Bangalore Yargı Etiği İlkeleri, Yargıda Doğruluğun Güçlendirilmesine Yönelik Yargı Grubu tarafından kabul edilen 2001 Bangalore Yargı Etiği Taslak Belgesi’nin 25-26 Kasım 2002 tarihlerinde Lahey Barış Sarayı’nda düzenlenen Yüksek Mahkeme Başkanları Yuvarlak Masa Toplantısında revize edilmiş halidir.
Bangalore Yargı Etiği İlkeleri, Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü tarafından tercüme edilmiştir.
2003/43 Sayılı Birleşmiş Milletler Bangalore Yargı Etiği İlkeleri
1-) Bu ilkeler, Birleşmiş Milletler’in 2000 yılı Nisan ayında Viyana’da gerçekleştirilen ilk toplantısından sonra Şubat 2001 tarihinde Hindistan’ın Bangalore şehrinde gerçekleştirilen ikinci toplantıda, Yargısal Tutarlılığın Kuvvetlendirilmesi Hakkındaki Yargı Grubu tarafından taslak olarak kabul edilmiştir.
2-) 25-26 2002 Kasım tarihlerinde Lahey Barış Sarayında yapılan Adalet Başkanları Yuvarlak Masa Toplantısında, Yargısal Tutarlılığın Kuvvetlendirilmesi Hakkındaki Yargı Grubu tarafından ilk taslak gözden geçirilmiş ve taslak üzerinde anlaşma sağlanmıştır.
3-) Bangalore İlkeleri, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiştir.
4-) Avrupa Konseyi’nin Avrupa Hakimleri Danışma Komitesi de bu ilkeleri, 13 Kasım 2000 tarihli oturumunda (ilkeler henüz BM tarafından onaylanmadan) Bakanlar Komitesi’ne bu konuda tavsiye kararı vaz’etmek üzere önermiştir.
ÖNSÖZ
Uluslararası İnsan Hakları Bildirgesi’nin, herkesin, hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde ve kendisine herhangi bir suç isnâdında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından tam bir eşitlikle, âdil ve alenî olarak yargılanma hakkına sahip olduğunu temel bir prensip olarak tanımış olmasından,
Siyâsî ve Medenî Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin, herkesin mahkemeler önünde eşit olduğuna, ve hakkındaki bir suç isnâdının veya hak ve yükümlülükleri ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından âdil ve alenî olarak, sebepsiz gecikme olmaksızın, yargılanma hakkına sahip olduğunu garanti altına almış olmasından,
Bölgesel insan hakları belgelerinde, ulusal anayasalarda, yasalarda ve yazılı olmayan hukukta, ve hukuksal teâmül ve geleneklerde yukarıda anılan prensip ve hakların tanınmış olması ya da yansıtılmış olmasından,
Diğer tüm hakların, nihâî anlamda icra edilebilmesinin, yargıya ilişkin konuların tam ve doğru bir şekilde yönetimine bağlı olması keyfiyetinin; insan haklarının korunması açısından yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargıya vurgulama yaptığından,
Aynı şekilde yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargının, meşrûiyet ve hukuk devleti ilkesine riayet açısından, mahkemelerin görevlerini yerine getirip getirmediği hususunda esaslı bir unsur olmasından,
Modern ve demokratik bir toplamda, yargının iç tutarlılığı ve manevi gücü ile yargı sistemine olan kamusal güvenin son derece önemli olmasından,
Bireysel ve kurumsal olarak, yargı sistemine olan güveni sürdürme ve artırma çabası ve kamusal bir güvence olarak, hâkimlerin hâkimlik makamına saygı göstermeleri ve onur duymalarının esas olmasından,
Yargı etiği ile ilgili yüksek standartları muhâfaza etmeye ve ilerletmeye yönelik temel sorumluluğun, her ülkede yine yargının üzerinde olmasından,
Ve Yargının Bağımsızlığına Dair Birleşmiş Milletler Temel İlkelerinin yargının bağımsızlığını güvence altına almak ve ilerletmek için dizayn edilmiş olması ve evvelemirde bu ilkelerin devletlere yöneltilmiş olmasından,
DOLAYI,
Hâkimlere yönelik meslek ahlâkı standartlarını oluşturmak niyetiyle, AŞAĞIDAKİ PRENSİPLER tasarlanmıştır. Bu prensipler, hâkimlere rehberlik edecek ve yargı etiğini düzenleyecek bir çerçeveyi yargıya temin edecek şekilde öngörülmüştür. Yine bu prensipler, yasama ve yürütme mensupları ile avukatların ve kamuoyunun, yargıya daha iyi destek olmalarına ve onu daha iyi anlamalarına yardımcı olacak şekilde tasarlanmıştır. Bu prensipler, hâkimlerin; yargı mesleği standartlarını takviye etmek üzere oluşturulan ve bizzat kendileri de bağımsız ve tarafsız olan uygun kurumlar karşısında, meslekî davranışlarından dolayı sorumlu olduklarını varsayar ve bu prensipler, hâkimleri bağlayıcı mevcut hukuk ve davranış kurallarını değiştirmeyi değil onları tamamlamak niyetiyle öngörülmüştür.
Değer 1:
BAĞIMSIZLIK
İlke:
Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin ön koşulu ve âdil yargılanmanın temel garantisidir. Bundan dolayı hâkim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını temsil ve muhâfaza etmelidir.
Uygulama:
1.1 Hâkim, doğrudan ya da dolayısıyla her hangi bir sebeple ya da her hangi bir yerden gelen müdâhale, tehdit, baskı, teşvik ve tüm hâricî etkilerden uzak, hâkimin olayları değerlendirmesi temelinde, vicdânî hukuk anlayışı ile uyum içerisinde bağımsız olarak yargısal işlevini yerine getirmelidir.
1.2 Hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilâfın taraflarından bağımsızdır.
1.3 Hâkim, yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiîlen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir de.
1.4 Hâkim, yargısal görevlerini yerine getirirken, tek başına karar vermek zorunda olduğu hususlarda diğer yargıçlardan da bağımsızdır.
1.5 Hâkim, yargının kurumsal ve eylemsel bağımsızlığını sürdürmek ve arttırmak için, yargısal görevlerinin ifasına yönelik koruma tedbirlerini almalı ve bunları artırmalıdır.
1.6 Hâkim, yargı bağımsızlığını sürdürmede esas olan yargıya yönelik kamusal güveni güçlendirmek amacıyla, yargı etiği ile ilgili yüksek standartlar sergilemeli ve bunları ilerletmelidir.
Değer 2:
TARAFSIZLIK
İlke:
Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizâtihî karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.
Uygulama:
2.1 Hâkim, yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir.
2.2 Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.
2.3 Hâkim, duruşma ve karar aşamalarında, kendisini yargılamadan zorunlu olarak el çektirecek olasılıkları makul ölçüler içerisinde asgariye indirecek şekilde hareket etmelidir.
2.4 Hâkim, önündeki bir dava veya önüne gelme ihtimâli olan bir konu hakkında, bilerek ve isteyerek; yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça âdilânelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak hiçbir yorumda bulunmamalıdır. Ayrıca hâkim, her hangi bir şahsın ya da meselenin âdil yargılanmasını etkileyebilecek alenî olsun veya olmasın her hangi bir yorum da yapmamalıdır.
2.5 Hâkim, tarafsız olarak karar veremeyeceği durumda veya makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide tarafsız olarak karar veremeyeceği izlenimi yaratması halinde, yargılamanın her hangi bir aşamasına katılmaktan çekinmelidir. Sınırlı sayıda sayılmamakla birlikte bu durum aşağıdaki ihtimâllerde söz konusu olur:
2.5.1 Hâkimin, yargılama aşamasında delil kâbilinden tartışılan olaylarla ilgili kişisel bir bilgiye sahip olması veya davanın bir tarafıyla ilgili gerçek bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olması veya
2.5.2 Hâkimin ihtilâf konusu davada, olaya ilişkin bir tanıklığının olması ya da daha önceden bu konuda avukat olarak hizmet vermiş olması veya
2.5.3 Hâkim ya da hâkimin ailesinden birisinin ihtilâf konusu dava sonuçlarıyla ilgili ekonomik bir çıkarının olması.
Davaya bakmaya devam edecek yeni bir mahkemenin kurulamaması halinde veya hiçbir şeyin yapılmamasının durumun aciliyeti nedeniyle ciddi şekilde adaletsizliğe yol açacağı halde hâkime, görevden el çektirmek gerekmez.
Değer 3:
DOĞRULUK ve TUTARLILIK
İlke:
Doğruluk ve tutarlılık, yargı görevinin düzgün bir şekilde yerine getirilmesinde esastır.
Uygulama:
3.1 Hâkim, meslekî davranış şekli itibariyle, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide her hangi bir serzenişe yol açmayacak hal ve tavır içinde olmalıdır.
3.2 Hâkimin hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır: Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir.
Değer 4:
DÜRÜSTLÜK
İlke:
Dürüstlük ve dürüstlüğün görüntü olarak ortaya konuluşu, bir hâkimin tüm etkinliklerini icrada esaslı bir unsurdur.
Uygulama:
4.1 Hâkim, hâkimden sâdır olan tüm etkinliklerde yakışıksız ve yakışık almayan görüntüler içerisinde olmaktan kaçınmalıdır.
4.2 Kamunun sürekli denetim sujesi olarak hâkim, normal bir vatandaş tarafından sıkıntı verici olarak görülebilecek kişisel sınırlamaları kabullenmeli ve bunlara isteyerek ve özgürce uymalıdır. Hâkim, özellikle yargı mesleğinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmalıdır.
4.3 Hâkim, kendi mahkemesinde hukuk mesleğini icra eden kimselerle olan bireysel ilişkilerinde, objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır.
4.4 Hâkim, ailesini temsil eden birisinin davacı olduğu veya böyle bir kimsenin her hangi bir şekilde ilişkili olduğu davalara bakmamalıdır.
4.5 Hâkim, ikâmetgahının, hukuk mesleğini icra eden birisi tarafından müşterilerini veya bu kişinin diğer meslektaşlarını kabul yeri olarak kullanılmasına izin vermemelidir.
4.6 Hâkim, diğer vatandaşlar gibi, ifade, inanç ve dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahiptir, ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranmalıdır.
4.7 Hâkim, şahsına ait olan ve kendisine emanet olarak bırakılan mal varlığını bildirmeli ve aile üyelerinin mal varlıklarının bildirimine ilişkin makul bir çaba sarf etmelidir.
4.8 Hâkim; ailesinin, sosyal veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya vereceği yargısal kararı etkilemesine izin vermemelidir.
4.9 Hâkim, hâkimlik mesleğinin prestijini; kendisine, aile üyelerinden birisine veya her hangi bir kimseye özel çıkar sağlayacak şekilde ne kendisi kullanmalı ne de başka birisine kullandırtmalıdır. Ayrıca hâkim, yargı görevinin yerine getirilmesinde, her hangi bir kimsenin kendisini etkileyebileceği izlenimine ne kendisi yol açmalıdır, ne de başkalarının böyle bir izlenime yol açmalarına müsaade etmelidir.
4.10 Hâkim tarafından, hâkimlik mesleğinin icrası sırasında elde edilen gizli bilgiler, hâkimin yargısal göreviyle ilgili olmayan diğer amaçlar için hakim tarafından da kullanılamaz ve ifşa edilemez.
4.11 Yargısal görevlerini tam ve eksiksiz bir şekilde icra etmek kaydıyla, hakim aşağıdaki faaliyetlerde bulunabilir:
4.11.1 Hukuk, hukuk sistemi, adalet teşkilatı veya bunlarla ilintili diğer konularda yazı yazabilir, konferans verebilir, ders verebilir ve diğer etkinliklere katılabilir;
4.11.2 Hukuk, hukuk sistemi, adalet teşkilatı veya bunlarla ilintili diğer konularla ilgili resmi bir organ önündeki kamuya açık bir oturuma katılabilir;
4.11.3 Üye olması halinde, bu üyelik bir hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine halel getirmeyecekse, resmi bir organın, veya başka bir idari komisyonun, komitenin veya danışma kurulunun üyesi olarak hizmet verebilir. Veya
4.11.4 Yargıçlık makamının onurunu zedelememesi ve yargısal görevlerin yerine getirilmesine engel olmaması koşuluyla, diğer etkinliklere katılabilir.
4.12 Hâkim, yargıçlık makamında görevli iken avukatlık yapamaz.
4.13 Hâkim, yargıçlarla ilgili derneklere katılabilir veya böyle bir dernek kurabilir, ya da yargıçların çıkarlarını temsil eden diğer örgütlere katılabilir.
4.14 Hâkim ve aile üyeleri; yargısal görevlerin yerine getirilmesine ilişkin olarak, bir şeyin hâkim tarafından yapılması, yapılmaması veya yapılmasına kayıtsız kalınması ile ilintili herhangi bir hediye, bir kredi, bir teberrû ya da bir iltimas talebinde ne bulunabilir ne de kabul edebilir.
4.15 Hâkim, mahkeme personeline veya nüfûzu, idaresi ve yetkisi tahtında kalan diğer kişilere, görevlerinin veya işlevlerinin yerine getirilmesine ilişkin olarak; bir şeyin yapılması, yapılmaması veya yapılmasına kayıtsız kalınması ile ilintili herhangi bir hediye, bir kredi, bir teberrû ya da bir iltimas talebinde bulunmaları veya kabul etmeleri konusunda, izin veremez.
4.16 Umuma açıklama konusundaki yasal gerekler ve hukuk gözetilmek suretiyle hâkim; tarafgirlik görüntüsüne yol açmayacak veya yargısal görevlerin icrasında hâkimi etkilemek amacıyla verildiği izlenimi yaratmayacak hatıra kâbilinden hediye, ödül veya benzeri şeyi alabilir.
Değer 5:
EŞİTLİK
İlke:
Yargıçlık makamının gerektirdiği performans açısından asıl olan; herkesin mahkemeler önünde eşit muameleye tabi tutulmasını sağlamaktır.
Uygulama:
5.1 Hâkim, toplumdaki çeşitliliğin ve sınırlı sayıda olamamakla birlikte ırk, renk, cinsiyet, din, tabiiyet, sosyal sınıf, sakatlık, yaş, evlilik durumu, cinsel yönelim, sosyal ve ekonomik durum ve benzeri diğer sebeplerden neşet eden farklılıkların (davaya mesnet olmayan sebepler) şuurunda olmak ve bunları anlamak zorundadır.
5.2 Hâkim, yargıçlık görevini yerine getirirken, davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak herhangi bir kişi ya da gruba karşı sözle veya davranışlarıyla meyilli ya da önyargılı olarak hareket edemez.
5.3 Hâkim, yargısal görevlerini; davaya mesnet olmayan ve yargı görevinin düzgün bir şekilde işlemesinde ehemmiyetsiz olan sebeplerde bir ayrımcılığa gitmeksizin davanın tarafları, tanıklar, avukatlar, mahkeme personeli ve yargı görevini icra eden meslektaşları dahil herkes için uygun yasal mülahazalarla yerine getirmelidir.
5.4 Hâkim, mahkeme personeline veya hâkimin nüfuzu, yönetimi veya denetimi tahtında olan diğer kişilere; hâkimin önüne gelmiş bir konuda, davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak, bireyler arasında ayırımcılık yapmalarına izin vermemelidir.
5.5 Hâkim, mahkeme önündeki yargılama aşamasında, avukatlardan; sözleriyle ya da davranışlarıyla, yargılama konusunun ve savunma konusunun bu sebep olması hali dışında, davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak herhangi bir kişi ya da gruba karşı meyilli ya da önyargılı olduklarını izhar etmemelerini talep etmelidir.
Değer 6:
EHLİYET VE LİYÂKAT
İlke:
Ehliyet ve liyâkat, yargıçlık makamının gerektirdiği performansın ön koşuludur.
Uygulama:
6.1 Bir hâkimin yargısal görevleri, diğer tüm etkinliklerin önünde yer alır.
6.2 Hâkim, meslekî aktivitesini, sadece mahkemedeki yargısal işlevler ile sorumlulukların yerine getirilmesine ve karar vermeye değil aynı zamanda mahkemenin işleri ve yargıçlık makamıyla ilgili diğer vazifeleri de içeren yargısal görevlere adamalıdır.
6.3 Hâkim, yargıçlar için yargının kontrolünde yapılan eğitim ve diğer fırsatları kollayarak, yargısal görevlerin düzgün bir şekilde icrası için meslekî bilgisini, becerisini ve bireysel yeteneklerini sürdürmek ve artırmak için gerekli adımları atmalıdır.
6.4 Hâkim, uluslararası sözleşmeleri ve insan hakları normlarını oluşturan diğer belgeleri kapsayan uluslararası hukuk gelişmeleri hakkında kendisini sürekli güncellemelidir.
6.5 Hâkim, mahkeme kararlarının verilmesi de dahil tüm yargısal görevlerini etkin bir şekilde, âdilâne ve makul bir süre içerisinde yerine getirmelidir.
6.6 Hâkim, mahkemedeki tüm yargılama aşamalarında düzeni ve uygun hareket edilmesini sağlamalı, davanın tarafları, jüri üyeleri, tanıklar, avukatlar ve diyalog kurduğu resmi bir sıfatı haiz diğer kişilerle ilişkilerinde sabırlı, nazik ve vakur olmalıdır. Hâkim, aynı davranış tarzını tarafların yasal temsilcilerinden, mahkeme personelinden ve hâkimin nüfuzu, yönetimi ve denetimine bağlı diğer kişilerden de talep etmelidir.
6.7 Hâkim, yargısal görevlerini layıkıyla yerine getirmesine uygun düşmeyen davranışlar içerisinde bulunamaz.
YÜRÜRLÜK
Yargıçlık makamının niteliği sebebiyle, bu prensipleri yürürlüğe koyacak mekanizmalar şayet hâlihazırda hukuklarında mevcut değilse; ulusal adalet teşkilatı, bu prensipleri yürürlüğe koymayı temin edecek etkili tedbirleri almalıdır.
TANIMLAR
Metnin bağlamı aksine izin vermedikçe ya da gerektirmedikçe, prensiplerin anlatımında kullanılan kelimeler aşağıdaki anlamlarda kullanılmıştır.
“Mahkeme personeli”; katipler de dahil hâkimin personelini içerir.
“Hâkim”; yargı yetkisini kullanan atanmış kişi anlamına gelir.
“Hâkimin ailesi”; hâkimin eşini, oğlunu, kızını, damadını, gelinini ve evinde yaşamak kaydıyla çalıştırdığı kimseyi, yakın akrabalarını veya kendisine eşlik eden diğer kişileri kapsar.
“Hâkimin eşi”; hâkimin aynı evde yaşayan eşini veya hangi cinsten olursa olsun hâkimle yakın ilişkide olan diğer herhangi bir şahsı kapsar.
AÇIKLAMALAR
1- Uluslar arası Suçların Önlenmesine Dair Birleşmiş Milletler Merkezinin daveti üzerine 2000 yılı Nisan ayında Viyana’da gerçekleştirilen ilk toplantıda ve bununla bağlantılı Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Muamele Hakkındaki 10.
Birleşmiş Milletler Kongresinde,
Yargısal Tutarlılığı Kuvvetlendirme Hakkındaki Yargı Grubu:
Bangladeş Adalet Başkanı Latifur Rahman,
Hindistan’ın Karnataka Eyaleti Adalet Başkanı Bhaskar Rao,
Nepal Adalet Başkanı Bahadur Shrestha,
Nijerya Adalet Başkanı Uwais,
Güney Afrika Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısı Langa,
Tanzanya Adalet Başkanı Nyalali ve
Uganda Adalet Başkanı Odoki’nin hazır bulunduğu,
Hâkim Christopher Weeremantry’nin başkanlığındaki toplantı,
Uluslararası Adalet Mahkemesinin Başkan Yardımcısı, Avusturya Yüksek
Mahkemesi Hâkimi Michael Kirby’nin raportörlüğü ve Bağımsız Hâkimler ve Hukukçular hakkındaki Birleşmiş Milletler özel raportörü olan Dato’ Param Cumaraswamy katılımıyla), yargı görevlilerinin davranışlarını ölçebilecek bir koda gereksinim olduğunu kabul etmişlerdir. Bu yüzden, Yargı Grubu, yargıda etikle ilgili kabul edilen kodların analiz edilmesini ve aşağıdaki konularda Yargısal Tutarlılık Programı Koordinatörü Dr. Nihal Jayawickrama tarafından bir rapor hazırlanmasını talep etmiştir: (a) benzer kodifikasyonlarda tekrar edilen öz mülahazalar; (b) hepsinde değil de bazılarında ortaya konulmuş, kimi ülkeler tarafından kabul edilebilecek kimileri tarafından da kabul edilemeyecek seçimlik ve ilave mülahazalar.
2- Yukarıda göz önüne serilen direktiflere uygun olarak yargı mesleğiyle ilgili taslak kodun hazırlanması aşamasında, varolan çeşitli kodlara ve özellikle aşağıda belirtilen uluslararası belgelere müracaat edilmiştir:
(a) Ağustos 1972 tarihinde Amerika Barolar Birliği tarafından kabul edilen Yargı Etiği Kodu.
(b) Avusturya Eyaletleri ve Toprakları Adalet Başkanı tarafından Nisan 1977 tarihinde çıkartılan Yargısal Bağımsızlık Prensipleri Deklarasyonu.
(c) Mayıs 2000 tarihinde Bangladeş Halk Cumhuriyeti Anayasasının 96 (4)
(a) maddesine göre yürütme kuvveti içerisinde kalan Yüksek Yargı Konseyi tarafından düzenlene Bangladeş Yüksek Mahkeme Hâkimlerine Yönelik Davranış Kodu.
(d) 1998 tarihli, Kanada Hâkimler Konferansı işbirliği ile hazırlanan ve Kanada Yargı Konseyi tarafından onaylanan Hâkimler için Etik Kurallar.
(e) Haziran 1998 tarihli, Hâkimlerin statüsüne dair Avrupa Konseyi Şartı.
(f) 1976 tarihli Idaho Yargı Etiği Kodu.
(g) 1999 tarihli, Hindistan Adalet Başkanları tarafından kabul edilen Yargısal Hayatla İlgili Değerlerin Yeniden İfadesi.
(h) Yargı Etiği ile İlgili Iowa Kodu.
(i) Haziran 1999 tarihli, Kenya Yargı Mensuplarına Yönelik Davranış Kodu.
(j) 1994 tarihli, Malezya Federal Anayasasının 125 (3A) maddesince erklerin kullanılmasında, Yüksek Mahkemelerin Başkanları ve Temyiz Mahkemesi Başkanı, Adalet Başkanının tavsiyesi üzerine Yang di- Pertuan Agong tarafından hazırlanan Malezya Hâkimlerinin Ahlak Yasası.
(k) Namibya Hâkimler İçin Davranış Yasası.
(l) ABD New York Eyaleti Yargıda Etiği Düzenleyen Kurallar.
(m) Nijerya Federal Cumhuriyeti Yargı Mensupları Davranış Kodu.
(n) Pakistan Yüksek Mahkemesi ve Üst Dereceli Mahkeme Hâkimleri tarafından ileri sürülen Davranış Kodu.
(o) Eylül 1989 tarihli, Filipinler Yargı Etiği Kodu.
(p) Filipinler Barolar Birliği tarafından teklif edilen, Manila İlk Derece Hâkimleri tarafından onaylanan, il ve şehir hâkimlerini de kapsayan Yüksek Mahkemenin idari denetiminde hâkimlerin rehberliği ve gözetimiyle kabul edilen Filipinler Yargı Ahlakı Kanunları.
(q) Yandina Beyanatı: Kasım 2000 tarihli Solomon Adaları Yargı Bağımsızlığı Prensipleri.
(r) Mart 2000 tarihli Adalet Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Üst Derece Mahkeme ve Temyiz Mahkemesi Başkanları tarafından çıkartılan Güney Afrika Hâkimlerine Yönelik Rehber.
(s) Hâkimler ve Sulh Hâkimleri Konferansı tarafından kabul edilen1984 tarihli Tanzanya Yargı Mensupları Davranış Kodu.
(t) Teksas Yargı Etiği Kodu.
(u) Haziran 1989 tarihli, Yüksek ve Üst Derece Mahkemesi hâkimleri tarafından kabul edilen Hâkimler, Sulh Hâkimleri ve Diğer Yargı Mensupları Davranış Kodu.
(v) ABD Yargı Konferansı Davranış Kodu.
1998 tarihli, Virginia Yüksek Mahkemesi tarafından kabul edilip ilan edilen, Virginia Cumhuriyeti Yargı Etiği Kanunları.
(x) Ekim 1995 tarihli, ABD Washington Eyaleti Yüksek Mahkemesi tarafından kabul edilen Yargısal Davranış Kodu
(y) Aralık 1999 tarihli, Zambiya Parlamentosu tarafından yasalaştırılan Yargısal Davranış Yasası.
(z) 1981 tarihinde, Uluslararası Hukukçular Komisyonu, Bağımsız Hâkimler ve Hukukçular Birliği Merkezi ve Ceza Hukuku Uluslararası Birliği tarafından toplanan uzmanların oluşturduğu bir komite tarafından hazırlanan, Yargının Bağımsızlığı üzerine taslak prensipler (Siracusa Prensipleri).
(aa) 1982 tarihinde, Uluslararası Barolar Birliği tarafından Kabul edilen Minimum Bağımsız Yargı Standartları.
(bb) 1985 tarihli, BM Genel Kurulu tarafından onaylanan, Yargı Bağımsızlığına Dair BM Temel Prensipleri.
(cc) 1989 tarihli, Yargı Bağımsızlığına Dair Çalışmalar Konusunda BM Özel Raportörü L.V.Singhvi tarafından hazırlanan Bağımsız Adalet Üzerine Evrensel Bildiri Tasarısı (Singhvi Deklerasyonu)
(dd) Ağustos 1997 tarihli, 6.Adalet Başkanları Konferansı tarafından kabul edilen, Lawasia Bölgesi Yargı Bağımsızlığı Prensipleriyle İlgili Beijing Beyanatı
(ee) 1998 tarihli, Harare Prensiplerinin etkin bir şekilde uygulanmasını temin etmeye yönelik, insan hakları, hukuk devleti ve iyi yönetimin ilerletilmesi açısından, Yasama,
Yürütme ve Yargı ararsındaki ilişkileri iyi idare etmeye dair Latimer Cumhuriyet Rehberi.
(ff) Şubat 2000 tarihli, Bağımsız Hâkimler ve Hukukçular Birliği Merkezi tarafından toplanan uzman grupça kabul edilen Yargı Sisteminin Tarafsızlığını Sağlamaya ve Yolsuzluğu Önlemeye ve Yok Etmeye Dair Çerçeve Politika.
Şubat 2001 tarihinde Bangalore’deki ikinci toplantısında,
Yargı Grubu,
– Banladeş Adalet Başkanı Mainur Reza Chowdhury,
– Kanada Adalet Başkanı Claire L’Heureu Dube,
– Hindistan’daki Hindistan’ın Karnataka Eyaleti Adalet Başkanı Reddi,
– Nepal Upadhyay Adalet Başkanı, Nijerya Uwais Adalet Başkanı,
– Güney Afrika Langa Adalet Başkanı,
– Sri Lanka Silva Adalet Başkanı,
– Tanzanya Adalet Başkanı Samatta ve Uganda Adalet Başkanı Odoki’ninhazır bulunduğu, Hâkim Weeremantry’nin başkanlığında, Hâkim Kirby’nin raportörlüğü ve BM Özel Raportörünün katılımı ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğini temsilen BM İnsan Hakları Komitesi Başkanı Hâkim Bhagwati katılımıyla) daha önce meydana getirilen taslak üzerindeki çalışmaları ileri götürmüş, temel değerleri somutlaştırıp ilgili prensipleri formule ederek Yargı Etiğiyle İlgili Bangalore Taslak Kodu üzerinde anlaşmıştır. Bununla birlikte Yargı Grubu, Bangalore Taslağının temelde Anglo-sakson hukukunun uygulandığı ülkelerden gelen hâkimler tarafından geliştirilmesini dikkate alarak, söz konusu Taslağın yargı etiğiyle ilgili usulüne uygun mevsûk bir uluslararası belge statüsünü kazanmasını imkan dahiline sokmak için, Taslağın diğer hukuk geleneğinden gelen hâkimler tarafından da sıkı bir şekilde gözden geçirilmesinin esas olduğunu belirlemiştir.
Bangalore Taslağı, hem Anglo-sakson hem de kara Avrupa hukuku hâkimleri arasında basılıp dağıtılmış ve çeşitli yargı konferanslarında tartışılmıştır.
Haziran 2002 tarihinde,
Avusturya Hâkimler Birliği Başkan Yardımcısı Reissner,
Çek Cumhuriyeti Yüksek Mahkeme Hâkimi Fremr,
Fransa Temyiz Mahkemesi Başkanı Lacabaratas,
Almanya Federal İdare Mahkemesinde Hâkim Mailmann,
İtalya Sulh Hâkimi Sabato,
Lituanya Temyiz Mahkemesinden Hâkim Virgilijus,
Portekiz Temyiz Mahkemesinden Hâkim Conseiller Afonso,
Slovenya Yüksek Mahkemesinden Hâkim Ogrizek,
sveç Svea Temyiz Mahkemesi Başkanı Hirschfeldt ve
İngiltere’den Hâkim Mance’ın bulunduğu
Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi Çalışma Toplantısında (CCJE-GT) tartışılmıştır. Amerika Barolar Birliğinin inisiyatifiyle Bangalore Taslağı değişik dillere tercüme ettirilmiştir. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, özellikle Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Kosova, Romanya, Sırbistan ve Slovokya hâkimleri tarafından gözden geçirilmiştir.
Bangalore Taslağı,
CCJE-GT’nin yargının bağımsızlığı ile ilgili standartlar üzerine 1 nolu (2001) görüşü;
CCJE-GT’nin hâkimlerin meslekî davranışlarını düzenleyen kurallar ve prensipler üzerine, özellikle, etik, uygun olmayan davranış ve tarafsızlık üzerine taslak Görüşü;
Haziran 2002 tarihli Avusturya Adalet Başkanları Konseyi tarafından yayınlanan Yargısal Davranışla İlgili Rehber,
Baltık ülkeleri hâkimlerine yönelik Davranış Kuralları Modeli,
Çin Halk Cumhuriyeti Hâkimlerine Yönelik Yargı Ahlakı Kodu ve
Makedonya Hâkimler Birliği Yargı Ahlakı Kodu gibi son zamanlarda çıkartılan yasalardan;
CCJE-GT ve yukarıda belirtilen referanslardan alınan yorumların ışığı altında yeniden gözden geçirilmiştir.
Gözden geçirilmiş Bangalore Taslağı; Hâkim Weeramantry başkanlığında Kasım 2002 tarihinde Hollanda’nın Lahey şehrinde gerçekleştirilen Adalet Başkanları Yuvarlak Masa Toplantısında bir öncekinin yerini almıştır. Bu toplantıya katılanlar şunlardır:
Brezilya Federal Temyiz Mahkemesinden Hâkim Vladimir de Freitas
Çek Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesinden Adalet Başkanı İva Brozova,
Mısır Yüksek Anayasa Mahkemesinden Adalet Başkanı Mohammad Fathy Naguib,
Fransa Temyiz Mahkemesinden Christine Chanet,
Meksika Yüksek Mahkemesinden Başkan Genaro David Gongora,
Mozambik Yüksek Mahkemesinden Başkan Mario Mangaze,
Hollanda’dan Başkan Haak,
Norveç Yüksek Mahkemesinden Hâkim Trond Dolva, ve
Filipinler Yüksek Mahkemesinden Adalet Başkanı Hilario Davide.
Aynı zamanda toplantının bir oturumuna Uluslar arası Adalet Mahkemesi hâkimlerinden aşağıdaki isimler de katılmıştır:
Hâkim Ranjeva (Madagaskar), Hâkim Herezegh (Macaristan), Hâkim Fleischhauer (Almanya), Hâkim Koroma (Sierra Leone), Hâkim Higgins (İngiltere), Hâkim Rezek (Brezilya), Hâkim Eleraby (Mısır), ve Ad-Hoc Hâkim Frank (USA). BM Özel Raportörü toplantıda hazır bulunmuştur.
Bangalore “Yargı Etiği İlkeleri” bu toplantının bir ürünüdür
Avukat, diplomat ve asker Henry Ireton, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1611) Nottinghamshire yerlisi asilzade bir ailenin en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. Oxford Trinity Kolejin’de hukuk eğitimi gördü. Middle Temple olarak anılan adalet sarayında avukatlık mesleğine başladı. Cromwell tarafından Ely Adası vali yardımcısı görevine atandı. Toplumsal yapının kökenlerine zarar verdiği gerekçesiyle Cumhuriyetçi fikirleri reddetti. Bunun yerine kralın ve parlamentonun varlığını savundu. İngiltere iç savaşında Parlamento ordusunun önde gelen isimlerinden birisi olarak görev aldı. I. Charles’in teslim olmasından sonra da aşırı siyasi fikirleri desteklemeyi reddetti ve anayasal bir monarşiyi destekledi. Kralın yargılayan kurulda yer aldı ve ölüm fermanını imzalayanlardan biri oldu. Monarşinin yeniden güçlenmesinden sonra cesedi mezardan çıkarıldı ve bir kral katili olarak sergilendi.
Henry Ireton
1828
Fransız hukukçu ve siyasetçi René Goblet doğdu. (Ölümü: 13 Eylül 1905) Hukuk eğitimi aldı. Amiens barosuna kaydoldu. Avukat olarak şehirde önemli bir yer edindi. Liberal ve demokratik bir kurum olan Somme İlerlemesinin kuruluşuna katıldı. 1860’ların sonlarına kadar hiç siyasete girmedi. 1870’de Milli Savunma Hükümeti tarafından Amiens’e başsavcı olarak atandı. 1871 yılında meclise seçildi. 30 Ocak 1882 – 7 Ağustos 1882 tarihlerinde Freycinet kabinesinde İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Eğitim ve güzel sanatlar bakanlığı yaptığı sırada hükümetin eğitim önerilerini güçlü bir şekilde savunarak itibarını büyük ölçüde artırdı. 1886 yılında Charles de Freycinet kabinesi düşünce 11 Aralık 1886–17 Mayıs 1887 tarihlerinde başbakanlık görevin üstlendi. Başbakanlık görevinden ayrıldıktan sonra senatör olarak görevine devam etti. 1898 seçimlerinde milletvekili seçilemeyince siyaseti bıraktı.
Fransız Hukukçu ve devlet adamı René Goblet
1883
Afro-Amerikan eylemci, kölelik karşıtı ve kadın hakları savunucusu Sojourner Truth yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1797) New York’taki bir köle kampından kaçarak özgürlüğüne kavuştu. 1828’de beyaz bir erkeğe karşı açtığı ebeveynlik davasını kazandı ve bu sonucu elde eden ilk siyahi kadın oldu.
Sojourner Truth
1918
Şilili avukat ve siyasetçi Patricio Aylwin Azócar doğdu. (Ölümü: 19 Nisan 2016) Şili Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Burada Usul Hukuku ve Medeni Hukuk kürsülerinde asistan olarak ve Hukuk Merkezi’nin Mástil dergisi editörü olarak çalıştı. Aynı zamanda Lex Korosu’nun kurucu üyesi ve kontrtenoruydu. 1944 yılında yemin ettikten sonra avukat olarak Baroya kaydoldu. Pedro Lira’nın hukuk firması olan Raúl Varela’da avukat olarak çalıştı. 1945 ve 1948 yılları arasında Yüksek Mahkeme Komisyonu sekreteri olarak hizmet etti. 1950 yılında idare hukuku kürsüsünde profesör oldu. 1953 ve 1957 yılları arasında ulusal danışman olarak görev yaptı. 1985 ve 1986 yılları arasında Baro Başkan Yardımcısı olarak Raúl Rettig’in yönetim kurulunda çalıştı. Şili İdare Hukuku Enstitüsü’nün onursal üyesi ve Moskova Bilimler Akademisi üyesiydi. 11 Ocak 1995’te Şili Üniversitesi’nden Fahri Profesör unvanı aldı. Patricio Aylwin, Şili’de darbe sonrası demokratik yollarla seçilen ilk başkan oldu ve 11 Mart 1990–11 Mart 1994 arasında devlet başkanlığı yaptı.
Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında geçici ticaret antlaşması imzalandı.
1931
İspanyol kökenli, Arjantinli insan hakları savunucusu, Adolfo Pérez Esquivel Buenos Aires’de doğdu. Resim ve heykeltıraşlık eğitimi aldı. La Plata Ulusal Üniversitesi’nde eğitimini tamamladı. Akademisyen olarak 25 yıl boyunca profesörlük yaptı. 1974 yılında, şiddet içermeyen yollarla yoksulların kurtuluşunu teşvik eden Latin Amerika tabanlı toplulukların genel koordinatörlük görevini üstlendi. Arjantin’de 1976 yılında General Jorge Rafael Videla’nın sistematik baskı ile iktidara gelmesinin ardından insan haklarını savunmak ve kurbanların ailelerini desteklemek için halk tabanlı kuruluşların oluşumunu, aralarındaki iş birliğini ve finansman için gerekli kaynakların bulunmasını sağladı. 1975 yılında gözaltına alındı. Latin Amerika ve Kuzey Amerika piskoposları ile birlikte, 1976 yılında Ekvador’da hapse atıldı. 1977’de yeniden gözaltına alındı ve 14 ay süresince mahkemeye çıkartılmadan işkence görerek tutuklu kaldı. İnsan haklarını alanındaki çabalarından dolayı 1980 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
Aldolfo Perez Esquivel, Nobel Barış Ödülü kabul konuşmasında “Hayatın ışıkları ve gölgeleri paylaşılmalı” demişti.
1934
26 Kasım 1934 tarihinde kabul edilen kanunla; ‘Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Paşa’ gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırılmıştır. Aynı kanunla yurt savunmasında, Milli Mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklanmıştır.
1934
İsmet Paşa “İnönü” soyadını aldı.
1954
Hukukçu ve siyasetçi Ayşe Nur Bahçekapılı doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Serbest avukat olarak çalıştı. 1988-1992 yılları arasında Turgut Kazan’ın başkanlığı döneminde İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri olarak görev yaptı. 1997-2005 yılları arasında Eralp Özgen ve Özdemir Özok’un başkanlıkları döneminde Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği görevinde bulundu. Sosyal Demokrat Halkçı Partisi İstanbul Kadın Kolları Başkanlığı yaptı. Türkiye-Küba Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanlığı görevinde bulundu. 2009-2013 yıllarında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilliği yaptı. Temmuz 2013-Haziran 2015 tarihlerinde TBMM Başkanvekilliği görevlerinde bulundu.
1960
Maliye Bakanı Hasan Polatkan hakkında açılan Vinileks ve Standart Şirketleri Yolsuzluğu Davasında karar açıklandı. 1960/11 Es. nolu dosyada, nüfuzunu kullanarak şirkete usulsüz kredi sağladığı ve rüşvet aldığı iddiasıyla eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile rüşvet vermek suçundan Ragıp Sipahi, Necati Dölay ve Hüseyin Altay yargılandı. 26 Kasım 1960 tarihinde Polatkan, yedi yıl ağır hapis cezasına çarptırılarak 550.000 lira para cezasını ödemeye mahkûm edildi. Aynı davada Menderes de suçlu bulunmuştur.
1960
28 Ekim 1960 tarihli 10641 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 114 sayılı Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ye bazılarının diğer fakülte ve yüksekokullara nakline dair Kanun ile 147 öğretim üyesini akademiden ihraç eden Milli Birlik Komitesi, üniversitelere bir yazı göndererek işlerine son verilen öğretim üyeleri hakkında senatoların görüş bildirmesini istedi.
THKP-C davası duruşmasında Mahir Çayan’ın yargılanmasına devam edildi. Reddi hakim talepleri kabul edilmeyen diğer sanıklar savunma yapmadı.
1976
Halkların En Geniş Ölçekte Kültürel Yaşama Katılımı ve Katkılarına ilişkin Tavsiye Kararı, Nairobi’de düzenlenen UNESCO Genel Konferansının 19. Oturumunda, 26 Kasım 1976’da kabul edildi.
1979
Mehmet Ali Ağca’nın askeri cezaevinden kaçırılmasıyla ilgili olarak 2 subay, 1 astsubay ve 11 er tutuklandı.
1981
CHP Manisa İl Sekreteri Eczacı Neşe Gülersoy’un 27 Haziran 1979’da katledilmesi ve Manisa’da işlenen diğer iki cinayetin katil zanlıları olarak sıkıyönetim askeri mahkemesinde yargılanan 5 ülkücü hakkında toplam 192 yıl ağır hapis cezası istendi.
1981
Zeynel Abidin Ceylan’ın gözaltında işkenceyle ölümüne neden olmaktan yargılanan Ankara Emniyet Müdürlüğü 1.Şube’de görevli komiser muavini Mustafa Haskırış 14 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasına mahkum edildi.
1982
Prof Dr. Sadun Aren, İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesince Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) sanığı olarak tutuklandı. Aren, 2 gün önce yargılandığı “Makro Ekonomi Ders Notları” davasından beraat etmişti.
1982
“Dev-Yol Çrgütünün Kahramanmaraş/Andırın ilçe grubunu oluşturdukları” iddiasıyla Askeri Mahkeme’de yargılanan 9’u öğretmen 13 kişi beraat etti.
Şair Ahmet Telli, 11 Nisan 1978’de haftalık “Kurtuluş” gazetesinin “Devrimci Sanat” köşesindeki bir yazısında yayın yoluyla bölücülük yaptığı gerekçesiyle Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 1 yıl 3 ay hapse mahkum edildi.
1968
Kapatılan “Politika” gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Aydın Şenesen, 10 Eylül 1977 tarihli gazetede yayınlanan bir yazıdan dolayı, komünizmi övdüğü gerekçesiyle 1.5 yıl hapse mahkum oldu.
1986
Eski Dışişleri Bakanı Ahmet Gündüz Ökçün
Hukukçu ve eski Dışişleri Bakanı Ahmet Gündüz Ökçün yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1936)Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Devletler Özel Hukuku branşında asistanlık yaptı. 1974 yılında profesör oldu. Konuk profesör olarak Columbia Üniversitesi’nde 1 yıl ders verdi. Uluslararası toplantılarda Türkiye’yi temsil etti. 1976-1977 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanlığı görevinde bulundu. Eskişehir Milletvekili seçildi. 21 Haziran 1977 – 21 Temmuz 1977 ve 5 Ocak 1978 – 12 Kasım 1979 tarihleri arasında Dışişleri Bakanlığı görevini yürüttü. İngilizce ve Fransızca biliyordu.
1992
ILO 144 No’lu Üçlü Danışma (Uluslararası Çalışma Standartları) Sözleşmesi, Türkiye tarafından 26 Kasım 1992 tarihinde 3851 sayılı yasa ile onaylandı, Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, 2 Haziran 1976 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmişti.
1992
ILO 59 No’lu Asgari Yaş (Sanayi) Sözleşmesi (Revize), Türkiye tarafından 26 Kasım 1992 tarihinde 3849 sayılı yasa ile onaylandı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi. Sözleşme, 3 Haziran 1937 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş ve on beş yaşın altındaki çocukların kamu ve özel sektör sanayi işletmelerinde ya da bunların alt birimlerinde istihdam edilmelerini veya çalıştırılmalarını yasaklamıştı.
1993
Almanya, PKK’yı terör örgütü ilan ederek, bütün yan kuruluşlarıyla birlikte kapattı.
1996
Cezaevinde bulunan gazeteci Işık Yurtçu, Uluslararası Gazetecileri Koruma Örgütü’nün (CPJ) 1996 yılı “Basın Özgürlüğü Ödülü”ne Meksikalı, Hindistanlı ve Filistinli 3 gazeteciyle birlikte layık görüldü. New York’taki ödül törenine Işık Yurtçu katılamadı.
Yargıda Doğruluğun Güçlendirilmesine Yönelik Yargı Grubu tarafından kabul edilen 2001 Bangalore Yargı Etiği Taslak Belgesi, 25-26 Kasım 2002 tarihlerinde Lahey Barış Sarayı’nda düzenlenen Yüksek Mahkeme Başkanları Yuvarlak Masa Toplantısında revize edilerek Bangolore Yargı Etiği İlkeleri konusuna mutabakat sağlanmıştı. Bu ilkeler, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edildi.
2003
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı İran’ı nükleer programı nedeniyle kınayan bir karar tasarısını kabul etti. Ancak, ABD’nin istediği gibi BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a yaptırım uygulaması yer almadı.
2008
Ankara Büyükşehir Belediyesinin ön ödemeli su sayacı ile ilgili uygulaması, Ankara 11. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.
2012
Mayıs 2011’de İdil Kültür Merkezi baskınına direndikleri gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra haklarında dava açılan Grup Yorum üyeleri ilk kez hakim karşısına çıktı.
2013
Mersin’deki gezi eylemlerine katıldıkları için haklarında dava açılan 52 kişi dün ilk kez hâkim karşısına çıktı. Sanıklar arasında yer alan ve “Yaptıkları müzikle Gezicileri dinamik tutmak” ile suçlanan Praksis grubundan müzisyen Serdar Türkmen, duruşmaya girmeden önce saksafonuyla şarkılar çaldı.
2014
Avukatlar Sendikası Av-Sen, 26 Kasım 2014 tarihinde İstanbul merkezli olarak kuruldu. Kuruluşunu Yargıçlar Sendikasına karşı açılan kapatma davasının duruşması olan 9 Aralık 2014 günü ilan etti. Türkiye’nin ilk avukat sendikasıdır. Sendikanın kurucuları, Sedef Ünal, Doğuşcan Aydın Aygün, Bedi Yarayıcı, Didem Varol, Tuğçe Sezen, Vural Ergül ve Deniz Okuyucu’dur. Kurucu başkanlığını Avukat Sedef Ünal yapmaktadır.
Kübalı hukukçu ve devrimci Armando Hart yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Haziran 1930) Batista rejimi sırasında Havana Üniversitesinde hukuk okudu. Burada siyasetle tanışıp Fidel Castro ve arkadaşlarının mücadelesine dahil oldu. 26 Temmuz Hareketine katılarak şehirdeki örgütlenmelerde görev aldı. Devrimin başarıya ulaşmasının ardından 1965 yılına kadar Eğitim Bakanı olarak, 1976-1997 yılları arasında ise Kültür Bakanı ve Küba Komünist Partisi Politbüro üyeliği görevlerinde bulundu. Devrime olan katkılarından dolayı 2010 yılında Jose Marti Nişanı ile onurlandırılmıştı. Çok sayıda eseri bulunmaktadır.
Armando Hart
2020
Mısırlı siyasetçi ve insan hakları aktivisti Hafız Ebu Saada yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1965) Mısır İnsan Hakları Örgütü’nün başkanlığı yaptı. Ulusal İnsan Hakları Konseyi üyeliğinde bulundu. Mısır’da işkence ve polis şiddetine karşı yürüttüğü kampanyalar ile tanındı. 26 Kasım 2020’de COVID-19 nedeniyle doğum yeri Kahire’de 55 yaşında hayata veda etti.
Hafız Ebu Saada
2021
Çarşı Davası ile birleştirilerek üçüncü kez açılan Gezi Parkı Eylemleri Davası’nın ikinci duruşması yapıldı. Mahkeme oy çokluğuyla iş insanı Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi. Bir sonraki duruşmanın 17 Ocak 2022’de yapılmasına karar verildi. Kararın ardından bir açıklama yayımlayan Uluslararası Af Örgütü, Avrupa Konseyi ülkelerinin başkanlarını, Salı günü Strasburg’da yapılacak toplantıda Türkiye’ye karşı ihlâl prosedürünü başlatmaya çağırdı.
Osman Kavala
2023
Hamas ile varılan geçici ateşkes sonucu İsrail hapishanesinde tutulan 33’ü çocuk, 6’sı kadın 39 Filistinli serbest bırakıldı.
2023
Batı Afrika ülkesi Sierre Leone’de bir grup silahlı kişinin Freetown’daki Wilberforce askeri kışlasına düzenlediği saldırının ardından çok sayıda kişinin başkentteki hapishaneden kaçtığı açıklandı. Ülkede sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Daltonlar Çetesi olarak bilinen suç örgütüne yönelik olarak Kütahya ve İstanbul’da ‘Redkit’ operasyonu düzenlendi. Aranan şahıslardan olan bir kişi adliyenin çay ocağında yakalandı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın hazırladığı Vergi Usul Kanunu Tebliği bugün Resmi Gazete’de yayımlandı. Tebliğle yeniden değerleme oranı 2023 yılı için yüzde 58,46 olarak belirlendi.
2024
30 yıldır cezaevinde olan şair İlhan Sami Çomak, İnfaz hakimliğinin tahliye kararını onaylaması sonrasında işlemleri tamamlanarak Marmara Cezaevi’nden (Silivri Cezaevi) tahliye edildi.
PEN Norveç Onursal Üyesi Şair İlhan Çomak, 1973 yılında Bingöl-Karlıova’da doğdu. 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde öğrenciyken, tutuklanarak cezaevine kondu. DGM’de yargılandı ve idam cezasına mahkûm edildi. Türkiye’de idam cezası kaldırılınca cezası müebbet hapse çevrildi. Türkiye’deki yasal yolların tükenmesiyle yaptığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvurusu sonucunda, 10 Ekim 2006’de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yargılamamın yenilenmesine hükmedildi. Kararın üzerinden altı sene geçtikten sonra, 2013’te yargılama yeniden başladı. Önceki yargılamayı esas yeni dava 2016’da bitti ve Çomak’ın aleyhine sonuçlandı. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen müebbet hapis cezasıYargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından onandı.
Şeref kavramı, Joseph Fouché örneği ve ikiyüzlülüğün sıradanlaşması / Prof. Dr. Sami Selçuk
Unutmayalım, “Dünya,” demişti Napoléon, “kötü insanların şirretinden değil, iyi insanların susmalarından, sessiz kalmalarından acı çekmektedir.” Hiçbir hukukçunun, taşıdığı hukukçu yurttaş ve bilim sorumluluğuyla ülkemizde yaşanan hukuk dışılıklara sessiz kalma hakkı yoktur. Olamaz da…
Ülkemizde sık sık yaşanan ve bireyselliği aşıp topluma da yansıyan bazı olayları, “işlevsel açıklamalar”la ya da bir tür indirgemecilik olan “metodolojik bireycilik”le gün ışığına çıkarmak çok güçtür.
Çünkü yaşananlar, genelleştirilemeyecek biçimde bizim insanımıza ve toplumumuza özgüdür; çağdışılığın ve yavanlığın yansımalarıdır.
Nitekim T24’te yayımlanan “Hukuk Düzeninde Geldiğimiz Nokta” (14 Ağustos 2025) başlıklı yazımda toplumumuzda yaygın ve kınanası bir ahlak dışılığa 1960 darbesiyle birlikte tanık olduğumuzdan söz etmiş ve gerçekten, demiştim, bu darbeden bir gün önce Yedek Subay Okulu’nda dışarı çıkmamıza bizlere hakaretler ederek, üstüne üstelik iktidarı savunarak bir dakika dahi izin vermeyen subayların hemen hepsinin, darbe olduğu gün ülkeyi kurtaran birer kahraman kesilerek düşürülen iktidara sövdüklerine tanık olmuş ve şu tanıda bulunmuştum: İkiyüzlülüğün sıradanlaşması ve yaygınlaşması.
Yıllarca sonra bugünlerde bu yazının yayımlanmasından 24 saat bile geçmeden bütün Türkiye halkı, iktidardan yana olanları bile tiksindiren, yüzleri kızartan bir olaya tanık olmuştu.
Ayrıca olay, sadece tiksinti verici değil; iktidar ve muhalefet için, kişilik ve ahlak anlayışımız açısından son derece düşündürücüydü.
Çünkü uzun süre bir partisini milletvekili ve belediye başkanı olarak temsil eden bir bayan, veriler göre kendi partisinin iktidara koştuğu ileri sürülen, bu yüzden de hiç umulmadık bir zamanda iktidar partisine geçmişti. Basın, bu geçişin kişisel yararlardan kaynaklandığını yazıyordu.
Vaktiyle aynı kişinin iktidar partisi ve başı için söylediklerini düşününce, bu geçişin gerekçesi ne olursa olsun, herkes şaşırmıştı buna. Olasılıkla iktidar partisinde olanlar bile.
Hatta geçtiği partinin başkanı bile şaşkındı. Televizyon kanallarında parti değiştiren milletvekiline ve belediye başkanına bakışından belliydi, bu.
Ancak ben, hiç şaşırmadım. Çünkü çok yaşadım bu türden ilkesizlik örneklerini.
Unutulmamalıdır ki, tarihte her dönemin adamı olanlar vardır.
Sözgelimi, ééon’un yalancılığıyla ünlü Dışişleri Bakanı Talleyrand (1754-1838) bunlardan biridir. Napoléon’un “Siz ipek çorabımda bir pisliksiniz (kaka)” diyerek onu küçümsemesi ve aşağılaması, yalnızca tarihlere değil, sözlüklere bile geçmiştir (Örneğin, Robert, Paul, Dictionnaire Alphabétiqe et Analogique de la Langue Française, Paris, 1973, s. 1073). Çünkü Talleryand, söylediklerinin tersi bile yalan olduğuna inanılan bir bakandır. Bu yüzden Avusturya Başbakanı Metternich (1773-1859), “Talleyand ölmüş”’ dediklerinde verdiği yanıt çok anlamlı, bu yüzden de çok ünlüdür: “Mutlaka yine bir hesabı vardır.”
Dönemin bakanlarından Joseph Fouché ise, ikiyüzlülüğüyle bu tabloyu tamamlamıştır. Bu yüzden François-René de Chateaubriand (1768-1848), İmparatorun yanına girerken Talleyrand ile Fouché’nin çıktıklarını görünce, “Ben içeri girerken yalancılık ile ikiyüzlülük, İmparatorun yanından kol kola çıkıyorlardı” diye yazmıştır, unutulamaz yapıtında.
Fransız ihtilali döneminin ve hemen sonrasında bütün güç odaklarında yer alan ikiyüzlü, yasaların ve insanlığın “kalleş” diyerek andığı Brutus’un öz kardeşi Joseph Fouché’yi (1759-1820), Fransa’da herkes bilir.
O, 1789 États généraux’nun özgürlükçü ve ılımlı “Jirondin”ler ile Robespierre’in önderliğindeki cumhuriyetçi ve köktenci radikal “Jakoben”ler çatışmasında bu berikilerin yanında yer almış; Fransız Devriminin Terör Dönemi’nde (1793 ve 1794 yılları), 16 bin ila 40 bin kişiyi giyotine göndermiş, Valmy zaferinden sonra Eylül 1792’de Cumhuriyetin ilanında ve 1793’te Kral Louis XVI, ardından Kraliçe Marie-Antoinette’in ölüm cezalarının yerine getirilmesinde rol almış biridir.
Joseph Fouché, şaşıracaksınız, ama aslında papaz okullarında yetişmiş bir öğretmendir. O, 1792’de milletvekili olmuş, ceketinin cebine bir gün önce koyduğu ve kralın “affı”nı isteyeceği yazısıyla kürsüye çıkmışsa da, sonucun Jakobenlerin istediği doğrultuda çıkacağını kestirince bir çırpıda saf değiştirmiş “La Morte” (ölüm) diye haykırarak oy kullanmıştır. Kral yanlısı ayaklanmalar karşısında kanla temizleme eylemlerinde bulunmuş, Lyon‘da 1.600 kişiye ölüm cezası verilmesini sağlamış, bu yüzden kendisine “Lyon Kasabı” denmiş, daha önceleri desteklediği Robespierre‘in yönetimden uzaklaştırılmasını sağlamış, 1799’da Konvansiyon Başkanı P. Barras’ın yardımıyla polis örgütünün başına geçirilmiş, oluşturduğu geniş ajan ve muhbir ağını Napoléon‘un hizmetine sunmuş, örgütünü kendi çıkarları için kullanmış, 1809’da Otranto Dükü olmuştur.
Joseph Fouché’yi en iyi anlatan yazar, kuşkusuz Stefan Zweig’dır (1881-1942). Ona göre, Fouché demek, politik rüzgârın yönünü kestirme, çıkarcılık, döneklik, ikiyüzlülük, güçlünün kim olduğunu kestirmek, kısaca Makyavelcilik demektir.
Özetle Joseph Fouché, Fransız Devrimi’nin en kanlı günlerinde siyaset rüzgârı yön değiştirince, infazları bile durduran, Jakobenlerin üzerine giden ve iz bırakmamak için idamları gerçekleştiren cellatları bile öldürten, sıradan bir din adamı iken devrimcilere katılıp kiliseleri yakan, rahipleri giyotine gönderen, yakın dostu Robespierre’in ilkin yanında, sonra da onu giyotine gönderenlerin yanında yer alan, kendisini var gücüyle Napoléon’un yükselmesine adayan, Waterloo yenilgisinden sonra Kral XVIII. Louis’ye sığınıp bir bakanlık bile kapan, yeri geldiğinde komünistlerin ve ateistlerin en azılısı olan, Napoléon yükseldiğinde cumhuriyetçi gömleğini çıkarıp monarşist olan, yenildiğinde ise Kral XVIII. Louis’ye sığınıp karşısına çıkan bir hain, Napoléon Elbe’den kaçınca yeniden onun hizmetine giren, Waterloo yenilgisi üzerine önce, kendisi için “tanıdığım en kusursuz dönek”diyen Napoléon’a, daha sonra da Krala, en sonunda da İtalya’ya sığınan, ateist olmasına rağmen ölümünden önce rahip çağırarak kutsal yağla kutsanmasını isteyen, özetle Stefan Zweig’ın dediği gibi, “İhanet etmeye o kadar alışmış ki, sonunda ihanet edecek birini bulamayınca kendine ihanet eden,” yeri geldiğinde komünist olup soyluların mallarını yağmalayan ve sonra da Fransa’nın en zengin ikinci adamı olan, tarihin gördüğü en güvenilmez, tiksindirici bir kalleştir.
Özetle o, tarihin gördüğü en çirkin bir ikiyüzlülük oyuncusu alçak, Zweig’ın anlatımıyla bir “ihanet dâhisi”dir.
Hiçbir zaman asla yenilenlerin, yitirenlerin yanında yer alacak kadar mert biri olmamıştır, olamamıştır.
Ülkemize gelince, son yıllarda Türkiye’miz de, ne yazıktır ki, ”Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen Pir Sultan Abdal yoldaşlarının ülkesi olmaktan çıkmış, Fouché’lerin ülkelerine dönüşmeye başlamıştır.
Oysa bildiğimce, yaratıcıdır, Türk insanı. “Yaratıcı ise, haz uğruna çalışan biri değildir. Mutlaka ihtiyaç duyduğu şeyi yaratır” (Deleuze).
Öte yandan “Ağır ağır ölür şereflerini (özsaygıların)ı ağır ağır yok edenler” demişti, bir şiirinde Pablo Neruda.
Elbette doğru bir belirlemeydi, bu.
Bu yüzden ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar, ülkemizi yönetenler, attıkları her adımda halkımızın en küçük kesimini bile dışlayamazlar. Nitekim bu nedenlerle bütün demokrasilerde olduğu gibi krallar, özellikle de cumhurbaşkanları, böyle bir anlayışla yansız ve nesnel (objektif) davranacakları konusunda insanı insan yapan ve kimilerince saygı gösterilmeyen birine bile saygıyı zorladığı için insanı öbür canlılardan ayıran “ŞEREF” (özsaygı, onur, amour propre, amor proprio, auto estima) değeri ve bu değeri yönettiği halk için güvence kılarak “laiklik” üzerine ant içerler.
Şunu da hiç kimse unutmamalı: Anasından doğan her İNSAN için Alman Anayasası’nın birinci maddesinin birinci fıkrası şöyle demektedir: “İnsanın şerefine (özsaygı, saygınlık) dokunulamaz. Bütün devlet gücü, bu değere saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür.”
Hukukta bu kuralın adı, “sonsuzluk, ebedilik kuralı”dır (Rüthers, Bernd / Fischer, Christian / Birk, Axel, [Doğan, İlyas / Aldudak, Rukiye / Eyman, Aydın], Hukuk Teorisi, Ankara, 2020, s. 363). Çünkü bu madde, insanlığın yüz karası Hitler çılgınlığıyla her Alman’ın şerefini, insanlığını yerle bir eden, vicdanları yıkanamaz duruma getirerek kusturan Polonya’daki Trebilinka, İspanya’daki Auschwitz, Yunanistan’daki Haydari alçaklıkları gerçeğinden esinlenmiştir. Bu nedenle söz konusu madde, özünde Yaşar Kemal’in dediği gibi, dört kitapta bile asla yeri olmayan yıkım ve alçaklıklara bundan böyle hiçbir insanın destek olmamasını, olursa o destekçilerin üstüne gidilmesini buyuran bir hükümdür.
Tam bu noktada bir ayraç açmakta yarar vardır.
Bilindiği üzere değerleri, toplum içinde yaşayan insan yaratmıştır. O değerlerin başında gelen “şeref,” yineleme pahasına belirtelim ki, AİHM’nin, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve ilk mahkemelerin kararlarında en yüksek değer olarak benimsenmiştir. Zira şeref, her hukuk öznesinin tinsel bütünlüğünü anlatan, bu bütünlük hakkında kendisinin ve başkalarının düşüncelerini, değer yargılarını sergileyen toplumsal bir kavramdır
Arapçadan aldığımız “şeref” sözcüğü ve kavramı üzerine hem Arap ve hem de batılı düşünürler çok eğilmişlerdir.
Arapçada şeref, bir kimseye gösterilen saygının dayandığı tinsel (manevi) yücelik, ululuk; erdem, yüreklilik vb. üstün niteliklerle kazanılmış ün; övünülecek durum gibi anlamlara gelmektedir. Şeref, kişinin kendi öz nitelikleri ve erdemleriyle ilgili ise “şeref-i zâtî”; konum ve rütbesiyle ilgili ise “şeref-i ârizî” ya da “şeref-i izâfî” olarak adlandırılmıştır. Bundan başka sözgelimi, “şeref-ül mekân bi’l-mekin” sözünün anlamı ve insanlara ulaştırdığı ileti çok düşündürücüdür: “Oturulan yer, şerefini orada oturandan alır” (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Lûgat, Ankara, 1986, s. 1186; Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul, 2006, III, s. 2937).
Bu yaklaşımlar elbette bütün toplumlarıda geçerlidir. Gerçekten her toplumda, özellikle de Batı toplumlarında geçerli olan hukuk düzeninin dışında ahlak anlayışının da odağında yer alan “şeref” kavramının kökleri ve kaynakları, Eski Yunan felsefesine değin uzanmaktadır. Eski Yunan’ın kent devletlerinde toplumsal konumla ilgili olarak şerefli duruş, soylulara özgü en yüce değer sayılmıştır (Taner Timur, Felsefe, Toplum Bilimleri ve Tarihçi, İstanbul, 2011, s. 18).
Bu nedenlerle “Sorgulanıp eleştirilmeyen yaşam, yaşanmaya değmez” diyen; insanı, kendisine ve başkalarına akılcı bir soru sorulduğunda akılcı yanıtlar verebilen “sorumlu” bir varlık, bir ahlak ve hukuk öznesi olarak algılayan Sokrates (Ernst Cassirer, (Necla Arat), İnsan Üstüne Bir Deneme, İstanbul, 1997, s. 20), ilkelerinden ve şerefinden asla hiç ödün vermemiş; ölüm cezasına hüküm giydiği zaman bile, yargılamanın adil olmadığına inanmasına karşın, devletin yasalarına uymak gerektiğini belirterek, kendisine verilen baldıran ağısını duraksamadan içmiştir.
Ayraç içinde belirtmek gerekir ki, Melih Cevdet Anday, “Felsefe” sözcüğünün Yunanca “sevgi” (philia) ve “bilgi/bilgelik” (sophia) sözcüklerinin birleşmesinden oluştuğu, “bilgi/bilgelik sevgisi” demek olan ve Türkçede bu anlamda kullanılan “felsefe” ya da “filozofi” (philosophie) sözcüklerinin doğru olduğu; buna karşılık düşünür, felsefeci anlamında kullanılıp, “z” harfiyle yazılan “filozof” sözcüğünün doğru olmadığı, zira Yunanca “zophus” sözcüğü “karanlık” anlamına geldiği için filozof sözcüğünün zorunlu olarak “karanlık seven, karanlık sever” anlamına geleceği, “bilgi seven, bilge sever” anlamına gelmeyeceği, dolayısıyla “filosof” olarak yazılması gerektiğini, haklı olarak, ileri sürmüştür (Melih Cevdet Anday, En Önemli İş, Cumhuriyet, 30 Eylül 1994).
Ayracı kapatıp konumuza dönelim ve şu olay asla unutmayalım: İmparator Neron’a suikast düzenlediği iddiasıyla yargılanıp ölüm cezasına çarptırıldığı zaman kendisine cezanın yerine getirilme biçimini seçme olanağı tanınması, ancak vasiyetnamesini yazması için zaman verilmemesi üzerine, son anında yanında bulunan eşine ve çocuklarına dönerek “Üzülmeyin, size akçalı zenginliklerden daha değerli bir şey bırakıyorum: Şerefli ve erdemli bir yaşam” demiştir (Cemal Yıldırım, Bilimsel Düşünme Yöntemi, Ankara, 2008, s. 341).
Aynı nedenlerle pusu kurma, arkadan vurma, kalleşlik gibi yöntemler ve kurnazlıklar, insanın kendisine saygısızlık (haysiyetsizlik), şerefsizlik sayılarak Batı tarihinde en büyük kınamaların konusu olmuş ve Batı hukukunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında şeref, insan saygınlığı (dignité humaine), “temel ilke” (principe matriciel) olarak benimsenmiştir (Jean François Renucci, Droit européen des droits de l’homme, Paris, 2001, s.1).
Ayrıca unutulmamak gerekir ki, şeref kavramı, Batı’da “yaşam değeri” ya da “yaşam hakkı”yla özdeş düzeyde sayılmıştır. Bu yüzden düello, yüzyıllarca şerefi kurtarmanın bir yöntemi olarak benimsenip kurumlaşmıştır. Bilindiği üzere düello, iki kişi arasında toplum önünde şerefi kurtarmak amacıyla belli kurallar çerçevesinde öldürücü silahlarla yapılan bir dövüştür. Batıda düellonun suç olarak benimsenmesi ve yasaklanması çok sonraları olmuştur. Sözgelimi, düello Fransa’da 1547’de, İngiltere’de 1819’da yasaklanmıştır. Ancak bu yasağa karşın düelloya daha sonraki dönemlerde de rastlanmaktadır. Düelloya kurban giden ünlüler arasında, 1832’de henüz 21 yaşında iken öldürülen ve kendi adıyla anılan bir kuramın sahibi Matematikçi Evariste Galois; 1841’de 27 yaşında iken öldürülen Rus yazarı Lermontov; 1857’de 49 yaşında iken öldürülen Rus yazarı ve ozanı Puşkin de bulunmaktadır.
Şerefli olmanın, mertliğin ve erdemin simgesi ve yansıması olarak görülen düello, Batının ahlaka yaklaşımı doğrultusunda uzun süre uygulamada kalırken, yukarıda da belirtildiği üzere, beynin bencil düşünmesinin ürünü ve dolayısıyla özünde ahlaksızlığın bir izdüşümü sayılan kurnazlık, kalleşlik, ahlaka aykırı görülmüş, hiçbir zaman bağışlanmamıştır. Bunun en çarpıcı örneği, Sezar’ı MÖ 44 yılında kalleşçe öldüren Brutus’tur. Tarih, acımasız, eli kanlı, buyurgan Sezar’ı bağışlamış, ama kalleş ve kurnaz Brutus’u asla bağışlamamıştır.
Bu konuda bir başka örnek de şudur: ABD tarihinde yağma, tren soygunları ve sayısız insanı öldürme gibi birçok suç işleyen ünlü haydut Jesse James, duvarda asılı tablonun tozunu almak ve eğriliğini düzeltmek amacıyla sandalyeye çıktığı sırada, başına konan ödülü almak için bu fırsatı kaçırmayan arkadaşı Robert Ford tarafından 3 Nisan 1882 tarihinde arkadan silahla vurularak kalleşçe öldürüldüğü zaman, Amerikan toplumunun tepkisi, yine bu ahlak anlayışı doğrultusunda olmuştur. İnsanları acımasızca öldüren, soygunlar yapan, devletçe başına ödüller konan haydudun bu biçimde öldürülmesini Amerikan halkı, mertçe ve insanca bulmadığından asla sevinememiş; Robert Ford’u da bu yüzden bağışlanamaz bir şeref ve ahlak yoksunu olarak görmüş, onu yıllarca kınayıp durmuştur.
Buna karşılık Jesse James, Amerikan tarihinde efsaneleşmiş, hakkında kitaplar yazılmış, yaşamı yirmileri bulan filmlere konu olmuştur.
Bu açıdan Adorno’nun 7 Mayıs 1963’te ahlak felsefesi üzerine verdiği ilk dersinde söylediği şu sözler çok düşündürücüdür: “…kafanıza taş atacaksam bunu en baştan söylemiş olmam, size ekmek dağıtacakmışım gibi bir yanılsama yaratmaktan daha iyidir” (Ahlak Felsefesinin Sorunları, Hazırlayan Thomas Schröder, (Tuncay Birkan), İstanbul, 2012, s. 12).
Sanırım bütün bu sözler, kurnazlığın, ikiyüzlülüğün, arkadan vurmanın bencilce bir ahlaksızlık olduğunu çok çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Oysa Doğu toplumlarında ve, ne yazık ki, bizde kurnazlık, zekânın bir göstergesi, övünülesi bir duruştur. İnceleyiniz. Doğu toplumlarının saraylarında sultanları, padişahları nabza göre şerbet vererek dinlendiren dalkavuklar, soytarılar vardır. Batı toplumlarında tekil anlatımla soytarılık diye bir mesleğin bulunup bulunmadığını ben bilmiyorum. Ama şunu iyi biliyorum: Başkan Einsenhower, Beyaz Saray’da dönemin üç büyük düşünürünü, kendi başarılarını övmeleri, yaltaklık etmeleri için değil, her sabah bir gün önce hangi yanlışları yaptığını söylemeleri için görevlendirmişti.
İşte bu Batı anlayışına göre, kaynak yasalarda “kalleşçe, arkadan vurmak suretiyle” (İtalyanca brutalità, Fransızca brutalité) anlamlarına gelen sözcük, bir hukuk kavramına dönüşmüş, Türkçe yasalara “canavarca duyguyla” olarak aktarılmıştır. Haksızlık içeriği ağır olduğundan işte bu kalleşçe insan öldürme, sıradan insan öldürmeden daha ağır sayılmış ve nitelikli insan öldürme suçu olarak birçok yasada ve Batı’dan aktarılan bizim Türk ceza yasalarında yerini almıştır (TCY, m. 82[1]b, Eski TCY, m. 450/3, İtalyan 1889 CY, m. 366/3, İtalyan 1930 CY m. 577/4, [61/1], Fransız 1810 CY, m. 303. Ayrıntılı bilgi için bk. Sami Selçuk, Adalet ve Yaşayan Hukuk, Ankara, 2009, s. 415 vd.).
Bu arada belirtelim ki, Schopenhauer’ın “Şeref kavramının doğu toplumlarında hiçbir değeri ve anlamı yoktur” biçimindeki değerlendirmesi elbette çok acımasızdır.
İzmir Havagazı Fabrikasında düzenlediğimiz imza gününde coşkusunu gizleyemediği konuşma sırasında
Benim Umudum Var – İbrahim Aycan
Büyük Senih Özay ile tanışalı çok uzun yıllar olmadı. Ama yaşadıklarımız ve paylaştıklarımız onlarca yıllık bir dostluk kadar derin. Muhtemelen 2014 yılında Hukuk Kültürü Grubu çalışmaları sırasında dostum Dr. Fehmi Kerem Bilgin‘in muhterem ve merhum pederi Prof. Nuri Amca, Senih abi’ye demiş ki, “Bizim çocuklar İstanbul’da birtakım faaliyetler yürütüyor, onlara destek verir misin?”
Biz o dönemde hukuk, sanat, sinema gibi çelik çomak işleri ile uğraşırken Senih Özay dünyanın bin bir derdi ile uğraşıyordu tabii… Tıpkı bugün olduğu gibi büyük davaların, büyük çevre ve doğa mücadelelerinin içindeydi. Tabi ki çoluk çocukla ilgilenemezdi. Biz kendi yolumuzda ilerlerken o da kendi yolunda gitti. Nihayet yollarımız günün birinde kesişti. Türkiye’de yaşayıp da son yıllarda aynı hissi yaşamayan kaldı mı bilmiyorum; günün birinde yollar kesişiyor işte. Birden fazla yerde karşımıza çıkıyor üstelik aynı zihin dünyasının insanları.
Fıccın’da Tanıştık
Senih abi ile Kallavi Sokak’ta Çerkes Lokantası Fıccın’da tanıştık. Tanışmaz olaydık. Onu keşfetme ve çözme maceramız da böyle başladı. Senih abi her zamanki gibi yüksek enerjisi ile KRT Televizyonu Aslı Astarı Programı canlı yayınından çıkmış, yine yüksek enerjili dostumuz İskender özturanlı ile oturacak bir yer ararken ben onlara hemen Cihangir’den Fıccın’ı işaret ettim ve yanlarında damladım. Onun tabiri ile Çerkes Cumhuriyetinde. Bütün bir sokağı ticari işletmeye dönüştürecek kadar başarılı Yozgatlı iki Çerkes kadının mekanında.
Celal Akgünlü, Senih Özay ve İbrahim Aycan Homeros Vadisinde
Ne yapmak istiyordu? Bu dünyanın saçma sapan insanlarından farklı bir davranış modeli ortaya koyarak ne demek istiyordu bütün dünyaya? Evet, canlı yayında bir saat dinlemiştim ama o kendi şovunu yapıp televizyondan inmişti ve bir sonraki durakta rakı masasında karşımdaydı. Birkaç yıldan beri takip ettiğim, izlediğim, nasıl birisi olduğu hakkında kanaatlere sahip olduğum insan canlı kanlı karşımdaydı artık!
Evet karşımdaydı ama kendine özgü bir tarz ve gizemle… Aramızda çizdiği ince çizgi ve büyük bir nezaketle kurduğu telepatik iletişim bir duvar örme isteğinin çok uzağındaydı. Sokakta yağmur altındaydık. İskender Özturanlı yağmur altında İlhan Berk’ten şiirler okuyordu. Senih Özay kendisini bir yandan sana sunmak istiyor bir yandan da mahcup edalarla iddialı yanlarını saklamak istiyor, senin keşfetmeni bekliyordu. Yüksek dozda bir ego ile mi karşı karşıyaydım, yoksa modern derviş kılıklı bir devrimci ile mi?
Hukuk Ansiklopedisi adına onu resmen sorguladık. Tüm yaşamını masaya yatırdık. Senih Özay felsefesini masaya yatırmaydı bu. Bir yandan da Türkiye’nin yakın tarih hikayesiydi. Dostumuz Celal Akgünlü de bu sorgulamaya tanıklık etti.
Ve kitabın adını Benim Umudum Var koyduk!
Bir efsane avukata, tüm toplum için çalışan gönüllü doğa savaşçısına saygılarımızı sunduk. Dürüst ve samimi çalışmaların toplum tarafından karşılıksız bırakılmadığını imza gününde gördük. Üzümünü, incirini, ekmeğini, şarabını alıp gelen okurlarımız İzmir Havagazı Kültür Merkezi önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Senih Özay adeta bir rock star gibiydi. Unutulmayacak bir gün yaşadık. Yaklaşık olarak 500 okura, bıkmadan usanmadan yorulmadan, herkese özel notları ile kitabımızı imzaladı. Böyle bir imza günü çok az yazara ve hukukçuya kısmet olur.
Avrupa'da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü
Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü (CHARTER OF CORE PRINCIPLES OF THE EUROPEAN LEGAL PROFESION) 25.11.2006 tarihli Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi(CCBE) Genel Kurulunda kabul edilmiştir.
Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü, avukatlık mesleği ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası uygulamalar bakımından ortak kabul görmüş ve uygulanmakta olan on temel ilke ve kuralı içermektedir. Tüzük, mesleki etik kuralları olarak kabul edilmemekte ancak bu kuralların Avrupa genelindeki bütün avukatlara uygulanması amaçlanmakta; avukatlar arasında, avukatlık mesleğinin toplum içindeki önemi konusundaki duyarlılığı artırmayı amaçlamakta ve bu çerçevede avukatları, karar organlarını ve kamuyu teşvik etmektedir.
Tüzüğün diğer amacı, bağımsızlığını kazanmak için uğraş veren baroların bağımsızlıklarını kazanmalarını desteklemektir.
Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü’nü kabul eden Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi(CCBE)’nin temel amacı; avukatlık mesleğinin icrası ile ilgili ortak menfaatlerin korunması ve hukukun gelişmesi ile hukukun üstünlüğüne dair uygulamaların yerleşmesidir.
Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü
“Hukukun üstünlüğüne saygı esasına dayalı olarak kurulmuş bulunan bir toplumda avukat özel bir role sahip bulunmaktadır. Avukatın görevi, yasaların izin verdiği sınırlar içinde verilen talimatları yerine getirmekle başlayıp sona ermemektedir. Bir avukat, kendisine hak ve özgürlüklerinin savunulması ve sağlanması görevini verenlerin çıkarlarına ve adaletin sağlanmasına da hizmet etmek zorundadır ve bu bağlamda avukatın görevi sadece müvekkilinin davasını takip etmek olmayıp aynı zamanda müvekkiline danışmanlık hizmeti vermektir. Bir toplumda avukatın mesleki faaliyetine saygı göstermek o toplumda demokrasi ve hukukun üstünlüğünün varlığı için zorunlu bir koşuldur.”
Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü
CCBE Avrupa Avukatları için Meslek Kuralları Madde 1.1
Farklı yargı alanlarında çok az farkla ifade edilmiş olmalarına rağmen tüm Avrupalı avukatlar için geçerli olan, ortak temel ilkeler mevcuttur. Temel ilkeler, avukatların mesleki faaliyetlerinin tabi bulunduğu çeşitli ulusal ve uluslar arası yasaya, düzenlemeye dayanmaktadır.
Avrupalı avukatlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca zorunlu bulunan ve yargının/adaletin kurallara uygun biçimde yönetimi, adil yargılanma hakkı ve adalete erişim için gerekli olan bu ilkelere bağlı bulunmaktadırlar. Barolar ve hukuk birlikleri, mahkemeler, kanun yapıcılar, hükümetler ve uluslar arası kuruluşlar kamu yararı için temel ilkeleri korumanın ve sürdürmenin yolunu bulmaya çalışmalıdır.
Bu temel ilkeler, özellikle:
a) Avukatın, müvekkilin davasını takip etmesi ve yürütmesi için gereken, bağımsızlığı ve özgürlüğü;
b) Avukatın, müvekkilinin davasını gizli tutma hak ve görevi ile meslek sırrı kavramına uyma ve saygı;
c) İki ayrı müvekkil arasındaki veya müvekkille avukat arasında ki çıkar çatışmalarından kaçınma;
d) Avukatlık mesleğinin itibar ve onuru ile avukatın kişisel dürüstlük ve saygınlığı;
e) Müvekkile sadakat;
f) Ücretlerle ilgili olarak müvekkillere adil davranmak;
g) Avukatın mesleki kabiliyet ve yeterliliği;
h) Meslektaşlar arası saygı;
i) Hukukun üstünlüğüne ve yargının adil yönetimine saygı; ve
j) Avukatlık mesleğinin kendi kendini denetlemesi;
Olarak belirtilmiştir.
CCBE toplantılarından bir kare
AVRUPADA AVUKATLIK MESLEĞİNE İLİŞKİN TEMEL İLKELER TÜZÜĞÜ’NE İLİŞKİN ŞERH
1- CCBE, 25 Kasım 2006 tarihinde, “Avrupalı avukatların tabi olduğu temel ilkeleri Tüzüğü”nü, oybirliği ile kabul etmiştir.
Söz konusu Tüzük, tüm Avrupa’da avukatlık mesleği için ortak on ilkeyi içermektedir. Bu ilkelere saygı, bir demokrasideki tüm diğer temel hakların esasını teşkil eden, yasal savunma hakkının temelini oluşturmaktadır.
2- Temel ilkeler, Avrupalı avukatların mesleki faaliyetlerine ilişkin icraatlarını düzenleyen ve tabi oldukları tüm ulusal ve uluslar arası kuralların temelini oluşturan ortak zemini açıklamaktadır.
3- Tüzük aşağıda yer alan esasları göz önüne almaktadır:
CCBE üyesi olmadığı halde Avrupa’da kabul görmüş meslek kurallarını benimseyen ülkeler dahil olmak üzere, bütün Avrupa devletlerinde geçerli olan ulusal meslek kurallarını
Birleşmiş Milletler’in, 27 Ağustos ila 7 Eylül 1990 tarihleri arasında, Havana, Küba’da gerçekleştirilen; Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Karşı İyi Muamele Edilmesi Kongresinde kabul edilen Avukatların Rolüne ilişkin Temel İlkeleri,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Adalet Divanı’nın yerleşmiş içtihatları, ve özellikle, Avrupa Adalet Divanı’nın 19 Şubat 2002 tarih, C-309/99 sayılı
Wouters v. Algemene Raad van Nederlandsa Orde van Advocaten, Kararı’nı,
Avrupa Parlamentosu’nun, avukatlık mesleği ve kamu yararı bakımından hukuk sistemlerinin işleyişine ilişkin 23 Mart 2006 tarihli kararını,
4- Bu Tüzük, CCBE’nin tam, yedek ve gözlemci üyeleri devletlerinin de ötesine ulaşmayı hedefleyen, pan- Avrupa anlamında bir doküman olarak fayda sağlamak üzere düzenlenmiştir. Tüzüğün, örneğin, Avrupa’nın yeni gelişen demokrasilerinde bağımsızlıklarını kabul ettirmek için mücadele veren Baro Birliklerine faydasının dokunması umut edilmektedir.
5- Bu Tüzüğün; avukatlar, karar mercileri ve halk arasında uzlaşmayı arttıracağı ve avukatların toplumdaki rolünün önemini vurgulaması ile bu önem ve rolün, avukatlık mesleğine ilişkin ilkelerle, desteklendiğini konusundaki mutabakatı artıracağı ümit edilmektedir.
6- Bir avukatın, tek başına veya ortaklık şeklinde veya kamu kesiminde faaliyet göstermesine bakılmaksızın çalışma şekli ne olursa olsun; müvekkili için güvenilir bir danışman ve temsilci, üçüncü kişiler tarafından saygı duyulan bir profesyonel ve adaletin adil bir şekilde gerçekleşmesine katkısı bakımından zorunlu bir kişidir. Anılan sıfatları taşıyan bir avukat, müvekkilinin hak ve menfaatlerini sadık bir şekilde korumak suretiyle hizmet etmenin yanında toplum içinde de avukatlık görevini; ihtilafları önleyerek ve engel olarak, ihtilafların yasalar çerçevesinde hallini sağlayarak, hukukun gelişimine katkıda bulunarak, özgürlük, adalet ve hukukun üstünlüğünü savunarak yerine getirmektedir.
7- CCBE; hâkimlerin, kanun yapıcıların, hükümetlerin ve uluslar arası kuruluşların, Baro Birlikleriyle beraber bu Tüzük’te yer alan ilkelerin uygulamasını için çaba harcayacaklarına inanmaktadır.
8- Bu Tüzük, Avrupalı Avukatların Tabi Olduğu Meslek Kuralları’nın giriş bölümünden alıntı yaparak; “Bir avukatın mesleki faaliyetine saygı göstermek, o toplumda demokrasi ve hukukun üstünlüğünün var olması için zorunlu bir koşuldur” şeklindeki ifadeyi de teyit eden önsözle başlamaktadır. Günümüzde Avrupa’da anlaşıldığı gibi, hukukun üstünlüğü demokrasi ile yakından alakalı bulunmaktadır.
9- Bu Tüzüğün giriş bölümünde yer alan paragraftaki ifade, Tüzük’te yer alan ilkelerin, Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi’nin öngördüğü gibi adaletin adil yönetimi, adalete erişimin ve adil yargılanma hakkı için zorunlu olduğunu ileri sürmektedir. Gerek Avrupa’nın yeni gelişmekte demokrasileri, gerekse daha oturmuş demokrasilerinde icrai faaliyet gösteren avukatlar ve mensubu oldukları barolar, bu hakların tehdit altında olması durumunda, bu hakları en ön sırada savunmaya devam edeceklerdir.
İlke (A) – Avukatın bağımsızlığı ve müvekkilinin davasını takip etme özgürlüğü:
Bir avukatın, müvekkilini temsil etmesi ve danışmanlık hizmeti faaliyetlerini sürdürebilmesi için, politik açıdan, ekonomik bakımdan ve fikri anlamda özgür olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile avukat devletten ve diğer güçlü otorite kaynaklarından bağımsız olmalı ve bu bağımsızlıktan kendi iş ortaklarının uygunsuz baskısı ile ödün vermemelidir. Avukat, mahkemelerin ve üçüncü şahısların güvenini kazanmak istiyorsa, kendi müvekkilinden de bağımsız olmalıdır.
Şöyle ki; müvekkilinden bağımsız olmayan bir avukat işin kalitesini garanti edemez. Avukatın bir serbest meslek kuruluşuna üye olması ve bu üyelikten güç/yetki alması onun bağımsızlığının teminatını teşkil etmekte olup barolar da avukatın bağımsızlığını sağlama konusunda önemli bir role sahip olmalıdırlar. Mesleğin kendini denetlemesi, avukatın bireysel olarak bağımsız olması için büyük önem taşımaktadır. Bilineceği gibi bağımsızlığa sahip olmayan toplumlarda avukatlar özgürce müvekkillerinin davasını takip edemez ve hatta takip ettikleri davalar için hapis cezası ile cezalandırılabilmekte ve hatta ölmektedir.
İlke (B) – Avukatın müvekkilinin işini gizli tutma ve meslek sırrına saygı gösterme hak ve görevi:
Bir avukatın görevinin en önemli özelliği, müvekkilin başkalarına açıklamayacağı bilgileri avukatına sunması ve avukatın da bu bilgileri – özel kişisel bilgiler ve çok değerli ticari sırlar gibi- güven mahremiyet ve güven kavramı kapsamında taşımaktır. Gizlilikten emin olunmadıkça güvenden bahsedilemez.
Bu Tüzük, söz konusu prensibin iki yönünü de vurgulamaktadır: gizliliğe riayet sadece avukatın görevi olmayıp, müvekkilin de temel hakkıdır.
“Mesleki ayrıcalık” kuralları uyarınca; avukatla müvekkili arasındaki iletişimin müvekkil aleyhine kullanılmasını yasaklamaktadır. Bazı hukuki yetki alanlarında gizlilik hakkı sadece müvekkile ait bir hak olarak görülürken, diğerlerinde “meslek sırrı” bir avukatın karşı tarafın avukatı ile yaptığı iletişimi; kendi müvekkilinden mahremiyet kapsamında, gizli tutmasını gerekli kılabilmektedir.
Mesleki ayrıcalık, gizlilik/sır ve meslek sırrı kavramlarını kapsamaktadır. Avukatın müvekkile karşı bu borç ve görevi vekaletten ayrılsa da devam eder.
İlke (C) – farklı müvekkiller arasında veya avukatla müvekkil arasında çıkar çatışmalarının önlenmesi:
Bir avukatın mesleğin layıkıyla icra edilmesi için, çıkar çatışmalarını önlemesi gerekmektedir. Bu bağlamda, aralarında ihtilaf varsa veya ihtilaf çıkması olası ise, bir avukat aynı konuda iki ayrı müvekkile hizmet veremez. Benzer şekilde, bir avukat, önceki veya halen hizmet verdiği bir müvekkil vasıtası ile hakkında gizli bilgiler sahibi olduğu bir kişinin avukatlığını yapmaktan kaçınmalıdır.
Bir avukat, kendisi ile çıkar çatışması olan bir kişinin vekaletini üstlenmemelidir. Bu çıkar çatışması avukatlık hizmetinin verildiği sırada ortaya çıkarsa, avukat vekaletten ayrılmalıdır.
Bu ilkenin; (a)(bağımsızlık), (b)(mahremiyet) ve (e)(sadakat) şıklarında düzenlenmiş bulunan ilkelerle bağlantılı olduğu açıkça görülmektedir.
İlke (D) – avukatlık mesleğinin şeref ve haysiyeti, avukatın saygınlığı ve dürüstlüğü:
Bir avukata, müvekkiller, üçüncü şahıslar, mahkemeler ve devlet tarafından güven duyulabilmesi için, o avukata bu değeri hak gösterilmelidir. Bu güvenin hak edilebilmesi için; avukat, saygın bir meslek örgütüne üye olmalı, kendisini ve mesleğin saygınlığını ile toplum tarafından mesleğe duyulan güveni sarsıcı davranışlarda bulunmamalıdır. Ancak, avukatın mükemmel bir birey olması beklenememekle beraber, avukatlık mesleğini yaparken veya başka iş ilişkilerinde ve hatta özel hayatında, mesleğin onur ve şerefini zedeleyecek, yüz kızartıcı davranışlarda bulunmaması anlaşılmaktadır.
Yüz kızartıcı fiiller, avukatın meslekten atılmasına kadar gidebilecek müeyyidelerle cezalandırılmasına sebep olabilir.
İlke (E) – Müvekkile sadakat:
Bir avukatın fonksiyonunun temelinde müvekkile sadakat yer almaktadır. Müvekkil avukatına danışman ve vekil olarak güven duymalıdır. Bir avukatın, müvekkiline sadık olması için bağımsız ((a) şıkkına bakınız), çıkar çatışmasını önleyebilir((c) şıkkına bakınız), müvekkilin sırrını saklayabilmesi((b) şıkkına bakınız) gerekmektedir.
Avukatlık mesleği bakımından hassasiyeti olan en önemli ihtilaflar avukatın müvekkile sadakati ilkesi ile daha kapsamlı görevlerine ilişkin ilkelerin çatışmasından kaynaklanmakta olup bu ilkeler; (d)(saygınlık ve dürüstlük), (h)(meslektaşlara saygı) ve özellikle (i)(hukukun üstünlüğüne ve adil yargılanma hakkına saygı) şıklarında düzenlenmiştir. Bu bağlamda, bir avukat şerefsiz bir davayı savunarak mahkemeye ve yargı yönetimine karşı olan görevlerinden taviz vermeyeceği hususunu müvekkiline açıkça söylemekle yükümlü bulunmaktadır.
İlke (F) – Ücretlerle ilgili olarak müvekkile adil davranmak:
Bir avukatın müvekkilinden talep edeceği ücret; açıkça beyan edilmeli, adil ve makul olmalı, hukuk ve meslek kurallarına uygun olmalıdır. Her ne kadar meslek kuralları ve bu Tüzüğün (c) bendinde yer alan ilke ile bir avukat ile müvekkili arasında çıkar çatışmasının önlenmesinin önemi vurgulanmakta ise de; avukatlık ücreti meselesi sözü edilen ihtilaf bakımından tehlike arz etmektedir.
Buna göre, meslek kurallarına ilişkin düzenleme avukatların müvekkillerinden aşırı ücret talep etmelerinin engellenmesi için mesleki denetimin gerekliliği bu ilke ile vurgulanmaktadır.
İlke (G) – Avukatın mesleki yeterliliği:
Bilindiği üzere bir avukatın yeterli ve uygun mesleki eğitimi yoksa bir müvekkili iyi temsil edemez ve etkin bir danışmanlık hizmeti veremez. Son zamanlarda hukuk fakültesinden mezun olunduktan sonraki eğitim ve öğrenim(sürekli mesleki gelişim) hukuk ve uygulama, teknolojik ve çevresel ekonomik değişiklikler nedeniyle önem kazanmış bulunmaktadır. Meslek kuralları bir avukatın uzman olmadığı konulara ilişkin dava almaması gerektiğini vurgulamaktadır.
İlke (H) – Meslektaşlara karşı saygılı olmak:
Bu ilke, avukatların müvekkilleri adına çok hassas ve basiret isteyen işler üstlenmeleri bakımından önem arz etmekte ise, saygının gerekli olduğu hususunu teyitten daha çok şey ifade etmektedir. Söz konusu ilke; bir aracı olarak avukatın rolüne vurgu yapmakta olup, onun güvenilir, doğruları söyleyen, meslek kurallarına riayet eden ve sözüne güvenilir bir kişi olduğu hususunu düzenlemektedir. Yargı ve adaletin iyi işlemesi bakımından avukatların karşılıklı olarak birbirlerine saygı göstermesi zorunlu bulunmaktadır. Aynı şekilde, avukatların birbirlerine iyi niyetle yaklaşması ve birbirlerini aldatmamaları kamu düzeni gereğidir.
Meslektaşlar arasındaki karşılıklı saygı adaletin düzgün yönetimini sağlar, ihtilafların sulh yoluyla halledilmesine yardım eder ve hepsinden öte müvekkilin menfaati de korunmuş olur.
İlke (İ) – Hukukun üstünlüğüne saygı ve adaletin adilane yönetimi:
Bir avukatın adaletin adil yönetimine katkısı ve bu konudaki rolünün bir kısmını belirlemiş bulunmaktayız. Bu görüş bazen avukatın “mahkeme memuru/mahkeme çalışanı” veya “adalet bakanı” gibi sıfatlarla ifade edilmektedir. Bir avukat mahkemeye asla bilerek yanlış veya yalan beyanda bulunmamalı, mesleki faaliyetleri kapsamında üçüncü şahıslara yalan söylememelidir. Bu yasaklamalar müvekkilin güncel çıkarlarına aykırı olabilir, ancak çok hassas bir sorun olan adaletin/yargının çıkarı ile müvekkilin çıkarı konusundaki çatışmalar avukatın aldığı eğitim sayesinde çözülecektir. Bu gibi konularda avukat baro veya hukuk birliğinden yardım talep edebilir. Son yapılan değerlendirmelere göre; bir avukat, ancak mahkemelerin ve üçüncü şahısların güvenini kazanmış ve adaletin/yargının adil bir şekilde yönetiminde kendisine aracı olarak güvenilirse, başarılı bir şekilde müvekkilini temsil edebilir.
İlke (J) – Avukatlık mesleğinin kendi kendisini düzenlemesi/denetlemesi:
Devletin, açık veya gizli bir şekilde avukatlık mesleğini ve avukatların faaliyetlerini denetlemesi bağımsız olmayan toplumların en belirgin özelliklerinden birisidir. Avrupa ülkelerinin pek çoğunda avukatlık mesleği kendi kendini denetleyen ve devlet tarafından denetimin yapıldığı bir uygulama sergilemektedir. Pek çok örnekte devletler temel
ilkelerin öneminin bilinci ile sır saklama, barolara kendi meslek kurallarını yapma yetkisi gibi hakları vermek suretiyle; yasal düzenlemelerle avukatlık mesleğini desteklemektedir.
CCBE; avukatların kendi kendini denetlemesi ve düzenlemesinin, devletten ve devlet karşısında bağımsız olması ile sağlanacağına inanmaktadır. Bağımsızlığı teminat altına alınmamış avukatların mesleki ve hukuki görevlerini gerçekleştirmeleri mümkün bulunmamaktadır.
Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun 8 Mart 2012 tarihinde 6284 nolu kanun numarası ile kabul edilerek 19.03.2012 tarihinde resmi gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Kanun, İstanbul Sözleşmesi çerçevesinde düzenlenmiştir.
KANUNUN GENEL GEREKÇESİ
Anayasanın 90 ıncı maddesinde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı hüküm altına alınmıştır.
Türkiye tarafından 1985 yılında imzalanan ve 1986 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)’ne göre Sözleşmeye taraf devletler, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermekle yükümlü kılınmıştır. Birleşmiş Milletler CEDAW Komitesinin 19 no.lu Genel Tavsiye Kararında kadınların insan hak ve temel özgürlüklerinden yararlanılmasını etkisizleştiren ya da ihlal eden cinsiyete dayalı şiddetin İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 inci maddesi anlamında ayrımcılık olduğu belirtilmiştir.
Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Bildirgesinde kadına yönelik şiddet, “ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik acı veya ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayalı bir eylem uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanımlanmaktadır.
Tüm bu uluslararası yükümlülüklerin ve insan haklarına saygılı, sosyal hukuk devleti olma konusundaki kararlılığın ilk sonucu olarak Anayasanın 10 uncu ve 41 inci maddelerinde değişiklikler yapılmıştır. Bu düzenlemelere göre devlet kadın-erkek eşitliğinin fiili olarak hayata geçirilebilmesi için her türlü tedbiri alacak, pozitif ayrımcılık yapabilecektir. Ayrıca çocuklar konusunda da uluslararası platformda taahhüt ettiği korumayı gerçekleştirecektir.
Son yıllarda başta kadınlar olmak üzere kişilere karşı işlenen şiddet olayları toplumumuzu sarsan boyutlara ulaşmıştır. Her geçen gün yaşanan dayak, işkence ve cinayet gibi şiddet olayları görsel ve yazılı basında izlenmektedir. Bu olaylara daha çok kadınlar ve çocuklar maruz kalmaktadırlar.
Kadına yönelik şiddet, en yoğun olarak aile içinde yaşanmaktadır. Şiddet; fiziksel, psikolojik, ekonomik açıdan mahrum bırakma ve cinsel şiddet dâhil, çok çeşitli şekillerde görülebilmektedir. Şiddet mağduru kadınlarda, özgüven eksikliği, kimlik sorunu, toplumsal yaşama katılımda ve kendini ifade etmede sorunlar yaşanmaktadır. Diğer yandan şiddet yetersiz beslenmeye, kronik hastalıkların artmasına, geçici ve kalıcı hastalıklara, kronik ağrılara, anne ölümlerine ve intiharlara neden olmaktadır.
Şiddete tanık olan çocuklarda ruhsal davranış bozuklukları ve okulda başarısızlık görülmekte ve ileriki yaşantılarında şiddet uygulamaya eğilimli bireyler olarak yetişerek şiddetten olumsuz etkilenmektedirler. Bu konu yalnızca kadınlar, erkekler ve çocuklar açısından değil aynı zamanda toplumumuzun geleceğinin sağlığı açısından da çok önemlidir.
Kişilere yönelik şiddet, bir insan hakkı ihlalidir. Bu nedenle günümüzde bu sorun özel alan sorunu olmaktan çıkarak toplumsal alanda tartışılmakta ve mücadelesi bir devlet politikası olarak kabul edilmektedir. Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadının insan haklarının teminat altına alınması devletlerin sorumluluğundadır.
Aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla hazırlanan ve 1998 yılında yürürlüğe giren 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun günümüzün ihtiyaçlarına cevap vermediği görüldüğünden kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin esas ve usulleri kapsayan ve düzenleyen bu Tasarı hazırlanmıştır.
Şiddet eylemlerine maruz kalan kişilere ve aile bireylerine koruma vaat eden bu Tasarının uygulanması aşamasında, şiddet mağdurunun ikinci bir mağduriyet daha yaşamaması adına, temel birtakım ilkelere uyulması zorunluluğu doğmaktadır. Bu bakımdan hizmetin sunulmasında insan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usul izlenmesi, hakkında koruma tedbir kararı verilen kişilere hizmet sunulmasının insan onuruna yaraşır şekilde yerine getirilmesi, hizmetin sunulması ve yürütülmesi sırasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılmaması, koruyucu tedbir kararı verilmesi ve uygulanması sırasında hakkında koruma tedbiri verilen kişilerin durumları dikkate alınarak özel ihtimam gösterilmesi, kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler, yerel yönetimler, vakıf, dernek ve diğer sivil toplum kuruluşları, gönüllü gerçek ve tüzel kişiler ile özel sektörün işbirliği içinde çalışması ve bu konuda toplumsal sorumluluğun paylaşılmasının sağlanması ve son olarak bu Tasarı kapsamında verilen hizmetin ülke çapında eşit ve dengeli sunulması unsurları hem uluslararası hukuktan hem de Anayasadan kaynaklanan bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu Tasarı öncelikle en temel insan hakkı olan yaşam hakkının korunması, kadın cinayetlerinin son bulması amacıyla kurumların şiddetle mücadelenin her aşamasında aktif rol almasını sağlamayı hedeflemektedir. Yine bu Tasarıda Devletin şiddeti önlemesi, şiddete uğrayanı çok yönlü koruması ve şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimali bulunan kişinin, verilecek koruyucu tedbir kararları ile rehabilite edilmesi amaçlanmıştır.
Ayrıca, Tasarıda medya organlarına sorumluluk yükleyen yeni düzenlemelere yer verilmiştir. Zira modern medya araçları ve özellikle televizyonun, bireylerin bilgi, kanaat, tutum, duygu ve davranışları üzerinde büyük oranda şekillendirici ve belirleyici bir etkileme gücüne sahip olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Televizyon ile ilgili olarak gerçekleştirilen “içerik analizleri” ve “kanaat-davranış araştırmaları”, televizyon programlarının aile, eğitim, iş, yaş ve cinsiyet, doğum ve ölüm gibi birçok toplumsal gerçeklikler konusunda etkilerinin olduğunu, programlarda sergilenen mesajların bireyler üzerinde etki yaptığını ortaya koymaktadır. Öte yandan, medyanın önemli bir bilgi yayma, geniş halk kitlelerini bilgilendirme aracı olma niteliği de bulunduğundan, bireyleri koruma, kuvvetlendirme ve dengeleme amaçları doğrultusunda da çok önemli hizmetler yerine getirebileceği, onların yaşam alanlarına, evlerine kadar taşınan farklı mesajları çok sayıda insana iletebileceği kuşkusuzdur. Medyada defalarca yinelenerek verilen şiddet görüntülerinin, bireylerin beyinlerinin ve kalplerinin derinliklerine işleyerek kalıcı izler bıraktığı özellikle de özdeşim kurma eğilim ve ihtiyacında olan bireyleri derinden etkilediği gözönüne alınmalıdır. Ayrıca toplumsal rollerle ilgili örnek davranış kalıpları ve hayatla ilgili örnek yaşam modellerinin bireylere sunularak yayın yapılması toplumumuzdaki bireylerin kişiliklerine olumlu etki yapacak ve toplumumuzun daha sağlıklı gelişmesine katkı sağlayacaktır.
HÜKÜMET GEREKÇESİ
Maddede Kanunun amacı ve kapsamı düzenlenmiştir. Buna göre şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, tüm çocukların, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarının Kanun hükümlerine göre korunmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.
ADALET KOMİSYONU DEĞİŞİKLİK GEREKÇESİ
Şiddet mağdurlarının şiddetten korunması için alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasların diğer taraftan da uygulama ve hizmetlerin sunulmasında esas alınacak temel ilkelerin düzenlenmesi amacıyla Tasarının 1’inci maddesine fıkra eklenmiş ve eklenen fıkra doğrultusunda da birinci bölümün ve maddenin başlığı Alt Komisyon tarafından değiştirilmiştir. Alt Komisyon tarafından yapılan değişiklikler Komisyonumuzca da uygun görülmüştür. Temel ilkeler bağlamında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere atıf yapılmakla birlikte özellikle kadına yönelik şiddetin önlenmesi bağlamında Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne özellikle atıf yapılması gerekliği nedeniyle, maddede bu yönde Komisyonumuzca değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişiklikler doğrultusunda Tasarının 1’inci maddesi kabul edilmiştir.
Kanun No: 6284 Tarihi: 8/3/2012
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Temel İlkeler ve Tanımlar
Amaç, kapsam ve temel ilkeler
MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
(2) Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında aşağıdaki temel ilkelere uyulur:
a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır.
b) Şiddet mağdurlarına verilecek destek ve hizmetlerin sunulmasında temel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izlenir.
c) Şiddet mağduru ve şiddet uygulayan için alınan tedbir kararları insan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirilir.
ç) Bu Kanun kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler ayrımcılık olarak yorumlanamaz.
Tanımlar
MADDE 2 – (1) Bu Kanunda yer alan;
a) Bakanlık: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını,
b) Ev içi şiddet: Şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddeti,
c) Hâkim: Aile mahkemesi hâkimini,
ç) Kadına yönelik şiddet: Kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranışı,
d) Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı,
e) Şiddet mağduru: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalan veya kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan kişileri,
f) Şiddet önleme ve izleme merkezleri: Şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetlerinin verildiği, çalışmalarını yedi gün yirmidört saat esası ile yürüten merkezleri,
g) Şiddet uygulayan: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişileri,
ğ) Tedbir kararı: Bu Kanun kapsamında, şiddet mağdurları ve şiddet uygulayanlar hakkında hâkim, kolluk görevlileri ve mülkî amirler tarafından, istem üzerine veya resen verilecek tedbir kararlarını,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Koruyucu ve Önleyici Tedbirlere İlişkin Hükümler
Mülkî amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları
MADDE 3 – (1) Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere mülkî amir tarafından karar verilebilir:
a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması.
b) Diğer kanunlar kapsamında yapılacak yardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması.
c) Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi.
ç) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması.
d) Gerekli olması hâlinde, korunan kişinin çocukları varsa çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, kişinin çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak kaydıyla, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek kaydıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak suretiyle kreş imkânının sağlanması.
(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a) ve (ç) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde mülkî amirin onayına sunar. Mülkî amir tarafından kırksekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.
Hâkim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları
MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:
a) İşyerinin değiştirilmesi.
b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi.
c) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması.
ç) Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi.
Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları
MADDE 5 – (1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:
a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.
b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.
c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.
ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.
d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.
e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.
f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.
g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.
ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.
h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.
ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.
(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmidört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.
(3) Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.
(4) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.
Suçlara ilişkin saklı tutulan hükümler
MADDE 6 – (1) Kişinin silah bulundurması, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmasının suç oluşturması dolayısıyla ya da fiilinin başka bir suç oluşturması nedeniyle;
a) Soruşturma ve kovuşturma evresinde koruma tedbirlerine veya denetimli serbestlik tedbirlerine,
b) Mahkûmiyet hâlinde ceza veya güvenlik tedbirlerinin infazına ve bu çerçevede uygulanabilecek olan denetimli serbestlik tedbirlerine,
ilişkin kanun hükümleri saklıdır.
İhbar
MADDE 7 – (1) Şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin varlığı hâlinde herkes bu durumu resmi makam veya mercilere ihbar edebilir. İhbarı alan kamu görevlileri bu Kanun kapsamındaki görevlerini gecikmeksizin yerine getirmek ve uygulanması gereken diğer tedbirlere ilişkin olarak yetkilileri haberdar etmekle yükümlüdür.
Tedbir kararının verilmesi, tebliği ve gizlilik
MADDE 8 – (1) Tedbir kararı, ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine verilir. Tedbir kararları en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hâkiminden, mülkî amirden ya da kolluk biriminden talep edilebilir.
(2) Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşıldığı hâllerde, resen, korunan kişinin ya da Bakanlık veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilir.
(3) Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Bu kararın verilmesi, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez.
(4) Tedbir kararı, korunan kişiye ve şiddet uygulayana tefhim veya tebliğ edilir. Tedbir talebinin reddine ilişkin karar ise sadece korunan kişiye tebliğ edilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk birimi tarafından verilen tedbir kararı şiddet uygulayana bir tutanakla derhâl tebliğ edilir.
(5) Tedbir kararının tefhim ve tebliğ işlemlerinde, tedbir kararına aykırılık hâlinde şiddet uygulayan hakkında zorlama hapsinin uygulanacağı ihtarı yapılır.
(6) Gerekli bulunması hâlinde, tedbir kararı ile birlikte talep üzerine veya resen, korunan kişi ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgileri ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgileri, tüm resmi kayıtlarda gizli tutulur. Yapılacak tebligatlara ilişkin ayrı bir adres tespit edilir. Bu bilgileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, ifşa eden veya açıklayan kişi hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.
(7) Talep hâlinde ilgililere kişisel eşya ve belgelerinin kolluk marifetiyle teslimi sağlanır.
İtiraz
MADDE 9 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen kararlara karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir.
(2) Hâkim tarafından verilen tedbir kararlarına itiraz üzerine dosya, o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hâkimi ile asliye hukuk mahkemesi hâkiminin aynı hâkim olması hâlinde ise en yakın asliye hukuk mahkemesine gecikmeksizin gönderilir.
(3) İtiraz mercii kararını bir hafta içinde verir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.
Tedbir kararlarının bildirimi ve uygulanması
MADDE 10 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre alınan tedbir kararları, Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlükleri ile verilen kararın niteliğine göre Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluğa en seri vasıtalarla bildirilir.
(2) Bu Kanun kapsamında ilgili mercilere yapılan başvurular ile bu başvuruların kabul ya da reddine ilişkin kararlar, başvuru yapılan merci tarafından Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine derhâl bildirilir.
(3) Korunan kişinin geçici koruma altına alınmasına ilişkin koruyucu tedbir kararı ile şiddet uygulayan hakkında verilen önleyici tedbir kararlarının yerine getirilmesinden, hakkında koruyucu veya önleyici tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da tedbirin uygulanacağı yer kolluk birimi görevli ve yetkilidir.
(4) Tedbir kararının, kolluk amirince verilip uygulandığı veya korunan kişinin kollukta bulunduğu hâllerde, kolluk birimleri tarafından kişi, Bakanlığın ilgili il veya ilçe müdürlüklerine ivedilikle ulaştırılır; bunun mümkün olmaması hâlinde giderleri Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak üzere kendisine ve beraberindekilere geçici olarak barınma imkânı sağlanır.
(5) Tedbir kararının ilgililere tefhim veya tebliğ edilmemesi, kararın uygulanmasına engel teşkil etmez.
(6) Hakkında barınma yeri sağlanmasına karar verilen kişiler, Bakanlığa ait veya Bakanlığın gözetim ve denetimi altında bulunan yerlere yerleştirilir. Barınma yerlerinin yetersiz kaldığı hâllerde korunan kişiler; mülkî amirin, acele hâllerde kolluğun veya Bakanlığın talebi üzerine kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesis, yurt veya benzeri yerlerde geçici olarak barındırılabilir.
(7) İşyerinin değiştirilmesi yönündeki tedbir kararı, kişinin tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre yetkili merci veya kişi tarafından yerine getirilir.
Kolluk görevleri
MADDE 11 – (1) Kolluk görevleri, kolluğun merkez ve taşra teşkilâtında bu Kanunda belirtilen hizmetlerle ilgili olarak, çocuk ve kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitim almış ve ilgili kolluk birimlerince belirlenmiş olan yeteri kadar personel tarafından yerine getirilir.
Teknik yöntemlerle takip
MADDE 12 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen tedbir kararlarının uygulanmasında hâkim kararı ile teknik araç ve yöntemler kullanılabilir. Ancak, bu suretle, kişilerin ses ve görüntüleri dinlenemez, izlenemez ve kayda alınamaz.
(2) Teknik araç ve yöntemlerle takibe ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Tedbir kararlarına aykırılık
MADDE 13 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur.
(2) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.
(3) Zorlama hapsine ilişkin kararlar, Cumhuriyet başsavcılığınca yerine getirilir. Bu kararlar Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine bildirilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Merkezlerin Kurulması, Destek Hizmetleri ve
Kurumlararası Koordinasyon
Şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulması
MADDE 14 – (1) Bakanlık, gerekli uzman personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetlerinin verildiği, çalışmalarını yedi gün yirmidört saat esasına göre yürüten, çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenen, şiddet önleme ve izleme merkezlerini kurar.
(2) Kurulan merkezlerde şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik izleme çalışmaları yapılır ve destek hizmetleri verilir.
Destek hizmetleri
MADDE 15 – (1) Bu Kanun kapsamında şiddetin önlenmesi ve verilen tedbir kararlarının etkin olarak uygulanmasının izlenmesi bakımından şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:
a) Koruyucu ve önleyici tedbir kararları ile zorlama hapsinin verilmesine ve uygulanmasına ilişkin veri toplayarak bilgi bankası oluşturmak, tedbir kararlarının sicilini tutmak.
b) Korunan kişiye verilen barınma, geçici maddi yardım, sağlık, adlî yardım hizmetleri ve diğer hizmetleri koordine etmek.
c) Gerekli hâllerde tedbir kararlarının alınmasına ve uygulanmasına yönelik başvurularda bulunmak.
ç) Bu Kanun kapsamındaki şiddetin sonlandırılmasına yönelik bireysel ve toplumsal ölçekte programlar hazırlamak ve uygulamak.
d) Bakanlık bünyesinde kurulan çağrı merkezinin bu Kanunun amacına uygun olarak yaygınlaştırılması ve yapılan müracaatların izlenmesini sağlamak.
e) Bu Kanun kapsamındaki şiddetin sonlandırılması için çalışan ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmak.
(2) Korunan kişilerle ilgili olarak şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:
a) Kişiye hakları, destek alabilecekleri kurumlar, iş bulma ve benzeri konularda rehberlik etmek ve meslek edindirme kurslarına katılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak.
b) Verilen tedbir kararıyla ulaşılmak istenen amacın gerçekleşmesine yönelik önerilerde bulunmak ve yardımlar yapmak.
c) Tedbir kararlarının uygulanmasının sonuçlarını ve kişiler üzerindeki etkilerini izlemek.
ç) Psiko-sosyal ve ekonomik sorunların çözümünde yardım ve danışmanlık yapmak.
d) Hâkimin isteği üzerine; kişinin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumu hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunmak.
e) İlgili merci tarafından istenilmesi hâlinde, tedbirlerin uygulanmasının sonuçları ve ilgililer üzerindeki etkilerine dair rapor hazırlamak.
f) 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri uyarınca maddi destek sağlanması konusunda gerekli rehberliği yapmak.
(3) Şiddet uygulayanla ilgili olarak şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:
a) Hâkimin isteği üzerine; kişinin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumu ile diğer kişiler ve toplum açısından taşıdığı risk hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunmak.
b) İlgili makam veya merci tarafından istenilmesi hâlinde, tedbirlerin uygulanmasının sonuçları ve ilgililer üzerindeki etkilerine dair rapor hazırlamak.
c) Teşvik edici, aydınlatıcı ve yol gösterici mahiyette olmak üzere kişinin;
1) Öfke kontrolü, stresle başa çıkma, şiddeti önlemeye yönelik farkındalık sağlayarak tutum ve davranış değiştirmeyi hedefleyen eğitim ve rehabilitasyon programlarına katılmasına,
2) Alkol, uyuşturucu, uçucu veya uyarıcı madde bağımlılığının ya da ruhsal bozukluğunun olması hâlinde, bir sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi olmasına,
3) Meslek edindirme kurslarına katılmasına,
yönelik faaliyetlerde bulunmak.
(4) Şiddet mağduru ile şiddet uygulayana yönelik hizmetler, zorunlu hâller dışında farklı birimlerde sunulur.
Kurumlararası koordinasyon ve eğitim
MADDE 16 – (1) Bu Kanun hükümlerinin yerine getirilmesinde kurumlararası koordinasyon Bakanlık tarafından gerçekleştirilir.
(2) Kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak kendi görev alanına giren konularda işbirliği ve yardımda bulunmak ve alınan tedbir kararlarını ivedilikle yerine getirmekle yükümlüdür. Gerçek ve tüzel kişiler, bu Kanun kapsamında Bakanlık çalışmalarını desteklemek ve ortak çalışmalar yapmak üzere teşvik edilir.
(3) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolar, ayda en az doksan dakika kadınların çalışma yaşamına katılımı, özellikle kadın ve çocukla ilgili olmak üzere şiddetle mücadele mekanizmaları ve benzeri politikalar konusunda Bakanlık tarafından hazırlanan ya da hazırlattırılan bilgilendirme materyallerini yayınlamak zorundadır. Bu yayınlar, asgari otuz dakikası 17.00-22.00 saatleri arasında olmak üzere 08.00-22.00 saatleri arasında yapılır ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna teslim edilir. Bu saatler dışında yapılan yayınlar aylık doksan dakikalık süreye dâhil edilmez. Bu süreler Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından denetlenir. Televizyon kuruluşları ve radyolarda yayınlanacak bilgilendirme materyalleri, Bakanlık birimleri tarafından üniversiteler, ilgili meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının da görüşleri alınarak hazırlanır.
(4) Bu Kanunda öngörülen görevlerin yerine getirilmesi sırasında kamu kurum ve kuruluşlarının personeli Bakanlık görevlilerine yardımcı olurlar.
(5) Tüm kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, personel ve üyelerinin bu Kanunun etkin bir biçimde uygulanması amacıyla Bakanlığın hazırlayıp koordine edeceği, kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitim programlarına katılmasını sağlar.
(6) İlköğretim ve ortaöğretim müfredatına, kadının insan hakları ve kadın erkek eşitliği konusunda eğitime yönelik dersler konulur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Mali Hükümler
Geçici maddi yardım yapılması
MADDE 17 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre geçici maddi yardım yapılmasına karar verilmesi hâlinde, onaltı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının otuzda birine kadar günlük ödeme yapılır. Korunan kişinin birden fazla olması hâlinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödeme yapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarının bir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması hâlinde bu fıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.
(2) Bu ödemeler, Bakanlık bütçesine, geçici maddi yardımlar için konulan ödenekten karşılanır. Yapılan ödemeler, şiddet uygulayandan tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde tahsil edilir. Bu şekilde tahsil edilemeyenler 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ilgili vergi dairesi tarafından takip ve tahsil edilir.
(3) Korunan kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun tespiti hâlinde yapılan yardımlar, bu kişiden 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
Nafaka
MADDE 18 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre nafakaya karar verilmesi hâlinde, kararın bir örneği, resen nafaka alacaklısının veya borçlusunun yerleşim yeri icra müdürlüğüne gönderilir.
(2) Nafaka ödemekle yükümlü kılınan kişinin Sosyal Güvenlik Kurumu ile bağlantısı olması durumunda, korunan kişinin başvurusu aranmaksızın nafaka, ilgilinin aylık, maaş ya da ücretinden icra müdürlüğü tarafından tahsil edilir. İcra müdürlüklerinin nafakanın tahsili işlemlerine ilişkin posta giderleri Cumhuriyet başsavcılığının suçüstü ödeneğinden karşılanır.
Sağlık giderleri
MADDE 19 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında koruyucu tedbir kararı verilen kişilerden genel sağlık sigortalısı olmayan ve genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi kapsamına da girmeyen veya genel sağlık sigortası prim borcu sebebiyle fiilen genel sağlık sigortasından yararlanamayan ya da diğer mevzuat hükümleri gereğince tedavi yardımından yararlanma hakkı bulunmayanlar; bu hâllerin devamı süresince, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında, gelir testine tabi tutulmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılır.
(2) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında önleyici tedbir kararı verilen kişinin aynı zamanda rehabilitasyonunun veya tedavi edilmesinin gerekli olduğuna karar verilmesi hâlinde, genel sağlık sigortası kapsamında karşılanmayan rehabilitasyon hizmetlerine yönelik giderler ile rehabilitasyon hizmetleri kapsamında verilmesi gereken diğer sağlık hizmetlerinin giderleri Bakanlık bütçesinin ilgili tertiplerinden karşılanır.
Harçlar ve masraflardan, vergilerden muafiyet ve davaya katılma
MADDE 20 – (1) Bu Kanun kapsamındaki başvurular ile verilen kararların icra ve infazı için yapılan işlemlerden yargılama giderleri, harç, posta gideri ve benzeri hiçbir ad altında masraf alınmaz. Bu Kanunun 17 ncimaddesi uyarınca yapılan ödemeler gelir vergisi ile veraset ve intikal vergisinden, bu ödemeler için düzenlenen kâğıtlar ise damga vergisinden müstesnadır.
(2) Bakanlık, gerekli görmesi hâlinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan idarî, cezaî, hukukî her tür davaya ve çekişmesiz yargıya katılabilir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Kadrolar
MADDE 21 – (1) Ekli listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ait bölümüne eklenmiştir.
Yönetmelik
MADDE 22 – (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar altı ay içinde, Adalet, İçişleri, Maliye, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Bakanlık tarafından hazırlanan yönetmeliklerle düzenlenir.
Yürürlükten kaldırılan hükümler ve atıflar
MADDE 23 – (1) 14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) Mevzuatta 4320 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu Kanuna yapılmış sayılır.
(3) Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce 4320 sayılı Kanun hükümlerine göre verilen kararların uygulanmasına devam olunur.
Şiddet önleme ve izleme merkezlerinin faaliyete geçmesi
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Kanunun 14 üncü maddesinde kurulması öngörülen şiddet önleme ve izleme merkezleri, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde Bakanlık tarafından belirlenecek illerde pilot uygulama yapılmak üzere kurulur. Kuruluşları tamamlanıncaya kadar merkezlerin görevlerinin Bakanlığın hangi birimlerince yürütüleceği Bakanlık tarafından belirlenir.
Yürürlük
MADDE 24 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 25 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. 19/3/2012
Bu gün, Mirabal Kardeşler’in Dominik Cumhuriyeti’ndeki diktatörlüğe karşı verdiği mücadeleyle sembolleşmiştir. 25 Kasım; 1960’da Dominik Cumhuriyeti‘nde faşist Trujillo Hükümeti’ne karşı ezilenlerin verdiği mücadelede sembol haline gelen Mirabel kardeşlerin tecavüz edilerek öldürüldüğü gündür. Bu gün, insanlığı geçmişte yaşadığı bir ayıbın ve utancın günüdür. Bu gün, kadına yönelik şiddetle mücadelenin ve farkındalığın artırılmasının simgesi haline gelmiştir.
25 Kasım 1960 tarihinde 3 kız kardeş, Patria, Minerva ve Maria Teresa Mirabel‘in, Trujillo diktatörlüğü tarafından tecavüz edilerek katledilmeleri ve cesetlerinin Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde bir uçurumun dibinde bulunması üzerine, Diktatörlük önce, bu ölümlerin nedeni olarak “trafik kazasını” göstermiş ancak asıl gerçeğin diktatörlük karşıtı Clandestina hareketinin kurucuları ve kadroları olan bu kadınların “tehlike” olarak görülerek tecavüz edilip katledildikleri ortaya çıkmıştır. Bu üç kadın diktatörlük karşıtı mücadelenin sembolü haline gelmişler, direniş hareketi bu sembollerle güçlenmiş ve bir yılın sonunda diktatörlük, Anti-Trujilo hareketi tarafından iktidardan düşürülmüştür.
Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Gününün Hikayesi
1981 yılında Kolombiya’nın Bogoto şehrinde bir araya gelen Latin Amerikalı ve Karaipli Kadınlar Kongresinde; Mirabel Kardeşlerin anısına 25 Kasım tarihi “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir.
Latin Amerika ilerici kadınlarının bu kararı, esas olarak faşist diktatörlüklerin şiddetine karşı kadınlar cephesinden bir mücadele ilanı anlamındadır.
Birleşmiş Milletler Kararı ve Mücadele Gününün Gündemleri
Mücadele gününe ilişkin karar 17 Aralık 1999 tarihinde Birleşmiş Milletle Genel Kurulu tarafından alınmış ve A/RES/54/134 sayılı kararla ilan edilmiştir. 25 Kasım uluslararası düzeyde “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiştir. Bu kararda, kadına yönelik şiddetin evrensel bir sorun olduğu, kadınların insan haklarının ihlal edilmesi anlamına geldiği ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için devletlerin sorumluluk alması gerektiği vurgulanmıştır. BM kararı, Latin Amerikalı kadın hakları savunucularının 1981 yılında başlattığı bu farkındalık gününü resmileştirerek küresel bir harekete dönüştürmüştür.
BM Kararı; kadına yönelik şiddetin, tarihsel olarak erkeklerle kadınlar arasındaki eşitsiz güç ilişkilerinin bir tezahürü olduğunu, bunun erkeklerin kadınlar üzerinde baskı kurmasına ve ayrımcılık yapmasına neden olduğunu; kadına yönelik şiddetin, kadınları erkeklere göre ikincil pozisyonlara zorlayan temel sosyal mekanizmalardan biri olduğuna işaret etmiştir.
Kadına Şiddetin Tanımı
Kadına yönelik şiddet “kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma” olarak tanımlanmaktadır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi; töre cinayetleri, zorla evlendirme, cinsel istismar ve ayrımcılık gibi insan hakları ihlallerinin sona ermesini gerektirmektedir. Şiddet eylemleri kamu veya özel yaşamda gerçekleşebileceği gibi tehdit, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma durumlarını da içermektedir.
Devletlerin Sorumlulukları, kadınların şiddetten korunması için yasal ve sosyal düzenlemelerin yapılması, toplumda farkındalığın artırılması ve eğitimin desteklenmesidir.
Küçük yaşta evlendirilme, çocuk doğurmaya zorlanma, erkeğe bağımlı yaşam, töre cinayetleri, evde ve iş yerinde zorla çalıştırılmak da kadına yönelik şiddet tanımı içindedir. Türkiye’de 2016 istatistiklerine göre, yanılma payları dikkate alınarak, çocuk yaşta evlilik oranının yüzde 15-20 civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Azınlık gruplarına mensup kadınlar, yerli kadınlar, mülteci kadınlar, göçmen kadınlar, kırsal veya uzak bölgelerde yaşayan kadınlar, yoksul kadınlar, kurumlarda veya cezaevinde bulunan kadınlar, kız çocukları, engelli kadınlar, yaşlı kadınlar ve silahlı çatışma durumlarındaki kadınların şiddete karşı özellikle savunmasızdır.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı çalışmalar yapmak evrensel hukukun ve anayasanın devlete, kamu kurumlarına ve topluma yüklediği bir ödevdir.
Kadına yönelik şiddet, kadınların fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik yaşamlarını etkileyen küresel bir salgın halini almıştır. Kadınlar, insan haklarından ve temel özgürlüklerinden tam anlamıyla yararlanamamaktadır. Her üç kadından birinin fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığı tahmin edilmektedir. Her 10 dakikada bir kadın öldürülmektedir. 2023’te en az 51.100 kadın, cinsiyete dayalı şiddet döngüsü içinde eşleri ve aile üyeleri tarafından öldürülmüşlerdir. Birleşmiş Milletler’in “felaket” olarak tanımladığı şiddet döngüsü, işyerleri ve çevrimiçi ortamlar da dahil olmak üzere farklı alanlarda yoğunlaşmakta, iklim değişikliği nedeniyle daha da kötüleşmektedir.
Çözüm
Failleri cezasız bırakmamalıdır.
Şiddete karşı ulusal stratejiler geliştirilmelidir.
Kadın hakları hareketlerine daha fazla destek verilmelidir.
Kadına yönelik şiddetin, eşitlik, kalkınma ve barışın sağlanmasının önünde bir engel olduğu bilinci ile hareket edilmelidir.
Toplumsal cinsiyet eşitliği için bireyler, sivil toplum kuruluşları ve devletler el ele çalışmalıdır.
Kadına yönelik şiddeti sona erdirmek sadece kadınların değil, tüm toplumun sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır.
Kadına yönelik şiddetin sosyal ve ekonomik yaşam üzerindeki olumsuz etkileri konusunda küresel ve ulusal sosyal bilinç yaratılmalıdır.
Toplumsal farkındalığın artması, kadın haklarının korunması ve bu konuda gerekli adımların atılması için hep birlikte çalışmak zorunludur.
Mirabel Kızkardeşler: Bir Mücadelenin Sembolü
Dominik Cumhuriyeti’nde ve Amerika’da çok satanlar listesinde olan yazar olan Julia Alvarez; Mirabel kız kardeşlerin hayatını anlattığı romanı olan “In the Time of The Butterflies” (Kelebekler Zamanı) yayımlamıştır. Bu kitap, Mirabel kız kardeşlerin kelebekler olarak tanınmasına neden olmuştur. 2000 yılı 25 Kasım’ında Mirabel Kardeşlerin cesetleri kadın örgütleri tarafından doğdukları köye taşınmıştır. 2001 yılında “In the time of the butterflies-Kelebekler Zamanında” filmi çekilmiş ve büyük ilgi görmüştür.
Mirabel Kardeşler
Kelebekler Zamanı
Afrika Kadın Hakları Protokolü
Haklı Şiddet Yoktur
“Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor, haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz” (Maria Teresa Mirabel 1936)
“Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı; kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü” (Minerva Argentina Mirabel 1926)
“Çocuklarımızın, bu yoz ve zalim sistemde yetişmesine izin vermeyeceğiz. Bu sisteme karşı savaşmak zorundayız. Ben kendi adıma her şeyimi vermeye hazırım; gerekirse hayatımı da” (Patria Mercedes Mirabel 1924)
Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilerek 25 Kasım 2010 tarihli ve 6084 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunmuş, Resmi Gazetenin 10.09.2011 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Çocukların cinsel şiddete karşı korunarak mağdurların ve ailelerin desteklenmesini öngören Sözleşme, hem Avrupa Konseyi ülkelerinin hem de konseye üye olmayan devletlerin imzasına açıktır.
Council of Europe Convention on the Protection of Children against Sexual Exploitation and Sexual Abuse (Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi)
Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi; çocukların, fail kim olursa olsun, cinsel sömürü ve istismara karşı korunmasını amaçlamakta; mağdur çocuklara etkin şekilde yardım edilmesini kararlaştırmaktadır.
Sözleşme, çocukların her türlü cinsel sömürü ve istismarına karşı; her devletin iç hukukunda önleyici, koruyucu ve ceza hukuku bakımından caydırıcı hukuki eve idari bir sistem kurmasını ve bu sistemin Avrupa Konseyi ve ilgili kuruluşlar tarafından denetimini hedeflemiştir.
Avrupa Konseyi Toplantısı – 2016
Sözleşmeye taraf olan devletler,mağdur çocukların kısa veya uzun süreçte, fiziksel ve psikososyal iyileşmelerine yardım etmek için gereken her türlü tedbiri almak; bu tedbirleri yürütürken çocuğun görüşleri, ihtiyaçları ve kaygılarını da dikkate almak dikkate almak zorundadır. Sözleşmenin temel amacı daha önce çocuk hakları ve çocukları korunması ile ilgili imzalanan uluslararası belgelerle inşa edilen korumayı güçlendirmek ve bu belgelerin öngördükleri standartları geliştirerek tamamlamaktır.
Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi
Önsöz
Avrupa Konseyi Üye Devletleri ile diğer imza edenler;
Avrupa Konseyinin amacının üyeleri arasında daha sıkı birlik oluşturmak olduğunu göz önünde bulundurarak;
Her çocuğun küçük olma durumunun gerektirdiği ailesi, toplum ve Devlet tarafından koruma tedbirlerine hakkı olduğunu göz önünde bulundurarak;
Çocukların cinsel sömürüsünün, özellikle çocuk pornografisi ve fuhşunun ve çocukların her türlü cinsel istismarının, yurt dışında işlenen fiiller dahil olmak üzere, çocukların sağlık ve psikososyal gelişimi açısından yıkıcı olduğunu dikkate alarak;
Çocukların cinsel sömürüsünün ve istismarının hem ulusal hem de uluslararası düzeyde, özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin (ICT) çocuklar ve failler tarafından artan kullanımı ile ilgili olarak endişe verici oranlara ulaştığı ve çocukların cinsel sömürüsü ve istismarını engellemek ve bununla mücadele etmek için uluslararası işbirliği gerektiği dikkate
alınarak;
Çocukların iyilik ve menfaatinin tüm üye Devletler tarafından paylaşılan temel değerler olduğunu ve hiçbir ayrım yapmadan geliştirilmesi gerektiğini göz önünde bulundurarak;
Resmi Gazete – Avrupa Konseyi Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi – İngilizce Metin İle Birlikte
Çocukların cinsel sömürüsüne son verme tedbirlerinin detaylandınlması çağrısı yapan Devlet ve Hükümet Başkanları Avrupa Konseyi 3. Zirvesinde (Varşova, 16-17 Mayıs 2005) kabul edilen Eylem Planını hatırlayarak;
Çocukların ve genç yetişkinlerin cinsel sömürüsü, pornografisi ve fuhşu ile ticaretine ilişkin Bakanlar Komitesinin R (91) 11 Numaralı Tavsiye Kararını, çocukların cinsel sömürüye karşı korunması konusundaki Rec (2001) 16 Tavsiye Kararını, Bilişim Suçlan Sözleşmesini (ETS No. 185), özellikle buradaki 9’uncu maddeyi, ve Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine karşı Eylem Sözleşmesini (CETS No. 197) Özellikle hatırlayarak;
Çocukların Cinsel Sömürüsü ve Çocuk Pomografisiyle Mücadeleye İlişkin Avrupa Birliği Konseyi Çerçeve Kararını (2004/68/JHA), Mağdurların Cezai Takibatlardaki Durumu Hakkındaki Avrupa Birliği Konseyi Çerçeve Kararını (2001/220/JHA) ve İnsan Ticaretiyle Mücadeleye ilişkin Avrupa Birliği Konseyi Çerçeve Kararını (2002/629/JHA) akılda tutarak;
Bu alanda ilgili diğer uluslararası belgeleri ve programları, özellikle Çocuklann Ticari Amaçla Cinsel Sömürüsüne Karşı 1. Dünya Kongresinde (27-31 Ağustos 1996) kabul edilen Stockholm Beyannamesi ve Eylem Gündemini, Çocukların Ticari Amaçla Cinsel Sömürüsüne Karşı 2. Dünya Kongresinde (17-20 Aralık 2001) kabul edilen Yokohama Küresel Taahhüdünü, Çocukların Ticari Amaçla Cinsel Sömürüsüne karşı 2. Dünya Kongresine Hazırlık Konferansında (20-21 Kasım 2001) kabul edilen Budapeşte Taahhüdü ve Eylem Planını, 3. Zirveyi takiben kabul edilen ve Monako Konferansında (4-5 Nisan 2006) başlatılan “Çocuklara uygun bir dünya” Birleşmiş Milletler S-27/2 Genel Kurul Kararım ve “Çocuklar için ve çocuklarla bir Avrupa kurmak” adlı üç yıllık programını gerektiği gibi hesaba katarak;
Çocukları, fail kim olursa olsun, cinsel sömürü ve istismara karşı koruma ve mağdurlara yardım sağlama ortak amacına etkin şekilde katkıda bulunmaya kararlı olarak;
Her türlü cinsel sömürü ve istismara karşı mücadelenin önleyici, koruyucu ve ceza hukuku yönlerine odaklanan ve özel bir gözetim mekanizması kuran kapsamlı bir uluslararası belge hazırlama ihtiyacını göz önünde bulundurarak, aşağıdaki gibi anlaşmışlardır:
1. Bolüm – Amaçlar, ayrımcılık yapmama ilkesi ve tanımlar
Madde 1- Amaçlar
1- Bu Sözleşmenin amaçları:
a – çocukların cinsel sömürüsü ve istismarını engellemek ve bunlarla mücadele etmek;
b – cinsel sömürü ve istismara maruz çocuk mağdurların haklarını korumak;
c – çocukların cinsel sömürü ve istismarına karşı ulusal ve uluslararası işbirliği geliştirmektir.
2- Bu Sözleşme Taraflarca hükümlerinin etkin uygulamasını temin etmek için özel bir gözetim mekanizması kurar.
Madde 2- Ayrımcılık yapmama ilkesi
Bu Sözleşme hükümlerinin Taraflarca uygulanması, özellikle mağdur haklarım koruma tedbirlerini kullanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer görüşler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlıkla bağlantı, mülk, doğum, cinsel eğilim, sağlık durumu, özürlülük veya diğer durumlar gibi hiçbir zeminde ayrımcılık yapılmamasını güvenceye
alır.
Madde 3- Tanımlar
Bu Sözleşme amacı için:
a- “Çocuk” 18 yaşın altındaki herhangi bir kişi anlamına gelir;
b- “Çocuğun cinsel sömürüsü ve istismarı” bu Sözleşmenin 18 ila 23’üncü maddelerde belirtilen davranışları içerir;
c- “Mağdur” cinsel sömürü veya istismara maruz kalan herhangi bir kişi anlamına gelir.
2. Bölüm – Önleyici tedbirler
Madde 4- İlkeler
Taraflardan her biri, çocukların cinsel sömürü ve istismarının her türünü engellemek ve çocukları korumak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 5- Çocuklarla ilişki içinde çalışan kişilerin işe alımı, eğitimi ve bilinçlendirilmesi
1- Taraflardan her biri eğitim, sağlık, sosyal koruma, adli ve emniyet sektörleri ve spor, kültür ve boş zaman aktiviteleri ile ilgili alanlarda, çocuklarla düzenli ilişki içinde olan kişiler arasında çocukların haklan ve korunması bilincini teşvik etmek için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
2- Taraflardan her biri, 1. fıkrada belirtilen kişilerin çocukların cinsel sömürüsü ve istismarı, bunları tespit etme ve 12. maddenin 1, fıkrasında belirtilen olasılık ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmalarım sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
3- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, çocuklarla düzenli ilişki gerektiren bu mesleklere girişte bu meslek adaylarının çocuklara cinsel sömürü veya istismar fiillerinden hüküm giymemiş olduğundan emin olmak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 6- Çocukların eğitimi
Taraflardan her biri, çocukların ilk ve orta öğretimde gelişen kapasitelerine uygun olarak, cinsel sömürü ve istismar risklerine ve kendilerini koruma yollarına ilişkin bilgi edinmelerini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır. Anne babalarla işbirliği içinde sağlanan bu bilgi, uygun olduğu hallerde cinselliğe ilişkin daha genel bir bilgi kapsamında verilir ve risk durumlarına, özellikle yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanılmasını içeren durumlara dikkat çeker.
Madde 7- Önleyici müdahale programları veya tedbirleri Taraflardan her biri, Sözleşme uyarınca belirtilen suçlardan herhangi birini işleyebileceğinden çekinen kişilerin, uygun olduğu hallerde, işlenen suçun riskini değerlendirmek ve bu riski önlemek için tasarlanmış etkin müdahale programlarına veya tedbirlerine erişim sağlayabilmesini sağlar.
Madde 8- Kamusal tedbirler
1- Taraflardan her biri, çocukların cinsel sömürüsü’ve istismarı olgusu ve alınabilecek koruyucu tedbirler konusunda bilgi sağlayan kamuya yönelik bilinçlendirme kampanyaları geliştirir veya yürütür.
2- Taraflardan her biri, Sözleşme uyarınca belirlenen suçların reklamını yapan materyallerin yayımını önlemek veya yasaklamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 9- Çocukların, özel sektörün, medyanın ve sivil toplumun katılımı
1- Taraflardan her biri, gelişim kapasitelerine uygun olarak çocukların cinsel sömürü ve istismarı ile mücadeleye ilişkin devlet politikalarının, programlarının ve diğer girişimlerin geliştirilmesi ve uygulanmasına çocukların katılımını teşvik eder.
2- Taraflardan her biri, özellikle bilgi ve iletişim teknolojisi sektörü, turizm ve seyahat endüstrisi, banka ve fkıans sektörleri olmak üzere özel sektörü ve sivil toplumu çocukların cinsel sömürü ve istismarım önleme politikalarının detaylandınlmasuıa ve uygulanmasına katılmaya ve kendi kendine düzenleme veya ortak düzenleme yoluyla iç normlar uygulamaya teşvik eder.
3- Taraflardan her biri medyayı, medyanın bağımsızlığına ve basın özgürlüğüne saygı çerçevesinde, çocukların cinsel sömürü ve istismarının tüm yönlerine ilişkin uygun bilgi sağlanması için teşvik eder.
4- Taraflardan her biri, çocukları cinsel sömürü ve istismardan koruma ve bunları önleme amacıyla sivil toplum tarafından yürütülen, uygun olduğu hallerde fon kurma yolunu da içeren, proje ve programlarının finansmanım teşvik eder.
3. Bölüm – Uzman makamlar ve koordinasyon organları
Madde 10- Koordinasyon ve işbirliği ulusal tedbirleri
1- Taraflardan her biri, özellikle eğitim sektörü, sağlık sektörü, sosyal hizmetler ve kolluk güçleri ve adli makamlar olmak üzere çocukların korunmasından, cinsel sömürü ve istismarlarının önlenmesinden ve buna karşı mücadeleden sorumlu farklı organların ulusal ve yerel düzeyde işbirliğini sağlamak için gereken tedbirleri alır.
2- Taraflardan her biri:
a kendilerine belirli kaynaklar ve sorumluluklar teinin edilmesini sağlayarak çocukların haklarının teşvik edilmesi ve korunması için bağımsız yetkili ulusal veya yerel kurumlan;
b kişisel verilerin korunmasına saygı göstererek, çocukların cinsel sömürüsü ve istismarı olgusunu gözlemleme ve değerlendirme amacıyla ulusal veya yerel seviyede ve sivil toplumla işbirliği içinde veri toplamak için mekanizmalar veya irtibat noktaları kurmak veya belirlemek için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
3- Taraflardan her biri, çocukların cinsel sömürüsü ve istismarını daha iyi önlemek ve bunlarla daha iyi mücadele edebilmek için yetkili devlet makamları, sivil toplum ve özel sektör arasında işbirliğini teşvik eder.
4. Bolum – Koruyucu tedbirler ve mağdurlara yardım
Madde 11-İlkeler
1- Taraflardan her biri, mağdurlar, yakın akrabaları ve bakımlarından sorumlu kişiler için gereken desteği sağlamak amacıyla etkin sosyal programlar oluşturur ve multidisipliner yapılar kurar.
2- Taraflardan her biri mağdurun yaşı belirli değilse ve mağdurun bir çocuk olduğuna inanmak için nedenler varsa, yaşının tahkiki süresince mağdura çocuklar için sağlanan koruma ve yardım tedbirlerinin tanınmasını sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 12- Cinsel sömürü veya istismar şüphesinin rapor edilmesi
1- Taraflardan her biri, çocuklarla ilişki içinde çalışması istenilen belirli meslek sahiplerine İç hukuk tarafından getirilen gizlilik kuralının, bu meslek sahiplerinin, bir çocuğun cinsel sömürü veya istismar mağduru olduğuna inanmak için makul nedenlerin olduğu herhangi bir durumu çocuk korumadan sorumlu servislere rapor etmeleri olasılığına engel teşkil etmemesini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
2- Taraflardan her biri çocukların cinsel sömürüsü veya istismarı olduğunu bilen veya bu konuda, iyi niyetli şüphesi olan herhangi bir kişiyi bu durumu yetkili servislere bildirmesi için teşvik etmek üzere gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 13-Yardım hatları
Taraflardan her biri, gizlilik ve anonimliğe saygı içinde arayanlara danışma sağlamak üzere telefon veya İnternet yardım hatları gibi bilgi servisleri oluşturmayı teşvik etmek ve desteklemek için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 14- Mağdurlara yardım
1- Taraflardan her biri, mağdurların kısa veya uzun süreçte, fiziksel ve psikososyal iyileşmelerine yardım etmek için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır. Bu fıkra uyarınca alınan tedbirler çocuğun görüşleri, ihtiyaçları ve kaygılarım dikkate alır.
2- Taraflardan her biri, kendi iç hukukunun sağladığı şartlar altında, mağdurlara yardım etmekle uğraşan sivil toplum örgütleri, diğer ilgili örgütler veya sivil toplumun diğer unsurlarıyla işbirliği yapmak için tedbirler alır.
3- Çocuğun anne babası veya bakımından sorumlu kişi, çocuğun cinsel sömürüsü veya istismarına karışmış ise, 11. Maddenin 1. fıkrasının uygulanmasında ele alman müdahale usulleri aşağıdakileri içerir:
– varsayılan failin uzaklaştırılması ihtimali; – mağdurun kendi aile ortamından çıkarılması olasılığını içerir. Bu çıkarılmanın şartlan ve süresi çocuğun yüksek menfaatine uygun şekilde belirlenir.
4- Taraflardan her biri, mağdura yakın olan kişilerin, uygun olan hallerde, tedavi amaçlı yardımlardan, özellikle acil psikolojik bakımdan, yararlanmalarını sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
5. Bölüm – Müdahale programları ve tedbirleri
Madde 15- Genel ilkeler
1- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, çocuklara karşı cinsel nitelikli mükerrer suç riskini önleme ve en aza düşürme amacıyla 16. Maddenin 1 ve 2. fıkralarında belirtilen kişiler için etkin müdahale programlan veya tedbirleri sağlar veya bunları geliştirir. Bu programlar ve tedbirler, iç hukukta belirlenen şartlara uygun olarak, dava sırasında, hapishane içinde ve dışında her daim erişilebilir olmalıdır.
2- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, yetkili makamlar, özellikle sağlık hizmetleri ve sosyal hizmetler, ile adli makamlar ve 16. Maddenin 1 ve 2. fıkralarında belirtilen kişileri takipten sorumlu diğer organlar arasında ortaklık veya diğer işbirliği türlerinin geliştirilmesini sağlar veya iyileştirir.
3- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, uygun programlar ve tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçların 16, Maddenin 1 ve 2. fıkralarında belirtilen kişiler tarafından muhtemel tekrarlanma riskleri ve tehlikeliliğinin bir değerlendirmesini öngörür.
4- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, uygulanan programlar ve tedbirlerin etkinliğinin değerlendirmesini öngörür.
Madde 16- Müdahale programlan ve tedbirlerinin alıcıları
1 – Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlardan herhangi biri nedeniyle hakkında ceza davası bulunan kişilerin, savunma hakkına aykırı veya zarar verici olmayan şartlar altında ve adil ve tarafsız bir yargılamanın gerekliliklerine, özellikle masumiyet karinesi ilkesini düzenleyen kurallara saygı içinde, 15. Maddenin l fıkrasında belirtilen programlan veya tedbirleri kullanmalarını sağlar.
2- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlardan herhangi birinden hüküm giyen kişilerin 15. Maddenin 1. fıkrasında belirtilen programlar veya tedbirlere katılabilmelerini sağlar.
3- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, cinsel davranış problemlerine çözüm bulmak amacıyla cezai sorumluluk yaşının altında olanlar dahil cinsel suç işleyen, çocukların gelişimsel ihtiyaçlarım karşılamak için müdahale programlan veya tedbirlerinin geliştirilmesini veya uyarlanmasını sağlar.
Madde 17- Bilgi ve rıza
1- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, 16. maddede belirtilen kendilerine müdahale programlan veya tedbirleri Önerilen kişilerin, önerinin nedenleri hakkında tümüyle bilgilendirilmelerini ve program ve tedbir hakkında tam bilgi sahibi olarak rıza göstermelerini sağlar.
2- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, kendilerine müdahale programlan veya tedbirleri önerilen kişilerin bunları reddedebilmelerini ve hüküm giymiş kişiler söz konusu olduğunda, bu reddin muhtemel sonuçlarının farkında olmalarını sağlar.
6. Bolüm – Maddi ceza hukuku
Madde 18- Cinsel istismar
l- Taraflardan her biri aşağıdaki kasti fiilin suç kapsamına girmesini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır:
a – ulusal hukukun ilgili hükümlerine göre yasal olarak cinsel erginlik yaşına gelmemiş olan bir çocukla cinsel faaliyetlerde bulunmak;
b – bir çocukla aşağıdaki yollarla cinsel faaliyette bulunulması halinde:
– zor, güç veya tehdit kullanma; veya
– aile içi dahil, çocuk üzerinde güven, yetki veya etki gerektiren mevkii kullanarak istismar; veya
– özellikle bir zihinsel veya fiziksel özürlülük veya bağımlılığı sebebiyle, çocuğun özellikle savunmasız bir durumundan yararlanarak istismar.
2- Yukarıdaki 1. fıkra amacına uygun olarak, Taraflardan her biri bir çocukla cinsel faaliyette bulunmama yasak olduğu yaş alt sınırına karar verir.
3- La fıkrasının hükümleri, küçükler arasında rızaya dayalı cinsel faaliyetleri düzenlemeye yönelik değildir.
Madde 19- Çocuk fuhşuna ilişkin suçlar
1- Taraflardan her biri, aşağıdaki kasti davranışların suç kapsamına girmesini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır:
a – bir çocuğu Muş için işe almak veya bir çocuğun fuhşa katılmasına neden olmak;
b – bir çocuğu fuhuş için zorlamak veya bu amaçla, bir çocuk üzerinden kazanç sağlamak veya çocuğu istismar etmek;
c – çocuk fuhşuna başvurmak.
2- Bu madde kapsamında, “çocuk fuhuşu” ifadesi; ödeme olarak para veya herhangi bir ücret ya da bedel verilmesi veya vaat edilmesi karşılığında, bu ödemenin, vaadin veya bedelin çocuğa mı yoksa üçüncü bir kişiye mi yapıldığına bakılmaksızın, bir çocuğu cinsel faaliyetler için kullanma eylemi anlamına gelir.
Madde 20- Çocuk pornografisine ilişkin suçlar
1- Taraflardan her biri aşağıdaki kasti davranışın, hakkı olmadan işlenmesi halinde, suç kapsamına girmesini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır:
a – çocuk pornografisi üretimi;
b – çocuk pornografisi teklifi veya sağlanması;
c – çocuk pornografisi dağıtımı veya yayınlanması;
d – kendisi veya başkası için çocuk pornografisi temin etmek;
e – çocuk pornografisine sahip olmak;
f – bilgi ve iletişim teknolojileri yoluyla bilerek çocuk pornografisine erişim sağlamak.
2- Bu madde kapsamında, “çocuk pornografisi” ifadesi; görsel olarak bir çocuğun gerçek veya temsili açık cinsel ilişkiye girdiğini ortaya koyan veya bir çocuğun cinsel organlarının cinsel amaç öncelikli olarak her türlü gösterimini içeren herhangi bir materyali ifade eder.
3- Taraflardan her biri, aşağıda belirtilen pornografik materyallerin üretimi ve sahipliğine 1.a ve 1.e fıkralarını kısmen veya tamamen uygulamama hakkını saklı tutabilir:
– tamamen temsili sunumlardan veya var olmayan bir çocuğun görüntülerinden oluşan;
-18. Maddenin 2. fıkrasının uygulanmasında belirlenen yaşa ulaşmış ve bu görüntüleri kendi rızalarıyla ve sadece kendi özel kullanımları için üretip iyeliklerinde bulunduran çocukları içeren.
4- Taraflardan her biri, l.f. fıkrasını uygulamama hakkını, kısmen veya tamamen, saklı tutabilir koyabilir.
Madde 21- Bir çocuğun pornografik gösterilere katılımına ilişkin suçlar
1- Taraflardan her biri, aşağıdaki kasti fiilin suç kapsamına girmesini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır:
a – bir çocuğu pornografik gösterilere katılması için işe almak veya bir çocuğun böyle gösterilere katılımına neden olmak:
b – bir çocuğu pornografik gösterilere katılması için zorlamak veya bir çocuk üzerinden kazanç sağlamak veya bu amaçla çocuğu her türlü istismar etmek;
c – bilerek çocukların katılımını içeren pornografik gösterilere katılmak.
2- Taraflardan her biri, lc fıkrasının çocukların 1.a veya 1.b fıkralarına uygun olarak işe alındığı veya icbar edildiği durumlara uygulanmasını kısıtlama hakkım saklı tutabilir.
Madde 22- Çocukların suiistimali
Taraflardan her biri, cinsel amaçlarla, 18. Maddenin 2. fıkrasının uygulanmasında belirlenen yaşa ulaşmamış bir çocuğun katılım olmadan da olsa cinsel sömürü veya cinsel faaliyetlere tanık olmasına kasten neden olmanın suç olarak düzenlenmesi için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 23- Çocukların cinsel amaçlar için teşviki
Taraflardan her biri, 18. Maddenin 2. fıkrasının uygulanmasında belirlenen yaşa ulaşmamış bir çocuğa, bilgi ve iletişim teknolojileri yoluyla bir yetişkinin, 18. Maddenin la fıkrası veya 20. Maddenin la fıkrası uyarınca belirlenen suçlardan herhangi birini işlemek amacıyla kasten buluşma teklifinde bulunmasını, bu teklifi takiben söz konusu buluşmayla sonuçlanacak icra hareketlerinin gerçekleşmesi halinde, suç olarak düzenlemek için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 24- İştirak ve teşebbüs
1- Taraflardan her biri, bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlardan herhangi birine yardım ve yataklığın kasten işlenmesinin suç olarak düzenlenmesi için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
2- Taraflardan her biri bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlardan herhangi birine teşebbüsün kasten işlenmesinin suç olarak düzenlenmesi için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
3- Taraflardan her biri, 20. Maddenin 1.b, d, e ve f fıkraları, 21. Maddenin 1.c fıkrası, 22 ve 23. Maddeler uyarınca belirlenen suçlara ikinci fıkranın kısmen veya tamamen uygulanmaması hakkım saklı tutabilir.
Madde 25- Yargı yetkisi
1- Taraflardan her biri, bu Sözleşme uyarınca belirlenen herhangi bir suçun:
a – kendi ülkesinde; veya
b – o Tarafın bayrağım taşıyan bir gemi üzerinde; veya
c – o Tarafın kanunları altında kayıtlı bir hava taşıtının içinde; veya
d – kendi vatandaşlarından biri tarafından; veya
e – kendi ülkesinde sürekli ikamet adresi olan bir kişi tarafından işlenmesi halinde; bu suçlar üzerinde yargı yetkisi kurmak için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
2- Taraflardan her biri, suç kendi vatandaşlarından birine veya kendi topraklarında mutat ikametgahı olan bir bir kişiye karşı işlendiğinde, bu Sözleşme uyarınca belirlenen herhangi bir suç hakkında yargı yetkisi kurmak için gereken yasal ve diğer tedbirleri almaya çaba gösterir.
3- Taraflardan her biri, imza sırasında veya onay, kabul, tasdik veya katılım belgelerini tevdi ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yazılmış bir beyan yoluyla, bu maddenin 1.e fıkrasında düzenlenen yargılama yetkisi kurallarını uygulamama veya sadece belirli durum ve şartlarda uygulama hakkını saklı tuttuğunu beyan edebilir.
4- Taraflardan her biri, bu Sözleşmenin 18, 19. Maddeleri, 20 Maddesinin 1.a fikrası ve 21. Maddenin 1.a ve b fıkrası gereğince belirlenen suçların kovuşturulması amacıyla 1.d fıkrasının söz konusu olduğu durumlarda yargılama yetkisinin, fiillerin işlendikleri yerde de suç olarak düzenlenmiş olması şartına bağlı olmamasını sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
5- Taraflardan her biri, imza sırasında veya onay, kabul, tasdik veya katılım belgelerini tevdi ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yazılmış bir beyan yoluyla, 18. Maddenin 1.b fıkrasının ikinci ve üçüncü alt paragrafları uyarınca belirlenen suçlara ilişkin bu maddenin 4. paragrafının uygulanmasını sınırlama hakkının vatandaşının mutat ikametgahının kendi topraklan üzerinde olduğu durumlarla saklı tuttuğunu açıklayabilir.
6- Taraflardan her biri, bu Sözleşmenin 18, 19. maddeleri, 20 maddesinin la fıkrası ve 21. maddesi gereğince belirlenen suçların kovuşturulması amacıyla 1.d ve e fıkraları söz konusu olduğunda yargılama yetkisinin ancak mağdurun bildirimi veya suçun işlendiği ülkenin şikayeti üzerine kovuşturma açılabileceği şartına bağlı olmamasını sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
7- Taraflardan her biri, varsayılan suçlunun kendi ülkesinde olduğu ve yalnızca uyruğu nedeniyle sanığı başka bir Tarafa iade etmediği hallerde, bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlar üzerinde yargılama yetkisini kurmak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
8- Bu Sözleşme uyarınca, birden çok Tarafın varsayılan bir suç üzerinde yargılama yetkisinin bulunduğunu iddia ettikleri hallerde, ilgili taraflar, uygun olduğu taktirde kovuşturma için en uygun yargı yetkisini belirlemek amacıyla görüşür.
9- Uluslararası hukukun genel kuralları saklı kalmak koşuluyla, bu Sözleşme kendi iç hukuku gereğince bir Taraf tarafından uygulanan herhangi bir cezai yargı yetkisini hariç tutmaz.
Madde 26- Tüzel Kişilerin Sorumluluğu
1- Taraflardan her biri, bu Sözleşme uyarınca öngörülen ve tüzel kişilik içinde aşağıda sayılanlara dayalı olarak lider pozisyonuna sahip herhangi bir gerçek kişi tarafından, tüzel kişilik çıkarına, gerek bireysel gerekse tüzel kişiliğin bir organının parçası sıfatıyla işlenen bir suçtan bir tüzel kişiliğin sorumlu tutulabilmesi için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alır:
a. Tüzel kişiliği temsil gücü
b. Tüzel kişilik adına karar alma yetkisi
c. Tüzel kişilik içerisinde kontrol yetkisi
2- Paragraf l’de daha önce öngörülen haller dışında, paragraf l’de bahsedilen gerçek kişinin denetim ve kontrolünün yokluğu, bu tüzel kişiliğin yararına olarak tüzel kişilik otoritesi altında hareket eden bir gerçek kişi tarafından bu Sözleşmeye göre suç sayılan bir eylemin işlenmesini mümkün kılıyorsa, taraflardan her biri tüzel kişiliğin sorumlu tutulabilmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
3- Tarafın hukuk kurallarına göre tüzel kişiliğin sorumluluğu cezai, hukuki ya da idari olabilir.
4- Bu tür bir sorumluluk, suçu işleyen gerçek kişilerin cezai sorumluluğuna halel getirmez.
Madde 27- Yaptırımlar ve Tedbirler
1- Taraflardan her biri, bu Sözleşmedeki suçların ciddiyeti göz önünde bulundurularak etkin, makul ve caydırıcı yaptıranlarla cezalandırılmasını sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır. Bu yaptırımlar, suçlu iadesine yol açabilecek hürriyeti bağlayıcı cezalan da içerir.
2- Taraflardan her biri, 26. madde uyarınca sorumlu görülen tüzel kişilere cezai ve cezai olmayan para cezaların ve özellikle aşağıda sıralanan tedbirler gibi başka tedbirleri de içeren etkin, orantılı ve caydırıcı yaptırımların uygulanmasını sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır:
a. Kamusal menfaatlerden ve yardımından men;
b. Ticari faaliyetlerden devamlı ya da geçici olarak men;
c. Adli denetim altına almak;
d. Tasfiye.
3- Taraflardan her biri;
a. -Bu Sözleşmedeki suçların işlenmesinde veya işlenmesine yardım için kullanılan mallar, belgeler ve diğer araçlara
-bu tür suçlardan elde edilen kazanca veya değeri bu tür kazanca denk gelen mal varlığına el koyma ve bunların müsaderesi için;
b. Bu Sözleşmedeki suçların işlenmesi için kullanılan her hangi bir müessesenin, iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına halel getirmeksizin, geçici ya da daimi olarak kapatılmasını ya da suçlunun çocuklarla teması içeren ve icrası sırasında suçların işlendiği mesleki veya gönüllü faaliyetlerden men edilmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
4- Taraflardan her biri, faillerle ilgili olarak velayet hakkının kaldırılması ya da hükümlü kişilerin gözetimi veya denetimi gibi başka tedbirler benimseyebilir.
5- Taraflardan her biri, bu madde uyarınca müsadere edilen mal varlığı veya suçtan elde edilen kazancın, bu Sözleşme uyarınca öngörülen suçların mağdurları için önleme ve yardım programlarını finanse etmek üzere özel bir fona tahsis edilmesini sağlayabilir.
Madde 28- Ağırlaştırıcı durumlar
Taraflardan her biri, aşağıdaki durumların, suçu oluşturan unsurların bir parçası olmadıkları takdirde, iç hukukun ilgili hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşmedeki suçlara ilişkin yaptırımlara karar verilirken ağırlaştırıcı durum olarak değerlendirilmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır:
a. Suç mağdurun fiziksel ve akıl sağlığını ciddi olarak zarar vermişse;
b. Suçun öncesinde veya beraberinde işkence veya ciddi şiddet eylemleri olduysa;
c. Suç özel olarak savunmasız bir mağdura karşı işlenmişse;
d. Suç ailenin bir üyesi tarafından, çocukla beraber yaşayan bir şahıs ya da yetkisini kötüye kullanan bir kişi tarafından işlenmişse;
e. Suç beraber hareket eden birkaç kişi tarafından işlenmişse;
f. Suç bir suç örgütü çerçevesinde işlenmişse;
g. Fail daha önce aynı türden bir suçtan hüküm giymişse.
Madde 29- Önceki mahkumiyetler
Taraflardan her biri, yaptırımlara karar verirken bu Sözleşme uyarınca öngörülen suçlara ilişkin olarak başka bir Tarafça alınan nihai kararlan göz önüne alma imkanını sağlayıcı gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır
7. Bölüm- Soruşturma, Kovuşturma ve Usul Hukuku
Madde 30-İlkeler
1- Taraflardan her biri soruşturmanın ve ceza davasının çocukların yüksek menfaatlerine uygun ve haklarına saygı içinde yürütülmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
2- Taraflardan her biri, soruşturma ve ceza davasının çocuğun yaşadığı travmayı ağırlaştırmamasını ve uygun olduğunda cezai cevaba yardımın eşlik etmesini sağlayarak mağdurlara karşı koruyucu bir yaklaşım benimser.
3- Taraflardan her biri soruşturma ve ceza davalarının öncelikli olarak ele alınmasını ve haksız gecikmeler olmaksızın yerine getirilmesini sağlar.
4- Taraflardan her biri, bu bölüm altındaki tedbirlerin İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin 6. Maddesine uygun olarak adil ve tarafsız yargılamanın gerekleri ve savunma haklarına halel getirmemesini sağlar.
5- Taraflardan her biri, kendi iç hukukun temel kurallarına uygun olarak,
– Bu Sözleşme uyarınca öngörülen suçların mümkün olduğunda gizli operasyonlara da izin vererek etkin bir şekilde soruşturulması ve kovuşturulmasını sağlamak;
– Madde 20’deki suçların mağdurların, özellikle bilgi ve iletişim teknolojileri yoluyla yayınlanan veya iletilen fotoğraf ve görüntü kayıtlan gibi çocuk pornografisi materyallerini analiz ederek belirlemek için birimler ve soruşturma hizmetleri sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 31- Genel koruma tedbirleri
1- Taraflardan her biri, mağdurların özellikle tanık sıfatıyla hak ve çıkarlarım korumak için soruşturma ve cezai davalarını her aşamasında, özellikle aşağıda belirtilen yollarla gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır:
a. Mağdurları, ifade sırasındaki haklan ve kendilerine tahsis edilen hizmetler ve böyle bir bilgiyi istemediklerini ifade etmedikleri sürece şikayetleri konusundaki gelişmeler, ücretler, soruşturma ve davanın genel seyri ve bu aşamalardaki rolleri ile davaların sonuçlan hakkında bilgilendirmek;
b. En azından mağdurların ve ailelerinin tehlikede olabileceği durumlarda, yargılanan ya da hüküm giyen kişinin geçici ya da tamamen serbest bırakıldığı konusunda gerektiğinde bilgilendirilebilmelerini sağlamak;
e. İç hukukun usul kurallarına uygun şekilde, delillerden haberdar olmalarını, delil sağlamalarını ve görüşlerinin, ihtiyaçlarının ve endişelerinin doğrudan ya da bir aracı ile alınması ve değerlendirilmesi yöntemlerini seçmelerini sağlamak;
d. Hak ve çıkarlarının tam olarak temsil edilmesi ve dikkate alınması için uygun destek hizmetlerini sağlamak;
e. Mahremiyetlerini, kimliklerini ve görünüş şekillerini korumak ve iç hukuka uygun tedbirler alarak kimliklerinin tespit edilmesine yol açacak her türlü bilginin yayılmasını engellemek;
f. Kendilerinin, ailelerinin ve tanıklarının yıldırma, kısas ve çifte mağduriyetten korunmalarını sağlamak;
g. Yetkili makamlar, çocuğun yüksek çıkarları ya da soruşturma veya kovuşturmanın gerekleri için başka türlü karar vermedikçe mağdurların ve faillerin soruşturma ve mahkeme binalarında doğrudan temasta olmamalarını sağlamak;
2- Taraflardan her biri mağdurlara, yetkili makamlarla ilk temaslarından itibaren ilgili adli ve idari işlemler hakkında bilgi almalarını garanti eder.
3- Taraflardan her biri mağdurların, ceza davasında taraf sıfatı alabilecek konumda iseler; şartlarını haiz oldukları taktirde, ücretsiz olarak adli yardım almalarını sağlar.
4- Taraflardan her biri, iç hukuka göre mağdur bir ceza davasında taraf olabilecek durumdaysa ve velisi olan kişiler çocukla aralarındaki çıkar çatışmasının sonucu olarak bu davada çocuğu temsil etme yetkisinden yoksun bırakılmışsa; adli makamların mağdur için özel bir temsilci tayin etmesini sağlar.
5- Taraflardan her biri, yasal ya da diğer tedbirler yoluyla ve iç hukukunun öngördüğü şartlara uygun olarak; grup, vakıf, dernek veya devlete bağlı örgütler ya da sivil toplum örgütlerinin işbu Sözleşmedeki suçlarla ilgili cezai işlemler boyunca buna rıza gösteren mağdurlara yardım ve destek sağlamalarına imkan tanır.
6- Taraflardan her biri bu maddenin hükümlerine uygun olarak mağdurlara verilen bilginin yaşlarına ve olgunluklarına uygun şekilde ve anlayabildikleri dilde verilmesini sağlar.
Madde 32- İşlemlerin Başlatılması
Taraflardan her biri işbu Sözleşmedeki suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının mağdur tarafından yapılan bir açıklama ya da suçlamaya dayandırılmamasını ve mağdur ifadelerini geri alsa bile işlemlerin devam etmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 33- Zaman Aşımı
Taraflardan her biri, Madde 18, 19 paragraf 1.a ve b ile madde 21 paragraf 1.a ve b maddelerinde düzenlenen suçlar bağlamında başlatılacak takibat işlemleri için zamanaşımı süresinin, mağdur, reşit yaşa geldikten sonra ve söz konusu suçun ağırlığıyla orantılı olarak etkili takibat işlemlerinin başlatılmasına izin verilmesini sağlayacak yeterli sürenin verilmesini temin için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 34- Soruşturmalar
1- Taraflardan her biri, soruşturmalardan sorumlu kişilerin, birimlerin ya da servislerin çocukların cinsel sömürü ve istismarı ile mücadele alanında uzmanlaşmış olmaları ya da kişilerin bu amaçla eğitilmiş olmaları için gerekli tedbirleri kabul eder. Bu birim ve servisler yeterli mali kaynaklara sahip olmalıdırlar.
2- Taraflardan her biri mağdurun gerçek yaşıyla ilgili belirsizliğin cezai soruşturmanın başlatılmasına engel olmamasını sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 35- Çocuğun ifadesinin alınması
1- Taraflardan her biri aşağıdakileri sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır:
a. Çocukla yapılacak mülakatın, yetkili makamlara vak’alar bildirildikten sonra haksız bir gecikme olmaksızın gerçekleştirilmesi;
b. Çocukla yapılacak mülakatın” gerekli görülüyorsa, bu amaçla tasarlanmış ya da uygun hale getirilmiş binalarda gerçekleştirilmesi;
c. Çocukla yapılacak mülakatın bu amaçla eğitilmiş profesyoneller tarafından gerçekleştirilmesi;
d. Mümkün ve uygunsa, çocukla yapılacak bütün mülakatların aynı kişiler tarafından gerçekleştirilmesi;
e. Çocukla yapılacak mülakatların cezai işlemlerin amacı için gerekli olan kadar ve mümkün olduğunca sınırlı tutulması;
f. Çocuğa, yasal temsilcisinin ya da uygun olduğu takdirde kendi seçeceği bir yetişkinin; bu kişiye yönelik aksi yönde bir karar alınmamışsa, eşlik etmesi.
2- Taraflardan her biri, mağdurla ya da çocuk tanıkla yapılan tüm mülakatların sesli görüntülü olarak kaydedilmesini ve bu kayıtların gerektiğinde iç hukuktaki kurallara uygun olarak mahkeme işlemlerinde delil olarak kabul edilmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
3- Mağdurun yaşı konusunda bir belirsizlik ve mağdurun çocuk olduğuna inanılacak sebepler var ise; yaşının doğrulanması beklenilirken paragraf 1 ve 2’deki tedbirler uygulanır.
Madde 36- Ceza mahkemesi işlemleri
1- Taraflardan her biri, hukuki mesleklerin bağımsızlığım yöneten kurallara saygı içinde; çocuk haklan ve çocukların cinsel sömürü ve istismar konusunda eğitimlerin ceza mahkemesi işlemlerine katılan bütün kişiler; özellikle de hakim, savcı ve avukatlar için temin edilmesini sağlamak amacıyla gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
2- Taraflardan her biri, iç hukukundaki kurallara göre, aşağıdakilerin sağlanması için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır:
a. Hakimin duruşmayı kamuya kapalı olarak gerçekleştirebilmesi;
b. Mağdurun duruşma salonunda fiziksel olarak bulunmadan, özellikle uygun iletişim teknolojileri aracılığıyla, dinlenilebilmesi
8. Bolüm- Verilerin kaydedilmesi ve saklanması
Madde 37- Hüküm giymiş cinsel suç failleri hakkındaki ulusal verilerin kaydedilmesi ve saklanması
1- İşbu Sözleşmedeki suçların engellenmesi ve kovuşturulması için taraflardan her biri, iç hukuklarında kişisel verilerin korunması hakkındaki hükümlere ve diğer uygun kural ve garantilere uygun olarak, işbu Sözleşmedeki suçlardan birinden hüküm giymiş bir şahsın kimliği ve genetik profili (DNA) ile ilgili verinin toplanması ve saklanması için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
2- Taraflardan her biri, imza tarihinde ya da onay, kabul, tasdik veya katılım belgelerini teslim ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine paragraf 1’deki amaç için sorumlu tek ulusal makamın ismini ve adresini verir.
3- Taraflardan her biri, paragraf l’de bahsedilen bilgilerin iç hukukunda ve ilgili uluslararası belgelerde belirlenen koşullara uygun olarak bir başka Tarafın yetkili makamına aktarılmasını sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
9. Bölüm- Uluslararası İşbirliği
Madde 38- Uluslararası işbirliği için genel ilke ve tedbirler
1- Taraflar işbu Sözleşmenin hükümleri uyarınca ve tek ya da iki taraflı mevzuat ve iç hukuklar temelinde mutabık kalınmış ilgili uygulanabilir uluslararası ve bölgesel belge ve düzenlemelerin uygulanması yoluyla, aşağıdaki amaçlar doğrultusunda mümkün olduğunca işbirliği yaparlar:
a. Çocuklara yönelik cinsel sömürü ve istismarı engelleme ve mücadele;
b. Mağdurları koruma ve yardım sağlıma;
c. İşbu Sözleşmedeki suçlara ilişkin soruşturma ve işlemler yürütme;
2- Taraflardan her biri bu Sözleşmedeki suçların ikamet ettikleri ülkenin dışında bir Tarafın topraklarındaki mağdurlarının ikamet ettikleri Devletin yetkili makamları önünde şikayette bulunabilmelerini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
3: Bir anlaşmanın varlığı şartıyla cezai konularda karşılıklı adli yardım ya da iade gerçekleştiren bir Taraf, bu tür bir anlaşma imzalamadığı bir Taraftan adli yardım ya da iade talebi alırsa, işbu Sözleşme kapsamındaki suçlar için bu Sözleşmeyi cezai konularda adli yardımlaşma ve iade için yasal temel olarak alabilir.
4- Taraflardan her biri, uygun olan hallerde, üçüncü ülkeler yararına düzenlenen gelişim için yardım programlan içine çocuklara yönelik cinsel sömürü ve istismarın önlenmesi ve bunlarla mücadeleyi entegre etmeye çalışır.
10. Bölüm- İzleme Mekanizması
Madde 39- Taraflar Komitesi
1- Taraflar Komitesi Sözleşme Taraflarının temsilcilerinden oluşur.
2- Taraflar Komitesi Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından toplanır; ilk toplantısı işbu Sözleşmenin onuncu imzayla yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde gerçekleştirir. Daha sonra ise Genel Sekreterin ya da Tarafların en az üçte birinin talebi ile toplanır.
3- Taraflar Komitesi kendi iç usulünü benimser.
Madde 40- Diğer temsilciler
1- Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, İnsan Hakları Komiseri, Avrupa Suç Sorunları Komitesi (CDPC) ve bunların yanı sıra diğer ilgili Avrupa Konseyi hükümetlerarası komitelerinin her biri Taraflar Komitesine bir temsilci atar.
2- Bakanlar Komitesi, Taraflar Komitesine danıştıktan sonra Avrupa Konseyinin diğer organlarım bu sonuncuya bir temsilci tayin etmeye davet edebilir.
3- Sivil toplum temsilcileri, özellikle de sivil toplum örgütleri; Avrupa Konseyinin ilgili kurallarıyla oluşturulan usulleri takip ederek Taraflar Komitesine gözlemci olarak katılabilirler.
4- Paragraf 1-3 kapsamında atanan temsilciler Taraflar Komitesinin toplantılarına oy haklan olmadan katılırlar.
Madde 41- Taraflar Komitesinin görevleri
1- Taraflar Komitesi Sözleşmenin uygulanışını izler. Taraflar Komitesinin usul kuralları, Sözleşmenin uygulanışını değerlendirmekte kullanılan usulleri belirler.
2- Taraflar Komitesi, Devletlerin çocukların cinsel sömürü ve istismarını engelleme kapasitelerini geliştirmek için; aralarında bilgi, deneyim ve iyi uygulamaların değişimini, bunların toplanmasını ve analizini kolaylaştırır.
3- Taraflar Komitesi aynca uygun olduğunda;
a. İşbu Sözleşme altında yapılan çekinceler veya bildirgelerin etkisi ve problemlerin belirlenmesi dahil olmak üzere; işbu Sözleşmenin etkin olarak kullanımı ve uygulanmasını kolaylaştırır;
b. İşbu Sözleşmenin uygulanışına ilişkin her hangi bir sorunla ilgili görüş bildirir ve önemli hukuksal, politik veya teknolojik gelişmeler hakkında bilgi alışverişi sağlar.
4- Taraflar Komitesine işbu maddeden doğan görevlerini yerine getirmede Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği yardım eder.
5- Avrupa Suç Sorunları Komitesi (CDPC) bu maddenin 1, 2 ve 3. paragraflarında bahsedilen faaliyetlerden düzenli aralıklarla bilgilendirilir.
11. Bolüm- Diğer uluslararası belgelerle ilişki
Madde 42- Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Satışı, Çocuk Fuhşu ve Çocuk Pornografisi Ek Protokolü ile ilişki İşbu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklan Sözleşmesi ve Çocuk Satışı, Çocuk Fuhşu ve Çocuk Pornografisi Ek Protokolünden doğan hak ve yükümlülükleri etkilemez;
Sözleşmenin amacı bu belgelerle inşa edilen korumayı güçlendirmek ve içerdikleri standarttan geliştirmek ve tamamlamaktır.
Madde 43- Diğer uluslararası belgelerle ilişki
1- İşbu Sözleşme, Taraf ülkelerin taraf oldukları ya da olacakları ve işbu Sözleşme kapsamındaki konularda hüküm içeren ve cinsel istismar ve sömürünün çocuk mağdurları için daha geniş koruma ve yardım sağlayan diğer uluslararası belgelerin hükümlerinden doğan hak ve yükümlülükleri etkilemez,
2- İşbu Sözleşme Tarafları, bu Sözleşmenin ele aldığı konularla ilgili olarak, hükümlerini desteklemek ve güçlendirme ve içerdiği ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırmak için kendi aralarında ikili ya da çoklu anlaşmalar imzalayabilirler.
3- Avrupa Birliği üyesi olan Taraflar, karşılıklı ilişkilerinde, işbu Sözleşmenin amaç ve hedeflerine ve diğer Taraflarla tam olarak uygulanışına halel getirmeden, belirli bir duruma ilişkin uygulanabilir ve konuyla ilgili Topluluk ve Avrupa Birliği kuralları varsa bu Topluluk ve Avrupa Birliği kurallarına uyarlar.
12. Bölüm- Sözleşmede yapılacak değişiklikler
Madde 44- Değişiklikler
4- Tarafların herhangi biri tarafından işbu Sözleşmede yapılacak değişiklik teklifleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirilmeli ve Sekreter tarafından Avrupa Konseyi Üye Devletlerine, imzalayan tüm Devletlere, taraf tüm devletlere, Avrupa Topluluğuna, 45’inci maddenin l’inci paragrafı uyarınca Sözleşmeyi imzalamaya çağrılan Devletler ve 46’ıncı maddenin l’inci paragrafı uyarınca işbu sözleşmeyi kabule çağrılan Devletlere iletilir.
5- Taraflardan birinin teklif ettiği değişiklik Avrupa Suç Sorunları Komitesi’ne (CDPC) iletilir ve bu Komite Bakanlar Komitesine teklif edilen bu değişiklik ile ilgili görüşünü sunar.
6- Bakanlar Komitesi, teklif edilen değişikliği ve CDPC tarafından sunulmuş görüşleri değerlendirir ve işbu Sözleşmeye taraf olan üye olmayan Devletlere danıştıktan sonra değişikliği onaylayabilir.
7- 3. Paragrafa uygun olarak Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen değişiklik metni Tarafların kabulüne sunulur.
8- 3. paragrafa uygun olarak Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik, bütün Tarafların Genel Sekretere değişikliği kabul ettiklerini bildirdikleri tarihten sonra bir aylık sürenin geçmesini takiben gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
13. Bölüm- Nihai Hükümler
Madde 45- Sözleşmenin İmzalanması ve Yürürlüğe Girmesi
1- İşbu Sözleşme, Avrupa Konseyi Üye Devletlerinin, hazırlanışına katılan üye olmayan Devletlerin ve Avrupa Topluluğunun imzasına açıktır.
2- İşbu Sözleşme onay, kabul veya tasdike tabidir. Onay, kabul veya tasdik belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bildirilir.
3- işbu Sözleşme en az 3 Avrupa Konseyi üye Devleti dahil olmak üzere imzası bulunan 5 ülkenin 2. Paragraftaki hükümlere göre Sözleşmeye bağlı kalacağını bildirdiği tarihten sonra üç aylık sürenin bitmesini takiben gelen ayın ilk gönü yürürlüğe girer.
4- Paragraf 1 ‘de bahsedilen veya Avrupa Topluluğuna üye Sözleşmeye bağlı kalma rızası gösteren her hangi bir Devlet için Sözleşme, onay, kabul veya tasdik belgelerinin teslim tarihinden sonra üç aylık sürenin bitmesini takiben gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 46- Sözleşmeye Katılım
1- İşbu Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Taraflara danışarak ve onların oy birliğiyle rızalarını alarak, Sözleşmenin hazırlanışına katılmayan ve Avrupa Konseyi üyesi olmayan her hangi bir Devleti, Avrupa Konseyi Tüzüğünün 20. Maddesinin d bendinde belirtilen çoğunluk tarafından ve Bakanlar Komitesinde yer alma hakkı bulunan Tarafların temsilcilerinin oy birliği ile alman bir kararla Sözleşmeyi kabul etmeye davet eder.
2- Sözleşmeyi kabul eden her hangi bir Devlet için Sözleşme, katılım belgelerinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine iletildiği tarihten sonra üç aylık sürenin bitmesini takiben gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 47- Ülke Katılımı
1. Her Devlet veya Avrupa Topluluğu imza sırasında veya onay, kabul, tasdik ve katılım belgelerini verirken, işbu Sözleşmenin uygulanacağı topraklan belirleyebilir.
2. Her Devlet, daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bir bildirgeyle işbu Sözleşmenin bildirgede belirtilmiş başka topraklarda ve uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu ya da adına girişimde bulunabildiği başka topraklarda da uygulanacağını bildirebilir. Bu tür bir toprak için Sözleşme, Genel Sekreterliğin bu tür bir tebliği aldığı tarihten sonra üç aylık sürenin geçmesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.
3. Yukarıdaki iki paragrafta bahsi geçen her tür bildirge, bu tür bildirgelerde belirlenen toprak parçası açısından; Genel Sekretere gönderilecek bir tebliğ ile geri çekilebilir.
Bu geri çekme, Genel Sekreterin bu tebliği aldığı tarihten sonra; “üç aylık sürenin geçmesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 48- Çekinceler
Açıkça belirtilen çekinceler dışında işbu Sözleşmenin her hangi bir hükmüne ilişkin hiçbir çekince yapılamaz. Çekince her zaman geri çekilebilir.
Madde 49- Fesih
1. Herhangi bir Taraf Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine yapacağı bir bildirimle her zaman işbu Sözleşmeyi feshedebilir.
2. Fesih, Genel Sekreterlik tarafından tebliğin alındığı tarihi izleyen üç aylık dönemi takiben gelen ayın ilk günü geçerlik kazanır.
Madde 50- Bildirim
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Avrupa Konseyi Üye Devletlerine, işbu Sözleşmeyi imzalayan, Taraf Devlet, Avrupa Topluluğu ve Madde 45 hükümleri uyarınca Sözleşmeyi imzalamaya davet edilmiş her Devlete ve Madde 46 hükümleri uyarınca işbu Sözleşmeyi kabule çağrılan her Devlete aşağıdakileri tebliğ eder:
a. Bütün imzalar
b. Onay, kabul, tasdik ve katılım belgelerinin teslimi
c. Madde 45 ve 46’da belirtilen Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihi
d. Madde 44 uyarınca yapılan değişiklikler ve bu değişikliklerin yürürlüğe giriş tarihi
e. Madde 48 altında yapılan çekinceler
f. Madde 49 hükümleri uyarınca yapılan fesih duyurulan
g. İşbu sözleşmeyle ilgili başka kanun, tebligat ve bildirimler
Bu hükümlerin kanıtı olmak üzere, usulüne uygun olarak yetkili kılınmış aşağıda imzası bulunanlar bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
Lanzarote’de 25 Ekim 2007’de Fransızca ve İngilizce olarak, her iki metin aynı şekilde geçerli olmak üzere, Avrupa Konseyi arşivlerine teslim edilecek bir tek nüsha olarak tanzim edilmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin her birine, işbu Sözleşmenin hazırlanışına katılan üye olmayan Devletlere, Avrupa Topluluğuna ve işbu Sözleşmeye katılmaya çağrılan Devletlere onaylı bir örneği intikal ettirecektir.
Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi – İmzacı Devletler
Arnavutluk Cumhuriyeti, Andora Prensliği, Ermenistan Cumhuriyeti, Avusturya Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti, Belçika Krallığı, Bosna Hersek, Bulgaristan Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti, Çek Cumhuriyeti, Danimarka Krallığı, Estonya Cumhuriyeti, Finlandiya Cumhuriyeti, Fransa Cumhuriyeti, Gürcistan Cumhuriyeti, Federal Almanya Cumhuriyeti, Yunanistan Cumhuriyeti, Macaristan Cumhuriyeti, İzlanda Cumhuriyeti, İrlanda Cumhuriyeti, İtalya Cumhuriyeti, Letonya Cumhuriyeti, Liechtenstein Prensliği
Türkiye cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesinin Onaylanması Hakkındaki Kararı
Karar Numarası: 2011/2060
Karar Tarihi: 18.07.2011
Resmi Gazete Tarihi: 10.09.2011
Resmi Gazete Sayısı: 28050
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına 25/10/2007 tarihinde Lanzarote’de imzalanan ve 25/11/2010 tarihli ve 6084 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ekli; “Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi’nin onaylanması; Dışişleri Bakanlığının teklifi üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18/7/2011 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Abdullah GÜL
CUMHURBAŞKANI
Recep Tayyip ERDOĞAN
Başbakan
B. ARINÇ A. BABACAN B. ATALAY B. BOZDAĞ
Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı
S. ERGİN F. ŞAHİN E. BAĞIŞ N. ERGÜN
Adalet Bakanı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Avrupa Birliği Bakanı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı
F. ÇELİK E. BAYRAKTAR T. YILDIZ M. Z. ÇAĞLAYAN
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çevre ve Şehircilik Bakanı Dışişleri Bakanı V.Ekonomi Bakanı
T. YILDIZ S. KILIÇ M. M. EKER H. YAZICI
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Gençlik ve Spor Bakanı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Gümrük ve Ticaret Bakanı
İ. N. ŞAHİN C. YILMAZ E. GÜNAY M. ŞİMŞEK
İçişleri Bakanı Kalkınma Bakanı Kültür ve Turizm Bakanı Maliye Bakanı
Ö. DİNÇER İ. YILMAZ V. EROĞLU
Milli Eğitim Bakanı Milli Savunma Bakanı Orman ve Su İşleri Bakanı
Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi, 25 Kasım 1981 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiştir.
Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi
Genel Kurul;
Tüm insanların niteliğinde bulunan onur ve eşitliğin Birleşmiş Milletler Antlaşmasının temel ilkesinden biri olduğunu ve tüm Üye Devletlerin Örgütle işbirliği içinde ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımı gözetmeksizin herkes için insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görüp gözetilmesini geliştirip özendirmek üzere birlikte ve ayrı ayrı eylemde bulunmaya söz verdiklerini göz önünde bulundurarak,
Declaration on the Elimination of All Forms of Intolerance and Discrimination Based on Religion or Faith
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin ve İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmelerinin yasa önünde ayrım gözetilmemesi ve eşitlik ilkeleriyle düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlüğü hakkını ilan ettiğini gözönünde bulundurarak,
İnsan hakları ve temel özgürlüklerin, özellikle düşünce, vicdan, din ya da inanç özgürlüğünün gözardı edilmesi ve çiğnenmesinin, doğrudan ya da dolaylı olarak, özellikle başka Devletlerin içişlerine karışma aracı olduğu ve halklar ve Uluslararasında ateşli bir düşmanlığa vardığı durumlarda insanlığa savaş ve büyük acılar getirdiğini göz önüne alarak.
Hangisi olursa olsun benimsediği inancın bir kimse için yaşam anlayışının temel öğelerinden biri olduğunu ve din ya da inanç özgürlüğünün tam olarak saygı görüp güvence altına alınması gerektiğini gözönünde bulundurarak,
Din ve inanç özgürlüğüne ilişkin konularda anlayış, hoşgörü ve saygıyı geliştirmenin ve din ya da inancın Birleşmiş Milletler Antlaşması, Birleşmiş Milletlerin öteki ilgili belgeleri ve bu bildirgenin amaç ve ilkeleriyle bağdaşmaz amaçlarla kullanılmamasını sağlamanın temel olduğunu gözönünde bulundurarak,
Din ve inanç özgürlüğünün dünya barışı, toplumsal adalet ve halklar arasında dostluk amaçlarına ulaşmaya ve sömürgecilik ve ark ayrımcılığı ideoloji ve uygulamalarının kaldırılmasına da katkıda bulunacağına inanarak,
Birleşmiş Milletler ve uzmanlık kuruluşlarının desteğiyle çeşitli ayrımcılık biçimlerinin kaldırılması yolunda benimsenen ve yürürlüğe girecek olan sözleşmeleri hoşnutlukla saptayarak,
Dünyanın kimi yerlerinde din ve inanç konularında hala gözlenen hoşgörüsüzlük görünüşleri ve ayrımcılık uygulamalarıyla ilgilenerek,
Böyle bir hoşgörüsüzlüğü her biçim ve görünüşüyle ivedi ortadan kaldırmak ve din ya da inanç gerekçesiyle yapılan ayrımcılıkla savaşmak için tüm gerekli önlemleri almaya karar vererek,
Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesini ilan eder:
Madde 1
Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, bir dini ya da dilediği bir inancı benimseme ve din ya da inancını tek başına ya da topluca, açık ya da özel olarak ibadet, gözetme, uygulama ve öğretme biçiminde açıklama özgürlüğünü de içerir.
Hiç kimseye, bir dini ya da dilediği bir inancı benimseme özgürlüğünü zedeleyecek baskıda bulunulamaz.
Bir kimsenin din ya da inançlarını açığa vurma özgürlüğü, ancak yasayla öngörülen ve kamu güvenliği, düzeni, sağladığı ya da genel ahlakı ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için gereken sınırlamalara bağlı olabilir.
Madde 2
Hiç kimse, din ya da başka inançları gerekçesiyle herhangi bir Devlet, kurum, grup a da bir kimse tarafından ayrımcılık konusu olamaz.
Bu bildirgenin amaçları bakımından “din ya da inanca dayalı hoşgörüsüzlük ve ayrımcılık” sözü, din ya da inanca dayalı olarak insan hakları ve temel özgürlüklerin eşitlik temeli üzerinde taşınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını önlemek ya da zedelemek amaç ya da sonucuyla herhangi bir ayırım , dışlama, kısıtlama ya da üstün tutmada bulunmak anlamına gelir.
Madde 3
İnsanlar arasında din ya da inanç gerekçeleriyle ayrım gözetmek, insan saygınlığına karşı bir saygısızlık ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ilkelerinin reddedilmesi niteliğinde olup İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde ilan edilen ve İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmelerinde ayrıntılı olarak öne sürülüne insan hakları ve temel özgürlüklerin çiğnenmesi ve Uluslararasında dostça ve barışçı ilişkiler için bir engel sayılarak kınanır.
Madde 4
Tüm Devletler, kişisel ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel yaşamın her alanında insan hakları ve temel özgürlüklerin tanınması, kullanılması ve bunlardan yararlanılması bakımından din ya da inanç gerekçesiyle yapılan ayrımcılığı önlemek ve kaldırmak için her türlü etkin önlemi alır.
Tüm Devletler, gerekli olduğu her durumda böyle bir ayrımcılığı yasaklamak için yasalar çıkarmak ya da kaldırmak üzere her türlü çabada bulunur ve bu konuda din ya da başka inançlara dayalı hoşgörüsüzlükle savaşmak üzere tüm uygun önlemleri alır.
Madde 5
Ana-babalar ya da duruma göre çocuğun yasal vasileri, aile yaşamını, din ya da inancına göre ve çocuğa verilmesi gerektiğine inandığı manevi eğitimi gözönünde bulundurarak düzenleme hakkına sahiptir.
Çocuk, ana-babasının ya da duruma göre yasal vasisisinin istekleri uyarınca din ya da inanç konusunda eğitim görme hakkından yararlanır ve kendi çıkarları başta gelmek üzere ana-babasının ya da yasal vasisinin istekleri dışında bir din ve inanç öğretimini almaya zorlanamaz.
Çocuk, din ya da inanç gerekçesiyle yapılan her türlü ayrımcılıktan korunur. Halklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluk, barış ve evrensel kardeşlik, başkalarının din ya da inanç özgürlüğüne saygı ruhuyla ve tüm gücü ve yeteneklerini insanlığın hizmetine adaması gerektiğinin tam bilinciyle yetiştirilir.
Ana-babasının ya da yasal vasisinin bakımı altında bulunmayan bir çocuk söz konusu olduğunda, yine çocuğun çıkarları önde gelmek üzere ana-babası ya da vasisinin din ya da inanç konularında dile getirdiği istekler ya da isteklerinin belirtileri gereğince gözönüne alınır.
Madde 6
Bu Bildirgenin 1. maddesi uyarınca ve 1. maddesinin 3. fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, düşünce, vicdan, din ya da inanç özgürlüğü hakkı ötekilerin yanısıra,
Bir din ya da inancın gerekleri uyarınca ibadet ya da toplanma ve bu amaçla ibadet yerleri kurma ve koruma;
Uygun yardım ve insancıl amaçlı kurumlar kurma ve koruma;
Bir din ya da inancın tören ya da törelerine ilişkin araç ya da gereçleri yeterli ölçüde yapma, edinme ya da kullanma;
Bu alanlarda ilgili metinleri yazma, yayınlama ve yayma;
Bir din ya da inancı bu amaçlara uygun yerlerde öğretme;
Bireylerden ve kurumlardan gönüllü maddi ya da başka yardımlar isteme ya da alım;
Herhangi bir din ya da inancın ve standartlarının öngördüğü uygun liderleri yetiştirme, atama, seçme ya da yerini alacak olanı belirleme;
Dinin ya da inancın kuralları uyarınca tatil günlerine uyma ve bayram ve törenleri kutlama;
Din ve inanç konularında ulusal ve Uluslararası düzeylerde bireylerle ve topluluklarla iletişim kurma ve sürdürme özgürlüklerini içerir.
Madde 7
Bu Bildirgede öne sürülen hak ve özgürlükler, uygulamada herkese bu hak ve özgürlüklerden yararlanma olanağı sağlayacak biçimde ulusal yasalarla sağlanır.
Madde 8
Bu Bildirgenin hiçbir hükmü, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmelerinde tanımlanan herhangi bir hakkı kısıtladığı ya da zedelediği biçiminde anlaşılamaz.
Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesinin Birleşmiş Milletlerin resmi web sitesindeki İngilizce versiyonunu okuyabilirsiniz.
Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu, 25 Kasım 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 55 kanun numarası ile kabul edilmiş ve 28 Mart 1921 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
TBMM açılarak meclis hükumeti kurulduktan sonra devam etmekte olan savaş koşullarına uygun tedbirler alınması gerekmiş, israfın önlenmesine dönük olarak Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu önerilerek ve olağanüstü koşullar göz önünde bulundurularak kabul edilmiştir. Kanun, sekiz maddeden oluşmaktadır. Düğünlerde çeyiz teşhiri, çeyizin açıktan gösterilmesi, erkek tarafından iki kattan fazla elbise ihdası, düğün günlerinde bir günden fazla müzik çaldırılması ve ziyafet verilmesi, nişan, gösterişli hediyeler verilmesi ve köçek oynatılması yasaklanmıştır.
Kanun gereğince düğünlerde kanunun koyduğu sınırları aşarak israfa kaçanlara para cezası ve bir aydan altı aya kadar hapis cezası öngörülmüş; yargılamaların Sulh Mahkemelerinde yapılması kararlaştırılmıştır.
Çıkarılan bu kanun 14 Eylül 1920 tarihli ve 22 sayılı Men’i Müskirat Kanunu ile paralel bir düzenlemedir.
Düğünlerde alelıtlak cihaz teşhiri, cihazın açıktan nakli, erkek tarafından iki kattan fazla elbise ihdası, düğün günlerine münhasır olmak üzere bir günden ziyade çalgı çaldırılması ve ziyafet verilmesi, nişan, çevre merasimi ile ağırlık ve hedaya itası ve köçek oynatılması gibi israfat memnudur.
ÎKÎNCÎ MADDE
Her livanın me calisi umumiyesi işbu kanun ile kavanini saire ahkâmına mugayir olmamak şartiyle mahallî ve idarî talimatnameler tanzimine ve gerek ona müstenit tedabirin Hükümet marifetiyle tatbikini takibe mecburdur.
ÜÇÜNCÜ MADDE
İşbu mevat ve talimatnameler hilâfında hareket edenler mahallî belediyelerine ait olmak üzere elliden yüz liraya kadar cezayi nakdî ita veya bir aydan altı aya kadar hapis ile mücazat olunurlar.
DÖRDÜNCÜ MADDE
İşbu mevaddan mütevellit mesail sulh mahkemelerinde rüyet olunur. Bu baptaki hükümler katî ve lâzimülinfazdır.
BEŞÎNCÎ MADDE
Hitan cemiyetleri için masraf ihtiyariyle düğün yapmak memnudur.
ALTINCI MADDE
İşbu kanun ile menedilen eşya müsadere ve mahallî belediyeleri namına bilmüzayede füruht ve irat kaydedilir.
YEDÎNCÎ MADDE
İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’idir.
SEKÎZÎNCÎ MADDE
İşbu kanunun icrayi ahkâmına Büyük Millet Meclisi Dahiliye ve Adliye vekilleri memurdur.
Şapka Kanunu, 28 Kasım 1925 tarihinde çıkarılmış, kanun 28 Kasım 1925 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 671 No’lu Şapka İktisası Hakkında Kanun ile milletvekilleri ve memurlara şapka giyme zorunluluğu getirilmiştir.
Şapka Kanununun Çıkarılışı
Atatürk, 23 Ağustos 1925’te Kastamonu ve İnebolu’ya yaptığı seyahatlerde şapkayı halka göstererek Cumhuriyet Devrimleri arasında önemli yer tutan kılık kıyafet devriminin ilk işaretini vermiştir. “Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz.” diyen Atatürk; 27 Ağustos 1925’te de İnebolu’da “Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir.” diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin kabulü gerekliliğini belirtmiştir. Atatürk’ün uyarması üzerine 25 Kasım 1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu çıkmadan önce vatandaşlar şapka giymeye başlamış, bu yenilik, medeni kıyafet değişimi olarak halk arasında olumlu karşılanmıştır. Cüppe ve sarık giymek yasaklanmış, bu kıyafetleri giyme hakkı sadece din adamlarına tanınmıştır.
Şapka Kanunu
Kanun No. 671
Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun
28 Teşrinisani (Kasım) 1341(1925):
Madde l
Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve mahalliye ve bilumum müessesata mensup memurin ve müstahdemin, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedirler. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet men eder.
Madde 2
İşbu kanun neşir tarihinden itibaren muteberdir.
Madde 3
İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve icra Vekilleri Heyeti tarafından icra olunur.
Amerikan hukukçu ve devlet adamı Thomas A. Hendricks, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Eylül 1819) Hanover College‘de hukuk okudu. 1843’te Indiana Barosuna kabul edildi ve kendi bürosunu kurarak Avukatlık mesleğine Shelbyville kentinde başladı. 1862’de Oscar B. Hord ile özel hukuk şirketi kurdu. 1863’te Indiana Senatörü olarak kongreye katıldı ve 1869’a kadar bu görevi yürüttü. 1872’ten 1877’ye kadar Indiana valiliği yaptı. 1885 yılında 21. Başkan Yardımcısı olarak göreve getirildi ve ölümüne kadar(8 ay) bu görevde kaldı.
Thomas A. Hendricks
1893
Orhun Kitabeleri, Kopenhag Üniversitesi Genel Dilbilimi profesörü ve Danimarka Kraliyet İlimler Akademisi üyesi Wilhelm Ludwig Thomsen tarafından okundu. Thomsen, Orhun alfabesini çözdüğünü, 15 Aralık 1893’te Danimarka Kraliyet İlimler Akademisinde sunduğu bildiriyle bilim dünyasına açıkladı.
1925
25 Kasım 1925 tarihinde mecliste kabul edilen 671 No’lu “Şapka İktisası Hakkında Kanun” ile TBMM üyeleri ve memurlarına başlık olarak şapka giyilmesi zorunluluğu getirildi. 28 Kasım 1925 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kanun, Cumhuriyet Devrimleri arasında sayılmaktadır.
1919
Sendikacı, gazeteci, araştırmacı ve yazar Kemal Okur Sülker, Hatay’da doğdu. (Ölümü: 2 Aralık 1995) 938 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt oldu ancak iki yıl sonra hukuk öğrenimini yarıda keserek Edebiyat Fakültesi’ne geçti. 1943’te, Tan gazetesinde gazetecilik yaptığı dönemlerde sosyalist fikirleri nedeniyle hakkında çeşitli soruşturma ve kovuşturmalar açıldı. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’nın verdiği karar ile Konya’da yaşamaya mecbur edildi. Gece Postası, İkdam ve Son Telgraf gibi gazetelerde görev aldı. Gece Postası gazetesinde işçi sayfası kısmını düzenledi. 1951-1952 yılları arasında İşçi Hakkı adındaki gazeteyi çıkardı. Kemal Ilıcak’la beraber Türkiye Birlik adındaki gazeteyi kurdu. Yeni Edebiyat, Yürüyüş, Barış, Yurt ve Dünya, Gün, Yeryüzü, Forum, Sosyal Adalet, Eylem, Ant, Emek, Ortam, Vatan, Cumhuriyet gibi basın kurumlarında araştırma ve edebiyatla ilgili yazıları yayınlandı. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun(Türk-İş) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun(DİSK) kuruluş çalışmalarına katıldı. Türkiye Yazarlar Sendikası kurucularındandır. Sendikacılık alanındaki araştırmalarıyla bilinmektedir.
Kemal Okur Sülker
1920
Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu, 25 Kasım 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 55 kanun numarası ile kabul edildi ve 28 Mart 1921 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1936
Almanya ve Japonya, Avrupa kültürünü ve dünya barışını Bolşevik tehdidinden korumak amacıyla Anti-Komintern Paktını(Komünist Enternasyonal Karşıtı) imzaladı. Türkiye 1941 yılında Anti-Komintern Paktı’na gözlemci olarak katıldı ve Türk-Alman Dostluk Paktı kapsamında Almanya ile dostluk ilişkilerini geliştirdi.
1944
Ben Stein, Miami Üniversitesinde konuşma yaparken, 2003
Amerikalı komedyen, yazar, avukat, oyuncu ve seslendirme sanatçısı Benjamin Jeremy “Ben” Stein doğdu. Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Amerikan Üniversitesinde kitle kültürünün politik ve sosyal içeriği alanında yardımcı profesör oldu. Kaliforniya Üniversitesi, sivil haklar ve Amerika Birleşik Devleti Anayasası hakkında dersler verdi. 1990’dan 1997’ye kadar Pepperdine Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde profesörlük yaptı. Ayrıca The Wall Street Journal, The New York Times, New York Magazine, Penthouse, Los Angeles Magazine ve Barron’s Magazine gibi çok sayıda gazete ve dergide yazılar yazdı. Çok sayıda ödül aldı ve kitaplar yazdı.
1946
ABD’li avukat, işadamı ve Amerika Birleşik Devletleri büyükelçisi Henry Morgenthau yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Nisan 1856) Columbia Law School’dan mezun oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nin Osmanlı İmparatorluğu büyükelçisi olarak görev yaptı. Yunan Mülteci Yerleşim Komisyonu ve Amerikan Kızılhaçı gibi savaşla ilgili hayır kurumlarında görev aldı. 1919’da, Morgenthau Raporu’nu hazırlayan Polonya’daki Birleşik Devletler hükümetinin bilgi toplama misyonuna başkanlık etti. 1933’te düzenlenen Cenevre Konferansında, ABD adına temsilcilik yaptı. ABD Kongre Üyesi Julius Kahn tarafından sunulan anti-Siyonist bir dilekçeyi imzalayan önde gelen 31 Yahudi Amerikalı arasındadır. Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü adlı bir kitabı Türkçe’ye çevrilerek Belge Yayınlarından basılmıştır.
1948
İlkokullara isteğe bağlı din dersleri konuldu.
1954
Gazeteci Nurettin Ardıçoğlu, Başbakan Adnan Menderes’e yayın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1960
Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü, her yılın 25 Kasım tarihi olarak belirlendi. Dünya genelinde, kadına yönelik şiddeti durdurmak ve duyarlılık yaratmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. 25 Kasım, 1960 yılında, Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trijillo Hükümeti’ne karşı ezilenlerin verdiği mücadelede sembol haline gelen Mirabel kardeşlerin tecavüz edilerek öldürüldüğü gündür. Kelebekler Zamanında isimli film Mirabel Kızkardeşlerin yaşamını onu almaktadır.
1960
Amerikalı avukat, gazeteci ve dergi yayıncısı John Fitzgerald Kennedy Jr. doğdu. (Ölümü: 16 Temmuz 1999) New York Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Brown Üniversitesi’nde silah kontrolü ve medeni haklar gibi çağdaş konulara odaklanan bir öğrenci tartışma grubu kurdu. 1984’ten 1986’ya kadar New York İş Geliştirme Ofisi’nde çalıştı. 1986’da 42nd Street Development Corporation’ın müdür yardımcısı olarak görev yaptı. 1989’dan itibaren engelli insanlara yardım eden işçiler için eğitim ve diğer fırsatlar sağlayan kar amacı gütmeyen bir grup olan Reaching Up’a başkanlık etti. Manhattan Bölge Savcılığı’nda savcı olarak görev yaptı.
1969
İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi Dekanı Orhan Aldıkaçtı’nın odasını bastığı ve görevli memura hakaret ve mukavemet ettiği gerekçesiyle tutuklu biçimde yargılanan Deniz Gezmiş, Sağmalcılar Cezaevi’nden tahliye edildi.
Danışman Meclisi’nde emekli devlet memurlarına, dul ve yetimlere 35 katsayıya göre verilecek aylıkla ilgili tasarı yasalaştı.
1992
ILO 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi, Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihli ve 3847 sayılı kanun ile kabul edilerek Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Sözleşme, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edilmişti.
1992
ILO 151 No’lu Çalışma İlişkileri (Kamu Hizmeti) Sözleşmesi, Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihinde 3848 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Sözleşme, 7 Haziran 1978 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmişti.
1993
Özgür Gündem Gazetesi eski Yazı İşleri Müdürü Işık Yurtçu ve İmtiyaz Sahibi Yaşar Kaya, 26 Eylül 1992’de yayınlanan 2 yazıdan dolayı toplam 287 milyon TL para cezasına çarptırıldı. Işık Yurtçu‘ya 2 yıl hapis cezası verildi.
Yargıtay, PKK lideri Abdullah Öcalan hakkında verilen idam cezasını onayladı.
1997
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Leyla Zana’nın eylemlerinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde yer alan ‘ifade özgürlüğü’ kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda 25 kasım 1997 tarihinde karar verdi. Mahkeme, PKK’yı “amaçlarına ulaşmak için şiddet kullanan bir terörist örgüt’ olarak nitelendirdi. Dava, ‘Zana-Türkiye’ davası olarak bilinmektedir.
1999
Yargıtay, PKK lideri Abdullah Öcalan hakkında verilen idam cezasını onayladı.
2004
Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi, 25 Kasım 2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabul edildi ve 30 Kasım 2004 tarihli Resmi Gazetede 5261 kanun numarası ile yayımlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, 16 Haziran 2003 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü’nün Cenevre’deki genel merkezinde imzaya açılmıştı.
2005
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlık Divanı, Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanmasıyla ilgili önergeyi reddetti..
Bilim Akademisi Derneği, Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) 27 Ağustos 2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan ve aynı gün yürürlüğe giren Kanun Hükmünde Kararname ile fiilen özerk bir kurum olmaktan çıkarıldığı ve hükumete bağlı bir kuruluş haline getirildiği ve böylece TÜBA’nin bir bilim akademisi olma vasfını yitirdiği gerekçesiyle istifa eden 17 TÜBA üyesi tarafından 25 Kasım 2011’de kuruldu.
2013
Kültür ve Turizm Bakanlığı, yardım yaptığı tiyatroların genel ahlak kurallarına uygun oyun sahnelemesi için protokol düzenlenmesi zorunluluğu getirdi.
2016
Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Ağustos 1926) 1945 yılında eğitime başladığı Havana Üniversitesi’nden 1950’de mezun oldu. 1947’de Dominik Cumhuriyeti’ndeki Rafael Trujillo’nun sağcı askerî cuntasına karşı başarısızlıkla sonuçlanan bir devrimci harekete ve 1948’de Bogotá’daki kent ayaklanmalarına katıldı. 1947’de Küba Halk Partisi’ne girdi. 1950-52 arasında avukatlık yaptı. Temsilciler Meclisi seçimleri için Küba Halk Partisi’nden adaylığını koydu, Fulgencio Batista seçimleri iptal etti. 1953 başlarında Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla harekete geçti ancak başarısızlığa uğrayarak tutuklandı. Dava sonunda 16 yıl hapse mahkûm edildi. Juventud Adasında 21 ay hapis yattıktan sonra Batista’nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü affedildi. 1955’te Küba’dan ayrılarak Meksika’ya geçti ve 26 Temmuz Hareketi adlı yeni bir örgüt kurdu. Batista’nın 31 Aralık 1958’de Dominik’e kaçması üzerine 1959’da Havana‘ya döndü, Hukukçu Doktor Manuel Urrutia Leo devlet başkanlığına, Castro da başbakanlığa getirildi. 1965’te Küba Komünist Partisi) genel sekreterliğini üstlendi. 1976’da Devlet Konseyi ve Bakanlar Kurulu başkanlığını üstlendi ve ölümüne dek bu görevi sürdürdü.
2017
Merve Safa Kavakçı, Kuala Lumpur Büyükelçiliğine atandı. Kavakçı, 1999’da Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilmiş ancak TBMM’de türbanla yemin etmesine izin verilmemişti. Ardından ABD vatandaşı olduğu için vatandaşlıktan çıkartılmış, AİHM’de açtığı davanın lehine sonuçlanması üzerine 2017’de yeniden vatandaşlığa kabul edilmişti.
2020
Kanadalı hukukçu ve siyasetçi Marc-André Bédard yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ağustos 1935) Ottawa Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1973’ten 1985 yılına kadar Quebec Ulusal Meclisi’nde delege olarak yer aldı. Quebec hükümetinde Adalet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı görevlerinde bulundu. 25 Kasım 2020’de Chicoutimi’nin Saguenay ilçesinde COVID-19 hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdi.
Marc-André Bédard
2021
Tiyatro sanatçısı Genco Erkal, 5 yıl önceki paylaşımları nedeniyle “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla hakim karşısına çıktı. Mahkeme, duruşmayı Mart ayına erteledi.
2021
Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal, “Devr-i sabık yaratacağız, kamu kaynaklarını yağmalayanlar hesap verecek, Devr-i sabık bir intikam süreci değildir.” dedi.
2021
Yeni Akit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak aleyhine Ankara 35. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan tazminat davasında karar açıklandı. İstanbul Sözleşmesi’ni eleştirdiği ve bazı kesimlere “fahişeler ve türevleri” şeklinde hakaret ettiği yazısı nedeniyle AKP Kadın Kolları ve KADEM tarafından açılan dava sonucunda, Dilipak aleyhine 100 bin TL manevi tazminata hükmedildi.
2021
İstanbul’da, Kadıköy-Tavşantepe metrosunda elindeki bıçağı ile, bir kadını hem tehdit eden hem de ağır hakaret ve küfürler eden Emrah Yılmaz, sabah saatlerinde gözaltına alınarak “Silahla tehdit, Basit yaralamaya teşebbüs ve Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçlamalarıyla tutuklandı. Savcılık, saldırganın tutuklanması istenilen sevk yazısında olayı “Tüm kadınların özgürce yaşama, sokakta bulunma ve hayatlarına devam etme haklarına” saldırı” olarak niteledi.
2024
Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında çıkardığı tutuklama emri gündemin ilk sırasında yer almaya devam ederken Avrupa ülkelerinin birçoğu, bu kararı uygulayacakları yönünde görüş bildirdi. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, UCM’nin kararını tanımadığını bildirerek Netanyahu‘yu Macaristan’a davet etti.
Ankara’da Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne yönelik davaya Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen duruşmada esas hakkında mütalaaya karşı savunma yapan Kaplan “Bu gizli tanıklık ülkenin başına bela” dedi.
2024
İstanbul Valiliği, ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü‘ nedeniyle Beyoğlu ilçe sınırları içerisinde gerçekleştirilecek etkinlikleri 25 Kasım 2024 tarihi saat 00.01’den 26 Kasım 2024 günü saat 23.59’a kadar yasakladı.
İstanbul’da dün yaşanan aile katliamında yeni cesetler bulundu. Bahadır Aladağ’ın Büyükçekmece’de eşi Sevim Aladağ, 10 yaşındaki çocuğu Arsal Aladağ ve kayınvalidesi Türkan Soylu’yu da öldürdüğü belirlendi. Şahıs daha önce de annesi Necmiye Aladağ, babası Muhammet Aladağ, dayısının oğlu Şadan Serdar Buke ve ve kuaföre yaptığı silahlı saldırıda ise çalışan Mehmet Salih Özsökük isimli kişiyi öldürmüştü. Vahşi olayda 7 kişi hayatını kaybetti, 1’i ağır olmak üzere, 2 kişi de yaralanmış oldu. Şahıs intihar ederek kendini de öldürmüştü.
Stockholm Bildirgesi, (Milletler İnsan ve Çevre Konferansı Bildirgesi), üçüncü kuşak haklardan sayılan Çevre Hakkı’nın oluşumunda ilk adım olarak 5 Haziran 1972 tarihinde Stockholm Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında ilan edilmiştir. Sağlıklı bir çevrede yaşamanın bir insan hakkı olduğu kabul edilmiştir.
Bildirgenin ilan edildiği 5 Haziran tarihi Dünya Çevre Günü olarak her yıl dünya çapında kutlanmaktadır.
Stockholm Bildirgesi, Birleşmiş Milletlerde temsilen bir araya gelen tüm insanlığın ortak miras olan çevreyi koruyarak bir arada yaşamayı hedeflediğini gösteren önemli bir metin olması yanında yaptırımlardan yoksun olsa da kendisinden sonraki metinlere şekil veren bir bildirge olarak tarihe geçmiştir.
Stockholm Konferansı, uzun bir hazırlık aşamasından sonra gerçekleşmiş, iç hukuk düzenlemelerinden referanslar almış, 5-16 Haziran 1972 tarihleri arasında 114 devlet temsilcisi, birçok uluslararası örgüt ve 400 sivil toplum örgütü ve 1500 gazetecinin katılımıyla gerçekleşmiş; çevre hakkı ilk defa uluslararası bir konferansın temel gündemini teşkil etmiştir.
Stockholm Bildirgesi, 26 ilkeden oluşmakta, özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları sağlayan bir çevrede yaşamanın temel bir insan hakkı olduğu vurgulanmaktadır. Hava, toprak, bitki, hayvan ve ekosistemin korunması, yaban hayatının ve habitatın korunması, deniz kirliliğinin önlenmesi, yenilenemeyen kaynakların israfının önlenmesi; ekonomik ve sosyal kalkınma gerçekleşirken çevrenin mutlaka korunması, çevre tahribatlarının önlenmesi için az gelişmiş ülkelere destek verilmesi kararlaştırılmıştır.
Bildirgede, ulusal ve uluslararası çevre hukukunun geliştirilmesi ön plana çıkarılmış, çevre örgütleriyle işbirliği teşvik edilmiş, daha sonraki evrensel belgelere referans olan genel nitelikli esnek ilkeler konulmuştur.
Konferansın sonunda “İnsan ve Çevresi” adlı bildiri yayınlamış, “İnsan ve Çevresi için Harekât Planı” adıyla 109 öneriden oluşan bir bildirge açıklanmıştır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (United Nations Enviromental Program- UNEP) kurulmuş ve örgütün merkezi olarak Kenya’nın başkenti Nairobi uygun görülmüştür.
Stockholm Birleşmiş – Milletler İnsan ve Çevre Konferansı Bildirgesi
5-16 Haziran 1972’de Stockholm’da toplanan Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı, insan çevresinin korunması ve güçlendirilmesi için insanlara ışık tutacak ve yönlendirecek ortak görüş ve ilkelerin gerekliliğini düşünerek aşağıdaki hususları ilan eder:
1- İnsan hem çevresi tarafından oluşturulur hem de çevresini biçimlendirir. Bu çevre, insanoğlunun fiziksel gereksinmelerini karşıladığı gibi, entelektüel, ahlaki, sosyal ve manevi gelişmesi için de insana olanak sağlar. Bilim ve teknolojinin hızlı gelişmesi de eklenince, insanın gezegenimizdeki uzun ve dağdağalı evrimi öyle bir noktaya gelmiştir ki artık insan çevresini, sayısız biçimlerde ve tarihte rastlanmamış bir boyutta değiştirme gücüne erişmiştir. İnsan çevresinin iki boyutu da – yani hem doğal olan hem insan eliyle yapılmış olan – başta yaşam hakkı olmak üzere temel insan haklarından yararlanmak için mutlaka gereklidir.
2- İnsan çevresinin korunması ve geliştirilmesi dünyamızın her yerinde insanların refahını ve kalkınmasını etkileyen önemli bir konu, bütün insanların özlemi ve bütün hükumetlerin görevidir.
3- İnsan devamlı olarak deneyimlerini biriktirir. Her zaman keşfetmek, icat etmek, yaratmak, ilerlemek peşindedir. Günümüzde insanın çevresini değiştirebilme kapasitesi, eğer akıllıca kullanılırsa, bütün insanlara kalkınmanın meyvelerini sunabilir ve onların yaşam kalitelerini yükseltebilir.
Yanlış ve fütursuzca kullanılırsa hem insanlara, hem insanın çevresine ölçüsüz zararlar verebilir. Dünyanın birçok bölgesinde insanın çevresine verdiği zararın gittikçe artan kanıtlarını görüyoruz: canlılar, hava, toprak ve suda yüksek boyutlarda kirlilik; biyosferin ekolojik dengesinde arzulanmayan rahatsızlıklar; yenilenemeyen kaynakların azaltılması ve yok edilmesi; yaşam ve çalışma alanlarında insanların fizik, ruhsal ve sosyal sağlığına zararlı büyük eksiklikler.
4- Gelişmekte olan ülkelerde çevre sorunlarının çoğu geri kalmışlığın sonuçlarıdır. Milyonlarca insan doğru dürüst bir yaşam için gerekli asgari seviyenin altında yaşamaktadır. Yeterli yiyecek, giyecek, ve barınaktan, eğitim, sağlık ve temizlik imkanlarından yoksundurlar. Bunun için, gelişmekte olan ülkeler çabalarını kalkınmaya yönlendirmeli, ama bunu yaparken önceliklerini iyi belirlemeli ve çevrelerini korumalı ve iyileştirmelidir. Kalkınmış ülkeler de gelişmekte olan ilkelerle aralarındaki farkı kapatmak için çabalamalıdırlar. Kalkınmış ülkelerdeki çevre sorunları genelde sanayiden ve teknolojik ilerlemelerden kaynaklanmaktadır.
5- Nüfusun doğal artışı çevrenin korunmasında devamlı olarak sorun yaratmaktadır. Bu sorunlarla baş etmek için gerekli politikalar oluşturulmalı ve önlemler alınmalıdır. Dünyadaki en değerli varlık insandır. Sosyal ilerlemeyi iten, bilim ve teknolojiyi geliştiren ve emeğiyle çevreyi değiştiren insandır. Bilimsel, teknolojik ve sosyal ilerlemeler ve üretimdeki artışlarla insanın çevresini iyileştirme kapasitesi de her geçen gün artmaktadır.
6- Artık öyle bir noktaya geldik ki, Dünyanın her yerinde çevreye yapacakları etkileri düşünerek eylemlerimizi daha büyük bir dikkatle planlamalıyız. Cehalet ve aldırmazlık sonucu bütün yaşamımızın ve refahımızın bağlı olduğu yerküremizin çevresine geriye dönülemez bir biçimde ve devasa boyutlarda
zarar verebiliriz. Bunun aksini de yapabilir ve bilgiyi akıllıca kullanarak, kendimize ve gelecek kuşaklara insan umut ve ihtiyaçlarına daha uygun bir çevrede daha iyi yaşam koşulları sağlayabiliriz. Günümüzde yaşayanlar ve gelecek kuşaklar için çevreyi savunmak ve iyileştirmek kaçınılamaz ve dünya genelinde ekonomik kalkınma ve barışın tesisiyle paralel olarak varmaya çalışacağımız bir hedeftir.
7- Bu hedefe varılması için her seviyede vatandaşlar, topluluklar ve kuruluşlar sorumluluk almalı ve ortak amaç uğruna eşitlik bir biçimde gayret göstermelidirler. Kişiler ve kuruluşlar hem bağlı oldukları değerler hem de eylemlerinin tümü ile geleceğin çevresini biçimlendirecekler. Yerel ve merkezi hükümetlere, kendi alanlarında geniş olarak çevre politikalarını oluşma ve eyleme koyma yönünden en büyük sorumluluk düşecektir. Kalkınmakta olan ülkelerin çevre sorumluluklarını yerine getirmeleri için gerekli kaynakların yaratılmasında uluslararası işbirliği gerekecektir. Birçok çevre sorunu küresel ve bölgesel boyutlarda olduğu için, ülkeler arasında yaygın bir işbirliği ve uluslararası kuruluşlar tarafından ortak çıkarlar için eyleme geçmeyi gerektirecektir.
Konferans bütün ülkeleri ve insanları, insanların yararı ve refahı için insan çevresinin korunması ve iyileştirilmesi için ortak çaba göstermeye davet eder.
Stockholm Bildirgesi İlkeleri
İlke 1
Özgürlük, eşitlik, ve kaliteli bir çevrede onurlu ve yeterli yaşam şartları sağlanmış olarak yaşamak insanların temel bir haklarıdır. İnsan, aynı zamanda, bugünkü ve gelecek kuşaklar için çevreyi koruma ve iyileştirmenin ciddi sorumluluğunu da taşır.
İlke 2
Dünyanın hava, su, toprak, bitki ve diğer canlılar gibi doğal kaynakları ve özellikle doğal ekosistemlerin özgün örnekleri, bugünkü ve gelecek kuşaklar için gerektiği şekilde yönetilerek korunmalıdır.
İlke 3
Yerküremizin hayati kaynakları yenileyebilme kapasitesi korunmalı ve gerektiği biçimde iyileştirilmeli ve restore edilmelidir.
İlke 4
Şu anda birtakım olumsuz faktörlerin etkisiyle tehlikeye düşmüş olan doğal hayatı ve habitatını korumak ve akıllıca yönetmek insanın özel bir sorumluluğudur.
İlke 5
Dünyanın yenilenemeyen kaynakları bir gün tükenmelerini önleyecek biçimde kullanılmalı ve bunların yararlarını bütün insanlığın paylaşması sağlanmalıdır.
İlke 6
Zararlı etkilerini yok edilemeyeceği oranda ısının ve zehirli maddelerin çevreye yayılması, ekosistemlerin onarılamaz bir biçimde tahrip olmasına yol açmadan durdurulmalıdır. Bütün ülkelerin insanlarının çevre kirliliğine karşı yürüttükleri haklı savaş desteklenmelidir.
İlke 7
Devletler, insan sağlığına, canlı kaynaklara ve deniz yaratıklarına zarar veren deniz kirliliğini önlemek için her türlü önlemi alacaklardır.
İlke 8
Ekonomik ve sosyal kalkınma insana iyi bir yaşam ve çalışma ortamı sağlama ve dünyamızda yaşam kalitesini yükseltecek şartları hazırlama yönünden kesinlikle gereklidir.
İlke 9
Geri kalmışlıktan kaynaklanan eksiklikler ve doğal afetler ciddi sorunlar yaratmaktadır ve bu durum ancak önemli miktarda mali ve teknik yardımla gelişmekte olan ülkelerin kalkınma çabalarını destekleyerek giderilebilir.
İlke 10
Gelişmekte olan ülkelerin çevre idaresi için fiyat istikrarına ve ihraç malları olan ana madde ve hammaddelerden yeterli gelir sağlamaya ihtiyaçları vardır. Onun için, fiyat politikalarında ekonomik faktörler kadar ekolojik süreçler de göz önünde bulundurulmalıdır.
İlke 11
Bütün devletlerin çevre politikaları gelişmekte olan ülkelerin bugünkü ve gelecekteki kalkınma potansiyelini güçlendirmeli ve herkes için daha kaliteli yaşam koşulları sağlanmasına engel olmamalıdır. Devletler ve uluslararası kuruluşlar çevresel önlemlerin uygulanmasından doğabilecek uluslararası veya ulusal sonuçları karşılamak için anlaşma zemini oluşturmalıdırlar.
İlke 12
Çevreyi korumak ve iyileştirmek için alınacak önlemlere kaynak ayırırken, gelişmekte olan ülkelerin özel durumları, gereksinimleri ve kalkınma planlarına alacakları çevre koruma önlemlerinin maliyetleri göz önünde tutulmalı ve talepleri halinde mali ve teknik destek sağlanmalıdır.
İlke 13
Kaynakların daha rasyonel kullanımı ve böylece çevrenin iyileştirilmesi için, devletler kalkınma planlarında entegre ve eşgüdümlü bir sistem uygulamalıdırlar.
İlke 14
Rasyonel planlama kalkınma planlarıyla çevre koruma planları arasında çıkabilecek uyumsuzlukları yok etmek için mutlak gereklidir.
İlke 15
İnsan yerleşimleri ve kentleşmenin çevre üzerine olumsuz etkilerini kaldıracak ve herkes için azami sosyal, ekonomik ve çevresel yarar sağlayacak biçimde planlama yapılmalıdır. Bu bağlamda, müstemlekeci ve ırkçı bir yaklaşımla hazırlanmış projeler terk edilmelidirler.
İlke 16
Hızlı nüfus artışının veya yüksek nüfus birikiminin veya düşük nüfusun çevreye ve kalkınmaya olumsuz etkisi olacağı yerlerde, temel insan haklarına saygılı ve devletlerin uygun bulduğu demografik politikalar uygulanmalıdır.
İlke 17
Çevre kalitesini artırmak için planlama, idare ve denetleme görevlerini üstlenecek uygun ulusal kurumların oluşturulması gerekir.
İlke 18
Bilim ve teknoloji, ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkıları çerçevesinde, çevre için riskli olan durumların belirlenmesi, bunlardan kaçınılması ve denetlenmeleri için ve insanlığın ortak yararı yönünde kullanılmalıdır.
İlke 19
Çevrenin korunması ve iyileştirilmesi için kişilerin, kurumların ve toplulukların aydınlatılması ve davranışlarının bu amaca uygun hale getirilmesi gerekir. Bunun için hem yetişkinler hem de çocuklar için ve kötü şartlarda yaşayanlara öncelik verilerek çevre eğitimi yapılması şarttır. Medya da çevrenin
bozulmasına değil korunmasına ve iyileştirilmesine hizmet edecek biçimde eğitim ve haber yayını yapmalıdır.
İlke 20
Çevre sorunları konusunda hem ulusal hem çok uluslu bilimsel araştırma ve geliştirme bütün ülkelerde, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde, teşvik edilmelidir. Bu bağlamda, güncel bilimsel enformasyonun serbest dolaşımı ve deneyim transferi desteklenmeli; çevre koruyucu teknolojilerin ekonomilerine bir yük getirmeyecek biçimde ve yaygın olarak kalkınmakta olan ülkelere sunulması sağlanmalıdır.
İlke 21
Birleşmiş Milletler Kuruluş Senedi ve uluslararası hukuk kurallarına göre, ülkeler hakimiyet haklarını kullanarak kendi kaynaklarını kullanır ve çevre politikalarını tespit ederler. Ancak, devletler bu eylemleri sırasında kendi hakimiyet sınırları dışındaki bölgelerin ve ülkelerin çevresine zarar vermeme sorumluluğunu da taşırlar.
İlke 22
Devletler kendi hakimiyet sınırları dışındaki devlet ve bölgelere verdikleri çevre zararı ve yaydıkları kirlilikten dolayı sorumlu tutulmaları ve tazminat ödemeleri için uluslararası hukukun gerektiği şekilde genişletilmesi için işbirliği yapacaklardır.
İlke 23
Ulusal veya uluslararası alanda kabul gören standartlara ters düşmemek kaydı ile, her ülkede geçerli olan değerler sistemi ve standartların gelişmiş ülkelere uygun olmakla birlikte gelişmekte olan ülkelere uygun olmaması veya çok yüksek sosyal bedel getiriyor olması göz önünde tutulacaktır.
İlke 24
Çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken uluslararası konular, büyük/küçük ülke veya başka bir ayırım yapılmadan eşitlik içinde ve bütün ülkeler tarafından bir işbirliği ruhu içinde ele alınmalıdır. Devletlerin egemenlik hakları ve çıkarları göz önünde bulundurularak, her alanda yapılan eylemlerin çevreye zararlarını denetlemek, azaltmak ve ortadan kaldırmak için hem çok uluslu hem ikili düzenlemelerle işbirliği yapılması mutlaka gereklidir.
İlke 25
Uluslararası örgütlerin çevrenin korunması ve iyileştirilmesinde etkili, eşgüdümlü ve dinamik bir rol oynayabilmeleri için devletler gereken önlemleri alacaklardır.
İlke 26
İnsan ve çevresi nükleer silahların ve diğer toplu imha araçlarının etkisinden korunmalıdır. Devletler ilgili uluslararası organlarda bu tip silahların tamamen yok edilmesi için süratle gerekli antlaşmaları yapmalıdırlar.
Dünya Tabipler Birliğinin Aile Planlaması ve Kadınların Doğum Kontrol Hakkına Dair Kararı, 1996 yılı Kasım ayında Güney Afrika Cumhuriyetinin Somerset West kentinde toplanan 48. Dünya Tabipler Birliği Genel Kuruluda kabul edilmiştir. Bu metin daha önce DTB’nin “Kadınların Doğum Kontrol Hakkı” ve “Aile Planlaması”başlıklarıyla yayınlanmış kararlarının birleştirilmiş halidir. Karar, önceki iki kararın yerini almıştır.
Dünya Tabipler Birliğinin Aile Planlaması ve Kadınların Doğum Kontrol Hakkına Dair Kararı
1-Dünya Tabipler Birliği istenmeyen hamileliklerin; kadınların ve çocuklarının sağlığı üzerinde zararlı etkileri olabileceğini kabul eder. Bu yüzden, Dünya Tabipler Birliği kısıtlamak üzere değil, insan hayatını zenginleştirmek üzere kullanıldığı sürece, aile planlamasını onaylar.
2-Dünya Tabipler Birliği tüm kadınların doğum kontrolü kararına şans eseri değil, bilinçli olarak, seçerek ulaşmasına olanak tanınmasını destekler.
Doğurganlığın düzenlenmesi ve kontrolü, kadınların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının ve sosyal iyiliğinin temel bir parçası olarak görülmelidir.
Korunma kadınların istenmeyen gebelikler sonucu erken ölümlerini engeller. Çocuk yetiştirmenin uygun şekilde planlanması da bebek ve çocukların hayatta kalma şanslarını artıracak ve bireylere potansiyellerini tam olarak gerçekleştirmeleri konusunda daha fazla fırsat tanıyacaktır. Yani, kadınların bedenleri hakkında ve aile planlamasından yararlanmak için ihtiyaç duyduklarında gerekli tıbbi ve sosyal danışma merkezlerine nasıl ulaşacakları ve onları nasıl kullanacakları konusunda bilgilenme hakları vardır.
Erkekler de korunma konusunda bilgilendirilmelidirler.
3-Gelişmiş ülkelerin pek çoğunda güçlü, fakat sistemsiz/örgütsüz bir doğum kontrolü talebi vardır. Bu ülkelerde, şu anda korunma yöntemi kullanmayan pek çok kadın gebelikten kaçınmak istiyor.
Dünya Tabipler Birliği, bunun, milliyet, sosyal statü ya da inanç ayrımı gözetmeksizin tüm kadınların hakkı olduğunu kabul eder. Bununla birlikte, korunma ile ilgili kişisel tercihlerin uygulanışı sırasında ailenin durumunu da dikkate alır.
Eğer bir kadın doktorun sunamayacağını/yapamayacağını hissettiği bir hizmete ihtiyaç duyuyorsa, bu kadın başka bir birime sevk edilmelidir. Kadınların korunma yöntemlerine ulaşma hak ve özgürlükleri, herhangi bir baskı grubuna karşı korunmalı ve garantiye alınmalıdır.
4-Bu nedenlerle Dünya Tabipler Birliği;
a) Tüm ulusal tabipler birliklerine aile planlaması eğitimi yararına çalışmalarını, uygun olduğu zaman diğer gruplar ve hükümetle bu konuda işbirliği yapmalarını ve eğitim materyallerinde, bilgide ve teknik yardımda yüksek standartları sağlamalarını önerir.
b) Tüm tıp okullarını, aile planlamasını ana ve çocuk sağlığı bölümünün bir parçası olarak tıp müfredatına dahil etmeye teşvik eder.
c) Uygun örgütlerin aile planlaması hakkında konferans, sempozyum örgütlemesini ya da aile planlamasının çeşitli boyutları ile ilgili yapılan çalışmalara katılarak, aile planlamasını desteklemek ve geliştirmek konusundaki isteğini bir kez daha vurgular.
İsrail Bağımsızlık Bildirgesi, 14 Mayıs 1948 tarihinde açıklanmıştır. İngiliz Mandasının sonlandığı günde, yeni bağımsız İsrail devleti resmi olarak ilan edilmiştir. Bildirgeyi hukukçu David Ben-Gurion okumuş ve yeni ülkenin ilk başbakanı olmuştur.
İsrail Bağımsızlık Bildirgesi
İsrail Devleti’nin Kuruluşu Bildirgesi Eretz-İsrail Yahudi halkının doğum yeridir. Burada ruhani, dini ve siyasi kimlikleri biçimlenmişti. Burada ilk kez devlet olmaklıklarını aldılar, ulusal ve evrensel öneme sahip kültürel değerler yarattılar ve dünyaya ölümsüz Kitapların Kitabını kazandırdılar. Zorla topraklarından sürgüne yollandıktan sonra, insanlar bununla dağılımları süresince inançlarını korudular ve buraya geri dönüşleri için ve burada siyasi özgürlüklerini tekrar kurmak için hiçbir zaman dua ve umut etmeyi bırakmadılar. Bu tarihi ve geleneksel bağlılıkla harekete geçen Yahudiler antik anavatanlarında tekrar hayatlarını kurmak için her yeni nesilde mücadele ettiler. Geçtiğimiz on yıllarda yığınlar halinde geldiler. Öncüler, Ma’apilim ve savunucular, çölleri verimleştirdiler, İbranice dilini canlandırdılar, köyler ve kasabalar kurdular, ve kendi ekonomisini ve kültürünü kontrol eden, barışı seven; ancak kendini savunmayı bilen, ilerlemenin nimetlerini tüm ülke halkına getiren ve bağımsız bir milliyete doğru ilerleyen bir başarılı bir topluluk oluşturdular.
5657 yılında (1897), Yahudi devletinin ruhani lideri çağrısında, Theodor Herzl, ilk Siyonist Kongresi toplandı ve Yahudi halkının kendi ülkelerinde ulusal yeniden doğuş hakkını ilan etti. Bu hak 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklerasyonunda tanındı ve Milletler Cemiyeti’nin, belirgin şekilde, Yahudi halkı ve Eretz-İsrail arasındaki tarihi bağlantıya ve Yahudi halkının kendi milli evini tekrar inşa etme hakkına uluslararası tasdik veren Mandasında tekrar doğrulandı.
Yahudi halkının yakın zamanlarda yaşadığı facialar ve Avrupa’daki milyonlarca Yahudi’nin katliamı, evsizlik meselesini çözmenin aciliyetini gösteren başka açık bir kanıttı; bu Eretz-İsrail’de anavatanın kapılarını her bir Yahudi’ye açacak ve Yahudi halkına milletlerarası nezaketi üyesinin saygınlık statüsünü verecek Yahudi devletini tekrar kurarak gerçekleşecektir.
Zorluklardan, kısıtlamalardan ve tehlikelerden yılmayan Avrupa’daki Nazilerin Yahudi Soykırımı’ndan kurtulanlar ve ayrıca dünyanın diğer yerlerinden gelen Yahudiler Eretz-İsrail’e göç etmeye devam ettiler ve kendi ulusal anavatanlarında saygınlık, özgürlük ve dürüst çalışma hayatı haklarını aramayı asla bırakmadılar.
İkinci Dünya Savaşı’nda, bu ülkenin Yahudi nüfusu özgürlük ve barış seven ülkelerin Nazi güçlerinin kötülüklerine karşı mücadelesine tam katkıda bulundular, ve askerlerinin kanıyla ve savaş çabasıyla Birleşmiş Milletleri kuran kişiler arasında tanınma hakkını kazandılar.
29 Kasım 1947’de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Eretz-İsrail’de bir Yahudi devletinin kurulması çağrısında bulunan bir çözüm sundu; Genel Kurul, Eretz-İsrail sakinlerinin bu çözümün uygulanması için kendilerine düşenlerle ilgili gerekli adımları atmalarını istiyordu. Birleşmiş Milletlerin bu Yahudi halkının kendi ülkelerini kurma hakkını tanıması değiştirilemez. Bu hak Yahudi halkının, tüm diğer ülkelerde olduğu gibi, kendi bağımsız ülkelerinde kendi kaderlerinin efendileri olmalarıyla ilgili doğal hakkıdır.
Buna uygun olarak bizler, Bireylerin Konseyi üyeleri, Eretz-İsrail’in Yahudi topluluğunun ve Siyonist hareketinin temsilcileri, burada Erezt-İsrail üzerindeki İngiliz Mandasının sonlandığı bugünde, kendi doğal ve tarihi hakkımızın vasıtasıyla ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çözümünün gücüne dayanarak, bu vesileyle İsrail Devleti olarak bilinecek Eretz-İsrail’de bir Yahudi devletinin kurulmasını beyan ediyoruz. Mandanın sonlandığı andan itibaren, bu akşam, Sebt günü arifesi, 6 Iyar 5708 (15 Mayıs 1948) seçili Kurucu Meclis tarafından en geç 1 Ekim 1948’e kadar kabul edilecek anayasaya uygun olarak devletin seçilmiş, düzenli otoritelerinin kurulmasına kadar, “İsrail” olarak adlandırılacak Yahudi Devleti’nde Bireyler Konseyi geçici Devlet Konseyi olarak hareket edecek ve yürütme organı, Bireylerin Yönetimi, devletin Geçici Hükümeti olacaktır.
İsrail Devleti, Yahudi göçüne ve sürgündekilerin toplanmasına açık olacaktır; ülkenin kalkınmasını tüm bireylerinin yararına olacak şekilde teşvik edecektir; İsrail’in Peygamberlerinin öngördüğü gibi özgürlüğe, adalete ve barışa dayanacaktır; din, ırk ve cinsiyet ayrımı olmadan tüm vatandaşlarının sosyal ve siyasi haklarında eşitliği garanti edecektir; din, vicdan, dil, eğitim ve kültür özgürlüğü sağlayacaktır; tüm dinlerin Kutsal Yerlerini koruyacaktır; ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin ilkelerine bağlı olacaktır.
İsrail Devleti, 29 Kasım 1947 Genel Kurul çözümünün uygulanması için Birleşmiş Milletlerin tüm örgütleriyle ve üyeleriyle işbirliği yapmaya hazırdır ve Eretz-İsrail’in tümünde ekonomik birliği kurmak için gerekli adımları atacaktır.
Birleşmiş Milletlere ülkesini kurmakta ve İsrail Devleti’nin milletlerarası nezakete kabul edilmesini sağlamakta Yahudi halkına yardımcı olması çağrısında bulunuyoruz. Aylardır bize yönelik yapılan saldırılar esnasında İsrail Devleti’nin Arap sakinlerine barışı koruma ve tam ve eşit vatandaşlık ve tüm bölgesel ve kalıcı kurumlarında gereken temsil temelinde ülkenin inşa edilmesine katılmaları çağrısında bulunuyoruz.
Tüm komşu ülkelerimize ve vatandaşlarına barış ve iyi komşuculuk teklifiyle elimizi uzatıyoruz ve kendi ülkelerine yerleşmiş bağımsız Yahudi halkıyla işbirliği ve ortak yardım bağları oluşturma çağrında bulunuyoruz.
İsrail Devleti, Orta Doğu’nun tamamının kalkınması için üzerine düşeni gerçekleştirmeye hazırdır. Diasporadaki Yahudi halkına, Eretz-İsrail’deki Yahudilere göç ve inşa etme görevlerinde yardım etmeleri ve çok eski bir hayali gerçekleştirmede İsrail’in kurtarılmasında karşılaşılacak zorluklarda destek çıkmaları çağrısında bulunuyoruz. Tanrı’ya güvenerek, anavatan toprağında, Tel Aviv şehrinde, bu Sebt Günü arefesinde, 5 Iyar 5708 (14 Mayıs 1948) tarihinde Devlet Geçici Konseyi’nin bu oturumunda bu beyannameye imzalarımızı atıyoruz.
Geçici İsrail Hükümeti
Resmi Gazete : 1 Numara; Tel Aviv, 5 Iyar 5708, 14.5.1948 Sayfa 1
David Ben-Gurion
Daniel Auster Mordekhai Bentov Yitzchak Ben Zvi Eliyahu Berligne Fritz Bernstein Haham Kurt Altın Meir Grabovsky Yitzchak Gruenbaum Dr. Abraham Granovsky Eliyahu Dobkin Meir Wilner-Kovner Zerach Wahrhaftig Herzuria Vardi Rachel Cohen Haham Kalman Kahana Saadia Kobashi Haham Yitzirchak Meir Levin Levin Meirchak Meir Nachum Nir Zvi Segal Rabbi Yehuda Leib Hacohen Balıkçı David Zvi Pinkas Aharon Zisling Moshe Kolodny Eliezer Kaplan Abraham Katznelson Felix Rosenblueth David Remez Berl Repetur Mordekhai Shattner Ben Zion Sternberg Bekhor Shitreet Moshe Shapira Moshe Shertok
İçtihat Tutarlılığı, [cmh], kişinin hukuki kaderini herhangi bir sürprizle karşılaşmadan tayin etmesine, olası muhakeme ve hükmün öngörülmesine olanak ve kolaylık tanıyan muhakeme güvencesidir. Aynı kanun maddesinin benzer veya aynı olaya farklı uygulanmasının yarattığı güven bunalımı, farklılıkları yaratan içtihatların birleştirilmesi ile mümkündür.
İçtihatların Birleştirilmesi, farklı içtihatların hukuk ortak paydasında eritilerek kristalize edilmesi veya tutarlı hale getirilmesidir. Son veya üst derece mahkemelerinin görevlerinden biri, tutarsız içtihatları birleştirerek, yurttaşın adil yargılanma hakkını tehdit eden bir risk olmaktan çıkarmaktır. Tutarsızlığın sisteme sızarak, güven bunalımına neden olmaması, tutarsızlıkla mücadele eden işlevsel ve etkin mekanizmaların geliştirilmesi ile mümkündür.
Hukuki güvenlik ve türevlerinin görünüm biçimi olarak içtihat tutarlılığı, kişiye koşulsuz kazanılmış bir hak bahşetmez. Dinamik ve gelişen bir yaklaşımın sürdürülebilmesi, her tür reform ya da iyileşmeyi gerektirir, dolayısıyla içtihatların hukuki güvenlik gerekçesiyle kabuk bağlamasını önlemek, tek başına adaletin doğru tecellisine engel değildir. İçtihatların somut olay adaletini sağlama yükümlülüğü ile sürpriz yapma yasağı veya hukuki güvenlik ilkesine sadakati, arasındaki derin kriz ve çelişki iki ideal arasındaki dengeyi kuracak mekanizma ile aşılmaktadır.
İçtihat tutarsızlığı, bölgesel yargı sistemlerinin genetik bir sorundur. Olayların farklılığı, tolare edilebilir bir içtihat ayrışmasına neden olabilir, nesnel bu farklılık güvenliği tehdit eden amil olmaktan çıkar. Buradan bakıldığında bir mahkemenin yek diğeriyle çelişen kararlar vermesi, kural olarak hukuk güvenliği ilkesini her zaman ve tek başına ihlal etmez.
İçtihat çelişki veya farklılığı, hukuki öngörü veya uzgörüyü tehdit eden bir riske dönüşmesi halinde; söz konusu ayrılıkların, aynı mahkeme kolu içinde mi, yoksa yek diğerinden bağımsız iki farklı mahkeme kolu arasında mı olduğu önem arz eder.
İçtihat farklılığının aynı yargı kolu içinde tahakkuk etmesi halinde; bu farklılık derece mahkemelerinin sonuncusu veya yerel yüksek mahkeme tarafından giderilir. Tutarsızlığının farklı yargı kolları arasında tahakkuk etmesi halinde; hukuk sisteminin iki farklı kolu içerisinde yer alan son derece mahkemeleri çelişen kararlarını açıklar, kolların her biri, herhangi bir yargı hiyerarşisine tabi olmayan ortak bağımsız yüksek mahkemelere sahiptir.
Burada dikey bir denetim mekanizması veya müşterek düzenleyici bir kurumun (uyuşmazlık mahkemesi gibi) devreye girerek, çelişkiyi giderir. Çok sayıda farklı mahkeme koluna sahip ve içerisinde yüksek mahkemelerin bulunduğu ve hukuk konusunda aynı anda ve koşut yorumda bulunmalarının gerekli olduğu bir yargı sisteminde, içtihat tutarlığının sağlanması zaman alabilir. Böyle bir sistemde anılan nedenlerin tetiklediği tutarsızlığın yarattığı kriz, göreli de olsa sineye çekilmekte veya hoş görülebilmektedir.
Kendi yargı çevresini haiz ve farklı davaları inceleyen iki mahkeme, benzer somut durumların yol açtığı aynı hukuki sorun hakkında pekâlâ farklı, bununla birlikte mantıklı ve gerekçelendirilmiş kararlara ulaşabilir.
Çelişkinin sürmesi veya giderilmemesi halkın yargı sistemine olan güvenini aşındıracak bir belirsizliğe neden olabilir. Her dava için belirsizliğin tahakkuk edip etmediği, aşağıdaki üç kriterli testin uygulanmasıyla belirlenmektedir.
Bunlardan ilki içtihadi ayrılıkların derin, yaygın ve daimi olup olmadığı; ikincisi iç hukukun bu tür tutarsızlıkları ortadan kaldırabilecek etkili ve verimli araçlara sahip olup olmadığı; üçüncüsü bu araçların uygulanıp uygulanmadığı ve efektif olup olmadıkları, dördüncüsü ise tutarsızlığın münferit bir davayı mı, yoksa çok sayıda insanı mı etkilediğidir.
Testin pozitif çıkması, tutarsızlığın belirsizlik yarattığı anlamına gelir. Devletler, hukuk sistemlerini, farklı kararların alınmasını önleyecek ve ciddi çelişkileri yeterli usuli araçlarla ortadan kaldıracak şekilde düzenlemekle yükümlüdürler ve bu yükümlülüklerini azaltamaz veya ortadan kaldıramazlar.[Yargıç Hilmi Şeker tarafında kaleme alınmıştır.]
Avrupa Konseyi / Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013 6. Madde Uygulama Rehberi
Yazar Amerika Hukuk Sisteminin sosyoloji, ahlak, etik, politik, sosyal sorunlarla münasebetini, Küçük Avukat Theo ve yardımcı diğer karakterlere yüklediği ağır rol aracılığıyla paylaşmak ister. Her bir karakteri Theo ile tanıştırarak, başını avukat meraklısı dehanın çektiği örgü içinde, kadrajı toplum ve insanlığın dram ve trajedisiyle buluşturur. Toplumla evlatları arasındaki ilişkiyi, devletin uzantısı yargının aklıyla çözmeye, analiz etmeye çalışırken, yargının iç çekiş ve çelişkilerini iyi donattığı ve sufleleriyle gelecek vaad eden yargıç Gantry aracılığıyla dile getirir. Yasa-hukuk-adalet arasındaki kavgaya etik ve ahlakı da dahil ederek, devletin ideolojik aygıtı Gantry’ i deontolojik yalazların ortasında bırakır. Yargıç Gantry’in yardımına yaratıcısı yazar John Grisham koşar. Ve yargıç Henry Gantry etiğin sesine kulak vererek iyi ile kötü arasındaki ikilemi iyiye, etiğe final yaptırarak sonlandırır.
Anne baba arasındaki şiddetli geçimsizliğin yarattığı stresin ardıllarına yansıma biçimini, müşterek çocuk April’i, Theo ile okul koridorunda buluşturarak okuyucu ve toplumu kurguya dahil eder. Soluğuyla yarışan Theo, iki kişi arasında meydana gelen ihtilafın, duruşma salonu üzerinden müşterek çocuğu nasıl ve ne şekilde sardığını dokunaklı şekilde anlatır. Ebeveynlerin çıkar çelişkisinin müşterek çocuğun ali yararlarını hiçe sayan mantık ve pratiğini ruhunun koyak ve kuytularında hisseder. Pire için yorganın nasıl yakıldığına an be an ve bir kez daha tanık olur. Gözü dönen çıkar savaşının, müşterek çocuğu yutmaması için varını yoğunu ortaya koyar. Boşanma gibi toplumsal ve sosyolojik derinliği tartışmasız bir meseleye, yargının yaklaşımı ve çözüm üretme biçimi hakkında okuyucu ve topluma özlü bir sunum yapar.
Yazar Grisham bununla yetinmez. Yürekleri burkan, içleri sızlatan insani bir trajedi ve onun yarattığı etki ve sonuçlarla okuyucuyu yüzleştirmeyi, bu romanın olmazsa olmazı olarak belirler. Bu meseleyle roman üzerinden adam akıllı hesaplaşmakta kararlıdır. Julio, kuzeni, teyzesi ve iki çocuğundan oluşan bir aktörler karması aracılığıyla kaçak emeği, göç eden yaşam savaşını, sınır tanımayan umudu masaya yatırır.
Ekonomik yıkım ve politik zorun genişlettiği sınırların vücuda getirdiği göçmenlik, mültecilik ve kaçak işçilik sorununa dikkati çekmek için, Highland Caddesi Sığınma evinde, her şeyden habersiz, umarların kavurduğu Salvadorlu aileyi feda eder. Bu rolün aile fertlerinden en çok Escobar’ yakıştığına, onun tarafından icra edilebileceğine karar verir. Escobar’ı parlatarak örgüsünün odağına yerleştirir. Escobar’ı taşı toprağı altın Amerika’da polisten köşe bucak kaçan, işçi-göçmen olarak şemaya iliştirir. Yazar Grisham Escobar’ın rahat bırakmaz, yakasından düşmez. Dram ve trajedinin takribiyle bir miktar daha oynayarak, Escobar’ı yaban ellerde yaşamı, özgürlüğü, kişiliği ve kimliğini tehdit eden bir mizansenle, durup dururken mücadele etmek zorunda bırakır.
Döner dolaşır yaşamak için, kalmak zorunda olduğunu bildiği Escobar’ı amelesi olduğu golf kulübünün yanı başında işlenen bir cinayetin görgü tanığı yapar. Kalarak cinayetin çözümüne katkı sunmayı, polise yakalanıp sınır dışı edilme korkusuyla imkansızlaştırırken, gitmeyi adeta ölümle özdeşleştirir, böylelikle Escobar’ı yaşamla ölüm arasında tercih yapmaya zorlar. Yazar, yaşam ile ölüm arasındaki tercihin özünde seçeneksiz olduğunu fark eder. Çözümsüzlüğün işe yaramayacağını bilerek, polis tehdidi eşliğinde dayatılan kalma koşullarını Julio ve Theo ‘ya yaptığı buluşla hafifletir.
Escobar, yaşam-ölüm, gitmek-kalmak, iyi- kötü, adalet-haksızlık, yasa-hukuk gibi değerler üzerinden her vücudun kaldıramayacağı, her ruhun tahammül edemeyeceği bir sınava tabi tutar. Kuzeni Julio ile iyiliğin babası Theo, kadraja girer ve sınavın başarısı için gereken lojistiği tedarik etmeyi ihmal etmez. Özün sözü Grisham Escobar- Julio- Duffy- Theo dörtlüsünü insan-ahlak-etik-adalet-ekmek üzerinden yaman bir kavgaya tutuşturur. İyi ve kötü arasındaki kadim savaşı, bir başka zaman, yer ve kişi aracılığıyla yeniden kızıştırır. Kalmanın yarattığı stresle, gitmenin vuracağı darbe arasındaki iflah olmaz çelişkiyi, Yargıç Gantry’in verdiği güvence ile bu kez kalmak kazanır. Şansın desteklediği kalmak aynı zamanda katil Duffy’i aklayan kötülüğün açığa çıkarılarak mahkum edilmesi, iyilikle örtüşen adaletin tecellisi ve tesellisi olacaktır.
Yargıç Gantry, akşamı geceye eviren uzun gölgeler eşliğinde, Strattenburg sokaklarını arşınlarken adalet, etik, ahlak ve vicdan arasındaki soluksuz kavganın ruhunun kuytularını ve beyninin koyaklarını yurt edindiğini hissediyordu. Ortasında kaldığı çetin kavga, uslanmaz çelişki ve değerler düellosunun alelade olmadığı her halinden belliydi. Gerçeğe erişme güdüsü zihnini teslim alırken, usulün adaletle çelişkisinin yarattığı burgaç, Yargıcı, yutmak için fırsat avına çıkıyordu. Huysuzlaşan vicdan, vücudunu geriyordu.
Muhakeme usulün refakatiyle mutlu sona hazırlarken, Theo’ nun başını çektiği koronun, tekerine soktuğu çomakla, tedirgin ediliyor. Hükümsüzlük korkusu, yargıç üzerinden yargıyı sarmalıyor. Escobar’ ın şımarttığı kuşku, yargıcı esir alan koyu bir belirsizliğe dönüşüyordu. Velhasıl hükme ramak kala sahne alan mülteci, pişmiş aşa su katarak her şeyi al aşağı ediyordu.
Kendisini vekilliğe kaptıran Theo’nun, işi gücü bırakarak peşine taktığı tanık, etik ile hüküm arasında bin bir güçlükle oluşturulan sözde saadeti, yarattığı şiddetsiz geçimsizlikle bozmaya yeltenir. Yargıç, Theo’nun adalet ve vicdanı temsilen, savcı Jack Hogan’ın elini kolunu bağlayan, başını avukat Nancy’in çektiği katil Peter Duffy’ yi aklamaya yeminli düzenekle soluksuz bir mücadeleye hazırlandığının farkındadır. Theo kurduğu koşut yargılama düzeneğiyle, adaleti iğfal etmeye kalkışan kusursuz bir cinayetin şifrelerini çözmek için verdiği uğraş, Yargıç Gantry’le ayaküstü ilk temasın kurulmasını motive eder.
Theo’nun tetiklediği zaman elini çabuk tutar ve yargıcın aklına kuşku tohumları salmayı başarır. Kaçamak yapan kuşku, yargıca rahat vermez. Hakikatin çekiciliğiyle merakın yarattığı huzursuzluk, yargıcı, en nihayet adliye dışında hakikat aramaya zorlar.
Yargıç Gantry, vicdanla iş birliği yapan toplumun, hükmün nihai hakimi olduğunu, tanığın dışlanması ile oluşacak hükmün yaratacağı riskin, tahrik edeceği kollektif tepkinin kendisini yaftalamasından çekinir. Lekelenin silinse de gerisinde illaki bir iz bırakacağının ayırdındadır Yargıç. Meşru hükmün hamisi tokmağın sapmalardan, etik ilişki değerlerine ihanetten ötürü yargılamanın beynine inmesini istemez. Hükmün alnına kara çalınmasından korkar. Hakikat gerçek arasındaki medcezir, Gantry’in sistem ve hukukla çelişkisini pekiştirir, iç çekişlerini çoğaltır. Soluğunu hızlandırır.
Gerçek hakikate teslim olmuştur artık. Adım adım hükümle buluşmakta olan muhakemenin, masumiyet karinesini istismar eden sanığın beraatıyla sonuçlanmasının yaratacağı vicdani, resmi ve insani sorumluluk, onu içten içe kemirir. Tecrübe ve hukuktan medet umar. Kapalı kapılar ardında, kütüphanenin telekleri arasında, kadim ve cari hukuk ve tecrübeleri kolaçan eder. Zamanın baskısı altında hukuku adaletle buluşturacak bir tutam ışıkla buluşmayı umar. Ne var ki, satır aralarında emsal ve adalet arama çabası, güçlü beklentileri bir başına bırakır. Zaman soluksuz, umutlar mecalsizdir. Stres çoğalır. Yargıcı sıkboğaz eden kriz, hukuku adaletle buluşturacak devayı küllerinden yaratır.
Yanına dedektif Omar Cheepe ve asistanı Paco’yu alan şer cephesi, Boon ailesininin Yargıç Gantry’i markaja alan hareketliliğinin hayra alamet olmadığını fark eder. Cheepe ve asistan Paco dan oluşan izleme ekibi, bütün hafta Theo’ nun başını çektiği ekiple, yargıç arasındaki iletişimi algılamaya çalışır. İkili olup bitenleri anlamlandıramasa da dışarıya sıçrayan bu münasebeti izlemeye alır. Boone’ larla yargıcı huylandırmanın risklerini alamaz. Yakalanmanın konut dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği ve Gantry’e yakalanmanın yaratacağı özel riskin alınamayacağına karar verilir.
İşi şansa bırakmak istemeyen merak, yargıcı markaja alır ve soluğuyla ensesini mekan edinir. Savunma ve uzantıları titiz ve uyanıktır, işi şansa bırakmanın yaratacağı zaaf ve baş ağrısını bilir. Yargıç Gantry’in, Boon’larla buluşmasının çıkarlarını zedeleme ihtimalini hesaba katarak, beklenmedik engellerin aşılmasında kullanılacak malzemeyi tedarik çabası içine girer. Yazar, araya girerek, objektifi yargılama ve hükmü temine özgülenen güvencelere odaklar. Yazarın derdi okuyucuyu burada bir miktar eyleyerek, adliye dışında dava dışı özne ve nesneyle kurulan kaçak ve yasak ilişkiyi tartışmaya açmaktır. Grisham geç kalmaz araya girer ve mitoslarla gerçekleri bir kez daha kavgaya tutuşturur. Ya gerçekle özdeşleşen adalet kaybedecek ya da gerçekle inatlaşan, umarı adalet, hukuk olmayan yasa havlu atacak. Bu yasanın kazanması, hakikatin yenilmesi, direten yasanın yücelmesi, gerçeğin kültleşen ve küntleşen yasayla gömüye evrilmesi demektir. Anılanlar üzerinden yargılamanın selametini temin eden teminatların istismar potansiyeliyle okuyucu ustaca buluşturmayı başarır.
Yargıç “bu küçük toplantı kayıt dışıdır. Sizi uyarıyorum: Burada yasa dışı bir şey yapmıyoruz. Çünkü siz davanın tarafı değilsiniz. Yine de bu toplantı duyulursa bana pek çok soru yöneltilir. Anlaşıldı mı?” cümlesiyle mevzuat açısından mesele yaratmadığına inandığı görüşmenin, giz olarak kalması ve dışarıya taşınmaması için yanları kendince uyarır. Yargıç Gantry ikircikli ve tereddütlüdür. Belli etmese, peçelese de esasında endişelidir. Kaygının sebebi, akıl ile gönlün ruhun kıvrımlarındaki amansız ve soluksuz kavgasıdır. Gönlün aklı dize getirmesi, adaletin gönlü peşine takmasıdır özünde olup biten. Giz olanın, sır kadar dayanıklı ve ilişilmez olmadığını bilir. Gizin günün birinde ziyaret edileceğinin, en ufak bir fiske ile tarumar olacağının ayırdındadır. Yargıç, sır kadar şanslı olamayan gizin, başa bela olmasını önleme derdindedir. Gönül gözü ile görmenin faturasını adalete ödetmek istemez Gantry. Adalet çekici, tahrik edicidir. Dayanamaz Boone’ lerden ricacı olur, olup bitenin taşmaması için gönül koyar, teminat ister. Hukukun paçasına yapışan yasanın tehdit olmaktan çıkması, hukukun adalete dönüşmesi için gözü hiç bir şeyi görmez. Haddinden fazla risk alır.
Yazar durmaz kavgayı bir başka zemine taşır. Punduna getirip yasayı etikle yarıştırmak, yasa-hukuk-adalet arasındaki çekişmeyi körükler. Yarattığı ikilemlerle okuyucuyu oyunun içine çeker. Oynamaları için ellerine kartları tutuşturur. Taraf olmaya zorlar. Laf döner dolaşır umulan fırsatı yakalar. John punduna getirir, legal olanı etikle kavgaya tutuşturarak, okuyucuya pusu kurar. Değerleri olmadık yer ve zamanda düelloya zorlar. Yargıcın hangi etik değerler üzerinden yargılananla ilişki kurması gerektiğini, adalet ve değer arasındaki ikilemin aşılma koşullarını masaya koyar. Yasal olanın etik olmaklıkla aynı olup olmadığını, yargıcın refleksinin ne ile nasıl kontrol altına alınması gerektiği konusunu tartışmak üzere okuyucuyu kışkırtır. Nesnellikle, ilişkisizlik arasında sınırı belirleme, kimin nerede durması gerektiğine dair meseleyi okuyucunun sırtlamasını ister. Bunu yaparken adaletin reddedilemez cazibesiyle, yargıcın tabi olduğu etik değerler arasında okuyucuyu seçim yapmaya icbar eder. Yeni tartışmalar açmaya kararlı John Grisham, bu meselelerle okuyucuyu baş başa bırakarak, Boone ailesinin yetişkin üçlüsü ve ele avuca sığmayan Theo ile koşut, muhtemel bir yargılamanın prototipinin gerçekleşeceği masaya geçer. Hukuki deyimiyle yargıç duygularının, hislerinin izleğinde birazdan karşılaşacağı delilin ikna ve inandırıcılık debisi ile kabul edilebilirliğini sınanma faslını açar.
Yargıcın dava dışı öznelerle, özel alanda kurduğu ilişkinin güvenceye alınması, etik ilişkinin, ilişkisizliği yasaklayan aklıyla, Yargıç Gantry’in Boone ailesi ile adliye koridorlarındaki tanışıklığı yargıç ve yargılama üzerindeki baskıyı göreceli de olsa hafifletir, fobilerini nisbeten kontrole alır. Yargıcı adalet aramaya icbar eden ödevle, kamusal alan dışında, delillerle temas kurmayı yasaklayan usul arasındaki çekişmeyi, etikten yana tavırla aşmaya çalışır.
Yargıç her şeye rağmen huzursuzdur. Sadakat ve ihanetin dava dışı özne, zaman ve mekan üzerinden başlattığı bu düellodan yara almadan kurtulmanın çaresini bulmaya koyulur. Mekandakilere sır saklama ödevini anımsatarak, görünen adaletin tökezlememesi, lekelenmemesi için olup bitenlerin orada kalmasını isteyerek, elindeki son kozu harcar. Adalet, sermayesini tüketmeye zorlar, elinde avucundakini bu uğurda vermeye ikna eder. Gözü, gönlü, aklı adaletten yanadır. Deontoloji ile teleoloji arasındaki uyumun bozulmaması gerektiğinin ayırdındadır. Bu uğurda ufak tefek ödünlerin önemsiz olduğunu düşünür. Kendisine Yargıç olarak hitab eden Theo’yu bu sıfattan vazgeçmesi için uyarırken, etik ilişki değerlerinin sıfat üzerinden kişiliği ve kimliğine yönelik baskısını minimize eder. Direncini kısmen yitiren etik, göreceli de olsa adalete boyun eğer. Endişelerini içselleştirerek, kamusal alan dışındaki bu teması hakikat için meşrulaştırır. Boone ailesinden aldığı sır saklama sözüne itibar ederek, mesleki ihanet iddialarını makul temellerle karşılamaya hazırlanır.
Kısa, ihtiyatlı ve sıcak bir seremoniden sonra, bay ve bayan Boone, amca İke ve Küçük Avukat Theo ve yargıç Gantry’den oluşan yuvarlak masa, duruşma salonunun bir prototipi olmaya hazırdır. Etrafı heyet tarafından sarılan masanın ortası çoğu Theo’nun kişisel beceri ve çabası ile bir araya getirilen harita, fotoğraf, not ve kitap gibi nesnelerle doludur. Escobbar, Theo’nun ilk müvekkili, mekan solunan tozların vücuda getirdiği tecrübenin ilk göz ağrısı olur. Theo alternatif bir oturumun ihtiyaç duyduğu makul nesneleri göz dolduracak şekilde ve eksiksiz toplamış, onların sunumu, tanıtılması ve sınanması için Yargıç Henry Gantry’den gelecek küçük bir işareti bekliyordu.
Yargıç “şimdi bana bir şey göstermek istediğinizi söylemiştiniz der demez” Theo’ zıplar ve dağarcığındakileri serimlemeye hazır görsel düzeneği çalıştırır, elindeki lazerle tanığın gözüyle Yargıç Gantry ve Boone ailesinin diğer fertlerine, danışmanı Ike’ye olay mahallini itinayla gezdirir. Şüpheli Pete Duffy ve malikanesini, cinayet öncesi ve sonrasındaki hareketlerini peyder pey, belli sıra dahilinde zaman ve mekanla yeniden buluşturur. Hadise mekan üzerinden tecessüs eder usulca. Hazırladığı şemaya hakikate hizmet eden, cinayetin açığa çıkmasına katkı sunan her ne varsa hassasiyetle dahil eder. Bobby Eskobar’ın olay mahalline yakın çöp kutusunda bularak kuzeni Julio’ya tevdi ettiği, Theo’nun da delil koruma yöntemlerine taş çıkartacak özenle kahverengi kutu içinde, fermuarlı naylon poşetle koruduğu bir çift golf eldiveniyle birlikte delillere adeta resmi geçit yaptırır. Duyu organlarına unutmayacakları, tadına doymayacakları mükemmel bir delil sofrası, görsel sunum hazırlar.
İkna ve inandırmaya amade bu mekanda, her bir delilin güvenirliği, gerçek ve doğruluğunun sınanması için yargıç, zemin ve zamanı tahrik eder. Yargıç’a dilediği delile dokunma, görme, dinleme, hissetme olanağı tanınır. Onun nesneleri yargıç aklı, gözü ve tecrübesiyle teşhis, tanıma, betimleme, sınama, sayma ve tartmasına kolaylık sağlar. Delillerin toplanması, muhafazası ve kabul edilebilirliği kurumunun önemini kavrayan bir deneyim olarak, test müessesinin özel bir mekanda, özgün özneler aracılığıyla çapraza alınması ve canlandırılması için canını dişine takar. Delillerin sayılma, tartılma hak ve yetkisini, müthiş bir öz güvenle herkese dağıtır. Özne ve nesneleri kendince ilgili, toplum ve kamunun denetimine ve değerlemesine açar. Masaya getirilen ve düzenekle gözlere hitab eden kanıtların gerçek ve doğruluğu konusundaki tüm sorulara verdiği isabetli yanıtla, bilimum merakları yola getirir. İşine ne derece sadık ve egemen olduğunu, okulu asarak adliye koridoru ve salonlarda geçirilen ömrün avukatlığa nasıl tahvil edildiğini eşe dosta izah fırsatı bulur.
Gantry, soluksuz sorularla delillerin sıhhat ve sahiciliğini gönlünce sınar, delillere adeta düello yaptırır. Freni tutmayan Theo, hızını alamaz. Kanıt ve tanıtlara zamk gibi yapışır. Çalınan saat, mücevher takı ve tabancalarla ilgili şüpheleri elinin tersiyle bertaraf eder. Kanıtlar, kuşkularla oynama ve alt etmenin tadını çıkarır. Boone ailesi ve Küçük avukat, Yargıç Henry nezdindeki itibarını tazelemek üzereyken, Yargıç Gantry “Bu eldivenleri çöpe attığı sırada adamın elinde eldiven var mıymış?” şeklindeki soruyla kolay lokma olmadığını, yargıçlığın, zor zamanların, kuşkularla yaşanmaz bir yaşamın, öfkeyle mücadelenin ve sabırla oturmanın diğer adı olduğunu ima etmekle kalmaz.
Tanık Escobar’a duyulan gereksinimin debi ve şiddetini, tecrübeden beslenen üslupla belirler. Böylelikle Escobar ve destekleri kanıtların muhakeme süjeleri ve jüriyle kuracakları temasın, yargılama ve hüküm için taşıdığı hayati değere atıf yapar. Jest ve mimiklerin hükümden pay talep etme gizilgücüne vurgu yapmayı ihmal etmez. Yüzleşmenin çekiciliği ölçüsünde, caydırıcılığı hakkında okuyucuyu bilgilendirir. Kanıtların elden ele, gözden göze yolculuğunun, pusu atan engerek ve çiyanlar yüzünden kolay geçmeyeceğini anımsatır. Theo’nun temsil ettiği koroya delilleri bekleyen akıbet hakkında ip uçları verir. Önemlisi avukatlığı kafasına takan Theo’ ya yeni yetme olduğunu bir başka boyut ve yerden izaha çalışır. Gerçeğe erişmenin yarattığı sınır tanımaz tutku, tazelenen güvenden aldığı müthiş destekle Tanık Escobbar’la bir an önce tanışmayı dayatır. Pusu atan önemli bir iki sorudan sonra merak yelkenlerini bir başka usul işlemi için şişirir. Theo elindeki kalemi bırakır. İknaya adım adım yaklaşan Yargıç, tanık Eskobarla yüzleşmek için sabırsızdır.
Kısa bir süre sonra masaya Mülteci Escobar, kuzeni Julio ve teyze Carola dahil olur. Bu faslın arifesinde Theo araya girer ve Yargıç Gantry’den cinayet üzerindeki perdeyi aralayan kaçak Escobar’ın polis takibinden kurtarılması, korunaklı alanda ve ilişilmez kılınması için teminat ister. Böylelikle sınır dışı edilme olasılığının tanıklık irade ve beyan üzerindeki baskısını kaldırarak, tanığın rolünü gerçekleştirmesine zemin hazırlar. Aklını ve ruhunu gerçeğe teslim eden Yargıç diretemez. Hiç kuşkusuz yargılama ve hükmün yazgısını elinde bulunduran tanığa, adaletle özdeşleşen rolünü icra için kefil olmayı taahhüt eder.
Sıra tanığın güvenilirliğini sınamaya gelir. Julio İspanyolca’ dan tercüme için hazırdır. Theo, Escobar’ın beyanlarıyla diğer deliller arasındaki ilişki ve çelişkileri, onların yek diğerini sınama arzu ve merakını şölene çevirmek üzere aparatın tuşuna basar. Sorulan her soru, ekrana gelen her görüntü, Escobar’ın beyanlarını çürütmeye ve kilitlenmeye özgülenir. Escobar, diğer delillerin desteğini alan tüm suallerle göğüs göğüse çarpışır. Kendisini çürütmeye ahdeden, belleğine yönelen her suali halden düşürür. Makul yanıtlarla, meraklarla soruların dostluğunu başlatır. Escobar, çetin sorgu ve değme suallerden aldığı destekle, açık yargılama, duruşmaya etkin katılma ve çelişmeli muhakemeyi kendine mest eder, hayran bırakır. Gantry’in verdiği primi idareli ve isabetli kullanarak, hak ettiği güveni, takdirle tahkim eder.
Güvenin pekişmesi, atideki bir iki engelin aşılmasına bağlıdır. Escobar Kabuledilebilir delil kanıt olmuş, ancak henüz etkileyici ve yararlanılabilir delil olmamıştır. Yapışkan kuşkunun, dumanı tüten suallerle adam akıllı çırpılması gerekmektedir.
Theo, Cheepe’ nin fırsatçı ve ezici bakışlarına içerler yaşı, merakı ve deneyimsizliği üzerinden hafife alınmasını asla unutmaz. Theo, delilleri birbirine kırdırır. Kibrin arka çıktığı hor görüyü, pişman ve perişan eder. Çapraz sorgu, delillerin kabul edilebilirliği meselesi, Theo’yla altın çağını yakalar. Escobar, toplum adına açık muhakemede doğrudan, yüz yüze yapılan sınavı alnının akıyla süsler.
Şüphelinin teşhis ve tanınması faslı iyiden iyiye huysuzlanır. Sabırsızlığı fark eden Zeka Küpü, vizyona yansıttığı Creek 6. Çim bölgesinin hava fotoğrafı ile yeni bir kapışmanın fitilini ateşler. Theo, zulasının ihanet etmeyeceğinden, Escobar’ın ilk fırsatta Duffy’i tuşa getireceğinden, 15. karenin, katilin önüne yatan kuşkuları tarumar edeceğinden, masumiyetin lekeleneceğinden adı gibi emindir.
Basının servis ettiği fotoğraflar umarları karşılamaz. Kuşku gerçekle mesafesini korurken, merak sabrı dürtmeye devam eder. Adliye çıkışındaki pozlarla, gerçek yeni bir trend yakalamayı dener. Ancak muvaffak olamaz. Gazete arşivi, ayak sürten teşhisi sarsar ama deviremez. Teşhis tanıya dönüşemez. Kopardığı tavizle, deva olacağının sinyalini verir.
Tanık, sanığın giydiği kıyafetlerin spor pantolon, kestane rengi golf kasketi ve bej spor pantolondan oluştuğunu teşhis eder fakat, bunları Duffy’nin üstünde olduğunu söyleyemez. Karedeki adam Duffy’ye benzetilir ancak onunla özdeşleştirilemez. Benzerlikle aynılık arasındaki savaş, benzerliğin yengisiyle biter. Benzerlikle ittifak eden resimler, Theo’yu sıkıştırırken, Escobar’ın tanıklığını güçleştirir.
Zaman ve mekana anlam katan tanıklık, kişiyi teşhiste kifayetsiz kalır. Tanı hazırı tüketirken, teşhis doymak bilmez. Escobar’ın zaman, kişi ve mekan bağlamlı beyanı, Duffy’yi ifşa için gereken işbirliğiyle inatlaşır. Kişi, oyun bozanlık yaparken, tanı teşhisi takılarak afallar. Yargıç Gantry’in şahsıyla örtüşen ikna, diğerlerini temsilen inandırıcılık, Duffy’i katile dönüştürmekte başarısız kalır.
Bunlar olup biterken tuş, makineyi yeniden hareketlenir. Savcılığın muhakemeye mal ettiği 22 fotoğraftan 15.’si talihi değiştirmek için sıra beklerken, saniyeleri saate çeviren sorun kadraja girer. İknaya hazırlanan delilin elde edilme yöntemi ve kaynağı üzerindeki kuşku, yargılamanın sinir uçlarını bir kez daha yoklar. Yargılaman kirli kaynaktan içmesi, yahut hükmün zehirli ağaçtan beslenmesi öteden beri yasaktır. Hüküm Platon’dan bu yana iğfal mahsulü delillerin şerrinden, tatlı dil, güler yüzün şirretinden olabildiğince uzak tutulur. Theo’nun kariyeri böylesi acemiliğin her şeyi berbat etmesine, gayrimeşru delilin hükmü biçimlendirmesine onay vermeyi düşünmez.
Gantry’in bunu bilmemesi ve görmemezlikten gelmesi ya da Theo’nun bunu yılların tecrübesine yutturması olanaklı değildir. Bu soru ve delilin karşılaşacağı itirazı Theo karşılamaya, göğüslemeye bir kez daha hazırdır. Mesele avukat Boone çifti ve adliye eskisi amca Ike’nin paha biçilmez destek ve danışmanlığıyla aşacaktır. Yazar, her zaman olduğu gibi zor zamanların adamı, güçsüzlerin yardımcısı, darda kalanların dostudur. Araya Giren John Grisham, Theo’ya açık yargılamada hasredilen tartışılarak kamuya mal edilen delilin, kaynak ve sıhhat sorununu geride bırakacağını fısıldar.
Sufleyi havada kapan Theo, kayıtlara giren “ herkese açık bir duruşmada gösterilmiş bir fotoğraf bu ve kanıt olduğu kabul edilmiş. Gizli bir yanı yok değil mi?” sorusuyla açık yargılamada, ortaya konulmuş, herkesin gözü kulağı önünde kıyasıya tartışılarak lime lime edilen kanıtın sır ve giz olmaktan çıkacağını, Boone’ler mahkemesi için sorun teşkil eder olmaktan çıktığını okuyucuyla paylaşır. Böylece hukukun önemsediği yasak delil kavramının, kaynak ve elde ediliş defolarından ötürü gerçeği perdeleme ihtimalini anılan soruyla hiçleştirir. Ortaya konularak kamuyla paylaşılan bir kanıtın alenileşeceğini, dolayısıyla gizliliğiyle temin edilen hukuki yararın ortadan kalktığı kabul edilir. Yargıç Gantry, en kötü ihtimal gerçek ile hakikat arasındaki soluksuz ve derin kavganın etkisindedir. Gerçeklik ve doğruluk aşkının yarattığı körlük, delilin yargılama ve hükmü zehirleme potansiyelini görmesini engeller. Ya da yargıç Theo’nun bir kere açıklanmakla kabul edilebilir ve kullanılabilir hale gelen karelerin yeni muhakemenin gözdesi olmasına izin verir.
Pazartesi, duruşma salonu gözlerini mutsuz, yorgun, gergin ve hadleri zorlayan bir sabaha açar. Savcı Jack Hogan, eli boş bir iddianamenin, yazgıya dönüşecek hüküm karşısındaki yalnızlığına ve çaresizliğine teslim olur. Pete Duffy, başka olasılıkların icraatını, her temasın bırakacağı izi ve ihtiyatsızlığın alacağı intikamı unutur. Özgüven ve kibrin baş başa bırakılmasının yaratacağı trajediyi hesaba katmamakla hatalarını katlar. Pete Duffy, kendinden emin Gantry’in cinayeti kutsamasını beklerken, vekil Clifford Nance, saklı bir kanıtın yapacağı sürprizi, dışarıda bırakmanın yarattığı zahiri rahatlığa aldanarak, tokmağın masaya inmesiyle ilan ve tescil edilecek sözde adaleti dört gözle bekler. Personel ise sıradan ve rutin bir günün adli öneri ve talepleriyle meşguldür.
Yargıç Henry, gerçek ile hakikat arasındaki ikilem aşmanın aklı, ruhu ve bedeni üzerinde bıraktığı derin izi, yarattığı ağır tahribatın altında kalmış, kimlikle kişilik, gerçekle hakikat, deontoloji ile teleolojinin bitmez-tükenmez çekişmesinden payına düşeni alır. Kefaret kendisini yorgunluk, mutsuzluk, ve kitaplık kisvesiyle karşılar. Gantry, kıyamete ramak kala cübbesinin eteklerini savurarak salona girer. Pazar Mahkemesi’nin koşut süjelerini yoklar ve Theodore, babası ve amcasıyla göz göze gelir.
Yargıç Gantry duruşma salonu, görüşme odası ve ofis arasında mekik dokurken, yargıcın nerede, ne kadar kalacağına hukuk ve mekan çifti karar verecektir. Mekan, ya özüne sadık yorumla özgünleşir ya da yoz yaşamlarla özünden uzaklaşır. Gantry, hukuk ve mekan arasına girerek anlamı eylemiyle geliştiriyordu. Hukuk, bazen mekanı belirliyor, bazen mekan hukuka teslim oluyordu. Kimi mekan, cübbesiz dolaşmaya izin vermezken kimisi, günlük kıyafetle yaşamaya onay veriyordu. Duruşma salonu, cübbenin mekanı ilhakına katlanırken, ötekisi cübbenin mekan ve özne üzerindeki tasarrufuna son veriyordu. Cübbe, mekan ve özne ile arasındaki münasebete göre biçim alıyordu. Adalet ve hukukun cübbeye yüklediği misyon, cübbeyle mekan, mekanla yargıç arasına aşılması zor bir sınır çizerken, cübbe mekan-adalet-yargıç triosu aracılığıyla hareketli yaşamayı seçiyordu.
Yargıç’ ın sınırlı ve sayılı mekanlar dışında, yargılanan nesne ve özneyle ilişki kurmasına, yansızlığı mekanla disipline eden kaideler izin vermiyordu. Yargıç Gantry’i dizayn eden sistem, mekan üzerinden yargıcı sınırlamayı, mekanla hukuku anlamlandırmayı, mekanı estetik güce dönüştürmenin ne manaya geldiğini biliyordu. Yargıçla mekan arasında kurduğu estetik bağla, yansızlığa kalıcı bir anlam katarak, etiği estetikle tahkim ediyordu. Yargıcın mekan dışında hukuk konuşması, yansızlığı ve bağımsızlığı üzerinde baskı kurarak, adaletin üçüncü göz olma idealini zehirliyordu. Mekan, yargıcı yabancılaştırarak, hukukun adalet talebini seraba dönüştürüyordu.
Gantry’in sesiyle buluşan mikrofon, öksürüğün sesi kontrolüne olanak sağladı. Yargıç sesinin, tını ve debisinden emin olduktan sonra, “ Günaydın Bayanlar Baylar. Bay Peter Duffy’nin yargılanmasının bu aşamasında bugün savcılık ve sanık avukatlarının son sözlerini dinlemeyi planlamıştık. Ancak bu gerçekleşmeyecek. Şu anda açıklayamayacağım nedenlerle yargılamanın hükümsüz kaldığını bildiriyorum.” Şeklindeki ifadesiyle bir yandan şaşkınlık ve hayal kırıklığı yaratır, öte yandan umar ve umudu müjdeler.
Gantry’in hükümsüzlük ilanı, hileden medet umanların suratına olanca gücüyle inerken, adalet ve hukuk talebi temellendirmenin açtığı acil kanaldan görece soluklanır. Fobi ve stres, istismarla vedalaşır. Sürpriz tanıt, olası beraatı göz açtırmaz, tuşa getirir. Adalet tecessüs etmeden hükmün güvende olmayacağını, huzur bulamayacağına dair kanı yargıcın kendinden emin ve tok sesiyle salona yayılır. Gantry’le özdeşleşen adalet kürsüyü Theo’ nun idealine, zor zamanlarda hukuku adalete eviren cesaretiyle Gantry’i idole dönüştürür. Yaşam hakkını ihlal kuşkusunun, yasayı dolanma çabasının, gerçeği halden düşüren mesaiyle düetine, yargılamayı lağveden eşsiz gerekçe son verir.
Yargıç gerçeklik yargısının hakimleri jüriye teşekkür eder. Kendisini yarına bırakan gerekçe, bilinenlerle avunmaz, koronun kürsü, adalet ve hukuku yanıltan düzeneğini görmezden gelir, alışan vücut iğfali olağan sayar, üzerine toz kondurmak istemez. Merak bilineni, malumat saymaz. Homurdanan koşut mahkemenin kusursuz cinayete ne kulp bulacağını, yaşam hakkına saldırı cephesinin nerede gedik verdiğini mahkemeden dinlemek ister. Merak kendine tutulan aynadan yansıyanları, başkaca temel, argüman ve gerekçe için dört döner.
Yargıç Gantry banktan zorla ayrılan bedenlerin salona yaydıkları merakları teskin için “ Beyler, şu anda açıklama yapmayacağım, yarın saat onda odamda buluşalım. Size gerçekleri açıklayayım” demek suretiyle merakı çileye yatırır. Gerçeğin hakikatle istişare etmesine, hakikatin tasayla muhakeme yapmasına, kaygının gerçekle özdeşleşen gerekçeye bir miktar eziyet etmesine kurgunun hatırı için göz yumulur, müsamaha edilir. Lağvedilenin yerini alacak atideki muhakemenin düğmesine basan yeni ithamnameye Haziran’ın son haftasına kadar mehil verir. Onun kendisini revize etmesine, ikna ve inandırıcı olmasına, olgunlaşmasına ve huzura çıkmasına olanak sağlanır. Gecikmenin bellek üzerindeki tahribine, delilleri deforme etmesine, toplumun savunma sistemini tahrip edenlerin zamanı sömürmesine fırsat verilmez. Kelepçeli yaşamın özgürlük üzerinde yaratacağı stres, fobi ve baskıyı unutulmaz.
Sanık Pete Duffy hakkında kısıtlılık koşulları baki kalmak üzere kefaletle serbest kalmasına karar verilir. Böylece sanığın sıvışması önlenirken, zamanın savunma üzerindeki tahakkümü minimize edilir. Savunmanın duruşma hakkını kullanması için olanakların kapısını olabildiğince aralar, gerçeğin kolaylıklardan istifadesi ve tutukluğun yargılama engeli ve prematüre ceza olmaması için koşulları haddinden fazla zorlar.
Karar avukat Nance’nin çenesini göğsüne düşürür. Theo ile Cheepe ‘yi göz göze getirir. Dedektif Cheepe, kararın her şeyin sonu olmadığını henüz yenilmediğini münasip bir lisan, iç çeken jest ve mimiklerle izah eder.
Sonuç:
Grisham yalın kurgusu, yörüngeye oturttuğu özne, mekan zaman ve nesneleriyle, sıradan adli düzeneğe yön veren hakikatlerin yargılama ve hükmü manüple etme becerisiyle okuyucuyu buluşturur.
Edebiyatta hukuk, mitoslarla gerçek arasındaki kadim çekişme ve çelişkiyi seçtiği numuneyle bir çok değer üzerinden bir kez daha kavgaya tutuşturarak, gerçeği deontolojiyle ayakta tutmaya çalışır. Hakikati, ahlakla sınırlar. Onaran usulün gerçekle bağını, roman kahramanların hukuki beceri ve manevralarıyla yeniden inşa eder.
Usulün özünde, etik ilişki değerlerinden başkası olmadığını satır aralarında serimler. Roman adli düzeneği, onu ayakta tutan öznelerin akıl ve grameriyle tarumar ederek, edebiyatın eleştirel gücünü, sağaltan yanını ve deşifre eden dehasını teyit eder.
Çalışma, yazarın bıraktığı boşlukları içeriden okuyarak, edebiyatın erişemediği, güç yetiştiremediği alanları tartışmaya açar, John Grisham’ ı hukuk yeniden okuma ve yorumlamaya çalışır.
Mitosların gerçeği manüple ettiği yerlerde, etikten aldığı destekle hukuku adalete evirmeye çalışır. Hukukun yavanlaştırdığı yargılamayı, edebiyattan aldığı destekle, deontolojik bir çabaya dönüştürerek tatlandırmayı dener.
Romulus Augustus Roma İmparatoru ilan edildi. 31 Ekim 475 – 4 Eylül 476 arasında kısa bir dönem hüküm süren Romulus Augustus’un tahttan indirilişi Batı Roma İmparatorluğu’nun sonu ve Orta Çağ’ın başlangıcı olarak kabul edilmektedir.
1517
Martin Luther, Protestanlığı ilan etti, Wittenberg kilisesinin duvarına ’95’ ayetini astı; bu olay Almanya’da Protestan reformunun başlangıcı sayıldı.
1659
İngiliz İç Savaşının ardından Kral I. Charles’ın yargılandığı davada mahkeme başkanlığı yapan İngiliz hakim John Bradshaw yaşamını yitirdi. (15 Temmuz 1602 – 31 Ekim 1659) Öümünden sonra hakkında idam cezası verildi. Cesedi mezarından çıkarıldı, kafası kesilerek teşhir edildi.
1793
Fransız felsefeci, parlamenter ve kölelik karşıtı devrimci Jacques Pierre Brissot giyotine gönderildi. ( 15 Ocak 1754 – 31 Ekim 1793)
1911
Ürgüplü Hayri Bey’in Danıştay Başkanlığı görevi sona erdi. Yerine Memduh Bey geldi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, savaş suçlularının iadesi ve cezalandırılmaları hakkında 3(I) sayılı ile 31 Ekim 1947 tarihli ve 170(II) sayılı kararını kabul etti.
1951
Yaya geçidi çizgileri ilk kez İngiltere’nin Berkshire kentinde kullanılmaya başlandı.
1960
Milli Birlik Komitesi’nin öğretim üyelerini üniversiteden atmasını (147’ler olayı) protesto eden Ortadoğu Teknik Üniversitesi Rektörü Turhan Feyzioğlu görevinden istifa etti.
1960
Adnan Menderes’in Ayhan Aydan’dan olduğu iddia edilen çocuğunu öldürttüğü iddiasıyla hakkında açılan ‘Bebek Davası’ başladı.
2009-2013 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’ne bağlı özerk bir bölge olan Porto Riko’nun valisi olarak görev yapan Porto Rikolu hukukçu ve devlet adamı Luis Guillermo Fortuño Burset dünyaya geldi.
1961
Tanin gazetesindeki yazılarında komünizm propagandası yaptıkları ileri sürülen Aziz Nesin ile genel yayın müdürü İhsan Ada yargılandıkları davada beraat etti.
1963
Askeri Yargıtay, Talat Aydemir, Fethi Gürcan, Osman Deniz ve Erol Dinçer’in idamına dair kararı onayladı.
1968
Samsun Adliyesi’nde savcılık ifadeleri alınan “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” katılımcısı 24 genç, izinsiz gösteri yürüyüşü yapmak suçundan Mahkeme’ye çıkarıldı ve serbest bırakıldı. Gençler otobüsle Havza’ya geçti.
1972
Sıkıyönetim askeri mahkemesinde görülen davada savcı mütalaasını verdi: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski dekanı Uğur Alacakaptan için 6 yıl, Asistan Uğur Mumcu ve 4 öğrenci için 15’er yıl hapis cezası istendi. Sanıklar, “Anayasa’yı ilgaya iştirak, komünizm propagandası, hükümetin manevi şahsiyetini tahkir” vs. iddialarla suçlandı.
1975
Bankaların ikramiye ve hediye vermesi yasaklandı.
1976
CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Başkanı, Savcılığa başvurarak Ülkü Ocakları’nın kapatılmasını isteyeceklerini açıkladı.
1979
Avukat Eşber Yağmurdereli, TCK 141.maddeden Samsun’da yargılandığı halde en son gönderildiği Mardin Cezaevi’nde hücreye konuldu. Trabzon, Amasya ve en son Mardin Cezaevi’ne gönderilip 3 celsedir Samsun’da duruşmaya çıkamayan Yağmurdereli’nin avukatı Af Örgütü’ne başvurdu.
1976
İspanya Anayasası, 31 Ekim 1978 tarihinde yapılan Kongre ve Senato Genel Kurul toplantılarında (Cortes Generales) tarafından kabul edildi. 7 Aralık 1978’de yapılan referandumda İspanya halkı tarafından kabul edildi. 27 Aralık 1978 tarihinde Majesteleri Kral tarafından Parlamento (Cortes Generales) önünde onaylandı.
Hindistan’ın ilk kadın başbakanı İndira Priyadarşini Gandhi öldürüldü. (Doğumu: 19 Kasım 1917 – Ölümü: 31 Ekim 1984) Gandhi’yi iki Sih koruma muhafızı öldürdü. (Suikast sonrası çıkan isyanlarda yaklaşık 2.000 masum sih öldürüldü.) Hindistan tarihindeki tek kadın başbakan ve ayrıca en uzun süre görev yapan ikinci başbakandır. Başbakanlıktan önce Dışişleri, İçişler, Savunma, Maliye, Enformasyon ve Yayın Bakanlıkları görevlerinde bulunmuştur.
1986
Mao’nun “Halk Demokrasisi” kitabını yayınlayarak komünizm propagandası yapmak suçundan yargılanan Hüseyin Kıvanç savunmasını yaptı: ”Kendi ülkesinin 3 bin yıllık tarihini inceliyor diye, Mao Zedung başka bir ülkenin yasalarını çiğneyebilir mi?”
1991
Sosyolog Dr. İsmail Beşikçi tahliye edildi.
1992
Dünyanın güneş etrafında döndüğünü söyleyen ve 1633 yılında yargılanan Galileo Galilei’nin haklılığı kilise tarafından 359 yıl sonra kabul edildi. Vatikan bir bildiri yayınlayarak dini bütün bir Hristiyan olan Galileo’dan özür dilendi.
1996
Ankara 4.İdare Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı’nın Uğur Mumcu’nun ailesine tazminat ödemesine karar verdi: ”Olay bir terör eylemi olduğundan, kusursuz ve kolektif sorumluluk ilkesi gereği zarar karşılanmalıdır.”
2000
HADEP Kars İl Başkanı Şemistan Ağbaba’nın, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24 Aralık 1999 tarihli ve 360-385 numaralı kararıyla silahlı çetenin hareketlerini kolaylaştırmak suçundan Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm edilmesine ilişkin karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 31 Ekim 2000 tarihli kararıyla onanarak kesinleşti.
2002
Hukukçu ve Yunanistan Cumhuriyeti’nin 1. Cumhurbaşkanı Mihail Stasinopulos yaşamını yitirdi. (27 Temmuz 1903 – 31 Ekim 2002)
2003
Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, Sözleşmenin hazırlanması için kurulan Geçici Komite tarafından 21 Ocak 2002 ve 1 Ekim 2003 tarihleri arasında yedi oturumda hazırlanmış ve Sözleşme BM Genel Kurulu tarafından 31 Ekim 2003 tarihinde 58/4 No.lu karar ile kabul edilmiştir. Sözleşmenin 68/1 maddesi uyarınca Sözleşme 14 Aralık 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
2004
İskoçya’nın Pretopans kasabasında ‘Cadılar Bayramı’nda 16. ve 17. yüzyıllardaki ‘Cadı Avı’nda öldürülen 81 kadın ve kedilerinden resmen özür dilendi. İskoçya’da 16-17. yüzyılda 3 bin 500 kadın ve çocuk, karakedi sahibi olmak ve büyü yapmak iddialarıyla yakılarak öldürülmüştü.
2005
BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye karşı karar tasarısı kabul edildi. Suriye, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastına karışmış yetkilileri tutuklamak ve BM soruşturma komisyonu ile birlikte hareket etmek durumunda. ABD, Fransa ve Britanya’nın Suriye’ye yaptırım uygulanması önerisi ise kabul edilmedi.
2007
İspanya’da faşist general Francisco Franco’nun 1939-1975 yılları arasındaki diktatörlük dönemini resmen kınayan “Tarihsel Bellek Yasa Tasarısı” Meclis Alt Komisyonu’nda kabul edildi. Franco’nun izleri silinecek, 1936-1939 iç savaşındaki toplu mezarlar ortaya çıkarılacak, Franco dönemine ait semboller kaldırılacak.
2011
Birleşmiş Milletler’in Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu UNESCO, Filistin’in üye kabul edilme başvurusuna onay verdi.
2013
AKP’li 4 milletvekili ilk kez Meclis Genel Kurulu’na türbanlı olarak girdi. Böylece Mecliste türban dönemi başladı. CHP’nin engelli milletvekili Şafak Pavey’in ise Meclis’e pantolonla katılma isteği içtüzük gereği kabul edilmedi.
2015
Rumen hukukçu ve Başbakan Victo Ponta, 1 Ekim 2015 tarihinde başkent Bükreş’te bir gece kulübünde çıkan yangın sonucu 42 kişinin ölmesinden kendisi ve hükümetini sorumlu tuttuğu için istifa edeceğini açıkladı.
2017
İstanbul Barosu Avukatlarından, Kudbettin Kaya, 31 Ekim 2017’de öldürüldü.
2021
Amerikalı siyasetçi ve hukukçu Frank Leroy Farrar yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Nisan 1929 – Ölümü: 31 Ekim 2021)
2024
PKK üyeliği iddiasıyla tutuklanan Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, Anayasa’nın 127’inci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’inci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırıldı. İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy İstanbul Valiliğince Esenyurt Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi.
38 Baro’nun imzasını taşıyan bir açıklama yayınlandı: “Kayyım Uygulaması Demokrasiye Darbedir. Kayyım uygulamasının yasal oluşu; Anayasaya aykırı oluşunu, hukuksal ve toplumsal meşruiyetsizliğini ortadan kaldırmamaktadır. Kayyım uygulamasının Türkiye demokrasisine verdiği hasarlar hafızamızda yerini korur iken yeniden bu yola başvurulması kabul edilemezdir” ifadesi yer aldı.
Kanada’nın üçüncü başbakanı olarak görev yapan Kanadalı hukukçu ve politikacı Sir John Joseph Caldwell Abbott (John Abbott) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Mart 1821 – Ölümü: 30 Ekim 1893) Quebec’teki Saint-André-d’Argenteuil’de doğdu. 1847’de Montreal’deki McGill Koleji’nden (McGill Üniversitesi ) Medeni Hukuk Lisans derecesiyle mezun oldu. 1867’de Medeni Hukuk Doktoru oldu. Şirketler hukuku alanında uzmanlaştı. Montreal’in en tanınmış avukatlarından biri oldu. 1853’te McGill’de ticaret hukuku ve ceza hukuku dersleri vermeye başladı ve 1855’te profesör ve Hukuk Fakültesi dekanı oldu, 1880’e kadar bu görevi sürdürdü. Genç yaştan itibaren siyasete dahil oldu, 1849’da Montreal İlhak Manifestosu’nu imzaladı. 1860’ta Kanada Eyaletinin Yasama Meclisi’ne seçildi. 1862’de Kraliçe Danışmanı oldu. 1867 federal seçimlerinde, Muhafazakar Parti üyesi olarak Kanada Avam Kamarası’na seçildi. Emekli olduktan sonra McGill’de emeritus profesör olarak çalışmaya devam etti, 1881’de fakülte Yönetim Kurulu’na girdi. 1887’de Senato’ya atandı, Macdonald’ın görevdeyken ölmesinin ardından Haziran 1891’de ilk yerli Kanada başbakanı oldu, Kasım 1892’de sağlık sorunları nedeniyle emekli olana kadar görev yaptı. Ertesi yıl öldü.
Alman hukukçu, Nazi Almanyası’nın Adalet Bakanı ve müsteşarı Roland Freisler, Celle’de doğdu. (Ölümü: 1945) 1914 yılında askeri okula girdi, 1915’te Teğmen oldu. I. Dünya Savaşı sırasında aktif olarak görev aldı., 1915’te Rus İmparatorluğu’nda savaş esiri oldu. Rusya’da tutuklu iken, Rusça öğrendi, 1917 Rus Devrimi’nden sonra Marksizmle ilgilendi ve Ekim Devrimi’nde Bolşeviklere katıldı. 1920 yılında Almanya’ya dönerek 1922’de Jena Üniversitesi’nde hukuk öğrenimini tamamladı. 1925’te NSDAP’ye (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) girdi, önemli görevler aldı ve yargı sistemi içerisinde yükseldi. 1933’te, Prusya Adalet Bakanlığında daire başkanlığına atandı. 1933-1934 yıllarında Prusya Adalet Bakanlığı Devlet Sekreteri oldu ve 1934-1942 yıllarında Reich Adalet Bakanlığı Devlet Sekreteri oldu. 1942 yılında Halk Mahkemelerinin başına getirildi. Adolf Hitler’e düzenlenen saldırıda tutuklananlara karşı acımasız bir rol üstlendi, çok sayıda idam ve müebbet hapis kararı çıkarıldı. 3 Şubat 1945 tarihinde Nazi Partisi binaları, Reich Başbakanlık binası, Gestapo merkezi, Başbakanlık ve Halk Mahkemesi de dahil olmak üzere ABD bombardımaını ile vuruldu, Freisler bu bombardımanda öldürüldü. Cesedi, dosyaları tutmuş bir şekilde, bir taş sütun altında ezilmiş olarak bulundu. Berlin’de Waldfriedhof Dahlem mezarlığına defnedildi. Mezar taşı üzerinde ismi yazmamaktadır.
1910
İsviçreli yazar, iş insanı ve Kızılhaç Teşkilâtı’nın kurucusu Jean Henry Dunant, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Mayıs 1828 – Ölümü: 30 Ekim 1910) 1864 Cenevre Konvansiyonu ile Kızılhaç Teşkilatı’nın kurulmasını sağladı ve gösterdiği çabalar nedeniyle 1901 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
1912
Hukukçu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 27. başkan yardımcısı James Schoolcraft Sherman yaşamını yitirdi. (24 Ekim 1855 – 30 Ekim 1912) Whitestown Seminary’de eğitim gördü, ardından Hamilton College’a gitti ve 1878’de Bachelor of Arts derecesini aldı. 1880’de baroya kabul edildi ve Cookingham ile birlikte Cookingham & Martin firmasında avukatlık yaptı. Cumhuriyetçi partiden siyasete atıldı. Yirmi dokuz yaşında Utica belediye başkanı oldu. 1886’da ABD Temsilciler meclisine seçildi ve 20 yıl görev yaptı 1895-1909 arasında Kongre’de, Kızılderili İşleri Komitesi’nin başkanlığını yaptı. Bu dönemdeki çabaları nedeniyle, Kaliforniya’ya bağlı Riverside’da, Sherman Kızılderili Lisesi inşa edildi ve onun adı verildi. 4 Mart 1909 – 30 Ekim 1912 tarihlri arasında başkan yardımcısı olarak göre yaptı. Görevi devam ederken Utica’daki evinde öldü. Forest Hill Mezarlığı’na gömüldü.
1918
Avusturya Geçici Ulusal Meclisi 30 Ekim 1918 tarih ve StGBI 3 sayılı Kararını kabul etti. Karara göre; vatandaşın temel haklarına aykırı olduğu için her türlü sansür yasaklanmış, yayınlara yönelik durdurmalar ve bu durdurmalara ilişkin posta dağıtım kurumunun veto yetkisi kaldırılmış, basının tam hürriyeti sağlanmış, toplantı ve dernek kurma haklarına ilişkin olağanüstü hal kararnameleri kaldırılarak cinsiyet ayrımı yapılmaksızın toplantı ve dernek kurma özgürlüğü tesis edilmiştir. Bu karar, daha sonraki Avusturya Anayasalarında referans olarak kabul edilmiştir.
1918
Mondros Ateşkes Antlaşması, Birinci Dünya Savaşının yenilenleri arasında olan Osmanlı Devleti ile Müttefik Devletler adına hareket eden İngiltere arasında 30 Ekim 1918’de Mondros’ta imzalandı. (Silah Bırakışımı Sözleşmesi) Sözleşme, 1919 yılından itibaren başlayan Kurtuluş hareketi sonrasında geçerliliğini yitirmiş, 1922 yılında Mudanya Ateşkes Antlaşması ile yeni Silah Bırakışımı Sözleşmesi imzalanmıştır.
“Osmanlı İmparatorluğu’nun İnkıraz Bulup Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Teşekkül Ettiğine Dair Heyet-i Umumiye” kararı alındı.
İstanbul’da son Heyet-i Vükela (Bakanlar Kurulu) toplantısı yapıldı.
1922
İtalya Kralı, Mussolini’yi Roma’ya çağırarak yeni hükümeti kurma görevini verdi, Benito Mussolini İtalya’nın başbakanı oldu.
1923
Mustafa Kemal Paşa, Başbakanlığa İsmet Paşayı (İnönü) atadı. İsmet İnönü kabinesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde güvenoyu aldı. İsmet İnönü Cumhuriyet’in ilk Başbakanı Oldu.
1927
Fransa ile Yugoslavya, ‘Küçük Antant’ı (Çekoslavakya, Romanya, Polonya) desteklemek için antlaşma imzaladı.
Dört Millet Demeci, 30 Ekim 1943 tarihinde Moskova Konferansı sonucunda imzalandı. Moskova Konferansı’na, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği ve Çin katılmıştır. Yeni bir uluslararası örgütün kurulması ile savaş suçlularının etkin şekilde cezalandırılması konusunda anlaşılmıştır. Konferans’ta kabul edilen Kurtarılmış Avrupa Deklarasyonu ile Almanya’da Nazizmin, İtalya’da ise Faşizmin tasfiyesi kararlaştırıldı. Dört Millet Demeci’ne Birleşmiş Milletler Antlaşmasında da atıf yapıldı.
1961
Hukukçu ve İtalya Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı Luigi Einaudi yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Mart 1874) Turin Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi gördü. Sosyalist lider Filippo Turati’nin dergisi olan sosyal eleştiri’de çalıştı. 1895 yılında mezun olan Einaudi, Turin Üniversitesi, Turin Teknik Üniversitesi ve Bocconi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1919 yılında Kraliyet Kontenjan Senatörü olarak atandı. Einaudi, La Stampa ve Il Corriera Della Sera gibi gazetelerde de görev yaptı. 1945’de İtalya Merkez Bankası başkanı olarak atandı. 1947-1948 yılları arasında ekonomi bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini üstlendi. 1948 yılında Cumhurbaşkanı seçildi.
1961
Türkiye-Almanya İşgücü Antlaşması, 30 Ekim 1961 tarihinde imzalandı. Antlaşma, ikinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın istihdam ihtiyacını karşılamak üzere hazırlanmış, misafir olarak giden Türk işçiler daha sonra vatandaşlık statüsünü elde etmişlerdir. Almanya, savaştan çıkmasına ve yıkıma uğramasına rağmen işgücüne ihtiyaç duymuş, Türkiye ise savaşa girmemesine rağmen işgücü ihraç etmiştir. Antlaşmanın uygulaması, Federal Alman Çalışma Kurumu ile Türkiye İş Kurumu(İŞKUR) tarafından merkezi olarak yürütülmüştür.
1966
Yunan romancı ve avukat, Yorgos Teotokas yaşamını yitirdi. (27 Nisan 1906, İstanbul – 30 Ekim 1966, Atina) Çağdaş Yunan edebiyatının önemli temsilcilerinden biri idi.
1968
“Tam bağımsızlık için Mustafa Kemal yürüyüşü” Samsun’da başladı.
El Salvador ve Honduras arasındaki sınır ihtilaflarına son veren barış antlaşması imzalandı. İki ülke 1969’da aralarında yaptıkları bir millî futbol maçından sonra tarihe “Futbol Savaşı” olarak geçen beş günlük bir savaşa girmişlerdi.
1982
Kenan Evren, Kayseri’de, Darbe Anayasasını tanıtım konuşmaları yaptı: “1961 Anayasası bir siyasi partiye dayanıyordu, biz yeni anayasayı milletin gücüyle onaydan geçireceğiz.” “1961 Anayasası’nda doğal afetlerde OHAL ilan ediliyordu; yeni anayasaya ağır ekonomik kriz ve şiddet olayları için de OHAL’i koyduk.”
1983
Arjantin’de yedi yıllık askerî rejim sonrasında ilk demokratik seçimler yapıldı.
1990
Şanlıurfa’da 3 yaşındaki oğlunu keserek öldüren ve cezaevinde 4 gün önce intihara kalkışan İ.H.Altun: ”Her hareketimi tarikatın etkisiyle yapıyorum.”
1991
6 ay ile 4 yıl arasında tutuklu yargılanıp beraat eden 1215 DİSK davası sanığından 35’inin “haksız ve keyfi” tutuklu kaldıkları süreler için devlet aleyhine açtığı tazminat davalarında devlet 90 milyon TL’nın üzerinde maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum edildi.1994- Sivas Katliamı davasında ölüm cezası istenen Y.Karataş’ın firarda olduğu 14 ay boyunca Sivas’taki evinde yaşadığı ortaya çıktı.
1994
1992’de grevdeki Belediye işçilerini ziyaret edip bildiri dağıtan Otomobil-İş Topkapı Şube Başkanı Muzaffer Şahin hakkında “yürüyüş ve bildiri dağıtarak 2911 sayılı yasayı ihlal ettiği” gerekçesiyle verilen 1.5 yıl hapis ve para cezası, Yargıtay’da bozuldu.
1995
Kanada’nın Québec Eyaletinde özerklik isteyenler, bu konuda yapılan halk oylamasını kıl payıyla kaybetti Oy oranı 49.4%’a 50.6% oldu.
1998
Türkiye’ye giriş yaptığında bir gün önce gözaltına alınan Yalçın Küçük, kesinleşmiş 2 yıllık hapis cezasını çekmek üzere Edirne Cezaevi’ne gönderildi.
Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) SEKA İzmit Müessesesi’nin kapatılması kararını iptal etti.
2001
Avrupa Birliği Antlaşması’na ve Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma’ya ekli İngiltere ve İrlanda’nın konumu hakkındaki Protokol’ün 3’üncü maddesi gereği, İngiltere ve İrlanda, 30 Ekim 2001 tarihli yazılarıyla, Dublin Tüzüğünün benimsenmesinde ve uygulanmasında yer almak istediklerini tebliğ ettiler.
2001
Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi-Convention on Access to Information, Public Participation in Decision-Making and Access to Justice in Environmental Matters) Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından 25 Haziran 1998 tarihinde Danimarka’nın Aarhus şehrinde imzalanmıştı. Sözleşme, 30 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girdi.
2002
Uşak’ta Aralık 2001’deki bir mitingde “savaşa ve kapitalizme hayır” başlıklı bir bildiriyi izinsiz dağıttıkları gerekçesiyle gözaltına alınıp 4 ay tutuklu kaldıktan sonra beraat eden 5 kişiden 2’si AİHM’e başvurarak maddi-manevi tazminat talep etti.
2003
ABD Kongresi, Başkan George W.Bush’un Irak’a 87 milyar dolarlık ek bütçe talebine onay verdi.
2011
Deniz Feneri e.V davasında daha önce tahliye edilen RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’dan sonra 30 Ekim’de kalan son iki tutuklu sanık Muzeffer Şafak ile Harun Kapuyoldaş da tahliye edildi.
2012
Arap Baharı’yla birlikte ayaklanmaların başladığı ve 1.5 yıldır devam ettiği Bahreyn’de, hükümet, “ifade özgürlüğünün istismar edildiğini” söyleyerek her türlü gösteriyi yasakladı.
2013
Gazetecilere Özgürlük Platformu ve TGS üyeleri, MLKP davasında yargılanan gazeteciler için duruşma öncesi ”duran adam” eylemi yaptı.
2016
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak ve DBP’li Meclis Üyesi Fırat Anlı tutuklandı.
2018
2003-2005 yıllarında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanlığı görevini yürüten İbrahim Kaboğlu, görevi sırasında kendisine yapılan linç ve saldırılara karşı takip ettiği hukuki başvuruların sonuçsuz kalması üzerine 10 Ocak 2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuştu. AİHM, 30 Ekim 2018’de ihlal ve 1.500 avro manevi tazminat kararı verdi. 20 Ekim 2020’de ise mahkeme ikinci ihlal kararını verdi ve 2000 avro manevi tazminata hükmetti.
2019
ABD Temsilciler Meclisi 30 Ekim 2019 tarihinde Ermeni soykırımı yasa tasarısını kabul etti. Tasarı, ABD Senatosunda 12 Aralık 2019 tarihinde onaylandı.
2024
TBMM Genel Kurulunda, 9. Yargı Paketi olarak bilinen Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlandı.
2024
Otomobiliyle çarptığı motosikletteki 17 yaşındaki Batın Barlasçeki’nin ölümüne neden olan eski Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın kızı Fatıma Zehra Kınık Demir‘in İstanbul Anadolu Adliyesi 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşması basına kapalı olarak yapıldı.
2024
“Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlandı.
2024
Necip Hablemitoğlu‘nun, Ankara’da 18 Aralık 2002 günü evinin önünde silahlı saldırıda öldürülmesine ilişkin davanın duruşması, Ankara 28’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Kemalettin Özdemir, Gazeteci Ferhat Ünlü ve İbrahim Evrim Ayral tanık olarak dinlendi. Hablemitoğlu ailesinin avukatının, “Necip Hablemitoğlu’nu kimin öldürdüğünü biliyor musunuz?” sorusuna Özdemir, “Gerçekten bilmiyorum” cevabını verdi.
2024
Avrupa Komisyonu’nun Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye’yi içeren 2024 Genişleme Paketi ve ülke raporları yayınlandı. 2024 Türkiye Raporu‘nda, önceki raporlarda bulunan demokrasi, temel hak ve özgürlükler ve yargı gibi alanlardaki gerilemeler yer almaya devam etti. Raporda gerilemelerin yanı sıra önerilere de yer verildi
2024
Esenyurt İlçe Belediye Başkanı Ahmet Özer, sabah saat 04.00 sıralarında, “PKK üyeliği” suçlamasıyla evinde gözaltına alındı. Özer’in dosyasına 24 saat gizlilik kararı getirildi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan Özer, İstanbul Adalet Sarayı’ndaki savcılık sorgusunun ardından “PKK/KCK silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla suçlaması ile sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi. Özer’in avukatı Ahmet Tuci, soruşturmanın 2024 Temmuz ayında başladığını açıkladı.
İngiliz kâşif Sir Walter Raleigh, idam edildi. (Doğumu: 1554) Büyük hayali kendisine ait geniş bir koloni kurmaktı. Yeni Dünya olarak tanımlanan Kuzey Amerika’ya başarılı seferler yapması sayesinde I. Elizabeth tarafından Sir unvanı verildi. Virginia eyaletini kurdu. Tahta çıkan yeni kral I. James 1616 yılında onu hapse attı. Amerika’da altın altın aramak üzere kralı ikna ederek hapisten kurtuldu ve sefere çıktı. Dönüş yolunda İspanyollarla çıkan çatışmayı kazanmasına rağmen Kralın İspanyollarla iyi geçinme politikası sonucunda 1618 yılında halka açık bir yerde infaz edildi.
Walter Raleigh
Mucit, matematikçi, filozof ve hukukçu Jean le Rond d’Alembert, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Kasım 1717) Collège Mazarin’de felsefe, hukuk ve sanat okudu. 1738’de avukatlığa hak kazandı ancak o tıp ve matematikle de ilgilendi. Bir çok bilim akademisine ve kraliyet cemiyetine kabul edildi. O dönem Fransa’da yayınlanan Encyclopédie(Ansiklopedi)nin editörlerinden biri oldu. “Pi Sayısı”, “Merkezkaç Kuvveti” ve “Oran Testi” hakkında yeni teoriler geliştirdi ve icatlar yaptı. Çok sayıda eser bıraktı.
Jean le Rond d’Alembert
1863
İsviçreli Henri Dumant’ın öncülüğünde Cenevre’de toplanan 16 ülke, Uluslararası Kızılhaç’ın kurulmasına karar verdi. Bu karar üzerine Kızılhaç 9 Şubat 1863’te kuruldu. Örgütün ilkeleri; İnsaniyetçilik, Ayrım gözetmemek, Tarafsızlık, Bağımsızlık, Gönüllülük, Birlik ve Evrensellik olarak belirlendi.
1888
Britanya İmparatorluğu, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İspanyol İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Hollanda, Rus İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu arasında, İstanbul Antlaşması’nın (Convention of Constantinople) nihai metni imzalandı. Antlaşma’ya, Lozan’da atıf yapıldı ve “Süveyş Kanalının özgürce kullanılmasını güvence altına alacak bir rejim saptanmasına ilişkin 29 Ekim 1888 günlü Sözleşme” olarak zikredildi.
1901
Amerika Birleşik Devletleri’nin 25. başkanı olan ve 4 Mart 1897 – 14 Eylül 1901 tarihlerinde görev yapan William McKinley‘e, 6 Eylül 1901 tarihinde suikast düzenleyen Polonya asıllı anarşist Leon Czolgosz elektrikli sandalyede idam edildi. Hukukçu Başkan 14 Eylülde yaşamını yitirmişti.
ILO-2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi, 29 Ekim 1919 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Sözleşme, merkezi bir makamın kontrolüne tabi resmi parasız iş bulma büro sistemi kurulmasını öngörüyordu. Türkiye sözleşmeyi 916.02.1950 tarihinde 5543 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 18.02.1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi.
1921
ILO 15 No’lu Asgari Yaş (Trimciler ve Ateşçiler) Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 29 Ekim 1921 tarihinde kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 25 Mayıs 1959 tarihli ve 7292 sayılı kanun ile kabul edildi ve Resmi Gazetenin 2 Haziran 1959 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1922
İtilaf Devletleri, Lozan’da toplanacak Konferans için Ankara ve İstanbul Hükümetlerinden delege gönderilmesini istemişlerdi. Ankara Hükümeti 29 Ekim’de, öneriyi kabul ettiğini bildirdi.
1921
Anayasa Hukuku profesörü Ahmet Ağaoğlu, Ankara hükümeti tarafından Matbuat Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Görevi 1923’e kadar devam etti.
Prof. Dr. Ahmet Ağaoğlu
1923
Türkiye’de ve Türk tarihinde ilk defa Cumhuriyetilan edildi. Gazi Mustafa Kemal Paşa gizli oyla oybirliği ile Cumhurbaşkanı seçildi.
1923
Türkiye’nin ilk sanat tarihi ve felsefe öğretmenlerinden olan Nazan İpşiroğlu, Türkiye’de cumhuriyetin ilan edildiği gün doğdu. Müzik, sanat ve kültür üzerine çok sayıda eser bıraktı. (Ölümü: 24 Ağustos 2015)
Nazan İpşiroğlu
1924
T.B.M.M. ikinci binasında Cumhuriyetin kuruluş yıldönümünü kutladı.
1924
Türkiye ile Irak arasındaki sınır çizgisi, Cemiyet-i Akvam’ın(Milletler Cemiyeti) 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldı. (Brüksel Sınır Çizgisi) Bu kararın ardından, 5 Haziran 1926 tarihinde, üç taraflı bir antlaşma olarak İngiltere, Türkiye ve Irak arasında Ankara Antlaşması(Musul Antlaşması) imzalandı, sınır çizgisi saptandı ve kesinleşti.
1930
Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı törenlerine Hukukçu ve Yunanistan’ın eski Başbakanı Elefterios Venizelos da katıldı.
Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, ortada) Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos’u (solda) Ankara Palas, Ankara’da ağırladı. 27 Ekim 1930
İngiliz filozof Sir Alfred Jules Ayer doğdu. (Ölümü: 27 Haziran 1989) Eton Koleji ve Oxford Üniversitesi’nde eğitim gördü, Viyana Üniversitesi’nde mantıksal pozitivizm felsefesi okudu. Oxford’daki Christ Church’te felsefe dersleri ve Londra Üniversitesi’nde felsefe dersleri verdi. Mantık Profesörü oldu. Kitaplarında mantıksal pozitivizmi savundu. Şövalyelik ödülüne layık görüldü. ‘Felsefede Devrim-Analitik Felsefenin Doğuşu’, ‘Dil, Doğruluk Ve Mantık’, ‘Hume/ Düşüncenin Ustaları’ isimli eserleri Türkçe’ye çevrildi.
Alfred Jules Ayer
1938
Afrika’da halkoyu ile seçilen ilk kadın devlet başkanı Ellen Johnson-Sirleaf, doğdu. Liberya’da 16 Ocak 2006 – 22 Ocak 2018 arasında devlet başkanlığı makamında bulundu.
Ellen Johnson Sirleaf, Time Dergisi kapağında – 2006
Eğitimini Madison Business College ve Harvard Üniversitesi’nde okuduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde tamamladı. Kamu Yönetimi alanında Harvard Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesi aldı. Roosevelt Enstitüsü İfade Özgürlüğü Ödülü, Açlığın Sürdürülebilir Sonu için Liderlik Ödülü, Ortak Zemin Ödülü, ABD Başkanlık Özgürlük Madalyası, Afrika Cinsiyet Ödülü, Nobel Barış Ödülü, Indira Gandhi Barış, Silahsızlanma ve Kalkınma Ödülü ile Harvard Üniversitesi’nden ve başkaca birçok üniversiteden Fahri Hukuk Doktoru derecesi kazandı.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Cumhuriyetin kuruluşunun 25. yılının kutlandığı 29 Ekim 1948 Cumhuriyet Bayramı törenlerinde ulusa seslendi: “Kadın ve erkek vatandaşlarım, Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun. Bu yirmi beşinci yılı yürekten sevinçle kutlamakta haklıyız. Müstesna bir talih olarak yirmi beş yılı sulh içinde geçirdik. Yorgun ve harap bir memleketi büyük ölçüde yalnız kendi kaynaklarımız ile imara çalıştık. Türk milleti yirminci asrın mühim bir hadisesi olarak taze ve canlı bir Cumhuriyet meydana çıkardı. Hür insanların diyarı olan Türkiye, bütün insanlığın önünde barışın ve aziz ideallerin yolcusu olarak bayramını iftiharla kutluyor.”
1954
Vatan Partisi kuruldu. 11 Kasım’da Genel Başkanlığa Dr.Hikmet Kıvılcımlı getirildi. 30 Aralık 1957 tarihinde İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’nin 57/227 sayılı kararı ile “Komünist metodu ile çalıştığı ve komünist şahıslar tarafından sevk ve idare olunduğu” gerekçesi ile kapatıldı.
1961
Suriye, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrıldı.
1968
29 Ekim 1968’de Deniz Gezmiş, Doğu Perinçek, Kazım Kolcuoğlu ve Cengiz Çandar gibi isimler, Samsun’dan Ankara’ya “Tam Bağımsızlık İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü”nü başlattı. Yürüyüş 10 Kasımda son buldu.
1979
İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde, ayaklanma çıktı. 523 tutuklu 12 gardiyanı rehin aldı.
TÖB-DER tarafından 29 Ekim’de Bursa’da düzenlenen mitingde bir öğretmen öldü. Aralarında TÖB-DER Genel Başkanı ve DİSK Bölge Temsilcisinin de bulunduğu 300’e yakın kişi gözaltına alındı.
1989
İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde, ayaklanma çıktı. 523 tutuklu 12 gardiyanı rehin aldı.
1992
SSCB’den Bağımsızlıklarını ilan eden Kazakistan ve Türkmenistan ilk Büyükelçiliklerini Ankara’da açtı. Türkiye Cumhuriyeti, yeni devletleri ilk tanıyan ülke olmuştu.
1993
Bahri Kağanaslan, 29 Ekim 1993’te zorla kaybedildi. Bu tarihten itibaren Cumartesi Anneleri tarafından akıbeti soruluyor.
Cumhuriyetin 75. yıldönümü, bütün yurtta, dış temsilciliklerde ve KKTC’de coşkuyla kutlandı.
Yaklaşık 5 yıldır Fransa’da yaşayan, hakkında kesinleşmiş 2 yıllık hapis cezası ve birçok davada gıyabi tutuklama kararı bulunan Prof. Dr. Yalçın Küçük Edirne/ İpsala’dan yurda giriş yaptı.
1998
Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Özbekistan ve Türkiye, “Hazar ve Orta Asya petrollerinin Batı pazarlarına Bakü Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattı” ile ulaştırılmasına ilişkin Ankara Deklarasyonu’nu imzaladılar. 18 Kasım 1999 tarihinde ise uygulamaya dönük olarak İstanbul’da protokol imzalandı.
2002
15 Avrupa Birliği üyesi ve Türkiye dahil 13 aday ülkenin 105 temsilcisinin oluşturduğu Avrupa Konvansiyonu, üç bölümlük 414 maddelik AB anayasası taslağını açıkladı. Taslağa göre her vatandaş hem ülkesi hem AB’nin vatandaşı olarak çifte vatandaş olacak, kurulacak “Avrupa Halkları Kongresi” hem Avrupa Parlamentosu hem de AB ülkelerinin ulusal parlamentolarından üyelerden oluşacaktı. Taslağı eleştiren Britanya Başbakanı Tony Blair “Avrupa’nın federal süper devlet olarak değil bir devletler birliği olarak işbirliği yapması gerekir” demişti.
2003
1995 yılında yargısız infaz sonucunda öldürülen Serdar Oğraş’ın ailesinin şikayeti üzerine AİHM’de açılan dava uzlaşmayla çözümlendi. Türkiye hükümeti, ölümle sonuçlanan olaydan üzüntü duyduğunu belirtti ve aileye 76 bin Euro (134 milyar TL) tazminat ödemeyi kabul etti.
2004
Avrupa Birliği üyesi 25 ülke, AB Anayasası Anlaşması ve nihai belgeyi imzaladı. AB Adayı statüsü bulunan Türkiye, Bulgaristan ve Romanya ise nihai belgeyi imzaladılar.
2009
Alman avukat ve neo-Nazi siyasetçi Jürgen Rieger öldü. (Doğumu: 1946) Uzun yıllar boyunca neo-Nazi oluşumların içerisinde yer aldı. 1960’lı ve 70’li yıllarda Artgemeinschaft Germanische Glaubens-Gemeinschaft isimli neo-Nazi örgütünde çalıştı. Halkı ırkçı fikirlerle kışkırttığı ve yasak Nazi sembollerini kullandığı için hüküm giydi. 1981’de Hamburg Bölge Mahkemesinde savaş suçundan dolayı yargılanan Arpad Wigand isimli eski bir SS subayının savunmasını üstlendi. Neo-Nazilere yaptığı parasal destek onu önemli bir şahsiyet haline getirdi. 80’li ve 90’lı yıllarda Wiking-Jugend ve Özgürlükçü Alman İşçi Partisi (Freiheitliche Deutsche Arbeiterpartei) isimli neo-Nazi oluşumlarda aktif olarak çalıştı. 2006’da Almanya Ulusal Demokratik Partisi’ne (NPD) katıldı ve 2007’de Hamburg milletvekili oldu.
Neo-Nazi Avukat ve siyasetçi Jürgen Rieger
2011
Cumartesi Anneleri, 29 Ekim 1995’de Galatasaray Lisesi önünde yaptıkları 344.eylemlerinde; Dargeçit’te 7 ayrı eve düzenlenen baskınlarda gözaltına alınıp zorla kaybedilen 7 kişiyi andı.
2013
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, 29 Ekim’den önce askeri hizmet kanunu çerçevesinde işlenen suçları kapsayan genel af ilan etti.
2017
Avustralyalı hukukçu, avukat, yüksek yargıç ve vali Ninian Stephen, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Haziran 1923) II. Dünya Savaşı sırasında Avustralya Ordusunda görev yaptı ve savaştan sonra hukuk fakültesini bitirdi. 1949’da Victoria Barosuna kabul edildi. 1960’larda, Avustralya’nın önde gelen anayasa ve ticaret hukukçularından biri olmuştu. 1966 yılında Kraliçenin Danışmanı oldu. 1972’de 48 yaşında Yüksek Mahkeme’ye atandı ve 1 Mart 1972 – 11 Mayıs 1982 arasında yüksek yargıç olarak görev yaptı. Avustralya’nın 20. Genel Valisi oldu. 29 Temmuz 1982 – 16 Şubat 1989 arasında Avustralya Genel Valisi oldu.
Ninian Stephen
2023
Google ve ABD Adalet Bakanlığı arasında devam eden davada, Google’ın 2021 yılında Apple ve diğer teknoloji şirketlerine “varsayılan arama motoru” olarak kalabilmek için 26,3 milyar dolar ödediği ortaya çıktı.
2024
Başkanlık seçimlerinde Donald Trump’ı destekleyen ‘America PAC’ adlı siyasi eylem komitesinin kampanyasını imzalayan seçmenlere arasından seçime kadar her gün 1 kişiye 1 milyon dolar para ödülü vereceğini açıklayan Elon Musk’a ‘yasa dışı çekiliş düzenlediği’ gerekçesiyle dava açıldı. Dava, Philadelphia Bölge Savcısı Larry Krasner tarafından yürütülüyor. Krasner’in ihtiyati tedbir talebine ilişkin duruşma 1 Kasım’da görülecek.
2024
İspanya hükümeti, yaklaşık 5 aydır Arjantin hükümeti ile yaşadığı diplomatik krizi sonlandırmak için Buenos Aires’e yeni büyükelçi atadı.
2024
İran’da Alman ve İran vatandaşı olan Cemşid Şarmehd hakkında “terör saldırısı” suçlamasıyla verilen idam cezası infaz edildi. Resmi açıklamada infazın sabah saatlerinde gerçekleştiği duyuruldu. Kaliforniyalı Cemşid olarak da bilinen Cemşid Şarmehd 2008 yılında 14 kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırıda rol aldığı gerekçesiyle yargılanmış, idam kararı, Nisan 2023’te Yüksek Mahkeme tarafından onaylanmıştı. İnfazın ardından Almanya ile İran arasında diplomatik kriz çıktı, Tahran Büyükelçisi geri çağrıldı.
Danimarka endekste 1’inci sırada. Rusya Federasyonu 142 ülke arasından 113’üncü, Nijer 114’üncü, Angola 115’inci, Honduras 116’ıncı, Meksika 118’inci. Gine 119’uncu. Nijerya ise120’inci sırada.
Türkiye;
Yürütmenin gücünün sınırlandırılması bakımından: Bölgesel analizde 15 ülke arasından 14’üncü, genel sıralamada 142 ülke arasında 135’inci,
Yolsuzluktan ari bir ülke olmak bakımından: bölgesel analizde 15 ülke arasından 8’inci, genel sıralamada 142 ülke arasından 78’inci,
Şeffaflık derecesi bakımından, bölgesel analizde 15 ülke arasından 13’üncü, genel sıralamada 142 ülke arasından 108’inci,
Temel hakların temini yönünden; bölgesel analizde 15 ülke arasından 15’inci, genel sıralamada 142 ülke arasında 133’üncü,
Kamu düzeni ve güvenliği bakımından; bölgesel analizde 15 ülke arasından 13’üncü, genel sıralamada 142 ülke arasından 70’inci,
Özel hukuka dair yargılamalarından; bölgesel analizde 15 ülke arasından 15’inci, genel sıralamada 142 ülke arasından 122’nci,
Ceza yargılamalarında; bölgesel analizde 15 ülke arasından 13’üncü, genel sıralamada 142 ülke arasından 107’nci.
Hukukçu ve eski Finlandiya Başbakanı Johan Wilhelm (Jukka) Rangell, Hauho’da doğdu. (Ölümü: 12 Mart 1982,Helsinki) Helsinki Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Hâkim Yardımcısı olarak görev aldı. 1922-1925 yıllarında Avukatlık yaptı. Finlandiya Bankasında önce yönetim kurulu sonra da yönetim kurulu başkanı oldu. 4 Ocak 1941 – 5 Mart 1943 tarihlerinde başbakan olarak görev yaptı.
Finlandiya Başbakanı Johan Wilhelm (Jukka) Rangell
1861
19. yüzyıl hukukçularının en saygın ve itibarlı hukukçularından, Friedrich Carl von Savigny yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Şubat 1779 ) Marburg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Prof. Anton Bauer ve ortaçağ hukuk bilimi çalışmalarıyla tanınan Philip Friedrich Weiss’in yanında çalıştı. 1800 yılında aynı üniversiteden doktorasını aldı ve ceza hukuku ile Pandekt Hukuku konusunda ders verdi. 1803’te ünlü tezi “Das Recht des Besitze’i (Zilyetlik Hukuku) yayınladı. Bu eseri ünlü hukukçu Thibaut tarafından bir baş yapıt ve Roma hukuku otoritesinin bu anlamda sonu olarak nitelendirildi. 1808’de Bavyera Hükümeti tarafından Landshut’a Roma hukuku profesörü olarak atandı. 1810’da Berlin Üniversitesi’ne Wilhelm von Humboldt’un şefliğini yaptığı Roma hukuku kürsüsüne davet edildi. Roma, Ceza ve Prusya hukuku alanında dersler verdi. “Günümüzdeki Kanun Koyma ve Hukuk Bilimi Mesleği” ve “Çağımızın Yasama ve Hukuk Bilimi Konusundaki Görevi Üzerine” isimli eserleri bulunmaktadır.
Friedrich Carl von Savigny
1900
Nijerya avukat, öğretmen, politika lideri, kadın hakları savunucusu ve feminist Funmilayo Ransome-Kuti, dünyaya geldi. (Ölümü: 13 Nisan 1978) The University of Ibadan‘da hukuk öğrenimi gördü. Yaşamı boyunca eğitimci ve aktivist kimliği ile bilindi. İzlediği politika sayesinde “Nijerya’nın annesi” olarak anıldı. İlk yıllarında Nijerya’da kadınların oy hakkı için avukatlık yaptı. Abeokuta Kadınlar Birliği ve Nijerya Kadınlar Birliği liderliğini yürüttü. 1947’de West African Pilot tarafından Egba halkının kadınlarına öncülük ettiği için “Lisabi aslanı” lakabını aldı. Kadınlara komünist fikirler aşıladığı gerekçesiyle 1956’da pasaportu iptal edildi. Halkçı İnsanlar Partisini kurdu. Nijerya’nın bağımsızlığını İngiliz hükûmeti ile görüşen heyette yer aldı Nijerya’da otomobil kullanan ilk kadın oldu. Lenin Barış Ödülü kazandı.
ILO 14 No’lu Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4865 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi.
Uruguaylı avukat, gazeteci ve Cumhurbaşkanı, Jorge Luis Batlle Ibáñez doğdu. (Ölümü: 24 Ekim 2016) Cumhuriyet Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. 1958 yılında, Colorado Partisinden Kongre Üyesi seçildi. 1966 ve 1971’de cumhurbaşkanlığına aday oldu ancak seçilemedi. Uruguay’da, 1973–1985 yıllarındaki askeri yönetim döneminde kararname ile siyasi faaliyetten men edildiği için herhangi bir yasal veya resmi görevde bulunamadı. Birçok kez gözaltına alındı. Dikta rejiminin yıkılmasından sonra, 1985’te Yasama Genel Kuruluna başkanlık etti. 2000-2005 yılları arasında Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
Jorge Luis Batlle Ibáñez
1929
Osmanlı Ceza Kanunu uygulamaları tamamen yürürlükten kaldırıldı.
Finlandiyalı hukukçu ve eski devlet başkanı Risto Heikki Ryti yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Şubat 1889) Helsinki Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu. 1912’de Hukuk Yüksek Lisansını tamamladı. Helsinki’de Serlachius & Rytin hukuk firmasını kurdu. İlerici Parti Milletvekilliği, Maliye Bakanlığı, Finlandiya Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1940-1944 yılları arasında Finlandiya’nın beşinci devlet başkanı olarak görev yaptı. 1945 yılında Sovyet baskısı ile Risto Ryti hakkında savaş suçu işlediği gerekçesiyle dava açıldı ve on yıl hapse mahkûm edildi. 1949 yılında sağlık sorunları nedeniyle Cumhurbaşkanı Juho Kusti Paasikivi tarafından affedildi. Hapisten sonra kamusal yaşama dönemedi. Ölümünden beş ay önce, Helsinki Üniversitesi tarafından siyaset bilimi alanında fahri doktora verildi.
Risto Heikki Ryti
1960
Küba, ABD sermayeli Shell, ITT, United Fruit Company gibi şirketleri millileştirdiğini açıkladı.
1962
Amerikan Büyükelçisi Adlai E. Stevenson, Küba’daki Sovyet üslerinin fotoğraflarını, kanıt olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sundu.
1971
1961 Kurucu Meclisinin görevi sona erdi. Kurul, 27 Mayıs Darbesi sonrası özellikle 1961 Anayasası‘nı hazırlamak için 6 Ocak 1961-24 Ekim 1961 tarihleri arasında görev yaptı. Anayasa tasarılarını hazırlamak için oluşturulan komitelerde zamanın önemli hukukçuları yer aldı. Geçiş sürecinde, 1960 Geçici Anayasası yürürlükte kaldı.
1971
Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) davası Ankara Sıkıyönetim Mahkemesinde başladı. Türkiye’de komünist rejim kurmak çabasıyla hareket ettikleri iddiasıyla TÖS Başkanı Fakir Baykurt ve 142 öğretmen yargılandı.
1971
Çin Halk Cumhuriyeti’nin katılımını sağlamak amacıyla Tayvan, Birleşmiş Milletler’den çıkarıldı.
1974
İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda Yol-İş Federasyonu ile işveren arasında toplu sözleşme imzalandı. İşçilere 1 Temmuz 1974 tarihinden itibaren bir yıl için yüzde 40 oranında zam verildi.
1977
Fransız hukukçu, siyasetçi ve eski başbakan Félix Gouin yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Ekim 1884) Hukuk eğitimi aldı ve ardından Marsilya Barosu’na kaydoldu. I. Dünya Savaşı’nda gönüllü olarak cepheye gitti. 1920 yılında Istres kentinin belediye başkanlığına seçildi. 1924 Bouches-du-Rhône genel meclisine seçildi. 1938’de parlamentoda sosyalist grubun başkanı oldu. Daniel Mayer ile birlikte Sosyalist Eylem Komitesi’ni kurdu. 1945’te ilk Kurucu Meclis’e Marsilya milletvekili seçildi, 8 Kasım’daki açılış oturumunda başkan seçildi ve – tarihlerinde başkanlık yaptı. –
13 Temmuz 1979’da Mısır’ın Ankara Büyükelçiliği’ni basan 4 Filistinli gerilla ölüm cezasına çarptırıldı.
1979’da Mısır’ın Ankara Büyükelçiliği’ni basan 4 Filistinli ile ilgili gazete haberi
1980
12 Eylül Askeri yönetiminin, yasadışı silah ve patlayıcı maddelerini 15 gün içinde teslim edenlerin affedileceğini ilan etmesinden sonra 160 bin 140 ateşli silahın teslim edildiği açıklandı.
1983
İşçilere 1 Kasım tarihinden başlayarak verilecek üç bin liralık avansla ilgili karar Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Üç bin liralık avans, YHK tarafından yürürlüğe konulan ve halen yürürlüğü devam eden toplu iş sözleşmeleri kapsamına giren işçilere verileceği açıklandı.
Milli Güvenlik Konseyi, Olağanüstü Hal Yasası’nı kabul etti. Bakanlar Kurulu’na KHK çıkarma yetkisi ile tanındı, İl ve bölge valilerine geniş yetkiler verildi.
Hıdır Aslan‘ın, yargılamanın yenilenmesi talebi Askeri Yargıtay tarafından reddedildi. Devrimci Yol örgütü üyesi olarak, İzmir’de bir soygun sırasında 3 kişiyi öldürdüğü iddia edilerek Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde yargılandı ve İzmir’de idam edildi. 25 Ekim 1984 tarihinde idam asılarak idam edilen Hıdır Arslan’dan sonra bir daha idam cezası infaz edilmemiştir.
Türkiye’de idam cezası infaz edilen son kişi olan Hıdır Aslan
1984
Katma Değer Vergisi Kanunu yürürlüğe girerek uygulanmaya başladı. TBMM tarafından 25 Ekim 1984’te kabul edilen Katma Değer Vergisi kanunu 2 Aralık’ta Resmi Gazetede yayınlandı ve 1 Ocak’ta yürürlüğe girdi.
1984
Videosinema dergisinin Ekim sayısında Yılmaz Güney’e ilişkin yazılarından dolayı Onat Kutlar, Jülide Ergüder ve Mahmut Tali Öngören’e dava açıldı.
1989
DHKPC Terör Örgütü Lideri Dursun Karataş, Bedri Yağan ve Sinan Kukul ile birlikte İstanbul Bayrampaşa cezaevinden firar etti.
1990
ANAP Hükümetinin üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasını da içeren ve türban nedeniyle verilen disiplin cezalarını tüm sonuçlarıyla birlikte affeden yasa tasarısı Meclis’te SHP’nin karşı oyuna rağmen ANAP ve DYP oylarıyla kabul edildi.
1990
ANAP hükümetinin 1984’den beri bekletilen kesinleşmiş idam cezası dosyalarını Meclis oylamasına sunma girişimine karşı, idam cezasının temelli kaldırılması talebiyle Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği kampanyaya Mülkiyeliler Birliği, TMMOB, İHD, Halkevleri, TTB, Türk-İş, ÇYDD, vd. 17 örgüt destek verdi.
1994
Devrimci-Sol ve DHKPC örgütü lideri Dursun Karataş, 25 Ekim 1989’da Bayrampaşa Cezaevi’nden firar etti. Fransa’da yakalandı. Karataş, 30 Eylül 1980’de yakalanmıştı. Hollanda’da kanser tedavisi görmekte iken 12 Ağustos 2008 tarihinde hayatını kaybetti.
1995
Temmuz ayında gözaltında kayıplar için eylem yaparken gözaltına alınıp dava açılan Cumartesi Anneleri’nin yargılanmalarına başlandı.
Bulgaristan’dan gelerek teslim olan ve Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından tutuklu olarak yargılanan suç örgütü lideri Sedat Peker, Bayrampaşa Cezaevi’ndeki koğuşunu lüks eşya ve mefruşatla donatıp kokoreç tezgahı aldırttı, çanak anten talebinde bulundu.
2004
Küba devlet başkanı Fidel Castro, 8 Kasım’dan geçerli olmak üzere ABD doları ile yapılacak alış veriş işlemlerinin yasaklandığını açıkladı.
2004
Avrupa Birliği, 25 Ekim 2004 tarihinde 2004/849/EC sayılı kararı ile, Avrupa Topluluğu ve İsviçre Konfederasyonu arasında imzalanan, İsviçre’nin Schengen müktesebatının yürürlüğe konması, uygulaması ve gelişimi ile ilişkilendirilmesi hakkındaki Antlaşmayı yürürlüğe koydu.
2005
Anadolu’da Vakit gazetesinin Almanya sınırları içinde basılması ve dağıtılması yasaklandı.
Avukat Vedat Ahsen Coşar, Karadeniz Ülkeleri Barolar Birliği Başkanlığına getirildi. Coşar, 14 Temmuz 2006’dan itibaren kuruluşun genel sekreterliğini yürütüyordu.
Avukat Vedat Ahsen Coşar
2010
Hrant Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ın ‘Taş atan çocuklar’ yasasından yararlandırılıp Çocuk Mahkemesi’nde yargılanma kararı protesto edildi.
2010
Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, üniversitelerde türbana karşı afiş asan 26 öğrencinin, haklarındaki soruşturma sonuçlanıncaya kadar okula alınmamasına karar verdi.
2013
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yaptığı yönetmelik değişikliğiyle 16 yaşını dolduran meslek/teknik okul mezunları artık maden ocakları, alkol üretimi vb. tehlikeli alanlarda da çalıştırılabilecek.
Eski Milletvekili Mahmut Alınak, Mahmut Alınak, kötü cezaevi koşullarını protesto etmek amacıyla Kocaeli’nin Kandıra ilçesindeki Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi önünde çadır kurdu ve cezaevlerindeki çıplak aramaya tepki gösterdi.
Eski Milletvekili Mahmut Alınak
2014
CCBE(Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi), 2014 yılında aldığı bir kararla 25 Ekim gününün AB üyesi her ülkede Avukatlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.
2015
İstanbul Sarıyer’de 18 Ekimde evinde yapılan arama sırasında polis tarafından göğsünden vurularak ağır yaralanan 25 yaşındaki Dilek Doğan yaşamını yitirdi. Polis memuru Yüksel Moğultay hakkında 6 yıl 3 ay ceza verildi.
Dilek Doğan
2023
Avukat Şerafettin Can Atalay’ın “milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığı kazanması nedeniyle yargılamada durma kararı verilmemesi ve yargılamaya devam edilmesi sonucunda seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile tahliye talebinin reddedilmesini gerekçe göstererek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği” iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne yapmış olduğu bireysel başvuruda hak ihlali kararı verildiği açıklandı. Can Atalay’ın avukatı, “Bugün çıkması gerekiyor”, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise, “Gerekçeli kararı görmemiz lazım.” dedi.
2023
Almanya hükümeti, iltica başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı işlemlerini hızlandıran ve polisin yetkilerini genişleten yasa tasarısını onayladı. Yasa tasarısı parlamentoda kabul edilirse, sınır dışı öncesi gözaltı merkezine yerleştirilmiş kişilerin gözaltı süresi 10 günden 28 güne çıkarılması öngörülüyor. Yasanın yürürlüğe girebilmesi için Federal Meclis tarafından da onaylanması gerekiyor.
2023
İsveç’in NATO’ya katılım protokolü TBMM Dışişleri Komisyonu’na sevk edildi.
2023
‘Kasten yaralama suçundan 2 yıl 3 ay kesinleşmiş mahkumiyeti bulunan 7.3 milyon takipçisi olan Tiktok fenomeni ‘Melek Azad’ lakaplı Fatma Demir evinde yakalandı. Demir, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
2023
Avrupa Birliği (AB) üyesi devletlerde ve aday ülkelerde basın ve medya özgürlüğü ihlallerini izleyen MFRR, 2023 yılının ilk altı ayına ilişkin Medya ve Basın Özgürlüğü İhlalleri İzleme Raporunda, Türkiye’de Ocak-Haziran 2023 tarihleri arasında 172 kişi veya medya kuruluşunu içeren 136 basın özgürlüğü ihlali kaydettiğini açıkladı.
2023
Rosa Kadın Derneği başkanlığı dönemindeki dernek faaliyetleri nedeniyle hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan HEDEP Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya’nın yargılanmasına Diyarbakır 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Mahkeme dava dosyasını, durma kararı verilip verilmeyeceğine ilişkin mütalaanın hazırlanması için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.
2023
10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davası mağdurları, kamu görevlileri hakkındaki suç duyurularının takipsizlikle sonuçlanması üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.
2023
Büyükçekmece Adliyesi’nde kızının kızının boşanma davasına gelen R.K. isimli şahıs damadını adliye önünde tabanca ile ateş ederek öldürdü. Adliyede görevli polisler R.K.’yi gözaltına aldı.
2024
Adıyaman’daki Menzil tarikatı, tarikat liderliği ve mal kavgasını gayri resmi olarak kurdukları şer’i mahkemede çözme kararı aldı. Anlaşma sağlanamaması halinde resmi yargıya başvurulacağı belirtildi.
2024
Boğaziçi Üniversitesi’nde 20 Mayıs 2022 tarihinde yapılan ‘Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan 70 kişinin ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet’, ‘görevi yaptırmamak için direnmek’ ve ‘hakaret’ suçlarından yargılanmalarına İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Aralarında akademisyenlerin de bulunduğu 70 kişinin yargılandığı davada tüm sanıkların beraatine karar verildi.
2024
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, kapatılan Taraf gazetesinin yazarı Mehmet Baransu‘ya ‘FETÖ’ kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan verilen 13 yıl 6 ay hapis cezasını onadı.
2024
Yargıtay 3. Ceza Dairesi üyelerinin, ‘yargı görevini yapanı etkilemeye teşebbüs’, ‘Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama’ ve ‘görevi kötüye kullanma’ suçlarını işlediğini belirterek geçen yıl kasım ayında suç duyurusunda bulunan Avukat Hakları Grubu‘nun başvurusu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla Yargıtay Başkanlığı’na gönderilmişti. Yargıtay 1. Başkanlık Kurulu’nun gündemine alınabileceği belirtildi. Başvuruyu yapan Avukat Hakları Grubu’nun sözcüsü Turgay Bilge, o dönem Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı olan Muhsin Şentürk’ün, şimdi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığını hatırlatarak, “Şentürk’ün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na getirilmesinin Yargıtay’ın saygınlığı ve hukuk devleti ilkesi açısından dikkate değer bir çelişki olduğunu düşünüyoruz” dedi.
2024
Bebekleri anlaşmalı hastanelere sevk ederek haksız kazanç sağlayan ve ihmali davranışlarda bulunarak kasten ölmelerine neden olan ‘Yenidoğan Çetesi‘ üyeleri hakkında hazırlanan iddianame Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
2024
Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (DİAYDER) Başkanı Ekrem Baran ile dernek üyelerinden oluşan 22 kişi hakkında “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın karar duruşması İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Davanın avukatlarından Bedirhan Sarsılmaz, duruşma için adliyeye geldiği sırada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Sarsılmaz’ın dosyasına 24 saat kısıtlılık kararı getirildi. İstanbul Barosu tarafından yapılan açıklamada “Mesleğini ifa ettiği sırada, suçüstü hali olmamasına rağmen ifadeye davet edilmeksizin, görevi başındaki bir avukatın duruşma salonundan gözaltına alınması asla kabul edilemez.” denildi. Terör örgütü PKK ile iltisaklı bulunduğu iddiasıyla üye ve yöneticileri hakkında, “Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etme” ve “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamalarıyla 3,5 yıl ile 15’er yıl arasında değişen oranlarda hapis istemiyle açılan davanın karar duruşmasında Mahkeme, dernek başkanı Ekrem Baran ile iki sanığa ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 7,5’ar yıl, 9 sanığa ise aynı suçtan 6’şar yıl 3’er ay ceza verdi. Heyet, 4 sanığı, ‘silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek’ suçundan 2’şer yıl 1’er ay hapse çarptırdı. 6 sanığın beraatına karar veren mahkeme, yargılama aşamasında hayatını kaybeden Enver Karabey hakkındaki davanın düşmesine hükmetti.
2024
Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bugünkü karar duruşmasında, Bağlar Belediye Başkanı Hüseyin Beyoğlu yargılandığı rüşvet davasında 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.
2024
Aliağa Limanı’ndaki rüşvet soruşturmasında aralarında memur ve gemi acentesi şirketi çalışanlarının da olduğu 23 kişi tutuklandı. Aliağa İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince 22 Ekim’de düzenlenen operasyonda, gözaltına alınan 33 kişinin 9’u ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
2024
İzmir’de göçmenleri bir evde alıkoyup, cep telefonları ve paralarını gasp eden 5 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Çalışma, Yargılamayı kendi bağlamında öznel gerçeğini arayan etik bir ilişki olarak telakki eder. Gerekçeyi ise bu ilişkiyi kendine has, söylem söz ve kurallarıyla formüle eden, doğası gereği kürsünün birey toplum ve kamuyla ibralaşmasına özgülenen, salon kapılarını, dosyaların kapaklarını aralayarak yargının demokratikleşmesini, kürsünün insani değerlere sadakatini, hükmün kalıcı barışa hizmet sunmasını sağlayan bir rol, işlev olarak algılar.
Etik bir misyon olarak gerekçenin ard alanını, onu var eden nedenceleri, misyon hedefleriyle, ideallerini tarihi serüveni, tarihi yolculuğunda karşılaştığı engelleri onları aşma biçimi, dış alemle kurduğu ilişki ve iç dinamiklerinden aldığı destekle geliştirdiği özelliklere odaklanır. Bunu, karınca kararınca saptamaya, makalenin ömrü ve olanaklarıyla sınırlı olarak paylaşmaya çabalar.
Sınırların berisindeki anlayışa eleştirel gözle görür. Kapıları üzerine kapayan gerekçe anlayışının, içe dönük dünyası, gerekçeyi etik işlevinden uzaklaştırması, demokratik yanını unutması, bilgi kaynağını yitirmesiyle yaşadığı darboğazla etkilerini anlamaya çalışır.
Son olarak da olup bitenleri çözümlemeye, oluşan gerekçe sendrom ve krizinin aşılması için yapılması gerekenler, alınması zorunlu önlemler üzerine odaklanır. Önerilerde bulunur.
Yargılama, yargılanan özne veya meşru ilgililerin eylemine değer biçme, onlar arasındaki ilişkiyi önerilen, buyurulan usul, esaslara sadık kalarak tartma/ölçme eylemidir. Bu yönüyle muhakeme, eylem özne arasındaki ilişkinin öngörülen ölçütler üzerinden, kendi özgünlüğü içinde ve dinamiklerini kullanarak değerlendirmedir.
Bu ilişki özü itibarıyla kürsüyü yargılanan nesne, özne hakkında korunan yararlar üzerinden bir değer biçmeye, olup bitenleri tartmaya icbar eder. Öteki ifadeyle değer biçme bir yargılamadır. İbralaşma, etik ilişkide insana verilen değerin bir başka görünüm biçimidir.
Yargılama, yargılanan nesne ve özne üzerindeki kuşkunun önerilen veya buyurulan metodoloji izlenerek aşılmasıdır. Kuşkunun aşılması, kendisini hüküm olarak lanse eder. Bu açıdan hüküm meşru ilgililerle girilen etik ilişki sonucunda ulaşılan değerlendirmedir. Bu değerlendirme ile korunan hukuki değerin neden korunduğu ya da korunamadığını konu edinir.
Yargı, etik ilişkinin açığa çıkardığı bir sonuçtur. Bu sonuç; etik ilişkinin hangi değer ve parametreler üzerinden kendisini oluşturarak tahkim ettiğini başta etik ilişkinin muhataplarına bilahare yargının demokratik denetiminde pay sahibi olanlara meşru makul ve hukuki olanla açıklamak zorundadır. Yargı kullandığı meşru ve makul argümanlarla birey, toplum ve kamuyu olup bitenler konusunda ikna etmek ve inandırmak zorundadır.
Gerekçe bu açıdan yargılamanın meşru, makul ve hukuki bir ilişkiden neşet ettiğini ya da etik ilişkinin gerçek, doğru ve doyurucu değerlerle yapılandırdığını izahla mükelleftir. Bu yükümlülük kendisini gerekçelendirme ödevi olarak lanse eder.
Çalışmamız, özü itibarıyla etik bir ilişki olan yargılamanın hedefleriyle nasıl ve ne şekilde buluştuğunu gözlerini yargılamaya, duruşma salonuna diken herkese anlatmaktan başka argümantasyonun etik ilişki için taşıdığı önemin altını çizer.
Dahası yargı pratiğinin etik ilişkiden neşet eden gerekçe ödevine ne denli bağlı olduğu, temellendirmenin hangi değer ve ölçütler üzerinden işler kılındığı, uygulamayla kuramın ilişkisini, etik ilişkinin değerler üzerinden ikamesi için yargıcın yapması gerekenleri, sorumluluklarını dili döndüğünce izaha odaklanır. Kötüye gidişin sebepleri üzerinde kafa yorarak, sağlıklı bir gerekçe düzeni için yapılması gerekenleri önerir.
Pozitif hukukun her daim bu değerlerle yoldaş olduğunu veya bu değerlerle özdeş bir paradigma ve değerlere sahip olduğunu söylemek mümkün olmamakla birlikte, kendisini etik ilişki değerleri olarak lanse eden değerlere erişme ve ondan yararlanma imkanına sahip olduğunu söylemek olasıdır.
Etik bir ilişki olarak yargılamanın meşru sayılabilmesi için, yargının etik değerlerini hatırda tutması, bu değerlere sadık kalması ve bu değerler üzerinde ayaklanarak hukuk ya da adalete yürümesi gerekir.
Yargılamanın üzerinde yürüdüğü etik ilişki değerleri ile yargıcın üstlendiği rol, işlev ve misyon arasında bu bakımdan sıkı ertelenemez ve yadsınamaz bir bağ vardır. Bu bağın kuvveti, yargıcın tanımlanması, kime, neye hizmet ettiğinin belirlenmesi açısından yaşamsaldır.
Kadimden beri insanlığın bin bir güçlükle kanı, canı ve özgürlüğü pahasına vücuda getirdiği ve kendisini hukukun genel ilkeleri şeklinde lanse eden damıtık normları baz alan bir uygulama, yargıcı yasanın gölgesinde oturan biri olmaktan olabildiğince uzak tutar. Böyle bir referansın yargıca biçtiği rol, yasayı hukuka dönüştürmek en nihayet yasadan adalet üretmektir.
İşte etik ilişki; bundan ötürü, insanın olanaklarını çoğaltan değerler üzerinde yükselmeye, kurumsallaşarak yaşamaya odaklanır. Buradan hareketle yargıcın insan ve yargıç olarak kişi değerleri ile etik ilişki değerleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu ilişkinin; kişi etik değerlerinin, etik ilişki değerleriyle ittifak ederek, yargılamanın insani değerler üzerinden yürümesine katkı sunması olasıdır.
Çalışmamız; kürsünün yanlarla, hükmün hakimleriyle, yanların kendileriyle, ilişkilerini, hüküm üzerinden denetleyen gerekçeyi, etik ilişkinin üzerinde yürüdüğü zemin, dil ve ibralaşma aracı olarak telakki eder.
İnsanlıkla yaşıt olan gerekçe, yargıcın meşru ilgililer, toplum, kamu ve hükmün yargıçları ile dikey ve yatay bantta girdiği ilişkinin güvenilir, tarafsız ve verimli olduğunu kanıtlamaya yarayan bir helalleşme, ibralaşma ve aklanma vasıtasıdır.
Kendisini, ima yoluyla olgunlaştırarak gerekçeli karar alma hakkına eviren bu kurum, yargılamanın üzerinde yürüdüğü değerlerin belirlenmesi, tanınması ile bu değerlerin var ettiği hükmün meşruiyeti bakımından vazgeçilmez bir buluştur.
Kuşkusuz yargılama, etik ilişkinin yargısal türevidir. Kürsünün yanlarla, yanların yek diğeriyle, yargıcın aktarma yargısı, birey, toplum, kamuyla ilişkisi değerler üzerinden kurulur ve devam eder. Gerekçe hakkı bu ilişkinin özenle yaslandığı ve koruduğu arasındadır. Yanlarla girilen etik ilişkinin sağlam temeller üzerinden yürüdüğünün kanıtlanması gerekçe aracılığıyla mümkündür.
Kişi etik değeri ile etik ilişki değeri arasında sıkı bir bağ mevcuttur. Değerlere saygılı bir kişi ile yüzünü hukukun kadim değerlerine çeviren, yargılama/yargıç arasındaki akrabalık yadsınamaz. Bu açıdan gerekçeye iman eden, onun birey ve toplum için taşıdığı değeri fark eden bir yargıcın, yargısal ilişkinin taraflarına hesap vermesi sorumluluktur. Gerekçe anılan sorumluluğun gerçekleşme şeklidir.
Yargıçların hesap verebilmesi, dünya yüzünde cari olan ve yargıç etiğine odaklanan tüm hukuki metinlerin ısrarla savundukları ve etik değerlerin odağına koydukları öznel, nesnel yansızlık ilkesinin işlerliği gerekçeyle mümkündür. Gerekçe olmaksızın yargıcın muhataplarıyla, kişi ve kurumlarla girdiği ilişkinin değerlerle uyumunu sınamak olanaksızdır.
Suskun kadın davası, gerekçenin bilinen öncülü, saptanabilen ilk soyudur. Sümer Devletinin insanlığa armağan ettiği tablet kararlar üzerinde yapılan çalışmalar, yargı etiğinin sırtını yasladığı gerekçenin, Sümer’le yaşıt olduğuna tanıklık eder. [2]
İlk gerekçeli karar, bir berber, bir bahçıvanın mesleği saptanamayan diğeriyle işbirliği yaparak, aile birliğinden neşet eden ödevlerini ihmal eden kocasını öldürttüğü iddia edilen kadının beraatına ilişkindir.
Karar, aynı zamanda susma hakkı, delillerin kabul edilebilirliği ile hükmü temellendirme tekniği açısından güncel hukuku imrendiren başkaca özelikler de ihtiva eder.
Nippur’lu yargıçların kurduğu hükmün, aktüel sorumluluk anlayışıyla örtüşen bir paradigmaya sahip olmasından öte, kullanılan dil ile gerçeklik yargısına ilişkin noksansız okumaları, onun çağdaşlarıyla aynı kaygıları taşıdığına delalet eder. Bu eş zamanlı olarak, erken yargılamaların, zamanın ruhunu yakaladığını, ötesini gören bir vizyon ve derinliğe sahip olduğunu gösterir.
Erken gerekçe okuması yapan bu şaheser, bununla yetinmez, meclisin içinden çıkardığı iddia ve savunma kurumunu orta yerde, herkesin gözü kulağı önünde eşit ve özgür şekilde yarıştırır. Delilleri tartışma ve çürütme olanağı konusundaki duyarlılığıyla, çelişmeli yargı, eşitlik, özerklik ve delillerin kabul edilebilirliği kurumlarını tecrübeye dönüştürür.
Sümer Yargı’sının şahsında gerekçe 4000 yıldan buyana bireyin yaşamına, malına, özgürlüğüne hükmeden kararlara eşlik ederek, onları etik açıdan akladığına veya mahkûm ettiğine tanıklık eder. Bu nedenle gerekçenin, bir kararın yıllar geçse de onun meşruiyetini tartışan, anlaşılmasını kolaylaştıran, hükmün sırdaşı, dayanağı, kötü günün dostu, etik ilişkinin tartanı, hak ve özgürlüklerin dostu, öncülü olarak anımsanacağı, onun şu veya bu nedenle, birileri tarafından mutlaka ziyaret edileceğini unutmamak gerekir.
2.Platon-Aristo-Retorik/Usulün Babası/Tatlı Dil, Güler Yüz, jest, mimik, heyecan ve Coşkuyla Tanışma:
Doğulu gerekçe, uygarlıklarla birlikte batıya göç eder. Sulu şarapların düşünceye eşlik ettiği, akşam yemeklerinin fikri ziyafete dönüştüğü, felsefenin manayı aradığı devir ve devranlarla buluşur.
Burada demlenen gerekçe, felsefenin lojistiğini sağlamanın hazzına varır, felsefi bakışın sağladığı avantaj, tadı yakalar. Özü, sözle buluşturan bu perspektif, belagatin gerçekle yaptığı eşsiz düetin önemini kavrar. Özün dile gelişine değer atfeder. Böylece Argümantasyon kültürü, kökü derinlerdeki felsefi duyarlılıkla tanışır, burada durarak ciddi meseleleri anlamaya, çözmeye odaklanır.
Antik Çağda zirve yapan gerekçe, Platon’un ardılı Aristo’nun Retorik’i ile bir başka biçim, anlam ve damak yakalar.[3] Gerçekle buluşmanın usul, esasları üzerine kafa yorar. Temellendirmenin izleyeceği yöntemi taşıyacak en az yapıyı inşa eder.
Böylelikle gerçek ve doğru/hakikatle vuslatın usuli önemiyle, içeriğin ikna eden, inandıran yanının izlemesi gereken güzergah, rota, yaslanacağı argüman, araç, dil ve söylem hakkında söylenebileceklerin en azını ve ilkini dillendirir.
Aktüel argümantasyonun antik temellerini atar. Sözün özü, yeni retoriksel kanıt öğretisi ve felsefi retoriğin nüvelerini eker.(Retorik/Önsöz) Öteki deyişle, retoriğin farklı söylem ve anlamları üzerine soluksuz bir tartışma yapar. Belagatin gerçeği zehirleme etkisini kontrol eder. Gerçek ve doğrunun, sağlıklı yöntem ve araçlarla yakalanması için gecesini gündüzüne katar.
Gerekçeyi besleyen damarlar üzerine kafa yorar. Yasak delilin hüküm üzerindeki etki ve sonuçlarına işaret eder. Böylece diyalektiğin borçlu olduğu etik değerleri bundan yüzyıllar evvel taşlara kazımış olur. Bu haliyle pozitif hukuku imrendiren antik bir usul okuması, zamanının ileri seviye bir temellendirme öğretisi olarak tarihteki yerini alır.[4]
Retoriğin, belagatle özdeşleşmesi, gerçeğin tatlı dil ve sözle bütünleşmesi, jest, mimik ve tarzın ispat sahasına sürülmesi manasına gelir. Akıl ile kalp arasındaki mesafeyi azaltan bu bakışın, gerçek için taşıdığı anlamı kavrayan retorik, kendini toparlar, etkili önlemler alır. Belagatin sihri ve içerdiği şeytan tüyü ile fırsatını bulduğunda gerçeği peçeleme teşebbüs ve gayretine karşı koyar. Olup bitenlere duyarlı temellendirme; âlemi, gerekçeyi zehirleme potansiyeli olan belagatin cazibesine karşı uyanık kalmaya davet eder.
Usuli rasyonalitenin aktüel sürümü olan gerekçelendirme, bu yönüyle bir usul hukuku sorunudur. Gerekçelendirme aynı zamanda retoriksel bir kanıtlama işlevinin adıdır. Antik felsefe bu açıdan aktüel gerekçenin öncülü, sorumluluğun erken halidir.
Antik çağda felsefenin itkisi ile zirve yapan Argümantasyon kültürü, tanrıyla yurttaş arasına giren gücün etkisiyle takatinden, dem ve devranından epey kaybeder. İktidarın gökle ilişkilendirildiği, göksel olanın, hayat pahasına sorgulandığı dönemlerde gerekçe teferruata dönüşür. Gereksizleşir. Böylece, itham temellendirmeye ihtiyaç duymadan, elini kolunu sallayarak hükümleşir, kabul edilemez kanıt ve ikrarlar hükmün biricik dayanağı olur.
İnsanlığı ve düşün hayatını askıya alan bu yaklaşım, epeyce hüküm sürer. İnsanlığın iktidarı canı, kanı ve hürriyeti pahasına frenlediği an bu anlayışın sonuna işaret eder.
Bu an meşruiyet temellerinin kuşkulu hale geldiği veya meşruluk anlayışının değiştiği modernite dönemine tekabül eder. Dur durak bilmeyen modernleşme kendisini Sekülerleşmeyle aşar. Birey özgürleşir, insan aklı zincirlerini kırar, vesayeti reddeder. Ayakları üzerinde duran, kendine yeten birey gerçekliğe yaslanır, gücü yargılayarak etik bir ilişki inşa eder. Bundan ötürü Sekülerleşme aynı zamanda etik olmaklığa tekabül eder. Özetle egemenliğin yerselleşmesi, gökle alakasını kesmesiyle birlikte insan, tebaa olmaktan yurttaş olmaklığa evrilir. Dönüşümle eş zamanlı olarak, iktidarların denetlenerek sınırlandırılması fikri uç vermeye başlar.
Dönüşüm, adaletin herkese eşit, tarafsız şekilde dağıtılması, gücün ölçütlere vurulması, ölçü ve ölçütlerin gerekçeyle denetlenmesi manasına gelir. Toplumsal ve demokratik talepler öne çıkar, iktidar bilgiye dayanır, ilişki etik bir özellik kazanır. Egemenliğin hukukun içine çekilme ve orada tutulma ihtiyacı, onu denetleyecek, disipline edecek gerekçenin anımsanmasına vesile olur. Gerekçe için toparlanarak kayıplarını telafi edeceği mutlu ve mesut günler başlar.
Gerekçe; böylece egemenlik kaynağının değişmesi, insan eliyle kullanılmaya başlamasıyla ikna eden, inandıran, denetleyen, dengeleyen olarak bireysel, toplumsal ve kamusal hayatın odağına taht kurur. Öteki deyişle insan aklının dogmayı alt etmesiyle neden, niçin, nasıl, kim gibi sorularla gerekçe atak yapar, koşullara koşut bir zihinsel gelişim gerçekleştirir, hatırı sayılır bir hamle yapar.
4.Amerika ve Avrupa’da Gerekçe:
Gerekçe, argümantasyon teorileriyle erişim modellerinin ilgi alanında olmayı, hatta bir bilgilendirme, aklanma aracı olarak ayakta kalmayı ve hukukun gözdesi olmayı başardı.
Kökleri Aydınlanma’ ya uzanan ve bireyin eşit, tarafsız, özgürce adaletle vuslatını hedeflediği için, hukukun doğru anlaşılmasını, uygulanmasını misyon edinen Hukuki Şekilcilik Akımı ile onu eleştiren, hukukun vaat ettiklerinden ziyade, gerçek yaşamdaki yansımalarını ve sonuçlarının anlaşılması gereğine vurgu yapan, Hukuki Gerçeklik Hareketi’nin yarışı, yirminci yüzyılı adalete erişim kavramıyla tanışır.
Amerika’nın bir asırdır, Avrupa’nın üççeyrek yüzyıldır üzerinde kafa yorduğu ve geliştirme çabası[5] içinde olduğu adalete erişim projesinin önemli bir ayağı olmaktan geri kalmadı.
Bu bakış açısı adalete erişimin zaman sınırını dava öncesine çekerek bireyin adalete erişimini önleyen ve geciktiren her ne var ise, onları mücadele edilmesi gerekenler listesine alır. Bireyin hukuk ve adalet ihtiyacını olabildiğince kolay, ucuz, eşit, tarafsız ve özgürce karşılamanın olanak ve kolaylığı üzerine ömür tüketir.
Bilgi ile adalete erişim arasındaki yoğun ve doğrudan bağa dikkat çeken bu yaklaşım; bilginin yetersiz dağılımı/paylaşımı, bilginin kasten gizlenmesi, hukuki jargonun anlaşılmazlığı, hukuk dilinin resmiliği (anadilde hak arama sorunu.) gibi olguları, erişimin karşısına dikilen engeller olarak görür. Onlarla mücadelenin imkânı için çaba gösterir, mesai ve emek harcar.[6]
Genel anlamda bilgilendirme, özel olarak da gerekçelendirme, bu iki akımın yarışmasıyla vücuda gelen ve pekişerek kurumsallaşan bir haktır. İçerdiği birçok nüve ve erekdaşlarla kurduğu akılcıl ve samimi ilişki, onu aktüel gerekçe anlayışına dönüştürür.
Adalete erişimin başat unsuru malumatın gerek adil yargılanma, gerek hukuki dinlenilme hakkının sıfır noktası olması, optimum bilgi olmaksızın bireyin kürsü ve yanlarla diyalog kurması mümkün olmaz. Dahası gerekçenin meşru ilgililerin beyan ve katkılarından yararlanmasını imkânsız hale gelir.
Anlaşılmazlık, hükmün tabanını dil aracılığıyla büzen ve ciddiye alınması gereken potansiyel bir erişim engelidir. İlk bakışta fark edilmeyen, kusurlarını, etki ve sonuçlarını peçelemede mahir bu engel, gerekçenin kullandığı ağdalı, teknik, dikey dille erişim için zorunlu olan bilgiye ulaşmayı kısıtlar ya da önler.
Gerek sözlü gerek yazılı hukuk işlemlerinde kullanılan dilin, özellikle yoksul ve eğitimsiz gruplar için çoğu kere anlaşılmaz olması UNDP raporunda “hukuki haklara ilişkin bilgisizlik” durumuna sebep üçüncü bir sorun olarak değerlendirilir. [7]
Özellikle kişilerin avukat yardımı olmadan işlem yapmalarının teşvik edildiği desteklendiği bir ortamda, temel hukuki bilgilerin sadece erişilebilir değil, aynı zamanda anlaşılır olması da gerekir.[8] Mahkemelerde hak arayışına giren bireyin, adalete erişebilmesi işlem, yargılama, karar dilinin anlaşılmasına, kullanılmasına ve yayılmasına bağlıdır.
Hukukun dikey dil kullanma alışkanlığı ve zorunluluğu bireyi yardım almaya zorlarken, bu yardımı alamayan, eksik alanları yüzüstü ve çaresiz bırakır. Böylelikle adalete erişim anlaşılmaz, konuşulamaz dil aracılığıyla bilinmeyen bir zamana ertelenir.
Bu bağlamda; gerekçeli karara erişmek kadar, onu anlayıp, yorumlamak ve buradan edinilecek gerekçe bilgisini kullanarak savunma hakkıyla kanun yolunun etkin, verimli şekilde kullanılmak, gerekçeli karar alma hakkının yegâne arzusudur.
Gerekçeye saldırma olanağı veren bilgi olmaksızın, bu hakkın kullanıldığından söz etmek beyhudedir. Buradan bakıldığında mahkemelerin savunma ve kanun yolu için yaşamsal bu malumatı doğrudan, yeterli ve aracısız olarak servis ettiklerinden söz etmek olanaksızdır.
Tercüme yetersizliğinin aktüel engellerle oluşturduğu koalisyonun, blok olarak, yargı dili aracılığıyla erişim talebi ve gerekçe hakkının karşısına dikileceği muhakkaktır.
III-Hükmün Demokratikleşmesi/Dil Gerekçe Bağlamında Erişim Hakkı/Anadille Çalışma Arkadaşlığı:
Resmi/yargılama dilini konuşamayan, anlamayan ya da resmi dilde kendilerini optimum şekilde ifade edemeyenler için tercüme hizmetleri eşitliğin dayattığı zorunluluktur.
Uluslararası çalışma ve raporlarda zaman zaman değinilse de sistemli bir şekilde ele alınmamış diğer hususu; kişilerin, resmi hukuk dilini konuşabilseler dahi, adli işlemlerde ana dillerinde iletişim kurmayı talep edip edemeyecekleri meselesidir. Bu bağlamda, ana dilde savunma yapmak bir zorunluluktan ziyade bir “tercih” olarak addedilmiş, böylece mesele eşitlik temelli bir anlayıştan siyasi ve kültürel haklar zeminine kaydırılmıştır.[9]
“Zorunluluk” ve “tercih” eksenlerinin aslında devletin anadil politikalarının bir uzantısı olduğunu söylemek olasıdır. Sistem, yargılama dilinin Türkçe olduğunu benimseyerek, bu dil dışında bir dille yargılama yapılmasını reddetmektedir. Güvenlik kaygısının izlerini ziyadesiyle taşıyan bu bakış açısı, insanın mahkeme nezdindeki olanaklarını genişletme, çoğaltma ve kolaylıklardan yararlanmasına ilişkin endişeleri ise görmezden gelerek, bu konudaki talepleri ötelemekte dışlamaktadır. Yanlardan birini ötekileştiren bu bakış açısı, eşitliği dil üzerinden ciddi şekilde riske eden, öncüllerini aratan bir tutumdur.
Dil üzerinden gelişen inatçı tavır, diyaloğun demokratik tabanını büzmekte, oluşan yetmezlik buradan gerekçeye sirayet ederek, hükme taşınması muhtemel bilgi ile katkıyı yargı diline tanıdığı konuşma yazma ve anlatma tekeli üzerinden kısıtlamaktadır.
Dilin uyum versiyonu, insanı baz almaktan ziyade geleneksel kodlardan beslenen ideolojik, politik tercihi yansıtsa da yargı diline sınırlı, cılız ve içinde kısmen soluklanacağı bir alan ve alternatif yarattığı ifade edilebilir. Bu, yargı dilinin ana dile hukuki olmayan parametreler üzerinden duyduğu kuşkunun uyum paketi aracılığıyla teyit edilmesi, yinelenmesidir.
Oysa yargı dilinin egemenliği hemen her yerde kabul görmekle birlikte, ana dili yargı diliyle çeliştiren bir uygulama ise sıra dışıdır. Öteki ifadeyle ana dilin yargı diliyle çelişen bir rol ve işlev üstlenmesi mümkün değildir.
Anadil, kendini dilediğince ifade etme, düşünceyi yayma, paylaşma gibi kadim ve vazgeçilmez iki insani olanağı gerçekleştirmeye özgülenir. [10]Dolayısıyla yargılama diyalektiğinin eşit ve özgürce oluşmasından, ilerlemesinden başka bir amaca hizmet etmez. Ana dil, yargılama diliyle çalışma arkadaşlığı yapar, onun yetersiz soluksuz kaldığı yerlerde bayrağı alarak hukukun adalete dönüşmesi üzerine kafa yorar.
Ötekileştirilen, olanakları ve desteği reddedilen bir dilin, yargı diyalektiğine olan insani katkısını etnik ve kültürel hassasiyetle kuşatılan yargılama anlayışı onay vermez.
Böyle bir bakış açısının dilin olanaklarını gerekçenin emrine verdiğini ya da yargılamanın dil üzerinden sağlıklı bir ibralaşmaya hazır olduğunu söylemek mümkün değildir. Dil sorunlarına duyarsızlık, dili başka amaçlara özgüleyen yaklaşımda sebat, yargılananların özgür ve eşit şekilde kendini temsil ve ifade etmesini önler, yargının demokratik, çoğulcu yanını örseler, yapısını bozar.
Sözün özü, yoksanan dille sokağın salona taşındığını, burada temsil olunduğunu kürsünün kamu adına yargılayarak, toplumla ibralaştığını ifade etmek mümkün olmaz.
IV-Gerekçenin Yerel Versiyonu/Derdi Olmayan Gerekçe/Diriliş Çabası /Çekinceler:
Usul yasalarının ithaliyle gerekçe; pozitif hukukta bir temellendirme, aklanma ve toplumla ibralaşma, bireyi ikna, kamuyu inandırma rol ve işlevi ile donatıldı.
Gerekçesiz kararların yaygınlaşmaya verilen tepkinin sonucu, kürsüyü çekip çevirmenin, disipline etmenin aracı olarak anayasalarla tanıştı. O gün bu gündür anayasal bir kod olarak normlar hiyerarşisinde gerekçesizliklerle mücadelenin aparatı, kürsü ve muhakemeye güveni sağlayan olarak hayatımıza nüfuz etti. Etik ilişkinin odağına taht kurdu. Buradan başarılı olmasa da ilişkiyi kontrol etmeye başladı.
Özellikle Uluslararası sözleşmelerle birlikte anayasayı da aşacak şekilde, kürsü yurttaş ve toplumla hukuki ilişkilerde bir maestro görevi üstlendi.
Özetle sistemin gerekçeye olan ilgisi yer, zaman ve kişiye göre azalıp çoğalsa da bu ilgi, aktüel gelişmelerin desteğiyle ivme kazandı. Özellikle; felsefeyle, adalete erişim, adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkı ve gerekçe ödevinin yanında, uluslararası metinler, hukukun genel ilkeleriyle ittifak ederek, kürsüye ve dizgeye kürsü ile yurttaş arasındaki güveni pekiştiren ve kurumsallaştıran bir dil, tarz ve olanak sundu.
Gerekçe hakkı eşsiz bu desteği arkasına alarak gelişti, sınırlarını zorlayarak, özellik geliştirdi nihayet gerekçeli karar alma hakkına dönüştü. Aradan geçen zaman ve dış dünyayla kurduğu yoğun, samimi ilişki, bu ilişkinin yarattığı etkileşim, gerekçeyi salt yazılan olmaktan çıkararak, birçok derdi, sorunu, meram ve düşüncesi, muhakemenin diğer unsurlarıyla derin münasebeti olan devasa bir kuruma dönüştü.
Zamanı değerlendiren gerekçe, disiplinler arası etkileşimin sağladığı avantajlara yaslanarak sisteme ihtiyacı olan nüve, renk ve motifler kattı. Yargılamayı öznel gerçekliği içinde tutacak ve etik bir forma oturtacak güç, olanak ve kolaylıklara kavuştu.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6.maddesini yorumlayan Mahkeme, birçok deneyimiyle, kanun yolu ve savunma hakkının etkin bir şekilde kullanabilmesini yargı kararlarının gerekçeli olmasına bağlar. İma yollu bu perspektif, gerekçe hakkını benimser, gerekçesizliği soğuk karşılar, karardaki mantık hataları ile açık keyfilik olgusunu yalın bir gerekçesizlik olarak telakki eder. Yanı sıra, gerekçeye erişim hakkının sınırlarını belirleyerek[12] aşkınlık, ihmal, suistimal önler, tefrit ile ifrat arasındaki farkı sert hatlarla netleştirir.
Yargının demokratik denetimi için verilen kararların malumata elverişli, meşru, makul ve doyurucu olanla temellendirilmesini her fırsatta işaret eder, aydınlatır, ima eder. Gerekçe hakkıyla birey, toplum, kamunun aydınlanma, bilgilenme, denetleme hakkıyla kürsü yansızlığı arasındaki münasebeti gerçeklerle bağını muhafaza ederek, doğru yerden okumaya çalışır.
Temellendirmenin erişme hakkıyla ilişkisini birçok öncelik, öncül ve kaygı üzerinden kuran deneyimler, gerekçelendirmenin usul ve esasları üzerine söyleneceklerin en azıyla yetinerek, yerel yargı organlarının asgari standartlara sadakatini yineler, perçinler, bunlardan ödün verilmesine asla onay vermez.
Devletlere, standartlara sadık kalmak, gerekçenin yerel motiflerle ilişkisini korumak, özüne saygısını artırmak ve Strasbourg ölçütleriyle çelişmemek kaydıyla, gerekçenin kontrolünü sağlayan bir takdir marjı tanır. Yerelin soluklanmasına imkân veren alan, yetki ve sorumluluk tevdi eder. Yerelin küreselle sürdürülebilir bir ilişki geliştirmesine fırsat tanır. Gerekçenin bu kanalları kullanarak, gerekçe hakkını insanın hizmetine sunan dizge ve kuruma dönüşmesi için didinir.
Yerel yargıya, anılan usul ve esaslara bağlı kalarak temellendirmeyi yerel koşul, özellik, ihtiyaç gibi öznel ölçütler doğrultusunda biçimlendirmesine fırsat tanır.[13] Böylece, öznel ihtiyaçların Avrupa Kamu Düzeni içinde erimesini, işlevsiz kalmasını önleyerek, değerlerin özgülüğünü, öznel ve özgeliğini korumaya özen gösterir.
Avrupa Mahkeme’si, gerekçeyi adil yargılamanın paydaşı addederek birey, toplum, kamu ve yargı şemasının diğer aktörleri arasındaki etik ilişkinin, gerekçenin bilinen öncelikleri, öncelleri ve beklentileri üzerinden biçimlenmesini ister.
Derece mahkemesi olmaya heveslenmez. Gerekçe denetimi fikrini soğuk karşılar. Vesayetçi bir tutum sergilemekten ve dördüncü derece yargı otoritesi olmaktan özellikle kaçınır. Sözün özü, bu ödevi sahiplerine bırakır.
Deneyimler, bazı koşulların tahakkuku halinde, gerekçeye olan ihtiyacın azalabileceğini veya ortadan kalkabileceğini düşünerek, yükümlülüğü istisnalarla örseler,[14] böylece hükmün almaşık yöntem, kendine has olanla soluklanmasını kolaylaştırır. Yeri zamanı geldiğinde bir adım geride durmayı, gerekçeden ödün vermeyi stratejisinin bir parçası olarak telakki eder.
Strasbourg, gerekçe hakkını besleyen ölçütleri belirleyerek, bunlarla zıtlaşan deneyimleri gerekçesizlik olarak deşifre eder. Deneyimlerle vücuda gelen gerekçe müktesebatının yarınını maharetli ellere bırakır.
Elimizdeki veriler, ima yoluyla sisteme kazandırılan gerekçesizlik modellerini, sıfır gerekçe[15], yeterli[16] ve yasal olmayan gerekçe[17], yasal ifadelerin tekrarı[18], içselleştirme[19], gerekçeye erişememe[20], belirsiz kavramlara yaslanma[21],savunma hakkının etkin kullanımı için gerekli zaman ve kolaylıklar sağlama[22] ve hukuki yardım alamama, masumiyeti lekeleme[23], aleni karar alma hakkı[24], duruşmanın açıklığı[25], kanun yolu ve savunma hakkının etkin kullanımının önlenmesi veya kısıtlanması ile karakterize olan olguların ölçütlerle bağını koparan sapma biçimleriyle sınırlar.
Adli yargı reform stratejisinin uzantısı olarak lanse edilen, politik figürlerin üzerinde epey kafa yorduğu yargı diliyle, ana dil arasındaki krizin gerekçe üzerindeki etkisi oldukça önemlidir. Sorunun birçok veri, politik tercih ve strateji referans alınarak tartışılması bir yana, gerekçenin ana dile soluk aldırması, gerçeğe katkı sunması, anadilin gerekçeyi beslemesi, zenginleştirmesi gerekçe adına sevindirici bir gelişmedir.
Savunma hakkı ile kanun yolunun etkin ve verimli şekilde kullanılmasının gerekçeye erişimle mümkün olması, yargılama diline yeterince egemen olamayan, dil ve anlam bilgisine nüfuz edemeyenler için gerekçesizlik, gerekçe kusurları hakla vuslatın önünde aşılması güç bir engele dönüşür.
Dolayısıyla mahkemelerin birey, toplum ve kamuyla ilişkilerinde etik sorunlar yaratmaya elverişli bu kusurla ciddi bir mücadele ajandası oluşturmadan, sapmalara kaynaklık eden düşünsel ard alan analiz edilmeden gerekçe hakkının derin ve rahat bir soluk alması mümkün olmaz.
Yasa, içerdiği tuzaklarla ana dili susturan, savunmayı yıldıran, yargı dilini dayatan bir engele dönüşme potansiyelini canlı tutar. Düzenlemenin ana dil ile savunma hakkını morfolojik açıdan oldukça dar bir alana sıkıştırması, yargı diyalektiğinin zemininde daralmaya yol açar. Örtülü bir anakronizme düşer, yargılamayı kendi öz, bağlam ve dinamiklerinden bilerek uzaklaştırır. Gerçeklik ve hukuki tanı aşamalarında söyleneceklerin önemli bir kısmını atıl bırakarak, gerekçenin ana dille kucaklaşmasını, getirdiklerinden doyasıya istifadesini bir hayli kısıtlar.
Ana dilin, diyalektiğe katkısının tercüme giderleri ile engellenmesi, kısıtlanması, dil-erişim-gerekçe üçlüsü arasındaki yoğun, derin, kadim ve güçlü bağı hiçe sayan bir başka paradokstur. Bu haliyle, mülga düzenlemenin gerisine düşen ve onu aratacak bir oluşuğa dönüşen hükmün, aklı cebinde kalan savunmaya gelecek vaat etmesi, gerekçeye arzuladığı katkıyı doyasıya tanımasına izin vermez.
Bu yaklaşımı tartışmalı kılan diğer husus; savunma, yargılama ve hükmün ana dile olan ihtiyacının gerçek ve doğruluğunu sınama yetkisinin kürsüye verilmiş olmasıdır. Yargılama kendine has bir dil kullanır. Bu özgülük sokak dilini hepten yadsımaz. Ondan bir ihtiyacı ölçüsünde yararlanarak kendi jargon, söz ve söylemini inşa eder. Nevi şahsına münhasır bu söylem, gerektiği yer, zaman ve ölçüde esnekleşir, görece davranarak, gerçeği uğruna mütevazıleşir. Bu etik olmaklıktır. Kibir, yargılamayı, kürsüyü, hükmü öznel gerçeğinden farkında olmadan koparır.
Kürsünün yargılama dilinin derinliğine, inceliğine, dil ve anlam bilgisine yeterince vakıf olmamasına rağmen, ana dil gereksiniminin sahiciliğini saptamakla ödevli kılınması, mukkederatını tayine kalkışması ironidir. Siyasetin zorladığı bu yaşam tarzı, yargılamayı ekseninden çıkarır, politik düşünce ve konseptle etik olmayan bir ilişkiye zorlar. Saflaşan gerekçe anlayışı, siyasetin müdahale ettiği, biçimlendirmeye kalkıştığı nahoş bu ilişki tarzını kesinlikle yoksar. Onun usul hükümlerini sömürmesini, olanaklarından yararlanarak şekillenmesini, manüplasyona aracılık etmesinin omzuna yüklediği vebalden çekinir, sorumluluğu ağır bulur.
Ölçütsüzlük, bu yetkinin bir başka otorite nezdinde denetlenmesini güçleştirmekle kalmaz, yasamanın ana dile verdiği olanağın kısıtlı ve yetersiz de olsa uygulanmasını önler.
Kürsü-yargılanan ilişkisinin; anadilin ifade ve düşünce özgürlüğü gibi kadim ve vazgeçilmez iki insani olanağı gerçekleştirmeye özgülendiğini ve bu değerleri içtenlikle gözeten bir yaklaşıma sahip olduğu söylenemez.
Mahkeme, gerekçe ödevi ile civar haklar arasında ilkeler üzerinden sağlıklı bir ilişki kurmayı başarır. Onlarla kurduğu hısımlığı geliştirerek, ilişkiye boyut, oylum ve anlam kazandırır. Erişim, dinlenilme hakkı, yargının demokratik denetimi, kürsü yansızlığı, hükmün açıklığı, açık yargılama gibi öncelik ve hedefleri örseleyen kusurları ajandasına kaydeder.
Gözünü gerekçeye diken Mahkeme; yerel mahkemelerin her soru ve istemi ayrıntılı yanıtlamak zorunda olmadığını[26], jürili sistemde hükmün kaideten gerekçesiz olarak verilebileceğini[27], hakkın kötüye kullanılmasından neşet riskler[28] ve ceza yargısıyla sınırlı olarak temyiz hakkının garanti dışı olmasından ötürü, temyiz mahkemelerinden verilen hükümlerin gerekçesiz olmasını tolare eder.[29]
Strasbourg, anılanları sorun olarak görmez ve gözetim ödevini bir miktar sığlaştırır. Demem odur ki, kuralın yarattığı aşkınlığı sayılı örnekler söz konusu olduğunda, gerekçeden ödün vererek dengelemeye çalışır. Bu durumda gerekçe düzeninin yara almayacağını, temellendirme ihtiyacının doğmadığını, alternatif model ve yollarla bu ihtiyacın giderildiğini varsayar.
2.Hukuki Dinlenilme Hakkının Misyoneri Olarak:
Hukuki dinlenilme hakkı, adalete erişimin bir başka zaman ve bedendeki soydaşıdır. Bu hak kendisinden öncekiler gibi hakkın etkin ve verimli olarak kullanılmasını, adalete olabildiğince erken, kestirme, isabetli olarak ulaşılmasını hedefler.
Hak, Kıta Avrupa’sı doğumlu olup, özü itibariyle bilgilenme, açıklama, dikkate alma, değerlendirme, gerekçeli karar alma ve sürpriz karar verme yasağından oluşur. Yargılamayı etik bir ilişki olarak algılayan bu ilke, yanlarla münasebete giren yargıca ilişkinin üzerinde yürüyeceği ayakları belirleyerek, yargıç ve yanları bu ilişkinin değer, ölçüt ve önceliklerine karşı hassas olmaya çağırır.
Hukuki dinlenilme hakkı gerekçeye ve bilgilenmeye karşı oldukça duyarlıdır. Bireyin hakkında olup bitenlerle ilgili olarak yeterince bilgilendirilmeden yargılanamayacağını düşünerek, duruşmayı diyaloga dönüştürür. Böylelikle yarışmanın, tartışarak ilerlemenin nesnenin bilgisine sahip olmaksızın mümkün olmayacağını benimser. Sevk ve idareye yetki ve değerlendirmesini temellendirerek bireye malumat olarak tevdiini buyurur.
Genel olarak bilgilendirmeye müptela bu kurum, bununla yetinmez. Bir kaç adım ötede yargıca dönerek, yargı kararlarının muhakkak surette gerekçeli olmasını dili döndüğünce anlatmaya çalışır. Böylelikle her türlü yargı kararının malum etki ve sonuçlarını doğurabilmesini, onların meşru, makul, doyurucu temellere yaslanması koşuluna endeksler. Bunlarsız bir hükmün etkin, verimli dolayısıyla saygın olmayacağını muhatabına anlatmaya çalışır.
Bunu yargılananların ikna edilmesi, toplum ve kamunun inandırılması için zorunlu bir yükümlülük olarak telakki eder.
3.Yargının Demokratikleşmesi/Çoğulcu Yargı:
Yargılama özü itibarıyla çoğulcudur. Kadimden beri yargıçlar, yargılananlar çoğulcu ve demokratik bir tabandan beslenmiş, hüküm olabildiğince geniş bir alanda çok kişiyi etkisine alabilmesi için tabanını olabildiğince genişletmiştir.
Genişlemek ve derinleşmek; yeknesaklıktan, darlık, merkeziyetçilik ve teklikten neşet eden gerekçe sorunlarının aşılmasını kolaylaştırır. Gerekçeye aradığı kimi özellikleri buldurur. Kabul edilebilirlik standartlarını keşf etmesini sağlayarak kendisini aşmasını, ihtiyacı olan soluğu almasını sağlar.
Tabanın genişletilmesi, Erga Omnes hükümlerle buluşmanın, İnter Partes’ in büzen, uyuşmazlığı canlandıran, sürdürülebilir kılan niteliğinden kurtulmanın, etkin, etkin olmanın, etik davranmanın öteki adıdır.
Çağdaş hukuklar, bu paradigmanın izlerini taşıyan birçok uygulamayı sinesinde barındırır. Özellikle hükümden etkilenenlerin tespitinde, hükmün sınırlarının tayininde, hükmün çoğulcu ve demokratik özellikleri belirleyici bir rol üstlenir. Dinlenmeyenin hükümden etkilenmeyeceği, hükmün davada dinlenmeyeni bağlamayacağına ilişkin kaidenin kökeninde bu giz yatar.
Birçok kuralın yazgısını belirleyen bu yaklaşım, uyuşmazlığın meşru ilgili kavramına duyarlı, tabanı geniş, kapsayıcı bir hükümle sonlandırılmasını, çoğun demokratik usullerle hükme katılmasını, çağdaş usullerin odağına alır. Gerekçe ile hüküm arasındaki ilişkinin derinliği, demokratik usullerle gerekçeye taşınan, kapsayıcı, kucaklayıcı ve çoğulcu bir tabandan neşet etmesinden aldığı güçle motive olur. Hükmün geniş bir alanda birçok kişinin yazgısını belirleyeceğini kabul eder.
Bu, hükmün gerisine bakmadan, duraksama yaşatmadan, uygulama sorunu oluşturmadan kendinden emin, çoğulcu ve demokratik usullerle oluşması, zengin, katılımcı birikiminden aldığı ilhamla yol alması, engelleri ikna ederek aşması demektir.
V- Yazmaya İndirgenen/Hiçleşen/İddiasını Yitiren Gerekçe:
Buraya kadar ifade ettiklerimiz, sistemin gerekçe hakkını koruyabilecek ziyadesiyle olanak, kolaylık, araç, altyapı ve organizasyon sunduğunu benimsemek gerekir.
Cumhuriyetin kuruluşuyla sisteme eklemlenen gerekçe hakkı o günden bu güne ileriye yönelik bir yatırım yapamadı, hatırı sayılır ya da imrenilecek bir pratik sunamadı, rezerv oluşturamadı. Kuruluş yıllarındaki kimi gerekçelerin kıyas kabul etmeyecek denli ileri bir dil tartışma, içerik ve üslup sunmaları, aradan geçen zamanın boşa harcandığı konusundaki kuşkuları aşmaya yetmedi.
Ülkemizde gerekçe, tüm çabalara rağmen istenen patlamayı yapamadı, yurttaş hayatına malına ve özgürlüğüne hükmeden kararları vücuda getiren nedencelere her şeye rağmen hasret kaldı. Gerekçe diye lanse edilenler, yarattığı gerekçesizlikle yurttaşın adalet beklentisini boşa çıkardı. Senelerini hapiste geçiren yurttaş neden tutuklandığını, hükmün konusunu infazdan sonra dahi öğrenemedi.
Yargılamanın etik bir ilişki, gerekçenin ibralaşmayı formüle eden etik araç, olduğu anlaşılamadı, fark edilemedi yahut unutuldu. Kapıları üzerine kapadı, dış dünya ve bağlamla diyalogunu kopardı. Gerekçenin rol ve işlevini elinden geldiğince büzdü, mevzi ve hududu daralan gerekçe, gelecek düşüncesi, hayal, iddia ve idealini yitirdi. Merak ve hevesi kalmayan gerekçe kendisini sözde bir temellendirmeye, iddiası, sözü ve söylemi kalmayan, birkaç cümleye sığdırılmış hayata indirgedi. Bu şimdi ve ati üzerine söyleyecek bir söz ve söylemi kalmadı. Sıradan metne, hükmün senede bir kez, mecbur kaldığında yüzüne baktığı, canı istediğinde istifade ettiği araca dönüştü.
O günden bu güne sistemin kavramsal, kuramsal, kurumsal açıdan gerekçe adına taş üstüne bir taş konulduğunu söylemek maalesef mümkün olmadı. Buna birçok olgu neden oldu. Özetlersek:
Bireysel, sosyal, politik, kültürel ve ekonomik hayat gerekçeyi hafife aldı. Gözden düşen gerekçe, ihtiyaç olmaktan çıktı. Etik ilişkide gerekçenin değer olmaktan çıkması, nedencelerin açıklanmasını gereksiz kıldı, değerlerin çiğnenmesini, hafife alınmasını, hor görülmesini meşrulaştırdı.
Randevusuna geç kalan, gecikme sebeplerini açıklama nezaketini gereksiz gördü. Toplumsal görgü kurallarını askıya aldı. Yılın ödülünü alan bir filmi, ödüllük kılan nedenlerin topluma anlatılmasına gerek duyulmadı.
Senato salonları fahri doktorayı gerektiren nedenceleri yurttaşa ve bilime makul nedenlerle izah edemedi. Tezlerin, istisnalar hariç, hangi buluşu yaptığı izahtan varsete tutuldu, düşen eşiği elini kolunu sallayarak geçenler kutsandı.
Gerekçesiz bilirkişi raporları hükme dönüştü, paralel yargı yetkisini kullanır hale geldi.
Yürütme, birçok eylem ve işlemini ondan etkilenen toplum, birey ve kamunun denetiminden kaçırdı.
Yasama faaliyeti gerekçe ile yollarını defalarca ayırmakta beis görmedi. Torba yasalar amacını hedef ve beklentilerini ondan ömür boyu etkilenecek yurttaşa anlatmayı teferruat addetti. Yasama işlemleri doyurucu, makul, hukuki temellere yaslanmayı reddetti. Yorum ve boşluk doldurmada paha biçilmez materyal olan gerekçeler, madde metinlerini gerekçe fakirine dönüştürdü.
Kural oluşturma ve çözüm üretme misyon ve ideali kurak, çorak kanun metinleriyle bir başka bahara kaldı. Kürsüyü yasamaya yaklaştıracak olanak ve kolaylıklar, olmayan gerekçelerle imkânsızlaştı.
Yurttaşlık Yasası’nın birinci maddesiyle kürsüye verilen yasama yetkisi, bilerek bilmeyerek geri alındı, etkisiz kılındı.
Velhasıl hesap kaçkınlığı; yaşam biçimi, yönetme, siyaset üslubu ve yasama yönteminin çeşitli vesilelerle ertelediği, yoksadığı ve reddettiği bir kültüre dönüştü, bu giderek kanıksandı. Özetle meşru, makul ve doyurucu nedenlere yaslanarak eyleme bireysel, toplumsal ve kamusal yaşamdan giderek çekildi, gereksiz olmaya başladı. Oluşan boşlukların gidereceklere içinde eyleyecek bir çerçeve hat sunmaktan mahrum bıraktı.
Etik olmaktan uzaklaşan ilişkiler ağı, ucu bucağı görünmeyen ve birbirini besleyen ittifak eden sorunlar zincirine yol açtı. Hukuk, yargılama, yargıç, hüküm ve gerekçe de sorunlu bu yapıdan, gelişme ve zihniyetten hissesine düşeni aldı. Tarihsel, sosyolojik, zihinsel ve düşünsel bu ard alan ve onu vücuda getiren nedenler anlaşılamadı. Bu konuyu araştırması gerekenlerin ilgisizliği ibralaşmanın düştüğü darboğazın aşılmasını zorlaştırdı.
Yabancıya Gösterilen Direnç/ Hazımsızlık-Uyumsuzluk/ Politik, Psikolojik ve Sosyolojik Reddediş:
İdeolojik, politik ve seçkinci tercihlerin gerekçe üzerindeki tahakkümü onu bağlamından kopardı, kendi dinamikleriyle ilişkisini bozdu. Kendi siyasetini oluşturması ve ondan beslenmesini önledi.
Kuramsal açıdan sistem gerekçe hakkının etkili ve verimli kullanılabilmesi için yeteri bilgi ve donanıma sahiptir.
. Pozitif hukuk yeterli olsa da, özellikle Avrupa Kamu Düzeni’ nce yapılan önerilerinin paralel bir yönetim ve yargı yetkisi olarak algılanması, ithal edilenin özümsenmesini, içselleştirilmesini güçleştirmektedir.
Devletin hassasiyetleri olarak lanse edilenlerle, içtihat ve düzenin yol ayırımına gelmiş olmaları, kopuşu tetikleyen önemli bir nedendir. Yargının, kendisini devletle özdeşleştirmesi, gücü hukukun içinde tutmaya, disipline etmeye, hukukun içine çekilmeye özgülenen iradeye karşı refleks geliştirmeye, tutum takınmaya zorlar.
Malum duygular, bireyin insanca yaşaması için lazım olanları belirleyerek karşılama yerine, bunlara özgüleneni, temine çabalayanları düşman addeder. İyicil ve insancıl çabalar direngen bu tutum karşısında geriler, geleneksel yapı karşısında hayat şansı bulmakta çoğu kez güçlük çeker.
Politik tercihlerle işbirliği yapan yasama faaliyetinin beklentisi tüm çabalara rağmen, devlet aklıyla özdeşleşen pratiği aşmayı başaramaz. Gerekçe kültür ve düzeninin bu akıbetten hissesine düşeni almaması olanaksızdır. Ortaya çıkan tablo, hikmetinden sual olunmaz iradeyi tahkim etmekte, oldukça güçlü bu irade, devlet aklıyla uzlaştığı noktalarda birey, toplum ve kamuyu aydınlatma fikrini ciddiye almaz. Gerekçenin etik rolünü ve işlevini gerçekleştirmesini hafife alır, teğet geçer, özellikle önler.
Bu nokta; gerekçenin devlet, güç ve siyasetle koalisyona girdiği, totaliter, otoriter anlayışa ev sahipliği yaptığı nirengi noktalarıdır. Tamda burada iğfal edilen gerekçe, özgün söylem, dil, gerçek, kaynak ve siyasetinden vazgeçer. Başkalarının yörüngesine girerek başka amaçlara hizmet eder. Makasın değişmesiyle eş zamanlı olarak gerekçe sapmaları zirve yapar. Bu yargının, hukukun dışına çıkması, hüküm üstüne hüküm giymesi manasına gelir.
Başta Yargıtay olmak üzere, ardışık dereceli mahkemelerin varlık nedenlerinden biri, gerekçe denetimidir. Gerekçe denetimi, hukuka uygunluğun sınanabilmesi açısından, üst dereceli yargı yerlerinin görev tanımı içinde olmayı her daim başarmıştır.
Kendini gerekçe hakkı üzerine konuşlandıran yargılama şeması, fırsat bulduğu her yer ve aşamada, yargılamaya katılanlara, sevk, idare edenlere ve hükmü denetleyenlere eylem, işlem ve kararlarını meşru makul, hukuki ve doyurucu olanla temellendirilmeleri emreder.
Aktarma yargısının bu rol ve işlevini her halükarda ve beklentilerle uyumlu olarak yerine getirdiğinden söz edilemez. Bu ödev, iş yoğunluğu, organizasyon bozukluğu ve alt yapı noksanları gibi meşhur, maruf ve kadim nedenlerin elbirliğiyle vücuda getirdiği sözde meşruiyete istinaden gerçekleştirildiğinden söz edilemez.
Gerekçe ödevi ve gerekçe denetimi çoğu kez “usul ve yasaya uygun hükmün onanmasına, yerinde bulunmayan temyiz nedenlerinin reddine, daire kararına direnmenin anılan nedenlerle bozulmasına” gibi şablon argümanlarla özdeşleşir. Böylece gözünü aktarma yargısına diken, genel kuruldan gerekçe bekleyen, nefesini tutarak yukarıdan esba-ı mucibe bekleyen yurttaşın bu beklentisi karşılanmaz, muradı çoğu kez gözünde kalır.
Böylelikle gerekçe denetimi, disiplini arzulanan düzeyi, derinliği, genelliği, öznelliği ve kerteyi yakalayamaz. Varlık sebebine duyarsız kalan derece mahkemeleri, yarattığı defolu örneklerle öncüllerine gerekçe konusundaki ilgisizliğini, kusurları görmezden tutumunu, gerekçeyi hafife alan direncini, umursamazlığını ihraç eder, aşılar, sapmaları kusurlu gerekçe denetim ve metinleri aracılığıyla kutsamış olurlar.
Bu rahatlık denetleyen ve denetleneni ortak bir paydada buluştururken, şımaran gerekçe kusurları henüz emeklemekte olan gerekçe kültüründe kapatılması güç gedikler açar. Herkesin içinde olduğu bir kusurlar ortaklığı oluşturularak, sorumluluk yaygınlaştırılarak hiçleştirilir. İbralaşmayı soğuk karşılayan, hikmetin sual olunmaz bu yargı, yargılama kültürü kültleşmekten aldığı güç ve ivmeyle, yeni sapmalara doğru yol almakta beis görmez.
4.Ölçütsüz Kalmak, Ölçüsüz Eylemek/Rol ve İşlev tanımındaki Tutarsızlık:
Yargı deneyimlerinin ima tembelliği, kuramın pratikten beklediklerini karşılıksız bırakır. Uzun soluklu araştırma ve toplanan yüzlerce deneyimin kullandığı dil ve dile getirdiği meram, birikimin kuram yaratacak düzeye erişmediğini gösterir.
Sapmaların nitel ve nicel açıdan iyi sayılabilir bir rezerv sunmasına rağmen, bu türlerin sağlıklı olarak sınıflandırılmaması, tanımlanıp betimlenmemesi onların teşhis ve tanısını güçleştirdiği gibi, mücadelenin kurumsallaşmasını da önledi.
Karşılaştırmalı hukuk ile bu alanda paslaşma ve işbirliği yapmayı düşünmeyen deneyimlerin habis huylu gerekçeleri tasnif ederek adlandırması bir kaç örnekle mahduttur. Rastladığımız ve öncüllerden istifadeyle betimleyerek karakter özelliklerini saptadığımız motiflerin kırka yaklaşması, iki anlama gelir. Birincisi, habis huylu gerekçelerin epey derinlik ve deneyim kazanması, ikincisi ise bunlarla mücadele edecek kurumsal bir konseptten yoksunluktur.
Gerekçesizlikle mücadeleyi varlık ve yaşam biçimi olarak telakki eden bir aktarma anlayışının sıradan, tesadüfi ve dağınık bir mücadele sergilemesi, sapmaların derin çatlaklar bularak güçlenmesini kolaylaştırdı.
Uluslararası hukukun gerekçe bağlamlı asırlık brikimi ve argümantasyon kültüründen bihaber bir deneyimlerin gerekçe denetiminin üzerinde yürüyeceği sağlam kolon ve kirişler bulması mümkün değildir. Gerekçenin, gerekçeleri üzerine kafa yormayan, el alemin gerekçesizlikle mücadele disiplinine sırtını dönen deneyimlerin, ölçütsüzlüklerle kusur aramaya kalkışması, kusursuz deneyimlerle müçtehit olması beyhudedir.
Ölçütsüzlüğün bizi getirdiği nokta ölçüsüzlüktür. Ölçüsüz ve ölçütsüz bir gerekçe alemi, kurduğu sağlam ve sarsılmaz gerekçesizlik kültü ile özgürlükleri temelsizliğe biat etmeye zorlar. Kararların savrulmasını, güç karşısında çaresiz kalmasını görevin uzantısı olarak görür. Kendine ve işine sadakatsizliği olağan ve günlük aktivite olarak telakki eder.
Yargılamayı duruşma ile sınırlayan, özdeşleştiren bu bakış açısı gerekçelendirmeyi kürsüyle yurttaş arasındaki etik ilişkiden neşet eden sorumluluk olduğunu unutur. Unutkanlık, sıradanlaşan sapmalara karşı yargıyı duyarsızlaştırırken, yargı-etik ilişki çiftinin kan kaybetmesinde doğrudan rol alır geriye dönüşü imkansızlaştırır.
Kafasını Kuma Gömen Öğreti/Üç Maymunu Oynayan Kibir:
Bu alanda günahsız bulmak mümkün değildir. Amaç ve hedefi yarının hukukçusunu yetiştirmek, hukukunu yaratmak olan akademinin, gerekçe üzerinden bu hedefini gerçekleştirdiği söylenemez.
Bir avuç idealist, tez, makale ve deneme dışında akademinin bu misyonuyla barışık eylemediğine, gerekçe konusundaki birikimin yavanlığı, çoraklığı ve azlığı tanıklık eder. Usul üzerine yazan-çizen eserlerin gerekçe üzerine söyledikleri öncekilerin yinelenmesiyle sınırlı olup, buluş ve kuram yaratmaktan uzaktır.
Sıradan bir kaynak, gerekçe bahsinde bir veya birkaç yargı deneyimiyle yetinerek, gerekçenin sınır ötesindeki uğraş, birikim, misyon, ideal, hayal ve beklentilerine kulaklarını tıkar, gözlerini kaçırır ve susmayı yeğler.
Gerekçenin kitabını yazmak, temellendirmenin tarihi yolculuğunu izlemek, belgeselini yapmak, felsefi kökenlerine inmek, kuytu ve koyaklarında turlamak bilgi üreten, gerçeği kovalayan kurumların işidir. Gerekçesizliğin kol gezdiği bir pratikten yaka silken, el eman eden, feryat figan koparanların haykırış, iç çekişlerle çığlıklarını duymayanları sorumluluktan muaf tutmak adil değildir.
Usul kürsülerinin gerekçeye ilgilerini, bir kaç Yargıtay içtihadı, vaktiyle kıt imkanlarla ve is kokusu taşıyan eserlerle, bu meseleye eğilen idealistlerin birikimiyle sınırlamaktan kaçınmaları elzemdir.
Kendilerinden önce gelen deneyimler karşısında üç maymunu oynayan kibrin bırakılması, akademinin gerekçe hakkını, gerekçeli karar alma hakkına eviren küresel değerleri keşf etmesi, yürek yakan, insan zekasıyla dalga geçen, bireyi çaresiz kılan sapmaların erkenden teşhis edilip sisteme sızmasını önler.
Akademi’nin yükünü ağırlaştıran bir neden daha var, sıradan ve masum olanla peçelenen bu günah, kendisini kesin hükmün sınırlarının belirlenmesine gizler. Kesin hükmün sınırlarının belirlenmesinde gerekçeye hakkettiği payı vermekten kaçınan görüş, ittifakla ve ısrarla senelerdir gerekçenin belirleyiciliğini küçümser, bir kaç sebep ve olguyla sınırlar.
Yek diğerini tekrardan ibaret, kendisini doktrin olarak lanse eden girişim, hukuki dinlenilme hakkı, adalete erişim, görünen adaleti ve ilişkide olduğu civar özgürlükleri hesaba katan bir derinlik, lisan ve stratejiden uzaktır. Aradan çok zaman, köprüden çok sular geçmesine, bu fikri gözden geçirecek onca done ve sebep doğmasına rağmen, hükmün öznel sınırlarının yeni aktörünü hesap dışı bırakmak tercih olmaktan çıkarılmalıdır.
Hükmün kesinlik sınırlarını belirleme rol ve işlevini çoğun hükme kaptıran gerekçe, giderek gözden düşer. Bu, gerekçeye olan ilgiye dip yaptırarak onun içini dökmesini önler, filizlenen gerekçe hukukunun ileriyi görmesini, yarına kalma olanağını kısıtlar. Gerekçenin varoluşçu çabasını iğdiş eden bu yaklaşımın, kurumsallaşmaya yeminli düzenin isteği olamaz.
VI- Usul Hükümlerinin Sömürülmesi / Potansiyel Gerekçesizlik Motifleri:
1.Sır-Giz üzerinden gerilen İlişki/ Yoksunluk Sendromu /Prematüre Hüküm:
Yargının sır olarak telakki edilen nesneye ulaşmakta çektiği güçlük, kendisini hükmün, gerçeğin bilgisine doyasıya ve gönlünce erişmesini önler.
Saklanan ve karartılanın, tartışmayı sır ve giz ölçüsünde engellemesinin, yargılama-giz-savunma-hüküm üzerinde bıraktığı izler, yarattığı etki, sonuçların tartışılmasını gerekli kılar.
Mevcut düzenleme, sırrın tartışma alanından uzaklaşması öteki ifade ile sır olarak kabul görenden mahrum kalan yargı diyalektiğinin, karşılaştığı savunma sendromunun giderilmesi konusunda etkin, verimli, kalıcı, hatta stabil bir öneriden yoksundur.
Sır ve gizi tanımlayacak, betimleyecek, belirleyecek sınırlandıracak ve kurumsallaştıracak ulusal bir politikadan yoksun olmak, adil yargılama hakkını sır gerekçe üzerinden etkileyen başat parametredir.
Bileşik bir stratejiden yoksun olmak, her yargılama usulünün sırra vereceği tepki ile sır karşısındaki tutum tavır, refleks ve çözüm önerisine göre farklılık yarattı. Böylece hükmün sırra olan gereksinimi, daha çok öznel yargılama ile temin edilmek istenen maksat, uygulanan yöntem ve sırrın paradigması tarafından tayin edildi.[30]
Hükmün tartışılandan teşekkül etmesi, tartışılanın gerekçeye malzeme sağlayan olması, gerekçe-sır arasındaki ilişkiyi kaçınılmaz kılar. Bu bağlamda gerekçe tartışılan kuşkunun nasıl, neden hükme dönüştüğünü, evrilenin ne olduğunu belirleyen ve anlatandır.
Dolayısıyla tartışma masasından uzaklaştırılan, her ne sebeple olursa olsun tartışılmayanın, evvelemirde yargılama, gerekçe ve hükmün kaybı olacağını unutmamak gerekir.
Gerekçe ile neden sonuç ilişkisi kuracak denli köklü bağları olan sırrı, lokalize edecek bir düzenlemenin olmaması, kendisini şu veya bu şekilde peçeleyen nesne ve öznenin yargılanmasını önleyerek, yaşamın ve sistemin derinliklerine yerleşir. Orada uyuyan yapıları yargının görüş alanından çıkarır.[31]
Rejim ve toplum açısından hayati olan bir çok adli vaka duruşma salonuna bir türlü getirilemeyen sır ve gizlerden ötürü yargılanma imkanı bulamadığı gibi, bin bir güçlükle edinilen sırrın yetersizliği, olayı aydınlatmadaki kifayetsizliği bir çok suç ve suçlunun yargılanmasını engeller.
Sırrın yargı üzerindeki kontrolü, savunmaya irtifa ve mevzi kaybettirdi. İddianın gücü karşısında biçare kalan savunma, sırrın iddiaya sağladığı destek karşısında gerileyerek, değerlerle inatlaşan eylemin mahkumiyetini önlendi. Hatta almaşık imkan ve olanaktan mahrum savunmaya ispat sahası kapatıldı.
Yargının, sırrın egemenliği karşısında savunmaya verecekleri hakkında aktüel bilgi ve çareden yoksun olması, gözleri sınırların ötesindekilere çevirir.
Deneyimler, sır ve gizlerin savunmayla yarışından ötürü oluşan kayıpları bertaraf edecek usul ve süreçler konusunda kürsüye ima yoluyla alabileceği önlem ve izleyeceği strateji hakkında öneride bulunur. Kürsünün önerilen önlemler konusunda ne denli bilgi sahibi olduğu tartışmalıdır. Örnekler bu sürecin yeterince algılanmadığına, rezervlerden yeterince istifade edilmediğine karine oluşturur.
Sırrın yargılama diyalektiğini sekteye uğratan hücumunu durduracak çareleri durumdan etkilenen her süje için ayrı ayrı formüle eden içtihatlar, sevk ve idareye bu etkiyi süspanse edecek ve gerçeğin açığa çıkması için özgürlüklerin hareket kabiliyetini artıracak bir marj bırakmıştır.
Bu eş zamanlı olarak kürsüye sırların şerrinden özgürlüklerin olabildiğince az etkilenmesi için optimum önlem almakta özgür olduğuna dair önemli bir mesajdır.
Sırrın kim tarafından kontrol edileceği, bu tasarrufun gerçek ve doğruluğunu sınayacak ulusal bir düzenlemenin aktüel gerekçe ve yargılama anlayışı karşısında tutunamaması, toplumsal beklentileri yeterince yanıtlayamaması, sırrın etik ilişkilere verdiği diğer bir zarardır.
Güvenliğin süspanse ettiği sırrın, yargılama diyalektiği üzerinden gerekçe ve hükme verdiği zararların minimize edilmesi, buna odaklanan protokollerin iyice kavranması, etik ilişkinin sınırlarının belirlenmesi ve güvenceye alınmasına bağlıdır.
Eksiklerin tamamlanması, sır gerekçe ilişkisinin doğru bir yerden okunmasına bağlıdır. Bu okumayı yapamayan bir düzenin, gerekçe hakkını tamamıyla güvenceye aldığından, koruduğundan söz edilemez.
2.Aynılaştırma ve Benzeştirme / Sıradanlaşarak Yozlaşma:
Aynılaştırma ve benzeştirme yargının kadim tutkusu, alışkanlığıdır. Kürsünün araya karbon alarak denediği ve yakasını bir türlü kurtaramadığı sapma biçimi varlığını koşullara uyarak korudu. Gelişen teknoloji ile duruşma salonlarının bilgisayarla tanışması, anılan sapmalarla bütünleşerek yaşamayı kolaylaştırdı.
Birleştirilen davaların paydası üzerinden oluşturulan aynılaşmadan ayrı olarak, yargılanan nesne ile özneden neşet eden farklılığı reddeden diğer sorun, gerekçenin benzer kararlardan yaptığı alıntı, gönderme, içselleştirme ve özdeşleşme tutkusu oldu.
Varlığını büyük ölçüde organizasyon bozukluğu, alt yapı eksikliğine yaslayan bu aşkınlık, gerekçenin somut olayın özgünlüğünden neşet eden farklılığını ortadan kaldırdı. Nedenceleri benzeştiren, aynılaştıran ve örtüştüren bir kusur türevine dönüştü.
nılan defo, gerekçe tembelliğini tetikleyen, gerekçe dil ve anlamını hiçe sayan bir modelidir. Bu model, gerekçeyi sabitleyerek, yargılanan nesne ve özneye dair bilgiyi uyarlayarak, gerekçe üzerinden özgünlük, öznellik ve özgelik arayan etik ilişkiyi aradığı hayat tarzından uzak tuttu. Farklılıklardan kaynaklanan çoğulluğu ve renkliliği yoksadı.
Fizik Kurallarıyla İnatlaşmak / Yayılarak Sığlaşan Yargı:
Gerekçe usuli güvencenin önemli bir boyutu, saydamlık vaat eden bir usul donanımıdır. Yasa yapıcı, olup bitenlerin safahatını izledikleri usul ve süreçleri çoğunla bu teminat aracılığıyla izler.
Temellendirme kurumu, doğası gereği bilinen diğer enstrümanlarla aynı amacı gerçekleştirmeye adanır. Kendilerine ayrılan kulvarda, öznel araçlarla görünen adaleti sağlama misyonu, onların çelişmelerini önleyecek bir yapıya kavuşmalarını sağlar.
Bu bakımdan usuli güvencelerin yek diğeriyle çelişecek bir koda sahip olduklarını söylenemez. He şeye rağmen, hedef ve amaç birliği yapan umumiyetle yarışan kurumların, ölçütsüz uygulamaların tetiklediği bir çelişki yaşamaları muhtemeldir.
Defolu pratiklerin vücuda getirdiği gerilimin, yarattığı komplikasyonların etik ilişkiyi zehirlediklerine defalarca tanık olduk. Bir çok uygulama hatasından beslenen sapmaları saymak, onları bu kısa tura sığdırmak güçtür. Bunlar içinde son dönemde bir çok yakınmaya vesile olanı, çok sanıklı davaların birleştirilmesi ile oluşan sapmalardır.
Birleştirme özü itibarıyla paydası özne ve nesne olan uyuşmazlıkları aynı potada eritmeye çalışan ya da aynı doneler üzerinde yükselen davaları makul sürede, az kaynakla ve çelişkisiz şekilde tartışmaya, çözmeye özgülenen bir muhakeme hukuku aparatıdır.
Sınırlı ancak özgün bir amaca özgülenen bu kurumun çok sanığı ve nesneyi aynı çatı altında yargılama girişimi, alan genişliğine bağlı olarak bir derinleşme sendromuna neden olabilir. Adalete erişimi önlemenin yeni adı, davaları birleştirerek, yargılananları aynılaştırmak ve benzeştirmektir. Çok sanıklı davalar yaratmak usul ve süreçleri atlamanın, malzemeden kısarak kuşkuları pekiştirmenin bir başka türevidir.
Derinlik, gerçeklik yargısı ile ilgili olup, yargılanan hayat olayının aslına yakın şekilde tecrübe edilmesine odaklanır. Buradaki olası bir sığlaşmanın, miyopluğun ve genelliğin kendisini gerekçeye taşıyacağı muhakkaktır. Geniş alana yayılan yargılamanın, derinliğini yitirerek gerçeklik yargısının ihtiyacı olan kazı ve tartışmadan kaçınacağı, malzemeden kısacağı katidir. Fizik kurallarıyla inatlaşan, derinlik, gerçekliği hıza yeğleyen kestirme yargının iflah olması, hükmün ise saflaşması olanaksızdır.
Onca sanık ve eylem arasında, yargılanan nesne ve özneyi belirleme, onlar arasında tipiklik üzerinden sağlıklı bir ilişki kurarak, birey ve toplum nezdinde itibar gören bir hüküm kurmaya, sanık sayısının çokluğu, tecrübenin farklılığı yaşananların özgünlüğüyle birleştirme kurumuna yaşatılan yozluk izin vermez.[32]
Bu olgunun, kes yapıştır metinlerle yaptığı ciddi, yaygın ve derin ittifak, ortaya gerekçe hakkını temelden sarsan, malumatı imkansız kılan, bilgilenmeyi sıradanlaştıran kontrolü olanaksız, özümsenmesi imkansız bir metin çıkarır. [33]
Binlerce sayfa içinde savunma hakkı ile kanun yolunun etkin şekilde kullanılmasına imkan veren, sahici bir denetime elverişli bir unsur, metin veya değeri arayıp bulmak dikkate alınmasını, değerlendirilmesini savunmak insan üstü çaba gerektirir. Oysa aktüel ölçütler, insanı, hadleri zorlayan usul ve süreçleri soğuk karşılar, onay vermez.
Tutuklamanın, özgürlüklerle çelişkisini besleyen gerekçenin, aradan çekilmesiyle oluşan mağduriyetin tolare edilememesi, edilememesi gerekçe ile tutuklama üzerinden gelişen bir başka paradokstur.
Onca söz, yazı ve yaşananlara rağmen tutuklamanın gerekçeyle girdiği düelloyu kaybetmesi, gerekçenin önlenemeyen düşüşü, baş edilemeyen çaresizliğinden, dize vurduran trajedisinden başkası değildir.
Muhakeme araçları arasındaki dostluğun, karşıtlığa dönüşmesinin yegane nedeni, zıvanadan çıkan, yozlaşan uygulamalardır. Tutuklama gerekçelerinin bir iki istisna dışında, adalete erişim ve görünen adaletin kaygılarını taşımaktan giderek uzaklaştığı resmi geçit yapan, yaptığı yanına kar kaldığı tecrübelerle sabittir.
Kendisini dördüncü uyum paketi olarak lanse eden yasa çalışmasının bir kaç maddesini tutuklamaya ayırması, sorunun ayyuka çıktığının kabulünden başka, uygulamanın özgürlüklere yönelik sağır, kör ve dilsiz tutumunu aşmaya çalışan cılız bir girişimdir. Neredeyse her paketten tutuklamayla ilgili bir hüküm çıkması, aralarında Anayasa Mahkemesi’nin de bulunduğu kademeli mahkemelerin tutuklamayı kendince disipline etme uğraşları, tutuklamanın uygulamadan gelen disiplinsizliği, şımarıklığı, ele avuca sığmaz tutumunun başka cepheden görünen biçimidir.
Yasamanın, kötü gidişatı önleme çabası, yasamanın uygulama karşısındaki aczinin bir başka türevi, idarenin didinen yasamayla inatlaşmasının diğer adıdır. Uygulamanın yasayla giriştiği bu didişmenin, güçler ayrılığı ilkesinin örtülü olarak uygulama tarafından çiğnenmesinin açık teyididir. Ölçüt ve ölçüler üzerinden meydana gelen bu meydan okumanın, kurumlar arası saygınlığı örseleyerek bertaraf edeceği, zamanın biriktirdiği bu stresin yarattığı anayasal buhranla sistemi çürüteceğini unutmamak gerekir.
Ciddi kırılma ve alınganlıklara neden pratiklerin, özgürlüklerle içten hesaplaştığını, kürsünün muhataplarıyla etik değerler üzerinden helalleştiğini varsaymak olanaksızdır. Gerekçe tutuklama ikilisinin insani değerlerden uzak bir ilişki yaşamaları, etik ilişkinin tutuklama mevzubahis olduğunda işini yapamadığını, onun endişe ve beklentilerine ilgisiz kaldığı, tutuklamanın da etik ilişkiyi takmayan bir hayat tarzında sebat ederek, etik ilişkinin güvencesindeki insan hakkını askıya aldığını görmek, benimsemek gerekir.
4.Teknolojinin Savurduğu Etik Sorumluluk:
Uyap sisteminin sağladığı avantaja yaslanan kürsü, tutanak muhteviyatını olduğu gibi gerekçeye taşıyarak, tutanağı gerekçeyle özdeşleştirir. Tutanak, gerekçenin rolünü üstlenir, işlevini içselleştirir. Dolayısıyla gerekçenin tipiklik için harcayacağı zamanı tüketir. Kuşkunun nasıl aşıldığını, iddia ve savunmanın hükme ne şekilde dönüştüğü gibi somut olayın özelliğinden neşet eden sayısız özel, özgün soruyu yanıtsız bırakır.
Binlerce sayfadan oluşan kararlar[34] infaz anını beklerken bunca sayfa arasında gerekçeye ayrılan sahici payın ne olduğuna ilişkin soru varlığını her defasında inatla ve ısrarla muhafaza eder. Kes yapıştır usulü, sesin duruşma için taşıdığı önemi kavrayamadığı gibi görmezden gelir. Sabır taşına dönüşen yargılama, gerekçe ve hüküm, sesin, sözün, jest ve mimiğin sunduklarından nasibini, dilediğini bir türlü alamaz.
Teknolojik olanakları sömüren kürsünün, payı farklı, paydası aynı, benzer uyuşmazlıkları aynı, örtüşen gerekçelerle temellendirilmesi, gerekçenin yaşadığı bir başka talihsizliktir.
5.Durağan Doktrin/ Gen Haritasından Yoksunluk:
Kürsü yüz yıllık gerekçe mücadelesi ve gelişmesini bir çok nedenin itki, çaba ve ittifakıyla kaçırdı. Argümantasyon teorilerinin temellendirme konusundaki kıran kırana ve soluksuz mücadelesini seyretti. Hukuki şekilcilik ve hukuki gerçekçiliğin yarışmasıyla vücuda gelen adalete erişim hakkını fark edemedi.
Avrupa’ya taşınan bu mücadele; gecesini gündüzüne kattı, boş durmadı yaptığı yerinde, isabetli ve ilerletici yorumlarla erişim hakkından hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkını vücuda getirdi. Damıtılarak oluşturulan bu hakların gerekçe ve temellendirme hakkının civar hak ve özgürlüklerle olan hısımlığını, ilişkisini ve paradigmasından doğru bir yerde durarak analiz edilemedi. Buradan yargının, birey, toplum ve kamunun ihtiyacı olan bir teori, kuram ve deneyim oluşturulamadı.
Birbirini tekrarlayan gerekçe söylemi bir sanata dönüşemedi. Gerekçe üzerinden hak ve özgürlüklerin insan için taşıdığı değer kavranamadı, anlamlandırılamadı. Söylem orijinal olmaktan uzaklaşarak, sığlaştı giderek hiçleşti.
Alan çalışması yapılamadı. Gerekçesizlik kusur, motif ve modellerinden bir soyut sapma faktör seti oluşturamadı. Analiz yapılamadı, sapmalar teşhis edilemedi. Velhasıl temellendirme hata ve kusurlarının yarattığı etki ve sonuçlardan hareketle gerekçelendirme teşhisi yapılamadı, geliştirilen özelliklerden yola çıkılarak sapmalara isim konulamadı. Gerekçesizliğin anlamı ve onlardan kurtulmanın formülü, sırrı her nedense bulunamadı, keşf edilemedi.
Akademik çalışma ve eserlerin umumiyetle başını kuma gömmesi, ilginin bir kaç deneyim ve sesle sınırlanmış olması, argümantasyonun sığlaşmasının önemli bir nedenidir. Özellikle usul hukuku alanında emek mesai ve çaba gösteren eserlerin, sıra gerekçeye geldiğinde, kendisinden önce bu alanda çalışanları görmezden gelmeleri, ilgiyi akademik unvan, titirle sınırlamaları, araştırmayı tekelle çevrelemeleri ya da gerekçe konusunda kaynak tüketmekten ısrarla kaçınmaları izahtan varestedir.
Yargıtay’ın gerekçe konusundaki sınırlı ve sığ söylemine yapılan göndermelerle yetinen çalışmaların çokluğu, ardılların atıf kolaylığına sığınarak öncekileri, öncülleri yinelemeleri gerekçe bağlamlı araştırmaları önlemekte, gerekçe üzerine söylenebilecekleri kaynağına gömmektedir. Sözün özü, akademik terbiyenin, saygınlığın usul ve esasların sömürülmesi, gerisinde aralarında gerekçenin de olduğu bir çok konu, hak ve özgürlüğün geliştirdiği özelliklerin keşfini önlemekte yahut sınırlamaktadır.
Akademinin bu konuda üzerine düşeni dört ikilik yaptığını söylemek gerekçesizlik modellerini şımartmak, olanları kutsamak, merakları uyutmak demektir. Bilimin kıblesi meraktır. İlgisini, merakını ve sorularını unutan bir akademinin gerekçe konusunda genelleşerek derinleşmesi olanaksızdır. Gerekçe hakkının kurumsallaşması için yapılanlarla yapılacakların çokluğu sınırların ötesinde dişini tırnağına takan hukuki çalışmalarla sabittir.
Özellikle gelecek vaat eden mastır ve doktora tezlerinin buraya odaklanması, etrafını kolaçan ederek yerel hukukun ihtiyacı olanı bulup ithal etmesi, başkası ile arasında oluşan kod farkının nedenlerini belirleyerek gidermesi gereksinimi aşan bir ihtiyaçtır. Dahası bu alanda oluşan çoraklığın, kuraklığın bir nebze olsun giderilmesi, etik ilişkinin buradan beslenerek yoluna sorunsuz devam edebilmesine eşsiz bir katkı sunar.
Müfredatın gerekçeye ilgisizliği, hukuk eğitimini gerekçe konusundaki küresel gelişmelerden yoksun bırakmakta, gerekçelendirme kültürüne dışarıdan gelecek katkıları önlemektedir. Müfredatın gerekçe konusundaki genel duyarsızlığından azade olması beklenmemelidir. O da herkes ve her kurum gibi olup bitenlerden etkilenerek, payına düşen duyarsızlıkla gerekçenin gömülmesine gereken katkıyı hiç kuşkusuz vermektedir. Gerekçe konusunu bir iki içtihatla sınırlayan, ufkunu büzen kitaplardan beslenen bir akademik müfredatın, bir kaç yıl sonra duruşma salonuna gidecek bir öğrenci için gelecek vaat ettiğinden, gerekçenin karmaşık ilişki, yaşam tarzı ve etik ilişkiyle münasebeti konusunda ahkam kestiğinden söz etmek mümkün olmayacaktır.
Katkıdan mahrum bir kültürün yarına gerekçe adına bırakabileceği bir şeylerin olabileceğini söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Temellendirme birikiminden yoksun bir hukuk eğitiminin, bir kaç adım ötedeki pratiklerle birey, toplum ve diğerlerinin temel, baz ve dayanak ihtiyacını karşılaması hayaldir.
Akademi sıralarında gerekçesizliğin kürsü-meşru ilgili ve toplum arasındaki etik ilişkiye verdiği zararların tartışılmaması, hafife alınması gerekçe üzerine sistematik bir çalışma yapılmaması, ikna etmeyen ve inandırmayan hükümlere davetiye çıkararak, toplumun hesapsızlığın yarattığı bir kaosa sürüklenmesi, kendisiyle kavgaya tutuşması, kurumlarla sürtüşmesi muhakkaktır.
İkna olmayan birey ve inanmayan toplum muhakkak surette bir alternatif uyuşmazlık modeline tevessül eder, ihtiyaçlarını meşru ve hukuki olmayan yöntemlerle giderir, kamusal araç, organ ve kurumları rol ve işlevsiz bırakır. Bu iddiası öç almayı önlemek, öfkeyi dindirmek kontrol etmek olan bir yargılama anlayışının sonunu hazırlamak, insanı öfke ve ilkel duygularıyla baş başa bırakmak demektir.
6.Bilirkişi ve Gerekçe/Paralel Yargı Yetkisi:
Adli politikanın uluslararası hukuk, pratik ve küresel adli proje ve siyasetle yaptığı işbirliğinin önemli ayak, hedeflerinden biri de candan bezdiren, pervasızlaşan, dur durak bilmeyen, hadleri zorlayan bilirkişilik kurumu ve onu ısrarla ve inatla yozlaştıran uygulamadır.
Takdiri delil olmaktan öte bir rol ve işlevi olmayan bu kurumun, malum nedenlerle paralel yargı yetkisini kullanır hale gelmesi[35] işin vahametinin anlaşılması açısından önemlidir.
Arşivler, kontrolü ele geçiren bilirkişiliğin kürsüye tırmandığı, kimi raporlar üzerinden kürsü ve cübbeyi ele geçirdiği, yargılama yetkisini kullandıklarını göstermektedir. Gözcüler, yargı dostları tarafından kaleme alınan ve her fırsatta ekrana yansıtılan raporlar, işin tadının epey kaçtığını, tez elden bir şeyler yapılması gerektiğini göstermektedir.
Görev tanımındaki isabetsizlik, muğlaklık, tanımdan kaçınma belirsizlik gibi sayısız bir çok sebebin koalisyonu, gerisinde hükme ve gerekçeye elini kolunu sallayarak evrilen bir mütalaa bırakmaktadır. Herkesin gördüğünü, gerekçe bilirkişi mütalaa üçlüsünün yanlış kurulan, kurgulanan ilişkisinin yarattığı defolar üzerine bir iki kelam etmeyi amaç edinen bu çalışmanın saklaması olanaksızdır.
Gerekçeden yoksun, aşkın, yetersiz gerekçe ve yargı verileriyle yolunu ayırmış yanların tezleri üzerine yoğunlaşmış, işini gücünü bırakarak gözünü hükme diken, hüküm kurmaya meraklı, yargıca direktif veren, hak ve borçları ima eden, yargıçların dikkatsizliğini sömüren, yaptıklarıyla şaibeleri tetikleyen, işini yapmak yerine tarafları öven/yeren raporların yargılama, hüküm kurma ve kürsüyle özdeşleşme çabası vakıadır. Bunun yoksanması üstünün örtülmesi, yargı yetkisine göz diken ve etik ilişkiyi içten içe çürütmekten başka bir şeye hizmet etmediği, aşkın mütalaalarla hükmü kontrol eden raporlarla sabittir.
Bilirkişi mütalaasının delillerin kabul edilebilirliği, çelişmeli yargı ve eşitlik ilkesinin koyduğu ölçütleri aşmadan değere dönüşmesi, toplumun yargıya olan kredisini bilirkişi pratikleri üzerinden tüketmekte, kürsü salt bu nedenle inandırıcılığını, saygınlığını yitirmektedir.
Özellikle aralarında kimi akademisyenlerin de olduğu bir kitlenin usul hukukunun hukuki konularda bilirkişi görüşünü yasaklayan kadim söylem ve direktifini hiçe sayarak mütalaa vermekte ısrar etmeleri, usul kürsülerinin samimiyetini tartışılır kılmaktadır. Akademik kadroların onca yasağa rağmen bilirkişilik üzerinden gerekçe kültürüne verdiği zararın ebatları, bu iddianın yiyilir yutulur olmadığını gösterecektir.
Politikanın bu alanı tartışmaya açması, güçlü deneyim ve dizgelerle işbirliği yapması, işi bilenlerle bu soruna neşter vurması, çalışmalarını yoğunlaştırması iyi niyetli bir çabadır.
Her isteyenin elini kolunu sallayarak bilirkişiliğe soyunduğu bir sistemde, kalitenin dip yapacağı muhakkaktır. Dileğimiz bilirkişiliği tanınmaz hale getiren mantalitenin kürsüleri kısa sürede terk etmesi, uluslararası platformlar ve slaytlarda kendisini paralel yargı yetkisi olarak lanse eden ve oldukça incitici olan bu yozlaşmaya son verilmesidir.
7.Adlileşen Toplum/Zıvanadan Çıkan Uyuşmazlıklar/ Tetikleyen Gerekçesizlik:
Gerekçe hakkına saygı duyulmaması, yurttaşın savunma ve kanun yolunun etkin ve verimli kullanılması için gerekli çaba ve duyarlılığın gösterilmemesi, gerisinde gerekçe bağlamlı yeni uyuşmazlıklar yaratır. Savunma hakkı ile gerekçeli karar alma hakkına aykırılıktan neşet eden uyuşmazlıkların genel uyuşmazlık nedenleri içindeki hissesini ölçen bir istatistik bulunmamakla birlikte, aktarma yargısına intikal eden dosya sayısının çokluğu, bu bağlamlı ihlallerin debi ve miktarını belirlemek bakımından kayda değerdir.
Gerekçe, atideki idari işlemlerin oluşturulmasında, biçimlendirilmesinde etkin bir rol ve işleve sahiptir. Anılan özelliği onu idare hukuku alanında özgün bir yere taşımaktan başka gerekçesiz işlem, eylem ve kararların yarattığı uyuşmazlık potansiyeli, gözleri idari işlemleri konu edinen yargı deneyimlerinin gerekçesine ve gerekçe bağlamlı davalara odaklar.
Bu tablo, uyuşmazlıkları dışarıda aramak yerine, gerekçesiz kararlarla vücuda getirilen uyuşmazlıkların yarattığı etki ve sonuçlara yönelmeyi gerektirir.
Biz işin yargıya intikal etmesinden sonra kusurlu muhakemeden neşet eden uyuşmazlıkların gözetilmemesinden ötürü, gerekçe- uyuşmazlık ve adlileşme üçgeninin yarattığı tablonun etraflıca tartışılmasını öneriyoruz.
Uyuşmazlıkları söz dinlemeyen, ihtilafları mayalayan kaynakları kurutmakta akim kalan kürsünün, neden olduğu gerekçe bağlamlı iç kusurları tetikleyen bir sistemde, çığ gibi büyüyen davalara şampiyon adliyelerin yetişmesi, kürsünün huzur bulması, erişim hakkının beklentilerine arzuladığı yanıtı bulması olanaksızdır.
8.Değerler Haritasından Yoksunluk/Performansı Düşük Ağ:
Yargının, bir bütün olarak üzerinde eyleyeceği, gerekçe denetimine referans alacağı bir değerler haritası, temellendirme kusur rezervi veya referans külliyatından söz etmek olanaksızdır. Özellikle gerekçe denetimi ile sorumlu hatta klasik ödevlerinden biri mahkeme kararlarını gerekçe açısından denetlemek, disipline etmek olan üst dereceli mahkemelerin, bu ödevlerini ne denli yerine getirdikleri tartışmalıdır.
Bu zaaf, gerekçe denetimini gözden düşürmek, zayıflatmakla kalmaz, referans yokluğundan neşet eden rotasızlığın oluşturduğu savrulmalara neden olur. Akademiden yeteri desteği alamayan, kendisi de denetimin baz alması gereken ölçütleri bulmakta akim kalan denetim aparatının, her geçen gün özellik geliştiren sapmalarla baş etmesi mümkün olmaz. Gerekçenin geliştirdiği niteliklerden habersiz, üstelik ölçütsüzlüğün yarattığı körlüğü hissedemeyen mekanizmasının, kendisini mütemadiyen geliştiren ve sistemin çatlaklarına yerleşen, derinliklerinde saklanan kusurları düşük bu performansıyla zapt etmesi, yakalayıp ayıklaması olanaksızdır.
Bir kaç özelliğin yarattığı ölçütün veya malum, maruf ve meşhur kusurları teşhisten öte bir performansı olmayanın, mükemmel bir iş çıkarması, ustalaşmış sapmalarla baş etmesi hayaldir.
Değerlerden uzaklaşma, kendisini daha çok kamusal motifli veya toplumun yazgısını derinden, doğrudan etkileyen politik, ekonomik karakterli davalarda gösterir. Değerlerle bağını kesen davaları sırtlayan gerekçelerin, kavramlarla kurduğu sıkı ilişki, geleneksele yatkın, insani olanla yolunu ayıran kusurlar şeklinde belirir.
Yanar döner kavramların yarattığı hareketlilik gerekçe denetimine yansıyarak, yarını olmayan “değerlerle” birey, toplum ve kamunun temellendirme ihtiyacı karşılanır. İhtiyacın kırılganlığı politik, ekonomik ve sosyal ilişkilerde güvensizliğe zirve yaptırır.
Özellikle parti kapatma, siyasi katılım, demokratik sistemin özünü ilgilendiren, yerel kamu düzenini yakından ilgilendiren davalarla, çocuk ve kadın hukuku ile dirsek teması kuran uyuşmazlıklardaki sapmalar, gerekçenin sağlam bir zeminden yoksunluğuna işaret eder.
Belirsizliğin yarattığı endişelere neden olan yönsüzlük, köpük değer ve kavramlar üzerinden yargının yargılanan, toplum ve kamuyla kurduğu doğrudan, dolaylı ilişkinin etik açıdan sorunlu olduğu, her defasında yarattığı ciddi açmaz, kaos kararlara yönelen ciddi ve sürekli eleştirilerle sabittir.
9.İstisna Hukuku ve Gerekçe/ Çoğulla Kavgalı, Ötekiyle Sorunlu Temellendirme:
İstisna hukukunun tetiklediği kılıf, ideolojik ve sözde gerekçeler ötekileşen toplum kesitleri ile bireyleri bekleyen özgürlük, eşitlik ve kardeşlik paradigmasıyla öteden beri derdi, sorunu olan sabıkalı sapma biçimleridir. Hukuk dışı kaygıların yönettiği nedenlere yaslanarak oluşturulan bu sistem, ötekiler olarak nitelendirdiklerini, hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını yarattığı ayrıksılıkla önler veya hukuku istisnalaştırarak özgürlükleri askıya alır.
Hukuk, istisnai hükümlerle öteden beri içli dışlıdır. Hukuk doğası gereği farklı kişi ve olayların bu farklılıklarının yaratacağı hukuka aykırılığı ortada kaldırmak için değişik, farklı, özgü uygulamalar önerebilir. İyicil karakterli bu istisna, aynılaştırma ve benzeşmenin yaratacağı tehlikelerden hukuk ve bireyi uzak tutarken, habis huylu hukuk, ideolojik politik ve geleneksel kimi huylarının tetiklediği nedenleri arkasına alarak düşman addettiği kimseleri kavramlar üzerinden yarattığı kirli, içten hesaplı, kişiye münhasır hukukla yok etmeye özgülenir.
Yurttaşı düşman, eylemi de tehlike olarak kodlayan hukuk anlayışı yok etmek dahil, bireyi her türlü hak ve özgürlüklerden yoksun bırakmayı meşru ve sözde hukuk olarak addeder. Eylem ceza hukukunu çeşitli bahanelerle rafa kaldırarak, onun yerine çağcıl ceza hukuklarının asla itibar etmediği, yasak olarak mimlediği kişiye özel hukuku devreye alarak, hukuk üzerinden toplumu beridekilerle ötekiler makbul olanlarla sapanlar olarak kategorize eder. Gerekçe böyle bir tasnifin ustası, aracı ve meşrulaştırıcısı olarak sahneye çıkar, kişi ceza hukukunun kendisine biçtiği rol ve işlevi memnuniyetle, üstlenerek eksiksiz olarak icra eder.
Mevzuatımız öteden beri yarattığı istisna hukuku ile hak ve özgürlükleri kısıtlamayı ülke bütünlüğü, kamusal beklentiler kamu hizmeti gibi nedenlerle kılıflayarak, yargılama hukukunun herkese eşit olarak uygulanmasını önler. Bu kötü şanın son dönemde mülkiyet hakkı ve müsadere hukuku alanına yaptığı müdahalelerle adeta Terörle Mücadele Yasası’nın mülkiyetle mücadele versiyonunu oluşturur. Bu istisna hukukuna yönelen eleştiri ve itirazların ciddiye alınmadığının, hafife alındığının bir başka görünümüdür.
Gerekçenin, yerine, zaman ve kişisine göre durumdan vazife çıkardığından kuşku yoktur. Kimi zaman yasaları aşkın yorumlayan deneyimlerin arkasına aldığı politik, ideolojik gerekçelerle hukuka, özgürlüklere ve haklara dünyayı dar ettikleri, etik ilişki değerlerini hiçleştirdikleri, kişi etik değerleri örseleyerek bertaraf ettikleri herkesin malumudur.
İstisna hukukunun emrindeki gerekçenin insanın olanaklarını geliştirmeye, çoğaltmaya, kolaylaştırmaya özgüleneni kısıtlayarak özgürlükçü çoğulcu yapıyı talan ve tahrip yönelmeleri, onlarla gerekçe düzeni aracılığıyla esaslı bir mücadeleyi zorunlu kılar.
Gerekçe sabıkalı geçmişe, kötü bir üne sahiptir. Temellendirme kültürünü deforme eden ve içten içe çürüten bu uygulama biçiminin, kendine ayna tutarak yaptıklarını görmesi ve toparlanması zorunludur.
10.Hizmet İçi Eğitimin Gerekçeye İlgisizliği:
Hemen her konuya ilgi duyan eğitim programı, seminer ve konferansların sıra gerekçeye geldiğinde, onu teğet geçmeleri anlamlıdır. Varlığını yargıç etiğine, eğitimine borçlu Yargıç Akademisi’nin gerekçeye ilgisi, gerekçesizliğin yarattığı etki ve sonuçların vahametinden neşet eder.
Son dönemde sistematik olmasa da akademinin gerekçe hukukuna ilgi duyması, zamanının küçük de olsa bir kısmını ayırması, buraya yönelen eleştirileri nispeten karşılar.[36] Eğitimi müfredatının gerekçeye toplam zaman içinde yeterli payı ayırmaması, ayrılan payın bu konu üzerine yoğunlaşanlar tarafından yürütülmemesi, gerekçe eğitiminin sığlaşmasını, dar alanda kalarak çoraklaşmasına neden olabilir.
Her daim dillerden düşmeyen ve özellikle yargı kararlarının gerekçesizliğinden yakınan meşru ilgili, toplum, kamu ve siyasetin sesini yeterince duymayan eğitim planlamasının olup bitenlerden kendi payı nispetinde sorumlu olacağını unutmamak gerekir.
Gerekçe düşünsel döngü, diyaloğun yargısal versiyonudur. Yarışan düşüncelerin dile gelişidir gerekçe. Dikey ve yatay dilin giderek yoksullaşması, ortaya kendini anlatmakta güçlük çeken bir dil ve dile gelemeyen gerekçe bırakır.
Gerekçenin ayağa kalkması, kendinden bekleneni verebilmesi onun sağlam bir dil ve anlam bilgisiyle, onu kavramsallaştırabilen zengin, yüksek bir dile gereksinim duyar. Etkin, verimli, saygın ve buyurgan olmak, hükmün arkasında durmak konuşabilme anlatabilme ve algılama yeteneğine sahip olmayı gerektirir.
Aktüel gerekçe; sözcük azlığı, cümle hataları, anlam bozukluğu, devrilen tümceleri, potansiyel kazalarıyla dil ve anlam özürlüsüdür. Kütüphanelerin merdiven altına indiği, kitapların barınacak yer bulamadığı, kitaplıkların fakirleştiği adli mekanda dil kaynağını yitirir, damarlarındaki hayat çekilir, can çekişen dil kısırlaşır, çoraklaşır, sığlaşır yozlaşarak en nihayet düşünceye ihanet eder. Dumura uğrayan düşüncenin dünyayı etkisine alması, hükmün mütercimi olması, hukuku yurttaşa anlatması olanaksızdır.
Bu gün yaşanan da budur. Kendisini vargı/yargı olarak lanse eden hüküm, diyalektiğin vücuda getirdiği nesnel düşüncedir. Konuşma yeteneği olmayan düşünün, bu yazgıdan azade bir hayat sürmesi mümkün değildir. Gerekçe yarışan düşüncelerin bileşkesi olarak, tersine yoksullaşan bir konuş diline sahiptir. Dil ve anlam bilgisinin inceliklerini kaçıran bu dil, etkisizleşerek güç olmaktan giderek uzaklaşmaktadır.
Dil kazalarına gebe bu konuşma; yarattığı anlam bozukluğu, algı hatası ve uygulama sorunlarıyla hükmün otör olmasını, ahkam kesesini engeller. Hataların onanması, yeni uyuşmazlık ve maliyet demektir. Dil bağlamlı yeni uyuşmazlıklar, dava ile hüküm arasındaki süre ve mesafeyi açmakta, makul sürede yargılama ve usul ekonomisinin beklentisi seraba dönüşmektedir.
Böylelikle ilişilemez hüküm, aktarma yargısıyla tanışmadan tashih, tavzih gibi kurumlar üzerinden bazen de sıra ve usul dışı yöntemlerle dokunulur hale gelmekte, hatta yaratılan kirlilikle hüküm gücünü ve saygınlığını yitirmekte, dil gerekçeye ihanet etmektedir.
12.Sabıkalı Geçmiş/ Sakınan Gelecek:
Gerekçe, iyicil olduğu kadar birey, toplum ve değerlere ihanetiyle de ünlüdür. Hukukun meşrulaştıran rol ve işlev üstlenen dinamiği, kendisini gerekçeler üzerinden gerçekleştirmeyi ihmal etmez.
Gerekçe malum özellikleriyle daima iki yüzlü olmayı, çehresini yer, zaman, kişi, iklime göre gizlemeyi, maskelemeyi, hak ve özgürlükleri sömürmeyi, tahrip, talan etmeyi, koflaştırmayı başarmış bir pratiğin adıdır.
Toplum mühendisliğinin vazgeçilmez aracı gerekçe, hukuku istenene devşirmeyi bilen bir rol, misyon ve geçmişin sahibidir. Egemenlerin buyruklarını hukuka eviren, onlara mütemadiyen, diledikleri yer, zamanda istedikleri şekilde hizmet sunma kabiliyetine sahip, ağzı laf yapan gerekçe, değerleri arkasından vurarak kavramları kutsar.
Gerekçenin yaslandığı zemin ve referans habis huyların ayracıdır. İnsan hakları, etnik ve kültürel gereksinimlerin niteliği, onun hukuka mı, başka amaçlara mı hizmet ettiğini belirlemekle kalmaz, yargılama diyalektiğini etik açıdan teşhise yarayacak eşsiz doneler de sunar.
Gerekçeyle etik ilişki arasındaki yoğun ve derin bağın yazgısı, gerekçenin edindiği paradigma ve onu pratize şeklinin kaderidir aynı zamanda. Gerekçenin izi sürüldüğünde, etik ilişkinin izlediği strateji, akıl, dil kullandığı yöntem, araç, amaç, hedefle hak ve özgürlüklere yaklaşımını belirlemek olasıdır.
Özellikle anayasa yargısının ilgi alanındaki uyuşmazlıkların çözümünde referans alınan kavramlara tutkuya varacak denli duyulan ilgi, onların dokunulmazlığı üzerine inşa edilen dava, hükümlerde, gerekçenin değer ve kavramlarla arasındaki krizi, her defasında kavramlardan yana çözmeye kalkışması, gerekçenin kavramların emrinde olduğuna karine oluşturur.
Gerekçenin kavramlarla, sanrı, korku ve endişelerle kurduğu derin ilişki, yerine ve zamanına göre değişmekle birlikte, her fırsatta uyanarak huyunu tekrarlayacağı, eski günlerini yad edeceği muhakkaktır. Gerekçenin güven telkin etmeyen, tazelemeyen huyu, inadı dururken, gerekçeye yönelik kötü şöhret ve yargının varlığını koruyacağı aşikardır.
Gerekçenin habis ününü bırakabilmesi, güven tazeleyebilmesi konjoktürel huylarıyla vedalaşması, aktüel değerlerle barışması, toplumsal bireysel ve kamusal umarlarla barışık olanla çalışması, bu mahreçle oturup kalkması, içli dışlı olmasına bağlıdır.
13.Son İBK’nın Yönettiği Algı / Direnci Kırılan Gerekçe:
Gerekçe yakın zamanda deneyimlerin piri İBK aracılığıyla sistemi etkileme ve biçimlendirme imkanı yakalamakla birlikte, yakalanan fırsatın biçim ve öz açısından taşıdığı sorunlar, gerekçe düzeni adına filizlenen umut ve heyecanı boşa çıkardı.
Özellikle yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizinde, kararın yerel kamu düzeniyle uyumunun sınanmasına katkı sunan gerekçelerin, tenfiz koşulu olmaktan çıkarılması[37], etik ilişkilerin üzerinde yükseldiği, yürüdüğü zemini gerekli gören anlayışı sükutu hayale uğrattı.
Bu kararla eş zamanlı olarak yabancı bir hükmün gerekçesiz olsa da hukuk dizgesi ve pratiğine eklemlenerek etki ve sonuç doğurması mümkün oldu. Böylelikle, kararın savunma hakkı, çelişmeli yargı, eşitlik gibi güvenceleri çiğneyip çiğnemediği tartışılacak konu, sorun olmaktan çıktı. Gerekçe sayesinde kamu düzenine aykırı bir çok olgu, ortadan kaldırılan filtre, gevşeyen denetim, fire veren ölçütlerden ötürü sisteme sızma imkanı buldu.
Kamu düzeni eşiğinin düşürülmesi, ithal defoların gümrükleri rahatlıkla geçmesi, yabancı menşeli hukuksuzluğun mesele olmaktan çıkarılması demektir.
Bu deneyimin yarattığı acı dinmemişken, Yargıtay’ın davanın reddi halinde gerekçenin bağlayıcı olacağına ilişkin görüş ve deneyimlerin kırk yıllık egemenliğine son vermesi, gerekçenin bağlayıcılığı adına bir başka talihsizliktir. Yargıtay bu son deneyimi ile kendi içtihatlarını da egale ederek bu konudaki kararlılığını pekiştirir.[38]
Burada gözetilmesi gereken, içtihadın yerel hukukun değere dönüştürdüğü savunma hakkıyla onun ilişkide olduğu bir çok güvenceyi hafife alan, kaygılarını hiçe sayan savunma sistemi ve mezhebi geniş mantalitesidir. Düz bir bakışın, bu inceliği yakalaması savunma, gerekçe ve insan olanakları arasındaki sıkı ve kadim bağı kavraması güçtür.
Gerekçe ve temellendirme üzerinden bir çok değerin tasfiyesine neden olan bu yaklaşımın etik ilişkide gerekçe denetimi yapan bir kuruma aidiyeti, kürsüye verilen ya da kürsünün algıladığı ciddi bir mesajdır. Bu ileti, özetle gerekçenin bireysel, toplumsal ve kamusal bilgi edinme, adalete erişme, denetleme, aklanma, ibralaşma aracı olduğunu umumiyetle reddederek, onun rol ve işlevini azaltır.
Özetle, gerekçeli karar alma hakkını gerekçe metniyle sınırlar. Sığ bu bakış gerekçeyle akraba, onunla cari/rutin ilişkisi olan hak ve özgürlüklerin sayısız, talep, meram ve kaygısını teğet geçer, gerekçeyi yargılamanın üzerinde yürüdüğü değer, zemin olmaktan çıkarır.
Gerekçeye irtifa, mevzi, görüş kaybettiren içtihadın, gerekçenin bilgisi konusundaki mevcut rezervi, aktüel kaynakları tüketmemiş, öncülleri atlamış olması, gerekçe üzerine söylenenleri dışlaması, gözetilme değerini kuşkulu kılmaktadır. Dahası kendisini değerler üzerinden konuşlandırma, tanımlama ve betimlemeden ısrarla imtina etmesi, onu başka olasılıkları göz ardı etmesine yol açarak gözetilme değerini epey azalttı.
Ülke, toplum çıkarlarını çokça ve yakından etkileyen bu söylemin, anılan noksanları, kendisini bilimden soyutlayan yanıyla etik ilişkiyi düzenlemesi, referans değer olması, yaşamları etkisine alması olanaksızdır.
VII-Sapma Modelleri/Kutsanan Kusurlar:
Gerekçeli karar alma hakkına aykırılığın yaygınlaşarak, derinlik kazanması, motif sayısında çeşitlilik yaratarak, habis motiflerde umulmadık bir varsıllığa neden olmuştur. Gerekçesizlik modelleri üzerine çok şey bilen ve söyleyen Fransız Motifleri gözetildiğinde, yargının kullandığı gerekçesizlik modellerinin öncüllerine rahmet okuttuğunu ifade etmek olasıdır.
Gerekçe hakkına doğrudan ve dolaylı yoldan aykırılık teşkil eden, gerekçenin gerekçesiyle inatlaşan, kanun yoluyla savunma hakkını boşa çıkaran, tanımlanarak, teşhis edilmiş karakterlerin kırka yaklaşmış olması, çeşitliliğin ne zaman ve nerede duracağının belirsizliği bu cennahta işlerin iyi gitmediğini, ibralaşmanın sorunlu olmayı sürdüreceğine delalet eder.
Ölçütsüzlükten neşet rotasızlık ve kayıplara yönelen ilgisizliğin vücuda getirdiği tablonun hesaplaşmayı red eden emsallerden oluştuğunu söylemek zorundayız. Gerekçe konusundaki içtihat çoraklığı, kendini, diğerini tekrarlayan öğretiyle deneyimlerin ittifakı, gerekçe kültürünün oluşmasını önlemekle yetinmedi, kötü örneklerle mücadeledeki zaafları sömürerek sistemi esir aldı.
Doğrudan gerekçesizliği; sıfır gerekçe, kılıf gerekçe, ratio decidendi, obiter dictum, kapalı gerekçe, yetersiz gerekçe, yollamalı gerekçe, içselleştirilmiş gerekçe, alıntılanmış gerekçe, çelişkili gerekçe, varsayıma dayalı gerekçe, kuşkulu gerekçe, dayanaktan yoksun gerekçe, yetki aşımı suretiyle gerekçe, etkisiz gerekçe, gereksiz fazladan gerekçe, yerine geçebilen gerekçe, şablon gerekçe, şarta bağlı gerekçe, istemlerin yanıtsız bırakılması, tutanaklardan soyutluk, tekrarlanan gerekçe, meşru olmayan gerekçe, aleniyet kuralına aykırılık, hukuki dinlenilme hakkına aykırılık, gerekçeli kararın geç yazılması, olağan yollarla yapılmayan gerekçe bildirimi, tebligat kusurlarından neşet eden erişimsizlik, gerekçenin geç tebliği, karara ekonomik ve mali sebeplerle erişememe, gerekçeli kararda kanun yolunun etkinliğinin önlenmesi, dil ve anlam bilgisine aykırılık, hükme yasal olmayan yöntemlerle dokunma, toplu mahkemelerde muhalefet bağlamlı kusurlar sistemi etkileyen gerekçesizlik modelleridir.
Bu denli çeşidi barındıran bir sistemin, savunma hakkı ile kanun yolunun etkin ve verimli olarak kullanılmasına olanak tanıdığı, yargı otoritelerinin nesnel ve öznel yansızlığını temin ettiği, takdir, kötü niyet ve rasyonelliğin sınanmasına fırsat verdiği, meşru beklentileri yanıtladığı, doğal adalet ve hakkaniyete uygun eyleme ödevini yerine getirdiği, kamuoyunun demokratik yargı sürecine gönlünce ve doyasıya katıldığı, hukuki güven ihtiyacının karşılandığı, kesin hükmün sınırlarını lokal ve likit hale getirdiği söylenemez.
VIII-Sapmalar ile etki ve sonuçları:
Hukukun eşit ve tarafsız uygulanmasına olanak tanıması, birey, toplum ve kamuyla sağladığı ibralaşma, bireyin malına, özgürlüğüne, yaşamına hükmetmesi gerekçeyi var eden, ayakta tutan sair edenlerdir.
Gerekçenin etik bir değer, etik ilişkiyi yöneten değerlerle ilişkisi ve bu ilişkinin yarattığı kirlilik defo ve kırılmalar, temellendirmeyi bireysel olmaktan çıkararak, toplum ve kamuyu ilgilendiren olana dönüştürmektedir.
Gerekçenin, erişim hakkı gibi insanın olanaklarını artırmaya dönük çehresi, çabalayan özü, buraya yönelen kalkışmanın evvela kürsüye yönelik kuşkuyu pekiştirir, kürsü ile yurttaş arasındaki güveni örseler. Hukukun herkese objektif, eşit ve adil uygulanmasına ilişkin değerler, efektif hale gelen gerekçe defolarla tahrip edilerek, değerlerin zayıflaması ve aşınmasıyla beliren istisna hukukunun sisteme nüfuz etmesi kolaylaşır.
Yargıya güven, yurttaş ve toplumu ikna eden ve inandıran gerekçelerle mümkün olur. Güven ve güvenceden ödün vermek olanaksızdır. Sudan, sıradan, aç bırakan, göze ve öze hitap etmeyen gerekçelerin toplum ve bireyi sürükleyeceği nihai nokta kaostur. Bu toplumsal cinnetle eşdeğer ve özdeş bir tutumdur.
Gerekçe kendisini lekeleyecek, gözden düşürecek, zehirleyecek verimsiz kılacak olanla arasına mesafe koyarak genetiğiyle oynanmasına izin vermez. Geçmişe özlem duymayı, politika ve ideolojiyle bütünleşmeyi, sırlarla içli dışlı olmayı, fetişlerin kavramları tahrip, talan etmesini yasaklar. Bunda diretmenin yaratacağı felaketin altını ısrarla çizmeyi ve nefesi yettiğince anlatmayı ihmal etmez.
Kürsünün etik ilişkinin üzerinde yükseldiği bu temeli örselemekten, tahrip etmekten uzaklaşmalıdır. Hukuku eğip bükmeyi, sufle gerekçelerle eylemeyi, ideolojik, romantik nostaljik, politik gerekçelerle ilişkiyi aklı başında bir hükmün reddetmesi gerekir. Yargılama etik bir pozisyon almayı gerektirir. Dışarıyla bağını koparmaz ancak kendi gerçekliği içinde, kendine has dil ve söylemiyle gerçekle ilişki kurar. Bundan ötesine geçmeyi, gayri etik ve meşru bir eksene oturmayı, buradan yargılamayı reddeder.
Siyasetin kılıf gerekçelerle dizayn edilmesi, seçim hukukunun meşru siyaseti olmadık dayanaklarla ötekileştirmesi, sokağın sözde gerekçelerle siyasetin dışında bırakılması, memleketin yabancısı olmadığı, uygulamanın yabancısı olmadığı bir davranış modelidir. Hükmün toplumsal barışı zorlayan, siyasetin her türüne dünyayı dar eden, katılımı önleyen, bireysel barışa duyarsız, günlük kaygıdan uzak, heyecanla oturan zararla kalkan, tahrik, tazyik eden, hakikatle çelişen gerekçelere uzak durması gerekir. Gerekçe, tarih yazmayı, dini sömürmeyi, edebiyat yapmayı, etnik rüyaya yatmayı, biyografik aidiyetlere referans olmaktan kaçınmalıdır.
Gerekçe günlük kaygıya hepten uzak kalmaz, kaygılara duyarlıdır ancak kaygıdan hareketle hükmünü zehirlemekten kaçınır.
Dil, din, ırk gibi öznel parametreler üzerinden olup biteni yönetmek, hukuk yapmak toplumu bu yolla kuşatmak, sözde hukukla toplumu iğfal etmek, miadı dolmuş ve tutunamayan zorba, totaliter, tekçi ve homojen tutkusu zirve yapan, kibirli, ötekileştiren, tahammülsüz gerekçenin işidir. Böyle bir gerekçe, yargının misyonuna, insani dert, kederlere ve çözümlere yabancıdır. Kendi dünyasıyla bağını koparan bu gerekçe, değerlerle oturmaz etik ekseninden uzaklaşır. İnsani sorunlara duyarsızlaşır, kabul edilebilirliği zayıf yapı ve felsefesiyle biriken devasa sorunlara kalıcı bir çözüm bulmayı dert olmaktan çıkarır.
Gerekçe kullandığı dil malzeme, yaslandığı değer, öncüllerle gerçek ve doğrunun emrine girebileceği gibi, zehir saçan, kışkırtan, iğreti, nefret saçan diliyle kardeşi kardeşe kırdıran ve toplumu buhrana sürükleyen kazana da dönüşebilir. Gerekçenin büyüklüğü kendi sınırları ve gerçekliği içinde kalarak, gerçeği bulmak, inşa etmek, temellendirerek meşru ilgililerin yararına sunmaktır. Aksinde sebat, kişisel ve ilişki etiğinin sonu, değerlerin iflası, kavganın nedeni, toplumsal barışın hüsranı, gerekçenin manasını yitirmesi demektir.
Değerlerinden kopuk, insana soğuk bir yargı yarınsızdır. Yarınsız bir hükmün etkin verimli ve saygın olması, birey ve toplumu peşine takması seraptır.
IX-Gelinen nokta/Hüküm üzerine hüküm/Politik Mahcubiyet:
Konuşan rakamlar, devletin yargı alanında verdiği sözleri yerine getirmekten imtina ettiği veya getirmediğini göstermektedir. İhlal hükümleriyle ilk üç sırada olan aralarında düşünce özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının da bulunduğu bir çok güvencenin sistematik olarak ihlal edilmesi yargının kodlarına sadık, geleneklerine bağlı olduğunu gösterir.
Gerekçesizlikle özdeşleşen kusurların bilgisine erişememe, malumatsızlık gibi olguların gerekçesizliğin Strasburg’a taşınarak tartışılmasını engellemesi, erişim engellerinin gerekçesizlikle yaptığı ittifakın yaratacağı risklerin anlaşılması bakımından önemlidir.
Sınır ötesinde belirlenen ihlallerin önerilen usul ve süreçlerle giderilmesine olanak tanınmaktadır. Devletin bu usul ve süreçleri izleyerek oluşan hak ihlallerini ortadan kaldırma ve muhtemel ihlalleri önleme olanağı mevcuttur. Bu olanak, politik, ideolojik yahut konjüktürel kimi nedenlerle kullanılmaz/kullanılamaz. Mahkeme ilamı, yerel yasaların ilişilmez kıldığı istisnalar, gelenekler ve fobileri yüzünden uygulanamaz. Bu konudaki direncin hadleri zorladığı, kabul edilemez an, alanlarda sözleşme organları ile devlet arasında ciddi gerilimlere neden olduğu görülmektedir.
Onca yıldır bin bir emekle sisteme dahil olma arzu ve çabasının, insan hakları alanındaki ihlallerle riske edilmesini içselleştirmek mümkün değildir. Bu durum, kamusal çıkarların ertelenmesine neden olmakta, dahası güvenlikle, özgürlükler arasındaki çekişme evhamlarla, kaygıların tahrik ettiği uygulamalarla giderek sertleşmektedir. Restleşmenin yarattığı etki ve sonuçlar, sınırların ötesinde mahcubiyete dönüşmekte memleket, insan hakları sorununu çözemeyenlerin ligine havale edilmektedir.
X-Sonuç:
Gerekçelendirme etik olmaklığın versiyonudur. Etik olmaklık, yargılamayı kendine has sınırlarla çevreler, başka kaygı, dert ve önceliği bu alandan uzak tutar. Buraya yabancı olanın sızarak egemen olmasını yasaklar. Başka disiplin, olgu, eden ve gereksinimin buraya müdahalesini oluşturduğu felsefe söylem, duruş, dil, önlem ve çözüm önerisiyle önler.
Onlarla arasına aşılması olanaksız kalın ve yüksek duvarlar örer. Sokağın, siyasetin ve diğer parametrelerin kendi işine karışarak yargılama ve hükmün genetiğini bozmasına, rotasından sapmasına, başka amaçlara hizmet etmesine müsaade etmez.
Yargılama, bir bakıma etik ilişkinin formüle edilmiş halidir. Dolayısıyla ondan bağımsız eyleyemez edemez. Kendi doğası içinde, gerçeğinin peşine düşme özel yöntem, araç ve bilgiye gereksinimi gerektirir. Etik değerler yargılama ilkelerine dönüştürdüğü meramıyla sevk ve idareyi kontrol ederek, atılacak her adımın etik değerler üzerinde ayaklanarak, amaçlananın hizmetinde olmasına özgülenir.
Sevk ve idare/yargılama, özü itibarıyla yanların yargısal davranış, eylemlerine değer biçme etkinliğidir. Bu tartmanın başarısı yargıyı, kendisine, sokağa, siyasete karşı ve kirli bilgiden korumaya bağlıdır. Bilgilenmek, gerçekle ilişki kurmak, saflaşarak yarınlara kalabilmek etik değerlerin umarıdır.
Gerekçe hukuku, kendisini tekrarlamaktan ötürü, etrafını ve ötesini göremedi, yanı başında arşa yükselen meseleleri kavrayamadı, yargıyı demokratikleştiremedi. Çoğulcu damarlarını kestiği, etik değerlerle yolunu ayırdığı için bunalıma girdi, debelenerek kendini tüketti.
Giderek büyüyen ve ebatlarını genişleterek bir çok yargılama hukuku sorun ve sendromuna neden olan bu buhranın aşılması bu nedenlerin ardalanının bilinmesi ve çözümlenmesine bağlıdır.
Önemlisi ve kadim olanı yargının bilgi kaynakları, yol ve yöntemleriyle yollarını ayırmasıdır. Bilgi kaynaklarının değiştiği, dönüştüğü, yenilenerek zenginleştiği sözün özü her yerden hukukun fışkırdığı bir çağı fark edemeyen yargı, kaygı ve korkularına teslim oldu, içine kapanarak bilgiden uzaklaştı. Hukukun genel ilkeleri, sınırların ötesindeki hukuk etik değerler kendini aşacak özellikler geliştirirken, yerel hukuk ve yargı tanıdık, bilindik huyları, kendinden menkul, makbul değerleri, bezdiren fobileri, güçle uyumlu ajandasıyla bilgiyi hafife aldı, yenilenmeyi ve yaşama bağlanmayı gereksiz gördü, birey için çalışmayı, özgürlükleri içtenlikle korumayı her defasında reddetti. Demokratik taleplerle, geliştirdiği kişi hukuku aracılığıyla üşenmeden kirli bir mücadeleye girişti. Herkesi, geliştirilmiş psikolojik, bilişsel olanaklarla olup bitenin meşruluğuna ve hukukiliğine inandırdı. Gerekçe, varını yokunu bu durumun meşrulaştırılmasına adadı, gücü tahkim etmeyi yegane görevi olarak benimsedi.
Hukukun doğru bilgisi, eleştirel bakış açısı ve karşılaştırmalı hukukla ilişkinin askıya alınmasını felsefi kökler, bilgiye duyarsızlıkla yaptığı işbirliği, gerisinde yargı, gerekçe ve hükmü besleyecek rezervi talan ve tahrip eden, tüketen bir tablo bırakmıştır. Felsefi birikim ve bilgiden yoksunluğun yarattığı kaymalar, sevk ve idari yaklaşım ve duruşta yozlaşmaya neden olmuş, bozulma devasa hukuki sorunlara, miadı geçmiş, deva olmaktan uzaklaşmış formüllerle insancıl ve kalıcı bir çözüm bulmakta akim kalmıştır.
Yargılama bekleneni veremedi, üstelik yaklaşımının anakronik risklerce sarıldığını da fark edemedi. Vücudu saran bu kusurlar kamusal ve bireysel saygınlık görecek bir hüküm inşa edemedi, hepsinden mühimi etik bir gerekçe anlayışı geliştiremedi.
Disiplinler arası diyalektiği, aklını el koyan kibrinden ötürü unutan, uluslararası deneyimin vücuda getirdiği bilgiyle şu veya bu nedenden dolayı kavgalı akademi ile hukuk eğitimi yeteri performansı sağlayamadı. Üst dereceli yargı yerlerinin gerekçe denetimi için ivedilikle gereksinim duyduğu malzeme, teori ve kuramı üretemedi, oluşturamadı, inşa edemedi. Akademiden eli boş dönen uygulama, bilgiyle beslenebilen bu destekle ayakta durabilen modeller için kabusa dönüştü.
Sonuçta ortaya yoksunluğun, bilgisizliğin yarattığı içeriksizlik, donanımsızlık, okuyamamaktan neşet eden dil, anlam bozuklukları, bu defektlerin düzeltilmesinden kaynaklanan aşkınlıklar ve erişim sorunlarının yarattığı sapmalara neden oldu.
Çağımız yargısı sorunlarını çoğulcu ve demokratik ilkeler üzerinde yükselen bir yargı perspektifiyle görmekte ve kavramaktadır. Toplumsal ve kamusal barışın kaideten duruşma salonunda inşa edileceğine inanan bu bakış açısı, kalıcı bir barışın inşasının insani olanakları baz alan bir demokratik modelle mümkün olacağına inanmaktadır.
Bu anlayış, duruşma salonlarının kapılarının olabildiğince açılarak, kamusal denetimin kendisinden başlaması muazzam için çaba harcamaktadır. Yargıcın öznel ve nesnel yansızlığı gibi demokratik rejimlerin vazgeçilmez addettikleri kurumların kurumsallaşması için bir çok araçla birlikte gerekçeyi keşfeden sistem, çoğulcu gerekçelendirme ortaklaşa hüküm anlayışının denetim versiyonun için, hükümden etkilenen hemen herkesi kontrol ve denetim sofrasına çağırmaktadır.
Dahası hükmün tabanının, herkesi kapsayacak denli geniş tutulmasını sağlayarak, hükmün yarınların barışını sağlayacak güce, hacme ve potansiyele erişmesini arzulamaktadır. Usul hukuklarını eviren, çeviren bu bakış, ırk, dil, din gibi öznel parametrelerin nesnel bir hükmün inşasından uzaklaşarak, hükmün yozlaştıran, konsantreyi bozan ve kuşkuları konsolide eden engelle karşılaşmadan kendi gerçeğini oluşturmasını istemektedir.
Herkesin karınca ve kararınca inşasına katkı sunduğu bir yargılama gerekçe ve hükmün, saygın bağlayıcı ve etkin olabilmesi için adalete erişim önündeki engellerin tereddütsüz sıfırlanması gerektiğini savunur, varını yoğunu bu idealini gerçekliği için sarf ve seferber eder. Demokratik, çoğulcu, heterojen, katılımcı bir temellendirme anlayışının toplumsal barışa katkı sunacağını ifade eder.
Böyle bir yargı, yargılamanın formüle ettiği temellendirmenin sağladığı kalıcı ve kitleleri kapsayan barışıyla adlileşmeyi önler.
Günün temellendirme ve argümantasyon anlayışı, gerekçeyi sıradan bir metne indirgemekle bu büzülme, daralma ve sığlaşmanın dışarıda, ötede bıraktığı kişi, nesne ve sorunun yarattığı devasa uyuşmazlıklara çağrı yapar. Usul hukuklarını zorlayan bu tarz yarattığı etik problemlerle yargılama-gerekçe ve hükmü aksından çıkarır.
Sır ve giz politikasının yargılama ve gerekçenin öncelikleriyle çelişmesi, savunma ve gerekçenin ihtiyacını karşılamaktan kaçınarak, gerekçe ve hükmün tek taraflı, istenilen, mevcutlarla veya beklentileri doğrultusunda biçimlenmesini sağlar. Savunma sırrın korunmasıyla oluşan boşluğu yenisi, almaşığı ve sahici gereksinimiyle doldurulmamasından neşet eden kayıplarını telafi edememesi, gerekçenin eşitlikçi, özgürlükçü ve çoğulcu, katılımcı yanını ihmal, bertaraf eden ciddi bir erişim engelidir.
En önemlisi dilin yargılama gerekçe ve hükme verdiği katkıyı aritmatiğin dışında tutar, hesaba katmaz. Korku, endişe, sanrı ve geleneklerine teslim olan adli politika, ana dili tüm çabalarına rağmen gerekçe ve hükmün öznesi, bileşeni ve kurucusu olmasına kota koyar. Örtülü bu yoksama, red ve yadsıma, hükme içtenlikle katkı sunacak ifadenin, duruşma salonuna girişini yasaklar. Bir şekilde salona alınan veya salona giren dili; sıkı önlem, katı, sığ, yavan uygulama ve yorumlarla canından bezdirir. Etkin ve verimli olmasını sınırlar. Önüne konulan bir çok engelle ana dilin yargılama diliyle çalışma arkadaşlığı yaparak, gerçeğin birlikte ve ortaklaşa çabayla bulunmasına tahammül edemez. Gerekçenin zenginleşmesine izin vermez, reddeder, kıskanır, önler, yoksar ve kısıtlar. Bu önlemler; kürsü ile yurttaş arasında olması gereken güven/etik ilişkiyi kökünden sarsar, bozar, alaşağı ederek çoğulcu damar ve demokratik yargı hayallerini buruşturur, kenara koyar.
Böylece yargı dili tekleşir, tekleşen ve tekelleşen dil yargıyı bağlamından koparır, başka mecraya savurur. Makas değişikliği hukuku, hukukun asla istemediği, sevmediği, bir arada olmayı düşünmediği totaliter ve zorba anlayışla işbirliği yapmaya icbar eder.
Demokratik denetime, çoğulcu yapılanmaya kapılarını kapayan yargı paradigması, büzülen, azalan, volümü düşen çoğulcu arterlerden gerekçe ve hükme taşınacak materyalden yoksun kalır. Nicel ve nitel bu yoksunluk, kendisini yetersiz, gayrimeşru ve hukuki olmayan gerekçeler şeklinde gösterir.
Yargının toplumla ibralaşması, helalleşmesi, güven telkin etmesi, kaybettiği güveni gözden geçirip derhal tazelemesi zorunludur. Güven, etik ilişkinin sonucudur. Toplum ve bireyle girilen ilişkinin aklanması, gerekçe sorumluluğunun zamanında ve gerektiği gibi yerine getirilmesine bağlıdır.
Kürsü, birey toplum ve diğerleri arasındaki ilişki iki parametreden beslenir. Bunlardan ilki yargıç etiğidir. Yargıcın etik değerleri, onun özgeçmişi, biyografisi, toplumsal köken ve politik düşünce ve zihniyeti gibi bir çok öznel ve nesnel parametre tarafından belirlenir.[39]
Yargıcın kişiliği ile yargılamanın yazgısı arasında bağlantı vardır. Yargıcın biyografisi, yetiştiği mecra, konumu, toplumsal tabanı ile politik tercihlerinin yargılamaya aksetmesi olasıdır. Bu edenlerin bir fırsatını bulup, hükme ilişme ve onu biçimlendirmesi muhtemeldir. Bu ihtimal yargıcı bir tercihe zorlayabilir.
Etik ilişkinin, kişisel etik değerlerinin etkisine girmesi, hükmü öznel olanla zehirlenmesi, yansızlık bağlamlı krizlerin vücuda gelmesi, güven bunalımının derinleşmesi demektir.
Bu tablonun etik ilişki değerlerine zarar vermesini önleme seçeneği neredeyse yok gibidir. Bu riskle baş etmenin yegane yolu, yargılamanın kendi parametrelerine sadık kalarak insan olanaklarını dram ve trajedisini sonlandıracak tercihte sebat etmesidir. Bu etik ilişkinin yargılama ve üçüncü gözden beklentisi, yegane arzudur. Gerekçe bu arzuyu formüle eden biricik araç, rol, işlev ve metnin adıdır.
İlişki etik değerleri ise yargılamaya yön ve biçim veren kadim insani ilkeler, hukukun doğru bilgisi, insan hak ve özgürlüklerini kalıcı kılacak olanlardır. Bu değerlerin tabiatı gereği çokça seçeneği yoktur. Bu değerlerin kişi değerleriyle ittifakı gerekçeye, toplum yararına çok şey söyleteceği gibi, ikincisinin etkisine giren gerekçenin yıkıcı, yakıcı ve kardeş kavgası yaratması da muhtemeldir. Kişisel değerlerin hadleri zorlaması, aşkınlığı, toplumu kaynayan kazana dönüştürecek bir gerekçe, dil, söyleme vücut verebilir. Bu gerekçenin habis amaçların aracı olarak tedavül görmesi, kötüye kullanılarak zıvanadan çıkarılması demektir.
Bilgiye yaslanmak, demokratikleşmek ve etik davranmak, yargılamanın dertlerini çözmek bakımından zorunludur. Demokratikleşmek, yargının tabanını içine hükmün ihtiyacı ölçüsünde özne ve nesneyi katmak, onu toplumsalın denetimine açmaktır. Bilgiye erişmeden gerçeği açığa çıkarmak, peşinden koşmak olanaksızdır. Etik olmaklık, yargılama etkinliğinin öznel dünyasında kendine has parametrelerle döngüsünü gerçekleştirmek, hiç kimsenin hükmüne dönüştüğüne dünya alemi inandırmaktır. İkna etmek ve inandırmak güveni her yargılamanın hayali, umarıdır. Böyle bir yargılama onun etik olarak lanse edilen değerlerle var olduğuna, kendisinden bekleneni verdiğine delalet eder.
Yanlışla oturan bir yargılama ortaya girilmesi zor bir duruşma salonu, ideoloji ile biçimlenen bir hüküm, otoriter bir yargılama ve barışa hizmet etmeyen bir gerekçe özelliği yaratır.
Günümüz gerekçe anlayışı bu zaaflarından, habis huylarından ötürü sorunludur. Bu meseleyi aşacak çareler üzerinde kafa yormak, soruna sebep olanlara büyüteç tutmak ve onlarla sonuçlar üzerinden hesaplaşmak, çözüm geliştirmek için zorunludur. Bu bağlamda;
Bilgiye ilgisizlik, diyalektik ilişkiyi kısıtlar. Kaynakların kuruması, alternatif kaynaklara tevessül edilmemesi, görme açısını daraltır. Görüş mesafesini azaltır, durulan yerin seçimini güçleştirir, kör noktalar oluşturarak, gerekçelendirme kültürünün oluşumunu önler. Aşılamayan engellerin oluşturduğu sapmaların olağanlaşması gerekçesizliği korumaya alır.
Hükmün hakimlerinin bu zincirdeki sorumlulukları devasadır. Özellikle, gerekçe denetimi ile görevli Yargıtay’ın, kendisine biçilen rolü yadsıması, işlevselliğini yitirmesi kürsü ve yanlarla girilen etik ilişkide derin ve onanmaz yaralar açmaktadır.
Gerekçe üzerine oluşturulmuş bir standardın yokluğu, gelişigüzel tanımlama, ölçütsüzlüğün neden olduğu sapmalar, etik ilişkiyi içten içe kemirmekte, zedelemekte, aşınan ve yozlaşan ilişkiyle yargı, ikna ediciliği ve inandırıcılığını yitirmektedir.
Yargılama, ihlal edilen hukuki değer veya korunmak istenen hukuki yarar, öznel hakla çeliştiği iddia edilen eylem veya kuşkunun aşılmasını hedefleyen etik ilişki, eylemlerin gerçek ve doğruluğunu araştıran bir değerlendirme etkinliğidir.
Yargılama yanların ilişkilerine müdahil olma, onların ilişkilerini referans değerler üzerinden aklama, belirleme veya mahkum etme etkinliğidir. Yargılama bu yönüyle hukukun korumaya aldığı değerlerle, yargılanan eylem, nesnenin uyum veya çelişkileriyle karşılıklı ilişkisini belirleme ve değerlendirmekten başkası değildir.
Bireyin yaşamına, özgürlüğüne ve malına hükmetmek, hiç kimseye nasip olmamış olağanüstü bir yetkidir ve bu şekildeki yetki, yargılamanın etik bir ilişki olduğunu anımsatması bakımından yeterlidir.
Hüküm değerlendirme, onu denetleyeceklerin sınayacakları değerdir. İnsan yaşamına bu denli müdahalede bulunan yargıcın, kendisini yargılama ve hüküm şeklinde gösteren eyleminin, temelden yoksun olması beklenemez. Yargıç eylem, işlem ve kararlarını almasına vesile olan, onu yargıya sevk eden sebep sonuç ilişkisini muhataplarına, öncül ve ardıllarına meşru, makul sebeplerle açıklamakla ödevlidir.
Yargıcın ilişkisi çok yönlüdür. Onu çok çehreli ve çokları etkileyen yanı, hükmün doğrudan ve dolaylı etki, sonuçlarıdır. Etki ve sonuçların oylum ve ebatı, etik ilişkinin özelliğini belirlerken, eylemi özellikli kılan ise yargılamayla ortaya çıkan ve kendisini yargı olarak ifade eden değerdir.
Yargılama kendisini bilgilenme, dikkate alma, değerlendirme, tartışma, temellendirme ve hüküm üzerinden yapılandırır. Yargılama; özü itibarıyla kendisini olumlu veya olumsuz kuşku olarak lanse eden davanın, tartışılarak gerçek ve doğruluğunun belirlenmesi etkinliğidir. Bu işin başarısı, yargıcın bilgilenmesi, bildiklerini sevk ve idare sürecine yansıtması, kuşkuyu aşarak hükme evirmesine bağlıdır.
Tipikliğin sınayan periyod, yargıcın etik açıdan en özgür olduğu alan, vicdanıyla bir başına kaldığı zamandır.
Bu özgürlüğün etkili ve verimli bir sonuç yaratması ya da yargıçlık rol ve işlevinin optimum düzeye çıkarılması ve amacın uygun olarak gerçekleştirilmesini gerektirir.
Beklentinin gerçekleşmesi onun bireysel donanımı, mesleki yeterliliğine, birikimine, durduğu yer, felsefi bilgi ve bakışına ve tüm bunları yargısına yansımasına bağlıdır.
Hukukun ayrıntısına vakıf olmayan, gelişmelerden haberi olmayan yargıcın, yargılamayı etkin, verimli şekilde sevk ve idare etmesi, özne, nesne ile yasa arasındaki ilişkiyi doğru ve gerçek bir şekilde kurması olanaksızdır.
Hukukun doğru bilgisine erişme; hukuktaki dip dalgaların yakalanmasına, olup bitenleri zamanında, doğru olarak kavranmasına ve oldukça zengin bir rezervin varlığına ihtiyaç duyar. Deneyimler ve onları vücuda getiren ard alan bu rezervi ayakta tutan kaynaklardır.
Bu olanakların dışlanması, öğrenme ile bağın zayıflaması kendisini hükme dönüştürecek başka olasılıkların varlığını bertaraf etmekle kalmaz, etik ilişkinin sınırlarını büzer. Hareket serbestisi ve özerkliği azalan yargıcın, yargılanan nesne ve özneyle girdiği münasebetin doğru değerlendirilme ihtimalini kısıtlar.
Yargısal etik: pozitif hukukun öneri ve buyrukları doğrultusunda yargılanan nesne ve özne ile girilen ilişkidir.
Yargılama, tipiklik üzerine kafa yoran ve uygulanacak hukuku değerler üzerinden tayin eden, burada yoğunlaşan etik bir faaliyettir. Gerekçe, tipikliğin gerçekleşip gerçekleşmediğini, uygulanan hukukun değerlerle uyumlu olup olmadığını meşru ilgililer, topluma ve kamuya anlatmayı hedefleyen bir ikna ve inandırma etkinliğidir.
Etik ilişkinin odağına oturan ve özünde ilişkiyi değerlendiren veya değerlendirmeyle özdeşleşen gerekçenin anlaşılabilmesi, hayat hikayesi, yaşam tarzı, rolü, işlevi, izlediği güzergah, benimsedikleri, yoksadıkları ile ayakta kalması için başvurduğu teknikler hakkında asgari bilgi edinilmesini zorunlu kılar.
Gerekçenin genetik analizi yapılmadan, usul ve esasları hakkında yeterli bilgi temin edilmeden, kürsü ile yanlar arasındaki ilişkinin sevk ve idaresi mümkün olmaz. Bu bağlamda yargıcın etik ilişkiden neşet eden gerekçe sorumluluğunu yerine getirebilmesini önleyen yerleşmiş, kurumsallaşmış, sistematik, inatçı, ayak sürten engel ve kusurlar setinden söz etmek olanaklıdır. Bu engellerin kurumsallaşmayı sağlayan birden çok sebebin açık, örtülü ittifak ve koalisyonlarından neşet ettiğini söylemek mümkündür. Bu bağlamda;
Yasamanın gerekçe hukukunun kurumsallaşma arzusunun kanunlaştıracak organizasyondan yoksunluğu gerekçeye ilgisizliği tetikleyerek, gerekçe hukukunun biçimlenmesi, misyon ve rolünü gönlünce gerçekleştirmesini önlemektedir.
Akademinin, gerekçeye ilgisizliğinden vazgeçmesi ibralaşma kültürünün yarına taşınması, yargının yurttaş, toplum ve kamuyla ilişkisinin hangi değerler üzerinden yürüdüğünün belirlenerek aklanması için zorunludur. Hukuk eğitimi etrafını dönebilen, algaçları açık kendisini uyarlamaya elverişli bir gerekçe standardı inşa ederek, pratiğin bu kodlarla uyumunu denetlemeye olanak tanımalıdır.
Yargılama ve hükmün ihtiyacı olan nedencelerin meşru ilgililerce doyasıya karşılandığını söylenemez. Yanların desteğinden yoksun bir yargılama ve hükmün kendinden bekleneni vermesi güçleşmekte, özellikle kanun yolu ve savunma hakkı, yanların gerekçe ödevini zamanında ve gerektiği gibi yerine getirilmemesinden ötürü etkinliğini ve inandırıcılığını yitirmektedir.
Yargıtay ve diğerlerinin bu rollerini yerine getirecek bir bilgilenme sürecini hızla yaşayarak, üzerinde yürüyecekleri zemini belirlemeleri, burada durarak değerlendirme yapmaları zorunludur.
Kürsü ile ilişkilerini buradan sevk ve idare etmeli, yarattığı yeni ve esnek gerekçe anlayışı ile yüzünü daha ziyade insani olanaklara dönerek buradan, ardıllarını ve öncüllerini etkilemelidir. Deneyimlerin giderek bilimle yolunu ayıran gerekçe pratiğiyle klasik işlevini gerçekleştirmesi, değerler üzerinden hükmü denetlemesi, yargılamayı, hukuki tanı yargısını disipline etmesi ve ibralaşma kültürüne beklenen katkıyı sunması olanaksızdır.
Kürsü, yurttaşı meşru, makul, haklı, doğru, hukuki gerekçelerle ikna ederek, kendisini sevk ve idare, yargılama ve hüküm şeklinde karakterize eden eylem, işlem ve kararlarının görünen adalet ve aktüel hukuk anlayışı, kadim insani değerlerle uyumlu olduğunu kanıtlamalıdır.
Gerekçeleriyle yargılamanın demokratik denetimine olanak tanımalı, denetimi sağlayacak usul ve süreçlerin etkin ve verimli şekilde işlemesine imkan vererek, gerekçe hukukunun oluşumuna ilk elden ve doğrudan katkı sağlamalıdır.
Olgu yargıçlığı, yargılamanın bel kemiğidir. Gerekçe kültürü öncelikle ilk derece yargıçlığının oluşturduğu birikim ve ard alana yaslanmalı, buradaki tecrübeyi birincil kaynak ve kürsüyü de vatan olarak addetmelidir.
Sapmaların çokluğu ve çeşitliliği, kürsünün, birey toplum ve kamuyla gerekçe üzerinden yeterince konuşamadığı, empati kurmadığı ya da makul bir gerekçe diliyle hitap etmediğini göstermektedir.
Görünen adaletin kaygılarını hiçe sayan etik ilişkinin içeride ikna edici, dışarıda inandırıcı olması, adlileşmeyi önlemesi, toplumun aydınlanma isteğini karşılaması, yargının demokratikleşmesine katkı sunması, devletin derinliklerini görüntülemesi, toplum karşıtlarıyla mücadele etmesi, bireyin diğeriyle ibralaşmasını sağlaması, değerler üzerinden sağlıklı bir ilişki kurması, etik ilişki değerlerini koruması, kişisel etik değerlerle etik ilişki değerlerinin ittifakına imkan vermesi barış huzur ve güveni garanti etmesi olanaksızdır.
[2] Samuel Noah Kramer; Tarih Sümer’de Başlar, Çev.Hamide Koyukan, Kabalcı, İstanbul, Birinci Baskı, s.82-85 İ.Ö. 1850 dolaylarında Sümer Ülkesinde bir cinayet işlendi. Üç kişi-bir berber, bir bahçıvan ve mesleği bilinmeyen biri- Lu İnanna adlı bir tapınak görevlisini öldürdüler. Katiller belirtilmeyen bir nedenle, kurbanın Nin-dada adındaki karısına kocasının öldürüldüğünü haber verirler. Garip bir biçimde, kadın onların sırrını saklar ve yetkililere bildirmez. Ama o zaman bile, en azından uygar Sümer yurdunda adaletin kolu uzun ve kesindi. Cinayet Kral Ur-Ninurta’ya başkenti İsin’de bildirildi ve o da davayı Nippur’daki mahkeme işlevi gören yurttaşlar Meclisi’nin önüne çıkardı.
Bu mecliste bulunanların dokuzu, yalnızca üç katilin değil, kadının da cezalandırılması gerektiğini savlayarak suçluların sayısını artırırlar; olasılıkla cinayeti öğrendikten sonra suskunluğunu koruduğu için suç ortağı olabileceğini düşünmüşlerdi.
Bunun üzerine meclisin iki üyesi kadının savunmasını üstlenirler. Onun cinayette yer almadığını ve bu nedenle de cezalandırılmaması gerektiğini öne sürerler.
Mahkeme üyeleri savunmanın görüşüne katılır. Kocası sağlığında kadının gereksinimlerini karşılar gibi görünmediğinden kadının suskun kalmakta haklı olduğunu bildirirler. “Gerçek katillerin cezasının infazına” ifadesiyle karar sonuca bağlanır. Buna göre, Nippur meclisince yalnızca üç kişiye ölüm cezası verilmiştir.
[3] Aristotales; Retorik, Çev. Mehmet H. Doğan YKY, 8.Baskı, Nisan 2006, İstanbul; Bu çalışmada Aristoteles, günün geçerli sistemlerin karşı bir saldırıya girişir, onların bir tartışma öğretisi yaratamamış olmalarını ve bütün dikkatlerini coşkusal çekicilik üzerine toplamalarını kınar. Hocası Platon da, retoriği-“bu inandırma Ustası”nı-, onu uygulayanlar, hakikat bilgisine ya da saygısına sahip olmaksızın inandırma yollarını aradıkları için reddetmişti. (Mehmet H. Doğan) Retorik bir bütün olarak, gerçeğe erişmede izlenmesi gereken usul ve esaslar üzerine kafa yorar. Temellendirme özü itibarıyla gerçeğe erişmede izlenen yöntem dâhil olmak üzere gerçek üzerine yapılan tartışmaların da özü özeti olmaktan öte bir anlam taşımaz. Geliştirilen tartışma kuram ve kültürü, tatlı dilin gerçekle olan bağı koparmasına izin vermemekle birlikte gerçeğin açığa çıkarılmasındaki söylem, tatlı dil ve güler yüzün rol ve işlevini de kısıtlayarak reddetmez. Bu haliyle ilkin Platon sonra da ardılı ve öğrencisi Aristoteles geliştirdiği kuramla, çağcıl gerekçe anlayışı ile usul hukukunun babası ve öncülü olarak kabul edilebilir.
[4] Bu ilk usul okumasının, günümüz yöntem hukuklarının atası olduğunu ifade edebiliriz. Özellikle ispat sahasına tuttuğu ışıldak ile kanıtlama usul esasları üzerine imrendirecek bir düzey yakaladığı tartışmadan ayrıktır. Bu özelliklerine rağmen hiç bir usul hukukçusunun dikkatini çekmemesi ve hukuk tarihçileri tarafından keşf edilip kürsü ile tanıştırılmaması ciddi bir kayıp olarak telakki edilebilir.
[5] Aydınlanma döneminin bir eğilimi olarak görülen, Hukuki Şekilcilik Akımı ile Hukuki Şekilciliğin bir eleştirisi olarak ortaya çıkan Hukuki Gerçeklik hareketi’ nin uzantısı olarak tezahür eden adalete erişimin kökü 20 yy’a yaslanmaktadır. Hukuki taleplerin çoğalması ve hukuki meselelerin çeşitliliğinin artması sonucunda hukuk sistemin beklentilere cevap vermemesi, adalete erişim akımını ortaya çıkaran toplumsal gelişmelerden yalnızca biridir. Adalete erişim ile sosyal devlet ilkesi arasındaki ilişkiyi salt resmi hukuk mekanizmalarının yetersizliği üzerinden anlamamak gerekir; çünkü bu ilişki kişilerin toplumsal kaynaklara erişiminde eşitsizliğe neden olan tüm yapısal ve tarihsel engelleri de ima eder. Seda Kalem Berk; Türkiye’de Adalete Erişim, Göstergeler ve Öneriler; TESEV, Haziran 2011, s. 15-18
[6]Kalem Berk, 2011,51
[7]Kalem Berk, 2011,51
[8] Kalem Berk,2011,55
[9] Kalem, Berk,2011,60
[10] Anadil, anlamın ilk kökeni, bir öznenin oluşumu için vazgeçilmez olan dogmatik kaynakların ilkidir. Onun her bir kişiye tanıdığı dilediği gibi düşünme ve kendini ifade etme özgürlüğü, herkesin ana dilinin içinde barındırdığı kelimelere anlamlarını veren sınırlara tabi olduğunu varsayar; onun radikal heternomisi olmadan özerklik var olamazdı. Ancak varlığın bilincine söz ile ulaşmadan önce, her yeni doğan isimlendirilmiş, bir uzam içine yerleştirilmiştir; ona nesiller zinciri arasında bir yer verilmiştir. Alain Supiot; Homo Juridicus, Dost Kitabevi, Ankara, Mart 2008, Birinci baskı, s.10
[11] Hilmi Şeker, Esbab-ı Mucibe’den-Retoriğe Hukukta Gerekçe; Beta, İstanbul, 2010, Birinci Baskı. Anılan çalışma aralarında Sözleşme de olmak üzere birçok hukuki metin ve pratiği referans alarak gerekçe üzerine oldukça geniş bir alanda ve derinlemesine bir araştırmayı sonuç ve önerileriyle birlikte okuyucunun bilgisine sunmuştur.
[12] Reid,2000,136
[13] Gerekçelendirme, kararın niteliğine, somut olayın özelliğine, hükmün doğasına, ülkelerin kanun yapısına, örf ve adetlerine, meşruluk algısına ve değer yargılarına göre farklılık gösterebilir. Ruiz Torija/Seri A No.262(1995) Karen Reid Adil Bir Yargılamanın Güvenceleri; KHRP Ekim 2000,İstanbul, S.39,135,136
[14] Mahkeme, adaletin düzgün bir şekilde yerine getirilmesiyle bağlantılı bir ilkeyi yansıtan içtihatlarına göre, mahkemelerin ve yargı yerlerinin verdikleri kararlarda yeterince gerekçe göstermeleri gerektiğini hatırlatır. Gerekçe gösterme ödevinin kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve bu ödevin kapsamı olayın içinde bulunduğu şartların ışığında belirlenir. (Ruiz Torija § 29; Hiro Balani, §27; ve Higgins ve Diğerleri, §42.) Sözleşme’nin 6(1) fıkrası mahkemeleri verdikleri kararlar için gerekçe göstermekle yükümlü tutmakla birlikte, bu yükümlülük, her iddiaya ayrıntılı yanıt vermenin gerekli olduğu şeklinde anlaşılamaz.(Van de Hurk,§61).Dolayısıyla bir Üst Mahkeme bir üst başvuruyu reddederken, kural olarak sadece alt mahkemelerin kararlarındaki gerekçeleri onaylayabilir. (Helle,§59-60)Osman Doğru-Atilla Nalbant; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, 1. Cilt, T.C. Yargıtay Başkanlığı, 1 Baskı, 2012, Şen Matbaa, Ankara, s.848-849
[15] Salov/Ukrayna(655518/01.09.2005)
[16] Georgiadis/Yunanistan; İngiliz v. Emery Reimbold ve Strick
[20] Burada Yüksek Mahkeme’ye yapılan temyiz başvurusu, başvuru sahibi temyiz ettiği hükümlerin kopyalarını elde etmeyi başaramadığı halde reddedilmiştir. 15553/93 Hollanda,(Rep.) 17 Ocak 1995, kabul edilebilir bulunduktan sonra çözüme kavuşmuştur. Reid,2000,141; Melin/Fransa; Artico/İtalya; Goddi/İtalya; Roiz Torija/İspanya; Hadjianastassiou/Yunanistan
[26] 6.madde,1. Paragraf, mahkemeleri, bu her soruya ayrıntılı cevap verilmesini gerektirmese de, kararlarının gerekçelendirmeye zorluyor biçiminde yorumlanmaktadır.(Van de Hurk) Karen Reid; Adil Bir Yargılamanın Güvenceleri, SCALA/KHRP, Birinci Baskı, İstanbul, s.135
[27] 25852/94 Avusturya, 15 Mayıs 1996; 1957/90 Belçika, (dec.) 30 Mart 1992,72 D.R. 195;Reid, 2000,137
[28] Bununla birlikte eğer yerel mahkemeler kötü niyetli olmayan ve konuyla ilişkili başvuruları cevaplamakta akim kalırlar ise bir ihlal söz konusu olabilmektedir. Reid,2000,139
[29] Sibel İnceoğlu, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı; Beta, Mayıs 2002, İstanbul, s.315
[30] Anayasa, İdare ve Ceza hukukunun sır ve gizden beklentileriyle bu alanı düzenleyen sır anlayışı, sırrın yargılama özne ve süjelerle ilişkilerini düzenleyen usul ve süreçlere bırakıldığını belirledik. Kimi noktalarda benzeşen kimi yerlerde de ayrışan bu hükümlerin görünen adalet ve adalete erişim hakkı üzerinden yaratacağı kırılmaların etki ve sonuçlarını disipline edilebilmesi, onların bir çatı altında birleştirilmesini gerektirir. Birleşme, bir bütün olarak sır ve giz konusundaki bakış açısının değerler üzerinden yeniden şekillenerek kurumsallaşmasından başka, yaratacağı farklı uygulamaları da önleyecektir.
[31] Başta Dink Cinayet’ i olmak üzere bir çok cinayet, mahkeme ile kamu otoriteleri arasında sır üzerinden oluşan ihtilaflardan ötürü, elde edilemeyen bilgisizlikten neşet eden yoksunluk yüzünden oluşturulan hüküm ve onu vücuda getiren süreç aklanamadı. Dreyfus Davası olarak bilinen davada da savunma sırlara erişerek, kendisini tahkim edememenin sıkıntı ve sendromunu uzun süre üzerinden atamadı. Bu örnek, sır-savunma-gerekçenin tarihi kavgasını gözler önüne seren ve bir çok dersi barındırır.
[32] Bu bağlamda, 30 sanıklı İnternet Andıcı Davası, Ergenekon 2.Davası ile birleşmesiyle sanık sayısı 148’e ulaştı, 27.04.2012’de 1 ve 2. Ergenekon Davaları’nın birleşmesiyle sanık sayısının 255 e ulaştı. Avukatların yargılandığı 50 sanıklı KCK Davası’nda aynı sanıklara ait 15 ayrı dava 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ait dosyada birleşti. Diyarbakır’da 01.10.2012’de verilen karar ile ana KCK davasındaki birleştirme kararı yıla 175’e yükseldi. İşçi Partili kişinin yargılandığı dava Ergenekon davasıyla birleşti. Sanık sayısı 273 oldu. Ergenekon Davası bağlamında birleşen 21 dosyanın birleşmesiyle, yargılanan sanık sayısı 275, celse sayısının ise 600’e erişti.
[33] Uygar hukukun sitti senedir üzerine titrediği Argümantasyon teorilerinde zerre-i miskal haberi olmayan deneyimlerin, binlerce sayfadan oluşan gerekçeli kararı oylumu-niceliği üzerinden değerlendirme çabası, temellendirmenin bir çok kaygısını dert edinmeyen bir yaklaşımın sonucudur. Böyle bir metinin sayıları yüzlerle ifade edilen yargılananların teşhis ve tanınmasına yarayan bilgi ile hatırı sayılır kadarını hükme ayırması, bakiye kısmın doyuruculuğu konusunda ciddi kuşkulara neden olmaktadır. Kararın çok sayfalı olmasından ötürü arananın bulunamama olasılığı erişim hakkı üzerinden gerekçe hakkına yönelik ciddi bir saldırı olarak telakki edilebilir.
[34] Balyoz davasında 1475, Hrant Dink Davasında 216, Şike Davasında 628, İmar Davasında ise gerekçeli karar 521 sayfaya ulaştı.
[35] Bilirkişilik kurumunun yarattığı yozlaşmadan yakasını kurtarmaya çalışan adli tercih ve politikanın uluslararası kurumlarla işbirliği yaparak, sistemi zora sokan ve yargıcın yansızlığını riske eden bu kurumla mücadeleye başladı. Uyum sürecini değerlendiren raporların bilirkişinin yargı yetkisini üleştiklerine ilişkin saptamaları, işin ciddiyeti açısından dikkate şayandır. Bilirkişi raporunun gerekçeye dönüşmesi, yetki bağlamlı gerekçe defolarına kaynaklık etmesi bir başka vehametin bir başka boyutudur.
[36] Eğitim plan ve programının her döneminin dört saatini gerekçeye ayırması isabetli bir yaklaşım olmakla beraber, bu programın henüz sistematik bir tabandan yoksun olması bu alanda daha çok çalışılmasını zorunlu kılar.
[37] YİBBGK 10.02.2012 T.,2010/1 E., 2012/1 K.; “Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararlarının tenfizine engel olmayacağı ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağı…” RG.20.09.2012 T.28417 S. mevzubahis bu karar; normlar hiyerarşisinin tepeden tırnağa ödev addettiği gerekçelendirmeyi ve nedenlerine adeta meydan okuyan ve onu reddeden bir bakış açısına sahiptir. Gerekçe yerel ve Avrupa kamu düzeninin oluşturduğu haklar setine ima yoluyla kazandırılmış önemli bir araçtır. Yargıcın karar, eylem ve özneyle girdiği etik ilişki üzerine çok sözü olan gerekçenin cılız gerekçelere dayanarak etik bir ödev olmaktan çıkarılması doğru olmamıştır. İçtihat bir bütün olarak gerekçe kamu düzeni ile işler hukuk düzeni arasındaki bağı doğru bir yerden okumayı denemediği gibi, gerekçe hakkı ile yükümlülüğü üzerine epey söz söyledikten sonra, gerekçeyi milletlerarası özel hukukun kaygısı olmaktan çıkarması bir iç çelişkidir. Bu çelişki gerekçe üzerine söylenenleri çatıştırarak deneyimi özünde içeriksiz kılmıştır. Öte yandan, gerekçeyi araştıran ve okuyan eserleri görmezden gelerek literatürün gerekçe bağlamlı söyledikleriyle özel hukuk ilişkisini okumaya çalıştığı gibi, gerekçeli kararı sınırlı ve dar bir yerden algılayarak, gerekçesiz bir yabancı mahkeme kararına istinaden kamu düzeninin yabancı bir ilamda aradıklarını nasıl bulacağını da izahtan vareste tutmuştur. Bu gerekçenin aktüel içeriği görev ve tutumunu işlevselliğini hafife alan teğet bir bakış açısıdır. Savunma hakkı, açık hüküm, açık yargılama ve dolaysız gerekçe biçimleri ile gerekçe hakkı arasında doğru bir ilişki kurup bu hakkın gelişerek serpildiğini görmeden gerekçenin gereksizliğine hükmetmesi, bağlayıcı bu içtihadın gücünü öz bakımından tartışmalı kılmıştır. Erga Omnes etkisi olan ve neredeyse yasama ile özdeşleşen bu etkinliğin etrafını yeterince taramaması, tabanının geniş tutmaması, gerekçe kültürünün henüz uç verdiği bir coğrafyada gerekçenin gelişme niyetine vurulmuş ciddi bir kettir. Oysa AİHS ‘i yorumlayan Strasbourg Mahkeme’si çokça kararı ile gerekçenin kanun yolu ve savunma hakkının etkili ve verimli şekilde kullanılması için kesin ve kararlı bir tutum sergileyerek gerekçe hukukunun kurumsallaşması için ciddi bir çaba sarf etmektedir. Sözleşmeye bağlılığını ilan eden devletin yargı üzerinden bu düşünceyi tasfiye etmesi, etik ilişkinin gerekçesizlikler üzerinden ciddi bir darbe alarak değerlerle ilerlemesini önleyeceğine karine oluşturmaktadır.
[38] Y.12.HD. 05.11.2012 T. 2012/14713 E., 2012/31471 K.
[39] Yargıcın, bu özgürlüğünden yararlanabilmesi, dolayısıyla yargıçlık işlevini amacına uygun yerine getirebilmesi ise, onun kişi olarak etik özgürlüğüne ve bilimsel donatımı ile yeteneklerine bağlı görünüyor; doğru değerlendirmeler yapabilmesine; başka hak, değer, adalet v.b. gibi, işiyle doğrudan doğruya ilgili kavramların açık felsefi bilgisine sahip olmasına; ülkesinde ve başka ülkelerde yürürlükte olan yasalar ve yapılan değişiklikler, bu yasalara göre ve bu yasalara rağmen alınan kararlar ve gerekçeleri hakkında elden geldiğince çok bilgi sahibi olmasına, dolayısıyla farklı olanaklıkların bilgisine sahip olmasına v.b….İoanna Kuçuradi; Etik, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 1999,s.145-146
Makale Yargıç Hilmi Şeker tarafından 2013 yılında yazılmış, ilk olarak Türkiye Barolar Birliği Dergisinde yayınlanmıştır.
Roma Cumhuriyeti diktatörü Julius Caesar’a karşı senatoda yapılan saldırı ile bilinen Marcus Junius Brutus, Marcus Antonius‘un kendisini yakalayacağını anladıktan sonra intihar etti.
1688
Fransız avukat, sözlükçü, filolog, Orta Çağ ve Bizans tarihçisi Charles du Fresne, sieur du Cange yaşamını yitirdi. (Doğumu:18 Aralık 1610, Ölümü: 23 Ekim 1688)
1817
Fransız gramerci, sözcükbilimci ve ansiklopedi yazarı Pierre-Athanase Larousse dünyaya geldi. (Doğumu: 23 Ekim 1817, Toucy – Ölümü: 3 Ocak 1875, Paris)
1835
ABD’li hukukçu, senatör ve 1893’ten 1897’ye kadar 23. ABD Başkan yardımcısı olarak görev yapan Adlai Ewing Stevenson doğdu. (Doğumu: 23 Ekim 1835 – 14 Haziran 1914)
1876
Nazilerin Adalet Bakanı olarak görev yapan Louis Rudolph Franz Schlegelberger doğdu. (23 Ekim 1876 – 14 Aralık 1970) Nürnberg’de yargılanan en yüksek rütbeli sanıklardan biriydi. İnsanlığa karşı savaş suçları ve suç işlemek için komplo kurmaktan ömür boyu hapse mahkûm edildi. 1950 yılında, 74 yaşında iken tahliye edildi.
1915
New York’ta 25-30.000 kadınlara oy hakkı verilmesi için beşinci caddede yürüyüş yaptı.
1917
Gizlice Bolşevik Parti Merkez Komite toplantısına katılan Lenin’in “silahlı ayaklanmaya hazırlanma” önerisi 2’ye karşı 10 oyla kabul edildi.
1923
Halk Fırkası’nın kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’na verildi.
1926
Sovyetler Birliği’nde Leon Trotskiy(Lev Troçki) ve Grigoriy Zinoviyev Komünist Partisi Merkez Komitesi üyeliğinden ihraç edildi.
1927
Polonyalı felsefeci Leszek Kołakowski,dünyaya geldi. (23 Ekim 1927 – 17 Temmuz 2009)
1946
Birleşmiş Milletler, ilk genel toplantısının birinci oturumun ikinci toplantısı 23 Ekim 1946’da New York’taki Flushing Meadows–Corona Park’ta açıldı. Genel Kurulu’nun ilk oturumu 10 Ocak 1946’da Londra’daki Methodist Central Hall’da başlamıştı.
1947
Hollywood’da komünizmi soruşturma komisyonu, 79 ‘yıkıcı’ belge elde edildiği gerekçesiyle film endüstrisine karşı soruşturma başlattı
1951
Hukukçu ve Kosova eski cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu doğdu. 1974 yılında Priştine Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Paris’te hukuk felsefesi ve sosyolojisi eğitimi aldı. Hukuk, tarih ve hukuk-anayasa çalışmaları ve diğer alanlarda çok sayıda eser yayınladı. 10 Şubat 2006 – 27 Eylül 2010 tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı yaptı. Priştine Üniversitesi Siyaset Bilimi Fakültesi’nde profesör olarak çalışmaktadır. Arnavutça , İngilizce , Fransızca , Sırpça ve Makedonca bilmektedir.
1954
Almanya’nın NATO’ya girişiyle ilgili olarak Paris Antlaşması imzalandı. Antlaşma, Alman tarihinde tarihi sonuçlar doğuran bir dönüm noktasıdır.
1968
Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nden 24 kız öğrencinin Haziran’daki boykot eyleminden ötürü yargılanmasına başlandı.
1969
İşçi Emeklilik Kanunu kabul edildi.
1973
Toprak reformunun uygulanacağı Urfa’da toprak alım-satımı üç yıl süreyle yasaklandı.
1973
ABD başkanı Richard M.Nixon, Watergate skandalı ile ilgili Oval Ofis ses kayıtlarını mahkemeye teslim etmeyi kabul etti.
1979
Maraş Katliamı Davasında yüzlerce sanık mahkeme heyetine, polislere ve basın mensuplarına küfürler etti, müdahil avukatlara linç girişiminde bulundu. 1 saat kadar süren taşkınlığın ardından gelen takviye jandarma ekibi salonu boşalttı.
1981
12 Eylül Darbesi sonrası kurulan Danışma Meclisi ilk toplantısını yaptı. Devlet Başkanı Kenan Evren Danışma Meclisi’nin açılışında konuştu: “Devlet Başkanlığı sadece bir protokol makamı olamaz. Yargı Yürütme’yi köstekleyemez. Kişi özgürlüğü uğruna devlet güçsüz bırakılamaz.”
1984
310 sanıklı Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) Davası’nda karar verildi. 5 sanık hakkında toplam 2 bin 361 yıl ve 110 sanık hakkında 34 yıla kadar hapis cezaları ile 195 sanık hakkında beraat kararı çıktı.
1987
Açlık grevine destek için Sağmalcılar Cezaevi önünde yaptıkları açlık grevinden dolayı yargılanan 19 tutuklu yakınından 7’si tahliye edildi.
1987
Cezaevlerine yönelik 1 Ağustos 1988 Genelgesi’nin iptali için Avukat Şenal Saruhan’ın Danıştay’da açtığı davanın duruşmasında 10. Daire Savcısı, Genelge’nin kaldırılması yerine tek tip elbise, avukat görüşü, mektup yasağı vb. hükümlerinin iptal edilebileceğini söyledi.
1987
İşyerinin camına “Savaşa hayır” yazısını astığı için ”siyasi içerikli olmayan izinsiz pankart asmak” suçundan tutuklanan Vedat Sümercan, Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan itirazın ardından kefaletle tahliye edildi ve tutuksuz yargılanmasına karar verildi.
1991
Cem Dergisi’nin 3.sayısındaki “Hacıbektaş’ta Alevi Olmak” başlıklı yazının HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın’ın öldürülmesiyle ilgili bölümünde “bölücülük propagandası” yapıldığı gerekçesiyle yargılanan Cemal Şener, Abidin Özgünay ve Reha Çamuroğlu beraat etti.
1997
Vicdani retçi Osman Murat Ülke askere alındı, ancak askeri elbise giymeyi reddetti. Ülke’ye 10 ay hapis cezası verildi.
2000
Adana Kürkçüler E Tipi Cezaevi’nde nakillere karşı çıkan isyanda 21, Bayrampaşa Cezaevi’nde çıkan isyanda ise 16 gardiyan rehin alındı.
2003
İran son 30 yıldaki nükleer faaliyetlerini içeren belgeleri Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) sundu.
2004
Hakkında kırmızı bülten çıkarılan, 7 TİP’linin katillerinden ülkücü Haluk Kırcı, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de yakalandı. 19 Mart’ta “yanlışlıkla” tahliye edilmişti.
2005
Dünyada en çok cinayet işlenen ikinci ülke olan Brezilya’da silah satışının yasaklanması için referanduma gidildi. Yüzde 64 ezici çoğunluk silah satışı yasağına “Hayır” dedi.
2006
İspanya Mahkemesi, Bask ülkesinin bağımsızlığı için mücadele yürüten Euskadi Ta Askatasuna’nın (Bask Vatanı ve Özgürlük-ETA) siyasi kanadı olmakla suçlanıp kapatılan Herri Batasuna (Halkın Birliği) Partisi lideri Arnaldo Otegi ve 37 Bastasuna üyesinin “silahlı örgüte üye olmak” suçundan yargılanmasına karar verdi.
2009
Sanatçılar ve insan hakları savunucuları, Ceylan Önkol’un ölümünün ardından ”can güvenliği” gerekçesiyle olay yerine gitmeyen, otopsinin karakolda bilgisiz kişilerce yapılmasına izin veren Lice Cumhuriyet Başsavcısı ile karakol yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulundu.
2009
Uruguay’ın eski diktatörü Gregorio Alvarez, 1973-1985 döneminde 37 komünistin öldürülmesinden suçlu bulunarak 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
2013
Hrant Dink cinayeti davasında hakkında yakalama kararı çıkarılan sanıklardan Erhan Tuncel, İstanbul’da yakalandı
2013
Rize/Fındıklı’da Gezi Direnişi’ne destek eylemleriyle ilgili olarak 48 kişi Savcılık tarafından sorguya çağrıldı.
2016
Taksim’deki Gezi Parkı eylemleriyle ilgili 7’si yabancı uyruklu 255 sanığın yargılandığı davada 244 kişi, 2,5 ay ile 1 yıl 2 ay arasında değişen hapis cezalarına çaptırıldı.
2017
15 Temmuz darbe girişimi sırasında Gölbaşı’ndaki TÜRKSAT yerleşkesinde yayınları kesmeye çalışan 5’i sivil 17 kişinin yargılandığı davada, firari sanıkların dosyası ayrıldı. Diğer sanıklara, “Anayasa’yı ihlal” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Asker sanıklar ayrıca TÜRKSAT personelleri Ahmet Özsoy ve Ali Karslı’nın öldürülmesi nedeniyle ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.
2021
Amerikalı siyasetçi ve hukukçu Grant Woods yaşamını yitirdi. (19 Mayıs 1954 – 23 Ekim 2021),
2024
FETÖ soruşturmasında gözaltına alınan Yeni Asya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz’ün tutuklanmasına karar verildi. Fethullah Gülen’in ölümü nedeniyle “terör örgütünü övücü paylaşımlar yaptıkları” suçlamasıyla çok sayıda kişi hakkında soruşturma başlatılmıştı.
2024
Görülen ilk duruşmasından sonra dün tahliye edilen Avukat Dilek Ekmekçi, savcılığın itirazı üzerine yeniden tutuklandı.
2024
İstanbul Beşiktaş’ta bulunan Vodafone Arena Stadı yakınlarında 10 Aralık 2016’da düzenlenen bombalı saldırıda yaşamını yitiren polis memuru Hüseyin Dalgılıç’ın babası Şaban Dalgılıç, Abdullah Öcalan’ı TBMM’ye çağıran MHP lideri Devlet Bahçeli hakkında Karaburun Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu.
2024
Dün, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Müfettişi Mehmet Aslan’ı bıçakla yaralayan şüpheli Berat C, “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan tutuklandı.
Amasya’da, Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul Hükûmeti’nin Bahriye Nazırı Salih Hulusi Kezrak arasında Amasya Protokolü imzalandı.
1927
Cumhuriyet Halk Fırkası tüzüğünde yapılan değişiklikle Mustafa Kemal Paşa değişmez genel başkan seçildi
1930
Arjantinli insan hakları aktivisti ve sivil toplum yöneticisi Enriqueta Estela Barnes de Carlotto, 22 Ekim 1930’da Buenos Aires’te dünyaya geldi. İnsan Hakları ve kayıp insanların bulunması konusunda çalışmalar yapan Plaza de Mayo Anneleri Derneği’nin başkanıdır. Kızlarından Laura Estela Carlotto, 1977’nin sonlarında Buenos Aires’te hamileyken kaçırıldı ve kayboldu. Kızının bir erkek çocuk doğurduğu, torununun evlat edinilip kimliğinin değiştirildiği anlaşıldı. Yaklaşık 36 yıl boyunca aradığı torunu 5 Ağustos 2014’te bilirkişinin verdiği beyanla tespit edildi ve DNA testi olumlu çıktı. Bulunan torunu kaybedildikten sonra bulunan Arjantinli 114. çocuk oldu. Plaza de Mayo Büyükanneleri Derneği ile insan hakları konusunda yaptığı çalışmalarından dolayı 2003 yılında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ödülü ve Unesco tarafından verilen Félix Houphouët-Boigny Barış Ödülü dahil olmak üzere birçok ödül kazandı. 2015 yılında BBC tarafından düzenlenen En Etkin 100 Kadın Listesi’ne girdi.
1931
Amerikalı mafya lideri Al Capone vergi kaçakçılığı gerekçesiyle 11 yıl hapis cezası aldı.
1936
ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize), 22 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edildi Türkiye sözleşmeyi 25 Mayıs 1959 tarihinde 7293 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 2 Haziran 1959 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, gemilerde çalışan çocukların durumuna ilişkin hükümler taşımaktadır
1945
Toprak Mahsulleri Vergisi olarak zeytin vergisi kararı çıktı.
Jean Paul Sartre, Nobel Ödülü’nü reddetti. Sartre gerekçe olarak, böyle bir ödülü kabul etmenin yazarı ödülü veren kuruma bağlı kılacağını ve “Nobel ödüllerinin geçmişte bütün ülkeler ve ideolojilerden yazarlara eşit davranılarak dağıtılmadığını gösterdi.
1971
Askeri Yargıtay, İstanbul Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nin bazı kitapların yasaklanması ve toplattırılmasıyla ilgili kararını onayladı.
1975
Türkiye’nin Viyana büyükelçisi Hüseyin Daniş Tunalıgil görev büyükelçilik makamında Türkiye’yi temsilen görevinin başındayken Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları’na mensup üç militan tarafından düzenlenen suikast sonucu öldürüldü.
Gözaltında tutulan 500 DİSK üyesi, serbest bırakıldı.
1981
MGK’nin 52 no’lu bildirisine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle Bülent Ecevit hakkında Ankara 1 No’lu Askeri Mahkemesi’nce dava açıldı. Ecevit’in 3 aydan 1 yıla kadar hapis istemiyle yargılandı.
1990
Uşak/Banaz’da Körfez Savaşı’na karşı iş yerinin camına ‘Savaşa hayır’ yazılı bir karton asan Banazspor Kulübü Başkanı ve Serbest Muhasebeci Vedat Sümercan tutuklandı.
1990
Okul duvarına astığı Körfez Savaşı karşıtı döviz nedeniyle tutuklanan N. A. ve bağlantılı olduğu iddia edilen 3 kişi hakkında Liseli Dev-Genç örgütü üyesi olmak, izinsiz gösteriye katılmak ve pankart asmak iddiasıyla 20’şer yıl hapis istemiyle DGM’de dava açıldı.
1995
Sarp Kuray Avrupa’dan Türkiye’ye dönüşünde Havalimanı’nda gözaltına alındı.
1999
Prof. Ahmet Taner Kışlalı’nın yazarı olduğu Cumhuriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hikmet Çetinkaya, Kışlalı’yı 13 Mayıs 1999 tarihli sayısında hedef gösteren Akit için suç duyurusunda bulundu. Kışlalı için Cumhuriyet’te oluşturulan köşe gün boyu ziyaret edildi.
2003
Ziya Selçuk’un başkanlığını yaptığı Talim ve Terbiye Kurulu’ndaki görevlerinden alınan 167 öğretmenden 68’i adına Eğitim-Sen’in Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik aleyhine açtığı 102 bin TL’lik manevi tazminat davası reddedildi.
2004
Danıştay, Türkçe Dışındaki Dil ve Lehçelerde Yayın Yönetmeliği’nin sınırlayıcı hükümlerinin durdurulması istemini reddetti. Danıştay’ın kararıyla, yerel televizyon ve radyolarda Kürtçe yasağı, öğretmek amaçlı yayın ve çocuklara yönelik program yasağı korunmuş oldu.
2006
TRT personel ve sözleşmeli personel yönetmeliklerinde değişiklik yapıldı. Artık sendika temsilcileri de disiplin kurulunda görev alacak.
2008
İşverenin İflası Durumunda Çalışanların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Direktifi, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu direktifi olarak 22 Ekim 2008 tarihinde ve 2008/94/AT Sayılı karar ile kabul edildi. Direktif, Strazburg’da düzenlendi. Avrupa parlamentosu Adına Başkan H.G.PÖTTERING ve Avrupa Konseyi Adına Başkan J.P.JOUYET imzalanarak Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayınlandı.
2009
İsveç’in Luteryen Kilisesi, yapılan kilise meclisi oturumunda, ülkede 1 Mayıs’ta kanunen evliliklerine izin verilen eşcinsellerin kilisede nikah kıymalarına onay verdi.
2013
Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, dönemin Diyarbakır Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın da bulunduğu 16 kişinin ölümüyle ilgili soruşturmanın 20 yıllık zamanaşımına gireceği gün iddianame hazırlayarak 2 rütbeli asker hakkında 24 yıla kadar hapis cezası istedi. İddianamede, devlet yetkilileri tarafından olayların PKK saldırısı sonucu meydana geldiği ileri sürülmesine karşın, PKK’nın saldırıda bulunmadıkları açıklamasına yer verilerek, aradan geçen 20 yıla rağmen saldırıya katıldığı tespit edilen örgüt mensubu olmamıştır denildi.
2013
DİSK/ Limter-İş Eğitim Uzmanı Süleyman Yeter’in işkencede ölümünden aranıp 14 yıl sonra yakalanan eski komiser yardımcısı A. Okuducu 10 yıl hapis cezası aldı. 15 yıl olan ceza, failin birden fazla olması ve asli failin tespit edilememesi gerekçeleriyle 10 yıla indirildi
2015
Hukukçu, yazar, gazeteci, köşe yazarı, oyun yazarı, siyasetçi Çetin Altan hayatını kaybetti. (Doğumu: 22 Haziran 1927) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okudu. 1965-1969 arasında Türkiye İşçi Partisi’nden milletvekilliği yaptı. Önce dokunulmazlığı kaldırılan, sonra da iade edilen ilk milletvekili oldu. Milletvekilliği sırasında Akşam gazetesinde yazmayı sürdüren Altan, sosyalizm ve TİP yanlısı yazılar kaleme aldı. 9 Mart 1971 darbe teşebbüsünü destekleyen Devrim gazetesi mensubu olduğu gerekçesiyle, Millî Demokratik Devrim darbesi planlarına karşı çıkan zamanın 1. Ordu Komutanı Orgeneral Faik Türün tarafından tutuklanarak sorguya çekildi. Türk basınında edebiyatçı köşe yazarı kuşağının son temsilcisi olan Altan, dünyanın en çok köşe yazısı yazmış yazarları arasında kabul edildi.
2016
Mısır’da askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılan seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin kamuoyunda İttihadiye olayları olarak bilinen davada çarptırıldığı 20 yıl hapis cezası onandı.
2019
Alman hukukçu ve insan hakları aktivisti, Manfred Bruns hayatını kaybetti. (Doğumu: 1934) Federal Almanya Adalet Divanı’na bağlı avukat olarak çalıştı. Yaşamı boyunca eşcinsel bireylerin haklarını savunmak üzere mücadele etti. 2016 yılına kadar Almanya Lezbiyenler ve Gayler Derneği Yönetim Kurulu üyesi olarak görev aldı.
2023
“Nazır Azizoğlu” kimliğini kullanan “Lotu Guli” lakaplı Nadir Salifov’un öldürülmesine ilişkin davada savcı mütalaasını açıkladı. Antalya’nın Serik ilçesinde 3 yıl önce ‘Lotu Guli’ lakaplı Nadir Salifov’un öldürülmesiyle ilgili yargılanan biri başka suçtan olmak üzere 5’i tutuklu, 8 sanık hakkında, ayrı ayrı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası talep edildi.
2023
Avustralya’da bir bar işletmesi, müşterilerine sütyen ölçülerine göre bedava içki vereceğini duyurdu. ‘Kampanya’yı Facebook hesabından duyuran bar sahiplerinin teklifi tepki çekerken, bara 3 bin 897 Avustralya doları para cezası kesildi. Adelaide şehrindeki Woolshed isimli bar, sosyal medya hesabından paylaştığı görselde, “Sütyeninizi kulübeye asın. A beden sütyene bir, B beden sütyene iki, C beden sütyene üç bedava içki” ifadelerini kullanmıştı. Güney Avustralya Tüketici ve İş Hizmetleri (CBS) kurumu işletmeye ‘ahlaka aykırı reklam’ gerekçesiyle ceza verdi. Avustralya’nın içki satışını düzenleyen yasasına göre, toplumsal cinsiyet temelli reklam yapmak yasak. Yetkililer ayrıca insanları nesneleştiren reklamların da yasaya aykırı olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.
2024
Muhalefetin tepki gösterdiği “etki ajanlığı” düzenlemesi TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi.
2024
Elon Musk’a ‘telif hakkı’ ihlali davası: ABD’de “Blade Runner 2049” filminin yapım şirketi, Tesla’nın “Robotaxi” adlı sürücüsüz aracının tanıtımı için filmden görüntülerin yasa dışı şekilde kullanıldığı suçlamasıyla Amerikalı milyarder Elon Musk’a, Musk’ın sahip olduğu ABD’li elektrikli araç üreticisi Tesla’ya ve Warner Bros. Discovery şirketine telif hakkı ihlali davası açtı.
2024
Yenidoğan Çetesi soruşturmasını yürüten ve makamında ölümle tehdit edilen Cumhuriyet Savcısı Yavuz Engin, sosyal medyadan açıklama yaptı: “Bu süreçte tebrik ve desteklerini sunan herkese teşekkür ederim. İş yoğunluğu sebebiyle henüz cevap veremediğim tüm tebrik mesajlarına cevaben; Türk Devletinin bize verdiği vazifeyi yerine getirdik, yine aynı yolda devam edeceğiz.”
2024
HSK’deki bir yemekhane çalışanı, yemekhane önünde, Kurul Müfettişi Mehmet Aslan’a bıçakla saldırdı. Olayda boğazından yaralanan müfettiş Aslan, hastaneye kaldırıldı. HSK yemekhanesinde 15 Nisan’da işe başladığı öğrenilen şüpheli gözaltına alındı.
2024
“FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklanan ve hakkında 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapsi istemiyle dava açılan avukat Dilek Ekmekçi‘nin ilk duruşması İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Ekmekçi, ilk duruşmada tahliye edildi. Mahkeme başkanı, sık sık usule ilişkin itirazda bulunan avukat Ömer Kavili’yi duruşmanın düzenini bozma gerekçesiyle, Avukat Zafer İşliyen’i ise tutanağa geçirilen ifadeye itiraz etmesi üzerine, duruşma düzenini bozdukları için salon dışına çıkardı. Ekmekçi hakkında verilen tahliye kararına yapılan itiraz üzerine bir gün sonra yeniden yakalama kararı çıkarıldı ve tutuklandı.
2024
İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan İstanbul Tabip Odası yöneticileri karar duruşmasında hakim karşısına çıktı. 2018-2022 yılları Yönetim Kurulu üyelerine bir dönem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doktorluğunu da yapan Saadettin Hülagü hakkında disiplin soruşturması başlattıkları gerekçesiyle, görevi kötüye kullanma suçundan 5 ay hapis cezası verildi. Mahkeme ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. 2018 – 2022 dönemi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, Genel Sekreter Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu, Dr. Güray Kılıç, Dr. Osman Öztürk, Dr. Murat Ekmez, Dr. Recep Koç, Kocaeli Rektörü Prof. Dr. Saadettin Hülagü tarafından “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla savcılığa şikayet edilmiş ve haklarında dava açılmıştı.
2024
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, MHP Başkanı Devlet Bahçeli’nin kendisi hakkında söylediği sözler dava açacağını açıkladı. Kaboğlu, dava konusu sözleri Sözcü TV canlı yayınında iken öğrendi.
Almanya’da Otto von Bismarck antikomünist özellikteki Anti-Sosyalist Yasa’yı yürürlüğe soktu. Sosyalistlere Karşı Yasa ya da Sosyal Demokrat Çabaların Kurumsal Tehlikelerine Karşı Yasa, (Gesetz gegen die gemeingefährlichen Bestrebungen der Sozialdemokratie) yasaya göre, Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin bütün örgütleri ve işçilere ait yayın organları yasaklanmış, sosyalist yayınlar toplattırılmış ve dönemin sosyal demokratları cezalandırılmıştır. Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SDP), 1874 seçimlerinde % 6,5, 1877’de % 7,1 ve 1878’de % 7,6 oy oranına ulaştı. Bu durumu kendine tehdit olarak gören Bismarck Sosyalistlere Karşı Yasa’yı faaliyete geçirdi. Mayıs 1880, Mayıs 1884, Nisan 1886 ve Şubat 1888 tarihlerinde olmak üzere toplam 4 kere yayınlanan bu yasa, tüm sosyalist örgütlenmeleri partileri kapatmış, toplanma ve dernek kurma hakkını askıya almış, bununla birlikte dönem sözcüleri işçilerin sistemle bütünleşme çabasına girmesini önermiştir. Genel Alman İşçileri Birliği’nin kurucularından ve ilk sekreteri olan Vahlteich Karl Julius yasanın yürürlüğe girmesi üzerine Amerika Birleşik Devletleri’ne göçmüştür. Yasanın yürürlükte kaldığı 1878-1890 yılları arasında SPD, yarı illegal örgütlenme gerçekleştirdi. 1890’daki seçimlerde oyların % 19.7’sini alarak en büyük parti durumuna geldi. Yasa, 1 Ekim 1890’de yoğun baskılar sonucu kaldırıldı.
1935
Almanya, Milletler Cemiyeti’nden resmen ayrıldı.
1942
Siyasetçi, Mustafa Durak Sakarya, hayatını kaybetti. (Doğumu: 1876) İstanbul’da açılan ilk Polis okulundan mezun oldu. Burada aldığı hukuk tahsilinin ardından Erzurum, Bitlis, Ankara, Adana illerinde polis müdürlüğü, Emniyet-i umum müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. TBMM I. dönem Erzurum milletvekilliği 1933-1935 yılları arasında Erzurum Belediye başkanlığı yaptı. V. VI.dönem Gümüşhane milletvekilliği yaptı.
1945
Fransa’da kadınlar, seçimlerde ilk kez oy kullanma hakkı elde etti.
1950
Türkiye’de din dersleri ilk ve orta öğretimde mecburi hale getirildi.
1952
Sacit Kayasu, doğdu. 1970 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni kazanarak yüksek öğrenimine başladı. 1977 yılında avukatlığa başladı, 1988 yılının Ağustos ayına kadar Denizli’de avukatlık yaptı. Sacit Kayasu, avukatlık yaptığı yıllarda mahalli gazetelerde hukuki konularda makaleler yazdı. 4 Ağustos 1988 tarihinde fiilen savcılığa başladı. İlk görev yeri Çamlıhemşin oldu ve daha sonra sırasıyla Oğuzeli, Iğdır, Adıyaman, Ödemiş ve Adana’da görev yaptı.
1959
Avrupa Konseyi ile göçmenlerin iskânı konusunda antlaşma imzalandı.
1971
İzmir’de Cezaevinde ki Mahir Çayan ve arkadaşlarını kurtarmak için örgüt kurmak iddiasıyla 11 kişi gözaltına alındı.
Profesör Mümtaz Soysal, Askeri Savcı Baki Tuğ’un talebi doğrultusunda, Anayasaya Giriş adlı ders kitabında komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nce tutuklandı.
1977
Avrupa Patent Enstitüsü (EPI) kuruldu. EPI, hükümet dışı bir kuruluştur. Avrupa patent vekillerinin mesleki birliğidir. ve uluslararası bir hükümet dışı kamu hukuku kuruluşudur. 2023 yılı itibarıyla enstitünün 39 üye devletten yaklaşık 13.800 üyesi bulunmaktadır
1981
THKP-C Dev-Savaş örgütüne üye olduğu iddiasıyla aranıp 5 Ekim’de teslim olan Mehmet Ceren işkencede hayatını kaybetti. 1981’deki soruşturma ile 12 Eylül Anayasa referandumu sonrası 3 Mayıs 2011’de ailenin yaptığı 2. başvuru da takipsizlikle sonuçlandı.
1981
12 Eylül darbecileri tarafından kapatılan CHP’nin genel başkanı Bülent Ecevit, MGK’nin 52 no’lu bildirisine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle Askeri Savcılığa ifade verdi. Ecevit, partilerin feshine ilişkin haberden dolayı cevap hakkı doğduğu gerekçesiyle TRT için hazırladığı ve dış basına da verdiği bir açıklama nedeniyle suçlandı.
1982
Hukukçu ve gazeteci Ali Sirmen’in, Barış Derneği davasında yargılanmasına devam edildi: “İddiaların tümünün asılsız olduğunu söylemekle yetiniyorum.”
1986
Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı, 27 Haziran 1981 tarihinde Afrika Birliği tarafından kabul edildi, 21 Ekim 1986 tarihinde yürürlüğe girdi. Afrika devletlerinin çoğunluğu tarafından imzalandı. Afrika Birliği Örgütü bünyesinde, Afrika İnsan ve Halklar Hakları Komisyonu kuruldu, sözleşme çerçevesinde komisyonunun görev, yetki ve çalışma sistemi kuruldu.
1986
Nikaragua’da Sandinist yönetim karşıtı kontralara silah taşırken düşürülen uçağın ABD’li pilotu Halk Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı.
1986
Askeri Mahkeme’de görülen DİSK Davası’nda avukatlar Halit Çelenk ve Fikret İlkiz ortak savunmayı okudu.
1988
Ankara’da TBKP duruşması için gelip gözaltına alınan 21 kişiye 7 gün süreyle elektrik işkencesi yapıldığı açıklandı.
1993
PTT’nin ‘T’ harfinin satışı Anayasa Mahkemesi’nce durduruldu. ‘T’ harfinin özelleştirilmesi aşamasında çıkarılan kanun hükmündeki kararnamenin iptal edilmesi istemiyle Mümtaz Soysal ve 92 arkadaşının Anayasa Mahkemesi’nde açtığı iptal davası sonuçlandı. Mahkeme ilk önce Yürütmenin durdurulması yetkisinin olup olmadığını onayladı. 3’e karşı 8 oyla kabul edilen bu karar aynı zamanda bir içtihat kararı niteliği kazanmış oldu. İkinci oylama ‘T’ harfi konusunda yürütmenin durdurulmasının oylaması oldu ve 5’e karşı 6 oyla kabul edildi. Üçüncü olarak kararnamenin iptali tartışıldı ve bire karşı 10 oyla iptaline karar verildi.
1993
37 kişinin hayatını kaybettiği 124 sanıklı Sivas Katliamı Davası Ankara DGM’de başladı. Sanık avukatları arasında bulunan Refah Partisi Milletvekili ve Meclis Grup Başkanvekili Şevket Kazan, müdahil avukatların itirazı üzerine sonraki duruşmalara katılamadı.
1993
Cumartesi Anneleri 23.kez toplanarak 12 Eylül 1994’de Ankara’da zorla kaybedilen Kenan Bilgin’i andı ve hesabını sordu.
1997
1991’de yaptığı bir konuşmadan ötürü İstanbul DGM tarafından hükmedilen cezası kesinleşen Avukat Eşber Yağmurderelitutuklanarak cezaevine gönderildi.
1997
Avrasya feribotunu kaçırmaktan mahkum Ramazan Zubaroyev ile Roki Gitsba firar etti. Aynı davadan mahkum Muhammed Emin Tokcan, Viskhan Abdurrahmanov ile Tuncer Özkan daha önce firar etmişti.
1998
TBMM, NATO’nun genişlemesini onayladı. Böylece 16 ittifak üyesi ülkenin de onayı tamamlandı ve genişleme kesinlik kazandı.
2003
17 Nisan 1992’de Çiftehavuzlar’da bir eve yapılan ve 11 kişinin öldürüldüğü Devrimci Sol baskınında 3 kişiyi kasten infaz ettikleri iddiasıyla yargılanan 22 güvenlik görevlisi ikinci kez beraat etti. Kararı protesto eden TAYAD üyeleri duruşma salonundan çıkarıldı.
2007
Türkiye’de, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa değişiklikleri 21 Ekim 2007 tarihinde halkoyuna sunuldu. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin karar bu halk oylaması sonucunda kabul edildi. Aynı oylamada milletvekili genel seçimlerinin beş yılda yapılması kuralı değiştirildi, seçimlerin dört yılda bir yapılmasına karar verildi. Anayasa değişikliğine uygun yasal değişiklik Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu ile ve 6271 kanun numarasıyla 19.01.2012 tarihinde kabul edilerek Resmi Gazetenin 26.01.2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. 2017 yılında yapılan Anayasa değişikliğinde ise birileri aşamaya geçildi ve parlamenter sistem kaldırılarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi getirildi.
2011
Deniz Feneri e.V davasında tutuklu bulunan ve aralarında eski RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın da bulunduğu altı kişi tahliye edildi. 30 Ekim’de kalan iki tutuklu sanık Muzeffer Şafak ile Harun Kapuyoldaş’ın salınmasıyla davada tutuklu sanık kalmadı.
2014
Avustralyalı avukat, Başbakan ve politikacı, Edward Gough Whitlam, hayatını kaybetti. (Doğumu: 11 Temmuz 1916 ) Sidney Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1952 yılında Temsilciler Meclisi’nde Avustralya İşçi Partisi üyesi olarak Parlamento’ya girdi. 1960 yılında İşçi Partisi’nin genel başkan yardımcısı seçildi. 1967 yılında parti liderliği görevine geldi. Başbakan olduğu dönemde zorunlu askerliğin ve idam cezasının ortadan kaldırılması, evrensel sağlık hizmetleri, üniversitelerde ücretsiz eğitim ve adli yardım programları dahil olmak üzere çok sayıda yeni program ve politika değişiklikleri uyguladı. 1983 yılında UNESCO büyükelçisi olarak görev yaptı ve kamusal yaşamda da doksanlı yaşlara kadar aktif rol aldı.
2015
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 6/7 Ekim 2014’deki Kobane protestoları ile ilgili olarak HDP MYK üyeleri hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma, 5 Ekim 2014’de ”MYK toplantısı sonrasındaki açıklamanın ardından olayların başladığı” iddialarına istinaden başlatıldı.
2017
Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu ‘İslamiyette Kadın’ Eseri Üzerine Notlar isimli makale Karabük Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Asker, İşletme Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü öğretim üyesi Dr. Canan Yıldıran ve Arş. Gör. Duygu Özkan tarafından kaleme alındı. Makale ilk olarak 9-21 Ekim 2017 tarihlerinde Bakü’de düzenlenen II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresinde bilimsel tebliğ olarak sunuldu. Kongrede sunulan tebliğlerin basıldığı Bildiri Kitabında bölüm olarak yayınlanan Makale, Ahmet Ağaoğlu‘nun kadın sorununa bakış açısını yansıtmakla birlikte günümüzde yaşanan kadın sorunlarına da bilimsel bir perspektif sunmaktadır.
2024
Dilan Polat ve Sıla Doğu bir eğlence mekanında çekilen görüntülere ilişkin haklarında başlatılan soruşturma çerçevesinde adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildi. Hakim, haftada 3 gün kolluk biriminde imza atma yükümlülüğü şeklinde adli kontrol kararı verdi. Dilan Polat, Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinde “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme” ile “Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet” suçlarından 40 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı dava kapsamında 19 Ağustos’ta tahliye edilmişti.
Avrupa’nın ilk kadın fizik profesörü Laura Bassi, Bologna’da doğdu. (Ölümü: 20 Şubat 1778)
Laura Bassi
1740
Aydınlanma Çağı‘na bir kadın yazar olarak önemli katkıda bulunan Isabelle de Charrière doğdu. (Ölümü: – 27 Aralık 1805) Fransız Devrimi dönemini, feminist açıdan yorumladı. Çok sayıda eser bıraktı.
Isabelle de Charrière
1805
Koreli Neo-Konfüçyüsçü filozof, merkantilist, diplomat, ekonomist ve romancı Yeonam Park Ji-won, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Şubat 1737)
1859
Aletçilik olarak bilinen felsefe akımının kurucusu ünlü Amerikalı filozof ve eğitim kuramcısı John Dewey doğdu. (Ölümü:1 Haziran 1952) Dewey, pragmatizmi, mantıksal ve ahlaki bir analiz kuramı olarak geliştirdi. Türk eğitim sistemi hakkında rapor yazmıştır, rapor 1941 yılında yayınlandı.
John Dewey
1917
Fransız diplomat, direnişçi, yazar Stéphane Hessel doğdu. (Ölümü: 26 Şubat 2013) 1946 yılında, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi taslağını yazan komisyonun sekreterliğine getirildi ve 1948 yılında kabul edilen bildirinin düzenlenmesinde etkin rol aldı. 1977-1981 yıllarında BM Cenevre Ofisi nezdinde daimi temsilci olarak görev yaptı. 10 Aralık 2008’te İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 60. yıldönümünde, UNESCO/Bilbao İnsan Hakları Kültürünü Geliştirme Ödülü’nü aldı. 2008 yılı Birleşmiş Milletler İspanya Barış Ödülü Ödülü’nü kazandı. 2011 yılında Foreign Policy dergisi tarafından en üst düzey küresel düşünürler arasında gösterildi. Türkçe’ye “Öfkelenin!” olarak çevrilen kısa eseri 4 milyonun üzerinde tiraj elde etti. Paris’te öldü ve Montparnasse Mezarlığı’na gömüldü.
Stéphane Hessel
1920
Guyana’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı olan Janet Jagan doğdu. (Ölümü: 28 Mart 2009) 17 Mart 1997 – 19 Aralık 1997 arasında başbakanlık ve 19 Aralık 1997 – 11 Ağustos 1999 arasında Cumhurbaşkanlığı yaptı.
Janet Jagan
1921
Ankara Antlaşması (Fransa-Türkiye), 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara’da imzalandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey ve Fransa hükümeti özel temsilcisi Henry Franklin-Bouillon tarafından 20 Ekim 1921’de imzalanan bu anlaşma, Fransa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti arasındaki savaş durumuna son verdi. Bu anlaşmayla Fransa, 1916 tarihli Sykes-Picot Antlaşması’na uygun olarak, 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’yla elde ettiği Kilikya (Çukurova)’dan ve Anadolu topraklarından nihai olarak vazgeçti. Güney Cephesindeki savaş resmen sona erdi ve Türkiye’nin Güney sınırı belirlendi. Fransa ile Türkiye arasındaki sorunlar Hatay sorununun 1939 yılında çözülmesi ile tamamen bitti.
1927
Nutuk, kurtuluş savaşının tamamlanması, cumhuriyetin ve laik Türkiye’nin kurulmasının akabinde, 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde TBMM’de okundu. Törene, yerli ve yabancı basın mensupları da katıldı. Mustafa Kemal, kendisinin ve silah arkadaşlarının kurtuluş savaşı yıllarında yaptıkları mücadeleleri, devletin kuruluşu için yapılan faaliyetleri ve kuruluş felsefesini anlattı.
Atatürk Mecliste Nutuk’u Okurken
1942
İkinci Dünya Savaşının yarattığı ekonomik tahribat sonucunda ekmek karneleri dağıtılmak zorunda kalındı. Bu sayede karaborsa önlendi ve herkes eşit şekilde ekmeğe ulaştı.
1944
Alman anti-faşist ve sosyal demokrat Julius Leber, Hitler’e suikast düzenlemekle suçlanarak idam cezasına çarptırıldı. 5 Ocak 1945’te Berlin’deki Plötzensee Hapishanesi’nde kurşuna dizilerek idam edildi.
Naziler karşıtı Julius Leber
1948
Hollandalı hukukçu ve siyasetçi Piet Hein Donner doğdu. Amsterdam Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. Michigan Üniversitesi‘nde hukuk doktorasını tamamladı. Ekonomik İşler Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı’nda memur olarak çalıştı. Hükümet Politikaları Bilim Kurulu Üyesi oldu ve 1993-1997 yıllarında bu kurulun başkanlığını yaptı. 1997-2002 yıllarında Danıştay’da görev yaptı. 2007 yılında kurulan hükümette Çalışma Bakanı olarak görev aldı, 2010 yılında İçişleri Bakanı oldu ve Şubat 2012’de Danıştay Başkanvekili olarak atandı.
Piet Hein Donner
1955
Amerikalı avukat ve politikacı Sheldon Whitehouse doğdu. ABD’li diplomat Sheldon Whitehouse’un (1883-1965) torunudur. Yale’de hukuk öğrenimi gördü. Virginia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Juris Doktorasını yaptı. 1982-1983 yılları arasında katip olarak çalıştı. 1985’ten 1990’a kadar özel başsavcı yardımcısı, düzenleme birimi şefi ve başsavcı yardımcısı olarak çalıştı. 1994 yılında Başkan Clinton tarafından ABD Savcısı olarak atandı. Gangster Gerard Ouimette’in 1996’da gasp mahkumiyetiyle, Clinton’un ‘üç grev yasası’ uyarınca bir organize suç üyesini mahkum eden ilk savcı oldu. 1998’de Rhode Island Başsavcısı seçildi. Yağma Kubbesi Operasyonu’na yol açan Rhode Island’daki belediye yolsuzluğuyla ilgili soruşturmayı başlattı. 2007’de Rhode Island’dan ABD Senatörü olarak göreve başladı.
Sheldon Whitehouse
1964
Amerikalı kadın hukukçu, politikacı, ve mevcut Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısı Kamala Devi Harris doğdu. Kaliforniya Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 2016 yılında Kaliforniya senatörü olarak seçildi. Kaliforniya’nın ilk siyahi kadın senatörü, ABD’nin ikinci siyahi kadın senatörü ve ABD’nin ilk Hint asıllı senatörü oldu. 2003 yılında San Francisco’nun ilk kadın eyalet savcısı olarak görev yaptı. ABD’nin hukukçu başkanlarından olan Joe Biden’ın başkan seçilmesi ile birlikte başkan yardımcılığına getirildi. Amerikan tarihinde Başkan Yardımcılığı yapan ilk Afroamerikalı kökenli kişi ve ilk kadın unvanını aldı.
Kamala Devi Harris
1967
Japon hukukçu ve başbakan Şigeru Yoşida, yşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Eylül 1878), Tokyo İmparatorluk Üniversitesi‘nde hukuk okudu. 1928’de İsveç, Norveç ve Danimarka elçiliği, 1928-1930 arasında da dışişleri bakan yardımcılığı yaptı. 1936’da dışişleri bakanlığına getirilmesine ordu karşı çıkınca Londra büyükelçiliğine atandı. II. Dünya Savaşı’nın sonlarında ülkesinin teslim olmasını savunduğu için Haziran 1945’te tutuklandı. 22 Mayıs 1946’da başbakan oldu. Geniş desteğe dayalı güçlü bir yönetim oluşturdu, ülkede istikrarın ve ekonomik refah ortamının oluşturulmasını sağladı. ABD ve Batı Avrupa’yla iş birliğinin temelini attı. 8 Eylül 1951’de imzalanan ve Türkiye, tarafından da 24 Temmuz 1952 tarihinde onaylanan San Francisco Barış Antlaşmasını kabul etti ve Japonya ile ABD arasında bir güvenlik paktı oluşturdu.
Şigeru Yoşida
1969
TWA yolcu uçağını kaçırdığı için Suriye’de tutuklu bulunan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi üyesi Leyla Halid serbest bırakıldı
1970
Hukukçu ve siyasetçi Hüseyin Aygün doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre serbest avukatlık yaptı. Biri Zazaca olmak üzere üç kitap yayınlandı. XXIV. dönem TBMM Tunceli milletvekili ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyeliğinde bulundu.
1982
Milli Güvenlik Konseyi, Devlet Başkanı Kenan Evren’in Anayasa’yı tanıtma konuşmaları ile Anayasa’nın Geçici Maddelerinin eleştirilmesini yasakladı, Danışma Meclisi’nde görüşülen 12 Eylül Anayasası’na Milli Güvenlik Konseyi son şeklini verdi ve kanunlaştı. Eski siyasi parti liderlerine ve yöneticilerine 10 yıl siyaset yasağı getiren kanun kabul edildi.
1985
Japonya’da Tokyo/ Narita Havaalanı’nına ikinci bir pistin inşasına karşı bir süredir eylemler yapan 5 bin kadar çevreci ve öğrenci kitlesi polisle çatıştı. 52 polis yaralandı, 200’ün üzerinde eylemci tutuklandı.
1993
Devlet Güvenlik Mahkemesi, HEP Kurultayı’nda yaptığı konuşmada bölücülük yaptığı gerekçesiyle DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya 2 yıl hapse mahkum etti.
1998
Türkiye ile Suriye arasında Adana Mutabakatı imzalandı.
1999
Uluslararası uyuşturucu kaçakçısı Abuzer Uğurlu, İstanbul’da yakalandı.
2005
İran’da Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad başkanlığındaki Yüksek Kültür Koruma Konseyi, feminist, laik, liberal, nihilist ve Doğu kültürünü aşağılayan filmlerin dağıtım ve gösterimini yasakladı.
2008
Ergenekon soruşturması kapsamında haklarında dava açılan, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk ile eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun da aralarında bulunduğu 46’sı tutuklu 86 sanığın yargılanmasına başlandı ve ilk duruşma Silivri Cezaevi içindeki duruşma salonunda yapıldı.
2009
AİHM, Kürt sorununu temel alan Ülkede Özgür Gündem, Gündem, Güncel ve Gerçek Demokrasi adlı dört gazetenin 26 çalışanının açtığı davalarda Türkiye’yi, ifade özgürlüğünü ihlal ettiği için 26 kişiye 10-86 bin TL maddi, 100 bin TL kadar manevi tazminat ile 8 bin 600 TL de mahkeme gideri ödemeye mahkum etti.
2010
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ÖSYM tarafından yapılacak sınavlara başörtüsü ile girilebileceğini açıkladı.
2012
Dünya Günü‘nün kurucusu olarak bilinen Amerikalı aktivist John McConnell dünyaya geldi. (Doğum: 22 Mart 1915) Yaşamı boyunca insanlığın ortak iyiliği için çalıştı.
John McConnell
2019
Avukat ve politikacı Thomas Ludwig John D’Alesandro III hayatını kaybetti. (Doğumu: 24 Temmuz 1929) Maryland Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu. 1963’te Baltimore Kent Konseyi’nin başkanı oldu. İstihdam, eğitim ve diğer alanlardaki ırksal engelleri ortadan kaldırmak için çalıştı. 1967’de belediye başkanı oldu. Baltimore’un 43. belediye başkanı olarak yeni okullar açtı, yeni bir polis merkezi inşa etti. Şehrin gençleri için mobil havuzlar ve gündüz kampları gibi yaz rekreasyon programları tasarladı ve ayrıca İç Liman gelişimi için yasal zemin hazırladı.
Thomas D’Alesandro III
2024
İstanbul Barosu Başkanlığına Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu seçildi.
Osmanlı devlet adamı, Ahmed Şefik Midhat Paşa doğdu. (Ölümü: 8 Mayıs 1884) Arapça, Farsça, mantık ve İslâm hukuk alanında eğitim gördü. İki kez sadrazamlık görevine getirildi. Tuna, Aydın ve Suriye Valiliği görevlerinde bulundu. İlk Osmanlı anayasası olan Kânûn-ı Esâsî’yi hazırlayan kurulun başkanlığını yaptı.
1912
Uşi Barış Antlaşması, Osmanlı İmparatoru ile İtalya Kralı arasında 18 Ekim 1912’de Lozan’da imzalandı. Osmanlı Devleti döneminin son uluslararası antlaşmalarındandır.
Uşi Antlaşmasını imzalayan Osmanlı ve İtalyan heyeti (soldan sağa) Pietro Bertolini, Mehmet Nabi Bey, Guido Fusinato, Rumbeyoglu Fahreddin, Giuseppe Volpi
1919
Hukukçu, akademisyen, yazar, gazeteci ve siyasetçi doğdu. (Ölümü: 28 Eylül 2000) Montreal Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. Üç yıl Özel Danışma Kurulu’nda memur olarak çalıştı. 1950’de aylık eleştiri dergisi Cité Libre’in kurulmasına katkıda bulundu. 1951’den 1961 yılına kadar avukatlık yaparak çalışma ve insan hakları davalarında uzmanlaştı. 1961 -1965 yılları arasında Montreal Üniversitesi’nde hukuk dersleri verdi. 1969-1979 ve 1980-1984 dönemlerinde başbakanlık yaptı. Başbakanlığı döneminde Çin’le diplomatik ilişkiler kurulmasını, Fransa’yla ilişkilerin geliştirilmesini, Fransa’ya bağlanma yanlılarının yenilgiye uğratılmasını, Birleşik Krallık Parlamentosu’ndan tam bağımsızlığın kazanılmasını sağladı.
Kanada’nın hukukçu başbakanlarından Pierre Elliott Trudeau
1920
Resmi ‘Türkiye Komünist Fırkası’ Ankara’da kuruldu.
1925
Türkiye – Bulgaristan Dostluk Antlaşması, Türkiye ile Bulgaristan arasında kalıcı barış, daimi ve samimi ilişkiler kurmak amacıyla 18 Ekim 1925 tarihinde Ankara’da imzalandı. Türkiye İle Bulgaristan Arasında Mün’akid Muhadenet Muahedenamesi bu nedenle Ankara Antlaşması olarak da anılmaktadır. Antlaşma, 30 mayıs 1926 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylandı ve resmi Gazete’nin 20 Haziran 1926 tarihli sayısında yayınlandı. Türkiye cumhuriyeti döneminde imzalanmış ilk uluslararası antlaşmalar arasında yer almaktadır.
1968
Dünya Olimpiyat Komitesi, iki siyahi atlet olan Tommie Smith ve John Carlos’u madalya töreni sırasında kara güç selamı verdikleri gerekçesiyle cezalandırdı.
1977
Halkın Kurtuluşu gazetesi sorumlu müdürü Mustafa Yıldırımtürk için tutuklama kararı çıktı.
1982
186 idam istemli, 574 sanıklı Ankara Devrimci-Yol davası başladı.
1982
Fransız hukukçu siyasetçi ve eski başbakan Pierre Mendès France hayatını kaybetti. (Doğumu: 11 Ocak 1907) Paris Üniversitesi‘nde hukuk okudu ve aynı üniversitede doktora derecesi elde etti. 1928 yılında Paris Barosu’na kaydını yaptırdı ve baronun en genç üyesi sıfatını kazandı. 1924 yılında Radikal Sosyalist Parti’ye üye oldu ve 1932 yılı seçimlerinde Eure bölgesinden milletvekili seçilerek Meclise girdi. Léon Blum başbakanlığında kurulan Halk Cephesi hükûmetinde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı oldu. 1944 yılında toplanan ekonomi konferansında bulunan Fransız Delegasyonu’na başkanlık yaptı. Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası direktörlüğü ve Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi’ne Fransız Temsilciliği görevlerinde bulundu. 1954 – 1955 yıllarında Fransa Başbakanlığı yaptı.
Pierre Mendès France
1988
Tuzla’da 7 Ekim 1988’de, Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) üyesi olduğu öne sürülen dört kişinin öldürülmesi olayına karışan 16 polise 56’şar yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.
1990
Emin Çölaşan ‘Turgut Nereden Koşuyor’ adlı kitabından dolayı Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve eşi Semra Özal’a 10 milyon TL tazminat ödemeye mahkum edildi. Ayrıca yayıncı Kemal Karatekin’le beraber 70 milyon TL ‘haksız kazanç’ tutarının ödenmesine karar verildi.
1991
Azerbaycan, Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan etti.
1996
Yargıtay, Yaşar Kemal’in ‘Düşünceye Özgürlük’ kitabındaki yazısında halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği gerekçesiyle DGM’ce verilen 1 yıl 8 aylık hapis ve 466 bin TL para cezasını onadı.
2001
Bayrampaşa Cezaevinde 12 tutuklunun hayatını kaybettiği Hayata Dönüş operasyonunda görev alan 1.615 jandarma ve infaz koruma memuru hakkında dava açıldı.
2006
ABD Başkanı George W.Bush, terör zanlılarının askeri mahkemelerde yargılanması, CIA’in gizli programını sürdürmesi ve sorgulamada daha sert yöntemlerin uygulanmasını öngören yasayı imzaladı. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği yasayı ‘Amerikan tarihinin en kötü yasası’ olarak niteledi.
2012
Twitter’da Ömer Hayyam’ın bir dörtlüğünü paylaşması nedeniyle sanatçı Fazıl Say hakkında, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı iddiasıyla 1.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
2012
Güvensiz kürtajdan dolayı yılda 67 bin kadının yaşamını yitirdiği Uruguay’da kadınların mücadelesi sonucu kürtaj yasallaştı. Uruguay, Güney Amerika’da Küba’dan sonra kürtajı yasallaştıran ilk ülke oldu.
2013
Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül’e poşu davasında verilen 11 yıl 3 ay hapis cezası, TCK’nın değiştirilen ve kaldırılan maddelerine göre verildiği gerekçesiyle Yargıtay’ca bozuldu.
2013
Hukukçu ve yazar Nuri Pakdil hayatını kaybetti. (Doğumu:1934) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Hukuktan ziyade edebiyat alanında çalışmalar yaptı. İlk çalışmalarını, şiir ve deneme türlerinde Demokrasiye Hizmet gazetesinde yayımladı. Edebiyat dergisini ve Edebiyat Dergisi Yayınları’nı kurdu. 2010 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü kazandı. 2019 yılında Recep Tayyip Erdoğan’dan Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü aldı.
2019
Avukata Tehdit
Avukat Şiar Rişvanoğlu, arabasına yapıştırılan ve “Türk İntikam Tugayları” imzası taşıyan bir notla tehdit edildi.Kesici aletlerle arabasının lastikleri kesilen Rişvanoğlu’nun arabasının camına da bir tehdit notu bırakıldı. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Adana Şubesi, Şiar Rişvanoğlu’na yönelik tehdit söylemlerine karşı Adana Adliyesi’ne giderek konuya ilişkin suç duyurusunda bulundu.
2024
Daltonlar Çetesi’ne 147 Tutuklama
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma çerçevesinde 100’den fazla suça karıştığı tespit edilen Barış Boyun’un lideri olduğu Daltonlar Çetesine yönelik operasyonda gözaltına alınan 166 kişiden 147’si çıkarıldıkları Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.
2024
9’uncu Yargı Paketi’nden çıkarılan ve kamuoyunda ‘etki ajanlığı’ olarak nitelendirilen teklif Noterlik Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair teklife konulan bir madde ile yeniden Meclis gündemine geldi. Teklif kapsamında TCK’nin 319. maddesine bir fıkra eklenmesi öngörülüyor.
2024
Yenidoğan Çetesi
‘Yenidoğan Çetesi’ ile ilgili açıklama yapan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, ‘Yenidoğan Çetesi’ hakkında Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca 21.05.2023 tarihinde soruşturma başlatıldığını, bu kapsamda bugüne kadar gözaltına alınan 47 şüpheliden 22’sinin tutuklandığını duyurdu.
Hukukçu ve büyükelçi Taha Carım Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılında İsviçre’nin Cenevre şehrinde dünyaya geldi. (Ölümü: 9 Haziran 1977) İstanbul’da Galatasaray Lisesi’ni 1936’da bitirdikten sonra öğrenimine Fransa’da devam etti. Toulouse Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından 27 yaşında iken 1941’de Dışişleri Bakanlığı’na girdi ve 36 yıl görev yapacağı diplomasi mesleğindeki kariyerine Genel Sekreterlik Özel Kaleminde başladı. 1942 yılında aday meslek memuru olarak Ticaret Dairesi’ne nakledildi, orada Üçüncü Kâtipliğe yükseldi.
İkinci Dünya Savaşı devam etmekte ve Paris, Alman işgali altındayken, 1943 yılında Paris Büyükelçiliği Üçüncü Kâtipliğine atandı. Fransız Hükümeti Vichy’ye taşındığı için görevini Vichy’de yaptı. 1945 yılında ise Atina Büyükelçiliği İkinci Kâtipliği görevine getirildi. Daha sonra Ticaret ve Ticari Anlaşmalar Dairesi Umum Müdürlüğüne şube müdürü olarak görev yaptı. 1951 yılında Başkâtip olarak Şam Büyükelçiliğine gönderildi.
Türkiye’nin NATO’ya girmesi üzerine Paris’teki NATO Daimi Delegasyonunda görev yaptı. .
1954 yılında merkeze döndü ve Milletlerarası Ekonomik İşler Dairesi Umum Müdür Muavini oldu. 1961-1965 yıllarında Ottava, 1965-1967 yıllarında Beyrut ve 1967-1969 yıllarında Tahran Büyükelçiliği yaptı.1973 yılında Vatikan Büyükelçiliği görevini üstlendi.
Terör Saldırısı ve Ölümü
9 Haziran 1977 tarihinde görevinden evine dönerken, Roma’daki apartmanının önünde pusuya düşürülerek evinin önünde arabasından inerken ASALA teröristleri tarafından iki kurşunla sırtından ve çenesinden vuruldu. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı ancak kurtarılamadı.14 Haziran günü Roma’da gerçekleştirilen cenaze merasimi sonrasında cenazesi Ankara’ya nakledildi ve resmi törenle şehitliğe defnedildi. Katilleri bulunamadı ve olay faili meçhul olarak kaldı. Roma Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturma 30 Haziran 1978 tarihinde kapatıldı. Öldürüldüğünde iki çocuğu bulunmaktaydı.
Taha Carım suikastını Ermeni terör örgütü ASALA üstlenmiştir. Ermeniler tarafından görevi sırasında öldürülen Daniş Tunalıgil ve İsmail Erez’den sonra üçüncü Türk Büyükelçisi’dir. Hatırasını yaşatmak üzere İskenderiye Başkonsolosluğunda bir anı köşesi tesis edilmiştir.
Bilâl N. Şimşir tarafından kaleme alınan Şehit Diplomatlarımız isimli bir kitapta hayatına yer verilmiştir.
Hatırasını yaşatmak üzere Kayseri’de bir caddeye ismi verilmiştir.
Uşi Antlaşmasını imzalayan Osmanlı ve İtalyan heyeti (soldan sağa) Pietro Bertolini, Mehmet Nabi Bey, Guido Fusinato, Rumbeyoglu Fahreddin, Giuseppe Volpi
Uşi Barış Antlaşması, Osmanlı İmparatoru ile İtalya Kralı arasında 18 Ekim 1912’de Lozan’da imzalanmıştır. Osmanlı Devleti döneminin son uluslararası antlaşmalarındandır.
İtalya, 29 Eylül 1911 tarihinde, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmiştir. Gerekçesi, , Trablusgarp ve Bingazi’de ekonomik çıkarlarını korumaktır.
İtalya, Trablusgarp’ın bir kısmını ele geçirdikten sonra savaşı Ege Denizi’ne taşımıştır. Menteşe Adaları bölgesindeki 16 ada ve adacığı, 28 Nisan-20 Mayıs 1912 tarihleri arasında işgal etmiştir.
Taraflar arasındaki savaş, barış görüşmeleri ile sona ermiştir. Barış görüşmeleri 13 Temmuz 1912 tarihinde başlamış, 18 Ekim 1912’de antlaşma ile sona ermiştir. Antlaşmanın imzalandığı yer İsviçre’nin Lozan kenti yakınlarındaki Uşi’dir. Bu nedenle “Uşi Antlaşması” olarak anılmaktadır.
Osmanlı Devleti, Trablusgarp vilayeti ile Bingazi sancağında özerk bir yönetim uygulanmasını kabul etmiştir. Askerlerini çekmesi karşılığında İtalya’nın da adalardan çekilmesi kararlaştırılmıştır.
Sonuç olarak, Uşi Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika’daki son topraklarını fiilen kaybetmesi anlamına gelmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu, antlaşmada kapitülasyonlar konusunu gündeme getirmiş ancak bu hakların devamı kararlaştırılmıştır.
Antlaşma, Birinci Balkan Savaşı’nın patlak vermesi nedeniyle başka cephelerde zorluklar yaratmıştır.
1912 Uşi Barış Antlaşması
Majesteleri Osmanlı İmparatoru ve Majesteleri İtalya Kralı iki ülke arasında süregelen savaşı durdurma konusundaki karşılıklı arzuları çerçevesinde tam yetkili temsilcilerini tayin etmişlerdir:
Majesteleri Osmanlı İmparatoru, Ekselansları Mehmed Nabi Bey; Osmaniye Emperyal Birliği Büyük Nişanı, Majesteleri Osmanlı İmparatorunun Yüksek Temsilcisi ve Orta elçisi:
Ekselansları Rumbeyoğlu Fahreddin Bey; Mecidiye Emperyal Birliği Yüksek Görevlisi, Osmaniye Emperyal Birliği Yüksek Yetkilisi, Majesteleri Osmanlı İmparatorunun Yüksek temsilcisi ve Orta elçisi.
Majesteleri İtalya Kralı, Sayın Pietro Bertolini, İtalya Krallığı Büyük Nişanı, S.S. Maurice ve Lazare Yüksek görevlisi, Parlamento milletvekili.
Bay Guido Fusinato, İtalya Krallığı Büyük Nişanı, S.S. Maurice ve Lazare Yüksek yetkilisi, Parlamento milletvekili, Devlet danışmanı.
Bay Giuseppe Volpi, S.S. Maurice ve Lazare ve İtalya Krallığı şövalye nişanı.
Karşılıklı tam yetkilerinin değişimi ve bunları usulüne uygun şekilde hazırlanmış bulduktan sonra aşağıdaki maddeler üzerinde anlaşmışlardır:
Madde 1
Her iki hükümet bu antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra savaşın derhal ve aynı anda durdurulması için gerekli önlemlerin alınmasını taahhüt eder. Söz konusu önlemlerin alınması ve yürütülmesini sağlamak amacıyla ilgili bölgelere özel görevliler gönderilecektir.
Madde 2
İki hükümet bu antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, subaylarının, birliklerinin ve sivil görevlilerinin, sırasıyla Osmanlı hükümetinin Trablusgarp ve Bingazi’den ve İtalya hükümetinin Ege denizinde işgal ettiği adalardan çekilmesi için emir vermeyi taahhüt eder.
Yukarıda sözü edilen adaların İtalyan subaylar, birlikler ve sivil görevliler tarafından boşaltılması, Osmanlı subayları, birlikleri ve sivil görevlilerinin Trablusgarp ve Bingazi’den çekilmesinden hemen sonra gerçekleştirilecektir.
Madde 3
Savaş esirleri ve rehineler mümkün olan en kısa sürede değiştirilecektir.
Madde 4
Hükümetler, Kraliyet hükümeti Trabslusgarp ve Bingazi halkları, İmparatorluk hükümeti de Osmanlı egemenliğindeki Ege adaları halkları için, çatışmalara karışmış olan veya bu fırsatla uzlaşmaya varmış olanlar hakkında, adi suçlar dışında, tam ve topyekün af ilan etmeyi taahhüt ederler. Sonuç olarak, sınıfı veya şartları ne olursa olsun hiç kimse hakkında, kişisel veya mallarıyla ilgili veya haklarını kullanırken, askeri veya siyasi eylemlerinden veya savaş sırasında ifade etmiş olabileceği fikirleri yüzünden soruşturma açılmayacaktır.
Bu çerçevede tutuklanan ve sürgüne gönderilen kişiler derhal serbest bırakılacaktır.
Madde 5
Savaş ilanı dışında her iki taraf arasında imzalanan her çeşit, türlü ve cins Antlaşma, sözleşme ve yükümlülükle, derhal yürürlüğe konacaktır. İki hükümetin birbirleriyle ilişkileri ve karşılıklı konular, düşmanlıklardan önceki bulundukları duruma dönecektir.
Madde 6
İtalya diğer Güçlerle ticaret antlaşmalarını yenilerken Türkiye ile Avrupa sivil hakları temelinde bir ticaret antlaşması imzalamayı taahhüt eder, yani Türkiye’ye tüm ekonomik bağımsızlığını vererek, ticaret ve gümrük konusunda hareket hakkını, tüm Avrupa Güçleri gibi ve kapitülasyonlar ve bugünkü diğer akitlere bağlı kalmayacak şekilde kullanmasını kabul eder. İyi bilinmektedir ki söz konusu ticaret antlaşması, Osmanlı Hükümeti’nin aynı temelde diğer Güçlerle imzaladığı ticaret antlaşmalarının yürürlüğe konmasıyla yürürlüğe girecektir.
Bunun dışında İtalya, Türkiye’de geçerli gümrük haklarının yüzde 11’den yüzde 15’e çıkarılmasına ve yeni tekeller kurulması veya aşağıdaki beş maddeden tüketim vergisi alınmasına razı olmuştur : petrol, sigara kağıdı, kibrit, alkol, oyun kartları. Bu karar diğer ülkelerle ithalatta benzer bir antlaşmanın aynı anda ve ayırım yapmaksızın uygulanması koşuluyla alınmıştır.
Tekelle ilgili maddelerin ithalatı söz konusu olduğundan, bu tekellerin yönetimi, İtalya’dan gelecek maddelerin sağlanması ve bunun da aynı maddelerin yıllık ithalat temellerine göre belirlenmiş oranlar takip edilerek yapılmasından ibarettir. Böylece bu tekel maddelerinin verilmesi için teklif edilecek fiyatlar satış sırasında piyasanın durumuna uygun olmakta, verilecek malların kaliteleri ve söz konusu kaliteler için savaş ilan edilen yıldan önceki üç yıl boyunca belirlenen fiyatların ortalaması dikkate alınmaktadır.
İyi bilinmektedir ki eğer Türkiye, yukarıda belirtilen beş madde üzerinde yeni tekeller kurmak yerine tüketim vergisine bağlamaya karar verirse; bu vergiler Türkiye’nin ve tüm diğer ülkelerin benzer ürünlerine aynı ölçüde uygulanacaktır.
Madde 7
İtalya hükümeti Osmanlı İmparatorluğu’ndaki İtalyan posta merkezlerini, Türkiye’de posta bürosu bulunan diğer Devletlerin bürolarını kapattıkları zamanda kaldırmayı taahhüt eder.
Madde 8
Osmanlı Hükümeti, Avrupa konferansı şeklinde veya ilgili Büyük Güçlerle, Türkiye’deki kapitülasyon rejimine son vermek ve yerine uluslararası hukuk rejiminin kurulması amacıyla görüşmeler başlatılmasını önerirken, İtalya, Osmanlı Hükümetinin bu niyetlerinin haklılığını kabul ederek daha şimdiden bu konuda kendilerine tam ve samimi desteklerini ifade eder.
Madde 9
Osmanlı Hükümeti, kendi kuruluşlarında görev yapan ve savaş sırasında işten atmak zorunda kaldığı İtalyan vatandaşlarının verdikleri iyi ve fedakar hizmetlerden dolayı memnuniyetini kanıtlamak amacıyla, onları ayrıldıkları görevlere yeniden başlatmaya hazır olduğunu ifade eder.
Bu kişilere işsiz kaldıkları aylara ilişkin ücretleri ödenecek ve emekli tazminatına hak kazanan görevliler için işsiz kaldıkları süreler bakımından hiçbir zarar söz konusu olmayacaktır.
Bunun dışında Osmanlı Hükümeti ilişkide olduğu kurumlar (Kamu Borçları, Demiryolları Şirketi, Bankalar, vs..) nezdinde, daha önce bu kurumlarda görev yapmış olan ve aynı durumda bulunan İtalyan vatandaşlarına da aynı uygulamayı yapmaları için girişimde bulunmayı taahhüt eder.
Madde 10
İtalya hükümeti, her yıl Osmanlı Kamu Borçları kasasına Osmanlı Hükümeti hesabına savaşın ilan edildiği yoldan önceki üç yılın her biri içinde; iki bölgenin gelirleri üzerine Kamu Borçları servisine yatırılan paraların ortalamasına eşit miktarda bir parayı her yıl yatırmayı taahhüt eder. Bu söz konusu yıllığın miktarı, biri Kraliyet hükümeti, diğeri de İmparatorluk hükümeti tarafından atanacak iki yetkili tarafından anlaşma sonucu belirlenecektir. Anlaşmazlık durumunda karar bu iki yetkili ve her iki tarafın atayacağı bir üçüncü hakemin yer aldığı bir hakem kuruluna devredilecektir. Eğer bu konuda anlaşma sağlanamazsa, taraflardan her biri değişik bir devleti seçecek ve üçüncü hakemin seçimi böylece atanacak devletler tarafından birlikte yapılacaktır.
Kraliyet hükümeti ve Osmanlı Kamu Borçları idaresi, Osmanlı Hükümeti aracılığıyla; yukarıda sözü edilen yıllık yerine, yüzde 4 oranında artırılmış aynı miktarda bir paranın ödenmesini isteme hakkına sahiptirler.
Bir önceki fıkraya atıf yapanlar için Kraliyet Hükümeti şu andan itibaren, yıllık ödentinin iki milyon İtalyan liretinin altında olamayacağını ve Kamu Borçları idaresine aynı miktarda artırılmış paranın, istekte bulunulduğu anda verilmesine hazır olduğunu açıklar.
Madde 11
Bu antlaşma imzalandığı gün yürürlüğe girecektir.
Buna dayanarak tam yetkili temsilciler mevcut antlaşmayı imzalamışlar ve mühürlerini basmışlardır.
Lozan’da iki nüsha şeklinde 18 Ekim 1912’de imzalanmıştır.
İmzalayanlar
Mehmed Nabi
Rumbeyoğlu Fahreddin
Pietro Bertolini
Guido Fusinato
Giuseppe Volpi
Dostluk Antlaşması ve imzalanan ek protokol kısa ve yalın bir metindir. İki ülke arasındaki ilişkilerin devletler hukuku zemininde sürdürüleceğini teyit edilmiş, uluslararası hukuk teamülleri temelinde diplomatik ilişkilerin geliştirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. İki ülke arasında ayrıca bir ticaret sözleşmesi, bir oturma sözleşmesi ve bir hakem antlaşması yapılmasını öngörülmüştür. Taraflar arasındaki sorunlu ilişki alanları tespit edilmiş ve bu sorunların dostluk temelinde çözülmesi kararlaştırılmışıtr.
Türkiye İle Bulgaristan Arasında Mün’akid Muhadenet Muahedenamesi
Bir taraftan Türkiye,
Diğer taraftan Bulgaristan,
Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Krallığı arasındaki samimi muhadenet rabıtalarını tesis ve takviye etmek hususunda aynı derecede samimi arzu perverde ettikleri o iki devlet beyninde münasebat tesis olunca işbu münasebetin kendi milletlerinin refah ve saadetine hadim olacağı kanaatiyle mütehassıs bulundukları cihetle bir muhadenet muahadesi akdine karar vermişler ve bu hususta murahhasları olmak üzere:
Türkiye Reis-i Cumhuriyeti: Hariciye Vekâleti Müsteşarı Tevfik Kamil Bey’i
Ve Haşmetlü Bulgar Kralı: Bulgaristan Vaşington Fevkalade Murahhas ve Ortaelçisi Mösyö (Simeon Radeff)i tayin
eylemişlerdir.
Müşarün-ileyhüma usulüne muvafık görülen salahiyetnameleri ba’del-tebliğ ahkâm-ı atiyyeyi kararlaştırmışlardır.
Madde 1
Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Krallığı arasında gayr-ı kabil-i ihlal sulh ve samimi ve daimi muhadenet cari olacaktır.
Madde 2
Tarafeyn-i aliyeyn-i akdeyn iki devlet arasındaki siyasi münasebatı hukuk-ı düvel esaslarına tevfikan tesis hususunda ittifak etmişlerdir. Tarafeyn-i her birinin siyasi mümessillerinin mütekabiliyet şartıyla diğerinin arazisinde hukuk-ı umumiye-i düvel esasına müstenid muameleye mazhar olmalarını kabul etmişlerdir.
Madde 3
Tarafeyn-i aliyeyn-i akideyn, bir ticaret mukavelenamesi ve bir ikamet mukavelenamesi ve bir hükm muahedesi akd etmek hususunda mutabık kalmışlardır.
Madde 4
İşbu muahedename tasdik olunacak ve tasdiknameler Ankara’da sürat-i mümkine ile teati edilecektir. İşbu muahedename tasdiknamelerinin teatisinden itibaren on beş gün sonra iktisab-ı mer’iyyet edecektir.
Madde 5
İşbu muahedenameye merbut protokol anın mütemmem bir cüzini teşkil eder. Tasdikan-lü’lmakal tarafeyn murahhasları işbu muahedenameyi imza ve mühürleriyle tanzim eylemişlerdir.
1925 senesi 18 Teşrinievvel’inde iki nüsha olarak Ankara’da tanzim olunmuştur.
Tevfik Kamil- S. Radeff
Türkiye ile Bulgaristan Arasında Mün’akid Muhadenet Muahedenamesine Merbut Protokol
A
Ekalliyetlerin himayesine dair (Neuilly) Muahedenamesinde münderic bulunan ahkâmın kâffesinden Bulgaristan’da mütemekkin Müslüman ekalliyetlerini ve (Lozan) muahedenamesinde münderic bulunan ahkâmın kafesinden de Türkiye’de mütemekkin Bulgar ekalliyetlerini istifade ettirmeği iki hükümet birbirine karşı taahhüd eder.
(Neuilly) ve Lozan) muahedenamelerinden her birine vaz’ül-imza devletlerin ekalliyetlere müteallik olarak haiz oldukları bilcümle hukuku mütekabilen Bulgaristan Türkiye’ye ve Türkiye de Bulgaristan’a karşı tanır.
Haşiye: Lisan-ı maderzadı Bulgarca olan gayr-ı Müslim Türk teb’ası Bulgar ekalliyetine mensub addolunacaktır.
B
1913 Türkiye’si arazisinde tevellüd edüb de işbu protokolün tarih-i imzasına kadar Bulgaristan’a hicret ile Kraliyette mer’i kavanin-i dahiliyye mucibince Bulgar tabiiyeti iktisab etmiş bulunan bilcümle Bulgarları, Türk Hükümeti Bulgar teb’ası olarak tanır.
Bulgaristan’ın 1913’teki hududu dâhilinde tevellüd edüb de işbu protokolün tarih-i imzasına kadar Türkiye’ye hicret ile Cumhuriyette mer’i kavanin-i dâhiliye mucibince Türk tabiiyeti iktisab eylemiş bulunan bilcümle Müslümanları, Bulgar Hükümeti Türk teb’ası olarak tanır.
Zatülzevc kadınlar zevclerinin ve on sekiz yaşından dun olan çocuklar ebeveynlerinin şeraitine tabi olacaklardır.
Şurası mukarrerdir ki yukarıda mevzu-ı bahs olan Türk Bulgar teb’ası (C) maddesinde mezkûr aksam müstesna olmak üzere, Bulgaristan ve Türkiye arazilerinde mütekabilen malik oldukları emval üzerindeki hakk-ı mülkiyetlerini muhafaza eder.
İstanbul şehri müstesna olmak üzere Türkiye’nin Avrupa kıtasında kâin arazisinde tevellüd edüb de Bulgaristan’a hicret etmiş olan Bulgarlar, mezkûr arazide yeniden temekkün etmek isterler ise Türkiye Hükümeti her hususu madde hakkında muvafakat edib etmemek hususunda serbesti-i temini muhafaza ider. 1913 senesinde Bulgaristan’a ilhak olunan kazalarda tevellüd edüb de Türkiye’ye hicret etmiş olan Müslümanlar mezkûr arazide yeniden temekkün etmek istedikleri takdirde Bulgar hükümeti aynı hakkı muhafaza eder.
Haşiye: İşbu protokol ahkâmı mucibince İstanbul, bu namda olan şehir emanetinin 1913 kanuniyle tahdid olunan menatıkından ibarettir.
C
İstanbul şehri müstesna olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa kıtasındaki arazisi ahali-i asliyesinden olup da 5-18 Teşrinievvel 1913 tarihinden sonra işbu protokolün imzası tarihine kadar Bulgaristan’a hicret etmiş olan Bulgarlara ve Balkan Harbi’ni müteakib Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan arazi ahali-i asliyesinden olub da 5-18 Teşrinievvel 1913 tarihinden işbu protokolün imzası tarihine kadar Türkiye’ye hicret etmiş olan Müslümanlara ait her nevi emval-i gayr-ı menkule, arazisinde bulundukları devletler tarafından mütekabilen iktisab edilmiş olacaktır.
D
Bulgaristan’da kâin ve Türkiye teb’asına ait olup da madde-i sabıkanın saha-i tatbiki haricinde kalan her nevi emval-i gayr-ı menkule, halen meşru sahiplerinin taht-ı tasarruflarında değilse bunlara hukuken makamlarına kaim olanlara yahud vekillerine iade edebilecektir. İşbu emval hakkında her ne sebeple olursa olsun tatbik olunan istisnai tedabir ve ahkâmın kâffesi işbu protokol mevki-i mer’iyyete vazolunur olunmaz ref olunacaktır.
Muhacir veya yerliler tarafından işgal olunan emval için, alakadar sahiplerine adilane bir bedel icar-ı takdir ve ita olunacaktır.
Alakadaran 5-18 Teşrinievvel 1913’den evvel memleket-i asliyelerini terk eylediklerini mütekabilen her iki memleket muhakemesi huzurunda kanuni esbab-ı subutiye ile isbat etmeye mecburdurlar.
Şurası mukarrerdir ki yukarıda zikrolunan bilumum ahkâm her biri taalluk ettiği hale tatbik olunmak üzere B bendinin iki birinci fıkralarında istihdaf olunan eşhasın emvali hakkında da tatbik edilir.
E
Yeni Bulgar arazisinin ilhakından evvel iktisab olunan hukuk ve Osmanlı İmparatorluğu’nun selahiyatdar devairlerinden sadır olan evrak-ı adliye ve senedat-ı resmiye aks-i halin kanunen sübutuna değin, muteber ve gayr-ı kabil-i ihlaldir.
Tarafeyn-i akideyn, İstanbul Muahedesi ile lahikalarının ahkâmını iki devlet arasında hududu tespit tayin eden kısmı müstesna olmak üzere, mevcudiyeti hitama ermiş ve hükmü kalmamış addetmekte müttefiktirler.
G
Mesai-i hukuk-ı tasarrufiyesine müteallik kanunun Bulgaristan’da bulunan Türk teb’asına tarz-ı tatbiki hakkında Bulgar murahhası tarafından Türk murahhasına tevdi olunan mektup işbu protokolün mütemmim bir cüzini teşkil edecek ve anınla birlikte mevki-i mer’iyye vazolunacaktır.
H
İşbu protokolün tatbiki hususunda zuhur edebilecek olan müşkilat hükümeteyn beyninde siyasi müzakerata mevzu teşkil edecektir.
18 Teşrinievvel 1925’de Ankara’da iki nüsha olarak tanzim kılındı.
Tevfik Kamil- S. Radef
Zabıtname
Zirde vaz’ül-imza Türk ve Bulgar murahhasları, iki hükümet beyninde müzakere olunan ukudu, yani bir muhadenet muahedesi ve anın mütemmim cüzini teşkil eden merbuti protokolü ve bir ikamet mukavelenamesi imza etmek üzere Ankara’da Hariciye Vekâleti’nde 18 Teşrinievvel 1925 tarihine müsadif günde ictima etmişlerdir. Müşarünileyhüma merbut protokolün “D maddesinin mealini daha iyi tayin etmek ve hükümetlerinin mütekabil hüsn-i niyetleri hususunda hiç şüpheye mahal bırakmamaktaki kaideyi takdir ile bu fıkra ahkâmının istihdaf ettiği emvalin iadesi, ne bir taraftan ne diğer taraftan hiçbir itiraz serdedilmeksizin icra olunacağını, hükümetleri namına beyan eylerler.
İşbu zabıtname iki nüsha olarak tanzim olunmuştur.
Müzakeratımız esnasında izhar buyurduğunuz arzuya tabiyen hükümet-i metbu’amın Bulgaristan’da bulunan Türk teb’asının mesai-i hukuk-ı tasarrufiye kanunu mucibince istimlâk edilen emvali hakkında bu kanunun tatbikine müteallik olarak Sırb, Hırvat ve Slavon Krallığı ile akdettiği itilafı tamamıyla tatbik etmeyi taahhüt eylediğini zat-ı âlilerine te’yid eylemekle müftehirim. İhtiramat-ı faikemin lütfen kabul buyurulmasını rica eylerim murahhas efendi.
İngiliz Milletler Topluluğu’nun ilk başsavcısı John Cooke, 16 Ekim 1660 günü Charing Cross’da asılarak idam edildi. Cooke, İngiliz İç Savaşının ardından kurulan mahkemede, Kral Charles I’in vatana ihanet ve diğer ağır suçlardan yargılanmasında önemli rol oynamıştı. (18 Eylül 1608 – 16 Ekim 1660)
1730 -Nevşehirli İbrahim Paşa’nın Boğdurulması
Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, Patrona Halil İsyanı’nı çıkaranların istekleri doğrultusunda Padişah III. Ahmet tarafından boğduruldu.
1793 – Fransız Devrimi: Giyotinle İdam
Fransız Devriminde vatan hainliği ile suçlanan Fransa Kraliçesi ve Avusturya arşidüşesi. Marie Antoinette giyotinle idam edildi. Maria Antonia Josepha Johanna (Doğumu: 2 Kasım 1755 – Öümü: 16 Ekim 1793),
1886 – David Ben-Gurion Doğdu
Hukukçu ve İsrail devletinin kurucusu ve ilk başbakanı David Ben-Gurion doğdu.. (16 Ekim 1886 – 1 Aralık 1973) Varşova Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. İsrail Bağımsızlık Bildirgesi’ni 14 Mayıs 1948 tarihinde açıkladı. İngiliz Mandasının sonlandığı günde, yeni bağımsız İsrail devleti resmi olarak ilan etti.
1898 – William O. Douglas Doğdu
ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı William O. Douglas doğdu. (16 Ekim 1898, Maine, Minnesota – 19 Ocak 1980, Washington, ABD) Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre serbest çalıştı ve hukuk fakültelerinde ders verdi. 17 Nisan 1939 – 12 Kasım 1975 arasında Yüksek Makeme’de görev yaptı. Douglas, kişi özgürlüklerini güvence altına alan Haklar Bildirisi’ne mutlak bağlılığıyla tanınıyordu.
1916 – İlk doğum kontrol kliniği
Margaret Sanger, ilk doğum kontrol kliniğini New York’ta kurdu. Amerikalı aktivist Margaret Sanger yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Eylül 1883 – Ölümü: 6 Eylül 1968) doğum kontrolü aktivisti, seks eğitimcisi , yazar ve hemşire idi. Doğum kontrolü terimini popüler hale getirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk doğum kontrol kliniğini açtı ve Amerika Planlı Ebeveynlik Federasyonu’na dönüşen organizasyonlar kurdu. Yazılarını ve konuşmalarını öncelikle kendi düşünce tarzını geliştirmek için kullandı. Sanger, 1914’te, Comstock Yasası uyarınca, Aile Sınırlaması adlı kitabından ötürü yargılandı. Doğum kontrolünü yasallaştırmaya yardımcı olan davalara katkıda bulundu.
1918- Louis Pierre Althusser Doğdu
Fransız marksist ve felsefe profesörü Louis Pierre Althusser dünyaya geldi. (16 Ekim 1918 – 22 Ekim 1990) Çok sayıda eseri Türkçe’ye tercüme edilmiştir.
1946 – Nürnberg Mahkemeleri: Nazilerin Avukatı İdam Edildi
1920’li ve 1930’lu yıllarda Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi için çalışan Alman avukat Hans Frank, idam edildi. (23 Mayıs 1900, 16 Ekim 1946, Nürnberg) 1926 yılında hukuk okudu ve Adolf Hitler’in kişisel hukuk danışmanlığının yanı sıra ülkenin hukuk politikalarının yapıcılarından biri oldu. 3 Mayıs 1945’te, güney Bavyera’da Tegernsee’de, Amerikan birlikleri tarafından yakalandı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Nürnberg Mahkemeleri’nde savaş suçları işlediği gerekçesiyle 20 Kasım 1945’te yargılanmaya başlandı. Mahkemede pişmanlık gösterdi. 1 Ekim 1946’da Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan suçlu bulunarak idamına karar verildi. 16 Ekim 1946’da asılarak idam edildi. Cesedi, Münih’te yakıldı ve külleri Isar Nehrine savruldu. Aynı tarihte İçişleri Bakanı Wilhelm Frick, Nazi Almanyası Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop, Alman ordusunun genelkurmay başkanlığını yapan Wilhelm Keitel ve Generaller Alfred Jodl ve Ernst Kaltenbrunner ile Alfred Rosenberg, Fritz Sauckel,Arthur Seyß-Inquart ve Julius Streicher‘in de aralarında olduğu on Nazi idam edildi.
1946 – İnsan Hakları Cemiyeti
Mareşal Fevzi Çakmak önderliğinde bir grup, İnsan Hakları Cemiyeti kurmak üzere başvurdu.
1951- Hukukçu Başbakana Suikast
Hukukçu ve Pakistan’ın ilk başbakanı Liyakat Ali Han, (1 Ekim 1895, Karnal, Hindistan – 16 Ekim 1951, Ravalpindi, Pakistan), Hindistan’la ülkesi arasındaki anlaşmazlıkları barışçı yollardan çözme yolundaki politikasına karşı çıkan fanatik çevreler tarafından 15 Ekim 1951’de Ravalpindi’de bir suikast sonucu öldürüldü. Oxford mezunudur.
1968 – Düşünceye Hapis
Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk ile Yazı İşleri Müdürü Erol Dallı, bir makalede “Başbakan Demirel’e hakaret edildiği” gerekçesiyle 3’er ay 15’er gün hapse mahkum edildi.
1971 – Siyasi Tutuklamalar
Dev-Genç ve Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) yöneticilerinden eski TİP Milletvekili Tarık Ziya Ekinci’nin de aralarında bulunduğu 12 kişi tutuklandı.
1981 – Kapatılan Siyasi Partilerin Malvarlığı
Milli Güvenlik Konseyi, 12 Eylül 1980’de faaliyetleri yasaklanan siyasi partilerin feshedilmesi ve malvarlıklarının Hazine’ye devrine ilişkin yasayı onayladı. Atatürk’ün vasiyetnamesiyle CHP’ye bırakılan menkul ve gayrimenkullerin idaresi de hazineye geçti.
1981 – Yargılama – İşkence
Hasan Asker Özmen’in gözaltında işkenceyle ölümüne sebep olmaktan yargılanan 1’i komiser muavini 3 polis 1’er yıl hapis, 6’şar ay memuriyetten men cezasına mahkum oldu.
1989 – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Yapma Hakkı
İnsan Hakları Derneği eski Yönetim Kurulu üyesi M.Çelikkan ve M.Eryüksel’in yargılandığı davanın duruşması yapıldı. Yaşar Kemal, Mehmet Ali Aybar ve Emin Galip Sandalcı tanık olarak dinlendi. Sanıklar, “Yaşama Hakkına Saygı” mitinginde “yasadışı slogan attırmak ve yasanın suç saydığı fiilleri övmek” suçlanıyordu.
2000- 16 Mart Katliamı Davası
16 Mart Katliamı Davası’nın müdahil avukatlarından Cem Alptekin, “MİT belgelerini kullandığı, emniyet kuvvetlerini tahkir ve tezyif ettiği, terörle mücadelede görev yapan kişileri açıkladığı” gerekçeleriyle yargılandığı davada beraat etti.
Manisa’da çoğu liseli 16 gence işkence yapmaktan yargılanan polisler ikinci kez ceza aldı.
2002 – 2. Körfez Savaşı Hazırlıkları
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George W. Bush, ABD kongresinin onayladığı, Irak’a savaş açma yetkisi veren kararı imzaladı.
2005- Şeriat Yasalarında Gevşeme
Şeriat kanunları ile yönetilen v 20 yıldır sinema izlemek yasak olan Suudi Arabistan’da Ramazan bayramı boyunca halka açık bir yerde film izletilmesine izin verildi.
2006 – Prof. Dr. Füsun Sayek’e Veda
Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Füsun Sayek hayata veda etti. Hasta, hekim, insan hakları ve kadın hakları alanındaki çalışmaları ile iz bıraktı.
2015 – GRECO RAPORU
Türkiye hakkında Dördüncü Aşama Değerlendirme Raporu, GRECO’nun 69’uncu Genel Kurulu’nda 16 Ekim 2015 tarihinde kabul edildi. Rapor, Türkiye’nin izin vermesini müteakip, 17 Mart 2016 tarihinde kamuoyuna açıklandı.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, dokuz yıldır tutuklu yargılanan Atılım Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hatice Duman hakkında verilen müebbet hapis cezasını onadı.
Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarları hakkında açılan ve karara bağlanan davada firari oldukları için dosyaları ayrılan eski genel yayın yönetmeni Can Dündar ve İlhan Tanır hakkında kırmızı bülten çıkarılmasına hükmedildi.
2023 – Martti Ahtisaari Yaşamını Ytirdi
Yakın tarihte başta Kosova olmak üzere, Avrupa, Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu Asya’da birçok sorunun çözümü sürecinde üstlendiği arabuluculuk görevinden ötürü 2008 Nobel Barış Ödülüne layık görülen Finlandiyalı diplomat Martti Ahtisaari (Martti Oiva Kalevi Ahtisaari yaşamını yitirdi. (23 Haziran 1937 – 16 Ekim 2023) Fincenin yanı sıra İsveççe, Fransızca, İngilizce ve Almanca biliyordu.
2024- Deprem ve Ev Hapsi
Diyarbakır’da ev hapsinde bulunan yurttaş, Malatya merkezli 5,9’luk depremde dışarı çıkamadı.
2024 – İş Yerinde Şiddet ve Taciz
Özyeğin Üniversitesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ortaklığıyla gerçekleşen “İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırmasının sonuçları açıklandı. alışmada soru yöneltilen her dört kadından biri daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.
2024 – Açık Radyo’ya Kapatma
RTÜK’ün lisans iptali kararının ardından Açık Radyo’nun yayınları sona erdi.
ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı Alfred Moore yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Mayıs 1755)Alfred Moore, 21 Mayıs 1755’te Kuzey Karolina, New Hanover County’de tanınmış bir ailede dünyaya geldi. Boston’da eğitim gördü, hukuk okudu ve 1775’te Kuzey Karolina barosuna kabul edildi. Eyaletin en iyi avukatlarından biri olarak bilindi. 1782’den 1791’e kadar Kuzey Karolina Başsavcısı olarak atandı ve 1798’de Eyalet Yüksek Mahkemesi yargıcı oldu. Amerika Birleşik Devletleri Anayasasının onaylamasını sağlamada öncü bir rol üstlendi. 21 Nisan 1800 – 26 Ocak 1804 arasında Yüksek Mahkeme yargıcı olarak görev yaptı. Yüksek Mahkemeden ayrıldıktan sonra Kuzey Karolina Üniversitesi’nin kurulmasına katkıda bulundu
Yüksek Yargıç Alfred Moore
1878
Fransız hukukçu, siyasetçi ve eski başbakan Paul Reynaud doğdu.(Ölümü: 21 Eylül 1966) Sorbonne Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi aldı. 1919 yılında Basses-Alpes bölgesinden milletvekili seçilerek 1924 yılına kadar bu bölgeyi temsil etti. 1928 yılında Paris Milletvekili olarak parlamentoda yer aldı. Demokratik Cumhuriyetçi İttifak Partisi’ne katıldı ve partinin başkan yardımcısı oldu. Bu dönemde İngiltere ve Sovyetler Birliği ile sıkı ilişkilerden yana oldu ve bunun Nazi Almanya’sına karşı uluslararası camiada yeni bir kutup oluşturacağını düşündü. 1930’lu yıllarda Maliye, Koloniler ve Adalet Bakanlığı gibi görevlerde bulundu. Partisinin diğer üyeleriyle savunma ve dışişleri politikalarında ters düştü. 1953-1954 yıllarında Başbakan Yardımcısı oldu. 1958 Anayasası’nın hazırlanması sürecinde Anayasa Danışma Komitesi başkanlığı yaptı.
Paul Reynaud
1915
İsrailli hukukçu, siyasetçi, eski bakan ve başbakan. İzak Şamir doğdu. Beyaz Rusya sınırları içinde kalan Rus İmparatorluğu’nda bir Yahudi köyü olan Ruzhany’de dünyaya geldi. (Doğumu: 30 Haziran 2012) Varşova Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Revizyonist Siyonist gençlik hareketi olan BETAR’a katıldı. 1983-1984 ve 1986-1992 yılları arasında 7 yıl İsrail başbakanlığı yaptı. Şamir, 1992 yılındaki seçimlerde uğradığı yenilginin ardından Likud Partisi’nin liderliğinden çekildi. 2001 yılında ülkesinin en yüksek onur nişanı kendisine verildi. 30 Haziran 2012 tarihinde huzurevinde iken 96 yaşında öldü.
Hukukçu ve İsrail Eski Başbakanı İzak Şamir
1945
Hukukçu, Prof. Dr. Tayfun Akgüner, doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitiren Akgüner, 23 Şubat 1973 ile 1 Temmuz 1975 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Asistanı olarak çalıştı. 13 Mayıs 1982’de yardımcı doçent ünvanını alan Akgüner, 6 Ekim 1982 ile 7 Haziran 1984 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yardımcı doçentlik yaptı. 7 Haziran 1984’te aynı bölümde doçent unvanını aldı. 15 Eylül 1988’de İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda profesör oldu.
Tayfun Akgüner
1948
Cumhuriyet döneminin önemli aydınlarından olan Prof. Dr. Nuri Bilgin doğdu. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü Psikoloji Pedagoji Kürsüsünde tamamladı. 1969-1970 ders yılında Adana Kozan’da Felsefe Grubu öğretmenliği görevinde bulundu.
Prof. Dr. Nuri Bilgin
1948
Filipinli yüksek mahkeme başkanlığı yapmış üst düzey hukukçu Sir Renato C. Corona doğdu. (Ölümü: 29 Nisan 2016) Manila Üniversitesi hukuk fakültesini bitirdi. Üniversite öğrenci gazetesi GUIDON’un genel yayın yönetmenliğini yaptı. Hukuk eğitimi aldıktan sonra, Ateneo Profesyonel Okullarında İşletme Yüksek Lisans derecesini aldı. Yüksek mahkemeye atanmadan önce hukuk profesörlüğü ve özel hukuk pratisyenliği yaptı. Eski başkanlar Fidel V. Ramos ve Gloria Macapagal-Arroyo’nun altında Kabine üyesiydi.
Sir Renato C. Corona
1961
Uluslararası Af Örgütü Londra’da kuruldu. Örgüt, kuruluşundan itibaren insan hakları alanında dünyada gündemi belirledi.
1968
İşçi-Çiftçi Partisi Kapatma Davası, 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi tarafından görülen ilk parti kapatma davalarından oldu. İşçi-Çiftçi Partisi’nin Kapatılmasına Dair Anayasa Mahkemesi Kararı, 15 Ekim 1968 tarihinde alındı ve resmi gazetenin 30 Aralık 1968 tarihli sayısında yayınlandı.
1971
Deniz Gezmiş ve 17 arkadaşını savunan 11 avukat hakkında ‘Hükümetin ve ordunun manevi şahsiyetini tahkir ettikleri’ iddiasıyla soruşturma açıldı.
1973
Türk Hukuk Kurumu, 20 Mart 1939 günlü, 10603 sayılı Kararname ile kamu yararına çalışan dernekler statüsüne alındı. Hukuk Kurumu adına ‘TÜRK’ sözcüğünün eklenmesi 15 Ekim 1973 günü, 7/7351 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile oldu.
Maliye Bakanlığı bir tebliğle ‘Fiyat Düzenleme ve Denetleme Fonu ‘kurulduğunu açıkladı.
1978
Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki UNESCO Merkezi’nde törenle ilan edildi. Bu metin, 1989 yılında Hayvan Hakları Birliği tarafından tekrar düzenlenerek 1990 yılında UNESCO Genel Direktörü’ne sunulmuş ve aynı yıl halka açıklandı.
Rasko
1982
12 Eylül öncesi yayınlanan ‘Savaş Yolu’ dergisinin yazı işleri müdürü İbrahim Arık 1979’daki bir yazıdan dolayı 15 yıl ağır hapse mahkum oldu.
1984
Huzur Partisi Kapatma Kararı, Anayasa Mahkemesi tarafından 25 Ekim 1983 tarihinde alındı. Gerekçeli karar 15 Ekim 1984 tarihinde resmi gazetede yayınlandı. Siyasi Partiler Kanununa aykırı davranışlar nedeniyle temelli kapatılmasına oy çokluğuyla karar verilen Huzur Partisi’nin bütün malvarlığının Hazineye geçmesine karar verildi.
1993
Nobel Barış Ödülü, Güney Afrika Devlet Başkanı De Klerk ile Afrika Ulusal Kongresi Başkanı Nelson Mandela’ya verildi.
Nelson Mandela
1998
Hukukçu, yazar ve Türkiye Barolar Birliği‘nin ilk Başkanı Prof. Dr. Faruk Erem yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1913) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdikten sonra Belçika’da hukuk alanında doktora yaptı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doçent olarak görev aldı. Bir yıl İtalya’da kalarak ceza hukuku ve kriminoloji alanında çalıştı. İtalya’dan döndükten sonra Profesör oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1950-1952 yılları arasında, dekanlık yaptı. Öğretim üyeliğinden 1978 yılında emekli oldu.
Faruk Erem
2000
Beyoğlu Savcılığı, hortumla işkence yaptığı görüntülerle kanıtlanan başkomiser Süleyman Ulusoy hakkında 27 yıl hapis istemiyle dava açtı.
2004
Diyarbakır’da insan hakları savunucuları ve baro temsilcileri tek tip mahkum elbisesi giyerek Ceza İnfaz Yasa Tasarısı’nı protesto etti.
2018
Futbolcu Arda Turan ile şarkıcı Berkay Şahin arasında, Emirgan’daki bir barda yaşanan ve Şahin’in burnunun kırılmasıyla sonuçlanan kavga ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı. Soruşturma kapsamında, müşteki şüpheli Turan hakkında ”cinsel taciz”, ”kasten yaralama”, ”korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme” ve ”ruhsatsız silah bulundurma” suçlarından 12,5 yıla kadar, müşteki şüpheli Berkay Şahin hakkında da ”hakaret” suçundan 2 yıla kadar hapis cezası istendi.
2022
Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra maden ocağında 41 işçinin öldüğü olayla ilgili 6 ayrı savcının görevlendirildiği madenci cinayeti soruşturmasında 58 işçiden sağlık ve psikolojik durumu iyi olanların ifadeleri alınmaya başlandı.
2022
PEN Türkiye Yazarlar Derneği, TBMM’den AKP ve MHP oylarıyla geçen ‘sansür yasasıyla’ ile ilgili açıklama yaptı. Yasanın sadece yazarları, gazetecileri ve sosyal medya kullanıcılarını değil tüm toplumu etkilediği ifade edilen açılamada Türkiye’de hukuka ve adalete güvenin kalmadığı belirtildi. PEN açıklamasında, “Ayırımcılığın doruğa çıktığı ülkemizde, bir haberin yalan olup olmadığına; hangi haberin hakikati yansıtıp yansıtmadığına kim nasıl karar verebilir” denildi ve sansür yasasıyla düşünce ve ifade özgürlüğüne bir darbe daha vurulduğu, hakikatin gizlenmesi için kılıf icat edildiği ileri sürüldü.
2023
Uluslararası Af Örgütünün Kriz Müdahale Programı, İsrail ordusunun Gazze’nin yoğun nüfuslu sivil bölgelerinde, beyaz fosforlu top mermileri kullandığını belgeleyen ikna edici kanıtları yayınladı.
2023
CHP milletvekili Utku Çakırözer, TBMM’ye sunduğu araştırma önergesi önergesinde sansürden şikayet ederek “İfade Özgürlüğü Derneği’nin 2022 raporuna göre yayımlanmasında kamu yararı bulunan toplam 6 bin 528 haber erişime engellenirken 5 bin 388 haber yayından çıkarılarak sansürlenmiştir” açıklamasında bulundu
2024
Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Tırpancı 3 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı. LDP cezayı ‘Taraflı bir yargı garabeti daha!’ notuyla duyurdu. Karar, parti faliyetleri ile ilgili olarak verildi. Parti, kararın “devlete yalan beyanda bulunduğu” gerekçesiyle verildiğini açıklandı.
2024
Timur Cihantimur’un Türkiye’ye iadesine ilişkin davada tutukluluğunun devamına karar verilerek, karar duruşması ileri bir tarihe ertelendi. Dava, Massachusetts eyaletindeki Boston John Joseph Moakley Adliyesi’nde görüldü. Hakim Donald Cabell, Cihantimur’un tutukluluk halinin devamına karar verdi.
2024
Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde öz kızını bıçaklayarak öldüren ve 38 suç kaydı bulunan baba hakim karşısına çıktı. Kayseri 8. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada kendisini savunan sanık, “Hiçbir baba kızına kıyamaz. Öldürmek gibi bir niyetim yoktu. Birçok hasmım var o nedenle bıçak taşıyordum” dedi.
Demiryolları ile eşya taşınmasına ilişkin sözleşme Bern’de imzalandı. Türkiye, bu sözleşmeyle birlikte, 14 Ekim 1890, 20 Eylül 1893, 16 Temmuz 1895, 16 Haziran 1898 ve 19 Eylül 1906 tarihlerinde yapılan diğer benzer sözleşmeleri de Lozan‘da tanıdı.
1906
Almanya doğumlu Yahudi kökenli, Amerikalı siyaset bilimci, Hannah Arendt doğdu. (Ölümü: 4 Aralık 1975) Princeton Üniversitesinde ilk tam kadrolu kadın profesör oldu. İlk büyük eseri Totaliterizmin Kökenleri isimli kitabıdır.
Hannah Arendt’in hayatı filmlere de konu oldu.
1911
ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olarak görev yapan hukukçu John Marshall Harlan yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Haziran 1833) College of William and Mary’de hukuk eğitimi gördü.Birleşik Devletler Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın onaylanmasını destekledi ve Virginia’nın bu belgeyi onaylamasında önemli bir rol oynadı. 3 Eylül 1867 – 1 Eylül 1863 tarihlerinde Kentucky Başsavcısı olarak çalıştı. 29 Kasım 1877 – 14 Ekim 1911 tarihleri arasında Yüksek Mahkeme’de 33 yıl görev yaptı. Sivil özgürlükleri kısıtlayan bir çok davada çoğunluk kararına karşı çıktığı ve mahkeme çoğunluğu tarafından benimsenen medeni haklara yönelik dar görüşleri reddettiği için ‘The Great Dissenter-Büyük Muhalif”‘ lakabını kazandı.
John Marshall Harlan
1922
Mudanya Ateşkes Antlaşması, Yunan Hükümeti tarafından kabul edildi, müttefik devletlere hitaben yapılan açıklama sonucunda sözleşme 15 Ekim’de yürürlüğe girdi. Yunanlılar Doğu Trakya’yı boşaltmaya başladı, 16 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Bursa’ya gitti. Refet Bele, Trakya’yı teslim almakla görevlendirildi. SİLAH BIRAKIŞIMI SÖZLEŞMESİ adını taşıyan Antlaşma, Mudanya’da, 11 Ekim 1922’de imzalanmıştı.
1953
Japon hukukçu, devrimci ve siyasetçi Kyūichi Tokuda yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Eylül 1894) Japonya Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Avukat olarak mesleğe başladı. 1920 yılında Japonya’da faaliyet gösteren Sosyalist Birlik örgütüne girdi. 1922 yılında o dönemde yasadışı ilan edilmiş olan Japon Komünist Partisine üye oldu. 1928 yılında seçim dönemindeki faaliyetlerinden ötürü Fukuoka bölgesinde tutuklandı. II. Dünya Savaşı dönemini hapiste geçirdi 10 Ekim 1945 günü diğer komünistlerle beraber salıverildi. Temsilciler Meclisi üyeliği görevinde bulundu. Japon Komünist Partisinin liderliğini yürüttü. Savaş sonrası hazırlanan Yeni Japon Anayasası döneminde komünistlere yönelik baskılar artınca 1953’te Çin’e gitmek zorunda kaldı. Hastalanarak Pekin’de yaşamını yitirdi.
Kyuichi Tokuda
1959
İstanbul Basın Mahkemesi, Tercüman Gazetesine bir ay süreyle kapatma cezası verdi. Sorumlu yazı işleri müdürü Kayhan Türkçü ise 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1961
Fransız hukukçu ve eski başbakan Paul Ramadier yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Mart 1888) Toulouse Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden mezun oldu ve mesleğe Paris’te avukat olarak başladı. 1911 yılında Roma Hukuku alanında doktora yaptı. 1914’te piyade çavuşu iken ağır bir şekilde yaralandı. Cumhuriyetçi Sosyalist Birliği’ne katıldı. 1936 yılında Maden Kaynaklarından Sorumlu Müsteşar oldu. 1938 yılında kısa bir süre Daladier Kabinesi’nde Çalışma Bakanı oldu. 1940 yılında Vichy rejimini kuran Philippe Pétain’e tam yetki verilmesine karşı çıkarak Fransız Direnişi’ne katıldı. 1944-1945 yılları arasında İkmal Bakanı oldu. 1946-1947 yılları arasında ise Adalet Bakanlığı görevini üstlendi. 1947 yılında Dördüncü Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurdu ve – tarihlerinde başbakan olarak görev yaptı. 1948-1949 yılları arasında Savunma Bakanı, 1956-1957 yılları arasında ise Ekonomi ve Maliye Bakanı oldu. 1948 – 1961 yıllarında Uluslararası Çalışma Örgütünde Fransız hükümetinin temsilcisi olarak görev aldı.
Paul Ramadier
1964
Martin Luther King’e Nobel barış ödülü verildi. King Dünya genelinde şiddet karşıtı ve ırksal eşitlik görüşleriyle tanındı. Ayrıca, 1977 yılında, ölümünden 9 yıl sonra, eski ABD başkanı Jimmy Carter tarafından Başkanlık Özgürlük Ödülü’ne layık görüldü. Her yıl her yıl Ocak ayının 3. Pazartesi günü, onun onuruna Martin Luther King Günü olarak kutlanmaktadır.
İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu, 14 Ekim 1971 tarihinde kabul edildi. Resmi Gazetenin 21 Ekim 1971 tarihli sayısına yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun tam adı ‘Tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten hükümlü 1933 doğumlu Mehmet Sait oğlu Zehra’dan doğma İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu‘dur.
1973
Milletvekili genel seçimleri yapıldı. Ecevit liderliğindeki CHP birinci parti oldu.
1977
MESS, DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası ile yaptığı toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşamadığı için 12 işyerinde lokavt kararı aldı. Karar 4500 işçiyi kapsamaktaydı.
1980
Çevirmen Şadi Ozansü, Ernest Mandel’in ‘Marksizme Giriş’ kitabından dolayı 7.5 yıl hapse mahkum edildi.
1980
12 Eylül darbe günü gözaltına alınıp yoğun işkencelerin ardından rahatsızlanarak polislerce 13 Ekim’de Haydarpaşa Hastanesi Acil Servisi’ne bırakılan İTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencisi Ekrem Ekşi (25) hayatını kaybetti.
1981
Askeri Mahkeme’de devam eden MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda “iddia makamına hakaretlerde bulunduğu” gerekçesiyle ” Alparslan Türkeş yeniden tutuklandı.
1988
Peru’da yıllık % 1000’e ulaşan enflasyonu protesto eden 1.6 milyon işçinin genel grev eyleminde 600 işçi tutuklandı.
1988
Sarkıntılık eden Muhasebe Şefi’ne saldırdığı gerekçesiyle 2 yıldır çalıştığı Sümerbank’taki işinden tazminatsız şekilde çıkarılan N.Kaya’nın başlattığı 2 günlük açlık grevine Demokratik Kadın Derneği üyesi iki kadın da katıldı.
Alevi kuruluşları, 5 Temmuz’da, (laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle daha sonra kapatılan) Refah Partisi grup toplantısındaki konuşmasında ‘Nusayrilik bir nev’i sapık Alevi anlayışıdır’ diyen Recai Kutan hakkında 5 milyar TL değerinde manevi tazminat davası açtı. Kuruluş temsilcileri Kutan’ın istifasını ve RP’nin kapatılmasını istedi.
1998
Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri Yüksek Mahkemeleri Başkanları 12-14 Ekim 1998 tarihinde Kiev’de toplandı. Avrupa ülkelerinden ve uluslararası yargıç örgütlerinden gelen katılımcılar tarafından 10 Temmuz 1998 tarihinde Strazburg’da kabul edilen Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı teyit edildi. Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı’nda; hakimlerin seçimi, atanması, tayini, kariyer ilerlemeleri ve meslekten ayrılmaları ile ilgili her kararın yasama ve yürütme organlarından bağımsız bir organ tarafından alınması zorunlu olarak görülmektedir.
1998
Susurluk kazasıyla ilgili davalarda ilk karar verildi: ”Mehmet Özbay” sahte kimlikli Abdullah Çatlı’ya silah ruhsatı alabilmesi için gerçek dışı rapor ve ikametgah belgesi düzenledikleri iddiasıyla yargılanan bir başkomiser, polis memuru ve muhtar hakkına 1 yıl 8’er ay hapis cezasına hükmedildi.
2000
AB vatandaşlarının temel haklarını ve AB’nin vatandaşlarına karşı sorumluluklarını düzenleyen Temel Haklar Şartı, 13-14 Ekim 2000 tarihlerinde Fransa’nın Biarritz kentinde gerçekleşen AB zirvesinde devlet ve hükümet başkanlarının bilgisine sunuldu ve kabul edildi. Temel Haklar Şartı, 7-8 Aralık 2000 tarihinde ‘Nice Zirvesi’nde onaylandı.
2002
ABD’nin Irak’a askeri müdahale hazırlıkları İstanbul Barosu avukatlarınca Tünel’den Taksim’e yürüyüşle protesto edildi. Avukatlar, adaleti simgeleyen cübbeleriyle Taksim’de barış için yürüdüler. Baro Başkanı Yücel Sayman, ABD’nin Irak’ı kana bulamasını istemediklerini açıkladı.
Organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı, tutuklu bulunduğu Avusturya’dan Türkiye’ye getirildi.
2004
Buca Cezaevi’nde yaklaşık 2 bin tutuklu ve hükümlü Cezaevi Yönetimi’nin uygulamalarını protesto etmek amacıyla 5 gardiyanı rehin aldı.
2006
Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu’nda eylem yapıldı. Çağdaş Avukatlar Grubu üyeleri, F tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamalarını protesto etmek için başlattığı ölüm orucunun 194. gününde olan Avukat Behiç Aşçı için dövizli eylem yaptı
TBB ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar
2011
Tecavüze Karşı Kadın İnsiyatifi, “sekiz tecavüz sanığının tutuklanması ve tecavüz suçunun cezasız kalmaması” talebiyle 14 Ekim’de Fethiye Adliyesi kapısında eylem yaptı.
2013
Irak İnsan Hakları Bakanlığı, ülke genelindeki şiddet olaylarında bir yılda 158 çocuğun hayatını kaybettiğini, 854 çocuğun yaralandığını bildirdi.
2014
Avukat ve yazar Hüseyin Üzmez öldü. (Doğumu: 1931) 17 yaşındayken gerçekleştirdiği Malatya hadisesi olarak bilinen Ahmet Emin Yalman suikastıyla ve cinsel istismar davalarıyla tanındı. 1952 yılında lise öğrencisiyken, Malatya’yı ziyaret eden Ahmet Emin Yalman’a ateş ederek ağır yaraladı. Suikastten sonra teslim oldu ve 20 yıl hapse mahkûm edildi. 10 yıl hapis yattı. 2003 yılında kendisinden 50 yaş küçük bir kadınla evlendi. 78 yaşında iken, B.Ç. isimli küçüğe cinsel istismarla suçlandı. Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Eylül 2009’daki karar duruşmasında Hüseyin Üzmez hakkında, ‘cinsel istismar’ ve ‘küçük yaştaki çocuğun ruh sağlığını bozma’ suçlarından 13 yıl 1 ay 15 gün hapis, ‘hürriyeti tahdit’ suçundan ise beraat kararı verdi. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, itiraz üzerine yeniden yargılama yapılmasına hükmetti, tekrar yapılan yargılamada sonuç değişmedi ancak Üzmez tahliye edildi. Kadın örgütleri, tahliye kararını ‘kadınlara yönelik aşağılayıcı yaklaşım ve tecavüzü hoş gören’ bir karar olduğu gerekçesiyle protesto etti. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, Üzmez’e, ‘cinsel istismar’ ve ‘küçük yaştaki çocuğun ruh sağlığını bozma’ suçlarından verilen 13 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezasını onadı, ‘hürriyeti tahdit’ suçundan yargılanmasına hükmetti. Onama kararının ardından Temmuz 2012’de yeniden cezaevine gönderildi. 14 Ekim 2014 tarihinde öldü.
Hüseyin Üzmez
2016
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın Suriye’deki Himeymim Üssü’nü süresiz kullanmasını öngören anlaşmayı onayladı.
2023
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı(UNRWA) “Gazze’deki barınaklarının ve sığınaklarının artık güvende olmadığını, bu durumun daha önce hiç görülmemiş bir olay olduğunu” açıkladı.
2023
ÇHD davasından hükümlü olan ve İzmir Kapalı Kadın Cezaevinde yatan Avukat Didem Baydar Ünsal’ın, “iyi halli bulunmadığı” için şartlı tahliye hakkından yararlanamadığı anlaşıldı. Ünsal, ÇHD davasının görüldüğü İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı ile “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Beraber Yardım Etmek” suçundan ötürü 3 Yıl 9 Ay hapis cezasına mahkum edilmişti.
2023
Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde kendisini savcı gibi tanıtıp, bir kişiyi 630 bin TL dolandıran Ö.Ö., parayı çekerken Elazığ´da yakalanarak gözaltına alındı. Ö.Ö., tutuklanarak cezaevine gönderildi.
2023
Ankara Barosu bir açıklama yaparak, İnsan Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Avukat Fatih Gökçe, Ankara Barosu Toplumsal Dava ve Hukuk Araştırmaları Merkezi Başkan Yardımcısı Avukat Bilge Topçu ile Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube Başkanı Avukat Ceren Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu avukatların Cumhuriyet Savcısının talimatı ile göz altına alınmasına karşı çıkarak, “alelacele ve hukuksuz bir şekilde kamusal görev yapan meslektaşlarının gözaltına alındığını, hakimlik kararı dahi alınmadan arama, el koyma talimatı verildiğini” açıkladı. “Her gün adliyede mesleki faaliyetlerini sürdüren meslektaşlarımızın ifadeleri davet edilerek alınabilecekken, gece yarısı ev baskınıyla gözaltına alınmış olmaları hukuka aykırıdır.
2024
Mardin, Kızıltepe’de şartlı tahliye kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla yeniden cezaevine gönderilen 32 yaşındaki İbrahim Boğurcu, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde, 4 gün sonra hayatını kaybetti.
2024
Ağustos 2020’de zehirlenip Almanya’da tedavi olduktan sonra ülkesine dönen Navalni, gözaltına alınıp tutuklanmıştı. 16 Şuat 2024’te, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in en önemli muhaliflerinden Aleksey Navalni’nin cezaevinde rahatsızlanarak hayatını kaybettiği açıklanmıştı. ‘Patriot’ (Vatansever) adlı anı kitabı 22 Ekim’de yayınlanması beklenen Navalni’nin günlüğüne, “Hayatımın geri kalanını hapishanede geçireceğim ve burada öleceğim” yazdığı belirtildi.
2024
6 Şubat depremlerinde, Maraş’taki Ezgi Apartmanında ölen 35 kişi nedeniyle, Onikişubat Belediyesi çalışanı olan 7 kamu görevlisi hakkında Maraş Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianame Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Fransız mareşal, Grandük ve Napoli Kralı, Gioacchino Napoleone Murat(Joachim-Napoléon Murat) kurşuna dizilerek idam edildi. (Doğumu: 25 Mart 1767)
1890
Amerikalı avukat ve tıp doktoru Samuel Freeman Miller yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Nisan 1816) Transylvania Üniversitesi‘nde tıp diplomasını aldı. 12 yıl doktorluk yaptığı Kentucky’de kendi başına hukuk alanında çalıştı ve 1847’de baroya kabul edildi. Ailesiyle beraber Kentucky’den gelmiş olan bütün köleleri özgürleştirdi. Başkan Abraham Lincoln tarafından Yüksek Mahkeme’ye atandı. 16 Temmuz 1862 tarihinden ölüm tarihi olan 13 Ekim 1890’a kadar ABD Yüksek Mahkemesi’nde yardımcı yargıç olarak görev aldı. Amerikan İç Savaşı’ndan sonra kölelerin haklarını güvence altına alma yolunda önemli mücadeleler verdi. Yargıç Miller görevde kaldığı 28 yıl boyunca mahkemeye 616 görüş yazdı ve Başyargıç William Rehnquist tarafından dönemindeki ‘büyük ihtimalle en dominant figür’ olarak tanımlandı. 1889 yılında National University School of Law ‘da anayasa hukuku üzerine ders verdi.
Yargıç Samuel Freeman Miller
1921
Azerbaycan SSC, Ermenistan SSC ve Gürcistan SSC arasında Kars Antlaşması imzalandı. Doğu sınırı kesin olarak çözüme kavuştu.
1923
Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantısında Ankara’nın hükümet merkezi olması yönünde karar alındı. Ankara böylece yeni Cumhuriyetin başkenti oldu.
1935
Türkiye Mason Locaları kapatıldı. Locaların mal varlığı hükümete devredildi.
15-16 Haziran direnişine katıldıkları gerekçesiyle ücretleri kesilen Gislaved işçileri başlattıkları oturma grevini, direnişe çevirdi. Kolluk güçleri fabrikaya girmek için iş makinaları kullanıp duvarı yıktı, içeri girdiklerinde işçilerin üzerine ateş açıldı ve Lastik-İş üyesi Hüseyin Çapkan öldü. Yarım saati aşan bir çatışmanın sonucunda çok sayıda işçi yaralandı ve birçok kişi gözaltına alındı.
1970
Yeni Büro-İş’in başlattığı Migros grevi işverenin başvurusu üzerine ‘yasadışı’ olduğu gerekçesiyle İş Mahkemesi’nce durduruldu.
1972
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Türkiye tarafından 13 Ekim 1972 tarihinde imzalandı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilen ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe giren sözleşmenin onaylanmasını uygun bulan 3 Nisan 2002 tarih ve 4750 sayılı Kanun, 9 Nisan 2002 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
1973
Sol Yayınları sahibi şair ve yazar Muzaffer İlhan Erdost; Vietnam Halk Ordusundan emekli eski asker ve politikacı General Võ Nguyên Giáp‘ın ‘Halk Savaşı Halk Ordusu’ kitabını çevirerek yayınlamasından ötürü 7.5 yıl hapse mahkum edildi. Erdost, kardeşi İlhan Erdost’un 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Mamak Askeri Cezaevi’nde dövülerek öldürülmesinin ardından, adına kardeşi İlhan’ın adını da ekleyerek kullanmaya başlamıştı.
Muzaffer İlhan Erdost
1976
LO 146 No’lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme, 13 Ekim 1976 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihinde 4940 sayılı yasa ile onaylandı ve Resmi Gazetenin 02.12.2003 tarihli sayısında yayınlanarak 28 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe girdi.
1981
CHP Genel Başkanı ve Eski Başbakan Bülent Ecevit 1975-76 yıllarında yaptığı dört konuşmada hükümetin manevi şahsiyetini alenen tahkir suçunda yargılandı.
1981
Anayasa Hukuk profesörü Hüseyin Nail Kubalı yaşamını yitirdi. (Doğumu:1903) Kubalı, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Doktorasını kamu hukuku üzerine yaptı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı ve dekanlık yaptı. Kendi girişimiyle ve Émile Durkheim’ın kızı Jacques Halphen ve Georges Davy’in desteği ile Durkheim’ın Bordeaux ve Paris’te verdiği ahlak ve hukuk sosyolojisi derslerinin tümünün “Leçons de Sociologie” başlığıyla ilk kez ve eşzamanlı olarak Paris ve İstanbul’da yayınlanmasını sağladı. Yassıada yargılamalarında, DP ve Menderes aleyhine 8 saat süren tanıklığı ile bilindi. Bu tanıklık için, görevli gittiği ABD’den geldi. 1961 Anayasası‘nı hazırlayan komisyonda yer aldı. 21 Ekim 1977’de Cumhuriyet Senatosu’na seçildi ve üye olarak görev yaptı. Çok sayıda eser bıraktı.
Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı
1983
Danışma Meclisi’nin görevi sona erdi. Meclis 12 Eylül askeri darbesi sonrası Milli Güvenlik Konseyi’nin belirlediği 160 üyeden oluşmuştu.
1991
Bulgaristan’da sosyalist rejim sonrası ilk parlamento seçimleri yapıldı.
Yargıtay, Manisalı gençlere işkence yapıldığını kabul ederek sanık polisler hakkında verilen beraat kararını bozdu.
2004
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) lideri Turgut Koçak ile eski iki partiliye F tipi cezaevlerini protesto eylemleri nedeniyle ‘yardım ve yataklık’ suçundan dolayı verilen 3 yıl 9 aylık hapis cezalarını onayladı.
2004
Nijerya’nın Bauchi eyaletinde mahkeme, iki kadın hakkında taşlanarak öldürülme (Recm) cezası verdi. Olaya uluslararası toplum tepki gösterdi.
2006
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Güney Kore Dış İşleri Bakanı Ban Ki-moon‘u yeni BM Genel Sekreteri olarak resmen atadı. Moon görevi Kofi Annan’dan 1 Ocak 2007’de devraldı.
Engin Çeber’in öldürülmesiyle ilgili olarak ‘işkence ve zalimane yöntemlerle bilerek ve isteyerek adam öldürme’ suçu kapsamında Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in de aralarında bulunduğu birçok kişi hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Engin Çeber’e işkence yapan ve işkence sonucu ölümüne neden olan Metris Cezaevi 2. Müdürü Fuat Karaosmanoğlu ile üç infaz koruma memuruna ağırlaştırılmış işkence yapmaktan müebbet hapis cezası vermişti. Karar Yargıtay tarafından onanmış, karar düzeltme istemi üzerine bozma kararı verilmişti. Ayrıca, Karaosmanoğlu’nun başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, 5 Kasım 2014’te, “iç hukuk yollarının tüketilmemesi” nedeniyle “bireysel başvurunun kabul edilemezliğine” karar vermişti.
2010-
Hükümete, Kürdistan Bölgesel Yönetimi bölgesinde sınır ötesi operasyon yetkisi veren tezkere Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin oylarıyla Meclis’te kabul edildi.
2015
Filistin devletinin bayrağı, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi’nde de göndere çekildi.
2018
Kanal İstanbul için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile imzaladığı protokol İBB Meclisi’nde onaylandı.
2024
Diyarbakır Valiliği, yasaklı ‘özgürlük’ mitinginde yaptıkları konuşmalar nedeniyle DEM Partili milletvekilleri hakkında suç duyurusunda bulundu. DEM Parti tarafından 13.10.2024 Pazar günü Yenişehir İstasyon Meydanında düzenlenmek istenilen miting, kamu düzeni ve güvenliğini bozabileceği değerlendirilerek Valilikçe yasaklanmıştı.
Ermeni yazar ve diplomat Diana Abgar, yedi çocuklu bir ailede doğdu.(Ölümü: 8 Temmuz 1937) Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti, 28 Mayıs 1918 tarihinde bağımsızlığını kazandıktan sonra, uluslararası alanda Diana’nın çabaları ile Japonya, Ermenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu. İlk Ermeni kadın diplomat, diplomatik görevlere tayin edilmiş olan ilk kadın ve Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk Japonya Büyükelçisi olarak görev yaptı. Fakat, Ermenistan’ın Sovyet egemenliğine girmesi sonucunda görevi sona erdi. Yaşadığı zamanda kadın diplomatik misyonun olmaması nedeniyle dünyada ilk diplomat kadınlardan biri oldu. Dünya meseleleri ve küresel barış üzerine birçok makale yazdı. İngilizce, Ermenice ve Hintçe dillerini biliyordu.
Diana Abgar adına Ermenistan’da, 2020 yılında çıkarılan bir pul
1920
Hukukçu, tarihçi, yazar, Türkolog, psikolog, senarist, gelecekçi ve Ordinaryüs Profesör Reha Oğuz Türkkan doğdu. (Ölümü: 18 Ocak 2010) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Sorbonne Üniversitesi’nde tarih ve Türkoloji dallarında, Columbia Üniversitesi’nde deneysel psikoloji dalında uzmanlık çalışması yaptı. Irkçılık-Turancılık Davasında, 1944 – 1945 arasında yargılandı ve beraat etti. 1947-1972 yılları arasında Columbia üniversitesinde, 1975-1976 yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde ve daha sonra da 1996 yılında Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. 2010 yılında yaşamını yitirdi.
Amerika Birleşik Devletleri’nin İlk Türkiye Büyükelçisi
Joseph C.Grev, Ankara’da, Gazi Mustafa Kemal’e itimatnamesini(güven mektubu) sundu. Grev, Lozan Barış Antlaşmasının imzalandığı konferansında ABD temsilciliği görevini üstlenmiş diplomattı. İsviçre ve Danimarka’nın ardından Ankara’ya gönderildi. Daha sonra Japonya büyükelçisi olarak atandı. Anılarını, Lozan Günlüğü ve Yeni Türkiye isimleri ile yayınladı.
Joseph Grew – ABD’nin ilk Türkiye Büyükelçisi
1922
Hukukçu Bir Devlet Başkanı : Marcelo Torcuato de Alvear
Arjantinli avukat Máximo Marcelo Torcuato de Alvear Pacheco, Cumhurbaşkanlığı görevine getirildi. Pacheco, Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okudu. Fakültedeki ilk yılında başarısız oldu ve neredeyse tüm derslerden kaldı ancak hukuk eğitimini beş yıl içinde gecikmesiz ve yüksek notlarla 1891 yılında tamamladı. 1890 ve 1893 yıllarında meydana gelen radikal devrimlere aktif olarak katıldı. 1912-1916 yıllarında milletvekilliği yaptı. 1917 yılında Fransa Büyükelçiliği’ne atandı ve 1922 yılına kadar bu göreve devam etti. 12 Ekim 1922 – 12 Ekim 1928 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Yurttaş Birliği’ne üye oldu. 1931’den 1942’ye kadar Radikal Yurttaş Birliği başkanlığı yaptı. Cumhurbaşkanlığı sırasında o zamana kadar Arjantin’de görülmeyen bir şekilde ekonomik refah yükseldi. 1928 yılında GSYİH bazında Arjantin dünyanın altıncı en zengin ülkesi oldu.
Cumhurbaşkanı Marcelo Alvear ve eşi Regina Pacini bir arada
Münir Akyürek, 1889 yılında Aydın’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1914 yılında bitirdikten sonra, Mayıs 1924 tarihinde Salihli Asliye Mahkemesi Başkanı olarak mesleğe girdi. Daha sonra İstanbul ve Ankara’da, Hukuk ve Ticaret Mahkemelerinde üye ve başkan olarak görev yaptı. İstanbul Ticaret Mahkemesi Başkanı iken 22 Ağustos 1940 tarihinde Yargıtay üyeliğine atandı. 14 Haziran 1950’de Yargıtay İkinci Başkanlığına, 12 Ekim 1956 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına getirildi. Emekliye ayrıldığı, 13 Temmuz 1959’a kadar bu görevde kaldı.
Yargıtay Önceki Başkanlarından Münir Akyürek
1968
Ekvator Ginesi, İspanya’dan bağımsızlığını kazandı.
1969
Süleyman Demirel önderliğinde Adalet Partisi, 12 Ekim 1969 seçimlerinde tek başına iktidar oldu.
1971
Amerikalı avukat ve devlet adamı Dean Gooderham Acheson, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Nisan 1893) Yale ve Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. İki yıl süreyle Yüksek Mahkeme yargıcı Louis Brandeis’nin özel katipliğini yaptı. 1921’de Washington’da bir hukuk firmasına girdi. 1933’te hazine müsteşarlığında çalışmaya başladı. Dışişleri bakanlığına 1941’de müsteşar olarak girdi ve 1945-1947 yılları arasında dışişleri bakan yardımcılığı yaptı. Ocak 1949’da dışişleri bakanı olarak görevlendirildi. 21 Ocak 1949 – 20 Ocak 1953 arasında bu görevi yürüttü. ABD’nin barış zamanında girdiği ilk savunma ittifakı olan Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı‘nın (NATO) kuruluşuna öncülük etti. Soğuk Savaş döneminde ABD’nin dış politikasının mimarlığını yaptı. Devlet görevlerinden ayrıldıktan sonra avukat olarak çalışmaya devam etti ve devlet başkanlarına danışmanlık yaptı.
ABD’nin soğuk savaş politikalarının mimarı Avukat ve Dışişleri Bakanı Dean Acheson
1978
Amasya Lisesi’ne saldırı düzenleyen ülkücülerin bıçakladığı, Devrimci Yol taraftarı Adnan Özyurt yaşamını yitirdi. Cinayeti işleyen Mehmet Kara ve Hayrettin Dağdelen’e, yargılama sonucu 16’şar yıl hapis cezası verildi.
1979
MHP Adana Merkez İlçe Başkanı Avukat Adem Eroğlu, Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı ve Adako Birlik Genel Müdürü Akın Özdemir’in öldürülmesinin sanıkları olan 2 ülkücüye ‘talimat vermek, azmettirmek ve silah sağlamak” suçundan, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince tutuklandı.
ADAKO Birlik Genel Müdürü Akın Özdemir
1982
Feshedilen CHP’nin tutuklu eski genel başkanı Bülent Ecevit, Danimarkalı bir gazeteciye verdiği demeçle ‘devletin hariçteki nüfuzunu kırmak’ suçundan beraat etti.
1982
Evinin yakınındaki çöplükte yasak kitap bulunan V. Karabudak’a verilen 8 yıl 6 ay hapis cezası Askeri Yargıtay tarafından 2. kez bozuldu.
1983
Japonya’nın eski başbakanlarından Tanaka Kakuei, Lockheed şirketinden 2 milyon dolar rüşvet almak suçundan 4 yıl hapse mahkum oldu.
1988
İstanbul ve Ankara’da haftalarca gösterimde olan B. Bertolucci’nin ‘1900’ adlı filmi İzmir Valiliği tarafından yasaklandıktan sonra filmi oynatan Çınar Sineması’na 2 ay süreyle kapatma cezası verildi. Filmin Danıştay tarafından yasaklanan bölümlerinin gösterildiği gerekçesiyle sinema sahibi 2 bin TL para cezasına çarptırıldı.
1994
2 Haziran 1982 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilen ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi, Türkiye tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde 3999 sayılı yasa ile onaylandıktan sonra Resmi Gazetenin 12 Ekim 1994 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
2003
İstanbul 4.Sulh Ceza Mahkemesi, Adalet Bakanlığı’nın yazılı başvurusu üzerine, ‘ozgurpolitika.org’ ile ‘ekmekveadalet.com’ sitelerinin kapatılmasına ve Türkiye’ye giriş-çıkışlarına filtre konulmasına karar verdi.
2006
Fransa’da Sosyalist Parti’nin sunduğu ve Ermeni soykırımının inkârının suç sayılmasını öngören yasa teklifi, Fransa Parlamentosunda 19’a karşı 106 oyla kabul edildi. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, tasarının yasalaşması halinde Fransa’ya gidip ifade özgürlüğü adına yasayı ihlal edeceğini açıkladı.
Hrant Dink
2011
22 yıl önce bir döviz bürosu sahibinin öldürülmesiyle ilgili ‘Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs etmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan yazar Erdoğan Akhanlı, delil yetersizliğinden beraat etti.
2024
Türkiye’de Nüfusun En Az Yüzde 92’si Hala Kirli Hava Soluyor
Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) 2016 yılından bu yana düzenli olarak hazırladığı, Türkiye’deki hava kalitesi ve hava kirliliğinin insan sağlığına etkilerini inceleyen Kara Rapor 2024 yayınlandı. Raporda, Türkiye’de hava kalitesinin yönetimiyle ilgili detaylı bir mevzuat olmasına rağmen bu mevzuatın uygulanmasında ciddi sorunlar olduğu vurgulandı.
2024
Kamuoyuna yansıyan cinsel istismar vakasına ilişkin Kozluk Adliyesi’ne giderek soruşturma dosyasını incelemek isteyen Baro Başkanı Av. Erkan Şenses ile Baro Genel Sekreteri Av. M. Sabih Özer’e izin vermemesi nedeniyle, Kozluk Cumhuriyet Savcısı hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu’na şikayet başvurusunda bulundu.
2024
Bursa’da Ambulans şoförüne yumruk atan şahıs, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Mudanya Ateşkes Antlaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Müttefik Devletler arasında 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanmıştır.
Mondros Mütarekesi ile fiilen sona eren Osmanlı İmparatorluğu, Kurtuluş Savaşının getirdiği zafer sonucunda imzalanan Mudanya Mütarekesi ile hukuken de sona ermiştir.
Mudanya Ateşkes Antlaşmasının düzenlendiği tarihi bina- Mudanya – Bursa
Mudanya Ateşkes Antlaşması, 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan Ordusunun İzmir’e çıkışı ile başlayan Türk-Yunan savaşına son vermiş, Türkiye’nin Trakya sınırının Ankara Hükümeti’nin istediği şekilde çizilmesinin yolunu açmış, toprak sorunları bakımından 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Sözleşmesinin ön hazırlığını oluşturmuştur. İstanbul ve Boğazlarda Türk egemenliği kurulamamıştır.
Mudanya Ateşkes Antlaşmasının düzenlendiği Mudanya toplantılarında TBMM hükümetini İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Refet Paşa temsil etmiş, Birleşik Krallık adına General Harington, Fransa adına General Charpy ve İtalya adına General Mombelli bulunmuştur. Yunanistan, görüşmelere doğrudan katılmamıştır. Sözleşme, 14 maddeden oluşmaktadır.
Mudanya Ateşkes Antlaşması
SİLAH BIRAKIŞIMI SÖZLEŞMESİ
Mudanya, 11 Ekim 1922
Müttefik Devletler tarafından 23 Eylül 1922 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin 29 Eylül 1922 günü Müttefik Devletlere verdikleri Nota hükümleri uyarınca:
Müttefik Devletler Generalleri:
Büyük Britanya Hükümeti adına: General Harrington,
İtalya Hükümeti adına: General Monbelli,
Fransa Hükümeti adına: General Charpy;
ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına: İsmet Paşa;
Yunanistan adına: General Mazarakis arasında 3 Ekim 1922 ve onu izleyen günlerde Mudanya’da toplantılar yapılmıştır.
Müttefik Devletler Doğu Trakya’nın, Edirne ile birlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine teslimine karar verdiklerinden bu Konferansın amacı şunlarla sınırlı idi:
I. Doğu Trakya’dan çekilmesi istenecek olan Yunan Kuvvetlerinin geçeceği çizgiyi belirlemek;
II. Yunan Silahlı Kuvvetlerinin ve sivil yönetiminin bu toprakları boşaltması ve oraya Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti memurları ve jandarmasının yerleşmesi yöntemlerini belirlemek;
III. Bu değişim sırasında genel düzen ve güvenliği sürdürmek üzere, bölgede kontrolü sağlamak.
Yetkili Temsilciler aşağıdaki Maddeler üzerinde uyuşmuşlardır:
1. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine Türk ve Yunan silahlı kuvvetleri arasında çarpışmalar durdurulacaktır.
2. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine Trakya’daki Yunan kuvvetlerinin gerisine çekilmesi istenecek çizgiyi, Adalar Denizi [Ege] ağzından Trakya ile Bulgaristan sınırının kesiştiği yere dek, Meriç’in sol kıyısı oluşturacaktır.
3. Barış yapılmasına değin, olası her türlü karışıklıkların önüne geçmek için, Meriç’in sağ kıyısı, Karaağaç ile birlikte, Müttefik Devletlerce saptanacak yerlere yerleşmek üzere, onların askersel birliklerince işgal edilecektir.
4. Edirne çevresine ulaşımı sağlayan demiryolu bağlantısının geçiş özgürlüğünü aksamadan sürdürmek için, Svilengrad (Cisri Mustafapaşa)’dan Kuleliburgaz’a dek Meriç’in sağ kıyısını izleyen demiryolu kesimi üç Müttefik Devlet ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ve Yunanistan’ın birer delegesinden oluşacak Karma bir Komisyonca, özel bir Sözleşme ile düzenlenecek, bir denetime bağlı tutulacaktır.
5. Doğu Trakya’nın Yunan Kuvvetlerince boşaltılması işbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine başlayacaktır. Boşaltma, askerlerden başka, çeşitli askersel örgüt ve servisleri, onların her türlü taşıma araçlarını, savaş gereç ve silah stokları ile yiyecek maddelerini de kapsayacaktır. Boşaltma yaklaşık on beş günlük bir süre içinde gerçekleştirilecektir.
6. Jandarma da birlikte olmak üzere, Yunan sivil memurları en kısa bir süre içinde çekilecektir. Yunan memurları her yönetim bölgesinden çekildikçe sivil yönetim Müttefiklerin memurlarına bırakılacak ve onlarca da, olanaklı ise, o gün Türk memurlarına geçirilecektir. Bu el değiştirme işlemi Trakya’nın baştan başa Yunan kuvvetlerince boşaltılmasının bitimi üzerine, en çok otuz gün içinde son bulmuş olacaktır.
7. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin, memurlarıyla birlikte, yerel düzen ve güvenliğin sürdürülmesi ve sınır ve demiryollarının korunması için, kesinlikle zorunluk duyulan sayıda, jandarma kuvvetleri de bulunacaktır. Bu kuvvetlerin toplamı, subaylarıyla birlikte, sekiz bini aşmayacaktır.
8. Yunan kuvvetlerinin geri çekilmesi ve sivil yönetimin el değiştirme işlemi, başlıca Merkezlerde yerleştirilecek olan Müttefiklerarası Kurulların yönetiminde yapılacaktır. Bu Kurulların görevi, yukarıda sözügeçen çekilme ve el değiştirme işlemlerini kolaylaştırmaya aracılık etmektedir. Kurullar her türlü aşırılık ve şiddeti önlemeğe çalışacaktır.
9. Bu Kurullardan başka, Doğu Trakya’yı Müttefik Kuvvetleri işgal edecektir. Yaklaşık yedi Taburdan oluşacak bu kuvvetler düzenin korunmasını sağlıyacak ve sözkonusu Kurullara destek olacaktır.
10. Müttefik Devletler Kurulları ile askerlerinin geri çekilmesi, Yunan kuvvetlerinin boşaltma hareketinin bitişinden otuz gün içinde gerçekleştirilecektir. Müttefik Devletler Hükümetleri, düzenin sürdürülmesi ve Türk olmayan halkın korunması için yeterince önlem alındığı konusunda uyuşurlarsa, bu geri çekilme işi daha erken bir günde yapılabilecektir. Böylece, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti yönetimi ve jandarması bir bölgede düzenli bir biçimde görev yapmağa başlar başlamaz, Müttefik Kurulları ve kuvvetleri o bölgeden otuz günlük sürenin bitiminden önce çekilebilecektir.
11. Anadolu’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin kuvvetleri aşağıda gösterilen çizgiler üzerinde duracak; bu çizgileri Barış Konferansının açılışına değin ve Konferansın yapıldığı sürece geçmeyecektir.
Çanakkale Bölgesi: Lapseki kuzeyinde Bozburnu ve güneyde Kumburnu temel noktaları oluşturmak üzere, Asya kıyısından yaklaşık onbeş kilometre derinlikte bir çizgi.
İzmit Yarımadası: İzmit körfezinde Darıca’dan başlayıp Gebze’den geçerek Karadeniz üzerinde Şile’ye uzanan çizgi. (Burada adı geçen yerler Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine bırakılacaktır). Darıca’dan Şile’ye giden yol Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Müttefik Devletler askerlerince ortaklaşa kullanılabilecektir.
Yukarıda belirtilen ayırıcı çizgiler Müttefik Ordularının her birinden bir Subay ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin bir subayından oluşacak Karma Komisyonlarca belirlenecektir.
Müttefik Devletler Hükümetleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti çıkabilecek olayların önünü alacak gerekli önlemlere başvurmakla birlikte, aşağıda yazılı yerlerde kendi kuvvetlerinin sayısını çoğaltmağı, tahkimat ya da başkaca askersel işlere girişmeği yükümlenirler.
Çanakkale bölgesi: Bozburnu – Kumburnu çizgisinin, Boğazdan başlayarak, 15 kilometre doğusundaki yere dek; İzmit Yarımadasında: Boğaziçi’nden başlayarak, Şile – Darıca çizgisinin 40 km. doğusundaki bir yere dek.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Bozburnu (Lapseki kuzeyi) ile Karaburun (Karabiga kuzeyi) arasındaki deniz kıyısının en az on beş kilometre yakınına dek top yerleştirmemeği üstlenir.
12. Müttefik Devletler kuvvetleri şimdi bulundukları topraklarda kalacaklardır. Bu topraklara Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Barış Konferansının kararlarına değin, saygılı olmağı üstlenir. İşbu topraklar şunlardır:
İstanbul Yarımadasında: Karadeniz kıyısında Pedima’nın yedi kilometre kuzeybatısındaki bir noktadan, Istranca, Mertekli, Kışağılı, Sinekli, Karasinan Çiftliği, Kadıköy, Yenice, Kadurina Çiftliği, Kalikratya’ya dek (tüm bu yerler içeride kalmak üzere) uzanan çizginin doğusundaki yarımadanın tümü;
Gelibolu Yarımadasında: Baklaburnu, Saros Burnu, Bolayır ve Soğluma ağzı (tüm bu yerler içeride kalmak üzere) çizgisinin güneyinde kalan Gelibolu Yarımadasının tümü.
13. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Barış Andlaşmasının onaylanmasına değin, Doğu Trakya’ya kuvvet geçirmemeği, orada bir ordu toplamamağı ve bulundurmamağı yükümlenir.
14. Bu Sözleşme, imzasından üç gün sonra, 14/15 Ekim 1922 gece yarısı yürürlüğe girecektir. Mudanya’da, Fransızca olarak, 11 Ekim 1922 günü imza edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hükümeti adına
Ferik (Tümgeneral) İSMET Fransa adına: General CHARPY
İtalya adına: General MONBELLI
Büyük Britanya adına: General HARRINGTON
Yunan Hükümetinin, Mudanya Silah Bırakışımı Sözleşmesine katılmak üzere, Müttefik Devletlere 14 Ekim 1922 günü yaptığı açıklama (İstanbul)
Yunan Hükümeti, özellikle Doğu Trakya’daki Hıristiyan halkın varlığının ve mallarının korunması için verilen güvence ve süreler konusunda Mudanya’da Yunan Delegelerince yapılan açıklamanın göz önünde tutulması gerektiği düşüncesiyle, Hıristiyan halk yararına Müttefik Devletlerin insancıl duygularına son kez sığınırken, bu Devletlerin isteklerine uygun biçimde hareket etmek üzere, alınan kararlara razı olmağa ve 11 Ekim 1922 günü Mudanya’da imzalanan Silah Bırakışımı Sözleşmesine katılmağa zorunluk duyduğunu açıklar.
Büyükelçilerden
SINOPULOS
İsmet İnönü heykelinin bulunduğu Mudanya Mütarekesi Anıtı
Avrupa Konseyi Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Şartı, (CM/Rec(2010)7 sayılı Tavsiye Kararı)Avrupa Konseyine üye 47 ülke tarafından kabul edilmiştir. Şart geniş kapsamlı istişareler ve birkaç yıl süren çalışma sonucunda hazırlanmıştır. Üye ülkeler bakımından bağlayıcı olmayan ve tavsiye niteliğinde olan Şart, vatandaşlık ve insan hakları konularına ilgi duyan herkes için temel başvuru belgesidir. İnsan hakları alanında devletlerin iyi uygulamalar geliştirmesi ve bu kültürü gerek Avrupa’da ve gerekse Avrupa ötesinde yaymanı ve standartları yükseltmenin yolu tavsiye kararı ve ekinde yayınlanan metin ile çizilmiştir.
Avrupa Konseyi’nin temel değerleri: demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüdür. İnsan hakları ihlallerinin önlenmesinde eğitimin büyük önemi bulunmaktadır. Eğitimin amacı; şiddete, ırkçılığa, aşırılığa, yabancı düşmanlığına, ayrımcılığa ve hoşgörüsüzlüğe karşı bir savunma sistemi oluşturmaktır.
CM/Rec(2010) 7 sayılı Tavsiye Kararı ve Açıklayıcı Not
Avrupa Konseyi Demokratik Vatandaşlık Eğitimi ve İnsan Hakları Eğitimi Şartı
Bakanlar Komitesinin, Avrupa Konseyi Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Şartı ile ilgili olarak üye ülkelere yönelik Tavsiye Kararı (Bakanlar Komitesinde, 11 Mayıs 2010 tarihinde 120. Oturumda kabul edilmiştir)
Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Kuruluş Yasasının 15.b Maddesi uyarınca; Avrupa Konseyinin temel görevinin insan haklarını, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü yaygınlaştırmak olduğunu;
Avrupa Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları 2. Zirvesinde (1997) alınan, demokratik bir toplumda vatandaşların hak ve sorumluluklarına ilişkin farkındalıklarının arttırılmasına yönelik demokratik vatandaşlık eğitimi girişimini başlatma kararını;
Bakanlar Komitesi demokratik vatandaşlık eğitimi konulu, Rec(2002)12 sayılı Tavsiye Kararını, Bakanlar Komitesinin gençlerin yaygın eğitim/öğreniminin yaygınlaştırılması ve tanınmasına ilişkin Rec(2003)8 sayılı Tavsiye Kararı ve üniversite eğitiminde ve mesleki eğitimde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ilişkin Rec(2004)4 sayılı Tavsiye Kararını, Parlamenter Meclisinin, demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğiti- mi için bir Avrupa çerçeve sözleşmesinin yazılmasını öngören 1682 (2004) sayılı Tavsiye Kararını,
göz önüne alarak ve;
2005 yılında Budapeşte’de yapılan Gençlikten sorumlu Avrupa Bakanları 7. Toplantısında demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimi için bir çerçeve prensip dokümanı oluşturulması çağrısına cevaben;
Avrupa Konseyinin Avrupa’da bölgesel ortağı olduğu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 2005 yılında kabul ettiği, İnsan Hakları Eğitimi için Dünya Programının amaçlarına ulaşılmasına katkıda bulunmak;
Ülkelerin ve sivil toplum kuruluşlarının demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimi alanında çeşitli iyi uygulamaları sundukları, Eğitim Yoluyla Vatandaşlık Avrupa Yılı 2005 deneyiminden yararlanarak, bu yönde ilerlemeyi ve bu tür iyi uygulamaları Avrupa’nın her yerinde güçlendirmek, belirli kurallara bağlamak ve yaymak,
İsteği ile;
Üye ülkelerin eğitim sistemlerinin düzenlenmesi ve içeriğinden sorumlu olduklarını dikkate alarak, Sivil toplum örgütlerinin ve gençlik kuruluşlarının eğitimin bu alanında oynadıkları önemli rolün farkında olarak ve bu kuruluşları bu alanda destekleyerek;
Üye ülkelerin:
– Bu tavsiye kararının ekinde belirtildiği gibi, Avrupa Konseyi Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Şartında yer alan hükümlere dayalı tedbirleri uygulamalarını;
– Söz konusu Şartın eğitim ve gençlikten sorumlu yetkililere geniş bir şekilde dağıtımını sağlamalarını;
tavsiye eder.
Genel Sekretere bu tavsiye kararını:
– Avrupa Konseyi üyesi olmayan, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf ülkelerin hükümetlerine (ETS No. 18);
ve
uluslar arası kuruluşlara iletmeleri talimatını verir.
CM/Rec(2010)7 sayılı Tavsiye Kararının Eki
Avrupa Konseyi Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Şartı Bakanlar Komitesinin CM/Rec(2010)7 sayılı Tavsiye Kararı çerçevesinde kabul edilmiştir
Bölüm I – Genel hükümler
1. Kapsam
Mevcut Şart, Madde 2’de tanımlanan demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimiyle ilgili olup; demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimiyle örtüştükleri ve etkileşim içinde oldukları durumlar haricinde, kültürlerarası eğitim, eşitlik eğitimi, sürdürülebilir kalkınma için eğitim ve barış eğitimi gibi ilgili alanlarla doğrudan ilgilenmez.
2. Tanımlar
Mevcut Şartın maksatları dahilinde:
a. “Demokratik vatandaşlık eğitimi”, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü yaygınlaştırmak ve korumak amacıyla; öğrencileri bilgi, beceri ve anlayışla donatmak ve tavır ve davranışlarını geliştirmek suretiyle, onları toplumda demokratik haklarını ve sorumluluklarını kullanıp savunacak şekilde yetkinleştirmeyi, öğrencilerin çeşitliliğe değer vermelerini ve demokratik yaşamda aktif bir rol oynamalarını sağlamayı amaçlayan, eğitim, öğretim, farkındalık arttırıcı girişimler, bilgiler, uygulamalar ve faaliyetlerdir.
b. “İnsan hakları eğitimi”, insan haklarının ve temel özgürlüklerin yaygınlaştırılması ve korunması amacıyla; öğrencileri bilgi, beceri, anlayışla donatmak ve tavır ve davranışlarını geliştirmek suretiyle, onları toplumda evrensel bir insan hakları kültürünün yaratılıp savunulmasına katkıda bulunacak şekilde yetkinleştirmeye yönelik,eğitim, öğretim, farkındalık arttırıcı girişimler, bilgiler, uygulamalar ve faaliyetlerdir.
c. “Örgün eğitim”, ilk öğretim öncesinden başlayarak, ilk ve orta öğretimde, ardından da üniversitede devam eden, belirli bir yapısal çerçevesi olan eğitim ve öğretim sistemidir. Bu eğitim kural olarak genel veya mesleki eğitim kurumlarında verilir ve eğitim sonunda bir diploma vb. alınır.
d. “Yaygın eğitim”, resmi eğitim sisteminin dışında yer alan ve bir dizi beceri ve yetkinliğin geliştirilmesine yönelik olarak hazırlanmış herhangi bir planlı eğitim programıdır.
e. “Enformel öğrenme” her bireyin kendi çevresindeki eğitim kaynaklarından ve günlük deneyimlerinden (aileden, benzer nitelikteki arkadaşlarından, komşularından, çeşitli insanlarla karşılaşmalarından, kütüphaneden, kitlesel haberleşme araçlarından, iş yerinden, oyun oynarken vb.) yaşam boyunca çeşitli tavırlar, değerler, beceriler ve bilgiler edinme sürecidir.
3. Demokratik vatandaşlık eğitimiyle insan hakları eğitimi arasındaki ilişki
Demokratik vatandaşlık eğitimi ve insan hakları eğitimi birbiriyle yakın- dan ilişkili olup, birbirini karşılıklı olarak destekler. Amaç ve uygulamalar- dan ziyade, odaklandıkları alan ve kapsamları açısından farklılık gösterirler. Demokratik vatandaşlık eğitimi esas olarak toplumun vatandaşlıkla, siyasi, sosyal, ekonomik, yasal ve kültürel alanlarıyla ilgili demokratik hak ve sorumlulukları ve aktif katılımı üzerinde odaklanırken, insan hakları eğitimi, insanların yaşamlarının tüm yanlarıyla ilgili daha geniş kapsamlı insan hakları ve temel özgürlüklerle ilgilenir.
4. Anayasal yapılar ve üye ülke öncelikleri
Aşağıda belirtilen hedef, ilke ve prensipler geçerli olacaktır:
a. Her bir üye ülkenin anayasal yapısına gerekli saygı gösterilecek ve bu yapılara uygun araçlar kullanılacaktır;
b. Her bir üye ülkenin öncelikleri ve ihtiyaçları göz önüne alınacaktır.
Bölüm II – Hedefler ve İlkeler
5. Hedefler ve İlkeler
Aşağıdaki hedefler ve ilkeler üye ülkelere kendi politikalarını, mevzuatlarını ve uygulamalarını düzenlerken aynı zamanda rehber olarak düşünülmelidir.
a. Ülke topraklarında yaşayan her bireye demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimi alma fırsatı sunma amacının benimsenmesi.
b. Demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimi yaşam boyu sürecek bir süreçtir. Bu alanda etkili bir öğrenim, politika oluşturanlar, eğitimciler, öğrenciler, ebeveynler, eğitim kurumları ve eğitim yetkilileri, kamu görevlileri, sivil toplum örgütleri, gençlik kuruluşları, medya ve halk dahil olmak üzere çok geniş bir paydaş yelpazesini içermektedir.
c. Bu eğitim sürecinde, ister örgün, ister yaygın, isterse yaygın ve algın öğrenme araçları olsun, tüm eğitim araçları, söz konusu eğitim sürecinin ilkelerinin yaygınlaştırılması ve hedeflerine ulaşması açılarından değer taşımaktadırlar.
d. Sivil toplum kuruluşlarının ve gençlik kuruluşlarının demokratik vatandaşlık eğitimine ve insan hakları eğitimine özellikle de yaygın ve algın eğitim vasıtalarıyla yapabilecekleri değerli katkılar vardır; bu nedenle de, bu katkıyı yapabilmeleri için söz konusu kuruluşlara fırsatlar verilmelidir.
e. Öğretim ve öğrenim uygulamalarıyla ve faaliyetleriyle, demokratik ve insan hakları değer ve ilkeleri izlenmeli ve yaygınlaştırılmaya çalışılmalı; özellikle de, okullar dahil olmak üzere, eğitim kurumlarının yönetişimi insan hakları değerlerini yansıtmalı ve yaygınlaştırılmaya çalışılmalı ve ebeveyn de dahil olmak üzere, öğrencilerin, eğitim personelinin ve paydaşların yetkinleştirilmesi ve aktif katılımı için olumlu ortam sağlanmalıdır.
f. Tüm demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitiminin en önemli unsurlarından biri de sosyal birlik ve beraberliğin ve kültürler arası diyalogun yaygınlaştırılması ve toplumsal cinsiyet eşitliği de dahil olmak üzere çeşitliliğe ve eşitliğe değer verilmesidir. Bu amaçla, çatışmayı azaltan, inanç grupları ve etnik gruplar arasındaki farklılıkların daha çok kabul edilmesini ve anlaşılmasını sağlayan, insan onuruna ve paylaşılan değerlere karşılıklı saygı gösterilmesini mümkün kılan, sorun ve anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulmasında diyalogu teşvik ederek şiddete karşı, kişisel ve sosyal becerilerin ve anlayışın oluşturulması şarttır.
g. Demokratik vatandaşlık eğitimi ve insan hakları eğitiminin en temel amaçlarından biri öğrencilere sadece bilgi, anlayış ve beceriler sağlamakla kalmayıp, onların, aynı zamanda toplumda insan haklarını,
demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunmak ve yaygınlaştırmak için harekete geçmeye hazır olacak şekilde yetkinleştirilmeleridir.
h. Eğitim uzmanlarının ve gençlik liderlerinin yanı sıra, eğiticilerin de demokratik vatandaşlık eğitimi ve insan hakları eğitimi ilkeleri ve uygulamalarında sürekli eğitim almaları, bu alanda etkin bir eğitimin verilmesinin ve sürdürülebilmesinin hayati bir parçası olup, yeterli bir şekilde planlanmalı ve bu eğitim için yeterli kaynak ayrılmalıdır.
i. Devlet düzeyinde, bölgesel ve yerel düzeylerde demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitiminde yer alan ve aralarında politika yapıcılar, eğitimciler, öğrenciler, ebeveynler, eğitim kurumları, sivil toplum kuruluşları, gençlik kuruluşları, medya ve kamuoyu dahil olmak üzere çok çeşitli paydaşlar arasında (katkılarından azami olarak yararlanılabilmesi için), ortaklık ve işbirliği teşvik edilmelidir.
j. İnsan haklarıyla ilgili değerlerin ve yükümlülüklerin uluslararası niteliği ile demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün dayandığı ortak ilkeler göz önüne alındığında, üye ülkelerin bu Şartın kapsadığı faaliyetler ve iyi uygulamaların tespiti ve karşılıklı alışverişi konularında uluslararası ve bölgesel işbirliğini gerçekleştirmeye çalışması ve teşvik etmesi önemli bir husustur.
Bölüm III – Politikalar
6. Örgün Eğitim (Genel ve mesleki eğitim)
Üye ülkeler demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimini okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretimin yanı sıra, genel ve mesleki eğitim ve öğretim düzeyinde de öğretim programlarına dâhil etmelidirler. Üye
ülkeler aynı zamanda, bu öğretim programlarında yer alan demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimini, söz konusu eğitimin anlamlı olmasını ve bu alandaki faaliyetlerin sürdürülebilir olmasını sağlamak üzere desteklemeye, gözden geçirmeye ve güncelleştirmeye devam etmelidirler.
7. Yüksek öğrenim
Üye ülkeler, akademik özgürlük ilkesine saygılı olarak, özellikle de geleceğin eğitimcilerinin yararlanması amacıyla, demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitiminin yüksek öğrenim kurumları tarafından da verilmesini yaygınlaştırmalıdırlar.
8. Demokratik yönetişim
Üye ülkeler tüm akademik kurumlarda demokratik yönetişimi hem kendi içinde arzu edilen ve yararlı bir yönetişim yöntemi olarak, hem de demokrasiyi ve insan haklarına saygıyı öğrenme ve deneyimlemenin uygulamalı bir aracı olarak yaygınlaştırmalıdırlar. Üye ülkeler, uygun vasıtalarla, öğrencilerin, eğitim personelinin ve ebeveyn de dahil olmak üzere paydaşların eğitim kurumlarının yönetişimine aktif bir şekilde katılımını teşvik etmelidirler.
9. Eğitici çalışmalar
Üye ülkeler öğretmenlere, diğer eğitim personeline, gençlik liderlerine ve eğiticilere, demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimi için başlangıç düzeyinde ve sürekli eğitici çalışmalar ve geliştirme olanakları sağlamalıdırlar. Bu eğitici çalışmalar ve geliştirme olanakları, söz konusu personelin, ilgili bilim disiplininin hedef ve ilkelerinin yanı sıra, uygun öğretim ve öğrenim yöntemleriyle ilgili ayrıntılı bilgiye ve anlayışa ve bu alandaki diğer uygun temel becerilere sahip olmalarını temin etmelidir.
10. Sivil toplum kuruluşları, gençlik kuruluşları ve diğer paydaşların rolü
Üye ülkeler, özellikle de yaygın eğitim alanında, sivil toplum kuruluşlarının ve gençlik kuruluşlarının demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimi alanındaki rollerini desteklemeli ve kolaylaştırmalıdırlar.
Üye ülkeler bu kuruluşları ve faaliyetlerini eğitim sisteminin değerli bir parçası olarak kabul etmeli ve bu kuruluşlara mümkün olduğunda, gereken desteği vermeli ve her tür eğitime katkı sağlayabilecekleri uzmanlık ve bilgi birikimlerinden azami ölçüde yararlanmalıdırlar. Ülkeler aynı zamanda, özellikle de medyaya ve genel kamuoyu olmak üzere diğer paydaşlara, bu alanda yapabilecekleri katkıyı azami seviyeye çıkarmalarını sağlamak üzere, demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitiminin tanıtımını yapmalıdırlar.
11. Değerlendirme kıstasları
Üye ülkeler demokratik vatandaşlık ve insan hakları için eğitim programlarının etkililiğinin değerlendirilmesi için kıstaslar oluşturmalıdırlar. Öğrenici gruplarının bu konudaki geri bildirimleri bu tür değerlendirmelerin ayrılmaz bir parçasını oluşturmalıdır.
12. Araştırma
Üye ülkeler, bu alandaki mevcut durumu değerlendirebilmek için demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimi ile ilgili araştırmaları başlatmalı ve teşvik etmeli ve politika üretenler, eğitim kurumları, okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler, sivil toplum kuruluşları ve gençlik kuruluşları da dahil olmak üzere paydaşlara, etkililiklerini verimliliklerini ölçmelerine ve arttırmalarına ve uygulamalarını iyileştirmelerine yardımcı olmak üzere, karşılaştırmalı bilgiler sağlamalıdırlar. Söz konusu araştırmalar diğerlerinin yanı sıra, öğretim programıyla ilgili araştırmalar, yenilikçi uygulamalar, öğretim sistemleri ve değerlendirme kıstasları ve göstergeleri de dahil olmak üzere, çeşitli değerlendirme sistemlerinin geliştirilmesini içermelidir. Üye ülkeler araştırmalarının sonuçlarını yerine
göre diğer üye ülkelerle ve paydaşlarla da paylaşmalıdırlar.
13. Sosyal birlik beraberliği geliştirmeye, çeşitliliğe değer vermeye, farklılıklarla ve çatışmalarla baş etmeye yönelik beceriler
Üye ülkeler eğitimin bütün alanlarında demokratik ve birçok kültürü barındıran toplumlarda birlikte yaşamayı öğrenmeyi ve öğrencilerin sosyal birlik beraberliği geliştirmelerini, çeşitliliğe ve eşitliğe değer vermelerini – özellikle de farklı inanç grupları ve etnik gruplar arasında olmak üzere – farklılıkları kabul etmelerini, anlaşmazlıkları ve çatışmaları şiddete başvurmadan çözüme kavuşturmalarını, her türlü ayrımcılık ve şiddetle, özellikle de şiddetle ve tacizle mücadele etmelerini sağlayacak bilgi ve becerileri elde etmelerini amaçlayan eğitim yaklaşımlarını ve öğretim yöntemlerini geliştirmelidirler.
Bölüm IV – Değerlendirme ve işbirliği
14. Değerlendirme ve inceleme
Üye ülkeler bu şartla ilgili olarak sürdürdükleri stratejileri ve politikaları düzenli olarak değerlendirmeli ve bunlara uygun uyarlamalar yapmalıdırlar. Bunu diğer üye ülkelerle, örneğin bölgesel düzeyde, işbirliği yaparak gerçekleştirebilirler. Herhangi bir üye ülke de bu konuda Avrupa Konseyinden yardım isteyebilir.
15. Müteakip izleme faaliyetlerinde işbirliği
Üye ülkeler mevcut Şartın amaç ve prensiplerini uygularken yerine göre diğer üye ülkelerle ve Avrupa Konseyi kanalıyla aşağıda belirtildiği gibi işbirliğinde bulunmalıdırlar:
a. belirlenen öncelikler ve ortak çıkarları gerçekleştirerek;
b. demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimiyle ilgili mevcut koordinatörler de dahil olmak üzere, çok taraflı ve sınır ötesi faaliyetleri destekleyerek;
c. iyi uygulama alışverişi yaparak, bunları belirli bir düzenleme yapılarak ve yaygınlaştırılmalarını temin ederek;
d. kamuoyu da dahil olmak üzere tüm paydaşları Şartın amaç ve uygulamalarından haberdar ederek;
e. Avrupa’daki sivil toplum kuruluşları, gençlik kuruluşları ve eğitimci ağlarını ve bunlar arasındaki işbirliğini destekleyerek.
16. Uluslararası işbirliği
Üye ülkeler Avrupa Konseyi kapsamındaki demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimi çalışmalarının sonuçlarını diğer uluslararası kuruluşlarla paylaşmalıdırlar.
Açıklayıcı not
I. Konunun arka planı, başlangıcı ve müzakere süreçleri
1. Bakanlar Komitesinin, CM/Rec(2010)7 sayılı Tavsiye Kararı kapsamında kabul edilen Avrupa Konseyi Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Şartı (Şart) Avrupa Konseyinin bu alandaki çalışmalarının önemli bir aşamasıdır.
Bu çalışmalar ilk kez 10-11 Ekim 1997 tarihlerinde Strasbourg’da yapılan Avrupa Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları 2. Zirvesinde ivme kazanmıştır. Bu zirvede üye ülke hükümet ve devlet başkanları:
“vatandaşların demokratik bir toplumdaki hak ve sorumluluklarla ilgili bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla demokratik vatandaşlık eğitimi girişimi başlatmaya” karar vermişlerdi. (Avrupa Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları 2. Zirvesi Nihai Deklarasyonu).
Karar, Avrupa Konseyinin temel değerleri olan demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün yaygınlaştırılmasında ve insan hakları ihlallerinin önlenmesinde eğitimin rolünün giderek daha çok anlaşılmasının bir yan- sımasıydı. Daha genel bir ifadeyle, eğitim giderek şiddetin, ırkçılığın, aşırı uçların, yabancı düşmanlığının, ayrımcılığın ve hoşgörüsüzlüğün artmasına karşı bir savunma mekanizması olarak görülmeye başlamıştı. Aynı zamanda eğitimin sosyal birlik beraberliğe ve sosyal adalete büyük bir katkı sağladığı da geniş bir biçimde kabul edilmişti. 2. Zirvede alınan karar Kuruluşa hem örgün, hem de yaygın eğitimde, vatandaşlık ve insan hakları eğitimi alanlarında geniş kapsamlı bir işbirliği oluşturma görevi verdi.
2. Bakanlar Komitesinin 7 Mayıs 1999’da Budapeşte’de kabul ettiği Demokratik Vatandaşlık için Eğitim Girişimi Programı ve Deklarasyonu hazırlanarak 2. Zirve kararı siyasi seviyede yürürlüğe sokuldu. Operas- yonel seviyede ise, projenin 1997-2000 yılları arasındaki ilk safhasında, Avrupa Konseyinin çeşitli bölümleri birlikte çalışarak, tanımlar, temel kavramlar, yöntemler, uygulamalar ve malzemeler üzerinde araştırmalar yaparak tabana yayılmış projeleri (“vatandaş siteleri”) desteklediler. 2000 Ekim’inde projenin ilk safhasının sonuçları Krakov’da toplanan eğitim bakanlarınca onaylandı. Bakanlar projenin devam etmesi gerektiğini teyit ederek Bakanlar Komitesinin bu yönde bir tavsiye kararı alması çağrısında bulundular.
3. Projenin 2001-2004 yılları arasındaki ikinci safhasında politikalar oluşturuldu, üye ülkelerden demokratik vatandaşlık eğitimi koordinatörleri ağı kuruldu ve 2005 yılında yapılacak Eğitim Yoluyla Avrupa Vatandaşlık Yılı hazırlıkları tamamlandı. İkinci safhanın önemli bir gelişmesi de eğitim bakanlarının yukarıda değinilen çağrısına cevaben, Bakanlar Komitesinin üye ülkeler için, demokratik vatandaşlık eğitimi konusunda Rec(2002)12 sayılı Tavsiye Kararını yayınlamasıydı.
4. Eğitim Yoluyla Avrupa Vatandaşlık Yılı girişimi 2005 yılında başarıyla gerçekleştirildi ve bunun sonucunda da üye ülkelerde demokratik vatandaşlık eğitiminin önemi konusundaki farkındalığın artmasının yanısıra, bu eğitimin öğretim programının ve hayat boyu öğrenme programlarının parçası haline geldiği ülkelerin sayısı arttı. Eğitim Yoluyla Avrupa Vatandaşlık Yılı girişimi ve bu girişimin sonlandırıldığı Romanya’nın Sinaia kentindeki değerlendirme konferansı, ülkelerin ve sivil toplum kuruluşlarının bu alanda pek çok iyi uygulamayı paylaşmaları için bir fırsat oluşturdu.
5. Eğitim Yoluyla Avrupa Vatandaşlık Yılı girişimi esnasında üye ülkelerin politikaları ve uygulamaları her ne kadar Rec(2002)12 sayılı Tavsiye Kararına olumlu cevap verildiğini ortaya koyduysa da, başlangıç safha- sından itibaren, sonradan muhtemelen bağlayıcı bir şekle dönüşebilecek, daha kapsamlı bir çerçeve prensip dokümanı oluşturulması yönünde talepler vardı. 2004 Ekim ayında Parlamenter Meclisi, Bakanlar Komitesince demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitimi için bir Avrupa çerçeve sözleşmesi oluşturulmasını önerdi (Parlamenter Meclisinin Avrupa için eğitim konulu, 1682 (2004) sayılı Tavsiye Kararı). 2004 Aralık ayında, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf devletlerin kültür, eğitim, gençlik ve spor bakanlarınca kabul edilen 50 Yıllık Kültürel İşbirliği Wroclaw Deklarasyonunda (ETS No.18), “Avrupa Konseyi, insanları demokratik toplumlarda yaşam boyu bilgi, beceri ve yaklaşımlarla donatacak politikalar için bir mükemmeliyet merkezi olma rolünü güçlendirmelidir… Bu amaçla, uygun geleneksel mekanizmalar kullanılarak Avrupa standartları oluşturulması düşünülmelidir…” ifadeleri yer aldı.
2005 Mayıs’ında Varşova’da yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları 3. Zirvesinde, devlet ve hükümet başkanları “Avrupa Konseyinin eğitim alanında, Avrupa’nın her yerindeki, tüm gençlerin eğitime erişimini sağlama ve bu eğitimin kalitesini arttırırken, diğer konuların yanı sıra, kapsamlı bir insan hakları eğitiminin yaygınlaştırılması yönündeki çabalarını arttırmasını” istedi. Avrupa Eğitim Bakanları Daimi Konferansının 22. oturumunda (İstanbul, Mayıs 2007) Eğitim Bakanları Daimi Konferansı ve Almanya Federal Eyaletler Kültür İşleri Başkanı, üye ülkelerde eğitim durumunun çok radikal farklılıklar göstermesi nedeniyle demokratik vatandaşlık eğitimi/insan hakları eğitimi ile ilgili bir çerçeve prensip dokümanı oluşturma fikrine Almanya’nın ilgi duymadığını, ancak Almanya’nın, pek çok üye ülkenin Avrupa Konseyinin yol göstericiliğine ihtiyaç duyabileceğini gayet iyi anladığını ve herkesin kabul edebileceği bir uzlaşma yolunun bulunabileceğinden emin olduğunu belirtti.
6. Aynı zamanda, gençlik politikaları alanında da paralel gelişmeler vardı. İnsan Hakları Eğitimi Gençlik Programı 2000 yılında, “insan hakları eğitimini başlıca gençlik politikalarına ve gençlik uygulamalarına ana akım olarak dahil etme” iddiasıyla başlatıldı. Gençlikten Sorumlu Avrupa Bakanları 7. Konferansında bakanlar, Avrupa Konseyini, gençler için insan hakları eğitimi konusunda Bakanlar Komitesince bir tavsiye kararı oluşturulmasına ve bu karara, özellikle de şiddetin önlenmesi ve Avrupa Konseyinin İnsan Hakları Eğitimi Gençlik Programından elde edilen deneyimden yararlanılması konularında Avrupa’da işbirliğinin güçlendiril- mesine ilişkin maddelerin de dahil edilmesini teşvik ettiler. Avrupa Konseyinin gençlik politikalarında insan hakları eğitimine ilişkin (2008) 23 sayılı Tavsiye Kararında, Bakanlar Komitesi gençlik politikalarında insan hakları eğitiminin temel rolünü daha da güçlendirerek insan hakları ve demokrasiyi gençlik politikaları için bir öncelik olarak belirledi ve bu politikalara “gençlerin insan haklarından tam olarak yararlanmalarının sağlanmasını, insanlık onurunun korunmasını ve bu yöndeki kararlılığının teşvik edilmesini” de dahil etti.
7. Avrupa Konseyinde meydana gelen bir diğer önemli ve konuyla ilgili politik gelişme de kültürler arası diyaloga artan ilgidir. Bu husus üye ülkelerde giderek önem kazanmakta ve Avrupa Konseyinin alışılagelmiş öncelikli konularının yanı sıra gündeme gelmektedir. Özellikle de demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitiminin kültürler arası diyalogun desteklenmesi için önemi, 2008 yılında yayınlanan “Kültürler Arası Diyalog Beyaz Kitabı”nda teyit edilmiştir. (“Kültürler Arası Diyalog Beyaz Kitabı: Eşit insanlar olarak ve onurlu bir biçimde birlikte yaşama” 118. Bakanlar Seviyesindeki Oturumunda (Strasbourg, 6-7 Mayıs 2008) Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkenin Dışişleri bakanlarınca yayınlanmıştır.)
8. Aynı sırada, küresel çapta yaşanan gelişmeler de, özellikle de Birleşmiş Milletlerde (BM) aynı eğilimi izlemektedir. 10 Aralık 2004’te BM Genel Kurulu tarafından onaylanan Dünya İnsan Hakları Eğitimi Programı, ilk aşamada üye ülke seviyesinde ilk ve orta dereceli okullarda olmak üzere, insan hakları eğitiminin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi için iddialı hedefleri belirledi. Avrupa Konseyi, Dünya İnsan Hakları Eğitimi Programının Avrupa’da uygulanmasında Birleşmiş Milletlere resmi bir anlaşma çerçevesinde destek vermektedir.
9. Bu gelişmeler karşısında, Avrupa Konseyi Eğitim Yönlendirme Komitesi projenin üçüncü safhası (2006-2009) için Konseyin Demokratik Vatandaşlık / İnsan Hakları Eğitimi ile ilgili faaliyet programını kabul etmesinin ardından “demokratik vatandaşlık/insan hakları eğitimine ilişkin bir referans çerçevesi fizibilite etüdünün (uygun geleneksel mekanizmalar) hazırlanmasını sağladı. Bu çalışmanın görev kapsamına göre, bu konuda bir Avrupa çerçeve prensip dokümanına olan ihtiyacın incelenmesi; gerek Avrupa Konseyi dahilindeki gerekse diğer uluslararası kuruluşlardaki mevcut çerçeve dokümanlarının incelenmesi, eksikliklerin belirlenmesi; muhtemel bir yeni dokümanın getirebileceği katma değerle ilgili bilgilerin sağlanması ve böyle bir dokümanın şekli ve içeriğine ilişkin seçeneklerin ve kapsamının belirlenmesi gerekiyordu.
10. Çeşitli ülkelerden, içlerinde gerek eğitim uzmanları gerekse gençlik kuruluşlarının temsilcileri bulunan gayri resmi bir uzmanlar grubunun yardımıyla fizibilite çalışması hazırlamak üzere bir uzman görevlendirildi. Uzman çalışmasını 2007 Nisan’ında sundu.
11. Yapılan çalışmada, “çerçeve prensip dokümanı” deyimi, Demokratik Vatandaşlık / İnsan Hakları Eğitimi (DVE/İHE) alanında izlenecek, üzerinde mutabık kalınmış standartları ve politikaları içeren, devletlere hitaben oluşturulmuş (bağlayıcı veya bağlayıcı olmayan) bir uluslararası belge anlamında kullanıldı. Bu çalışmada, Avrupa Konseyinin demokratik vatandaşlık alanındaki, kökleri Konseyin insan haklarını, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü yayma temel misyonuna dayanan gayretlerinin başlangıcı incelendi.
Çalışmada, tüm ortak ilgi alanlarında ve üye ülkelerin girişimlerinde (insan hakları, ulusal azınlıklar, sosyal politikalar, terörle mücadele vb.) Avrupa Konseyinin sürekli olarak, çeşitli biçimlerde çerçeve dokümanları hazırladığına ve bu dokümanların üye ülke seviyesinde bir odaklanma alanı ve yapılacak girişimler için bir itici güç oluşturduğuna, bu dokümanın, iyi uygulamaların yaygınlaştırılması ve Avrupa çapında standartların yükseltilmesi için bir vasıta oluşturduğuna dikkat çekildi. Çalışmada aynı zamanda, bu konuyla ilgili mevcut enstrümanlar da incelenerek, eksiklik ve yeni bir belgenin getirebileceği artı değerler de belirlendi. Çalışmada bağlayıcı olabilecek veya olmayacak yeni enstrümanın ne şekilde hazırlanabileceği ve bu enstrümanın kapsam ve içeriğinin neler olabileceği de incelendi.
12. Çalışmanın sonuç bölümünde, bu alanda yeni bir çerçeve prensip dokümanının biçim ve içeriğinin müzakerelerine geçmek üzere bir prensip kararının verilmesinin uygun olacağı tavsiyesinde bulunuldu.
13. 2007-2008 yılları arasında söz konusu çalışma, önce bu amaçla kurulan Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Geçici Danışma Grubuna (ED-EDCHR), daha sonra da, çalışmayla ilgili görüşlerini bildiren çeşitli Avrupa Konseyi kuruluşlarına: (İnsan Hakları Yönlendirme Kuruluna (CDDH), Gençlikle İlgili Ortak Konseye (JCY), Yüksek Öğrenim Yönlendirme Kuruluna (CDESR), Eğitim Yönlendirme Komitesi Bürosuna (CDED) ve son olarak da 2008 Mart ayında, Eğitim Yönlendirme Komitesi Bürosu Genel Kuruluna) sunuldu. Danışılan bütün kuruluşlar, eğitimle ilgili temel sorumluluğu olan CDED’ye yazılı görüşlerini sundular. Üye ülkelerin kendilerine danışılan DVE/ İHE koordinatörleri de görüşlerini CDED’de belirttiler.
14. Bu değerlendirme döneminde bazı görüş eğilimleri belirdi. Çalışmada yer alan, mevcut durumun siyasi ve yasal arka planına ilişkin değerlen- dirme ve mevcut çerçeve prensip dokümanlarının eksikliklerine ilişkin analizler genelde paylaşılan değerlendirmelerdi. Yeni bir dokümanın önemli katkılarının olacağı üzerinde de fikir birliğine varıldı. Böyle bir dokümanın içeriği konusundaysa, dokümanın kapsamı ve temel terimlerin net tanımlarının ve kesin içeriğinin bilahare kapsamlı olarak tartışılacağı hedef, ilke ve politikaların yer aldığı bölümlerin gerekliliği üzerinde büyük ölçüde görüş birliği mevcuttu.
Ülkelerin yeni dokümanın uygulamasıyla ilgili olarak, bir Avrupa Konseyi uzmanlar komitesinde değerlendirilip üzerinde görüş bildirilecek üzere düzenli raporlar sunmasını gerektiren bir harici izleme mekanizması önerisi üzerinde ise aynı ölçüde mutabakat sağlanamadı. Bazıları bunun önemli yararlar sağlayacağını düşünürken, diğerleri, söz konusu mekanizmanın gereksiz bir yük getireceği görüşündeydi. Dokümanın şekline gelince, burada da bir görüş ayrılığı mevcuttu. Bazıları dokümanın bağlayıcı bir doküman olması gereğini savunurken, diğerleri bağlayıcı olmasının gerekmediği görüşündeydiler.
15. Çalışmanın yapılmasını talep eden CDED, 10 Mart 2008’de yaptığı genel kurulda, diğer tüm kuruluşların görüşlerini göz önüne aldıktan sonra çalışmayı memnuniyetle karşıladı ve “biri bağlayıcı, diğeri ise bağlayıcı olmayan iki ayrı versiyondan oluşan bir taslak doküman hazırlayarak ve Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Danışma Grubunun (ED-EDHCR) politika oluşturanlar için temel konular belgesi üzerindeki çalışmalarını da göz önüne alarak, çerçeve prensip dokümanı üzerinde müzakerelere devam etmeye” karar verdi. CDED aynı zamanda üyelerinden bir bölümünü taslak dokümanı hazırlama grubuna atadı ve genel sekreterlikten, eğitim ve gençlik konusunda uzmanlığı olan diğer üyeleri de gruba atamasını istedi. CDED aynı zamanda iki taslak versiyonun 2009 Mart ayında yapacağı toplantıda görüşülmesine yeterli zaman bırakacak şekilde sunulmasını da istedi.
16. Taslak doküman oluşturma grubu Haziran, Eylül ve Kasım 2009’da olmak üzere üç defa toplandı. İlk toplantıda iki taslak dokümanın yasal şekli ve genel form ve içeriği üzerinde görüş alış verişinde bulunuldu ve fizibilite çalışmasının yazarından iki metnin ilk taslaklarını yazmasının istenmesine karar verildi. İkinci toplantıda, söz konusu iki alternatif taslak metinle ilgili ilk değerlendirme yapıldı ve çeşitli mütalaalarda bulunuldu. Bu görüşler, üçüncü toplantıya sunulan yeni taslaklar da göz önüne alındı. Üçüncü toplantıda metinler yeniden gözden geçirildi ve üzerinde anlaşmazlık olan hemen tüm konularla ilgili uzlaşı çözümleri sağlandı. Sadece birkaç değişken, CDED Bürosunun Aralık toplantısında karara bağlanmak üzere bırakıldı. Büro tercihini yaptı ve CDED genel kuruluna sunulacak taslak metinleri onayladı.
17. 2009 Mart ayında yapılan CDED genel kurulunda iki taslak metin üyelere sunuldu. Özünde, karşılanacak ihtiyaçlar ve ulaşılacak amaçlar aynı olduğundan, her iki metin de hemen hemen birbirinin aynıydı. Aradaki fark, şekille ve metinlerin yasal etkisiyle ilgiliydi; metinlerden biri bağlayıcı bir çerçeve anlaşma olup, kullanılan dile yaptırımcı bir üslup hakimdi, diğeri ise bağlayıcı olmayıp, daha yumuşak bir dille yazılmıştı (“yapılacaktır” yerine “yapılmalıdır” gibi). İçerik açısından tek büyük fark ise, izleme bölümüyle ilgili olup, taslak anlaşmada, ülkelerin rapor verdiği ve her ne kadar hafif olsa da, harici bir denetimin yer aldığı bir mekanizma söz konusu iken, taslak Şart metninde, üye ülkelerin öz değerlendirme yapmaları esas alınmıştı.
18. Yapılan müzakereler sonucunda söz alan tüm ülke temsilcileri yeni bir dokümanın kabul edilmesi gereği üzerinde görüş birliğine vardı ve büyük çoğunluk bağlayıcı olmayan Şart tercih etti. Komite buna göre 20 Mart 2009’da resmen kayıtlara geçen aşağıdaki kararı aldı:
“Komite:
– çerçeve prensip dokümanını hazırlayan grubun yaptığı çalışmaların sonucunu memnuniyetle karşılamıştır;
– grup tarafından sunulan iki teklifi inceleyerek, DVE/İHE ile ilgili bir Şart yönünde görüş bildirmiştir;
– üye ülkelerde DVE/İHE prensip ve uygulamalarının sürdürülebilir bir şekilde geliştirilebilmesi için böyle bir Şartın yararlılığını vurgulamıştır;
– Şartın CDED’nin 2010 genel kurulundan önce nihai hale getirilmesi için bir yol haritası çizmiştir. …”
19. Yol haritasının ilk aşaması, tüm delegasyonların belirli bir miada kadar Şartın mevcut metni ile ilgili herhangi bir değişiklik teklifini sunmaya davet edilmeleri olmuştur. Bu değişiklik önerileri CDED’nin mevcut ve önceki başkanlarından oluşan küçük bir grup tarafından değerlendirilecek, kendilerine fizibilite çalışmasının yazarı yardımcı olacak, ve yapılan değerlendirme değişiklik önerilerini veren ve metin yazma sürecine katılmak isteyen delegelerin katılımına açık olacaktı. Söz konusu grup 2009 Haziran ayında toplandı ve yapılan önerileri inceleyerek, bir kısmını kabul ederken bir kısmını reddetti. Birkaç teklifle ilgili olarak da, önerilen değişikliği başlangıç noktası olarak alıp, metni daha kapsamlı olarak yeniden yazdı veya kendi inisiyatifiyle değişiklikler yaptı.
20. CDED Bürosu 9-10 Eylül 2009’da toplanarak metnin Haziran toplantısında değişiklik yapılan şeklini, Avrupa Konseyi Hukuk Danışmanlığının verdiği, 4 Eylül 2009 tarihli bilgilerin ışığında inceledi. Hukuk Danışmanlığının verdiği bilginin ana noktası, Şartın Avrupa Konseyi uygulamalarıyla uyumlu olabilmesi için, Bakanlar Komitesinin bir Tavsiye kararı kapsamında kabul edilmesinin gerekli olduğu idi. Büro, hem gözden geçirilmiş metni hem de Hukuk Danışmanlığının bilgi yazısını CDED’nin 10-11 Aralık 2009’da yapılan olağanüstü toplantısına gönderdi. Büro aynı zamanda, bu açıklayıcı notun ilk taslağını da dikkate alarak, bu metni genel kurula gönderdi. CDED üyelerinden her iki metin üzerindeki görüş ve önerileri istendi.
21. CDED Aralık ayındaki toplantısında Şart metninde yapılması önerilen değişiklikleri inceledi. Verilen hukuki bilgilerin ışığında yapılan gözden geçirilmiş metni kabul etti. Buna göre, Şart, Bakanlar Komitesinin Tavsiye Kararının Eki, Şartın giriş bölümü ise tavsiye kararının giriş bölümü olarak belirlendi. Bu formatın, tavsiye kararları bağlayıcı olmadığından, Şartın bağlayıcı olmama özelliğini kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde ortaya koyduğuna dikkat çekildi. Şart metninde yapılan birkaç değişiklik üzerinde daha mutabakata varıldı. CDED açıklayıcı notla ilgili değişiklik önerilerini ele aldı ve yeni bir taslağın hazırlanmasını istedi.
22. Komite, 24-26 Şubat 2010 tarihlerinde yaptığı toplantıda Bakanlar Komitesinin üye ülkelere Demokratik Vatandaşlık (DVE) ve İnsan Hakları Eğitimi (İHE) ile ilgili Avrupa Şartına ilişkin tavsiye kararının ve açıklayıcı notunun son şeklini değerlendirdi. Komite taslak tavsiye kararını onaylamaya ve kabul edilmek üzere Bakanlar Komitesine göndermeye karar verdi. Komite taslak tavsiye kararının açıklayıcı notunu dikkate alarak, bu notu bilgi için Bakanlar Komitesine göndermeye karar verdi.
II. Tavsiye kararının ve şartın hükümleriyle ilgili mütalaalar Tavsiye kararı: giriş ve resmi maddeler
23. Tavsiye kararı resmi açılış maddeleriyle başlamakta ve Madde 1’de (Metinde giriş paragrafları numaralandırılmamıştır, ancak açıklayıcı notta referansın kolaylaştırılması için sıraya göre numaralandırılmıştır. (İlk giriş paragrafı için 1, ikinci giriş paragrafı için 2 ve bu şekilde devam) Şartın hangi yetkiye dayanılarak kabul edildiği açıklanmaktadır. Söz konu- su yetki, özellikle de sporla ilgili konularda, Şartların kabul edilmesinde daha önce de kullanılan bir yetkidir. Daha sonraki bölümde ise, adet olduğu üzere, üye ülkelerin hangi mülahazalarla Şartı kabul ettiğine ilişkin açıklamalar ve Şartın çıkış noktası ve amaçları yer almaktadır. Şartın formatı ‘Hatırda tutarak’, ‘göz önüne alarak’ şeklinde başlayan bir dizi maddeden oluşmaktadır ve bu format aynı zamanda antlaşma statüsündeki dokümanlarda da görülmesine rağmen, burada böyle bir statünün göstergesi değildir. Bu format hiçbir zaman bağlayıcı olmayan Bakanlar Komitesi tavsiye kararlarında da normal olarak kullanılan formattır.
24. 2. ve 3. giriş maddelerinde, Avrupa Konseyinin temel görevi olan insan haklarını, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü yaygınlaştırma görevi ve eğitimin bu amaca ulaşmada temel bir rol oynadığı inancına dikkat çekilmektedir. Bu inanç da, 1997’den itibaren tüm DVE/İHE projesinin ve üye ülkelerin bu projeye olan kararlılığının ve bu amaca ulaşmak için koydukları standartların bir ifadesi olan Şartın temelini oluşturmaktadır.
25. 4. ve 5. giriş maddelerinde, örneğin, gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde gerekse Birleşmiş Milletler dokümanlarında yer alan, eğitimin “insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmesini” ve “tüm bireylerin özgür bir topluma etkin bir şekilde katılmasının sağlanmasını” (Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi 1966, Madde 13(1)) gerekli kılan eğitim hakkının yasal temelleri ele alınmakta ve insan hakları konusunun eğitim programlarına dahil edilmesinin önemi vurgulanarak, ülkelerden bunu gerçekleştirmelerini isteyen 1993 Viyana Deklarasyonuna değinilmektedir.
26. 7-10. giriş maddelerinde Bakanların başlıca siyasi deklarasyonlarına ve Şartın kabulüne yol açan önemli aşamaları oluşturan Avrupa Konseyi kurumlarının tavsiye kararlarına değinilmektedir. Pek çok açıdan, Şartın en önemli ön göstergesi Bakanlar Komitesinin yukarıda değinilen ve benzer konuları ele alan ve benzer amaçları olan (2002)12 sayılı Tavsiye Kararıdır.
27. 11. giriş maddesinde Şart küresel bir çerçeveye oturtularak, Şartın , Avrupa Konseyinin, Dünya İnsan Hakları Eğitimi programının Avrupa’da bölgesel ortağı olduğu dikkate alındığında, çok benzer amaçları olan Dünya İnsan Hakları Eğitimi programının amaçlarına ulaşmasına katkıda bulunacağı ifade edilmektedir.
28. 12. giriş maddesinde, DVE/İHE projesinde bir kilometre taşı olan ve 2005 yılında yapılan, Eğitim Yoluyla Avrupa Vatandaşlık Yılı girişimine atıfta bulunulmaktadır. Maddede, Şartın temel amaçlarından biri olan ve pek çok üye ülkede yerleşik olan ve söz konusu girişimle de kanıtlanan, eğitim politikalarında iyi uygulamalardan yararlanarak, bu uygulamaların derlenerek Avrupa çapında yaygınlaştırılması hedefi vurgulanmaktadır.
29. 13. giriş maddesinde, eğitimin tüm Şart için geçerli olan bir özelliğine, 4. maddede spesifik olarak belirtilen, üye ülkelerin eğitim sistemlerinin birbirinden büyük farklılıklar gösterdiğine ve bu farklılıklara saygı gösterilmesinin gerekli olduğuna değinilmektedir. Söz konusu farklılıklar anayasadan kaynaklanabildiği gibi, eğitimin ilgili ülkede nasıl yapılandırıldığına da bağlıdır. Bu itibarla, Şartta yer alan tüm politika ve uygulamalar münferit ülkelerce söz konusu anayasal ve yapısal sistemlere saygı gösterilerek uygulanacaktır.
30. 14. giriş maddesinde eğitimin bu alanında sivil toplum kuruluşlarının ve gençlik kuruluşlarının oynadığı role işaret edilmektedir. Gerçekten de, yaygın eğitim giderek bu kuruluşlar tarafından sağlanmaktadır. Bunlar örgün eğitimde de önemli bir rol oynamakta olup, pek çok ülke, bu işlev için bu kuruluşlara bel bağlamaktadır. Girişin bu maddesinde de, 10.maddede de, bu kuruluşların katkıları ve duydukları destek ihtiyacı ortaya konmaktadır.
31. Bunları da tavsiye kararının resmi nihai maddeleri izlemektedir. Bu maddeler, giriş maddeleri mahiyetinde olmayıp, operasyonel maddelerdir. O nedenle, kullanılan dil nesnel ifadelerde gözlenen objektif bir dildir.
Komite, üye ülkelerin hükümetlerinin ekteki Şartı temel alan tedbirleri uygulamalarını ve bunların eğitim ve gençlikten sorumlu yetkililere geniş bir şekilde dağıtımının yapılmasını tavsiye etmektedir. Son olarak da Genel Sekretere, tavsiye kararını, aynı zamanda Avrupa Konseyi üyesi olmayan, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf olan ülkelerin hükümetlerine ve uluslararası kuruluşlara göndermesi talimatı verilmektedir. Bu da, demokratik vatandaşlık ve insan hakları eğitiminin, daha geniş kapsamlı uluslararası niteliğini ve yeni Şartın Avrupa sınırları içinde olduğu gibi Avrupa sınırları dışında da etkili olması arzusunu yansıtmaktadır.
Şart Başlık
32. “Şart” terimi, uluslararası uygulamalarda hem bağlayıcı belgeler, ki bunların en ünlüsü Birleşmiş Milletler Bildirgesidir, hem de Avrupa Birliği Temel Hak ve Görevler Bildirgesi gibi (2000 yılında kabul edildiği şekliyle, 2005 Lizbon Anlaşmasına göre Avrupa Birliği (AB) üyelerinin çoğu bu şartın kendileri için bağlayıcı olması üzerinde mutabakata varmışken, bazı üye ülkeler için söz konusu belge bağlayıcı değildir), bağlayıcı olmayan belgeler için kullanılmaktadır. Avrupa Konseyi uygulamasında da, bu terimin anlamında müphemlik söz konusudur: Avrupa Sosyal Şartı (1961, 1996’da gözden geçirildi) bağlayıcıdır, ancak Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılımına ilişkin Avrupa Şartı (2003) bağlayıcı değildir.
Şart adı ve şekli, Avrupa Konseyince bu alanda daha önce kabul edilmiş dokümanlara göre daha “ağırlığı olan” bir dokümana duyulan arzuyu, yani daha güçlü bir kararlılığı ifade etme maksadıyla seçilmiştir. Bununla birlikte, üye ülkelerin, Avrupa Konseyi Demokratik Vatandaşlık Eğitimi ve İnsan Hakları Eğitimi Şartının, uluslararası kamu hukukunda bağlayıcı olmaması yönündeki açık niyetleri nedeniyle, önce, konuda kuşkuya yer bırakmamak üzere Şarta, “Sözleşme statüsünde olmayan şart” alt başlığının dahil edilmesi üzerinde mutabık kalınmıştı. Ancak, Şartın tavsiye kararı niteliğinde kabul edilmesine karar verildikten sonra, söz konusu alt başlığa gerek kalmamıştır, çünkü tavsiye kararları ve bunların ekleri, tanımları gereği, zaten bağlayıcı değildirler.
Buna göre, başlıktan sonra, “Bakanlar Komitesinin CM/Rec(2010)7 sayılı Tavsiye Kararı kapsamında kabul edilmiştir” ifadesinin yer alması üzerinde mutabakata varılmıştır. Eğer Şart, çoğunlukla, şartın kabul edilmesine ilişkin tavsiye kararı olmaksızın yayınlanırsa, ki bu muhtemelen böyle olacaktır, yukarıdaki ifade ile metnin bağlayıcı olmayan niteliği, tam ve açıklıkla belirtilmiş olacaktır.
Bölüm I − Genel hükümler 1. Kapsam
33. Bu maddede, Şartın maddi içeriği ele alınmaktadır. Şartın ortaya çıkması ile sonuçlanan süreçte ortaya atılan mülahazalar ve yapılan müzakerelerde, bu tür daha önceki belgelerde dikkat çeken bir noksanlık ortaya kondu. Bu noksanlık, bu belgelerde sadece demokratik vatandaşlık eğitimi veya sadece insan hakları eğitiminin ele alınmış olmasıydı. Bu Şartta, iki konuyu farklı, ancak birbiriyle yakından ilişkili konular olarak ele almak, bilinçli olarak yapılmış bir seçimdi. Bu tür bir kapsamlı yaklaşım, yeni belgenin getireceği artı değerlerden biri olarak görüldü. Bundan sonra ortaya çıkan bir başka sorun da, birbiriyle ilgili ancak farklı konuların nasıl ele alınacağıydı. Bu konulardan dördü metinde belirtilmektedir. “Kültürler arası eğitim”le, birden fazla kültürün yer aldığı toplumlarda, karşılıklı anlayış ve saygı için gerekli olan bilgi, yetkinlik, beceri ve tavırların geliştirilmesi yoluyla demokrasinin korunması ve insan haklarının geliştirilmesi amaçlanmaktadır. “Eşitlik eğitimi” ve “barış eğitimi” ise açıklama gerektirmeyen terimlerdir.
UNESCO Genel Müdürünün 2005 Ağustos’unda yayınladığı bir rapora göre “Sürdürülebilir kalkınma için eğitim”, “bireyleri, kuşaklar arası eşitlik ve adalete katkıda bulunma amacıyla çevreye önem veren; adil, eşitlikçi ve barışçıl bir dünya, sürdürülebilir bir dünya idealine bağlı, sorumlu vatandaşların hayata hazırlanmasının bir parçası”dır. BM Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim On yılı (2005-2014) girişiminin amacı, böyle bir eğitimin ve bu eğitimin, örgün, yaygın ve algın eğitim ve öğretim programlarına dahil edilmesini teşvik etmektir. Sürdürülebilir kalkınma için eğitimin DVE/İHE ile çok açık benzerlikleri bulunmaktadır. Ancak bu girişimin kökleri BM içindeki çevreci harekete uzanmaktadır ve ana odak noktası çevreyle ilgilidir. Benzer bir şekilde, Şartta değinilen tüm konuların büyük ölçüde genel DVE/ İHE kavramının kapsadığı, ancak konunun özellikle bir bölümü üzerinde yoğunlaşan, spesifik bir odak noktası bulunmaktadır. Şartın bu ilgili konuları doğrudan ele almaması, ve ancak, söz konusu konuların DVE/İHE ile örtüştüğü veya etkileşim içinde olduğu durumlarda ele alınması üzerinde mutabakata varılmıştır.
2. Tanımlar
34. Her ne kadar projenin birinci safhasında büyük ölçüde tanımlar, kavramlar vb. üzerinde çalışılmışsa da, mevcut çerçeve prensip dokümanlarında halâ “demokratik vatandaşlık eğitimi” ve “insan hakları eğitimi” gibi terimlerle ilgili net tanımlar yoktu. Varsa bile, bunlar terimin anlamından çok, terimin neleri içerdiğini uzun ifadelerle anlatıyorlardı, yani, gerçek bir tanımdan ziyade, birer tarif niteliğindeydiler. Yeni bir dokümanın kaleme alınmasına ilişkin olarak yapılan müzakerelerde, tüm politika üretenlerin ve yeni dokümanı anlayıp uygulamaya çalışan diğerlerinin, temel terimlerin ne anlama geldiğini bilmeleri açısından, net, ve özlü tanımlara ihtiyaç olduğu konusunda kesinlikle hiçbir görüş ayrılığı yoktu.
35. a ve b fıkralarındaki iki ana tanım, mevcut tanımlardan yararlanılarak oluşturulmuştur: demokratik vatandaşlık eğitimi tanımı Eğitim Yoluyla Vatandaşlık Avrupa Yılı 2005’deki tanımdan, insan hakları eğitimi tanımı ise, BM İnsan Hakları Komiserinin bürosunca kullanılan tanımdan alınmıştır. Öyle ki, bu tanımlarda kullanılan, “yetkinleştirme amacıyla” terimine kadar tanım aynen alınmış olup, tanımların bundan sonraki bölümleri, üzerinde odaklanılan farklı alanlara göre, bir yanda demokratik toplumda yaşam boyu gereken becerileri, diğer yanda da tüm alanlarda insan haklarının yaygınlaştırılması ve savunulmasını içerecek şekilde farklılaşmaktadır. Her iki tanımda da, böyle bir eğitim sonucunda ortaya
çıkanların sadece bilgiden oluşmayıp, gerekli girişimlere dönüşecek bir yetkinleştirme olduğu vurgulanmıştır.
36. c, d, ve e fıkralarındaki tanımlar Avrupa Konseyi tarafından 2002 yılında yayınlanan PUSULA (COMPASS) adlı, gençlerle insan hakları konulu el kitabına dayalıdır. Dokümanın yazım safhasında bu tanımlar genişletilmiş ve daha ayrıntılı olarak sunulmuştur. Örneğin örgün eğitimin belirleyici özelliklerin-den birinin, bu eğitimin sonunda belgelendirildiği belirtilmiş ve bu anlama gelen ifadeler tanıma dahil edilmiştir. Örneğin, örgün eğitimin ayırt edici özelliğinin bu eğitimin bir diploma ile belgelendiği hakkındaki ortak görüş, tanımlarda sözcüklerle ifadesini bulmuştur. Yaygın eğitimle ilgili olarak ise, algın eğitimle karşılaştırıldığında yine bir belgelendirmeyle sonuçlanmakla birlikte, bu
karmaşık noktanın metinde doğrudan açıklanmaması kararlaştırılmıştır.
3. DVE ile İHE arasındaki ilişki
37. DVE ile İHE arasındaki önemli ilişki, bu Şart metnini yazanların bildiği kadarıyla şimdiye kadar ilk defa tanımlanmaktadır. 1997 yılında başlayan sürekli programla ilgili Avrupa Konseyi dokümanlarının çoğunda, her iki terim de kullanıldığında, normal olarak aralarına bir “/” işareti konarak bu iki terim birlikte yazılmış, ancak bu durum, bu iki kavram arasındaki ilişki- nin müphem kalmasına yol açmıştır. Bu durum, fizibilite çalışmasının görev kapsamı için de geçerli olup, söz konusu fizibilite çalışmasında bu konunun göz ardı edilmesinin artık mümkün olmadığına ve herhangi bir yeni dokümanda konunun ele alınmasının gerekli olduğuna değinilmiştir.
İki terimin örtüştüğü alanlar vardır, çünkü vatandaşlık açısından önemli olan, örneğin, oy kullanma hakkı, ifade özgürlüğü ve toplantı özgürlüğü klasik insan hakları olup, DVE alanında yer aldığı kadar İHE alanında da yer almaktadırlar. Bununla birlikte, madde 3’ün metninde açıklık getiril- meye çalışılan bir fark vardır. Belirtildiği gibi, bu fark, amaç ve uygulamalardaki bir farktan ziyade, üzerinde odaklanılan alan ve kapsam farkıdır.
4. Anayasal yapılar ve üye ülke öncelikleri
38. Bu kapsamlı maddede, giriş bölümündeki 13. maddeyle ilgili olarak ele alınan görüşler üzerinde durulmaktadır. Dokümanın yazımı ve müzakereler boyunca, anayasal yapılarının ve eğitim sistemlerinin –eğitim alanında, diğer pek çok Avrupa işbirliği alanından çok daha fazla olmak üzere– büyük farklılıklar göstermesi nedeniyle, Şartın hükümlerini uygulamada kullanacakları vasıtalar bakımından, üye ülkelerin daha geniş bir takdir yetkisine sahip olmalarının gereği anlaşılmıştır. Örneğin bazı eğitim sistemleri çok merkezi olup, tüm öğretim programları ve yöntemleri üye ülke hükümeti seviyesinde belirlenmekteyken, diğerlerin- de bu çok daha yerinden yönetimle gerçekleştirilmekte, yerel yönetimler ve münferit okullar genel hedefler kapsamında önemli bir özerkliğe sahip olmaktadırlar.
Federal yönetimlerde ise eğitimle ilgili sorumluluk federasyonu oluşturan çeşitli eyaletlerin hükümetlerince üstlenilmektedir. İşte bu nedenle de a fıkrasına ihtiyaç doğmuştur. b fıkrasında ise, program boyunca ve özellikle de Eğitim Yoluyla Vatandaşlık Avrupa Yılı uygulamasında ortaya çıktığı üzere, farklı üye ülkelerin DVE ve İHE mevzuatları ve uygulamaları açılarından birbirlerinden çok farklı noktalarda oldukları kabul edilmektedir. Bazı ülkelerde bu konular öğretim programında ve uygulamada yıllardır yer alırken, diğer ülkelerde yeni başlamaktadır. Bu nedenle de ilgili ülkelerin bu konulara ilişkin öncelikleri ve ihtiyaçları farklı olacak olup, bu ülkeler Şartın diğer bölümleri üzerinde duracak ve bu konuları farklı bir sıralamaya göre ele alacaklardır.
Bölüm II − Hedefler ve ilkeler 5. Hedefler ve ilkeler
39. Şartın bundan sonraki yapısına baktığımızda 5. Madde’de bir dizi hedef ve ilkenin genel olarak ifade edildiğini ve bunların pek çoğunun müteakip, kapsamlı 6-16. maddelerde ayrıntılı olarak ele alındığını görüyoruz. Ancak, 5. Madde’nin kalın hatları ve genel özelliği önemini koru- maktadır, her bir nokta daha ileride tek tek detaylı olarak ele alınmadığı için, bu maddede tüm üye ülkelerin DVE/İHE’ye ilişkin faaliyetleriyle ilgili bilgi verilmektedir.
40. Bu maddenin giriş cümlesindeki “rehberlik” sözcüğü ile biçimlendirilen ifade önemlidir: buradaki hedefler ve ilkeler yol göstericidir, yani ne uygulanacak politikalar, mevzuat ve uygulamalar için tarif edici bir reçetedir, ne de arka planda yer alacak bir takım fikirlerden söz edilmektedir. Metni kaleme alanlar hem daha kuvvetli (“mevzuatlarını vb. aşağıdaki hedef ve ilkeleri temel alarak belirlemelidirler”), hem de daha zayıf seçenekleri (….aşağıdaki hedef ve ilkeleri göz önüne almalıdırlar”) düşünmüşler, ancak mevcut ifadeyi özellikle tercih etmişlerdir.
a. Bu maddede yer alan hedefte, herkese DVE ve İHE sağlanmasına ilişkin Birleşmiş Milletler 1993 Viyana Deklarasyonu ve bu hakkı, sadece vatandaş olanlara değil, ülke topraklarında bulunan herkese yaygınlaştıran Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi (Madde 1) hatırlatılmaktadır.
b. Burada, eğitimin, özellikle de vatandaşlık ve insan hakları alanlarında yaşam boyu sürecek bir süreç ve Avrupa Konseyi programlarının kalıcı bir konusu olduğuna değiniliyor. Süreçte yer alan paydaşların listesi bilinçli olarak uzun ve açık uçlu (“dahil olmak üzere”) tutulmuş olup, her türlü kurum, sivil toplum kuruluşu (STK) vb. dahil edilmiştir.
c. Hükümetler, anlaşılır bir biçimde, en fazla etkileyebilecekleri ve para ayırabilecekleri eğitim türü olan örgün eğitime daha fazla kaynak ayıracakları halde, bu prensip, bu süreçte her türlü öğrenimin değerli
olduğunu hatırlatmaktadır.
d. STK’ların ve gençlik kuruluşlarının vazgeçilmez katkıları yukarıda, giriş bölümündeki 14. Madde kapsamında vurgulanmıştı. Burada “destek” konusuna yapılan göndermeden kasıt, genel bir destek olup,
söz konusu finansal veya diğer tür desteğe hak kazanma söz konusu değildir. Bununla birlikte bu ilkede, STK’ların ve gençlik kuruluşlarının gerek devletten gerekse diğer kaynaklardan sağlanmak üzere, bu desteğe ihtiyacı olduğu belirtilmektedir. Gençlik kuruluşlarına yapılan bu özel göndermede, öğrenci örgütleri de, insan hakları eğitiminin önemli ortakları olarak sürece dahil edilmektedirler.
e. Eğitim kurumlarının bir yandan demokratik ilkelere ve insanlara saygıyı öğretip, öte yandan hiç de demokratik olmayan bir şekilde yönetilmeleri anlamsız olur. Okullarda ve diğer eğitim kurumlarında demokratik yönetişim ihtiyacı Avrupa Konseyi programlarında sürekli olarak vurgulanmıştır. Bu ilke daha kapsamlı 8. Madde’de tekrar ele alınmıştır.
f. Çeşitliliğe saygı da Avrupa Konseyinin temel ilkelerinden biri olup, (örneğin Bak: gençlik kampanyaları, (“Herkes farklı, herkes eşit”) DVE/İHE’nin ana amaç ve yararlarından biri karşılıklı anlayışın artırılması ve çatışmaların önlenmesidir. Farklı inanç grupları ve etnik gruplar örneği karşılıklı anlayışın ve saygının oluşturulması bağlamında verilmiştir, ancak aynı ilke, aralarında yanlış anlama ve çatışma baş gösterebilecek diğer gruplar için de geçerlidir.
g. DYE ve İHE’nin tanımlarında da olduğu gibi, bu ilkede ağırlık, sadece bilgi ve becerilerin elde edilmesine değil, belirli bir eyleme dönüştürülme- sine verilmiştir.
h. Bu ilke, daha kapsamlı olan 9. Madde’de açıklık getirildiği gibi, eğitimin, hizmet öncesi ve hizmet sırasındaki safhaları dahil olmak üzere, tüm aşamaları için geçerlidir. Bu ilke, öğretim gönüllüleri ve kolaylaştırıcılarının eğitilmesine ilişkin olanakları çoğu kez çok kısıtlı, geçici ve yardım sağlayan kurumların desteğine bağlı olan sivil toplum kuruluşları ve gençlik sektörü için özellikle önemlidir.
i. Bu kadar geniş bir yelpazeye yayılmış paydaşlar arasında ortaklık ve işbirliğini sağlamak, bazı çıkarlarının kesinlikle çatışacağı ve sınırlı kaynaklar için rekabet edeceklerinden, kolay değildir. Bununla birlikte, paydaş işbirliğinin getirdiği yararlar öylesine büyüktür ki, ülkelerin bu alanda sarf edecekleri her türlü gayret karşılığını bulacaktır.
j. Şartın bizzat kendisi Avrupa Birliğinin 47 ülkesinin –ve eğitim alanında da Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf olan tüm devletler arasında– uluslararası işbirliğinin bir sonucu olarak ortaya konmuştur. Şartın yasal ve siyasi dayanağı işbirliği olduğundan, böyle bir işbirliğinin gelecekte de sürdürülmesi amaç ve prensibinin vurgulanması beklenen bir durumdur. Kendi içinde değerli olmasının yanı sıra, bu tür bir işbirliği ve iyi uygulamaların paylaşılması, örneğin mükerrer çabaları azaltma, sinerjiyi kolaylaştırma ve maliyetleri düşürme gibi önemli pratik yararlar sağlayabilir.
Bölüm III − Politikalar
41. Şartın 6-16. maddelerinde operasyonel hükümler yer almaktadır. Bu maddelerde, 5. Madde’de sıralanan hedef ve ilkelerin uygulanmasını mümkün kılmak üzere, belirli alanlara ilişkin politikalar yer almaktadır.
Genel ifadelerle açıklanan politikalar üye ülkelere bunların nasıl uygulanacağı konusunda kayda değer bir takdir marjı bırakmaktadır. Tabiatıyla, 4. Madde de bu bağlamda geçerlidir (Bak: yukarıdaki 38.
Madde)
6. Örgün genel ve mesleki eğitim
42. Yukarıda da belirtildiği gibi, Avrupa Konseyinin bu alandaki gayretlerinin temel noktası, diğer eğitim biçimlerini dışlamaksızın, bu eğitim türüdür. Bunun nedeni bu eğitim türünün, ülkelerin fark yaratarak sonuç alabilmeleri daha olası bir alan olması nedeniyle, önemli yararlar sağlamasıdır. Bu madde yukarıdaki 4. Maddenin uygulanmasına iyi bir örnek oluşturmaktadır çünkü bazı ülkelerin anayasaları ve mevcut yapıları merkezi hükümetin öğretim programında doğrudan değişiklikler yapmalarını mümkün kılarken, diğer ülkelerde merkezi hükümet, bunu yapma yetkisi olan diğer yetkili kurumlardan ancak istekte bulunabilmekte ve bunları teşvik edebilmektedir.
Federal sisteme dayalı devletlerdeyse federal hükümetin eğitim alanında bir yenilik yapma veya bir talepte bulunma sorumluluğu yok gibidir. Benzer bir biçimde, bazı ülkeler bunu çok uzun bir süre önce yapmış olduğundan başka öncelikleri olacak, diğer ülkeler içinse bu alan öncelikli bir alan olacaktır. Şart bu farklı yöntemlerin uygulanması ve farklı seçimler yapılması için serbesti sağlamaktadır. Arada farklılıklar olan bir başka alan da, genel ve mesleki örgün eğitimin yapılandırılmasındaki farklılıklardır. Metinde her ülkenin kendi sistemine uyarlamasını mümkün kılacak bir üslup kullanılmıştır.
43. Şart metnini kaleme alanlar uluslararası sivil toplum kuruluşlarından gelen ve DVE ve İHE’ye, bu eğitimlerin değişik seviyelerinde, belirlenen dersleri öğretim programına dahil etmek yerine, “yetkinlikler”i dahil etme önerisini dikkate almışlardır. “Yetkinlik” terimi akademik literatürde giderek daha fazla kullanılmakta olan bir terim olup, uygulamada, bir beceri, bilgi ve tutumlar demetini anlatmaktadır. Burada öğrenci hedefleri yerine, alınan eğitimin çıktıları, yani sonuçları üzerinde durulmakta ve bu çıktıların karmaşık çıktılar olabileceği de kabul edilmektedir. Yazım grubu bu modern terminolojinin çekiciliğini görmüş, ancak, bu terimin, evrensel kabul gören “öğretim programı” teriminin aksine, henüz yeterince iyi yerleşmediği ve anlaşılmadığı sonucuna varmıştır. Bununla birlikte, bu maddenin amacı, yukarıdaki 2. Madde ile birlikte okunduğunda, kuşkusuz, verilen eğitimin sadece bilgi aktarmaktan ibaret olmayıp, aynı zamanda becerilerin geliştirilip, belirli konulardaki tavırlar etkilenerek, toplumda aktif katılımın özendirilmesi ve insan haklarının savunulmasıdır.
44. İkinci cümlede, DVE ve İHE’nin öğretim programına dahil edilmesinin bir defaya mahsus bir girişim olmayıp, öğretim programının anlamlı kılınması ve öğretim yöntemlerinin etkililiğinin sağlanması için, öğretim programının sürekli incelemeden geçirilmesi ihtiyacı vurgulanmaktadır.
7. Yüksek öğrenim
45. Yüksek öğrenim kurumları, daha alt seviyedeki eğitim kurumlarıyla karşılaştırıldığında ortaya çıkan durum, bu maddede kullanılan eylemlerin ifade edilmesinde yansıma bulmaktadır: örneğin, “dâhil etmelidir”, yerine “dahil edilmesine destek olmalıdır” gibi ifadelerin kullanılması gibi. Bu, bütün ülkelerde olmasa da, çoğu ülkede, yüksek öğrenim kurumlarının genelde kendi öğretim programları üzerinde özerkliğe sahip olduğu gerçeğini yansıtmaktadır. Aynı hususa, akademik özgürlük bağlamında da değinilmektedir. Nitekim bu konu, 2007 yılında yeni bir çerçeve prensip dokümanı teklifini incelerken Yüksek Öğrenim Yönlendirme Komitesinin de ana endişe konularından birini oluşturmuştu. “Yüksek öğrenim kurumları” kuşkusuz üniversiteleri kapsamakla birlikte, bunlarla sınırlı değildir
8. Demokratik yönetişim
46. Maddenin ilk cümlesinde eğitim kurumlarında demokratik yönetişimin iki yönlü yararına değinilmektedir: kendi içinde etkili bir yönetişim yöntemi olarak değerli ve yararlı olmanın yanı sıra, özellikle de öğrencilere demokrasiyi ve insan haklarına saygıyı uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı sunmaktadır. İkinci cümle, belirtilen paydaşların, kılavuz bilgiler içeren dokümanlar ve eğitici çalışmalar gibi unsurları da içerebilecek “uygun vasıtalarla” böyle bir yönetişime aktif katılımlarının teşvik edilmesiyle ilgilidir. Demokratik yönetişim aynı zamanda, en etkili demokratik vatandaşlık alıştırması yöntemi olduğu geniş kabul gören, eğitimin her seviyesinde anlamlı ve sürdürülebilir öğrenci katılımını
mümkün kılacak yapıları da içerebilir.
47. İngilizce “governance” sözcüğüyle ifade edilen “yönetişim” kavramı (Şartla ilgili müzakereler de İngilizce olarak yapılmıştır) karmaşık bir kavram olup, diğer dillere tek bir sözcükle tercümesi zordur. “Yönetişim”, sadece yönetme ve karar verme süreci olarak bilinen sürecin ötesine geçerek, bu süreçlerin ve kararların, üzerinde mutabık kalınmış değerler ve tercihlerle olan ilişkilerini içerir. Yönetişimin tanımlarından biri: “Ortaya konmuş değerlerin ve tercihlerin, süreçler ve kurumlar vasıtasıyla, bir grubun ve grubun münferit üyelerinin güvenliğini, refahını ve moral gelişimini arttıran kolektif eylemlere dönüştürülmesidir.” şeklindedir. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler için, 2005 yılında yapılan Yüksek Öğrenimde Yönetişim adlı konferansla ve bu terimle, anlamıyla, tercümesiyle ve pratikteki uygulamasıyla ilgili kayda değer tartışmaların yer aldığı Avrupa Konseyi raporu çok aydınlatıcı bir dokümandır. Konferansta her ne kadar esas itibarıyla yüksek öğrenim ele alınmışsa ve diğer kurumların yönetişimi bazı farklılıklar gösterse de, burada belirtilen ilkelerin çoğu pek çok alan için geçerlidir.
9. Eğitici çalışmalar
48. Öğretmenlerin ve gerek eğitim sisteminin içinde gerekse dışında yer alan, örneğin gençlik liderleri gibi, diğerlerinin DVE/İHE konularında eğitim almaması halinde, DVE/İHE konusunda verilecek eğitim etkisiz ve tamamen yararsız olacaktır. Bu konu geleneksel konulardan çok farklı bir konudur. Bunun dersini vereceklerin, önce kendilerinin konunun eğitimini almaları gereklidir. Bunu en iyi şekilde öğretme yöntemleri de farklıdır ve öğrenilmeleri gerekir. Bu maddede, sadece öğretmenlerin değil, öğretmenlere konuyu öğretecek olanların eğitilmesinin de önemi vurgulanmaktadır.
10. Sivil toplum kuruluşları, gençlik kuruluşları ve diğer paydaşların rolü
49. STK’ların ve gençlik kuruluşlarının DVE/İHE eğitimindeki rolünün önemi 14. giriş maddesinde ve 5.d maddesinde vurgulanmıştı. Burada konu bu kuruluşların sadece eğitim işinin fiilen büyük bir bölümünü gerçekleştirmeleri değil, aynı zamanda konuyla ilgili araştırmaların yapılması, hükümet nezdinde lobi faaliyetlerinde bulunulması ve kamuoyunun farkındalığının arttırılmasında da aktif olmalarıdır. Bu kuruluşlar ayrıca, öğrencilerin, çocukların ve gençlerin insan hakları ve demokrasi konularında alıştırma ve uygulama çalışmaları yapabilecekleri yegane yerlerdir. Bu kuruluşların çalışma ve değerlerinin anlaşılması ve görülmesi gerekmektedir ve bu maddenin temel amacı da bunu sağlamaktır. İlk iki cümlede, devletin bu kuruluşların rolüne destek olma ve yaptıkları işi desteklemedeki kararlılığı üzerinde durulmaktadır. 5.d maddesinde olduğu gibi, herhangi bir destek türü konusunda bir
taahhütte bulunulması söz konusu olmayıp, sağlanan destek, ülkelerin kaynaklarına ve önceliklerine göre farklılıklar gösterecektir. Son cümlede daha geniş bir kitleye değinilmekte olup, DVE ve İHE eğitiminin yaygınlaştırılması ve duyurulması için, özellikle medya ve genel kamuoyu olmak üzere, diğer oyuncuların da sürece dahil edilmesi amaçlanmaktadır. Burada kullanılan dil özellikle genel mahiyette olup, ülkelerin bu maddeyi kendi durumlarına uygun bir biçimde uygulamalarına imkan tanınması amaçlanmıştır. Burada, örneğin, gazete ilanları, televizyon reklam kampanyaları, internet siteleri, aile birliği, sendikalar, inanç grupları vb. gibi örgütlerle çalışmalar sayılabilir.
11. Değerlendirme kıstasları
50. Diğer herhangi bir eğitim türünde olduğu gibi, bu eğitimin etkililiğinin de değerlendirildiği kıstaslar olmalıdır. Bu tür kıstasların oluşturulması kolay değildir, ancak bu konuda kıstaslar ve göstergeler oluşturulması için uluslararası girişimler mevcuttur. Nihayette, her ülke kendi kıstaslarını oluşturacaktır. Ancak, özellikle de Avrupa Konseyi dahilinde, Avrupa devletlerinden oluşan bölgesel gruplar içinde veya koordinatör ağları içinde (Bak: aşağıdaki 12.14.15.ve 16. maddeler) deneyimleri paylaşmak ve ortak kıstaslar oluşturmak üzere uluslararası işbirliğinden kayda değer yardım sağlanabilir. İkinci cümlede, kıstasların oluşturulmasında öğrencilerden alınacak geri bildirimin önemi vurgulanmaktadır.
12. Araştırma
51. Araştırma, değerlendirmeyle yakından ilgilidir. İlk cümlede açıkça anlatıldığı gibi, araştırmanın hükümetlerce yapılmasına gerek yoktur. Nitekim, eğitim alanındaki tecrübelere bakıldığında, araştırmaların büyük bölümünün STK’larca uluslararası düzeyde, üye ülke düzeyinde ve belirli projeler için devlet fonları alsalar bile, hükümetten bağımsız diğer kurumlarca yapıldığı görülmektedir. Araştırmanın pek çok amacı ve araştırmadan yararlanan pek çok grup vardır. Ana amacı mevcut durumun bir değerlendirmesini yaparak, DVE/İHE eğitimiyle uğraşanların performanslarını ölçmelerine ve etkililik ve verimliliklerini arttırarak, verimsiz çabalarını azaltıp maliyetleri düşürmelerine yardımcı olmaktır. İkinci cümlede uzun ancak açık uçlu (diğerlerinin yanı sıra) bir muhtemel araştırma konuları örnek listesi verilmektedir. Araştırmaların diğer üye ülkelerle paylaşılmasına ilişkin son cümle, işbirliğiyle ilgili 15. ve 16. maddelerle bağlantılıdır.
13. Sosyal birlik beraberliği geliştirmeye, çeşitliliğe değer vermeye, farklılıklarla ve çatışmalarla baş etmeye yönelik beceriler
52. Bu maddede, 5.f maddesindeki prensip ayrıntılı olarak ele alınmakta olup, o maddeyle ilgili görüşler burası için de geçerlidir. Burada, DVE/İHE’nin bir ders olarak öğretilmesi gibi dar bir anlayışın ötesine geçilerek, DVE/İHE ilkelerinin eğitimin her alanında uygulanması teşvik edilmektedir. Bu anlayışın özü, çeşitlilikler içeren bir toplumda, farklılıklara saygı göstererek, çatışmaları şiddete başvurmadan çözüme kavuşturarak, birlikte yaşamayı öğrenmektir. DVE/İHE’nin tanımlarında da açıklık getirildiği üzere, DVE/İHE sadece ve hatta ilke olarak bilgi ile ilgili değil, beceriler edinip mevcut davranış ve tavırların değiştirilmesiyle ilgilidir. Burada, özellikle de gerek fiziksel, gerek psikolojik olarak uygulanan veya giderek artan bir şekilde internet ortamında (siber- kabadayılık) görülen, okullara musallat olabilen, kabadayılık ve taciz olarak adlandırılan türlerde ayrımcılık ve şiddet gibi, tüm ayrımcılık ve şiddet türleriyle mücadeleye özel olarak değinilmektedir.
Bölüm IV − Değerlendirme ve işbirliği 14. Değerlendirme ve inceleme
53. Şart metnini kaleme alan grup, üye ülkelerinin çoğunun, ortaya çıkara- cağı maliyetler de dahil olmak üzere, çeşitli nedenlerle harici denetleme sistemlerine taraftar olmadığını hatırda tutarak, her bir üye ülkenin kendi kendini değerlendireceği bir sistemi tercih etmişlerdir. Böyle bir değerlendir- menin hem düzenli aralıklarla yapılması hem de yapılan değerlendirmenin takibi ve izlenmesi gerekmektedir. Bu madde, değerlendirme kıstaslarına ilişkin 11. maddeyle, araştırma ile ilgili 12. maddeyle ve işbirliğiyle ilgili 15. maddeyle ilgilidir. İkinci cümlede spesifik olarak üye ülkelerin değerlendirme sürecinde diğerleriyle işbirliği yapma seçeneğine değinilmekte, üçüncü cümlede ise ülkelerin bu konuda Avrupa Konseyinden yardım isteyebileceği belirtilmektedir. Her iki yaklaşım da çok yararlı olabilir, ancak, tamamen isteğe bağlı seçeneklerdir.
15. Müteakip faaliyetlerde işbirliği
54. Bu maddede, Avrupa Konseyi üye ülkeleri arasında bu konuda 1997’den beri süregelen mükemmel işbirliğini devam ettirerek bu işbirliğinin, Şartın uygulanmasından sonraki müteakip faaliyetler üzerinde
odaklandırılması arzu edilmektedir. Fıkralardan üçü; a,c ve d, esas itibariyle hükümetlerin kendileri içindir. Diğer b ve e fıkraları ise, hükümetlerin kendi ülkelerinde yaşayan insanların ve kuruluşların işbirliğini geliştirmeleri ve desteklemeleriyle ilgilidir. Avrupa çapında üye ülke DVE/İHE koordinatörleri ve STK ve gençlik kuruluşu ağları yıllar içinde bu konuda çok şey başarmışlardır. Amaç bu bağlantıları ve bunların yarattığı sinerjiyi teşvik etmektir. Benzer bir şekilde, hükümetler birlikte hareket ederek israfa yol açacak mükerrer eylemlerden kaçınacak ve kıt kaynakları daha verimli kullanacaklardır.
55. c fıkrasında geçen “derleme” teriminden kasıt, iyi uygulamaların daha geniş çaplı uygulanacak bir tür norma dönüştürülmesidir. Bu düzenleyici nitelikte olabilir ancak daha çok bir kılavuz veya tavsiyeler dizisi şeklinde olacaktır. Mahiyeti itibariyle böyle bir kodifikasyon, her bir üye ülkenin kendi yetki alanında uygulanmak üzere benimsemesi içindir, ancak birkaç ülkenin birden uygulayacağı, üzerinde mutabık kalınmış bir rehber veya kurallar dizisi de mümkündür. Nitekim, Şartın bizatihi kendisi iyi uygulamaların derlenmesine bir örnek oluşturmaktadır.
16. Uluslararası işbirliği
56. Bu maddeyle, işbirliği kapsamı, Avrupa Konseyi ile DVE/İHE konusunda ortaklık yapan uluslararası kuruluşları, esas olarak Birleşmiş Milletleri, Avrupa Birliğini ve Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatını kapsayacak şekilde genişletilmektedir. Bu dört kuruluşun genel sekreterlik seviyesinde yakın irtibatı vardır ve konuyla ilgili önemli ortak toplantılar düzenlemişlerdir. Ancak bu maddede üye ülkeler arasında ve hatta üye ülke dahilinde bu konuda daha yakın ilişkiler teşvik edilmektedir. Çünkü çoğu kez, bir uluslararası kuruluşta çalışan bir devlet memurunun başka bir uluslararası kuruluşta aynı konuda yürütülmekte olan çalışmadan haberdar olmadığı görülmektedir. Bu maddenin amacı Şartın, ve Şart doğrultusunda benimsenen politika ve uygulamaların yararlarını gerek Avrupa’da gerekse Avrupa’nın ötesinde geniş bir şekilde yaygınlaştırmaktır. Kuşkusuz bu madde aynı zamanda diğer uluslararası kuruluşların da üyesi olan üye ülkelerin, deneyimlerini ve iyi uygulamalarını bu kuruluşlarla doğrudan doğruya paylaşmalarını hiçbir şekilde engellememektedir.
Yahudi kökenli Avusturyalı-Amerikalı hukukçu Hans Kelsen doğdu. (Ölümü:19 Nisan 1973) Viyana Üniversitesi‘nde hukuk öğrenimi gördü ve 1906 yılında doktorasını aldı. 1919’da Viyana Üniversitesi’nde kamu hukuku ve idari hukukta profesör oldu. 1920 yılındaki yeni Avusturya Anayasası‘nın hazırlanmasında görev aldı. 1934’te Saf Hukuk Kuramı eseri ile ünlü oldu.
1918: Çekoslovakya’nın Bağımsızlığı
Çekoslovakya bağımsızlığını 1918 yılında ilan etti.
Mudanya Ateşkes Antlaşması, TBMM Hükümeti ile Müttefik Devletler arasında 11 Ekim 1922 tarihinde imzalandı. Doğu Trakya topraklarının Meriç nehrine kadar tahliyesi ve Yunan birliklerinin Edirne’den çıkmaları kararlaştırıldı. Askeri hareketlere son verilmesi ve Türkiye ordularının yeni yapılacak bir barış antlaşmasına kadar boğazların birkaç kilometre yakınında bekletilmeleri karara bağlandı.
“İcra Vekilleri Heyet-i Celilesinin 2626 Numaralı ve 11 Teşrinievvel 1341 Tarihli Resmi Merasimde Giyilecek Elbise ve Teferruatı Hakkında Talimatnamesi” yayınlandı.
1947: Hakaret Davası
Eski Milli Eğitim Bakan’ı Hasan Ali Yücel’in, Avukat Kenan Öner ve Yeni Sabah Yazı İşleri Müdürü Cemalettin Saraçoğlu’na açtığı hakaret davası sonuçlandı. Saraçoğlu beraat etti.
1952: İmran Öktem’in Yargıtay Başkanlığı
İmran Öktem, 11 Ekim 1952’de Yargıtay İkinci Başkanlığına seçildi. Recai Seçkin’den boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığına ise 1 Mart 1966’da geldi. Görevini sürdürürken 1 Mayıs 1969 günü vefat etti.
Sırp hukukçu ve siyasetçi Vojislav Šešelj doğdu. Saraybosna Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. 1978’de yüksek lisans derecesi aldı. 26 Kasım 1979’da hukuk doktoru oldu. Sırp Radikal Partisi’ni kurdu. 1998-2000 yılları arasında Sırbistan başbakan yardımcısı olarak görev yaptı. Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından yargılandı. Davası tartışmalarla gölgelendi, kendisini temsil etmesine izin verilene kadar yaklaşık bir ay açlık grevi yaptı. Yargıçlara ve mahkeme savcılarına düzenli olarak hakarette bulundu. Yargılamalar başladığında, koruma altındaki tanıkların kimliklerini ifşa etti. Mahkemeye saygısızlıktan üç kez cezalandırıldı. 31 Mart 2016’da ICTY(Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi) tarafından tüm suçlamalardan ilk derece mahkemesi kararıyla beraat etti. Beraat kararı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kurumu olan MICT savcıları tarafından temyiz edildi. 11 Nisan 2018’de Temyiz Dairesi, birinci derece mahkemesinin kararını kısmen bozdu. 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı, tutuklu kaldığı süre nedeniyle tekrar cezaevine girmedi.
Vojislav Šešelj
1967: 6. Filo İçin Dolmabahçe’de Eylem ve Açlık Grevi
ABD 6. Filo gemisini protesto için Dolmabahçe’de çadır kurup 5 saat açlık grevi yapan FKF’li yöneticilerden 4’ü Savcılığa sevk edildi.
1968: Selim Rauf Sarper’in Ölümü
Hukukçu, diplomat ve eski dışişleri bakanı Selim Rauf Sarper yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Haziran 1899) Berlin Üniversitesi’nde başladığı hukuk eğitimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Şark İstiklal Mahkemesi Zabıt Kâtipliği dahil çeşitli görevlerde bulundu. 1927 yılından itibaren Dışişleri Bakanlığı’nda görev aldı. Dış temsilciliklerde kâtiplik ve başkatiplik yaptı. Bükreş Büyükelçiliği Müsteşarlığından Basın ve Yayın Genel Müdürlüğüne getirildi. Moskova ve Roma’da büyükelçilik, Birleşmiş Milletler Türkiye Daimi Delegeliği NATO Konseyi Türkiye Daimi Temsilciliği Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği yaptı. 27 Mayıs 1960’tan sonra Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyesi oldu. Cemal Gürsel hükûmetlerinde Dışişleri Bakanı olarak görev aldı. 1961 seçimlerinde CHP İstanbul Milletvekili seçilerek TBMM’de yer aldı. İsmet İnönü’nün koalisyon hükûmetinde de Dışişleri Bakanlığı görevini sürdürdü. 1965’te yeniden İstanbul Milletvekili seçildi. 11 Ekim 1968’de yaşamını yitirdi.
Hukukçu ve eski dışişleri bakanı Selim Rauf Sarper
1972: Siyasi Cezalar / Türk Solu Dergisi Davası
Türk Solu Dergisinin 16. sayısında yayınlanan ‘Devrimci Güçler’ başlıklı yazıdan dolayı açılan davada karar verildi. Mustafa İ. Gürkan ve Sorumlu Yönetmen Vahap Erdoğdu komünizm propagandasından 7.5 er yıl hapis ve 3’er yıl sürgün cezasına çarptırıldı.
1976: Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin Kapatılması
1773 sayılı kanunla kurulan DGM’ler, Anayasa Mahkemesinin, kanunu iptal etmesi üzerine 11 Ekim 1976’da kaldırıldı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM), 1961 Anayasasında, 1699 Sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucunda 1973 yılında Türk Yargı Sistemine girmişti. 1980 Askeri darbesinden sonra yenden kuruldu.
Gazeteci Abdi İpekçi cinayeti zanlısı ülkücü Mehmet Ali Ağca ile suça iştirak etmekten sanık Yavuz Çaylan’ın yargılanmasına başlandı.
1979: MHP Hakkında Suç Duyuruları
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı ise Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.
1980: MHP Liderine Tutuklama Kararı
Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi, MHP lideri Alpaslan Türkeş ve MHP’li 28 yönetici ve eski milletvekili için tutuklama kararı aldı.
1982: TSİP Üyeleri Yargılanıyor
Kapatılan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin (TSİP) MYK üyesi, Sakarya/Karasu İlçe ve Sinop İl yöneticisi 9’u tutuklu 19 sanığın yargılanmasına başlandı. Dava, Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde idi.
1984: Türkiye-Avrupa Ekonomik Topluluğu İlişkileri
Avrupa Parlamentosu, Türkiye-Avrupa Ekonomik Topluluğu Karma Parlamento Komisyonu’nun yeniden kurulmasına karar verdi, fiili çalışmayı askıya aldı.
1997: Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisinin İlanı
Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, Bakan Temsilcilerinin 12 Şubat 2004 tarihinde yapılan 872. toplantısında kabul edildi. Tüm üye devletlere, 11 Ekim 1997 tarihinde Strazburg’da gerçekleşen 2. Devlet ve Hükumet Başkanları Zirvesi tarafından tekrar vurgulanan, çoğulcu demokrasi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü temel ilkelerine bağlılık taahhütlerini hatırlattı.
10-11 Ekim 1997 tarihlerinde Strasbourg’da yapılan Avrupa Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları 2. Zirvesinde “vatandaşların demokratik bir toplumdaki hak ve sorumluluklarla ilgili bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla demokratik vatandaşlık eğitimi girişimi başlatmaya” karar verildi.
Senato’nun Savaş Yetkisi Kararı / Jimmy Carter’a Nobel Barış Ödülü
ABD’de Senato’nun, Başkan George W. Bush’a Birleşmiş Milletler onayı olmaksızın tek taraflı savaş açma yetkisi verdiği gün Nobel Barış Komitesi, 156 aday arasından, Bush’un Irak politikasını eleştiren ABD eski Başkanı Jimmy Carter’a Nobel Barış Ödülü verilmesini kararlaştırdı.
2008 – Jörg Haider’in Ölümü
Avusturyalı hukukçu ve politikacı Jörg Haider, bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Ocak 1950) Viyana Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset bilimi eğitimi aldı. 1974 yılında aynı üniversitede anayasa hukuku alanında öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Nazi Partisine katıldı. Nazi Partisinin Avusturya’da yasaklanmasından sonra da partinin bir üyesi olarak kaldı.. FPÖ’de 14 yıl parti genel başkanı olarak görev aldı. Ayrıldıktan sonra partideki arkadaşları ve hükümetteki kadrosuyla BZÖ partisini kurdu. 2005’ten 2008’e kadar BZÖ genel başkanlığı yaptı. Karintiya bölgesinin ekonomik ve sosyal gelişimine büyük katkı sağladı. Jörg Haider, nazi dönemini öven, sağcı popülist söylemleriyle bilinmektedir.
Jörg Haider
2010 – HSYK Üyelerinin İstifası
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili Kadir Özbek, kendisi dahil yedi HSYK üyesinin istifa ettiğini kamuoyuna açıkladı. Gerekçe olarak, Kurul’un 17 Ağustos’tan beri fiilen çalıştırılmadığını ileri sürdü.
2011 – Yulya Timoşenko’ya Hapis Cezası
Ukrayna’daki Turuncu Devrim’in simge ismi ve eski Başbakanı Yulya Timoşenko, ülkesini Rusya ile yaptığı gaz anlaşmasında zarara uğrattığı gerekçesiyle 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
2012 – “Dünya Kız Çocukları Günü-Uluslararası Kız Çocukları Günü” kutlanmaya başlandı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 19 Aralık 2011 tarihli toplantısında, “Kız çocuklarının çocuk haklarından eşit olarak yararlanmadığını, onlara verilecek her türlü desteğin kız çocuklarına karşı ayrımcılığı ve şiddeti önleyeceğini, onları güçlendireceğini ve bunun toplumsal açıdan yararını önemle vurgulayarak” 11 Ekim gününün “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kabul edilmesine oybirliğiyle karar vermişti. 2012 yılından beri 11 Ekim tarihi, kız çocuklarının eğitim, sağlık, güvenlik, beslenme, gelişim gibi haklarını eşit olarak kullanması ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık ve şiddete son verilmesi çağrılarının yapıldığı bir gün olarak kutlanmaktadır.
İstanbul’da Semih Çelik tarafından 2 genç kızın öldürülmesi hakkında taciz içerikli paylaşımlar yaptığını belirlenen şüpheli E.S. yakalanarak önce gözaltına alındı, ardından çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği tarafından “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, suçu ve suçluyu övme ve kişinin huzur ve sükununu bozma” suçlarından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
2024 – Adnan Oktar Suç Örgütü Davası
Adnan Oktar silahlı suç örgütü “güncel yapılanma” davasına devam edildi. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davada, avukatlar ve sosyal medya grubu üzerinden oluşturulduğu iddia edilen yapılanma yargılanıyor.2024İsrail ordusunun tarafından yapılan saldırılarda
2024- İsrail Saldırısı
Lübnan’da görev yapan Birleşmiş Milletler Barış Gücü‘ne (UNIFIL) ait bir gözlem noktası isabet aldı.
2024 – Küresel Açlık Endeksi
Küresel Açlık Endeksi‘ne(Welthunger-Index) açıklandı. Endekse göre dünyada 733 milyon insanın açlıktan etkileniyor. Kadınların ve kız çocuklarının ise açlıkla daha çok karşı karşıya kaldığı açıklandı.
2024 – Ayhan Bora Kaplan Davası
Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasına, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. 14’ü tutuklu 61 kişinin yargılandığı davada duruşma savcısı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcılık Kaplan için, ‘silahlı örgüt kurma ve yönetme’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet istedi. Diğer suçlardan ise 150 yıl hapis talep etti.
Kocaeli’nin İzmit ilçesinde abisinin boğazını keserek öldürdüğü iddiasıyla yargılanan sanık Mert P.’nin yargılanmasına Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Abisinin kendisine 13 yaşından bu yana tecavüzde bulunduğunu iddia eden sanığa, tahrik ve iyi hal indirimi de uygulanarak “kasten öldürme” suçundan 15 yıl hapis cezası verildi.
2024 – Sahte Mehdi Operasyonunda Tutuklamalar
Sahte Mehdi ve müritleri, çıkar amaçlı suç örgütü kurma, nitelikli dolandırıcılık suçlamalarıyla ve şafak operasyonuyla gözaltına alınarak adliyeye sevk edildi. Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde mehdiliğini ilan eden Mustafa Çabuk’un da aralarında olduğu 21 kişi tutuklandı.
2024 – UNESCO’nun Yemen Çağrısı
UNESCO, Yemen’deki de facto otorite olan Ensarullah yetkililerinin, BM personeline uluslararası hukuk kapsamında tanınan statüyü çiğnememesini istedi. Yasadışı keyfi gözaltı ve tutuklamaların derhal ve koşulsuz olarak sonlandırılması çağrısını tekrarladı. Yemen’in başkenti Sana’da tutuklu bulun dört UNESCO personelinden biri 2021’den beri, ikincisi 2023’ten beri ve diğer ikisi ise 2024 Haziran’ında gözaltına alındı. Ayrıca, BM, uluslararası ve ulusal STK’lar, sivil toplum kuruluşları ve diplomatik misyonlardan yaklaşık 50 personel tutuklu bulunuyor.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan yargılanmakta olan Necmiye Birkoç’un duruşma gününde, 6 Şubat 2024’de, İstanbul Adalet Sarayı’ndaki polis kontrol noktasına DHKP-C silahlı terör örgütü tarafından silahlı saldırı düzenlenmiş, 1 vatandaş hayatını kaybetmiş, 3’ü polis 6 kişi yaralanmış, saldırıyı gerçekleştiren teröristler Emrah Yayla ve Pınar Birkoç öldürülmüştü. Olayla ilgili Necmiye Birkoç’un ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis talebiyle yargılanmasına İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma ile başlandı. Mahkeme dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi dosyası ile birleştirilmesine karar verdi
2024 – Sırbistan ile Yapılan Antlaşma ve Protokoller
Türkiye ile Sırbistan arasında enerji, ticaret, teknoloji, spor, sosyal güvenlik, afet yönetimi ve medya alanlarının da içinde bulunduğu 11 işbirliği anlaşması imzalandı. Antlaşmalar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in huzurunda, Sırbistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yapıldı.
İmparator II. Theodosios tarafından mimar Ruffinos’a yeniden yaptırılan Ayasofya, 10 Ekim 415’te yeniden ibadete açıldı. 1453’te kiliseden camiye çevrildi. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra müze yapıldı. 24 Temmuz 2020‘de Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi adıyla camiye çevrildi.
680
İslam Peygamberinin torunu İmam Hüseyin, Kerbela’da başı kesilerek öldürüldü.
1837
Fransız filozof François Marie Charles Fourier yaşamını yitirdi. (7 Nisan 1772 – 10 Ekim 1837)
1858
Küba’da İspanyol İmparatorluğu’na karşı bağımsızlık hareketi başladı.
1861
Norveç tarihindeki en önemli şahsiyetlerden biri olan, bilim insanı ve diplomat, 1922 yılı Nobel Barış Ödülü sahibi Fridtjof Nansen Oslo’da dünyaya geldi, Doğumu: (10 Ekim 1861 – Ölümü: 13 Mayıs 1930) Milletler Cemiyeti’ndeki çalışmaları ile öne çıkmıştır. 13 Mayıs 1930 tarihinde, evinde bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiştir.
1903
Kadın hakları mücadelesinin dünyadaki ilk öncülerinden Emmeline Pankhurst, İngiltere’de kadınların kurtuluşu mücadelesini yürütmek üzere Kadının Sosyal ve Politik Birliğini kurdu..
1932
Fransız yargıç Pierre Bézard dünyaya geldi. (Doğumu. 10 Ekim 1932, Ho Chi Minh Kenti- Ölümü: 29 Nisan 2021, Asnières-sur-Seine, Fransa) Hukuk doktorasını Poitiers’de yaptı.1959 yılında stajyer avukat olarak mesleğe başladı. 1964’te Limoges hakim yardımcısı olarak hakimlik mesleğine başladı. 1966 yılından itibaren Adalet Bakanlığı’nda uzun yıllar görev aldı. 1982 yılında Paris Asliye Hukuk Mahkemesi’nde başsavcı yardımcısı oldu. 1986 yılında Yargıtay üyeliğine atandı. Ayrıca Ulusal Yargı Okulu’nun (ENM) jürisine başkanlık yaptı. 1988 yılında Paris Asliye Hukuk Mahkemesi Başsavcısı oldu. 1990 yılında Yargıtay üyeliğine döndü. 1991-1999 yılları arasında Yargıtay ticaret dairesi başkanlığı görevinde bulundu. 1990’lardan itibaren Vietnam Hükûmeti tarafından ülkenin ticaret kanunu ile medeni kanununu yazmakla görevlendirildi. 999 yılında emekli oldu. 29 Nisan 2021’de yaşamını yitirdi
1938
Çekoslovakya Hükûmeti, Münih Antlaşması gereğince Südetler bölgesini Almanya’ya devretti.
1945
4Nazi katliamı: 800 Çingene çocuk sistematik bir şekilde Auschwitz kampında öldürüldü.
1945
44 – Nazi katliamı: 800 Çingene çocuk sistematik bir şekilde Auschwitz kampında öldürüldü.
1964
Hukukçu ve siyasetçi Cemil Sait Barlas hayatını kaybetti. (Doğumu: 1905 ) İstanbul ve Almanya Heidelberg Hukuk Fakülteleri’ni bitirdi. Hukuk Doktoru derecesi aldı. Etibank Hukuk Müşavirliği, İstanbul Asliye Mahkemesi Azalığı, VII. ve VIII. Dönem Gaziantep Milletvekilliği, Kurucu Meclis Cumhuriyet Halk Partisi Temsilciliği ile Ticaret, Ekonomi ve Devlet Bakanlıkları yaptı. 10 Ekim 1964’te Adapazarı yakınlarında geçirdiği trafik kazası sonucu öldü.
1966
‘Yazacağım’ adlı kitabındaki şiirlerde komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla 130 gündür cezaevinde bulunan Aşık İhsani tahliye edildi.
1970
İngiliz sömürgesi altında olan Fiji bağımsızlığını ilan etti.
1974
ABD Senatosu, Türkiye’ye askeri yardımın kesilmesini öngören kanun teklifini kabul etti. Teklifin ihracat ve ithalat bankasının Türkiye’ye kredi açmamasını öngören ikinci maddesi ise ortak komisyonda reddedildi.
1975
Papua Yeni Gine, Birleşmiş Milletler’e üye oldu.
1976
Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin hukuki varlığı Anayasa Mahkemesi kararıyla resmen sona erdi. Mahkemeler 12 Eylül Darbesi sonrası yeniden açıldı.
Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin Dikkate Alacağı ve Uyacağı Hususlar” başlıklı emrini yayımladı.
1982
Auschwitz toplama kampında tanımadığı bir siyasi tutuklu yerine ceza almaya gönüllü olarak hayatını yitiren rahip Maximilian Kolbe, aziz ilan edildi.
1984
Mahkumiyet kararları Askeri Yargıtay tarafından eksik soruşturmadan dolayı bozulan Barış Derneği sanıkları yeniden yargılanmaya başlandı.
1984
Mahkumiyet kararları Askeri Yargıtay tarafından eksik soruşturmadan dolayı bozulan Barış Derneği sanıkları yeniden yargılanmaya başlandı.
1989
İstanbul’da cezaevlerindeki açlık grevini desteklemek amacıyla siyah elbiselerle yürüyen kadınlar tutuklandı.
1989
Komünizm propagandası yapmaktan 1 yıldır yargılanan lise öğrencisi M.Ç. özel kasıt yokluğu gerekçesiyle beraat etti.
2001
Hükümet TBMM’den dışarı asker gönderme ve yabancı askeri kabul etme yetkisi aldı. Yetkinin, gereği, kapsamı, sınırı, zamanı ve süresi Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek.
2002
ABD Kongresi’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi, Başkan George W. Bush’a Irak’la savaş yetkisi veren yasa tasarısını kabul etti.
2004
Suudi Arabistan yönetimi, ramazan ayı boyunca oruç tutulan saatlerde yabancıların kamuya açık yerlerde yemek yemesi ve sigara içmesini yasakladı.
2005
Angela Merkel Almanya’nın ilk kadın başbakanı oldu.
2007
Karadeniz ile Baltık Denizi’ni bağlayan petrol boru hattı anlaşması Azerbaycan, Gürcistan, Ukrayna, Polonya ve Litvanya bakanları tarafından imzalandı.
2009
Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleştirilmesi ve iki ülke arasındaki Akyaka Sınır Kapısı’nın açılmasına dair protokol, iki ülkenin dışişleri bakanları Ahmet Davutoğlu ve Eduard Nalbantyan tarafından İsviçre’nin Zürih kentinde imzalandı.
2013
Hukukçu ve siyasetçi Nevzat Kösoğlu hayatını kaybetti. (Doğumu: 7 Ekim 1940), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü mezunudur. Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı başkanlığı görevinde bulundu. Ankara’da ‘Babıalide Sabah’ adlı gazetede gazeteci olarak çalıştı. Avukatlık mesleğinin yanı sıra ‘Söğüt Dergisini’ çıkardı ve ‘Ötüken’ yayınevinin kurucularından oldu. 1974 senesinde genel sekreter yardımcısı olarak MHP’de resmen görev aldı. 1977’de aynı partiden Erzurum milletvekili olarak seçildi. 12 Eylül 1980 İhtilali’nden sonra 1.5 yıl hapishanede yattı. Çıktıktan sonra fiili siyasetle artık ilgilenmedi.
2016
Rusya doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak olan ‘Türk Akımı Doğalgaz Boru Hattı Projesi’ için hükümetler arası anlaşma imzalandı.
2017
15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı gece İstanbul Büyükşehir Belediyesi Lojistik Destek Merkezi ve Arıcılar Camisi’nin işgal edilmesine ilişkin 7 tutuklu sanık hakkında karar açıklandı. 5 tutuklu sanık ağırlaştırılmış müebbet ve ayrı ayrı 200’er yıl hapis cezası, 2 sanık müebbet ve 166’şar yıl 8’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Antalya’da, FETÖ’ye yönelik soruşturma kapsamında gözaltında olan Burdur eski valisi Hasan Kürklü tutuklandı.
Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme, Avrupa Konseyi tarafından 1 Şubat 1995 tarihinde kabul edilmiştir.
Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme
Avrupa Konseyine üye Devletler ile bu çerçeve Sözleşmeyi imzalayan diğer Devletler,
Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında, ortak mirasları olan idealleri ve prensipleri korumak ve gerçekleştirmek için daha yoğun bir birlik meydana getirmek olduğunu dikkate alarak;
Bu amacın yerine getirilmesi için izlenebilecek metotlardan birinin insan haklarını ve temel özgürlükleri korumak ve daha fazla gerçekleştirmek olduğunu dikkate alarak;
Avrupa Konseyine üye Devletlerin, 9 Ekim 1993 tarihinde Viyana’da kabul edilen Devlet ve Hükümet Başkanları Bildirisi’ni izlemeyi arzu ederek;
Kendi ülkeleri içindeki ulusal azınlıkların varlığını korumaya karar vererek;
Avrupa tarihinde yaşanan felaketlerin, bu kıtadaki istikrar, demokratik güvenlik ve barış için ulusal azınlıkların korunmasının temel bir unsur olduğunu gösterdiğini dikkate alarak;
Çoğulcu ve gerçek bir demokratik toplumun, ulusal bir azınlığa mensup olan kimselerin sadece etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerine saygı göstermekle kalmayıp, ama aynı zamanda bu kimliklerini ifade edebilmeleri, korumaları ve geliştirmeleri için gerekli şartları yaratması gerektiğini dikkate alarak;
Kültürel çeşitliliğin bölünme değil toplumların zenginliği için bir kaynak ve faktör olabilmesi için, hoşgörü ve diyalog ortamının yaratılmasının gerekli olduğunu dikkate alarak;
Hoşgörülü ve zengin bir Avrupa’yı gerçekleştirmenin, sadece Devletler arasındaki işbirliğine değil, ama aynı zamanda Devletlerin anayasalarına ve ülke bütünlüğüne zarar vermeksizin yerel ve bölgesel makamlar arasında sınır ötesi işbirliğine de dayandığını dikkate alarak;
İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’yi ve Protokollerini göz önünde tutarak;
Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ve bildirileri ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı belgelerinden özellikle 29 Haziran 1990 tarihli Kopenhag Belgesi’nde ulusal azınlıkların korunması ile ilgili taahhütleri göz önünde tutarak;
Üye Devletlerde ve bu belgeye Taraf olabilecek diğer Devletlerde ulusal azınlıkların ve bu azınlıklara mensup olan kişilerin haklarının ve özgürlüklerinin hukukun üstünlüğüne, ülke bütünlüğüne ve devletlerin ulusal egemenliğe saygı göstererek etkili bir biçimde korunmasını sağlamak üzere, uygun davranılması gereken prensipleri ve yükümlülükleri tanımlamaya karar vererek,
Bu çerçeve Sözleşmede düzenlenen prensipleri ulusal mevzuat yoluyla ve gerekli siyasi kararlar vasıtasıyla uygulamayı karar altına alarak,
Aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır:
Birinci Bölüm
Madde 1
Ulusal azınlıkların ve bu azınlıklara mensup olan kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması, insan hakları korunmasının bütünleyici bir parçasını oluşturur ve uluslararası işbirliği kapsamına girer.
Madde 2
Bu çerçeve Sözleşme’nin hükümleri iyi niyetle; anlayış ve hoşgörü ruhu içinde ve iyi komşuluk, dostane ilişkiler ve Devletler arasında işbirliği prensiplerine uygun olarak uygulanır.
Madde 3
Bir ulusal azınlığa mensup olan kişi, ulusal azınlığa mensup muamelesi görmeyi veya görmemeyi serbestçe seçme hakkına sahip olup, yaptığı seçimden ötürü veya bu seçimle bağlantılı olarak haklarını kullanması nedeniyle bir dezavantajla karşılaşmaz.
Ulusal azınlığa mensup olan kişiler,; bu çerçeve Sözleşmede yer alan prensiplerden doğan hakları ve özgürlükleri tek başlarına veya başkalarıyla birlikte kullanabilir ve bunlardan yararlanabilir.
İkinci Bölüm
Madde 4
Taraf Devletler, ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin hukuk önünde eşitlik ve hukukun korunmasından eşit olarak yararlanma haklarını güvence altına almayı taahhüt eder. Bu konuda ulusal azınlığa mensup olmaya dayanan her türlü ayrımcılık yasaklanır.
Taraf Devletler, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yaşamın her alanında, ulusal azınlığa mensup olanlar ile çoğunluğu mensup olanlar arasında tam ve etkili bir eşitlik sağlamak için gerekli ve yeterli tedbirleri almayı taahhüt eder. Devletler bu konuda tedbir alırken, ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin özel şartlarını dikkate alır.
İkinci fıkra gereğince alınan tedbirler, ayrımcılık niteliğinde tasarruflar sayılmaz.
Madde 5
Taraf Devletler, ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin sahip oldukları kültürlerini korumaları ve geliştirmeleri ve dinleri, dilleri, gelenekleri ve kültürel mirasları gibi kimliklerinin temel unsurlarını sürdürmeleri için gerekli şartları sağlamayı taahhüt eder.
Taraf Devletlerin, ulusal azınlıkları toplumun geneli ile bütünleştirme politikaları gereğince aldıkları tedbirler saklı kalmak kaydıyla, bu kişilerin iradeleri hilafına onları asimile etmeyi amaçlayan politika ve uygulamalardan kaçınır ve asimilasyonu amaçlayan tasarruflara bu kişileri karşı korur.
Madde 6
Taraf Devletler, kendi ülkeleri üzerinde yaşayanların etnik, kültürel, dilsel, dinsel kimlikleri ne olursa olsun, bu kişiler arasında özellikle eğitim, kültür ve kitle iletişim alanında bir hoşgörü ve kültürler arası diyalog ortamı kurulmasını teşvik eder ve karşılıklı saygı ve anlayışı ve işbirliğini geliştirmek için etkili tedbirler alır.
Taraf Devletler, etnik, kültürel, dilsel veya dinsel kimlikleri nedeniyle ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet tehditlerine veya eylemlerine maruz kalabilecek kişileri korumak için gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.
Madde 7
Taraf Devletler, bir ulusal azınlığa mensup olan kişilerin barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne, ve düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne saygı gösterilmesini sağlar.
Madde 8
Taraf Devletler, bir ulusal azınlığa mensup olan kişilerin dinini veya inancını açığa vurma ve dinsel kurumlar, teşkilatlar ve örgütler kurma hakkını tanımayı taahhüt eder.
Madde 9
Taraf Devletler, bir ulusal azınlığa mensup olan kişilerin ifade özgürlüğü hakkını, fikirlere sahip olmayı ve kamu makamlarının bir müdahalesiyle karşılaşmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın azınlık dilinde haber ve düşünceleri edinme ve ulaştırma özgürlüğünü de içerecek şekilde tanımayı taahhüt eder. Taraf Devletler kendi hukuk sistemleri içinde, bir ulusal azınlığa mensup olan kişilerin iletişim araçlarına ulaşmada ayrımcılığa maruz kalmamalarını sağlar.
Birinci fıkra Taraf Devletlerin radyo ve televizyon yayıncılığı, veya sinema girişimciliği için ayrımcılık yapmadan ve objektif ölçülere dayanan bir ruhsat alma şartı getirmesini engellemez.
Taraf Devletler azınlıklara mensup olan kişiler tarafından yazılı iletişim araçları kurulmasını ve kullanılmasını engellemez. Taraf Devletler, birinci fıkra hükümlerini dikkate alarak, radyo ve televizyon yayıncılığının hukuki çerçevesi içinde, ulusal azınlıklara mensup olan kişilere mümkün olduğu kadar kendilerine ait iletişim araçları kurma ve kullanma imkanı verilmesini sağlar.
Taraf Devletler kendi hukuk sistemleri içinde, ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin iletişim araçlarına ulaşmalarını kolaylaştırmak ve hoşgörüyü geliştirmek ve kültürel çoğulcuğa imkan sağlamak için gerekli tedbirleri alır.
Madde 10
Taraf Devletler, bir ulusal azınlığa mensup olan herkesin, azınlık dilini özel olarak ve aleni bir biçimde; sözlü veya yazılı olarak kullanma hakkına sahip olduğunu tanımayı taahhüt eder.
Ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin geleneksel olarak yaşadıkları veya çok sayıda bulundukları yerlerde, bu kişilerin talep etmeleri ve böyle bir talebin gerçek bir ihtiyacı yansıtması halinde, Taraf Devletler, azınlığa mensup olan kişiler ile idari makamlar arasında mümkün olduğu kadar azınlık dilinin kullanılmasına imkan verecek şartları sağlamak için çaba gösterir.
Taraf Devletler, bir ulusal azınlığa mensup olan herkesin gözaltına alınmasının nedenleri ile kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebepleri hakkında anlayabileceği bir dilde derhal bilgilendirilme ve kendisini bu dilde savunma, gerektiği takdirde bir çevirmenin yardımından ücretsiz olarak yararlanma hakkını güvence altına almayı taahhüt eder.
Madde 11
Taraf Devletler, ulusal bir azınlığa mensup olan herkesin, azınlık dilinde adını ve soyadını (aile adını) kullanma ve hukuk düzeninde öngörülen uyarlamalara uygun olarak bunun resmen tanınmasını isteme hakkını tanımayı taahhüt eder.
Taraf Devletler, ulusal bir azınlığa mensup olan kişinin, kendi azınlık dilindeki imzasını, yazısını ve herkes tarafından görülebilir nitelikteki diğer bir özel bilgiyi kullanma hakkına sahip olduğunu tanımayı taahhüt eder.
Bir ulusal azınlığa mensup olan çok sayıda kişinin geleneksel olarak yaşadıkları yerlerde, Taraf Devletler kendi hukuk sistemleri içinde, gerektiği takdirde diğer Devletlerle anlaşmalar da yaparak ve özel koşulları dikkate alarak, geleneksel yerel adları, sokak adları ve halkın kullandığı diğer coğrafi bölge adları, bu tür adların azınlık dilinde kullanılması için yeterli talep olduğunda, bunların azınlık dilinde de kullanılması için çaba gösterir.
Madde 12
Taraf Devletler, gerektiği takdirde kendi ülkelerindeki ulusal azınlıkların ve çoğunluğun kültürü, tarihi, dili ve dini hakkındaki bilgileri geliştirmek için, eğitim ve araştırma alanlarında tedbirler alır.
Taraf Devletler bu bağlamda, başka imkanlarla birlikte, öğretmenlerin eğitimi ve ders kitaplarının edinilmesi için yeterli imkanlar sağlar, ve farklı kültürlerden olan öğretmelerin ve öğrencilerin ilişki kurmalarını kolaylaştırır.
Taraf Devletler ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin her düzeyde eğitim alabilmeleri için eşit fırsatlar yaratmayı taahhüt eder.
Madde 13
Taraf Devletler, kendilerinin eğitim sistemlerinin içinde; bir ulusal azınlığa mensup olan kişilerin kendi özel eğitim ve öğretim kurumlarını kurma ve işletme haklarını tanır.
Bu hakkın kullanılması, Taraf Devletler bakımından her hangi bir mali yükümlülük doğurmaz.
Madde 14
Taraf Devletler, bir ulusal azınlığa mensup olan herkesin kendi azınlık dilini öğrenme hakkını tanımayı taahhüt eder.
Ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin geleneksel olarak yaşadıkları veya çok sayıda bulundukları yerlerde yeterli talep olması halinde, Taraf Devletler kendi eğitim sistemleri içinde mümkün olduğu kadar, bu azınlıklara mensup olan kişilerin azınlık dilinin öğrenmeleri veya bu dilde eğitim almaları için yeterli imkanlara sahip olmalarını sağlamak üzere çaba gösterir.
Bu maddenin ikinci fıkrası, resmi dilin öğretilmesini veya bu dilde eğitim verilmesini engellemeyecek şekilde uygulanır.
Madde 15
Taraf Devletler, ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin, kültürel, sosyal ve ekonomik yaşama ve özellikle kendilerini ilgilendiren kamusal işlere etkili bir biçimde katılmaları için gerekli şartları yaratır.
Madde 16
Taraf Devletler, ulusal azınlıklara mensup kişiler tarafından yerleşilmiş olan bölgelerde nüfus oranını değiştiren ve bu çerçeve Sözleşmede yer alan prensiplerden kaynaklanan hakları ve özgürlükleri kısıtlamayı amaçlayan tedbirler almaktan kaçınır.
Madde 17
Taraf Devletler, ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin, diğer Devletlerde hukuka uygun olarak yaşayan ve özellikle etnik, kültürel, dilsel veya dinsel kimliği veya ortak bir mirası paylaştıkları kişilerle özgürce ve barışçıl nitelikte sınır ötesi ilişkiler kurma ve sürdürme haklarına müdahale etmemeyi taahhüt eder.
Taraf Devletler, ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin hem ulusal hem de uluslararası düzeyde hükümet dışı örgütlerin faaliyetlerine katılma haklarına müdahale etmemeyi taahhüt eder.
Madde 18
Taraf Devletler gerektiği takdirde, ilgili ulusal azınlıklara mensup kişilerin korunmasını sağlamak için diğer Devletlerle ve özellikle komşu Devletlerle iki taraflı ve çok taraflı anlaşmalar yapmak üzere çaba gösterir.
Taraf Devletler gerektiğinde, sınır ötesi işbirliği yapılmasını teşvik etmek için tedbirler alır.
Madde 19
Taraf Devletler bu çerçeve Sözleşmede yer alan prensipleri, gerektiği takdire sadece sözü edilen prensiplerden kaynaklanan haklar ve özgürlüklerle ilgili oldukları ölçüde uluslararası hukuk belgelerinde ve özellikle İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya dair Sözleşme’de belirtilen sınırlamaları, kısıtlamaları ve yükümlülük azaltmaları yaparak, saygı göstermeyi ve uygulamayı taahhüt eder.
Üçüncü Bölüm
Madde 20
Bir ulusal azınlığa mensup olan kişiler bu çerçeve Sözleşmede yer alan prensiplerden kaynaklanan hakları ve özgürlükleri kullanırken, ulusal mevzuata ve başkalarının haklarına ve özellikle çoğunluğa veya diğer azınlıklara mensup olan kişilerin haklarına saygı gösterirler.
Madde 21
Bu çerçeve Sözleşmedeki hiç bir hüküm, uluslararası hukukun temel prensiplerine ve özellikle Devletin egemen eşitliğine, ülke bütünlüğüne ve siyasal bağımsızlığına aykırı faaliyetlere girişme veya bu yönde bir eylemde bulunma hakkı verdiği anlamı çıkaracak şekilde yorumlanamaz.
Madde 22
Bu çerçeve Sözleşmedeki hiç bir hüküm, bir Sözleşmeci Taraf Devletin kendi yasalarında veya bu Devletin taraf olduğu bir anlaşmada güvence altına alınan insan haklarını ve temel özgürlükleri kısıtlayacak veya bu haklara karşı yükümlülük azaltacak şekilde yorumlamaz.
Madde 23
Bu çerçeve Sözleşmede yer alan prensiplerden çıkan haklar ve özgürlükler; [ Avrupa] İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin veya Protokollerin benzer hükümlerinin konusuna girdiği ölçüde; bu çerçeve Sözleşmedeki haklar İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne uygun olacak tarzda anlaşılır.
Dördüncü Bölüm
Madde 24
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu çerçeve Sözleşmenin, Sözleşmeci Devletler tarafından uygulanmasını izler.
Avrupa Konseyi üyesi olmayan Taraf Devletler, belirlenecek usullere göre uygulama mekanizmasına katılırlar.
Madde 25
Bir Sözleşmeci Devlet bakımından bu çerçeve Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıllık bir dönem içinde bu Devlet; çerçeve Sözleşmede yer alan prensiplerin uygulanmasını sağlamak için aldığı yasal ve diğer tedbirler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tam bir bilgi iletir.
Bundan sonra her Taraf Devlet, düzenli aralıklarla ve Bakanlar Komitesi ne zaman isterse; bu çerçeve Sözleşmenin uygulanması ile ilgili daha fazla bilgiyi Genel Sekretere iletir.
Genel Sekreter bu maddeye gereğince aldığı bilgileri Bakanlar Komitesine gönderir.
Madde 26
Bakanlar Komitesi, Sözleşmeci Devletlerin bu çerçeve Sözleşmede yer alan prensiplerin uygulanmasını sağlamak için aldıkları tedbirlerin yeterli olup olmadığını değerlendirirken; bir danışma komitesinin yardımından yararlanır; bu komite, ulusal azınlıkların korunması alanında tanınmış uzmanlardan oluşur.
Bu danışma komitesinin oluşumu ve çalışma usulü; bu çerçeve Sözleşmesinin yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıllık bir dönem içinde Bakanlar Komitesi tarafından belirlenir.
Beşinci Bölüm
Madde 27
Bu çerçeve Sözleşme, Avrupa Konseyine üye Devletlerin imzasına açıktır. Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar, Bakanlar Komitesi tarafından imzaya davet edilen Devletlerin de imzasına açıktır. Sözleşme onaya, kabule veya uygun bulmaya tabidir. Onay, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdi edilir.
Madde 28
Bu çerçeve Sözleşme, Avrupa Konseyi üyesi Devletlerden on iki tanesinin yirmi yedinci madde hükümlerine göre; bu Sözleşmeyle bağlanma iradelerini açıklamalarından itibaren üç ay geçtikten sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Bundan sonra bu Sözleşmeyle bağlanma iradesini açıklayan üye Devletler bakımından bu çerçeve Sözleşme; onay, kabul veya uygun bulma belgelerini tevdi etmelerinden itibaren üç ay geçtikten sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 29
Bu çerçeve Sözleşmenin yürürlüğe girmesinin ardından Bakanlar Komitesi; Sözleşmeci Devletlerle istişarede bulunduktan sonra Avrupa Konseyi Statüsü’nün yirminci maddesinin d) bendinde öngörülen çoğunluğa göre alınacak bir kararla; Sözleşmenin yirmi yedinci maddesine göre imzaya davet edilip de henüz imzalamamış bulunan Avrupa Konseyine üye olmayan Devletler ile diğer üye olmayan Devletleri bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
Katılan Devlet bakımından bu çerçeve Sözleşme; Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine katılma belgesini tevdi etme tarihinden itibaren üç ay geçtikten sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 30
Bir Devlet, Sözleşmeyi imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesini tevdi ederken; uluslararası ilişkiler bakımından sorumlu olduğu ülke veya ülkelerden hangisi için bu Sözleşmenin uygulanacağını belirtebilir.
Bir Devlet daha sonraki bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben göndereceği bir bildirimle; bu çerçeve Sözleşmenin bildirimde belirttiği diğer ülkelerde de uygulanacağını bildirebilir. Bu ülkeler bakımından çerçeve Sözleşme; Genel Sekreter tarafından böyle bir bildiriminde aldığı tarihten itibaren üç ay geçtikten sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Önceki iki fıkraya göre ülke bakımından yapılan bir bildirim, Genel Sekretere hitaben gönderilecek bir tebliğ ile geri alınabilir. Bu geri alma tebliği, Genel Sekreterin bu tebliği aldığı tarihten itibaren üç ay geçtikten sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 31
Bir Taraf Devlet her hangi bir zamanda, Genel Sekreter hitaben göndereceği bir bildirimle; bu çerçeve Sözleşmeden çıktığını bildirebilir.
Böyle bir çıkma bildirimi; Genel Sekreterin bu bildirimi aldığı tarihten itibaren altı ay geçtikten sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 32
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konseye üye Devletlere, diğer imzacı Devletler ile bu çerçeve Sözleşmeye katılan bir Devlete aşağıdaki konuları bildirir.
a) Bir imzayı;
b) Bir onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesinin tevdi edilmesini;
c) Yirmi sekiz, yirmi dokuz ve otuzuncu maddelere göre bu çerçeve Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihi;
d) Bu çerçeve Sözleşme ile ilgili başka her hangi bir tasarrufu, bildirimi veya tebliği.
Aşağıda imzası bulunanlar, usulüne göre yetkilendirilmiş olarak, tanıkların huzurunda bu belgeyi imzalamışlardır.
1 Şubat 1995 tarihinde Strasbourg’ta her ikisi de aynı ölçüde geçerli olmak üzere; İngilizce ve Fransızca olarak düzenlenen bu metin tek bir kopya halinde Avrupa Konseyi arşivinde saklanır.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bu metnin onaylı birer örneğini Avrupa Konseyine üye her Devlete ve bu çerçeve Sözleşmeyi imzalamaya ve katılmaya davet edilen Devletlere gönderir.
Hasan Fehmi Kokay,1875 yılında Denizli Babadağı’nda doğdu. İlk ve orta öğrenimini Trabzon Rüştiyesi ve Mülki İdadisinde tamamladı. 10 Ağustos 1898’de de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden (Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne – İstanbul Hukuk Mektebi) mezun oldu.
Sırasıyla. Çorum, Niğde, Perşembe Savcı Yardımcılıkları görevlerinden sonra İzmir Bidayet Mahkemesi Başkanlığına atanmıştır. Sonrasında Halep İstinaf Savcılığı, Bursa İstinaf Mahkemesi Başkanlığı yapmıştır. İstanbul’daki Damat Ferit Hükümeti tarafından isteğine bakılmaksızın zorla Kastamonu’ya atanması nedeniyle hakimlikten çekilmiş, bir süre Bursa’da avukatlık yapmıştır. Bursa’dan 1920’de milletvekili seçilmiş ve bu görevini sürdürdüğü sırada Sivas Temyiz Heyeti Hukuk Dairesi Başkanlığına atanmıştır. 1921’de görevi Ceza Dairesi Başkanlığına çevrilmiştir. Kendisine 1.Başkanlık görevinin hangi tarihte verildiği konusunda kesin sonuç veren resmi nitelikte yazılı belge yoktur. Ancak 1921 tarihinde izin uzatım isteğini kapsayan telgrafı “Temyiz Reisi Evveli Hasan Fehmi” imzası ile göndermiştir. Hasan Fehmi Bey 14 Kasım 1922′ de Sivas Hükümet Konağında bulunan makam odasında vefat etmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun - 1983
Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 16 Haziran 1983 tarihinde kabul edilen Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile kurulmuştur. Kanun, Resmî Gazetenin 18 Haziran 1983 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 1973 yılında ilk kez 1773 Sayılı Kanun ile kurulmuş ancak Anayasa Mahkemesi tarafından 11 Ekim 1976’da kaldırılmış; 1983 yılında 2845 Sayılı Kanun ile yeniden kurulmuştur. Kurulan bu mahkemeler 1 Nisan 1984 tarihinde göreve başlamış ve 2004 yılına kadar görevine devam etmiştir.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
KANUNUN GENEL GEREKÇESİ
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 143 üncü maddesinde «Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya Devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulur. Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir Başkan iki asıl ve iki yedek üye ile bir savcı ve yeteri kadar savcı yardımcısı bulunur. Başkan, bir asıl ve bir yedek üye ile savcı, birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından; bir asıl bir yedek üye, birinci sınıf askerî hâkimler arasından; savcı yardımcıları ise Cumhuriyet savcıları ve askerî hâkimler arasından özel kanunlarında gösterilen usule göre atanır. Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkan, üye ve yedek üyeleri ile savcı ve savcı yardımcıları dört yıl için atanırlar, süresi bitenler yeniden atanabilirler. Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz mercii Yargıtay’dır. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin işleyişi, görev ve yetkileri ve yargılama usulleri ile ilgili diğer hükümler, kanunda gösterilir. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı çevresine giren bölgelerde sıkıyönetim ilan edilmesi halinde, bu bölgelerle sınırlı olmak üzere kanunla belirlenen esaslara göre Devlet Güvenlik Mahkemesi, Sıkıyönetim Askerî Mahkemesine dönüştürülebilir.» hükmü yer almaktadır.
Maddenin gerekçesinde, «Devlet Güvenlik Mahkemelerine hasredilen bu madde 1961 Anayasasının 136ncı maddesinden alınmıştır. Duruşma yapıp hüküm veren hâkim sayısı üçe indirilmek suretiyle de diğer mahkemelerle ahenkli bir hale getirilmiştir. Hâkim ve savcıların atanmaları, hükümlerinin temyiz merciinde olduğu gibi farklar kaldırılmış ve böylece tabiî hâkim ilkesine uygun olmadığı yolundaki iddialara yer verilmemesine dikkat edilmiştir.» 1961 Anayasasının 136ncı maddesinde, mahkemelerin kuruluşuna ilişkin hükümler mevcuttur. Bu madde 1699 sayılı Kanunla değiştirilmiş ve maddeye 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı fıkralar eklenmiştir.
Daha sonra ise Anayasa gereği Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 1773 sayılı Kanun yürürlüğe girmiş, ancak Anayasa Mahkemesinin 11.10.1975 tarihli ve 15380 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kararı ile iptal edilmiştir. Genel mahkemeler arasında yeri, bir Anayasal müessese olarak tayin ve tespit edilen Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluş nedenleri 1699 sayılı Kanunun gerekçesinde açıklanmıştır. Burada; «Bütün dünyada olduğu gibi memleketimizde de son yıllarda yeni suç ve suçluluk kavramları ortaya çıkmış dolayısıyla suçluların ve suçların kovuşturulması için yeni usuller aranması ve bulunması zorunlu hale gelmiştir, özellikle (Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya Devlet güvenliğini ilgilendiren) suçların kovuşturulmasında ve yargılanmasında, gerek ceza müessiriyetini artırmak için süratli yargılamayı sağlamak ve gerekse özellik arz eden bu suçların, ihtisaslaşmış mahkemelerde görülmesini mümkün kılmak için «Devlet Güvenlik Mahkemeleri» kurulması faydalı görülmüştür.
1961 Anayasasında yer alan hüküm ile 2709 sayılı Anayasada mevcut 143 üncü madde mukayese edildiğinde bir takım farklılıklar bulunduğu görülecektir. Şöyle ki:
1. Her Devlet Güvenlik Mahkemesi bir Başkan, dört üye ile iki yedek üyeden kurulurken, bu mahkemeler bugün bir Başkan, iki asıl, iki yedek üyeden kurulmaktadır. Başkan ve bir asıl bir yedek üye birinci sınıfa ayrılmış adlî yargı hâkim ve savcıları arasından; bir asıl bir yedek üye ise birinci sınıf askerî hâkimler arasından atanacaktır. Millî Güvenlik Konseyi (S. Sayısı : 610)
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde kurulacak Cumhuriyet savcılığı teşkilâtında bir farklılık bulunmamaktadır. Cumhuriyet savcısı birinci sınıfa ayrıl niş adlî yargı Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet savcı yardımcıları ise adlî yargı savcıları ile askerî hâkimler arasından yetkili organlarca atanacaklardır.
3. 1961 Anayasasında yer alan hükme göre Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığı, üyeliği yedek üyeliği, savcılığı ve savcı yardımcılığı atanmalarında Bakanlar Kurulunca her boş yer için bir misli aday gösterilerek; Bakan, asıl ve yedek hâkim üyeler Yüksek Hâkimler Kurulunca; savcı ve yardımcıları Yüksek Savcılar Kurulunca; askerî hâkimlerden atanacak üye, yedek üye ve savcı yardımcıları ise özel kanunlarda gösterilen usule göre atanırken; 143 üncü maddeye göre Bakanlar Kurulu aday göstermesi söz konusu olmadan hâkim ve savcıların atanmaları doğrudan doğruya Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, askerî hâkimlerden atanacak üye, yedek üye ve savcı yardımcıları ise özel kanunlarda gösterilen usule göre, atanacaklardır. Bu suretle iptal edilen 1773 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanununda büyük tenkit mevzuu olan ve tabiî hâkim ilkesine aykırı düştüğü ileri sürülen bir husus, yeni düzenlenen 143 üncü madde ile giderilmiş ve mahkemelerde görev alacak hâkim ve savcıların atanması genel hükümlere tabi kılınmıştır.
4. 1961 Anayasası ve buna uygun çıkarılan 1773 sayılı Kanunda Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkan, üye, savcı ve savcı yardımcıları üç yıl için atanacakları, bu süre içinde aslî görevleri ile ilişkileri kesilerek görev yapacakları ve sürenin bitiminde yeniden atanmalarının mümkün olduğu belirtilmişken, yeni Anayasada ve buna uygun olarak düzenlenen tasarıda bu müddet dört yıla çıkarılmıştır.
5. 1773 sayılı Kanunda Devlet Güvenlik Mahkemelerinden verilen kararların temyiz mercii, Yargıtay’da yalnız bu mahkemelerin kararlarını incelemek üzere kurulan özel bir daireye verilmişken, hazırlanan yeni tasarıda ihtisaslaşma esas alınmış ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinden verilen kararların temyiz mercii Yargıtay olarak bırakılmasına rağmen, davaların mahiyetine göre farklı dairelerde inceleme yoluna gidilmiştir.
Anayasanın 143 üncü maddesine göre düzenlenen tasarı dört bölümden ibarettir. Birinci bölümde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve yetkileri, ikinci bölümde görevleri, üçüncü bölümde yargılama usulleri, dördüncü bölümde ise çeşitli hükümler yer almaktadır.[/box]
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun – 1983
BİRİNCİ BÖLÜM
Kuruluş ve Yetki Kuruluş
MADDE 1
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya Devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçlara ilişkin davalara bakmak üzere; Ankara, Diyarbakır, Erzincan, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya ve Malatya il merkezlerinde, bu illerin adlarıyla anılan Devlet güvenlik mahkemeleri kurulmuştur.
Mahkemelerin yargı çevresi
MADDE 2
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı çevresi: Ankara, Amasya, Bolu, Çankırı, Çorum, Kastamonu, Samsun, Sinop, Zonguldak;
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı çevresi : Diyarbakır, Bitlis, Hakkâri, Mardin, Sürt, Urfa, Van;
Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı çevresi : Erzincan, Ağrı, Artvin, Bingöl, Elâzığ, Erzurum, Giresun, Gümüşhane, Kars, Muş, Ordu, Rize, Trabzon, Tunceli;
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı çevresi : İstanbul, Balıkesir, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ;
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı çevresi : İzmir, Antalya, Aydın, Burdur, Denizli, Isparta, Manisa, Muğla, Uşak;
Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı çevresi : Kayseri, Kırşehir, Nevşehir, Sivas, Tokat, Yozgat;
Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı çevresi : Konya, Afyon, Eskişehir, Kütahya, Niğde;
Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı çevresi: Malatya, Adana, Adıyaman, Gaziantep, Hatay, İçel, Kahramanmaraş; İllerini kapsar.
Adalet Bakanlığı, gelen iş durumunu göz önünde bulundurarak aynı yerde birden fazla Devlet güvenlik mahkemesi kurulmasına karar verebilir. Bu halde mahkemeler numaralandırılır. Bir Devlet güvenlik mahkemesine gelen iş durumunun veya olağanüstü bir halin gerekli kılması hallerinde bir mahkemenin yargı çevresinde bulunan il ve ilçeler Adalet Bakanlığının önerisi üzerine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararıyla başka bir yerdeki Devlet güvenlik mahkemesine bağlanabilir. Bu karar Resmî Gazetede yayımlanır. Yayımdan önce açılmış davalar hakkında bu sebebe dayanılarak yetkisizlik kararı verilemez.
Mahkeme kurulu
MADDE 3
Devlet güvenlik mahkemeleri, bir başkan iîe iki üyeden oluşur.
Her Devlet güvenlik mahkemesinde ayrıca iki yedek üye bulunur.
Savcılık
MADDE 4
Her Devlet güvenlik mahkemesi nezdinde bir Cumhuriyet savcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet savcı yardımcısı bulunur. Bir yerde birden fazla Devlet güvenlik mahkemesi kurulmuş olsa bile, bir Cumhuriyet savcılığı teşkilatı ile yetinilir. • Devlet güvenlik mahkemesi nezdinde Cumhuriyet savcı yardımcılarının miktarı doğrudan doğruya ve nispeti ise Millî Savunma Bakanlığının görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca tespit edilir.
Hâkim ve savcıların nitelikleri
MADDE 5
Devlet güvenlik mahkemesinin başkanı ve bir asıl bir yedek üyesi iîe Cumhuriyet savcısı, birinci sınıfa ayrılmış adlî yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından;, bir asıl bir yedek üyesi birinci sınıfa aynim iş askerî hâkimler arasından; Cumhuriyet savcı” yardımcıları ise Cumhuriyet savcıları ve askerî hâkimler arasından atanır.
Atama
MADDE 6
Devlet güvenlik mahkemelerinin başkanları, adlî yargıya mensup; asıl ve yedek üyeleri, Cumhuriyet savcıları ve Cumhuriyet savcı yardımcılara Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır. Askerî hâkimler arasından üye, yedek üye ve Cumhuriyet savcı yardımcılarının atanmaları, özel kanunlarında gösterilen usule göre yapıhr. Devlet güvenlik mahkemeleri başkan, üye ve yedek üyeleri île Cumhuriyet savcı ve Cumhuriyet savcı yardımcıları, meşru mazeretleri halinde muvafakatini! alınmadıkça dört yıldan önce başka bir yere veya göreve atanamazlar. Bu Kanun ve diğer kanunlardaki istisnalar saklıdır. Süresi bitenler yeniden atanabilirler. Yeni atananlar göreve başlayıncaya kadar süresi dolanların görevleri devam eder. Görevlerde boşalma olması halinde Adalet Bakanağının bildirmesi üzerine yukarıdaki hükümler gereğince yetkili mercilerce on beş gün içinde yeni atamalar yapılır. Devlet güvenlik mahkemelerinde görevli başkan, üye, yedek üye, Cumhuriyet savcısı ve Cumhuriyet savcı yardımcıları hakkında kendi kanunlarına göre yapılacak soruşturma sonunda görev yerlerinin değiştirilmesine dair yetkili kural veya mercilerce karar verildiği takdirde, ilgili hâkim, askeri hâkim, Cumhuriyet savcısı ve Cumhuriyet savcı yardımcılarının görev yeri veya görevi, özel kanunlarında gösterilen usule göre değiştirilebilir,
Başkan ve üyenin bulunmaması hali
MADDE 7
Devlet güvenlik mahkemesi başkanının hukukî veya fiilî sebeplerle görevi başında bulunmaması hallerinde, başkanlık görevi, asıl üyelerden meslekte kıdemli olan tarafından yerine getirilir. Hukukî veya fiilî sebeplerle görevi başında bulun mayan asıl üyelerin yerine yedekleri; başkanlığa askerî hâkim üyenin vekâlet etmesi halinde ise adlî yargıdan gelen yedek üye mahkeme kuruluna katılır.
Geçici görevlendirme
MADDE 8
Devlet güvenlik mahkemesinin, yedek üyelerinin de katılması iîe teşekkül- edemediği hallerde, boş olan üyelikler, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, varsa aynı yerdeki diğer Devlet güvenlik mahkemelerinin, yoksa başka bir yer Devlet güvenlik mahkemesinin ası! veya yedek üyelerine geçici yetki verilmek suretiyle gecikmeksizin doldurulur. İş durumunun zorunlu kıldığı hallerde. Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bir Devlet güvenlik mahkemesi nezdindeki Cumhuriyet savcı veya yardımcılarından bir veya birkaçını, başka yer Devlet güvenlik mahkemesi nezdinde, adlî yargı Cumhuriyet savcı veya Cumhuriyet savcı yardımcılarını da bulunduğu yer veya başka yerdeki Devlet güvenlik mahkemelerinde geçici olarak görevlendirebilir.
İKİNCİ BOLUM
Görev Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri
MADDE 9
Devlet güvenlik mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir:
a) Türk Ceza Kanununun 125 ilâ 143 üncü maddelerinde; 146 ilâ 157nci maddelerinde; 161, 163, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 179 uncu maddenin ikinci fıkrasında; 180 inci maddesinde; 188 inci maddenin üçüncü ve müteakip fıkralarında; 201 inci maddesinde; 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ile üçüncü fıkrasında; 255 inci maddesinde; 258 inci maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ile beşinci fıkrasında; 312nci maddenin ikinci fıkrasında;313 ve 314 üncü maddelerinde; 370, 376, 377, 384, 390ıncı maddelerinde; 450 inci maddenin ikinci ve on birinci bentlerinde; 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında; 517nci maddenin uygulanmasını gerektiren hallerde 516nci maddede; yazılı suçlar,
b) 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun ile Türk Ceza Kanununun 246 ve 403 üncü maddelerinde yazılı toplu olarak veya teşekkül vücuda getirmek suretiyle işlenen suçlar,
c) 1918 Sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibi Hakkında Kanunda yazılı teşekkül vücuda getirmek suretiyle işlenen kaçakçılık suçlarıyla aynı Kanunun 29 ve 30 uncu maddelerinde yazılı suçlar,
d) Anayasanın 120nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilân edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilânına neden olan olaylara ilişkin suçlar,
c) Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine islendikleri ve doğrudan doğruya Devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendirdikleri takdirde;
1. Türk Ceza Kanununun 162 ve 164 üncü maddelerinde, 191 ve 193 üncü maddelerinin ikinci fıkralarında, 234, 235, 236, 242, 256, 257, 271, 296 ve 369 uncu maddelerinde, 371 ilâ 374 üncü maddelerinde, 378 ilâ 3S2 inci maddelerinde, 385 ilâ 388 inci maddelerinde, 391 ilâ 394 üncü maddelerinde, 448 ve 449 uncu maddelerinde, 450 inci maddesinde (ikinci ve on birinci bentler hariç), 451, 452, 464, 495, 496, 497, 498 inci maddelerinde, 499 uncu maddesinde (ikinci fıkrası hariç), 512 inci maddesinde, yazılı suçlar.
2. Devlete ast posta, telgraf, telefon, radyo, telsiz ve televizyon gibi bilcümle haberleşme araç, gereç, tesis ve tellerine karşı işlenen hırsızlık suçları.
3. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hürriyeti, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt, Dernekler ve Telsiz kanunlarında yazılı suçlar. Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet güvenlik mahkemelerinde yargılanırlar. Ancak. Anayasa Mahkemesi ve Yargılayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yargılama Usulleri Soruşturma usulü
MADDE 10
Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine giren suçlarda ilk soruşturma yapılmaz.
Devlet güvenlik mahkemesinin görevine giren suçların hazırlık soruşturması, bu mahkeme nezdinde bulunan Cumhuriyet savcısı veya Cumhuriyet savcı yardım olan tarafından yapılır.
Soruşturmanın gerekli kıldığı hallerde, suç mahallî ile delillerin bulunduğu yerlere gidilerek soruşturma yapılır.
Suç, Devlet güvenlik mahkemesinin bulunduğu yer dışında işlenmiş ise, Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet savcılığı, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcılığından, hazırlık soruşturmasının yapılmasını isteyebilir. Bu takdirde hazırlık soruşturması bu yer Cumhuriyet savcısı veya Cumhuriyet savcı yardımcıları tarafından bizzat yapılır.
Suç, askerî bir mahalde işlenmişse Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı, hazırlık soruşturmasının yapılmasını ilgili askerî savcıdan isteyebilir. Bu takdirde hazırlık soruşturması, askerî savcı veya yardımcıları tarafından bizzat yapılır. Dördüncü ve beşinci fıkralara göre soruşturma yapmakla görevlendirilen Cumhuriyet savcıları ile askerî savcılar, bu soruşturmayı öncelikle ve ivedilikle yapar.
Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapıla.
Cumhuriyet savcıları ve askerî savcıların suça el koymaları
MADDE 11
Mahallî Cumhuriyet savcılığı veya suç askerî bir mahalde işlenmişse usulüne göre askerî savcılık, ihbar veya herhangi bir suretle bu Kanun kapsamına giren bir suçun işlendiğini haber alır almaz, durumu derhal Devlet güvenlik mahkemesi nezdinde bulunan Cumhuriyet savcılığına bildirmekle beraber, Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet savcılığının işe el koymasına kadar gerekli soruşturmayı usulüne göre bizzat yapar ve evrakı derhal Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet savcılığına gönderir.
Tanıklara yemin verilmesi
MADDE 12
Devlet güvenlik mahkemesinin görevine giren suçların hazırlık soruşturması sırasında tanıklara yemin verdirilir.
Soruşturma ve kovuşturmada yetki
MADDE 13
Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile Cumhuriyet savcı yardımcıları, adlî yargı Cumhuriyet savcılarının bütün yetkilerini haizdirler. Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile Cumhuriyet savcı yardımcıları, soruşturma sırasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararı, varsa o yer Devlet güvenlik mahkemesi yedek üyesinden, aksi halde, yetkili adlî yargı hâkimlerinden isteyebilirler. Bu istemler yirmi dört saat içinde karara bağlanır.
Devlet güvenlik mahkemesi yedek üyesi tarafından verilen kararlara karşı itirazlar, Devlet güvenlik mahkemesinde kesin karara bağlanır. Bütün zabıta makam ve memurları, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ve Cumhuriyet savcı yardımcılarının soruşturma, kovuşturma ve infaza ilişkin emirlerini öncelikle yerine getirmek zorundadırlar.
Yukarıdaki fıkra hükmü, Devlet güvenlik mahkemesi veya bu mahkeme başkanınca verilen emirler hakkında da uygulanır. Gecikmesinde sakınca bulunan haller dışında bu emirler yazılı olarak verilir. Sözlü olarak verilen emirler bilahare yazı ile teyit edilir.
Zabıtanın görev ve yetkileri
MADDE 14
Zabıta, soruşturma ve kovuşturma sebebiyle sanığı, tanığı, bilirkişiyi ve suçtan zarar gören şahsı, Devlet güvenlik mahkemesi veya başkanının, Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet savcısının veya Cumhuriyet savcı yardımcılarının, mahkeme naibinin veya istinabe olunan hâkimin emirleriyle, belirtilen gün, saat ve yerde hazır bulundurmaya mecburdur. Bu emir, çağırılanlar hakkında zabıtaya, ihzar müzekkeresinde olduğu gibi zor kullanma yetkisi verir. Devlet güvenlik mahkemesinin görevine giren suçların soruşturma veya kovuşturması sırasında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa 1696 Sayılı Kanunla eklenen ek 4 üncü madde hükümleri de uygulanır. Bu madde hükümleri, Devlet güvenlik mahkemesinin görevine giren suça el koymuş Cumhuriyet savcısı veya Cumhuriyet savcı yardımcısı, askerî savcı, sulh veya sorgu hâkimleriyle naip veya istinabe olunan hâkimin veya istinabe olunan Cumhuriyet savcısı veya askerî savcının emir ve istekleri hakkında da uygulanır.
Zabıta amir ve memurları hakkında soruşturma
MADDE 15
Bu Kanunun 13 ve 14 üncü maddelerindeki hükümlere aykırı hareket eden zabıta amir ve memurları hakkında doğrudan doğruya soruşturma ve kovuşturma yapılır.
Yakalama ve tutuklama
MADD E 16
Devlet güvenlik mahkemesinin görevine giren suçlar sebebiyle yakalanan veya tutuklanan kimse tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok on beş gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Anayasanın 120nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veya tutuklanan kimseler hakkında yukarıdaki fıkrada belirlenen süreler iki kat olarak uygulanır.
Cumhuriyet savcılığının kararma itiraz
MADD E 17
Devlet güvenlik mahkemesi nezdinde bulunan Cumhuriyet savcısı veya Cumhuriyet savcı yardımcılarının, kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair verdikleri karara, dilekçe sahibi aynı zamanda suçtan zarar gören kimse ise, kararın kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının veya Cumhuriyet savcı yardımcısının mensup olduğu Devlet güvenlik mahkemesine en yakın Devlet güvenlik mahkemesi başkanına itiraz edebilir.
Mahkemelerin derecesi ve en yakın mahkeme
MADDE 18
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanması bakımından, Devlet güvenlik mahkemeleri ağır ceza mahkemesi derecesindedir. Ancak, aynı derecedeki en yakın mahkemenin tayinde, diğer Devlet güvenlik mahkemeleri nazarı itibara alınır. Aynı yerde birden çok Devlet güvenlik mahkemesi kurulmuş ise en yakın aynı derecedeki mahkeme, sayı itibariyle takip eden mahkemedir.
Bina, araç, gereç ve personelden geçici yararlanma
MADDE 19
Devlet güvenlik mahkemesi nezdinde bulunan Cumhuriyet savcısı ve Cumhuriyet savcı yardımcıları, soruşturmanın gerekli kılması halinde, geçici olarak, Devlet güvenlik mahkemesinin yargı çevresi içindeki genel ve katma bütçeli dairelere, kamu iktisadî teşebbüs ve teşekküllerine, il özel idarelerine, belediyelere, resmî ve özel bankalara ait bina, araç, gereç ve personelden yararlanmak için istemde bulunabilirler. Bu istemler, ilgili kurum ve makamlarca geciktirilmeksizin yerine getirilir. Özürsüz olarak bu istemleri zamanında yerine getirmeyen yukarıdaki kuruluşların sorumlu kişileri, bir aydan üç aya kadar hapis ve beş bin liradan az olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Türk Silahlı Kuvvetleri; kıta, karargâh ve kurumlarından istemde bulunulması halinde, istem, yetkili amirlikçe değerlendirilerek yerine getirilebilir.
Duruşma ile ilgili özel hükümler
MADD E 20
Devlet güvenlik mahkemesinin görevine giren suçlar acele işlerden sayılır ve bu suçlara ilişkin davalara adlî ara vermede de bakılır. Bu davalarda Cumhuriyet savcılığı, sanığın kimliğini, suç teşkil eden eylemin neden ibaret olduğunu, kanunî unsurları ile uygulanması istenen kanun maddelerini ve delilleri belirtmek suretiyle iddianameyi özetleyerek okuyabilir. Devlet güvenlik mahkemesinde görülmekte olan davaların talik süresi, zorunlu haller dışında otuz günden fazla olamaz. Bu davalarda esas hakkındaki iddiasını bildirmek için Cumhuriyet savcılığına, müdahil veya vekiline; iddialara karşı savunmasını yapmak için ise sanık veya vekiline verilecek süre on beş günü geçemez.
Ancak, on beş ve daha fazla sanıklı davalarda bu süreler bir aya kadar uzatılabilir.
İki yüzden çok sanıklı davalarda sanıklardan bir kısmının duruşmanın bazı oturumları ile ilgileri bulunmuyor ise, duruşmanın bu oturumlarının yokluklarında yapılmasına mahkemece karar verilebilir. Ancak, bu sanıkların yokluklarında yapılan oturumlarda kendileri ile ilgili bir durum oflaya çıktığı takdirde buna ilişkin söz ve işlerin esaslı noktalan müteakip oturumlarda kendilerine bildirilir.
Devlet güvenlik mahkemesi, davaların hızla yürütülmesi, delillerin zamanında ve eksiksiz tespiti ile güvenlik bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına karar verebilir. Devlet güvenlik mahkemesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 216nci maddesindeki şartlara bakılmaksızın, tanık ve bilirkişileri naip hâkim marifetiyle dinleyebilir.
Tebligat
MADDE 21
Kendisine veya onun namına tebligat yapılacak kimselere tebligat yapılamaması hallerinde tebligat, işin ivediliğine göre basın veya radyo vasıtasıyla yapılabilir. Duruşmada hazır bulunmayan sanık MADDE 22. — Sorgusu yapılmış olan sanık, talik veya tehir olunan günde gelmez ve mahkemece de duruşmada hazır bulunmasına lüzum görülmezse, duruşmada hazır bulunmak mecburiyetinden vareste tutulma istemi olmasa bile dava gıyabında bitirilebilir.
Duruşmanın inzibatı ve cezalar
MADDE 23
Duruşmanın inzibatını sağlamak, mahkeme başkanına aittir. Duruşmanın inzibatım bozan kişiyi, mahkeme başkanı derhal duruşma salonundan çıkartır. Mahkemeye, mahkeme başkanı veya üyelerden herhangi birine, Cumhuriyet savcısına, Cumhuriyet savcı yardımcısına, tutanak kâtibine veya görevlilere karşı uygun olmayan söz yahut davranışta bulunan kişi hakkında, mahkemece tutuklama karan verilir.
Tutuklanan kişi yirmi dört saat içinde sorguya çekilerek inzibatî nitelikte olmak üzere bir aydan altı aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır. Bu karar kesindir. 1136 saylı Avukatlık Kanununun 58 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü saklıdır.
Tutuklu veya cezaevinde bulunan hükümlüler hakkında bu cezanın üçte biri hücrede infaz olunur. Mahkeme duruşmanın inzibatını bozan sözlü veya yazılı beyan ve davranışlar ile mahkemeye, mahkeme başkam veya üyelerden herhangi birine, Cumhuriyet savcısına, Cumhuriyet savcı yardımcısına, tutanak kâtibine yahut görevlilere karşı uygun olmayan söz ve davranışlar hakkında yayım yasağı koyabilir. Bu yasağa rağmen yayımda bulunanlara üç aydan altı aya kadar hapis cezasıyla birlikte beş bin liradan on beş bin liraya kadar ağır para cezası verilir.
Mahkeme başkanı, duruşmanın inzibatını bozan sanığı veya müdafii o günkü duruşmanın tamamına çıkmamak üzere duruşma salonundan çıkartır. Bunların, sonra gelen oturumda da duruşmayı önemli ölçüde aksatacak davranışlara devam edecekleri anlaşılır ve hazır bulunmaları gerekli görülmezse, yokluklarında duruşmaya devam olunmasına mahkemece karar verilebilir. Bu karar, esasa ilişkin iddia ve savunmanın yapılmasına engel olacak biçimde uygulanamaz.
Duruşma salonundan çıkartılan sanık ve müdafiin, bundan sonraki duruşmalarda da duruşmanın inzibatını bozmakta ısrar etmeleri halinde, bir daha aynı dava ile ilgili duruşmaların tamamına veya bir kısmına katılmamalarına da karar verilebilir.
Yukarıdaki fıkra, müdafi hakkında uygulandığı takdirde keyfiyet ilgili baroya bildirilmekle beraber müvekkiline de, dilerse başka bir müdafi tayin etmesi için süre verilir.
Müdafi, Avukatlık Kanununun 41 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince tayin edilmiş ise durum, kendisini tayin eden mercie de bildirilir. Duruşma salonundan çıkartılan sanık veya müdafi, tekrar duruşmaya alındıklarında, yokluklarında yapılan iş ve işlemlerin esaslı noktalan bildirilir. Müdafi dilerse yokluğundaki tutanakların örnekleri de kendisine verilir. Yukarıda yazılı hallerde duruşma salonundan çıkarılan veya duruşmalara katılmamalarına karar verilen tanık veya müdafiler, mahkemenin tayin edeceği süre içinde yazılı savunma verebilirler.
Duruşma safahatının teknik araçlarla tespiti
MADDE 24
Çok sanıklı davalarda veya mahkemece gerekli bulunduğunda duruşma safahatı, mahkemenin uygun ve lüzumlu göreceği teknik araçlarla tespit olunabilir. Bu tespite müsteniden sonradan düzenlenecek duruşma tutanaklarının, duruşma safahatına uygun olduğu mahkeme heyeti ve tutanağı düzenleyen tutanak kâtibi tarafından tasdik edilir. Bunların birer örneği, önceden isteyen sanık ve mü lale verilir.
Kurulda değişiklik
MADDE 25
Mahkeme kurulunda değişiklik olduğu takdirde, geçen oturumlara ait tutanaklar, değişen hâkim tarafından duruşmaya çıkmadan önce okunur.
Hâkimlerin reddi istemini inceleyecek merci
MADDE 26
Devlet güvenlik mahkemesi başkanı ve üyelerinin reddine dair istemler, reddi istenilen başkan veya üyede değişiklik yapılmaksızın bu mahkemece incelenir.
İstemin reddine ilişkin kararlar aleyhine itiraz edilemez. Ancak, esas hükümle birlikte temyiz edilebilir.
Temyiz mercii
MADDE 27
Devlet güvenlik mahkemesi kararlarının temyiz mercii Yargıtay’dır. Yargıtay’da inceleme, suçun niteliğine göre ilgili ceza dairesinde yapılır.
Uyuşmazlıkların çözümü
MADDE 28
Devlet güvenlik mahkemeleri arasındaki yetki uyuşmazlıkları ve ilk derece adlî yargı mahkemeleriyle Devlet güvenlik mahkemeleri arasındaki görav uyuşmazlıkları, Yargıtay’ın ilgili ceza daireli tarafından öncelikle ve kesin olarak çözümlenir. Uygulanacak usul hükümleri MADDE 29. — Bu Kanunda gösterilen özel hükümler saklı kab>nk şartıyla, Devlet güvenlik mahkemelerinin görevine giren suçların soruşturma ve kovuşturmalarında Ceza Muhakemeleri U-:ıIü Kanunu hükümleri uygulanır.
DÖRDÜNCÜ BOLUM
Çeşitli Hükümler Diğer görevler
MADDE 30
Devlet güvenlik mahkemelerinde »e Cumhuriyet savcılığında görev yapacak yeteri kadar, genel idare hizmetleri ile yardımcı vesair hizmetlere mensup personelin ilk defa atanmalarında, memuriyete giriş sınavları Adalet Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelik hükümlerine göre Devlet güvenlik mahkemeleri adalet komisyonlarınca yapılır. Kazananlar hakkında hazırlanacak atamalara ilişkin evrak Adalet Bakanlığına gönderilir. Atamalar Bakanlığın onayı ile tekemmül eder. 2845 16 . 6 . 1983 Bu madde gereğince atananların iş denetim ve gözetimleri, bağlı bulundukları mahkeme başkanlığı ve Cumhuriyet savcılığı tarafından yapılır. Mahkeme başkanı veya Cumhuriyet savcısının lüzum göstermesi halinde veya hizmetin gereği olarak bunların görev yerleri Adalet Bakanlığınca değiştirilebilir.
Devlet güvenlik mahkemesi adalet komisyonu
MADDE 31
Devlet güvenlik mahkemesi kurulan yerlerde birer Devlet güvenlik mahkemesi adalet komisyonu kurulur. Komisyon, Devlet güvenlik mahkemesi başkanının başkanlığında, bir asıl ve bir yedek üyesi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek hâkimler ile Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet savcısından oluşur. Aynı yerde birden fazla Devlet güvenlik mahkemesi bulunduğu takdirde, komisyon başkanı da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. Başkan veya hâkim üyenin yokluğunda bu Kanunun 7 nci maddesi kıyas yoluyla uygulanır. Cumhs0 Gece hekçisi Yardımcı Hizmetler 14 30 Kaloriferci Yardımcı Hizmetler 14 30
I – Gerekçeli 335 S. Sayılı basma yazı Danışma Meclisinin 69 uncu Birleşimine, 610 S. Sayılı basma yazı Millî Güvenlik Konseyinin 150 nci Birleşim tutanağına bağlıdır.
II – Bu Kanunu; Danışma Meclisi Millî Savunma, İçişleri ve Dışişleri ve Adalet, Millî Güvenlik Konseyi Adalet komisyonları görüşmüştür.
III – Esas No. : Danışma Meclisi 1/585, Millî Güvenlik Konseyi 1/488.
Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliği, tıbbi laboratuvarların planlanma, ruhsatlandırma, açılması ile birlikte faaliyet alanlarının düzenlenmeleri, sınıflandırılmaları, izlenmeleri, denetlenmeleri ve faaliyetlerine son verilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek, kaliteli ve verimli hizmet sunmalarını sağlamak için Sağlık Bakanlığı tarafından 9 Ekim 2013 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlanmıştır.
Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliği, devlet ve vakıf üniversiteleri, başta olmak üzere; kamu kurum ve kuruluşları ile özel tüzel kişileri ve gerçek kişilere ait tıbbi laboratuvarları kapsamaktadır.
Yönetmelikte; birincil patoloji laboratuvarları, izleme ve dış kalite değerlendirme, hastabaşı testleri, ikincil patoloji laboratuvarları, klinik/servis testleri, laboratuvar dışı testler, tıbbi merkez laboratuvarları, muayenehanede yapılabilecek testler, özel müstakil tıbbi laboratuvarlar, özel sağlık kuruluşu bünyesindeki tıbbi laboratuvarlar, özel tıbbi laboratuvarlar, testler ve tıbbi laboratuvarların tanımı ve işleyişi ile ilgili tüm detaylar belirtilmiştir.
Tıbbi Laboratuvarların Kuruluşu
Tıbbi laboratuvarlar sağlık kurum ve kuruluşları bünyesinde veya müstakil olarak kurulabilmekte olup, tıbbi laboratuvarlar yönetmeliği kapsamında Sağlık Bakanlığınca; tıbbi biyokimya, tıbbi mikrobiyoloji ve tıbbi patoloji laboratuvarları olarak ruhsatlandırmaktadır.
Tıbbi laboratuvarlar üç sınıfa ayrılmaktadır:
Basit Hizmet Laboratuvarı
Kapsamlı Hizmet Laboratuvarı
Eğitim Hizmet Laboratuvarı
Tıbbi laboratuvarlar, sekiz saatten az olmamak üzere hizmet sunmakta olup; kurum/kuruluş bünyesinde bulunan tıbbi laboratuvarlar, mesai saatleri dışında hizmet bütünlüğünü bozmayacak şekilde hizmet verebilmektedir.
Tıbbi laboratuvarları fiziki alanı; tıbbi laboratuvar teknik alanı, destek alanları ve ofis alanları olmak üzere üç temel kısımdan oluşmaktadır. Tıbbi laboratuvar dışında klinik/servis, hastabaşı ve muayenehanede yapılabilecek testler çalışılabilmektedir.
Yönetmelik gereği; tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarlarında tıbbi mikrobiyoloji uzmanları ve/veya enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanları, tıbbi biyokimya laboratuvarlarında tıbbi biyokimya uzmanları ve tıbbi patoloji laboratuvarlarında tıbbi patoloji uzmanları çalışmaya yetkilidir.
Yeni açılacak olan tıbbi laboratuvarların açılmasına Sağlık Bakanlığınca planlama kapsamında izin verilmekte olup; tıbbi laboratuvar açılması ile ilgili iş ve işlemler Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmektedir.
TIBBİ LABORATUVARLAR YÖNETMELİĞİ
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve Kısaltmalar
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; tıbbi laboratuvarların planlanması, ruhsatlandırılması, açılması, faaliyetlerinin düzenlenmesi, sınıflandırılması, izlenmesi, denetlenmesi ve faaliyetlerine son verilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek, kaliteli ve verimli hizmet sunmalarını sağlamaktır.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, devlet ve vakıf üniversiteleri, kamu kurum/kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişilerine ve gerçek kişilere ait tıbbi laboratuvarları kapsar.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik; 19/3/1927 tarihli ve 992 sayılı SeririTaharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanununun 7 nci maddesi, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesi ile 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 40 ıncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar ve kısaltmalar
MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Bakan: Sağlık Bakanını,
b) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,
c) Birincil patoloji laboratuvarı: Hastaya ait patoloji numunelerini ve bunlardan üretilen verileri saklayan ve gerektiğinde konsültasyon amacıyla belirlenen tıbbi laboratuvara gönderen patoloji laboratuvarını,
ç) Dış kalite değerlendirme: Tıbbi laboratuvarların test sonuçlarının güvenilirliğini sağlamak veya yükseltmek amacıyla tıbbi laboratuvarın dışındaki bir sistem/kurum/kuruluş tarafından düzenlenen içeriği veya konsantrasyonubilinen ya da bilinmeyen numunelerle yapılan izleme ve değerlendirme çalışmasını,
d) Genel Müdür: Sağlık Hizmetleri Genel Müdürünü,
e) Genel Müdürlük: Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünü,
f) Hastabaşı testleri: Kalıcı ve özel bir alan gerektirmeksizin, hastanın bulunduğu yerin yanında hemşire, hekim, tıbbi laboratuvar teknikeri veya tıbbi laboratuvar teknisyeni tarafından gerçekleştirilen, elde taşınabilen veya hasta başına geçici olarak getirilebilen kit, cihaz veya aygıtlar ile yapılabilen testleri,
g) İç kalite kontrol: Analitik sürecin kalitesini değerlendirmek ve sonuçların güvenilirliğini yükseltmek amacıyla tıbbi laboratuvar tarafından yapılan kalite kontrol çalışmasını,
ğ) İkincil patoloji laboratuvarı: Konsültasyon amacıyla gönderilen hastaya ait patoloji numuneleri ve bunlardanüretilen verileri kabul eden ve değerlendirerek rapor yazan patoloji laboratuvarını,
h) Klinik/Servis testleri: Yataklı tedavi kurumlarında sadece kendi hastaları ile sınırlı kalması koşuluyla, ilgili klinik uzmanı tarafından mikroskopla incelenen numuneler ile yapılan testler ve kurumda bu Yönetmelikte tanımlanan tıbbi laboratuvar uzmanlık ana dallarında çalışılmayan testleri,
ı) Komisyon: Tıbbi Laboratuvar Bilimsel Komisyonunu,
i) Laboratuvar dışı testler: Muayenehanede yapılabilecek testler, hasta başı testler ile klinik/serviste yapılan testleri,
j) Merkezi laboratuvar: Birden fazla uzmanlık dalında faaliyet göstermek üzere kurulan, aynı fiziki alanda veya laboratuvar girişinden itibaren tüm laboratuvar arası asansör ve merdiven kullanımı dahil bütünlük ve müstakiliyet arz eden ve her bir uzmanlık dalı için ayrı tıbbi laboratuvar birim sorumlusu bulunan tıbbi laboratuvarı,
k) Muayenehanede yapılabilecek testler: Basit hizmet laboratuvarında yapılan testler ile hekimin yalnızca muayene ettiği hastaya yönelik tanıyı güçlendirmek amacıyla yapmış olduğu mikroskobik testleri,
l) Müdürlük: Bakanlık il/ilçe sağlık müdürlüklerini,
m) Özel müstakil tıbbi laboratuvar: Gerçek veya tüzel kişiler tarafından müstakil olarak açılan ve işletilen tıbbi laboratuvarı,
n) Özel sağlık kuruluşu bünyesindeki tıbbi laboratuvar: Özel hastane, tıp merkezi ve poliklinik bünyesinde faaliyet göstermek amacıyla açılan tıbbi laboratuvarı,
o) Özel tıbbi laboratuvar: Özel müstakil tıbbi laboratuvarlar ile özel sağlık kuruluşu bünyesindeki tıbbi laboratuvarları,
ö) SKYS: Sağlık Kuruluşları Yönetim Bilgi Sistemini,
p) Test: Tıbbi laboratuvara gelen veya tıbbi laboratuvarda alınan bir numunede bir veya daha fazla parametrenin aynı anda çalışılabilmesine imkan sağlayan ve analiz öncesi (preanalitik), analiz (analitik), analiz sonrası(postanalitik) tüm evreleri kapsayan süreci/çalışmaları,
r) Tıbbi laboratuvar: İnsanlarda, sağlığın değerlendirilmesi, hastalıkların önlenmesi, tanısı, takibi, tedavinin izlenmesi ve prognoz öngörüsü amacı ile insana ait biyolojik numunelerin veya dolaylı olarak ilişkili olduğu numunelerin incelendiği, sonuçların raporlandığı, gerektiğinde yorumlandığı ve ileri incelemeler için önerileri de içeren hizmetlerin sunulduğu laboratuvarları,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Komisyonun Teşkili, Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları
Komisyonun teşkili
MADDE 5 – (1) Tıbbi laboratuvar hizmetlerinin geliştirilmesi ve kalitesinin artırılması amacıyla tıbbi laboratuvarlar ve testlerle ilgili bilimsel görüş vermek üzere, Bakanlıkça Komisyon oluşturulur.
(2) Komisyon, Genel Müdür veya en az daire başkanı düzeyinde bir yetkili başkanlığında toplanır. Komisyonüyeleri Genel Müdürün teklifi ile Bakan tarafından görevlendirilir. Komisyon, 992 sayılı SeririTaharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanununa göre tıbbi laboratuvar açma yetkisi bulunan uzmanlık dallarından ve en az doçent/eğitim görevlisi olan asgari birer temsilci olmaküzere, toplam yedi üyeden oluşur.
(3) Komisyon üyelerinin görev süresi iki yıldır. Süresi dolan üyeler tekrar görevlendirilebilir. Herhangi bir sebeple boşalan üyelik için kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye seçilir.
(4) Komisyon toplantılarına mazeretsiz olarak iki defa üst üste katılmayan üyenin üyeliği sona erer. Bu üye sonraki dönemlerde tekrar Komisyon üyesi olamaz.
Komisyonun görevleri
MADDE 6 – (1) Komisyon tavsiye kararı alır. Komisyonun görevleri şunlardır:
a) Tıbbi laboratuvarların sınıflarına uygun olarak sağlamaları gereken asgari standartlar ve kalite standartlarının belirlenmesi ile ilgili görüş bildirmek.
b) Test bazında referans yetkili laboratuvar ölçütleri ile ilgili görüş bildirmek.
c) Tıbbi laboratuvarlar tarafından kullanılan yöntemlere ilişkin görüş bildirmek.
ç) Bakanlık tarafından ihtiyaç duyulan bilimsel ve teknik konularda gerekli çalışmaları yapmak.
Komisyonun çalışma usul ve esasları
MADDE 7 – (1) Komisyon, Başkanın daveti üzerine, yılda en az iki kez, üye tam sayısının salt çoğunluğunun katılımı ile toplanır. Bakanlık gerektiğinde Komisyonu toplantıya çağırabilir. Komisyon, toplantıya katılan üyelerin oyçokluğu ile karar alır. Oyların eşitliği halinde Başkanın oy verdiği taraf çoğunluğu sağlamış kabul edilir.
(2) Toplantı gündemi Genel Müdürlük tarafından belirlenir ve en az yedi gün önce üyelere bildirilir. Üyeler tarafından ayrıca gündeme alınması talep edilen konular değerlendirilmek üzere, toplantıdan en geç üç gün önce sekretaryaya bildirilir.
(3) Komisyon kararları, toplantı tutanağına yazılır ve toplantıya katılan üyelerce imzalanır. Karara katılmayanlar, şerh koymak suretiyle kararları imzalar. Karşı görüş gerekçesi, karar altında veya ekinde belirtilir.
(4) Başkan tarafından gerek görülmesi halinde yurt içinden veya yurt dışından uzman veya uzmanlar toplantıya davet edilebilir veya görüşleri alınabilir. Toplantıya davet edilen uzmanlar Komisyon çalışmaları ile ilgili oylamaya katılamazlar.
(5) Komisyonun görev alanıyla ilgili konularda çalışmalar yapmak üzere, Bakanlık tarafından görev süresi veüye sayısı belirlenen alt komisyonlar veya çalışma grupları oluşturulabilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Tıbbi Laboratuvarların Kuruluşu, Ruhsatlandırılması, Sınıflandırılması, Görevleri, Çalışma Esasları, Fiziki Şartları ve Tıbbi Laboratuvar Dışında Uygulanan Testlere İlişkin Hususlar
Tıbbi laboratuvarların kuruluşu
MADDE 8 – (1) Tıbbi laboratuvarlar sağlık kurum veya kuruluşları bünyesinde veya müstakil olarak kurulabilir.
Tıbbi laboratuvarların ruhsatlandırılması
MADDE 9 – (1) Bu Yönetmelik kapsamında Bakanlıkça, tıbbi biyokimya, tıbbi mikrobiyoloji ve tıbbi patoloji laboratuvarları ruhsatlandırılır.
Tıbbi laboratuvarların sınıflandırılması
MADDE 10 – (1) Tıbbi laboratuvarlar üç sınıfa ayrılır:
a) Basit hizmet laboratuvarı.
b) Kapsamlı hizmet laboratuvarı.
c) Eğitim hizmet laboratuvarı.
Tıbbi laboratuvarların görevleri
MADDE 11 – (1) Basit hizmet laboratuvarı; ayakta teşhis ve tedavi yapılan kurum veya kuruluş ile birinci basamak sağlık hizmeti veren halk sağlığı laboratuvarları, laboratuvar uzmanı olmadan sadece kendi hastalarına yönelik ek-9’da belirtilen testleri yapabilen tıbbi laboratuvarlardır. Basit hizmet laboratuvarında yapılan test sonuçlarından, testi isteyen hekim sorumludur. Bu testlerin varsa kalite kontrolü ve kalibrasyon sonuçları bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak kayıt altına alınır ve saklanır.
(2) Kapsamlı hizmet laboratuvarı; her bir anadal için en az bir tıbbi laboratuvar uzmanı ile bir birim sorumlusunun bulunduğu ve uzmanlık alanı ile ilgili laboratuvar testlerini uygulayabilen tıbbi laboratuvardır.
(3) Eğitim hizmet laboratuvarı; her bir anadal için en az iki tıbbi laboratuvar uzmanı ve bir tıbbi laboratuvar birim sorumlusunun bulunduğu, tıbbi laboratuvar uzmanlık alanında eğitim veren, üniversite ile eğitim ve araştırma hastanelerinde kurulabilen tıbbi laboratuvardır.
(4) Kamu sahipliğindeki kurum/kuruluşlarda, ruhsatlı tıbbi laboratuvarlarına bağlı aynı uzmanlık dalındaki birim sorumlusunun sorumluluğunda olmak kaydıyla, Bakanlıkça gözetimli hizmet laboratuvarı kurulmasına izin verilebilir. Gözetimli hizmet laboratuvarlarında Bakanlıkça belirlenen testler çalışılır.
(5) Test bazında referans yetkili laboratuvar; referans olunan testin doğrulamasını yapan, gerektiğinde yeni yöntemlerin geçerli kılınmasını sağlayan, Bakanlık tarafından oluşturulan tıbbi laboratuvar ağı içinde yer alan ve Ulusal Referans Hizmet Laboratuvarına karşı sorumlu olan tıbbi laboratuvardır. Test bazında referans yetkili laboratuvar olabilme ölçütleri ve görevleri Bakanlıkça belirlenir. Test bazında referans yetkili laboratuvar olmak isteyen tıbbi laboratuvar, referans olmak istediği uzmanlık dalında ruhsatlı olmalıdır. Bakanlıkça, başvurusu uygun görülen laboratuvarlara, test bazında referans yetkili laboratuvar yetki belgesi verilir.
(6) Ulusal Referans Hizmet Laboratuvarı; referans olduğu tanı testi ile ilgili olarak kalite kontrol, laboratuvarlar arası karşılaştırma testleri, eğitim, denetim ve danışmanlık yapan ve tıbbi laboratuvar ağı içinde yer alan diğer tıbbi laboratuvarların verilerini değerlendiren, ulusal düzeyde strateji oluşturan, uluslararası ağlarla işbirliğinde bulunan ve uluslararası düzeyde ülkeyi temsil eden tıbbi laboratuvardır.
(7) Gerekli hallerde yapısı ve görevleri Bakanlık tarafından belirlenen ulusal tıbbi laboratuvar ağlarıoluşturulabilir.
Tıbbi laboratuvarların çalışma esasları
MADDE 12 – (1) Tıbbi laboratuvarlar, sekiz saatten az olmamak üzere hizmet sunarlar. Ancak kurum/kuruluşbünyesindeki tıbbi laboratuvarlar, mesai saatleri dışında hizmet bütünlüğünü bozmayacak şekilde gerekli tedbirleri alırlar.
(2) Tıbbi laboratuvarlar, Bakanlık tarafından yayımlanan kalite standartlarına uygun şekilde hizmet sunarlar.
(3) Tıbbi laboratuvarda donanım, bilgisayar veya otomatize sistemlerin kullanımı, analiz raporlarının klinisyene/kullanıcıya ulaştırılması ve kayıt altına alınması, saklanması, verilerin gönderilmesi ve verilere tekrar erişimi sağlamak üzere düzenleme yapılır.
(4) Tıbbi laboratuvarda testlerin ulusal ve/veya uluslararası standartlara uygun, geçerliliği kabul edilmişyöntemler kullanılarak çalışılması esastır. Ulusal veya uluslararası yöntem bulunmadığında, bilimsel geçerliliği Komisyon tarafından uygun bulunan yöntemler kullanılır.
(5) Tıbbi laboratuvarda test sonuçlarının güvenilir ve doğru olarak zamanında verilmesi için gerekli tedbirler alınır.
(6) Tıbbi laboratuvar, 30/5/2007 tarihli ve 26537 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bulaşıcı Hastalıklar Sürveyans ve Kontrol Esasları Yönetmeliğinde yer alan bildirimleri ve Bakanlığın istediği verileri Bakanlığa göndermek zorundadır.
(7) Raporlanan tıbbi laboratuvar testlerine ilişkin numunelerin saklanması ile ilgili hususlar Bakanlıkça belirlenir.
(8) Tıbbi laboratuvarda raporlar ve kayıtlar en az otuz yıl, elektronik kayıtlar yedekleme ile birlikte süresiz, numuneler ve lamlar bozulmayacak şekilde uygun şartlarda sonuç raporlanıncaya kadar muhafaza edilir. Ancak tıbbi patoloji laboratuvarlarında örnekleme yapılan dokular rapor çıktıktan sonra en az bir ay, lamlar en az on yıl, bloklar ise en az yirmi yıl muhafaza edilir. İç ve dış kalite kontrol değerlendirme sonuçları tıbbi laboratuvarda en az beş yıl, cihaz test kalibrasyon sonuçları en az bir yıl süre ile muhafaza edilir.
(9) Tıbbi laboratuvarda tutulan kayıt defterleri, elektronik ortamda da tutulabilir. Hastaların sağlık bilgilerine ait gerekli kayıtların elektronik ortamda saklanmasının, değiştirilmesinin ve silinmesinin önlenmesi ve gizliliğin ihlal edilmemesi için fiziki, manyetik veya elektronik müdahalelere ve olası suiistimallere karşı gerekli idari ve teknik tedbirlerin alınması halinde, yazılı kayıt şartı aranmaz. Bu konudaki gerekli idari ve teknik tedbirlerin alınmasından ve periyodik olarak denetlenmesinden mesul müdür sorumludur. Elektronik ortamdaki veriler, güvenli yedekleme sistemiyle düzenli olarak yedeklenir. Elektronik ortamdaki kayıtların, denetim veya başkaca resmî amaçla istendiğinde, bilgisayar ekranında izlenen verilerle daha önceki çıktıların tutarlılık göstermesi zorunludur. 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununa göre elektronik imza ile imzalanmış tıbbi kayıtlar, Resmi kayıt olarak kabul edilir ve ilgili mevzuata göre yedekleme ve arşivlemesi yapılır.
(10) Adlî vakalara ve adlî raporlara ait kayıtların gizliliği ve güvenliği açısından, vakayı takip eden tabip haricinde vaka hakkında veri girişi veya adlî raporu tanzim eden tabibin onayından sonra raporda değişiklik yapılmaması için gerekli tedbirler alınır. Adlî vaka kayıtlarına, tıbbi laboratuvar mesul müdürü veya yetkilendirdiği kişiler erişebilir. Adlî kayıt veya raporların resmî mercilerden istenmesi halinde, yeni çıktı alınarak suret olduğu belirtilir ve tasdiklenir. Bu raporlar ile ilgili sorumluluk, tıbbi laboratuvar birim sorumlusu ve mesul müdürüne aittir.
(11) Tıpta uzmanlık eğitimi verilen kurumlarda, tıbbi laboratuvarlar, eğitim ve araştırma amacıyla da kullanılabilir.
(12) Patoloji konsültasyonuna ilişkin olarak aşağıdaki hükümler uygulanır.
a) Tıbbi patoloji laboratuvarlarına kabul edilerek işleme alınan numunelerden üretilen her türlü numune ve bunlardan üretilen veriler hastaya aittir. Tıbbi patoloji laboratuvarı, numune ve bunlardan üretilen verileri bu maddenin sekizinci fıkrasında yer alan asgari sürelerde saklamakla yükümlüdür.
b) Birincil patoloji laboratuvarı, hasta veya yasal temsilcisinin yazılı rızasını almak kaydıyla patoloji numunelerini ve bunlardan üretilen verileri konsültasyon amacıyla belirleyeceği ikincil patoloji laboratuvarına veya tıbbi patoloji uzmanına gönderebilir.
c) Birincil patoloji laboratuvarı, hasta veya yasal temsilcilerinin yazılı başvurusu ile verilen numune ve numunelerden üretilen verileri, belirlenen ikincil patoloji laboratuvarına iletilmek üzere hastanın kendisine veya yasal temsilcisine teslim eder veya uygun göreceği güvenli olan diğer bir yöntem ile konsültasyona gönderir.
ç) Birincil patoloji laboratuvarının talep etmesi halinde, konsültasyon sonuçlandıktan sonra ikincil patoloji laboratuvarına gönderilen patoloji numuneleri ve bunlardan üretilen veriler, konsültasyon raporu ile birlikte birincil patoloji laboratuvarına iade edilir. Ancak ikincil patoloji laboratuvarında üretilen numune ve verilerin, birincil patoloji laboratuvarına gönderilme zorunluluğu yoktur.
d) Ek-4’te yer alan Patoloji Konsültasyon İstek Formu kullanılarak konsültasyon talep edilir.
e) Birincil ve ikincil patoloji laboratuvarları konsülte edilen materyal için ayrı ayrı rapor hazırlar ve her rapordan, raporu onaylayan tıbbi patoloji uzmanı sorumludur.
(13) Tüberküloz tetkiki yapan tıbbi laboratuvarlar, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından belirlenen usul ve esaslara göre faaliyet gösterir.
(14) Yasadışı ve kötüye kullanılan ilaç ve maddelerin analizini yapan tıbbi laboratuvarlar ile alkol ve madde bağımlılığı tedavi merkezlerindeki tıbbi laboratuvarların çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenir.
Tıbbi laboratuvarların fiziki şartları
MADDE 13 – (1) Tıbbi laboratuvarın fiziki alanı; tıbbi laboratuvar teknik alanı, destek alanları ve ofis alanlarıolmak üzere üç temel kısımdan oluşur.
a) Tıbbi laboratuvar teknik alanı; tıbbi laboratuvar hizmetlerinin gerçekleştirilmesinde gerekli bütün donanım veşartların sağlandığı ve tıbbi laboratuvar çalışmalarının yürütüldüğü yerdir.
b) Tıbbi laboratuvar destek alanları; en az bir numune kabul birimi, numune alma odası/alanı ve malzeme depolanması için uygun alandan oluşur. Bu alanlar, tıbbi laboratuvar teknik alanı ile fonksiyonel bir bütün oluşturacakşekilde düzenlenir. Kurum/kuruluş bünyesinde olan tıbbi laboratuvarlarda numune alma odası/alanı poliklinik katında da bulunabilir.
c) Tıbbi laboratuvar ofis alanları; hasta kabul, bekleme yeri, sekretarya, tuvaletler, uzman odası ve personel dinlenme bölümleri gibi bölümleri içerir. Bu alanlar kurum içinde ortak kullanılabilirler. Ancak bu bölümler tıbbi laboratuvar teknik alanının içinde yer alamaz.
(2) Tıbbi laboratuvarlar, sınıflarına uygun aşağıdaki fiziki şartları yerine getirecek şekilde yapılandırılır:
a) Basit hizmet laboratuvarında, teknik alan en az 10 metrekare büyüklüğünde olmalıdır. Tıbbi laboratuvar destek ve ofis alanları toplamı 10 metrekareden küçük olamaz.
b) Eğitim ve kapsamlı hizmet laboratuvarında, tıbbi laboratuvar teknik alanı, her bir laboratuvar dalının ayrıkonumlanması durumunda her biri için en az 30 metrekare, tıbbi laboratuvar destek ve ofis alanları toplamı ise en az 20 metrekare; merkezi laboratuvarda, tıbbi laboratuvar teknik alanı en az 40 metrekare, tıbbi laboratuvar destek ve ofis alanları toplamı ise 30 metrekare büyüklüğünde olmalıdır. Eğitim veya kapsamlı hizmet laboratuvarları teknik alanlarının toplamının 100 metrekareyi aşması durumunda, bu alanın en az % 30’u kadar tıbbi laboratuvar destek ve ofis alanları tahsis edilir.
1) Tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarları besiyerini kendisi yapması durumunda ayrıca besiyeri hazırlama odasıbulundurur.
2) Tıbbi biyokimya ve tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarlarında idrar ve gaita testleri ayrı bir oda/alanda çalışılır veya aynı teknik alan içerisinde ve havalandırması olan en az 7,5 metrekare ayrı bir oda/alanda veya çeker ocak ortamında çalışılabilir.
3) Tıbbi patoloji laboratuvar teknik alanı; boyama/özel işlem odası/alanı, doktor mikroskopi inceleme odası/alanı, arşivleme odası ve kimyasal buhar veya gazlar için özel olarak havalandırma sistemi bulunan makroskopi odasından oluşur.
4) Tıbbi laboratuvarda özel ve ileri teknik gerektiren testler için gerektiğinde uygun alan ayrılır.
(3) Tıbbi laboratuvarlar ayrıca aşağıdaki şartları sağlamalıdır:
a) Kurumda/Tıbbi laboratuvarda, engelli kullanımına uygun lavabo ve tuvalet bulunmalıdır.
b) Tıbbi laboratuvar, hizmetin sürekliliğini sağlamak üzere gerekli enerji, güç kaynağı, su, iletişim, bilişim gibi ortam destek sistemlerini içerecek şekilde yapılandırılır.
c) Tıbbi laboratuvar teknik alanlarının kapıları, acil durumda çıkışa engel olmayacak şekilde otomatik kayar kapıveya dışarı doğru açılabilen kapılar olmalıdır. Tıbbi laboratuvara yetkisiz kişilerin girişlerine engel olacak şekilde düzenleme yapılır.
(4) Tıbbi laboratuvarda yeterli aydınlatma sağlanır ve çalışan sağlığını olumsuz etkileyen gürültü düzeyini aşmayacak önlemler alınır.
Tıbbi laboratuvar dışında uygulanan testlere ilişkin hususlar
MADDE 14 – (1) Tıbbi laboratuvar dışında klinik/servis testleri, hastabaşı testleri ve muayenehanede yapılabilecek testler çalışılabilir.
(2) Hasta başı test cihazlarının envanteri tutularak, kalibrasyon ve kalite kontrol çalışmaları ile bu cihazlardaçalışılmış olan tüm test sonuçları kayıt altına alınır. Bu cihazların kullanıldığı birimlerde, hasta başı test cihazlarısorumlusu belirlenir ve sorumlu, kalite kontrol sonuçlarını tıbbi laboratuvar uzmanına bildirir.
(3) Muayenehanede yapılabilecek testler, ilgili hekim veya tıbbi laboratuvar teknikeri/teknisyeni tarafındançalışılır.
(4) Klinik/Servis testlerinin kalite kontrolü ve kalibrasyonları yapılır ve sonuçları kayıt altına alınarak saklanır. Klinik/Servis test listesi Bakanlığa bildirilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Tıbbi Laboratuvar Personeli, Tıbbi Laboratuvar Personelinin Görev ve Sorumlulukları, Personelin Eğitimi
Tıbbi laboratuvar personeli
MADDE 15 – (1) Tıbbi laboratuvar teknik personelinin nitelikleri aşağıda belirtilmiştir.
a) Özel müstakil tıbbi laboratuvarlarda, tam zamanlı ve kadrolu olarak görev yapan tıbbi laboratuvar uzmanlarından birisi; hastanelerde, hastanenin başhekimi/mesul müdürü; tıp/dal merkezlerinde kuruluşun mesul müdürü, tıbbi laboratuvar mesul müdürüdür. Özel müstakil tıbbi laboratuvarlarda yalnızca bir birim sorumlusunun bulunduğu tıbbi laboratuvarlarda birim sorumlusu aynı zamanda tıbbi laboratuvar mesul müdürü olarak görev yapar. Mesul müdür yetkisini birim sorumlularından birine devredebilir. Diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan tıbbi laboratuvarlarda, tıbbi laboratuvarlardan sorumlu olan yönetici tıbbi laboratuvar mesul müdürüdür.
b) Aynı dalda birden fazla uzmanın bulunduğu tıbbi laboratuvarlarda, bu uzmanlardan birisi mesul müdür tarafından tıbbi laboratuvar birim sorumlusu olarak görevlendirilir. Eğitim ve araştırma hastaneleri ve üniversitelerde tıbbi laboratuvar birim sorumlusu, eğitim hizmetlerini aksatmayacak şekilde görev yapar. Özel tıbbi laboratuvarlarda her bir uzmanlık dalı için, kuruluşun kadrosunda çalışan uzmanlardan birisi tıbbi laboratuvar birim sorumlusu olarak görevlendirilir ve müdürlüğe bildirilir.
c) Tıbbi laboratuvarlar, tıbbi laboratuvar sınıfına ve uzmanlık dalına uygun tıbbi laboratuvar uzmanıbulundurur.
(2) Tıbbi laboratuvarda aşağıda belirtilen asgari sayıda personel bulundurulur:
a) Basit hizmet laboratuvarında ve gözetimli hizmet laboratuvarında en az bir tıbbi laboratuvar teknikeri/teknisyeni bulundurulur.
b) Kapsamlı hizmet laboratuvarında her bir tıbbi laboratuvar dalı için, en az bir tıbbi laboratuvar uzmanıyanında en az bir tıbbi laboratuvar teknikeri/teknisyeni bulundurulur. Tıbbi patoloji laboratuvarında otopsi yapılmasıdurumunda ayrıca bir tıbbi laboratuvar/patoloji laboratuvar teknikeri veya tıbbi laboratuvar teknisyeni bulundurulur.
c) Eğitim hizmet laboratuvarında her bir tıbbi laboratuvar dalı için en az iki uzman ve en az üç tıbbi laboratuvar teknikeri/teknisyeni bulundurulur.
ç) Test bazında referans yetkili laboratuvarda, en az bir tıbbi laboratuvar uzmanı ve en az iki tıbbi laboratuvar teknikeri/teknisyeni bulundurulur.
d) Diğer personel; tıbbi laboratuvarlarda yeterli sayıda yardımcı personel, sekreter ve destek hizmet personeli bulundurulabilir.
(3) Tıbbi laboratuvar uzman kadro planlaması, ayrılış ve başlayış işlemleri, ilgili mevzuatları uyarınca yürütülür.
Tıbbi laboratuvar personelinin görev ve sorumlulukları
MADDE 16 – (1) Tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarlarında tıbbi mikrobiyoloji uzmanları ve/veya enfeksiyonhastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanları, tıbbi biyokimya laboratuvarlarında tıbbi biyokimya uzmanları ve tıbbi patoloji laboratuvarlarında tıbbi patoloji uzmanları çalışmaya yetkilidir.
(2) Mesul müdür, tıbbi laboratuvarların faaliyeti ve denetimi ile ilgili her türlü işlemde müdürlüğün ve Bakanlığın birinci derecede muhatabıdır. Mesul müdürün görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:
a) Tıbbi laboratuvarda çalışan uzmanların ayrılması veya işe başlaması durumunda bu değişikliği beş iş günüiçinde müdürlüğe bildirmek,
b) Kurum/Kuruluştaki ruhsata esas tıbbi laboratuvarların faaliyetleri hakkında, Bakanlık ile koordinasyonu ve ilgili verilerin Bakanlığa gönderilmesini sağlamak,
c) Tıbbi laboratuvarların faaliyetleri sırasında, ruhsat şartlarında meydana gelen değişiklikleri zamanında müdürlüğe bildirmek,
a) Sorumlu olduğu tıbbi laboratuvarın ihtiyaçlarının tespitini, tıbbi laboratuvar testlerinin maliyet etkin yürütülmesini ve kalite standartlarına uygun çalışılmasını sağlamak,
b) Tıbbi laboratuvar güvenliği de dâhil, tıbbi laboratuvarın yönetimi ve tüm faaliyetlerinin mevzuata ve kalite yönetim sistemine göre yürütülmesini sağlamak ve bu iş/işlemlerin yürütülmesi için iş bölümü yapmak,
c) İç kalite kontrol ve dış kalite değerlendirmelerini uygun periyotlarda yapmak/yaptırmak ve sonuçlarınıdeğerlendirmek ile gerekli düzeltici ve önleyici faaliyetleri yapmak/yaptırmak, konu ile ilgili istenen verileri Bakanlığa göndermek,
ç) Testlerin zamanında yapılması ve sonuçlarının kayıt altına alınmasını, hizmet talebinde bulunan kişi/kurum/kuruluşa zamanında rapor edilmesini sağlamak,
d) Tıbbi laboratuvar personelinin tüm faaliyetlerini izlemek, eğitim almalarını sağlamak,
e) Teknik personele iç kalite kontrol, dış kalite değerlendirme, kalite standartları ve cihazların bakım vekalibrasyonları konusunda eğitim vermek veya eğitim almalarını sağlamak,
f) Tıpta uzmanlık eğitimi veren kurum/kuruluşlarda eğitimle ilgili faaliyetleri eğitim sorumlusunun koordinasyonunda yürütmek,
g) Cihazların bakım ve kalibrasyonları ile test kalibrasyonlarını uygun periyotlarda yapmak/yaptırmak, değerlendirmek ile gerekli düzeltici ve önleyici faaliyetleri yapmak/yaptırmak,
ğ) Gerektiğinde testi isteyen hekime test süreci, sonuçları, sonuçların yorumlanması ve ileri tetkik gerekliliği konularında diğer laboratuvar uzmanları ile birlikte bilgi ve danışmanlık hizmeti vermek,
h) Tıbbi laboratuvarın, ek-10’da yer alan denetim formu kapsamında yılda en az bir kez, öz denetimini yapmak ve sonuçlarının kayıt altına alınmasını sağlamak.
(4) Tıbbi laboratuvar birim sorumlularının uzmanlık belgesinin aslı veya onaylı sureti tıbbi laboratuvarda görülebilecek bir yere asılır.
a) Gerektiğinde laboratuvara başvuran kişilerden usulüne uygun olarak numuneleri almak, teste uygun hale getirmek üzere hazırlamak,
b) Tıbbi laboratuvar ortamını ve cihazları, analizin analiz öncesi (preanalitik) ve analiz (analitik) evrelerine hazır hale getirmek,
c) Tıbbi laboratuvarın görev kapsamındaki işleri ve testleri yazılı düzenlemelere göre yapmak ve değerlendirilmek üzere uzmana sunmak,
ç) Dekontaminasyon işlemlerini ve atıkların güvenli şekilde bertaraf edilmesini sağlamak,
d) Tıbbi laboratuvar birim sorumlusu/laboratuvar uzmanı tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek.
(6) Doğum, hastalık, ölüm ve doğal felaket gibi sebepler dışında bir yılda, iki aydan az süreyle özel müstakil tıbbi laboratuvarlardaki tıbbi laboratuvar mesul müdürü veya tıbbi laboratuvar birim sorumlusunun görevinden ayrılması durumunda, aynı nitelikleri taşıyan bir uzman, kurum/kuruluş yetkilisi tarafından geçici olarak görevlendirilir. Bu durum beş iş günü içinde müdürlüğe bildirilir. Özel müstakil tıbbi laboratuvar mesul müdürü veya tıbbi laboratuvar birim sorumlusunun iki aydan uzun süre görevine dönmemesi halinde bu süre müdürlükçe en fazla altı aya kadar uzatılabilir. Altı ayın sonunda yeni bir tıbbi laboratuvar mesul müdürü veya birim sorumlusu görevlendirilir. Hastane, tıp/dal merkezi ve poliklinikler gibi tıbbi laboratuvar birim sorumluları hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.
(7) Tıbbi laboratuvarlar, tıbbi laboratuvar uzmanının izin/rapor gibi sebeplerle ayrılması durumunda ilgili uzmanlık dalında, bir yıl içerisinde, toplam otuz günü geçmemek ve müdürlükten izin almak kaydı ile faaliyetini geçici olarak durdurabilir. Ancak bu süre içerisinde faaliyetini sürdürmek istemesi halinde, aynı il içerisinden aynı uzmanlık dalında uzman görevlendirilmesi ile faaliyetine devam eder veya sözleşme yapmak suretiyle başka bir tıbbi laboratuvara numune gönderebilir. Sözleşme yapılması durumunda testlerin tıbbi sorumluluğu, sözleşme yapılan tıbbi laboratuvara aittir.
(8) Tıbbi laboratuvarlarda mesul müdür hariç diğer tıbbi laboratuvar uzmanları çalışma saatleri müdürlüğe bildirilmek ve ilgili mevzuatlara uygun olmak kaydıyla kadro dışı geçici statüde çalışabilir.
Personelin eğitimi
MADDE 17 – (1) Tıbbi laboratuvar birim sorumlusu, tıbbi laboratuvar personelinin mesleki becerilerini geliştirmek, teknolojik gelişmelerden haberdar olmalarını ve tıbbi laboratuvar hizmet standartlarını yerine getirmelerini sağlamak üzere, yılda en az bir hizmet içi eğitim programı düzenler veya tıbbi laboratuvar personelinin düzenlenen en az bir hizmet içi eğitime katılımını sağlar. Bu eğitimler kayıt altına alınır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Tıbbi Laboratuvarların Planlanması ve Açılışı, Başvuru ve Başvurunun İncelenmesi, Ruhsatlandırma, Test Bazında Referans Yetkili Laboratuvar Başvurusu ve Belgelendirilmesi, Ruhsat Yenileme
Tıbbi laboratuvarların planlanması ve açılışı
MADDE 18 – (1) Yeni açılacak olan tıbbi laboratuvarların açılmasına Bakanlıkça planlama kapsamında izin verilir. Tıbbi laboratuvar açılması ile ilgili iş ve işlemler Bakanlıkça yürütülür.
Başvuru ve başvurunun incelenmesi
MADDE 19 – (1) Taşınma/Birleşme/Devir gibi nedenlerle yeniden ruhsatlandırma gerektiren durumlar ile yeni açılacak tıbbi laboratuvar için, mesul müdür tarafından ek-2’de belirtilen belgelerle birlikte müdürlüğe başvuru yapılır. Dosyada eksiklik ve/veya uygunsuzluk olmaması halinde, müdürlükçe oluşturulacak denetim ekibi tarafından tıbbi laboratuvar yerinde denetlenir. Denetimde eksiklik bulunmaması halinde, denetim raporu ve ruhsat başvuru dosyasıBakanlığa gönderilir.
a) Tıbbi laboratuvarın devrinde; devir tarihinden itibaren en geç on beş iş günü içinde ruhsat almak amacıyla, tıbbi laboratuvarın devri ile ilgili işlemlerin başlatılmasını talep eden imzalı başvuru dilekçesi ve tıbbi laboratuvarın devir sözleşmesi ile başvuru yapılır. Özel tıbbi laboratuvarın denetimi sırasında tespit edilen eksiklik ve/veya uygunsuzluklardan dolayı devralan, devredenin sorumluluklarını da almış sayılır.
b) Tıbbi laboratuvarın bulunduğu il dışına taşınma izni için Bakanlığa başvurulur. Başvuru, Planlama veİstihdam Komisyonuna sunulur. Komisyon başvuruyu, Bakanlıkça belirlenen planlama ilkeleri çerçevesinde değerlendirir. Başvuru uygun görülür ise Bakanlıkça taşınmasına izin verilir. Taşınma başvurusu uygun görülen tıbbi laboratuvar müdürlüğe ruhsat başvurusunda bulunur. Tıbbi laboratuvarlar il içi taşınma başvurusunu müdürlüğe yapar ve başvurular müdürlük tarafından sonuçlandırılır.
(2) Basit hizmet laboratuvarı açma başvuruları, ek-7’deki Basit Hizmet Laboratuvarı Başvuru Formu doldurularak müdürlüğe yapılır. Müdürlük tarafından yerinde inceleme yapılır ve uygun görüldüğü takdirde ek-8’deki basit hizmet laboratuvarı faaliyet belgesi düzenlenir.
Ruhsatlandırma
MADDE 20 – (1) Bu Yönetmelik kapsamında kurulacak tıbbi laboratuvarlar için;
a) Tek uzmanlık dalında tıbbi laboratuvar ruhsatı,
b) Merkezi laboratuvar ruhsatı,
olmak üzere Bakanlıkça iki çeşit ruhsat düzenlenir.
(2) Bakanlığa intikal ettirilen ruhsat başvuru dosyası, Genel Müdürlükçe dosya ve/veya SKYS kaydı üzerinden incelenir.
(3) Genel Müdürlükçe eksiklik ve/veya uygunsuzluğu bulunmayan tıbbi laboratuvara ek-5’e göre ruhsat düzenlenir ve müdürlüğe gönderilir.
(4) Bakanlık, tıbbi laboratuvarların ruhsat ve faaliyet izin belgesi işlemlerini valiliklere devredebilir.
(5) Başvuru dosyası ve düzenlenen belgelerin bir örneği müdürlükte muhafaza edilir. Düzenlenen ruhsatın aslıtıbbi laboratuvar mesul müdürüne imza karşılığında teslim edilir.
(6) Kurum/Kuruluş adresi içerisinde aynı uzmanlık dalında birden fazla tıbbi laboratuvar bulunması durumunda; her bir tıbbi laboratuvarın, kurum/kuruluş adresi içerisindeki yeri/konumu belirtilerek, bu Yönetmelik hükümlerine uygun belgeler düzenlenir. Ancak tüm tıbbi laboratuvarlar için tek başvuru yapılır. Bakanlıkça kuruma, aynı uzmanlık dalındaki tüm tıbbi laboratuvarlar için tek ruhsat düzenlenir ve ruhsattaki adreste, her tıbbi laboratuvarın yeri ve konumu belirlenir. Ancak eğitim veren kamuya ait sağlık kurum/kuruluşları için ise ayrı ruhsat düzenlenebilir. Gözetimli hizmet laboratuvar adres/adresleri ruhsata eklenir.
(7) Bu Yönetmelikte tanımlanan merkezi laboratuvar içerisinde, ilgili mevzuatta öngörülen şartları sağlamak kaydıyla ilgili mevzuat çerçevesinde laboratuvar açma yetkisi bulunan diğer laboratuvarlar bulunabilir.
Test bazında referans yetkili laboratuvar başvurusu ve belgelendirilmesi
MADDE 21 – (1) Test bazında referans yetkili laboratuvar olarak hizmet sunabilmek için, başvuru dosyası ve tıbbi laboratuvar ruhsatı ile Bakanlığa başvuru yapılır. Bakanlık başvuruyu, Bakanlıkça belirlenen ölçütlere uygunluk açısından değerlendirir. Başvurusu uygun bulunan tıbbi laboratuvar, Bakanlıkça oluşturulan en az üç kişilik ekip tarafından yerinde incelenir ve sonucu Bakanlığa bildirilir.
(2) İnceleme sonucunda başvurusu uygun bulunan tıbbi laboratuvara iki yıl süreyle geçerli olmak üzere ek-6’ya göre Test Bazında Referans Yetkili Laboratuvar Belgesi düzenlenir. İki yıllık sürenin sonunda başvurusunu yenilemeyen tıbbi laboratuvarın Test Bazında Referans Yetkili Laboratuvar Belgesi iptal edilir.
(3) Bakanlıkça, ihtiyaç durumunda aynı test için birden fazla test bazında referans yetkili laboratuvar belirlenebilir. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu bünyesinde yapılmayan testlerle ilgili olarak Bakanlık, kamu kurum veya kuruluş bünyesindeki test bazında referans yetkili laboratuvarlarından birisini Ulusal Referans Hizmet Laboratuvarıolarak belirler. Test bazında referans yetkili laboratuvarı/laboratuvarları veri gönderme, ilgili ulusal ağlara ve kalite kontrol çalışmalarına katılma konusunda Ulusal Referans Hizmet Laboratuvarına karşı sorumludur.
(4) Ulusal referans hizmet laboratuvarlarının açılmasına, planlama kapsamında Bakanlıkça izin verilir.
Ruhsat yenileme
MADDE 22 – (1) Aşağıdaki durumlarda ruhsat yenilenir:
a) Özel müstakil tıbbi laboratuvarlardaki mesul müdür değişikliği.
b) Tıbbi laboratuvar birim sorumlusu değişikliği.
c) Tıbbi laboratuvarın faaliyette bulunduğu uzmanlık dalı değişikliği.
ç) Adres/Fiziki mekân değişikliği.
d) Kurum/Kuruluş veya tıbbi laboratuvar adı değişikliği.
e) Tıbbi laboratuvar sahipliği değişikliği.
(2) Birinci fıkrada sayılan durumlarda, en az on beş iş günü önce ek-1’e uygun ruhsat başvuru formu ile birlikte müdürlüğe başvurulur.
ALTINCI BÖLÜM
Faaliyetin Geçici Olarak Kısmen Durdurulması, Faaliyetin Askıya Alınması ve Ruhsat İptali
Faaliyetin geçici olarak kısmen durdurulması
MADDE 23 – (1) Tıbbi laboratuvarda uygulanan testlerle ilgili olarak; iç kalite kontrol veya dış kalite değerlendirilmesi sonucunda, varsa Bakanlık tarafından belirlenen uygunsuzlukların giderilmediğinin tespit edilmesi durumunda, uygunsuzluklar düzeltilene kadar, Bakanlıkça tıbbi laboratuvar tarafından ilgili test veya testlere yönelik hastaya sonuç verilmesi işlemi durdurulur. Bu testler başka bir tıbbi laboratuvarda çalıştırılarak hastaya sonuçverilebilir. Ancak tıbbi laboratuvar kendi isteği ile kapsamı değişmemek ve müdürlüğe bildirmek şartıyla bu test/testleri yapmaktan tamamen vazgeçebilir.
Faaliyetin askıya alınması ve ruhsat iptali
MADDE 24 – (1) Aşağıdaki durumlarda tıbbi laboratuvarın faaliyeti askıya alınır veya ruhsatı iptal edilir:
a) Asgari personel sayısının altına düşülmesi veya bina tadilatı durumlarında tıbbi laboratuvar en fazla altı ay süreyle faaliyetini askıya alabilir. Askı süresinin bitimine kadar faaliyete başlanılmaması halinde tıbbi laboratuvar ruhsatı iptal edilir.
b) 23 üncü maddeye göre hastaya sonuç verilmesinin durdurulmasına rağmen hastaya sonuç vermeye devam eden veya faaliyeti askıya alındığı halde faaliyetine devam eden tıbbi laboratuvarın ruhsatı iptal edilir.
c) Tıbbi laboratuvar faaliyetine son vermek istediğinde; müdürlüğe, ekinde ruhsatın yer aldığı bir dilekçe ile başvurur ve ruhsatı Bakanlıkça iptal edilir.
ç) Bakanlık tarafından belirlenen verileri düzenli olarak Bakanlığa göndermeyen tıbbi laboratuvar mesul müdürüon beş gün süre verilmek suretiyle uyarılır. Süre sonunda veri göndermeyen tıbbi laboratuvarın faaliyeti bir gün süreyle durdurulur. Bir yıl içerisinde ikinci kez tekrar edilmesi halinde tıbbi laboratuvarın faaliyeti üç gün süreyle durdurulur.
d) Ruhsatın tanzim edilmesinden itibaren altı ay içinde faaliyete geçmeyen tıbbi laboratuvarın ruhsatı iptal edilir.
e) Denetimlerde, bulunduracağını belirttiği, kimyasal maddeler, araç, gereç ve donanımda eksiklik tespit edilen tıbbi laboratuvara, bunları tamamlaması için en fazla üç ay süre verilir ve bu süre içinde eksikliklerini tamamlayamayan tıbbi laboratuvarın faaliyeti altı aya kadar askıya alınır. Askı süresi sonunda eksikliklerini tamamlayarak faaliyete geçmeyen tıbbi laboratuvarın ruhsatı iptal edilir.
f) Denetimlerde, tıbbi laboratuvarın fiziki şartlarının ruhsat şartlarını karşılamayacak durumda olduğunun tespit edilmesi halinde, ruhsat şartlarını sağlaması için faaliyeti en fazla altı ay süreyle askıya alınır. Bu süre sonunda ruhsatşartlarını sağlayamayan tıbbi laboratuvarın ruhsatı iptal edilir.
g) Özel müstakil tıbbi laboratuvarlar, asgari sayıdaki uzmanın ayrılışı halinde en fazla üç ay süre ile kadro dışıgeçici uzman ile faaliyetine devam edebilir. Üç ay sonunda kadrolu uzman başlatılmaz ise özel müstakil tıbbi laboratuvarın faaliyeti altı ay süreyle askıya alınır. Bu süre sonunda kadrolu uzman başlatılmaması halinde özel müstakil tıbbi laboratuvarın ruhsatı iptal edilir.
ğ) Özel sağlık kuruluşu bünyesindeki tıbbi laboratuvarlarda asgari sayıdaki uzmanın ayrılışı halinde, tıbbi laboratuvar en fazla üç ay süre ile kadro dışı geçici bir uzman ile faaliyetine devam edebilir. Üç ay sonunda kadrolu uzman başlatılmaması halinde tıbbi laboratuvarın ruhsatı iptal edilir.
h) Tıbbi laboratuvar ruhsatının askıya alınması halinde, askıya alma sebebi altı ay içerisinde düzeltilmemişse ruhsat iptal edilir.
ı) Ruhsatı iptal edilen özel müstakil tıbbi laboratuvar hakkında planlama hükümleri uygulanır.
YEDİNCİ BÖLÜM
Denetim ve Denetim Ekibi, Yasaklar ve Yaptırımlar
Denetim ve denetim ekibi
MADDE 25 – (1) Tıbbi laboratuvarlar, müdürlükçe oluşturulan bir ekip tarafından şikâyet, soruşturma veya Bakanlık merkez teşkilatının talebi üzerine yapılacak olağan dışı denetimler hariç olmak üzere, yılda bir kez düzenli olarak denetlenir. Denetimlerde ek-10’da yer alan denetim formu kullanılır. Denetim ile ilgili tespitler ve sonuçlar, Bakanlığa bildirilir.
(2) Müdürlük görevlendireceği en az iki personel ve bir tıbbi laboratuvar uzmanından oluşan denetim ekibi oluşturur.
(3) Müdürlük, denetim raporlarını en geç beş iş günü içinde Genel Müdürlüğe gönderir. Tespit edilen eksiklikler müdürlük tarafından takip edilir.
(4) Tıbbi laboratuvarlar, yılda en az bir kez ek-10’da yer alan denetim formu kapsamında, öz denetim yapar ve sonuçlarını kayıt altında alır. Bakanlık gerektiğinde öz denetim kayıtlarının gönderilmesini isteyebilir.
Yasaklar ve yaptırımlar
MADDE 26 – (1) Tıbbi laboratuvarlar bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak açılamaz ve faaliyet gösteremez. Aksi takdirde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.
(2) Tıbbi laboratuvarlar, Bakanlığın izni olmaksızın tıbbi üretim yapamaz, pazarlama firmalarıyla ortaklıklar kuramaz ve çıkar birlikteliği oluşturamaz. Tıbbi laboratuvarda, laboratuvar faaliyetleri haricinde başka iş yapılamaz.
(3) Tıbbi laboratuvar açma yetkisine sahip olmayıp da, tıbbi laboratuvar açanlar veya izinle açmış olduklarıtıbbi laboratuvarı yetkisi olmayanlara terk edenler ile tıbbi laboratuvarın usulüne uygun olmayan yöntemlerle çalıştığıve bu Yönetmelik hükümlerine uymadığı tespit edilenler hakkında 992 sayılı Kanunun 9 uncu ve 10 uncu maddelerindeki hükümler uygulanır.
(4) Bu Yönetmeliğin ilgili hükümlerine uygun çalışmayan test bazında referans yetkili laboratuvarlar, Bakanlık tarafından eksiklikleri hususunda yazılı olarak uyarılır ve üç ay süre tanınır. Bu süre içerisinde eksikliklerini gidermeyen test bazında referans yetkili laboratuvarın belgesi iptal edilir.
(5) Sadece araştırma amaçlı üretilmiş test ve kitler, tıbbi laboratuvarda tanı amacıyla kullanılamaz.
(6) Bakanlıkça/Müdürlükçe yapılan denetimlerde tespit edilen eksiklikler için denetim formunda öngörülen müeyyideler uygulanır.
(7) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Tıbbi Laboratuvarın Kalite Kontrol ve Değerlendirme Sistemi, Tıbbi Laboratuvar Güvenliği, Tıbbi Laboratuvar Atık Yönetimi, Tıbbi Laboratuvar Bilgi Sistemi ve Verilerin Korunması, Etik İlkeler
Tıbbi laboratuvarın kalite kontrol ve değerlendirme sistemi
MADDE 27 – (1) Tıbbi laboratuvar, Bakanlıkça belirlenen kalite standartlarını sağlamak üzere kalite yönetim sistemi kurar.
(2) Tıbbi laboratuvar, rapor edilen testler için uygun bir iç kalite kontrol, test doğrulama ve/veya geçerli kılma programı uygular ve buna ilişkin kayıtları tutar.
(3) Tıbbi laboratuvar Bakanlığın belirlediği testler için dış kalite değerlendirme programlarına katılır ve sonuçlarını kayıt altına alır. Dış kalite değerlendirme programlarına katılım belgelendirilir.
(4) Başka tıbbi laboratuvara hizmet sunan tıbbi laboratuvar, Bakanlık tarafından belirlenen testlerle ilgili katıldıkları dış kalite değerlendirme programına katılımlarına ait belge ve sonuçlarını, hizmet alan tıbbi laboratuvara bildirmek zorundadır.
(5) Tıbbi laboratuvar, test sonuçlarının güvenilirliğini sağlamak amacıyla kalite kontrol ve değerlendirme sistemi kapsamında yöntemlerini, faaliyetlerini gözden geçirmek ve gerekli önlemleri almak zorundadır.
Tıbbi laboratuvar güvenliği
MADDE 28 – (1) Tıbbi laboratuvarın biyogüvenlik düzeyi en az, TS EN 12128 standardında yer alan “fiziksel korunma düzeyi 2” şartlarına uygun olmalıdır. Uluslararası düzenlemelere göre risk grubu 3 veya 4 listesinde yer alan mikroorganizmalarla çalışan tıbbi laboratuvarlar sırasıyla “fiziksel korunma düzeyi 3” veya “fiziksel korunma düzeyi 4” koşullarına uygun olmalıdır.
(2) Korunmaya yönelik alınan tedbirler, tıbbi laboratuvar personelinin ve yakın çevresinin kimyasal, radyoaktif veya enfeksiyöz ajana maruz kalma olasılığını azaltıcı veya önleyici olmalıdır.
(3) Tıbbi laboratuvarda ilk yardım seti ve mevcut tehlikelere uygun yangın söndürücü ile alev söndürme örtüsügibi güvenlik donanımı bulundurulur.
(4) Tıbbi laboratuvarda kimyasal ve benzeri yaralanmalar için, risklere uygun dekontaminasyon ve/veyanötralizasyon materyali bulundurulur ve etkin kullanımı için önlemler alınır.
(5) Tıbbi laboratuvarda kimyasal, radyoaktif ve/veya potansiyel enfeksiyöz riskten korunmak için personele kişisel koruyucu ekipman temin edilir ve personelin kullanması sağlanır.
(6) Personele, işindeki potansiyel tehlikeler ve güvenli tıbbi laboratuvar teknikleri hususunda eğitim verilir ve eğitim kayıt altına alınır. Personelin, çalıştığı numuneler veya testlerden dolayı aşı ile önlenebilir hastalıklara neden olan enfeksiyöz etkenlere maruziyet riski bulunmakta ise aşılanması sağlanır.
(7) Tıbbi laboratuvar teknik alanında el yıkama için lavabo ile göz yıkama işlevi görecek ünite/materyal ve gerekirse acil duş bulundurulur.
(8) Tıbbi laboratuvara yönelik ve personelin kolayca erişebileceği bir güvenlik dokümanı oluşturulur. Kullanılan kimyasalların ürün güvenlik bilgi formları temin edilir.
(9) Tıbbi laboratuvar içerisinde bulunan tehlike ve risklere ilişkin olarak, giriş kapısı ile gerekli olduğu durumlarda cihaz, donanım veya aygıt üzerine ilgili işaretleme veya etiketleme yapılır.
(10) Tıbbi laboratuvarda uygun sıklıkta hava değişimi sağlanır. Bu değişim kimyasal veya toksik dumanların veya enfeksiyöz ajanların yayılmasını engellemelidir.
(11) Tıbbi laboratuvarda kontrollü giriş uygulanır. Tıbbi laboratuvarda biyolojik ajanların, numunelerin, ilaçların, kimyasalların ve hastalara ait bilgilerin yanlış kullanılması, tahrip edilmesi ve çalınma tehlikesine karşı gerekliönlemler alınır.
(12) Tıbbi laboratuvarda korunma amacıyla kurulu cihazların ve donanımların ait oldukları standartlara uygun olarak düzenli bakım ve kontrolleri yapılır ve kayıt altına alınır.
(13) Tıbbi laboratuvarda giriş ve çıkış noktaları ile varsa yangın çıkışları uygun şekilde işaretlenir. Tıbbi laboratuvar güvenliği ile ilgili tüm işaretlemeler ulusal veya uluslararası kabul gören simgeler kullanılarak yapılır.
(14) Tıbbi atıklar tıbbi laboratuvarın biyogüvenlik düzeyine uygun olarak dekontamine edilir.
Tıbbi laboratuvar atık yönetimi
MADDE 29 – (1) Tıbbi laboratuvara ait tıbbi atıkların yönetimi, 22/7/2005 tarihli ve 25883 sayılı ResmîGazete’de yayımlanan Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliğine uygun olarak yürütülür.
Tıbbi laboratuvar bilgi sistemi ve verilerin korunması
MADDE 30 – (1) Tıbbi laboratuvarda test sonuçları ve kişisel verilerin gizliliğini ve güvenliğini sağlayacak bilgi sistemi kurulur ve işletilir.
Etik ilkeler
MADDE 31 – (1) Tıbbi laboratuvar hizmetleri etik kurallara ve kanıta dayalı laboratuvar tıbbi ilkelerine uygun olarak güncel, bilimsel ve teknolojik gerekleri yerine getirecek şekilde yürütülür.
(2) Test için alınan numunelerin araştırmalarda kullanılmasında klinik araştırmalarla ilgili mevzuat hükümleri uygulanır. Ancak toplum sağlığını korumaya yönelik Bakanlıkça yapılacak çalışmalar ile tıbbi laboratuvarların kalite kontrol analizlerinde bu numuneler kör numune olarak kullanılabilir.
DOKUZUNCU BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Hizmet alımı
MADDE 32 – (1) Kamuya ait tıbbi laboratuvarlar, 7/2/2009 tarihli ve 27134 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Hizmeti Sunan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu Kapsamındaki İdarelerin Teşhis ve Tedaviye Yönelik Olarak Birbirlerinden Yapacakları Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Yönetmelik uyarınca birbirlerinden veya 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu uyarınca özel tıbbi laboratuvarlardan hizmet alabilir.
(2) Özel sağlık kuruluşu bünyesinde bulunması zorunlu tıbbi laboratuvarların dışındaki tıbbi laboratuvar hizmetleri, hizmet satın alma yoluyla, özel tıbbi laboratuvarlardan karşılanabilir.
(3) Hizmet alımı/dış laboratuvar test hizmet alımı durumunda aşağıdakilere uyulması zorunludur:
a) Hizmetin bu yol ile karşılandığı hususunda hastaya ve/veya yakınlarına bilgi verilmesi,
b) Hastadan, laboratuvar testini talep eden kurumda numune alınması,
c) Numunenin, tetkiki gerçekleştirecek tıbbi laboratuvara hasta veya yakınları ile gönderilmemesi,
ç) Tetkiki çalışan kurum veya kuruluş isminin ve adresinin tetkik sonuç raporunda yer alması.
(4) Hizmetin satın alma/dış laboratuvar test hizmet alımı yoluyla gördürülmesi halinde, hizmeti alan sağlık kurum/kuruluşu ile hizmeti veren sağlık kurum/kuruluşu, bu uygulamadan ve sonuçlarından müştereken sorumludur.
Dış laboratuvar test hizmet alımı
MADDE 33 – (1) Özel tıbbi laboratuvarlar ruhsata esas uzmanlık dalı alanıyla ilgili bünyesinde yapılamayan testler için başka tıbbi laboratuvarlardan, dış laboratuvar test hizmeti alabilir.
Numunelerin taşınması
MADDE 34 – (1) Numuneler, 25/9/2010 tarihli ve 27710 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Enfeksiyöz Madde ile Enfeksiyöz Tanı ve Klinik Örneği Taşıma Yönetmeliğine uygun olarak taşınır.
Tıbbi laboratuvarlarda uyulması gereken diğer hususlar
MADDE 35 – (1) Tıbbi laboratuvarlar, Bakanlıktan ruhsat almadan faaliyet gösteremez.
(2) Tıbbi laboratuvar, ruhsat başvurusunda beyan ettiği cihaz ve test listesindeki değişiklikleri en geç otuz işgünü içerisinde müdürlüğe bildirir.
(3) Ruhsatta belirtilen adres haricinde tamamen veya kısmen başka yerde tıbbi laboratuvar hizmeti verilemez.
(4) Tıbbi laboratuvardaki herhangi bir faaliyet alanı veya birim, yetkisi olmayan kişiler tarafından kullanılamaz.
(5) Tıbbi laboratuvarda, ruhsata esas uzmanlık dalı dışında diğer uzmanlık dallarında hekim/uzmançalıştırılamaz ve diğer uzmanlık dallarına ait araç ve gereçler bulundurulamaz.
(6) Özel tıbbi laboratuvarlarda;
a) Özel tıbbi laboratuvarların isimlendirilmesinde; kişilerin yanlış algılaması, karışıklığın önlenmesi amacıyla, hangi ilde olduğuna bakılmaksızın ülke genelindeki üniversite ve kamu sağlık kurum veya kuruluşlarının isimleri aynen veya çağrıştıracak şekilde kullanılamaz.
b) Özel tıbbi laboratuvarların tabelalarında, basılı ve elektronik ortam materyallerinde aynı yazı karakterinde olmak şartıyla “özel” ibaresi, sağlık kuruluşunun isminde kullanılan yazı puntolarının ½ sinden küçük olamaz. Tabelalar ile basılı ve elektronik ortam materyallerinde, ruhsatta kayıtlı tıbbi laboratuvar ismi dışında başka bir isim kullanılamaz ve ruhsatta belirtilen uzmanlık dalları haricinde başka uzmanlık dalı ve/veya başka ibareler yazılamaz.
c) Tıbbi laboratuvar bir şirket tarafından açılmış ise şirketin faaliyetine giren diğer işler tıbbi laboratuvarda yapılamaz.
ç) Tıbbi laboratuvarlar, tanıtım ve bilgilendirme konusunda özel sağlık kuruluşlarının tâbi olduğu mevzuata tâbidir.
d) Adlarına çalışma belgesi düzenlenmeyen tıbbi laboratuvar teknik personeli, tıbbi laboratuvarlarda görev yapamaz.
Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
MADDE 36 – (1) 25/8/2011 tarihli ve 28036 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Mevcut tıbbi laboratuvarların uyumu
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Mevcut tıbbi laboratuvarlar, (Değişik :07.10.2017-30203) “31.12.2017” tarihine kadar bu Yönetmeliğe uyum sağlamak ve ruhsat almak zorundadır. Uyum süresi içerisindeki ruhsat değişikliği gerektiren durumlarda ruhsat işlemleri,15/2/2008 tarihli ve 26788 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkındaki Yönetmeliğe göre yürütülür.
(2) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlık tarafından belirlenmiş olan referans hizmet laboratuvarları, (Değişik :07.10.2017-30203) “31.12.2017” tarihine kadar bu Yönetmeliğe uyum sağlamak ve Test Bazında Referans Yetkili Laboratuvar Belgesini yenilemek zorundadır. Aksi halde referans olma durumları herhangi bir işleme gerek olmaksızın iptal edilir.
Yürürlük
MADDE 37 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 38 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.
Yunan hukukçu ve devlet adamı, Komis Yannis Antonios Kapodistrias hayatını kaybetti. (Doğumu: 11 Şubat 1776) Korfu adasında dünyaya geldi. İtalya’da Padova Üniversitesi‘nde tıp, hukuk ve felsefe dallarında öğrenim gördü. 1813 yılında Rusya’nın temsilcisi olarak İsviçre’nin 19 kantondan oluşan tarafsız bir Avrupa ülkesi halinde kurulmasında rol oynadı. 1815 yılında Napolyon Savaşları sonrasında Avrupa ülkeleri arasında yapılan Viyana Kongresinde Rusya’yı temsil etti. Bu başarıları sonucu I. Aleksandr tarafından Rusya’nın dışişleri bakanlığına getirildi. Avrupa’nın en seçkin politikacı ve diplomatları arasında yer aldı. 1821 yılında Osmanlı Devleti’ne karşı başlayan Yunan isyanlarından sonra Yunanistan siyasetine girdi. 1822 yılında Rusya’nın dışişleri bakanlığından ayrıldı. Yunanistan’ın bağımsızlığı uluslararası alanda tanınmadan önce bir suikast sonucunda öldürüldü. Modern Yunan devletinin kurucusu ve Yunan bağımsızlığının önderi olarak kabul edilmektedir.
Modern Yunan devletinin kurucusuYannis Kapodistrias
1907
NSDAP ve SA üyesi Horst Ludwig Wessel doğdu. (Ölümü: 23 Şubat 1930) 1926 yılında Friedrich Wilhelm Üniversitesi Unter den Linden Hukuk Fakültesi’nde okurken Ekim 1929’da kendisini tam zamanlı olarak Nazi hareketine adamak için üniversiteden ayrıldı. ‘Adolf Hitler’in prensipleri artık benimdir. Terör sadece karşı terörle yok edilebilir Komünistlerin ulaştığı yerler inç inç fethedilmelidir’ diyerek komünist karargahlarına baskınlar yapmaya başladı. Ölümünden sonra Joseph Goebbels’in girişimleriyle nasyonal sosyalist hareket tarafından kahraman ilan edildi.
1938
Avusturyalı hukukçu ve eski Cumhurbaşkanı Heinz Fischer doğdu. Viyana Üniversitesi‘nde hukuk okudu. 1961 yılında doktorasını tamamladı. 1993 yılında Innsbruck Üniversitesinde Siyaset Bilimi Profesörü oldu. 1971 yılında Avusturya parlamentosu Ulusal Konseyi üyesi oldu ve 1990 ile 2002 yılları arasında da konseyin başkanı olarak görev yaptı. 1983’ten 1987’ye kadar Fred Sinowatz başkanlığındaki koalisyon hükümetinde Bilim Bakanı oldu. Sosyal Demokrat Parti’den 8 Temmuz 2004 – 8 Temmuz 2016 tarihleri arasında Avusturya Cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi.
Hukukçu ve Avusturya eski cumhurbaşkanı Heinz Fischer
1944
Birleşik Krallık, Çin, ABD ve Sovyetler Birliği, 9 Ekim tarihinde Birleşmiş Milletler‘in kurulacağını açıkladı.
1950
Amerikalı aktivist ve insan hakları savunucusu Jody Williams doğdu. Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans derecesi aldı. Kara mayınlarının yasaklanmasıyla için yaptığı uluslararası kampanyasıyla tanındı. Sivil toplum kuruluşlarının koordinatörü ve sözcüsü olarak görev aldı. İnsan haklarını ve özellikle kadın haklarını savunmak ve yeni güvenlik anlayışlarını teşvik etmek için çalıştı. 2006’da başlatılan Nobel Kadın Girişimi’ni kurdu. Forbes dergisi tarafından dünyanın en güçlü 100 kadınından biri olarak seçildi. 2007’den beri Houston Üniversitesinde dersler verdi. Çok sayıda esere imza attı. Kara mayınlarının temizlenmesi ve yasaklanması yolunda attığı adımlardan dolayı 1997’de Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
Aktivist ve insan hakları savunucusu Jody Williams
1962
Uganda, Büyük Britanya’dan bağımsızlığını ilan etti.
1970
Kamboçya’daki sağcı darbenin ardından Kmer Cumhuriyeti ilan edildi.
1971
Deniz Gezmiş ve 17 arkadaşı idama mahkûm edildi.
1974
Yumurtalık İlçesi yargıcını öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Yılmaz Güney hakkında 9 Ekim’de müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Milli Güvenlik Kurulu yetkilerini düzenleyen yasa çıktı. Böylece, 1961’den beri yürürlükte olan Kurulun hükümetle ilişkisi ‘danışma’ ile sınırlı olmaktan çıkarıldı.
1986
Nikaragua, Sandinist yönetime karşı savaşan kontra güçlerine silah taşırken düşürülen uçaktan sağ kurtulan ABD askeri danışmanına 30 yıl hapis cezası verilebileceğini bildirdi.
1993
Viyana’da toplanan Avrupa Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları, Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin bir beyanname yayınladı. Beyannamenin devamı niteliğindeki Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme, Avrupa Konseyi tarafından 1 Şubat 1995 tarihinde kabul edildi.
1993
1991 yılında bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan’ın Anayasasında değişiklikler yapıldı. Bağımsızlığa ilişkin hükümler korundu.
1997
Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
2004
Afganistan’da ilk demokratik seçimler yapıldı. Seçmenin parmağına sürülen mürekkep kolay silinince 18 adaydan 15’i seçimi boykot etti. Yabancı gözlemciler ‘oldukça adil, iptale gerek yok’ dedi.
Kuzey Kore 9 Ekim’de ilk atom bombası denemesini yaptı. NATO Konseyi Kuzey Kore’yi kınadı, BM Güvenlik Konseyi 14 Ekim’de ekonomik ve ticari yaptırım kararı aldı.
Pir Sultan Abdal Derneği çağrısıyla zorunlu din dersinin kaldırılması ve Cemevlerine hukuki statü tanınması talebiyle Ankara Kızılay’da 24 saat oturma eylemi yapıldı. Alevi örgütleri, başta AİHM olmak üzere çok sayıda yargı kararı olmasına karşın zorunlu din dersi uygulamasına devam edilmesini protesto için Kurtuluş Parkı’ndan Sakarya Caddesi’ne yürüyerek 24 saat sürecek oturma eylemine başladı.
2012
Uruguay’da kürtaj yasallaştı
2013
Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliği, tıbbi laboratuvarların planlanma, ruhsatlandırma, açılması ile birlikte faaliyet alanlarının düzenlenmeleri, sınıflandırılmaları, izlenmeleri, denetlenmeleri ve faaliyetlerine son verilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek, kaliteli ve verimli hizmet sunmalarını sağlamak amacıyla, Sağlık Bakanlığı tarafından 9 Ekim 2013 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlandı.
2013
ODTÜ’de 2012’de Başbakan Erdoğan’ı protesto eden 11 öğrenci hakkında silahlı terör örgütü adına suç işlemekten dava açıldı.
2023
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Eş Başkanları Berna Çelik, Çınar Altan ve HDP Buca İlçe Eş Başkanı Nihat Türk, sabah saatlerinde emniyette alınan ifadelerinin ardından adliyeye sevk edildi. Bayraklı’da bulunan İzmir Adliyesi’ne getirilen zanlılar savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. İzmir Sulh Ceza Hakimliği, HDP İzmir İl eş başkanları Berna Çelik ve Çınar Altan ile Buca İlçe Eş Başkanı Nihat Türk’ün tutuklanmasına karar verdi.
2024
Kültür Turizm Bakanlığı tarafından, “Rojbash” filminin “ticari dolaşıma uygun olmadığına” karar verilmesi üzerine,. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) kararın iptali için dava açtı.
2024
Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanlığına Mustafa Kurtaran seçildi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı Muhsin Şentürk, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı seçilmişti.
2025
Ankara Barosu’na kayıtlı avukat Paşa Büyükkayaer, DEM Parti’nin Meclis grup toplantısı öncesinde terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan lehine TBMM’de atılan sloganlara ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Tütün Ürünlerinin Sağlık Tehlikeleri Hakkında Bildiri, Dünya Tabipler Birliğinin Avusturya’nın başkenti Viyana’da 1998 yılı Eylül ayında düzenlenen 40’ıncı Dünya Tıp Kongresinde kabul edilmiştir.
Dünya Sigara İçmeme Günü
31 Mayıs, 1987 yılında Dünya Sigara İçmeme Günü olarak kabul edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütüne üye devletler tarafından 1987 yılından bu yana tüm dünyada kutlanmaktadır. Sigara kullanıcılarının sigarayı bırakmaları teşvik edilmektedir. Sigara kullanımından kaynaklı önlenebilir hastalık ve ölümlere dikkati çekmek amaçlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından etkinlik günü olarak belirlenen ‘31 Mayıs Dünya Sigara İçmeme Gününde tüm dünyada sigaranın zararlarına dikkat çekilen etkinlikler düzenlenmektedir.
Tütün Ürünlerinin Salık Tehlikeleri Hakkında Bildiri
ÖNSÖZ
1. Dünyada her yıl tütün kullanımına bağlı 3 Milyon ölüm meydana gelmektedir. Mevcut sigara içme eğilimleri önlenemedikçe, tütün kullanımına bağlı ölüm sayısının 2020’lere kadar veya 2030’ların başına kadar 10 Milyona yükselmesi beklenmektedir ve bunların %70’i gelişmekte olan ülkelerde meydana gelecektir.
Dünya Sağlık Örgütü yoluyla global kamu sağlığı topluluğu bu uyarıcı eğilim konusundaki artan ilgisini ifade etmiştir. Ayrıca, tütün içiminden dolayı ortaya çıkan rahatsız edici ve zararlı maddeler sigara içenler ile yakınlığı olan içmeyenler üzerinde bir sağlık tehdidi oluşturabilir.
2. Tütün endüstrisi bunun, hem iç araştırmalar düzenleyerek hem de ortak desteklenmiş endüstri programları yoluyla gerçekleşen dış kökenli çalışmaların finans edilmesi ile, tütünün sağlık üzerine etkileri konusundaki bilimsel gerçeği belirlemek üzere verildiğini iddia etmektedir. Bununla birlikte endüstri tütün içilmesinin zararlı etkileri ile ilgili bilgileri tutarlı şekilde redetmekte ve direnmektedir. Yıllardan beri endüstri tütün içilmesinin kanser ve kalp hastalığı gibi hastalıklara sebep olduğuna dair hiçbir sonuç raporu bulunmadığını iddia etmiştir. Global tıp mesleği bu iddialar ile sürekli mücadele etmiş ve endüstri tarafından yapılan yaygın reklam kampanyalarına açıkça karşı çıkmıştır ayrıca tıp derneklerinin tütüne karşı kampanyalarda kesin bir öncülük yapması gerektiğine kuvvetle inanmaktadır.
3. Tütün endüstrisi ve alt dalları yıllardır raporların araştırılması ve hazırlanmasını desteklemiştir. Bu tip aktivitelerle ilgilenerek, bireysel araştırmacılar ve/veya kurumlar, tütün endüstrisine sonuçları doğrudan pazarlarda kullanamayacağı durumlarda bile, makul bir görünüm vermektedir. Bu tip ilişkilerde sağlık teşvikinin amaçları ile ilgilerin temel çelişkilerini artırmaktadır.
Öneriler
4. Henüz uygun eylemi gerçekleştirmemiş olsa bile, Dünya Tabipler Birliği Ulusal Tabip Birliklerini ve tüm hekimlerin sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı ile ilgili sağlık tehlikelerini azaltmaya yardımcı olmak için aşağıdaki eylemlerini gerçekleştirmelerini istemektedir:
i) Sigara ve tütün ürünlerinin kullanımına ilişkin bir politik pozisyonu benimsemek ve benimsenen politikayı yayınlamak.
ii) Ulusal Tabip Birliklerinin tüm iş, sosyal ve tören toplantılarında, Dünya Tabip Birliğinin tüm kendi toplantılarında benzer bir yasaklamayı uygulama kararı ile aynı çizgide, sigara içilmesini yasaklamalıdır.
iii) Meslek üyelerini ve toplumu tütün ürünlerinin sağlık açısından tehlikeleri konusundaki eğitim için programlar geliştirmek, desteklemek ve bu programlara katılmaya teşvik etmelidir. Tütün ürünlerinin kullanımından kaçınmak için özellikle çocuk ve genç yetişkinlere yönelik eğitim programları özellikle önemlidir. Kaçınılması amaçlanan dumansız tütün ürünlerini kullanmayanlar ve sigara içmeyenler için programlar sigara içenlerin tütün ürünlerini kullanmaktan vazgeçmeye ikna edilmesinde amaçlanan eğitim kadar gereklidir.
iv) Toplum için önemli modeller olarak her bir hekimi ve konuşmacıyı (tütün ürünlerini kullanmayarak) tütün ürünlerinin kullanımından dolayı ortaya çıkan, sağlık üzerine zararlı etkiler konusunda kamuyu eğitme amaçlı kampanyalara teşvik etme. Tüm hastane ve sağlık kurumlarına bünyelerinde sigara içilmesini yasaklamalarını rica etme.
v) Tütün endüstrisinden gelecek herhangi bir maddi desteği kabul etmekten kaçınma ve endüstriye makul bir durum kazandıracak eylemlerden kaçınmak için, aynısını tıp fakülteleri, araştırma kurumları ve her bir araştırmacının yapmasını sağlamak.
vi) Yasaların aşağıdaki anlaşma ve zorlamalarını onaylamak. Bu yasalarda yer alacak konular şunlardır:
a) Tütün ürünlerinin ve tütün ürünleri ile ilgili tüm reklam ve promosyon malzemelerinin üzerinde sağlık ile ilgili tehlikeleri konusunda uyarıların basılması gereklidir.
b) Kamu binaları, ticari hava yolları, okullar, hastaneler, klinikler ve diğer sağlık kurumlarında sigara içilmesini sınırlamak.
c) Tütün ürünlerinin reklamı ve satış promosyonu konusunda sınırlamalar getirmek.
d) Satış noktası dışında tütün ürünlerinin tüm reklam ve satış promosyonunu yasaklamak.
e) Çocuk ve gençlere sigara ve diğer tütün ürünlerinin satışını yasaklama.
f) Yurtiçi tüm ticari havayolu uçuşlarında ve tüm uluslararası ticari havayolu uçuşlarında sigara içimini yasaklamak ve havaalanlarında vergisiz tütün ürünlerinin satışını yasaklamak.
g) Tütün ve tütün ürünleri için tüm hükümet katkılarını yasaklamak.
h) Tütün ürünlerinin kullanım prevalansı ve tütün ürünlerinin toplumun sağlık durumu üzerine etkilerini ortaya çıkaracak araştırmaları sağlama ve tütün kullanımının sağlık için tehlikeleri konusunda toplum için eğitim programları geliştirme.
i) Halen mevcut olmayan tütün ürünlerinin herhangi bir yeni şeklinin promosyon, dağıtım ve satışını yasaklamak.
j) Sağlık tedbirleri için gelirleri artırmada kullanmak üzere tütün ürünlerinin vergisini yükseltmek.
San Marino’da geçerliliği büyük ölçüde devam etmekte olan anayasa kabul edildi.
1793
Amerikalı tüccar ve devlet adamı John Hancock yaşamını yitirdi. (23 Ocak 1737 – 8 Ekim 1793) Hancock 23 Ocak 1737de dünyaya geldi. Siyasi kariyerine Boston’da başladı. Massachusetts Eyaleti’nin ilk valisi seçildi. Amerikan Devrimi’nde etkin rol alarak devrimin kahramanlarından biri oldu. 4 Temmuz 1776’da Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi‘nin hazırlanışında kongreye başkanlık yaptı. Bildirgeye ilk imza atan kişidir. 1778 yılında ABD Anaasası‘nın hazırlanmasında da önemli rol oynadı.
İlk sendika ve grev yasağı getirildi, Bakanlar Kurulu, Tatil-i Eşgal Cemiyetleri Hakkında Kanun-ı Muvakkat’ı (KHK) çıkardı. Muvakkat Kanun ile kamu hizmeti gören ve kamu yararı bulunan demiryolu, liman, tramvay, su, elektrik vb. işyerlerinde toplu iş bırakma yasaklandı. Muvakkat Kanun ile grevin Uzlaştırma Heyeti toplantılarından sonuç alınamazsa yapılabileceği hükmü getirildi, işyeri işgali ve gösteri düzenlenmesi de yasaklandı. Kanun’un yayınından önce kurulan sendikalar feshedilmiş sayıldı, yeni sendika kurulması tümüyle yasaklandı.
1917
Sovyetler Birliği’nde, Lenin’in göreve getirdiği Aleksandra Kollantai, dünyanın ilk kadın bakanı oldu. Diplomat olan Kollantai, Sovyetler Birliği Norveç Elçisi olarak da görev yaptı, kadın hakları alanında mücadele etti ve birçok eser yazdı.
Aleksandra Kollontai
1925
Yahudi ve Ermeni ruhani başkanları, Lozan Antlaşması’nın azınlıkların korunması ile ilgili hükümlerinin tanıdığı haklardan vazgeçerek, Türk toplumu içinde Türk yasalarıyla yaşamak istediklerini açıkladı.
Amerikalı kadın savunma avukatı Lynne Irene Stewart doğdu. (Ölümü: 7 Mart 2017) Rutgers Üniversitesi Hukuk Bölümünden mezun oldu. 1993’te Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırı emrini verdiği iddia edilen Mısır’lı islami önder Ömer Abdurrahmanı savunmasıyla tanındı.
1962
Cezayir, Birleşmiş Milletler üyesi oldu.
1967
Britanyalı hukukçu, siyasetçi İşçi Partisi başkanı ve Britanya başbakanı Clement Richard Attlee yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Ocak 1883) Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Bağımsız İşçi Partisi’ne katıldı. Avukatlık yapmayarak hukuk kariyerinden vazgeçti ve London School of Economics’te ders vermeye başladı. I. Dünya Savaşı sırasında binbaşı olarak Çanakkale ve Mezopotamya cephelerinde Osmanlı’ya karşı savaştı. 1919’da Stepney belediye başkanı oldu. 1945 yılında Winston Churchill’in yerine Başbakan oldu ve 6 yıl bu görevi sürdürdü.
1968
Boğaz Köprüsü ile ilgili olarak İstanbul Belediyesi mevzii planının iptali için Mimarlar Odası Danıştay’a başvurdu.
1869
Amerikalı siyasetçi 14. Amerika Birleşik Devletleri başkanı kölelik karşıtı Franklin Pierce yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Kasım 1804) Northampton Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1842’de istifa edinceye kadar Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde ve Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’nda görev yaptı. Kurduğu özel hukuk şirketinin yakaladığı başarı sonucunda 1845’te New Hampshire eyaleti Başsavcısı olarak atandı. Kansas-Nebraska Kanunu’nu desteklemesi ve Kaçak Köle Kanunu’nu yürürlüğe sokması gibi bölücü politikaları sonucunda Güney eyaletlerinin ayrılığına imkân sağladı.
1970
Pakistan asıllı İngiliz hukukçu ve siyasetçi Sadiq Khan, doğdu. Kuzey Londra Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi aldı. Bir süre avukatlık yaptı ve bu dönemde özellikle insan hakları konusunda çalışmalar yürüttü. 2005 yılında doğduğu bölge olan Tooting’ten milletvekili seçildi. 2016’da İşçi Partisi’nden Londra Belediye başkanı seçildi. Topluluklardan ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Devlet Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulundu. Batı Avrupa’daki büyükşehirlerde başkan olarak seçilen ilk Müslüman siyasetçi oldu.
1979
Kırsal Mimari Mirasa İlişkin Tavsiye Kararı, Avrupa Komisyonu tarafından 881 (1979) numarası ile (Recomendation 881 (1979) on Rural Arthitectural Heritage) 8 Ekim 1979 tarihinde kabul edildi.
1980
Ölüm cezaları MGK’ca onaylanan 4 hükümlüden Kurtuluş/Dev-Lis üyesi Necdet Adalı ile Balgat katliamı sanığı Mustafa Pehlivanoğlu Ankara merkez Kapalı Cezaevi’nde Sıkıyönetim Mahkemesi kararıyla idam edildi.
1982
Gazeteci Nazlı Ilıcak, ‘Faşizm Yargılanıyor’ başlıklı yazısı nedeniyle 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1987
Yunan Diplomat, Hukuk Profesörü ve Yunanistan Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı Konstantinos Çaços(Κωνσταντίνος Τσάτσος) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Temmuz 1899) Atina Kapodistrian Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1924 yılında Heidelberg Üniversitesi’ne gitti ve burada doktora yaptı. 1933 yılında Hukuk Profesörlüğü unvanını aldı. Yannis Metaksas rejimine muhalefetinden dolayı 1940 yılında tutuklandı ve sürgüne gönderildi. 1974 yılında yeniden milletvekili seçildi ve Kültür Bakanı oldu. 1974 yılında Anayasa Taslağı’nı hazırlayan komisyonun başkanlığını yaptı. 1975 yılında Yunan Parlamentosu tarafından 5 yıl için Cumhurbaşkanı seçildi.
Konstantinos Çaços(
1993
Gürcistan, Bağımsız Devletler Topluluğu’na (BDT) katıldı.
1998
İstanbul’da ‘Halk İçin Kurtuluş’ gazetesinin DGM kararıyla aranıp 24 çalışanının gözaltına alınmasını Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önünde protesto eden 7 kişi gözaltına alındı.
2001
Suriye ABD’nin terörizmi destekleyen ülkeler listesinde yer almasına karşın, BM Güvenlik Konseyi üyeliğine seçildi. BM Genel Kurulu’ndaki oylamada Suriye, oylamaya katılan 177 ülkenin 160’ının oyunu aldı
Prof. Dr. Veli Lök (Tıp Profesörü), Uluslararası İşkence Kurbanları Rehabilitasyon Konseyi’nin (International Rehabilitation Council for Torture Victims) ilk kez verdiği İşkenceyle Mücadele Ödülü’ne layık görüldü. Lök, işkence izlerinin yıllar sonra da tespitini sağlayan kemik sintigrafisi çalışmalarıyla uluslararası literatüre girdi.
2011
İranlı oyuncu Marziye Vefamehr rejimin sanatçılar üzerinde kurduğu baskının eleştirildiği “Benim Satılık Tahran’ım” adlı filmde rol aldığı için bir yıl hapis ve 90 kırbaç cezasına mahkum edildi.
2012
Engin Çeber’i işkenceyle öldürmekten yargılanan başgardiyanlar Selahattin Apaydın, Sami Ergazi ve dönemin Metris 2. Cezaevi Müdürü Fuat Karaosmanoğlu müebbet hapis cezasına mahkum edildi. Yedi sanık da çeşitli cezalara çarptırıldı.
2013
Demokratikleşme paketiyle alınan kararların bir kısmı, ilgili yönetmeliklerin değiştirilmesiyle hayata geçti. Kamuda başörtüsü yasağı, ortaöğretimde “öğrenci andı” kalktı.
2018
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Joseph Davies Tydings yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Mayıs 1928) Maryland Üniversitesi‘nden hukuk diplomasını aldı ve avukatlık yapmaya başladı. 1955’ten 1961’e kadar Maryland Temsilciler Meclisi üyeliği yaptı. 1961’de Amerika Birleşik Devletleri Başsavcısı oldu. Maryland Üniversitesi ve Park Koleji’nde yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 8 Ekim 2018’de kansere yenilerek öldü.
2023
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Kahramanlar Operasyonları” kapsamında arama kaydı bulunan 2 bin 554 firarinin yakalandığını açıkladı.
2023
Ankara 10. Aile Mahkemesi, Ankara’da yaşayan Iraklı Aewaz Ailesinin, 16 yaşındaki küçük kızlarının evlenebilmesi için yaptığı başvuruyu reddetti. Gerekçeli kararda, Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) “hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir” hükmüne uygun bir durumun olmadığı belirtildi. Çocuklara Yönelik Ticari Cinsel Sömürüye Son Derneği de davaya müdahil oldu.
2023
İstanbul’da yirmi yaşındaki üniversite öğrencisi M. A. okula gitmek için bindiği metrobüste Bekir B. tarafından taciz edildiği iddia etti. M.A.’nın tepkisi üzerine metrobüs yolcuları tarafından darp edilerek polise teslim edilen, şikayet üzerine emniyete götürülerek işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Bekir B., Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusundan sonra tutuklandı
Türkiye Kalite Derneği Etik Kuralları (KALDER) ETİK KURALLARI
I.TEMEL İLKELER:
1. Şeffaflık, açıklık, gizlilik
KalDer; hükümet, toplum, üyeleri, işbirliği ortakları, destek verenleri ile sponsorları ve diğer ilgili taraflarla ilişkilerinde kişiye özel ya da fikri mülkiyet kapsamına giren konular dışında şeffaftır. Kişi, kurum ve kuruluşların temel haklarının korunması gerektiği durumlar hariç olmak üzere temel finansal bilgileri, yönetişim yapısı, etkinlikleri ile çalışanlarına (görevlilerine) ve işbirliklerine ilişkin listeler, toplumun (kamunun) erişim ve incelemesine açıktır. KalDer; çalışmaları, kaynaklarının sağlandığı yerler ve kullanım yerleri hakkında toplumu bilgilendirmek için çaba gösterir. KalDer kişiler ve kurumlarla ilgili özel bilgilerin ise gizliliğine saygı duyar ve korunması için elden gelen çabayı gösterir.
2. Hesap verilebilirlik
KalDer; eylemleri ve kararlarının sonuçları için öncelikle hizmet ettiği topluluğa, aynı zamanda mali destekleyicilerine, resmi kurumlara, gönüllülere, çalışanlara, üyelere, işbirliği ortaklarına ve toplumun geneline karşı hesap verebilir olmayı benimsemiştir.
3. Dürüstlük, doğruluk, tarafsızlık
KalDer; üyeleri, hizmetlerini alanlar, destekleyicileri, sponsorları, proje ortakları, çalışanları, resmi makamlar ve toplum ile ilişkilerinde doğruluk ve dürüstlük içinde davranır ve hizmetlerinden yararlandırmada tarafsız ve dengeli davranır. KalDer’in duyurduğu her tür bilginin; ister kendisi, projeleri, herhangi bir birey ve kuruluşla ilgili olsun veya isterse karşı çıktığı, tartıştığı yasal düzenlemelerle ilgili olsun daima tam ve kesin olmasını hedefler. KalDer yolsuzluk, rüşvet veya başka tür finansal uygunsuzluklar ya da yasa dışı durumlarda hiçbir şekilde destekçi olmaz ve buna daima güçlü bir şekilde karşı durur.
4. Gönüllülük
KalDer gibi sivil toplum kuruluşları özel girişimlerle bireyler ve kurumlar tarafından paylaşılmış ilgi alanlarına yönelik çalışmalar için kurulmuş olup, kanunlara dayalı olarak yapılandırılmış resmi devlet kuruluşları değildir. KalDer’in çalışma biçiminin temelinde gönüllülük değer ve ilkeleri birincil güç olarak yer alır.
5. Kar amacı gütmemek
Bir STK olarak bütünselliğini koruyabilmek için KalDer kar amacı gütmeyecek biçimde örgütlenmiştir ve çalışmaktadır. Çalışmalardan elde edilecek artı kazançlar yalnız KalDer’in misyon ve amaçlarını yerine getirmek için kullanılır. KalDer misyon ya da amaçları ile ilgisiz alanlarda ticaret veya iş yapmaz.
6. Vizyona sahip olma ve koruma
KalDer; yalnız dünyanın gerçeklerini görmekle kalmaz, dünyanın olmasını istediği durumu için de görüş (vizyon) sahibidir. Başarı ve başarısızlıklarından ders alarak öğrenmeyi sürdürürken, kuruluş felsefesindeki ruhu, heyecanı ve hayallerini korur.
II. TOPLUMLA İLGİLİ YÜKÜMLÜLÜKLER:
1. Toplum yararını düşünmek
KalDer’de her zaman toplum yararına olma ruhu ve inancı vardır. Toplumsal maddi kaynak, bireysel amaçlar için kullanılmaz ve toplumsal varlıklar kutsal bir emanet gibi özenle kullanılır. Tüm etkinliklerde çevreye karşı gözetici bir tavır sergilenir. KalDer; çalışmalarının ve etkinliklerinin, toplumun STK’ları algılaması üzerinde etkili olduğunun farkındadır; toplumun STK’lara güveni konusundaki sorumluluktan kendine düşen payı taşır.
2. Yasalara uyma
KalDer; tüm çalışmalarında yasalara saygılı olduğunu açıkça ortaya koyar. Kararlarını oluştururken ilgili tüm yasal gereklilikleri ve yükümlülükleri dikkate alır. Kanuni gerekliliklerin yerine getirilmediği bütün kararlardan hesap verme durumunda olacaktır.
3. İnsan haklarına saygı
KalDer bireylerin, temel haklarını –İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de tanınmış olanlar gibi- hiçbir şekilde ihlal etmez. KalDer tüm insanların doğuştan özgür, saygınlık ve hakları için eşit olduğunun farkındadır, hizmet götürdüğü kesimlerin ahlaki değerlerine, dinlerine, adet, gelenek ve kültürlerine duyarlıdır. Ailenin toplumda insan hakları ve saygınlığını özendiren birim olduğu bilinci ile ailenin bütünlüğüne saygı gösterilir. KalDer; her bireyin düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğüne saygı gösterir.
4. KalDer’i temsil etme
Üyeler, çalışanlar ve seçilmiş kurullar KalDer’i yalnız yetkilendirildikleri durum ve konumlarda temsil edebilirler.
III. ÜYELER, GÖNÜLLÜLER, HİZMET ALANLARLA ve İŞBİRLİKLERİ İLE İLGİLİ YÜKÜMLÜLÜKLER:
1. Sorumluluk
KalDer; topluma karşı yüklendiği görev ve sorumluluklarını insiyatif alarak yerine getirir. Hedeflerine ulaşmak için geçerli çözümleri aramak ve uygulamak üzere etkisel (proaktif) yaklaşımla uygun olan her tür kaynağı değerlendirir. KalDer bir STK olma konumunu sahiplenir ve açıkladığı amaçlarına ulaşma yönündeki çalışmaların sonuçları için hesap verilebilir şekilde daima mükemmellik için uğraşır ve etik davranış alanında üyelerine rehberlik verir.
2. Tüm tarafları kavrayan bakış açısı
KalDer herhangi bir uzlaşmazlık ya da çatışma durumunda önyargısız olarak tüm tarafların gereksinim ve durumlarını anlamaya çalışır.
3. Tanınma ve Görünüm
KalDer’in üyeleri, gönüllüleri, yönetim organları, çalışanları ile hizmet alanlar ve verenler; KalDer’in misyonunu gerçekleştirmek üzere toplum yararına çalışma özelliğini koruyacak şekilde davranır ve KalDer’in paydaşları olarak bu yaklaşımın etkililiğini zayıflatacak fiil, davranış ve hareketlerden kaçınmak durumundadırlar.
4. Yetkin olma
KalDer sadece yetkinliği olan ve verimli/etkili olabileceği alanlarda hizmet verebileceği işleri kabul eder. Sunduğu önerilerin; değerlendirme ve çözümlerin oluşumunda konuyla ilgili tüm bilgi ve deneyimlerin nesnel bir şekilde analiz edilmesini ve düşünülmesini, gerçekçi, uygulanabilir ve hizmet alan tarafından açıkça anlaşılabilir olmasını sağlar.
5. Bağımsızlık
KalDer şirketlerle, devletle, resmi kurumlarla, ve diğer organizasyonlarla var olan; KalDer’in hedeflerini, faaliyetlerini ve olası etkilerini maddi olarak değiştirebilecek nitelikteki tüm hukuki, organizasyonel ya da mali bağları ve bağlantılarını açıklamak durumundadır. KalDer hizmet sunumunda bağımsız ve hizmet alanın çıkarlarını gözeten biçimde hareket eder.
6. Çıkar çatışması
Çıkar çatışması, bir kişi ya da kuruluşun özel çıkarının herhangi bir şekilde KalDer’in çıkarlarını bir bütün olarak etkilemesi halinde doğar. Herhangi bir çıkar çatışmasının olup olmadığı, durum hakkındaki gerçeklere ve diğer ilgili bilgiye dayanarak saptanmalıdır. Hizmetler sunulurken farklı kuruluş ve bireylerin çıkarlarının uyuşmayabileceği durumlar için kararların sağlıklı olmasını sağlayacak ve tarafların çıkarlarını tehdit etmeyecek biçimde davranılır. KalDer’in üyeleri, gönüllüleri, yönetim organları, çalışanları ve hizmet alanlar için çıkar uyuşmazlığı oluşturabilecek durumlar ayrıntılı biçimde tanımlanır ve önlemler alınır. Bu amaçla gerçekleştirilen uygulamaların gözetim ve denetimi sağlanır.
7. Sınırlar ötesi işbirliği
STK’lar insanlığın karşısındaki ciddi tehditlere yanıt vermek için ortak sorumluluk sahibidirler. Dünya barışında ve küresel refah artışında anlamlı ilerleme; dinler, kültürler ve ırklar arasında yapılacak çalışmalar ile politik ve etnik kimliğe dayalı insanları ve kurumları ayrışmaya yönelten yapay sınırların aşılmasıyla beslenip gelişebilir. STK’lar kendi kuruluş amaçları çerçevesi içinde kalmak üzere ve bu yönde benzer değer ve amaçları paylaşan örgüt ve bireylerle birlikte bu yapay sınırların ötesine geçmeye gönüllü olmalıdırlar. KalDer diğer STK’larla, toplumun geneli için olumlu kazanımlar sağlamak amacıyla işbirliğine dayalı bu tür etik ilişkiler kurar ve sürdürür.
8. Birlikte çalışmaktan doğan yükümlülükler
KalDer birlikte çalıştığı kişi ve kuruluşların bu etik ilkeler doğrultusunda çalışmasını gözetir ve teşvik eder.
Anamuhalefet Partisi, parlamenter sistemle yönetilen ülkelerde iktidar partilerinden sonra en yüksek oyu almış partiyi tanımlamak için kullanılan kavramdır. Ana muhalefet partisi demokrasi ile yönetilen ülkelerde genellikle mevcut yönetime en yakın alternatif parti olarak görülmektedir. Ana muhalefet partisinden toplumun en temel beklentisi, iktidara alternatif olabilecek bir yönetim vizyonu ve güvenilir bir dönüşüm umudu sunmasıdır.
2820 Sayılı Siyasal Partiler Kanununun 35. maddesine göre Bakanlar Kuruluna katılmayan ve grubu bulunan siyasi partiler arasında en fazla milletvekiline sahip olan partidir. Siyasi partilerin milletvekili sayılarının eşit olması hâlinde, son milletvekili seçimlerinde aldıkları muteber oy sayısına bakılmaktadır. Bakanlar Kuruluna katılmayan ve grubu bulunan siyasi partiler arasında en fazla milletvekiline sahip olan partiye anamuhalefet partisi, genel başkanına da anamuhalefet partisi genel başkanı denir.
Anayasanın 150. maddesi, “Kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna ve üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir.” demekte ve mecliste en fazla üyeye sahip ikinci parti olan Anamuhalefet Partisine Anayasa Mahkemesinde dava açma hakkı vermektedir.
2017 yılında yapılan Anayasa değişikliği sonucunda, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesi ile birlikte Anamuhalefet Partisi kavramı güncelliğini yitirmiştir.
Türkiye Siyasal tarihinde ana muhalefet görevi yapmış partilerin ve genel başkanlarınının yıllara göre sıralı listesi
Van, Gevaş, Halime Hatun Türbesi (Selçuklu Dönemi Eseri,(MS:1335)- Önceki ve Sonraki Hali
Kırsal Mimari Mirasa İlişkin Tavsiye Kararı, Avrupa Komisyonu tarafından 881 (1979) numarası ile (Recomendation 881 (1979) on Rural Arthitectural Heritage) 8 Ekim 1979 tarihinde kabul edilmiştir.
Hayvan barınağı haline dönüşmüş olan St. Thomas Manastırı – Gevaş -Van
Kültür ve Eğitim Komitesi raporuna dayanılarak hazırlanan Tavsiye Kararı Avrupa Mimari Mirasın Korunması Sözleşmesi ile koruma altına alınan mimari mirasın yanı sıra kırsal mirası da gündemine almış; yerel kültürel ve sosyolojik varlığın muhafazasına dikkat çekerek kırsal mimarinin önemini konsey üyelerine hatırlatmıştır. Kırsal bölgelere özgü sosyal ve kültürel değerlerin geliştirilmesi ve kırsal kesimlerdeki tarihi mimari ortamın muhafaza edilmesi tavsiye kararının amacını oluşturmuştur.
AVRUPA KONSEYİ Kırsal Mimari Mirasa İlişkin Tavsiye Kararı
Konsey;
1. Kırsal ve Mimari mirasa ilişkin Kültür ve Eğitim Komitesi’nin 4421 belge no’lu raporunu göz önünde bulundurarak;
2. 1975 Avrupa mimari miras yılının tıpkı Avrupa Mimari Mirasın Korunması Sözleşmesi’nde olduğu gibi şehir mirasının yanı sıra kırsal mirasa da aynı derecede önem verildiğini göz önünde bulundurarak;
3. Kırsal miras ve bunun korunmasına ilişkin sorunlara verilen önemin 1975’ten beri dikkate değer bir artış göstermediğini ancak “modernleşme” adı alında zarar verme sürecinin hızlı bir şekilde devam ettiğini göz önünde bulundurarak;
4. Kırsal kesime ilişkin Avrupa Konseyi’nin son zamanlardaki girişimlerini özellikle de Gırnata başvurusu ve 3. Avrupa Tarihi Şehirler Bilgi Şöleni Nihai Bildirisi (Münich/Landshut, 1978) memnuniyetle karşılayarak;
5. Mimari mirasın korunmasına ilişkin son Tavsiye Kararı’nın 880 özellikle listeleme, koruyucu mevzuat ve mali destek sağlanması konularında şehir mimarisine olduğu kadar kırsal mimariye de uygulanmasının ve bununla birlikte kırsal mimari miras konusunda daha fazla çalışma ve araştırma yapılmasına duyulan gereksinimin altını çizerek,
6. Yerel kültürel ve sosyolojik bağlamda ve daha geniş anlamda taşıdığı çevrebilimsel ve ekonomik role bağlı olarak kırsal mimarinin öneminin altını çizerek;
7. Kırsal bölgede yaşayan halkın kendilerine özgü sosyal ve kültürel değerlerini geliştirmesine fırsat tanınacaksa kırsal kesimlerdeki tarihi mimari ortamın muhafaza edilmesi ve korunmasının gerektiğine inanarak;
8. Kırsal kesimlerdeki ticari faaliyetleri yürüten kişilerin kırsal mimari mirasın yanı sıra doğal ortamlarının korunmasına da katkıda bulunmaları gerektiğini kabul etmelerini umarak;
9. Özellikle gençler olmak üzere şehirlerde oturan kişilerin de kırsal bölgelerdeki değerlerin önemini daha iyi anladıklarını ve ilgili resmi kurumlarını bu eğilimin desteklemelerini ancak turizm, hafta sonu ziyaretleri ve ikinci evlerin bu kırsal kesimdeki yaşama zarar vermemesini sağlamaların istediklerin belirterek;
10. Şehirler ile kırsal kesimlerin bölgesel gelişimlerine ilişkin takip edilen politikalar konusunda tatmin edici bir dengenin ve olumlu bir işbirliğinin ancak şehir ve kırsal kesimin planlamasının eşit şekilde değerlendirilmesiyle mümkün olabileceği inancıyla;
11. Kırsal mimari mirasın korunması için harekete geçilmesi konusunda kırsal kesimin sorunlarıyla ilgilenen diğer birimlerden özellikle de Avrupa’nın Bölgesel Planlamadan sorumlu Bakanlıkları ile Avrupa Komitelerinden harekete geçme yönünde yapıcı bir adım atılması beklentisiyle;
12. Bakanlar Komitesi’nin aşağıda belirtilen hususları yerine getirmesi yönünde tavsiyede bulunur.
a) Kırsal mirası etkileyen kararlarlara ilgi gösterme ihtimali bulunan çeşitli birimlere bu tavsiye kararının gönderilmesi;
b) Avrupa Konseyi’nin Đkinci orta vadeli planı çerçevesinde kırsal mirasın gerçekten dikkate alınmasının sağlanması;
c) Bölgesel Planlama ve Mimari miras Yürüme Kurulundan şehir Rönesanssına ilişkin 1980 yılında yürüttüğü kampanyayı kırsal kesimdeki hayatın canlandırılmasını sağlayarak daha başka bir kampanyayla dengelemesinin istenmesi;
d) Önemli mimari mirasların yanı sıra bir doğal ortam ve peyzaj sorunu da olan mirasın kalitesini ve kırsal kesimlerin doğal yaşamını korumak için acilen harekete geçilmesi gerektiğinin göz önünde bulundurulması
Karar, “Kız çocuklarının çocuk haklarından eşit olarak yararlanmadığını, onlara verilecek her türlü desteğin kız çocuklarına karşı ayrımcılığı ve şiddeti önleyeceğini, onları güçlendireceğini ve bunun toplumsal açıdan yarar sağlayacağını” önemle vurgulamıştır.
2011 tarihli karardan önce 1995 yılında yayınlanan Pekin Deklarasyonu, kızların haklarını özel olarak dile getiren ilk deklarasyondur.
Dünya liderlerinin 2015 yılında kabul ettiği Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi ise kız çocuklarının haklarını daha ileriye taşıma hedefi gütmektedir. Cinsiyet eşitliğini ve kadınların güçlenmesini sağlamak, sürdürülebilir kalkınma hedefleri tanımlanan 17 hedefin her birinin gerçekleşmesinde olmazsa olmaz koşullar olarak belirlenmiştir.
Gün, dünyanın çoğu ülkesinde kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler, her yılki kutlamalarda, kız çocuklarının geleceğine vurgu yapmak için yeni temalar belirlemektedir.
2012 yılından beri 11 Ekim tarihi, kız çocuklarının eğitim, sağlık, güvenlik, beslenme, gelişim ve benzeri haklarını eşit olarak kullanması ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık ve şiddete son verilmesi çağrılarının yapıldığı bir gün olarak kutlanmaktadır.
Özellikle gelişmemiş ülkelerde kız çocuklarının okuma oranını artırma kampanyaları yapılmaktadır. Ancak, eğitim sorunlarının küresel bir mesele olduğuna vurgu yapılmaktadır.
Dünya Kız Çocukları Günü, kız çocuklarının karşılaştığı zorlukların ele alınması ve kız çocuklarının güçlendirilmesi ile insan haklarının hayata geçirilmesine dikkat çekmektedir.