdir. Bu sistem bütünüyle öğrencilerin test sorularını daha hızlı ve doğru cevaplandırma becerilerinin geliştirilmesi üzerine kuruludur. O nedenle, ivedilikle mevcut sistemden vazgeçilmesi, tümevarımcı Sokratik bir modele, yani araştırma, sorgulama, analiz, eleştiri yapabilme becerilerinin, yanı sıra sözlü ve yazılı anlatım yeteneklerinin geliştirilmesi üzerine kurulu bir modele geçilmesi, eskiden olduğu gibi lise eğitimine lise bitirme/bakalorya sınavının getirilmesi gerekir. İlk-orta-lise eğitim ve öğretim modeli ile programı böyle olmadığı içindir ki, günümüzde tamamen ezber üzerine kurulu bir programdan geçen ve yanı sıra teste dayalı üniversite giriş sınavlarına göre eğitilen ve fakültelerinde yapılan sınavlarda da teste tabi tutulan gençler, gerek öğrenimleri boyunca, gerekse üniversiteden mezun olduktan ve mesleklerini icra etmeye başladıktan sonra “daha zayıf yazmakta” ve “daha kötü konuşmaktadırlar.

Sokratik Modele Geçilmeli

O nedenle, soruna önce ilk-orta-lise eğitiminden başlanılması, bu eğitim ve öğrenim süreçlerinin ezbere dayalı eğitim modelinden arındırılması, tartışmalı, analitik, tümevarımcı Sokratik bir eğitim ve öğretim modeline göre programlanması gerekir.

Zira ve ancak bu suretle ilk-orta-lise eğitimini tamamlayan öğrenciler, üniversitede verilecek dersleri anlayabilecek, algılayabilecek, hazmedebilecek bir düzeye gelebilirler.

Birey Olmayı Öğrenmeliyiz

Hepimizin iyi bildiği üzere, üniversitelerin geleneksel işlevleri, öğrencilerin kültür miraslarını tanımalarını, kendi zihinsel ve yaratıcı becerilerini kavramalarını, onların insan olarak sorumluluklarını bilen kişiler olarak, yani birer birey olarak yetişmelerini sağlamaktır. Üniversitelerin bu işlevlerini yerine getirebilmeleri için her şeyden önce özgür, özerk ve bağımsız olmaları gerekir. Bu ise, ancak özgür, bağımsız, özerk üniversiteler ve buralarda görev yapan aynı niteliklere sahip akademisyenler eliyle mümkün olur. Esasen üniversite bilimsel çalışma yapılan yer, bilim de özgürlük olmakla ve buna ihtiyaç duymakla, ister öğrenci, isterse akademisyen olsun, üniversite mensubu olmak özgür düşünceyi savunan bir birey haline gelmek, itaat ve biat etmenin, birilerine kulluk yapmanın, müritliğin yerine, bağımsız, özerk, özgür kişiliği koymak, özetle birey olma sürecini tamamlamak demektir. Esasen toplumsallaşabilmenin asgari koşulu da birey olma sürecini tamamlamayı gerektirir. Bizim daha hala çocuk toplum olmamızın, yetişkin insanlar toplumu olamamamızın nedeni, çoğumuzun birey olma sürecini tamamlayamamış olmamız ve dolayısıyla birey olamamamızdır.

Hukuk Fakültesine Sadece Lisans Mezunları Girebilmeli

Yine üniversite eğitimi, sadece bir diploma ve meslek sahibi olmaktan ibaret değildir. Aynı zamanda, kişinin kendisini her yönden geliştirmesi, oldurması demektir. Bunu yapabilmesi için her bir öğrencinin, sinemaya, tiyatroya, operaya, konserlere, sergilere, müzelere gitmeyi, kitap ve gazete okumayı bir alışkanlık ve zevk haline getirmesi gerekir. Zira bütün bunlar özelde bireysel gelişimin, genelde üniversite eğitiminin ayrılmaz birer parçası ve tamamlayıcısıdır.

Hukukbook:  Sayın Coşar, Hukuk Fakülteleri özelinde neler yapılmalı?

Vedat Ahsen Coşar:  Soruna hukuk eğitimi ve öğrenimi yönünden yaklaşıldığında, yukarıda ifade edilenlere ek olarak şunları söylemek gerekir: Hukuk fakültelerine öğrenci kabulü, doğrudan fakültelerin kendilerinin yapacakları sınava bırakılmadır. Bu sınav, test usulü değil, hukuk öğrenimi yapmaya aday olan öğrencide bulunması gereken sözlü/yazılı anlatım yeteneğini, genel kültür düzeyini, analiz-sentez yapma, sorun çözme becerilerini ölçecek ve değerlendirecek biçimde yapılmalıdır. Fakülteye giriş için asgari puan/taban puan uygulaması getirilmelidir. Hukuk fakültelerini ikinci fakülte haline getirmek, yani herhangi bir alanda lisans öğrenimi tamamlamış olanları hukuk fakültelerine kabul etmek yönüne gidilmelidir. Böyle bir düzenleme, pek çok kişi gerek zaman yönünden, gerekse ekonomik nedenlerle ikinci bir tahsili göze alamayacağı ve sadece avukat, yargıç, savcı, akademisyen olmayı pozitif bir hedef olarak seçenler hukuk fakültesine gideceği için beraberinde kaliteyi getirecektir. Bu düzenlemenin bir diğer yararı da, yukarıda sözü edilen meslekleri icra etme yaşının yukarıya çekilmesini ve buna bağlı olarak bu mesleklere olgun ve nitelikli kazanımlar getirilmesini sağlamasıdır.

Türkiye’nin En İyi Hukuk Fakülteleri Sıralaması

Hukukbook: Peki, hukuk fakültesi müfredatına ne diyorsunuz? Ayrıca mezuniyet sonrası her mezun peşinen mesleğe kabul edilmeli mi?

Vedat Ahsen Coşar:  Mezuniyet sonrasında avukatlık, hakimlik, savcılık gibi klasik mesleklerin icra edilebilmesi için mutlaka sınav getirilmelidir. Bu sınav, hukuk fakültelerindeki eğitime kalite standardı getireceği gibi klasik mesleklerin icra edilmesinde de kalite bütünlüğü sağlayacaktır.

Yine hukuk fakültesi sayısının disipline edilmesi, ihtiyaç kadar fakülte açılması, hukuk fakültelerine alınacak öğrenci sayısının ihtiyaca göre belirlenmesi ve mutlaka azaltılması gerekir. Hukuk fakültelerinin sahip olması gereken fiziki koşullar ile gerekli diğer standartların önceden tespit edilmesi, bu standartlara sahip olan üniversitelere Türkiye Barolar Birliği’nin ve hukuk fakültesinin açılacağı il barosunun görüşü de alınmak suretiyle hukuk fakültesi açma izni verilmesi, mevcutlar üniversitelerden kendilerini bu standartlara uydurmalarının istenilmesi, bunu sağlayamayanların ise kapatılması gerekir.

Hukuk fakülteleri programlarında yer alan gerek klasik, gerekse yeni ve değişik disiplinler, büyük sınıflarda veya amfilerde, “takrir/hocanın hitabeti” yöntemi ile ve tamamen ezbere dayalı bir modelle öğrencilere sunulmakta, sınavlar da bu modele uygun biçimde yapılmaktadır. O nedenle ve öncelikle, uygulanmakta olan mevcut bu sistem sür’atle terk edilmeli, bunun yerine küçük sınıflarda, öğrencilerin müzakere ve dava becerilerini, mütalaa verme tekniklerini geliştirmeye elverişli, tartışmalı, bol seminerli, tümevarımcı Sokratik yöntem ile bunları destekleyen “Moot Court/Kurgusal Duruşma” yarışmalarını kapsayan interaktif bir eğitim ve öğretim modeli ikame edilmek suretiyle rekabetçi bir ortam yaratılmalı, akademik çalışmalar destekleyici, araştırmaya yönelik bir şekle dönüştürülmeli, sınavlar yazılı ve sözlü olarak iki dereceli olarak yapılmalı, test sınavları kaldırılmalı, fakülteler ile baroların işbirliği yapmak suretiyle fakültede iken staj uygulamasının başlatılması gerekir.

Yine mevcut hukuk fakültelerinin ve bu fakültelerdeki öğretim üyelerinin performanslarının değerlendirilmesinde bir ölçü ve aynı zamanda şeffaf bir yönetimin de gereği olan, son beş yılın yargıçlık ve savcılık sınav sonuçları, Adalet Bakanlığı tarafından mezun olunan üniversite/fakülte ismi de belirtilmek suretiyle kamuoyuna açıklanmalıdır.

Hukuk Fakülteleri Öğrenci ve Profesör Sayıları

Hukukbook: Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz? Mevcut düzenlemelerle kalite artırılabilir mi? Neler yapılmalı?

Vedat Ahsen Coşar: Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana gibi mali imkanları geniş olan, avukat malzemesi zengin olan barolar bu alanda diğer barolara göre daha iyiler. Stajda önemli olan husus, stajyerlerin fakülteden edinerek getirdikleri bilgiyi pratikte kullanma becerilerini geliştirmek, bu bilgileri somut olaya uygulamak suretiyle somut olayı nasıl çözeceklerini öğrenmelerini sağlamaktır. Staj eğitiminde bütün bunlar yapılmakla birlikte, bizim eğitim sistemimizin etkisiyle bunun tam olarak yapılmadığı, yapılamadığı kanısındayım. Bunu mevcut yönetimleri eleştirmek için söylemiyorum, benim dönemimde de böyle olduğunu ifade etmek için ve bir öz eleştiri olarak söylüyorum.

Benim Ankara Barosu Başkanı olduğum dönemde, yönetim olarak biz Ankara Barosu’nda “Hukuk Fakülteleri ile İletişim ve İşbirliği Kurulu” kurmuştuk. Bu kurul aracılığıyla sömestre ve yaz tatillerinde çok sayıda hukuk fakültesi öğrencisine mahkemelerde ve avukat yanlarında 15’er günlük staj yapma imkanı sağladık. Bu son derece yararlı bir uygulama oldu. Öğrenciler baroyla tanıştılar, baroyla aralarında sıcak bir bağ ve köprü oluştu. Ne yazık ki, bu kurul, bizden sonraki yönetimler tarafından işletilmedi. Yeri geldi bir kez daha ifade edeyim: ben stajın fakülte aşamasında başlamasından yanayım.

Hukukbook: Avukatlık sınavı getirilmeli mi? Tecrübelerinize göre baroların bu konuda ne düşündüğünü söyleyebilir misiniz?

Vedat Ahsen Coşar:  Türkiye Barolar Birliğinin, Ankara Barosu, İstanbul Barosu başta olmak üzere neredeyse tüm Baroların karşı koymalarına, yargıçlık ve savcılık mesleklerine sınavla kabul yapılmasına rağmen, avukatlık sınavının kaldırılmış olması, ne yazık ki son derece yanlış ve avukatlık mesleğinin aleyhine olmuştur. Sadece avukatlık mesleğinin aleyhine olmamış, aynı zamanda anne babaların, öğrencilerin ve iş sahiplerinin de aleyhine olmuştur. Zira avukatlık mesleğine sınavla kabul sistemi, hem öğrencileri kalitesiz, niteliksiz, yetersiz hukuk fakültelerinden, hem de yurttaşları, yani iş sahiplerini kalitesiz, niteliksiz, yetersiz avukatlardan koruma amacına yönelik olmakla, bu amaca hizmet etmekle bir güvence ve kalite ölçme sistemidir. Sınavın kaldırılması ile bu güvence ve kalite ölçme aracı yok edilmiştir. O nedenle, avukatlık sınavının ivedilikle uygulamaya konulması gerekmektedir. Kaldı ki, avukatlık sınavının kaldırılmasına ilişkin yasal düzenleme, Anayasa Mahkemesi tarafından yıllar önce iptal edilmiş olmakla, bu sınavın yeniden getirilmesi konusunda yasal düzenleme yapmak TBMM yönünden anayasal bir zorunluluktur.

Önemli bir diğer husus, bugün Türkiye’de mevcut hukuk fakültelerinin tamamında, daha hala yargıç ve savcı yetiştirme anlayışına göre hukuk eğitimi yapılıyor olmasıdır. Oysa yargılama faaliyeti, yargının kurucu unsuru olan yargıcın, savcının, avukatın birlikte ürettikleri, yarattıkları, yürüttükleri kolektif bir faaliyettir. Dahası, yargılama faaliyetini demokratikleştiren unsur, avukat ve savunma olmakla, demokratik bu işleyişin sağlanması, ancak ve ancak bu görevin hiçbir engelleme ve tehdit olmaksızın yapılabilmesiyle mümkündür.

Hukuk fakültelerinin sürdürdükleri eğitim modelini gözden geçirmeleri, bu bağlamda avukat yetiştirmeyi de esas alan bir modele geçmeleri gerekir. Bu modelin bugünkü aşamada asgari koşulu Avukatlık Hukukunu seçimlik ders olmaktan çıkarıp esas ders haline getirmektir. Kaldı ki Avukatlık Hukuku sadece avukatın hukuku olmayıp, aynı zamanda yargıcın, savcının da hukukudur. Zira Avukatlık Hukuku, yani avukatın hukuku ve bu hukukun önemi ve işlevi konusunda yeterince bilgi sahibi olmayan yargıç ve savcı yürüttüğü asli görevi de eksik yürütecek, vatandaşın hukukunu korumakla görevli avukatın haklarını kullanması konusunda yardımcı olmayacak ve sonuç itibariyle adaleti tam olarak tesis edemeyecektir.

Hukukbook: Baroların düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapılmalı?

Vedat Ahsen Coşar: Bu hususta hem barolara hem de avukatlara düşen görev ve sorumluluklar vardır. Düzenlenen etkinlik, toplantı, panel ve sempozyumların kaliteli olması, kaliteyi sağlamak için bunların konularının iyi seçilmesi, konuşmacılarının yetkin olması, hep aynı görüşteki kişilerin değil, farklı görüşteki kişilerin konuşmacı olarak davet edilmeleri gerekir. Zira kalite, her zaman ve her yerde davet edicidir, tahrik edicidir. Bunu sağlamak baroların görevidir.

Bu konuda iki örnek vermek isterim. Ankara Barosu’nun her iki yılda bir düzenlediği Uluslararası Hukuk Kurultayları vardır. Benim Ankara Barosu Başkanı olduğum yıllarda, bu konuda üç kurultay düzenlendi. Feminist Hukuku’nun, Anayasa Hukuku’nun, Bilişim Hukuku’nun, Arabuluculuk Kurumunun, Court Management/Adliye Yönetimi gibi değişik disiplinlerin ve kurumların ele alındığı bu üç kurultaya da ilgi ve katılım çok fazla oldu. Yine benim Ankara Barosu Başkanı olduğum dönemde Sağlık Hukuku, Spor Hukuku üzerine düzenlediğimiz etkinliklere ilgi ve katılım da oldukça fazlaydı. Benim başkanlık dönemimde Ankara Barosu’nda bir “Felsefe Kulübü” kurduk. Bu kulübün hemen her ay felsefe üzerine düzenlediği etkinliklerde Ankara Barosu Eğitim Merkezi Konferans Salonu’nda oturacak yer bulunmazdı. Yine bu dönemde kurduğumuz “Sinema Kulübü”nün gösterimlerine ilgi ve katılım da çok yüksekti.

Avukatlar Katılımcı ve Sorumluluk Sahibi Olmalı

Yönetimle İlgileniniz” Bu maksim Perikles’e ait. Yani bir yönetenin/hükümdarın, yönetilenlere yönelik bir çağrısı bu. Avukatların da bu çağrıya uyması, meslek kuruluşları olan barolarına katkı yapması, barolarının düzenlediği etkinliklere katılması, bu konuda sorumluluk alması gerekir. Aksi durumda, yani avukatların ekseriyetinin yönetimle ilgilenmemesi durumunda, bir azınlık, üstelik niteliksiz bir azınlık duruma hakim olur ve çoğunluğa hükmeder. Bu takdirde avukatların yönetimden şikayetçi olmaya herhalde hiçbir hakkı da olmaz.

Onun için avukatların “baro bizim için ne yapıyor” diye baroyu değil, “biz baro için ne yapıyoruz” diye kendilerini sorgulamaları gerekir. Bu da, bu konuda avukatlara düşen görevdir.

Aynı hususları protesto konusunda da söylemek gerekir. Ama bu tarz eylemlerin doğru zamanda  ve haklı konularda yapılması, popülizmden uzak durulması, birilerinin kişisel şovuna dönüştürülmemesi gerekir.

Hukukbook: Mevzuat değişikliklerinde barolar hangi rolü ve etkinlikleri gerçekleştirebilir?

Vedat Ahsen Coşar: Mevzuat konusunda baroların kuyrukçuluk yapmaması, yani her şey olup bittikten sonra tavır almak yerine ön alması, liderlik yapması, mevzuat taraması yapmak suretiyle bu konuda önceden önerilerde bulunması gerekir. Ama bunun için de ülkede, hukuka, hukukçuya, hukuk kuruluşlarına, onların görüş, düşünce ve eleştirilerine önem ve değer veren bir siyasi iktidar olması gerekir.

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri gibi sorunların çözümünde baroların nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?

Vedat Ahsen Coşar: Bütün bu konularda elbette barolara düşen önemli görevler ve sorumluluklar vardır. Baroların bu konulardaki en başta gelen görevi kamuoyunu aydınlatmak, bu konularda toplumsal bir farkındalık yaratmak, gerektiğinde davalar açmak, açılmış olan davaları takip etmektir. Gazetelerden, Twitter‘dan takip edebildiğim kadarı ile bunları yapan, hem de iyi yapan barolar var. Aydın Barosu var mesela. Sakarya Barosu var mesela. Ankara, İstanbul Baroları da var. Ama bu barolar bana göre çok daha kısıtlı imkanları ve bütçeleri olan Aydın ve Sakarya Baroları kadar bu konularda aktif ve hareketli değiller.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baroların görevi ve sorumluluğu nedir? Barolar bu görevlerini yapıyorlar mı?

Vedat Ahsen Coşar: En başta gelen görev ve sorumlulukları, avukatların ve avukatlık mesleğinin arkasında durmalarıdır. Mesleğe, meslektaşlara sahip çıkmalarıdır. Baroların hemen hepsi bu konularda son derece duyarlıdır. Sanıyorum hemen her baroda “Avukat Hakları Merkezi” var.  Bu merkezler aracılığı ile avukatların yaşadıkları yargısal sorunları baro yönetimleri takip etmekte, meslektaşlarının haklarına ve mesleğin onuruna sahip çıkmaktadırlar.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunların çözümü için neler yapılabilir?

Vedat Ahsen Coşar: Avukatlık mesleği burjuva/kent toplumunun mesleğidir. Zira avukatın bütün sermayesi bilgisinden, zamanından ve çevresinden ibarettir. Bilgi ve zaman kent toplumunda değer ifade eder. Bizim gibi feodal özellikleri fazlaca olan toplumlarda, ne yazık ki bunlara çok fazla önem ve değer verilmez. Öyle olduğu için de “Avukat olarak ne yaptın ki, iki üç dilekçe yazdın, duruşmada üç beş söz ettin” diye avukatın emeği, mesaisi, bilgisi küçümsenir.

Bu yönden bakıldığında, avukatların mali sorunlarının çözümü için Türkiye’nin kent toplumu olması, buna bağlı olarak toplumda bir hukuka aidiyet bilincinin yerleşmesi, yani Türkiye’nin bir hukuk devleti olması, bilginin ve zamanın günümüzün en önemli sermayesi olduğunun toplumca kavranılması, halkın ekonomik durumunun düzelmesi, refah düzeyinin yükselmesi, satın alma gücünün artırılması gerekir. Bunlar olmadan, avukatların mali durumunun düzelmesi bence mümkün değildir.

Ben Ankara Barosu Başkanı olduğumda, avukatlara hem gelir temin etmeleri, hem de bilgi ve deneyimlerini artırmaları için “Vasilik Kütüğü”, “Kayyımlık Kütüğü”, “Bilirkişilik Kütüğü” gibi kütükler oluşturmuş, hakimlerle ve Komisyon Başkanıyla görüşmek suretiyle bu görevlere atanacak kişilerin bu kütüklere kayıtlı olan, eğitimden geçirilmek suretiyle sertifikalı yaptığımız avukatlar arasından seçilmesini sağlamıştım. Buna benzer projeler, daha da geliştirilmek, çeşitlendirilmek suretiyle uygulamaya konulabilir.

Yürürlükteki Avukatlık Yasası ile ölü doğan avukatlık ortaklıkları, Avukatlık Yasası yeniden düzenlenmek suretiyle şirketleşmenin yolu açılabilir, işçi avukat yapısı kaldırılır, şirkette çalışan tüm avukatların şirket ortağı olmaları, hem şirket gelirinden pay almaları, hem de fiili çalışmalarının karşılığını almaları sağlanabilir.

Hukuk sigortası sistemi getirilebilir ve bu sigorta aracılığıyla avukatlara iş imkanı sağlanabilir. İşçi avukat deyimini kullanmak istemiyorum, ama bu bir olgu. Bu şekilde çalışan avukatların hakları güvence altına alınabilir, bu konuda avukatlık mesleğine ve onuruna yakışan bir taban ücret getirilebilir. Ben Ankara Barosu Başkanı olduğumda böyle bir düzenleme yapmıştık, ancak bir avukat arkadaşımızın açtığı dava sonunda idari yargı bu düzenlemenin iptaline karar verdi. Ki bu karar, bana göre son derece hatalı bir karardır. Zira mesleğin onurunu, meslek mensuplarının haklarını korumak baroların en başta gelen görevidir. Bu yöndeki düzenleme de, doğrudan bununla ilgilidir.

Bunun dışında, özellikle meslekte tutunamayan gençlere, ben avukatlığa başlarken hakim olan rahmetli babamın bana yaptığı tavsiyesini hatırlatmak isterim.  Rahmetli babam bana şöyle demişti ‘eğer bir gün mali yönden zora düşersen avukatlık mesleğini derhal bırak, çünkü avukatlık mesleği suistimale son derece uygun bir meslektir, git pazarda limon sat, ama avukatlık yapma.” Zira zaruret içerisinde mesleğini icra ederse insan, mesleğine ihanet edebilir. Onun için Sait Faik “mesleğe ihanetle başlar her şey” demiştir. Zira meslek sahibi olanlar için pek çok şey mesleğe ihanet ile başlar, mesleğine ihanet eden insan giderek ülkesine, meslek örgütüne, arkadaşlarına, dostlarına da ihanet eder.

Hukukbook: Barolar, Mevcut düzenlemeler çerçevesinde Asgari Ücret Tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar yapabilir?

Vedat Ahsen Coşar: Bu konuda baroların denetim mekanizmasını ciddi şekilde çalıştırması, şikayetler olduğunda disiplin hükümlerini ödünsüz olarak uygulaması gerekir. Ama bu konuda en büyük görev ve sorumluluk avukatlara aittir.  Avukatların mesleki dayanışma gereği olarak ve haksız rekabete neden olmamak için, tarifenin altında iş almamaları, meslektaşlarının haklarına saygılı olmaları, bu konuda meslek etiğine bağlı hareket etmeleri, bu terbiyeyi ve kültürü edinmeleri gerekir.

Hukukbook: Geçmişteki tecrübelerinize dayanarak soruyoruz, barolar, siyasetle mesafesini kendi görev ve sorumluluk dengesi içinde dengeli bir şekilde götürebiliyorlar mı? Baroların hukuk, siyaset ve hizmet politikası nasıl olmalıdır? Mevcut sıkıntılar çerçevesinde cevap verebilir misiniz?

Vedat Ahsen Coşar: Genel olarak götürüyorlar. Bir kaç istisna dışında götürüyorlar. “İnsan siyasal bir hayvandır” diyor Aristo. Bu bağlamda, insanların, onların oluşturduğu yapılar olan sivil toplum kuruluşlarının, baroların ve diğer meslek kuruluşlarının, siyasetin dışında kalmaları elbette düşünülemez. Zira siyaset kurumu yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla hepimizin hayatını olumlu ya da olumsuz yönde etkiliyor. Bu yönden bakıldığında gerek siyaset kurumu, gerekse yönetim işi elbette ve sadece profesyonel siyasetçilerin tekelinde değildir. Aksine her yurttaşın, her meslek mensubunun, her meslek kuruluşunun ilgi alanı içindedir ve ilgi alanı içinde de olmalıdır.

Daha önce sözünü ettiğim Perikles’in “yönetimle ilgileniniz” özdeyişi bu konuda da geçerlidir. Özellikle meslek kuruluşlarının, baroların siyasetle olan ilişkilerini sürdürürken dikkat etmeleri gereken husus, günlük politikanın dışında kalmak, bir siyasi kuruluşun ön veya arka bahçesi olmamak, böyle bir görüntü vermemek, toplumda böyle bir algı yaratmamak, meslek örgütünü yönetimdeki kişilerin kendi siyasi amaçlarının aracı yapmalarına izin ve imkan vermemektir. Zira meslek kuruluşu olarak baroların öncelikli işlevi ve görevi kendi işini yapması, kendi işini iyi yapması, kendi asli görevlerine odaklanması, üstüne vazife olmayan konulara dahil olmaması, durumdan kendisine vazife çıkarmamasıdır. Orkestra müzik yapar, hastane hastaları tedavi eder. Orkestra hasta tedavi etmeye, hastane de müzik yapmaya kalkarsa işleri berbat eder.

Devletin En Önemli Vasfı Hukuktur

Devletin, devlet kavramının ve kurumunun geçirdiği evreler var. Bekçi devlet, dadı devlet, devlet baba, sosyal devlet, refah devleti ve benzerleri gibi aşamalar var. Günümüzde devletin en önemli vasfı hukuktur. Hukuk devleti olmasıdır. Bu birincisi. İkincisi günümüzün devleti “teknik devlet” olmalıdır. Teknik devlet, vatandaşın günlük yaşantısını kolaylaştıran ve güzelleştiren devlet demektir. Esasen devlet bunun için vardır.

Vatandaşın günlük yaşantısını kolaylaştırmak ve güzelleştirmek işlevi hukuku da kapsar. Zira hukuk olmadan, hukuk devleti olunmadan bunun gerçekleşmesi, teknik devlet olunması mümkün değildir. Buna göre devlet bir hizmet organizasyonudur, yurttaşlarına hizmet etmek için vardır. Yani Hegel’in “kutsal devlet” anlayışı, devleti kutsaması çok ama çok gerilerde kalmıştır. Eğer devleti böyle görürseniz, devleti baba olarak, dadı olarak, bekçi olarak görürseniz ve kutsarsanız, o zaman, o devlete sizi dövmek hakkını, size terbiye etmek yetkisini de verirsiniz.

Teknik devlet-hukuk devleti anlayışında vatandaşlar kendi işlerini kendileri görürler, devlet onların kendi işlerini yapmalarının vasatını hazırlar, her alanda ve konuda standartları tespit eder, bunları takip eder, vatandaşlar arasında eşitliği, adaleti sağlar, iş hayatında haksız rekabete izin ve imkan vermez. Teknik devlet-hukuk devleti vatandaşın huzurunu, güvenliğini, can ve mal emniyetini sağlar. Bağımsız ve tarafsız yargı eliyle en önemli işlevi ve görevi olan adaleti gerçekleştirir.

Siyasi İktidarla Diyalog İçinde Olunmalı

Bütün bunların hayata geçirilebilmesi için öncelikle yapılması gereken, hükumetle, siyasi iktidarla kavga etmek değil, aksine diyalog içerisinde olmayı gerektirir. Ben, gerek Ankara Barosu Başkanı olduğum dönemde, gerekse Birlik Başkanlığı dönemimde “müzakere alanını hiç terk etmedim” ve siyasi iktidarla her zaman medeni bir diyalog içerisinde oldum. Bundan dolayı haksız şekilde suçlandım, eleştirildim, ama doğruluğuna inandığım bu yolda ısrarla yürüdüm.

Benim kendileri gibi düşünmediğimi, siyasi görüşümün farklı olduğunu bilmelerine ve yeri geldiğinde hükümetin tasarruflarını eleştirmeme rağmen, temas ettiğim hiçbir hükumet yetkilisinden olumsuz bir tavır görmedim. Aksine arabuluculuk, avukat stajyerlerinin sağlık güvencesi kapsamına alınmaları, primlerinin Barolar Birliği tarafından ödenmesi ve yine ödenecek sigorta primlerine kaynak olmak üzere vekâlet pulu bedeline %5 oranında artış yapılması, (buna ilişkin yasa teklifi AK Parti İstanbul Milletvekili Kadir Tıngıroğlu tarafından benimle görüşülerek verilmiştir) UYAP’tan avukatların ücretsiz olarak yararlanmaları, UYAP üzerinden tapu, taşıt, nüfus, SGK gibi sorgulamaların avukatlara açılması, Kat Mülkiyeti Yasasında değişiklik yapılmak suretiyle tapuda mesken olarak kayıtlı avukat bürolarının kullanılmasındaki yasal sıkıntının giderilmesi gibi konularda çözüm bulunmuştur.

Staj kredi borçları ile baro aidat borçlarının yeniden yapılandırılması, belediyelerin avukat bürolarından iş yeri açma izni/ruhsatı istemeleri uygulamasına son verilmesi, duruşma salonlarına ve avukatların/yurttaşların önüne monitörlerin yerleştirilmesine izin ve imkan verilmesi, Katma Değer Vergisi Kanunu ile Gelir Vergisi Kanunu arasındaki çelişkili düzenlemeden kaynaklanan ve pek çok meslektaşımızın mağduriyetine neden olan sorunun Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 2010/1 sıra no’lu Vergi Denetimi ve Koordinasyonu İç Genelgesi ile çözümlenmesi, Kalem Yönetmeliğinin 45.maddesinde avukatların lehine değişiklik yapılması gibi pek çok sorunun çözülmesinde bu diyaloğun yararı olmuştur. Bütün bu ve başkaca sorunların çözüme bağlanmasında, dönemin Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin’in, Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in, AK Parti Grup Başkan Vekili Sayın Bekir Bozdağ’ın, Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Ahmet İyimaya’nın çok büyük yardımlarını ve desteklerini gördüm.

Şimdi yeri geldiği için bu konuyla ilgili bir anımı da paylaşmak isterim. 2010 yılı Aralık ayı içinde dönemin Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Talay Şenol ile birlikte o tarihte Başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyarete gittik. Bizi Başbakanlık Konutunda karşılayan ve ağırlayan dönemin Başbakanıyla yaptığımız bu görüşmede, dönemin Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin de vardı. Gündeminin oldukça yoğun olmasına rağmen, bize uzunca bir zaman ayıran Erdoğan ile görüşmemiz son derece sıcak bir atmosferde geçti. Erdoğan bize karşı son derece nazik ve sıcak davrandı. Samimi bir görüşme oldu. Bizi dikkatle dinleyen, söylediklerimize ilgi gösteren Erdoğan bende iyi bir dinleyici izlenimi bıraktı. Bazı genel konular hakkında konuştuktan sonra, Türkiye’nin ve avukatların yeni bir Avukatlık Yasası’na ihtiyacı olduğunu, mevcut yasanın geçen zaman içerisinde büyük ölçüde eskidiğini, Barolar Birliği olarak yeni bir yasa taslağı üzerinde çalıştığımızı, bu taslağın yasalaşması konusunda kendilerinden destek ve yardım talep etmek için geldiğimizi ifade ettim.

Avukatlık Mesleğinin ve Hukuk Eğitiminin Sorunları Herkesin Sorunudur

Avukatlık mesleğine ve hukuk eğitimine dair sorunların sadece baroların ve avukatların sorunu olmadığını, ülkenin önemli sorunlarından birisi olduğunu, her alanda kaliteli ve nitelikli avukatlara ihtiyaç bulunduğunu söyleyen Erdoğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye’nin taraf olduğu davalarda bunun sıkıntısını ülke olarak fazlaca yaşadıklarını ifade etti ve devamla; “Hukuk eğitimini yeniden yapılandırmak, hukuk fakültelerini Anglo-Saksonlarda olduğu gibi ikinci fakülte haline getirmek gerekir. Ben Avukatlık Sınavı’na karşı değilim, aksine avukatlık mesleğine girişin sınavla olması gerektiği düşüncesindeyim. Yeni bir Avukatlık Yasası’nın çıkarılması konusunda her türlü desteği veririm. Ancak bu yasama döneminde olmaz. Meclisin gündemi çok dolu. Muhalefet destek verirse bu yasama döneminde Türk Ticaret Yasası ile Türk Borçlar Yasası tasarılarını kanunlaştırmayı hedefliyoruz. Ondan sonra da Meclis Haziran ayında yapmayı planladığımız seçim sürecine ve tatile girecek. Seçimlerden yine iktidar olarak çıkarsak önümüzdeki yasama dönemi için size her türlü desteği veririm” dedi.

Başbakan, avukatlık sınavının getirilmesi durumunda bunun hukuk fakültesinde halen okumakta olan öğrencileri kapsayıp kapsamayacağı konusunda ne düşündüğümüzü sordu. Ben de cevaben: “bizim isteğimiz kanunun yürürlüğe girer girmez uygulanması, yani halen hukuk fakültesi öğrencilerini kapsaması yönündedir, ama siyasi iradenin tercihinin aksi olması durumunda, buna saygı duymak dışında yapabileceğimiz bir şey olmadığını, hukukta kazanılmış hak dışında beklenen hak diye de bir ilke olduğunu, bu konuda halen hukuk fakültesi öğrencileri için kazanılmış hak durumunun söz konusu olmadığını, ama beklenen hak durumunun söz konusu olabileceğini, zira öğrencinin ben sınav olacağını bilseydim hukuk fakültesini gitmezdim şeklinde düşünebileceğini, bunun da beklenen hak kapsamında kabul edilebileceğini’ söyledim.

Bize zaman ayırdığı ve ilgi gösterdiği için kendisine teşekkür ettik ve ayrıldık.

Avukatlar ve Barolar Kendi Sorunlarının Çözümünde Mutabakat Sağlamalı

Dönemin Başbakanı Erdoğan ile bir daha bir görüşmemiz olmadı. Bunun en başta gelen nedeni, Türkiye Barolar Birliği olarak bizim hazırlamakta olduğumuz yeni Avukatlık Kanunu taslağı üzerinde, kendi aramızda ve dönemin baro başkanları arasında bir mutabakat sağlayamamış olmamız gelir. Mutabakat sağlayamamamızın en başta gelen nedeni, bazı baro başkanlarının “biz AK Parti’ye Avukatlık Kanunu hazırlatmayız” şeklindeki olumsuz tavır ve yaklaşımlarıdır.  Ve hatta bu tavıra, o tarihte Düzce Barosu Başkanı olan Ali Dilber, “Peki AK Parti 30 yıl iktidarda kalsa, biz yeni bir Avukatlık Kanunu için 30 yıl bekleyecek miyiz?” diyerek tepki gösterdi.

Sayın Cemil Çiçek Adalet Bakanı iken “yeni bir Avukatlık Kanunu’nu hazırlayın getirin kanunlaştıralım” dedi, ama aynı yaklaşım o zaman da mevcut olduğu için o dönemde de bir şey yapılamadı. Kendi içinde yeni Avukatlık Kanunu konusunda mutabakat sağlayamamış bir kurum olarak, Başbakan’dan bize verdiği sözü yerine getirmesini istemek üzere görüşmeye gitmek, şahsen bana ters geldiği için, görev yaptığım süre içinde bu konuda bir daha girişimde bulunmadım. O günden bugüne yaklaşık 8 yıl geçti ve biz hala yeni bir Avukatlık Yasası’nın yapılmasını bekliyoruz.

 Evet! Nereden nereye, nerelere geldik!

Bütün bunları baroların da kendilerini “teknik baro” olarak örgütlemeleri gerektiğini ifade etmek için söyledim. Teknik baro avukatların adliyelerdeki işini kolaylaştıran, güzelleştiren barodur. Buna göre, baroların hizmet politikaları da bu anlayışa uygun olmalı, meslekle, meslektaşlarla ilgili olmalı, bu konuda projeler üretmeye, yürütmeye ve uygulamaya yönelik olmalıdır.

Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı

Hukukbook:  Baro başkanlığı ve Barolar Birliği başkanlığı dönemlerinden örnekler verir misiniz?

Vedat Ahsen Coşar: Ben hem Ankara Barosu Başkanlıklarımda, hem de Barolar Birliği Başkanlığımda bunu yapmaya çalıştım. Aşağıda ayrıca yer vereceğim üzere, duruşma salonlarında avukatların önlerine duruşma tutanaklarını takip edebilmeleri için LCD monitörleri ilk kez Ankara Barosu’nda biz koyduk, bunun için koyduk.  Günümüzde kullanılan akıllı avukatlık kimlik kartlarını, avukatların adliye girişlerinde polisle muhatap olmadan turnikelerden geçerek rahat şekilde giriş yapmalarını, bu kartları UYAP’a entegre etmek suretiyle adliyelere gitmeden dava açabilmelerini, dilekçelerini gönderebilmelerini, harç, bilirkişi ücreti yatırabilmelerini bu amaçla biz icat ettik.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin ortaklıklarından olan ve “Gazilere ve Şehitlere” yardım amacıyla kurulan TürkTrust şirketiyle 15 Aralık 2010 tarihinde bağıtladığımız sözleşme ile ‘elektronik imza’ üretimine bunun için geçtik. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’na uygun nitelikte elektronik imza ve mobil imza uyumlu kimlik tanıma sisteminin kurulumunu bu amaçla biz sağladık, bunu UBAP (Ulusal Baro Ağı Projesi) sistemine aynı nedenle entegre ettik.

Ocak 2011 tarihinde, tüm barolarımıza bedeli Türkiye Barolar Birliği tarafından ödenmek üzere Volkswagen Transporter marka/model 8+1 kapasiteli hizmet aracı alınmasına ilişkin projeyi bu amaçla başlattık. Yaklaşık 15 aylık bir süre içerisinde, o tarihte 78 olan tüm barolarımıza hizmet araçlarını bunun için teslim ettik.

02 Mayıs 2011 tarihinde Adalet Bakanlığı ile UYAP sisteminde yer alan hususlarla ilgili olarak ‘Veri Erişim, Paylaşım ve Kullanım Esaslarına Dair Protokol’ünü bunun için düzenledik. Bu protokolle UBAP Projesi kapsamında bulunan ve avukatlar için büyük önem taşıyan Mernis Adres Kayıt Sistemi, Tapu, Motorlu Taşıt, Emniyet, SGK gibi kayıt bilgilerinin avukatların erişimine açılmasını, avukatların mesleki mazeretlerini UYAP sistemi üzerinden elektronik ortamda göndermelerini, avukatların UYAP aracılığıyla haciz bilgilerine erişebilmelerini, unvan benzerliği olan şirketlerin arabalarına ve mallarına konulan haksız haciz işlemlerinin önüne geçilmesini biz sağladık.

Avukatlar ile UYAP’ın Entegrasyonunu Biz Sağladık

Avukatlara UYAP’taki tüm dosya verilerinden yola çıkılarak yüksek vergi cezalarının kesilmesine yol açan yanlış uygulamaların önlenmesini, avukatlara yapılacak tebligatların Mernis’te kayıtlı konut adreslerine değil, işyeri adreslerine yapılmasını, UYAP’a entegre edilen UBAP’ı biz kurduk, UYAP Avukat Portalına girişte mobil imza, elektronik imza, e-devlet üzerinden yapılan girişlere UBAP üzerinden Avukatlık Kimliği/Barokart ile giriş yapılmasının eklenmesini, UYAP Avukat Portalı genel bilgiler bölümünde avukatın adres ve iletişim bilgilerinin görünmesini, avukatlara kendileriyle ilgili bilgilerin doğruluğunu teyit edebilme ve bilgilerini güncelleyebilme olanağını, UYAP Avukat Portalında ve barolarla TBB’de tutulan avukat sicil ve iletişim adres bilgilerinin senkronize edilerek tek tipleştirilmesini de biz sağladık.

UYAP Sistemi üzerinden Duruşma Takip ve Safahat bölümünde avukatın dosyalarının görüntülendiği sorgu sonuç ekranında ilgili dosyaya hemen ulaşabilmesi için bağlantı ve kısa yol tanımlaması yapılmasını, avukatın vekâleti olan dosyalara ve vekâleti olmayan dosyalara erişimindeki yöntem sorunlarının kanun değişikliği yaparak çözümlenmesini, güncelliğini yitiren UYAP E-Takip uygulamasının güncellenmesini ve avukatların ihtiyaçlarına cevap verecek biçimde yeniden düzenlenmesini, internetten dava açma-harç ve yargılama giderlerinin yatırılması hususlarında mevcut sorunların giderilmesini, IP bazlı Çağrı Merkezini hizmete açmak suretiyle Barolar ve Türkiye Barolar Birliği arasında güvenli ve ücretsiz olarak telefon bağlantısı yapılmasını teknik baro anlayışımızın gereği olarak biz sağladık.

Hukukbook: Geçmişteki durum  bilinmediğinde bu uygulamalar bugün sıradan bulunabilir. Başka neler yaptınız? 

Vedat Ahsen Coşar: Barolar Birliği başkanlığım döneminde, 46 baromuza ücretsiz olarak, güvenliği sağlanmış, altyapısı hazır, baro personeli tarafından kullanılabilecek basitlikte, son derece işlevsel nitelikte WEB sayfası tasarımını aynı nedenle yine biz yaptık.

Barolar arasında herhangi bir ayrım yapmadan, baro bina ve odalarının tefrişi için barolara tefrişat/donanım yardımını bunun için yaptık.

Çok kolay biçimde kopyalanmasının mümkün olması nedeniyle Avukatlık Kimlik Kartlarını, yüksek güvenlikli, akıllı, iki adet çipli, manyetik şeritli, yedi adet görsel kopya korumalı, hologramlı biçimde ve ‘tek kart çok hizmet’ anlayışıyla biz modernize ettik.

79 il barosuna POS terminalini hizmet odaklı anlayışımızın gereği olarak biz kurduk.

12.2012 itibariyle 6286 Hukuk Bürosu/avukat, 21837 müvekkil ile 26823 dosyanın kayıtlı olduğu Corpus Mevzuat ve İçtihat Programı içeren Sanal Ofis uygulamasını bu nedenle biz başlattık. Bu uygulamanın UBAP (Ulusal Baro Ağı Projesi) sistemine entegrasyonunu aynı amaçla biz yaptık.

Bakıma ihtiyaç duyan avukatların huzurevi ve bakım evi ihtiyacının karşılanmasını, hastalık, malullük gibi nedenlerle çalışamayan ihtiyaç sahibi emekli avukatlara düzenli ve sürekli ek emeklilik geliri verilmesini, tedavi gören avukatların sağlık giderlerinin doğrudan SYDF tarafından hizmet alınan hastaneye ödenmesini sağlayan özel hastane anlaşmalarının iller düzeyinde yapılmasını uygulamaya avukatlara sağlık hizmet götürebilmek amacıyla biz yürürlüğe koyduk.

Yurtiçi Kargo şirketiyle yaptığımız anlaşma çerçevesinde, bu şirketin verdiği kargo hizmetlerinde avukatlara %40 oranında indirim yapılmasını, temel motivasyonumuz hizmet olduğu için biz yaptık.

Barolarımıza hizmet vermek üzere teknik servisi aynı nedenle biz kurduk.

Tüm barolarımıza VPN bağlantısı (Sanal Ağ Kurulumu) kurmak suretiyle Türkiye Barolar Birliği ve kendi aralarında ücretsiz ve güvenli telefon görüşmeleri yapmalarını bu amaçla biz sağladık.

Bilgi İşlem Merkezimiz tarafından Avukatlara av. tr. uzantılı kişisel web sayfası yapımını biz başlattık, görev süremiz içinde 250’ye yakın meslektaşımıza web sayfasını bunun için yaptık.

444 22 76 numaralı Çağrı Merkezi’ni kurduk ve bu merkezi UBAP (Baro Ağı Projesi) sistemine entegre ederek bu merkeze Türkiye’nin her yerinden alan kodu kullanılmaksızın ulaşılmasını biz sağladık.

Sahte vekâlet pulu basımının önüne geçilmesi, meslektaşlarımızın vekâlet puluna daha kolay erişimlerinin sağlanması amacıyla elektronik pul uygulamasına biz geçtik. Elektronik pul uygulamasının UYAP ve UBAP ile entegrasyonunu biz sağladık.

On-Line Eğitim için gerekli olan Adobe Connect yazılım lisansını biz aldık. On-Line Eğitime geçişin alt yapısını biz kurduk.

İnternet üzerinden canlı ve bant yayını yapan TBB-TV ve TBB-RADYO’yu biz kurduk ve hizmete açtık.

Türkiye’de ilk ve hala tek olan ‘Türkiye Barolar Birliği Hukuk Müzesi’ni biz gerçekleştirdik.

Barolarımız tarafından ücret ödenmek suretiyle kullanılan farklı CMK programlarına alternatif CMK otomasyon programı yazılımını motivasyonumuz hizmet olduğu için biz yaptırdık ve bu programı ücretsiz olarak 47 baromuzun kullanımına sunduk.

Barolarımız tarafından ücret ödenmek suretiyle kullanılan farklı Adli Yardım programlarına alternatif Adli Yardım otomasyon programı yazdırılmasını ve bu programın 43 baromuzun kullanımına ücretsiz sunulmasını biz sağladık.

Doküman Yönetimi Sistemiyle ilgili yaptırdığımız yazılımı barolarımızın hizmetine ücretsiz olarak biz sunduk.

Mahkemelerin duruşma salonlarında taraf vekillerinin masalarında kullanılmak üzere 35 baro bölgesinde 983 adet LCD monitörü hizmet anlayışımızın gereği olarak biz kurduk. Bu sistemin İçişleri Bakanlığı Kimlik Paylaşım Sistemi ile entegrasyonun yapılmasını, yenilenen versiyon 2 ile uyumlu hale getirilmesini biz gerçekleştirdik.

Isparta, Mersin, Rize, Karaman, Diyarbakır, Tokat, Sinop, Bitlis, Burdur, Hatay (İskenderun), Giresun, Ordu, Kütahya, Burdur, Niğde, Yalova, Amasya, Düzce, Sakarya, Karabük, Samsun, Kastamonu, Kayseri, Sivas, Şırnak, Tunceli Barolarımıza Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası satın aldık ve bunları hizmete açtık. Mardin ve Iğdır’da Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası inşaatlarını tamamlayarak bunların hizmete girmesini biz gerçekleştirdik.

Eskişehir Barosu, Konya Barosu, Kahramanmaraş Barosu Sosyal Tesis/Avukat Evi/Hizmet Binalarının inşaatına biz başladık.

Muğla, Niğde, Uşak Çorum, Manisa, Artvin ve Balıkesir Barolarına Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası yapımı için arsayı biz satın aldık.

Erzurum Barosu’na ait Sosyal Tesisin/Avukat Evinin/Hizmet Binasının ilave inşaatının yapımını biz başlattık ve tamamladık.

Erzincan, Düzce, Bilecik Barolarının Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası sahibi olmalarına ve bunların tefriş edilmelerine biz katkıda bulunduk.

Hukukbook: Bütün bunları sayarken bir serzenişte mi bulunuyorsunuz?

Vedat Ahsen Coşar: Bütün bunları ve uzatmamak için saymadığım çok sayıdaki başkaca hizmetleri, benim 1076 günlük görev sürem içerisinde yaptık. Hizmet odaklı olduğumuz için, teknik baro anlayışına sahip bulunduğumuz için, mesleğimize, meslektaşlarımıza, meslek örgütümüze hizmet etmek için yaptık bütün bunları.

Neden mi söylüyorum bunları?  Teknik baro nasıl olur, nasıl hizmet verir anlaşılsın diye söylüyorum.

Hepsi bu kadar ve bunlardan ibaret değil elbette. Daha fazlası, çok daha fazlası var. Sözü uzatmamak için bunları söylemedim. Ankara Barosu’nda yaptığımız çok sayıdaki sıra dışı hizmetleri de aynı nedenle söylemedim..

Bizim bütün bu hizmetleri yaptığımız zamanlarda “dik baro istiyorum” diye ortalıkta dolaşanların, şimdilerde yaptıklarını, yapmadıklarını, yapamadıklarını görünce, ister istemez acı bir gülümseme doluyor içime.

O zaman, arkadaşlarımızla birlikte yaptıklarımıza, hizmetlerimize, arkamızda bıraktığımız eserlere sığınıyor ve Özdemir Asaf’ın şu güzel dizeleriyle teselli buluyorum:

Geçse de umudun baharı yazı

Gözlerde kalıyor yaşanmış izi,

Kimseler kınamaz burada bizi

Ne varsa hesabı öder gideriz

Söyleyecek sözü olan anlatsın

İsterse içine yalan da katsın

Yeter ki kendinden bizden söz etsin

Yalanı doğruyu sezer gideriz

Neler gördük neler bu güne kadar

Daha gidilecek yerlerimiz var

Bizi buralarda unutamazlar

Kalacak bir türkü söyler gideriz

Biz de o türküyü söyledik ve gittik.

Baroların nasıl bir hukuk politikası izlemeleri gerektiği hususunu, daha önceki sorunuzda cevaplandırdığım için bunu burada bir kez daha tekrarlamak istemiyorum. Bu bölümde ve kısaca tekrar söylemek gerekir ise, şunu demek gerekir. Nerede bir haksızlık var ise, hukuksuzluk var ise, insan hakları, adil yargılama ihlali var ise, baroların orada olmaları, ses vermeleri gerekir.

Arabuluculuk Merkezlerini Sadece Barolar Açmalı
Hukukbook: Avukatlık kanunu çerçevesinde önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?

Vedat Ahsen Coşar: Önce şunu söyleyeyim, baroların dışındaki bazı derneklerin ve kuruluşların arabuluculuk merkezi açmalarına karşıyım. Ama hayat boşluk tanımaz. Barolar bu kuruma sahip çıkmayınca, bu alanda oluşan boşluğu başkaca kuruluşlar doldurur.

Arabuluculuk kurumuna ise karşı değilim. Neden mi karşı değilim? Kluwer Law International tarafından basılan, editörlüğünü Arnold Ingen Housz’in yaptığı ‘ADR In Business’ isimli kitapta yer verilen bilgilerden ve yine Stephan Covey’in kitaplarında yer alan bilgilerden de istifade ederek anlatayım.

Biz avukatların, mesleklerinin gereği olarak uyguladıkları, yaşadıkları, tecrübe ettikleri, biriktirdikleri için çok iyi bildikleri üzere, anlaşmazlık, uyuşmazlık, çatışma insanlara özgü bir durum ve toplumsal bir olgudur. Böyle olduğu ve çoğu zaman bunu önlemek mümkün olmadığı için, kendi kadim tarihleri boyunca insanlar aralarındaki uyuşmazlıkları çözmek amacıyla değişik yöntemler ve araçlar geliştirmişlerdir. Her toplumun kendi dinamiklerine, koşullarına, toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapısına göre değişiklik gösteren bu yöntemleri ve araçları: müzakere, uzlaşma, arabuluculuk, tahkim, mahkeme biçiminde sınıflandırabiliriz.

Bu araçların içinde en geleneksel olanı ve dolayısıyla en çok bilineni, dava açmak, yani mahkemeye başvurmaktır. Sorunları ve anlaşmazlıkları çözmek için mahkemeye başvurmak, yani dava açmak hepimizin bildiği, gerektiğinde başvurduğu hak arama araçlarından birisi ve hatta en çok kullanılanıdır.

İhtilafların çoğalmasına, çeşitlenmesine, hukukta yeni disiplinlerin ortaya çıkmasına, bunların hepsinin ayrı uzmanlıkları gerektirmesine ve mahkemelerin bu ihtilafları çözmekte yetersiz kalmalarına bağlı olarak ve zaman içerisinde yeni ihtilaf çözme araçları geliştirilmiştir. Genel olarak Alternatif Uyuşmazlık Çözümü olarak isimlendirilen bu kurumun öngördüğü bu araçları tahkim, uzlaşma ve arabuluculuk olarak isimlendiriyoruz.

Uzlaşma ve Arabuluculuk Yeni Bir Uygulama Değildir

Bu yöntemlerden uzlaşma ve arabuluculuk, bir kazananı, bir kaybedeni bulunan geleneksel çatışma çözümlerinden olan mahkemeye gitmenin, yani dava açmanın dışında kalan ve ‘kazan kazan’ ilkesine dayanan seçeneklerdir. Uyuşmazlıkları bu araçlarla çözmeye çalışmak, dava açmanın taraflar üzerinde yaratacağı gerilimi tamamıyla ortadan kaldırmanın kesin bir yolu olmasa da, ilişkileri iyileştirmenin, yumuşatmanın, buna bağlı olarak toplumsal barışı tesis etmenin ve sürdürmenin bir yolu olabilir. Öyle ki, çatışma temelli dava açmakla kıyaslandığında, gerek arabuluculuk, gerekse uzlaşma, tarafları çok daha az yıpratarak, çok daha hızlı ve çok daha ucuz sonuçlar üretebilir.

Günümüzde gerek sayısal yönden, gerekse çeşitlilik yönünden çok fazla artan, bu artışa bağlı olarak çözüme, yani karara bağlanması son derece zorlaşan, yanı sıra oldukça uzun zaman alan ve masraflı olan hukuki uyuşmazlıkların çözüme bağlanmasında geleneksel yol ve araç niteliği taşıyan mahkemeye başvurmanın yerine alternatif bir ihtilaf çözüm aracı olarak ikame edilen uzlaşma ve arabuluculuk kurumları, her ne kadar yeni bir yol, yöntem ve araç gibi görülmekte, gösterilmekte ve öyle bilinmekte ise de, gerek bizim tarihimiz ve hukukumuz, gerekse yabancı toplumlar ve hukuk sistemleri yönünden pek o kadar yeni değildir. Aksine, çok eski zamanlardan bu yana bilinen, uygulanan, sonra unutulan ve bir zaman sonra hatırlandığı için yeniden uygulanmak üzere geri çağrılan bir yol, yöntem, araç ve kurumdur.

Hukukbook: Türk Hukuk Sistemine yeni girdi ama…

Vedat Ahsen Coşar: Bu bağlamda ve hemen işaret etmek gerekir ki, temeli “sulha’, yani ‘dostane çözüme’ dayanan uzlaşma ve arabuluculuk kurumları, bizim hukukumuz yönünden yeni değildir. Şöyle ki,  Mecelle’nin ‘Bi’t-terâzî nizâ’ı ref’ eden bir akiddir ki, icab ve kabul ile mün’akid olur’ hükmünü taşıyan 1531.maddesi, tarafların karşılıklı kabulleri sonucu oluşan sulh sözleşmesi ile taraflar arasındaki ihtilafların ortadan kaldırılmasını öngörmekte ve bu çözüm araçlarını kurumsallaştırmaktadır.

Günümüzün önemli kuruluşlarından olan, sadece devletler düzeyinde değil, Avrupa Birliği Parlamentosundan Uluslararası Barolar Birliği’ne kadar uzanan çok geniş bir alanda kurulu bulunan ve ‘Yurttaşların kamu kurumlarına karşı olan haklarını savunmak ve arabuluculuk yapmak üzere atanmış kamu görevlisi olarak tanımlanan ombudsmanlık kurumu’, Poltova Savaşında yenik düştükten sonra Osmanlı’ya sığınan ve beş yıl süreyle Osmanlı’da kalan İsveç Kralı XII. Charles’ın tarafından, Osmanlı’nın önemli kurumlarından olan, bu bağlamda halkın birbirleriyle ve devletle aralarındaki ihtilafların çözümüne aracılık eden Kazaskerlik/Kadıaskerlik kurumundan esinlenilerek kurulmuştur.

Yine gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı toplumlarında 13. yüzyıldan sonra iktisadi, sosyal, kültürel ve mesleki alanlarda önemli işlevleri yerine getiren, bu bağlamda meslek mensuplarının kendi aralarında ya da devletle aralarında çıkan ihtilafların çözüme bağlanmasında aracılık yapan Ahilik teşkilatı da bir uzlaşma ve arabuluculuk kurumudur.

Cumhuriyetin kurulmasından hemen sonra yürürlüğe giren 18 Mart 1924 tarihli, 442 sayılı Köy Kanunu’nun ‘İhtiyar meclisleri köylünün iki tarafın uzlaşması ile bitirilebilen her türlü işlerini görürler’ hükmünü taşıyan 53.maddesi bir sulh maddesidir ve bu sulhu sağlamakla görevlendirilen köy ihtiyar meclisleri de birer arabulucu kurumudurlar.

Aynı şekilde 15 Temmuz 1963 tarihli ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 22, 22 ve 23.maddelerinde düzenlenen arabuluculuk kurumuna, daha sonra bu kanunun yerine yürürlüğe konulan 05 Mayıs 1983 tarihli, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 22.maddesinde ve bu kanunun yürürlükten kaldırılması sonrasında yürürlüğe konulan 18 Ekim 2012 tarih, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 50.maddesinde yer verilmiştir.

19 Mart 1969 tarihli, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun ‘Uzlaşma Sağlama’ başlığını taşıyan 35/A maddesi uzlaşmayı öngörmekte ve bu hususta taraf avukatlarına görev ve sorumluluk yüklemektedir. Aynı kanunun 95/5.maddesi ise, Baro Yönetim Kurullarına, avukatlar arasında, avukatlarla avukatlık ortaklıkları, avukatlık ortaklığının ortakları arasında ve bunlarla iş sahipleri arasında çıkan anlaşmazlıklarda istek üzerine aracılık etmek ve arabulmak, ücret uyuşmazlıklarında ise sulha davet etmek görevlerini vermektedir.

Arabuluculuk kurumu sadece pozitif hukukta yer verilen bir kurum olmayıp aynı zamanda dinler tarafından da önem, değer ve yer verilen bir kurumdur. Yeni Ahit’te, yani İncil’de yer alan ‘Uzlaştırıcılar kutsaldır, onun için onlara Tanrı’nın çocukları denecektir.’ hükmü bunu doğruladığı gibi, İslam hukukunun temel araçlardan birisinin sulh olması da bunu doğrulamaktadır. Öyle ki, ‘Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem/arabulucu, kadının ailesinden bir hakem/arabulucu gönderin. (Karı-koca) barışmak isterlerse Allah aralarını bulur…’ diyen Nisa Suresi’nin 35.ayeti ve yine ‘Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona, onun sevabından bir pay vardır; kim kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona, o kötülükten bir pay vardır…’ diyen aynı surenin 85.ayeti, İslam Hukuku’nun sulha, yani uzlaşmaya ve anlaşmaya değer ve yer verdiğinin en önemli kanıtıdır.

Anadolu Aleviliği’nin sosyal ve dinsel yapılanmasında temel öneme sahip kurumlarının başında gelen, Dede Korkut örneğinde olduğu gibi kökü Orta Asya’ya ve daha henüz İslam dininin ortaya çıkmasından önceki döneme kadar giden, Bektaşilik, Mevlevilik öğretilerinde de yeri olan dedelik/şeyhlik kurumu, sadece dini bir kurum olmayıp aynı zamanda bir arabuluculuk kurumudur. Zira toplumdaki aydın, bilgili kişileri tanımlamak için kullanılan dedeler/şeyhler, toplumu örgütlemenin, eğitmenin, aydınlatmanın yanı sıra kişiler arasında çıkan ihtilafları çözmekle, toplumda ve kişiler arasında barışı temin ve tesis etmekle, her türlü çekişmenin ve sorunun çözümlenmesinde arabuluculuk yapmakla görevli kişilerdir.

Tarihçiler, Batı uygulamasında arabuluculuğun ilk kez Akdenizli bir kavim olan, denizcilik ve ticaret alanlarında üstün özellikler gösteren ve Milattan önce 12. Yüzyılda hüküm süren Fenikeliler/Kenaniler tarafından uygulandığını, daha sonraki uygulamaların kadim Yunanistan’da aile arabuluculuğu şeklinde olduğunu, Antik Roma’da ise özellikle I. Justinianus zamanında ‘conciliator, interlocutor, mediator’ isimleri altında faaliyet alanı bulduğunu kaydetmektedirler.

Yine Alternatif Uyuşmazlık Çözüm teknikleri arasında önemli bir yer tutan müzakere olgusunun ‘anlaşma sağlanıncaya kadar müzakere alanını terk etme’ diyen Afrika’ya kadar uzanan kadim bir tarihi vardır. Beyazlara karşı uzun yıllar silahlı mücadele yolunu izleyen Mandela’nın silahları bırakma çağrısında bulunurken ‘beyazların korkuları ile siyahların ümitleri arasında orta bir yer olduğunu ve bunu bulacaklarını’ ifade etmesi ve sonrasında barışın tesisi için beyazlarla müzakere yoluna gitmesi kadim Afrika geleneğinin siyasi alanda uygulanması niteliğindedir. Nitekim barışın sağlanmasından sonra yürürlüğe konulan Güney Afrika Anayasası’nın yapımında, her biri kendi başına birer Alternatif Uyuşmazlık Çözüm aracı olan müzakere, danışma, katılım ve uzlaşma teknikleri uygulanmıştır.

Kadim tarih boyunca Uzak Doğu kültürünü çekip çeviren Konfüçyüs, Taoculuk ve Budizm Etiklerinin temeli de barışa, uzlaşmaya, anlaşmaya dayanır. Büyük sosyolog Max Weber’in ‘Konfüçyüs Pasifizmi’ adı altında Konfüçyanizmin barışçıl karakterine vurgu yapması bundan dolayıdır.

Hukukbook: Peki, alternatif çözüm yöntemlerinin günümüzdeki uygulaması ne durumda? Diğer ülkelerdeki uygulamalardan örnekler verebilir misiniz? 

Vedat Ahsen Coşar: Günümüzde alternatif çözüm araçlarından olan arabuluculuğun en yaygın şekilde kullanıldığı Amerika Birleşik Devletleri’nde arabuluculuğun varlığı da eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Bu bağlamda yeni kıtada arabuluculuğu ilk kullananlar, dini tören, ayin ve resmi yönetimi, yani kilisenin ve İncil’in otoritesini reddeden, sadece kutsal ruhun otoritesini kabul eden, Tanrı’nın doğrudan insanın kalbinde ve vicdanında ortaya çıktığına inanan bir mezhebin mensubu olan Quakerler’dır.

Amerikan Kongresi 20.yüzyılın erken yıllarında iş uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde arabuluculuğun ve tahkimin kullanılmasının yolunu açmış, 1960’lı yılların sonunda, 1970’li yılların başında otoriteye ve yargıya karşı artan güvensizlik ve iş yoğunluğu nedeniyle avukatlar, barolar yargının diğer bileşenlerine çözüm bulunması yönünde çalışma yapılması için çağrıda bulunmuşlardır.

Bu çağrı sonrasında Nisan 1976’da Pound Konferansı (Konferansın adı 1920-30’larda Harvard Hukuk Fakültesi Dekanlığı yapan Roscoe Pound’a atfen ve onun onuruna verilmiştir) adı verilen etkinlikte bir araya gelen yargıçlar, avukatlar, hukuk fakülteleri akademisyenleri ve yargının diğer bileşenleri, iş yoğunluğu altında bunalan, tıkanan, güven ve itibar kaybeden yargı sisteminin önünü nasıl aşacaklarını tartışmışlardır.

Hukukbook: Harvard Müzakere modeli diye bir kavram var.  

Vedat Ahsen Coşar: Bu konferansa yaptığı konuşmayla damgasını vuran Harvard Hukuk Fakültesi Profesörü Frank Sander, konvansiyonel/geleneksel yargılama sistemine olan bağımlılığı ve alışkanlığı azaltmak, bu yolla yargının yükünü hafifletmek için alternatif uyuşmazlık çözüm araçlarından olan arabuluculuğu ve uzlaşmayı kapsayan ‘multi-door courthouse’ (Türkçe karşılığı çok kapılı adliye anlamına geliyor, ancak kastedilen alternatif uyuşmazlık çözüm odaklı yargı sistemi) sistemine geçiş önerisinde bulunmuştur. Avukatlar, yargıçlar, akademisyenler ve diğer paydaşlar tarafından benimsenen bu öneri sonrasında ve 1980’lerin sonunda alternatif uyuşmazlık çözüm araçlarından olan arabuluculuk kurumunun önü açılmış, bu bağlamda mahkemeler küçük miktarlı davaların, aile uyuşmazlıklarının ve bunun dışındaki hukuk davalarının çözümlenmesinde arabuluculuk kurumunu benimsemeye ve kullanmaya başlamışlardır.

Bu toplantı sonrasında ve yirmi yıldan daha az bir süre içinde arabuluculuk, Amerika Birleşik Devletleri’nde hukuku ihtilaflarının çözümlenmesinde, yargının ve yargılama faaliyetinin bütünleyici bir parçası haline gelmiştir. Bu bağlamda, gerek eyalet, gerekse federal mahkemeler, aile ihtilafları dışındaki, iş ve ticaret davaları, kişisel tazminat davaları, yanlış tanı ve tedaviden kaynaklanan tıbbi davalar/malpractice davaları, çevre ihtilafları, sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklar başta olmak üzere her çeşitteki ve miktardaki davalarda arabuluculuğa başvurmaktadır. Yine özel şirketler ve diğer özel sektör kuruluşları, istihdamdan, tıbbi bakım ve tedaviden ve akdi diğer ilişkilerinden doğan ihtilaflarını giderek artan oranda arabuluculuk kurumu aracılığıyla çözmektedirler. Bu sürece gelinmesinde en büyük pay avukatların, baroların ve özellikle Amerikan Barolar Birliği’nindir. Zira Pound Konferansları için çağrıda bulunan, bu toplantıların yapılmasını sağlayan Amerikan Barolar Birliği’dir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan bu uygulama zaman içerisinde diğer ülkelere sıçramış, bu bağlamda arabuluculuk ve uzlaşma kurumları dünyanın diğer ülkelerinde de uygulanmaya başlamıştır.

Günümüzde arabuluculuk, sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde değil, Hindistan’dan, Pakistan’a, Hong Kong’dan Singapur’a, Kore’ye ve Çin’e, Latin Amerika’dan Kenya’ya, Somali’ye, Orta Doğu’da İsrail’den Arap devletlerine, daha uzaklarda Yeni Zelanda’dan Avustralya’ya, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerden kıta Avrupa’sı ülkelerine kadar çok geniş bir coğrafyada uygulama alanı bulmakta, dahası ICC-International Chamber of Commerce/Uluslararası Ticaret Odası önüne gelen hukuki uyuşmazlıkların çözümünde, taraflara Alternatif Uyuşmazlık Çözüm aracı olan arabuluculuğun kullanılmasını tavsiye etmektedir.

En geniş şekliyle uyuşmazlık çözümünün mahkeme dışına çıkması ve o yolla çözümlenmesi anlamına gelen ve o nedenle ‘Amicable/Dostane, Alternative/Alternatif, Appropriate/Uygun’ sözcüklerinin baş harflerini oluşturan (A) harfinin her biri uyuşmazlık yönetiminde özel bir yaklaşımı temsil eder. Bu bağlamda, ‘Appropriate Dispute Resolution/Uygun Uyuşmazlık Çözümü’ bütünsel/holistik taraf özerkliğine işaret etmekte iken, ‘Alternative Dispute Resolution/Alternatif Uyuşmazlık Çözümü’ geleneksel dava açılmasını dışarıda bırakır, saf  ‘Amicable Dispute Resolution/Dostane Uyuşmazlık Çözümü’ ise sadece uyuşmazlığı çözmeyi amaçlar.

Hukukbook: Peki, arabulucu kimdir, ne iş yapar ve neye yarar?

Vedat Ahsen Coşar: Arabulucu, hukuki bir ihtilafın çözümlenmesinde ve gönüllü/dostane bir çözüme ulaşılmasında, taraflar arasında iletişim ve uzlaşma sağlanmasına yardımcı olan ve süreci kolaylaştıran kişidir. Nitekim Amerikan menşeli Arabulucular İçin Uygun Davranış Modeli de arabulucuyu ‘taraflar arasındaki ihtilafın gönüllü olarak çözümlenme sürecinde iletişimi ve uzlaşmayı kolaylaştıran tarafsız üçüncü kişi’ olarak tanımlamaktadır. Bu tanım göreceli olarak biraz idare edici bir tanımdır. Zira Amerikan uygulamasında arabulucu ‘kolaylaştırıcı’, ‘meydana getirici’, ‘geliştirici’, ‘karşılıklı anlayışın gelişmesine odaklı’, ‘tedavi edici’ gibi değişik roller oynamaktadır. Bütün bu rollerde, ihtilaflı hususları ortaya çıkarmayı, paylaşmaya odaklanmayı, tarafların değerlerinin ve çıkarlarının altında yatan nedenleri anlamayı, tarafların sırayla ve verimlilikle ve tam olarak birbirleriyle iletişim kurmalarına yardımcı olmayı, kendi çözümlerini bulmaları ve bunu ihtilaflarına uyarlayarak çözmeleri konusunda tarafları teşvik etmeyi esas alan özellikler mevcuttur.

Arabulucunun bu işlevleri yerine getirebilmesi ve ihtilafın çözümünde merkezi bir rol oynayabilmesi için resmi farklı bir açıdan görmesi, tarafları umutlu ve sabırlı bir şekilde dinlemesi ve fakat taraflara olan tavsiyelerini ivedi bir şekilde belirleyerek onların bu tavsiyelere odaklanmalarını sağlaması, gerçekçi bir şekilde çözüm seçeneklerini sunması ve onlara bu seçeneklere uygun bir çözüme ulaşmaları hususunda rehberlik etmesi gerekir.

Medeni Hukuk Meselelerinde Arabuluculuk Konusunda Tavsiye Kararı

Ben, Ankara Barosu Başkanlığı’na ilk kez 1994 yılında aday oldum, yarıştım ve kaybettim. O seçimle birlikte, daha sonraki yıllarda aday olanlara örnek olan bir ilki başlattım. Hazırladığım seçim broşüründe, seçildiğim takdirde neleri gerçekleştirmeyi hedeflediğimi, bu bağlamda hangi pozitif hedeflerin, programın ve projelerin takipçisi olacağımı ifade ve deklare ettim.

Aynı yöntemi ikinci kez aday olduğum 2004 yılında da uyguladım. 2004 yılındaki ikinci adaylığımda önüme koyduğum pozitif hedeflerin, seçildiğim takdirde uygulamayı vaat ettiğim projelerin arasında Ankara Barosu’nda bir Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Merkezi kurulması da vardı. Ki o tarihte, ne Ankara Barosunda, ne diğer barolarda, ne hukuk fakültelerinde ve ne de ilgili başkaca zeminlerde, bu konuyla ilgili olarak yazan, çizen, çalışma yapan hiçbir kişi ve kuruluş yoktu. O tarihlerde böyle bir hedefi ve projeyi seslendirmemin ve hayata geçireceğimi vaat etmemin nedeni, birer Alternatif Uyuşmazlık Çözüm aracı ve kurumu olan uzlaştırmanın ve arabuluculuğun bir gün Türkiye’nin de kapısını çalacağı yönündeki öngörümdü. Bunu bildiğimden ve öngördüğümden dolayı, bu kurumu Ankara Barosu bünyesi içinde tesis etmek suretiyle, hem meslek örgütümüzü ve hem de meslektaşlarımızı bu konuda eğitmek, bilgilendirmek, geliştirmek ve geleceğe hazırlamaktı.

Seçildikten hemen sonra kurduğumuz Ankara Barosu Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Merkezi’nde gerek uyuşmazlık, gerekse arabuluculuk alanlarında son derece başarılı çalışmak yaptık. Düzenlediğimiz etkinlikler aracılığıyla meslektaşlarımızı bu konuda eğittik, bilgilendirdik, mesleki gelişmelerine katkı yapmaya çalıştık. Yürütülen bu çalışmalar kapsamında yer verilmesi gereken önemli faaliyetlerden bir tanesi, Ankara Barosu’nun her iki yılda bir düzenlediği Uluslararası Hukuk Kurultayları’ndan 2006 yılında yapılan kurultayın tartıştığı konular kapsamına arabuluculuğunda dahil edilmesi olmuştur. Bu kurultayın konuşmacıları arasında yer alan biri avukat, ikisi yargıç olan ABD’li üç konuşmacı bize genel olarak arabuluculuk, özel olarak ABD’deki arabuluculuk konusunda önemli ve değerli bilgiler vermişlerdir.

Arabuluculuk ve Uzlaşma Avrupa Konseyinin Tavsiyesidir

Zaman hızla aktı. Hızla akıp giden zaman, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu ve yine 5271 sayılı yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, ceza uyuşmazlıklarının ‘ceza adalet sistemi dışında çözülmesine’ imkan tanıyan ‘uyuşmazlık’ kurumunu ceza hukuk mevzuatımıza dahil etti.

Anglo-Amerikan hukuk sisteminin bir kurumu olan ve Avrupa Konseyi kararı ile Avrupa Konseyi’ne üye devletlere tavsiye edilen bu kurum, gerçekte ‘onarıcı adalet’ anlayışının ortaya çıkardığı bir alternatif uyuşmazlık çözüm aracıdır. Bu çözüm aracı, ‘biktimoloji’ olarak bilinen ‘mağdurların haklarının ceza muhakemesi sürecinde korunmasını, faille mağdur arasındaki uyuşmazlığın uzlaşma yoluyla giderilmesini, failin sorumluluğunu kabullenmesini, suçunun bilincine varmasını, pişmanlık duymasını’ öngörür.

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı

Suç işlemiş kişinin yeniden topluma kazandırılmasına yardımcı olunmasını amaçlayan onarıcı adalet anlayışının hukuka ve yargılama faaliyetine yansımalarından birisi olan bu araç ve kurum sayesinde, mağdurla fail arasındaki anlaşmazlık karşılıklı rıza ile sona erdirilmek suretiyle ihlal edilmiş olan hukuk kurallarının onarılmasına ve toplumsal barışın yeniden tesis edilmesine imkan sağlanır. Zira uzlaştırma kurumunun temel amacı ‘barışmak’, uzlaştırıcının görevi ise ‘fail ile mağduru barıştırmaktır.’

Barolar Uzlaştırma Sürecine Aktif Olarak Dahil Edilmelidir 

Uzlaştırma kurumunun işletilmesinde ve başarıya ulaşmasında motor rolü oynayacak birinci kurum ve meslek savcılık, ikincisi ise barolar ve avukatlardır. O nedenle,savcıların barolarla işbirliği yapmaları, baroları ve avukatları uzlaştırma sürecine dahil etmeleri gerekir. Aksi takdirde uzlaştırma kurumunun sağlıklı biçimde işlemesi, bu kurumdan beklenen marjinal yararın sağlanması mümkün değildir.

Bu sistem, kendilerini iyi yetiştirmeleri koşuluyla avukatlara da oldukça önemli bir rol vermektedir. Bu rol, avukatların adeta bir yargıç gibi tarafsız ve objektif bir şekilde uzlaştırma kapsamındaki suçları çözme rolüdür. Avukatların bu rolün hakkını verebilmeleri için özel bir eğitimden geçmeleri ise hem mutlak bir gereksinme, hem de yasal bir zorunluluktur.

Sistemin yürürlüğe konulduğu 01.06.2005 tarihinde ve daha sonra 06.12.2006 tarihinde değişiklikler yapıldığı aşamada, hiçbir baro sisteme katkı yapmaya daha henüz hazır değil iken, Ankara Barosu kendi bünyesinde oluşturduğu Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Merkezi aracılığıyla verdiği uzlaştırıcılık eğitimiyle ve savcılık kurumuyla işbirliği yapmak suretiyle Aralık 2006 tarihinden itibaren sisteme eylemli olarak hizmet etmeye başlamıştır.

Ne var ki, aradan geçen zaman içerisinde oldukça mesafe alınmış olunmasına rağmen, uzlaştırma kurumu uygulamada tam olarak yerine oturmamış, bu kurumdan beklenilen yarar sağlanamamıştır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, bizim toplumumuzda barışma/uzlaşma kültürünün yeteri kadar gelişmemiş olmasıdır. Bir diğer nedeni de, mevzuatta öngörülmüş olmasına rağmen, baroların uzlaştırma sürecine aktif olarak dahil edilmemeleri, deyim yerinde ise dışlanmış olmalarıdır.

Ceza mevzuatımızda alternatif uyuşmazlık çözüm aracı olarak ‘uzlaştırma’ kurumuna nazaran hukuk uyuşmazlıklarındaki alternatif uyuşmazlık çözüm aracı olan ‘arabuluculuk’ kurumu sistemimize çok daha sonra dahil olmuştur.

Arabuluculuk Avukatlar ve Barolar Olmaksızın Başarılı Olamaz 

22.06.2012 tarihli ve 28331 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 07.06.2012 tarih ve 6325 sayılı ‘Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun daha henüz yasalaşmasından önce dönemin Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin ile görüşmeye gittim. Temelde arabuluculuk kurumuna karşı olmamakla birlikte, benim yöneticilikte bildiğim, doğruluğuna inandığım için bağlı kaldığım ve dolayısıyla uyguladığım bir ilkem vardır. ‘Karşı olduğun her ne ise onun gerçekleşmesini engelleyecek gücün yoksa eğer, ona bir şekilde dahil ve müdahil olmak ve dolayısıyla onun şekillenmesinde olabildiği kadar etkili olmak ve koşullar her ne şekilde olursa olsun müzakere alanını asla ve asla terk etmemek, müzakereye ve işbirliğine kapıları açık tutmak.

Bu ilkeyi somut olaya uygulamak gerekir ise durum şudur. Arabuluculuk kurumu AK Parti iktidarının seçim vaatleri arasında yer alıyordu. Hem bu nedenle, hem de TBMM’nde çoğunluğa sahip bulunmakla AK Parti bu vaadini yerine getirecek, diğer bir deyişle kanunlaştıracak güce sahipti. Türkiye Barolar Birliği olarak bu kuruma karşı dahi olsak, – yönetim kurulunun pek çok üyesi, başta İstanbul ve Ankara Baroları olmak üzere çok sayıda baro bu kuruma karşıydı – bunu engelleyecek gücümüz yoktu. Sayın Ergin ile görüşmeye bu koşullar altında, yönetim kurulunun bilgisi dahilinde, yani karşı da olsalar onların görüşünü alarak ve deyim yerindeyse risk alarak gittim.

Ama benim gözlemime ve değerlendirmeme göre, görüşmeye gitmemenin, biz bu kuruma karşıyız diye vaziyet almanın riski daha fazlaydı. Böyle bir durumda, hükümet bu yasayı yine çıkarır ve biz avukat olarak, meslek kuruluşu olarak sürecin dışında kalır, aşağıda açıklayacağım mesleki ve örgütsel kazanımları elde edemezdik. Nitekim geçmişte marka patent vekilliğinin yasalaşması sürecinde barolar ve Türkiye Barolar Birliği olarak bu kuruma karşı vaziyet almış, sonuçta hepsi kaybedilen davalar açmış ve marka patent vekilliği konusunda gerek mesleki, gerekse örgütsel yönden hiçbir kazanım sağlayamamıştık.

Dönemin Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin ile yaptığımız görüşmede, arabuluculuk kurumuna ilke olarak karşı olmadığımızı, bu kurumun oluşmasına, gelişmesine katkı yapabileceğimizi, esasen bu kurumun avukatların ve baroların desteği olmadan gelişme sağlamasının, yerleşmesinin son derece zor olduğunu ifade ettim. Kendileri de avukat olan, müzakereye, diyaloğa son derece açık bir kişiliğe sahip bulunan Sayın Ergin’de benimle aynı düşüncede olduğunu ifade etti.

Ve ben avukat ve kurum olarak taleplerimizi kendilerine arz ettim

Hukukbook: Neler talep ettiniz? 

Vedat Ahsen Coşar: Arabuluculuk hizmetinin sadece avukatlar tarafından verilmesi, arabuluculuk kurumunun tarafların talebine ve anlaşmasına bağlı olarak, yani gönüllü şekilde kurulması, zorunlu olmaması, arabuluculukta görülen uyuşmazlıklarda tarafların kendilerini avukatları vasıtasıyla temsil etmeleri, arabuluculuk kurumunun mahkeme bağlantılı olması.

Yine, arabuluculuk kurumunun Adalet Bakanlığı’nda bir daire başkanlığı şeklinde ve Bakanlık şemsiyesi altında kurulmaması, bağımsız idare otoritesi olarak daha özerk ve bağımsız bir yapıda kurulması, oluşturulacak böyle yapıda Adalet Bakanlığı temsilcisinin, baroların, Türkiye Barolar Birliği’nin, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği temsilcilerinin, hukuk fakülteleri akademisyenlerinin bulunması başka bir talepti.

Öte yandan, yapılması öngörülen arabuluculuk sınavında, bu sınavı yapacak kurul içerisinde baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin temsilcilerinin olması, arabuluculuk eğitiminin barolar ve Türkiye Barolar Birliği ile hukuk fakültesine sahip üniversiteler tarafından verilmesi, arabuluculuk kurumuna Türkiye’nin her tarafında aynı anda ve yasada arabuluculuda çözümleneceği hükme bağlanan bütün konularda değil, belli kentlerde ve mesela iş uyuşmazlıkları gibi belli konularda pilot olarak başlanılması, belli bir mesafe alındıktan, deneyim kazanıldıktan, uygulamada görülecek aksaklıklar giderildikten sonra Türkiye geneline yayılmasını önerdik.

Hukukbook: Önerileriniz ve talepleriniz dikkate alındı mı?

Vedat Ahsen Coşar: Sadullah Bey, benim bu önerilerimin hemen hepsine makul yaklaşmakla birlikte, sadece avukatların arabulucu olmalarının meslek taassubu olacağını ve tepki alacağını, o nedenle sadece avukatların değil, hukuk fakültesi mezunlarının arabuluculuk yapmaları görüşünde olduğunu, Arabuluculuk Kurumunu Adalet Bakanlığı bünyesi içinde bir daire başkanlığı şeklinde yapılandıracaklarını, ayrıca bir Arabulucular Kurulu ve Sınav Kurulu kuracaklarını, her iki kurulda da Türkiye Barolar Birliğine temsilci vereceklerini, pilot proje fikri uygun olmakla birlikte yargının yükünü ivedilikle azaltmak amacıyla sisteme Türkiye’nin her tarafında,  aynı anda ve yasada öngörülen her ihtilafı kapsayacak şekilde başlayacaklarını ifade etti.

Ve sonuç itibariyle arabuluculuk kanunu, hem bizim, hem de Bakanlığın taleplerini kapsayacak şekilde çıktı. Bu bağlamda, arabuluculuk hizmetinin sadece hukuk fakülteleri mezunları tarafından verilmesi; arabuluculuk kurumunun tarafların talebine ve anlaşmasına bağlı olarak, yani gönüllü şekilde kurulması, zorunlu olmaması; arabuluculukta görülen uyuşmazlıklarda tarafların kendilerini avukatları vasıtasıyla temsil etmeleri; arabuluculuk kurumunun mahkeme bağlantılı olması; oluşturulacak arabuluculuk kurulunda ve sınav kurulunda Türkiye Barolar Birliği’nin temsilcilerinin bulunması; Arabuluculuk eğitiminin hukuk fakültesine sahip üniversitelerin yansıra Türkiye Barolar Birliği tarafından da verilmesi sağlandı.

Arabuluculukta İş Davaları Yönünden Zorunluluk Esasının Getirilmesi Yanlıştır 

Ancak daha sonra yapılan değişiklikler ile arabuluculuğun ihtiyari/gönüllü olmasından kısmen vazgeçildi, bu bağlamda iş uyuşmazlıklarıyla sınırlı olarak zorunlu arabuluculuk kurumu getirildi. Arabuluculuk kurumu özü itibariyle zorunluluğa değil, gönüllülüğe dayalı bir kurumdur. Dünyadaki genel uygulamada, birkaç istisnai ülke dışında gönüllülük esasına dayanmaktadır. O nedenle, daha sonra yapılan değişikliğe bağlı olarak iş davaları yönünden zorunluluk esasının getirilmesi yanlış olmuştur.

Her ne kadar, Türkiye Barolar Birliği onca yıl geçtikten sonra Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesinde ‘uzlaşma sağlama’ başlığı altında yer alan düzenlemeyi keşfetmiş ve arabuluculuk kurumu yerine bu kurumu ikame etmenin telaşına düşmüş ise de, arabuluculuk kurumuyla Avukatlık Yasası’nın 35/A maddesinde yer alan düzenleme amaç yönünden örtüşse bile işleyiş şekli itibariyle birbiriyle örtüşen kurumlar değildir.

Uzlaşma ve Arabuluculuk Farklı Kurumlardır 

Esasen Avukatlık Yasası’nın 35/A maddesinin hakkıyla çalıştırılabilmesi ve bundan bir sonuç alınabilmesi için, her şeyden önce taraf avukatlarının müzakere teknikleri hususunda iyi eğitilmiş olmaları, çatışma esasına dayanan avukatlık kültürünün yerine uzlaşma kültürünü koymaları ve buna uygun şekilde yetişmiş olmaları gerekir. Böyle bir eğitim sürecinden geçmeyen, çatışma kültürünün yerine uzlaşma kültürünü koymayan, bu konudaki yetenek ve becerilerini geliştirmeyen bir avukatın, Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesini uygulaması, bu maddenin amaçladığı uzlaşmayı sağlaması mümkün değildir. Esasen 17 yılı aşan bir zamandan bu yana bu maddenin yürürlükte olmasına karşın, Türkiye genelindeki bu madde uygulamasının elliyi dahi bulmaması da yukarıda yer verdiğimiz tespitimizi doğrulamaktadır.

O nedenle, yapılması gereken her iki kurumu birbiriyle yarıştırmak, Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesini arabuluculuk kurumunun yerine ikame etmeye çalışmak değildir. Her şeyden önce ‘Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak’ için elde edilen kazanımlara sahip çıkmak, bunların alanını genişletmektir. Bunun yanı sıra, bir yandan fakülte eğitimi, staj eğitimi, meslek içi eğitim dahil olmak üzere, avukatın 35/A madde kapsamında iş yapabilmesini sağlayacak, bu yöndeki becerilerini geliştirmesine imkan verecek şekilde bir eğitim sürecinden geçmesinin yolunu açmak, buna uygun eğitim ve staj modelleri geliştirmek; diğer taraftan altı yıllık arabuluculuk uygulamasının kazandırdığı deneyimden yararlanmak suretiyle, bu kurumun aksayan yönlerini tespit etmek, bu eksikliklerin giderilmesi yönünde çalışma yapmak, arabuluculuk kurumunun daha iyi ve verimli şekilde işlemesi için öneri ve eleştirilerde bulunmak ve böylece bu kurumun gelişmesine, yerleşmesine, kurumsallaşmasına katkı sağlamaktır.

Avukat Vedat Ahsen Coşar ile yapmış olduğumuz röportaj burada sona erdi. Röportajın  daha geniş versiyonunu kitaplaştırma çalışmaları devam etmektedir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Vedat Ahsen Coşar, 01 Şubat 1949 tarihinde Samsun Vezirköprü’de doğmuş, 1967 yılında Konya Maarif Kolejini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmış, 1974 yılında Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Coşar, 1975 yılından bu yana Ankara Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Coşar, 18 Ekim 2004 -14 Ekim 2006, 15 Ekim 2006 – 26 Ekim 2008 ve 27 Ekim 2008 – 13 Haziran 2010 tarihleri arasında Ankara Barosu Başkanlığı yapmış, 13 Haziran 2010 – 26 Mayıs 2013 tarihleri arasında ise Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı görevini yürütmüştür. Vedat Ahsen Coşar, 18 Ekim 2004 ile 14 Temmuz 2006 tarihleri arasında Ankara, Bükreş, Sofya, Makedonya, Moskova, Kiev, Gürcistan, Moldova, Atina, Bakü, Trabzon, İstanbul ve Yalova Barolarından oluşan Karadeniz Ülkeleri Barolar Birliği Başkanlığı yapmış; 14 Temmuz 2006 – 25 Ekim 2009 tarihleri arasında aynı kuruluşun genel sekreterliği görevini yürütmüş; 25 Ekim 2009 tarihinde kuruluşun Başkanlığı’na yeniden seçilmiş, Türkiye Barolar Birliği Başkanı seçildiği 13 Haziran 2010 tarihine bu görevini sürdürmüştür.[/box]

Birikim Dergisi

0
Birikim Dergisi

Birikim Dergisi, 1975 yılından itibaren yayına başlayan, sosyal, kültürel, siyasal ve felsefi konuları işleyen süreli bir yayındır. Dergi kendisini sosyalist kültür dergisi olarak tanımlamaktadır.

Derginin 1989 tarihinden sonraki sayılarına http://www.birikimdergisi.com/arsiv adresinden,12 Eylül 1980’den önceki sayılara ise http://www.birikimdergisi.com/70lerin-Birikimi adresinden ulaşılabilmektedir.

Dergi Türkiye’de sol hareketlerin ve sosyalizmin yaygın şekilde tartışıldığı yıllarda yayın hayatına atılmıştır.

Birikim Dergisinin 1 Mart 1975 Tarihli İlk Sayısı

Derginin 1 Mart 1975 tarihli ilk sayısında, Can Yücel, öldürülen gazetecilerden Onat Kutlar,  Erol Tulpar, halen Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapan Ömer Laçiner ve Murat Belge’nin yazıları yayınlanmıştır.

Dergi, amacını uzun erimli, geniş perspektifli, serinkanlı ve özeleştirel bir bakış açısından hareket etmek olarak açıklamış; Gramsci’nin ünlü “iradenin iyimserliği – aklın kötümserliği” prensibine vurgu yapmıştır.

Dergi, güncel olayları takip etmekte ancak magazine girmemektedir.

Birikim Dergisi, Kenan Evren tarafından organize edilen 12 Eylül Askeri darbesiyle yayınlarına ara vermek zorunda kalmış, 1989 yılından itibaren yeniden yayınlarına devam etmiştir.

Birikim Dergisi, politika, kültür, sanat, edebiyat, resim, sinema ve insana dair her şey hakkında yayın yapmakta ve bu konuları ilgi alanında tutmaktadır.

Dergi, düşünce platformu olarak kurgulanmakta, düşünsel alışverişe, bilgiyi, yorumu, tartışmayı önemsemekte, teorik ve politik tartışmaları canlı tutmaya çalışmaktadır.

Birikim Dergisi, 2005 yılından itibaren yayınlarını internet üzerinden de yapmaya başlamıştır. Basılı dergi devam etmekte, dergi internetten de takip edilebilmektedir.

Tüm yazarlara kapısını açık tutan dergide yayımlanması istenilen yazılar yazi@birikimyayincilik.com.tr adresine gönderilmektedir.

Dergi, bayi satışının yanında abone usulüyle de okuyucuya ulaşmaktadır. Abonelik basılı dergiyi kapsamaktadır.

Derginin 1989 tarihinden sonraki sayılarına http://www.birikimdergisi.com/arsiv adresinden,12 Eylül 1980’den önceki sayılara ise http://www.birikimdergisi.com/70lerin-Birikimi adresinden ulaşılabilmektedir.

Birikim Dergisinin Ağustos 2018 Sayısı

Birikim Dergisi Adres ve İletişim Bilgileri 

Telefon: 0212 518 19 86 / E-postabirikim@birikimyayincilik.com.tr

Posta adresi: Binbirdirek Meydanı Sokak, İletişim Han, No: 3 Kat: 2 Cağaloğlu, Eminönü 34122 İstanbul

Tüzel Kişi Temsilcisi ve Genel Yayın Yönetmeni: Ömer Laçiner
Yazı İşleri Müdürü:  Barış Özkul
İmtiyaz Sahibi: Birikim Yayıncılık Anonim Şirketi
Vergi Sicil No: Beyazıt VD 1770396225
Ticaret Sicil No: 212030

Magdeburglu Mechthild

0
Magdeburglu Mechthild

Magdeburglu Mechthild, dominikan rahibe ve mistiktir. Hayatıyla ilgili bilgiler çok sınırlıdır. 7 kitap yazmıştır.

“The Flowing Light of Divinity” isimli eseri en bilinenidir.

Bingenli Hildegard

0
Bingenli Hildegard

Bingenli Hildegard, 1098 yılında, Bermersheim vor der Höhe’de (bugünkü Almanya’nın Renanya-Palatina eyaletinde bir kasaba) doğduğu kabul edilmektedir. Yaşamının 30 yılını hücrede geçirmiş ve sonrasında rahibelik yemini etmiş, Orta Çağ’da yaşayan Hıristiyan ve kadın mistik düşünürdür. 

Almanya’nın Rheinland Bölgesi’nde kendi bağımsız manastırını kurmuştur.

Papa Benedict XVI tarafından “Doctor of the Church” ilan edilen Bingenli Hildegard önemli bir azizedir.

Ahlâk üzerine yazdığı “Liber Vintae Meritorum” ve insan-kozmos ilişkisine dair yazdığı “Liber Divinorum Operum” adlı eserleri vardır.

1141’de yazmaya başladığı ilk kitabı Sicivias (Yolları Bilin)’ı 1151’de tamamlamıştır.

Rupersberg Manastırı’nda yaşamının en verimli yıllarını geçirmiş, 1151 yılından 1158 yılına kadar doğa ve insan vücudu üzerine kaleme aldığı Doğa Bilgisi (Physica) ve Sağaltım bilgisi (Causae et Curae) başlıkları altında bir araya getirilen eserlerini kaleme almıştır.

17 Eylül 1179’da Rupertsberg Manastırı’nda hayatını kaybetmiştir.

Terörle Mücadele Kanunu

1

Terörle Mücadele Kanunu ilk kez 12 Nisan 1991 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde 3713 kanun numarası ile kabul edilmiş, 2001, 2002, 2003, 2004, 2006, 2007, 2008, 2009, 2012, 2013 ve 2016 yıllarında çeşitli değişikliklere uğramış, Anayasa Mahkemesi tarafından bazı hükümleri iptal edilmiştir.

TBMM tarafından 2 Nolu yasa olarak kabul edilen Hıyanet-i Vataniye Kanunu 12 Nisan 1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu düzenlemesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Mevcut Türk ceza hukukunda vatana ihanet suçu tanımlanmamıştır.

Kanun, mecliste kabul edildiği tarihte Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasanın başında terörün, terör suçlarının ve terör suçlusunun tanımı yapılmıştır. Yasa, terörün finansmanı, nitelikli hal, terör suçlarından tüzel kişilerin sorumluluğu, terör örgütleri, terör amacı ile işlenen suçlar, yargılama usulleri, görev ve yargı çevresinin belirlenmesi hususları bu kanun tarafından belirlenmiştir.

Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar; 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar; 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları; 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar; Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar ve 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç, Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçları oluşturmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’ndaki mutlak terör suçları; devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, askerî tesisleri tahrip ve düşman askerî hareketleri yararına anlaşma, anayasayı ihlal, yasama organına karşı suç, hükümete karşı suç, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan, silahlı örgüt, silah sağlama, yabancı hizmetine askere yazma, yazılma ve Cumhurbaşkanına suikast gibi suçlardan oluşmaktadır.

Terörle Mücadele Kanunu

Kanun Numarası : 3713
Kabul Tarihi : 12/4/1991
Yayımlandığı Resmî Gazete : Tarih : 12/4/1991 Sayı : 20843 Mükerrer
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 30 Sayfa : 125

BİRİNCİ BÖLÜM
Tanım ve Terör Suçları
Terör tanımı (1)

Madde 1– (Değişik birinci fıkra: 15/7/2003-4928/20 md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.
(Mülga ikinci ve üçüncü fıkralar: 29/6/2006-5532/17 md.)

Terör suçlusu

Madde 2 – Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır (…)

(2 Temmuz 012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 74 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “ve örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.)

Terör suçları

Madde 3 – (Değişik: 29/6/2006-5532/2 md.)
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.

Terör amacı ile işlenen suçlar(2)

(3 Temmuz 2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 74 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “ve örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.)

Madde 4 – (Değişik: 29/6/2006-5532/3 md.)
Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:

a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.

b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.

c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.

ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.

e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç.

Cezaların artırılması

Madde 5 – (Değişik: 29/6/2006-5532/4 md.)
3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz.

(Ek fıkra: 22/7/2010 – 6008/4 md.) Bu madde hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.

Açıklama ve yayınlama

Madde 6 – İsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kişileri hedef gösterenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(29/6/2006 tarihli ve 5532 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle bu fıkrada geçen geçen “beşmilyon liradan on milyon liraya kadar ağır para” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.)

(Değişik ikinci fıkra: 11/4/2013-6459/7 md.) Terör örgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri veya açıklamalarını basanlar veya yayınlayanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu Kanunun 14 üncü maddesine aykırı olarak muhbirlerin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(Değişik dördüncü fıkra: 29/6/2006-5532/5 md.) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan (…)(Bu fıkrada yer alan “sahipleri ve” ibaresi, Anayasa Mahkemesinin 18/6/2009 tarihli ve E.:2006/121, K.:2009/90 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.) yayın sorumluları hakkında da bin günden beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Mülga son cümle: 11/4/2013-6459/7 md.) (…) (11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “onbin” ibaresi “beş bin” olarak değiştirilmiştir.)

(Ek fıkra: 29/6/2006-5532/5 md.; Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.

Terör örgütleri

Madde 7 – (Değişik: 29/6/2006-5532/6 md.)
Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.

(Değişik ikinci fıkra: 11/4/2013-6459/8 md.) Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. (Ek cümle:17/10/2019-7188/13 md.) Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:

a) (Mülga: 27/3/2015-6638/10 md.)

b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;

1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,
2. Slogan atılması,
3. Ses cihazları ile yayın yapılması,
4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi. (Ek fıkra: 27/3/2015-6638/10 md.) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçu işleyenlerin cebir ve şiddete başvurmaları ya da her türlü silah, molotof ve benzeri patlayıcı, yakıcı ya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya kullanmaları hâlinde verilecek cezanın alt sınırı dört yıldan az olamaz.

İkinci fıkrada belirtilen suçların; dernek, vakıf, siyasî parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında veya bunların eklentilerinde işlenmesi halinde bu fıkradaki cezanın iki katı hükmolunur.
(Ek fıkra: 11/4/2013-6459/8 md.) Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına;

a) İkinci fıkrada tanımlanan suçu,
b) 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan suçu,
c) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçunu, işleyenler hakkında, 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasında tanımlanan suçtan dolayı ayrıca ceza verilmez.

Terörün finansmanı

Madde 8- (Yeniden düzenleme: 29/6/2006-5532/7 md.; Mülga:7/2/2013-6415/18 md.)

Nitelikli hal

Madde 8/A- (Ek: 29/6/2006-5532/7 md.)

Bu Kanun kapsamına giren suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Tüzel kişilerin sorumluluğu

Madde 8/B- (Ek: 29/6/2006-5532/7 md.)
Bu Kanun kapsamına giren suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanununun 60 ıncı maddesine göre bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

İKİNCİ BÖLÜM
Yargılama Usulleri
Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi(29/6/2006 tarihli ve 5532 sayılı Kanunun 8 ve 9 uncu maddesiyle, 9 uncu maddenin başlığı “Görevli mahkeme” iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)

Madde 9 – (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)
Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü (2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 75 inci maddesi ile bu maddenin başlığı “Soruşturma ve kovuşturma usulü” iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)

Madde 10 –(Mülga: 21/2/2014-6526/19 md.)

Gözetim süresi

Madde 11 – (Mülga: 18/11/1992 – 3842/31 md.)

Tutanak düzenleyenlerin dinlenmeleri

Madde 12 – (Mülga: 29/6/2006-5532/17 md.)

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemesi, seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme yasağı (29/6/2006 tarihli ve 5532 sayılı Kanunun 10 ve 12 inci maddesiyle 13 üncü maddenin başlığı “Erteleme ve paraya çevrilme”, 17 nci maddenin başlığı “Şartla salıverilme” iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir. Daha sonra 26/2/2008 tarihli ve 5739 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle 13 üncü maddenin başlığı “Seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme yasağı” iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)

Madde 13- (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)

Muhbirlerin hüviyetlerinin açıklanmaması

Madde 14 – Bu Kanun kapsamına giren suçlar ve suçluları ihbar edenlerin hüviyetleri, rızaları olmadıkça veya ihbarın mahiyeti haklarında suç teşkil etmedikçe açıklanamaz.

Avukat tayini (Bu maddenin başlığı “Müdafii Tayini” iken 23/6/2016 tarihli ve 6722 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)

Madde 15 – (Değişik: 29/6/2006-5532/11 md.)
Terörle mücadelede görev alan Türk Silahlı Kuvvetleri personeli, mülki idare amirleri, istihbarat ve kolluk görevlileri ile bu amaçla görevlendirilmiş diğer personelin, bu görevlerinin ifasından doğduğu iddia edilen suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle belirleyeceği en fazla üç avukatın veya bu görevlerinin ifasından dolayı mağdur, şikâyetçi, katılan, davalı ya da davacı konumunda olan personelin seçeceği bir avukatın ücreti ödenir ve bunlara avukatlık ücret tarifesine bağlı olmaksızın yapılacak ödemeler, ilgili kuruluşların bütçelerine konulacak ödenekten karşılanır. (Ek cümle: 23/6/2016-6722/15 md.) Ancak davacı konumunda olan personelin seçeceği bir avukata ücret ödenmesi, ilgili Bakanın onayına tabidir. (23/6/2016 tarihli ve 6722 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle bu fıkradaki “görev alan” ibaresinden sonra gelmek üzere “Türk Silahlı Kuvvetleri personeli, mülki idare amirleri,” ibaresi eklenmiş ve bu fıkrada yer alan “kovuşturmalarda müdafi olarak belirlediği en fazla üç” ibaresi “kovuşturmalar sebebiyle belirleyeceği en fazla üç avukatın veya bu görevlerinin ifasından dolayı mağdur, şikâyetçi, katılan, davalı ya da davacı konumunda olan personelin seçeceği bir” şeklinde değiştirilmiştir.)

Avukatların ücretlerinin ödenmesine ilişkin esas ve usûller, Millî Savunma ve İçişleri bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Cezaların İnfazı
Cezaların infazı ve tutukluların muhafazası

Madde 16 – (Mülga: 29/6/2006-5532/17 md.)
Koşullu salıverilme((29/6/2006 tarihli ve 5532 sayılı Kanunun 10 ve 12 inci maddesiyle 13 üncü maddenin başlığı “Erteleme ve paraya çevrilme”, 17 nci maddenin başlığı “Şartla salıverilme” iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir. Daha sonra 26/2/2008 tarihli ve 5739 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle 13 üncü maddenin başlığı “Seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme yasağı” iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)

Madde 17- (Değişik: 29/6/2006-5532/12 md.)

Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci maddesi hükümleri uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/65 md.) Ancak, süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır.

Tutuklu veya hükümlü iken firar veya ayaklanma suçundan mahkûm edilmiş bulunanlar ile disiplin cezası olarak üç defa hücre hapsi cezası almış olanlar, bu disiplin cezaları kaldırılmış olsa bile şartla salıverilmeden yararlanamazlar.

Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar, hükümlerinin kesinleşme tarihinden sonra bu Kanunun kapsamına giren bir suçu işlemeleri halinde, şartla salıverilmeden yararlanamazlar.

Ölüm cezaları, 14/7/2004 tarihli ve 5218 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişik 3/8/2002 tarihli ve
4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen terör suçluları ile ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olan terör suçluları koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamaz. Bunlar hakkında ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar devam eder.

Ceza ve tutukevi inşaatı
Madde 18- (Mülga: 29/6/2006-5532/17 md.)
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Ödüllendirme

Madde 19 – (Değişik:18/10/2018-7148/28 md.)
İşlenişine iştirak etmemiş olmak koşuluyla bu Kanun kapsamına giren suçun ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut
kimliklerini bildirenlere para ödülü verilebilir.

Ödül miktarının belirlenmesi ve ödülün verilmesine ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Koruma tedbirleri (1)

Madde 20 – (Değişik: 29/6/2006-5532/14 md.)
Terörle mücadelede görev veren veya bu görevi ifa eden adlî, istihbarî, idarî ve askerî görevliler, kolluk görevlileri, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü ve Genel Müdür Yardımcıları, terör suçlularının muhafaza edildiği ceza ve tutukevlerinin savcıları ve müdürleri, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görev yapmış hâkim ve savcılar, Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesiyle yetkili kılınmış ağır ceza mahkemelerinde görev yapan hâkim ve savcılar ile bu görevlerinden ayrılmış olanlar ve terör örgütlerinin açık hedefi haline gelen veya getirilenler ile suçların aydınlatılmasında yardımcı olanlar hakkında gerekli koruma tedbirleri Devlet tarafından alınır.

Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesi uyarınca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca görevlendirilecek ağır ceza mahkemeleri başkan ve üyeleri ile bu mahkemelerin görev alanına giren suçları soruşturmakla ve kovuşturmakla görevli Cumhuriyet savcılarının korunma ve güvenlik talepleri ilgili makam ve mercilerce öncelikle ve ivedilikle yerine getirilir. Koruma için ihtiyaç duyulan araç ve gereçler Adalet ve İçişleri bakanlıklarınca temin edilir.

Bu koruma tedbirleri; talep halinde estetik cerrahi yoluyla fizyolojik görünümün değiştirilmesi dahil,
nüfus kaydı, ehliyet, evlenme cüzdanı, diploma ve benzeri belgelerin değiştirilmesi, askerlik işleminin düzenlenmesi, menkul ve gayrimenkul mal varlıklarıyla ilgili hakları, sosyal güvenlik ve diğer hakların korunması gibi hususlarda düzenleme yapılır. (Değişik: 11/2/2014-6519/57 md.) Korumaya alınmış emekli personelden, meskende korunmaları mutlak surette zorunlu bulunanlar Cumhurbaşkanlığınca belirlenecek konutlardan yararlandırılır.(2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 115 nci maddesiyle, bu maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “Başbakanlıkça” ibaresi “Cumhurbaşkanlığınca” ve beşinci fıkrasında yer alan “Başbakanlıkça” ibaresi “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.)

Bu tedbirlerin uygulanmasında, İçişleri Bakanlığı ile ilgili diğer kurum ve kuruluşlar gerekli her türlü gizlilik kurallarına uymak zorundadırlar.

Koruma tedbirleriyle ilgili esas ve usuller Cumhurbaşkanınca çıkarılacak bir yönetmelik ile belirlenir. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 115 nci maddesiyle, bu maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “Başbakanlıkça” ibaresi “Cumhurbaşkanlığınca” ve beşinci fıkrasında yer alan “Başbakanlıkça” ibaresi “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.)

Yukarıda sayılanlardan kamu görevlileri, görevlerinden ayrılmış olsalar dahi terör suçluları tarafından
kendilerine veya eş ve çocuklarının canına vuku bulan bir taarruzu savmak için silah kullanmaya yetkilidirler.

Zararların tazmini amacıyla tedbir konulması

Madde 20/A- (Ek: 15/8/2016-KHK-671/31 md.; Aynen kabul: 9/11/2016-6757/27 md.)

Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ve bu Kanun kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından, şüpheli veya sanıklara ait taşınmazların veya kara, deniz ya da hava ulaşım araçlarının devir ve temlikini veya bunlarla ilgili hak tesisini önlemek ya da tasarruf yetkisini kısıtlamak için şerh düşülmesine ve bu kişilerin yardımlaşma kurum ve sandıklarından olan alacaklarına tedbir konulmasına karar verilebilir. Taşınmazlarla ilgili karar tapu kütüğüne; kara, deniz ve hava ulaşım araçlarıyla ilgili karar ise bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi halinde veya şerhin konulduğu tarihten itibaren iki yıl içinde, şerhin devamı yönünde hukuk mahkemesinden verilmiş ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir kararı ibraz edilmediği takdirde şerh kendiliğinden terkin edilir. (5/6/2017 tarihli ve 691 sayılı KHK’nin 7 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “bir yıl” ibaresi “iki yıl” şeklinde değiştirilmiş, daha sonra bu hüküm 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.)

(Ek fıkra: 5/6/2017-KHK-691/7 md.; Aynen kabul: 31/1/2018-7069/7 md.)

Birinci fıkra kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla açılan davalarda; davalının adres kayıt sisteminde adresinin bulunmaması veya bulunup da tebligata elverişli olmaması halinde, mahkemece, dava dilekçesinin özeti tirajı ellibinin üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden biri vasıtasıyla ilan edilir. Yapılacak ilanda davalının bir ay içinde yurtiçinde tebligata elverişli bir adres veya 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 7/a maddesi uyarınca kayıtlı elektronik posta adresi bildirmemesi ya da davada kendisini avukatla temsil ettirmemesi halinde, yargılamaya yokluğunda devam olunacağı, yargılama aşamalarında başkaca tebligat yapılmayarak hüküm verileceği ve hükmün de aynı usulle tebliğ edileceği ihtar edilir. Adresi yabancı ülkede bulunan davalıya çıkarılacak tebligatta, bu fıkrada belirtilen ilanda yer alan hususlar ile yabancı ülke adresine bir daha tebligat yapılmayacağı ihtarına yer verilir.

(Ek fıkra: 5/6/2017-KHK-691/7 md.; Aynen kabul: 31/1/2018-7069/7 md.)

Birinci fıkra kapsamında açılan davaların kısmen veya tamamen reddi halinde, davacı aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmolunur. Ancak belirlenen ücret dava değerini geçemez.

Yardım(Bu madde başlığı, 13/11/1995 tarih ve 4131 sayılı Kanun’un 1 inci maddesi ile değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.) (25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “sakatlanan” ibaresi “engelli hâle gelen” şeklinde değiştirilmiştir.)

Madde 21 – (…)(Bu arada yer alan “Memur ve” ibaresi, 29/6/2006 tarihli ve 5532 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle madde metninden çıkarılmıştır.) kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.

Ayrıca;

a) (Değişik: 28/2/1995 – 4082/6 md.) Malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan; emekli olanların öldürülmeleri halinde ise,dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından az olamaz. Yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malül olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı üzerinden, diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden, 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenir. Bu bent hükümlerine göre ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı ilgili sosyal güvenlik kuruluşlarınca Hazineden tahsil edilir.

b) (Değişik birinci ve ikinci cümle: 15/8/2017-KHK-694/86 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/82 md.) Yurtiçinde veya yurtdışında kamu konutlarından yararlanmakta iken malul olanların kendileri, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimleri, 9/11/1983 tarihli ve 2946 sayılı Kamu Konutları Kanununda gösterilen özel tahsisli konutlarda oturanlar hariç olmak üzere, herhangi bir kira bedeli alınmaksızın on yıl süreyle kamu konutlarından yararlanmaya devam edebilirler. Kamu konutundan çıkacaklar ile kamu konutundan yararlanmayanlar ve özel tahsisli konutlarda oturanların istekleri halinde ikametgâh olarak kullanacakları yurtiçindeki taşınmazın kira bedeli on yıl süre ile Devletçe karşılanır; ancak kamu konutlarından kira ödemeksizin yararlanılan süre, kira yardımından yararlanılan süreden düşülür. Yurtdışındaki özel tahsisli konutlarda oturanların yurtdışı kira bedelleri de istekleri halinde bir yıl süre ile Devletçe karşılanır.

(Ek cümleler: 4/7/2012-6353/75 md.)

Bütün hak sahipleri adına bir konut için yapılacak aylık kira yardımının üst limiti ile ödeme usul ve esasları, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Bu Kanun hükümlerine göre aylık alan maluller ile hayatını kaybedenlerin dul ve yetimlerine yapılan gayrimenkul hibeleri veraset ve intikal vergisinden, devir işlemleri harçlarından ve döner sermaye ücretlerinden ve bu işlemler nedeniyle düzenlenecek kağıtlar için tahakkuk edecek damga vergisinden müstesnadır. Bu gayrimenkullerin maliyet bedellerinin tamamı bunları hibe edenler tarafından 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89uncu maddesi ve 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesi kapsamında dönem gelirinden veya kurum kazancından indirilebilir.

c) (Mülga: 12/7/2013-6495/102 md.)
d) (Mülga: 12/7/2013-6495/102 md.)

e) (Ek: 28/2/1995 – 4082/6 md.; Değişik: 29/6/2006-5532/15 md.) Malûl olanlar ile ölenlerin dul ve yetimleri, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığınca kendilerine verilen tanıtım kartlarını ibraz etmeleri durumunda, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bütün hastanelerde muayene ve tedavi edilirler. Bunların her türlü tedavi giderleri; ilgililerin herhangi bir kamu kurumu veya kuruluşunda çalışmaları halinde bu kurum veya kuruluşça, emekli, yaşlılık, malûllük veya dul ve yetim aylığı almaları halinde bağlı bulundukları sosyal güvenlik kurumunca, herhangi bir kuruma tâbi olarak çalışmamaları, 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında aylık alanlar hariç emekli, yaşlılık, malûllük veya dul ve yetim aylığı almamaları durumunda Millî Savunma veya İçişleri Bakanlığınca karşılanır. Malûl olanların eksilen vücut organları, yurt içi veya yurt dışında en son teknik usûllere göre yapılması mümkün sunileriyle tamamlatılır ve gerekirse tamir ettirilir veya yenisi yaptırılır.

f) (Ek: 28/2/1995 – 4082/6 md.) Yurtiçinde tedavileri mümkün olmayanlar, yetkili sağlık kuruluşlarının raporlarına istinaden yurtdışında(…) (5510 sayılı Kanunun 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanunun 64 üncü maddesiyle değişik 106 ncı maddesiyle; (f) bendinde yer alan “ve tedavi ettirilirler” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.)

g) (Ek: 28/2/1995-4082/6 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz olanlar ile kimsesizler, kamu kurum ve kuruluşlarına ait, bunlar bulunmadığı takdirde özel rehabilitasyon ve bakım merkezleri, yurtlar ve huzurevlerinde parasız olarak veya masrafları devlet tarafından karşılanmak üzere barındırılır.baktırılır (…) (5510 sayılı Kanunun 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanunun 64 üncü maddesiyle değişik 106 ncı maddesiyle; (g) bendinde yer alan “ve tedavileri yaptırılır” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.)
.
h) (Değişik: 4/7/2012-6353/75 md.) (2) Erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından; terörle mücadele görevi ifa ederken yaralanarak veya engelli hâle gelerek ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanlar, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır. Erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından; aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malul olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstehak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstehak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılır.

Bu fıkra kapsamında er ve erbaşlar için bağlanacak aylıklar, bitirmiş oldukları okullar neticesinde hak kazandıkları unvanlar üzerinden yürütmüş oldukları kamu görevleri sebebiyle daha yüksek aylık bağlanmasına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; en az dört yıllık yüksek öğrenim mezun olanlar sekizinci derecenin birinci kademesindeki, diğerleri ise eğitim durumlarına bakılmaksızın onuncu derecenin birinci kademesindeki “Memur” unvanlı kadrolarda bulunanların emekli keseneğine esas aylıkları üzerinden hesaplanacak vazife malullüğü aylığı tutarından düşük olamaz ve bunlar için 5434 sayılı Kanunun ek 77 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre yapılacak yükseltmelerde aynı unvan ve derece başlangıç olarak esas alınır ve derece yükselmelerinde kadro şartı aranmaksızın yüksek öğrenim mezunu gibi işlem yapılır. (25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu bentte yer alan “sakatlanarak” ibaresi “engelli hâle gelerek” şeklinde değiştirilmiştir.)

ı) (Ek: 13/11/1995 – 4131/1 md.; Mülga: 3/10/2016-KHK-676/89 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/72 md.)

i) (Ek: 4/7/2012-6353/75 md.; Değişik: 2/1/2017-KHK-680/64 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/63 md.) Yedek subay ve yedek astsubay okulu öğrencileri, harp okulları ve astsubay meslek yüksekokullarında okuyanlar, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi fakülte ve yüksekokullarında okuyanlar, üniversitelerin fakülte ve yüksekokullarında Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı adına öğrenim görenler ya da kendi hesabına öğrenim görmekte iken Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına okumaya devam edenler, Polis Akademisi ile Polis Meslek Eğitim Merkezlerinde veya üniversitelerin fakülte ve yüksekokullarında Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına öğrenim görenler veya kendi hesabına öğrenim görmekte iken Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına öğrenim görmeye devam edenler, Emniyet Genel Müdürlüğü veya Millî İstihbarat Teşkilatı hesabına açılan okullarda öğrenim görenler ile Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı veya Emniyet Genel Müdürlüğü adına öğrenim görmek üzere temel ve intibak eğitimine tabi tutulanlardan; 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılmamış olup bu öğrenimleri veya eğitimleri nedeniyle bu Kanun kapsamındaki terör eylemlerinde hedef alınarak hayatını kaybedenler ile yaralanan veya engelli hâle gelenlerden ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanların kendileri, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır.

Yukarıda sayılanlardan aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malul olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstehak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstehak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılır.

(3) j) (Ek: 4/7/2012-6353/75 md.)

Terör eyleminin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı olanlar bu faaliyetlerinden dolayı hayatını kaybettikleri, yaralandıkları veya engelli hâle geldikleri; ilgili valinin teklifi üzerine Nakdi Tazminat Komisyonu tarafından karara bağlanan sivillerden Sosyal Güvenlik Kurumunca ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanların kendileri, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır. Yukarıda sayılanlardan aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malul olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstehak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstehak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılır. (25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu bentte yer alan “sakatlandıkları” ibaresi “engelli hâle geldikleri” şeklinde değiştirilmiştir.) (2) 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanunun 85 inci maddesiyle, bu bentte yer alan “sivillerden” ibaresinden sonra gelmek üzere “Sosyal Güvenlik Kurumunca” ibaresi eklenmiştir.)

(Ek fıkra: 4/7/2012-6353/75 md.)

Kamu görevlileri ile birinci fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden terör olaylarını önlemek amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hale getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, engelli hâle gelen, hastalanan veya hayatını kaybedenler, birinci fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlandırılır. (25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “sakatlanan” ibaresi “engelli hâle gelen” şeklinde değiştirilmiştir.)

(Ek fıkra: 4/7/2012-6353/75 md.)

Birinci fıkranın (h), (i) ve (j) bentlerinde belirtilenlerden bu Kanun kapsamındaki olaylar sebebiyle yaralananlar, tedavileri sonuçlanıncaya veya maluliyetleri kesinleşinceye kadar geçen süre içinde 5510 sayılı Kanuna göre sağlanan sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan, aynı sebeplerle tedavi gören malul kamu görevlilerine ilişkin hükümler çerçevesinde yararlandırılır. Erbaş ve erler için Türk Silahlı Kuvvetlerine ait sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan tedaviler hariç, bu kapsamda yapılacak giderlerin tamamı; ilgililerin genel sağlık sigortalısı olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır. Ancak, bu kişilerden 5510 sayılı Kanuna göre genel sağlık sigortası kapsamında yer almayanlar için, Sosyal Güvenlik Kurumunca yapılmış olan giderler, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından; erbaş ve erler için ilgisine göre Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, diğerleri için Maliye Bakanlığından tahsil olunur. Kendilerine aylık bağlanan dul ve yetimler; ilgili sosyal güvenlik kurumları mevzuatı gereği aylıklarının kesilmesi halinde, bu madde ile verilen diğer haklardan da yararlanamazlar.

Terörden zarar gören diğer kişilere yardım
Madde 22 – (Değişik: 13/11/1995 – 4131/2 md.)

Terör eylemlerinden dolayı yaralananların tedavileri Devlet tarafından yapılır. Zarar gören, can ve mal kaybına uğrayan vatandaşlara, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan öncelikle yardım yapılır. Bu fondan ilk ve orta öğrenim çağındaki şehit çocuklarının öğrenim masrafları karşılanır. Yardımın kapsam ve ölçüsü, Fonun mahalli yetkililerince belirlenecek miktarı aşmamak kaydıyla Fon Kurulunca tespit edilir.

Ek Madde 1 – (Ek: 13/11/1995-4131/3 md.; Değişik: 12/7/2013-6495/86 md.) (6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesiyle, bu maddede yer alan “İçişleri Bakanlığınca” ibareleri “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca” şeklinde, son fıkrasında yer alan “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” ibaresi “İçişleri Bakanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.) (21/3/2018 tarihli ve 7103 sayılı Kanunun 37 nci maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “bu Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi kapsamına girenler hariç olmak üzere” ibaresi ile (ç) bendinde yer alan “21 inci maddenin birinci fıkrasının (j) bendi kapsamında vazife malulü sayılanlar,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.)

(Değişik birinci fıkra: 14/4/2016-6704/12 md.) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu kurum ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları, il özel idareleri, belediyeler ve bağlı kuruluşları, özel kanunla kurulan diğer her türlü kamu kurum ve kuruluşları; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur kadroları ile sözleşmeli personel pozisyonlarına ve sürekli işçi kadrolarına bu madde hükümleri çerçevesinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca hak sahibi olduğu belirlenerek Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve Başkanlıkça kura sonucu atama teklifi yapılanları atamak zorundadır.

Bu madde kapsamında hak sahipliği sonucunu doğuran durumlar aşağıda belirtilmiştir:

a) 5434 sayılı Kanunun mülga 64 üncü maddesi, 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin sekizinci fıkrası, (…)(2) 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna göre veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre harp veya vazife malulü sayılanlar,(21/3/2018 tarihli ve 7103 sayılı Kanunun 37 nci maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “bu Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi kapsamına girenler hariç olmak üzere” ibaresi ile (ç) bendinde yer alan “21 inci maddenin birinci fıkrasının (j) bendi kapsamında vazife malulü sayılanlar,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.)

b) 5434 sayılı Kanunun mülga 45 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen haller kapsamında vazife malulü sayılan; Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının erbaş ve erler dahil askeri personeli ile Emniyet Teşkilatından Emniyet Hizmetleri Sınıfına mensup personeli,

c) (b) bendi kapsamına girenler hariç olmak üzere 5434 sayılı Kanunun mülga 45 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında olanlardan vazife malulü sayılanlar,

ç) (…)(2) 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesi kapsamında aylık bağlananlardan terör eylemleri nedeniyle hayatını kaybetmiş veya engelli hale gelmiş olanlar ile Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumuna ait fabrika, işletme, müessese veya bağlı ortaklıklarda görevli olanlardan patlayıcı maddelerin üretimi, incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hale getirilmesi sırasında oluşacak patlamalardan dolayı hayatını kaybedenler.(2)

İstihdam hakkından;

a) İkinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamında hayatını kaybedenlerin eş veya çocuklarından birisi ile ana, baba veya kardeşlerinden birisi olmak üzere toplam iki kişi; ana, baba ve kardeşi yoksa eş veya çocuklarından toplam iki kişi; eş veya çocuğu yoksa ana veya babası ile kardeşlerinden birisi olmak üzere toplam iki kişi, ana veya babanın bu hakkı kullanmaması durumunda ise bir diğer kardeşi olmak üzere toplam iki kişi, ana, baba veya kardeşlerin bu hakkı
kullanmaması durumunda eş veya çocuklardan toplam iki kişi, (28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanunun 51 inci maddesiyle, bu bende “ana, baba veya kardeşlerin bu hakkı kullanmaması durumunda eş veya çocuklardan toplam iki kişi,” ibaresi eklenmiştir.)

b) İkinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan malullerin kendileri veya eş veya çocuklarından birisi, eşi veya çocuğu yoksa kendisi veya kardeşlerinden birisi olmak üzere toplam bir kişi,

c) İkinci fıkranın (c) bendine göre malul sayılanların kendileri veya eş ve çocuklarından birisi, eşi veya çocuğu yoksa kendileri veya kardeşlerinden birisi; hayatını kaybedenlerin ise eş veya çocuklarından birisi, eşi veya çocuğu yoksa kardeşlerinden birisi olmak üzere toplam bir kişi,

ç) İkinci fıkranın (ç) bendine göre engelli hale gelenlerin kendileri veya eş ve çocuklarından birisi, eşi veya çocuğu yoksa kendileri veya kardeşlerinden birisi; hayatını kaybedenlerin ise eş ve çocuklarından birisi, eşi veya çocuğu yoksa anne, baba veya kardeşlerinden birisi olmak üzere toplam bir kişi, (14/4/2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle, bu bentte yer alan “hayatını kaybedenlerin ise eş ve çocuklarından birisi, eşi veya çocuğu yoksa” ibaresinden sonra gelmek üzere “anne, baba veya” ibaresi eklenmiştir.) yararlanır.

Bu madde kapsamında atanacakların, atamalarının yapılacağı kadro veya pozisyonlar için sınavlara ilişkin hükümler hariç olmak üzere ilgili mevzuatında öngörülen nitelik ve şartları taşımaları zorunludur.

Bir başkasının bakımına muhtaç olacak derecede engelli olanlar, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu ilgili valilerce tespit edilenler, birinci fıkrada sayılan kurumlarda görev yapanlar, istihdam hakkını sağlayan olayın meydana geldiği tarihten sonra söz konusu kurum ve kuruluşlarında görev yapmakta iken bu görevinden ayrılmış olanlar (…) (3) istihdam hakkından faydalanamazlar ve bu durumda olanlar yukarıdaki fıkraların uygulanmasında dikkate alınmaz. (Ek cümle: 14/4/2016-6704/12 md.; Mülga ikinci cümle: 28/11/2017-7061/51 md.) (…) (Ek cümle: 2/1/2017 – KHK -680/79 md. ;Mülga üçüncü cümle: 28/11/2017-7061/51 md.) (Ek cümle: 1/2/2018-7072/77 md.;

Mülga cümle: 13/2/2018-7098/EK MADDE 1)

(15/7/2016 tarihli ve 674 sayılı KHK’nin 51 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Bir başkasının bakımına muhtaç olacak derecede engelli olanlar,” ibaresinden sonra gelmek üzere “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu ilgili valilerce tespit edilenler,” ibaresi eklenmiş olup, daha sonra 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 46 ncı maddesiyle bu hüküm aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.) (28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanunun 51 inci maddesiyle, bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan “ile kırk beş yaşını bitirmiş olanlar” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.)

(Değişik altıncı fıkra: 25/7/2016-KHK-668/4 md.; Aynen kabul: 8/11/2016-6755/4 md.)

Hak sahiplerinden ilköğretim, ortaokul, ilkokul mezunu olanların hizmetli unvanlı kadro ve pozisyonlara; ortaöğretim ve yükseköğretim mezunu olanların, atama teklifinin yapıldığı tarihte öğrenim durumları itibarıyla ihraz ettikleri unvanın 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde yer alması koşuluyla ihraz etmiş bulundukları unvanlara, bunların dışında kalan ortaöğretim ve yükseköğretim mezunlarının ise memur unvanlı kadro ve pozisyonlara atama teklifleri Devlet Personel Başkanlığınca yapılır. (Ek cümle: 28/11/2017-7061/51 md.) Üçüncü fıkranın (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde sayılan maluller ile 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 9’uncu maddesine göre tazminat hakkından yararlandırılanların kendilerinin istihdam hakkından yararlanmaları ve ilköğretim, ortaokul, ilkokul mezunu olmaları halinde atama teklifleri memur unvanlı kadro ve pozisyonlara yapılır. İşçi kadrolarına yapılacak atama teklifleri sürekli işçi unvanlı kadroya yapılır.

(Mülga yedinci fıkra: 25/7/2016-KHK-668/4 md.; Aynen kabul: 8/11/2016-6755/4 md.)

Bu madde kapsamında başvuranlardan hak sahibi olanlar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca tespit edilerek, liste hâlinde (…)(1) Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. (Değişik ikinci cümle: 14/4/2016-6704/12 md.) Hak sahiplerinin kamu kurum ve kuruluşlarına atama teklifleri, Devlet Personel Başkanlığınca (…) (25/7/2016 tarihli ve 668 sayılı KHK’nin 4 üncü maddesiyle, bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan “her yılın mart ve eylül aylarının son gününe kadar” ibaresi ve ikinci cümlesinde yer alan “kırk beş gün içinde” ibaresi yürürlükten kaldırılmış olup, daha sonra bu hüküm 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle kanunlaşmıştır.) kura usulü ile yapılır. (Ek üç cümle: 25/7/2016- KHK-668/4 md.; Aynen kabul: 8/11/2016-6755/4 md.) Kamu kurum ve kuruluşları bu madde kapsamındaki taleplerini her yılın ocak ve temmuz aylarının son gününe kadar DPB e-uygulama üzerinden iletirler. Devlet Personel Başkanlığınca atama teklifleri, bu talepler esas alınarak gerçekleştirilir. Söz konusu taleplerin yeterli olmaması halinde Başkanlıkça resen atama teklifi yapılır. (Değişik üçüncü cümle: 14/4/2016-6704/12 md.)

Hak sahiplerinin kamu kurum ve kuruluşlarına Kura sonucu yapılacak atamalarda atama teklifinin yapılması ile birlikte diğer kanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerek kalmaksızın atama teklifi yapılan kamu kurum ve kuruluşlarına kadro ve pozisyonlar ihdas, tahsis ve vize edilmiş ve mevzuatı uyarınca düzenlenen ilgili cetvel ve bölümlere eklenmiş sayılır. Bu şekilde ihdas edilen kadro ve pozisyonlar, herhangi bir şekilde boşalması hâlinde başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Atama işlemlerinin, atama teklifinin kamu kurum ve kuruluşuna intikalinden itibaren otuz gün
içinde yapılması zorunludur.

Atama emri ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgililere tebliğ edilir. İlgililerin işe başlama sürelerine ve işe başlamama hâlinde yapılacak işlemlere ilişkin olarak 657 sayılı Kanunun 62 nci ve 63 üncü maddeleri hükümleri uygulanır. Atama onayı alınmasına rağmen görevine başlamayanlar ile başladıktan sonra herhangi bir sebeple görevden ayrılanlar bu madde kapsamında yeniden istihdam edilemezler. Kamu kurum ve kuruluşları atama ve göreve başlatma işlemlerinin sonucunu, işlemlerin tamamlanmasını takip eden on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirirler. (1) Bu maddenin uygulanmasında takip edilecek usul ve esaslar ile diğer hususlar; Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. (6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” ibaresi “İçişleri Bakanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.) (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 115 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “İçişleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının görüşleri alınmak suretiyle, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört ay içinde Devlet Personel Başkanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca müştereken hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.)

Ek Madde 2 – (Ek : 29/8/1996 – 4178/3 md.; İptal: 6/1/1999 tarih ve E.: 1996/68, K.: 1999/1 sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 29/6/2006-5532/16 md.)

Terör örgütlerine karşı icra edilecek operasyonlarda “teslim ol” emrine itaat edilmemesi veya silah kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde kolluk görevlileri, tehlikeyi etkisiz kılabilecek ölçü ve orantıda, doğrudan ve duraksamadan hedefe karşı silah kullanmaya yetkilidirler.

Madde 3- (Ek: 2/1/2017-KHK-684/1 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7074/1 md.)

21 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (h), (i) ve (j) bentleri kapsamında terör eylemi nedeniyle yaralanmış olup ilgili mevzuatına göre malul sayılmamaları nedeniyle aylık bağlanamayanlardan, talepleri üzerine 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılanlara, bu dereceleri esas alınarak aşağıda yazılı gösterge rakamlarının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda, nakdi tazminat karar tarihini takip eden aybaşından başlamak üzere aylık bağlanır.

Dereceler Göstergeler
1 22.382
2 20.821
3 19.259
4 17.698
5 16.136
6 14.616

Ancak, herhangi bir sigortalılık statüsüne tabi çalışmaları olanlara bağlanacak ilk aylığın tutarı, aylık bağlanmasına ilişkin şartlar aranmaksızın bu aylığa hak kazanıldığı tarihteki unsurlar ve mevcut hizmet süreleri esas alınarak hesaplanacak emekli veya yaşlılık aylığının % 25 artırımlı tutarından az olamaz. Bunlardan aylık başlangıç tarihinden önce ilgili mevzuatı uyarınca aylık bağlanmış olanlara, durumuna göre belirlenecek gösterge rakamı karşılığı bulunacak aylık miktarından az olmamak üzere, aylık başlangıç tarihinde ödenmekte olan veya aylıkları kesilmiş olanlar için ödenebilecek emekli, yaşlılık veya malullük aylıkları % 25 oranında artırılır. Bu madde uyarınca aylık bağlananlar hakkında 5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükümleri uygulanır. Bu aylıklar, vefatları halinde, anne ve baba için herhangi bir şart aranmaksızın, 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesi esas alınarak hak sahiplerine ölüm aylığı olarak intikal ettirilir. Bu şekilde aylığa hak kazanılmasından önce geçen her türlü sigortalılık ve prim ödeme süreleri, iştirakçilik ve fiili hizmet süreleri ile bunların itibari ve fiili hizmet süresi zammı olarak değerlendirilen süreleri; aylığa hak kazanılmasından sonra geçen sigortalılık ve çalışma sürelerinin tabi olacağı sigortalılık haliyle birleştirilmez ve sonradan geçen sigortalılık veya çalışma süreleri yaşlılık/emekli, malullük ya da ölüm/dul veya yetim aylığı bağlanmasında veya toptan ödeme yapılmasında ilgili mevzuatına göre ayrı bir çalışma veya sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Bu şekilde aylık bağlananlardan, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olanlara, ikramiyeye esas hizmet süreleri için ayrıca emekli ikramiyesi ödenir. Ayrıca, aylık bağlandıktan sonraki çalışmaları için 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümleri uygulanmaz.

Bu madde uyarınca aylık bağlananlardan söz konusu yaralanmalarına bağlı olarak sonradan malul olduklarına karar verilenlere, karar tarihini takip eden aybaşından itibaren ilgisine göre bu Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası hükümleri uygulanır ve bu madde hükümlerine göre bağlanmış olan aylıkları vazife malullüğü aylığının başladığı tarihten itibaren kesilir. Bunlardan emekli ikramiyesine hak kazanacak olanların emekli ikramiyesinin hesabında daha önce ikramiye ödenen süreler dikkate alınmaz. Bu Kanunun 21 inci maddesi kapsamında vazife malullüğü aylığı bağlanmış olup, kontrol muayenesi sonucunda maluliyetlerinin sona erdiğine karar verilenlerden bu madde kapsamına girenlere, vazife malullüğü aylığına hak kazanıldığı tarihteki mevcut hizmet süreleri, unsurlar ve memur aylık katsayısı ile varsa almakta oldukları aylıklar esas alınarak birinci fıkra uyarınca hesaplanacak tutarın; aylık artışları ile artırılması sonucu bulunacak tutar üzerinden vazife malullüğünün kesildiği tarihten itibaren bu madde hükümleri uyarınca aylık bağlanır. Ancak, bu kapsamda aylık bağlanması sebebiyle ikramiye ödenmez.

Bu maddedeki hükümler saklı kalmak kaydıyla bağlanan bu aylıklar hakkında vazife malullüğü aylığı hükümleri uygulanır ve Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan aylıklar her yıl sonunda faturası karşılığında Maliye Bakanlığından tahsil edilir.

Ek Madde 4- (Ek: 25/7/2018-7145/12 md.)

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar ile Milli Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların silah ruhsatları iptal edilir, bu silahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 8 inci maddesine göre ilgili idarelerce işlem tesis edilir. Müsadere hükümleri saklıdır.

Birinci fıkrada belirtilen sebeplerin ortadan kalkması hâlinde, mülkiyeti kamuya geçirilen silahlar sahibine iade edilir. İadesinin mümkün olmaması hâlinde rayiç değeri tespit edilerek sahibine ödenir.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Geçici Hükümler
Geçici Madde 1

8/4/1991 tarihine kadar işlenen suçlar sebebiyle;

a) Verilen ölüm cezaları yerine getirilmez. Bu durumda olanlar 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 19 uncu maddesi hükmüne göre çekmeleri gereken cezalarının on yılını,

b) Müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanlar çekmeleri gereken cezalarının sekiz yılını,

c) Diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahküm edilmiş olanlar hükümlülük süresinin beşte birini, Çektikleri takdirde iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve talepleri olmaksızın şartla salıverilirler. Bu sürelerin tayininde hükümlünün tutuklu kaldığı süreler de hesaba katılır. Bu hükümlüler hakkında 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun Ek 2 nci maddesindeki indirim hükümleri uygulanmaz.

Geçici Madde 2

8/4/1991 tarihine kadar işlenen suçlar sebebiyle tutuklu olan sanıklardan;

a) Hazırlık tahkikatında, iddianameye esas olan suçun vasfına,

b) Son tahkikatta, iddianamede beyan olunan suça veya değişen suç vasfına, Göre Kanunda belirtilen cezanın asgari haddi esas alınmak suretiyle geçici 1 inci maddede belirtilen süreler kadar tutuklu kaldıkları anlaşılanlar, Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren otuz gün içerisinde,

1. Hakkında kamu davası açılmamış tutuklu sanıklar savcılıklarca,
2. Hakkında kamu davası açılmış tutuklu sanıklar ilgili mahkemelerce,
3. Dosyaları Yargıtayda veya Askeri Yargıtayda bulunanlar ilgili dairesince veya Başsavcılıklarınca, Salıverilirler.

Haklarında kamu davası açılacaklar ile daha önce kamu davası açılmış olan sanıkların yargılamaları yapılır. (…)(1) Yapılan yargılama sonunda mahkümiyete ilişkin hükmün kesinleşmesini müteakip haklarında Kanunun Geçici 1 inci maddesinde belirtilen şartla salıverilme hükümleri uygulanır. (Bu maddenin ikinci fıkrasındaki “Duruşmalara gelmeyen sanıkların savcı veya hakim huzurunda alınmış mevcut beyanları ile yetinilir.” hükmü Ana. Mah.’nin 31/3/1992 tarih ve E.:1991/18, K.:1992/20 sayılı kararı ile iptal edilmiş olup, iptal hükmü, sözkonusu kararın yayımı tarihi olan 27 Ocak 1993 tarihinden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmiştir.)

Geçici Madde 3

Bu Kanunun yayımı tarihinden sonra, Geçici 1 inci madde hükümlerinden istifade edecek olanlar, cezaevinin disiplinini bozucu hareketlerinden dolayı disiplin cezası aldıkları takdirde, Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük hükümlerine göre disiplin cezaları kaldırılmadığı sürece, Geçici 1 inci madde hükümlerinden istifade edemezler.

Geçici Madde 4

8/4/1991 tarihine kadar;

a) (İptal: Ana. Mah.nin 19/7/1991 tarih ve E: 1991/15, K: 1991/22 sayılı Kararı ile)

b) (İptal: Ana.Mah.nin 19/7/1991 tarih ve E: 1991/15, K : 1991/22, 8/10/1991 tarih ve E: 1991/34, K: 1991/34 ve 31/3/1992 tarih ve E.:1991/18, K.:1992/20 sayılı kararları ile)

c) Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının “Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler” başlıklı üçüncü babında yer alan hükümlere aykırı hareket edenler ile Bankalar Kanununa aykırı hareketle bankalardan haksız ve usulsüz para alanlar, 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibi Hakkında Kanun hükümlerine muhalefet ederek menfaat temin edenler; usulsüz,yolsuz ve gerçek dışı işlemlerle ihracat, ithalat ve yatırım teşvikleri suretiyle vergi iadesi, prim, kredi, faiz farkı ve benzeri adlarla kamu kaynaklarından haksız menfaat temin edenler, yukarıda belirtildiği şekilde haksız, usulsüz ve yolsuz olarak sağladıkları menfaat karşılıkları ve bunların fer’ilerini zamanaşımına bakılmaksızın ödemedikleri takdirde,

d) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58 ve 59 uncu maddelerine giren suçları işleyenler, Hakkında bu Kanunun Geçici 1 inci maddesi hükümleri uygulanmaz. Ancak, bu maddede sayılan suçlar dolayısı ile verilen ölüm cezaları yerine getirilmez. Bu hükümlüler hakkında; Ölüm cezasına hüküm giyenler 20 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 15 yıllarını; diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahküm edilmiş olanlar hükümlülük süresinin 1/3 ünü; çektikleri takdirde iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve talepleri olmaksızın şartla salıverilirler.

Bu sürelerin tayininde hükümlünün tutuklu kaldığı süreler de, hesaba katılır.

Bu hükümlüler hakkında 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun Ek 2 nci maddesindeki indirim hükümleri uygulanmaz.

Geçici 2 nci madde (son fıkrasındaki Geçici 1 inci maddeye yapılan atıf hükmü hariç) ve Geçici 3 üncü madde hükümleri, bu hükümlüler hakkında da uygulanır. (Bu maddedeki “…son fıkrasındaki Geçici 1 inci maddeye yapılan atıf hükmü hariç…” ibaresi Ana.Mah.’nin 31/3/1992 tarih ve E.:1991/18, K.1992/20 sayılı Kararı ile iptal edilmiş olup, sözkonusu Karar Resmi Gazete’de yayımlandığı 27/1/1993 tarihinden başlayarak 6 ay sonra yürürlüğe girmiştir.)

Geçici Madde 5

403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 25 inci maddesinin (g) bendi gereğince Türk vatandaşlığı kaybettirilenlerin bu Kanunun geçici maddeler hükümlerinden istifade edebilmeleri için bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde yurda girişlerinde herhangi bir şart aranmaz ve hudut kapılarından girişleri engellenemez.

Geçici Madde 6

Özel infaz kurumu binaları inşa edilinceye kadar terör suçundan tutuklu veya hükümlü olanlar diğer infaz kurumlarında muhafaza edilir.

Geçici Madde 7

Bu Kanunun 17 nci maddesi hükmü, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bu Kanun kapsamına giren suçları işleyenler hakkında uygulanır.

Geçici Madde 8

Bu Kanunun 21 inci maddesi, 1/1/1968 tarihinden itibaren bu madde şümulüne girenleri de kapsayacak şekilde yayımı tarihini takip eden aybaşından geçerli olarak uygulanır.

Geçici Madde 9

(İptal: Ana.Mah.’nin 31/3/1992 tarih ve E.: 1991/18, K.: 1992/20 sayılı Kararı ile.) (Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararı Resmi Gazete’de yayımlandığı 27/1/1993 tarihinden başlayarak 6 ay sonra yürürlüğe girmiştir.)

Geçici Madde 10- (Ek: 15/7/2003 – 4928/21 md.)

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 3713 sayılı Kanunun 8 inci maddesi kapsamına giren suçlardan dolayı;

1. – Yürütülen hazırlık soruşturmalarında Cumhuriyet savcılıklarınca takipsizlik kararı verilir.

2.-

a) Haklarında kamu davası açılmamış tutuklu sanıklar Cumhuriyet savcılıklarınca,

b) Haklarında kamu davası açılmış tutuklu sanıklar ilgili mahkemelerce,

Salıverilirler.

3.-

a) Henüz Yargıtaya gönderilmemiş veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar hakkında hükmü veren mahkemece,

b) Yargıtayda bulunan dosyalar ilgili ceza dairesince,

c) Cezaları infaz edilmekte olan hükümlülerin dosyaları hükmü veren mahkemece,

Acele işlerden sayılmak ve Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi dikkate alınmak suretiyle karara bağlanır.

Geçici Madde 11- (Ek: 4/7/2012-6353/77 md.)

Bu maddenin yürürlük tarihinden önce bu maddeyi düzenleyen Kanun ile 21 inci maddeye eklenen haller sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce malul olanların kendileri, hayatını kaybedenlerin ise dul ve yetimleri, müracaatları üzerine bu Kanunun durumlarına uygun hükümlerinden bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren yararlandırılırlar. Anılan maddenin birinci fıkrasının (h) bendi kapsamına giren er ve erbaşlar yönünden aylıkların yeniden belirlenmesinde müracaat şartı aranmaz.

21 inci madde kapsamına girenlerden, daha önce her ne şekilde olursa olsun devam eden yargı süreçleri ve icrai takibatlardan feragat edenler, ilgili kuruma başvurmaları durumunda bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ay başından itibaren 21 inci madde ile sağlanan durumlarına uygun haklardan yararlandırılır. Davalardan feragat edilmesi halinde mahkemelerce ilgili kurum lehine hükmedilecek vekalet ücretleri ilgili kurumca tahsil edilmez.

Bu madde esas alınarak geriye dönük herhangi bir aylık, aylık farkı, tazminat, tazminat farkı ile ikramiye ve ikramiye farkı ödenmez ve geriye dönük hak talep edilemez.

Geçici Madde 12- (Ek: 4/7/2012-6353/78 md.)

Bu maddeyi düzenleyen Kanunla değiştirilen ek 1 inci maddede belirtilen haller sebebiyle bu maddenin yürürlük tarihinden önce malul olanların kendileri, hayatını kaybedenlerin ise hak sahibi yakınları ek 1 inci maddedeki usul ve esaslar çerçevesinde anılan maddeyle getirilen haklardan yararlanır.

Geçici Madde 13- (Ek: 12/7/2013-6495/87 md.) (1)

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ek 1 inci madde kapsamında istihdam hakkı bulunanlardan kırk beş yaşını doldurduğu için istihdam hakkından yararlanamayacak olanlar, söz konusu maddede öngörülen yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına müracaat etmeleri şartıyla bir defaya mahsus olmak üzere mezkûr maddede belirtilen istihdam hakkı sınırlamaları çerçevesinde yararlandırılır. (1)

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ek 1 inci madde kapsamına girenler ile bu maddenin birinci fıkrasında belirtilenlerden Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca hak sahibi olduğu tespit edilenlerin atama teklifleri Devlet Personel Başkanlığınca 2015 yılı sonuna kadar kura usulü ile yapılır. Hak sahiplerinin atama teklifleri; ek 1 inci madde kapsamına giren kurum ve kuruluşların dolu kadro ve pozisyon sayısının, kurumların toplam dolu kadro ve pozisyon sayısına oranı esas alınmak suretiyle hak sahiplerinin kamu kurum ve kuruluşlarına dengeli dağılımı gözetilerek Devlet Personel Başkanlığınca kura usulü ile gerçekleştirilir. Hak sahiplerinin atamasının yapılacağı kadro veya pozisyonun belirlenmesinde ek 1 inci maddede öngörülen usul uygulanır.

Bu madde kapsamında yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar, ek 1 inci maddede öngörülen yönetmelikte düzenlenir. Kura sonucu yapılacak atamalarda atama teklifleri ile birlikte atama teklifi yapılan kamu kurum ve kuruluşlarına diğer kanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerek kalmaksızın kadro ve pozisyonlar ihdas, tahsis ve vize edilmiş sayılır. Bu kadro ve pozisyonlar mevzuatı uyarınca düzenlenen ilgili cetvel ve bölümlere eklenmiş sayılır. Bu şekilde ihdas edilen kadro ve pozisyonlar herhangi bir şekilde boşalması hâlinde başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. (6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanunun 41 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “İçişleri Bakanlığına” ibaresi “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına”, ikinci fıkrasında yer alan “İçişleri Bakanlığınca” ibaresi “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca” şeklinde değiştirilmiştir.)

Bu madde uyarınca yapılan atamalar, ek 1 inci maddede belirtilen hak sahiplerinin atanması için ayrılması gereken %2 oranındaki kadro ve pozisyon sayılarının hesabında dikkate alınmaz.

(Değişik dördüncü fıkra: 6/2/2014-6518/41 md.) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ek 1 inci maddeye göre yapılan başvurularda bu madde hükümleri uygulanır

Bu madde ile ek 1 inci madde kapsamında 31/12/2015 tarihine kadar yapılacak atamalar, yılı merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan kısıtlamalara tabi tutulmaz

Geçici Madde 14- (Ek: 21/2/2014-6526/1 md.)

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır ceza mahkemeleri ile bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri kaldırılmıştır.

Kaldırılan bu ağır ceza mahkemelerinde görev yapan başkan ve üyeler ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçların soruşturmasında görevlendirilen hâkim ve Cumhuriyet savcıları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, beşinci fıkra uyarınca devirlerin tamamlanmasından itibaren on gün içinde müktesepleri dikkate alınarak uygun görülecek bir göreve atanırlar.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca yürütülen soruşturma dosyaları, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, yetkili Cumhuriyet başsavcılıklarına devredilir.

6352 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır ceza mahkemelerinde ve bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinde derdest bulunan dosyalar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bulundukları aşamadan itibaren kovuşturmaya devam edilmek üzere yetkili ve görevli mahkemelere devredilir. Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtayın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur.

Üçüncü ve dördüncü fıkralar uyarınca yapılacak devir işlemleri, bu Kanunla kaldırılan ağır ceza mahkemelerinde görevlendirilen hâkimler ile Cumhuriyet savcıları tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde sonuçlandırılır. Dosyaların devir işlemleri sonuçlandırılıncaya kadar, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, devredilen dosyalarla ilgili koruma tedbirleri hakkında karar vermeye bu mahkemelerin bulunduğu yer hâkim ve mahkemeleri yetkilidir. Ayrıca, bu Kanunla kaldırılan ağır ceza mahkemelerince verilip henüz gerekçesi yazılmamış olan hükümlerin gerekçeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç on beş gün içinde yazılır. Kaldırılan mahkemelerde bulunan ve kesinleşen dosyalara ait arşiv ve emanetler ile diğer evrak ve dokümanlar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenecek mahkeme veya mahkemelere devredilir ve müteakip işlem ve talepler bu mahkemelerce yerine getirilir veya karara bağlanır.

Mevzuatta Ceza Muhakemesi Kanununun mülga 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri ile Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen ağır ceza mahkemelerine yapılmış atıflar ağır ceza mahkemelerine; bu mahkemelerin üyelerine yapılmış atıflar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Ankara Ağır Ceza Mahkemesine yapılmış sayılır.

Mevzuatta Ceza Muhakemesi Kanununun mülga 250 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suçlar ile Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrası kapsamına giren suçlara yapılan atıflar, Türk Ceza Kanununda yer alan;

a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklan malvarlığı değerini aklama suçuna,

b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlara,

c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlara (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç), yapılmış sayılır.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi kapsamına giren suçlarla ilgili olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla açılmış olan davalarda, sanığın taşıdığı kamu görevlisi sıfatı dolayısıyla hakkında soruşturma yapılabilmesi için izin veya karar alınması gerektiğinden bahisle durma veya düşme kararı verilemez.

Geçici Madde 15- (Ek: 25/7/2016-KHK-668/4 md.; Aynen kabul: 8/11/2016-6755/4 md.)

Bu maddenin yürürlük tarihinden önce, ek 1 inci madde kapsamında göreve başlayan personelden,  devlet Personel Başkanlığı tarafından atama teklifinin yapıldığı tarihte öğrenim durumları itibarıyla ihraz ettikleri unvanları 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde yer alanlar, bu unvanlara ilişkin kadro veya pozisyonlara kamu kurum ve kuruluşlarınca sınava tabi olmaksızın atanırlar. İhraz etmiş bulundukları kadroların atandıkları kamu kurumlarında olmaması halinde ilgililer asli memurluğa atandıktan sonra bir defaya mahsus olmak üzere diğer kanunlarda yer alan herhangi bir kontenjan sınırlamasına tabi olmaksızın kamu kurum ve kuruluşlarına naklen atanabilir.

Geçici Madde 16- (Ek: 3/10/2016-KHK-676/90 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/73 md.)

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 21 inci maddenin birinci fıkrasının mülga (ı) bendi kapsamında Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumundan burs almakta olanların bursları, normal öğrenim sürelerinin sonuna kadar ilgili mevzuat hükümlerine göre verilir. (İptal ikinci ve üçüncü cümle:Anayasa Mahkemesinin 24/7/2019 tarihli ve E.:2018/73; K.:2019/65 sayılı Kararı ile) Geçici Madde 17- (Ek: 2/1/2017-KHK-684/1 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7074/1 md.)

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 21 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (h), (i) ve (j) bentleri kapsamında terör eylemi nedeniyle yaralanmış olup ilgili mevzuatına göre malul sayılmamaları nedeniyle aylık bağlanamayanlardan talepte bulunanlara, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihteki hizmet süreleri, unsurlar ve memur aylık katsayısı ile ödenmekte olan aylıkları esas alınarak ek 3 üncü madde hükümlerine göre tespit olunacak tutarda bu maddenin yürürlüğe girdiği takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır.

Geçici Madde 18- (Ek: 28/11/2017-7061/52 md.)

Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde sayılan maluller ile 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesine göre tazminat hakkından yararlandırılanlardan bizzat istihdam hakkından yararlanarak bu maddenin yayımı tarihinden önce hizmetli unvanlı kadro ve pozisyonlara atanan ve halen bu unvanda görev yapanların bu maddenin yayımını takip eden ayın 14’ü itibarıyla kadro ve pozisyon unvanları başka bir işleme gerek kalmaksızın memur olarak değiştirilmiş sayılır.

Geçici Madde 19- (Ek: 25/7/2018-7145/13 md.)

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından:

a) Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren kırk sekiz saati, toplu olarak işlenen suçlarda dört günü geçemez. Delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlı olması nedeniyle gözaltı süresi, birinci cümlede belirtilen sürelerle bağlı kalmak kaydıyla, en fazla iki defa uzatılabilir. Gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin karar, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine yakalanan kişi dinlenilmek suretiyle hâkim tarafından verilir. Yakalama emri üzerine yakalanan kişi hakkında da bu bent hükümleri uygulanır.

b) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında bu işlem, Cumhuriyet savcısı veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine kolluk tarafından yapılabilir.

c) 1. Tutukluluğa itiraz ve tahliye talepleri dosya üzerinden karara bağlanabilir.

2. Tahliye talepleri en geç otuzar günlük sürelerle tutukluluğun incelenmesi ile birlikte dosya üzerinden karara bağlanabilir.

3. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 108 inci maddesi uyarınca yapılan tutukluluğun incelenmesi en geç, otuzar günlük sürelerle dosya üzerinden, doksanar günlük sürelerle kişi veya müdafi dinlenilmek suretiyle resen yapılır.

Yürürlükten kaldırılan hükümler
Madde 23 –

a) 2 sayılı Hıyaneti Vataniye Kanunu,

b) 6187 sayılı Vicdan ve Toplanma Hürriyetlerinin Korunması Hakkında Kanun,

c) 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 140, 141, 142 ve 163 üncü maddeleri,

d) 2908 sayılı Dernekler Kanununun 5 inci maddesinin 7 ve 8 numaralı bentleri ile 6 nci maddesinin 2 numaralı bendi,

e) 2932 sayılı “Türkçeden Başka Dillerle Yapılacak Yayınlar Hakkında Kanun”, Yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

Madde 24 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 25 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

12/4/1991 TARİHLİ VE 3713 SAYILI KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER:
1) 27/10/1995 tarih ve 4126 sayılı Kanunun Geçici Maddesi:

Geçici Madde – 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesi uyarınca mahkum edilenlerin dosyaları bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde hükmü veren mahkemece ele alınarak, bu Kanunun 1 inci maddesiyle 3713 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde yapılan değişiklik sebebiyle mahkumiyet sürelerinin yeniden belirlenmesine ve 13.7.1965 tarihli ve 647 sayılı Kanunun 4 üncü ve 6 ncı maddelerinden yararlanma durumları hakkında gerekli karar verilir.

1280 Doğumlu İsmail Oğlu Ahmedin Hastalığı Nedeniyle Kalan Cezasının Affı Hakkında Kararname

0

KARARNAME
Kararname No: 7470

Adliye Vekilliğinden yazılan 24/9/1937 tarih ve 363/257 sayılı tezkerede; şapka giymemek suretile evamiri hükümete muhalefet suçundan bir gün hafif hapis cezasına mahkûm edilen 1280 doğumlu ismail Oğlu Ahmedin hastalığı, Adlî Tıb İşleri Meclisinin raporuna ve vilâyet idare heyetinin mazbatasına göre affini icab ettirecek derecede olduğundan affi teklif edilmiştir.

Bu iş İcra Vekilleri Heyetince 5/10/1937 tarihinde görüşülerek ismail Oğlu Ahmedin hastalığına binaen ve Teşkilâtı Esasiye Kanununun 42 nci maddesine tevfikan bir günlük hapis cezasının affi onanmıştır.

5/10/1937

Başvekil V.
ve İktisad Vekili
C.BAYAR
Hariciye Vekili
Dr. T. R. ARAS
REİSİCÜMHUR
K.ATATÜRK
Adliye Vekili
S. SARAÇOĞLU
Maliye Vekili
F.AĞRALI
Millî Müdafaa Vekili
K. ÖZALP
Maarif Vekili
S. AR1KAN
Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili
Dr. R. SAYDAM
Gümrük ve İnhisarlar Vekili
R.TARHAN
Dahiliye Vekili
Ş. KAYA
Nafıa Vekili
A. ÇETİNKAYA
Ziraat Vekili
S. KESEBİR

Halide Gökçe Türkoğlu

0

Prof. Dr. Halide Gökçe Türkoğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi SBE Enstitüsü Özel Hukuk Bölümü’nde Yüksek Lisans; eğitimini ve DEÜ SBE Enstitüsü Özel Hukuk Bölümü’nde Doktora eğitimini tamamlamıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinde önce Araştırma Görevlisi sonra da Yardımcı Doçent olarak çalışmış, 2009 yılında ise Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Roma Hukuku Anabilim Dalına Doçent olarak atanmıştır.

Türkoğlu, yüksek lisansını “Roma ve Türk Hukuklarında Vekaletsiz İş Görme” konulu teziyle tamamlamıştır. Ayrıca “AB’nin Obezite Önleme Stratejisinin Geliştirilmesinde Gıda Etiketlemesinin Rolü” ismi ile yüksek lisans tezi bulunmaktadır. Doktora yeterliliğini “Roma Usul Hukukunda plus petitio yasağı ve medeni usul hukukundaki davayı genişletme ve değiştirme yasağına olan etkileri” adıyla sunduğu tezini savunarak vermiştir.

Prof. Dr. Halide Gökçe Türkoğlu, 2015 yılında Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörlüğe yükselmiştir. Sırasıyla, DEÜ Hukuk Fakültesi Roma Hukuku Anabilim Dalı Başkanı (2005- 2009), Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Anabilim Dalı Başkan Yardımcısı (2010- 2013), Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Roma Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve HukukTarihi Anabilim Dalı Başkanı (2011’den itibaren), Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı (2013- 2015), Yaşar Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Bölüm Başkanı (2015’den itibaren),Yaşar Üniversitesi Yönetim Kurulu Üyeliği (2015’den itibaren), Yaşar Üniversitesi PDK üyeliği (2015’den itibaren) şeklinde idari görevler üstlenmiştir. Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak tam zamanlı şekilde çalışmaktadır.

Halide Gökçe Türkoğlu Makaleleri 

Roma Usul Hukukunun Formüler Sisteminde Bis de Eadem Re ne Sit Actio İlkesi

Türk Gıda Hukukuna Genel Bir Bakış

Hakimin Sorumluluğu

Sürpriz Olarak Kadınlar

Roma Hukukunda Yargı Cezaları ve Hapis Cezası

Roma Devletinde Suçla Mücadele ve Kamu Düzenini Sağlama

Avrupa Birliği Gıda Hukukunda Özel Diyet Amaçlı Kullanılan Gıdalar

Roma Hukukunun Gelenek Hukuku (Common Law) Üzerindeki Etkisi

Roma Ceza Hukukunda halkına itiraz

AB’nin Obezite Önleme Stratejisinin Geliştirilmesinde Gıda Etiketlemesinin Rolü

Gıda Güvenliği Yasası 1990’ın Güvensiz Gıdaların Satılması ve Temini ile İlgili 7 / 9’uncu Bölümlerin Yeteneği Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

1987 tarihli Tüketici Koruma Yasası uyarınca Arızalı Ürünlerle İlgili Davaların ve İngiltere’de İhmal Edilmiş Ürünlerle İlgili Ortak Hukuk Davalarının Karşılaştırılması

Avrupa Birliği Gıda Hukukunun Temel İlkelerine Dair Kısa Bir Değerlendirme

Malların Satışına İlişkin Yönetmelik 2002” tarafından getirilen İngiltere Mal Satış Kanunundaki Değişikliklerin Gıda Ürünleri Tüketicilerine Etkisi

Roma Hukukunda Hazine Sandığı

İngiltere’de Reklamverenlerin Faaliyetlerini Sınırlama Aracı Olarak Özel Hukuk Kurallarının Düzenleyici Yasaklama ve İş Öz Regülasyonunun Saygı Rolleri

Roma Cumhuriyet ve İlk İmparatorluk Dönemlerinin İdari Yapısı

Roma Hukukunda Humanitas ile Maiestas Populi Romani Arasındaki Bağlantı

Hukukun Kaynağı Olarak İmparatorların Yazılı Cevapları Rescriptum

Roma Hukukunda Hakimin Sorumluluğu

Roma Hukukunda Rüşveti Engellemeye Yönelik Düzenlemeler

Roma Hukukunda Hayvanların Yolaçtıkları Zararlardan Doğan Sorumluluk

Roma Medeni Usul Hukukunda Formula Yargılaması

Roma Haksız Rekabet Hukukuna İlişkin Olarak Actio Servi Corrupti

Roma Hukukunda Senato prosedürleri

 

Roma Hukukunda Suç ve Ceza

“Suç ve ceza hukukçuların daima tartıştıkları kavramların başında gelmektedir. “Roma Hukukunda Suç ve Ceza” adlı bu çalışmada da, bu önemli iki kavramın tarihsel gelişimi açısından Roma hukukundaki durumları açıklanmaktadır. Roma hukuku her ne kadar günümüz özel hukukunun temelini oluştursa da, bu kadar gelişmiş bir hukuk sistemi yaratan Romalıların ceza hukukunun günümüze hiçbir katkısı bulunmadığını düşünmek yanlış olacaktır. Roma ceza hukuku, yüzyıllar boyunca uygulanagelmesine bağlı olarak, zaman içinde büyük değişiklikler, gelişmeler göstermiş bir hukuk dalıdır. Çalışmamızda, suç ve ceza kavramlarının tarihsel gelişiminin ayrıntılı bir biçimde ortaya konabilmesi adına, öncelikle Roma hukukunda suç kavramı açıklanmış ve suç tipleri teker teker anlatılmıştır. Ardından Roma hukukundaki ceza tiplerinin sınıflandırılması yapılarak, genel olarak cezalara ilişkin ilkeler saptanmıştır. Son olarak, Roma ceza yargılaması ayrıntılı şekilde açıklanmıştır.”

Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun

0
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 28 Kasım 2997 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazete‘nin 12 Aralık 2007 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kanun No. 5718
Kabul Tarihi: 27/11/2007
Resmi Gazete tarihi: 12/12/2007
Resmi Gazete sayısı: 
26728
BİRİNCİ KISIM
Milletlerarası Özel Hukuk
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
Kapsam
             MADDE 1 – (1) Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararların tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir.
             (2) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır.
             Yabancı hukukun uygulanması
             MADDE 2 – (1) Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygular. Hâkim, yetkili yabancı hukukun muhtevasının tespitinde tarafların yardımını isteyebilir.
             (2) Yabancı hukukun olaya ilişkin hükümlerinin tüm araştırmalara rağmen tespit  edilememesi hâlinde, Türk hukuku uygulanır.
             (3) Uygulanacak yabancı hukukun kanunlar ihtilâfı kurallarının başka bir hukuku yetkili kılması, sadece kişinin hukuku ve aile hukukuna ilişkin ihtilâflarda dikkate alınır ve bu hukukun maddî hukuk hükümleri uygulanır.
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun - B. Kitabı
             (4) Uygulanacak hukuku seçme imkânı verilen hâllerde, taraflarca aksi açıkça kararlaştırılmadıkça seçilen hukukun maddî hukuk hükümleri uygulanır.
             (5) Hukuku uygulanacak devlet iki veya daha çok bölgesel birime ve bu birimler de değişik hukuk düzenlerine sahipse, hangi bölge hukukunun uygulanacağı o devletin hukukuna göre belirlenir. O devlet hukukunda belirleyici bir hükmün yokluğu hâlinde ihtilâfla en sıkı ilişkili bölge hukuku uygulanır.
             Değişken ihtilâflar
             MADDE 3 – (1) Yetkili hukukun vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esaslarına göre tayin edildiği hâllerde, aksine hüküm olmadıkça, dava tarihindeki vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esas alınır.
             Vatandaşlık esasına göre yetkili hukuk
             MADDE 4 – (1) Bu Kanun hükümleri uyarınca yetkili olan hukukun vatandaşlık esasına göre tayin edildiği hâllerde, bu Kanunda aksi öngörülmedikçe;
             a) Vatansızlar ve mülteciler hakkında yerleşim yeri, bulunmadığı hâllerde mutad mesken, o da yok ise dava tarihinde bulunduğu ülke hukuku,
             b) Birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olanlar hakkında, bunların aynı zamanda Türk vatandaşı olmaları hâlinde Türk hukuku,
             c) Birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olup, aynı zamanda Türk vatandaşı olmayanlar hakkında, daha sıkı ilişki hâlinde bulundukları devlet hukuku,
             uygulanır.
             Kamu düzenine aykırılık
             MADDE 5 – (1) Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır.
             Türk hukukunun doğrudan uygulanan kuralları
             MADDE 6 – (1) Yetkili yabancı hukukun uygulandığı durumlarda, düzenleme amacı ve uygulama alanı bakımından Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının kapsamına giren hâllerde o kural uygulanır.
             Hukukî işlemlerde şekil
             MADDE 7 – (1) Hukukî işlemler, yapıldıkları ülke hukukunun veya o hukukî işlemin esası hakkında yetkili olan hukukun maddî hukuk hükümlerinin öngördüğü şekle uygun olarak yapılabilir.
             Zamanaşımı
             MADDE 8 – (1) Zamanaşımı, hukukî işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir.
İKİNCİ BÖLÜM
Kanunlar İhtilâfı Kuralları
             Ehliyet
             MADDE 9 – (1) Hak ve fiil ehliyeti ilgilinin millî hukukuna tâbidir.
             (2) Millî hukukuna göre ehliyetsiz olan bir kişi, işlemin yapıldığı ülke hukukuna göre ehil ise yaptığı hukukî işlemle bağlıdır. Aile ve miras hukuku ile başka bir ülkedeki taşınmazlar üzerindeki aynî haklara ilişkin işlemler bu hükmün dışındadır.
             (3) Kişinin millî hukukuna göre kazandığı erginlik, vatandaşlığının değişmesi ile sona ermez.
             (4) Tüzel kişilerin veya kişi veya mal topluluklarının hak ve fiil ehliyetleri, statülerindeki idare merkezi hukukuna tâbidir. Ancak fiilî idare merkezinin Türkiye’de olması hâlinde Türk hukuku uygulanabilir.
             (5) Statüsü bulunmayan tüzel kişiler ile tüzel kişiliği bulunmayan kişi veya mal topluluklarının ehliyeti, fiilî idare merkezi hukukuna tâbidir.
             Vesâyet, kısıtlılık ve kayyımlık
             MADDE 10 – (1) Vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri, hakkında vesâyet veya kısıtlılık kararının verilmesi veya sona erdirilmesi istenen kişinin millî hukukuna tâbidir.
             (2) Yabancının millî hukukuna göre vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi mümkün olmayan hâllerde bu kişinin mutad meskeni Türkiye’de ise Türk hukukuna göre vesâyet veya kısıtlılık kararı verilebilir veya kaldırılabilir. Kişinin zorunlu olarak Türkiye’de bulunduğu hâllerde de Türk hukuku uygulanır.
             (3) Vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri dışında kalan bütün kısıtlılık veya vesâyete ilişkin hususlar ve kayyımlık Türk hukukuna tâbidir.
             Gaiplik veya ölmüş sayılma
             MADDE 11 – (1) Gaiplik veya ölmüş sayılma kararı, hakkında karar verilecek kişinin millî hukukuna tâbidir. Millî hukukuna göre hakkında gaiplik veya ölmüş sayılma kararı verilemeyen kişinin mallarının Türkiye’de bulunması veya eşinin veya mirasçılardan birinin Türk vatandaşı olması hâlinde, Türk hukukuna göre gaiplik veya ölmüş sayılma kararı verilir.
             Nişanlılık
             MADDE 12 – (1) Nişanlanma ehliyeti ve şartları taraflardan her birinin nişanlanma anındaki millî hukukuna tâbidir.
             (2) Nişanlılığın hükümlerine ve sonuçlarına müşterek millî hukuk, taraflar ayrı vatandaşlıkta iseler Türk hukuku uygulanır.
             Evlilik ve genel hükümleri
             MADDE 13 – (1) Evlenme ehliyeti ve şartları, taraflardan her birinin evlenme anındaki millî hukukuna tâbidir.
             (2) Evliliğin şekline yapıldığı ülke hukuku uygulanır.
             (3) Evliliğin genel hükümleri, eşlerin müşterek millî hukukuna tâbidir. Tarafların ayrı vatandaşlıkta olmaları hâlinde müşterek mutad mesken hukuku, bulunmadığı takdirde Türk hukuku uygulanır.
             Boşanma ve ayrılık
             MADDE 14 – (1) Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri, eşlerin müşterek millî hukukuna tâbidir. Tarafların ayrı vatandaşlıkta olmaları hâlinde müşterek mutad mesken hukuku, bulunmadığı takdirde Türk hukuku uygulanır.
             (2) Boşanmış eşler arasındaki nafaka talepleri hakkında birinci fıkra hükmü uygulanır. Bu hüküm ayrılık ve evlenmenin butlanı hâlinde de geçerlidir.
             (3) Boşanmada velâyet ve velâyete ilişkin sorunlar da birinci fıkra hükmüne tâbidir.
             (4) Geçici tedbir taleplerine Türk hukuku uygulanır.
             Evlilik malları
             MADDE 15 – (1) Evlilik malları hakkında eşler evlenme anındaki mutad mesken veya millî hukuklarından birini açık olarak seçebilirler; böyle bir seçimin yapılmamış olması hâlinde evlilik malları hakkında eşlerin evlenme anındaki müşterek millî hukuku, bulunmaması hâlinde evlenme anındaki müşterek mutad mesken hukuku, bunun da bulunmaması hâlinde Türk hukuku uygulanır.
             (2) Malların tasfiyesinde, taşınmazlar için bulundukları ülke hukuku uygulanır.
             (3) Evlenmeden sonra yeni bir müşterek hukuka sahip olan eşler, üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere, bu yeni hukuka tâbi olabilirler.
             Soybağının kurulması
             MADDE 16 – (1) Soybağının kuruluşu, çocuğun doğum anındaki millî hukukuna, kurulamaması hâlinde çocuğun mutad meskeni hukukuna tâbidir. Soybağı bu hukuklara göre kurulamıyorsa, ananın veya babanın, çocuğun doğumu anındaki millî hukuklarına, bunlara göre kurulamaması hâlinde ana ve babanın, çocuğun doğumu anındaki müşterek mutad mesken hukukuna, buna göre de kurulamıyorsa çocuğun doğum yeri hukukuna  tâbi olarak kurulur.
             (2) Soybağı hangi hukuka göre kurulmuşsa iptali de o hukuka tâbidir.
             Soybağının hükümleri
             MADDE 17 – (1) Soybağının hükümleri, soybağını kuran hukuka tâbidir. Ancak ana, baba ve çocuğun müşterek millî hukuku bulunuyorsa, soybağının hükümlerine o hukuk, bulunmadığı takdirde müşterek mutad mesken hukuku uygulanır.
             Evlât edinme
             MADDE 18 – (1) Evlât edinme ehliyeti ve şartları, taraflardan her birinin evlât edinme anındaki millî hukukuna tâbidir.
             (2) Evlât edinmeye ve edinilmeye diğer eşin rızası konusunda eşlerin millî hukukları birlikte uygulanır.
             (3) Evlât edinmenin hükümleri evlât edinenin millî hukukuna, eşlerin birlikte evlât edinmesi hâlinde ise evlenmenin genel hükümlerini düzenleyen hukuka tâbidir.
             Nafaka
             MADDE 19 – (1) Nafaka talepleri, nafaka alacaklısının mutad meskeni hukukuna tâbidir.
             Miras
             MADDE 20 – (1) Miras ölenin millî hukukuna tâbidir. Türkiye’de bulunan taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanır.
             (2) Mirasın açılması sebeplerine, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler terekenin bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.
             (3) Türkiye’de bulunan mirasçısız tereke Devlete kalır.
             (4) Ölüme bağlı tasarrufun şekline 7 nci madde hükmü uygulanır. Ölenin millî hukukuna uygun şekilde yapılan ölüme bağlı tasarruflar da geçerlidir.
             (5) Ölüme bağlı tasarruf ehliyeti, tasarrufta bulunanın, tasarrufun yapıldığı andaki millî hukukuna tâbidir.
             Aynî haklar
             MADDE 21 – (1) Taşınırlar ve taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakkı ve diğer aynî haklar, işlem anında malların bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.
             (2) Taşınmakta olan mallar üzerindeki aynî haklara varma yeri hukuku uygulanır.
             (3) Yer değişikliği hâlinde henüz kazanılmamış aynî haklar malın son bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.
             (4) Taşınmazlar üzerindeki aynî haklara ilişkin hukukî işlemlere şekil yönünden bu malların bulundukları ülke hukuku uygulanır.
             Taşıma araçları
             MADDE 22 – (1) Hava, deniz ve raylı taşıma araçları üzerindeki aynî haklar, menşe ülke hukukuna tâbidir.
             (2) Menşe ülke, hava ve deniz taşıma araçlarında aynî hakların tescil edildiği sicil yeri, deniz taşıma araçlarında bu sicil yeri yoksa bağlama limanı, raylı taşıma araçlarında ruhsat yeridir.
             Fikrî mülkiyete ilişkin haklara uygulanacak hukuk
             MADDE 23 – (1) Fikrî mülkiyete ilişkin haklar, hangi ülkenin hukukuna göre koruma talep ediliyorsa o hukuka tâbidir.
             (2) Taraflar, fikrî mülkiyet hakkının ihlâlinden doğan talepler hakkında, ihlâlden sonra mahkemenin hukukunun uygulanmasını kararlaştırabilirler.
             Sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde uygulanacak hukuk
             MADDE 24 – (1) Sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tâbidir. Sözleşme hükümlerinden veya hâlin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi de geçerlidir.
             (2) Taraflar, seçilen hukukun sözleşmenin tamamına veya bir kısmına uygulanacağını kararlaştırabilirler.
             (3) Hukuk seçimi taraflarca her zaman yapılabilir veya değiştirilebilir. Sözleşmenin kurulmasından sonraki hukuk seçimi, üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak kaydıyla, geriye etkili olarak geçerlidir.
             (4) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tâbi olur.
             Taşınmazlara ilişkin sözleşmeler
             MADDE 25 – (1) Taşınmazlara veya onların kullanımına ilişkin sözleşmeler taşınmazın bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.
             Tüketici sözleşmeleri
             MADDE 26 – (1) Meslekî veya ticarî olmayan amaçla mal veya hizmet ya da kredi sağlanmasına yönelik tüketici sözleşmeleri, tüketicinin mutad meskeni hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgarî koruma saklı kalmak kaydıyla, tarafların seçtikleri hukuka tâbidir.
             (2) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olması hâlinde, tüketicinin mutad meskeni hukuku uygulanır. Tüketicinin mutad meskeni hukukunun uygulanabilmesi için;
             a) Sözleşme, tüketicinin mutad meskeninin bulunduğu ülkede, ona gönderilen özel bir davet üzerine veya ilân sonucunda kurulmuş ve sözleşmenin kurulması için tüketici tarafından yapılması gerekli hukukî fiiller bu ülkede yapılmış veya
             b) Diğer taraf veya onun temsilcisi, tüketicinin siparişini bu ülkede almış veya
             c) İlişkinin bir satım sözleşmesi olması hâlinde, satıcı tüketiciyi satın almaya ikna etmek amacıyla bir gezi düzenlemiş ve tüketici de bu gezi ile bulunduğu ülkeden başka ülkeye gidip siparişini orada vermiş,
             olmalıdır.
             (3) İkinci fıkradaki şartlar altında yapılan tüketici sözleşmelerinin şekline, tüketicinin mutad meskeni hukuku uygulanır.
             (4) Bu madde, paket turlar hariç, taşıma sözleşmeleri ve tüketiciye hizmetin onun mutad meskeninin bulunduğu ülkeden başka bir ülkede sağlanması zorunlu olan sözleşmelere uygulanmaz.
             İş sözleşmeleri
             MADDE 27 – (1) İş sözleşmeleri, işçinin mutad işyeri hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgarî koruma saklı kalmak kaydıyla, tarafların seçtikleri hukuka tâbidir.
             (2) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde iş sözleşmesine, işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukuku uygulanır. İşçinin işini geçici olarak başka bir ülkede yapması hâlinde, bu işyeri mutad işyeri sayılmaz.
             (3) İşçinin işini belirli bir ülkede mutad olarak yapmayıp devamlı olarak birden fazla ülkede yapması hâlinde iş sözleşmesi, işverenin esas işyerinin bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.
             (4) Ancak hâlin bütün şartlarına göre iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşmeye ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri yerine bu hukuk uygulanabilir.
             Fikrî mülkiyet haklarına ilişkin sözleşmeler
             MADDE 28 – (1) Fikrî mülkiyet haklarına ilişkin sözleşmeler, tarafların seçtikleri hukuka tâbidir.
             (2) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, fikrî mülkiyet hakkını veya onun kullanımını devreden tarafın sözleşmenin kuruluşu sırasındaki işyeri, bulunmadığı takdirde, mutad meskeni hukuku uygulanır. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme bu hukuka tâbi olur.
             (3) İşçinin, işi kapsamında ve işinin ifası sırasında meydana getirdiği fikrî ürünler üzerindeki fikrî mülkiyet haklarıyla ilgili işçi ve işveren arasındaki sözleşmelere, iş sözleşmesinin tâbi olduğu hukuk uygulanır.
             Eşyanın taşınmasına ilişkin sözleşmeler
             MADDE 29 – (1) Eşyanın taşınmasına ilişkin sözleşmeler tarafların seçtikleri hukuka tâbidir.
             (2) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde, sözleşmenin kuruluşu sırasında taşıyıcının esas işyerinin bulunduğu ülke aynı zamanda yüklemenin veya boşaltmanın yapıldığı ülke veya gönderenin esas işyerinin bulunduğu ülke ise bu ülkenin sözleşmeyle en sıkı ilişkili olduğu kabul edilir ve sözleşmeye bu ülkenin hukuku uygulanır. Tek seferlik çarter sözleşmeleri ve esas konusu eşya taşıma olan diğer sözleşmeler de bu madde hükümlerine tâbidir.
             (3) Hâlin bütün şartlarına göre eşyanın taşınmasına ilişkin sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşmeye bu hukuk uygulanır.
             Temsil yetkisi
             MADDE 30 – (1) Temsilci ile temsil olunan arasındaki hukukî ilişkiden doğan temsil yetkisi, aralarındaki sözleşmeden doğan ilişkiye uygulanan hukuka tâbidir.
             (2) Temsilcinin bir fiilinin, temsil olunanı üçüncü kişiye karşı taahhüt altına sokabilmesi için aranan şartlara temsilcinin işyeri hukuku uygulanır. Temsilcinin işyeri bulunmadığı veya üçüncü kişi tarafından bilinemediği veya yetkinin işyeri dışında kullanıldığı durumlarda temsil yetkisi, yetkinin fiilen kullanıldığı ülke hukukuna tâbidir. Yetkisiz temsilde, temsilci ile üçüncü kişi arasındaki ilişkiye de bu fıkra hükmü uygulanır.
             (3) Temsilci ile temsil olunan arasında hizmet ilişkisi varsa ve temsilcinin bağımsız bir işyeri yoksa temsil yetkisi, temsil olunanın işyerinin bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.
             Doğrudan uygulanan kurallar
             MADDE 31 – (1) Sözleşmeden doğan ilişkinin tâbi olduğu hukuk uygulanırken, sözleşmeyle sıkı ilişkili olduğu takdirde üçüncü bir devletin hukukunun doğrudan uygulanan kurallarına etki tanınabilir. Söz konusu kurallara etki tanımak ve uygulayıp uygulamamak konusunda bu kuralların amacı, niteliği, muhtevası ve sonuçları dikkate alınır.
             Sözleşmeden doğan ilişkinin varlığı ve maddî geçerliliği
             MADDE 32 – (1) Sözleşmeden doğan ilişkinin veya bir hükmünün varlığı ve maddî geçerliliği, sözleşmenin geçerli olması hâlinde hangi hukuk uygulanacaksa o hukuka tâbidir.
             (2) Taraflardan birinin davranışına hüküm tanımanın, uygulanacak hukuka tâbi kılınmasının hakkaniyete uygun olmayacağı hâlin şartlarından anlaşılırsa, irade beyanının varlığına, rızası olmadığını iddia eden tarafın mutad meskeninin bulunduğu ülke hukuku uygulanır.
             İfanın gerçekleştirilme biçimi ve tedbirler
             MADDE 33 – (1) İfa sırasında gerçekleştirilen fiil ve işlemler ile malların korunmasına ilişkin tedbirler konusunda bu işlem veya fiillerin yapıldığı veya tedbirin alındığı ülke hukuku dikkate alınır.
             Haksız fiiller
             MADDE 34 – (1) Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna tâbidir.
             (2) Haksız fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde olması hâlinde, zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanır.
             (3) Haksız fiilden doğan borç ilişkisinin başka bir ülke ile daha sıkı ilişkili olması hâlinde bu ülke hukuku uygulanır.
             (4) Haksız fiile veya sigorta sözleşmesine uygulanan hukuk imkân veriyorsa, zarar gören, talebini doğrudan doğruya sorumlunun sigortacısına karşı ileri sürebilir.
             (5) Taraflar, haksız fiilin meydana gelmesinden sonra uygulanacak hukuku açık olarak seçebilirler.
             Kişilik haklarının ihlâlinde sorumluluk
             MADDE 35 – (1) Kişilik haklarının, basın, radyo, televizyon gibi medya yoluyla, internet veya diğer kitle iletişim araçları ile ihlâlinden doğan taleplere, zarar görenin seçimine göre;
             a) Zarar veren, zararın bu ülkede meydana geleceğini bilecek durumda ise zarar görenin mutad meskeni hukuku,
             b) Zarar verenin işyeri veya mutad meskeninin bulunduğu ülke hukuku veya
             c) Zarar veren, zararın bu ülkede meydana geleceğini bilecek durumda ise zararın meydana geldiği ülke hukuku,
uygulanır.
             (2) Kişilik haklarının ihlâlinde cevap hakkı, süreli yayınlarda, münhasıran baskının yapıldığı ya da programın yayınlandığı ülke hukukuna tâbidir.
             (3) Maddenin birinci fıkrası, kişisel verilerin işlenmesi veya kişisel veriler hakkında bilgi alma hakkının sınırlandırılması yolu ile kişiliğin ihlâl edilmesinden doğan taleplere de uygulanır.
             İmalâtçının sözleşme dışı sorumluluğu
             MADDE 36 – (1) İmal edilen şeylerin sebep olduğu zarardan doğan sorumluluğa, zarar görenin seçimine göre, zarar verenin mutad meskeni veya işyeri hukuku ya da imal edilen şeyin iktisap edildiği ülke hukuku uygulanır. İktisap yeri hukukunun uygulanabilmesi için zarar verenin, mamulün o ülkeye rızası dışında sokulduğunu ispat edememiş olması gerekir.
             Haksız rekabet
             MADDE 37 – (1) Haksız rekabetten doğan talepler, haksız rekabet sebebiyle piyasası doğrudan etkilenen ülke hukukuna tâbidir.
             (2) Haksız rekabet sonucunda zarar görenin münhasıran işletmesine ilişkin menfaatleri ihlâl edilmişse, söz konusu işletmenin işyerinin bulunduğu ülke hukuku uygulanır.
             Rekabetin engellenmesi
             MADDE 38 – (1) Rekabetin engellenmesinden doğan talepler, bu engellemeden doğrudan etkilenen piyasanın bulunduğu ülkenin hukukuna tâbidir.
             (2) Türkiye’de rekabetin engellenmesine yabancı hukuk uygulanan hâllerde, Türk hukuku uygulansaydı verilecek tazminattan daha fazla tazminata hükmedilemez.
             Sebepsiz zenginleşme
             MADDE 39 – (1) Sebepsiz zenginleşmeden doğan talepler, zenginleşmeye sebep olan mevcut veya mevcut olduğu iddia edilen hukukî ilişkiye uygulanan hukuka tâbidir. Diğer hâllerde sebepsiz zenginleşmeye, zenginleşmenin gerçekleştiği ülke hukuku uygulanır.
             (2) Taraflar, sebepsiz zenginleşmenin meydana gelmesinden sonra, uygulanacak hukuku açık olarak seçebilirler.
İKİNCİ KISIM
Milletlerarası Usul Hukuku
BİRİNCİ BÖLÜM
Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi
             Milletlerarası yetki
             MADDE 40 – (1) Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.
             Türklerin kişi hâllerine ilişkin davalar
             MADDE 41 – (1) Türk vatandaşlarının kişi hâllerine ilişkin davaları, yabancı ülke mahkemelerinde açılmadığı veya açılamadığı takdirde Türkiye’de yer itibariyle yetkili mahkemede, bulunmaması hâlinde ilgilinin sâkin olduğu yer, Türkiye’de sâkin değilse Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, o da bulunmadığı takdirde Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde görülür.
             Yabancıların kişi hâllerine ilişkin bazı davalar
             MADDE 42 – (1) Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan yabancı hakkında vesâyet, kayyımlık, kısıtlılık, gaiplik ve ölmüş sayılma kararları ilgilinin Türkiye’de sâkin olduğu yer, sâkin değilse mallarının bulunduğu yer mahkemesince verilir.
             Miras davaları
             MADDE 43 – (1) Mirasa ilişkin davalar ölenin Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, son yerleşim yerinin Türkiye’de olmaması hâlinde terekeye dâhil malların bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
             İş sözleşmesi ve iş ilişkisi davaları
             MADDE 44 – (1) Bireysel iş sözleşmesinden veya iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda işçinin işini mutaden yaptığı işyerinin Türkiye’de bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. İşçinin, işverene karşı açtığı davalarda işverenin yerleşim yeri, işçinin yerleşim yeri veya mutad meskeninin bulunduğu Türk mahkemeleri de yetkilidir.
             Tüketici sözleşmesine ilişkin davalar
             MADDE 45 – (1) 26 ncı maddede tanımlanan tüketici sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, tüketicinin seçimine göre, tüketicinin yerleşim yeri veya mutad meskeni ya da karşı tarafın işyeri, yerleşim yeri veya mutad meskeninin bulunduğu Türk mahkemeleri  yetkilidir.
             (2) Birinci fıkra uyarınca yapılan tüketici sözleşmeleri hakkında tüketiciye karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme, tüketicinin Türkiye’deki mutad meskeni mahkemesidir.
             Sigorta sözleşmesine ilişkin davalar
             MADDE 46 – (1) Sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda, sigortacının esas işyeri veya sigorta sözleşmesini yapan şubesinin ya da acentasının Türkiye’de bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Ancak sigorta ettirene, sigortalıya veya lehdara karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme, onların Türkiye’deki yerleşim yeri veya mutad meskeni mahkemesidir.
             Yetki anlaşması ve sınırları
             MADDE 47 – (1) Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Anlaşma, yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olur. Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görülür.
             (2) 44, 45 ve 46 ncı maddelerde belirlenen mahkemelerin yetkisi tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemez.
             Teminat
             MADDE 48 – (1) Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.
             (2) Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar.
             Yabancı devletin yargı muafiyetinden yararlanamayacağı hâller
             MADDE 49 – (1) Yabancı devlete, özel hukuk ilişkilerinden doğan hukukî uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz.
             (2) Bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının Tenfizi ve Tanınması
             Tenfiz kararı
             MADDE 50 – (1) Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.
             (2) Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir.
             Görev ve yetki
             MADDE 51 – (1) Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir.
             (2) Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye’de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir.
             Tenfiz istemi
             MADDE 52 – (1) Kararın tenfiz edilmesinde hukukî yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir. Tenfiz istemi dilekçe ile olur. Dilekçeye karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir. Dilekçede aşağıdaki hususlar yer alır:
             a) Tenfiz isteyenle, karşı tarafın ve varsa kanunî temsilci ve vekillerinin ad, soyad ve adresleri.
             b) Tenfiz konusu hükmün hangi devlet mahkemesinden verilmiş olduğu ve mahkemenin adı ile ilâmın tarih ve numarası ve hükmün özeti.
             c) Tenfiz, hükmün bir kısmı hakkında isteniyorsa bunun hangi kısım olduğu.
             Dilekçeye eklenecek belgeler
             MADDE 53 – (1) Tenfiz dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir:
             a) Yabancı mahkeme ilâmının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi.
             b) İlâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi.
             Tenfiz şartları
             MADDE 54 – (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
             a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
             b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
             c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
             ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması.
             Tebliğ ve itiraz
             MADDE 55 – (1) Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması ve tenfizi de aynı hükme tâbidir. Hasımsız ihtilâfsız kaza kararlarında tebliğ hükmü uygulanmaz. İstem, basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır.
             (2) Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir.
             Karar
             MADDE 56 – (1) Mahkemece ilâmın kısmen veya tamamen tenfizine veya istemin reddine karar verilebilir. Bu karar yabancı mahkeme ilâmının altına yazılır ve hâkim tarafından mühürlenip imzalanır.
             Yerine getirme ve temyiz yolu
             MADDE 57 – (1) Tenfizine karar verilen yabancı ilâmlar Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmlar gibi icra olunur.
             (2) Tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tâbidir. Temyiz, yerine getirmeyi durdurur.
             Tanıma
             MADDE 58 – (1) Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz.
             (2) İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tâbidir.
             (3) Yabancı mahkeme ilâmına dayanılarak Türkiye’de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır.
             Kesin hüküm ve kesin delil etkisi
             MADDE 59 – (1) Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.
             Yabancı hakem kararlarının tenfizi
             MADDE 60 – (1) Kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcı olan yabancı hakem kararları tenfiz edilebilir.
             (2) Yabancı hakem kararlarının tenfizi, tarafların yazılı olarak kararlaştırdıkları yer asliye mahkemesinden dilekçeyle istenir. Taraflar arasında böyle bir anlaşma olmadığı takdirde, aleyhine karar verilen tarafın Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu, bu da yoksa icraya konu teşkil edebilecek malların bulunduğu yer mahkemesi yetkili sayılır.
             Dilekçe ve inceleme usulü
             MADDE 61 – (1) Yabancı bir hakem kararının tenfizini isteyen taraf, dilekçesine aşağıda yazılı belgeleri, karşı tarafın sayısı kadar örnekleriyle birlikte ekler:
             a) Tahkim sözleşmesi veya şartının, aslı yahut usulüne göre onanmış örneği.
             b) Hakem kararının usulen kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcılık kazanmış aslı veya usulüne göre onanmış örneği.
             c) (a) ve (b) bentlerinde sayılan belgelerin tercüme edilmiş ve usulen onanmış örnekleri.
             (2) Mahkemece hakem kararlarının tenfizinde 55 inci, 56 ncı ve 57 nci madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.
             Ret sebepleri
             MADDE 62 –  (1) Mahkeme,
             a) Tahkim sözleşmesi yapılmamış veya esas sözleşmeye tahkim şartı konulmamış ise,
             b) Hakem kararı genel ahlâka veya kamu düzenine aykırı ise,
             c) Hakem kararına konu olan uyuşmazlığın Türk kanunlarına göre tahkim yoluyla çözümü mümkün değilse,
             ç) Taraflardan biri hakemler önünde usulüne göre temsil edilmemiş ve yapılan işlemleri sonradan açıkça kabul etmemiş ise,
             d) Hakkında hakem kararının tenfizi istenen taraf, hakem seçiminden usulen haberdar edilmemiş yahut iddia ve savunma imkânından yoksun bırakılmış ise,
             e) Tahkim sözleşmesi veya şartı taraflarca tâbi kılındığı kanuna, bu konuda bir anlaşma yoksa hakem hükmünün verildiği ülke hukukuna göre hükümsüz ise,
             f) Hakemlerin seçimi veya hakemlerin uyguladıkları usul, tarafların anlaşmasına, böyle bir anlaşma yok ise hakem hükmünün verildiği ülke hukukuna aykırı ise,
             g) Hakem kararı, hakem sözleşmesinde veya şartında yer almayan bir hususa ilişkin ise veya sözleşme veya şartın sınırlarını aşıyor ise bu kısım hakkında,
             h) Hakem kararı tâbi olduğu veya verildiği ülke hukuku hükümlerine veya tâbi olduğu usule göre kesinleşmemiş yahut icra kabiliyeti veya bağlayıcılık kazanmamış veya verildiği yerin yetkili mercii tarafından iptal edilmiş ise,
             yabancı hakem kararının tenfizi istemini reddeder.
             (2) Birinci fıkranın (ç), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yazılı hususların ispat yükü, hakkında tenfiz istenen tarafa aittir.
             Yabancı hakem kararlarının tanınması
             MADDE 63 – (1) Yabancı hakem kararlarının tanınması da tenfizine ilişkin hükümlere tâbidir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Son Hükümler
             Yürürlükten kaldırılan hükümler
             MADDE 64 – (1) 20/5/1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun,
             (2) 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 866 ncı maddesinin ikinci fıkrası,
             (3) 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 88 inci maddesi,
             yürürlükten kaldırılmıştır.
             Yürürlük
             MADDE 65 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
             Yürütme
             MADDE 66 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
11/12/2007

Zehra Önay Alpago

0

Zehra Önay Alpago, 1947 yılında Karadeniz Ereğlisi’nde doğmuş, 1969 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun olmuştur.

Zehra Önay Alpago, SODEP’in kuruluşu ile siyasi hayatta yer almıştır. SHP’de aktif siyasete başlamış, kongre ile seçilen ve üst üste iki kez  ilçe başkanı olan ilk kadın siyasetçi olmuş, SHP Karadeniz Ereğlisi İlçe Başkanlığı yapmıştır. Parti Meclisi ve MYK Üyeliği ile Genel Başkan Yardımcılığı yaparak siyasete devam etmiştir.

CHP-SHP birleşmesinden sonra CHP Parti Meclisi üyeliğine seçilen 2008 yılında seçilen Alpago 2010 yılına kadar sürdürmüştür. 18 Aralık 2010 tarihli CHP kurultayında tekrar Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu kontenjanından Parti Meclisi üyeliğine seçilmiştir.

Mesleki Yaşamı ve Sivil Toplum Çalışmaları

Temmuz 1994 ile 27 Mart 1995 tarihleri arasında görev yapan Çiller-İnönü hükumetinde Kadın Aile ve Sosyal Hizmetlerden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapmıştır.

Önay Alpago 2010 yılında İstanbul Barosu tarafından Türkiye Barolar Birliği delegeliğine seçilmiştir.

Önay Alpago Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi olarak Devrim Tarihi dersleri vermekte; İstanbul Barosu’na bağlı serbest avukat olarak çalışmaktadır.

İstanbul Kadın Kuruluşları Birliğinin ve çok sayıda dernek ve sivil toplum örgütünün üyesidir.

“Demokrasi”, “Hukuk”, “Kadın Hakları”, “İşçi Sorunları”, “Laiklik”, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” gibi konularda çok sayıda panel, sempozyum ve benzeri etkinliklerde konuşmacı olmuş, tebliğleri yayınlanmıştır.

Alpago, evli ve iki çocuk annesidir.

Atak, analitik, aykırı bir adam

0
Gazeteci-Yazar Feyzi Hepşenkal

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]”Atak, analitik, aykırı bir adam” isimli yazı, “Benim Umudum Var” isimli kitabın İzmir Havagazı Fabrikasında düzenlenen imza gününe ithafen Gazeteci-Yazar Feyzi Hepşenkal tarafından yazılmış ve A3Haber internet sitesinde yayınlanmıştır. [/box]

Atak, analitik, aykırı bir adam

A3Haber’in mottosu neyse, Senih Özay da odur.
ATAK’tır:

Duramaz yerinde.

Kendi dursa bile aklı çalışır durmadan, hızına yetişmek mümkün olmaz.

Her şeyin, hemen olmasını ister.

Olmaz tabii.

Olmayınca da kızar.

ANALİTİK’tir:

Anlatırsınız, söylersiniz, icabında her kafadan bir ses çıkar.

Senih Özay çoktan sonuca varmıştır bile.

Girer devreye, düğümü çözer.

AYKIRI’dır:

Hele bu özelliği, hepsinden baskındır.

Hayale gelmeyecek şeyler düşünür ve düşündüğünü yapar.

Dünyadaki bütün ulusların devlet başkanları dava mı edilecek, eder.

Ayıların yaşam hakkı mı savunulacak, kalemi elindedir, dilekçeyi anında yazar.

(Laf aramızda, bazılarında davacı olarak benim de imzam var.)

* * *

Dostumdur, arkadaşımdır, ağabeyimdir Senih Özay.

Ne diyorsam, inanın bana, fazlası vardır, eksiği yoktur.

Tanırım onu.

İyi tanırım.

İyi ki de, tanırım.

Ve zaten bu satırları da, tanımayanlar biraz olsun tanısın, diye yazarım.

Kıskandım seni, Senih abi

Geçen hafta bugün, İzmir’deki Tarihi Havagazı Fabrikası’nın hoş salonunda, tam 6 saat süren bir şölen yaşandı.

Güya kitabının imza günüydü.

Öyle imza günü mü olur?

Yaşanan bir kucaklaşmaydı.

Hatta yeniden kavuşma.

Senih Özay’la bir gün önce beraber olmak, ertesi gün yeniden buluşmaya, kucaklaşmaya, kavuşmaya engel değil ki…

Her seferinde aynı hazla yapılır bu törensel eylem.

Fakat onu epeydir görmeyenler de vardı bu sefer.

Eskimeyen dostları, sınıf arkadaşları da geldiler.

Ne çok sevgili biriktirmişsin be Senih abi.

Kıskandım vallahi.

Muhteşem bir aile

Senih Özay çok şeyi var insandan yana.

Bazıları daha özel doğal olarak.

Eşi Cahide hanım, en başta.

Fevkalade bir kadın.

Sakin, sabırlı.

Senih abinin hem sevgilisi ve hem hayatının dengesi.

Oğlu Betal, onun yolundan gitmiş, hukukçu olmuş.

Fakat hali tavrı babasından çok, annesine benzer. Eşi ve dünya tatlısı iki çocuğu ile şimdi uzaklarda.

Kızı ise (soyadından kim olduğunu çıkaramadıysanız hâlâ, adını da yazayım; Gupse) aynı babası.

Eksiksiz kopyası.

Senih Özay – Gupse Özay

Senih Özay’ın umudu var

Asıl mevzu sona kaldı:

Senih Özay’ın kitabı.

En iyisi kendisinden dinleyin yazdıklarını, daha doğrusu anlattıklarını.

Ona Robin Hood neden denmiş?

Balığın, kuşun avukatı nasıl olmuş?

Mutlaka alın, okuyun.

Çok şey öğrenecek ve çok güleceksiniz.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Feyzi Hepşenkal Kimdir?

30 Mayıs 1956 günü, İzmir Karşıyaka’da doğdu. Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. Gazeteciliğe 1980 yılının Nisan ayında Yeni Asır Gazetesi’nde muhabir olarak başladı. Rapor Gazetesi’nde, Koordinatör; Yeni Asır Gazetesi’nde, Yazı İşleri Müdürü ve Yazar; Gelişim Yayınları’nda, İzmir Temsilcisi; Hürriyet Gazetesi’nde, Yayın Danışmanı ve Yazar; Star Gazetesi’nde, Yazar; Haber Ekspres Gazetesi’nde, Yazar Yeni TV’de, Genel Yayın Yönetmeni; Star TV’de, Kırmızı Koltuk Programı’nın Yapımcı-Sunucusu ve Ana Haber Bülteni’nde Yorumcu olarak çalıştı. 2000 yılının Mart ayında İzmir Fuarı (İZFAŞ) Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu üyesi oldu. 1 Nisan 2002’de, görevinden istifa etti. 2002 yılının Haziran ayında hazırladığı Siyasi Partiler ve Seçim Yasa önerilerini tartışmaya açtı. 19 Aralık 2002 tarihinde Önce İzmir Hareketi’ni kuran Hepşenkal’ın “Bazen Neşeli Bazen Hüzünlü” ve “Neşeli Günler Şabalak” isimli eserleri bulunmaktadır.[/box]

İşkence ya da Zalimce-İnsanlık dışı – Onur kırıcı Muamelelerin Belgelendirilmesi ve İhbar Edilmesinde Hekimlerin Sorumluluğu

0

İşkence ya da Zalimce-İnsanlık dışı – Onur kırıcı Muamelelerin Belgelendirilmesi ve İhbar Edilmesinde Hekimlerin Sorumluluğu, Dünya Tabipler Birliğinin 2002 yılında düzenlenmiş, 2003 yılında Helsinki’de düzenlenen DTB Genel Kurulu’nda hekimlerin sorumluluklarına ilişkin kurallar ve öneriler kabul edilmiş ve Ekim 2007’de Danimarka’nın Kopenhag kentinde DTB Genel Kurulu’nda güncellenmiştir.

İşkence ya da Zalimce/İnsanlık dışı /Onur kırıcı Muamelelerin Belgelendirilmesi ve İhbar Edilmesinde Hekimlerin Sorumluluğu
Dünya Tabipler Birliği,
1. Temel insan hakları, saygınlık ve insani değerler bağlamında bireylerin Birleşmiş Milletler’e olan inancını beyan eden 26 Haziran 1945 tarihli Birleşmiş Milletler Beyannamesi’nin önsözünü,
2. İnsan haklarını saymama ve karşı gelmenin insanlığın vicdanını bozan barbarca hareketlerle sonuçlandığını beyan eden 10 Aralık 1948 tarihli Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi önsözünü,
3. Bu beyannamenin hiç kimsenin işkence, zalim, insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleye maruz kalamayacağını beyan eden 5. Maddesini,
4. Amerikan Eyaletleri tarafından 22 Kasım 1969’da uyarlanan ve 18 Haziran 1978’de yürürlüğe giren Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ve 28 Şubat 1987’de yürürlüğe giren İşkenceden Korunmak ve İşkenceyi Cezalandırmak İçin Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi’ni,
5. İşkence ya da Diğer Zalimce/İnsanlık Dışı/Onur Kırıcı Muamele ya da Cezalandırma sırasında bir hekimin varlığını ya da herhangi bir tıbbi muameleyi yasaklayan Dünya Tabipler Birliği tarafından 1975’de kabul edilen Tokyo Bildirgesi’ni,
6. Dünya Psikiyatri Birliği tarafından 1977’de kabul edilen Hawaii Bildirgesi’ni,
7. 1981’de Uluslararası İslami Tabip Birlikleri Konferansı’nda uyarlanan Kuveyt Deklarasyonu’nu,
8. Sağlık personelinin, İşkence ya da Diğer Zalimce/İnsanlık Dışı/Onur Kırıcı Muamele ya da Cezalandırma karşısında gözaltına alınanların ve tutukluların korunmalarına dair sağlık personelinin, özellikle de hekimlerin rolü ile ilgili 18 Aralık 1982’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda uyarlanan Tıbbi Etik Esaslarını ve özellikle Madde 2’de belirtilen “Aktif ya da pasif olarak işkence ya da diğer zalimce/insanlık dışı/onur kırıcı muameleye katılım, suç ortaklığı, teşvik etme ve ya müdahale sağlık personeli, özel olarak da hekimler için açıkça tıbbi etik ihlalidir…” ifadesini,
9. Aralık 1984’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen ve 26 Haziran 1987’de yürürlüğe giren İşkence ya da Diğer Zalimce/İnsanlık Dışı Muamele ya da Cezalandırmaya Karşı Sözleşme’yi,
10. 26 Haziran 1987’de Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen ve 1 Şubat 1989’da yürürlüğe giren İşkence ve İnsanlık Dışı/Onur Kırıcı Muamele ya da Cezalandırmanın Önlenmesi İçin Avrupa Sözleşmesi’ni,
11. Ekim 1990’da Rancho Mirage’da DTB tarafından 42. Genel Kurul’da kabul edilen ve 45, 46 ve 47. Genel Kurullarda değiştirilen İnsan Hakları Kararlarını,
12. Kasım 1997’de DTB tarafından 49. Genel Kurul’da kabul edilen ve hekimleri kötü muamelenin bireysel olarak karşısında olmaya ve tıp ile ilgili ulusal ve uluslararası kurumları bu tür davranışta bulunan hekimleri desteklemeye çağıran Hamburg Deklarasyonu’nu,
13. 4 Aralık 2000’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen İstanbul Protokolü’nü (İşkence ya da Diğer Zalimce/İnsanlık Dışı/Onur Kırıcı Müdahale ya da Cezalandırmanın Etkin Olarak İzlenmesi ve kayıt altına alınması ile ilgili Rehber),
14. Birleşmiş Milletler tarafından 20 Kasım 1989’da kabul edilen ve 2 Eylül 1990’da yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni,
15. Kasım 1991’de Malta’da 43. DTB Genel Kurulu’nda kabul edilen ve Ekim 2006’da Güney Afrika’nın Pilanesberg kentinde DTB Genel Kurulu’nda uyarlanan Açlık Grevi Yapanlara Yönelik Malta Bildirgesi’ni
dikkate alır.
Dünya Tabipler Birliği,

16. Hekimler tarafından işkence görmüş olguların ve sorumlularının dikkatli ve tutarlı saptanması, kaydedilmesi ve ihbarı, olaydan etkilenenlerin fiziksel ve ruhsal sağlık bütünlüğünün korunmasına ve onun da ötesinde genel olarak insanın saygınlığını zedeleyen durumlarla mücadele etmeye katkıda bulunduğunun,

17. Sekelleri irdeleyen ve işkence mağdurlarına olaydan hemen sonra ya da daha geç dönemde müdahale eden hekimlerin bu insan hakları ihlalinin ayrıcalıklı tanıkları olduğunun,

18. Olayın mağdurlarının, psikolojik sekeller ya da üzerlerindeki baskı nedeniyle maruz kaldıkları kötü muamelelerin sorumlularına karşı kendiliklerinden şikayetçi olamadıklarının,

19. İşkence muamelelerinin saptanması ve kayıt aşamalarındaki eksikliğin olay karşısındaki bir tür tolerans ve dolayısıyla da mağdurlara yardım etmeme olarak düşünülebildiğinin,

20. Tıbbi Etik Mesleksel Kodları ve yasal düzenlemeler kapsamında hekimlerin İşkence ya da Diğer Zalimce/İnsanlık Dışı/Onur Kırıcı Müdahale ya da Cezalandırma karşısında uymaları gereken tutarlı ve açık olarak belirtilmiş olan referansların olmadığının farkındadır.

DTB; ulusal tabip birliklerine aşağıdaki önerilerde bulunmaktadır:

1. Gözaltına alınanlar ya da işkence, zulüm, kötü muamele mağdurlarının hemen ve bağımsız sağlık hizmetine ulaşımını sağlamaya gayret etmelidirler.

Hekimler işkence ya da kötü muameleden doğan semptomların değerlendirme ve raporlamasını gözaltında ya da tutuklu olan kişileri tehlikeye atmamak için gerekli koruyucu önlemleri alarak tıbbi kayıtlar kapsamında değerlendirmelidirler.

2. İstanbul Protokolü’nün ve protokolün İşkence ya da Diğer Zalimce/İnsanlık Dışı/Onur Kırıcı Muamelenin etkin bir şekilde izlenmesi ile ilgili ilkelerinin farkındalığını yaygınlaştırmalıdır. Bu ise ülke düzeyinde eğitim, yayınlar ve web tabanlı kaynakları içeren farklı yöntemler kullanılarak yapılmalıdır.

3. İstanbul Protokolü hekimlere dağıtılmalıdır.

4. İşkencenin değişik türlerini tanıma, spesifik işkence yöntemlerinin fiziksel ve psikolojik semptomlarını fark etme ve İstanbul Protokolü’nde öngörülen ve yasal ve idari süreçlerde kanıt olarak kullanılabilecek raporlama tekniklerini kullanmak üzere hekimlerin eğitimi geliştirilmelidir.

5. Muayene bulguları, işkence yöntemlerini anlama ve hastaların istismar iddiaları arasındaki bağlantı hakkındaki farkındalık geliştirilmelidir.

6. Adli ve idari mercilere sunulmak üzere işkence mağdurlarının niteliği yüksek tıbbi raporlarının hazırlanmasını kolaylaştırmalıdırlar.

7. Hekimlerin işkence ya da kötü muameleden kaynaklanan semptomları belirleyip rapor ederken bilgilendirilmiş onam almaları ve bireyleri tehlikeye atmaktan kaçınmaları sağlanmalıdır.

8. Hekimlerin tıbbi kayıtlarda işkence ya da kötü muameleden kaynaklanan semptomları belirleyip rapor ederken gözaltındaki ya da tutukluları tehlikeye atmaktan koruyacak ihtiyati tedbirleri almaları sağlanmalıdır.

9. Ulusal tabip birlikleri ülkelerinde etik kuralların ve kanunların kabul edilmesini desteklemelidirler:

9.1 Hekimlerin fark ettikleri anda İşkence ya da Diğer Zalimce/İnsanlık Dışı/Onur Kırıcı Müdahale eylemleri etik açıdan rapor etme ya da ihbar etme zorunlulukları vardır. Rapor ya da ihbar koşullara bağlı olarak tıbbi yasal, ulusal/uluslararası otoritelere, sivil toplum kuruluşlarına, uluslararası ceza mahkemesine yönlendirilir. Hekimler bu konuda İstanbul Protokolü’nün 68. paragrafını akılda tutarak sağduyulu bir biçimde hareket etmelidirler.
9.2 Hekimin; mümkün olduğunda kişinin onamı ile, ancak, mağdurun kendini özgürce ifade edemediği belirli bazı durumlarda kesin onam olmadan istismarı rapor etmesine olanak tanıyan mesleki gizlilik açısından etik ve kanuni istisnai bir durum ortaya çıkar.
9.3 Hekimler, özgürlükten mahrum bırakılmış, baskı ve tehdit altındaki ya da psikolojik durumları bozulmuş mağdurları açık isimleriyle rapor ederek tehlikeye atmaktan kaçınmaları konusunda uyarılmalıdır.

10. Özellikle ulusal otoritelere, sivil toplum kuruluşlarına ve uluslararası ceza mahkemesine rapor etme sürecinde yararlı olacak tüm bilgiler kullanıma sunulmalıdır.

İstanbul Protokolü 68. paragrafı: Kimi durumlarda iki ayrı etik yükümlülük çatışabilir. Uluslararası kurallar bütünü ve etik ilkeler işkence ya da kötü muameleye ilişkin bulguların yetkili makama bildirilmesini gerektirir (Kimi hukuk sistemlerinde bu, aynı zamanda yasal bir gerekliliktir). Ancak hastalar kimi durumlarda böyle bir amaçla muayene edilmeye ya da muayene sonucu edinilen bilgilerin başkalarına açıklanmasına onay vermeyi reddedebilirler.

Kendileri ya da aileleri için misilleme riskinden korkuyor olabilirler. Bu gibi durumlarda sağlık çalışanlarının, hem hastaya karşı, hem de adaletin yerine getirilmesinde ve suçluların adalete teslim edilmesinden yarar sağlayacak olan topluma karşı çifte yükümlülüğü vardır. Böylesi ikilemler ele alınırken, öncelikli olarak göz önünde bulundurulması gereken temel ilke, olası zarar vermeyi önlemektir.

Sağlık çalışanları, kişinin gizlilik hakkını ihlal etmeden, adalete hizmet eden çözüm yollarını araştırmalıdırlar. Güvenilir kuruluşlardan konuyla ilgili önerileri alınmalıdır; kimi durumlarda bu kuruluş, ulusal tabip birlikleri ya da sivil toplum kuruluşları olabilir. Yeterli derecede destek ve özendirme gördüklerinde, daha önce isteksiz olan bazı hastalar önceden kararlaştırılan parametreler içinde bazı açıklamalar yapılmasını onaylayabilirler.

Dünya Tabipler Birliği Tıbbi Sorumluluk Reform Bildirgesi

0

Dünya Tabipler Birliği Tıbbi Sorumluluk Reform Bildirgesi, Dünya Tabipler Birliğinin 2005 yılında Santiago’da düzenlenen genel kurul toplantısında kabul edilmiştir.

Dünya Tabipler Birliği Tıbbi Sorumluluk Reform Bildirgesi

1. Sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliğini ve niteliğini azaltan, tıbbi uygulamaları olumsuz yönde etkileyen dava açma yaklaşımı, tüm Dünya’da giderek yaygınlaşmaktadır. Bazı ülkelerin ulusal tabip birlikleri, dava kültürünün sağlık hizmetlerinin maliyetini arttırdığı, sağlık hizmetlerine erişimi ve hasta güvenliğini geliştirme çabalarını engellediği bir tıbbi sorumluluk krizinden yakınmaktadırlar. Diğer ülkelerde, tıbbi sorumluluk davaları daha az yaygındır, ancak, bu ülkelerde ulusal tabip birlikleri, hekimlere yönelik tıbbi sorumluluk iddialarının sıklığında ve ciddiyetinde bir artışa yol açabilecek durumlara ilişkin olarak hazırlıklı olmalıdır.

2. Tıbbi sorumluluk davaları, sınırlı olan sağlık hizmeti kaynaklarını doğrudan hasta bakımı, araştırma ve hekim eğitimi alanlarından alıp hukuk sistemine kaydırarak, sağlık hizmetlerinin maliyetini önemli ölçüde arttırmıştır. Bu dava kültürü, aynı zamanda ihmal ile kaçınılmaz olumsuz sonuç arasındaki ayrımı da belirsizleştirmekte, sıklıkla hasta bakım standardının rasgele belirlenmesi sonucunu getirmektedir. Bu da, herkesin, büyük bir tazminat kazanma şansını deneyip hemen hemen her şeyi dava edebileceği yaygın algılamasına yol açmıştır. Böyle bir kültür, hasta-hekim ilişkisinin önemini zedeleyerek hem sağlık sisteminde hem de yargı sisteminde güvensizliğe ve ahlaka önem vermemeye
yol açmaktadır.

3. Bu bildirgenin kabulüyle, DTB tüm ulusal tabip birliklerine kendi ülkelerinde güvenilir bir tıbbi yargılama sistemi kurulması talebinde bulunmaları için acil bir çağrı yapmaktadır. Yargı sistemleri, hastaların zarar verici uygulamalara karşı, hekimlerin de haksız davalara karşı korunmasını; tüm tarafların nerede durduklarını bilmeleri için hasta bakım standardının belirlenmesinde tutarlılığı
ve güvenilirliği sağlamalıdır.

4. Bu bildirgede, DTB, ulusal tabip birliklerini tıbbi sorumluluk iddialarına ilişkin konu ve gerçeklerle ilgili olarak bilgilendirmek istemektedir. Her bir ülkedeki yasalar ve hukuk sistemleri, toplumsal gelenekler ve ülkenin ekonomik koşullarına ek olarak, bu bildirgenin bazı bölümlerinin o ülkedeki ulusal tabip birliği için anlamını etkileyecek, ancak böyle bir bildirgenin temel önemini azaltmayacaktır.

5. Tıbbi sorumluluk iddialarının sıklığı ve ciddiyeti aşağıdaki durumlardan herhangi birisine bağlı olarak artabilir:

a. Hekimlerin geçmişte sahip olmadıkları tıbbi becerileri kazanmasını sağlayan fakat aynı zamanda birçok durumda önemli riskleri de içeren tıbbi bilgi ve tıp teknolojisindeki gelişmeler
b. Özel ya da resmi sağlık kurumlarında, hekimlere tıbbi bakım maliyetlerini sınırlamak üzere uygulanabilecek baskılar
c. Ulaşılabilir olan sağlık hizmetlerine erişim hakkının, garanti edilebilir olmayan sağlığı kazanma ve koruma hakkı ile karıştırılması
d. Hekimlerin yeteneklerini, bilgilerini, davranışlarını ve hastaya yaklaşımlarını sorgulamak ve hastaları hekimlerden şikayetçi olmaya yönlendirmek yoluyla medyanın hekimlere güvensizlik duyulmasında oynayabileceği rol

6. Tıbbi ihmal sonucu oluşan zarar ile tıbbi bakım ve tedavi sırasında istenmeden ortaya çıkan ve hekimin hatasından kaynaklanmayan sonuç birbirinden ayırt edilmelidir.

a. İhmal sonucu oluşan yaralanma (hasar), doğrudan doğruya hekimin hastanın durumuna uygun standartta tedavi uygulamamasının ya da hekimin hastaya bakım uygulama konusundaki becerisinin yeterli olmamasının sonucudur.
b. İstenmeyen sonuç, tedavi sırasında ortaya çıkan, ancak tedaviyi yapan hekimin bilgi ve beceri eksikliğinden kaynaklanmayan ve hekimin bir sorumluluğu bulunmayan bir hasardır.

7. Tıbbi zarar gören hastaların zararlarının karşılanması konusu, hata kanıtlama zorunluluğu bulunmayan (no-fault) sistem ya da alternatif bir sistem bulunmadıkça, tıbbi bakım ve tedavi sırasında ortaya çıkan istenmeyen sonuçlar için ve tıbbi sorumluluk iddiaları için farklı biçimde karara bağlanmalıdır.

a. İstenmeyen bir sonuç hekim hatasına bağlı olmaksızın ortaya çıktığında, her ülke, tıbbi zarar gören hastanın zararının karşılanması gerekip gerekmediğini, eğer karşılanacaksa bunun hangi kaynaktan karşılanacağını belirlemelidir. Hastanın zararının, hekimin bir tazminat ödemesi gerekmeden karşılanmasını sağlayabilecek bu tür dayanışma fonlarının bulunup bulunmamasını, ülkenin  ekonomik koşulları belirler.
b. Yargı çevresinde geçerli olan yasalar, tıbbi sorumluluk iddialarında sorumluluğa hükmetmeye ve tıbbi ihmal kanıtlandığında zarar gören hastaya ödenecek tazminatın miktarının belirlenmesine ilişkin usulleri de göstermelidir.

8. Ulusal tabip birlikleri, hem hekimler hem de hastalar için adil ve tarafsız bir tutum içinde olma çabaları için aşağıdaki etkinliklerin bir bölümünü ya da tümünü göz önünde bulundurmalıdır:

a. Cerrahideki ve tedavi usullerindeki yeni gelişmelerin bazılarının içerdiği riskler konusunda halk eğitim programları ile bu tür tedaviler ve cerrahi girişimlerde hastanın aydınlatılmış onamının gerektiği durumlar için mesleki eğitim programlarının oluşturulması
b. Tıpta ve sağlık hizmetlerindeki katı maliyet kontrol sınırlamalarından kaynaklanan sorunları göstermeye yönelik halk savunucusu programların gerçekleştirilmesi
c. Tüm hekimlerin tıp eğitiminin düzey ve niteliğinin klinik deneyimlerinin arttırılmasını da içerecek biçimde geliştirilmesi
d. Tıbbi bakım ve tedavi niteliğinin gelişmesini sağlayacak eğitim programlarının hazırlanması ve hekimlerin bunlara katılımının sağlanması
e. Bilgi ve beceri açısından yetersiz bulunan hekimlerin, yetersizlikleri giderilinceye kadar sağlık hizmeti vermelerinin sınırlandırılmasını da sağlayacak biçimde eğitime tabi tutulacağı uygun görevlendirme politikalarının geliştirilmesi
f. Değişik biçimlerde ortaya çıkabilecek savunmacı hekimliğin tehlikesi konusunda halkın ve hükümetin bilgilendirilmesi (tıbbi işlemlerin artması ya da tersine hekimlerin bundan kaçınması, genç hekimlerin yüksek riskli uzmanlık alanlarına yabancılaşması, hekimlerin ya da hastanelerin yüksek riski bulunan hastaların tedavisi konusunda isteksizliği)
g. Halkın, tıbbi tedavi sırasında hekimin ihmalinden kaynaklanmaksızın ortaya çıkabilecek olası hasarlar konusunda eğitilmesi ve hastaların istenmeyen bu tür durumlara ilişkin ve zararlarının karşılanması için atılması gereken adımlar konusunda bilgi alabilecekleri basit yordamların hazırlanması
h. Hastalar herhangi bir tıbbi ihmal söz konusu olmaksızın, istenmeyen sonuç nedeniyle zarara uğradığında, hekimlere yasal korunmaları için sahip çıkılması ve bu durumdaki hastaların zararının karşılanması konusunda karar verme süreçlerine katılımın sağlanması
i. Tıbbi sorumluluk davalarında uygulanacak yasaların ve usullerin hazırlanmasına katılım
j. Bir değeri olmayan, anlamsız iddialara ve avukatlar tarafından talep edilebilecek maddi bedellere aktif olarak karşı çıkma
k. Tıbbi sorumluluk iddiaları karşısında kullanılabilecek, mahkeme yönteminin dışında, hakemlik gibi yeni alternatif çözüm yordamlarının araştırılması
l. Hekimleri, tıbbi sorumluluk iddialarına karşı, kendilerinin ya da bir işyerine bağlı olarak çalışıyorlarsa işverenlerinin ödeyeceği kişisel sigorta yaptırmaları konusunda yüreklendirme
m. Çözümlemeler yapabilme, istenmeyen olayları azaltma, hasta güvenliğini ve sağlık hizmetlerinin niteliğini geliştirme amacıyla, istenmeyen sonuçların ya da tıbbi hataların bildirilmesi için gönüllü, gizliliği ve mahremiyeti koruyan ve yasal olarak korunan sistemlerin geliştirilmesini özendirme
n. Tıbbi eylemlere ilişkin olarak artan bir eylemi suç haline getirme ve cezai sorumluluğa karşı çıkma

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun – 1973

0

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 26 Haziran 1973 yılında 1773 nolu kanun ile mecliste düzelenmiş, Resmi Gazetenin 11 Temmuz 1973 tarihli sayısında yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Bu kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri ilk kez kurulmuştur.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, Anayasa Mahkemesi tarafından 11 Ekim 1976’da iptal edilmiş, kurulan mahkemeler de kaldırılmak zorunda kalınmıştır.

12 Eylül Darbesinin ardından 1982 Anayasasının 143. maddesine uygun olarak, 16 Haziran 1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun çıkarılmış ve yeniden kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 1 Nisan 1984 tarihinde göreve başlamış ve 2004 yılına kadar görev yapmıştır.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun – 1973

BÖLÜM I
Kuruluş ve yetki
Kuruluş
MADDE 1

Devletin ülkesi ve milleti ile bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya Devlet güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmuştur.

Ancak, Sıkıyönetim ve savaş haline ilişkin hükümler saklıdır.

Mahkemelerin kurulması, kaldırılması ve yargı çevrelerinin tespiti
MADDE 2

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, hangi illerde, ne miktar kurulacağına ve bu mahkemelerin, ilk kuruluşta yargı çevrelerinin tayinine, Adalet Bakanının teklifi üzerine, Bakanlar Kurulunca karar verilir.
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, gerektiğinde yargı çevrelerinin değiştirilmesine veya bu mahkemelerden bir veya birkaçının kaldırılmasına, Yüksek Hâkimler Kurulunun uygun görüşü alındıktan sonra, Adalet Bakanının teklifi üzerine, Bakanlar Kurulunca karar verilir.

Aynı yargı çevresi içinde, birden fazla Devlet Güvenlik Mahkemesi kurulduğu takdirde, bunlar numaralandırılır.

Mahkeme kurulu ve yedek üyeler
MADDE 3

Devlet Güvenlik Mahkemeleri; bir Başkan, iki hâkim ve iki askerî hâkim üyeden teşekkül eder.

Her Devlet Güvenlik Mahkemesinde, ayrıca biri hâkim, diğeri askerî hâkim iki yedek üye bulunur.

Cumhuriyet Savcılığı
MADDE 4

Her Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde bir Cumhuriyet Savcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet Savcı yardımcısı bulunur.

Birden fazla Devlet Güvenlik Mahkemesi aynı yerde kurulmuşsa, bir savcılık teşkilâtı ile yetinilebilir.

Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdindeki Cumhuriyet Savcı yardımcılarının miktar ve nispeti, Adalet Bakanlığınca tespit edilir.

Başkan, üye ve Cumhuriyet Savcı ve yardımcılarının nitelikleri
MADDE 5

Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanı ile iki asıl ve bir yedek üye, birinci sınıfa ayrılmış hâkimler arasından; iki asıl ve bir yedek üye, birinci sınıfa ayrılmış askerî hâkimler arasından; Cumhuriyet Savcısı, birinci sınıfa ayrılmış Cumhuriyet savcıları arasından ve Cumhuriyet savcı yardımcıları ise, Cumhuriyet savcıları ve askeri hâkimler arasından atanır.

Atama
MADDE 6

Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığı, üyeliği, yedek üyeliği, Cumhuriyet savcılığı ve Cumhuriyet savcı yardımcılığı atamalarında, Bakanlar Kurulunca her boş yer için bir misli aday gösterilir. Bu adaylar arasından Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimlerinin atanması Yüksek Hâkimler Kurulunca, Cumhuriyet Savcısı ve yardımcılarının atanmaları Yüksek Savcılar Kurulunca, askeri hâkimlerden üye, yedek üye ve savcı yardımcılarının atanmaları ise, özel kanunlarında gösterilen usule göre yapılır.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri Başkan, üye ve yedek üyeleri ile Cumhuriyet savcı ve yardımcıları üç yıl için atanırlar, süresi bitenler yeniden atanabilirler.

Yeni atananlar göreve başlayıncaya kadar, öncekilerin görevi devam eder.

Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığı, asıl ve yedek üyelikleri ile Cumhuriyet savcılığı ve yardımcılığı görevlerine atananlar, bu süre içinde Yüksek Mahkemelere seçilme hali ayrık olmak üzere, başka yer veya göreve atanamazlar. Ancak, bu süre içerisinde görevlerde herhangi bir sebeple boşalma olduğu takdirde, yukarıdaki hükümler gereğince ve on beş gün içinde yeni atamalar yapılır.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulmasına dair ikinci maddede yazılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinin Resmi Gazete’de yayımını takip eden on beş gün içinde atamalar yapılır ve atananlar, derhal görevlerine başlarlar.

Bu maddede yazılı on beş günlük sürenin; ilk on günü içinde Bakanlar Kurulu aday gösterir. Sonraki beş gün içinde yetkili Kurul ve merciler atamaları yapar.

Başkana ve üyeliklere vekâlet
MADDE 7

Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanının kanuni sebeplerle görevi başında bulunmaması hallerinde. Başkanlık görevi, asıl üye hâkimlerin en kıdemlisi tarafından yerine getirilir.

Kanunî sebeplerle görevi başında bulunmayan asıl üye hâkim yerine yedek üye hâkim; asıl üye askeri hâkim yerine de, yedek üye askerî hâkim mahkeme kuruluna katılırlar.

Geçici görevlendirme

MADDE 8

Devlet Güvenlik Mahkemesinin, yedek üyelerinin de katılması ile teşekkül edemediği hallerde, boş olan üyelikler. Yüksek Hâkimler Kurulunca, diğer bir Devlet Güvenlik Mahkemesinin asıl ve yedek üyelerine geçici yetki verilmek suretiyle doldurulur.

İş durumunun zorunlu kıldığı hallerde, Yüksek Savcılar Kurulu, bir Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdindeki Cumhuriyet savcı yardımcılarından bir veya bir kaçını, başka yer Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde, o yer Cumhuriyet savcısının isteği üzerine geçici olarak görevlendirebilir.

BÖLÜM II
Görev
Devlet Güvenlik mahkemelerinin görevi
MADDE 9

Devlet Güvenlik mahkemelerinin görevine giren suçlar şunlardır :

A) Türk Ceza Kanununun 125 ilâ 141 inci maddelerinde; 146 ilâ 157 nci maddelerinde; 161 inci maddesinde; 163 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkralarında ve 168, 169, 171 ve 172 nci maddelerinde yazılı suçlar.
B) Devletin ülkesi ve milleti ile bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlendikleri ve doğrudan doğruya Devlet güvenliğini ilgilendirdikleri takdirde, aşağıda yazılı suçlar;

1. Türk Ceza Kanununun 142, 143, 144, 145, 158, 159~ve 162 nci maddelerinde ve 163 üncü maddesinin dört, beş ve altıncı fıkralarında ve 164, 165, 166, 174, 179, 180, 188 inci maddelerinde. 191 inci maddenin ikinci fıkrasında, 193 üncü maddenin ikinci fıkrasmda ve 201, 234, 235, 236, 241, 242, 254, ‘255, 256, 257, 258, 264. 271. 296 nci maddelerinde: 311 ilâ 315 inci maddelerinde; 369 ilâ 374 üncü maddelerinde: 376 ilâ 382 nci maddelerinde; 384 ilâ 388 inci maddelerinde; 390 ilâ 394 üncü maddelerinde; 401 ve 403 üncü maddelerinde; 448 ilâ 452 nci maddelerinde: 464 üncü maddesinde; 495 ilâ 500 üncü maddelerinde; 512 ve 517 nci maddelerinde yazılı suçlar;

2. Devlete ait posta, telgraf, telefon, radyo, telsiz ve televizyon gibi bilcümle haberleşme araç, gereç, tesis ve tellerine karşı işlenen hırsızlık suçları;

3. 10/2/1963 tarih ve 171 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hürriyeti hakkında Kanunda, 15/7/1963 gün ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununda ve 22/11/1972 gün ve 1630 sayılı Dernekler Kanununda yazılı suçlarla, 10/7/1953 tarih ve 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar hakkındaki Kanunun değişik 12 nci maddesinde yazılı suçlar;

C) A ve B bentlerinde yazılı bir suçu işlemek veya gizlemek maksadiyle veya bu suç vesilesiyle yahut bu suçla umumî veya müşterek bir gaye içerisinde işlenmiş suçlar;

Yukarda belli edilen suçlan işleyenler, bunların suçlarına iştirak edenler; sıfat, meslek ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanırlar.

Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatı ile ve görevleri ile ilgili Suçlardan dolayı yargılayacağı kişilere ilişkin, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkında Kanunun 20 nci maddesinin 3 numaralı bendi hükümleri saklıdır.

Askerî yargı ile ilgili suçlarda görev
MADDE 10

Savaş ve sıkıyönetim hali dahil, askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.

Ancak; 9 uncu maddedeki hükümler dairesinde :

A) Askerî Ceza Kanununun 54 üncü maddesinde yazılı suçları asker olmayan kişilerle, asker kişiler müştereken işlerlerse;

B) Askerî Ceza Kanununun 55, 56 nci maddelerinde, 57 nci madde» sinin son fıkrasında ,58 ve 59 uncu maddelerinde yazılı suçları asker olmayan kişiler müstakillen veya asker kişilerle müştereken işlerlerse;
Yukarıda (A) ve (B) bentlerinde yazılı bir suçu işlemek veya gizlemek maksadiyle veya bu suç vesilesiyle yahut bu suçla umumî veya müşterek bir gaye içerisinde, diğer bir sucu asker olmayan kişiler müstakillen veya asker kişilerle müştereken işlerlerse;

C) Asker olmayan kişiler. Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 11 inci maddesinin (B), (C) ve (D) bentlerinde yazılı suçları, Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine giren suçlarla irtibatlı olarak yahut umumî veya müşterek bir gaye içerisinde işlerlerse;

Sanıkların tamamı Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanırlar.

BÖLÜM III
Yargılama usulleri
Uygulanacak usul hükümler
MADDE 11

Bu kanunda gösterilen özel hükümler saklı kalmak şartiyle. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevine giren suçların soruşturma ve kovuşturmalarında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.

Mahkemelerin derecesi ve en yakın mahkeme
MADDE 12

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanması bakımından, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Ağır Ceza Mahkemesi derecesindedir.

Ancak, yargı çevreleri ayrı olmak üzere, birden fazla Devlet Güvenlik Mahkemesi kurulmuş ise, aynı derecedeki en- yakın mahkemenin tayininde, diğer Devlet Güvenlik Mahkemeleri nazarı itibara alınır.

Aynı yargı çevresi içinde birden fazla Devlet Güvenlik Mahkemesi kurulmuşsa, en yakın aynı derecedeki mahkeme, sayı itibariyle takibeden Devlet “Güvenlik Mahkemesidir. Yargı çevresi Türkive’vi kapsavan bir Devlet Güvenlik Mahkemesi kurulmuşsa, en yakın aynı derecedeki’ mahkeme, o mahal Ağır Ceza Mahkemesidir.

Görevsizlik kararları
MADDE 13

İlk derece adalet mahkemeleri. Devlet Güvenlik Mahkemesinin görev konusuna ilişkin kararlarına uymak zorunluluğundadır.

Devlet Güvenlik Mahkemesince verilen görevsizlik karan aleyhine ancak bu mahkeme nezdindeki Cumhuriyet Savcısı veya yardımcısı acele itiraz yoluna müracaat edebilir.

Uyuşmazlıkların çözümü
MADDE 14

Devlet Güvenlik Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlıklar, bu mahkemelerce verilen hükümlerin temyiz mercii olan Yargıtay Ceza Dairesi tarafından kesin olarak çözümlenir.

Soruşturma usulü
MADDE 15

Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine giren suçların hazırlık soruşturması, bu mahkeme nezdinde bulunan Cumhuriyet Savcısı veya yardımcıları tarafından bizzat yapılır.

Soruşturmanın gerekli kıldığı hallerde, suç mahalli ile delillerin bulunduğu yerlere gidilerek soruşturma yapılır.

Suç. Devlet Güvenlik Mahkemesinin kurulduğu il veya ilçe sınırı dışında işlenmiş ise, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcılığından, hazırlık soruşturmasının
yapılmasını isteyebilir. Bu takdirde hazırlık soruşturması, savcılık tarafından bizzat yapılır.

Suç askerî bir mahalde işlenmişse, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı veya yardımcısı hazırlık soruşturmasının yapılmasını ilgili askeri savcıdan isteyebilir. Bu takdirde hazırlık soruşturması, askeri savcı veya -yardımcısı tarafından bizzat yapılır.

Cumhuriyet savcıları ve askeri savcıların suça el koymalar
MADDE 16

Mahallî Cumhuriyet Savcısı veya suç askerî bir mahalde işlenmişse usulüne göre askerî savcı, ihbar veya herhangi bir suretle bu kanun kapsamına giren bir suçun işlendiği zehabını verecek bir hale muttali olur olmaz, keyfiyeti derhal Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde bulunan savcıya bildirilmekle beraber, savcının işe el koymasına kadar gerekli soruşturmayı bizzat yapar ve evrakı hemen Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderir.

Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı veya yardımcısı, suçun. Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine girmediği sonucuna vardığı takdirde, soruşturma evrakını ilgili Cumhuriyet savcılığına veya askerî savcılığa iade eder.

Soruşturma ve kovuşturmada yetki
MADDE 17

Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ile yardımcıları, Cumhuriyet savcılarının bütün yetkilerini haizdirler.

Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ile yardımcıları, soruşturma sırasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları, Devlet Güvenlik Mahkemesinin yedek üyesinden veya Devlet Güvenlik Mahkemesi yargı çevresindeki yetkili hâkimlerden isteyebilirler.

Devlet Güvenlik Mahkemesi yedek üyesi tarafından verilen kararlara karşı itirazlar Devlet Güvenlik Mahkemesinde kesin hükme bağlanır.

Zabıta amir ve mensupları, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve yardımcılarının soruşturma, kovuşturma ve infaza iliş­ kin emirlerini öncelikle yerine getirmekle zorunludurlar. Yukarıdaki fıkra hükmü, Devlet Güvenlik Mahkemesi veya bu mahkeme başkanınca verilen emirler hakkında da uygulanır. Gecikmesinde sakınca olan haller dışında, bu emirler yazılı olarak verilir. Bu madde hükmüne aykırı hareket eden zabıta amir ve mensupları hakkında doğrudan doğruya soruşturma ve kovuşturma yapılır.

Zabıtanın görev ve yetkileri
MADDE 18

Zabıta; soruşturma veya kovuşturma sebebiyle sa­nığı, tanığı, bilirkişiyi ve suçtan zarar gören şahsı, Devlet Güvenlik Mahkemesinin veya Başkanının, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı veya yardımcısının veya mahkeme naibi yahut istinabe olunan hâkimin emirleriyle istenilen yerde hazır bulundurmaya mecburdur. Bu emir, çağırılanlar baklanda zabıtaya ihzar müzekkeresinde ol­duğu gibi. zor kullanma yetkisi de verir. Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine giren suçların soruşturma veya kovuşturulması sırasında, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa 1696 sayılı Kanunla eklenen ek madde 4 hükümleri de aynen uygulanır. Bu madde hükümleri. Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine giren suca el koymuş Cumhuriyet Savcısı veya yardımcısı, askerî savcı, sulh veya sorgu hâkimiyle naip veya istinabe olunan hâkimin yahut istinabe olunan Cumhuriyet Savcısı veya askerî savcının emirleri hak­ kında da uygulanır.

Bina, araç, gereç ve personelden geçici yararlanma
MADDE 19

Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde bulunan Cum­huriyet Savcısı veya yardımcıları soruşturmanın gerekli kılması halinde, geçici olarak. Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı çevresi içindeki Devlet kurum ve organlarına, mahallî, idare, iktisadî veya sair kamu kuruluşlarına ait bina, araç, gereç ve personelden yararlanmak için istemde bulunabilirler. Bu istemler, ilgili kurum ve makamlarca yerine getirilir.

Tanıklara yemin verilmesi
MADDE 20

Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine giren suçların hazırlık soruşturması sırasında tanıklara yemin verdirilir.

Savcının kararına itiraz
MADDE 21

Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde bulunan Cum­huriyet savcısı veya yardımcısının, kovuşturma yapılmasına yer olma­dığına dair verdiği karara, dilekçe sahibi aynı zamanda suçtan zarar gören kimse ise, kararın kendisine tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren savcının mensup olduğu Devlet Güvenlik Mahke­mesine en yakın bulunan ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına
itiraz edebilir.

Yakalama ve tutuklama
MADDE 22

Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine giren suçlar sebebiyle, yakalanan veya tutuklanan kimse, soruşturmanın bitiminde ve her halde on beş gün içinde yetkili hâkim önüne çıkarılır. Ancak, zabıta. Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde bulunan Cumhuriyet Savcısı veya . yardımcılarının veya olaya el koyan suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı veya yardımcılarının ve bunların bulunmadıkları hallerde Sulh veya Sorgu Hâkiminin yahut Askerî Savcının yazılı emri bulunmadıkça sanığı 48 saatten fazla tutamaz. Yukardaki fıkra gereğince, sanığı, yetkili hâkim önüne götürmek için gerekli süre, bu müddetlere dahil değildir.

Soruşturmada izin
MADDE 23

Bu kanunda belirtilen suçlardan dolayı aşağıda yazılı kişiler hakkında soruşturma yapılabilmesi;

A) General, amiral ve müsteşarlar hakkında Başbakanın,

B) Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri ve yurt dışında görev ya­pan büyükelçiler hakkında Dışişleri Bakanının, C) Valiler, kaymakamlar hakkında İçişleri Bakanının, D) Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, As­kerî Yüksek İdare Mahkemesi, Yüksek Hâkimler Kurulu, Sayıştay Baş­ kan ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısı, Başkanunsözcüsü, Askerî Yar­gıtay Başsavcısı, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkanunsözcüsü hâ­kimler ve yardımcıları ile Cumhuriyet Savcı ve yardımcıları ve bu sınıftan sayılanlar, askerî hâkim subaylar hakkında, özel kanunlarına göre yetkili kurum ve makamların,
İznine bağlıdır. Meşhuden işlenmiş olması hali ayrık kalmak üzere, bu kanunda yazılı suçlar yukarda yazılı kişiler tarafından işlenirse, tutuklanmaları, haklarında soruşturma izni verilmesine bağlıdır.

Davanın açılması
MADDE 24

Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine giren suçlarda ilk soruşturma yapılmaz.

Hâkimlerin reddi istemini inceleyecek merci
MADDE 25

Devlet Güvenlik Mahkemesi- Başkan ve Üyelerinin reddine dair istemler, Kurula katılan hâkimlerde değişiklik yapılmaksızın bu Mahkemece incelenir. İstemin reddine ilişkin kararlar aleyhine itiraz edilemez. Ancak esas hükümle birlikte temyiz olunabilir.

Duruşmada hazır bulunmayan sanık
MADDE 26

Sorgusu yapılmış olan sanık, talik veya tehir olunan günde duruşmaya gelmez ve Mahkemece de duruşmada hazır bulunmasına lüzum görülmezse, duruşmada hazır bulunmak mecburiyetinden vareste tutulmak istemi bulunmasa bile, dava gıyabında bitirilebilir.

Duruşmanın inzibatı ve cezalar
MADDE 27

Duruşmanın inzibatım sağlamak, Mahkeme Baş­ kanına aittir. Duruşmanın inzibatım bozan kişiyi, Mahkeme Başkanı derhal duruşma salonundan çıkartır. Mahkemeye, Mahkeme Başkanı veya üyelerden herhangi birine, savcıya, savcı yardımcısına, tutanak kâtibine veya görevlilere karşı uygun olmayan söz yahut davranışta bulunan kişi hakkında. Mahkemece tutuklama karan verilir. Tutuklanan kişi 24 saat içinde sorguya çekilerek inzibatî nitelikte olmak üzere, bir aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 58 inci maddesinin 2nci fıkrası hükmü saklıdır.

Tutuklu veya cezaevinde bulunan hükümlüler hakkında bu ceza hücrede infaz olunur. Bu kararlar kesindir. Mahkeme, duruşmanın inzibatım bozan sözlü veya yazılı beyanat ve davranışlar ile Mahkemeye, Mahkeme Başkam veya üyelerden her­ hangi birine, savcıya, savcı yardımcısına, tutanak kâtibine yahut görevlilere karşı uygun olmayan söz ve davranışlar hakkında yayım yasağı koyabilir; bu yasağa rağmen yayında bulunanlara üç aydan altı aya ka­dar hapis cezası ile birlikte 1 000 liradan 3 000 liraya kadar ağır para cezası verilir. Mahkeme Başkam, duruşmanın İnzibatım bozan sanığı veya müdafii, o günkü duruşmanın tam amma çıkmamak üzere, duruşma salo­nundan çıkartır. Duruşma salonundan çıkartılan sanık veya müdafiin, bundan sonraki oturumlarda da duruşmanın inzibatını bozmakta ısrar etmeleri halinde, bir daha aynı dava ile ilgili duruşmalara katılmamalarına da karar verilebilir.

Yukardaki fıkra, müdafi hakkında uygulandığı takdirde keyfiyet, ilgili baroya bildirilmekle beraber, müvekkiline de dilerse, başka bir müdafi tayin etmesi için süre verilir. Müdafi, Avukatlık Kanununun 41 inci maddesinin 2nci fıkrası gereğince tayin edilmişse, durum, kendisini tayin eden mercie de bil- dirilir. Duruşma salonundan çıkartılan sanık veya müdafi, tekrar duruş­ maya alındıklarında, yokluklarında yapılan söz ve işlerin esaslı noktaları bildirilir. Müdafi dilerse, yokluğundaki tutanakların örnekleri de kendisine verilir.

Yukarda yazılı hallerde duruşma salonundan çıkarılan veya duruş­malara katılmamalarına karar verilen sanık veya müdafiler, mahkemenin tayin edeceği süre içinde yazılı savunma verebilirler.

Duruşma safahatının teknik araçlarla tespiti
MADDE 28

Çok sanıklı davalarda duruşma safahatı, mahkeme­nin uygun ve lüzumlu göreceği teknik araçlarla tespit olunabilir. Bu tespite müsteniden sonradan düzenlenecek duruşma tutanaklarının, duruş­ma safahatına uygun olduğu Mahkeme Heyeti ve tutanağı düzenleyen tutanak kâtibi tarafından tasdik edilir.

Bunların birer sureti, önceden isteyen sanık ve müdafiye verilir.

Kurulda değişiklik
MADDE 29

Mahkeme Kurulunda değişiklik olduğu takdirde, geçen oturumlara ait tutanaklar, değişen hâkim tarafından duruşmaya çıkmadan önce okunur.

Temyiz mercii
MADDE 30

Devlet Güvenlik Mahkemesi kararlarının temyiz mercii, Yargıtayda bu mahkemelerin kararlarım incelemek üzere kurulan daire veya daireler; Genel Kurul ise, Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kuruludur.

İşlerin niteliği
MADDE 31

Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine giren suçlar acele işlerden sayılır ve bu suçlara ilişkin davalara adlî ara verme­ de de bakılır.

BÖLÜM IV
Çeşitli hükümler
Diğer görevliler
MADDE 32

Devlet Güvenlik Mahkemelerinde ve Savcılığında görev yapacak yeteri kadar Başkâtip, Kâtip, Mübaşir, Yardımcı Perso­nel ve diğer görevliler Adalet Bakanlığınca atanır. Bunlarla ilgili kadrolar, Adalet Bakanlığı tiler Teşkilâtı kadrolarına eklenir. Bu madde gereğince atananların iş denetim ve gözetimleri; bağlı bulundukları Mahkeme Başkanlığı veya Cumhuriyet Savcılığı tarafın­ dan yapılır.

Bina, araç ve gereçler
MADDE 33

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev yapacakları binaların temini ve bu Mahkemelerin araç, gereç ve sair ihtiyaçları Adalet Bakanlığı Bütçesinin ilgili bölümlerine eklenecek ödeneklerden karşılanır.

Özlük işleri
MADDE 34

Devlet Güvenlik Mahkemelerinde göreve atanan hâkim, askerî hâkim, Cumhuriyet Savcısı ve yardımcıları ile diğer personelin özlük İşlerinde, denetimlerinde, haklarında disiplin soruştur­ması açılması ve disiplin cezası verilmesinde, şahsî ve görevle ilgili suçlarının soruşturma ve kovuşturmalarında, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kendi mesleklerine ait kanunların ilgili hükümleri uygulanır. Aylıkları, kesenekleri, sosyal yardımları, tazminatları, ödenekleri yollukları ve diğer personel giderleri bağlı oldukları Bakanlıkları Bütçesinden karşılanır. Devlet Güvenlik Mahkemelerine atanan görevlilerin, bu görevde geçirecekleri süreler esas mesleklerinde geçmiş sayılır.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinde; görevli hâkim, askerî hâkim, Cum­huriyet Savcısı ve Cumhuriyet Savcı yardımcıları adlî ara vermeden faydalanamazlar. İşlerin elverdiği oranda, kendilerine özel kanunları gereğince yıllık izinleri verilebilir.

Görev yerinin değiştirilmesi
MADDE 35

Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görevli Başkan, üye, yedek üye, Cumhuriyet Savcı ve yardımcıları hakkında, kendi ka­nunlarına göre yapılacak soruşturma sonunda, görev yerlerinin değiştirilmesine dair yetkili kurul veya mercilerce karar verildiği takdirde, keyfiyet Adalet Bakanlığı kanalı ile Bakanlar Kuruluna bildirildikten sonra, ilgili hâkim askerî hâkim, Cumhuriyet Savcısı, Cumhuriyet Savcı yardımcısının görev yeri veya görevi, özel kanunlarında gösterilen usule göre değiştirilebilir.

Cumhuriyet Savcılığı teşkilâtı ve mahkeme kalemlerinin denetimi
MADDE 36

Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdindeki Cumhuriyet Savcılığı Teşkilâtı ile mahkeme kalemleri Adalet Bakanlığı müfettişlerince denetlenir.

Kovuşturma giderleri
MADDE 37

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin ve Cumhuriyet Savcılığının kovuşturma giderleri, Adalet Bakanlığı Bütçesinin ilgili tertibinden ödenir.

GEÇİCİ MADDE 1

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten iti­baren işlenen ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevine giren suçlar hakkında, bu Kanun hükümleri uygulanır.

MADDE 38

26/10/1963 tarih ve 357 sayılı Askerî Hâkimler Ka­nununa aşağıdaki ek madde 4 eklenmiştir:

EK MADDE 4

Devlet Güvenlik Mahkemesi üyeliği, yedek üyeliği ve Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı görevlerine atanan askerî hâkim subayların rütbe terfii, rütbe kıdemliliği, kademe ilerlemesi yapmalarını sağlayacak yeterlikleri, 926 sayılı Türk Silahlı kuvvetleri Personel Kanunu ve bu Kanunun hükümleri saklı kalmak şartı ile, aşağıda belirtilen şekilde düzenlenecek sicillerle saptanır.

A) Üye ve yedek üye birinci sınıfa ayrılmış hâkim albaylara, su­ bay sicil belgesi düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili birinci sicil üstü Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarı, ikinci sicil üstü Millî Savunma Ba­kanıdır.

B) Cumhuriyet Savcı yardımcılığı kadrolarına atanan askerî hâ­kim subaylar hakkında:

1. Meslekî sicil belgesi, Yargıtay’da Devlet Güvenlik Mahkemelerince verilen kararları incelemek üzere kurulan dairece ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu müfettişlerince 357 sayılı Askeri Hâkimler Kanunu esasları göz önünde tutularak verilecek sicil notlarına göre düzenlenir ve bu sicil belgesi süresi içinde Millî Savunma Bakanlığına gönderilir.

2. Subay sicil belgesi, sırasıyla; Millî Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, Müsteşar ve Millî Savunma Bakanı tarafından düzenlenir.

Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı; subay sicil formu esaslarına göre Cumhuriyet Savcı yardımcısı askerî hâkim subaylar hak­ kında kanaat notu verir.

Yukarıda belirtilen sicil üstleri, subay sicil belgelerini düzenlemede bu notları göz önünde bulundurur.

Kanunun yürürlüğe girmesi
MADDE 3

Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 40

Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

Tütün Ürünlerinin Sağlığa Zararları Üzerine Bildirge

0

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]TÜTÜN ÜRETİM, İHRAÇ, İTHAL, SATIŞ VE REKLAMINA İLİŞKİN DUYURUSU, 1990 yılında Kaliforniya’da DTB, 42. Genel Kurulu’nda Kabul Edildi  Dünya Tabipler Birliği; tütün ürünlerinin sağlığa etkisini bilerek, tüm ülkeleri halk sağlığını korumak için, tütün ürünlerinin ithal, ihraç, satış ve reklamında kısıtlama ve önleme için tedbir almaya çağırır. Dünya Tabipler Birliği; ayrıca tüm tabip birliklerini kendi ülkelerinde tütünün ithal, ihraç, satış ve reklamında sıkı engellemeler yapmaya davet eder.[/box]

DÜNYA TABİPLER BİRLİĞİ’NİN TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN SAĞLIĞA ZARARLARI ÜZERİNE BİLDİRGESİ

Tütün Ürünlerinin Sağlığa Zararları Üzerine Bildirge, Avusturya’nın Viyana kentinde 1988 yılı Eylül ayında 40. Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiş, 1997 yılı Kasım ayında Almanya’nın Hamburg kentinde 49. DTB Genel Kurulu’nda ve Ekim 2007’de Danimarka’nın Kopenhag kentinde DTB’nin Genel Kurulu’nda değiştirilerek güncellenmiştir. 

Önsöz

Dünya’da her üç erişkinden biri ve daha fazla kişi (1.1 milyardan fazla) sigara içmekte, bunların %80’i düşük ve orta-gelirli ülkelerde yaşamaktadır. Sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı vücutta her organ sistemini etkilemektedir ve kanser, kalp hastalıkları, inme, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, fetal hasarlar ve pek çok diğer hastalığın başlıca nedenidir. Dünya’da her yıl tütün kullanımına bağlı olarak 5 milyon ölüm oluşmaktadır. Var olan sigara içme eğilimleri sürdüğünde 2020 yılında yıllık 10 milyon ölüm görülecek, bunun %70’i gelişmekte olan ülkelerde olacaktır. Tütün kullanımı 20. yüzyılda 100 milyon kişinin ölümünden sorumludur ve etkili müdahalelerde bulunulmazsa 21. yüzyılda 1 milyar kişinin ölümüne neden olacaktır. Ayrıca, 50’den fazla karsinojen ve pek çok diğer toksinler dahil olmak üzere 4000’den fazla kimyasal madde içeren sigara dumanından pasif etkilenim sigara içmeyenlerde akciğer kanseri, kalp hastalığı ve diğer hastalıklara neden olur.

Küresel halk sağlığı topluluğu Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) aracılığıyla tütün kullanımı ve tütüne atfedilen hastalıkların alarm verici trendleri hakkında artan kaygılarını dile getirmişlerdir. 20 Eylül 2007 itibariyle 150 ülke imzalayan ülkelerde tütünün vergisini artırmak, tütün reklam ve promosyonunu yasaklamak, kamusal alanlarda ve iş yerlerinde tütün kullanımını yasaklamak, tütün paketlerinin üzerine etkili sağlık uyarıları yerleştirmek, sigara bıraktırma servisleri ve tedavilerine erişimin geliştirilmesi, tütün ürünlerinin içerik ve emisyonunu düzenlemek, tütün ürünlerinin yasadışı ticaretinin engellenmesi yoluyla tütün kullanımına karşı sert önlemler alınmasını gerektiren Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’ni imzalamıştır.

Sigara içmeye izin verilen her yerde, evlerde, iş yerlerinde ve diğer kamusal alanlarda, sigara dumanından pasif etkilenim bir sorundur. DSÖ verilerine göre her yıl 200.000 işçi, iş yerlerindeki sigara dumanından pasif olarak etkilenmelerinden dolayı ölmekte; 700 milyon yakın çocuk, yaklaşık Dünya toplamının yarısı, özellikle evlerinde tütün dumanı ile kirlenmiş hava solumaktadır. DSÖ; 29 Mayıs 2007’de üç adet güncel ve kapsamlı rapora dayanarak iş yerleri ve kapalı kamusal alanlarda küresel tütün yasağına çağrı yapmıştır.

Tütün endüstrisi tütünün sağlık üzerine etkileri ile ilgili bilimsel gerçeği hem ulusal araştırmalar yürüterek hem de ortak desteklenen endüstri programlarıyla uluslararası araştırmaları destekleyerek ortaya koymaya kararlı olduklarını beyan etmektedirler. Ancak buna karşın tütün endüstrisi sigara içmenin zararlı etkileri ile ilgili bilgileri inkar etmiş ya da geri çekmiştir. Uzun yıllar boyunca endüstri, sigara içmenin kanser ve kalp hastalığı gibi hastalıklara neden olduğuna ilişkin sonuca ulaşmış kanıt olmadığını ve nikotinin bağımlılık yapmadığını ileri sürmüştür. Bu iddialar küresel düzeyde tıp bilimi tarafından çürütülmüştür. Bu kanıtlar sayesinde endüstri tarafından yürütülen yoğun reklam kampanyalarına karşı çıkılmıştır. Ulusal tabip birliklerinin tütün karşıtı kampanyalarda lider rolü üstlenme sorumluluğu bulunmaktadır.

Tütün endüstrisi ve yandaşları yıllardır tütünün sağlık etkileri üzerine yapılmış araştırmaları ve sonuçların yer aldığı raporların hazırlanmasını desteklemiştir.

Araştırmacılar ya da kurumlar bu tür etkinliklere katılarak tütün endüstrisine destek sağlamış ve , sağlığın geliştirilmesi hedefleri ile belirgin çıkar çakışmalarına yol açmışlardır.

Öneriler

DTB, ulusal tabip birlikleri ve tüm hekimlerin tütün kullanımına ilişkin sağlık risklerinin azaltılması için aşağıdaki adımları atmasında ısrar eder:

1. Sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı engelleyen kamusal bir politika belirle.

2. DTB’nin tüm toplantılarında uygulamaya karar verdiği yasak ile aynı doğrultuda olacak şekilde ulusal tabip birliklerinin tüm iş, sosyal, bilimsel toplantıları ve törenlerinde sigara içilmesini yasakla.

3. Hekimleri ve halkı tütün kullanımının sağlık üzerine zararları (bağımlılık dahil) ve sigara dumanından pasif etkilenim hakkında eğitmek için programlar geliştir, destekle ve katıl. Hem sigara içenleri ve dumansız tütün kullananları tütün ürünleri kullanımını kesmeye ikna etmeyi ve yardım etmeyi hedefleyen programlar hem de sigara içmeyen ve dumansız tütün kullanmayanların başlamalarını engellemeye yönelik programlar önemlidir.

4. Bireysel olarak hekimleri, rol modeli olmaları (tütün ürünleri kullanmayarak) ve halkı tütün kullanımının sağlığa zararlı etkileri ve tütün kullanımını kesmenin yararları hakkında eğitecek kampanyanın sözcüsü olmaları için özendir.

Tüm tıp fakülteleri, biyomedikal araştırma enstitüleri, hastaneler ve diğer sağlık kurumlarından sınırları içinde sigara içilmesini yasaklamalarını iste.

5. Tıp öğrencileri ve hekimler için hastalarında tütün bağımlılığını tanımlayıp tedavi etmelerine hazırlamak için eğitim programları hazırla ya da olanları zenginleştir.

6. Bireysel hasta görüşmesi, sigara bıraktırma grupları, telefon hatları, web tabanlı bıraktırma servisleri ve diğer uygun yöntemlerle tütün bağımlılığının danışmanlık ve farmakoterapiyi de içeren kanıta dayalı tedavisi için geniş erişimi destekle.

7. Tütün kullanımı ve bağımlılığının tedavisi için bir klinik uygulama rehberi geliştir ya da onayla.

8. DTB’nin DSÖ’nü sigarayı bıraktırmada kullanılan etkinliği gösterilmiş ilaçlar DSÖ’nün Gerekli İlaçlar Model Listesi’ne alması için zorlamasına destek ver.

9. Tütün endüstrisine güvenilirlik kazandırmamak için bu endüstriden herhangi bir finansal destek ya da eğitim materyali kabul etmekten kaçın ve tıp fakülteleri, araştırma enstitüleri ve bireysel araştırıcıların da aynı şekilde davranmalarında ısrarcı ol.

10. Ulusal hükümetlerin halk sağlığını korumak için Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’ni imzalamaları ve bütünüyle uygulamaları konusunda ısrarcı ol.

11. Tütün pazarlamasının gelişmiş ülkelerden daha az gelişmiş ülkelere doğru kaymasına karşı konuş ve ulusal hükümetlerin de aynı şekilde davranmalarında ısrarcı ol.

12. Aşağıda belirtilen yasaların çıkartılmasını ve uygulanmasını destekle:

a. Tütün ürünlerinin üretim, satış, dağıtım ve promosyonu hakkında listelenen spesifik provizyonları da içerecek şekilde kapsamlı düzenlemeler sağla.

b. Tütün ürünlerinin satıldığı ambalajlara ve tütün ürünlerinin tüm reklam ve promosyon materyalleri üzerine sağlığa zararlı etkileri hakkında yazılı ve resimli uyarılar basılmasını sağla. Bu uyarılar belirgin olarak görülmeli ve sigarayı bırakmak isteyenleri geçerli telefonla bıraktırma hatlarına, web sayfalarına ya da diğer kaynaklara yönlendirmelidir.

c. Tüm kapalı kamusal alanlarda (sağlık kurumlarında, okullarda ve eğitim kurumlarında), iş yerlerinde (restoran, bar ve gece klüpleri dahil) ve toplu taşıma araçlarında sigara içilmesini yasakla. Akıl hastalıkları ve kimyasal bağımlılık tedavi merkezleri de sigarasız alanlar olmalı. Hapishanelerde de sigara içilmesine izin verilmemeli.

d. Tütün ürünlerinin tüm reklam ve promosyonu yasaklanmalıdır.

e. Sigara ve diğer tütün ürünlerinin çocuk ve ergenlere satış, dağıtım ve ulaşılabilirliğini yasakla.

f. Milli sınırlar içinde tüm ticari havayollarının uçuşlarında ve tüm uluslararası ticari havayollarının uçuşlarında sigara içilmesini yasakla ve havaalanları ve diğer yerlerde tütün ürünlerinin vergisiz satışını yasakla.

g. Tütün ve tütün ürünleri için tüm sübvansiyonu yasakla.

h. Tütün kullanımının prevalansı ve tütün ürünlerinin nüfusun sağlık durumu üzerine etkilerini ortaya koyacak araştırmaları sağla.

i. Şu anda olmayan herhangi bir yeni tütün ürününün promosyon, dağıtım ve satışını yasakla.

j. Tütün ürünlerinin vergilerini arttır ve elde edilen vergi gelirini korunma programları, kanıta dayalı bıraktırma programları, servisleri ve diğer sağlık hizmetleri için kullan.

k. Tütün ürünlerinin yasadışı ticaretini ve kaçak tütün ürünlerinin satışını engelle ya da kısıtla.

l. Tütün eken çiftçilerin alternatif ekinlere dönmesine yardımcı ol.

m. Hükümetleri tütün ürünlerinin uluslararası ticaret anlaşmalarının dışında bırakılması için zorla.

Boğaziçi Üniversitesi Tarafından İlan Edilmiş Etik İlkeler

0
Boğaziçi Üniversitesi Kampüsü

Boğaziçi Üniversitesi Tarafından İlan Edilmiş Etik İlkeler, Üniversite tarafından oluşturulan Akademik Dış İlişkiler Etik KuruluBoğaziçi Üniversitesi Kurumsal Hayvan Deneyleri Yerel Etik KuruluÇevre Etik Kurulu, Etik Üst Kurulu, İnsan Araştırmaları Kurumsal Değerlendirme Kurulu, Öğrenci Etik Kurulu ve Üniversite Yaşamı Etik Kurulu tarafından oluşturulmaktadır. Kurullar tarafından oluşturulan etik ilkeler üniversitenin resmi internet sitesinden yayınlanmaktadır.

Boğaziçi Üniversitesi

Boğaziçi Üniversitesi Tarafından İlan Edilmiş Etik İlkeler

Üniversitemizi oluşturan öğretim elemanları, öğrenciler, idari görevi olan öğretim üyeleri ve idari personele ilişkin, yasalar ve yönetmeliklerin genellikle kapsamadığı ya da belirlemediği alanlarda uyulacak ilkelere tarafların bağlılığının sağlanması amacıyla; kurumumuzda varolan aşağıdaki ilkelerin korunması, pekiştirilmesi ve benimsenmesi üniversitemizin işleyişi ve saygınlığı açısından yararlı olacaktır.

  1. İnsan hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi,
  2. Din, dil, ırk, etnik köken, fikir, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, bedensel engel ve benzeri özellikler nedeniyle ayrımcılık ve ön yargıya yer vermeden hakça ve dürüst davranılması,
  3. Üniversitede her konunun özgürce tartışılacağı bir ortamın yaratılması ve korunması,
  4. Bilgilenme, bilgilendirme, öğrenim ve öğretim özgürlüğünün korunması,
  5.  Bilimin gelişme sürecinin herkes tarafından desteklenmesi,
  6. Saydamlık ilkesi ile saklı kalması gereken bilginin korunması ilkesi arasında denge kurulması,
  7. Üniversite içi bireyler ve birimler arası ilişkilerin her zaman karşılıklı saygı çerçevesinde tutulması,
  8. Kurumsal kaynakların korunması, özenli, verimli ve etkili kullanımının sağlanması,
  9. Karardan doğrudan ya da dolaylı etkilenenlerin karar verme sürecine katkılarının sağlanması,
  10. Yapılan iş ve alınan kararlarda insanlığın yararı gözetilip sosyal sorumluluk bilinciyle davranılması,
  11. Kişisel yetkinliğin geliştirilmesi; dürüstlük, güvenilirlik, hak ve sorumlulukların bilinciyle davranılması,
  12. Profesyonel yetkinliğin geliştirilmesi; görevin kendine özgü amaçlarına, kurum ve görevin saygınlığının korunmasına uygun davranılması; işin yapılmasında kalite ve etkililik ilkelerinin benimsenmesi,
  13. Bireysel gelişimin desteklenerek özendirilmesi; akademik liyakat, deneyim ve emeğe saygı gösterilmesi,
  14. Çevreye karşı duyarlı, sorumlu ve hayvan haklarına saygılı davranılması,
  15. Üniversitede yetkilerin akademik özerklik, özgürlük ve iyiniyet çerçevesinde kullanılması, sorumlulukların tam olarak yerine getirilmesi; söz konusu ilkelerin yöneticilerce kurum içi ve dışında korunması esastır.

Akademik Dış İlişkiler Etik İlkeleri

Boğaziçi Üniversitesi akademik dış ilişkiler etik ilkeleri, öğretim elemanı, öğrenci ve her kademede çalışan personeli bağlayıcıdır. Akademik Dış İlişkiler Kurulu, üniversitenin bölüm, enstitü, araştırma merkezi ve diğer tüm birim ve programlarının üniversite dışındaki tüm kişi ve kuruluşlarla yapacağı işbirliklerinde; eğitim, danışmanlık ve uzmanlık laboratuvar hizmetlerinin verilmesinde ortaya çıkabilecek etik sorunları, saptanmış akademik dış ilişkiler etik ilkeleri doğrultusunda inceler. Söz konusu ilkeler; insan hakları, toplum yararı ve insan sağlığı açısından üniversitenin işlevleri ve sorumluluklarıyla bağdaşmayacak, yasa ve yönetmeliklerce kapsanmamış tavır ve davranışları engellemeye yöneliktir. Üniversitenin birimlerinin ve çalışanlarının, tüm akademik etkinliklerinde olduğu gibi üniversite dışı kişi ve kurumlarla ilişkilerinde ve işbirliklerinde de bu ilkeler doğrultusunda hareket etmeleri beklenir. Bu beklenti, üniversite ile resmi bağı olmasa bile, Boğaziçi Üniversitesi ismi ve kaynaklarını kullanarak etkinlik yapan kişi ve kurumlar için de geçerlidir.

I. Akademik dış ilişkilerin genel ilkeleri

1. Üniversite dışı yapılan her etkinlikte, üniversitenin toplum içindeki yeri ve saygınlığı korunur.
2. Üniversite dışı etkinlikler kurum ya da kişi tarafından yürütülürken, öğrencilerin eğitimi, diğer öğretim elemanlarının ve akademik birimlerin araştırma eğitim etkinlikleri olumsuz bir biçimde etkilenemez.
3. Dış ilişkilerde bilgi gizliliği gerektiği durumlarda, taraflar bu ilkeye uyar.
4. Gizlilik kapsamında olmayan veri tabanı ve araştırma yönteminde saydamlık gözetilir.
5. Üniversitenin bağımsız öğretim ve araştırma karakteri ve programları üniversite birimlerinin işbirliği içinde bulunduğu dış kurumlar tarafından biçimlendirilemez.
6. Üniversite dışı etkinliklerde toplum sağlığı ve kamu yararı gerek projede çalışan öğretim elemanları, gerekse üniversite tarafından gözetilir. Yürütülen çalışmaların içerikleri kadar işbirliği yapılan dış kurumun diğer etkinlikleri de üniversitenin ilkelerine ters düşemez.
7. Ortak çalışmanın sunum biçiminde açıklık, netlik ve saydamlık ilkesine uyulur.
8. Ortak yayınlar, genel akademik yayın ve araştırma yöntemlerine uyar.
9. Makale ve tüm yayınlarda alınan desteğin kaynağı açıkça belirtilir.
10. Üniversite dışından birey ve/veya kurumlarla ortak olarak yürütülen çalışmalarda Boğaziçi Üniversitesi’nin fikri mülkiyet hakları korunur.
11. Bireyler/birimler, ilişkide bulundukları birey ve/veya kurumlara ait fikri mülkiyet haklarının korunması konusunda özenli davranır.
12. Dış ilişkilerde bulunulan birey ve/veya kurumlarla yürnütülen ortak çalışmalarda Üniversite’nin açık izni ve onayı olmadan reklam yapılamaz. Bu izlenimi verecek yayın, rapor ve/veya duyurular yayınlanamaz.

II. Üniversite birimlerinin akademik dış ilişkileri ile ilgili ilkeler 

1. Rektörlükten bölümlere üniversitenin her düzeyde birimi, dış dünya ile ilişkilerinde dış ilişkiler etik ilkelerine uyar.
2. Alınan maddi katkılar, alınma süreci ve koşulları net ve saydamdır.
3. Maddi destek alınan kurumun ve gelir kaynağının saygınlığı tartışmasız olmalıdır.
4. Alınan maddi katkıda “karşılık/şart” koşulduğunda, bu istemler hiçbir biçimde yapılacak olan akademik etkinliklere müdahale içeremez.
5. Araştırma ve eğitim etkinliklerini, maddi destek veren kurumun aktif ticari/rekabet alanına bağımlı kılan dış ilişkilerden kaçınılır.
6. Maddi ilişkide (ayni ya da nakti), iki tarafın karar vericileri ve proje çalışanları hiç bir çıkar çatışması içinde olamaz.
7. Dış yardımların alınması ve kullanılmasında, tüm akademik birimlerin arasında denge gözetilmeğe çalışılır.
8. Üniversitenin kamu kuruluşları ile olan ilişkileri:
a. Devlet ve hükümet kurumlarından alınan fonlar karşılığında, bu kurumlar tarafından baskıyla kabul ettirilmiş, güdümlü izlenimi verecek, akademik özgürlükle bağdaşmayan çalışmalardan kaçınılır.
b. Savunma endüstrisi ve askeri konularda yapılacak olan projeler özel bir titizlikle irdelenir, bunların olası sonuçları, kullanım alanları ve saydamlık ilkeleri iyice incelenmeden kabul edilmez.

III. Bireylerin akademik dış ilişkileri ile ilgili etik ilkeler 

1. Üniversite bireylerinin gireceği kurum içi ve dışı ilişkiler yürürlükteki yasa ve yönetmeliklere uygundur ve bireyler ve birimler tarafından denetlenebilir.
2. Üniversite bireylerinin üniversite dışı etkinlikleri saydamdır. Öğretim elemanının üniversite dışındaki çalışmaları üniversite tarafından bilinir ve gerektiğinde denetlenir.
3. Üniversite bireylerinin üniversite dışı etkinliği, üniversitenin kendi çıkar ve ilkeleri ile çatışamaz.
4. Üniversite bireyleri üniversite dışı etkinliklerinde kendilerine özel çıkar sağlayacak tasarrufta bulunamaz.
5. Üniversite bireyleri, üniversite dışındaki kurumlarla yürüteceği çalışmalarda bilimsel nesnellik ve tarafsızlık ilkelerinden ödün vermez, işbirliği yapılan kurum ya da kişilerin çalışmanın sonuçlarına ilişkin yapabilecekleri müdahaleleri veya yönlendirmeleri kabul etmez.
6. Üniversite bireyleri kişisel görüşlerini basında yansıtmaları durumunda, demeç ve yazıların üniversiteyi bağlamadığını, kendi görüşleri olduğunu özellikle vurgular.
7. Üniversite dışı çalışmayı yapan üniversite bireyleri yapılan çalışmanın sonuçlarını yayımlama hakkına sahiptir. Anlaşmalarda ve protokollerde bu duruma ilişkin açık hükümler bulunur.
8. Üniversite bireylerinin ve işbirliği yapılan tarafların fikri mülkiyet hakları güvence altına alınır.
9. Üniversite bireyleri, üniversite dışı etkinliklerinde ve yayınlarında, bilimsel nesnellikle kişisel çıkarları arasındaki çatışmaları ortadan kaldırır, bu mümkün değilse bu tür yayın, görev ve sorumluluklardan kaçınır.
10. Üniversite bireyleri yurtiçi veya yurtdışı yayınlarda üniversitenin ad ve saygınlığının korunmasına özen gösterir.
11. Üniversite bireyleri tam tarafsız olamayacağı durumlarda hakemlik görevi kabul edemez.
12. Dış kaynaklı projelerde öğrenci ve araştırma görevlilerinin kullanımı saydamdır.
13. Dış kaynaklı projeler yapan üniversite bireyleri üniversite görevlerine ayıracakları zamana özen gösterir.
14. Dış kaynaklı projelerde proje bütçesi açıktır ve üniversite kurumları tarafından denetlenir.
15.Dış kaynaklı projeler çerçevesinde alınan tüm cihazların kullanımı ve paylaşımı üniversitenin genel yönetmeliklerine ve akademik ilkelerine uygun olmalıdır.

Benim Umudum Var – Müzeyyen Yeşilada

0
Benim Umudum Var isimli eser hakkındaki eleştiri ve yorum yazısı, Senih Özay‘ın hukuk fakültesinden sınıf arkadaşı da olan Kıbrıslı Müzeyyen Yeşilada tarafından 27 Aralık 2019 tarihinde yazılmıştır.
Avukat Müzeyyen Yeşilada
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Müzeyyen Yeşilada, 15 Nisan 1949 yılında Mağusa’da doğdu. Namık Kemal Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Kamu yönetiminin çeşitli kademelerinde görev yapan Müzeyyen Yeşilada en son görev yaptığı Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Hukuk İşleri Amirliği’nden 1995 yılında emekliye ayrılmıştır. Evli ve üç çocuk annesi olan Müzeyyen Yeşilada, Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliği görevini de yürütmüştür. Lefkoşa’da avukat olarak görev yapmaktadır. Ali Atakan ve Salih Bayraktar’dan resim ve Özden Selenge’den de minyatür dersleri almıştır. XIV. Devlet Resim Heykel Sergisi teşvik ödülüne sahiptir.[/box]
Avukat Sayın Senih Özay’ın Müzeyyen Yeşilada tarafından yapılan karakalem portresi

Bu aslında bir eleştiri değil çünkü ben eleştirmen değilim. Eleştiri tamamıyla apayrı bir dal. Ve bilmediğim bir alan. Kitap hakkındaki düşüncelerimi naifçe kaleme aldığım bir yazı diyebilirim.

Bu kitap 11 saat süren içkili bir söyleşi etrafında oluşmuş. Kafalar dumanlı yani. Ve her şey doğaçlama.
Kitabın Kapağına Dair 
Kapaktan başlamak istiyorum. Kapak çok önemli. Kitabın satışında ve tanıtımında etkili oluyor. Tasarımcı çok başarılı. Kapak içerikle bağlantılı. Yani kapağa baktığınız zaman içerik hakkında bir fikriniz oluyor. Kapak rengi soft ve etkileyici. Tasarımcı tarihi simge bir ismi kapağa koyarak kitabı daha güçlü kılıyor. Kapaktaki fotoğraf en etkili öğe ve sağ üst köşeye yerleştirilerek kitabın kahramanına vurgu yapıyor.
Kitabın İçeriğine Dair 
Kitabın farklı bir içeriği var. Sıra dışı bir avukatın 50 yıllık hukuk serüvenindeki sıra dışı toplumsal, çevresel atakları, mücadeleleri karşılıklı soru cevap şeklinde doğaçlama olarak anlatılıyor. Bu da kitaba daha samimi bir hava veriyor ve daha kolay okunmasını sağlıyor.
Bu doğaçlama konuşmalar üzerinden Türkiye’nin ekonomisi, sosyolojisi, siyasi tarihi ve milletin olumsuzluklar karşısındaki psikolojisi, tutumu, toplumsal dinamizmin eksikliğini öğreniyorsunuz.
Aslında kitap, heyecanını, yüksek enerjisini ve coşkusunu bütün meslek hayatı boyunca devam ettiren, cesur ve inançlı sıra dışı bir avukatın ( risklerle dolu ) hukuksal yolculuğunda, sistemin ne kadar kötü çalıştığını ve insanların da bunu sessizce kabullenişini heyecanla ve aynı zamanda üzülerek okuyorsunuz.
Bu kitapta, bildiğiniz ama dillendiremediğiniz adalet sisteminin ve bürokrasinin kokuşmuşluğunun
açıkça yazıya dökülmüş halini görüyorsunuz. Baroların kanunsuzluklar karşısında çok etkili olmaları gerekirken ne kadar etkisiz ve silik kaldıklarına tanıklık ediyorsunuz.
Kitapta yargıçlık makamı ile avukatlık mesleğinin karşılıklı pozisyonları cesurca ve korkusuzca sorgulanıyor. Bence de sorgulanması gerekir. Sayfa 103 de dördüncü paragrafta yazılanlara da aynen katılıyorum.
Sivil itaatsizlik kavramının ne kadar önemli olduğunu, eğitimsiz kadınların bile sivil itaatsizlik içinde ne kadar etkili olabileceklerini görüyorsunuz.  İnsanların nasıl da korktuğunu ama, bu korkuyu nasıl yendiğini, sivil itaatsizliğin dev bir güç haline gelip her şeyi ezip geçebileceğini öğreniyorsunuz.
Kıbrıs Harekatı 
27.sayfanın ilk paragrafında ne güzel ve cesurca söylemişsin Senih Özay! Seni kutlarım, aynı duyguları paylaşıyorum. Kıbrıs harekatında ölenler için dava açman çok enteresan ve cesurca. Böyle davalar açıldığını bilmiyordum. Kimseden de duymadım. Ve bence çok doğru bir hareket. Ama böyle bir dava değil, davalar açılmasını ve karşılığında tazminat alınmasını aklım ve havsalam almıyor. Burada bile böyle bir dava açılamazken sen orda bunu nasıl başardın.
Otokontrollüsün ama her zaman şeffaf değilsin. Veya başka türlü ifade edeyim işine geldiğinde şeffafsın, işine gelmediğinde değilsin. Örneğin 20. Sayfada kendini tarif ediyorsun. Orada şeffaf olmadığını söylüyorsun.
106. sayfada İbrahim Aycan’ın sondan bir yukarıdaki cümlesine çok güldüm. Bağışla. Şövalye ruhlusun, bu kitapta söylediğin hemen hemen her şeye katılıyorum. Ve onaylıyorum. Sayfa 12’de irrite kelimesi üç yerde kullanıldı. Türkçesi kullanılabilirdi. Bu kitap karşılıklı soru cevap şeklinde olduğu için hoş karşılanabilirse de, ben yine de irrite kelimesinin Türkçesinin kullanılmasını tercih ederdim.
İbrahim Aycan ve Neyir Şeyda Musal’ı da bu kitap dolayısıyla tanımış oldum. Ellerine sağlık. Özellikle mesleğine tutkulu genç avukatların okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Farklı, hareketli, heyecanlı, başarılı, adrenalin yüklü, tutkulu bir hayatın olmuş.
Kitaplaştırmaya değerdi. Kutlarım.
——————————————————————————————————————-
Aşağıdakiler Senih Özay ile ilgili eleştirilerdir
119. sayfada sözünü ettiğin test fakültede bana yapılmadı. Ama yapılmış olsaydı ben de aşk derdim.
Sayfa 20’de ikinci paragrafın ilk dört paragrafında söylediklerine aynen katılıyorum. Ama son üç satırında zeki erkeği tarif etmişsin. Tarifin de çok yanlış. Çok iyi bildiğim bir konu. Zeki bir erkeği ben söylediği tek kelimeden, görmesem bile gözünden tanırım. Uzun yıllar üstün zekaları tescilli, ödüllü dört erkekle beraber yaşadım. Hayatı paylaştım. Onlar beni, ben onları şekillendirdim. Biri dışardan gelmeydi. Üçü kendi canımdandı. Sen zeki erkek tanımında kendini tarif etmişşin. Kendince. Dolanarak söyleyecek gibi laflar ediyorsun. Genelleme yapamazsın.
Kitabın başka yerlerinde çok şeffaf olduğundan bahsediyorsun. Ya şeffafsın ya değilsin. Baban hakkında hiç dolandırmadan, doğrudan doğruya çok yalın duygularını ifade etmişsin ama. Kitabın başka yerlerinde de şeffaf olduğunu söylüyorsun. Ve kendi kendinle çelişiyorsun, ne yazık ki.
27. sayfada söylediklerin için sınıf arkadaşların seni linç edebilir.
Bu kitapta hiçbir yerde okuyamayacağım cesur ve korkusuz cümleler okudum. Dünyayı değiştirmeye çalışan coşkulu bir kavga adamının İronik tavrı beni güldürse de o gaddar ve acımasız bir çocuk. Yine de diyorum ki, İyi ki arkadaşımsın.  Ama benim merak ettiğim bir husus var. Çevre için, insan için, toprak için bu kadar kendini harap eden sen bir an soluklanıp ben kendim için ne yapıyorum dedin mi? Harcadığın enerji, eforun sana getirisi-maddiyatı saymıyorum – başarı duygusu, beğenilme, takdir edilme alkışlanma sana yetiyor muydu? Tüm bu mücadeleli hayatı sen dolu dolu yaşarken fazla fazla sağlığından verdiğinin farkında değil miydin? Veya tüm kazanımların sana getirisi olan takdir, şöhret bana yetiyordu, sağlığımdan daha önemliydi mi diyordun? Farklı bir psiko-analitik bir durum bence.
Spor, lüks, uçak gibi araban vardı diyorsun, markası neydi. Burjuva seni.
Destansı bir hayatın olmuş. İyi ki arkadaşımsın ve hayatıma dokundun!

İoanna Kuçuradi

0
Ioanna Kuçuradi

İoanna Kuçuradi, felsefe profesörü ve  Türkiye Felsefe Kurumu‘nun başkanıdır. 

Kuçuradi, 4 Ekim 1936’da İstanbul’da doğmuş, ilköğrenimini İstanbul Merkez Rum Ortaokulu’nda, ortaöğrenimini ise Zapyon Rum Kız Lisesi’nde yapmıştır. 1954 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünden 1959 yılında mezun olarak aynı yıl Takiyettin Mengüşoğlu’nun asistanı olarak bu bölümde göreve başlamıştır. 1965 yılında hazırladığı “Schopenhauer ve Nietzsche’de İnsan Problemi” adlı çalışma ile doktorasını tamamlayarak doktor unvanını kazanmıştır. 1965-1968 arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde görev yapmıştır. 1970 yılında “İnsan Felsefesi Bakımından Değer Problemi” adlı teziyle doçent; 1978’de ise “Aristoteles’in Ousia’sı ve Substans Kavramı” adlı çalışmasıyla profesör olmuştur.

Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, 1965-68 yıllarında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Felsefe ve Latince dersleri vermiştir.  1969’da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurmuş ve 2003 yılında emekli oluncaya kadar bu bölümün başkanlığını yürütmüştür. Aynı üniversitenin İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi‘nin müdürlüğünü ve bu merkezin bünyesinde kurulan UNESCO Kürsüsünün başkanlığını yapmıştır.

Yeditepe Üniversitesi ve Maltepe Üniversitesinde insan hakları, felsefe ve etik alanlarında çalışmalar yapmıştır.

Kuçuradi’nin eserlerinde insan-değer-çağ üçlemesi oldukça önemli kavramlardır. Felsefe tarihi bilgisinden çok çağa ilişkin problemleri dile getirmekte ve felsefe tarihine ait bilgilere genellikle bugünü anlamak için başvurmaktadır.  Verdiği sistematik derslerin tanımında, ilgili felsefe problemlerinin tarih içindeki gelişimi yanında bugünkü durumu da vurgulamaktadır.

Başta Goethe Madalyası olmak üzere birçok uluslararası ödülü olan İonna Kuçuradi, 2003 yılında düzenlenen 21. Dünya Felsefe Kongresi’nin Türkiye’de yapılmasına öncülük etmiştir.

UNESCO, 21. Dünya Felsefe Kongresi’nin başarılı bir şekilde yapılmasına büyük katkısından ve bu alanda yaptığı bilimsel çalışmalardan dolayı, İoanna Kuçuradi’ye 2003 Felsefe Ödülü’nü vermiştir.

Röportaj: http://www.sozcu.com.tr/2016/egitim/prof-ionna-kucuradi-aci-cekmemizin-nedeni-bilgisizlik-1152224/

ESERLERİ 

Türk Felsefe Araştırmalarında ve Üniversite Öğretiminde Alman Filozofları

Kitap, Türk felsefe dünyasindaki kimi Alman filozoflari üzerinedir. Arslan Kaynardag, Hitler Almanyasi’ndan Atatürk Türkiyesi’ne gelen bilim adamlarından önemli bir kısmını oluşturan filozofları ve bu gelişle başlayan felsefe alanındaki Türk-Alman işbirliğini; Cemil Akdoğan ise bu filozolardan biriyle gelen neopozitivizmin Türkiye’deki öyküsünü anlatıyor. İoanna Kuçuradi’nin “Nietzsche: Çağı ve Çağımız”, Bedia Akarsu’nun “Max Scheler: İnsan Olma Sorunu”, Yusuf Örnek’in “Bilimde, Felsefede ve Politikada Karl Jaspers” başlıklı yazıları, bu filozofları meslekten olmayan okuyucuya, çağdaş felsefeye olan katkıları bakımından tanıtmayı amaçlıyor

İnsan Haklarının Felsefi Temelleri

Bu kitap, 1980 yılında yapılan, insan haklarına ilişkin bir uluslararası seminerde sunulan bildirilerden oluşuyor. Yirmi yıl sonra, o zaman söylenenleri okuyan için öğretici bir kitap olsa gerek. Dünyada ve Türkiye’de hangi konularda yol alındığını, hangilerinde yerinde sayıldığını görmemize yardımcı olabilecek bir kitaptır.

 Philosophy Facing World Problems

Dünya Problemleri Karşısında Felsefe

Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanan bu kitapta, 1980’de düzenlenen, “İnsan Haklarının Felsefî Temelleri” konulu seminerin bir devamı olarak 1986’da, Barış Yılında düzenlenen uluslararası bir seminerde sunulan bildirileri bulacaksınız. Kimi dünya problemlerine düşünülmüş çözüm yolları, yeterli oldu mu? Yoksa, bu düşünülmüş çözüm yolları yeni dünya problemleri mi yarattı? Bu sorular üzerine düşünmek isteyenlerin okumasında yarar olan bir kitap.

Elli Yıllık Deneyimlerin Işığında Türkiye’de ve Dünyada İnsan Hakları

Bu kitap, 1998 yılında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 50. yılında düzenlenen uluslararası bir konferansta sunulan bildirilerden oluşuyor. İnsan hakları araştırmaları ve tartışmalarının yüzyılımızın sonlarındaki durumunu yansıtan yazılar insan haklarıyla ilgili bazı teorik tartışmalara ve bunların gerçeklikteki yansımalarına ışık tutuyor; aynı zamanda da, yaşanan problemler karşısında, insan hakları araştırmalarını ve eğitimini geliştirme yönlerine ilişkin bazı yeni sorular ve düşünceler getiriyor.

Barışın Felsefesi/ 200. Ölüm Yıldönümünde Kant

Bu kitap iki tür yazıdan olusuyor. Bir kısım yazılar Kant’ın bazı kavramları ile düşünceleri üzerine yoğunlaşıyor, yaygın anlama biçimleriyle hesaplaşıyor veya onlara yeni bir ışık tutuyor ve Kant’ın bu düşüncelerinin yaşamımız için önemi konusunda çıkan sonuçlara işaret ediyor. Bir kısım yazılar da, Kant’ın bu kavramlarına dayanan barış anlayışının gerçekleşebilirliğinin siyasal koşulları –örneğin Völkerbund dediği kuruluş– üzerindeki düşünceleri inceleniyor. Birleşmiş Milletlerin dünya barışını sağlaması söyle dursun, savaşları önleyememesinin bunca tartışıldığı günümüzde, Kant’ın bu konudaki söyledikleri bizlere düşünme malzemesi sağlıyor.

2007 Dünya Felsefe Günü / World  Philosophy Day

Bir Dünya Felsefe Gününü ilân etmenin amacı, felsefe eğitimi ve öğretiminin yaşamımıza sağladığı yararlardan başka, felsefe bilgisinin ve felsefe bilgisine dayanarak olan bitene bakmanın kamu yaşamında ve dünya problemlerini ele almada oynayabileceği aydınlatıcı role dikkat çekmektir. İstanbul’da kutlanan Dünya Felsefe Gününün bildirilerini yayımlamakla, bu amacın gerçekleşmesine ek bir katkı yapacağımızı umuyoruz.

Uludağ Konuşmaları

Kitap, İoanna Kuçuradi’nin Uludağ Üniversitesinin Eğitim Fakültesi öğrencilerine yaptığı üç konuşmadan oluşuyor.  Temelini yazarın bir bütün olarak felsefe görüşünde bulan bu Konuşmalar, sürekli gündemde bulunan, ama kullananların bunlarla ne kastettikleri pek belli olmayan üç terime; özgürlük, ahlak ve kültüre, anlaşılması ön felsefe bilgisi gerektirmeyen bir dille ışık tutuyor.

Nietzsche ve İnsan

Nietzsche’nin, yüzyirmi-yüzotuz yıl önce, insanlar ve değerlerle, çağı ve çağımızla ilgili söylediklerini doğru anlayabilmek, onun bütün yazdıklarını birbiriyle ilgilerinde okumayı gerektiriyor.

Böyle bir okuma, insanlığa adım attıran düşünce ve kavramların getirildikten çok sonra dünyamızı etkileyebildiğini, bu etkilemenin ise bazı rastlantılara bağlı olduğunu görmemizi olanaklı kılıyor.

Ama böyle bir okuma, aynı zamanda, bir filozofun getirdiği düşünce ve kavramların, bağlantılı oldukları sorunlardan koparılarak ele alındığı zaman, nasıl yanlış anlaşılabildiğini, nasıl ezbere kullanılabildiğini de görmemize yardımcı oluyor; bu da, günümüzün en önemli sorunlarından biri olan ve yaşamın her alanında kendini gösteren kavram kargaşasını dert edinenlerimize, bu kargaşanın nasıl aşılabileceği konusunda bazı ipuçları yakalayabilmeyi sağlıyor.

 İnsan ve Değerleri

Aynı insanların, aynı eylemlerin, ayni olayların, aynı durumların farklı şekillerde değerlendirilmesi insan dünyasının bir olgusudur.

Bu olgu kimi düşünürleri “değerlerin göreli olduğunu” ileri sürmeye ve bundan eylemle ilgili sonuçlar çıkarmaya götürmüştür. Kimi filozoflar da bu sava karşı “değişmez, evrensel değerler olduğunu” temellendirmeye çalışmıştır.

Değişik ve değişken dünya görüşlerinin varlığı, ayrıca da aynı konularda değişik ve değişken normların çokluğu olgusu, yüzyılımızda çoğulculuğun bir ideal haline getirilmesine yol açmış; bu çoğulculuk da, yüzyılımızın ikinci yarısında kimi düşünürleri bütün görüşlerin ve normların “eşdeğer” olduğunu ileri sürmeye götürmüştür.

Kitap bu iki yönlü olguyu bir açıklama girişimi, aynı zamanda da değerlendirme fenomenine ve değerlere görelilik-mutlakçılık seçenekleri dışında bir ışık tutma çabasıdır: bunların ne olduğuna ışık tutma çabasıdır.

Etik

Bu Etik 1970’lerin başında ilk yayımlandığı sıralarda, etik sorunlarla uğraşmak bugün olduğu gibi moda değildi. Geçen otuz-otuzbeş yılda etik, felsefede en çok uğraşılan alanlardan biri oldu, çeşitli meslek etikleri dünyada da bizde de bir patlama gösterdi.

Ne var ki, dünyadaki siyasal ve bilimsel gelişmelerin yarattığı gereksinimlerden dolayı, ‘etik’le çok uğraşılmakla birlikte, etiğe bakış değişmemiştir. Etik bugün de bir normlar alanı olarak görülmekte ve ondan, bize yaşarken ne yapmamız gerektiğini söylemesi beklenmektedir. İoanna Kuçuradi’nin Etiği ise, insanların başka insanlarla ve kendileriyle ilişkilerine ve bu ilişkilerde eylemde bulunurken karşılaşılan değer sorunlarına, bu arada da normlara ilişkin sorunlara bir ışık tutma girişimidir. Birkaç yoldan ortaya koymaya çalıştığı şey, yaşarken doğru ya da değerli eylemde bulunabilmenin bir bilgi sorunu olduğu, birkaç çeşitten bilgiye bağlı bir sorun olduğudur.

Schopenhauer ve İnsan

Schopenhauer ve İnsan, özellikle insan-kişi ayırımı üzerinde yapılmış bilimsel bir çalışmadır.

İnsan, toplum teki olarak değil de kişi olarak ele alındığında ve kişi başarıları insan başarılarından ayırd edildiğinde, karşımıza insanin basarı alanlarının yeni değerlendirmeleri çıkıyor. Yaşayan, araştırma ve sanat yapan insan ile, yine yasayan, araştırmada ve sanatta yaratıcı olan kişi arasında bir ayırım yaparak ve cinsini temsil eden insan ile, insana insan adini taşımağa lâyık kılan insan arasındaki farkları göstererek, insan problemine net bir ışık tutuyor bu eser. Günümüzde insan problemi nerelere itilmek isteniyor? İnsan ile kişi görüşü arasındaki ayırımın nerelerine sıkı sıkıya bağlı olan insan probleminin itilmek istendiği farklı yönler, bu eserin okunmasıyla bilinçlenecek bizlerde.

İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları

İoanna Kuçuradi insan hakları ve hukuk-devlet-siyaset felsefesi yazılarını bir araya getirdiği bu kitapta, özellikle felsefi bilgiyle temellendirilmiş açık bir insan hakları kavramının önemi üzerinde duruyor. İnsanın değerinin bilgisine dayanan kendi insan hakları kavramından yola çıkarak, insan haklarının korunabilmesi ve ihlallerinin önlenebilmesi için nasıl bir hukuk, devlet ve siyaset anlayışıyla hareket edilmesi gerektiğini tartışıyor. Bu tartışmayı yaparken bir yandan teorik sorunlara diğer yandan da bu teorik sorunların yol açtığı pratik sorunlara değinerek, bunlarla nasıl basa çıkılabileceğine yönelik önerilerde bulunuyor.

Bu kitap, ülkemizde bu alanda gerek teorik gerekse pratik düzeyde iş görenler bakımından önemli bir boşluğu dolduracak niteliktedir.

Çağın Olayları Arasında

Kitap iki ana bölümde toplanan 12 yazıdan oluşuyor. Birinci bölümdeki yazılar, çağın sorunlarına felsefî bilgiyle ve etik değer bilgisiyle eğitilmiş bir gözle bakınca görülenler ortaya konuyor; ikinci bölümde ise felsefede ve felsefe tarihinde “bilimsel” araştırma yapmanın örnekleri veriliyor.

Sanata Felsefeyle Bakmak

Yazarın altı yazısından oluşan bu kitabın ilk, uzun yazısında Max Scheler, Nietzsche ve yazarın trajik olanla ilgili görüşleri ortaya konuyor ve bir tür değerler çatışması olarak görülen trajik, edebiyat eserleriyle örneklendiriliyor.

Diğer yazılarda ise, edebiyat eserlerinin neyi, nasıl gösterdiği sorusu ve bir edebiyat eserini doğru değerlendirmek için izlenecek yol üzerinde duruluyor, bir yazıda ise şiir çevirilerini değerlendirme konusu ele alınıyor ve Homeros’un Türkçe çevirileri değerlendiriliyor.

Kaynak: http://www.tfk.org.tr/tr/yayinlar

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları 2021 Eylem Planı

0
Adalet Bakanlığı İnsan Hakları 2021 Eylem Planı, Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında 2021 yılına ilişkin hedef ve reform çalışmalarını içermektedir.

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları 2021 Eylem Planı

İNSAN HAKLARI EYLEM PLANI’NDAN DİJİTAL DÖNÜŞÜME KADAR BİRÇOK BAŞLIK ADALET BAKANLIĞININ 2021 GÜNDEMİNDE YER ALIYOR

Yargı Reformu Strateji Belgesi

Adalet Bakanlığının yargı reformu çerçevesinde 2021 yılında birçok yeniliğin hayata geçirilmesi hedefleniyor. Yeni yılda insan Hakları Eylem Planı’nın ilan edilmesinden dijital dönüşüme kadar birçok başlıkta yeni uygulamalar hayata geçirilecek.

Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında yeni düzenlemeleri hayata geçiren Adalet Bakanlığı, 2021’de de yargıda reform çalışmalarını sürdürecek. Bu kapsamda, yeni yılda yargı bağımsızlığı, yargı ve adalet hizmetlerinde performansın artırılması, hukuk eğitimi alanlarında yeni uygulamaların hayata geçirilmesi bekleniyor.

Tüm paydaşlarla görüşülerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yüksek yargı organları, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın kararları, raporları ve tavsiyeleri incelenerek hazırlık süreci yürütülen İnsan Hakları Eylem Planı kamuoyuna açıklanacak.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, AB müktesebatı çerçevesinde gözden geçirilecek, uyumlaştırma çalışmaları tamamlanacak. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali konusundaki başvuruları incelemek ve gerekli kararları almak üzere etkili bir mekanizma oluşturulacak.

HAKİM VE SAVCILARA YÖNELİK UYGULAMALAR

Adalet Bakanlığı, yeni yılda belirli bir mesleki kıdeme sahip hakim ve savcılar için coğrafi teminat getirmeyi planlıyor. Bilindiği gibi coğrafi teminat konusu Bakanlığın Yargı Reformu Strateji Belgesindeki hedefleri arasında bulunuyor. Ayrıca belirli görevlere atanabilmek için de asgari mesleki kıdem şartları yeniden belirlenecek.

Yine Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda yer alan disiplin cezaları objektif ölçütlerle yeniden ele alınacak, hakim ve savcıların disiplin süreçlerindeki hakları genişletilecek. Hakimlerin meslek hayatları boyunca ceza ve hukuk hakimi olarak ayrışmaları ve bu yönde ihtisaslaşmaları sağlanması hedefleniyor.

Yargı sistemine hakim ve savcı yardımcılığı müessesesi kazandırılacak, kamuoyunda “istinaf” olarak bilinen bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinde, Adli Tıp Kurumunda hedef süre uygulamasına geçilecek.

ASLİYE HUKUK VE SULH HUKUK MAHKEMELERİNİN GÖREV AYRIMI YENİDEN BELİRLENECEK

Bünyesinde ceza hukuku, infaz hukuku, özel hukuk, idare hukuku ve mukayeseli hukuk gibi bölümlerin yer alacağı bir enstitü kurulması da Adalet Bakanlığının gündeminde yer alıyor. Adli yardım sisteminin, kırılgan grupların ihtiyaçlarına duyarlı bir yapıya kavuşturulması sağlanması hedefleniyor.

Asliye hukuk ve sulh hukuk mahkemeleri arasındaki görev ayrımı, yeniden belirlenecek. Küçük miktarlı talep ve davaların basitleştirilmiş ve hızlı bir yargılama usulüyle çözümlenmesi için düzenleme yapılacak.

Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulması icra müdürlüklerinin görevi olmaktan çıkartılması ve bu işlemin harç alınmaksızın uzmanlar vasıtasıyla gerçekleştirilmesini sağlayacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi bekleniyor.

HUKUK MEZUNLARI ADLİ KOLLUKTA İSTİHDAM EDİLECEK

Hukuk fakültesi mezunlarının istihdam edileceği noter yardımcılığı müessesesi oluşturulacak. Soruşturmaların kalitesinin artırılması için hukuk fakültesi mezunları adli kollukta belirli bir oranda istihdam edilmesi de reform belgesinin hedefleri arasında yer alıyor.

Hukuk fakültelerinde mevcut akademik kadroların niceliği ve niteliğine ilişkin temel ilkeler yeniden belirlenecek. Müfredat, analitik düşünme kabiliyetini geliştirecek bir anlayışla yenilenecek.

DİJİTAL DÖNÜŞÜM ÇALIŞMALARI

Bu yıl içinde hayata geçirilen ve 405 mahkemede uygulanan avukatların hukuk mahkemelerinde taraf oldukları duruşmalara bulundukları yerlerden video konferansla katılmalarını sağlayan e-duruşma’da kapsam genişletilecek, uygulama ülke genelinde yaygınlaştırılacak.

Ceza infaz kurumlarında dijital dönüşüm hedefi kapsamında, hükümlülerin yakınlarıyla görüntülü görüşmesi, elektronik dilekçe arzı gibi yeni uygulama modelleri üzerinde çalışmalara devam edilecek.

Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda pilot olarak uygulanan görüntülü görüşme, 2021’de ülke genelindeki cezaevlerinde yaygınlaştırılacak.

Yeni Ankara Adliyesi’nin inşaatı başlatılacak. Ayrıca Ankara ve Rize’de bulunan personel eğitim merkezlerine yenisi eklenecek, Yozgat Personel Eğitim Merkezi faaliyete geçirilecek. Personel eğitim merkezlerinin eğitim modülleri ve eğitim programları da güçlendirilecek, eğitim alan personel sayısı artırılacak.

Benim Umudum Var – İsa Güneş

1
İsa Güneş – Benim Umudum Var
Sayın Senih ÖZAY’ın yayımlanan kitabı için bir değerlendirme yapmazsam olmazdı.
Nereye gidersen git, bulacağın aydınlık zihninin aydınlığı kadar olacaktır.
Senih Özay bir keşifti benim için. Kristof Kolomb’un önüne Amerika’yı çıkaran kader benim karşıma da Senih Özay’ı çıkarmıştı. Bu girdaplar ve zirveler dünyasında tek başıma dolaşacak yeti ve donanımda değildim, kıyıdan seyrettim hep denizi…
Benim için O kalıpların, kabul edilmiş kuralların içinde yaşamın emrettiği yolda yürüyen sıradan insanların dünyasında “yasak bölge” ye saldırabilecek, duvarı aşıp öteye geçebilme cesaretine sahip derin bir tecessüs…
Senih, hukuk ve hukuk mücadelesinde yoğrulmuş bir fikir işçisi. Aydın olmak için önce insan olmak gerekir, insan prensipleri olandır. Kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden daima uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve gerçeğin bütününü kucaklamaya çalışan bir dimağ… Gerçeği kendine has kelimelerle anlayıp anlatmakta son derece özgün bir üslup!
Senih bir inançtır, kendini insanlığa karşı sorumlu tutan, kendi kendini fetheden ve dünya çapında evrensel bir hümanizma inşacısı. Bugünü geçmiş ve gelecek ile zenginleştiren, kürsüde kendi fermanını dinleten, hukukun şuursuz yasa(k)larına karşı insanın değerini haykıran bir kahraman!
Aragon şöyle diyor: “Her şiir okuyanı tarafından yeniden yazılır.”
Evet Senih de muhteşem diksiyon, vurgu ve harika yorumuyla en güzel şairlerin şiirlerini yeniden yazmaktadır. O en az bir Nazım, bir Kavafis, Hayyam ve Bretch’dir…
O yel değirmenlerine saldıran bir Don Kişot.
O bir Robin Hood.
O haksızlığa ve haksızlara karşı hakkı tutup kaldıran bir kaldıraç!
O bir Cesur yürek.
O bir Zola, bir Descartes, Rousseau, Bergson…
Kısaca O bu ülkenin, insanlığın ve bir çağın vicdanıdır.
Çakıl taşlarına şiir okuyan, onlara duygu, düşünce ve hissettiklerini yazabilecek kadar naif bir gönül adamı, kısaca dost ve insandır.
Evet sevgi bir yangın. Yasaması için büyümesi gerek. O yangına her şeyini atacaksın… Zamanını, gururunu, dehanı…
Son söz…
Biraz vicdan, biraz bahar, biraz yağmur, biraz hayal,
Birkaç şiir, çokça UMUT.
Evet,
Senih ÖZAY herkese iyi gelir.
Benim Umudum Var – İsa Güneş

Özlem Yenerer Çakmut

0
Prof.Dr. Özlem Yenerer Çakmut

Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut, Erenköy Kız Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak fakülte yaşamına başlamıştır.

Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 1988 yılında başladığı lisans eğitimini 1992 yılında bitirmiş, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalında başladığı Yüksek Lisans eğitimini “Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama ve Konut Dokunulmazlığı” adlı tez çalışması ile tamamlamıştır.

Çakmut, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalında doktora yapmaya hak kazanmış, bu süreçte Almanya’da (Freiburg in Brs. ve Köln) bulunarak  “Tıbbi Müdahaleye Rızanın Ceza Hukuku Açısından İncelenmesi” adını taşıyan tezini tamamlayarak mezun olmuş ve hukuk doktoru unvanını kazanmıştır.

Çakmut, 1994 Yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başlamış; 2003 Yılında Yardımcı Doçent kadrosuna atanmıştır. Doçentlik tezi olarak “Soybağının Belirlenmesi ve Çocuğun Soybağını Değiştirme Suçu” konulu çalışmayı hazırlamıştır.  2009 Yılı Ocak ayında Doçentlik sınavını başararak Doçent unvanını almıştır. “Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma ve Gürültü Suçları” adlı çalışması ile 2014 yılında Profesör olmuştur. Ceza Hukuku ve özellikle Tıp ve Sağlık Hukuku alanlarında yoğunlaşmıştır.

Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tam zamanlı öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

Özlem Yenerer Çakmut ve Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu bir panelde

Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut’un Eserleri

Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma ve Gürültüye Neden Olma Suçları
Kitabın Konu Başlıkları
Genel Bilgiler
Huzur, Sükun ve Gürültünün İlgili Olduğu Haklar
Hukuki Metinlerde Yer Alan Düzenlemeler
Tarihsel Durum
Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu
Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu
Benzer Hukuka Aykırı Hareketler
Gürültüye Neden Olma Suçu
Gürültüye Neden Olma Suçu
Gürültüye İlişkin Diğer Bazı Düzenlemeler
Hukuk ve Sanat

Bu kitap; bu bağlamda hem kavramsal ve bilimsel konuların teorik hem de uygulama hayatındaki araç ve aktörlerin hukuksal sorun, mevzuat ve güvencelerine değinmekte, hukuksal güvencelerini açıklamaktadır. Bu nedenle, sanat ve hukukun kesiştiği açılardan teorik ve pratik hukuksal konuların bilimsel olarak ele alındığı bu kitapta, sanat hakkını ilgilendiren anayasa ve ulusal üstü hukuktaki konumu kadar, fikir ve sanat eserleri, iş, borçlar hukuku sorunları da teori ve yargı uygulaması açısından ele alınarak incelenmiştir.

Tıp / Sağlık Hukuku Mevzuatı
Kitabın Konu Başlıkları
Uluslararası Sözleşme ve Bildirgeler
Kanunlar
Tüzükler
Yönetmelikler
Türk ve Alman Yargı Kararları
Ceza Hukuku Uygulamaları
Kitabın Konu Başlıkları
Ceza Hukukunda Karar İncelemesi
Ceza Hukukunda Olay Çözümü
Sınav Sorularından Örnekler
Ceza Hukuku Genel Hükümler Final, Final Mazeret ve Bütünleme Problem Soruları
Örnek Cevap Anahtarları
Türk Ceza Hukukuna Giriş
Kitabın Konu Başlıkları
Genel Bilgiler
Suç Hukuku
Yaptırım Hukuku
Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun

Derleme kitapta, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, Yürürlük Kanunları, Kabahatler Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu, Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu ve ilgili mevzuat ile yönetmeliklere yer verilmiş. 1412 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun temyize ilişkin hükümleri, ceza mahkemelerinden 20 Temmuz 2016 tarihinden önce verilen hükümler bakımından yürürlükte bulunduğundan, ayrı başlık altında gösterilmiştir.

Soybağının Belirlenmesi ve Ceza Hukukunda Çocuğun Soybağını Değiştirme Suçu
Kitabın Konu Başlıkları
Soybağının Belirlenmesi
Çocuğun Soybağını Değiştirme Suçu
Tıbbi Müdahaleye Rızanın Ceza Hukuku Açısından İncelenmesi

Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut, bu kitabında tıbbi müdahaleye rızayı ceza hukuku açısından incelemiştir. Tıbbi müdahalenin kapsamı ve boyutu günümüzde giderek artmaktadır. Bu müdahalelere hastanın razı olmasının ceza hukuku açısından değerinin ne olduğu ve rızanın hekimin sorumluluğunu ne ölçüde ortadan kaldıracağı güncelliğini kaybetmeyen bir konudur. Yazarın, konuyu inceleme yöntemi, bilimseldir. Kitapta konuya ilişkin çok sayıda hukuki problem ortaya atılmış ve bunlar bilimsel yöntemle çözüme bağlanmıştır. Eserde, özellikle rızanın ve tıbbi müdahalenin hukuki niteliği başarılı bir biçimde incelenmiştir.
Kitabın Konu Başlıkları

Tıbbi Müdahale Kavramı ve Şartları
Tıbbi Müdahaleyle İhlal Edilen Kişilik Değerleri
Rızanın ve Tıbbi Müdahalenin Hukuki Niteliği
Özelliği Olan Bazı Tıbbi Müdahalelerin İncelenmesi
Kastrasyon (Hadım Etme)
Sterilizasyon (kısırlaştırma) ve Gebeliğe Son Verilmesi
Ötenazi ve Talep Üzerine Öldürme
Organ ve Doku Nakilleri
Yapay Döllenmeler ve Embriyon Nakilleri
Cinsiyet Değişikliği
Estetik Operasyonlar ve Açlık Grevleri
Hekimin Rıza Almamasının Sonuçları
Hekimin Ceza Hukuku Açısından Sorumluluğu
Hasta Hakları Yönetmeliği
Kişilere Karşı İşlenen Suçlar
Kitabın Konu Başlıkları
Hayata Karşı Suçlar (TCK m. 81–85)
Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar (TCK m. 86–89)
Şerefe Karşı Suçlar (TCK m. 125–130)
Cumhurbaşkanına Karşı Hakaret Suçu (TCK m.299)
Malvarlığına Karşı Suçlar (TCK m. 141–160, 163, 167–169)

Timur Demirbaş

0
Timur Demirbaş, 1954 yılında Nevşehir’de doğmuştur. 1972’de Niğde Lisesi’ni ve 1976’da İstanbul Hukuk Fakültesini tamamlamıştır. 1977 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Prof. Dr. Sahir Erman’ın kürsüsünde Ceza Hukuku Asistanı olarak göreve başlamış, 1983 yılında doktorasını tamamlamıştır.
Timur Demirbaş, 1983-1984 yılları arasında Milli Savunma Bakanlığı Kanunlar ve Kararlar Dairesinde yedek subay olarak askerlik hizmetini tamamlamıştır. 1986 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne Yardımcı Doçent olarak atanmıştır. Aynı yıl rotasyonla Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde görev yapmıştır. 1991 yılında Doçent, 1997 yılında Profesör olmuş, 2002 yılında da emekli olmuştur. 2002-2010 Ekim ayından itibaren Bahçeşehir Üniversitesi ve 2010’dan itibaren de İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olarak görev yapmıştır.  2003-2010 yıllarında Bilgi Üniversitesinde, 2010-2014 yıllarında İstanbul Kültür Üniversitesinde kısmi statüde dersler vermiştir. Halen Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tam zamanlı öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
Türk Ceza Hukuku Derneği üyesi ve Umut Vakfı Yönetim Kurulu üyesidir.
Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku, İnfaz Hukuku ve Kriminoloji konularında yayımlanmış on kitabı ve çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Muhtelif tarihlerde DAAD ve Humboldt burslarıyla Federal Almanya’da araştırmalarda bulunmuştur.
Timur Demirbaş, Ceza İnfaz Kanunu Tasarısı Komisyon Üyeliği ve İzmir Cezaevleri İzleme Kurulu Üyeliği yapmıştır. 1987 yılından beri İzmir Barosuna kayıtlı olup, evli ve iki çocuk babasıdır.
Profesör doktor Timur Demirbaş’ın Yayınlanmış Eserleri
Ceza Kanunları
Ceza Hukuku Pratik Çalışmalar
Ceza Hukuku Seti
İşkence Suçu

“İşkence Suçu” isimli bu çalışma, Timur Demirbaş’ın 1992 yılında yayımlanan “Türk Ceza Hukukunda işkence Suçu” isimli kitabının 24 yıl sonra AİHM ve Yargıtay kararlan ile zenginleştirilerek güncellenmiş yeni basısıdır.

Türkiye, 1980’li yılların sonundan itibaren işkenceye karşı mücadele konusunda etkin adımlar atmaya başlamış ve AİHS’nin denetim sürecine bireysel başvuru hakkını 1987de, AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini ise 1990da kabul etmiştir. Türkiye, BM ve Avrupa işkencenin Önlenmesi Sözleşmelerine de taraf olmuş ve Avrupa işkencenin Önlemesi Sözleşmesi’nin denetim organı işkencenin Önlenmesi Komitesi ile de yapıcı işbirliği içerisinde olmuştur.

1992 yılında 3842 sayılı kanunla CMUK’da yapılan reform niteliğinde değişiklikler ve 1 Haziran 2005’de yürürlüğe giren CMK’da bu değişikliklerin kapsamının genişletilmesi, Türkiye’de işkencenin azalmasında önemli sonuçlar doğurmuştur.

AİHS m.3 deki işkence yasağı, herhangi bir sınırlama nedenine bağlı olmayan AİHS’nin tek hükmüdür. AİHS m. 15/2’ye göre bu yasağın, savaş ve benzeri olağanüstü durumlarda bile askıya alınabilmesi söz konusu değildir.

Kitap üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde; işkence suçu kavramı, amacı, tarihi gelişimi, uluslararası belgelerdeki yeri ve AİHS m.3; ikinci bölümde, Türk ceza hukukunda işkence suçu ve Üçüncü bölümde ise; işkence yolu ile elde edilen delilin ceza muhakemesi hukukundaki değeri incelenmiştir.

Kitabın Konu Başlıkları

İşkence Suçu Kavramı –Amacı – Tarihi Gelişimi – Uluslararası Belgelerdeki Yeri ve AİHS M.3
Türk Ceza Hukukunda İşkence Suçu
İşkence Yolu İle Elde Edilen Delilin Ceza Muhakemesi Hukukundaki Değeri
Şematik Ceza Hukuku Genel Hükümler
Ceza Hukuku Genel Hükümler
Haksız Tahrik

Heyecan (affekt) denilen “öfke ve elem” gibi hallerin ceza hukuku uygulamasında önemi büyüktür. Bu sebeple, insan davranışlarının yegane kaynağı olan insan ruhunu ceza kanunları dikkate almışlardır. Gerçekten de, geçici(arızî) nedenin isnat yeteneğini tamamen veya kısmen kaldırması, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılması ve haksız tahrik gibi haller, failin içerisinde bulunduğu ruhi durum ve dolayısıyla heyecanla ilgilidirler. Haksız tahriki diğer heyecan hallerinden ayıran nokta, faili öfke ve elem şeklindeki bu duruma mağdurun haksız bir davranışının sürüklemiş olmasıdır. Böyle bir durumda, failin normal bir kimse gibi, iradesine hakim olması beklenemez. Nitekim, Carpzow, “mucize yaratmak ne kadar zorsa, hiddete hakim olmakta o kadar zordur” şeklinde, bunu ifade etmiştir.

Bu kitap, Prof.Dr. Timur Demirbaş’ın “Türk Ceza Kanununda özel haksız tahrik halleri” konulu 1983 yılında savunulup, 1985 yılında yayımlanan doktora tezinin aradan 30 yıl geçtikten sonra 5237 sayılı TCK’ya göre güncellenerek yeniden yayınlanmış halidir.

Çalışmada, “haksız tahrik kavramı, tanımı ve tarihi gelişimi”, “haksız tahrikin psikolojik ve hukuki esası”, “karşılaştırmalı hukukta haksız tahrik”, “haksız tahrikin şartları” , “haksız tahrikin derecesi”, “haksız tahrikin diğer hallerle bir arada bulunabilmesi” “askeri ceza kanununda haksız tahrik” ve “özel haksız tahrik halleri” incelenmiştir. Ayrıca metin içerisinde önemli Yargıtay kararlarına yer verildiği gibi, önemli bazı kararlar da, kitabın arkasına konulmuştur.

Konu Başlıkları
Haksız Tahrik Kavramı Ve Tanımı – Tarihi Gelişim
Haksız Tahrikin Psikolojik Ve Hukuki Esası
Karşılaştırmalı Hukukta Haksız Tahrik
Haksız Tahrik
Türk Ceza Kanununda Ve Askeri Ceza Kanununda Özel Haksız Tahrik Halleri
Kriminoloji

İnsanlar tarihin her döneminde suça karşı ilgi göstermişlerdir. Bu ilgi, duruma göre korku, intikam, merhamet veya destek şeklinde duygular olarak ortaya çıkmıştır. Bu açıdan, suçu bütün yönleriyle inceleyen bir bilim dalı olması nedeniyle kriminolojinin önemi büyüktür.

Kriminolojinin görevi, suçun, suçluluğun, suçlunun, suçlu topluluğunun, mağdurun ve sosyal kontrol organlarının araştırılmasıdır. Kriminoloji bu amaçla, yetişkin suçluluğu, genç suçluluğu ve sosyal sapmanın kapsamı, yapısı, görünüş şekilleri, gelişimi ve dağılımının araştırılması istikametlerini takip eder (suç fenolojisi); yetişkin suçluluğu, genç suçluluğu ile sosyal sapmanın nedenlerini teorik ve deneysel olarak araştırır (suç etolojisi). Kriminolojinin temel görevi ise, yetişkin suçluluğu, genç suçluluğu ile sosyal sapmanın önlenmesi ve kontrolünün geliştirilmesidir (suç profilaksisi). Kriminolojinin bu görevi yerine getirebilmesi için, bilgi sahibi olması, bu bilgilerin bir araya getirilmesi ve araştırma yapması gerekir.

Kriminolojik araştırmaların konusu, suç olsun veya olmasın göze çarpan bütün olumsuz sosyal davranışlardır. Bu yüzden, konu alanına sadece suçlar değil, uyuşturucu ve alkol kullanımı, işsizlik, konutsuzluk, intihar ve fahişelik gibi önemli olan sosyal sorunlar da girer. Suç mağduru öğretisi (viktimotoji) de, kriminolojinin konusuna dahildir.

Konu Başlıkları
Kriminoloji Kavramı, Tanımı, Konusu, Görevi, Diğer Bilimlerle İlişkisi ve Tarihi Gelişimi
Kriminolojide Araştırma Yöntemleri ve Bilinmeyen Suçluluk
Kriminolojinin Ana Yönleri (Suçun Nedenleri – Suç Etolojisi)
Suçun Ortaya Çıkışı (Suç Fenolojisi)
Sosyalleşme Usulünde Sosyal Temsil Vasıtalarının Etkileri, Toplumsal Gelişim ve Suçluluk
İkamet Çevresi ve Suçluluk
Suçlar ve Failleri
Bağımlılık Maddeleri Suçluluğu
Bireysel Silahlanma ve Suç
Faillik Grupları
Suça Birlikte Sebep Olma Usulünde Mağdur (Viktimoloji)
Suçun Tahmini ve Önlenmesi
Şüphelinin İfadesinin Alınması

Kitabın 2012 yılı başında yayımlanan 3.baskısından itibaren geçen üç yıllık süreçte ceza adalet sistemine ilişkin kanunlarda ve özellikle CMK’da önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler ceza adalet sistemini kökten değiştirmektedir.

Bu değişiklikler ışığında Timur Demirbaş tarafından hazırlanan kitap üç kısımdan oluşmaktadır: ilk kısımda, soruşturma evresi, şüpheli ve ifade alma kavramları ile ifade almanın tarihi gelişimi, şüphelinin delil fonksiyonu ve şüphelinin ifadesinin alınmasındaki esasları; ikinci kısımda, şüphelinin ifadesinin alınması, ifade alma psikolojisi ve ifade alma teknik ve taktiği; üçüncü kısımda ise, ifade alma kurallarına aykırılık halinde, alınan ifadelerin hukuki değerini, yani delil yasakları incelenmiştir.

Timur Demirbaş’ın Kriminoloji İsimli Eserinin Konu Başlıkları
Soruşturma Evresi, Şüpheli ve İfade Alma Kavramları ile İfade Almanın Tarihi Gelişimi
Şüphelinin Delil Fonksiyonu ve Şüphelinin İfadesinin Alınmasındaki Esaslar
Şüphelinin İfadesinin Alınması
İfade Psikolojisi
İfade Alma Teknik ve Taktiği
İfadenin Değerlendirilmesi
Delil Yasakları (İfade Alma Kurallarına Aykırılık Halinde Alınan İfadelerin Hukuki Değeri)
Türk Ceza Kanunu
İçtihatlı Ceza Kanunları

Adalet Yayınevi

0

Adalet Yayınevi hukuk alanında yayınlar yapmak üzere 1992 yılında kurulmuştur. Yeni ve güncel hukuk yayınlarını sunabilmek için yayın hayatına atılan yayınevi öncelikle büyük şehirlerde faaliyet göstermeyi amaçlamıştır.

Yayınevi www.adaletyayinevi.com.tr internet adresinden tüm Türkiye’ye online kitap satışı yapmakta, Ankara, İstanbul ve Bursa’daki mağazalarından da kitap satışı yapmaktadır.

Adalet Yayınevi hukuk kitapları alanında Türkiye’de önde gelen yayınevlerindendir. Yayın listesinde ders kitapları, araştırma, inceleme, deneme, güncel yayınlar, akademik yayınlar ve dergiler bulunmaktadır.

Yayınevinin satış listesinde 600’n üzerinde yayınevine ait yaklaşık 5.000 kitap, yayın listesinde ise 1.000’in üzerine yayın bulunmaktadır.

Yayınevi, Akademik Teşvik Ödeneği Yönetmeliğine uygun yayınlar yapmaktadır.

Yayın Konuları

Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku, Miras Hukuku, Aile Hukuku,  Devletler Özel Hukuku, Yabancılar Hukuku, İş Hukuku, Sosyal Güvenlik Hukuku, Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, İcra İflas Hukuku, Devletler Genel Hukuku, Vergi Hukuku, Yargılama Hukuku, Medeni Usul Hukuku, Ceza Usul Hukuku, İcra ve İflas Hukuku, Eşya Hukuku, Kişiler Hukuku, Enerji Hukuku, Şirketler Hukuku, Kıymetli Evrak Hukuku, Hava ve Uzay Hukuku, Bankacılık Hukuku, Toprak Hukuku, Trafik Hukuku, Çevre Hukuku, Kooperatif Hukuku, Kat Mülkiyeti Hukuku, İnşaat Hukuku, Ticari İşletme Hukuku, Deniz Ticareti Hukuku, Sigorta Hukuku, Vatandaşlık Hukuku, Maden Hukuku, Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi, Hukuk Başlangıcı, Temel Hukuk, Roma Hukuku, Avrupa Birliği Hukuku, Ekonomi Hukuku, Maddi ve Manevi Tazminat Hukuku, Marka ve Patent Hukuku, Kamulaştırma Hukuku, Sözleşmeler Hukuku, Apartman, Site ve Toplu Yapı Yönetimi Hukuku, İnfaz Hukuku, Siyasi Partiler ve Seçim Hukuku, Uluslararası Özel Hukuk, Uluslararası Genel Hukuk, Tahkim, Hukuki Arabuluculuk, Sağlık Hukuku, Adli Tıp Hukuku, Kriminoloji, Finans Hukuku, Bankacılık ve Faktoring Hukuku, Gayrimenkul Hukuku, Rekabet Hukuku, Tüketici Hukuku, Bilişim Hukuku, İdari Yargılama Hukuku, İnsan Hakları Hukuku, İmar Hukuku

adalety@adaletyayinevi.com

https://www.adaletyayinevi.com.tr/

 Strazburg Cd. No: 10/B Sıhhiye – Ankara

İletişim: 0312 231 17 00 0312 231 17 940312 231 77 04

İstanbul İletişim: 0 216 305 72 81

 istanbul@adalet.com.tr

 Mustafa Kemal Cad. No:60/C Cevizli (İstanbul Anadolu Adliyesi Karşısı) Kartal / İstanbul

Kemal Oğuzman

0

Kemal Oğuzman, 15 Aralık 1927 tarihinde Gümüşhacıköy’de doğmuştur. Babası Hakim İsmail Hakkı Bey, annesi Arife Hanım’dır. Galatasaray Lisesi’ni ve ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra, aynı fakülteye Medeni Hukuk kürsüsüne asistan olarak atanmış, 1955 yılında doktorasını tamamlayıp 1957 yılında doçentlik, 1965 yılında profesörlük unvanlarını kazanmıştır.

1973-1974 yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde Rektör Yardımcılığı, 1970-1980 yılları arasında aynı Üniversite’de Hukuk Fakültesi’ni temsilen Senato Üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Ayrıca Üniversitelerarası Kurul’da üye sıfatıyla görev yapmış, YÖK sonrası yeni düzende, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, Medeni Hukuk Anabilim Dalı Başkanlığı ve Özel Hukuk Bölümü Başkanlığı görevlerini yürütmüştür. 1978 yılında Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin kurulması sırasında kurucu öğretim üyeleri arasında yer alarak iki yıl süreyle İstanbul’dan İzmir’e gelerek ders vermiştir.

Medeni Hukukun tüm alanlarında yoğun biçimde eserler üretirken, buna paralel olarak İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku dalına da ilgi duymuş; bunun bir uzantısı olarak İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Milletlerarası Derneği üyesi ve İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Türk Milli Komitesi Başkanı olarak faaliyet göstermiştir. İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku alanında da çeşitli kitap, makale ve karar incelemelerinden oluşan çok sayıda eserler üretmiş, toplantılar ve sempozyumlar tertip etmiştir. Ayrıca yıllık ILO toplantılarına TİSK adına ve kimi zaman da Hükümeti temsilen katılarak aktif biçimde çalışmıştır.

1976 yılında Adalet Bakanlığınca yeni bir Medeni Kanun hazırlanması amacıyla oluşturulan komisyonda görevlendirilmiştir. Bu komisyonun çalışmalarının 1978 yılında durdurulmasından sonra, 1981 yılında oluşturulan yeni komisyona da seçilmiş; bu komisyonda üye olarak görev yapmış ve ardından, 1983-1984 yıllarında komisyonun Başkanlığını üstlenmiştir. Başkanlığını yaptığı komisyon görevini başarıyla tamamlayarak “1984 tarihli Türk Medeni Kanunu Öntasarısı” nı hazırlayıp, Bakanlığa sunmuştur. Bunların yanı sıra, özel sektörde, uzun süre Koç Holding’in yönetiminde görev almış ve bu holdinge bağlı çeşitli şirketlerde danışmanlık yapmıştır.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki görevinden yaş haddinden dolayı emekliye ayrılma aşamasında, kuruluşunda emek verdiği ve ilk yıllarında Medeni Hukuk derslerini okuttuğu Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne geçerek burada Dekanlık görevini üstlenmiştir. Bu görevde iken, fakültedeki odasında geçirdiği ani rahatsızlık sonucunda, 30 Haziran 1995 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.

Kemal Oğuzman – Medeni Hukuk
KEMAL OĞUZMAN’IN ESERLERİ

1-Medeni Hukuk Pratik Çalışmaları: Borçlar Hukuku II – Miras Hukuku

2-Vaka Metodu İle Hukuki Yönden İşçi ve İşveren İlişkileri

3-Miras Hukuku Dersleri

4-Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman’ın Anısına Armağan

5-Türkiye’de Toplu İş Sözleşmesi Grev, Lokavt, Tahkim ve Arabuluculuk Düzeni Nasıl Olmalıdır

6-Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt I-II

7-Eşya Hukuku

8-Kat Mülkiyeti Meselesi ve Hal Çaresi

9-Kişiler Hukuku-Gerçek ve Tüzel Kişiler

10-Medeni Hukuk-Giriş, Kaynaklar, Temel Kavramlar

11-Medeni Hukuk Pratik Çalışmaları

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2010 yılında Üniversite kuruluş kanunu ile birlikte kurulmuştur. Fakülte, 2016-2017 Eğitim Öğretim yılında 80 öğrenci ile lisans eğitimine başlamıştır. Ayrıca Sağlık Yönetimi ve Tıp Hukuku alanında müşterek yüksek lisans programları ve Özel Hukuk alanında tezli ve tezsiz olmak üzere hem Türkçe hem de İngilizce dillerinde yüksek lisans programları açılmıştır.

Fakülte dekanı Prof. Dr. M. Refik KORKUSUZ’dur.

Fakülte; gözlem, araştırma ve muhakeme ve yargı yeteneği kazandırılmış, en azından bir yabancı dili iyi seviyede kullanabilen, sorun çözme yeteneğine sahip öncü beyinlerin yetiştirildiği, bilimsel kalitesi ve uluslararası olma özelliği ön plana çıkmış ve bütün alanlarda özgün bir hukuk fakültesi olma hedefi olduğunu ilan etmiştir. Üniversitenin araştırmacı yetiştirme hedefi ile paralel olarak, çok sayıda lisansüstü öğrenci alınması planlanmakta, fakültenin ağırlık noktasının lisansüstü öğretim programları olması hedeflenmektedir. Fakülteye İngilizce yüksek lisans programına öğrenci kabul edilmeye başlanmıştır.

Şubat 2014’te Tıp Hukuku yüksek lisans programı açılmıştır.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Merkez, Enstitü ve Yayınları 

Üniversitede Medeniyet Araştırmaları Merkezi bünyesinde; Tıp Hukuku Araştırmaları Birimi ve Karşılaştırmalı Özel Hukuk Birimi olmak üzere 2 araştırma merkezi kurulmuştur. Tıp Hukuku’na ilişkin ulusal ve uluslararası bilimsel araştırmalar, etkinlikler ve projeler düzenlenmekte; bu alanda Türkiye’de yetişmekte olan ve akademik kariyer yapmakta olan araştırmacıların desteklenmekte; sağlık kuruluşlarındaki Tıp Hukuku’na ilişkin sorunların çözülmesine yardımcı olunmaya çalışılmaktadır. Karşılaştırmalı Özel Hukuk Araştırmaları Birimi, Özel Hukuk’un  en güncel konularını çalışma alanı olarak hedeflemekte; Borçlar Hukuku; Eski Vakıflar Hukuku, Aile Hukuku ve Ailenin Korunması, Çocuk Hukuku, Miras Hukuku, Eşya Hukuku ve Eşya Hukuku’nun Yeni Enstrümanları, Fikri Mülkiyet Hukuku, CISG, Tüketici Hukuku, Ticaret Hukuku, Deniz Ticareti Hukuku, Kıymetli Evrak Hukuku, Sigorta Hukuku, WTO, Çevre Hukuku. Birimimiz, Özel Hukuk’un güncel alanlarında gelişmeleri yakından takip ederek, bu alanlarda bilimsel çalışmalar yapmayı ve etkinlikler düzenlenmeyi amaçlamaktadır.

Üniversitenin ilk süreli yayını olma özelliğini taşıyan hakemli Tıp Hukuku dergisi 2012 Nisan ayında yayın hayatına başlamış ve altı ayda bir çıkarılmaktadır. Dergi aynı zamanda Türkiye’de alanında bir ilk olma özelliğini taşımaktadır.

Türkiye’de hukuk alanında ilk uzmanlık dergisi olan ve 1998 yılından beri çıkarılan “Kamu Hukuku Arşivi” (KHukA) dergisi, Fakülte tarafından çıkarılmaya başlanmıştır. Üniversite ile Adalet Yayınevi‘nin işbirliğiyle YÖK kriterlerine uygun olarak hazırlanan dergi, yılda iki kez çıkarılmaktadır. Bu Derginin tüm sayıları dijital ortama aktarılarak Fakülte web sayfasında ilgililerin paylaşımına sunulmuştur. Hukuk Fakültesi tarafından yılda iki kere yayınlanan Medeniyet Law Review Dergisi’nin ilk sayısı 2016 Kasım ayında çıkmıştır. Dergi Türkçe, İngilizce, Arapça, Almanca ve Fransızca olmak üzere beş dilde yayın yapan ilk hakemli hukuk dergisi olarak yayın hayatına başlamıştır.

Fakülte, Avrupa Hukuk Fakülteleri Birliği’ne üye olmuştur. Ukrayna Ostroh Üniversitesi ile Eğitim İşbirliği Protokolü imzalanmıştır. Malezya Malaya Üniversitesi ile öğretim üyesi ve öğrenci değişimi yapılması, yılda bir olmak üzere Türkiye-Malezya Hukuk Günleri düzenlenmesi konusunda prensip anlaşmasına varılmıştır. Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Sao Paolo Escola De Direito ile işbirliği görüşmeleri yapılmıştır.

Fakülte, Adalet Bakanlığı tarafından eğitim vermeye yetkilendirilmiş, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Eğitimi Programı Üniversite Sürekli Eğitim Merkezi eliyle yürütülmüştür.

M.Hakan Hakeri

0
Hakan Hakeri

Prof. Dr. M. Hakan Hakeri 1966 Elazığ doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara ve Diyarbakır’da yapmış, 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir.

1990’da “Haksız yakalanan ve tutuklananlara tazminat verilmesi” konulu yüksek lisans teziyle mastır; 1996’da “Die türkischen Strafbestimmungen zum Schutz des Lebens der Person im Vergleich mit dem deutschen Recht” konulu doktora teziyle Almanya’nın Köln Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamıştır.

Hakan Hakeri, 1997 yılında Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne Yard Doç. Dr. unvanı ile atanmış ve akademisyen göreve başlamıştır. 2002’de “İhmali Suçlar” isimli doçentlik tezini yazmış, 2007’de Tıp Hukuku alanında Profesör unvanını almıştır.

2005 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne atanmış olup halen aynı fakültede görev yapmaktadır.

Çalışma alanları yoğunlukla Ceza ve Ceza Usulü Hukuku, Deontoloji ve Tıp Tarihi, Adli Tıp, Ceza Hukuku ve Tıp Hukuku olan Hakeri halen Houston Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde ilaç hukuku alanında çalışmalarına devam etmektedir.

Pakeri, Almanca ve İngilizce bilmektedir ve Tıp Hukuku Derneği‘nin kurucu başkanıdır.

Prof.Dr. M. HAKAN HAKERİ, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesidir.

KİTAP ve KİTAP BÖLÜMLERİ

Hakeri M.H., “Tıp Hukuku”, seçkin, ANKARA, 2014
Hakeri M.H., “Tıbbi Müdahalelerde Endikasyon”, TIP HUKUKU ATÖLYESİ I, AKYILDIZ HAKERİ ÇELİK SOMER, Ed., seckin, Ankara, ss.61-76-, 2013
Hakeri M.H., “Ceza Hukuku Genel Hükümler”, adalet yayınevi, ANKARA, 2013
Hakeri M.H., ““Hatalı Tıbbi Müdahale Örnekleri” “, Hastane Yönetimi, :Sur, Palteki, Yrd. Ed:Say, Ed., Nobel, İstanbul, ss.1035-1044-, 2013
Hakeri M.H., Ünver Y. , “Ceza Muhakemesi Hukuku”, ADALET YAYINEVİ, ANKARA, 2012
Hakeri M.H., “Schwangerschaftsabbruch Im Türkischen Recht”, in: Medical Law, Black Sea Scientific Symposium, KUTALIA, L, Eds., georgia, TİFLİS, pp.31-48-, 2011
Hakeri M.H., “Beleidigung Im Türkischen Strafrecht”, in: Das Strafrecht im Deutsch-Türkischen Rechtsvergleich, Hilgendorf, E/Ünver, Yener, Eds., Yeditepe Üniversitesi, İSTANBUL, pp.67-76-, 2011

İsviçre’de Hukuk Eğitimi

0

İsviçre’de hukuk eğitimi, kıta Avrupa’sı hukuk sistemleri arasında önemli role ve köklü bir geçmişe sahiptir. Bu ülkede uygulanan özellikle Medeni Hukuk ve Borçlar Yasası Türkiye’deki birçok yasanın da dayanağı ve menşe-i olmuştur. Türk Yargısal ve Bilimsel içtihatları İsviçre hukuk sistemine sıklıkla atıf yapmış ve İsviçre geleneğini sıklıkla takip etmiştir.

İsviçre’de hukuk eğitimi önemli ve saygın bir konumdadır. Hukuk eğitimi almak isteyenler için cazip bir seçenek olan hukuk fakülteleri, dünyada da bilinen saygın üniversitelerde açılmıştır. Türkiye’de olduğu gibi İsviçre’de de Hukuk fakültelerinin tercih edilme oranı sürekli artış halindedir. Ülke, farklı kantonlardan oluştuğu ve genel olarak kantonlarda da farklı diller konuşulduğu için 4 ayrı resmi dil vardır ve Üniversitelerdeki Hukuk Fakültesi öğrencileri Almanca, Fransızca, İtalyanca ve  Romanş dillerini bilmekte yada öğrenmekte, bu durum diğer fakülte ve ülkelerdeki hukukçulara göre avantaj oluşturmaktadır.

Hukuk fakültesi diploması alana mezunlar, mesleki tercihlerini kendileri yapmaktadır. Mezunlar, avukatlık, hakimlik, savcılık veya noterlik stajlarından birini tercih edebilmektedir. Mezunlar, Türkiye’de olduğu gibi bir çok memurluk ve bürokratik pozisyonlarda da çalışabilirler.  Önemli oranda mezun finans sektöründe çalışmaktadır.

İsviçre Hukuku Kıta Avrupası Hukuk Sisteminin bir parçasıdır. Kıta Avrupası Hukuk Sistemi, kaynağını Roma Hukukundan almaktadır.  Roma Hukuku, İsviçre gibi bütün Avrupa ülkelerinin hukuklarını etkilemiş, Avrupa Hukukunun oluşmasına da temel olmuştur.  Kıta Avrupası Hukuku, Anglosakson Hukuk Sisteminden farklı olarak yazılı hukuk kurallarına dayanmaktadır.

Bologna sürecini yürürlüğe sokan Avrupa Birliği, AB içinde ve üye ülkelerde geçerli olan Ortak Yüksek Öğretim Alanı hedeflemiş ve kademeli olarak uygulamaya başlamıştır. Program birtakım AB adaylarında ve geçerlidir. Bu hedef aynı zamanda AB’nin bir “bilgi toplumu” ve “bilgi ekonomisi” oluşturma hedef ve amaçlarının da bir unsuru olmaktadır.  Bologna Süreci AB’nin Lizbon Stratejisinin de özünü oluşturmaktadır ve tüm eğitim sistemini olduğu gibi hukuk eğitimini de önemli oranda etkilemiştir.

İsviçre’deki fakülteler diğer Avrupa ülkeleri gibi Erasmus Programı‘na tabidir. Ülkelerin ilgili resmi kurumlarınca yüksek öğretim kurumu olarak kabul edilen üniversite, enstitü, akademi ve benzeri kurumlar, Avrupa Komisyonu Eğitim ve Kültür Genel Müdürlüğü‘nün ilgili birimi olan Komisyon Yürütme Ajansı’na (The Education, Audiovisiual and Culture Executive Agency – EACEA) başvurarak Erasmus Üniversite Beyannamesi – EÜB (Erasmus University Charter – EUC) almaya hak kazandıkları takdirde, bu kurumların öğrenci ve personeli Erasmus programından faydalanabilir.

Basel Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Universität Basel, Juristische Fakultät Basel)
• Bern Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Universität Bern, Juristische Fakultät Bern)
• Fribourg Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Université de Fribourg, Faculté de droit)
• Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Faculté de droit Université de Genève)
• Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Faculté de droit et des sciences criminelles Université de Lausanne)
• Luzern Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Universität Luzern, Rechtswissenschaftliche Fakultät Luzern)
• Neuchâtel Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Université Neuchâtel, Faculté de droit Neuchâtel)
St. Gallen Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Universität St.Gallen, Rechtswissenschaftliche Abteilung St. Gallen)
• Zürih Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Universität Zürich, Rechtswissenschaftliche Fakultät Zürich)