Ana Sayfa Blog Sayfa 19

Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi

0

Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi (The United Nations Convention to Combat Desertification (UNCCD), Birleşmiş Milletler tarafından 17 Haziran 1994’te düzenlenerek Paris’te imzalanmış ve 26 Aralık 1996’da resmen yürürlüğe girmiştir.

Dünyadaki neredeyse tüm ülkeler sözleşmeye taraf olmuştur. Sözleşme öncelikli olarak Afrika’daki çölleşmeye maruz kalan ülkeler için oluşturulmuştur. Sözleşme gereği Taraf ülkeler Ulusal Eylem Planlarını hazırlamakla yükümlü olup çekince konulamamaktadır. Çekilmek ise mümkündür.

Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından düzenlendiği 17 Haziran günü, 1994 yılından itibaren Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kutlanmaya başlanmıştır. 

Küresel ölçekte çölleşmenin durumunu ortaya koymak, ülkeleri çölleşme ile mücadele konusunda çalışmalar yapmaya zorlamak ve yapılan iyi uygulamaları yaygınlaştırmak, çölleşmeden etkilenen ülkelerde sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına katkıda bulunmak ve çölleşme ile mücadele konusunda işbirliğini geliştirerek bu alandaki çalışmaları desteklemek için ulusal ve küresel fonları harekete geçirmek sözleşmenin temel amaçlarındandır.

Türkiye’nin Sözleşmeye Yaklaşımı

Türkiye, sözleşmeyi 15 Ekim 1994 tarihinde Paris’te imzalamış; sözleşmeye 16 Mayıs 1998 tarihli Resmi Gazetede yayınlamış, 31 Ağustos 1998 tarihinde resmen taraf olmuştur.

2015 yılı toplantısı Ankara’da yapılmış, Ekim 2015’ten itibaren iki yıllık dönem için sürecin başkanlığını Türkiye üstlenmiştir.

Sözleşme’nin uygulanmasını güçlendirmek için “Ankara Girişimi” başlatılmıştır. Sözleşme’nin Kuzey Akdeniz Bölgesi Koordinasyon Birimi’nin İstanbul’da kurulması için BMÇMS Sekretaryasıyla Anlaşma imzalanmış ve birimin resmi açılışı Ocak 2017’de gerçekleştirilmiştir.

ÖZELLİKLE AFRİKA’DA CİDDİ KURAKLIK VE/VEYA ÇÖLLEŞMEYE MARUZ ÜLKELERDE ÇÖLLEŞMEYLE MÜCADELE İÇİN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİ

Önsöz

Bu sözleşmenin tarafları,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarının merkezinde etkilenen veya tehdit altında olan alanlardaki insanların olduğunu doğrulayarak,

Devletler ve uluslararası örgütler de dahil olmak üzere uluslararası topluluğun çölleşme ve kuraklığın olumsuz etkileri konusundaki acil duyarlılığını yansıtarak,

Kurak, yarı-kurak ve az yağışlı alanlar toplamının, yeryüzündeki arazi yüzölçümünün büyük bir oranını oluşturduğunu ve bu alanların da dünya nüfusunun büyük bir kesiminin yaşam çevresi ve geçim kaynağı olduğunu bilerek,

Çölleşme ve kuraklık sorunlarının küresel bir nitelik taşıdığını, dünyanın bütün bölgelerini etkilediğini ve çölleşmeyle mücadele ve/veya kuraklığın etkilerinin hafifletilmesi için uluslararası topluluğun ortak eyleminin gerektiğini kabul ederek,

Ciddi kuraklık ve/veya çölleşme sorunlarına maruz ülkeler arasında, başta en az gelişmiş ülkeler olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin ağırlıkla yer aldığını ve bu olguların özellikle Afrika’daki trajik sonuçlarını dikkate alarak,

Çölleşmenin fiziksel, biyolojik, politik, sosyal, kültürel ve ekonomik faktörlerin karmaşık etkileşimleri sonucunda ortaya çıktığını da dikkate alarak,

Etkilenen ülkelerin çölleşme ile yeterince mücadele kabiliyetinin ticaretten ve uluslararası ekonomik ilişkilerin ilgili yönlerinden etkilenmesini göz önüne alarak,

Sürdürülebilir ekonomik büyüme, sosyal gelişme ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasının, özellikle Afrika’da, etkilenen gelişmekte olan ülkelerin önceliklerini oluşturduğunun ve bunun sürdürülebilirlik hedeflerini karşılamanın temel şartı olduğunun bilincinde olarak,

Çölleşme ve kuraklığın, yoksulluk, kötü sağlık ve beslenme şartları, gıda güvencesinden yoksunluk gibi önemli sosyal sorunlarla ve göç, zorunlu göç ve demografik dinamiklerden kaynaklanan sorunlarla etkileşimleri sonucunda sürdürülebilir kalkınmayı etkilediğini akılda tutarak,

Devletlerin ve uluslararası örgütlerin çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme konusundaki ve özellikle de 1977 yılında düzenlenen Birleşmiş Milletler Çölleşme Konferansı’nda kabul edilen Çölleşmeyle Mücadele Eylem Planına ilişkin uygulamalardaki geçmiş çaba ve deneyimlerinin önemini takdir ederek,

Geçmişteki tüm çabalara karşın, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme konusunda istenilen ilerlemenin sağlanamamış olduğunu ve sürdürülebilir kalkınma kapsamında her düzeyde yeni ve daha etkin bir yaklaşım gerektiğini idrak ederek,

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda alınan ve çölleşmeyle mücadelede temel oluşturan kararların, özellikle de Gündem 21 ve onun 12. Bölümünün geçerliliğini ve uygunluğunu kabul ederek,

Gelişmiş ülkelerin Gündem 21’in 33. Bölümünün 13. Paragrafında mevcut taahhütlerini bunun ışığında teyit ederek,

47/188 sayılı Genel Kurul Kararı’nı ve özellikle bu kararda Afrika için öngörülen önceliği, çölleşme ve kuraklık konusunda ilgili tüm diğer Birleşmiş Milletler karar ve programlarını ve gerek Afrika ülkelerinin gerekse diğer bölgelerdeki ülkelerin ilgili deklarasyonlarını hatırlayarak,

Birleşmiş Milletler sözleşmesi ve uluslararası hukuk prensipleri çerçevesinde, Devletlerin sahip oldukları kaynakları kendi çevre ve kalkınma politikaları doğrultusunda egemen olarak kullanma hakları bulunduğunu ve kendi yetki ve kontrol sınırları dahilindeki faaliyetlerinin diğer devletlerde ve ulusal yetki sınırlarının dışındaki alanlarda çevreye zarar vermemesini sağlama sorumlulukları bulunduğunu 2. İlkesinde belirtilen Çevre ve Kalkınma konulu Rio Deklarasyonunu teyit ederek,

Ulusal hükümetlerin çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmekte kritik bir rol oynadıklarını ve bu alandaki ilerlemenin etkilenen bölgelerde eylem programlarının yerel olarak uygulanmasına bağlı olduğunu kabul ederek,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmekte uluslararası işbirliği ve ortaklıkların önemini ve gerekliliğini de kabul ederek,

Başta Afrika olmak üzere gelişmekte olan ülkelere, eksiklikleri halinde bu sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmelerini güçleştirecek olan ve yeni ve ek fonlar da dahil olmak üzere hatırı sayılı mali kaynakları ve teknolojiye de erişimi içeren etkin araçlar sağlanmasının önemini de ayrıca kabul ederek,

Çölleşme ve kuraklığın Orta Asya ve Kafkas ülkeleri üzerindeki etkisi hakkında endişelerini belirterek,

Özellikle gelişmekte olan ülkelerin kırsal kesimlerindeki çölleşme ve/veya kuraklıktan etkilenen bölgelerde kadınların oynadığı önemli rolü ve çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme programlarının her düzeyinde gerek kadın gerekse erkeklerin tam katılımını sağlamanın önemini vurgulayarak,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme programlarında sivil toplum kuruluşlarının ve diğer önemli grupların özel rolünü vurgulayarak,

Uluslararası ve ulusal toplulukların karşı karşıya oldukları küresel ölçekteki diğer çevre sorunları ile çölleşme arasındaki ilişkiyi akılda tutarak,

Çölleşmeyle mücadelenin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve diğer ilgili çevre sözleşmelerinin hedeflerinin gerçekleştirilmesine sağlayabileceği katkıları da akılda tutarak,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme stratejilerinin, sağlam sistematik gözlemlere ve derin bilimsel bilgilere dayandırıldıkları ve sürekli değerlendirmeye tabi tutuldukları takdirde en etkin olacaklarına inanarak,

Ulusal plan ve önceliklerin uygulanmasını kolaylaştırmak için, uluslararası işbirliğinin etkinlik ve koordinasyonunun iyileştirilmesine acil ihtiyaç duyulduğunu kabul ederek,

Şimdiki ve gelecekteki kuşaklar yararına çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için gereken eylemlere girişilmesinde kararlı olarak,

Aşağıdaki hususları kararlaştırmışlardır.

KISIM I- Giriş
Madde 1-Kullanılan Terimler

Bu sözleşmenin amaçları açısından;

a. “Çölleşme”, kurak, yarı-kurak ve az yağışlı alanlarda, iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden kaynaklanan toprak bozulmasını ifade eder;
b. “Çölleşmeyle Mücadele”, kurak, yarı-kurak ve az yağışlı alanlarda sürdürülebilir kalkınma için arazinin entegre olarak geliştirilmesinin bir parçası olan ve

i.arazi bozulmasını önlemeye ve/veya azaltmaya,
ii.kısmen bozulmuş arazinin rehabilitasyonuna, ve
iii.çölleşmiş arazinin geri kazanılmasına yönelik faaliyetleri içerir;

c. “Kuraklık” , yağışların kaydedilen normal düzeylerin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu arazi ve kaynak üretim sistemlerini olumsuz olarak etkileyen ve ciddi hidrolojik dengesizliklere yol açan doğal olayı ifade eder;
d. “Kuraklığın etkilerini hafifletme”, çölleşmeyle mücadeleyle ilgili olarak toplumun ve doğal sistemlerin kuraklığa karşı hassasiyetlerini azaltmak için kuraklığın önceden tahminine ilişkin faaliyetleri içerir;
e. “Arazi”, toprak, bitki örtüsü ve diğer canlıları kapsayan biyo-üretken karasal sistemi ve sistem içinde işleyen ekolojik ve hidrolojik proseslerini ifade eder;
f. “Arazi bozulması”, kurak, yarı-kurak ve yarı-nemli:

i. rüzgar ve/veya suyun etkisiyle oluşan toprak erozyonu,
ii. toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik veya ekonomik özelliklerinin bozulması; ve
iii. bitki örtüsünün uzun süreli kaybı;

gibi insan faaliyetlerinden ve yaşam çevresi biçimlerinden kaynaklanan prosesler de dahil olmak üzere bir prosesin veya prosesler bileşiminin veya arazi kullanımının neden olduğu, yağmurla beslenen ekili alanlarda, sulama yapılan ekili alanlarda veya otlak, mera, orman ve ağaçlık alanlarda biyolojik ve ekonomik verim ve çeşitlilik azalmasını ve kaybını ifade eder;
g. “Kurak, yarı-kurak ve yarı nemli alanlar”, kutup ve kutup altı bölgelerinin dışında kalan ve yıllık yağış miktarının evapotranspirasyon potansiyeline oranı 0.05 ile 0.65 arasında olan alanları ifade eder.
h. “Etkilenen alanlar”, çölleşmeden etkilenen veya çölleşme tehdidi altında bulunan kurak, yarı-kurak ve/veya yarı nemli alanları ifade eder;
i. “Etkilenen ülkeler”, topraklarının bir kısmı veya tümü etkilenen alanlardan oluşan ülkeleri ifade eder;
j. “Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü”, belli bir bölgedeki bağımsız devletler tarafından oluşturulan ve bu sözleşme ile düzenlenen konularda yetkili olan ve kendi usulleri uyarınca bu sözleşmeyi imzalamaya, onaylamaya, kabul etmeye ve uygun görmeye veya sözleşmeye katılmaya yetkilendirilmiş olan bir örgütü ifade eder;
k. “Gelişmiş ülke Taraflar”, gelişmiş ülke Tarafları ve gelişmiş ülkelerce oluşturulan bölgesel ekonomik entegrasyon örgütlerini ifade eder.

Madde 2- Amaç

1. Bu sözleşmenin amacı, etkilenen ülkelerde sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına katkıda bulunmak üzere Gündem 21 ile uyumlu entegre bir yaklaşım çerçevesinde uluslararası işbirliği ve ortaklık düzenlemeleri ile desteklenen her düzeyde etkin eylemler yoluyla, özellikle Afrika’da olmak üzere ciddi kuraklık ve/veya çölleşmeye maruz ülkelerde, çölleşmeyle mücadele etmek ve kuraklığın etkilerini hafifletmektir.

2. Bu amaca ulaşmak için, etkilenen alanlarda, aynı anda hem arazinin verimliliğini iyileştirerek, hem de arazi ve su kaynaklarının rehabilitasyonunu, korunmasını ve sürdürülebilir yönetimini sağlayarak özellikle yerel topluluklar düzeyinde hayat şartlarının iyileştirilmesi üzerinde odaklaşan uzun dönemli stratejilerin uygulanması gerekecektir.

Madde 3- İlkeler

Bu sözleşmenin amacının gerçekleştirilmesi ve hükümlerinin uygulanmasında Tarafları, diğer Hususların yanı sıra, aşağıdaki ilkeler yönlendirecektir.

1. Taraflar, çölleşmeyle mücadele ve/veya kuraklığın etkilerini hafifletme programlarının tasarlanmasında ve uygulanmasında kararlara halkın ve yerel toplulukların katılımını sağlamalı, ulusal ve yerel düzeylerdeki eylemleri kolaylaştırmak üzere daha üst düzeylerde yapabilir kılan bir ortamın yaratılmasına çalışmalıdırlar;

2. Taraflar, uluslararası bir dayanışma ve ortaklık ruhu içinde alt-bölge ve bölge düzeylerinde ve uluslararası düzeyde işbirliği ve koordinasyonu iyileştirmeli, mali, beşeri, örgütsel ve teknik kaynakları ihtiyaç duyulan yerlere daha iyi yönlendirmelidirler;

3. Taraflar, her düzeyde hükümet, topluluk, sivil toplum kuruluşu ve arazi sahipleri arasındaki işbirliğini bir ortaklık ruhu içerisinde geliştirerek, etkilenen bölgelerde arazinin ve kıt su kaynaklarının niteliğinin ve değerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamalı ve bunların sürdürülebilir kullanımı için çalışmalıdırlar; ve,

4. Taraflar, başta en az gelişmiş ülkeler olmak üzere, etkilenen gelişmekte olan ülke, Tarafların özel gereksinim ve şartlarını göz önüne almalıdırlar.

Kısım II- Genel Hükümler
Madde 4- Genel Yükümlülükler

1. Taraflar bu sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini münferiden veya mevcut yada öngörülen iki taraflı ve çok taraflı düzenlemeler veya bunların bileşimi kapsamında müştereken yerine getirecekler ve her düzeyde çabaların koordinasyonuna ve tutarlı uzun dönemli stratejilerin geliştirilmesine gereken önemi vereceklerdir.

2. Bu sözleşmenin amacına ulaşmak için Taraflar;

a. çölleşme ve kuraklık süreçlerinin fiziksel, biyolojik ve sosyo-ekonomik yönlerine eğilen entegre bir yaklaşımı benimseyecek;
b. sürdürülebilir kalkınmayı destekleyici nitelikte, yapabilir kılan bir uluslararası ekonomik ortamın yaratılmasını sağlamak amacıyla, uluslararası ticaret, pazarlama düzenlemeleri ve borçlar açısından etkilenen gelişmekte olan Taraf Ülkelerin durumlarına ilgili uluslararası ve bölgesel kuruluşlarda gereken ilgiyi gösterecek;
c. yoksulluğu giderme stratejilerini, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabaları ile bütünleştirecek;
d. çölleşme ve kuraklık sorunu ile ilişkili olarak gerek çevre koruma gerekse toprak ve su kaynaklarının korunması konularında etkilenen Taraf Ülkeler arasında işbirliği yapılmasını destekleyecek; alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası işbirliğini güçlendirecek;
e. ilgili hükümetler arası kuruluşlar çerçevesinde işbirliği yapacak;
f. tekrarın önlenmesi gereğini göz önünde tutarak, gerekirse kurumsal mekanizmaları kararlaştıracak; ve
g. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme amacıyla önemli finansman kaynaklarının harekete geçirilerek etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara yönlendirilmesinde, mevcut iki taraflı ve çok taraflı mali mekanizma ve düzenlemelerin kullanılmasını destekleyeceklerdir.

3. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, Sözleşmenin uygulanmasında yardımdan yararlanabilirler.

Madde 5- Etkilenen Taraf Ülkelerin Yükümlülükleri

Etkilenen ülke Taraflar, 4’üncü maddedeki yükümlülüklerine ek olarak;

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme konusuna gereken önceliği vermeyi, kendi şart ve imkanları çerçevesinde yeterli kaynakları ayırmayı;
b. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için, sürdürülebilir kalkınma plan ve/veya politikaları çerçevesinde strateji ve öncelikleri belirlemeyi;
c. çölleşmenin temelindeki nedenlere eğilerek, çölleşme sürecine katkıda bulunan sosyo-ekonomik faktörlere özel bir önem vermeyi;
d. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarında, sivil toplum kuruluşlarının da desteği ile yerel halkın ve özellikle kadınların ve gençlerin bilincini geliştirmeyi ve katılımını sağlamayı; ve
e. mevcut yasaları güçlendirerek veya böyle yasalar yoksa yenilerini çıkararak ve uzun dönemli politika ve eylem programları geliştirerek yapabilir kılan bir ortamı yaratmayı üstlenirler.

Madde 6-Gelişmiş Taraf Ülkelerin Yükümlülükleri

Gelişmiş ülke taraflar, 4’üncü maddedeki genel yükümlülüklerine ek olarak;

a. başta Afrika’daki ülkeler ve en az gelişmiş ülkeler olmak üzere, gelişmekte olan ülke tarafların çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarını kararlaştırıldığı gibi aktif olarak münferiden veya müştereken desteklemeyi;
b. başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere, gelişmekte olan ülke tarafların çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye yönelik kendi uzun dönemli plan ve stratejilerini etkin bir biçimde geliştirip uygulamalarına yardımcı olacak önemli mali kaynak ve diğer destek biçimlerini sağlamayı;
c. 20’nci maddenin 2 (b) paragrafı uyarınca yeni ve ek kaynakların harekete geçirilmesini desteklemeyi;
d. özel sektör ve diğer hükümet dışı kaynaklardan finansman sağlanmasını teşvik etmeyi; ve
e. başta gelişmekte olan ülke Taraflar olmak üzere, etkilenen ülke tarafların uygun teknoloji, bilgi ve ustalığa erişimlerini kolaylaştırmayı ve desteklemeyi üstlenirler.

Madde 7-Afrika İçin Öncelik

Bu sözleşmenin uygulanmasında Taraflar, diğer bölgelerdeki gelişmekte olan ülke tarafları ihmal etmeden, Afrika’da hüküm süren özel durum nedeniyle, bu bölgedeki etkilenen ülke Taraflara öncelik tanıyacaklardır.

Madde 8-Diğer Sözleşmelerle İlişkisi

1. Her bir anlaşma çerçevesindeki faaliyetlerden azami yarar sağlamak ve tekrarlardan kaçınmak için Taraflar, bu sözleşme ve eğer Taraf iseler ilgili diğer uluslararası anlaşmalar ve özellikle de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamındaki faaliyetlerin koordinasyonunu teşvik edeceklerdir. Taraflar, özellikle araştırma, eğitim, sistematik gözlem, bilgi toplama ve bilgi alışverişi alanlarında, ilgili anlaşmaların amaçlarına ulaşmasında bu faaliyetlerin katkısı bulunduğu oranda müşterek programlar yürütülmesini teşvik edeceklerdir.

2. Bu Sözleşmenin hükümleri, herhangi bir Tarafın bu Sözleşmenin kendisi için yürürlüğe girmesinden önce taraf olduğu iki taraflı, bölgesel veya uluslararası bir anlaşmadan doğan hak ve yükümlülüklerini etkilemeyecektir.

KISIM III -Eylem Programları, Bilimsel Ve Teknik İşbirliği Ve Destekleyici Önlemler
Bölüm 1-Eylem Programları
Madde 9-Temel Yaklaşım

1. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar ile bölgesel uygulama eki çerçevesinde olsun olmasın ulusal bir eylem programı hazırlama niyetini Daimi Sekretarya’ya yazılı olarak bildirmiş olan diğer etkilenen ülke Taraflar, 5’inci maddeden doğan yükümlülüklerini yerine getirirlerken, çölleşme ile mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme stratejisinin merkezi unsuru olarak konuyla ilgili mevcut başarılı plan ve programlar ile alt-bölgesel ve bölgesel eylem programlarını mümkün olduğunca kullanarak ve bunları esas alarak ulusal eylem programlarını hazırlayacak, açıklayacak ve uygulayacaklardır. Bu nevi programlar, saha faaliyetlerinden çıkarılan derslere ve araştırma sonuçlarına dayanarak sürekli bir katılımcı süreç içerisinde güncelleştirilecektir. Ulusal eylem programlarının hazırlanması, sürdürülebilir kalkınmaya yönelik ulusal politikaların formülasyonu için gösterilen diğer çabalarla karşılıklı olarak yakından ilişkilendirilecektir.

2. 6’ncı madde uyarınca gelişmiş ülke Taraflarca çeşitli biçimlerde yardım sağlanmasında, başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel eylem programlarının doğrudan veya ilgili çok taraflı örgütler kanalıyla veya her iki şekilde kararlaştırıldığı üzere desteklenmesine öncelik tanınacaktır.

3. Taraflar, eylem programlarının detaylandırılmalarının, uygulanmalarının ve izlenmelerinin Birleşmiş Milletler sistemindeki organ, fon ve programlar ile kendi yetki ve imkanları dahilinde diğer ilgili hükümetler arası örgütler, akademik kurumlar, bilimsel çevreler ve sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenmesini teşvik
edeceklerdir.

Madde 10- Ulusal Eylem Programları

1. Ulusal eylem programlarının amacı, çölleşmeye katkıda bulunan faktörleri ve çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için gereken pratik önlemleri tanımlamaktır.

2. Ulusal eylem programları hükümetin, yerel toplulukların ve arazi kullanıcılarının rollerini belirleyecek, mevcut ve gereken kaynakları belirtecektir. Bu programlar, diğer hususların yanısıra; çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye yönelik uzun dönemli stratejileri içerecek, uygulamaya ağırlık verecek ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik ulusal politikalarla entegre edilecek;

a. değişen şartları yanıtlayacak düzenlemelere izin verecek ve yerel düzeyde farklı sosyo-ekonomik, biyolojik ve jeofiziksel şartlarla başa çıkabilecek kadar esnek olacak;
b. henüz bozulmamış veya çok az bozulmuş arazilerde koruyucu önlemlerin uygulanmasına özel bir özen gösterecek;
c. ulusal klimatolojik, meteorolojik, ve hidrolojik imkanları ve kuraklığa ilişkin erken uyarı imkanlarını güçlendirecek;
d. verici topluluk, her düzeyde hükümetler, yerel halk ve topluluk grupları arasında ortaklık ruhu içerisinde işbirliği ve koordinasyonu geliştiren politikaları destekleyerek kurumsal çerçeveleri güçlendirecek ve yerel halkın gereken bilgi ve teknolojiye erişimini kolaylaştıracak;
e. sivil toplum kuruluşlarının ve kadınlı erkekli tüm yerel halkın, özellikle de çiftçi ve hayvancılar ile onları temsil eden örgütler de dahil olmak üzere kaynakların kullanıcılarının, ulusal eylem programlarına ilişkin politika planlama, karar verme, uygulama ve gözden geçirme süreçlerine yerel, ulusal ve bölgesel düzeylerde etkin bir biçimde katılımını sağlayacak; ve
f. uygulamaya ilişkin düzenli izleme ve gelişme raporları isteyeceklerdir.

3. Ulusal eylem programları, kuraklığa karşı hazırlanmak ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için, diğer hususların yanısıra aşağıdaki önlemlerin bazılarını veya tümünü içerebilir:

a. yerel ve ulusal tesisler ile alt-bölge ve bölge düzeylerinde müşterek sistemler de dahil olmak üzere erken uyarı sistemlerinin ve çevresel nedenlerle yerinden olan kişilere yardım mekanizmalarının yerine göre kurulması ve/veya güçlendirilmesi;
b. kuraklığa karşı hazırlıkların ve kuraklık yönetiminin, mevsimlere ve yıllara göre iklim tahminlerini de dikkate alan kuraklık kriz planlarını da içerecek biçimde, yerel, ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel düzeylerde güçlendirilmesi;
c. özellikle kırsal alanlarda, depolama ve pazarlama tesisleri de dahil olmak üzere gıda güvence sistemlerinin yerine göre kurulması ve/veya güçlendirilmesi;
d. kuraklığa yatkın alanlarda gelir sağlayıcı alternatif geçim projelerinin geliştirilmesi; ve
e. gerek tarım gerekse hayvancılık için sürdürülebilir sulama projelerinin geliştirilmesi.

4. Ulusal eylem programları, etkilenen taraf ülkelerin her birine özgü şart ve ihtiyaçlar dikkate alınarak, çölleşmeyle mücadeleye ve kuraklığın etkilenen alanlarda ve halkın üzerinde etkisini hafifletmeye yönelik başka önlemlerin yanısıra, aşağıdaki öncelik alanlarının bir bölümüne veya hepsine ilişkin önlemleri de içerirler;

Yoksulluğun giderilmesini ve gıda güvencesi sağlanmasını amaçlayan programları güçlendirmek için alternatif geçim kaynaklarının desteklenmesi ve ulusal ekonomik ortamların iyileştirilmesi; demografik dinamikler; doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi; sürdürülebilir tarımsal uygulamalar; çeşitli enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve verimli kullanımı; kurumsal ve yasal çerçeveler; hidroloji ve meteoroloji hizmetlerini de içerecek biçimde değerlendirme ve sistematik gözlem yeteneklerinin güçlendirilmesi, kapasitelerin oluşturulması, eğitim, kamu duyarlılığının arttırılması.

MADDE 11-Alt-Bölgesel Ve Bölgesel Eylem Programları

Etkilenen Taraf ülkeler, ulusal programlarını uyumlulaştıracak, tamamlayacak ve verimliliğini arttıracak alt-bölgesel ve/veya bölgesel eylem programlarının ilgili bölgesel uygulama eklerine uygun olarak hazırlanmasında istişare ve işbirliği yapacaklardır. 10’uncu madde hükümleri, gereken değişikliklerle alt-bölgesel ve bölgesel programlara uygulanacaktır. Bu işbirliği, sınırlar ötesi doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi, bilimsel ve teknik işbirliği ve ilgili kurumların güçlendirilmesi için üzerinde mutabık kalınmış müşterek programları da içerebilir.

Madde 12-Uluslararası İşbirliği

Etkilenen Taraf ülkeler, diğer taraflar ve uluslararası toplulukla birlikte, bu Sözleşmenin uygulanması açısından yapabilir kılan bir uluslararası ortamın geliştirilmesini sağlamak üzere işbirliği yapmalıdırlar. Bu işbirliği, bilimsel araştırma ve geliştirme, bilginin toplanması ve yayılması ve mali kaynakların yanısıra, teknoloji transferi alanlarını da kapsamalıdır.

Madde 13-Eylem Programlarının Geliştirilmesi Ve Uygulanması İçin Destek

1. 9’uncu madde uyarınca eylem programlarının desteklenmesine ilişkin önlemler arasında, diğer hususların yanı sıra;

a. gereken uzun dönemli planlamaya imkan vermek üzere, eylem programlarında önceden kestirilebilirliği sağlayacak mali işbirliği;
b. başarılı pilot program faaliyetlerinin gerekirse başka yerlerde tekrarlanabilirliğini sağlamak üzere, sivil toplum kuruluşlarının eylemleri de dahil olmak üzere, yerel düzeyde daha iyi destek sağlanmasını mümkün kılan işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesi ve kullanılması;
c. yerel topluluk düzeyinde katılımcı eylemler için öngörülen deneysel ve tekrara dayalı yaklaşımla uyumlu olacak biçimde projelerin tasarım, finansman ve uygulamalarında daha fazla esneklik; ve
d. işbirliği ve destek programlarının etkinliğini arttıracak idari ve mali usuller; bulunmalıdır.

2. Etkilenen gelişmekte olan Taraf ülkelere bu tür destekler sağlanırken, Afrika ülkesi Taraflara ve en az gelişmiş ülke Taraflara öncelik tanınacaktır.

Madde 14-Eylem Programlarının Geliştirilmesinde Ve Uygulanmasında Koordinasyon

1. Taraflar, eylem programlarının geliştirilmesinde ve uygulanmasında, doğrudan veya ilgili hükümetler arası örgütler vasıtasıyla, birbirleri ile yakın mesai yapacaklardır.

2. Tekrarların önlenmesi, müdahale ve yaklaşımlar arasında uyum sağlanması ve yardımın etkisinin maksimize edilmesi için gelişmiş ülke Taraflar, gelişmekte olan ülke Taraflar, ilgili hükümetler arası örgütler ve sivil toplum kuruluşları arasında mümkün olan en eksiksiz koordinasyonu sağlamak amacıyla, Taraflar özellikle ulusal düzeyde ve saha düzeyinde operasyonel mekanizmalar geliştireceklerdir. Etkilenen gelişmekte olan ülkelerde, kaynakların verimli kullanımının maksimize edilmesi, ihtiyaçlara cevap veren yardımlar sağlaması ve bu Sözleşme çerçevesindeki ulusal eylem program ve önceliklerinin uygulanması için, uluslararası işbirliğine ilişkin faaliyetlerinin koordinasyonuna öncelik verilecektir.

Madde 15-Bölgesel Uygulama Ekleri

Eylem programlarına dahil edilecek unsurlar, etkilenen Taraf ülkeler veya bölgeler için geçerli olan sosyo-ekonomik, coğrafi ve iklimsel faktörlerin yanısıra ekonomik gelişme düzeylerine göre seçilip uyarlanacaktır. Belli alt-bölgeler ve bölgeler için eylem programlarının hazırlanmasına, bunların hangi konulara ağırlık vereceklerine ve içeriklerine ilişkin rehber ilkeler bölgesel uygulama eklerinde verilmektedir.

Bölüm 2-Bilimsel Ve Teknik İşbirliği
Madde 16-Bilgi Toplama, Analiz Ve Değişim

Taraflar, etkilenen alanlarda toprak bozulmasının sistematik olarak gözlemlenmesini, kuraklık ve çölleşmenin süreç ve etkilerinin daha iyi anlaşılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak üzere, konuyla ilgili kısa ve uzun dönemli veri ve bilgilerin toplanmasını, analizini ve değişimini, her biri kendi imkanları dahilinde koordine ve entegre etme konusunda görüş birliğine varmışlardır. Böylece, diğer hususların yanısıra, olumsuz iklim değişimi dönemlerinde başta yerel halk olmak üzere her düzeyde kullanıcıların pratik bir biçimde yararlanabileceği erken uyarı ve önceden planlamalar mümkün olacaktır. Bu amaçla Taraflar, yerine göre;

a. her düzeyde bilginin toplanmasına, analizine, değişimine ve sistematik gözlemlerin yapılmasına hizmet eden ve diğer hususların yanısıra;

i. birbiriyle uyumlu standart ve sistemlerin kullanılmasını hedefleyen;
ii. uzak alanlarda dahil olmak üzere ilgili verileri ve istasyonları kapsayan;
iii. arazi bozulmasına ilişkin verilerin toplanması, iletimi ve değerlendirilmesinde modern teknolojiyi kullanan ve yayan; ve
iv. ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel düzeylerdeki veri ve bilgi merkezlerini küresel bilgi kaynakları ile daha yakından ilişkilendiren

b. küresel bir kurumlar ve tesisler ağının işlerliğini sağlayacak ve güçlendirecek;

c. somut sorunların çözülebilmesi açısından, bilginin toplanma, analiz ve değişiminin yerel toplulukların ve karar vericilerin ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olmasını ve yerel toplulukların bu faaliyetlere katılmalarını sağlayacak;
d. diğer hususların yanısıra entegre fiziksel, biyolojik, sosyal ve ekolojik dizilerini de içeren bilgi ve verilerin toplanma, analiz ve değişimini tanımlamaya, yürütmeye, değerlendirmeye ve finanse etmeye yönelik iki taraflı ve çok taraflı program ve projeleri destekleyecek ve yenilerini geliştirecek;

e. özellikle de değişik bölgelerdeki hedef gruplar arasında bilgi ve deneyim değişimini sağlamak üzere yetkili hükümetler arası örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının uzmanlığından tam olarak yararlanacak;

f. sosyo-ekonomik verilerin toplanmasına, analizine ve değişimine ve bunların fiziksel ve biyolojik veriler ile entegrasyonuna ağırlık verecek;

g. halka açık tüm kaynaklardan sağlanan çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme ile ilgili bilgilerin değişimini ve bunların tamamının açık ve hemen kullanılabilir durumda olmasını sağlayacak; ve

h. her birinin kendi ulusal mevzuat ve/veya politikaları çerçevesinde yerel ve geleneksel bilgilerin değişimini sağlayacak, bu bilgiyi yeterli biçimde koruyacak önlemleri alacak, yerel halklara hakkaniyetli ve karşılıklı anlaşmaya dayanan şartlar çerçevesinde bu bilgiden sağlanan yararlara eşdeğer bir karşılık sağlayacaklardır.

Madde 17-Araştırma Ve Geliştirme

1. Taraflar,her birinin kendi imkanları ölçüsünde, uygun ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme alanlarında teknik ve bilimsel işbirliğini desteklemeyi taahhüt ederler. Bu amaçla Taraflar;

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek, kaynakların hem daha yüksek verimliliğini hem de sürdürülebilir kullanım ve yönetimini sağlamak amacıyla, gerek çölleşme ve kuraklığa yol açan süreçler gerekse doğal ve beşeri nedensel faktörlerin etkileri ve birbirinden farları hakkındaki bilgilerin artmasına katkıda bulunan;
b. iyi tanımlanmış amaçlara hizmet eden, yerel halkın somut ihtiyaçlarına eğilen ve etkilenen alanlardaki halkın hayat standartlarını iyileştirecek çözümlerin saptanarak uygulanması sonucunu doğuran;
c. geleneksel ve yerel bilgilerin sahiplerinin, bu bilgilerin ticari olarak kullanılmasından veya bu bilgilerden elde edilen teknolojik gelişmelerden hakkaniyetli bir şekilde ve karşılıklı anlaşmaya dayanan şartlar çerçevesinde doğrudan yararlanmalarını kendi ulusal mevzuat ve/veya politikaları çerçevesinde sağlamak suretiyle, geleneksel ve yerel bilgi, ustalık ve uygulamaları koruyan bütünleştiren, zenginleştiren ve geçerli kılan;
d. disiplinler-arası ve katılıma dayalı sosyo-ekonomik araştırmalara özel önem verilerek özellikle araştırma temeli zayıf olan ülkelerdeki yerel becerilerin geliştirilmesi ve gereken kapasitelerin güçlendirilmesi için başta Afrika’da olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflarda ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel araştırma kabiliyetini geliştiren ve güçlendiren;
e. konuyla ilgili olarak yoksulluk, çevre faktörlerinden kaynaklanan göç ve çölleşme olguları arasındaki ilişkileri göz önüne alan;
f. yerel halk ve toplulukların etkin katılımı ile sürdürülebilir kalkınmaya yönelik iyileştirilmiş, makul fiyatlı ve erişilebilir teknolojilerin geliştirilmesi amacıyla ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası düzeylerde kamu ve özel sektör araştırma kuruluşları arasında ortak araştırma programlarının yürütülmesini destekleyen; ve
g. etkilenen alanlarda, diğer hususların yanısıra yağmur bulutlarını tohumlayarak, su kaynaklarının kullanılabilirliğini arttıran; araştırma faaliyetlerini destekleyeceklerdir.

2. Belli bölge ve alt-bölgeler için yerel şartları yansıtan araştırma öncelikleri eylem planlarına dahil edilmelidir. Taraflar Meclisi, Bilim ve Teknoloji Komitesinin tavsiyesi ile araştırma önceliklerini periyodik olarak gözden geçirecektir.

Madde 18-Teknolojinin Transferi, Edinimi, Uyarlanması Ve Geliştirilmesi

1. Taraflar, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına katkıda bulunmak için, etkilenen alanlarda çölleşmeyle mücadeleye ve/veya kuraklığın etkilerinin hafifletilmesine yönelik çevresel açıdan duyarlı, ekonomik açıdan gerçekleştirilebilir ve sosyal yönden kabul edilebilir teknolojilerin transferini, edinimini, uyarlanmasını ve geliştirilmesini desteklemeyi, finansmanını sağlamayı ve/veya finansmanını kolaylaştırmayı karşılıklı olarak anlaşmaya varıldığı gibi ve her birinin ulusal mevzuat ve/veya politikalarına uygun olarak taahhüt ederler. Bu tür işbirlikleri yerine göre iki taraflı veya çok taraflı olarak ve hükümetler arası kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının uzmanlıklarından tam olarak yararlanılarak gerçekleştirilecektir.

Taraflar, özellikle;

a. kullanılabilir teknolojiler ile bunların kaynakları, çevresel riskleri ve edinilebilecekleri genel şartlara ilişkin bilgilerin yayılması için ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası düzeylerdeki ilgili bilgi sistem ve bankalarından yararlanacak;
b. özellikle etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların, yerel halkların somut ihtiyaçları için pratik uygulamaya yatkın teknolojilerden, bu teknolojilerin sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel etkilerine özel bir dikkat göstererek, ayrıcalıklı ve tercihli şartlar da dahil olmak üzere karşılıklı anlaşma ile sağlanacak uygun şartlarla, fikri mülkiyet haklarının korunması gereğini de dikkate alarak, yararlanmasını kolaylaştıracak;
c. etkilenen ülke Taraflar arasında teknoloji işbirliğini mali yardım ve diğer uygun araçlarla geliştirecek;
d. etkilenen gelişmekte olan Taraflar ile teknoloji işbirliğini, özellikle de alternatif hayat biçimlerine elverişli sektörlerde ortak girişimler (iş ortaklıkları) oluşturulmasını da içerecek biçimde yaygınlaştıracak; ve
e. uygun teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların geliştirilmesine, transferine, edinilmesine ve uyarlanmasına uygun iç piyasa şartlarını ve teşviklerini yaratmak için, fikri mülkiyet haklarının etkin ve yeterli düzeyde korunmasına ilişkin önlemler de dahil olmak üzere, gereken mali ve diğer önlemleri alacaklardır.

2. Taraflar, her birinin kendi imkanları ölçüsünde ve ulusal mevzuat ve/veya politikaları çerçevesinde geleneksel ve yerel teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaları özellikle koruyacak, destekleyecek ve kullanacaklardır, Taraflar, bu amaçla;

a. yerel halkla birlikte bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların envanterini çıkararak potansiyel kullanım alanlarını belirlemeyi ve gereğinde ilgili hükümetler arası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarının da işbirliği ile bu bilgilerin yayılmasını sağlamayı;
b. bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların yeterli bir şekilde korunmasını ve bunların ticari olarak kullanımından veya bunlara dayanarak gerçekleştirilen teknolojik gelişmelerden yerel halkın hakkaniyet esasına ve karşılıklı mutabakata göre yararlanmasını sağlamayı;
c. bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların veya bunlara dayanarak geliştirilen yeni teknolojilerin iyileştirilmesini ve yayılmasını teşvik etmeyi ve aktif olarak desteklemeyi; ve
d. bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların daha geniş kullanımı için uyarlanmasını ve gerektiğinde modern teknoloji ile bütünleştirilmesini kolaylaştırmayı; üstlenirler.

Bölüm 3-Destekleyici Önlemler

Madde 19-Kapasite Oluşturma, Eğitim Ve Kamu Bilinci

1. Taraflar, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarında kapasite oluşturulmasının, yani kurumlaşma, eğitim ve yerel ve ulusal kapasitelerin geliştirilmesinin öneminin bilincindedirler ve yerine göre;

a. yerel örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile yerel halkın özellikle de kadın ve gençlerin başta yerel düzeyde olmak üzere her düzeyde tam katılımını sağlayarak;

b. çölleşme ve kuraklık alanındaki eğitim ve araştırma kapasitelerini ulusal düzeyde güçlendirerek;

c. ilgili teknoloji, yöntem ve tekniklerin daha etkin yayılmasını sağlamak üzere destek ve yaygınlaştırma hizmetlerini kurarak ve/veya güçlendirerek ve kırsal kuruluş üyeleri ile saha elemanlarını doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ve korunmasına yönelik katılımcı yaklaşımlar konusunda eğiterek;

d. yerel halkın bilgi, ustalık ve uygulamalarının kullanılmasını ve yayılmasını mümkün olan her yerde teknik işbirliği programları ile hızlandırarak;

e. çevresel açıdan duyarlı teknolojileri ve geleneksel tarım ve hayvancılık yöntemlerini gerektiğinde modern sosyo-ekonomik şartlara uyarlayarak;

f. yakıt olarak oduna bağımlılığı azaltmak üzere başta yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere alternatif enerji kaynaklarının kullanımına uygun eğitim ve teknolojiyi sağlayarak;

g. etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların 16’ncı madde uyarınca bilgi toplama, analiz ve değişim alanlarındaki kapasitelerini güçlendirmek üzere, karşılıklı anlaşmaya göre işbirliği yoluyla programlar geliştirerek ve uygulayarak;

h. yeni beceriler geliştirecek eğitimin sağlanması da dahil olmak üzere, alternatif hayat biçimlerini yenilikçi yöntemlerle destekleyerek;

i. kuraklık şartları ve gıda üretimi konusunda erken uyarı bilgilerinin yayılmasına ve kullanılmasına yönelik verilerin toplanması ve analizinden sorumlu personel, yönetici ve karar vericileri eğiterek;

j. mevcut ulusal kurumların ve yasal çerçevelerin daha etkin işletilmesi ve gereğinde yenilerinin oluşturulmasının yanı sıra stratejik planlama ve yönetimi güçlendirerek; ve

k. etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların kapasite oluşturma faaliyetlerini kültürel değişim programları yoluyla ve uzun dönemli bir etkileşimli öğrenim ve araştırma süreci çerçevesinde güçlendirerek, kapasite oluşumunu teşvik
edeceklerdir.

2. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, diğer Tarafların ve yetkin hükümetler arası örgütler ile ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle yerel ve ulusal düzeylerde mevcut kapasite ve tesislerin disiplinler arası bir irdelemesini yapacak ve bunların güçlendirilme potansiyellerini araştıracaklardır.

3. Taraflar birbirleri ile işbirliği yaparak hükümetler arası örgütler ve sivil toplum kuruluşları kanalıyla hem etkilenen hem de gerekirse etkilenmeyen ülke Taraflarda, çölleşme ve kuraklığın neden ve etkilerinin ve bu Sözleşmenin amacına ulaşmasının öneminin daha iyi kavranmasını sağlamak için kamu duyarlılığının arttırılmasına ve halkın eğitimine yönelik programlar geliştirecek ve destekleyeceklerdir. Bu amaçla;

a. halka yönelik bilinçlendirme kampanyaları düzenleyecek;
b. halkın ilgili bilgilere erişimini, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerine yaygın halk katılımını daimi bir temelde teşvik edecek;
c. halkın duyarlılığının artmasına katkıda bulunan derneklerin kurulmasını destekleyecek;
d. mümkünse yerel dilde olmak üzere eğitsel ve kamu duyarlılığını arttırmaya yönelik materyallerin geliştirilmesini ve değişimini sağlayacak, etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflarda eğitim ve bilinçlendirme programlarını uygulayan personelin eğitilmeleri için uzmanlar görevlendirecek ve uzman değişimleri yapacak ve yetkin uluslararası kuruluşların bünyesinde mevcut ilgili eğitim materyallerinden yararlanacak;
e. etkilenen alanlardaki doğal kaynakların saptanmasına, korunmasına, sürdürülebilir kullanım ve yönetimine ilişkin olarak etkilenen alanlardaki eğitim ihtiyaçlarını belirleyecek, okullardaki müfredat programlarını geliştirecek, başta kızlar ve kadınlar için olmak üzere herkese açık eğitim ve yetişkinler için okuma yazma program ve fırsatlarını ihtiyaca göre yaygınlaştıracak; ve
f. çölleşme ve kuraklığa karşı bilinçlenme konusunu gerek eğitim sistemleriyle gerekse derecesiz, yetişkinler için açık veya uygulamalı eğitim programlarıyla bütünleştirmek üzere disiplinler arası katılımcı programlar geliştireceklerdir.

4. Taraflar Meclisi, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek amacıyla bölgesel eğitim ve öğretim merkezi ağlarını kuracak ve/veya güçlendirecektir. Söz konusu ağlar, bu amaçla kurulmuş veya güçlendirilmiş bir kurum tarafından koordine edilecek ve gelişmekte olan etkilenen ülke Taraflar arasındaki programların uyumlu olması ve deneyim alışverişi yapabilmesi amacıyla bu ülkelerdeki bilimsel, teknik ve idari personeli eğitecek, eğitim ve öğretimden sorumlu mevcut kurumları güçlendirecektir. Bu ağların ilgili hükümetler arası örgütler ve sivil toplum kuruluşları ile yakın işbirliği yapması sağlanarak, çalışmalarda tekrarlardan kaçınılacaktır.

Madde 20-Mali Kaynaklar

1. Sözleşmenin amacına ulaşmasında finansman konusunun hayati önemi göz önüne alınarak, Taraflar, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye yönelik programlara yeterli kaynakların tahsisi konusunda imkanları çerçevesinde her türlü çabayı göstereceklerdir.

2. Bu bağlamda gelişmiş ülke Taraflar, 7’nci madde uyarınca, diğer bölgelerdeki gelişmekte olan etkilenen ülke Tarafları ihmal etmeden, etkilenen Afrika ülkesi Taraflara öncelik verecek; ve

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme programlarının uygulanmasını desteklemek üzere hibe ve ayrıcalıklı şartlarla borç sağlanması da dahil olmak üzere büyük mali kaynakları harekete geçirecek;
b. Küresel Çevre Kolaylığı (GEF) kuruluş Senedinin ilgili hükümlerine uygun olarak dört odak alanına ilişkin çölleşme ile ilgili faaliyetlerin mutabık kılınan maliyet artışlarını karşılayacak yeni ve ek kaynakların GEF’den sağlanması da dahil olmak üzere, yeterli ve öngörülebilir nitelikte mali kaynakların zamanında harekete geçirilmesini destekleyecek;
c. Uluslararası işbirliği çerçevesinde teknoloji, bilgi ve ustalık transferini kolaylaştıracak; ve
d. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar ile işbirliği içerisinde vakıflar, sivil toplum örgütleri ve diğer sektör kuruluşlarından sağlanabilecekler de dahil olmak üzere kaynakların harekete geçirilmesi ve kanalize edilmesini sağlayacak yenilikçi yöntem ve teşvikleri ve bu çerçevede başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların dış borç yükünü azaltmak suretiyle finansman imkanlarını arttıracak borç takası ve diğer yenilikçi yaklaşımları da araştıracaklardır.

3. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, ulusal eylem programlarını uygulamak üzere imkanları ölçüsünde yeterli kaynakları harekete geçirmeyi taahhüt ederler.

4. Taraflar mali kaynakları harekete geçirirlerken tüm ulusal, iki taraflı ve çok taraflı fon, kaynak ve mekanizmalarından tam olarak yararlanacak ve bunların kalitatif olarak iyileştirilmesine çalışacak ve bu çerçevede konsorsiyum, ortak program ve paralel finansman imkanlarını kullanacak, sivil toplum kuruluşları da dahil olmak üzere özel sektörün finansman kaynak ve mekanizmalarından yararlanmaya çalışacaklardır. Bu amaçla Taraflar, 14’üncü madde uyarınca geliştirilen operasyonel mekanizmaları tam olarak kullanacaklardır.

5. Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek amacıyla etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların ihtiyaç duyduğu mali kaynakların harekete geçirilmesi için Taraflar;

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye tahsis edilmiş olan kaynakları daha etkin ve verimli olarak kullanarak, başarılı ve aksayan yönlerini belirleyerek, etkin kullanımlarını engelleyen faktörleri ortadan kaldırarak ve gerekirse programları bu Sözleşmenin uzun dönemli entegre yaklaşımı çerçevesinde yeniden yönlendirerek, söz konusu kaynakların yönetimini rasyonelleştirecek ve güçlendirecek;
b. bölgesel kalkınma bankaları ve fonları da dahil olmak üzere çok taraflı finansman kuruluş ve fonlarının yönetim organlarında başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların bu Sözleşmenin uygulanmasına hizmet eden faaliyetlerinin ve özellikle bölgesel uygulama ekleri çerçevesinde ele alınan eylem programlarının desteklenmesine öncelik ve önem verecek; ve,
c. bölge ve alt-bölge düzeylerindeki işbirliğini, ulusal düzeydeki çabaları desteklemek üzere güçlendirmenin yollarını araştıracaklardır.

6. Diğer Tarafların, çölleşmeyle ilgili bilgi, ustalık ve teknikleri ve/veya mali kaynakları etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara gönüllü olarak sağlamaları teşvik edilmektedir.
7. Gelişmiş ülke Tarafların başta mali kaynaklar ve teknoloji transferine ilişkin yükümlülükleri olmak üzere, Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri, başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların Sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmelerine yardımcı olacaktır. Gelişmiş ülke Taraflar bu yükümlülüklerini yerine getirirlerken ekonomik ve sosyal gelişme ve yoksullukla mücadelenin başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan Tarafların en öncelikli konuları olduğunu dikkate alacaklardır.

Madde 21-Mali Mekanizmalar

1. Taraflar Meclisi, başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere gelişmekte olan ülke tarafların bu Sözleşmeyi uygulamalarına yönelik fonların maksimize edilmesi için mali mekanizmaların geliştirilmesini teşvik edecektir. Bu amaçla Taraflar Meclisi, diğer hususların yanısıra;

a. Sözleşmenin ilgili hükümleri uyarınca yürütülen faaliyetler için gerekli fonların ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve küresel düzeylerde sağlanmasını kolaylaştıran;
b. 20’nci madde çerçevesinde çok kaynaklı finansman, yaklaşım, mekanizma ve düzenlemelerini ve bunların değerlendirilmesini destekleyen;
c. ilgilenen Taraflara, ilgili hükümetler arası kuruluşlara ve sivil toplum kuruluşlarına, bunlar arasındaki koordinasyonu kolaylaştırmak amacıyla, mevcut fon kaynakları ve finansman biçimleri hakkında düzenli bilgiler sağlayan;
d. finansman kaynaklarının etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflarda yerel düzeye etkin ve hızlı bir biçimde kanalize edilmesi için, sivil toplum kuruluşlarının katılımını gerektirenler de dahil olmak üzere, ulusal çölleşme ile mücadele fonları gibi mekanizmaların oluşturulmasını kolaylaştıran; ve
e. Sözleşmenin daha etkin uygulanmasını desteklemek üzere başta Afrika olmak üzere bölge ve alt-bölge düzeylerinde mevcut fonları ve mali mekanizmaları güçlendiren; yaklaşım ve politikaları ele alarak benimseyeceklerdir.

2. Taraflar Meclisi, ayrıca, Birleşmiş Milletler Sistemi içerisindeki çeşitli mekanizmalar ve çok taraflı mali kuruluşlar vasıtasıyla, gelişmekte olan ülke Tarafların Sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmelerine yönelik faaliyetlerine ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel düzeylerde destek sağlanmasını teşvik edeceklerdir.

3. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, mevcut tüm mali kaynakların etkin kullanımını sağlayacak olan ulusal kalkınma programlarıyla bütünleştirilmiş eşgüdüm mekanizmalarını kullanacak, gerekirse bunları kuracak ve/veya güçlendireceklerdir.

Ayrıca yeni mali kaynaklar bulmak, programlar geliştirerek uygulamak ve yerel düzeydeki grupların mali kaynaklara erişebilirliğini sağlamak üzere sivil toplum kuruluşlarını, yerel grupları ve özel sektörü de içeren katılımcı süreçlerden yararlanacaklardır. Bu eylemler, yardımı sağlayanlar tarafından yürütülecek geliştirilmiş bir koordinasyon ve esnek programlama ile güçlendirilebilir.

4. Mevcut mali mekanizmaların etkinlik ve verimliliğini arttırmak için, teknoloji transferi de dahil olmak üzere hibe ve/veya ayrıcalıklı ve diğer şartlarla önemli miktarda mali kaynakların harekete geçirilerek etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara kanalize edilmesini sağlayacak eylemleri desteklemek üzere, bu Sözleşmeyle bir Küresel Mekanizma oluşturulmuştur. Söz konusu Küresel Mekanizma, Taraflar Meclisi’nin yetki ve yönlendirmesi altında işleyecek ve ona karşı sorumlu olacaktır.

5. Taraflar Meclisi, ilk olağan toplantısında Küresel Mekanizmayı barındıracak bir örgütü belirleyecektir. Taraflar meclisi ve belirlemiş olduğu örgüt, bu Küresel Mekanizma tarafından, diğer hususların yanısıra;

a. Sözleşmenin uygulanması amacıyla kullanılabilecek iki taraflı veya çok taraflı işbirliği programlarının tanımlanarak envanterinin çıkarılmasını;
b. yenilikçi finansman yöntemleri, mali yardım kaynakları ve ulusal düzeyde işbirliği faaliyetlerinde koordinasyonun iyileştirilmesi konularında istek üzerine Taraflara tavsiyelerde bulunulmasını;
c. ilgilenen Taraflara, ilgili hükümetler arası kuruluşlara ve sivil toplum kuruluşlarına, aralarında koordinasyonun kolaylaştırılması amacıyla mevcut fon kaynakları ve finansman biçimleri konusunda bilgi sağlanmasını; ve,
d. Taraflar Meclisi’ne ikinci olağan toplantısından başlayarak faaliyetleri hakkında bilgi verilmesini;

Sağlamak üzere, Küresel Mekanizmanın çalışma usulleri üzerinde anlaşmaya varacaklardır.

6. Taraflar Meclisi ilk toplantısında, mümkün olduğu ölçüde mevcut bütçe ve insan gücü kaynakları çerçevesinde kalmak suretiyle, Küresel Mekanizmanın idari işlemlerine ilişkin gerekli düzenlemeleri, söz konusu Mekanizmayı barındırmak üzere saptamış olduğu örgütle birlikte yapacaktır.

7. Taraflar Meclisi 4’üncü paragraf uyarınca kendisine karşı sorumlu olan Küresel Mekanizmanın politikalarını, uygulamaya yönelik usullerini ve faaliyetlerini 7’nci madde hükümlerini de dikkate alarak üçüncü olağan toplantısında değerlendirecek ve bu değerlendirme sonucunda gerekli gördüğü önlemleri alacaktır.

KISIM IV-Kurumlar
Madde 22-Taraflar Meclisi

1. İşbu Sözleşme ile bir Taraflar Meclisi kurulmuştur.
2. Taraflar Meclisi, Sözleşmenin en üst organıdır. Görev kapsamı çerçevesinde etkin uygulama için gerekli kararları alacaktır. Özellikle de;

a. ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası düzeyde edinilen deneyimler ışığında ve bilimsel ve teknolojik bilgilerdeki gelişmelere dayanarak, Sözleşmenin uygulanmasını ve kurumsal düzenlemelerinin işlerliğini düzenli aralıklarla değerlendirecek;
b. Taraflarca benimsenen önlemlere ilişkin bilgi değişimini destekleyecek ve kolaylaştıracak, 26’ncı madde uyarınca sunulacak bilginin iletileceği biçim ve takvimi kararlaştıracak, raporları değerlendirecek ve bunlara göre tavsiyelerde bulunacak;
c. Sözleşmenin uygulanması için gerekli gördüğü bağlı kuruluşları oluşturacak;
d. Bağlı kuruluşlarınca sunulan raporları değerlendirecek ve bu kuruluşlara rehberlik edecek;
e. Gerek kendisinin gerekse bağlı kuruluşlarının iç tüzük ve mali kurallarını oybirliğiyle kararlaştırarak kabul edecek;
f. 30 ‘uncu ve 31’inci maddeler uyarınca Sözleşme değişikliklerini kabul edecek;
g. bağlı kuruluşları da dahil olmak üzere faaliyet programını ve bütçesini onaylayacak ve bunların finansmanı için gerekli olan düzenlemeleri yapacak;
h. gerektiğinde yetkin ulusal, uluslararası ve hükümetler arası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının bilgi ve hizmetlerinden yararlanacak ve onlarla işbirliği yapacak;
i. tekrarı önlemek kaydıyla, ilgili diğer Sözleşmelerle ilişkileri destekleyecek ve güçlendirecek; ve
j. Sözleşmenin amacına ulaşması için gereken diğer işlevleri yerine getirecektir.

3. Taraflar Meclisi, Sözleşmede öngörülen karar verme usulleri dışında kalan konulardaki karar verme usullerini kapsayan kendi iç tüzüğünü ilk toplantısında kabul edecektir. Bu tüzük belli karaların kabulü için gerekli çoğunluk oylarının belirlenmesini de içerebilir.

4. Taraflar Meclisinin ilk toplantı çağrısı 35’inci maddede belirtilen geçici Sekreterya tarafından yapılacak ve Taraflar Meclisi Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra en geç bir yıl içerisinde toplanacaktır. Taraflar Meclisince aksine kararlar alınmadığı takdirde ikinci, üçüncü ve dördüncü olağan toplantılar yılda bir yapılacak, dördüncüden sonraki olağan toplantılar ise iki yılda bir düzenlenecektir.

5. Taraflar Meclisinin olağanüstü toplantıları ya Taraflar Meclisinin olağan toplantısında kararlaştırılacak yada herhangi bir Tarafın yazılı talebi üzerine, talebin Daimi Sekreterya tarafından Taraflara duyurulmasını izleyen üç ay içerisinde Tarafların en az üçte birince desteklenmesi halinde yapılabilecektir.

6. Taraflar Meclisinin her olağan toplantısında bir Başkanlık Divanı seçilecektir. Başkanlık Divanının yapısı ve işlevleri iç tüzükle belirlenecektir. Başkanlık Divanı üyelerinin seçiminde, eşit coğrafi dağılım unsuruna ve başta Afrika olmak üzere etkilenen ülke Tarafların yeterli düzeyde temsiline dikkat edilecektir.

7. Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletlerin ihtisas kuruluşları ve Sözleşmede Taraf olmayan Birleşmiş Milletler üyesi Devletler ve nezdindeki gözlemciler, Taraflar Meclisinin toplantılarında gözlemci sıfatı ile temsil edilebilirler. Ulusal veya uluslararası olsun ya da hükümet veya sivil toplum kuruluşu olsun, Sözleşme ile kapsanan konularda vasıf sahibi herhangi bir kuruluş, Taraflar Meclisinin bir toplantısında gözlemci olarak temsil edilme talebini Daimi Sekretaryaya bildirdiği takdirde, Tarafların en az üçte birince itiraz edilmedikçe toplantıya kabul edilebilir. Gözlemcilerin kabul ve katılımları Taraflar Meclisince kabul edilen iç tüzüğe tabi olacaktır.

8. Taraflar Meclisi, 16’ncı maddenin (g) paragrafı, 17’nci maddenin 1 (c) paragrafı ve 18’inci maddenin 2 (b) paragrafı ile ilgili bilgileri, bu konularda uzmanlığı bulunan yetkin ulusal veya uluslararası kuruluşlardan isteyebilir.

Madde 23-Daimi Sekretarya

1. İşbu Sözleşme ile bir Daimi Sekreterya kurulmuştur.
2. Daimi Sekretaryanın görevleri;

a. Sözleşme uyarınca kurulan Taraflar Meclisinin ve bağlı kuruluşlarının toplantıları için gerekli düzenlemeleri yapmak ve gereken hizmetleri sunmak;
b. kendisine sunulan raporları toplamak ve iletmek;
c. başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara, talepleri halinde, Sözleşmeye göre istenilen bilgilerin toplanmasında ve iletilmesinde yardım sağlanmasını kolaylaştırmak;
d. diğer uluslararası kuruluş ve sözleşmelerin sekretaryalarıyla kendi faaliyetleri arasında koordinasyon kurmak;
e. Taraflar Meclisinin yönlendiriciliğinde, görevlerinin etkin bir biçimde yerine getirilmesi için gerekli olan idari işlem ve akitleri yapmak;
f. bu Sözleşme çerçevesindeki görevlerinin yürütülmesine ilişkin raporları hazırlayarak Taraflar Meclisine sunmak; ve
g. Taraflar Meclisince kararlaştırılan diğer Sekreterya işlevlerini yerine getirmektir.

3. Taraflar Meclisi, ilk toplantısında bir Daimi Sekreterya atayacak ve çalışması için gerekli düzenlemeleri yapacaktır.

Madde 24-Bilim Ve Teknoloji Komitesi

1. Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye ilişkin bilimsel ve teknolojik konularda Taraflar Meclisine bilgi sağlamak ve tavsiyelerde bulunmak üzere, işbu Sözleşme ile Taraflar Meclisinin bağlı kuruluşu statüsünde bir Bilim ve Teknoloji Komitesi kurulmuştur. Komite, Taraflar Meclisinin olağan toplantıları ile aynı zamanda toplanacak, disiplinler arası bir niteliğe sahip olacak, ve tüm Tarafların katılımına açık olacaktır. Komite, ilgili uzmanlık alanlarında yetkin olan hükümet temsilcilerinden oluşacaktır. Taraflar Meclisi ilk toplantısında komitenin görev tanımına karar verecektir.

2. Taraflar Meclisi ilgili konularda uzmanlık ve deneyim sahibi bağımsız uzmanların bir listesini tutacak ve güncelleştirecektir. Liste, disiplinler arası bir yaklaşım ve geniş coğrafi temsil ihtiyaçlarının göz önüne alınarak Taraflarca yazılı olarak gösterilen adaylara dayandırılacaktır.

3. Taraflar Meclisi, bilim ve teknoloji alanlarındaki çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeyle ilgili en son duruma ilişkin belli konularda Komite kanalıyla kendisine bilgi sunmak ve tavsiyelerde bulunmak üzere, gerektiğinde özel görev panelleri oluşturabilir. Bu paneller, yukarıda belirtilen listeden disiplinler arası yaklaşım ve geniş coğrafi temsil esasları gözetilerek seçilen uzmanlardan oluşur. Bilimsel niteliğe ve uygulama deneyimine sahip olan bu uzmanlar, Komitenin önerisi üzerine Taraflar Meclisince atanırlar. Taraflar Meclisi, söz konusu panellerin görev tanımını ve çalışma usullerini belirler.

Madde 25-Kurum Ve Kuruluşlar Arasında
İlişkiler Ağı

1. Bilim ve Teknoloji Komitesi, Taraflar Meclisinin gözetiminde, mevcut ilişki ağları ile ağın birimlerini oluşturmaya hazır kurum ve kuruluşların belirlenmesine ilişkin bir araştırma ve değerlendirme yapacaktır. Böyle bir ilişkiler ağı, Sözleşmenin uygulanmasına destek sağlayacaktır.

2. 1’inci paragrafta sözü edilen bu araştırma ve değerlendirme sonucunda Bilim ve Teknoloji Komitesi, 16-19’uncu maddelerde belirtilen konuların etkin bir biçimde ele alınmasını sağlamak üzere yerel, ulusal ve diğer düzeylerdeki birimler arasında bir ağ oluşturulmasına ve güçlendirilmesine ilişkin yöntemler konusunda Taraflar Meclisine tavsiyelerde bulunacaktır.

3. Bu tavsiyeleri göz önüne alarak Taraflar Meclisi;

a. ağ için en uygun ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası birimleri tanımlayarak, uygulamaya dönük işlemler ve zamanlama konusunda tavsiyelerde bulunacak; ve
b. böyle bir ağı her düzeyde güçlendirmeye ve kolaylaştırmaya en uygun olan birimleri tanımlayacaktır.

Kısım V-Usuller
Madde 26-Bilgi İletişimi

1. Taraflardan her biri, Taraflar Meclisinin olağan toplantısında görüşülmek üzere, Sözleşmeyi uygulamak için aldığı önlemler konusunda bir raporu Daimi Sekreterya vasıtasıyla Taraflar Meclisine iletecektir. Taraflar Meclisi, bu raporların sunulma takvim ve biçimini belirleyecektir.
2. Etkilenen ülke Taraflar 5’inci madde uyarınca saptanan stratejilere ve bunların uygulanmasına ilişkin bir açıklama sunacaklardır.
3. 9-15’inci maddeler uyarınca ulusal eylem programları uygulayan etkilenen ülke Taraflar, programlarına ve bunların uygulanmalarına ilişkin ayrıntılı bir açıklama sunacaklardır.
4. Herhangi bir etkilenen ülke Taraflar grubu, eylem programları çerçevesinde alt-bölge ve/veya bölge düzeyinde alınan önlemlerle ilgili ortak bir bildiri hazırlayabilir.
5. Gelişmiş ülke Taraflar, Sözleşme çerçevesinde sağladıkları veya sağlamakta oldukları mali kaynaklarla ilgili bilgiler de dahil olmak üzere, eylem programlarının hazırlanmasına ve uygulanmasına yardımcı olmak için aldıkları önlemler hakkında bilgi vereceklerdir.

6. 1-4’üncü paragraflar uyarınca sunulan bilgiler, Daimi Sekreterya tarafından en kısa süre içerisinde Taraflar meclisine ve ilgili bağlı kuruluşlarına iletilecektir.

7. Taraflar Meclisi, Afrika’daki ülkeler başta olmak üzere etkilenen ülke Tarafların talebi üzerine, gerek bu madde uyarınca bilgi toplanması ve iletilmesi gerekse eylem programlarının teknik ve mali ihtiyaçlarının belirlenmesi amacıyla teknik ve mali destek sağlanmasını kolaylaştıracaktır.

Madde 27-Uygulama Sorunlarının Çözümü İçin Önlemler

Taraflar Meclisi, Sözleşmenin uygulanmasında ortaya çıkabilecek sorunların çözümü için gerekli olan işlemleri ve kurumsal mekanizmaları görüşerek, kabul edecektir.

Madde 28-Uyuşmazlıkların Çözümlenmesi

1. Taraflar, Sözleşmenin uygulanmasına veya yorumlanmasına ilişkin uyuşmazlıkları aralarında görüşmeler yoluyla veya kendi seçecekleri diğer barışçı yöntemlerle çözeceklerdir.

2. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü olmayan bir Taraf, Sözleşmeyi onaylama, kabul etme, uygun görme veya Sözleşmeye katılma aşamasında veya daha sonra herhangi bir zamanda, Yediemine sunulacak yazılı bir senet ile Sözleşmenin uygulanması ve yorumlanması konusunda herhangi bir uyuşmazlık halinde, aynı yükümlülüğü kabul eden bir Taraf ile ilgili olarak;

a. Taraflar Meclisince en kısa zamanda bir ekte tespit edilecek usullere göre tahkim ve/veya,
b. uyuşmazlığın Uluslararası Adalet Divanına götürülmesi yollarından birini veya her ikisini birden uyuşmazlığın çözümlenme yöntemi olarak kabul ettiğini bildirebilir.

3. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü olan bir Taraf, 2 (a) paragrafında belirtilen usuller çerçevesinde tahkim için benzer bir bildirimde bulunabilir.

4. Paragraf 2 uyarınca yapılan bir bildirim, süresinin bitimine kadar veya feshine ilişkin yazılı ihbarın Yediemine verilmesinden üç ay sonraya kadar yürürlükte kalacaktır.

5. Uyuşmayan Taraflar aksine bir anlaşmaya varmadıkça, bir bildirimin süresinin sona ermesi, fesih ihbarı veya yeni bir bildirimin yapılması hakem kuruluna veya Uluslararası Adalet Divanına intikal etmiş bir davayı herhangi bir şekilde etkilemez.

6. Eğer bir uyuşmazlığın Tarafları paragraf 2 uyarınca aynı usulü veya herhangi bir usulü kabul etmemişlerse ve bir Tarafın diğerine aralarında bir uyuşmazlık olduğuna dair yazılı ihbarından itibaren on iki ay içerisinde uyuşmazlığı çözememişlerse, Taraflardan birinin talebi üzerine uyuşmazlık, Taraflar Meclisinin en kısa sürede bir ekte tespit edeceği usullere göre uzlaşmaya götürülecektir.

Madde 29-Eklerin Statüsü

1. Ekler Sözleşmenin ayrılmaz bir parçasıdır ve aksi açıkça belirtilmediği sürece Sözleşmeye yapılan göndermeler eklerine de yapılmış sayılırlar.

2. Taraflar eklerin hükümlerini, bu Sözleşme maddeleri çerçevesindeki hak ve yükümlülüklerine uygun bir biçimde yorumlayacaklardır.

Madde 30-Sözleşme Değişiklikleri

1. Herhangi bir Taraf, Sözleşmede değişiklik yapılmasını önerebilir.

2. Sözleşme değişiklikleri, Taraflar Meclisinin olağan toplantısında kabul edilirler. Önerilen değişiklik metni, kabulüne sunulacağı toplantı tarihinden en az altı ay önce Daimi Sekreterya tarafından Taraflara iletilir. Daimi Sekreterya değişiklik önerilerini Sözleşmeyi imza edenlere de iletecektir.

3. Taraflar, Sözleşmedeki herhangi bir değişiklik önerisi karşısında oy birliği ile karara varmak üzere her çabayı göstereceklerdir. Oy birliğinin sağlanması için bütün çabalara rağmen mutabakat sağlanamamışsa, son çare olarak değişiklik toplantıda hazır bulunan ve oy veren Tarafların üçte iki çoğunluğu ile kararlaştırılacaktır.

Kararlaştırılan değişiklik Daimi Sekreterya tarafından Yediemine iletilecek ve Tarafların onay, kabul, uygun görüş ve katılmasına sunulmak üzere Yediemince dağıtımı yapılacaktır.

4. Bir değişikliğe ilişkin onay, kabul, uygun görüş ve katılma senetleri Yediemine tevdi edilirler. 3’üncü paragraf uyarınca kararlaştırılan bir değişiklik, kabul eden Taraflar için, kararlaştırıldığı tarihteki Sözleşme Taraflarının en az üçte ikisinin onay, kabul, uygun görüş ve katılma senetlerinin Yediemince alındığı tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

5. Değişiklik, diğer herhangi bir Taraf için, bu Tarafın Yediemine sözkonusu değişikliğe ilişkin onay, kabul, uygun görüş ve katılma senedini verdiği tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

6. Bu madde ve 31’inci madde de geçen “hazır bulunan ve oy veren Taraflar” deyimi, hazır bulunan ve olumlu veya olumsuz oy kullanan Tarafları ifade etmektedir.

Madde 31-Eklerin Kabulü Ve Değiştirilmesi

1. Sözleşmeye ek ilaveleri ve eklerdeki değişiklikler, Sözleşmede değişiklik yapılmasına dair 30’uncu maddede öngörülen usule uygun olarak önerilir ve kabul edilirler. Sözleşmeye bölgesel uygulama eki ilavesi veya bölgesel uygulama eklerinde değişiklik yapılmasıyla ilgili olarak yukarıdaki maddede belirtilen çoğunluk hükmü, ilgili bölgeden hazır bulunan ve oy veren Tarafların üçte iki çoğunluğunu da içerecektir. Bir ekin kabulü veya değiştirilmesi, Yediemin tarafından tüm Taraflara iletilecektir.

2. Sözleşmeye bölgesel uygulama eki ilavesi veya bölgesel uygulama eklerinde değişiklik yapılması dışında kalan ve 1’inci paragrafa uygun olarak kabul edilen ekler veya eklerdeki değişiklikler, Sözleşmenin tüm Tarafları için Yedieminin söz konusu ek veya değişikliğin kabulünü Taraflara bildirdiği tarihten altı ay sonra yürürlüğe girecektir.; ancak, bu süre içinde Yediemine yazılı olarak söz konusu ek veya değişikliği kabul etmediğini bildirmiş olan Taraflar müstesnadır. Bu ek veya değişiklikler, kabul etmediklerine ilişkin bildirimlerini geri alan Taraflar için, bu geri alma bildiriminin Yediemine ulaştığı tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

3. 1’inci paragrafa uygun olarak kabul edilmiş olan ilave bir bölgesel uygulama eki veya herhangi bir bölgesel uygulama ekinde yapılan değişiklikler, aşağıda belirtilen istisnalar dışında, bu ek veya değişikliğin kabulünün Yediemin tarafından Taraflara bildirdiği tarihten altı ay sonra Sözleşmenin tüm Tarafları için yürürlüğe girecektir. Söz konusu istisnalar şunlardır.

a. Yukarıda belirtilen altı ay içerisinde Yediemine yazılı olarak o bölgesel uygulama ekinin ilavesini veya o bölgesel uygulama ekinde yapılan değişikliği kabul etmediğini bildirmiş olan Taraflar. Kabul etmeme bildirimini geri alan Taraflar için söz konusu ek veya değişiklikler, kabul etmeme bildiriminin geri alındığına dair bildirimin Yediemine ulaşma tarihini izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

b. Bölgesel uygulama eki ilavesi veya bunlardaki bir değişiklik için 34’üncü maddenin 4’üncü paragrafına göre beyanda bulunmuş olan herhangi bir Taraf için söz konusu ek veya değişiklik, buna ilişkin onay, kabul, uygun görme veya katılma bildiriminin Yediemine tevdi tarihini izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

4. Bir ekin veya ekte yapılan değişikliğin kabulünün Sözleşmede değişiklik gerektirmesi halinde, bu ek veya ekte yapılan değişiklik Sözleşmedeki değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce geçerli olmayacaktır.

Madde 32-Oy Hakkı

1. 2’nci paragrafta belirtilen durum dışında, Sözleşme Taraflarından her birinin bir oyu bulunacaktır.
2. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütleri kendi ehliyetleri dahilindeki konularda, Sözleşmeye Taraf olan üye Devletlerin sayısı kadar oy hakkına sahiptirler. Bu tür bir örgütün üyesi olan herhangi bir Devlet oy hakkını kullanmışsa örgütün oy hakkı ortadan kalkar, keza örgüt oy hakkını kullanırsa üyelerin oy kullanma hakkı kalmaz.

Kısım VI-Son Hükümler
Madde 33-İmza

Bu Sözleşme 14-15 Ekim 1994 tarihlerinde Paris’te Birleşmiş Milletler’e veya Birleşmiş Milletler’in herhangi bir uzman kuruluşuna üye veya Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne Taraf olan Devletlerin ve bölgesel ekonomik entegrasyon örgütlerinin imzasına açılacaktır. Bu tarihten sonra 13 Ekim 1995’e kadar Birleşmiş Milletler’in New York’taki merkezinde imzaya açık tutulacaktır.

Madde 34-Onay, Kabul, Uygun Görme Ve Katılma

1. Sözleşme, Devletlerin ve bölgesel ekonomik entegrasyon örgütlerinin onay, kabul, uygun görme ve katılmalarına tabidir. Sözleşme, imzadan kaldırılmasının ertesi gününden itibaren katılıma açık tutulacaktır. Onay, kabul, uygun görme ve katılma bildirimleri Yediemine teslim edilecektir.

2. Üye Devletlerinin hiç biri sözleşmeye Taraf olmayan bir bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü Sözleşmeye Taraf olduğu takdirde, Sözleşmeden doğan tüm yükümlülüklerden sorumlu tutulacaktır. Bu tür bir örgüte üye bir veya birkaç Devletin de Sözleşmeye Taraf olması durumunda ise, örgüt ve üye Devletler Sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesinde her birinin sorumluluğunun ne olduğuna karar vereceklerdir. Böyle durumlarda örgüt ile üye Devletler, Sözleşmeden doğan haklarını aynı anda kullanamazlar.

3. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütleri onay, kabul, uygun görme ve katılma senetlerinde, Sözleşmeyle düzenlenen konularda ne derece yetkili olduklarını belirtmek zorundadırlar. Bu yetkilerde önemli bir değişiklik olması halinde, durumun Taraflara duyurulması için Yediemini derhal bilgilendireceklerdir.

4. Herhangi bir Taraf onay, kabul, uygun görme ve katılma senedinde, ilave edilecek herhangi bir bölgesel uygulama ekinin veya herhangi bir bölgesel uygulama ekinde yapılacak değişikliklerin, ancak buna ilişkin bir onay, kabul, uygun görme ve katılma senedinin tevdi edilmesinden sonra kendisi açısından yürürlüğe girebileceğini beyan edebilir.

Madde 35-Ara Düzenlemeler

23’üncü maddede belirtilen Sekreterya fonksiyonları, Taraflar Meclisinin ilk toplantısı tamamlanıncaya kadar Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 22 Aralık 1992 tarihli ve 47/188 sayılı kararı ile geçici olarak oluşturulan Sekreterya tarafından yürütülecektir.

Madde 36-Yürürlüğe Giriş

1. Sözleşme ellinci onay, kabul, uygun görme veya katılma senedinin tevdi tarihini izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

2. Ellinci onay, kabul, uygun görme ve katılma senedinin tevdi edilmesinden sonra Sözleşmeyi onaylayan, kabul eden, uygun gören veya Sözleşmeye katılan her bir Devlet veya bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü için Sözleşme, bu Devlet veya bölgesel ekonomik entegrasyon örgütünün onay, kabul, uygun görme ve katılma senedini tevdi ettiği tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

3. 1’inci ve 2’nci paragrafların amacı açısından, bir bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü tarafından tevdi edilen bir senet, bu örgütün üyesi olan Devletler tarafından tevdi edilmiş olan senetlere ilave olarak sayılmayacaktır.

Madde 37-Çekinceler

Bu Sözleşmeye çekince konulamaz.

Madde 38-Çekilme

1. Herhangi bir Taraf, Sözleşmenin kendisi açısından yürürlüğe girişinden itibaren üç yıl geçtikten sonra herhangi bir zamanda, Yediemine yazılı bildirimde bulunarak Sözleşmeden çekilebilir.

2. Böyle bir çekilme, bildirimin Yeddiemine ulaşma tarihinden itibaren bir yıl dolduktan sonra veya bu tarihten daha geç ise çekilme bildiriminde belirtilen tarihte geçerli olacaktır.

Madde 39-Yeddiemin

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Sözleşmenin Yedieminidir.

Madde 40- Asıl Metinler

Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerinin her biri eşit olarak asıl olan bu Sözleşmenin orijinali, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

ŞAHADET MAKAMINDA, usulü dairesinde yetkilendirilen aşağıdaki imza sahipleri işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

İŞBU SÖZLEŞME bin dokuz yüz doksan dört yılı Haziran ayının 17’nci günü Paris’te düzenlenmiştir.

26 Aralık – Hukuk Takvimi

0
26 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar, yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

26 Aralık – Hukuk Takvimi

1196
Yaptığı hukuk reformları ile bilinen Roma İmparatoru II. Friedrich dünyaya geldi.  (Ölümü: 13 Aralık 1250) 1212-1220  arasında Almanya krallığı yaptı. 22 Kasım 1220’de Kutsal Roma Germen İmparatoru oldu ve Papa III. Honorius tarafından törenle imparatorluk tacı giydirildi. Büyük babası II. Rugerro’nin 1140’ta başlattığı “Ariano Assis” adı verilen seri hukuk reformu sürecini devam ettirerek  hukuk sistemini güçlü temellere oturttu. II. Friedrich’in pekiştirdiği bu hukuk reformunun ilk kısmı 1220’de imparatorluk tacını giymesinden hemen sonra hazırlanan “Capua Assisleri” adli kanunlar ile başladı ve en gelişmiş meyvesini 1231’de kanunlaştırılan “Malfi Esas Kanunu” veya diğer adı ile “Liber Augustalıs” kanunu ile aldı. Ülkenin kanunlarının hep birlikte yazılıp toplanması ile ortaya çıkan hukuk sistemi  ve külliyat Orta Çağ için çok ileri bir hukuk anlayışını doğurarak etkilerini günümüze kadar sürdürdü. Bu hukuk sistemini ortaya çıkaran kanunlar Avrupa hukuku ve kanunları için bir örnek teşkil etti. Bu kanunlarla Sicilya Krallığı bir mutlak monarşi olmaya devam etti ancak devletin kanun ve kuralları açık bir şekilde ilan edildi. “Malfi Esas Kanunu” küçük değişikliklerle 1819’a kadar Sicilya hukukunun temelini oluşturmaya devam etti.
1862
Minnesota’daki Sioux isyanına katıldığı için tutuklanan 303 Kızılderililerden 39’unun infazları gerçekleşti. ABD Başkanı Abraham Lincoln, 6 Aralık 1862’de infazlara onay vermişti.  Olay insanlık tarihi için kara bir gün olarak kayda geçti.
1876
İbrahim Ethem Paşa 26 Aralık 1876’da Danıştay (Şuray-ı Devlet) başkanı oldu. Bu görevi bittiğinde Sadrazam oldu.,

1918
Hukukçu Georgios Ioannou Rallis(Yorgo Rallis) dünyaya geldi. (Ölümü: 15 Mart 2006) Atina Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset eğitimi gördü. 1940’da yaşanan İtalyan işgaline karşı direnişe katıldı. 1950 yılında Yunan Meclisi’ne Halk Partisi’nden seçildi. Aleksandros Papagos’un hükûmetinde 1954 yılında bakan oldu. Daha sonra Konstantin Karamanlis’in önderlik ettiği Ulusal Radikal Birlik’e katılarak Karamanlis hükûmetlerinde bakan oldu. 1967 yılında yapılan darbe sonrası demokrasiyi savunması tutuklanıp Kasos Adası’na sürgün edildi. Demokrasiye geçiş sonucu kurulan hükûmette Eğitim Bakanı oldu ve bu dönemde birçok reform yaptı. 1978 yılında Dışişleri Bakanı oldu ve Sovyetler Birliği’ni ziyaret eden ilk Yunan Dışişleri Bakanı olarak tarihe geçti. Bu devirde Bulgaristan ile Yugoslavya ilişkilerini yeniden canlandırmaya çalışırken bir yandan da ülkesinin Avrupa Birliği’ne girmesi için elinden geleni yaptı. 1980’de Yunanistan Cumhuriyeti’nin 84. başbakanı olarak görev yaptı.

Georgios Ioannou Rallis
1923
Cumhuriyet’in kuruluşundan kısa süre sonra ikinci genel af yasası çıkarıldı. Kanun “Zafer ve Barış Şerefine” çıkarıldı ve “Zafer ve Barış Şerefine” kimi suçlar dışında “Aff-ı Umumi Kanunu” adıyla T.B.M.M.’nde kabul edildi. Söz konusu düzenlemeyle 29 Ekim 1923 tarihine kadar işlenmiş suçlara verilen cezaların yarısı affa tabi tutuldu. Yasayla af kapsamına gireceklerin üç ay içinde teslim olmaları koşulu getirildi.
1923
Alman hukukçu ve politikacı Dietrich Eckart yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Mart 1868) Erlangen’de hukuk eğitimi gördü. Daha sonra Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde tıp okudu. 1891’de şair, oyun yazarı ve gazeteci olmaya karar verdi. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP) ilk üyelerinden birisi oldu. Hitler’in 3.000 Nazi ile Marienplatz’a darbe yapmak amacı ile yürürken polis ateşine maruz kalıp yaralandığı, 8-9 Kasım 1923 tarihli başarısızlıkla sonuçlanan Birahane Darbesi’nin katılımcılarından biriydi. Bu darbe teşebbüsünden sonra tutuklandı ve Hitler ve diğer parti yetkilileri ile birlikte Landsberg Hapishanesi’ne atıldı. Alkolizm ve morfin bağımlılığıyla birleşen kalp krizi sonucu 26 Aralık 1923’te Berchtesgaden’de öldü. Adolf Hitler, Kavgam isimli kitabının ikinci cildini kendisinden 21 yaş büyük olan Eckart’a ithaf etti. Antisemitist olmadan önce, en çok hayran olduğu iki kişi, her ikisi de Yahudi olan şair Heinrich Heine ve Otto Weininger’dı.

Hukukçu ve Alman Faşizminin kurucusu Hitler’in sıkı bir taraftarı olan Dietrich Eckart
1925
1933
FM radyo’nun patenti alındı
1941
Depremde yararı görülen mahkumlar için af kanunu çıkarıldı 
1942
Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununu değiştiren 4328 sayılı Kanun Resmi Gazetede yayınlandı
1957
Dokuz subayın, isyan kışkırtıcılığı yapmak ve fesat çıkarmaktan tutuklandıkları açıklandı. Demokrat Parti iktidarını devirmek için bir cunta yapılanması oluşturduğu iddia edilen; Albay İlhami Barut, Yüzbaşı Kazım Özfırat, Yarbay Faruk Güventürk, Binbaşı Ata Tan, Binbaşı Asım Ural, Albay Naci Aşkun, Yüzbaşı Hasan Sabuncu, Piyade Binbaşı Ahmet Dalkılıç ve emekli Subay Cemal Yıldırıman hakkında 26 Mayıs 1958’de başlayan yargılamalar sonucunda, Dokuz Subay Davası sanıklarından olan ve “Orduda isyan hazırlığı var diyerek orduyu ihbar eden” Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu, 2 yıl hapis ve ordudan tart cezasına çarptırıldı, diğer sanık  subaylar beraat ederek yeniden görevlerine döndü.
Başarısız darbe girişiminin ardından Celal Bayar,  “Mesele ciddidir. Bu iş, 9 subayın işi değil. Bütün memlekette ordu içinde cuntalar kök salmıştır. Bunların üzerine ciddiyetle gidin, teşkilatı meydana çıkarın” demiş, sonraki yıllarda gazeteci Cüneyt Arcayürek’e konuşan dönemin Cumhurbaşkanı Bayar “9 Subay olayı iyi değerlendirilse 27 Mayıs olmazdı” şeklinde konuşmuştur.
1962
Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile Başvurmaları ve Dilekçelerin İncelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Dair Kanun mecliste kabul edildi. İlk Dilekçe Kanunu olarak, 26 Aralık 1962 tarihinde kabul edildi ve Resmî Gazetenin 5 Ocak 1963  tarihli sayısında yayınlandı.
1967
20 Mayıs 1963 gecesi başlayıp gece bastırılan 21 Mayıs Darbesi faillerinin affına dair kanun çıkarıldı.
1972
  • Gizli örgüt kurmak iddiasıyla yargılanmakta olan Yazar Fakir Baykurt ve 7 arkadaşı, sekizer yıl onar ay hapse mahkûm oldu.
  • Yaygın şiddet hareketleri ve Anayasa’nın 124 üncü maddesindeki koşulların varlığı nedeniyle; Adana, Ankara, Bingöl, Elâzığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, Kahramanmaraş, Kars, Malatya, Sivas, Urfa, Adıyaman, Hakkâri, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Tunceli, İzmir, Hatay, Ağrı illerinde sıkıyönetim ilan edildi. 1402 Sayılı kanun ile Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri kuruldu.
1978
Ankara Cumhuriyet Savcısı iken 24 Mart 1978 tarihinde suikasta uğrayan Doğan Öz‘ü öldürmekle suçlanan sanıklar hakkında Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde açıldı  Dava daha sonra Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesine gönderildi. İbrahim Çiftçi ve diğer sanıklara idam cezası verildi. Karar daha sonra bozuldu.

Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz
1981
Hukukçu, ticaret mahkemesi yargıcı, siyasetçi ve devlet adamı Suat Hayri Ürgüplü Şam’da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Ağustos 1903)  Galatasaray Lisesi’nden sonra 1926 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Türkiye-Yunanistan 1924 Nüfus Mübadelesi mahkemelerinde çalıştı. Galatasaray Spor Kulübü’nde atletizm yaptı. 1929-1932 yılları arasında İstanbul Ticaret Mahkemesi yargıçlığı görevinde bulundu. 1939 ve 1943 yıllarında Kayseri Milletvekili seçildi. İkinci Şükrü Saraçoğlu kabinesinde Gümrük ve Tekel Bakanı oldu. 1952 yılına kadar Demokrat Parti Kayseri Milletvekilliği yaptı. Avrupa İstişari Meclisi’nde başkan yardımcılığı görevinde bulundu. 1955 yılında Londra, 1959 yılında Washington, DC ve 1960 yılında Madrid Büyükelçiliğine atandı. 26 Aralık 1981 tarihinde, kalp hastalığından ötürü hayata veda etti.

1991
Yıkılan SSCB’den sonra Rusya Federasyonu ilan edildi
1994
37 aydının Madımak Oteli’nde yakılmasıyla ilgili Sivas Davası sonuçlandı. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, 22 sanığa verilen idam cezasını on beşer yıl ağır hapis cezasına çevirdi. Mahkeme, Aziz Nesin’in halkı tahrik ettiğini ve olayların çıkmasına yol açtığını öne sürdü.
1996
17 Haziran 1994’te düzenlenerek Paris’te imzalanan Birleşmiş Milletler Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi (The United Nations Convention to Combat Desertification (UNCCD), 26 Aralık 1996’da resmen yürürlüğe girdi. Sözleşme öncelikli olarak Afrika’daki çölleşmeye maruz kalan ülkeler için oluşturulmuştur. Taraf ülkeler Ulusal Eylem Planlarını hazırlamakla yükümlü olup çekince konulamamaktadır. Çekilmek ise mümkündür.
 1997
Yunan asıllı Fransız hukukçu, filozof ve aktivist Cornelius Castoriadis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Mart 1922 ) Hukuk, felsefe ve ekonomi eğitimi gördü. Claude Lefort ve Jean-François Lyotard ile birlikte “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık” dergisini kurdu. Tabiata, İnsana ve Hayata Dair başlığıyla yazılarını topladığı kitabında, “Marksist olmak ile devrimci olmak arasında tercih yapmak zorunda kaldığında devrimi tercih ettiği”ni söyledi. Psikanalize yöneldi ve uzun yıllar analizci olarak etkinlik gösterdi. 1980’lerden itibaren, Fransa‘da araştırma görevlisi olarak dersler verdi.
 2006
Hukukçu ve ABD’nin 38. başkanı Gerald Rudolph Ford öldü. Ford, Michigan Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.Ford, 1974-1977 yılları arasında başkanlık yapmıştı.

Gerald Rudolph Ford
 2012
Hukukçu, Fransız diplomat ve üst düzey devlet görevlisi, Étienne Burin des Roziers yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Ağustos 1913), Hukuk eğitiminden sonra diplomat oldu. Charles de Gaulle’ün yakın ekibinde yer aldı. Öğretim üyeliği yaptı. 1958 yılında Varşova büyükelçisi olarak atandı. 1962-1967 yıllarında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak Gaulle’ün yakın çalışma arkadaşı odu. 1967-1972 yıllarında Roma büyükelçisi, 1972-1975 yıllarında Avrupa Topluluğu nezdinde daimi temsilci olarak görev yaptı. 1975 yılında Fransız Danıştayında üyeliğe atandı ve 1985 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Savaş Nişanı, Direniş Madalyası, Ulusal Liyakat Nişanı ve Légion d’honneur sahibidir. 26 Aralık 2012’de 99 yaşında hayata veda etti.
2013
Aralarında Bilal Erdoğan’ın da bulunduğu 96 kişi hakkında yürütülen 25 Aralık soruşturma dosyasında Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş dosyadan el çektirildi. Dosyada Cumhuriyet savcıları İrfan Fidan, Fuzuli Aydoğdu ve İsmail Uçar görevlendirildi.
 2017
BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Bireysel Başvuru Usulüne İlişkin İhtiyari Protokol Kapsamındaki Usul Kuralları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2011 tarihli ve 66/138 sayılı kararıyla kabul edilmiş, 14 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, İhtiyari Protokol’ünü onayladığına dair belgeleri 26 Aralık 2017 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi etti. İhtiyari Protokol, Türkiye bakımından 26 Mart 2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
26 Aralık – Hukuk Takvimi

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Kuruluş Bildirgesi

0

Bildirge

SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ’NİN KURULUŞU HAKKINDA

Sovyet cumhuriyetlerinin kuruluşundan bu yana, dünya devletleri iki kampa ayrılmıştır: Kapitalizm kampı ve sosyalizm kampı.

Orada, yani kapitalizm kampında, ulusal düşmanlık ve eşitsizlik, sömürgeci kölelik ve şovenizm, ulusal baskı ve pogromlar, emperyalist zulümler ve savaşlar vardır.

Burada, yani sosyalizm kampında, karşılıklı güven ve barış, ulusal özgürlük ve eşitlik, barışçıl birlikte yaşama ve halkların kardeşliğe dayalı işbirliği vardır.

On yıllar boyunca kapitalist dünyanın halkların özgür gelişimini kapsayan milliyet meselesini çözme girişimleri, insanın insan tarafından sömürülmesi sistemiyle birleştirerek sonuçsuz kaldı. Aksine, ulusal çelişkilerin kargaşası giderek büyüdü ve kapitalizmin varlığını tehdit etmektedir. Burjuvazi halklar arasında işbirliği yapma konusunda güçsüzdü.

Sadece Sovyetler kampında, sadece nüfusun çoğunluğunu altında birleşen proletarya diktatörlüğü koşullarında, ulusal baskı tamamen yok edildi, karşılıklı güven ortamı yaratıldı ve halklar arasında kardeşliğe dayanan işbirliğinin temellerini atmak mümkün oldu. Sadece bu koşullar sayesinde Sovyet cumhuriyetleri tüm dünyanın emperyalistlerinin iç ve dış saldırılarını geri püskürtmeyi başardılar. Ancak bu koşullar sayesinde iç savaşı başarılı bir şekilde ortadan kaldırabildiler, kendi kendine var olmalarını sağladılar ve barışçıl ekonomik yapıya başlayabildiler.

Ancak savaş yılları iz bırakmadan geçmedi. Yıkılan alanlar, durdurulan hasatlar, yıkılan üretici güçler ve savaştan miras kalan tükenmiş ekonomik kaynaklar, her cumhuriyetin ekonomik inşaat konusundaki ayrı çabalarını yetersiz kılmaktadır. Cumhuriyetlerin ayrı varlığı ile ulusal ekonominin restorasyonu imkânsızdır.

Öte yandan, uluslararası durumun istikrarsızlığı ve yeni saldırılara dair tehlike, kapitalist kuşatma karşısında Sovyet cumhuriyetlerinin birleşik bir cephesinin oluşturulmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Son olarak, sınıf doğasında uluslararası bir yapı olan Sovyet iktidarının yapısı, Sovyet cumhuriyetlerinin emekçi kitlelerini tek bir sosyalist çatıda birleştirmeye itiyor.

Tüm bu koşullar, Sovyet cumhuriyetlerinin dış güvenliği, iç ekonomik refahı ve halkların ulusal kalkınma özgürlüğünü sağlayabilecek bir birlik devletinde birleştirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Sovyet kongrelerinde yakın zamanda toplanan ve oybirliğiyle “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği”ni kurmaya karar veren Sovyet cumhuriyetlerinin iradeleri, bu birliğin her cumhuriyet için gönüllü bir eşit halk birleşimi olmasını garanti eder. Birlikten özgürce ayrılma hakkının birliğe katılma konusunda gerek mevcut gerekse gelecekte ortaya çıkması gereken tüm sosyalist Sovyet cumhuriyetlerine açık olması, yeni birlik devletinin Ekim 1917’de atılan barışçıl birlikte yaşama ve kardeşlik işbirliğinin temellerinin değerli bir tacı olmasına ve dünya kapitalizmine karşı gerçek bir kale olarak tüm ülkelerin emekçi halkını Dünya Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti’nde birleştirme yolundaki yeni ve kararlı bir adıma hizmet edecektir.

Biz, bu cumhuriyetlerin delegeleri, bütün bunları tüm dünyaya ilan ederek ve bize yetki veren Sovyet sosyalist cumhuriyetlerinin anayasalarında ifadelerini bulan Sovyet gücünün temellerinin dokunulmazlığını duyurarak, bir Kuruluş anlaşması imzalamaya karar veriyoruz:

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği

 

25 Aralık – Hukuk Takvimi

0
25 Aralık Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.

25 Aralık – Hukuk Takvimi

336
İlk Noel kutlaması, Roma’da yapıldı. Noel, nüfusunun çoğunluğu Hristiyan olan ülkelerin yanı sıra, Hindistan ve Malezya gibi Hristiyanların azınlıkta olduğu birçok ülkede de resmî tatil olarak kabul edilmektedir.
1683
II. Viyana Kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa boğularak idam edildi. Osmanlı Devleti’nin en kudretli sadrazamlarından olan paşanın idamı ile Avrupa’daki “Fetih Dönemi” de kapandı.
1876
Hukukçu, Pakistan Bağımsızlık Hareketinin lideri ve ülkenin ilk devlet başkanı Muhammed Ali Cinnah, Karaçi’de  doğdu. (Ölümü: 11 Eylül 1948) İlk ve ortaöğrenimini Karaçi ve Bombay’da tamamladı. Londra’ya gitti ve Hukuk eğitimi aldı. İngiliz politikasını yakından takip etti ve Avam Kamarası’nın toplantılarını izledi. Hukuk Fakültesini iki yıl içinde bitirdi ve 19 yaşında en genç Hintli avukat unvanını aldı. 1896’da ülkesine döndü, Bombay’a giderek avukatlığa başladı. Bir süre sulh mahkemesi yargıçlığı yaptı. 1910’da Imperial Legislative Council’e Bombay’dan üye seçildi. Kısa sürede tanınmış bir politikacı oldu. 1920’de, Gandhi ile olan siyasî anlaşmazlıkları nedeniyle bütün görevlerinden ve siyasî kuruluşlardan ayrıldı ancak 1923 yılında Imperial Legistative Council’e yeniden seçildi. Hindu- Müslüman ayrışmasının artması üzerine 1930’da Londra’ya gitti, bir süre Privy Council’de çalıştı.

Muhammed Ali Cinnah
1918
Mısır’ın Nobel Ödüllü, üçüncü Cumhurbaşkanı.Muhammed Enver Sedat doğdu. (Ölümü: 6 Ekim 1981) Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter öncülüğünde, 12 gün süren gizli görüşmeler sonunda, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menahem Begin, Camp David Barış Anlaşmasını imzalamıştır. Camp David  Antlaşmasına göre, İsrail, Sina Yarımadasından tamamen çekilmeyi üstlenmiş, BM Güvenlik Konseyinin 242 ve 338 sayılı kararları esas alınarak, Kudüs hariç Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilere özerklik verilmesi ve beş yıllık geçici yerel yönetim kurulması öngörülmüş ayrıca İsrail, ilk kez bir Arap devleti tarafından tanınmıştı. Sedat, İsrail-Mısır Barış Antlaşmasını imzalaması nedeniyle Menahem Begin ile birlikte Nobel Barış Ödülünü kazanmıştı.

Jimmy Carter, Enver Sedat ve Menahem Begin
1922
Edebiyat kariyeri boyunca, insan haklarını savunan, adaletsizlik ve zulümle mücadeleye adanmış bir hayat süren, Ukrayna’lı hümanist yazar Vladimir Korolenko, yaşamını yitirdi.(Doğumu: 27 Temmuz 1853)

Vladimir Korolenko adına 1953 yılında SSCB tarafından bastırılan bir posta pulu
1933
Dava Vekili (Avukat) ve Cumhuriyet döneminde Yozgat’ın ilk parlamenterlerinden olan Ahmet Hamdi Altıok, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1878, Yozgat) Rüştiye Mektebini bitirdikten sonra medreseden mezun oldu. Diyanet Katipliği, Akdağmadeni Mahkemesi Başkatipliği, Yozgat Mahkemesi Zabıt Katipliği, Sivas, Zara, Zile Müstantikliği, Yozgat Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkez Üyeliği, Yozgat Belediye Meclisi ve Meclisi Umumi Üyeliği yaptı. TBMM’de, II. Dönem Bozok, III. ve IV. Dönem Yozgat Milletvekilliği yaptı. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Ahmet Hamdi Altıok
1952
Said-i Nursi hakkında açılan dava yargılanma başladı.
1963
Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kuruldu.
1973
Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı, Mustafa İsmet İnönü, Ankara’da yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 24 Eylül 1884, İzmir)
1979
Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül, 25 Aralık 1979 gecesi, Tunceli ilinde kaldığı lojmanda öldürüldü. Gül için; Kahramanmaraş adliyesinde faaliyette bulunan Adli Görüşme odalarına “Şehit Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül Adli Görüşme Odası” adı verilmiştir.

Savcı Mustafa Gül
1979
Maraş Katliamını protesto eden 2439 kişi gözaltına alındı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1343 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi. 9 kişi tutuklandı. Diğer kişiler hakkında soruşturmaya devam edildi.
1979
DİSK, Türk Tabipleri Birliği, TYS, TGS, TÜMOD, TÜMAS, İstanbul Barosu, Petrol İş’in aralarında bulunduğu örgütlerce imzalanan bildiri ile “Asıl kaynak bir yana bırakılarak terörün kaynağı olarak temel hak ve özgürlükler gösteriliyor, bu hedef şaşırtmasıdır” denildi.
1981
Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER)’in faaliyetlerini durdurdu. Savcılık, TÖB-DER’in “Marksist-Leninist bir düzeni amaçladığını” iddia etti.
1985
Türkiye’nin ilk hayalî ihracat davası sonuçlandı: Yahya Murat Demirel 23 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
 1985
Memurların disiplin cezalarının affı yasalaştı.
1989
Romanya Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku ve başkan yardımcısı olarak da görev yapan eşi Elena Çavuşesku idam edildi. Çavuşesku çifti olağanüstü bir mahkemede yargılanmışlardı. Elena, Romanya devleti tarafından idam edilen tek kadın oldu.

Kurşuna Dizilerek Öldürülen Romanya’nın Eski Diktatörü Nikolay Çavuşesku
1993
Rusya Federasyonu Anayasası, (Konstitutsiya Rossiyskoy Federatsii) 12 Aralık 1993 tarihinde yapılan referandum sonucunda kabul edildikten sonra 25 Aralık 1993 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdi. Prof. Dr. Ali Asker tarafından Türkçeye çevrildi.
1995
Varoluşçuluk, etik ve ontoloji ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Litvanya kökenli Fransız filozof, Emmanuel Levinas, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ocak 1906, Kovno ) Yahudi kökenli Levinas, Litvanya’da doğdu. Orta öğrenimini Litvanya ve Rusya’da tamamladı. 1923-30 arası Fransa, Strasbourg’ta felsefe öğrenimi gördü. 1928-29’da Almanya, Fribourg’da Husserl ve Heidegger’in derslerine katıldı. 1930’da Fransız vatandaşlığına geçti. École Normale İsraélite Orientale’de yöneticilik ve Poitiers (1964), Paris-Nanterre (1967), Sorbonne (1973) üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı. Türkçe’ye tercümesi yapılan çok sayıda eseri bulunmaktadır.

Emmanuel Levinas
2000
Rusya Başkanı Vladimir Putin, Sovyetler Birliği Marşı’nın üzerine Aleksandr Aleksandrov tarafından yeni yazılan sözlerle hazırlanan yeni Rusya Ulusal Marşı’nın kabulü üzerine yasayı imzaladı.
2000
12-13 Aralık 2000 tarihlerinde İtalya’nın Palermo kentinde düzenlenen İnsan Ticaretinin Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Protokolü Birleşmiş Milletler konferansında kabul edilerek, 25 Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe girdi. (Sınır aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol)
2008
Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası’nda değişiklik yapıldı
2010
Hukukçu ve Venezuela’nın 43. devlet başkanı Carlos Andres Perez, Miami’deki Mercy Hastanesi’nde tedavi gördüğü sırada kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Ekim 1922) Perez, 12 Mart 1974-12 Mart 1979 ve 2 Şubat 1989-21 Mayıs 1993 tarihlerinde iki defa görev yapmıştı.
2012
Hukukçu ve Katılımcı Demokrasi Partisi kurucu genel başkanı Şerafettin Elçi, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Mart 1938)  5 Ocak 1978 – 12 Kasım 1979 tarihlerinde Bayındırlık Bakanı olarak görev yapmıştı. Avukat Elçi, 1961 yılında, hukuk fakültesi ikinci sınıf öğrencisi iken, Kürtçe şiir okunması nedeniyle açılan 49’lar Davasından da yargılanmıştı.

Şerafettin Elçi
2016
Yardım meleği Dr. Liza lakabıyla anılan insan hakları savunucusu ve doktor Yelizaveta Glinka, Soçi’den havalandıktan sonra Karadeniz’e düşen askeri uçakta, 54 iken yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Şubat 1962, Moskova) Kurmuş olduğu Adil Yardım fonu ile hasta çocuklara ve savaş mağduru insanlara yardım etti. Çalışmalarından ötürü Rusya devlet başkanı Vladimir Putin tarafından kendisine madalya verildi.

Yelizaveta Glinka ve Putin bir arada
 2019
2019
Çek oyuncu, yazar, televizyon sunucusu, siyasetçi ve insan hakları aktivisti, Taťana Fischerová yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Haziran 1947, Prag) 2002’den 2006’ya kadar Çek Cumhuriyeti Parlamentosu üyesi olarak görev yaptı. Çek Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday oldu ancak seçilemedi.

İnsan Hakları savunucusu Táňa Fischerová
2024
İpek Kıraç, iş insanı babası İnan Kıraç hakkında, manevi ve maddi olarak korunması amacıyla kısıtlanması ve kendisine vasi atanması talebiyle İstanbul Anadolu Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurduğunu açıkladı.
2024
Kanal İstanbul Projesi’ne ilişkin alınan rezerv alan ilanı ve çevre düzeni planı değişikliği kararları, İstanbul 5. İdare Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edildi. Rezerv alan kararına dayandırılarak yapılan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği de iptal edildi. Mahkeme, bu planın şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı olduğunu vurguladı. Karar oyçokluğu ile alındı.
2024
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, mezuniyet töreninde ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganı atan ve kılıçlı yemin eden teğmenlerin soruşturmasında avukatlık görevini üstlendi.
2024
Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, arazi tapusu konusunda 71 yıl önce açılan davada karar verildi. Salihli Kadastro Mahkemesi’nde görülen ve kadastro çalışmaları sırasında yapılan bir hatadan dolayı 1953 yılında açılan davanın ilk avukatı Mustafa Yıldırım dosyaya 55 yıl çalıştıktan sonra 9 Eylül 2021’de vefat etti ve kararı göremedi, dosyada 30 kez hakim değişti. Mahkeme, Hüseyin Uzan’ın dava konusu olan 22 dönüm arazisini Uzan’ın mirasçıları adına tescil etti.

25 Aralık – Hukuk Takvimi

Öldürülen Hukukçular

0

Öldürülen Hukukçular

Cumhuriyet Savcısı Nihat Gerçek

Tokat’ın Niksar ilçesinin Cumhuriyet Savcısı Nihat Gerçek, 8 Nisan 1980 günü evinden Adliyesine giderken yol üstünde öldürüldü. 12 Eylül’den sonra yapılan yargılamalarda Seyfettin Top ve Abdullah Adakan isimli 2 sanık suçlu bulunarak idama mahkûm edildi.

Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül

Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül

Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül, 25 Aralık 1979 gecesi, Tunceli ilinde kaldığı lojmanda öldürüldü. Gül için; Kahramanmaraş adliyesinde faaliyette bulunan Adli Görüşme odalarına “Şehit Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül Adli Görüşme Odası” adı verilmiştir.

Cumhuriyet Savcısı İlhan Aktaş

Tokat/Artova Cumhuriyet Savcısı İlhan Aktaş, devlet hastanesinden çıkarken açılan ateş sonucunda hayatını kaybetti.

Gümüşhane Baro Başkanı, Ali Günday : 25 Temmuz 1995

Avukat Ali Günday

Gümüşhane Barosu başkanıyken, duruşmalara türbanla girmek isteyen 2 kadın avukatın baro üyeliğini yasalara aykırı olduğu için düşüren ve o dönemde Akit gazetesi tarafından hedef gösterilen Ali Günday, 25 Temmuz 1995 tarihinde katledildi.

Avukat Cengiz Göral

Avukat Cengiz Göral

Avukat Cengiz Göral, adaletten yana oldu, hep hukuku savundu. 3 Temmuz 1979 tarihinde sağ eylemciler tarafından kurşunlanarak öldürüldü. Katiller belirlendi, yakalandı ve yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldı ancak 1989’dan sonra çıkarılan af yasasından yararlandı ve tahliye edildi. Anısına her yıl makale yarışması düzenlendi.

Avukat Cengiz Göral Makale Yarışması

Bursa Barosu, 1979 yılında Bursa’da teröre kurban giden Av. Cengiz Göral adına makale yarışması başlattı. Göral’ın, avukatlığın yanı sıra Gem Körfez Gazetesi’nde makale yazmasından yola çıkılarak düzenlenen yarışmanın konusu “özgürlük, demokrasi ve adalet” oldu.

Danıştay Üyesi, Mustafa Yücel Özbilgin :17 Mayıs 2006

Danıştay binasında 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen Danıştay Saldırısında Alparslan Arslan’ın silahından çıkan kurşunlar sonucunda Danıştay yargıçlarından Mustafa Birden, Mustafa Yücel Özbilgin, Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu yaralanmış; saldırıda ağır şekilde yaralanan Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin, tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaşamını yitirmiştir.

Cumhuriyet Savcısı, Doğan Öz : 24 Mart 1978

Savcı Doğan Öz, Ankara Cumhuriyet Savcısı iken 24 Mart 1978 tarihinde, evinden çıkarak Anadol marka otomobiline bindiği sırada aracın ön tarafında beliren suikastçı tarafından açılan 6 el ateş sonucunda öldürülmüştür. Savcı Doğan Öz’ün, 1978 yılında başlattığı Kontrgerilla soruşturması kapsamında hazırladığı iki sayfalık raporun kopyası öldürüldükten sonra çekmecesinden çıkmıştır. Eşi Sezen Öz, savcının bu sebeple öldürüldüğüne kanaat getirerek raporun kopyasını dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e ulaştırmıştır.

Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz

Avukat Medet Serhat

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi iken 1959’da başlayan 49’lar Davası sanıklarındandır. Avukat Medet Serhat Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) kurucu üyesidir ve 12 Kasım 1994 tarihinde İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir. 

Anna Lindh

Hukukçu ve İsveçli sosyal demokrat politikacı Anna Lindh, 10 Eylül 2003’te bir alışveriş merkezinde uğradığı bıçaklı saldırı sonucunda 11 Eylül 2023’te yaşamını yitirmiştir. (Doğumu: 19 Haziran 1957,Stokholm) Uppsala Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirmiş, Sosyal Demokratlar’dan milletvekili olmuş ve 7 Ekim 1994–22 Mart 1996 arasında İsveç Çevre bakanlığı yapmıştır. 7 Ekim 1998’den öldürüldüğü tarihe kadar İsveç Dışişleri Bakanlığı’nı yürütmüştür. Hatırasını yaşatmak için Anna Lindh Vakfı kurulmuştur.

1951- Hukukçu Başbakana Suikast

Hukukçu ve  Pakistan’ın ilk başbakanı Liyakat Ali Han, (1 Ekim 1895, Karnal, Hindistan – 16 Ekim 1951, Ravalpindi, Pakistan), Hindistan’la ülkesi arasındaki anlaşmazlıkları barışçı yollardan çözme yolundaki politikasına karşı çıkan fanatik çevreler tarafından 15 Ekim 1951’de Ravalpindi’de bir suikast sonucu öldürüldü. Oxford mezunudur.

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Liyakat-Ali-Han.jpg

Yaşar Günaydın

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) Başsavcısı Yaşar Günaydın, koruması ve şoförü silahlı saldırı sonucunda, 6 Şubat 1992 günü öldürüldü. Günaydın, Fatih, Aksaray’daki evinden sabah işe gitmek için çıktığında terörist bir saldırıya maruz kaldı. Saldırıda, Günaydın’ın yanı sıra ile koruma görevlisi Şaban Ceylan ve makam şoförü Halit Balta da yaşamını yitirdi.

Murat Gök

Savcı Murat Gök, 2009 yılında atandığı İzmir Adliyesi’nde iki yıl boyunca Özel Yetkiyle görev yapmış, belediyeler de dahil, kamu kurumlarındaki suç örgütlerine yönelik operasyonlarla adını duyurmuş ve Süper Savcı lakabıyla anılmaya başlamıştır. Cumhuriyet Savcısı Murat Gök, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca özel yetkileri alınarak düz savcı olarak 2009 yılında Samsun’a atanmış, Samsun’daki Adliye Lojmanları’ndaki evinde 12 Nisan 2013’te 41 yaşında ölü olarak bulunmuştur. İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi’nin otopsi raporuna göre Savcı Murat Gök’ün ölümüyle ilgili “olayın oluş şekli, olay yeri inceleme bulguları, soruşturma evrakı ve mevcut bilgiler doğrultusunda ölüm nedeninin ‘doğal yoldan’ olduğu ve zehirlenme ile toksikolojik etkiye maruz kalmadığı” tespit edilmiştir. Ailesi tarafından, faili meçhul bir cinayete kurban gittiği iddia edilmektedir.

Diyarbakır Baro Başkanı, Tahir Elçi : 28 Kasım 2015

Avukat Tahir Elçi

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz : 31 Mart 2015

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz

Muammer Aksoy : 31 Ocak 1990

Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 tarihinde Ankara Bahçelievler’deki evinin önünde terörist bir eylem sonucunda kurşunlanarak öldürülmüştür. Cenazesi 3 Şubat 1990 tarihinde Ankara Maltepe Camii’den kaldırılarak Cebeci Asrî Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir. Ankara’da yapılan cenaze töreninde, tabutunun önünde fotoğrafını daha sonra kendisi de bir cinayete kurban giden gazeteci-yazar Uğur Mumcu taşımıştır.

Muammer-Aksoy, Türk-Hukuk-Kurumu eski başkanlarındandır.

Avukat Şevket Epözdemir

Avukat Şevket Epözdemir’

Avukat Şevket Epözdemir 25 Kasım 1993’te Tatvan’da evinin önünden kaçırıldı ve bedeni ertesi gün Bitlis-Güroymak  yolunun kenarında, Jandarma karakolunun yakınında bulundu. Yapılan otopside, yüzünden vurulmuş olduğu, kurşunun başının arkasından çıkmış olduğu tespit edildi.

Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı 6 Aralık 1993’te yetkisizlik kararı vererek soruşturma dosyasını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığına gönderdi. 5 Haziran 2003’te avukat Epözdemir’in yakınları Tatvan ve Van savcılıklarına yeniden başvurdu. Van DGM savcılığı soruşturmanın halen devam ettiğini bildirdi. 2010 ve 2011 yıllarında yapılan olay yeri incelemesi ve keşif sonucunda da hiçbir kanıt bulunamadı. 1005’te İçişleri Bakanlığı yetkilileri hakkında yapılan suç duyurusuna ilişkin hukuki süreç de 2005 yılında tamamlandı ve iç hukuk yolları tüketildi. Ailesi, öldürülmeden önceki zaman diliminde sürekli tehdit alındığını açıkladı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)’ne başvurdu. Mahkeme, 1 Aralık 2015 günü kararını açıklayarak, “yaşam hakkı ihlali olmadığına” karar verdi. Başından vurularak öldürülmüş olarak bulunan Epözdemir’in ailesinin yetkililerce korunmadığına ilişkin iddialarına karşın AİHM, bir şikayet olmadıkça yetkililerin tehditten önceden haberdar olmasının mümkün olmadığını açıkladı.

İstanbul Barosu Avukatlarından, Kudbettin Kaya, 31 Ekim 2017

Avukat Kudbettin Kaya

İstanbul Barosu Avukatlarından, Çevreci, Cihan Eren 22 Temmuz 2005

Avukat Cihan Eren, Kazım Koyuncu ve Volkan Konak çevreyi savunanlar bir arada

Cihan Eren (1948-2005) İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat Cihan Eren. memleketi olan Rize ilinin Fındıklı ilçesinden geçmesi planlanan D 010 Karadeniz Sahil Yoluna karşı yaptığı çevreci mücadelesiyle bilinmektedir. 1998 yılında; Rize’nin Fındıklı İlçesinde yer alan ve sit alanı olarak ilan edilmiş bulunan Aksu Mahallesinden geçmesi planlanan Karadeniz Sahil Yoluna karşı hukuk alanında mücadele başlatmış ve yöre halkının desteğiyle eylemler düzenlemiştir. Dava için, 20 Nisan 2005 tarihinde yapılacak olan keşif için Rize’nin fındıklı ilçesine gelen Eren, keşiften 2 gün önce 18 Nisan 2005 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanmış, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi yoğun bakımında 95 gün kaldıktan sonra, 22 Temmuz 2005 tarihinde Trabzon’da yaşamını yitirmiştir. Katili 25 yaşındaki Serhat Karadeniz’dir.

Avukat Ahmet Albay

3 Mayıs 1980’de öldürüldü. CHP Adana İl Başkanı Avukat Ahmet Albay, Maraş Katliamı davasının müdahil avukatlarındandı. Bürosunda çıktığında tam otomobiline binecekken arkasından kurşunlandı ve ağır yaralandı. Ankara’ya götürüldü ve bir ay kadar yaşam mücadelesi verdi. Öldüğünde 33 yaşındaydı. Katili Muhsin Kehya müebbet hapis cezası aldı. Ancak 2012’de 3’üncü Yargı Paketi kapsamında serbest bırakıldı.

Avukat Ceyhun Can 

Türkiye İşçi Partisi Adana eski İl Başkanı Avukat Ceyhun Can 10 Eylül 1979 günü yazıhanesinde öldürüldü. Ceyhun Can İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde yüksek öğrenimini tamamladı. Türkiye İşçi Partisi’nin 1972 sonrası kurucularındandı. TİP’in Adana İl Başkanlığını yaptı. Maraş katliamı davasının müdahil avukatları arasında yer aldı. 

Halil Sıtkı Güllüoğlu

3 Şubat 1980 tarihinde öldürüldü. Halil Sıtkı Güllüoğlu’nun öldürülmesi davası 12 Eylül 1980’den sonra MHP ana davasıyla birlikte açıldı. Dava Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görüldü. Sonra Adana olayları davadan ayrılarak ayrı bir dava olarak görüldü ve sonuçlandı. Olayın failleri ceza aldı.

Kısa adı Töb-Der olan Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği Giresun Bölge Avukatı Alaattin Aydemir: 6 Temmuz 1979

Faili meçhul bir cinayete kurban giden Avukat Alaattin Aydemir, Espiye’de evinin önünde kurulan pusu sonucunda 5 Temmuz 1979 günü akşam saat 22.00 sıralarında kurşunlanarak öldürülmüştür. Giresun Devlet Hastanesine yetişemeden yolda ölmüştür. Eve birlikte geldiği arkadaşına son sözleri “Beni faşistler vurdu. Kendini koru” dediği rivayet edilmektedir.  Failleri bulunamamıştır. İlk ve ortaokulu Görele’de Lise’yi ise Trabzon bitirmiş, üniversite öğrenimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlamıştır. Hakimlik sınavlarına girmiş ancak avukatlık yapmaya karar vermiştir. Avukatlığa önce Görele’de başlamış, daha sonra Espiye’de sürdürmüştür. Ezilenlerin yoksulların, adalete ihtiyacı olanların hak arama kavgasını Karadeniz Bölgesinde yürütmüştür. Askerliğini yedek subay olarak Tuzla Piyade Okulunda yapmıştır. Ecevit ile birlikte CHP’de politika yapmış, Espiye CHP yönetim kurulu üyeliği ve ilçe sekreterliği yapmıştır. 1976 yılında Espiye’de kurulan TÖB-DER şubesinin avukatlığını yürütmüş, 6 Temmuz 1979’da öldürülmüştür.

Avukat Servet Bakırtaş – 6 Temmuz 2022

Daha önce yaralama suçundan cezaevinde yatan ve henüz tahliye olan Abdullah Türkoğlu tarafından müvekkili Öznur Tufan ile birlikte silahla öldürülmüştür. Cinayetin, kendisine açılan tazminat davasını geri çekmemeleri nedeniyle işlendiği iddia edilmiştir. Olay, tüm Türkiye’de büyük bir tepki ile karşılanmış, bir çok baro yaptıkları eylemle cinayeti protesto ederek kamuoyunu ve hükümeti bu tip olaylara karşı tedbir almaya davet etmiştir.  İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, Türkiye’de bütün adliyelerde saat 11.00’de, aynı anda okunan olan bildiriyi okumuştur. Durakoğlu, “Dün Bakırköy’de bir meslektaşımızı alçakça sıkılan kurşunlara kurban verdik. Avukat Servet Bakırtaş sadece ve yalnız avukatlık yaptığı için öldürüldü. Avukatı, müvekkiliyle özdeşleştiren sapkın zihniyet, silahtan aldığı güç ile ölüm kustu. Bir mesleğin ölümü göze alarak sürdürülmesi, sürdürenler için ne denli onur vesilesi olsa da bu toplumun bir kesimi için utançtır. Artık bildiriler yazmak, yaslar tutmaktan bıktık.” şeklinde açıklama yapmıştır.

Mehmed Mustafa Subhi

Hukukçu ve Türkiye Komünist Partisinin ilk Merkez Komitesi Başkanı Mehmed Mustafa Subhi 28 Ocak 1921 tarihinde öldürüldü. (Doğumu: 4 Ağustos 1882) İstanbul Hukuk Mektebi‘nden mezun oldu. 1905 yılında İstanbul Hukuk Mektebi‘nden mezun olduktan sonra Paris’te Siyasal Bilgiler Okulu’nu kazandı. Tanin, Servet-i Fünûn ve Hak gazetelerine yazılar yazdı. Ticaret Mekteb-i Alisi’nde, Darülmuallimin-i Aliye ve Mekteb-i Sultani’de hukuk ve iktisat dersleri verdi. 1912 yılında Ahmet Ferit’in başkanlığında kurulan Millî Meşrutiyet Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı. Sinop’a sürgün edildi ve buradan Rusya’ya kaçtı. 1915 yılında Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi (Bolşevik) üyesi oldu. 1921’de 14 yoldaşı ile birlikte Trabzon’dan Sovyetler’e geri gönderilmek için bindirildikleri teknede Kayıkçılar Kahyası Yahya Kahya tarafından öldürüldü.

Zaida Catalán

Zaida Catalánİsveçli hukukçu ve siyasetçi Zaida Catalán 6 Ekim 1980’de dünyaya geldi.  Stockholm Üniversitesi’nde hukuk okudu ve yüksek lisans  derecesi kazandı. 2001-2005 yılları arasında İsveç Genç Yeşiller Partisi başkanlığı görevini yaptı. Hayvan hakları, insan eşitliği ve cinsiyet özgürlüğü konusundaki sosyal çalışmalarda bulundu. Birleşmiş Milletler tarafından görevle gittiği Afrika ülkesi Kongo’nun Kinşasa kentinde 27 Mart 2017’de öldürüldü.

Avukat Hüseyin Yama

8 Temmuz 2019 tarihinde Ümraniye’de silahlı saldırıya uğrayarak başından vurulan ve ağır yaralanan İstanbul Barosu’na bağlı 38 yaşındaki Avukat Hüseyin Yama kaldırıldığı Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki tüm müdahalelere rağmen 11 Temmuz 2019’da yaşamını yitirdi. Yama avukatlıktan önce icra memuru ve mahkeme zabıt katibi olarak görev yapmıştı. Yama için İstanbul Barosu tarafından Anadolu Adliyesi’nde tören düzenlendi, cenazesi cuma namazının ardından Ataşehir Esatpaşa Mahallesi Merkez Camii’nden kaldırılarak Ihlamurkuyu Mezarlığında defnedildi. Olayın ardından tutuklanan müteahhit Mehmet Sabri K. hakkında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis istemiyle dava açıldı. İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mayıs 2021 tarihli celsede sanık Mehmet Sabri Kılıç’ı, tarafı olduğu hukuki uyuşmazlıkla ilgili olarak uzlaşacağı gerekçesiyle Avukat Hüseyin Yama’yı işyerine çağırdıktan sonra silahıyla öldürmesi nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edildi.

Şükrü Beleyid (Chokri Belaid)

Şükrü Beleyid (Chokri Belaid)Tunuslu avukat, Demokrat Yurtseverler Partisi ile Tunus’ta laik ve solcu muhalefetin liderlerinden olan Şükrü Beleyid (Chokri Belaid) 6 Şubat 2013’te evinin önünde uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi. Aynı zamanda bir şairdi,  evliydi ve iki kızı vardı.

Rusya Federasyonu Anayasası

1
Rusya Federasyonu Anayasası

Rusya Federasyonu Anayasası, Doç. Dr. Ali Asker tarafından Türkçeye çevrilmiştir.(1) Rusya Federasyonu Anayasası(Konstitutsiya Rossiyskoy Federatsii) 12 Aralık 1993 tarihinde yapılan referandum sonucunda kabul edilmiş ve 25 Aralık 1993 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Rusya Federasyonu Anayasası

Rusya Federasyonu Anayasası ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyet sistemi kaldırılmıştır. Rusya Federasyonu Anayasası için 12 Aralık 1993 tarihinde anayasa referandumu yapılmıştır. Rusya Federasyonu Anayasası kabulünden sonra çeşitli değişikliklere uğramıştır. Yapılan değişiklikler Doç. Dr. Ali Asker tarafından Türkçe’ye çevrildikten sonra Rusya Federasyonu Anayasası tercümesi güncellenerek Dünya Anayasaları listesine eklenecektir.

Rusya Bayrağı

Rusya Federasyonu Anayasası

Biz, kendi toprakları üzerinde ortak bir kaderde birleşmiş Rusya Federasyonun çok uluslu halkı,

İnsan hak ve özgürlüklerini, toplumsal barışı ve anlaşmasını doğrulayarak,

Devletin tarih boyu oluşmuş birliğini koruyarak, halkların eşitliği ve kendi kaderini belirleme haklarının evrensel ilkelerinden yola çıkarak,

Bizlere, Vatana sevgi ve saygıyı, adaleti ve iyiliğe inancı aşılamış atalarımızın anısına saygı duyarak,

Rusya’nın egemen devletçiliğini ihya ederek ve onun demokratik temellerinin dokunulmazlığını doğrulayarak,

Rusya’nın refahını ve gelişmesini sağlamağa can atarak,

Bugünkü ve gelecek nesiller karşısında Vatanımız için sorumluluk duygusundan yola çıkarak,

Dünya topluluğunun bir parçası olduğumuzun bilincine vararak,

RUSYA FEDERASYONU ANAYASASINI  kabul ederiz.

I. KISIM
BİRİNCİ BÖLÜM
ANAYASAL DÜZENİNİN ESASLARI
Madde 1
  1. Rusya Federasyonu – Rusya, hükümet şekli cumhuriyet olan demokratik federatif hukuk devletidir.
  2. “Rusya Federasyonu” ve “Rusya” isimleri eşanlamlıdır.
Madde 2

İnsan, onun hak ve özgürlükleri yüce değerlerdir. İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini tanımak, uymak ve korumak devletin görevidir.

 Madde 3
  1. Rusya Federasyonunda egemenliğin taşıyıcısı ve hakimiyetin tek kaynağı onun çok uluslu halkıdır.
  2. Halk, kendi hakimiyetini doğrudan, ayrıca devlet hakimiyet organları ve yerel yönetim organları aracılığıyla gerçekleştirir.
  3. Halk hakimiyetinin doğrudan yüksek ifadesi, referandum ve serbest seçimlerdir.
  4. Rusya Federasyonunda hiç kimse hakimiyete el koyamaz. Hakimiyetin gasp edilmesi veya hakimiyet yetkisine el koyma federal kanunla cezalandırılır.
Madde 4

Rusya Federasyonunun egemenliği onun tüm ülkesini kapsar.

Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanunlar Rusya Federasyonu genelinde egemendir.

Rusya Federasyonu kendi ülkesinin bütünlüğü ve dokunulmazlığını sağlar.

Madde 5
  1. Rusya Federasyonu, Rusya Federasyonunun eşit haklara sahip unsurları olan  cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayetler ve özerk alanlardan oluşur.
  2. Cumhuriyet (devlet) kendi Anayasası ve mevzuatına sahiptir. Toprak, vilayet, federal şehir, özerk vilayet ve özerk alanlar kendi Tüzüklerine ve mevzuatına sahiptirler.
  3. Rusya Federasyonunun federatif düzeni; devlet bütünlüğüne, devlet hakimiyetinin bütünlüğüne, Rusya Federasyonu devlet hakimiyet organları ve Rusya Federasyonu unsurlarının devlet hakimiyet organları arasında yönetim konularının ve yetkilerinin ayrılmasına, Rusya Federasyonunda halkların hak eşitliği ve kendi kaderini belirlenmesine dayanır.
  4. Rusya Federasyonunun tüm unsurları, federal devlet hakimiyet organlarıyla olan karşılıklı ilişkilerinde ve kendi aralarında eşit haklara sahiptirler.
 Madde 6

Rusya Federasyonu vatandaşlığı federal kanunla edinir ve sona erer. Edinme esasına bakılmaksızın tek ve eşittir.

Rusya Federasyonunun her vatandaşı kendi ülkesinde Rusya Federasyonu Anayasasıyla öngörülmüş tüm hak ve özgürlüklere sahiptir ve eşit ödevler taşır.

Rusya Federasyonu vatandaşları kendi vatandaşlığından veya onu değiştirme hakkından yoksun bırakılamaz.

Madde 7
  1. Rusya Federasyonu; politikası, insanın onurlu yaşamını ve özgürce gelişmesini sağlayan ortam oluşturmaya yönelmiş sosyal devlettir.
  2. Rusya Federasyonunda insanların çalışma ve sağlığı korunur, güvence altına alınmış asgari ücret belirlenir, ailenin, anneliğin, babalığın ve çocukluğun, sakatların ve yaşlı vatandaşların devlet tarafından korunması sağlanır, sosyal hizmetler sistemi geliştirilir, devlet emekli aylığı, yardımı ve sosyal güvenliğin diğer güvenceleri belirlenir.
Madde 8
  1. Rusya Federasyonunda ekonomik alanın bütünlüğü, malların, hizmetlerin ve mali kaynakların serbest dolaşımı, rekabetin desteklenmesi, ekonomik faaliyetlerin serbestliği güvence altına alınır.
  2. Rusya Federasyonunda özel, devlet, belediye ve diğer mülkiyet şekilleri kabul edilir ve eşit şekilde korunur.
Madde 9
  1. Rusya Federasyonunda toprak ve diğer doğal zenginlikler, ilgili bölgede yaşayan halkların yaşam ve faaliyet temeli olarak kullanılır ve korunur.
  2. Toprak ve diğer doğal zenginlikler özel, devlet, belediye ve diğer mülkiyet şekillerinde olabilir.
Madde 10

Rusya Federasyonunda devlet hakimiyeti; yasama, yürütme ve yargı ayrılığı esasında gerçekleştirilir. Yasama, yürütme ve yargı hakimiyet organları serbesttir.

Madde 11
  1. Rusya Federasyonunda devlet hakimiyeti; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Federal Meclisi (Federasyon Konseyi ve Devlet Duması), Rusya Federasyonu Hükümeti ve Rusya Federasyonu mahkemeleri tarafından gerçekleştirilir.
  2. Rusya Federasyonu unsurlarında devlet hakimiyeti bu unsurlar tarafından oluşturulan devlet organlarınca gerçekleştirilir.
  3. Rusya Federasyonunun devlet hakimiyet organları ile Rusya Federasyonu unsurlarının devlet hakimiyet organları arasında yönetim konuları ve yetkilerin ayrılması, bu Anayasayla, yönetim konuları ve yetkilerin ayrılmasına ilişkin federal ve diğer antlaşmalarla gerçekleştirilir.
Madde 12

Rusya Federasyonunda yerel yönetim tanınır  ve güvence altına alınır. Yerel yönetimler kendi yetkileri çerçevesinde serbesttir. Yerel yönetim organları devlet hakimiyet organları sistemine dahil değildir.

Madde  13
  1. Rusya Federasyonunda ideolojik çoğulculuk kabul edilir.
  2. Hiçbir ideoloji, devlet ideolojisi veya zorunlu ideoloji olarak belirlenemez.
  3. Rusya Federasyonunda siyasal çoğulculuk, çok partililik tanınır.
  4. Toplumsal birlikler kanun önünde eşittir.
  5. Amaç ve faaliyetleri; Rusya Federasyonunun anayasal düzeninin temellerini zorla değiştirmeye ve ülke bütünlüğünü ihlal etmeye, devlet güvenliğini sarsmaya, silahlı oluşumlar oluşturmaya, sosyal, ırki, milli ve dini ayrımcılığı körüklemeye yönelik toplumsal birliklerin oluşturulması ve faaliyeti yasaktır.
Madde 14
  1. Rusya Federasyonu dünyevi devlettir. Hiçbir din, devlet dini veya zorunlu din olarak belirlenemez.
  2. Dini birlikler devletten ayrılmıştır ve kanunlar önünde eşittir.
Madde 15
  1. Rusya Federasyonu Anayasası, Rusya Federasyonu genelinde yüksek hukuki güce, doğrudan yürürlüğe sahiptir ve uygulanır. Rusya Federasyonunda uygulanan kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri, Rusya Federasyonu Anayasasına aykırı olmamalıdır.
  2. Devlet hakimiyet organları, yerel yönetim organları, yetkili kişiler, vatandaşlar ve onların birlikleri Rusya Federasyonu Anayasasına ve kanunlara uymakla yükümlüdürler.
  3. Kanunlar resmi şekilde yayımlanır. Yayımlanmayan kanunlar uygulanmaz. İnsan hak, özgürlük ve ödevlerini ilgilendiren normatif hukuk düzenlemeleri herkesin bilgilendirilmesi için resmi şekilde yayımlanmamışsa uygulanamaz.
  4. Uluslararası hukukun evrensel ilke ve normları ve Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmaları, Rusya Federasyonunun hukuk sisteminin bir parçasıdır. Eğer; Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmasıyla, kanunla öngörüldüğünden farklı bir hüküm öngörülmüşse, uluslararası antlaşmanın hükmü uygulanır.
Madde 16
  1. Anayasanın bu bölümünün hükümleri Rusya Federasyonunun anayasal düzeninin temellerini oluşturur ve bu Anayasada belirlendiğinden farklı bir şekilde değiştirilemez.
  2. Bu Anayasanın hiçbir hükmü, Rusya Federasyonunun anayasal düzeninin temellerine aykırı olamaz.
İKİNCİ BÖLÜM
İNSAN VE VATANDAŞ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ
Madde 17
  1. Rusya Federasyonunda, uluslararası hukukun evrensel ilke ve normları doğrultusunda ve bu Anayasaya uygun olarak, insan ve vatandaş hak ve özgürlükleri tanınır ve güvence altına alınır.
  2. İnsanın temel hak ve özgürlükleri ayrılmaz ve doğuştandır.
  3. İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin gerçekleştirilmesi diğer kişilerin hak ve özgürlüklerini ihlal edemez.
Madde 18

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlükleri doğrudan yürürlüktedir. Bunlar kanunların ruhunu, sözünü ve uygulanmasını, yasama ve yürütme hakimiyetini ve yerel yönetimlerin faaliyetini belirler ve yargı tarafından güvence altına alınır.

Madde 19
  1. Herkes kanun ve mahkeme önünde eşittir.
  2. Devlet; cinsiyet, ırk, milliyet, dil, köken, malvarlığı ve makam, ikamet yeri, dini tutum, görüş, toplumsal birliklere mensubiyet, ayrıca diğer durumlarına bakmaksızın insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin eşitliğini güvence altına alır. Sosyal, ırki, milli, dil veya dini mensubiyet niteliğine göre, vatandaşların haklarının her hangi bir şekilde sınırlandırılması yasaktır.
  3. Erkek ve kadın eşit hak ve özgürlüklere, onların kullanılmasında eşit imkanlara sahiptirler.
Madde 20
  1. Herkes yaşam hakkına sahiptir.
  2. Ölüm cezası; bu ceza kaldırılıncaya kadar sanığa, davasının jürinin katılımıyla gerçekleştirilen mahkemede görüşülmesi hakkının tanınması şartıyla, insan yaşamına yönelik en ağır suçlara göre, müstesna ceza olarak federal kanunla belirlenebilir.
Madde 21
  1. Kişinin onuru devlet tarafından korunur. Hiç bir şey bu hakkın kısıtlanması için esas olamaz.
  2. Hiç kimse; işkenceye, şiddete ve zalimce veya insan onurunu aşağılayıcı diğer muameleye  veya cezaya maruz bırakılamaz. Hiç kimse; kendi rızası olmaksızın tıbbi, bilimsel ve diğer deneylere maruz bırakılamaz.
Madde 22
  1. Herkes, özgürlük ve kişisel dokunulmazlık hakkına sahiptir.
  2. Tutuklamaya, göz altına almaya ve göz altında tutmaya, sadece mahkeme kararıyla izin verilir. Mahkeme kararına kadar kişinin tutukluluk hali 48 saatten fazla süremez.
Madde 23
  1. Herkes, özel yaşamın, kişisel ve ailevi sırrın dokunulmazlığı, kendi şeref ve haysiyetinin korunması hakkına sahiptir.
  2. Herkes, yazışma, telefon görüşmeleri, posta, telgraf ve diğer iletişim gizliliği hakkına sahiptir. Bu hakkın sınırlandırılmasına sadece mahkeme kararına dayanılarak izin verilir.
Madde 24
  1. Kişinin onayı olmaksızın özel hayatıyla ilgili bilgi toplama, saklama, kullanma ve yaymaya izin verilmez.
  2. Devlet hakimiyet organları ve yerel yönetim organları, yetkili kişileri, aksi kanunla öngörülmedikçe, herkese kendi hak ve özgürlüklerini doğrudan ilgilendiren belge ve dosyaları inceleme olanağını sağlamakla yükümlüdürler.
 Madde 25

Konut dokunulmazdır. Hiç kimse, federal kanunda düzenlenen durumlar veya mahkeme kararına dayanılan haller hariç, oturanların iradesi dışında konuta giremez.

Madde 26
  1. Herkes kendi milli kökenini belirleme ve bildirme hakkına sahiptir. Hiç kimse kendi milli kökenini belirlemeye veya bildirmeye zorlanamaz.
  2. Herkes ana dilini kullanma, iletişim, eğitim, öğrenim ve yaratıcılık dilini serbestçe seçme hakkına sahiptir.
Madde 27
  1. Yasal yollarla Rusya Federasyonu sınırları dahilinde bulunan herkes; serbestçe seyahat etme, bulunma ve ikametgah yerini seçme hakkına sahiptir.
  2. Herkes, serbestçe Rusya Federasyonu sınırları dışına çıkabilir. Rusya Federasyonu vatandaşı hiçbir engelle karşılaşmadan Rusya Federasyonuna dönme hakkına sahiptir.
Madde 28

Herkesin vicdan özgürlüğü, tek başına veya başkalarıyla birlikte her hangi bir dine inanma veya hiçbirine inanmama hakkı dahil, ibadet özgürlüğü, dini ve diğer görüşleri serbestçe seçme, onlara sahip olma, yayma ve onlara uygun şekilde hareket etme özgürlüğü güvence altına alınır.

Madde 29

Her kesin düşünce ve ifade özgürlüğü güvence altına alınır.

Sosyal, ırki, milli veya dini kin ve düşmanlığı uyandıracak propaganda yapma veya teşvik etme yasaktır. Sosyal, ırk, milliyet, din veya dil üstünlüğünün propagandası yasaktır.

Hiç kimse görüş ve inançlarını açıklamaya veya onlardan vazgeçmeye zorlanamaz.

Herkes; her türlü yasal yöntemle bilgiyi serbestçe arama, edinme, aktarma, ürütme ve yayma hakkına sahiptir. Devlet sırrını oluşturan bilgilerin listesi federal kanunla belirlenir.

Kitlesel iletişim özgürlüğü temin edilir. Sansür yasaktır.

 Madde 30

Herkes kendi çıkarlarını korumak için sendikalar oluşturma hakkı dahil örgütlenme hakkına sahiptir. Toplumsal birliklerin faaliyet özgürlüğü güvence altına alınır.

Hiç kimse her hangi bir birliğe girmeye ve orada bulunmaya zorlanamaz.

Madde 31

Rusya Federasyonu vatandaşları barışçıl, silahsız toplanma, toplantı, miting, gösteri ve yürüyüş yapma hakkına sahiptir.

Madde 32

Rusya Federasyonu vatandaşları doğrudan veya kendi temsilcileri aracılığıyla devlet yönetimine katılma hakkına sahiptirler.

Rusya Federasyonu vatandaşları devlet hakimiyeti organları ve yerel yönetim organlarına seçme ve seçilme, ayrıca referanduma katılma hakkına sahiptirler.

Fiil ehliyetine sahip olmadığı mahkemce belirlenmiş, ayrıca mahkeme hükmüyle ceza infaz yerlerinde bulunan vatandaşlar seçme ve seçilme hakkına sahip değildir.

Rusya Federasyonu vatandaşları devlet memuriyetine eşit şartlarla girebilirler.

Rusya Federasyonu vatandaşları yargılama sürecine katılma hakkına sahiptirler.

Madde 33

Rusya Federasyonu vatandaşları devlet organları ve yerel yönetim organlarına bizzat başvuru, ayrıca bireysel ve toplu başvuruda bulunma hakkına sahiptirler.

Madde 34
  1. Herkes kendi yeteneğini ve malvarlığını, girişimcilik ve kanunla yasaklanmayan diğer faaliyetler için serbestçe kullanma hakkına sahiptir.
  2. Tekelleşmeye ve haksız rekabete yönelen ekonomik faaliyet yasaktır.
Madde 35
  1. Özel mülkiyet hakkı kanunla korunur.
  2. Herkes malvarlığına sahip olabilir, tek başına veya başkalarıyla birlikte bu konuda sahiplik, zilyetlik ve intifa haklarını gerçekleştirebilir.

Hiç kimse, mahkemenin kararı olmaksızın kendi malvarlığından yoksun bırakılamaz. Malvarlığının devlet ihtiyaçları için zorunlu kamulaştırılması sadece önceden ve eşdeğerde tazmin edilmesi şartıyla yapılabilir.

Miras hakkı güvence altına alınır.

Madde 36

Vatandaşlar ve onların birlikleri özel mülkiyetlerinde toprak bulundurabilirler.

Toprak ve diğer doğal kaynaklar üzerinde sahiplik, zilyet ve intifa hakkı, çevreye zarar vermemek ve diğer kişilerin hak ve yasal çıkarlarını ihlal etmemek şartıyla, toprak üzerinde mülkiyet hakkına sahip olanlar tarafından serbestçe kullanılır.

Toprakların kullanılmasının şartları ve şekli federal kanunla belirlenir.

Madde 37

Çalışma serbesttir. Herkes serbestçe kendi çalışma yeteneği üzerinde karar verme, faaliyet türü ve meslek seçme hakkına sahiptir.

Zorla çalıştırma yasaktır.

Herkes güvenli ve hijyenik koşullara uygun çalışma hakkına, her hangi bir engel olmaksızın ve çalışma ücretinin federal kanunla belirlenmiş asgari düzeyinden aşağı olmayan maaş alma hakkına, ayrıca işsizlikten korunma hakkına sahiptir.

Grev hakkı dahil, federal kanunla belirlenmiş yollarla çözülen bireysel ve toplu iş uyuşmazlıkları hakkı tanınır.

Her kes dinlenme hakkına sahiptir. İş sözleşmesiyle çalışanlar için  federal kanunla belirlenmiş çalışma süresi, tatil ve bayram günleri, ücretli yıllık izin güvence altına alınır.

Madde 38

Annelik, çocukluk ve aile devletin koruması altındadır.

Çocuklara bakma, onların eğitimi ebeveynlerin eşit hak ve ödevleridir.

18 yaşına ulaşmış çalışabilen evlatlar çalışamayan ebeveynlerine bakmakla yükümlüdürler.

Madde 39

Herkese yaş, sakatlık, hastalık, ailenin geçimini sağlayanın kaybı, çocukların eğitimi için ve kanunla belirlenen diğer durumlarda sosyal güvenlik hakkı sağlanır.

Devlet emeklilik maaşları ve sosyal yardımlar kanunlarla belirlenir.

 İsteğe bağlı sosyal sigorta, sosyal güvenliğin diğer şekillerinin oluşturulması ve hayır işleri teşvik edilir.

Madde 40

Herkes konut hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak konutundan yoksun bırakılamaz.

Devlet hakimiyet organları ve yerel yönetim organları konut inşaatını teşvik eder, konut hakkının sağlanması için ortam oluşturur.

Konut ihtiyacı olan fakir ve kanunla belirlenmiş diğer vatandaşlara devlet, belediye ve diğer konut fonlarından kanunla belirlenmiş normda ücretsiz ve uygun fiyatla konut temin edilir.

 Madde 41
  1. Herkes sağlığının korunması ve tıbbi yardım almak hakkına sahiptir. Devlet ve belediye sağlık kurumlarında vatandaşlara tıbbi yardım ilgili bütçe kaynakları, sigorta primleri ve diğer gelirlerden karşılanarak hesabına ücretsiz yapılır.
  2. Rusya Federasyonunda toplum sağlığının korunması ve güçlendirilmesiyle ilgili federal programlar finanse edilir; devlet, belediye ve özel sağlık hizmetleri sisteminin geliştiriltmesi yönünde önlemler alınır; insan sağlığının güçlendirilmesine, beden eğitimi ve sporun geliştirilmesine, ekolojik ve hıfzı sıhha konusundaki  faaliyetleri teşvik edilir.
  3. İnsanın yaşam ve sağlığı için tehlike oluşturan gerçeklik ve durumların yetkili kişiler tarafından saklanması federal kanunlar uyarınca sorumluluk altına alınmasını gerektirir.
 Madde 42

Herkes sağlıklı çevrede yaşama, onun durumuyla ilgili  doğru bilgileri alma ve çevre hukukunun ihlali sonucu kendisinin sağlığına veya malvarlığına verilen zararın tazminatını alma hakkına sahiptir.

Madde 43

Herkes eğitim hakkına sahiptir.

Devlet veya belediyenin eğitim kurumları ve işletmelerde okul öncesi, temel genel ilk öğretim ve meslek öğreniminin parasız olması ve herkes için ulaşılabilirliği güvence altına alınır.

Herkes sınav esasında devlet veya belediyenin eğitim kurumları ve işletmelerde yüksek eğitim alma hakkına sahiptir.

Temel genel ilk öğretim zorunludur. Ebeveyniler veya onların yerinde olan kişiler çocukların genel ilk öğretim düzeyinde eğitim almasını sağlarlar.

Rusya Federasyonu, devlet federal eğitim standartlarını belirler, eğitimin ve kendi kendine eğitimin çeşitli şekillerini destekler.

Madde 44

Herkesin edebi, sanatsal, bilimsel, teknik ve diğer yaratıcılık ve eğitim verme özgürlüğü güvence  altına alınır. Fikri mülkiyet kanunla korunur.

Herkes kültürel yaşama katılma ve kültür kurumlarından yararlanma, kültür değerlerine ulaşma hakkına sahiptir.

Herkes tarihi ve kültürel mirasın korunmasına özen göstermekle yükümlüdür.

Madde 45

Rusya Federasyonunda insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin devlet tarafından korunması güvence altına alınır.

Herkes kendi hak ve özgürlüklerini kanunla yasaklanmayan şekilde savunma hakkına sahiptir.

Madde 46

Herkesin hak ve özgürlüklerinin yargısal korunması güvence altına alınır.

Devlet hakimiyet organları, yerel hakimiyet organları, toplumsal birlikler ve yetkili kişilerin karar ve eylemlerinden (eylemsizliklerinden) mahkemeye şikayette bulunabilir.

Herkes, devletin mevcut iç hukuksal savunma araçlarını kullandıktan sonra, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarına uygun olarak insan hak ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin uluslararası organlara başvururda bulunabilir.

 Madde 47

Hiç kimse, davasının kanunla belirlenen mahkeme ve hakimlerce görüşülmesi hakkından yoksun bırakılamaz.

Suç işlemekle itham edilen kişi federal kanunla öngörülen durumlarda davasının jürinin katılımıyla yapılan mahkemede görüşülmesi hakkına sahiptir.

Madde 48

Herkesin yüksek düzeyde hukuk yardımı alma hakkı güvence altına alınır. Kanunla öngörülen durumlarda hukuk yardımı ücretsiz yapılır.

Tutuklanan, göz altında bulunan, suç işlemekle itham edilen kişi tutuklandığı, göz altına alındığı veya itham ileri sürüldüğü andan itibaren avukat (savunucu) yardımından yararlanma hakkına sahiptir.

Madde 49

Suç işlemekle itham edilen bir kişi, suçluluğu federal kanunla öngörülen şekilde ispat edilmediği ve mahkemenin kesin hükmüyle yürürlüğe girmediği sürece suçsuz sayılır.

Sanık kendi suçsuzluğunu ispat etmekle yükümlü değildir.

Suçluluğa ilişkin esaslı şüpheler sanığın lehine yorumlanır.

Madde 50

Hiç kimse aynı suçtan dolayı iki defa mahkum edilemez.

Yargı işlemlerinin yürütülmesi sırasında federal kanunu ihlal ederek elde edilmiş deliller geçersizdir.

Her mahkumun, federal kanunla öngörülmüş şekilde hükmün üst mahkemece yeniden incelenmesini, ayrıca cezanın affını veya hafifletilmesini isteme hakkı vardır.

 Madde 51

Hiç kimse kendisi, eşi ve federal kanunla belirlenmiş diğer akrabaları aleyhine tanıklık etmekle yükümlü değildir.

Federal kanunla tanıklık etmekten muaf tutan diğer durumlar da belirlenebilir.

Madde 52

Suçlardan ve hakimiyetin kötüye kullanılmasından zarar görenlerin hakları kanunla korunur. Devlet, zarar görenlerin yargıya ulaşmasını ve verilen zararın tazmin edilmesini sağlar.

Madde 53

Herkes devlet organları veya onların yetkili kişilerinin eylemleri (veya eylemsizlikleri) dolayısıyla verilen zarara göre devletten tazminat alma hakkına sahiptir.

Madde 54

Sorumluluk belirleyen veya ağırlaştıran kanunlar geriye yürümez.

Hiç kimse işlediği anda hukuk ihlali sayılmayan eylemden dolayı sorumluluk taşımaz. Hukuk ihlali yapıldıktan sonra onunla ilgili sorumluluk kaldırılmış veya hafifletilmişse, yeni kanun uygulanır.

Madde 55

Rusya Federasyonu Anayasasında temel hak ve özgürlüklerin yer alması diğer evrensel insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin reddi veya küçümsenmesi gibi yorumlanamaz.

Rusya Federasyonunda insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran veya kısıtlayan kanunlar çıkarılamaz.

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlükleri yalnız anayasal düzenin temelleri, ahlak, sağlık, diğer kişilerin hak ve yasal çıkarlarının koruması, ülke savunması ve devlet güvenliği amacıyla federal kanunla sınırlandırılabilir.

Madde 56

Olağanüstü hal durumunda vatandaşların güvenliğinin sağlanması ve anayasal düzenin korunması için federal anayasal kanun uyarınca sınırları ve yürürlülük süresi belirtilerek hak ve özgürlüklere belirli sınırlamalar getirilebilir.

Rusya Federasyonunu genelinde ve ayrı ayrı bölgelerinde olağanüstü hal, federal anayasal kanunla belirlenmiş durum ve şekillerde uygulanabilir.

Rusya Federasyonu Anayasasının 20.,  21., 23.(1. fıkra), 24., 28., 34. (1.fıkra), 40 (1. fıkra), 46.-54. maddelerinde öngörülen hak ve özgürlükler sınırlandırılamaz.

Madde 57

Herkes kanunla belirlenen vergi ve resimleri ödemekle yükümlüdür. Yeni vergiler belirleyen veya vergi mükelleflerinin durumunu ağırlaştıran kanunların geriye yürümez.

Madde 58

Herkes doğayı ve çevreyi korumakla, doğal zenginliklere özen göstermekle  yükümlüdür.

 Madde 59

Vatanı savunma her Rusya Federasyonu vatandaşının görevi ve yükümlülüğüdür.

Rusya Federasyonu vatandaşı federal kanuna uygun olarak askeri hizmet yapar.

Rusya Federasyonu vatandaşının görüşü veya dini itikadı askeri hizmetin yapılmasına aykırıysa, ayrıca federal kanunla belirlenen diğer durumlarda alternatif sivil hizmet  yapma hakkı vardır.

Madde 60

Rusya Federasyonu vatandaşı 18 yaştan itibaren kendi hak ve ödevlerini serbestçe ve tam olarak kullanabilir.

Madde 61

Rusya Federasyonu vatandaşı Rusya Federasyonu sınırları dışına sürülemez veya diğer devlete verilemez.

 Rusya Federasyonu tüm vatandaşlarının korunmasını ve himayesini güvence  altına alır.

Madde 62

Rusya Federasyonu vatandaşı, Rusya Federasyonunun federal kanununa veya uluslararası antlaşmasına dayanarak yabancı ülke vatandaşlığı (ikili vatandaşlık) edinebilir.

Rusya Federasyonu vatandaşının yabancı ülke vatandaşlığının olması, eğer Rusya Federasyonunun federal kanununda veya uluslararası antlaşmasında aksi öngörülmemişse, onun hak ve özgürlüklerini sınırlandırmaz ve Rusya vatandaşlığından doğan ödevlerden muaf tutmaz.

Yabancılar ve vatandaşlığı olmayan kişiler Rusya Federasyonunun federal kanunu veya uluslararası antlaşmasıyla belirlenmiş durumlar dışında Rusya Federasyonu vatandaşlarıyla eşit haklardan yararlanır ve eşit ödevler taşır.

Madde 63

Rusya Federasyonu yabancılara ve vatandaşlığı olmayan kişilere uluslararası hukukun evrensel normlarına uygun olarak siyasi sığınma hakkı verir.

Siyasi görüşleri, ayrıca Rusya Federasyonunda suç sayılmayan eylemler (hareket veya hareketsizlik) nedeniyle takip edilen kişilerin başka devletlere verilmesine izin verilmez. Suç işlemekle itham edilen kişilerin, ayrıca mahkumların cezasını infaz ettirmek için başka devletlere verilmesi Rusya Federasyonunun federal kanunu veya uluslararası antlaşması gereğince gerçekleştirilir.

Madde 64

Bu bölümdeki hükümler Rusya Federasyonunda kişinin hukuki statüsünün temellerini oluşturur ve bu Anayasayla belirlenen şekilde değiştirilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
FEDERAL DÜZEN
Madde 65
  1. Rusya Federasyonunda aşağıdaki Rusya Federasyonu unsurları bulunur:

Adıgey Cumhuriyeti (Adıgeya), Altay Cumhuriyeti, Başkurdistan Cumhuriyeti, Buryatiya Cumhuriyeti, Dağıstan Cumhuriyeti, İnguşetiya Cumhuriyeti, Kabardin-Balkar Cumhuriyeti, Kalmıkya Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti, Karel Cumhuriyeti, Komi Cumhuriyeti, Mariy El Cumhuriyeti, Mordov Cumhuriyeti, Saha (Yakutya) Cumhuriyeti, Kuzey Osetya Cumhuriyeti (Alanya), Tataristan Cumhuriyeti (Tataristan), Tıva Cumhuriyeti, Udmurt Cumhuriyeti, Hakas Cumhuriyeti, Çeçen Cumhuriyeti, Çuvaş Cumhuriyeti (Çavaş Cumhuriyeti),

Altay Toprağı, Krasnodar Toprağı, Krasnoyarsk Toprağı, Primorsk Toprağı, Stavrapol Toprağı, Habarovsk Toprağı,

Amur vilayeti, Arhangelsk vilayeti, Astrahan vilayeti, Belgorod vilayeti, Bryansk vilayeti, Vladimir vilayeti, Volgograd vilayeti, Vologod vilayeti, Voronej vilayeti, İvanov vilayeti, İrkutsk vilayeti, Kaliningrad vilayeti, Kaluga vilayeti, Kam­çatka vilayeti, Kemerovo vilayeti, Kirov vilayeti, Kostroma­ vila­yeti, Kurgan vilayeti, Kursk vilayeti, Leningrad vilayeti, Lipetsk vilayeti, Magadan vilayeti, Moskova vilayeti, Murmansk vilayeti, Nijegorod vilayeti, Novgorod vilayeti, Novosibirsk vilayeti, Omsk vilayeti, Orenburg vilayeti, Orlov vilayeti, Penza vilayeti, Perm  vilayeti, Pskov vilayeti, Rostov vilayeti, Ryazan vilayeti, Samara vilayeti, Saratov vilayeti, Sahalin vilayeti, Sverdlov vilayeti, Smolensk vilayeti, Tambov vilayeti, Tver vilayeti, Tomsk vilayeti, Tula vilayeti, Tümen vilayeti, Ulyanovsk vilayeti, Çelyabinsk vilayeti, Çita vilayeti, Yaroslavl vilayeti.

Moskva,  Sankt-Petersburg federal şehirlerdir.

Yahudi Özerk Vilayeti,

Agin-Buryat Özerk Alanı, Komi-Permyak Özerk Alanı, Koryaksk Özerk Alanı, Nen Özerk Alanı, Taymır (Dolgano-Nen) Özerk Alanı, Ust-Ordınsk Buryat Özerk Alanı, Hantı-Mansiysk Özerk Alanı, Çukot Özerk Alanı, Evenkiy Özerk, Yamalo-Nen Özerk Alanı.

  1. Rusya Federasyonuna yeni unsurların kabulü ve içinde yeni unsurların oluşturulması federal anayasal kanunla belirlenmiş şekilde gerçekleştirilir.
Madde 66
Cumhuriyet statüsü Rusya Federasyonu Anayasası ve cumhuriyetlerin anayasalarıyla belirlenir.

Toprakların, vilayetlerin, federal şehirlerin, özerk vilayetlerin, özerk alanların statüsü, Rusya Federasyonu Anayasası ve toprağın, vilayetin, federal şehrin, özerk vilayetlerin, özerk alanların ilgili Rusya Federasyonu unsurunun yasama (temsili) organı tarafından kabul edilmiş Tüzükle belirlenir.

Özerk vilayetlerin ve özerk alanların yasama ve yürütme organlarının önerisi üzerine özerk vilayet ve özerk alan hakkında federal kanun kabul edilir.

Toprağın veya vilayetin sınırları içindeki özerk alanlar arasındaki ilişkiler federal kanun ve özerk alanın devlet organları ile ilgili toprak veya vilayetin devlet hakimiyet organları arasında yapılan antlaşmalarla düzenlenebilir.

Rusya Federasyonu unsurunun statüsü; Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurunun karşılıklı rızası ile federal anayasal kanuna uygun olarak değiştirilebilir.

Madde 67

Rusya Federasyonu ülkesi; unsurlarının ülkelerini, dahili suları ve ülke denizlerini, bunlar üzerindeki hava sahasını kapsar.

Rusya Federasyonu; federal kanun ve uluslararası hukuk normları ile belirlenen şekilde kıta sahanlığı ve Rusya Federasyonunun münhasıran ekonomik bölgesinde egemen haklara sahiptir ve yetkilerini kullanır.

Rusya Federasyonu unsurları arasındaki sınırlar, onların karşılıklı rızasıyla değiştirilebilir.

Madde 68
Rusya Federasyonu genelinde devlet dili Rusçadır.

Cumhuriyetler kendi devlet dillerini belirleyebilirler. Bu diller Cumhuriyetlerin devlet hakimiyeti organlarında, yerel yönetim organlarında, devlet kurumlarında Rusya Federasyonunun devlet dili ile bir arada kullanılır.

Rusya Federasyonu, tüm halklarına ana dillerini muhafaza etmeleri, öğrenmeleri ve geliştirmeleri için ortamın oluşturulması hakkını güvence altına alır.

Madde 69

Rusya Federasyonu; milli azınlıkların haklarını, uluslararası hukukun evrensel ilke ve normlarına ve Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarına uygun olarak güvence altına alır.

Madde 70

Rusya Federasyonunun Devlet Bayrağı, Devlet Arması ve Milli Marşı,  onların tasviri ve resmi kullanım şekli federal anayasal kanunla belirlenir.

Rusya Federasyonunun başkenti Moskova şehridir. Başkentin statüsü federal kanunla belirlenir.

 Madde 71
Rusya Federasyonunun yetkileri şunlardır:

Rusya Federasyonu Anayasasının ve federal kanunların kabulü ve değiştirilmesi, kanunlara uyulması üzerinde denetim,

 Rusya Federasyonunun federal düzeni ve ülkesi,

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin düzenlenmesi ve korunması; Rusya Federasyonunda vatandaşlık; milli azınlıkların haklarının düzenlenmesi ve korunması,

Yasama, yürütme ve yargı hakimiyetinin federal organları sisteminin teşk ve faaliyet biçiminin belirlenmesi; federal devlet organlarının oluşturulması,

Federal devlet mülkiyeti ve onun yönetilmesi,

 Rusya Federasyonunun devlet yönetimiyle ilgili, iktisadi, ekolojik, sosyal, kültürel ve milli gelişim alanlarındaki federal politikanın ve federal programların temellerinin belirlenmesi,

Ortak pazarın hukuki temellerinin belirlenmesi; Mali, döviz, kredi ve gümrük düzenlemesi, para dolaşımı, fiyat politikasının temelleri; federal bankalar dahil federal ekonomik hizmetler,

Federal bütçe; federal vergi ve resimler; federal bölgesel kalkınma fonları,

Federal enerji sistemleri, nükleer enerji, füzyonlanabilir maddeler, federal ulaşım, ulaştırma, haberleşme ve iletişim; uzay faaliyetleri,

Rusya Federasyonunun dış politikası ve uluslararası  ilişkileri, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmaları; savaş ve barış konuları,

Rusya Federasyonunun dış ekonomik ilişkileri,

Savunma ve güvenlik; savunma sanayi; silah, mühimmat, askeri donanım ve diğer ekipmanların alım-satım şeklinin belirlenmesi, zehirli maddelerin, uyuşturucu maddelerinların üretimi ve onların kullanım şekli,

Rusya Federasyonunun devlet sınırlarının, kara sularının, hava sahasının, münhasır ekonomik bölgsinin ve kıta sahanlığının statüsünün belirlenmesi ve korunması,

 Mahkeme teşkilatı; savcılık; ceza, ceza usul ve ceza infaz mevzuatı; genel ve özel af; medeni, medeni usul, tahkim usulü mevzuatı; fikri mülkiyetle ilgili hukuk düzenlenmeleri,

Federal uyuşmazlık hukuku,

Meteorolojik hizmetler; standartlar, numuneler, metrik sistem ve  zaman ölçümlenmesi; jeodezi ve haritacılık; coğrafi yerlerin isimleri; devlet istatistiği ve muhasebesi,

Rusya Federasyonunun devlet ödülleri ve onursal unvanları,

Federal devlet memuriyeti.

 Madde 72
Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetkileri şunlardır:

Cumhuriyetlerin Anayasalarının ve kanunlarının, toprakların, vilayetlerin, federal şehirlerin, özerk vilayetin ve özerk alanların Tüzüklerinin, kanunlarının ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanunlara uygunluğunun sağlanması,

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin korunması; milli azınlıkların haklarının korunması; kanuniliğin, hukuk düzeninin ve kamu güvenliğinin sağlanması; sınır bölgeleri rejimi,

Toprak, toprağın altı, su  ve diğer doğal kaynaklar üzerinde sahiplik, zilyetlik ve intifa konuları,

Devlet mülkiyetinin sınırlarının belirlenmesi,

Doğal kaynakların işletilmesi; çevrenin muhafazası ve ekolojik güvenliğin sağlanması; özel korunması gereken doğal bölgeler; tarihi ve kültürel anıtların muhafazası,

Eğitim, öğrenim, bilim, kültür, beden eğitimi ve spor ile ilgili genel konular,

Sağlık konularının koordine edilmesi; ailenin, anneliğin, babalığın ve çocukluğun korunması; sosyal güvenlik dahil sosyal güvence,

Felaketler, doğal afetler, salgın hastalıklarla mücadele önlemlerinin alınması ve bunların sonuçlarının ortadan kaldırılması,

Rusya Federasyonunda vergilendirmenin ve resimlerin genel ilkelerinin belirlenmesi,

İdari, idari usul, iş, aile, konut, toprak, su, orman mevzuatı, toprak altı ve çevre muhafazası mevzuatı,

Yargı ve hukuk muhafaza organlarının kadroları; barolar ve noterler,

Nüfus sayısı az olan etnik grupların tarihi yaşam yerleri ve geleneksel yaşam biçimlerinin korunması,

Devlet hakimiyeti ve yerel yönetim organları sisteminin oluşturulmasının genel ilkelerinin belirlenmesi,

Rusya Federasyonu unsurlarının uluslararası ve dış ekonomik ilişkilerinin koordine edilmesi, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarının yerine getirilmesi.

  1. Bu maddenin hükümleri, Cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayet ve özerk alanlarda eşit düzeyde uygulanır.
Madde 73

Rusya Federasyonunun yetki alanı dışında kalan Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetki konuları hakkında, Rusya Federasyonu unsurları tam devlet hakimiyetine sahiptirler.

 Madde 74

Rusya Federasyonu ülkesinde malların, hizmetlerin ve mali kaynakların serbest dolaşımı için, gümrük sınırlarının, gümrük vergi ve resimlerinin ve diğer engellerin konulması yasaktır.

Malların ve hizmetlerin dolaşımıyla ilgili sınırlamalar, sadece insanların  güvenliğinin, yaşam ve sağlığının korunması, doğanın ve kültürel değerlerin muhafazası için gereken durumlarda federal kanuna uygun olarak konulabilir.

Madde 75

Rusya Federasyonunun para birimi Rubl’dur. Para basımı münhasıran Rusya Federasyonu Merkez Bankası tarafından gerçekleştirilir. Rusya Federasyonunda diğer para birimlerinin basımına ve dolaşımına izin verilmez.

Rubl’un istikrarının sağlanması ve korunması, Rusya Federasyonu Merkez Bankasının temel işlevidir ve bu işlevini diğer devlet hakimiyet organlarından bağımsız olarak gerçekleştirir.

Rusya Federasyonunda federal bütçe için alınan vergiler sistemi ile vergilendirme ve resimlerin genel ilkeleri federal kanunla düzenlenir.

Devlet borçlanması, federal kanunla belirlenen şekilde ve gönüllülük ilkesine dayanarak gerçekleştirilir.

Madde 76

Rusya Federasyonunun yetki alanındaki konular hakkında, Rusya Federasyonunun genelinde doğrudan uygulanan federal anayasal kanunlar ve federal kanunlar kabul edilir.

Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetki alanına giren konular hakkında federal kanunlar ve onların esasında Rusya Federasyonu unsurlarınca kabul edilen kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri çıkarılır.

Federal kanunlar, federal anayasal kanunlara aykırı olamaz.

Rusya Federasyonu yetki alanı ve Rusya Federasyonu ile Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetki alanları dışındaki konularda; Cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayet ve özerk alanlar, kanunların ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin kabulü dahil kendi hukuk tasarruflarını gerçekleştirirler.

Rusya Federasyonu unsurlarının kanunları ve diğer normatif hukuk düzenlemeleri, bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarına uygun olarak kabul edilmiş  federal kanunlara aykırı olamaz. Rusya Federasyonunda çıkarılmış federal kanun ve diğer düzenlemeler arasında çelişki durumunda federal kanun uygulanır.

Federal kanun ile Rusya Federasyonu unsurlarının bu maddenin dördüncü fıkrasına uygun olarak çıkarılmış normatif hukuk düzenlemeleri arasında çelişki olması durumunda Rusya Federasyonu unsurunun normatif hukuk düzenlemesi uygulanır.

Madde 77

Cumhuriyetlerin, toprakların, vilayetlerin, federal şehirlerin, özerk vilayetin, özerk alanların, devlet hakimiyeti organları sistemi; Rusya Federasyonu anayasal düzeninin temellerine ve devlet hakimiyetinin temsili ve yürütme organlarının federal kanunla belirlenen genel ilkelerine uygun olarak, Rusya Federasyonu federe unsurlarınca serbest şekilde belirlenir.

Rusya Federasyonu yeki alanı ve Rusya Federasyonu devlet hakimiyeti sınırlarında; Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının, ortak yetki alanına dahil konular hakkında Rusya Federasyonunun federal yürütme organları ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının yürütme organları, Rusya Federasyonunun tek bir yürütme hakimiyeti sistemini oluştururlar.

Madde 78

Federal yürütme organları, kendi yetkilerini gerçekleştirmek için kendi bölgesel organlarını oluşturabilir ve ilgili yetkili kişileri atayabilirler.

Federal yürütme organları, Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlarına aykırı olmamak koşuluyla, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yürütme organlarıyla anlaşarak, kendi yetkilerinin bir kısmını onların kullanımına devreder.

Rusya Federasyonu federe unsurlarının yürütme organları, federal yürütme organlarıyla anlaşarak, kendi yetkilerinin bir kısmının kullanılmasını onlara devredebilirler.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı ve Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu Anayasasına uygun olarak, Rusya Federasyonu genelinde federal devlet hakimiyeti yetkisinin kullanılmasını sağlarlar.

 Madde 79

Rusya Federasyonu insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini sınırlandırmamak ve Rusya Federasyonu anayasal düzeninin temelleriyle çelişmemek kaydıyla, devletlerarası birliklere katılabilir ve yetkilerinin bir kısmını uluslararası antlaşmalara uygun olarak onlara devredebilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
RUSYA FEDERASYONU CUMHURBAŞKANI
Madde 80

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır.

 Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; Rusya Federasyonu Anayasasının, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin güvencesidir. Rusya Federasyonu Anayasasının belirlediği şekilde Rusya Federasyonu egemenliğinin, bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunması için önlemeler alır, devlet organlarının uyumlu işleyişini ve karşılıklı işbirliğini sağlar.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlara uygun olarak devletin iç ve dış politikasının temel yönlerini belirler.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, devletin başı olarak Rusya Federasyonunu ülke içinde ve uluslararası ilişkilerde temsil eder.

Madde 81

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, genel eşit ve doğrudan seçim hakkına dayanarak, gizli oylamayla Rusya Federasyonu vatandaşları tarafından dört yıl süre ile seçilir.

Yaşı 35’ten az olmayan, Rusya Federasyonunda en az 10 yıl daimi ikamet eden, Rusya Federasyonu vatandaşı Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı seçilebilir.

Aynı kişi, arka arkaya iki dönemden fazla Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı görevinde bulunamaz.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı seçimlerinin yapılma şekli federal kanunla belirlenir.

 Madde 82
Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı görevine başlarken halk karşısında aşağıdaki şekilde yemin eder:

 “Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı yetkilerini kullanırken, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerine saygı göstereceğime ve koruyacağıma, Rusya Federasyonu Anayasasına uyacağıma ve savunacağıma, devletin egemenliği ve bağımsızlığını, güvenliğini ve bütünlüğünü savunacağıma, halka sadakatle hizmet edeceğime yemin ederim.”

Yemin, Rusya Federasyonu  Federasyon Konseyi üyeleri, Devlet Duması milletvekilleri ve Anayasa Mahkemesi hakimlerinin hazır bulunduğu resmi ortamda yapılır.

Madde 83

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Devlet Dumasının rızasıyla Rusya Federasyonun Hükümet Başkanını göreve atar,

Rusya Federasyonu Hükümetinin oturumlarına başkanlık yapma hakkına sahiptir,

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının istifasıyla ilgili karar alır,

Rusya Federasyonu Merkez Bankası Başkanlığı görevine atanması için Devlet Dumasına aday önerir; Rusya Federasyonu Merkez Bankası Başkanının görevinden alınması konusunu Devlet Duması gündemine getirir,

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının teklifiyle Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının yardımcılarını, federal bakanları göreve atar ve görevden alır,

Göreve atanmaları için; Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi hakimlerinin adaylıklarını, ayrıca Rusya Federasyonu Başsavcısının adaylığını Federasyon Konseyine önerir; Rusya Federasyonu Başsavcısının görevden alınması için Federasyon Konseyine teklif sunar; diğer federal mahkemelerin hakimlerini göreve atar,

Statüsü federal kanunla belirtilen, Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyini kurar ve yönetir,

Rusya Federasyonunun askeri stratejisini onaylar,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının Sekreterliğini oluşturur,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının yetkili temsilcilerini göreve atar ve görevden alır,

Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin yüksek komuta heyetini göreve atar ve görevden alır,

Federal Meclis kamaralarının ilgili komite ve komisyonlarına danışarak, Rusya Federasyonunun yabancı devletler ve uluslararası kuruluşlardaki temsilcilerini göreve atar ve geri çağırır.

Madde 84

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanuna uygun olarak Devlet Duması seçimlerini belirler,

Rusya Federasyonu Anayasasında öngörülen durum ve şekillerde Devlet Dumasını fesheder,

Federal anayasal kanunla düzenlenen  şekilde referandum belirler,

Devlet Dumasına kanun tasarıları sunar,

Federal kanunları imzalar ve yayımlar,

Ülkedeki durumla, devletin iç ve dış politikasının temel yönleriyle ilgili Federal Meclise yıllık mesaj sunar.

Madde 85
  1. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu devlet organları ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organları arasında, ayrıca Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet hakimiyet organlarının aralarındaki uyuşmazlıkları çözmek için uzlaşma prosedürlerini kullanabilir. Uzlaşma kararının alınamaması durumunda Cumhurbaşkanı, sorunu çözmek için konuyu ilgili mahkemeye devredebilir.
  2. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu federe unsurları yürütme organları düzenlemelerinin yürürlüğünü, bu düzenlemeler Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlarına, Rusya Federasyonunun uluslararası yükümlülüklerine aykırı olduğunda veya sorun ilgili mahkemede çözümlenmeden, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin ihlali durumunda  durdurabilir.
Madde 86

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Rusya Federasyonu dış politikasını yönetir,

Görüşmeler yapar, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarını imzalar,

Onay belgelerini imzalar,

Akredite olunmuş diplomatik temsilciliklerin güven mektuplarını ve avdetnamelerini kabul eder.

Madde 87

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin Yüksek Başkomutanıdır.

Rusya Federasyonuna saldırı ve yakın saldırı tehdidi durumlarında, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; Rusya Federasyonu genelinde veya ayrı ayrı bölgelerinde, Federasyon Konseyi ve Devlet Dumasına bu konuda derhal bilgi sunarak sıkıyönetim uygular.

Sıkıyönetimin rejimi federal anayasal kanunla belirlenir.

Madde 88

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; federal anayasal kanunlarda öngörülen durumlarda ve şekilde, Rusya Federasyonu genelinde veya onun ayrı ayrı bölgelerinde Federasyon Konseyi ve Devlet Dumasına bu konuda derhal bilgi sunarak olağanüstü hal uygular.

Madde 89

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Rusya Federasyonu vatandaşlığı ve siyasi sığınma verilmesi konularını karara bağlar,

Rusya Federasyonunun devlet ödülleriyle ödüllendirir, Rusya Federasyonunun onursal rütbelerini, yüksek askeri ve yüksek özel rütbelerini verir,

Suçluları af eder.

Madde 90

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı kararname çıkarır ve emirler verir.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararname ve emirleri Rusya Federasyonu genelinde bağlayıcıdır.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararname ve emirleri Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlara aykırı olamaz.

Madde 91

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı dokunulmazlık hakkına sahiptir.

Madde 92

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, yemin ettiği andan itibaren yetkilerini kullanmaya başlar ve yeni seçilen Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanın yemin ettiği andan itibaren, görev süresinin sona ermesiyle yetkilerini kullanmaya son verir.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, istifası, sağlık durumuyla ilgili olarak kendi yetkilerini uzun süre kullanamaması veya görevden uzaklaştırılması durumunda, zamanından önce yetkilerini kullanmaya son verir. Bu durumda Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanlığı seçimleri Cumhurbaşkanı yetkilerinin zamanından önce sona erdiğinde itibaren üç ay içinde yapılır.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kendi görevlerini yerine getiremediği tüm durumlarda, bu görevler Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı tarafından yerine getirilir. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı görevlerini vekaleten yerine getiren kişi, Devlet Dumasını feshetme, referandum belirleme, ayrıca Rusya Federasyonu Anayasasına ilave ve değişikliler yapılmasını teklif etme hakkına sahip değildir.

Madde 93
  1. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, sadece Devlet Duması tarafından ileri sürülen devlete ihanet veya diğer ağır suç işlemesi konusundaki ithama dayanarak ve Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının eylemlerinde suç unsurlarının varlığına ilişkin Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesinin görüşü üzerine ve itham usullerine uyulduğuna ilişkin Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesinin görüşüne dayanarak, Federasyon Konseyince görevinden uzaklaştırılabilir.
  2. İthamın ileri sürüldüğüne ilişkin Devlet Dumasının kararı ve Federasyon Konseyinin Cumhurbaşkanını görevden alma kararı, Devlet Duması milletvekillerinin en az üçte birinin teşebbüsü ve Devlet Dumasınca oluşturulan özel komisyonun görüşü doğrultusunda, her kamaranın üye tam sayısının üçte iki oyu ile kabul edilmelidir.
  3. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevden alınmasına ilişkin Federasyon Konseyinin kararı, Devlet Duması tarafından Devlet Başkanına karşı ithamın ileri sürüldüğü andan itibaren en geç üç ay içinde kabul edilmelidir. Eğer bu süre içinde Federasyon Konseyinin kararı kabul edilmezse, Devlet Başkanına karşı ileri sürülmüş itham reddedilmiş sayılır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
FEDERAL MECLİS
Madde 94

 Federal Meclis – Rusya Federasyonu parlamentosu,  Rusya Federasyonunun temsili ve yasama organıdır.

Madde 95

Federal Meclis iki kamaradan, Federasyon Konseyinden ve Devlet Dumasından oluşur.

Federasyon Konseyine, Rusya Federasyonun her federe unsurunun temsili ve yürütme organlarından birer temsilci olmak kaydıyla ikişer temsilci girer.

Devlet Duması 450 milletvekilinden oluşur.

Madde 96

1.Devlet Duması dört yıl süre için seçilir.

  1. Federasyon Konseyinin oluşum şekli ve Devlet Dumasının seçim şekli federal kanunla belirlenir.
Madde 97

21 yaşına ulaşmış ve seçimlere katılma hakkına sahip her Rusya Federasyonu vatandaşı Devlet Dumasının milletvekili seçilebilir.

Bir kişi aynı anda Fedesyon Konseyi üyesi ve Devlet Duması milletvekili olamaz. Devlet Duması milletvekili, diğer temsili devlet hakimiyet organlarının milletvekili ve yerel yönetimlerin halk vekili olamaz.

Devlet Duması milletvekilleri devamlı şekilde çalışırlar. Devlet Duması milletvekilleri devlet memuriyetinde bulunamaz, öğretim, bilimsel ve diğer yaratıcı faaliyetler dışında her hangi bir ücretli faaliyetle uğraşamaz.

 Madde 98

Federasyon Konseyi üyeleri ve Devlet Duması milletvekilleri görev süreleri boyunca dokunulmazlık hakkına sahiptirler; Suçüstü yakalanma durumları hariç tutuklanamaz, hapsedilemez, aranamaz, ayrıca, diğer insanların güvenliğinin sağlanması için federal kanunla öngörülmüş durumlar hariç kişisel aramaya tabi tutulamazlar.

Dokunulmazlık hakkından yoksun bırakılmasına ilişkin konu, Rusya Federasyonu Başsavcısının önerisiyle Federal Meclisin ilgili kamarası tarafından karara bağlanır.

Madde 99

Federal Meclis daimi çalışan organdır.

Devlet Duması seçimden sonraki otuzuncu gün ilk oturum için toplanır. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Devlet Dumasını bu süreden önce oturuma çağırabilir.

Devlet Duması ilk oturumu en yaşlı milletvekili tarafından açılır.

Yeni seçilmiş Devlet Dumasının çalışmaya başlamasıyla, önceki Devlet Dumasının yetkileri sona erer.

Madde 100

Federasyon Konseyi ve Devlet Dumasının oturumları ayrı ayrı yapılır.

Federasyon Konseyi ve Devlet Duması oturumları açık yapılır. Kamaraların içtüzüklerinin öngördüğü durumlarda kapalı oturumlar yapılabilir.

Kamaralar; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının mesajlarını, Rusya Federasyonu Anayasa Mahkeme Başkanının mesajlarını, yabancı devlet başkanlarının konuşmalarını dinlemek amacıyla birlikte toplanabilirler.

Madde 101

Federasyon Konseyi kendi içinden Federasyon Konseyi Başkanını ve yardımcılarını seçer. Devlet Duması kendi üyeleri içinden Devlet Duması Başkanını ve yardımcılarını seçer.

Federasyon Konseyi Başkanı ve yardımcıları, Devlet Duması Başkanı ve yardımcıları oturumları yönetir ve kamaraların iç düzenini sağlar.

Federasyon Konseyi ve Devlet Duması, komite ve komisyonlar oluşturur, kendi  yetki alanlarındaki konularda parlamento dinlemeleri gerçekleştir.

Kamaraların her biri; kendi iç tüzüğünü kabul eder ve kendi iç düzenine ilişkin konuları çözüme bağlar.

Federal bütçenin uygulanmasına ilişkin denetimin gerçekleştirilmesi için, Federasyon Konseyi ve Devlet Duması, oluşumu ve  faaliyet  şekli federal kanunla düzenlenen Sayıştayı oluşturur.

 Madde 102
Federasyon Konseyinin yetkileri şunlardır:

Rusya Federasyonu federe unsurları arasında, sınır değişikliklerinin onaylanması,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, sıkıyönetim ilan edilmesine ilişkin kararnamesinin onaylanması,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, olağanüstü hal ilan edilmesine ilişkin kararnamesinin onaylanması,

Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin, Rusya Federasyonu sınırları dışında kullanılmasına izin verilmesi,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin belirlenmesi,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevinden uzaklaştırılması,

Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi hakimlerinin göreve atanması,

Rusya Federasyonu Başsavcısının göreve atanması ve görevden alınması,

Sayıştay Başkan ve üyelerinin yarısının göreve atanması ve görevden alınması,

Federasyon Konseyi, Rusya Federasyonu Anayasasıyla yetki alanına aid edilen konularda karar alır.

Rusya Federasyonu Anayasasıyla başka bir usul öngörülmemişse, Federasyon Konseyinin kararları Federasyon Konseyi üye tam sayısının çoğunluk oyu ile kabul edilir.

Madde 103
  1. Devlet Dumasının yetkileri şunlardır:

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanın atanması için Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına onay vermek,

Rusya Federasyonu Hükümetine güvenoyu vermek,

Rusya Federasyonu Merkez Bankası Başkanını göreve atama ve görevden alma,

Sayıştay Başkanını ve üyelerinin yarısını göreve atama ve görevden alma,

Federal anayasal kanun doğrultusunda faaliyet gösteren İnsan Hakları Yetkilisini göreve atamak ve görevden almak,

Genel af ilan etmek,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevinden uzaklaştırılması için suçlamada bulunmak,

  1. Devlet Duması, Rusya Federasyonu Anayasasıyla yetki alanına dahil edilen konularda karar alır.
  2. Rusya Federasyonu Anayasasında başka bir usul öngörülmemişse, Devlet Duması kararları Devlet Duması üye tam sayısının çoğunluğunun oyu ile kabul edilir.
Madde 104

Yasama teşebbüsü hakkı, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına, Federasyon Konseyine, Federasyon Konseyi üyelerine, Devlet Duması milletvekillerine, Rusya Federasyonu Hükümetine, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama (temsili) organlarına aittir. Yasama teşebbüsü hakkı ayrıca yetki alanlarıyla ilgili konularda Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesine, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesine, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesine aittir.

Yasa tasarıları Devlet Dumasına sunulur.

Vergilerin uygulanması veya kaldırılmasına, ödenmesinden muaf tutulmasına, devlet borçlanması yapılmasına, devletin mali yükümlülüklerinin değiştirilmesine ilişkin kanun tasarıları ve federal bütçeden karşılanan harcamaları öngören diğer kanun tasarıları, sadece Rusya Federasyonu Hükümetinin görüşü alınarak sunulabilir.

Madde 105

Federal kanunlar Devlet Duması tarafından kabul edilir.

Federal kanunlar, Rusya Federasyonu Anayasasında başka bir usul öngörülmemişse,  Devlet Duması üye tam sayısının çoğunluk oylarıyla kabul edilir.

Devlet Duması tarafından kabul edilmiş federal kanunlar beş gün içinde Federasyon Konseyinin görüşüne sunulur.

Federal kanun, Federasyon Konseyi tarafından, kamaranın üye tam sayısının çoğunluğunun lehte oy kullanmasıyla, yahut on dört gün içinde Federasyon Konseyi tarafından görüşülmemişse kabul edilmiş sayılır. Federasyon Konseyi tarafından federal kanunun geri çevrilmesi durumunda ortaya çıkan uyuşmazlığın aşılması için kamaralar uzlaşma komisyonu oluşturabilirler ve bundan sonra federal kanun Devlet Dumasında tekrar görüşülür.

Federasyon Konseyi kararı Devlet Duması tarafından onaylanmazsa, ikinci oylamada Devlet Duması üye tam sayısının en az üçte ikisinin lehte oy kullanmasıyla federal kanun kabul edilmiş sayılır.

Madde 106

Devlet Dumasının aşağıdaki konularda kabul ettiği federal kanunların Federasyon Konseyi tarafından görüşülmesi zorunludur:

Federal bütçe,

Federal vergiler ve resimler,

Mali, döviz, kredi, gümrük düzenlemesi, para dolaşımı,

Rusya Federasyonu uluslararası antlaşmalarının onaylanması ve iptali,

Rusya Federasyonunun Devlet sınırlarının statüsü ve korunması,

Savaş ve barış.

Madde 107

Kabul edilen federal kanun, imzalanması ve yayımlanması için, beş gün içinde Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına  sunulur.

 Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı on dört gün içinde federal kanunu imzalar ve ilan eder.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, federal kanunun kabul edildiği andan itibaren  on dört gün üçünde geri çevirirse; Devlet Duması ve Federasyon Konseyi, Rusya Federasyonu Anayasasında belirlenen şekilde söz konusu kanunu yeniden görüşür. İkinci görüşme sırasında federal kanun eski şekliyle Federasyon Konseyi ve Devlet Duması üye tam sayısının üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edilirse, yedi gün içinde Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve yayımlanır.

 Madde 108

Federal anayasal kanunlar, Rusya Federasyonu Anayasasıyla öngörülen konularda kabul edilir.

Federal anayasal kanunlar Federasyon Konseyi üye tam sayısının en az dörtte üçünün ve Devlet Duması milletvekillerinin üye tam sayısının en az üçte ikisinin oy çoğunluğuyla onaylanmışsa, kabul edilmiş sayılır. Federal anayasal kanun on dört gün içinde Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve yayımlanır.

Madde 109

Devlet Duması Rusya Federasyonu Anayasasının 111. ve 117. maddelerinde öngörülen durumlarda Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından feshedilebilir.

Devlet Dumasının feshi durumunda, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; yeni seçilecek Devlet Dumasının, fesihten sonra en geç dört ay içinde, toplanmasını sağlayabilecek yeni seçim tarihini belirler.

Devlet Duması, seçildikten sonraki bir yıl içinde Rusya Federasyonu Anayasasının 117. maddesinde öngörülen gerekçeyle feshedilemez.

Devlet Duması, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına karşı bir suçlamada bulunduğu andan itibaren, Federasyon Konseyinin bu konudaki kararının kabul edilmesine kadar feshedilemez.

Devlet Duması, Rusya Federasyonu genelinde sıkıyönetim veya olağanüstü hal uygulandığı sırada, ayrıca Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının yetki süresinin sona ermesinin son altı ayı içinde feshedilemez.

ALTINCI BÖLÜM
RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ
Madde 110

Rusya Federasyonunda yürütme hakimiyeti Rusya Federasyonu Hükümeti tarafından kullanılır.

Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı, Rusya Federasyonu Hükümeti Başkanı yardımcıları ve federal bakanlardan oluşur.

Madde 111
  1. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı, Devlet Dumasının rızasıyla Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından atanır.

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının adaylığına ilişkin teklif yeni seçilen Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının göreve başlamasından veya Rusya Federasyonu Hükümetinin istifasından sonra en geç iki hafta içinde, yahut Devlet Duması tarafından adaylığının geri çevrilmesinden sonraki bir hafta içinde gündeme alınır.

Devlet Duması, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanınca önerilen Rusya Federasyonu Hükümeti Başkanının adaylığını, bu konudaki teklifin gündeme alınmasından sonraki bir hafta içine görüşür.

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı adaylıklarının Rusya Federasyonu Devlet Duması tarafından üç kez geri çevrilmesi durumunda, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Hükümet Başkanını göreve atar, Devlet Dumasını fesheder ve yeni seçimlerin yapılmasına karar verir.

Madde 112
  1. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı; atanmasından sonraki bir haftalık süre içinde, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına federal yürütme organlarının yapısına ilişkin teklifte bulunur.
  2. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına, Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı yardımcılık görevine ve federal bakanlıklara  adaylıklar önerir.
Madde 113

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı; Rusya Federasyonu Anayasasına, federal kanunlara ve Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararnamelerine uygun olarak, Rusya Federasyonu Hükümet faaliyetlerinin temel yönlerini belirler ve çalışmasını organize eder.

Madde 114
  1. Rusya Federasyonu Hükümeti:

Federal bütçeyi hazırlar ve Devlet Dumasına sunar ve uygulanmasını sağlar; federal bütçenin uygulanmasına ilişkin Devlet Dumasına rapor sunar;

Rusya Federasyonunda tek bir maliye, kredi ve para politikasının gerçekleşmesini yönlendirir;

Rusya Federasyonunda kültür, bilim, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ekoloji alanlarında tek bir devlet politikasının yürütülmesini sağlar;

Federal mülkiyetin yönetimini gerçekleştirir;

Ülke savunması, devlet güvenliği, Rusya Federasyonunun dış politikasının yürütülmesi yönünde önlemler alır;

Kanuniliğin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin sağlanması, mülkiyetin ve kamu düzeninin korunması, suçlulukla mücadele için önlemler alır;

Rusya Federasyonu Anayasası, federal kanunlar, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararnameleriyle verilen diğer yetkileri kullanır.

  1. Rusya Federasyonu Hükümetinin faaliyet şekli, federal anayasal kanunla belirlenir.
Madde 115

Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu Anayasasına, federal kanunlara, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının normatif kararnamelerine dayanarak ve onların yerine getirilmesi için karar ve emirler verir ve bunların yerine getirilmesini sağlar.

Rusya Federasyonu Hükümetinin karar ve emirleri Rusya Federasyonunda bağlayıcıdır.

Rusya Federasyonu Hükümetinin karar ve emirleri Rusya Federasyonu Anayasasına, federal kanunlara, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararnamelerine aykırı olduğu durumlarda, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanını tarafından iptal edilebilir.

Madde 116

Rusya Federasyonu Hükümeti, yeni seçilmiş Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına kendi yetkilerini iade eder.

Madde 117
  1. Rusya Federasyonu Hükümeti istifada bulunabilir ve bu istifa Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilir veya geri çevrilir.
  2. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Rusya Federasyonu Hükümetinin istifası konusunda karar alır.
  3. Devlet Duması, Rusya Federasyonu Hükümetine güvensizlik oyu verebilir. Rusya Federasyonu Hükümetine güvensizlik oyu verilmesine ilişkin karar, Devlet Duması üye tam sayısının çoğunluğuyla kabul edilir. Devlet Duması tarafından Rusya Federasyonu Hükümetine güvensizlik oyu verilmesinden sonra; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Hükümetinin istifasını ilan edebilir veya Devlet Dumasının kararını onaylamayabilir. Eğer üç ay içinde Devlet Duması, Rusya Federasyonu Hükümetine tekrar güvensizlik oyu verirse, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Hükümetin istifasını ilan eder veya Devlet Dumasını fesheder.
  4. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı, Devlet Duması karşısında Rusya Federasyonu Hükümetine güven oyu isteğinde bulunabilir. Eğer Devlet Duması güven oyu vermezse, Cumhurbaşkanı yedi gün içinde Rusya Federasyonu Hükümetinin istifası veya Devlet Dumasının feshi ve yeni seçimlerin yapılması konusunda karar alır.
  5. Rusya Federasyonu Hükümeti istifası veya yetkilerini iade etmesi durumunda Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevlendirmesiyle, yeni Rusya Federasyonu Hükümetinin oluşmasına kadar görevine devam eder.
YEDİNCİ BÖLÜM
YARGI HAKİMİYETİ
Madde 118

Rusya Federasyonunda yargı yetkisi sadece mahkemelerce kullanılır.

Yargı yetkisi anayasal, sivil, idari ve cezai yargı işlemleriyle gerçekleştirilir.

Rusya Federasyonunun yargı sistemi, Rusya Federasyonu Anayasası ve federal anayasal kanunlarla belirlenir. Olağanüstü mahkemelerin kurulmasına izin verilmez.

Madde 119

25 yaşına ulaşmış, hukuk alanında yüksek öğrenim görmüş ve hukuk alanında en az beş yıl deneyime sahip Rusya Federasyonu vatandaşları hakim olabilirler. Federal kanunla Rusya Federasyonu hakimlerinde aranan ilave özellikler belirlenebilir.

Madde 120

Hakimler bağımsızdırlar ve sadece Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlara tabidirler.

Mahkeme, davayı incelerken devlet organının veya diğer organların düzenlemesinin kanunlara aykırı olduğunu belirlerse, kanuna uygun karar alır.

 Madde 121

  1. Hakimler değiştirilemez.
  2. Hakimlerin yetkileri federal kanunla belirlenen usul ve esaslar dışında sona erdirilemez veya durdurulamaz.
Madde 122

Hakimler dokunulmazdır.

Hakimler hakkında federal kanunla belirlenen şekil dışında  ceza kovuşturulması yapılamaz.

 Madde 123

Tüm mahkemelerde davaların görüşülmesi açık yürütülür. Davanın kapalı duruşmada görüşülmesine, sadece federal kanunla belirlenen durumlarda izin verilir.

Federal kanunla öngörülen durumlar dışında, ceza davalarının mahkemelerde gıyabi görüşülmesine izin verilmez.

Yargılama tarafların çekişmesi ve eşitliği esasında gerçekleştirilir.

Yargılama işlemleri federal kanunla öngörülen durumlarda, jürinin katılımıyla gerçekleştirilir.

Madde 124

Mahkemelerin finansmanı, sadece federal bütçeden sağlanır ve yargının federal kanunlara uygun olarak tam ve bağımsız şeklide yürütülmesini temin etmelidir.

Madde 125
  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi 19 hakimden oluşur.
  2. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, Federasyon Konseyinin, Devlet Dumasının, Federasyon Konseyi üyelerinin veya Devlet Duması milletvekillerinin beşte birinin, Rusya Federasyonu Hükümetinin, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi ve Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesinin, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama ve yürütme organlarının başvurusu üzerine, aşağıdakilerin Rusya Federasyonu Anayasasına uygunluğu konusundaki davaları çözer:

Federal kanunların, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, Federasyon Konseyinin, Devlet Dumasının, Rusya Federasyonu Hükümetinin normatif düzenlemelerinin,

Cumhuriyetlerin Anayasalarının, Rusya Federasyonu federe unsurlarının Tüzüklerinin, ayrıca, Rusya Federasyonu devlet organlarının yetki alanına dahil konular ve Rusya Federasyonu devlet organlarıyla Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organlarının ortak yetki alanına dahil konularda çıkarılan kanunlarının ve diğer normatif düzenlemelerinin,

Rusya Federasyonu devlet organları ile Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organları arasında, Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organlarının kendi aralarında yapılmış anlaşmaların,

Rusya Federasyonunun yürürlüğe girmemiş uluslararası antlaşmalarının.

  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi aşağıdaki organlar arasındaki yetki ihtilaflarından doğan uyuşmazlıkları çözer:

Federal devlet organları arasında,

Rusya Federasyonu devlet organları ile Rusya Federasyonu federe unsurlarının hakimiyet organları arasında;

Rusya Federasyonunun federe unsurlarının yüksek devlet organlarının kendi aralarında,

  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; vatandaşların anayasal hak ve özgürlüklerinin ihlaline ilişkin şikayetler ve mahkemelerin başvurusu üzerine somut davada uygulanan veya uygulanmaya konan kanunun anayasallığını federal kanunla öngörülmüş şekilde denetler.

Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, Federasyon Konseyinin, Devlet Dumasının, Rusya Federasyonu Hükümetinin, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama organlarının başvurusu üzerine Rusya Federasyonu Anayasasını yorumlar.

Anayasaya aykırı olarak tanımlanan düzenlemeler veya onların değişik hükümleri yürürlükten kalkar; Rusya Federasyonunun Rusya Federasyonu Anayasasına aykırı uluslararası antlaşmaları yürürlüğe konamaz ve uygulanamaz.

Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; Federasyon Konseyinin başvurusu üzerine, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının devlete ihanet veya diğer ağır suç işlediğine ilişkin ithamın kanunlara uygun bir şekilde ileri sürüldüğü konusunda görüş bildirir.

Madde 126

Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi medeni, cezai, idari ve diğer davalara ilişkin ve genel mahkemeler üzerinde üst yargı organı olup, federal kanunla öngörülen usulde onların faaliyeti hakkında yargı denetimini gerçekleştirir ve mahkeme pratiğine ilişkin açıklamalar yapar.

Madde 127

Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi, hakem mahkemelerince incelenmiş ekonomik uyuşmazlıklar ve diğer davaların çözümüne ilişkin yüksek yargı organı olup, federal kanunla öngörülen usulde onların faaliyeti hakkında yargı denetimini gerçekleştirir ve mahkeme pratiğine ilişkin açıklamalar yapar.

Madde 128
  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi hakimleri, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının önerisiyle Federasyon Konseyi tarafından atanır.
  2. Diğer federal mahkemelerin hakimleri, federal kanunla belirlenmiş şekilde, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
  3. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi ve diğer federal mahkemelerin yetkileri, oluşum ve faaliyet şekli federal anayasal kanunla düzenlenir.
Madde 129

Rusya Federasyonu Savcılığı, alt kademe savcıların üst kademe savcılarına ve Rusya Federasyonu Başsavcısına tabi olduğu merkezleştirilmiş tek sistemden oluşur.

Rusya Federasyonu Başsavcısı Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanın önerisiyle Federasyon Konseyi tarafından göreve atanır ve görevden alınır.

Rusya Federasyonu federe unsurlarının savcıları, federe unsurların onayıyla Rusya Federasyonu Başsavcısı tarafından atanır.

Diğer savcılar Rusya Federasyonu Başsavcısı tarafından atanır.

Rusya Federasyonu Savcılığının yetkileri, oluşum ve faaliyet şekli federal anayasal kanunla belirlenir.

SEKİZİNCİ BÖLÜM
YEREL YÖNETİM
 Madde 130

Rusya Federasyonunda yerel yönetimler, halk tarafından yerel önem taşıyan konuların serbestçe çözümünü, belediye mülkiyeti üzerinde sahiplik, zilyetlik ve intifa haklarının kullanılmasını sağlar.

Yerel yönetimler referandum, seçimler ve iradenin doğrudan ifadesinin diğer şekilleriyle, yerel yönetimlerin seçilmiş ve diğer organlarıyla gerçekleştirilir.

Madde 131

Yerel yönetimler şehir, köy yerleşim bilimlerinde ve tarihi ve yerel gelenekleri dikkate alarak diğer bölgelerde oluşturulur. Yerel yönetim organlarının yapısı halk tarafından serbestçe belirlenir.

Yerel yönetimlerin sınırlarını değiştirmeye, ilgili bölge halkının görüşü dikkate alınarak izin verilir.

 Madde 132

Yerel yönetim organları belediye mülkiyetini serbestçe yönetir, yerel bütçeyi oluşturur, onaylar ve uygular, yerel vergi ve resimleri belirler, kamu düzeninin korunmasını sağlar, ayrıca yerel öneme sahip diğer konuları çözer.

Yerel yönetim organları kanunla, gerçekleştirilmeleri için gereken maddi ve mali kaynakların verilmesi şartıyla ayrı ayrı devlet yetkileri ile donatılabilirler. Verilen yetkilerin kullanılması devlet denetimi altındadır.

Madde 133

Rusya Federasyonunda yerel yönetimler, yargısal korunma, devlet organları kararları sonucunda ortaya çıkmış ek giderlerin tazmini, yerel yönetimin Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanunlarla belirlenmiş haklarının sınırlandırılmasının yasaklanmasıyla güvence altına alınır.

DOKUZUNCU BÖLÜM
ANAYASADA DÜZELTMELER VE ANAYASANIN
DEĞİŞTİRİLMESİ
Madde 134

Rusya Federasyonu Anayasasında düzeltmeler yapılması ve hükümlerinin değiştirilmesine ilişkin teklif, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Federasyon Konseyi, Devlet Duması, Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama (temsili) organları, ayrıca Federasyon Konseyi üyeleri ve Devlet Duması milletvekillerinin beşte birinden az olmayan grupları tarafından ileri sürülebilir.

Madde 135

Rusya Federasyonu Anayasasının 1., 2., ve 9. bölümlerinin hükümleri Federasyon Konseyince değiştirilemez.

Rusya Federasyonu Anayasasının 1., 2., ve 9. bölümlerinin hükümlerinin değiştirilmesine  ilişkin teklif Federasyon Konseyi üye tam sayısının ve Devlet Duması milletvekili tam sayısının beşte üçü tarafından desteklenirse, federal anayasal kanun gereğince Anayasal Meclis toplanır.

Anayasal Meclis; ya Rusya Federasyonu Anayasasının değiştirilemezliğini on\aylar, ya da Anayasal Meclisin üye tam sayısının üçte ikisi tarafından kabul edilen veya tüm-halk oylamasına çıkarılan Rusya Federasyonunu yeni Anayasa tasarısını hazırlar. Halk oylaması yapılırsa oylamaya seçmenlerin yarıdan fazlası katıldığında ve oylamaya katılanların yarıdan çoğu lehte oy kullandığı takdirde Rusya Federasyonu Anayasası kabul edilmiş sayılır.

Madde 136

Rusya Federasyonu Anayasasının 3.-8. bölümlerinde düzeltmeler, federal anayasal kanununun kabul edilmesi için öngörülen şekilde kabul edilir ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının en az üçte ikisinin yasama organlarında kabul edildikten sonra yürürlüğe girer.

Madde 137

Rusya Federasyonu Anayasasının Rusya Federasyonunun yapısını belirleyen 65. maddesinde değişiklikler, Rusya Federasyonuna yeni federe unsurların kabulü ve Rusya Federasyonu yapısında yeni federe unsurların oluşturulması, Rusya Federasyonu federe unsurlarının anayasal hukuki statüsünün değiştirilmesi hakkında federal anayasal kanun gereğince yapılır.

Cumhuriyetin, toprağın, vilayetin, federal şehrin, özerk vilayetin, özerk alanın adında değişiklik yapılması durumunda Rusya Federasyonu federe unsurunun yeni ismi Rusya Federasyonu Anayasasının 65. maddesine ilave edilir.

II.KISIM
NİHAİ VE GEÇİCİ HÜKÜMLER
  1. Rusya Federasyonu Anayasası, genel halk oylamasının sonuçlarına göre resmi olarak yayımlandığı gün yürürlüğe girer.

Genel halk oylamasının yapıldığı  12 Aralık 1993 tarihi, Rusya Federasyonu Anayasasının kabul günü sayılır.

Aynı anda 12 Nisan 1978 yılında kabul edilmiş Rusya Federasyonu Anayasasının (Temel Kanun) sonradan yapılan değişiklikler ve ilavelerle birlikte yürürlüğü sona erer.

Rusya Federasyonu Anayasasının hükümleriyle Federal Anlaşmanın – Rusya Federasyonu Federal Devlet Organları ile Rusya Federasyonu Egemen Cumhuriyetlerinin Devlet Organları Arasında Yetki Konularının ve Hakimiyetin Ayrılması hakkında Anlaşmanın, Rusya Federasyonu Federal Devlet Hakimiyeti Organları  ile Toprakların, Vilayetlerin, Moskova ve Sank Petersburg Şehirlerinin Devlet Hakimiyet Organları Arasında Yetki Konularının ve Hakimiyetin Ayrılması hakkında Anlaşmanın, Rusya Federasyonu Federal Devlet Organları  ile Rusya Federasyonuna Dahil Özerk vilayetin ve Özerk Alanların Devlet Organları Arasında Yetki Konularının ve Hakimiyetin Ayrılması hakkında Anlaşmanın, ayrıca Rusya Federasyonu federal devlet organları ile  Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organları arasındaki diğer antlaşmaların, Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organlarının kendi aralarındaki antlaşmaların hükümlerinin çelişmesi durumunda, Rusya  Federasyonu Anayasasının hükümleri uygulanır.

  1. Rusya Federasyonu sınırları içinde bu Anayasanın yürürlüğe girmesine kadar yürürlükte olan kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri Rusya Federasyonu Anayasasına aykırı olmadıkça uygulanırlar.
  2. Rusya Federasyonunun – Rusya’nın Anayasasına (Temel Kanun) uygun olarak seçilen Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, yeni Anayasanın yürürlüğe girdiği günden itibaren, seçildiği sürenin sonuna kadar bu Anayasanın belirlediği yetkilerini kullanır.
  3. Bakanlar Kurulu – Rusya  Federasyonu Hükümeti, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği günden itibaren bu Anayasayla Rusya Federasyonu Hükümetine tanınan hak, görev ve sorumlulukları kazanır ve bundan sonra Rusya Federasyonu Hükümeti adını alır.
  4. Rusya Federasyonunda mahkemeler yargılamayı, bu Anayasayla belirlenmiş yetkilerine uygun olarak yürütür. Anayasanın yürürlüğe girmesinden sonra Rusya Federasyonunun tüm mahkemelerinin hakimleri, seçildikleri süre için kendi yetkilerini devam ettirirler. Boşalmış makamlar Anayasayla belirlenmiş şekilde doldurulur.
  5. Mahkemelerde jürinin katılımıyla davalara bakılma usulünü belirleyen federal kanunun yürürlüğe girmesine kadar ilgili davalar hakkında eski yargı usulü uygulanır.  Rusya Federasyonunun ceza usul mevzuatının bu Anayasanın hükümlerine uygun bir şekle getirilmesine kadar, sanığın hapsi, göz altına alınması ve tutuklanmasıyla ilgili önceki usuller uygulanır.
  6. İlk seçilen Federasyon Konseyi ve ilk seçilen Devlet Duması iki yıl süre için seçilir.
  7. Federasyon Konseyi seçildikten sonraki otuzuncu gün ilk oturumu için toplanır. Federasyon Konseyinin ilk oturumu Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından açılır.
  8. İlk seçilen Devlet Dumasının milletvekili aynı anda Rusya Federasyonu Hükümetinin üyesi de olabilir. Bu Anayasanın milletvekillerinin dokunulmazlığına ilişkin hükümleri, aynı anda Rusya  Federasyonu Hükümeti üyesi olan Devlet Duması milletvekillerine, kendi görevlerini yerine getirmesiyle bağlı yaptığı eylemler (eylemsizlik) dolayısıyla sorumluluk konusunda uygulanmaz.

İlk seçilen Federasyon Konseyi milletvekillerinin yetkileri devamlı görev esasına dayanmaz.

Rusya Haritası

Rusya Federasyonu

Eski Rus Devleti olan Kiev Rus’unun (9-12. yüzyıl) dağılmasından sonra ortaya çıkan knyazlıklar (prenslikler) 13.-15. yüzyılda Moğol-Tatar egemenliğinde  kalmışlardır. 14. yüzyıldan başlayarak Moskva prensliğinin yükselişi güçlü bir merkezi devletin kurulmasıyla sonuçlanmıştır. 16. yüzyılın sonlarından başlayan bir ekonomik gerileme ve karışıklık dönemi, siyasi bunalıma yol açmış, bu gelişme sonucu, 1613’te Zemskiy Sobor adı verilen genel meclis Mihail Fyodroviç Romanov’u Çar olarak seçmiştir. 18.yüzyıldan itibaren Rusya’da  yeni bir tarihi süreç başlamıştır. 1700-1721 Kuzey Savaşında zafer kazanmayı başaran Rusya, 1721 yılında Büyük Petro (1682-1725) tarafından İmparatorluk olarak ilan edilmiştir. Yayılmacılık politikası yürüten Rusya İmparatorluğu,  19. yüzyılın sonlarına kadar kendi sınırlarını bir hayli genişletmiştir.

İmparator I. Aleksandr’ın döneminde (1801-1825) Rusya İmparatorluğu’nda bir dizi liberal reformlar yapılmıştır. Bazı kurumlar modernleştirilmiş, merkezi yönetimde reformlar yapılmıştır (1802’den itibaren bakanlıkların örgütlenmesi ve 1810’da Danıştayın kurulması gibi). 1832’de tüm mevzuat bir araya getirilerek Kanunlar Külliyatı oluşturulmuştur.

Rusya’da bazı subaylar Aralık 1825 tarihinde bir Anayasa ilan etmek amacıyla darbe girişiminde bulunmuşlarsa da başarısız olmuşlardır. 1.Aleksandr döneminde (1855-1881) yapılan bir dizi reform, bireysel özgürlükler ve kanun önünde eşitlik rejimine geçiş sürecini başlatmış ve bu süreç Rusya’da kapitalizmin gelişimini hızlandırmıştır.

Rus-Japon (1904-1905) savaşındaki yenilgi, 1900-1903 dünya ekonomik krizinden yeni çıkmış ülkenin durumunu daha da kötüleştirmiş ve  1905 İhtilaline yol açmıştır. İhtilal, İmparatoru bir dizi reform yapmaya zorlamıştır. Bu çerçevede, Çar tarafından imzalanan 17 Ekim Manifestosu, medeni haklar ve özgürlüklerle birlikte parlamenter kurumları vadeden bir bildiri olmuştur. Manifestoca tanınan dernek kurma özgürlüğü uyarınca, bir çok yasal parti kurulmuştur.

Birinci Dünya Savası ve Sonrasında Rusya

Birinci Dünya Savaşının başlaması ve Rusya’nın büyük kayıplara uğraması ve ekonomide yaşanan zorluklar, halk kitlelerinin hoşnutsuzluğunu had safhaya çıkarmıştır. 23-28 Şubat (yeni tarihle 8-13 Mart) 1917’de Petrograd’da gerçekleşen ayaklanmanın askerlerce de desteklenmesi sonucu, İmparator II. Nikola tahttan indirilmiş ve mutlakiyet rejimine son verilmiştir. Kerenski’nin önderliğinde bir Geçici Hükümet kurulmuştur. Ancak, tarihte “Şubat Devrimi” olarak bilinen bu devrim başarılı olamamış, kısa bir süre sonra, 24 Ekim 1917 yılında, gerçekleştirilen “Ekim İhtilali”ile, Rusya’da sosyalizm ku­rulmuş ve yeni bir anayasal sistem oluşturulmuştur.

25-27 Ekim (yeni tarihle 8-10 Kasım) tarihleri arasında toplanan ikinci Sovyetler Kongresinde iki önemli kararname kabul edilmiştir. “Barış Dekreti” olarak isimlendirilen birinci kararname ile, bütün savaşan halklara ve onların hükümetlerine, adil ve kalıcı bir barışın kurulması amacıyla, görüşmelerin başlatılması çağrısında bulunulmuştur. “Toprak Dekreti” adıyla bilinen ikinci kararnameyle de, soyluların bütün toprak mülkiyeti lağvedilerek, toprakların devletleştirilmesi öngörülmüştür. Kongrede ayrıca, yürütme organı olarak Lenin başkanlığında ve Bolşeviklerden oluşan bir Halk Komiserliği (Sovnarkom) seçilmiştir. Rusya’da yasal hükümeti oluşturacak olan Kurucu Meclis için 26-28 Kasım 1918 tarihinde yapılan seçimlerde Bolşevikler çoğunluğu elde edemeyince, 5 (18) Ocak 1918 yılında Lenin tarafından Meclis feshedilmiştir.

Sovyet döneminin ilk Anayasası olan Rusya Sovyet Sosyalist Federatif Cum­huriyeti Anayasası (Temel Kanun) 10 Temmuz 1918 tarihinde V. Tüm-Rusya Sovyetler Kongresinde kabul edilmiştir.Sovyet dönemindeki diğer Rus anayasaları, 1925 RSFSC Anayasası (11 Mayıs 1925), 21 Ocak 1937ve 12 Nisan 1978 tarihli anayasalardır.

Sovyetler Birliğinin Dağılması

Rusya Federasyonunda Sovyetler Birliğinin dağılmasından önce iç içe geçmiş çok kademeli bir federal yapı şu şekildeydi: 16 Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, 5 özerk vilayet, 6 toprak, 49 vilayet, 10 özerk alan.

12 Haziran 1991’de Rusya’da ilk defa yapılan devlet başkanlığı seçimlerinde Yeltsin, oyların %57,3’nü alarak Rusya Federasyonunun ilk Cumhurbaşkanı olmuştur.

Yeni Anayasanın yapımında 20 Mayıs 1993 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesi önemli rol oynamıştır. Bu kararnameye göre, çok geniş tabanlı bir Anayasa komisyonunun oluşturulması öngörülüyordu. Bu komisyonun oluşturulmasında önce 1991 yılında yasama organı olan Halk Vekilleri Kongresi yeni Rusya Anayasası tasarısının hazırlanması konusunda karar almıştır. Ancak bu kararla yeni bir anayasanın yapımı sağlanamamış, buna karşın 1978 Anayasasında önemli değişiklikler (300’den fazla) gerçekleştirilmiştir.

Anayasanın Hazırlanması ve Kabulü

1993 yılında toplanan Anayasa Komisyonu 250 üyeden oluşmakta ve 5 ayrı grup halinde çalışmaktaydı: Federal hakimiyet organlarını temsil eden üyeler, federe unsurları temsil eden üyeler,  yerel yönetimleri temsil eden üyeler, siyasi parti, toplumsal örgütler, sendikalar ve dini kurumların temsilcileri, işletmeler ve özel sektör temsilcileri.

Haziran – Ekim 1993 tarihleri arasında yapılan çalışmalar sonucu yeni anayasa tasarısı hazır hale getirilmiştir. Yeni Anayasa, 12 Aralık 1993 tarihinde halk oyuna sunulmuş, referanduma toplam seçmen sayısının %54.8 katılmış, katılanların %58.4’i anayasanın kabulü yönünde oy kullanmıştır. Referanduma düşük katılımın nedeni olarak, o dönemde Rusya’da yaşanan siyasi karışıklıklar gösterilmiştir.

1993 Anayasasında, Rusya Federasyonunun  hükümet şekli cumhuriyet olan demokratik federatif hukuk devleti olarak nitelenmiştir. Anayasaya göre, Rusya Federasyonu, Rusya Federasyonunun eşit haklara sahip unsurları olan  cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayetler ve özerk alanlardan oluşmaktadır. Federasyon içindeki her bir federe cumhuriyet kendi anayasasına, ayrıca her bir toprak, vilayet, federal şehir, özerk vilayet ve özerk alanlar ise kendi Tüzüklerine sahiptirler.

 Rusya’nın federatif devlet niteliği Sovyetlerden kal­ma çok kademeli bir özelliği sahiptir ve federasyon 81 federe unsu­r­dan; 21 Cumhuriyet, 6 toprak, 49 vilayet, 2 federe kent (Moskova ve St. Petersburg), bir özerk vila­yet, on özerk alandan oluşmaktadır.

Doç Dr. Ali Asker

Doç. Dr. Ali Asker

(1.) Doç Dr. Ali Asker 1968 doğumludur. 1986-1993 yılları Azerbaycan Teknik Üniversitesinde Radyoteknik Fakültesinde lisans ve yüksek lisans (bileşik)eğitim almış, aynı dönemde Sovyetler Birliği Silahlı Kuvvetlerinde, 1992 yılında Azerbaycan Milli Ordusunda askerlik hizmetini yapmıştır. Ali Asker, 1993-1997 yıllarında Bakü Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim aldıktan sonra 1998-2000 yıllarında Marmara Üniversitesi SBE Kamu Hukuku Anabilim dalında yüksek lisans yapmıştır. 2007 yılında Ankara SBE Kamu Hukuku Anabilim dalı doktora programından “Eski Sosyalist Ülkelerde Siyasi Rejim Değişmeleri” tezini savunarak mezun olmuştur. Doktora sonrası dönemde Azerbaycan’ın Ayna ve Zerkalo gazetelerinin Türkiye temsilciliğini yapmıştır.  Ali Asker, değişik düşünce kuruluşlarında Kafkasya, Rus-Slav, Orta Asya ve Türk Dünyası üzerine çalışmalar yapmıştır Rusya ve Avrasya coğrafyası ülkeleriyle ilgili bölge çalışmaları, hukuk ve tarih üzerine çalışmaları bulunmaktadır. 2011 yılından Karabük Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. Halen aynı fakültenin Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanı görevini yürütmektedir. Doç Dr. Ali Asker’in yayınlanmış birçok eseri bulunmaktadır. 

Yazdığı Kitap Bölümleri 
Azerbaycan Milliyetçiliği. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 552-563)
Mehmet Emin Resulzade. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 749-768)
Ali Asker, Ahmet Bey Ağaoğlu. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 784-797).
Ali Bey Hüseyinzade (Turan). İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 806-822).
Azerbaycan’da Milli Kimlik İnşasının Sosyo-Ekonomik ve Fikri Temelleri (19. Yüzyılın Ortaları- 20. Yüzyılın Başları). İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Kâmil Veli Nerimanoğlu, Ali Asker, Milli Kimlik İnşasında Dil Unsuru ve Dil Politikası, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Üç Dönem Kesitinde Azerbaycan Tiyatrosu: Aydınlanma, Bağımsızlık ve Sosyalizm Evrelerine Bir Bakış, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Geleneksel Toplumdan Cumhuriyete Yönetim ve Hukuk Sisteminin Tarihi Gelişimi, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Azerbaycan Türklerinin Düşünce Hayatında Üzeyir Bey Hacıbeyli’nin Rolü, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası

0
Özbekistan anayasası

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası 8 Aralık 1992 yılında kabul edilmiş, Anayasada 28 Aralık 1993, 24 Nisan 2003, 11 Nisan 2007, 25 Aralık 2008 ve 18 Nisan 2011 yıllarında değişiklik ve ilaveler yapılmıştır. Anayasaya göre Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşmaktadır. Anayasa, diğer Türk Cumhuriyetleri Anayasalarına benzer nitelikler taşımaktadır.

Özbekistan’ın dünya haritasındaki yeri

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası 

BAŞLANGIÇ

Özbekistan halkı,

İnsan haklarına ve devlet egemenliği ilkelerine bağlılığını görkemli bir şekilde ilan ederek,

Bugünkü ve gelecek nesiller karşısında büyük bir sorumluluk hissederek, Özbek devletçiliğinin gelişiminin tarihi tecrübesine dayanarak, Demokrasi ve sosyal adalet ilkelerine sadık kaldığını doğrulayarak, Uluslararası hukukun evrensel normlarının üstünlüğünü tanıyarak, Cumhuriyet vatandaşlarının onurlu yaşamını sağlamaya çalışarak, Hümanist, demokratik hukuk devletinin oluşumunu amaç edinerek, Toplumsal barış ve milli birliğin sağlanması amacıyla, Yetkili temsilciler aracılığıyla

Özbekistan Cumhuriyetinin bu Anayasasını kabul eder.

Özbekistan-Taşkent

1.KISIM
 TEMEL İLKELER
BİRİNCİ BÖLÜM
DEVLET EGEMENLİĞİ

Madde 1

Özbekistan egemen demokratik Cumhuriyettir. Devletin adı olan “Özbekistan Cumhuriyeti” ve “Özbekistan” terimleri eş anlamlıdır.

Madde 2

Devlet halk iradesini ifade eder, onun çıkarlarına hizmet eder. Devlet organları ve yetkililer, toplum ve vatandaşlar karşısında sorumludurlar.

Madde 3

Özbekistan Cumhuriyeti, milli devlet ve idari-mülki yapısını, devlet iktidarı ve yürütme organlarını belirler, kendi iç ve dış politikasını yürütür.

Özbekistan ülkesi ve sınırı, dokunulmaz ve bölünmezdir.

Madde 4

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet dili Özbek dilidir.

Özbekistan Cumhuriyeti kendi ülkesinde yaşayan millet ve halkların dil, adet ve geleneklerine saygı gösterir, onların gelişmesine ortam hazırlar.

Madde 5

Özbekistan Cumhuriyeti kendi Devlet sembollerine, kanunla onaylanmış Bayrak, Arma ve Marşına sahiptir.

Madde 6

Özbekistan Cumhuriyetinin başkenti – Taşkent şehridir.

İKİNCİ BÖLÜM
HALK HAKİMİYETİ

Madde 7

Halk, devlet hakimiyetinin tek kaynağıdır.

Özbekistan Cumhuriyetinde devlet hakimiyeti halkın çıkarları doğrultusunda ve sadece Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve bu Anayasa temelinde kabul edilmiş mevzuatla yetkili kılınmış organlar tarafından gerçekleştirilir.

Devlet iktidarına el koyma, devlet organlarının işleyişini Anayasada öngörülmeyen yollarla durdurma ve sona erdirme, yeni ve paralel iktidar yapıları oluşturma, Anayasaya aykırıdır ve kanunlarla sorumluluk getirir.

Madde 8

Özbekistan halkı, milliyetine bakılmaksızın Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşlarından oluşur.

Madde 9

Devlet ve toplumsal yaşamın çok önemli konuları genel halk oylaması (referandum) yoluyla halkın görüşüne sunulur. Referandum şekli kanunla belirlenir.

Madde 10

Özbekistan halkı adına sadece, halk tarafından seçilmiş Âli Meclis ve Cumhurbaşkanı hareket edebilir.

Toplumun her hangi bir kesimi, siyasi partiler, toplumsal birlikler, akımlar veya kişiler Özbekistan halkı adına hareket edemez.

Madde 11

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet hakimiyeti sistemi yasama, yürütme ve yargı ayrılığı ilkesine dayanır.

Madde 12

Özbekistan Cumhuriyetinde toplumsal yaşam, siyasi kurumların, ideolojilerin ve görüşlerin çoğulculuğu temelinde gelişir.

Herhangi bir ideoloji, devlet ideolojisi olarak belirlenemez.

Madde 13

Özbekistan Cumhuriyetinde demokrasi; insan, onun yaşamı, özgürlüğü, şerefi, onuru ve diğer ayrılmaz hakların en yüksek değer kabul edildiği evrensel ilkelere dayanır.

Demokratik hak ve özgürlükler Anayasa ve kanunlarla korunur.

Madde 14

Devlet faaliyetlerini, insan ve toplumun çıkarları doğrultusunda sosyal adalet ve kanunilik ilkeleri üzerinde kurar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ANAYASA VE KANUNLARIN ÜSTÜNLÜĞÜ

Madde 15

Özbekistan Cumhuriyetinde, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarının üstünlüğü istisnasız tanınır.

Devlet, onun organları, yetkililer, toplumsal birlikler, vatandaşlar, Anayasa ve kanunlara uygun olarak faaliyet gösterir.

Madde 16

Bu Anayasanın hiçbir maddesi, Özbekistan Cumhuriyetinin hak ve çıkarlarının ihlali doğrultusunda yorumlanamaz.

Hiçbir kanun veya diğer normatif hukuk düzenlemeleri, Anayasanın norm ve ilkelerine aykırı olamaz.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
DIŞ POLİTİKA

Madde 17

Özbekistan Cumhuriyeti uluslararası ilişkilerde eşit haklara sahiptir. Onun dış politikası; devletlerin egemen eşitliği, kuvvet kullanmama veya tehdit etmeme, sınırların dokunulmazlığı, uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü, başka devletlerin iç işlerine karışmama ve uluslararası hukukun evrensel ilke ve normlarına dayanır.

Özbekistan Cumhuriyeti, devlet ve halkın yüksek çıkarları, refahı ve güvenliği amacıyla devletlerarası birliklere ve diğer devletlerarası oluşumlara girebilir ve bunlardan çıkabilir.

2.KISIM
İNSAN VE VATANDAŞ
TEMEL HAK, ÖZGÜRLÜK VE ÖDEVLERİ
BEŞİNCİ BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER

Madde 18

Özbekistan Cumhuriyetinin tüm vatandaşları, cinsiyet, ırk, milliyet, dil, din, sosyal köken, inanç, şahsi ve toplumsal durumuna bakılmaksızın eşit hak ve özgürlüklere sahiptirler ve kanun önünde eşittirler.

Ayrıcalıklar sadece kanunla getirilebilir ve sosyal adalet ilkelerine uygun olmalıdır.

Madde 19

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı ve devlet, karşılıklı hak ve sorumluluklara sahiptir. Anayasa ve kanunlarla tespit edilen vatandaş hak ve özgürlükleri ayrılmaz olup, yargılama yapılmaksızın hiç kimse onları kaldıramaz veya sınırlayamaz.

Madde 20

Vatandaş hak ve özgürlüklerinin gerçekleştirilmesi, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerini, devletin ve toplumun kanuni çıkarlarını ihlal etmemelidir.

ALTINCI BÖLÜM
VATANDAŞLIK

Madde 21

Özbekistan Cumhuriyetinde ülke genelinde tek vatandaşlık kabul edilir.

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşlığı, edinme esasına bakılmaksızın herkes için eşittir.

Karakalpakistan Cumhuriyeti vatandaşı, aynı zamanda Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Vatandaşlığın kazanılması ve kaybedilmesinin esasları ve şekli kanunla belirlenir.

Madde 22

Özbekistan Cumhuriyeti, gerek ülkesinde, gerekse sınırları dışında kendi vatandaşlarına hukuki yardım ve himayeyi güvence altına alır.

Madde 23

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde bulunan yabancılar ve vatandaşlığı olmayanlar, uluslararası hukuk normlarına uygun olarak hak ve özgürlüklere sahiptirler.

Onlar Anayasa, kanunlar ve Özbekistan Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla belirlenen yükümlülükler taşırlar.

YEDİNCİ BÖLÜM
KİŞİSEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER

Madde 24

Yaşam hakkı her insanın ayrılmaz hakkıdır. Onun ihlali çok ağır bir suçtur.

Madde 25

Herkes özgürlük ve kişisel dokunulmazlık hakkına sahiptir. Hiç kimse kanunlara aykırı olarak tutuklanamaz veya gözaltında tutulamaz.

Madde 26

Suç işlemekle itham olunan herkes, tüm savunma olanakları sağlanarak yapılan açık yargılama sonucunda suçluluğu sabit oluncaya kadar, suçsuz sayılır.

Hiç kimse işkenceye, şiddete, diğer zalimce veya insan onurunu aşağılayıcı muameleye maruz bırakılamaz.

Hiç kimse kendi rızası olmaksızın tıbbi ve bilimsel deneylere tabi tutulamaz.

Madde 27

Herkes şeref ve onuruna saldırıya, özel hayatına yapılan müdahaleye karşı korunma ve konut dokunulmazlığı hakkına sahiptir.

Hiç kimse, kanunda öngörülen durumlar ve koşullar dışında, konuta giremez, arama veya inceleme yapamaz, yazışma ve telefon konuşmalarının gizliliğini ihlal edemez.

Madde 28

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı, kanunla belirlenen sınırlamalar hariç, Cumhuriyet sınırları içinde serbest dolaşma, Özbekistan Cumhuriyetine giriş ve çıkış yapma hakkına sahiptir.

Madde 29

Herkes düşünce, ifade ve kanaat özgürlüğüne sahiptir. Herkes, anayasal düzene karşı olmayan ve kanunla öngörülen diğer sınırlamalar dışında, her türlü bilgiyi arama, elde etme ve yayma hakkına sahiptir.

Düşünce özgürlüğü ve onun ifadesi, devlet ve diğer sırlar gerekçesiyle kanunlarla sınırlandırabilir.

Madde 30

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet organları, toplumsal birlikleri ve yetkili kişiler, vatandaşlara, kendi hak ve çıkarlarını ilgilendiren belgeleri, kararları ve diğer evrakları inceleme olanağı sağlamakla yükümlüdürler.

Madde 31

Herkesin vicdan özgürlüğü güvence altına alınır. Herkes, her hangi bir dine inanma veya hiçbir dine inanmama hakkına sahiptir. Dini görüşlerin zorla aşılanması yasaktır.

SEKİZİNCİ BÖLÜM
SİYASİ HAKLAR

Madde 32

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları gerek doğrudan, gerekse temsilcileri aracılığıyla toplum ve devlet yönetimine katılma hakkına sahiptirler. Böyle bir katılım, yerel yönetim aracılığıyla, referandum yapılmasıyla ve devlet organlarının demokratik oluşumu yoluyla gerçekleştirilir.

Madde 33

Vatandaşlar toplumsal etkinliklerini, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarına uygun olarak, mitingler, toplantılar ve gösteriler şeklinde gerçekleştirme hakkına sahiptirler. İdari organlar bu etkinlikleri sadece, esaslı güvenlik düşüncesiyle durdurma veya yasaklama hakkına sahiptirler.

Madde 34

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları sendikalarda, siyasi partilerde ve diğer toplumsal birliklerde birleşme ve kitlesel hareketlere katılma hakkına sahiptirler.

Hiç kimse siyasi partilerde, toplumsal birliklerde, kitlesel hareketlerde ve temsili yönetim organlarında muhalif azınlığı oluşturan kişilerin hak, özgürlük ve onurlarını ihlal edemez.

Madde 35

Herkes tek başına veya diğer kişilerle birlikte, yetkili organlara, kurumlara veya halk temsilcilerine dilekçe, teklif ve şikayet başvurusu yapma hakkına sahiptir.

Dilekçe, teklif veya şikayet, yasayla öngörülen usul ve süre içinde incelenmelidir.

DOKUZUNCU BÖLÜM
EKONOMİK VE SOSYAL HAKLAR

Madde 36

Herkes mülkiyet hakkına sahiptir.

Banka hesaplarının gizliliği ve miras hakkı kanunla güvence altına alınır.

Madde 37

Herkes çalışma, özgürce iş seçme, adil çalışma koşulları ve kanunla belirlenmiş işsizlik güvencesi hakkına sahiptir.

Mahkeme hükmüyle belirlenmiş cezanın infazı, yahut kanunla belirlenmiş diğer durumlar dışında zorla çalıştırma yasaktır.

Madde 38

Ücretli işçiler, ücretli tatil hakkına sahiptirler. Çalışma ve ücretli izin süreleri kanunla belirlenir.

Madde 39

Herkes, yaşlılık, iş gücü kaybı, ayrıca ailenin geçimini sağlayan kişinin kaybı ve kanunla öngörülmüş diğer hallerde sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

Emeklilik maaşı, ödenek ve diğer sosyal yardım türleri resmi olarak belirlenen asgari geçim düzeyinden aşağı olamaz.

Madde 40

Herkes nitelikli sağlık hizmetinden yararlanma hakkına sahiptir.

Madde 41

Herkes eğitim hakkına sahiptir.

Devlet, ücretsiz genel eğitimi güvence altına alır.

Eğitim, devletin denetimi altındadır.

Madde 42

Herkesin bilimsel ve teknik yaratıcılık özgürlüğü, kültürel değerleri kullanma hakkı güvence altına alınır.

Devlet toplumun kültürel, bilimsel ve teknik gelişimine özen gösterir.

ONUNCU BÖLÜM
İNSAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN GÜVENCELERİ

Madde 43

Devlet, Anayasa ve kanunlarla düzenlenen vatandaş hak ve özgürlüklerini sağlar.

Madde 44.

Herkese, hak ve özgürlüklerinin yargısal korunması ve devlet organlarının, yetkililerin ve toplumsal birliklerin yasa dışı hareketlerinden dolayı mahkemeye başvurma hakkı sağlanır.

Madde 45

Reşit olmayanların, fiili ehliyetsiz olanların ve kimsesiz yaşlıların hakları devletin koruması altındadır.

Madde 46

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptirler.

ONBİRİNCİ BÖLÜM
VATANDAŞLARIN ÖDEVLERİ

Madde 47

Tüm vatandaşlar Anayasada kendileri ile ilgili ödevleri yerine getirirler.

Madde 48

Vatandaşlar, Anayasa ve kanunlara uymak ve diğer kişilerin hak, özgürlük, şeref ve onuruna saygı göstermekle yükümlüdürler.

Madde 49

Vatandaşlar, Özbekistan halkının tarihi, manevi ve kültürel mirasını korumakla yükümlüdürler.

Kültür anıtları devletçe korunur.

Madde 50

Vatandaşlar, çevreye özenli davranmakla yükümlüdürler.

Madde 51

Vatandaşlar, kanunla belirlenen vergi ve yerel resimleri ödemekle yükümlüdürler.

Madde 52

Özbekistan Cumhuriyetini savunma, Özbekistan Cumhuriyetinin her bir vatandaşının borcudur. Vatandaşlar, kanunla belirlenmiş şekilde askeri veya alternatif hizmet yapmakla yükümlüdürler.

3.KISIM
TOPLUM VE BİREY
ONİKİNCİ BÖLÜM
TOPLUMUN EKONOMİK TEMELLERİ

Madde 53

Özbekistan’ın, piyasa ilişkilerinin gelişmesine yönelik ekonomisinin temelini, değişik mülkiyet türleri oluşturur. Devlet tüketici haklarının üstünlüğünü, tüm mülkiyet türlerinin eşitliğini ve hukuki korunmasını dikkate alarak ekonomik faaliyet, girişimcilik ve çalışma özgürlüğünü güvence altına alır.

Özel mülkiyet, diğer mülkiyet türleri ile birlikte dokunulmazdır ve devlet tarafından korunur. Malik, sadece kanunla belirlenen durum ve şekillerde mülkiyetinden yoksun bırakılabilir.

Madde 54

Malik, sahip olduğu malvarlığı üzerinde serbest iradesiyle sahiplik, zilyetlik ve intifa hakkını gerçekleştirir. Malvarlığının kullanılması ekolojik çevreye zarar vermemeli, vatandaşların, tüzel kişilerin ve devletin hak ve kanuni çıkarlarını ihlal etmemelidir.

Madde 55

Toprak, onun altı, sular, bitki ve hayvanlar âlemi ve diğer doğal kaynaklar milli servet sayılır, verimli şekilde kullanılır ve devlet tarafından korunur.

ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
TOPLUMSAL BİRLİKLER

Madde 56

Özbekistan Cumhuriyetinde toplumsal birlikler, devlet tarafından kanunlarla düzenlenmiş şekilde kayda alınan sendikalar, siyasi partiler, bilim adamları birlikleri, kadın örgütleri, gazi ve gençlik örgütleri, yaratıcı birlikler, kitlesel hareketler ve diğer vatandaş birlikleridir.

Madde 57

Anayasal düzeni zor kullanarak değiştirme amacını güden; Cumhuriyetin egemenliği, toprak bütünlüğü ve güvenliğini, vatandaşların anayasal hak ve özgürlüklerine kaşı çıkan; savaş ve sosyal, milli, ırki ve dini düşmanlık propagandası yapan; halkın sağlığı ve ahlakını zedeleyen; siyasi partilerin ve onlara eşit toplumsal birliklerin, ayrıca silahlı oluşumların, milli ve dini esaslara dayalı siyasi partilerin kurulması ve faaliyetleri yasaktır.

Gizli dernek ve birliklerin kurulması yasaktır.

Madde 58

Devlet, toplumsal birliklerin hak ve kanuni çıkarlarının gözetilmesini sağlar, toplumsal yaşama katılmaları için onlara eşit hukuki olanaklar oluşturur.

Toplumsal birliklerin, devlet organları ve yetkili kişilerin faaliyetlerine müdahale etmesi gibi, Devlet organlarının ve yetkili kişilerin de, toplumsal birliklerin faaliyetlerine müdahale etmesi yasaktır.

Madde 59

Sendikalar, işçilerin sosyal ve ekonomik hak ve çıkarlarını ifade eder ve korur. Sendika üyeliği serbest iradeye bağlıdır.

Madde 60

Siyasi partiler, çeşitli sosyal sınıf ve grupların siyasi iradesini ifade eder ve demokratik yolla seçtiği temsilcileri aracılığı ile devlet organlarının oluşumuna katılır. Siyasi partiler kanunla belirlenen şekilde Âli Meclise veya onun yetkili kıldığı organa kendi faaliyetlerinin finansman kaynakları ile ilgili açık rapor sunmakla yükümlüdür.

Madde 61

Dini kurumlar ve örgütler devletten ayrıdır ve kanunlar önünde eşittir. Devlet, dini kurumların faaliyetine müdahalede bulunmaz.

Madde 62

Toplumsal birliklerin faaliyetlerine son verilmesi, yasaklanması veya faaliyetlerinin sınırlandırılması sadece mahkeme kararı ile mümkündür.

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
AİLE

Madde 63

Aile, toplumun temel çekirdeğidir, toplum ve devlet tarafından korunma hakkına sahiptir.

Nikah, tarafların serbest rızası ve hak eşitliğine dayanır.

Madde 64

Ebeveynler evlatlarına reşit oluncaya kadar bakmak ve eğitmekle yükümlüdürler.

Devlet ve toplum, yetim çocukların ve ebeveyn himayesinden mahrum çocukların bakımı, eğitim ve öğrenimini temin eder, onlarla ilgili hayırseverlik faaliyetlerini teşvik eder.

Madde 65

Çocuklar, ebeveynlerinin kökeni ve medeni durumuna bakılmaksızın kanun önünde eşittirler.

Analık ve çocukluk devlet tarafından korunur.

Madde 66

Reşit yaşına ulaşan evlatlar ebeveynlerine bakmakla yükümlüdürler.

ONBEŞİNCİ BÖLÜM
KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI

Madde 67

Kitle iletişim araçları özgürdür ve kanuna uygun faaliyet gösterirler. Onlar doğru bilgiden dolayı belirlenmiş şekilde sorumluluk taşırlar.

Sansür yasaktır.

4.KISIM
İDARİ- MÜLKİ VE DEVLET YAPISI
ONALTINCI BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİNİN İDARİ YAPISI

Madde 68

Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşur.

Madde 69

Karakalpakistan Cumhuriyetinin, illerinin, Taşkent şehrinin sınırlarını değiştirmek, ayrıca il, ilçe ve şehirlerin oluşturulması veya ortadan kaldırılması Özbekistan Cumhuriyeti Meclisinin onayı ile yapılır.

ONYEDİNCİ BÖLÜM
KARAKALPAKİSTAN CUMHURİYETİ

Madde 70

Egemen Karakalpakistan Cumhuriyeti, Özbekistan Cumhuriyetine dahildir.

Karakalpakistan Cumhuriyetinin egemenliği, Özbekistan Cumhuriyeti tarafından korunur.

Madde 71

Karakalpakistan Cumhuriyeti kendi Anayasasına sahiptir.

Karakalpakistan Cumhuriyeti Anayasası, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olamaz.

Madde 72

Özbekistan Cumhuriyeti kanunları, Karakalpakistan Cumhuriyetinde de bağlayıcıdır.

Madde 73

Karakalpakistan Cumhuriyetinin ülkesi ve sınırı, Karakalpakistanın rızası olmadan değiştirilemez. Karakalpakistan Cumhuriyeti, idari-mülki yapısını belirlemede serbesttir.

Madde 74

Karakalpakistan Cumhuriyeti, Karakalpakistanın genel halk oylamasına dayanarak, Özbekistan Cumhuriyetinden ayrılma hakkına sahiptir.

Madde 75

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde, Özbekistan Cumhuriyeti ile Karakalpakistan Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler Özbekistan Cumhuriyeti ile Karakalpakistan Cumhuriyeti arasında yapılmış antlaşmalar ve sözleşmelere uygun olarak düzenlenir.

Özbekistan Cumhuriyeti ile Karakalpakistan Cumhuriyeti arasında uyuşmazlıklar uzlaşma yöntemiyle çözümlenir.

5.KISIM
DEVLET HÂKİMİYETİNİN OLUŞUMU
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİ ALİ MECLİSİ

Madde 76

Özbekistan Cumhuriyetinin Âli Meclisi, yüksek devlet temsili organı olup yasama yetkisini kullanır.

Özbekistan Cumhuriyetinin Âli Meclisi iki kamaradan – Yasama kamarası (aşağı kamara) ve Senatodan (yukarı kamara) oluşur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası ve Senatosunun görev süresi beş yıldır.

Madde 77

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası, kanuna uygun olarak seçilen, 150 milletvekilinden oluşur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu, arazi temsiline dayalıdır ve Senato üyelerinden (senatörlerden) oluşur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Senato üyeleri, Karakalpakistan Cumhuriyetinden, illerden ve Taşkent şehrinden, Karakalpakistan Jogorgu Keneşinin, il, ilçe ve şehirlerin hakimiyet temsili organlarının ilgili ortak toplantısında kendi vekilleri arasından gizli oylamayla altışar kişi olarak eşit sayıda seçilir. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onaltı üyesi, Özbekistan Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı tarafından bilim, sanat, edebiyat, sanayi ve diğer devlet ve toplumsal alanda özel başarıları ve geniş tecrübesi bulunan çok saygın vatandaşlar arasından atanır.

Seçim gününe kadar 25 yaşını doldurmuş ve Özbekistan Cumhuriyeti sınırları içinde en ez beş yıl ikamet etmiş Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası milletvekili, ayrıca Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senato üyesi olabilir. Milletvekili adaylarında aranan özellikler kanunla belirlenir.

Bir kişi aynı anda Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senato üyesi olamaz.

Madde 78

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun ortak yetkilerine aşağıdakiler girer:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasını kabul etmek, ilave ve değişiklikler yapmak;
  2. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarını kabul etmek, ilave ve değişiklikler yapmak;
  3. Özbekistan Cumhuriyetinde referandum yapılmasına ilişkin karar almak, yapılacağı tarihi belirlemek;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti iç ve dış politikasının temel yönlerini belirlemek ve stratejik devlet programlarını kabul etmek;
  5. Özbekistan Cumhuriyeti yasama, yürütme ve yargı organlarının yapısı ve yetkilerini belirlemek;
  6. Özbekistan Cumhuriyetine yeni devlet oluşumlarının katılmasını kabul etmek ve Özbekistan Cumhuriyetinden bu oluşumların ayrılmasına ilişkin kararı onaylamak;
  7. Gümrük, döviz ve kredi konularını mevzuatla düzenlemek;
  8. Bakanlar Kurulunun önerisi üzerine, Özbekistan Cumhuriyeti bütçesini kabul etmek ve uygulanmasını denetlemek;
  9. Vergi ve diğer zorunlu ödemeleri belirlemek;
  10. 10)İdari-mülki yapısı ve Özbekistan Cumhuriyetinin sınır değişiklikleri konusunda kanuni düzenlemeler yapmak;
  11. Devlet ödülleri ve rütbelerini belirlemek;
  12. İl, İlçe ve şehirleri oluşturma, ortadan kaldırma, yeniden adlandırma ve sınırlarını değiştirmek;
  13. Bakanlıklar, devlet komiteleri ve diğer devlet yönetim organlarının oluşturulması ve ortadan kaldırılmasına ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kararnamelerini onaylamak;
  14. Özbekistan Cumhuriyeti Merkezi Seçim Komisyonunu oluşturmak;
  15. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisi doğrultusunda Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanının adaylığını onaylamak, ayrıca ülkenin sosyal ve ekonomik gelişmesine ilişkin güncel konularla ilgili Başbakanın raporunu dinlemek ve müzakere etmek;
  16. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi İnsan Haklarından Sorumlu Yetkiliyi seçmek
  17. Özbekistan Cumhuriyeti Sayıştay’ının raporlarını görüşmek
  18. Özbekistan Cumhuriyetine saldırı veya saldırıya karşı ortak savunma antlaşmalarının uygulanması gereksinimi durumunda Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerini onaylamak;
  19. Genel veya kısmi seferberliğin ilan edilmesi ve olağanüstü hal uygulanması, devam ettirilmesi ve son verilmesine ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerini onaylamak;
  20. Uluslararası antlaşmaları onaylamak veya iptal etmek;
  21. Bu Anayasayla öngörülen diğer yetkileri kullanmak.

Kamaraların ortak yetki alanına giren konular genelde, önce Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasında, daha sonra Senatosunda görüşülür.

Madde 79

Aşağıdakiler Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının istisnai yetkileri kapsamındadır:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının Başkanını, yardımcılarını, komite başkanlarını ve yardımcılarını seçmek;
  2. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının başvurusu üzerine Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmak;
  3. Kendi faaliyetinin örgütlenmesiyle ve kamaranın iş düzeniyle ilgili konularda kararlar almak;
  4. Siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki bu veya diğer konularda, ayrıca devletin iç ve dış politika konularında kararlar almak.

Madde 80

Aşağıdakiler Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunun istisnai yetkileri kapsamındadır:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunun Başkanını, yardımcılarını, komite başkanlarını ve yardımcılılarını seçmek;
  2. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesini seçmek;
  3. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesini seçmek;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek İktisat Mahkemesini seçmek;
  5. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Tabiatı Koruma Komitesi Başkanını göreve atamak ve görevden almak;
  6. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının veya Sayıştay Başkanının göreve atanması ve görevden alınmasına ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamesini imzalamak;
  7. Özbekistan Cumhuriyeti Milli Güvenlik Birimi Başkanının göreve atanması ve görevden alınmasına ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamesini imzalamak;
  8. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyetinin yabancı ülkelerdeki diplomatik ve diğer temsilcilerini göreve atamak ve görevden almak;
  9. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yürütme Kurulu Başkanını göreve atamak ve görevden almak;
  10. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle af kararı çıkarmak;
  11. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının başvurusu üzerine Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu üyesinin dokunulmazlığını kaldırmak;
  12. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının, Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Tabiatı Koruma Komitesi Başkanının, Özbekistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yürütme Kurulu Başkanının raporlarını dinlemek;
  13. Kendi faaliyetinin örgütlenmesiyle ve kamaranın iş düzeniyle ilgili konularda kararlar almak;
  14. Siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki bu veya diğer konularda, ayrıca devletin iç ve dış politika konularında kararlar almak.

Madde 81

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun görev süresi yeni seçilen Yasama kamarası ve Senatosunun faaliyete başlamasına kadar devam eder.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun ilk oturumu Yasama kamarasına seçimlerden sonraki iki aydan ve Senatonun oluşturulmasından sonraki bir aydan geç olmayacak şekilde Merkezi Seçim Komisyonu tarafından çağrılır.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası oturumları dönem toplantısı içinde yapılır. Dönem toplantısı, genel olarak, eylül ayının ilk iş gününden başlayarak sonraki yılın haziran ayının son iş gününe kadar devam eder.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunun oturumu zaruret doğrultusunda, fakat yılda üç defadan fazla olmamak kaydıyla yapılır.

Milletvekillerinin, senatörlerin toplam sayısının en az yarısı katıldığı takdirde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının oturumları geçerlidir.

Anayasal kanunların kabulü sırasında milletvekillerinin, senatörlerin toplam sayısının en az üçte ikisinin katılması zorunludur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının ve Senatosunun oturumlarında, ayrıca bu kurumların organlarının oturumlarına Özbekistan Cumhuriyeti, Başbakanı,

Bakanlar Kurulu üyeleri, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Mahkeme, Yüksek İktisat Mahkemesi başkanları, Cumhuriyet Başsavcısı, Merkezi Banka Yönetim Kurulu Başkanı katılabilirler. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve organlarının oturumlarına Senato Başkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu ve organlarının oturumlarına Yasama kamarası Başkanı katılabilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosu oturumları ayrı yapılır.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının yemin töreninde, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ülkenin sosyal ve ekonomik yaşamı, iç ve dış politikasıyla ilgili önemli konularda konuşma yaparken, yabancı devlet yöneticilerinin konuşma yaptıkları sırada Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun ortak oturumları yapılabilir. Kamaralar anlaşarak diğer konularda da ortak oturumlar yapabilirler.

Madde 82

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosu, yetki alanına giren konularda kararlar alır.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosu kararları, bu Anayasada öngörülen durumlar dışında, Yasama kamarası ve Senato üye tam sayısının çoğunluğuyla alınır.

Madde 83

Yasama teşebbüsünde bulunma hakkı; Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına, devlet hakimiyetinin yüksek temsili organının şahsında Karakalpakistan Cumhuriyetine, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının milletvekillerine, Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kuruluna, Anayasa Mahkemesine, Yüksek Mahkemeye, Yüksek İktisat Mahkemesine, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısına aittir ve yasama teşebbüsünde bulunma hakkına sahip tarafların Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasına kanun tasarısı sunması şeklinde gerçekleşir.

Madde 84

Kanun, Âli Meclisin Yasama kamarası tarafından kabul edildikten, Senato tarafından onaylandıktan, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından imzalandıktan ve kanunla belirlenmiş şekilde resmi yayın organında yayınlandıktan sonra yasal olarak yürürlüğe girer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası tarafından kabul edilen kanun, kabul edildikten sonra en geç on gün içinde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna gönderilir.

Özbekistan Âli Meclisi Senatosu tarafından onaylanan kanun, imzalanmak ve yayınlanmak üzere on gün içinde Özbekistan Cumhurbaşkanına gönderilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı otuz gün içinde kanunu imzalar ve yayınlar.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından geri çevrilen kanun Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasına geri gönderilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından geri çevrilen kanun Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasında üye tam sayısının üçte iki oy çokluğu ile kabul edilirse, bu kanun Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi tarafından kabul edilmiş sayılır ve imzalanması ve yayınlanması için Yasama kamarası tarafından Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına gönderilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından geri çevrilmiş kanunla ilgili, Yasama kamarası ve Senato ortaya çıkmış uyuşmazlığı gidermek için Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinden eşit oranda bir uzlaşma komisyonu oluşturabilirler. Uzlaşma komisyonuyla ilgili önerinin kamaralar tarafından kabul edilmesi durumunda kanun olağan usulle görüşülür.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kanunu kendi itirazlarıyla birlikte Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisine geri gönderme hakkına sahiptir.

Kanun, ilk gönderildiği haliyle Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası milletvekillerinin ve Senatonun toplam üye tam sayılarının en az üçte ikinin oyuyla kabul edilirse, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve yayınlanır.

Kanunlar ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin yayınlanması, onların uygulanmasının ön koşuludur.

Madde 85

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası kendi üyeleri arasından Yasama kamarası Başkanını (Spikeri) ve yardımcılarını seçer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı, Yasama kamarasının görev süresince, milletvekilleri üye tam sayısının çoğunluk oylarıyla ve gizli oylamayla seçilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı, Yasama kamarasının kararıyla zamanından önce görevinden alınabilir. Bu konudaki karar, Yasama kamarası milletvekilleri üye tam sayısının üçte ikisinden fazla oyla kabul edilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı:

  1. Yasama kamarası toplantılarını çağırır, onlara başkanlık eder;
  2. Yasama kamarasında görüşülecek konuların hazırlanmasını genel olarak yönetir;
  3. Yasama kamarası komite ve komisyonların faaliyetini koordine eder;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Yasama kamarası kararlarının uygulanmasını kontrol eder;
  5. Parlamentolar arası ilişkilerinin ve Yasama kamarası gruplarının uluslararası parlamento kuruluşlarıyla ilgili çalışmalarına ilişkin faaliyetini yönetir.
  6. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuyla, diğer devlet organlarıyla, yabancı devletlerle, uluslararası ve diğer kuruluşlarla ilişkilerde Yasama kamarasını temsil eder;
  7. Yasama kamarası kararlarını imzalar;
  8. Bu Anayasa ve mevzuatla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı emirler çıkarır.

Madde 86

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu kendi üyeleri arasından Senato Başkanını ve yardımcılarını seçer. Senato Başkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle seçilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkan yardımcılarından biri, Karakalpakistan Cumhuriyeti temsilcisidir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı ve yardımcıları, Senatonun görev süresince, gizli oylamayla ve senatörlerinin toplam üye sayısının çoğunluğu tarafından seçilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı senatörlerin üye tam sayısının üçte ikisinden fazlasının oyu ile kabul edilen Senato kararıyla zamanından önce görevinden alınabilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı:

  1. Senatoyu toplantıya çağırır ve başkanlık eder.
  2. Senaton müzakeresine sunulmuş konuların hazırlanmasını genel olarak yönetir.
  3. Senato komisyon ve komitelerinin faaliyetini koordine eder.
  4. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Senato kararlarının uygulanmasını kontrol eder;
  5. Parlamentolar arası ilişkilerinin ve Senato gruplarının uluslararası parlamento kuruluşlarıyla ilgili çalışmalarına ilişkin faaliyetini yönetir.
  6. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasıyla, diğer devlet organlarıyla, yabancı devletlerle, uluslararası ve diğer kuruluşlarla ilişkilerde Senatoyu temsil eder;
  7. Senato kararlarını imzalar;
  8. Bu Anayasa ve mevzuatla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı emirler çıkarır.

Madde 87

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi, Yasama kamarası görev süresinde, Yasama kamarası milletvekilleri içinden Yasama kamarasına kanun tasarı çalışmalarını yürütmek, Yasama kamarasına sunulacak konuların ön incelmesini yapmak, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Yasama kamarasının aldığı kararların uygulanmasını kontrol etmek amacıyla komiteleri seçer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu yetki süresi için senatörler arasından, Senatoya çıkarılacak konuların önceden görüşülmesi ve hazırlanması, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Senatonun aldığı kararların uygulanmasını kontrol edilmesi amacıyla komiteleri seçer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu ve Yasama kamarası gerektiğinde belli konuların yerine getirilmesi amacıyla milletvekilleri ve senatörler arasından komisyonlar oluşturabilir.

Madde 88

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinin görevleriyle ilgili giderleri, kanunla belirlenen şekilde karşılanır.

Yasama kamarası milletvekilleri ve Senatoda devamlı çalışan Senato üyeleri görev süreleri boyunca, bilimsel ve pedagojik faaliyet dışında diğer ücretli bir işte çalışamaz.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekili ve Senato üyesi dokunulmazlık hakkına sahiptir. Üyesi oldukları Yasama kamarası ve Senatonun rızası olmaksızın haklarında ceza kovuşturulması yapılamaz, tutuklanamaz, gözaltına alınamaz veya mahkeme yoluyla idari cezaya çarptırılamaz.

ONDOKUZUNCU BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURBAŞKANI

Madde 89

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve devlet hakimiyet kurumları arasında uyumlu çalışmayı ve eş güdümü sağlar.

Yaşı 35’ten daha az olmayan, devlet dilini iyi bilen, Özbekistan sınırları içinde seçimden önce en az 10 yıl süresince sürekli ikamet etmiş Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilebilir. Aynı kişi arka arkaya iki defadan fazla Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilemez.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları tarafından genel, eşit ve doğrudan seçim yoluyla ve gizli oyla yedi yıllık süre için seçilir. Cumhurbaşkanının seçim usulü Özbekistan Cumhuriyeti kanunuyla belirlenir.

Madde 91

Görev süresi boyunca Cumhurbaşkanı, diğer bir maaşlı görevde bulunamaz, temsili organda vekil olamaz, ticari faaliyetle uğraşamaz.

Cumhurbaşkanının şahsiyeti dokunulmazdır ve kanunla korunur.

Madde 92

Cumhurbaşkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi toplantısında aşağıdaki şekilde yemin ettikten sonra göreve başlamış sayılır:

“Özbekistan halkına sadakatle hizmet edeceğime, Anayasa ve Cumhuriyet kanunlarına titizlikle uyacağıma, vatandaşların hak ve özgürlüklerini sağlayacağıma, Özbekistan Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanına verilen yükümlülükleri içtenlikle yerine getireceğime yemin ederim.”

Madde 93

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı:

  1. Vatandaşların hak ve özgürlüklerine, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarına uyulmasını, temin eder;
  2. Özbekistan Cumhuriyetinin egemenliği, güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasına, milli-devlet yapısıyla ilgili kararların uygulanmasına ilişkin gerekli önlemleri alır;
  3. Ülke içinde ve uluslararası ilişkilerde Özbekistan Cumhuriyetini temsil eder;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti antlaşma ve sözleşmelerine ilişkin müzakereleri yürütür, onları imzalar, Cumhuriyetin taraf olduğu antlaşma, sözleşme ve kabul ettiği yükümlülüklere uyulmasını sağlar;
  5. Kabul edilen diplomatik ve diğer temsilcilerin güven mektuplarını alır ve onları geri çağırır;
  6. Yabancı devletlere Özbekistan Cumhuriyeti diplomatik ve diğer temsilciler olarak atanacak adayları, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar;
  7. Ülkenin sosyal ve ekonomik yaşamı, iç ve dış politikasına yönelik önemli konularda, Özbekistan Âli Meclisine yıllık rapor sunar;
  8. Cumhuriyetin yüksek hakimiyet ve yönetim organlarının karşılıklı eşgüdümünü sağlar; İlgili kararnameyi, takiben, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onayına sunmak koşuluyla bakanlıkları, devlet komitelerini ve diğer yönetim organlarını, kurar ve kaldırır;
  9. Senato Başkanlığı makamına atanacak bir adayı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar;
  10. Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanlığına bir adayı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarında görüşülmek ve onaylanmak üzere sunar ve onun görevinden alınmasını ister;
  11. Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu üyelerini, Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanının aday göstermesi üzerine göreve atar ve yine onun isteği ile görevden alır;
  12. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunca daha sonra onaylanmak koşuluyla, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısını ve Sayıştay Başkanını göreve atar ve görevden alır;
  13. Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Yüksek Mahkemenin Başkan ve üyelerini, Yüksek İktisat Mahkemesinin Başkan ve üyelerini, Özbekistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yönetim Kurulu Başkanını, Tabiatı Koruma Devlet Komitesi Başkanının adaylıklarını Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar.
  14. İl, ilçeler arası, ilçe, şehir, askeri ve iktisadi mahkemelerin hâkimlerini göreve atar ve görevden alır;
  15. Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanının önerisiyle kanuna uygun olarak illerin ve Taşkent şehri başkanlarını göreve atar. İlçe ve şehir başkanları Anayasa ve kanunları ihlal ettiklerinde veya başkan şeref ve onurunu zedeleyen eylemlerde bulunduklarında, Cumhurbaşkanı kendi kararıyla onları görevden alabilir;
  16. Devlet yönetimi organlarının, ayrıca başkanların düzenlemelerini askıya alır ve iptal eder; Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu oturumlarını yönetebilir;
  17. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarını imzalar ve yayınlar; tekrar görüşülmesi ve oylanması için kanunu kendi itirazlarıyla birlikte Özbekistan Âli Meclise geri gönderebilir;
  18. Özbekistan Cumhuriyetine karşı saldırı söz konusu olduğunda veya dış saldırıya karşı birlikte savunma konusunda uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesi gereken durumlarda savaş hali ilan eder ve kabul ettiği kararı yetmiş iki saat içinde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onayına sunar;
  19. İstisnai durumlarda (gerçek dış tehlike, toplumsal kargaşa, büyük felaketler, doğal afetler, salgın hastalıklar) vatandaşların güvenliğinin temin edilmesi doğrultusunda Özbekistan Cumhuriyetinin genelinde veya ayrı ayrı bölgelerinde olağanüstü hal ilan eder ve yetmiş iki saat içinde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onayına sunar. Olağanüstü hal ilan edilmesinin şartı ve şekli kanunla düzenlenir;
  20. Silahlı Kuvvetlerin Yüksek Başkomutanı olarak görev yapar; Silahlı Kuvvetlerin yüksek komuta heyetini göreve atar ve görevden alır, yüksek askeri rütbeleri verir;
  21. Özbekistan Cumhuriyeti onur, rütbe, madalya ve takdirnameleriyle ödüllendirme yapar, Özbekistan Cumhuriyetinin derece ve onursal unvanlarını verir;
  22. Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşlığı ve siyasi sığınma tanınması konularını karara bağlar;
  23. Af düzenlemeleri kabul edilmesi hakkındaki öneriyi Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar, Özbekistan Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından mahkum edilenlerin af edilmesi konusunda karar alır;
  24. Özbekistan Cumhuriyeti Milli Güvenlik Birimini kurar, bu konudaki kararnamenin Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından onaylanmak üzere sunulması koşuluyla, Ulusal Güvenlik Birimi Başkanını belirler ve görevden alır;
  25. Özbekistan Cumhuriyetinin mevcut Anayasa ve kanunlarında öngörülen diğer görevleri yerine getirir.

Cumhurbaşkanı, kendi yetkilerini devlet organları ve yetkili kişilere devredemez.

Madde 94

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarına dayanarak ve onların uygulanması amacıyla ülke genelinde bağlayıcı kararnameler, kararlar ve emirler çıkarır.

Madde 95

Normal işleyişi tehdit eden boyutta Yasama kamarası veya Senato içinde aşılmaz anlaşmazlıklar ortaya çıkması veya birçok kez Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına aykırı karar alınması, ayrıca Yasama kamarası ve Senato arasında Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin normal işleyişini tehdit edecek boyutta uyuşmazlıkların meydana gelmesi durumunda, Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesinin onayına dayanarak aldığı kararla, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasını ve Senatoyu feshedebilir.

Özbekistan Cumhuriyetinin Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun feshi durumunda üç ay içinde yeni seçimler yapılır.

Olağanüstü durumlarda Âli Meclisin Yasama kamarası ve Senato feshedilemez.

Madde 96

Görevde olan Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kendi yetkilerini kullanamaması durumunda, üç ay içinde “Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Seçim Kanununa” uygun olarak seçim yapılması kaydıyla, onun görev ve yetkileri geçici olarak Özbekistan Cumhuriyeti Ali Meclisinin Senato Başkanına geçer.

Madde 97

Görev süresini tamamlayan Cumhurbaşkanı, ömür boyu Senato üyesi olur.

YİRMİNCİ BÖLÜM
BAKANLAR KURULU

Madde 98

Yürütme yetkisi, Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir. Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanı, onun yardımcıları, bakanlar, devlet komiteleri başkanlarından oluşur. Karakalpakistan Cumhuriyetinin hükümet başkanı, Bakanlar Kurulunun bir üyesidir.

Bakanlar Kurulu, ekonominin, sosyal ve manevi alanın etkin işleyişini yönetir, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının, Âli Meclisin kararlarının, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kararname, karar ve emirlerinin uygulanmasını sağlar.

Bakanlar Kurulu yürürlükteki mevzuata uygun olarak Özbekistan Cumhuriyeti genelinde tüm organlar, kurumlar, kuruluşlar, örgütler, yetkili kişiler ve vatandaşlar için bağlayıcı karalar ve emirler çıkarır.

Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanı, çalışmalarının verimliliğinden sorumlu olduğu Bakanlar Kurulunun faaliyetlerini organize eder ve yönetir, Bakanlar Kurulu toplantılarını yönetir, kararlarını imzalar, Özbekistan Cumhurbaşkanının görevlendirmesiyle, uluslararası ilişkilerde Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunu temsil eder, Özbekistan kanunları, Özbekistan Cumhuriyeti kararname, karar ve emirleri ile öngörülen diğer görevleri yerine getirir.

Bakanlar Kurulu kendi faaliyetinden dolayı Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi karşısında sorumludur.

Bakanlar Kurulu yeni seçilen Âli Meclis karşısında yetkilerini bırakır.

Bakanlar Kurulunun çalışmaları ve yetkileri kanunla belirlenir.

Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanlığına adaylık, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasında seçimlerde en fazla milletvekili sandalyesi kazanan siyasi parti veya milletvekili sandalyelerinin çoğunu kazanan siyasi partiler tarafından önerilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanlık görevine önerilen adaylıkları inceledikten sonra on gün içinde onay için Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının müzakeresine ve onayına sunar.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinin her birinde üye tam sayılarının yarıdan fazlası onay verdiği takdirde Başbakanın adaylığı onaylanmış sayılır.

Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu üyeleri Başbakanın önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından onaylanır.

Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanı ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası arasında kalıcı uyuşmazlıklar ortaya çıkması durumunda Yasama kamarası milletvekilleri üye tamsayısının üçte birden az olmayan çoğunluğu tarafından Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına resmen yapılan öneri doğrultusunda Başbakana güvensizlik oyu verilmesi konusu Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının ortak oturumunda müzakereye sunulur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinin her birinde üye tamsayılarının en az üçte biri lehte oy kullanırsa Başbakana güvensizlik oyu kabul edilir. Bu durumda Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Başbakanı görevden alır. Bu durumda Özbekistan Cumhuriyetinin Bakanlar Kurulu Başbakanla birlikte tümüyle istifa eder.

Yeni Başbakanın adaylığı, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasında temsil olunan tüm siyasi parti grupları ile gereken istişareler yapıldıktan sonra Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının görüşüne sunulur.

Başbakanın adaylığı Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi tarafından iki kez geri çevirirse Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı vekaleten Başbakanı atar ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisini fesheder.

YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM

YEREL DEVLET HAKİMİYETİNİN ESASLARI

Madde 99

Başkanlarının yönetimindeki Halk Temsilcileri Meclisleri, il, ilçe ve şehirlerde (ilçelere bağlı şehirler, ayrıca şehirlere bağlı ilçeler hariç) yetkili temsili organlardır, onlar devlet ve vatandaşların menfaatleri doğrultusunda kendi yetki alanlarına giren konuları çözer.

Madde 100

Yerel hakimiyet organlarının yetki alanlarına aşağıdakiler girer:

Kanunlara uygunluğun, kamu düzeninin ve vatandaşların güvenliğinin sağlanması; Kendi sınırları içinde, ekonomik, kültürel ve sosyal gelişmenin temin edilmesi;

Yerel bütçenin oluşturulması ve uygulanması, yerel vergi ve harçların belirlenmesi, bütçe dışı fonların oluşturulması;

Yerel kamu teşebbüslerinin yönetimi;

Çevrenin korunması;

Vatandaşların medeni haliyle ilgili belgelerin kayda alınması;

Yasal düzenlemelerin kabul edilmesi ve Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve mevzuatına aykırı olmayan diğer yetkilerin kullanılması.

Madde 101

Yerel hakimiyet organları; Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kararnamelerinin, üst kademe devlet organlarının kararlarını uygular, ülke çapında ve yerel öneme haiz konuların müzakeresine katılır.

Üst kademe organların, sahip oldukları yetkiler çerçevesinde aldıkları kararların, alt kademe organlar tarafından uygulanması zorunludur.

Halk Temsilcileri Meclislerinin ve başkanların görev süresi 5 yıldır.

Madde 102

İl, ilçe ve şehir başkanları, kendi topraklarında temsili ve idari yönetime başkanlık eder.

İl ve Taşkent şehrinin başkanı, Özbekistan Cumhuriyeti tarafından kanuna uygun olarak göreve atanır ve görevden alınır;

İlçe ve şehirlerin başkanları, ilgili ilin başkanı tarafından göreve atanır ve görevden alınır ve ilgili Halk Temsilcileri Meclisi tarafından onaylanır;

Şehirdeki ilçelerin başkanları, ilgili şehrin başkanı tarafından göreve atanır ve görevden alınır ve şehrin Halk Temsilcileri Meclisi tarafından onaylanır;

İlçelere bağlı şehirlerin başkanları, ilgili ilçenin başkanı tarafından göreve atanır ve görevden alınır ve ilçenin Halk Temsilcileri Meclisi tarafından onaylanır;

Madde 103

İl, ilçe ve şehir başkanları kendi yetkilerini tek başına kullanır ve yönettikleri organların karar ve eylemlerinden şahsen sorumludurlar.

Başkanların ve yerel Halk Temsilcileri Meclislerinin işleyişi, yetkileri ve yerel Halk Temsilcileri Meclislerinin seçim şekli kanunla düzenlenir.

Madde 104

Başkan, kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, ilgili bölgenin tüm kurum, kuruluş, örgüt, birlik, ayrıca yetkili kişi ve vatandaşlar için bağlayıcı kararlar alır.

Madde 105

Şehirler, beldeler (kışlak) ve köylerde (auller), ayrıca şehirlerin mahallelerinde oturanların oluşturduğu yerel yönetim organları, iki buçuk yıl süreyle kendi Başkan (aksakal) ve Danışmanlarını seçer.

Yerel yönetim organlarının oluşumu, işleyişi ve yetkileri kanunla belirlenir.

YİRMİKİNCİ BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİNDE YARGI HÂKİMİYETİ

Madde 106

Özbekistan Cumhuriyetinin yargı hâkimiyeti, yasama ve yürütme organları, siyasi partiler, diğer toplumsal birliklerden bağımsız olarak faaliyet gösterir.

Madde 107

Özbekistan Cumhuriyetinde yargı sistemi, 5 yıl süreyle seçilmiş Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek İktisat Mahkemesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti Yüksek İktisat Mahkemesinden, aynı süre için atanan il, Taşkent şehri hukuk ve ceza mahkemelerinden, ilçeler arası, ilçe, şehir, hukuk ve ceza, askeri ve iktisat mahkemelerinden oluşur.

Mahkemelerin oluşturulması ve işleyişi kanunla belirlenir.

Olağanüstü mahkemelerin kurulması yasaktır.

Madde 108

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, yasama ve yürütme düzenlemelerinin anayasaya uygunluğunu inceler.

Anayasa Mahkemesi, siyaset ve hukuk alanındaki uzmanlardan seçilmek suretiyle, Karakalpakistan Cumhuriyetinin temsilcisi dahil, başkan, başkan yardımcısı ve Anayasa Mahkemesi hakimlerinden oluşur.

Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeliği milletvekilliği ile bağdaşamaz.

Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri her hangi siyasi parti ve örgütlenmenin üyesi olamaz ve her hangi bir diğer maaşlı görevde bulunamaz.

Anayasa Mahkemesi hakimleri dokunulmazlık hakkına sahiptirler.

Anayasa Mahkemesi kendi faaliyetinde bağımsızdır ve sadece Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına tabidir.

Madde 109

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının kararlarının, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerinin, hükümetin ve yerel devlet hakimiyeti organlarının kararlarının, Özbekistan Cumhuriyetinin devletlerarası antlaşmalardan doğan ve diğer yükümlülüklerinin Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına uygunluğunu belirler;
  2. Karakalpakistan Cumhuriyeti Anayasasının Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına, Karakalpakistan Cumhuriyeti kanunlarının Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarına uygunluğu konusunda görüş bildirir;
  3. Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa ve kanunlarının hükümlerini yorumlar;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa ve kanunlarıyla yetkisine ait edilen diğer davaları görüşür. Anayasa Mahkemesi kararları yayınlandığı günden itibaren yürürlüğe girer. Bu karalar kesindir ve itiraz edilemez.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve faaliyet şekli kanunla belirlenir.

Madde 110

Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi; medeni, ceza ve idari yargılama alanında yüksek yargı organıdır.

Yüksek Mahkemenin kararları kesindir ve Özbekistan Cumhuriyetinin genelinde bağlayıcıdır.

Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, il, şehir, ilçeler arası, ilçe mahkemeleri ve askeri mahkemeler üzerinde üst yargı denetimini gerçekleştirir.

Madde 111

Ekonomi ve onun yönetimi alanında ortaya çıkan, çeşitli mülkiyet türlerine göre kurulan kurumlar, kuruluşlar, örgütler arasında, ayrıca girişimciler arasındaki ekonomik uyuşmazlıkların çözümlenmesi, Yüksek İktisat Mahkemesi ve yetkileri çerçevesinde iktisat mahkemeleri tarafından gerçekleştirilir.

Madde 112

Hakimler bağımsızdır ve sadece kanuna tabidir. Yargı faaliyetlerine her hangi bir şekilde müdahale yapılması yasaktır ve kanuni sorumluluk gerektirir.

Hakimlerin dokunulmazlığı kanunla güvence altına alınır.

Hakimler devletin temsili organlarının milletvekilleri, senatörleri olamaz.

Hakimler siyasi partiye üye olamazlar, siyasi hareketlere katılamazlar, ayrıca bilimsel ve pedagojik faaliyet dışında her hangi ücretli faaliyette bulunamaz.

Hakimler görev süresi dolmadan önce, sadece kanunla belirtilen durumlarda görevlerinden uzaklaştırılabilirler.

Madde 113

Tüm mahkemelerde duruşmalar açıktır. Kapalı mahkeme oturumlarına, sadece kanunlarla belirlenen durumlarda izin verilir.

Madde 114

Yargı kararları, tüm devlet organları, toplumsal birlikler, kurumlar, kuruluşlar, örgütler, yetkililer ve vatandaşlar için bağlayıcıdır.

Madde 115

Özbekistan Cumhuriyetinde yargılama işlemleri Özbek ve Karakalpak dillerinde veya ilgili bölge nüfusunun çoğunluğunun dilinde yürütülür. Duruşmaya katılıp yargılama işlemlerinin yürütüldüğü dili bilmeyen herhangi bir kişiye, davadaki belgeler hakkında tam olarak bilgilendirilme, yargı faaliyetlerine tercüman aracılığıyla katılma ve mahkemede ana dilinde konuşma hakkı sağlanır.

Madde 116

Her sanık savunma hakkına sahiptir.

Soruşturmanın ve yargılamanın tüm aşamalarında profesyonel hukuk yardımı alma hakkı güvence altına alınır. Vatandaşlara, kurumlara, kuruluşlara ve örgütlere hukuki yardım yapılması için avukatlık kurumu faaliyet gösterir. Avukatlığın kuruluş ve işleyiş şekli kanunla belirlenir.

YİRMÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SEÇİM SİSTEMİ

Madde 117

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları temsili organlara seçme ve seçilme hakkına sahiptirler. Her seçmenin bir oyu vardır. Oy verme hakkı, eşitlik ve iradenin serbestçe ifadesi, kanunla güvence altına alınır.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçimleri, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasına ve Karakalpakistan Cumhuriyeti Jogorgu Keneş’ine, il, ilçe ve şehirlerde devleti hakimiyetinin temsili organlarına seçimler, onların yetkilerine ilişkin anayasal sürenin sona erdiği yıl aralık ayının üçüncü on gününde Pazar günü yapılır. Seçimler genel, eşit ve doğrudan seçim hakkına dayanan gizli oylamayla yapılır. Özbekistan Cumhuriyetinin 18 yaşına ulaşmış her bir vatandaşı, seçme hakkına sahiptir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu üyeleri il, ilçe ve şehirlerde temsili organların, Karakalpakistan Jokgorgu Keneşi milletvekillerinin ilgili ortak oturumlarında, bu vekillerin seçildikleri tarihten itibaren bir aydan geç olmamak kaydıyla aynı vekiller arasından seçilir.

Fiili ehliyetsizliyi mahkemece tanınan, ayrıca, mahkeme hükmüyle ceza infaz yerlerinde bulunan vatandaşlar seçilemezler ve seçimlere katılamazlar. Diğer tüm hallerde vatandaşın seçim hakkı doğrudan veya dolayısıyla sınırlandırılamaz.

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı aynı anda ikiden fazla temsili organın üyesi olamaz.

Seçimlerin yapılma şekli kanunla belirlenir.

YİRMİDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
SAVCILIK

Madde 118

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde kanunların zamanında ve aynı şekilde uygulanması üzerinde denetim, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısı ve ona tabi olan savcılar tarafından gerçekleştirilir.

Madde 119

Savcılık organlarının tek ve merkezden yönetimini Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısı sağlar.

Karakalpakistan Cumhuriyeti Başsavcısı, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının rızasıyla Karakalpakistan Cumhuriyetinin yüksek temsili organı tarafından atanır.

İl, ilçe ve şehir savcıları Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısı tarafından göreve atanır.

Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının, Karakalpakistan Cumhuriyeti Başsavcısının, il, ilçe ve şehir savcılarının görev süresi beş yıldır.

Madde 120

Özbekistan Cumhuriyeti savcılık organları, görevlerini her hangi bir devlet organı, toplumsal birlik ve yetkili kişilerden bağımsız olarak gerçekleştirir ve sadece kanuna tabidirler.

Savcılar, görevleri süresince siyasi parti ve diğer siyasi amaçlı toplumsal birliklerdeki üyeliğini durdurur.

Savcılık organlarının kuruluşu, yetki ve işleyiş şekli kanunla belirlenir.

Madde 121

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde, bağımsız olarak, herhangi bir operasyon, soruşturma, araştırma ya da suçla mücadele ile bağlantılı diğer bir işlev yerine getirecek, özel işletme veya sivil toplum kuruluşu kurmak ve işletmek yasaktır.

Yasaların ve düzeninin, vatandaş hak ve özgürlüklerinin kolluk kuvvetleri tarafından korunmasına, toplumsal birlikler ve vatandaşlar yardım edebilir.

YİRMİBEŞİNCİ BÖLÜM
MALİYE VE KREDİ

Madde 122

Özbekistan Cumhuriyeti kendi mali ve para-kredi sistemine sahiptir.

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet bütçesi; Cumhuriyet bütçesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti bütçesi ve yerel bütçeleri içerir.

Madde 123

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde tek vergi sistemi yürürlüktedir. Vergilerin belirlenmesi hakkı Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisine aittir.

Madde 124

Özbekistan Cumhuriyeti bankacılık sistemini, Cumhuriyet Merkez Bankası yönetir.

YİRMALTINCI BÖLÜM
SAVUNMA VE GÜVENLİK

Madde 125

Özbekistan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri; Özbekistan Cumhuriyetinin devlet egemenliğini ve toprak bütünlüğünü, halkın barış içinde yaşaması ve güvenliği için kurulur.

Silahlı Kuvvetlerin yapısı ve kuruluşu kanunla belirlenir.

Madde 126

Özbekistan Cumhuriyeti kendi güvenliği için gerekli miktarda silahlı kuvvet bulundurur.

6. KISIM
ANAYASANIN DEĞİŞTİRİLMESİ ŞEKLİ

Madde 127

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasında değişiklikler, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatonun her birinde toplam üye tam sayılarının en az üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edilen kanunla veya Özbekistan Cumhuriyeti referandumuyla yapılır.

Madde 128

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi, Anayasa değişiklik ve ilaveleri hakkında kanunu, ilgili teklifin gündeme alınmasından sonra ve geniş şekilde müzakere edilmek koşuluyla altı ay içinde kabul edebilir. Eğer Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Anayasa değişikliği hakkında teklifi geri çevirirse bu konu bir yıldan önce tekrar gündeme getirilemez.

Avrupa Birliği Adalet Divanı

0

Avrupa Birliği Adalet Divanı, (European Court of Justice) Avrupa Toplulukları Adalet Divanı olarak da tanımlanmaktadır. Avrupa Birliği üyesi ülkeleri arasında ve Avrupa Birliği hukukunu ilgilendiren konularda son sözü söyleyen kurum ve en yüksek mahkemedir.

Avrupa Adalet Divanı, 1952 tarihinde kurulmuş olup 2.000’in üzerinde personelle ve 350 milyon EURO’nun üzerinde bir bütçe ile çalışmaktadır. Lahey’de bulunan Uluslararası Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile karıştırılmamalıdır. 

Divan, Lüksemburg’da kurulmuştur ve her Avrupa Birliği Hukukunun uygulandığı üye ülkelerin her birinden bir yargıç seçilmek sureti ile oluşmaktadır. Yargıçlar, üye devlet hükumetlerinin mutabakatı ile altı yıl için atanırlar ve yeniden atanmaları mümkündür.

Divan yargıçları, aralarından birini tekrar seçilebilmek üzere 3 yıllığına Divan Başkanı olarak seçmektedir. Her davada daire üyelerinden biri Raportör olarak görev almakta, dava bir ülke ile ilgiliyse o ülke adına divanda bulunan yargıç raportör olarak görev yapamamaktadır.

Avrupa Birliği Adalet Divanı Dava Süreci

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Divan yargıçlarının bağımsızlıkları güvence altına alınmıştır. Müzakereler gizlidir ve açıklanmaz, kararlar çoğunluk oyuna göre oluşmaktadır. Avrupa Birliği Adalet Divanı çok dilli bir kurumdur ve üye devletlerin dilini ve kendi özel hukuk sistemlerini gözetmektedir.

Avrupa Birliği Adalet Divanının temel amacı, Avrupa Birliği hukukunun Avrupa Birliği içerisinde her yerde aynı şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktır.

Divan, Birlik hukukunun yorumlanmasında ve uygulanmasında hukuka saygıyı sağlama, ulusal hukuk düzenleri ile AB hukuk düzeni arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi, hukuki denetim, yorum, uyuşmazlık çözme, hukuk yaratma ve boşluk doldurma işlevlerini yerine getirmektedir.

Avrupa Adalet Divanı, üye ülkelerle ya da Avrupa Birliği kurumlarıyla ilgili davalarla ve üye ülke mahkemelerinin bir üst kuruma sevk ettiği uyuşmazlıklara bakmakta, ilk derece mahkemelerinde alınan kararlar için Adalet Divanı’na başvurulabilmektedir.

Adalet Divanı’na başvuru hakkı sadece yerel mahkemelere tanınmış olup, yerel mahkemelerde davayı açan kişilerin veya davalıların Adalet Divanı’na başvurma hakları yoktur. Yerel mahkeme gerekli gördüğü takdirde taraflar istemeseler bile, bir davada dava konusu uyuşmazlığın çözümü için meseleyi bekletici sorun yaparak ön-karar prosedürü gereği Adalet Divanı’na götürebilmektedir.

Avrupa Birliğindeki davaların çoğu bu prosedür içinde sonuçlandırılmaktadır. Bu süreç birlik hukukunun temel nitelikleri arasında yer alan Avrupa Birliği hukuk kurallarının doğrudan etkili olması ilkesinin oluşmasını sağlayan yasal bir araç olmakta ve yerel merci ve mahkemeler aracılığıyla iç uygulamada birlik hukukunun homojenliğini sağlamaktadır.

Avrupa Birliği Adalet Divanı içerisinde Genel Mahkeme, üye devletler, Avrupa Birliği kurumları veya Avrupa Merkez Bankasının davacı olarak yer aldığı davalara, ilk derece mahkemesi olarak bakmaya yetkilidir. Genel mahkeme tarafından verilen kararlar, hukuki meselelerle sınırlı olmak kaydıyla Statü’de öngörülen sınırlamalar ve şartlar dahilinde Adalet Divanında temyiz edilebilir.

Genel Mahkeme, ihtisas mahkemelerinin kararlarına karşı açılan davalara bakmaya yetkilidir. Genel Mahkeme tarafından bu kapsamda verilen kararlar, Birlik hukukunun birliğinin ve uyumunun ciddi bir şekilde etkilenme riskinin bulunması halinde, Statü’de öngörülen şartlar ve sınırlamalar dahilinde, istisnai olarak Adalet Divanı tarafından yeniden incelenebilir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Avrupa Birliği kurumlarının eylemlerinin yasallığını ve üye devletlerin antlaşmalar kapsamındaki yükümlülüklere uyup uymadıklarını denetleyerek Avrupa Birliği hukukunun yorumlanması işini yapmaktadır. Adalet Divanı aynı zamanda AB hukukunu uygulayan ulusal mahkemeler ile de bağlantılı olarak çalışmakta, AB hukukuyla bir şekilde ilgisi olan bir uyuşmazlık üzerinde karar vermesi istenen herhangi bir ulusal mahkeme ön hukuki kararlar için Adalet Divanına sorular yöneltebilmektedir.

Divan AB hukukunun bir hükmünün hukukiliğini gözden geçirmekte ya da yorumlamaktadır. AB mevzuatının vatandaşlara günlük hayatlarının değişik alanlarında tanımış olduğu hakları korumak suretiyle, Avrupa yurttaşlarına hukuka uygun bir yaşam alanı oluşturulması konusunda Divan içtihatlar geliştirmektedir.

Barış Hakkının Desteklenmesi Hakkında Karar

0

Barış Hakkının Desteklenmesi Hakkında Karar,  Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından 22 Haziran 2017 tarihinde kabul edilmiştir. (Promotion of the right to peace)

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 15 Mart 2006 tarihinde 60/251 sayılı kararıyla kurumsal statü kazanmıştır. BMİHK, daha önce 60 yıl boyunca görev yapmış olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun işlevlerini üstlenmiştir.

İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler sistemi içinde yer alan ve dünya genelinde tüm insan haklarının geliştirilmesi ve korunmasından sorumlu 47 devletten oluşan hükümetler arası bir organdır. Yıl boyunca dikkatini gerektiren tüm tematik insan hakları konularını ve durumlarını tartışma yeteneğine sahiptir.. Merkezi, Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi’dir.

.[/box]

Barış Hakkının Desteklenmesi

İnsan Hakları Konseyi,

Başta İnsan Hakları Konseyi’nin 32/28 sayılı, 1 Temmuz 2016 tarihli kararı olmak üzere; Genel Kurul, İnsan Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Konseyi tarafından kabul edilen, tüm insan haklarının herkesçe eksiksiz bir şekilde kullanılabilmesinin vazgeçilmez şartı olan barış hakkının ve barışın desteklenmesine ilişkin geçmiş bütün kararları anımsatarak,

Genel Kurul’un 71/189 sayılı, 19 Aralık 2016 tarihli kararıyla Barış Hakkı Bildirgesi’ni kabul etmesini memnuniyetle karşılayarak,

Devletler ve başta Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı [UNESCO] olmak üzere Birleşmiş Milletler ve özel ajansların Bildirge’yi hayata geçirmek üzere uygun sürdürülebilir önlemleri alması gerektiğini anımsatarak,

  1. Herkesin barıştan yararlanma hakkı olduğunu ve bu şekilde bütün insan haklarının savunulabilir ve korunabilir, kalkınmanın eksiksiz bir şekilde hayata geçirilebilir olduğunu anımsatır,
  2. Devletlerin eşitliğe ve ayrımcılık yapmamaya, adalete ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermeleri, hayata geçirmeleri ve teşvik etmeleri; korku ve yokluktan azade [bir şekilde yaşamayı] toplumlar içinde ve arasında barış inşası yolu olarak güvence altına almaları gerektiğini vurgular,
  3. Barışın yalnızca çatışma yokluğu değil aynı zamanda diyaloğun teşvik edildiği ve çatışmaların karşılıklı bir anlayış ve işbirliği ruhuyla çözüldüğü ve sosyoekonomik gelişmenin güvence altına alındığı olumlu, dinamik ve katılımcı bir süreç olduğunu tanır,
  4. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin desteğiyle İnsan Hakları Konseyi’nin 37. ve 38. oturumları arasındaki dönemde, Barış Hakkı Bildirgesi’nin hayata geçirilmesini görüşmek üzere barış hakkına ilişkin yarım günlük bir oturumlararası bir atölye düzenlemeye karar verir,
  5. Yüksek Komiser’den İnsan Hakları Konseyi’ne 39. oturumunda atölyeye ilişkin özet formunda bir rapor sunmasını talep eder,
  6. Görüşmeler sırasında dünya çapında bir temsiliyet sağlanabilmesi amacıyla bütün Üye Ülkeleri, özel ajansları ve sivil toplumu atölye tartışmalarına katılmaya teşvik eder,
  7. Konuyla ilgili tüm yetkinin kendisinde kalmasına karar verir.

The Client- Müvekkil

0

The Client (Müvekkil), John Grisham‘ın kitabından aynı isimli kitabından senaryolaştırılarak uyarlanan bir filmdir. Film, oyuncu performansları ile göz dolduran heyecanlı ve gerilimli bir yapımdır. Oscar‘a aday gösterilmiştir.

Brad Renfro, 1994, (c) Warner Brothers

 

Yapım Yılı       :1994 – ABD
Tür                  :Dram ,  Gerilim ,  Gizem
Süre               :119 Dak.
Yönetmen      :Joel Schumacher
Oyuncular      :Tommy Lee Jones ,  Susan Sarandon ,  Mary-Louise Parker ,  William H. Macy ,  Anthony LaPaglia
Senaryo          :Akiva Goldsman ,  Robert Getchell
Yapımcı           :Arnon Milchan ,  Steven Reuther

Joel Schmuacher ‘in yönettiği filmde başrolleri en iyi kadın oyuncu oscar ödülü sahibi (1996) Susan Sarandon ve en iyi yardımcı erkek oyuncu oscar ödülü sahibi (1993) Tommy Lee Jones paylaşmıştır.

The Client(Müvekkil), ormanın yakınında kardeşi ile birlikte oynayan 11 yaşındaki Mark’ın (Brad Renfro) bir intihara tanık olmasıyla başlamaktadır. İntihar eden kişi mafya avukatıdır. Cesedi bulan polis ve FBI, avukatın intihar etmeden önce Mark ile konuştuğundan şüphelenmiş ve olayı çözmek için Mark’ı yakın markaya almıştır. Hükumet adına çalışan Roy Foltrigg (Tommy Lee Jones) olayı aydınlatmakta kararlıdır. Ancak mafya Mark’ı tehdit etmektedir. Eğer Mark konuşursa ailesi ve kendisi öldürülecektir. Mark, onu temsil etmeyi kabul eden “Reggie” ile tanışır. Avukat, davayı siyasi hırsları için bir sıçrama tahtası olarak kullanan biridir. Mark ve Reggie, New Orleans’a gider. Reggie, Foltrigg ile anlaşma yapmak ve aileyi tanık koruma programına yerleştirmeyi planlamaktadır.

Sistem eleştirisi yapılan filmde, The Client isimli kitabın konusuna bağlı kalınarak 11 yaşındaki bir çocuğun sırf bir intihara şahit olduğu için FBI ve soruşturma savcıları tarafından nasıl hırpalandığı da gözler önüne serilmektedir.

Sağlıklı Şehirler Atina Deklarasyonu

0

Sağlıklı Şehirler Atina Deklarasyonu(Athens Declaration for Healthy Cities), 22-25 Ekim 2014 tarihinde Yunanistan’da düzenlenen konferansta kabul edilmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü(World Health Organization-WHO) Avrupa Bölgesi Ofisi tarafından organize edilen ve Atina’da toplanan Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında; “Sağlık ve Şehir: 21. yüzyılda kentlerde yaşam Kendisini sağlık ve esenliğin geliştirilmesine adamış şehirlerin vizyonları ve en iyi çözümleri” başlığı altında yapılan toplantı, kent yaşamını daha kaliteli ve sağlıklı bir zemine taşıma amacı ile düzenlenmiştir.

Sağlıklı Şehirler Atina Deklarasyonu

6. Fazda DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve Avrupa Ulusal Sağlıklı Şehirler Ağları için Politik Bildiri ve Eylemlere Yönelik Taahhütler

Herkes için sağlık, sağlık alanında eşitlik ve esenlik için yerel liderliğin güçlendirilmesi

Politik bildiri

Bizler, Sağlıklı Şehirler hareketinin belediye başkanları ve üst düzey politik temsilcileri olarak, Sağlıklı Şehirler hareketinin değer ve prensiplerine olan taahhüdümüzü yinelemek için Yunanistan’ın Atina kentinde gerçekleştirilen 2014 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında bir araya geldik.

Gittikçe kentleşen ve birbirine bağımlı hale gelen bir dünyada, şehirlerimizi daha sağlıklı, güvenli, adil, içermeci, dayanıklı ve sürdürülebilir bir hale getirmek amacıyla hem bireysel hem de toplu olarak liderliğimizi ortaya koyacağız.

Aşağıdakileri kabul ediyoruz:

  • Vatandaşlarımızın esenliği, sağlık ve mutluluğu, sağlığın yaşamın tümü üzerindeki belirleyicileri hakkında alacağımız politik kararlara bağlıdır;
  • Kent yaşamının kalitesini etkileyen iklim değişikliği ile mücadele etmek için derhal eyleme geçmemiz gerekiyor; ve
  • Canlı topluluklar için hayati öneme sahip olan sosyal farklılıklar ve güven, sadece sosyal ayrımcılıkları ve sağlık alanındaki eşitsizlikleri artıran politikalarla mücadele edersek gerçekleşebilir. Bu nedenle şehirlere ve insanlara yatırımı güçlü bir şekilde destekleyeceğiz ve hem şehirlerimiz arasında hem de birçok başka paydaş ile yapılacak şehir diplomasisi gücümüzü büyük ölçüde derecede artıracağız. Özellikle de Birleşmiş Milletler gündemini (worldwewant2015.org) geliştirme ve uygulama konusunda güçlü bir şekilde çalışacağız.

Aşağıdakileri taahhüt ediyoruz:

  • Şehirlerimizle ve mahallelerimizle ilişkili planlama, tasarım, bakım, iyileştirme ve yönetim konularına sağlık ve sürdürülebilir kalkınmayı dahil edeceğiz ve yeni teknolojileri kullanacağız;
  • Karar vericileri, sağlık alanındaki eşitsizlikleri artıran, insanların temel hizmetlere erişimini engelleyen ve fiziksel ve ruhsal sağlık ve esenliklerini zedeleyen zorunlu tasarruf önlemleri gibi politikaların riskleri konusunda uyarmak için kamusal platformlarımızı ve ağlarımızı kullanacağız;
  • Sağlığın belirleyicileri ile ilişkili devletin ve toplumun tüm katmalarını içerisine alan yaklaşıma olan ihtiyaç konusunda bilinci artıracağız; tüm ilgili paydaşları bir araya getirmek, işin içerisine dahil etmek ve isteklendirmek için gücümüzü kullanacağız; ve tüm sektörlerin, politikalarında sağlık ile ilgili konuları da dikkate almaları için gücümüzü kullanacağız;
  • Sağlık, sağlık alanında eşitlik ve esenlik konularının, fakirliğin azaltılması, sosyal içermeciliğin artırılması ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması için sosyal ve ekonomik kalkınma ve gelişmenin her seviyesinin bir barometresi (sonuç ölçütü) olarak kullanılmasını destekleyeceğiz.
  • Kolaylaştırıcılık, sosyal yenilikler ve arabuluculuk, yerel, ulusal ve uluslararası alanlarda sağlık yatırımlarını savunma konusunda sahip olduğumuz özgün liderlik rollerimizi kucaklayacağız.
  • Yeni ortaya çıkan veya sürmekte olan sağlık sorunları hakkındaki daha etkin ve verimli politika ve yönetişim yaklaşımları hakkındaki yeni bilgileri paylaşmaya devam edeceğiz.

Sağlık, ulusal, bölgesel ve küresel gündemlerde daha da önemli bir rol oynayacak ve ayrıca şehirlerden oluşan ağlar küresel sağlık, çevre ve kalkınma hedef ve politikalarının oluşturulmasında daha belirleyici bir role sahip olacaktır. Bu nedenle bizler, küresel olarak ulusal hükümetleri ve uluslararası kurumları aşağıdakileri gerçekleştirmeye davet ediyoruz:

  • Ulusal ve uluslararası sağlık politikalarının hazırlanmasında ve uygulanmasında yerel ve kentsel boyutun önemini anlamak;
  • Sağlık alanında eşitliği, sosyal içermeyi ve sürdürülebilir kalkınma politikalarını desteklemek için mümkün olduğunda ilave kaynakları ve yasal enstrümanları devreye sokmak;
  • Ulusal ve uluslararası sağlık stratejileri için bilgi almak ve yerel yönetimlerin temsilcilerinin uluslararası forumlara katılımını teşvik etmek üzere yerel sağlık koşullarının analizinde ve hakkındaki çalışmalarda sektörler arası ve katılımcı yaklaşımlarla şehirlerin deneyim ve bilgilerini kullanmak;
  • Ulusal sağlıklı şehirler ağlarını koordinasyon, kapasite geliştirme ve diplomasi rolleri açısından desteklemek.

Şehir ve sağlık sektöründeki liderleri ve şehirlerde yaşayan herkesi, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek üzere bu amaçlar altında bize katılmaya davet ediyoruz.

DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve Avrupa Ulusal Ağlarının 6. Fazda için Eylem Taahhütleri

Avrupa şehirlerinin belediye başkanları ve üst düzey politik temsilcileri olarak, 25 Ekim
2014 tarihinde, Atina’da gerçekleştirilen 2014 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında, sağlıklı şehirler hareketi içerisinde önümüzdeki beş sene yapacağımız çalışmalara ilham verecek ve yol gösterecek olan altıncı fazın başlangıcında bir araya gelen bizler aşağıdakileri taahhüt ediyoruz:

1. Eşitlik, halkın güçlendirilmesi, ortaklıklar, dayanışma ve sürdürülebilir kalkınma (Sağlıklı şehirlerin prensip ve değerleri) alanlarında, DSÖ Tüzüğü ve Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine dayanarak oluşturulan ve aşağıdakileri ifade eden sağlıklı şehir prensip ve değerlerine olan taahhüdümüzü yineliyoruz: “Ulaşılabilir en yüksek sağlık standardına erişmek, ırk, din, politik inanç, ekonomik ve sosyal koşullarından bağımsız olarak her insanın temel hakkıdır.”

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlıklı şehirlerin prensip ve değerleri

Eşitlik: Sağlık alanında eşitsizliklerle mücadele etmek, zarar görebilir ve sosyal açıdan dezavantajlı olan kişilerin ihtiyaçlarını gözetmek (eşitsizlik, sağlık alanındaki adaletsizlikler ve kötü sağlığın engellenebilir nedenleri anlamına gelmektedir). Sağlık hakkı, cinsiyet, ırk, dini inanç, cinsel eğilim, yaş, engellilik veya sosyoekonomik imkanlardan bağımsız olarak herkes için geçerlidir.

Katılımcılık ve Yetkilendirme: İnsanların sağlıklarını, sağlık hizmetlerini ve esenliklerini etkileyen kararlara toplu ve bireysel olarak katılma hakkını elde etmelerini sağlamak. İnsanların kendi kendine yetebilir hale gelmesini sağlamak için fırsatlara erişim ve becerilerini geliştirmelerine imkan vermek.

Ortaklıklar halinde çalışmak: Entegre yaklaşımların uygulanması ve sağlık alanında sürdürülebilir gelişim için sivil toplum ve diğer devlet harici aktörler dahil olmak üzere etkin çok sektörlü stratejik ortaklıklar geliştirmek.

Dayanışma ve dostluk: Ağlar içerisinde barış, dostluk ve dayanışma ruhu ile çalışmak ve sağlıklı şehirler hareketindeki şehirlerin sosyal ve kültürel çeşitliliğine saygı duymak ve takdir etmek.

Sürdürülebilir kalkınma: Çevre açısından ve sosyal açıdan sürdürülebilir olan ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi için çalışmak (ve ulaşım sistemleri dahil olmak üzere tüm altyapısı için çalışmak): günün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerine zarar vermemek.[/box]

Sağlıklı şehirlerin prensip ve değerleri
    • Eşitlik: Sağlık alanında eşitsizliklerle mücadele etmek, zarar görebilir ve sosyal açıdan dezavantajlı olan kişilerin ihtiyaçlarını gözetmek (eşitsizlik, sağlık alanındaki adaletsizlikler ve kötü sağlığın engellenebilir nedenleri anlamına gelmektedir). Sağlık hakkı, cinsiyet, ırk, dini inanç, cinsel eğilim, yaş, engellilik veya sosyoekonomik imkanlardan bağımsız olarak herkes için geçerlidir.
    • Katılımcılık ve Yetkilendirme: İnsanların sağlıklarını, sağlık hizmetlerini ve esenliklerini etkileyen kararlara toplu ve bireysel olarak katılma hakkını elde etmelerini sağlamak. İnsanların kendi kendine yetebilir hale gelmesini sağlamak için fırsatlara erişim ve becerilerini geliştirmelerine imkan vermek.
    • Ortaklıklar halinde çalışmak: Entegre yaklaşımların uygulanması ve sağlık alanında sürdürülebilir gelişim için sivil toplum ve diğer devlet harici aktörler dahil olmak üzere etkin çok sektörlü stratejik ortaklıklar geliştirmek.
    • Dayanışma ve dostluk: Ağlar içerisinde barış, dostluk ve dayanışma ruhu ile çalışmak ve sağlıklı şehirler hareketindeki şehirlerin sosyal ve kültürel çeşitliliğine saygı duymak ve takdir etmek.
    • Sürdürülebilir kalkınma: Çevre açısından ve sosyal açıdan sürdürülebilir olan ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi için çalışmak (ve ulaşım sistemleri dahil olmak üzere tüm altyapısı için çalışmak): günün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerine zarar vermemek.

2. Yerel, ulusal ve uluslararası alanda insanların sağlık ve esenliğini savunan ve bunun için en yüksek derecede politik taahhütte bulunan ve tüm vatandaşların durumlarını iyileştirmek ve korumak için sahip olduğumuz özel liderlik rolümüzü kabul ediyor ve bunu kullanacağımızı belirtiyoruz.

3. Politikaların geliştirilmesi konusunda sorumlu olduğumuz tüm vatandaşların çıkarlarını şeffaf bir şekilde temsil ediyoruz ve tümünün politika oluşturma sürecine katılımını sağlayacağız.

4. Diğerlerini işin içerisine dahil etmek için kamusal platformlarımızı ve ağlarımızı kullanacağız ve bunun için: kentsel alanlarda kötü sağlığın temel sebepleri konusundaki bilinci artıracağız; sağlık alanında çalışmak üzere tüm ilgili paydaşları bir araya getirmek ve harekete geçirmek için tüm imkanlarımızı kullanacağız; ve tüm sektörlerin politikalarında sağlık konularını dahil etmeleri için gücümüzü kullanacağız.

5. Bilgi ve uzmanlıkların paylaşıldığı dinamik platformlar ve kriz yönetimi ve toplu şehir sağlığı diplomasisi için hayati öneme sahip araçlar olarak sağlıklı şehir ağlarını destekleyeceğiz.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlıklı şehirlerin stratejik yaklaşımları

Sağlığı şehirlerin sosyal ve politik gündemlerinin en üst sıralarını yerleştirmek için eylemlerde bulunmak

Sağlık ve sürdürülebilir kalkınma hedefli yerel seviyedeki ve sağlığın belirleyicileri, sağlık alanında eşitlik ve Herkes için Sağlık ve tüm politikalarda sağlık prensiplerine dayanan politika ve eylemleri geliştirmek

Sağlık, tüm yerel politikalarda sağlık ve eşitlik ve sağlık için entegre planlama amacıyla sektörler arası ve katılımcı yönetişimi desteklemek

Avrupa Bölgesindeki tüm şehirlerde sağlığı iyileştirmek için kullanılan politika ve uygulama uzmanlığını, kanıtları, bilgi ve yöntemleri geliştirmek

Avrupa şehirleri ve yerel yönetimlerin ağları arasında dayanışma, işbirliği ve bağlantılı çalışmayı ve kentsel konularda çalışan ortaklıklar ile yerel yönetimler arasındaki işbirliklerini geliştirmek

Sağlıklı şehirler ağlarının tüm DSÖ bölgelerindeki tüm Üye Devletlerin ağlarına erişim imkanlarını geliştirmek[/box]

6. Sağlıklı şehirler ile ilişkili önceki deklarasyonları ve politik beyanları (1986-2014) hatırlayacak, söz konusu düzenleme ve taahhütlerin gerçekleştirmesi için çalışacak ve bu kapsamda sağlığın geliştirilmesi, bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesi, eşitlik, sağlıklı şehir politikaları ve çevre sağlığı hakkındaki ilgili DSÖ, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği konvansiyonları, deklarasyonları, şartları, stratejileri ve eylem planlarını yerelde destekleyeceğiz (EK 1)

7. Aşağıdakiler dahil olmak üzere etkin ve verimli eylemler için yeni fırsat ve kanıtlardan yararlanacağız:

  • Yakın geçmişte meydana gelen ve ömür beklentisini, sağlığı, tanı ve tedavi imkanlarını, bilgi toplamayı, dağıtmayı, dijital erişim ve bağlantıları önemli derecede iyileştiren yeni teknolojiler (bilimsel, eczacılığa ait ve iletişim tabanlı)
  • Sağlığın sosyal belirleyicileri hakkındaki yeni araştırmalara dayanan bilgiler ve sağlığı geliştiren veya sağlık alanındaki eşitsizlikleri azaltan kaynakların dağıtımı ve toplulukların kendi kaderini tayin etme yeteneği ile ilişkili mekanizmalar
  • Sağlık ve ekonomik performansın birbiriyle olan bağlantıları hakkındaki ve yerel, ulusal ve uluslararası sağlık sistemlerinin insanlar, fikirler ve ürünler için yenilikçi, işveren, arazi sahibi, kurucu, tüketici ve rekabetçi olarak ekonomiler üzerindeki etkileri hakkındaki yeni bilgiler
  • Belediye başkanlarının, diğer politikacıların ve halk sağlığı savunucularının daha iyi işbirliğine imkan sağlamak ve topluluklar, devlet ve özel sektör temsilcileri dahil olmak üzere devletin ve toplumun tüm katmanları yaklaşımlarını uygulamak amacıyla farklı oyuncuları, koalisyonları ve ağları bir araya getirerek yönetişim yapılarını ve mekanizmalarını nasıl değiştirdiği hakkında yeni kanıtlar,
  • Günümüzün değişen politik ortamında belediye başkanlarının ve diğer karar vericiler ile halk sağlığı kurumlarının yararlı bir şekilde benimseyebileceği yeni roller

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Belediye başkanları ve diğer kamu görevlileri için yeni roller

Belediye başkanları ve diğer üst düzey memurlar sağlık ve esenliği aşağıdaki yollarla iyileştirebilir:

Tüm politikaların sağlık üzerindeki etkilerini de dikkate alan daha kapsamlı bir anlayışı benimsemek;

Tüm sektörlere, kullanılabileceği durumlarda, çok sayıda paydaşın müdahil olması ve merkezi olmayan karar verme süreçlerinin daha iyi kullanılması konusunda çağrıda bulunmak;

Sektörler arası güven ve anlayışın oluşturulması için kaynaklar atamak ve en önemlisi zaman ayırmak;

Birbirine bağlı olan hedefleri farklı sektör ve topluluklarda yer alan ortaklarla birlikte tanımlamayı kolaylaştırmak ve desteklemek ve ağdaki ortaklara karşı saygı göstererek bir ağ yöneticisi rolü üstlenmek;

Sağlık, sağlık konusunda eşitlik ve esenliğin temel bileşenler haline gelmesinin gerektiği sosyal değer ve hedefler konusunda yerel, ulusal, bölgesel ve küresel diyaloğu desteklemek;

Şehirlerin küresel ve yerel zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olacak pratik girişimler oluşturabilmek için yeni, işbirliğine dayanan fırsatları desteklemek;

ve Yapay çevrenin ve yeni teknolojilerin vatandaşların sağlığını nasıl etkileyebileceği ve daha akıllı şehirler oluşturmada nasıl kullanılabileceği konusunda yeni bilgileri kullanmak.(Bir şehrin akıllı olarak tanımlanabilmesi için doğal kaynakların akıllı yönetimi ve katılımcı yaklaşım ile insan ve sosyal sermayeye yapılan yatırımın ve geleneksel ve modern bilgi ve iletişim teknolojileri altyapısının sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı ve yüksek yaşam kalitesini desteklemesi gerekmektedir.)[/box]

8. İnsanların sağlık ve esenliği ile ilişkili yeni ortaya çıkan, geçmişten gelen endişe ve sorunlarla mücadele edeceğiz; bunlara şunlar da dahildir: Sağlık alanındaki eşitsizliklerin azaltılmasına duyulan ihtiyaç, bulaşıcı olmayan ve ruh sağlığı sorunları dahil olmak üzere kronik hastalıkların artan yükü, sakatlanmalar ve şiddet, yeni ve tekrar ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklar, iklim değişikliği ve süren ekonomik krizler.

Sağlık 2020 – şimdi bizim zamanımız

9. Devlet ve toplum nezdinde sağlık ve esenliğe yönelik eylemleri destekleyen Avrupa politik çerçevesi Sağlık 2020’yi benimsiyor ve kendimizi Sağlık 2020’nin ortak hedeflerine yönelik çalışmaya adıyoruz

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlık 2020 hedefleri

1. DSÖ Avrupa Bölgesinde 2020 yılına kadar erken ölümleri azaltmak

2. DSÖ Avrupa Bölgesinde sağlıklı ömür beklentisini artırmak

3. DSÖ Avrupa Bölgesinde sağlık alanındaki eşitsizlikleri azaltmak

4. DSÖ Avrupa Bölgesinde insanların esenliğini artırmak

5. Evrensel kapsam ve ulaşılabilir en yüksek sağlık seviyesine ulaşılmasını sağlamak

6. Üye devletlerde sağlık alanında ulusal hedefler ve amaçlar belirlemek Üye Devletler tarafından kabul edilen göstergeler bu hedefleri destekleyecektir.[/box]

10. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve ulusal sağlıklı şehirler ağları şehirlerinin Sağlık 2020’nin uygulanmasında temel araçlar olduğunu ve bizim etkimizi kullanacağını kabul ediyor ve bunu desteklemek için çalışmayı taahhüt ediyoruz.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlıklı şehirlerin sağlık, esenlik ve eşitlik üzerindeki etkisi Mevzuat. Şehirler, arazi kullanımı, bina standartları, su ve hıfzıssıhha sistemlerini etkileyebilecek ve tütün kullanımı ve meslek sağlık ve güvenliği konusunda sınırlandırmalar oluşturabilecek konumdadırlar.

Entegrasyon. Yerel hükümetler sağlığın geliştirilmesi konusunda entegre stratejiler geliştirme ve uygulama yeteneğine sahiptir

Sektörler arası ortaklıklar. Şehirlerin demokratik sorumlulukları, güçlerini ortaklıklar üzerinden paylaşmayı ve birçok sektörden katkının sağlanmasını desteklemeyi gerektirmektedir.

Vatandaşların katılımı. Yerel yönetimler her gün vatandaşlarla iletişim halindedir ve vatandaşların endişe ve önceliklerine en yakın konumdadır. Özel ve kar amacı gütmeyen sektörler, sivil toplum ve vatandaş grupları ile birlikte çalışma konusunda önemli fırsatlar sunmaktadır.

Eşitlik odağı. Yerel yönetimler, fakir insanlar ve hassas gruplara daha fazla fırsat oluşturmak için yerel kaynakları harekete geçirme ve şehirdeki tüm vatandaşların haklarını destekleme kapasitesine sahiptir.[/box]

11. Sağlık 2020’yi, DSÖ Avrupa Sağlıklı şehirler Ağının 6. Fazında iyi bir zamanlama ile gelmiş ve güçlü bir birleştirici çerçeve olarak kullanacağız.

DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının Taahhütleri ve Temaları

12. Uygulamanın temelinde politik taahhüt olduğunu beyan ediyoruz.

13. Sağlık hedefli şehir planlama kavramının geçerli ve istenilen bir şey olduğunu kabul ediyoruz ve tüm politikalarda sağlık konusundaki çalışmalara yeni bir odak alanı olan toplumsal dayanıklılık ve sağlık okuryazarlığına ile devam edeceğiz.

14. 6. Fazın, Sağlık 2020’nin şehirlerde uygulanması sırasında şehirleri destekleyeceğini ve anahtar paydaşların bir araya gelmesi ile güçlerini sağlık ve esenliğe odaklamasına, sosyal inovasyon ve değişim potansiyelinden yararlanmalarına ve yerel halk sağlığı sorunlarıyla mücadeleye yönelik çalışmalarında destekleyeceğini anlıyoruz.

15. Her şehrin özgün olduğunu kabul ediyoruz ve bu kapsamda 6. Faz’ın genel ve ana hedeflerini, kendi yerel durumumuza uygun bir şekilde takip edecek ve yerel vatandaşların sağlıklarına en yüksek pozitif etkiyi yapacak öncelikli eylem planlarını tanımlayacağız.

16. Farklı giriş noktaları ve yaklaşımlar kullanacağız fakat 6. Fazın genel ve ana hedeflerine ulaşma konusunda birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

17. 6. Faz’ı şehir, ulusal ve ulusaltı seviyelerde birlikte öğrenme, uzmanlık ve deneyimlerin öğrenilmesi ve paylaşılması konusu özgün bir platform olarak kullanacağız.

18. Genel ve ana konular üzerinde çalışırken yeni kanıt ve bilgileri kullanacak ve 5. ve 6. Faz’ın ve temalarından yararlanacağız.

Ana konular ve temalar

19. Kendimizi 6. Faz’ın genel çerçevesini belirleyen Sağlık 2020’nin aşağıdaki iki stratejik hedefi üzerinde çalışmaya adayacağız:

  • Herkesin sağlığını iyileştirmek ve sağlık alanındaki eşitsizlikleri azaltmak; ve
  • Sağlık alanında liderlik ve katılımcı yönetişimi iyileştirmek.

20. Sağlık alanındaki eşitsizliklerle mücadele etmek için, yerel yönetimin tüm katmanları yaklaşımı, güçlü politik destek ve değişim için kapasite geliştirme kavramları üzerinden sistematik eylemleri destekleyeceğiz.

21. Sağlık ve esenlik alanında etkin liderlik için politik adanmışlık, vizyon ve stratejik yaklaşım, destekleyici kurumsal yapılar, ağ çalışmaları ve benzeri hedefler üzerinde çalışan diğer insanlarla bir araya gelmenin gerekli olduğunu anlıyoruz.

22. Sağlık alanında yerel liderliğin şu anlama geldiğini biliyoruz: Sağlığa ait bir vizyon ve anlayışın sosyal ve ekonomik kalkınma için önemi; yeni ortaklıklar ve birliktelikler oluşturmak için taahhüt ve adanmışlık; resmi ve resmi olmayan yerel aktörler ile sağlık konusunda hesap verilebilirliğin geliştirilmesi: Yerel eylemleri ulusal, Avrupa ve küresel politikalarla bir araya getirmek; değişiklikleri önceden görmek ve planlamalar yapmak; tüm vatandaşların mümkün olan en yüksek sağlık seviyesine çıkmasını sağlamak için bir koruyucu, kolaylaştırıcı, katalizör, arabulucu, avukat ve savunucu olarak eylemlerde
bulunmak.

23. Gerekli olduğunda, çocukların sağlığı ve erken yaşlarda gelişim; istihdamın, çalışma koşullarının ve yaşam boyu öğrenimin iyileştirilmesi; yaşlı insanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi; sosyal korumanın iyileştirilmesi ve fakirliğin azaltılması; toplumsal dayanıklılık hakkında çalışma; sosyal içerme ve uyumun iyileştirilmesi; cinsiyet, etnik yapı veya cinsel eğilimlerden bağımsız olarak hakların ve eşitliğin savunulması dahil olmak üzere yaşam seyri yaklaşımını kullanarak politikalar ve müdahaleler geliştireceğiz.

24. Şehir sağlık diplomasisi kavramını 6. Fazda keşfedilecek ve şehirlerin uluslararası alanda birlikte çalışmasına yönelik fırsatları yansıtan ve aynı zamanda ulusal ve küresel halk sağlığı gündemleri ile bağlantılar kuran yeni bir tema olarak kabul ediyoruz.

25. 6. Fazdaki ana konuların, Sağlık 2020’nin dört politik önceliğinin yerelde uygulanmasına dayandığını kabul ediyoruz:

  •  Tüm yaşam boyunca sağlığa yatırım yapmak ve insanları güçlü kılmak;
  • Avrupa Bölgesi’ndeki bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan ana sağlık sorunları ile mücadele etmek;
  • İnsan odaklı sistemleri, halk sağlığı kapasitesini, acil durumlara hazırlıklı olmayı ve tehlikelerin izlenmesini desteklemek; ve
  • Dayanıklı toplumlar ve destekleyici ortamlar oluşturmak.

26. Bu dört temanın birbirinden ayrı eylem alanları olmadığını, birbirine bağımlı ve birbirini destekleyici olduğunu kabul ediyoruz. Yaşamın tamamına odaklanan bir yaklaşımın ve insanların güçlü hale getirilmesinin hastalıklarla mücadeleyi ve halk sağlığının güçlendirilmesini destekleyeceğini biliyoruz. Şehirler, eşitsizlikleri azaltmaya odaklandıklarında ve politikalarını, yatırım ve hizmetlerini birleştirdiklerinde sağlık alanında daha fazla fayda elde edeceklerdir.

27. DSÖ ve işbirliği merkezleri tarafından desteklenen DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın ana temalarına odaklanacak, elde ettiğimiz bilgileri Avrupa ve ötesindeki tüm şehirlerin yararına sunacağız.

İşbirliği ve ortaklık

30. Şehirlerin, DSÖ Avrupa Bölgesinde, yalnız bir şekilde hareket edemeyeceğini ve ulusal ve bölgesel yönetimlerin ve ayrıca Avrupa Birliği ile DSÖ Avrupa Bölge Ofisinin de önemli bir role sahip olacağını kabul ediyoruz.

31. DSÖ Avrupa Bölge Ofisine aşağıdakiler konusunda çağrıda bulunuyoruz:

  • DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı 6. Fazının (2014–2019) hedeflerine yönelik stratejik liderlik ve eylemler için teknik destek sunmak;
  • Özellikle de şimdiye kadar Sağlıklı Şehirler hareketinde yer almamış olanlar dahil olmak üzere Avrupa Bölgesindeki tüm Üye Şehirlerde sağlıklı şehirler için kapasite geliştirme ve ağ çalışmalarını desteklemek, kolaylaştırmak ve koordine etmek,
  • Yerel eylem bileşenlerinin geliştirilmesi ve geliştirilmesinin teşvik edilmesi ve DSÖ’nün ilgili stratejik hedeflerinde ve teknik alanlarında yerel yönetimlerin rolünün dikkate alınması; ve
  • Sağlıklı şehirler gündemine diğer mesleklerin ve disiplinlerin daha fazla dahil olmasını desteklemek ve sağlık ve esenliğe olan kritik katkılarını kabul etmek.
Sonuç

Bizler, Avrupa Şehirlerinin belediye başkanları ve şehirlerin üst düzey politik temsilcileri olarak Yunanistan’ın Atina kentinde gerçekleştirilen 2014 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında bir araya geldik ve Avrupa ve ötesinde, kentlerimizde yaşayan bugün ve gelecekteki kuşakların refahının, sağlığı ve esenliği geliştirme konusundaki yeni fırsatları kullanma istek ve imkanlarımıza bağlı olduğuna kanaat getirdik.

William Paterson

0
William Paterson

William Paterson (24 Aralık 1745, İrlanda – 9 Eylül 1806, New York), New Jersey’li hukukçu, senatör, vali, yargıç ve devlet adamıdır. Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın hazırlayıcılarından ve imzacı Kurucu Babalarındandır.

Paterson, 1747’de ailesiyle birlikte İrlanda’dan Kuzey Amerika İngiliz kolonilerine göç etti. 14 yaşında New Jersey Kolejine(Princeton Üniversitesi) başladı. Princeton’dan mezun olduktan sonra hukuk eğitimi aldı ve hukuk lisansı kazandı ve 1768 yılında baroya kabul edildi.

Eyalet kongresinde 1775-76 yıllarında iki kez görev yaptı. 1776 yılında New Jersey Eyalet Anayasasını hazırlayan anayasa konvansiyonunda delegelik yaptı.

ABD’nin bağımsızlığından sonra, New Jersey’nin ilk Başsavcısı olarak atandı ve 1776-1783 yıllarında bu görevi yürüttü. 1787 yılında, Philadelphia’daki Federal Anayasa Konvansiyonu’nda New Jersey delegasyonunun önemli bir üyesi olarak görev yaptı. Tüm eyaletler için eşit oyu savunan ve daha sonra ‘Paterson Planı’ olarak anılan öneriyi sundu. Her eyalet için eşit oy hakkı talep etti. İki meclisli Kongre’de somutlaşan uzlaşma sonucunda, Temsilciler Meclisi’nde nüfus oranında temsil ve Senato’da eyaletlerin eşitliği ilkesi kabul edildi. 1787 Philadelphia Anayasa Konvansiyonu’nda ABD Anayasası’nı imzalayan delegelerden biri oldu.

1789’dan 1790’a kadar ABD senatörü olarak görev yaptı. ABD’de vatandaşlık kazanmanın yasal çerçevesini belirleyen ilk yasaların hazırlanmasında aktif rol aldı.

ABD yargı sisteminin kurulmasına katkıda bulundu ve 1789 tarihli Judiciary Act (Mahkeme Teşkilatı Yasası)’nın ilk dokuz bölümünü el yazısıyla kaleme aldı.

Vali olmak için  ABD Senatosu’ndan istifa eden ilk kişi oldu. New Jersey valisi olarak 1790-1793 arasında çalıştı. ABD Başkanı George Washington tarafından 1793’te Yüksek Mahkeme Yargıçlığına atandı. 4 Mart  1793 ile 9 Eylül 1806 tarihleri arasında ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olarak görev yaptı ve 60 yaşında iken at arabası kazası sonucunda yaşamını yitirene kadar bu görevi yürüttü.

William Paterson’un ABD ve Anayasa Tarihindeki Özel Yeri

Paterson, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kurucu Babaları (Founding Fathers) arasında sayılmaktadır. Özellikle New Jersey Planı (Paterson Planı) nedeniyle Anayasa tarihindeki önemi büyüktür. New Jersey eyalet tarihinde özel bir konumu bulunmaktadır. Paterson, hem eyaletin ilk başsavcısı, hem senatörü, hem valisi hem de Yüksek Mahkeme yargıcı olarak görev yapmıştır. Bu dört önemli makamı yürütmüş az sayıdaki devlet adamından biridir. Mezun olduğu Princeton Üniversitesi’nde bir yurt binası hâlen “Paterson Hall” olarak anılmakta ve hatırası yaşatılmaktadır.

William Paterson University of New Jersey

1855’te kurulan ve günümüzde New Jersey’de faaliyet gösteren William Paterson devlet üniversitesi, adını William Paterson’dan almaktadır. Üniversite, Paterson’un eyalet ve ülke tarihinde oynadığı kurucu rol nedeniyle onun onuruna isimlendirilmiştir. Bugün hâlen New Jersey’nin en köklü yükseköğretim kurumlarından biridir ve 370 dönümlük kampüsünde yaklaşık 10.000 öğrenciye eğitim vermektedir.

ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı William Paterson
William Paterson

Magna Carta

0

Magna Carta (Büyük Ferman) veya Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı), 15 Haziran 1215 tarihinde imzalanmış bir İngiliz belgesidir. Bu belge ile kral ilk kez yetkilerini kısıtlamış halka bazı hak ve özgürlükler tanımıştır.

Belgeyi imzalayan Kral Yurtsuz John 24 Aralık 1166 – 19 Ekim 1216 yıllarında yaşamış ve 49 yaşında ölmüştür.

Magna Carta, Latincede ‘Büyük Sözleşme, Büyük Ferman’ anlamına gelmektedir ve Orta Çağ’ın en önemli hukuki belgesidir. Anlaşma, feodallerin kral karşısındaki haklarını garanti eden ve Hukukun üstünlüğüne vurgu yapan ilk hukuki metindir. Günümüzdeki demokrasinin temel referans belgelerinden addedilmektedir.

Günümüzdeki Anayasal düzene ulaşana kadar yaşanılan tarihi sürecin en önemli basamaklarından birisidir. Aslen, Papa III.Innocent, Kral  John ve baronları arasında, kralın yetkileri hususunu karara bağlamak amacıyla imzalanmıştır. Kralın bazı yetkilerinden feragat etmesini, kanunlara uygun davranmasını ve hukukun kralın arzu ve isteklerinden daha üstün olduğunu kabul etmesini zorunlu kılmıştır.

Vatandaşların özgürlüklerini belirlemekten çok, toplum güçleri arasında bir denge kuran Magna Carta, kralın sonsuz olan yetkilerini din adamları ve halk adına sınırlamıştır. Magna Carta’nın 39. maddesi, fermandaki en önemli ifadelerden biridir. Bu madde sayesinde günümüz hukuk sisteminin temelleri atılmıştır: “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

Magna Carta’nın Etkileri
Magna Carta, daha sonraki yüzyıllarda çıkarılan bir çok fermanı, anayasayı, uluslar arası bildirileri etkilemiştir. Bunların başlıcaları şunlardır:
A-1688 Tarihli Haklar Bildirisi (Bill Of Rights)

İngiliz Parlamentosu tarafından 1688 Büyük Devrimi sonrasında Bill of Rights’dır.(Haklar Bildirisi), çıkarıldı. Bu bildiri, Kraliçe II. Mary ve eşi III. William tarafından taç giyildikten sonra onaylandı. Bu ferman, parlamentodan onay alınmadıkça, yasaların yürürlükten kaldırılması, vergi toplanması, barış döneminde sürekli ordu beslenmesi konularında kral ve kraliçeye yetki tanınmıyor,. adli yargılama ve olağan olmayan cezaya çarptırılmamayı doğal haklar arasına katıyordu. Ayrıca, fermana göre, seçimler serbest, parlamento görüşmeleri sık sık yapılacak ve halka açık olacaktı. Böylece kral ve kraliçe sembolik bir durum kazandı.

Bill of Rights ve John Locke tarafından geliştirilen doğal haklar teorisi büyük etki yarattı. Bu etki kendini önce Amerika kıtasında gösterdi ve Haziran 1776′ da Virginia Devleti Temsilciler Meclisi, bir haklar bildirgesini kabul etti.

B- 4 Temmuz 1776 Tarihli Birleşik Devletler Bağımsızlık Bildirisi

Bu bildiride, Kuzey Amerika kıtasında yaşayan insanların niçin ayrı bir devlet kurmak istedikleri açıklanmış, tüm insanların eşit ve başkalarına devredemeyecekleri haklarla birlikte yaratıldığı, devletlerin bu hakları güvence altına almak zorunda olduğu, devlet bu görevini yerine getirmez ise, kişilerin başkaldırarak kendilerine yeni bir devlet kurmak hakkı bulunduğu belirtilmiş ve ABD’nin kurulduğunu duyurmuştur.

C- 17 Eylül 1787 Tarihli Birleşik Devletler Anayasası

Bu Anayasa özetle; daha yetkin bir birlik meydana getirmek, adaleti yerleştirmek, yurt içi huzuru sağlamak, dışarıya karşı ortak savunmayı gerçekleştirmek, özgürlüğün nimetlerinden yararlanmak ve sonraki kuşakları da yararlandırmak amacıyla çıkarılmıştır.

D- 26 Ağustos 1789 Tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi

Aydınlanma Düşüncesi, en aşırı, en radikal sonuçlarına Fransa’da ulaşmıştır. Çünkü Fransa’nın, Kilise ile mutlakiyetçi yönetimi destekleyen ortaçağ artığı, sınıflı bir toplumsal düzeni vardı, bu yapı Rönesans ve Reform hareketleri nedeniyle çatırdıyordu. Fransız Aydınlanması radikal düşünceleriyle bu gerginliği son sınırına kadar vardırmış, sonunda Fransız Devriminin patlamasına yol açmıştır.

İngiliz ve Amerikan devrimlerinden önemli ölçüde etkilenen Fransız Devrimi de haklarla ilgili gelişmeleri aşağı yukarı aynen benimsedi ve 1789 tarihinde İnsan ve Yurttaş hakları Bildirisi’ni ilan etti.

Bildiride özetle; insanların doğal ve devredilmez hakları bulunduğu, hukuk bakımından, özgür ve eşit doğdukları, insanların özgürlük, mülkiyet ve baskıya karşı direnme hakkı bulunduğu, egemenliğin millete dayandığı, yasanın yasaklamadığı hiçbir şeyin engellenemeyeceği ve hiç kimse yasanın emretmediğini yapmaya zorlanamayacağı, hiç kimse, yasanın belirlediği durumlar ve emrettiği şekiller dışında suçlanamayacağı, tutuklanamayacağı, suç ve cezaların yasayla ve açık ve anlaşılır bir şekilde konabileceği, kişilerin suçun işlenmesinden önce kabul ve duyurulmuş olan bir yasa gereğince cezalandırılabileceği, herkesin suçlu olduğu açıklanıncaya kadar masum sayılacağı, herkesin din ve düşünce özgürlüğü bulunduğu, kamu giderlerini karşılamak için alınan vergilerin gelirlerle orantılı olması gerektiği, tüm yurttaşların devlet giderlerinin nasıl yapıldığını izlemek ve hesap sormak hakkı bulunduğu belirtilmiştir.

Bu bildiri, daha sonra 1791, 1946 ve 1958 Fransız Anayasalarının başında yer almıştır.

 E- Fransız Devriminden Sonraki Gelişmeler

İngiliz, Amerikan ve Fransız bildirilerinde ifadesini bulan doğal haklar yaygın ve güçlü bir etkiye sahip olmakla beraber, 1815’lerden itibaren bu etki azalmaya başlamıştır. Azalmanın başlıca nedenleri, siyasal alanda insan haklarının yerini “ulusların hakları” düşüncesinin almaya başlaması ile felsefede Marksist, yararcı ve pozitivist görüşlerin öne çıkmasıdır.

İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda, baskıcı düzenlere duyulan nefretin etkisiyle insan hakları düşüncesi yeniden güçlenmeye başladı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 ‘de ilan ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirisi oldukça geniş bir haklar listesi içeriyordu.

Magna Carta, Sened-i İttifak ve Tanzimat fermanı

Magna Carta ile Osmanlı Devletinin son dönemi arasında benzerlikler vardır. Magna Carta ile Kralın yetkileri ilk defa sınırlandırılmış. Asiller sınıfının ayrıcalığı kabul edilmiştir.

Sened-i İttifak (1808), II. Mahmut döneminde Alemdar Mustafa Paşa’nın çalışmalarıyla ayanlarla imzalanmıştır. Bu belge ile ayanların varlığı kabul edilmiştir. Bu belge ilk defa Osmanlı padişahının yetkilerini sınırlamıştır.

Magna Carta ile Kral Vasalların üstünlüklerini kabul etmiştir. Adalet ve eşitlik kavramları getirilmiştir.

Tanzimat Fermanı (1839), Abdülmecit döneminde Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı’nda okunmuştur. Osmanlı padişahı kanunun üstünlüğünü kabul etmiştir.

Magna Carta ile Kralın yetkileri resmen sınırlanmıştır. İngiltere’de parlamenter sisteme geçilmiştir.

Kanun-u Esasi, (1876) II. Abdülhamit döneminde Mithat Paşa’nın çalışmaları ile hazırlanmıştır. Osmanlı’da ayan ve mebusân meclisleri kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nde parlamenter sisteme geçilmiştir.

Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Karar

0
Yargıtay Önceki Başkanları

Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Karar taslağı, hakkında gelen görüşler, Kurul’un 2018 yılındaki toplantılarında müzakere edilerek değerlendirilmiş ve metne son hali verilerek yayınlanmıştır. Kararın, 24 Aralık 2018 tarihinden itibaren uygulanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’ni kabul ettiği 8 Aralık 2017 tarihinden önceki davranış veya işlemler, Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun görevi dışında bırakılmıştır. 

YARGI ETİĞİ DANIŞMA KURULU ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA KARAR TASLAĞI”NA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ HAKKINDA GEREKÇE

Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Karar

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1

(1) Bu Kararın amacı, hâkimlerin ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının davranışlarının ve muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında, önerilerde bulunmak üzere kurulan Kurul’un çalışma usul ve esaslarını belirlemektir.

Kapsam
MADDE 2

(1) Bu karar, Kurul’un yapısını, üyelerinin niteliklerini, görev ve sorumluluklarını, çalışma yöntemini, hâkimlerin ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının yapacakları başvuruların değerlendirilmesini ve bu konuda verilecek kararların niteliğini kapsar.

Yargıtay personeli ile hâkim ve Cumhuriyet savcısı adayları hakkında bu karar uygulanmaz.

Dayanak
MADDE 3

(1) Bu Karar, 8.12.2017 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından oybirliği ile kabul edilen Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’nin “KISIM III”, “IV. Yargı Etiği Danışma Kurulu” başlıklı maddenin 2’nci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

(2) Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrası uyarınca Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile insan haklarına ilişkin evrensel ilkeler de Kurul’un çalışmalarının dayanağını oluşturur.

Tanımlar
MADDE 4

(1) Bu Karar’da geçen;

a) Hâkim: Yargıtay Birinci Başkanı, başkan vekilleri, daire başkanları, üyeler ve tetkik hâkimlerini,
b) Yargıtay Cumhuriyet savcısı: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekili ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarını,
c) Kurul: Yargı Etiği Danışma Kurulu’nu,
d) Başkan: Yargı Etiği Danışma Kurulu Başkanı’nı,
e) Başkan Vekili: Yargı Etiği Danışma Kurulu Başkan Vekili’ni,
f) Üye: Yargı Etiği Danışma Kurulu üyesini,
g) Sekretarya: Yargı Etiği Danışma Kurulu Sekreteryası’nı,

ifade eder.

KİNCİ BÖLÜM
Kurul’un Yapısı, Üyelerin Nitelikleri, Seçimi, Görev Süresi ve Bağımsızlığı
Kurul’un yapısı
MADDE 5

(1) Kurul, yedi Yargıtay üyesi, iki tetkik hâkimi, bir Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve bir öğretim üyesinden oluşur.

(2) Başkan, en kıdemli Yargıtay üyesidir. Üyelerden birinin daire başkanı olması halinde daire başkanı; birden fazla daire başkanı olması halinde ise en kıdemli daire başkanı Kurul’a başkanlık eder. Kıdemin belirlenmesinde, Yargıtay’da uygulanan kıdem sistemi esas alınır.

(3) Başkan Vekilliğini, Başkan’dan sonra gelen en kıdemli daire başkanı, daire başkanı olmaması halinde en kıdemli Yargıtay üyesi yürütür.

(4) Sekretarya görevi, Yargıtay genel sekreter yardımcısı tarafından yerine getirilir.

Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı üyelerin nitelikleri
MADDE 6 

(1) Kurul’da görev alan yedi Yargıtay üyesinden en az ikisinin kadın olması zorunludur. Yargıtay daire başkanları da Yargıtay üyesi kontenjanından Kurul’a üye olarak seçilebilirler.
(2) Yargıtay tetkik hâkimleri, Yargıtay kıdemi en fazla olan yirmi tetkik hâkimi arasından seçilir.
(3) Yargıtay Cumhuriyet savcısı, Yargıtay Cumhuriyet savcılığı kıdemi en fazla olan on Cumhuriyet savcısı arasından seçilir.

Kurul’a seçilecek öğretim üyesinin nitelikleri
MADDE 7 

(1) Kurul’a seçilecek öğretim üyesinin, etik alanında bilimsel nitelikte eser yazmış ve üniversitelerin etik kurullarında daha önce görev almış olması zorunludur. Herhangi bir yükseköğretim kurumunda öğretim üyesi olarak görev yapmayanlar, Kurul üyeliğine aday olamazlar.
(2)Bilimsel eser kapsamına, doktora tezi, uluslararası ve ulusal alan endekslerinde taranan dergilerde yayımlanmış hakemli makale, bilimsel kitaplar ile benzeri akademik özelliği olan kitap bölümleri dahildir. Diğer makaleler, editöre mektup, kitap kritiği, deneme, hikâye, anı, roman, internetteki blog yazıları gibi çalışmalar “etik alanında bilimsel nitelikte eser” olarak kabul edilmez.
(3) Öğretim üyesinin etik alanında yazdığı bilimsel nitelikte eser veya eserler ile üniversitelerin etik kurullarında daha önce görev yaptığına dair belgeler Sekretarya tarafından arşivlenir.

Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı üyelerin seçimi
MADDE 8 

(1) Yargıtay üyeleri, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından Yargıtay daire başkanlarının seçimindeki usule göre seçilir.
(2) Tetkik hâkimleri, Birinci Başkanlık Kurulu tarafından Yargıtay kıdemi en fazla olan yirmi tetkik hâkimi arasından seçilir.
(3) Yargıtay Cumhuriyet savcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Yargıtay Cumhuriyet savcılığı kıdemi en fazla olan on Cumhuriyet savcısı arasından seçilir.
(4) Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı üyelerin, üyelik şartlarını taşıdığını gösteren belgeler Sekretarya tarafından arşivlenir.
(5) Üye olmak için gerekli nitelikleri taşımadığı halde seçilenler, Kurul tarafından seçimi yapan makama bildirilir. Böyle bir kararın alındığı toplantıya, hakkında bildirim yapılan üye katılamaz.

Öğretim üyesinin seçimi
MADDE 9 

(1) Seçimin, liyakat, şeffaflık ve topluma karşı hesap verilebilirlik ilkelerine uygun şekilde yapılması esastır.
(2) Öğretim üyesinin görevinin sona ermesinden bir ay önce öğretim üyesinin seçim süreci başlatılır.
(3) Adayların özgeçmişleri ile üyelik için gerekli koşulları taşıdığına dair belgeleri Sekretarya’ya ulaştırmaları için Yargıtay kurumsal internet sitesinde ilan yapılır. İlanın bir örneği, üniversite rektörlüklerine ve hukuk fakültelerinin dekanlıklarına seçimden en az otuz gün önce gönderilir. Seçimin daha geniş bir çevrede duyurulması için yararlı olacağı anlaşılan başka yerlere de ilan metni gönderilebilir.
(4) Adayların özgeçmişleri ile seçim için gerekli tüm koşulları taşıdıklarına dair ibraz edilen belgeler, Sekretarya tarafından toplantıdan bir hafta önce üyelere dağıtılır.
(5) Kurul’un ilk toplantısında Sekretarya, tüm adaylar hakkında sunum yapar. Öncelikle, adaylık için gerekli koşulları taşımayanlar hakkında karar verilir. Gerekli koşulları taşıyan adayların, eserleri, kıdemleri, görev aldıkları projeler, çalıştıkları kurumlar, yabancı dilde yazılmış eserlere ulaşma kabiliyetleri ile Kurul çalışmalarına sağlayacakları diğer katkılar dikkate alınarak oy kullanılır. Adaylar hakkında yapılan müzakere tamamlandıktan sonra üyeler açık oylamayla ve salt çoğunlukla öğretim üyesini belirler. İlk oylamada seçilememesi halinde, ikinci oylamada en çok oy alan iki aday arasında seçim yapılır. Oyların eşitliği halinde Başkan’ın oyunu almış aday seçilir.
(6) Seçime ilişkin Kurul kararı, seçilen öğretim üyesine tebliğ edilir ve ayrıca görev yaptığı üniversitenin ilgili birimine bilgi verilir. Öğretim üyesinin seçimine ilişkin karar, gerekçeli olarak yazılır ve Yargıtay internet sitesinin etik ile ilgili sayfasına konulur. Adaylık başvurusunda bulunan diğer adaylara da seçim sonucu hakkında bilgi verilir.
(7) Öğretim üyesinin seçimine ilişkin diğer hususlar Kurul’un hazırlayacağı, Öğretim Üyesinin Seçimi Hakkında Yönerge’de düzenlenir.

Üyelerin görev süresi
MADDE 10 

(1) Üyelerin görev süresi iki yıldır. Süresi dolanlar, görev veya unvanları değişse dahi yeniden seçilemezler.
(2) Üyelerin görev süreleri, öğretim üyesinin seçilmesiyle Kurul’un oluştuğu tarihte başlar.
(3) Üyelerin görevlerinin sona ermesinden bir ay önce, yeni üyelerin seçimi için ilgili kurul ve makamlara Başkan tarafından bildirimde bulunulur.
(4) Yeni seçilen Kurul üyeleri görevlerine başlayana kadar, önceki Kurul üyelerinin görevleri devam eder.

Üyelerin görevlerinin sona ermesi
MADDE 11 

(1) Üyelerin görevleri aşağıdaki hallerde sona erer:
a) Üyelerin görev süresinin tamamlanması üzerine, yeni seçilen üyelerin göreve başlaması,
b) Üye seçilmek için gerekli niteliklerin kaybedilmesi,
c) Üyenin istifa etmesi.
(2) Üyelerde eksilme olması halinde, durum derhal ayrılan üyeyi seçen kurul veya makama bildirilir. Ayrılan üyenin seçildiği yöntemle belirlenen yeni üye, yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlar.

Üyelerin bağımsızlığı
MADDE 12 

(1) Üyeler kendilerini seçen kurul ya da makamdan bağımsız olarak görev yaparlar.

Sekretarya
MADDE 13

(1) Sekretarya görevini, Yargıtay Başkanının görevlendireceği bir Yargıtay genel sekreter yardımcısı yürütür. Görevlendirme yapılırken, Kurul’un yaptığı görevin önemi ve niteliği dikkate alınarak liyakat ilkesi gözetilir. Bu görev, Yargıtay genel sekreter yardımcısının gözetiminde olsa dahi başka bir hâkime veya personele verilemez.
(2) Görevlendirilen Yargıtay genel sekreter yardımcısının geçici görev, yıllık veya hastalık izni gibi yasal bir mazeretinin bulunması halinde, işbölümüne göre onun işlerine bakan Yargıtay genel sekreter yardımcısı sekretarya görevini geçici olarak yürütür.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kurul’un Görev, Yetki ve Sorumlulukları
Kurul’un görevi
MADDE 14

(1) Kurul’un görevi, hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının davranışlarının veya muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında karar vermektir.

Kurul’un yetkisi
MADDE 15

(1) Kurul, görevlerini etkin ve verimli bir şekilde yerine getirmek üzere ilgili kurumlarla yazışma yapabilir, bilgi ve belge isteyebilir ve diğer faaliyetlerde bulunabilir.
(2) Kurul, gerekli görmesi halinde bilgi ve deneyiminden yararlanmak istediği kişileri toplantıya davet edebilir.

Kurul’un ve üyelerin sorumlulukları
MADDE 16

(1) Kurul, çalışmalarında bağımsız olup, kurum içi ve kurum dışı şeffaflık ve topluma karşı hesap verilebilirlik ilkelerine göre faaliyetlerini yürütür.
(2) Kurul çalışmalarında gizlilik ilkesine uyulur.
(3) Kitle iletişim araçları ile sosyal medyada Kurul’da görüşülen konular hakkında açıklama yapılamaz ve bilgi paylaşılamaz.
(4) Kurul’a intikal eden konularla ilgili olarak Yargıtay Yargı Etiği İlkelerinin 2.7 ve Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkelerinin 3.2 maddelerinde öngörülen hallerde üyeler toplantılara katılamaz.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Başkan ve Başkan Vekili, Üyeler ve Sekretarya’nın Görevleri ile Kurulun Çalışma Yöntemi
Başkan’ın görevi
MADDE 17 

(1) Başkan;

a) Kurul’u temsil eder,
b) Kurul’un toplantılarına başkanlık eder,
c) Kurul’a ilişkin yazışmaları imzalar,
d) Toplantı gündemini belirler,
e) Gerekli hallerde, üyeleri komisyon şeklinde çalışmak üzere görevlendirir,
f) Kurul kararlarının taslaklarına ilişkin değişiklik önerilerini değerlendirerek sonuçlandırır,
g) Kurul’un düzenli ve verimli çalışmasını sağlamak için gerekli önlemleri alır.

Başkanvekili’nin görevi
MADDE 18

(1) Başkan Vekili, yasal mazereti nedeniyle görevlerini kısmen veya tamamen yerine getirememesi halinde Başkan’a ait görevleri yerine getirir.

Üyenin görevi
MADDE 19 

(1) Üye;

a) Kurul toplantılarına katılır,
b) Kurul’un görev, yetki ve sorumlulukları içindeki işleri yapar,
c) Kurul’un ahenkli, verimli ve düzenli çalışmasının sağlanmasında ve işlerin gecikmeksizin incelenip karara bağlanmasında Başkan’a yardım eder.

Sekretarya’nın görevi
MADDE 20 

(1) Sekretarya;
a) Gündemi üyelere toplantıdan önce iletir,
b) Kurul kararlarının taslaklarını hazırlar,
c) Kurul’un araştırma, inceleme ve benzeri nitelikteki diğer taleplerini karşılar,
d) Kurul’un yazışmalarının düzenli bir şekilde yapılmasını sağlar,
e) Kurul’un arşivinin düzenli tutulması için gerekli önlemleri alır,
f) Başkan’ın vereceği diğer görevleri yapar.

Kurul’un çalışma yöntemi
MADDE 21 

(1) Kurul’un, tüm üyelerinin katılımı ile toplanması ve çalışması esas olup en az yedi üyenin katılımı ile de toplanabilir.
(2) Toplantıda, önceden belirlenen gündemdeki konular sırayla görüşülür. Ancak, gündemdeki konular görüşülmeye başlanmadan önce, üyelerden birinin teklifi üzerine gündeme yeni maddelerin eklenmesine ya da maddelerin görüşülme sırasının değiştirilmesine, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verilebilir.
(3) Gerekli görülen hallerde üyeler, Başkan’ın görevlendirmesiyle bir veya birden fazla komisyon oluşturarak da çalışabilirler. Ancak tüm kararlar Kurul olarak verilir.
(4) Kurul, adli tatil dışında her ay en az bir kez olmak üzere toplanır. Başkan’ın daveti veya üyelerin salt çoğunluğunun isteği üzerine gecikmeksizin de toplanabilir.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Başvuru Yapılması, Başvurunun İncelenmesi ve Karar
Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının Kurul’a başvurması
MADDE 22 

(1) Hâkimler ve Yargıtay Cumhuriyet savcıları davranışlarının veya muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu konusunda Kurul’dan görüş isteyebilirler.
(2) Başvurucu, adını ve soyadını, görev yeri ve adresini, iletişim bilgilerini, görüş istediği konunun ayrıntılarını içeren özlü ve imzalı dilekçesini, varsa ilgili belgeleri ile birlikte Sekretarya’ya sunarak başvurusunu yapar. Başvuru tarihi, dilekçenin Sekretarya’ya ulaştığı tarihtir.

Görüş talep edilemeyecek haller
Madde 23 

(1) Aşağıdaki hallerde Kurul’dan görüş istenemez:

a) Soyut, genel, güncelliğini kaybetmiş geçmiş olaylar ile soruyu soran kişi dışında başka bir kişinin davranışına ilişkin konular,
b) Yargı etiğinin amaç ve kapsamı dışında kalan davranış veya işlemler,
c) Ceza veya disiplin soruşturması yapılmış ya da yapılmakta olan davranış veya işlemler,
d) Yargı etiği ile ilgili olmayan Anayasa, kanun, tüzük veya yönetmelik gibi normlara bağlı yapılan işlemlerin yorumu,
e) Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’ni kabul ettiği 8 Aralık 2017 tarihinden önceki davranış veya işlemler.

Başvuruların incelenmesi
MADDE 24 

(1)Başvurular Sekretarya tarafından ön incelemeye tabi tutulur. Başvuruların yapılmasına ve incelenmesine ilişkin hususlar ile ön incelemenin usul ve esasları, Kurul’un hazırlayacağı Ön İnceleme Yönergesinde düzenlenir.
(2) Toplantıdan en az üç gün önce gündem ile birlikte başvuruda bulunan kişinin adı ve soyadı ile başvurunun konusunu içeren liste üyelere dağıtılır.
(3) Üyeler, ihtiyaç duymaları halinde başvuruyla ilgili her türlü belgeyi Sekretarya’dan talep edebilir.

Başvuruların müzakere edilmesi
MADDE 25

(1) Başvurular Kurul’a Sekretarya tarafından sunulur. Gerekli görülmesi halinde Başkan sunum yapmak üzere bir üyeyi de görevlendirebilir.
(2) Başvurular öncelikle usul, sonra da esas bakımından incelenir.
(3) Başvuruların sonucu, listenin ilgili sütununa yazılır, Başkan ve Sekretarya tarafından imzalanır.

Başvuru üzerine karar verilmesi ve kararın niteliği
MADDE 26

 (1) Kararlar, tüm kurul üyelerinin salt çoğunluğu ile alınır.
(2) Kurul’un görevine girmeyen konulardaki taleplerin reddine dair gerekçeli karar ilgilisine bildirilir. Kurul, uygun gördüğü hallerde liste usulü red kararı verebilir.
(3) Başka bir kurum veya makamın görev alanına giren hallerde evrak ilgili makama gönderilmeyip, sadece red kararı yazılır.
(4) Kurul, başvurunun özelliklerine göre makul bir süre içinde kararını verir. Bu sürenin başvuru tarihinden itibaren iki ayı aşacak olması durumunda, başvuru sahibine, değerlendirmenin gecikmesine neden olan hususlar açıklanarak bildirim yapılır.
(5) Kurul’un görüşü bağlayıcı değildir, tavsiye niteliğindedir.

Kurul kararının yazılması
MADDE 27

(1) Kurul kararının taslağı Sekretarya tarafından hazırlanır. Başkan gerekli gördüğü hallerde bu görevi üyelerden birine verebilir.

2) Esas hakkında verilen kararlarda;

a) Somut vakalar,
b) Karara dayanak olan kurallar ve içtihatlar,
c) Yargıtay Etik İlkeleri, Bangalor Yargı Etiği İlkeleri, Budapeşte İlkeleri,
d) Diğer kurumların etik ilkeleri, görüş ve kararları,
e) Birleşmiş Milletler ile Avrupa Konseyi’nin konuyla ilgili kural, görüş ve standartları,
f) Karşılaştırmalı hukuktaki diğer etik ilke, kural ve içtihatlar ile görüşler, dikkate alınır.

(3) Karar, verildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde yazılır.
(4) Karar, başvurucuya Kurul tarafından uygun görülen iletişim araçlarından biri ile yazılı olarak tebliğ edilir.

Kurul kararının yayımlanması
MADDE 28

(1) Kurul kararının kişisel verilerden arındırılmış bir nüshası Yargıtay kurum içi ağında (intranet) yayımlanır.

(2) Kurul, çalışmalarına ilişkin faaliyet raporu ile kararlara dair istatistiki bilgileri Yargıtay’ın internet sitesinde yayımlar.

ALTINCI BÖLÜM
Yürürlük ve Yürütme
Yürürlük
MADDE 29

(1) Bu karar, 24/12/2018 tarihinden itibaren uygulanır.

Yürütme
MADDE 30

(1) Bu karar Kurul tarafından yürütülür.

Genç Avukatlar Çalıştayı Sonuç Bildirisi

0

Genç Avukatlar Çalıştayı Sonuç Bildirisi 26 Haziran 2022 tarihinde açıklanmıştır. 

İstanbul Barosu Genç Avukatlar Merkezi’nce, Türkiye’nin değişik barolarının Genç Avukatlar Meclisi, Merkezi ve Komisyonu temsilcisi genç avukatların katılımıyla, 25-26 Haziran 2022 tarihinde İstanbul Barosu Konferans Salonunda Genç Avukatlar Çalıştayı gerçekleştirilmiş ve çalıştay sonunda Sonuç Bildirisi açıklanmıştır. 

Genç Avukatlar Çalıştayı Sonuç Bildirisi

-İstanbul Barosu Genç Avukatlar Merkezi Hukuk Mesleklerine giriş sınavlarına ek olarak Avukatlık Mesleğine giriş sınavı olmalı ve bu sınav Türkiye Barolar Birliği tarafından yapılmalıdır. 

-Hukuk fakültesi kontenjanlarının azaltılması, taban puanının ve başarı sırasının yükseltilmesi için gerekli adımların atılması sağlanmalıdır.

 -Hukuk Fakülteleri için yeterlilik skalaları belirlenmeli, yeterli Kütüphane, akademisyen, pratik alanları ve kaynak sağlayamayan hukuk fakülteleri kapatılmalıdır. Üniversiteler arasında müfredat birliği sağlanmalı ve özellikle zorunlu derslerin içerikleri bir olmalıdır.

 -Hukuk Fakültelerinde Avukatlık Klinikleri kurularak hukuk öğrencilerinin pratiğe yönelik çalışmaları arttırılmalı, Hukuk Eğitiminin süresi uzatılmalı; Avukatlık Hukuku fakültelerde zorunlu ders olmalı ve barolar tarafından yetkilendirilecek Avukatlar tarafından verilmelidir.

 -Stajyer Avukatlardan ‘staja başlama keseneği’ adı altında alınan ücretler alınmamalı, ilk 6 aylık stajda hakim ve savcılara verilen ücretlerin aynısı Devlet tarafından zorunlu staj yaptırılan stajyere verilmeli; sigortası devlet tarafından karşılanmalıdır.

 -Stajyer avukatların ikinci 6 aylık stajları için asgari ücret belirlenmeli ve bu yayımlanan AAÜT’ye eklenmelidir.

– Stajyer avukatın ikinci altı ay staj süresinde avukat yanında çalışması halinde bu süre boyunca yanında çalıştığı avukat tarafından sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmelidir.

– Uygulanan genç girişimci desteğinin vergi ve Bağkur prim muafiyeti süreleri uzatılmalıdır.

 –  Avukatlık Ruhsatı başvurusu yapılırken alınan vergiler kaldırılmalıdır.

 – Bağlı çalışan avukatların asgari ücreti de AAÜT’ye eklenmelidir. Denetimi, barolar tarafından sıkı sıkıya yapılmalıdır.

 – Baroların her yıl yayımladığı AAÜT tavsiye niteliğinden çıkarılmalıdır.

 

– CMK ve adli yardım ücretlerindeki KDV %1’e indirilmeli, ücretler Asgari Ücret Tarifesi’nin altında olmamalıdır. CMK ve adli yardım ödemelerinin ödemeye ilişkin belgelerin teslimini takip eden ay içinde yapılmalıdır.

– Tapu, Vatandaşlık, Arabuluculuk, Uzlaştırma işlerinde taraf vekilliği zorunlu hale getirilmelidir. 

 -Uzlaştırmacılık, sadece Avukatlara özgülenmelidir. Bu kapsamda TBB’nin ve baroların ortak hareket etmesi sağlanmalıdır.

 – Arabuluculukta 5 yıl kıdem şartı kaldırılmalıdır.

 – Baro organlarının seçimlerinde kıdem şartı kaldırılmalıdır.

 -Numaralı barolar kapatılmalıdır.

 – Avukatların toplatmalardaki ve haciz mahallerindeki can güvenliğinin tesisi için; olay mahalline en yakın karakolda 5 kişilik hazır ekip bulundurulması ve buna ek olarak her haciz arabasında en az 3 (üç) polis/jandarma bulundurma zorunluluğu getirilmelidir.

 – Reklam Yasağı Yönetmeliği güncellenerek çağımıza uygun hale getirilmeli, sıkı sıkıya uygulanmalı ve baroların Yönetmelik uygulamalarının denetiminde daha aktif olması sağlanmalıdır.  

-Yeşil pasaport alım süresi hakim ve savcılarla eşitlenerek 5 (beş) yıl olarak güncellenmelidir.

 – Adliyeler dahil avukatların çalışma sahalarında yaşadıkları zorluklar(kalemlere girememek, savcı ile görüşememek, kurumlardan bilgi ve belge alamamak vb.) giderilmeli ve avukatların çalışma sahalarında iyileştirmeler yapılmalıdır.

Afyonkarahisar Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Aksaray Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Amasya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Ankara Barosu Genç Avukatlar Kurulu

Antalya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Aydın Barosu Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Bilecik Barosu

Burdur Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Bursa Barosu Genç Avukatlar Merkezi

Çanakkale Barosu Gençlik Meclisi

Çankırı Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Çorum Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Denizli Barosu Gençlik Meclisi

Diyarbakır Barosu Genç Avukatlar Merkezi

Edirne Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi

Gaziantep Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Hatay Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Isparta Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

İstanbul Barosu Genç Avukatlar Merkezi

İzmir Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Kahramanmaraş Barosu Gençlik Meclisi

Kayseri Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Kırklareli Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Kocaeli Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Konya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Malatya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Mardin Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Mersin Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Muğla Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Niğde Barosu Genç Avukatlar  Komisyonu

Osmaniye  Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Sakarya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Samsun Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Şırnak Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Tekirdağ Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Tokat Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Van Barosu Genç Avukatlar Meclisi

 

 

 

24 Aralık – Hukuk Takvimi

0
24 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

24 Aralık – Hukuk Takvimi

1745

1215- Magna Carta sözleşmesini imzalayan İngiltere Kralı Yurtsuz John doğdu. (Ölümü:19 Ekim 1216) Magna Carta, Latincede ‘Büyük Sözleşme, Büyük Ferman’ anlamına gelmekte ve Orta Çağ’ın en önemli hukuki belgesi sayılmaktadır. Anlaşma, feodallerin kral karşısındaki haklarını garanti eden ve Hukukun üstünlüğüne vurgu yapan ilk belgedir. Günümüzdeki demokrasinin temel referans belgelerinden addedilmektedir.

1923

New Jersey’li hukukçu, senatör, vali, yargıç ve devlet adamı, Birleşik Devletler Anayasası‘nın hazırlayıcılarından William Paterson, İrlanda’da doğdu.(Ölümü:9 Eylül 1806) Paterson, 1747’de ailesiyle birlikte İrlanda’dan Kuzey Amerika İngiliz kolonilerine göç etti. 14 yaşında New Jersey Kolejine(Princeton Üniversitesi) başladı ve buradan mezun olduktan sonra hukuk fakültesine girdi ve hukuk lisandı aldı. 1768 yılında baroya kabul edildi. Eyalet kongresinde 1775-76 yıllarında iki kez görev yaptı. 1776 yılında New Jersey Eyalet Anayasasını hazırlayan anayasa konvansiyonunda delegelik yaptı. ABD’nin bağımsızlığından sonra, New Jersey’nin ilk Başsavcısı olarak atandı ve 1776-1783 yıllarında bu görevi yürüttü. 1787 yılında, New Jersey delegasyonu federal Anayasa Konvansiyonu’na başkanlık etti. ‘da New York’ta yaşamını yitirdi.

William Paterson
1923 Arnavutluk’ta Cumhuriyet ilan edildi.
1929

Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel tarafından çıkarılan aylık edebiyat ve magazin dergisi Resimli Ay’ın sorumlu müdürü Behçet Bey tutuklandı.

 1934

“Kemal Öz Adlı Türkiye Cumhur Reisine Verilen “ATATÜRK” Adının veya Bunun Başına ve Sonuna Söz Konarak Yapılan Adların Hiç Bir Kimse Tarafından Alınamayacağını Buyuran Kanun” Resmi Gazetede yayınlandı. 

 1947

Gerilla lideri Markos Vafiadis önderliğindeki komünizm yanlısı yaklaşık 20 bin kişi, Yunanistan’ın kuzeyinde Serbest Yunan Hükümeti ilan etti

 1951

 Libya, Fransa ve Birleşik Krallık(İngiltere)’tan bağımsızlığını ilan etti.

 1956

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında imzalanan “Atom Enerjisinin sivil sahada istimali hususunda iş birliğine dair Anlaşma”, resmi gazetede yayınlandı. Atom Enerjisi Anlaşması, 10 Haziran 1955 tarihinde Vaşington’da imzalanmış ve 14 Aralık 1956’da TBMM’de kabul edilmişti.

 1956

Bangladeşli hukukçu Irene Khan, Dakka’da doğdu. Manchester Üniversitesi’nde ve Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesinde hukuk eğitimi aldı. Uluslararası kamu hukuku ve insan hakları alanında uzmanlaştı. Yoksulluk ve eşitsizlikle mücadelelere katıldı. 1980 yılında Birleşmiş Milletler’de çalışmaya başladı ve 20 yıl Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde (UNHCR) çalıştı. 1995’te UNHCR Hindistan’ın Misyon Şefi olarak atandı ve en genç ülke temsilcisi oldu. 1999 yılında, Kosova krizi sırasında UNHCR Makedonya ekibini üç ay süreyle yönetti. Uluslararası Af Örgütü’ne 2001 yılında Genel Sekreter oldu ve bu görevine 2009 yılına kadar devam etti. 2012-2019 yılları arasında Uluslararası Kalkınma Hukuku Örgütü (The International Development Law Organization-IDLO) Genel Direktörü olarak çalıştı. 2020 yılı Ağustos ayı itibariyle Birleşmiş Milletler İfade ve Düşünce Özgürlüğü Özel Raportörü olarak atandı.

1960

12 Eylül 1931 tarihinde verilen kararla Cumhuriyet tarihinde, TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olan Ispartalı Fatmana’dan 30 yıl sonra bir kadının idamına karar verildi. Dudu Sarıkaya idam edildi. Türkiye Cumhuriyeti yargı tarihinde toplam 712 idamdan 15’ini kadınlar oluşturuyor.

 1963 359 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Kanunu kabul edildi
1968

Avrupa’da ekonomik entegrasyon öngören ve 1857’de Roma Antlaşması ile kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na(AET) karşı “Ortak Pazar’a Hayır” haftası adıyla kampanya başlatıldı.

1971

Hukuki veya Ticari Mevzularda Adli ve Mahkeme Dışı Gayri Adli Evrakın Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme kabul edilerek 24 Aralık 1971 tarih ve 14052 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.

 1979

Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği’nin (TÖB-DER), Maraş katliamının yıl dönümünde, Türkiye çapında düzenlediği direniş ve protesto eylemlerinde kolluk kuvvetlerinin de müdahalesi ile 4 kişi öldü, 4.000 kişi gözaltına alındı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Maraş katliamının birinci yılında iş bırakma eylemi de düzenleyen TÖB-DER’in faaliyetlerini durdurdu Dernek, 12 Eylül 1980’den sonra, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından, TCK 141. ve 142. maddelerine göre, yasa dışı faaliyette bulunduğu gerekçesiyle tamamen kapatıldı. Yöneticilerine 1 ile 8 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi. 650 şubesi ve 160 bin üyesi bulunuyordu.

1993

Özgür Gündem Gazetesi 2 ay süreyle kapatıldı; yazı işleri müdürü 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gazete, 683 günlük yayın hayatı süresince; üç kez 30 gün, on beş kez 15 gün, iki kez 10 gün olmak üzere toplam 335 gün kapatılmıştı. 2011’de yeniden yayına başlasa da 16 Ağustos 2016’a yeniden kapatıldı.

1994 Cumhuriyet Halk Partisi ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti birleşme kararı aldı.
1995

24 Aralık 1995 Milletvekili Genel Seçimlerinde 158 milletvekilliği kazanan Refah Partisi, Türkiye’nin birinci parti oldu. Necmettin Erbakan, Başbakan oldu. Parti daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Bu partinin kapatılmasından sonra Fazilet Partisi kuruldu ve onunda kapatılmasının ardından Saadet Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu.

1995

Anayasa Hukuku profesörü Mümtaz Soysal, Zonguldak milletvekili seçildi.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal
 1995

Hukukçu ve eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK, 24 Aralık 1995’te parlamentoya girdi.  Türk, Temmuz 1997-Aralık 1998 arasında İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı; Haziran 1999-Ağustos 2002 arasında da  Adalet Bakanı olarak görev yaptı.

 1997

Çakal Carlos lakaplı Venezuelalı uluslararası eylemci Ilich Ramirez Sanchez, ömür boyu hapse mahkûm edildi. 1994’te tutuklama kararı veren Fransız mahkemesi, yapılan yargılama sonucunda, 1975 yılında iki Fransız müfettiş ve bir Lübnanlının öldürülmesiyle ilgili olarak Sanchez’i suçlu bulmuştu. Hakkında birçok kitap yazıldı ve filmlere konu oldu. Hapiste iken başkaca olaylarla ilgili olarak yargılandı, itiraflarda bulundu ve ceza aldı.

 1998

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Sivas Katliamı Davası’nda 33 kişi hakkındaki idam kararlarını, usul eksiklikleri nedeniyle bozdu. 16 Haziran 2000’de Ankara 1 Numaralı DGM, Yargıtay’ın yerel mahkeme kararını iki kez bozduğu davanın üçüncü yargılamasında 33 sanık hakkında idam cezası verdi. 10 Mayıs 2001’de Yargıtay, 31 kişinin idam cezasını onadı. 2 kişi hakkındaki karar bozuldu.

1998

İzmir DGM’de açılan davada, daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan HADEP Denizli Gençlik Komisyonu Başkanı Hayri Ateş; yaptığı bir konuşmasında “bölücülük propagandası” yaptığı gerekçesiyle ve Terörle Mücadele Kanununun 8/1 inci maddesine göre 20 ay hapis ve para cezasına çarptırıldı.

1999

HADEP Kars İl Başkanı Şemistan Ağbaba., Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24 Aralık 1999 tarihli ve 360-385 numaralı kararıyla silahlı çetenin hareketlerini kolaylaştırmak suçundan Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca neticeten 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm edildi. Karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 31 Ekim 2000 tarihli kararıyla onanarak kesinleşti.

2003

HADEP Kars İl Başkanı Şemistan Ağbaba, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24 Aralık 1999 tarihli ve 360-385 numaralı kararıyla silahlı çetenin hareketlerini kolaylaştırmak suçundan Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca neticeten 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm edildi. Karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 31 Ekim 2000 tarihli kararıyla onanarak kesinleşti.

 2008 Mozambik, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşmeyi imzaladı.
 2008 Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu‘nun bazı hükümleri ilga edildi, bazı hükümlerde değişiklikler yapıldı. Kanuna uymayanlara verilen cezalar artırıldı.
 2019

30988 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan BAZI KANUNLARDA VE 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN’ un 61. Maddesi ile 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa eklenen  geçici 11. maddesinde değişiklik yapıldı ve nüfus müdürlüklerine mahkeme kararı olmaksızın bazı düzeltmeleri yapma yetkisi tanındı.

24 Aralık – Hukuk Takvimi

Avukat-Müvekkil Etkileşiminde Aktarım ve Karşı Aktarım

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

Avukat-Müvekkil Etkileşiminde Aktarım ve Karşı Aktarım / Avukat Fahrettin Kayhan

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Düşmanını savunabilmek bir avukat için inanılmaz bir onurdur. Jacques Vergés

[/box]

Mesleğe başladığım yıllarda kıdemli avukatlardan sıkça duyduğum, bana ilk duyduğumda saçma gelen bir söz vardı: “avukatın tek düşmanı müvekkilidir”. Bu sözün arkasından mutlaka bu önermeyi doğrulayan korkunç bir-iki meslek anısı anlatılırdı.

Bu sözü, yaşadığım olumsuz deneyimlerin desteklemesiyle, ben de bir süre otomatik olarak tekrar edegeldim. Konferanslarımda ve staj seminerlerinde stajyerlere ve meslektaşlarıma, benden öncekilerin bana öğrettiği gibi “avukatın tek düşmanı vardır: o da müvekkilidir” cümlesini kurduktan sonra yaşadığım olumsuz ve can yakıcı birkaç deneyimi ekledim.

Ama bu paradoksal söz, sayısız gerçek olaylara dayansa da, ilk duyduğumdan bugüne kadar beni hep rahatsız etmiştir. Bizzat yaşadığım olaylar, meslektaşlarımın bana anlattığı anılar, Baro yönetim kurulu üyeliği yaptığım sırada incelediğim soruşturma dosyaları, bu sözü büyük ölçüde destekliyordu. Ama mesleğimin varlık nedeni olan ve derdine çare arayan müvekkilleri düşman olarak nitelemeyi de kabul edemiyordum. Sonunda, avukatların müvekkillerine, müvekkillerin de avukatlarına karşı beslediği olumlu ve özellikle de olumsuz duyguların mekanizmasını anlamadan bu sorunun çözümlenmesi veya bu sorunla bilinçli olarak başa çıkılmasının olanaksız olduğuna karar verdim.

Zira avukat ve müvekkilinin birbirlerine karşı hissettikleri olumlu ve olumsuz duygular; danışma, uyuşmazlığın çözümü ve dava sürecini etkilediği gibi, avukatlık sözleşmesinin avukat veya müvekkili tarafından mantıksız nedenlerle sonlandırılmasına, avukatın baroya veya savcılığa şikâyetine ya da avukat ve müvekkili arasında daha ağır uyuşmazlıkların çıkmasına neden olabiliyordu. Pek çok meslektaş, bilgisi ve eğitimi olmayan bu konuda kolaylıkla riskli ilişkilere doğru sürüklenmekte; farkında bile olmadan kendini meslekle bağdaşmayan bir tutumun içinde bulabilmekteydi.

Ülkemizdeki avukatlığının darbımeseli haline gelen bu sözden hareketle konuyu araştırmaya başladım. Araştırmalarım problemin psikanalizin belli başlı konularından biri olan “aktarım ve karşı aktarım” sonunu olduğuna beni ikna etti.

Bu yazımda, avukat-müvekkil ilişkilerinde aktarım ve karşı aktarımın psikolojik dinamikleri, bununla ilgili alınacak önlemleri araştıracağım. Psikanalizle ilgili eserlerde aktarım sorunu, karşı aktarımdan önce incelenir.

Michigan Üniversitesi’nden hukuk ve psikiyatri profesörü Andrew S. Watson, konuyu ayrıntılı olarak incelediği eserinde, aktarımın teşhis edilebilmesi için öncelikle karşı aktarımın incelenmesi gerektiğinden hareketle bu süreci tersine çevirir ve öncelikle karşı aktarımı inceler (s. 78,79). Watson’un görüşüne katılmakla beraber, bu konunun bizim hukuk literatürümüzde avukat müvekkil ilişkileri yönünden hiç incelenmemiş olmasından hareketle psikanalistlerin sistematiğine bağlı kalarak öncelikle aktarım olgusunu inceleyeceğim. Daha sonra hukuksal uyuşmazlıkların psikolojik sonuçları ve bunun aktarım ve karşı aktarımla ilişkisi üzerinde kısaca durduktan sonra, aktarım ve karşı aktarım konusunda avukatın tutumu konusuna değineceğim.

A. Aktarım (Transference)

Psikanalizde; analiz görenin, en erken nesne ilişkilerinden kaynaklanan ve analiz ortamında yeniden canlanmış duygularını büyük ölçüde bilinçsiz olarak psikanaliste yöneltilmesine aktarım denilmektedir (Tükel, s.13). Tanımdaki “en erken nesne ilişkileri” ibaresi, analiz görenin çocukluk döneminde genellikle çocuk üzerinde otoritesi olan (anne, baba, bakıcı, ağabey vs) kişiler ile olan yaşantıları ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle, psikanaliz ilişkisi içinde hasta, geçmişe ait duygu ve tutumlarını farkında olmadan şimdiki bir nesneye yönelterek (psikanalist), şimdiki mekân ve şimdiki zamanda yeniden dramatize eder. Geçmiş yaşantıdaki roller aynı kalmakla beraber oyuncular ve sahne değişmekte ve geçmiş yeniden tekrar edilmektedir. Bunu iki kişilik bir tiyatro oyununun, baş oyuncusu değişmemek üzere her defasında farklı sezonlarda farklı bir oyuncuyla farklı salonlarda sahnelenmesine benzetebiliriz.

Analitik ilişkide aktarım kalıpları otomatik ve bilinçdışı olarak ortaya çıkar. Bir hastanın hekimine bağlanması ve ondan sevgi beklemesinin çoğu zaman bilinçli bir yanı vardır, asıl bilinçdışı olan bunların hastanın geçmişiyle olan ilişkisidir. Bu anlamda aktarım, hastanın anne veya babasıyla olan çocukluktaki ilişkisinin görüşme odasında yinelenmesidir. Buradaki yineleme, geçmişteki olayı hatırlayıp anlatmak değildir, hasta geçmişteki ilişkiyi psikanalist üzerinden yeniden sahneler.

Aktarım, psikanalizde hasta-hekim ilişkisi içinde ele alınmış ve incelenmiştir. Aktarım sadece psikanaliz esnasında görülen ve analiz ortamında ortaya çıkan bir fenomen değildir. Yetişkinlikteki (genellikle güç ve otorite içeren) tüm önemli ilişkilerdeki duygusal yaşantılar, çocukluk dönemindeki özgün yaşantıların bir tür tekrarı, yeniden sahnelenmesi niteliğindedir. Bu anlamda en genel tanımıyla aktarım, şahsın çocukluk çağında kendisi için önemli kişilerle yaşamış olduğu duyguları şimdi ilişki kurduğu kişi veya kişilerle yeniden yaşaması, bu kişileri kendi çocukluğundaki algı ve duygulara göre değerlendirerek tepkiler göstermesidir (Danacı, s.55). Bu anlamda eğitim ilişkisi, mesleki ilişki, otorite ilişkisi veya sevgi temelinde bir ilişki olsun her ilişki, önemli ölçüde bilinç dışı aktarım aksiyonları içerir. Her beşerî ilişkinin, aktarım ilişkisi ile gerçek ilişkinin farklı dozlardaki bir karışımı olduğu söylenebilir. Özellikle bizim kültürümüzde dede, baba, dayı, hala, teyze, ağabey, abla, bacı gibi hısımlık ilişkisi tanımlayan sözcüklerin bu ilişkinin olmadığı kişiler için de kullanımının yaygınlığını dikkate alarak; sosyal ilişkilerde aktarım dozunun yüksek ve bunun kronik olduğunu söyleyebiliriz.

Aktarımın diğer bir özelliği, katmanlı olarak ortaya çıkabilmesi; yani farklı cinsiyetler de olabilen geçmişteki birden çok kişiyle bağlantılı duygu, düşünce ve tutumlar şu andaki tek bir kişiye aktarılabilmesidir (Danacı 56). Yine aktarımın, geçmişte yaşanan olayın birebir canlandırılması ve basitçe tekrar edilmesi olduğu düşünülmemelidir. Aslında aktarımın içeriği, geçmişte yaşanmış olaydaki ruhsal gerçekliktir. Esasen aktarılan, en derin seviyede kişinin ruhsal gerçekliğiyle ilintili bilinçdışı arzu ve fantezilerdir (Tükel, s.35).

Watson, aktarım terimini, avukat müvekkil ilişkisinde bir müvekkilin avukatına karşı olan tüm tepkilerini ifade ettiğini; bu tepkilerin, müvekkilin algı kapasitesi ölçüsünde algıladığı avukatının kişiliğine yönelik tepkileri değil, aynı zamanda geçmişe ait olan ve farkında olunmadan yansıtılan tepkilerin de aktarıma dahil olduğunu ifade etmektedir (s. 75). Watson’un tanımı, psikanalistlerin tanımından biraz daha geniş gözükmekle birlikte, aslında ifade edilmek istenen şey aynıdır. Zira avukatın kişiliğine yönelik tepki, az veya çok çocukluluk yaşantılarının yeniden dramatizasyonudur. Öte yandan biraz önce vurguladığımız gibi, hiçbir aktarım saf değildir; içinde az veya çok bugüne dair gerçek de içerir. Bize göre aktarım, müvekkilin çocukluk çağında kendisi için önemli bir veya birden fazla kişiyle (anne, baba, bakıcı, ağabey, abla vs. ) yaşamış olduğu duyguları, farkında olmadan, avukatı üzerinden yeniden yaşaması, avukatını kendi çocukluğunda yaşadığı algı ve duygulara göre değerlendirerek ona tepkiler göstermesidir.

Bir avukat aktarımın belirtilerini anında teşhis edebilmeli, aktarımın niteliğini ayırt edebilmeli ve müvekkille ilişkisini aktarımın farkındalığıyla yürütmelidir. Aktarımın başlıca belirtileri, müvekkilin avukata yönelik olarak duruma uygun olmayan yoğun ve aşırı olumlu veya olumsuz tepkileri aktarımın tipik belirtisidir. Müvekkilin; randevusuz ziyaretleri, acil bir durumlar hariç sosyal davranış kuralları gereği aramanın uygun olamadığı gün ve saatlerde avukatını sık sık telefonla araması, randevusuna geç gelmesi, randevuyu unutması, avukatın davayla ilgili sorduğu soruya yanıt vermemesi, bilgi ve belge vermekten kaçınması, görüşme gerektiği zamanlarda iletişimi anlamsız biçimde kesmesi, avukatlık ücreti kararlaştırma konusunda kayıtsız davranması, kararlaştırılan ücreti ödememesi gibi davranışlarla avukatına direnç göstermesi diğer tipik bir aktarım göstergesidir.

Aktarım mekanizması, avukatın fiziksel bir özelliği, bir jesti, davranışsal veya ifadesel bir jesti ya da müvekkil tarafından algılanan bir tutumu, geçmişte (genellikle çocukluk döneminde) yoğun bir şekilde olumlu veya olumsuz duygular yaşadığı müvekkilin hayatındaki önemli bir kişinin tam bir imajını oluşturacak şekilde müvekkilin bilinçdışı tarafından otomatik olarak genelleştirilir. Bu tetikleme tamamen bilinçsiz şekilde gerçekleşmektedir. Bu aşamadan sonra geçmişteki yaşantı/lar müvekkil tarafından avukata yöneltilerek dramatize edilir.

Aktarım yaşantısı içindeki müvekkil, yaptığı davranışının kesinlikle farkına varmayacaktır. Bu nedenle, müvekkilin bu otomatik tepkisini, mantıksal gerekçelerle veya onu ikna ederek değiştirmek imkânsızdır. Uygulamada, bu mekanizma avukatlar tarafından bilinmediğinden ve aktarım olgusu teşhis edilmediğinden avukatla müvekkil arasında çok uzun süren tartışmalar yaşanabilmektedir. Müvekkilin kendisi neyi niçin yaptığını fark edene kadar, aktarım niteliğindeki davranışlarının farkında olmayacaktır.

Aktarım olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir. Olumlu aktarım, sevgi ve sevginin öncül belirtilerinin avukata aktarılmasıdır. Bu duyguların başlıcası; sevgi, hoşlanma, güvenme, anlayışlı bir yaklaşım, teslimiyet, hayranlık, tutku, sevecenlik ve saygıdır. Başka bir ifadeyle, avukatına güvenmek, onu sevmek, saygı göstermek, ona tutulmak ve kendini ona teslim edebilmek olumlu aktarımın işaretidir.

Olumsuz aktarımda ise müvekkiller avukatlarına karşı güvensizdirler; avukatlarının kendilerine bir yarar sağlayacağı umudunu taşımazlar, avukatın yeteneklerini hor görebilirler, avukat onları iten, sevmeyen, vermekten çok almaya bakan ve şahsi çıkarlarını önde tutan bir kişidir. Olumsuz aktarımda müvekkil avukatın işini iyi yapmadığını düşünebilir. Müvekkil avukatına öfke, kızgınlık ve hatta nefret duyabilir. Müvekkil avukatına uyuşmazlığıyla ilgili tevdî ettiği bilgiler nedeniyle korkuya, endişeye ve hatta dehşete kapılabilir, utanç duyabilir. Müvekkiller, karşı cinsten avukatlarına karşı yoğun bir sevgi veya cinsel bir çekim hissedebilirler.

Aktarım, çoğu kez çift değerli (ambivalans) özellik arz eder. Sevgiden nefrete, güvenden güvensizliğe salınım hareketi yapabileceği gibi, aynı anda da yaşanabilir.

B. Karşı Aktarım (Countertransference)

Karşı aktarım ise bir aktarıma muhatap olan şahsın, aktarımı yapana karşı geliştirdiği bilinç dışı duygusal tepkidir. Psikanalizde bu terapistin, hastanın aktarımına karşı geliştirdiği aktarım olarak ortaya çıkar. Bazı yazarlar göre ise terapistin, hastanın tüm davranış, duygu ve isteklerine yönelik tepkisinin karşı aktarım olarak değerlendirilmesi gerekir. Bazıları ise karşı aktarımın hastanın aktarım tepkilerine karşıt bir olay olmadığını; hekimin çocukluk çağında kendisi için önemli kişilerle yaşamış olduğu duyguları müvekkiliyle bilinç dışı olarak yeniden yaşaması, müvekkilini kendi çocukluğundaki algı ve duygulara göre değerlendirerek bilinçsiz tepkiler göstermesidir. Watson, karşı aktarımın, avukat müvekkil ilişkisinde bir müvekkilin avukatına hissettirdiği tüm duygular olduğunu ifade etmiştir (s. 75, 88).

Bu açıklamalardan sonra, yazımızın başında andığımız “avukatın tek düşmanının müvekkili” olduğu yolundaki önermenin, çok uzun süre farklı müvekkillerle yaşanmış çok yoğun olumsuz karşı aktarım deneyimlerinin aşırı genellemeyle tüm müvekkillere yansıtılmış olumsuz bir duygu yaşantısı olduğu yorumunu rahatlıkla yapabiliriz. Bu önerme, bir anlamda mesleki başarısızlığın, eğitim eksikliğinin, mesleğin bir parçası olan sorunlarla başa çıkamamış olmanın itirafıdır. Üstelik böyle bir genel önerme, buna inanmış bir avukatın müstakbel müvekkil ilişkilerinde olumsuz karşı aktarım riskini artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

C. Hukuksal Uyuşmazlıkların Psikolojik Sonuçlarının Yansıtma, Aktarım ve Karşı Aktarım Süreçleriyle Bağlantısı

Hukukçuların, sadece hukuk kural ve kuramlarıyla uğraştıkları düşünülür. Bu görüş uygulamayla teması olmayan akademisyenler için geçerli olabilir. Uygulamadaki bir hukukçu; hukuk kurallarından ve kuramları kadar, ambivalans (çiftdeğerli) bir duygu olan “adalet duygusu”nu korumakla, adalet duygusunun zedelenmesi halinde açığa çıkan intikam, öfke, kin, hınç, nefret, dehşet, kıskançlık gibi çok yoğun negatif beşerî duyguların hukuksal çarelerle dengelenmesi işiyle uğraşan bir insanlık uzmandır.

Bir hukuksal problemin; ekonomik, sosyal, biyolojik ve psikolojik birçok boyutu vardır. Hukuksal uyuşmazlıkların psikolojik kökenleri, ayrı bir incelemenin konusunu oluşturacak kadar geniş bir konudur. Ancak bir hukuksal uyuşmazlığın müvekkilin duygu, düşünce ve davranış dünyasına ciddî etkileri vardır.

Avukata sunulan vakaların çoğunda hukuksal sorunlarla birlikte psikolojik problemler bir aradadır. Özellikle, ceza hukuku, aile hukuku gibi alanlarda avukat çoğu kez bir psikiyatrın müdahalesini gerektirecek derecede bunaltılı veya başka psikiyatrik belirtilerin bulunduğu müvekkiline hukuksal olarak yardım etmek zorundadır. Hukuksal sorun, müvekkilin ruh sağlığını hafif bunaltıdan ağır psikoz derecesine kadar olumsuz olarak etkilemiş olabilir veya uyuşmazlığın sonraki aşamalarında bu belirtiler ortaya çıkabilir. Müvekkil, fiil ehliyetini kaldıran bir psikiyatrik sorun yaşıyor olabilir ve hatta davanın konusunu psikiyatrik bir olay (vesayet ve kayyım davaları) oluşturabilir.

Şiddet içeren bir aile hukuku problemini, psikolojik boyutlarını kale almadan kavramak ve çözmek neredeyse olanaksızdır. Keza cismanî zarar ve ölümlü vakalarda hukuksal yardım görevi üstlenen avukatın, vakanın post travmatik psikolojik etkileri konusunda bilgi ve deneyim sahibi olmadan uyuşmazlığın çözüm
sürecini yönetmesi, bu trauma nedeniyle ortaya çıkabilecek avukat-müvekkil sorunlarıyla başa çıkması neredeyse imkânsızdır.

Hatta duygusal olarak nötr olduğu düşünülen ticarî davalar, yoğun duygular içerebilir. Buna en ilginç örneğe bir endüstriyel tasarım hakkına tecavüz davasında rastladım. Müvekkilem, kahve fincanı motifleri tasarımıyla uğraşıyordu. Müvekkilemin davayla ilgili yoğun duygusal tepkileri, davalıya karşı hissettiği çok aşırı öfke, nefret ve intikam duygularına, daha önce hiçbir davamda (hatta Habil-Kabil davaları olarak nitelendirdiğim bir kardeş cinayeti davasında bile) tanık olmamıştım. Üstelik müvekkilin benden önceki avukat, tüm iyi niyetli gayretlerine ve gerçekten dürüst çalışmasına karşın, müvekkilin yer değiştirme mekanizmasıyla yansıtılan intikam ve öfke duygularının kurbanı olmuş ve azledilmişti. Tek hatası, elindeki davanın sadece bir endüstriyel tasarım davası olduğunu sanmasıydı. Bu davanın müvekkilin ruh dünyasındaki öznel sembolizasyonunu çözümleyemeyen bir avukatın davayı sonuna kadar sürdürmesi gerçekten olanaksızdı.

Hatta başkaları için psikolojik olarak çok anlamsız ve önemsiz görünen bir dava müvekkil için, psikolojik olarak çok farklı anlam ve öneme sahip olabilir. Örneğin, yapılacak masrafa ve harcanacak zamana nazaran elde edilecek kazanımın çok düşük olduğu düşünülen bir dava, (avukatından başkasını ilgilendirmeyen) müvekkilin ruh dünyasında, çoğu kez kendisin de farkında olmadığı, çözümlenmesi bir psikanalisti belki de yıllarca uğraştıracak öznel simge olabilir. Uygulamada küçümsenen bir isim tashihi davasının bile, görevim bu olmadığı için ben bunu hedeflemediğim halde, bazen yıllarca süren psikolojik tedaviden daha etkili olabildiğini ve müvekkilin duygu durumunu (mood) değiştirebildiğine bizzat gözlemlediğimde doğrusu çok şaşırmıştım. Bu anlamda, davaların traumatik etkilerinin yanı sıra, sağaltıcı etkilerinin olup olmadığı başlı başına bir araştırma konusudur.

Bu “simge davalar” (ki aslında her dava psikolojik açıdan bir öznel simgeler örüntüsüdür) psikolojik dokusu bilinmediği takdirde avukat müvekkil ilişkileri açısından çok ciddî tuzaklar içerir.

Avukatın müvekkiline hukuksal olarak yardımcı olabilmesi için, her şeyden önce, ele alacağı davanın müvekkilinde yarattığı etkiler ve avukat müvekkil ilişkisine yansımaları konusunda bilinçli olması gerekmektedir.

Bir davanın müvekkilde yarattığı ruhsal durumun avukat müvekkil ilişkisine ve dava sürecine etkileri şunlar olabilir:

a) Müvekkilin avukatına vakayı sunarken, çok açık ve tartışmasız olan olguları, çeşitli derecelerde bilinçsiz olarak çarpıtmasına, inkâr etmesine yol açabilir. Bu olgu, her hangi psikopatolojik belirti göstermeyen kişilerde de, davanın yarattığı baskının etkisiyle savunma düzeneklerinin devreye girmesiyle (özellikle inkâr, akla uygun hale getirme, yansıtma, yer değiştirme savunma biçimlerini baskın olarak kullanan kişiliklerde) istisnasız her vakada karşımıza çıkan normal bir davranıştır.

Bu durum, ilk görüşmede avukata aktarılan öykünün, davanın ilerleyen aşamalarında, görüşmenin kayıt altına alınmış olduğu durumlarda bile, çarpıtılması ve inkârı şeklinde de sıkça görülür. Bu durumlarda müvekkili ahlaksız veya yalancı olarak değerlendirmek doğru ve haklı görülebilecek bir yaklaşım değildir. Çünkü konunun bilinçli yalan söylemeyle ilgisi yoktur. Çevresinde çok dürüst tanınan ve hakikaten dürüst insanlar da dava travması altında, çoğu kez bu şekilde davranırlar. Bu durum avukat tarafından ahlâken yargılanacak, kınanacak bir konu değil; anlaşılması ve başa çıkılması gereken insanî ve meslekî temel sorunlardır.

b) Müvekkilin uyuşmazlığın karşı tarafına hissettiği yoğun olumsuz duyguları (intikam, öfke, hınç, nefret vb.) yer değiştirme (displacement) savunma mekanizmasının etkisiyle yine büyük ölçüde bilinçsiz olarak avukatına yöneltebilir.

Yer değiştirme, aktarımla çok benzer. Daha doğrusu, aktarım yer değiştirmenin özel bir türüdür. Görüşme aşamasında avukatın davanın olası olumsuz sonuçlarına dikkat çekmesi halinde (ki avukatın etik görevidir), müvekkilin anlattığı öykünün tutarsızlıklarına dikkat çektiğinde, bir delilin yetersizliğini vurguladığında veya davayı üstlenmeyi reddettiğinde, avukatın müvekkile yargılayıcı davranması halinde ve hatta avukatın duruşma salonunda karşı taraf avukatıyla selamlaşması durumunda dahi duygusal bir patlama olarak ortaya çıkabilmektedir.

c) Uyuşmazlığın niteliği, aktarımı ve karşı aktarımı kolaylaştırabilir ve hatta kaçınılmaz kılabilir. Bu her davada rastlanabilecek bir olgu olmakla birlikte, aile hukukuna dair uyuşmazlıklarda, uyuşmazlıktaki tarafların sıfatının tetiklemesiyle istisnasız hemen her olayda gerçekleşir.

D. Aktarım ve Karşı Aktarım Konusunda Avukatın Tutumu

Hemen belirtmek gerekir ki, aktarım ve karşı aktarım olgusunu avukat müvekkil ilişkisinde tehlikeli hale getiren aktarım ve karşı aktarımın gerçekleşmesi değildir; zira aktarım ve karşı aktarımın her beşerî ilişkide az veya çok ortaya çıkması kaçınılmazdır. Risk, aktarım ve karşı aktarım sürecinin bilinç dışı olarak ve aniden ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır.

Psikanalizde amaç, aktarımların otaya çıkartılarak analiz edilmesidir. Keza karşı aktarımın da farkına vararak otoanalizle veya suprevizyonla analiz edilerek, ortaya çıkan verilerin analizde kullanımıdır. Başka bir deyimle psikanalistlerin üzerinde çalıştığı malzeme aktarım ve karşı aktarımlardır. Oysa avukatın, müvekkili analiz etmek, onun psikolojik rahatsızlıklarını tedavi etmek gibi bir amacı ve görevi yoktur. Avukat, müvekkilin hukuksal sorununa, yine hukuksal çözümler üretmekle görevlidir. Avukatın aktarım ve karşı aktarımla ilgilenmesinin nedeni, terapi amaçlı değildir. Aktarım ve karşı aktarım; avukatın uyuşmazlıkla ilgili vakıaları doğru tespit etmesini ve hukuksal problemleri teşhis etmesini engelleyebilmesi, müvekkille ilişkisini ve iletişimini olumsuz yönde etkileyebilmesi ve nihayet avukatın kendi ruh sağlığı için risk oluşturması nedeniyle her avukatın bilmesi ve kendini eğitmesi gereken bir konudur.

Hemen belirtmek gerekir ki, “aktarım” ve “karşı aktarım” kendi başına olumsuz bir şey değildir. Özellikle, cinsellikten arınmış bir hoşlanma, sevgi, saygı, güven hoşlanma içeren olumlu aktarım ve karşı aktarım türü, özellikle avukat müvekkil ilişkisinin temeli olan “güven duygusunu” pekiştirmesi açısından yararlı olabilir. Cinsellik içeren olumlu aktarımlar, kin, nefret, öfke içeren olumsuz aktarımlar ve karşı aktarımlar avukat müvekkil ilişkilerinde özel bir güçlük yaratacaktır.

Yine de avukat müvekkil ilişkisinin temeli aktarıma dayanmamalıdır. Zira aktarım ve karşı aktarım çoğu kez çift değerli (ambivalans) özellik arz eder. Bu durum, sevgi-nefret, güven-güvensizlik gibi zıt duyguların salınımlı olarak veya bir arada yaşanması durumudur.

Peki, Aktarım ve karşı aktarım konusunda avukatın tutumu ne olmalıdır?

Bu konuda psikanalistlerin geliştirdiği yöntemlerden mesleğimizin bünyesine uygun olanlarını uygulayabiliniz:

a) Avukat müvekkilini etkin dinleyebilme becerisini geliştirmelidir. Dinleyebilmek, bir başkasına ilgi ve saygı duymayı, sabırlı ve rahat olmayı gerektirir. İyi dinlemenin ön koşullarından biri de empatidir. Empati kişinin kendisini bir an için başkasının yerine koyarak, o durumda neler yapabileceğini, neler düşünebileceğin, nasıl davranacağını anlamaya yönelik bir içebakış (introspection) çalışmasıdır. Empati avukatın kısa bir süre kendi benliğinden ayrılarak müvekkilinin benliğine uzanması, onun benliğine dalması, ona yaklaşması ve onu anlamaya çalışmasıdır. Ancak empati sürecinin çok uzamaması gerekir.

Empatinin uzaması, avukatın müvekkilinin sorunları, kişiliği ve yaşamı ve hukuksal sorunuyla özdeşlemesine yol açar ki; bu, durum avukatın hukuksal yardım görevini yapmasını imkansız hale getirebilir. Avukatın müvekkiliyle kısa süreli empati kurarken; kendi kimliğini unutmaması, müvekkiliyle ilişkisinin hukuksal amaçlarını aklından çıkarmaması, kendi benliği ile müvekkilinin benliği arasında ayrım yapmayı sürdürebilmesi gerekir (Öztürk, s.111 vd).

Empati, aşırıya kaçtığında, aktarımı ve karşı aktarımı tetikleyebilir. Avukat karşı aktarım sürecinde “kurtarma fantezisi” olarak adlandırılan bir ruh haline kendini kaptırabilir. Bu faydalı olmadığı gibi müvekkilin çıkarlarına zarar bile verebilir (Watson s. 84).

b) Avukat, aktarım ve karşı aktarımın ipuçları konusunda uyanık olmalıdır. Özellikle duruma ve bağlama uygun olmayan yoğun ve aşırı olumlu veya olumsuz tepkileri aktarım ve karşı aktarımın göstergesi olduğu akılda tutulmalıdır. Aktarım olgusu tespit edildiğinde karşı aktarım konusunda hassas olunmalıdır. Aktarımın akıbeti karşı aktarımdır (Küey, s.34).

c) Aktarım ve karşı aktarımı teşhis eden avukat, psikanalist veya psikiyatr olmadığını müvekkilinin ruhsal sorunlarını çözme konusunda uzman olmadığını asla unutmamalı, amatör psikologluğa soyunmamalıdır. Bu konudaki analiz ve yorumlarını kendine saklamalıdır. Aksine tutum, avukatlık mesleği açısından bu çok ciddî bir etik sorun oluşturur.

d) Avukat; hukuksal probleme teşhis koyabilmek uyuşmazlığın her yönüyle ilgili bilgi sahibi olmaya çalışmakla birlikte; mesleki sorumluluğunun uyuşmazlığın hukuksal yönüyle ilgili olduğunu ve görevinin hukuksal çözümler üretmek olduğunu her an aklında tutmalıdır.

e) Avukat, aktarım karşısında kendi içinde gelişen olumlu ve özellikle olumsuz karşı aktarım belirtilerini, duruma ve bağlama uygun olmayan yoğun ve aşırı olumlu veya olumsuz duygularını daha başlangıç aşamasında farkına varma, olumsuz karşı aktarım sürecini durdurma ve nedenlerini tespit etme becerisi geliştirmelidir. Aktarımın, psikanalistler için dahi en büyük tehlike kaynağı olarak kabul edildiği unutulmamalıdır (Keser, s. 37.

f) Avukat aktarım karşısında yansız (nötr) davranmalıdır. Avukatlık mesleği, müvekkiline hukuksal yardım mesleğidir. Avukatın müvekkilini hukuk, ahlak ve din kuralları veya her hangi bir değer yargısıyla yargılamaya hakkı ve yetkisi yoktur. Bu nedenle, müvekkilin sorununa karşı nötr kalmayı becerebilmelidir. Yargılayıcı tutum veya müvekkilden olguyu dinlerken yargı yüklü imâlı sorular, imâlı jestüel hareketler müvekkilin aktarıma veya başka türlü yer değiştirme savunmalarına başvurmasına yol açabilir. Bu avukat açısından ciddi bir etik ihlalidir.

g) Avukat, olumsuz aktarımla veya başka türlü bir yansıtmayla karşılaştığında, metanetini, sabrını ve kibarlığını yitirmemeli, bir noktadan sonra müvekkilini bu tutumunu açıkça yasaklaması gerekse bile, bu durumun kendisinde bir olumsuz aktarım yaratmasına izin vermemelidir. Avukatın bu tutumunun temelinde; müvekkilin aktarım ve yer değiştirme savunmasına dayalı davranışlarının bilinçdışı oluğunu bilmesi yatmaktadır.

h) Avukat, müvekkiliyle yaptığı görüşmeleri mümkün mertebe tutanağa bağlamalı veya onun bilgisi dahilinde kayda almalı; dava ile ilgili hazırlanan dokümanları (dilekçeler, layihalar) müvekkille paylaşmalı ve olguların doğruluğu konusunda onayını almalıdır (Avukatlık Kanunu 53, 54). Avukat, istisnasız bir şekilde, güvenilir olmalı ve müvekkiline güven vermelidir.

i) Avukat el koyduğu işlere ait çekişmeli hakları edinmekten ve bunların edinilmesine aracılık etmekten kaçınmalıdır (Avukatlık Kanunu 47).

k) Hepsinden önemlisi avukat, kendini tanıma konusunda sürekli bir çaba içinde olmalıdır. Belki de avukatlık dahil her mesleğin yegane nihaî amacı, sonucu ve kazanımı budur.

Bunun bir yolu kendi hakkında geçmişe dönük otobiyografik bir çalışma yapmasıdır. Kişi kendisiyle ilgili yaptığı bu çalışmada birbiriyle çelişen birçok hikâye elde edecektir. Bunun nedeni, kişinin kendi oluşturduğu bu hayat hikâyesinin savunma mekanizmalarıyla çarpıtılmış olmasıdır. Tüm çarpıtılmışlığına rağmen, kendini tanıma çalışması buradan başar. Avukatın günlük aktivitelerinde, kitap okurken, film izlerken, sohbet ederken, duruşmada aniden ortaya çıkan kendi güçlü duygularını izlemesi, kaydını tutması ve bu güçlü duyguların neden kaynaklandığını araştırması diğer bir yoldur. Buradaki temel engel, bu “güçlü duyguların” kaynağını çoğu kez bilmek istemememizdir. Bu kendini tanıma çalışmaları, meslektaş grupları oluşturarak çeşitli yöntemler uygulanmak suretiyle (psikanaliz, drama vs) bir danışman liderliğinde yapılabilir (Watson. s. 79–81 ).

Kanımca, kendini tanımaya yönelik çalışmayı savunma mekanizmaları engeli nedeniyle bir avukatın tek başına yapması oldukça zordur ve belli bir düzeyin ötesinde kesinlikle (araştırma kişiliğin çelik çekirdeğine dayandığında) imkânsızdır.

Avukat olmayan danışmalar rehberliğine yapılan çalışma faydalı olmakla birlikte, danışmalar avukatlık mesleğinin gerekleri ve işleyişi konusunda deneyim sahibi olmadığından verimli olmayabilir. Bu konuda meslek kuruluşlarının staj eğitimi ve meslek içi eğitim kapsamında iyi yapılandırılmış eğitim programları geliştirmesi gerekmektedir. Esasen bu konudaki en etkili çalışma; staj aşamasında staj veren avukat rehberliğinde yapılabilir. Ancak, staj veren avukatın bu konuda çalışma yapmış biri olması, yüksek meslekî duyarlılığa, meslek sevgisine ve olgunluğa sahip olması gerekir.

Sonuç

Avukat müvekkil ilişkisinin basit bir hukuksal danışma, bir davanın da sadece hukuksal sorunlardan ibaret olmadığı, bilakis hukuksal sorun olarak tarif ettiğimiz şeyin hukuksal sorun dışında her şey olabileceği; avukat müvekkil etkileşiminin bilinç dışı ve bilinçaltı boyutlarının, bilinçli yürütülen kısmından daha derin ve kapsamlı olduğu anlaşılmaktadır.

Avukat müvekkil etkileşimini, müvekkilin ve toplumun yararına olacak biçimde yürütebilmek için avukatın psikolojik rahatsızlıkların etimolojisi konusunda asgari düzeyde de olsa bilgili olması ve avukat müvekkil ilişkilerinin psikolojik dinamikleri konusunda eğitimli olması, “avukat” rolünü özümsemiş olması ve mesleğini tüm sorunlarıyla birlikte sevmesi gerektiği kanısındayım.

Sanırım, bu yazıda anlatılanları, kendi adıma, tek bir ilkeye indirgemem gerekirse söyleyebileceğim belki de tek cümle şudur: “ Avukat, Kendini Tanı!”

 

Makale, 2014 yılında Ankara Barosu Dergisi‘nde yayınlanmıştır.

KAYNAKLAR

Andew S. Watson, The Lawyer in the Interviewing and Counselling Process, The Bonns-Merill Company, 1976.
Ayça Gürdal Küey, “Karşı Aktarım Kavramının Gelişimi, Psikanaliz Yazıları, Aktarım ve Karşı Aktarım, İstanbul, Sonbahar 2008, 27-35.
Ayşen Esen Danacı, “Aktarım ve Karşı Aktarım”, ADÜ Tıp Fakültesi Dergisi 2009:10(3), s. 55-58.
Orhan Öztürk, Ruh sağlığı ve Bozuklukları, Feryal matbaası, Ankara, 2002.
Raşit Tükel, “Aktarım ve Dinamikleri”, Psikanaliz Yazıları, Aktarım ve Karşı Aktarım, İstanbul, Sonbahar 2008, 13-27.
Talat Parman, “Ayna aynı Zamanı Gösterir mi? Karşı Aktarım ve Zaman”, Psikanaliz Yazıları, Aktarım ve Karşı Aktarım, İstanbul, Sonbahar 2008, 47-57.
Vehbi Keser, “İki Kişilik Alan”, Psikanaliz Yazıları, Aktarım ve Karşı Aktarım, İstanbul, Sonbahar 2008, 35-47.

 

Hikmet Sami Türk

0
Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK 28.05.1999-05.08.2002 tarihleri arasında Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır. 1935 yılında Trabzon’un Of İlçesinde doğmuş, 1950’de Bafra Ortaokulu’nu, 1954’te İstanbul’da Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirmiştir.

Türk, 1964’te Almanya’da Köln Hukuk Fakültesi’nde hukuk doktoru unvanını kazanmış, 1968-1995 yıllarında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuk Anabilim Dalında profesör olarak çalışmış, 1995’te Ankara Üniversitesi Senatosu üyeliğine seçilmiştir. 2001-2011 yıllarında Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Anayasa Hukuku ve Ticaret Hukuku dersleri vermiştir.

Eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK’ün Politik Yaşamı

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK, 24 Aralık 1995 ve 18 Nisan 1999 milletvekili genel seçimlerinde DSP adayı olarak Trabzon milletvekilliğine seçilmiş, 55. Hükümette Temmuz 1997-Aralık 1998 arasında İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı; 56. Hükümette Ocak-Mayıs 1999 arasında Milli Savunma Bakanı ve 57. Hükümette Haziran 1999-Ağustos 2002 Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır. 6 Haziran 2010 ve 30 Haziran 2013 tarihinde yapılan DSP 8 ve 9. Olağan Kurultaylarında Parti Meclisi Üyeliğine seçilmiştir.

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK’ün hukuk alanında yayımlanmış 16 kitabın müellifidir. Ayrıca, edebiyat alanında yayımlanmış 2, halk eğitimi alanında yayımlanmış 1 kitabı vardır. Ticaret Hukuku, Anayasa Hukuku, Seçim Hukuku, Maden Hukuku, Çevre Hukuku ve Medeni Hukuk alanlarında yayımlanmış 125’ten faza inceleme, bildiri, açış konuşması, kanun taslağı, rapor ve çevirisi bulunmaktadır. Gençlik yıllarından itibaren çeşitli gazete ve dergilerde, özellikle, astronomi, havacılık, edebiyat, kültür, dış politika ve tarih konularında çok sayıda makale, fıkra, deneme, eleştiri ve yazı yayımlamıştır.

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK, 1958 yılında “Akis” Dergisinin düzenlediği “Demokratik Rejim İçinde Yaşamak İsteyen Milletler Ne Yapmalıdır?” konulu yazı yarışmasında birincilik ödülünü almıştır. 1990 yılında “Ticaret Ortaklıklarının Birleşmesi” başlıklı kitabı ile Türkiye İş Bankası Toplum ve İnsan Bilimleri Büyük Ödülünü kazanmıştır.

Yabancı dil olarak Almanca, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca bilen Prof. Dr. Türk, evli ve iki çocuk babasıdır.

Özel Eğitim Hakkında Salamanca Bildirisi -1994

0

Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme

1
Mevzuat ve İçtihat Siteleri

Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme

Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşmenin Onaylanması Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı 3 Mayıs 1972 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 17 Haziran 1972 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Sözleşmenin onaylanması 9 Eylül 1971 tarih ve 1483 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur.

Bakanlar Kurulunun 23/10/1971 tarih ve 7/8303 sayılı Kararıyla onaylanan «Hukuki veya Ticari Mevzularda Adli ve Mahkeme Dışı Gayri Adli Evrakın Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme»nin 24 Aralık 1971 tarih ve 14052 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türkçe metninin yürürlükten kaldırılarak Fransızca metin esas tutulmak suretiyle yeniden hazırlanan ve Adalet Bakanlığınca da uygun mütalaa edilen Türkçe ilişik yeni metnin yürürlüğe konulması; Dışişleri Bakanlığının 18/4/1972 tarih ve 750.004-KOSSB.446 sayılı teklifi üzerine, 31/5/1963 tarih ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin 1 inci fıkrasına göre, Bakanlar Kurulunca 3/5/1972 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme 09.09.1981 Tarih 1483 sayılı yasa ile onaylanmıştır.

Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme

İşbu Sözleşmeyi imza eden Devletler,

Yabancı memleketlerde tebliğ edilecek adli ve gayri adli belgelerin muhatabına vaktinde tebliğini sağlayacak uygun vasıtalar ihdas;

Bu maksada hizmet için usulleri basitleştirmek ve süratlendirmek sureti ile karşılıklı adli yardımlaşmayı ıslah etmek üzere,

Bir Sözleşme akdine karar vermişler ve aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

Madde 1

İşbu sözleşme, tebliğ edilmek üzere yabancı memleketlere ticarî veya hukukî, adlî veya gayrî adlî belgeler gönderilmesi söz konusu olan bütün hallerde uygulanır.

İşbu Sözleşme, muhatabın adresinin bilinmediği hallerde uygulanmaz.

BÖLÜM 1
ADLÎ BELGELER
Madde 2

Âkit Devletlerden her biri, diğer akit Devletlerden gelecek tebliğ isteklerini kabul etmediği 3 ila 6 no maddeler hükümlerine göre yükümlenecek bir Merkezi Makam tayin eder.

Talep edilen Devlet, bu Merkezi Makamı kendi kanunlarına göre kurar,

Madde 3

Belgelerin çıkış memleketinin kanununa göre yetkili makam veya tebligat yapmaya yetkili kimse, resmi tasdik veya benzeri bir formaliteye lüzum kalmaksızın talep edilen Devletin Merkezî Makamına, işbu sözleşmeye ekli modele uygun şekilde düzenlenmiş bir talepname gönderir.

Tebliğ edilecek belgenin aslı veya sureti talepnameye eklenir. Talepname ile belge, ikişer nüsha olarak gönderilir.

Madde 4

Merkezi Makam talepnameyi işbu Sözleşme hükümlerine uygun bulmadığı takdirde, talepnameye karşı ileri sürdüğü itirazları belirtmek sureti ile, istekte bulunanı keyfiyetten derhal haberdar eder.

Madde 5

Talep edilen Devletin Merkezi Makamı evrakı aşağıdaki usullerden biri ile bizzat veya bir

mutavassıt aracılığı ile tebliğ ettirecektir.

  1. a) Talep edilen memlekette düzenlenmiş olup yine o memlekette oturan kişilere tebliğ edilecek belgeleri, o memleket kanunlarında yer alan usule göre veya,
  2. b) Talep edilen Devletin kanununa aykırı olmamak kaydı ile, istekte bulunan tarafından

belirtilen özel bir usulle.

İşbu maddenin 1 inci fıkrasının (b) bendinde öngörülen hal müstesna, belge her zaman, bunu kabul eden bir muhataba teslim edilmek sureti ile de tebliğ olunabilir.

Belgenin yukarıdaki 1 inci fıkra uyarınca tebliği gerektiğinde, Merkezi Makam belgenin, memleketin resmi dilinde veya dillerinden birinde yazılmış veya bu dile veya dillerden birine çevrilmiş olmasını isteyebilir.

Tebliğ isteğinin işbu Sözleşmeye ekli formüle göre düzenlenen ve tebliğ edilecek belgenin esas unsurlarını ihtiva eden kısım, belge ile birlikte muhataba tebliğ olunur.

Madde 6

Talep edilen Devletin Merkezi Makamı veya bu Makamın tebliğ içi ile görevlendirdiği herhangi bir makam, işbu Sözleşmeye ekli formüllerdeki numunesine uygun bir tebliğ tasdiknamesi düzenler.

Tebliğ tasdiknamesi, belgenin tebliğ edildiğini bildirecek ve tebliğde başvurulan usul ile tebligatın yapıldığı yer ve tarihi gösterilecektir. Belge tebliğ edilmediği takdirde, tebligatın yapılmasına engel olan sebebi de belirtecektir.

Tebliğ isteğinde bulunan, Merkezi Makam veya bir adlî makam tarafından doldurulmamış olan bir tebliğ tasdiknamesinin bu makamlardan biri tarafından tasdikini isteyebilir.

Tebliğ tasdiknamesi doğruca tebliğ isteğinde bulunana gönderilir.

Madde 7

İşbu Sözleşmeye ekli numunelerde basılı olarak yer alan terimler, bütün hallerde Fransızca veya İngilizce olarak yazılmalıdır. Bu terimler, belgenin çıktığı memleketin resmi dilinde veya resmî dillerinden biri ile de yazılabilir.

Bu terimlere tekabül eden boş yerler talep edilen Devletin dili ile veya Fransızca veya İngilizce olarak doldurulmalıdır.

Madde 8

Âkit Devletlerden her biri adlî belgelerin yabancı memleketlerde tebliği işini, zor kullanmaksızın, doğruca kendi diplomatik veya konsolosluk ajanları vasıtası ile yaptırmakta muhtardırlar.

Tebligatın, belgenin çıktığı memleketin uyruklusuna yapılması hali müstesna,

Devletlerden herhangi biri, kendi topraklarında bu şekilde tebligat yapılmasına muhalefet edebilir.

Madde 9

Bundan başka, Âkit Devletlerden her biri, tebligatın diğer bir Âkit Devlet tarafından tayin olunan makamlarca yapılması için, tebliğ edilecek adlî belgelerin bu makamlara tevdii içinde Konsolosluklar aracılığını kullanmakta muhtardır.

Âkit Devletlerden her biri, istisna haller gerektirdiği takdirde, aynı maksatla, diplomatik yolları da kullanabilir,

Madde 10

Talep edilen Devlet itiraz etmedikçe işbu Sözleşme:

a) Adlî belgelerin yabancı memleketlerdeki kişilere doğruca posta vasıtası ile gönderilmesinde;

b) Menşe Devletindeki adalet görevlileri, Devlet memurları veya Devletin diğer yetkili kişilerinin adlî belgelere ilişkin tebligatı doğruca talep edilen Devletteki tebligat yapmağa yetkili kimseler Devlet memurları, veya Devletin yetkili diğer kişileri aracılığı ile yapmakta;

c) Bir dava ile ilgili herhangi bir kimsenin, adlî belgelere ilişkin tebligatı doğruca talep edilen Devletin tebligat yapmağa yetkili kimseleri, devlet memurları veya o Devletin diğer yetkili kişileri vasıtası ile yaptırmakta muhtar olmasına engel teşkil etmez.

Madde 11

İşbu Sözleşme, Âkit devletlerin, adlî belgelerin tebliğinde, yukarıdaki maddelerde öngörülen intikal yollarından başkalarını ve özellikle, her birinin birbirine tekabül eden Makamları arasında doğruca ulaştırılması için aralarında anlaşmalarına engel teşkil etmez.

Madde 12

Âkit Devletlerden birinden gelen adlî belgelerin tebliği, talep edilen Devletçe görülen hizmetler dolayısı ile harç veya masraf ödenmesine veya bunların iadesine yol açamaz.

Tebliğ isteğinde bulunan:

Tebligat yapmağa yetkili bir kimse veya varış yeri Devletinin kânununa göre yetkili bir kimsenin müdahalesi;

Tebligat için özel bir usul kullanılması, hallerinde yapılan masrafları ödemek veya iade etmek zorundadır.

Madde 13

Talep edilen Devlet işbu Sözleşmeye uygun olarak yapılan bir tebliğ isteğinin yerine getirilmesini, ancak egemenlik veya güvenliği zedeleyici bulduğu takdirde reddedebilir. .

Tebliğ isteğinin yerine getirilmesi, sadece talep edilen Devletin söz konusu davada kaza yetkisinin münhasıran, kendi Adalet makamlarına ait olduğu iddiası veya kendi mevzuatının istek konusu için hukuk yolu tanımaması sebebiyle reddolunamaz.

İsteğin reddi halinde, Merkezi Makam, istekte bulunanı keyfiyetten derhal haberdar eder.

Madde 14

Tebliğ edilecek adlî belgelerin intikali dolayısıyla meydana gelebilecek güçlükler, diplomasi yolu ile çözümlenir.

Madde 15

Bir dava dilekçesi veya aynı nitelikte bir belge, işbu Sözleşme hükümleri gereğince, tebliğ edilmek üzere yabancı bir memlekete intikal ettirildiğinde, davalı mahkemeye gelmediği takdirde:

a) Belgenin, talep edilen Devlet topraklarında oturan kimselere tebliğ edilmek üzere hazırlanmış o memleketin tebligatla ilgili mevzuatına uygun bir şekilde tebliğ edilmiş olduğu veya;

b) Belgenin, işbu Sözleşmede öngörülen başka bir usulle davalıya veya ikametgahına tebliğ veya tevdi olunduğu ve bu hallerden her birinde tebliğ veya tevdi keyfiyetinin davalının savunmasını hazırlaması için yeteri kadar vakit bırakacak bir tarihte tebliğ veya tevdi edilmiş bulunduğu tebeyyün etmedikçe hakim kararı ertelemek zorundadır.

Âkit Devletlerden her biri, birinci fıkra hükümlerine rağmen, tebliğ veya teslim keyfiyetini belirten bir tebliğ tasdiknamesi alınmamış olsa bile, aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, hâkimlerin hüküm verebileceğini beyanda muhtardır:

a) Belgenin işbu Sözleşmede öngörülen usullerden bîri ile intikal ettirilmiş olması;

b) Belgenin gönderilme tarihinden itibaren, altı aydan az olmamak üzere, hâkimin her özel duruma göre takdir edeceği bir sürenin geçmiş bulunması;

c) Talep edilen Devletin yetkili makamları nezdinde yapılan bütün teşebbüslere rağmen herhangi bir tebliğ tasdiknamesi elde edilmesinin mümkün olmaması.

İşbu madde hâkimin, acil hallerde geçici veya koruyucu tedbirler almasına engel teşkil etmez.

Madde 16

Bir dava dilekçesi veya aynı nitelikte bir belge, işbu Sözleşme hükümleri gereğince tebliğ edilmek üzere yabancı bir memlekete intikal ettirildiği ve mahkemeye gelmeyen davalı aleyhine karar verildiği takdirde, aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi halinde hâkim, kanun yollarına müracâatını sağlamak üzere, süre aşımının davalı hakkındaki neticelerini kaldırmaya yetkilidir:

a) Davalının kendi kusuru bulunmaksızın savunmasını hazırlamak üzere dilekçeden veya, kanun yollarına müracaat hakkını kullanması için, karardan vaktinde haberdar olmaması;

b) Davalı tarafından ileri sürülen def ilerin dayanaktan yoksun bulunmaması.

Süre aşımının neticelerinin kaldırılması hakkındaki müracaat, davalının karara bilgi edinmesinden başlayacak makul bir süre içinde yapılmadığı takdirde kabul edilmez.

Âkit Devletlerden her biri, kararın verildiği tarihten itibaren bir yıldan az olmamak kaydı ile, bildirisinde belirteceği sürenin geçmesinden sonra yapılacak müracaatların kabul edilmeyeceğini beyanda muhtardır.

İşbu madde, ahvali şahsiye ile ilgili kararlar için uygulanmaz.

BÖLÜM II
GAYRİ ADLİ BELGELER
Madde 17

Âkit Devletlerden birinin makam ve adalet görevlilerinden sadır olan gayrı adli belgeler tebliğ edilmek üzere, işbu Sözleşmede öngörülen usul ve Şartlar uyarınca başka bir Âkit Devlete intikal ettirilebilir.

BÖLÜM III

GENEL HÜKÜMLER

Madde 18

Âkit Devletlerden her biri, Merkezî Makam dıĢında ve buna ilâveten yetkilerinin şümulünü tespit edecekleri başka makamlar da tayin edebilirler.

Ancak, tebliğ isteğinde bulunan, her zaman, doğruca Merkezi Makama başvurabilir.

Federal Devletler, birden fazla Merkezi Makam tayin etmekte muhtardır.

Madde 19

İşbu Sözleşme, Akit Devletlerden her birinin, mevzuatının, kendi topraklarında tebliğ edilmek üzere dış memleketlerden gelen belgelerin intikali için yukarıdaki maddelerde

öngörülmeyen başka şekillere müsaade etmesine engel teşkil eylemez.

Madde 20

İşbu Sözleşme, Âkit Devletlerin:

a) 3 üncü maddenin 2 nci fıkrasının intikal ettirilecek belgelerin iki nüsha olarak düzenlenmesine ait hükümlerine;

b) 5 inci maddenin 3 üncü fıkrasıyla 7 nci maddenin kullanılacak dillere ait hükümlerine;

.c) 5 inci maddenin 4 üncü fıkrası hükümlerine; d) 12 nci maddenin 2 nci fıkrasına istisna teşkil edecek hükümler koymak üzere aralarında anlaşmalarına engel teşkil eylemez.

Madde 21

Âkit Devletlerden her biri, tasdik veya iltihak belgesinin tevdii anından veya daha

sonraki bir tarihte:

a) 2 ve 18 inci maddelerde öngörülen makamların,

b) 6 nci maddede öngörülen ilmühaber düzenlemeğe yetkili makamın;

c) 9 uncu madde uyarınca konsolosluklar vasıtası ile intikal ettirilen belgeleri kabule yetkili makamın, tayinini Hollanda Dışişleri Bakanlığına bildirecektir.

Âkit Devletlerden her biri, gerektiğince;

a) 8 ve 10 uncu maddelerde öngörülen intikal yollarının kullanılmasına karşı plan itirazlarını;

b) 15 inci maddenin 2 nci fıkrası ile 16 nci maddenin 3 üncü fıkrasında öngörülen beyanları

c) Yukarıda sözü edilen tayin, itiraz ve beyanlarda vuku bulacak her türlü değişiklikleri aynı şartlar altında bildirecektir.

Madde 22

İşbu Sözleşme, tasdik eden Devletler arasındaki ilişkilerde, Hukuk Muhakemeleri Usulü ile ilgili olarak Lâ Haye’de sırası ile 17 Temmuz 1905 ve 1 Mart 1954’de imzalanan Sözleşmelerin biri veya diğerinde taraf oldukları nispette bunların 1 ila 7 nci maddelerinin yerine kaim olacaktır.

Madde 23

İşbu Sözleşme, Hukuk Muhakemeleri Usulü ile ilgili olarak La Haye’de 17 Temmuz 1905’te imzalanan Sözleşmenin 23 üncü maddesi ile yine

La Haye’de 1 Mart 1954’te imzalanan Sözleşmenin 24 üncü maddesinin uygulanmasına halel getirmeyecektir.

Ancak, bu maddeler,.yalnız sözü edilen Sözleşmelerde öngörülen intikal usulleri ile aynı nitelikte olan intikal usulleri kullanıldığı takdirde uygulanacaktır.

Madde 24

İlgili Devletlerin başka türlü anlaşmış olmaları hali müstesna, Âkit Devletlerce, sözü edilen 1905 ve 1954 tarihli Sözleşmelere ek olarak akdedilen Sözleşmeler işbu Sözleşme için de uygulanacaktır.

Madde 25

İşbu Sözleşme, 22 ve 24 üncü maddelerin uygulanmasına halel gelmemek kaydı ile işbu Sözleşme ile düzenlenen hususlara ilişkin hükümler ihtiva edip de Âkit Devletlerin taraf oldukları veya olacakları Sözleşmeleri ihlâl etmez.

Madde 26

İşbu Sözleşme, La Haye Devletler Hususi Hukuku Konferansının onuncu oturumuna katılan Devletlerin imzasına açıktır.

İşbu Sözleşme, tasdik ve tasdik belgeleri Hollanda Dışişleri Bakanlığına tevdi olunacaktır.

Madde 27

İşbu Sözleşme, 26 net maddenin 2 nci fıkrasında öngörülen üçüncü tasdik belgesinin tevdiinden altmış gün sonra yürürlüğe girecektir.

İşbu sözleşme, imzalayan ve sonradan tasdik eden Devletlerden her biri için, kendi tasdik belgesinin tevdiinden altmış gün sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 28

La Haye Devletler Hususî Hukuku Konferansının onuncu oturumunda temsil edilmeyen her Devlet, 27 nci maddenin 1 nci fıkrası uyarınca yürürlüğe girmesinden sora işbu Sözleşmeye iltihak edebilir. İltihak belgesi, Hollanda Dışişleri Bakanlığına tevdi edilecektir.

İşbu Sözleşme, iltihak edecek her Devlet için ancak bu tevdi keyfiyetinden önce tasdik eden bir Devletin, iltihakının Hollanda Dışişleri Bakanlığınca kendisine bildirilmesinden itibaren, altmış gün içinde yapacağı bir itirazı olmadığını bu Bakanlığa bildirildiği takdirde yürürlüğe girecektir.

İtiraz vaki olmadığı takdirde Sözleşme, iltihak eden bir Devlet için, yukarıdaki fıkrada sözü edilen sürelerin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girecektir.

Madde 29

Her Devlet, imza, tasdik veya iltihak sırasında, işbu Sözleşmenin Milletlerarası alanda temsil ettiği toprakların tümünü veya bunlardan biri veya bir kaçını kapsayacağını beyan edebilir. Bu beyan, Sözleşmenin sözü edilen Devlet için yürürlüğe girdiği Tarihte hüküm ifade edecektir,

Bundan sonra yapılacak bir nitelikteki her kapsama alma, Hollanda Dışişleri Bakanlığına bildirilecektir.

Sözleşme, kapsama alınan topraklar için, yukarıdaki fıkrada sözü edilen bildirinin yapılmasından altmış gün sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 30

İşbu Sözleşmenin, süresi, sonradan tasdik veya iltihak eden Devletler için dahi, 27 nci maddenin 1nci fıkrası uyarınca yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren beş yıldır.

Sözleşme, fesih ihbarı vaki olmadıkça, her beş yılda bir zımnen yenilenmiş olacaktır.

Fesih ihbarı, beş yıllık sürenin bitiminden en az. altı ay önce Hollanda Dışişleri Bakanlığın yapılacaktır.

Fesih, keyfiyeti, Sözleşmenin uygulandığı topraklardan bazılarına kısıtlı kalabilir.

Fesih keyfiyeti ancak bunu ihbar eden Devlet hakkında hüküm ifade edecektir. Sözleşme diğer Âkit Devletler için yürürlükte kalacaktır.

Madde 31

Hollanda Dıişleri Bakanlığı, 26 ncı maddede sözü edilen Devletlerle 28 inci madde uyarınca iltihak edecek Devletlere:

a)  26 ncı madde sözü edilen imza ve tasdikleri;

b) İşbu Sözleşmenin, 27 nci maddenin birinci fıkrası hükmü uyarınca yürürlüğe gireceği tarihleri;

c) 28 inci maddede sözü edilen iltihakları ve bunların hüküm ifade edeceği tarihleri;

d) 29 uncu maddede sözü edilen kapsama alma keyfiyetleri ile bunların hüküm ifade edeceği tarihleri;

e) 21 inci maddede sözü edilen tayin, itiraz ve beyanları;

f) 30 uncu maddenin 3 üncü fıkrasında sözü edilen fesih ihbarlarını bildirecektir.

Bunu teyiden, usulüne uygun olarak yetkili kılınan aşağıdaki imza sahipleri İşbu sözleşmeyi imzalamışlardır. .

15 Kasım 1965’te ikisi de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce ve tek nüsha olarak yapılmış olup Hollanda Hükümeti arşivine tevdi edilecek ve tasdikli birer sureti La Haye Devletler Hususî Hukuku Konferansının Onuncu oturumunda temsil edilen Devletlerden her birine diplomatik yoldan intikal ettirilecektir.

SÖZLEŞMENİN EKİ FORMÜL TALEPNAME

Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliği için La Haye’de…………. 1965 tarihinde imzalanan Hukuki veya Ticari Mevzularda Adli ve Gayri Adli Evrakın Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme Talepte bulunanın hüviyeti Muhatap Makamın ve adresi adresi

Aşağıda imzası bulunan müracaatçı, aşağıda yazılı belgeleri iki nüsha göndermek ve her bir nüshasının sözleşmenin 5 inci maddesine uygun olarak en kısa zamanda, (Muhatabın kimliği ve adresi)……………………………………………………………………..

a) Sözleşmenin 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının a bendindeki hükme göre(*)

b) Aşağıdaki özel usul ite (5 inci maddenin 1 inci fıkrasının b bendi (*)

c) Kendi arzusu ile kabul ettiği takdirde muhatabına tevdi suretiyle (5 inci maddenin ikinci fıkrasi) (*) tebliğini talep etmekle şeref duyar.

Tebliğ edilen belgeler ile eklerin (*) birer nüshasının arka sayfada belirtildiği şekilde bir tebliğ tasdiknamesi ile birlikte talepte bulunana iadesi veya iadesinin sağlanması bu makamdan rica olunur.

Belgenin listesi

……………………………………….. Düzenlediği yer………………. …„………

……………………………………….. Tarih

……………………,……….:……….. imza ve/veya mühür…………………………..

(*) Lüzumsuz olanları çiziniz. 26

(TALEPNAMENİN ARKA SAYFASI) TEBLİĞ TASDİKNAMESİ 

Aşağıda imzası bulunan Makam, Sözleşmenin 6 ncı maddesi uyarınca belgelerin;

1)………………………….. tarihinde……………………………………………………………… ,. …………….. (Yer, cadde (Sokak), numara) de 5 inci madde öngörülen aşağıdaki usullerin biriyle

a) Sözleşmenin 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendinde yazılı şekilde(*)

b) Aşağıdaki özel bir usulle (*) ……………………………………………………………………

c) Kendi rızasıyla kabul eden muhataba tevdi suretiyle tebliğ edildiğini (*)

Talepnamede sözü edilen belgelerin……………………………………………………….; ……………………. ………………………………………………….. (Tebliğ edilenin kimliği ve sıfatı)

muhatapla olan münasebeti (Ailevi, iş dolayısıyle veya başka suretle)………………….  ………………………………………………………..’a tedvi edildiğini,

d) Belgelerin aşağıdaki nedenlerle tebliğ edilemediğini tasdik etmekle şeref duyar: (*)

Sözleşmenin 12 nci maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca müracaatçının ilişik belgede açıklanan masrafları ödenmesi veya iade etmesi rica olunur(*)

 EK

İade olunan belgeler:……………………..

Düzenlendiği yer

Gerektiğinde tebliğ işlemini Tarih…………………………. tesbit eden belgeler:

imza ve/veya mühür.

(*) Lüzumsuz olanları çiziniz.

TEBLİĞ EDİLECEK BELGELERİN ÖZETİ

Hukuki veya Ticari Mevzularda Adli ve Gayri Adli ve Gayri Adli evrakın

yabancı memleketlerde tebliğine dair La Haye’de … ………………. …………………

196 ‘de imzalanan Sözleşme

5 inci maddenin 4 üncü fıkrası)

Talep eden merciin adı ve adresi : ……………………………………………………………

Tarafların Kimlikleri (*) :…………………………………………………………

(*) Var ise belgelerin gönderilmesi ile ilgili şahsın kimliği ve adresi

ADLİ BELGELER(**)

Belgenin mahiyeti ve konusu : …………………………………………………………………………….. ….

Davanın mahiyeti ve konusu -ve varise- ihtilaf konusu meblağ :………

buluşmanın yeri ve tarihi (**) :…………… ……………………………………………..

Kararı veren mahkeme (**) : …………………………………………………………..

Karar Tarihi ( * * ) . – :……………………… …… ………………………..

Belgelerde belirtilen süreler{**):………………………………*…………..

GAYRİ ADLÎ BELGELER*)

Belgenin mahiyeti ve konusu(**):……………………………………. …………..; ………………..

Belgelerde belirtilen süreler(**): …………………………………………………………

(**) Lüzumsuz olanları çiziniz.

Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü

0
 Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü, BM tarafından 2 Kasım günü olarak ilan edilmiştir. International Day to End Impunity for Crimes Against Journalists, tüm dünya için bir dayanışma günüdür.
 

Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü’nün İlanı 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 18 Aralık 2013 tarihindeki toplantıda aldığı 68/163 sayılı karar ile gazetecilere karşı işlenen suçların cezasız kalmasına karşı tüm uluslararası toplumu ve devletleri göreve davet etmiştir.

Gazetecilere Karşı Suçlarda Cezasızlıkla Mücadele Uluslararası Günü olarak da bilinmektedir. Bu günün seçilme nedeni, 2 Kasım 2013’te Mali’de Fransız gazeteciler Claude Verlon ile Ghislaine Dupont’un düzenlenen bir suikast ile öldürülmesidir. 
 
Birleşmiş Milletler, gazetecilere yönelik tüm saldırıları ve tehditleri kınamakta, bilgiye erişimin ve ifade özgürlüğünün korunmasının önemini vurgulamak için 2 Kasım günü, gazetecilere ve medya çalışanlarına karşı işlenen suçların cezasız kalması sorununa dikkat çekmektedir. 
 
Gazeteciler, medya çalışanları ve çatışma bölgelerinde tehlikeli görevlerde bulunan diğer personel sivillere yönelik koruma hükümleri kapsamındadır. Devletler, gazetecilerin görevlerini bağımsız ve herhangi bir müdahaleye maruz kalmadan yerine getirebilmesin sağlamalıdır.
 
Devletler; gazetecilere ve medya çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek, kendi yargı yetkisi altındaki gazetecilere yönelik her türlü şiddet olayını tarafsız, hızlı ve etkin bir şekilde soruşturmak ve failleri adalete teslim etmek zorundadır. 
 

UNESCO’nun Takibi 

UNESCO Öldürülen Gazeteciler Gözlemevi, 2006 ile 2023 yılları arasında dünya çapında 1.600’den fazla gazetecinin öldürüldüğünü ve bu cinayetlerin 10 vakasından 9’unun yargısal olarak çözülemediğini vurgulamaktadır. Cezasızlık durumunun daha fazla cinayete yol açtığı genel bir tespittir. UNESCO, cezasızlığın ciddi insan hakları ihlallerini körüklediğini vurgulamaktadır  Cezasızlık, yolsuzluğu ve suçu örtbas ederek tüm toplumlara zarar vermektedir. Hükûmetler, sivil toplum, medya ve hukukun üstünlüğünü korumakla ilgilenen herkes, cezasızlığa son vermek için küresel çabalara katılmaya çağrılmaktadır.

Kriz ve çatışma bölgelerinden haber yapan gazeteciler, ciddi tehditlerle karşı karşıya kalmaktadır. UNESCO, 2017’den itibaren çatışma bölgelerinde öldürülen medya çalışanlarının sayısında kademeli bir düşüş kaydederken, daha yakın zamanda eğilimin tersine döndüğünü bildirmektedir. UNESCO’nun 2023’teki izleme raporları, gazeteci cinayetlerinin %50’sinden fazlasının kriz ve çatışma bölgelerinde gerçekleştiğini ve 2024’ün ilk yarısında sürekli olarak yüksek sayılara ulaşıldığını göstermektedir. 

 

Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü’nün İlanı ve Amaçları 

  • Gazetecilerin güvenliği ve onlara karşı işlenen suçlardaki cezasızlık sorunu küresel bir meseledir.
  • Birleşmiş Milletler kararında; evrensel metinlerin yanı sıra; 5 Temmuz 2012 tarihli İnsan Hakları Konseyi’nin 20/8 sayılı kararı ile gazetecilerin güvenliği konulu 27 Eylül 2012 tarihli 21/12 sayılı kararı, İnsan Hakları Eğitimi Dünya Programı’na ilişkin 27 Eylül 2013 tarihli 24/15 sayılı kararı ve gazetecilerin güvenliği üzerine panel tartışması konulu 26 Eylül 2013 tarihli 24/116 sayılı kararı ile 23 Aralık 2006 tarihli Güvenlik Konseyi’nin 1738 sayılı kararın özel atıf yapılmaktadır.
  • Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) ilgili taraflarla iş birliği içinde bu günü organize etmektedir. 
  • BM Gazetecilerin güvenliği ve cezasızlık üzerine bir eylem planı geliştirilmiştir. Bu eylem planı, gazetecilerin hem çatışma bölgelerinde hem de barışçıl ortamlarda güvenliğinin sağlanması ve kendilerine karşı işlenen suçların cezalandırılması için üye ülkelere iş birliği çağrısı yapılmıştır. BM Gazetecilerin Güvenliğine İlişkin Eylem Planı, gazetecilere yönelik saldırıları ve suçların cezasızlığını çok paydaşlı ve bütünsel bir yaklaşımla ele almak için BM içinde ilk ortak çabadır. BM organlarını, ulusal yetkilileri, medyayı ve sivil toplum örgütlerini bir araya getirmektedir. 
  • Kadın Gazetecilerin Korunması: Kadın gazetecilerin karşılaştıkları kendine özgü risklere duyarlı olunması gerekmektedir. 
  • Üye devletler, gazetecilere yönelik saldırıları önlemek ve suçluları adalete teslim etmek zorundadır. Mağdurlar için uygun çözümler sağlamak için gerekli önlemleri almalıdır. Tüm vatandaşlar için ifade özgürlüğünü ve bilgiye erişimi garanti altına almak temel bir ön koşuldur.
  • Dünya çapında barış, demokrasi ve kalkınmayı güçlendirmek: Gazeteciler ve medya çalışanları; özgür ve güvenli bir ortama sahip olmalıdır. Üye devletler çatışma bölgelerinde ve çatışma dışı durumlarda bunu temin etmelidir.
  • İfade özgürlüğü ve özgür medya; Bilgi toplumu ve demokrasilerin inşasında vazgeçilmez bir unsudur.

Gazetecileri Koruma Komitesi’nin Rolü 

Gazetecileri Koruma Komitesi (Comittee to Protect Journalists, CPJ) gazetecilere karşı işlenen suçların, kaybolan ve hapse atılan gazetecilerin verilerini derlemektedir. Komite, her yıl 2 Kasım gününden önce, Global Impunity Index isimli bir endeks hazırlamaktadır. Bu endekste hangi ülkede kaç gazetecinin cinayet sonucu öldüğü ve çözülemeyen olaylar yer almaktadır. CPJ’nin Cezasızlık Endeksi ise dünya çapındaki faili meçhul gazeteci cinayetlerini analiz etmektedir. 

 

Turizmde Global Etik İlkeler Bildirgesi

0

Turizmde Global Etik İlkeler Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü tarafından 1 Ekim 1999 tarihinde kabul edilmiştir. (Global Code of Ethics for Tourism)

Dünya Turizm Örgütü, 13. Genel Kurulu’nu gerçekleştirdiği Santiago-Şili’de, turizmin toplum ve çevreye olumsuz etkilerini azaltmak, dünya turizminin sorumlu ve sürdürülebilir gelişimini bir dizi ilkeye bağlamak amacıyla, 1 Ekim 1999 tarihinde, Turizmde Global Etik İlkeler Bildirgesi’ni kabul ederek kamuoyuna ilan etmiştir. Etik ilkeler iki yıllık bir hazırlık dönemi sonucunda hazırlanmıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü(The United Nations World Tourism Organization (UNWTO):

Kültür Turizmi - Ebruli TurizmEbruli TurizmUNWTO, Birleşmiş Milletler tarafından turizmi geliştirmek ve teşvik etmek için görevlendirilmiş uluslararası bir örgüttür. BM’nin turizm alanındaki uzman kuruluşudur. Örgütün temeli, 1925 yılında Lahey’de kurulan Resmi Turizm Reklam Kuruluşları Uluslararası Birliği ile atılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Resmi Turizm Kuruluşları Uluslararası Birliği (RTKUB) olarak yeniden yapılandırılmış, Hükümet-dışı teknik bir kuruluş niteliğindeki Örgüt’ün merkezi Cenevre’ye taşınmıştır. Örgüt, 23 Aralık 2003 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 58/232 sayılı kararıyla Birleşmiş Milletler özel teşkilatı statüsüne kavuşmuştur.  DTÖ’nün amacı, uluslararası anlayış, barış, refah ve evrensel değerler ile insan haklarına saygı ilkeleri doğrultusunda, özellikle üye ülkelerin ekonomik gelişimlerini destekler mahiyette, dünya turizmine katkıda bulunmaktır. Örgüt, turizm alanındaki politikaların oluşturulması ve uygulanması konularında küresel bir forumdur. Merkezi ve sekretaryası Madrid’dedir. Türkiye, örgüte 1975 yılında üye olmuştur. 

[/box]

Turizmde Global Etik İlkeler Bildirgesi

Bölüm 1: Turizmin Toplumlararası Karşılıklı Anlayışa Katkısı

1. Felsefi ve ahlaki değerler ile kültürel ve dini değerlerin çeşitliliğini kavramak ve bunlara saygı göstermek, sorumlu turizmin temeli ve sonucudur. Turizmin gelişmesinde etkili olan taraflar ve bizatihi turistler, ulusal azınlıklar ve yerli halk da dahil tüm insanların sosyal ve kültürel değerlerine önem vermelidir.

2. Turizm faaliyetleri, ev sahibi bölge ve ülkenin özellik ve gelenekleriyle uyum içinde, alışkanlık ve yasalarına saygı gösterilerek gerçekleştirilmelidir.

3. Ev sahibi topluluk ve yerel profesyoneller, bölgelerine gelecek turistlerin yaşam şekli, beklentileri ve damak zevklerine saygı göstermelidir.

4. Turist ve beraberindeki eşyanın güvenliğinden kamu görevlileri sorumludur. Turistin her türlü zarardan korunması için kamu görevlileri gerekli önlemleri almalıdır. Turistik tesislerin ve kültürel / doğal mirasın korunması milli yasalarla güvence altına alınmalıdır.

5. Başka yöreleri ziyaret eden turistler, her türlü suç, yanlış davranış ya da yerel halkı incitici veya küçük düşürücü davranışlardan kaçınmalıdır.

6. Turist, hangi destinasyonu ziyaret ediyorsa orayla ilgili sağlık, güvenlik başta olmak üzere asgari bilgileri edinmekle yükümlüdür.

Bölüm 2: Turizmin Bireysel ve Kollektif Yönleri

1. Genelde dinlenme, spor ve kültürle ilgili bir faaliyet olan turizm, bireysel ve kollektif organizasyonun bir unsuru olarak açık görüşlülükle gerçekleştirildiğinde, kendini eğitme ve toplum / kültürler arası farkları öğrenmek açısından önemli fırsattır.

2. Turizm faaliyeti insan haklarının, özellikle de çocuk, yaşlı, engelli, etnik azınlıklar gibi daha savunmasız grupların bireysel haklarının gelişmesine katkı sağlamalıdır.

3. Hangi şekilde olursa olsun insan sömürüsü, özellikle cinsel açıdan ve çocuklara uygulandığında, turizmin temel amaçlarına karşıdır. Bu turizmin bir eksikliğidir. Tüm ülkeler tarafından gerekli yasal önlemler alınarak, yasaklanmalı ve cezalandırılmalıdır.

4. Din, sağlık, eğitim, kültür, dil öğrenme amaçlı seyahatler, turizmin yararlı türleridir ve teşvik edilmelidir.

5. Turizmin ekonomik, sosyal, kültürel faydalarının ve getirdiği risklerin ülkelerin eğitim programlarına alınması desteklenmelidir.

Bölüm 3: Sürdürülebilir Gelişmenin Unsuru Olarak Turizm

1. Turizmin gelişmesinde bütün taraflar, sağlam, sürekli ve sürdürülebilir ekonomik büyüme perspektifinde doğal çevreyi korumakla yükümlüdür. İhtiyaçların giderilmesinde gelecek nesiller dikkate alınmalıdır.

2. Kaynak tasarrufu, özellikle de su ve enerji tasarrufu sağlayan ve atık azaltan yöntemlere öncelik tanıyan turizm türleri, ulusal / bölgesel / yerel kamu yetkililerince teşvik edilmelidir.

3. Okul tatilleri gibi turist akışının arttığı dönemler, turizmin çevre üzerindeki etkisini azaltacak şekilde düzenlenmelidir.

4. Turizm altyapısı ve faaliyetleri, ekosistem, bioçeşitlilik ve vahşi yaşamın korunmasını sağlayacak şekilde hazırlanmalıdır.

5. Doğa turizmi ve ekoturizm, turizmin gelişmesi ve zenginleşmesinde rol oynayan temel unsurlar olarak kabul edilmelidir.

Bölüm 4: Kültürel Mirası Kullanan ve Zenginleştiren Unsur Olarak Turizm

1. Turizm eserleri, insanoğlunun ortak mirasıdır.

2. Turizm politikası ve turizm faaliyetleri, sanatsal / arkeolojik / kültürel mirasa saygı içinde gelecek nesiller dikkate alınarak yürütülmelidir. Müzeler, anıtlar, tarihi kalıntılar özel korumaya alınmalıdır. Özel mülke ait kültürel mirasın halka açılması, sahiplerinin izniyle, desteklenmelidir.

3. Kültürel alanların ziyaretinden elde edilen gelirin en azından bir bölümü, bu alanların korunması ve geliştirilmesi için kullanılmalıdır.

4. Turizm faaliyetleri, geleneksel kültürel ürünlerin bozulması ya da standardize edilmesi yerine, yaşaması ve gelişmesine olanak verecek şekilde programlanmalıdır.

Bölüm 5: Ülke ve Toplumların Refahını Artıran Bir Faaliyet Olarak Turizm

1. Yerel nüfus, turizm faaliyetlerinin ekonomik, sosyal ve kültürel faydalarından, özellikle de turizmin yarattığı doğrudan ve dolaylı istihdamdan yararlanmalıdır.

2. Turizm politikaları, ziyaret edilen bölgedeki yaşam standardının yükseltilmesine katkıda bulunacak şekilde uygulanmalıdır. Turizm tesislerinin planlanması, mimarisi ve işletilmesi yerel ekonomik ve sosyal dokuya entegre olacak şekilde yürütülmelidir. Yetenekler eşit olduğunda, yerel işgücü tercih edilmelidir.

3. Sorunlu kıyı bölgeleri, adalar, kırsal alanlar gibi ekonomik faaliyetlerin yeterince gelişmediği bölgelerde turizm, refah yaratan bir araç olarak dikkate alınmalıdır.

4. Turizm yöneticileri, özellikle yatırımcılar, gerçekleştirecekleri projelerin çevre ve doğal yaşama etkisini inceleyen araştırmalar yapmalıdırlar. Şeffaflık ve nesnellik içinde, yapmayı planladıklarını yerel halkla paylaşmalı, projelerin olası sonuçları hakkında halkı bilgilendirmelidirler.

Bölüm 6: Turizmin Geliştirilmesinde Tarafların Yükümlülükleri

1. Turizm yöneticileri, turistlere gidecekleri yer, seyahat koşulları, konaklama tesisi hakkında gerçekçi bilgiler sağlamakla yükümlüdür. Kontratta taahhüt edilen doğa, fiyat ve hizmet kalitesiyle ilgili herhangi bir ihlal durumunda, ödenecek tazminatla ilgili açık ve anlaşılır hükümler bulunmalıdır.

2. Turizm yöneticileri, kamu görevlileriyle işbirliği yaparak, turistlerin güvenliği ve sağlığını güvence altına almakla yükümlüdür. Bu amaçla bir sigorta ve acil yardım sistemi kurulmasına ihtiyaç vardır. Bu konulardaki eksiklikler maddi tazminat ödenmesini gerektirir.

3. Turizm yöneticileri, turistlerin kültürel ve dini vecibelerini yerini getirmesine yardımcı olmalıdırlar.

4. Turist gönderen ve ağırlayan ülkelerin kamu görevlileri, turizm yöneticileri ve onların üye oldukları organizasyonlarla işbirliği içinde, tur düzenleyen firmanın iflası durumunda turistlerin ülkelerine dönmelerini sağlamalıdır.

5. Hükümetler, vatandaşlarını dünyanın değişik bölgelerinde meydana gelen olaylar hakkında bilgilendirmek, uyarmak hakkına / görevine sahiptir. Ancak bu bilgilendirme önyargı ve abartmadan uzak olmalı, destinasyon ülkelerine ya da kendi tur operatörlerine zarar verecek nitelik taşımamalıdır. Seyahat danışmanları ilgili ülkenin yetkilileriyle görüşerek, (varsa) tehlikenin gerçek boyutları hakkında uyarılarda bulunmalı veya normal şartlara dönüldüğü açıklanmalıdır.

6. Basın, özellikle de turizm basını, dünyadaki turizm hareketlerini değiştirecek olaylar hakkında doğru ve dengeli bilgi vermelidir. Sürekli gelişen iletişim teknolojisi ve elektronik ticaret de, bu doğruluk ve güvenilirlik ilkesine sadık olmalıdır.

Bölüm 7: Turizme Katılma Hakkı

1. Dünyanın sahip olduğu değerler, tüm insanlara açıktır. Yerel ve uluslararası turizm hareketine katılmak boş zaman değerlendirmesinin en iyi şekli olarak görülmeli ve her türlü engelleyici unsur ortadan kaldırılmalıdır.

2. Turizm hareketine katılmak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde belirtilen dinlenme, çalışma saatlerinin sınırlandırılması ve ücretli izin hakkının bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

3. Sosyal turizm, özellikle de gruplar halinde yapılan turizm, kamu görevlilerinin desteğiyle geliştirilmelidir.

4. Aile, gençlik, öğrenci, 3. yaş ve özürlülerin turizm hareketine katılması kolaylaştırılmalı ve teşvik edilmelidir.

Bölüm 8: Turizm Hareketinde Özgürlük

1. Turist, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi uyarınca kendi ülkelerinde ya da ülkelerarası seyahat etme özgürlüğüne sahiptir. Transit geçiş, konaklama ve kültürel alanları ziyaret sırasında gereksiz formalite ve farklı muamele görmemeleri gerekir.

2. Turist, yerel ya da uluslararası iletişim kurma, idari, adli, sağlık hizmetlerinden yararlanma, diplomatik kurallar gereği kendi ülkesinin dış temsilcilikleriyle bağlantı kurma haklarına sahiptir.

3. Turiste, ziyaret ettiği ülkede, kendisiyle ilgili özel bilgilerin gizliliği konusunda güvence verilmelidir.

4. Sınır geçişlerinde uygulanan vize, sağlık, gümrük işlemleri, uluslararası anlaşmalar dikkate alınarak mümkün olduğunca basitleştirilmeli; bu konuda ülkeler arasında ortak bir yöntem geliştirilmelidir. Turizm, sektördeki rekabeti baltalayan vergi ve harçlardan arındırılmalıdır.

5. Turist, uluslararası konvertibiliteye sahip para birimini kullanma hakkına sahip olmalıdır.

Bölüm 9: Turizm Sektöründe Çalışanların ve Girişimcilerin Hakları

1. Turizm sektöründe ücretli veya kendi adına çalışanların temel hakları, sektörün mevsimsel, esnek ve uluslararası olma özellikleri de dikkate alınarak, yerel ve ulusal yönetim birimlerinin gözetiminde garanti altına alınmalıdır.

2. Turizmde ücretli ve kendi adına çalışanlar, eğitim, sosyal güvenlik, iş güvencesi, yaşam koşullarını iyileştirme gibi haklara sahip olmalıdır.

3. Gerekli yetenek ve donanıma sahip kişiler, ulusal yasal çerçeve dahilinde profesyonel anlamda turizmde faaliyet gösterme hakkına sahiptirler. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin sektöre girişinde yasal ve idari sınırlamalar asgariye indirilmelidir.

4. Turizmde çalışanlar arasında bilgi / deneyim alışverişi, sektörün gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Ulusal ve uluslararası yasa ve anlaşmalarla söz konusu alışveriş kolaylaştırılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.

5. Turizmde faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin sektörü kontrol etmesi önlenmeli, bu şirketlerin bölgesel turizmin kalkınmasına yönelik yatırımlara yönelmeleri sağlanmalıdır.

6. Turist gönderen ve alan ülkelerde faaliyet gösteren firmaların ortaklıkları veya dengeli ilişkileri, sektörün sürdürülebilir gelişimine ve kazancın hakça dağılımına önemli katkı sağlamaktadır.

Bölüm 10: Turizmde Global Etik İlkelerin Uygulanması

1. Etik ilkelerin uygulanmasında kamu ve özel sektör işbirliği içinde olmalıdır.

2. Turizm sektöründeki tüm taraflar, turizmin geliştirilmesi, insan hakları, çevre, sağlık gibi konularda, uluslararası hukukun prensipleri dahilinde, başta Dünya Turizm Örgütü olmak üzere, uluslararası örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarını tanımaları ve izlemeleri gerekir.

3. Aynı taraflar, Turizmde Global Etik İlkelerin yorumlanması ve uygulanmasında ortaya çıkacak sorunların giderilmesinde bağımsız bir organ olan Turizmde Etik İlkeler Dünya Komitesi’ni tanımalıdır.

Meğerki Ne Ola Ki – Öykü Yalçın

0

Meğerki Ne Ola Ki – Öykü Yalçın

“Meğerki Ne Ola Ki” isimli makalenin yazarı hukukçu Öykü Yalçın

Öykü Yalçın; 5 Şubat 1996, İzmir doğumludur. Liseyi İzmir Cengiz Aytmatov Sosyal Bilimler Lisesinde okumuş, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesini tam burslu olarak bitirmiştir. Özyeğin Üniversitesi Eğitimde Fırsat Eşitliği Burs Programı’na hak kazanmıştır.

Özel hukuk dalları ile yakından ilgilenmekte ve avukat olarak çalışmaktadır. 

Ayrıca çocuk hukuku alanında aktif faaliyetler yürütmüştür. İsveç Lund Üniversitesi Raoul Wallenberg İnsancıl Hukuk ve İnsan Hakları Enstitüsü (RWI) Türkiye Programı desteği ile Kasım 2019’da faaliyete başlayan Özyeğin Üniversitesi Disiplinlerarası Çocuk Hakları Laboratuvarı bünyesinde çalışmalar yapmaktadır.

İcra ve iflas hukuku, bankacılık hukuku, sağlık hukuku, tüketici hukuku, fikri mülkiyet hukuku, borçlar hukuku, aile ve miras hukuku, gayrimenkul hukuku, ticaret hukuku, reklam hukuku, sigorta hukuku ve iş hukuku alanlarında çalışmaktadır. Edebiyat ile yakından ilgilenmekte ve metin yazarlığı yapmaktadır.

 

Meğerki Ne Ola Ki

“Meğerki” hukuk fakültesindeki öğrencilerin sıklıkla zihin karışıklığına sebebiyet veren bir sözcüktür. Günlük hayatta kullanımına pek rast gelinmemesine karşın hukuki metinlerde kullanımı oldukça yaygındır. Öğrencilerin, gerek hukuki metinleri okurken gerek fakülte sıralarında ders dinlerken, içinde “meğerki” geçen cümleleri kavramakta zorlanmaları mümkündür. Bu sebeple, bu kelimenin etimolojisini, kullanımını ve hukuktaki yerini araştırma gerekliliği hissedilmiştir.

Kullanımı kavrandıktan sonra kelimenin sıklıkla hatalı kullanımlarına şahit olunmuştur. Kanaatimizce, hukukta oldukça sık başvurulan bu sözcüğün hatalı kullanımı, telafisi zor yahut imkansız hadiselere yol açmaya müsaittir. İşte bu sebeple, hususi olarak “meğerki” sözcüğü ile ilgili bir yazı kaleme almak arzusu duyulmuştur. Zira kaynaklar dikkatle tarandığında bu hususu özel olarak irdeleyen bir esere rastlanmamıştır. Bu yazıda “meğerki” kelimesinin sözlük anlamından, kullanım şeklinden, kullanımın anlaşılmasını pekiştirmeye yardımcı olması muhtemel örneklerden ve sıkça tanık olunan yanlış kullanımlarından bahsedilmesi hedeflenmektedir.

1. Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğe Göre Meğerki

Meğerki; İstek veya emir kipinde olan ve biri diğerini engelleyecek durumda bulunan iki cümleyi birbirine bağlayan bir sözdür. Örnek: Bu iş bitmeyecek meğerki siz de yardım edesiniz.(1)

Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlükte yukarıdaki gibi açıklanmış ve örneklenmiştir. Ayrıca “meğerki” kelimesinin yazımı hususunda ‘’ki’’ bağlacının bitişik olarak yazılması gerektiğinin de bilinmesinin önem arz ettiği kanaatindeyiz. Zira yalnızca cümle içindeki anlamının yerinde olması değil, yazımının imla kurallarına uygun olmasının da bir hukukçu için dikkate değer olduğu aşikardır.

Burada fazlaca ayrıntısına girmeksizin temel olarak Türkçede ‘’belki, çünkü, hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki’’ kelimelerindeki ‘’ki’’ bağlacının bitişik yazılması gerektiği kuralı hatırlanmalıdır.(2) Hatta ortaokul ve lise dil bilgisi müfredatında bu kelimelerin ‘’SoMBaHÇem’’ şeklinde kısaltılarak ezberletilmeye çalışılması da belki hatırlanmasına yardımcı olacaktır. Bu hayal ürünü kelimedeki büyük yazılan harfler ‘’ki’’ bağlacının bitişik yazıldığı kelimelerin baş harflerine tekabül etmektedir.

2. Meğerki Nasıl Kullanılır?

Türk Dil Kurumu tanımı ve “meğerki” kullanılmış cümlelerin irdelenmesi sonucu “meğerki” kelimesinin kullanımını şu şekilde özetlemek mümkündür: Bir kural ve ardından onun istisnası tek bir cümle halinde “meğerki” ile bağlanarak kurulabilir. Yine, örnek olarak TDK’nin cümlesi incelenecek olursa; ‘’Bu iş bitmeyecek meğerki siz de yardım edesiniz.’’ cümlesi az önce açıklanmaya çalışılan kuralı bilmeyen birisi için pek bir anlam ifade etmeyebilir. Oysaki bu açıklama ile bağdaştırılacak olursa, cümle aslında bu iş bitmeyecek ama eğer siz yardım ederseniz bitecek anlamı taşımaktadır. İlk cümlede görüldüğü üzere kural olarak görülen kesin bir cümle ve “meğerki” bağlacından sonra o kuralın istisnasına yer verilmiştir.

Daha fazla örnek ile bu günlük hayata yabancı kullanımı idrak etmek kolaylaşacaktır:

2.1. Kimse söyleneni yapmıyor meğerki ilahi bir ilham içine doğsun. (3)

Bu cümleden ‘’Kimse söyleneni yapmıyor, ancak ilahi bir ilham içine doğmuş olanlar istisnai olarak söyleneni yapıyorlar. Bir kimse ancak ilahi bir ilham içine doğarsa söyleneni yapıyor, aksi halde kimse söyleneni yapmıyor.‘’ anlamlarını çıkarmak mümkündür.

2.2. Rumeli kıyısında akşam, daima uzakta, daima eşyaya sinmiş bir hal olarak tadılır. Meğerki karşı kıyıdaki yalıların camlarını kanlı bir hasretle tutuşturmasın; önünüzde kıpırdayan denizde yer yer alev parçalarını, sanki bir tarafta bir gül bahçesi yıkılmış, her türlü renkli taştan bir bahar çökmüş gibi yüzdürmesin. (4)

Ahmet Hamdi Tanpınar, Boğaziçi’ni betimlediği bu cümlesinde ‘’ Rumeli kıyısında akşamların her zaman eşyaya sinmiş bir hal olarak tadıldığından ancak karşı kıyıdaki yalıların camlarını kanlı bir hasret tutuşturduğu zaman öyle olmadığından, farklı bir görüntü aldığından’’ bahsetmiştir.(5)

Birtakım edebi cümlelerdeki örneklerinden sonra makalenin esas amacına ulaşmasına vesile olabilecek hukuki metinlerdeki örneklerine yer vermek faydalı olacaktır:

2.3. Bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar, ancak şirketin onayı ile devrolunabilir; meğerki, devir, miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra yoluyla gerçekleşsin.(6)

Bu cümlede Ticaret Kanunumuz “Bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar ancak şirketin onayı ile devrolunabilir, kural budur; ancak devir, yukarıda anılan haller yoluyla gerçekleşirse istisnai olarak bu kural geçerli olmayacaktır; bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı payların illa şirketin onayı ile devri koşulu aranmayacaktır.” anlamını “meğerki” bağlacını kullanmak suretiyle tek cümlede özetlemiştir.

2.4. Tasfiye memurlarının üçüncü kişilerle tasfiye amacı dışında yaptığı işlemler şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin işlemin tasfiye amacının dışında olduğunu bildiği veya hâlin gereğinden bilmemesinin mümkün olamayacağı ispat edilsin.(7)

Bu cümlede hükme bağlanan kural ise tasfiye memurlarının üçüncü kişilerle tasfiye amacı dışında yaptığı işlemlerin kural olarak şirketi bağlayacağı, ancak üçüncü kişi işlemin tasfiye amacı dışında olduğunu biliyor veya bilmesi gerekiyor ise ve bu durum ispatlanırsa şirketi bağlamayacağıdır.

Çeşitli edebi ve hukuki metinlerden örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak kuralın anlaşılmasını sağlamak adına verilen bu örnekler kafi görülmektedir.

3. Sıkça Başvurulan Hatalı Kullanımlar

“Meğerki” kullanımının araştırılması esnasında direkt bu hususta bir kaynağa rastlanılmamıştır. Nitekim bu sebeple bu makalenin kaleme alınmasına ihtiyaç duyulmuştur. “Meğerki” sözcüğünün kullanımı noktasının üzerinde durulmasının eksikliği ve kaynak noksanlığı sebebi ile de sıklıkla bazı kavramlarla karıştırılmaktadır.

3.1. Bunlardan ilki ‘’yeter ki’’ kelimesidir.

Yeter ki; ancak, şu şartla anlamlarını vermek için kullanılır.(8)

Örnek: Yeter ki biri ona iyice bakmış, oturup onunla konuşmuş olsun. Memduh Şevket Esendal’ın bu cümlesinde muhtemelen birisinin aslında göründüğünden daha farklı, belki daha bilgili veya iyi kalpli birisi olduğundan bahsedilmektedir. ‘’Dışarıdan o şekilde görülmese de aslında iyi birisidir ve bu ancak birisi onunla oturup konuşursa ortaya çıkar.’’ anlamı verilmektedir. Görüldüğü üzere “meğerki” kelimesindeki gibi bir kural ve istisnasını belirtmekten uzak bir nitelik taşımaktadır. Yaygın yanlış kullanımına ‘’Bir gün gelecek ve belki de bu anılar, sefil bir insanın bu son itirafları onlara biraz olsun katkıda bulunacak meğerki ben öldükten sonra, rüzgâr bu çamur lekeli kâğıtları avlunun içinde savurmasın.’’ cümlesi örnek verilebilir. “Meğerki” sözcüğünün anlamını içselleştirdikten sonra bu cümlenin manasızlığı açıkça fark edilecektir. Cümleden meğerki çıkarılıp, yeter ki konduğu zaman cümlenin anlam kazandığı görülecektir.

3.2. Bir diğer sıkça karıştırılan kavram ise eğerdir.

Şart anlamını güçlendirmek için şartlı cümlelerin başına getirilen bu kelime, şayet olarak tanımlanmaktadır.(9) Örnek: Eğer Cemil Bey benimle evlenmek istiyor idiyse buna olmaz diyecek herhalde ben değildim.(10). Görüldüğü üzere eğer de “meğerki” sözcüğünün anlamı ile bağdaşmamaktadır. Ayrıca eğer, şartlı cümlelerin başında kullanılmaktadır. “Meğerki” ise kural ve istisna cümlelerinin aralarında tercih edilmektedir.

Sık duyulan yanlış kullanımına misal olarak ‘’Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar uzlaşmaya tabidir meğerki cinsel dokunulmazlığa karşı işlenmiş bir suç değilse.’’ cümlesi gösterilebilir. Burada, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçların uzlaştırmaya tabi olduğu ancak o suç cinsel dokunulmazlığa karşı işlenmiş ise uzlaştırmaya tabi olmadığı anlamı aktarılmak istenmiştir. Oysaki bu cümlenin kuruluş şekli itibari ile eğer cinsel dokunulmazlığa karşı işlenmiş bir suç değilse soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar uzlaştırmaya tabidir anlamı çıkmaktadır, ancak “meğerki” kullanılmıştır. Dolayısıyla bu, hatalı olmuştur. Doğru cümle ise ‘’ Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar uzlaştırmaya tabidir meğerki cinsel dokunulmazlığa karşı işlenmiş bir suç olsun.’’ şeklinde kurulabilir.

3.3. Meğerki ile karıştırıldığına şahit olunan son kavram ise meğer sözcüğüdür.

Türk Dil Kurumu bu sözcüğü; bilinmeyen, farkında olunmayan bir durum için kullanılan bir söz, meğerse, oysa, oysaki olarak tanımlamıştır.(11) Örnek: Evinin şaşmaz düzenine, sürekli durgunluğuna meğer ne de alışmış. Attila İlhan’ın bu cümlesi ‘’ Evinin şaşmaz düzenine, sürekli durgunluğuna alışmadığını veya alışamayacağını sanıyordum ancak o alışmış.’’ anlamı taşımaktadır. Çoğu zaman bir durumun sonradan fark edilmesi, öyle olduğunun sonradan öğrenilmesi ve buna şaşırılması hali söz konusudur. Tanıklık edilen yanlış kullanıma ise “Ben sevdiğini sanmıştım meğerki çok yanılmışım.” cümlesi örnek niteliğindedir. Yukarıda da detaylı olarak açıklandığı üzere bu cümlede meğer kullanılması yerinde olacak iken “meğerki” kullanımı hatalı olmuştur.

4.Sonuç

Özetle, “meğerki” sonrası kullanılan istisnai cümledeki vaziyet olmadıkça “meğerki” öncesinde belirtilen kural geçerlidir. Ancak “meğerki” sonrası cümledeki durum geçerli olursa ilk cümledeki kural geçerli olmayacaktır.

Cümlelerinde “meğerki” kalıbını tercih etmek isteyen hukukçuların yukarıda açıklanmaya gayret edilen kurala uygun olarak “meğerki”kalıbını kullanmaları yerinde olacaktır. Böylelikle ilk olarak iletişimin temel unsuru olan dili doğru kullanmaya bir hukukçu olarak azami özen gösterilmiş olacak, ikinci olarak “meğerki” kelimesinin kullanımını doğru bir şekilde öğrendikleri takdirde hukuk fakültesindeki öğrencilerin idraki kolaylaşacak, son ve belki de en mühim husus olarak da birtakım önemli hukuki metinlerde telafisi imkansız veya oldukça güç zararlara sebebiyet vermenin önüne geçilmiş olacaktır.

1. https://sozluk.gov.tr/
2.http://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2020/01/9_Hamza-Z%C3%BClfikar FARS%C3%87AK%C3%96KENL%C4%B0-K%C4%B0-BA%C4%9ELACINI-ADLANDIRMA-_-6.pdf
3. http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/11126/001507796006.pdf?sequence=1
4. Tanpınar, Ahmet Hamdi, Beş Şehir, Milli Eğitim Basımevi, 1969
5. Bu cümlenin edebi olarak daha fazla irdelenerek açıklanması mümkündür ancak bu makalede yalnızca makale konusu sözcüğün kullanımına örnek niteliğinde anıldığı için ayrıntılandırılmamıştır.
6. 6012 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Madde 491, Fıkra 1
7. 6012 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Madde 539, Fıkra 2
8. https://sozluk.gov.tr/
9. https://sozluk.gov.tr/
10. Hep O Şarkı, Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, İletişim Yayınları, 23. Baskı,2016, İstanbul
11. https://sozluk.gov.tr/

Prof.. Dr. Şebnem Korur Fincancı Savunması

0

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ‘örgüt propagandası’ yaptığı iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezası ile tutuklu olarak yargılandığı İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 23 Aralık 2022 günü davanın ilk duruşmasında yapmış olduğu savunmadır.Fincancı, savunmasına başlamadan önce; 64 yaşında olmasına ve sağlık sorunlarına karşın, insanlık onuruna aykırı bir biçimde 5,5 saat boyunca elleri kelepçeli bir biçimde Ankara’dan İstanbul’a getirildiğini ifade ederek “Ben elinde silah olan birisi değilim. Benim tek silahım kalemim, beynim” dedi.

20 Ekim 2022 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” suçlarından başlatılan soruşturma kapsamında 26 Ekim 2022 sabah saatlerinde İstanbul’da gözaltına alan ve 27 Ekim 2022 tarihinde tutuklanarak daha sonra hakkında dava açılan Fincancı, 11 Ocak 2023 tarihindeki karar duruşmasında 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmış ve tahliye ediliştir.

Prof.. Dr. Şebnem Korur Fincancı Savunması

Bugün içinde bulunduğum bu ilginç duruma ilişkin beyanımı sizlerle paylaşmaya başlamadan önce bir teşekkürü dile getirmek istiyorum. Yıllardır yaşamak zorunda bırakıldığımız yargılamalardan sonuncusunda, soruşturmadan kovuşturmaya adım adım olağanüstü hukuki değerlendirmeleri ören, bizden derin ve kapsamlı bir hissiyatla kurdukları sözlerin bu baki kubbede bir seda olduğunu bilen, ancak tüm bunlara rağmen avukatlıkta ısrar eden, üzerine yılmadan 582 avukatlık bir dayanışmayı bir hafta gibi kısa bir sürede başaran avukatlarıma bir teşekkür bu. Özellikle 20 yıldır bu dalgalanmalarda insan onuruna yaraşır bir duruşu başarmış sevgili Meriç Eyüboğlu’na ayrı bir teşekkür borçluyum, bu yılları birlikte geçirmiş, her keresinde beni zenginleştirmiş olduğu için.

Savcı ifademi alırken, artık yorgunluğun üzerime çöktüğü saatlerde hatırlayamadığım araştırmalarımı, çalışmalarımı, yayımlanan kitaplarımı bana hatırlatan, benden önce sıralayan bir avukatım olduğu için çok şanslıyım.

Tutuklama kararına itiraz ise başlı başına Hukuk Fakültelerinde okutulmayı hak ediyor. Tüm “usul güvenceleri” yerine getiriliyormuş gibi yapılırken, ev aramasının canlı yayınında kurgulanan hakikat bükücülükle hem yargı mensupları hem de kamuoyunda olumsuz etkileme çabalarının, yürütme ile yargının olmaması gereken ilişkisinin, masumiyet karinesi ve adil yargılama hakkının daha başında ihlal edilmesi, gözaltı kararı veren savcının daha ifade dahi alınmadan suçluluğuma karar verip, kendince emin olduğu suçu hiç ilgisi olmayan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey üyelerine de yükleyerek görevden alınma talebiyle başvurmasının yürüttüğü bu soruşturmayı da nesnellikten, tarafsızlıktan azade kıldığını, adli tıp bildiği iddiası karşısında ön tanı ile tanı ayrımını yapamıyor olmasının çelişkisini, avukatlarıma bilgi vermeden önce tutuklamaya sevk kararının da basın organlarına servis edildiğini, başından beri hepimizin hukuken değil siyaseten öngördüğü bu tabloyu ortaya koyup, buna rağmen yapılmaması gerekenleri tek tek sıralayarak, hukuku koruma çabaları teşekkürün ötesini hak ediyor. Bu kıymetli metin; ilk yayımlandığında okuyup tutuklandıktan sonra yeniden elime geçtiği için tekrar okuma olanağı bulduğum, Haffner’in “Bir Alman’ın Hikayesi” isimli kitabına bir atıf yapmaya itti beni: “Hepsi kocamış yüksek mahkeme heyeti üyelerinin arasında biraz tuhaf görünen, genç sarışın bir sulh mahkemesi hakimi” diye tanımladığı hakimin, “gleichschaltung-koordinasyon” adına artık kanunlara uymak zorunda olmadıkları, metne değil ruhuna dayanmadıklarında taşrada bir sulh mahkemesine gönderilme riskine karşı uyarısını, incelikle hazırlanan hukuki değerlendirmelerin ve sonunda yüksek mahkeme binasının terk edilmişlik duygusunu hatırlattı. Böylesi bir ruh halini kabul etmedikleri ve adalette ısrar ettikleri için teşekkür ediyorum hepsine.

İçinde bulunduğum, yalnız ben değil Türkiye’de yaşayan herkes için ilginç olduğunu düşündüğüm bu duruma gelince; Sokrates’in savunmasının başında söyledikleri ile başlayayım ben de sözlerime: “Beni suçlayanların üzerinizdeki etkisini bilemiyorum; fakat sözleri o kadar kandırıcıydı ki, ben kendi hesabıma onları dinlerken az daha kim olduğumu unutuyordum”.

Sokrates’in Savunması

Ben de bu suçlamaların üzerinizdeki etkisini bilemiyorum ama kim olduğumu neyse ki unutmadım. İnsanlık tarihinin biriktirdikleri ile Immanuel Kant’ın “Saf Aklın Eleştirisi”nde söylediği gibi aklıma, tüm görevlerin en zoru dese de, kendini bilme görevini yeniden tanımlıyorum.

Tüm temelsiz iddiaları reddedecek bir mahkeme kuruyorum zihnimde. Aklımı bir tahakküm aracı olarak kullanmayı değil, özgürlüklerin kaybedildiği, insan onurunun yok edildiği sınırsız iktidara, her türlü değere sahip olarak yok eden katıksız bir güç düzenine boyun eğmeden, tam da Sokrates’in benzetmesiyle “devletin başına musallat olan at sineği” olmaya çalışıyorum.

“Hak yolunda çalışan bir kimsenin devlet adamı değil, sadece yurttaş olarak kalması gerektiği” uyarısına katılıyor ve bu yaşıma kadar da elimden geldiğince bir yurttaş, bir hekim, bir adli tıp uzmanı, bir bilim insanı ve insan hakları savunucusu olarak ödevlerimi olabildiğince eksiksiz yerine getirdiğime, üzerinde düşünmeye değer bir hayatım olduğuna kanaat getiriyorum.

Önce hekimlikle, hekim kimliğimle başlamalı. Virchow’un tanımı benim için hep yol gösterici olmuştur: “Hekim zor durumda olanların avukatı (sesini duyuranı) olmalıdır”. Bu sözü burada saygıyla, sevgiyle andığım patoloji hocam Talia Bali Aykan’dan duyduğum günden beri de, belirtilen ilkeye hep sadık kaldım.

Bu toprakların en zor durumda hastalardan olanlarla Verem Savaş Dispanserinde başladığım hekimlik karşılaşmalarım, Talia hocamın yönlendirmesiyle adli tıp uzmanlık eğitimi ve Spinoza’nın dediği gibi “ıstırap görüldüğünde son bulur” anlayışıyla, kimliğinden bağımsız tüm insanlığın ıstırabını görünür kılma çabasıyla sürdü.

Dava: Sokrates’ten O. J. Simpson’a Yargılamanın Tarihi

Adli tıbbın özellikle 70’ler ve 80’lerde dünyanın pek çok ülkesinde ıstırabı yaratanın kimliğini gözeten, ıstırabı çekeni bu kimlik ışığında görmezden gelen yapısını değiştirmek üzere, eğitim içeriğimizi, bilimsel yaklaşımın o nesnel ve bağımsız niteliğini geliştirmek için mücadele etmek adına; bilimsel meslek örgütümüz olan Adli Tıp Uzmanları Derneği’nin kurucularından, bugün Türkiye’de hem ulusal hem de uluslararası saygınlığı olan indekslerde yer alan alanındaki tek bilimsel dergimiz Adli Tıp Bülteni’nin yayın hayatına başlamasının öncülerinden olma onurunu taşıyorum.

Kendim de öğrenerek yol aldığım bu süreçte, adli tıbbın özellikle bağımsız bir yapısı olmadığında devletlerin işlediği iddia edilen suçların görünmez kılınmasında bir araca dönüşebileceğini keşfetme olanağı buldum. İşte bu keşif, Sokrates’in at sineği olarak devleti rahatsız eden insan hakları mücadelemle buluşturdu adli tıp uzmanı kimliğimi. Yaptığım yüzlerce araştırma, yazdığım makaleler ve kitaplar, kitap bölümleri hep ıstırabın kimliğinden bağımsız görünür kılınmasına dair yöntemleri içeriyor. Danışmanlığını yaptığım son tez çalışması gözümüzle göremediğimiz bedensel yaralanmaları görünür kılmak üzere termal kameradan yararlandığımız bir araştırmaydı. Zarar verenin değil, görünür kılanın cezalandırıldığı koşullarda ortaya çıkan zorunlu emekliliğim nedeniyle resmi danışmanlık sıfatım sona erse de, başından sonuna heyecanla yer aldığım bu araştırmada görev üstlenen meslektaşlarıma da teşekkür borçluyum.

İnsan hakları mücadelesini adli tıp uzmanı kimliğimle harmanladığım çalışma yıllarımın başlarından itibaren görünür kılma çabamın cezalandırıldığı ya da cezalandırılmaya çalışıldığı olumsuz durumlar kadar, hatta daha fazla, bu emeğin değer gördüğü bir hayat yaşadım. Bu ilginç sürecin başından beri desteğini hissettiğim, bugün de sizlerin gördüğü tablo, bu değerin yansımasıdır.

BM İşkenceye Karşı Sözleşmenin hazırlanmasında emeği olan, bugün ne yazık ki aramızda bulunmayan ve Yunanistan için de bir kayıp olarak nitelenmesi gereken sevgili meslektaşım Maria Kalli’yi tanıma, dostu olma, ondan öğrenme olanağı verdi bu hayat bana. Veli Lök (Prof. Dr. Veli Lök, Uluslararası İşkence Kurbanları Rehabilitasyon Merkezi’nin ilk kez verdiği İşkenceyle Mücadele Ödülü’ne layık görüldü. Lök, işkence izlerinin yıllar sonra da tespitini sağlayan kemik sintigrafisi çalışmalarıyla uluslararası literatüre girdi.)  hocamı, Fikri Öztop hocamı tanıyıp öğrencileri olabildim.

PHR (Physicians for Human Rights- İnsan Hakları için Hekimler) ile Bosna’da toplu mezarlarda çalışıp ıstırabı görünür kılma çabasında Bob Kirsher’dan, insan hakları ihlallerinde hekim sorumluluğun önemini kavramamı, içselleştirmemi sağlayan Vincent İacapino’dan öğrendim, birlikte çalıştığımız, birbirimizden öğrendiğimiz yolların sonunda bugün bir BM kılavuzu olan “İşkencenin Etkili Soruşturması ve Belgelenmesi El Kitabı- İstanbul Protokolü” yazıldı. İlk baskısında yazarlarından biri olduğum bu kılavuzun 2022 güncellemesinde kurucular kuruluna layık görüldüğüm Türkiye İnsan Hakları Vakfı adına editörlerinden biri oldum.

Tüm dünyadaki işkence rehabilitasyon merkezlerinin bir araya geldiği IRCT (International Rehabilitation Council for Torture Victims- Uluslararası İşkence Rehabilitasyon Konseyi) içinde dünyanın dört bir köşesinde, hem İstanbul Protokolü eğitimlerinin düzenlenmesi, eğiticiliği, hem de işkence izlerinin görünür olması için, pek çok ülkeden meslektaşımla birlikte çalıştım,

IFEG (Independent Forensic Expert Group- Bağımsız Adli Uzmanlar Grubu) üyesi olarak belgeleme çalışmaları ve birçok ülkenin yüksek mahkemesi tarafından kararlarını yeniden değerlendirme aracı olarak kullanılan tutum belgelerinin hazırlanmasına katkı sundum.

İsrail’de gözaltında ölen bir gencin defin için hazırlanırken çekilen fotoğrafları ve otopsi raporunun karşılaştırması ile hazırladığım tıbbi değerlendirme, yüksek mahkemece dikkate alınıp, Adli Tıp Kurumu başkanının görevden el çektirilmesini sağladı.

Bahreyn’de bir gencin yeniden yaptığım “gayrı resmi” otopsisinde ve aldığım doku örneklerinin incelenmesinde, elektrik işkencesini görüp görünür kılıp, yargıda karşılık bulmasa da, ailesinin ıstırabını bir nebze olsun dindirebilecek öteki göz oldum.

İstanbul Protokolü: İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu

Yaşadığım topraklarda, kendi memleketimde ise ilk cezalandırma girişimini gene bir video ile yaşadım. Gözaltında fenalaşıp, hastaneye kolluk tarafından yolda bulunduğu iddiasıyla getirilen, ölümünün ardından bir veteriner patolog tarafından yapılan otopsisinde “darp cebir izi” görülmeyen gencin, defin için hazırlanırken ailesi tarafından çektirilen videosu yol gösterdi olmayan “darp cebir izi”ni görmemizde, ön tanıya ulaşmamızda. Hastane kayıtları ile işkenceyi tanımlayabildik, tanı koyabildik.

Beyanımın bundan sonrası bu ilginç duruma, adli tıp bildiğini söyleyen savcının iddialarına, o iddiaları benimseyen ve tutuklama kararını veren yargıca, kaçacağım şüphesiyle tutukluluğumun devamına karar verip dosyayı kabul eden sizlere söyleyeceğim sözdür. Yıllarımı verdiğim adli tıbba, hele ki toksik(zehirli) gazlar ve kimyasal silahlar konusunda pek çok ulusal ve uluslararası makale ve kitap yazmış bir bilim insanı olarak, adli tıbbı bildiğini iddia eden savcıdan, kabul edersiniz ki, epeyce fazla vakıf olduğum aşikarken, bilimsel bir tartışma yerine linç girişiminde bulunanlara, tıbbi değerlendirmeye katılmadığını ifade eden tıp dışı insanlara bir çift sözüm var.

O zaman önce bilim felsefesi, bilimsel bilginin oluşum süreci ile adli tıbba dair bazı konuları da açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Nesnel gerçeklerin bilimsel analizinde, bilimsel önermelerle başlayan süreç, bu önermeler bizden çıksa da bilimsel yöntemle yadsıma çabasıyla sürer. Ancak tüm yadsıma adımları sonuçsuz kaldığında, o önermemiz artık bir bilimsel hakikate dönüşür. Buna rağmen B. Russell’ın dediği gibi, “akılcılık, kesinliğin olanaklı olmadığı durumda, olasılığı en kuvvetli görüşe ağırlık verir. Yabana atılmayacak olasılıklar da kenarda durur, yeni kanıtlar bu olasılıkları güçlendirir”.

Burada B. Russell’in kesinliğin olanaklı olmadığı durumda, olasılığı en kuvvetli
görüşe ağırlık verme ifadesinin, yıllar sonra uluslararası kılavuzlarda yerini bulduğunu ve kanıt standartlarının dört temel tanımının ortaya çıktığını söylemek gerekir[1]

1. Makul şüphe: Sorgulanan olayla ilgili şüphe ortaya çıktığı, ancak başka sonuçların da mümkün olduğu durum (%40). Klasik ifade ediliş, “bu makul sonuç muhtemeldir”

2. Olasılıklar dengesi (yeterli delil):Bulguyu destekleyen deliller daha fazladır (%51). Klasik ifade: “Bu makul sonuçtur”

3. Açık ve ikna edici delil: Bulgu için somut destek, belirgin ölçüde delil bulguyu desteklerken sınırlı bilgi tersini önerir (%60). Klasik ifade: “Açıktır ki…”

4. Tartışmasız /kuvvetli delil: Sonuca vardıran veya yüksek düzeyde ikna edici delilin desteklediği bulgu (%80). Klasik ifade: “Tartışılmaz, inkar edilemez”

Burada gerçeğin araştırılması için yapılan çalışmalar tanımlanırken, bir insan hakkı ihlali ile ilgili iddialar olduğunda, sivil toplum örgütleri tarafından yürütülen çalışmalardan söz edilmelidir[2]. Bu çalışmalar uluslararası soruşturma komisyonları aracılığı ile yürütülüp raporlanabilir ancak bir mahkeme yerine geçmez. Hukuki değerlendirmenin bir parçası ve aracı olabilir [3].

İddialar ve bir kuşku ortaya çıktığında, bu tür iddiaların bağımsız ve nesnel ölçütlerle tartışılması, araştırılması toplumda adalet duygusunun sarsılmaması için bir zorunluluktur.

Çünkü başkasına zarar verme, incitme farkına varmasak da bizi, inciteni ve tanık olanları da incitir. Bilim birbirimize zarar verme olanaklarını da arttırır ve bu koşullarda toplumsal yaşamın sürmesini olanaklı kılanın, aklın eyleme egemen kılınması olduğunu söyler Russell, “Sorgulayan Denemeler”inde.

Ne yazık ki son dönemde Kant’ın savunduğu aklın yerine kendilerine yeni Kantçılar diyenlerin akıl dışılığa kayıtsız bir teslimiyetle karşı karşıya kaldığına ve hakikat ötesi çağın hakikat bükücülerinin de bilimsel paradigmada yer edindiğine tanıklık ediyoruz. Bu nedenle Hume’un bilimi reddeden felsefesine değil, kavramları sakatlanmamış bir hakikati kavrama niyetindeki siyaset felsefesine de ihtiyacımız var, bilimin o nesnel ve bağımsız olması gereken yaşamdan yana kurulacak karakterinde. “Her şey boyunduruk altında kaldıkça, her şey yok olup gitmiş demektir, baştakiler canlarının istediği gibi ortadan kaldırır onları” der Rousseau “Toplum Sözleşmesi” eserinde.

Burada Tacitus’u, Agricola’daki sözünü anmadan olmayacak “ub, slitüdinem faciunt, pacem appelant- ıssızlık yarattıkları yerde barış var diyorlar.” Özgürlükten vazgeçip konformizme savrulmanın yıkıma götürdüğünü söyler Rousseau. Nesnel, bağımsız ve yaşamdan yana bilimselliğin, özgürlüğünü feda edemeyeceği muhakkaktır. Bu özgürlüğe karşı kendisinden farklı düşünceleri cezalandırarak “gerçek” üreten faydacıların güvenle söyleyerek, bu üretileni hakikate yaklaştırma çabasını ve nihayetinde ortaya çıkan gerçeği kendisinin bildiğini sanmayı zülüm olarak tanımlıyor Russell.

O nedenle özgür aklın eyleme, bilime egemen olması, gerçeği kendisinin bildiğini sananların zulmünü de önleyecektir. Toplumsal yaşamın sürmesini olanaklı kılmak adına da bu bilimsel yaklaşımların kılavuzlarını oluşturmak, onları da ortak aklın bilimin kötüye kullanılmasının denetim mekanizmaları olarak değerlendirmek gerekir.

Memleketini, insanlarını seven hekimler olarak, uzmanlık alanımın da kattığı bilgilerle, devletin işleyişine koşulsuz bağlılık yemini edemeyeceğimi, bizlerin hekimler olarak bağıtımızın insanlık olduğunu bir kez daha anımsatmak boynumun borcudur. Locke’den Hobbes’a, Leviathan’a uzanan yolda, devlet adını verdiğimiz aygıt, elinde bulunduğu siyasi otoritenin emelleri doğrultusunda erki kötüye kullanabilir. İnsanlık tarihi bu kötüye kullanımlarla, ona karşı mücadelelerin tarihidir zaten.

O nedenle biz yurttaşlara düşen sorumluluk da, erkin kötüye kullanılmasını önleyecek tedbirleri almak, bunun için yan yana dayanışmayla durmak ve uygulamaları titizlikle denetlemektir.

Şirket hastaneleri ile sağlığa ayrılan sınırlı kaynağın 1/5’ini heba etmenin de, sağlığı bir tüketim nesnesine dönüştürme ısrarının da, mesleki bağımsızlığımızı ortadan kaldırma çabalarının da, koruyucu hekimliği, hekimliğimizi değersizleştirerek hastanede karşıladığımız küresel salgında meslektaşlarımızı yitirmemizin sebebi olmalarının da, daha ötesinde kışkırttıkları sağlık talebiyle şiddet nesnesine dönüştürülmemizin de karşısında durmak için bir araya geldiğimiz, adı altında mücadele ettiğimiz Tabip Odaları ve Türk Tabipleri Birliği işte bu denetimi yapacak emek ve meslek örgütlerinden sadece birisidir.

Bugüne dek bu ödevini layıkıyla yapmaya hep gayret etmiş, siyasi otoritenin aidiyeti değişse de, Nusret Fişek hocamızdan beri de bu denetimlerin hesabı sorulmuş, bedel ödetilmeye çalışılmıştır. Bugün de meslektaşlarımızın oylarıyla üstlendiğimiz görevimiz, bir adli tıp uzmanı hekim olarak paylaştığım tıbbi görüşüm ileri sürülerek benzer biçimde kriminalize edilmeye çalışılmaktadır.

Devlet adı verilen aygıt, elinde bulunduğu siyasi otoritenin kimliği doğrultusunda, tüm kurumlarıyla bir suç yapılanmasına dönüştürülebilir. Bu dönüşümün önündeki engel, yok etmeye çalıştıkları toplum olma becerisi, yurttaşların toplum olma ısrar ve sorumluluğu, bunun için ve denetlemek üzere kurdukları yapılanmalar, örgütlerdir. Bu aygıtların işleme konusunda ısrarcı oldukları, uluslararası bağıtlarla ve insanlığa, insanlık değerlerinin korunmasına ilişkin geliştirilmiş örgütlerle önleme çabalarına rağmen yetersiz kalınan, insanlığa dair suçlar ve insan hakları ihlalleri de bir hekimlik uygulaması olarak adli tıp uzmanlığının çalışma alanına girmektedir.

Leviathan, Thomas Hobbes

Çalışma alanımızın sınırlandırılması ve kriminalize edilmesi ise kabul edilemez.

Adli tıp uzmanlığı, hekimlik uygulamalarında çok yakından bilinmeyen, tıp fakültesi eğitimi sırasında da pek vakıf olamadığımız bir alandır. Oysa aciller başta olmak üzere hekimlik uygulamalarımızda oldukça sık adli olgularla karşılaşır ama pek fark etmeden etrafından dolaşırız.

Adli olgu deyince, bu devlet aygıtının Türkiye’deki adli tıp yapılanmasından beslenen bir algıyla kolluk, savcılık ve mahkeme ile ilişkili olmasını gerekli görürüz. İş kazaları kayıtlara girmez, meslek hastalıkları görülmez, aile içi şiddet merdivenlerden yuvarlanır, çocuk istismarları atlanır. Bazen de yaralanmalara dair “adli tıp” derslerinden kalanlar birbirine karışır, olmayan istismarlar aileleri dağıtır, ruhsal destekle güçlendirilmeden yapılan cevval bildirimlerle cinsel saldırılar toplumsal bir saldırıya dönüştürülür.

İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

Adli tıp uzmanlığı ve öğretim üyesi olarak üniversitede sürdürdüğüm çalışmalar, uluslararası görevlerdeki gözlemlerim 15 yıllık bir birikimin ardından Tıp Fakültesinde bir adli tıp polikliniği kurma ve resmi adli tıp işleyişinde gözden kaçan, görmezden gelinen veya o işleyişe erişemeyenlerin bireysel başvuru yapabileceği bir birim oluşturma düşüncesi, meslektaşlarımla uzun tartışmaların ardından 1999 yılında hayata geçti. Türkiye’nin ilk adli tıp polikliniği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı bünyesinde kurulmuş oldu. Bu öncü girişimin ne denli etkili olduğu, bugün Türkiye’nin pek çok yerleşik tıp fakültesinde ve ardından Sağlık Bakanlığı hastanelerinde de adli tıp polikliniklerinin peş peşe ortaya çıkmasından da anlaşılmaktadır. Yıllar içinde bu polikliniğin birçok başvurusu ile hazırlanan tıbbi değerlendirmeler hem ulusal yargı süreçlerinde, hem de AİHM kararlarında Abu Ghraib ve Guentanamo işkence iddialarının araştırılmasında katkı sunan belgeler olmuştur.

Adli tıp uzmanlığı birbiriyle uzlaşmaz tarafları olanların içinde, tüm taraflara eşit mesafede durarak, nesnel bilimsel ölçütlerle zararı saptama, ölçme değerlendirme ve hakikati ortaya koyma çabasının olduğu bir hekimlik uygulamasıdır. Bazen önce istismara uğrayan çocuğu, ardından da demans nedeniyle tüm inhibisyonları ortadan kalkmış istismarcısını ardı ardına muayene edersiniz. İki tarafında yaşadıklarını dikkate alan, nesnellikten ve bilimsellikten ödün vermeyen, insanla karşılaşmanın hekimlik değerlerinden süzülmüş tutumuyla davranırsınız.

Taraflar arasındaki güç dengesizliği ise adli tıp uygulamalarının en zorlu alanıdır. Devletlere uluslararası bağıtlarla tanımlanmış yükümlülüklere aykırı insanlığı karşı suçlar, insan hakları ihlallerine dair iddialarda, iddianın bir tarafı olan devlet, onun araçlarını elinde bulundurma yetkisi olan erk ise, çalışma koşullarının bağımsızlığını garanti edecek bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. İnsanlığa dair ilerlemeler daha önce de belirttiğim gibi bunu sağlayacak kurumlaşma önerileri ve çalışma ilkelerini içeren kılavuzların hazırlanmasını gerektirmiş, uzmanlık alanımızda yaptığım çalışmalar bana da, daha önce de belirttiğim gibi bu kılavuzlardan birinin yazarlarından olma olanağı vermiştir.

İstanbul Protokolü, bir yaşam biçimi olarak benimsediğim hekimliğimin, insanlık için sürdürdüğüm insan hakları mücadelemin bir armağanıdır. Bu kılavuzu hazırlarken esinlendiğimiz Minnesota Protokolü de iddianameye konu olan programda andığım kılavuzlardan diğeridir.

Hukuk Dışı, Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensipler

Adli tıp uzmanlığında, hakikat arayışımız sırasında her zaman zarar gören/gördüğü iddia edilenle doğrudan karşılaşma olanağımız olmayabilir.

Ortada bir suç iddiası varsa haliyle suçu ve delilleri gizleme çabası da olabilir ve primer/birincil delillere ulaşmak güçleşir, onları arama gerekliliğini desteklemek için sekonder/ikincil veya dolaylı deliller kullanılabilir. Özellikle insan haklarının korunması bağlamında devletlerin işlediği iddia edilen suçların devletlerden bağımsız araştırılabilmesi için ve bu araştırmaları yapanların dayanaksız biçimde suçlanmalarını önlemek amacıyla hazırlanmış pek çok kılavuzdan birisi de, OHCHR’ın bir BM belgesi olan “Commisions of Inquiry and Fact-Finding Missions on International Human Rights and Humanitarian Law: Guidance and Practice (Uluslararası İnsan Hakları ve İnsancıl Hukuk Gerçeği Araştırma ve Soruşturma Komisyonları Rehber ve Uygulama Kitabı)” isimli 2015 tarihli kılavuzu, ayrıca onun ışığında Leiden Üniversitesi’nden bilim insanlarının da katkılarıyla hazırlanmış bir rapor olan; “Report on Digitally Derived Evidence Used in UN Human Rights FactFinding Missions: Approaches and Standards of Proof (Dijital Olarak Elde Edilen Delillerin İnsan Hakları Araştırılmalarında Kullanılması Hakkında Rapor: Kanıt Standardı ve Yaklaşımları)”dır.

Primer (birincil) ve sekonder (ikincil) kaynaklar veya delillerin değerlendirilmesi, açık kaynakların tartışılması ve bu bağlamda fotoğraf, video vb dijital delillerin ele alınmasında gerçeği araştırma komisyonlarının yaptığı değerlendirmelerin yöntemleri belirtilmektedir. Leiden Üniversitesi’nin birçok gerçeği araştırma görevinde dijital delillerin değerlendirilmesini tartıştığı raporunda video ve fotoğrafların orijinalliği doğrulandığında primer bilgi kaynağı olarak kabul edildiği, kurbanlar veya tanıklardan doğrudan elde edilen bilgi ile eşdeğer olduğu belirtilmektedir. Komisyon raporlarının bir kısmında orijinalliğin komisyon tarafından belirlendiği ifade edilip açıklama yer almazken, örneğin 2019 Myanmar raporunda “örgütlerin ham veri ve notları, uzman görüşleri, başvuru ve açık kaynak materyalleri gibi sekonder (ikincil) bilgi ile kontrol edilmiş, dijital doğrulama için…uzman görüşü de alınmıştır” ayrıntılı açıklaması ile bir çok güvenilir bilginin de bir araya getirildiği tanımlanmıştır[4] Bu raporun dayandığı BM Kılavuzu da komisyonların yararlanacağı kaynakları tanımlayarak[5], bilgi kaynaklarını primer ve sekonder olarak sıralamakta [6], c bendinde de video materyal ve fotoğrafları ayrıntılı olarak aktarmakta, görüleceği üzere bu bendi d bendindeki resmi belgelerden ayrı ele almaktadır.

Günümüzde mobil telefonlar yüksek nitelikli fotoğraf ve görüntü elde edilebilmesi özelliği ile ve you tube benzeri kamuya açık alanlar veya facebook gibi sosyal iletişim mecralarına yüklenerek soruşturmacılar için, özellikle de olay yerine ulaşılamadığı koşullarda önemli bilgi kaynağı olabilmektedir. Bu tür kaynaklar propaganda materyali olarak da kullanılabildiğinden bu materyalin orijinalliği, kullanım değeri, üzerinde değişiklik yapılıp yapılmadığı, olayın gerçekleşip gerçekleşmediği, görüntülerdeki kişilerin bu eylemlerde yer alıp almadığı bağımsız kaynakların bir araya getirilmesi ile değerlendirilmeli, özellikle görüntüleri sağlayan tanıkların beyanları da değerli bir bilgi olarak kullanılmalıdır [7].

Propaganda iddiasıyla suçlandığım yayına ve konuşma içeriğine gelince; sorularla birlikte 7 dakikalık konuşma bir komisyon faaliyeti değil, ancak bu tür komisyonlara sekonder (ikincil) bilgi kaynağı olarak sunulan türde bir videonun insan hakları ihlalleri üzerine uzmanlaşmış bir adli tıp uzmanı olarak tarafımdan yapılan adli tıbbi değerlendirmesi. Ayırıcı tanı basamaklarını o kısa yayında aktaramayacağım için, bu değerlendirme sonucu ulaştığım ve kısaca ifade ettiğim bir ön tanıdan söz ediyoruz.

Burada size ayırıcı tanı basamaklarını da aktarmak isterim. Videoda karanlık bir ortamda bulunan kişilerden bazılarında kimi belirtiler gözleniyor. Aynı ortamda o belirti gösterenlere yardım eden ama etkilenmemiş görünenler var. Bu etkisini zamanla yitiren bir uçucu madde-gaz formu düşündürüyor. Bunu destekleyen ve toksik bir gaz formu düşündüren ikinci veri, etkilenenlerden birinin ağzında kanlı köpüklü bir sızıntı olmasıdır. Bu da kanlı köpük dolayısıyla akciğer etkilenmesini, solunum yoluyla alınmış toksik bir gazı destekliyor. Ayrıca bu kişide istemsiz kasılma benzeri hareketler sinir sistemi tutulumunu düşündürüyor. Etkilenen diğer kişide de öforiyi işaret eden belirtiler gözleniyor. Aynı ortamda bulunanlarda, farklı etkilenmeler o ortamda kalma, maruziyet süresi ve yoğunluğu ile ilişkili olabilir. Özellikle uçucu ve havayla yer değiştirme özelliği olan toksik gazların bazılarında ortaya çıkabilen bu tür belirtiler zarara yol açan bir etken varlığı için tıbbi olarak olasılıklar dengesi oluşturduğunda (%51- yeterli delil) bu makul sonuç ışığında yapılması gereken de; o etkenin türü, oraya hangi yolla ulaştığı ve ulaştıran sorumluların saptanması için etkili bir soruşturma ve tıbbi belgelemedir.

Savcının eşanlamlı iki sözcüğü peş peşe kullanıp “teşhis/tanı koyduktan sonra ileri tetkik” isteyemeyeceğim sonucuna varmış olması da bu bilgi eksikliğinin bir tezahürüdür. Videodaki belirtiler üzerine yaptığım “belli ki bir toksik/zehirli gaz kullanılmış durumda” makul sonucuna ulaştığım tıbbi değerlendirme, bir “ön tanı”dır. Çünkü olay yerinde yapılacak inceleme, alınacak örneklerden yapılacak laboratuvar tetkikleri ve cenazelerin Minnesota Protokolü ışığında gerçekleştirilecek otopsileri ile etkili bir belgeleme ve olay yerinin iddia edilen olayla ilişkisi, bir kimyasal etken saptandığı koşulda bunun yasak silah olup olmadığı saptanabilir, dolayısıyla etkili bir soruşturma kılavuzlarda da belirtildiği şekilde bağımsız uzmanlar tarafından araştırılmadan, “tanı” bileşenleri olarak bu zararlı (sağlık üzerinde olumsuz etkileri görülen) etkenin türü, hangi yolla kim veya kimler tarafından bu olay yerine ulaştığı yani sorumluların saptanması olanaklı değildir. O nedenle yayında belirttiğim tıbbi görüş bir ön tanıdır. Tanıya erişebilmek için de etkili ve bağımsız bir soruşturma ve belgeleme gerekmektedir.

Hepimizin hekimlik uygulamalarında ön tanı, hatta tanı sürecinde bize dayatılan o birkaç dakikalık yakınma dinleme, gözlem ve başarabilirsek muayene sürelerine mesleki birikim ve deneyimimizi edindiğimiz yılları da kattığını, sizler de benim kadar bilirsiniz. O bir iki dakikalık video izleme süresinin ardında da, programda birkaç cümleye sığdırmaya çalıştığım 35 yılı aşkın deneyim ve 45 yılı bulan hekimlik bilgi birikimim var.

Yayında da ifade ettiğim, ekte sunduğumuz OHCHR Kılavuzunun Ek 1’inde anılan diğer kılavuzlar da, bu değerlendirmeler için kullanılan kılavuzlar arasındadır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği(OHCHR)

Bu birikimden heybemde kalan bir örneği de burada paylaşmak yerinde olacaktır. Arap baharının yaşandığı ülkelerden birinde kolluk görevlilerinin yoğun göz yaşartıcı gaz kullanımı ve bir gaz kanisterinin göğsüne isabeti ile aracı içinde öldüğü iddia edilen bir kişi hakkında, ülkenin insan hakları savunucuları aracın ve ölen kişinin fotoğraflarını ileterek göğüsteki yaralanmanın gaz kanisteri isabeti ile olup olmayacağını sormuştu. Araç özellikleri de dahil geçmiş bilgiler ve araç içinde bulunan hava yastığı ortasında yerinden ayrılmaması beklenen metal aksamın araç içindeki fotoğrafı ve şekli ile göğüsteki yaralanmanın uyumlu olduğunu ve bu ölümcül yaralanmanın metal aksamın çarpması ile meydana gelmiş olabileceğini belirtmiştim. Bu bir ön tanı idi, tanı için ayrıntılı inceleme gerekeceğini de ifade etmiştim. Kimse çelişkili bulmamıştı.

Adli tıp uygulamalarında elimizdeki veriler yetersiz olduğunda da, ön değerlendirme raporları hazırlayabiliriz. Siz hukukçuların anlayacağı dilde söyleyecek olursak “geçici rapor” dediğiniz türde raporlar, ek verilerle desteklendiğinde bütünlüklü bir tıbbi değerlendirmeye hazırlık olur. Gene sizin dilinizde yer alan “kati rapor”, bazı meslektaşlarımın da yetersiz adli tıp bilgisi nedeniyle yanlış olarak kullandığı bir terimdir. Bir adli rapor geçici de, kati de olmaz. Ön değerlendirme raporu, sonraki adli tıbbi değerlendirmelere katkı sunar, yeni incelemeler ve verilerle zenginleşerek bütünlüklü, bazı durumlarda seyri değişebilen bir adli tıp değerlendirmesine dönüşebilir. Alanımızın önemli isimlerinden Bernard Knight’in ifadesiyle “adli tıpta ne asla, ne daima” vardır.

O nedenle savcının “hem teşhis ve tanı koyduğum hem de yerinde inceleme yani ileri tetkik önerdiğim dolayısıyla çelişki bulunduğu” tanımlaması adli tıp yönünden bilim dışı bir yaklaşımdır.

Yayın organının niteliği üzerinden bilimsel bir değerlendirmenin suç olarak tanımlanması ise insan hakları savunucusu kimliğimle örtüşmemektedir.

Bir insan hakları savunucusu olarak Arendt’in çok yerinde bir biçimde ifade ettiği “haklara sahip olma hakkı” temel ilkesiyle, yayın organlarının “kim, ne” olarak tanımlandığından bağımsız, ifade özgürlüğü ve toplumun haber alma hakkını gözetme sorumluluğum bulunmaktadır. Bu nedenle de kimin aradığıyla, yayının politik çizgisiyle ve hangi yayına bağlandığımla ilgilenmiyorum. Günümüzün en önemli bulduğum filozoflarından Etienne Balibar’ın adımı, beni insan kılan Kant ve Arendt ile birlikte anarak onurlandırdığı destek metninde ifade ettiği üzere; “Aydınlar ve uzmanlar seslerini yükselterek, suçları duyurarak hukuku ve insan haklarını ihlal eden uygulamaları eleştirerek devleti zayıflatmıyor, meşru otoritesini ortadan kaldırmıyor, aksine hayati öneme sahip olan yurttaşlık görevini yerine getiriyorlar” yaklaşımı, Rousseau’nun da toplum sözleşmesinde belirttiği gibi asıl yasalara uyulmamasının devletin meşruiyetini zedelediği ve “eriyip gitmesine” yol açacağı düşünüldüğünde; bir hekim, adli tıp uzmanı, bilim insanı ve insan hakları savunucu olarak bilimsel özgürlük ve ifade özgürlüğü hakkını kullandığım görülebilir ve hak kullanımı suç olarak tanımlanamaz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi

Burada kısa da olsa sevgili Nilgün Toker’in, insan hakları alanında çalışan bir siyaset felsefecisinin aklına da başvurmak isterim. Yurttaş sorumluluğu ve bilim insanı sorumluluğunun birbiriyle ilişkili ancak bilim insanı sorumluluğunun yurttaş sorumluluğunun ötesine uzanan, daha geniş bir alanı kapsayan sorumluluğu.

Bizler bilim insanları olarak önce bilimsel bir kamunun parçası olduğumuz için, yurttaşlık tanımının içerdiği ifade özgürlüğü ile sınırlandırılamayacak biçimde bilimsel kanaatimiz, bilimsel ölçütlerle, bilimsel kamuoyunca tartışılır.

Bilim insanının yurttaşlık alanına, kamuya konuşması ise farklı bir sorumluluktur.

Bilgiden kaynaklı sorumluluğumuz aynı zamanda yurttaş olmaktan kaynaklı sorumluluğumuzla birleştiğinde önemli bir niteliğin taşıyıcısı olacağımız da muhakkaktır. Görme, anlama, bilme kapasitesi bilimsel etkinlik aracılığıyla genişlemiş olan bilim insanı bu kapasiteleri aracılığıyla yurttaşlık alanına, kamuya uyarma, gösterme sorumluluğu da taşımaktadır. Sevgili Nilgün Toker’in tanımlamasıyla bir kamusal entelektüel olarak soru sorma, kamuya hakikat talebi bildirme, dolayısıyla “araştırılsın” dememin anlamı da bu sorumluluğa dayanmaktadır.

Bu beyanı bitirmeden önce altını önemle çizmek istediğim bir konuda Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Başkanlığı üzerinden, diğer kimliklerimden arındırılma girişimidir. Elbette TTB Merkez Konseyine seçilenler olarak hekimlere ve halk sağlığını korumak adına topluma karşı sorumluluklarımız var. Ancak bu seçim ve üstlendiğimiz sorumluluk bizleri diğer görev ve sorumluluklarımızdan azade kılmıyor. Kimliklerimizi ortadan kaldırmıyor. Örneğin 2. Başkanımız Ali İhsan Ökten hala yetkin bir beyin cerrahı olarak ameliyatlarına devam ediyor, iyi bir fotoğrafçı olarak görsel şölenleriyle de insanları zenginleştiriyor. Onu bu kimliklerden soymak, ayırmak mümkün olmadığı gibi, beni de yalnız bu ülkenin değil dünyanın kabul ettiği adli tıp uzmanı kimliğimden arındırmak, özellikle de insan hakları ihlali iddiaları ortaya çıktığında ilk danışılacak adli tıp uzmanlarının başında geldiğimi yok saymak mümkün değil.

Merkez Konsey üyeleri olarak birbirimizden bağımsız bu kimliklerimiz, bizleri ve çalışmalarımızı beslese de, Merkez Konsey kimliklerimizden ayrı bir varoluşa işaret eder. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Başkanlığı kimliğini, tek kimlikmiş gibi sunmak, diğer kimliklerimi susturmak, varoluşumu sınırlamak anlamına gelecektir.

Brecht’i anmadan olmaz bu beyanda. Hele ki söz konusu olan “suç” ise: “Nasıl bir zamanda yaşıyoruz ki, suskunlukla geçiştirilen pek çok suçu içinde barındırdığı için ağaçlardan söz etmek neredeyse suç sayılıyor”

Hekimlik insana dair, insanı tüm zararlı etkenlerden koruma ve bu etkilerden arındırma çabası olarak insanlığa karşı suçların karşısında durmaktan, insanlık onuruna yönelik ihlallerle örselenmekten korumaya, zehir akıtan fabrikaları durdurmaktan, zeytinimize, arımıza, börtü böceğimize sahip çıkmaya, savaşların iklim değişikliğine etkisini bugünlerde sıkça gördüğümüz, duyduğumuz ve basit yöntemlerle önlenebilecek kolera salgınlarıyla karşımıza diken her türden halk sağlığına zararlı duruma karşı duruşa, bu yaşam biçimine verilen addır.

Bu yaşam biçimini, duruşumuzu suça dönüştürme çabaları ise beyhudedir. Nazım Hikmet’in dediği gibi “Yaşamak ciddi bir iştir”.

R. Şebnem Korur Fincancı
[1] Geneva Academy Standards of Proof in International Humanitarian and Human Rights FactFinding and Inquiry Missions- Geneva Akademi Uluslararası İnsancıl ve İnsan Hakları Araştırma ve Soruşturmaları Görevinde Kanıt Standartları, s 48-49
[2] Geneva Academy Standards of Proof in International Humanitarian and Human Rights FactFinding and Inquiry Missions- Geneva Akademi Uluslararası İnsancıl ve İnsan Hakları Araştırma ve Soruşturmaları Görevinde Kanıt Standartları, s 11
[3] Geneva Academy Standards of Proof in International Humanitarian and Human Rights FactFinding and Inquiry Missions- Geneva Akademi Uluslararası İnsancıl ve İnsan Hakları Araştırma ve Soruşturmaları Görevinde Kanıt Standartları, s 12-13
[4] Report on Digitally Derived Evidence Used in UN Human Rights Fact-Finding Missions. Approaches and Standards of Proof- Dijital Olarak Elde Edilen Delillerin İnsan Hakları Araştırılmalarında Kullanılması Hakkında Rapor: Kanıt Standardı ve Yaklaşımları, s 10-12
[5] Report on Digitally Derived Evidence Used in UN Human Rights Fact-Finding Missions. Approaches and Standards of Proof- Dijital Olarak Elde Edilen Delillerin İnsan Hakları Araştırılmalarında Kullanılması Hakkında Rapor: Kanıt Standardı ve Yaklaşımları, s 37
[6] Report on Digitally Derived Evidence Used in UN Human Rights Fact-Finding Missions. Approaches and Standards of Proof- Dijital Olarak Elde Edilen Delillerin İnsan Hakları Araştırılmalarında Kullanılması Hakkında Rapor: Kanıt Standardı ve Yaklaşımları, s 42-2. madde ilk paragraf
[7] Commisions of Inquiry and Fact-Finding Missions on International Human Rights and Humanitarian Law: Guidance and Practice -Uluslararası İnsan Hakları ve İnsancıl Hukuk Gerçeği Araştırma ve Soruşturma Komisyonları Rehber ve Uygulama Kitabı, s 44-45

Tütün Mücadelesi Şartı – 1988

0

Tütün Mücadelesi Şartı, 7-11 Kasım 1988 tarihlerinde, İspanya’nın başkenti Madrid’de, Dünya Sağlık Örgütü tarafından düzenlenen Türün Politikası Konusunda Avrupa Konferansında kabul edilmiştir.

Konferans, sigara içmenin 50 ayrı hastalığa neden olduğunu tespit etmiş, sigara içmeyenlerin başkalarından kaynaklı dumanı soludukları için kalp krizleri ve çeşitli kanser hastalıklarına yakalandığı konusunda bilimsel görüşler ortaya konulmuştur. Sigaranın kapalı ortamlarda yasaklandığı ülkelerde ilk altı ayda kalp krizlerinin azaldığının tespit yapılmıştır.

Tütün Mücadelesi Şartı – 1988

  • Tütün dumanı içermeyen temiz hava,sağlıklı ve kirlenmemiş bir havaya sahip olma hakkının en önemli öğesidir.
  • Her  çocuk ve genç,her türlü tütün tanıtımından korunma hakkına ve herhangi bir tütün ürünü kullanımına başlamaları için yapılan özendirmelere karşı koymak için gerekli bütün eğitim ve yardımları alma hakkına sahiptir.
  • Bütün vatandaşlar kapalı kamu alanlarında ve toplu taşıma araçlarında dumansız bir have soluma hakkına sahiptirler.
  • Her çalışan işyerinde tütün dumanı ile kirlenmemiş bir hava soluma hakkına sahiptir.
  • Her içici alışkanlığının üstesinden gelebilmek için teşvik edilme ve yardım alma hakkına sahiptir.
  • Her vatandaş tütün kullanımının sonucunda ortaya çıkan çeşitli sağlık risklerine karşı bilgilendirilme hakkına sahiptir.
DUMANSIZ AVRUPA İÇİN 10 STRATEJİ  
  1. İnsanların dumansız bir yaşam seçme hakkının anlaşılması ve sağlanması
  2. Ortak kullanıma açık alanlarda dumansız bir ortam sağlanmasının yasalaştırılması
  3. Tütün ürünleri reklamlarının ve tanıtımlarının ve tütün endüstrisi tarafından sağlanan sponsorların yasalarla engellenmesi
  4. Toplumun her üyesinin tütün kullanımının zararları ve pandeminin boyutu ile ilgili bilgilendirilmesi
  5. Tütün kullanımını bırakmak isteyenler için geniş yardım olanaklarının sağlanması
  6. Tütün vergilerinden elde edilen gelirin en az yüzde biririnin tütün kontrolü ve sağlığın iyileştirilmesi için yapılan etkinliklerin finansmanı için kullanılmasının yükümlülük haline getirilmesi
  7. Sürekli ve giderek artan bir şekilde caydırıcı finansal yaptırımlar uygulanması
  8. Nikotinin dağıtımı/yaygınlaştırılması için uygulanabilecek yeni metodların yasaklanması ve tütün endüstrisinin gelecekteki yeni pazarlama stratejilerinin önüne geçilmesi
  9. Pandeminin etkilerinin gözlemlenmesi ve alınan karşı tedbirlerin etkinliğinin değerlendirilmesi
  10. İyi sağlık koşullarının oluşması için çalışan toplumun bütün birimleri arasında birleşmesinin sağlanması

Atatürk Soyadının Verilmesi

0

Atatürk Soyadı; 24 Kasım 1934 tarihinde Mustafa Kemal’e 2587 Sayılı Kanun ile verilmiş, Atatürk Soyadının verilmesine ilişkin 2587 Sayılı KEMAL ÖZ ADLI CÜMHUR REİSİMİZE VERİLEN SOY ADI HAKKINDA KANUN 27 Kasım 1934 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

KEMAL ÖZ ADLI CÜMHUR REİSİMİZE VERİLEN SOY ADI HAKKINDA KANUN

Kanun Numarası : 2587
Kabul Tarihi : 24/11/1934
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 27/11/1934, Sayı : 2865
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3, Cilt : 16, Sayfa : 4
Madde 1 – KEMAL öz adlı Cumhur Reisimize ATATÜRK soy adı verilmiştir.
Madde 2 – Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 3 – Bu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.

Soyadı Kanunu, 21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilerek 2 Temmuz 1934 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır. Soyadı Kanunu Cumhuriyet Devrimlerinin önemli bir parçasıdır. Çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de soyadı taşıması zorunlu kılınmıştır. Kanuna göre soyadları Türkçe olacak, rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılmayacaktır.

Soyadı Kanununun kabulünden ve Mustafa Kemal’e verilen Atatürk Soyadının verilmesinden önce yapılan çalışmalarda 14 farklı soyadının teklif edilmiş, bu soyadları üzerinde düşünüldükten sonra Atatürk soyadında karar kılınmıştır. Atatürk soyadı yanında,; etel, etil, etealp, arız, ulaş, yazır, emen, çogaş, salış, begit, ergin, tokuş ve beşe gibi soyadları üzerinde de tartışmalar yapılmıştır.

İsmet İnönü ve 22 arkadaşının 24 Kasım 1934 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiği kanun teklifi sonucunda 2865 sayılı Resmî Gazete’de 2587 numaralı kanunla Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya ‘Atatürk’ soyadı verilmiştir. Bu kanunun kabulünden kısa bir süre sonra 17 Aralık 1934 tarihinde 2622 Sayılı Kanun kabul edilmiş ve Atatürk soyadının hiçbir şekilde başkaları tarafından kullanılamayacağı karar altına alınmıştır.

24/11/1934 TARĠH VE 2587 SAYILI KANUNLA KEMAL ÖZ ADLI TÜRKĠYE CÜMHUR REİSİNE VERİLEN “ATATÜRK” ADININ VEYA BUNUN BAŞINA VE SONUNA SÖZ KONARAK YAPILAN ADLARIN HİÇBİR KİMSE TARAFINDAN ALINAMAYACAĞINI BUYURAN KANUN

Kanun Numarası : 2622
Kabul Tarihi : 17/12/1934
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 24/12/1934, Sayı : 2888
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3, Cilt : 16, Sayfa : 24
Madde 1 – Kemal Öz adlı Türkiye CUmhur Reisine 24/11/1934 tarih ve 2587 sayılı kanunla verilmiş olan ATATÜRK soy adı yalnız tek şahsına mahsustur, hiç kimse tarafından öz ve soy adı olarak alınamaz kullanılamaz ve kimse tarafından hiç bir suretle bir kimseye verilemez.
Madde 2 – “ATATÜRK” adının başına ve sonuna başka söz konarak öz ve soy adı alınamaz ve kullanılamaz.
Madde 3 – Bu kanun hükmü 24/11/1934 tarihinden başlar.
Madde 4 – Bu Kanunun hükmünü yerine getirmeğe Dahiliye Vekili memurdur.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Yargıcın Davranış İlkeleri

0
Yargıcın Davranış İlkeleri / Dr. Enver Kumbasar

Yargıcın Davranış İlkeleri / Dr.Enver Kumbasar, Yargıç     

Kavram ve Tanım

Kökenini eski Yunanca “ethos” sözcüğünde bulan “etik”, dilimize Fransızcadan (ethique) geçmiş olup, Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan Türkçe Sözlükte “ahlaki”, “ahlakla ilgili” olarak tanımlanmıştır. Aynı sözlükte “ahlak”, “Bir toplum içinde kişilerin benimsedikleri, uymak zorunda bulundukları davranış biçimleri ve kuralları” olarak açıklanmıştır. Etik, ahlakın tam özdeşi değildir. Etik, daha çok davranışla, kişilerin davranışsal görüntüsüyle ilgilidir. Davranışlar, uyulması gereken üstün değere dönüştüklerinde “ilke” olarak adlandırılır. İlkeler sosyal ya da mesleki bir gruba ait ise, o grubun etik ilkeleri olarak kabul edilir.

Enver Kumbasar

Yargı, dar anlamda “hüküm”, “karar” demektir. Geniş anlamda ise devletin üç temel işlevinden birini ifade eder; yasama, yürütme, yargı. Bu anlamıyla yargı, hukukla buluşur. Böylece yargı, hukukun adalet ve düzen işlevini yerine getiren sisteme dönüşür. Çağdaş devletlerde bu sistem “hukukun üstünlüğü” ile “yargı bağımsızlığı” ilkelerine göre işler. Yargı sisteminde bu ilkeleri hayata geçirecek özne, karar (hüküm) vermekle görevli ve yetkili olan yargıçlardır. Bu sistemde yargıçların bağlı olduğu bazı davranış kuralları oluşturulmuştur. Bunlar genel olarak “yargı etiği ilkeleri” olarak anılır.

Yargı etiği ilkeleri, aslında yargıçların bağlı oldukları, dolayısıyla uymaları gereken davranış ilkeleridir. O nedenle bu ilkeler bütününe  “yargıcın davranış ilkeleri” de denilmektedir.

Avukatlıkta Meslek Etiği

Konunun Sınırları

Yargının tek öznesi yargıçlar değildir. İddia ve savunma makamında yer alan savcılar ve avukatlar da bu yapının birer parçası, asli unsurlarıdır. Yargıda etik ilkeler, bu özneler bakımından da değer ifade eder. Öyle ki avukatlar için “avukatlık etiği” olarak tanımlanabilecek “avukatlık meslek kuralları” mevcuttur. Aynı durum savcılar için de geçerlidir.

Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi

Savcılar için ulusal ve uluslararası belgelere geçmiş yargı etiği kuralları kabul edilmiştir. “Yargı etiği” olarak tanımlanan ilkeler bir bütün olarak yargının bu üç öznesini içermekle birlikte, biz burada karar vermekle yetkili yargıçlar ile sınırlı bir alanda kalarak değerlendirme yapacağız.

Yargı/Yargıç Etiği İlkeleri

Yargıçların görevi, hukuku uygulayarak adaleti sağlamaktır. (Doç. Dr. Sibel İNCEOĞLU, Adil Yargılanma Hakkı ve Yargı Etiği, Bilgi Üniversitesi, Ankara 2007, s.125).

Adaleti sağlamak aynı zamanda toplumsal düzenin barış ve güvenlik içinde sürdürülmesini olanaklı kılar. Ancak bunun için evrensel ilkelere uygun bir hukuk düzeninin kurulması, yargı bağımsızlığı ve yargıçların (mahkemelerin) tarafsızlığının sağlanması ön koşuldur. Toplumsal düzen ve adaletin sağlanması, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ancak bu koşullar gerçekleştiğinde olanaklı olabilir.

Çağdaş demokratik hukuk devletlerinde temel hak ve özgürlüklerin korunması, adaletin gerçekleşmesi, barış ve güvenlik içinde bir toplumsal düzenin korunup sürdürülmesi için gerekli olan, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerinin hayata geçirilmesidir. Bunun için güven veren yargı kurumları ve bu ilkeleri içselleştirmiş yargıçların varlığı gerekir. Bu amaçla yargıçların uymaları gerekli (mesleki) davranış ilkeleri geliştirilmiştir. Bu ilkeler binlerce yıldır süre gelen yargı pratiklerinden damıtılarak ortaya çıkmış ve evrensel nitelik kazanmışlardır. Yargı etiği ilkeleri ya da yargıcın davranış ilkeleri olarak nitelediğimiz bu ilkelerin, yargıçlar tarafından içselleştirilmeleri amacıyla, ülkelerce uyulması gerekli hukuk kurallarına dönüştürülmüşlerdir. İlkelere uyulmaması çok yerde yaptırıma bağlanmıştır.

Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri

Osmanlı Hukukunda

Yargıçların davranış ilkeleri olarak nitelendirilebilecek ilk örneklere Osmanlı hukukunda temel kanun olarak nitelenen Mecelle’de rastlıyoruz. Sözü geçen Kanunun 1792. maddesine göre bir yargıcın nitelikleri bilgin, zeki, doğru, güvenilir, vakar sahibi ve sağlam olarak belirtilmiştir. Bu ilkeler bir yargıcın sahip olması gereken ve davranışlarına yön veren özellikler olarak gözükmektedir. Bu niteliklerin elbette bugün de geçerliliğini koruduğunu söylemek yanlış olmaz.

Uluslararası/Ulusal Hukukta

Çağımızda demokratik hukuk devletlerinin gelişimi, bağımsız ve tarafsız yargının bireyler, toplumlar ve ülkeler için önemi arttıkça, ülkeler ve uluslar arası örgütler yargı etiği ilkelerinin bağlayıcı bir yapıya kavuşturulmaları için önemli çabalar göstermişlerdir. Bu amaçla Birleşmiş Milletler öncülüğünde yapılan çalışmalar sonuç vermiş, bugün çok sayıda demokratik hukuk devleti tarafından onaylanan  “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri-2003” kabul edilmiştir. Öte yandan Avrupa Konseyi tarafından yürütülen çalışmalar sonunda benzer ilkeler kabul edilmiştir. Bangalor Yargı Etiği İlkeleri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 27.06.2006 tarih ve 353 sayılı kararı ile benimsenerek bütün yargıçlara duyurulmuştur. Hakimler ve Savcılar Kurulu 06.03.2019 tarihli Genel Kurul kararıyla “Türk Yargı Etiği Bildirgesi” adı altında yargıda davranış ilkeleri kabul etmiş,  uyulması için tüm yargıç ve savcılara tebliğ edilmiştir.

Biz burada evrensel nitelikteki Bangalor Yargı Etiği İlkeleri’ni esas alarak bir değerlendirme yapmak istiyoruz. Bangalor Yargısal Davranış İlkeleri, yargıda korunması gereken temel değerleri bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, mesleğe yaraşırlık, eşitlik, ehliyet ve özen olarak altı başlık altında toplamıştır (İNCEOĞLU s.129). Hemen belirtelim ki eşitlik, bağımsızlık ve tarafsızlık birer anayasal ilke olarak halen yürürlükte olan Anayasada yer almaktadır (Anayasa m. 10, 138).

Bangalor yargı etiği ilkelerinin, metinde yazıldıkları gibi soyut birer kavram olarak kaldıklarında bir anlam ifade etmeyecekleri açıktır. Bu ilkeler bir yargıcın yalnızca iç dünyasındaki duyguları ifade edemez. Bu ilkeler yargı pratiği içerisinde yargıcın göstermek zorunda olduğu dışa dönük davranışlarıdır. İlkelerin sadece içselleştirilmesi değil, aynı zamanda davranışa da dönüştürülmesi zorunludur. Aksi halde ilkelere uyumlu davranıştan (uygulamadan) söz edemeyiz.

Etik İlkeler Eğitimi

Yargıda etik ilkelerin yaşama geçirilmesinin ön koşulu yargıçların bu ilkeleri içselleştirmesidir. Bunun öncelikle eğitimle olacağı tartışmasızdır. Bu amaçla hukuk fakültelerinde “Yargı Etiği İlkeleri” dersi, hiç değilse seçimlik ders olarak okutulması gerekir. Böylece ilerde yargıç olacak hukuk öğrencilerinin bu konuda temel bilgileri edinmiş olmaları sağlanır. Günümüzde hukuk fakültelerinde usul derslerinde ve veriliyorsa adalet psikolojisi derslerinde yargıda etik ilkelere sınırlı ölçüde değinilmektedir.

Eğitimde ikinci aşama yargıç adaylarının adaylık dönemlerinde Adalet Akademisi‘nde verilen derslerdir. Burada yargı etiği ve disiplin hukuku dersleri görülmekle birlikte, bunların ne kadar etkili olduğu tartışmalıdır. Çünkü mevcut yargı yönetimi düzeninde (Hakimler Savcılar Kurulu’nun yapısı) yargıç adayları, yargıda etik ilkeleri içselleştirmekten uzak, adeta bürokratik hiyerarşik yapının bir parçası gibi yetiştirilmektedir. Eğitimini tamamlamış yargıç ve savcı adaylarının kura çekim törenlerinin yürütme organını temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamında (Beştepe) yapılması bunun en açık kanıtıdır.

Yargıçların görevdeyken tabi tutuldukları meslek içi eğitimlerde zaman zaman yargı etiği konularının işlendiği görülmektedir. Bunların yeterli olmadığı açıktır. Her düzeyde eğitim zorunluluktur.

Türkiye Adalet Akademisi

Disiplin Süreçleri

Yargı etiği ilkelerinin yaşama geçirilmesi için disiplin süreci bir yöntem olarak kullanılmaktadır. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nu 62-82 maddeleri disiplin işlemlerini düzenlemektedir. Burada disiplin cezasını gerektiren birçok fiil (davranış), tarafsızlık, dürüstlük, mesleğe yaraşırlık, ehliyet ve özen gibi yargıda etik ilkeler kapsamına girmekte ve bu fiilleri işleyenler hakkında disiplin soruşturmaları yapılmakta, disiplin cezası verilmektedir.

Yargıya Güven

Yargı etiği ilkelerinin yaşama geçirilebilmesi için eğitim ve disiplin iki önemli unsur olarak öne çıkmakla birlikte, bunların yetersiz olduğu yargı pratiğiyle ortaya çıkmıştır. Ülkemizde yargıya olan güven en alt seviyelere inmiştir. Bu aynı zamanda yargıca olan güvenin zayıfladığını da göstermektedir. Yargı mensuplarıyla ilgili görsel ve yazılı medyada çıkan olumsuz haberler bunun en açık kanıtıdır. Özellikle son dönemlerde uygulanan sağlıksız mülakat yöntemiyle, tarafsızlık, dürüstlük, mesleğe yaraşırlık, ehliyet gibi yargı etiği ilkeleri göz ardı edilerek mesleğe kabuller yapıldığı görülmüştür.  Bu durum kabul edilebilir ve sürdürülebilir değildir.

Etik ilkeler: Yargı Bağımsızlığı

Yargı bağımsızlığı, diğer bütün ilkelerin temelini, bir çeşit ön koşulunu oluşturur. Yargı etiği ilkelerinin yaşama geçirilebilmesi için yargı bağımsızlığı olmazsa olmaz niteliktedir. Yargı bağımsızlığı anayasal bir ilkedir. Anayasa’nın 138. maddesine göre, hakimler görevlerinde bağımsızdır. Fakat aynı Anayasanın 159. maddesinde düzenlenen Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun mevcut yapısıyla (üyelerinin çoğunluğu partili Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan ve dolaylı yöntemlerle seçilmekte) yargı bağımsızlığının sağlaması adeta olanaksız hale getirilmiştir. Yargı bağımsız değilse, yargıçların yargı etiği ilkelerini yaşama geçirmeleri ne kadar olanaklı? Bir yargıç dürüst, eşitlikçi,  mesleğe yaraşır, tarafsız, ehil ve özenli olabilir ancak, yargı bağımsız değilse, bu ilkeleri yaşama geçirmesi oldukça zordur. Ülkemiz yargısına bir bütün olarak bakıldığında neredeyse olanaksızdır. Bir kısım yargıçların yargı etiği ilkelerine uygun davranışları,  bu olumsuz değerlendirmeyi değiştirecek nitelikte değildir.

Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı

Etik ilkeler: Tarafsızlık

Tarafsızlık ilkesi yargının varlık nedenidir. Taraflı bir yargıç, taraflı bir yargı düşünülemez. Ülkemizde yargının zaman zaman uygulamalarıyla tarafsızlık görüntüsünden oldukça uzaklaştığını rahatlıkla görebilmekteyiz. Ne acı! Tarafsızlık sadece yargıcın iç dünyasında yaşattığı bir erdem olarak kalamaz. Evet, tarafsızlık yargıç için bir erdemdir. Dolayısıyla yargıçlar erdemli olmak zorundadır. Öte yandan yargıç sadece tarafsız görünmekle yetinemez,  öyle de olmak zorundadır. Tarafsızlık, bağımsızlık ilkesiyle yakından ilişkilidir. Çok söylenir; yargı bağımsız değilse, yargıç tarafsız olamaz! Tartışmalı bir konu.

Şu kesin ki, bir ülkede yargı bağımsızlığı sağlanmışsa, tarafsızlık ilkesinin yaşama geçirilmesinin çok daha kolay olacağı açıktır. Tarafsızlık ilkesine adil yargılanma bağlamında (tarafsız mahkeme) Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilmiştir. Tarafsızlık ilkesine uyulmaması yargıcın reddi gerekçeleri arasında sayılmıştır: 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nu 25 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 36.maddesi uyarınca tarafsızlığını şüpheye düşürecek olguların varlığı halinde yargıcın reddi talebinde bulunulabilir. Bütün bu anayasal ve yasal hükümler tarafsızlık ilkesinin yaşama geçirilmesi için her zaman yeterli olmamaktadır. Aynı zamanda yargıcın yargı faaliyetini yürütürken tarafsızlık gibi bu üstün erdemi içselleştirmiş olması gerekir.

Etik İlkeler: Dürüstlük

Dürüstlük, insani bir erdemdir. Dürüstlük, adil olmayı gerektirir. Adalet, toplumsal barış ve huzurun da temelidir. Dürüst yargıç, adil davranan yargıçtır.  Kişilerin adil (dürüst) yargılanma hakları vardır (Anayasa m.36). Yargıç, adil (dürüst) bir yargılama sonunda adaletli bir karar vermekle yükümlüdür. Yargıçlar, Anayasaya, yasaya ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler (Anayasa m.138/1). Kararlar, yine yargının yasa yolu süreçlerinde denetlenmekte, varsa hukuka aykırı yönlerin giderilme olanağı ortaya çıkabilmektedir.  Bütün bu süreçlerde dürüst (adil) olma bir yargıcın sahip olması, içselleştirmesi gereken bir erdem (değer) olarak karşımıza çıkmaktadır.

Etik İlkeler: Eşitlik

Eşitlik, dürüstlük ilkesiyle bağlantılı bir kavramdır. Dürüstlük, adil olmayı, adil olma öncelikle eşit davranmakla olanaklıdır. (Adalette eşitlik, dağıtıcı adalet, denkleştirici adalet ve sosyal adalet anlayışları içerisinde farklı biçimlerde anlam kazandığını belirtmekle yetinelim.) Eşitlik, bir anayasal ilke olarak Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenmiştir: Herkes, dil, ırk, renk, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Elbette bu tanım adalet dağıtmakla yükümlü bir yargıç için bağlayıcıdır ancak, yine de daha dar bir alanı ifade eder. Kanun önünde eşitliği bir yargıç, hukuk önünde eşitlik olarak değerlendirmelidir. Hukuktaki evrensel gelişmeler ve insanlığın ulaştığı yeni değerler eşitlik ilkesinin uygulanmasında yargıca yol göstermelidir. Bu bağlamda dağıtıcı adalet, onarıcı adalet ve sosyal adalet ilkeleri eşitlik ilkesinin içeriğini anlamlandırmalıdır.

Etik İlkeler: Ehliyet ve Özen

Ehliyet ve özen, bir yargıcın mesleğine ilişkin donanımı ve mesleğini yerine getiriş biçimini deyimler. Hukuk canlı bir varlık gibi sürekli değişme ve gelişme göstermektedir. Yargıç, bütün bu süreçleri yakından takip etmelidir. Bir yargıç karar verirken sadece hukuk bilgisine değil, hukuk dışı alanların (psikoloji, tarih, siyasal düşünceler, din, tıp vb.) bilgisine de ihtiyaç duyar. Yetkin bir yargıç, bilge bir insandır aynı zamanda, öyle olmalıdır. Yargısal görevini bu niteliklerle donatılmış olarak yürütmelidir. Hukuk fakültelerindeki eğitimin yetersizliği, adaylık dönemindeki bürokratik anlayış, meslekte karşılaşılan olağanüstü iş yükü, yargıçların ehliyet ve özen ilkesinin gereklerine ulaşamadıklarının temel nedenleridir. Bireysel olarak bu niteliklere ulaşılması, bir bütün olarak yargıda ehliyet ve özen ilkesinden uzak kalındığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Etik İlkeler: Mesleğe yaraşırlık

Mesleğe yaraşırlık, bir yargıcın doğru ve tutarlı davranması demektir. Bu aynı zamanda yargı mesleğinin onuruyla uyumlu davranmayı da gerektirir.  Bir yargıç hem mesleğini yerine getirirken, hem de kişisel yaşamında bu ilkeye uygun davranmak zorundadır. Örneğin; davanın taraflarıyla özel olarak görüşmemelidir. Görsel ve yazılı medyada, bu ilkeyi yerle bir eden haberler yer almakta. Asla kabul edilemez. Böyle durumlarda disiplin süreçlerinin işletilmesi beklenir.

Sonuç Yerine

Kısaca özetlemeye çalıştığımız yargı etiği ilkelerini yargıçlık mesleği ile sınırlandırarak değerlendirdik. Aslında yargıda etik ilkeler, avukatlık ve savcılık mesleğini de kapsar biçimde iddia ve savunmanın etik ilkeleri ile bir bütün olarak değerlendirilmelidir ve bu ilkelerin yaşama geçirilmesi yargıç, avukat ve savcının ortaklaşa çalışması ve mücadelesi ile olanaklı olabilir. Yukarıda özetlediğimiz yargıcın davranış ilkelerinin yaşama geçirilmesinde avukatların ve avukat örgütlerinin (Barolar) katkısı azımsanmayacak önemdedir. Baroların bu görevi ne kadar yerine getirdikleri tartışma konusudur.

Yargıçların davranış(etik) ilkelerinin yaşama geçirilmesi, öncelikle yargı görevini yürüten yargıçların bu ilkeleri tam anlamıyla içselleştirmeleri ön koşuluna bağlıdır. Bunun için öncelikle hukuk fakültelerinde ve adaylık dönemlerinde iyi bir eğitim alınması gerekir. Mesleğini yerine getirme sürecinde yargıç, çağının bütün gelişmelerini yakından izlemeli, kendisini çağdaş değer ve bilgilerle donatmalı, yenilemelidir.

Yargıcı, yargıdaki etik ilkelere uygun davranmaya zorlayacak öznel dürtüler yanında, bazı kurallar ve süreçlerin bağlayıcı ve zorlayıcılığından da yararlanmak gerekmektedir. Disiplin kuralları ve süreçleri bunların başına gelir. Meslekte yükselme, daha liyakatli görevlere gelme bu kurallardan diğer bazılarıdır.

Bunlar dahi yeterli olmayabilir. O nedenle değerlendirmemizi bir temel önermeyle bitirelim: Yargı etiği ilkelerinin yaşama geçirilmesi, öncelikle yargı bağımsızlığının tam olarak gerçekleştirilmesiyle olanaklıdır. Bu hedefe ulaşabilmesi için, yargının bütün öznelerinin, dahası bütün toplumsal güçlerin örgütlü ortak mücadelesi kaçınılmaz gözükmektedir.

Yargı Etiği Belgeleri

Tüketicinin Korunması Hakkında Direktif – 1985

0

Tüketicinin Korunması Hakkında Direktif, Brüksel’de 23 Aralık 1985 tarihinde düzenlenerek Avrupa Birliği Konseyi Başkanı tarafından üye devletlere bildirilmiştir.

10 maddeden oluşan Konsey Direktifinden sonra Türkiye, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da değişiklikler yapmıştır Ayrıca, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından Kapıdan Satışlara İlişkin Uygulama ve Esasları Hakkında Yönetmelik çıkarılmış ve direktife uyum sağlanmıştır. 

 

İşyerleri dışında müzakere edilen sözleşmelerle ilgili olarak tüketicinin korunması hakkında 20 Aralık 1985 tarihli KONSEY DİREKTİFİ
(85/577/AET)


AVRUPA TOPLULUKLARI KONSEYİ,

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Antlaşma’yı ve bu Antlaşma’nın özellikle 100. maddesini göz önünde tutarak, 

Komisyon’un önerisini göz önünde tutarak,

Avrupa Parlamentosu’nun görüşünü göz önünde tutarak,

Ekonomik ve Sosyal Komite’nin görüşünü göz önünde tutarak,

Bir tacir ile tüketici arasında tacirin işyeri dışında bir sözleşme yapılması veya tek taraflı bir yüklenimde bulunulması üye devletlerde yaygın bir ticari uygulama biçimi olduğundan; söz konusu sözleşme ve yüklenimler bir üye devletten diğerine farklılık gösteren mevzuatın konusu olduğundan;

Söz konusu mevzuatlar arasındaki herhangi bir farklılık ortak pazarın işleyişini doğrudan etkileyebileceğinden; dolayısıyla bu alandaki mevzuatları yaklaştırmak gerektiğinden;

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun tüketicinin korunması ve bilgilendirilmesi politikası ön programı özellikle 24 ve 25. paragrafları kapsamında, kapıdan satışlarla ilgili haksız ticari uygulamalara karşı tüketicilerin korunması için uygun tedbirler alınmasını öngördüğünden; Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun tüketicinin korunması ve  bilgilendirilmesi politikası ikinci programı ön programda tanımlanan eylem ve önceliklerin sürdürüleceğini teyit etmiş olduğundan;

Tacirin işyeri dışında akdedilen sözleşmelerin ayırıcı özelliği, kural olarak sözleşme müzakerelerinin, tacir tarafından tüketicinin hazırlıksız olduğu ya da beklemediği şekilde başlatılması olduğundan; tüketici çoğu zaman, önerinin kalitesini ve fiyatını diğer önerilerle karşılaştıramadığından; bu sürpriz unsur, genel olarak sadece kapıdan sözleşmelerde değil, aynı zamanda, tacir tarafından işyeri dışında akdedilen diğer sözleşme türlerinde de mevcut olduğundan;

Sözleşmeden doğan yükümlülüklerini değerlendirebilmesi için tüketiciye en az yedi günlük bir fesih hakkı süresi tanınması gerektiğinden;

Tüketicinin, bu düşünme süresi hakkında yazılı olarak bilgilendirilmesi için uygun tedbirlerin alınması gerektiğinden;

Üye devletlerin, tüketicilerin yararına olduğunu düşündükleri ölçüde, sözleşmelerin işyerleri dışında akdedilmesine tamamen ya da kısmen yasak getirme veya mevcut bir yasağı yürürlükte tutma özgürlüğünün etkilenmemesi gerektiğinden,

İŞBU DİREKTİFİ KABUL ETMİŞTİR:

Madde 1

Bu Direktif, bir tacirin tüketiciye mal veya hizmet sunduğu ve bir tacir tarafından:

– tacirin işyeri dışında düzenlenen bir kısa gezi sırasında, veya
– tüketicinin açık talebi üzerine gerçekleşmeyen ve

(i) tüketicinin ya da başka bir tüketicinin evine yapılan bir ziyaret sırasında;
(ii) tüketicinin işyerine yapılan bir ziyaret sırasında;

akdedilen sözleşmelere uygulanır.

2. Bu Direktif, tüketicinin ziyareti talep ettiği anda diğer mal veya hizmetlerin tacirin ticari veya mesleki faaliyetlerinin bir parçasını oluşturduğunu bilmemesi veya makul olarak bilmesinin mümkün olmaması koşuluyla, tüketicinin tacirin ziyaretini talep ettiği mal veya hizmet tedariki sözleşmeleri dışındaki mal veya hizmet tedariki sözleşmelerine de uygulanır.

3. Bu Direktif, tacir tarafından kabul edilmeden önce tüketici açısından bağlayıcılığı olmamasına rağmen tüketici tarafından 1. paragrafta veya 2. paragrafta tanımlananlara benzer şartlar altında yapılan önerilerle ilgili sözleşmelere de uygulanır.

4. Bu Direktif, tüketicinin önerisiyle bağlı bulunduğu hallerde tüketici tarafından 1.paragrafta veya 2. paragrafta tanımlananlara benzer şartlar altında akdi olarak yapılan önerilere de uygulanır.

Madde 2

Bu Direktifin amaçları doğrultusunda:

tüketici’, bu Direktif kapsamındaki işlemlerde, kendi ticareti veya mesleği dışında sayılabilecek amaçlarla hareket eden bir gerçek kişiyi;

‘tacir’, söz konusu işlemlerde kendi ticari veya mesleki sıfatıyla hareket eden bir gerçek veya tüzel kişiyi ve tacir adına veya hesabına hareket eden herhangi bir kişiyi,

ifade eder.

Madde 3

1. Üye devletler, bu Direktifin yalnızca tüketici tarafından yapılacak ödemenin belli bir tutarı aştığı sözleşmelere uygulanmasına karar verebilirler. Bu tutar 60 ECU’ dan fazla olamaz.

Konsey, Komisyon’un önerisi üzerine hareket ederek, ilk defasında bu Direktifin bildiriminden itibaren en geç dört yıl içinde ve ondan sonra her iki yılda bir, Topluluk içindeki ekonomik ve parasal gelişmeleri göz önünde tutarak bu tutarı inceler ve gerekli olduğu takdirde değiştirir.

2. Bu Direktif aşağıdaki sözleşmelere uygulanmaz:

(a) gayrimenkul inşaatı, satışı ve kira sözleşmelerine veya gayrimenkule ilişkin diğer haklarla ilgili sözleşmelere;

Gayrimenkul için mal tedariki ve söz konusu malların gayrimenkule dâhil edilmesiyle ilgili sözleşmeler veya gayrimenkulün onarımıyla ilgili sözleşmeler bu Direktifin kapsamı dâhilindedir;

(b) hane halkının mevcut tüketimine yönelik olan ve dağıtıcılar tarafından düzenli olarak tedarik edilen gıda maddelerinin veya içeceklerin veya diğer malların tedarikiyle ilgili sözleşmelere;

(c) aşağıda sayılan şartların her üçünün de gerçekleşmesi koşuluyla, mal veya hizmet tedarikine ilişkin sözleşmelere:

(i) sözleşme, tacirin temsilcisinin bulunmadığı bir durumda, tüketicinin uygun biçimde okuma fırsatı bulduğu tacire ait bir kataloğa dayalı olarak akdedilmişse,
(ii) tacirin temsilcisi ile tüketici arasında mevcut veya müteakip herhangi bir işlemle ilgili olarak temasın sürdürülmesi yönünde niyet mevcutsa,
(iii) hem katalog hem de sözleşme, tüketiciyi, malları teslim aldıktan sonra, mallara makul özeni gösterme yükümlülüğü dışında herhangi başka bir yükümlülüğü olmaksızın, yedi günden az olmayan bir süre içinde malları tedarikçiye iade etme ya da sözleşmeyi bu süre içinde feshetme hakkına sahip olduğu konusunda açıkça bilgilendiriyorsa;

(d) sigorta sözleşmelerine;

(e) menkul kıymetler sözleşmelerine.

3. Üye devletler, 1(2). maddeden derogasyon yoluyla bu Direktifi, tüketicinin haklarında tacirin ziyaretini talep ettiği mal veya hizmetlerle doğrudan bir bağlantısı olan mal veya hizmet tedariki sözleşmelerine uygulamaktan kaçınabilirler.

Madde 4

1. madde kapsamındaki işlemler söz konusu olduğunda, tacirlerin tüketicilere, feshetme hakkının kendisine karşı kullanılabileceği bir kişinin adı ve adresinin yanı sıra, tüketicilerin 5. maddede öngörülen süre içinde feshetme haklarının olduğuna ilişkin yazılı bildirimde bulunmaları zorunludur.

Söz konusu bildirime tarih konur ve bildirimde sözleşmenin tanımlanmasını sağlayan unsurlar belirtilir.

Tüketiciye:

(a) 1(1). maddedeki durum söz konusu olduğunda, sözleşme akdedildiği anda;
(b) 1(2). maddedeki durum söz konusu olduğunda, en geç sözleşme akdedildiği anda;
(c) 1(3). maddedeki ve 1(4). maddedeki durumlar söz konusu olduğunda, öneri tüketici tarafından yapıldığında,

bu bildirimde bulunulur.

Üye devletler, bu maddede belirtilen bilgilerin verilmediği durumlar için tüketicinin korunmasına yönelik uygun tedbirlerin ulusal mevzuatlarında yer almasını sağlarlar.

Madde 5

1. Tüketici, ulusal mevzuatta öngörülen usule uygun olarak, 4. maddede belirtilen bildirimi almasından itibaren yedi günden az olmayan bir süre içinde bildirimde bulunmak suretiyle taahhüdünün sonuçlarından cayma hakkına sahiptir. Cayma bildiriminin söz konusu süre sona ermeden önce gönderilmiş olması yeterlidir.

2. Bildirimde bulunulması, tüketicinin feshedilen sözleşme kapsamındaki bütün yükümlülüklerden kurtulması sonucunu doğurur.

Madde 6

Tüketici, bu Direktif ile kendisine tanınan haklardan feragat edemez.

Madde 7

Tüketici cayma hakkını kullanırsa, özellikle sağlanan mal veya hizmet bedellerinin ve alınan malların iadesine ilişkin olmak üzere, söz konusu caymanın hukuki sonuçları, ulusal mevzuatlar tarafından düzenlenir.

Madde 8

Bu Direktif, üye devletlerin, tüketicilerin korunması için daha uygun hükümler kabul etmelerine veya mevcut hükümleri yürürlükte tutmalarına engel teşkil etmez.

Madde 9

1. Üye devletler, Direktifin bildirimini takip eden 24 ay içinde bu Direktife uyum sağlamak için gerekli tedbirleri alırlar. Üye devletler Komisyon’u durumdan derhal haberdar ederler.

2. Üye devletler, bu Direktifin düzenlediği alanda kabul ettikleri ulusal mevzuatlarının temel hükümlerinin metinlerini Komisyon’a bildirirler.

Madde 10

Bu Direktifin muhatabı üye devletlerdir.

Brüksel’de 23 Aralık 1985 tarihinde düzenlenmiştir.

Konsey adına
R. KRIEPS
Başkan

Bu Direktif üye devletlere 23 Aralık 1985 tarihinde bildirilmiştir.

 

Tüketicinin Korunması Hakkında Direktif, Brüksel’de 23 Aralık 1985 tarihinde düzenlenerek Avrupa Birliği Konseyi Başkanı tarafından üye devletlere bildirilmiştir.

10 maddeden oluşan Konsey Direktifinden sonra Türkiye, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da değişiklikler yapmıştır Ayrıca, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından Kapıdan Satışlara İlişkin Uygulama ve Esasları Hakkında Yönetmelik çıkarılmış ve direktife uyum sağlanmıştır. 

 

İşyerleri dışında müzakere edilen sözleşmelerle ilgili olarak tüketicinin korunması hakkında 20 Aralık 1985 tarihli KONSEY DİREKTİFİ
(85/577/AET)


AVRUPA TOPLULUKLARI KONSEYİ,
Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Antlaşma’yı ve bu Antlaşma’nın özellikle 100. maddesini göz önünde tutarak, 

Komisyon’un önerisini göz önünde tutarak,

Avrupa Parlamentosu’nun görüşünü göz önünde tutarak,

Ekonomik ve Sosyal Komite’nin görüşünü göz önünde tutarak,

Bir tacir ile tüketici arasında tacirin işyeri dışında bir sözleşme yapılması veya tek taraflı bir yüklenimde bulunulması üye devletlerde yaygın bir ticari uygulama biçimi olduğundan; söz konusu sözleşme ve yüklenimler bir üye devletten diğerine farklılık gösteren mevzuatın konusu olduğundan;

Söz konusu mevzuatlar arasındaki herhangi bir farklılık ortak pazarın işleyişini doğrudan etkileyebileceğinden; dolayısıyla bu alandaki mevzuatları yaklaştırmak gerektiğinden;

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun tüketicinin korunması ve bilgilendirilmesi politikası ön programı özellikle 24 ve 25. paragrafları kapsamında, kapıdan satışlarla ilgili haksız ticari uygulamalara karşı tüketicilerin korunması için uygun tedbirler alınmasını öngördüğünden; Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun tüketicinin korunması ve  bilgilendirilmesi politikası ikinci programı ön programda tanımlanan eylem ve önceliklerin sürdürüleceğini teyit etmiş olduğundan;

Tacirin işyeri dışında akdedilen sözleşmelerin ayırıcı özelliği, kural olarak sözleşme müzakerelerinin, tacir tarafından tüketicinin hazırlıksız olduğu ya da beklemediği şekilde başlatılması olduğundan; tüketici çoğu zaman, önerinin kalitesini ve fiyatını diğer önerilerle karşılaştıramadığından; bu sürpriz unsur, genel olarak sadece kapıdan sözleşmelerde değil, aynı zamanda, tacir tarafından işyeri dışında akdedilen diğer sözleşme türlerinde de mevcut olduğundan;

Sözleşmeden doğan yükümlülüklerini değerlendirebilmesi için tüketiciye en az yedi günlük bir fesih hakkı süresi tanınması gerektiğinden;

Tüketicinin, bu düşünme süresi hakkında yazılı olarak bilgilendirilmesi için uygun tedbirlerin alınması gerektiğinden;

Üye devletlerin, tüketicilerin yararına olduğunu düşündükleri ölçüde, sözleşmelerin işyerleri dışında akdedilmesine tamamen ya da kısmen yasak getirme veya mevcut bir yasağı yürürlükte tutma özgürlüğünün etkilenmemesi gerektiğinden,

İŞBU DİREKTİFİ KABUL ETMİŞTİR:

Madde 1

Bu Direktif, bir tacirin tüketiciye mal veya hizmet sunduğu ve bir tacir tarafından:

– tacirin işyeri dışında düzenlenen bir kısa gezi sırasında, veya
– tüketicinin açık talebi üzerine gerçekleşmeyen ve

(i) tüketicinin ya da başka bir tüketicinin evine yapılan bir ziyaret sırasında;
(ii) tüketicinin işyerine yapılan bir ziyaret sırasında;

akdedilen sözleşmelere uygulanır.

2. Bu Direktif, tüketicinin ziyareti talep ettiği anda diğer mal veya hizmetlerin tacirin ticari veya mesleki faaliyetlerinin bir parçasını oluşturduğunu bilmemesi veya makul olarak bilmesinin mümkün olmaması koşuluyla, tüketicinin tacirin ziyaretini talep ettiği mal veya hizmet tedariki sözleşmeleri dışındaki mal veya hizmet tedariki sözleşmelerine de uygulanır.

3. Bu Direktif, tacir tarafından kabul edilmeden önce tüketici açısından bağlayıcılığı olmamasına rağmen tüketici tarafından 1. paragrafta veya 2. paragrafta tanımlananlara benzer şartlar altında yapılan önerilerle ilgili sözleşmelere de uygulanır.

4. Bu Direktif, tüketicinin önerisiyle bağlı bulunduğu hallerde tüketici tarafından 1.paragrafta veya 2. paragrafta tanımlananlara benzer şartlar altında akdi olarak yapılan önerilere de uygulanır.

Madde 2

Bu Direktifin amaçları doğrultusunda:

tüketici’, bu Direktif kapsamındaki işlemlerde, kendi ticareti veya mesleği dışında sayılabilecek amaçlarla hareket eden bir gerçek kişiyi;

‘tacir’, söz konusu işlemlerde kendi ticari veya mesleki sıfatıyla hareket eden bir gerçek veya tüzel kişiyi ve tacir adına veya hesabına hareket eden herhangi bir kişiyi,

ifade eder.

Madde 3

1. Üye devletler, bu Direktifin yalnızca tüketici tarafından yapılacak ödemenin belli bir tutarı aştığı sözleşmelere uygulanmasına karar verebilirler. Bu tutar 60 ECU’ dan fazla olamaz.

Konsey, Komisyon’un önerisi üzerine hareket ederek, ilk defasında bu Direktifin bildiriminden itibaren en geç dört yıl içinde ve ondan sonra her iki yılda bir, Topluluk içindeki ekonomik ve parasal gelişmeleri göz önünde tutarak bu tutarı inceler ve gerekli olduğu takdirde değiştirir.

2. Bu Direktif aşağıdaki sözleşmelere uygulanmaz:

(a) gayrimenkul inşaatı, satışı ve kira sözleşmelerine veya gayrimenkule ilişkin diğer haklarla ilgili sözleşmelere;

Gayrimenkul için mal tedariki ve söz konusu malların gayrimenkule dâhil edilmesiyle ilgili sözleşmeler veya gayrimenkulün onarımıyla ilgili sözleşmeler bu Direktifin kapsamı dâhilindedir;

(b) hane halkının mevcut tüketimine yönelik olan ve dağıtıcılar tarafından düzenli olarak tedarik edilen gıda maddelerinin veya içeceklerin veya diğer malların tedarikiyle ilgili sözleşmelere;

(c) aşağıda sayılan şartların her üçünün de gerçekleşmesi koşuluyla, mal veya hizmet tedarikine ilişkin sözleşmelere:

(i) sözleşme, tacirin temsilcisinin bulunmadığı bir durumda, tüketicinin uygun biçimde okuma fırsatı bulduğu tacire ait bir kataloğa dayalı olarak akdedilmişse,
(ii) tacirin temsilcisi ile tüketici arasında mevcut veya müteakip herhangi bir işlemle ilgili olarak temasın sürdürülmesi yönünde niyet mevcutsa,
(iii) hem katalog hem de sözleşme, tüketiciyi, malları teslim aldıktan sonra, mallara makul özeni gösterme yükümlülüğü dışında herhangi başka bir yükümlülüğü olmaksızın, yedi günden az olmayan bir süre içinde malları tedarikçiye iade etme ya da sözleşmeyi bu süre içinde feshetme hakkına sahip olduğu konusunda açıkça bilgilendiriyorsa;

(d) sigorta sözleşmelerine;

(e) menkul kıymetler sözleşmelerine.

3. Üye devletler, 1(2). maddeden derogasyon yoluyla bu Direktifi, tüketicinin haklarında tacirin ziyaretini talep ettiği mal veya hizmetlerle doğrudan bir bağlantısı olan mal veya hizmet tedariki sözleşmelerine uygulamaktan kaçınabilirler.

Madde 4

1. madde kapsamındaki işlemler söz konusu olduğunda, tacirlerin tüketicilere, feshetme hakkının kendisine karşı kullanılabileceği bir kişinin adı ve adresinin yanı sıra, tüketicilerin 5. maddede öngörülen süre içinde feshetme haklarının olduğuna ilişkin yazılı bildirimde bulunmaları zorunludur.

Söz konusu bildirime tarih konur ve bildirimde sözleşmenin tanımlanmasını sağlayan unsurlar belirtilir.

Tüketiciye:

(a) 1(1). maddedeki durum söz konusu olduğunda, sözleşme akdedildiği anda;
(b) 1(2). maddedeki durum söz konusu olduğunda, en geç sözleşme akdedildiği anda;
(c) 1(3). maddedeki ve 1(4). maddedeki durumlar söz konusu olduğunda, öneri tüketici tarafından yapıldığında,

bu bildirimde bulunulur.

Üye devletler, bu maddede belirtilen bilgilerin verilmediği durumlar için tüketicinin korunmasına yönelik uygun tedbirlerin ulusal mevzuatlarında yer almasını sağlarlar.

Madde 5

1. Tüketici, ulusal mevzuatta öngörülen usule uygun olarak, 4. maddede belirtilen bildirimi almasından itibaren yedi günden az olmayan bir süre içinde bildirimde bulunmak suretiyle taahhüdünün sonuçlarından cayma hakkına sahiptir. Cayma bildiriminin söz konusu süre sona ermeden önce gönderilmiş olması yeterlidir.

2. Bildirimde bulunulması, tüketicinin feshedilen sözleşme kapsamındaki bütün yükümlülüklerden kurtulması sonucunu doğurur.

Madde 6

Tüketici, bu Direktif ile kendisine tanınan haklardan feragat edemez.

Madde 7

Tüketici cayma hakkını kullanırsa, özellikle sağlanan mal veya hizmet bedellerinin ve alınan malların iadesine ilişkin olmak üzere, söz konusu caymanın hukuki sonuçları, ulusal mevzuatlar tarafından düzenlenir.

Madde 8

Bu Direktif, üye devletlerin, tüketicilerin korunması için daha uygun hükümler kabul etmelerine veya mevcut hükümleri yürürlükte tutmalarına engel teşkil etmez.

Madde 9

1. Üye devletler, Direktifin bildirimini takip eden 24 ay içinde bu Direktife uyum sağlamak için gerekli tedbirleri alırlar. Üye devletler Komisyon’u durumdan derhal haberdar ederler.

2. Üye devletler, bu Direktifin düzenlediği alanda kabul ettikleri ulusal mevzuatlarının temel hükümlerinin metinlerini Komisyon’a bildirirler.

Madde 10

Bu Direktifin muhatabı üye devletlerdir.

Brüksel’de 23 Aralık 1985 tarihinde düzenlenmiştir.

Konsey adına
R. KRIEPS
Başkan

Bu Direktif üye devletlere 23 Aralık 1985 tarihinde bildirilmiştir.

23 Aralık – Hukuk Takvimi

0

23 Aralık – Hukuk Takvimi

1876
Kanunu Esasi, (I. Meşrutiyet), II. Abdülhamit’in tahta çıkışıyla birlikte ilan edildi. İlk parlamento dönemi 13 Şubat 1878’de sona erdi. Türkiye Anayasa tarihinin ilk yazılı belgesi olan Kanunu Esasi, mutlak monarşiden anayasal monarşiye geçişin yasal hükümlerini oluşturdu. Kanunu Esasi, gerçek bir meşrutiyet olmamasına karşın, ilk defa yasama meclisinin oluşturulması, ilk defa bir Anayasal metin ile bazı temel hak ve özgürlüklerin sağlanması ve yargı bağımsızlığına dönük bazı prensipler getirmesi bakımından önem taşımaktadır.
1928
Şair Nâzım Hikmet, 3 yıl hapse mahkûm oldu. Şair, 1927’de hala Sovyetler Birliği’nde iken yeni kurulan bir gizli komünist partiye üye olduğu gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak gıyaben 3 ay hapis cezası aldı. 1928 yılında af çıkınca yararlanmak üzere Türkiye Büyükelçiliği’ne giderek vize ve pasaport istedi, vize alamayınca Laz İsmail (Bilen) ile birlikte gizlice Türkiye’ye girerek Hopa’da yakalandı.
1930
İzmir Menemen’de meydana gelen gerici ayaklanmada, yedek subay öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay, Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki, Cumhuriyet karşıtlarınca öldürüldü.
1937
 Hukuk kökenli gazeteci ve yazar Doğan Hızlan doğdu.
1948
Japonya’nın savaş dönemi Başbakanı Hideki Tojo ve o dönemin liderlerinden 6 kişi Tokyo’da asıldı. Tokyo’da kurulan Uzak Doğu Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi(Tokyo Savaş Suçları Mahkemesi), başbakanlık da yapmış olan ve ikinci dünya savaşı sırasında Japonya Savaş Bakanlığını yürüten general Hideki Tojo’nun da bulunduğu bazı Japon askeri ve sivil yetkilileri İkinci Dünya Savaşı sırasındaki eylemlerinden ötürü ölüm cezasına çarptırdı. Tjo, 23 Aralık 1948 tarihinde asılarak idam edildi.
1953
Sovyetler Birliği’nin eski Gizli Polis Şefi Lavrenti Beria, idam mangası tarafından kurşuna dizilerek öldürüldü. Beria, ajanlıkla suçlanıyordu.

Lavrenti Beriya, 20 Temmuz 1953 tarihli Time dergisi kapağında
1967
Fransız düşünür Gracchus Babeuf’un Devrim Yazıları adlı eserinin toplatılmasını  protesto etmekten yargılanan aydınlar Yaşar Kemal, Melih Cevdet Anday, Demir Özlü, Şükran Kurdakul, Edip Cansever, Arif Damar, Memet Fuat, Orhan Arsal, Hüsamettin Bozok ve Sabri Altınel yargılandıkları davada beraat etti.
1968
Nazım Hikmet’in şiirlerini “Bütün Eserleri” adlı bir kitapta topladığı için tutuklanan yazar Nezihe Meriç tahliye edildi.
1969
Cumhuriyet Savcılığı, Genel Öğretmen Boykotu’nu düzenleyen TÖS ve İLK-SEN için kapatma talep etti. İki kurumun yürütme ve yönetim kurulları için ise ceza davası açıldı.
1969
İTÜ Gümüşsuyu Yurdunda 800 polis ve 200 jandarma tarafından arama yapıldı.
1972
“Anarşik faaliyetlerde bulundukları” gerekçesiyle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Uğur Alacakaptan’a 6 yıl 3 ay, asistan Uğur Mumcu’ya 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi. Alacakaptan ve Mumcu’ya ayrıca ömür boyu kamu hizmetlerinden yararlanamama ve 11 ay 10’ar gün sürgün cezası verildi.
1974
Milletvekili Seçimi Kanununda ve Siyasî Partiler Kanununda değişiklik yapan 1834 sayılı kanun Resmi Gazetede yayınlandı.
1980
Ankara’daki Mısır Büyükelçiliği’ni basan 4 Filistinli gerilla idama mahkûm edildi.
1981
Alparslan Türkeş, Askeri Savcı Albay Nurettin Soyer hakkında 23 Aralık 1981’de 1 milyon TL’lik manevi tazminat davası açtı. Dava, Askeri Savcı Nurettin Soyer’in hazırladığı MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası İddianamesinde yer alan bazı cümle ve pasajların Türkeş’in kitaplarından tahrif edilerek alındığı, böylece iddianamedeki ağır suçlamalara mesnet yaratılmak istendiği iddiasıyla açıldı.
1982
Barış Derneği Davası’nda 9 ay 27 gündür tutuklu olan 19 sanık tahliye edildi.
1985
Tüketicinin Korunması Hakkında Direktif, Brüksel’de 23 Aralık 1985 tarihinde düzenlenerek Avrupa Birliği Konseyi Başkanı tarafından üye devletlere bildirilmiştir. 10 maddeden oluşan Konsey Direktifinden sonra Türkiye, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da değişiklikler yapmıştır Ayrıca, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından Kapıdan Satışlara İlişkin Uygulama ve Esasları Hakkında Yönetmelik çıkarılmış ve direktife uyum sağlanmıştır.
1986
6 yıl süren Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) davası sona erdi. DİSK kapatıldı. 1477 sanıktan 264’ü için 15 yıla kadar varan hapis cezaları verildi.
1990
Yugoslavya’nın üç Cumhuriyetinden biri olan Slovenya’da yapılan referandumda halk bağımsızlık kararı aldı.
1992
İrlanda Anayasasında, çocuk haklarına ilişkin yeni düzenlemeler yapıldı.
1994
Gagauz Cumhuriyeti, 23 Aralık 1994 tarihinde  referandum ile özerk bir bölge haline geldi. Moldova’ya bağlı olan Gagavuzya’da  Cumhuriyetin  ilanının ardından kara karar, Moskova tarafından iptal edilmişti.
1995
10 Aralık günü polis tarafından gözaltına alınan 18 Özgür Gündem gazetesi çalışanından 16’sı serbest bırakıldı; Genel Yayın Yönetmeni G.Ersöz ile Müessese Müdürü A.R.Halis ise tutuklandı.
1996
Bergamalı köylüler yargı kararlarına rağmen siyanürlü altın üretimine devam edilmesini protesto ederek çıplak yürüyüş yaptı.
1998
İstanbul DGM Başsavcılığı, 10 Temmuz’da Mısır Çarşısı’na bomba koyarak 7 kişinin ölümü ve 127 kişinin yaralanmasına yol açtıkları iddiasıyla, aralarında Sosyolog Pınar Selek’in de bulunduğu 5 sanık hakkında ölüm, 10 sanık hakkında çeşitli hapis cezası istemiyle dava açtı.
2000
Pınar Selek’in de yargılandığı Mısır Çarşısı Davası’na ilişkin hazırlanan bilirkişi raporunda patlamayal LPG tüpünden sızan gazın neden olduğu tespiti yapıldı.
2001
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 63 yıl önce mülklerine el konulan 10 Türk vatandaşının davasını haklı bularak Yunanistan’ı tazminat ödemeye mahkum etti.
2003
Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Ek Protokolleri Türkiye bakımından 23 Aralık 2003 tarihinden itibaren hüküm doğurmaya başladı. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı kararıyla kabul edilmiş ve 19 Aralık 1966 tarihinde imzaya açılmıştı.
2003
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ilk defa bir ulusal kanala program durdurma cezası verdi. Star Televizyonu’nun ana haber bülteninin dört gün yayından kaldırılması kararlaştırıldı.
2005
Hollanda’da bir mahkeme, 1988’de Saddam Hüseyin rejiminin Kuzey Irak’taki Halepçe’ye zehirli gaz atmasının soykırım olduğuna hükmetti. Karar, Saddam’a kimyasal silahlar satan bir Hollandalının yargılandığı davada alındı.
2006
15 üyeli BM Güvenlik Konseyi, İran’a nükleer programı dolayısıyla yaptırım kararı aldı. Askeri yaptırımı bulunmayan karara göre İran’a nükleer katkı yapacak malzeme satışı yasaklandı.
2010
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 23 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla; 20 Aralık 2006 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve 6 Şubat 2007’de Paris’te ve ardından New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açılmıştı. Sözleşme, fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla BM üyesi ülkeler tarafından imzalanmıştı.
2013
191 gündür komada olan Berkin Elvan’ın ailesi CHP Milletvekili Hüseyin Aygün ile Meclis’te yaptıkları basın toplantısında, yargı sürecinin tamamlanmasını beklemeden AİHM’ne başvurduklarını açıkladı.
2016
İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarında yasa dışı tüm yerleşim faaliyetlerini “derhal ve tamamen” durdurmasını talep eden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ABD’nin ilk kez çekimser oy kullanması sonucunda diğer 14 ülkenin oyu ile kabul edildi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Osman Kavala’nın tutukluluk halini ‘inceleyen’ mahkeme heyeti oy çokluğuyla aldığı kararı açıkladı. tutukluluk halinin devamına karar verdi. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM’in Kavala kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal süreci başlatılmasını istedi.

Osman Kavala
2021
LeMan Dergisi, cezaevlerinde yaşamını yitiren hasta mahpusları kapak yaptı.  Türkiye cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunuyor. İnsan Hakları Derneği (İHD, cezaevlerinde hayatını kaybeden hasta mahpuslar için 30 kentte, “Yaşamı savunuyoruz” nöbeti yapıyor. Geçtiğimiz bir hafta içinde üç hasta mahpus yaşamını yitirmiş ve hasta mahpus sayısı 1602’ye düşmüştü.

2024
  • Görev süresi 20 Ocak 2025’te sona erecek olan ABD Başkanı Joe Biden, federal düzeyde idam cezasına mahkum edilmiş 40 hükümlüden 37’sinin cezalarını şartlı tahliye hakkı olmaksızın müebbet hapis cezasına çevirdi. ‘Terör’ ya da ‘nefret saikli katliam’ suçlarından hüküm giyen 3 kişi bu karardan istisna tutuldu.
  • Beşiktaş taraftar grubu Çarşı mensuplarının yargılandığı 35 sanıklı davada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tüm sanıkların “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçlamasından beraatine karar verdi. Daha önce verilen beraat kararı Yargıtay tarafından bozulmuştu.

23 Aralık – Hukuk Takvimi

İslam İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Bildirgesi (Kahire Bildirgesi)

0
İslam İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Bildirgesi (Kahire Bildirgesi)

İslam İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Bildirgesi (Kahire Bildirgesi), 1990 yılında 45 devletin katılımıyla gerçekleştirilen 19. Dışişleri Bakanları Konferansında alınan karara ek olarak İslam’da İnsan Hakları Kahire Bildirisi olarak kabul ve ilan edilmiştir.   

Bu bildiriden önce İslam İşbirliği Teşkilatı, 1983 yılında Dakka’da yapılan 14. Dışişleri Bakanları Konferansında İslam’da İnsan Hakları Dakka Bildirisini yayınlamıştır.

İslam İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Bildirgesi (Kahire Bildirgesi)

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Üye Devletleri, insan onuruna dair derin inançları ve insan haklarına saygıları ve İslam hukuku ilkelerinin güvence altına aldığı bu hakların gerçekleştirilmesi ve korunmasıyla ilgili taahhütlerinden yola çıkarak, toplumlarının vicdanlarında yer edinmiş yüce değer ve ilkelerini model alarak ve tüm düzeylerde icra ettikleri politikaların temel parametrelerine dayanarak;

İnsanlığın, insan haklarını savunma çabalarına katkıda bulunmak, tüm insanları istismar ve zulümden korumak ve İslam hukukunun yüce ilkelerine uygun olarak herkesin özgürlük ve onurlu bir yaşam sürme hakkını tekrar ifade etmek amacıyla;

İslamiyetin en eski insan hakları antlaşması olan Medine Sözleşmesiyle kabul görmüş erdemli ve gelenekselleşmiş örf ve adetler ile İslam uygarlığının insan hakları nosyonuna temel teşkil edecek adalet, eşitlik ve barış değerlerinin farkında olarak,

Kendi anayasal ve yasal sistemlerine, uluslararası insan hakları yükümlülüklerine uygun olarak üye devletlerde insan hakları ve temel özgürlükleri, iyi yönetim, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve hesap verebilirliğin geliştirilmesine katkıda bulunan İslam İşbirliği Şartını; güven teşvikini dikkate alarak ve üye devletler arasında ve diğer devletlerle dostane ilişkileri, karşılıklı saygı ve işbirliğini teşvik ederek;

Tüm insan haklarının evrensel, bölünmez ve birbiriyle bağlantılı ve ilişkili olduğunu tekrarlayarak;

Kalkınma hakkının devredilemez bir insan hakkı olduğunu ve kalkınma için fırsat eşitliğinin hem devletlerin hem de bireylerin hakkı olduğunu kabul ederek;

Kadınlar, çocuklar, gençler, yaşlılar ve özel ihtiyaç sahibi kişilerinki de dahil insan haklarını korumak ve geliştirmek, İslami aile değerlerini sürdürmek; toplumun doğal ve temel birimi olan ailenin rolünü güçlendirmek, korumak ve geliştirmek; toplulukların haklarını korumak ve dini ve kültürel kimliklerini sürdürmek konusunda İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı’nın I. Maddesinin 14, 15 ve 16. Maddelerinde öngörülen kutsal yeminlerini tekrar teyit ederek;

Bileşmiş Milletler (BM) Şartı, Uluslararası Haklar Sözleşmesi ve ilgili uluslararası ve bölgesel insan hakları mekanizmaları ve sözleşmelerini dikkate alarak;

Üye devletler arasında tüm alanlarda koordinasyon, dayanışma, entegrasyon ve bağlılık ve, halkları arasındaki bağları derinleştirme, insan hakları alanında iletişim ve işbirliğini güçlendirme gereğince;

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Aşağıdaki metin üzerinde mutabıktır:

MADDE 1:
İnsan Onuru

a. Tüm insanlar tek bir aile oluşturur. Irk, renk, dil, cinsiyet, din, siyasi görüş, ulusal veya sosyal köken veya farklı bir statü gözetilmeksizin insan onuru ve temel haklar konusunda hepsi eşittir.

b. Özellikle kadın ve çocukların maruz kaldığı kölelik, esaret, angarya ve insan ticareti her türlü biçimde ve her durumda yasaktır.

MADDE 2:
Yaşam Hakkı

a. Allah’ın bahşettiği bir hediye, tüm insanların en kutsal hakkı olan yaşam hakkı yasayla korunur. Bu hakkı tüm ihlallere karşı korumak devletlerin görevidir. Hiç kimse bu haktan yoksun bırakılamaz.

b. Ölüm cezası ancak suçun işlendiği zaman yürürlükte olan yasaya uygun olarak, en ağır suçlar için uygulanabilir. Bu ceza yalnızca yetkili bir mahkeme tarafından verilecek nihai karara uygun olarak uygulanabilir.

c. Hakkında ölüm cezasına hükmedilenler af veya cezasının hafifletilmesini talep etme hakkına sahiptir. Uygun görülmesi halinde tüm cezalarda genel af, af ya da ceza indirimine gidilebilir.

d. Ölüm cezası on sekiz yaşından küçüklere ve hamile kadınlara uygulanamaz.

e. İnsanoğlunun yok edilmesiyle sonuçlanabilecek araçların kullanımı yasaktır.

MADDE 3:
Dokunulmazlık

Her insan hayattayken ve öldükten sonra kişisel dokunulmazlığa, namus ve onurunun korunması hakkına sahiptir. Devlet ve toplum kişiden kalanları ve gömüldüğü yeri korur.

MADDE 4:
Aile ve Evliliğin Korunması

a. Aile toplumun doğal ve temel ögesidir.

b. Aile, kadın ve erkek arasındaki evliliğe dayanır. Evlenme yaşındaki erkek ve kadınlar evlilikle ilgili kural ve koşullara uygun şekilde evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Eşlerin tam ve özgür iradeleri olmaksızın evlilik gerçekleştirilemez. Yürürlükteki mevzuat, kadın ve erkeğin evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinden sonra eşlerin sahip olduğu hak ve yükümlülükleri belirler.

c. Devlet ve toplum, aile haklarının korunmasını sağlama, aile bağlarını güçlendirme, aile üyelerini koruma ve aile üyeleri arasındaki, özellikle kadın ve çocuğa yönelik her türlü şiddet ve istismarı önlemekle yükümlüdür.

MADDE 5:
Kadınların Hakları

a. Kadınlar ve erkekler, kadınların uygulanabilir mevzuat ve yasal araçlarla kapsamlı korunması çerçevesinde, onur, haklar ve yükümlülükler bakımından eşittir. Tüm kadınlar ekonomik bağımsızlığa ve ismini ve soyunu sürdürme hakkına sahiptir.

b. Devlet ve toplum, kadının güçlendirilmesini engelleyen zorlukları ortadan kaldırmak, nitelikli eğitim, temel sağlık hizmetleri, istihdam ve mesleki korumaya erişimini sağlamak ve hayatın tüm alanlarına eşit şekilde katılım dahil eşit işe eşit ücret hakkını sağlamak üzere gerekli önlemleri alır.

c. Kadınlar ve kız çocukları her türlü ayrımcılık, şiddet, istismar ve zararlı uygulamaya karşı korunur. Devlet ve toplum Bildirge’de belirtilen haklardan tam olarak yararlanabilmeleri için bu korumayı sağlar.

MADDE 6:
Çocuk Hakları

a. Her çocuğa doğum anından itibaren hijenik ve manevi bakımın yanı sıra uygun bakım ve eğitim hakkı tanınması ebeveynler, toplum ve Devlettin sorumluluğundadır. Hem fetüs hem de anne korunur ve onlara özel bakım sağlanır.

b. Çocukların haklarının gözetilmesi, korunması ve hakların her durumda kullanımını sağlamaktan öncelikle ebeveynler sorumludur.

c. Ebeveynler ve yasal vasiler, ahlaki değerleri ve dini inançlarına göre çocuklarının yararı ve geleceğini dikkate alarak, onlar için uygun gördükleri eğitim türünü belirleme hakkına sahiptir.

d. Her iki ebeveyn çocukları, akrabalar da hısımlarına karşı belli haklara sahiptir.

e. Devletler, başta yetim ve özel ihtiyaç sahipleri olmak üzere çocuğun korunması, yaşamını sürdürmesi, gelişmesi ve iyiliğini sağlamak için gerekli yasal, idari ve adli tüm önlemleri alır ve tüm durumlarda, suça itilme riski olması veya mahpus olması fark etmeksizin, çocuk için alınacak tüm önlemlerde temel kriterin çocuğun yüksek yararının olmasını sağlar.

MADDE 7:
Hukuken tanınma hakkı

Herkes, hukuk önünde yükümlülük ve bağlılık bakımından yasal statüsünden yararlanma hakkına sahiptir. Bu statünün kaybedilmesi veya zarar görmesi halinde kişi yasal vasisi tarafından temsil edilir.

MADDE 8:
Eğitim hakkı

a. Eğitim temel bir insan hakkıdır ve diğer hakların kullanımı açısından büyük önem arz eder. İnsan Hakları Eğitimi eğitim hakkının ayrılmaz bir parçasıdır.

b. Devlet ve toplum için bilgi arayışı bir zorunluluk, eğitim sağlanması görevdir. Devlet, insanlığın yararı için erkek ve kadınların, bilim ve akıl, din ve evrenin gerçekleri konusuna aşina olmasını sağlamak için, eğitim alınması konusunda toplum yararına gerekli araçları sağlar ve eğitimsel çeşitliliği korur.

c. Temel eğitim zorunlu ve parasızdır. Yüksek ve teknik eğitim uygun tüm yöntemlerle erişilebilir kılınır.

d. Herkes, kişiliğini geliştirmek ve hak ve yükümlülüklere karşı saygısını güçlendirmek ve bunları korumak için, bütünleşik ve dengeli bir tutumla, aile dahil farklı eğitim ve danışmanlık kurumlarından eğitim alma hakkına sahiptir. Eğitim, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesinin yanı sıra tüm uluslar, ırksal ve dinsel gruplar arasında insan haklarına saygıyı, anlayış ve toleransı ve dostluğu güçlendirmelidir.

MADDE 9
Kendi kaderini tayin etme hakkı

a. Kendi kaderini tayin etme hakkı devredilemez bir insan hakkıdır. Herkes kendi kaderini tayin etme ve kendi refah ve kaynakları üzerinde söz sahibi olma ve siyasi sistemleri özgürce seçme ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimlerini özgürce sürdürme hakkına sahiptir.

b. Herkes ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğü hakkına sahiptir.

c. Her türlü yabancı işgali ve sömürgecilik tamamen yasaktır. İşgal ve sömürgecilik mağduru olanlar özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkına sahiptir. Her türlü işgal ve sömürünün önlenmesine yönelik mücadeleye destek vermek devletlerin ve insanların görevidir.

MADDE 10
Serbest dolaşım özgürlüğü

a. İçinde veya dışında olduğu farketmeksizin herkes ülkesinde serbestçe dolaşma ve ikametgahını belirleme ve zulme uğraması halinde başka bir ülkeye sığınma hakkına sahiptir. Sığınılan ülke, sığınma gerçekte siyasi olmayan bir suçtan kaynaklanan bir eylemden kaynaklanmadığı sürece kişiye gerekli korumayı sağlar.

b. Hiç kimsenin keyfi veya usulsüz şekilde kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeden ayrılması veya söz konusu ülkenin herhangi bir yerine yerleşmesi engellenemez ve kişi zorla yerleşime zorlanamaz.

c. Hiç kimse ülkesinden sürgün edilemez veya hiç kimsenin ülkesine dönmesi yasaklanamaz.

MADDE 11:
Vatandaşlık Hakları

Herkesin kanunla yönetilen bir vatandaşlık hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi veya usulsüz olarak vatandaşlıktan yoksun bırakılamaz veya vatandaşlığını değiştirme hakkından vazgeçemez.

MADDE 12:
Çalışma hakkı

a. Çalışma, çalışabilecek durumdaki her kişi için Devlet ve toplum tarafından korunan bir haktır. Herkes kendisine uygun olan ve kendisi ve toplum yararına olan işi seçme özgürlüğüne sahiptir.

b. Çalışan, diğer sosyal güvencelerin yanı sıra iş güvenliği ve emniyeti hakkına sahiptir. Kişi hiçbir şekilde gücünü aşan işte çalıştırılamaz, zorlamaya, sömürüye veya zarara maruz bırakılamaz.

c. Kadın ve erkek ayrımı gözetmeksizin tüm çalışanlar, tatil ödeneği ve terfilerin yanı sıra adil ücret hakkına sahiptir. Çalışandan yasa ve düzenlemelere uygun olarak işine bağlılık ve titizlik beklenir.

d. Çalışan ve iş sahibinin ihtilafa düşmesi halinde, ihtilafın giderilmesi, sorunların çözülmesi, hakların teyit edilmesi ve adaletin yerine getirilmesi için devlet yasal araçlarla devreye girer.

e. Herkes kendi menfaatini korumak amacıyla sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkına sahiptir.

MADDE 13:
Meşru Ekonomik ve Mali Kazanç Hakkı

a. Herkes; tekelleşme, hile olmadan ve kendisine veya başkalarına zarar vermeden meşru kazanç elde etme hakkına sahiptir.

b. Tefecilik mutlak surette yasaktır.

MADDE 14:
Mülkiyet Hakkı

a. Herkes meşru şekilde elde edilmiş mülkiyet hakkına ve kendisine, başkalarına veya genel olarak topluma halel gelmeden mülkiyetten kaynaklanan haklarına sahiptir. Kamu yararının gerektirmesi ve adil tazminat ödenmesi hali dışında kamulaştırmaya izin verilemez.

b. Hiç kimse keyfi/usulsüz şekilde mülkiyet hakkından yoksun bırakılamaz.

MADDE 15:
Fikri mülkiyet hakları

Herkes, uygarlığın yararına ve gelişimine katkı sunacak biçimde, bilimsel, edebi, sanatsal veya teknik yapıtlarının ürünlerinden yararlanma ve bunlardan kaynaklanan manevi ve maddi menfaatlerini koruma hakkına sahiptir.

MADDE 16:

Ulaşılabilir en üst düzey fiziksel ve psikolojik sağlık standartlarından yararlanma hakkı

a. Herkes, kötülüklerden/ahlaksızlıktan uzak, kişisel gelişimini destekleyecek temiz bir çevrede yaşama hakkına sahiptir ve bu hakkı yerine getirmek devletin ve genel olarak toplumun görevidir.

b. Herkes ulaşılabilir en yüksek fiziksel ve psikolojik sağlık standartlarına sahip olma hakkına ve toplum ve kaynakları ölçüsünde devlet tarafından sağlanan tesislere erişim hakkına sahiptir.

c. Devlet, olanakları çerçevesinde, yemek, giyim, barınma, eğitim, bakım ve diğer tüm temel ihtiyaçlar dahil, bireyin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin ihtiyaçlarını karşılayabilmesini sağlayacak iyi bir yaşam sürdürme hakkını sağlar.

MADDE 17:
Mahremiyetin korunması

a. Herkes kendisi, dini, bakmakla yükümlü olduğu kişiler, onuru ve mülkiyeti için güven içinde yaşama hakkına sahiptir.

b. Herkes mülkiyeti ve ilişkileri bakımından özel ilişkilerinin yürütülmesinde, evinde, aile içinde mahremiyet hakkına sahiptir. Kişinin gizlice izlenmesi, gözetlenmesi ve adına leke sürülmesi yasaktır. Devlet kişiyi keyfi müdahalelerden korur.

c. Kişisel konut her durumda dokunulmazdır. Sahiplerinin izni olmaksızın konuta girilemez veya sakinleri konuttan hukuksuz şekilde tahliye edilemez.

MADDE 18:
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü

a. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir.
b. Hiç kimse seçtiği din veya inanca sahip olma veya din veya inancı kabul etme özgürlüğüne zarar verecek zorlamaya maruz bırakılamaz.

c. Ebeveynler, uygulanabilir durumdayken de yasal vasi ,kendi inançlarına uygun olarak çocuklarına dini ve ahlaki eğitim sağlama hakkına sahiptir.

MADDE 19:
Fikir ve ifade özgürlüğü

a. Herkes evrensel insan haklarının ayrılmaz bir parçası olan fikir ve ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı özel görev ve sorumluluklar gerektirir.

b. Devlet bu hakkın kullanımını korumak ve kolaylaştırmanın yanı sıra meşru ulusal bütünlüğünü, menfaatlerini korumak ve toplumsal uyum, refah, adalet ve hakkaniyeti güçlendirmekle yükümlüdür.

c. Bu hakkın kullanımına yönelik kısıtlamalar kanunla açık şekilde belirlenir ve şu kategorilerle sınırlıdır:

i. Savaş propagandası.

ii. Din, inanç, köken, ırk, etnisite, renk, dil, cinsiyet veya sosyo-ekonomik durum temelinde şiddet veya nefrete teşvik.

iii. Başkalarının insan hakları ve itibarına saygı.

iv. Ulusal güvenlik ve toplum düzeniyle ilgili konular.

v. Kaos veya suçun önlenmesi amacıyla toplum sağlığı ve ahlakının korunmasının gerektirdiği önlemler.

d. Devlet ve toplum, kutsal diğer ilke ve değerlerin yanı sıra birlik, anlayış ve adalet ilkelerinin yayılması ve geliştirilmesi ile nefret, önyargı ve aşırıcılık/radikalizme karşı mücadele için çaba gösterir. İfade özgürlüğü peygamberlerin, dinlerin, dini sembollerin kutsallığına zarar verecek şekilde veya toplumun ahlaki ve etik değerlerini sarsmak içi kullanılamaz.

MADDE 20:
Adalet ve adil yargılanmaya erişim hakkı

a. Herkes hiçbir ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. Adil yargılanma ve adalet hakkı tam yetkili, bağımsız ve tarafsız mahkemeler aracılığıyla korunur.

b. Suçluluğu savunma hakkı güvence altına alınmış, adil bir yargılama ile kanıtlanana kadar davalı masumdur

c. Kanunsuz suç veya ceza olmaz.

d. Cezai sorumluluğun şahsiliği (cezanın şahsiliği) esastır.

MADDE 21:
Özgürlük ve güvenlik ve işkenceye maruz kalmama hakkı

a. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi tutuklama veya gözaltına tabi tutulamaz. Hiç kimse yasada belirlenmiş haller ve yasanın öngördüğü usuller dışında özgürlüğünden mahrum bırakılamaz.

b. Hiç kimse fiziksel veya psikolojik işkenceye veya zalimane, insanlık dışı ve küçültücü muamele ve cezaya tabi tutulamaz.

c. Herkes gözaltındayken insani muamele görme hakkına sahiptir; tutuklu ve hükümlüler ayrı yerlerde tutulur ve durumlarına uygun muamele görür.

d. Hiç kimse tıbbi veya bilimsel deneye tabi tutulamaz veya organları rızası olmadan ve olası tıbbi komplikasyonlara karşı tam özen olmadan kullanılamaz.

e. Bedensel zarardan korunma güvence altına alınmış, dokunulmaz bir haktır. Bu hakkı korumak devletin görevidir ve kanunla belirlenmiş nedenler dışında ihlal edilemez.

MADDE 22:
Kamu işlerinin yürütülmesine katılım hakkı

a. Otorite güvene dayanır ve bunun kötüye kullanımı veya suiistimal edilmesi temel insan haklarının güvence altına alınabilmesi adına mutlak surette yasaktır.

b. Herkes, doğrudan veya özgürce seçilen temsilciler aracılığıyla dolaylı şekilde ülkesindeki kamu işlerinin yürütülmesine katılma hakkına sahiptir. Ayrıca fırsat eşitliği ilkesi çerçevesinde kamu hizmetine girme hakkını sahiptir.

MADDE 23:
Savaş veya silahlı çatışma halinde adil muamele görme

a. Muharip olmayanlar, yaşlılar, hastalar, engelliler, kadınlar, çocuklar, savaş tutsakları ve siviller dahil ancak bunlarla sınırla olmaksızın tüm bireylerin haklarını korumak adına, savaş ve silahlı çatışma durumlarında Uluslararası İnsani Hukuk kuralları uygulanır.

b. Savaş ve silahlı çatışma halinde kutsal yerlere zarar vermek, ağaç kesmek, hasat ve besi hayvanlarına zarar vermek ve sivil bina ve tesisleri tahrip etmek yasaktır.

MADDE 24
Genel hükümler

a. Herkes, İslam hukuku ilkelerine halel getirmeksizin mevcut Bildiride düzenlenen hak ve özgürlükleri kullanma hakkına sahiptir.

b. Bu Bildirideki hiçbir şey, üye devletlerin iç mevzuatlarıyla korunan hak ve özgürlüklerine ve uluslararası ve bölgesel insan hakları araçlarından kaynaklana yükümlülüklerine zarar verecek şekilde yorumlanamaz veya değiştirilemez.

Öldürme Üzerine Kısa Bir Film – A Short Film About Killing (1988)

0

Öldürme Üzerine Kısa Bir Film  (A Short Film About Killing), 1988 yılında vizyona giren ve hukuk sorgulaması yapan bir filmdir.  Film, Polonya’da ölüm cezasının fiilen uygulamadan kaldırıldığı yıl gösterime girmiştir.

Polonya ve dünya sinema tarihinin usta yönetmen ve senaristlerinden Krzysztof Kieslowski’nin başyapıtlarındandır.

On Emir’den hareketle film çeken sinema filozofu yönetmenin bu filminde; ölümü, toplumsal değerleri ve idam cezasını masaya yatırmaktadır. Film, komünist rejimin sona yaklaştığı dönemdeki sosyal sınıflar arası ilişkileri ve hukukun bu ilişkilerdeki yerini de sorgulamaktadır.

Öldürme Üzerine Kısa Bir Film, görünüşe göre tamamen sebepsiz şekilde işlenen bir cinayeti ve daha sonra da devlet eliyle işlenen başka bir cinayeti; bir insanın idamını ele almaktadır. İnsan öldürme suçu işlediği için yakalanan Jacek, hukuk fakültesini bitirip avukatlığa henüz başlayan ve ilk davasını alacak olan avukat Piotr’ı bulmuştur. Savunma avukatının elinde çok fazla bir argüman bulunmamaktadır. Müvekkilinin aleyhindeki güçlü deliller nedeniyle  davadan beraat çıkma şansı da çok azdır. Piotr’ın tüm çabalarına rağmen Jacek suçlu bulunur ve asılarak idama mahkum edilir. Piotr daha sonra hakime yaklaşarak müvekkilinin hayatını kurtarmak için daha fazlasını yapıp yapamayacağını sorar. Yargıç, Piotr’un idam cezasına karşı yıllardır duyduğu en iyi argümanları ortaya koyduğunu ancak hukuki sonucun doğru olduğunu söyleyecektir.

Nihayet idamın infaz günü gelmiştir, cellat hapishaneye gelir ve idama hazırlanır. Avukat Piotr da idama katılmak üzere hapishanededir.

‘Soğukkanlı bir şekilde idam emri veren sistemin, sıradan katillerden bir farkı var mı?’ sorusu tüm ağırlığı ile ortada durmaktadır. Hukuk adil midir yoksa adaletsizlik mi üretmektedir? Hukuk hayatları kurtarmakta mıdır yoksa mahvetmekten sorumlu sistem midir? Hukuk, toplumun, insanın ve devletin yarattığı kötülükleri yok edebilir mi?

Filmin vizyona girmesinden ve dam cezasının kaldırılmasından yıllar sonra “Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, “Çok ciddi suçlar için idam cezasına izin verilmeli.demiştir.

Yönetmen Krzysztof Kieślowski
Senaryo

Krzysztof Kieślowski, Krzysztof Piesiewicz

Yapımcı Ryszard Chutkowski
Oyuncular

Mirosław Baka, Krzysztof Globisz, Jan Tesarz, Zbigniew Zapasiewicz, Barbara Dekanı, Aleksander Bednarz, Zdzislaw Tobiasz, Arthur Barcis, Krystyna Janda, Olgierd Lukaszewicz, Leonard Andrzejewski, Maciej Maciejewski, Andrzej Mastalerz, Zdzislaw Rychter

Sinematografi Sławomir Idziak
Kurgu Ewa Smal
Müzik Zbigniew Preisner
Yayın tarihi

11 Mart 1988 (Polonya)

Süre
84 dakika
Ülke Polonya
Dil Lehçe

 

Kieslowski filmi çekmek istemesinin nedenini şu şekilde açıklamaktadır: “Bu filmi çekmek istememin sebebi, bütün bu olanların benim adıma yapıldığını düşünmem, çünkü ben bu toplumun bir üyesiyim, bu ülkenin vatandaşıyım ve bu ülkede birisi, bir başkasının boynuna ipi geçirip ayağının altındaki tabureye tekme atarsa, bunu benim adıma da yapıyor demektir. Ve ben böyle bir şeyi istemem. Bunu yapmalarını istemem. Bu filmin ölüm cezasından çok, genel anlamda öldürmeyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Hangi sebeple olursa olsun, kimi öldürürseniz öldürün ve kim öldürülürse öldürülsün, öldürmek yanlıştır. Sanırım bu, bu filmi yapmamın ikinci sebebi. Üçüncü olaraksa Polonyalının dünyasını, insanların birbirlerine hiç acımadığı, birbirlerinden nefret ettiği, kimsenin birbirine yardım etmediği, sadece engel olduğu korkunç ve renksiz bir dünyayı tanımlamak istedim. İnsanların birbirlerini geri püskürttükleri bir dünya. Yalnız yaşayan insanların dünyası.”

#HukukFilmi #Cinayet #İdam #HukukSineması #Yargı #PolonyaSineması #HukukFelsefesi

 

İdam Türleri

Yargıtay

0
Yargıtay Önceki Başkanları

Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtayın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir.

Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir.

Yargıtayın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır.   Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtayın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.

Yargıtayın Görevleri
Yargıtay Kanunu 13. Maddeye göre Yargıtayın görevleri şu şekilde sıralanmıştır:

Temyiz incelemesi yapmak, yani tüm hukuk ve ceza mahkemeleri tarafından verilen kararları son merci olarak inceleyip karara bağlamak

Kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri ilk ve son merci olarak inceleyip karara bağlamak

Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak

Özel kanunlarla Yargıtaya verilen diğer işleri görmek

Yargıtay’da İşbölümü 

Yargıtay, hukuk ve ceza dairesi olarak iş bölümü yapmakta bu daireler önceden yapılan iş bölümüne uygun olarak Ceza Mahkemeleri ve Hukuk Mahkemeleri tarafından verilen kararların denetimini yapmaktadır.

Yargıtay Hukuk Daireleri, ilk derece hukuk mahkemeleri olan Asliye Hukuk Mahkemesi, Sulh Hukuk Mahkemesi, Asliye Ticaret MahkemesiTüketici Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi, Kadastro Mahkemesi, İş Mahkemesi kararlarını temyiz mercii incelemektedir. Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri tarafından verilen kararlar da bu kapsamdadır.

Yargıtay Ceza Daireleri, ilk derece ceza mahkemeleri olan Ağır Ceza Mahkemesi, Asliye Ceza Mahkemesi, Çocuk Mahkemesi, Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi kararlarını temyiz mercii olarak incelemektedir. Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri tarafından ceza hukuku uyuşmazlıklarına ilişkin verilen kararlar da bu kapsamda temyiz incelemesine tabidir.

Hukuk Genel Kurulu, birinci başkanının başkanlığında, hukuk daireleri başkan ve üyelerinden kurulmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ilgili dairenin bozma ilamına karşı ilk mahkemelerin eski kararlarında direnmesi halinde yeni bir temyiz talebi olduğunda toplanarak davayı kesin olarak karara bağlamaktadır.

Ceza Genel Kurulu, ceza daireleri başkan ve üyelerinin birinci başkanının başkanlığında, ceza daireleri başkan ve üyelerinden kurulmaktadır. Ceza Genel Kurulu, ilgili dairenin bozma ilamına karşı ilk mahkemelerin eski kararlarında direnmesi halinde yeni bir temyiz talebi olduğunda toplanarak davayı kesin olarak karara bağlamaktadır. Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazlarını incelemekte ve karara bağlamaktadır.

Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararları

Yargıtay Büyük Genel Kurulu içtihat farklılıklarını gidermeye ve içtihat birliğini sağlamaya yetkili ve görevlidir. Genel kurulun toplanarak altığı bu kararlar Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararlarıdır. İçtihadın birleştirilmesini Yargıtay Birinci Başkanı doğrudan doğruya isteyebilir. Ayrıca Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusu ile de içtihadı birleştirme kararı alınabilmektedir. İçtihadın birleştirilmesini başka kişi yada mercilerin talep etmesi halinde içtihadı birleştirme yoluna gidilip gidilmeyeceğini Birinci Başkanlık Kurulu karar vermektedir. İçtihadı Birleştirme Kararları benzer hukuki ihtilaflarda adli yargıdaki tüm mahkemeleri bağlamaktadır.

Özdem Sanberk

0

Özdem Sanberk, 1 Ağustos 1938 tarihinde, Mübadeleden önce Türkiye’ye gelen Balkan kökenli bir ailenin çocuğu olarak Ankara’da dünyaya geldi. Albay olan babasının mesleği nedeniyle ilkokulu yurdun çeşitli yerlerinde okudu. Babasının emekli olması üzerine İstanbul’a geldi.

Galatasaray Lisesi’ni bitirdi ve dayısı Avukat Sadık Arda’yı örnek alarak hukuk okumaya karar verdi. 1958 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden 1962’de mezun oldu. Üniversitede iken 28 Nisan 1960 yürüyüşüne katıldı.

Dışişlerindeki Görevleri ve Mesleki Yaşamı 

Mezuniyetinin ardından 1963 yılı Mart ayında açılan sınava girerek Dışişleri Bakanlığında memur olarak çalışmaya başladı. Başkâtiplik sınavını kazandı ve Dışişleri Bakanlı ekonomi dairesinde göre aldı.

Askerlik görevine, Piyade okulunda keşif takımında başladı ve daha sonra Genelkurmay Muhabere Merkezi’nde tamamladı.

Madrid, Amman, Bonn, Paris ve Brüksel’de Büyükelçiliklerinde çalıştı. Madrid’de çalışırken İspanyolca öğrendi. OECD ve UNESCO Daimi Temsilciliklerinde çeşitli derecelerde görevde bulundu.

Dışişleri’nde ekonomi dairesinde çalıştığı sırada tanıştığı Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal’ın Başbakan olmasından sonra, 1985–1987 yıllarında dış politika danışmanlığını yürüttü.

1987–1991 yılları arasında Avrupa Topluluğu nezdinde Daimi Büyükelçi Temsilci, 1991–1995 yıllarında arasında Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ve 1995–2000 yılları arasında da Londra Büyükelçisi olarak görev yapmıştır.

Özdem Sanberk’in Sivil Toplum Alanındaki Çalışmaları 

Sanberk, 2000 yılında Hariciye’den emekliye ayrıldıktan sonra sivil toplum ve bilimsel alandaki çalışmalarına devam etti.

2003 Eylül ayına kadar Türkiye Ekonomik Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) Direktörlüğü görevinde bulundu.

İsrail askerlerinin Mavi Marmara gemisine yaptığı baskını ve yaşanan olayları araştırmak üzere Birleşmiş Milletler tarafından kurulan heyette Türkiye’yi temsil etti.

Hâlen USAK(Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) Başkanlığı görevini yürüttü. 2010-2014 yılları arasında ise Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevini yürüttü. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi, Global İlişkiler Forumu ve Kültür Üniversitesi Global Trendler Merkezi yönetim kurullarında görev aldı.  Bilderberg toplantılarına düzenli olarak katıldı.

37 yaşında iken evlendiği eşi Sumru Sanberk’ten Nazlı isminde bir kızı ve iki torunu bulunmaktadır. Babası Manastırlı, annesi ise Yanyalı’dır. Dedesi, Şuray-ı Devlet azasıdır.

Değerler Çıkarlar ve Dönüşüm

Hukukçu Memduh Karakullukçu, Özdem Sanberk ve Sönmez Köksal tarafından kaleme alınan ve Doğan Yayınları Kitap tarafından 2021 yılında yayınlanan “Değerler Çıkarlar ve Dönüşüm” isimli ser Sanberk’in diplomasi alanında çalıştığı uzun yıllara ve hayatına dair izler taşımaktadır.

Değerler Çıkarlar ve Dönüşüm

Avrupa Savunma Avukatları Örgütü

0
Avrupa Savunma Avukatları Örgütü

Avrupa Savunma Avukatları Örgütü (CONSTITUTION OF THE EUROPEAN CRIMINAL BAR ASSOCIATION (an association of European defence lawyers) Avrupa Ceza Barosu’nun (ECBA), ceza soruşturması altındaki kişilerin, şüphelilerin, sanıkların ve hüküm giymiş kişilerin temel haklarını savunmak üzere kurulan bağımsız savunma avukatları grubudur. ECBA’nın ilk Konferansı Mayıs 1997’de Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nda gerçekleşmiştir. ECBA, tüm Avrupa Konseyi üyesi devletlerden katılımcı bir model ile kurulmuş organizasyondur. Avrupa’da ceza hukuku ve adalet konularında önde gelen bir lobidir. Hak savunucusu avukatlar arasında mesleki gelişim ve dayanışma en önemli ilkelerden biridir. ECBA’nın hedefleri; tüm üye ülkelerden ceza savunma avukatlarından oluşan yaygın bir dernek kurmak. ceza adaletine katkı sunmak, Avrupa’da ceza hukuku ve adaleti konusunda lobicilik ve danışmanlık yapmak ve mesleki işbirliği yürütmektir. 2025 yılı itibariyle kurumun başkanlığını Porteki’den Vânia Costa Ramos yürütmektedir. Yönetim organlarında Türkiye’den kimse bulunmamaktadır.

Avrupa Savunma Avukatları Örgütü

Arabuluculuk Daire Başkanlığı

0
Arabuluculuk Daire Başkanlığı

Arabuluculuk Daire Başkanlığı, 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile verilen görevleri yapmak üzere Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş, 2012 yılında Arabuluculuk Daire Başkanı görevine başlamıştır.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı, yasanın uygulanmasını sağlamak ve arabuluculuk sisteminin çalışabilmesi için yasa ile verilen görevleri yapmaktadır. Daire Başkanlığı, bir daire başkanı, yeteri kadar tetkik hâkimi ve diğer personelden oluşmaktadır. Daire Başkanlığında, Arabuluculuk Hizmetleri Bürosu, Sicil Bürosu, proje Bürosu, Denetim Bürosu ve Eğitim Bürosu bulunmaktadır.

Dairenin ilk başkanı Veysel Bektaştır. Arabuluculuk Daire Başkanı Hakan Öztatar ise 2013 yılında göreve getirilmiştir. Daire Başkanlığı aynı zamanda Arabuluculuk Kurulunun sekretaryasını  yürütmektedir.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı, kurulduğu günden itibaren AB, İngiltere Büyükelçiliği, İsveç Büyükelçiliği, TOBB, Arabuluculuk dernekleri ve başkaca kurumlarla birlikte hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk uygulamalarının geliştirilmesi projeleri geliştirmiş ve uygulamıştır.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı Adalet Bakanığına bağlıdır

Arabuluculuk Daire Başkanlığının Görevleri ve Faaliyetleri

Başkanlık, Adalet Bakanlığı, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan vakıf ve dernekler ile uygun görülen gönüllü gerçek ve tüzel kişilerle işbirliği yaparak görevini yerine getirmektedir.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı, arabuluculuk hizmetlerinin düzenli ve verimli olarak yürütülmesini sağlamakta, arabuluculukla ilgili yayınlar yapmakta, bu konudaki bilimsel çalışmaları teşvik etmektedir.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı görevleri kapsamında yayınlar da hazırlamaktadır

 Arabuluculuk Daire Başkanlığı, arabuluculuğun tanıtımını yapmakta, kamuoyunu bilgilendirmekte, ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum ve seminer gibi bilimsel organizasyonları düzenlemekte veya desteklemektedir. Kurum, ülke genelinde arabuluculuk uygulamalarını izlemekte, istatistikleri tutmakta ve yayımlamaktadır.

Arabuluculuk eğitimi verecek kuruluşlar daire başkanlığı tarafından belirlenmekte, arabuluculuk eğitimi verecek eğitim kuruluşları listelesi kurum tarafından düzenlenmektedir.

Arabuluculara ilişkin sicili tutmak, sicile kayıt taleplerini karara bağlamak daire başkanlığını görevidir.

Daire, arabulucular tarafından düzenlenen son tutanakların kayıtlarını tutmakta ve birer örneklerini saklamakta, her yılın başında Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesini hazırlamaktadır.

Arabuluculuk Mevzuatı

Arabuluculuk sisteminin çerçeve kanunu 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu‘dur. Kanun, 07.06.2012 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetenin 22.06.2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 2 Haziran 2018 tarihine Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmeliğin amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesine ilişkin her türlü arabuluculuk faaliyeti ile arabuluculuğa ilişkin usul ve esasları düzenlemek, Arabuluculuk sisteminin çerçeve kanunu olan 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunununun uygulamasını göstermektir.

İş Uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun esaslarını da düzenleyen İş Mahkemeleri Kanunu 2017 çıkarılmıştır.  İş Mahkemeleri Kanunu 7036 kanun numarası ile 12.10.2017 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 25.10.2017 tarihli sayısına yayınlanmış ve 01.01.2018 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.  İş Mahkemeleri Kanununa paralel olarak, arabulucuların uzmanlık alanları ve uzmanlığa ilişkin usul ve esaslar Daire Başkanlığı tarafından belirlenmiştir.

Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kurallarını 2017 yılı sonunda düzenleyerek yayınlamıştır. Etik kurallar, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış, Arabuluculuk Kurulu tarafından gözden geçirilerek kabul edilmiştir.

Arabuluculuğun Gelştirilmesi Projesi

Arabuluculuk Kurulu

Arabuluculuk Kurulu, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında görev yapmak üzere Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulmuştur. Kurulun üyeleri, Hukuk İşleri Genel Müdürü, Daire Başkanı, HSK tarafından seçilen hâkim, Türkiye Barolar Birliğinden üç temsilci, Türkiye Noterler Birliğinden bir temsilci, YÖYu tarafından seçilen bir öğretim üyesi, Adalet Bakanının seçtiği üç arabulucu, TOBBB’dan bir temsilci, üç işçi sendikaları konfederasyonundan birer temsilci, işveren sendikaları konfederasyonunca seçilen bir temsilci, TESK’den bir temsilci ve Türkiye Adalet Akademisi Eğitim Merkezi Başkanının yer aldığı 15 kişiden oluşmaktadır. Başkanlığını Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürü yapmaktadır. Kurulun sekretaryası Daire Başkanlığınca yürütülmektedir.

Kurulun başkanı Hukuk İşleri Genel Müdürüdür, kurul mart ve eylül aylarında olmak üzere yılda en az iki kez toplanmaktadır.

Arabuluculuk Kurulu, arabuluculuk hizmetlerine ilişkin temel ilkeler ile arabuluculuk meslek kurallarını belirlemekte, arabuluculuk sınavına ilişkin temel ilke ve standartları tespit etmekte, arabulucuların denetimine ilişkin kuralları belirlemektedir.

Eğitim kuruluşlarının eğitim izinlerini iptal etmek, arabulucunun sicilden silinmesine karar vermek, aidat ve yıllık aidat miktarını belirlemek, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesini onaylamak ve Daire Başkanlığına tavsiyelerde bulunmak kurulun diğer görevleridir.

Arabuluculuk Daire Başkanı Hakan Tatar

Hakan Öztatar

Hakan Öztatar 1977 yılında doğmuş, Malatya Anadolu Lisesinin ardından, 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Öztatar, 2000-2002 döneminde “Türkiye’de Avukatlık ve Sorunları” üzerine yüksek lisans eğitimi almış, 1999-2000 yıllarında avukatlık stajını tamamlamıştır. Hakan Öztatar, 2000-2002 döneminde hâkim adaylığı stajını tamamlayarak 2002 yılında Karaman Hâkimliğine başlamış, Baskil ve Finike hakimliği yapmıştır. 2011 yılında Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Tetkik Hâkimliğine atanmış, 2013 yılında Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı görevine getirilmiştir. Hakan Öztatar, İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC) Genel Kurulu ve Yönetim Kurulunda, 2015 yılından bu yana Adalet Bakanlığını temsil etmektedir.

Hakan Öztatar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğini hazırlayan ekipte yer almış, Lisanslı Yediemin Depoları Hakkında Yönetmelik, Hukuk Mahkemelerinde Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Yönetmeliği, Bilirkişi ve Hakem Ücret Tarifeleri, İcra İflas Kanunu Yönetmeliği, Tebligat Kanunu Yönetmeliği için çalışmış, İcra İflas Kanunu Bilim Komisyonunda görev almıştır.

İngilizce ve Almanca bilen Öztatar, İsveç, Avusturya, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya’ya çalışma ziyaretlerinde bulunmuş ve konferanslara katılmış, Türkiye’nin pek çok şehrinde düzenlenen konferans, seminer ve panellerde konuşmacı olarak yer almış, Adalet Bakanlığı Meslek İçi Eğitim Programlarında ve Türkiye Adalet Akademisinde dersler vermiştir.

ARABULUCULUK KURULU ÜYELERİ
 ADI – SOYADI  KURUMU  ÜNVANI
 Feyzullah TAŞKIN  Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü  Genel Müdür
 Hakan ÖZTATAR  Arabuluculuk Daire Başkanlığı  Daire Başkanı
 İlker KOÇYİĞİT  Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu  Hâkim
 Mehmet TUNÇ  Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu  Hâkim
 Avukat Kürşat KARACABEY  Türkiye Barolar Birliği  Avukat
 Avukat Yurdagül GÜNDOĞAN  Türkiye Barolar Birliği  Avukat
 Avukat Bahar GÜLTEKİN CANDEMİR  Türkiye Barolar Birliği  Avukat
 Avukat Yakup ERİKEL  Ankara Barosu  Arabulucu
 Salih DEMİRKIR  Türkiye Noterler Birliği  Beşiktaş 6. Noteri
 İbrahim ÖZBAY  Yükseköğretim Kurulu  Erzincan Üniversitesi

Hukuk Fakultesi Öğretim Üyesi

 Fatih SOYSAL  Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği  Reel Sektör Araştırma ve Gel. ve Uyg. Daire Baş.
 Avukat Nihat ŞİMŞEK  Kayseri Barosu  Arabulucu
 Avukat F. Yasemin ERTEKİN  Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu  Genel Sekreter Yardımcısı
 Avukat Muhsin ÖZYAR  Ankara Barosu  Arabulucu
 Rıfat İNANÇ  Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı  Eğitim Merkezi Başkanı
Selçuk ERTAN  Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK Genel-İş Sendikası Hukuk İşleri Müdürü
H. Ferhan TUNCEL  Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu  TÜRK-İŞ Sendikası Hukuk Müşaviri
Başar AY  Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası
Genel Sekreteri
 Hüseyin öz  Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu  Hak İş Sendikaları Konfederasyonu – Avu

22 Aralık – Hukuk Takvimi

0
22 Ağustos Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler. 

22 Aralık – Hukuk Takvimi

1453

İstanbul Üniversitesi (Darülfünun) kuruldu. Darülfünun, Cumhuriyet Devrilerinden sonra, 1933 yılında üniversiteye dönüştürüldü.

1849

Suç ve Ceza’nın yazarı Dostoyevski çıkarılan af kanunu sonucunda idamdan kurtuldu. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklanan ünlü yazar on ay hapishanede kaldı, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile birlikte affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya’da bulunan Omsk Cezaevi’ne gönderildi.

Fyodor Dostoyevski, bir af kanunu ile hayatta kalabilmişti 
1856

Amerikalı avukat, siyasetçi ve Nobel Barış Ödülü sahibi Frank B. Kellogg doğdu. (Ölümü: 21 Aralık 1937)  Rochester, Minnesota‘da hukuk okudu ve avukatlık yapmaya başladı. 1906’da EH Harriman hakkındaki soruşturma için Eyaletler Arası Ticaret Komisyonu’na özel danışman olarak atandı. Antitröst yasasıyla ilgili davalarda ABD yönetimini temsil eden avukat olarak ün kazandı. 1917’de Senato üyeliğine seçildi. 1923’de Londra büyükelçiliği görevinde bulundu. Calvin Coolidge’in başkanlığı sırasında dış işleri bakanı oldu. ABD dış işleri bakanı olarak en önemli başarısı, ulusal politikanın bir aracı olarak savaşı yasaklayan ve 15 ülkenin katılımıyla Paris’te imzalanan, çok taraflı antlaşma niteliğindeki Kellogg-Briand Paktı‘nın imzalanmasını sağlamak oldu. Bu başarısından dolayı 1929 Nobel Barış Ödülü’nü aldı. NATO’nun temeli sayılan Kellogg Briand Paktı’na Türkiye, 1929 yılında katıldı. Kellogg, 1930 yılında Milletlerarası Daimi Adalet Divanı’nda görev aldı.

Dünyaca ünlü hukukçu ve diplomat Frank B. Kellogg, 1925 yılında Time Dergisi’ne kapak olmuştu. 
1880

İngiliz yazar, çağdaş romanın en belirleyici özeliklerinden olan psikolojik çözümlemenin öncüsü George Eliot yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Kasım 1819) Edebiyat yaşamına eleştirmen ve çevirmen olarak başladı. 1859’da yayımlanan ilk romanı Adam Bede’de gözlenen, günlük yaşamı gerçekçi ayrıntılarla yansıtma yeteneği bundan sonraki yapıtlarının başlıca özelliği oldu. Eliot yazmaktaki amacının “tozlu sokaklardan ve tarlalardan gelen etten kemikten insanların” yaşamlarını yansıtmak olduğunu söyledi.

1894

Yüzbaşı Alfred Dreyfus’un haksız yere casusluk suçuyla yargılandığı Dreyfus davası, Fransa’da başladı. Dava, Alman Askeri Ataşesi’nin çöp sepetinde bulunan ve Dreyfus’ün el yazısıyla yazıldığı iddia edilen belgeye dayanarak açıldı. Dosyada başka delil bulunmamasına ve Dreyfus’un kağıttaki el yazısının kendisinin eli ürünü olmadığını ifade etmesine rağmen, bu belgenin Dreyfus’a ait olup olmadığı araştırılmak yerine Fransız İstihbaratının hazırlamış rapora göre mahkumiyet verilmişti.

Yüzbaşı Alfred Dreyfus
1932

Hindistan’daki İngiliz yönetimi, Mahatma Gandhi‘nin de aralarında olduğu 28 bin mahkûmu serbest bıraktı

1933 Türkiye-Yunanistan Takas Anlaşması yapıldı.
1947

İtalyan Kurucu Meclisi, 22 Aralık 1947 tarihli oturumunda İtalyan Cumhuriyeti Anayasasını onayladı ve Geçici Devlet Başkanı olarak belirlenen Enrico Roberto De Nicola, İtalya Cumhuriyeti Anayasasını ilan etti. İtalya Cumhuriyeti Anayasası, İtalya Resmi Gazetesinin 27 Aralık 1947 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.

1950

İş Teftişi Sözleşmesi’nin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 22 Aralık 1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi. İş Teftişi Sözleşmesi 19 Haziran 1947’de ILO tarafından kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi 13 Aralık 1950 tarihinde 5690 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşme, sınai iş yerlerinde ve ticari iş yerlerinde teftişi düzenlemekte, bir teftiş sistemi kurulmasını öngörmekte ve bu teftiş sisteminin standartlarını belirlemektedir.

1955

Eski Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı ve Anayasa Mahkemesi Üyesi Serdar Özgüldür İstanbul’da doğdu. 1976’da Kara Harp Okulunu bitirdi ve subay olarak atandı. 1981 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezuniyetini takiben askerî hâkim sınıfına geçti, muhtelif askerî mahkemelerde hâkimlik ve askerî savcılık görevlerinde bulunduktan sonra Askerî Yüksek İdare Mahkemesi savcısı olarak görev yaptı. 1995 yılında Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyeliğine seçildi, 1995 ile 2002 yılları arasında Birinci Daire üyeliği ve 2002-2004 yılları arasında da bu Mahkemenin genel sekreterliği görevlerinde bulundu. 2000 ile 2003 yılları arasında Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü asıl üyeliği yaptı. 21 Haziran 2004 tarihinde Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine, 22 Mart 2012 tarihinde de Uyuşmazlık Mahkemesi başkanlığına seçildi. 21 Mart 2016 tarihinde bu görevi sona erdikten sonra üye olarak görevine devam etti ve  23 Aralık 2020 tarihinde emekli oldu. Kamu hukuku alanında yüksek lisans ve doktora eğitimi bulunmaktadır.

1962 1961 Anayasası gereğince, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kuruldu.
1970

Amerikalı hukukçu ve politikacı Ted Cruz doğdu. Harvard Üniversitesi Hukuk bölümünden mezun oldu. 1999 – 2003 yılları arasında, Federal Ticaret Komisyonunda Politika Planlama Dairesi müdürü oldu.  George W. Bush’un seçim kampanyalarında iç politika danışmanlığı ve Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı’nda başsavcı vekilliği görevini yürüttü. Teksas Başsavcı vekili olarak atandı ve 2008’e kadar bu görevde kaldı. Bu makamda en uzun süre bulunan hispanik kökenli hukukçu unvanını kazandı. 2004 – 2009 yılları arasında, Teksas Üniversitesi’nin Hukuk bölümünde, ABD Yüksek Mahkemesi içtihatları alanında, profesör sıfatıyla misafir öğretim görevlisi olarak dersler verdi.  2012 tarihinde senatör oldu ve Ulusal Cumhuriyetçi Senatörler Komitesi başkan yardımcılığına atandı. 2015 yılında ABD Başkanlığına adaylığını açıklamışsa da daha sonra adaylıktan çekildi.

ABD’li hukukçu ve senatör Ted Cruz
1989

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Çevre ve Kalkınma Konferansı hakkındaki 44/228 sayılı ve Bugünkü ve Gelecek Kuşaklar İçin Küresel İklimin Korunmasına Dair 44/207 sayılı kararlarını kabul etti.

1989

Birleşmiş Milletler, Adalarda ve kıyı alanlarında, özellikle alçak konumlu kıyı alanlarında deniz seviyesi yükselmesinin muhtemel zararlı etkilerine dair 22 Aralık 1989 tarih, 44/206 sayılı Genel Kurul kararını kabul etti.

1982

ILO 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi, Resmi Gazetenin 22 Aralık 1992 tarihli sayısında yayınlandı. Sözleşme, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edildi. Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihli ve 3847 sayılı kanun ile kabul edildi ve Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, çalışanların ve işverenlerin herhangi bir ayrım yapılmaksızın ve önceden izin almaksızın istedikleri kuruluşları kurma ve  bu kuruluşlara üye olma hakkını garanti altına aldı, örgütlenme hakkını ve sendikal özgürlükleri düzenledi.

1994

Schengen İcra Komitesi, 22 Aralık 1994 tarihli ve (SCH/Com-ex (94)17 sayılı kararını verdi.

1999 Hükûmet Egebank, Yaşarbank, Yurtbank, Sümerbank ve Esbank’a el koydu
1999

Medenî ve ticarî meselelerde mahkemelerin yetkisi ve mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin 44/2001 No’lu Avrupa Birliği Konsey Tüzüğü (EC) kabul edildi

2000

“23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair kanun” resmi gazetede yayınlandı. Kanun, Rahşan Affı olarak nitelendi. Kanun, temel olarak cezaevlerinde yer kalmaması nedeniyle, ölüm orucu eylemlerini sona erdirmek için başlatılan ‘Hayata Dönüş Operasyonundan sonra, 22 Aralık 2000 tarihinde 4616 sayılı yasa olarak çıkarıldı. 70 bin kişi kapasitesi olan cezaevlerinin nüfusu 40 bine kadar düştü.

2002 Bilgi Toplumunda Telif Hakları Direktifi, “Bilgi Toplumunda Telif Hakları ve Bağlantılı Hakların Belirli Yönlerinin Uyumlaştırılması hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi” adıyla 22 Mayıs 2001 tarihinde ve 2001/29/AT sayılı karar ile kabul edildi. Üye devletler, 22 Aralık 2002 tarihinden önce, bu Direktife uygun gerekli kanunları, tüzükleri ve idari hükümleri yürürlüğe koyacaklarını ve komisyona bildireceklerini taahhüt etti.
2005 20 Aralık Uluslararası İnsani Dayanışma Günü (International Human Solidarity Day), BM Binyıl Bildirgesi (Milenyum Bildirgesi) kapsamında, 22 Aralık 2005 tarihinde  kabul edilen 60/209 sayılı BM kararıyla resmi olarak belirlendi. Bireylerin medeni ve siyasi hakları ile ilgili olarak, dayanışma kültürünün geliştirilmesi ve yoksullukla mücadele için BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş bir uluslararası birlik günüdür.
Polonyalı hukukçu, siyasetçi ve aktivist, Wojciech Borowik yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Haziran 1956) Varşova Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre serbest sigortacı olarak çalıştı. İşçi Savunma Komitesi ile Bağımsız Öğrenci Dayanışması Derneği’ne katıldı. Sıkıyönetimden sonra altı aydan fazla bir süre gözaltında tutuldu ve serbest bırakıldıktan sonra bağımsız basınla işbirliği yaptı. 1989’da Yurttaşlar Komitesi Ofisi’nin müdür yardımcılığı görevinde bulundu. 1990’ların başında Sejm parlamentosundaki Dayanışma Grubu’nun sekreteri olarak çalıştı. 1992’den 1993’e kadar “Akşam Ekspresi” adlı reklam bürosunun yöneticiliğini yaptı. İşçi Hareketi’nin kurucularından biriydi. 2002-2004 yılları arasında Merkezi İstatistik Dairesi Başkan Yardımcısı, 2007 yılında Varşova Komünizm Müzesi’nin inşası için oluşturulan ekibin başkanı ve İfade Özgürlüğü Derneği’nin yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptı. Covit19 nedeniyle yaşamını yitirdi.
2021 Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve yönetim kurulu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ü makamında ziyaret etti. Ziyarete, TBB Genel Sekreteri Veli Küçük ile Yönetim Kurulu üyeleri Ali Bayram ve Ramazan Erhan Toprak eşlik etti. Görüşmede Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, Hukuk İşleri Genel Müdürü Hakan Öztatar, Hukuk İşleri Genel Müdür Yardımcısı Emre Yurtalan, Mevzuat Genel Müdür Yardımcısı Süleyman Özar da hazır bulundu. Erinç Sağkan, avukatlık mesleğiyle şu sorunları dile getirdi: “Takpas’ın avukatların kullanımına yeniden ve biran evvel açılması; KVKK tebliğinde yer alan veri koruma görevlisinin hukukçulardan olması; Ticaret Mahkemelerinin münhasıran yetkisine alınan işlere dönük ilçelerde yaşanan sorunlar ve gecikmeler; Kamu avukatlarının sorunları ve özlük haklarının iyileştirilmeleri; Stajyer avukatlara Bakanlık veya İş-Kur üzerinden ücret ödenmesinin sağlanması; 1 yıllık genç girişimci prim muafiyetinin 3 yıllık süreye çıkartılması; Serbest çalışan avukatların asgari ücrete kadar olan gelirlerine vergi muafiyeti sağlanması ve Avukatların kayıt ve evrak incelemede yaşadığı sorunların giderilmesi.”
2023 ABD New York Doğu Bölgesi Savcılığı, dünyanın en büyük porno sitesi Pornhub’ın yasadışı seks ticaretine karıştığını kabul ederek ve mahkeme ile yaptığı savunma anlaşması gereğince kurbanlara tazminat ödemeyi kabul ettiğini açıkladı. Anlaşmaya göre, hükümete 1,8 milyon dolar ödeme yapılacak ve görüntüleri izinsiz olarak yayınlanan mağdurlara da ayrıca tazminat ödenecek. Karar, porno sitelerine ilişkin olarak AB tarafından yeni düzenlemelerin yapıldığı günlere denk geldi. 
2024 İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Baro Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında, “Terör örgütü propagandası yapmak” ve “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlarından resen soruşturma başlatıldı. İstanbul Barosu, 21 Aralık 2024 günü sosyal medya hesaplarından “Uluslararası İnsancıl Hukuk Uygulansın” başlıklı bir bildiri yayınlamıştı. Soruşturma üzerine İzmir Barosu “Eğer uluslararası hukuk ve Avukatlık Kanunu kapsamında görev yapmak suçsa bizi de yargılayın!” şeklinde açıklama yaptı.

22 Aralık – Hukuk Takvimi

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi(BMİDÇS)

0
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi BMİDÇS

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi(BMİDÇS) iklim değişikliği sorununa karşı küresel tepkinin temelini oluşturmak üzere 9 Mayıs 1992’de kabul edilmiştir.

Sözleşme 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi‘ne 24 Mayıs 2004 tarihinde katılmıştır.

194 Tarafı bulunan Sözleşme, evrensel bir katılıma ulaşmıştır.

İklim değişikliğiyle mücadelenin uluslararası hukuk temellerini oluşturan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin (BMİDÇS) bilimsel gerekçeleri, BM Çevre Programı (UNEP) ile Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) 1988’de ortaklaşa ihdas ettiği Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından “iklim sistemi üzerindeki insan kaynaklı tehlikeli etki” olarak ortaya konulmuştur.

Sözleşmenin nihai amacı, atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkiyi önleyecek bir düzeyde durdurmaktır. BMİDÇS bir çerçeve sözleşme olarak genel kuralları, esasları ve yükümlülükleri tanımlamaktadır. Sözleşme, iklim sisteminin, bütünlüğü başta endüstri ve diğer sektörlerden kaynaklı karbondioksit ve öteki sera gazı salımlarından etkilenebilecek, ortak bir varlık olduğunu kabul etmektedir.

IPCC’nin ortaya koyduğu insan kaynaklı faaliyetlerin neden olduğu küresel ısınmanın iklim üzerindeki etkilerine karşı, 1992 yılında Rio de Janeiro’da düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda imzaya açılan BMİDÇS, uluslararası alanda atılan ilk ve en önemli adımdır. 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Sözleşme’ye, aralarında ülkemizin de bulunduğu 196 ülkenin yanısıra, Avrupa Birliği (AB) de taraftır.

BMİDÇS, taraf ülkeleri, sera gazı emisyonlarını azaltmaya, araştırma ve teknoloji üzerinde işbirliği yapmaya ve sera gazı yutaklarını (örneğin ormanlar, okyanuslar, göller) korumaya teşvik etmektedir. Sözleşme, sera gazı emisyonlarının azaltılması için, ülkelerin kalkınma önceliklerini ve özel koşullarını göz önüne alarak “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler” ilkesine dayanmaktadır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Sözleşme, bazı ülkelerin sanayi devriminden sonra iklim değişikliğine sebep olan sera gazlarını atmosfere diğer ülkelerden daha çok salmalarından ötürü daha fazla sorumluluk almaları gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. “Ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler” ilkesi ülkelerin bu küresel çabaya sosyo-ekonomik koşulları dâhilinde katkısını öngörmektedir.

Amaç ve İlkeler

Madde 2, Sözleşme’nin nihai amacını “Sözleşme’nin ilgili hükümlerine göre, atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkiyi önleyecek bir düzeyde tutmayı başarmak” olarak tanımlamıştır. Bu amaç “Böyle bir düzeye, ekosistemlerin iklim değişikliğine doğal bir şekilde uyum sağlamasına, gıda üretimini tehdit etmeyecek ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir şekilde devamına izin verecek bir zaman dahilinde ulaşılmalıdır” hükmü ile niteliklendirilmiştir.

Sözleşme’nin genel ilkeleri, Giriş bölümünde ve 3. Madde’de yer almaktadır. 3. Madde’de sayılan ilkeler şunlardır:

  • Eşitlik ilkesi (Madde 3.1)
  • Ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesi (Madde 3.1)
  • İhtiyatlılık ilkesi (Madde 3.3)
  • Sürdürülebilir kalkınmayı destekleme hakkı ve yükümlülüğü (Madde 3.4)

Sözleşme yukarıda sayılanlara ek olarak, Giriş bölümünde ve diğer maddelerinde “insanlığın ortak kaygısı”, “serbest ticaret” ve “maliyet etkinlik” gibi ilkelere yer vermiştir.

Sözleşme Kapsamındaki Yükümlülükler ve Ülkelerin Durumu

Sözleşme, farklı yükümlülüklere göre ülkeleri üç gruba ayırmış ve tarafların azaltım ve iklim değişikliğinin etkilerine uyuma ilişkin yükümlülüklerini tanımlamıştır. Sözleşme, tüm Taraflar için geçerli yükümlülüklere ek olarak, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke Tarafları için farklı yükümlülük türleri ortaya koymaktadır.

Bunlar aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir:

1) Tüm Taraflar için geçerli yükümlülükler (Madde 4.1)

2) EK-I Taraflarının yükümlülükleri (Madde 4.2)

3) EK-II Taraflarının yükümlülükleri (Madde 4.3, 4.4, 4.5)

Sözleşme kapsamında, tüm Taraflar sera gazı salımları, ulusal politikalar ve en iyi uygulamalar ile ilgili bilgileri toplamak ve paylaşmakla yükümlüdür. Sözleşme, Tarafların ulusal salım envanterleri geliştirmelerini, iklim değişikliği azaltım ve uyumu kolaylaştırma önlemleri içeren ulusal programlar hazırlamalarını ve uygulamalarını ve uygulama ile ilgili bilgileri Taraflar Konferansı’na bildirmelerini gerektirmektedir.

Sözleşme, EK-I’de listelenen gelişmiş ülke Tarafları için daha sıkı azaltım yükümlülükleri belirlemektedir. EK-I Tarafları salımlarını sınırlamaya ve yutaklarını iyileştirmeye yönelik politika ve önlemler geliştirmekle yükümlüdür. Sözleşme ayrıca bu Tarafların 2000 yılına kadar sera gazı salımlarını 1990 yılı düzeylerine getirmeleri için yasal olarak bağlayıcı olmayan bir hedef koymuştur.

EK-II’de yer alan gelişmiş ülke Tarafları, gelişmekte olan ülkelere Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmak ve uyum için mali kaynak sağlamak ve teknoloji transferi için adımlar atmakla yükümlüdür.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ve Türkiye

Türkiye, bir OECD üyesi olarak, BMİDÇS 1992 yılında kabul edildiğinde; gelişmiş ülkeler ile birlikte Sözleşme’nin EK-I ve EK-II listelerine dâhil edilmiştir. 2001’de Marakeş’te gerçekleştirilen 7. Taraflar Konferansı’nda (COP7) alınan 26/CP.7 sayılı Kararla Türkiye’nin diğer EK-I Taraflarından farklı konumu tanınarak; adı BMİDÇS’nin EK-II listesinden çıkarılmış fakat EK-I listesinde kalmıştır. Türkiye 24 Mayıs 2004’te 189. Taraf olarak BMİDÇS’ne katılmıştır.

Türkiye 5386 Sayılı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’un 5 Şubat 2009’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabulü ve 13 Mayıs 2009 tarih ve 2009/14979 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın ardından, katılım aracının Birleşmiş Milletlere sunulmasıyla 26 Ağustos 2009 tarihinde Kyoto Protokolü’ne Taraf olmuştur. Protokol kabul edildiğinde BMİDÇS tarafı olmayan Türkiye, EK-I Taraflarının sayısallaştırılmış salım sınırlama veya azaltım yükümlülüklerinin tanımlandığı Protokol EK-B listesine dâhil edilmemiştir. Dolayısıyla, Protokol’ün 2008-2012 yıllarını kapsayan birinci yükümlülük döneminde Türkiye’nin herhangi bir sayısallaştırılmış salım sınırlama veya azaltım yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Türkiye, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) müzakereleri altında kendine özgü bir konuma sahiptir. Bu kapsamda Türkiye, Ek I kapsamında olup da geçiş ekonomisi olmayan ve “özel şartları” Taraflar Konferansı kararlarıyla kabul edilmiş olan tek ülkedir.

Tarihsel sorumluluk, ekonomik potansiyel, teknolojik birikim, insani kalkınma indeksi, hassas ülke konumu vb. göstergeler de dikkate alındığında; Türkiye’nin Ek-I ülkesi olmakla birlikte özel koşulları nedeniyle; diğer Ek-I ülkelerinden farklı bir konumda olduğuna işaret eden 26/CP.7 sayılı Marakeş Kararı önem arzetmektedir. 2001’de Marakeş’te düzenlenen sözkonusu 7. Taraflar Konferansı (COP 7) çerçevesinde, Türkiye’i BMİDÇS Ek-II listesinden çıkarılması kararlaştırılmıştır. Ayrıca, Ek-I’de kalması ancak Ek-I listesinde yer alan ülkelerden farklı bir konumda olduğuna vurguyla; Türkiye’nin özel şartlarının dikkate alınması yönünde çağrıda bulunulmuştur.

Konferanslar ve Türkiye’ni Konumu

2010 yılında Cancun’da düzenlenen 16. Taraflar Konferansı (COP 16) 1/CP.16 sayılı karar çerçevesinde, Türkiye’nin diğer Ek-I ülkelerinden farklı bir konumda olduğunu tanınmış olup; finansman, kapasite geliştirme ve teknoloji transferi imkânlarından yararlanmaya elverişli olduğuna işaret edilmiş; Uzun Dönemli İşbirliği Faaliyeti Geçici Çalışma Grubu’nun belirtilen konuyu değerlendirmeye devam etmesi talep edilmiştir.

2011 yılında Durban’da düzenlenen 17. Taraflar Konferansında (COP 17) yapılan müzakereler neticesinde; 2/CP.17 nolu karar metninde Türkiye’nin özel şartları ile ilgili olarak 170. Madde’de belirtilen karar ile emisyon azaltımı, iklim değişikliğine uyum, teknoloji geliştirilmesi ve transferi, kapasite geliştirme ve finansman alanlarında ülkemize sağlanacak desteğin modalitelerinin belirlenmesine ilişkin görüşmelerin sürdürülmesi karara bağlanmıştır.

2012 yılında Doha’da gerçekleştirilen 18. Taraflar Konferansında (COP 18) 1/CP.18 nolu karar metninde, özel koşulları Taraflar Konferansı tarafından tanınan Türkiye’ye finans, teknoloji ve kapasite geliştirme desteği sağlanmasının önemi vurgulanmış; ulusal iklim değişikliği stratejileri, eylem planları ve düşük emisyonlu kalkınma stratejilerinin veya 1/CP.16 Kararı uyarınca hazırlanan planların geliştirilmesi amacıyla finansman, teknolojik, teknik ve kapasite geliştirmeye yönelik destek sağlanması çağrısı yapılmıştır.

Son olarak, 2014 yılında Lima’daki 20. Taraflar Konferansı (COP 20) 21/CP.20 nolu karar metninde, Türkiye’nin özel durumundan söz edilen 26/CP.7, 1/CP.16, 2/CP.17 ve 1/CP.18 nolu kararlara atıfta bulunulmuş, durumunun Ek-I ülkelerinden farklı olduğu teyit edilmiş ve finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme desteğinin önemi tekrar vurgulanmıştır. Metinde devamla, gelişmiş ülkelerin en az 2020’ye kadar özel koşulları tanınmış olan taraflara ulusal stratejilerini uygulamaları, sera gazı emisyon azaltımı, iklim değişikliğine uyum ve düşük karbonlu kalkınma stratejilerini geliştirmeleri amacıyla Küresel Çevre Fonu (GEF) dâhil olmak üzere çok taraflı kurumlar, uluslararası kuruluşlar ve ikili fonlar gibi yollarla finans, teknoloji, teknik ve kapasite geliştirme desteği sağlamaları gerektiğinin altı çizilmiştir.

2015 yılında Paris’te yapılan 21. Taraflar Konferansı (COP 21) ile 2020 sonrası için ilk kez küresel ölçekte bütün ülkeler sera gazı emisyon azaltımı taahhüdünde bulunmuşlardır. Anlaşma’nın, farklılaştırmaya imkân vermeyecek şekilde oluşturulması; Sözleşme’nin Ek sistemine atıfta bulunmaması, Türkiye’nin “özel koşulları”nın Paris Anlaşması’na veya COP 21 kararlarına dercedilmesine imkân vermemiştir.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Metni

İşbu Sözleşmeye Taraflar,

Yeryüzü iklimindeki değişikliğin ve bunun zararlı etkilerinin insanlığın ortak kaygısı olduğunu kabul ederek,

İnsan faaliyetlerinin atmosferdeki sera gazları yoğunluklarını arttırmakta olduğu, bu artışların doğal sera etkisini yükselttiği ve bunun yeryüzü sathında ve atmosferde ek bir ortalama sıcaklık artışı ile sonuçlanacağı ve doğal ekolojik sistemlere ve insanlığa zarar verici etki yapabileceği endişesiyle,

Geçmişteki ve günümüzdeki küresel sera gazı salımında en büyük payın gelişmiş ülkelerden kaynaklandığını, gelişme yolundaki ülkelerde kişi başına salımın halen nispeten düşük olduğunu, gelişme yolundaki ülkelerden kaynaklanan küresel salım payının sosyal ve kalkınma gereksinimlerini karşılamak üzere artacağını not ederek,

Sera gazları yutakları ve haznelerinin kara ve deniz ekosistemlerindeki rolünün ve öneminin farkında olarak,

İklim değişikliğine ilişkin tahminlerde, özellikle zamanlama, büyüklük ve bölgesel model bakımından birçok belirsizlikler bulunduğunu not ederek,

İklim değişikliğinin küresel niteliğinin, tüm ülkelerin ortak fakat farklı sorumluluklarına ve imkânlarına ve sosyal ve ekonomik koşullarına uygun olarak mümkün olan en geniş ölçüde işbirliği yapmasını ve etkili ve uygun uluslararası çabaya katılmasını gerektirdiğini kabul ederek,

Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansının 16 Haziran 1972’de Stokholm’de kabul edilen bildirisinin ilgili hükümlerini hatırlayarak,

Devletlerin, Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukuk ilkeleri uyarınca, kendi çevre ve kalkınma politikalarına uygun olarak kaynaklarını kullanma hakkına sahip olduğunu ve kendi yetki alanı ya da kontrolü altındaki faaliyetlerin diğer devletler ya da ulusal yetki alanı dışında kalan bölgelerdeki çevreye zarar vermemesini sağlama sorumluluğunu da hatırlayarak, İklim değişikliği karşısındaki uluslararası işbirliğinde Devletlerin hükümranlık hakkı ilkesini tekrar teyid ederek,

Devletlerin etkin çevresel mevzuatı yürürlüğe koymaları, çevre alanındaki standartlar, yönetim hedefleri ve önceliklerinin ait bulundukları çevre ve kalkınma çerçevesini yansıtmaları gerektiğini ve bazı ülkeler tarafından uygulanan standartların diğer, özellikle gelişme yolundaki ülkeler için uygun olmayan ve haksız ekonomik ve sosyal külfete malolacağını kabul ederek,

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı hakkındaki 22 Aralık 1989 tarih ve 44/228 sayılı ve bugünkü ve gelecek kuşaklar için küresel iklimin korunmasına dair 6 Aralık 1988 tarih, 43/53 sayılı; 22 Aralık 1989 tarih, 44/207 sayılı; 21 Aralık 1990 tarih, 45/212 sayılı ve 19 Aralık 1991 tarih, 46/169 sayılı Genel Kurul kararları hükümlerini hatırlayarak,

Adalarda ve kıyı alanlarında, özellikle alçak konumlu kıyı alanlarında deniz seviyesi yükselmesinin muhtemel zararlı etkilerine dair 22 Aralık 1989 tarih, 44/206 sayılı Genel Kurul kararı hükümlerini ve Çölleşmeyle Mücadele Eylem Planının uygulanmasına dair 19 Aralık 1989 tarih, 44/172 sayılı Genel Kurul kararı ilgili hükümlerini de hatırlayarak,

Ayrıca, 1985 tarihli Ozon Tabakasının Korunması için Viyana Sözleşmesi ve 29 Haziran 1990 tarihinde değiştirilip uyumlaştırılan 1987 tarihli Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolünü hatırlayarak,

İkinci Dünya İklim Konferansının 7 Kasım 1990’da kabul edilen Bakanlar Bildirisini not ederek,

İklim değişikliği hakkında birçok devlet tarafından yapılan değerli inceleme çalışmalarının Dünya Meteoroloji Örgütünün, Birleşmiş Milletler Çevre Programının, Birleşmiş Milletle sisteminin diğer organ, örgüt ve kuruluşlarının olduğu kadar diğer uluslararası ve hükümetlerarası organların bilimsel araştırma sonuçlarının karşılıklı değiştirilmesine ve araştırma koordinasyonuna yaptıkları önemli katkıların bilincinde olarak,

İklim değişikliğini anlamak ve ele almak için gerekli adımların, eğer bunlar bilimsel, teknik ve ekonomik endişelere dayanıyor ve bu alanlardaki yeni bulguların ışığı altında tekrar değerlendiriliyorsa çevresel, sosyal ve ekonomik açıdan son derece etkili olacağını kabul ederek,

İklim değişikliğini ele almak için gerçekleştirilecek çeşitli eylemlerin ekonomik olarak gerekli olabilecekleri gibi diğer çevresel sorunların çözümüne de yardımcı olabileceklerini kabul ederek,

Gelişmiş ülkelerin, sera etkisinin çoğalmasına yapmış bulundukları katkıyı da gözönünde bulundurarak ve tüm sera gazlarını dikkate alarak, küresel, ulusal ve anlaşma var ise, bölgesel düzeyde kapsamlı bir karşı stratejiye ilk adım olarak, açık öncelikleri temel almak suretiyle, esnek bir yaklaşımla acilen harekete geçmeleri gereğini de kabul ederek,

İlaveten, alçak konumlu ve diğer küçük ada ülkelerinin, alçak konumlu kıyısı, kurak ve yarı kurak alanları veya sellere, kuraklık ve çölleşmeye müsait alanları bulunan ülkelerin ve hassas dağlık ekosistemlere sahip gelişme yolundaki ülkelerin iklim değişikliğinin zararlı etkilerine daha açık olduklarını kabul ederek,

Bu ülkelerin, özellikle ekonomileri fosil yakıt üretimi, kullanımı ve ihracatına bağımlı olan gelişme yolundaki ülkelerin, sera gazı salımlarının sınırlandırılması için alınan önlemler dolayısıyla karşılaşacakları sıkıntıları kabul ederek,

İklim değişikliğine tepkilerin entegre bir şekilde sosyal ve ekonomik kalkınmayla koordineli olması gereğini, gelişme yolundaki ülkelerin sürdürülebilir kalkınmaya ulaşmak ve fakirliği ortadan kaldırmak yönündeki haklı öncelikli ihtiyaçlarını tamamen dikkate almak ve aksinin kalkınma üzerindeki zararlı etkisinden kaçınma gereğini de gözönünde bulundurmak suretiyle onaylayarak,

Öncelikle gelişme yolundaki ülkeler olmak üzere, tüm ülkelerin sürdürülebilir sosyal ve ekonomik kalkınmaya ulaşmak için gerekli kaynaklara erişmeye ve gelişme yolundaki ülkelerin bu hedefe yaklaşabilmek için enerji tüketimlerini arttırmaya gereksinimleri olduğunu ve bu gereksinimlerini karşılarken, uygulamayı ekonomik ve sosyal açıdan kârlı kılacak daha etkin enerji kullanımı ve genel ifadeyle sera gazı salımlarının kontrolü imkânlarını dikkate alacaklarını kabul ederek,

Günümüz ve gelecek kuşaklar için iklim sistemini korumak kararlılığıyla,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmaya varmışlardır :

MADDE 1
TANIMLAR

İşbu Sözleşmenin amaçları için:

1. “İklim değişikliğinin zararlı etkisi” doğal halindeki veya yönetim altındaki ekosistemlerin bileşimi, kendilerini onarma yeteneği veya sosyo-ekonomik sistemlerin işlemesi veya insan sağlığı ve refahı üzerinde önemli zararlı etkileri olan iklim değişikliği sonucunda fiziksel çevrede veya biyotada ortaya çıkan değişiklikler demektir.

2. “İklim değişikliği”, karşılaştırılabilir zaman dilimlerinde gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak, doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan faaliyetleri sonucunda iklimde oluşan bir değişiklik demektir.

3. “İklim sistemi” atmosfer, hidrosfer, biyosfer, jeosfer’in tamamı ve bunların karşılıklı etkileşimleri demektir.

4. “Salımlar”, sera gazlarının ve/veya bunlara kaynaklık yapan öncül maddelerin belirli bir bölge ve zaman diliminde atmosfere salınması demektir.

5. “Sera gazları” hem doğal, hem de insan kaynaklı olup atmosferdeki, kızıl ötesi radyasyonu emen ve tekrar yayan gaz oluşumları anlamına gelir.

6. “Bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşu”, belirli bir bölgenin egemen Devletleri tarafından kurulan, bu Sözleşme veya protokolleriyle düzenlenen konularda yetki sahibi ve kendi iç mevzuatına göre ilgili belgeleri imzalamaya, onaylamaya, kabul, uygun bulma veya katılmaya tam yetkili kuruluş demektir.

7. “Hazne”, bir sera gazının veya bir sera gazının oluşumunda rolü bulunan bir öncü maddenin depolandığı iklim sisteminin bir unsuru veya unsurları anlamına gelir.

8. “Yutak”, bir sera gazını, bir aerosolü veya bir sera gazının oluşumunda rolü bulunan bir öncü maddeyi atmosferden uzaklaştıran herhangi bir işlem, faaliyet veya mekanizma anlamına gelir.

9. “Kaynak” bir sera gazını, bir aerosolü veya bir sera gazının oluşumunda rolü bulunan bir öncü maddeyi atmosfere salan herhangi bir işlem veya faaliyet anlamına gelir.

MADDE 2
AMAÇ

İşbu Sözleşmenin ve Taraflar Konferansının benimseyebileceği herhangi bir ilgili yasal belgenin nihai amacı, Sözleşmenin ilgili hükümlerine göre, atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkiyi önleyecek bir düzeyde durdurmayı başarmaktır. Böyle bir düzeye ekosistemin iklim değişikliğine doğal bir şekilde uyum sağlamasına, gıda üretiminin zarar görmeyeceği ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir şekilde devamına izin verecek bir zaman dahilinde ulaşılmalıdır.

MADDE 3
İLKELER

Taraflara, Sözleşmenin amacına ulaşmak ve hükümlerini yerine getirmek için yapacakları eylemlerinde, diğer hususlar meyanında, aşağıdakiler yol gösterecektir:

1. Taraflar, iklim sistemini, eşitlik temelinde ve ortak fakat farklı sorumluluklarına ve güçlerine uygun olarak, insanoğlunun günümüz ve gelecek kuşakların yararı için korumalıdır. Dolayısıyla, Taraflardan gelişmiş ülkeler iklim değişikliği ve onun zararlı etkileri ile savaşımda öncülük etmelidir.

2. Sözleşmeye Taraf gelişme yolundaki ülkelerin, özellikle iklim değişikliğinin zararlı etkilerine karşı savunmasız olanların ve gelişme yolundaki ülkelerden sözleşme uyarınca gereğinden fazla veya anormal yük altında kalanların ihtiyaç ve özel koşulları tümüyle dikkate alınmalıdır.

3. Taraflar, iklim değişikliği nedenlerini önceden tahmin etmek, önlemek veya en aza indirmek ve zararlı etkilerini azaltmak için önleyici önlemler almalıdır. Ciddî veya önlenemez hasar tehlikesi olan durumlarda, tam bilimsel kesinliğin yokluğu, iklim değişikliğine ilişki politikalar ve önlemlerin mümkün olduğu kadar etkin maliyetli ve en az harcamayla küresel yarar sağlayacak şekilde olmaları gerektiği de dikkate alınarak, bu önlemlerin ertelenmesine neden olarak kullanılmamalıdır. Bunu başarmak için bu tür politikalar ve önlemler değişik sosyo-ekonomik bağlamları dikkate almalı, kapsamlı olmalı, ilgili tüm sera gazı kaynaklarını, yutaklarını, haznelerini ve uygulamayı kapsamalı ve bütün ekonomik sektörleri ihtiva etmelidir. İklim değişikliğine cevap verme çabaları ilgili Taraflarca işbirliğiyle yerine getirilebilir.

4. Taraflar sürdürülebilir kalkınmayı destekleme hakkına sahiptir ve de desteklemelidirler. İklim sistemini insanların neden olduğu değişikliğe karşı koruma politika ve önlemleri, Tarafların herbirinin özel koşullarına uygun olmalı ve iklim değişikliğine cevap verecek önlemleri almak için ekonomik gelişmenin gerekli olduğu dikkate alınarak, bu politika ve önlemler ulusal kalkınma programlarına entegre edilmelidir.

5. Taraflar, özellikle gelişme yolundaki Taraf ülkelerde sürdürülebilir ekonomik büyüme ve kalkınmaya yol açacak açık ve destekleyici bir uluslararası ekonomik sistemi teşvik etmek ve böylece iklim değişikliği sorunlarıyla daha iyi ilgilenebilmelerini sağlamak için işbirliği yapmalıdır. İklim değişikliğine karşı alınan önlemler, tek taraflı olanlar dahil, keyfi, haksız ayırımcı veya uluslararası ticarete gizli bir kısıtlama oluşturmak açılarından bir vasıta oluşturur nitelikte olmamalıdır.

MADDE 4
TAAHHÜTLER

1. Tüm taraflar, kendi ortak fakat farklı sorumluluklarını ve özgün ulusal ve bölgesel kalkınma önceliklerini, hedeflerini ve koşullarını dikkate alarak:

a) Taraflar Konferansınca uygun bulunacak mukayese edilebilir metodolojiler kullanarak, Montreal Protokolü ile denetlenmeyen tüm sera gazlarının insan kaynaklı salımları ve yutaklar tarafından uzaklaştırılanlara ilişkin ulusal envanteri, 12 nci madde uyarınca geliştirecek, dönemler itibariyle güncelleştirecek, yayınlayacak ve Taraflar Konferansına sunulmak üzere hazır bulunduracaklardır.

b) Montreal Protokolü ile denetlenmeyen tüm sera gazlarının insan kaynaklı salımları ve yutaklar tarafından uzaklaştırılanlarını ele alarak, iklim değişikliğini azaltacak önlemleri içeren ulusal ve uygun durumlarda bölgesel programları ve iklim değişikliğine uyumu kolaylaştıracak önlemleri oluşturacak, uygulayacak, yayınlayacak ve düzenli olarak güncelleştireceklerdir.

c) Enerji, ulaştırma, sanayi, tarım, ormancılık ve atık yönetimi sektörleri dahil, tüm ilgili sektörlerde, Montreal Protokolü ile denetlenmeyen insan kaynaklı sera gazı salımlarını kontrol eden, azaltan veya önleyen uygulama ve işlemlerin teşvik ve geliştirilmesinde, uygulanmasında ve teknoloji transferi dahil yayılmasında işbirliği yapacaklardır.

d) Sürdürülebilir yönetimi teşvik edecek ve biyolojik kütleye, ormanları ve okyanusları ve diğer kara, kıyı ve deniz ekosistemlerini de içerecek şekilde, Montreal Protokolü ile denetlenmeyen tüm sera gazı yutak ve haznelerinin korunması ve takviyesini işbirliği halinde teşvik edeceklerdir.

e) İklim değişikliği etkilerine uyum hazırlığında işbirliği yapacak, kıyı kuşağı yönetimi, su kaynakları ve tarım ve özellikle Afrika’daki gibi kuraklık, çölleşme ve sellerden etkilenen alanların korunması ve rehabilitasyonu için uygun ve entegre planlar hazırlayacak ve geliştireceklerdir.

f) İklim değişikliğini azaltmak ve değişikliğe uyum sağlamak amacıyla alınan önlemler ve uygulanan projelerin ekonomi, halk sağlığı ve çevre kalitesi üzerinde zararlı etkilerini en aza indirmek amacıyla, örneğin ulusal düzeyde hazırlanacak etki değerlendirmeleriyle, uygun metodlar uygulamak suretiyle, iklim değişikliği mülahazalarını kendi sosyal, ekonomik ve çevresel politikalar ve eylemleri çerçevesinde mümkün olan en geniş şekilde dikkate alacaklardır.

g) İklim sistemi ile ilgili olarak, bilimsel, teknolojik, teknik, sosyo-ekonomik, sistematik gözlem ve çeşitli karşı stratejilerin ekonomik ve sosyal sonuçlarını ve iklim değişikliğinin nedenleri, etkileri, önemi ve zamanlaması konusunda mevcut belirsizlikleri daha iyi anlamak, azaltmak ya da ortadan kaldırmak amacıyla veri arşivlerinin geliştirilmesine destek verecek, işbirliği yapacaklardır.

h) İklim sistemi ve iklim değişikliği ve karşı stratejilerin ekonomik ve sosyal sonuçları hakkında bilimsel, teknolojik, teknik, sosyo-ekonomik ve hukukî bilginin tamamen, açıklık ve doğrulukla alışverişini teşvik için tümüyle işbirliği yapacaklardır.

i) İklim değişikliği ile ilgili olarak öğretim, eğitim ve kamu bilinci oluşturmakta ve hükümet dışı kuruluşlar da dahil olmak üzere bu işleme en geniş katılımı sağlamayı teşvik için işbirliği yapacak; ve

j) Uygulamayla ilgili bilgileri 12 nci maddeye göre Taraflar Konferansına ileteceklerdir.

2. Taraflardan gelişmiş ülkeler ve EK-I’de yeralan diğer Taraflar aşağıdaki hususları yerine getireceklerini taahhüt ederler:

a) Taraflardan herbiri, insan kaynaklı sera gazı salımlarını sınırlandırarak ve sera gazı yutaklarını ve haznelerini koruyarak ve takviye ederek iklim değişikliğini azaltmak için ulusal

(1) politikalar benimseyecekler ve uygun önlemler alacaklardır. Bu politika ve önlemler, Sözleşmenin amacına uygun olarak, gelişmiş ülkelerin insan kaynaklı salımların uzun vadeli temayüllerini değiştirmede öncü rol oynayacaklarını gösterecek, içinde bulunduğumuz on yıl sonunda karbondioksit ve Montreal Protokolü ile kontrol edilmeyen diğer sera gazlarının insan kaynaklı salımlarının daha önceki seviyelerine geri çekilmeleri bu değişikliğe katkıda bulunacak ve Taraflardan herbirinin, bu amaç yönündeki küresel çabaya sağlayacakları eşit ve uygun katkılarda Tarafların başlangıç noktalarındaki ve yaklaşımlarındaki, ekonomik yapı ve kaynak temellerindeki, kuvvetli ve sürdürülebilir kalkınmayı devam ettirmeye olan ihtiyaçları, ellerindeki teknolojilere ilişkin farklılıklar ile diğer münferit koşullar dikkate alınacaktır. Bu Taraflar bu tür politika ve önlemleri diğer Taraflarla ortaklaşa uygulayabilecek ve Sözleşmenin, özellikle bu alt paragrafın amacının yerine getirilmesine katkıda bulunmakta diğer Taraflara yardım edebilecektir.

b) Bu yöndeki gelişmeyi desteklemek amacıyla, Tarafların herbiri Sözleşmenin kendisi açısından yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içerisinde ve daha sonra periyodik olarak ve 12 nci madde uyarınca, yukarıdaki (a) alt paragrafında belirtilen politikalarına ve önlemlerine ilişkin ve karbondioksit ve Montreal Protokolü ile denetlenmeyen diğer sera gazlarının insan kaynaklı salımlarının ayrı ayrı veya ortak olarak 1990 yılı seviyesine çekilmesi amacı ile, altparagraf (a)’da belirtilen dönemde Montreal Protokolü ile denetlenmeyen sera gazlarının beklenen insan kaynaklı salımı ve yutaklar tarafından uzaklaştırılması hakkında ayrıntılı bilgi vereceklerdir.

Bu bilgi, 7 nci madde uyarınca Taraflar Konferansının ilk oturumunda ve daha sonra periyodik olarak gözden geçirilecektir.

c) Kaynaklardan çıkan sera gazı salımlarının ve yutaklar vasıtasıyla uzaklaştırılmalarının yukarıdaki (b) alt paragrafı uyarınca yapılacak hesaplamalarının, yutakların fiili kapasitesi ve gazların iklim değişikliğine katkıları dahil, mümkün olan en iyi bilimsel bilgilere dayandırılması gerekecektir. Taraflar Konferansı ilk oturumunda bu hesaplamalar için metedolojiyi tezekkür edip kararlaştıracak ve daha sonra muntazaman gözden geçirecektir.

d) Taraflar Konferansı ilk oturumunda yukarıdaki (a) ve (b) alt paragraflarının uygunluğunu gözden geçirecektir. Bu gözden geçirme, ilgili teknik, sosyal ve ekonomik enformasyonun yanısıra iklim değişikliği hakkındaki mevcut en iyi bilimsel enformasyon ve değerlendirme ışığında yapılacaktır.

Bu gözden geçirmeye istinaden, Taraflar Konferansı yukarıdaki (a) ve (b) alt paragraflarına değişikliği de içerebilecek uygun bir hareket tarzı benimseyebilecektir. Taraflar Konferansı ilk oturumunda yukarıdaki (a) alt paragrafında belirtilen ortak uygulamaya ilişkin kıstaslar hakkında kararlar alacaktır. Alt paragraflar (a) ve (b)’nin ikinci bir gözden geçirilişi en geç 31
Aralık 1998’den önce yapılacak, daha sonra ise, Sözleşmenin amacı yerine getirilinceye kadar, Taraflar Konferansınca kararlaştırılacak aralıklarla muntazaman gözden geçirilecektir.

e) Bu Taraflardan herbiri:

(i) Diğer Taraflarla, Sözleşmenin amacının yerine getirilmesi için geliştirilmiş ilgili ekonomik ve idarî birimlerle gerektiği veçhile eşgüdümü sağlayacaklardır; ve

(ii) Montreal Protokolü ile denetlenmeyen insan kaynaklı sera gazlarının daha yüksek seviyelere ulaşmasına yolaçan faaliyetleri teşvik edici politikalar ve uygulamaları teşhis edip dönemsel olarak gözden geçireceklerdir.

f) Taraflar Konferansı, Ek-I ve II’deki listelere gerekebilecek değişiklikleri getirmek konusunda karar almak amacıyla, mevcut bilgiyi, ilgili Tarafın onayıyla, 31 Aralık 1998’den geç olmamak üzere gözden geçirecektir.

g) Ek-I’e dahil olmayan herhangi bir Taraf, onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesinde veya daha sonra herhangi bir zaman Depoziter’e yukarıdaki (a) veya (b) alt paragrafı ile bağlı kalmak istediğini bildirebilir. Depoziter diğer imzacıları ve Tarafları bu bildirimden haberdar edecektir.

3. Gelişmiş ülke Tarafları ve Ek-II’deki diğer Gelişmiş Taraflar, gelişme yolundaki ülke Taraflarının Madde 12, paragraf 1 tahtında üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirirken ortaya çıkan, üzerinde mutabık kalınmış tüm masrafların karşılanması için yeni ve ek malî kaynakları sağlayacaktır. Gelişmiş ülke Tarafları aynı zamanda, gelişme yolundaki ülke Taraflarının bu maddenin 1 inci paragrafı kapsamındaki önlemlerin uygulanmasının gerektirdiği, gelişme yolundaki bir Tarafla, 11 inci maddede atıfta bulunulan uluslararası kuruluş veya kuruluşlar arasında bu maddeye uygun olarak üzerinde anlaşmaya varılan, malî kaynakları, teknoloji transferi de dahil, karşılayacaklardır. Bu taahhütlerin uygulanması, fon akışındaki yeterlilik ve öngörülebilirlik ihtiyacını ve gelişmiş ülkeler arasında uygun külfet paylaşımının önemini dikkate alacaktır.

4. Gelişmiş ülke Tarafları ve Ek-II’de yer alan diğer gelişmiş Taraflar, iklim değişikliğinin zararlı etkilerine en fazla açık gelişme yolundaki ülkelerin bu zararlı etkilere uyum sağlama için yapacakları masrafların karşılanmasına yardım edeceklerdir.

5. Gelişmiş Ülke Tarafları ve Ek-II’de yer alan diğer gelişmiş Taraflar, diğer, özellikle gelişme yolundaki ülkeler Taraflarına Sözleşme hükümlerini uygulayabilmelerini teminen, çevreye uyumlu teknolojiler ve bilgi transferi veya bunlara erişilmesini sağlamak için uygun görülecek teşvik, kolaylık ve finansman tedbirlerini sağlayacaklardır. Bu süreçte, gelişmiş ülke Tarafları, gelişme yolundaki ülke Taraflarının yerel kapasitelerinin ve teknolojilerinin geliştirilmesini ve güçlendirilmesini destekleyeceklerdir. Bunu yapabilecek durumdaki diğer Taraflar ve örgütler de bu tür teknolojilerin transferinin kolaylaştırılmasında yardımcı olabileceklerdir.

6. Taraflar Konferansınca, pazar ekonomisine geçiş sürecinde bulunan Ek-I’de yer alan Taraflara, Montreal Protokolü ile denetlenmeyen sera gazlarının insan kaynaklı salımlarının tarihi seviyelerinin, bir referans olarak seçilmesinin nazarı dikkate alınması dahil, bu Tarafların iklim değişikliği konusuna eğilebilme yeteneklerini kuvvetlendirmek amacıyla, yukarıdaki 2 nci paragraftaki taahhütlerinin uygulanmasında belli bir dereceye kadar esneklik tanınacaktır.

7. Gelişme yolundaki ülke Taraflarının Sözleşmeden doğan taahhütlerini yerine getirmelerindeki başarı derecesi, gelişmiş ülke Taraflarının Sözleşme kapsamındaki malî kaynaklar ve teknoloji transferine dair taahhütlerini yerine getirmedeki etkinliğe bağımlı olacak, ekonomik ve sosyal kalkınma ve fakirliğin ortadan kaldırılmasının gelişme yolundaki ülke Tarafları açısından birinci ve en önemli öncelik olduğu hususu tümüyle dikkate alınacaktır.

8. Taraflar, bu Maddedeki taahhütlerin uygulanmasında, gelişme yolundaki ülke Taraflarının iklim değişikliğinin zararlı etkilerinden ve/veya karşı önlemlerin alınmasından kaynaklanan özgün gereksinimlerini ve endişelerini karşılamak için malî kaynak, sigorta ve teknoloji transferi sağlamayla ilişkili girişimleri de içerecek şekilde, Sözleşme kapsamında hangi eylemlerin gerekli olduğunu, başta aşağıdakilere ilişkin olmak üzere tümüyle gözönünde bulunduracaklardır:

a) Küçük ada ülkeleri;
b) Alçak konumlu kıyı alanları bulunan ülkeler;
c) Kurak ve yarı-kurak alanları, ormanlaştırılmış alanları ve orman çürümesine karşı hassas
alanları bulunan ülkeler;
d) Doğal afetlere mütemayil alanları bulunan ülkeler;
e) Kuraklığa ve çölleşmeye karşı hassas alanları bulunan ülkeler;
f) Yüksek kentsel atmosfer kirliliğine sahip alanları bulunan ülkeler;
g) Dağlık ekosistemleri dahil, hassas ekosistemlere sahip alanları bulunan ülkeler;
h) Ekonomileri, büyük ölçüde fosil yakıtların üretiminden, işlenmesinden, ihracaatından ve/veya tüketiminden ve fosil yakıtlarla ilişkili enerji-yoğun ürünlerden gelen gelire bağımlı ülkeler; ve
i) Denize çıkışı olmayan ve transit ülkeler;
Bunların dışında, Taraflar Konferansı, gerektiği ölçüde bu paragrafla ilgili eylemler yapabilir.

9. Taraflar, teknoloji finansmanı ve transferiyle ilgili eylemlerinde, en az gelişmiş ülkelerin özgün ihtiyaç ve durumlarını tümüyle dikkate alacaktır.

10. Taraflar, 10 uncu Madde uyarınca, Sözleşmenin taahhütlerini yerine getirirken Tarafların, özellikle ekonomileri iklim değişikliğine karşı önlemlerin uygulanmasının olumsuz etkilerine hassas gelişme yolundaki ülke Taraflarının durumlarını dikkate alacaktır. Bu özellikle, ekonomileri büyük ölçüde fosil yakıtların üretimine, işlenmesine, ihracatına ve/veya fosil yakıtlarla ilişkili enerji yoğun ürünlerin tüketimine bağımlı bulunan; ve/veya fosil yakıt kullanıp, diğer alternatiflere dönüşümde ciddî güçlükleri bulunan Taraflar için geçerlidir.

MADDE 5
ARAŞTIRMA VE SİSTEMATİK GÖZLEM

Taraflar, 4 üncü Maddenin 1 (g) paragrafı kapsamındaki taahhütlerini yerine getirirken:

a) Bu alandaki gereksiz çifte çabaları en aza indirme ihtiyacını da dikkate alarak, araştırma, veri toplama ve sistematik gözlem faaliyetlerinin tanımlanmasını, yönetilmesini ve değerlendirilmesini amaçlayan, uluslararası ve hükümetlerarası programları, şebekeleri, yerine göre, destekleyecekler ve daha fazla geliştirecekler;

b) Özellikle gelişme yolundaki ülkelerdeki sistematik gözlemleri ve ulusal düzeydeki bilimsel ve teknik araştırma kapasiteleri ve kabiliyetleri güçlendirmek amacına matuf uluslararası ve hükümetlerarası çabaları desteklemek ve ulusal yetki alanı dışından elde edilen veri ve analizlere erişilmesini ve karşılıklı değişimini teşvik edecekler; ve

c) Gelişme yolundaki ülkelerin özel endişelerini ve ihtiyaçlarını dikkate alacak ve iç kapasiteleri ve kabiliyetlerini yukarıdaki (a) ve (b) altparagraflarında atıfta bulunulan çabalara katılmaları amacıyla geliştirmelerinde işbirliği yapacaklardır.

MADDE 6
ÖĞRETİM, EĞİTİM VE KAMU BİLİNÇLENDİRİLMESİ

Taraflar, 4 üncü Maddenin, 1 (i) paragrafı kapsamındaki taahhütlerini yerine getirirken:

a) Ulusal yasalarına, yönetmeliklerine ve kapasitelerine göre, ulusal, yerine göre altbölge ve bölge düzeylerinde, aşağıdaki hususları destekleyecek ve kolaylaştıracaklardır;

(i) İklim değişikliği ve etkileri konusunda kamu eğitimi ve bilinçlendirilmesi programları geliştirilmesi ve uygulanması;
(ii) İklim değişikliği ve etkileri konusundaki bilgiye kamunun erişmesi;
(iii) İklim değişikliği ve etkilerine karşı konulmasına ve uygun karşı strateji geliştirilmesine kamunun katılımı; ve
(iv) Bilimsel, teknik ve idarî personelin eğitimi.
b) Aşağıdaki hususlarda, yerine göre mevcut organları kullanarak, uluslararası düzeyde işbirliği yapacak ve teşvik edeceklerdir;
(i) İklim değişikliği ve etkileri hakkında eğitsel ve kamu bilinçlendirilmesi malzemelerinin geliştirilmesi ve değişimi; ve
(ii) Ulusal kurumların güçlendirilmesini ve bu alandaki uzmanların, özellikle gelişme yolundaki ülkelerdeki uzmanların eğitimi için personel değişimi veya görevlendirilmesini de içerecek şekilde, öğretim ve eğitim programları geliştirilmesi ve uygulanması.

MADDE 7
TARAFLAR KONFERANSI

1. Aşağıdaki ilkeler uyarınca bir Taraflar Konferansı oluşturulmuştur.
2. Taraflar Konferansı, bu Sözleşmenin en yüksek organı olarak, Sözleşmenin ve Taraflar Konferansının kabul edeceği tüm hukukî belgelerin uygulanmasını düzenli olarak gözden geçirecek ve Sözleşmenin etkili biçimde uygulanmasını teşvik için, yetkisi dahilindeki gerekli kararları alacaktır.

Bu bağlamda Taraflar Konferansı:
a) Tarafların yükümlülüklerini ve Sözleşme kapsamındaki kurumsal düzenlemeleri, Sözleşmenin amacı ışığında, uygulanmasından kazanılan deneyim ve bilimsel ve teknolojik bilgi gelişiminin ışığında dönemsel olarak inceleyecek;
b) İklim değişikliği ve etkilerine karşı Taraflarca kabul edilen önlemlerle ilgili bilgi değişimini, Tarafların değişik koşulları, sorumlulukları ve kabiliyetleri ve Sözleşme altındaki taahhütlerini dikkate alarak teşvik edecek ve kolaylaştıracak;
c) İki veya daha çok Tarafın talebi üzerine, iklim değişikliği ve etkilerine karşı Taraflarca alınan önlemlerin eşgüdümünü, Tarafların değişik koşulları, sorumlulukları ve kabiliyetleri ve Sözleşme altındaki taahhütlerini dikkate alarak kolaylaştıracak;
d) Sözleşmenin amaç ve hükümlerine uygun olarak, sera gazlarının kaynaklar tarafından salımı ve yutaklar tarafından emilmesine ilişkin dökümün yapılması ve diğerleri meyanında salımı sınırlamak ve bu gazların emilmesini güçlendirmek amacıyla alınan tedbirlerin etkilerinin hesaplanması için, Taraflar Konferansının kararlaştıracağı uygun metodların dönemsel olarak geliştirilmesini ve hazırlanmasını teşvik edecek ve yönetecek;
e) Sözleşmenin hükümleri çerçevesinde kendisine ulaşan bütün bilgilere dayanarak, Sözleşmenin taraflarca uygulanmasını ve uygulanması halinde alınan tedbirlerin topla etkilerini, özellikle çevresel, ekonomik ve sosyal etkilerini, bunların toplam sonuçlarını ve Sözleşmenin hedefleri doğrultusunda kaydedilen gelişmeleri değerlendirecek;
f) Sözleşmenin uygulanması ile ilgili dönemsel raporları inceleyecek, kabul edecek ve ilan edilmesini sağlayacak;
g) Sözleşmenin uygulanması için gereken bütün sorunlara öneriler getirecek;
h) 4 üncü Maddenin 3, 4 ve 5 inci fıkralarına ve 11 inci Maddeye uygun olarak gerekli malî kaynakları harekete geçirmeye çalışacak;
i) Sözleşmenin uygulanması için gerekliliğine karar verilen alt organları kuracak;
j) Alt organlarının raporlarını inceleyecek ve onları yönlendirecek;
k) Kendisi ve yardımcı organlardan herhangi biri için oybirliği ile tüzük ve malî yönetmelik kuralları saptayacak ve onaylayacak;
l) Gerektiğinde ilgili uluslararası örgütlerin, hükümetlerarası ve hükümet dışı kuruluşların yardımlarını, desteklerini ve sağladıkları bilgileri isteyecek ve kullanacak;
m) Sözleşmenin hedefine ulaşabilmek için, gerekli diğer görevlerin yanı sıra Sözleşmenin kendisine verdiği diğer görevleri de ifa edecektir.
3. Taraflar Konferansı Birinci Oturumunda, kendi ve Sözleşme tarafından oluşturulan ve alt organların Sözleşmenin öngördüğü karar alma mekanizması ile kapsanmayan sorunlara ilişkin karar alma usullerini de kapsayan İçtüzüğünü kabul eder. Bu usuller farklı kararların kabul edilmesi için ne tür çoğunluk gerektiğini belirtebilir.
4. Taraflar Konferansının Birinci Oturumu, 21 inci maddede onaylanmış olan geçici Sekretarya tarafından toplantıya çağrılacak ve toplantı Sözleşmenin yürürlüğe girişinden sonra en geç bir sene içinde yapılacaktır. Daha sonra, Taraflar Konferansı kararda değişiklik yapmaz ise, senede bir kere olağan oturum yapacaktır.
5. Taraflar Konferansı, Konferansın gerekli gördüğü hallerde, veya Taraflardan birinin yazılı isteği üzerine Sekretaryanın sözkonusu isteği Taraflara göndermesinden sonraki altı ay içerisinde, Tarafların en az üçte biri tarafından onaylanması şartı ile, olağanüstü oturumlar yapar.
6. Birleşmiş Milletler Teşkilatı, Birleşmiş Milletler’in uzman kuruluşları ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile Sözleşmeye taraf olan ve taraf olmayıp gözlemci statüsünde bulunan devletler, Taraflar Konferansı oturumlarında gözlemci sıfatıyla temsil edilebilirler. Taraflar Konferansı oturumuna gözlemci sıfatıyla temsil edilmeyi arzu ettiklerini Sekretaryaya haber vermiş olan, Sözleşmenin kapsadığı konularda yetkili Ulusal, Uluslararası, Hükümet veya Hükümetdışı tüm kurum ve kuruluşlar, var olan Tarafların en az üçte birinin reddi bulunmaması kaydı ile bu sıfatla kabul edilebilirler. Gözlemcilerin kabulü ve katılımı Taraflar
Konferansının kabul ettiği İçtüzüğe tabi olacaktır.

MADDE 8
SEKRETARYA

1. Bir Sekretarya kurulmuştur.
2. Sekretaryanın işlevleri şunlar olacaktır:
a) Taraflar Konferansı ve Konferansın Sözleşme gereğince oluşturulan alt organları için oturumlar düzenlemek ve bunlara gerekli hizmetleri vermek;
b) Kendisine sunulan raporları toplamak ve dağıtmak;
c) Taraflar ve bunlar içinde özellikle gelişme yolundaki ülke taraflarına talepleri üzerine Sözleşme hükümleri uyarınca gereken bilgilerin toplanmasında ve dağıtılmasında yardım etmek;
d) Faaliyetleri hakkında raporlar düzenleyip Taraflar Konferansına sunmak;
e) Diğer ilgili uluslararası organların Sekretaryaları ile gereken işbirliğini sağlamak;
f) Görevini etkin bir biçimde yerine getirmek için Taraflar Konferansının gözetimi altında,
gerekli olabilecek idarî ve akdî tasarruflarda bulunmak; ve
g) Sözleşme veya protokollerin herhangi birinde belirtilen diğer Sekretarya işlevlerini ve Taraflar Konferansının belirleyeceği diğer işlevleri yerine getirmek.
3. Taraflar Konferansı, birinci oturumunda, bir daimi Sekretarya atayacak ve işlevi için gereken düzenlemeleri yapacaktır.

MADDE 9
BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ALT DANIŞMA ORGANI

1. Taraflar Konferansına ve gerektiğinde diğer alt organlara Sözleşme ile ilgili bilimsel ve teknolojik meseleler hakkında zamanında bilgi ve görüş vermekle görevli bir bilimsel ve teknolojik alt danışma organı kurulmuştur. Bütün Tarafların katılımına açık olacak bu organın faaliyeti birçok bilim dalını kapsayacaktır. Bu organ, hükümetlerin ilgili uzmanlık alanlarında
yetkili temsilcilerden oluşacaktır. Organ, Taraflar Konferansına çalışmalarının tüm yönleri hakkında düzenli olarak rapor sunacaktır.

2. Taraflar Konferansının velayeti altında hareket eden ve yetkili uluslararası organların çalışmalarına dayanan bu organın görevleri şunlardır:

a) İklim değişikliği ve bunun etkilerine ilişkin bilimsel bilgilerin durum değerlendirmesini yapmak;
b) Sözleşmenin uygulanması çerçevesinde alınan tedbirlerin bilimsel etkileri açısından değerlendirmeler yapmak;
c) Yenilikçi ve verimli teknolojiler ile “know-how” belirleyecek, bunların gelişmelerini teşvik edici yolları gösterecek ve transferlerini sağlamak;
d) İklim değişikliği konusunda, bilimsel programlar, araştırma-geliştirme için uluslararası işbirliğinin yanısıra, gelişme yolundaki ülkelerin iç kapasitelerini artırmaları için yardım imkânları hakkında tavsiyelerde bulunmak;
e) Taraflar Konferansı ve alt organların bu organa yönelttiği bilimsel, teknolojik ve metodolojik soruları cevaplandırmak.
3. Bu organın işlevleri ve görev talimatı Taraflar Konferansınca daha ayrıntılı hale getirilebilir.

MADDE 10
UYGULAMA ALT ORGANI

1. Sözleşmenin etkinlikle uygulanmasının gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesini sağlamak için, Taraflar Konferansına yardımcı olacak bir uygulama alt organı kurulmuştur. Bu organ, tüm tarafların katılımına açık olup, iklim değişikliği ile ilgili meselelerde uzman olan devlet temsilcilerinden oluşacaktır. Organ, Taraflar Konferansına çalışmalarının tüm veçheleri konusunda düzenli olarak rapor sunacaktır.

2. Taraflar Konferansının velayeti altında hareket eden bu organın görevleri şunlardır:

a) İklim değişikliği ile ilgili en son bilimsel değerlendirmelerin ışığında, Taraflarca alınan tedbirlerin topyekün etkilerini değerlendirmek üzere, 12 nci Maddenin 1 inci paragrafı uyarınca iletilen bilgileri dikkate almak;
b) Taraflar Konferansının 4 üncü Maddenin 2 (d) paragrafında öngörülen değerlendirmeleri yapmasına yardım için, 12 nci Madde 2 nci paragraf uyarınca iletilen bilgileri incelemek;
c) İhtiyaçlar itibari ile kararlarının hazırlanması ve uygulanmasında Taraflar Konferansına yardım etmek.

MADDE 11
MALÎ MEKANİZMA

1. Teknoloji transferi içinde olmak üzere, malî kaynakları bağış veya kolaylıklar yoluyla temin eden mekanizma tanımlanmıştır. Bu mekanizma Sözleşmeye ilişkin politikalarını, program önceliklerini ve yeterlilik kriterlerini saptayacak olan Taraflar Konferansına bağlı ve sorumlu olacaktır. İşlevi, bir veya birden fazla mevcut uluslararası birimlere verilecektir.

2. Malî mekanizma, şeffaf bir yönetim sistemi çerçevesinde, tüm tarafların eşit ve dengeli temsilini esas almıştır.

3. Taraflar Konferansı ve malî mekanizmanın uygulanmasını yapacak birim veya birimler, yukarıdaki paragraflara yürürlülük kazandırmak üzere aşağıdakileri içerecek düzenlemeler üzerinde mutabık olacaklardır.

a) İklim değişikliğine karşı koymak için finanse edilen projelerin Taraflar Konferansı tarafından belirlenmiş olan politikalara, program önceliklerine ve yeterlilik kriterlerine uygunluğunu sağlayacak usuller;
b) Politikaların, program önceliklerinin ve yeterlilik kriterlerinin ışığında, belirli fon tahsisi kararlarının tekrar ele alınabilme usulleri;
c) Birim ve birimler tarafından Taraflar Konferansına 1 inci fıkrada mezkûr sorumluluk prensibine uygun olarak, malî işlemler hakkında düzenli raporlar sunulması mecburiyeti;
d) İşbu Sözleşmenin uygulanması için gerekli ve mevcut malî tutarın önceden anlaşılabilir ve tanımlanabilir bir şekilde belirlenmesi ve bu miktarın dönemsel olarak gözden geçirilme koşulları.

4. Taraflar Konferansı, birinci oturumunda, 21 inci Maddenin 3 üncü paragrafında öngörülen geçici düzenlemeleri inceleyerek ve gözönünde bulundurarak, yukarıdaki hükümlere etkinlik kazandırmak için gerekli düzenlemeleri yapacak ve bunların sürdürülüp sürdürülmeyeceklerini kararlaştıracaktır. Bundan sonra, dört yıl dahilinde, Taraflar Konferansı, mekanizmanın durumunu gözden geçirecek ve uygun önlemleri alacaktır.

5. Sözleşmenin uygulanması için, gelişmiş Taraf ülkeler ikili, bölgesel veya çok taraflı yollardan malî kaynak sağlayabilecekler ve gelişme yolundaki Taraf ülkeler bu kaynaklardan yararlanabileceklerdir.

MADDE 12
UYGULAMAYLA İLGİLİ BİLGİ İLETİŞİMİ

1. Tarafların herbiri, 4 üncü Maddenin 1 inci paragrafı uyarınca Sekretarya kanalı ile Taraflar Konferansına aşağıdaki hususlarda bilgi iletir:

a) İmkânları elverdiği ölçüde, Taraflar Konferansının üzerinde anlaşacağı ve kullanımını teşvik edeceği karşılaştırılabilir metodları kullanarak, Montreal Protokolünce kontrolü öngörülmeyen bütün sera gazlarının kaynaklar tarafından insan kaynaklı salımı ve yutaklar tarafından emilmesinin ulusal envanteri;
b) Sözleşmenin uygulanması için Tarafın aldığı veya almayı öngördüğü önlemlerin genel bir tanımı;
c) Tarafın, Sözleşmenin hedefine ulaşılabilmesi için uygun olduğu takdirde, Dünyadaki emisyon eğilimlerini saptamak için gerekli veriler dahil, bildirisinde yer almasını uygun bulduğu bilgileri.

2. Her Gelişmiş Taraf ülke ve Ek-I’e dahil Tarafların herbiri aşağıdaki bilgileri bildirisine dahil edecektir:
a) 4 üncü Madde 2 (a) ve 2 (b) paragrafları altındaki taahhütlerini uygulamak için
benimsediği politikaların ve önlemlerin ayrıntılı tanımını;
b) Hemen yukarıdaki (a) alt paragrafında zikredilen politikaların ve önlemlerin, 4 üncü madde 2 (a) paragrafında belirtilen süre zarfında sera gazlarının kaynaklar tarafından insan kaynaklı salımı ve yutaklar tarafından emilmesi üzerindeki etkilerinin özgün bir tahminini,

3. Ayrıca, herbir gelişmiş Taraf ülke ve Ek-II’de yer alan diğer herbir gelişmiş Taraf, 4 üncü Maddenin 3, 4 ve 5 inci paragrafları uyarınca aldığı önlemlerin ayrıntılarını verir.

4. Gelişme Yolundaki Taraf ülkelerin gönüllü olarak, projelerin icrası için gereken teknolojileri, malzemeleri, donanımı, teknikleri veya uygulamaları belirterek, mümkün olduğu takdirde, projelerin sera gazlarının salımı ve emilmesi sonucu oluşacak bütün ek giderlerinin gelişmelerin ve beklenebilecek avantajların bir tahminini yaparak, finanse edilecek projeler önermeleri mümkündür.

5. Her Gelişmiş Taraf Ülke ve Ek-I’de yer alan herbir Taraf, Sözleşmenin kendileri için yürürlüğe girmesinden sonra altı ay içinde, bir ilk bildirim sunacaktır. Listelerde yer almayan herbir Taraf Sözleşmenin kendisi için yürürlüğe girmesinden veya 4 üncü Maddenin 3 üncü paragrafı uyarınca malî kaynakların eline geçmesinden itibaren üç sene içinde ilk bildirimini sunacaktır. En az gelişmiş Taraf ülkeler, ilk bildirimlerini sunacakları tarih hakkında serbesttirler. Daha sonra, tüm Taraflarca hangi sıklıkta bildirim yapılacağı bu paragrafın öngördüğü değişik bildirim tarihlerini dikkate alarak Taraflar Konferansınca belirlenecektir.

6. Taraflarca bu madde uyarınca yapılan bilgi iletişimi Sekretarya tarafından Taraflar Konferansına ve ilgili alt organlara en kısa sürede iletilir. Gerekirse, Taraflar Konferansı bilgi iletişimi usullerini tekrar gözden geçirebilir.

7. Gelişme yolundaki ülke Taraflarının isteği üzerine, İlk Oturumundan itibaren Taraflar Konferansı, 4 üncü Madde uyarınca alınan karşı önlemler ve önerilen projelerin uygulanması için gereken malî ve teknik ihtiyacın belirlenmesi, ve bu madde uyarınca bilgilerin iletişimi ve bir araya getirilmesi için gerekecek malî ve teknik desteği sağlamak için tedbirler alacaktır. Bu destek uygun oldukça, Taraflar, yetkili uluslararası kuruluşlar veya Sekretarya tarafından bu kuruluşlardan hangisi uygun görülür ise, sağlanabilir.

8. Herhangi bir Taraf Grubu, Taraflar Konferansına önceden bildirmek ve Taraflar Konferansınca belirlenmiş esaslarına uymak şartı ile, verecekleri ortak bir bildirim ile bu madde uyarınca yerine getirmek durumunda oldukları yükümlülüklerini yerine getirdiklerini bildirebilirler, böyle bir bildirimin, bildirim içinde yer alan herbir Tarafın Sözleşme uyarınca üzerine düşeni yerine getirdiği hakkındaki bilgiyi içermesi gereklidir.

9. Sekretarya’ya ulaşan ve Taraflar Konferansı tarafından belirlenecek kriterlere göre bir Tarafın gizli olduğunu belirttiği bilgiler, incelenmesi ve bildirim uyarınca kendisine ulaşması öngörülen organlardan birine iletilmeden önce, gizliliğini korumak için Sekretarya tarafından biraraya getirilecektir.

10. 9 uncu paragraf saklı kalmak ve herhangi bir Tarafın her zaman bildirisini kamuoyuna sunma imkânına halel getirmeksizin, Tarafların bu maddenin uygulanması ile ilgili sunduğu bildirimleri, Sekretarya Taraflar Konferansına sunduğu zamanda, kamuoyunun da bilgisin getirecektir.

MADDE 13
UYGULAMAYA İLİŞKİN SORULARIN KARARA BAĞLANMASI

Taraflar Konferansı, Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin soruların karara bağlanması için,
birinci oturumunda, Tarafların istekleri üzerine hizmetlerine sunulacak çok taraflı bir danışma
süreci oluşturmayı tezekkür edecektir.

MADDE 14
ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ

1. İlgili Taraflar, Sözleşmenin yorumu veya uygulanması ile ilgili olarak iki veya daha fazla Taraf arasında anlaşmazlık çıkması halinde, müzakere veya kendi tercihlerine göre diğer barışçıl yollara başvurarak bu anlaşmazlığın çözümüne çalışırlar.

2. Bölgesel ekonomik entegrasyon teşkilatı olmayan bir Taraf, Sözleşmeyi onay, kabul, uygun bulma veya katılım safhalarında, veya daha sonra herhangi bir zamanda, Depozitere Sözleşmenin uygulanması veya yorumu ile ilgili bir anlaşmazlığa ilişkin bir yazılı belge sunarak bir beyanda bulunduğunda, aynı yükümlülüğü kabul eden bütün Taraflara karşı hukuken ve özel bir anlaşma olmaksızın aşağıdakilerin zorunluluk olduğunu kabul etmiş olmaktadır:

a) Anlaşmazlığın Uluslararası Adalet Divanına götürüleceği, tabi ve/veya;
b) Mümkün olur olmaz, Taraflar Konferansının hakemliğe ayrılmış bir eki ile kabul edeceği prosedür uyarınca karar verileceği, Bölgesel ekonomik entegrasyon teşkilatı olan bir Taraf, hakemlik konusunda (b) altparagrafında öngörülen prosedür uyarınca, benzeri bir bildiri yapabilir.

3. Yukarıdaki 2 nci paragraf uyarınca yapılan bir bildiri, bildiride belirtilen süre sona erinceye veya bu bildirinin feshini yazılı olarak Depozitere tevdi edilmesini izleyen üç ayın sonuna kadar yürürlükte kalır.

4. Anlaşmazlık halinde bulunan taraflar aksine karar vermedikçe, yeni bir beyanın sunulması, bir bildirinin iptalinin tebligatı edilmesi veya bir bildirinin süresinin sona ermesi, Uluslararası Adalet Divanına veya Hakem Mahkemesine sunulmuş işlemleri hiçbir şekilde etkilemez.

5. Yukarıdaki 2 nci paragraf saklı kalmak kaydıyla, eğer Taraflardan birinin diğerine aralarında anlaşmazlık olduğunu duyurduğu tarihten sonra oniki aylık bir süre içinde, ilgili Taraflar 1 inci paragraftaki belirtilen yolları kullanarak aralarındaki anlaşmazlığı giderememişler ise, anlaşmazlığa düşen Taraflardan birinin isteği üzere, anlaşmazlığın giderilmesi için uzlaşma yoluna başvurulur.

6. Anlaşmazlığa düşen Taraflardan birinin isteği üzere bir uzlaşma komisyonu kurulacaktır. Komisyon, ilgili Tarafların her biri tarafından atanan eşit sayıda üyelerden ve bu üyelerce müşterek olarak seçilen bir Başkandan oluşur. Komisyon, Tarafların iyi niyetle inceleyeceği bir Tavsiye sunar.

7. Mümkün olur olmaz, Taraflar Konferansınca, uzlaşmaya ayrılan ek ile tamamlayıcı uzlaşma usulleri kabul edilecektir.
8. Belge aksini gerektirmediği takdirde, işbu maddenin hükümleri, Taraflar Konferansının kabul edebileceği herhangi bir ilgili hukukî belgeye uygulanır.

MADDE 15
SÖZLEŞMEYE DEĞİŞİKLİKLER

1. Herhangi bir Taraf Sözleşmeye değişiklik önerebilir.
2. Sözleşmede yapılacak değişiklikler, Taraflar Konferansının bir olağan oturumunda kabul edilir. Sözleşmede yapılması önerilen herhangi bir değişiklik metni, önerinin kabul edilmesi için sunulduğu toplantıdan en az altı ay önce Sekretarya tarafından Taraflara iletilir. Sekretarya ayrıca önerilen değişiklikleri, Sözleşmeyi imzalayanlara ve bilgi için Depoziter’e bildirir.

3. Taraflar, Sözleşmeye yapılması önerilen her değişiklik üzerinde, oybirliğiyle mutabakata varılması için her çabayı sarfeder. Eğer bu yönde sarf edilen bütün çabalar sonuçsuz kalır ve herhangi bir mutabakat sağlanamaz ise, son çare olarak hazır bulunan ve oy kullanan Tarafların dörtte üçünün oy çoğunluğu ile değişiklik kabul edilir. Depoziter, Sekretarya tarafından kendisine bildirilen onaylanmış değişikliklerin kabulleri için, bütün Taraflara iletir.

4. Bir değişiklik için kabul belgeleri Depoziter’e tevdi edilir. 3 üncü paragraf uyarınca kabul edilen bir değişiklik Sözleşmeye Tarafların dörtte üçünün kabul belgelerinin Depozitere ulaştığı tarihten sonraki doksanıncı günden itibaren, kabul etmiş olan Taraflar için yürürlüğe girer.

5. Değişiklik diğer herhangi bir Taraf için, sözkonusu değişiklikle ilgili kabul belgesini Depozitere tevdi ettiği tarihten sonraki doksanıncı günden itibaren, değişiklik yürürlüğe girer.

6. Bu Maddenin amaçları doğrultusunda, “hazır bulunan ve oy kullanan Taraflar” deyimi, oylamada hazır bulunan ve olumlu veya olumsuz oy veren Taraflar anlamındadır.

MADDE 16
SÖZLEŞME EKLERİNİN KABULÜ VE DEĞİŞİKLİĞİ

1. Sözleşmenin ekleri onun ayrılmaz bir parçasını oluşturacaktır ve, aksi açıkça ifade edilmedikçe, Sözleşmeye yapılan bütün atıflar eklerine de yapılmış addolunur. 14 üncü madde 2 (b) ve 7 nci paragraflarındaki hükümlere halel getirmeksizin, ekler, listelerden, formlardan ve bilimsel, teknik, işlemsel ve idarî özellikteki diğer tanımlayıcı belgelerden oluşmakla sınırlanmış olacaktır.

2. Sözleşmenin ekleri 15 inci Maddenin 2, 3 ve 4 üncü paragraflarında tanımlanmış olan usullere göre, önerilecek ve kabul edilecektir.

3. Yukarıdaki 2 nci paragraf uyarınca kabul edilen bir ek, Depoziterin kabul edildiğini Taraflara bildirdiği tarihten altı ay sonra, bu süre içinde Depozitere sözkonusu eki red ettiğini yazılı olarak bildiren Taraflar için hariç olmak üzere Sözleşmeye Taraflar için yürürlüğe girer. Red duyurusunu geri alan Taraflar için ek, bu duyurunun Depozitere ulaştığı tarihten sonraki doksanıncı günden itibaren yürürlüğe girer.

4. Sözleşme eklerine yapılacak değişikliklerin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girişi, 2 ve 3 üncü paragraflarda yer alan Sözleşme eklerinin önerme, kabul ve yürürlüğe giriş yönteminin aynısına tabi olacaktır.

5. Eğer bir ek’in kabulü veya bir ek’te yapılacak değişikliğin kabulü sırasında, Sözleşmeye de bir değişiklik geliyorsa, o ek veya ek’teki değişiklik, Sözleşmedeki değişiklik yürürlüğe girmeden yürürlüğe girmez.

MADDE 17
PROTOKOLLER

1. Taraflar Konferansı, olağan oturumlarından herhangi birinde, Sözleşmeye protokoller kabul edebilir.
2. Önerilen herhangi bir protokol metni, böyle bir toplantıdan en az altı ay önce, sekretarya tarafından Taraflara iletilir.
3. Herhangi bir protokolün yürürlüğe girme koşulları, bu protokollerle belirlenir.
4. Sadece Sözleşmeye Taraf olanlar bir protokole Taraf olabilirler.
5. Bir protokole ilişkin kararları, sadece o protokole Taraf olanlar alabilir.

MADDE 18
OY HAKKI

1. Aşağıdaki 2 nci paragraftaki zikredilenler hariç, Sözleşmeye Taraf olanların her biri, bir oy hakkına sahiptir.
2. Bölgesel ekonomik entegrasyon teşkilatları, kendi yetki alanlarında, Sözleşmeye Taraf olan, kendi üye Devletlerinin sayısına eşit oy sayısı ile, oy kullanma hakkına sahiptirler. Bu kuruluşlar, eğer kendi üye Devletlerinden herhangi birisi oy hakkını kullanmış ise oy hakkı kullanmayacak veya kullanmamış ise oy hakkını kullanabilecektir.

MADDE 19
DEPOZİTER

Birleşmiş Milletler Teşkilatının Genel Sekreteri, Sözleşmenin ve 17 nci madde uyarınca kabul edilen protokollerin Depoziteridir

MADDE 20
İMZA

İşbu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Teşkilatına veya Birleşmiş Milletlerin uzman kurumlarından birine üye Devletler veya Uluslararası Adalet Divanı Yasasına Taraf olan Devletlerin; bölgesel ekonomik entegrasyon teşkilatlarının, Rio de Janeiro’daki Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı sırasında ve daha sonra New York’taki Birleşmiş Milletler Teşkilatı merkezinde 20 Haziran 1992 ile 19 Haziran 1993 tarihleri arasında imzalarına açıktır.

MADDE 21
GEÇİCİ DÜZENLEMELER

1. 8 inci Maddede belirtilen sekretarya görevleri, Taraflar Konferansının birinci oturumunun sonuna kadar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1990 tarihli ve 45/212 sayılı Kararı ile geçici olarak oluşturulan sekretarya tarafından yerine getirilecektir.

2. Yukarıdaki 1 inci paragrafta belirtilen geçici sekretaryanın Başkanı, objektif bilimsel ve teknik tavsiyelere olan ihtiyaca cevap verebilmesini teminen, İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli ile yakın işbirliği yapacaktır. Yetkili diğer bilimsel kuruluşlara da danışılabilir.

3. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası tarafından oluşturulan Küresel Çevre İmkânı 11 inci Maddede atıfta bulunulan malî mekanizmanın yürütülmesini geçici olarak sağlayacak uluslararası birim olacaktır. Bu bağlamda, 11 inci Maddenin beklentilerine cevap verebilmesi için, Küresel Çevre İmkânının gereği şekilde yapılandırılması ve evrensel üyelik katılımı sağlayabilmesi gerekecektir.

MADDE 22
ONAY, KABUL, UYGUN BULMA VEYA KATILMA

1. Sözleşme, Devletlerin ve bölgesel ekonomik entegrasyon teşkilatlarının onayı, kabulü, uygun bulması veya katılımına tabidir. Sözleşme, imzaya kapatıldığı günün ertesi gününden itibaren katılıma açık olacaktır. Onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgeleri, Depozitere tevdi edilecektir.

2. Üye Devletlerinden herhangi biri Taraf olmadığı halde Sözleşmeye Taraf olan herhangi bir bölgesel ekonomik entegrasyon teşkilatı, Sözleşmeden doğan tüm yükümlülüklerle bağlıdır. Bu tür bir teşkilatın bir veya daha fazla üye Devletinin Sözleşmeye Taraf olması halinde, bu teşkilat ve üye Devletleri, Sözleşme uyarınca üstlendikleri yükümlülüklerin ifası için her biri üstlenecekleri sorumluluklar hususunda karar vereceklerdir. Bu tür durumlarda, teşkilat ve üye Devletler, Sözleşmeden doğan hakları aynı zamanda kullanma hakkını haiz değildirler.

3. Bölgesel ekonomik entegrasyon teşkilatları, onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgelerinde, Sözleşmenin kapsadığı konularla ilgili olarak yetkilerinin derecesini belirtirler. Ayrıca, bu teşkilatlar, yetkilerinin derecesinde meydana gelen tüm önemli değişiklikleri, Taraflara bildirecek olan Depoziter’e bildirirler.

MADDE 23
YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ

1. Sözleşme, Ellinci onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesinin tevdiini izleyen, doksanıncı gün yürürlüğe girecektir.

2. Ellinci onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesinin tevdiinden sonra, Sözleşmeyi onaylayan, kabul eden, uygun bulan veya Sözleşmeye katılan her Devlet ya da bölgesel ekonomik entegrasyon teşkilatı için Sözleşme, bu Devlet veya teşkilat onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesini sunduktan doksan gün sonra yürürlüğe girer.

3. 1 ve 2 nci paragrafların amacına ulaşması için, bir bölgesel ekonomik entegrasyon teşkilatı tarafından tevdi edilen herhangi bir belge, kendi üye Devletleri tarafından tevdi edilenlere ilave olarak sayılmaz.

MADDE 24
ÇEKİNCELER

İşbu Sözleşmeye hiçbir çekince konulamaz.

MADDE 25
AYRILMA

1. Sözleşmenin, bir Taraf için yürürlüğe girdiği tarihten üç yıl sonrasından itibaren sözkonusu Taraf, Depoziter’e yazılı bildirimde bulunarak Sözleşmeden çıkabilir.

2. Çıkış bildiriminin Depoziter tarafından alındığı tarihten bir yıl geçtikten sonra veya bildirimde belirtilecek herhangi bir daha ileri tarihte, sözkonusu çıkış yürürlüğe girer.

3. Sözleşmeden çıkan herhangi bir Taraf, Taraf olduğu bütün protokollerden de çıkmış olarak kabul edilir.

MADDE 26
GEÇERLİ METİNLER

İşbu Sözleşmenin Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca asıl metinleri eşit derecede geçerli olup, Birleşmiş Milletler Teşkilatının Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

BU SÖZLEŞME AŞAĞIDA İMZASI BULUNAN TAM YETKİLİ TEMSİLCİLER TARAFINDAN USULÜNE UYGUN OLARAK İMZALANMIŞTIR.

Bindokuzyüzdoksaniki yılı Mayıs ayının dokuzuncu günü New York’ta AKTEDİLMİŞTİR.

EK-1
Almanya
Amerika Birleşik Devletleri
Avrupa Topluluğu
Avustralya
Avusturya
Belçika
Beyaz Rusya (a)
Bulgaristan (a)
Çekoslovakya (a)
Danimarka
Estonya (a)
Finlandiya
Fransa
İngiltere ve Kuzey İrlanda
Hollanda
İrlanda
İspanya
İsveç
İsviçre
İtalya
İzlanda
Japonya
Letonya (a)
Litvanya (a)
Lüksemburg
Kanada
Macaristan (a)
Norveç
Polonya (a)
Portekiz
Romanya (a)
Rusya Federasyonu (a)
Türkiye
Ukrayna (a)
Yeni Zelanda
Yunanistan

(a) Pazar ekonomisine geçiş sürecindeki ülkeler.
EK-II
Almanya
Amerika Birleşik Devletleri
Avrupa Topluluğu
Avustralya
Avusturya
Belçika
Danimarka
Finlandiya
Fransa
Hollanda
İngiltere ve Kuzey İrlanda
İrlanda
İspanya
İsveç
İsviçre
İtalya
İzlanda
Japonya
Lüksemburg
Kanada
Norveç
Portekiz
Türkiye
Yeni Zelanda
Yunanistan

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Bilgi Toplumunda Telif Hakları Direktifi

0
Bilgi Toplumunda Telif Hakları Direktifi

Bilgi Toplumunda Telif Hakları Direktifi, Bilgi Toplumunda Telif Hakları ve Bağlantılı Hakların Belirli Yönlerinin Uyumlaştırılması hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi adıyla 22 Mayıs 2001 tarihinde ve 2001/29/AT sayılı karar ile kabul edilmiştir. Üye devletler, 22 Aralık 2002 tarihinden önce, bu Direktife uygun gerekli kanunları, tüzükleri ve idari hükümleri yürürlüğe koyacaklarını ve komisyona bildireceklerini taahhüt etmişlerdir.

Bilgi Toplumunda Telif Hakları

AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ VE AVRUPA PARLAMENTOSU,

Avrupa Topluluğu’nu Kuran Antlaşma’yı ve bu Antlaşma’nın özellikle 47(2), 55 ve 95. maddelerini göz önünde tutarak,

Komisyon’un önerisini göz önünde tutarak,

Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nin görüşünü göz önünde tutarak,

Antlaşmanın 251. maddesinde belirtilen usule uygun hareket ederek,

(1)       Antlaşma, bir iç pazarın kurulmasını ve bu iç pazarda rekabetin bozulmamasını temin eden bir sistem kurulmasını öngördüğünden; üye devletlerin, telif hakkı ve bağlantılı haklar hakkındaki mevzuatlarının uyumlaştırılması bu hedeflerin gerçekleştirilmesine katkı sağladığından;

(2)       24 ve 25 Haziran 1994 tarihinde Korfu’da toplanan Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi, Avrupa’da bilgi toplumunun gelişimini teşvik etmek için Topluluk seviyesinde genel ve esnek bir yasal çerçeve yaratma ihtiyacını vurguladığından; bu durum diğer hususların yanı sıra yeni ürün ve hizmetler için bir iç pazarın varlığını gerektirdiğinden; böyle bir düzenleyici çerçeveyi temin eden önemli Topluluk mevzuatı zaten mevcut olduğundan ya da kabul süreci devam ettiğinden; bu bağlamda, telif hakkı ve bağlantılı haklar, yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesini ve pazarlanmasını ve onların yaratıcı içeriğinin oluşturulmasını ve bundan faydalanılmasını güvence altına alıp teşvik ettiği için önemli bir rol oynadıklarından;

(3)       Tasarlanan uyumlaştırma, iç pazarın dört özgürlüğünün uygulanmasına katkı sağlayacağından ve fikri mülkiyet, ifade özgürlüğü ve kamu yararı da dâhil olmak üzere hukukun ve özellikle mülkiyetin temel ilkelerine uyumla ilgili olduğundan,

(4)       Telif hakkı ve bağlantılı haklarla ilgili uyumlaştırılmış bir yasal çerçeve, artırılmış bir hukuki belirlilikle ve bir yandan fikri mülkiyetin yüksek düzeyde korunmasını sağlarken, ağ altyapısını da içeren, yaratıcılık ve yenileşmeye yönelik önemli yatırımları teşvik edeceğinden ve hem içerik sağlama ve bilgi teknolojisi alanında hem de genel olarak endüstriyel ve kültürel sektörlerde geniş ölçekli bir biçimde Avrupa sanayisinin gelişmesini ve rekabet gücünün artmasını sağlayacağından; bu durum istihdamı koruyacağından ve yeni iş alanları açılmasını teşvik edeceğinden;

(5)       Teknolojik gelişme, yaratım, üretim ve yararlanma bileşenlerini artırıp çeşitlendirdiğinden; fikri mülkiyetin korunmasında yeni kavramlara ihtiyaç duyulmamakla birlikte, telif hakları ve bağlantılı haklar ile ilgili meri hukuk, yeni yararlanma biçimleri gibi ekonomik gerçeklere yeterli karşılık olabilmesi için uyarlandığından ve tamamlandığından;

(6)       Topluluk seviyesinde bir uyumlaştırma olmaksızın, teknolojik gelişmelere karşılık vermek üzere bir dizi üye devlet tarafından başlatılmış olan ulusal seviyedeki yasama faaliyetleri, iç pazarın yeniden bölünmesine ve yasal tutarsızlığa neden olacak şekilde, fikri hakları içeren veya fikri haklara dayanan ürünlerin ve hizmetlerin serbest dolaşımında, korunmasında ve sınırlanmasında önemli farklılıkların oluşmasına neden olabileceğinden; fikri mülkiyetten sınır ötesi yararlanılmasını büyük ölçüde artırmış olan bilgi toplumunun gelişmesiyle bu çeşit yasal farklılıkların ve belirsizliklerin etkisi daha da önemli olacağından; bu gelişme daha da artacağından ve artması gerektiğinden; korumadaki önemli yasal farklılıklar ve belirsizlikler, telif hakları ve bağlantılı hakları içeren yeni ürün ve hizmetlerin ölçek ekonomilerini engelleyebileceğinden;

(7)       Bu sebeple, telif hakları ve bağlantılı hakların korunmasına yönelik Topluluk yasal çerçevesinin de, iç pazarın düzgün işlemesi için gerektiği kadar, uyarlanması ve tamamlanması gerektiğinden; bu amaçla, iç pazarın düzgün işlemesine kötü etkisi olmayan farklılıkların kaldırılması ve önlenmesine gerek olmaksızın, bir üye ülkeden diğer bir üye ülkeye önemli bir oranda değişen ya da iç pazarın düzgün işleyişini ve Avrupa’da bilgi toplumunun düzgün gelişmesinin sağlanmasını engelleyen hukuki belirsizliklere neden olan telif hakları ve bağlantılı haklara ilişkin ulusal hükümlerin düzeltilmesi ve teknolojik gelişmelerle tutarsız ulusal müdahalelerden kaçınılması gerektiğinden;

(8)       Bilgi toplumunun çeşitli sosyal, toplumsal ve kültürel etkileri, ürün ve hizmet içeriklerinin özel niteliklerinin dikkate alınmasını gerektirdiğinden;

(9)       Fikri yaratım anlamında çok önemli olduklarından, telif hakları ve bağlantılı haklarda her uyumlaştırmanın yüksek seviyede bir korumayı temel alması gerektiğinden; bunların korunması eser sahiplerinin, icracıların, yapımcıların, tüketicilerin, kültürün, endüstrinin ve en geniş anlamda kamunun menfaatine olacak şekilde yaratıcılığın korunmasının ve geliştirilmesinin sağlanmasına katkı sağladığından; fikri mülkiyet, bu yüzden,  mülkiyet hakkının ayrılmaz bir parçası olarak tanındığından;

(10)     Eser sahipleri ve icracılar, yaratıcı ve sanatsal eserlerini sürdürmek durumundalarsa, eserlerinin kullanımı için, yapımcıların da bu eserleri finanse edebilmek için uygun bir maddi karşılık almaları zorunlu olduğundan; fonogram, film ya da multimedya ürünleri gibi ürünlerin ve talep üzerine hizmetler gibi hizmetlerin üretilmesi için gereken yatırım dikkate değer olduğundan; bu yatırımlardan tatmin edici bir getiri elde etmek için fırsat sağlanması ve söz konusu maddi karşılıkların garanti edilmesi için fikri mülkiyet haklarının yasal olarak yeterli derecede korunması gerekli olduğundan;

(11)     Özenle hazırlanmış ve etkili bir telif hakları ve bağlantılı hakları koruma sistemi, Avrupa kültürel yaratıcılığının ve üreticiliğinin gerekli kaynakları almasını temin eden ve sanatsal yaratıcıların ve icracıların bağımsızlığını ve itibarını koruyan ana yollardan biri olduğundan;

(12)     Telif hakkı eserleri ve bağlantılı hakların konularının yeterince korunması da kültürel bir bakış açısı ile çok büyük önem taşıdığından; Antlaşma’nın 151. maddesi Topluluğun, faaliyetlerinde kültürel yönleri de dikkate almasını gerektirdiğinden;

(13)     Eserleri ve diğer konuları korumak ve haklarla ilgili gereken bilgileri sağlamak için teknik önlemlere ilişkin ortak bir araştırma ve Avrupa seviyesinde tutarlı bir uygulama, bu önlemlerin nihai amacı yasayla belirlenen garanti ve prensipleri etkili kılmak olduğu için, esas olduğundan;

(14)     Bu Direktif, eğitim ve öğretim amacıyla kamu menfaati lehine sınırlamalara ve istisnalara izin vererek, eserleri ve diğer konuları korumak sureti ile öğrenme ve kültürü teşvik etmeyi amaçladığından;

(15)     Aralık 1996’da Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)’nın himayesinde gerçekleştirilen Diplomatik Konferans, iki yeni antlaşmanın, eser sahiplerinin korunması ile ilgili ‘WIPO Telif Hakları Antlaşması’nın ve icracıların ve fonogram yapımcılarının korunması ile ilgili ‘WIPO İcralar ve Fonogramlar Antlaşması’nın kabul edilmesine öncülük ettiğinden; bu antlaşmalar, telif hakları ve bağlantılı hakların uluslararası korumasını sadece, “dijital gündem” olarak adlandırılan gündeme ilişkin olarak en son gelişmelere önemli derecede uygun hale getirmekle kalmayıp dünya çapında korsanlıkla mücadele araçlarını da geliştirdiğinden; Topluluk ve üye devletlerin çoğunluğu bu antlaşmaları imzalamış olduğundan ve Topluluk ve üye devletler tarafından antlaşmaların onaylanması için düzenlemeler yapma süreci devam ettiğinden; bu Direktif aynı zamanda bir dizi yeni uluslararası yükümlülüğün uygulanmasına hizmet ettiğinden;

(16)     Ağ ortamındaki faaliyetler ile ilgili sorumluluk, yalnızca telif hakları ve bağlantılı haklara ilişkin değil, karalama, yanıltıcı reklam veya markaların ihlali gibi diğer alanlarla da ilgili olduğundan ve elektronik ticaret dâhil olmak üzere bilgi toplumu hizmetleri ile ilgili çeşitli yasal konuları açıklayan ve uyumlaştıran, 8 Haziran 2000 tarih ve 2000/31/AT sayılı Elektronik Ticaret Başta Olmak Üzere, İç Pazarda Bilgi Toplumu Hizmetlerinin Belirli Yasal Yönleri Hakkında Konsey ve Parlamento Direktifi1 (Elektronik Ticaret Direktifi) yatay olarak bu sorumluluğa değindiğinden; Elektronik Ticaret Direktifi’nin, diğerlerinin yanı sıra, bu Direktifin ilgili önemli bölümleri için bir uyumlaştırılmış prensipler ve hükümler çerçevesi sağlamasından dolayı, bu Direktifin Elektronik Ticaret Direktifi’nin uygulanmasında kullanılana benzer bir zaman cetveli içinde uygulanması gerektiğinden; bu Direktif Elektronik Ticaret Direktifi’ndeki sorumluluk ile ilgili hükümlere halel getirmediğinden;

(17)     Özellikle dijital ortamdan kaynaklanan gereklilikler ışığında, meslek birliklerinin rekabet kurallarına uymaları konusunda yüksek seviyede bir şeffaflık ve yeterliliği temin etmeleri gerekli olduğundan;

(18)     Bu Direktif, üye devletlerin genişletilmiş toplu lisanslar gibi hakların yönetimiyle ilgili düzenlemelerine halel getirmediğinden;

(19)     Hak sahiplerinin manevi haklarının, üye devletlerin mevzuatına, Edebiyat ve Sanat Eserlerin Korunmasına ilişkin Bern Sözleşmesi’ne, WIPO Telif Hakları Antlaşması ve WIPO İcralar ve Fonogramlar Antlaşması’nın hükümlerine göre kullanılması gerektiğinden; bu çeşit manevi haklar bu Direktif’in kapsamı dışında kaldığından;

(20)     Bu Direktif, bu alanda halen yürürlükte olan direktiflerde, özellikle de 91/250/AET, 92/100/AET, 93/83/AET, 93/98/AET ve 96/9/AT sayılı Direktiflerde öngörülen kurallar ve prensiplere dayandığından ve bu prensip ve kuralları geliştirdiğinden ve bilgi toplumu bağlamında onları konumlandırdığından; bu Direktifin hükümleri, bu Direktifte aksi belirtilmedikçe, adı geçen direktiflerin hükümlerine halel getirmediğinden;

(21)     Bu Direktif, farklı kullanıcılar ile ilgili olarak çoğaltma hakları kapsamındaki faaliyetlerin içeriğini tanımladığından; bunun Topluluk müktesebatına uygun biçimde yapılması gerektiğinden; iç pazarda hukuki belirliliği sağlamak için bu faaliyetlerin geniş bir tanımına ihtiyaç duyulduğundan;

(22)     Kültürün yayılmasını düzenli destekleme amacının, hakların katı korumacılığından vazgeçilerek veya korsan ya da taklit eserlerin yasadışı biçimlerde dağıtılmasına hoşgörü gösterilerek başarılması mümkün olmadığından;

(23)     Bu Direktif eser sahibinin umuma iletim hakkını daha fazla uyumlaştırdığından; bu hakkın, iletimin ilk kez gerçekleştiği yerde bulunmayan halkı da kapsayan geniş anlamda bir iletim olarak anlaşılması gerektiğinden; bu hak, radyo ve TV yayınlarını da içeren, telli veya telsiz araçlarla bir eserin umuma her türlü iletimini veya yeniden iletimini kapsadığından; bu hak, başka herhangi bir fiili kapsamadığından;

(24)     3(2). maddede belirtilen konuların kamunun erişimine sunulması hakkı, bu konuların erişim faaliyetinin ilk kez gerçekleştiği yerde bulunmayan kamu bireylerinin erişimine sunulmasına yönelik tüm fiilleri kapsar ve bunun dışındaki fiilleri kapsamaz şekilde anlaşılması gerektiğinden;

(25)     Telif hakkı eserlerinin ve bağlantılı haklar tarafından korunan konuların talep üzerine ağ üzerinden iletim işlemlerinin koruma seviyesi ve doğası ile ilgili hukuki belirsizliğin Topluluk seviyesinde uyumlaştırılmış bir koruma sağlanarak giderilmesi gerektiğinden; bu Direktif tarafından tanınan tüm hak sahiplerinin, eserlerin ve diğer her türlü talep üzerine interaktif iletim konularının kamunun erişimine sunulması münhasır hakkına sahip olmalarının açıkça ortaya konulması gerektiğinden; bu şekildeki talep üzerine interaktif iletimler, kamu bireyleri tarafından bireysel olarak seçilen bir yer ve zamanda bu iletimlere ulaşabilme olanağı olarak karakterize edildiğinden;

(26)     Yayıncılar tarafından televizyon ve radyo yapımlarına, ticari fonogramlardan müzik eserlerini ayrılmaz bir parçası olarak dâhil eden talep üzerine hizmetlerin erişime sunulmasıyla ilgili olarak, söz konusu hakların açıklığa kavuşturulmasına imkân sağlamak için toplu lisans düzenlemeleri teşvik edildiğinden;

(27)     Bir iletimi kurmak ya da sağlamak için salt fiziksel olanakların tedariki, tek başına bu Direktif anlamında bir iletim sayılmayacağından;

(28)     Bu Direktifteki telif hakları koruması, maddi bir nesne içine dâhil edilmiş eserlerin dağıtımını kontrol etme münhasır hakkını da içerdiğinden; hak sahibi tarafından veya onun rızası ile bir eserin orijinalinin veya nüshalarının Topluluk içinde ilk satışı bu nesnenin Topluluk içinde yeniden satışını denetleme hakkını tükettiğinden; bu hak eserin orijinalinin ya da kopyalarının hak sahibi tarafından ya da onun rızası ile Topluluk dışında satılması durumunda tüketilmediğinden; eser sahiplerinin kiralama veya ödünç verme hakkı 92/100/AET sayılı Direktif tarafından düzenlendiğinden; bu Direktifte öngörülen yayma hakkı, adı geçen Direktifin birinci kısmında belirtilen kiralama ve ödünç verme ile ilgili hükümlere halel getirmediğinden;

(29)     Hakların tüketilmesi sorunu, hizmetler ve özellikle de çevrimiçi hizmetler durumunda söz konusu olmadığından; bu tüketilmeme durumu, hak sahibinin rızası ile bu çeşit bir hizmetin kullanıcısı tarafından eserin veya diğer konuların bir maddi kopyası alınması ile ilgili olarak da uygulandığından; bu yüzden, aynı durum, eserin orijinali ve kopyalarının kiraya verilmesi veya ödünç verilmesi veya doğal diğer hizmet konularına da uygulandığından; CD-ROM veya CD-I’dan farklı olarak, fikri mülkiyet maddi bir ortama dâhil edildiğinde, yani eşyanın bir parçası olduğunda, her çevrimiçi hizmet, gerçekte, telif hakları ve diğer bağlantılı hakların sağladığı yetkiye konu olan bir eylem olduğundan;

(30)     Bu Direktifte belirtilen haklar, telif haklarına ve bağlantılı haklara ilişkin ulusal mevzuata halel getirmeksizin aktarılabildiğinden, devredilebildiğinden veya lisans sözleşmelerinin verilmesine bağlı olabildiğinden;

(31)     Farklı kategorideki hak sahipleri arasında, korunan konuların kullanıcıları ve farklı kategorideki hak sahipleri arasında olduğu gibi, adil bir hak ve menfaat dengesinin gözetilmesi gerektiğinden; üye devletler tarafından düzenlenmiş hakların var olan istisna ve sınırlamalarının, yeni elektronik ortam ışığında yeniden değerlendirilmesi zorunlu olduğundan; belli bazı sınırlandırılmış eylemlere ilişkin istisnalar ve sınırlamalarda var olan farklılıkların telif hakları ve bağlantılı haklar iç pazarının işleyişine doğrudan olumsuz etkileri bulunduğundan; bu tür faklılıklar, sınır aşan faaliyetlerin ve eserlerden sınırötesi yararlanmanın daha fazla gelişmesi durumunda kendini daha fazla göstereceğinden; iç pazarın düzgün işlemesini temin etmek için, bu tür sınırlamalar ve istisnalar daha fazla uyumlaştırılarak tanımlandığından; istisna ve sınırlamaların uyumlaştırma derecesi, bunların iç pazarın düzgün işlemesi üzerindeki etkilerine dayandığından;

(32)     Bu Direktif, çoğaltma hakkına ve umuma iletim hakkına getirilen istisna ve sınırlamalar için kapsamlı bir liste sağladığından; bazı istisna ve sınırlamalar, uygun olduğunda, sadece çoğaltma hakkına uygulandığından; bu liste aynı zamanda, işleyen bir iç pazarı temin etmeyi amaçlarken, üye devletlerde uygulanan farklı yasal teamülleri hesaba kattığından; üye devletler, gelecekte uygulama mevzuatlarını gözden geçirirken belirleyecekleri bu istisna ve sınırlamalarda uyumlu uygulamalara ulaşacaklarından;

(33)     Münhasır çoğaltma hakkı, teknolojik bir sürecin esaslı ve bütünleşik bir parçasını oluşturan ve bir aracı vasıtası ile üçüncü taraflar arasında bir ağ içinde etkili bir aktarımı veya bir eserin ya da meydana getirilecek diğer bir konunun hukuka uygun yasal bir kullanımını temin etme amacıyla aktarılan, geçici veya tesadüfi çoğaltma işlemlerine müsaade eden bir istisnaya tabi olduğundan; söz konusu çoğaltma işleminin kendisi ayrı bir ekonomik değere sahip olmadığından; bu aktarımlar yukarıdaki koşulları sağladığı sürece bu istisna, aracıların bilgiyi değiştirmediği ve teknolojinin meşru kullanımına müdahale edilmediği hallerde aktarım sistemlerinin etkili olarak çalışmasını garanti eden ve sanayi tarafından geniş bir biçimde tanınan ve kullanılan verilerin elde edilmesi de dâhil olmak üzere, geçici olarak saklama işlemlerini oluşturanlar kadar tarama işlemini de içerdiğinden; kanunen sınırlandırılmayan veya hak sahibince müsaade edilen meşru bir kullanım olarak addedildiğinden;

(34)     Üye devletlere, eğitsel ve bilimsel amaçlar, kütüphaneler ve arşivler gibi kamuya açık kurumların yararı, haber yayımlama, alıntı yapma, engelli kişilerce kullanım, kamu güvenliği amacıyla yapılan kullanımlar ile idari ve adli işlemlerde kullanım gibi durumlar için belirli istisna ve sınırlamalar getirme olanağı verilmesi gerektiğinden;

(35)     Belirli istisna ve sınırlamalarda, hak sahiplerinin, korunan eserlerin ve diğer konuların kullanımını karşılayacak ölçüde adil bir tazminat almaları gerektiğinden; bu adil tazminatın biçimi, ayrıntılı düzenlemeleri ve muhtemel miktarı tayin edilirken, her bir olayın özel koşulları dikkate alındığından; bu koşullar değerlendirilirken, hak sahiplerinin söz konusu işlemden ötürü uğrayabileceği zarar, önemli bir kriter olduğundan; hak sahiplerine başka bir biçimde, örneğin bir lisans ücretinin bir bölümü olarak, ödeme yapıldığı durumlarda, spesifik veya ayrı bir ödeme söz konusu olmayacağından; adil tazminatın miktarı, bu Direktifte sözü edilen teknolojik koruma önlemlerinin ne ölçüde kullanıldığını tamamen dikkate aldığından; hak sahibine verilen zararın asgari ölçüde kaldığı durumlarda, ödeme yükümlülüğü doğmayabileceğinden;

(36)     Üye devletler, bu tür bir tazminat gerektirmeyen istisna veya sınırlamalara ilişkin ihtiyari hükümleri uygularken de hak sahipleri için adil bir tazminat temin edebildiğinden;

(37)     Reprografiye ilişkin meri ulusal düzenlemeler bulunuyorsa bu düzenlemeler iç pazara önemli engeller oluşturmadığından; üye devletlere reprografiye ilişkin bir istisna ve sınırlama olanağı verildiğinden;

(38)     Üye devletler, görsel, işitsel ve görsel-işitsel materyallerin şahsi kullanım amacıyla çoğaltılmasına ilişkin belirli türlerine yönelik olarak, çoğaltma hakkına, adil bir tazminat ile birlikte istisna veya sınırlama getirme olanağına sahip olduğundan; bu, hak sahiplerinin zararını karşılamak üzere, ücret planlarının sunulmasını ya da devamını içerebildiğinden; bu ücret planları arasındaki farklar iç pazarın işleyişini etkilerse de, bu farkların, analog şahsi çoğaltım açısından, bilgi toplumunun gelişimi üzerinde önemli bir tesiri olmadığından; dijital şahsi kopyalama ise muhtemelen daha yaygın olduğundan ve daha büyük bir ekonomik tesiri olduğundan; dijital ve analog şahsi çoğaltım arasındaki farklar bu sebeple dikkate alındığından ve bunlar arasında bazı yönlerden ayrım yapıldığından;

(39)     Üye devletler, şahsi çoğaltım üzerinde istisna veya sınırlamayı uygularken, özellikle dijital şahsi kopyalama ve ücret planları ile ilgili olarak, etkili teknolojik koruma önlemlerinin varlığı hâlinde, teknolojik ve ekonomik gelişmeleri dikkate aldıklarından; bu tür istisna veya sınırlamalar, teknolojik önlemlerin kullanılmasına veya teknolojik önlemlerin engellenmeye karşı uygulanmasına mani olmadığından;

(40)     Üye devletler, kamuya açık kütüphaneler, benzeri kurumlar ve arşivler gibi kâr amacı gütmeyen belli kuruluşlar yararına bir istisna veya sınırlama getirebileceklerinden; bununla beraber bu durumun çoğaltma hakkıyla kapsanan bazı özel durumlarla sınırlanması gerektiğinden; böyle bir sınırlama ya da istisna, korunan eserlerin ya da diğer konuların çevrimiçi gönderimi bağlamındaki kullanımları kapsamadığından; bu Direktif, üye devletlerin, 92/100/AET sayılı Direktifin 5. maddesinde öngörülen kamuya ödünç verme münhasır hakkını sınırlama seçeneğine halel getirmediğinden; bu nedenle, bu tür kuruluşları ve onların hizmet ettikleri bilgi yayma fonksiyonları lehine, dengesizlik yaratmaksızın, özel sözleşmeler ve lisanslar teşvik edildiğinden;

(41)     Yayın kuruluşları tarafından yapılan geçici kayıtlar açısından istisna ve sınırlamayı uygularken, yayıncının kendi olanaklarına, yayın kuruluşu namı hesabına ve onun sorumluluğu altında hareket eden kişilerinki de dâhil olduğu anlaşıldığından;

(42)     Uzaktan eğitim de dâhil olmak üzere, ticari olmayan eğitsel ve bilimsel araştırma amaçları için istisna veya sınırlamaları uygularken, söz konusu faaliyetin ticari olup olmadığı o faaliyetin niteliğine göre belirlendiğinden; ilgili kuruluşun örgütsel yapısı ve finansman vasıtaları bu açıdan belirleyici faktörler olmadığından;

(43)     Eserlerin kullanımına mani olan bir engeli bulunan kişilerin eserlere erişimini kolaylaştırmak için gereken tüm tedbirleri almak ve erişilebilir biçimlere özel önem vermek, her halükarda üye devletler için önemli olduğundan;

(44)     Bu Direktifte öngörülen istisna ve sınırlamalar uygulanırken, uluslararası yükümlülüklere riayet edildiğinden; bu istisna ve sınırlamalar, hak sahibinin meşru menfaatlerine halel getiremeyeceğinden veya eser veya diğer konudan normal yararlanmaya aykırı biçimde uygulanamayacağından; bu gibi istisna ve sınırlamaların üye devletlerce düzenlenmesi, özellikle, istisna ve sınırlamaların yeni elektronik ortam içinde sahip olabilecekleri artan ekonomik etkiyi gerektiği şekilde yansıtması gerektiğinden; bu nedenle, belli istisna ve sınırlamaların kapsamının, telif hakkı eserlerinin ve diğer konuların yeni kullanım biçimlerine ilişkin olarak, daha da sınırlı olması gerekebileceğinden;

(45)     Ancak, 5 (2), (3) ve (4). maddede sözü edilen istisna ve sınırlamaların, ulusal mevzuat tarafından izin verilen ve hak sahiplerine adil tazminat sağlamayı amaçlayan sözleşmeye dayalı ilişkilerin tanımlanmasını engellemediğinden;

(46)     Arabuluculuğa başvurmak, kullanıcıların ve hak sahiplerinin uyuşmazlıkları çözümlemesine yardımcı olabildiğinden; Komisyon, İrtibat Komitesi bünyesinde üye devletlerle işbirliği yaparak, telif hakları ve bağlantılı haklara ilişkin uyuşmazlıkları çözümlemeye yönelik yeni hukuki yolları değerlendirmek için bir çalışma üstlendiğinden;

(47)     Teknolojik gelişmeler, hak sahiplerinin herhangi bir telif hakkı veya bağlantılı haklar veya veri tabanlarındaki kendine özgü hakların sahiplerince izin verilmeyen eylemleri önlemeye veya kısıtlamaya yönelik tasarlanan teknolojik önlemlerden yararlanmalarına olanak vereceğinden; ancak, bu önlemlerle sağlanan teknolojik korumanın engellenmesini kolaylaştırmak veya temin etmek için hukuka aykırı bazı faaliyetlerin gerçekleştirilmesi riski olduğundan; iç pazarın işleyişini potansiyel olarak engelleyebilecek bütünlükçü olmayan hukuksal yaklaşımlarından kaçınmak için, etkili teknolojik önlemlerin, bu etkiye sahip araçların, ürünlerin veya hizmetlerin sunulmasının engellenmesini önlemeye yönelik uyumlaştırılmış hukuki korumanın sağlanmasına ihtiyaç olduğundan;

(48)     Bu hukuki koruma, elektronik teçhizatın ve bunların teknolojik gelişiminin normal işleyişini engellemeksizin, telif hakkı, bağlantılı haklar veya veri tabanlarındaki kendine özgü hakkın sahipleri tarafından izin verilmeyen davranışları etkin biçimde kısıtlayan teknolojik önlemlerle ilgili olarak sağlandığından; bu hukuksal koruma, söz konusu araç, ürün, bileşen veya hizmet 6. maddedeki yasağın kapsamına girmediği sürece, teknolojik önlemlere karşılık gelmek üzere araçlar, ürünler, bileşenler veya hizmetler tasarlama yükümlülüğü getirmediğinden; bu hukuksal korumanın, orantılılık ilkesini gözetmesi ve teknik korumanın engellenmesi dışında kalan, önemli bir ticari amacı veya kullanımı olan araçları veya faaliyetleri yasaklamaması gerektiğinden; özellikle bu korumanın şifreleme alanındaki araştırmaları engellememesi gerektiğinden;

(49)     Teknolojik önlemlerin hukuksal korunması, teknolojik önlemlerin engellenmesine yönelik araç, ürün veya bileşenlerin özel mülkiyetini yasaklayabilecek olan ulusal kuralların uygulanmasını etkilememesi gerektiğinden;

(50)     Bu uyumlaştırılmış hukuksal koruma, 91/250/AET sayılı Direktif tarafından sağlanan korumaya ilişkin özel hükümleri etkilemediğinden; özellikle, söz konusu Direktif tarafından münhasıran atıfta bulunulan, bilgisayar programları ile bağlantılı kullanılan teknolojik önlemlerin korunmasına uygulanmadığından; bu korumanın, fiillerin 91/250/AET sayılı Direktifin 5(3). maddesi veya 6. maddesi uyarınca gerçekleştirilmesini mümkün kılmak için gerekli olan her türlü teknolojik önlemi engelleme yöntemlerinin gelişimini veya kullanımını engellememesi veya önlememesi gerektiğinden; söz konusu Direktifin 5. ve 6. maddeleri yalnızca bilgisayar programlarına uygulanan münhasır hakların istisnalarını belirlediğinden;

(51)     Teknolojik önlemlerin hukuksal korunması 5. madde bağlamında kamu düzenine veya kamu güvenliğine halel gelmeksizin uygulandığından; üye devletler, bu Direktif uyarınca ulusal hukukun öngördüğü bazı istisna ve sınırlamaların gerçekleşmesini temin amacıyla, hak sahibi tarafından alınan ihtiyari tedbirleri desteklediğinden; bu ihtiyari tedbirlere hak sahipleri ile ilgili taraflar arasında anlaşmalar yapılması ve uygulanması da dâhil olduğundan; bu tür ihtiyari tedbir ve anlaşmaların makul bir süre içinde gerçekleştirilmemesi durumunda, üye devletlerin, uygulanan bir teknolojik önlemi değiştirerek ya da başka yollarla, hak sahiplerinin, bu istisna ya da sınırlamanın faydalanıcılarına, onlardan uygun istifade yollarını sağlamalarını temin amacıyla uygun tedbirleri almaları gerektiğinden; bununla birlikte, hak sahipleri tarafından anlaşmalar çerçevesinde alınan veya bir üye devlet tarafından alınanlar da dâhil olmak üzere, önlemlerin suiistimalini önlemek için bu tür önlemlerin uygulanmasında kullanılan teknolojik önlemler, hukuksal korumadan yararlandığından;

(52)     5(2)(b) maddesine uygun olarak, şahsi kopyalama için bir istisna veya sınırlama uygulandığında, üye devletler, aynı şekilde, bu çeşit sınırlama veya istisnaların amaçlarına ulaşmasına hizmet edecek ihtiyari tedbirlerin kullanılmasını teşvik ettiğinden; makul bir süre içinde, şahsi kullanım için çoğaltmayı sağlayan bu çeşit ihtiyari tedbirler alınmaz ise, üye devletler, bu kullanımdan yaralanmak ile ilgili sınırlama ve istisnaların faydalanıcıları için önlemler alabileceğinden; hak sahipleri ve diğer ilgili taraflar arasındaki anlaşmaların da dâhil olduğu hak sahipleri tarafından alınan ihtiyari tedbirler ile üye devletler tarafından alınan tedbirler, 5(5). maddesine uygun olarak, çoğaltma sayısının kontrolü gibi, çeşitli kullanım şartları arasındaki muhtemel farklılıkları ve 5(2)(b) maddesine uygun olarak, bu maddenin hükme bağladığı adil bedel şartını göz önünde bulundurarak, ulusal hukuktaki şahsi kopyalamaya ilişkin istisnalar ve sınırlamalar ile uyumlu teknolojik önlemlerin hak sahiplerince kullanılmasını önlemediğinden; bu çeşit önlemlerin kötüye kullanımını önlemek için, onların uygulamaya geçirilmesinde kullanılan her teknolojik önlemin yasal korumadan faydalandığından;

(53)     Teknolojik önlemlerin korunması, bireylerin, yine onlar tarafından kişisel olarak seçilen bir zaman ve yerden eserlere veya diğer konulara erişebileceği bir şekilde, interaktif talep üzerine hizmet için güvenli bir ortamı temin ettiğinden; bu tür hizmetlerin sözleşmeden doğan düzenlemelere tabi olduğu durumlarda, 6(4) maddesinin 1. ve 2. altparagrafları uygulanmadığından; çevrimiçi kullanımın interaktif olmayan biçimleri bu hükümlere tabi olmaya devam ettiğinden;

(54)     Dijital biçimdeki eserlerin ve korunan konuların teknik belirlenme sisteminin uluslararası standardizasyonunda önemli ilerlemeler kaydedildiğinden; giderek artan bir ağ tabanlı ortamda, teknolojik önlemler arasındaki farklar Topluluk içinde sistem uyumsuzluğuna neden olabileceğinden; farklı sistemlerin uyumluluğu ve beraber işleyebilirliği teşvik edildiğinden; küresel sistemlerin gelişiminin teşvik edilmesi son derece arzu edildiğinden;

(55)     Teknolojik gelişme, özellikle ağlarda eserlerin dağıtılmasını kolaylaştıracağından ve bu, hak sahipleri için, eserlerin veya diğer konuların, eser sahiplerinin veya diğer hak sahiplerinin belirlemesinde ve hakların yönetimini daha kolaylaştırmak için eserlerin veya diğer konuların kullanımının şartları ve koşulları hakkında bilgi sağlanması ihtiyacına sebep olacağından; hak sahipleri, yukarıdaki söz edilen bilgiye ek olarak, eserler veya diğer konular bilgisayar ağlarına konulduğunda, diğer hususların yanı sıra, öncelikle hak sahiplerinin iznini belirtici işaretler kullanmaya teşvik edildiğinden;

(56)     Bununla birlikte, elektronik telif hakkı yönetimine eklenen bilgiyi değiştirmek veya kaldırmak için yasadışı faaliyetlerde bulunulabilme veya bunun dışında, bu çeşit bir bilginin izinsiz olarak eserden veya diğer korunan konulardan silinmesi ile halka veya halkın kullanımına açma, yayımlama, dağıtma veya dağıtmak amacıyla ithal etme tehlikesi bulunduğundan; iç pazarın işleyişini potansiyel olarak engelleyebilecek bütünlükçü olmayan hukuki yaklaşımlardan kaçınmak için, bu faaliyetlerin tümüne karşı uyumlaştırılmış yasal koruma sağlanması ihtiyacı var olduğundan;

(57)     Yukarıda belirtilen şekildeki tüm hak yönetimi bilgileri sistemleri, tasarımlarına bağlı olarak, korunan konuların tüketim biçimleri hakkında kişisel bilgileri işleyebileceğinden ve çevrim içi hareketlerin izlenmesine müsaade edebileceğinden; bu teknik araçlar, kendi teknik işleyişlerinde, bu tarz verilerin serbest dolaşımını ve kişisel verilerin işlenmesi ile ilgili bireylerin korunmasına ilişkin 95/46/AT sayılı ve 24 Ekim 1995 tarihli Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi’ne uygun olarak, özel yaşamın korunmasını içerdiğinden;

(58)     Üye devletler, bu Direktifte düzenlenen, hak ve yükümlülüklerin ihlaline karşı etkili yaptırım ve hukuki yolları sağlayacağından; üye devletler bu yaptırım ve hukuki yolların uygulanmasını garanti altına almak için gerekli tüm önlemleri aldıklarından; sağlanan yaptırımlar etkili, orantılı ve caydırıcı olduğundan ve tazminat ve/veya ihtiyati tedbir talep etme ve uygun olduğunda ihlale konu materyalin müsaderesi için başvuruda bulunma imkânını içerdiğinden;

(59)     Dijital ortamda, özellikle aracıların hizmetleri, üçüncü taraflarca ihlale konu faaliyetler için artarak kullanılabildiğinden; çoğu zaman bu çeşit aracılar ihlale konu faaliyetleri sona erdirmek için en iyi şekilde yerleştirildiğinden; bu sebeple, diğer her türlü muhtemel yaptırım ve adli yollar saklı kalmak kaydıyla, hak sahipleri, bir ağ içinde korunan eser veya diğer konunun üçüncü bir tarafça ihlal edilmiş hâlini taşıyan aracılara karşı bir ihtiyati tedbire başvurma imkânına sahip olduğundan; bu imkân, aracılar tarafından gerçekleştirilen eylemlerin 5. madde kapsamında muaf tutulduğu durumlarda bile, geçerli olduğundan; bu tür tedbirlerin şart ve usulleri üye devletlerin ulusal hukuklarına bırakıldığından;

(60)     Bu Direktif ile sağlanan koruma, telif haklarının ve bağlantılı hakların korunmasını etkileyebilen, sınai mülkiyet, veri koruması, koşullu erişim, kamuya açık dokümanlara erişim ve medya istismarı kronolojisi kuralı gibi diğer alanlarındaki ulusal hukuk ile Topluluk hukukunun hükümlerine halel getirmediğinden;

(61)     WIPO İcralar ve Fonogramlar Antlaşması’na uymak için, 92/100/AET ve 93/98/AET sayılı Direktiflerin değiştirilmesi gerektiğinden;

İŞBU DİREKTİFİ KABUL ETMİŞTİR.

BÖLÜM I
AMAÇ VE KAPSAM
Madde 1
Kapsam
  1. Bu Direktif, bilgi toplumuna özellikle vurgu yaparak, iç pazar çerçevesinde telif haklarının ve bağlantılı hakların yasal korunmasıyla ilgilidir.
  1. 11. maddede atıfta bulunulan durumlar dışında, bu Direktif aşağıda yer alan konularla ilgili mevcut Topluluk hükümlerini hiçbir şekilde etkilemez ve bozmaz:

(a) bilgisayar programlarının yasal korunması;

(b) kiralama hakkı, ödünç verme hakkı ve fikri mülkiyet alanında telif hakkıyla ilgili belirli haklar;

(c) uydu ve kablo ile yeniden iletimle programların yayınlanmasına uygulanabilir telif hakkı ve bağlantılı haklar;

(d) telif hakları ve belirli bağlantılı hakların koruma süresi;

(e) veri tabanlarının yasal korunması.

BÖLÜM II
HAKLAR VE İSTİSNALAR
Madde 2
Çoğaltma hakkı

Üye devletler,

(a) eser sahipleri için eserlerinin;

(b) icracılar için icralarının tespitlerinin;

(c) fonogram yapımcıları için fonogramlarının;

(d) filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcılar için filmlerinin aslının veya nüshalarının;

(e) yayın kuruluşları için kablo veya uydu dâhil olmak üzere, telli veya havadan iletilen yayınlarının tespitlerinin;

her türlü yöntem ve şekilde, doğrudan veya dolaylı, geçici veya kalıcı, kısmen veya tamamen çoğaltılmasına izin verme ve yasaklama münhasır haklarını sağlar.

Madde 3
Eserlerin umuma iletimi hakkı ve diğer konuların kamunun erişimine sunulması hakkı
  1. Üye devletler, eser sahiplerine, eserlerini, bireylerin kendi seçtikleri yer ve zamanda erişimlerine sunulmasını da içeren, telli veya telsiz araçlarla umuma her türlü iletimine izin verme ve yasaklama münhasır haklarını sağlar.
  1. Üye devletler,

(a) icracılar için icralarının tespitlerinin;

(b) fonogram yapımcıları için fonogramlarının;

(c) filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcılar için filmlerinin aslının veya nüshalarının;

(d) yayın kuruluşları için kablo veya uydu dâhil olmak üzere, telli veya havadan iletilen yayınlarının tespitlerinin;

bireylerin kendi seçtikleri yer ve zamanda erişimlerine sunulmasını sağlayacak şekilde, telli veya telsiz araçlarla kamunun erişimine sunulmasına izin verme ve yasaklama münhasır haklarını sağlar.

  1. 1. ve 2. paragrafta belirtilen haklar, bu Maddede yer alan umuma iletim ve kamunun erişimine sunma fiillerinin gerçekleşmesi ile tükenmez.
Madde 4
Yayma Hakkı
  1. Üye devletler, eser sahiplerinin eserlerinin asıllarının veya nüshalarının satış veya diğer yollarla her şekilde kamuya dağıtımı ile ilgili izin verme veya yasaklama münhasır haklarını sağlar.
  2. Yayma hakkı, eserlerin asılları veya nüshaları bakımından hak sahibi tarafından veya onun izniyle Topluluk içinde yapılan ilk satışı veya mülkiyetinin diğer yollarla devri durumu dışında Topluluk içinde tükenmez.
Madde 5
İstisnalar ve sınırlamalar
  1. Teknolojik bir işlemin geçici veya tesadüfi [ve] ayrılmaz ve esaslı bir parçasını teşkil eden, tek amacı eserlerin veya diğer konuların:

(a) bir aracı vasıtasıyla üçüncü kişiler arasında ağ içinde iletimi veya

(b) yasal bir kullanımı

olan ve bağımsız bir ekonomik değeri olmayan geçici çoğaltımlar 2. maddede öngörülen çoğaltma hakkından muaf tutulur.

  1. Üye devletler aşağıdaki durumlarda 2. maddede belirtilen çoğaltma hakkına istisnalar ve sınırlamalar getirebilirler:
  • Sheet müzik (kitap hâline getirilmemiş basılı notalar) hariç olmak üzere kâğıt veya benzeri ortamlarda her türlü fotoğraflama tekniği veya benzeri etkiye sahip bazı diğer işlemler kullanılarak yapılan çoğaltmalar hakkında hak sahiplerinin adil bedel almaları koşuluyla;
  • gerçek kişi tarafından herhangi bir ortamda kendi şahsi kullanımı için ve doğrudan ya da dolaylı ticari amacı bulunmayan çoğaltmalar hakkında, hak sahiplerinin eser veya ilgili konulara maddede belirtilen teknolojik önlemleri uygulanıp uygulanmamasını dikkate alan adil bedel alması şartına bağlı olarak;
  • doğrudan veya dolaylı ekonomik veya ticari menfaat gütmeyen halka açık kütüphaneler, eğitim kurumları veya müzeler ya da arşivler tarafından yapılan belirli çoğaltma fiilleri hakkında;
  • yayın kuruluşları tarafından, kendi imkânlarıyla kendi yayınları için yapılan eserlerin geçici kayıtlarına ilişkin olarak; bu kayıtların müstesna belgesel nitelikleri sebebiyle resmi arşivlerde korunmasına izin verilebilir;
  • hastane veya hapishane gibi ticari amaç gütmeyen sosyal kurumlar tarafından yapılan yayınların çoğaltımına ilişkin olarak, hak sahiplerinin adil bedel alması koşuluyla;
  1. Üye devletler, aşağıda belirtilen durumlarda 2. ve 3. maddede öngörülen haklara istisnalar ve sınırlamalar getirebilirler:
  • eser sahibinin adının belirtilmesi imkânsız hâle gelmedikçe, eser sahibinin adını da içeren kaynağın belirtilmesi şartıyla ve ticari olmayan amacın gerçekleştirilmesinin izin verdiği ölçüde yalnızca öğretim veya bilimsel araştırmalar için örnekleme amaçlı kullanım;
  • doğrudan sakatlıkla ilgili ve ticari olmayan nitelikte belirli bir sakatlığın gerektirdiği ölçüde engelli insanların yararına kullanım;
  • bu tür kullanımın açıkça saklı tutulmadığı durumlarda ve eser sahibinin adını da içeren kaynağın belirtilmesi şartıyla güncel ekonomik, politik veya dini konular hakkında yayımlanmış makalelerin veya yayımlanmış eserlerin veya benzer nitelikteki diğer konuların basın tarafından çoğaltılması, umuma iletimi ya da kamunun erişimine sunulması ya da bilgilendirme amacının meşrulaştırdığı ölçüde ve eser sahibinin adının belirtilmesi imkânsız hâle gelmedikçe, eser sahibinin adını da içermek kaydıyla güncel olayların bildirilmesi ile bağlantılı olarak eserlerin veya diğer konuların kullanımı,
  • kullanımları özel amacıyla istenen kapsamda ve adil uygulama ile uyumlu olan ve eser sahibinin adının belirtilmesi imkânsız hâle gelmedikçe, eser sahibinin adını da içeren kaynağın belirtilmesi şartıyla, kamuya yasal olarak sunulmuş eserler ya da diğer konularla ilgili eleştiri ve değerlendirme amaçlı alıntılar;
  • idari işlemlerin, yasama veya yargı işlemlerinin düzgün icrası veya rapor edilmesinin sağlanması veya kamu güvenliği amaçlarıyla kullanım;
  • eser sahibinin adının belirtilmesi imkânsız hâle gelmedikçe, eser sahibinin adını da içeren kaynağın belirtilmesi şartıyla, umumi konuşmalardan alıntılar ile siyasi konuşmaların kullanılması veya bilgilendirme amaçlı olarak benzeri eserlerin ve diğer konuların kullanımı;
  • bir kamu otoritesi tarafından düzenlenmiş dini veya resmi kutlamalar sırasında kullanma;
  • kamusal alanlarda daimi olarak yerleştirilmek üzere yapılmış mimari veya heykelcilik eserleri gibi eserlerin kullanımı;
  • bir eserin veya diğer konuların başka bir materyale rastlantısal olarak dâhil edilmesi;
  • sanatsal eserlerin satışının veya kamuya sergilenmesinin ilanı amacıyla, diğer her türlü ticari kullanım hariç tutularak, etkinliği tanıtmak için gerekli olduğu kadar kullanım;
  • karikatür, parodi veya taklit amaçlı kullanım;
  • cihazların teşhir edilmesi veya onarımıyla bağlantılı olarak kullanım;
  • bir sanatsal eserin, bir bina şeklinde ya da binanın çizimi ya da planlarında, binanın yeniden inşası amacıyla kullanımı,
  • 2(c) paragrafında belirtilen kuruluşların binalarındaki tahsis edilmiş yerler aracılığıyla bu kuruluşların koleksiyonlarında yer alan satın alma veya lisans sözleşmelerine konu olmayan eser ve diğer konuların kişisel çalışma veya araştırma amacıyla bireylere iletimi veya bireylerin erişimine sunulması yoluyla kullanımı;
  • bu Maddede yer alan diğer istisna ve sınırlamalara halel getirmeksizin yalnızca analog kullanımla ilgili olması ve Topluluk içerisinde malların ve hizmetlerin serbest dolaşımını etkilememesi koşuluyla halihazırda ulusal yasalarda yer alan istisnalar veya sınırlamaların çok az önemli olduğu belirli diğer durumlarda kullanımı.
  1. Üye devletler, 2. ve 3. paragraflara göre çoğaltma hakkına bir istisna veya sınırlama getirdiklerinde, izin verilen çoğaltma fiilinin amacının meşrulaştırdığı ölçüde 4. maddede belirtilen yayma hakkına da, benzeri sınırlama veya istisnalar getirebilirler.
  1. 1, 2, 3 ve 4. paragraflarda sağlanan istisnalar ve sınırlamalar, sadece bir eserden veya diğer konulardan normal yararlanmaya aykırı olmayan ve hak sahibinin meşru menfaatlerine haklı bir sebep olmaksızın zarar vermeyen belirli özel durumlarda uygulanır.
BÖLÜM III
TEKNOLOJİK ÖNLEMLERİN VE HAK
YÖNETİMİ BİLGİLERİNİN KORUNMASI
Madde 6
Teknolojik Önlemlerle ilgili Yükümlülükler
  1. Üye devletler, etkili teknolojik önlemlerin, bu amacı taşıdığını bilen veya bilmesi için makul gerekçeleri bulunan kişi tarafından engellenmesine karşı etkili yasal korumayı sağlar.
  1. Üye devletler, her türlü etkili teknolojik önlemin,

(a) engellenmesi amacıyla teşvik edilen, tanıtılan veya pazarlanan veya,

(b) engellemekten başka sadece sınırlı önemde ticari amaca veya kullanıma sahip olan veya,

(c) esas olarak, engellemeyi mümkün kılmak veya kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan, üretilen, uyarlanan veya icra edilen,

araçların, ürünlerin ya da bileşenlerin üretim, ithalat, dağıtım, satış, kiralama, satış veya kiralama için reklam yapma veya ticari amaçla elde bulundurulmasına veya hizmetlerin sunumuna karşı yeterli yasal korumayı sağlar.

  1. Bu Direktifin amaçları doğrultusunda ‘teknolojik önlemler’ ifadesi, normal işleyiş sürecinde eser veya diğer konular ile ilgili, telif hakkı veya telif hakkı ile bağlantılı olarak hukuken sağlanan veya 96/9/AT sayılı Direktifin 3. Kısmında sağlanan kendine özgü (sui generis) hak gibi, tüm hakların sahibi tarafından müsaade edilmeyen kullanımları önlemek ve sınırlandırmak için tasarlanan her türlü teknoloji, araç veya bileşeni ifade eder. Teknolojik önlemler, hak sahibi tarafından, bir eserin veya diğer bir konunun, korunması amacını gerçekleştiren şifreleme, karıştırma ya da eser veya diğer konuların diğer yollarla transformasyonu ya da kopyalama denetim mekanizması gibi erişim kontrolü ya da koruma işlemlerinin uygulanması halinde “etkili” sayılırlar.
  1. 1. paragrafta sağlanan yasal korumaya halel getirmeksizin, hak sahipleri ve ilgili diğer taraflar arasındaki anlaşmalar da dâhil olmak üzere, hak sahiplerince alınan ihtiyari tedbirlerin yokluğunda, üye devletler, hak sahiplerinin, istisna ve sınırlamanın faydalanıcısına, 5(2)(a), (2)(c), (2)(d), (2)(e), 3(a), (3)(b) ya da (3)(e) maddesine uygun olarak ulusal hukuklarında sağlanan istisna veya sınırlamadan yararlanmayı gerektirdiği ölçüde ve faydalanıcının söz konusu esere veya diğer konuya yasal yollardan eriştiği hallerde, sınırlama ve istisnadan yararlanma araçlarına erişimini sağlamasını garanti altına alan uygun tedbirleri alır.

Hak sahibi tarafından, şahsi kullanım amacıyla çoğaltma, istisna veya sınırlamadan yararlanmayı gerektirdiği ölçüde ve 5. madde ve 5(2)(b) maddesi hükümlerine uygun olarak olanaklı kılınmamış ise, bir üye devlet bu hükümlere göre hak sahiplerini çoğaltım sayısı ile ilgili olarak yeterli önlemleri almaktan alıkoymamak suretiyle 5(2)(b) maddesine göre temin edilen sınırlama veya istisnanın yararlanıcısı ile ilgili olarak da bu tür tedbirler alabilir.

İhtiyari anlaşmaların ifasında uygulananlar dâhil olmak üzere hak sahipleri tarafından gönüllü olarak uygulanan teknolojik önlemler ve Üye Ülkeler tarafından alınan tedbirlerin ifasında uygulanan teknolojik önlemler 1. paragrafta öngörülen yasal korumadan yararlanırlar.

Birinci ve ikinci altparagraf hükümleri, kararlaştırılmış sözleşme hükümleri çerçevesinde bireylerin seçtikleri yer ve zamanda ulaşabileceği şekilde kamunun erişimine sunulan eserlere veya diğer konulara uygulanmaz.

Bu madde, 92/100/AET ve 96/9/AT sayılı direktifler çerçevesinde uygulandığında, bu paragraf, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra uygulanır.

Madde 7
Hak Yönetimi Bilgisi ile İlgili Yükümlülükler 
  1. Üye devletler, kanun tarafından öngörülen telif hakkının veya telif hakları ile bağlantılı tüm hakların veya 96/9/AT sayılı Direktifin 3. Kısmında temin edilen kendine özgü (sui generis) hakkın ihlaline sebep olduğunu, ihlalin oluşmasına imkân sağladığını, bunu kolaylaştırdığını veya böyle bir ihlali gizlediğini bilmesi veya bilmesi için makul gerekçeleri bulunması halinde, bilerek izin almaksızın aşağıdaki fiillerden birini icra eden kişilere karşı, gerekli yasal tedbirler alırlar:

(a) herhangi bir elektronik hak yönetimi bilgisini değiştirmek veya kaldırmak,

(b) bu Direktif veya 96/6/AT Direktifinin III. Kısmı altında korunan elektronik hak yönetimi bilgisi izinsiz olarak değiştirilmiş veya kaldırılmış olan eserleri veya diğer konuları dağıtmak, dağıtım için ithal etmek, yayımlamak, iletmek veya kamunun erişimine sunmak.

  1. Bu Direktifin amaçları doğrultusunda, ‘hak yönetimi bilgisi’ ifadesi, hak sahipleri tarafından sağlanan, bu Direktifteki eser veya diğer konuları tanımlayan veya 96/9/AT sayılı Direktifin 3. Kısmında düzenlenen kendine özgü hak, eser sahibi veya diğer bir hak sahibi, eser veya diğer konuların kullanma hükümleri ve koşulları hakkındaki bilgi ve böyle bir bilgiyi temsil eden herhangi bir numara ya da kodu içeren her türlü bilgi anlamına gelir.

Birinci altparagraf bu Direktifte belirtilen veya 96/9/AT Direktifinin 3. Kısmında düzenlenen kendine özgü hakkın kapsadığı bir eser veya diğer bir konunun kamuya iletimle bağlantılı olduğu anlaşılan veya kopyası ile ilişkilendirilmiş bilgilerin parçalarına uygulanır.

BÖLÜM IV
ORTAK HÜKÜMLER
Madde 8
Yaptırımlar ve Hukuki Yollar
  1. Üye devletler, bu Direktifte düzenlenen haklar ve sorumlulukların ihlali halinde başvurulacak uygun yaptırım ve hukuki yolları sağlar ve bu yaptırım ve hukuki yolların uygulanmasını temin etmek amacıyla gereken her türlü önlemi alırlar. Böylelikle, sağlanan yaptırımlar etkili, orantılı ve caydırıcı olur.
  1. Her üye devlet, kendi ülkesinde vuku bulan bir ihlal sebebiyle menfaati etkilenen hak sahibinin zararı için tazminat isteyebilmesini ve/veya bir ihtiyati tedbire ve mümkün olduğunda ihlale konu materyalin, 6(2) maddesinde belirtilen bileşen, ürün ya da tamamlayıcı kısımların müsaderesine başvurabilmesini temin eden tüm gerekli tedbirleri alır.
  1. Üye devletler, bir telif hakkı veya bağlantılı hakkın, aracıların hizmetlerini kullanan üçüncü şahıslarca ihlaline karşı bir ihtiyati tedbire başvurma konumunda olan hak sahiplerinin bu durumunu teminat altına alır.
Madde 9
Diğer Yasal Hükümlerin Sürekli Uygulanması

Bu Direktif, özellikle patent hakları, markalar, tasarım hakları, faydalı modeller, yarı iletken ürünlerin topografyaları, yazıyüzü, koşullu erişim, kablolu yayın hizmetlerine erişim, ulusal hazinelerin korunması, yasal depozito gereklilikleri, sınırlayıcı uygulamalar ve haksız rekabet hukuku, ticari sırlar, güvenlik, gizlilik, veri korunması ve özel yaşam, kamuya açık belgelere erişim, sözleşme hukuku ile ilgili hükümlere halel getirmez.

Madde 10
Uygulanma Süreci
  1. Bu Direktifin hükümleri, 22 Aralık 2002 tarihi itibari ile Üye Ülkelerin telif hakları ve bağlantılı haklar alanındaki mevzuatıyla korunan ya da bu direktif’in hükümleri ya da 1(2). maddede atıfta bulunulan hükümler kapsamında korunma kriterlerini karşılayan tüm eserlere ve diğer konulara uygulanır.
  1. Bu Direktif, 22 Aralık 2002 tarihinden önce kazanılan haklar ve bu tarihten önce tamamlanan işlemler saklı kalmak kaydı ile uygulanır.
Madde 11
Teknik Uyarlamalar
  1. 92/100/AET sayılı Direktif aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

(a) 7. madde kaldırılmıştır;

(b) 10. maddenin 3. paragrafı aşağıdaki paragraf ile değiştirilmiştir:

            ‘3. Sınırlamalar, sadece, diğer konulardan normal yararlanmaya aykırı olmayan ve hak sahibinin meşru menfaatlerine sebepsiz yere halel getirmeyen belirli özel durumlarda uygulanır.’

  1. 93/98/AET sayılı Direktif’in 3. maddesinin 2. paragrafı aşağıdaki paragraf ile değiştirilmiştir:

            ‘2. Fonogram yapımcılarının hakları, tespitin yapılmasından 50 yıl sonra sona erer. Bununla birlikte, eğer fonogram bu süre içinde hukuka uygun olarak yayımlanmış ise bu hakın süresi ilk yayımlanma tarihinden sonra50 yıldır. Şayet ilk cümlede sözü geçen süre içinde hukuka uygun bir yayımlanma yok ise ve fonogram bu süre içinde hukuka uygun bir şekilde umuma iletilmiş ise, bu hakkın süresi umuma ilk iletim tarihinden sonra50 yıldır.

            Bununla birlikte, bu paragrafın, bilgi toplumunda telif hakları ve bağlantılı hakların bazı yönlerinin uyumlaştırılmasına ilişkin 22 Mayıs 2001 tarih ve 2001/29/AT sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifince* değiştirilmeden önceki versiyonuna uygun olarak sağlanan koruma sürelerinin dolması nedeniyle fonogram yapımcılarının hakları 22 Aralık 2002 tarihi itibariyle korunmadığında, bu paragraf hakların yeniden korunmasında etkisi olmaz.

* RG L 167, 22.6.2001, s. 10’

Madde 12
Nihai Hükümler 
  1. Komisyon, 22 Aralık 2004 tarihinden önce ve bu tarihten sonra her üç yılda bir, öncelikle üye devletler tarafından sunulan bilgi temelinde ve özellikle 5, 6 ve 8. maddelerin uygulanmasını dijital pazardaki gelişmeler ışığında incelediği, bu Direktifin uygulanması ile ilgili bir raporu Avrupa Parlamentosu’na, Konsey’e ve Ekonomik ve Sosyal Komite’ye, sunar. 6. madde ile ilgili olarak, Komisyon özellikle, etkili teknolojik önlemlerin kullanılması sonucunda hukuken müsaade edilen işlemlerin olumsuz etkilenip etkilenmediğini ve bu maddenin yeterli bir koruma seviyesi sağlayıp sağlamadığını inceler. Özellikle Antlaşma’nın 14. maddesine uygun olarak iç pazarın işlemesini temin etmek için, gerektiğinde, Komisyon bu Direktifin değiştirilmesi için tasarılar sunar.
  1. Bu Direktifteki bağlantılı hakların korunması hiçbir şekilde telif hakları korunmasını etkilemez ve bozmaz.
  1. Bu Direktifle bir irtibat komitesi kurulur. Bu komite, üye devletlerin yetkili kurumlarının temsilcilerinden oluşur. Komiteye Komisyon temsilcisi başkanlık eder ve başkanın çağrısı ile ya da bir üye devlet temsilcisinin isteği üzerine toplanır.
  1. Komitenin görevleri aşağıda belirtilmiştir:

(a) Bu Direktifin iç pazarın işlemesine etkilerini incelemek ve zorlukları tespit etmek;

(b) bu Direktifin uygulanmasından kaynaklanan tüm sorunlar üzerine istişareler düzenlemek;

(c) ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik gelişmelerle ilgili olanların yanı sıra mevzuatta ve içtihattaki gelişmelerle ilgili bilgilerin karşılıklı olarak sağlanmasını kolaylaştırmak;

(d) teknolojik önlemlerin kullanımı ve şahsi çoğaltımı da içeren, dijital pazardaki eserlerin ve diğer konuların değerlendirilmesi için bir forum olarak görev yapmak.

Madde 13
Uygulama
  1. Üye devletler, 22 Aralık 2002 tarihinden önce, bu Direktife uygun gerekli kanunları, tüzükleri ve idari hükümleri yürürlüğe koyar. Üye devletler bu hükümleri derhal Komisyona bildirir.

Bu hükümler üye devletlerce kabul edildiğinde, bu Direktife bir atıf içerir veya resmi olarak yayımlanırken böyle bir atıf ile birlikte yayımlanırlar. Bu çeşit bir atıfta bulunmanın yöntemleri üye devletlerce belirlenir.

  1. Üye devletler, bu Direktif kapsamında kabul ettikleri iç hukuk hükümlerinin yer aldığı metinleri Komisyon’a iletir.
Madde 14
Yürürlüğe Giriş

Bu Direktif Avrupa Topluluğu Resmi Gazetesi’nde yayınlandığı gün yürürlüğe girer.

Madde 15
Muhataplar

Bu Direktif üye devletlere yöneliktir.

Brüksel, 22 Mayıs 2001

Avrupa Parlamentosu adına                                                 Konsey Adına

       N. FONTAINE                                                                   M.WINBERG 

Avrupa Parlamentosu Başkanı                                             Konsey Başkanı

Belçikalı Yargıçlar İçin Rehber İlkeler, Değerler ve Nitelikler

0

Belçikalı Yargıçlar İçin Rehber İlkeler, Değerler ve Nitelikler,  25 Haziran 2012 tarihinde Belçika Hâkimler Danışma Konseyi Genel Kurulunca kabul edilmiş ve 27 Haziran 2012’de Adalet Yüksek Kurulu Genel Kurulunca kabul edilerek ilan edilmiştir. Kurul ayrıca bir uygulama kılavuzu hazırlamıştır.

Belçika’da hâkim ve savcılar ile ilgili yargı üst kurulu (Yüksek Yargı Konseyi-High Council of Justice-Conseil Supérieur de la Justice (CSJ) Adalet Yüksek Kurulu’dur.

Belçika halkının güvenini arttırmak amacıyla kurulan Yüksek Yargı Konseyinin üyeleri arasında Adalet Bakanı bulunmamaktadır. Belçika Anayasasının 151. maddesine göre yürütme organından tamamen bağımsız olarak faaliyet göstermektedir.  Yargıç adaylarına ilişkin sınavları düzenlemekte ve hakimleri atanmak üzere Adalet Bakanlığına sunmaktadır. Yıllık olarak faaliyet raporu hazırlamakta, bütçesi bu raporlar çerçevesinde belirlenmektedir.

Flaman ve Valon bölgeleri için Yüksek Yargı Konseyi yirmi ikişer üyeden oluşan iki ayrı kurul olarak oluşturulmuştur. Her iki kurul üyelerinden oluşan kırk dört üyeli Genel Kurul bulunmaktadır. Yirmi iki üyeyi hâkim ve savcılar kendi aralarından seçmektedir. Diğer yirmi iki üyenin sekizi sivil toplum örgütlerinden, sekizi hukukçular arasından ve altısı da akademisyenler arasından olmak üzere Parlamento tarafından seçilmektedir. Üyeler en fazla dört yıllık bir süre için seçilebilmektedir.

Yüksek Yargı Konseyinin görevleri; yargı sisteminin işleyişini değerlendirmek, yargı mensuplarının atamalarını yapmak, şikâyetleri incelemek, kanun teklifleri konusunda görüş bildirmek ve yargı mensuplarının eğitimine ilişkin genel kurallar belirlemek ve yönergeler hazırlamaktır. Konseyin disipline ilişkin yetkisi bulunmamaktadır.

Belçika Anayasası

Belçika Devleti’nin federal organlarını esas olarak Kral, çift meclisli federal parlamento, federal hükümet ile yargı erkini icra eden mahkemeler oluşturmaktadır. Belçika Anayasası’na göre federal yasama erki (pouvoir législatif fédéral) kolektif olarak Kral, Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından kullanılmaktadır (m.36). Federal yürütme erkinin (pouvoir exécutif fédéral) ise Anayasa’da düzenlendiği şekilde Krala ait olduğu belirtilmektedir (m.37). Kral yasama ve yürütme erkleri içerisinde yer almakla beraber, yetkileri oldukça sınırlıdır. Bazı önemli yetkileri de bulunmakla beraber Kralın konumu genel olarak parlamenter bir sistemde devlet başkanının konumuna tekabül etmektedir.

HÂKİMLERE YÖNELİK REHBER İLKELER, DEĞERLER VE NİTELİKLER – BELÇİKA

Sorumlu Editör: Adalet Yüksek Kurulu
D/2012/12847/2

Hâkimlere Yönelik Rehber

Nadia De Vroede‘un anısına ithafen.

Onun daimi özverisi olmadan, bu çalışma ortaya çıkamazdı.

25 Haziran 2012 tarihinde Hâkimler Danışma Konseyi Genel Kurulunca kabul edilmiştir
27 Haziran 2012 tarihinde Adalet Yüksek Kurulu Genel Kurulunca kabul edilmiştir.

GİRİŞ

Bu derlemede yer alan ilke, yorum ve tavsiyelerin amacı hâkimler için davranış kodları oluşturmaktır. Bu ilke, yorum ve tavsiyeler hâkimleri desteklemek, yönlendirmek ve yargı kurumuna kendi etik kodunu daha iyi idrak edebilmesini sağlayan bir çerçeve sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Aynı zamanda, hâkimlerin görevinin karmaşıklığının daha iyi anlaşılması için yasama ve yürütme erklerinin temsilcilerini, yargı mensuplarını ve halkı aydınlatma amacındadır.

Bu belge hâkimlere yönelik bir rehber niteliğindedir. Bir disiplin kodu ve disiplin mercilerinin kullanımına yönelik bir derleme değildir ve disiplin kovuşturmalarında esas alınamaz. İlkeler belirli bir durumda nasıl hareket etmesi gerektiğini sorgulayan hâkime olumlu yönde rehberlik etmek için tesis edilmiştir. Bu sebeple, yasaklar listesiyle sınırlı olabilecek tamamen negatif bir görüşün ötesindedir.

Bu etik kodları 2010 yılında Avrupa Yargı Kurulları Ağının (AYKA) kabul ettiği metinden ve farklı ülkelerin çeşitli etik kodu derlemelerinden esinlenmiştir.

AYKA etik kodunu yargı erkinin temel değerlerinden yola çıkarak tanımlamıştır. Bu temel değerlerden ileri gelen ilke ve kişisel özellikler belirtilmiş ve açıklanmıştır.

Bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, sağduyu, ihtiyat, dikkat, saygı, dinleme yetisi, eşit muamele ve yetkinlik ortak değerler olup günümüz toplumunda hâkimler için temel ilkelerdir (Bölüm I).

Hâkim aynı zamanda bilgin, sadık, insancıl, cesur, ciddi, dikkatli, çalışkan olmalı, dinlemeyi ve iletişim kurmayı bilmeli ve açık görüşlü olmalıdır (Bölüm II).

AYKA metni, diğerlerinin yanı sıra, Belçika yargı sisteminin özelliklerine daha iyi yanıt verebilmek için birçok alana uyarlanmıştır.

AYKA metni ayrıca hâkimler tarafından hâkimler için kaleme alınmıştır. İlkelerin çoğu tümüyle savcılar için de geçerlidir. Gerektiği durumlarda, savcılar için uyarlama ve eklemeler yapılabilir.

İşbu rehber, hâkimlik mesleğinin temel değerlerine dair daimi ve nihai bir görüş yansıtmamaktadır. Rehber, genel ilkelerin uygulanmasından doğan iyi uygulamaların tespitini teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Böylece, davranış kodları geliştirilebilir ve gelecekte karşılaşılabilecek durumlara uyarlanabilir.

Özel işlevlerine özgü kurallara tabi olarak, işbu davranış kodları aynı zamanda yargı alanında stajyerlere, ticaret mahkemesi yargılama sürecine meslek dışı uzman olarak dâhil edilen tüccarlara, hukuk müşavirlerine ve iş mahkemelerinde görev yapan meslek dışı hâkimlere de hitap etmektedir.

Davranış kodları görevin icrasında esas hâkimin yerine bakan hâkimlere de yöneliktir.

BÖLÜM I – DEĞERLER
1. BAĞIMSIZLIK
İlke

Hâkimler yargı görevlerini dış etkilerden uzak, tamamen bağımsız bir şekilde yerine getirirler.

Bu bağımsızlıkla, davanın unsurları ışığında, bir erkin (yürütme, yasama organı, siyasi, hiyerarşik erkler, ekonomik menfaatler, medya organları veya kamuoyu) hoşuna gitmeyeceği korkusu taşımadan veya bir erki memnun etme arzusuna kapılmadan yasaları uygularlar.

Hâkim yargı görevlerini icra ederken, meslektaşları ve her türlü baskı gruplarından bağımsız olmak da dâhil olmak üzere, bağımsız kalmayı gözetmelidir.

Yorumlar

Ayrıcalık Olmaksızın

Bağımsızlık hâkimlerin menfaatine bahşedilen bir ayrıcalık değildir.

Bağımsızlık, hukuk devleti çerçevesinde vatandaşların hak ve özgürlüklerini korumak için tesis edilmiş bağımsız yargıdan (ve bağımsız addedilen), yasama ve yürütme organlarından yararlanmak için demokratik bir toplumda tüm vatandaşlara tanınan bir haktır (AİHS madde 6, Anayasa madde 151, § 1).

Bireysel ve Kurumsal Bağımsızlık

Hem bireysel hem kurumsal açıdan yargı erkinin bağımsızlığını gözetmek ve bağımsızlığına katkıda bulunmak her hâkimin görevidir.

Böylece, çatışan tarafların, kamu otoritesini elinde bulunduranların veya diğer şahısların hâkimin kararını etkilemeye çalışması engellenir.

Hâkim, bağımsızlığına dair şüphe uyandırabilecek tüm temaslardan kaçınır. Bu, tabi ki, geçici çalışma grupları bünyesinde yasama ve yürütme erklerinin hâkimin uzmanlığından yararlanmasına engel teşkil etmez.

Savcılık

Savcılık görüş bildirme görevinde olduğu kadar araştırma ve bireysel soruşturma görevinde de bağımsızdır (md. 151, §1, Anayasa). Yukarıda bahsi geçen kurallar, Adalet Bakanının olumlu karar verme ve ceza politikası yönergesi çıkarma hakkına halel gelmeksizin, savcılara da uygulanır.

Başka yasal düzenlemeler de Adalet Bakanına savcılığa dair bazı yetkiler vermektedir (örn. md. 143, §§2 ve 3, 143(2), §§1 à 3, 5 „ten 7‟ye, 143(3), 143(dört), 399, 400 ve 1088, Yargı Kanunu).

Bireysel davalarda yetkili savcı veya iş arkadaşları ve savcılık arasındaki temaslar yalnızca yasal düzenlemeler sınırında ve olağan hiyerarşik yolun izlenilmiş olması ve net, şeffaf, yazılı ve izlenebilir şekilde yapılmış olması şartıyla kabul edilir.

Savcılar, Yargı Kodunun 327. maddesi uyarınca bakanlar kurulunda görev icra edebilir. Görevleri müddetince, hâkimlerin etik kodlarına tabidirler. Savcı sıfatıyla öğrendikleri olaylarda, mesleki gizlilik kuralına bağlı kalırlar. Yargı erkini gözetir ve yargı erkinin bağımsızlığını savunurlar ve bakan ve savcılık arasındaki temaslarda 8 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Hâkimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları hakkında üye devletlere yönelik CM/Rec(2010)12 sayılı Tavsiye Kararı, ilke no. 22: ”Yargı bağımsızlığı ilkesi, her hâkimin, hüküm verme görevlerinin ifasında bağımsız olması anlamına gelir. Hâkimler, kararlarını verirken bağımsız ve tarafsız olmalı ve yargı bünyesindeki merciler de dâhil olmak üzere herhangi bir çevreden gelebilecek doğrudan veya dolaylı kısıtlamalardan, usulsüz nüfuz kullanmaktan, baskı, tehdit veya müdahalelerden uzak bir şekilde hareket etmelidir. Yargı erkinin teşkilatlanmasının getirdiği hiyerarşi, bireysel bağımsızlığı zedelememelidir.” yukarıda bahsedilen kurallara uyarlar.

Geçici görevlendirmeleri boyunca, görevleri sona erdiğinde, savcılık bünyesinde tekrar bağımsız ve tarafsız hareket edebilmeleri gerektiği hususunu göz önünde bulundururlar.

Ayrıca, savcılığın yapısı hiyerarşik olduğundan, savcının iç/şahsi bağımsızlığı daha sınırlıdır.

Hâkimler ve savcılar bağımsızlıklarına karşılıklı saygı duyar. Mahkemelerde denetim yetkisinin icrasında (md. 140, 399, 788, 1088 ve 1089, Kanun) savcılık mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlığını gözetmelidir.

2. TARAFSIZLIK
İlke

Bağımsızlıkla beraber nesnel ve öznel tarafsızlık adil yargılama için şarttır (md. 6, AİHS).

Hâkimin tarafsızlığı gerçek ve görünür tüm önyargıların veya hâkim bir karar alırken ya da karar öncesi tüm işlemlerde yanlı herhangi bir fikrinin bulunmamasıyla tanımlanır.

Hâkim yargı görevlerini korkusuzca, iltimas veya önyargı olmadan yerine getirir.

Yorumlar
Hâkimin Reddi

Hâkim hem görevlerinin icrasında hem görev dışında, yargıya duyulan güveni pekiştirir şekilde davranış sergilemeli ve reddine yol açabilecek durumları en aza indirgemelidir.

Hâkimlerin tarafsızlığı, mesleki uyuşmazlıklara (md. 292-304, Yargı Kanunu) ve hâkimin reddine (md. 828-842, Yargı Kanunu) ilişkin kuralların sıkı bir şekilde uygulanmasını gerektirir.

Sonuç olarak, hâkim aşağıdaki durumlarda davadan çekilir:

-Davaya nesnel olarak tarafsız bakamadığında;
-Bir tarafla yakın ilişkisi olduğunda veya olaylara dair şahsi aşinalığı bulunduğunda, tarafların birini temsil ettiğinde, desteklediğinde veya tarafların birine karşı olduğunda, ya da tarafsızlığının öznellikle lekeleneceği bir durum mevcut olduğunda;
-Davanın sonucunda, kendisinin veya bir aile üyesinin menfaati varsa;

Mevcut veya olası menfaatlerin çatışmasının sebebiyse, taraflı olduğuna dair bir şüphe oluşturmamak için hâkim davada yer almaz veya hemen davadan çekilir.

İş Ortamında Davranış

İş ortamında, özellikle duruşma salonlarında, hâkim ve savcılar sergiledikleri tarafsızlığa dikkat etmeli ve konuya dair bilgisi olmayan insanların gözünde bir tarafla çok yakın ve karmaşık bir ilişkide oldukları izlenimini vermemelidirler.

Aynı ihtiyat ilgili tarafların vekilleri ve davanın tüm aktörlerine karşı gösterilmelidir.

Özel ve Sosyal Hayat

Hâkim özel hayatında, yargılama yetkisinin tarafsızlığına dair kamu gözünde şüphe uyandırmamayı gözetir.

Tarafsızlık ilkesi hâkimin sosyal hayatta yer almasını engellemez. Hâkim toplumdan kendini soyutlamaz. Topluma dâhil olur. Bununla beraber, görevleri ve sosyal hayatı arasında menfaat çatışmasını önlemek amacıyla, hâkimin dikkatli olma yükümlülüğü vardır.

Örgütlenme Hakkı

Hâkimler, tüm vatandaşlar gibi, örgütlenme hakkına sahiptir. Siyasi, felsefi, dini, kültürel, bilimsel, sanatsal, yardım amaçlı, sosyal veya başka amaçlı derneklere üye olabilirler ve bu derneklerin faaliyetlerine katılabilirler.

Bazı yargı mensuplarının tarafsızlığından şüphe etmek için haklı sebeplerin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde, bir tarafın bu konuda sahip olduğunu iddia ettiği kanısı dikkate alınabilir. Bununla beraber bu kanı özel bir ölçüt değildir. Belirleyici soru davada taraflı bir muamelenin nesnel olarak doğrulanabilir olup olmadığıdır. Lakin siyasi bir partiye üyeliğe izin verilirse, aktif siyasi propaganda hâkimin ve yargı erkinin bağımsızlık ve tarafsızlığını tehdit edebilir.

Yasal uyuşmazlıklara halel getirmeksizin, hâkimler bir dernekte başkanlık görevini üstleneceklerse çok dikkatli olmalı ve meydana gelebilecek riskleri önceden değerlendirmelidirler.

Ek Görevler

Yetki dâhilinde ek görevler yürüttüğünde, hâkim bu görevlerin kendi tarafsızlık ve bağımsızlığını tehlikeye düşürmediğinden emin olmalıdır.

İfade Özgürlüğü

Tarafsızlık hâkimin duygu veya görüşünü ifade edemeyeceği manasına gelmemektedir. Hâkim muhtemel önyargılarının ve tercihlerinin farkında olmalı ve her seferinde davayı değerlendirirken önyargı ve tercihlerden etkilenmeden değerlendirip değerlendirmediğini sorgulamalıdır.

Hâkim tam ifade özgürlüğüne sahiptir fakat tarafsızlık ilkesi hâkimi davacıda hâkimin önyargılı olduğu izlenimi yaratmayacak şekilde görüşlerini bildirirken ölçülü ve dikkatli olmaya iter.

Hukuk alanında bilimsel yayınlar hususunda, Yüksek Mahkeme’nin 15 Ekim 2010 tarihli bir kararına atıfta bulunulabilir: ”bir hâkimin hukuki bir konuda bilimsel yayın veya bir hukuk dergisinin yazı kurulu bünyesindeki faaliyetleri aracılığıyla belli bir görüşü benimsemesi hâkimin ilgili alanı ele alan bir davaya bakamayacağı ve aynı şekilde hâkimin müdahalesini nitelemesi gereken ölçü ve tedbir çerçevesinde olması koşuluyla belli bir konuda memnuniyetsizliğini veya memnuniyetini belirtemeyeceği anlamını taşımaz.”

Mahkeme Başkanları

Mahkeme başkanları bağımsızlık ve tarafsızlıklarına dair makul şüphenin davacıların adalete duyduğu güven üzerine çok daha büyük etkisi olduğunun bilhassa farkında olmalıdırlar.

3. DÜRÜSTLÜK

Hâkim görevini dürüstlükle yerine getirir. Toplumda ve özel hayatında da dürüst olmak zorundadır. Dürüstlüğün gereklilikleri hâkimlerin görevlerinin icrasını mümkün kılar, yetkilerini meşrulaştırır ve adalete duyulan güveni temin eder.

Dürüstlük ilkesi iki ödevi doğurur: Doğruluk ve ağırbaşlılık.

3.1. Doğruluk

İlke

Doğruluk hâkimi yalnızca yasa uyarınca cezalandırılan davranışlarda bulunmaktan alıkoymaz aynı zamanda kaba davranışlar sergilemesinin de önüne geçer.

Yorumlar
Yargı Çalışanları

Hâkim, diğerlerinin yanı sıra, yargı çalışanlarının tayininde de görevlerini adam kayırmadan yerine getirir.

Kaynak Kullanımı

Adaletin yönetimi için kendisine tahsis edilen kaynakların, uygunsuz bir amaca yönlendirmeksizin en iyi kullanımını gözetir.

Müdahale ve Üstünlükler

Hâkim, görev yeri değişikliği, atama veya bireysel terfi ya da kendisi veya başkaları için bir üstünlük elde etmek amacıyla meşru olmayan müdahalelerden kaçınır.

Görevlerinin icrasında, kendisi veya yakınları için hediye veya bir çeşit üstünlük kabul etmez.

3.2. Ağırbaşlılık
İlke

Bu ilke hâkimin ne mesleğinin icrasının ne de şahsi davranışının kendi itibarını veya yargının ve adaletin itibarını tehlikeye düşürmediğini gözetmesini sağlar.

Yorumlar
Sosyal Hayat

Ağırbaşlılık ilkesi hâkimlerin kendilerini dünyadan ve toplumdan soyutlamaları anlamına gelmemektedir. Hâkim, davranışı, görüştüğü insanları ve vatandaşların gözünde kendi itibarını ve adaletin itibarını gözeterek ve katıldığı kamuya açık etkinliklerin kendi itibarını ve adaletin itibarını lekelememesine dikkat ederek, sosyal hayata katılır.

Bilgisayar ortamında sosyal iletişim ağlarına katılmak şahsi bir tercih olmakla beraber bu ağlara katılımın hâkimin bağımsızlık, tarafsızlık ve dürüstlüğüne gölge düşürmemesine büyük önem verilmelidir.

Mesleğin İcrası

Kibarlık ve fikri doğruluk hâkimin tüm adalet mensupları, sekreterlik, mahkeme kalemi, davacılar ve basınla olan ilişkilerinde gereklidir.

4. İHTİYAT VE ÖLÇÜLÜLÜK
İlke

Hâkimin ihtiyat ve ölçülülüğü vatandaş olarak haklarının ve mesleğinin zorlukları arasında denge kurmasını gerektirir.

Hâkim kararlarının, adil ve yasal temellere dayalı bir uygulamadan değil de başka faktörlerden etkilenilerek alındığı algısı yaratmayacak şekilde hareket eder.

Hâkim görevinin icrasının ve özel hayatının, davanın taraflarının kendisine ve genel olarak adalete duyduğu güveni zedelememesi için elinden geleni yapar.

Yorumlar
Siyaset

Siyaset alanında, hâkimin, tüm vatandaşlar gibi, siyasi bir görüşe sahip olma hakkı vardır.

İhtiyat ilkesiyle, davanın taraflarının yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına güven duymasını gözetir.

Medya Organları

Hâkim, medya organlarıyla olan ilişkisinde de aynı şekilde ihtiyatlı olur.

Mahkeme Kararlarına Dair Yorumlar

Hâkim, medya tarafından veya prensip açısından eleştirilse veya temyize gitse de, kararlara dair yorum yapmaktan kaçınır. Kararlarının gerekçesi hâkimin ifade yöntemidir.

Bilimsel veya akademik özgürlüğe ve hâkimlerin basına dair görevine zarar gelmeksizin, hâkim meslektaşlarının kararlarına dair yorum yapmaktan kaçınır.

Pedagojik Rol

Hâkim, hukuk kuralları ve hukuk kurallarının uygulanmasını açıklamak için en iyi ölçüde yetkindir. Ölçülülük ilkesi hâkimin pedagojik bir rol oynamasına engel değildir.

Demokratik Hukuk Devleti

Demokrasi ve temel özgürlükler tehlikede olduğunda, hâkim protesto etme hakkına sahiptir.

Mesleki Gizlilik

Hâkim görevinin icrası çerçevesinde öğrendiği bilgiyi saklı tutar. Mesleki gizlilik hâkimler arası istişareyi engellememekle beraber hâkimler bu istişareyi ihtiyatla gerçekleştirmelidirler.

Özel Hayat

Yasanın zorunlu kıldığı durumlar hariç (örneğin yargı yetkisinin sunduğu imtiyaz çerçevesinde) hâkim görevlerinin icrası hariç üçüncü taraflara karşı hâkimlik sıfatını kullanmaktan kaçınır.

Herkes gibi hâkimin de özel hayatın gizliliği hakkı vardır. Ölçülü olması normal bir sosyal hayat süremeyeceği anlamına gelmemektedir: görevlerinin itibarına veya görevleri icra yetisine zarar vermekten kaçınmak için feraset ve tedbirle hareket etmesi yeterli olacaktır.

5. GAYRET
İlke

Kamuoyunun yargıya duyduğu güven için gayret gerekli bir ilkedir.

Hâkim davaya bakarken gayretli davranır. İlgili yasal hükümlere halel getirmeksizin davalar, ortadaki sorun, davanın karmaşıklığı ve hâkimin iş yükü göz önünde bulundurularak makul bir süre içinde görülmeli ve karara bağlanmalıdır.

Yorumlar
Hukuki İşlemin Süresi

Uygulamadaki yasal hükümlere halel getirmeksizin hâkim her bir işlemde belirlenen mühletin taraflar ve kendisi için makul olmasını gözetir.

Hâkim olabildiğince etkili olmak ve kararları gecikme olmadan yasal süre içerisinde verebilmek için tüm gayretiyle çalışır.

Ek Faaliyetler

Hâkim ek faaliyetlerinin (akademik faaliyetler, hukuk dergisi redaksiyon komitesi vb.) esas görevlerinin icrasına zarar vermemesine veya meslektaşlarına fazla iş yüküne sebep olmamasına dikkat eder.

6. SAYGI VE DİNLEME YETİSİ
İlkeler

Tarafsızlık ve dosyanın titizlikle incelenmesi yükümlülükleri hâkimin saygı göstermesine ve karşıdakini dinlemesine engel değildir.

Yorumlar
Genel Olarak İlişkiler

Hâkim halka, avukatlara, meslektaşlarına, idari personele saygı gösterir ve nazik davranır.

Uygunsuz ifadelerde bulunmaktan ve davranışlar sergilemekten sakınır.

Hâkimler bireysel, toplu veya yönetici olarak sorumluluklarının icrasında herkesin saygı ve dinleme değerlerini paylaşması ve gözetmesini temin eder.

Meslektaşlar ve Personelle İlişkiler

Hâkim meslektaşları ve idari personelle olan ilişkilerinde dürüst ve saygılıdır. İdari görevleri ve denetim görevlerini icra ederken de meslektaşlarının ve personelin görev ve yetkinliklerine saygı gösterir.

İşin Organizasyonu

İşinin organizasyonunda, hâkim davanın tüm taraflarının koşul ve ihtiyaçlarına dikkat eder ve bu koşul ve ihtiyaçları mümkün mertebe göz önünde bulundurur. Kendi taahhütlerine, duruşmaların saatlerine ve kararlaştırılan veya uyulması zorunlu mühletlere dikkat etmeye çalışır.

Hâkim tartışmaların sorunsuz ve sükûn içinde geçmesini gözetir ve tüm taraf ve vekillerini aynı dikkatle dinler.

Hâkim Heyeti

Bir heyette hâkim, meslektaşlarının fikirlerini tartışırken ve dinlerken, Yargı Kanununun 777 ve 778. maddelerine halel getirmeksizin saygı gösterir. Çoğunluğa saygı duyar.

7. EŞİT MUAMELE
İlke

Eşit muamele ilkesi hâkimin her bir bireye ayrım yapmadan davranmasını sağlar.

Yorumlar

Hâkim görevlerini tüm taraflar dâhil tüm şahıslara saygı göstererek icra eder.

Hâkim ilgisiz unsurları dikkate almaksızın yasayı uygular. Çeşitli sınıflar arasındaki nesnel farklılıkların bilincindedir ve her tarafın dinlenmiş olduğundan, ifadesinin alındığından ve saygı gördüğünden emin olur. Meslektaşlarının veya personelin ayrımcı davranışlar sergilediğini fark ederse o kişilerle arasına mesafe koyar.

8. YETKİNLİK
İlke

Gerekli bilgi ve niteliklere sahip yetkin hâkimlere sahip olmak toplumun hakkıdır.

Yorumlar
Mesleki Bilgiler

Hâkim, özellikle gerekli eğitimleri alarak mesleki bilgilerini taze tutmaya ve geliştirmeye özen gösterir.

Profesyonellik

Hâkim çalışmasında profesyonel ve sistemli bir yaklaşım benimser. Yeni yönler dâhil, her olayın kendine has özelliklerini dikkate alır ve bu özellikleri makul bir sürede inceler.

Esneklik

Hâkim yeni durumlara adapte olabilmelidir.

Ekip Çalışması

Hâkim meslektaşları ve iş arkadaşlarıyla beraber ekip halinde çalışılan bir topluluğun parçasıdır.

BÖLÜM II – NİTELİKLER

Yargılama eylemi birçok niteliğin birleşimini gerektirir.

Yargıya duyulan güven yalnızca bağımsız, tarafsız, dürüst, yetkin ve dikkatli bir hâkimle sağlanmaz.
Hâkim aynı zamanda görevini bilgelikle, sadakatle, insaniyetle, cesaretle, ciddiyetle, ihtiyatla, dinleme, iletişim, çalışma ve açık görüşlülük yetilerine sahip olarak yürütmelidir.

BİLGELİK

Hâkim gerçeklik ve hukuk bilgisiyle, aklıselim, dürüst ve ihtiyatlı tavrıyla bilgeliğini gösterir.

Bu tavır hâkimi rahatlığa itecek çekingenlik veya tutukluk sergilemeksizin görevlerinin icrasında aşırılık ve ölçüsüzlükten uzak tutar.

Yasal belirliliği gözeterek hukukun uygulanmasında yaratıcılık gösterir.

Yasalar toplumla aynı hızda gelişmediğinden, hâkimin yorumlama tekniklerini bilgelikle kullanması gerekmektedir.

Bilgelik sayesinde hâkim taraflara ve üzerine karar vereceği olaylara ilişkin ferasetli olup mesafe koyarak önündeki anlaşmazlıkları sakinlik ve ihtiyatla karşılar.

SADAKAT

Hâkim sadıktır.

Bağımsızlıkla beraber sadakat, hâkim yemin ettiğinde bu sembolik sözün hâkimi hukuk devletine bağlayacağı anlamını taşımaktadır.

Bu taahhüt Anayasaya, demokratik kurumlara, temel haklara, yasaya, hukuki işlemlere, hukuki düzenin teşkilatlanma kurallarına bağlılık anlamına gelmektedir.

Hâkim için sadakatin iki zorunluluğu vardır: bir taraftan kendine verilen yetkilerin icrası vazifesi ve diğer taraftan bu yetkileri aşma yasağı.

Demokrasi ve temel özgürlükler tehlikedeyken hâkimden bu sadakat beklenemez.

İNSANİYET

Hâkimin insaniyet duygusu, mesleki ve özel hayatında tüm şartlar altında insanlara ve insanların haysiyetine saygı göstermesiyle belli olur.

Hâkim davacılarla ve aynı zamanda avukat, idari personel vb. gibi kendi meslek grubundan çalışanlarla ilişkilerinde saygıyı esas alır.

Hâkimin karşılaştığı durumlardaki hassasiyetini de kapsayan insaniyet, aldığı kararların insani boyutunun farkında olmasını sağlar. Olayların takdirinde ve alacağı kararlarda yasayı uygulamasının meşru ve doğru olması için empati, merhamet, iyi niyet, kesinlik ve ciddiyet arasındaki dengeyi iyi kurmalıdır.

CESARET

Hâkim görevini icra ederken cesur davranır.

Bağımsızlıkla birlikte bu cesaret kamu hoşnutsuzluğuna ve yalnızlığa sebebiyet verebilir.

Hâkim;
– Bazı işlemleri yürütmek,
– İç ve dış baskılara göğüs germek,
– Günümüz toplumunda baş gösteren zorluklara cevap verebilmek için hem fiziki hem manevi olarak cesaret gösterir.

Diğer nitelikler gibi bu nitelik de makul bir şekilde uygulanır.

CİDDİYET VE İHTİYAT

Ciddiyet, mahkeme işlemleri boyunca, kibarlıkla, ölçüsüz resmiyet ve uygunsuz mizaç olmaksızın saygılı bir şekilde davranmayı gerektirir. Ciddiyetin korunması ve ihtiyat tüm toplumun ilişkilerini düzenleyen insaniyetten ayrı düşünülemez.

İhtiyatlı hâkim hukuk bilgisini, mantık çerçevesinde, ortak uygulamayı koruyarak davanın özel şartlarıyla birleştirir.

İhtiyat halkın yargıya ve mahkemelere güvenini sürdürmek için hâkime hem mesleki hem özel hayatında rehberlik eder.

ÇALIŞMA KAPASİTESİ

Yargı görevi sıkı çalışma ve sürekli zihinsel çaba gerektirir.

Hâkimin çalışma kapasitesi ve bu kapasiteyi kullanmadaki kararlılığı mesleki yetkinliklerini geliştirmek ve davacının beklediği nitelikte bir çalışmayı garanti etmek için gereklidir.

Hâkim çalışmasını verimlilikle organize eder. Stres ve beklenmedik durumları nasıl yöneteceğini bilerek öz disiplinli davranır, meslektaşlarının fikirlerine dikkat eder, takım çalışmasına ilgilidir.

Son olarak idari görevleri olan hâkim idare becerilerini geliştirmelidir.

DİNLEME YETİSİ VE İLETİŞİM

Hâkim davanın tüm aşamasında tarafları dikkatle dinler.

Dinleme önyargı ve peşin hükümlerden soyutlanmış olmayı gerektirir. Bu nitelik sadece gerçek bir elverişlilik gerektirmez, aynı zamanda kapasite gerektirir. Dinleme tarafsız, mesafeli olmalı fakat küçümser, hor görür nitelikte olmamalı, acıma duygusu olmadan insancıl olmalıdır.

Dinleme yetisi ve dikkat içten gelen yetenekler olmayıp üzerinde çalışılarak edinilir ve hâkimin eğitimine dâhil olmalıdır.

Hâkimin iletişim becerisi vardır. Ölçüyle, saygıyla, ayrımcı olmayan ve sakin bir tavırla kendini ifade eder. Anlamı açık olmayan, saygısız, küçük gören, kırıcı veya gücendirici ifadelerde bulunmaktan kaçınır.

Hâkim anlaşılabilir kararlar vermelidir. Hâkim, verdiği kararı ilgili tüm tarafların anlayabileceği şekilde gerekçelendirmelidir.

AÇIK GÖRÜŞLÜLÜK

Hâkim açık görüşlü olup toplumsal ve kültürel gelişmeleri takip eder.

Devlet Aklı – Modern Çağda Devlet Aklı Düşüncesi

0

Devlet Aklı – Modern Çağda Devlet Aklı Düşüncesi, isimli eser Friedrich Meinecke tarafından kaleme alınmış, Türkçe’ye M. Sami Türk tarafından çevirisi yapılmış ve Albaraka Yayınları tarafından 1 Kasım 2021 tarihinde basılmıştır.

Kavram 

“Devlet Aklı” kavramı, modern devletlerin temel özelliklerini yansıtan önemli bir terim olarak 16. yüzyılda ortaya atılmıştır ve benimsenmiştir. Devleti bir güç ve teori merkezi olarak, yönetici sıfatıyla kabul edip, bütünleştirici bir anlayışla yönetim prensipleri koyan yüksek irade şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre devlet; siyasi anlayışı dikte eden bir merkezdir. Devletin üstün aklı, öngörülü bir siyaset ve yönetim anlayışı öngörmekte, devlet merkezli bir zihniyetle halk üzerinde meşru ve yüce bir değerler sistemi üretmektedir.

Kitabın Tanıtım Bülteni 

Yönetimin merkezine kaçınılmaz olarak güç unsurunu koyan Meinecke, eserinde bu kavramı modern çağ öncesi düşünce tarihindeki izlerine de temas ederek ele alırken Machiavelli’yi milat olarak belirler. Çünkü ilk kez Machiavelli’yle beraber, olan ve olması gereken arasındaki ayrımda ilkinin lehine bir tavır alınmaktadır. Böylelikle Machiavelli, kendinden sonraki tüm siyaset düşüncesini de uğraştıran bir tartışmayı fitillemiştir. Temeli kamu yararı ve çıkar olan “devletin aklı” ahlaki gereklerle teraziye konmuş, olan’ı tespit etme cesaretini gösteren Machiavelli de sırf bu tavrından ötürü eleştiri oklarını üstüne çekmiştir.

Makyavelizmin Fransa, İtalya ve Almanya’da alımlanışındaki eleştirilerden Büyük Friedrich’e etkisine; Hobbes, Hegel ve Fichte gibi filozoflardan Ranke ve Treitschke gibi tarihbiliminde çığır açmış bilginlere kadar uzanan bir çizgide, düşünce tarihi yaklaşımının mimarlarından Meinecke devlet aklı kavramının tarihini, alanın köşe taşlarından sayılan bu çalışmasında olağanüstü bir üslupla okuyucuya aktarıyor.”

Yazar Friedrich Meinecke Hakkında 

Alman tarihçi ve akademisyen Friedrich Meinecke, 30 Ekim 1862’de Prusya’da doğdu. Bonn Üniversitesi ve University of Berlin’de eğitim gördü. 1887-1901 yıllarında Alman Devlet Arşivlerinde arşivci olarak çalıştı. Strasbourg Üniversitesi’nde profesör olarak görev yaptı. Free University of Berlin‘in kurulmasında önemli katkıları oldu ve ilk rektörlüğünü yaptı. 1896 yılından itibaren 1935’e kadar Almanya’nın en önemli tarihi dergisi olan Historische Zeitschrift’in editörlüğünü yaptı; baskıcı rejimin güçlenmesi sonucunda görevine son verildi. 1933-1945 yıllarında yaşanan faşizm dönemi, tüm Alman düşünürleri için olduğu kadar onun için de öğretici oldu. Nazilere açık bir muhalefet anlamına gelecek düşünceler ileri sürdü. Düşünce Tarihi’nin kurucusu ve 20. yüzyılın önde gelen Alman tarihçilerinden biri olarak kabul edildi. 6 Şubat 1954  tarihinde, 91 yaşında iken Berlin’de öldü. “Modern Çağda Devlet Aklı Düşüncesi” isimli eseri Türkçe’ye çevrildi. Die Deutsche Katastrophe (Alman Felaketi) isimli eseri, devlete atfedilen yüce değer ile yaşamın hakikati ve hümanizm arasında bir uzlaşma arayışıdır.

Friedrich Meinecke

Devlet Aklı – Modern Çağda Devlet Aklı Düşüncesi

21 Aralık / Hukuk Takvimi

0
21 Aralık - Hukuk Takvimi
21 Aralık / Hukuk Takvimi

21 Aralık / Hukuk Takvimi

1867
Avusturya’da Devlet Danışma Meclisinde temsil edilen krallıklar ve eyaletlerdeki vatandaşların genel hakları hakkında 21 Aralık 1867 tarih ve RGBI 142 sayılı Temel Kanun kabul edildi
1876
Mithat Paşa ikinci kez getirildiği Danıştay(Şuray-ı Devlet) başkanlığından ayrıldı
1904
Uluslararası Savaş ve Çatışma Hukukunun önemli metinlerinden Savaşta Hastane Gemilerinin Devlet Yararına konulmuş Bütün Vergi ve Harçlardan Muaf Tutulmasına dair La Haye Sözleşmesi kabul edildi
1918
Osmanlı Padişahı Vahdettin, Meclis-i Mebûsan’ı feshetti.Yeni seçimler yapıldıktan sonra açılan meclis 11 Nisan 1920’de resmen kapatıldı
1937
Amerikalı avukat, siyasetçi ve Nobel Barış Ödülü sahibi Frank B. Kellogg yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Aralık 1856) Rochester, Minnesota‘da hukuk okudu ve avukatlık yapmaya başladı. 1906’da EH Harriman hakkındaki soruşturma için Eyaletler Arası Ticaret Komisyonu’na özel danışman olarak atandı. Antitröst yasasıyla ilgili davalarda ABD yönetimini temsil eden avukat olarak ün kazandı. 1917’de Senato üyeliğine seçildi. 1923’de Londra büyükelçiliği görevinde bulundu. Calvin Coolidge’in başkanlığı sırasında dış işleri bakanı oldu. ABD dış işleri bakanı olarak en önemli başarısı, ulusal politikanın bir aracı olarak savaşı yasaklayan ve 15 ülkenin katılımıyla Paris’te imzalanan, çok taraflı antlaşma niteliğindeki Kellogg-Briand Paktı‘nın imzalanmasını sağlamak oldu. Bu başarısından dolayı 1929 Nobel Barış Ödülü’nü aldı. NATO’nun temeli sayılan Kellogg Briand Paktı’na Türkiye, 1929 yılında katıldı. Kellogg, 1930 yılında Milletlerarası Daimi Adalet Divanı’nda görev aldı.

Frank B. Kellogg
1943
Türkiye’de çağdaş hukuk sisteminin temellerinin atılmasında önemli katkıları olan Mahmut Esat Bozkurt yaşamını yitirdi (Doğum 1892)
1953
Türk-Fransız Ticaret Antlaşması imzalandı; antlaşma hükümlerine göre Fransa, Türkiye’ye 100 milyon lira tutarında kredi açtı
1959
Kim Dergisi bir ay süreyle kapatıldı. Kim’in sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Şahap Balcıoğlu’na 16 ay hapis cezası verildi
1964
Nihat Renda Yargıtay Üyeliğine seçildi
1965
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edildi. Sözleşme 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girdi
1965
Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi(The Committee on the Elimination of Racial Discrimination (CERD) kuruldu.
https://hukukansiklopedisi.com/irk-ayrimciliginin-ortadan-kaldirilmasi-komitesi/
1971
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Avusturyalı diplomat Kurt Waldheim seçildi
1972
Doğu Berlin’de iki Almanya arasında Temel Anlaşma imzalandı.
1990
Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı bugünkü ve gelecek kuşaklar için küresel iklimin korunmasına dair 45/212 sayılı kararını kabul etti. Alınan kararların uygulanması için seçici sekretaryası oluşturuldu
1999
Hakkında iki ayrı gıyabi tutuklama kararı bulunan, Şişli eski Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk, Londra’da yakalandı
1999
23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı şartla saliverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair kanun kabul edildi
2005
Birleşik Krallık(İngiltere)’ta hemcinsler arasında medeni birliktelik yasallaştı. Elton John ve hayat arkadaşı David Furnish bu yasadan ilk yararlanan çift oldu
2006
Kimyasal Silahların Önlenmesi Sözleşmesi (CWC)’nin yedinci maddesi kapsamında kabul edilen 5564 sayılı “Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması Hakkında Kanun” yürürlüğe girdi
2007
Norveç, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme‘yi imzaladı
2016
AB Komisyonu, Türkiye ile  Gümrük Birliği’nin güncellemesi müzakerelerini başlatmak için AB Konseyi’nden yetki istedi
 2023
  • Anayasa Mahkemesi’nce(AYM) tarafından verilen hak ihlali kararının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından yerine getirilmemesi üzerine Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Can Atalay tarafından yapılan ikinci başvuru hakkında da ihlal kararı verildi.
  • İstanbul Beylikdüzü’nde geçen yıl çocuğunun da evde bulunduğu sırada eşi V.B. ve baldızı F.Z.K.’yı öldürdüğü gerekçesiyle ‘Canavarca hisle kasten öldürme’ suçundan 2 kez ağırlaştırılmış müebbet istemiyle Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan F.B.’nin duruşmalarına devam edildi “Ben de bir kız babasıyım. Bu olayın mağduru benim. Ben eşime ve baldızıma sahip çıktım. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.
  • Büyükçekmece 1. Sulh hukuk Mahkemesi, İstanbul’un Esenyurt ilçesinde bulunan bir sitede yapılan kat malikleri toplantısının iptali için açılan davada “vekaletnamenin Türkçe yazılı olma şartı bulunmadığı, başka dilde yazılı olmasının vekaletnamenin sıhhatine etki etmeyeceği”, “Türkçe bilmeyen kişinin yöneticisi seçilmiş olmasının” önünde genel bulunmadığı, “yönetim planında blok temsilcisi olunması için kat maliki olma haricinde vatandaşlık sınırlaması yapılmadığı” gerekçesiyle davanı reddine karar verdi. 
  • Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Dijital Hizmetler Yasası (DSA) kapsamında üç büyük porno sitesi Pornhub, Stripchat ve XVideos’ çevrimiçi platform kabul ederek  17 Şubat 2024’ten itibaren uygulanmak üzere, çocuk cinsel istismarının önlenmesi ve küçüklerin korunması konusunda ek yükümlülükler uygulanmasına karar verdi. Daha önce Facebook, YouTube, Instagram ve TikTok gibi internet platformlarına yönelik kurallar getirilmiş ve çevrim içi kullanıcıları korumak ve sistemden kaynaklı riskleri azaltmak için özel önlemler alınması kararlaştırılmıştı.
 2024
Gazeteci Samiye Özlem Gürses’in YouTube’da yayınladığı videoda, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilgili kullandığı, “Gördüğünüz üzere IŞİD yapısı, yani TSK-SMO yapısı Kürtlerin olduğu bölgelerde küçük küçük kazanımlar elde etmiş” şeklindeki sözleri üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Savcılık tarafından “devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama” suçundan tutuklama istenen Gürses hakkında Sulh Ceza Hakimliği, yurt dışına çıkış yasağı ve ev hapsi(konutu terk etmeme) kararı verdi.

21 Aralık / Hukuk Takvimi

Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası

0

Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası, Ölüm Orucu eylemlerini sona erdirmek için başlatılan ‘Hayata Dönüş Operasyonundan sonra, 22 Aralık 2000 tarihinde 4616 sayılı yasa olarak çıkarılmıştır. Bu yasa temel olarak cezaevlerinde yer kalmaması nedeniyle çıkarılmıştır ancak 70 bin kişilik kapasitesi dolan cezaevlerinin nüfusu 40 bine kadar düşmüştür. Daha sonra 3 yıl içinde mahkum sayısı artarak yeniden 64 bine çıkmıştır.

4616 sayılı Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçları kapsamaktadır.

Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası çıktıktan sonra ilk planda cezaevlerindeki 23 bini aşkın tutuklu ve hükümlü aftan yararlanarak tahliye olmuştur.

Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarıyla yasanın kapsamı genişlemiş, tahliye olanların sayısı 45 bini aşmıştır.

Affın kapsamı 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçları kapsadığından yargılaması uzun süren ve davası daha sonra açılan davalarda affın etkisi halen sürmektedir.

 

23 NİSAN 1999 TARİHİNE KADAR İŞLENEN SUÇLARDAN DOLAYI ŞARTLA SALIVERİLMEYE, DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİNE DAİR KANUN

Kabul Tarihi: 21 Aralık 2000

Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 22 Aralık 2000 – Sayı: 24268

Madde 1

23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlar nedeniyle;

  1. Verilen ölüm cezaları yerine getirilmez. Bu durumda olanlar hakkında tâbi oldukları kanunlardaki infaz hükümleri aynen uygulanır.
  2. (Yeniden Düzenleme: 4758 – 21.5.2002 /m.1 – Yürürlük m.2) Müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanların veya şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenlerin ya da aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıl indirilir. İndirim, verilen her bir ceza için ayrı ayrı değil, toplam ceza üzerinden bir defaya mahsus yapılır. Ancak bir kişinin muhtelif suçlarından dolayı cezaları ayrı ayrı tarihlerde verilmiş olsa bile, bu cezaların toplamı üzerinden yapılacak indirim on yılı geçemez.

Birinci paragraf hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi dolmuş olanlar, iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve istemleri olmaksızın derhal; toplam cezaları on yıldan fazla olanlar kalan cezalarını çektikten sonra şartla salıverilirler. 2. (…)

(Madde 1 in (2) numaralı bendi, Anayasa Mahkemesinin 6.11.2002 tarih ve 24928 sayılı R.G.’de yayımlanan 28.5.2002 gün ve K.2002/51 – E.2002/99 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.) 
  1. 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlar nedeniyle tutuklu olan sanıklardan;
  2. a) Hazırlık soruşturmasında, iddianameye esas olan suçun niteliğine,
  3. b) Son soruşturmada, iddianamede yazılı suça veya değişen suç niteliğine göre kanunda belirtilen cezanın asgari haddi esas alınmak suretiyle, tâbi oldukları infaz hükümlerine göre on yıllık indirim göz önüne alınarak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren otuz gün içinde, kamu davası açılmamışlar için savcılıklarca, kamu davası açılan tutuklu sanıklar için mahkemelerce, dosyaları Yargıtayda veya Askerî Yargıtayda bulunanlar ilgili dairesince veya başsavcılıklarınca bu Kanuna göre hesaplamalar yapılarak; tutukluluk halinin devamı veya kaldırılması hakkında karar verilir.

23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde ölüm, müebbet ağır hapis ve üst sınırı on yılı aşan şahsî hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülen suçlardan dolayı haklarında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış olan sanıkların yargılamaları yapılır. Yapılan yargılama sonunda mahkûmiyetine karar verilenlere de hükmün kesinleşmesinden sonra bu maddedeki şartla salıverilme hükümleri uygulanır.

  1. (Yeniden Düzenleme: 4758 – 21.5.2002 /m.1 – Yürürlük m.2) 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı haklarında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış veya son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm verilmemiş veya verilen hüküm kesinleşmemiş ise, davanın açılması veya kesin hükme bağlanması ertelenir; varsa tutukluluk halinin kaldırılmasına karar verilir. Bu suçlarla ilgili dosya ve deliller, her bir suçun dava zamanaşımı süresinin sonuna kadar muhafaza edilir.

Erteleme konusu suçun dava zamanaşımı süresi içinde bu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde, erteleme konusu suçtan dolayı da dava açılır veya daha önce açılmış bulunan davaya devam edilerek hüküm verilir. Bu süre, erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlenmeksizin geçirildiğinde, ertelemeden yararlanan hakkında kamu davası açılmaz; açılmış olan davanın ortadan kaldırılmasına karar verilir.

Bu bentle ilgili olarak bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde dosyanın bulunduğu yargı merciine başvurmak suretiyle soruşturmaya veya davaya devam edilmesini istediklerini bildirenler hakkında soruşturma veya davaya devam olunur. Mahkumiyet halinde verilen ceza, dava zamanaşımı süresince ertelenir. Bu süre içinde erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde ertelenen ceza da infaz edilir. Aynı süre, erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlenmeksizin geçirildiğinde, mahkumiyet vaki olmamış sayılır. (*)

(*) Madde 1 in 4. bendi, Anayasa Mahkemesinin 17.12.2003 tarih ve 25319 sayılı R.G.’de yayımlanan, 15.10.2003 gün ve E: 2003/84 – K: 2003/89 sayılı kararı ile “… haklarında … son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm verilmemiş …”ler yönünden iptal edilmiştir.Ancak;
  1. a) Türk Ceza Kanununun 125 ilâ 157, 161, 162, 168, 171, 172, 188, 191, 192, 202, 205, 208, 209, 211 ilâ 214, 216 ilâ 219, 240, 243,264, 298, 301 ilâ 303, 305 inci maddelerinde, 312 nci maddenin ikinci fıkrasında, 313 üncü maddesinde, 314 üncü maddesinin birinci fıkrasında, 339 ilâ 349, 366, 367, 383, 394, 403 ilâ 408, 414 ilâ 418 ve 503 ilâ 506 ncı maddelerinde,(*)
    _____
(*) 1 – a alt bendi, Anayasa Mahkemesinin 27.10.2001 tarih ve 24566 sayılı R.G.’de yayımlanan 18.7.2001 gün ve E. 2001/4 – K. 2001/332 sayılıkararı ile Türk Ceza Kanunu’nun 188., 191., 240., 298., 383. maddeleri yönünden anayasaya aykırı olup iptal edilmiştir.
2 – a alt bendi, Anayasa Mahkemesinin 30.5.2002 tarih ve 24770 sayılı R.G.’de yayımlanan 17.4.2002 gün ve E. 2002/61 – K. 2002/43 sayılı kararıile Türk Ceza Kanunu’nun 192. maddesi yönünden anayasaya aykırı olup iptal edilmiştir.

b) Askerî CezaKanununun54 ilâ 62, 69, (…) (*), 78, 79 ilâ 82, 85, 87 ilâ 102, 118, 121 ilâ 129, 131, 134, 135, 140, 148, 153, 159 ve 160 ıncı maddelerinde,

(*) Madde 1 in 5. bendinin (b) alt bendindeki “… Askeri Ceza Kanunu’nun… 76,…” bölümü, Anayasa Mahkemesinin 29.11.2002 tarih ve 24951 sayılı R.G.’de yayımlanan 15.7.2002 gün ve K.2002/66 – E.2002/115 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

c) Kaçakçılığın Men ve Takibine DairKanunun26 ilâ 30, 33 ve 36 ncı maddelerinde,

d) Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar HakkındaKanunda,

e) Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler HakkındaKanunun12 nci maddesinde,

f) OrmanKanununun91 ilâ 94, 104 ilâ 114 üncü maddelerinde,

g) Kültür ve Tabiat Varlıklarını KorumaKanununun68 inci maddesinde,

h) Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla MücadeleKanununda,

ı) Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine, 2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunda, 657 Sayılı Devlet MemurlarıKanununda ve 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 7 nci maddesinde,

  1. Bankalar Kanununda,
  2. Vergi, resim ve harçlara ilişkin kanunlarda yer alan suçları işleyenler hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz.
  3. (…) (6. bent Anayasa Mahkemesinin, 27.10.2001 tarih ve 24566 sayılı R.G.’de yayımlanan 18.7.2001 gün ve E. 2001/4 – K. 2001/332 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
  4. (…) (7. bent Anayasa Mahkemesinin, 27.10.2001 tarih ve 24566 sayılı R.G.’de yayımlanan 18.7.2001 gün ve E. 2001/4 – K. 2001/332 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
  5. Bu Kanunun yayımı tarihinden sonra, cezaevinin disiplinini bozucu hareketlerinden dolayı disiplin cezası alanlar, Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük hükümlerine göre disiplin cezaları kaldırılmadığı sürece, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar.
  6. (…) (Madde 1 in 9. bendi, Anayasa Mahkemesinin 22.7.2003 tarih ve 25176 sayılı R.G.’de yayımlanan, 27.5.2003 gün ve E: 2003/42 – K: 2003/44 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.) 

Madde 2

28.8.1999 tarihli ve 4454 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunun 1 inci maddesinin Anayasa Mahkemesince bir bölümü iptal edilen birinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

23 Nisan 1999 tarihine kadar sorumlu müdür sıfatı ile işlenmiş suçlar dahil, basın yoluyla veya sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla yahut miting, kongre, konferans, seminer, sempozyum, açık oturum veya panel gibi her türlü toplantılarda yapılan konuşmalarla işlenmiş olup; ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsî hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı oniki yılı geçmeyen suçlardan dolayı oniki yıl veya daha az şahsî hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm edilmiş bulunan kimselerin cezalarının infazı ertelenmiştir.

Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası

GEÇİCİ MADDE 1.– (4758 – 21.5.2002) 21.12.2000 tarihli ve 4616 sayılı Kanunun 1 inci maddesinden yararlananlar ikinci defa bu Kanundan yararlanamazlar. Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi hükmü saklıdır.

Madde 3 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 4 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Sami Selçuk Manifestosu: 1999-2000 Yılı Adli Yıl Açılış Töreni Konuşması

0
Prof.. Dr. Sami Selçuk

Sami Selçuk tarafından 1999-2000 Yılı Adli Yıl Açılış töreninde Yargıtay’da yapılan konuşma uzun yıllar gündemde kalmıştır.

Yargıtay Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk’un devleti, kurum ve kuruluşların işleyişini, demokrasideki aksaklıkları ve 1982 Anayasası’nı ağır bir dille eleştirdiği konuşması basın tarafından “Yargı, siyaseti sarstı” başlığı ile verilmiştir. Selçuk konuşmasında, 1982 Anayasası’nı “ferman anayasası”na benzetmiş ve “antilaik” olarak nitelendirmiştir.

Konuşma, bir hukuk bildirgesi, bilimsel makale, tarihten bu güne evrensel metin ve aynı zamanda resmi bir açılış hitabıdır.

Doç.Dr. Ibrahim Ethem BİLİCİ tarafından yazılan yüksek lisans tezi “Sami Selçuk Örneğiyle Haberde Objektiflik: Adli Yıl Açış Konuşmasının Basında Yansımalarının İncelenmesi – News objectivity with the sample of Sami Selçuk” başlığı ile Selçuk Üniversitesi tarafından onaylanmıştır.

Konuşma ayrıca e-kitap ve basılı kitap olarak yayınlanmıştır.

Sami Selçuk

 

[box type=”success” align=”” class=”” width=””]

KONUŞMADAN PASAJLAR
İçleri boşaltılmamış, sulandırılmamış evrensel kavramlarla düşünen ve üreten; dünyanın kıyısında köşesinde değil, odağında yer alan; tarihe maruz kalan değil, tarih yapan, çağın ruhuna denk düşen bir Türkiye istiyorum.
Uygar yüzlü, ışıyan Atatürk’ü ve sonluluk değil, sonsuzluk olan, 1930’lara mıhlanan değil, bilimin ışığında geleceğe gelecekler üreten Atatürkçülüğü geri istiyorum.
Düşük yoğunluklu, yozlaşmış, büyük ağabeylerin vesayetindeki icazetli demokrasiyi reddediyorum. Eşit bireylerden oluşmuş özgür halkın, özgür halk tarafından, özgür halk için yönetimi anlamında çıtası en yüksek demokrasiyi istiyorum.
Demokrasinin yönettiği düşünceler ve inançlar Cumhuriyetimi geri istiyorum.
Yaşamın ve barışın vazgeçilmez gerekçesi olarak, dokuları örselenmemiş, kendisini dengeleyen bir doğa; kılcal damarları çoğulculukla beslenen ve kendini geliştiren bir toplum istiyorum.
Çoğulculuğun doğal sonucu olarak, din ve devletin karşılıklı bağımsızlığı ilkesine yaslanan, barışçı, kırılmalara uğramamış, özürsüz ve ödünsüz laikliği geri istiyorum.
Düşünceleri, inançları yasaklamayan, yalnızca barış içinde tartıştırıp yarıştıran, adalet imbiğinden geçmiş ve insanları özgürleştiren bir hukuk; böyle bir hukukun egemenliğinde, düşünce ve inançlara eşit uzaklıkta, karar süreçlerine kattığı halkına güvenen, yansız ve meşruluğunu hukuktan alan güçlü bir devlet istiyorum. Böyle bir devletin; devletlerin özgür birey ve halk için olduğu anlayışını temel alan, insanların evrensel ahlak kodu sayılan hak ve özgürlükleri gerçekleştirmeyi kaygı edinen, gözeneklerine değin içselleştirdiği hukukun üstünlüğü omurgasıyla ayakta duran bir anayasayla örgütlenmesini istiyorum.
Hukuku değil, devleti koruma kaygısıyla Memurin Muhakematı Kanunu gibi yasaların destekçisi sözde anayasa metinlerinin çağcıl bir ülkede yeri olmadığını özellikle vurguluyorum.
Sığlaşan hukuktaki her yanlışın patlamaya hazır bir krater olduğu bilinciyle; her aileyi yargısallaştıran ve devleti bireylerle sürtüştüren çarpık hukukun ürettiği davalar yığınının fay hattındaki hukuk göçüğünden insanımın kurtarılmasını, yazılı hukukun değiştirilmesini, “dura dura bayatlayan adalet” (B. Brecht) yüzünden umudunu mafyaya bağlayanların “makûs talih”lerinin yenilmesini istiyorum.
Özlenen hukuku yaşama geçirmenin önkoşullarını yaratabilmek için, hukukun biricik yorumcusu ve sözcüsü yargı erkinin öbür erklerden bağımsız olmasını, özellikle yürütmenin kuşatma harekâtını yarmasını; devleti ve demokrasiyi meşrulaştıran yargı gücünün yasama ve yürütme güçleriyle maddi ve manevi bütün alanlarda eşit kılınmasını istiyorum.[/box]

1999 – 2000 ADLİ YILI AÇIŞ KONUŞMASI – Doç. Dr. Sami SELÇUK Yargıtay Birinci Başkanı
GİRİŞ

Yeni adlî yılı açıyorum.

Açılışı onurlandıran sizlere adlî yargı adına gönül borcumu ödüyor; yeni yılın insanımıza, ülkemize, insanlığa adalet, barış, mutluluk getirmesini; bu yıl yitirdiğimiz 18. Hukuk Dairesi Başkanı, sınıf ve can arkadaşım sevgili Sait REZAKİ ve Yargıtay C.Savcısı sevgili Arif Ünal ERSOY ile öbür meslektaşlarıma Tanrı’dan rahmet, emekliliğe sağlıkla ayrılan bütün meslektaşlarıma yaşam boyu esenlikler diliyorum.

17 Ağustos depremi yalnızca Marmara’yı değil, hepimizi yüreğimizden vurdu. Canlar gitti, evler yıkıldı. Bütün Türkiye ağladı. Yardımseverlik ve acıma duyguları çok yüksek olan halkımız devletiyle oradaydı. Ölenlere rahmet, yaralananlara sağlıklar diliyorum.

Türk Ulusunun başı sağ olsun.

Tanrı bana üçüncü bin yılın ilk adlî yılını açma olanağını bağışladı.

Bu bir ayrıcalık mıdır yoksa rastlantı mıdır, bilemem.

Bildiğim tek şey, belki de dünya tarihinin rakamsal gibi görünen bu önemli dönemecinde beynimin üşüşen binlerce soruyla dolu ve yüreğimin karmaşık duygularla yüklü olduğudur.

Yaşadığımız olgulara bakıyorum. Cumhuriyetimizin 75., Atatürk’ün ölümünün 60. yılını geride bırakırken, çağcıl demokrasinin, küreselleşmenin ve postmodernizmin gündeme taşıdığı sorunları düşündüğümüzde, sanıyorum ki, “yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla geçiş, yalnızca kronolojik bir olay olmakla kalmayacak, bir çağ değişimini de beraberinde getirecektir”(1). “Zira “av mevsimi” değil, ama “avlanma çağı” bitmiş, “haklar ve özgürlükler çağı” başlamıştır.

İnsanlık ve Türkiye kendilerine buna göre çeki düzen vermek zorundadır.

Dünyaya bakıyorum. Tüylerim diken diken.

1989’da Latin Amerika’da 100, Güney Asya’da 350, Doğu Asya’da 150, Afrika sahrasının güneyinde 300, öteki bölgelerinde 100 milyon insan açlıkla savaşmış(2). Açlık sorunu çözülmek şöyle dursun, gelişmiş ülkelerle gelişmemiş ülkeler arasındaki uçurumlar daha da büyümüş. 1998’de dünyada tüketime harcanan para 1975’tekinin iki katı olmuş. Bunun %86’sını zengin, %14’ünü yoksul ülkeler tüketmiş. Dünyanın en zengin üç kişisinin varlığı 48 yoksul ülkenin ulusal gelirinden çok. Dünyanın en zengin 15 adamının varlığı, Kara Afrika’nın tüm gelirinin üzerinde. Dünyanın en zengin 225 insanının varlığının yalnızca %4’ü bütün dünyadaki insanların gereksinmelerini karşılayacak ölçekte. Dünyada bilimsel araştırmaların %90’ı Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Japonya’da yapılıyor. Oran Latin Amerika’da %1,9, Afrika’da ‰5’tir. ABD ve Kanada 1994’te bilimsel araştırmalara 178 milyar dolar, Nijerya 20 milyon dolar harcamış(3). Teknolojiyle doğal dengelerin alt üst edildiği, kültürlerin ve uygarlıkların amansızca çatıştığı, dünya nimetlerinin âdil üleşilmediği acımasız ve acınası bir dünyadır bu.

Kimi devletler, böyle bir dünyada, adalet özünden yalıtılmış bir hukukun ruhsuz diliyle ahlâk ve aklın silahlı bekçiliğine özenmişler(4).

Ülkeme bakıyorum. Sırtını birbirine dönmüş iki Türkiye.

Uzun soluklu düşündüğümüzde ve ileri toplumların tarihleriyle karşılaştırdığımızda, efsanevi bir kurtuluş savaşını başaran, Cumhuriyeti kuran, onca travmalara karşın demokratik sabır ve erginlik sınavından yüz akıyla çıkan, ekonomik ve kültürel dinamikleriyle dışa doğru patlayan, yayılan, genişleyen bir halk. Dipdiri, capcanlı, hep ayakta. Gerçekten büyük bir halk bu. Böyle bir halkın çocuğu olmak bana kıvanç ve umut veriyor. Bu birinci Türkiye’dir, doğru ve gerçek Türkiye’dir. Atatürk’ün kafasındaki bu Türkiye’dir.

Buna karşılık, her şeyi geriden izleyen, kendisinin üretip devletleştirdiği yazılı hukuka göre halkıyla mahkemelerinde sürtüşen, halkına güvenmeyen, hep içe doğru patlayan, yayılan, genişleyen, birinci Türkiye’ye yetişemeyen, hastalık irisi hantal bir devlet(5). Bu ikinci Türkiye’dir, yanlış ve öykünmeci Türkiye’dir. Atatürk’ün tasarladığı Türkiye bu değildir.

Gönül isterdi ki; ülkemiz sık sık demokrasi göçüğü altında kıvranan bu ikinci Türkiye’yle, Sokrates‘siz, Descartes’sız, Nobel’siz üçüncü bine girmesin. Ama işte giriyor.

Eğer “bunalım”; “dünyanın yaşamakta olduğu hızlı gelişme ve değişme karşısında bir ülkenin uyum yaparken karşılaştığı sorunları, yeterli bir toplumsal değişme perspektifine sahip olmadığı için, doğru olarak algılayamaması ve değerlendirememesi, dolayısıyla bu sorunları çözecek yeterliliği gösterememesi ya da yanlış çözümlere sapması”(6) ise, Türkiye’de bir bunalım vardır.

Bunu çözmek bizlere düşüyor.

Peleponnes savaşında yaşamlarını yitirenlerin ardından söylediği ağıtsöylevinde Perikles, devlet yönetimiyle ilgilenmenin erdemlerinden söz eder. İlgilenmeyenleri “zararsız”, ama “yararsız” yurttaşlar olarak niteler. Bence doğru bir saptamadır bu. Gerçekten diktatörlüklerin büyük önderlere, demokrasilerinse her şeyden önce kendilerini ciddiye alan, bilinçli, sorumlu, büyük yurttaşlara gereksinimleri vardır(7).

Sizlerin önünde, yararlı, ciddi, bilinçli, sorumlu, büyük yurttaşların önünde, yıllardır hukuk bilimi ve uygulamasıyla iç içe yaşamış her hukukçu; yalnızca karar veren bir görüş üreticisi (müçtehit) olarak değil, halkını aydınlatan yol gösterici (mürşit) ve hukuk savaşımcısı (mücahit) olarak da konuşmak durumundadır. Üstelik bu hukukçu, öğrenimde fırsat eşitliğini gerçekleştirememiş bir toplumun çocuğu ise, bu yüzden daha yetenekli birinin zararına ve fakat kendi yararına öğrenim yapma olasılığı yüksek biri ise, özverili halkına daha çok borçlu demektir. Böyle olunca da, gözlemlerini ve saptamalarını, tek yol gösterici bilimin en son doğrularına göre değerlendirmek zorundadır.

Gerçekleri peçeleyerek gerçeklerden kurtulmanın sanal cennetinde yaşama kolaylığı, “gerçekleri söylemekten korkmayınız” diyen Atatürk’ün okullarında yetişmiş bizlere elbette yaraşmaz.

Unutmayalım ki, totaliter eğilimli toplumlar sevaplarını, özgürlük yanlısı toplumlar günahlarını abartırlar. Ama, bu beriki daha güvencelidir(8). Hiç değilse aldatmaz. Kuşkusuz en doğrusu, sorunları kırılmalara uğratmadan indirgemeciliği reddeden bir mantıkla ele almaktır.

Ben ülkemi doğrularıyla yanlışlarıyla, sevaplarıyla günahlarıyla birlikte seven biriyim. Gerçekçiyim.

Hukukun kimliği evrenseldir. Ülkelere göre değişmez.

Sorunlara işte bu bilinçle yaklaşacak, sizleri de düşünmeye çağıracağım. Şimdi bu tarihsel günde, Türk olarak, hukukçu olarak, yurttaş olarak, Atatürk’ün resmi altında, sizlerin önünde temel soruları birlikte soralım ve bilimin ışığında yanıtlayalım: Atatürkçülük ve onun uzun vadedeki amacı neydi? Çağcıl demokrasi nedir? Türkiye hangi noktadadır? “Çağcıl” (moderne) derken, en ileri uygar değerleri yakalamış olanları; “çağdaş” (contemporain) derken, aynı zaman diliminde yaşayanları amaçlıyorum.

***
ATATÜRKÇÜLÜK

Tarih yapan her eylem adamının başına gelenler, Atatürk’ün de başına gelmiştir. Bu bir sınavdır. Atatürk ve Atatürkçülük, bilinçli yurttaşlar sayesinde bu çetin sınavı aşacaktır, aşmalıdır. İnancım budur. Kimileri ona tasarlayarak (taammüden) sövüyorlar. Bu bir haçlı seferidir. Bu konuda diyeceklerim kısa ve kesindir. Bu saygısızlığı bırakınız.

Atatürk kadar, kısa yaşamını halkına harcayan, yoğun yeğin hizmet eden önderler pek azdır. Türk halkının, geri kalmış ülkeler halklarının kurtuluşunda, çağcıllaşmasında en büyük pay onundur. Ben burada konuşuyor, sizler orada başınız dik dinliyorsanız, inananlar camiye, kiliseye, havraya gidiyor, esnaf alışverişini yapıyor, çiftçi toprağını sürüyorsa, bütün bunları ona ve arkadaşlarına borçluyuz. Bu yüzden “Atatürk” kavramı, artık bir ölümlünün adı olmaktan çıkmış, bayrak gibi, yurt gibi toplumsal/ulusal bir “değer” olmuştur. Ceza hukuku bu değeri koruyor. Burada korunan Atatürk’ün resmi, büstü, anıtı değil; insana ilişkin bir değer olan toplumsal ortak duygudur: Atatürk’e bağlılık, sevgi, saygı ve minnet.

Toplum barışı için bu ulusal değerde artık hepimiz birleşelim.

Atatürkçülük karşıtlarının en tehlikelileri, kanımca, donanım yetmezliğinin yüzeyselliğinde yaşayan “gizli antikemalistler”dir. Tuzağa düşmemek için, tarih ve Atatürkçülük bilincimizi bilimin sınamalarından geçirerek onları iyi tanımak durumundayız. Bunların bir kesimi, sondaj, arşiv cımbızıyla Atatürk’ün konjonktürel bir sözünü alarak kendi ideolojileri yararına kötüye kullanmayı huy edinmişlerdir. Sözgelimi, Türkiye Büyük Millet Meclisini açarken “padişah ve halifeyi kurtarmak”tan söz eden Atatürk’ü padişahçı/halifeci; cumhuriyet ve laiklik karşıtı ilan ederler. Bir bölümü de, onu boyutsuz biçimciliğe, giysi, imaj çağdaşlığına, yapay, sahte ve kozmetik batılılaşmaya; farklılaşmaya geçit vermeyen, tekçi, monolitik, totaliter resmî bir Türk kimliğine kilitlerler. Bu yerel “şarkiyatçılar” (terim Edward W. Said’indir), Atatürkçülüğü, Doğunun Batıda alaya alınan imajından kurtulmak için yapılan, geçmişten kopuk biçimsel değişikliklere indirgerler(9).

Gizli antikemalistlerin bir bölümü, Atatürkçülüğü, katı bir ideolojiye dönüştürerek, süre ve içerik açılarından onu güdükleştirip dondurmuşlardır. Süre/zaman dilimi açısından Atatürkçülük, artık var olmayan, yinelenemeyen 1930’ların “asr-ı saadet”ine hapsedilmiştir. Bunlar, 1930’ları 1980’lerle, 1990’larla örtüştürmek gibi, geçmişi şimdiki zamana taşımanın anakronik ironisini yaşar, her sabah yenilenip yeniden kurulan bir dünyada, bugün bile paradoksal biçimde di’li geçmiş zamanda konuşurlar. Eleştirel akılcılıkla Atatürkçülüğü irdeleyenleri yurda ihanetle suçlarlar. Bir akımı/görüşü besleyen biricik damarın eleştiri olduğunu, eleştiri olmazsa o akımın büzülüp içine kapanacağını, melankolikleşeceğini, tek boyutlu bir yapıya dönüşeceğini, Newton’ın “atalet yasası” uyarınca tükeneceğini bilmezlikten gelirler. İçerik açısından bu gizli “antikemalistler”, efsaneleşmiş, sıra dışı bir kahramana duyulan Platoncu hayranlıkla yetinirler, beyin çilesi çekip bir türlü “öze” inemezler. Bu yüzden de, bilim yerine her Allah’ın günü, ozansı, slogancı, sığ sözcüklerle tıka basa kof hamaset dolu yalınkat söylevleri yineler, Atatürk’ü metalaştırırlar. Umberto Eco’nun dediği gibi, bu an büyük bir yangını söndüren çok büyük bir kahramana itfaiyeci unvanının verildiği andır. O anda, bir yandan bilimsel deyişle toplumda yaratılan bıkkınlık/bezginlik karmaşasıyla (Aristeides kompleksi) Atatürk sevimsizleştirilirken, öte yandan onun “en büyük yapıtım” dediği Meclisinin yanı sıra, partisi, mirasını bıraktığı çocukları Türk Tarih ve Dil Kurumları, hukuka kökten aykırı yasalarla bir çırpıda kapatılır; okutulması zorunlu din dersleriyle laiklik ilkesi çökertilir.

Böylece Atatürkçülük diye Atatürkçülük diye Atatürkçülük vurgun yemiştir. Bunları hep birlikte yaşadık ve kahrolduk.

Bütün bunlar, ideoloji yaftasının ayartıcı ve ölümcül çekiciliğinde, kendilerinden menkul ideolojik biatın Atatürkçülüğe çıkardığı talihsiz faturalardır. Gizli antikemalistlerin ortak yöntem yanılgısı, Atatürkçülükten Atatürkseverliğe ulaşacak yerde tersini yapmış olmalarıdır. Atatürk’ü âdeta severken boğmuşlardır. Hem de “Beni görmek (sevmek) demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim düşüncelerimi, duygularımı anlıyorsanız, hissediyorsanız bu yeterlidir”(10) diyen Atatürk’ü.

Kuşkusuz Atatürkçülük bunlardan hiçbirisi değildir.

1920’lerde “Anadolu yaylasındaki ışık”ı(11), bir eylem adamı yakmıştır. Eylem adamlarının, öncelikle Atatürk’ün en iyi tanımı kanımca şudur: “İnsan (Atatürk) yaptığıdır(12).

Elbette Atatürk, sondaj-arşiv yöntemiyle değil, olsa olsa yaptıkları ve değişmez amacı gözetilerek tanımlanabilir.

İlkin o, halkına inanır. Pragmacıdır. Kendi diliyle “ulusunun vicdanında ve geleceğinde sezinlediği gelişme yeteneğini, ulusal bir sır gibi vicdanında taşıyarak” ve “uygulamayı evrelere ayırıp adım adım yürüyerek”(13) devrimini ustaca gerçekleştirmiştir. Bu pragmacılıktır.

Okur yazarı yok denecek oranda az, feodaliteden kurtulamamış, Rönesans, Reform, Aydınlanma, Sanayi Devrimi süreçlerini yaşamamış, sınıf katmanları oluşmamış, kültürel değerleri farklı bir halkı, yüzyılları yıllara sığdırarak ve devrim yoluyla yoğunlaşma momentini yakalayarak demokrasiye hazırlama, akılcı/demokrat insanı yaratma kavgasına girişmiştir. “Devrimler gülsuyuyla yapılmaz” (Disraeli). Bu yüzden o, otoriterdir. Ama asla totaliter değildir. Olmamıştır da. Hem de yaşadığı dönemin modasına karşın. Tek biçimli Sovyet insanını (homo sovieticus) ya da faşist insanı yaratmak için, insanların nasıl ve ne düşüneceklerini, nasıl duygulanacaklarını toplum mühendisliğine özenerek belirlemeye çalışan totaliter ideolojilerle kuşatıldığı bir çağda, Meclisi kapatma çağrılarını, padişahlık, ömür boyu cumhurbaşkanlığı önerilerini reddetmiş, ünlü sofrasında sabahlara dek tartışarak politikalar oluşturmuş bir önderdir, Atatürk. Faşizmi getirme önerisine “zorbalık” diye karşı çıkmıştır(14).

Atatürk’ün ağzından bilimle çakışan gerekçeleri şöyledir: “Öğreti istemem, donar kalırız(15). “Biz de uygulanamaz düşünceleri, kuramsal bir takım ayrıntıları yaldızlayarak, kitap yazabilirdik. Öyle yapmadık. Ulusun maddî ve manevi olarak çağcıllaşması yolunda eylemi söz ve kuramlara üstün tuttuk”. “Ben manevi miras olarak kalıplaşmış hiçbir düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini ileri sürmek, aklın ve bilimin gelişmesini inkâr etmek olur. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde aklın ve bilimin rehberliğini benimserlerse benim manevi mirasçım olurlar”. Atatürkçülüğün şifresi işte bu sözlerdedir.

Demek, Atatürk ideolog ve ideokrat, Atatürkçülük ideoloji ve ideokrasi değildir. Bilimin yaşama uygulanmasıdır. Yöntemi bilimsellik, amacı demokrasidir.

İdeolojiler, Atatürkçülüğün amacı olan demokrasiye ters düşerler. Zira ampirik olarak yanlış, etik olarak haksız bir dayatmacılığı içeren “ideolojiler, fanatik özleri nedeniyle demokrasiyle bağdaşamazlar(16).

Hiçbir görüş/akım, Jüpiter’in kafasından ansızın doğan Minerva gibi, sıfır malzemeyle yaratılamaz. Sokrates Descartes’ı, Descartes Voltaire’i, Hugo’yu, Picasso’yu yaratmıştır. Atatürk de geçmişin ortak kültür belleğini ulusal potada katalizör olarak eritmiştir. Buna göre içli türkülerimizin titreşimleri çok sesli ezgilerle seslendirilecek, Yunus bizim kalacak, Goethe ve Baudelaire’in tadına varılacaktır. Ne köksüzleşme, ne Batıya özenme, ne de görüntüde çağdaş biçimsellik. Yalnızca özümsenmiş çağcıllık. Çünkü “özümsemek koşuluyla başkalarından beslenmek kadar özgün hiçbir şey yoktur. Aslanı aslan yapan özümsediği koyun etidir.” (Paul Valéry).

Atatürk’ün deyişiyle “haraset-i fikriye” sayesinde özgün Türk kimliği yeryüzündeki vazgeçilmez yerini alacaktır.

İnsanlar geçmişten ders alırlar. Ama geçmişte değil, yalnızca şimdiki zamanda yaşarlar.

1930’lara dönülemez. Dönülürse şimdiki zaman da avucumuzdan kayar gider; yarının rüzgârları hiç esmez olur.

1930’lardan ders alarak, ama 1930’ların bekçiliğine özenmeden geleceğe bilimin ışığında gelecekler üretilirse, işte o zaman Atatürk’ün mirasçısı, Atatürkçü olunur. Bunu iyi bilelim.

Şu an, zihinsel patinajdan kurtulmanın; 1930’ları yineleyip ifşa etmenin değil, yarınları gözeterek ve günümüzü iyi okuyarak Atatürkçülüğü sürgit inşa etmenin zamanıdır.

1930’lar, özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, tartışmacı demokrasinin fizyolojik işlerliğinin, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” demokrat insanı yetiştirmenin önhazırlık, fidanlık dönemidir. Marliott’un, Atatürk için bir “diktatör değil, bir ulus edükatörü (eğitici)” demesinin nedeni budur(17).

Özetle Atatürk, demokrasiye iki talihsiz denemeyle geçmek istemiş, başaramayarak ertelemiş; “…demokrasinin bütün gerekleri sırası geldikçe uygulamaya konulmalıdır.” diyerek bunu gelecek kuşaklara, bizlere bırakmıştır(18).

Görülüyor ki, biz Mustafa Kemaller, 6 Eylül 1999’daki çağcıl bilimin en son verilerine ve değerlerine yaslanan demokrasiyi ne denli iyi algılar, amacımızı buna göre belirler ve optimal demokrasiyi gerçekleştirirsek o denli Atatürk’ün mirasçısı, Atatürkçü olabiliriz(19).

Unutmayalım. Bir toplum, şanlı bir tarihle, kurtuluş savaşıyla, devrimlerle, bunlarda en büyük payı bulunan eşsiz bir önderle, sarsıntısız geçilen bir demokrasi denemesiyle her gün övünüp duramaz. Övünmekle yetinmek, “bir örnekliğin/donmanın tehdidi” (François Jacop) altında yaşamak demektir. Buna hakkımız yoktur. Geleceğe bakalım. İkibinli yıllara evrilirken, demokrasinin biçimsel bir dekora dönüşmemesi için onu iyi algılayıp tanımlamak zorundayız.

Öyleyse ikinci temel soruyu soralım ve yanıtlayalım: Nedir çağcıl demokrasi?

***
ÇAĞCIL DEMOKRASİ

Çağcıl demokrasi, özgür, özerk, eşit bireylerden oluşan, bilgilendirilmiş özgür halkın, hukukun egemenliği altında, sivil toplumun özgürlükçülüğe, çoğulculuğa ve katılımcılığa yaslanan normlarına göre, özgür halk tarafından, özgür halk için yönetilmesidir.

Özgürlük

Bu tanımdan da anlaşılıyor ki, demokrasinin ilk öğesi ve ortak değeri özgürlüktür.

Demokrasinin özü, özgürlükte yoğunlaşır, iktidarın yürütülmesinde değil(20). 

Özgürlükçülük bir kez benimsenmeye görsün, gerisi gelecektir. Haklar ve özgürlükler, toplumla birlikte ortaya çıkarlar(21). Toplum demokratikse zaten bunları içselleştirmiştir.

Özetle, demokrasinin odağında hak ve özgürlüklerle donatılmış, baskılardan arınmış, özgür/özerk birey vardır. Her şey bu odağa göre konumlanır. Kurumların, örgütlerin, yöntemlerin, tekniklerin bütünü olan demokrasi, özerklik anlamında bir değer olarak algılanan özgürlük üzerine oturtulmuştur(22).

Bireyin özgürlüğü ilkin beynin özgürlüğünü sağlamakla başlar. Bunun için de devletin görüşler, inançlar karşısında yansız olması gerekir. Görüşler karşısında yansız devlet düşünce özgürlüğünü, inançlar karşısında yansız devlet laikliği güvence altına almış olur. Devlet okullarında bireye bilimin verileri, ideolojik süzgeçlerden geçirilmeden, yansız, nesnel (objektif) olarak sunulur, algılama kapıları açık tutulur.

Birey onları, koşullanmamış, özgür beyniyle kendisi değerlendirecek, seçimini kendisi yapacaktır. Birey insandır; öğrenir. Okullarda bu nedenle öğrenim (instruction) vardır, eğitim (éducation) değil. Demokrasi, düşünceler, inançlar cumhuriyetidir. Düşünceler üzerinde yalnızca kaba baskıyı değil, beyin yıkama biçimindeki dolanlı baskıyı da reddeder. İdeoloji aşılayan, kuşkucu ve sorgulayıcı (agnostik) temele dayanmayan öğrenim demokratik değildir(23). Demokratik toplumun beyni yıkanmış misyoner ve organik aydınlara, devlet makamlarını doldurmaya özgülenmiş uslu yurttaşlara değil, toplumun gelişmesi için Sokratesçe sorgulama ve eleştirel akılcılık alışkanlığını kazanmış bireylere gereksinmesi vardır. Okulların işlevleri böyle yurttaşlar yetiştirmektir. Çünkü toplumun yararı için bireyin devlet gibi düşünmeme, “kurulu düzeni sorgulama, eleştirme, kınama, hatta mahkûm etme özgürlüğü” vardır (Laski).

Esasen, demokrasi, bireysel özgürlükle düzen kavgasına dayanır ve bu, dünün, şimdinin, yarının kavgasıdır(24).

İnsanı insan yapan en soylu organ beyin, beynin en kutsal ürünü düşünce, inançtır. Buna herkesin ve devletin saygı duyması zorunludur.

Bu saygı, bireyin özgürce oluşturduğu düşünceyi, inancı dış dünyaya yansıtma aşamasında ortaya çıkar. “Düşün, ama içinden düşün” demek, “hiç düşünme” demektir. Birey hem düşünecek, hem de her türlü araçla onu sergileyecektir. Yasaklarla, kozmik cezalarla sergilenmeleri önlenen düşünce, inanç, bir bilinç küresine hapsedilir, ağızlar kapatılır, kalemler kırılırsa, “kenetlenmiş dişlerle özgürlük türküleri söylenemez” (Alfonso Reyes). Böyle bir toplum henüz avcılık çağındadır, ilkeldir. Avladığı değer ise düşüncedir, inançtır, insan beynidir, son çözümlemede insanın, toplumun ta kendisidir.

Özgürlükçü demokraside herkes özgürlük türküsünü söyler. Dişler kenetlenmediğinden halk söylenmez, söyler, hem de yüksek sesle.

Düşüncelerin, inançların açıklanmasını yasaklama girişimleri dün olanaksızdı, bugün daha da olanaksızdır. Çünkü “insan yok edilebilir, ama teslim alınamaz” (Hemingway).

“Düşünceler kurşuna dizilemez” (Napoléon).

Dünün dünyasını ele alalım. Sokrates’in eylemi Atina yasalarına göre suçtu. Sokrates herkese açıklık, doğrudanlık, yüzyüzelik, sözlülük ilkelerinin uygulandığı öylesine başarılı bir yargılama sonucunda hüküm giydi ki, uygarlığın bu yargılamayla başladığı ileri sürülmüştür (M.C.Anday). Ancak düşüncenin cezalandırılamazlığı unutulmuştu. Bu yüzden Sokrates’i yargılayan 502 yargıçtan hiç birinin adını bilmiyoruz. Ama 2398 yıldan beri “hükümlü Sokrates konuşuyor” (Faruk Erem), Atina adaleti ise lanetleniyor. Ne ki, insanlık bunlardan hiç ders almamış görünüyor.

Sokrates’in Savunması

Düşünce yasakları her zaman toplum zararınadır.

Yasaklanan düşüncenin bütünü ya da bir kesimi doğruysa “doğru”dan, yanlış ise doğrunun daha belirgin biçimde ortaya çıkmasından yoksun kalan bir toplum yoksullaşacak, yeni tezlere ulaşamayacak, olduğu yerde duracaktır.

Düşüncelerin açıklanmasını yasaklamak, yalnızca düşünceyi üreten insanın değil, başkalarının dinleme ve değerlendirme özgürlüklerine de saldırıdır. Çünkü ötekilerin düşünceyi dinleme, değerlendirme özgürlükleri, berikilerin düşünceyi açıklama özgürlüklerinin bulunmasına bağlıdır.

Sınırsız özgürlük şeytanlar içindir. İnsanın şeytanlaşmasına elbette göz yumulamaz. Beynin her ürünü söze dönüşüp dışarıya yansıtılamaz. Sövgüler, iftiralar böyledir, düşünce sayılmazlar ve her düzende cezalandırılırlar. Ayrıca hukuk, suç sayılan eylemlere kışkırtmaları, zorla düşünce dayatmalarını da suç sayar. Ancak bunların dışında kalan şeyler, toplumu sarsan, yüreğinden yaralayan görüşler bile, düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırları içinde kalır, suç sayılmazlar(25). Tersi anlayış çoğu zaman düşünce suçudur(26). Esasen “sakıncalı olmayan bir düşünce
çoğu zaman düşünce olarak anılmaya değmez” (O. Wilde).

Bugünün gelişmelerini, skandal yaratan, sakıncalı düşünceler sergileyen insanlara borçluyuz.

Ceza hukuku, suç sayılan eylemlere kışkırtmaları cezalandırırken çok duyarlı olmak, “suçların yasallığı ilkesi“ni çiğnememeye özen göstermek zorundadır. Bu ilke birey özgürlüğünün güvencesi, ceza hukukunun temelidir. Bu yüzden insan hakları bildirilerine, anayasalara (md. 38) girmiştir. Bu ilkenin somut izdüşümlerinden biri de, ceza hükümlerinin açık, belirgin, kesin olmaları, örtülü, gri, belirsiz, mat, değerlendirici ve görece olmamalarıdır. Bu tür sözcüklere yer verilmemelidir. Bu bir alt ilkedir. Bu alt ilkeye uyulmazsa, hem suçların yasallığı ilkesi ve hem de düşünce özgürlüğü sinsice, kurnazca, dolanlı yolla çiğnenmiş olur. Böyle bir hukuk, kendi örgülü saçlarına tutunarak bataklıktan çıktığını söyleyen Baron Von Munchhausen’ın mantığıyla işleyen bir hukuktur.

Özgürlükleri kötüye kullanacakları ya da demokratik sistemi yıkacakları bahanesiyle de düşünceyi açıklama özgürlüğü sınırlanamaz, yasaklanamaz.

Bunun üç temel nedeni vardır:

Birinci neden, düşüncenin özyapısıyla ilgilidir. Her düşünce karşıtıyla vardır ve gücünü karşıtına borçludur. Marksizm liberalizmin, liberalizm Marksizm’in yanlışlarını ortaya koyarak ve yeni sentezler yaratarak düşünceleri güçlendirmişlerdir.

İkinci neden, demokrasinin özyapısıyla ilgilidir. Demokratik toplum, tek gerçek savını ve kültürel tekelciliği reddeder. Her zaman açık uçludur. Özgürlükçüdür. Bu yüzden de hoşgörüsüz yıkıcı akımlara, görüşlere bile hoşgörülü olacak kadar cömert olmak zorundadır. Bu temel ilkeden vazgeçerse demokratik olmayan bir yöntemi
seçmiş ve tuzağa düşmüş olur. Kendi varlığını özsavunma gerekçesi de olsa, bu tutarsızlıktır. Demokratik rejimin kavgası, sürgit bu tuzağa düşmenin ve bu tuzaktan kurtulmanın kavgasıdır. Demokrasi militan olmamalıdır. Demokrasinin amacı, demokratik olmayan rejimleri çökertmek değil, onları özgürleştirmektir(27). Özgürleştireceğim bahanesiyle özgürlük çiğnenemez. Çiğnenirse kısır döngü kırılamaz ve bunalım daha da derinleşir. Demokrasinin bir özelliği bünyesinde her an bir risk taşımasıdır. Riski göze alamayan rejimlerin adı diktatörlüktür(28). Demokrasinin biricik sigortası yine ve ille de demokrasidir.

Üçüncü neden, demokrasinin uçları evcilleştirici, demokratik bağışıklığın sağlamlaştırıcı dehasıyla ilgilidir. Deneyimler göstermiştir ki, aşırı görüşleri, inançları etkisiz kılmanın en iyi çaresi, özgür bırakıp onlarla ilgilenmemektir. Bu tutum, aşırı görüşleri, inançları önce parçalayacak, çoğullaştıracak, ılımlı kılıp evcilleştirecektir(29). Özgürlükçü demokratik toplumlar toplama kampı tohumları dahil, totalitarizmin bütün tohumlarını, içlerinde taşırlar ve hoşgörerek parçalayıp onların serpilmelerini ve bütünleşmelerini önlerler. Dikkat ediniz. Bütün totaliter rejimler bunu iyi bildikleri için, her zaman gelişme ortamını sağlayan çoğulculuğun amansız düşmanı olmuşlardır(30). Eğer uç akımlar yasaklanırsa, demokrasi bu işlevinden, sistemi ayakta ve sağlam tutan demokratik bağışıklıktan yoksun ve ilk fırsatta yıkılma tehlikesiyle yüz yüze kalacaktır. Tutuklanma Hitler’i yaratmıştır. Sürgün Lenin’i yaratmıştır. Sürgün edilmeseydi, büyük olasılıkla Lenin, ömrünü bir parti başkanı olarak Duma’da noktalayacaktı.

Her yasak, yasaklanana güç kazandırmış, aykırılığı mayalandırmıştır. Çünkü yasaklanan her görüş, her inanç merakı kışkırtır. Yasaklanan görüş, inanç çapından çok salgılar. Roma katakomblarına sürülen Hıristiyanlık, ilkin bükülmüş bir dal, daha sonra tepen bir daldır. Yasak kapakları kalktığında sel her yeri kaplar. Artık ortada “tartışan insanlar değil, çarpışan ordular vardır.” (B. Russell).

Yasak, önceleri görece bir dinginlik sağlar. Ancak geçicidir, aldatıcıdır. Çünkü baskıyla sağlanan barış, aslında için için süren bir savaştır. Yasaklanan görüşlerin gaddarlık patlamasıyla öç almalarının(31) nedeni, baskı rejimlerinin sistemin bağışıklığını sağlamaktan yoksun kalmalarıdır.

Küçük Hitler’lere mikrofon vermeyerek onları silemeyiz. Hoşlanmasak bile Ku Klux Klanların felsefelerini yayma ve sokakta yürüyüş hakları vardır(32).

Unutmayalım ki, en tehlikeli düşünceler bile insanlığın çılgınlıkları arasında yer almıştır, almalıdır. Çünkü insanlar arasında sağduyu eşit paylaşılmıştır (Descartes).

Yaratıcılık için kaosa da gerek vardır(33).

Düşünsel “anarşi, demokratik ülkelerin en çok değil, en az korkmaları gereken şeydir” (Alexis de Tocqueville).

“Öyleyse ötekinin demokrasiyi yıkma amacı varsa, bırakalım konuşsun. Konuşsun ki, demokrasi içinde sağduyu onu yapayalnız bıraksın. Bu fırsatı demokrasiye verelim, kaçırmayalım. O susturulursa, ona karşı en güvenilir savunma aracından kendimizi ve halkımızı yoksun bırakmış oluruz. bu savunma aracı şudur: Aşırı uçları savunan kaba görüşleri akılcı yöntemlerle reddetme hakkını halkın elinden almak. Demokrasi “ben ötekinden daha iyi düşünüyorum” yolundaki vesayetçi, Jakoben ve tekelci anlayışı reddeder. Bu hakkı halkın elinden alırsa tuzağa düşmüş olur. Böyle bir tuzağa düşen demokrasiyi ise, artık demokratik ilkeler değil, demokrasi düşmanlarının sindirme yöntemleri yönlendirmiş olacak, demokrasi demokrasi olmaktan çıkacaktır” (Cohen). Bu yüzden Jefferson, “Eğer, demiştir, aramızda birliğimizi bozmak isteyenler varsa, onları rahatsız etmeyelim, kendi hallerine bırakalım”.

Unutmayalım ki, yaşamak için gerekli organlarla donatılan insana bunları kullanma fırsatı vermek, gelişmenin önkoşuludur(34).

Özetle özgürlükçülük, başta beynin, düşüncenin, inancın özgürlüğü olmak üzere, ancak demokrasiyle gerçekleştirilebilen, onun olmazsa olmaz öğesidir.

“Özgürlük kişinin özsorumluluk iradesinin olması demektir. Kişinin bizi ayıran mesafeleri koruması demektir. Kişinin doğru zamanda ölmeyi isteyebilecek biçimde yaşaması demektir. Rakiplerine, onları aynı olmaya indirgeyerek değil, onlarla uğraşarak, onlara direnerek ve meydan okuyarak saygı duyması demektir. Bir rakip olarak saygı duyduğu kişiyi kimileyin bir dost olarak seçmesi demektir. Karşılıklı bağımlılığı çatışmayla, çatışmayı saygıyla kaynaştırması demektir. Karşı karşıya kaldığı şeyler yoluyla kendisinden öteye uzanması, bunların benlikte uyandırdığı yokluk, farklılık ve olasılık yankılarında hayat bulması demektir. Çok biçimli özgürlük düşüncesini tek bir kimlik modeline çengelleyerek onu sabit hale getirmeyi reddetmesi demektir.“(35).

Yineliyorum. Özgürlüğü yerli yersiz sınırlayan bir hukuk ve devlet, insanı insan yapan temel öğeye, özgürlüğe ihanet etmiş bir hukuk ve devlettir. Böyle bir düzende hukuk da, devlet de meşru değildir.

Çoğulculuk Çoğulculuk, “Batı politikasının keşfinin övüncü” olarak demokrasinin önkoşuludur(36).

Demokratik toplum kültürel tekelciliği dışlar. Toplumun doğa yasasını gözetir.

Bu yasaya göre her toplumda kafa sayısınca görüş, yürek sayısınca sevgi vardır. Çünkü bireyi birey yapan bireyi tanımlayan şey, eşsiz, benzersiz olma niteliğidir”(37).

İnsanlar arasında tek ortak nitelik farklı oluşlarıdır(38).

Farklılıklar, başkalıklar çağını yaşıyoruz. Bunun anlamı, özgürlük, özellik, çeşitlilik, değişiklik, çok mantıklılık (multiples socio-logiques), çok odaklılık (polycentralisme) demektir(39). Felsefi, siyasal, kültürel çoğulculuk demektir. Çoğul gerçeklik demektir. Son çözüm önerisinin, dayatmacılığın reddi demektir.

Çoğulculuk, bireysel özgürlüğün/özerkliğin doğal sonucudur. Değil mi ki herkes, berikilerle ötekiler dikeylemesine, yataylamasına özgür ve eşittir, öyleyse orada bireyler hiçbir düşünce kalıbına uymak zorunda değildir; çünkü bireydir, “bende” değildir. Birey kendi alınyazısını belirlemede özerktir. Özerk birey olarak demokratik sürece katılacak, öyle kalacaktır. Tek değer değil, değerler çokluğu
yaşanacaktır(40). Çünkü her bireyin yaşam biçimini kültürel bir değere dönüştürme hakkı vardır(41). Doğa tek tip insan yaratan bir klinik değildir; çoğulcudur. Toplumlar da doğal yapıları gereği böyledir. Nitekim Babil Kulesi Söylencesi, Tanrı’nın bile tek dil tasarısından hoşlanmadığının kanıtıdır(42). Sivil toplum, insana özgü değerlerin özündeki çoğulcu yapıyı benimseyen bir toplumdur. Akılcı temeli yalnızca kendisinin oluşturduğunu ileri sürmez(43) ve dayatmaz. Ne katıksız bireyci ne de katıksız kolektivisttir. “Akıl bize, her zaman ötekinden gelir. (…) Farklılıklar düzenli değiş tokuştur. (…) Değiş tokuşun olanaksız olduğu her yerde dayatma, terör vardır. (…) Öteki öteki kaldığı sürece ırkçılık yoktur. Öteki ne zaman ki farklılığa zorlanır, orada ırkçılık başlar. (…) (Hiç kimse boşuna yorulmasın). Ötekinin kökünü kazımak için yapılan her girişim ötekinin yok edilemezliğini kanıtlamaktadır.”(44). Aslında çelişki, çatışma toplumsallaşma biçimidir (Simmel). Bundan korkulmamalı, buna özendirilmelidir. Zira demokrasi bir üst dildir (métalangue), farklılıkların katılıklarını çoğulculuk sayesinde eritir(45). Demokrasinin çokluk ayırdına varılamayan dehası da işte buradadır.

Bu yüzdendir ki, demokrasi, toplum mühendislerinin gelgeç ve kurgusal bir tasarımı değil, toplumsal gelişmeyi sağlayan sorgulayıcı bir araştırma izlencesidir, programıdır. Yaygın sivillik ve çoğulculuk ortamında boy verir. Bütün bunlar ortaya koyuyor ki, toplum ideologların, yöneticilerin hamur gibi yoğurup biçim verecekleri bir varlık değildir(46). Bu amaçla yapılan “devrimler, omuzdaki yükü değiştirmemiş, yalnızca omuz değiştirmiştir” (B. Shaw). O kadar.

Sonuç hep bellidir. Hiçbir kültür çizmeyle yok edilememiştir. Her girişim onu güçlendirmiştir. Tek biçimli insan yaratma dayatması (intégrisme), tehlikeli bir arındırma girişimi(47) olarak ilkin girişimin sahiplerini yok etmiştir.

Kurgusal akılla toplum mühendisliğine özenen Jakobenler, Robespierre, Billaud-Varennes, Saint-Just, Le Pelletier, insanı terörle yeniden üretmeye yeltendiler. Napoléon bütün Avrupa’yı bir kimyager gibi kendi deneyi için kullanacağı bir hammadde olarak gördü(48).

Mussolini, Hitler, Stalin, Franco yalnız milyonlarca cana değil, insanlığımıza, onurumuza da kıydılar. Hepsi de tek biçimli insan yaratma isterisiyle kendilerini Tanrı’nın yerine geçirdiler. Kendi akıllarının ürettiği tek gerçeği topluma dayatarak, kendilerinden menkul yol göstericiliği benimseyerek, toplumsal olayların/olguların kişilere, aktörlere teslim olmayacak kadar karmaşık olduğunu düşünmediler. Yarattıkları ideolojik/yanlı Procrustes devlet sayesinde insanların yataklarına uzun gelirse, ayaklarını kestiler, kısa gelirse ayaklarını uzatmaya yeltendiler. Kimileyin de insanları önce parçalara ayırdılar. Sonra bu parçaları yeni biçimler altında birleştirip kendi insanlarını yaratmak istediler. Her totaliter rejim gibi, “bir meyve koparmak için ağacı devirdiler” (Montesquieu). Özgür birey yok oldu. Ortada yalnızca tek bir efendi kaldı. Bu devletti. Geriye ise her efendinin gerek duyduğu köleler. Bireysiz devlet “çaldığı dişlerle ısıran hain bir yaratık” (Nietzche) olup çıktı. Topluma deli gömleği giydiren böyle bir rejimde ve devlette insanlar maske takıp sahte kimlik kartlarıyla dolaşmak zorundadır. Bireyler için tek kurtuluş yolu ikiyüzlülüktür. Orada hiç kimse artık kendisi değildir. Ortalıkta duyulan sesler slogan, yinelenen törenler kısır ritüellerdir.

Pastörize insanlardan oluşan bir toplumda fotokopilerle yığınlaşma başlar. Örgütlenme yoktur. Çünkü farklılık yoktur. Bunun adı da kültürel soykırımdır (génocide culturelle).

Artık insanlar tek şey bilir, tek şey düşünürler. Bu da rejimin dayattığı gerçektir. Herkesin aynı şeyi düşündüğü bir yerde, aslında kimse düşünmüyor demektir. İnsanın yerine kişiliksiz yaratıklar, “hiç kimse”ler (Octavio Paz) geçmiştir.

İdeolojik, militan devletin sonu hep aynıdır. Hızlı yaşlanır (progeria). Çünkü ölümcül devlet yetmezliği hastalığına yakalanmıştır. İnsanı köleleştirdiği için meşru değildir. Devleti ayakta tutan zorbalıkla meşruluk arasındaki ilişki ise ters orantılıdır.

İnsan, “yanakları kızaran bir yaratıktır(49), onurludur. Her yönüyle tanınmak, kabul edilmek ister. Devlet ve herkes insana saygılı olmak zorundadır. İnsana, insanın kendisine, insan kümelerine ve ölüm pahasına değer verdiği şeylere, kültüre, dile, kimliğe saygı. Bu saygı insan ruhunun, yaradılışının bileşenlerinden biridir. İnsan olmanın, insan sayılmanın vazgeçilmez koşuludur.

İnsan yalnızca biyolojik gereksinmeleri olan bir varlık değil, hak ettiği değer verilmeyince öfkelenen, aşağılanınca utanan, değerince değer verilince gurur duyan bir yaratıktır(50). Platon buna “thymos” diyordu. Hiçbir insan, kendisine bebekler gibi davranılmasından hoşlanmaz. O her zaman ergindir. Ergin ve özerk olarak tanınmasını ister. Tarihin motörü budur.

Çoğulculuk zenginliktir. Her kültürün çoğulcu kültüre getireceği zenginlik, değişiklik; gelişme ve değişme patlamalarının nedenidir(51). Bu yüzden çoğulcu demokraside berikiler, ötekilerin karşıt görüşlerini sergileme hakları örselendiğinde kendi hakları örselenmiş gibi savunurlar. Çünkü savundukça kendilerinin de çoğalacaklarını bilirler. O yüzden her kültür başlı başına bir değerdir, boşlukların yanı sıra deneyimleri, bilgelikleri, erdemleri içinde taşır. Geleceği, geçmişi ve şimdiyi canlı bir iletişimle bütünleştirir. Eş zamanlı ve tarihsel çeşitlilik çoklu tekliktir (unitas multiplex), insanlığın ortak dokusudur.

İnsanlık dayanışması kültürel çeşitliliğe saygı içinde gerçekleştirildiğinde(52) barışa ulaşılacaktır. Başka başka kültürlerin, kimliklerin bir aradalığı sağlanınca barışa ulaşılır. Çünkü çoğulcu yaşam ötekine saygıya dayanır(53). Kültürler arasında değer açısından, yansız devletin ve hukukun egemenliği altında, eşitlik ve her kültürün güneş altında yerini alma hakkı vardır(54). Kültürler birbirlerini küçümseyemezler. Okul bahçesinde berikilerin öteki saydıkları bir çocuğa “seninle oynamayız” demelerinin yarattığı acıyı sözcükler anlatmaya yetmez. Bu bir insanlık suçudur(55). SS’lerle ötekileri düşününüz. Aralarında diyalog yoktu. Çünkü eşitlik yoktu. SS’ler ötekileri düşman olarak bile görmüyorlardı. Köpekler, domuzlar, zararlı böcekler gibi görüyorlardı. Ötekiler onların gözünde hayvan bile değillerdi. Sadece birer çöptüler. Çöpün alınyazısı yakılmaktır(56). Bu yüzden insanlık “tek”in yerine “çok”u, ötekilerle berikileri, “Bir ağaç gibi tek ve hür/ve bir orman gibi kardeşçesine” (N. Hikmet) yaşatan çoğulcu demokrasiyi getirdi. Aynı değil, başka başka şeyler söylendiği için gerçek diyalog başladı. İnsanların devletleştirilmesi aşaması bitti, devletin insancılaşması aşamasına geçildi. Toplumlar barışa, dinamizme kavuştular. Kimileri bunu “tarihin sonu” diye duyurdu(57). Bir bakıma haklıydılar. Çünkü demokrasi, çoğulculuğu, çeşitliliği hem özendiriyor, hem de hoşgörü çimentosuyla bir arada yaşatıyordu(58). Çözülme ve ayrışmanın içinde birleşme vardır(59). Görülmemiş çeşitliliklerimizin içindeki birleştirici ipliklerimizi bulmak gerekir (di)(60). Bulunmuş ve “biz” kavramına ulaşılmıştır. Bunun anlamı, diyalojik ilkeyle birden çok aklın yarışarak dinamiklerin seferber edilmesi, dönüşümlülük ilkesiyle (principe de récursion) yaratma, üretme kesintisizliğine ulaşılmasıdır(61).

Son çözümlemede, doğanın da, toplumun da yapısı çoğulcudur. Doğa da, toplum da çoğulcu dinamiklerine dokunulmasını içlerine sindiremezler. Bu dokunulmazlığın çiğnenmesi durumunda birincisi, kendisiyle birlikte insanı; ikincisi, dokunanları yok etmektedir. Doğal dengenin ve toplumsal barışın bozulmasının kökeninde yatan neden de, çoğulculuğun göz ardı edilmesidir.

Hoşgörü, Görecelik

Bütün bunların doğal sonucu şudur: Demokrasinin paradigması, hoşgörü ve göreceliktir. Bilgi, görüş, eylem, ahlak açısından gerçekler görecedir. Bunu ayakta tutan da hoşgörüdür. Çünkü hoşgörü ötekinden nefret etmeme bilincini kazandıran erdemdir. Bu yüzden, demokraside çoğunluğun kararı, hiçbir zaman gerçeğin kanıtı değildir. Sadece tartışmayı geçici olarak sona erdiren çaresizliğin çaresidir.

Kültürel Kimlik

Çoğulculuğun doğal izdüşümlerinden biri de kültürel kimliktir. Gelenekler, alışkanlıklar, diller, düşünceler, inançlar, manevi değerler, yaratıcılık, kararların öğesi olarak ortak bilincin ve ortak kimliğin dayanaklarıdır. Yurttaş kavramı başkalıkları içselleştiren, meşrulaştıran kolektif kimliğin hukuksal kodudur(62). Bu yüzden 19-28 Haziran 1972 Helsinki Avrupa Kültür Politikası Konferansında, her kültürel başkalığa saygının öğrenimde aşılanması istenmiş; 26 Temmuz-6 Ağustos 1982 Mexico Konferansında, kültürel kimliklerin savunulmasının toplumları bölmediği, zenginleştirdiği, bunları göz ardı etmenin bunalımlara yol açtığı vurgulanmıştır(63).

Görülüyor ki, çağcıl demokrasi, siyasal kimliği ve istekleri değil, bir kümeye aidiyeti yansıtan, insanı özelliklerini gözeterek kendisi kılan kültürel kimliği korumak zorundadır. Çoğulculuğun doğal sonucudur bu(64). Çoğulcu demokrasi, dayatmacı, hegemonyacı kimliği dışlar. Çünkü dogmaya, dogmalaşmalara göz yumamaz. “Kimliği olumlayan ve fakat onun dogmalaşmasını önleyen, çeşitliliği koruma kaygısı taşıyan ve farklılıkları bağımlılık ve savaşımda birleştiren tartışmacı demokrasi(65) iç barışın vazgeçilmez gerekçesidir. Dinginlik ve barış, yasalarla değil, birey ve devletin çoğulculuk ilkelerine ve izdüşümlerine uymalarıyla sağlanır.

Eleştirel Akılcılık

Demokrasi, itiraz temellidir. Eleştirel akılcılığa yaslanır. Hiçbir görüş, inanç ve tutum tartışma dışı sayılamaz. Kimsenin eleştiriden ve tartışmadan vazgeçme lüksü yoktur. Çünkü eleştiri, tartışma kamu ahlakına girer, toplum yararınadır, ödevdir. Bireysel ahlakın alanına giren bir hak değildir. Haktan vazgeçilebilir, ama ödevden vazgeçilemez.

Katılımcılık

Özgürlük, çoğulculuk, elbette özgür halk yönetimi demek olan demokrasi için yetmez. Demokrasi, düşünceler cumhuriyetidir, diyalogdur. Bu diyaloğu, seçim, partiler, sendikalar, dernekler gibi sivil halk örgütleri, baskı grupları sağlayacak, karar süreçlerine halkın sürekli katılması gerçekleştirilecektir. Özgürlük, çoğulculuk amaç; katılımcılık bunların gerçekleşmesi için araçtır. Yeter ki, katılım, halkın doğru bilgilendirilmesine dayansın. Tersi durumda kararlar sakatlanır ve tutarlı olmazlar.

Aldanmamak için doğru bilgi akışı zorunludur. Devlet sokaktaki insana yalan söyleyemez.

Yansız Devlet

Demokrasinin, özgürlükçülük, çoğulculuk, eleştirel akılcılık, katılımcılık boyutları bir kez benimsenmeye görsün, ardından bütün ilkeler, kavramlar, kurumlar yerli yerine oturacaktır. Başkalığa katlanamayan, yandaşlarını kayıran, onlara ayrıcalıklar dağıtan, karşıtlarını “takip, tanzim ve tedip” eden, eğitici, ideolojik, militan devlet gidecek, görüşler, inançlar karşısında yansız devlet gelecektir. Yansız olduğu için hiçbir görüşü, inancı önceden mahkûm etmeyen bir devlettir bu. Düşünceler karşısında yansız olduğundan düşünce özgürlüğünü sağlayan, inançlar karşısında yansız olduğundan laik bir devlettir. Yansız devlet kötülüğü gören, ama ilkeleri örselemeden kötülüğü düzelten(66), yaşamın bütün yönlerini denetlemeye kalkışmayan, Hegelci biçimde uyuşmazlıkların yansız hakemi olan, toplum katmanlarının birbirleri üzerinde baskı kurmasına izin vermeyen(67); yaşamın hiçbir düşünce kalıbına sığdırılamayan zenginliğini, değişkenliğini, çeşitliliğini, önceden öngörülemezliğini gözeten, ötekilerle berikilerin enerjilerini çatıştırmadan yarıştıran ve bunun hukuksal çerçevesini çizen, koruyucu, katalizör ve “güvenceci” (Jean-Marie Benoist) bir devlettir bu(68).

Özgür Halk

Yansız devletin maddi dayanağı özgür halk, kurumsal dayanağı hukuktur.

Bilgilendirilmiş ve özgür yurttaşlardan, bireylerden oluşan halk, ne devlet ne de grup dayatmacılığına izin verir. Özgürlükçü demokraside halk sayısal, demokrasi dışı güçlerle sağa sola savrulan insanlar yığını değil, bağımsız, özgür, eşit öznelerden oluşan bir topluluktur. İktidarın tek ve gerçek sahibidir. Demokraside, kafalar kırılmaz, kafalar sayılarak değerlendirilir. Bu nedenle yönetim, iktidar, halkın rızasına dayanır. Çoğunluğun ve azınlığın karmaşık ilişkisinde, kararlarında, bu iradenin payı vardır(69).

O yüzden karara herkes saygılıdır. Kararın ve devletin gücü ve meşruluğu bu saygıya dayanır. Seçimden önce yere göğe sığdırılamayan halkı, daha sonra edilgin, bilinçsiz, bilgisiz gören iktidarlar, kendilerinden menkul bilge çobanlıklarıyla onu gütmeye kalkışırlar. Oy veren bir halkın zekâsından kuşkulanmaya kimsenin hakkı yoktur(70). 19. yüzyılın “demokrasiye yatkın olan ya da olmayan toplumlar ayırımı bitmiştir. 20. yüzyılda bir toplumun demokrasiyle yönetilebilir olup olmadığı ölçütünün yerini bir toplumun demokrasiye ancak demokrasi sayesinde olgunlaşıp ulaşabileceği postülası almıştır” (1998 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amartya Sen)(71). “Toplumsal uyanış, ekonomik gelişmeyi aşmıştır” gerekçesiyle köreltmecilikten (obskürantizm) yana olan, halkın toyluğu varsayımına dayanan vesayetçi anlayışları, özellikle pretoryen diktatörlük dönemlerindeki onurlu tutumuyla her halk yalanlamıştır. Pretoryen iktidarları iğreti, gayrimeşru gören halklar, önce onları yalnızlaştırıp kıyıya iterler (périphérisation olgusu), pretoryen iktidarın uzaklaştırdıkları toplum önderlerini ilk fırsatta siyaset sahnesine taşıyarak iktidarı onlara teslim ederler. Bu Duverger’nin “görünmeyen gerçek nöbetçi” dediği halkın başarısıdır ve tarihin her döneminde böyle olmuştur. Çünkü tarihte hiçbir halk örs olmaya katlanamamıştır. Zira, her ülkede
“halk, bir ölüler kümesi değil, kendi kültürünü üretecek (doğal) kurum ve kurallara sahip bir aktörler topluluğudur”(72).

Demokrasilerde, halk devlet için değil, devlet halk içindir(73)

Hukuk

Yansız devlet ilkesinin doğal sonuçlarından biri de, kuşkusuz hukuk ve ona biçilen işlevdir. Demokraside hukuk adalet süzgecinden, devlet de âdil hukuk süzgecinden geçirilir; elde edilen hukukun üstünlüğünü benimsemiş devlettir. Hukukun amacı, adaletsizliği önlemektir. Hukuk örgütlenmiş adalettir(74). Yasal metin âdil olmak zorundadır.

Adaletsiz hukuk, yalnızca “yanlış hukuk” değil, hukuk doğasından yoksun bir hükümler yığınıdır (Radbruch), hukukta devletçiliktir.

Demokraside devletin dokunduğu her şey hukuka dönüşmelidir.

Devlet “çok hukuk, az devlet” formülünün de ötesinde hukukun üstünlüğünü yaşama geçirirse devleşmez, ama gerçekten devlet olur ve meşruluk katsayısı arttığından güçlenir. Yasaların genelliği, yasayı yapanlar dahil herkese ayırımsız uygulanabilirliği(75), gizli hukuk (droit latent) yerine açık hukuk ve saydam devletin geçmesi gereklidir. Hukukun olmadığı yerde halk “sürü” (Goyard-Fabre), insan “köle”dir (Mauchaussat).

Demokraside, böyle bir hukukun iki işlevi vardır. Herkese eşit uygulanmak ve gün ışığında tartıştıran, yarıştıran bir barış tekniği olmak. Yasaklayıcı olmamak. Hukukun zorunlu ilkelerini güvenceye alan bir devlet kendi taahhütlerine uyar. “Yasasız suç ve ceza olmaz”, “yargısız kimse cezalandırılamaz” birer devlet taahhüdüdür.

İşte devlet, işte hukuk. Devlet hukuka saygılı olduğu, hukuk da insanları özgürleştirdiği oranda meşrulaşır ve güç kazanırlar. Sonuçta her ikisinin de işlevi, özgürlüklerin açılımını sağlamaktadır.

Hukukun üstünlüğüne yaslanan bir devlette, hiç kimse hukukun ne üstündedir ne de altındadır, yalnızca içindedir. Hukukun karşısında herkes eşittir; her görüş, her inanç hukukun egemenliği altında birlikte yan yana yaşar, yarışır ve gelişir.

Hukukun üstünlüğü dışlanırsa, en âdil hukuk bile, keyfiliklerin oyun oynandığı bir manipülasyon alanına dönüşür. Orada artık hukukun yerini güç, özgürlüğün yerini uşaklık almıştır(76).

Erkler / Güçler Ayrılığı

Peki bu hukuku kim kotaracak, kim uygulayacak, uyuşmazlıkta hukukun ne olduğunu, ne dediğini kim söyleyecektir?

Hukuku, demokrasilerde, halkın kendisi ya da onun adına temsilcileri, yani yasama erki (iktidarı), gücü, kotarıp düzenler; yürütme erki, gücü uygular; yargı erki, gücü de hukuku yorumlayıp son sözü söyler(77). Buna “erkler, güçler ayrılığı ilkesi” diyoruz.

Erkler, güçler ayrılığı ilkesinin başlıca iki nedencesi vardır.

Birincisi klasiktir, Montesquieu’nündür. Çünkü, diyordu, Montesquieu, deneyimler, güç (iktidar) sahibinin gücünü kötüye kullanma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Despotik iktidarlar, aslında yasalara göre değil, kendi irade ve tutkularına göre yönetirler(78). Bunu önlemek için gücün gücü, iktidarın iktidarı durdurması gerekir (XI. kitap, 4. bölüm). Böylece Montesquieu; Aristo ile birlikte ucun ucun söylenen, Locke’ta iki güçle sınırlanan, demokrasinin örgütlenme ve hukuk düzeninin işlemesiyle ilgili erkler, iktidarlar, güçler ayrılığı ilkesinin can alıcı noktasını yakalamış oldu.

Özgürlük için başka yol yoktur. İktidar, güç tek elde toplanmamalıdır. İktidar tek elde toplanırsa manipülasyon başlayacaktır(79).

Montesquieu‘ye göre, yasama ve yürütme iktidarları tek elde toplanırsa hukuk zorbalaşır, çünkü zorba yasalar çıkar. Yasamayla yargı ya da yürütmeyle yargı aynı elde toplanırsa, yargı yasalar çıkararak keyfiliğe kayar ya da yürütme zorbalaşır. Üç durumda da özgürlük yoktur.

En kötüsü üç iktidarın tek elde toplanmasıdır. Bu durumda her şey yitirilir. Bunun örneği, üç iktidarı da elinde tutan ve korkunç bir baskı uygulayan Osmanlı Sultanıdır. Ayrıca ordu yasamaya değil, yürütmeye bağlı olmalıdır. Yasamaya bağlı olursa askerî yönetim var demektir(80).

Erkler, güçler ayrılığının ikinci nedencesi ise, demokrasinin çoğulcu yapısının iktidar olgusuna yansımasından kaynaklanmaktadır. Zira çoğulcu demokrasi hiçbir iktidarın, gücün tek elde toplanmasına izin vermez. Her iktidar parçalanmıştır(81). Erkler, güçler ayrılığı ilkesi, günümüzde de demokrasinin temelidir, çoğu anayasalarda bulunmaktadır. Saint-Just: “Zorbalar saltanatlarını sürdürmek için halkı bölüyorlar. Sizler özgürlüğün saltanatını sürdürmek istiyorsanız iktidarı bölünüz” demiş; 1789 İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirisinde de erkler ayrılığına yer vermeyen
anayasaların anayasa sayılamayacakları vurgulanmıştır (md. 16).

Montesquieu’nün erkler/güçler ayrılığı ilkesinin sonuçları bellidir: Görevsel, yetkisel açıdan üç erk, iktidar bağımsızdır. Bu bir. Kişiler açısından birbirlerini azledemezler. Bu iki. Maddi açıdan aralarında organik bağlantı yoktur. Bu üç(82). Ne var ki, bu sonuç gerçekçi değildir. Çünkü bu üç erk, iktidar, güç birbirlerinden kopuk değildir. Aralarında işbirliği, dayanışma, denge ve yakınlaşma vardır. Öğretide(83) ve anayasalarda (1982 Anayasası) bu belirtilmiştir.

Kuramsal tartışmaları bir yana bırakırsak, erkler/iktidarlar ayrılığı ilkesi bugün uygulamaya dikey ve yatay olarak iki biçimde yansımıştır.

Birincisi, çoğulcu demokraside iktidarlar, yalnızca yataylamasına değil, dikeylemesine de çoğulcu olmak zorundadır. Böylelikle iktidarın, gücün merkezde toplanması önlenmekte, merkezle yerel yönetimler iktidarı paylaşarak saydam devlete ulaşılmaktadır(84).

İkincisi, iktidar, yataylamasına, yasama, yürütme ve yargı olarak paylaşılmaktadır. İlk ikisinin kimileyin iç içe olması hoş görülmektedir. Ancak üçüncü iktidarın (tiers pouvoir), yani yargının güçlü olabilmesi için, ilkin bağımsız, ikinci olarak da öbürleriyle eşit olması zorunluluğu öğreti ve uygulamada vurgulanmaktadır.

Yargının bağımsız olması zorunludur. Çünkü hukukta kimse kendi kendisinin yargıcı olamaz. Eğer yasa yapanlarla uygulayanlar kendi kendilerinin yargıcı olurlarsa orada özgürlük ve adalet değil, düpedüz çıplak güç, zorbalık egemen olur(85).

Hukukun en amansız düşmanı güçtür. İktidarların en tehlikeli girişimi ise, salt çıplak güce dönme girişimidir(86). Salt güce dönüşen bir devlet uyruklarını köle yapar, sömürür. Böyle bir devlette yargı ve yargıç görünüşte vardır, gerçekte yoktur. Orada halkın Tanrı’ya sığınmaktan başka çaresi kalmaz(87).

Öte yandan bağımsız yargı, yasama ve yürütme ayrılığının da en önemli güvencesidir(88).

Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin çalışma, yaşam, devlet içindeki konum gibi maddi ve manevi bütün alanlarda eşit olmaları zorunludur(89).

1982 Anayasasının başlangıcında bu eşitlik ilkesi, 140. maddesinde de eşitliğin nasıl sağlanacağı vurgulanmıştır.

Bağımsız Yargı

Görülüyor ki, demokrasinin özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, eşitlikçi olması; eleştirel akla, kültür göreceliğine, halka, yansız devlete, hukukun üstünlüğüne, erkler ayrılığına dayanması; hukukun âdil ve bir barış tekniğini üstlenmiş bulunması yetmiyor. Demokrasinin kendisini güvenceye alması için, bu hukuku uygulayacak, hukuk adına her olayda hukukun ne dediğini nesnel mantıkla söyleyecek bir erke, güce de gereksinme vardır. Bu bağımsız yargıdır. Eğer hukuk uygulaması bağımsız, özerk bir yargının elinde değilse her şey boşunadır.

Toplumun benimsediği hukuku bağımsız olmadığı için objektif biçimde uygulayamayan bir yargı, adaletin ve  demokrasinin düş kırıklığıdır.

Siyasete bulanmış ya da bulanma olasılığı bulunan, adaleti siyaset terazisinde tarttığı izlenimi uyandıran bir yargı, ne denli duyarlı olursa olsun, kirli adalet salgılar.

Adaletteki kirliliği, “adaletsizliği temizleyebilen bir madde ise bugüne değin bulunamamıştır”(90).
Siyasal güçle yargı gücü arasındaki ilişkide, hangisi güçlü ise öbürünü kendisine dönüştürecektir. Siyasal iktidar güçlü ise yargı siyasallaşacak, yargı güçlü ise siyasal iktidarı hukukun içine çekecek, onu meşrulaştıracaktır.

Unutmayalım. Siyaset hep hareketlidir, boş oturmaz ve beklemez. Hukuk, siyasetin rahatını bozmaya başladığı anda, siyasal güç de hukuk(91) ve yargıyla oynamaya başlar. Ancak bağımsız bir yargı ve yargıçtır ki, her türlü etkiden arınmış objektif mantıklılık ilkesine (il principio di ragione obbiettiva) göre, hukukun ne dediğini (potere di jus dicere: jurisdictio), yanlar üstü (super partes) üçüncü bir otorite olarak söyleyebilir(92).

Yargının, yargıcın bağımsızlığı bir “kast” ayrıcalığı değildir. Yargıcın hukuk adına karar verirken yansızlığını sağlamak içindir. Toplum, insan yararı içindir. Yargının bağımsızlığı; yasama, yürütme, bir başka yargı organı, kamuoyu, yargıcın kendi inanç ve görüşleri karşısında yansız olarak karar verebilmesi; “herkesin yasa önünde eşitliği” ve “yasa herkes için eşit uygulanır” kurallarının gerçekleştirilebilmesi için zorunludur.

Ne devlet organları, ne sokağın sıcak mantığı yargıcı etkileyebilmelidir.

Yargıç, yargılarken ve karar verirken, inançlarını, görüşlerini duruşma salonunun eşiğinde bırakan insandır.

Devletin tüm organlarında çalışanlar meleklerden oluşsalar bile, devletin her işlemi hukukun, dolayısıyla yargının süzgecinden geçecek, en azından bu yol açık olacaktır.

Yargıcın gücü, demokraside çok önemlidir. Hukuk konusunda yasa koyucunun sübjektif iradesinden bağımsız, genişletici, geliştirici yorum yapma tekelini elinde bulundurması, verdiği kararların, bütün kişi ve kurumları bağlaması ve değiştirilememesi onun gücünün önemini kanıtlamaya yeterlidir. Yargının işlevi geçişsiz değil, geçişlidir.

Hukuku yargıçlar keşfeder(93). Zira yasaları yasama organları, ama hukuku yargıçlar yapar(94). Hak ve özgürlüklerin bekçisi yargıdır, yargıçtır. Görülüyor ki, yargı rastgele bir görev değil, sistemi “meşrulaştıran bir kurum”dur(95).

Yargının işlevi hukuk düzenini korumaktır.

Bugün Kara Avrupa’sı sistemini benimseyen gelişmiş ülkelerde bile yargının tam bağımsız kılınabilmesi için yapılması gerekenler tartışılmakta; bağımsızlığına yeni kavuşmuş ülkeler ise, gelişmiş olanlardaki yakınmaları da gözeterek düzenlemeler yapmaktadırlar.

***
VE TÜRKİYE

Daha önce dünyadaki ürpertici adaletsizliğe değinmiştim. Bu adaletsizliğin yanı sıra siyaset ve devlet de boş durmuyor. Siyasal düzen, kendine araç kıldığı “plantasyon devlet“e (Jasay, 1985) dönüşmeye savaşıyor.

Devletler, onca anayasal sınırlamalara karşın, geri döndürülemez biçimde güçlenme, polisleşme hevesindeler. Ona verilen özerkliği geliştirme sorumluluğu, bireysel özgürlüklerde gedikler açmakta. Demokrasiler, kendi çıkarlarını güvenceye almak isteyen kümelerin “oy güdülendirmesi” altında(96). Demokrasiler biçimsel bir dekora dönüşme tehlikesindeler(97).

Bunları aşmak için yoğun bir çaba var. İnsanlık, insan hak ve özgürlükleri ortak paydasında birleşmiş, insan hak ve özgürlükleri, bir iç hukuk sorunu olmaktan çıkmış, devletin kendi ve öbür ülkeler yurttaşlarına davranışını öteki devletlerle gönüllü kuruluşların denetlemesi, yani dış müdahale meşrulaştırılmış, ulusal sınırlar delinmiş. Uluslararası insan hakları ve özgürlükleri bildiri ya da sözleşmeleri, evrensel bir ahlak kodu ve insanlığın ortak anayasası olmuş(98). İnsan Hakları Konfederasyonu, “bütün insanların haklarının korunması ve geliştirilmesi, uluslararası topluluğun meşru/hukuksal ilgi alanıdır” diyerek dış müdahale ilkesini onaylamış (paragraf, n.2, 3) ve insan haklarıyla demokrasi ilişkisini “karşılıklı birbirine bağlılık ve dayanışma” olarak nitelemiş(99).

Böyle bir dünyada, Türkiye/Anadolu, kuzeyden güneye sarkan bütün yarımadalara inat, doğudan batıya uzanan tek yarımada konumundaki kural dışılığını sanki yönetiminde, demokrasi anlayışında, öğrenimde, hemen her alanda sürdürüyor. 1950’lerin demokrasisi aşılmış, dünyaya yetmiyor. Bu yüzden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1950’lerin ölçütlerine göre hazırlanan Avrupa İnsan Hak ve Özgürlükleri Sözleşmesini geniş ve geliştirici yorumlarla yeni anlayışa uyarlamaya çalışıyor. Türkiye Sözleşmenin mimarlarından ve onu iç hukukuna almış. Tıpkı bir zamanlar aldığı İsviçre Medeni Yasası, İtalyan Ceza Yasası gibi. Ama demokrasisini 1950’lerin sözleşmesine bile uyarlayamamış. Hüküm üstüne hüküm giyiyor. Biliyoruz.

Türkiye Batıya en yakın ülke. Ama, feodal yapıdan sıyrılma, Rönesans, Reform, Aydınlanma, Sanayi Devrimi ortak kültürünün dışında kalmış. Bireyleri, özgürlükçülük, çoğulculuk, eşitlik, demokrasi, sekülerleşme, laiklik gibi kavramlara yabancı kalmış. Ödünç aldığı evrensel/küresel kavramların içlerini boşaltıp kendince doldurmuş.

Evet, mülkiyet hakkı insana kural olarak mülkiyetini değiştirme, yok etme hakkı tanır. Ama, yararlanma (intifa) hakkı, nesnenin olduğu gibi korunmasını, yalnızca ondan yararlanma hakkını öngörür. Evrensel kavramlar da öyle. Bunlar üzerinde hiçbir insanın ya da devletin mülkiyet hakkı yoktur. Yalnızca yararlanma hakkı vardır.

Atatürk, yıllar önce “Gözlerimizi kapayıp mücerret yaşadığımızı farz edemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız kalamayız dediği halde, devletimiz yasama organınca benimsenen ulus üstü hukuku bir türlü içine sindirememiş, “yalnız kovboy”u oynuyor.

Cumhuriyet yönetimine en yakın rejim olan demokrasi, onu kazanarak onun üzerine kurulması gerekirken, demokrasiyle cumhuriyet sanki karşı karşıya. Demokrasi cumhuriyeti yönlendirecek yerde cumhuriyet demokrasiyi yönetiyor.

Cumhuriyet epistemolojisinden demokrasi epistemolojisine geçişin sancıları bir türlü dinmiyor, bitmiyor. Peki bu neden böyle olmuştur?

Tanılarımızı (teşhislerimizi) doğru koyabilmek için, toplum mühendisliği özentilerinden arınmış, indirgemecilikten uzak, tartışma, deneme, sınamaya dayanan eleştirel akılcılıkla, nesnel yansızlıkla sorunları irdelemek ve bu soruyu yanıtlamak zorundayız. Böyle bir yaklaşım, kanımca bizi şu saptamaya ulaştıracaktır.

Türkiye, devlet ve toplum olarak, kendisine Kara Avrupası ülkelerini, özellikle Fransa’yı, bir ölçüde de Almanya ve öbür ülkeleri örnek almıştır.

Hukukun Üstünlüğü / Hukuk Devleti

Bu etkinin en çarpıcı örneği 1961 ve 1982 Anayasalarının 2. maddelerinde görülüyor. Bu maddelerde Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken “hukuk devleti”nden söz ediliyor, “hukukun üstünlüğü”nden değil. İki ilkenin birbirinin yerine kullanıldığı da var (sözgelimi, 1961 An., md. 77, 92; 1982 An. Md. 81, 102). Oysa bunlar farklı anlayışların ürünüdür.

“Hukuk devleti ilkesi” Kara Avrupalı, özellikle Fransız ve Alman kökenli. “Hukukun üstünlüğü (egemenliği, önceliği) ilkesi” Anglo-sakson kökenli. Her iki ilkenin nedenleri de, sonuçları da başkadır.

“Hukuk devleti ilkesi”nin boy verdiği Kara Avrupası ülkelerinde, özellikle de Fransa’da “devlet merkezci” bir yönetim, cumhuriyet vardır. Devlet her yerde hazır ve nâzır. Jakoben. Bu ülkelerde hukuku üreten temel güç devlettir. O yüzden de hukuk hep devletten yanadır. Devlet kendi yarattığı hukuk nedeniyle yurttaşlarıyla sürtüşme içinde ve bu hukuku araç kılarak pek çok şeye el atmış durumda. Sıkışınca başvurduğu kavramlardan biri “kamu yararı”. İçeriği belirsiz ve tartışmalı olan bu kavramla hukuk, zaman zaman mistikleştirilmiş, hukuku siyasallaştırma oyununun bir parçası olmuş. “Kamu yararı”, “yönetimin takdir hakkı” ağırlıklı kavramlarla beslenen bir yönetim, hukukta da etkisini göstermiş, “özel hukuk” ve “kamu hukuku” ayırımı ortaya çıkmış. Buna koşut olarak “yargılama birliği” ilkesinden sapılmış. Toplum ve hukuk, devletin vesayetinde ve edilgin. Vesayetçi devletin yukarıdan aşağıya doğru düzenlediği makro anlamda bir toplumsal sözleşme var. Adı anayasa. Amaç, devleşen “Leviathan devleti” hukukun sınırlarında tutmak. Bu ne ölçüde başarılırsa, Kant‘tan, Rousseau‘dan esinlenilen “hukuk devleti”ne, dolayısıyla demokrasiye de ancak o ölçüde ulaşılabilecek.

Bu amaç, bugün de sürüyor. Çünkü Jakoben devlet, sıkışınca hukukun bir türlü erişemediği kör,karanlık, görünmez bir kavrama başvuruyor: “hikmet-i hükümet: la raison d’ Etat”. Hikmeti kendinden menkul “hikmet-i hükümet” kavramından 06.01.1989’da Fransız Yargıtayındaki konuşmasında Başkan Mitterand şöyle yakınmaktadır: “Hukuk, adalet hiçbir biçimde hikmet-i hükümet denilen nesneye kurban edilmemelidir. Uzun yıllar taşıdığım siyasal sorumluluğum döneminde hikmet-i hükümet diye bir nesneye rastlamadım. Ne zaman hikmet-i hükümetten söz edilmişse, bilmelisiniz ki, bu bir başka şeyi gizlemek için uydurulmuş bir bahanedir”. Başbakan William Pitt’in dilinde hikmet-i hükümetin karşılığı devlet “zorunluluk”udur. Mitterand’dan 206 yıl önce 18.11.1783’te Komünler Meclisinde şöyle diyordu: “Zorunluluk, birey özgürlüklerini çiğnemenin özrüdür; zorbaların bahanesi, kölelerin inancıdır”.

Bütün bunlar, Kara Avrupası ülkelerinde devleti, birey zararına dokunulmaz bir nesneye dönüştürmüştür. Savaş, bu dokunulmazlığı sarsma savaşıdır.

Bunun sonucu olarak Kara Avrupasında toplum devletçi kurallara bağlı, içine kapalıdır. İktidar tektir. Yargı da bundan payını almıştır. Erkler, güçler ayrılığından ne kadar söz edilirse edilsin yargı birliği sağlanamamış, yargıyı bağımsız kılma kavgası bir türlü bitmemiştir. Görülüyor ki, “hukuk devleti” küresindeki savaşım, devletin topluma ve bireye karışmasını azaltma savaşımıdır. Temel amaç, kanımca “az devlet, çok hukuk” formülüyle özetlenebilir. Dar bir ufuktur bu.

Buna karşılık, “hukukun üstünlüğü ilkesi”nin boy verdiği Anglo-Sakson ülkelerinde toplum, sözleşmeci, uzlaşmacıdır. Kendi kendini düzenler. Saydam ve dışa açıktır. Birey yarışmacıdır. Girişim gücü devlette değil, bireyde ve sivil toplum örgütlerindedir, devlet merkezci değildir. Toplum çoğulcu olduğundan iktidar tek değil, parçalıdır. Çok kutuplu kurumlar, kuruluşlar devletin bir kesim temel görevlerini de üstlenmişler. Çoğulculuk kurumsal parçalanmayı, işbölümünü yaratmış, toplum kendi hukukunu kendi üretiyor. Devletin karşısında özerk bir hukuk var. Her şey üretilen bu hukukun hakemliğinde çözülüyor. Bireyle devlet bu hukukun karşısında eşit konumda. Her ikisi de toplumun ürettiği ve dayattığı hukuka bağlı. Toplumun ürünü olduğundan başat, egemen güç hukuk. Devlet ikincil planda. Hukuk yaşanarak, Sokratik yöntemle öğretiliyor, uygulanıyor. Somuttur, esnektir ve de devletten bağımsızdır. Toplum devletin vesayetinde değil, devlet toplumun içindedir. Bu yüzden genellikle yazılı bir anayasaya gerek duyulmamıştır. Bunun sonuçları ise ortadadır: Hukuk devletten bağımsız. Yargı da bağımsız ve çok güçlü. Yargı birliği örselenmemiş. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ayırımına gidilmemiş. Tek bir Yüksek Mahkeme var. Çünkü hukuk birliği sağlanmış. Hukukta özel hukuk, kamu hukuku gibi katı kavramlaşmalara yer yok. Her derecedeki mahkeme, bir yasanın anayasal kurallara, bir tüzüğün yasalara aykırı olup olmadığına karar verebiliyor. İktidar, çoğulcu toplum gereği, parçalı ve aşağıdan yukarıya doğru biçimleniyor. Geniş bir ufuktur, bu. İşte “hukukun üstünlüğü ilkesi” böyle bir gelişmenin sonucu ve demokrasinin de özü. Anglo-Sakson ülkelerinde “hukukun üstünlüğü”, Kara Avrupası ülkelerinde, deyim yerinde ise, “üstünlüğün hukuku” egemen. Bu yüzden bir Fransız hukukçusu, ses getiren yapıtında, Anglo-Sakson ülkelerinde “devletsiz hukuk”un, Kara Avrupası ülkelerinde ise “hukuksuz devlet”in olduğunu söylüyor(100). Haksız da değil.

Fransa Örneği ve Türkiye

İşte Türkiye’nin talihsizliği, hukukun üstünlüğünün yeşerdiği ülkeleri değil, hukuk devletinin uç verdiği ülkeleri örnek almasıyla başlıyor.

Demokrasimiz tökezledikçe, dünya üstümüze geldikçe kendi konumumuzu Anglo-Sakson demokrasilerine göre değil, ufuk daraltarak Fransız Cumhuriyetine göre değerlendiriyor, ülkemizi aklamaya çalışıyoruz. Hukukun üstünlüğünden geçtik, hukuk devleti savaşımını bugün bile sürdüren Fransa, 1789’dan bu yana üç kez krallık devirmiş, iki kez krallığa yeniden dönmüş. Dört kez Cumhuriyet yıkmış, beşincisini yaşıyor. Dokuz kez (1830, 1848, 1851, 1870, 1873, 1887, 1889, 1934, 1958) darbe girişimi yaşamış. 15 kez anayasa değiştirmiş. Bugün bile zaman zaman Jakoben devletliği depreşen bir ülke. 90-615 sayılı ve 13.07.1990 tarihli Yasanın 9. maddesiyle 1881 Basın Özgürlüğü Yasasına eklenen 24 bis. Maddesiyle Yahudilik karşıtı propagandayı suç saymış, Roger Graraudy’yi cezalandırmış. Düşünceyi açıklama özgürlüğünü çiğnemiş. Cumhuriyetten demokrasiye evrilememenin, bir türlü laik olamamanın, yargı bağımsızlığını gerçekleştirememenin sancılarını çekiyor.

De Gaulle’ün ironi tınısı güçlü bir sözü vardır. “Ben Almanya’yı çok severim. Öylesine çok severim ki, bir Almanya bana yetmez. İki Almanya isterim” diyor. Bana gelince. Benim için zaten iki Fransa var. Biri giyotinli, anayasasını insan derisiyle kaplamış, Baudelaire’i cezalandırmış, yargı öncesi insanları giyotine gönderen Savcı Foulquié’yi çıkarmış Jakoben Fransa. Ben bu Fransa’ya karşıyım. Öbürü Decartes’ın, Montesquieu’nün, Voltaire‘in, Balzac’ın, Sartre‘ın, Camus‘nün, Foucault‘nun, Lyotard’ın, Lacan’ın, Morin’in, Baudrillard’ın Fransa’sı. Benim sevdiğim bu ikinci Fransa’dır, 1968 olaylarını yaşadığım, kültüründen yararlandığım Fransa’dır.

Ya Almanya? Weimar’ın Naziler çoğaldığı için değil, demokratlar azaldığı için yıkıldığını bir türlü kavrayamamış bir ülkedir Almanya. “Hukuk devleti” ve “hukukun üstünlüğü” ilkelerinin boy verdiği ülkeleri anlatırken, Kara Avrupasını ve özellikle Fransa’yı değil de sanki Türkiye’yi anlatıyormuşum duygularını yaşadığınızı biliyorum.

Cumhuriyet, Demokrasi

Türkiye, tıpkı Fransa gibi, aradaki ayırımı anlamadığından bir türlü cumhuriyetten demokrasiye evrilemiyor.

Cumhuriyeti kurabilen bir halk, sivil normlarla demokratik cumhuriyeti yaratabilecek çapta büyük bir halktır.

Demokrasiyi öğrenmenin ve yaşatmanın en iyi yolu, hiç ara vermeden uygulamaktır(101).

Cumhuriyetin insanı akılcı, demokrasinin insanı akılcı ve üreticidir. Cumhuriyette devlet dinden etkilenmez. Demokraside devlet dinden, din devletten etkilenmez.

Soyutlayıcı, evrensel ve yurttaşlık yükümlülüklerine dayanan Cumhuriyette devlet, ister istemez merkezcidir, düşçüdür. Çoğulcu kültür ile haklara ve özgürlüklere yaslanan demokrasi gerçekçidir, yereldir, merkezciliğe karşıdır. Çünkü demokraside herkesin bir gerçeği vardır. Cumhuriyet, yönetme, yönlendirme, güdümlendirme aşırılığından yıkılabilir. Cumhuriyette “ulusal oluşumun rektörü de, vektörü de devlettir” (Pierre Nora). Demokrasi ise ya az yönetmeyle ya da hiç yönetmemeyle güç kazanır.

Cumhuriyette hukuku devlet üretir. Devleti memurlar yönetir. Demokraside hukuku halk üretir. Devleti hukuk yönetir.

Cumhuriyet çocukta insanı arar ve çocuk olarak görür. Demokrasi ise insanda çocuğu görür, çocuklara ve kocaman çocuklara çocuk muamelesi yapmadan özgürlük tanır.

Cumhuriyet eğitir. Toplumu okula benzetmeye yeltenir. Demokrasi öğrenim verir. Okulu topluma benzetmeye çalışır.

Cumhuriyet önce yurttaşı, sonra bireyi yaratmayı; demokrasi önce bireyi, sonra yurttaşı oluşturmayı amaçlar.

Cumhuriyet eşitliği sever ve savunur, ama eşitlikçi (égalitariste) değildir; yoksulluk onu sarsar. Demokraside herkes, birey de devlet de, hukuk önünde eşittir; yoksulluk onu üzer, ama sarsmaz.

Cumhuriyetin son sığınağı “devlet”, devletin son sığınağı “hikmet-i hükümet”tir. Demokrasinin son sığınağı halk, halkın son sığınağı “hukuk”tur.

Elbette Cumhuriyetin ülküsü kısa vadelidir, ufku dardır, son duraklıdır: Hukuk devleti. Demokrasinin ülküsü de, ufku da sonsuzdur, dur durak bilmez: Hukukun üstünlüğü(102).

Kuşkusuz Fransa, Almanya, İtalya demokratikleşmede çok büyük adımlar attılar. Ama Anglo-Sakson demokrasilerinin düzeyinde değiller henüz. Fransa da, Türkiye de henüz Cumhuriyetle yönetiliyor. Ama rejimleri optimal demokrasi değil.

Din ve Devlet İlişkisi: Teokrasi, laikçilik (laïcisme), laiklik (laïcité) / Sekülerleşme

Fransa’yı örnek alan Türkiye, din-devlet ilişkisi açısından, Fransa’nın yaşadığı hastalıklardan bir türlü kurtulamamanın sıkıntısını çekmekte, laiklik Türkiye Cumhuriyeti devletinin yumuşak karnı olmayı sürdürmektedir.

Devletin dinler karşısında alacağı tutumlar bellidir.

Birincisinde, dinsel ve siyasal otoriteler, sınırları belirsiz biçimde iç içedirler. Eski ve ortaçağ devletlerinde durum böyledir.

İkincisinde, bütün özel ve kamusal yaşamı din belirler. Devlet, din merkezlidir (théocentrique), değişmez ve ilişilemez dogmalarla yönetilir. Devletin tek dini vardır, öbürleri dışlanmıştır. Bu rejimin adı teokrasidir ve her yerde eşitsizliklerin, ayrıcalıkların, çatışmaların nedeni olmuştur.

Üçüncüsünde, devlet ve din ayırımı ilkesinden yola çıkılır(103). Ancak ayırımın kapsam ve derecesini devlet belirlediğinden, devlet, dini çoğu kez toplumdan dışlar ya da onu güdümler. Dini devletleştiren bu sistemin adı, laiklik (laïcité) değil, laikçiliktir (laïcisme, laisizm). Şovinizm nasıl ulusçuluğun yozlaşmış, hastalıklı biçimiyse, laikçilik de bir bakıma laikliğin yozlaşmış, hastalıklı biçimidir. Dinleri aşındırmaya yönelik laikçiliğin anayurdu Devrim Fransa’sıdır. Gerçekten Jakobenlerin Fransa’sında laiklik; ruhban sınıfına karşı, ruhban sınıfının yaşamdaki izlerini kazımak için yapılan kinci, tepkici bir devrimin ürünüdür. Din merkezci bir anlayış gitmiş, salt akılmerkezci militan bir anlayış gelmiştir. Bu ise laiklik (laïcité) değil, laikçiliktir (laïcisme)(104). Katı bir ideolojidir. Descartes’ın akılcılığıyla A.Comte’un bilimsel bir kilisenin temellerini atan pozitivizmi birleşmiş, laikçilik ideolojisine ulaşılmıştır. Laikçilik Fransız okullarında konuşlanarak, “tanrılı din” yerine “tanrısız beşeriyet dini” kurmayı amaçlamış, dini toplum dışına itmiştir. Dine saygısızdır, saldırgandır(105). Toplum mühendisliğine özenen misyoner Fransız laikçileri, 1790 Anayasasında dini sivil otoriteye teslim etmiş, akılcı insan yetiştirmek kaygısıyla Katolik Fransa’da 1794’e değin dinsel etkinlikleri yasaklamışlardır. Bu ve Napoléon döneminde çıkarılan bütün yasalarda Kilise hukukuna tepkinin izleri vardır, bunların bir bölümü bugün de sürmektedir. Jules Ferry Yasasıyla din ve devlet ayırımına gelinmiş, Ferry’nin deyişiyle “tanrısız ve kralsız” bir dünya kurulmak istenmiştir(106). Bugün Fransa’da gittikçe yumuşayan bir laikçilik; yani din ve devlet ilişkisinde katı ve düşmanca bir ayırım (séparation hostile) değil, ılımlı ve dostça bir ayırım (séparation bienveillante) söz konusudur(107). Michelet, “Fransız Devrimi hiçbir kiliseyi benimsemedi. Çünkü kendisi kiliseydi” der(108).

Laikçilik, din ve devlet ayırımı ilkesinden yola çıkan bir anlayış ise de, aynı ilkeden yola çıkan Hollanda ve İrlanda, laikçiliği aşmayı, yumuşak bir biçimde laikliğe geçmeyi başarmışlardır(109).

Dördüncü tutum laikliktir. Laiklikte din ve devlet karşılıklı olarak bağımsızdırlar. Bağımsızlık esasından yola çıkan laiklikte din kuralları devleti, devlet de din kurallarını belirleyemez ve yönlendiremez. Devlet bütün inançlara, dinlere karşı ilgisiz ve eşit uzaklıktadır.

Çoğulcu demokraside laikliğin gerçek ve çağcıl anlamı işte budur. Çünkü çoğulculuk, zaten laik olmayı zorlar(110). Laiklik, dünyasallaşma (sécularisation, sekülerleşme), çoğulcu demokrasinin ana rahminde gelişmiştir. Demokrasinin çoğulcu boyutunun dinler/inançlar açısından somut yaşama zorunlu bir yansımasıdır. Bir rejim demokratikse, çoğulcu; çoğulcuysa, laik/seküler olmak zorundadır. Bu yüzden hukukun üstünlüğüne dayanan Anglo-Sakson demokrasilerinde laiklik/sekülerleşme, bir devrimin değil, doğal bir evrimin sonucu ve sosyolojik bir olgudur. Zira çoğulcu demokraside, hiçbir düşünsel ya da dinsel başkalık yok edilemez, görmezlikten gelinemez, tekelleştirilemez ve başkalarına dayatılamaz. Her dinin, inancın kendi alınyazısını belirleme hakkı vardır. Avrupa Birliği Sözleşmesinin 128. maddesi de bu doğrultudadır(111).

Laiklik, sekülerleşme; toplumsallaşmayı, toplumsal farklılaşmayı, eleştirel akılcılığı, doğal bir sonuç olarak, kendiliğinden yaratmıştır(112). Bunları yaratmak için, toplum mühendisliğine özenilmemiştir.

Laik devlette, devlet dinlere eşit uzaklıkta olduğundan hiçbir dini, inancı dışlayamaz ya da kayıramaz; akçalı v.b. biçimlerde destekleyemez. Din okulları açamaz. Ancak, toplulukların din okulları açmasını da önleyemez. Din derslerine engel olamaz; bunların önünü açar. Ne var ki, bu dersler, beyin yıkayıcı olmayacak, çoğulcu, agnostik, kuşkucu esaslara göre olacak, birey dinler arasında seçimini özgürce yapacaktır. Din dersleri zorunlu olmayacak, ancak her an ilgilinin buyruğuna hazır bulunacaktır(113). Devlet; bu okulları; kamu düzeni, kamu güvenliği, kamu ahlakı, kamu sağlığı açısından denetleyecek, uyuşmazlık çıkarsa sorunu bağımsız yargı çözecektir.

Görülüyor ki, laiklik ile laikçilik arasındaki temel ayrılık, nedenlerle sonuçların yer değiştirmesinden ve bu yüzden de ayrı ilkelerden yola çıkmalarından kaynaklanmaktadır. Gerçekten laikliğin temel nedeni, çoğulculuktur. Çoğulcu kültürün önemli bir öğesi olan dinler, inançlar başkalıklarının uygulamaya yansımasıdır. Sonucu ise, eleştirel akılcılıktır. Çünkü birey, çoğulcu, kuşkucu, koşullanmamış aklıyla seçimini kendi yapacaktır. Oysa laikçilik, laikliğin sonucu olan akılcılık kaygısıyla yola çıkmakta, akılcı bireyi yetiştirmeyi amaçlamakta, bu amacın gerçekleşmesinde dini başlıca engel olarak görmekte, onu, dolayısıyla çoğulculuğu, demokrasiyi reddetmektedir. Devlet ister istemez pozitivizme kaymakta, kendi ideolojisine uygun bireyler yetiştirmekte, kaş yapayım derken göz çıkarmaktadır. Çünkü bunun sonucunda yetişen birey eleştirel akılcılıktan uzaklaşacak, tekilci akılla düşünecek, salt devletin ideolojisinin savunucusu olacak, geriye de koşullanmış ve hasta bir beyin ve sözde akıl kalacak, ancak “eleştirel” boyut yok olacaktır.

Türk deneyiminin, gerçek laiklikten, sekülerleşmeden değil, Fransız laikçiliğinden esinlendiğinde incelemeciler birleşmektedir(114). Bu saptama doğrudur. Bu anlayışa göre, Türk uygulaması, pozitivist ve akılcı motiflerle bezenen, akılcı insan yaratmaya özenen bir tutumdur. Tanzimatla başlamış, kimi devrimlerle sürmüş, 1937’den sonra anayasalara girmiştir. Referansı çoğulculuk değil, akılcılıktır; bu yüzden de nedenle sonuç birbirine karıştırılmıştır. Oysa hukuk ve devlet yönetimi açılarından neredeyse Fransa’yla bütünleşen Belçika, laiklik konusunda Fransa’nın din ve devlet ayırımı ilkesini reddetmiş, din ve devletin karşılıklı bağımsızlıkları ilkesini benimsemiş, Fransız laikçiliğinin doğurduğu açmazları yaşamamıştır(115).

Acaba Türkiye niçin Fransa’yı örnek almış, Belçika’nın tutumunu ıskalamıştır? Nedeni belli. Çünkü Türkiye demokrasinin farklılıklar rejimi olduğunu, çoğulculuk boyutunu sık sık göz ardı etmektedir.

Şimdi teokrasi, laiklik, laikçilik (laisizm) kavramlarının saydam anlamlarını gözeterek, Pandora’nın kutusunu açalım ve tanıyı (teşhisi) koyalım. Türkiye Cumhuriyetinde, iktidar halkın seçimine dayanmaktadır. Bu bakımdan Türkiye Cumhuriyeti laiktir. Bu bir. Türkiye Cumhuriyetinde Halifelik kaldırılmıştır. Şer’iye ve Evkaf Vekâleti ise görünüşte kaldırılmış, aslında Diyanet İşleri Başkanlığı adıyla bir bakana bağlanarak devlet örgütü içine alınmıştır. Örgütün dini İslam, mezhebi Sünnidir. Devlet, bu din ve mezhebin (resmi) okullarını açmıştır. Örgüt ve okulların finansmanı devlete aittir. Resmi okullarda din dersi okutulması zorunludur. Bu koşullarda konuyu değerlendirelim. Ontolojik olarak yaklaştığımızda, bir din ve mezhebin örgütünü devlet birimi içine alarak anayasal düzeyde güvenceye bağlayan (md. 136) ve laikliğin gerçekleştirilmesini güçleştiren (2820 sayılı S.Partiler Yasası, md. 89), din ve mezhebin okullarını açan, finansmanını sağlayan bir devletin dini ve mezhebi vardır; bir dini ve mezhebi kayırmış, örtülü olarak benimsemiştir. Böyle bir devlet teokratiktir. Bu iki. Konuya teleolojik (amaçsal) olarak baktığımızda ise durum çok farklıdır. Devlet, böylelikle dinlerini bildirmeyenlere ya da uluslararası hukukta benimsenen dinlerden birine inanan her insana nüfus cüzdanı vermemekte, devlet birimleri içine aldığı Diyanet İşleri Başkanlığı ve açtığı din okulları aracılığıyla dini denetlemekte ve yönlendirmektedir. Bunun adı ise laikçiliktir.

Kurtuluş Savaşında din sömürüsünden çok çeken Atatürk ve arkadaşlarının o dönemde dini denetim altında tutmaları anlaşılır ve gerçekçi bir tutumdur. Ancak çoğulcu demokraside bu tutum sürdürülemez. Kurumlar ve kurallarla düzlüğe çıkmak gerekir.

Laiklik, ülkemizde çarpıcı kırılmalara uğramış, popülist ve/ya da devletçi kaygılarla laiklik, teokrasi ve laikçilik arasında salınıp durulmuştur. Tanı (teşhis) açıktır: Türkiye Cumhuriyeti, egemenliğin kaynağı açısından laik; devlet örgütlenmesi açısından teokratik; dini yönlendirme açısından laikçi bir devlettir.

Laik, teokratik ve laikçi niteliklerinin ağırlıklarını gözettiğimizde, din ve devlet ilişkisi açısından Türkiye Cumhuriyetinin rejimi, demokrasi peçelemesi altında, kimileyin laiklik kırması bir teokrasidir; kimileyin laiklik kırması bir laikçiliktir. Ancak hiçbir zaman tam laik değildir. Güzeli ağlatan, çirkini söyleten kavga da bu yüzden sürmektedir. Kanımca ideolojik laikçiliği, teokrasiyi bırakıp laikliğe dönmenin tam sırasıdır. Fransız laikliği, daha doğrusu laikçiliği, kendi aşırılığı tarafından bozguna uğratılmıştır. Çünkü “çığırından çıkmış bir laiklik, kendi içinde kültürel bir “kendini yıkma” tohumunu da taşır”(116). Öyleyse Fransız örneğini bir yana bırakalım. Bu bir. Din, özellikle de İslam, sosyolojik olarak, Türk kültürünün en önemli parçasıdır. Ulusal birliği sağlamada bu tutkaldan yararlanmanın yollarını arayalım. Bu iki. Atatürk’ün “gazi”lik gibi dinsel bir ünvanı benimseyerek dini dışlamadığını ve onu katalizör olarak kullandığını unutmayalım(117). Bu üç. “Herkesin bir yolu, ideolojisi, yöntemi vardır. Allah sizleri sınamak için böyle yaptı. Hayırlarda (tercihlerde) birbirinizle yarışın”(118), “Doğu da Batı da Allah’ındır. Nereye dönseniz Allah karşınızdadır”(119) diyen, dillerin çeşitliliğini ve 124000 peygamberi kabul eden bir Tanrı, bir din hiçbir topluluğa düşman olamaz. Bağımsız kararı (içtihat), danışmayı (şûra), oydaşmayı, uzlaşmayı (icma: consensus) benimseyen bir din çağcıldır(120), kanımca çoğulcudur, laikliğe elverişlidir. İslamın bu damarını işleyerek onu laiklikle bütünleştirebiliriz. Bu dört.

Düşünce Suçu

Örnek aldığımız Fransa’nın düşünce hükümlüsü Baudelaire’leri, Garaudy’leri var. Ama yine de bizimki kadar övünecekleri (!) düşünce suçluları yok. Bu konuda ciddi iddialar bulunmaktadır. Bunlara göre; Türkiye’de 1993’te 60, 1994’te 102, 1995’te 83, 1996’da 91 gazeteci yazar tutuklanmış; Türkiye İnsan Hakları Vakfına göre 1993’te 18, 1994’te 45, 1995’te 46, 1996’da 31 yazar düşünce suçlusu olarak cezaevine girmiştir. İnsan Hakları Derneğine göre, 1997’de bu rakam 153’tür. Bir başka iddiaya göre de, 1997’de 22 ülkenin cezaevinde toplam 180 gazeteci bulunmaktadır. Bunun 78’i Türkiye’dedir ve birincilik bizdedir. Sayı, Zambiya’da 1, Sudan’da 2, Nijerya’da 8’dir(121).

Bu iddialar değerlendirilmeli, Türkiye yasalarla beyinleri ezilmeye, sesleri kısılmaya çalışılanların ülkesi olarak 21. yüzyıla girmemelidir. Yapılacak iş, salt düşünce suçları olan hükümleri kaldırmak, suçlara eylem çağrısı yapan, suça kışkırtan hükümlerdeki sözcük ve deyişleri, suçların yasallığı ilkesi gereğince, belirgin ve saydam kılmaktır.

Çağcıl demokraside devlet düşünceler karşısında yansızdır. Hukuku, düşünceleri barış içinde yarıştırmak için kullanır, yasaklamak için değil. Yargı bağımsızlığı ve erkler arasında eşitlik Hukukun üstünlüğü değil, hukuk devleti ilkesini benimseyen Kara Avrupası ülkelerinden esinlenen Türkiye, yargı erkinin bağımsızlığını ve öbür erklerle eşitliğini gerçekleştirmeden üçüncü bin yıla girecek mi? Bugün bu soruyu yalnız yargı değil, herkes soruyor.

Daha önce de belirtildiği üzere, yargı her zaman önemli bir iktidar, güç olmuştur. Metafizik dönemde mistik, dinsel (teolojik) dönemde tanrısal, bilimsel dönemde laik bir güçtür yargı.

Bu yüzden de siyaset onu hep kendi buyruğunda görmek istemiştir. Türk’ün geleneğinde yargının bağımsızlığı hep olmuştur. Yüzyıllar önce Musa Çelebi’ye Serasker Bedrettin, “divan bağımsız, hüküm yasal olmalı” diyordu. Adaletin kirlenmemesi için, yargıya kristal özeniyle yaklaşmak zorundayız. Bu konuda yargısını hâlâ bağımsız ve güçlü kılamamış Fransa bize örnek olmamalıdır.

Daha 1991’de Fransız Cumhuriyetçi Parti Başkan Vekili Alain Madelin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bağımsız olmadığını, hukukta devletçilikten hukuk devletine geçmek için yargının bağımsız olması gerektiğini yazıyor(122), aynı yıl eski Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing ve şimdiki Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da bu görüşü paylaşıyorlardı(123).

25.07.1993’te Anayasanın 65. maddesi değiştirilerek, Kurulun oluşmasında Cumhurbaşkanının yetkisi sınırlandırılmış, ancak yakınmalar bitmemiştir. 20 Ocak 1997’de beş büyük reform isteyen Cumhurbaşkanı Chirac, 21 Haziran 1997’de Başbakan Jospin yargının bağımsız olmadığını vurguladılar. 29 Ekim 1997 tarihli Adalet Reformu taslağında, c.savcılarının da bağımsız olmaları, Cumhurbaşkanının başkan, Adalet Bakanının başkanvekili oldukları Kurulda oy haklarının bulunmaması, üye sayısının değişmesi, toplantıların herkese açık yapılması gerektiği belirtilmektedir. İtalya ve Almanya’da tartışmalar sürüyor. Kendi ülkelerinde yargının bağımsız olmadığı söylenen devletleri örnek almak yanlıştır. Kurul üyesi seçimlerinde yürütmenin, siyasal organın etkisine açık, girişim gücü Adalet Bakanlığına bağımlı, bakan ve müsteşarı doğal üye sayılan, ayrı bütçesi, birimleri ve çalışma yeri bulunmayan, oturumları gizli ve yönetsel kararları yargı yoluna kapalı olan bir Kurul ve denetimi Bakanlıkça yapılan bir yargı, yürütme ve yasamanın karşısında bağımsız olamaz.

Yapılacak iş bellidir.

Eski deneyimler gözetilerek yasamanın ve yürütmenin Kurulun oluşmasında etkisi, payı olmamalıdır. Yasamanın Kurula üye seçimi geçmişte başarısız olmuş, yargıya yasama ve yürütmenin etkisini, kısacası politikayı sokmuştur. Metafizik ulusal irade kavramlarıyla bu denenmiş yol yeniden denenmemelidir.

Başka ülkelerden elbette yararlanılmalıdır. Ancak bu konuda iki nokta gözden kaçırılmamalıdır. Birincisi hukuksal koordinatların örtüşüp örtüşmedikleri, ikincisi o ülkelerde yakınmaların olup olmadığı mutlaka gözetilmelidir. Örneğin, yarı başkanlık sisteminin gereği olarak Fransa’da cumhurbaşkanı yargı bağımsızlığının güvencesidir (Anayasa, md. 64) ve bundan sorumludur. Ancak cumhurbaşkanları orada yargıya hep güvenmiş ve saygı göstermişlerdir. Sözgelimi, hiçbir cumhurbaşkanı, kurulun üç kat aday göstermesinde direnmemiş, önüne gelen tek adayı Kurulun isteği doğrultusunda öngörülen göreve atamıştır. Bundan başka gelişmiş ülkelerde kamuoyunun yargı bağımsızlığı konusundaki duyarlılığı gözetilmelidir. Bu duyarlılık siyasal iktidar üzerinde önemli bir baskı öğesidir.

İki örnek vereyim.

1966 Ben Barka suikastında dönemin Adalet Bakanı, sorgu yargıcı Casamayor’dan kamuoyundaki duyarlılığı gözeterek davayı uzatmamasını istemiş, yargıcın bu müdahaleyi takma adla basında duyurması üzerine Bakan yargıç hakkında disiplin cezası uygulamak istemiştir. Kamuoyunda kıyamet kopmuştur. Savaş sonrasında İtalya demokrasiye geçti. Faşizm döneminden kalan ve valilere doğduğu kentten başka kente gidenleri kent dışına çıkarma yetkisi veren Zorunlu Sürgün Yasasını Anayasa Mahkemesi iptal etti. Halkın sevgilisi Başbakan De Gasperi, düzeni sağlamak ve suçluluğu önlemek için bu yasaya gerek olduğunu, yeniden çıkaracaklarını duyurunca, Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. De Nicola bir bildiri yayımladı. Başbakanı eleştirdi ve hükümet karara uyuncaya değin Anayasa Mahkemesinin hiçbir davaya bakmayacağını, Roma’dan ayrılıp Napoli’ye taşınacağını açıkladı. Dediğini de yaptı. Böylelikle belki de yargının tarihinde ilk kez bir sivil itaatsizlik olgusu yaşanıyordu. Kamuoyunda kıyamet koptu. Grevler başladı. Bunalım çıktı. En sonunda Başbakan De Gasperi, iptal kararına uyacaklarını bildirmek ve özür dilemek zorunda kaldı. Mahkeme de Roma’ya döndü.

Türkiye’de her şey “hikmet-i hükümet” sayesinde birer bilmeceye dönüşmüştür. 2398 yıl önce Sokrates’in nasıl yargılandığını biliyoruz. Ama yüzyıl önceki Mithat Paşa davası hâlâ bir sır. Bir sayın Adalet Bakanı ayrılış konuşmasında “adalete karışmadığını” övünçle söyleyebiliyor, bunu erdem olarak sunabiliyor. Bu itiraftan anlıyorsunuz ki, yargının kapısı siyasal müdahalelere açık. Ama kimseden çıt çıkmıyor.

Kanımca yargının özlükten denetimine değin bütün işleriyle ilgili olarak bağımsız bir Yüksek Yargı Kurulu oluşturulmalı, adlî ve idarî yargı alt kurulları bulunmalı, seçimlerde yasama ve yürütmeye pay verilmemeli, Kurulun kararlarına karşı yargı yolu açık olmalıdır.

Yeni bağımsızlığına kavuşmuş ya da demokrasiye son çeyrek yüzyılda geçmiş ülkeler, gelişmiş ülkelerdeki yakınmaları değerlendirerek sistemlerini kurmaktadırlar. Sözgelimi, İspanya, Hırvatistan, Polonya, Portekiz, Slovenya’da adalet bakanı kurula alınmamış, Bulgaristan’da ve Makedonya’da ise bakana oy hakkı tanınmamıştır. 1982 Anayasasının başlangıcında yasama, yürütme ve yargı erkleri, güçleri arasında eşitlik ilkesine, 140. maddesinde de bu eşitliğin nasıl sağlanacağına değinilmiştir. Kararnameyle yasayı birbirine karıştıran ve yargıçlarla savcıları “memur”laştırmak isteyen kerameti kendisinden menkul bir hukuk anlayışı, Anayasayı çiğneme pahasına, yıllardan beri bu eşitliği göz ardı etmiş, yargının bütçedeki payı yüzde birlerin altına düşürülerek bu eşitsizlik somutlaştırılmıştır. Yasama ve yürütmenin parlak lüksü yargıyı soldururken, aslında yalnızca yargının değil, devletin de saygınlığı, onuru soldurulmuştur.

Bundan yargımız ve halkımız şikâyetçidir. Yavru vatan Kıbrıs, eşitlik sorununu çözmüş ve anavatana bu konuda ders vermektedir.

Meşruluk ve 1982 Anayasası

Çıplak bir uyarıda bulunmak zorundayım. Türkiye meşruluk debisi neredeyse sıfıra yaklaşmış bir Anayasayla yeni yüzyıla giremez, girmemelidir. Meşruluk, toplumbilimin, siyaset biliminin en önemli kavramlarından biridir ve örselenemez.

Halkta, bir kurumun, yasanın ya da yöneten kişi(ler)in, bilinen ve benimsenen kurallara göre oluşmuş bir çoğunluğu arkalarında bulundurduklarına ilişkin yaygın inanç varsa, o kurum, o yasa ya da yöneten(ler) meşrudur (Burdeau, Duverger, Aron, Easton, Kelsen, Lipson, Weber). Meşruluk, toplumdaki barış ve dinginliği sağlayan; kurumu, yasayı, iktidarı ayakta tutan büyülü bir inançtır. En zorba yönetimler bile hep kendilerini meşru göstermeye çalışırlar. Bu yüzden İtalyan Tarihçisi Ferraro: “Meşruluk, sitenin/devletin/toplumun görünmeyen barış meleğidir” der.

Meşruluk iki türlüdür: Biçimsel meşruluk (la légitimité formelle) ve maddî meşruluk (la légitimité matérielle). Çoğunluk kurallara göre sağlanmamış ise biçimsel meşruluk yoktur. Kurallara göre sağlanan çoğunluğun onayı sonradan geri çekilmiş ise maddî meşruluk yoktur.

Acaba 1982 Anayasası biçimsel ve maddi açılardan meşru mudur? Biçimsel meşruluk açısından ele aldığımızda görünüm şudur: Anayasa, halk ya da halkın özgür iradesiyle seçilen bir kurucu iktidar, parlamento tarafından değil, kapatılan parlamentonun sıralarına oturtulan atanmış kişilerce yapılmıştır(124).

İkinci olarak, meşruluk bir karara, işleme, herkesin sonuçları sorgulayabilecek ve eşit biçimde, zorsuz ve yasaksız katılmalarına bağlıdır. İradeler tartışma sürecinden geçmedikçe meşruluktan söz edilemez(125). Çünkü tartışma varsa ve ne denli açıksa, sorunlar o denli saydamlaşır, bilgi edinilir ve yanlışa düşme tehlikesi azalır. 04.06.1888’de Clémenceau, “konuşulan ülkelerde zafer, susulan ülkelerde utanç vardır” demişti.

1982 Anayasası tartışmaya kapalı tutulmuştur.

Üçüncüsü, tartışma yasağına koşut olarak tek yanlı bir beyin yıkama bombardımanından sonra oylama yapılmış, halk iğfal edilmiştir.

Dördüncüsü, Anayasa benimsenmediği takdirde pretoryen diktasının süreceği mesajı verilmiş, ölümü gören eli böğründeki halk çaresiz, sıtmaya razı olmuştur(126).

Beşincisi, içini gösteren, “seni mimlerim” zarflarıyla gizli oy ilkesi çiğnenmiştir. Altıncısı, tek işlemle hem devlet başkanı, hem de Anayasa oylanmıştır. Her ikisini destekleyenlerin ya da onlara karşı olanların sayısı, oranı belirsizdir. Devlet başkanını destekleyenler Anayasaya katlanmışlarsa Anayasa; Anayasayı destekleyenler devlet başkanına katlanmışlarsa devlet başkanı desteksiz kalmış
demektir.

Peki hangisi çoğunluğu elde etmiştir? Bu bir bilmecedir. Ancak bilinen şudur. İkisi de kuşkuyu içinde taşıyor. Üstelik devlet başkanı için zaten seçme söz konusu değil. Çünkü tek adaydır. Seçenekler arasında özgür seçimde bulunamayan birey özerk değildir. Çünkü özgürlük özerklikten önce gelir(127).

Görülüyor ki, toplumla yapılan bu sözleşme (Anayasa) tehditle, fesada uğratılmış bir iradeyle benimsetilmiştir. Göstermelik oylama hukuken sakattır. Bu yüzden Anayasa biçimsel meşruluktan yoksundur, geçersizdir. Unutmayalım ki, bu tür yollarla halkoyuna sunulan anayasaların sağladığı çoğunluk her ülkede %97-%100 arasında gerçekleşmiştir ve görünüştedir (Duverger). Türkiye’de %93 çoğunluk, halkın onuruna saldırıyla elde edilen ayıplı bir çoğunluktur. “Kurşun yerine oy” kullanılarak (Duverger) kabul ettirilen 1982 Anayasası, hazırlayanlar ve hazırlanış biçimiyle bir tür “ferman anayasası”dır(128).

Gelelim 1982 Anayasasının maddi meşruluk açısından durumuna. Bilindiği üzere anayasalar, örgütlenmiş siyasal birim olan devletin gücünü sınırlayan, bireyin hak ve özgürlük alanlarıyla bunların çiğnenmelerine karşı denetim yollarını belirleyen, iktidarın tek elde toplanmasını önleyerek çoğulculuğu benimseyen, çok iktidar ilişkisinde dengeleri sağlayan, her türlü hukuk dışılığı engelleyen metinlerdir.

1982 Anayasası tersini yapmış, devlet gücünü sınırlayacak yerde hak ve özgürlükleri sınırlamış ve bunları âdeta istisnalar haline getirmiş, halka güvensizliği ruhuna içselleştirmiş, yargı birliğini ve bağımsızlığını örselemiş, demokrasi rejimini değil, cumhuriyet yönetimini öngörmüştür. 1961’in insan hak ve özgürlüklerine “dayanan” devleti (md. 2) gitmiş, hak ve özgürlüklere lütfen “saygılı” (md. 2), “kutsal devlet”i (23.07.1995’e dek dayanabilen bir kutsallıktır bu) gelmiştir.

Devlet ve değerleri her ülkede elbette korunur. Korunmalıdır da. Ama “devlet” kutsallaştırılırsa ilişilemez (tabu) olur çıkar. Çünkü kutsallara dokunulamaz. Görünen o ki, erek (telos) ve varlıkbilim (ontologie) açılarından (Karl Loewenstein ve Giovanni Sartori’nin anayasaları sınıflamalarına göre) 1982 Anayasası, siyasal iktidarın keyfiliğini önleyici, insanların hak ve özgürlüklerinin özünü kollayıcı olmadığından normatif ve güvenceci bir anayasa değildir. Diyanet İşleri Başkanlığının konumuna değin devletin örgütlenmesini ayrıntılarıyla düzenleyip devleti korumayı amaçladığından, toplum dinamikleriyle bütünleşemediğinden, hak ve özgürlükleri istisna olarak algıladığından ve bunları adı var kendi yok ölü bir metne dönüştürdüğünden, görünüşte, nominal, semantik bir anayasadır, bir metindir. Elbise dolabında bekleyen bir balo giysisidir. Çünkü günlük yaşam ve hukukla ilgili değildir.

Anayasaya göre halk ve birey devlet içindir, devlet halk ve birey için değildir. Öyle ki, Belçika’nın getirdiği yasaktan (1831 Anayasası md. 24; 1994 Anayasası md. 31) 151 yıl sonra, devleti koruma kaygısıyla, memur yargılaması için izin sistemini getirmiştir (md. 129/son). Memurîn Muhakematı Hakkında Kanun-ı Muvakkat gibi baskı yasalarını üretmeye kodlanmış bir metindir bu. Anayasa laiklikten söz etmiştir, ama zorunlu din derslerini getirerek laikliğin canına okumuştur, antilaiktir. Bu yüzden de Türkiye bugün, anayasacılık kavramlarına göre belirtilmek gerekirse, bir “anayasalı devlet”tir, ama bir “anayasal devlet” değildir(129).

Taşıdığı bu yapım (imalat) yanlışları nedeniyle derin siyasal ve toplumsal bunalımlar üreten, toplum dokusunu yırtan(130) bu Anayasanın arkasında, artık onu kotaranlar bile durmuyor, duramıyorlar ki, “demokrasiye vurgun Türk çocukları” dursunlar. Çağımızın en büyük matematikçilerinden biri Kurt Gödel’dir. Nazilerden kaçarak Amerika’ya sığınmıştır. Sürekli uzatılan çalışma izinleri sayesinde üniversitede görev almıştır. ABD yurttaşlığına geçmesi gündeme geldiğinde, ABD Anayasasını okur ve sarsılır. Zira Gödel’e göre bu Anayasa diktatörlüğü önleyecek silahlardan yoksundur. Her an bir Hitler yaratabilir. Bu yüzden Gödel, ABD yurttaşlığını reddetmeyi düşünür. Onu zorla inandırmışlardır, yurttaşlık konusunda.

Bugün Türkiye’de 1982 Anayasasını reddeden Gödel’ler çoğunluktadır ve bu Anayasanın maddi meşruluğu da kalmamıştır. Benim burada yaptığım, meşruluk kavramı açısından yalnızca bir hasar
saptamasıdır.

Türkiye; hukuk devleti değil, hukukun üstünlüğü temeline oturan, evrensel ilkelerin tezgâhında yerel ipliklerle dokunan, ortak paydası insan hak ve özgürlükleri olan bir Anayasayla üçüncü bine girmeyi hak etmiştir.

Ancak bir hukukçu olarak şunu vurgulamak zorundayım. Anayasayı eleştirmek başka, ona uymak başkadır. Hiçlikle (butlanla) sakat olan bu Anayasa yeni bir Anayasayla yürürlükten kalkıncaya dek, ona uymak yasal bir yurttaşlık görevidir.

Öte yandan onun meşruluğunu tartışmak, kamuoyunu uyarmak ve halka doğruları söylemek de bir hukukçunun ahlaki bir ödevidir. Ben hem görevimi, hem de ödevimi yerine getirmeyi sürdüreceğim.
***
NELER YAPMALI?

İşte, dokunduğu her şeyi bilim testinden geçirerek akılcılığa dönüştürebilen ve kendini durmadan yenileyerek kültür genlerine içselleştirdiği çağla aynı dalga boyunu yakalayabilen pırıl pırıl bir Atatürkçülük.

İşte, ilke ve boyutları, marangozun budaksız ağaçta kayan rendesi gibi, iyi işletildiğinde, barışın, gelişmenin, açmazları aşmanın altın anahtarlarını cömertçe sunan; ancak bunların bir tanesinde bile sapma olduğunda, bağışlamayıp sürçen ve, bütün sistemi bunalıma sürükleme pahasına, çözüm anahtarlarını inanılmaz bir kıskançlıkla geri alan görkemli ve çağcıl demokrasi.

Nihayet işte, doğruları, yanlışları, esin kaynakları ve sorunlarıyla kara sevdamız

Türkiye, bizim Türkiyemiz.

Tercih sizlerindir.

Ben Türk halkının “güzeli ağlatan, çirkini söyleten” bir halk olmadığına inanmışımdır. Bu yüzden hep ondaki titreşimleri ve bilimi gözeterek doğruları dile getirmeye çalıştım. Hem de, yabancı sözcüklerle kuşatılmış, başkenti bile sokaklarına dek istilaya yeltenen “Türkgilizce”yle değil, vurgun olduğum, ses bayrağım anadilim Türkçe’nin yalınlığıyla, içtenliğiyle yazdım ve konuştum.

Şu anda da, birey, yurttaş, hukukçu olarak ve bütün sorumluluğu üstlenerek tercihlerimi dile getiriyorum.

İçleri boşaltılmamış, sulandırılmamış evrensel kavramlarla düşünen ve üreten; dünyanın kıyısında köşesinde değil, odağında yer alan; tarihe maruz kalan değil, tarih yapan, çağın ruhuna denk düşen bir Türkiye istiyorum.

Uygar yüzlü, ışıyan Atatürk’ü ve sonluluk değil, sonsuzluk olan, 1930’lara mıhlanan değil, bilimin ışığında geleceğe gelecekler üreten Atatürkçülüğü geri istiyorum.

Düşük yoğunluklu, yozlaşmış, büyük ağabeylerin vesayetindeki icazetli demokrasiyi reddediyorum. Eşit bireylerden oluşmuş özgür halkın, özgür halk tarafından, özgür halk için yönetimi anlamında çıtası en yüksek demokrasiyi istiyorum.

Demokrasinin yönettiği düşünceler ve inançlar Cumhuriyetimi geri istiyorum. Hoşgörünün de ötesinde “öteki benim eşitim” diyen, birbirlerine meydan okuyarak saygı duyan, berikilerle ötekilerin hak ve özgürlükleri çiğnendiğinde, kendilerinin hak ve özgürlükleri çiğnenmişçesine çiğneyenlere karşı çıkma ortak bilincini, akılcı eleştiri, tartışma, sorgulama, algılama kapılarını açık tutma yeteneklerini kazanmış özgür ve demokrat insanların yaşadığı demokratik cumhuriyet
istiyorum.

Yaşamın ve barışın vazgeçilmez gerekçesi olarak, dokuları örselenmemiş, kendisini dengeleyen bir doğa; kılcal damarları çoğulculukla beslenen ve kendini geliştiren bir toplum istiyorum.

Çoğulculuğun doğal sonucu olarak, din ve devletin karşılıklı bağımsızlığı ilkesine yaslanan, barışçı, kırılmalara uğramamış, özürsüz ve ödünsüz laikliği geri istiyorum.

Düşünceleri, inançları yasaklamayan, yalnızca barış içinde tartıştırıp yarıştıran, adalet imbiğinden geçmiş ve insanları özgürleştiren bir hukuk; böyle bir hukukun egemenliğinde, düşünce ve inançlara eşit uzaklıkta, karar süreçlerine kattığı halkına güvenen, yansız ve meşruluğunu hukuktan alan güçlü bir devlet istiyorum.

Böyle bir devletin; devletlerin özgür birey ve halk için olduğu anlayışını temel alan, insanların evrensel ahlak kodu sayılan hak ve özgürlükleri gerçekleştirmeyi kaygı edinen, gözeneklerine değin içselleştirdiği hukukun üstünlüğü omurgasıyla ayakta duran bir anayasayla örgütlenmesini istiyorum.

Hukuku değil, devleti koruma kaygısıyla Memurin Muhakematı Kanunu gibi yasaların destekçisi sözde anayasa metinlerinin çağcıl bir ülkede yeri olmadığını özellikle vurguluyorum.

Sığlaşan hukuktaki her yanlışın patlamaya hazır bir krater olduğu bilinciyle; her aileyi yargısallaştıran ve devleti bireylerle sürtüştüren çarpık hukukun ürettiği davalar yığınının fay hattındaki hukuk göçüğünden insanımın kurtarılmasını, yazılı hukukun değiştirilmesini, “dura dura bayatlayan adalet” (B. Brecht) yüzünden umudunu mafyaya bağlayanların “makûs talih”lerinin yenilmesini istiyorum.

Özlenen hukuku yaşama geçirmenin önkoşullarını yaratabilmek için, hukukun biricik yorumcusu ve sözcüsü yargı erkinin öbür erklerden bağımsız olmasını, özellikle yürütmenin kuşatma harekâtını yarmasını; devleti ve demokrasiyi meşrulaştıran yargı gücünün yasama ve yürütme güçleriyle maddi ve manevi bütün alanlarda eşit kılınmasını istiyorum.

Yargının ivedi gereksinimlerinin kısa vadede karşılanmasını, 1966 New York Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinde (md. 14) bir insan hakkı olarak vurgulanan üst (ara) mahkemeye başvuru (istinaf) hakkının tanınmasını, böylelikle üst mahkemeleri, yargı kolluğu, akademisi, binalarıyla halkın ve Türkiye’nin saygınlığına yaraşan yetkin bir adlî yargı istiyorum.

Diyeceklerim şimdilik bunlardır.

Gösterdiğiniz ilgi ve sabra gönül borcumu öderken, 2000 yılında demokrasinin utkusuyla taçlanmış, baskı ve terörden arınmış, barışa kavuşmuş bir Türkiye’de ve dünyada buluşmak umuduyla saygılar sunarım.

Yaşasın Türkiye !

REFERANSLAR :
(1) PERES, Shimon, Tarihte Av Mevsiminin Sonu, derleyen: GARDELS, Nathan, (B. ‘Çarakçı’ Dişbudak, Yüzyılın Sonu, (Büyük Düşünürler Çağımızı Yorumluyor), İş B. Yay., İstanbul, 1999, s.315. Geri Dön
(2) DEDEOĞLU, Gözde, 21. Yüzyıl Yumuşamak Zorunda, Cumhuriyet, 21.06.1999. Geri Dön (3) TOPUZ, Hıfzı, Globalleşme İçinde Bilimsel Araştırmalar, Adam Sanat, Nisan 1998, s.6. Geri Dön
(4) SARTWELL, Crispin, (A. Yılmaz), Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Ayrıntı, İstanbul, 1998. Geri Dön
(5) Dışa/içe patlayan ülkeler ayırımını ünlü düşünür AKBAR’dan esinlenerek ülkemize uyarladım. Bakınız: AKBAR, S.Ahmed, Bağdat Kapılarında Medya Patronları, GARDELS, s.41. Geri Dön
(6) Türkiye Bilimler Akademisinin (TÜBA) 1998’de oluşturduğu komisyonun “bunalım” tanımı budur: Türkiye’de Bunalım ve Demokratik Çıkış Yolları, Ankara, 1998, ÇAVDAR, Ayhan O., Önsöz, s.v. Geri Dön
(7) BARBER, Benjamin, R., (M. Beşikçi), Güçlü Demokrasi, Yeni Bir Çağ İçin Katılımcı Siyaset, Ayrıntı, İstanbul, 1995, s.18. Geri Dön
(8) BOORSTIN, Daniel, J., İmajın Bir Tarihi: Sahte Olaylardan Asıl Gerçeğe, GARDELS, s.256. Geri Dön
(9) Bu anlayışın sonuçları ve eleştirisi için bakınız: KADIOĞLU, Ayşe, Cumhuriyet İradesi Demokrasi Muhakemesi, Metis, İstanbul, 1999, s.31-33, 104-106. Geri Dön
(10) Cumhuriyet, 11.08.1929. Geri Dön
(11) HERRIOT, Edouard, Préface, s.v., ALP, Tekin. Le kémalisme, Paris, 1937. Geri Dön
(12) André MALRAUX, bu tanımı şu yapıtında sık sık yineler: Antimémoires, Folio,Paris, 1976, s.16, 38… (Ayraç İçindeki “Atatürk” sözcüğü benim, s.s.). Geri Dön
(13) Söylev, Ankara, 1978, I., s.11, 12; MARCHAND, P., Le réveil d’une race, Paris, 1927, s.42; RISLER, J.C., L’ Islam moderne, Paris, 1963, s.21. Geri Dön
(14) TURAN, Şerafettin, Türk Devrim Tarihi, Ankara, 1996, III, s.21. 1937’de “altı ok”un Anayasaya sokulması sırasında Anayasa Komisyonu Başkanı merhum Şemsettin Günaltay, yaptığı konuşmada karşıt düşünce açıklamasının yasak ve suç olacağını belirtmiş, merhum Recep Peker de bunu doğrulamıştır. Bakınız: DOĞAN, D. Mehmet, Tek Parti Doğruları Demokrasiye Karşı, Yeni Türkiye, n.17, 1997, s.484. Geri Dön
(15) “Öğreti” sözcüğünün buradaki anlamı hiç kuşkusuz ideolojidir. Geri Dön
(16) SARTRE, Jean-Paul, L’Etre et le néant, Paris, 1984, s.12. Geri Dön
(17)SARIBAY, Ali Yaşar, Demokrasinin “Prelude”ü olarak Kemalizm, Türkiye Günlüğü, n.28, May-Haz., 1994, s.16 vd.; HEPER, Metin, Kemalizm ve Demokrasi, aynı dergi, s.39; MAHÇUPYAN, Etyen, Kemalizm: Bir Geçiş Dönemi, aynı dergi, s.58, 60. Karşıt görüş: ALTAN, Mehmet, Kemalizm Ordunun Resmi İdeolojisidir, aynı dergi, s.61-64. Geri Dön
(18) İNÖNÜ’de 1962’deki bir radyo konuşmasında aynı görüşü doğrulamıştır. Geri Dön
(19) Yeni bir incelemesinde Mohammed ARKOUN, Atatürk’le ilgili incelemelerin bu tarihsel olayın çok yönlü araştırma alanını henüz tüketemediklerini, düşünme öğesini taşıyanın pek az olduğunu belirtiyor ve kanımca haklıdır (ARKOUN, Mohammed, (E. Öktem, İslami Bakış Açısı İçinde Pozitivizm ve Gelenek Olarak Kemalizm Olayı, Cogito, n.1, 1994, s.49. Geri Dön
(20) BURDEAU, Georges, Le libéralisme, Seuil, Paris, 1979, s.181-183. Geri Dön (21) BERNARD, Michel/LAUZON, Léo-Paul, Les rétrolibéraux, Devoir, Québec, 21.12.1994. Geri Dön
(22) VECA, Salvatore, (E. Buissière), Ethique et politique, PUF, Paris, 1999, s.157. Geri Dön
(23) A.İnsan Hakları Mahkemesinin Kjeldsen (07.12.1976), Kokkinakis (25.05.1993) kararları bu doğrultudadır. Geri Dön
(24) BURDEAU, s.44. Geri Dön
(25) A.İnsan Hakları Mahkemesinin Handyside (07.12.1976), Sunday Times (26.04.1979), P.M. Ligens (08.07.1986), G. Oberschlich (01.07.1997), T.Komünist Partisi (30.01.1998) kararları. Geri Dön
(26) TANİLLİ, Server, Devlet ve Demokrasi, Anayasa Hukukuna Giriş, İstanbul, 1981, s.30-33. Geri Dön
(27) KYMLICKA, Will, (A. Yılmaz), Çokkültürlü Yurttaşlık, Ayrıntı, İstanbul, 1998, s.154, 155, 251 vd.; GÜRAN, Sait, İfade Hürriyeti Üzerinde İdarenin Yetkileri, İstanbul, 1969, s.380. Geri Dön
(28) ERDEM, Fazıl Hüsnü, Düşünce Özgürlüğü, Ankara Baro Dergisi, 1998, n.1, s.6, 7, 24, 27. Geri Dön
(29) HUNTINGTON, Samuel, P., Anlaşamayan Uygarlıklar, GARDELS, s.81. Geri Dön
(30) MORIN, Edgar, Pour sortir du XX ème siècle, Paris, 1984, s.90, 91. Geri Dön
(31) CANETTI, Elias, (G.Aygen). Kitle ve İktidar, Ayrıntı, İstanbul, 1998, s.23, 26.
Geri Dön
(32) SYBERBERG, Hans Jurgen, Almanya’nın Ruhu; Modern Tabu, GARDELS, s.137, 141. Geri Dön
(33) BOORSTIN, s.254. Geri Dön
(34) BASTIAT, Fréderic, (D. Russell/Y. Arslan), Hukuk, Ankara, 1997, s.62, 65. Geri Dön
(35) CONNOLLY, William, (F. Lekesizalın), Kimlik ve Farklılık, Ayrıntı, İstanbul, 1995, s.249-250. Geri Dön
(36) VECA, s. 166, 167. Geri Dön
(37) JUNG, C.C., (C.E. Sılay), Keşfedilmemiş Kimlik, Ankara, 1998. Geri Dön
(38) LYOTARD, Jean-François, (Z. Aslan), Ötekinin Hakları, Liberal Düşünce, n.14, 1999, s.144. Geri Dön
(39) LEFEBVRE, Henri, Le manifeste différentialiste, Gallimard, Paris, 1970, s.45, 48. Geri Dön
(40) CROWDER, George, Çoğulculuk ve Liberalizm, Diyalog, 1995, s.81. Geri Dön
(41) SARIBAY, Ali Yaşar, Postmodernite,. Sivil Toplum ve İslam, İletişim, İstanbul, 1994. s.11. Geri Dön
(42) BERLIN, Isalah, Volksgeist’in Geri Dönüşü; İyi ve Kötü Milliyetçilik, GARDELS, s.101. Geri Dön
(43) BARRY, Norman, (M. Erdoğan), Komünizm Sonrası Dönemde Klasik Liberalizm, Ankara, 1997, s.101. Geri Dön
(44) BAUDRILLARD, Jean, (E. Abora/İ. Ergüden), Kötülüğün Şeffaflığı, Ayrıntı,
İstanbul, 1997, s.117, 119, 120, 122, 137. Geri Dön
(45) CONNOLLY, s.248. Geri Dön
(46) BASTIAT, s.11. Geri Dön
(47) HENRY-LEVY, Bernard, La pureté dangereuse, Paris, 1984, s.XIV. Geri Dön
(48) BASTIAT, s.41-57. Geri Dön
(49) FUKUYAMA, Francis, (D.-A.Canal), La Fin de l’histoire et le dernier homme,
Flammarion, Paris, 1992, s.202 vd. Geri Dön
(50) FUKUYAMA, s.17-19. Geri Dön
(51) RAPUSCINSKI, Ryzsard, Amerika’da la raza cosmica, GARDELS, s.164, 172, 173. Geri Dön
(52) MORIN, Edgar/NAÏR, Sami, Une Politique de Civilisation, Arléa, Paris, 1997, s.33, 34. Geri Dön
(53) BURDEAU, s.286. Geri Dön
(54) BERLIN, s.103; RAPUSCINSKI, s.178. Geri Dön
(55) LYOTARD, Ötekinin…, s.149. Geri Dön
(56) LYOTARD, s.145, 147, 150. Geri Dön
(57) FUKUYAMA, aynı yapıt. Geri Dön
(58) TOURAIN, Alain, Qu’est-ce que la démocratie? Fayard, Paris, 1994, s.9, 37. Geri Dön
(59) RAPUSCINSKI, s.178. Geri Dön
(60) PAZ, Octavio, Tarihin Sonunda Batı Doğuya Dönüyor, GARDELS, s.192. Geri Dön
(61) MORIN, Edgar, Penser l’ Europe, Paris, 1987, s.29 vd. Geri Dön
(62) VECA, s.115. Geri Dön
(63) TOPUZ, Hıfzı, Kültürel Kimlik, Adam Sanat, Ekim 1998, s.23-26. Geri Dön
(64) ERDOĞAN, Anayasal…, s.151, 152. Geri Dön
(65) CONNOLLY, s.267 vd. Geri Dön
(66) BURDEAU, s.173. Geri Dön
(67) BARRY, s.101. Geri Dön
(68) DUVERGER, Maurice, Le lièvre libéral et la torture européenne, Paris, 1990, s.98 vd., 189 vd.; KEANE, John, (N. Erdoğan), Demokrasi ve Sivil Toplum, Ayrıntı, İstanbul, 1994, s.49. Geri Dön
(69) BURDEAU, s.187, 221. Geri Dön
(70) BASTIAT, s.51, 52. Geri Dön
(71) İleten: ÇONGAR, Yasemin, Devlet Nereye Demokrasi Nereye (1), Milliyet, 02.08.1999. Geri Dön
(72) YAVUZ, Hakan, İslam ve Türkiye, Türkiye Günlüğü, n.29, Tem.-Ağ. 1994, s.231. Geri Dön
(73) Kopenhag Belgesi, 26.09.1990. Geri Dön
(74) BASTIAT, s.14, 18, 23, 58, 61. Geri Dön
(75) PETTIT, Philip, (A. Yılmaz), Cumhuriyetçilik, Bir Özgürlük ve Yönetim Teorisi, Ayrıntı, İstanbul, 1998, s.231; (Bir zamanlar Amerikan Parlamentosu üyeleri, kimi vergilerden kendilerini bağışık tutmuşlardır (Pettit, s.232); ERDOĞAN, Anayasal…,
s.79, 80, 182-186. Geri Dön
(76) PETTIT, s.231, 233. Geri Dön
(77) MONTESQUIEU, Charles de S.B., Oeuvres complètes, Seuil, Paris, 1964, s.536
(II. kitap, 1. bölüm). Geri Dön
(78) Ibid, s.532. Eski Yunan düşünürü Thucydides de, her insanın iktidarını sonuna dek zorlama eğiliminde olduğunu söylemiştir. Geri Dön
(79) BURDEAU, s.65; PETTIT, s.235, 236. Geri Dön
(80) MONTESQUIEU, s.586-588. İlginçtir, Kudüs yolculuğundan dönerken Chateaubriand da “Yalnızca Padişahın özgür, öbür herkesin köle (kul) olduğu bir
ülkede kalamam” diyerek İstanbul’da mola vermemiştir. Geri Dön
(81) VECA, s.131. Geri Dön
(82) EISENMANN, Charles, L’ “Esprit des lois” et la séparation des pouvoirs, Mélanges R. Carré de Malberg, Paris, 1933, s.165, 183; DE MALBERG, Carré, Contribution à la théorie générale de l’ Etat, Paris, 1922, II, s.5, 8, 18, 20, 28, 29, 35, 36, 43, 49, 110, 121, 131, 142; TANİLLİ, s.376, 377. Geri Dön
(83) EISENMANN, s.166-179, 187-192; DUGNIT, Léon, La séparation des pouvoirs et l’assemblée nationale de 1889, Paris, 1893, s.15-19, 47-116; BRUN, Henri/TREMBLAY, Guy, Droit Constitionnel, Québec, 1990, s.687 va.; ÖZBUDUN,
Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, 1993, s.144-153; TEZİÇ, Erdoğan, Anayasa
Hukuku, İstanbul, 1986, s.402-408; KAPANİ, Münci, Kamu Hürriyetleri, Ankara, 1976, s.282; TOURAIN, s.50; HAYEK, ileten: YAYLA, Atilla, Siyaset Teorisine Giriş, Ankara 1998, s.113, 114; ERDOĞAN, Anayasal…, s.107. Geri Dön
(84) AKTAN, Coşkun Can, Kirli Devletten Temiz Devlete, İstanbul, 1999, s.81. Geri
Dön
(85) Marchamont Nedham 1657’de buna değinmiştir; ileten: PETTIT, s.236; DUGUIT, s.15; KAPANİ, s.283; BRUN/TREMBLAY, s.389; CASSIN, René, Montesquieu et les droits de l’homme, La pensée politique et constitutionelle de Montesquieu, bicentenaire de l'”Esprit des lois” 1748-1948, Sirey, Paris, 1952, s.118; TEZİÇ, s.408, 409; ÇAĞLAR, Bakır, Politika ve Hukukta Neoliberalizm, Yeni Türkiye, n.25., s.27. Geri Dön
(86) PEYREFITTE, Alain, Les chevaux du lac Ladoga. La justice entre les extrêmes, Plon, Paris, 1981, s.524. Geri Dön
(87) BOUILLON, Hardy, (A.İ. Savaş), John Locke, Ankara, 1998, s.23-29. Geri Dön
(88) ERDOĞAN, Anayasal…, s.105. Geri Dön
(89) SEIGNOBOS, Histoire politique de l’ Europe contemporaine, Paris, 1929, I., s.104; DE MALBERG, s.35, 36, 49; DUGUIT, s.16. Geri Dön
(90) CONNOLLY, s.247. Geri Dön
(91) ÖZDEMİR, Hikmet, Yargı Denetimi Demokrasinin Ahlakıdır, Yeni Türkiye, n.17, 1997, s.365. Geri Dön
(92) CORDERO, Procedura penale, Milano, 1985, s.253; DUVERGER, Maurice,
Instittutions politiques et droit constitionnel, PUF, Paris, 1975, I., s.177; FOSCHINI, Sistema del diritto processuale penale, Milano, 1965, I., n.333, 336; FAZZALARI, Giurisprudenza volontaria (dir. proc. civ.), Enciclopedia del diritto, Milano, 1970, XIX, s.354; FAZZALLARI, Istituzioni di diritto processuale, Padova, 1986, s.394; BELLAVISTA, Lezioni, 1968, s.153. Geri Dön
(93) HAYEK, DWORKIN, ileten: BARRY, s.43. Geri Dön
(94) ÖKÇESİZ,Hayrettin, Hukuk Devleti ve Yargıcı, Yeni Türkiye, 1997, n17., s.361.
Geri Dön
(95) VECA, s.66. Geri Dön
(96) BARRY, s.33, 34, 72. Geri Dön
(97) ENGELHARD, Philippe, La troisième guerre mondiale est commencée, Arléa, Paris, 1997, s.282. Geri Dön
(98) ERDOĞAN, Anayasal…, s.157, 162; BEETHAM, David/BOYLE, Kevin, (V.Bıçak), Demokrasinin Temelleri, Ankara, 1998, s.105. Geri Dön
(99) BEETHAM/BOYLE, s.105. Geri Dön
(100) COHEN-TANUGI, Laurent, Le droit Sans l’ Etat, sur la démocratie en France et en Amérique, PUF, Paris, 1987. Geri Dön
(101) VECA, s.155. Geri Dön
(102) TOURAINE, s.61-63, 177; DEPRAY, Régis, Etes-vous démocrate ou républicaine? Le Nouvel Observateur, 30 nov 6 déc. 1989; ERDOĞAN, Anayasal…,
s.194 vd.; KADIOĞLU, s.13, 14, 24, 25, 59, 62, 63. Geri Dön
(103) ROBBERS, Gerhard, Etat et Eglises dans l’Union Européenne, Baden-Baden,
1997, s.350-351. Geri Dön
(104) TOURAINE, s.172. Geri Dön
(105) MILOSZ, Czezlaw, Dinsel Hayal Gücünün Kaderi, GARDELS, s.33; VERGİN, Nur, Din ve Devlet İlişkileri: Düşüncenin “Bitmeyen Senfoni”si, Türkiye Günlüğü, n.29, 1994, s.11, 13; KILIÇBAY, M.Ali, Demokrasiye geçit vermeyen düşman kardeşler: Dincilik ve Laikçilik, aynı dergi, s.117-120; YAVUZ, Hakan, İslâm ve Türkiye, aynı dergi, s.236, 237; HOCAOĞLU, Durmuş, Sekülarizm, Laisizm ve Türk Laisizmi, aynı dergi, s.52, 62-64; ANAYURT, Ömer, Fransa’da klasik geleneksel laikliğin çöküşü ve modern laikliğe geçiş, aynı dergi, s.169-173. Geri Dön
(106) VERGİN, s.11-15. Geri Dön
(107) ROCHE, J./POULLE, A., Libertés publiques, Paris, 1990, s.106; BASDEVANTGAUDEMET, Birigitte, Etat et Eglises en France, ROBBERS, s.129-158. Bu gelişmeye bakarak laikçiliğin, laikliğin çocuk hastalığı olduğunu ileri sürmek (VERGIN, s.13) kanımca doğru değildir. Çünkü ilkesi ayırımdır. Geri Dön(108) İleten: AKYOL, Taha, Jakoben Devlet, Jakoben Hürriyet, Yeni Türkiye, 1997, n.17, s.479. Geri Dön
(109) ROBBERS, s.351, CASEY, James, Etat et Eglises en lrlande, ROBBERS, s.159-
182; BIJSTERVELD, Sophie C., Etat et Eglises aux Pays-Bas, ROBBERS, s.225, 246.
Geri Dön
(110) DURAND-PRINBORGNE, Claude, La laïcité, Dalloz, Paris, 1996, s.28. Geri Dön
(111) ROBBERS, s.351, 352, 358; ARSLAN, Ahmet, İslam, Laiklik ve Çağdaşlaşma,
Türkiye Günlüğü, 1994, n.29, s.134; BOUILLON, s.30, 31. Geri Dön
(112) WALLIS, Roy/BRUCE, Steve, ileten: KADIOĞLU, s.75, 76. Geri Dön
(113) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Kjeldsen (07.12.1976), Kokkinakis
(2505.1993) kararları. Geri Dön
(114) AKTAN, Gündüz, Dinde Yenileşme ve Devlet, Radikal, 17.07.1999; VERGİN,
s.11-15; KADIOĞLU, s.28, 29-33, 51, 75, 81, 97, 98, 121; HOCAOĞLU, s.58-67;
TURGUT, Mehmet, Laiklik ve Demokrasi, aynı dergi, s.99, 100, 106; ERDOĞAN, aynı dergi, s.115; KILIÇBAY, s.118; YILDIZER, Refik, Demokrasi ve Agnostizm ya da Kemalist Tek Yolculuk, Yeni Türkiye, 1997, n.17, s.496; AKYOL, s.482. Geri Dön
(115) TOFRS, Rik, Etat et Eglises en Belgique, ROBBERS, s.18. Geri Dön
(116) BREZINSKI, Zbigniew, Esnek Batının Zayıf Surları, GARDELS, s.64. Geri Dön
(117) KADIOĞLU, s.51. Geri Dön
(118) Kur’an, Bakara, 148; Maide, 48; Fâtır, 32; Mü’minûn, 61. Geri Dön
(119) Kur’an, Bakara, 115. Geri Dön
(120) AKBAR, s.54, 55. Geri Dön
(121) DÜNDAR, Can, Sabah, 04.05.1997; TUŞALP, Erbil, Hürriyet, 24.07.1999. Geri
Dön
(122) De l’étatisme à l’ Etat de droit, Le Monde, 04.05.1991. Geri Dön
(123) Le Monde, 24.05.1991. Geri Dön
(124) CEMAL, Ahmet, Hukuk Kültürümüz “Uygar” mı? Cumhuriyet, 07.09.1998. Geri Dön
(125) HABERMAS, MANIN, ileten: ERDOĞAN, Mustafa, Kamu Alanı ve Liberalizm, Yeni Türkiye, 1999, n.25, s.8, 9, 10. Geri Dön
(126) TANİLLİ, Server, Apo ve Apolar…, Cumhuriyet, 20.11.1998. Geri Dön
(127) RAZ/GRAY, ileten: BARRY, s.65, 67, 68. Geri Dön
(128) Deyiş için bakınız: ERDOĞAN, Anayasal…, s.38. Geri Dön
(129) ERDOĞAN, Anayasal…, s.32. Geri Dön
(130) ÇAĞLAR, Bakır, ileten: AKBAL, Oktay, “İmalat Hatalı Anayasa”, Cumhuriyet,  29.12.1998. Geri Dön

İstisna Hukukunun Akademik Versiyonu: Sinik Kişilik, Sinsi Kimlik

0
hilmi şeker
Yazar Hilmi Şeker

İstisna Hukukunun Akademik Versiyonu: Sinik Kişilik, Sinsi Kimlik / Hilmi Şeker 

İstisnalar hariç eserler, derlemeyi alışkanlığa dönüştürdü. Kim ne demişlerden oluşan metinler, akademik eser kabul edildi. Eser addedilen, insanın kaygıları, toplumun sorunlarıyla buluşmak yerine, gücün beklenti, tercihleriyle örtüşmeyi, günü kotarmayı seçti.

Akademik özgürlük: gerçeği yansızlıkla aramanın, güçle baş etmenin, olup bitenleri burada durarak anlamlandırmanın, insani olanakları tartışarak geliştirmenin, insan, doğa ve ekonun dramına, kalıcı ve kati çözümler bulmanın diğer adıdır.

İnsan, doğa ve nesnenin sırrına erişmek, doğanın sakladıklarını bulmak, insanın istifadesine sunmak, dertlerine deva olmak, akademik yansızlığın güvenceye alınmasına bağlıdır.

Yansızlık, akademisyenin, akademinin kendisine, sokağa, topluma, kurum, kuruluş özne, eden ve nesnelere karşı koruması, gücü takmayacak vaziyete gelmesidir.

Özgürlük; sapma ve savrulmaları, başıboşluğu, yabancılaşmayı önleyen, hiyerarşiyi reddeden, kuşkuları, dikkatiyle aşan, etkinliği ve verimliliğini özenle gerçekleştiren bir ilişkiyi önerir.

Etik ilişki değerlerle var olur. Bilimsel düşüncenin üretilmesi, yayılması, uygulanması, kurumsallaştırılmasının, insani değerleri referans alan bir bilimsel ilişkiyle mümkün olacağını inanır. Öznenin nesne ile ilişkisinin insani değerler üzerine inşa edilmesini arzular.

Kavramlara hizmetli, başka özne, nesne ve amaçlara meyilli bilimsel bir ilişki, mensubiyetinin yarattığı körlükle, gerçeği göremez. Kavramları duygularıyla şekillendirir. Nesneyle objektif bir ilişki kuramaz, bilim üretemez. Sorunlara sahici ve doğru bir çözüm bulamaz.

İnsani bilimin, gerçeğe özgür ve eşit bir ortamda tartışılarak erişilmesini savunur. Yasak, baskı ve şiddetin iradeyi fesada uğratmasını, gerçeği talan, tahrif ve tahrip etmesini yasaklar.

Bu değerlerin akademisyenlerin etik kişi değerlerinden özerk olması, akademik özgürlüğü güvenceye alan içsel bir teminattır.

Mevcut düzen, etik değerlerle ciddi bir kavgaya tutuştu. Değerlerin ilişkileri belirleyen olmaktan çıkmasıyla, gerisinde bıraktığı boşluğu, estetik kaygılardan mahrum kişi değerleri doldurdu.

Habis kişi değerleri, hiyerarşi ile gerçek arasındaki çelişkiyi kullanarak, hiyerarşik yapılanmayı hedeflerinin optimum aracı olarak belirledi. Hiyerarşi, gerçekle girdiği her düelloyu kazandı. Bireysel, politik, dini, etnik, ideolojik ve biyografik edenlerin tetiklediği çıkar, kapris, kıskançlık, egomani düşüncenin akıbetini yazdı.

Akademik kadrolar, statükonun tasnifine tabi tutuldu. Özgürlüğe tutkun, bilimden gayrisini görmeyenler, talan ve tahrip ustası seleksiyonun hışımına uğradı. Kişisel istikbalini, gerçeklere yeğleyen akademik astlar yaşamak için sinmeyi seçti.

Duygu, düşünce, kişiliği ile akademik misyonuna yaşam veren değerleri eşikte bıraktı. Doğruları söylemek, tartışmak, yarışmak yerine, kişiliğini, saygınlığını örseleyen ön kabul, talimat ve buyrukların çürüten, uyutan, iç boşaltan ağına takıldı. Takiyeyi örtülü hedefiyle buluşmanın, yegane çaresi olarak gördü.

Akademik karar ve süreçler, nesnel önceliklerin kontrolünden çıkarak, sinsi yapının pragmatik, çıkarcı ve öznel önceliklerinin etkisine girdi.

Sistem, sinik ve sinsileştiren yapısını hukukla kurduğu sıkı dostlukla sürdürülebilir kıldı. Hukuk uzatılan bu eli, her defasında ve içtenlikle kavradı. Akademisyen/akademinin özlemleri, hayal ve umutları çağdışı düzenleme ve yorumlarla kelepçelendi. Özüne yabancılaşan akademi, özgünlüğünü yitirdi. Gelecek özlemlerini berhava eden bu düzeneğe biat etti, varlığını bekasına adadı.

Özgürlük, bir çok yerden ve zaviyeden kuşatıldı. Karanlıkta ısrar eden, diyalektiği hiçleştiren ve yansızlığı zedeleyen ilişkilerin kışkırttığı duyarsız pratikler kirli ve kuralsız saldırının başını çekti.

Yansızlık; diyalektiğin tamamlanmasını, bilginin yenilenmesini ve etik ilişki değerlerinin oluşturulmasını önleyenlerin saldırısından korunamadı. Akademi doğru ve gerçek bilgiyi üretemedi. Anakronizmin özü semiren tuzağına düştü. Ülkenin problemlerine disiplinlerin bakış, teşhis ile çözüm önerilerini hafife aldı. İlişkiler, insani değerlerin belirlediği rotadan çıktı. Yönünü kaybeden bilim, kavramlardan medet uman ilişkilerin çekim alanına takıldı.

Yıldıran, yıpratan ve bıktıran akademik hayat sıralı ilişkinin kamu adına verdiği yetkiyi sömürerek; özü, aidiyetleri ve geleceği için tehlikeli addettiği düşünceyle önü sonu olmayan, her türlü silahı meşru sayan kirli bir mücadeleye girişti. Hukukun açık, açmaz ve desteğinden yararlanmayı bilen bu bakış, kendisiyle yarışma potansiyeli olan her düşünce ve buluşu bezdiren yol ve yordamı keşfetti.

Bilimin zamanı ve kaynağı gasp edildi. Düşüncelerin yek diğerini sınama olasılığı yok edildi. Resmi karizma kutsandı. Ona ilişme ve aşılma yasaklandı. Diyalog talebi yoksanan, itibar göreceği ve huzur bulacağı yeni mekan aramaya koyuldu. Beyin göçü ivme kazandı. Öznelliğiyle baş başa kalan kanı, sağladığı steril ortamla karanlığın efendisi oldu.

Sürekli özellik geliştiren intihaller altın çağını yaşadı. Parmak ısırtan intihaller, aşırmayla baş etmenin altı yolunu yazdırdı. Kaş ile göz arasında aşırılan düşünce, emek, mesai ve buluşların adliye serüveni görmezden gelindi. Orijinal eserlerin referans olma, yarına kalma umarı seraba dönüştü.

Nakarat tez ve eserler, bilimsellik kisvesiyle başkalarının ağzı, dili ve tarzı oldu. Sınırların ötesinde hayat söndüren intihallere, beri tarafta cübbe giydirildi, terfi üstüne terfi ettirilerek intihal özendirildi.

Etik kurullar, caydıran üslere dönüştü. Kılıktan kılığa giren yıldırmaya mobbingle mücadele dernekleri yetişemedi.

Kurullar, standartlarla uyumsuz addedilen özlemlerin terbiye ve tebdil edildiği halden düşürüldüğü mekanlara dönüştü. Uyumu ve uzlaşmayı reddeden projeler nadasa bırakıldı. Şanslı olanlar, öznel neden ve sözde gerekçelerle evcilleştirildi.

Bilim ideali, bıktıran dişliler arasında un ufak edildi. Özgürlük; kör dövüş, yaban tepki, öfke ve içgüdülerin gazabına uğradı. Buluşların ve körpe projelerin gerçeği arama muradı gözünde kaldı.

Cinsiyet; hipokrat yemini ve etik ilişki değerlerini gözünü kırpmadan askıya aldı. Hastalar, cinsine göre tasnif ve tedavi edildi. Geleceğin akademisyeni, cinsinden hareketle saptandı.

Cins; yirmi birinci yüzyılda, herkese inat özgürlüğü belirleyen ilkel ölçüt olmaktan asla vazgeçmedi. Mobbing, canını dişine taktı, kadın için fazla mesai yaptı. Özgün ve özge deneyimlerle kendine yakışanı yaptı.

Kariyer özleminin önü, korumasız an ve geçitlerde insafsızca kesildi. Köşe başını tutanların ima, dayatma ve isteğiyle is kokan yayınlara, onu hayatında bir kez olsun görmeyenler ortak edildi. Bir yayından bir kaç unvan çıkarıldı.

Sömürü; palazlanarak asalak yayın türü ve yayınların sırtından inmeyen özgün bir sınıf oluşturdu.

Akademinin keşfeden, tartışan, çeviren, karşılaştıran, imrendiren geçmişi mazi oldu. Enflasyon akademi kadrolarını vurdu. Herkes profesörler oldu. Yükselme esaslarını dolanan, zamana oynayan etkinliğin niteliği, performansın gerçekliği sınanmadan unvana dönüştürüldü.

Aidiyet duygusunun; kefalet, ima ve işaret ettiği aday haksız, yoğun, yersiz abartılı atıflarla ihya edildi.

Hakiki eser, hakkettiği referansı ıssız bir köşede bekledi durdu. Umuda yenilenler, yükselme standartların desteğinden mahrum kaldı. Tezlerin, kıran kırana tartışılması, özgürce dolaşması, yayılması ve toplumla buluşması önlendi.

Aidiyet çarkı yükselme kriterlerini sömürmede ustalaştı. İçerik yoksunu, ölçütlerle kavgalı, derleme ve sıradan bir dokunuşla tuz buz olacak eserler, ayarlanan ve iradesi rehin alınanlardan istediğini kopardı.

Bir tez, bir kaç makale, bir iki sunum bir ömür üzerine yatılacak turfanda unvanlar için yeterli oldu.

İdari kurullar, akademik usul ve süreçlerin kontrol merkezine ve ati üzerinde söz sahibi olmanın mevzilerine dönüştü. İdari görevlerle, ders taksiminde yarar, getiri, referans ve mazi başat rol oynadı. Dünyayı kasıp kavuran gelişmelerin, sınırların berisinde meydana getirdiği değişiklikler, yarattığı etki sonuçların paylaşılması, ayak oyunlarının insafına kaldı.

İstisnalar hariç eserler, derlemeyi alışkanlığa dönüştürdü. Kim ne demişlerden oluşan metinler, akademik eser kabul edildi. Eser addedilen, insanın kaygıları, toplumun sorunlarıyla buluşmak yerine, gücün beklenti, tercihleriyle örtüşmeyi, günü kotarmayı seçti. Dolanan laflar gerçeği perdeledi.

Başucu, başyapıt ve içtihatlar etrafında dönen görüşler, sanat yapmak yerine kendinden öncekileri tekrarlayarak zanaat olmayı yeğledi. Özgünlük; başa musallat olan kıskançlık, ilkel duygu ve reflekslerle çevrelendi.

Literatür: dayatılan, egemen addedilen görüşe indirgendi. Sınırların berisi, Higgs Bozon sevdalısı dünyayı seyretmekle yetindi. Katı vesayet; farklı olasılıkları ötekileştirerek, onların gerçeğe katkısını, yarışanlardan güç almasına önledi.

Duygular, dipnotlarını yönlendirdi. Ufukları daraltı, dimağları köreltti. İhtiras, çıkar, sarsılma korkusu gözüne kestirdiği kişi ve nesneyi dondurdu. Değişme, yaşama ve yenilenme arzusu hor görüldü. Özensizlikle işbirliği yapan vesayet, özgürlüğün belini kırdı.

Dil, düşünceyi hapsetti. Akademik eserler, zayıf dil, anlatım defolarıyla düşünceyi sendroma soktu. Düşüncenin dile gelmesini, ifadenin özgürleşmesini engelledi.

Bu tablo en çok asistanları vurdu. Bilimle peçelenen habislik, akademinin ilk basamağına yaşamı dar etti, sömürü ve mobbing etkisini derinleştirdi, sınırını tereddütsüz genişletti.

Alttakiler, üstekilerin arzu, istek ve kaprislerine göğüs gerdi. Sömürü, maddi sınırları yoklamaya başladı. Yazgıları akademik çabadan çok, getir götür işlerine tahammül ve kaprislere sadakat belirledi.

Direnenler, döngünün sunduklarından ve sağladıklarından mahrum bırakıldı. Mimlenenler, işin inceliklerini asla öğrenemedi, ileri gidenlerin pamuğa bağlı statüleri son buldu. Adaletin işe iade ettiği akademisyen, daraltılan mekanlarda soluklanamadı, beterine razı oldu.

Mevzuat, olup bitenleri organize etti. Hukuk, akademik özgürlüğün birikim ve kazanımlarını bir kaç tuş ve dokunuşla geri aldı. Hukuki desteğini yitiren akademi, öz dinamikleriyle yaşama ve ayakları üzerinde durmayı bıraktı.

Yeni dünya düzeni; hukuku kendi hedef ve amaçlarını gerçekleştirmekle görevlendirdi. YÖK yasasıyla akademik özgürlük, kişiler ve düşünceler üzerinden herkesin gözü kulağı önünde tasfiye edildi.

Üniversitelerin idari, mali ve bilimsel özerklik talebi dışlandı, değerlerini oluşturması ve kurumsallaşması engellendi. Seçim yöntemlerinin tekçi, baskıcı ve şımarık genleri; politik, ideolojik kodların koridorlarda cirit atmasına refakat etti.

Onca muhalefete rağmen, YÖK, üniversiteleri ele geçirmeyi tamamladı. Düşünce özgürlüğü ile akademik kadroların kontrolünü ele geçirdi. Öznel politik ve ideolojik tercihler üniversitelerin üzerine abandı, el değmedik yer, gidilmedik bir karış toprak bırakılmadı.

Politik, ekonomik, sosyal tercihler, seçim sisteminin açtığı kanalları kullandı. İdeoloji idari kademelere yerleşti.

Güvenlik kaygılarının öne çıkardığı, kişiye has ceza hukukuyla düşünce özgürlüğünü terörle özdeşleştiren TMY, bir fırsatını bulup gerçeğe takan akademisyeni, adliyenin kapısından almayı ihmal etmedi. İstisna hukuku gerçeği söylemenin, bilim yapmanın bedelini ilgilenenlere ziyadesiyle öğretti/ödetti. Yarım kalan akademik eğitim, özgür üniversite, cezaevi ya da sınırların ötesinde sürdürüldü.

Akademik kadroların çalışma özgürlüğü, sözde gerekçelerle önlendi. Emeği ile ekmeği arasında tercihe zorlanan kadroların iradesi fesada uğratılarak bilim yapmaları önlendi, göç etmeleri kolaylaştırıldı.

Mantar gibi çoğalan, boş buldukları her yere konan üniversiteler, rica minnet buldukları akademik kadroları, taşımalı olanlarla takviye ederek bilgiyi, kadro ve üniversiteyi yozlaştırdı. Dekanlar, öğretim üyelerini her açıdan teftiş ederek, onları arza bağladı, arza çakılmak özgürlüğü kısıtladı.

Darbe döneminin yasama desteğiyle hizaya getirdiği akademinin, gerçekle iştigal etmediği, açık yaraların üzerine gitmediği, sinir uçlarına dokunan çözümler üretmediği, toplum ve kamu yararıyla uyumlu eylemediği aşikardır.

Böyle bir akademik tablonun, akademisyenin önüne koyduğu yegane tercih gerçekleri, konjoktürel ve gelenekler üzerinden biçimlendirmesinden başkası değildir.

YÖK yasasının güvenlik algısının özenle ve hassasiyetle vücuda getirdiği özel, özgün sıralı, kadiri mutlak yapının, akademisyen üzerindeki açık, örtülü baskısı sürdükçe, buradan gerçek adına bir şeylerin çıktığını savlamak abesle iştigaldir.

İstisna hukukuyla paslaşan üniversite, memleketin yakıcı sorunlarının herkesin gözü ve kulağı önünde tartışılarak çözülmesine aman vermedi, aksi çabalar pusu atan kavramlardan alınan destekle idari ve güvenlik bürokrasisine havale edildi.

Yakıcı sorunların tartışılma talebi ile tartışmak için mekan arayan entelektüel, tarihçi, yazar, politikacı, akademisyen ve aktiviste kapılarını sıkı sıkıya kapattı. Güvenlik, bütünlük çiftini sıkıştıkça çağıran, tekçi yapı ve uzantılarının çatlak ses istemeyen solosuna biat ederek, bilim ile sanrılar arasındaki kadim krizin altında kaldı. Özgürlük iddiasının kof bir söylem olduğu, manipülasyondan öte bir anlam taşımadığı defalarca teyit edildi.

Güç karşısında debelenen akademi, yurttaşın dram ve trajedisine kalıcı etkili ve meşru bir çözüm bulmak, direnmek yerine, özgürlüğünü eliyle sunmayı, güç ve çıkara cübbe giydirerek yaranmayı seçti. Hızını alamadı, darbeci geleneği doktorayla taltif etmekte beis görmedi. Bir çok açıdan örselenen bilim, kendini saldı. Yakıcı meselelerden uzak, tatlı pembe bir hayatı gerçek olarak lanse etti.

Özgürleşmek, özlemleri gerçekleştirecek dünya ve içinde kıran kırana yarışan düşüncelerden insana, doğaya ve evrene odaklananı öne çıkarmak, vesayeti körükleyen, eskimiş bilgiyle eyleyen, bilim etiğiyle kavgalı, takrir-i sükuna müptela ve çözümsüzlüğü dayatan bu düzenin değişmesine bağlıdır.

Reformun, eskisinden taşıyacağı izlerin, romantik ve nostaljik damarları kabartan potansiyeli onu güvenilmez kılmaktadır. Özgür, özerk, özge ve özlemli bir akademi umuduyla…

Hilmi Şeker/Yargıç/İstanbul 

Makale 2013 yılında Güncel Hukuk Dergisinde yayımlanmıştır. 

 

20 Aralık Uluslararası İnsani Dayanışma Günü

0

20 Aralık Uluslararası İnsani Dayanışma Günü, 22 Aralık 2005 tarihinde ilan edilmiştir. (International Human Solidarity Day), BM Binyıl Bildirgesi(Milenyum Bildirgesi)

BM’nin kabul edilen 60/209 sayılı  kararıyla resmi olarak belirlenmiştir.

20 Aralık, bireylerin medeni ve siyasi hakları ile ilgili olarak, dayanışma kültürünün geliştirilmesi ve yoksullukla mücadele için birlik günüdür. BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş bir uluslararası demokrasi ve hukuk günüdür. 

20 Aralık, yoksulluğa karşı mücadelede dayanışmanın önemini tüm insanlığa hatırlatma günüdür.

Gün, Birleşmiş Milletler teşkilatı ve üyesi olan devletler tarafından benimsenmiştir. Evrensel değerler konusunda yardımlaşmak, küresel adalet hedeflerini gerçekleştirmek ve bu alanlarda farkındalık yaratmak temel hedeftir.

Girişimin amacı, barış ve güvenliği koruyarak insan hakları ve sosyo-ekonomik gelişmeyi sağlamaktır. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri hedeflerine uygun olarak yoksulluk ve diğer sosyal problemleri gündeme getirmek teşvik edilmektedir.

2002 yılında kurulan Dünya Dayanışma Vakfı, 2003’de BM Kalkınma Programı olarak yeniden yapılandırılmıştır.

BMKP’nun öncelikli görevi yoksulluğu ortadan kaldırmaktır. Temel görev;  başta en yoksul kesimler olmak üzere insani, toplumsal ve ekonomik gelişmeyi teşvik etmektir. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler önceliklidir.

20 Aralık Uluslararası İnsani Dayanışma Günü Etkinlikleri 

Uluslararası İnsani Dayanışma Günü,

  • Emek sömürüsünün olmadığı işçi hakları odaklı dayanışma,
  • Çalışma standartlarının iyileştirilmesi,
  • Eşit ve adil ücret uygulamalarının yaygınlaştırılması,
  • İşyeri demokrasisi,
  • İhtiyaç sahiplerine ücret ve sosyal güvenlik haklarının sağlanması
  • Kültürel çeşitlilik içinde birlik mesajı vermek,
  • Hükümetlere uluslararası anlaşmalara olan taahhütlerini hatırlatmak,
  • Dayanışmanın önemi konusunda toplumu bilinçlendirmek
  • Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini kamuoyunun sürekli tartışmasını sağlamak

kutlama gününün en önemli gündem maddelerindendir.

20 Aralık Dayanışma Günü, serbest piyasa ve devletler tarafından eşitsizliğe ve adaletsizliğe sürüklenen toplumsal kesimlere yönelik girişimleri gündemine almaktadır. Antikapitalist bir bakış açısı benimsenmemiş, ekonomik sorunlara doğrudan müdahaleyi esas almıştır. Dönüşümcü, aşamalı bir toplumsal dönüşüm talepli bir girişimdir. Yerel girişimlerle dayanışma ekonomisini oluşturmak, yerel halkın temel ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak ve devletlerin sahip oldukları ekonomik pastanın adil bölüşümüne vurgu yapmak  temel hedeflerdendir. Ülkelerin özellikle en yoksul kesimleri, farkındalık etkinliklerinin odak noktasını oluşturmakta, açlık, susuzluk, sağlık hizmetlerinden yoksunluk gibi temel hizmetleri alamayan kesimlere el uzatılması çağrısı yapılmaktadır. Bu çerçevede, sağlık hizmetlerini ve ilacı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak; doğal veya insan kaynaklı afetlerden zarar görenlere yardım etmek ve evrensel eğitim standartlarına herkesin ulaşmasını sağlamak gerekmektedir.

Philadelphia(1993)

0
Philedelphia

Philadelphia, 1993 yılında vizyona girmiştir.

İşinde başarılı ancak eşcinsel olan bir avukatın (Tom Hanks) birgün AIDS virüsü taşıdığının fark edilmesi ve çok geçmeden çalıştığı hukuk bürosundaki işine sudan bir sebeple son verilmesi üzerine gelişen hukuk mücadelesini anlatmaktadır.

Avukatın patronu ile arası çok iyi olduğu için bu duruma çok şaşırmıştır. Yapacağı bir şey kalmayan avukat, şirketi ve patronu aleyhine dava açmaya karar verir. Böylece AIDS kurbanı bir insanın toplum içindeki yerini sorgulayan bir dava ve hukuk mücadelesi de başlamış olur.

Ve ona bu hukuk mücadelesinde arkadaşı (Denzel Washington) yardımcı olacaktır.

Philadelphia – Künye 

Yapım          : 1993 – ABD
Tür                : Dram
Süre              : 125 dakika
Yönetmen   : Jonathan Demme
Oyuncular  : Tom Hanks, Denzel Washington, Antonio Banderas, Mary Steenburgen, Obba Babatundé
Senaryo       : Ron Nyswaner

Savcılık kurumu ve savcılarımız

0
Prof.. Dr. Sami Selçuk

Savcılık kurumu ve savcılarımız / Sami Selçuk

“Savcılık bir karar makamı olmadığı halde bugün ülkemizde savcılar, ‘yetkisizlik kararı’ bile veriyorlar. Adalet Bakanlığı da, yükselme dönemlerinde yükselme sırasında gözetilmek üzere verilen yetkisizlik kararlarından da örnekler istiyor. Demek, ülkemizde, bırakınız başkalarını, Adalet Bakanlığı bile savcılık kavramını ve kurumunu iyi algılayamamıştır.”

Yürürlükten kaldırılan 1929/1412 sayılı Suç Yargılama Yasası’nın (Özgün adı, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu) ellinci yılında, yani 1979’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinin güzel bir salonunda, U biçimindeki uzunca bir masanın çevresinde toplanmıştık.

Yapıp ettiklerimizi tartışacak, bir bakıma uygulamakta olduğumuz suç yargılama yasası (CMUK), dolayısıyla yargılama hukukuyla hesaplaşacaktık.

Merhum Prof. Dr. Ö. Tosun, gereksiz yere açılan davalar -ki o dönemlerde de, şimdiki gibi, “mahkeme temizlesin” saçmalığıyla davalar açılmaktaydı- yüzünden mahkemelerin yükünün çok arttığını, dava açmada “mecburilik dizgesi”nden (sistem) vazgeçilmesini, Fransa’nın son dönemde benimsediği “yerindelik / takdirilik dizgesi”ne geçilmesini önermişti.

Söz alıp, bu görüşe karşı çıktım.

Bırakınız, içerik olarak, ülkemizde savcılığın adlandırma, kavram ve kurum olarak bile, bilinmediğini ve yerine oturmadığını, savcılığın altı yüzyıllık bir Fransız kurumu olmasına karşın, bu ülkede bile uzun deneyimlerden sonra dava açmada yerindelik (takdire dayanma) dizgesine yeni geçildiğini, bu yüzden öneriye katılamadığımı, ülkemizde savcılığın bugün bile bir KARAR MAKAMI olarak algılandığını, nitekim Batı ülkelerinde savcılığın “kovuşturmaya yer olmadığı kararı”nın değil, “kovuşturmaya yer olmadığı görüşü”nün yakınanlara bildirildiğini belirtmiş, uygulamada yaşanan çarpık örneklerden birini vermiştim: “Savcılık bir karar makamı olmadığı halde ülkemizde savcılar, ‘yetkisizlik kararı’ bile veriyorlar. Adalet Bakanlığı da, yükselme dönemlerinde verilen yetkisizlik kararlarından da örnekler istiyor. Demek, ülkemizde, Adalet Bakanlığı bile savcılık kavramını ve kurumunu iyi algılayamamıştır.”

Bu sözlerim üzerine ömrünü suç hukukunun -ki suçun öğeleriyle ilgili en yetkin yapıtların da yazarıdır- özellikle de suç yargılama hukukunun iyi algılanıp özümsenmesine adamış olan Merhum Prof. Dr. Nurullah Kunter (1911-1994), birden yerinden kalkarak bana doğru yürümüş, “Sen neler söylüyorsun? Gerçekten Türkiye’de savcılar yetkisizlik kararları mı veriyorlar?” diye sormuştu.

Evet, Hocam, ülkemizde savcılar, yetkisizlik kararları veriyorlar. Karşımızda Adalet Bakanlığının bir sayın genel müdürü ile onun başkanlığında on bakanlık temsilcisi oturmaktadır. Onlara da sorabilirsiniz” demem üzerine, hukuk kavramları, terimleri konusunda çok titiz, bu yüzden de uluslararası bilim çevrelerinde haklı olarak “yetkinci, mükemmeliyetçi, perfectionniste, perfezionista” diye anılan Kunter, ışık saçan o güzel başını ellerinin arasına alarak “eyvah ki, eyvah, demek, yıllarca uğraşmışım, ama hiçbir şey anlatamamışım!?” diyerek âdeta inlemişti.

Ancak yirmi birinci yüzyılın Türk yasa yapıcısı bile, bu çığlığı hiç duymamıştır. “Yok yasa, yap yasa” Osmanlı anlayışıyla 2011 / 6217 sayılı Yasa ile savcıların “yetkisizlik kararı” vermelerini yasallaştırmış, sözüm ona hukuksallaştırmıştır (CYY, m. 161/7)!?

Bununla da yetinilmemiş, sözgelimi, İstanbul, Ankara vb. büyük yerlerde savcılıklar bünyesinde “karar masa”ları bile kurulmuştur.

Bilmiyorum, Merhum Kunter, bu bilinçsizlikler karşısında şimdilerde mezarında rahat uyuyabiliyor mu?

Aslında ülkemizde savcıların bir karar organına dönüşmesinin sonuçlarıyla ilgili öyküler hiç bitmiyor ki!

Bilindiği üzere inananlar açısından Tanrı’nın, inanmayanlar açısından doğanın en görkemli yaratığı insan; insanın da yine en görkemli ve çağımızda bile gizi çözülememiş organı, beynidir. Bu yüzden insanın dış dünyaya yansıttığı düşünce ve inançlar, Tanrı’nın ya da doğanın ürünüdür; demokratik bir düzende bunlar, asla suç konusu olmaz, olamaz. Zira “düşünce, düşünce” ile, başka deyişle “görüş (içtihat) görüşle çürütülemez.” (Mecelle, m. 16). Bu yüzden geçmişte 1926/765 sayılı Eski TCY’nin 141, 142 ve 163’üncü maddelerinden hüküm kuran yargıçlar, aslında Tanrı’yı ya da doğayı cezalandırmışlardır. Bu maddelerin çok partili demokratik düzene geçildikten yıllarca sonra kaldırılması ise, sağ ve sol anlayışların, dolayısıyla demokrasinin, “demokratik bilinç”in, dolayısıyla sağ ve sol akımların gelişimini engellemiş; bilim ve düşünce dünyasında yoksunluklar doğurmuştur. Çünkü özellikle “İnanç özgürlüğü asıldır, yargıçlar, insanların ruhlarını kurtarmaya yeltenemezler” (Locke).

Nitekim yüzyıllardan bu yana yaşananlar, Locke’u doğrulamıştır. Gerçekten Aksaray ili toprakları içinde yirmi sekiz kilisenin yer aldığı belirlenmiş, Ihlara vadisine bitişik Selime kasabasındaki yedinci-dokuzuncu yüzyıl arasında yapılan Katedral’de dünyanın ilk dinsel töreni (ayin) yapılmış; Romalıların baskılarından kaçan ilk Hristiyanlar, Kapadokya’da, Derinkuyu’da ve birçok Avrupa ülkesinde, Ukrayna’dan Filipinler’e dek yeraltı mezarları (katakomb) yapmışlar; inanç ve düşünce özgürlüklerinin tarih boyunca insan için ne denli yaşamsal olduğunu ortaya koymuşlardır. Çünkü insanın iç dünyası bilgimizin dışındadır ve gökyüzü gibi, hem geniştir, hem de aydınlıktır, “Başkalarına ve de hukuka kapalıdır.”(Scheler).

Nitekim 1926 / 765 sayılı Eski Türk Ceza Yasası’nın (TCY) kaynağı olan İtalyan Ceza Yasası hakkında 1887 tarihli Zanardelli Raporu’nun ünlü XIV’üncü paragrafının en ünlü tümcesi, bu temel ilkeyi şöyle özetlemiştir: “İnsana özgü davranışların dürtülerini, güdülerini (saik) araştırmak, ceza adaletini ilgilendirmez.” Çünkü böyle bir araştırma, hem hukuk, hem de ceza adaletinde asla gerçekçi değildir. Zira kanıt olabilecek nesne, insanın iç, inanç dünyasıyla, Kant’ın terimleriyle numenal, görülemez (invisible) dünya ile değil, fenomenal, görünebilir (visible) dünya ile ilgilidir, gerçeğin (réalité) bir parçası olmalı, beş duyudan en az biriyle algılanabilmelidir.

Ancak gelin görün ki, soruşturma “yeterli kuşku”ya ulaştığı zaman dava açmakla yükümlü Türk savcıları (CYY, m. 170/2), ruhbilimcilere özenerek, hemen her Allah’ın günü insanların iç dünyasına girmektedirler. Tıpkı “Amiraller Bilidirisi” olayında ve terörü yok etmek için gecesini gündüzünü veren Genel Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un terör suçuyla tutuklanması, şimdi de teğmenlerin “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” demeleri olaylarındaki gibi.

Oysa savcılar, korkutmak, sindirmek, gözdağı vermek, küçük düşürmek, damgalamak için değil, kamu, halk, özgürlük temelinde gelişen hukuk düzeni adına suçları kovuşturmak için vardır ve sanık yararına olan kanıtları da toplamak zorundadırlar.

Demek, ülkemizde yaşananlar, hukuk bilmezliğin ürünü kara bir leke olarak Türk hukuk tarihine yazılmıştır, bu yazılma da sürmektedir. Hem de savcıların eliyle.

Böyle bir ülkede, elbette ne özgürlükten ne de demokrasiden söz edilebilir. Çünkü Merhum Ecevit’in sözleriyle böyle bir ülke, olsa olsa yokluğuna dayanılamaz olan, buna karşılık paylaşıldıkça çoğalan özgürlüğü, başkalarını küçümseyerek yalnızca kendilerine saklayan bencil ve bilinçsizlerin ülkesi olabilir, ancak.

Eğer bütün bu hukuksal gerçeklere karşın yine de bir kamu davası açılmışsa, artık o bir iddianame değil, bir “siyasetname”dir. Böyle bir durumda ise, savcılık, artık bağımsızlığını yitirmiş, yetkisini aşmış, politik kaygıları yargılamaya yansıtmış, yargılama erkinin yansızlığına da gölge düşürmüş demektir.

Bu kaygılarla açılan bir davada sanıklar aklanmış olsalar bile, kendileri ve yakınları, elbette büyük kaygı, üzüntü ve tehdidi birlikte yaşamışlardır.

Oysa uygar bir ülkede yargılama erki, korku odağı değil, tam tersine sadece inanılan, güvenilen ve de sığınılan biricik erktir. Böyle de olmak zorundadır.

Beri yandan ülkemizde dün de, bugün de bunun tam tersine, bir başka yanlış örnek daha yaşanmakta, sözgelimi, savcılar, “Bu söz ya da davranış sövmedir, ancak kuşkulu (şüpheli) eleştiri hakkını kullanmıştır, dolayısıyla söz ya da davranış hukuka uygundur” diyerek kamu davasını açmamaktadırlar.

Bilim ise, savcılara şunları söylemektedir: “Efendiler! Hukuk bir bütündür. Hukuka aykırılığı kaldıran neden, tazminat davası açmak gibi özel hukuk dâhil, bütün hukuk düzenlerinde kesinlikle eylemi hukuka uygun kılan bir kurumdur. Bu nedenle ceza davası açmada yerindelik (takdirilik) dizgesini (sistem) benimseyen Fransa dâhil, hiçbir hukuk düzeninde böyle bir yetki, savcılara asla ve kata tanınmamıştır. Tanınamaz da. Çünkü “Bu söz, aslında her dilde sövme değildir” demek, başka bir şey; buna karşılık, “Bu söz, sövmedir, ancak düşünce özgürlüğü dolayısıyla eleştiri hakkı kapsamına girdiği için hukuka uygundur” demek, çok daha başka bir şeydir.

Zira kısaca birincisinde, yani “Bu söz ya da eylem, dil ya da davranış olarak özünde insana sövme değildir” denildiği zaman, bu eylemle suçun “tipiklik (yasal tanım) ilk ana öğesi oluşmamıştır” denmektedir.

Savcı, elbette böyle bir durumda o eylemi asla kovuşturamayacaktır.

Buna karşılık ikincisinde, yani “Bu eylem her hukuk düzeninde hakarettir, sövmedir” denilerek, böylelikle de tipiklik öğesinin oluştuğu vurgulanıp dava açıldıktan sonra “Bu sövme, hakaret davranışı, eleştiri hakkını kullanma çerçevesinde kalmıştır” diyerek bir kesin ya da olasılık yargılarında bulunmak, öz açısından hem gerçek yaşamda, hem de hukukta büsbütün başkadır.

Yineleyelim ki, bu son durumun anlamı çok açıktır, birincinin tersidir: Hakaret ya da sövme eylemi, yani suçun tipiklik biçimindeki ilk ana öğesi tam anlamıyla oluşmuştur, suç vardır; dolayısıyla bu belirlemeyle birlikte ve o anda ayrıca “hukuka aykırılık” biçimindeki ikinci ana öğe de belirti (karine) olarak hukuk dünyasında doğup, varlık kazanmıştır.

Ancak bu belirti (karine), eleştiri hakkı dolayısıyla çürütülmeye açık bir belirtidir. Demek, hukuka uygunluk nedenlerinde suç “gerçek (reel) dünya”da doğmakta, ancak hukuka uygun olduğundan “hukuk (düşün) dünyası”nda doğmamaktadır. Dolayısıyla savcı, hakaret ya da sövme olarak gerçekleşen bir eylem söz konusu olduğu zaman, bu beriki dünyaya, yani ikinci dünyaya asla adım atamaz. Çünkü savcı, “Bu eylem her hukuk düzeninde hakarettir, sövmedir” sonucuna ulaştıktan sonra, eylemin işlendiği konusunda “yeterli kuşku” bulunduğu anda davayı açmakla (CYY, m. 170/2) ve izlemekle yükümlü bir iddia organıdır; ancak asla yargı (hüküm, karar) kuran bir organ, mahkeme değildir. Olamaz da. Kaçınır ve davayı açmayıp kovuşturmazsa bu işlem, “yetki aşımı” (excès de povoir, eccesso di potere) nedeni ve “mutlak butlan” (nullité absolue, nullità absolutà) yaptırımıyla kesinlikle geçersizdir.

Dahası böyle davranan bir savcı, doğru Türkçeyle “yetkiyi saptırma”(abus d’autorité) ya da “yetkiyi kötüyle kullanma” (TCY, m. 257/1) suçunu işlenmiş olur.

Sözgelimi, nasıl insan öldürme suçunda bir hukuka uygunluk nedeni olan “haklı savunma”nın (meşru müdafa) bütün koşulları açıkça var olsa bile, uygulamada yerinde ve hukuka uygun olarak sanık hakkında dava açılıyorsa, hukukun gözünde aynı öz ve nitelikte olan “eleştiri hakkı”nda da durum aynıdır. Çünkü haklı savunmanın ya da eleştiri hakkının koşullarının var olup olmadığını, tarafların da düşüncelerini alarak çözecek olan biricik yetkili görevli duruşma yargıcıdır.

Elbette savcı da, mahkeme önünde konunun tartışılması üzerine eylemin eleştiri hakkı çerçevesinde kaldığını ileri sürebilecektir. Sürmelidir de. Çünkü onun görevi, ille de birini mahkûm ettirtmek değil, hukukun doğru uygulanmasını sağlamaktır.

Nitekim Yasa’nın deyişiyle “etkin pişmanlık” (doğru terimle Fransızca, repentir post délit, İtalyanca pentimento post delictum, İspanyolca arrepentimiento post delictum) ya da kişisel cezasızlık nedeni hangi kuşkulu ya da sanık için varsa, ceza yasasında tanımlanan eylem, hem gerçek, hem de hukuk dünyasında doğmakla ve suç olmakla birlikte, o sanık, taşıdığı kimi kişisel nitelikleri yüzünden cezalandırılamamaktadır. Bu nedenle tek başına suç işleyen, ancak cezalandırılması söz konusu olmayan bir kuşkulu hakkında dava açmakta, mahkemeyi uğraştırmakta yarar görülmeyebilir; dolayısıyla savcı da yerindelik (takdirilik) yetkisini kullanarak Yasa’ya göre (CYY, m. 171/1) böyle bir suça yaptırım uygulanmamasını düşünerek ve de ayrıklı (istisnai) olarak suçu kovuşturmayabilir.

Ne var ki, bu konularda bile çok duyarlı olmak gerekir. Çünkü unutulmamalıdır ki, işlenen eylemin hukuka ve yasalara göre suç olarak görülmesine ve belirlenmesine karşın, suç sonrası cayma ya da kişisel cezasızlık nedeni söz konusu olduğu takdirde, “ceza verilmesine yer olmadığı kararı” (CYY, m. 223/4a, b) bile, lekelenmeme hakkını kesinlikle örselemektedir, örseleyecektir de. Çünkü ceza verilmesinin olanaksız olduğu suç sonrası cayma ya da kişisel cezasızlık nedenlerinin bulunması durumlarında sanık, aslında eylemi işlemiştir ya da işlememiştir. Bu durumda, eski terimle “eylemin sübutu,” henüz belirlenmemiştir ve suçlu olup olmama kesinlikle bilinmemektedir. Sözgelimi, babasının parasını çaldığı ileri sürülen oğlu hakkında, kişisel cezasızlık nedeniyle T. Ceza Yasası (m. 167/ 1-b) doğrultusunda ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin bir yargı, hüküm, aslında başka ad altında verilmiş bir hükümlülük kararıdır. Çünkü böyle bir kararın anlamı şudur: Eylem gerçekleşmiş ve suç bütün öğeleriyle oluşmuşsa da, baba oğul ilişkisine dayanan kişisel bir nedenle sanık cezalandırılamamaktadır. O kadar. Bu açıdan Alman hukukunda aklanma (beraat) kararlarında sanığın yargılandığı eylemden, kanıt yetersizliğinden, suçluluğu kanıtlanmadığından, hukuksal nedenlerden söz edilememesi, sadece sanığın aklandığından söz edilmesiyle yetinilmesi, bu konuda yansıtılan duyarlılığın ne denli önemli olduğunu göstermektedir.

Elbette söylemeye bile gerek yok. Savcıların görevi bellidir: “Halka, kamuya, cumhura ait bir şey, değer (res publica)” çiğnenmişse, bunları çiğneyenlerin cezalandırılmaları için halk, kamu, cumhur (publica) adına dava açmak, bu davayı yine kamu adına sonuna değin izlemek, koşulları varsa çiğneyenlerin, yani suçluların cezalandırılmalarını sağlamak.

Dikkatlere sunmak gerekir ki, yukarıda dile getirilen nedenlerle savcı teriminin başına getirilen “cumhuriyet” sözcüğü, burada bir zamanlar Atatürk’e anlatıldığı üzere, bir yönetim biçimini, cumhuriyeti değil, halk adına, halk için olma olgusunu anlatmaktadır.

Ne var ki, yukarıda yazılanlardan anlaşılacağı üzere, Türkiye’de hiç de öyle değil.

Bu konuda yaşadığım bir örneği de vermek isterim.

Bir gazete yazarı yazısında, bana iğrenç sözcüklerle sövmüştü. Savcılığa başvurdum.

Savcı, iki yanlış gerekçeyle kovuşturmayı kapattı. İki hakkımı da çiğnedi.

Birincisi, yukarıda değinildiği gibi, yetkisini aştı ve bütün Türk savcıları gibi, “eleştiri hakkı”na dayanarak mahkemenin yetkisine giren sorunu, gizli soruşturma evresinde çözdü, o bilinen hukuka aykırı gerekçeyle kovuşturmaya yer olmadığı “karar”ını verdi!?.

İkinci olarak da, hukuk bilgisinden hiç kuşkulanmadan, hukuk dışı bir akıl da verdi, bana: “İstersen” dedi, “suçun işlendiği yerde dava açabilirsin.”

Yaşıyorsa o savcımıza teşekkür ediyorum. Çünkü ömrüm boyunca hukuktan anlayanlar benden akıl sordu. Anlamayanlar ise, o savcımız gibi, akıl verdi.

Ona ve onun gibi düşünenlere sesleniyorum.

O olayda ben yakınandım, efendiler. Suçu oturduğum kentte öğrenmiştim. Yakınan olarak öncelikle oturduğum yer savcılığında dava açmalıydım. Çünkü suç mağduru, yani suç eyleminin kanadı kırık kuşu bendim ve suç yeri de bulunduğum kentti.

Bu denli çok yanlışlar yapan bir savcıya sizler, kamu haklarını koruma ve adaleti gerçekleştirme, insan şerefini koruma görevlerini emanet edebilir misiniz?

Elbette edemezsiniz.

Bu yüzden insan “şeref”inin değerlerin başında geldiğini gözeten Federal Almanya Anayasası, daha ilk maddesinde bu değeri koruma altına almıştır: “İnsanın şeref (özsaygı) ve saygınlığına dokunulmaz. Bütün devlet erki, ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür.”

Bunun anlamı ise elbette açıktır, bellidir. Çünkü “Hukuk da, devlet de, insan içindir” (Hominum causa omne ius constitutum est. Digesta).

Sayın savcılar! Unutmayın. O şeref de, o hukuk da, sizin ilgilerinize ve de, özellikle sağlam hukuk bilginize emanet edilmiştir.

Makale, Karar gazetesinde yayımlanmıştır. 

The Rainmaker

0
The Rainmaker-Yağmurcu
Matt Damon, Danny DeVito, Virginia Madsen ve Jori Voight gibi oyuncularla dikkat çeken Rainmaker, tüm zamanların en önemli yönetmenlerinden biri olan Francis Ford Coppola tarafından yönetilmiştir.
The Rainmaker

Yönetmen : Francis Ford Coppola

Yapım        : 1997 / Amerika / 135 Dakika

Oyuncular   : Matt Damon, Danny DeVito, Claire Danes

MAGNA CARTA TÜKÇE METNİ

0

Magna Carta Sözleşmesinin Maddeleri

1. Her şeyden önce, Tanrı’nın önünde diz çöktük ve bizim ve varislerimiz için İngiliz Kilisesinin sonsuza dek özgür olduğunu, haklarına eksiksiz bir şekilde, özgürlüklerine de kısıtlanmadan sahip olması gerektiğini bu sözleşme ile teyit ettik. İngiliz Kilisesi için çok önemli ve gerekli görülen seçim özgürlüğünü, baronlarla aramızda çıkan ihtilaftan önce, tamamen kendi irademize dayanarak kabul etmemizden ve efendimiz Papa III. Innocent tarafından da tasdiklerini aradığımız bu sözleşmeyi onaylamamızdan doğacak her şeyin, aynen korunmasını diliyoruz. Bu sözleşmeye biz uyacağız; varislerimizin de sonsuza kadar samimiyetle bu sözleşmeye uyacaklardır. Aşağıda sıralanan tüm özgürlüklere bizim ve varislerimizin sahip olmasını ve olmaya devam etmesini krallığımızın bütün özgür insanlarına kabul ettirdik. Bu bizim ve varislerimiz tarafından onlara ve onların varislerine de kabul ettirilmiş sayılmalıdır.[5] 2. Adalet, satılamaz, geciktirilemez; hiçbir özgür yurttaş, ondan yoksun bırakılamaz.[7] 3. Yasalar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli kilise adamları ile baronlardan meydana gelen bir kurula danışılmadan, haciz yoluyla veya zor kullanarak toplanamaz.[7] 12. Krallığımızda, ülkemizin Genel Meclisinin izni olmadıkça zorla, askerlik hizmeti karşılığı olarak vergi ya da yardım parası alınamaz. Fiziksel varlığımızın diyet verilerek esaretten kurtarılması, en yaşlı oğlumuzun şövalyeliğe kabul töreni veya en büyük kızımızın ilk evliliği durumları bunun dışındadır. Bu üç amaç için makul bir yardım talep edilebilir. Londra kentinin yardım paraları da benzer bir biçimde ayarlanacaktır. 13. Londra kenti, eskiden sahip olduğu tüm özgürlüklerini ve geleneklerini hem karada hem de denizde koruyacaktır. Ayrıca, tüm kentlerin, arazilerin, çiftliklerin ve limanların da kendi ayrıcalıklarını korumalarını istiyor ve onlara bu hakkı bahşediyoruz. 14. Eğer yukarıda bahsedilen o üç durumun dışında yardım parasının ya da askerlik yapmama karşılığında alınacak verginin miktarını belirlemek söz konusu olursa, Krallığımızın Genel Meclisinin toplanması amacıyla, en az 40 gün önceden olması koşuluyla, belirli bir gün ve yerde toplanabilmeleri için, tüm başpiskoposları, piskoposları, manastır baş rahiplerini, kontları ve büyük baronları mühürlü mektuplarla çağıracağız. Ayrıca, en yüksek mevkideki tüm kişileri şerifler ve görevli memurlarımız vasıtasıyla toplantı için çağıracağız. Tüm çağrı mektuplarında toplantının gerekçesini de açıklayacağız. Ve böylece başarıyla yerine getirilen bir çağrıdan sonra, söz konusu olan iş, çağrılanların tümü gelmemiş olsa bile, sadece katılanlardan oluşan meclis tarafından kararlaştırılan günde yerine getirilecektir. 16. Hiç kimse, asilzadelerin ücreti için ya da diğer herhangi bir kiralık arazi için gerekli olandan daha fazla hizmet vermeye zorlanamaz. 20. Özgür bir adam suçun derecesine göre küçük bir suç için yalnızca para cezasına çarptırılabilir. Büyük çaplı bir suç, suçun büyüklüğüne göre para cezasına çarptırılabilir ve bir tüccar da malları korunarak aynı şekilde cezalandırılabilir. Aynı şekilde, bir cani, eğer bizim merhametimize mazhar olursa, para cezasına çarptırılabilir. 38. Bundan böyle hiçbir hakim her hangi bir kimseyi ilgili olayda doğru ve güvenilir deliller ortaya koymadan dava edemez. 39. Kendi zümresinden olanlar ya da ülkenin ilgili yasalarına uygun olarak verilen bir karar olmadıkça hiçbir özgür kişi tutuklanamaz, hapse atılamaz, mal ve mülkü elinden alınamaz, sürgüne yollanamaz ya da herhangi bir biçimde kötü muameleye maruz bırakılamaz. 40. Kimseye hakkı ya da adaleti satmayacağız, menetmeyeceğiz ya da geciktirmeyeceğiz. 41. Bütün tüccarlar, kadim ve yerleşmiş geleneklere tabi olmak koşuluyla bütün kötü vergilerden muaf olarak alışveriş yapmak amacıyla kara veya deniz yoluyla emniyetli bir şekilde İngiltere’nin dışına çıkabilirler, İngiltere’ye girebilirler, İngiltere’de oyalanabilirler ya da transit geçiş yapabilirler. Bu olanakları bize karşı savaşan bir ülkenin tüccarları olma durumu hariç savaş zamanında da güvence altındadır. Bize karşı savaşan ülkenin tüccarları savaşın başlangıcında ülkemizde bulunurlarsa biz ya da baş yargıcımız, bize karşı savaşan ülkedeki tüccarlarımızın nasıl muamele gördüklerini tamamıyla öğrenene değin, mallarına ve canlarına zarar vermeksizin, gözaltına alınacaklar ve eğer bizim tüccarlarımız orada bir zarar görmemişlerse onlar da ülkemizde emniyet içinde olacaklardır. 45. Krallığın yasalarını bilmeyen ve bu yasalara tümüyle uyacağına kanaat getirmediğimiz kişileri hakim, vali, şerif ya da sınırlı yetkili hakim olarak atamayacağız. 51. Atlı ve silahlı olarak ülkemize zarar vermek için gelmiş olan tüm yabancı kökenli şövalyeleri, okçuları, kiralık askerleri ve vasalleri barış sağlanır sağlanmaz sınırdışı edeceğiz. 61. Krallığımızda eskiden beri varolan koşulların daha iyi bir hale getirmek, baronlarla aramızda mevcut olan ihtilafın en hayırlı bir biçimde sonuçlandırmak ve Tanrı’nın rızasını kazanmak için yukarıda sayılan maddeleri onayladıktan sonra, şimdi de kapsamlı ve sürekli bir istikrardan yararlansınlar diye aşağıdaki güvenceyi veriyoruz. Krallığımızın sınırları içerisinde bulunan baronlar kendi aralarından diledikleri 25 kişiyi seçecekler ve bu 25 kişi tüm güçleriyle, halihazırdaki bu fermanla kendilerine bağışladığımız ve teyit ettiğimiz barışı ve özgürlükleri uygulayacaklar, bunlara uyacaklar ve karşı tarafın da uymasını sağlayacaklardır. Bu şu şekilde olacaktır: Eğer biz ya da başyargıcımız veya memurlarımız ya da emrimizdeki herhangi bir kimse, herhangi bir durumda, herhangi birine karşı suç işler, güvenlik ve barış kararlarından herhangi birini ihlal ederse ve eğer bu hareket adı geçen 25 barondan sadece dördü tarafından öğrenilirse, bunlar bize gelerek veya yurtdışında isek başyargıcımıza giderek, işlenen suçu bildirecekler ve bu haksızlığı hiçbir gecikme olmaksızın gidermemizi talep edeceklerdir. Bu hatayı, biz ya da yurtdışında isek başyargıcımız düzeltmezse, dört baron olayı geri kalan 21 baronun önüne götürecek ve bütün ülkeyi de arkalarına alarak , kalelerimizin, topraklarımızın ve mülkümüzün elimizden alınması yoluyla, olay kendi isteklerine uygun bir biçimde yeniden yoluna girene dek, bize uygun bir biçimde baskı yapacaklar, haciz uygulayacaklar ve ellerinden başka ne geliyorsa onu yapacaklardır. Ama bu arada bizim, kraliçenin ve çocuklarımızın şahısları dokunulmadan korunacaktır. Ve eğer bir değişiklik yapılırsa daha önceden söz konusu olan uygulamaya uygun bir şekilde yapılacaktır. 63. Bundan dolayı, İngiliz kilisesinin özgür olacağını, ülkemizdeki tebaanın belirtilen bütün yerlerde ve bütün konularda yukarıda bahsedilen bütün özgürlüklere, haklara ve imtiyazlara hem kendileri için hem de varisleri için tam olarak ve serbest bir biçimde sahip olmalarına karar verdik. Ayrıca hem kendi adımıza hem de baronların adına, yukarıda bahsedilen bütün hükümlere her hangi bir kötü niyet olmaksızın iyi niyetle uyulacağı üzerine yemin edildi. Saltanatımızın on yedinci yılında, Haziranın on beşinci gününde Windsor ve Stanes arasındaki düzlükte tarafımıza tevdi edildi.[5]

A. Nazım Kaynak

0
A. Nazım Kaynak

Yargıtay Önceki Başkanı A. Nazım Kaynak, 05.05.1947 tarihinde Afşin’de doğmuş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1970 yılında mezun olduktan sonra, Elbistan hakim adayı olarak göreve başlamıştır. Kaynak, sırasıyla Tutak, Göynük, Yerköy Hakimliği ve Yargıtay Tetkik Hakimliği yapmış, 28.05.1996 tarihinde Yargıtay Üyesi olmuş, 19.02.2009 tarihinde Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı olmuştur.

Hasan Gerçeker‘in yaş haddi ile emekli olması üzerine 02.06.2011 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığı’na seçilmiş; 05.05.2012 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılmıştır.

Nazım Kaynak, “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10 Yıllık Emsal Kararları” adlı ortak eserin sahibidir ve iki çocuk babasıdır.

[box type=”success” align=”aligncenter” class=”” width=””]Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtayın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir. Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir. Yargıtayın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır. Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtayın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.[/box]