Ana Sayfa Blog Sayfa 11

Türkiye ile Yunanistan Arasında Kliring Anlaşması

1

Türkiye ile Yunanistan Arasında Kliring Anlaşması, Yunanistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasında 26 Eylül 1935 tarihinde Atina’da imzalanmıştır. Dışişleri Bakanlığını 2 Kasım 1935 tarihli yazısıyla Bakanlar Kuruluna gönderilen ve onaylanan kliring anlaşması, 12 Kasım 1935 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kliring, ülkeler arasındaki iki taraflı ticaret anlaşmalarının mal değiş tokuşu ile ödenmesini öngören bir türüdür. İki ülke arasında yapılan alışveriş karşılıklı mal takası ile gerçekleşmektedir. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan takas ve mahsup yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Kliring kurumları genellikle merkez bankası ya da kliring ofisi olarak belirlenmektedir.

Türkiye ile Yunanistan Arasında Kliring Anlaşması

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti aralarındaki ticari münasebetlerin tesviyesine siyasî uzlaşma ve samimî teşriki mesai fikrini tatbik etmek ve ahvali hazır içinde kendilerinin ticarî mübadelelerine inkişaf imkânlarının kâffesini vermek için, iki memleket arasında halen mer’î 30 teşrinievvel 1930 tarihli ikamet, ticaret ve seyrisefain mukavelesi hükümlerini ihlâl etmemek şartile ticarî mübadelelerini aşağıdaki rejime tâbi tutmağa karar vermişlerdir.

Madde 1

Mülhak 1 numaralı listede sayılı Yunan menşeli mallar miktarla tahdid edilmeksizin ve 2 nci listede sayılılar, her madde için tayin edilen kontenjan hadleri dahilinde Türkiyeye ithal edileceklerdir.

Şurası mukarrerdir ki, bu iki listede sayılı olmıyan Yunan malları için, Yunanistan Türkiyede mer’î umumî ithal rejiminden istifade edecektir.

Madde 2 

Bu anlaşmanın mer’iyete girmesinden sonra her iki tarafça ihraç edilecek mallara ihracatçı memleketin salâhiyettar ticaret ve sanayi odası tarafından; mülhak Örneğe göre iki nüsha olarak verilmiş menşe şehadetnamesi terfik edilmiş olacaktır. Bu şehadetnameler malın sevk limanındaki F.O.B. kıymetini ihtiva edeceklerdir.

Bu şehadetnamelerin (B) Düplicatası ithalât gümrük bürosu tarafından mühürlenecek ve aşağıdaki hükümlere göre ithalâtçının tediyat yapacağı Merkez Bankasına kendisi tarafından gönderilecektir.

Madde 3

Türk mallarının Yunanistan’a ithalinden tahaddüs eden alacaklar Yunan ithalâtçısı tarafından Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası namına Yunan Bankasına mal kıymetinin drahmi olarak yatırılması ile tesviye edilmiş olacaktır.

Menşe şehadetnamelerine yazılmış fiatler, bu fiatlerin doğruluğundan ithalâtçı memleket Takdiri Kıymet Komisyonları tarafından ciddî sebeblerle şüphelenilmedikçe, aşağıdaki hükümler mucibince yapılacak tediyelerde esas olarak kabul edilecektir. Şüphelenildiği takdirde, ithalâtçı memleket Takdiri Kıymet Komisyonu, mevzuubahis malın hakikî kıymetini takdir için ihracatçı memleketin salâhiyettar komisyonu ile mutabık kalacaktır.

Yunan Bankası, bu suretle tediye edilmiş meblâğın % 50 sini kendi defterlerinde Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası namına açacağı faizsiz hususî bir A hesabına Türk lirası olarak ve mütebaki °/o 50 yi faizsiz hususî B hesabına Fransız frangı olarak geçirecektir.

Yukarıda sözü geçen hususî hesaba geçirilecek olan meblâğlar aşağıda yazılı hususlara tahsis edilecektir.

a) Türkiye’ye ithâl edilen Yunan menşeli malların tediyesine

b) 6 ay için ceman 7.500.000 Drahmilik bir miktarı geçmemek üzere adam başına 7.500 Drahmi olmak ve fazla olarak adam başına her ay için 16.000 Drahmiyi geçmemek üzere beş günden fazla ikamet halinde beher fazla gün için adam başına 1.500 Drahmi olmak üzere Yunanistan’a girecek olan Türk turistlerinin masraflarını ödemeğe,

c) Türkiye’nin Selanik Panayırına iştirak masrafları

d) Türk bayrağını taşıyan gemilerin Yunan limanlarında Yunan emtiası ile aprovizyonman masrafına.

B – Hususî hesabının matlûbuna geçirilmiş olan meblağlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının tamamen emrine tahsis edilecek ve serbestçe transfer edilebilecektir.

Madde 4

Maamafih Türk menşeli maden kömürü bundan evvelki maddede yazılı Yunanistana yapılan Türk ithalâtının umumî tediye rejiminden istisna edilecek ve bunun esmanı Yunanistan Bankasının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası namına Türk lirası olarak açacağı faizsiz bir C hesabına geçirilmek üzere Yunan ithalâtçısı tarafından tediye edilecektir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bu hesabdaki alacakları Türkiye ve Yunanistan’ın bir başka Kliring anlaşması ile bağlı oldukları veya olacakları ve Yunanistan’ın aktif ve Türkiye’nin pasif bir soldu bulunduğu memleketlerin Merkez Bankaları veya takas Ofislerinde Yunanistan Bankasının alacakları ile kompanse edilecektir.

Tripartit Kliringin otomatik bir surette işlemesini temin etmek üzere her iki Merkez Bankası Türkiye ve Yunanistan’ın Kliring anlaşmaları’ ile bağlı olduğu memleketlerin Merkez Bankaları veya takas Ofisleri nezdinde lâzım gelen teşebbüsleri müştereken yapacaklar ve bu müesseselerin Yunanistan için aktif ve Türkiye için pasif bir soldu husule gelir gelmez iki memleket Merkez Bankaları bundan telgrafla haberdar edilmelerini temin edeceklerdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının vereceği müsaade üzerine sözü geçen müesseseler tripartit kompansasyon muamelesini yapacaklardır.

Madde 5

Yunan menşeli malların Türkiyeye ithalinden husule gelecek alacaklar Türk ithalâtçısı tarafından bu malların Türk lirası olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına yatırılmak suretile tesviye edilecek ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bu paralan Yunanistan Bankası hesabına defterlerinde açacağı faizsiz bir Comptd d’ordre’a geçirecektir.

Madde 6

Her iki Merkez Bankası kendilerine yapılan tediyelerden yekdiğerini günü gününe haberdar edeceklerdir.

Her tahsil ihbarnamesi alâkadar satıcıya yapılacak tediyeyi mümkün kılacak kayidleri ihtiva edecektir. Alâkadar satıcılara yapılacak tediyeler alıcılardan yapılan tahsilat sırasile ödenecektir. Fakat, bir Türk ihracatçısı veya bunun yerine bir Türk taciri derhal Yunan malı ithal etmeği taahhüd ettiği takdirde Cumhuriyet Merkez Bankası sıra beklemeksizin bu ihracatçıya tediyede bulunabilecektir.

Madde 7

Drahminin veya her hangi bir ecnebi parasının Türk lirasına tahvili, Cumhuriyet Merkez Bankasına ve
Yunanistan Bankasına yapılan tediye gününden bir evvelki günkü Zürich Borsasının son kursu üzerinden yapılacaktır.

Merkez Bankaları sıkı bir teşriki mesai ile işbu anlaşmanın en iyi tatbik şartlarını temine çalışacaklar ve anlaşma hükümlerinin tatbik usulleri üzerinde mutabık kalacaklardır. Bunu yapmakla beraber bundan evvelki anlaşmaların tatbiki esnasında müşahede edilen müşkülâtı izale etmeğe gayret edecek ve bilhassa iki memleketin paralarının alış ve satış kursu arasındaki farkı ve ticarî mübadelelerin tâbi tutuldukları külfetleri mümkün mertebe azaltmak suretile bu mübadeleleri imkân dairesinde kolaylaştırmağa çalışacaklardır.

Madde 8

İki taraftan biri Uluslararası ticaretine işbu anlaşmanın hüsnü surette tatbikına halel getirebilecek şekilde yeni bir umumî hüküm tatbik ettiği takdirde; diğer taraf işbu anlaşmanın yeni tatbika tetabuk ettirilmesini taleb edebilecektir.

Madde 9

İki taraf kendi ülkelerine yapılacak ithalâtın salâhiyettar her hangi bir gümrük dairesinden geçirilmesine
müsaade etmeği taahhüd ederler.

Madde 10

10 sonteşrin 1934 tarihli Türk-Yunan anlaşması hükümlerine tevfikan ihraç edilmiş olup işbu anlaşmanın mer’iyet mevkiine girdiği anda daha mevkii tedavülde bulunan bonolar bu anlaşma müddetince Türkiye’ye ithaline müsaade edilen Yunan menşeli mal mubayaasında kullanılacaktır. 10 sonteşrin 1934 tarihli anlaşma hükümleri mucibince yapılmakta olan hususî takas muameleleri işbu anlaşma müddetince tasfiye edilecektir.

Madde 11

İşbu anlaşma ile tesis edilen tediye usulleri ancak Yunanistan’a filen ithal edilmiş olan mallara tatbik edilecektir. Bu takyid hükmü transit yolu ile ve Yunan liman ve merkezleri vasıtasile ecnebi memleketlere ihraç edilen Türk mallarına aid dövizlere şamil olmayacaktır.

Madde 12

İşbu anlaşmanın devamı müddetince Yunan Hükümeti; Türk ticaretine, geçen sene kendisine verilmiş olan kontenjanlar üzerinden, geçen senenin aynı devresi zarfında Türkiye’den yapılan ithalâttan daha az miktarda olmamak üzere ithal hakkı temin edecektir.

Madde 13

İşbu anlaşma 1 ilkteşrin 1935 den itibaren 6 ay müddetle muteber olacaktır.

Bu devrenin inkızasından evvel biı aylık bir ihbar müddetile feshedilmediği takdirde 30 gün evvel feshi

ihbar edilmedikçe mer’iyette kalacaktır.

26 Eylül 1935 de Atina’da iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

27 Ocak – Hukuk Takvimi

0

27 Ocak – Hukuk Takvimi

98 Roma’da kendisinden sonra göreve gelecek kişiyi aile bağlarına bağlı kalmaksızın belirleyen ilk imparator olan Marcus Cocceius Nerva yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Kasım 30-35) İki yıl Roma İmparatoru olarak görev yaptı ve en kısa görevde kalanlardan oldu. Vatana ihanet suçlarını serbest bıraktı ve af kanunları çıkardı.
1868 Fin hukukçu ve siyasetçi Arthur Brofeldt (Ölümü: 27 Ağustos 1928) Helsinki Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. Finlandiya Senatosu’na seçildi.rauf

1878 Fransız avukat Olympe Démarez doğdu. (Ölümü: 5 Eylül 1964) Asıl mesleği öğretmenlikti. 1902’den 1908’e kadar Dunkirk’te öğretmen olarak çalıştı. avukat olan Charles Valentin’in ofisinde sekreter olarak çalışmaya başlaıktan sonra hukukla olan ilgilenmeye başladı ve 30 yaşında iken asıl mesleğini bırakarak hukuk alanında ön lisans derecesini aldı. 1913 yılında hukuk fakültesinden mezun oldu. 2 Şubat 1914’te, 36 yaşındayken ülkesinin kuzey bölgesindeki ilk kadın avukat oldu. İlk kadın avukatlardan biri olması nedeniyle çeşitli zorluklarla karşılaştı. Fransa’da 4 Ekim 1944’te yapılan yasa değişikliğiyle kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesinin ardından Dunkerque Belediye Meclisine seçilen ilk kadın unvanını kazandı. Kentin arşivlerini yeniden düzenleme görevini üstlendi. İkinci Dünya Savaşı sırasında mülteci çocuklar için çalıştı. Yaşadığı dönemde aykırı bir tutum olmasına rağmen tamamen erkeklerin egemenliğinde olan alanlarda faaliyet yürüttü. 5 Eylül 1964’te 86 yaşında iken yaşamını yitirdi.

Fransa’nın ilk avukatlarından Olympe Démarez
1880 Thomas Edison, elektrik ampulünün patentini aldı. Edison, daha sonra 24 Ağustos 1891’de, hareketli çekim yapan kameranın patentini ve 9 Ağustos 1892’de iki yönlü telgrafın patentini almıştı.
1881 Avukat ve İzlanda’nın ilk cumhurbaşkanı Sveinn Björnsson yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Ocak 1881) Kopenhag Üniversitesi‘nde hukuk okudu.  1920’de Reykjavik’te savcı olarak görev yaptı.  1919’da Ulusal Üst Mahkeme’de savcı olarak görev yaptı. 1912-1920 Reykjavik Kent Konseyi üyesi ve 1918-1920 başkanlığı yaptı. İzlanda’nın 1918’de Danimarka’dan bağımsızlığını kazanmasının ardından 1920-24 ve 1926-40 yılları arasında Danimarka’da bakanlık yaptı. 17 Haziran 1944 tarihinde Cumhuriyet ilan edilen İzlanda’nın ilk Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
1890 Finlandiya’nın felsefe kökenli başbakanı Mauno Pekkala doğdu. (Ölümü: 30 Haziran 1952) 1946-1948 yılları arasında Finlandiya’da başbakanlık yaptı. Başbakanlığı önceisnde Finlandiya Sosyal Demokrat Partisi üyesi adına politika yapmış ve Tarım Bakanı, Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yapmıştı. 
1924 Kıbrıs Türkü hukukçu ve siyasetçi Rauf Raif Denktaş dünyaya geldi. (Ölümü: 13 Ocak 2012) Yargıç Raif Bey’in oğlu olan Denktaş, 1944 yılında hukuk eğitimi için Lincoln’s Inn’de okumak üzere Birleşik Krallık’a gitti. 1947 yılında adaya döndü ve Kıbrıs Cumhuriyetinde avukatlığa başladı. Daha sonra savcılık yaptı ve 1956 yılında başsavcılığa yükseldi. KKTC’nin kurulmasının ardından Kurucu Cumhurbaşkanı oldu ve 5 Mayıs 1985 tarihinde Halkoylamasına sunulup kabul edilen KKTC Anayasasını yürürlüğe koydu. 1983’ten 2005’e kadar toplamda 21 yıl 5 ay 9 gün cumhurbaşkanlığı yaptı. Vefatının ardından Türkiye ve KKTC’de ulusal yas ilan edildi. 17 Ocak 2012 günü, yapılan devlet töreniyle Lefkoşa’daki Cumhuriyet Parkı’nda defnedildi.

Glafkos Klerides, Rauf-Denktas ve Kofi Annan müzakereler sırasında
1934 Fransa’nın hukukçu başbakanlarından Camille Chautemps görevinden istifa etti. Yeni hükûmeti, Édouard Daladier kurdu. Chautemps, 21 Şubat 1930 – 2 Mart 1930 ve 22 Haziran 1937-13 Mart 1938 tarihleri arasında iki defa başbakanlık yaptı.
1934 Fransa’nın ilk kadın başbakanı Édith Cresson doğdu. Yüksek Ticari Eğitim Okulu’ndan mezun oldu. Demografi alanında doktora yaptı, ekonomi mühendisi olarakMaliye müfettişi olarak iş yaşamına katıldı. Sosyalist Parti’ye girdi. Birçok kez parlamenter olarak seçildi. 1977-1983 arasında, Thuré Belediye Başkanı ve 1983-1997 arasında Châtellerault Belediye Başkanı olarak görev yaptı. Tarım Bakanlığı, Dış Ticaret ve Turizm Bakanlığı, Sanayi ve Dış Ticaret Bakanlığı ile Avrupa İşleri Bakanı olarak çeşitli kabinelere girdi. 15 Mayıs 1991-2 Nisan 1992 tarihleri arasında Fransa başbakanı olarak çalıştı.
1937 27 Ocak 1937 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletler Cemiyeti toplantısında, Hatay’ın bağımsızlığı kabul edildi. Hatay Cumhuriyeti Anayasası, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil tarafından hazırlandı. Hatay Cumhuriyeti Anayasası, 25 maddeden oluşan kısa ve özlü bir Anayasadır. Anayasa metinleri arasında kendine özgü ve dönemsel bir geçiş anayasasıdır.
1940 Millî Korunma Kanunu, Resmi Gazete’de yayınlandı. Kanun, 18 Ocak 1940 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmişti. Yaygın olarak 1940-42 yılları ile 1956-1960 yılları arasında uygulanmıştır. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinden sonra “Millî Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun”  adıyla 10 Eylül 1960 tarihinde çıkarılan ve 16 Eylül’de Resmi Gazetede yayınlanan 79 numaralı yasa ile Milli Korunma Kanunu ilga edilmiş, kanun ile kurulan Milli Korunma Mahkemeleri de tamamen lağvedilmiştir.
1943 Varlık Vergisi Hakkında Kanun gereğince vergilerini ödemeyen mükellefler, borçlarını “bedenen çalışarak ödemeleri” için çalışma kamplarına gönderildi. Tümü İstanbullu gayrimüslimlerden oluşan 32 kişilik ilk kafile Aşkale’ye doğru yola çıktı.
1944 Kuzey İrlandalı barış eylemcisi Mairead Corrigan doğdu. katolik okulunda okudu. Kuzey İrlanda’da, Betty Williams ve Ciaran McKeown ile birlikte Barış Halk Topluluğu adıyla barışçı çözümleri teşvike adanmış bir örgüt kurdu. Kuzey İrlanda barış hareketinin öncülerinden biri oldu. İsrail hükûmetinin Gazze’ye yönelik politikasına karşı çıktı. Corrigan, MV Rachel Corrie filosunun bir parçası olarak ablukayı delmek için Gazze’ye gitti ancak abluka ihlali girişimi başarısız oldu. Ölüm cezası ve ötenazi ve kürtaj alanında çalışmalar yaptı. Siyasi mahkumların haklarını savundu. 1976 Nobel Barış Ödülü verildi. Kazandığı dönemde  en genç Nobel Barış Ödülü sahibi unvanına sahip oldu.
1947 Öğretim kurumları dışında din eğitimine izin verildi.
1954 Köy Enstitüleri ile İlk Öğretmen Okullarını, İlk Öğretmen Okulları adı altında birleştiren yasa Meclis’te kabul edildi. Böylece Köy Enstitüleri kapatıldı.

Köy enstitülerinin kurulduğu yerleri gösteren harita
1954 Millet Partisi kapatıldı, din esasına dayanan ve amacını gizleyen bir parti olduğu iddia edildi, yöneticileri de birer gün hapis ve 250’şer kuruş para cezasına çarptırıldı.
1965 Türkiye’nin ulusal davalarından Hatay’ın Anayasası’nı yazan Ord. Prof. Ali Fuat Başgil‘in İsviçre’de Fransızca olarak yayınladığı 27 Mayıs Askeri İhtilali adlı bir kitabından dolayı 5 yıl hapsi istendi.

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil
1972 Türk hukukçu ve siyasetçi Osman Şefik İnan yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1913) Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Doktorasını Paris Üniversitesi İsta­tistik Bölümü’nde tamamladı. Akademik kariyerini tamamlayarak Profesör unvanını aldı. Bir süre Maliye Bakanlığı’nda çalıştı. 1954-1959 arasında İstatistik Umûm Müdürlüğü Müşaviri, Maliye Vekâleti Tetkik Kurulu Üyesi, İstatistik Umûm Müdürü, Türkiye Emlak Kredi Bankası İdare Meclis Üyesi, Robert Koleji Yüksekokul Müdürü, Siyasal Bilgiler Okulu öğretim üyesi olarak görev yaptı. Kurucu Meclis Cumhuriyet Halk Partisi Temsilciliği, Çanakkale Milletvekilliği, Devlet ve Maliye Bakanlıkları yaptı.
1973 Amerika Birleşik Devletleri ve Vietnam ateşkes anlaşması imzaladı.
1977 Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 27 Ocak 1977 tarihinde Strasbourg’da imzalandı. Sözleşme 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girdi, Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzaladı ve 27 Ekim 1980 tarihinde onayladı, 28 Ekim 1980 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı.
1984 Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz‘ü öldürmekten sanık İbrahim Çiftçi hakkındaki ölüm cezası kararı Yargıtay tarafından bozuldu. Altı yıldır tutuklu bulunan İbrahim Çiftçi tahliye edildi.

Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz
1988 Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Server Tanilli‘nin Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz adlı kitabı toplatıldı.
1994 İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, İstanbul Kumkapı Polis Karakolu’nda gözaltına alınan Vakkas Dost isimli vatandaşın, polis memuru Nurettin Öztürk tarafından dövülerek öldürüldüğünü açıkladı.
1995 Eylül 1994’ten beri Paris’te cezaevinde bulunan Dev-Sol lideri Dursun Karataş, 1995’te serbest bırakıldı. Dursun Karataş, sahte kimlikle Fransa’ya giriş yaparken tutuklanmıştı.
1995 Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilip imza, onay ve katılıma açıldı. Sözleşme 49. maddeye uygun olarak 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, sözleşmeyi 14 Eylül 1990 tarihinde imzalandı. Türkiye Büyük Millet Meclisinde 7 Aralık 1994 tarihinde kabul edilen 4058 sayılı Onay Kanunu 11 Aralık 1994 gün ve 22138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Bakanlar Kurulunun, 23 Aralık 1994 tarihli sözleşmenin onayına dair kararı 27 Ocak 1995 tarihinde Resmi Gazetede ilan edildi.
1998 ILO 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi, 6 Haziran 1973  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 23 Ocak 1998 tarihinde onaylandı, Resmi Gazetenin 27 Ocak 1998 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1998 ILO 29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi,  Türkiye sözleşmeyi 23 Ocak 1998 tarihinde 4333 sayılı yasa ile onayladı, 27 Ocak 1998’de resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğü girdi. Sözleşme, 6 Haziran 1930 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi.
1998 Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi (Criminal Law Convention on Corruption), Avrupa Konseyi üyesi ülkeler tarafından,  Strazburg’da 27 Ocak 1999 tarihinde kabul ve ilan edildi, 1 Temmuz 2002’de onaylandı. Sözleşme, yolsuzluğun uluslararası eşgüdüm içerisine suç olarak tanımlanması için  düzenlenen en önemli sözleşmelerdendir.
2000 Kamuoyunda, İkinci Manisa Davası olarak bilinen 10’u tutuklu 14 sanığın yargılandığı ve Yargıtay tarafından iki kez usulden bozulan davada, sanıklar, 2 yıl 6 ay ile 15 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı.
2014 Amerikalı folk müzik şarkıcısı besteci ve sivil aktivist Peter Seeger yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Mayıs 1919, New York) ABD’de 1950’lerde baş gösteren Cadı Avı döneminde kara listeye alınan isimlerdendi.
27 Ocak – Hukuk Takvimi

26 Ocak – Hukuk Takvimi

0
26 Ocak Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar, yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

26 Ocak – Hukuk Takvimi

1347 Prag Üniversitesi kuruldu. Avrupa’nın en eski üniversitelerindendir. Hukuk Fakültesi, kuruluştaki dört fakülteden biridir. Latince olan eğitim dili 18. yüzyılda Almancayla değiştirildi. II. Dünya Savaşı sonrasında sadece Çekçe eğitim veren üniversite devam etti.
1467 Fransız hümanist Guillaume Budé, doğdu. (Ölümü: 23 Ağustos 1540) Antik Yunan Uygarlığına ilişkin incelemeler ve hukuksal çalışmalarda önemli rol oynadı. Antik Yunan Uygarlığının tekrar canlandırılmasında önemli bir yer edindi. 1522 yılında devlet konseyi üyeliğine atandı. Fontainebleau’da ki kraliyete ait olan kütüphaneyi yönetti. 1508 yılında Dava Kararnamelerine İlişkin Açıklamalar adlı eseri yayınladı. Bu eser var olan hukuk geleneğine yeni anlayışlar ve yeni düzenlemeler getirdi.

Guillaume Budé
1699 Osmanlı Devleti ile Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu, Venedik Cumhuriyeti, Lehistan-Litvanya Birliği ve Rusya Çarlığı arasında Karlofça Antlaşması‘nı imzalandı.
1715 Aydınlanma Çağı’nın önemli düşünürlerinden ve Encyclopédie‘nin hazırlanmasına katkı yapmış olan Fransız filozoflardan Claude Adrien Helvétius dünyaya geldi. (26 Şubat 1715 – 26 Aralık 1771)
1804 ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı Alfred Moore  21 Nisan 1800 – 26 Ocak 1804 arasında Yüksek Mahkeme yargıcı olarak görev yaptı. Yüksek Mahkemeden ayrıldıktan sonra Kuzey Karolina Üniversitesi’nin kurulmasına katkıda bulundu.

Alfred Moore
1837 Michigan, 26. eyalet olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne katıldı.
1904 İrlandalı hukukçu ve politikacı Seán MacBride doğdu. (Ölümü: 15 Ocak 1988) Dublin Üniversitesi‘nde  hukuk okudu. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Af Örgütü’nde görev aldı.  Yaptığı çalışmalarla ve  “adaletsizliğe karşı mücadelede dünyanın vicdanını harekete geçiren” adam olarak  1974 yılında Nobel Barış Ödülüne layık görüldü.  International Committee of Jurists in  Genel Sekreterliğini yaptı ve International Peace Bureau kurumuna başkan olarak seçildi. Organisation for European Economic Co-operation (OECD) kurumunda başkan yardımcılığı, Avrupa Konseyinde Bakanlar konseyi başkanlığı görevlerinde bulundu.
1928 Türkiye tarihinde bir bakan, ilk defa Yüce Divan’a sevk edildi. Bahriye eski bakanı İhsan Eryavuz ile Bilecik milletvekili Dr. Fikret Onuralp, Yavuz Zırhlısı’nın onarımında yolsuzluk yapmakla suçlandı.
1931
  • Kızıl İstanbul gazetesi hakkında soruşturma açıldı.
  • Hindistan’da daha önce de defalarca tutuklanmış olan Mahatma Gandhi serbest bırakıldı.
1934 Almanya ile Polonya arasında saldırmazlık antlaşması imzalandı.
1934 Hukukçu, diplomat ve eski Fransa Dışişleri Bakanı André Lewin dünyaya geldi. (Frankfurt – Yüksek öğrenimini Paris Siyasi Araştırmalar Enstitüsü’nde tamamladı. 1967-1968’de Dışişleri Bakanı olarak André Bettencourt’un kabinesinde teknik danışman olarak görev yaptı. 1972-1975 yılları arasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kurt Waldheim’ın sözcülüğünü yürüttü.  Fransa’nın Gine(1975-1979), Hindistan(1987-1991), Avusturya(1991-1996), ardından Senegal ve Gambiya(1996-1999) büyükelçisi olarak görev yaptı. Çok sayıda yayınlanmış eseri bulunmaktadır. 2012’de ölmeden önce Filozof ve yazar Catherine Clément ile evliydi. 
1940 Milli Korunma Kanunu, 18 Ocak 1940 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. Resmi Gazetenin 26 Ocak 1940 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun yaygın olarak 1940-42 yılları ile 1956-1960 yılları arasında uygulandı. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinden sonra “Millî Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun”  adıyla 10 Eylül 1960 tarihinde çıkarılan ve 16 Eylül’de Resmi Gazetede yayınlanan 79 numaralı yasa ile Milli Korunma Kanunu ilga edildi, kanun ile kurulan Milli Korunma Mahkemeleri de tamamen lağvedildi.
1944 Amerikalı insan hakları savunucusu, filozof, hümanist ve yazar Angela Yvonne Davis doğdu. 1970’li yıllarda, politik tutukluların hakları hareketinin sembolü oldu. Frankfurt’ta Sosyalist Alman Öğrencileri Birliği’ne (SDS) katıldı ve Vietnam savaşı karşıtı eylemlerde aktif olarak rol aldı. 1975 – 1977 yılları arasında Claremont College’de Afroamerikan dersleri ve daha sonra da San Francisco Devlet Üniversitesi’nde, Kadın ve Ahlak dersleri verdi. 1979 yılında Lenin Barış Ödülü‘nü aldı.Fransız hukukçu, dışişleri bakanı ve eski meclis başkanı Félix Gouin başbakanlık görevine başladı. (Doğumu: 4 Ekim 1884) Hukuk eğitimi aldı ve ardından Marsilya Barosu’na kaydoldu. I. Dünya Savaşı’nda gönüllü olarak cepheye gitti. 1920 yılında Istres kentinin belediye başkanlığına seçildi. 1924 Bouches-du-Rhône genel meclisine seçildi. 1938’de parlamentoda sosyalist grubun başkanı oldu. 1941 Daniel Mayer ile birlikte Sosyalist Eylem Komitesi’ni kurdu. 1945’te ilk Kurucu Meclis’e Marsilya milletvekili seçildi, 8 Kasım’daki açılış oturumunda meclis başkanı seçildi ve 8 Kasım 1945 – 22 Ocak 1946 tarihlerinde başkanlık yaptı. 26 Ocak–12 Haziran 1946 tarihlerinde görev yapan geçiş dönemi hükümetine başbakanlık yaptı. 25 Ekim 1977‘de yaşamını yitirdi.
1948 Savaş döneminden kurulan Millî Korunma Mahkemeleri kaldırıldı.
1950 Hindistan anayasası kabul edildi. Cumhuriyet ilan edildi ve Dünyanın en kalabalık demokrasisi kuruldu.
1950 Avusturyalı hukukçu ve politikacı Jörg Haider doğdu.  (Ölümü: 11 Ekim 2008) Viyana Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset bilimi eğitimi aldı. 1974 yılında aynı üniversitede anayasa hukuku alanında öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Nazi Partisine katıldı. Nazi Partisinin Avusturya’da yasaklanmasından sonra da partinin bir üyesi olarak kaldı.. FPÖ’de 14 yıl parti genel başkanı olarak görev aldı. Ayrıldıktan sonra partideki arkadaşları ve hükümetteki kadrosuyla BZÖ partisini kurdu. 2005’ten 2008’e kadar BZÖ genel başkanlığı yaptı. Karintiya bölgesinin ekonomik ve sosyal gelişimine büyük katkı sağladı. Jörg Haider, nazi dönemini öven, sağcı popülist söylemleriyle bilinmektedir.

Jörg Haider

1953 Gümrük İşbirliği Konseyi ilk toplantısını gerçekleştirdi.
1959 Bağdat Paktı Konseyi Karaçi’de toplandı. Toplantıya, Türkiye adına Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu katıldı.
1970 Necmettin Erbakan ve 17 arkadaşı, Millî Nizam Partisi‘ni kurdu. Parti daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.
1971 Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kuralları TBB Bülteninin 26 Ocak 1971 tarihli 5. sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. 20 ve 27. maddeler, daha sonraki yıllarda değişikliğe uğrayarak bugünkü şeklini aldı. Avukatlık Yasasının 134. maddesi, meslek düzen ve geleneklerine uymayanlar hakkında disiplin cezaları uygulanmasını öngörmektedir. Avukatlık Yasası Yönetmeliğinin 81. maddesinde de aynı nitelikte bir hüküm bulunmaktadır.
1972 Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam dosyası, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderildi.
1973 Fikir suçundan cezaevinde bulunan Çetin Altan, Doğan Koloğlu, Alpay Kabacalı, İrfan Derman ve Yaşar Kemal yargılandı.
1978 Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Feyyaz Berker ve Yönetim Kurulu üyesi Rahmi Koç, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 141., 142. Ve 163. maddelerinin kaldırılması gerektiğini açıkladı.
1979 Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Pol-Der, Pol-Bir, Pol-Ens ve Tem-Der’in çalışmalarını durdurdu.
1980 İsrail ve Mısır arasında diplomatik ilişkiler başladı.
1981 TİP Genel Başkanı Behice Boran ile TÖB-DER Genel Başkanı Gültekin Gazioğlu’nun 25 Şubat’a kadar yurda dönmedikleri takdirde vatandaşlıktan çıkarılacağı açıklandı.
1984 Türkiye İşçi Partisi davası sonuçlandı, 102 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.
1996 Amerikalı katil John Albert Taylor, Utah’ta kurşuna dizilerek idam edildi.
1996 Sağlık Bakanlığı, işkence iddiasıyla hekime getirilen sanıklar için 1 nüsha düzenlenen formların bundan böyle 3 nüsha düzenlenmesi, 1 nüshanın hastanede saklanması, 2.nüshanın savcılığa ulaştırılması, 3.nüshanın polis eliyle birim amirine iletilmesi için genelge çıkardı.
1996 İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Oda seçimlerine müdahale ettiği iddiasıya İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kamu davası açılması İçin Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
1996 Gazeteci Işık Yurtçu, Özgür Gündem’in eski Yazı İşleri Müdürlüğü’nden dolayı 4 yıl daha hapis ve 400 milyon TL para cezasına çarptırıldı.
2001 Burma’da cunta yönetimi, Nobel Barış ödüllü Suu Kyi’nin liderliğini yaptığı Ulusal Demokrasi Birliği üyesi 84 kişiyi serbest bıraktı.1990 seçimini kazanan Suu Kyi ise ev hapsinde tutulmaya devam etti.
2002 Avrupa Birliği Akdeniz Fonu (MEDA), Türkiye’de ölüm cezasının kaldırılması için geliştirilecek projelerde kullanılmak üzere 2 milyon avro finansman sağladı.
2004 Amerika Birleşik Devletleri’nin New York kentinde bulunan St. John’s Üniversitesi, Recep Tayyip Erdoğan’a fahri hukuk doktorası verdi. Erdoğan’a sonraki yıllarda ulusal ve uluslararası onlarca üniversite tarafından fahri hukuk doktorası verildi.
2006 Arjantin’de 1976-1983’teki cunta rejiminde kaybolan 30 bin kişi için 25 yıldır başkent Buenos Aires’teki başkanlık sarayı önünde yürüyüş düzenleyen Plaza de Mayo Anneleri (Mayıs Meydanı Anneleri) son kez yürüdü. Ancak evlatlarının akıbetinin aydınlığa kavuşması için mum yakma eylemi sürdürülecek.
2004 Hamid Karzai, Afganistan’ın yeni anayasasını imzaladı.
2005 Condoleezza Rice, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk siyahi kadın Dışişleri Bakanı oldu.
2008 Ümraniye’de ele geçirilen patlayıcılarla ilgili soruşturma kapsamında mahkemeye sevk edilen emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ, Sami Hoştan, Avukat Kemal Kerinçsiz, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sözcüsü Sevgi Erenerol, Hüseyin Görüm, Hüseyin Gazi Oğuz ve Oğuz Alparslan Abdülkadir tutuklandı.
2009 Türk Metal-İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek, 7 asker ve 10 polis olmak üzere toplam 18 kişi Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı; soruşturmada tutuklu sayısı 100’e çıktı.
2009 Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayeti davasında Tuncay Uzundal, Mustafa Öztürk ve Zeynel Abidin Yavuz tutuksuz yargılanmak üzere tahliye oldu.
2010 Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Türkiye Temsilciği, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı işbirliğinde gerçekleştirdiği saha ziyaretleri sonucunda hazırladığı Gösterilere Katılmaları Sebebiyle Terör Suçlusu Sayılan Çocuklar Hakkında Saha Ziyareti Raporunu yayınladı. Gösterilere katılan çocukların yaşam hakkına ve adil yargılanma hakkında dair tartışmalar sonraki yıllarda gündemdeki yerini korudu.
2011 Tunus hükümeti, ülkenin eski cumhurbaşkanı Zeynel Abidin bin Ali, eşi Leyla Trabelsi ve diğer aile üyelerinin de kişiler hakkında uluslararası tutuklama emri çıkardı.
2012 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı 2011 yılı çalışmalarıyla ilgili düzenlediği basın toplantısında verilen bilgilere göre AİHM’de geçen yıl en fazla mahkumiyet kararı verilen ülkeler sıralamasında Türkiye birinci oldu. Kararlar en çok adil yargılanma ve etkin soruşturma hakkının ihlali, yargılama süresinin uzunluğu, kötü muamele ve etkin soruşturma eksikliğinden verildi.
2012 Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu, 6271 kanun numarası ile 19 Ocak 2012 tarihinde kabul edildi ve Resmi Gazetenin 26 Ocak 2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Türkiye’de, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa değişiklikleri 21 Ekim 2007 tarihinde halkoyuna sunulmuş Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin karar bu halk oylaması sonucunda kabul edildi. Aynı oylamada milletvekili genel seçimlerinin beş yılda yapılması kuralı değiştirildi, seçimlerin dört yılda bir yapılmasına karar verildi. Anayasa değişikliğine uygun yasal değişiklik Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu ile 2012 yılında yapıldı. 2017 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi getirildi.
2020 Amerikalı avukat, yargıç ve hukuk profesörü Nathaniel Raphael Jones yaamını yitirdi. (12 Mayıs 1926 – 26 Ocak 2020) Ohio’nun Youngstown kentindeki federal adliye binasına adı verilmiştir.
2021 Kolombiyalı avukat, diplomat ve bilim adamı Carlos Holmes Trujillo García yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Eylül 1951)
2025 78 kişinin öldüğü Grand Kartal Otel’in sahibi Halit Ergül’e ait Gazelle Resort ve Spa Otel’e yönelik soruşturmada gözaltına alınan 13 kişiden 5’inin tutuklanması talep edildi.
2025

Türkiye ve Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) Yönetim Kurulu Başkanı, akademisyen Prof. Dr. Faruk Şen, İstanbul’da 77 yaşında hayatını kaybetti.

AGİT İnsanî Boyut Konferansı Kopenhag Toplantısı Belgesi

0

İnsani Boyut Konferansı Kopenhag Toplantısı Belgesi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı(OSCE) tarafından 29 Haziran 1990 tarihinde kabul edilmiştir. Kopenhag Belgesi, barışçıl toplanma ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı, çocuk hakları, azınlıkların hakları, seçme ve seçilme hakkı, kültürel haklar, işkence yasağı, ayrımcılık yasağı ile genel anlamda inan hakları taahhütlerini içeren uluslararası belgedir. Belgenin Türkçe’ye çevirisi Eşit Haklar için İzleme Derneği tarafından yapılmıştır.

Kopenhag – Danimarka

AGİK İNSANİ BOYUT KONFERANSI İLE İLGİLİ KOPENHAG TOPLANTISI BELGESİ

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nın (AGİK) katılımcı Devletleri’nin temsilcileri, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Kanada, Kıbrıs, Çekoslovakya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Demokratik Alman Cumhuriyeti, Almanya Federal Cumhuriyeti, Yunanistan, Vatikan, Macaristan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lihtenştayn, Lüksemburg, Malta, Monako, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, San Marino, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Yugoslavya, AGİK Viyana Toplantısı’nın Sonuç Belgesi’nde yer alan, AGİK İnsani Boyut Konferansı’na ilişkin hükümlere uygun olarak, 5 ila 29 Haziran 1990 tarihinde Kopenhag’da toplanmışlardır.

Arnavutluk temsilcisi Kopenhag Toplantısı’na gözlemci olarak katılmıştır.

Konferansın ilk toplantısı 30 Mayıs ila 23 Haziran 1989 tarihleri arasında Paris’te düzenlenmiştir.

Kopenhag Toplantısı Danimarka Dış İşleri Bakanı tarafından açılmış ve kapatılmıştır. Kopenhag Toplantısı’nın resmi açılışına Majesteleri Danimarka Kraliçesi ve eşi Prens Hazretleri katılmışlardır.

Katılımcı Devletler’in Bakanları ve Bakan Yardımcıları tarafından açılış konuşmaları yapılmıştır.

Danimarka Dış İşleri Bakanı’nın daveti üzerine, Katılımcı Devletler’in Dış İşleri Bakanları’nın bir araya geldiği 5 Haziran 1990 tarihinde düzenlenen özel toplantıda, 10 Temmuz 1990 tarihinde Viyana’da bir Hazırlık Komitesi’nin toplanarak Paris’te yapılacak Devlet veya Hükümet Başkanları Zirvesi için hazırlık yapılmasına karar verilmiştir.

Katılımcı Devletler, AGİK İnsani Boyut Konferansı’nın ilk toplantısının 1989 yılında Paris’te düzenlenmesinden bu yana Avrupa’da meydana gelen temel siyasi değişimleri büyük bir memnuniyetle karşılamaktadır. Bu değişimlerin meydana gelmesinde AGİK sürecinin önemli katkıları olduğunu ifade etmiş ve bu gelişmelerin de Nihai Senet’in hükümlerinin yanı sıra başka AGİK belgelerinin uygulanmasında büyük ilerleme sağladığını belirtmişlerdir.

Çoğulcu demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün tüm insan haklarına ve temel özgürlüklere saygının tesis edilmesi, insani temasların geliştirilmesi ve insani nitelikteki diğer sorunların çözülmesi için elzem olduğunu kabul etmişlerdir. Bu nedenle, demokrasi ve siyasi çoğulculuk ideallerine yönelik tüm katılımcı
Devletler’in beyan ettikleri taahhütleri ve serbest seçimlere ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik toplumlar inşa etmeye yönelik ortak kararlılıklarını memnuniyetle karşılamışlardır.

Kopenhag toplantısında katılımcı Devletler, insani boyut konusundaki taahhütlerinin uygulanması ile ilgili bir gözden geçirme yapmışlardır. AGİK belgelerinin ilgili hükümlerinde yer alan taahhütlerine uyum sağlama düzeylerinde Paris toplantısından bu yana temel bir iyileşme olduğunu ifade etmişlerdir. Bununla birlikte, insani boyut ile ilgili taahhütlerinin tam anlamıyla hayata geçirilmesi için daha fazla adım atılması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Katılımcı Devletler, insan haklarına ve temel özgürlüklere tam saygının ve çoğulcu demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne dayalı toplumların geliştirilmesinin, Avrupa’da inşa etmeyi arzu ettikleri kalıcı barış, güvenlik, adalet ve işbirliğinde ilerleme sağlanmasının önkoşulu olduğu inancını ifade etmişlerdir. Bu nedenle, Nihai Senet’in ve insani boyutla ilgili diğer AGİK belgelerinin tüm hükümlerini tam olarak uygulayacakları yolundaki taahhütlerini yeniden teyit ederler ve kaydettikleri ilerlemeyi daha fazla geliştirmeyi taahhüt ederler.

Kendi aralarındaki işbirliğinin yanı sıra, insanların, grupların, örgütlerin ve kurumların aktif bir şekilde sürece dahil olmalarının, ortak amaçlarına doğru sürekli bir şekilde yol almalarını sağlamada elzem olacağını kabul ederler.

İnsan haklarına ve temel özgürlüklere saygının ve bu hakların kullanılmasının güçlendirilmesi, insani temasların geliştirilmesi ve insani nitelikteki benzer sorunların çözülmesi amacıyla, katılımcı Devletler aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

I

1- Katılımcı Devletler, insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasının ve geliştirilmesinin devletin temel görevlerinden biri olduğu yolundaki inançlarını ifade ederek bu hak ve özgürlüklerin tanınmasının, özgürlük adalet ve barışın temeli olduğunu bir kez daha teyit ederler.

2- Hukukun üstünlüğünün temellerini oluşturan adalet ilkelerini desteklemeye ve geliştirmeye kararlıdırlar. Hukukun üstünlüğünün, demokratik düzenin sağlanmasında ve yaşama geçirilmesinde düzenlilik ve tutarlılık sağlayan biçimsel bir yasallıktan ibaret olmadığını, aynı zamanda insanın kişiliğinin yüce değerinin tanınması ve tam olarak kabul edilmesine dayalı, ve bu değerin tam olarak ifade edilmesi için bir çerçeve sağlayan kurumlar tarafından güvence altına alınan adaleti ifade ettiği görüşündedirler.

3- Demokrasinin, hukuk devletinin özünde yer alan bir unsur olduğunu yeniden teyit ederler. Siyasi örgütler bakımından çoğulculuğun önemini tanırlar.

4- Devletler, her bir diğer Devletin, insan hakları standartlarına uygun siyasi, toplumsal, ekonomik ve kültürel sistemini özgürce seçme ve geliştirme hakkına saygı göstereceklerini teyit ederler. Devletler, bu hakkın kullanılmasında yasa, düzenleme, uygulama ve politikalarının, uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine uygun olmasını sağlayacak, İlkeler Bildirisi’nin hükümleri ve diğer AGİK taahhütleriyle uyumlu olmasını gözeteceklerdir.

5- İnsanın doğasında var olan insan onurunun, ve her insanın sahip olduğu eşit ve vazgeçilmez hakların tam olarak ifade edilebilmesi için elzem kabul edilen adalet unsurları arasında aşağıdaki unsurların yer aldığını resmi olarak beyan ederler:

5.1 – gizli oy pusulası yoluyla veya oy serbestliğini sağlayacak eşdeğer bir yolla, uygulamada seçmenlerin temsilcilerini seçme konusundaki görüşlerini özgürce ifade edebilmelerini sağlayan koşullar altında makul aralıklarla düzenlenecek serbest seçimler;

5.2 – temsil niteliğine sahip olan ve yürütme erkinin seçilmiş parlamento ya da seçmenler karşısında hesap verebilirliğinin olduğu bir yönetim biçimi;

5.3 – hükümetin ve kamu otoritelerinin anayasaya uyma ve yasalara uygun davranma görevi;

5.4 – devlet ile siyasal partiler arasında açık bir ayrılık; özellikle de siyasi partiler devletle bir sayılmayacaktır;

5.5 – hükümetin ve idarenin yanı sıra, yargı faaliyetleri de hukuk ile oluşturulan düzene uygun olarak yürütülecektir. Hukuk ile oluşturulan bu sisteme riayet edilmesi sağlanacaktır;

5.6. – askeri güçler ve polis, sivil otoritenin kontrolünde ve bu otoriteye karşı hesap verebilir olacaktır;

5.7. – insan hakları ve temel özgürlükler yasayla güvence altına alınacak ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklere uygun olacaktır;

5.8. – kamuya açık bir usul sonunda kabul edilen yasalar ve düzenlemeler yayınlanacaktır; yayınlanmaları yürürlüğe girmeleri için önkoşuldur. Bu metinler herkesin erişimine açık olacaktır;

5.9. – herkes yasalar önünde eşittir ve hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunma hakkına sahiptir. Bu bakımdan, yasalar her tür ayrımcılığı yasaklayacak ve bütün ayrımcılık temellerine karşı herkese eşit ve etkili bir koruma sağlayacaktır;

5.10. – herkes, temel haklara saygıyı güvence altına almak ve hukuksal bütünlüğü sağlamak adına, bütün idari kararlara karşı etkili bir başvuru yoluna sahip olacaktır;

5.11. – bir kişi hakkında verilen idari kararlar tam anlamıyla gerekçelendirilmeli ve kural olarak, mevcut başvuru yollarını
belirtmelidir;

5.12. – hakimlerin bağımsızlığı ve yargı hizmetlerinin tarafsız işleyişi güvence altına alınacaktır;

5.13. – özellikle işe alınma ve mesleklerinin icra edilmesi koşulları bakımından avukatların bağımsızlığı tanınacak ve korunacaktır;

5.14. – ceza yargılaması ile ilgili kurallar kovuşturmaya ilişkin yetkilerin, kovuşturmadan önce ve kovuşturmayla birlikte alınabilecek tedbirlerin açık ve net bir tanımını içerecektir;

5.15. – bir suç işlediği iddiasıyla tutuklanan veya gözaltına alınan herkes, tutukluluğun ya da gözaltının yasallığı hakkında karar verecek bir yargıç ya da yasayla yetkili kılınmış bir başka otorite önüne gecikmeksizin çıkarılma hakkına sahip olacaktır;

5.16. – herkes, gerek kendisine karşı açılan ceza davalarında iddiaların tespit edilmesi bağlamında, gerekse hukuk davalarında hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi bakımından, yasayla kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede adil ve kamuya açık yargılanma hakkına sahip olacaktır;

5.17. – yargılanan herkes, şahsen veya gecikmeksizin kendi seçtiği bir avukatın yardımıyla kendisini savunma hakkına sahip olacaktır, avukat tutma olanağına sahip değilse, adaletin gerçekleşmesi bunu gerektirdiğinde, ücretsiz adli yardım alma hakkına sahip olacaktır;

5.18. – hiç kimse, suçun unsurlarını açık ve belirgin biçimde tanımlayan bir yasayla öngörülmüş olmadıkça, bir suç işlediği iddiasıyla suçlanmayacak, yargılanmayacak ve mahkum edilmeyecektir;

5.1.9. – herkes suçluluğu yasaya uygun olarak kanıtlanmadığı sürece suçsuz sayılır;

5.20. – insan haklarına ilişkin uluslararası belgelerin, ulusal düzeyde hukukun üstünlüğüne katkısının önemini kabul eden Devletler, henüz taraf değillerse, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne, Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’ne ve diğer ilgili uluslararası belgelere taraf olmayı düşüneceklerini yeniden teyit ederler;

5.21. İç hukuk yolları için tamamlayıcı olması ve katılımcı Devletlerin üstlendikleri yükümlülüklere daha fazla saygı gösterilmesi amacıyla katılımcı Devletler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ya da Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin Seçmeli Protokolü gibi, uluslararası organlar önünde bireysel başvuru prosedürlerini öngören, insan haklarının korunması ile ilgili bölgesel ya da uluslararası nitelikte bir sözleşmeye taraf olmayı düşüneceklerdir.

6. Katılımcı devletler, düzenli ve dürüst seçimler yoluyla özgürce ve adil bir şekilde ifade edilen halk iradesinin her yönetimin otoritesinin ve meşruiyetinin temeli olduğunu beyan ederler. Bu nedenle, katılımcı Devletler, yurttaşlarının ister doğrudan, isterse adil seçimler yoluyla kendileri tarafından özgürce seçilmiş temsilcileri aracılığıyla, ülkelerinin yönetimine katılma haklarına saygı göstereceklerdir. Kendi ülkelerindeki ya da bir başka katılımcı devletin ülkesindeki düzeni devirmeyi
amaçlayan terör ya da şiddet eylemlerine katılan veya bu eylemleri reddetmeyen kişilerin, grupların ya da örgütlerin faaliyetlerine karşı, halkın iradesiyle özgürce kurulmuş olan düzeni, yasalarına, insan hakları alanındaki uluslararası yükümlülüklerine ve uluslararası taahhütlerine uygun bir şekilde savunma ve korumada kendilerine düşen sorumluluğu kabul ederler.

7. Halkın iradesinin kamu otoritelerinin temeli olmasını sağlamak için, katılımcı Devletler,

7.1. – yasayla öngörüldüğü şekilde, makul aralıklarla serbest seçimler düzenleyecekler;

7.2. – ulusal yasama organının en azından bir kanadında, bütün sandalyelerin halkoyu yoluyla serbestçe kazanılmasına izin vereceklerdir;

7.3. – yetişkin yurttaşlar için genel ve eşit oyu güvence altına alacaklardır;

7.4. – oyların gizli oy pusulası yoluyla veya oy serbestliğini sağlayan eşdeğer bir yöntemle kullanılmasını ve dürüst bir şekilde sayılıp dökülmesini, resmi sonuçların açıklanmasını sağlayacaklardır;

7.5. – yurttaşların, ayrımcılık gözetilmeksizin, bireysel veya siyasi parti veya örgütlerin temsilcileri olarak, siyasi veya kamusal görevlere gelme hakkına saygı göstereceklerdir;

7.6. – bireylerin ve grupların, tam bir özgürlük içinde kendi siyasi partilerini veya başka siyasi örgütlerini kurma haklarına saygı gösterecek ve bu türden siyasi parti ve örgütlere, yasalar ve otoritelerce eşit muamele edilmesi esasına dayalı şekilde, birbirleriyle rekabet etmeleri için gerekli yasal güvenceleri sağlayacaklardır;

7.7. – siyasi kampanyaların, parti ve adayların görüş ve vasıflarını özgürce sergilemelerini engelleyebilecek, ya da seçmenlerin bu görüş ve vasıfları öğrenme ve tartışmalarını veya kendilerine karşı misilleme yapılma kaygısı taşımadan oy vermelerini engelleyebilecek her türlü idari işlem, şiddet ya da sindirmeden uzak, adil ve serbest bir ortamda yürütülmesine olanak sağlayan yasaların ve kamu politikalarının olmasını gözeteceklerdir;

7.8. – seçimlere katılmak isteyen tüm siyasi gruplaşmaların ve bireylerin ayrım gözetilmeksizin kitle iletişim araçlarına engelsiz bir şekilde ulaşmaları önünde hiçbir yasal veya idari engel bulunmamasını sağlayacaklardır;

(7.9) – yasaların öngördüğü gerekli oy sayısını elde eden adayların, usulüne uygun şekilde göreve getirilmelerini sağlayacak ve görev sürelerinin bitimine ya da demokratik parlamenter ve anayasal usullere uygun olarak yasalarda düzenlendiği şekilde başka bir yolla sonlandırılana kadar, görevlerini sürdürmelerini sağlayacaklardır.

(8) Katılımcı Devletler, yabancı veya ulusal gözlemcilerin varlığının, seçim yapılan Devletler açısından seçim sürecini geliştirici bir nitelikte olduğunu düşünmektedirler. Bu nedenle, AGİK’e üye diğer devletlerin ve arzu eden tüm diğer uygun özel kurum ve örgütlerin gözlemcilerini, yasayla öngörülen ölçüde, ulusal seçim sürecini izlemeye davet ederler.

Ulusal düzeyden daha alt düzeyde yapılan seçim süreçleri için de benzer şekilde erişimi kolaylaştırmaya çalışacaklardır. Bu gözlemciler, seçimlerin işleyişine müdahale etmemeyi taahhüt edeceklerdir.

II
(9) Katılımcı devletler aşağıdaki hususları yeniden teyit ederler:

(9.1) – herkes, haberleşme hakkı da dahil olmak üzere, ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, görüş sahibi olma özgürlüğünü ve kamu otoritelerinin müdahalesi olmaksızın ve sınırlar gözetilmeksizin, bilgi ve fikir edinme ve yayma özgürlüğünü kapsar. Bu hakkın kullanılması, yasayla öngörülmüş olan ve uluslararası standartlara uygun kısıtlamalar dışında hiçbir kısıtlamaya tabi olamaz. Özellikle, telif hakları dahil olmak üzere, fikri mülkiyet hakları ile ilgili haklara saygı gösterilmekle birlikte, belgelerin çoğaltılmasına imkan veren her türlü araca erişme ve bunları kullanmaya yönelik hiçbir kısıtlama getirilmeyecektir;

(9.2) – herkes barışçıl toplantı ve gösteri yapma hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına getirilebilecek her türlü kısıtlama yasayla öngörülmüş olacak ve uluslararası standartlarla uyumlu olacaktır;

(9.3) – örgütlenme özgürlüğü güvence altına alınacaktır. Sendika kurma ve bunlara özgürce katılma hakkı da, her sendikanın üyeliğe ilişkin koşulları belirleme konusundaki genel hakkı saklı kalmak koşuluyla, güvence altına alınacaktır. Bu haklar hiçbir ön denetime tabi değildir.

İşçilerin, grev özgürlüğü hakkı da dahil olmak üzere, örgütlenme özgürlüğü, yasayla öngörülen ve uluslararası standartlarla uyumlu sınırlamalar saklı kalmak koşuluyla, güvence altına alınacaktır;

(9.4) – herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, din ya da inancını değiştirme ve din ya da inancını tek başına veya toplu olarak, kamusal veya özel bir şekilde, ibadet, öğreti, uygulama ve dinsel ödevlerin yerine getirilmesi yoluyla ifade etme özgürlüğünü de kapsar. Bu hakların kullanılması, ancak yasayla öngörülen ve uluslararası standartlara uygun kısıtlamalara tabi olabilir;

(9.5) – herkesin, devletin uluslararası yükümlülüklerine ve AGİK taahhütlerine uygun olarak, kendi ülkesi de dahil olmak üzere bütün ülkelerden ayrılma ve kendi ülkesine dönme hakkına saygı göstereceklerdir. Bu hakka getirilebilecek kısıtlamalar nadir istisnalar şeklinde olacak ve ancak belirgin bir kamusal ihtiyaca yanıt veriyorsa, meşru bir amaç güdüyorsa ve bu amaçla orantılı olduğu sürece gerekli olarak kabul edilecek, bunun yanı sıra bu kısıtlamalar istismar edilmeyecek veya keyfi bir şekilde uygulanmayacaktır;

(9.6) – herkes bireysel olarak ya da başkalarıyla birlikte mülkiyetini barışçıl bir şekilde kullanma hakkına sahiptir. Kamu yararının gözetildiği durumlar dışında, yasayla öngörülen koşullara ve uluslararası taahhüt ve yükümlülüklere tabi olmak kaydıyla, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz;

(10) Herkesin, insan hakları ve temel özgürlükleri bilme ve bunlara uygun davranma, bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte bu hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi ve korunmasına aktif şekilde katkıda bulunma hakkını etkili biçimde güvence altına alma taahhütlerini bir kez daha teyit eden katılımcı Devletler,

(10.1) – görüş ve bilgileri yayma ve yayınlama hakkı da dahil olmak üzere, herkesin bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte, insan hakları ve temel özgürlüklere ilişkin görüş ve bilgileri özgürce talep etme, edinme ve aktarma hakkına saygı göstermeyi;

(10.2) – herkesin, bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte, insan haklarının ve temel özgürlüklerin gözetilmesine ilişkin incelemede bulunma ve tartışma yürütme hakkını, insan hakları korumasının geliştirilmesine ve uluslararası standartlarla uyum sağlamak için daha iyi araçlar sağlanmasına yönelik fikir geliştirme ve bu fikirleri tartışma hakkına saygı göstermeyi;

(10.3) – bireylerin, sendikalar ve insan hakları izleme grupları dahil olmak üzere, insan hakları ve temel özgürlükleri geliştirmeyi ve korumayı amaçlayan sivil toplum örgütleri kurma, bunlara üye olma ve etkili bir şekilde katılma hakkı dahil olmak üzere, örgütlenme hakkını kullanmalarına izin verilmesini sağlamayı;

(10.4) – bu grupların ve örgütlerin üyelerinin, yurt içinde ve yurt dışında benzer örgütlere olduğu gibi, uluslararası örgütlere de özgürce erişmesine, bunlarla iletişim kurmasına, bilgi alışverişinde bulunmasına, temas ve işbirliği geliştirmesine ve insan haklarını ve temel özgürlükleri geliştirmek ve koruma amacıyla yasayla öngörüldüğü şekilde ulusal ve uluslararası kaynaklardan gönüllü mali katkı talep etme, alma ve kullanmalarına izin vermeyi taahhüt ederler.

(11) Katılımcı Devletler ayrıca, insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ileri sürüldüğü hallerde, etkili başvuru yollarına aşağıdakilerin dahil olduğunu teyit ederler:

(11.1) – bireyin yeterli adli yardım talep etme ve alma hakkı;

(11.2) – bireyin, insan haklarını ve temel özgürlükleri savunmak için başkalarından yardım talep etme ve alma, aynı şekilde, bu hak ve özgürlükleri savunmak için başkalarına yardım etme hakkı;

(11.3) – bireylerin veya onlar adına hareket eden grupların insan haklarının ihlal edildiği yolundaki iddialara ilişkin bilgi alma ve inceleme yetkisine sahip uluslararası organlarla iletişim kurma hakkı.

(12) Viyana Sonuç Belgesi’nde, AGİK İnsani Boyut başlığı altındaki taahhütlerin uygulanmasında tam saydamlık sağlamak isteyen Katılımcı Devletler, güven tesis etme önlemi olarak, katılımcı Devletler tarafından gönderilen gözlemcilerin, sivil toplum örgütü temsilcilerinin ve ilgili diğer kimselerin, ulusal yasalarda ve uluslararası hukukta öngörüldüğü şekilde mahkemelerde görülen davalarda hazır bulunmasını kabul etmeye karar vermişlerdir; gizli celselerin ancak yasayla öngörülen koşullarda ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklere ve uluslararası taahhütlere uygun olarak yapılabileceği kabul edilmektedir.

13. Katılımcı Devletler, çocuk haklarının, çocuğun medeni haklarının ve bireysel özgürlüklerinin, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının ve her türlü şiddet ve sömürüye karşı özel korunma hakkının tanınmasına özel önem atfetmeye karar vermişlerdir. Eğer henüz taraf olmamışlarsa, 26 Ocak 1990’da Devletlerin imzasına açılan Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olmayı düşüneceklerdir. Çocuk haklarını, taraf oldukları uluslararası anlaşmalarda kabul edildiği şekilde ulusal yasalarında kabul edeceklerdir.

14. Katılımcı Devletler, mesleki ve teknik eğitim dersleri alan kişiler de dahil olmak üzere, kendi ülkelerinde, diğer katılımcı Devletler’den gelen öğrenci ve stajyerlerin eğitim almasına imkanı sağlayan koşulların yaratılmasının teşvik edilmesi konusunda mutabık kalmışlardır. Aynı şekilde, kendi ülkelerindeki gençlerin diğer katılımcı Devletlerde eğitim  alabilmeleri için, bu ülkelere gidişlerini destekleme ve bu amaçla, gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla ve öğretim kurumları
arasında ikili ve çok taraflı anlaşmaları teşvik etme konusunda anlaşmışlardır.

15. Katılımcı Devletler, hükümlü kişilerin naklini kolaylaştıracak şekilde davranacaklar ve 21 Mart 1983’te Strazburg’da imzalanan Hükümlülerin Nakline İlişkin Sözleşme’ye taraf olmayan katılımcı Devletleri, bu Sözleşme’ye taraf olmayı düşünmeye teşvik edeceklerdir.

(16) Katılımcı Devletler,

(16.1) – işkence ve diğer zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezayı yasaklama ve bu tür uygulamaları önlemek ve cezalandırmak için yasal, idari, yargısal ve benzeri önlemleri alma, bireyleri insan haklarını ve temel özgürlükleri ihlal eden her türlü psikiyatrik ve diğer tıbbi uygulamalara karşı koruma ve bu tür uygulamaları önlemek ve cezalandırmak için etkili önlemler alma konusundaki taahhütlerini yeniden teyit etmektedirler;

(16.2) – eğer henüz taraf değillerse, İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Uluslararası Sözleşme’ye katılmaya, Sözleşme’nin 21. ve 22. Maddeleri uyarınca İşkenceye Karşı Komitenin yetkisini tanımaya ve 20. Madde uyarınca Komisyon’un yetkisine ilişkin çekincelerini geri çekmeyi ivedilikle değerlendirmeye niyet etmişlerdir;

(16.3) – ister savaş hali veya savaş tehdidi, ister iç siyasal istikrarsızlık veya herhangi bir başka acil kamusal durum, hiçbir istisnai koşulun işkenceye gerekçe gösterilemeyeceğini vurgularlar;

(16.4) – herhangi bir şekilde tutuklanan, gözaltına alınan ya da hapsedilen bir bireyin gözaltına alınmasında, sorgulanmasında ya da muamelesinde yer alabilecek olan sivil ya da askeri kolluk görevlilerinin, sağlık çalışanlarının, kamu görevlilerinin ve tüm diğer kişilerin eğitimine işkence yasağıyla ilgili eğitim ve bilgilerin tam olarak dahil edilmesini sağlayacaklardır;

(16.5) – yetkileri altındaki herhangi bir yerde her tür işkence olayının önlenmesi için, sorgulamaya ilişkin kuralları, talimatları, yöntem ve uygulamaları, bunun gibi herhangi bir biçimde tutuklanan, tutulan ya da hapsedilen kişilerin tutulmasına ve bunlara davranışa uygulanabilecek hükümleri sistematik olarak gözden geçireceklerdir;

(16.6) – AGİK’in İnsani Boyut başlığına ilişkin taahhütlerin etkili bir şekilde uygulanması amacıyla üzerinde mutabık kalınan önlem ve prosedürlere uygun olarak, resmi kanallar veya diğer bütün güvenilir bilgi kaynakları tarafından kendilerine bildirilen işkence ya da diğer insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya ilişkin her türlü vakayı öncelikli olarak ele alacak ve uygun şekilde harekete geçeceklerdir;

(16.7) – işkence ve diğer insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezanın herhangi bir şekline maruz kalan herhangi bir bireyin hayatının ve güvenliğinin korunmasının ve güvence altına alınmasının, uygun önlemlerin benimsenmesinde gözetilecek ivedilik ve öncelikleri belirlemede yegane ölçüt olacağı düşüncesiyle hareket edeceklerdir; dolayısıyla, işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya ilişkin bir davanın herhangi bir uluslararası organ ya da mekanizma bünyesinde inceleniyor olması, AGİK’in İnsani Boyut başlığına ilişkin taahhütlerin etkili bir şekilde uygulanması amacıyla üzerinde mutabık kalınan önlem ve prosedürlere uygun olarak Devletin bir inceleme yapmamasına ve uygun şekilde harekete geçmemesine gerekçe gösterilemez.

17. Katılımcı Devletler,

(17.1) – ölüm cezası sorununu değerlendirilmeye devam edilmesi ve ilgili uluslararası örgütler bünyesinde işbirliği yapılması ile ilgili Viyana Sonuç Belgesi’nde yer alan taahhütlerini hatırlamaktadırlar;

(17.2) – bu bağlamda, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin ölüm cezasının kaldırılmasını amaçlayan ikinci Seçmeli Protokolünün BM Genel Kurulu tarafından 15 Aralık 1989’da kabul edildiğini hatırlamaktadırlar;

(17.3) – uluslararası topluluk tarafından ölüm cezasının uygulanmasına ilişkin olarak kabul edilen kısıtlama ve güvenceleri, özellikle de Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 6. Maddesine dikkate almakta;

(17.4) – AİHS’in, ölüm cezasının kaldırılmasına ilişkin 6. Protokolü’nün hükümlerini dikkate almakta;

(17.5) – birtakım katılımcı Devletler tarafından, ölüm cezasının kaldırılmasına yönelik son zamanlarda alınan önlemleri dikkate almakta;

(17.6) – bazı sivil toplum örgütlerinin ölüm cezasıyla ilgili faaliyetlerini dikkate almakta;

(17.7) İnsani Boyut Konferansı çerçevesinde, ölüm cezası sorununa ilişkin bilgi alışverişinde bulunacak ve bu sorunu değerlendirmeye devam edeceklerdir;

(17.8) Ölüm cezasının uygulanmasına ilişkin bilgileri kamuoyuna açıklayacaklardır.

18. Katılımcı Devletler,

(18.1) – BM İnsan Hakları Komisyonu’nun herkesin askerlik hizmeti karşısında vicdani retçi olma hakkını tanıdığını dikkate almaktadır;

(18.2) – bazı katılımcı Devletlerin, vicdani ret temelinde zorunlu askerlik hizmetine muafiyet getirilmesine izin verilmesi konusunda son dönemde aldıkları önlemleri dikkate almaktadırlar;

(18.3) – bazı sivil toplum örgütlerinin zorunlu askerlik hizmeti karşısında vicdani ret konusuna ilişkin faaliyetlerini dikkate almaktadırlar;

(18.4) – eğer henüz yapılmamışsa, vicdan ret gerekçeleriyle bağdaşan başka alternatif hizmetlerin uygulanmasını değerlendirme konusunda mutabık kalmışlardır; bu türden hizmet biçimleri ilke olarak savaş dışı ya da sivil nitelikte ve kamu yararına olmalı ve hiçbir cezalandırıcı nitelik taşımamalıdır;

(18.5) – bu soruna ilişkin bilgileri kamuoyuna açıklayacaklardır;

(18.6) – İnsani Boyut Konferansı çerçevesinde, varsa, silahlı hizmete karşı vicdani retçi olduğunu bildiren kimselerin zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasına ilişkin konuları değerlendirmeyi sürdürecek ve bu sorunlar hakkında bilgi alışverişinde bulunacaklardır.

(19) Katılımcı Devletler, daha geniş bir seyahat özgürlüğünün ve yurttaşlar arası temasın insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi bağlamında önemli olduğunu teyit etmektedirler.
Topraklarına girişe ilişkin politikalarının, Nihai Senet, Madrid Sonuç

Belgesi ve Viyana Sonuç Belgesi’ndeki ilgili hükümlerde belirtilen amaçlarla tam olarak uyum sağlamasını gözeteceklerdir. AGİK belgelerinde yer alan taahhütlerinden vazgeçmeme kararlılıklarını yeniden teyit ederek, ikili ve çok taraflı temaslar dahil olmak üzere, insanlar arasında temaslar konusundaki mevcut taahhütleri tam olarak uygulamayı ve geliştirmeyi taahhüt etmektedirler. Bu bağlamda, (19.1) – vize verilmesi, pasaport ve gümrük kontrolü de dahil olmak üzere, topraklarına girişe ilişkin prosedürleri, iyi niyetle ve gerekçesiz gecikmelere yol açmadan uygulamaya çaba göstereceklerdir. Gerektiği hallerde, vizelere ilişkin kararların bekleme süresini kısaltacaklar, uygulamaları basitleştirecekler ve vize başvurularındaki idari şartları azaltacaklardır;

(19.2) – vize başvurularını incelerken, insani nitelikteki acil durumlar başta olmak üzere, başka konuların yanı sıra, önemli ailevi, kişisel ya da mesleki konuların gereğince göz önüne alınabilmesi için mümkün olduğunca hızlı bir şekilde değerlendirme yapılmasını sağlayacaklardır;

(19.3) – gereken durumlarda, vize başvuru ücretlerini mümkün olan en düşük düzeye çekmek için çaba göstereceklerdir.

(20) İlgili katılımcı Devletler, insanların seyahatindeki artış sonucunda ortaya çıkabilecek sorunlara çözüm ararken birbirleriyle istişarede bulunacak ve uygun olduğunda işbirliği yapacaklardır.

(21) Katılımcı Devletler, AGİK takip toplantıları çerçevesinde Helsinki’de yapılacak bir sonraki toplantıda, konsolosluk konularında uzman kişilerin katıldığı bir toplantı düzenlenmesi olasılığının düşünülmesini tavsiye etmektedirler.

(22) Katılımcı Devletler, göçmen işçilerin haklarının korunmasının ve geliştirilmesinin insani boyutu olduğunu yeniden doğrular. Bu bağlamda,

(22.1) – göçmen işçilerin haklarının korunmasının ve geliştirilmesinin bütün katılımcı devletleri ilgilendirdiği konusunda mutabık olup bu konunun AGİK süreci içinde ele alınması gerektiği konusunda uzlaşmışlardır

(22.2) – göçmen işçilerin, taraf oldukları uluslararası anlaşmalarda öngörülen haklarını ulusal yasalarında tam olarak uygulama konusundaki taahhütlerini yeniden doğrularlar;

(22.3) – göçmen işçilerin haklarına ilişkin gelecekte hazırlanacak uluslararası belgelerde, bu sorunun bütün Devletler için önemli olduğu gerçeğini hesaba katmaları gerektiğini düşünmektedirler;

(22.4) – göçmen işçilerin ve ailelerinin haklarının daha fazla geliştirilmesi ile ilgili çeşitli konuları gelecekteki AGİK toplantılarında ele alma konusunda hazır olduklarını bildirirler.

(23) Katılımcı Devletler, Viyana Sonuç Belgesi’nde ifade edildiği şekliyle, medeni ve siyasi hakların yanı sıra, ekonomik, sosyal ve kültürel hakların geliştirilmesinin insan onuru ve her bireyin meşru emellerinin gerçekleştirilmesi için elzem olduğu inancını yeniden teyit ederler. Avrupa’da Ekonomik İşbirliğine Dair Bonn Konferansı Belgesi’nde yer alan, toplumsal adaletin geliştirilmesi, yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi konusundaki taahhütlerini yeniden doğrularlar. Bütün uygun yollarla ekonomik, sosyal ve kültürel hakların aşamalı bir şekilde tam olarak hayata geçirilmesi amacını taşıyan çabalarını sürdürme bağlamında, istihdam, konut, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim ve kültür alanlarında kendini gösteren sorunlara özel bir dikkat göstereceklerdir.

(24) Katılımcı Devletler, yukarıda yer alan bütün insan haklarının ve temel özgürlüklerin kullanılmasının, yasayla öngörülmüş olan ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerine, yine İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi başta olmak üzere uluslararası taahhütlerine uygun kısıtlamalar dışında hiçbir kısıtlamaya tabi olmamasını sağlayacaklardır. Bu kısıtlamalar istisnai bir nitelikte olacaktır. Katılımcı Devletler bu kısıtlamaların istismar edilmemesini ve keyfi bir şekilde uygulanmamasını gözeterek hakların etkili kullanılması için uygulanmasını sağlayacaktır.

Hak ve özgürlüklere getirilen her türlü kısıtlama, demokratik bir toplumda, yasanın öngördüğü amaçlardan birine hizmet etmeli ve amaçla kesin bir şekilde orantılı olmalıdır.

(25) Katılımcı Devletler, insan hakları ve temel özgürlüklere ilişkin yükümlülüklerine olağanüstü hal durumlarında getirilecek derogasyonların, bağlı oldukları uluslararası belgeler başta olmak üzere, uluslararası hukukun izin verdiği sınırlara kesin bir şekilde tabi olacağını, özellikle de derogasyona tabi olamayacak haklar konusunda uluslararası belgelere kesin bir şekilde uyulacağını teyit ederler.

Bunun dışında,

(25.1) – bu tür yükümlülüklere aykırı önlemlerin, söz konusu belgelerde tanımlanan usul kurallarına kesin biçimde uymaları gerektiğini;

(25.2) – olağanüstü halin resmi, kamuya açık ve yasal hükümlere uygun olarak ilan edilmesi gerektiğini;

(25.3) – yükümlülüklere aykırı önlemlerin, durumun kesin bir şekilde zorunlu kıldığı ölçüyle sınırlı tutulacağını;

(25.4) – bu önlemlerin yalnızca ırk, renk, cinsiyet, dil, din, toplumsal köken veya bir azınlığa mensup olma durumunu temel alarak ayrımcılık gözetmeyeceğini yeniden teyit ederler.

III

(26) Katılımcı Devletler, güçlü bir demokrasinin, demokratik değerlerin ve pratiklerin yanı sıra kapsamlı bir dizi demokratik kurumun ulusal yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak mevcudiyetine dayandığını kabul ederler. Bu nedenle, aşağıda belirtilen konular dahil olmak üzere, çeşitli alanlarda, hem kendi aralarında hem de bireylerin, grupların ve örgütlerin doğrudan temasları ve geliştirdikleri işbirliği yoluyla, uygulamaya yönelik işbirliği çabalarını, bilgi, fikir ve uzmanlıkların paylaşımını teşvik edecek, kolaylaştıracak ve gerektiğinde destekleyecektir:

– anayasa hukuku, anayasal reform ve anayasa geliştirme,
– seçim mevzuatı, idaresi ve gözlemi,
– mahkeme ve hukuk sistemlerinin kuruması ve yönetimi, işe alım ve terfiinin liyakat temelli bir sisteme bağlı olduğu tarafsız ve etkili bir kamu hizmet sisteminin geliştirilmesi,
– kolluk kuvvetleri,
– yerel yönetimler ve ademi merkeziyetçilik,
– bilgiye erişim ve özel hayatın korunması,
– siyasi partilerin ve çoğulcu toplumlardaki rollerinin geliştirilmesi,
– özgür ve bağımsız sendikalar,
– işbirliğine dayalı hareketler,
– diğer başka serbest örgütlenmelerin ve kamu yararına çalışan grupların geliştirilmesi,
– gazetecilik, bağımsız medya, fikirsel ve kültürel yaşam
– eğitim kurumlarında demokratik değerlerin, kurumların ve uygulamaların öğretilmesi ve özgür sorgulama ortamının beslenmesi.

Bu türden çabalar AGİK’in insani boyutu kapsamında yer alan işbirliği alanlarını kapsayabilir; örneğin, eğitim, bilgi, kitap ve eğitim materyalleri alışverişi, işbirliğine dayalı program ve projeler, akademik ve mesleki değişim programları ve konferanslar, burslar, araştırma hibeleri, uzmanlık ve danışmanlık alımı, iş ve bilim dünyasıyla temaslar ve programlar.

(27) Katılımcı Devletler, aynı zamanda, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında çalışan bağımsız ulusal kurumların kurulmasını ve güçlendirilmesini kolaylaştıracaklardır; bu kurumlar aynı zamanda diğer katılımcı Devletlerdeki benzer kurumlarla koordinasyon ve işbirliği için temas noktası görevini görebilirler. Gerek mevcut parlamentolar arası örgütler yoluyla gerekse, başka şeylerin yanı sıra, ortak komisyonlar, parlamenterlerle ilgili televizyon tartışmaları, toplantılar ve yuvarlak masa tartışmaları yoluyla katılımcı Devletler’in parlamenterleri arasında işbirliğinin teşvik edilmesini teklif ederler. Ayrıca, Birleşmiş Milletler sistemi Avrupa Konseyi bünyesindeki örgütlenmeler gibi mevcut kurumların da bu alanda başlattıkları çalışmalara devam etmelerini ve genişletmelerini teşvik edeceklerdir.

(28) Katılımcı Devletler, Avrupa Konseyi’nin insan hakları ve temel özgürlükler alanındaki önemli uzmanlığını tanımakta ve AGİK’in insani boyutuna Avrupa Konseyi’nin katkıda bulunmasını sağlamak için daha başka yol ve yöntemleri ele almayı kabul etmektedirler. Bu türden bir katkının niteliğini gelecekte yapılacak AGİK forumlarında daha fazla değerlendirilebileceği konusunda mutabıktırlar.

(29) Katılımcı Devletler, bir uzmanlar toplantısı veya semineri düzenleyerek, katılımcı Devletler’de yaşayabilir demokratik kurumların desteklenmesi ve sürdürülmesi için geliştirilecek işbirliği önlemlerini değerlendirmeyi ve tartışmayı düşüneceklerdir; bu önlemlere, başka şeylerin yanı sıra, katılımcı Devletler’de Avrupa Konseyi’nin deneyimlerini ve ‘Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu’nun faaliyetlerini dikkate alan insan hakları ve temel özgürlükler konusunda karşılaştırmalı mevzuat çalışmaları dahildir.

IV

(30) Katılımcı Devletler ulusal azınlıklara ilişkin sorunların, ancak hukukun üstünlüğüne dayalı ve bağımsız bir şekilde işleyen bir yargı sistemine sahip demokratik bir siyasi çerçevede tatmin edici bir şekilde çözülebileceğini kabul ederler. Bu çerçeve, insan hakları ve temel özgürlüklere tam saygıyı, bütün yurttaşlara eşit haklar ve statü verilmesini, yurttaşların meşru menfaat ve isteklerinin özgürce ifade edilebilmesini, siyasi çoğulculuğu, toplumsal hoşgörüyü ve idarenin yetkilerini istismar etmesini etkili bir şekilde kısıtlayan hukuk kurallarını güvence altına alırlar. Bunun dışında, siyasi partiler, sendikalar, insan hakları örgütleri ve dini gruplar da dahil olmak üzere, sivil toplum örgütlerinin hoşgörü ve kültürel çeşitliliğin geliştirilmesindeki ve ulusal azınlıklara ilişkin sorunların çözülmesindeki önemli rolünü kabul ederler.

Yine, ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarına, evrensel olarak kabul edilen insan haklarının bir parçası olarak saygı gösterilmesinin, katılımcı Devletlerde barış, adalet, istikrar ve demokrasinin olmazsa olmaz bir unsuru olduğunu yeniden teyit ederler.

(31) Ulusal azınlıklara mensup kişiler, hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin ve yasalar önünde tam bir eşitlik içinde insan haklarını ve temel özgürlüklerini tam ve etkili şekilde kullanma hakkına sahiptir. Katılımcı Devletler gerektiğinde, ulusal azınlıklara mensup kişilere, insan hakları ve temel özgürlüklerin kullanılması konusunda diğer yurttaşlarla tam eşitlik sağlamak amacıyla özel önlemler alacaklardır.

(32) Ulusal bir azınlığa mensup olmak kişisel bir seçim meselesidir ve böyle bir seçim hiçbir dezavantaja neden olamaz. Ulusal azınlıklara mensup kişiler, kendi iradeleri dışında hiçbir asimilasyon girişimine maruz kalmadan, etnik, kültürel, dilsel ya da dinsel kimliklerini tam bir özgürlük içinde ifade etme, koruma ve geliştirme ve kültürlerini bütün yönleriyle sürdürme ve geliştirme hakkına sahiptir.

Özellikle de,

(32.1) – özel ve kamusal alanda anadillerini özgürce kullanma hakkına;

(32.2) – ulusal yasalara uygun olarak gönüllü mali katkı ve benzeri katkı taleplerinin yanı sıra kamusal destek talebinde bulunabilen, kendi eğitim, kültür ve dini kurumlarını, örgütlerini veya derneklerini kurma ve sürdürme hakkına;

(32.3) – dini materyallerin edinilmesi, bunlara sahip olunması ve bunların kullanılması da dahil olmak üzere, dinlerini açıklama ve uygulama, ve anadillerinde dini eğitim faaliyetleri yürütme hakkına;

(32.4) – ülkelerinde kendi aralarında engelsiz bir şekilde birbirleriyle temas kurma ve bu temasları sürdürme, ayı şekilde, ortak bir etnik ya  ulusal kökeni, kültürel mirası ya da dini inançları paylaştıkları başka Devletlerin yurttaşlarıyla sınır ötesi temaslar kurma ve sürdürme hakkına;

(32.5) – anadillerinde bilgi yayma, bilgiye erişme ve bilgi alışverişinde bulunma hakkına;

(32.6) – ülkelerinde örgütler ve dernekler kurma ve sürdürme ve uluslararası sivil toplum örgütlerine katılma hakkına sahiptirler.

Ulusal azınlıklara mensup kişiler, haklarını, bireysel bir şekilde olduğu gibi gruplarının diğer üyeleriyle toplu olarak kullanabilir ve bu haklardan yararlanabilirler. Bu hakların kullanılması veya kullanılmaması, ulusal azınlıklara mensup bir kişi açısından dezavantaj doğuramaz.

(33) Katılımcı Devletler, ülkelerindeki ulusal azınlıkların etnik, kültürel dilsel ve dinsel kimliğini koruyacak ve bu kimliğin geliştirilmesi için gerekli koşulları yaratacaklardır. Her devletin karar alma usullerine uygun olarak, azınlıkların örgüt veya dernekleriyle yapılacak temaslar dahil olmak üzere, gerekli istişarelerde bulunduktan sonra bu amaç doğrultusunda gereken önlemleri alacaklardır. Bu şekilde alınan her türlü önlem, ilgili katılımcı Devletin diğer yurttaşları bakımından eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkelerine uygun olacaktır.

(34) Katılımcı devletler, ulusal azınlıklara mensup kişilerin ilgili Devletin resmi dil veya dillerini öğrenme ihtiyacından bağımsız olarak, anadillerini öğrenmek için eğitim görmeleri veya anadillerinde eğitim görmeleri için, ve imkan bulunan ve gerekli olan hallerde, yürürlükteki ulusal yasalara uygun olarak, bu dili kamu otoriteleri nezdinde kullanabilmeleri için yeterli fırsata sahip olmalarını sağlamaya çaba göstereceklerdir.

Eğitim kurumlarında verilen tarih ve kültür eğitimi bağlamında, ulusal azınlıkların tarih ve kültürlerini de göz önüne alacaklardır.

(35) Katılımcı Devletler, ulusal azınlıklara mensup kişilerin, azınlıkların kimliğinin korunması ve geliştirilmesiyle ilgili işler dahil olmak üzere, kamusal işlere etkili bir şekilde katılma hakkına saygı göstereceklerdir.

Katılımcı Devletler, belli ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dilsel ya da dinsel kimliğinin korunması ve geliştirilmesine yönelik koşulların yaratılması amacıyla olası yollardan biri olarak, ilgili Devletin politikalarına uygun şekilde, söz konusu azınlıkların kendine özgü tarihsel koşullarına ve yaşadıkları topraklara denk düşen uygun yerel veya özerk idarelerin kurulması çabalarını dikkate alırlar.

(36) Katılımcı Devletler, ulusal azınlıklara ilişkin sorunlar konusunda kendi aralarında yapıcı bir işbirliğinin artırılmasının taşıdığı özel önemi kabul ederler. Bu türden bir işbirliği, karşılıklı bir anlayışın ve güvenin, dostane ve iyi komşuluk ilişkilerinin, uluslararası barışın, güvenlik ve adaletin pekiştirilmesini amaçlar.

Katılımcı Devletlerin her biri, etnik veya ulusal köken veya dini inanç farkı gözetmeksizin kendi ülkesinde yaşayan bütün insanlar arasında karşılıklı saygı ve anlayışa, işbirliğine ve dayanışmaya dayalı bir ortamı destekleyecek ve sorunların, hukukun üstünlüğü ilkelerine dayalı bir diyalogla çözülmesini teşvik edecektir.

(37) Bu taahhütlerin hiçbiri, Birleşmiş Milletler Şartı’nın amaç ve ilkelerine, uluslararası hukuk kapsamındaki diğer yükümlülüklere veya Devletlerin toprak bütünlüğü ilkesi dahil olmak üzere, Nihai Senet’in hükümlerine aykırı herhangi bir faaliyette bulunulmasına veya bu yönde eyleme geçilmesine yönelik bir hakkı ima ettiği şeklinde yorumlanamaz.

(38) Katılımcı Devletler, ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarının korunması ve geliştirilmesine yönelik çabalarında, mevcut insan hakları sözleşmeleri ile diğer uluslararası belgeler kapsamındaki taahhütlerine tam olarak uyacak ve henüz taraf olmamışlarsa, bireysel şikayette bulunma hakkı veren düzenlemeler de dahil olmak üzere, ilgili sözleşmelere taraf olmayı düşüneceklerdir.

(39) Katılımcı Devletler, ulusal azınlıklarla ilgili süregelen çalışmalarını göz önüne alınarak Birleşmiş Milletler, ve uygun olduğunda Avrupa Konseyi de dahil olmak üzere, üyesi oldukları yetkili uluslararası örgütler bünyesinde yakın bir işbirliği sürdüreceklerdir

Ulusal azınlıklar konusunun kapsamlı bir şekilde tartışılması için bir uzmanlar toplantısı düzenlenmesini düşüneceklerdir.

(40) Katılımcı Devletler, totalitarizmi, ırksal ve etnik nefreti, antisemitizmi, yabancı düşmanlığını ve kime karşı olursa olsun ayrımcılığı ve aynı şekilde dini ve ideolojik temellerle yapılan her türlü zulmü açıkça ve kesin bir şekilde kınamaktadırlar. Bu bağlamda, Romanların kendine özgü sorunlarını da kabul ederler. Bu olguların her şekliyle mücadele etmek için çabalarını yoğunlaştırmaya sağlam bir şekilde kararlı olduklarını beyan ederler ve,

(40.1) – Anayasal düzenlerine ve uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak, kişilere veya gruplara karşı, antisemitizm de dahil olmak üzere ulusal, ırksal, etnik ya da dinsel ayrımcılık, düşmanlık veya nefret temelinde şiddete tahrik içeren her türlü eyleme karşı koruma sağlamak için gerekli yasaların kabul edilmesi de dahil etkili önlemler alacaklardır;

(40.2) – ırksal, etnik, kültürel, dilsel ya da dini kimlikleri nedeniyle tehditlere veya ayrımcılık, düşmanlık ya da şiddet eylemlerine maruz kalabilecek kişileri ya da grupları ve bunların mallarını korumak için, uygun ve orantılı önlemler almayı taahhüt edeceklerdir;

(40.3) – eğitim, kültür ve bilgi alanları başta olmak üzere, anlayış ve hoşgörüyü geliştirmek için ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde, anayasal sistemlerine uygun olarak etkili önlemler alacaklardır;

(40.4) – eğitimin amaçlarının, ırka dayalı önyargı ve nefret sorunu ile farklı medeniyet ve kültürlere saygının geliştirilmesine özel olarak dikkat edilmesini kapsamasına yönelik çaba göstereceklerdir;

(40.5) – bireylerin etkili başvuru hakkını tanıyacaklar ve ulusal yasalarına uygun olarak ilgilenen kişilerin ve grupların, ırkçı ve yabancı düşmanı eylemler de dahil, ayrımcılık eylemlerine karşı şikayette bulunma ve bu tür şikayetleri destekleme hakkını tanıyacaklardır;

(40.6) – henüz taraf olmamışlarsa, ayrımcılık sorununa ilişkin uluslararası belgelere taraf olmayı düşünecekler ve düzenli raporların sunulması ile ilişkili yükümlülükler de dahil olmak üzere, bu belgelerde yer alan yükümlülüklere tam uygunluk sağlayacaklardır;

(40.7) – ayrıca, Devletlerin ve bireylerin, uluslararası organlara ayrımcılıkla ilgili bilgi vermelerine izin veren uluslararası mekanizmaları kabul etmeyi düşüneceklerdir.

V

(41) Katılımcı Devletler, AGİK’in insani boyutu bağlamındaki taahhütlerini yeniden teyit ederler ve Avrupa’da güvenlik ve işbirliğine yönelik dengeli bir yaklaşımın ayrılmaz bir parçası olarak önemini vurgularlar. Katılımcı Devletler, diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesine ve ilgili belirgin sorunların çözülmesine yönelik yöntemler olarak, AGİK’in İnsani Boyut Konferansı’nın ve Viyana Sonuç Bildirgesi’nde yer alan AGİK’in İnsani Boyutuyla ilgili bölümde açıklanan insani boyut mekanizmasının değerinin kanıtlandığı konusunda mutabıktırlar. Genişleyen bir AGİK sürecinin parçası olarak bunların devam sürdürülmesi ve geliştirilmesi yolundaki inançlarını ifade etmişlerdir.

(42) Katılımcı Devletler, Viyana Sonuç Belgesi’ndeki yer alan AGİK’in insani boyutu ile ilgili bölümün 1. ila 4. paragraflarında açıklanan prosedürlerin etkinliğinin daha da artırılması ihtiyacını kabul etmiş ve bu
amaç doğrultusunda:

(42.1) – birinci paragraf kapsamında diğer katılımcı Devletler tarafından kendilerine yazılı olarak yöneltilen bilgi taleplerine ve görüşlere mümkün olan en kısa sürede, ancak dört haftayı geçmeyecek şekilde, yazılı olarak cevap vermeye;

(42.2) – ikinci paragrafta yer alan karşılıklı toplantıların, mümkün olan en kısa sürede, kural olarak talebin iletildiği tarihten itibaren üç hafta içinde yapılmasına;

(42.3) – ikinci paragraf kapsamında yapılan ikili bir toplantı sırasında, her iki taraf da başka konuların görüşülmesi konusunda mutabık değilse, toplantının konusuyla bağlantılı olmayan konu ve vakaları gündeme getirmekten kaçınacaklarına karar vermişlerdir.

(43) Katılımcı Devletler, AGİK’in insani boyutu ile ilgili taahhütlerin uygulanmasını iyileştirmeyi hedefleyen yeni önlemlere dair pratik teklifleri değerlendirmişlerdir. Bu bağlamda, belli durumların ve davaların incelenmesi için gözlemcilerin gönderilmesi, araştırma yapmak ve uygun çözümler önermek üzere raportörlerin ataması, AGİK İnsani Boyut Komitesi’nin oluşturulması, insanların, örgütlerin ve kurumların insani boyut mekanizmasına daha fazla dahil edilmesi, ve ilgili sorunların çözümünün desteklenmesi için daha fazla ikili ve çok taraflı çaba sarf edilmesine ilişkin teklifleri değerlendirmişlerdir.

Katılımcı Devletler, takip eden ilgili AGİK toplantılarında, insani boyut mekanizmasının güçlendirilmesine yönelik bu ve başka tekliflerin kapsamlı bir şekilde tartışılmaya devam edilmesine ve AGİK sürecinin daha fazla geliştirilmesi bağlamında uygun yeni önlemlerin kabulünün değerlendirilmesine karar vermişlerdir. Bu önlemlerin daha fazla etkili ilerlemeye katkıda bulunması gerektiği, AGİK’in insani boyutu konusunda uyuşmazlıkların önlenmesini ve bu konuya güven duyulmasını pekiştirmesi gerektiği konusunda mutabıktırlar.

(44) Katılımcı Devletler’in temsilcileri, Kopenhag toplantısının mükemmel organizasyonundan ve toplantıya katılan heyetlere gösterilen sıcak misafirperverlikten dolayı Danimarka halkına ve hükümetine içten teşekkürlerini sunarlar.

(45) AGİK Viyana Toplantısı’nın Sonuç Belgesi’nde yer alan, AGİK İnsani Boyut Konferansı’na ilişkin hükümlere uygun olarak, Konferansın üçüncü toplantısı 10 Eylül ila 4 Ekim 1991 tarihleri arasında Moskova’da yapılacaktır.

Kopenhag, 29 Haziran 1990

EK

BAŞKANI’IN BEYANI İNSANİ BOYUT KONFERANSI’NIN TOPLANTILARINA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN VE MEDYANIN ERİŞİMİ HAKKINDA

Başkan, Viyana toplantısında uygulandığı şekilde ve yine Viyana Toplantısı Sonuç Belgesi’nin 11 Sayılı Ek’inde açıklandığı şekilde, İnsani Boyut Konferansı Toplantıları’nın açık ve erişilebilir olması uygulamasının tüm katılımcı Devletler açısından önemli olduğunu ifade etmiştir. Katılımcı Devletler, İnsani Boyut Konferansı’nın gelecekteki toplantılarında da, bu uygulamaların sürdürülmesi ve geliştirilmesi amacıyla aşağıdaki açıklık ve erişilebilirlik uygulamalarına saygı duyulması gerektiği konusunda mutabık kalmışlardır:

– ilgilenen sivil toplum örgütü (STÖ) üyelerinin, heyetlere ve İcracı Sekretarya hizmetlerine özel olarak ayrılan alanlar dışında, Konferans müştemilatında serbest dolaşımına izin verilmesi. Bu doğrultuda talep etmeleri halinde kendilerine kimlik kartı çıkarılacaktır;

– ilgilenen STÖ üyeleriyle hem temsilciler hem de akreditasyon sahibi medya mensupları arasında engelsiz temas kurulabilmesi;

– tüm çalışma dillerinde konferansın resmi belgelerine ve temsilcilerin ilgilenen STÖ üyelerine iletmek isteyebileceği her türlü belgeye erişim sağlanması;

– ilgilenen STÖ üyelerine, temsilcilere AGİK’in insani boyutu ile ilgili yazılı bilgi iletme imkanı verilmesi. Bu amaçla, STÖ üyelerine, her bir heyetin Posta Kutularına erişme imkanı verilecektir.

– ilgili STÖ’ler tarafından Konferansı bilgilendirmek amacıyla İcracı Sekretarya ‘ya hitaben sunulan her türlü belgeye temsilcilerin, serbestçe erişebilmelerinin sağlanması. Bu doğrultuda, İcracı Sekretarya iletilen bu türden belgeleri güncel olarak bir araya getirecek ve temsilcilere ulaştıracaktır.

Bunun dışında, medya temsilcileri bakımından,

– heyetlere ve İcracı Sekretarya hizmetlerine özel olarak ayrılan alanlar dışında, Konferans müştemilatında serbestçe dolaşmalarına izin verilecektir; Bu doğrultuda, gerekli akreditasyon belgelerinin sunulması halinde kendilerine kimlik kartı çıkarılacaktır;

– medya temsilcileri, temsilciler ve ilgilenen STÖ üyeleriyle engelsiz temas kurabileceklerdir;

– tüm çalışma dillerinde konferansın resmi belgelerine erişim sağlayabileceklerdir;

Başkan, bu beyanın Kopenhag Toplantısı Belgesi’nin Eki olarak düzenleneceğini ve Belge ile birlikte yayınlanacağını ifade eder.

Atatürk’ün Alaşehir Konuşması

0

Atatürk’ün Alaşehir Konuşması, Batı Anadolu seyahati sırasında, İzmir yollarında, 26 Ocak 1923 tarihinde yapılmıştır. (Bknz: Atatürk’ün Konuşmaları)

Atatürk’ün Alaşehirde Halka Hitaben Yaptığı Konuşma

Hakkımda gösterdiğiniz tezahürattan dolayı beyanı teşekkür ederim. Bir kaç ay evvel buradan geçerken, bu güzel şehrin ateşler içinde bırakıldığını görmüştüm. Bundan hepimiz dilhunuz. Fakat sizin gibi gayur halkın harap, türap olan bu şehri tekrar imar ve ihya edeceğine hepimiz emindik. Bu anda aldığım malumat, bu emniyeti süratle fiil haline geldiğini gösteriyor. Bundan bahtiyarım.
Arkadaşlar!
Şehrimizin Yunan istilası altındaki sefaletini pekala tahattur ediyorsunuz. Ben bu elim hatıraları tekrar etmekle yaralarınızı tazelemek istemem. Yalnız sizi ve bütün milleti felakete sürükleyen esbabı layıkı ile düşündüğümüzden eminim. Yunanlıları İzmir’e çıkaran bittabi sizin arzu ve temayülünüz değildi ve olamazdı. Onların İzmir’e çıkmasına ve memleketimizin daha şarkına ilerlemesine kendi kuvvet ve teşebbüsleri de kafi değildi. Bizi çiğneten bizim başımızda bulunan ve büyük tanıdığımız makamlardı. O Makamlar ki onların saadetine, sıhhatine gece gündüz dua ederdik. Pek kati olarak bilmeniz icabeder ki, bizi halasa isal eden şey o şekli hükümeti yıkarak yerini milletin efkar ve amalini temsil eden bir hükümet tesis etmek olmuştur. O Hükümet Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’dir. Eğer Milletimiz kendi hakimiyetini bila kaydüşart elinde tutan bir hükümet teşkil etmemiş olsaydı bugün istihsal ettiğimiz zaferlerle hiçbir vakit nail olmazdık ve memleketimizde şimdiye kadar Sevr muahedesi tatbik edilecek, bütün millet ecnebilerin kölesi olacaktı.

Arkadaşlar, artık bu felaketli günler gelmeyecektir. Bütün düşmanlarımız bütün cihan anlamıştır ki hakimiyetini pek kıskanç bir surette müdafaa ve muhafaza eden milletimiz memlekete ayak basan düşmanları kovacak ve mahvedecektir. Memleketimizin mamur, milletimizin mesut olması, her ferdin azami fedakarlığı ile hakimiyeti milliyeyi muhafaza etmesiyle kabul olacaktır. Arzumuz haricen İstiklal, dahilen bila kaydüşart hakimiyeti milliyeyi muhafazadan ibarettir.

Hakimiyeti milliyemizin velev bir zerresini haleldar etmek niyetinde bulunanların kafalarını parçalayacağınızdan eminim.

Arkadaşlar, bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zafer süngü zaferi değil iktisat, ilim ve irfan zaferleri olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar istihsal ettiği muzafferiyetler memleketimizi halası hakikiye sevk etmiş sayılmaz. Bu zaferler ancak müstakbel zaferimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Muzafferiyatı askeriyemizle mağrur olmayalım yeni ilim ve iktisat zaferlerine hazırlanalım.

Mustafa Kemal ATATÜRK – 25/26.01.1923

Milli Korunma Mahkemeleri

0

Milli Korunma Mahkemeleri, 18 Ocak 1940 tarihinde kabul edilen ve 1940-42 yılları ile 1956-1960 yılları arasında uygulanan Milli Korunma Kanunu kapsamında kurulmuş olan mahkemelerdir. İkinci Dünya Savaşı öncesinde tedbir amaçlı olarak alınan önlemler çerçevesinde yetkilendirilmiştir.

Mal kıtlığı, aşırı fiyat artışları, karaborsa ve oluşacak sosyal adaletsizlerle mücadele etmek için devlet eliyle ekonomiyi düzenleme gerekçesiyle, olağanüstü önlemlerin alınmasını öngören kanun kapsamında; kanun hükümlerini uygulamaya koymak ve Vekâletler (Bakanlıklar) arasında işbirliğini sağlamak amacıyla, bir Koordinasyon Heyeti kurulmuş, altı kişiden oluşan bu heyette: Milli Müdafaa(Savunma) Vekili(Bakanı) Naci Tınaz, Maliye Vekili Fuat Ağralı, İktisat Vekili Hüsnü Çakır, Ziraat Vekili Muhlis Erkmen, Münakalât(Ulaştırma) Vekili Ali Çetinkaya,  Ticaret Vekili Cezmi Erçin görev almıştır.

Heyette yer alan Adalet Bakanlığı, Milli Korunma Mahkemelerini kurmak üzere yetkilendirilmiştir.

Milli Korunma Kanunu

Milli Korunma Kanunu kapsamında; çalışma sürelerinin uzatılması, ücretli iş yükümlülüğü, iş gücünün denetlenmesi, özel işletmelere geçici el koyma yetkisi, iç ve dış ticarette fiyatları belirleme, temel malların vesika ile dağıtılmasını sağlama, kira oranları üzerinden gayrimenkul sahiplerinin denetlenmesi ve yasal hükümlere uymayanların cezalandırılması konularındaki yargılama yetkisi Milli Korunma Mahkemeleri tarafından yerine getirilmiştir.

Kanunun, olağanüstü döneme özel bir kanun olduğu, bu nedenle ağır hükümler içermesinin olağanüstü zorunlulukların bir gereği olduğu belirtilerek Anayasa’ya aykırı olmadığı görüşü benimsenmiştir.

Milli Korunma Mahkemeleri

Milli Korunma Mahkemelerinin ihtiyaca göre  tek hakimli veya heyet halinde çalışmaları öngörülmüş, bu kapsamda; Milli Korunma Mahkemesi, Toplu Milli Korunma Mahkemesi ve Yargıtay Özel İdaresi kurulmuştur. Hâkimler kanununun her sınıf veya derecesindeki yargıçlardan müteşekkil olarak toplu veya tek yargıçlı milli korunma mahkemeleri kurulması yetkisi ile bu mahkemelerin yargı çevrelerini ve bu mahkemelerin kurulmadığı yerlerde kanuna göre görevli mahkemeyi belirleme yetkisi Adalet Bakanlığına verilmiştir.

Tek yargıçlı mahkeme çevresinde işlenen ancak heyet halinde çalışan mahkemelerin yetkisine giren ve ağır cezayı gerektiren suçlar en yakın ceza mahkemelerince görülmüştür. Milli Korunma Mahkemelerinde Cumhuriyet Savcıları ve Savcı Yardımcıları da görev yapmıştır.

Millî Korunma Mahkemesi kurulmayan yerlerde, cezası Milli Korunma Kanununda gösterilen suçlar, o yerdeki Asliye Ceza Mahkemeleri tarafından görülmüş; mahkemelerin vermiş olduğu kararların temyiz incelemesi Yargıtay’da özel daire tarafından yapılmıştır.

Kanunun ilk uygulama dönemi olan 1950 yılı öncesinde ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Milli Korunma mevzuatına giren suçlara bakmak üzere; Ankara, İstanbul, İzmir ve Zonguldak’ta Toplu Milli Korunma Mahkemeleri kurulmuş ve bu mahkemeler 1948 yılında kaldırılmıştır. Ayrıca Ankara, İstanbul, İzmir, Üsküdar ve Zonguldak’ta Milli Korunma Mahkemeleri vardı. 1947 yılında toplam 10 adet Milli Korunma Mahkemesi, 4 savcılık ve 37 savcı yardımcılığı bulunurken, 1948 yılında bunlar da kapatılmıştır.

İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsün2 Aydın Doğu tarafından sunulan “Demokrat Parti Döneminde Milli Korunma Kanunu” konulu yüksek lisans tezindeki bilimsel verilere göre; 1940 yılında kabul edilen Kanun’a göre 1940 yılında 4, 1941 yılında 100, 1942 yılında 391, 1943 yılında 721, 1944 yılında 405, 1945 yılında 257, 1946 yılında 104, 1947 yılında 45, 1948 yılında 25, 1949 yılında 22 kişi hüküm giymiştir.

1948 yılında kapatılan bu mahkemeler 1956 yılında Demokrat Parti döneminde yeniden açılmıştır.  İstanbul’da yeni kurulan Milli Korunma Mahkemesi 20 Aralık 1956 itibariyle çalışmaya başlamış, ilk duruşma sinema bileti karaborsacılığı yapan birinin yargılanması olmuştur.

1956 yılı Haziran ayında yapılan 6731 ve 6751 sayılı değişikliklerin uygulanması esas olarak bu mahkemeler eliyle gerçekleştirilmiştir.

1957 Yılında Bir Seçim Afişi

Demokrat Parti döneminde ise 1950 yılında 9, 1951 yılında 3, 1952 yılında 249, 1953 yılında 146, 1954 yılında 340, 1955 yılında 1.392, 1956 yılında 2.559, 1957 yılında 2.164, 1958 yılında 1.973, 1959 yılında 919 ve 1960 yılında 262 kişi para ve hapis cezasına çarptırılmıştır. Buna göre Milli Korunma Kanunu’na dayanılarak 1950 yılı öncesinde 2.074 kişi ceza alırken, DP döneminde toplam 10.016 kişi ceza almıştır.

Milli Korunma Mahkemelerinin Görev ve Yetkileri

Milli Korunma Kanunu, ekonominin işleyişiyle ilgili düzenlemeler yapma yetkileri verirken, diğer yandan da bazı hareketleri yasaklamış, birçok suçu kapsamına almış, kanunun 32. maddesinde yasak olan fiiller sayılmış; daha soran yapılan değişikliklerle mahkemelerin yetkisine giren suç türleri çoğaltılmıştır. 1956 yılından sonraki uygulamada mahkemelerin yetkisinin daha da artırıldığı görülmektedir.

Kanunun suç  olarak tanımladığı eylemleri gerçekleştirenlere verilen cezaların ertelenmesinin önüne geçilmiş, ertelemenin zorunlu olduğu hallerde mücbir sebep olmadıkça bir haftadan fazla ertelenmeme kuralı getirilmiştir.  “Meşhut Suçların Muhakeme Usulü” hakkındaki yasanın usul hükümlerinin uygulanması, on beş güne kadar olan hapis ve 500 liraya kadar olan para cezalarının kesin olması ve temyiz edilememesi kuralı getirilmiştir.

Diğer kanunlarda öngörülen cezaların daha ağır olması halinde o cezanın verilmesi prensibi getirilmiş lehe kanun ilkesine istisna getirilmiştir.

Milli Korunma Mahkemelerinin görev alanındaki suçların yargılamalarının bütün davalardan önce ele alınması ve tatil zamanında da görülen acele işlerden sayılması prensibi getirilmiştir.

Milli Korunma Mahkemelerinin Görev Alanındaki Bazı Suç Türleri 
  • Eşya fiyatlarının haklı bir sebep olmadan arttırılması
  • Mevcut malların satılmaması, olmadığı söylenerek malların saklanması, fazla fiyata satma amacıyla kaçırılması, muvazaa ile elden çıkarılması
  • Kabul edilebilir bir sebebe dayanmadan gümrükten malların çekilmemesi
  • Gereğinden fazla mal satın alınması, bu malların hakir görülmesi
  • Üretici veya tüketici aleyhine fiyat birliği yapmak ya da yaptırmak
  • Bir malın tüketiciye sunulmadan önce çeşitli tacirler arasında yapılan zincirleme faaliyetler
  • Mevcut malın satıştan kaldırılması
  • Yukarıdaki amaçlardan herhangi biri ile propaganda yapılması
  • Yapay olarak fiyat yükseltilmesi ve karaborsacılık
  • Geçerli sebep olmaksızın bir malın fazla fiyatla satılması veya satışa arz edilmesi
  • Fazla fiyatla satmak için mevcut malın satışa arz edilmemesi veya satışından çekinilmesi veya saklanması veya herhangi bir şekilde kaçırılması veya anlaşma yolu ile elden çıkarılması
  • Piyasada darlık ya da fiyat artışını amaçlayan veya darlık ya da fiyat artışıyla sonuçlanan zincirleme işlemler yapılması
  • Ticari geleneğe aykırı olarak diğer bir malın da satın alınmasını zorunlu kılacak şekilde satış yapılması veya malların satışa arz edilmesi
  • Bir malı fazla fiyatla satmaya yönelik fiil ve hareketlerde bulunulması ve fiyatların yükselmesi amacıyla propaganda yapılması
  • Yasaklanmış olan bir malı fazla fiyatla satmaya yönelik belge düzenlemek ve bilerek
    kullanmak
  • Piyasada darlık veya fiyatların artmasına neden olacak veya azalmasına engel olacak şekilde
    malları az sayıda ellerde toplamak veya yok etmek ve benzeri fiil ve hareketlerde
    bulunmak
  • Üreticiden mal alanlar veya tüketiciye mal satanlar arasında fiyat birliği yapılarak veya yaptırılarak anlaşma yoluyla halkı istismar etmek 
  • İstifçilik veya stokçuluk yapmak
  • Beyanname vermemek
  • Satışa mal arz etmemek veya satıştan kaçınmak
  • Etiket zorunluluğuna uymamak
  • Fatura vermemek
  • Sahte fatura düzenlemek
  • Ordino sahteciliği yapmak
  • Faturasız mal satmak
  • Eksik vezinli satış

Toplu Milli Korunma Mahkemesi kurulmayan ve bu mahkemelerin yargı yetkisi dışında kalan yerlerde işlenen; yiyicilik, rüşvet alıp vermek, ihtilas ve zimmete para geçirmek gerek doğrudan doğruya ve gerek memuriyet vazifesini suiistimal suretiyle kaçakçılık, alım ve satımlara fesat karıştırmak, devlet hariciyesine ait gizli evrakı ve şifreleri ifşa ve ifşaya sebebiyet vermek suçlarından ağır cezayı gerektirici olanlara o bölgedeki Ağır Ceza Mahkemelerinin bakması, ağır cezayı gerektirmeyenlere ise diğer mahkemelerin bakması kararlaştırılmıştır.

Milli Korunma suçları ve 1609 sayılı “Bazı cürümlerden dolayı memurlar ve şerikleri hakkında takip ve muhakeme usulüne dair 1609 sayılı Kanunun 3ncü maddesinin kaldırılması hakkında Kanun” kapsamına giren suçlar “3005 sayılı Meşhud suçların muhakeme usulüne dair kanun” çerçevesinde yargılanmışlardır.

3780 sayılı Milli Korunma Kanunu; ilk yürürlüğe girdiği tarihte kanunun 56, 59 ve 64 üncü maddesinde yazılı olan suçların yargılamasının tutuklu olarak yapılmasını zorunlu kılmış; daha sonra yapılan değişiklikle kefaletle tahliye kararı verilebileceği kararlaştırılmış, tutukluluk hali belirli maddelerle sınırlanmıştır.

Mahkemelerin Kapatılması ve Yeniden Açılması 

İkinci Dünya Savaşının sona ermesinden ve Millî Korunma Kanununun üzerinden yedi yıl geçtikten sonra mahkemelerin kapatılması gündeme gelmiştir. Yargıtay Özel Dairesi 17 Ocak 1948’de, Milli Korunma Mahkemeleri ise 26 Ocak 1948’de kapatılmıştır.

Mahkemelerin kapatılması üzerine teşkilata ait hesaplar tasfiye edilmiş; bu mahkemelerde görevli olan yargıç, savcı ve personel genel teşkilata katılmıştır. Milli Korunma Kanununa göre kurulan teşkilata ait personelin tüm giderleri Kanunun 43. maddesi gereğince Millî Korunma sermayesinden ödenmiştir.

Mahkemeler kaldırılmasına rağmen Kanun yürürlükte olduğundan; Asliye Ceza Mahkemeleri yetkisizlik kararı vermeye başlamış, ellerindeki Milli Korunma suçlarıyla ilgili davaları Ağır Ceza Mahkemelerine aktarmaya başlamışlardır.

Mahkemelerin Yeniden Açılması 

Milli Korunma Kanun, 6 Haziran 1956 tarihinde bazı maddeleri değiştirilerek ve yeniden düzenlenerek revize edilmiş; yeni cezai müeyyideler getirilmiş, para cezaları ve hapis cezaları artırılmıştır.

İstanbul’da bir Toplu Milli Korunma Mahkemesi ve bir Milli Korunma Mahkemesi, Ankara’da da bir Toplu Milli Korunma Mahkemesi ve bir Milli Korunma Mahkemesi kurulmuştur. Bu mahkemelerde 1956 yılında 7 savcı yardımcılığı, 1957 ve 1958 yıllarında ise 1 savcılık ve 8 savcı yardımcılığı kadrosu bulunmaktadır.

Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’nde yayınlanan “Milli Korunma Kanununun Hayata Geçirilişi(1940) ve Tek Parti Dönemi Uygulamaları” başlıklı Araştırma Makalesinde Mehmet Korkud Aydın’ın, TBMM’de sorulan yazılı soruların cevapları üzerinden derlediği bilgilere göre; 1950 yılında 1.158 davada 1.547 kişi; 1951 yılında 958 davada 1.163 kişi yargılanmıştır. 1952 yılında 1.407 davada 1.876 kişi; yargılanmış, bu yılda görülen 399 davada 439 sanık mahkum olmuş, 688 davada 912 sanık ise beraat etmiştir. 1953 yılında 1.538 sanıklı 995 dava açılmış, 218 davada 235 kişi mahkum olmuş, 287 davada ise 324 kişi beraat etmiştir. 1954 yılında 1.922 dava açılmış, 2.213 kişi sanık olmuştur. Görülen davalardan 434’ü mahkumiyet, 530’u beraatla sonuçlanmış, toplam 472 kişi mahkum olmuş, 654 kişi ise beraat etmiştir. 1955 yılında toplam 6.345 dava açılmış ve 7.687 kişi sanık olmuştur. Mevcut davalardan 1.580 tanesinde 1.730 kişi suçlu bulunmuş, 2.275 tanesinde ise 2.776 kişi beraat etmiştir. Yani 1956 yılına dek Milli Korunma Kanunu’na dayanılarak 12.785 dava açılmış ve bu davalarda yargılayan sanık sayısı 16.024 olmuştur.

Davalar genel olarak İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’da yoğunlaşmış; birçok kişi hakkında zimmet, irtikap, görevi kötüye kullanmak, rüşvet almak ve vermek suçlarını işledikleri iddiasıyla davalar açılmıştır.

Muhalefette bulunduğu yıllarda Milli Korunma Kanunu’nun yaptırımlarını ve CHP’yi eleştiren DP, 1950 tarihinden 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine kadar geçen süreçte söz konusu kanunu uygulamadan kaldırmadığı gibi tekrar düzenleyerek, yürürlükte kalmasını sağlamıştır. Savaş şartlarında, ülkenin ekonomik istikrarını sağlamak için alınmış bir tedbir olmaktan çıkan Kanun, hükümetlerin üretim araçları, üreticiler ve işçiler üzerinde bir kontrol mekanizması haline dönüşmüştür.  Denetim ve cezaların arttırılması sonucunda ölçü kaçırılmış ve dramatik olaylar yaşanmıştır.

Milli Korunma Mahkemelerinin Tamamen Kapatılması

Milli Korunma Kanunu ve ona bağlı olarak faaliyet gösteren Milli Korunma Mahkemeleri; 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile yönetime el koyan Milli Birlik Komitesinin 10 Eylül 1960 tarihinde aldığı karar doğrultusunda çıkarılan aynı tarihli “Millî Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun” ile tamamen kaldırılmıştır. Resmi Gazetenin 16 Eylül 1960 tarihli sayısında yayınlanan Kanun ile bu mahkemeler tarihe karışmıştır.

Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kuralları

0

Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kuralları

Mesleğin düzen ve geleneklerini korumak, yasaların avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesi ve yüklediği görevleri tam ve şerefli bir şekilde yerine getirmek amacıyla “meslek kuralları” oluşturulmuştur.

Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kurallarının bir kısmı Avukatlık Yasasında vardır. Bir bölüm meslek kuralları ise Türkiye Barolar Birliğince hazırlanmış ve 8-9 Ocak 1971 tarihinde Adana’da yapılan IV. Olağan Genel Kurul toplantısında kabul edilmiştir.

50 maddeden ibaret meslek kuralları, TBB Bülteninin 26 Ocak 1971 tarihli 5. sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kurallar sonraki yıllarda değişikliğe uğrayarak bugünkü şeklini almış, son değişiklikler TBB’nin 17- 18 Aralık 2022 tarihinde Çanakkale’de düzenlenen genel kurul toplantısından yapılmıştır.

Avukatlık Yasasının 134. maddesi, meslek düzen ve geleneklerine uymayanlar hakkında disiplin cezaları uygulanmasını öngörmektedir. Avukatlık Yasası Yönetmeliğinin 81. maddesinde de aynı nitelikte bir hüküm bulunmaktadır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Avukatlık Yasasının 135. maddesinde disiplin cezaları:

Uyarma, kınama, para cezası, işten çıkarma, meslekten çıkarma olarak sayılmıştır. Demek oluyor ki meslek düzen ve geleneklerine (yani meslek kurallarına) uymama hali, yukarıda sıralanan disiplin cezalarının verilmesine neden olabilecektir. Bu nedenle, avukatlık mesleğini yapanların, Avukatlık yasa ve yönetmeliklerinin yanı sıra, meslek kurallarını da bilmeleri gerekmektedir.

Avukatların, meslek kurallarına uygun davranmalarını sağlama görevi Barolara verilmiştir (Av. Y. M.95/1).

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ MESLEK KURALLARI

TBB’nin 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve 26 Ocak 1971 tarihli TBB Bülteni’nde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

I. Genel Kurallar

1. Türk avukatları, baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin bağımsızlığı gereğine inanmışlar ve bu konuda kendilerine gerek kişi, gerek kuruluş olarak düşen görevleri başarma kararına varmışlardır.

2. Mesleki çalışmasında avukat, bağımsızlığını korur; bu bağımsızlığı zedeleyecek iş kabulünden kaçınır.

3. Avukat, mesleki çalışmasını kamunun inancını ve mesleğe güvenini sağlayacak biçimde ve işine tam bir sadakatle yürütür.

4. Avukat, mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmak zorundadır. Avukat, özel yaşantısında da buna özenmekle yükümlüdür.

5. Avukat, yazarken de, konuşurken de düşüncelerini olgun ve objektif bir biçimde açıklamalıdır. Mesleki çalışmasında avukat, hukukla ve yasalarla ilgisiz açıklamalardan kaçınmalıdır.

6. Avukat, iddia ve savunmanın hukuki yönü ile ilgilidir. Taraflar arasında anlaşmazlığın doğurduğu düşmanlıkların dışında kalmalıdır.

7. Avukat, salt ün kazandırmaya yönelen her türlü gereksiz davranıştan titizlikle kaçınmalıdır.

a. Avukat, yalnız adres değişikliğini, reklam niteliğini taşımayacak biçimde, ilan yoluyla duyurabilir.
b. Avukatın başlıklı kağıtları, kartvizitleri, büro levhaları reklam niteliği taşıyabilecek aşırılıkta olamaz.
c. Avukat, telefon rehberinde meslekler kısmında adres yazdırabilir. Bunun dışında farklı büyüklükte harflere ya da ilan niteliğinde yazılara yer verdiremez.
d. Ortak büro kuran avukatlar, büronun reklam aracı olmamasına, hukuk bürosu olma niteliğini yitirmemesine dikkat ederler.

8. Avukat kendine iş sağlama niteliğindeki her davranıştan çekinir.

9. Avukat, kanunen bulunduğu başkaca mevki ve olanaklarının mesleki çalışmalarına etkili olmamasına dikkat eder.
Avukat, mesleki çalışması dışında kişisel anlaşmazlıklarda, avukatlık sıfatının özelliklerinden yararlanamaz.

10. Avukat, aynı dava için birbirine karşıt isteklerde bulunamaz.

11. Avukat, Türkiye Barolar Birliği’nce kabul olunan mesleki dayanışma ve düzen gereklerine uygun davranmak zorundadır.

12. Avukat, bürosunun görevin vakarına uygun biçimde tutulmasına çaba gösterir.

13. Uzunca bir süre bürosundan uzak kalmak zorunda bulunan avukat, işlerine bakacak, müvekkillerini kabul edecek meslektaşının adını barosuna bildirir.

14. Avukat meslek kuruluşlarınca verilen görevleri, haklı sebepler dışında, kabul etmek zorundadır.

15. Mesleki çalışmasından ötürü aleyhine açılan dava layihasının bir örneğini, avukat barosuna verir. Baronun hukuki anlaşmazlıklardaki arabuluculuk teklifini kabul etmek zorundadır.

16. Avukat, kendisiyle ilgili her türlü belgeleri baroda görmek hakkını haizdir.

II. Yargı Organlarıyla ve Adli Mercilerle İlişkiler

17. Hakim ve savcılarla ilişkilerinde, avukat, hizmetin özelliklerinden gelen ölçülere uygun davranmak zorundadır. Bu ilişkilerde karşılıklı saygı esastır.

18. Avukat, daha önce hakim, savcı, hakem ya da başka resmi bir sıfatla incelediği işte görev alamaz.

19. Hakim ve savcı ile hısımlık ya da evlilikten gelen engelleri gösteren, kanun hükmünde yazılı derece dışında kalan hısımlıklar ve başkaca yakınlıklarda, avukat, meslek onuruna en uygun biçimde takdirini kullanır.

20. Avukatlar ve avukat stajyerleri, mesleğe yaraşır bir kılık ve kıyafetle (Mülga: Danıştay Sekizinci Daire 12.11.2014 tarih ve 2012/5257 E, 2014 8567 K. sayılı kararı ile bu maddede yer alan “başları açık” ibaresinin kaldırılmasına karar verilmiştir) mahkemelerde görev yaparlar. (Değişik: Türkiye Barolar Birliğinin 17- 18 Aralık 2022 tarihinde Çanakkale’de yapılan XXXVII. Olağan Genel Kurul kararıyla) Duruşmalara, Türkiye Barolar Birliği’nce şekli saptanmış cübbe ile çıkarlar.

21. Avukat duruşmayı terk edemez. Ancak kişisel veya meslek onurunun zorunlu kıldığı hallerde duruşmalardan ayrılabilir. Bu durumda avukat derhal baroya bilgi verir.

22. Avukat savunma için (Değişik: Türkiye Barolar Birliğinin 17- 18 Aralık 2022 tarihinde Çanakkale’de yapılan XXXVII. Olağan Genel Kurul kararıyla) gerekli olmadıkça davanın uzaması sonucuna varacak isteklerden kaçınır.

23. (Mülga: Danıştay Sekizinci Daire 15.10.2015 tarih ve 2015/3582- 8680 sayılı kararı ile iptal kararı verilmiştir. Türkiye Barolar Birliğinin 17- 18 Aralık 2022 tarihinde Çanakkale’de yapılan XXXVII. Olağan Genel Kurul kararıyla metinden çıkarılmıştır.)

24. Avukat, ilerde tanık olarak dinlenecek kimselerden, istisnai olarak bazı hususları öğrenmek mecburiyetinde kalmış olursa, onları etkilemiş olma şüphesi altına düşmekten kaçınmalıdır. Avukat, tanıklara tavsiyelerde bulunamaz, ne şekilde tanıklık edecekleri veya hakim önünde nasıl hareket edecekleri hakkında talimat veremez.

25. Avukat, mahkeme kalemlerinde, icra dairelerinde ve her türlü mercilerde çalışan görevlilerle olan ilişkilerinde de meslek onuruna ve ağırbaşlılığına uygun tutum ve davranışlarını korur.

III. Meslektaşlar Arası Dayanışma ve İlişkiler

26. Hiçbir avukat, bir meslektaşının mesleki tutum ve davranışları hakkındaki düşüncelerini kamuoyuna açıklayamaz. Bu yoldaki şikayetlerin mercii yalnız barolardır.

27. Hiçbir avukat, herhangi bir meslektaşı özellikle hasım vekili meslektaşı hakkında küçük düşürücü nitelikteki kişisel görüşlerini açıkça belirtemez. (Mülga: Danıştay Sekizinci Daire 17.01.2017 tarih ve 2016/12242 E. 2017/31 K. sayılı kararı ile iptal kararı verilmiştir. Türkiye Barolar Birliğinin 17- 18 Aralık 2022 tarihinde Çanakkale’de yapılan XXXVII. Olağan Genel Kurul kararıyla metinden çıkarılmıştır.)

(Ek fıkra: Türkiye Barolar Birliği’nin 10-11-12 Ocak 1980 tarihinde Ankara’da yapılan XIII. Olağan Genel Kurul kararıyla) Resmi ya da özel kuruluşlarda bağımlı olarak birlikte çalışan avukatlar, kadro görevleri ne olursa olsun, adalet ve eşitlik ilkelerinden ayrılmamaya ve iş dağıtımı, denetimi ve her türlü iş ilişkilerinde meslek dayanışmasına ve onuruna uymayan davranışlardan kaçınmaya özen göstermekle yükümlüdürler.

28. Bir başka baro bölgesinde ilk kez bir davaya giden avukat, o yer Baro Başkanı’na nezaket ziyaretinde bulunmaya gayret eder.

29. Bir meslektaşının ölümü veya başkaca nedenlerle, Baro Başkanı’nca görevlendirilen avukat, kabul edilebilir bir neden göstermeksizin bu görevi reddedemez.

30. Mesleki çalışmada avukatlar arasında usule ilişkin işlemlerde ve dosya incelemelerinde dayanışma gereği sayılabilecek yardımlar ve kolaylıkla esirgemezler.

Duruşmaya geç kaldığı için hakkında gıyap kararı alınan avukat hemen gelmişse, diğer taraf vekili olan avukat, gıyap kararının kaldırılmasını veya düzeltilmesini istemek zorundadır.

Bir başka yerdeki duruşmasına mazereti nedeniyle gidemeyen avukat, karşı taraf avukatı bir başka yerden geliyorsa, mazeretini önceden meslektaşına bildirmelidir.

Avukatlar arasında “özeldir” kaydı taşıyan yazışmalar, yazanın rızası alınmadan açıklanamaz.

31. Avukat hasım tarafın ancak avukatı ile görüşebilir.

(Hasmının avukatı yok ise) avukatın hasımla teması zorunlu sınırlar içinde kalır. Hasım tarafla her temasından sonra avukat müvekkiline bilgi verir.

32. (Değişik: Türkiye Barolar Birliğinin 17- 18 Aralık 2022 tarihinde Çanakkale’de yapılan XXXVII. Olağan Genel Kurul kararıyla) Avukat, dava türü ve usulü ne olursa olsun, mahkemeye ibraz ettiği ve elektronik ortamda erişim imkanı bulunmayan dilekçe ve belgelerin birer örneğini bu konuda ayrıca bir talebe gerek olmaksızın karşı taraf vekili meslektaşına verir.

33. Yanına stajyer almayı kabul eden avukat, stajyerlerin iyi yetişmesi için gerekli dikkati ve ilgiyi gösterir ve olanaklarını hazırlar. (Ek cümle: Türkiye Barolar Birliğinin 17-18 Aralık 2022 tarihinde Çanakkale’de yapılan XXXVII. Olağan Genel Kurul kararıyla) Stajyer avukatın çalışma şeklini ve süresini zorunlu staj eğitim programına
göre belirler.

33/A. (Ek madde: Türkiye Barolar Birliğinin 17- 18 Aralık 2022 tarihinde Çanakkale’de yapılan XXXVII. Olağan Genel Kurul kararıyla) Bağlı çalışılan avukat ile bağlı çalışan avukat arasında mesleki anlamda eşitlik ilkesi geçerlidir. Bu ilişki, unvanın ve işin gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde düzenlenir.

Bağlı çalışılan avukat, bağlı çalışan avukata yönelik davranışlarında meslek kurallarını ve avukatın bağımsızlığını gözetir; mesleki gelişimi için gerekli imkânları tanır. Bağlı çalışılan avukat, bağlı çalışan avukatın iş tanımını ve ücretini; meslektaşlık bilincine, mesleğin itibarına ve işin niteliğine göre belirler.

IV. İş Sahipleriyle İlişkiler

34. Avukat, müvekkiline davanın sonucu ile ilgili hukuki görüşünü açıklayabilir. Fakat bunun bir teminat olmadığını özellikle belirtir.

35. Avukat aynı davada, birinin savunması öbürünün savunmasına zarar verebilecek durumda olan iki kişinin birden vekaletini kabul etmez.

36. Bir anlaşmazlıkta taraflardan birine hukuki yardımda bulunan avukat, yararı çatışan öbür tarafın vekaletini alamaz, hiçbir hukuki yardımda bulunamaz.

Ortak büroda çalışan avukatlar da yararları çatışan kimseleri temsil etmemek kuralı ile bağlıdırlar.

37. Avukat meslek sırrı ile bağlıdır.

a. Tanıklıktan çekinmede de bu ölçüyü esas tutar.
Avukat, davasını almadığı kimselerin başvurması nedeniyle öğrendiği bilgileri de sır sayar.
Avukatlık sırrının tutulması süresizdir, meslekten ayrılmak bu yükümü kaldırmaz.
b. Avukat, yardımcılarının, stajyerlerinin ve çalıştırdığı kimselerin de meslek sırrına aykırı davranışlarını engelleyecek tedbirler alır.

38. Avukat, kendisine teklif edilen işi gerekçe göstermeden de reddedebilir. Takdirine esas olan nedenleri açıklamak zorunda bırakılamaz.

Avukat, zamanının ve yeteneklerinin erişemediği bir işi kabul etmez. Avukat, davayı almaktan ve kovuşturmaktan çekinme hakkını müvekkiline zarar vermeyecek biçimde kullanmaya dikkat edecektir.

39. İş sahibi anlaşmayı yaptığı avukattan sonra ikinci bir avukata da vekalet vermek isterse, ikinci avukat işi kabul etmeden önce, ilk vekalet verilen avukata yazıyla bilgi vermelidir.

40. Avukat kesin olarak zorunlu bulunmadıkça, müvekkili adına basına açıklamada bulunamaz. Açıklamalarda, adalete etkili olmak amacı güdülemez.

41. Avukat baktığı davada, görevini savsayarak ya da kötüye kullanarak, müvekkili zararına kendisine bir yarar sağlayamaz.

42. Avukat, işle ilgili giderleri karşılamak üzere, avans isteyebilir. Avansın işin gereğini çok aşmamasına, avanstan yapılan harcamaların müvekkile zaman zaman bildirilmesine ve işin sonunda avanstan kalan paranın müvekkile geri verilmesine dikkat edilir.

43. Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir. Müvekkille ilgili bir hesap varsa, uygun sürelerde durum yazıyla bildirilir.

44. Avukat, müvekkilinden meslektaşlarına yönelecek sataşmaları önlemeye çalışır; gerekirse vekillikten çekilebilir.

45. Avukat “hapis hakkı”nı alacağı ile oranlı olarak kullanabilir.

46. Adli müzaheretle görülen işler, başkaca işlere gösterilen özenle yürütülür.

47. (Mülga: Türkiye Barolar Birliğinin 17- 18 Aralık 2022 tarihinde Çanakkale’de yapılan XXXVII. Olağan Genel Kurul kararıyla metinden çıkarılmıştır.)

V. Avukatların Barolarla ve TBB ile İlişkileri

48. (Değişik: Türkiye Barolar Birliğinin 17- 18 Aralık 2022 tarihinde Çanakkale’de yapılan XXXVII. Olağan Genel Kurul kararıyla) Baro Başkanlığı, Baro Yönetim ve Disiplin ve Denetleme Kurulu üyelikleri ile Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı, Yönetim Kurulu üyeliği, Disiplin ve Denetleme Kurulu üyeliği görevleri bir kişide birleşemez.

VI. Yürürlük, Uygulama Alanı

49. Yukarıdaki meslek kurallarının sürekli gelişimini sağlamak üzere barolar, Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu’na, gündeme ilişkin hükümlere uyma şartı ile yeni teklifler getirebilir.

50. Yukarıda yazılı meslek kuralları, Türkiye Barolar Birliği’nin 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Genel Kurul Toplantısı’nda kabul edilmiş ve Türkiye Barolar Birliği Bülteni’nde yayımı tarihinde yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Milli Korunma Kanunu

0

Milli Korunma Kanunu, 18 Ocak 1940 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 26 Ocak 1940 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun yaygın olarak 1940-42 yılları ile 1956-1960 yılları arasında uygulanmıştır. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinden sonra “Millî Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun”  adıyla 10 Eylül 1960 tarihinde çıkarılan ve 16 Eylül’de Resmi Gazetede yayınlanan 79 numaralı yasa ile Milli Korunma Kanunu ilga edilmiş, kanun ile kurulan Milli Korunma Mahkemeleri de tamamen lağvedilmiştir.

Kanunun Amacı ve Kapsamı

Milli Korunma Kanunu, Refik Saydam’ın başbakanlığı döneminde 18 Ocak 1940 da “Seferberlik ve savaş durumunda devletin iktisadi ve milli müdafaasını takviye amacıyla” çıkarılmıştır. Yürürlüğe girmesi için böyle bir durumun TBMM’ye bildirilmesi koşulu konmuş ve Refik Saydam hükumeti 26 Ocakta 1940 da Meclise yasanın yürürlüğe konulacağını bildirmiştir.

Kanunun ilk versiyonu 6 bölüm halinde 68 madde ve 4 geçici maddeden oluşmakta; İktisadi Hükümler, Mali Hükümler ve Cezai Hükümleri içermekteyken Demokrat Parti döneminde bazı değişiklikler yapılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde, savaşın dışında kalma stratejisi çerçevesinde tedbir alma amacıyla çıkarılan Kanun ile, Milli Korunma Mahkemeleri kurulmuş; hükûmete olağanüstü hâllerde fiyatları saptamada, ürünlere el koymada, hatta zorunlu çalışma yükümlülüğü getirmede birtakım yetkiler verilmiştir. Kanun kapsamında Petrol Ofisi ve Et ve Balık Kurumu kurulmuştur.  Yasa ile, olası bir savaş halinde mümkün olan en az zararı görme amacıyla sert tedbirler alınmış,  Milli Mücadele döneminde çıkarılan Tekâlif-i Millîye Emirleri tarzında daha ağır koşullar yaşanmamasının önlemleri alınmıştır.

İş Kanununun çocukları ve kadınları koruyucu hükümleri askıya alınmış, işçilerin çalışma sürelerini artırmış, bayram tatilleri ve haftalık izinler kaldırılmış, stokçuluk, tekel ve fiyat zammını yasaklanmış; tüm ulaşım araçlarına gerektiğinde el konulması,  tarımda bazı ürünlere üretim mecburiyeti, tarım araçlarının, ürünlerin ve hayvanların ücreti karşılığında hükümete zorunlu olarak satışı öngörülmüştür.

Varlık vergisi, Toprak mahsulleri vergisi gibi konular yasanın ilk uygulama döneminde olumsuz yanlar olarak öne çıkmıştır.

Kanun ile kurulan Milli Korunma Mahkemeleri 1949 yılında kaldırılmış ancak Demokrat Parti döneminde, 1955 yılından itibaren yeniden uygulanmaya başlanmış ve ekonomik alana çok etkin şekilde müdahale edilmesine yol açmış; savaş dönemi için çıkarılan yasa daha ağır bir şekilde uygulamaya konulmuştur.

MİLLİ KORUNMA KANUNU

Kanun Numarası          : 3780
Kabul Tarihi                 : 18/ 1/1940
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 26/ 1/1940   Sayı : 4417
Yayımlandığı Düstur    : Tertip : 3   Cilt : 21   Sayfa : 274
BİRİNCİ FASIL
Umumi hükümler

(Bu Kanunun 19/2/1940 tarihli ve 2/12877 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle tatbikine başlanılmış  ve Kanunun 3 üncü maddesine göre 16/9/1960 tarihli ve 5/322 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla tatbikten kaldırılmıştır.)

Madde 1 

Fevkalade hallerde Devletin bünyesini İktisat ve Milli müdafaa bakımından takviye maksadiyle İcra Vekilleri Heyetince, bu kanunda gösterilen şekil ve şartlar dairesinde vazife ve salahiyetler verilmiştir.

             Fevkalade haller şunlardır:

             A – Umumi veya kısmi seferberlik,

             B – Devletin bir harbe girmesi ihtimali,

             C – Türkiye Cumhuriyetini de alakalandıran yabancı Devletler arasındaki harb hali.

Madde 2

İcra Vekilleri Heyeti, fevkalade hallerin zuhuruna binaen, bu kanunla kendisine tevdi edilen vazife ve salahiyetlerin ifa ve istimaline lüzum hasıl olduğunu görünce derhal kanunun tatbikına başlıyarak keyfiyeti ilan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine arzeder.

Madde 3

Fevkalade hallerin hitam bulduğu ve bu kanun hükümlerinin tatbikına lüzum kalmadığı, Hükümetçe kararlaştırılarak ilan ve Büyük Millet Meclisine arzedilir.

İKİNCİ FASIL
Teşkilat
Madde 4 

Bu kanun hükümlerine tevfikan İcra Vekilleri Heyetince ittihaz edilecek kararları hazırlamak ve bu işle alakalı vekaletler arasında iş birliği temin etmek üzere bir Koordinasyon Heyeti teşkil olunur.

Bu heyet, Başvekilin teklifi üzerine alakalı vekillerden terekküp etmek üzere İcra Vekilleri arasından ayrılır.

Heyete, Başvekil veya tevkil edeceği vekil reislik eder.

Madde 5 – (Değişik: 25/12/1940 – 3954/1 md.)

Koordinasyon Heyetinin mesaisini izhar etmek ve bu kanun hükümlerinin ve  İcra  Vekilleri  Heyetince  bu  kanuna  müsteniden  ittihaz  olunan kararların

Madde 6  (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)
I – Bu kanun hükümlerine uyarak İcra Vekilleri Heyetince ittihaz edilen kararlar alakalı vekaletler tarafından kendi teşkilatı ve bu kanuna müsteniden kurulan veya tavzif edilen teşkilat ve müesseseler vasıtasiyle infaz ve tatbik olunur;
II – Bu kanunda Hükümete verilen hizmetlerden bir veya bir kaçiyle meşgul olmak ve bu kanundaki salahiyetlerle teçhiz edilmek üzere lüzum görülen Devlet teşkilatında yeni memuriyetler ihdasına Hükümet salahiyetlidir.
(Ek: 25/6/1956 – 6751/1 md.) Ayrıca görülecek lüzum üzerine bu gibi hizmetler için 3656 ve 3659 sayılı kanunlarla mukayyet olmaksızın kadro ihdası caizdir. İktisat ve Ticaret Vekaletince bu kadrolarda mukavele ile istihdam edileceklerin mukaveleleri İcra Vekilleri Heyetince tasdik olunur.
III – Vekaletlerin merkez teşkilatında ihdas olunacak kadrolar tatbik ve derhal Türkiye Büyük Millet Meclisinin tetkik ve tasdikına arzolunur. Bu kadroların maaş ve ücretleri ile idare masrafları 43 üncü maddedeki sermayeden sarfolunur.
IV – Vekaletlerin merkez teşkilatı haricinde ihdas olunacak vazifeleri ve koordinasyon bürosunun kadroları İcra Vekilleri Heyeti karariyle tatbik edilir.
V – Halk ve Milli Müdafaa ihtiyaçlarını temine matuf bilümum ticari ve sınai muameleleri ifa etmek ve Hükümet tarafından bu kanundaki salahiyetler dairesinde verilecek diğer işleri görmek üzere İcra Vekilleri Heyeti karariyle hükmi şahsiyeti haiz müesseseler ihdas olunabilir. Bu müesseselerin kadroları İcra Vekilleri Heyetince tasdik olunur ve bunlara bu kanunun 43 üncü maddesindeki paradan lüzumlu miktar sermaye tefrik ve tahsis olunabilir.
VI – Bu müesseselerin ve memurlarının halk ile muamele ve münasebetlerinde hususi hukuk hükümleri caridir. Bu müesseselerin sermayeleri ve bütün malları Devlet mallarındandır. Murakabeleri bu kanunun 51 inci maddesi hükümleri dairesinde yapılır.
VII – Yukarıdaki fıkralarda zikredilen vazife ve işleri İcra Vekilleri Heyeti mevcut müesseselere de verebilir.
VIII – İcra Vekilleri Heyeti lüzum  göreceği her hangi bir daire veya müesseseyi, bütçe ve teşkilatına mütedair mer’i hükümler mahfuz kalmak üzere, tamamen veya kısmen her hangi bir vekalet veya daire emrine vermeğe salahiyetlidir.
IX – Bütün daire ve müesseseler bu kanunun tatbikatına mütedair olan karar ve tebliğleri derhal tatbik ve icra etmekle mükelleftirler. Herhangi bir daire ve müesseseye mensup olursa olsun bu kanunun tatbikında kusuru görülen memur ve müstahdemleri ve belediye reislerini Başvekil inzibati cezalardan herhangi biriyle, tertip gözetmeksizin, cezalandırabilir ve bu cezaları hafifletebilir veya kaldırabilir. Memurların memuriyetten ihraç cezası müstesna olmak üzere diğer inzibati cezalara karşı itiraz olunamaz ve dava açılamaz.
 X – (Değişik: 25/6/1956 – 6751/2 md.) a) Bu kanuna müsteniden ihdas olunan teşkilat ve müessese kadrolarında istihdam edilenlere birinci derece maaş veya ücreti geçmemek üzere 3656 ve 3659 sayılı kanunlarla mukayyet olmaksızın tayin edildikleri kadronun maaş veya ücret tutarı verilebilir.
Bu suretle istihdam edilenlerin aldıkları maaş ve ücretler kendileri için müktesep bir hak teşkil etmez.3656 ve 3659 sayılı kanunlara tabi  bir vazifede bulunanlardan görülen lüzum üzerine esas vazifesine ilaveten bu kanuna ait işlerde devamlı olarak çalıştırılanlara almakta oldukları maaş veya ücretin bir mislini geçmemek üzere Milli Korunma tahsisatından tazminat verilir.
Bu tazminatın miktarı İktisat ve Ticaret Vekili tarafından tesbit edilir.
XI – Her hangi bir dairede tekaüde tabi maaşlı bir hizmette müstahdem olanlarla bu gibi memuriyetlerden istifa ile ayrılmış bulunanlardan yukarıda yazılı daire ve müesseselerin ücret kadrolarına nakil ve tayin olunanların 3656 numaralı kanunun maaşlı memurlar hakkındaki umumi hükümlerine göre almaları icabeden maaş tutarı istihdam edildikleri daire ve müesseselerdeki kadro tahsisatından tesviye olunur. Bunların tekaütlük hakları mahfuz olup buralarda geçen hizmetleri fiili hizmet sayılır. Aylıklarından aidat tevkifi suretiyle tekaüt haklarına malik olan memurlardan bu suretle nakledilecekler hakkında da aynı hüküm tatbik edilir. Şu kadar ki, aylıklarından kesilecek aidatla kendilerini istihdam eden teşkilat ve müesseseler tarafından verilecek muadilleri mensup oldukları tekaüt sandığına yatırılır. (1)
XII – 3656 numaralı kanuna tabi maaşlı memurlardan veya bu gibi memuriyetlerden istifa ile ayrılmış bulunanlardan yukarıda yazılı daire, teşkilat ve müesseselere nakil ve tayin edilmiş ve edilecek olan memurlar hakkında Memurin Kanununun maaşlı memurlara ait hükümleri tatbik olunacağı gibi bu yerlerde geçen hizmet müddetleri de maaşlı vazifelerde geçmiş sayılır ve terfilerinde bu hizmetleri maaşlı vazifelerde geçen hizmetlerine katılmak suretiyle hesap edilir. Bu memurlara 3656 numaralı kanunun 14 üncü maddesine tevfikan ücret kadrosundaki fark dahi ayrıca ücret olarak verilir. (Bu bendde yer alan emeklilikle ilgili hükümler, 8/6/1949 tarih ve 5434 sayılı Kanunun 135 inci maddesi ile kaldırılmıştır.)
XIII – 3656 numaralı kanunun 6 ncı ve 13 üncü maddelerine ve 3659 numaralı kanunun 9 ve 10 uncu maddelerine ve 3968 numaralı kanunun hükümlerine göre istisna, ihtisas ve ihtiyaç mevkilerinde maaş veya ücretle müstahdem iken yukarıda yazılı daire, teşkilat ve müesseselere naklen tayin edilmiş ve edilecek olanlar bu tayinden evvel müstahdem oldukları mevkilerdeki maaş veya ücretleriyle ve bu mevkilerin müteallik terfi hakları mahfuz olarak tayin edilir ve bu vazifelerinden ayrıldıklarında dahi evvelki mevkilerine veya aynı dereceye tekabül eden mevkilere aynı derece ve haklarla tayinleri yapılır.
 XIV – Yukarıda yazılı hükümler bu kanuna göre tavzif edilen daire, teşkilat ve müesseselere alınmış ve alınacak memurlara da şamildir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
İktisadi hükümler
Madde 7 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, halk ve Milli Müdafaa ihtiyaçlarını karşılıyabilecek şekil ve hacimde istihsalde bulunmaları için sanayi ve maadin müesseselerini kontrol ederek bunları lazım gelen faaliyete sevkedebileceği ve imal ve işletme bakımından tadilata tabi tutulabileceği gibi bu müesseselere tesisatta iktiza eden tevsiatı da yaptırabilir ve bu maksatla sanayi va maadin müesseselerine kredi, malzeme, işçi ve ihtisas elemanları temin edebilir.

Sanayi   ve   maadin   müesseselerinin   sahipleri   Hükümetçe   lüzum   görülen  tadilat  ve  tevsiatın   yapılmasına   muvafakat   etmedikleri   takdirde   18   inci   madde   mucibince bu müesseselere el koyarak lüzumlu tadil ve tevsileri Hükümet kendi hesabına yapabilir.

Hükümetçe tadil ve tevsi suretiyle yapılan ilaveler müessesenin sahibinin iadesi tarihinde değer kıymetiyle müessese sahibi tarafından satın alınmak istenmediği takdirde Hükümet müessesenin tamamını işletmeğe yarıyan menkulleriyle birlikte usulüne tevfikan istimlak veya eski haline irca ederek sahibine iade edebilir.

Madde 8 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, sanayi ve maadin müesseselerinden ve küçük sanat kooperatiflerinden istihsal programları ve diğer lüzumlu malümatı istemek yahut bu müessese ve kooperatiflere doğrudan doğruya bu yolda program vermek salahiyetini haizdir.

Bu maksatla sanayi ve maadin müesseselerinin ve küçük sanat kooperatiflerinin istihsallerini ve bunların hacmini, miktarını, çeşitlerini, cinslerini ve nevilerini fevkalade hallerin icaplarına ve müessese ve kooperatiflerin tahammülü derecesine göre tayin edebilir.

Madde 9 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, sanayi ve maadin müesseselerinin istihsallerini ve diğer iş yerlerindeki mesaiyi, bu kanunun derpiş ettiği ihtiyacı karşılıyabilecek hadde çıkarmak için lüzumlu olan işçi kadrosunu ve ihtisas elemanlarını temin eder.

Bu maksatla vatandaşlara ücretli iş mükellefiyeti tahmil edilebilir.

Ücretli iş mükellefiyetine tabi tutulanların iş yerine sevk ve nakillerine ve bu esnada iaşe ve ibatelerine muktazi masraflar ile celbolundukları veya kendiliklerinden müracaat ettikleri tarihten işe başladıkları tarihe kadar çalıştırılacakları iş yerlerinde alacakları ücretin yarısı bunları çalıştıracak müesseselerce ödenir.

Kendilerine ücretli iş mükellefiyeti tahmil edilenlerle bunlardan iş yerlerinden kaçanlar icabında vali ve kaymakamların yazılı emirleri üzerine zabıta kuvvetiyle iş yerlerine sevkolunabilirler.

Sevk ve nakilleri esnasında veya iş yerlerinden kaçan ücretli iş mükelleflerinin iş yerlerine sevkleri ve sevk esnasındaki iaşe ve ibateleri için muktazi masraflar bunları çalıştıran müesseseler tarafından ödenmekle beraber bu masraflar ücretlerinden münasip taksitlerle kesilir.

Madde 10 – (Değişik: 14/6/1946 – 4945/1 md.)

Hükümetçe lüzum görülen sanayi ve maadin müesseseleriyle bu müesseselere bağlı iş yerlerinde ve bu kanunun derpiş ettiği ihtiyacı karşılamak amaciyle Hükümetçe tayin edilecek diğer iş yerlerinde çalışan işçiler, teknisyenler, mühendisler, ihtisas sahipleri ve sair hizmetliler çalıştıkları müesseseyi veya iş yerlerini, kabule şayan bir mazeret olmaksızın, terk edemezler.

Bu madde hükümleri uyarınca çalışmağa mecbur tutulanlara gördükleri işe karşılık olarak dışardaki emsaline göre normal bir ücret verilir.

Bu maddenin birinci fıkrası hükmüne aykırı hareket edenler hakkında 9 uncu maddenin 4 ve 5 inci fıkraları hükümleri uygulanır.

Madde 11 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, sanayi ve maadin müesseselerinin mamullerini ve istihsallerini normal maliyetlerine yüzde muayyen bir kar ilavesi ile satın alabilir.

Hükümet bunların satış, tevzi, toplama ve sevk işleriyle iştigal edebilir.

Mubayaasına karar verilen maddelerin satın alma kararından evvel satılmış olsalar da bulundukları yerlerden başka yerlere müsaade alınmaksızın nakledilmeleri yasaktır.

Bunların bulundukları yerlerde sahipleri veya zilyedleri tarafından Hükümet emrine teslim olunmaları mecburidir.

Tevzi olunan malların hangi ihtiyaç için kullanılması Hükümetçe veya salahiyetli kılınan makam ve müesseselerce tesbit edilmişse ancak o ihtiyaca hasredilmesi mecburidir.

Alakalı vekaletin yazılı muvafakatı alınmaksızın bu maddelerin satılması, rehin edilmesi, her hangi bir surette başkasına verilmesi yasaktır.

Şu kadar ki, şahsi ihtiyaç ve istihlak için tevzi edilen maddelerin kar temini maksadına matuf olmaksızın yardım hissiyle veya zaruret sebebiyle örf ve adetin cevaz verdiği miktarı tecavüz etmemek üzere her ne suretle olursa olsun başkalarına devri yukarıki fıkra hükmünden müstesnadır.

 Madde 12 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, bu kanunun derpiş ettiği hizmetleri ifa maksadiyle salahiyetlerini kullanırken icabeden müesseselere ve küçük sanat erbabına ve iş sahiplerine lüzumu olan krediyi temin eder.

Bu kredi, nakit, ham madde, veya yardımcı malzeme vermek ve yahut bir banka tavsit edilmek suretiyle yapılabilir.

Bu kredinin tahsis edildiği işde kullanılması mecburidir.

 Madde 13 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

I – Hükümet Milli Korunma Kanununun mer’i bulunduğu müddet zarfında primleri veya sürprimleri herhangi bir sebeple olursa olsun ödenmeyen her nevi hayat sigortalarını inkıtaa tabi tutabilir.

II – Sigortalının inkıta devresi esnasında vefatı halinde, inkıta tarihine  kadar tahakkuk etmiş riyazi ihtiyatlar, bu tarihten tediye tarihine kadar hesap edilmiş teknik faizleriyle birlikte hak sahiplerine ödenir. İnkıta devresi esnasında sigortalının tenzil ve iştira haklarına halel gelmez.

III – İnkıta devresi içinde askeri vazifede iken ölen sigortalıların hak sahiplerine 3.000 liraya kadar olan müemmen meblağların tamamı ve bu miktardan yukarı olanlarının 3.000 liradan aşağı olmamak üzere Hükümetçe tayin edilecek miktarı ve fazlasının riyazi ihtiyatı ve harbde ölen sigortalıların hak sahiplerine müemmen meblağların tamamı ödenir. Sigorta bedelinin Hükümetçe tayin edilecek kısma ait ödenmemiş primlerle sürprimler teknik faizleriyle birlikte bu tediyeden tenzil edilir.

 IV – Sigortası inkıtaa tabi tutulmuş olan sigortalı inkıta devresi sonunda hayatta ise sigorta mukavelesi tıbbi muayeneye lüzum kalmadan yeniden mer’iyet iktisap eder ve sigortalılar inkıta devresine ait primlerle sürprimlerin teknik faizleriyle birlikte tediyesiyle Hükümetçe tesbit edilecek şartlar dairesinde mükellef tutulur veyahut sigorta müddeti o nispette uzatılmak suretiyle inkıta müddetine ait prim ve sürprim borçlarından ibra olunur.

V – Ticaret Kanununun 1000 inci maddesinin ve mevcut sigorta mukavelenamelerinin bu maddenin II, III ve IV öncü fıkralarına ve bu fıkralara müsteniden alınacak kararlara muhalif hüküm ve şartları tatbik olunmaz.

VI – Bu maddenin II, III ve IV üncü fıkralarında yazılı hükümlere aykırı hareket edenler, sigorta şirketlerinin teftiş ve murakabesine dair 3392 sayılı kanunun 10 uncu maddesine göre cezalandırılır.

VII – Milli Müdafaanın ve halkın ihtiyacı için ithal edilen maddelerin ve bunlara mukabil yapılan ihracatın ve Milli Koruma Kanunu hükümlerine tevfikan yapılan ve yaptırılan stokların ve bunlara ait tesisatın harb tehlikesine karşı sigortasının bizzat veya yangın ve nakliyat sigortalariyle iştigal eden şirketler müşterek yapmağa ve bu işlerle meşgul olmak üzere alakalı Devlet teşekkül, müessese ve ofisleri nezdinde bürolar kurmağa ve sigorta edilen maddelerin satış fiyatına zam yapmak suretiyle prim tahsiline Hükümet mezundur.

VIII – Sigorta masraflarının ve primle tamamen karşılanmıyan hasar tazminatının karşılığı olmak üzere sarfına lüzum görülecek mebaliğ Milli Korunma Kanununun 43 üncü maddesine tevfikan temin edilecek sermayeden ayrılır. Primler, tefrik olunan paralar miktarına baliğ olduğu ve sigorta tazminatının tediyesine rağmen sigorta işlerinin tasfiyesinden para arttığı takdirde artan para Hazineye intikal eder.

Madde 14 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

I – Hükümet, halkın ve Milli Müdafaanın ihtiyacı olan her nevi madde ve yardımcı malzemeyi değer fiatının tediyesi mukabilinde el koyarak almağa ve maksada göre tevzie ve satmağa ve ihtiyacı olanlara karsız vermeğe salahiyetlidir.

II – Birinci bentte yazılı maddelerin ve yardımcı malzemenin elkoyma kararından evvel satılmış bulunmaları dolayısiyle veya her hangi bir sebeple bulundukları yerlerden başka mahallere müsaade alınmaksızın nakledilmeleri memnu olup bulundukları yerlerde sahipleri veya zilyedleri tarafından Hükümet emrine teslim olunmaları mecburidir.

III – Hükümet, hakiki ve hükmi şahıslardan ellerinde bulunan her nevi madde ve yardımcı malzemenin nev’i, miktar ve vasıflarının bildirilmesini ve bunlar hakkında lüzumlu görülecek diğer bütün malümatın verilmesini istiyebilir. Bu malümatın alakalılar tarafından doğru ve tam olarak Hükümetçe tayin olunan müddet içinde verilmesi mecburidir. Bu beyannameler damga resminden muaftır.

 IV – Hükümetçe veya salahiyetli kılınan makam ve müesseselerce hakiki ve hükmi şahıslara tevzi olunan, satılan ve ihtiyacı olanlara karsız verilen maddelerin veya yardımcı malzemenin bunlar tarafından kullanılması ve hangi ihtiyaç için kullanılması tesbit edilmişse ancak o ihtiyaca hasredilmesi mecburidir. Alakalı vekaletin yazılı muvafakati alınmaksızın bu maddelerin ve yardımcı malzemenin satılması ve rehin edilmesi ve her hangi bir suretle başkasına devredilmesi ve muvakkat veya daimi olarak bir başkasına verilmesi yasaktır.

On birinci maddenin son fıkrasında yazılı istisnai hüküm bu fıkranın tatbikında da caridir.

V – Hükümet tarafından tevzi edilen veya ettirilen veya satılan veyahut karsız olarak verilen maddelerin ve yardımcı malzemenin nerede ve ne suretle kullanılacağını veya sarfedildiğini gösteren kayıtların tutulması ve tevsik edilmesi mecburi kılınabilir.

VI – Yukardaki bentlere tevfikan Hükümet tarafından tevzi edilen, satılan ve ihtiyacı olanlara karsız verilen her türlü madde ve yardımcı malzemenin tahsis edildiği işlerde kullanılmaması halinde alakalıların keyfiyeti mahallin en büyük mülkiye memuruna bildirmeleri mecburidir Bu maddelerin ve yardımcı malzemenin tahsis edildiği işlerde kullanılmadığı gerek alakalıların bildirilmesi ve gerekse sair surette öğrenilmesi halinde mezkür maddelerin ve yardımcı malzemenin mahallin en büyük mülkiye memurunun yazılı emriyle ve kendisinin evvelce verdiği bedeli geçmemek üzere değer pahası verilmek şartiyle Hükümet emrine geri alınması yoluna gidilebilir.

 Madde 15

Her hangi bir sebep dolayısiyle metrük veya muattal veya natamam bir halde kalmış olan sanayi ve maadin müesseselerini ve diğer iş yerlerini Hükümet, bulundukları hal ve vaziyete göre tayin edilecek bir taviz mukabilinde işler hale getirebilir.

Madde 16 – (Değişik: 25/12/1940 – 3954/1 md.)

Hükmi ve hakiki şahıslar elinde bulunan madenlerden azami cevher alabilmek ve istihsalleri bir elde toplamak maksadiyle Hükümet, bunları  birleştirerek işletebilir. Bu maddenin tatbikı dolayısiyle işletmeden mahrum kalan maden sahiplerinin devam eden mahrumiyet müddetlerine ait zararları ödenir.

Linyit taharri ruhsatnamesini haiz olanların, imtiyaz kararnamesinin istihsaline ait muameleyi takiple beraber, Maadin Nizamnamesinin 26 ncı maddesinde tayin olunan miktardan fazla dahi linyit ihraç etmelerine müsaade olunabilir. (İkinci fıkra hükmü 1/7/1948 tarih ve 5236 sayılı Kanun gereğince “Krom arama ruhsatnamesini haiz olanlara” da uygulanır. (Bkz. Ek Madde 10)

 Madde 17

Hükümet, sahiplerine kati lüzumu olmıyan makine, alat, edevat ve tesisatı vesair her nevi istihsal vasıtalarını sahiplerinin işlerini sekteye uğratmamak şartiyle ihtiyacı olan müesseselere vermek üzere değer pahası mukabilinde satın alabilir.

Madde 18 – (Değişik: 30/1/1942 – 4180/1 md.)

Hükümet un fabrikalarına ve değirmenlerine ve diğer sanayi ve maadin müesseselerine el koyarak işletebilir. Bu işletmenin devamı müddetince müessese sahiplerine münasip tazminat verilir.

Madde 19 – (Değişik: 30/1/1942 – 4180/1 md.)

I – Sanayi ve maadin müesseseleriyle diğer iş yerlerinde fazla çalışmağa Hükümetçe lüzum görülen hallerde, işlerin mahiyetine ve ihtiyacın derecesine göre, günlük iş saatleri, gündüz ve gece çalışmalarında tatbik edilmek üzere, üçer saate kadar artırılabilir. İşbu fazla saatlerde çalışmalara ait ücretler İş Kanununun 37 nci maddesi mucibince ödenir.

 II – Kadınların ve 12 yaşından yukarı kız ve erkek çocukların sanayi işlerinde ve 16 yaşından yukarı erkek çocukların maden işlerinde çalışmaları hakkındaki 151. 1593 ve 3008 numaralı kanunlarda mevcut tahdidi hükümler Hükümet karariyle tatbik edilmiyebilir.

III – Bu kanunun istihdaf ettiği hususlarda Hafta Tatili Kanunu ile Ulusal Bayram ve Genel Tatiller hakkındaki Kanun hükümleri Hükümet karariyle kısmen veya tamamen tatbik olunmayabilir.

 IV – İşçilerin en az birer aylık fasılalarla çalıştırıldıkları işlerin gayrisinde işçinin haftada bir gün tatil hakkı ihlal edilemez.

 V – Hükümet, bilümum ticarethane ve müesseselerin açık bulundurulacağı günleri ve asgari iş saatlerini tesbit etmeğe salahiyetlidir. Tesbit edilmiş olan günlerde ve asgari iş saati müddetince bu ticarethane ve müesseselerin açık bulundurulması mecburidir.

Madde 20 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, memleket ihtiyacı için hariçten ithali zaruri olan maddelerin miktar, cins ve nevilerini tayin ve tesbit ve memleket ihtiyacı için zaruri olmıyan maddelerin ithalini tahdit veya menedebilir.

 Hükümet, dahilde imal ve istihsal edilen maddelerin memleket ihtiyacından fazla olan miktarını harice çıkartmak maksadiyle yapılacak satışların şekil ve şartlarını, amil ve müstahsillerin hak ve menfaatlerine zarar vermiyecek surette tanzim edebilir.

Memleket mahsullerinden birinin ihracı Hükümetçe tahdit ve menedilmesinden dolayı dahili satış fiatına düşüklük arız olursa müstahsili bu yüzden maruz kalacağı zarardan vikaye için Hükümet bu mahsulleri ya değer pahasıyla satın alır, yahut bunların terhini mukabilinde müstahsillere para ikraz edilmesini temin eder.

Madde 21 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

I – Hükümet, her türlü malların ithal veya imal yahut istihsalinden müstehlike kadar intikalini düzenlemek ve ihtikarı önlemek maksadiyle ticaretin usul ve şekillerini tayin ve tesbit edebileceği gibi tacirleri ticaretlerinin mahiyetlerini gösterir bir vesika almağa ve yapacakları muamelelerde bu vesikaları ibraz etmeğe mecbur tutabilir.

II – Hükümet lüzum gördüğü maddelerin alım ve satımını, her ne suretle olursa olsun başkasına devrini, imalini, istihlakini,istimalini ve naklini menedebilir. Bu maddelerin ne şekil ve suretle, nerelerde, hangi şartlar altında ve ne miktarda alınıp satılacağını, devir, imal, istihlak, istimal ve nakledileceğini tanzim ve tahdit edebilir veya vesikaya bağlıyabilir.

III – Birinci ve ikinci fıkralarda yazılı vesikaların alınıp satılması veya her ne sebeple olursa olsun başkasına devredilmesi veya devir alınması yasaktır.

 IV – Bu maddede yazılı vesikalar damga resminden muaftır.

Madde 22 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, halk ve Milli Müdafaa ihtiyacını karşılamak maksadiyle her türlü madde ve yardımcı malzeme stokları vücude getirebilir ve tensip ettiği ticaret müesseselerini ve ticaret birliklerini de memlekette stok yapmağa mecbur tutabilir ve bunları döviz, kredi, akreditif ile teçhiz edebilir.

Bu müessese ve birlikler Hükümetin murakabesine tabi tutulur.

Hükümet tarafından yaptırılan stokların alakalı makamlarca verilen talimat hilafına stok yapanlar tarafından istihlaki, kullanılması, her ne suretle olursa olsun elden çıkarılması veya her hangi bir sebeple bulundukları yerden başka bir yere müsaade alınmaksızın nakledilmesi yasaktır.

Birinci fıkrada yazılı döviz, kredi ve akreditifin tahsis edildiği yerde kullanılması mecburidir.

Madde 23

22 nci maddeye müsteniden stok yapmağa mecbur tutulanların bu mecburiyetle yaptıkları stoklarda sun’i taksirlerinden mütevellit zararlar müstesna olmak üzere fiyat sukutundan doğacak hakiki zararlar, satış müsaadesi tarihine kadar geçecek zamana ait kanuni faiziyle birlikte Devletçe tazmin olunur.

Madde 24 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

I- Hükümet, mali müesseselerin açtıkları ticari kredileri murakabe, tahdit, takyit veya menedebilir.

 II – Hükümet, ticaretle iştigal etmek üzere kurulacak her türlü şirketlerin ve kooperatiflerin teşekkül ve tescil muamelelerini ve kurulmuş olanların da her nevi faaliyetlerini teftiş, murakabe, takyit, tahdit veya menedebilir.

Madde 25 – (Değişik: 30/1/1942 – 4180/1 md.)

I – Hükümet, memleket ihtiyacı bakımından lüzumlu gördüğü maddeleri, tesbit edilecek miktarlar fevkinde ve şartlar haricinde sanat ve ticaret erbabının stok yapmalarını menedebilir.

II – Hükümet, sanat ve ticaret erbabının faaliyet sahaları haricindeki maddeleri stok yapmalarını men’e salahiyetlidir.

III – Tüccar olmayanların herhangi bir maddeyi ticaret kastiyle stok yapmaları Hükümetçe menolunabilir.

IV – Herhangi bir maddenin Hükümet tarafından tesbit edilecek şahsı ihtiyaçlar fevkinde biriktirilmesi menedilebilir.

Madde 26 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, halk ve Milli Müdafaa ihtiyaçlarını temin, ihracatı tanzim ve müstahsili himaye maksadiyle memleket mahsul ve mamullerini satın almak ve memleket ihtiyacını temin ve ithalatı tanzim maksadiyle hariçten mal mubayaa etmek ve bunların satış, tevzi, toplama ve sevk işleriyle iştigal etmek salahiyetlerini haizdir.

Madde 27 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümetçe akdolunan mukaveleler veya ittihaz edilen tedbirler dolayısiyle bir malın dahili satış fiatiyle harici satış fiatı arasında fazla kar hasıl olduğu takdirde, memlekete olan ithalatı daha müsait şartlarla yapmağı temin ve dahili fiyatları veya ihracatı tanzim maksadiyle Hükümet bu fazla kardan Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasında bir fon tesis edebilir.

Şu kadar ki, Hükümetin aldığı tedbirlerle alakalı olmıyarak ve kendi gayret ve teşebbüsleriyle Hükümetçe tayin edilmiş olan ihraç fiyatlarının fevkinde satış yapmış olan tacirlerin elde ettikleri fazla kar munhasıran kendilerine aittir.

Bu madde mucibince Hükümetin almağa salahiyetli olduğu paralar Tahsili Emval Kanunu hükümlerine göre istifa olunur.

Madde 28 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Gümrüklere gelmiş olan mallar alakalılarca, gümrüklerden çekilmesi lüzumunun Resmi Gazete ile ve varsa ayrıca mahalli gazetelerden biriyle ilanı tarihinden itibaren bir haftadan aşağı olmamak üzere Hükümetçe tayin olunacak müddet içinde çekilmediği takdirde alakalılar nam ve hesabına memlekete sokulabilir.

Hükümetçe birinci fıkraya göre ithal edilecek malların ahdi tarifelere göre resimlendirilmesinde menşe şahadetnamesi aranmaz.

Bu suretle memlekete sokulan mallar Hükümetçe tayin edilecek esaslara göre satılır.

Yukarıdaki fıkraya göre satılan mal bedelinden bunlara terettüp eden, vergi, resim, harç, ceza ve masraflar ve faiz çıktıktan sonra geri kalan miktar alakalılar hesabına Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına yatırılır ve bu paradan malı gönderenin alacağı varsa usulü dairesinde havale ettirilir.

Hükümetçe memlekete sokulmuş malların alakalıları henüz mallar satılmadan önce müracaatla tesellüme hazır olduklarını bildirdikleri takdirde gümrükten çekmemelerindeki makbul mazeretlerini ispat etmek, dördüncü fıkrada gösterilen paraları peşin olarak vermek ve Hükümetçe gösterilen yerlere veya ihtiyaç sahiplerine hemen satmak şartiyle mallar kendilerine teslim olunabilir.

Memlekete transit olarak geçirilmek kaydiyle gelen mallar bu hükümden müstesnadır.

Madde 29 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

 I – Hükümet, ithal ve ihraç maddeleri için fiat ve kar hadleri tayin ve muayyen fiyattan fazlaya ithal veya muayyen fiattan noksana ihraç yapılmasını menedebilir.

II – Hükümet, her türlü ithal ve ihraç maddelerine veya dahilde istihsal ve istihlak olunan maddelere prim verebilir ve bunlardan prim alabilir.

III – İkinci bende göre alınan primler 27 nci maddedeki fona ilave olunur. Verilen primler de bu fondan ödenebilir.

IV – Bu maddenin ikinci bendi mucibince Hükümetin almağa salahiyetli olduğu paralar Tahsili Emval Kanunu hükümlerine göre istifa olunur.

Madde 30 – (Mülga: 18/5/1955 – 6570/17 md.)
Madde 31 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

I – Hükümet, dahilde lüzum gördüğü maddelerin maliyet unsurlarını, bu maliyete zammedilecek azami kar hadlerini veya azami satış fiyatlarını ve bu maddelerin cinslerini, nevilerini ve vasıflarını tesbit ve tayin edebileceği gibi komüsyon, nakliye ve nakliye komüsyonu, tellaliye, simsariye gibi ücretler ile bir hizmet veya sanat veya emek karşılığında alınacak sair ücretleri ve bilümum fiyat ve ücret tarifelerini tayin edebilir ve muayyen kanunlara göre tutulması icabeden defterlerden başka lüzumlu göreceği defterleri tutmaya tüccar, esnaf ve sair alakalıları mecbur kılabilir.

Hükümet yukardaki fıkrada yazılı fiyat, kar haddi, maliyet unsuru, bir hizmet veya sanat veya emek karşılığı, alınacak ücretler veya fiyat ve ücret tarifelerinin tesbitini belediyeye, ticaret ve sanayi odalarına veya valilere yaptırabilir.

II –

A) Bu suretle tesbit olunan kar hadleri veya fiyatlar veya ücretler yahut tarifeler fevkinde veya cins, nevi veya vasıflara muhalif olarak bir malın satılması veya satışa arzolunması veya ücret istenmesi veyahut alınması veya satışa arzedilen bütün maddelerin maliyet unsurlarının 1 inci bent mucibince tesbit edilen esaslar dışında hesaplanması yasaktır.
B) Fiyatları, kar hadleri, cinsleri, nevileri ve vasıfları Hükümetçe tayin olunan veya belediyeye veya ticaret veya sanayi odalarına yahut valilere tesbit ettirilen malların haklı sebep olmaksızın satışa arzedilmemesi veya satışından imtina olunması veya kaçırılması veya satılmadığı halde satılmış gibi beyan edilmesi yahut tarifeye dahil hususların haklı sebep olmaksızın ifasından imtina olunması yasaktır.

III – Belediye mevzuatı dışında kalan ve mahsus kanunları gereğince fiyatları Hükümetçe tesbit olunan bir malın bu fiyatlar üstünde satılması veya satışa arzedilmesi yasaktır.

Belediyece fiyatları tesbit olunan maddeler hakkında da Hükümet bu fıkra hükmünü uygulamaya yetkilidir. Hükümetçe böyle bir karar verilmedikçe belediyelerce fiyatları tesbit olunan maddeler hakkında belediye mevzuatı hükümleri tatbik olunur.

IV – İmalatçı, ithalatçı, ihracatçı, komüsyoncu, toptancı ve perakendeci hakiki veya hükmi şahıslar arasında yapılan ticari alım ve satım muamelelerinde fatura verilmesi ve alıcı tarafından fatura alınması ve bu faturaların saklanması mecburidir.

Alakalı mercilerce tayin edilen mutemetler de bu fıkra hükmüne tabidir.

 250 kuruşu geçen alış verişlerde müşterinin isteği üzerine satıcı fatura vermeğe mecburdur.

 Faturaların şekil ve muhteviyatı ve ne kadar müddetle saklanacağı Hükümetçe tesbit edilir.

V – Müstahsil ile IV üncü bendin birinci fıkrasında sayılan hakiki ve hükmi şahıslar arasında yapılan alım ve satım muamelelerinde zirai istihsal maddelerinden hangileri ve ne miktar ve kıymette olanları için fatura verilip alınacağını Hükümet tesbit edebilir.

VI – İmalatçı, ithalatçı, toptancı ve perakendeci hakiki ve hükmi şahıslar arasında yapılan ticari alım ve satım muamelelerinde bir malın mevcudu bulunmadığı veya istenilen miktarda verilemiyeceği satıcı tarafından beyan edildiği ve alıcı keyfiyeti gösteren bir vesika istediği takdirde bu vesikanın verilmesi mecburidir.

Bu vesikanın şekli, muhteviyatı ve suretinin ne kadar müddetle saklanacağı ve ne vüsatte ve hangi mevzularda zirai istihsal yapan müstahsillerin bu bent hükümlerine tabi tutulacağı Hükümetçe tesbit edilir.

VII – Her dükkan, mağaza, ticarethane veya satılmak üzere mal teşhir edilen mahallerde ve pazar yerlerinde perakende veya toptan satışa arzedilen mallara veya aynı cinsten mal gruplarına cins, maliyet, satış fiyatı ve lüzumlu görülecek sair malümatı gösteren etiketin konulması ve etiket konulması elverişli olmıyan hallerde etiket muhteviyatını havi listelerin herkesin görebileceği yerlere asılması mecburidir.

Etiket ve listelerin şekil ve muhteviyatı mahalli belediyelerce ve belediye teşkilatı olmıyan yerler için valilerce tesbit ve ilan edilir.

VIII – İthalatçılık ile toptancılık veya perakendecilik ve alelümum toptancılıkla perakendecilik hiçbir suretle aynı şahıs uhdesinde birleşemez.

Ancak maddenin veya satış hususiyetinin zaruri kıldığı hallere munhasır olmak üzere Hükümet bazı müessese veya malları yukarıdaki fıkra hükmünden istisna edebilir.

IX – Hükümet hilafına karar vermedikçe ithalatçı karı % 20 yi ve alelümum toptancı karları yekünu % l0’u, perakendeci karı % 25 i geçemiyeceği gibi ithalatçı, toptancı veya perakendeciler yekdiğerinin karlarını alamazlar. Perakendeciler muayyen kar hadlerini paylaşmak şartiyle birbirlerine satış yapabilirler.

X – Yurda muvakkat müddetle vazifeli veya yolcu olarak girenlerin beraberinde getirdikleri eşya yurt içinde iki sene kullanılmadıkça satılamaz.

İki sene kullanılmış olsa dahi bu kabil eşya ticareti ile iştigal memnudur.

Kullanılmış eşya yenisinden fazla fiyatla satılamaz. Müzayede ve sair suretle alınıp satışa arzedilen malların aynı cins ve evsaftaki benzerlerinden fazla fiyatla satılması memnudur.

Tarihi kıymeti haiz eşya ile ticaret kastiyle olmayan satışlar bundan evvelki fıkra hükmüne tabi değildir.

XI – 6086 sayılı kanun mucibince turizm müessesesi belgesi almış olanlar hakkında da bu maddenin birinci bendi hükmü tatbik olunur.

Madde 32 – (Değişik: 14/6/1946 – 4945/1 md.)

Aşağıda yazılı hareketlerde bulunmak yasaktır:

A) Piyasada darlık veya fiyatlarda yükseklik yaratmak ve fiyatların inmesine mani olmak kastiyle ticari taamüller dışında malları mahdut ellerde toplamak veya imha etmek veya propaganda yapmak veya sair fiil ve hareketlerde bulunmak.

B) Ticari zaruret ve taamüle aykırı olarak diğer bir malın da satın alınmasını mecburi kılmak suretiyle satışta bulunmak veya satışa bu şartla mal arzetmek.

C) Müstahsilden mal alanlar veya müstehlike mal satanlar arasında fiyat birliği yapılarak veya yaptırılarak anlaşma yoliyle halkı istismar etmek.

D) Herhangi bir maddenin Hükümetçe tesbit edilen esaslar dışında muhtelif ellerden geçirilmesi suretiyle fiyatın yükselmesini istihdaf veya intaç eden zincirleme muameleleri yapmak.

 Madde 33 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

I – Hükümet halk ve Milli Müdafaa ihtiyacından madut olan her türlü eşyanın konulması için muktazi mahfuz mahalleri ve depoları bu kanunun tatbik mevkiine konduğu seneye tekaddüm eden senedeki icar bedelleri ve icar bedelleri taayyün etmemiş bir yer ise gayrisafi irat miktarınca tayin edilecek bir kira mukabilinde işgal ve istimal eyleyebilir.

Bu gayrimenkuller icar veya işgal için tahliye ettirildikleri takdirde şagillerinin bundan mütevellit masrafları Hükümetçe tediye olunur.

II – Bu kanunla Hükümetin istimal, işgal veya intifaa salahiyetli olduğu gayrimenkullerin tahliyesi İcra ve İflas Kanununun, mukavelename ile kiralanan gayrimenkullerin tahliyesine mütedair hükümlerine göre icra olunur.

Madde 34 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, lüzum gördüğü mıntakalarda muayyen malların ihracı, ithali, imali, toptancılığı ve perakendeciliği, komüsyonculuğu, mümessilliği veya nakliyeciliği veya nakliye komüsyonculuğu ile meşgul olan tacirlerin ve büyük ve küçük sanayi erbabının birlikler kurmalarını emredebilir.

Ortaklarına diğer ticari şirketlerde olduğu gibi sermaye koymak ve şerik sıfatiyle kar ve zarara ve hukuki mesuliyete iştirak etmek vecibesi tahmil etmemek üzere bu birlikler hükmi şahsiyeti haizdir. Bunların teşkilat ve idare tarzlariyle teftiş ve murakabe usullerini gösteren statüler alakalıların mütalaası alındıktan sonra Ticaret veya İktisat Vekaletince tanzim ve İcra Vekilleri Heyetince tasdik olunur. Statülerde azanın birlikten çıkarılmasını icabettiren sebepler de gösterilir.

Birinci fıkrada yazılı tacirler ve büyük ve küçük sanayi erbabı mıntakalarındaki birliklere aza olmadıkça o birliklerin iştigal mevzuu olan işlerle iştigal edemezler.

Madde 35  – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, halk ve Milli Müdafaa ihtiyacı için lüzumlu olan her türlü nakil vasıtalarının ve depo, ambar ve sair mahfuz mahallerin işletilmesine, tamirine ve kendine ait olanların da adedlerinin artırılmasına veya yeniden inşasına muktazi paraları 43 üncü maddede yazılı sermayeden alakalı vekalete veya müesseseler emrine verebilir.

Madde 36 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

I – Hükümet, her türlü hususi nakil vasıtalarının seyrüseferini tanzim tahdit veya menedebileceği gibi azami nakil ücretlerini de tayin edebilir, ücretlerini vererek bunları lüzum gördüğü yerlerde çalıştırabilir ve bu maksatla, her türlü hususi nakil vasıtalarında çalışanların kabule şayan mazeretleri olmaksızın işlerini terketmelerini menedebilir. Bu suretle çalışmağa mecbur tutulanlara sayilerine mukabil emsaline göre normal bir ücret verilir.

II – Bu madde mucibince çalıştırılması kararlaştırılan kara ve deniz nakil vasıtaları ve bunların sahip, müstahdem, kaptan, gemi adamları icabında vali ve kaymakamların yazılı emirleri üzerine zabıta kuvvetiyle işe sevkolunabilirler.

III – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.) Hükümet, lüzum gördüğü takdirde kara ve deniz nakil vasıtalarını bedeli mukabilinde satın alabilir.

IV – Hükümet, halkın ve Milli Müdafaanın ihtiyaçlarını karşılamak maksadiyle lüzumunda yabancılara ait deniz nakil vasıtalarını ve bunların Türk tabiiyetinde olsun olmasın kaptan ve gemi adamlarını da ücretlerini vererek rızaları ile çalıştırabilir.

 V – Sair kanunlar hükümlerine müsteniden mercilerince tesbit olunan nakil vasıtaları ücretleri fevkinde ücret alınması veya istenmesi yasaktır.

VI – Türk bayrağını taşıyan gemilerin Hükümetin müsaadesi olmadıkça yabancılara satılması, kiraya verilmesi ve her ne suretle olursa olsun devredilmesi yasaktır.

Madde 37 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, ziraatte çalışabilir her vatandaşı, kendi ziraat işi yüzüstü kalmamak şartiyle, mıntaka münasebetlerini, iklim ve sıhhat şartlarını nazara alarak gerek Devlete ve gerek şahıslara ait ziraat işletmelerinde ihtiyaca göre, bir buçuk ayı geçmemek ve mahalli örf ve rayice göre ücret verilmek üzere zirai iş mükellefiyetine tabi tutabilir, kadınlar ancak kendi köy ve kasaba ve şehir sınırları içinde çalıştırılabilir.

Şahıslara ait ziraat işlerinde mükellefiyet ancak vilayet veya hem hudut vilayetler halkı hakkında tatbik olunabilir.

Zirai iş mükellefiyetine tabi tutulanların işyerlerine sevk ve nakillerine ve bu esnada iaşe ve ibatelerine muktazi masraflar, celbolundukları veya kendiliklerinden müracaat ettikleri tarihten işe başladıkları tarihe kadar çalıştırılacakları işyerlerinde alacakları ücretin yarısı bunları çalıştıracak müesseselerce ve şahıslarca ödenir.

Kendilerine zirai iş mükellefiyeti tahmil edilenlerle bunlardan işyerlerinden kaçanlar icabında vali ve kaymakamların yazılı emirleri üzerine zabıta kuvvetiyle işyerlerine sevkolunabilirler.

İşyerlerinden kaçan zirai iş mükelleflerinin işyerlerine sevkleri ve sevk esnasındaki iaşe ve ibateleri için muktazi masraflar bunları çalıştıran müesseseler veya şahıslar tarafından ödenmekle beraber bu masraflar ücretlerinden münasip taksitlerle kesilir.

Hükümet, zirai iş mükellefiyeti tatbik edilen bölgelerde eşhasa ait olupta sahibine kati lüzumu olmıyan her nevi ziraat vasıtalarından münasip bir kira mukabilinde istifade edebilir.

Madde 38 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

I – Hükümet, lüzum gördüğü mıntakalarda yapılacak zeriyatın nev’ini, çeşidini ve bunların nispetini tayin, herhangi bir mahsulün ekimini men, ziraatın ve hayvan yetiştirmenin usul ve istikametlerini tesbit edebilir.

II – Hükümet, büyük ve küçük baş hayvanların şahsi ihtiyaç haricinde alım ve satımını, herhangi bir suretle başkasına devrini, naklini ve kesimini tanzim, tahdit ve menetmeğe ve bunlara 14 üncü madde hükümleri dairesinde el koymağa salahiyetlidir.

Madde 39 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

Hükümet, sahipleri tarafından işletilmeyen araziyi tayin edeceği münasip bir bedel mukabilinde işletebilir.

Madde 40

Hükümet, ziraate elverişli 8 hektar ve daha ziyade arazi sahibi olan her şahsı bu arazinin yarısına kadar hububat ekmeğe veya ektirmeğe mecbur tutabilir.

Bu mecburiyet, arazi sahibinin malik olduğu çift hayvanı miktarına ve her çift hayvan için dört hektar esasına göre hesap edilir.

Her traktör hal ve vaziyetine göre 15 – 30 çift mukabili addedilir.

Madde 41

Ekilen her dört hektar arazi için bir çift öküz Milli Müdafaa mükellefiyetinden istisna edilir.

Madde 42 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

I – Hükümet, her türlü ziraat aletlerini, makinalarını, vasıtalarını ve malzemelerini, zirai ilaçları ve tohumları ve damızlık hayvanları lüzumuna göre satabilir, parasız, ariyet veya ödünç veya bir kira mukabilinde olarak ihtiyacı olanlara tevzi edebilir ve çiftçiye ödünç para verebilir.

II – Hükümetçe, satılan veya tevzi edilen maddelerin ve damızlık hayvanların ve ödünç verilen paranın tesbit edilen ihtiyaca hasredilmesi mecburidir.

DÖRDÜNCÜ FASIL
Mali hükümler
Madde 43 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

I – Bu kanunun derpiş ettiği işlerin icabettireceği tediyeler için Hükümet emrine Hazinece iki yüz elli milyon liraya kadar bir sermaye temin olunur. Mütedavil sermaye ile sabit sermaye ve teşkilat masrafı karşılıkları İcra Vekilleri Heyeti Karariyle bu sermayeden tefrik edilir.

II – Hükümet tevzie tabi tutulacak mallardan satış bedelinin azami yüzde ikisini tevziat ve teşkilat masrafı olarak alabileceği gibi bu suretle toplanmış ve toplanacak paralardan tevzi işlerinde çalışanlara İcra Vekilleri Heyetince tesbit edilecek miktar ve esaslar dairesinde ikramiye ve fazla mesai ücreti ödemeye de salahiyetlidir.

Madde 44 – (Değişik: 30/1/1942 – 4180/1 md.)

Vekaletlerce bu kanuna müsteniden yapılacak işlerin ve kurulacak müesseselerin istilzam ettirdiği paralar İcra Vekilleri Heyeti karariyle 43 üncü maddedeki sermayeden alakalı vekalet emrine verilir.

 Madde 45

Bu sermaye:

             A – Bütçeye konulacak tahsisat ile,

             B – Hazinece verilecek avanslarla,

             C – Bankadan temin edilecek kredilerle,

             Ç – İcra Vekilleri Heyeti kararı üzerine Ziraat Bankasınca ihraç ve Hazinece kefalet edilecek bono veya tahvillerle temin edilir.

Madde 46

Bu sermaye ile yapılan bütün muamelelerde hususi hukuk hükümleri caridir.

Bu sermaye üzerinde suç işliyenler hakkında Devlet malları aleyhinde suç işleyenler hakkındaki cezai hükümler tatbik edilir.

Madde 47 – (Değişik: 30/1/1942 – 4180/1 md.)

I – Bu sermaye hesapları Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasında temerküz ettirilir, veznedarlık işleri de bu banka tarafından yapılır. İcra Vekilleri Heyetince verilecek karara göre alakadar daire, teşekkül veya müesseseler, hesaplarının müsbit evrakını veya tasdikli suretlerini veyahut yalnız aylık mizanlarla sene sonlarındaki bilançolarını Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasına gönderirler.

II – Bu kanun hükümleri dairesinde ittihaz olunan kararlara müsteniden yapılan her  nevi tediyat ve tahsilat T.C. Ziraat Bankasında taallük ettiği vekalet için açılan hususi hesaplarda gösterilir. Kadro ve idare masrafları ayrıca bir cetvelde irae olunur.

Madde 48

Her takvim senesine ait muamelelerin sene gayesi itibariyle bir bilançosu tanzim edilir. Bu bilançoya karü zarar hesabının ve teşkilat ve tesisat masraflarına ait hesabın fasıl ve madde itibariyle müfredatını natık cetvellerle bilançonun aktif ve pasifine ait envanterler rabtolunur.

Madde 49 

Sermaye ve karü zarar hesaplariyle üçüncü şahıslara ve işin mahiyeti icabında her nevi kıymet hareketlerine mütaallik hesaplar, Ziraat Bankasınca tanzim ve Maliye Vekaletince tasdik olunacak bir muhasebe usulüne bağlanır.

Defterler, Ticaret Kanunu hükümleri dairesinde Ziraat Bankasınca tutulur.

Bu hususta bankaca ihtiyar edilecek maaş ve masraflar yukarıki maddede teşkilat için tefrik edilmiş olan paradan tesviye olunur.

Madde 50 – (Değişik: 30/1/1942 – 4180/1 md.) (Bu maddenin uygulanması ile ilgili olarak 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kanunun 81 inci maddesine ve 28/12/2004 tarihli ve 5277 sayılı 2005 Mali Yılı Bütçe Kanununun 37 nci maddesine bakınız.)

I – Bu sermayeden sarfedilecek paralar, Muhasebei Umumiye ve Artırma, Eksiltme ve İhale Kanunları hükümlerine ve Divanı Muhasebatın murakabesine tabi değildir.

II – Bu kanunun tatbik mevkiinde bulunduğu müddet zarfında resmi daire ve müesseselerin (Belediye ve sermayesinin nısfından fazlasına Devletin veya Devlet teşekkül ve müesseselerinin iştirak ettiği ticari teşekküller dahil) yekdiğeriyle olan alım ve satım muamelelerinde Artırma, Eksiltme ve İhale Kanununun hükümleri İcra Vekilleri Heyetinin karariyle tamamen veya kısmen tatbik edilmiyebilir.

III – 31 inci maddenin VI ncı fıkrası mucibince verilecek vesikalarla bu kanunun tatbikına memur makamlara gönderilecek şikayet ve ihbarlar ve 47 inci maddede zikredilen müsbit evrakın suretleri ve umumi hesap vaziyetleri damga resminden ve sair rüsum ve vergilerden muaftır.

IV – Bu kanuna göre kurulmuş teşkilat ve müesseselere karşı taahhüdatta bulunan mütaahhitlerle bu mütaahhitlere karşı derece derece taahhüdatta bulunmuş ve bulunacak olanlar hakkında 2395 sayılı Kazanç Vergisi Kanununun sekizinci maddesinin muaddel birinci fıkrasiyle 33 üncü maddesi ve 74 üncü maddesinin B fıkrası hükümleri tatbik olunmaz. Bu taahhüt işleri hakkında Kazanç Vergisi Kanununun umumi hükümleri caridir.

Madde 51 – (Değişik: 14/6/1946 – 4945/1 md.)

Bu kanun gereğince yapılacak işlere ait hesaplar 3460 sayılı kanunla kurulan Umumi Murakabe Heyeti tarafından incelenir.

Şu kadar ki her yılın bilançosu ve Umumi Murakabe Heyeti raporu işlerle ilgili Bakanlığın mütalaasiyle birlikte hesabın taallük ettiği yılın sonundan itibaren en geç bir yıl içinde Başbakanlıkça Büyük Millet Meclisine gönderilir. Bu bilançonun Büyük Millet Meclisince onanması ilgililerin ibrasını tazammun eder.

Madde 52

Bu kanunun tatbikına ihtiyaç kalmadığına üçüncü madde mucibince karar verilip ilan edilmesini mütaakıp Ziraat Bankasınca bu sermaye ile yapılan muamelelerin tasfiyesine başlanır. Tasfiye neticeleri Hazineye devredilir. Vukuu tesbit edilecek zararlar Maliye Vekaleti bütçesine konacak tahsisattan mahsup edilir. Tasfiye bilançoları 51 inci madde hükmüne tevfikan Büyük Millet Meclisine takdim olunur.

BEŞİNCİ FASIL
Ceza hükümleri
Madde 53 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

I –

a) Yedinci madde mucibince yapılacak kontrola ve lazım gelen faaliyete sevk kararına muhalefet edenler;

b) 8 inci maddeye müsteniden sanayi ve maadin müesseseleri hakkında Hükümetçe veya tavzif edilen müessese veya teşekküllerce istenilen malümatı vaktinde tam ve doğru olarak vermiyenler ve müttehaz karara riayet etmiyenler hakkında (2500) liradan (25000) liraya kadar ağır para cezası ve 6 aydan 4 seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

II – 9 uncu maddede yazılı ücretli iş mükellefiyetine riayet etmiyenler, alacakları günlük ücretin üç mislinden on misline kadar ağır para cezasına mahküm edilir. Tekerrürü halinde evvelce verilen cezanın beş misli hükmolunur.

III – 10 uncu maddede yazılı sanayi ve maadin müesseselerindeki ve bu müesseselere bağlı olan veya Hükümetçe tayin edilen diğer iş yerlerindeki hizmeti mazeretsiz terkedenler hakkında (250) liradan (2500) liraya kadar ağır para cezası ve tekerrürü halinde (1000) liradan (5000) liraya kadar ağır para cezasiyle birlikte bir aydan altı aya kadar hapis cezası hükmolunur.

IV –

a) 11 inci madde hükümlerine riayet etmiyenler hakkında (2500) liradan (25000) liraya kadar ağır para ve fiilin ağırlığı halinde ayrıca 6 aydan 3 seneye kadar hapis cezası ve her iki halde de suç mevzuunu teşkil eden malların aynı cinsten olup bu müesseselerde veya bu müesseselerin dükkan, mağaza, depo, ardiye ve sair yerlerdeki bakıyelerinin tamamının müsaderesine hükmolunur.

b) Hükümetçe şahsi ihtiyaç ve istihlak için tevzi edilen yiyecek ve giyecek maddeleri yukarki fıkra hükmünden müstesnadır.

c) Hükümetçe mubayaasına karar verilen maddeleri kaçırmak maksadına matuf olmaksızın müsaade alınmadan bulundukları yerlerden başka yerlere nakledenler hakkında (1000) liradan (5000) liraya kadar ağır para cezası verilir.

V – Bu kanuna göre Hükümetçe temin edilen krediyi tahsis edildiği işten başka bir yerde kullananlar hakkında (1000) liradan aşağı olmamak üzere, ağır para cezasiyle birlikte üç seneden beş seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

Temin olunan krediyi, tahsis edildiği işten başka bir yerde kullanan kimsenin temin ettiği menfaat az ise (500) liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasiyle birlikte bir seneden üç seneye kadar hapis, pek az ise (100) liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasiyle birlikte üç aydan bir seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

Şu kadar ki, bu bende göre hükmolunan para cezaları, maksat haricinde sarfedilen kredinin miktarından aşağı olamaz.

Madde 54 – (Değişik: 6/6/l956 – 6731/1 md.)

 I – 14 üncü maddenin I numaralı bendi hükmüne göre elkonulan maddeyi veya yardımcı malzemeyi teslimden imtina edenler, saklayanlar, kaçıranlar, saklamaya yahut kaçırmağa teşebbüs edenler, satanlar, her ne suretle olursa olsun başkalarına devredenler, rehin edenler, bu fiillere yardım edenler veya bu fiilleri yaptıranlar hakkında (5 000) liradan (50 000) liraya kadar ağır para cezasiyle birlikte 3 seneden 5 seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

Suça mevzu olan maddenin veya yardımcı malzemenin kıymeti az ise yukarda yazılı suçları işliyenler hakkında (1 000) liradan (20 000) liraya kadar ağır para cezasiyle birlikte bir seneden üç seneye kadar hapis cezası, pek az ise (500) liradan (10 000) liraya kadar ağır para cezasiyle birlikte 3 aydan bir seneye kadar hapis cezası hükmolunur. Bu bentte yazılı suçlara mevzu teşkil eden madde veya yardımcı malzemenin ve aynı cinsten olup dükkan, mağaza, depo,ardiye vesair yerlerdeki bakıyelerinin tamamının müsaderesine hükmolunur. Eğer bu madde ve yardımcı malzeme arama neticesinde alınarak Hükümetçe tesbit edilen mahallere sevk ve teslim edilmişse müsadere hükmü bunların emaneten yatırılan bedelleri hakkında tatbik olunur.

II – Birinci bentte yazılı suçlara mevzu madde toprak mahsulü olduğu takdirde, bu suçları işliyen müstahsiller hakkında tayin edilecek cezalar yarıya indirilerek hükmolunur ve bunlar hakkında müsadere hükmü tatbik edilmez. Arama neticesinde veya sair suretle elde edilen toprak mahsulü Hükümetçe tesbit edilen bedel ödenerek alınır. Elkonulan toprak mahsulünü hüküm katileşinceye kadar tamamen teslim eden müstahsiller hakkında bu fıkraya göre yarıya indirilerek tayin edilecek ağır para cezasının da yarısı hükmolunur ve hapis cezası verilmez.

III – 14 üncü maddenin IV numaralı bendine muhalefet edenler hakkında bu maddenin 1 inci bendinde yazılı ceza hükümleri tatbik olunur.

53 üncü maddenin IV üncü bendinin (b) fıkrası hükmü burada da caridir.

IV – 14 üncü maddenin II, III, V ve VI ncı bentleri hükümlerine riayet etmiyenler hakkında (500) liradan (10.000) liraya kadar ağır para ve 3 aydan bir seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

Madde 55 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

 I – 15 inci maddeye göre Hükümetçe ittihaz olunan karara riayet etmiyenler hakkında (2.500) liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası hükmolunur.

II – 17 nci maddeye göre Hükümetçe ittihaz olunan karara riayet etmiyenler hakkında (1.000) liradan (10.000) liraya kadar ağır para cezası hükmedilir ve suç mevzuunu teşkil eden mallar müsadere olunur.

III – 18 inci maddeye göre Hükümetçe ittihaz olunan karara riayet etmiyenler hakkında bu maddenin 1 inci bendindeki ceza hükmolunur.

IV – 19 uncu maddenin V numaralı bendine göre Hükümetçe ittihaz olunan karara riayet etmiyenler hakkında (250) liradan (2.500) liraya kadar ağır para cezası ve tekerrürü halinde (500) liradan (5.000) liraya kadar ağır para cezasiyle birlikte bir haftadan 3 aya kadar hapis cezası hükmolunur.

V – 20 nci maddenin birinci fıkrasına göre Hükümetçe ittihaz olunan kararlara riayet etmiyenler hakkında (3.000) liradan (30.000) liraya kadar ağır para cezasiyle birlikte 1 seneden 3 seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

VI –

a) 21 inci maddenin I inci bendine muhalefet edenlerle II nci bendinde yazılı maddeleri Hükümetçe ittihaz olunan kararlara muhalif olarak satan ve satınalanlar, başkasına devir, imal veya nakledenler veya 21 inci maddenin III üncü bendine aykırı hareket edenler hakkında (5.000) liradan (50.000) liraya kadar ağır para ve 3 seneden 5 seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

b) 21 inci maddenin II nci bendi hükmüne tabi tutulan maddelerden şahsi ihtiyaç ve istihlak için olanlarının örf ve adetin cevaz verdiği miktarı tecavüz etmemek üzere alınması, kullanılması, imali, istihlaki, nakli ve kar temini maksadına matuf olmaksızın yardım hissiyle veya zaruret sebebiyle başkalarına devri yukarki hükümden müstesnadır.

c) 53 üncü maddenin IV üncü bendinin (b) fıkrası hükmü burada da tatbik olunur.

VII – 22 nci maddenin I inci fıkrası mucibince Hükümetçe ittihaz olunan kararlara riayet etmiyenlerle 3 üncü fıkrasına muhalif olarak Hükümetçe yaptırılan stokları her hangi bir sebeple bulundukları yerlerden başka yerlere müsaade almaksızın nakledenler hakkında (2.500) liradan (25.000) liraya kadar ağır para ve 6 aydan 3 seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

VIII – 22 nci madde gereğince veya her ne suretle olursa olsun döviz, kredi, akreditifle teçhiz edilenler, bunları tahsis edildiği madde veya yerler için kullanmadıkları takdirde (5.000) liralan (50.000) liraya kadar ağır para cezası ve 3 seneden 5 seneye kadar hapis cezasına mahküm olurlar. Bu suretle getirilen malların ayrıca müsaderesine hükmolunur.

Şu kadar ki, verilecek para cezası tahsis edilen döviz, kredi veya akreditif miktarından aşağı olamaz.

IX – 22 nci maddenin 2 nci fıkrasına göre Hükümetçe veya tavzif edeceği müessese ve teşekküllerce yapılacak murakabeye muhalefet edenler veya her ne suretle olursa olsun bu murakabeyi güçleştirenler ile 3 üncü fıkrasına tevfikan Hükümet tarafından yaptırılan stokları alakadar makamların talimatı hilafına istihlak eden, kullanan veya her ne suretle olursa olsun elden çıkaranlar hakkında (5.000) liradan (50.000) liraya kadar ağır para ve 3 seneden 5 seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

Madde 56 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

I – 24 üncü maddenin I inci ve II nci bentlerine göre Hükümetçe yapılan teftiş ve murakabeye muhalefet edenler, ticari kredilerin, şirket veya kooperatiflerin faaliyetlerinin tahdit, takyit veya men’ine mütaallik olarak Hükümetçe ittihaz olunan kararlara riayet etmiyenler Hükümetin kararına muhalif olarak şirket veya kooperatifleri teşkil veya tescil ettiren ortaklar ve bu suçlara iştirak edenler hakkında (5.000) liradan (50.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Tekerrürü halinde ağır para cezası üç misline çıkarılır.

Hükümetçe ittihaz olunan karara muhalif olarak teşekkül eden veya tescil ettirilen şirketler ve kooperatifler feshedilir ve tasfiyeye tabi tutulur.

II – 25 inci maddenin I inci, II nci ve III üncü bentlerinde yazılı stok yapmak memnuiyetine riayet etmiyenler hakkında (10.000) liradan aşağı olmamak üzere para ve 3 seneden 5 seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

III – 25 inci maddenin IV üncü bendinde yazılı mal biriktirmek memnuiyetine riayet etmiyenler hakkında (100) liradan (1.000) liraya kadar para cezası hükmolunur.

Stok yapılan miktar Hükümetçe müsaade edilen miktarın bir mislinden fazla ise maznun hakkında ayrıca 3 aydan 2 seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

IV – II nci ve III üncü bentlerde yazılı hallerde yapılmış olan stokların ve biriktirilmiş olan malların müsaderesine hükmolunur.

V – 28 inci maddede yazılı ilana rağmen muhik sebep olmaksızın malını gümrükten çekmiyenler hakkında (5.000) liradan (50.000) liraya kadar ağır para cezasiyle birlikte 3 seneden 5 seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

Hükümetçe gümrükten çekilerek müracaatları üzerine sahiplerine verilen malları Hükümetin gösterdiği yerlere veya ihtiyaç sahiplerine satmıyanlar veya tam olarak teslimden imtina edenler hakkında (10.000) liradan (50.000) liraya kadar ağır para cezasiyle birlikte 3 seneden 5 seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

VI – 29 uncu maddenin I inci bendi mucibince ithal veya ihraç maddelerinin Hükümetçe tesbit edilen fiyatlarına riayet etmiyenler hakkında bir seneden 3 seneye kadar hapis cezasiyle birlikte tesbit edilen ithal ve ihraç fiyatlariyle satış veya mubayaanın yapıldığı fiyatlar arasındaki fark tutarının on misli ağır para cezası hükmedilir. Tekerrürü halinde cezalar iki kat olarak verilir.

VII – 31 inci maddenin X numaralı bendinin 1 inci ve 2 nci fıkralarında yazılı yasağa riayet etmiyenlere (500) liradan (5.000) liraya kadar ağır para cezası ve 6 aydan 3 seneye kadar hapis cezası verilir.

Madde 57 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

I – 31 inci maddenin II nci, III üncü, VIII inci ve IX uncu bentleriyle X uncu bendinin üçüncü fıkrasında ve XI inci bendinde yazılı suçlarla 32 nci maddede yazılı suçları işliyenler, işlemeye teşebbüs edenler, bu fiillere iştirak edenler veya bu fiilleri yaptıranlar hakkında 10 seneden 30 seneye kadar ağır hapis ve (10.000) liradan (30.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

 II – Birinci bentte yazılı suçların işlenmesinden doğan veya doğabilecek olan zarar, malın yahut temin edilen veya temini kasdolunan gayrimuhik menfaatin miktar ve mahiyetine göre hafif ise faili hakkında 3 seneden 10 seneye kadar ağır hapis cezası ile birlikte (5.000) liradan (20.000) liraya kadar ağır para cezası ve pek hafif ise 1 seneden 3 seneye kadar ağır hapis cezası ile birlikte (1.000) liradan (10.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

Fiilin hata veya zühul eseri olduğu anlaşıldığı takdirde yalnız para cezası hükmolunur.

III – I inci ve II nci bentlerde yazılı hallerde failin dükkan, mağaza, ticarethane, fabrika, imalathane ve benzeri ticari ve sınai faaliyetleri ve hissesine münhasır olmak üzere iştiraklerinin İcra ve İflas Kanunu hükümlerine tevfikan tasfiyesine ve artacak kısmın müsaderesine ve 3 seneden 15 seneye kadar ticaretten men’ine de hükmolunur.

Mahkemece muvazaaya kanaat getirildiği takdirde failin 1 sene içinde devrettiği malların da müsaderesine hükmolunur.

Bu bendin tatbikını icabettiren hallerde tahkikata başlanır başlanmaz maznunun yukarda tadadolunan yerlerde bulunan malları üzerine derhal ihtiyati tedbir ve alacakları üzerine de ihtiyati haciz vaz olunur.

 II nci bendin son fıkrasındaki ahvalde bu bent hükmü tatbik edilmez.

IV – 31 inci maddenin II nci ve III üncü bentleriyle 32 nci maddede yazılı suçlar, ticari faaliyetleri ve kazançları mahdut olan köy ve mahalle bakkalları, seyyar satıcılar ve bunlara mümasil küçük tacir ve esnaf ve tellallar  veya  bir  hizmet  veya  sanat  veya  emek  karşılığında   ücret   alanlar   tarafından   işlenirse   bunlar  hak kında 3 aydan 2 seneye kadar hapis ve (1.000) liradan (5.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Ayrıca 3 aydan 1 seneye kadar ticaretten men’ine ve bu kadar müddetle dükkanının kapatılmasına da hükmolunur. Tekerrüründe hükmolunacak hapis cezası 1 seneden ve ağır para cezası (2.500) liradan aşağı olamaz.

31 inci maddenin IX uncu bendine göre kar hadlerine tabi malların haklı sebep olmaksızın satışa arzedilmemesi veya satışından imtina edilmesi, saklanması, kaçırılması veya satılmadığı halde satılmış gibi beyan edilmesi hallerinde fiilin vehametine göre 1 aydan 1 seneye kadar hapis ve (250) liradan (5.000) liraya kadar ağır para cezası verilir.

V – Bu maddenin I ve II nci bentlerinde yazılı suçlardan dolayı tevkif edilenlerin fabrika, imalathane, dükkan, mağaza, ticarethane ve mümasili yerlerde bulunan ve piyasada darlığı hissedilen veya çabuk bozulur mallardan olduğu anlaşılan maddelerin tasfiyeye memur edilecek kimseler tarafından derhal satışı veya tevzie tabi mallardan ise tevzi işleriyle tavzif olunan alakalı makamlara teslimi yapılır ve bedelleri VI ncı bent gereğince muamele yapılmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasına veya malsandığına yatırılır.

Bu husustaki karar hazırlık tahkikatı sırasında sulh ceza hakimi ve dava açılmış ise davayı rüyet eden mahkeme tarafından verilir.

VI – 31 ve 32 nci maddelerde yazılı suçları işliyenlere müşteri tarafından bir para ödenmişse talebedildiği takdirde bu para derhal müşteriye iade edilir ve mal zaptolunur. Numunesinin alınması mümkün olan malların numunesi alındıktan sonra bakıyesi müşteriye teslim olunur. Suç mevzuu olan malın satıcı tarafından talebedilen bedeli henüz ödenmemişse müşteriden, ödenmişse suçludan alınır. Her iki halde de mal bedeli Ziraat Bankası şubesine ve bulunmıyan yerlerde malsandığına emaneten teslim olunur. Mahkeme sonunda, satılan malın bedeli yüksek olduğu tesbit edilirse fark re’sen müşteriye verilir ve artanı müsadere olunur. Satıcı beraat ettiği takdirde bankaya veya mal sandığına yatırılan mal bedelinin tamamı kendisine verilir.

VII – 31 inci maddenin IV üncü bendi  hükmüne riayet  etmiyenler hakkında 1 seneden 3 seneye  kadar hapis ve (5.000) liradan (25.000)  liraya kadar ağır para cezası ile birlikte  o kadar müddetle dükkan, mağaza ve ticarethanesinin kapatılmasına ve ticaretten men’ine hükmolunur.

Bu bendin 1 inci fıkrasında yazılı suça mevzu olan faturanın taallük ettiği malın değeri hafif ise hapis ve para cezaları yarıya indirilir.

Faturanın taallük ettiği malın değeri pek hafif ise veya bu suç ticari faaliyetleri ve kazançları mahdut olan köy ve mahalle bakkalları, seyyar satıcılar ve bunlara mümasil küçük tacir, esnaf ve tellallar tarafından işlenirse üç aydan iki seneye kadar hapis ve (1.000) liradan (5.000) liraya kadar ağır para cezasiyle birlikte o kadar müddetle ticaretten men’ine ve varsa dükkanının kapatılmasına hükmolunur.

VIII – 31 inci maddenin V inci bendinde yazılı mecburiyete riayet etmiyenler hakkında (250) liradan (1.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

IX – 31 inci maddenin VI ncı bendi hükmüne riayet etmiyenler hakkında (500) liradan (5.000) liraya kadar ağır para cezasına ve bir haftadan bir aya kadar dükkan, mağaza ve ticarethanenin kapatılmasına ve aynı müddetle failin ticaretten men’ine hükmolunur.

X – 31 inci maddenin VII nci bendinde yazılı mecburiyetlere riayet etmiyenler hakkında üç aydan iki seneye kadar hapis ve (1.000) liradan (5.000) liraya kadar ağır para cezası ve 3 aydan 1 seneye kadar ticaretten men’ine ve bu kadar müddetle dükkan, mağaza ve benzeri satış yerlerinin kapatılmasına da hükmolunur.

Şu kadar ki, fiilin hata veya zühul eseri olduğu anlaşıldığı takdirde yalnız para cezası verilir.

XI – Yukardaki bentlerde yazılı ticaretten men’i ile dükkan, mağaza ve benzeri satış yerlerinin kapatılması cezası bu dükkan, mağaza ve benzeri satış yerlerinin bulunduğu mevki için hayati ehemmiyeti haiz olması halinde verilmez.

Madde 58 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

I – 34 üncü madde mucibince kurulan birliklere girmiyen veya girdikten sonra kendiliğinden çıkan yahut birlik statüsüne göre çıkarılan tacirler ve sanayi erbabı bu birliklere girmedikçe veya tekrar alınmadıkça, birliklerin mevzuu olan işlerle iştigalden memnudurlar. Bu memnuiyete rağmen bu birliklerin mevzuu olan işlerle doğrudan doğruya veya bilvasıta iştigal edenler hakkında 3 aydan 2 seneye kadar hapis ve (2.500) liradan (25.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

II – 36 ncı maddenin I inci bendine göre deniz nakil vasıtalarının çalıştıması hakkında Hükümetçe ittihaz edilen karara muhalefet edenler veya ettirenler veya bu fiillere yardım edenler hakkında (1.000) liradan (10.000) liraya kadar ağır para ve bir seneden beş seneye kadar hapis cezası hükmolunur. Bu fiilin işlenmesinden tevellüdeden veya edebilecek olan zarar hafif ise yukardaki suçları işliyenler hakkında (250) liradan (2.500) liraya kadar ağır para ve 3 aydan 1 seneye kadar hapis, pek hafif ise (100) liradan (1.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

III – 36 ncı maddenin I inci bendine göre kara nakil vasıtalarının çalıştırılması hakkında Hükümetçe ittihaz edilen kararlara muhalefet edenler hakkında bir aydan altı aya kadar hapis ve (250) liradan (2.500) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

IV – 36 ncı maddenin I inci bendine göre seyrüseferin tanzim, tahdit veya men’i ve azami nakil ücretlerinin tayini hususunda Hükümetçe ittihaz olunan karara riayet etmiyenler hakkında (500) liradan (5.000) liraya kadar ağır para ve bir aydan altı aya kadar hapis cezası hükmolunur.

V – 36 ncı maddenin I inci bendine göre lüzum görülen yerlerde çalıştırılmasına karar verilen hususi nakil vasıtalarında çalışanların kabule şayan mazeretleri olmaksızın işlerini terketmelerinin memnuiyeti hakkında Hükümetçe ittihaz olunan karara riayet etmiyenler alacakları günlük ücretin beş mislinden 25 misline kadar ağır para cezasına mahküm edilir.

VI – 36 ncı maddenin V inci bendi hükmüne riayet etmiyenler hakkında bir aydan üç aya kadar hapis ve (100) liradan (500) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

VII – 36 ncı maddenin VI ncı bendi hükmüne muhalefet edenler hakkında (1.000) liradan aşağı olmamak üzere ağır para ve üç seneden 10 seneye kadar hapis cezası hükmolunur. Şu kadar ki 100 rüsum tonilatodan yukarı buhar ve motor ile işliyen gemilerde hükmolunacak ağır para cezası geminin rayiç kıymetinden aşağı olamaz.

 VIII – 37 nci maddede yazılı zirai iş mükellefiyetine riayet etmiyenler hakkında alacakları günlük ücretin beş mislinden 25 misline kadar ağır para cezası hükmolunur.Tekerrürü halinde para cezasının iki misli ve ayrıca 15 günden iki aya kadar hapis cezası hükmolunur.

IX – Zirai iş mükellefiyeti tatbik eden bölgelerden sahibine kati lüzumu olmıyan her nevi ziraat vasıtalarından kira mukabilinde istifade edilmesi hakkında Hükümetçe ittihaz edilen kararlara riayet etmiyenler (100) liradan (500) liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.

Madde 59 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

 I – 38 inci maddenin I inci bendinde yazılı zeriyatın çeşit, nevi ve nispeti hakkında Hükümetçe ittihaz olunan karara muhalefet edenlere bir haftadan üç aya kadar hapis ve (500) liradan (5.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

             II – 38 inci maddenin I inci bendinde yazılı her hangi bir mahsulün ekiminin men’i hakkında Hükümetçe ittihaz olunan karara muhalefet edenlere (1.000) liradan (15.000) liraya kadar ağır para, altı aydan üç seneye kadar hapis cezası hükmolunur. Şu kadar ki, ekim sahası küçük ve ekilen mahsulün kıymeti az ise bu cezaların yarısına hükmolunur.

             III – 38 inci maddenin I inci bendinde yazılı ziraatin ve hayvan yetiştirmenin usul ve istikametleri hakkında Hükümetçe ittihaz olunan kararlara riayet etmiyenlere (100) liradan (1.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

             IV – 38 inci maddenin II nci bendinde yazılı küçük ve büyük başhayvanları Hükümetçe ittihaz olunan kararlara muhalif olarak ticaret kasdiyle satınalanlar, satanlar, her hangi bir surette başkasına devredenler, nakledenler ve kesenler veya kesimi zaruri kılacak şekilde küçük ve büyük baş hayvanları sakatlıyanlar hakkında bir seneden üç seneye kadar hapis ve (5.000) liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası, kıymetleri az olduğu takdirde altı aydan bir seneye kadar hapis ve (1.000) liradan (5.000) liraya kadar ağır para cezası, pek az ise (500) liradan (5.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

             V – 40 ıncı maddede yazılı araziye hububat ekmek ve ektirmek hakkında Hükümetçe ittihaz edilecek karara riayet etmiyenler hakkında bir aydan altı aya kadar hapis ve (250) liradan (2.500) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

             VI – 42 nci maddenin II nci bendi hükmüne riayet etmiyenler hakkında (100) liradan (1.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Şu kadar ki, tayin olunacak para cezası, tesbit edilen ihtiyaç haricinde kullanılan veya sarf ve istihlak edilen madde ve hayvanların bedelinden ve ödünç verilen paraların tutarından aşağı olamaz.

             VII – 65 inci maddenin I inci bendi mucibince salahiyetli memurlar tarafından istenilen malümatı vermiyen ve vesika ve defterleri göstermiyenler ve kendileri hazır bulunmasalar bile bu defter ve vesikaları kontrol etmek üzere gelen memurların derhal tetkik edebileceği şekilde fabrika, imalathane, müessese, ticarethane, dükkan, mağaza ve mümassili yerlerde hazır bulundurmıyan müessese sahipleri veya vekilleri veya bu yerlerin mesul müdürleri hakkında üç aydan iki seneye kadar hapis ve (2.500) liradan (25.000) liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

             Kontrola gelen memur defter ve vesikaları bulamadığı takdirde mahkeme kararına hacet kalmaksızın bu yerleri kapatır. Tanzim edeceği evrakı derhal Cumhuriyet Müddeiumumiliğine tevdi eder.

             Defter ve vesikalar bir ay içinde mahkemeye ibraz edilmediği takdirde kapatma devam etmekle beraber bu kanunun 57 nci maddesinin III ve V inci bentlerine tevfikan fabrika, imalathane, ticarethane, dükkan, mağaza ve mümasili müesseselerin tasfiyesine hükmolunur.

Madde 60

Bu kanuna göre hükmedilen cezalar tecil edilemez.

Madde 61

Bu kanunda yazılı suçlar için Türk Ceza Kanuniyle diğer kanunlarda daha ağır ceza hükümleri bulunduğu takdirde o cezalar hükmolunur.

Madde 62 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

55 inci maddenin 6 ve 7 nci fıkralariyle 56 ncı maddenin 4, 5 ve 6 ncı fıkralarında ve 57 nci maddede ve 58 inci maddenin 1 inci fıkrasında yazılı suçların failleri hakkında hükmolunacak para cezalarından dolayı bunların çalıştıkları ticaret veya sanayi müessesesi veya sair hükmi şahıslar halen ve müteselsilen mesuldürler.

Madde 63 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

Bu Kanuna göre verilip katileşen hükümlerin hulasaları, masrafı mahküma ait olmak üzere gazetelerde ve 57 nci madde ile 59 uncu maddenin VII nci bendine tevfikan mahkümiyet ve yapılan muamelelerin ayrıca radyo ile de neşir ve ilanına hükmolunur. Ancak, mevzuu itibariyle neşrinde fayda tasavvur olunmıyan seyyar satıcıların ve sair küçük tacirlerin işledikleri basit suçlara veya iş mükellefiyetine riayet etmiyenlere taallük eden hükümler mahkeme karariyle neşirden istisna edilebilir. Fer’i ceza olan dükkan, mağaza ve ticarethanenin kapatılması hakkındaki hükümlerin hulasaları büyük harflerle yazılarak dükkan ve mağaza ve ticarethanenin göze çarpan yerine yapıştırılır.

Madde 64 – (Değişik: 3/8/1944 – 4648/1 md.)

 I – Bu kanuna taallük eden işlerde vazife ve salahiyetlerini suistimal edenler veya bu suretle diğer bir suç işliyenler ve vazifede ihmal ve terahide bulunanlar hakkında Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda muayyen olan cezalar iki kat olarak hükmolunur.

II – Memur ve müstahdemlerin bu kanunun tatbikı dolayısiyle işledikleri suçlardan veya bu kanunun tatbikiyle mükellef makam ve mahkemelerin emir ve taleplerini ve bu kanunla kendilerine mevdu takip ve tahkik vazifelerini ihmal veya suistimal etmelerinden dolayı haklarında yapılacak cezai takiplerde memurin muhakematına dair kanun hükümleri tatbik olunmaz.

Vali ve vali muavinleri, kaymakamlar ve belediye reisleri ve heyet halinde ittihaz ettikleri kararlardan dolayı belediye daimi encümen azaları ve merkezin emriyle tahkik ve teftiş için gönderilenler ikinci fıkra hükmünden müstesnadır.

III – Milli Korunma Kanununa taallük eden işlerde, iktisadi Devlet teşekkül ve müesseselerinin idare ve murakabe uzuvları ile memur ve müstahdemleri ve bu kanuna göre vazifelendirilen hususi hukuk hükümlerine tabi müesseselerin memur ve müstahdemleriyle bu müesseselerden hükmi şahsiyeti haiz olanlarının idare ve murakabe uzuvları, hakiki şahıslara ait olanlarının sahipleri ve müdürleri Devlet memuru gibi cezalandırılır.

 Madde 65 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

             I – Bu kanun hükümlerinin tatbikında salahiyetli memurlara, lüzum görülen her türlü malümatın verilmesi ve her nevi vesikaların ve defterlerin gösterilmesi mecburidir.

 II – Bu memurlar, vazifelerinin ifası sırasında bu Kanunun cezalandırdığı fiillere muttali olduklarında, meşhut suçların Muhakeme Usulü Kanununun dördüncü maddesi hükümlerini tatbik ederler. Talep vukuunda zabıta makam ve memurları bu memurlara yardım etmeye mecburdurlar.

             III –

a) Bu kanunun tatbikında salahiyetli ve vazifeli memurlar tehirinde mazarrat umulan hallerde her türlü mal konulan yerlerle, mağaza, dükkan, ticarethane, depo, ambar, samanlık gibi yerlerde arama yapabilirler.

b) Arama sırasında mahalli zabıta amir veya memurunun ayrıca huzuru şarttır. Arama sırasında aranılacak yerin ve malın sahibi veya zilyedleri ve bunlar bulunmazlarsa sırasiyle mümessilleri veya hısımlarından veya kendisiyle sakin olanlardan veyahut komşularından mümeyyiz biri hazır bulundurulur.

c) Köylerde yapılan aramalarda muhtar ile ihtiyar heyetinden biri ve muhtar bulunmadığı zaman ihtiyar heyetinden biri ile komşularından biri ve ihtiyar heyetinden kimse bulunmadığı zaman komşularından iki kişi hazır bulundurulur.

d) Gecikmesinde zarar görülen fevkalade haller müstesna olmak üzere meskenlerde gece arama yapılamaz.

e) Her arama neticesinde kanun hükümlerine muhalif olarak saklanmış veya saklanmak istenilmiş mallar zuhur ederse bu mallar alınarak Hükümetin evvelce tesbit etmiş olduğu mahallerde sevk ve teslim edilir. Ve bunlara elkonulduğu veya satıldığı hallerde bedelleri emaneten Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası şubelerine ve bulunmıyan yerlerde malsandıklarına yatırılır. Bu suretle malları alınan hükmi ve hakiki şahıslar aleyhine Milli Korunma Kanununa tevfikan ayrıca cezai takibat yapılır.

f) Arama neticesinde kanun hükümlerine muhalif olarak saklanmış veya saklanmak istenilmiş mallar zuhur etsin etmesin, hazır bulunanların ayrı ayrı imzalarını ihtiva eden iki nüsha zabıt varakası derhal mahallinde tutulur. Eğer kanun hükümlerine muhalif olarak saklanmış veya saklanmaya teşebbüs edilen mallar zuhur etmişse bunların miktarı ve müfredatı ve o günkü hal ve vasıfları zabıt varakasında ayrı ayrı gösterilir. Arama neticesinde tutulan bu zabıt varakasının bir nüshası derhal mal sahiplerine veya zilyedlerine ve mal zuhur etmemişse aranılan yerin sahibine veya zilyedine verilir.

Madde 66 – (İptal: Ana. Mh.nin 2/12/1963 tarihli ve E.: 1963/136, K.: 1963 – 285 sayılı Kararı ile.)
Madde 67 – (Değişik: 14/6/1946 – 4945/1 md.)

I – Adalet Bakanlığı lüzum görülen yerlerde, yiyicilikten, rüşvet alıp vermekten, ihtilas ve zimmete para geçirmekten, gerek doğrudan doğruya ve gerek memuriyet vazifesini suistimal suretiyle kaçakçılıktan ve resmen vuku bulan alım ve satımlara fesat karıştırmaktan ve Devlet Hariciyesine ait gizli evrakı veya şifreleri ifşa veya ifşaya sebebiyet vermekten ve bu cürümlere iştirak etmekten sanık olanlar haklarındaki davalarla 4237 sayılı kanun hükümlerine giren suçlara ve bu kanunda yazılı suçlar ile bu kanun hükmünce resmi evrak ve vesikalardan sayılan evrak ve vesikalar üzerinde işlenen suçlara, bu kanunun 64 üncü maddesinde yazılı memurların işledikleri suçlara taallük eden davaları ve bu davaların görüldüğü sırada işlenen yalan yere şahadet suçlarına mütaallik davaları görmek üzere Hakimler Kanununun her sınıf veya derecesindeki yargıçlardan müteşekkil olarak toplu veya tek yargıçlı Milli Korunma Mahkemeleri kurabilir.

II – Adalet Bakanlığı bu mahkemelere, 2 nci sınıfta bulunan ve Yargıtay’a aday gösterilmiş olan yargıçları terfian ve birinci sınıfta bulunan yargıçları naklen tayin edebileceği gibi kadrodaki her dereceden aylıklar karşılık tutulmak suretiyle daha aşağı derecelerdeki yargıçları da tayin edebilir. Bu mahkemenin lağvı  halinde Yargıtay’a aday yargıçlardan bu mahkemelere terfian tayin olunanlardan açıkta kalanlar müktesep hakları mahfuz kalmak şartiyle ve kendi muvafakatlariyle 4 üncü derecedeki bir yargıçlığa da tayin olunabilirler.

III – Bu mahkemelerde görev alan yargıçların, savcıların ve katiplerin aylıkları bu kanunun 43 üncü maddesindeki sermayeden ödenir ve bu görevlerin devamı süresince de kendilerine yine bu sermayeden aylıklarından gayri Adalet Bakanlığınca tensip ve Başbakanca tasvip olunacak aylık maktu tazminat verilebilir.

IV – Bu mahkemelerin ilgası halinde 2556 sayılı Hakimler Kanununun 79 ve 80 inci maddeleri gereğince ilgililere verilecek aylıklar bu kanunun 43 üncü maddesindeki sermayeden ödenir.

V – Adalet Bakanlığı bu mahkemelerin kaza mıntakalarını, bu mahkemelerin kurulmadığı yerlerde bu kanuna göre vazifeli mahkemeyi tayin eder. Bu kanun hükmüne giren bütün suçların davasını bir mahkemede rüyet ettirebilir.

VI – Adalet Bakanlığı Milli Korunma mahkemelerinden ve bu mahkemelerin kurulmadığı yerlerde bu işlere bakmak üzere yetkili kılınan mahkemelerden verilen hükümleri tetkik etmek üzere bu maddenin 2 nci bendinde yazılı yargıçlardan Yargıtay’da özel bir daire teşkiline ve bu daireye lüzumu kadar raportör tayinine de yetkilidir. Bunların aylıkları 43 üncü maddedeki sermayeden ödenir. 4 üncü bent hükmü bunlar hakkında da uygulanır.

Madde 68 – (Değişik: 14/6/1946 – 4945/1 md.)

I – Bu kanuna göre kurulan veya bu kanunu tatbik ile vazifelendirilen mahkemeler Meşhut Suçların Muhakeme Usulü hakkındaki Kanunun usul hükümlerini tatbik ederler. Şu kadar ki savcının, Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanununun 6 ncı maddesi uyarınca verdiği tutma kararı, sözü geçen kanunda yazılı muayyen mehiller içinde dava açılmadığı takdirde kendiliğinden hükümsüz kalır. Sanığın tutulmasına devam mecburiyeti bulunduğu hallerde genel hükümlere göre işlem yapılır.

II – Bu kanunla tekerrürden dolayı özel surette ceza tayin edilmiş olan hallerde tekerrür tabirinden maksat, hüküm katileşlikten sonra aynı suçun tekrar işlenmesidir.

III – Bu kanunda yazılı suçlara teşebbüs halinde hilafına sarahat olmadığı takdirde genel hükümler uygulanır.

IV – Aynı cürüm kastı altında işlenmiş olan, muayyen bir cins malın mütaaddit şahıslara fazla fiyatla satılması veya aynı gayrimenkulün mütaaddit defalar kanunen muayyen miktardan fazlaya kiraya verilmesi gibi haller bir suç sayılır ve bu hallerde Türk Ceza Kanununun 80 inci maddesi hükmü uygulanır.

V – Bu kanuna göre toplu olarak kurulan Milli Korunma Mahkemelerince hükmolunan on beş güne kadar hapis ve 500 liraya kadar ağır para cezalarına taallük eden hükümler kati olup temyiz edilemez.

ALTINCI FASIL
Müteferrik hükümler
Madde 69 – (Değişik: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

I – Bu kanun hükümleri dairesinde ittihaz edilecek karar ve muameleler hakkında kaza mercilerinden tehiri icra ve tedbiri ihtiyati kararları verilemez.

II – Bu kanunun tatbikatına mütaallik olarak kullanılan fatura ve her türlü evrak veya Hükümetçe istihlaki tahdit olunan maddelere mütaallik karne veya vesikalar, resmi evrak ve vesikalardan madudolup bunlar üzerinde işlenecek sahtekarlık cürümleri hakkında Türk Ceza Kanununun resmi evrak üzerinde işlenen sahtekarlık cürümlerine mütaallik hükümleri tatbik olunur.

III – Bu kanunda yazılı suçlarla irtikap, rüşvet alıp vermek, ihtilas, zimmete para geçirmek, gerek doğrudan doğruya ve gerekse memuriyet vazifesini suistimal suretiyle kaçakçılık, resmen vukubulan alım ve satımlara  fesat karıştırmak, Devlet hariciyesine ait gizli evrakı veya şifreleri ifşa veya ifşaya sebebiyet vermek suçlariyle 4237 sayılı kanunda yazılı suçları salahiyetli merciler tarafından haber alınmadan evvel müsbit delilleriyle birlikte bu mercilere haber veren veya bu suçları fiilen meydana çıkaran kimselere aşağıda yazılı esaslar dairesinde ikramiye verilir.

Muhbire ikramiye verilebilmek için ihbarın, suç delillerinin elde edilmesine imkan verecek surette ve vaktinde yapılmış olması şarttır. Verilecek ikramiye, ihbarın mevzuuna dahil suçlardan dolayı hükmedilen para cezasiyle müsadere olunan malların satış kıymetinin % 25 ini tecavüz edemez. İkramiye para cezasının tahsilinden ve müsadere olunan malların satışından sonra verilir.

Suçun meydana çıkarılmasında büyük gayretleri sebkettiği tahkikatla sabit olan memurlar da yukarıdaki fıkrada yazılı ikramiyeden istifade ettirilir.

İhbarın mahiyeti hakkında suç teşkil etmedikçe muhbirin hüviyeti rızası olmadıkça açıklanmaz.

Muhbire ve memurlara verilecek ikramiyenin nispeti mahkemece re’sen takdir ve hükmolunur.

İkramiyeden istifade etmek yahut kendilerine veya başkalarına haksız sair menfaatler temin eylemek kastiyle suçsuz olduklarını bildikleri kimseler hakkında suç tasni ve ihbar edenler veya bu maksatlarla şantaj yapanlar hakkında kanunen muayyen cezalar üç misli olarak hükmolunur ve bu kabil suçların muhakemeleri de 67 nci maddeye göre kurulan veya salahiyetli kılınan mahkemelerde görülür.

Madde 70

Askerlik ve Milli Müdafaa mükellefiyeti kanunlarının, bu kanunun (41) inci maddesinde yazılı muafiyet müstesna olmak üzere diğer hükümleri mahfuzdur.

Ek Madde 1 – 9 – (Ek: 30/1/1942 – 4180/2 md.; Mülga: 3/8/1944 – 4648/2 md.)
Ek Madde 10 – (1/7/1948 – 5236 sayılı Kanunun 1 inci maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek numarası teselsül ettirilmiştir.)

3780 sayılı Milli Korunma Kanununun 3954 sayılı kanunla değiştirilen 16 ncı maddesinin 2 nci fıkrası hükümleri krom arama ruhsatnamesini haiz olanlara da uygulanır.

Geçici Madde 1 – (Ek: 6/6/1956 – 6731/1 md.)
Durumları 31 inci maddenin 8 inci bendine uymıyan hakiki ve hükmi şahıslar bu kanunun neşri tarihinden itibaren altı ay içinde bu mecburiyeti yerine getirmekle mükelleftirler.
Geçici Madde 2 – (Ek: 6/6/1956 – 6731/1 md.)

 31 inci maddenin X uncu bendinin ikinci fıkrasında yazılı malların ticaretiyle iştigal edenler kanunun neşri tarihinden itibaren üç ay içinde vaziyetlerini bu hükme intibak ettirmeye mecburdurlar.

Madde 71

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 72

Bu kanun hükümlerini tatbika İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

İstiklal Mahkemesi Kararı: İskilipli Atıf Hoca

0

İstiklal Mahkemesi Kararı: İskilipli Atıf Hoca

İskilipli Atıf Hoca’nın Ankara İstiklâl Mahkemesince vatana ihanetten yargılanarak idam edilmesine ilişkin karar, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı Yayınları tarafından yeni harflere çevrilerek elektronik kitaplar bölümünde yayınlanmıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] İskilipli Atıf Hoca: Babası Akkoyunlu aşiretinin İmamoğulları ailesinden gelen Hasan Kethüdaoğlu Mehmed Ali Ağa, annesi Mekke’den göç etmiş, Arap Ben-î Hattab aşiretinden Nazlı Hanım’dır. 1875 yılında, Bayat’ın Toyhane köyünde doğmuş, Altı aylıkken öksüz kalmış, dedesi Hasan Kethüda’nın himayesinde yetişmiştir. Köy hocasından başladığı tahsiline 1891’den itibaren iki sene İskilip’te devam etmiş, 1893’ün Nisan ayında İstanbul’a gelerek medrese eğitimi görmüş, 1902’de medresedeki öğrenimini tamamlamıştır. 31 Mart Olayları sırasında bir hafta tutuklu kalmıştır. İskilipli Atıf Hoca, 1919 yılında Teali-i İslam Cemiyetinin başkanlığına getirilmiştir. 26 Aralık 1925’te, Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesini yayımlayan ve dağıtanlarla birlikte yargılanmak üzere Ankara’ya gönderilmiştir. Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin başkanı iken bu cemiyet tarafından hazırlanan ve Yunan uçakları tarafından Anadolu’ya atılarak dağıtılan Millî Mücadele karşıtı bir beyannamesi (fetva) sebebiyle 26 Ocak 1926 Salı günü Ankara İstiklâl mahkemesinde yargılanmış, bir hafta sonra Ankara Samanpazarı Meydanı’nda asılmıştır. Ankara’da bulunan mezarı, 2009 yılı başında bulunduğu park yerinden alınarak İskilip Gülbaba Mezarlığı’na taşınmıştır. Mezar yeri değişikliği 2010 yılı başında kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.[/box]

Ankara İstiklal Mahkemesi

Sıra Numarası : 31
Esas Numarası : 16, 166/341, 181/341 Tevhid

Erzurum, Rize, Giresun hadise-i isyaniyesiyle alakadar ve işbu hadiselerin suret-i tertib ve ihzarında amil ve öteden beri Hükümet tarafından yapılan hamalât-ı teceddüdkaraneye karşı bir vaz’-ı muhalefet ahzıyla idare-i hazıra aleyhinde daima propagandada bulunmakla maznunun aleyhim olan ve 3/12/341 tarihinde taht-ı tevkife alınan Erzurum’un Dere mahallesinden Hoca Osman ve biraderi Hoca Mehmed ve Bakırcı mahallesinden Sami[h] ve Camiikebir’den Muhsin ve Sabuncuzade Mustafa,

Erzurum Sulh Hakim-i sabıkı Zühdi, Muradpaşa mahallesinden Hacı Bey,

Habibmolla mahallesinden Kara Sabri Bey ve kitapçı esnafından mütekaid Yüzbaşı İsmail Efendi,

Hasankale Telgraf Müdürü Halid, Erzincan Murakıbı Ali ile [Frenk Mukallidliği ve Şapka] nam risaleyi tahrir ve muhtelif mahallere irsal ile halkı isyana teşvik ettiğinden dolayı İstanbul’da 7/12/341 tarihinde tevkif edilen Fatih dersiâmlarından Hoca Atıf ve rüfekasından Babaeski Müftü-i sabıkı Ali Rıza,

Fatih’te Şeyh Süleyman, Fatih türbedarı Hasan Tahsin, Bakırköy’den Seydişehirli Hasan Fehmi,

Suudûlmevlevi, Bayezid Dersiâmlarından Hoca Tahir, Hoca Fettah ve 19/Eylül/341’de tevkif edilen İstanbul’da Taladbey Hanında Yemenli Yusuf ve 16/Eylül/341 tarihinde tevkif edilen ve marü’l-beyan evrak ile muhakeme ve evrak-ı tahkikiyesi tevhid edilen Uşaklı saatçi Mustafa oğlu Süleyman Sami ve 31/Teşrinievvel/341 tarihinde tevkif edilen Uşak’tan Köseoğulları’ndan saatçi Hacı Ali oğlu Ahmed,

Ayntabizade Rasih oğlu Salih, Kamil Paşa zade Muhlis ve rüfeka-yı sairesi haklarında icra kılınan muhakeme neticesinde:

Bunlardan Hoca Atıf Efendi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin teceddüd ve tekamüle doğru attığı hatvelere mani olmak ve halkı isyan ve irticaa teşci’ etmek kasdıyla İstanbul’da üç yüz kırk senesi nihayetlerinde [Frenk Mukallidliği ve Şapka] nam eseri neşr ve muhtelif vasıtalarla memleketin muhtelif mahallerine irsal ettiği esnada İstanbul Polis Müdüriyeti tarafından Birinci Şube ifadesiyle 24/8/341 tarihiyle Dahiliye Vekalet-i Celilesine ihbar edildiği vekalet-i müşarünileyhanın 26/9/341 tarih ve 4717 numaralı emriyle mezkur risalenin müsaderesiyle men’-i tevzii İstanbul’a bildirildiği ve kitapların bir miktarı derdest ve müsadere olunduğu halde ve emrin suduru tarihinden bir müddet sonra eser-i mezkurun isyanın zuhur ettiği mıntıkalarda yapılan taharriyatta elde edilmesi ve muhakemeleri icra edilen maznunlara vaki’ olan suallerden eserin isyandan bir, iki ay evvel mezkur muhitlere gelerek elden ele gezdirilmek suretiyle gizliden gizliye okutturulduğu ve şapka iksası hakkındaki kanunun kabul edilmesi üzerine muhtelif mahallerde şapka aleyhinde propagandada bulunan eşhasın tevkifi esnasında yapılan taharriyatta mezkur esere tesadüf edildiği ve icra edilen tahkikatta eser-i mezkurun efkar-ı masume-i halkı iğfal ve irticaa teşvik maksadıyla Anadolu’nun içerilerine ve bi’l-hassa vilayât-ı şarkiyeye bila-bedel gönderildiği ve eserin neşr ve tevzii Hükümetçe men’ edildiği halde neşr ve tamimine güna gün vasıtalarla çalışmak suretiyle mevâki-i muhtelifedeki isyanın zuhurunda amil ve muharrik-i yegane olduğu ve Atıf Efendi hayat-ı maziyesi itibarıyla da 31/Mart hadise-i irticaiyesinde ve Mahmud Şevket Paşa merhumun hadise-i şehadetinde alakadar olduğundan suver-i muhtelife ile tecziye ve Sinob’a nefy olunduğu ve bundan başka mücadele-i milliyenin en buhranlı zamanında Anadolu içerilerine doğru uzamış olan işgal ordusuna mukavemet edilmemesi zımnında riyasetinde bulunduğu Teali-i İslam Cemiyeti namına tanzim ettirdiği beyannameleri sonradan alındığını inkar tertibâtına rağmen Yunan tayyareleriyle istiklal ve hakk-ı hayatı için mücadele eden Anadolu köylerine attırdığı ve teceddüd ve cumhuriyetin fırsat kollayan daimi bir düşmanı vaz’ını almış olan mumaileyhin son hadise-i isyaniyede maddeten ve manen alakadar bulunduğunun delâil-i mesrude ile teeyyüd ve tahakkuk ettiği

ve diğer maznun Babaeski Müftü-i sabıkı Ali Rıza Efendi’nin Giresun isyanının fail ve mürettiblerinden olduğundan dolayı idamına karar verilen ve hükmü infaz edilen Hafız Muharrem’in üzerinde derdest edilen ve tertibât-ı isyaniye ve fesatkarane hakkında teati-i malumattan ibaret olan Ali Rıza imzalı mektuplar hakkında huzur-ı mahkemede sorulan suallere cevaben [Efendim ben Giresun’a gelirken vaziyet ve şapka hususunda mahallin efkar ve ahvâl-i sairesini “hasta iyidir veya fenadır” parolasıyla bize malumat verdirmeleri üzerine ben de kendilerine bu suretle bildirmekte idim] diye vaki’ olan itifaratından hadise-i isyaniyenin muharrik ve müşevviklerinden olduğu ve Hafız Muharrem’le muhabere ile temasta ve İstanbul’da hin-i tevkifinde elde edilen ve Muharrem’den kendisine gönderilen ve aynı parola ile muhabere edildiğini mübeyyin mektupların bulunduğu ve mücadele-i milliye senelerinde Babaeski’de müftülüğü zamanında birçok masum halkı Yunanlılara teslim ve Yunan âmâline çalışmış olması hususunun tebeyyün eylemesinde ve ihanet-i harbiye ve hıyanet-i vataniyeden dolayı mahkum ve bi’l-ahire aftan istifade ederek tahliye kılındığı ve daima memleketin buhranlı zamanlarında bu gibi ef ’al-i hıyanetkaranede bulunması ve kendisinin son Giresun hadise-i isyaniyesinde üzerlerinde zuhur eden mektuplar mündericatı dolayısıyla Muharrem’le beraber müşterek bir surette hareket ettiklerine kanaat-ı vicdaniye hasıl olduğu gibi şuhûdun şehadâtı ve huzur-ı mahkemede merkumûnun müevvelen vaki’ olan ikrar ve itiraflarından ve Mahallî Hükümetinin bu hususa mütedair muhtelif raporlarından anlaşılmakla hareketlerine tevafuk eden Kanun-ı Ceza-yı Umumi’nin 45’inci maddesinin [Her biri cürmün husulü maksadıyla ef ’al-i mezbureden bir veya bir kaçını icra eylerse eşhas-ı mezkureye hemfiil denilir ve cümlesi fail-i müstakil gibi mucazat olunur] diye muharrer fıkrası delaletiyle kanun-ı mezkurun muaddel “55” inci maddesinin [Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu tamamen veya kısmen tağyir …… veya ifa-yı vazifeden men’e cebren teşebbüs edenler idam olunur] diye muharrer fıkrası mucibince İskilibli Hoca Atıf ve Babaeski Müftü-i sabıkı Ali Rıza Efendilerin salben idamlarına

ve maslub Hafız Muharrem’in itaat-ı mutlaka ile merbut bulunduğu şeyhi olup efkar-ı irticakaranesinin fiiliyat sahasında intikalinde en büyük amil olan Fatih’te Sofular ve Talibanlılar şeyhi denilen Süleyman’ın ve Muharrem’le Babaeski Müftü-i sabıkı Ali Rıza’nın muhaberelerine tavassut ettiği anlaşılan Fatih türbedarı Hasan Tahsin ve Erzurum hadise-i isyaniyesinin amil ve mürettiblerinden bulunup Erzurum’da idam edilen Şeyh Hafız Osman’ı harekât-ı irticaiyeye tahrik mahiyetinde mektup yazmakla maznun Erzincan murakıbı Ali ve hadise-i isyaniye günü Hükümetin şifre miftahını elde etmek yolundaki hareket ve faaliyeti ve akrabalarına isyana takaddüm eden günlerde yazmış olduğu Bayburd havalisini tahrik mahiyetinde irticakarane mektuplarla Erzurum hadise-i isyaniyesinde fer’an zî-medhal olduğuna kanaat gelen Erzurum’un Hasankale kazası Telgraf Müdürü Halid ve Erzurum hadise-i isyaniyesine takaddüm eden günlerde ötede beride şapka aleyhinde propagandada bulunmakla keza maznun Erzurum’un Dere mahallesinden Hoca Osman ve biraderi Mehmed, Erzurum’un Muradpaşa mahallesinden Hacı Bey ve Habibmolla mahallesinden Kara Sabri Bey, Erzurum’da Yüzbaşılıktan mütekaid İsmail ve Uşak’ta şapkayı vesile ittihaz ederek teşkilat-ı idare-i hazıra aleyhinde bulunmakla müttehim Uşaklı Köseoğulları’ndan Ahmed ve Ayntabizade Salih, saatçi Süleyman, Kamil Paşa zade Muhlis Efendilerin haklarında isnad olunan ef ’ale mücaseretleri gerek haklarında tanzim edilen zabıt varakaları müfadı ve Mahallî Hükümetinin bu hususta vermiş olduğu raporlar ve isyan sahalarında tezahür eden hissiyât dolayısıyla [Frenk Mukallidliği ve Şapka] nam kitabın kıraatından mülhem olarak âmâl ve efkar-ı irticakaraneyi teyid eder mahiyette tezahürat ve teşvikâtta bulundukları evrak-ı tahkikiyede ifadeleri alınan şuhûdun şehadâtından ve huzur-ı mahkemede müevvelen vaki’ olan ikrar ve itiraflarından anlaşılmakla hareketlerine tevafuk eden Kanun-ı Ceza-yı Umumi’nin “45” inci maddesinin [Eğer fiil-i asli idam…… fer’an zî-medhal olanlar hakkında on seneden aşağı olmamak üzere muvakkatan küreğe konulur diye muharrer fıkrası delaletiyile kanun-ı mezkurun muaddel “55” inci maddesinin birinci fıkrası mucibince;

Erzurumlu Şeyh Süleyman’ın on, Fatih türbedarı Hasan Tahsin’in beş, Erzincan murakıbı Ali ve Erzurum’un Dere mahallesinden Hoca Osman ve Hacı Bey ve Hoca Mehmed ve Erzurumlu Kara Sabri ile Yüzbaşılıktan mütekaid İsmail’in yedişer sene ve Uşaklı Köseoğulları’ndan Ahmed, Ayntabizade Salih, Hasankale Telgraf Müdürü Halid’in onar, saatçi Süleyman, Kamil Paşa zade Muhlis’in on beşer sene küreğe konulmalarına

ve keza isyana tekaddüm eden günlerde Adapazarı, Burusa mıntıkaları dahilindeki köylerde dolaşarak şapka aleyhinde beyanâtta bulunarak Hükümet-i hazıranın idaresine halkı isyana teşvik etmekle maznun İstanbul’da sabık komiser muavinlerinden Yusuf Kenan Efendi’nin hakkında isnad olunan ef’ale mücasereti evrak-ı tahkikiyedeki ifadeleri bulunan şahitlerin şehadâtı ve keza ikrar ve itirafından anlaşılmakla hareketine tevafuk eden Kanun-ı Ceza-yı Umumi’nin 55 inci maddesinin [Ef ’al-i mezkûreyi ika’a fiilen tahrik …… ve madde-i fesadın icrasına başlanmış olursa yedi seneden ekal olmamak üzere küreğe konulur] diye muharrer fıkrası nucibince kendisinin on sene müddetle küreğe konulmasına

ve İdare-i Hükümeti deruhde eden zevata harekât-ı teceddüdkaraneye devam ettikleri takdirde hayatlarına kast edileceği ve memleketin hayat-ı mazisi dolayısıyla bu gibi teceddüdâta tahammülü olmadığını sair tefevvühatı havi imzasız mektuplar göndermekle keza maznunun aleyh Suudûlmevlevi’nin ef ’al-i müddea biha mücasereti elde edilen mektuplardaki yazılarla mahkemede istiktab suretiyle yazdırılan yazıların aynı olması ve mektupların Suudûlmevlevi tarafından yazıldığı bu hususta teşekkül eden ehl-i hibrenin raporu müfadından anlaşıldığı ve bu hususa dair mahallî vilayetin göndermiş olduğu raporlarda müddeiyât-ı anifeyi teyid ettiği cihetle hareketine tevafuk eden Kanun-ı Ceza-yı Umumi’nin “191” inci maddesinin [Bir kimseye mühürlü veya mühürsüz veya imzalı …… teklifini icra eylemezse …… vukua getireceği …… beyan ettiği mazarrat faili hakkında idam …… fakat fiile çıkmamış olur…… muvakkaten küreğe konulur] diye muharrer fıkrası mucibince on sene müddetle küreğe konulmasına

keza ötede beride idare-i hazıra aleyhinde beyanâtta bulunmak suretiyle halkın hissiyâtını Hükümet aleyhine tahrik eylemekle maznunun aleyhim İstanbul Bayezid dersiâmlarından Hoca Tahir, Hoca Fettah, Seydişehri Hasan Fehmi, Erzurumlu Samih, dava vekili Muhsin, Sabuncuzade Mustafa, Sulh Hakim-i sabıkı Zühdî Beylerin ef ’al-i müddea biha mücaseretleri haklarında tanzim edilen evrak-ı tahkikiyede ifadeleri tesbit edilen şahitlerin şehadâtından keza Mahallî Hükümetin vermiş olduğu raporlardan anlaşılmakla Kanun-ı Ceza-yı Umumi’nin muaddel “64” üncü maddesinin [Zikr olunan teşvikâtın bir güna eser-i fiilisi zuhur etmez ise muvakkat nefy cezasıyla mücazât olunur] diye muharrer fıkrası mucibince kendilerinin üçer sene müddetle tagriblerine ve bunlardan Hoca Fettah ve Hoca Tahir Efendilerin Adana, Seydişehirli Hasan Fehmi Efendi’nin Isparta, Erzurumlu Samih, Muhsin ve Sulh Hakim-i sabıkı Zühdî, Sabuncuzade Mustafa Efendilerin İstanbul vilayetlerinde müddet-i mahkume-i cezaiyelerini ikmallerine ve Kanun-ı Ceza-yı Umumi’nin “39” uncu maddesinin [Eğer mahkum-ı aleyh hakkında nefy cezası hükm olunmuş ise bir günlük mevkufiyet beş günlük nefye muadil add olunur] diye muharrer fıkrası mucibince tarih-i tevkiflerinden itibaren mevkuf kaldıkları müddetin de müddet-i mahkumelerinden icra-yı mahsup ve tenziline

ve mevâki-i muhtelifede vücuda gelen harekât-ı isyaniyede alakadar oldukları iddiasıyla maznunun aleyhim Uşaklı saatçi Mustafa Asım, gazete muharrirlerinden Ömer Rıza, Nurıosmaniye Camii imamı Hafız Osman, Rize’den Gevelizade Yahya, Yüzbaşılıktan mütekaid Hıdır, mahdumu Muhyiddin, Maarif Vekaleti mümeyyizlerinden İhsan, Dağıstanlı Seyyid Tahir, Aziz bin Mahmud, yağlıkçı Mustafa ve biraderi Hüseyin, kitapçı Aziz, Cihan Kütübhanesi sahibi Mihran, Şeyh Ali Haydar, berber Mustafa, saatçi Hafız Nafiz, Gostivarlı Hasan, Uşak’tan saatçi Mülazım mütekaidi Halid, Sürmeneli Hafız Ali, Tahirülmevlevi, Erzurumlu Cafer Beylerin haklarında isnad olunan ef ’ale mücaseretlerine dair kanaat-ı vicdaniye temin edecek delâil-i kanuniye bulunamadığından beraetlerine ve sebeb-i aherle mevkuf değillerse ihla-yı sebillerine müttefikan karar verildi. 3/2/926

Aza
Rize Mebusu Ali

Aza

Aydın Mebusu Reşid

Reis

Afyonkarahisar Mebusu Ali

Carlos Holmes Trujillo

0
Carlos Holmes Trujillo

Kolombiyalı avukat, siyasetçisi, diplomat ve bilim adamı Carlos Holmes Trujillo, 23 Eylül 1951’de doğdu. (Ölümü: 26 Ocak  2021)  Cauca Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim aldı.

25 yaşında iken Japonya’nın Tokyo kentine konsolos olarak atandı, burada çalışmalarına devam etti ve Uluslararası İşletme alanında yüksek lisans derecesi elde etti. Universidad del Rosario’da profesör olarak görev yaptı ve çeşitli ulusal medya kuruluşlarında köşe yazarlığı yaptı. 

1983’te Kolombiya’ya döndükten sonra Belediye Başkanı Julio Riascos tarafından Cali’nin Maliye Sekreteri olarak atandı. Kolombiya metal federasyonunun yöneticisi oldu.

Babasının başkanı olduğu Liberal Parti’de siyasi kariyer yaptı. Siyasi makamlardaki kariyerini sıralı ve disiplinli bir şekilde yürüttü.

1988’de Cali’nin seçilerek başa gelmiş ilk  belediye başkanı oldu ve 1990’a kadar bu pozisyonda kaldı. Kolombiya Belediyeler Federasyonu’nu(FCM) kurdu ve başkanı olarak siyasi gücünü artırdı.

Kolombiya’nın 1991 anayasasının formüle edilmesinde görev aldı. Cumhurbaşkanı César Gaviria kendisini milli eğitim bakanı olarak atadı. Siyasi kariyerinde savunma, dışişleri, içişleri ve eğitim bakanı olarak görev yaptı.

1994’te Avusturya büyükelçisi olarak atandı. 1999 ve 2001 yılları arasında Rusya Büyükelçisi olarak görev yaptı. 

Barış Yüksek Komiseri olarak atandıktan sonra iki yıllık süre boyunca, CONVIVIR  ve ACCU gibi yasadışı paramiliter gruplar ile FARC ve ELN gibi aşırı sol gerilla gruplarıyla acımasızca mücadele etmek ve solcu politikacılara suikast düzenlemek için uyuşturucu kaçakçıları ve orduyla işbirliği yaptı. 

2004 yılında  İskandinavya ve 2006 yılında Avrupa Birliği büyükelçisi olarak atandı.

Carlos Holmes Trujillo, 26 Ocak  2021’de, 69 yaşında iken COVİD- 19 sebebiyle hayatını kaybetti.

HFSK-Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu

0
HFSK- Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu

HFSK-Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu’nun 27 Kasım 2008 tarih ve 5/5 sayılı kararıyla kurulmuştur.

17 Şubat 2009 Salı günü yapılan ilk toplantıda yapılan seçimde Av. Muazzez Çörtelek Başkanlığa, Av. Sahir Bafra Başkan yardımcılığına ve Av. Gürsel Devrim İyim de Sekreterliğe getirilmiştir. İlk Yürütme Kurulu Av. Abdurrahman Bayramoğlu, Av. Gülşen Şavktaş, Av. Rezzan Ulubay, Av. İbrahim Aycan, Av. Seval Kılıç, Av. Doç. Dr. Erdem İlker Mutlu, Av. Özgür Tuğsuz ve Av. Başar Yaltı‘dan oluşmuştur.

Komisyon, 2022 yılından itibaren geniş bir avukat kitlesine hitap etmeye başlamış, felsefe kampları düzenlemiş, saha araştırmaları yapmaya ve raporlar hazırlamaya başlamıştır.

2022 yıl sonunda Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları Raporu‘nu kamuoyuna sunmuştur. HFSK’nn geçmiş döneminde sırasıyla, Avukat Muazzez Çörtelek, Av. Sahir Bafra, Av. Gürsel Devrim İyim, Devrim Yazır Yıldırım ve Av. İbrahim Aycan ve Av. Mehmet Can Seyhan başkanlık yapmışlardır. Ayrıca Av. Onur İste komisyonu geçmiş dönem çalışmalarında daimi katkı sunan yöneticilerindendir.

2025 yılı itibari ile komisyon başkanlığını Av. Birsen Avcı yürütmektedir. HFSK, İstanbul Üniversitesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi kürsüsü ve İstanbul Barosu ortaklığı ile yürütülen HFSA (Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi) daimi sempozyumlarının paydaşıdır.

Komisyon, İÜHFS ile birlikte birçok ortak program icra etmiştir.

İnternette İnsan Haklarının Kullanılması, Korunması ve Teşvik Edilmesi

0

İnternette İnsan Haklarının Kullanılması, Korunması ve Teşvik Edilmesi Hakkında Birleşmiş Milletler Kararı, 27 Haziran 2016 tarihinde genel kurul tarafından kabul edilmiştir. (The promotion, protection and enjoyment of human rights on the Internet)

Karar, Giresun Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İletişim Bilimleri Doktora öğrencisi Duygu Küçüköz Aydemir tarafından Türkçe’ye kazandırılmıştır. Kararın Türkçesi ilk olarak, Sophos: Uluslararası Bilişim, Teknoloji ve Felsefe Dergisi‘nde yayınlanmıştır. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Çevirmen Duygu Küçüköz Aydemir Hakkında:
Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Duygu-Kucukoz-Aydemir.jpg

Araştırmacı-yazar Duygu Küçüköz Aydemir, lisans eğitimlerini Çukurova Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümlerinde tamamlamıştır. Yüksek lisansını Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Anabilim Dalında yapmış; 2020 yılında Giresun Üniversitesi İletişim Bilimleri doktora programına başlamıştır. Aydemir, 2021 yılında Siberfeminizm: Siborg Beden ve Siber Kimlikte Cinsiyetin Durumu adlı kitabını yayımlamıştır. Akademik çalışmalarını yeni medya, feminist yazın, çevreci ve dijital beşeri bilimler gibi disiplinlerarası bir düzlemde gerçekleştirmektedir. Doğa tutkunu olan yazar, posthümanist ve yaşamdaşlık kültürünü benimsemektedir. ORCID:https://orcid.org/0000-0001-7623-8275 Websitesi: https://duyguaydemir3.academia.edu[/box]

İnternette İnsan Haklarının Kullanılması, Korunması ve Teşvik Edilmesi

BM GENEL KURULU’NUN “İNTERNETTE İNSAN HAKLARININ KULLANILMASI, KORUNMASI VE TEŞVIK EDILMESI”NE DAIR ALDIĞI KARAR

Kalkınma Hakkı Dâhil, Medeni, Siyasi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Hakların ve Tüm İnsan Haklarının Korunması ve Teşvik Edilmesi

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL KURULU
27 Haziran 2016 – A/HRC/RES/32/13

İnsan Hakları Konseyi
32. Oturum
Gündem maddesi 3

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Internette-Insan-Haklarinin-Kullanilmasi-Korunmasi-ve-Tesvik-Edilmesi-1.jpgAvusturalya, Avusturya, Belçika, Bosna-Hersek, Brezilya, Bulgaristan, Kanada, Hırvatistan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Fiji, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Almanya, Yunanistan, Haiti, Honduras, Macaristan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Japonya, Letonya, Liechtenstein, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Meksika, Monako, Montenegro, Hollanda, Nijerya, Norveç, Paraguay, Polonya, Portekiz, Moldova Cumhuriyeti, Romanya, Senegal, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç, Makedonya Cumhuriyeti, Tunus, Türkiye, Ukrayna, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri: Taslak Karar

 

İnternette İnsan Haklarının Kullanılması, Korunması ve Teşvik Edilmesi

İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler Tüzüğü Rehberliğinde;

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi dahil, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve ilgili uluslararası insan hakları sözleşmelerindeki insan haklarını ve temel özgürlükleri yeniden teyit ederek,

Kadınların güçlendirilmesinde düşünce ve ifade özgürlüğünün rolü üzerine 13 Haziran 2013 tarih ve 23/2 sayılı, 24 Mart 2015 tarih ve 28/16 sayılı kararları ve dijital çağda mahremiyet hakkı ve düşünce ve ifade özgürlüğüne ilişkin Ekim 2009 tarihli 12/16 sayılı kararların yanı sıra, bilhassa internette insan haklarının geliştirilmesi, korunması ve kullanılmasına ilişkin 5 Temmuz 2012 tarihli 20/8 sayılı ve 26 Haziran 2014 tarih ve 26/13 sayılı Konsey kararlarını, İnsan Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Konseyi’nin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkına ilişkin tüm ilgili kararlarını hatırlatarak ve ayrıca Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi sonuçlarının uygulamasının genel değerlendirmesi üzerine olan Genel Kurul’un üst-düzey toplantısının sonuç belgesini içeren Aralık 2015 tarih ve 70/125 sayılı kararları ve kalkınma için bilişim ve iletişim teknolojileri hakkındaki 22 Aralık 2015 tarih ve 70/184 sayılı kararları, dijital çağda mahremiyet hakkındaki 18 Aralık 2014 tarih ve 69/166 sayılı, 18 Aralık 2013 tarihli ve 68/167 sayılı Genel Kurul kararlarını hatırlatarak,

2030 yılına yönelik Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin kabulünü benimseyerek ve insani ilerlemeyi hızlandırmak, dijital uçurumu gidermek ve bilgi toplumları geliştirmek için, bilgi-iletişim teknolojilerinin yayılmasının ve bireylerin küresel düzeyde ve sürdürülebilir biçimde birlikte ağa bağlı kalmasının büyük bir potansiyele sahip olduğunu benimseyerek,

Diğer şeylerin yanı sıra, İnternet Yönetişimine dayanak oluşturan insan hakları ve insanların çevrim dışı dünyadaki haklarının çevrim içinde de korunması ihtiyacının onaylandığı 23-24 Nisan 2014’de São Paulo’da yapılan İnternet Yönetişiminin Geleceği üzerine Küresel Çok-paydaşlı Toplantıya önem vererek,

10-13 Kasım 2015’de João Pessoa’da yapılan en son toplantı da dâhil İnternet Yönetişim Forumu’nun geçmiş oturumlarına da dikkat ederek,

Teknolojik gelişimin hızlı ilerlemesi dünyanın her yerinden bireylerin yeni bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanmasını sağladığından, İnternette insan haklarının, özellikle ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasının önemi gittikçe artan bir konu olmasına dikkat ederek,

Ayrıca İnternet’te gizlilik ve güveni oluşturmanın önemine –en azından ifade özgürlüğü, mahremiyet ve diğer insan hakları açısından– ve bunun yanı sıra, gelişme ve yeniliği mümkün kılan İnternet’in potansiyelinin; hükümetler, sivil toplum, özel sektör, teknik ekip ve akademi arasındaki bütünlüklü işbirliğiyle gerçekleştirilebilir olmasına dikkat çekerek,

Çevrim içi mahremiyetin, ifade özgürlüğü ve müdahale olmaksızın fikir sahibi olma hakkı ile barışçıl toplanma ve dernek kurma özgürlüğü için önemli olduğunu kabul ederek,

İnternet’te bilgiye erişimin, eğitim hakkının teşvik edilmesini kolaylaştıran, eğitim hakkını kullanmayı etkileyeceği için de dijital okur yazarlığın ve dijital uçurumun üzerine eğilme ihtiyacını vurgulayan önemli bir araç olduğunu, dolayısıyla küresel ölçekte ekonomik ve kapsamlı eğitim için pek çok olanak tanıdığını vurgulayarak,

Dijital uçurumun farklı şekillerde, ülke içinde ve ülkeler arasında, erkekler ve kadınlar, kız ve erkek çocukları arasında var olduğu endişesini ifade ederek ve bunları kapatma ihtiyacını kabul ederek,

Bilgi ve iletişim teknolojilerine erişimi arttırarak, dijital okuryazarlığı teşvik ederek ve eğitime kız çocuklarının ve kadınların katılımını sağlayarak, bilgi ve iletişim teknolojilerine ilişkin eğitimler vererek, fen bilimleri, bilgi ve iletişim teknolojileri alanlarında kariyer yapmaları için kız çocuklarını ve kadınları cesaretlendirerek, onları güçlendirmenin önemini vurgulayarak,

Engelli Hakları Sözleşmesi’nin, engelli kişilerin İnternet dâhil yeni bilişim ve iletişim teknolojileri ve sistemlerine erişimini teşvik etmek için uygun önlemleri alma konusunda devletlerin ilgili birimlerine çağrı yapan 9. ve 21. maddelerini hatırlayarak,

İnternetin küresel, açık ve birlikte çalışabilir durumda kalması için, devletlerin güvenlik endişelerini Uluslararası İnsan Hakları yükümlülüklerine uygun olarak, özellikle ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve gizlilik ile ilgili olarak ele almalarının bir zorunluluk olduğunu kabul ederek,

Tüm insan hakları ihlalleri ve İnternet’te temel özgürlükler ve insan haklarının kullanımından dolayı bireylerin maruz kaldığı istismarlar ve bu ihlal ve istismarların cezasız kalmasından derin endişe duyarak,

Çevrim içinde bilgiye erişimi veya bilginin dağıtılmasını aksatan veya kasıtlı olarak engelleyen veya bunu amaçlayan tedbirlerden de derin endişe duyarak,

Açık, erişilebilir ve çok-paydaşlı katılımdan beslenen İnternet için ve de İnternet erişimini sağlarken ve erişimi genişletirken kapsamlı bir insan hakları temelli yaklaşım uygulamanın önemini vurgulayarak,

On yedinci, yirmi üçüncü, yirmi dokuzuncu ve otuz ikinci oturumlarında İnsan Hakları Konseyi’ne sunulan fikir ve ifade özgürlüğü hakkının korunması ve teşvik edilmesi hakkındaki ve de İnternet’te ifade özgürlüğü üzerine olan altmış altıncı oturumunda Genel Kurul’a sunulan Özel Raportör’ün raporlarına ve otuz birinci oturumda İnsan Hakları Konseyi’ne sunulan mahremiyet hakkı üzerine Özel Raportör’ün raporuna dikkat çekerek,

Çevrimiçi temel özgürlükler ve insan haklarını korumada ve teşvik etmede sivil toplum, özel sektör, teknik ekip ve akademi dâhil tüm ilgili paydaşlarla hükümetin bağlılığının kilit önem taşıdığını göz önünde bulundurarak,

1. Özellikle ifade özgürlüğü olmak üzere İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Uluslararası Sivil ve Siyasi Haklara İlişkin Sözleşmelerin 19’uncu maddeleri uyarınca çevrimdışı olduğunda sahip olunan hakların çevrimiçiyken de korunmasını, bu hakların ülke sınırlarına bağlı olmaksızın ve kişinin istediği herhangi bir medya aracılığıyla uygulanmasını onaylar,
2. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak da dâhil çeşitli şekillerde kalkınmanın ve ilerlemenin hızlandırılması için İnternet’in küresel ve gelişen doğasını bir itici güç olarak kabul eder,
3. Tüm devletleri, bütün ülkelerdeki medya, bilgi ve iletişim olanaklarının ve teknolojilerinin gelişimini hedefleyen uluslararası işbirliğini teşvik etmeye ve kolaylaştırmaya çağırır,
4. Kaliteli eğitimin kalkınmada belirleyici bir rol oynadığını onaylar ve bu nedenle dijital okur yazarlığı teşvik etmek ve eğitim hakkının teşvikini kolaylaştırmak için önemli bir araç olan İnternet’te bilgiye erişimi olanaklı kılmak adına tüm Devletlere çağrı yapar,
5. İnternet’e erişimi sağlamak ve genişletmek için kapsamlı bir insan hakları temelli yaklaşımın uygulanmasının önemini teyit eder ve farklı şekillerde tezahür eden dijital uçurumun giderilmesi için tüm Devletlerin çaba göstermesini talep eder,
6. Toplumsal cinsiyet temelli dijital uçurumu kapatmaya ve tüm kadınların ve kızların güçlendirilmesini teşvik etmek için teknolojinin, özellikle de bilgi ve iletişim teknolojisinin kullanımını geliştirmeye tüm devletleri davet eder,
7. Tüm Devletleri, engelli kişilerin katılımıyla, engelli kişilerin erişebileceği yardımcı ve uyarlanabilir teknolojiler dâhil olmak üzere bilgi ve iletişim teknolojileri ve sistemlerinin tasarımını, geliştirilmesini, üretimini ve dağıtımını teşvik etmek için uygun önlemleri almaya teşvik eder,
8. Tüm Devletleri, hukuki kurallara dayalı ulusal demokratik, şeffaf kurumlar da dahil olmak üzere, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma üreten canlı bir güç olmaya devam edebilmesi için internette özgürlük ve güvenliği koruyacak şekilde; ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, mahremiyet ve diğer çevrim içi insan haklarının korunmasını sağlamak için uluslararası insan hakları yükümlülüklerine uygun olarak İnternet üzerindeki güvenlik endişelerini ele almaya çağırır.
9. İşkence, yargısız infaz, zorla kaybolma, keyfi gözaltı, sınır dışı etme, tehdit ve tacizin yanı sıra toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, internette insan haklarını ve temel özgürlüklerini kullandıkları için kişilere karşı işlenen tüm insan hakları ihlallerini ve suistimallerini tartışmasız bir şekilde kınamaktadır ve tüm Devletlerin bu konuda hesap verebilirliğini sağlamaya çağırır;
10. Uluslararası insan hakları hukukunu ihlal edecek şekilde çevrim içi bilgiye erişimi veya bilgi yayılmasını kasıtlı olarak engellemeye veya aksatmaya yönelik kesin tedbirleri kınamakta ve tüm Devletleri bu tür tedbirlerden kaçınmaya ve durdurmaya davet eder;
11. İnternet’te ayrımcılığı veya şiddeti kışkırtmaya yol açan nefreti savunanlarla mücadele etmenin yanı sıra hoşgörü ve diyalogun teşvik edilmesinin önemini vurgular,
12. Tüm devletleri, özünde evrensel erişim ve insan haklarından yararlanma hedefine sahip olan İnternet ile ilgili ulusal kamu politikalarını benimsemeyi ve tüm paydaşların dâhil olduğu şeffaf ve kapsayıcı süreçlerle formüle etmeyi düşünmeye çağırır,
13. Üst düzey temsilciden, devletlerle, İnsan Hakları Konseyi’nin özel prosedürleriyle, uluslararası kuruluşlarla, ulusal insan hakları kurumlarıyla, sivil toplumla, endüstriyle, teknik toplulukla ve akademiyle ve diğer paydaşlarla istişare halinde insan hakları perspektifinden dijital cinsiyet uçurumunu azaltmanın yolları hakkında bir rapor hazırlamasını ve bu raporu otuz beşinci oturumda İnsan Hakları Konseyi’ne sunmasını talep eder,
14. Özel prosedürleri, uygun olduğu şekilde, mevcut yetkileri dâhilinde bu konuları, dikkate almaya destekler,
15. İnternette ve diğer bilişim ve iletişim teknolojilerinde ifade özgürlüğü de dahil olmak üzere insan haklarının teşvik edilmesi, korunması ve kullanılmasına dair ve internetin çalışma programına uygun olarak vatandaş ve sivil toplum katılımını teşvik etmesi, her toplumda kalkınmanın gerçekleştirilmesi ve insan haklarının kullanılması için önemli bir araç olduğuna dair değerlendirmesine devam etmeye karar verir.

Portekizli Hâkimler Etik Yemini- Kalite ve Sorumluluk İlkeleri

0
Portekizli Hâkimler Etik Yemini- Kalite ve Sorumluluk İlkeleri

Portekizli Hâkimler Etik Yemini- Kalite ve Sorumluluk İlkeleri, Portekiz Yargıçlar Birliği tarafından 8 Kasım.2008 tarihinde kabul edilmiştir. Ayrıca, 20 Kasım 2008’de yapılan Portekiz Hâkimleri Sekizinci Kurultayı tarafından oy birliğiyle onaylanmış ve 2009’da yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Portekiz Yargı Etiği Üzerine Düşünce Grubu çalışmalarına devam etmektedir. 

Portekiz Anayasası‘nda da yer bulan adalet alanındaki mesleki değerler sistemi olarak yargı etiği, “hâkimlerin hâkimler tarafından kendi kendini denetlemesi” ilkesine dayanmaktadır. Bu çerçevede, yargının etik ve mesleki görev alanlarındaki öz denetimi, hem normatif statüsünün tanımlanmasında hem de yargının kalitesi ile hesap verebilirliğine ilişkin ilkelerin teyit edilmesinde temel bir öneme sahiptir. Hâkimlerin, yargı faaliyetinin temel niteliklerinde somutlaşan yargı etiği ilkeleri üzerinde sürekli olarak düşünmeleri zorunludur. Bu ilkeler; bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, insancıllık, özen ve gizlilik olarak sıralanabilir. Yargı organının birliği dikkate alındığında, bu düşünme sürecinin yalnızca bireysel düzeyle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda kolektif bir temsile de uzanması gerekmektedir. Bu bağlamda, “Portekizli Hâkimlerin Etik Taahhüdü – Kalite ve Sorumluluk İlkeleri” başlıklı belge, Portekizli hâkimler arasında olduğu kadar, uluslararası düzeyde meslektaşlarının kaygılarını ve tutumlarını yansıtan; geçerli ve önemli bir tartışma referansı niteliği taşımaktadır.

Portekizli Hâkimler Etik Yemini- Kalite ve Sorumluluk İlkeleri (COMPROMISSO ÉTICO DOS JUÍZES PORTUGUESES PRINCÍPIOS PARA A QUALIDADE E RESPONSABILIDADE -2009

Yayımlanan bu belge Associação Sindical dos Juízes Portugueses (Portekiz Hâkim Sendikaları Birliği- ASJP-) organları tarafından onaylanmıştır:

  • Genel Müdürlüğün 31 Ekim.2008 tarihli toplantısındaki müzakerelerde: “Belgenin onaylanması (…) ve ASJP Kanunu 21(e) maddesinde belirlenen amaçlar ışığında,

Genel Kurul’a da bu belge için olumlu oy kullanılmasının önerilmesi ve Sekizinci Kurultay’a ilgili sonuçlarında bu belgeye yer vermelerinin teklif edilmesi”.

  • Genel Kurulun 08 Kasım.2008 tarihli toplantısındaki müzakerelerde: “(…) belgesinin incelenmesi neticesinde Genel Kurul ilgili belgeyi kabul ettiğini duyurur ve Portekiz Hâkimleri Sekizinci Kurultayı’na bu belgeyi nihai sonuçlarına dâhil etmelerini önerir.”

Bu belge daha sonra Sekizinci Portekizli Hâkimler Kurultayı tarafından tasdik edilerek aşağıda yer alan üç sonuç halinde oybirliği ile onaylanmıştır:

  1. Yargı erkinin etik ve mesleki ödevler alanlarında kendi öz düzenlemelerini yapması gerek ilgili kanunun kurallarının tanımlanması gerekse Yargının kalite ve sorumluluk

ilkelerinin beyanı için temel nitelik taşımaktadır.

  1. Hâkimlerin, yargı faaliyetinin merkezi nitelikleri olan bağımsızlık, tarafsızlık, bütünlük, hümanizm, ihtimam ve ihtiyat gibi temel niteliklerinde pekiştirilen yargı etiği ilkeleri üzerinde kalıcı olarak düşünmeleri esastır. Hâkimlik organının tekil doğası hesaba katıldığında, bu yansıma onların kolektif temsillerine kadar genişletilmelidir.
  2. Bu kapsamda, “Portekizli Hâkimlerin Etik Yemini – Kalite ve Sorumluluk İlkeleri” başlıklı belge, uluslararası seviyede meslektaşlarının endişelerini ve tutumlarını paylaşan Portekizli hâkimler arasındaki tartışmalar için geçerli ve önemli bir referans teşkil etmektedir.
ÖNSÖZ

Neredeyse her şeyin kısa ömürlü ve kriz halinde olduğu bir dönemde Portekizli hâkimler, hâkimlik etiğinin barındırdığı değerleri en değerli mülkleri, en güvenli yatırımları ve en iyi itibar kaynakları olarak kabul etmektedir.

Kendilerini temsil eden Birliğin etrafından kenetlenen Portekizli hâkimlerin amacı yargı etiğinin temel değerlerini övmek, kıymetini vurgulamak ve yaymaktır: bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, hümanizm, ihtimam ve ihtiyat.

Bu vesileyle Portekizli hâkimler, vatandaşların haklarını, özgürlüklerini ve temel teminatlarını ve de Adaletin idaresindeki menfaatini temin etmeye yönelik olarak, bu Etik Yemininde özetlenen değer ve ilkelerin koruyuculuğunu da kabul etmek istemektedirler.

Bir vatandaşın Yargı sistemine ilişkin şüpheleri varsa, her zaman “herkesin hakkı neyse onu teslim eden ” Portekizli hâkimlerin Adalet dağıtma yetilerine güvenmesini diliyoruz.

ANTÓNIO MARTINS

Portekiz Hâkimler Sendikası Birliği Başkanı

İÇİNDEKİLER 
  1. Giriş
  2. Bağımsızlık
  3. Tarafsızlık
  4. Dürüstlük
  5. Hümanizm
  6. İhtimam
  7. İhtiyatlılık
  8. Yargı Birliği
1.Giriş 

Portekizli Hâkimlerin Etik Yemini – Kalite ve Sorumluluk İlkeleri başlıklı bu belge, Associação Sindical dos Juízes Portugueses (Portekiz Hâkimler Sendikası Birliği‟nin) girişimi ve kurumsal sorumluluğudur.

Siyasi, toplumsal ve iktisadi düzenlemelerin çok geniş bir yelpazede farklı aşamalara bölündüğü her yerde olan ve gücü her şeye yeten klasik Devlet kimliğinin sarsıntıya uğradığı modern demokratik toplumlarda, siyaset erkinin düzenlenmesinde mahkemelerin yeni bir merkezi rol oynaması, yargı erkinin diğer kamu erkleri arasındaki çatışmaların çözümlenmesinde ve denetimin gerçekleştirilmesinde bir aşama olarak sorumluluğunun vurgulanması, kaçınılmaz olarak demokratik meşruiyet ve sorumluluk mekanizmalarının güçlendirilmesini gerektirecektir. Nitekim yargı etiği gerek Adalet‟in kalitesi gerekse hâkimlerin meşruiyeti ve sorumluluğu için hayati bir sacayağıdır.

Bu çalışma, hazırlanmasına büyük katılım gösteren Portekizli hâkimler kolektifinin iradesini temsil etmektedir. Bu metin, vatandaşların ve onları temsil eden kurum ve kuruluşların adaletin idaresi ve yargının işleyişine duydukları güvenin artırılması için katkıda bulunma kaygısı ve kararlılığından yargı erkinin meşruiyetinin etik uygulamalar yoluyla güçlendirilmesi, Adaletin İdaresi içinde vatandaş için yeni bir dinamiğin yolunu açma arayışı olarak nitelendirilebilir.

Etik Yemini oluşturan ilkelerin kaleme alınışı ve sunuluşunda özellikle aşağıdakiler gözetilmiştir:

  • Mesleğin icrasında bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük ve ehliyet ile tüm vatandaşların gerek mahkemelerden gerekse haklarını korumakla yükümlü hâkimlerin her birinden meşru olarak beklediği Adalet ve İnsan Hakları değerlerine bağlılığın teşvik edilmesi;
  • Hâkimlerin çalışmalarına rehberlik eden katı davranış kurallarına ilişkin bilgi sağlanması yoluyla kamunun adalet sistemine olan güveninin seviyesinin yükseltilmesi;
  • Etik ve mesleki deontolojiye ilişkin sorularına cevap bulmalarında hâkimlere yardımcı olmak, kendi kararlarında özerklik sağlamak ve hem diğer erkler ile olan ilişkilerinde bağımsızlıklarını hem de vatandaşlar ile olan ilişkilerinde kalite ve sorumluluklarını güçlendirmek.

Yasada yer alan deontoloji kuralları ile karıştırılmaması gereken ve ne disiplin ne de yaptırım amacı taşıyan bu belge, ortak bir düşünce ile yürütülen tartışma sürecinin sonucunda, hâkimler tarafından benimsenen yargı etiği ilkelerinden oluşmaktadır. Hâkimlerin hür iradeleri ile taahhütte bulundukları bu belgenin esas amacı, yüksek etik ve kalite standartları sunarak her gün çalışmalarında bu hedefleri yakalamayı ve uygulamayı arzulayan hâkimler için bir öz düzenleme aracı oluşturmaktadır.

Burada bulunan ilkeler hâkimlerin mesleki deneyimleri, doktrinde yer alan metinler ile Portekiz‟in, Portekizli hâkimlerin veya Portekiz yargı kurumlarının üye olduğu kuruluşlardan kaynaklanan, etik ve yargısal deontoloji meselelerini ele alan ve özellikle aşağıda sıralanan yabancı ve uluslararası belgelere dayanmaktadır:

BM‟den :
  • Yargının Bağımsızlığının Temel İlkeleri – Birleşmiş Milletler Yedinci Suçun Önlenmesi ve Suçlulara Muamele Kongresi tarafından kabul edilmiş ve 1985‟te BM Genel Kurulu tarafından onaylanmıştır;
  • Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi Çalışma Grubunun Yargıda Etik Kurallara ilişkin
1 No.lu Görüşü (2002) – Bangalor Taslağı;
  • Bangalor Yargı Etiği İlkelerine ilişkin Görüşler (Mart 2007);
Avrupa Konseyinden:
  • Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi (CCJE);
  • Hâkimlerle İlgili Mevzuat Hakkında Avrupa Şartı (1998);
  • CCJE‟nin yargının bağımsızlığı ve hâkimlerin görevden alınmaması standartlarına ilişkin 1 No.lu Görüşü;
  • CCJE‟nin hâkimlerin başta etik olmak üzere mesleğe uygun davranışlarını, uygunsuz davranışlarını ve taraflılığı düzenleyen ilkeler ve kurallara ilişkin 3 No.lu Görüşü (2002);
  • CCJE‟nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin dikkatine sunduğu hâkimlerin ulusal düzeyde ve Avrupa düzeyinde uygun başlangıç ve hizmet içi eğitimine ilişkin 4 No.lu Görüşü (2003);
  • CCJE‟nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin dikkatine sunduğu makul süre içinde adil yargılanma ve ihtilafların çözümlenmesinde alternatif yöntemler dikkate alındığında hâkimin davalardaki rolüne ilişkin 6 No.lu Görüşü (2004);
  • CCJE‟nin “adalet ve toplum” üzerine 7 No.lu Görüşü (2005) ;
  • CCJE‟nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin dikkatine sunduğu “ulusal hâkimlerin uluslararası ve Avrupa hukukunun etkin uygulanmasını sağlamaktaki rolüne” ilişkin 9 No.lu Görüşü (2006);
  • CCJE‟nin toplumun hizmetindeki Yargı Kurullarına ilişkin 10 No.lu Görüşü (2007);
  • Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Hâkimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Rolü hakkında R(94) 12 sayılı Tavsiye Kararı;
  • R(94) 12 no.lu Hâkimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Rolü hakkındaki Tavsiye kararının güncellenmesi için Avrupa Konseyinden bir uzman grubu tarafından sunulan öneriler (2007);
Uluslararası Hâkimler Birliğinden:
  • UHB – Uluslararası Hâkimler Birliği- Evrensel Hâkimler Şartı (Taipei, 1999);
  • MEDEL – Demokrasi ve Temel Haklar İçin Avrupalı Yargıçlar Birliği- Avrupa Yargı Mevzuatının Unsurları (Palermo 1993);
Yargı etiğinin ilkelerini oluşturan diğer bölgesel ve ulusal belgeler:
  • Uluslararası Yargı Bağımsızlığına ilişkin Burgh House ilkeleri;
  • Yargı Etiği Kuralları – İtalya (1994);
  • LAWASİA Bölgesi Yargı Bağımsızlığı İlkelerine Dair Pekin Bildirgesi (1995);
  • İngiliz Milletler Topluluğu Latimer House Kılavuz Kuralları (1998);
  • Hâkimler İçin Etik İlkeleri – Kanada (1998);
  • Adaletin İdaresi Önünde Vatandaşların Hakları Şartı– İspanya (Parlamentoda Tam Oturum – Nisan 2002)
  • Yargıda Örnek Davranış Kuralları – ABD (Amerikan Barolar Birliği – 2004 Baskısı);
  • Yargı Etiği Kuralları (Uluslararası Ceza Mahkemesi – 2005);
  • İbero-Amerikan Örnek Yargı Etiği Kuralları (2006);
  • Yargıda Davranış Kılavuzu- İngiltere ve Galler (yeni düzenlenmiş baskı- 2006);
  • Weis Etik Beyannamesi, Avusturya Hâkimler Birliği (Kasım 2007);
  • Amerikan Barolar Birliğinin (ABA) Yargıda Örnek Davranış Kuralları – ABD (2007); – Ulusal Yargının Etik Kuralları (Brezilya – Ulusal Yargı Konseyi, 2008).

Yargıda etiğin ilkeleri hâkimin altı merkezi özelliğine göre gruplandırılarak sunulmuştur: Bağımsızlık, Tarafsızlık, Dürüstlük, Hümanizm, İhtimam ve İhtiyatlılık. Bu özelliklerden her biri, genel anlamda tanımlanmış, ardından içeriği geniş bir yelpazeyi kapsayan ilkelere dökülmüş, bunlar da pratik önemlerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacak yorumlar ve detaylar ile desteklenmiştir. Özünde işlevsel bir görev üstlenecek olan bu yorumlar ileride güncellenebilir ve genişletilebilir.

Ayrıca, yargı etiğinin ilkelerinin hâkimlerin bireysel özellikleri ile sınırlı olmadığı da göz önünde bulundurulmuştur. Anayasada da belirtildiği üzere, hâkimlerin bir bütün olarak tekil bir organ teşkil ediyor olması toplu bir kuruluşa yol açar ve bunlar hukuki niteliği itibariyle özel olan hâkim birlikleri tarafından temsil edilir. Bu nedenden dolayı, toplumda görünür olan yargı faaliyeti sadece hâkimlerin davalardaki ya da kamusal alandaki bireysel davranışlarının toplamı değil, aynı zamanda giderek ağırlık kazanan şekilde Adaletin kamusal politikalarının tanımlanması ve icrasındaki toplu temsilleri ve müdahaleleridir.

Bu bağlamda son bölümde, aynı örgütlenme biçimi itibariyle, hâkimlerin toplu etiği açısından hâkimler birliğine yol gösterecek ilkeler kaleme alınmıştır.

Son olarak, hâkimlerin ve mahkemelerin gerçek bağımsızlığının nihai dayanağını oluşturan ve yargı etiğinin gerekleri ile tam uyum için gereken şartların mevcudiyetini sağlayacak olan yargı görevinin düzenlenmesi, işleyişi ve icrasına ilişkin uygun önkoşulları oluşturma sorumluluğunun Devlete ait olduğu vurgulanmalıdır.

Dolayısıyla, yargı erkinin organik bağımsızlığını korumak amacıyla, hâkimlerin bütününü yöneten bağımsız yönetim organlarının idari, mali ve bütçesel özerkliğe sahip olduklarına ve hâkimlerin eğitimine, adalete ilişkin kamu politikalarının tanımlanmasına ve mahkemelerin yönetim ve idaresine gerçek katılım kapasitelerinin bulunduğuna dair bir teminat olduğu varsayılmaktadır. Dahası, hâkimlerin bireysel bağımsızlığı, güvence ve yeterli ücretlendirmenin yanı sıra, hâkimlerin görevden azledilmemeleri ve yargıdaki eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmamaları prensiplerinin istikrarını gerektirir.

2. BAĞIMSIZLIK
ÖNERİ

Yargı erkinin bağımsızlığı demokratik hukukun üstünlüğünün içinde doğası gereği yer alır ve hâkimler tarafından vatandaşlar adına tarafsız adalet idaresinin garantisidir.

İLKELER
  1. Vatandaş adına tasarrufta bulunan Hâkimler, bağımsızlıklarını onaylar ve saygı uyandırırlar ve bunu hem görevlerini yerine getirirken hem de ötesinde gösterirler.
  2. Hâkimler, güçler ayrılığına ve diğer egemenlik organlarının Yasa ile tanımlanmış olan faaliyet alanlarına saygı duyarlar.
  3. Hâkimler yargılamayı sadece yasalara ve temyiz üzerine yüksek mahkemelerin verdiği

kararlara göre yaparlar.

YORUMLAR
  1. Yargı erkinin ve hâkimlerin bağımsızlığı ve Devletin diğer erklerinden ayrı olması başlı başına bir hak değil, daha ziyade vatandaşlara sunulan bir teminat ve Devletin bir mükellefiyetidir.

Hâkim güçler ayrılığı ilkesine titizlikle uymalıdır. Bariz siyasi yansımaları olacak kararlar vermesi gerektiğinde, karara bağlaması için görevlendirildiği ilgili davaya ilişkin hukuki bir işlemde bulunmak üzere kanunu uygulamanın ötesine geçmez. Ancak, mahkemelerin tarafsızlık şartlarını belirleyen ve kamunun adalete duyduğu güvenin teminatı olan dış bağımsızlığın korunması amacıyla kendini veya görevlerini yöneten kuruluşların siyasallaştırılmasına yönelik tüm teşebbüslere karşı hâkim, bir refleks olarak muhalefet edecektir.

Bağımsızlık ve güçler ayrılığı gereğince, hâkimler ve bağımsız yönetim kuruluşları yargının işleyişine ilişkin görevleri kapsamında, gerek vatandaşlar gerekse devletin diğer egemen güçleri önünde kamuoyuna açık şekilde sorumlu tutulabilme demokratik sorumluluğunu kabul ederler.

  1. Kendi içinde hâkimlerin bağımsızlığından kasıt, yönetim ve disiplinin doğasında bulunan faaliyetler, yargısal teftişler ve mahkemelerin idari başkanlığı çerçevesinde bir hâkimin, her türlü hiyerarşik üstünlüğü veya belirli emirlere uymayı ya da yargının işleyişine müdahale eden genel yönergeleri reddetmesidir.
  2. Hâkim, görevini yerine getirirken, yalnızca kanuna ve temyiz üzerine yetkilerini kullanan yüksek mahkemelerin verdiği kararlara tabidir. Ruh özerkliği ve hukuki ve ahlaki vicdan özgürlüğü ile tüm etkileme, ayartma girişimlerini, kamusal veya özel ya da harici veya iç hukuk düzenine bağlı herhangi bir güç veya gruptan gelen baskı veya tehditleri reddeder.
  3. Yasada yer alan durumlar hariç olmak üzere, bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumak adına, hâkim diğer egemenlik organlarının üstünlüğünün altına girildiği veya bir siyasi güven ilişkisi kurulduğu gibi algılanabilecek tüm siyasi veya idari faaliyetlere katılmayı reddeder. Yine de bu tür faaliyetleri yerine getirmeyi kabul eder ise, doğru olanı yasa hükümlerince belirlendiği üzere gönüllü olarak hâkimlik görevini sona erdirmesi veya askıya almasıdır.
3.TARAFSIZLIK
ÖNERİ

Tarafsızlık, tüm vatandaşların adil ve eşit yargılanma hakkını teminat altına almayı amaçlayan hâkimlerin ve yargı görevinin temel özelliğidir.

İLKELER
  1. Yargı görevinin yerine getirilmesinde, hâkimler tarafsızdır, tarafsızlıklarına ilişkin şüphe doğuracak durumlarda, eşitlik ve tarafların adil yargılanması neticesinde verilecek kararı teminat altına alan ve her türlü ayrımcılığı reddeden usul kuralları gereğince var olan mekanizmaları kullanarak davadan çekilmek üzere mazeret beyan ederler.
  2. Hâkimler, tarafsızlıklarının sorgulanmasına sebep olacak ve görevlerinin yerine getirilmesi ile çatışacak veya çatışabilecek ya da vatandaşın kararlarının bağımsız ve tarafsız olduğuna duyduğu güveni sarsabilecek nitelikteki yargı dışı faaliyetlere katılmayı reddederler.
YORUMLAR
  1. Hâkimin tarafsızlığının, yargı sistemine ve hâkimin dürüstlüğüne kamunun güvenini sağlamakta etkili olması, sadece bilgili, objektif ve iyi niyetli makul bir kişinin gözünde bu şekilde algılanması ile mümkündür.

Hâkimin bağımsızlığı veya tarafsızlığının meşru olarak sorgulanabileceği davalarda, davadan çekilmek üzere mazeret beyan etme yetkisi/ödevinin hâkim tarafından özenle uygulanması için bu beyanın davanın taraflarının huzurunda net ve doğal bir şekilde dile getirilmesi, taraflara ilgili tüm koşullara ilişkin bilgi aktarılması ve hâkimin rahatsızlık duymayacağını belirtmesi gerekir.

  1. Hâkim davayı ve duruşmaları yönetirken taraflar arasında gerçek manada eşitliği gözetir ve taraflara adil yargılama sonucunda davanın karara bağlanacağı teminatını veren haklara saygı gösterir ve davanın tarafları arasında veya kamuoyunda tarafsızlığına ilişkin güvensizlik oluşturabilecek veya kanıtlar sunulmadan ve tarafların iddiaları dinlenmeden önce kararını vermiş olabileceğine dair bir algı yaratabilecek tutumlardan imtina eder.

Hâkim mümkün olan azami bilgiyi edindikten sonra karar vermek amacıyla, karar için anlam taşıyan tüm anlaşmazlık konularına ilişkin müzakere başlatır ve kanunen geçerli olan tüm delillerin sunulmasına imkân tanır. Davalara ilişkin kararların kanunda bir dayanağının olması ve olguların vicdani analizi neticesinde özgür irade ile verilmesi ve siyasi, idari, mesleki, halk veya aile ya da başka bir kaynaktan gerek doğrudan gerekse dolaylı yolla gelen her türlü etki, yönlendirme, talep, ikna, baskı ve tehditten uzak olması gerekir.

Hâkim medyada yansıtıldığı şekliyle kamuoyundaki mevcut ve güncel görüşlerin, eleştirilme korkusu, kamuoyu tepkisi veya davadaki tarafların şöhretinden dolayı kendisini etkilemesine müsaade etmez ve vicdanı uyarınca yaptığı değerlendirmelere göre cesaretle kararını verir.

  1. Hâkim tarafsızlığına halel getirmeyecek veya yargı görevini icra etmesine zarar vermeyecek nitelikteki her türlü sivil faaliyete katılmakta hürdür.

Hâkim bilgili, objektif ve iyi niyetli makul bir kişi tarafından değerlendirildiğinde mahkemelere getirilebilecek meselelere ilişkin tarafsızlık veya bağımsızlık imajını sarsabilecek nitelikteki toplu organizasyonlara katılmaktan ve kamuoyuna açık tartışmalarda yer almaktan özellikle imtina eder.

Hâkim, üyelerinden sadakat yemini isteyen veya gizli oldukları için üyelerinin katılımına ilişkin tam bir şeffaflık garantisi vermeyen örgütlere üye olmaz.

  1. Hâkim siyasi partiler ile ilintili olmayı ve siyasi nitelik taşıyan ya da partiler ile bağlantısı olan kamusal ya da özel her türlü faaliyete, yani seçim kampanyalarına, gösterilere, bağış toplamaya veya benzeri her tür girişime katılmayı reddeder
4. DÜRÜSTLÜK
ÖNERİ

Hâkimlerin mesleki, sosyal ve kişisel dürüstlüğü adil ve tarafsız kararların ve kamunun adalet sisteminin kalitesine güveninin teminatıdır.

İLKELER

  1. Hâkimler, bilgili, tarafsız ve iyi niyetli makul bir kişinin gözünde onurlu, sadık, düşünceli ve doğru kabul edilen kişisel, sosyal ve mesleki davranışları benimser.
  2. Hâkimler, diğer adli görevlilere ve davanın taraflarına verilen görevlere aynı seviyede onur ve önem atfederler, bu şahısların önünde ve kamuoyu nezdinde her zaman nazik, saygılı ve kibar davranırlar.

YORUMLAR

  1. Kamunun hâkimlere olan güveni, onların kararlarına saygı duyulmasının ve adaletin idaresinin itibarının ve olumlu imajının ve de muhakkak ki demokratik hukukun üstünlüğünün de teminatıdır. Hâkimlere yönelik olarak toplumdaki yolsuzluk yapmayan, namuslu ve iffetli algısı, tek bir hâkimin bunu sorgulatabilecek tutumundan dolayı en hafif bir lekelemeye bile maruz kalmayabilir.

Sürekli kamunun incelemesine tabi olan hâkim, Adaletin idaresine ilişkin yetilerine duyulan güvene halel getirebilecek davranışlardan kaçınır ve günlük hayatta sergilediği örnekliğin dürüstlük, sadakat, ölçülülük ve doğruluk değerlerine saygı duyulmasını sürekli teşvik etmek açısından bile gerek meslektaşları gerekse yardımcı personeli için ne denli önemli olduğunu asla aklından çıkarmaz.

  1. Hâkimlik görevleri dışında kalan sivil faaliyetlere katılırken, tarafsızlığı objektif olarak riske girmeyeceği zaman bile, kamunun gözünde bir küçük düşürülme veya vakar eksikliği algısına yol açabileceğini makul olarak öngörebileceği durumlarda hâkim katılmayı reddetmelidir. Bu normalde, profesyonel sporla bağlantılı dernekler için geçerlidir, zira buralarda yaşanan özel duygusal ortam ve kullanılan dilin türü ile yaşanan çekişmeler nedeniyle hâkim kolayca saygısızca söylemlere maruz kalabileceği gibi, kendini tam anlamıyla şeffaf sayılamayacak durumların içinde de bulabilir.

Hâkim, ayrıca kendisinin bir hâkim olarak görevinin belirtildiği ve internet üzerinde gerçekleşen kamuya açık tartışma forumlarına, statüsüne duyulan kamu güveninin sorgulanmasına neden olabilecek şekilde görüş bildirmek üzere isimsiz olarak katılmayı reddeder.

Hiç bir koşulda bir hâkim statüsü gereği kendisine tanınan itibar veya haklardan fayda sağlamaz veya özel hayatında fayda elde etmek ya da özel hayatındaki faaliyetlerinde başka şekilde meşru olarak bekleyemeyeceği bir ayrıcalık sağlamak için pozisyonunu kullanmaz.

  1. Meslektaşları, personeli ve adli görevliler ve özellikle bakılan davanın tarafları ve onların temsilcileri ile olan kişisel ilişkilerinde doğruluk, nezaket ve saygı ödevlerine aykırılık teşkil edecek her türlü davranış reddedilir.

Bir davayı yönetme ve karara bağlamaya ilişkin yargı yetkisine bağlı olmaksızın, hâkim davanın taraflarını veya kamuoyunu haksız ya da küçük düşürücü şekilde azarlamaktan veya savcıların, avukatların, bilirkişi tanıkların ve personelin teknik veya insani yeteneklerine nezaketsiz atıflarda bulunmaktan ve ayrıca sabırsızlık sergileyen veya usulde öngörülen hakların meşru kullanımını onaylamayan tutumlardan imtina eder.

Hâkim gerek çalışmaları esnasında gerekse dışarıda, diğer hâkimlerin kararları ile ilgili olarak, özellikle söz konusu karar temyizde tekrar değerlendirilme aşamasında ise, nezaketsiz söylemlerde bulunmaktan kaçınır.

  1. Kendi sorumluluğundaki hizmetlerle olan ilişkilerinde vatandaşların onurunun her zaman korunmasını sağlamak hâkimin asli görevdir ve hâkim, hiç bir şekilde psikolojik, ahlaki veya sosyal dürüstlüklerinin sorgulanmasına yol açabilecek bir davranış takınılmasına müsaade etmez.

Bu maksatla, makamına görevlendirilen personeli etkin şeklide yönetir, onlara gereken şekilde yönlendirme yapar ve böylelikle her zaman hizmetten faydalananlara karşı nazik davranmalarını ve bu görevin dışına çıkan bütün uygulamaların telafi edilmesi ve cezalandırılmasını sağlar.

  1. İdari üstünlük gerektiren görevlerin icrası kapsamında, yani yönetim ve disiplin görevlerinde, mahkemelere başkanlık ederken, yargısal teftişlerde ve eğitimlerde, hâkim özel bir tarafsızlık, özen ve objektiflik sergiler; arkadaşlık ilişkisi, tekrar seçilme veya aynı göreve ya da başka bir göreve atanma kaygısı taşımaz.

5.HÜMANİZM

ÖNERİ

Kanunun yorumu ve uygulanmasında hâkime yaratıcı bir rol veren yargı erkinin icrası, hâkimin adalet değerlerine ve kişinin insan olarak onurunu ve eşitliğini öngören hümanizm ilkelerine bağlılığını gerektirir.

İLKELER
  1. Davanın tarafları ile olan ilişkilerinde, özellikle de kendi baktıkları davalarda, hâkimler insan olarak aynı koşulları paylaştıklarını daima akıllarında bulundururlar.
  2. Görevlerini yerine getirirken hâkimler, Anayasa ve Kanunlarda tanınan temel haklara gerçekten saygılı davranılmasını, tüm insanlara hak ve ödevleri açısından eşit muamele edilmesini sağlar; amacı ya da sonucu insan hakları ve temel özgürlüklerinin, kamusal hayatın siyasi, iktisadi, sosyal veya kültürel ya da başka tüm alanlarında eşit koşullarda tanınmasını, uygulanmasını veya kullanılmasını ortadan kaldırmak ya da sekteye uğratmak olan cinsiyet, ırk, renk, soy, ulusal veya etkin köken, din, cinsel yönelim veya ekonomik ya da kültürel duruma dayalı her türlü ayrımcılığı, dışlama, kısıtlama veya ayrıcalığı reddeder.

YORUMLAR

  1. Hâkim, davanın taraflarının onuruna ve eşitliğine saygı gösterme taahhüdünde bulunur ve hiç bir şekilde cinsiyet, ırk veya etnik köken, fiziksel ya da zihinsel engellilik, din veya öğreti, cinsel yönelim veya siyasi görüşe bağlı olarak kişilik haklarını ihlâl edebilecek veya yıldırıcı, düşmanca, küçük düşürücü ya da saldırgan bir ortam oluşturabilecek hiç bir önyargı veya ayrımcılık sergilemez.

Davalardaki yönetim ve disiplin yetkileri kapsamında hâkim, davanın taraflarının ve makamına görevlendirilen personelin insan olarak kişinin eşitliği ve onuruna saygılı bir davranış içinde olmalarını sağlar ve önyargılı veya ayrımcı her türlü davranışta, davranışı onaylamadığını ifade eder.

  1. Hâkim kanuna ve ilgili organlar tarafından pozitif hukuk düzeni içinde meşruiyetle hasredilmiş olan hukuk sistemi ilkelerine uymak ve bunları uygulamakla yükümlüdür. Ancak, yargıya yansıyan davaların sayısı ve çeşitliliği karşısında, hâkim adalet ve hukukun sadece kuralların katı pozitivist ve kanuna aşırı riayet eden şekilde yorumlanması ile sınırlı olmadığını ve kararın, bir bütün olarak özünde adil ve insani olması ve demokratik hukukun üstünlüğünün öngördüğü temel hakları gözetmesi gerektiğini daima aklında bulundurur. Bunun olabilmesi için hâkimin kanunun anayasal, Avrupa Birliği ve uluslararası kaynaklarına özellikle dikkat etmesi ve hassasiyet göstermesi gerekir.

Hâkimin küresel bir hukuk düzenine ait olduğunun, sorumluluklarının ulusal yasal çerçevenin ve ülke sınırlarının ötesine uzandığı hususundaki farkındalığı görevlerini insan haklarının evrensel geçerliliğini onaylayacak uygun bir şekilde icra etmesini gerektirir.

  1. Hâkim, vatandaşların haklarının teminatı olarak görevi gereğince davayı Anayasa ilkeleri ışığında dikkatlice okumalı ve hukuken kabul edilebilir olduğu durumlarda, yasaların bu ilkeleri ihlâl eden somut uygulamasını reddetmelidir. Ancak, hâkim bu istisnai mekanizmanın esasen vatandaşları temel haklarını ihlâl eden yasalara karşı korumak amacıyla

oluşturulduğunu daima aklında tutar.

6.İHTİMAM
ÖNERİ

Yargı görevinde liyakat aslen hâkimlerin yeterliliği ve ihtimamına dayanır.

İLKELER
  1. Hâkimler, görevlerini layıkıyla icra etmek amacıyla mesleki hayatları boyunca gereken bilgileri, becerileri ve kişisel nitelikleri kazanmaya kendilerini adamış ve bu konuda kararlıdırlar.
  2. Görevlerini icra ederken, hâkimler, mahkemelerin düzgün işlemesi, davaların zamanında görülmesi ve değerlendirmeleri amacıyla kendilerine sunulan davaları azami kalite ve hız ile karara bağlamak için canla başla çalışırlar.
  3. Hâkimler mahkemelerin düzgün işleyişinin ayrıca; resmi prosedürlerin basitleştirilmesi, hizmetin planlanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi ve yeni bilgi ve bilişim teknolojilerinin kullanılmasına yönelik kurumsal ve usule ilişkin yönetim kriterlerinin benimsenmesine bağlı olduğunun farkındadırlar.
YORUMLAR
  1. Yargı eğitimi, hâkimin bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması, adaleti idare etme meşruiyetinin bir ön varsayımı ve gerçek düşünme ve karar özerkliği garantisi için vazgeçilmezdir.

Mesleğe başlangıç eğitimine ek olarak, hâkim görevini icra etmesi için uygun olan daimi ve uzmanlığa yönelik eğitimleri almanın kendi sorumluluğu olduğunu kabul eder ve çalışma hayatı boyunca bu tutumu devam ettirerek bilgilerini güncellemek, becerilerini azami seviye çıkartmak ve kişisel niteliklerini en yüksek düzeye çekmek için sürekli çalışır.

Mahkemede uzmanlık gerektiren becerilere ihtiyaç duyan görevleri yerine getirmeden önce hâkim, gerekli özel bilgileri edinmesi ihtiyacını, yani uygun eğitim faaliyetlerine katılma hususunu akılda tutar.

Bunun yanı sıra hâkim, ilgi duyduğu hukuk dışı alanlarda bilgisini geliştirmeyi ve kültürel alt yapısını ve kişisel niteliklerini zenginleştirmeyi hedefleyerek eğitim almaya çalışır.

  1. Kariyerinin hangi aşamasında olduğuna veya hangi mahkemede görev yaptığına bakmaksızın liyakat, bir hâkimin görevini yerine getirmesinde birincil öneme sahiptir. Dolayısıyla, mesleki tecrübe ile bağlantılı olarak atamalarda, tayinlerde ve terfilerde en büyük paya sahip olan faktör liyakatin değerlendirilmesidir.
  2. Görülen davanın adil, eşit ve zamanında çözüme kavuşmasını hedefleyen hâkim, eleştirel bir süzgeçten geçirmeden mekanik bir şekilde diğer kararların tıpkıbasımını yapmaktan ve davanın esasının anlaşılmasını engelleyen ya da gereksiz ölçüde geciktiren formaliteleri kullanmaktan kaçınır, açık bir zihin ile yeni iddiaları dinler, dikkate alır ve sunulan kriterleri ve bakış açılarını teyit etmek amacıyla kanunda bulunan farklı alternatifleri inceler ve gerektiği takdirde, kanunda da öngörülüyor ise verilen kararları onarır veya değiştirir.

Kanunun yorumlanması ve uygulanmasında hâkim, hukuk pratiğine ve hukuk teorisine azami dikkatle yaklaşır ve konu itibarıyla birbirinin aynısı olan durumlarda kıstasların yeknesaklığı ilkesini karar verme sürecine dâhil etme gereğini göz önünde bulundurur ve hukuk bilimindeki bilimsel gelişmeleri dikkate alır.

  1. Hâkim kararlarını her zaman gerekçeli olarak, ilgili kişilerin anlayabileceği bir şekilde, net ve özlü bir dille kaleme alır ki ilgili kişiler, karara katılmasalar bile, sadece söz konusu kapsamı değil aynı zamanda kararın hangi mantık ve değerlendirme sürecine dayalı olarak oluşturulduğunu anlasınlar.
  2. Hâkim görevlerini yerine getirirken kanunda öngörülen süre kısıtlamalarına uyma yükümlülüğünü gözetir, ancak bu davanın zorluğu veya aşırı iş yükü nedeniyle hiçbir şekilde mümkün değilse, davaları makul bir süre içinde tamamlar. Bu amaçla, yargılamayı gereksiz geciktirecek ve zaman israfına yol açacak usule ilişkin girişimlerin uygulanmasını önlemeye çalışan hâkim, davanın daha faydalı ve tatminkâr bir çözümle sonuçlanması ve geç gelen kararın yol açabileceği adaletsizliğin önlenebilmesi amacıyla elindeki tüm imkânları kullanarak mahkemede yaşanan zorlukların ve yetersizliklerin aşılmasına veya bunların etkisinin en aza indirgenmesine gayret eder.

Davaların başlamasında kendisinden kaynaklanan bir gecikme veya erteleme olmaması için hâkim, yargılamaları çalışmaların gelişimine ve mahkeme salonlarının uygunluğuna ilişkin makul bir tahmin çerçevesinde programlamaya gayret eder. Bu kaçınılmaz olduğunda ise, etkilenecek davanın taraflarına zaman geçirmeden şahsen gecikme ve nedenleri ile ilgili bilgi verir.

Hâkim yargı görevinin özenle yerine getirilmesi bakımından aykırılık teşkil eden yargı dışı taahhütleri kabul etmez.

  1. Hâkim çalışmalarını yerine getirirken olağanüstü yardım gerektiren zorluklarla karşılaştığında, insan kaynakları ve fiziksel kaynaklarının yönetim yetkisine sahip olan kuruluşa bunları net bir dille aktarır. Aynı şekilde, bu yöntemlerin kullanımını gerektiren durum sona erdiğinde, hâkim artık ihtiyaç kalmadığını bildirir.
  2. Yargı görevinin özenli icra edilmesi ve organizasyonun doğru işlemesi için davanın işlemlerini ve idari görevleri gerçekleştirmek üzere görevlendirilen personelin yardımına gerek duyulduğunun bilincindeki hâkim, sorumlu olduğu organik birimin genel yönetimi ile ilgilenir, gereken imkânları talep eder, personelin motivasyonu sağlar ve tanımlanmış olan planlama uyarınca görevlerini yerine getirmelerine nezaret eder.

Davalarını yönetirken belirlenmiş dava yükü hedeflerine uyma amacını göz önünde bulunduran hâkim, kararların gereken kalite ve değerlendirmesinden ödün vermeksizin şekli ve bürokratik prosedürleri basitleştirmeye gayret eder, gereksiz işlemleri ve rutinleri devre dışı bırakır, uygun bir planlama ve takvim oluşturur, elde edilen sonuçların sürekli değerlendirilmesini sağlayan yöntemler uygular, gereken düzeltici önlemleri devreye alır ve mahkemeler için geliştirilen yeni bilişim teknolojileri ve bilgisayar programlarından faydalanır.

Hâkim kendi performansına ilişkin değerlendirmeleri göz önünde bulundururken, bu sınıflandırmaları sadece liyakatin ölçülmesine ya da kariyerindeki ilerlemeye yarayan bir faktör olarak değil, aynı zamanda öğrenme sürecini ve ilerleme gerektiren alanların tespiti için faydalanacağı bir bileşen olarak görür.

7.İHTİYATLILIIK
ÖNERİ

Hâkimlerin ihtiyatlılığı bağlı oldukları tarafsızlığın ve yargı dürüstlüğüne kamu güveninin korunmasının doğrudan bir sonucudur.

İLKELER
  1. Hâkimler, yargılama veya soruşturma safhasındaki davalara ve mantık çerçevesinde dava konusu olabileceği öngörülebilen konulara ilişkin değer yargısı içeren beyanlarda veya yorumlarda bulunmayı reddeder.
  2. Medya ile olan ilişkilerinde hâkimler, kaynaklara erişimde eşitlik ve yargılamanın şeffaflığı ilkeleri uyarınca hukuken uygulanabilecek çerçeveler dâhilinde bilgi edinme hakkını teminat altına alır.
  3. Hâkimlerin bağımsız yönetim organlarına ve mahkemelerde hâkimlere iletişimle ilgili olarak verilen yetkilere bakılmaksızın, hâkimler uygun gördüklerinde doğrudan veya yardımcılarından birinin aracılığı ile sözlü veya yazılı olarak gerekli açıklamayı yapma sorumluluğunu kabul ederler.
YORUMLAR
  1. Bilgi edinme ve medyanın kaynaklara erişimi hakkının korunmasının yanı sıra, kamunun adaletin tarafsızlığı ve dürüstlüğüne duyduğu güvenin bir teminatı olarak ihtiyatın önemini göz önünde bulunduran hâkim, kendi konuşma özgürlüğü ve fikirlerini ifade etme hakkını kullanırken ihtiyatlılık ilkesinin getirdiği sınırlamaları doğal olarak kabul eder.

Gerek görevlerini icra ederken gerekse dışarıda hâkim, hem kendi hem başka hâkimlerin yargılamaları veya kararlarına ya da başka bir yargı mercii veya emniyetin işlemlerine ilişkin olarak ihtiyatı elden bırakmaz ve kamuoyu önünde görüş bildirmekten ya da bu konuların tartışılabileceğini öngörebileceği ya da makul bir bakışla süren davaların karar verme süreçlerine müdahale teşkil edebileceği düşünülebilecek etkinliklere katılmaktan kaçınır.

Aynı şekilde, eğer sadece orada bulunması bile dile getirilen fikirlere kurumsal bir saygınlık kazandırabilecek veya yargının onayı gibi algılanabilecek ise hâkim diğer katılımcıların ihtiyata tabi olan konuları gündeme getirebileceklerini öngördüğü etkinliklere katılmaz.

  1. İhtiyatlılık ilkesinin doğru yorumlanması hâkimin, bir yargı kararını ya da kamuya açık bir duruşmayı kullanarak gerekçelerin ilgili aktarımı için mutlak gereği olmayan ve dava konusu ile net bir ilintisi bulunmayan kendisine ait siyasi, ideolojik veya dini nitelikteki fikirleri ya da kişisel değerlendirmelerini ifade etmesini engeller.
  2. Konuşma özgürlüğü, fikir ifade etme ve akademik özgürlükten faydalanma hakkı doğrultusunda bilgilendirme, öğretim veya akademik amaçların uygulanması ve benzeri meşru menfaatlerin yerine getirilmesi için derhal gerekli olan beyan, yorum veya müdahaleler için orantılılık, uygunluk ve gereklilik kriterleri uygulanması şartıyla ihtiyatlı olma ilkesine muafiyet getirilmesine izin verilir, ancak burada adalette ketumluk ve mesleki gizlilik ile ilgili yasa hükümlerine uyulmalıdır.

Katıldığı kamu müdahalesi eylemlerinde, hâkim her zaman orada hangi sıfatla bulunduğunu net bir şekilde ifade eder ve kendisinin şahsen mi hareket ettiğini yoksa bir üçüncü tarafı mı temsil ettiğini ve eğer durum böyle ise, üçüncü tarafın kim olduğunu hiç bir şüphe bırakmayacak şekilde açıklar.

  1. Hâkimlerin faaliyetlerine daha fazla demokratik şeffaflık kazandırma ihtiyacı hâkimin kamuoyunu bilgilendirme ve mahkemelerin faaliyetlerini ve hâkimlerin kararlarını eleştirme hakkının meşru kullanımı için iletişimin giderek artan bir önem taşımaya başladığını anlamasını ve kabul etmesini gerektirir.

Bu nedenden ötürü, net bir şekilde kamunun yararına olan durumlarda hâkim, bilgi edinme hakkını teminat altına alma ihtiyacını gözetirken, doğrudan kendi sorumluluğunda ya da hâkimlerin yönetimi ve temsili için görevlendirilen kuruluşlar aracılığı ile kanunda tanımlanmış şartlar dâhilinde gerekli ve uygun açıklamaları yapar.

Özellikle usullerin ya da kararların dava taraflarına veya kamuoyuna kendi sorumluluğu altında doğrudan iletilmesini gerektiren durumlarda, hâkim, ortalama bir vatandaşın hukuk dilini ve uygulamalarını anlamakta normal olarak zorluk çektiğini göz önünde bulundurarak bunun uygun şekilde yapıldığından emin olur. Ancak, bu durumda, hâkim kamuoyuna kendi kararına ilişin açıklama yaparken, ilgili kararın gerekçesinde yer almayan hiç bir nedeni kamuoyu önünde dile getirmez.

  1. İhtiyat yükümlülüğü kapsamına girmeyen durumlarda, hâkim doğrudan kendi sorumluluğu altında medya organlarına bilgi verirken de kaynağa erişimde eşitlik ve usullerin şeffaflığı kurallarını gözetir ve uygulandığından emin olur, bu amaçla aldığı kararların dayanaklarını belirtir ve kendisine ulaşan tüm talepleri ele alır.

8. YARGI BİRLİĞİ 

ÖNERİ

Yargı birliği bütün hâkimlerin vatandaşlar ve Devlet önünde topluca temsil edilmesini sağlar.

İLKELER

  1. Yargı birliği, temel hakların savunulmasında ve Adaletin geliştirilmesinde yargının bağımsızlığı ve hâkimlerin tarafsızlığı koşullarının korunması ile bağlıdır.
  1. Yargı birliği siyasi, sosyal ya da sendikal nitelik taşıyan tüm kuruluşlardan bağımsızdır ve kendi içinde demokratik çoğulculuk sağlayarak hâkimlerin farklılıklarını özgürce ifade etmelerine izin verir.

YORUMLAR

  1. Adalet sisteminin yönetiminden sorumlu olan kamu kurumlarının, yani hâkimleri yöneten bağımsız kuruluşların ve mahkeme başkanı olan hâkimlerin güncel yetkileri hariç olmak üzere, hâkimlerin bir bütün olarak topluca temsil edilmesini sağlayan kendi kurdukları birlikler, vatandaşlar nezdinde hâkimlerin kamu görevlerini ve devlet nezdinde özel haklarını merkezi olarak ifade ederler.

Kamu görevlerinin temsili ve özel hakları arasındaki dengeyi sağlarken hâkim, mesleğinin icrasının özünde halk adına adaletin idaresi demek olan yargı görevi için esas teşkil ettiğini daima aklında bulundurur. Bunun sonucunda hâkimler, mesleki menfaatlerinin, adına adaletin idaresini gerçekleştirdikleri vatandaşların haklarının önüne geçemeyeceği ilkesini topluca kabul ederler.

Egemenlik organlarının görevlileri olarak statülerini ve topluca aldıkları kararların vatandaşların menfaati açısından taşıdığı özel anlamı göz önünde bulunduran hâkimler, uygun şekilde kullanılabilecek kabul edilebilir protesto biçimlerinin kapsamını, sınırlarını ve fırsatlarını dikkatle ve mantıklı bir şekilde değerlendirirken bunların istisnai ve yardımcı nitelikte olduklarına ilişkin genel kabulü de dikkate alırlar.

  1. Demokratik çoğulculuk ve yargı birliği içinde yer alma hakkı meşruiyeti ve dış temsil şartlarının gücünü artırmanın ötesinde hâkimler arasında farklılıklara tam bir saygı içinde dayanışma ve bağlılık değerlerini vurgular.
  2. Dışarıda hâkim birliklerinin nitelik itibariyle siyasi veya sendikal olan örgütlere dâhil olması kabul edilemez, zira bu hâkimlerin bağımsızlığına tamamen ters düşen bir durum olarak görülür. Resmi üyeliğin yanı sıra, münhasıran hâkimleri temsil etmeyen herhangi bir kuruluşla ortak protesto eylemleri ile birlikte mesleki taleplerde bulunmak da reddedilir.

Mustafa Sagir

0

Mustafa Sagir (1877 – 24 Mayıs 1921), Hint asıllı İngiliz casustur. Henüz 5 yaşındayken, on Hintli çocuktan biri olarak Londra’ya getirilmiş, İngiliz çıkarlarına göre yetiştirilmiş, kendi ifadelerinden de anlaşılacağı üzere tamamen bu amaç için eğitim görmüş, 25 yaşından itibaren de İngiltere namına casusluğa başlamıştır. Anadolu Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa hakkında gizli bilgiler toplamak için Ankara’ya gönderilmiştir.

Durumun anlaşılması üzerine tutuklanmış, İstiklal Mahkemesi tarafından suçlu bulunarak idama mahkûm edilmiştir. 24 Mayıs 1921 tarihinde Ankara’da Karaoğlan Meydanı’nda (bugünkü Ulus Meydanı) idam cezası uygulanmıştır. Mahkemede, Mustafa Sagîr’in casusluk suçunun sabit olduğu, Ferit Cavid’in suç ortaklığına dair delillerin bulunduğu ve ona müebbet kürek cezası verilmesi gerektiği kararı çıkmıştır.

Ayrıca, İzzet’in casuslukla ilgili şüpheli hareketleri nedeniyle gözetim altında tutulmasına, Mehmet Ali’nin ise suçla ilgisi olmadığına ancak İstanbul’a gönderilmesine karar verilmiştir.

Hilmi Şeker ile Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti Röportajı-Kitap

0
Hilmi Şeker ile Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti Röportajı Kitabının Tanıtım Bülteni

Hilmi Şeker ile Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti Röportajı, Hukuk Ansiklopedisi Editörü İbrahim Aycan ve KRT Kültür Televizyonu Aslı Astarı Programı Moderatörü İskender Özturanlı ile birlikte 10 Mayıs 2018 tarihinde Kadıköy’ün kültür ve sanatla yoğrulmuş atmosferinde gerçekleştirilmiştir. Kitap, Aristo Yayınevi tarafından Kasım-2018’de basılmıştır. Hareketli ve enerjik söyleşiyi Hukuk Ansiklopedisi okurları bir solukta okuyacaklardır. Unvanların ve hamasetin uzağında “insan” odaklı konuşmalardan oluşan röportaj, bir kitap tanıtımının ötesine geçmiştir. Konuşmalar akıcı ve hareketlidir. Zihinlerde çözülemeyen onlarca soruna içten içe “Çare nedir?” çığlığı atılmış, Hilmi Şeker’in vicdanından gelen özgün ses kitaba yansıtılmıştır. Röportajın önemli bir bölümünde yer alan İskender Özturanlı, bütün dünyada yaşanan süreçlerle ilgili önemli girizgâhlar açmış, konuşmaları bir röportajdan çıkararak derin bir fikir tartışmasına dönüştürmüştür. Yargı’nın, toplumun vicdanı olduğuna olan inanç ve samimiyetle yapılan konuşmalar Hilmi Şeker’in eserlerinde dile getirilen görüşlerin özünü okuyucuya yansıtmıştır.

Kitabın Önsözü

Kim ne derse desin; Hilmi Şeker, büyük bir hukukçudur, büyük bir yazardır ve yetkin bir yargıçtır. Kimsenin yapmadığını yapmış, dokunulmayan konulara kendi algoritmasına sahip özgün lisanı ile dokunmuş ve görmezden gelinen konuları irdelemiş, gelecek nesillere şimdiden önemli eserler bırakmıştır.

Hilmi Şeker, yazmış olduğu başyapıt niteliğindeki eserlerle üretmiş olduğu inanılmaz değerin farkında olmakla birlikte mütevazı tavrından asla taviz vermemiş, şov yapmamış, televizyonlara ve gazetelere çıkmamış, bilimin ve hukukun yazılı kaynaklarla ilerleyeceğine ve kalıcı hale geleceğine inanmıştır. Hâkim ve savcıların, avukatların, yargı personelinin, akademisyenlerin, hukuk öğrencilerinin, hukukla, felsefeyle ve sosyoloji ile ilgili herkesin başucunda bulunması gereken eserlerin yaratmış olduğu etkileşim şüphesiz ki almış olduğu tirajın çok üstündedir. Yargıç Şeker, hukuk, felsefe ve sosyoloji bilimlerini hamur gibi yoğurmuş, hukuk tarihi, hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi, usul hukuku ve hukukta gerekçe üzerine hummalı bir serüvene girişmiştir. Bu konudaki çabaları gelecek kuşaklara büyük bir hafıza aktarımı sağlamıştır.

Esbab-ı Mucibe’den Retoriğe Hukukta Gerekçe

Yargıç Hilmi Şeker’in 2010 yılında yazdığı 1594 sayfalık ‘Esbab-ı Mucibe’den Retoriğe Hukukta Gerekçe’ isimli kitabı hukuk camiasında büyük ses getirmiş, kitap ve konusu üzerine birçok toplantı ve konferans tertip edilmiştir. Esbab-ı Mucibe‘den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE’nin ilk baskısının tükenmesi üzerine heyecanla ikinci baskıyı bekleyenler eserin raflarla yeniden ne zaman buluşacağını hararetle sormuşlardır. Eserin birinci baskısının oluşturduğu yankı kimi yazarların eserden ilham almalarını ve Hukukta Gerekçe konusunu irdeleyen yeni eserlerin ortaya çıkmasını da sağlamıştır. Eserin ikinci baskısı 2018 yılı Nisan ayında basılarak raflarda yerini almış, ilk baskısından sonra aradan geçen 7 yıl boyunca hukuk dünyasında Hukukta Gerekçe başlığı ile tartışılan konular güncelliğini korumuş, kitabın konusu önemini yitirmemiştir.

Medeni Hak ve Yükümlülüklere İlişkin Davalarda SÜREÇ ADALETİ

Medeni Hak ve Yükümlülüklere İlişkin Davalarda SÜREÇ ADALETİ(Usul Hukuku ve İstinaf Yorumu) isimli eser ise, temelleri 2011 yılında atılan ve 2018 yılı Nisan ayında baskısı yapılmış yeni bir başyapıttır. Yazarın, 21012 yılında kaleme aldığı ‘İlkeler Işığında Ön İnceleme Kurumu isimli eser Süreç Adaleti isimli eserin temellerini atmıştır. Süreç Adaleti, altı yıllık sabır ve uygulamada oluşan birikim dikkate alarak hazırlanmıştır. SÜREÇ ADALETİ, Esbab-ı Mucibe’den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE isimli kitabın ana felsefesine atıflar yapmış, hukukta gerekçe ile usul hukuku arasında köprü kurmuştur. Gerekçeli karar alma hakkı, öngörülebilir bir yargılamayı isteme hakkı, adil yargılanma hakkı gibi ilkeler Hilmi Şeker tarafından süreç adaleti yönüyle yeniden değerlendirilmiştir. Şeker, sosyolojik, felsefi ve etik kurallar olarak nitelediği ilke ve temel referansların yargı makamları tarafından doğrudan bir direktif gibi kabul edilmesini savunmaktadır. Bu görüş aslında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının yargılama makamında bulunanlara bir emridir ve yasaların üstünde bir norm olan uluslararası sözleşmeler de doğrudan iç hukukun bir parçasıdır.

Röportaj

Hilmi Şeker’in 2018 yılında Hukukta Gerekçe’nin ikinci baskısını ve Süreç Adaleti’ni yayınlaması üzerine Hukuk Ansiklopedisi tarafından geniş bir röportaj yapılmış; meraklı kitle için, Şeker’in hayatından kesitler ve eserlerinin arka planı okuyuculara sunulmuştur. Röportajın hacimli olması, onun bir kitap olarak basılması talebini yanında getirmiş, okurların çoğu röportajın basılı hale getirilmesini istemiş, nitekim elinizdeki kitap bu düşünceyle oluşturulmuştur. ‘Hilmi Şeker ile Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti Röportajı’ adıyla sunulan röportaj Hukuk Ansiklopedisi adına İbrahim Aycan ve KRT Kültür Televizyonu Aslı Astarı Programı Moderatörü İskender Özturanlı ile birlikte 10 Mayıs 2018 tarihinde Kadıköy’de gerçekleştirilmiştir. Hareketli ve enerjik söyleşiyi bir solukta okuduğunuzu göreceksiniz.

Elinizdeki kitaba, Hukukta Gerekçe isimli eserin 2010 yılında basılmasından sonra Yazar Hilmi Şeker tarafından eseri tanıtmak ve içeriği hakkında bilgi vermek üzere yazılan metin de eklenmiştir.

Hukukta Gerekçe fikrinin ülkemizde yerleşmesi uğruna vermiş olduğu emek ve çaba için Sayın Hilmi Şeker’e ne kadar teşekkür edilse azdır. Elinizdeki küçük röportaj kitapçığı, tüm hukukçular ve toplum adına kendisine bir teşekkür olarak değerlendirilmelidir.

Toplum için üretenlere ve fikir işçilerine selam olsun!

Hilmi Şeker

Hilmi Şeker, 1988 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuş ve kısa bir süre avukatlık yaptıktan sonra yargıçlık yapmaya başlamıştır. Yargıç Hilmi Şeker, Ticaret Mahkemesi Hâkimliği ve İcra Hukuk Mahkemesi hâkimliğinin ardından İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi başkanlığına atanmış, bu görevin ardından 2018 yılında Bakırköy hâkimliğine atanmıştır. Halen yargıçlığa ve yazın hayatına devam etmektedir. Makaleleri birçok dergi ve gazetede yayınlanmaktadır. Hilmi Şeker, 2010 yılında Esbab-ı Mucibe’den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE, 21012 yılında İlkeler Işığında Ön İnceleme Kurumu ve 2018 yılında Hilmi Şeker, 2012 yılında İlkeler Işığında Ön İnceleme Kurumu isimli kitabını yazmıştır.

Önder İskender Özturanlı

Önder İskender Özturanlı, 1963 yılında Sökede doğmuş, Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirmiştir. Uzun yıllar gazetecilik, öğretim görevliliği ve internet sektöründe, politika, ekonomi politik, sol düşünce, sosyo-ekonomik eşitsizlikler ve kültür politikaları üzerine çalışmıştır. Cumhuriyet, Yurt Gazetesi, T24 sitesi, Toplumcu Düşünce Enstitüsü ve başkaca birçok gazete, dergi ve internet portalında makaleler yazmış; ülkenin birçok yerindeki konferanslarda ve panellerde konuşmacı olmuştur.  Investor Turkey Dergisinin Baş Editörlüğü’nü 7 yıl, www.bigpara.com sitesinin Genel YayınYönetmenliğini dört yıl sürdürmüştür. Yeditepe Üniversitesinde dersler veren Özturanlı halen Gedik Üniversitesinde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmakta; ileri eğitimlerini Prinkipo Akademi çatısı altında sürdürmektedir. Düşünce kuruluşu olan Toplumcu Düşünce Enstitüsü’nün yönetim kurulu üyesidir. KRT Kültür Televizyonunda Aslı Astarı proramının moderatörüdür. Babası, Avukat ve Yazar Zeki Özturanlı, amcası ise İzmir Barosu önceki başkanlarından yazar ve avukatİskender Özturanlı’dır. Tiyatrocu Ayşenur Özturanlı ile evlidir. Ölü Davulcular İçin Solo isimli kitabı bulunmaktadır.

İbrahim Aycan

İbrahim Aycan 1976 yılında doğmuş olup İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesi mezunudur. İstanbul Barosuna kayıtlı olan İbrahim Aycan baro komisyonlarında yer almış ve Levent Adliyesi Bölge Temsilcisi olarak görev yapmış; Hukuk Felsfesi ve Sosyolojisi Komisyonunda görev almıştır. İbrahim Aycan, Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı’na bağlı arabulucudur. Medya, reklam, iletişim ve eğitim alanlarında çalışmalarda bulunmuştur. Hukuk Kültürü Grubu adıyla, hukuk, felsefe ve sanatı bir araya getiren kültürel faaliyetlerde bulunmuştur. Yayınevlerine fikri katkıda bulunmuş, 150’nin üzerinde klasik eseri editör ve redaktör olarak yayına hazırlamıştır. Çeşitli eğitim kurumlarında iş hukuku, ticaret hukuku ve hukuk sosyolojisi dersleri vermiştir. Aycan, 2017 yılı sonunda kurmuş olduğu Hukuk Ansiklopedisi sitesini www.hukukansiklopedisi.com adıyla yayınlamaktadır.

Portekiz Cumhuriyeti Anayasası

0
Portekiz Cumhuriyeti Anayasası

 

Önsöz

25 Nisan 1974’te Silahlı Kuvvetler Harekatı uzun direniş yıllarını taçlandırdı ve faşist rejimi devirerek Portekiz halkının en derin hislerine tercüman oldu.

Portekiz’i diktatörlük, baskı ve sömürgecilikten kurtarma devrimci bir değişimdi ve Portekiz toplumu için tarihi bir dönüm noktasıydı.

Devrim Portekiz halkına temel hak ve hürriyetlerini geri verdi. Halkın meşru temsilcileri bu hakları ve hürriyetleri kullanarak bir araya geldi ve ülkenin özlemlerine uyan bir Anayasa hazırladı.

Kurucu Meclis, Portekiz halkının iradesine saygı duyarak ve daha özgür, daha adil ve daha kardeşçe bir ülkeyi inşa etme amacıyla, Portekiz halkının ulusal bağımsızlığı savunma, temel yurttaş haklarını güvence altına alma, demokrasinin temel ilkelerini yerleştirme, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir Devletin önceliğini hüküm altına alma ve sosyalist bir topluma doğru bir yol açma kararını onaylar.

Kurucu Meclis, 2 Nisan 1976 tarihindeki genel kurul toplantısında, aşağıdaki Portekiz Cumhuriyeti Anayasası’nı kabul eder ve karara bağlar:

  

Temel ilkeler

 Madde 1. (Portekiz Cumhuriyeti)

Portekiz, insan kişiliğinin onuru ve halkın iradesine ve özgür, adil ve birlik içinde bir toplum inşa kararlılığına dayanan egemen bir Cumhuriyettir.

Madde 2. (Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik Devlet)

Portekiz Cumhuriyeti, hukukun üstünlüğüne, halk egemenliğine, demokratik çoğul ifade ve örgütlenme, temel hak ve özgürlüklere saygı ve bunların etkin bir şekilde uygulanmasının güvence altına alınmasına, kuvvetlerin ayrılığı ve karşılıklı bağımlılığına dayalı demokratik bir Devlettir ve bütün bunlar ekonomik, sosyal ve kültürel demokrasiye ulaşma ve katılımcı demokrasiyi derinleştirme amacına hizmet eder.

Madde 3. (Egemenlik ve meşruiyet)

  1. Egemenlik, tek ve bölünmezdir ve onu Anayasada öngörülen şekillerde kullanacak halka aittir.
  2. Devlet de Anayasaya tabidir ve hukukun demokratik üstünlüğüne dayalıdır.
  3. Kanunların ve Devletin diğer fiillerinin geçerliliği, özerk bölgeler, yerel yönetimler ve diğer kamu kurumları Anayasaya uygunluk konusunda bağımlı olacaktır.

Madde 4. (Portekiz vatandaşlığı)

Kanunların veya uluslararası sözleşmelerin Portekiz vatandaşı olarak gördüğü herkes vatandaştır.

Madde 5. (Topraklar)

  1. Portekiz Avrupa anakarasında, tarihi olarak Portekiz diye tanımlanan topraklardan ve Azor ve Madeira takımadalarından oluşur.
  2. Kanun Portekiz’in karasularının ölçü ve sınırlarını, kendine münhasır ekonomik bölgesini ve bitişik deniz yatağındaki haklarını belirler.
  3. Sınırların düzeltilmesi saklı kalmak kaydıyla, Devlet Portekiz topraklarının hiçbir parçasını veya bu topraklarda kullanılan egemenlik haklarından herhangi bir bölümünü devretmez.

Madde 6. (Üniter Devlet)

  1. Devletin yapısı üniterdir ve özerk ada özyönetim sistemine ve katmanlı yetki ilkesine, yerel yönetimlerin özerkliğine ve kamu yönetiminde demokratik, yerinden yönetim ilkesine saygı çerçevesinde örgütlenir ve fonksiyonunu yerine getirir.
  2. Azor Adaları ve Madeira takımadaları kendi siyasi ve idari statüleriyle ve özyönetim kurumları ile özerk bölgelerdir.

Madde 7. (Uluslararası ilişkiler)

  1. Portekiz’in uluslararası ilişkilerine, ulusal bağımsızlık, insan haklarına, halkların haklarına saygı, Devletler arasında eşitlik, uluslararası anlaşmazlıkların barışçıl çözümü, diğer Devletlerin iç işlerine karışmama ve insanlığın özgürlüğü ve gelişmesi için tüm halklarla işbirliği ilkeleri yön verir.
  2. Portekiz, emperyalizmin, sömürgeciliğin ve saldırganlığın diğer tüm biçimlerinin, sahipliğin ve halklar arasındaki ilişkilerde sömürünün ortadan kaldırılmasını, eşzamanlı ve kontrollü olarak genel silahsızlanma, siyasi-askeri blokların dağılması ve halklar arasındaki ilişkilerde barış ve adaleti sağlama yeteneğine sahip uluslararası bir düzenin yaratılması amacıyla ortak bir güvenlik sistemi oluşturulmasını savunur.
  3. Portekiz, halkların kendi kaderlerini tayin ve bağımsızlık haklarını olduğu gibi, baskının her türüne karşı ayaklanma hakkını da tanır.
  4. Portekiz, Portekizce konuşan ülkeler ile ayrıcalıklı dostluk ve işbirliği ilişkilerini muhafaza eder.
  5. Portekiz, Avrupa kimliğinin güçlendirilmesi ve Avrupa Devletlerinin halklar arasındaki ilişkilerde demokrasi, barış, ekonomik ilerleme ve adalet lehine olan eylemlerini güçlendirmek için her türlü çabayı gösterir.
  6. Portekiz, karşılıklılık ilkesine tabi ve hukukun üstünlüğüne ve katmanlı yetki ilkesine dayalı demokratik bir Devletin temel haklara saygı göstermesi ve özgür, güvenli ve adil bir alanın ekonomik, sosyal ve bölgesel olarak uyumunu ve ortak dış, güvenlik ve savunma politikasının tanımı ve uygulamasını sağlamak amacıyla, Avrupa Birliğini inşa etmek ve derinleştirmek için gerekli yetkilerin ortak, işbirliği içinde veya Birliğin kurumlarınca kullanılması için anlaşmalara girebilir.
  7. Hem birey olarak insanların hem de halkların haklarına saygıyı teşvik eden bir uluslararası adalete ulaşma amacıyla ve tamamlayıcılık ilkesini düzenleyen hükümlere ve Roma Statüsü’nün koyduğu diğer terimlere tabi olarak, Portekiz Uluslararası Ceza Mahkemesinin kararlarını kabul edebilir.

Madde 8. (Uluslararası hukuk)

  1. Uluslararası hukukun genel ya da ortak ilkeleri ve kuralları Portekiz hukukunun ayrılmaz bir parçasını oluşturur.
  2. Usulüne uygun onaylanmış veya kabul edilmiş uluslararası anlaşmalar tarafından konular kurallar, resmi olarak yayımlandığında Portekiz iç hukukunda yürürlüğe girer ve Portekiz Devletinin uluslararası anlamda bağladığı sürece öyle devam eder.
  3. Portekiz’in içinde olduğu uluslararası kuruluşların yetkili organlarınca belirlenen kurallar, ilgili kurucu antlaşmalarda ortaya konması koşuluyla, doğrudan Portekiz iç hukukunda yürürlüğe girer.
  4. Avrupa Birliğine yön veren antlaşmaların hükümleri ve Birlik kurumlarının, kendi sorumluluklarını yerine getirmek için çıkardığı kurallar, Birlik kanunu uyarınca ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir Devletin temel ilkelerine saygı gereği Portekiz iç hukukunda da geçerlidir.

Madde 9. (Devletin temel görevleri)

Devletin temel görevleri şunlardır:

  1. a) Ulusal bağımsızlığı güvence altına almak ve bunu geliştiren siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel koşulları oluşturmak;
  2. b) Temel hak ve özgürlükleri ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik Devlet ilkesine saygıyı güvence altına almak;
  3. c) Siyasi demokrasiyi savunmak, korumak ve ulusal sorunların çözümünde vatandaşların demokratik katılımını teşvik etmek;
  4. d) Halkın refahını ve yaşam kalitesini ve Portekiz’liler arasında gerçek eşitliği ve ekonomik ve sosyal yapıların dönüşümü sayesinde, ekonomik, sosyal, kültürel ve çevre haklarının etkin uygulamasını teşvik etmek.
  5. e) Portekiz halkının kültürel mirasını korumak ve geliştirmek, doğayı ve çevreyi korumak, doğal kaynakları muhafaza etmek, şehir ve kırsalın uygun planlamasını temin etmek.
  6. f) Eğitimi ve sürekli kişisel gelişimi sağlamak ve Portekiz dilinin kullanımını ve uluslararası yayılmasını teşvik etmek.
  7. g) Azor Adaları ve Madeira Takım Adalarının uzak-çevresel yapısına özel dikkat göstererek, Portekiz topraklarının bütününde uyum içinde bir kalkınmayı teşvik etmek.
  8. h) Erkekler ve kadınlar arasında eşitliği teşvik etmek.

Madde 10. (Genel oy hakkı ve siyasi partiler)

  1. Halk, genel, eşit, doğrudan, gizli ve periyodik oy, referandum ve Anayasada öngörülen diğer şekillerde siyasi yetkisini kullanır.
  2. Siyasi partiler, ulusal bağımsızlık ilkelerine, Devletin birliğine ve siyasal demokrasi saygıyla birlikte, halkın iradesinin örgütlenmesine ve ifadesine katkıda bulunur.

Madde 11. (Ulusal semboller ve resmi dil)

  1. Cumhuriyetinin egemenliğinin ve Portekiz’in bağımsızlığı, birliği ve bütünlüğünün simgesi olan Ulusal Bayrak, 5 Ekim 1910 Devriminin şekillendirdiği Cumhuriyetin kabul ettiği bayraktır.
  2. Milli marş A Portuguesa olacaktır.
  3. Resmi dil Portekizcedir.

Kısım I.

Temel haklar ve ödevler

Başlık I.

Genel ilkeler

Madde 12. (Evrensellik ilkesi)

  1. Her vatandaş Anayasada yer verilen haklara sahiptir ve ödevlere tabidir.
  2. Tüzel kişiler yapılarına uygun haklara sahip olurlar ve ödevlere tabidirler.

Madde 13. (Eşitlik ilkesi)

  1. Her vatandaş aynı toplumsal saygıyı hak eder ve kanunlar önünde eşittir.
  2. Hiç kimse, soy, cinsiyet, ırk, dil, köken, din, siyasal ya da ideolojik inançlar, eğitim, ekonomik durum, sosyal koşullar ya da cinsel yönelimleri bazında herhangi bir hakkından yoksun, tercihli, önyargılı, ayrıcalıklı veya ödevinden muaf olamaz.

Madde 14. (Yurtdışındaki Portekiz’liler)

Yurtdışında bulunan veya Portekiz’de yerleşik vatandaşların söz konusu hakları Devletin koruması altındadır ve ülkede bulunmalarını zorunlu kılmayan ödevlere tabidirler.

Madde 15. (Yabancılar, vatansızlar, Avrupa vatandaşları)

  1. Portekiz’de hayatını kazanan yabancılar ve vatanı olmayan kişiler Portekiz vatandaşlarının sahip olduğu aynı haklara sahiptirler ve ödevlere tabidirler.
  2. Siyasi haklar, ağırlıklı olarak teknik nitelikte olmayan kamu görevleri ve Anayasanın münhasıran Portekiz vatandaşlarına tanıdığı haklar, yukarıdaki fıkradaki hükümlerin dışındadır.
  3. Cumhurbaşkanlığı, Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı, başbakanlık ve yüksek mahkemelerden herhangi birinin başkanlığı, silahlı kuvvetler ve diplomatik temsilcilik görevleri dışında, kanunlara uygun olarak karşılıklılık ilkesine tabi olarak, normalde yabancılara verilmeyen haklar, Portekizce konuşan Devletlerin, daimi olarak Portekiz’de ikamet eden vatandaşları için geçerlidir.
  4. Karşılıklılık ilkesine tabi olarak, kanunlar, Portekiz’de yaşayan yabancılara, yerel meclis üyelikleri için oy kullanma ve seçime girme hakkını tanıyabilir.
  5. Kanunlar ayrıca, karşılıklılık ilkesine tabi olarak, Avrupa Birliğine Üye Devletlerin Portekiz’de yaşayan vatandaşlarına, Avrupa Parlamentosu üyelikleri için oy verme ve seçilme hakkını tanıyabilir.

Madde 16. (Temel hakların kapsamı ve yorumlanması)

  1. Anayasada yer bulan temel haklar, kanunlarla tanınan ve uluslararası hukukun geçerli kurallarında bulunan diğer hakları dışarıda bırakmaz.
  2. Anayasa hükümleri ve temel haklara ilişkin kanunlar İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine göre yorumlanır.

Madde 17. (Haklar, özgürlükler ve teminatları düzenleyen kurallar)

Hakları, özgürlükleri ve teminatları yöneten kurallar kümesi Başlık II’de yer alanlara benzer nitelikteki temel haklara uygulanır.

Madde 18. (Geçerlilik)

  1. Anayasanın haklar, özgürlükler ve teminatlarla ilgili hükümleri doğrudan geçerlilik kazanır, kamu ve özel kişi ve kurumları bağlar.
  2. Kanunlar sadece Anayasada açıkça ifade edilen durumlarda hakları, özgürlükleri ve teminatları kısıtlayabilir ve bu kısıtlamalar, Anayasa tarafından korunan diğer haklar ve menfaatlerin korunması için gerekli olanlarla sınırlıdır.
  3. Hakları, özgürlükleri ve teminatları kısıtlayan kanunlar soyut ve genel niteliktedir ve geriye dönük etkileri olamaz veya Anayasanın asıl içeriğinin kapsam ve ölçüsünü daraltamaz.

Madde 19. (Hakların kullanımının askıya alınması)

  1. Egemen güçler, Anayasada belirtilen şekilde ilân edilen bir sıkıyönetim veya olağanüstü hal dışında, hakların, özgürlüklerin ve teminatların kullanımını birlikte veya ayrı askıya alamazlar.
  2. Bir sıkıyönetim veya olağanüstü hal, Portekiz topraklarının bir bölümünde veya tamamında, sadece yabancı güçlerin fiili ve çok yakın zamanda beklenen bir saldırganlığı, anayasal demokratik düzene ciddi bir tehdit veya karışıklık veya milli felaket durumlarında ilân edilebilir.
  3. Yukarıdaki paragrafta sözü edilenler kadar ciddi ön koşullar yoksa olağanüstü hal ilân edilir ve sadece askıya alınabilen bazı haklar, özgürlükler ve teminatların askıya alınmasına neden olur.
  4. Hem olağanüstü hal veya sıkıyönetim arasındaki seçim hem de bunların ilânı ve uygulanmasında orantılılık ilkesine saygı gösterilir ve kendilerini, boyutları ve süreleri ve kullanılan araçlar açısından, normal anayasal düzeni bir an önce yeniden kurmak için gerekli olduğu kadarıyla sınırlandırırlar.
  5. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânları yeterli gerekçe beyan eder ve askıya alınacak hakları, özgürlükleri ve teminatları belirler. Aynı sınırlara tabi olarak yenilenme olasılığı saklı kalmak şartıyla, hiçbiri onbeş günden veya savaş ilânı nedeniyle ortaya çıkmışlarsa, kanunda belirtilen süreden daha uzun süreli olamaz.
  6. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânı, hiçbir koşulda, yaşama hakkı, kişisel bütünlüğü, medeni hakları ve vatandaşlığı, ceza kanununun geriye işletilememesini, davalının savunma hakkını veya din ve vicdan hürriyetini etkileyemez.
  7. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânı, normal anayasal düzeni, sadece Anayasada ve kanunlarda öngörüldüğü şekilde değişikliğe uğratabilir. Özellikle, egemenlik güçlerini kullanan organların veya özerk bölgelerin özyönetim organlarının sorumlulukları ve fonksiyonlarıyla ilgili anayasal kuralların uygulanmasını veya bu görevleri yapanların haklarının ve dokunulmazlıklarını etkilemez.
  8. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânları kamu makamlarına, normal anayasa düzene bir an önce dönülmesi için, yetki ve sorumluluk vermektedir.

Madde 20. (Kanun ve etkin yargısal korumadan yararlanma)

  1. Herkesin, kanunla korunan hak ve çıkarlarını savunmak için kanun ve mahkemelerden yararlanması güvence altındadır ve mali yetersizlikleri yüzünden kimse adaletten yoksun bırakılamaz.
  2. Kanundaki koşullara tabi olarak, herkesin kanuni bilgilendirme ve tavsiye, hukuki danışma ve herhangi bir makam karşısında avukat bulundurmaya hakkı vardır.
  3. Kanun, hukuki muamelelerin gizliliğinin korunmasının tanımını yapar ve yeterli önlemi alır.
  4. Herkes, taraf olduğu bir davada, makul bir sürede ve adil şekilde yargılanma hakkına sahiptir.
  5. Kişi haklarının, özgürlüklerinin ve teminatlarının korunması amacıyla ve bunlara yönelik tehditlerden veya ihlallerden, etkin ve zamanında hukuki koruma sağlamak için, kanun vatandaşların davalarının hızla ve öncelikle görülmesini temin eder.

Madde 21. (Direnme hakkı)

Herkes, haklarını, özgürlüklerini veya teminatlarını ihlal eden herhangi bir emre direnme ve kamu makamlarına başvurmak mümkün olmadığında, herhangi bir saldırıyı defetmek için güç kullanma hakkına sahiptir.

Madde 22. (Kamu kurumlarının sorumluluğu)

Makam sahipleri, personel ve görevlileriyle birlikte, Devlet ve diğer tüm kamu organları, hakların, özgürlüklerin ve teminatların ihlali veya diğerlerine verdikleri zararla sonuçlanan, görevleri sırasında yaptıkları fiiler veya ihmallerden hukuken sorumludurlar.

Madde 23. (Ombudsman)

  1. Vatandaşlar, kamu makamlarının eylemleri veya ihmalleriyle ilgili olarak Ombudsmana şikayette bulunabilir. Karar alma yetkisi olmaksızın, Ombudsman, bu şikayetleri değerlendirir, yetkili kurumlara, haksızlıkların giderilmesi veya önlenmesi için gerekli tavsiyelerde bulunabilir.
  2. Ombudsmanın çalışması, Anayasada öngörülen herhangi bir af veya hukuki çözümden ayrıdır.
  3. Ombudsmanlık bağımsız bir kurumdur ve kanunun belirleyeceği bir süre için Cumhuriyet Meclisi tarafından atanır.
  4. Kamu Yönetiminin kurum ve görevlileri, görevini yerine getirmesi sırasında Ombudsmanla işbirliği yapar.

Başlık II.

Haklar, özgürlükler ve teminatlar

Bölüm I.

Kişi hakları, özgürlükleri ve teminatları

 

Madde 24. (Yaşam hakkı)

  1. İnsan yaşamı dokunulmazdır.
  2. Ölüm cezası hiçbir koşulda var olamaz.

Madde 25. (Kişisel bütünlük hakkı)

  1. Her insanın ahlaki ve bedensel bütünlüğü ihlal edilemez.
  2. Hiç kimse, işkenceye ya da zalimane, aşağılayıcı veya insanlık dışı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.

Madde 26. (Diğer kişisel haklar)

  1. Herkesin bir kişisel kimlik, kişiliğini geliştirme, medeni haklar, vatandaşlık, iyi bir isim ve üne, surete, düşüncelerini ifade etme, kendi ve ailesinin yaşamının gizliliğini koruma ve her tür ayrımcılığa karşı hukuki korunma hakkı vardır.
  2. Kanun, kişiler ve aileleriyle ilgili bilgi edinimi ve kötü amaçlı kullanımı ve insanlık onuruna yakışmayan şekilde kullanımına karşı etkili teminat verir.
  3. Kanun, özellikle teknoloji yaratma, geliştirme ve kullanmada ve bilimsel deneylerde, insanın kişisel onuru ve genetik kimliğini güvence altına alır.
  4. Vatandaşlıktan yoksun bırakma ve medeni hakları kısıtlama sadece kanunun öngördüğü hal ve şartlarda meydana gelebilir ve siyasi gerekçelere dayandırılmaz.

Madde 27. (Özgürlük ve güvenlik hakkı)

  1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir.
  2. Kimse, kanunun hapisle cezalandırdığı bir fiilin işlenmesi için verilmiş bir mahkeme hükmü veya mahkemenin güvenlik tedbiri dışında, kısmen ya da tamamen özgürlüklerinden yoksun bırakılamaz.
  3. Aşağıdaki durumlarda, kanunun belirlediği süre ve koşullarda özgürlüklerden mahrum bırakma, bu ilkenin istisnalarını oluşturur:
  4. a) Suçüstü gözaltı;
  5. b) Üç yıldan daha fazla bir süre hapisle cezalandırılan ciddi bir suçun işlenmesine ilişkin güçlü kanıt olması durumunda gözaltında veya tutuklu tutma;
  6. c) Portekiz topraklarına uygunsuz bir şekilde giren veya uygunsuz bir şekilde bulunan veya halihazırda iade veya sınır dışı kovuşturmasına tabi olan bir kişinin yargı denetimine tabi hapis, gözaltı veya diğer zorlayıcı tedbirler;
  7. d) Askeri personele disiplin hapsi verilmesi. Bu hapis cezası yetkili mahkemede temyize tabidir;
  8. e) Yetkili adliye mahkemesinin emriyle, uygun bir ortamda korunması, yardım edilmesi veya eğitilmesi amacıyla bir küçüğün tedbirlere maruz kalması;
  9. f) Mahkemenin kararına uymama nedeniyle veya yetkili adli merci önüne çıkarılmayı temin amacıyla, mahkeme emriyle gözaltı;
  10. g) Kesinlikle gerekli olduğu durumlarda ve süreler için, kimlik belirleme amacıyla şüphelilerin gözaltına alınması;
  11. h) Yetkili adli merciin emri veya onayıyla, ruhsal bozukluğu olan bir kişinin uygun bir tedavi kurumuna teslim edilmesi.
  12. Özgürlüklerinden yoksun bırakılan her kişiye, anlaşılır bir şekilde, tutuklanması veya gözaltına alınmasının nedenleri ve hakları bildirilir.
  13. Anayasanın ve kanunların hükümlerine aykırı olarak özgürlüklerden yoksun bırakma, Devleti, mağdur olan kişinin kanuna uygun olarak tazmin edilmesi yükümlülüğü altına sokar.

Madde 28. (Gözaltında tutma)

  1. En fazla kırksekiz saat içinde, tüm gözaltılar, ya alıkonan kişinin salıverilmesi ya da uygun bir zorlayıcı tedbirin konması amacıyla, adli merci denetimine sunulur. Hâkim, gözaltındaki kişiyi, gözaltına alınma sebepleri hakkında bilgilendirilir, sorgular ve kendisine savunma yapma fırsatı verir.
  2. Gözaltında tutma istisnaidir ve kefaletle serbest bırakma veya kanunun öngördüğü daha elverişli bir tedbirin uygulanması mümkünse başvurulmaz veya sürdürülmez.
  3. Özgürlükten yoksun bırakmayı gerektiren bir tedbir koyan veya sürdüren bir mahkeme emri, bir an önce, gözaltına alınan kişinin bildireceği yakını veya başka bir güvendiği kişiye bildirilir.
  4. Gözaltı süresi kanunda belirtilen sınırlara tabidir.

Madde 29. (Ceza kanununun uygulanması)

  1. Kimse, söz konusu fiil veya kusur, önceden var olan bir kanunun hükümlerine göre cezalandırılabilir olmadıkça ceza kanununa göre mahkum edilemez ve aynı şekilde, daha önceden var olan bir kanunun öngördüğü şartlar olmaksızın, kimse bir güvenlik tedbirine tabi tutulamaz.
  2. Yukarıdaki fıkra hükümleri, fiilin işlendiği anda, uluslararası hukukun genel ilkelerince suç olarak kabul edilen bir fiil veya kusur Portekiz iç hukukunun belirlediği sınırlarda cezalandırılmasına engel değildir.
  3. Daha önceden var olan bir kanunun açıkça belirttiği bir yaptırım olmaksızın hiçbir hapis cezası veya güvenlik tedbiri uygulanamaz.
  4. Kimse, işlendiği anda kanunun öngördüğü hapis veya güvenlik tedbirinden daha ağır veya söz konusu tedbirin uygulanması için gerekli koşullar yerine gelmeden, bir hapis veya güvenlik tedbirine maruz bırakılamaz. Bununla birlikte, içeriği davalının lehine olan ceza kanunları geriye dönük olarak da uygulanır.
  5. Kimse aynı suçtan bir defadan fazla yargılanamaz.
  6. Haksız yere mahkûm edilen vatandaşlar, mahkûmiyetlerinin gözden geçirilmesi ve uğradıkları zarar için, kanunun öngördüğü şekilde tazmin edilme hakkına sahiptir.

Madde 30. (Cezaların sınırları ve güvenlik önlemleri)

  1. Özgürlüğü kısıtlayan veya yoksun bırakan bir mahkumiyet veya güvenlik tedbiri daimi nitelikte veya sınırsız veya tanımlanmamış süreye sahip olamaz.
  2. Açık ortamda tedavinin mümkün olmadığı ciddi ruhsal bozukluğa dayalı tehlike durumlarında, özgürlüğü sınırlandıran veya kaldıran güvenlik tedbirleri, söz konusu ruhsal durum devam ettikçe, ancak her zaman bir mahkeme kararıyla, peş peşe uzatılabilir.
  3. Cezai sorumluluk devredilemez.
  4. Hiçbir mahkûmiyet otomatik olarak herhangi bir hukuki, mesleki veya siyasi hak kaybı ile sonuçlanmaz.
  5. Özgürlüklerden mahrum bırakan bir mahkumiyet veya güvenlik tedbirine konu olan mahkumlar, mahkumiyetlerine esas sınırlamalara ve ilgili mahkumiyetlerin infazı ile konan özel şartlara tabi olarak, temel haklarını ellerinde bulundururlar.

Madde 31. (Habeas corpus – Hâkim karşısına çıkma hakkı)

  1. Yasadışı tutuklama, hapis ya da gözaltı gibi kötü amaçlı güç kullanımına karşı (habeas corpus) hâkim önüne çıkarma ilkesi geçerlidir. Bunun için başvurular yetkili mahkemeye yapılır.
  2. Tutuklanan, hapsedilen veya gözaltındaki bir kişi veya siyasi haklarını kullanan her vatandaş (habeas corpus) hâkim önüne çıkma kararı almak için başvuru yapabilir.
  3. Hâkim karşısına çıkma (habeas corpus) başvurusu yapıldığı günden başlayarak sekiz gün içinde hâkim bununla ilgili olarak, layiha ve karşı layihaya tabi duruşmaya hükmeder.

Madde 32. (Cezai kovuşturmalarda teminatlar)

  1. Cezai kovuşturmalar, temyiz de dahil, savunma için her türlü güvenceyi verir.
  2. Her davalı hakkında kesin hüküm verilinceye kadar masum kabul edilir ve savunma güvenceleriyle uyumlu olarak mümkün olduğunca çabuk mahkemeye çıkarılır.
  3. Davalılar avukat seçme ve her adli işlemde avukattan yardım alma hakkına sahiptir. Kanun, bir avukat yardımının zorunlu olduğu dava ve işlemleri belirler.
  4. Ön araştırmalar tamamen, kanunun şartlarına tabi olarak, başka kişi veya kurumların temel haklarını doğrudan ilgilendirmeyen araştırma çalışmalarını yapma yetkisi veren bir hâkimin sorumluluğunda yürütülür.
  5. Ceza kovuşturması karşılıklı ithamların olduğu bir yapıdadır, duruşmalar ve kanunun gerektirebileceği ön araştırma işlemleri layiha ve karşı layiha ilkesine tabi olur.
  6. Kanun, savunma haklarının güvence altına alınmasına istinaden, davalı veya sanığın, duruşmalar dahil, yargılama sürecinde bulunmasından vazgeçileceği durumları tanımlar.
  7. Mağdurlar, kanunun koyduğu kurallar çerçevesinde, yargılamada hazır bulunma hakkına sahiptir.
  8. İşkence, zorlama, kişinin bedensel veya manevi bütünlüğünün ihlali, özel hayata, konuta, haberleşmeye ve telekomünikasyona uygunsuz girme yoluyla elde edilen her türlü delil geçersiz sayılır.
  9. Hiçbir dava, daha önceki bir kanuna göre yargılama yapmış bir mahkemeden geri çekilemez.
  10. İdari suçlarla ilgili kovuşturmalarda veya ceza uygulanabilen her türlü kovuşturmada davalıların dinlenme ve savunma hakkı vardır.

Madde 33. (Sınır dışı etme, suçluların iadesi ve sığınma hakkı)

  1. Portekiz vatandaşları Portekiz topraklarından sınır dışı edilemez.
  2. Portekiz topraklarına kurallara uygun bir şekilde giren veya topraklarda kurallara uygun bir şekilde bulunan, oturma hakkı verilmiş olan veya sığınma hakkı talebi reddedilmemiş olan hiç kimse adli makamın kararı olmaksızın sınır dışı edilemez. Böyle durumlarda kanun yargılama şeklinin hızlandırılmasını güvence altına alır.
  3. Portekiz vatandaşlarının Portekiz’den sınır dışı edilmesi, sadece, uluslararası bir anlaşma ile karşılıklı suçluların iadesi üzerinde mutabakat sağlandığında veya terörizm ve uluslararası organize suç durumlarında ve başvuran Devletin hukuk sistemi adil yargılamayı güvence altına alması koşuluyla mümkündür.
  4. Başvuran Devletin kanunlarına göre hapis veya hürriyetten mahrum eden veya süresiz veya belirsiz bir süre için sınırlandıran güvenlik önlemiyle cezalandırılabilir suçlar için suçluların iadesi sadece, başvuran Devletin, bu alanda Portekiz’in taraf olduğu uluslararası bir anlaşmanın tarafı olması ve böyle bir hapis veya güvenlik önleminin uygulanmayacağı teminatı verilmesi durumunda mümkün olur.
  5. Yukarıdaki fıkralardaki hükümler, Avrupa Birliğinin himayesinde konmuş, suç alanında adli işbirliğini düzenleyen kuralların uygulanmasına halel getirmez.
  6. Kimse, hiçbir koşulda, siyasi nedenlerle veya başvuran Devletin kanunlarına göre ölümle veya kişinin bedensel bütünlüğüne geri dönülemez hasarla sonuçlanan başka bir mahkumiyetle cezalandırılabilen suçlar için sınır dışı edilemez.
  7. Sınır dışı edilme sadece adli makamların kararıyla olabilir.
  8. İltica hakkı, demokrasi, toplumsal veya ulusal kurtuluş, halklar arasında barış, insan hak ve özgürlükleri lehine faaliyetlerinin sonucu zulme uğrayan veya ağır tehdit altında olan yabancılara ve vatansız kimselere verilir.
  9. Kanun siyasi mülteci statüsünü belirler.

Madde 34. (Konut ve haberleşme dokunulmazlığı)

  1. Şahsi konutlar ve haberleşmenin gizliliği ve diğer özel iletişim araçları dokunulmazdır.
  2. Bir vatandaşın evine sadece yetkili adli merciin kararı ve sadece kanunla belirlenmiş usullere uygun durumlarda girilebilir.
  3. Geceleyin, suçüstü durumları veya terörizm, kanunun belirlediği, insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı da dâhil özellikle şiddet ve organize suç durumları saklı kalmak üzere, rızası olmadan kimse, bir kişinin evine giremez.
  4. Kamu makamlarının, ceza kovuşturmasıyla ilgili kanunun belirlediği durumlar dışında, haberleşme, telekomünikasyon veya diğer iletişim biçimlerine herhangi bir şekilde müdahale etmesi yasaktır.

Madde 35. (Bilgisayar kullanımı)

  1. Her vatandaşın, kendisiyle ilgili bilgisayar verilerine erişme, düzeltilmesini ve güncellenmesini isteme ve hepsi kanunla belirlenmiş olarak, hangi amaçla toplandığı konusunda bilgilendirilmeye hakkı vardır.
  2. Kanun, otomatik işlem ve bağlantısı, iletimi ve kullanımı konusunda geçerli koşul ve şartlarla birlikte kişisel veri kavramını tanımlar ve özellikle bağımsız idari bir kuruluş vasıtasıyla, korunmasını güvence altına alır.
  3. Bilgisayarlar, kanunun verdiği yetki ve ayrımcılık yapmama güvencesiyle birlikte veriye konu kişinin açık rızası dışında, felsefi veya siyasi suçlar, parti veya sendikaların üyelikleri, dini inançlar, özel yaşam veya etnik kökenleri işlemek veya bireysel olarak tanımlanamayan istatistikleri işlemek için kullanılamaz.
  4. Kanunun belirlediği istisnai durumlar hariç, üçüncü tarafların kişisel verilere erişimi yasaktır.
  5. Her vatandaşa tek bir ulusal numara vermek yasaktır.
  6. Herkesin, kamuya açık bilgisayar ağlarına erişimi güvence altına alınır ve kanun sınır ötesi veri akışlarında ve ulusal çıkar adına korunması güvence altına alınabilecek diğer veriler için geçerli kuralları belirler
  7. El dosyalarında bulunan kişisel veriler de yukarıdaki fıkralarda öngörülen aynı koruma kapsamındadır.

Madde 36. (Aile, evlilik ve babalık tayini)

  1. Herkes tam eşit şartlarda bir aile kurma evlenme hakkına sahiptir.
  2. Kanun, oluşma şekline bakılmaksızın, evliliğin, ölümle veya boşanma ile sona ermesinin şartlarını ve sonuçlarını düzenler.
  3. Eşler, medeni ve siyasi açıdan çocuklarının bakım ve eğitimiyle ilgili olarak eşit hak ve ödevlere sahiptir.
  4. Sırf bu sebepten, evlilik dışı doğan çocuklar hiçbir ayrıma tabi tutulamaz ve ne kanun ne de resmi daireler veya servisler bunların soylarıyla ilgili ayrımcı şartlara yer veremez.
  5. Ebeveynlerin çocuklarına bakma ve eğitme hak ve ödevi vardır.
  6. Her zaman bir adli makamın kararıyla ve çocuklara karşı temel ödevlerini yerine getirmeme durumları hariç, çocuklar ebeveynlerinden ayrılamaz.
  7. Evlat edinme, gerekli şartların tamamlanmasını belirli biçimlere bağlayan kanunla düzenlenir ve korunur.

Madde 37. (İfade ve bilgi hürriyeti)

  1. Herkes, düşüncelerini sözle, görüntü veya başka bir araçla serbestçe ifade etme, yayma ve başkalarını bilgilendirme, bilgi edinme ve engelleme veya ayrım olmaksızın bilgilendirilme hakkına sahiptir.
  2. Söz konusu hakların kullanımı herhangi bir sansür türü veya şekliyle engellenemez veya sınırlandırılamaz.
  3. Söz konusu hakların kullanılmasındaki ihlaller ceza kanunu veya idari suçları düzenleyen kanunun genel hükümlerine konu olur ve kanunun belirlediği şekilde mahkemelerin veya bağımsız idari kurumların huzuruna çıkarılır.
  4. Her kişi veya tüzel kişiye, eşit ve etkili biçimde cevap verme ve düzeltme hakkı yanı sıra, uğradığı zararların tazmin edilmesi hakkı verilir.

Madde 38. (Basın ve medya hürriyeti)

  1. Basın özgürlüğü güvence altındadır.
  2. Basın özgürlüğü şu anlama gelir:
  3. a) Gazetecilerin ve diğer personelin ifade ve yaratıcılık özgürlüğü, bir öğretiye ait veya sınıfsal olduğu zaman hariç, söz konusu medya kuruluşunun yayın politikasının belirlenmesine katılma hakkı;
  4. b) Kanunun şarta bağladığı şekilde, gazetecilerin bilgi kaynaklarına erişme ve mesleki bağımsızlık ve gizlilik hakkı ve yayın kurullarını seçme hakkı;
  5. c) Hiçbir ön idari yetki, kefalet ya da yeterlik aranmaksızın, gazete veya herhangi bir başka yayın kurma hakkı.
  6. Genel olarak, kanun, yayın kuruluşlarının sahiplerinin adlarının ve bu kuruluşların finansman kaynaklarının ilân edilmesini sağlar.
  7. Devlet, genel haber medyasına sahip olan işletmelere uzmanlaşma ilkelerini uygulamaya zorlayarak, bunları ayrımcı olmayan şekilde yaklaşarak ve destekleyerek ve özellikle çoklu ve birbirine kenetli menfaatler yoluyla yoğunlaşmalarını engelleyerek medyanın özgürlüğünü ve siyasi ve ekonomik güçlerden bağımsızlığını sağlar.
  8. Devlet, kamu radyo ve televizyon hizmetinin varlığını ve faaliyetini sağlar.
  9. Kamu sektörü medyasının yapısı ve faaliyeti Hükümetten, kamu yönetiminden ve diğer kamu makamlarından bağımsızlığını korur ve tüm farklı düşünce akımlarının kendini ifade edebilmesini ve birbiriyle yüzleşmesini sağlar.
  10. Radyo ve televizyon yayın istasyonları sadece, kanunun belirttiği şekilde, kamu ihalesi yoluyla verilen lisanslarla faaliyet gösterir.

Madde 39. (Medyanın düzenlenmesi)

  1. Bağımsız bir idari organ medyada aşağıdaki koşulları sağlamaktan sorumludur:
  2. a) Bilgi edinme hakkı ve basın özgürlüğü;
  3. b) Medya sahipliğinde yoğunlaşmanın önlenmesi;
  4. c) Siyasal iktidar ve ekonomik güçten bağımsızlık;
  5. d) Kişi hakları, özgürlükleri ve teminatlarına saygı;
  6. e) Medyanın çalışmasını düzenleyen kanun ve kurallara saygı;
  7. f) Tüm farklı görüşlerin kendilerini ifade edebilmesi ve birbirleriyle yüzleşebilmesi;
  8. g) (Yayın zamanı, karşılık verme ve siyasi cevap hakkının kullanılması)
  9. Kanun, yukarıdaki fıkrada atıfta bulunulan organın oluşumunu, sorumluluklarını, teşkilatını ve işleyişini ve Cumhuriyet Meclisince atanan üyelerinin statülerini ve rollerini tarif eder.

Madde 40. (Yayın zamanı, karşılık ve siyasi cevap hakkı)

  1. Siyasi partiler, sendikalar, meslek ve iş örgütleri ve ulusal kapsaması olan diğer kuruluşlar, büyüklükleri ve temsil güçlerine göre ve kanunla tanımlanan nesnel ölçütlerle, kamu radyo ve televizyon hizmetinde yayın zamanı hakkına sahiptir.
  2. Cumhuriyet Meclisinde bir veya daha fazla sandalyeye sahip ve Hükümette yer almayan siyasi partiler, kanunun belirttiği gibi, her partinin Meclisteki sandalye sayısıyla orantılı olarak kamu radyo ve televizyonunda yayın zamanına ve Hükümetin siyasi beyanlarına karşılık ve cevap hakkına sahiptir. Bu yayın zamanları, Hükümetin yayınlarına ve beyanlarına verilen aynı süre ve uzunluğa sahip olur. Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinde sandalyeleri olan partiler, söz konusu bölge sınırları içinde de aynı haklara sahiptir.
  3. Seçimler sırasında ve kanunun belirttiği şekilde, adaylar, ulusal ve bölgesel kapsaması olan radyo ve televizyon istasyonlarında düzenli ve eşit yayın zamanına sahip olur.

Madde 41. (Vicdan, din ve ibadet hürriyeti)

  1. Vicdan, din ve ibadet hürriyetine dokunulamaz.
  2. Kimse mezhebi veya dini gereklerini yerine getirmekten dolayı zulme uğratılamaz, haklarından yoksun bırakılamaz veya yurttaşlık yükümlülüklerinden veya ödevlerinden muaf tutulamaz.
  3. Hiçbir makam, bireysel kimliği belirtilmeyen istatistik amaçlı veri toplama dışında, kimsenin dini inanç ve mezhebini sorgulayamaz, ne de cevap vermeyi reddedenler bir zarara uğratılabilir.
  4. Kiliseler ve diğer dini cemaatler Devletten ayrıdır ve örgütlenme ve kendi tören ve ayinlerini yapmakta serbesttirler.
  5. Herhangi bir dini, söz konusu mezhep içinde öğretme ve faaliyetlerini yürütmek için uygun araç kullanma özgürlüğü güvence altındadır.
  6. Kanunun belirlediği şekilde, bir vicdani retçi olma hakkı güvence altındadır.

Madde 42. (Kültür oluşturma özgürlüğü)

  1. Fikri, sanatsal ve bilimsel yaratım sınırlandırılamaz.
  2. Bu özgürlük, bilim, edebiyat ve sanat eserlerini icat etme, üretme ve kamuoyuna yayma hakkını kapsar ve telif haklarının kanunla korunmasını içerir.

Madde 43. (Öğrenme ve öğretme hürriyeti)

  1. Öğrenme ve öğretme hürriyeti güvence altındadır.
  2. Devlet, herhangi bir, estetik, politik, ideolojik, felsefi veya dini direktife uygun olarak eğitim ve kültür programları hazırlamaz.
  3. Kamu eğitimi bir mezhebe bağlı olamaz.
  4. Özel ve kooperatif okulları açma hakkı güvence altındadır.

Madde 44. (Seyahat ve göç etme hakkı)

  1. Her vatandaş, Portekiz toprakları içinde serbestçe seyahat edebilir ve yerleşebilir.
  2. Her vatandaşın, Portekiz topraklarından ayrılma veya başka bir ülkeye göç etme hakkı ve bu topraklara geri dönme hakkı güvence altındadır.

Madde 45. (Toplantı ve gösteri hakkı)

  1. Vatandaşlar, halka açık yerlerde bile, hiçbir izne ihtiyaç duymadan, barışçıl ve silahsız toplanma hakkına sahiptir.
  2. Her vatandaşa gösteri yapma hakkı tanınır.

Madde 46. (Dernek kurma özgürlüğü)

  1. Vatandaşlar, şiddeti teşvik etmeme ve amaçları ceza kanuna muhalif olmama koşuluyla, ön izin olmaksızın birlikte dernek kurma hakkına sahiptir.
  2. Dernekler amaçlarını serbestçe ve kamu makamlarının müdahalesi olmadan gerçekleştirirler ve kanunun belirttiği durumlar dışında ve mahkeme emri olmaksızın feshedilemezler ve faaliyetleri askıya alınamaz.
  3. Kimse bir derneğe zorla üye edilemez veya orada kalmak için herhangi bir şekilde zorlanamaz.
  4. Silahlı derneklere, askeri, askerileştirilmiş veya milis türü derneklere ve ırkçı veya faşist ideoloji sergileyen örgütlere izin verilmez.

Madde 47. (Meslek seçme ve Kamu Yönetimine girme hürriyeti)

  1. Herkes, kanunun genel kamu yararı adına koyduğu veya kendi yetenekleriyle ilgili kısıtlamalara tabi olarak, serbestçe bir meslek veya çalışma türü seçebilir.
  2. Her vatandaş, bir genel kural olarak rekabetçi bir istihdam süreci yoluyla, kamu yönetimine başvurmada eşit ve serbest hakka sahiptir.

Bölüm II.

Siyasi katılıma ilişkin haklar, hürriyetler ve teminatlar

 

Madde 48. (Siyasi yaşama katılma)

  1. Her vatandaş, doğrudan ya da serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığıyla, siyasi yaşamda ve ülkenin kamu işlerinin yönetiminde yer alma hakkına sahiptir.
  2. Her vatandaşın, Devletin ve diğer kamu kurumlarının faaliyetleri hakkında nesnel olarak aydınlatılma ve kamu işlerinin yönetimi konusunda Hükümet ve diğer kamu kurumları tarafından bilgilendirilme hakkı vardır.

Madde 49. (Oy verme hakkı)

  1. Kanunun belirttiği ehliyetsizlikler dışında, onsekiz yaşına gelmiş her vatandaş oy verme hakkına sahiptir.
  2. Oy verme hakkı şahsen kullanılır ve medeni bir ödev oluşturur.

Madde 50. (Kamu görevi için aday olma hakkı)

  1. Her vatandaş herhangi bir kamu görevine aday olmak için serbest ve eşit hakka sahiptir.
  2. Kimse, siyasi haklarını kullanmaktan veya kamu görevinde bulunmaktan dolayı atamalarda, iş veya mesleki kariyer veya hak kazandığı sosyal yardımlarda zarara uğratılamaz.
  3. Seçimle gelinen görevlere adaylık hakkının yönetilmesinde, kanun sadece, hem seçmenin seçme özgürlüğünü ve bağımsızlığını hem de söz konusu görevlerin yerine getirilmesinde tarafsızlığı güvence altına alma ihtiyacıyla bazı seçilmeye engel durumları belirleyebilir.

Madde 51. (Siyasi dernekler ve partiler)

  1. Dernek kurma özgürlüğü, siyasi dernek kurma veya içlerinde yer alma ve bunlar vasıtasıyla halk iradesinin tecellisine ve siyasi iktidarın örgütlenmesine yönelik olarak müşterek ve demokratik çalışma hakkını içerir.
  2. Kimse aynı anda birden fazla partiye üye olamaz ve hiç kimse yasal olarak kurulmuş herhangi bir partiye üye olmadığı veya üyeliğini sona erdirdiği için herhangi bir hakkını kullanmaktan yoksun bırakılamaz.
  3. Parti programlarında vurguladıkları felsefe ve ideolojiye halel getirmeksizin, siyasi partiler, herhangi bir din veya kilise ile doğrudan ilgisi olan ifadeleri ihtiva eden isimleri veya ulusal veya dini simgelerle karıştırılabilecek amblemleri kullanamaz.
  4. Hiçbir parti, dini bir nitelik veya kapsama sahip bir isim veya parti programı ile kurulamaz.
  5. Siyasi partiler, şeffaflık, demokratik örgütlenme ve yönetim ve tüm üeyelerin katılımı ilkeleriyle yönetilir.
  6. Kanun, siyasi partilerin finansmanını düzenleyen, özellikle kamu kaynaklarıyla ilgili şartlar ve sınırlamaları ve varlıklarını ve hesaplarını halka açıklama gerekliliğiyle ilgili kuralları koyar.

Madde 52. (Dilekçe hakkı ve halk adına yargıya başvuru hakkı)

  1. Her vatandaş, hakkını, Anayasayı, kanunları veya kamu çıkarlarını korumak için, egemen güçlere, özerk bölgelerin özyönetim organlarına veya herhangi bir makama bireysel olarak veya başkalarıyla topluca dilekçe, açıklama, hak iddiası veya şikayet başvurusu yapma hakkına ve ayrıca makul bir süre içerisinde bu başvurusunun değerlendirme sonucunun kendisine bildirilmesi hakkına sahiptir.
  2. Kanun, toplu dilekçelerin Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin genel kurullarında değerlendirilme şartlarını belirler.
  3. Herkesin, kanunun belirleyeceği şartlarda, şahsen veya söz konusu çıkarları savunan dernekler yoluyla mağdur taraf ya da tarafların uygun tazminatı için başvuru hakkını da içermek üzere, halk adına yargıya başvurma hakkı vardır. Söz konusu hak özellikle şu amaçlar için kullanılır:
  4. a) Kamu sağlığına, tüketici haklarına, yaşam kalitesine veya çevrenin ve kültürel mirasın korunmasına karşı suçların önlenmesi, durdurulması veya soruşturulmasını teşvik etmek için;
  5. b) Devlet, özerk bölgeler ve yerel yönetimlere ait mülkün korunması için.

Bölüm III.

İşçi hakları, özgürlükleri ve teminatları

 

Madde 53. (İş güvencesi)

İşçilere iş güvencesi verilir ve haklı sebep olmaksızın siyasi veya ideolojik sebeplerle işten çıkarma yasaktır.

Madde 54. (İşçi komiteleri)

  1. İşçiler, çıkarlarını savunmak ve şirket yaşamına demokratik müdahale için işçi komiteleri oluşturma hakkına sahiptir.
  2. İşçi komiteleri oluşturma kararları, komitenin tüzüğünü onaylayacak ve üyelerini doğrudan, gizli oylama yöntemiyle seçecek olan ilgili işçiler tarafından alınır.
  3. İşçilerin çıkarlarını teminat altına alma ve ekonomik yeniden yapılandırmaya müdahaleyi geliştirmek amacıyla koordinasyon komiteleri oluşturulabilir.
  4. Komite üyeleri sendika delegelerine tanınan yasal güvenceden yararlanırlar.
  5. İşçi komiteleri şu haklara sahiptir:
  6. a) Görevlerini yerine getirmek için gereken tüm bilgileri almak;
  7. b) İşletmelerin yönetimini izlemek;
  8. c) Özellikle eğitim faaliyetleriyle ilgili olarak veya çalışma koşulları değiştirilirken, işletmenin yeniden yapılanma sürecine katılmak;
  9. d) Sektörlerine yönelik iş mevzuatı ve ekonomik ve sosyal planların hazırlanmasında rol almak;
  10. e) İşletmelerin sosyal faaliyetlerini yönetmek veya yönetimine katılmak;
  11. f) Kanunların belirttiği şekilde, Devlete veya diğer kamu kurumlarına ait işletmelerin yönetim organlarına işçi temsilcileri seçilmesini teşvik etmek.

Madde 55. (Sendikal özgürlükler)

  1. İşçiler, hakları ve çıkarlarının korunmasında birlik sağlamanın koşulu ve güvencesi olarak sendika kurmak ve yürütmekte özgürdür.
  2. Sendika kurma ve yürütme özgürlüklerini kullanırken, işçilere, ayrım gözetmeksizin, özellikle aşağıdaki güvenceler verilir:
  3. a) Her seviyede sendika kurma özgürlüğü;
  4. b) Üye olma özgürlüğü. Hiçbir işçi üye olmadığı sendikaya aidat ödemeye zorlanamaz;
  5. c) Sendikaların örgütlenme ve iç yönetmeliklerini belirleme özgürlüğü;
  6. d) İşletmelerde sendikal faaliyetlere katılma hakkı;
  7. e) İlgili tüzüklerin belirlediği şekillerde siyasi görüş hakkı.
  8. Sendikalar, yönetim organlarının gizli oyla periyodik seçimine dayalı, herhangi bir yetkilendirme ve onay ihtiyacı olmaksızın demokratik örgütlenme ve yönetim ilkeleriyle yönetilir ve sendikal faaliyetin her alanında işçilerin aktif katılımıyla kurulur.
  9. Sendikalar, işverenler, Devlet, dini cemaatler ve partiler ve diğer siyasi birliklerden bağımsız olur ve kanun, çalışan sınıfın birliği için esas olan bu bağımsızlığa uygun güvenceler oluşturur.
  10. Sendikalar, uluslararası sendika kuruluşlarıyla ilişki kurma ve bunlara katılma hakkına sahiptir.
  11. İşçilerin seçilmiş temsilcileri, bilgilendirilme ve kendilerine danışılma ve işlevlerini meşru düzlemde gerçekleştirirken, koşullara, sınırlamalara ve kısıtlamalara boyun eğmemek için yeterli yasal koruma hakkını kullanır.

Madde 56. (Sendikal haklar ve toplu sözleşme)

  1. Sendikalar, temsil ettikleri işçilerin haklarını ve çıkarlarını savunmaktan sorumludur.
  2. Sendikalar şu haklara sahiptir:
  3. a) İş mevzuatının hazırlanmasında yer almak;
  4. b) Sosyal güvenlik kurumları ve işçilerin çıkarlarını gözeten diğer kuruluşların yönetiminde yer almak;
  5. c) Ekonomik ve sosyal plan üzerinde görüş bildirmek ve bunların uygulanmasını denetlemek;
  6. d) Kanunla belirtildiği üzere, sosyal uzlaşma organlarında temsil edilmek;
  7. e) Özellikle eğitim faaliyetleriyle ilgili olarak veya çalışma koşulları değiştirilirken, işletmenin yeniden yapılanma sürecinde yer almak;
  8. f) Sendikalar kanunla belirlendiği üzere güvence altına alınan toplu sözleşmeler yapma hakkını kullanmaktan sorumludur.
  9. g) Kanun, toplu iş sözleşmeleri yapma meşruiyetini ve bunların hükümlerinin geçerliliğini düzenleyen kuralları belirler.

Madde 57. (Grev hakkı ve lokavt yasağı)

  1. Grev hakkı güvence altındadır.
  2. İşçiler grevle savunulacak çıkarların kapsamını tanımlamaktan sorumludur ve kanun bu kapsamı sınırlamaz.
  3. Kanun, donanım ve tesislerin güvenliğini sağlamak için gerekli olan hizmetlerin ve grevler sırasında temel sosyal ihtiyaçların karşılanması için kaçınılmaz olan asgari düzeydeki hizmetlerin koşullarını tanımlar.
  4. Lokavt yasaktır.

 

 

Başlık III.

Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve ödevler

Bölüm I.

Ekonomik haklar ve ödevler

Madde 58. (Çalışma hakkı)

  1. Herkes çalışma hakkına sahiptir.
  2. Çalışma hakkını güvence altına almak için, Devletin yükümlülükleri şunlardır:
  3. a) Tam istihdam politikalarının uygulanması;
  4. b) İş ve meslek seçiminde eşit fırsatlar ve cinsiyete dayalı engellemeden, herhangi bir kadroya, işe veya mesleki kategoriye girmesini sınırlamadan kaçınmak için gerekli koşullar;
  5. c) İşçiler için kültürel ve teknik eğitim ve mesleki gelişim.

Madde 59. (İşçi hakları)

  1. Yaş, cinsiyet, ırk, vatandaşlık, köken, din ve siyasi ve ideolojik inançlarına bakılmaksızın, her işçi şu haklara sahiptir:
  2. a) Eşit işe eşit ücret ilkesine uygun olarak ve geçimini sağlamaya yetecek şekilde, hacmi, yapısı ve niteliğine göre yaptığı işin karşılığının ödenmesi;
  3. b) Çalışmanın, sosyal onurla uyumlu ve kişisel tatmin sağlayacak ve mesleki ve aile yaşamını bir arada götürmeyi mümkün kılacak şekilde örgütlenmesi;
  4. c) Güvenli, hijyen ve sağlıklı koşullarda çalışmak;
  5. d) Dinlenme ve boş zaman, iş gününün maksimum sınırı, haftalık dinlenme süresi ve periyodik ücretli tatiller;
  6. e) İsteği dışında işsiz kaldığında maddi yardım;
  7. f) İşle ilgili kaza veya meslek hastalığı mağduru olduğunda yardım ve adil tazminat;
  8. Devlet, işçilerin hakkı olan çalışma, hizmet karşılığı ve dinlenmeyle ilgili koşulları sağlamak için özellikle şunları yapmakla yükümlüdür:
  9. a) Özellikle işçilerin ihtiyaçları, geçinme maliyeti, üretim sektörlerinin geliştirdiği düzey, ekonomik ve mali istikrarın zorladığı şartlar ve kalkınma amaçlı sermaye birikimini dikkate alarak, asgari ücreti belirleme ve güncelleme.
  10. b) Çalışma saatlerinde ulusal sınırlar belirleme;
  11. c) Hamilelik ve doğum sonrası kadınlar, küçükler ve engelliler ve çalışma şartları özellikle ağır olan veya sağlıksız, zehirli veya tehlikeli ortamlarda çalışanlar için çalışmayla ilgili özel koruma;
  12. d) Sosyal kuruluşlar ile işbirliği içerisinde, dinlenme ve tatil merkezlerinden oluşan bir ağın sistematik olarak geliştirilmesinin sağlanması;
  13. e) Göçmen işçilerin çalışma koşullarını korumak ve sosyal yardımları güvence altına almak;
  14. f) Öğrenci işçilerin çalışma koşullarını korumak.
  15. Maaşlar, kanunla ortaya konulmuş özel güvencelere sahiptir.

Madde 60. (Tüketici hakları)

  1. Tüketiciler, tüketilen mal ve hizmetlerde, eğitim ve bilgide, sağlığın korunmasında, güvenlik ve ekonomik çıkarlarında iyi kalite ve uğradıkları zararlar için tazminat hakkına sahiptir.
  2. Reklamcılık kanunla düzenlenir ve gizli, dolaylı veya hileli her türlü reklam biçimi yasaktır.
  3. Tüketici dernekleri ve tüketim kooperatifleri, kanunda belirtilen, Devletten yardım alma, tüketicinin korunması konusunda dinlenme hakkına sahiptir ve üyelerini veya toplu veya kamu çıkarlarını kanuni müdafaa hakkı vardır.

Madde 61. (Özel şirketler, kooperatifler ve işçi yönetimi)

  1. Anayasa ve kanunların ve kamu yararı açısından belirlenen çerçevelerde serbestçe özel ekonomik girişim yapılabilir.
  2. Herkes kooperatifçilik ilkelerine uygun olarak, özgürce kooperatif kurma hakkına sahiptir.
  3. Kooperatifler kanunun belirlediği genel çerçevede serbestçe faaliyet gösterir ve gruplaşarak birlikler, federasyonlar ve konfederasyonlar ve kanunun öngördüğü diğer örgütleri oluşturabilirler.
  4. Kanun, Devletin ya da herhangi bir kamu kurumunun hissesinin olduğu kooperatifler için özel kuruluş şartları koyar.
  5. Kanunla ortaya konduğu üzere, işçi yönetimi hakkı olacaktır.

Madde 62. (Özel mülkiyet hakkı)

  1. Anayasanın orta koyduğu üzere, herkesin özel mülkiyete ve bunun yaşarken veya devrine aktarılmasına hakkı vardır.
  2. Kamu yararına el koyma ve kamulaştırma sadece kanunlar temelinde adil tazminat ödemesiyle yapılır.

Bölüm II.

Sosyal haklar ve ödevler

Madde 63. (Sosyal güvenlik ve dayanışma)

  1. Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
  2. Devlet, sendikalar, işçiler ve diğer yararlanıcıları temsil eden kuruluşların katılımı ile birlikte, birleşik ve merkezi olmayan bir sosyal güvenlik sistemini örgütlemek, koordine ve sübvanse etmekle görevlidir.
  3. Sosyal güvenlik sistemi, vatandaşları hastalıklarında, yaşlılıklarında ve sakatlandıklarında, dul veya yetim kaldıklarında ve ayrıca işlerini kaybettiklerinde veya geçinme araçlarını veya çalışma yeteneğini tamamen kaybettiklerinde veya sıkıntıya düştüklerinde korur.
  4. Kanunun belirttiği şekilde, çalışılan tüm dönemleri, hizmet edilen sektörden bağımsız olarak, yaşlılık ve malullük aylığı hesaplamalarında katkıda bulunur.
  5. Bu maddede ve 67/2b, 69, 70/1e, 71 ve 72’nci maddelerde yer verilen sosyal dayanışma hedeflerini gerçekleştirme amacıyla, Devlet, kanunlarda belirtildiği şekilde, kamu yararına olduğu kabul edilen yardım kurumlarını ve diğer kar gözetmeyen kurumların faaliyetlerini operasyonlarını destekler ve inceler.

Madde 64. (Sağlık)

  1. Herkes sağlığı koruma hakkına ve sağlığı savunma ve koruma ödevine sahiptir.
  2. Sağlığın korunması hakkı aşağıdaki yolla yerine getirilir:
  3. a) Kullanan vatandaşların ekonomik sosyal koşullarına özel dikkat göstererek, genel ve geniş kapsamlı ve ücretsiz olmaya yatkın bir ulusal sağlık hizmeti yardımıyla;
  4. b) Özellikle çocukların, gençlerin ve yaşlıların korunmasını güvence altına alan ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel koşulları oluşturarak; yaşam ve çalışma koşullarını sistematik olarak iyileştirerek ve ayrıca okulda diğer insanlar arasında beden sağlığı ve sporu teşvik ederek; ve hem insan sağlığı hem de hijyen eğitimini ve sağlıklı yaşam uygulamalarını geliştirerek.
  5. Sağlığın korunması hakkının kullanılmasını temin etmek için, Devletin birincil görevi aşağıdaki işlevleri üstlenmektir:
  6. a) Ekonomik durumundan bağımsız olarak, her vatandaşın koruyucu, tedavi edici ve iyileştirici tıbbi bakımdan yararlanmasını garanti etmek;
  7. b) Bütün ülkeyi rasyonel ve etkili biçimde kapsayan sağlık hizmetleri ve insan kaynaklarını garanti etmek;
  8. c) Sağlık hizmetleri ve ilaçların kamu finansmanı ile karşılanması yönünde çalışmak;
  9. d) Kamu ve özel sektöre ait sağlık kurumlarında yeterli verimlilik ve kalite standartlarını elde etmek üzere, tüzel ve özel tıp biçimlerini düzenlemek ve teftiş etmek ve ulusal sağlık hizmetleri ile bütünleştirmek.
  10. e) Kimyasal, biyolojik ve farmakolojik ürünler ile tedavi ve tanıda kullanılan diğer araçların üretim, dağıtım, pazarlama, satış ve kullanımını düzenlemek ve denetlemek;
  11. f) İlaçların kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi ve tedavisi için politikalar oluşturmak.
  12. Ulusal sağlık hizmeti, yerinden ve katılımcı bir yönetim sistemine sahip olacaktır.

Madde 65. (Konut ve şehir planlaması)

  1. Herkes, kendisi ve ailesi için, sağlıklı ve konforlu, kişi ve aile mahremiyetini muhafaza eden, yeterli büyüklükte bir mesken hakkına sahiptir.
  2. 2. Konut hakkını güvence altına almak için, Devletin yükümlülükleri şunlardır:
  3. a) Yeterli ulaşım ağı ve sosyal tesisin varlığını garanti eden şehir planlama belgeleriyle desteklenen genel şehir ve bölge planlama belgelerinde şekillendirilmiş bir konut politikasını planlama ve uyguılama;
  4. b) Özerk bölgeler ve yerel yönetimlerle işbirliği içinde düşük maliyetli sosyal konut inşaatını teşvik etme;
  5. c) Kamu yararına tabi olarak, özel inşaatı ve konut sahipliği veya kiralamayı canlandırma;
  6. d) Konut sorunlarını çözme yolunda çaba gösteren yerel girişimleri destekleme ve teşvik etme ve konut ve yapı kooperatiflerinin oluşumunu özendirme.
  7. Devlet, ailenin geliriyle uyumlu bir kiralama ve ferdi konuttan faydalanma sisteminin oluşturulması yönünde bir politika üstlenir.
  8. Devlet, özerk bölgeler ve yerel yönetimler, özellikle planlama araçları ve şehir ve bölgenin planlamasıyla ilgili genel kanuni çerçeve içinde, şehir arazisinin işgali, kullanımı ve dönüştürülmesini düzenleyen kuralları belirler ve kamu yararına şehir planlama amaçlarını yerine getirmeye yönelik araziyi kamulaştırır.
  9. İlgili taraflar, şehir planlama araçlarının ve diğer şehir ve bölge planlama araçlarının hazırlanmasına katılma hakkına sahiptir.

Madde 66. (Çevre ve yaşam kalitesi)

  1. Herkesin sağlıklı ve ekolojik olarak dengeli bir yaşam çevresine sahip olma hakkı ve bunu savunma ödevi vardır.
  2. Devlet, sürdürülebilir kalkınma genel çerçevesi içinde çevre hakkını güvence altına almak için, ilgili kurumlar yoluyla eyleme geçerek ve vatandaşların katılımını sağlayarak şu görevleri üstlenir:
  3. a) Kirliliğin ve etkilerinin ve erozyonun zararlı biçimlerinin önlenmesi ve kontrol altına alınması;
  4. b) Doğru faaliyet alanı, dengeli sosyal ve ekonomik kalkınma ve doğal alanların geliştirilmesi amacıyla, şehir ve bölge planlaması yürütme ve geliştirme;
  5. c) Doğal parklar ve rekreasyon alanlarının oluşturulması ve geliştirilmesi ve doğanın korunmasını ve kültürel değerlerin ve tarihi ve sanatsal ilgi odağı varlıkların saklanmasını sağlayacak şekilde doğal alanların ve yerlerin korunması;
  6. d) Doğal kaynakların akılcı kullanımını teşvik etme, kuşaklararası dayanışma ilkesiyle, bu kaynakların kendilerini yenileme yeteneklerini güvence altına alma ve ekolojik istikrarı sürdürme.
  7. e) Yerel yönetimlerle birlikte hareket etme, özellikle mimari düzeyde ve tarihi alanların korunmasıyla ilgili olarak, şehir dışı yerleşimlerinin ve şehir yaşamının çevre kalitesini geliştirme.
  8. e) Çevre hedeflerinin çeşitli sektör politikalarıyla bütünleştirilmesini teşvik etme;

Çevre eğitimini ve çevreyle ilgili değerlere saygıyı geliştirme;

  1. f) Mali politikanın çevrenin ve yaşam kalitesinin korunması ile uyumlu kalkınmayı mümkün kılacak yapıda olmasını sağlama.

Madde 67. (Aile)

  1. Toplumda temel bir öğe olarak Aile toplum ve Devlet tarafından korunma hakkına ve aile üyelerinin kişisel tatmin sağlayabilmeleri için gerekli tüm koşulların etkin uygulanması hakkına sahiptir.
  2. Ailenin korunması için, Devlet özellikle şu açılardan sorumludur:
  3. a) Aile birimlerinin sosyal ve ekonomik bağımsızlığını geliştirme;
  4. b) Ulusal kreş ağının ve yaşlılar politikasıyla birlikte, aileyi destekleyecek diğer tesislerin oluşturulmasını teşvik etmek ve bunlardan yararlanmalarını garanti etmek;
  5. c) Çocuklarının eğitimi ile ilgili olarak velilerle işbirliği;
  6. d) Bireysel özgürlükle ilgili olarak, bilgi, yöntem ve araçlara erişimi teşvik ederek aile planlaması hakkını garanti etme, annelik ve babalığın bilinçli olarak planlanması için gerekli hukuki ve teknik düzenlemeleri yapma;
  7. e) İnsan onurunu koruyacak şekilde yardımla üremeyi düzenleme;
  8. f) Vergi ve sosyal yardımları ailenin giderleriyle paralel olarak düzenleme.
  9. g) Aileyi temsil eden derneklere danıştıktan sonra, evrensel ve bütünleşik bir aile politikası hazırlama ve uygulama;
  10. h) Çeşitli sektör politikalarını uyumlaştırarak, mesleki yaşamı ve aile yaşamı arasında uyumu sağlama.

Madde 68. (Babalık ve annelik)

  1. Özellikle çocukların eğitiminde, çocuklarıyla ilişkilerinde yeri doldurulamaz rollerini yerine getirirken, anneler ve babalar, medeni hayata katılımları ve kendi mesleki tatminlerini güvencesiyle birlikte, toplum ve Devletin koruması hakkına sahiptir.
  2. Annelik ve babalık toplumdaki saygın sosyal değerleri oluşturur.
  3. Kadınlar gebelikleri sırasında ve doğum sonrasında özel bakım hakkına sahiptir ve kadın işçiler ücretlerinden veya ayrıcalıklarından herhangi bir kayıp olmaksızın yeterli izin süresi hakkına sahiptir.
  4. Kanun anne ve babalara, çocukların yararına ve aile biriminin ihtiyaçları uyarınca, işten yeterli süre izin verilmesini düzenler.

Madde 69. (Çocukluk)

  1. Kesintisiz gelişmeleri amacıyla, çocuklar, özellikle her türlü terk edilme, ayrımcılık ve baskıya ve ailedeki veya başka herhangi bir kurumdaki kötüye kullanılan otoriteye karşı toplumun ve Devletin korumasına sahiptir.
  2. Devlet, yetim kalan, terk edilen veya normal bir aile ortamından yoksun olan çocuklar için özel koruma sağlar.
  3. Kanunun belirttiği şekilde, okul çağındaki küçüklerin çalışması yasaktır.

Madde 70. (Gençlik)

  1. Gençler, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından etkin biçimde yararlanmalarını sağlamak için, özellikle aşağıdaki konularda, özel olarak korunur:
  2. a) Eğitim, mesleki eğitim ve kültür;
  3. b) İlk işe girme, çalışma ve sosyal güvenlik;
  4. c) Konut edinme;
  5. d) Beden eğitimi ve spor;
  6. e) Boş zamanlarını geçirme;
  7. Gençlik politikasının öncelikli hedefleri, gençlerin kişiliğinin geliştirilmesi, aktif yaşamla etkin bütünleşmeleri için gerekli koşulların yaratılması, özgürce yaratıcılık sevgisi ve topluma hizmet duygusudur.
  8. Aileler, okullar, işletmeler, mahalle örgütleri, kültür dernekleri, vakıflar, kültür ve dinlenme grupları ile birlikte hareket ederek, Devlet söz konusu hedeflerin gerçekleştirilmesi için gençlik organizasyonları ve uluslararası gençlik mübadelesini destekler ve teşvik eder.

Madde 71. (Engelli vatandaşlar)

  1. Bedensel veya ruhsal engelli vatandaşlar hakların tamamından yararlanır ve kendi durumlarının uygulamalarını veya yerine getirmelerini imkansız kıldıkları hariç, Anayasada yer alan ödevlere tabidir.
  2. Devlet, sakatlıkların önlenmesi ve tedavisi ve engelli vatandaşların rehabilitasyonu ve entegrasyonu ve ailelerine yardım sağlanması için ulusal bir politika üstlenir, toplumu eğitir ve bu vatandaşlara yönelik saygı ve dayanışma ödevlerini hatırlatır ve ebeveynlerinin veya vasilerinin haklarına ve görevleri saklı kalmak üzere, kendi haklarını etkin olarak kullanmalarını temin eder.
  3. Devlet, engelli vatandaşların örgütlerine destek olur.

Madde 72. (Yaşlılar)

  1. Yaşlıların, ekonomik güvenceye, konut ve kişisel özgürlüklerine saygı gösteren, yalnızlaşma veya toplumsal marjinalleşmeden kaçınan aile ve toplum yaşantısı açısından uygun koşullara sahip olma hakları vardır.
  2. Yaşlılar politikası, yaşlı insanlara, toplum yaşamına aktif katılım yoluyla şahsi tatmin için olanaklar sağlamaya yönelik ekonomik, sosyal ve kültürel nitelikli önlemleri içerir.

Bölüm III.

Kültürel haklar ve ödevler

 

Madde 73. (Eğitim, kültür ve bilim)

  1. Herkes eğitim ve kültür hakkına sahiptir.
  2. Devlet, eğitimin okulda ve diğer eğitim araçlarıyla, fırsat eşitliğine dayalı olarak, ekonomik, sosyal ve kültürel, eşitsizlikleri gidererek, kişiliğin gelişmesi, hoşgörü ruhu, karşılıklı anlayış, dayanışma ve sorumluluk, toplumsal ilerleme ve kamu yaşamında demokratik katılım için gerekli diğer koşulları oluşturarak demokratikleşmesini teşvik eder.
  3. Devlet, medya, kültür dernekleri, ve vakıflar, kültür ve rekreasyon grupları, kültürel miras dernekleri, mahalle dernekleri ve diğer kültürel kuruluşlarla birlikte hareket ederek, tüm vatandaşların kültürden yararlanmalarını ve kültür oluşturmalarını özendirerek, kültürün demokratikleşmesini teşvik eder.
  4. Devlet, özgürlüklerini ve özerkliklerini güvence altına alacak, rekabet güçlerini arttıracak, bilimsel kurumlar ve işletmeler arasında işbirliğini sağlayacak şekilde bilimsel araştırma ve üretimi ve teknolojik yenilikleri canlandırır ve destekler.

Madde 74. (Eğitim)

  1. Herkes eğitim hakkına ve fırsat eşitliği hakkına sahiptir ve okula gitme ve başarı güvence altına alınır.
  2. Eğitim politikasını uygularken Devletin görevleri şunlardır:
  3. a) Genel, zorunlu ve ücretsiz temel öğretimi sağlama;
  4. b) Kamusal okulöncesi eğitim sistemini oluşturma ve genel sistemi geliştirme;
  5. c) Sürekli eğitimi güvence altına alma ve cehaleti sona erdirme;
  6. d) Yeteneklerine göre her vatandaşın en üst düzeyde eğitim, bilimsel araştırma ve sanatsal üretimden yararlanmasını garanti etmek.
  7. e) Aşamalı olarak eğitimin her düzeyini ücretsiz yapma;
  8. f) Okulları hizmet ettikleri toplumun içine sokmak ve eğitim ve ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler arasında bağlar kurmak;
  9. g) Engelli vatandaşların eğitime erişmelerini sağlama, teşvik etme ve gerekli olduğunda özel eğitimi destekleme;
  10. h) Eğitim ve fırsat eşitliğinden yararlanma aracı ve kültürün ifadesi olarak Portekizce işaret dilini koruma ve geliştirme;
  11. i) Göçmenlerin çocuklarının Portekiz dilini öğrenmelerini ve Portekiz kültüründen faydalanmalarının sağlanması;
  12. j) Göçmen çocukların eğitim hakkından etkin yararlanmalarını mümkün kılmak için yeterli destek almalarının sağlanması.

Madde 75. (Kamu, özel ve müşterek eğitimi)

  1. Devlet nüfusun tamamının ihtiyaçlarını karşılayacak kamu eğitim kurumları ağını oluşturur.
  2. Devlet, kanunda tanımlandığı üzere, özel ve müşterek eğitimi tanır ve destekler.

Madde 76. (Üniversite ve yüksek öğretimden yararlanma)

  1. Üniversite ve diğer yüksek öğretim kurumlarından yararlanmayı düzenleyen kurallar eğitim sisteminde fırsat eşitliğini ve demokrasiyi güvence altına alır, ülkenin nitelikli eleman ihtiyacının karşılanması, eğitim, kültür ve bilimsel düzeyin yükseltilmesi için gereken dikkati gösterir.
  2. Kanunda belirtildiği üzere, eğitim kalitesinin yeterince değerlendirilmesi saklı kalmak üzere, üniversiteler kendi tüzüklerini hazırlayabilir ve bilimsel, eğitsel, idari ve mali özerklikten yararlanabilir.

Madde 77. (Eğitimde demokratik katılım)

  1. Kanunda belirtildiği üzere, öğretmenler ve öğrenciler okulların demokratik yönetimine katılma hakkına sahiptir.
  2. Kanun, öğretmen, öğrenci, veli derneklerinin, toplulukların ve bilimsel kurumların eğitim politikasının hazırlanmasında katkı biçimlerini düzenler.

Madde 78. (Kültürden yararlanma ve kültürü oluşturma)

  1. Herkesin, kültürel mirası koruma, savunma ve geliştirme ödeviyle birlikte, kültürden yararlanma ve kültür oluşturma hakkı vardır.
  2. Tüm kültürel kurumlarla birlikte hareket ederek, Devlet şunları yapmakla yükümlüdür:
  3. a) Tüm vatandaşların kültürel faaliyetleri için gerekli araç ve yollara erişimini özendirme, temin etme ve bu açıdan ülkede mevcut eşitsizlikleri düzeltme.
  4. b) Birçok biçim ve ifade de bireysel ve ortak üretimi kamçılayan ve yüksek kalitede kültürel çalışmalar ve ürünlerle daha fazla dolaşımı canlandıran girişimleri destekleme;
  5. c) Kültürel mirasın korunmasını ve geliştirilmesini teşvik etme ve kültürel mirası ortak kültürel kimlik aşılayan bir öğe haline getirmek.
  6. d) Tüm halklarla, özellikle de Portekizce konuşanlarla, kültürel ilişkileri geliştirme ve yurtdışında Portekiz kültürünün himaye ve teşvik edilmesini sağlama;
  7. e) Kültür politikasının diğer sektör politikalarıyla koordinasyonu.

Madde 79. (Beden eğitimi ve spor)

  1. Herkes beden eğitimi ve spor hakkına sahiptir.
  2. 2. Devlet, okullar ve spor dernekleri ve gruplarıyla birlikte hareket ederek, beden eğitimi ve spor uygulamasını, yayılmasını teşvik etmek, canlandırmak, rehberlik etmek ve desteklemekle ve sporda şiddeti önlemekle yükümlüdür.

Kısım II.

Ekonominin teşkilatlanması

Başlık I.

Genel ilkeler

 

Madde 80. (Temel ilkeler)

Toplum ve ekonomi aşağıdaki ilkeler temelinde teşkilatlanır:

  1. a) Ekonomik güç, demokratik siyasi iktidara tabidir;
  2. b) Kamu, özel ve kooperatif ve sosyal sektörler, üretim araçlarının mülkiyeti içinde bir arada olacaktır;
  3. c) Bir karma ekonominin genel çerçevesi içinde, teşebbüs ve örgütlenme özgürlüğü vardır;
  4. d) Kamu yararı gerektirdiğinde, doğal kaynaklar ve üretim araçları kamu tarafından sahiplenilir;
  5. e) Ekonomik ve sosyal kalkınma demokratik olarak planlanır;
  6. f) Kooperatif ve sosyal sektör üretim araçlarının mülkiyeti ile ilgili olarak korunmadan faydalanırlar;
  7. g) İşçilerin temsil örgütleri ve işletmeleri temsil eden örgütler temel ekonomik ve sosyal tedbirlerin tanımlanmasına katılır.

Madde 81. (Devletin temel görevleri)

Ekonomik ve sosyal alanda Devletin birincil görevi şunlardır:

  1. a) Sürdürülebilir bir kalkınma stratejisinin genel çerçevesi içinde, halkın sosyal ve ekonomik refahı ve yaşam kalitesini, özellikle de en yoksun kişilerin yaşam kalitesini arttırmak;
  2. b) Sosyal adaleti teşvik etmek, fırsat eşitliği sağlamak ve maliye politikası sayesinde özellikle servet ve gelir dağılımındaki eşitsizlikleri giderecek gerekli düzeltmeleri yapmak;
  3. c) Özellikle kamu sektörünün verimliliğini sağlamak için her türlü çabayı göstererek, üretim güçlerinin tam kullanımını sağlamak;
  4. d) Her sektörde ve bölgede dengeli bir büyüme yönünde gelişmeye rehberlik ederek, şehirler ve kırsal kesim arasındaki ve kıyı şeridi ve iç bölgeler arasındaki ekonomik ve sosyal farklılıkları ortadan kaldırarak tüm ülkenin ekonomik ve sosyal uyumunu arttırmak;
  5. e) Özerk bölgelerin ada olmalarından kaynaklanan eşitsizliklerin düzeltilmesini teşvik ve söz konusu bölgelerin ulusal veya uluslararası kapsamda daha geniş ekonomik alanlarla aşamalı olarak bütünleşmesini teşvik etmek;
  6. f) Piyasaların, işletmeler arasında dengeli bir rekabeti güvence altına alacak şekilde faaliyet göstermelerini sağlamak, tekelci teşkilatlanma biçimlerine karşı koymak ve başat konumların kötüye kullanılmasını ve kamunun çıkarlarına zarar veren diğer uygulamalarını baskılamak;
  7. g) Her zaman ulusal bağımsızlık ve hem Portekiz halkı hem de ülke ekonomisinin çıkarlarını korurken tüm halklarla ekonomik ilişkileri geliştirmek;
  8. h) Çok büyük arazileri küçültmek ve küçük çiftlikleri yeniden yapılandırmak;
  9. i) Tüketici hakları ve çıkarlarını garanti altına almak;
  10. j) Ekonomik ve sosyal kalkınmayı demokratik olarak planlamak için gerekli yasal ve teknik araçları oluşturmak;
  11. l) Ülkenin kalkınmasını savunan bir bilim ve teknoloji politikasının varlığını güvence altına almak;
  12. m) Enerji alanındaki uluslararası işbirliğini teşvik ederken, doğal kaynaklar ve ekolojik dengeyi koruyan milli bir enerji politikası benimsemek;
  13. n) Su kaynaklarının kullanılması, planlanması ve akılcı yönetimi için ulusal bir su politikası benimsemek.

Madde 82. (Üretim araçlarına sahip sektörler)

  1. Üretim araçlarına, üç sektör tarafından birlikte sahip olunması güvence altına alınır.
  2. Kamu sektörü, Devlet veya kamu kurumları yönetiminde olması doğru olan üretim araçlarını elinde bulundurur.
  3. Aşağıdaki fıkranın hükümleri saklı kalmak üzere, özel sektör, bireylerin veya özel grupların yönetiminde olması doğru olan üretim araçlarına sahip olur.
  4. Kooperatif sektörü özellikle şunlardan oluşur:
  5. a) Kanunun, kamu sektörünün hissesinin olduğu ve bu yüzden özel yapıları olan kooperatifler için belirlediği özel hükümler saklı kalmak üzere, kooperatif ilkelerine göre kooperatiflerin sahip olduğu ve yönettiği üretim araçları.
  6. b) Yerel toplulukların sahip olduğu ve yönettiği topluluk üretim araçları;
  7. c) İşçi ortak girişimlerinin işlettiği üretim araçları;
  8. d) Öncelikli amacı yardım olan, kar amacı gütmeyen tüzel kişilerce sahip olunan ve yönetilen üretim araçları.

Madde 83. (Kamulaştırma için gerekenler)

Kanun, üretim araçlarının kamulaştırılmasıyla ilgili olarak, uygulanabilir tazminat kriterlerini de belirleyerek, gerekli araç ve biçimleri ortaya koyar.

Madde 84. (Kamu malı)

  1. Aşağıdakiler kamuya aittir:
  2. a) Yatakları ve bitişik deniz yatağı ile birlikte kara suları ve yataklarıyla birlikte, seyir ve gelir elde etmeye uygun göller, lagünler ve suyolları;
  3. b) Mülkiyet veya yüzey hakları için tanınan sınırın üzerindeki, Portekiz toprakları üzerindeki hava sahası;
  4. c) Geleneksel olarak inşaatta kullanılan kayalar, sıradan toprak ve diğer malzemeler hariç, maden yatakları, mineral ve şifalı su kaynakları ve toprak altında doğal yeraltı boşlukları;
  5. d) Yollar;
  6. e) Ulusal demiryolu hatları;
  7. f) Kanunun bu sınıfa sokabileceği diğer mülkiyet.
  8. Kanun, hangi mülkün Devlete ait kamu malı, hangisinin özerk bölgelerin kamu malı ve hangisinin yerel yönetimlerin malı olduğunu ve ayrıca, bunların kullanım koşul ve şartlarını ve sınırlarını belirler.

Madde 85. (Kooperatifler ve işçi-yönetimi deneyleri)

  1. Devlet kooperatiflerin kurulmasını teşvik eder ve faaliyetlerini destekler.
  2. Devlet, kooperatiflerin yararlanacağı bütçe ve mali yardımları ve kredi kullanma ve teknik yardımda tercihli koşul ve şartları belirler.
  3. Devlet tutarlı işçi-yönetim deneylerine destek olur.

Madde 86. (Özel işletmeler)

  1. Devlet, özellikle küçük ve orta büyüklükte işletmeler olmak üzere, işletmelerin faaliyetlerini teşvik eder ve özellikle ekonominin genel çıkarlarına hizmet eden faaliyetlerle uğraşan işletmeler başta olmak üzere, ilgili yasal yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini denetler.
  2. Devlet sadece, genel bir kural olarak önceden bir yargı kararına istinaden, kanunun açıkça belirttiği durumlarda, geçici olarak özel işletmelerin yönetimine müdahale eder.
  3. Kanun, özel işletmelerin ve benzer yapıda diğer kuruluşların yasaklandığı ana sektörleri belirler.

Madde 87. (Yabancıların ekonomik faaliyeti ve yatırımı)

Kanun, ülkenin kalkınmasına katkıda bulunduklarından emin olmak, ulusal bağımsızlığı ve işçilerin çıkarlarını savunmak amacıyla, yabancı özel bireylerin ve tüzel kişilerin ekonomik faaliyetlerini ve yatırımlarını düzenler.

Madde 88. (Terk edilen üretim araçları)

  1. Terk edilen üretim araçları, kanunun koyduğu kural ve şartlar altında istimlak edilebilir. Göçmen işçilerin mülkiyetleriyle ilgili özel durum da kanun tarafından dikkate alınır.
  2. İyi bir neden olmadan terk edilmiş olan üretim araçları da kanunun belirleyeceği için şartlar altında zorunlu kira veya işletme imtiyazlarına konu olabilir.

Madde 89. (İşçilerin yönetime katılımı)

Kamu sektöründe üretim birimlerinin işçileri söz konusu birimlerin yönetimine etkin katılımı sağlanır.

Başlık II.

Planlar

Madde 90. (Hedefler)

Ekonomik ve sosyal kalkınma planlarının amacı ekonomik büyüme, sektör ve bölgelerin uyumlu ve entegre gelişmesi, milli hasılatın kişiler arasında ve bölgeler arasında adil bölüşümü, sosyal, eğitim ve kültür, ekonomi politikası ile koordinasyonu, kırsal kesimin savunulması, ekolojik dengenin korunması, çevrenin ve Portekiz halkının yaşam kalitesinin korunmasının teşvik etmektir.

Madde 91. (Planların hazırlanması ve uygulanması)

  1. Ulusal planlar, ana seçenekleri düzenleyen kanunlar çerçevesinde hazırlanır ve bir coğrafi sektörel kapsamda özel programlar içerebilir.
  2. Hükümetin ana seçeneklerle ilgili kanun tasarıları, bunlarla gerekçeleri ortaya koyan raporlarla birlikte sunulur.
  3. Ulusal planlar, ademi merkeziyetçi, bölgesel ve sektörel bazda uygulanır.

Madde 92. (Ekonomik ve Sosyal Konsey)

  1. Ekonomik ve Sosyal Konsey, ekonomik ve sosyal politika alanında danışma ve uyumdan sorumlu organdır ve ana seçenekleri ve ekonomik sosyal kalkınma planlarının hazırlanmasında yer alır ve ayrıca kanunun vereceği diğer görevleri yerine getirir.
  2. Kanun, özellikle hükümet temsilcileri, işçi, iş faaliyetleri ve aileleri, özerk bölgeler ve yerel yönetimleri temsil eden örgütleri içeren Ekonomik ve Sosyal Konseyin oluşumunu belirler.
  3. Kanun aynı zamanda, Ekonomik ve Sosyal Konseyin teşkilatlanma ve faaliyet şeklini ve üyelerinin statülerini ve rolünü belirler.

Başlık III.

Tarım, ticaret ve sanayi politikaları

Madde 93. (Tarım politikası hedefleri)

  1. Tarım politikasının amaçları şunlardır:
  2. a) Tarıma yeterli altyapı ile rekabet ortamında bir artış yönünde çalışacak insan, teknik ve mali kaynaklar sağlayarak tarımsal üretim ve verimliliği artırmak ve ürünlerin kalitesini, etkili pazarlama ve satışını ve ülke için gelişmiş bir arz ve ihracattaki artışı sağlamak;
  3. b) Tarım işçilerinin ekonomik, sosyal ve kültürel durumunun iyileştirilmesini, kırsal kesimin kalkınmasını, arazi sahipliği yapısının rasyonel hale getirilmesini, işletme sisteminin modernizasyonu, arazilerin ve arazide kullanılan diğer üretim araçlarını işleyenler tarafından sahiplenilmesi veya mülkiyetinin açılmasını teşvik etmek;
  4. c) Tarım işçileri ve diğer işçiler arasında gerçek eşitlik elde etmek için koşulları oluşturmak ve tarım sektörünün diğer sektörlerle alışverişinde dezavantajlı olmasını önlemek;
  5. d) Toprak ve diğer doğal kaynakların akılcı kullanımı ve yönetimini sağlamak ve yenilenme kapasitelerini korumak;
  6. e) Çiftçilerin birlik oluşturmalarını ve toprağı doğrudan kendilerinin işlemelerini özendirmek.
  7. Devlet, ülkenin çevreyle ilgili ve sosyal faktörleri ile uyumlu olarak, tarımsal planlama ve reorganizasyon ve ormancılık kalkınma politikasını teşvik eder.

Madde 94. (Çok büyük arazilerin küçültülmesi)

  1. Kanun, tarım politikası hedefleri açısından, aşırı derecede büyük tarım arazilerinin yeniden boyutlandırılmasını düzenler ve kamulaştırma durumunda, toprak sahiplerine hakları olan tazminatın ödenmesini ve kendi çiftlikleri için geçimlerini sürdürebilecekleri makul büyüklükte toprak bırakılmasını sağlar.
  2. Söz konusu arazinin etkin ve rasyonel kullanılıp kullanılamadığına karar vermek amacıyla, tam tapuyu vermeden önceki deneme süresi şartı saklı kalmak üzere, kamulaştırılan arazi, kanunun belirttiği şekilde, sahiplik veya kiralık olarak küçük çiftçilere -tercihan aile çiftlik birimlerine-, tarım işçilerinin kooperatiflerine veya işçilerin işlettiği diğer biçimlere devredilir.

Madde 95. (Küçük çiftlikleri yeniden boyutlandırma)

Kanunun belirttiği üzere sahiplik hakkı saklı kalmak üzere, Devlet, tarım politikası hedefleri açısından uygun olan boyuttan daha küçük olan çiftlik birimlerinin, özellikle hukuki, mali ve yapısal veya sadece ekonomik entegrasyon için kredi teşvikleri yoluyla ve özellikle bir kooperatif şeklinde veya parselleri bir araya getirmek için tasarlanmış ölçülerle yeniden boyutlandırılmasını teşvik eder.

Madde 96. (Sahibi olmayan arazilerinin kullanım şekilleri)

  1. Kanun, çiftçinin güvenlik ve meşru çıkarlarını garanti altına alacak bir şekilde, sahibi olmayan arazilerin kiralama ve diğer kullanım şekillerini biçimlendiren kuralları düzenler.
  2. Ücretli tarım ve koloni sistemi yasaktır ve çiftçilerin tarımsal ortaklık sistemine etkili bir şekilde son vermek için gereken koşullar oluşturulur.

Madde 97. (Devlet yardımı)

  1. Devlet, tarım politikası hedeflerini gerçekleştirmek için, küçük ve orta büyüklükte çiftçilere, özellikle aile çiftliği birimlerine entegre olduklarında, yalnız veya kooperatif ortağı olduklarında ve ayrıca tarım işçilerinin kooperatiflerine ve işçilerin işlettiği diğer biçimlere tercihli yardım sağlar.
  2. Bu tür Devlet yardımı, özellikle şunlardan oluışur:
  3. a) Teknik destek verme;
  4. b) Pazarlama formlarının oluşturulması, yukarı ve aşağıya doğru üretimden satış desteği;
  5. c) Öngörülemeyen veya kontrol edilemeyen iklim veya bitki hastalıklarından kaynaklanan risklerin kapsamı için destek;
  6. d) Özellikle üretici, satış, işleme ve hizmet kooperatifleri ve işçilerin işlettiği diğer biçimleri oluşturarak, tarım işçileri ve çiftçilerin birlikler oluşturması ve bunlara katılmasını özendirmek için teşvik etme.

Madde 98. (Tarım politikasının hazırlanmasına katılım)

Tarım işçilerinin ve çiftçilerin tarım politikasının hazırlanmasına katılımı kendilerini temsil eden örgütleri aracılığıyla sağlanır.

Madde 99. (Ticaret politikası hedefleri)

Ticaret politikasının hedefleri şunlardır:

  1. a) Ticari kuruluşlar arasında sağlıklı rekabet;
  2. b) Dağıtım devrelerinin rasyonalizasyonu;
  3. c) Spekülatif faaliyetler ve kısıtlayıcı ticari uygulamalarla mücadele etmek;
  4. d) Dış ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi;
  5. e) Tüketicinin korunması.

Madde 100. (Sanayi politikası hedefleri)

Sanayi politikasının hedefleri şunlardır:

  1. a) Modernleşme, sosyal ve ekonomik çıkarları, Portekiz ekonomisinin uluslararası entegrasyonu genel çerçevesi içinde sanayi üretiminde artış;
  2. b) Endüstriyel ve teknolojik yeniliği güçlendirme;
  3. c) Endüstriyel işletmelerin rekabet gücünün ve verimliliğinin artırılması;
  4. d) Genel olarak, küçük ve orta ölçekli işletmelere istihdam yaratan ve ihracatı artıran veya ithalatı ikame eden girişim ve işletmelere destek;
  5. e) Portekiz işletmelerine uluslararası tanıtım desteği.

Başlık IV.

Maliye ve bütçe sistemi

Madde 101. (Mali sistem)

Mali sistem, tasarrufların toplanmasını, mevduatı, ekonomik ve sosyal kalkınma için gerekli mali kaynakların uygulanmasını garanti edecek şekilde, kanunla yapılandırılır.

Madde 102. (Portekiz Bankası)

Portekiz Bankası ulusal merkez bankasıdır ve kanunla belirlenen ve Portekiz Devletinin bağlı olduğu uluslararası kurallara uygun olarak fonksiyonlarını yerine getirir.

Madde 103. (Bütçe sistemi)

  1. Bütçe sistemi Devletin ve diğer kamu kuruluşlarının mali ihtiyaçlarını karşılamayı, gelir ve servetin adil dağılımını sağlamayı amaçlar.
  2. Vergiler, uygulanabilirliğini ve oranını, mali faydaları ve mükelleflere tahakkuk eden teminatları belirleyen kanunlarla oluşturulur.
  3. Kimse, Anayasaya uygun olarak oluşturulmayan, geriye dönük olarak, ya da kanun tarafından konulmayan veya toplanmayan vergileri ödemek zorunda değildir.

Madde 104. (Vergiler)

  1. Kişisel gelir vergisi, eşitsizlikleri azaltmayı amaçlar, tek ve kademelidir, aile ihtiyaçları ve gelirlerini dikkate alır.
  2. İşletmeler temelde gerçek gelirleri üzerinden vergilendirilir.
  3. Varlıkların vergilendirilmesi vatandaşlar arasında eşitliğe katkıda bulunur.
  4. Tüketim vergisi tüketim yapısının ekonomik kalkınma ve sosyal adaletin gereklerindeki değişikliklere uyum sağlamasını amaçlar ve lüks tüketim mallarının bedelini yükseltir.

Madde 105. (Bütçe)

  1. Devlet bütçesi şunları içerir:
  2. a) Özerk fonlar ve dairelerinki de dahil olmak üzere Devletin gelir ve gider dökümü;
  3. b) Sosyal güvenlik bütçesi.
  4. Bütçe, ana planlama seçeneklerine uygun olarak, hukuki ve anlaşmalara dayalı yükümlülükler ışığında düzenlenir.
  5. Bütçe, tek bir bütçeden oluşur, gizli ödenek ve fonların varlığına engel olacak şekilde, harcamaları teşkilat ve fonksiyonel sınıflandırmaya göre ortaya koyar. Ayrıca programlarla da yapılandırılabilir.
  6. Bütçe, harcamaları karşılamak için gerekli gelirleri öngörür ve kanun, bütçenin uygulanmasını düzenleyen kuralları, kamu kredilerinin kullanımını düzenleyen şartları ve koşulları ve bütçenin tam olarak uygulanması amacıyla, Cumhuriyet Meclisinin kabul ettiği her bir bütçe programının organizasyon başlıklarındaki bütçe uygulaması sırasında Hükümet tarafından yapılabilecek değişiklikleri düzenleyen kriterleri belirler.

Madde 106. (Bütçenin hazırlanması)

  1. Bütçe Kanununun düzenlenmesi, oylanması ve uygulanması, özerk fonların ve dairelerin bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını düzenleyen kuralları da içeren çerçeve kanuna uygun olarak yapılır.
  2. Bütçe kanunu tasarısı, kanunun belirleyeceği zaman sınırları içerisinde sunulur ve oylanır ve kanun bu zaman sınırlarına uyulamadığında benimsenecek süreçleri belirler.
  3. Bütçe tasarısıyla birlikte sunulacak raporlar:
  4. a) Bütçe üzerinde bir etkiye sahip temel makroekonomik göstergelerin gelişimine ilişkin tahminlerin yanı sıra, para arzının ve kaynağının gelişimi;
  5. b) Önceki Bütçeye göre gelir ve gider tahminlerindeki farklılaşmanın gerekçeleri;
  6. c) Kamu borçları, hazine işlemleri ve hazine hesapları;
  7. d) Özerk fonların ve dairelerin durumu;
  8. e) Özerk bölgelere ve yerel yönetimlere fon transferleri;
  9. f) Portekiz ile diğer ülkeler arasındaki mali transferlerin önerilen bütçeye etkileri;
  10. g) Mali yardımlar ve ardından gelen gelirdeki azalma tahmini.

Madde 107. (Denetim)

Bütçe uygulaması Sayıştay ve Cumhuriyet Meclisi tarafından denetlenir.  Sayıştaydan görüş alındıktan sonra, Cumhuriyet Meclisi, sosyal güvenlik hesapları da dahil olmak üzere, Genel Devlet Hesaplarını görüşür ve oylar.

Kısım II.

Siyasi iktidarın teşkilatlanması

Başlık I.

Genel ilkeler

Madde 108. (İktidarın kaynağı ve kullanılması)

Siyasal iktidar halka aittir ve Anayasaya uygun olarak kullanılır.

Madde 109. (Vatandaşın siyasete katılımı)

Erkek ve kadınların siyasete doğrudan ve aktif katılımı, demokratik sistemin yerleşmesi için temel bir araçtır ve kanun hem medeni ve siyasi hakların kullanılmasında eşitlik hem de siyasi görevlere seçilmede cinsiyete dayalı ayrımcılığın olmamasını teşvik eder.

Madde 110. (Egemenlik yetkisini kullanan kuvvetler)

  1. Egemenlik yetkisini kullanan organlar Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisi, Hükümet ve mahkemelerden oluşur.
  2. Egemenlik yetkisinin oluşumu, yapısı, sorumlulukları ve organlarının yetkisi ve işleyişi Anayasa ile belirlenir.

Madde 111. (Kuvvetler ayrılığı ve birbirine bağımlılık)

  1. Egemenlik yetkisini kullanan organlar, Anayasada belirtildiği üzere ayrı ve birbirine bağımlıdır.
  2. Anayasa ve kanunlar tarafından açıkça belirtilen durumlar dışında, egemenlik yetkisini kullanan hiçbir organ ve özerk bölgeye veya yerel yönetimlere ait hiçbir organ yetkilerini başka organlara devredemez.

Madde 112. (Mevzuat)

  1. Mevzuat; kanunlar, idari kanunlar ve bölgesel kanun hükmünde kararnamelerden oluşur.
  2. Yasama yetkisi altında kanunlaşan idari kanunların ve hukuki rejimlerin genel esaslarını geliştiren kanunların tekabül ettikleri kanuna tabi olmaları dışında, kanunlar ve idari kanunlar aynı yetkiye sahiptir.
  3. Teşkilat kanunları, üçte iki çoğunlukla kabul edilmesi gereken kanunlar ve Anayasaya göre diğer kanunlar için zorunlu kanuni ön şart olan kanunlar veya başka kanunların uyması gereken diğer kanunlar daha üst yetkiye sahiptir.
  4. 227’nci maddenin 1/b ve 1/c hükümleri saklı kalmak üzere, kanun hükmünde kararnamelerin bölgesel kapsaması vardır ve egemenlik yetkisini kullanan organların münhasıran sorumluluklarında olmayan, söz konusu özerk bölgenin siyasi ve idari statüsünde ortaya konulan konuları ele alır.
  5. Hiçbir kanun, başka kategoride mevzuat oluşturamaz veya diğer kanun türlerine, hükümlerini üçüncü tarafları ilgilendiren etkiler doğuracak şekilde yorumlama, entegre etme, değiştirme, askıya alma veya yürürlükten kaldırma yetkisi vermez.
  6. Hükümet yönetmelikleri, düzenlendikleri kanun öyle gerektirdiğinde ve bağımsız düzenlemeler durumunda, düzenleyici emir şeklini alır.
  7. Yönetmelikler, düzenlenmesi amaçlanan veya onları çıkaran öznel ve nesnel yetkiyi ortaya koyan kanunları açıkça belirtir.
  8. Avrupa Birliği mevzuatının ve diğer hukuki fiillerin iç hukuk sistemine aktarılması ancak bir kanun, bir idari kanun veya yukarıdaki 4’üncü fıkra uyarınca bir bölgesel kanun hükmünde kararname ile olur.

Madde 113. (Seçim kanununun genel esasları)

  1. Genel kural olarak, egemenlik yetkilerini kullanan organların, bölgesel yönetimlerin ve yerel yönetimlerin memurları doğrudan, gizli ve periyodik seçimle atanır.
  2. 15’inci maddenin 4 ve 5’inci fıkraları ve 121’inci maddenin 2’nci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla, seçim kaydı vatandaşın girişimiyle, zorunlu ve daimi olur ve doğrudan, genel oyla yapılan tüm seçimler için tek bir kayıt sistemi bulunur.
  3. Seçim kampanyaları aşağıdaki esaslara göre yürütülür:
  4. a) Propaganda özgürlüğü;
  5. b) Tüm adaylara eşit fırsat ve muamele;
  6. c) Kamu kuruluşlarının tüm adaylara karşı tarafsızlığı;
  7. d) Şeffaflık ve seçim hesaplarının denetimi.
  8. Vatandaşların, kanunun belirlediği şekilde, seçim yetkilileri ile işbirliği yapma ödevi vardır.
  9. Atılan oylar nispi temsil ilkesine uygun olarak sandalyeye dönüşür.
  10. Doğrudan oya dayalı bir mesleki organı fesheden herhangi bir kanun da yeni bir seçim için tarih belirler. Bu seçimleri takip eden altmış gün içinde ve fesih sırasında yürürlükte olan seçim kanununa göre yapılır, yapılmadığı takdirde seçim kanunu geçersiz olur.
  11. Seçim yasalarının doğruluğu ve geçerliliği hakkında karar verme yetkisi mahkemelere aittir.

Madde 114. (Siyasi partiler ve muhalefet hakkı)

  1. Siyasi partiler, genel, doğrudan oy ile seçilen organlarda, seçim sonuçlarının oranlarına göre sandalye elde ederler.
  2. Anayasa ve kanun tarafından belirlendiği üzere, azınlıklar demokratik muhalefet hakkına sahiptir.
  3. Cumhuriyet Meclisinde sandalyesi olan ancak Hükümette yer almayan siyasi partilerin, kamu yararını ilgilendiren temel konulardaki durum ve gelişmelerle ilgili olarak Hükümet tarafından düzenli olarak bilgilendirilme hakkı vardır. Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinde veya doğrudan seçilmiş meclislerde sandalyesi olan siyasi partiler, yürütmede yer almıyorlarsa söz konusu yürütmelerle ilgili aynı hakka sahiptir.

Madde 115. (Referandumlar)

  1. Anayasa ve kanunla öngörüldüğü ve belirtildiği üzere, Cumhuriyet Meclisi veya Hükümetin kendi sorumluluk alanlarına düşen konularla ilgili bir önerilerin ardından Cumhurbaşkanı, Portekiz topraklarında kayıtlı seçmen vatandaşları, referandumla doğrudan ve bağlayıcı olarak kendilerini ifade etmeye davet edebilir.
  2. Referandumlar, ayrıca Cumhuriyet Meclisine bir talepte bulunan vatandaşların girişimiyle de düzenlenebilir. Bu tür istekler kanunda belirlenen şartlar altında ve zaman sınırları içinde sunulur ve değerlendirilir.
  3. Referandum, Cumhuriyet Meclisi veya Hükümetin, uluslararası bir anlaşma veya bir kanunu kabul ederek karar vermesi gereken ulusal çıkarlarla ilgili önemli konularla sınırlıdır.
  4. Aşağıdakiler referanduma tabi olmaz:
  5. a) Anayasadaki değişiklikler;
  6. b) Bütçe, vergi veya mali içerikli kanunlar;
  7. c) İzleyen fıkra hükümleri saklı kalmak üzere, 161’inci maddede öngörülen konular;
  8. d) i) bendindeki hükümler saklı kalmak üzere, 164’üncü maddede öngörülen konular.
  9. Önceki fıkra hükümleri, barış veya sınırların değiştirilmesi konuları dışında, 161’inci maddenin i) fıkrası uyarınca ülke çıkarlarını ilgilendiren önemli konuların referanduma götürülmesine engel değildir.
  10. Her referandum sadece tek konuyu ele alır. Sorular nesnel, açık ve nettir ve evet veya hayır cevabı ister ve kanunda belirtilecek azami sayıyı geçmez. Kanun ayrıca referandumun kurgulanmasını ve yapılmasını düzenleyen diğer şartları da belirler.
  11. Egemenlik yetkilerini kullanan organlar için genel seçimler, özerk bölgelerin özyönetim organları için seçimler, yerel yönetim organları için seçimler ve Avrupa Parlamentosu üyeleri için seçimler arasında ve bu seçimlerin yapıldıkları tarihlerde referandum çağrısı veya oylaması yapılmaz.
  12. Cumhurbaşkanı, kendisine Cumhuriyet Meclisi veya Hükümetten sunulan taslak referandumu, olarak anayasaya uygunluk ve yasallık açısından zorunlu ön saptamaya sunar;
  13. 113’üncü maddenin 1, 2, 3, 4 ve 7’nci fıkra hükümleri, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra referanduma başvurulur.
  14. Cumhurbaşkanı veya seçmen tarafından reddedilen referandum taslağı, yeni Cumhuriyet Meclisi seçimleri hariç, aynı yasama yılı içinde veya Hükümet istifa edinceye veya görevden alınıncaya kadar yeniden sunulmaz.
  15. Referandumlar sadece oy kullanan seçmen sayısının kayıtlı seçmen sayısının yarısını aşması durumunda bağlayıcıdır.
  16. 121’inci maddenin 2’nci fıkra hükümleri uyarınca, yurt dışında ikamet eden ve vermek üzere usulünce kayıtlı vatandaşlar, özellikle de kendilerini ilgilendiren konular ile ilgili alanlarda referandumlarda yer almak üzere çağrılırlar.
  17. 232’nci maddenin 2’nci fıkrası uyarınca, referandumların kapsama alanı bölgesel olabilir.

Madde 116. (Müşterek karar organları)

  1. Kanunun belirttiği durumlar dışında, egemenlik yetkisini kullanan meclislerin, özerk bölgelerin organlarının veya yerel yönetim organlarının toplantıları halka açıktır.
  2. Yüksek karar organları, kararlarını, öngörülen üye çoğunluğunun huzurunda alır.
  3. Anayasa, kanun ve geçerli kurallar ve usullerin öngördüğü haller dışında, yüksek karar organları, kararlarını basit çoğunlukla alır ve çekimser oylar bu hesaplamaya dahil edilmez.

Madde 117. (Siyasi makamların statüsü)

  1. Siyasi makamlar, görevlerini yaparken, fiil ve ihmalleri için siyasi, hukuki ve cezai açıdan sorumludur.
  2. Kanun, siyasi makamın, hem görev, sorumluluk, yükümlülük ve görevle bağdaşmayan durumlarını ve bunlarla ilgili herhangi bir ihlalin sonuçlarını hem de bu makamlara uygulanan hak, ayrıcalık ve dokunulmazlıkları belirler.
  3. Kanun, siyasi makamların sorumlu tutulacağı özel suçları ve görevden alınma veya vekillikten düşürülme de dâhil olmak üzere, bunlara uygulanacak ceza ve sonuçları belirler.

Madde 118. (Yenilenme ilkesi)

  1. Hiç kimse herhangi bir ulusal, bölgesel ya da yerel siyasi makamı ömür boyunca işgal edemez.
  2. Kanun, yürütmeyle ilgili siyasi makam sahiplerinin mazbatalarının birbiri ardına yenilenme sınırlarını belirleyebilir.

Madde 119. (Kanunların yayımlanması)

  1. Aşağıdakiler Resmi Gazete’de –Diârio da Repüblica- yayımlanır :
  2. a) Anayasa ile ilgili kanunlar;
  3. b) Uluslararası anlaşmalar ve ilgili onama ilânları;
  4. c) Kanunlar, idari kanunlar ve bölgesel kanun hükmünde kararnameler;
  5. d) Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılan kararname;
  6. e) Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin kararları;
  7. f) Cumhuriyet Meclisi, Danıştay ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin içtüzükleri;
  8. g) Anayasa Mahkemesi kararları ve kanunen genel bağlayıcılığı olan diğer mahkeme kararları;
  9. h) Hükümet tarafından çıkarılan düzenleyici emirler ve diğer yönetmelikler, ayrıca özerk bölgelerde Cumhuriyet Temsilcilerinin kararnameleri ve bölgesel düzenleyici kararnameler;
  10. i) Egemenlik yetkisini kullanan organlar, özerk bölgelerin ve yerel yönetimlerin organları ve ayrıca Avrupa Parlamentosu için yapılan seçimlerin sonuçları ve ulusal ve bölgesel referandumların sonuçları.
  11. Önceki fıkranın a) bendinden h) bendine kadar olan hükümlerinde belirtilen, egemenlik yetkisi kullanan organların, özerk bölge organlarının ve yerel yönetim organlarının kanunlarının yayımlanmaması bu kanunların kesin hüküm kazanmaması sonucunu doğurur.
  12. Kanun, diğer kanunların hangi yöntemle yayımlanacağını ve yayımlanmamanın doğuracağı sonuçları belirler.

Başlık II.

Cumhurbaşkanı

Bölüm I.

Statü, rol ve seçim

Madde 120. (Tanım)

Cumhurbaşkanı, Portekiz Cumhuriyetini temsil eder, ulusal bağımsızlığı, Devletin birliğini ve demokratik kurumların düzgün işleyişini garanti eder ve resen Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanıdır.

Madde 121. (Seçim)

  1. Cumhurbaşkanı, Portekiz topraklarında oy vermek için kayıtlı olan tüm Portekiz vatandaşlarının ve aşağıdaki fıkra uyarınca, yurtdışında ikamet eden tüm Portekiz vatandaşlarının genel, doğrudan, gizli oyu ile seçilir.
  2. Kanun, yurtdışında ikamet eden Portekiz vatandaşlarını Portekiz toplumuna sıkıca bağlayan bağlantıların varlığına gerekli dikkati göstererek, yurtdışındaki vatandaşların oy hakkını düzenler.
  3. Portekiz topraklarında oy hakkı şahsen icra edilir.

Madde 122. (Seçilebilme)

Seçmen kütüğüne kayıtlı ve otuzbeş yaşına gelmiş köken itibariyle Portekizli vatandaşlar seçilme yeterliliğine sahiptir.

Madde 123. (Yeniden seçilme yeterliği)

  1. Art arda üçüncü dönem için veya peş peşe ikinci dönem sonunu izleyen beş yıl içinde tekrar seçilmeye izin verilmez.
  2. Cumhurbaşkanı, istifa etmesi durumunda, bir sonraki seçimlerde veya istifasının hemen ardından gelen beş yıl içinde gerçekleşecek bir seçimde yeniden aday olmaz.

Madde 124. (Adaylık)

  1. Cumhurbaşkanlığı için, en az yedibinbeşyüz en fazla onbeşbin kayıtlı seçmen tarafından aday gösterilir.
  2. Adaylar, seçim için belirlenen tarihten en az otuz gün öncesine kadar Anayasa Mahkemesine bildirilir.
  3. Herhangi bir adayın ölümü halinde ya da herhangi bir adayın Cumhurbaşkanlığı fonksiyonlarını yerine getirmesine engel başka herhangi bir durum ortaya çıktığında, seçim süreci, kanunun belirleyeceği şartlarda yeniden başlar.

Madde 125. (Seçim tarihi)

  1. Cumhurbaşkanı, selefinin görev süresi dolmadan önceki altmış gün veya makamın boşalmasından sonraki altmış gün içinde seçilir.
  2. Cumhuriyet Meclisi seçimlerinin yapıldığı tarihin doksan gün öncesi ve sonrasında seçim yapılmaz.
  3. Önceki fıkrada öngörülen durumda, seçimin belirtilen dönemin ardından gelen on gün içinde yapılır ve süresi dolan Cumhurbaşkanının görev süresi yeterli süre için kendiliğinden uzar;

Madde 126. (Seçim sistemi)

  1. Kullanılan geçerli oyların yarıdan fazlasını alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. Boş oy pusulaları geçerli sayılmaz.
  2. Adayların hiçbiri bu sayıyı elde edemediği takdirde, ikinci oylama birincisinin tarihinden sonraki yirmibir gün içinde yapılır.
  3. İlk oylamada en çok oyu alan ve adaylıktan çekilmeyen sadece iki aday ikinci oylamaya kalır.

Madde 127. (Atanma ve yemin)

  1. Seçilmiş Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisi önünde görevine resmen başlar.
  2. Atanması görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görev süresinin son gününde veya boş makam için yapılan seçim durumunda, seçim sonuçlarının açıklandığı günden başlayarak sekizinci günde yapılır.
  1. Göreve başlayan Cumhurbaşkanı aşağıdaki andı içer:

“Bana verilen görevi sadakatle yapacağıma ve Portekiz Cumhuriyeti Anayasasını savunacağıma, gözeteceğime ve gözetilmesi için çalışacağıma namusum üzerine yemin ederim.”

Madde 128. (Görev süresi)

  1. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır ve yeni Cumhurbaşkanının atanmasıyla sona erer.
  2. Makamın boşalması durumunda, yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı yeni bir görev dönemine başlar.

Madde 129. (Portekiz topraklarında olmama)

  1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisinin veya Cumhuriyet Meclisi oturum halinde değilse Daimi Komisyonun onayı olmadan, Portekiz topraklarını terk etmez.
  2. Cumhurbaşkanı yolda ise veya beş günden fazla sürmeyen bir gayri resmi ziyarette ise rızaya gerek kalmaz. Bununla birlikte, böyle durumlarda önceden Cumhuriyet Meclisini haberdar eder.
  3. Yukarıdaki 1’inci fıkra hükümlerine uymama otomatik olarak mevki kaybını gerektirir.

Madde 130. (Cezai sorumluluk)

  1. Cumhurbaşkanı, görevlerini yerine getirirken işlediği suçlardan dolayı Yüksek Adalet Divanı önünde sorumludur.
  2. Üyelerin beşte birinin önergesi ve üyelerin üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilmesiyle süreç sadece Cumhuriyet Meclisi tarafından başlatılabilir.
  3. Cumhurbaşkanı hakkında mahkumiyet kararı, görevinin sona ermesi ve yeniden seçilmek için ehliyetsizlikle sonuçlanır.
  4. Görevi dışında işlenmiş suçlar için, Cumhurbaşkanı, görev süresinin sona ermesinden sonra normal mahkemeler önünde sorumludur.

Madde 131. (İstifa)

  1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisine hitaben bir mesaj yoluyla istifa edebilir.
  2. Böyle bir istifa, Cumhuriyet Meclisi bunu kayda aldığında Resmi Gazete’de (Diario da República) yayımlanmasını müteakip halel getirmeksizin, yürürlüğe girer.

Madde 132. (Cumhurbaşkanı Vekili)

  1. Cumhurbaşkanının geçici olarak görevlerini yerine getirememesi durumunda veya makam boşsa ve yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı atanıncaya kadar görevleri Cumhuriyet Meclisi Başkanınca, eğer Başkanın yapması mümkün değilse, vekili tarafından yerine getirilir.
  2. Cumhurbaşkanına vekalet ettiği sürece, Cumhuriyet Meclisi Başkanı veya vekilinin Meclis Üyesi olarak yetkisi otomatik olarak askıya alınır.
  3. Cumhurbaşkanı, görevlerini geçici süreyle yerine getiremediğinde, söz konusu süre boyunca makamından kaynaklanan haklarını ve ayrıcalıklarını elinde tutar.
  4. Cumhurbaşkanı vekili, makamın her türlü onur ve ayrıcalıklarından yararlanır, ancak seçildiği makamın haklarına sahiptir.

Bölüm II.

Sorumlulukları

Madde 133. (Diğer organlarla ilgili sorumluluklar)

Diğer organlarla ilgili olarak Cumhurbaşkanının sorumlulukları şunlardır:

  1. a) Devlet Şûrası’na Başkanlık etmek;
  2. b) Seçim kanunu uyarınca Cumhuriyet Meclisi üyeleri, Avrupa Parlamentosu ve özerk bölgelerin Yasama Meclisi üyeleri için seçim tarihini belirlemek;
  3. c) Cumhuriyet Meclisini olağanüstü toplantıya çağırmak;
  4. d) Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerine hitap etme;
  5. e) 172’nci maddeye dayanarak ve ilk önce Meclis ve Devlet Şûrasında sandalyesi olan partilere danıştıktan sonra, Cumhuriyet Meclisini feshetme;
  6. f) 187/1’inci madde uyarınca Başbakanı atamak;
  7. g) 195’inci maddenin 2’nci fıkrası uyarınca Hükümeti görevden alma ve 186’ncı maddenin 4’üncü fıkrası uyarınca Başbakanı görevden alma;
  8. h) Başbakanın teklifi üzerine, Hükümet üyelerini atamak ve görevden almak;
  9. i) Başbakandan talep gelmesi üzerine Bakanlar Kuruluna Başkanlık etmek;
  10. k) Önce Devlet Şûrası’na ve özerk bölgelerin Yasama Meclisinde sandalyesi bulunan partilere danıştıktan sonra, 172’nci maddenin hükümlerine dayanarak, gerekli değişikliklerin yapılması şartıyla, Yasama Meclislerini feshetme.
  11. l) Hükümete danıştıktan sonra, özerk bölgelere Cumhuriyet Temsilcilerini atamak ve görevden almak;
  12. m) Hükümetin önerisi ile, Sayıştay Başkanını ve Cumhuriyet Başsavcısını atamak ve görevden almak;
  13. n) Devlet Şûrası’nın beş üyesini ve Yüksek Yargı Konseyinin iki üyesini atamak;
  14. o) Yüksek Ulusal Savunma Konseyine Başkanlık etmek;
  15. p) Hükümetin teklifiyle, Silahlı Kuvvetler Genel Kurmay Başkanını atamak ve Genel Kurmay Başkanına danışarak varsa Silahlı Kuvvetler Genel Kurmay Başkan Yardımcısını ve üç silahlı kuvvetin Komutanlarını atamak.

Madde 134. (Kişisel sorumluluklar)

  1. a) Cumhurbaşkanı aşağıdakilerden şahsen sorumludur:
  2. b) Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı görevini yapmak;
  3. c) Kanunları, idari kanunları ve düzenleyici emirleri çıkarmak ve yayımlatmak ve hem Cumhuriyet Meclisinin uluslararası anlaşmaları kabul eden kararlarını hem de Hükümet kararnamelerini imzalamak;
  4. d) 115’inci maddede belirtilen ve 232’nci maddenin 2’nci fıkrası ve 256’ncı maddenin 3’üncü fıkrasında atıfta bulunulan ulusal çıkarlarla ilgili konuları referanduma götürmek;
  5. e) 19 ve 138’inci maddenin hükümleri uyarınca, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilân etmek;
  6. f) Cumhuriyetin bekası için ciddi sonuçlar olabilecek acil durumları ilân etmek;
  7. g) İlk önce Hükümetin görüşünü aldıktan sonra, suçları bağışlamak veya cezaları hafifletmek;
  8. h) Anayasa Mahkemesinden kanunlarda ve idari kanunlarda ve uluslararası sözleşmelerde belirtilen kuralların Anayasaya uygunluğu için ön inceleme yapmasını istemek;
  9. i) Anayasa Mahkemesinden, eklenti veya çıkarmalar nedeniyle kanun hükümleri veya statülerin anayasaya uygun olup olmadıklarına karar vermesini istemek;
  10. j) Kanun uyarınca madalyalar vermek ve Portekiz’in şeref nişanlarında Grand Master görevini ifa etmek.

Madde 135. (Uluslararası ilişkilerde sorumluluklar)

Uluslararası ilişkilerde Cumhurbaşkanının sorumlulukları şunlardır:

  1. a) Büyükelçileri ve Hükümetin önerisi üzerine olağanüstü elçileri atama ve yabancı diplomatik temsilcilerin akreditasyonu;
  2. b) Usulüne uygun kabul edilen uluslararası anlaşmaları onaylamak;
  3. c) Hükümetin öneriyle, Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra ve Cumhuriyet Meclisinin veya Meclis birleşim halinde değilse ve derhal birleşime gitmesi mümkün değilse, Daimi Komisyonun yetkisine dayanarak, fiili veya çok yakında olması beklenen saldırı durumunda savaş ilân etme ve barış yapma.

Madde 136. (Kanunu yürürlüğe sokma ve veto)

  1. Cumhuriyet Meclisinin kanun olarak yürürlüğe sokulması için gönderdiği herhangi bir kararnamemin alınmasından veya Anayasa Mahkemesinin kararnamenin hiçbir hükmünün anayasaya aykırı olmadığına hükmeden kararından itibaren yirmi gün içinde, Cumhurbaşkanı kararnameyi ya yürürlüğe sokar ya da veto hakkını kullanır. Veto durumunda, veto gerekçesini ortaya koyan bir yazı göndererek kararnamenin yeniden görüşülmesini ister.

 

  1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisinin tüm üyelerinin salt çoğunluğuyla önceki oyunu teyit ederse, kararnameyi aldıktan sonraki sekiz gün içinde yürürlüğe koyar.
  2. Ancak, kuruluş kanunlarının ve aşağıdaki konularla ilgili kanunların biçimini alan kararnamelerin teyidi için, mevcut üyelerin en az üçte ikisine eşit ve üye tam sayısının salt çoğunluğundan daha büyük bir çoğunluk gerekir:
  3. a) Dış ilişkiler;
  4. b) Üretim araçlarının mülkiyeti ile ilgili olarak, kamu, özel ve kooperatif sektörleri arasındaki sınırlar;
  5. c) Anayasa tarafından öngörülen seçim kanunlarını düzenleyen bu tür düzenlemeler, kuruluş kanunu şeklinde olamaz.
  6. Hükümetin yürürlüğe sokulması için gönderdiği herhangi bir kararnamemin alınmasından veya Anayasa Mahkemesinin kararnamenin hiçbir hükmünün anayasaya aykırı olmadığına hükmeden kararından itibaren kırk gün içinde, Cumhurbaşkanı kararnameyi ya yürürlüğe sokar ya da veto hakkını kullanır. İkinci durumda, gerekçelerini yazılı olarak Hükümete bildirir.
  7. 5. Cumhurbaşkanı ayrıca 278 ve 279’uncu maddeler uyarınca da veto hakkını kullanır.

Madde 137. (Yürürlüğe sokmama veya imzalamama)

Cumhurbaşkanı, 134’üncü maddenin b) bendinde öngörülen kanunları yayımlamaz veya imzalamazsa söz konusu kanunlar hukuken geçersizdir.

Madde 138. (Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı)

  1. Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı, Hükümete önceden danışmayı ve Cumhuriyet Meclisinin, veya Meclis birleşimde değilse veya derhal birleşime gitmesi mümkün değilse, Daimi Komisyondan yetki alınmasını gerektirir.
  2. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal için Daimi Komisyondan yetki alınması durumunda, bu ilânın, mümkün olan en kısa sürede Genel Kurul tarafından teyit edilmesi gerekir.

Madde 139. (Cumhurbaşkanı vekilinin işlemleri)

  1. Cumhurbaşkanıvekili 133’üncü maddenin e) ve n) bentleri ile 134’üncü maddenin c) bendinde öngörülen hiçbir işlemi üstlenmez.
  2. Cumhurbaşkanıvekili, sadece 133’üncü maddenin b), c), f), m) ve p) bentleri ile 134’üncü maddenin ve 135’inci maddenin a) bentlerindeki işlemleri Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra üstlenir.

Madde 140. (Bakanların karşı-imzası)

  1. Cumhurbaşkanının 133’üncü maddenin h), j), l), m) ve p) bentleri, 134’üncü maddenin b), d) ve f) bentleri ile 135’inci maddenin a), b) ve c) bentleri hükümlerine göre işlemleri Hükümetin karşı imzasını gerektirir.
  2. Hükümetin karşı imza vermemesi halinde, söz konusu işlem hukuken geçersiz olur.

Bölüm III.

Devlet Şûrası

Madde 141. (Tanım)

Devlet Şûrası Cumhurbaşkanına danışmanlık eden siyasi organdır.

Madde 142. (Oluşumu)

Devlet Şûrası’na Cumhurbaşkanı Başkanlık eder ve ayrıca aşağıdaki üyelerden oluşur:

  1. a) Cumhuriyet Meclisi Başkanı;

b Başbakan;

c Anayasa Mahkemesi Başkanı;

  1. d) Ombudsman;
  2. e) Bölge başkanları;
  3. f) Anayasayla seçilen ve görevden alınmamış olan eski Cumhurbaşkanları;
  4. g) Cumhurbaşkanının görev süresini kapsayan dönem için seçeceği beş vatandaş;
  5. h) Cumhuriyet Meclisinin, yasama dönemi için, nispi temsil ilkesine göre seçtiği beş vatandaş.

Madde 143. (Atanma ve görev süresi)

  1. Devlet Şûrası üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
  2. Devlet Şûrası’nın, 142’nci maddenin a), b), c), d) ve e) bentlerinde belirtilen üyelerinin üyelikleri, ilgili görevleri süresince devam eder.
  3. Devlet Şûrası’nın, 142’nci maddenin g) ve h) bentlerinde belirtilen üyelerinin üyelikleri, yerlerine yenileri atanıncaya kadar devam eder.

Madde 144. (Organizasyon ve usul)

Devlet Şûrası kendi tüzüğünü hazırlamaktan sorumludur.

  1. Devlet Şûrası toplantıları halka açık değildir.

Madde 145. (Sorumlulukları)

Devlet Şûrası şunlardan sorumludur:

  1. a) Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin feshiyle ilgili görüş bildirme;
  2. b) 195’inci maddenin 2’nci fıkrasında öngörülen durumda Hükümetin görevden alınmasıyla ilgili görüş bildirme;
  3. c) Savaş ilânı ve barış yapmayla ilgili görüş bildirme;
  4. d) 139’uncu maddede atıfta bulunulan Cumhurbaşkanıvekilinin işlemleriyle ilgili görüş bildirme;
  5. e) Anayasada öngörülen diğer konularda görüş bildirme ve genel olarak ve Cumhurbaşkanının isteği üzerine, görevini yürütmesiyle ilgili tavsiyede bulunma.

Madde 146. (Görüş verme)

Devlet Şûrası, Cumhurbaşkanı bu amaçla yaptığı toplantıda 145’inci maddenin a-e bentlerinde öngörülen görüşlerini bildirir ve bu görüşler, ilgili işlemler yapıldığı zaman halka açıklanır.

Başlık II.

Cumhuriyet Meclisi

Bölüm I.

Statü, rol ve seçim

Madde 147. (Tanım)

Cumhuriyet Meclisi tüm Portekiz vatandaşlarını temsil eden meclistir.

Madde 148. (Oluşumu)

Cumhuriyet Meclisi, seçim kanununda belirtildiği üzere, en az yüzseksen ve en fazla ikiyüzotuz üyeden oluşur.

Madde 149. (Seçim çevreleri)

  1. Üyeler kanunun coğrafi olarak belirlediği seçim çevrelerinden seçilir. Kanun, nispi temsil sitemine göre ve d’Hondt en yüksek ortalama kuralını kullanarak oyların sandalyelere dönüşmesini sağlamak üzere, çok adaylı veya tek adaylı seçim çevreleri oluşturabilir ve bununla ilgili yapıyı ve tamamlayıcı öğeleri belirleyebilir.
  2. Ulusal seçim çevresi hariç, Portekiz topraklarında varsa çok adaylı her seçim çevresinin vekil sayısı oradaki kayıtlı seçmen sayısıyla orantılıdır.

Madde 150. (Seçilebilme yeterliliği)

Seçim kanununca ortaya konan seçilmeye engel yerel durumlar veya belirli görevler dışında, seçim kütüğüne kayıtlı her Portekiz vatandaşı seçilme yeterliliğine sahiptir.

Madde 151. (Adaylık)

  1. Adaylıklar, siyasi partiler tarafından kanunda belirlendiği şekilde sunulur. Partiler adayları tek tek veya toplu olarak bildirebilirler ve aday listelerinde söz konusu hiçbir partiye üye olmayan vatandaşlar da olabilir.
  2. Ulusal seçim çevresi dışında, hiçbir kimse aynı yapıdaki birden fazla seçim çevresinden aday olamaz. Kimse birden fazla listede yer alamaz.

Madde 152. (Siyasi temsil)

  1. Kanun, kullanılan oyların asgari ulusal ortalamasını gerektirerek oyların sandalyeye dönüşmesine bir sınır koymaz.
  2. Vekiller seçildikleri seçim çevresini değil bütün ülkeyi temsil eder.

Madde 153. (Görev süresinin başlangıcı ve sonu)

  1. Vekillerin görev süreleri seçimleri izleyen ilk Cumhuriyet Meclisi oturumu ile başlar ve, herhangi bir kişisel yetkinin askıya alınması veya sona erdirilmesi durumu hariç, sonraki seçimin ardından yapılan ilk oturumda sona erer.
  2. Seçim kanunu, Mecliste boşalan üyeliklerin doldurulması ve önemli gerekçeleri olduğunda, üyeliklerin geçici olarak ikame edilmesi için düzenlemeler yapar.

Madde 154. (Uyuşmazlıklar ve görevin yapılmasına engel durumlar)

  1. Hükümette görev alan üyeler Hükümetten ayrılıncaya kadar vekillik görevini yürütemez ve bir önceki madde gereği geçici olarak yerleri doldurulur.
  2. Kanun diğer engel halleri ortaya koyar.
  3. Kanun, vekillerin, jüri üyesi, hakem, bilirkişi veya tanık olmaları için Cumhuriyet Meclisinden yetki almaları gereken durumları ve şartları düzenler.

Madde 155. (Vekillik görevinin yürütülmesi)

  1. Vekiller yetkilerini özgürce kullanır ve özellikle kayıtlı seçmenlerle temas ve seçmenlerin düzenli bilgilendirilmesiyle ilgili vazgeçilmez görevlerini etkin biçimde yerine getirmeleri için gerekli koşullar güvence altındadır.
  2. Kanun, resmi işlemlerde veya Cumhuriyet Meclisini ilgilendirmeyen süreçlerde, Meclis oturumları veya görevleri nedeniyle vekillerin bulunmamasının söz konusu olduğu işlem ve süreçlerin ertelenmesi için gerekçe oluşturduğu şartları düzenler.
  3. Kanunda belirtildiği üzere, kamu organları, vekillere görevlerini yerine getirmede yardımcı olur.

Madde 156. (Vekilin yetkileri)

Vekiller aşağıdaki yetkilere sahiptir:

  1. a) Anayasa değişiklik taslaklarını sunmak;
  2. b) Kanun tasarıları, İçtüzük değişiklikleri, özellikle referandumla ilgili karar taslakları sunmak ve görüşme takvimine alınmalarını istemek;
  3. c) İçtüzüğün belirlediği şekilde, Meclis görüşmelerine katılmak ve konuşma yapmak;
  4. d) Devlet sırlarıyla ilgili kanun hükümleri saklı kalmak üzere, Hükümete, yürütme ve kamu yönetiminin işlemleri hakkında soru yöneltmek ve makul bir süre içinde cevap almak;
  5. e) Yetkisinin kullanılmasında yararı olacak bilgi ve belgeleri, vekil veya vekiller olarak, Hükümetten veya herhangi bir kamu kurumunun yönetim organlarından istemek ve elde etmek;
  6. f) Meclis soruşturma komitesi oluşturulmasını istemek;
  7. g) İçtüzükle ortaya konan yetkiler.

Madde 157. (Dokunulmazlıklar)

  1. Meclis üyeleri, işlevlerini yerine getirirken, oyları veya görüşleriyle ilgili hukuki veya cezai olarak sorumlu olmazlar ve disiplin kovuşturmasına tabi tutulamazlar.
  2. Meclisin onayı olmadan üyelerin ifadeleri alınamaz veya sanık sandalyesine oturtulamaz. Azami üç yıldan daha fazla bir süre için hapis cezasıyla cezalandırılan ciddi bir suçun işlendiğine dair kuvvetli delil olması durumunda, Meclis zorunlu olarak, bir üyenin sanık olarak yargılanmasına izin verir.
  3. Bir önceki fıkrada sözü edilen hapis türüyle cezalandırılan ciddi bir suç ve suçüstü durumu hariç, Meclisin izni olmaksızın hiçbir vekil gözaltına alınamaz, tutuklanamaz veya hapse atılamaz.
  4. Bir vekilin ceza kovuşturmasına uğraması ve kesin olarak suçlanması durumunda, Meclis, kovuşturmanın sürdürülebilmesi için üyeliğini askıya alınıp alınmayacağına karar verir. Önceki fıkralarda atıfta bulunulan suç durumunda, Meclis zorunlu olarak vekilin üyeliğini askıya alır.

Madde 158. (Hak ve ayrıcalıklar)

Üyeler aşağıdaki hak ve ayrıcalıklara sahip olur:

  1. a) Askeri, medeni, ve sivil savunma hizmetlerinin ertelenmesi;
  2. b) Dolaşım hürriyeti ve yurt dışında resmi gezileri sırasında özel bir pasaport hakkı;
  3. c) Özel bir kimlik kartı;
  4. d) Kanunun öngördüğü ödenekler.

Madde 159. (Ödevleri)

Üyeler aşağıdaki ödevlere sahiptir:

  1. a) Genel kurul oturumlarına ve üyesi oldukları komitelere katılmak;
  2. b) Meclisteki görevlerini ve Parlamentodaki ilgili grupların önerileriyle atandıkları görevleri yerine getirmek;
  3. c) Oylamalara katılmak.

Madde 160. (Üyeliğin düşmesi ve istifa)

  1. Şu durumlarda vekillerin üyelikleri düşer:
  2. a) Kanunun ortaya koyduğu engeller ve görevle bağdaşmayan durumlara konu olduklarında;
  3. b) Meclisteki görevlerine başlamadıklarında veya devamsızlıkları İçtüzüğün belirlediği sayıyı aştığında;
  4. c) Seçime girmiş oldukları parti dışında bir parti üyesi olarak kayıt yaptırdıklarında;
  5. d) Görevlerini yaptıkları sırada siyasi makamların sorumlu tutulduğu herhangi bir özel suçtan dolayı bir mahkemeden mahkumiyet aldıklarında ve zarar için mahkum edildiklerinde veya ırkçı, faşist ideoloji sergileyen örgütlere katılmaktan mahkum olduklarında.
  6. Vekiller, yazılı bir beyanla üyelikten istifa edebilirler.

Bölüm II.

Sorumluluklar

Madde 161. (Siyasi ve yasamayla ilgi sorumluluklar)

Cumhuriyet Meclisi aşağıdakilerden sorumludur:

  1. a) 284 ve 289’uncu maddeler uyarınca Anayasa değişiklik önergelerini kabul etmek;
  2. b) Özerk bölgelerin siyasi ve idari statülerini ve bunların Yasama Meclisleri üyelerinin seçimini düzenleyen kanunları kabul etme;
  3. c) Anayasayla sorumluluğu münhasıran Hükümete ait olanlar dışında, her konuda kanun yapmak;
  4. d) Hükümete yasama yetkisi verme;
  5. e) Özerk Bölgelerin Yasama Meclislerine 227’nci maddenin 1/b fıkrasında öngörülen yetkiyi verme;
  6. f) Genel ve hususi af çıkarma;
  7. g) Hükümetin önerisiyle, Ulusal planların ve Devlet Bütçesinin ana seçenekleriyle ilgili kanunları geçirmek;
  8. h) Kısa vadeli hazine bonoları dışında diğer borçlanma ve borç verme operasyonları ve sözleşmeler için Hükümete yetki verme, bu borçların yönetilmesinde kullanılan genel şartları ve koşulları ortaya koyma ve herhangi bir yıl için Hükümetin vereceği garantiler için üst sınır belirleme;
  9. i) Özellikle Portekiz’in uluslararası kuruluşlara katılması, dostluk, barış, savunma, sınırların düzeltilmesi veya askeri konulardaki antlaşmaları ve ayrıca münhasıran Meclisin sorumluluğunda olan konuları ilgilendiren uluslararası antlaşmaları veya Hükümetin, Meclisin değerlendirmesini uygun gördüğü antlaşmaları kabul etme;
  10. j) Cumhurbaşkanına, ülke çıkarlarını ilgilendiren önemli konularla ilgili referanduma gidilmesini teklif etmek;
  11. l) Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı izni verme ve teyit etme;
  12. m) Cumhurbaşkanını savaş veya veya barış yapmak için yetkilendirme;
  13. n) Kanunda belirtildiği gibi, kendi münhasır yasama sorumluluk alanını ilgilendiren Avrupa Birliği organlarının kararlarını bekleyen konuları ilân etmek;
  14. o) Anayasa ve kanunların verdiği diğer işlevleri yerine getirme.

Madde 162. (İnceleme sorumluluğu)

İnceleme fonksiyonlarının yerine getirilmesinde Cumhuriyet Meclisi şunlardan sorumlu olacaktır:

  1. a) Anayasaya ve kanunlara uygunluk incelemesi ve Hükümetin ve kamu yönetiminin işlemlerini tetkik etme;
  2. b) Sıkıyönetim ve olağanüstü hâl ilânında izlenen usulü tetkik etme;
  3. c) Hükümetin münhasır yasama sorumluluğunda olanlar hariç, idari kanunları tetkik ve 227’nci maddenin 1/b fıkrasında öngörülen hem değiştirme hem de yürürlükten kaldırma amacıyla bölgesel kanun hükmünde kararnameleri tetkik;
  4. d) Devletin ve kanunun belirlediği diğer kamu organlarının hesaplarını kabul etmek. Bu hesaplar izleyen yılda 31 Aralık’a kadar, Sayıştayın görüşü ve tetkik için gerekli diğer kalemlerle birlikte sunulur;
  5. e) Ulusal planların yürütülmesi ile ilgili raporların incelenmesi.

Madde 163. (Diğer organlarla ilgili sorumluluklar)

Diğer organlarla ilgili olarak Cumhuriyet Meclisinin sorumlulukları şunlardır:

  1. a) Cumhurbaşkanının atanmasına tanıklık etme;
  2. b) Cumhurbaşkanının Portekiz topraklarında bulunmamasına muvafakat vermek;
  3. c) Görevini yaparken işlediği suçlardan dolayı Cumhurbaşkanı için kanuni girişimde bulunmanın önünü açmak ve 196’ncı maddede belirtilen durum için Hükümet üyeliğinin askıya alınıp alınmamasına karar vermek;
  4. d) Hükümet programını ele almak;
  5. e) Hükümete güven ya da gensoru önergelerini oylamak;
  6. f) Kanunda belirtildiği üzere, Avrupa Birliğinin inşa sürecine Portekiz’in katılımını denetleme ve inceleme;
  7. g) Nispi temsil sisteminde, Meclisin atamakla sorumlu olduğu Savcılıklar Yüksek Kurulu üyeleri ve Devlet Şûrası’nın beş üyesini seçme;
  8. h) Mevcut üyelerin tamamının en az üçte ikisine eşit çoğunlukla ve görevlerini tam olarak ifa eden tüm üyelerin salt çoğunluğundan daha büyük çoğunlukla, Anayasa Mahkemesine on hâkimi, Ombudsman’ı, Ekonomik ve Sosyal Konsey Başkanını, Yüksek Hâkimler Kurulunun yedi üyesini, medya düzenleme kurulunun üyelerini ve Cumhuriyet Meclisinin atama sorumluluğunda olan diğer tüm anayasa organlarının üyelerini seçme;
  9. i) Kanunun belirttiği üzere, yurtdışına gönderilen askeri birlikleri ve güvenlik güçlerini denetleme.

Madde 164. (Münhasır yasama sorumluluğu)

Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki konularda münhasır yasama sorumluluğuna sahiptir:

  1. a) Egemenlik yetkisi kullanan organlar için seçimler;
  2. b) Referandumlarda kullanılacak kurallar;
  3. c) Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, işletme ve muhakeme usulleri;
  4. d) Ulusal savunmanın teşkilatlanması, buradan çıkan görevlerin ve teşkilatın genel unsurlarının tanımlanması, Silahlı Kuvvetlerin yeniden teçhizi ve disiplini.
  5. e) Sıkıyönetim ve olağanüstü hali düzenleyen kurallar;
  6. f) Portekiz vatandaşlığını kazanma, kaybetme ve yeniden edinme;
  7. g) Karasularının sınırlarının, münhasır ekonomik bölgenin ve Portekiz’e bitişik deniz tabanının tanımı.
  8. h) Siyasi dernekler ve partiler;
  9. i) Eğitim sisteminin temel unsurları;
  10. j) Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin üyelerinin seçimi;
  11. l) Yerel yönetim memuriyetlerinin seçimi ve doğrudan, genel oyla yapılan diğer seçimler ve ayrıca geri kalan anayasal kurumlar için yapılan seçimler.
  12. m) Egemenlik yetkisini yerine getiren organların memurlarının ve yerel yönetim memurlarının, ve geri kalan anayasal kurumların memurlarının ve doğrudan, genel oyla seçilen diğerlerinin statüsü ve rolü.
  13. n) Özerk bölgelerin yetkileri saklı kalmak üzere, yerel yönetimlerin ve onları düzenleyen kuralların oluşturulması, kaldırılması ve değiştirilmesi.
  14. o) Tam zamanlı asker ve askeri personelin muvazzaf hizmette iken ve polis kuvvetinin ve güvenlik hizmetinin haklarını kullanmadaki sınırlamalar.
  15. p) Komisyon dışında, Avrupa Birliği kurumlarına üye atamayı düzenleyen kurallar;
  16. q) Ülkenin istihbarat sistemini ve Devlet sırlarını düzenleyen kurallar;
  17. r) Devletin, özerk bölgelerin ve yerel yönetimlerin teşkilat ve bütçelerinin hazırlanmasını düzenleyen kurallar;
  18. s) Ulusal sembolleri düzenleyen kurallar;
  19. t) Özerk bölgelerin maliyesini düzenleyen kurallar;
  20. u) Polis güçleri ve güvenlik hizmetlerini düzenleyen kurallar;
  21. v) Cumhurbaşkanlığı destek hizmetlerinin teşkilat, idari ve mali özerkliğine ilişkin kurallar.

Madde 165. (Kısmen münhasır yasama sorumluluğu)

  1. Hükümete ayrıca bir yetki vermedikçe, Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki konularda münhasır yasama sorumluluğuna sahiptir:
  2. a) Halkın statüsü ve hukuki ehliyeti;
  3. b) Haklar, özgürlükler ve teminatlar;
  4. c) Suç, mahkumiyet, güvenlik önlemleri ve bunlarla ilgili ön koşullar ve ceza muhakemeleri usulünün ortaya konması;
  5. d) Disiplin suçlarının cezalandırılması ve idari suçların ve bunlara uygulanacak yargılama usullerini düzenleyen genel kurallar;
  6. e) Kamu yararına el koyma ve kamulaştırmaların genel kuralları;
  7. f) Sosyal güvenlik sistemi ve ulusal sağlık sisteminin temel unsurları;
  8. g) Doğayı, ekolojik dengeyi ve kültürel mirası koruma kurallarının temel unsurları;
  9. h) Kırsal ve kentsel kiralamayı düzenleyen genel kurallar;
  10. i) Vergilerin ve finans sisteminin oluşturulması ve kamu organlarına vergi ve diğer mali ödemelere ilişkin genel kurallar;
  11. j) Özel işletmeler ve benzer yapıdaki diğer kuruluşların faaliyetlerinin yasaklandığı temel sektörler de dahil olmak üzere, üretim araçlarına sahip olabilecek sektörlerin tanımlanması;
  12. l) Kamu yararına, üretim araçları ve topraklarla ilgili olarak, müdahale, kamulaştırma, millileştirme ve özelleştirme araçları ve şekilleri ve böyle durumlarda tazminat kriterleri;
  13. m) Ekonomik ve sosyal kalkınma planları ve Ekonomik ve Sosyal Konseyin yapısını düzenleyen kurallar;
  14. n) Tarım birimleri için azami ve asgari limitlerin belirlenmesi de dahil olmak üzere tarım politikasının temel unsurları;
  15. o) Para sistemi ve ağırlıklar ve ölçü standartları;
  16. p) Mahkemelerin ve Cumhuriyet savcılıklarının teşkilatlanması ve sorumlulukları ve ilgili hâkimlerin statü ve rolleri, ayrıca adliye dışı uyuşmazlık çözüm organlarının teşkilat ve sorumlulukları;
  17. q) Yerel finansman da dahil, yerel yönetimlerin statü ve rolleri;
  18. r) Mahalle örgütleriyle yerel yönetime katılım;
  19. s) Kamu yararına dernekler, kamu yönetiminden yararlananların teminatları ve kamu yönetiminin hukuki sorumluluğu;
  20. t) Kamu yönetiminin kapsamı ve düzenleyen kuralların temel unsurları;
  21. u) Halka açık şirketler ve kamu vakıflarının temel genel unsurları ve statüsü;
  22. v) Kamusal alandaki mülkiyetin ve düzenleyen kuralların tanımı;
  23. x) Kooperatif ve sosyal sektör mülkiyeti ile entegre üretim araçlarını düzenleyen kurallar;
  24. z) Kasaba, kırsal kesim ve kent planlamasının temel unsurları;
  25. aa) Zabıta ve bunların oluşturulma şeklini düzenleyen kurallar.
  26. Yasama yetkisi veren kanunlar, uzatılabilecek olan bu yetkinin hedef, amaç, şümul ve süresini tanımlar.
  27. 3. Kısmi aşamalarında kullanılması saklı kalmak kaydıyla, yasama yetkisi bir defadan fazla kullanılmamalıdır.
  28. 4. Yetki verilen Hükümetin istifası veya görevden alınması üzerine, yasamanın sonunda veya Cumhuriyet Meclisinin feshi üzerine hükümsüz sayılır.
  29. Hükümete bütçe kanunuyla ilgili verilen yetkiler bu madde hükümlerine uygun olur ve mali konuları ele aldıklarında, hükümleri ilgili oldukları mali yılın sonuna kadar devam eder.

Madde 166. (Kanunların şekli)

  1. 161’inci maddenin a) bendinde öngörülen işlemler, anayasa kanunları şeklini alır.
  2. 164’üncü maddenin a), b), c), d), e), f), h) ve j) bentleri, l/q) ve t) bentlerinin ilk bölümleri ve 225’inci madde teşkilat kanunu formunda olur.
  3. 161’inci maddenin (b-h) bentlerinde öngörülen işlemler anayasa kanunları şeklini alır.
  4. 163’üncü maddenin d) ve e) bendinde öngörülen işlemler önerge şeklini alır.
  5. Cumhuriyet Meclisinin geri kalan işlemleri ve 179’uncu maddenin 3’üncü fıkrası e) ve f) bendinde öngörülen Daimi Komisyonunkiler karar şeklini alır.
  6. Kararlar, kanunlaşmasına bakılmaksızın yayımlanır.

Madde 167. (Kanun koyma ve referandum inisiyatifi)

  1. Kanun koyma ve referandum inisiyatifi vekiller, parlamento grupları ve Hükümete ve ayrıca kanunla belirlenen koşul ve şartlara bağlı olarak kayıtlı seçmen gruplarına aittir. Özerk bölgelerle ilgili kanun koyma yetkisi ilgili Yasama Meclisine aittir.
  2. Hiçbir vekil, parlamento grubu, bir özerk bölgenin Yasama Meclisi veya kayıtlı seçmen grubu, ilgili mali yıl içinde, bütçede ortaya konmuş olan Devletin harcamalarında artış veya gelirlerinde azalmayı içeren kanun tasarısı veya değişiklik taslağı sunamaz.
  3. Hiçbir vekil, parlamento grubu, veya kayıtlı seçmen grubu, ilgili mali yıl içinde, bütçede ortaya konmuş olan Devletin harcamalarında artış veya gelirlerinde azalmayı içeren referandum taslağı sunamaz.
  4. Kesin olarak reddedilen kanun tasarıları ve referandum taslakları, yeni bir Cumhuriyet Meclisi seçilmedikçe, aynı yasama döneminde yeniden sunulamaz.
  5. Yasama Meclisinin süresi dolmadıkça, sunuldukları yasama döneminde oylanmayan kanun tasarıları ve referandum taslaklarının izleyen yasama döneminde yeniden sunulmaları gerekmez.
  6. Hükümetin kanun tasarıları ve referandum taslakları, Hükümetin istifası veya görevden alınması üzerine hükümsüz sayılır.
  7. Özerk bölgelerin Yasama Meclisleri tarafından getirilen Hükümet kanun tasarıları, Cumhuriyet Meclisinin yasama dönemi sonuna kadar geçerli olacakları genel esaslarının hâlihazırda kabul edilmiş olması durumu hariç, ilgili yasama dönemi sonunda hükümsüz sayılır.
  8. Atıfta bulundukları kanun tasarıları veya referandum taslaklarına halel getirmeksizin, geri çekilmedikçe, meclis komisyonları bunlarla ilgili yeni metin sunabilir.

Madde 168. (Görüşme ve oylama)

  1. Kanun tasarılarının görüşmesi genel esasların görüşülmesi ve ayrıntıların görüşülmesinden oluşur.
  2. Oylama, genel esasların oylanması, maddelerin oylanması ve teklifin tümünün oylanması şeklindedir.
  3. Meclisin karar vermesi halinde, Meclisin Genel Kurula ayrıntıları oylama için verdiği yetkiye halel getirmeksizin, genel esaslara ilişkin kabul edilen metinlerin ayrıntıları komisyonda oya sunulur veya tümünün oylanması için Genel Kurula sunulur.
  4. 164’üncü maddenin (a-f), h), n) ve o) bentleri ve 165’inci maddenin 1/q) fıkrasında öngörülen konulardaki kanunların ayrıntılarının Genel Kurul tarafından oylanması mecburidir.
  5. 5. Teklifin tümü oya sunulduğunda, tüm kuruluş kanunlarının görevlerini tam olarak ifa eden üyelerin tamamının salt çoğunluğu ile kabul edilmesi gerekir. 255’inci maddede öngörüldüğü üzere, bölgelerin sınırlarıyla ilgili hükümlerin ayrıntılarının da aynı çoğunlukla kabul edilmesi gereklidir.
  6. Aşağıdakilerin kabul edilmesi için oylamada hazır bulunan üyelerin en az üçte ikisinin çoğunluğu ve Meclisi oluşturan üyelerin tamamının salt çoğunluğundan daha fazlası gerekir:
  7. a) Medya düzenleme organını düzenleyen kanun;
  8. b) 118’inci maddenin ikinci fıkrasını düzenleyen kurallar;
  9. c) 121’inci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen hakkın kullanılmasını düzenleyen kanun;
  10. d) 148 ve 149’uncu maddede ele alınan konuları düzenleyen kanunların hükümleri ve 239’uncu maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen organların seçilme sistemi ve yöntemiyle ilgili hükümler;
  11. e) 164’üncü maddenin konusunu düzenleyen hükümler.
  12. f) Özerk bölgelerin yasama yetkisinin kapsamı içinde olan konuları düzenleyen, özerk bölgelerin siyasi ve idari statüleriyle ilgili hükümler.

Article 169. (Kanunların Mecliste değerlendirilmesi)

  1. Hükümetin münhasır yasama sorumluluğu altında geçmedikçe, icra kanunları, Cumhuriyet Meclisinin toplanmasının askıya alındığı dönemler hariç, yayımlanmasından sonraki otuz gün içinde on Milletvekilinin teklifi üzerine, yürürlüğünü durdurmak veya değişiklik yapmak üzere Cumhuriyet Meclisinin değerlendirmesine tabi olabilir.
  2. Bir yasama yetkisi koşulları çerçevesinde çıkarılmış bir icra kanununun değerlendirilmesi için bir kez teklif verildiğinde ve bir veya daha fazla değişiklik önergesi verilirse, Meclis, ya değişiklik yapan kanun yayınlanıncaya ya da tüm değişiklik önergeleri reddedilinceye kadar icra kanununun tamamının veya bir bölümünün yürürlüğünü askıya alabilir.
  3. Meclis daha sonra kendisi beyan etmezse, yürürlüğün askıya alınması on genel kurul oturumu ardından sona erer.
  4. İcra kanununun yürürlükten kalkması durumunda, yürürlük ilgili kararın Resmi Gazete’de (Diârio da Repüblica) yayınlandığı gün sona erer.
  5. Bir değerlendirme önergesinin verilmesi ve Meclis bu değerlendirmenin sonucu hakkında bir açıklama yapmaması durumunda veya Meclisin değişiklik yapma kararı alması ancak ilgili kanunu o zamanki yasama dönemi sonuna kadar oylamaması durumunda ve en az onbeş genel kurul toplantısının geçmesi koşuluyla, değerlendirme süreci zaman aşımına uğramış sayılır.
  6. Meclis İçtüzüğüne göre, icra kanunlarının değerlendirilmesine ilişkin oturumlara öncelik verilir.

Madde 170. (Acil usul)

  1. Bir üye, parlamento grubu veya Hükümetin inisiyatifiyle, Cumhuriyet Meclisi, herhangi bir kanun ya da karar tasarısını acil usulde görüşülmesine karar verebilir.
  2. Söz konusu özerk bölgenin Yasama Meclisinin inisiyatifiyle, Meclis ayrıca herhangi bir bölgesel hükümet kanun tasarısının da acil usulde görüşülmesine karar verebilir.

Bölüm III.

(Organizasyon ve usul)

Madde 171. (Yasama organı)

  1. Her yasama organı dört yasama dönemi boyunca devam eder.
  2. Meclisin feshedilmesi durumunda, yeni seçilen Meclis, süresi, seçim tarihinde devam etmekte olan yasama dönemine karşılık gelen dönemi tamamlamak için gereken zamanın başlangıcına kadar uzatılacak olan yeni bir yasama organı başlatır.

Madde 172. (Fesih)

  1. Cumhuriyet Meclisi, seçilmesinin ardından gelen altı ay içinde, Cumhurbaşkanının görev süresinin son altı ayında veya olağanüstü hal veya sıkıyönetim sırasında feshedilemez.
  2. Bir önceki fıkra hükümlerine uyulmaması fesih kararını hükümsüz kılar.
  3. Meclisin feshi, ardından gelen seçim sonrasında Meclisin ilk oturumuna kadar, üyelerinin görev sürelerini veya Daimi Komisyonun sorumluluklarını etkilemez.

Madde 173. (Seçim sonrasındaki oturum)

  1. Seçimlerin genel sonuçlarının hesaplanmasını takip eden üçüncü gün, veya, bir yasama organı süresini tamamladığı için seçime gidilmesi halinde ve söz konusu üçüncü gün söz konusu yasama organının süresi bitmeden önceki bir gün ise bir sonraki yasama organının ilk günü Cumhuriyet Meclisi yetkiyle oturum yapar.
  2. Böyle bir tarih Meclis tüm üyelerin hazır bulunduğu oturuma rastlamıyorsa 175’inci maddede belirtilen amaçlarla toplanır.

Madde 174. (Yasama dönemleri, genel kurullar ve toplantıya çağırma)

  1. Yasama dönemleri 15 Eylül’de başlamak üzere bir yıl sürer.
  2. Mevcut üyelerin tamamının üçte iki çoğunluğuyla alınan askıya almalar saklı kalmak üzere, Cumhuriyet Meclisinin normal parlamento dönemi 15 Eylül’den 15 Haziran’a kadardır.
  3. Meclis Genel Kurulunun uzatma kararı ardından veya Daimi Komisyonun inisiyatifiyle veya söz konusu komitenin işlevini yerine getirememesi ve acil bir durum olması durumunda, bütün üyelerin yarısından fazlasının çoğunluğuyla, Meclis bir önceki fıkrada ortaya konan görev süresinin dışında da görev yapabilir.
  4. Cumhurbaşkanı da, belirli konuların görüşülmesi amacıyla Meclisi olağandışı toplantıya çağırabilir.
  5. Meclisin yukarıdaki ikinci fıkraya göre karar vermesi halinde, Meclis Genel Kurulu oturumu olmaksızın da komisyonlar çalışmalarını yürütür.

Madde 175. (Meclisin iç sorumlulukları)

Cumhuriyet Meclisi aşağıdakilerden sorumludur:

  1. a) Anayasada belirtildiği üzere kendi İçtüzüğünü hazırlamak;
  2. b) Başkan ve Başkanlık divanının geri kalan üyelerini görevlerini tam olarak ifa eden Cumhuriyet Meclisi üyelerini tamamının salt çoğunluğuyla seçmek. Dört büyük parlamento grubunun önerileri üzerine dört başkan yardımcısı seçilir;
  3. c) Daimi Komisyon ve diğer komisyonların seçimi.

Madde 176. (Genel Kurul gündemi)

  1. Meclis Genel Kuruluna başvurma hakkı veya Cumhurbaşkanının 174’üncü maddenin dördüncü fıkrasında öngörülen yetkisi saklı kalmak üzere, Cumhuriyet Meclisi Başkanı İçtüzükte belirlenen önceliğe göre gündemi belirler.
  2. Hükümet ve parlamentodaki grupları, ulusal çıkarları ilgilendiren acil çözüm bekleyen konulara öncelik verilmesini isteyebilir.
  3. Meclisteki her grup, İçtüzük tarafından belirlenen ve azınlık partileri ve Hükümette temsilcisi olmayan partilerin konumunu teminat altına almayı gözeten kriterlere uygun olarak, belirli sayıda oturumun gündemini belirleme hakkına sahiptir.
  4. Özerk bölgelerin Yasama Meclisleri, bölgesel çıkarları ilgilendiren acil çözüm bekleyen konulara öncelik verilmesini isteyebilir.

Madde 177. (Hükümet üyelerinin devamlılığı)

  1. Bakanlar, hepsi de İçtüzükte belirtildiği üzere, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu oturumlarına katılma ve konuşma, müsteşarlarından yardım alma veya kendisinin yerine katılma ve konuşma hakkına sahiptir.
  2. Hükümet üyelerinin, vekillerin sorularına ve açıklama taleplerine cevap verebilmek için hazır bulunacağı oturumlar planlanır. Bu oturumlar İçtüzüğün izin verdiği en kısa aralıklarla ve Hükümetle üzerinde anlaşılan tarihlerde gerçekleşir.
  3. Hükümet üyeleri komisyon çalışmalarına katılmayı talep edebilir ve istendiğinde komisyonların huzuruna çıkabilir.

Madde 178. (Komisyonlar)

  1. Cumhuriyet Meclisinin, İçtüzükte öngörülen komisyonları vardır ve soruşturma veya başka bir amaçla geçici komisyonlar oluşturabilir.
  2. Komisyonlar, partilerin Cumhuriyet Meclisinde sahip oldukları sandalye sayılarıyla orantılı olarak oluşturulur.
  3. Meclise gönderilen dilekçeler, bu amaçla oluşturulan ve söz konusu konuyla ilgili olan diğer komisyonlardan cevap isteyebilecek ve her durumda bir vatandaşın tanıklığına başvurabilecek olan bir komisyon tarafından ele alınır.
  4. Normal hükümlere göre oluşumlarına halel gelmeksizin ve her bir yasama döneminde her bir üye için bir adetle sınırlı olmak üzere, meclisi oluşturan görevlerini tam olarak ifa eden üyelerin tümünün beşte birinin oyuyla bu amaçla bir önerge verildiğinde meclis soruşturma komisyonları zorunlu olarak oluşturulur.
  5. Meclis soruşturma komisyonları adli makamların soruşturma yetkilerine sahiptir.
  6. Komisyonların başkanlıkları, her grubun Üyelerinin oranına göre meclis grupları arasında paylaştırılır.
  7. İçtüzük hükümlerine göre, ilgili özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin temsilcileri, bölgesel kanun önerilerinin görüşüleceği komisyon toplantılarına katılabilir.

Madde 179. (Daimi Komisyon)

  1. Cumhuriyet Meclisinin yasama dönemi dışındaki dönemlerde, feshedildiği dönemlerde ve Anayasanın öngördüğü diğer durumlarda Cumhuriyet Meclisi Daimi Komisyonu oturumlarına devam eder.
  2. Daimi Komisyona Cumhuriyet Meclisi Başkanı başkanlık eder ve ayrıca, Mecliste sahip olduğu sandalye oranına göre, her partinin Başkan yardımcıları ve aday gösterdikleri Üyelerden oluşur.
  3. Daimi Komisyon şunlardan sorumludur:
  4. a) Bu Anayasaya ve kanunlara uygunluk denetimi ve Hükümetin ve kamu yönetiminin faaliyetlerini izleme;
  5. b) Üyelerin görevleri ile ilgili olarak Meclisin yetkilerini kullanma;
  6. c) Gerektiğinde Meclisi toplantıya çağırmak için adım atmak;
  7. d) Yasama dönemlerinin açılışını hazırlamak;
  8. e) Cumhurbaşkanının ülke topraklarında bulunmamasına muvafakat vermek;
  9. f) Cumhurbaşkanına sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilân etme, savaş ilân etme veya barış yapma yetkisi vermek.
  10. Bir önceki fıkranın f) bendinde öngörülen durumda, Daimi Komisyon, Meclisi mümkün olduğunca çabuk toplantıya çağırmak için adımlar atar.

Madde 180. (Meclis grupları)

  1. Her bir parti veya partiler koalisyonu için seçilen Üyeler bir meclis grubu oluşturabilir.
  2. Her meclis grubu aşağıdaki haklara sahip olur:
  3. a) Üyelerinin sayısı oranında Meclis komisyonlarında yer almak ve bu komisyonlara temsilcisini atamak;
  4. b) İçtüzük hazırlanırken danışılmak ve Genel Kurulda bu İçtüzüğe itiraz etmek;
  5. c) Kamuyu ilgilendiren acil meselelerde, Hükümetin de katılacağı acil görüşme istemek;
  6. d) Her yasama döneminde, Hükümetten Meclise katılma çağrısı yaparak, genel veya sektörel politika konusunda iki görüşme istemek;
  7. e) Daimi Komisyondan Genel Kurulu toplaması için girişimde bulunmasını istemek;
  8. f) Meclis soruşturma komitesi oluşturulması için önerge vermek;
  9. g) Kanun yapma sürecini başlatmak;
  10. h) Hükümet programını reddetmek için önerge vermek;
  11. i) Hükümete güvensizlik önergesi vermek;

Hükümet tarafından, gidişat ve kamuyu ilgilendiren ana konulardaki gelişmelerle ilgili düzenli olarak ve doğrudan bilgilendirilmek.

  1. Kanunda belirtildiği üzere, her bir meclis grubu, Meclis binasında çalışma yerine ve kendi seçtiği teknik ve idari personel bulundurma hakkına sahiptir.
  2. Herhangi bir meclis grubunun içinde yer almayan Üyelere, İçtüzük hükümlerine göre, belirli asgari haklar ve güvenceler verilir.

Madde 181. (Meclis personeli ve uzmanları)

Sürekli bir teknik ve idari personel ve görevlendirme veya geçici sözleşmeli uzmanlar Meclis ve komisyonlara çalışmalarında yardımcı olur. Bu personelin ve uzmanların sayısı Başkanın gerekli gördüğü kadardır.

Başlık IV.

Hükümet

Bölüm I.

Görevi ve yapısı

Madde 182. (Tanım)

Hükümet, ülkenin genel siyasetini yürütür ve kamu yönetiminde en yüksek otoriteyi temsil eder.

Madde 183. (Oluşumu)

  1. Hükümet Başbakan, bakanlar, müsteşarlar ve müsteşar yardımcılarından oluşur.
  2. Hükümette bir veya daha fazla Başbakan yardımcısı yer alabilir.
  3. Bakanlıkların ve müsteşarlıklarının sayısı, adları ve sorumlulukları ve bunlar arasında koordinasyonu sağlama araçları her defasında bu görevlere atama yapan kararnameler veya idari kanunla belirlenir.

Madde 184. (Bakanlar Kurulu)

  1. Bakanlar Kurulu, Başbakan, varsa Başbakan yardımcıları ve bakanlardan oluşur.
  2. Kanun belirli konulardan sorumlu olan ihtisas Bakanlar Kurulları oluşturabilir.
  3. Müsteşarlar ve müsteşar yardımcılarını Bakanlar Kurulu toplantılarına katılmaları gerekebilir.

Madde 185. (Hükümet üyelerinin geçici ikamesi)

  1. Hiçbir Başbakan yardımcısının bulunmaması durumunda, yokluğunda ya da görevlerini yapamaz durumda olduğunda, Başbakanın Cumhurbaşkanına bildireceği bakan veya böyle bir atamanın yapılmamış olması durumunda, Cumhurbaşkanının atayacağı bir bakan Başbakanın yerine bakar.
  2. Yoklukları veya görev yapamaz durumda olduklarında, her bakanın yerine Başbakana bildireceği bir müsteşar veya böyle bir atamanın yapılmamış olması durumunda, Başbakanın atadığı Hükümet üyesi bakar.

Madde 186. (Göreve gelme ve ayrılma)

  1. Başbakan atanarak göreve gelir ve Cumhurbaşkanı tarafından görevden alındığında ayrılır.
  2. Hükümetin geri kalan üyeleri atanarak göreve gelir ve kendileri veya Başbakan görevden alındığında ayrılırlar.
  3. Müsteşarlar ve müsteşar yardımcıları da kendi bakanları görevden alındığında görevden ayrılırlar.
  4. Hükümetin istifası veya görevden alınması durumunda, eski Hükümetin Başbakanı, yeni Başbakanın atandığı ve yemin ettiği gün görevden alınır.
  5. Programı Cumhuriyet Meclisinde görüşülünceye kadar ve istifasından veya görevden alınmasından sonra, Hükümet, kendi icraatını kamu işlerinin yürütülmesi için gerçekten gerekli işlerle sınırlı tutar.

Bölüm II.

Oluşumu ve sorumlulukları

Madde 187. (Oluşum)

  1. Cumhurbaşkanı, seçim sonuçları ışığında, Cumhuriyet Meclisinde sandalyeye sahip partilerle görüştükten sonra Başbakanı atar.
  2. Cumhurbaşkanı, Başbakanın teklifi üzerine, Hükümetin geri kalan üyelerini atar.

Madde 188. (Hükümet Programı)

Hükümet Programı, idarenin çeşitli alanlarında izlenecek veya önerilecek ana siyasi ilkeleri ve önlemleri ortaya koyar.

Madde 189. (Toplu sorumluluk)

Hükümet Programı ve Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararlar Hükümet üyelerini bağlayıcıdır.

Madde 190. (Hükümetin sorumluluğu)

Hükümet, Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Meclisine karşı sorumludur.

Madde 191. (Hükümetin üyelerinin sorumluluğu)

  1. Başbakan, Cumhurbaşkanına ve Hükümetin siyasi sorumluluk alanı içinde Cumhuriyet Meclisine karşı sorumludur.
  2. Başbakan yardımcıları ve bakanlar, Cumhurbaşkanına ve Hükümetin siyasi sorumluluk alanı içinde Cumhuriyet Meclisine karşı sorumludur.
  3. Müsteşarlar ve müsteşar yardımcıları Başbakan ve bakanlara karşı sorumludur.

Madde 192. (Hükümet Programının görüşülmesi)

  1. Atanmasından sonra en fazla on gün içinde Hükümet bir Başbakanlık beyanıyla programını Cumhuriyet Meclisine sunar.
  2. Cumhuriyet Meclisi tüm üyeleriyle oturum halinde değilse, Başkanı zorunlu olarak toplantıya çağırır.
  3. Programın görüşülmesi üç günden fazla süremez ve görüşme bitinceye kadar herhangi bir Meclis grubu programın reddedilmesi yönünde önerge verebilir ve Hükümet güven oylaması önergesinin kabulünü isteyebilir.
  4. Hükümet programının reddedilmesi için Meclisin görevini tam olarak ifa eden tüm üyelerinin salt çoğunluğu gerekir.

Madde 193. (Güven oylaması talebi)

Hükümet Cumhuriyet Meclisinden genel politika beyanı veya ülke çıkarlarını ilgilendiren herhangi bir konuda güven oylaması isteyebilir.

Madde 194. (Gensoru önergeleri)

  1. Meclis üyelerinin tamamının dörtte biri hür iradeleriyle veya bir meclis grubunun girişimiyle, Cumhuriyet Meclisi, Hükümete programının uygulanmasıyla veya kamu çıkarlarını ilgilendiren herhangi bir konuyla ilgili olarak gensoru önergesi verebilir.
  2. Gensoru önergeleri verildikten sonra kırksekiz saat geçmeden görüşülemez ve bununla ilgili görüşme üç günden fazla süremez.
  3. Bir gensoru önergesi kabul edilmediği takdirde, önergeyi verenler aynı yasama dönemi içinde buna benzer bir başka önerge veremez.

Madde 195. (Hükümetin istifası veya görevden alınması)

  1. Hükümet şu koşullarda istifa eder:
  2. a) Yeni bir yasama meclisinin başlangıcında;
  3. b) Cumhurbaşkanının, Başbakanın istifasını kabulünde;
  4. c) Başbakanın ölümü veya kalıcı fiziksel iş göremezliği durumunda;
  5. d) Hükümet programının reddedilmesi halinde;
  6. e) Herhangi bir güven oylamasının olumsuz sonuçlanması durumunda;
  7. f) Bir gensoru önergesinin görevini tam ifa eden tüm üyelerin salt çoğunluğunca kabul edilmesi durumunda.
  8. Cumhurbaşkanı, gerektiğinde, demokratik kurumların normal işlevlerini yerine getirmelerini sağlamak için ve Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra Hükümeti görevden alabilir.

Madde 196. (Hükümet üyelerinin ceza takibatı dokunulmazlığının kaldırılması)

  1. Azami üç yıldan daha fazla bir süre için hapis cezasıyla cezalandırılan ciddi bir suçun işlendiğine dair kuvvetli delil olması ve suçüstü durumu hariç, hiçbir Hükümet üyesi Cumhuriyet Meclisinin izni olmaksızın gözaltına alınamaz, tutuklanamaz veya hapse atılamaz.
  2. Bir Hükümet üyesinin ceza kovuşturmasına uğraması ve kesin olarak suçlanması durumunda, Cumhuriyet Meclisi, kovuşturmanın sürdürülebilmesi için üyeliğin askıya alınıp alınmayacağına karar verir.Önceki fıkrada atıfta bulunulan türde bir suç durumunda, Meclis zorunlu olarak üyeliği askıya alır.

Bölüm III.

Sorumluluklar

Madde 197. (Siyasi sorumluluklar)

  1. Siyasi fonksiyonlarını yerine getirirken, Hükümet şunlardan sorumludur:
  2. a) 140’ıncı madde gereği, Cumhurbaşkanının karşı-imza işlemleri;
  3. b) Uluslararası anlaşmaların müzakeresi ve sonuçlandırılması;
  4. c) Cumhuriyet Meclisinin onayını gerektirmeyen veya sunulmamış olan uluslararası anlaşmaları kabul etme;
  5. d) Hükümet kanun tasarılarını ve karar taslaklarını Cumhuriyet Meclisine sunma ve getirme;
  6. e) 115’inci madde uyarınca, Cumhurbaşkanına, ülke çıkarlarını ilgilendiren önemli konularla ilgili referanduma gidilmesini teklif etmek;
  7. f) Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı konusunda görüş bildirme;
  8. g) Cumhurbaşkanına savaş ilân etme veya barış yapma önerisi götürme;
  9. h) 162’nci maddenin d) bendi uyarınca, Devletin ve kanunda belirtilen diğer kamu kurumlarının hesaplarını Cumhuriyet Meclisine sunma;
  10. i) 161’inci maddenin n) bendi ve 163’üncü maddenin f) bendi gereği ve gecikmeden, Cumhuriyet Meclisine, Avrupa Birliği’nin inşaa süreciyle ilgili bilgiyi sunmak;
  11. j) Anayasanın veya kanunun gerektirebileceği diğer işlemleri üstlenmek.
  12. Hükümet, uluslararası anlaşmaları kararnameyle kabul eder.

Madde 198. (Yasama sorumlulukları)

  1. Hükümet, yasamaya ilişkin işlevlerini yerine getirirken şunlardan sorumludur:
  2. a) Cumhuriyet Meclisinin münhasır sorumluluğunda olmayan konularda idari kanunlar yapmak;
  3. b) Cumhuriyet Meclisinden alınan yetkiye dayanarak, kısmen Cumhuriyet Meclisinin münhasıran sorumluluğundaki konularda idari kanunlar yapmak;
  4. c) Kendilerini söz konusu esaslar ve temel genel unsurlarla sınırlayan kanunlarda yer alan hukuk kurallarının esaslarını ya da temel genel unsurlarını oluşturan idari kanunlar yapmak.
  5. Hükümet, kendi teşkilatını ve işlemlerini ilgilendiren konularda kanun yapmaktan münhasıran sorumludur.
  6. Yukarıdaki 1’inci fıkranın b) ve c) bentlerinde öngörülen idari kanunlar, yasama yetkisi veren kanun veya kabul edildiği temel kanundan açıkça bahseder.

Madde 199. (İdari sorumluluklar)

Hükümet, idareye ilişkin işlevlerini yerine getirirken şunlardan sorumludur:

  1. a) İlgili ana seçenekler temelinde ulusal planlar hazırlamak ve uygulatmak;
  2. b) Devlet bütçesini uygulatmak;
  3. c) Kanunların layıkıyla uygulanmasını temin etmek için gerekli düzenlemeleri yapmak;
  4. d) Doğrudan idaresi altında Devletin sivil ve askeri dairelerini ve hizmetlerini ve tüm faaliyetlerini yönetmek, dolaylı idareyi denetlemek ve bu dolaylı idare ve özerk yönetimleri gözetmek;
  5. e) Devletin personel ve görevlileriyle ve diğer kamu tüzel kişilikleriyle ilgili olarak kanunun gerektirdiği tüm işlemleri üstlenmek;
  6. f) Demokratik hukuk düzenini savunmak;
  7. g) Ekonomik ve sosyal kalkınmayı geliştirmek ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için gerekebilecek her türlü işlem ve tasarrufta bulunmak.

Madde 200. (Bakanlar Kurulunun sorumlulukları)

  1. Bakanlar Kurulu şunlardan sorumludur:
  2. a) Hükümet politikasının ana hatlarını ve bunların uygulanmasını tanımlamak;
  3. b) Cumhuriyet Meclisinden güven oyu isteyip istemeyeceğine karar vermek;
  4. c) Hükümetin kanun tasarılarını ve karar taslaklarını kabul etmek;
  5. d) İdari kanunları kabul etmek ve Cumhuriyet Meclisine sunulmayacak uluslararası anlaşmaları kabul etmek;
  6. e) Ulusal planları kabul etmek;
  7. f) Kamu gelirlerinin ya da harcamalarının arttırılması ya da azaltılmasını içeren Hükümet işlemlerini kabul etmek;
  8. g) Kanunla Hükümetin sorumluluğuna verilebilen veya Başbakan veya bir bakan tarafından sunulan diğer konular hakkında karar vermek.
  9. İhtisas Bakanlar Kurulları, kanunun kendilerinden istediği veya Bakanlar Kurulunun kendilerine verdiği sorumlulukları yerine getirir.

Madde 201. (Hükümet üyelerinin sorumluluğu)

  1. Başbakan şunlardan sorumludur:
  2. a) Hükümetin genel politikasına yön vermek ve tüm bakanların faaliyetlerini koordine etmek ve yönlendirmek;
  3. b) Hükümetin çalışmalarına ve diğer Devlet birimleri ile genel ilişkilerine yön vermek;
  4. c) Ülkenin iç ve dış politikasının yürütülmesi konularında Cumhurbaşkanını bilgilendirmek;
  5. d) Anayasanın ve kanunların gerektirebileceği diğer işlemleri yerine getirmek.
  6. Bakanlar şunlardan sorumludur:
  7. a) Bakanlıkları için oluşturulan politikayı uygulamak;
  8. b) Bakanlıklarının kapsama alanı içinde, Hükümet ve diğer Devlet kurumları arasındaki genel ilişkileri sağlamak.
  9. Başbakan ve ilgili konuda sorumluluğu olan bakanlar, Hükümetin çıkardığı idari kanunları ve kararnameleri imzalar.

Başlık V.

Mahkemeler

Bölüm I.

Genel esaslar

Madde 202. (Yargı)

  1. Mahkemeler, halk adına yargıyı idare etme sorumluluğu olan egemenlik yetkisini kullanan organlardır.
  2. Mahkemeler, yargıyı idare ederken, vatandaşların kanunla korunan haklarını ve çıkarlarını güvence altına alır, demokratik hukuk düzeninin ihlal edilmesini önler, kamu ve özel çıkarlar arasındaki uyuşmazlıkları karara bağlar.
  3. Fonksiyonlarının yerine getirilmesinde mahkemeler diğer kurumların yardımından yararlanma hakkına sahiptir.
  4. Kanun, uyuşmazlıkların çözümünde yargı dışı enstrüman ve araçları kurumsallaştırabilir.

Madde 203. (Kurtuluş)

Mahkemeler bağımsızdır ve sadece hukuka tabidir.

Madde 204. (Anayasaya uyum)

Mahkemeye getirilen konularda, mahkemeler Anayasa hükümlerine veya orada benimsenen esaslara aykırı kurallar uygulamaz.

Madde 205. (Mahkeme kararları)

  1. Yapısal olarak sadece idari olmayan mahkeme kararları, gerekçelerini kanunun belirlediği biçimde ortaya koyar.
  2. Mahkeme kararları, kamu, özel her kişi ve kurumu bağlayıcıdır ve diğer her türlü merciin kararının üstündedir.
  3. Kanun, mahkeme kararlarının herhangi bir merci ile ilgili olarak uygulanma şartlarını düzenler ve bu kuralların uygulanmasında zafiyetten sorumlu kişi veya kuruma uygulanacak cezaları ortaya koyar.

Madde 206. (Mahkeme celseleri)

Kişi onurunu veya genel ahlakı korumak için veya kendi işleyişi açısından söz konusu mahkemenin kararının gerekçelerini yazılı emirle bildirdiği tersi bir durum dışında, mahkeme celseleri halka açıktır.

Madde 207. (Jüri, halkın katılımı ve bilirkişiler)

  1. Terör veya organize suçla ilgili olanlar dışında, kanunun belirleyeceği davalar ve yapılarda ve özellikle iddia makamı veya savunmanın istemesi durumunda, ciddi suçların duruşmasına bir jüri katılabilir.
  2. Kanun, çalışmayla ilgili konularda, kamu sağlığı ihlallerinde, küçük suçlarda, ihlal edilen toplumsal değerlerin özel olarak bedelinin ödetildiği diğer davalar veya mahkumiyetlerin uygulanmasında meslek dışından sulh hâkimlerini öngörebilir.
  3. Kanun ayrıca teknik vasfı olan yardımcıların belirli konularda katılımını öngörebilir.

Madde 208. (Hukuki temsil)

Kanun, avukatların yetkilerini kullanabilmeleri için gerekli dokunulmazlıklardan yararlanmasını güvence altına alır ve yargının idaresinde temel bir unsur olarak hukuki temsili düzenler.

Bölüm II.

Mahkemelerin teşkilatlanması

Madde 209. (Mahkeme kategorileri)

  1. Anayasa Mahkemesine ek olarak, aşağıdaki mahkeme kategorileri bulunur:
  2. a) Yüksek Adalet Mahkemesi, ilk ve ikinci derece hukuk mahkemeleri;
  3. b) Yüksek İdare Mahkemesi, diğer idare ve vergi mahkemeleri;
  4. c) Sayıştay;
  5. Denizcilik mahkemeleri, tahkim mahkemeleri ve sulh hâkimleri bulunabilir.
  6. Kanun, önceki fıkralarda öngörülen mahkemelerin ayrı ayrı veya birlikte uyuşmazlık çözen mahkemeler olarak oluşturulabileceği durum ve şekilleri belirler.
  7. Askeri mahkemelerle ilgili hükümler saklı kalmak üzere, belirli kategorilerde suçlara bakmak için özel yetkili mahkemeler yasaktır.

Madde 210. (Yüksek Adalet Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri)

  1. Anayasa Mahkemesinin özel sorumlulukları saklı kalmak üzere, Yüksek Adalet Mahkemesi hukuk mahkemeleri hiyerarşisinde üst organdır.
  2. Yüksek Adalet Mahkemesi yargıçları mahkeme Başkanını seçer.
  3. Genel kural olarak, ilk derece mahkemeleri, bir sonraki maddenin ikinci fıkrasında belirtilen statüye eşit bölge mahkemeleridir.
  4. Genel kural olarak, ikinci derece mahkemeleri İstinaf Mahkemeleridir.
  5. Yüksek Adalet Mahkemesi kanunun belirttiği durumlarda hukuk mahkemesi olarak hizmet verebilir.

Madde 211. (Hukuk mahkemelerinin sorumlulukları ve uzmanlıkları)

  1. Hukuk mahkemeleri, hukuki ve cezai konularda genel mahkemelerdir ve diğer yargı organlarına ayrılmamış her alanda yargı yetkisine sahiptir.
  2. Belirli sorumlulukları olan veya belirli konulara bakmakta uzmanlaşmış ilk derece mahkemeleri olabilir.
  3. Kesin olarak askeri yapıdaki suçları yargılayan hukuk mahkemelerinin yapısında, kanunun belirlediği şekilde, bir veya daha fazla sayıda askeri hâkim olur.
  4. İstinaf Mahkemeleri ve Yüksek Adalet Mahkemesi özel bölümlerde faaliyet gösterebilir.

Madde 212. (İdare ve vergi mahkemeleri)

  1. Anayasa mahkemesinin özel sorumlulukları saklı kalmak üzere, Yüksek İdare Mahkemesi, idare ve vergi mahkemeleri hiyerarşisinde üst organdır.
  2. Yüksek İdare Mahkemesi yargıçları kendi aralarından mahkeme Başkanını seçer.
  3. 3. Amacı idari ve mali hukuki ilişkilerde ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmek olan idare ve vergi mahkemeleri, ihtilaflı davalara ve başvurulara bakar.

Madde 213. (Askeri mahkemeler)

Savaş hali sırasında özellikle askeri suçlarda yargılama yapmak üzere askeri mahkemeler kurulur.

Madde 214. (Sayıştay)

  1. Sayıştay, kamu harcamalarını denetleyen üst organdır ve kanunun kendisine sunulmasını istediği hesapları inceler. Özellikle şunlardan sorumludur:
  2. a) Sosyal güvenlik hesapları da dahil olmak üzere, Genel Devlet Hesapları üzerine görüş bildirmek;
  3. b) Azor Adaları ve Madeira Özerk Bölgeleri hesapları üzerine bir görüş bildirme;
  4. c) Kanunla ortaya konduğu üzere, mali usulsüzlüklere sorumluluk yüklemek;
  5. d) Kanunun kendisine verebileceği diğer sorumlulukları yerine getirmek.
  6. 2. 133’üncü maddenin m) bendinin hükümleri saklı kalmak üzere, Sayıştay Başkanının görev süresi dört yıldır.
  7. 3. Sayıştay, merkezi olmayan bir yapıda, kanunun belirlediği bölgesel bölümlerde faaliyet gösterebilir.
  8. Azor Adaları ve Madeira Özerk Bölgelerinde, ilgili bölgede söz konusu meselede tam sorumluluğu olan Sayıştay bölümleri bulunur.

Bölüm III.

Yargıçların statüsü

Madde 215. (Hukuk mahkemeleri hâkimleri)

  1. Hukuk mahkemesi hâkimleri tek bir yapı oluştururlar ve tek bir statüye tabidirler.
  2. Kanun, ilk derece hukuk mahkemelerinin hâkimlerinin işe alınmalarını düzenleyen şartlar ve kuralları belirler.
  3. İkinci derece hukuk mahkemelerinin hâkimlerinin seçiminde önce gelen kriter, ilk derece hâkimlerinin özgeçmişlerini sunmasıyla yarışmaya dayalı belirlenecek liyakattir.
  4. Yüksek Adalet Mahkemesine atanma, hâkimler, savcılar ve kanunun belirttiği liyakata sahip hukuk mesleğinin diğer üyelerinin gönderdiği özgeçmişler arasından yarışmaya dayalı olarak yapılır.

Madde 216. (Teminatlar ve bağdaşmazlıklar)

  1. Hâkimler görev teminatına sahiptir ve kanunun belirttiği haller dışında nakledilemez, geçici olarak açığa alınamaz, emekli edilemez ve görevden azledilemez.
  2. Kanunda belirtilen istisnalar dışında, hâkimler verdikleri karardan dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlar.
  3. Faal hizmetteki hâkimler, ücretsiz ders verme veya hukuki araştırma dışında, başka bir kamu veya özel işlev üstlenemezler.
  4. Faal hizmetteki hâkimler, yetkili Yüksek Kurulun izni olmaksızın mahkemelerin işleri dışında alakasız adli görevlere atanamazlar.
  5. Kanun, hâkimlik göreviyle bağdaşmayan diğer durumları ortaya koyabilir.

Madde 217. (Hâkimlerin atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri)

  1. Hukuk mahkemelerinin hâkimlerini atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümleri, kanunda belirtildiği üzere, Hâkimler Yüksek Kurulunun sorumluluğundadır.
  2. 2. İdare ve vergi mahkemelerinin hâkimlerinin atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümleri, kanunda belirtildiği üzere, ilgili Yüksek Kurulun sorumluluğundadır.
  3. 3. Anayasada öngörülen teminatlara dayanarak, kanun, diğer mahkemelerin hâkimlerinin görevlendirme, nakil ve terfilerini düzenleyen kuralları ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümlerini ve sorumluluklarını tanımlar.

Madde 218. (Hâkimler Yüksek Kurulu)

  1. Hâkimler Yüksek Kuruluna Yüksek Adalet Mahkemesi Başkanı başkanlık eder ve ayrıca aşağıdaki üyelerden oluşur:
  2. a) Cumhurbaşkanı tarafından atanacak iki üye;
  3. b) Cumhuriyet Meclisi tarafından seçilecek yedi üye;
  4. c) Nispi temsil esasına göre, Hâkimlerin kendi aralarından seçecekleri yedi hâkim.
  5. Hâkimlerin yararlanacağı teminatları düzenleyen kurallar Hâkimler Yüksek Kurulu üyeleri için de geçerlidir.
  6. Kanun, adliye memurlarının Hâkimler Yüksek Kurulu üyesi olmalarını öngörebilir ki bu durumda kendi emsalleri tarafından seçilirler. Bu tür üyeler sadece, adliye memurlarının mesleki liyakatı ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümlerinin takdirini ilgilendiren konularda görüşme ve oylamalara katılır.

Bölüm IV.

Cumhuriyet savcılığı

Madde 219. (Fonksiyonları, statüsü ve rolü)

  1. Cumhuriyet savcılığı, Devleti temsil etmek ve kanunun belirttiği çıkarları korumakla ve bir sonraki fıkradaki hükümlere dayanarak, egemenlik yetkilerini kullanan organların tanımladığı ceza politikasının uygulanmasına katılmaktan, kanunilik ilkesi uyarınca ceza davasının takibatını yapmaktan ve demokratik hukuk düzenini savunmaktan sorumludur.
  2. Cumhuriyet savcılığı, kanunun belirttiği kendi statüsüne ve özerkliğe sahiptir.
  3. Kanun, özellikle askeri suçlar içeren davalarda Cumhuriyet savcısına özel yardım biçimleri sağlar.
  4. Cumhuriyet savcılığı memurları sorumlu adliye memurlarıdır, hiyerarşiye tabi ve onun bir parçasıdır ve kanunda belirtilen haller dışında nakledilemez, açığa alınamaz, emekli edilemez ve azledilemezler.
  5. Cumhuriyet savcılıklarının atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümleri Cumhuriyet Başsavcılığının sorumluluğundadır.

Madde 220. (Cumhuriyet Başsavcılığı)

  1. Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet savcılıklarının üst organıdır ve kanunla belirlenen yapı ve sorumlulukları vardır.
  2. Cumhuriyet Başsavcılığına Başsavcı Başkanlık eder ve Cumhuriyet Meclisince seçilen üyeler ve savcıların kendi aralarından seçtikleri üyelerden oluşan Cumhuriyet Savcıları Yüksek Kurulunu içinde barındırır.
  3. 3. 133’üncü maddenin m) bendi hükümleri saklı kalmak üzere, Cumhuriyet Başsavcısının görev süresi altı yıldır.

Başlık VI.

Anayasa Mahkemesi

Madde 221. (Tanım)

Anayasa Mahkemesi, anayasa ve kanunlarla ilgili konularda adaletin yönetilmesi için özel sorumluluğu olan mahkemedir.

Madde 222. (Yapısı ve hâkimlerin statüsü)

  1. Anayasa Mahkemesi onüç üyeden oluşur, onu Cumhuriyet Meclisi tarafından, üçü ise bu on üye tarafından seçilir.
  2. Cumhuriyet Meclisince atanan hâkimlerden altısı diğer mahkemelerin hâkimleri arasından, diğer altısı ise hukukçular arasından seçilir.
  3. Anayasa Mahkemesi hâkimliği görev süresi dokuz yıldır ve yenilenemez.
  4. Anayasa Mahkemesi hâkimleri mahkeme Başkanını seçer.
  5. Anayasa Mahkemesi hâkimleri, aynı bağımsızlık teminatı, hâkimlik teminatı, tarafsızlık ve kişisel sorumluluktan bağışıklık güvencelerinden yararlanırlar ve diğer mahkemelerin hâkimlerinin tabi olduğu aynı bağdaşmazlıklara tabidirler.
  6. Kanun, Anayasa Mahkemesi hâkimlerinin dokunulmazlıklarını ve statülerini belirleyen diğer kuralları belirler.

Madde 223. (Sorumlulukları)

  1. Anayasa Mahkemesi, 277’nci madde uyarınca anayasaya aykırılık ve kanuna aykırılık davalarını değerlendirir.
  1. 2. Anayasa Mahkemesi ayrıca şunlardan sorumludur:
  2. a) Cumhurbaşkanının ölümünü teyit etmek ve sürekli bedensel yetmezliğini ilân etmek ve geçici olarak işlevlerini yerine getiremediği durumları teyit etmek.;
  3. b) 129 ve 130’uncu maddelerin üçüncü fıkralarında öngörülen hallerde Cumhurbaşkanının görevden alınmasını teyit etmek;
  4. c) Kanunda belirtildiği üzere, seçim kanunlarının düzgün yürütülmesi ve geçerliliğinde son derece kararları vermek;
  5. d) 124’üncü maddenin üçüncü fıkrasının gereği olarak, herhangi bir adayın ölümünü teyit etmek ve bu nedenle Cumhurbaşkanlığı görevini yerine getiremeyeceğini ilân etmek;
  6. e) Siyasi partilerin ve bunların oluşturduğu koalisyonların oluşumunu teyit etmek ve isimlerinin, baş harflerinin ve sembollerinin kanuniliğini takdir etmek, Anayasa ve kanunda belirtildiği üzere fesihlerine karar verme;
  7. f) Ulusal, bölgesel ve yerel referandumların, her durumda seçmenler açısından şartların değerlendirilmesi de dahil, anayasaya ve kanunlara uygunluğunu önceden teyit etme;
  8. g) Üyelerin talebiyle ve kanunda belirtildiği üzere, Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclisleri tarafından yapılan seçimlerde kaybedilen sandalye ve seçimlerle ilgili başvuruları karara bağlamak;
  9. h) Siyasi partiler içinde yapılan seçimler ve partiler tarafından alınan kararlara itiraz içeren ve başvuruya konu seçim sonuçlarını karara bağlamak.
  10. Anayasa Mahkemesi ayrıca kendisine Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Madde 224. (Organizasyon ve usul)

  1. Kanun, Anayasa Mahkemesinin yerini, organizasyon şeklini ve yargılama usullerini belirler.
  2. Anayasaya uygunluğun kanuni soyut değerlendirme amacı dışında, kanun Anayasa Mahkemesinin bölümler halinde faaliyet göstermesini gerektirebilir.
  3. Kanun, aynı kural ya da hükmün farklı bölümlerinin çelişen kararlarına karşı Anayasa Mahkemesine başvuruları düzenleyebilir.

Başlık VII.

Özerk Bölgeler

Madde 225. (Azor adaları ve Madeira’da siyasi ve idari sistem)

  1. Azor adaları ve Madeira takımadalarında uygulanabilir özel siyasi ve idari sistem, ekonomik, sosyal, coğrafi ve kültürel özelliklerine ve ada nüfuslarının özerklik için tarihi özlemlerine dayalıdır.
  2. Bölgelerin özerkliği, bölge vatandaşlarının demokratik katılımı, ekonomik ve sosyal kalkınma ve bölgesel çıkarlarını savunma ve tanıtımı ve aynı zamanda Portekiz’liler arasında milli birlik ve dayanışma bağlarının güçlendirilmesini sağlamak için tasarlanmıştır.
  3. Bölgesel siyasi ve idari özerklik ve Devletin egemenlik bütünlüğünü etkilemez ve işbu Anayasanın genel çerçevesi içinde yerine getirilir.

Madde 226. (Statüler ve seçim yasaları)

  1. Siyasi ve idari statülerin taslakları ve özerk bölgelerin Yasama Meclisleri üyelerinin seçimi ile ilgili Hükümet kanun tasarıları ilgili Yasama Meclisleri tarafından düzenlenir, görüşülmesi ve kabul veya reddi için Cumhuriyet Meclisine gönderilir.
  2. Cumhuriyet Meclisi böyle bir taslak ya da tasarıyı reddederse, değerlendirilmek ve görüş oluşturulmak üzere ilgili Yasama Meclisine iade eder.
  3. Görüş hazırlandığında, Cumhuriyet Meclisi taslak veya tasarıyı son kez görüşür ve oylar.
  4. Önceki fıkralarda öngörülen sistem siyasi ve idari statülerdeki ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin üyelerinin seçimini düzenleyen kanunlarda değişiklikler için de geçerlidir.

Madde 227. (Özerk bölgelerin yetkileri)

Özerk bölgeler bölgesel tüzel kişilerdir ve statülerinde tanımlanan aşağıdaki yetkilere sahiptirler:

  1. a) İlgili bölgenin siyasi ve idari statüsü içinde ortaya konan ve egemenlik yetkisini kullanan organların özel sorumluluğunda olmayan konular hakkında bölge alanı içinde kanun yapmak;
  2. b) 165’inci maddenin birinci fıkrasının (a-c) bentleri, d) bendinin ilk bölümü, (f ve i) bentleri ve m) bendinin ikinci bölümü ve o), p), q), s), t), v), x) ve aa) bentlerinde öngörülen konular hariç olmak üzere, Cumhuriyet Meclisinin iznine tabi olarak, Yasama Meclisinin kısmen münhasır yasama sorumluluk alanına giren konularda kanun yapmak;
  3. c) Bölge sınırları içinde, kendilerini söz konusu esaslar ve temel genel unsurlarla sınırlayan kanunlarda yer alan hukuk kurallarının esaslarını ya da temel genel unsurlarını geliştirmek;
  4. d) Bölgesel mevzuatı ve egemenlik yetkisini kullanan organların çıkardığı ve düzenleme yetkisinin söz konusu organlara tahsis edilmediği kanunları düzenlemek;
  5. e) Statülerin yapılma sürecini başlatmak ve 226’ncı madde uyarınca, ilgili Yasama Meclisi üyelerinin seçimiyle ilgili mevzuatı yapma sürecini başlatmak;
  6. f) 167’nci maddenin birinci fıkrası uyarınca, bölgesel hükümet kanun tasarılarını ve değişiklik taslaklarını Cumhuriyet Meclisine sunarak, kanun çıkarma sürecini başlatmak;
  7. g) Kendi yürütme yetkisini kullanmak;
  8. h) Kendi varlıklarını yönetmek, kullanmak ve çıkarlarına olan işlemleri üstlenmek ve sözleşmeler yapmak;
  9. i) Kanunda belirtildiği üzere, kendi vergi koyma yetkisini kullanmak ve Cumhuriyet Meclisince kabul edilen çerçeve kanunların şartlarına göre ulusal mali sistemi bölgeye özgü şartlara uyarlamak;
  10. j) Statüleri ve özerk bölgelerin maliyesini düzenleyen kanun uyarınca, söz konusu özerk bölgede toplanan veya üretilen vergi gelirlerini ve Devletin vergi gelirlerinden etkin ulusal dayanışma ilkesiyle belirlenecek bir bölümünü ve kendilerine ayrılabilecek diğer gelirleri kullanmak ve bu gelirleri kendi harcamalarına ayırmak;
  11. l) Yerel yönetimleri oluşturmak ve feshetmek ve yasaların belirlediği bunlarla ilgili alanı değiştirmek;
  12. m) Yerel yönetimler üzerinde gözetim yetkisini kullanmak;
  13. n) Kırsal yerleşimleri kasaba veya şehir kategorisine yükseltmek;
  14. o) Daireleri ve hizmetleri, kamu kurumları ve sadece veya ağırlıklı olarak bölgede veya bölge çıkarına hizmet edilen diğer durumlarda faaliyet gösteren kamu ve millileştirilmiş şirketleri idare etmek;
  15. p) Bölgesel ekonomik ve sosyal kalkınma planı, bölgesel bütçe ve bölgenin hesaplarını kabul etmek ve ulusal planların hazırlanmasında yer almak;
  16. q) 165’inci maddenin birinci fıkrasının d) bendindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla, idari suçlar ve bunlara karşılık gelen cezaları tanımlamak;
  17. r) Dolaşımdaki ödeme araçlarını kontrol etmek ve bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasının finansmanını sağlamak için mali, parasal ve finansal ve döviz politikasının tanımlanmasına ve uygulanmasına katılmak;
  18. s) Karasuları, münhasır ekonomik bölge ve bitişik deniz tabanı politikalarının belirlenmesine katılmak;
  19. t) Kendilerini doğrudan ilgilendiren uluslararası antlaşmalar ve sözleşmelerin müzakerelerine katılmak ve bunların getirilerinden pay elde etmek;
  20. u) Tamamı egemenlik yetkisini kullanan ve dışişlerinden sorumlu organlarca ortaya konan kılavuz ilkelerle uyum içinde olmak üzere, yabancı bölgesel kuruluşlarla işbirliğine girmek ve amacı bölgeler arası diyaloğu ve işbirliğini geliştirmek olan örgütlerde yer almak;
  21. v) Kendi inisiyatifleriyle veya egemenlik yetkisini kullanan organlar kendilerine danıştığında, söz konusu organların sorumluluk alanında olan ve özerk bölgeleri ilgilendiren konularda, kendi özel çıkarlarını ilgilendiren konularda, Portekiz Devletinin Avrupa Birliğinin inşaası sürecindeki duruşları hakkında görüş bildirmek;
  22. x) Kendilerini ilgilendiren konularda gelişmeler söz konusu olduğunda, Avrupa bölgesel kurumlarında ve Avrupa Birliğinin karar alma süreçleriyle ilgili delegasyonlarda temsil edilerek, Avrupa Birliğinin inşa sürecine katılmak ve ayrıca 112’nci madde hükümleriyle uyum halinde birlik mevzuatını ve diğer kanunları uyarlamak.
  23. Kanun yapmak için yetki arayışında bulunan bölgesel Hükümet, kanun tasarılarıyla birlikte, yetki istenen bölgesel kanun hükmünde kararname taslağı eklenir. Kanun yapma yetkisi veren ilgili kanunlarda 165’inci maddenin iki ve üçüncü fıkrasının hükümleri geçerlidir.
  24. Bir önceki fıkrada sözü edilen yetkilendirme, Cumhuriyet Meclisinin veya verildiği Yasama Meclisinin yasama döneminin sona ermesi veya feshedilmesi ile hükümsüz sayılır.
  25. 4. Yukarıdaki birinci fıkranın b) ve c) bendinde öngörülen bölgesel kanun hükmünde kararnameler, yasama yetkisi veren kanun veya kabul edildiği temel kanundan açıkça bahseder. 169’uncu madde hükümleri, gerekli değişiklerle, söz konusu kararnameler için de geçerlidir.

Madde 228. (Yasama özerkliği)

  1. Özerk bölgelerin yasama özerkliği, ilgili siyasi ve idari statülerde, egemenlik yetkisi kullanan organların özel sorumluluğu olmayan konularda geçerlidir.
  2. Egemenlik yetkisini kullanan organların özel sorumluluğu olmayan bir konuda özel bölge mevzuatının yokluğunda, mevcut kanun hükümleri özerk bölgelerde de geçerlidir.

Madde 229. (Egemenlik yetkilerini kullanan organlar ve bölgesel kuruluşlar arasında işbirliği)

  1. Özyönetim organlarıyla işbirliği halinde, egemenlik yetkisini kullanan organlar, özerk bölgelerin ada durumlarından kaynaklanan eşitsizlikleri düzeltme amacıyla, özerk bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasını sağlar.
  2. Egemenlik yetkisini kullanan organlar, kendi sorumluluk alanlarında olan ve özerk bölgeleri ilgilendiren konularla ilgili olarak, her zaman bölgesel özyönetim organlarına danışır.
  3. Cumhuriyet ve özerk bölgeler arasındaki mali ilişkiler, 164’üncü maddenin t) bendinde öngörülen kanunla düzenlenir.
  4. Cumhuriyet Hükümeti ve Bölgesel Hükümetler, özellikle sorumlulukları devreden kanunları içerenler olmak üzere diğer işbirliği biçimleri üzerinde mutabakat sağlayabilirler. Söz konusu her durumda, mali kaynakların transferi ve geçerli mali denetim mekanizmaları tespit edilir.

Madde 230. (Cumhuriyet Temsilcileri)

  1. Her bir özerk bölge için, Cumhurbaşkanının, Hükümete danışarak atayacağı ve görevden alacağı bir Cumhuriyet Temsilcisi olur.
  2. Görevinden alınmadığı sürece, Cumhuriyet Temsilcisinin görev süresi Cumhurbaşkanının görev süresi kadardır ve yeni bir Cumhuriyet Temsilcisi atandığında sona erer.
  3. Cumhuriyet Temsilcisi makamı boşaldığında, görevi başında olmadığında veya görevlerini yapamaz duruma geldiğinde, yerine geçici olarak Yasama Meclisi Başkanı bakar.

Madde 231. (Özerk bölgelerin özyönetim organları)

  1. Her özerk bölge Yasama Meclisi ve Bölgesel Hükümet biçiminde özyönetim organlarına sahiptir.
  2. 2. Yasama Meclisleri nispi temsil esasına göre, kendi aralarından gizli oyla seçilirler.
  3. Her Bölgesel Hükümet siyasi açıdan özerk bölgenin Yasama Meclisine karşı sorumludur ve Cumhuriyet Temsilcisi bölgesel seçim sonuçlarının ışığında Başbakanı atar.
  4. Cumhuriyet Temsilcisi, Başbakanın teklifi üzerine, Bölgesel Hükümetin geri kalan üyelerini atar ve görevden alır.
  5. Her Bölge Hükümeti, özerk bölgenin Yasama Meclisi huzurunda görev alır.
  6. Her Bölgesel Hükümet, kendi teşkilatını ve işlemlerini ilgilendiren konulardan münhasıran sorumludur.
  7. Özerk bölgelerin özyönetim organlarının, görevlilerinin statüsü ve rolü ilgili organların siyasi ve idari tüzüklerinde belirtilir.

Madde 232. (Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin sorumlulukları)

  1. Her özerk bölgenin Yasama Meclisi, 227’nci maddenin birinci fıkrasının a), b) ve c) bentleri ile d) bendinin ikinci bölümü, f) bendi ile i) bendinin ilk bölümü ve n) ve q) bentlerinde öngörülen yetkileri kullanmaktan ve bütçeyi, bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınma planı ve hesaplarını kabul etmekten ve ulusal mali sistemi bölgenin özelliklerine göre uyarlamaktan münhasıran sorumludur.
  2. Her özerk bölgenin Yasama Meclisi, Cumhurbaşkanının, bölgede kayıtlı seçmenlere, bölgeye ilişkin önemli konularda fikirlerini bağlayıcı şekilde ifade etmelerini isteyebileceği bölgesel referandum taslakları sunmaktan sorumludur. 115’inci madde hükümleri, gerekli değişiklerle, söz konusu referandumlar için de geçerlidir.
  3. Her özerk bölgenin Yasama Meclisi, Anayasa ve kendi siyasi ve idari statüsüne uygun olarak kendi İçtüzüğünün taslağını hazırlar ve kabul eder.
  4. 175’inci maddenin c) bendi, 178’inci maddenin bir-altıncı fıkraları, 179’uncu maddenin üçüncü fıkrasının e) ve f) bentleri ve dördüncü fıkra hariç ve 180’inci madde hükümleri, gerekli değişiklikler yapılmak kaydıyla, özerk bölgelerin Yasama Meclisleri ve parlamento grupları için de geçerlidir.

Madde 233. (Cumhuriyet Temsilcilerinin imza ve vetosu)

  1. Cumhuriyet Temsilcisi bölgesel kanun hükmünde kararnameleri ve bölgesel düzenleyici kararnameleri imzalamak ve onları yayınlatmaktan sorumludur.
  2. Yasama Meclisinin imza için gönderdiği herhangi bir kararnamemin alınmasından veya Anayasa Mahkemesinin kararnamenin hiçbir hükmünün anayasaya aykırı olmadığına hükmeden kararından itibaren onbeş gün içinde, Cumhuriyet Temsilcisi kararnameyi ya imzalar ya da veto hakkını kullanır. Veto durumunda, veto gerekçesini ortaya koyan bir yazıyla kararnamenin yeniden görüşülmesini ister.
  3. Özerk bölgenin Yasama Meclisi, tüm üyelerin salt çoğunluğuyla önceki oyunu teyit ederse, Cumhuriyet Temsilcisi kararnameyi aldıktan sonraki sekiz gün içinde imzalar.
  4. Cumhuriyet Temsilcisi, Bölgesel Hükümetin imza için gönderdiği herhangi bir kararnamenin alınmasından itibaren yirmi gün içinde, kararı ya imzalar ya da imzalamayı reddeder. Ret halinde, veto gerekçelerini yazılı olarak bölgesel Hükümete bildirir, bunun üzerine Bölgesel Hükümet kararnameyi özerk bölgenin Yasama Meclisine sunulmak üzere bir kanun tasarısı haline dönüştürebilir.
  5. 5. Cumhuriyet Temsilcisi ayrıca 278 ve 279’uncu maddeler uyarınca da veto hakkını kullanır.

Madde 234. (Özyönetim organlarının feshi veya görevden alınması)

  1. Cumhurbaşkanı önce Devlet Şûrası’na ve özerk bölgelerin Yasama Meclisinde sandalyesi bulunan partilere danıştıktan sonra, özerk bölgenin Yasama Meclisini feshedebilir.
  2. Bir özerk bölgenin Yasama Meclisinin feshi, bölgesel Hükümetin azledilmesine sebep olur ve bunun üzerine, seçimlerin ardından yeni bir bölgesel Hükümet oluşuncaya kadar, bölgesel Hükümetin görevi sadece kamu işlerinin yürütülmesi için gerçekten gerekli işlemleri yapmakla sınırlıdır.
  3. Bir özerk bölgenin Yasama Meclisinin feshi, ardından gelen seçim sonrasında Meclisin ilk oturumuna kadar, üyelerinin görev sürelerinin devamını veya Daimi Komisyonun sorumluluklarını etkilemez.

Başlık VIII.

Yerel yönetim

Bölüm I.

Genel esaslar

Madde 235. (Yerel yönetimler)

  1. Devletin demokratik teşkilat yapısı içinde yerel yönetimler de bulunur.
  2. Yerel yönetimler bölgesel tüzel kişiliklerdir, temsil organlarına sahiptirler ve yerel halkın çıkarlarını gözetirler.

Madde 236. (Yerel yönetim kategorileri ve idari bölümler)

  1. Anakarada, yerel yönetim birimleri bucaklar, belediyeler ve idari bölgelerden oluşur.
  2. Azor adaları ve Madeira özerk bölgeleri bucaklar ve belediyelerden oluşur.
  3. Büyük kentsel alanlarda ve adalarda kanun oraya özgü belirli koşullara uygun olarak yerel yönetim örgütünün diğer biçimlerini oluşturabilir.
  4. Kanun Portekiz topraklarının idari amaçlarla nasıl bölümleneceğini belirler.

Madde 237. (Yerinden yönetim)

  1. Kanun, idari adem-i merkeziyetçilik ilkesine uygun olarak, yerel yönetimlerin sorumluluklarını ve teşkilatlanmasını ve organlarının sorumluluklarını düzenler.
  2. Her yerel yönetim meclisi, plan ve bütçesinin seçeneklerini kabul etme yetkisi de dahil olmak üzere, kanunların kendisine vermiş olduğu yetkilerini kullanmakla sorumludur.
  3. Belediye polisi kamu düzeninin sağlanması ve yerel toplulukların korunmasında işbirliği yapar.

Madde 238. (Yerel varlıklar ve maliye)

  1. Yerel yönetimler, kendi varlıklarına ve maliyesine sahiptir.
  2. Kanun, yerel maliyeyi düzenleyen kuralları koyar ve kamu kaynaklarının kamu ve yerel yönetimler arasında adil dağıtılmasını ve aynı kategorideki yerel yönetimler arasındaki eşitsizliklerin giderilmesinin sağlanmasını gözetir.
  3. Her yerel yönetimin gelirinde zorunlu olarak varlıklarının yönetiminden gelenler ve hizmetlerin kullanılmasından alınan ücretler bulunur.
  4. Yerel yönetimler, kanunun belirlediği durumlar ve şartlarda vergi koyma yetkisine sahip olabilir.

Madde 239. (Karar alma ve yürütme organları)

  1. Yerel yönetimlerin teşkilat yapıları karar verme yetkileri olan seçilmiş bir meclis ve meclise karşı sorumlu olacak bir müşterek yürütme organından oluşur.
  2. Meclisler, nispi temsil sistemine göre, söz konusu yerel yönetim alanında kayıtlı seçmenlerin, doğrudan genel ve gizli oyu ile seçilir.
  3. Müşterek yürütme organı yeterli sayıda üyeden oluşur. Kullanılan oyların en fazlasını alan listenin birinci sırasındaki aday, kanunun benimsediği çözüme bağlı olarak meclisin veya yürütme organının Başkanı olarak atanır. Kanun aynı zamanda seçim sürecini, meclisin ve yürütme organının oluşumunu ve görevden alınmalarını ve çalışma usullerini ve faaliyetlerini düzenleyen şartları belirler.
  4. Yerel yönetim organlarına seçilmek için adaylıklar, kanunda belirtildiği şekilde, tek veya birleşik olarak siyasi partiler aracılığıyla veya kayıtlı seçmen grupları olarak bildirilebilir.

Madde 240. (Yerel referandumlar)

  1. Kanunun belirleyeceği durum ve şartlarda ve hükümlerle, yerel yönetimler, yerel yönetim organlarının sorumluluk alanlarına giren konuları kayıtlı seçmenlerin oyuna sunabilirler.
  2. Kanun kayıtlı seçmenlere referandum süreci başlatma hakkı verebilir.

Madde 241. (Düzenleme yetkisi)

Anayasa ve kanunlar ve daha yüksek bir kategoride yerel yönetimin veya söz konusu yerel yönetimin üzerindeki bir makamın çıkardığı yönetmeliklerce belirlenen sınırlar içinde, yerel yönetimler kendi düzenleme yetkilerine sahip olur.

Madde 242. (İdari gözetim)

  1. Yerel yönetimlerin idari gözetimi, yerel yönetim organlarının kanunlara uygunluğunu içerir ve kanunun belirlediği şekillerde ve durumlarda uygulanır.
  2. Yerel özerklik kısıtlayan gözetim tedbirlerinden önce bir yerel yönetim organının görüşü alınır ve kanunla idare edilir.
  3. Yerel yönetim organları sadece ciddi yasadışı fiillerinden ya da ihmallerinden dolayı feshedilebilir.

Madde 243. (Yerel yönetimlerin personeli)

  1. Yerel yönetimler, kanunun ortaya koyduğu şekilde, kendi personeline sahip olur.
  2. Devlet personeli ve görevlileriyle ilgili düzenleme yapan kurallar, kanunda belirtildiği gibi, gerekli değişikliklerin yapılması kaydıyla, yerel yönetim personeli ve görevlileri için de geçerlidir.
  3. Yerel yönetimlerin özerkliğine halel getirmeksizin, kanun, Devletin teknik ve insan kaynakları şeklinde bu makamlara sağlayacağı destek biçimlerini belirler.

Bölüm II.

Bucaklar

Madde 244. (Bucak organları)

Bir bucağın temsil organları bucak meclisi ve bucak yönetimidir.

Madde 245. (Bucak meclisleri)

  1. Bucak meclisi, bucağın karar alma organıdır.
  2. Kanun, nüfusu çok küçük olan bucaklardaki bucak meclisleri yerine kayıtlı seçmenlerin genel kurulunun geçmesini gerektirebilir.

Madde 246. (Bucak yönetimleri)

Bucak yönetimi, bucağın müşterek karar alma organıdır.

Madde 247. (Birlikler)

Bucaklar, kanunla ortaya konmuş olduğu gibi, ortak çıkarlarını yönetmek için birlikler oluşturabilir.

Madde 248. (Görevlerin devri)

Bucak meclisleri, yönetim yetkisi kullanmayı gerektirmeyen idari görevleri mahalle örgütlerine devredebilir.

Bölüm III.

Belediyeler

Madde 249. (Belediyelerde değişiklikler)

Söz konusu yerel yönetim organlarına önceden danışıldıktan sonra, kanunla, belediyeler oluşturulur, feshedilir ve alanları değiştirilir.

Madde 250. (Belediye organları)

Bir belediyenin temsil organları belediye meclisi ve belediye yönetimidir.

Madde 251. (Belediye meclisleri)

Belediye meclisi ilgili belediyenin karar organıdır ve doğrudan seçilen üyeler ve belediyenin bucak yönetimlerinin başkanlarından oluşur. Doğrudan seçilen üye sayısı bucak yönetimlerinin başkanlarının sayısından daha büyük olur.

Madde 252. (Belediye yönetimleri)

Belediye yönetimi, belediyenin müşterek karar alma organıdır.

Madde 253. (Birlikler ve federasyonlar)

Ortak çıkarlarını yönetmek için, belediyeler, kanunun belirli yetki ve sorumluluklar verdiği birlikler ve federasyonlar oluşturabilir.

Madde 254. (Dolaysız vergi gelirinden pay)

  1. Belediyeler, hak olarak ve kanunla ortaya konduğu gibi, dolaysız vergilerden elde edilen gelirlerden pay alır.
  2. 2. Belediyeler, kanunun ortaya koyduğu şekilde, kendi vergi gelirlerine sahip olur.

Bölüm IV.

İdari bölgeler

Madde 255. (Kanunla oluşturma)

İdari bölgeler, yetkilerini ve yapılarını, sorumluluklarını ve organlarının çalışma usullerini belirleyen ve her idari bölge için geçerli kurallar arasında farklılıklar koyabilen kanunlarca aynı anda oluşturulur.

Madde 256. (Fiili kurum)

Her bir fiili kurumu oluşturan tek tek kanunlar aracılığıyla idari bölgelerin fiili kurumları bir önceki maddede öngörülen kanuna ve oylarını her bir bölgesel alanı kapsayan doğrudan ulusal oy pusulasında kullanan kayıtlı seçmenlerin çoğunluğunun lehte oyuna tabidir.

  1. Oy kullanan kayıtlı seçmenlerin çoğunluğunun, idari bölgelerin fiilen kurulmasıyla ilgili ulusal kapsamda bir soruya lehte cevap vermemeleri durumunda, kanunla oluşturulan her bir bölgeye ilişkin sorulara verilen cevaplar geçerli olmaz.
  2. Önceki fıkralarda öngörülen kayıtlı seçmenlere danışma, bir teşkilat kanununun hükümleri dahilinde ve Cumhuriyet Meclisinin teklifi üzerine, Cumhurbaşkanının kararıyla gerçekleşir. 115’inci maddeden türetilen sistem gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra uygulanır.

Madde 257. (Sorumlulukları)

İdari bölgelere, belediyelerin özerkliğine saygı göstererek ve yetkilerine sınırlama getirmeksizin, özellikle, resmi daireler ve hizmetlerin yönetimi ve belediyelerin çalışmaları için destek ve eşgüdüm sağlanmasını içeren görevler verilir.

Madde 258. (Planlama)

İdari bölgeler bölge planları hazırlar ve ulusal planların hazırlanmasında görev alır.

Madde 259. (Bölge organları)

İdari bölgenin temsil organları bölge meclisi ve bölge yönetiminden meydana gelir.

Madde 260. (Bölge meclisleri)

Bölge meclisi, bölgesinin karar alma organıdır. Bu meclis, doğrudan seçilen üyelerden ve nispi temsil sistemine göre ve d’Hondt en yüksek ortalama kuralıyla seçilen daha az sayıda üyeden, doğrudan seçimle atanan aynı bölgenin belediye meclisleri üyeleri tarafından oluşturulan bir ortak kuruldan oluşur.

Madde 261. (Bölge yönetimleri)

Bölge yönetimi, bölgenin müşterek yürütme organıdır.

Madde 262. (Hükümet temsilcileri)

Bakanlar Kurulu, her bölgeye bir Hükümet temsilcisi atayabilir. Böyle temsilcilerinin sorumlulukları da kendi bölgelerindeki yerel yönetimler için geçerli olur.

Bölüm V.

Mahalle örgütleri

Madde 263. (Oluşumu ve alanı)

  1. Yerel halkın mahalli yaşama katılımını arttırmak için, bucaklardan küçük alanlarda mahalle örgütleri oluşturulabilir.
  2. Kendi inisiyatifiyle veya bir veya daha fazla mahalle komitesi veya önemli sayıda mahallelinin isteği üzerine, yerel bucak yönetimi, bir önceki paragrafta sözü geçen örgütlerin coğrafi alanının sınırlarını çizer ve bu sınırlarla ilgili ortaya çıkan her türlü uyuşmazlığı çözer.

Madde 264. (Yapı)

  1. Kanun, mahalle meclisi ve bir mahalle komitesinden oluşan mahalle örgütlerinin yapısını belirler.
  2. Mahalle meclisleri bucak nüfus sayımı sırasında kayıtlı mahalle sakinlerinden oluşur.
  3. Her mahalle meclisi, aynı zamanda görevden uzaklaştırma yetkisine sahip olduğu bir mahalle komitesi seçer.

Madde 265. (Haklar ve sorumluluklar)

  1. Mahalle komiteleri şu haklara sahiptir:
  2. a) Mahalle sakinlerini ilgilendiren idari konularla ilgili olarak yerel yönetimlere dilekçe verme;
  3. b) Temsilcileri vasıtasıyla, oy hakkı olmaksızın bucak meclisine katılma.
  4. Mahalle örgütleri, kanunun ya da bucak organlarının kendilerine devredebilecekleri görevleri yürütmekten sorumludur.

Başlık IX.

Kamu Yönetimi

Madde 266. (Temel ilkeler)

  1. Kamu yönetimi, kamu yararını gözetir ve vatandaşların kanununla da korunan her türlü hak ve çıkarlarına saygı gösterir.
  2. Yönetim organları ve çalışanlar Anayasaya tabidir ve fonksiyonlarını yerine getirirken, eşitlik, ölçülülük, adalet, tarafsızlık ve iyi niyet ilkelerine saygılı hareket ederler.

Madde 267. (Yönetim yapısı)

  1. Kamu yönetimi, bürokrasiyi önlemek, resmi daireleri ve hizmeti yerel halka yaklaştırmak ve ilgilenen tarafların özellikle kamu dernekleri, mahalle örgütleri ve diğer demokratik temsil biçimlerini kullanarak etkin yönetimine katılmasını sağlayacak bir şekilde yapılandırılır.
  2. Bir önceki fıkranın amaçları için ve kamu yönetiminin faaliyetinin etkililiği ve birliğine ve yetkili organların, yönetimi, denetimi ve gözetimine halel getirmeksizin, kanun, yönetimin yerelleştirilmesi ve devri için yeterli biçimleri ortaya koyar.
  3. Kanun, bağımsız idari organlar oluşturabilir.
  4. Kamu dernekleri, sadece özel ihtiyaçları karşılamak için kurulabilir ve sendikaların özel işlevlerini yerine getiremez ve kendi içinde üyelerinin haklarına saygı ve organlarının demokratik oluşumu temelinde örgütlenir.
  5. İdari faaliyetlerdeki işlemler, kaynakların daireler ve hizmetler tarafından rasyonel kullanımını vatandaşların kendilerini ilgilendiren kararların alınmasına katılmalarını sağlayacak özel bir kanunun konusudur.
  6. Kamu yetkilerini kullanan özel kuruluşlar kanunla belirtilen idari denetime tabi tutulabilir.

Madde 268. (Vatandaşların hakları ve teminatları)

  1. Vatandaşlar, kendilerini doğrudan ilgilendiren işlemlerdeki gelişmeyle ilgili olarak istediklerinde yönetim tarafından bilgilendirilme ve kendileriyle ilgili alınan kararlardan haberdar edilme hakkına sahiptir.
  2. İç ve dış güvenlik, cezai soruşturma ve kişisel gizlilik konularını düzenleyen kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, vatandaşların idari dosyalara ve kayıtlara erişim hakkı vardır.
  3. İdari işlemlerin, kanunun koyduğu biçimde ilgili taraflara bildirilmesi gerekir ve kanun güvencesinde olan hak ve çıkarlarını etkileyeceği zaman, tarafların erişebileceği açık gerekçelere dayandırılırlar.
  4. Vatandaşların, özellikle söz konusu hakların ve çıkarların tanınması, haklarına ve çıkarlarına zarar veren herhangi bir idari işlemi reddetme, şekli ne olursa olsun, kanunun gerektirdiği idari işlemlerin uygulamasında olumlu kararlar konusu ve yeterli uyarı konusu dahil olmak üzere, kanun güvencesindeki hak ve çıkarlarına etkin yargı denetimi güvencesi verilir.
  5. Vatandaşlar ayrıca dış kuvvete sahip ve kanun güvencesindeki hak veya çıkarlarına zarar veren idari kurallara karşı gelme hakkına sahip olacaktır.
  6. Yukarıdaki bir ve ikinci fıkraların hükümleri için, kanun, idarenin cevap vermesi için azami zaman sınırı belirler.

Madde 269. (Kamu personeline uygulanan kurallar)

  1. Kamu yönetimi çalışanları ve Devletin ve diğer kamu organlarının diğer çalışanları, görevlerini yerine getirirken, idarenin yetki düzenleyici organlarının kanuna göre tanımladığı şekilde, münhasıran kamu yararına hizmet eder.
  2. Kamu yönetimi çalışanları ve Devletin ve diğer kamu organlarının çalışanları, Anayasada öngörülen herhangi siyasi haklarını kullanmaktan ötürü, özellikle siyasi parti tercihleri nedeniyle, zarar görmezler veya fayda elde etmezler.
  3. Diplin işlemine konu olan kişilerin dinlenme ve kendilerini savunma güvencesi vardır.
  4. Kamu makam ve görevleri, kanunda açıkça belirtilen durumlar dışında, toplanamaz.
  5. Kanun, kamu makamları veya görevleriyle bağdaşmayacak faaliyetleri belirler.

Madde 270. (Hakların kullanımının kısıtlanması)

Kesinlikle söz konusu işlevlerle ilgili özel talepler için gerekli oranda olmak üzere, kanun, ifade, toplantı, gösteri, dernek ve toplu dilekçe haklarının ve faal hizmette bulunan tam zamanlı askerler ve askeri personelin ve polis kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin seçimlere girme hakkına kısıtlama getirebilir. Kanun, asker, askeri personel, polis ve güvenlik güçleri için, kendilerine sendika kurma hakkı tanınmış olsa bile, grev hakkının kullanılmasını engelleyebilir.

Madde 271. (Devlet personelinin ve görevlilerinin yükümlülükleri)

  1. Devletin ve diğer kamu organlarının personel ve görevlilerinin, hukuki ve cezai yükümlülükleri vardır ve görevlerini yerine getirirlerken fiilleri ve ihmallerinden dolayı ve vatandaşların kanun güvencesinde olan haklarını ve çıkarlarını ihlal eden herhangi bir icraatları nedeniyle disiplin işlemlerine tabidirler. Bu açıdan herhangi bir dava veya işlem, hiçbir aşamada daha yüksek bir makamın iznine tabi değildir.
  2. Söz konusu emirler veya talimatlara itiraz etmiş olmak veya yazılı olarak iletilmesini veya teyit edilmesini istemiş olmak koşuluyla, görevini yaparken meşru bir hiyerarşik amirden gelen emir veya talimatlara göre hareket eden hiçbir personel veya görevli yükümlü tutulamaz.
  3. Emre itaat görevi, emir ve talimata uymak herhangi bir suçun işlenmesi anlamına geldiğinde sona erer.
  4. Kanun, Devlet ve diğer kamu kuruluşlarının, kurum, personel ve görevlilerinin tazminat hakkına sahip olacağı koşulları düzenler.

Madde 272. (Kolluk)

  1. Kolluk kuvvetlerinin görevleri hukukun demokratik üstünlüğünü savunmak ve vatandaşların iç güvenlik ve haklarını güvence altına almaktır.
  2. Güvenlik amacıyla kullanılacak tedbirler kanun tarafından belirlenir ve kesinlikle gerekmedikçe başvurulmaz.
  3. Devletin güvenliğine karşı suçlar da dahil olmak üzere, suçun önlenmesi, sadece güvenliği düzenleyen genel kurallarla uyum halinde ve vatandaşların hakları, özgürlükleri ve teminatlarına saygı ile yürütülür.
  4. Kanun kolluk güçlerini düzenleyen kuralları koyar ve bu tür her kuvvet Portekiz topraklarının tamamı için tek bir teşkilat yapısına sahip olur.

Başlık X.

Milli savunma

Madde 273. (Milli savunma)

  1. Devlet milletin savunmasını sağlama yükümlülüğü altındadır.
  2. Milli savunma amacı, anayasal düzene, demokratik kurumlara ve uluslararası anlaşmalara saygı içinde, ulusal bağımsızlığı, toprak bütünlüğünü ve herhangi bir dış saldırı ya da tehdide karşı halkın özgürlük ve güvenliğini garanti altına almaktır.

Madde 274. (Yüksek Ulusal Savunma Konseyi)

  1. Yüksek Ulusal Savunma Konseyi’ne Cumhurbaşkanı Başkanlık eder ve kanunda belirtildiği gibi oluşturulur:Söz konusu oluşum Cumhuriyet Meclisi’nden seçilen üyeleri içerir.
  2. 2. Yüksek Ulusal Savunma Konseyi, ulusal savunma ve Silahlı Kuvvetlerin teşkilat, operasyon ve disiplin konularıyla ilgili konular için özel danışma organıdır. Kanunun kendisine verebileceği diğer idari sorumlulukları olabilir.

Madde 275. (Silahlı Kuvvetler)

  1. Silahlı Kuvvetler Cumhuriyetin askeri savunmasını sağlamakla görevlidir.
  2. Silahlı Kuvvetler münhasıran Portekiz vatandaşlarından oluşur ve Portekiz topraklarının tamamı için tek bir teşkilat yapısına sahiptir.
  3. Silahlı Kuvvetler, Anayasa ve kanun tarafından belirlenen egemenlik yetkilerini kullanan yetkili organlara itaat eder.
  4. Silahlı Kuvvetler, Portekiz halkına hizmet eder ve kesinlikte tarafsızdır. Personeli hiçbir şekilde siyasete müdahale etmek için silahını, konumunu veya görevini kullanmaz.
  5. Kanunda belirtildiği gibi, Silahlı Kuvvetler Portekiz Devletinin askeri alandaki taahhütlerini yerine getirmek ve Portekiz’in üyesi olduğu uluslararası kuruluşlarca üstlenilen insani ve barışçıl operasyonlarda yer almakla görevlidir.
  6. Kanunda belirtildiği gibi, Silahlı Kuvvetler, sivil savunma görevlerinde, halkın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasıyla ilgili görevler ve ulusal işbirliği politikası himayesinde teknik ve askeri faaliyetlerde görevlendirilebilir.
  7. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal gibi durumları düzenleyen kanunlar, Silahlı Kuvvetlerin böyle durumlarda kullanımına ilişkin şartları belirler.

Madde 276. (Ülke savunması, askerlik hizmeti ve yurttaşlık hizmet)

  1. Her Portekiz’li ülkeyi savunma temel hak ve ödevine sahiptir.
  2. Kanun, askerlik hizmetini düzenler ve bunun şekillerini, gönüllü ya da zorunlu yapısını, süre ve içeriğini belirler.
  3. Kanunen askerlik hizmetini yapmakla yükümlü ve askeri hizmeti için elverişsiz olan vatandaşlar silahsız hizmet veya durumlarına uygun yurttaşlık hizmeti yapar.
  4. Kanunen askerlik hizmetini yapmakla yükümlü vicdani retçiler, silahlı askerlik hizmetiyle aynı süre ve ağırlık derecesinde yurttaşlık hizmeti yapar.
  5. Yurttaşlık hizmeti, askeri hizmetinin yerine veya onu tamamlayıcı olarak belirlenebilir ve kanun bunu askerlik görevine tabi olmayan vatandaşlara zorunlu tutabilir.
  6. Zorunlu askerlik hizmeti veya yurttaşlık hizmeti görevlerini yapamayan veya erteleyen hiçbir vatandaş Devlet veya diğer kamu organlarında işe giremez veya işini sürdüremez.
  7. Hiçbir vatandaş, askerlik hizmeti veya zorunlu yurttaşlık hizmetini yapmasının sonucu olarak herhangi bir görevlendirme, sosyal yardım veya sürekli işle ilgili olarak mağdur edilemez.

Kısım IV.

Anayasanın güvence altına alınması ve değiştirilmesi

Başlık I.

Anayasaya uygunluk incelemesi

Madde 277. (Pozitif aykırılık)

  1. Anayasanın hükümlerine veya orada benimsenen ilkelerle çatışan kurallar anayasaya aykırıdır.
  2. Usulünce onaylanan uluslararası antlaşmalarla ortaya konan kuralların diğer tarafın hukuk sisteminde uygulanması koşuluyla, bu kuralların şekil ve özde anayasaya aykırılığı, bu aykırılığın Anayasanın temel bir hükmünü ihlal etmesi durumu hariç, Portekiz hukuk sisteminde uygulanmalarına engel değildir.

Madde 278. (Anayasaya uygunluğun ön incelemesi)

  1. Cumhurbaşkanı, onay için kendisine teslim edilen uluslararası bir antlaşma tarafından belirlenen herhangi bir kuralın, yürürlüğe girmesi için kendisine gönderilen herhangi bir kanun veya idari kanun veya ya da kararnamenin, imzası için kendisine gönderilen herhangi bir uluslararası anlaşmanın anayasaya uygunluk ön incelemesinin yapılması için Anayasa Mahkemesine gönderebilir.
  2. Cumhuriyet Temsilcileri de, Anayasa Mahkemesinden, imza için kendilerine gönderilen bölgesel bir kanun hükmünde kararnamenin koyduğu herhangi bir kuralın anayasaya uygunluğunun bir ön incelemesini yapmasını isteyebilir.
  3. Anayasaya uygunluk ön incelemeleri söz konusu belgenin alınmasından itibaren sekiz gün içinde istenir.
  4. Cumhurbaşkanının kendisinden ayrı olarak, Başbakan veya Cumhuriyet Meclisinin görevlerini tam ifa ederek tüm üyelerinin beşte biri Anayasa Mahkemesinden, yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanına gönderilen kararla ortaya konan bir kuralın Anayasaya aykırılığının ön incelemesini yapmasını isteyebilir.
  5. Cumhuriyet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanına bir teşkilat kanunu olarak yürürlüğe girmesi için herhangi bir karar gönderdiği tarihte Başbakan ve Cumhuriyet Meclisindeki meclis gruplarına bunu bildirir.
  6. Yukarıdaki dördüncü fıkrada öngörülen anayasaya uygunluk ön incelemesi beşinci fıkrada öngörülen tarihten itibaren sekiz gün içinde istenir.
  7. Yukarıdaki birinci fıkra hükümlerine halel getirmeksizin, Cumhurbaşkanı, yukarıdaki dördüncü fıkrada sözü edilen kararnameleri, alındıkları tarihten itibaren sekiz güne veya Anayasa Mahkemesinden görüş istenmişse mahkeme kararını bildirinceye kadar yürürlüğe sokmaz.
  8. Anayasa Mahkemesi kararını yirmi beş gün içinde bildirir ancak Cumhurbaşkanı yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen durumda aciliyet nedeniyle bu süreyi indirebilir.

Madde 279. (Kararın sonuçları)

  1. Anayasa Mahkemesi, kararname veya uluslararası anlaşmanın herhangi bir kuralının Anayasaya aykırı olduğu kararını vermesi durumunda, Cumhurbaşkanı veya Cumhuriyet Temsilcisi, kanun veya anlaşmayı veto eder ve onu kabul eden organa geri gönderir.
  2. Yukarıdaki birinci fıkrada öngörülen durumda, böyle bir kararname, kararnameyi kabul eden organ, anayasaya aykırı bulunmuş olan kuralı çıkarır veya uygun olduğu hallerde, söz konusu kural hazır bulunan tüm üyelerin en az üçte iki çoğunluyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğundan daha büyük bir çoğunlukla teyit edilir.
  3. Statü veya anlaşma yeniden formüle dilmişse, Cumhurbaşkanı veya Cumhuriyet Temsilcisi, yeni sürümdeki kurallardan herhangi birinin Anayasaya uygunluğunun ön incelemesini isteyebilir.
  4. Eğer Anayasa Mahkemesi bir anlaşmada yer alan herhangi bir kuralın anayasaya aykırılığı kararını verirse, söz konusu anlaşma, sadece Cumhuriyet Meclisinin hazır bulunan üyelerin en az üçte ikisine eşit çoğunluğuyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğundan daha büyük çoğunlukla kabul etmesi koşuluyla onaylanabilir.

Madde 280. (Anayasaya ve kanunlara uygunluğun özel incelemesi)

  1. Aşağıdaki mahkeme kararlarına karşı Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir:
  2. a) Herhangi bir kuralın anayasaya aykırılık gerekçesiyle uygulanmasını reddeden;
  3. b) Söz konusu dava sırasında anayasaya aykırılığı iddia edilmiş bir kurulı uygulayan.
  4. Ayrıca aşağıdaki mahkeme kararlarına karşı da Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir:
  5. a) Daha üst yetkiye sahip bir kanunu ihlal ettiği için yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle mevzuatta yer alan bir kuralın uygulanmasını reddeden;
  6. b) Özerk bölgenin statüsünü ihlal ettiği için yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bölgesel kararnamede yer alan bir kuralın uygulanmasını reddeden;
  7. c) Özerk bölgenin statüsünü ihlal ettiği için yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle egemenlik yetkisi kullanan bir organın çıkardığı bir kararnamede yer alan bir kuralın uygulanmasını reddeden;
  8. d) Dava sırasında yukarıdaki a), b) ve c) bentlerinde sözü edilen gerekçelerle yasalara aykırılığı iddia edilen herhangi bir kuralı uygulayan.
  9. Uygulanması reddedilen kuralın bir uluslararası anlaşma, mevzuat veya düzenleyici emirde yer alması durumunda, Cumhuriyet savcılığı zorunlu olarak yukarıdaki birinci ve ikinci fıkranın a) bentlerinde öngörüldüğü gibi başvuruda bulunur.
  10. Yukarıdaki birinci fıkranın b) bendi ve ikinci fıkranın d) bendinde öngörülen başvurular sadece anayasaya aykırılık veya kanuna aykırılık sorununu ileri süren tarafça yapılabilir. Kanun bu tür başvuruların kabulünü yöneten kuralları düzenler.
  11. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin daha önce Anayasaya veya kanunlara aykırı bulduğu kuralları uygulayan mahkeme kararlarına karşı da Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir ve Cumhuriyet savcılığı bu başvuruyu yapmaya zorunludur.
  12. Anayasa Mahkemesine başvurular, uygun olduğu hallerde, Anayasaya aykırılık veya kanuna aykırılık sorunlarıyla sınırlıdır.

Madde 281. (Anayasaya ve kanunlara uygunluğun soyut incelemesi)

  1. Anayasa Mahkemesi, aşağıdaki aykırılıkları genel bağlayıcı yetkiyle inceler ve ilân eder:
  2. a) Herhangi bir normun aykırılığı;
  3. b) Daha üst yetkiye sahip herhangi bir kanunun ihlali gerekçesiyle, mevzuatta yer alan kuralların kanuna aykırılığı;
  4. c) Özerk bölge statüsünün ihlali gerekçesiyle, bölgesel bir kararnamede yer alan herhangi bir kuralın kanuna aykırılığı;
  5. d) Özerk bölgenin statüsünde yer alan bir ya da daha fazla hakkın ihlali gerekçesiyle, egemenlik yetkisi kullanan bir organın çıkardığı bir statü ya da kararnamede yer alan kural veya kuralların kanuna aykırılığı.
  6. Aşağıdakiler, Anayasa Mahkemesinden, genel bağlayıcı yetkiyle Anayasaya veya kanunlara aykırılık kararı isteyebilir:
  7. a) Cumhurbaşkanı;
  8. b) Cumhuriyet Meclisi Başkanı
  9. c) Başbakan;
  10. d) Ombudsman;
  11. e) Cumhuriyet Başsavcısı;
  12. f) Cumhuriyet Meclisinin üyelerinin onda biri;

Anayasaya aykırılığın ilânı isteminin özerk bölgelerin hakkının ihlaline dayandırılması veya kanunlara aykırılık ilânı isteminin bu bölgelerin statülerin ihlaline dayandırılması durumunda, Cumhuriyet Temsilcileri, özerk bölgelerin Yasama Meclisleri, Bölgesel Hükümetlerin Başbakanları veya ilgili Yasama Meclisi üyelerinin onda biri.

  1. Anayasa Mahkemesi, ayrıca, üç özel durumda, Anayasa Mahkemesinin daha önceden anayasaya veya kanunlara aykırı bulduğu herhangi bir kuralın anayasaya veya kanunlara aykırılığını genel bağlayıcı yetkiyle ilân eder.

Madde 282. (Aykırılık veya kanun dışılık ilânının sonuçları)

  1. Genel bağlayıcılığı olan Anayasaya veya kanunlara aykırılık kararı, anayasaya veya kanunlara aykırılığı ilân edilen kuralın yürürlüğe girdiği an itibariyle geçerlilik kazanır ve söz konusu kuralın geçersiz kılmış olabileceği kuralları yeniden geçerli kılar.
  2. Ancak, sonraki bir anayasa veya kanun kuralının ihlalinden dolayı anayasaya veya kanunlara aykırılık durumunda, aykırılık ilânı sadece söz konusu anayasa veya kanun kuralı yürürlüğe girdiğinde geçerli olur.
  3. Ceza veya disiplinle veya idari suçlarla ilgili kurallarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi aksi yönde karar verdiğinde ve bunların içeriğinin davalının lehine olmaması durumu saklı kalmak kaydıyla, daha önce görülmüş davalardaki kararlar geçerliliğini sürdürür.
  4. Gerekçeleri ortaya konan, hukuken katilik, haklılık sebepleri veya fevkalade önemli bir kamu yararı amaçları gerektirdiğinde, Anayasa Mahkemesi, anayasaya veya kanunlara aykırılığın sonuçlarının kapsamının, yukarıdaki bir ve ikinci fıkralarda öngörülenlerden daha fazla sınırlandırılmasına hükmeder.

Madde 283. (İhmal yoluyla anayasaya aykırılık)

  1. Cumhurbaşkanı, Ombudsman veya özerk bölgelerle ilgili bir veya daha fazla hakkın ihlali gerekçesiyle, Yasama Meclislerinin başkanlarının istemiyle, Anayasa Mahkemesi inceleme yapar ve anayasal kuralların uygulanabilirliği için gerekli mevzuatın ihmal edilmesi yoluyla Anayasaya uymama kusurunu doğrular.
  2. Anayasa Mahkemesi, ihmal yoluyla anayasaya aykırılığa karar verdiğinde, bununla ilgili olarak yetkili yasama organına bildirimde bulunur.

Başlık II.

Anayasada değişiklik

Madde 284. (Sorumluluk ve değişiklik zamanı)

  1. Cumhuriyet Meclisi son normal değişiklik Kanununun yayımı tarihinden beş yıl sonra Anayasayı değişiklik için gözden geçirebilir.
  2. Ancak, Cumhuriyet Meclisi, üye tamsayısının beşte dört çoğunluğuyla, herhangi bir zamanda olağandışı değişiklik yetkisini kullanabilir.

Madde 285. (Değişiklik süreci başlatma yetkisi)

  1. Vekiller değişiklik girişimi başlatma yetkisine sahiptir.
  2. Bir Anayasa değişiklik taslağı sunulduğunda diğerleri de otuz gün içinde sunulur.

Madde 286. (Kanunu kabul ve yürürlüğe sokma)

  1. Anayasa değişikliklerinin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesi gerekir.
  2. 2. Kabul edilen Anayasa değişiklikleri toplanarak tek bir değişiklik kanunu haline getirilir.
  3. Cumhurbaşkanı bu tür kanunları yürürlüğe koymayı reddedemez.

Madde 287. (Anayasanın yeni metni)

  1. 1. Anayasadaki değişiklikler, gerekli değiştirme, ekleme ve çıkarmalarla metne doğru bir şekilde eklenir.
  2. Anayasanın yeni metni değişiklik kanunuyla birlikte yayımlanır.

Madde 288. (Değişikliğin sınırlandırıldığı konular)

Anayasada değişiklik yapan kanunlar şunlara saygı gösterir:

  1. a) Ulusal bağımsızlık ve Devletin birliği;
  2. b) Yönetim şeklinin Cumhuriyet olması;
  3. c) Kilise ve Devlet arasındaki ayrım;
  4. d) Vatandaşların hakları, özgürlükleri ve teminatları;
  5. e) İşçilerin, işçi komiteleri ve sendikaların hakları;
  6. f) Üretim araçlarının mülkiyetine, kamu, özel ve kooperatif ve sosyal sektörlerin sahip olması;
  7. g) Karma ekonomi çerçevesinde var olan ekonomik planlara olan gereksinim;
  8. h) Egemenlik yetkisi kullanan organların, özerklik bölgesi organlarının ve yerel yönetim organlarının seçimle gelinen görevlerine genel, gizli ve periyodik seçimle atamalar; ve nispi temsil sistemi;
  9. i) Siyasi partiler ve demokratik muhalefet hakkını da içeren çoğul ifade ve siyasi örgütlenme;
  10. j) Egemenlik yetkisini kullanan organların ayrılığı ve birbirine bağımlılığı;
  11. l) Hukuk kurallarının anayasaya pozitif uygunluk ve ihmal yönünden aykırılık incelemesine tabiliği;
  12. m) Mahkemelerin bağımsızlığı;
  13. n) Yerel yönetimlerin özerkliği;
  14. o) Azor adaları ve Madeira takımadalarının siyasi ve idari özerkliği.

Madde 289. (Değişikliğin sınırlandırıldığı durumlar)

Sıkıyönetim veya olağanüstü hal sırasında Anayasayla ilgili hiçbir değişiklik yapılamaz.

Geçici ve son hükümler

Madde 290. (Önceki kanun)

  1. Bir sonraki fıkra hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu bölümde korunmamış olan 25 Nisan 1974’ten sonra yürürlüğe girmiş anayasal kanunlar normal kanunlar olarak değerlendirilir.
  2. Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce mevcut normal kanunlar, Anayasaya veya içerdiği esaslara aykırı olmamaları koşuluyla, geçerliliğini sürdürür.

Madde 291. (İlçeler)

  1. İdari bölgeler fiilen kuruluncaya kadar, bölgelerin kapsamında olmayan alanlar ilçelere ayrılmaya devam eder.
  2. Her ilçe, kanunun belirlediği şartlar altında, belediyelerinin temsilcilerinden oluşan bir karar alma meclisine sahip olur.
  3. Bir konsey yardımıyla, sivil Vali Hükümeti temsil eder ve her ilçeyi oluşturan alanda denetim yetkisini kullanır.

Madde 292. (PIDE/DGS* görevlileri ve memurlarının suçlandırılması ve yargılanması)

  1. 16/75 No.lu 23 Aralık 1975 tarihli Kanunla ve 26 Aralık 1975 tarihli 18/75 Kanunla değişik 8/75 No.lu 25 Temmuz 1975 tarihli Kanun yürürlükte kalır.
  2. Kanun, bir önceki fıkrada öngörülen kanunun 2’nci maddesinin iki ve üçüncü fıkraları ve 4’üncü maddesinin b) bendinde ortaya konan suç türlerini ayrıntılı olarak ortaya koyar.
  3. Kanun, özellikle, aynı kanunun 7’nci maddesinde öngörülen olağandışı hafifletici durumları düzenleyebilir.

Madde 293. (25 Nisan 1974’ten sonra kamulaştırılmış mülkün yeniden özelleştirilmesi)

  1. Üye tamsayısının salt çoğunluğuyla kabul edilen bir çerçeve kanun 25 Nisan 1974’ten sonra kamulaştırılan üretim araçları ve diğer mülkün kullanım hakkı ve mülkiyetinin yeniden özelleştirilmesini düzenler. Bu tür yeniden özelleştirmeler aşağıdaki temel esasları gözetir:
  2. a) Genel kural olarak, 25 Nisan 1974’ten sonra kamulaştırılan üretim araçları ve diğer mülkün kullanım hakkı ve mülkiyetinin yeniden özelleştirilmesi tercihen kamu ihalesi, borsada halka arz veya kamu iştiraki yöntemiyle yürütülür.
  3. b) Yeniden özelleştirmelerden elde edilen gelir, sadece kamu borçları ve kamu işletmelerin borçlarını, kamulaştırma borçlarını ödemek veya üretim sektöründe sermaye yatırımı için sadece kullanılmalıdır;
  4. c) Yeniden özelleştirmeye konu olan işletmelerin işçileri yeniden özelleştirme sürecinde tüm hak ve yükümlülüklerini;
  5. d) Yeniden özelleştirmeye konu olan işletmelerin işçileri, işletmenin sermayesine iştirak için öncelikli hak sahibi olur;
  6. e) Yeniden özelleştirilecek üretim araçları ve diğer mülk, birden fazla bağımsız kuruluşun ön değerlemesine tabi olur.
  7. Dolaylı olarak kamulaştırılan ve ekonominin temel sektörleri dışında konumlanan küçük ve orta ölçekli işletmeler kanunda belirtildiği şekilde yeniden özelleştirilebilir.

Madde 294. (Yerel yönetim organları için geçerli kurallar)

239’uncu maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen zaman yürürlüğe girinceye kadar, yerel yönetim organları 1/92 No.lu 25 Kasım 1992 tarihli Anayasa Değişikliği Kanunu ile değişik Anayasa metnine karşılık gelen mevzuat uyarınca kurulur ve faaliyet gösterirler.

Madde 295. (Avrupa Antlaşması hakkında Referandum)

115’inci maddenin 3’üncü fıkrasının hükümleri, Avrupa Birliğinin inşası ve derinleşmesini amaçlayan bir antlaşmanın onaylanması için referanduma gitme ve gerçekleştirme olasılığını etkilemez.

Madde 296. (Anayasanın tarihi ve yürürlüğe girmesi)

  1. Portekiz Cumhuriyetinin Anayasası Kurucu Meclis tarafından kabul edildiği tarihi taşır: 2 Nisan 1976.
  2. Portekiz Cumhuriyetinin Anayasası 25 Nisan 1976’da yürürlüğe girer.

 

İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

0
İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

 10 Aralık 1984

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler,

Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilan edilen ilkeler uyarınca insanlık ailesinin tüm üyelerinin eşit ve ayrılmaz haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğu anlayışından yola çıkarak, Bu hakların insan kişiliğinin niteliğinde bulunan onurdan kaynaklandığına inanarak,

Birleşmiş Milletler Antlaşmasına Taraf Devletlerin, özellikle Antlaşmanın 55. Maddesi uyarınca insan haklarının ve temel özgürlüklerinin saygı görerek gözetilmesini geliştirme yükümlülüğü üstlendiklerini gözönüne alarak,

Kimsenin işkenceye ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı bir davranış ya da cezaya uğrayamayacağını hükme bağlayan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 5. Maddesiyle Kişisel veya Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 7. Maddesini anımsayarak,

Aynı zamanda 9 Aralık 1975 tarihinde Genel kurulca kabul edilmiş olan bildirgeyi de gözönünde bulundurarak, tüm dünya işkence ve öteki zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezaya karşı daha etkin bir savaş vermek isteyerek, aşağıdaki hükümlerde uzlaşmıştır:

BÖLÜM I

Madde 1

  1.  Bu Sözleşmenin amaçları bakımından, “işkence” terimi, bir kimseye kendisinden ya da üçüncü bir kişiden bir bilgi ya da bir itiraf sağlamak, kendisinin ya da üçüncü bir kişinin işlediği ya da işlediğinden kuşku duyulan bir eylemden ötürü onu cezalandırmak, kendisine ya da üçüncü bir kişiye gözdağı vermek ya da onları zorlamak amacıyla ya da herhangi bir ayrımcılığa dayalı bir nedenle bir resmi görevli ya da resmi sıfatla davranan bir başkası tarafından ya da onun kışkırtması ya da oluru ya da izniyle bilerek maddi ya da bağlantılı olarak sadece yasal yaptırımlardan doğan acı ya da eziyet işkence sayılmaz.
  2.  Bu madde, daha kapsamlı bir uygulamayı içeren ya da içerebilecek olan uluslararası bir belge ya da bir ulusal düzenlemeyi zedelemez.

Madde 2

  1.  Taraf Devlet, yargı yetkisi içindeki herhangi bir ülkede işkence eylemini önlemek üzere etkin yasal, yönetsel, yargısal ya da öteki önlemleri alır.
  2.  İster bir savaş durumu ya da bir savaş tehdidi, ister iç siyasal karışıklık, ister bir başka olağanüstü durum sözkonusu olsun, hiçbir ayrıksı durum işkenceyi haklı gösteremez.
  3.  Bir üstten ya da bir makamdan alınan emir, işkencenin gerekçesi olamaz.

Madde 3

  1.  Bir Taraf Devlet, bir kimseyi, işkenceye uğrama tehlikesi olduğu yolunda sağlam gerekçelerin bulunduğu bir başka Devlete süremez, gönderemez ya da geri veremez.
  2.  Bu gibi gerekçelerin bulunup bulunmadığını belirlemek amacıyla yetkili makamlar, olanaklıysa, ilgili Devlette insan haklarının geniş ölçüde, belirgin biçimde ya da sık sık çiğnendiği sürekli bir durumun bulunup bulunmadığı dahil tüm ilgili gerekçeleri gözönüne alır.

Madde 4

  1.  Taraf her Devlet, tüm işkence eylemlerinin ceza yasasına göre suç sayılmasını sağlar. Bunun yanında, işkenceye kalkışan ve işkenceye ilişkin olan ya da katılan bir kimsenin eylemi de suç sayılır.
  2.  Taraf her Devlet, bu suçların ağırlık derecesine göre cezalandırılmasını sağlar.

Madde 5

  1.  Taraf her Devlet,
  2.  Bu suçlar kendi yargı yetkisi içindeki bir ülkede ya da bu Devlete kayıtlı bir deniz ya da hava aracından işlendiğinde,
  3.  Bu suç sanığı bu Devletin uyruğu olduğunda,
  4.  Bu Devlet uygun görürse, işkenceye uğrayan kimse kendi uyruğu olduğunda,
  5.  Maddede değinilen suçlar üzerinde yargı yetkisini kullanmak üzere gerekli önlemleri alır.
  6.  Taraf her Devlet, aynı zamanda, bu suç sanığını kendi yargı yetkisi içindeki bir ülkede bulunduğu ve onu bu Maddenin 1. fıkrasında sözügeçen Devletlerden herhangi birine 8. Madde uyarınca geri vermediği durumlarda bu tür suçlar üzerinde yargı yetkisini kullanmak üzere gerekli olan önlemleri de alır.
  7.  Bu Sözleşme, iç hukuk uyarınca ceza alanında kullanılan tüm yargı yetkisini kapsar.

Madde 6

  1.  Bir Taraf Devlet, eldeki bilgilerin incelenmesinden sonra, ülkesinde 4. Maddede sözü edilen suçu işlediği ileri sürülen bir kimsenin bulunduğuna inandığında, onu yakalar ya da gözaltında bulunmasını sağlamak üzere başka yasal önlemlere başvurur.  Yakalama ve öteki yasal önlemler, bu Devletin yasalarına göre olur. Ancak bu durum, bir ceza kovuşturması ya da geri verme işleminin gerektirdiği sürece uygulanır.
  2.  Bu Devlet, hemen bir ilk soruşturmaya girişir.
  3.  Bu maddenin 1. fıkrasına göre gözaltında bulunan bir kimsenin, uyruğunda bulunduğu Devletin en yakın uygun temsilcisiyle ya da devleti yoksa, genellikle oturduğu Devletin temsilcisiyle hemen ilişki kurması sağlanır.
  4.  Bir Devlet, bu madde uyarınca bir kimseyi gözaltına aldığında, 5. Maddenin 1. fıkrasında anılan Devletlere, böyle bir kimsenin gözaltında olduğunu duyurarak tutuklanmasını haklı gösteren koşullar konusunda hemen bilgi verir. Bu Maddenin 2. fıkrasında öngörülen ilk soruşturmayı yapan Devlet, zaman geçirmeksizin bulgularını adı geçen Devletlere bildirerek yargı yetkisini kullanmak amacında olup olmadığını duyurur.

Madde 7

  1.  Yargı yetkisi içindeki bir ülkede 4. Maddede anılan bir suçu işlediği ileri sürülen bir kimsenin bulunduğu bir Taraf Devlet, 5. Maddede öngörülen durumlarda, onu geri vermeyecek olursa, kovuşturma amacıyla durumu yetkili makamlara sunar.
  2.  Bu makamlar, bu Devletin yasalarına göre ağır nitelikteki herhangi bir adı suç durumunda olduğu gibi karar alır. 5. Maddenin 2. fıkrasında anılan durumlarda, kovuşturma ve hüküm vermek için gereken kanıt ölçüleri hiçbir biçimde 5. Maddenin 1. fıkrasında değinilen durumlarda uygulanan ölçülerden daha düşük olamaz.
  3.   4. Maddede değinilen herhangi bir suça ilişkin olarak hakkında işlem yapılan bir kimseye, bu işlemlerin her aşamasında adil bir davranış sağlanır.

Madde 8

  1.   4. Maddede anılan suçlar, Taraf Devletler arasında yürürlükte olan suçluların geri verilmesi anlaşmasında suçlusu geri verilebilir suçlar olarak yer almış sayılır. Taraf Devletler, suçluların geri verilmesi konusunda aralarında yapacakları her anlaşmada, bu tür suçları suçlusu geri verilebilir suç saymayı üstlenir.
  2.  Suçluların geri verilmesini bir anlaşmanın varlığı koşuluna bağlayan bir Taraf Devlet, kendisiyle geri verme anlaşması bulunmayan bir Başka Taraf Devletten böyle bir istek alırsa, bu Sözleşmeyi, bu gibi suçlar bakımından geri vermenin yasal temeli sayılabilir. Suçluların geri verilmesi, kendisinden istekte bulunulan devletin yasalarında öngörülen öteki koşullara bağlıdır.
  3.  Suçluların geri verilmesini bir anlaşmanın varlığı koşuluna bağlamış olan Taraf Devletler, kendisinden istekte bulunulan Devletin yasaları tarafından öngörülen koşullara bağlı olmak üzere bu gibi suçları aralarında suçlusu geri verilebilir suç sayarlar.
  4.  Taraf Devletler arasında suçluların geri verilmesi amacıyla, bu gibi suçlar, sadece işlendiği yerde değil, 5. Maddenin 1. fıkrası uyarınca yargı yetkisini kullanması istenen Devletlerin ülkesinde de işlenmiş gibi işlem görür.

Madde 9

  1.  Taraf Devletler, 4. Maddede anılan suçlardan herhangi biri için açılan ceza kovuşturması sırasında, kovuşturma için gereken tüm kanıtların elde bulunmasını sağlamak dahil, birbirlerine her türlü yardımı yaparlar.
  2.  Taraf Devletler, bu Maddenin 1. fıkrasına göre yükümlülüklerini, aralarında yapabilecekleri karşılıklı yardım anlaşmaları uyarınca yerine getirirler.

Madde 10

  1.  Taraf her Devlet, yakalanan, tutuklanan ya da hapse konulan bir kimsenin gözaltında bulundurulması, sorgulanması ya da uğrayacağı davranışlarla ilgili olabilecek yasa uygulayıcısı, sivil ya da askeri personelle tıp personeli, resmi görevliler ve öteki görevlilerin yetiştirilmesinde işkence yasağına ilişkin eğitim ve bilgilerin tam anlamıyla yer almasını sağlar.
  2.  Taraf her Devlet, anılan kimselerin ödev ve görevleri konusunda konmuş kural ve yönergelerde bu yasağa yer verir.

Madde 11

            Taraf her Devlet, herhangi bir işkence uygulanmasını önlemek üzere yargı yetkisi içindeki bir ülkede herhangi bir biçimde yakalanan, tutuklanan ya da hapse konan kimselerin nasıl gözaltına alınacağı ve bunlara nasıl davranılacağı konusundaki düzenlemelerle sorgulama kural, yönerge, yöntem ve uygulamalarını sistemli olarak gözden geçirir.

Madde 12

            Taraf her Devlet, yargı yetkisi içindeki bir ülkede bir işkence eyleminin işlenmiş olduğuna inanmak için yeterli gerekçe bulunduğunda, yetkili makamlarının en kısa sürede ve yansız bir soruşturma yapmasını sağlar.

Madde 13

            Taraf her Devlet, yargı yetkisi içindeki herhangi bir ülkede işkenceye uğradığını ileri süren bir kimseye, yetkili makamlarına şikayette bulunma ve durumunun bu makamlarca en kısa sürede ve yansız olarak incelenmesini isteme hakkı tanır. Şikayetçi ve tanıkların, şikayetleri ya da gösterecekleri kanıtlardan ötürü tüm kötü davranışlara ya da gözdağına karşı korunmalarını sağlar.

Madde 14

  1.  Taraf her Devlet, yasal sistemi içinde, işkenceye uğrayan birinin olanaklar ölçüsünde tam iyileşmesini sağlama yolları dahil, zararının giderilmesini ve adil ve yeterli bir zorunlu tazminat hakkına sahip olmasını sağlar. İşkenceye uğrayanın bu eylem sonucu ölümü halinde, geçiminden sorumlu oldukları kimseler bu tazminata hak kazanır.
  2.  Bu Sözleşme hükümleri, işkenceye uğrayanın ya da öteki kimselerin ulusal yasalarına göre sahip olabilecekleri giderim hakkını etkilemez.

Madde 15

            Taraf her Devlet, işkence sonucu verilmiş olduğu anlaşılan bir ifadenin, bu ifadenin verildiğine bir belge olmak üzere işkenceden suçlanan bir kimseye karşı olması dışında, herhangi bir kovuşturmada bir kanıt olarak kullanılmamasını sağlar.

Madde 16

  1.  Taraf her Devlet, yargı yetkisi içinde bulunan bir ülkede, bir resmi görevli ya da resmi sıfatla davranan bir başkası tarafından ya da onun kışkırtması ya da oluru ya da kabulüyle işlenmesi durumunda 1. Maddede tanımlanmış işkence ölçüsünde olmayan başka zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezayı da önlemeyi üstlenir. Özellikle 10, 11, 12 ve 13. Maddelerde yeralan yükümlülüklerini; işkenceye ilişkin hükümleri öteki zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezaya ilişkin sayacak biçimde uygular.
  2.  Bu Sözleşmenin hükümleri, zalimce, insanlıkdışı yada onur kırıcı davranış ya da cezayı yasaklayan ya da suçluların geri verilmesi ya da sınır dışı edilmesine ilişkin öteki uluslararası belgelerin ya da ulusal yasaların hükümlerini zedelemez.

BÖLÜM II

Madde 17

  1.  Aşağıda öngörülen görevleri yerine getirmek üzere (bundan böyle Komite olarak anılacak olan) bir İşkenceye Karşı Komite kurulur. Bu Komite, yüksek ahlak kişiliği ve insan hakları alanındaki yeterliğiyle tanınmış ve kendi adlarına hizmet verecek olan on uzmandan oluşur. Uzmanlar, Taraf Devletlerce, hakça bir coğrafi dağılım ve hukuksal deneyimi olan kimi kişilerin katılmasını sağlayacak biçimde seçilir.
  2.  Komite üyelerinin seçimi, Taraf Devletlerce aday gösterilen kişiler arasından gizli oyla yapılır. Taraf olan her Devlet, kendi uyrukları arasından bir kişiyi aday gösterebilir. Taraf Devlet, kendi uyrukları arasından bir kişiyi aday gösterebilir. Taraf Devletler, aynı zamanda Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi uyarınca kurulan İnsan Hakları Komitesi Üyesi bulunan ve İşkenceye Karşı Komitede çalışmaya istekli olan kişileri aday göstermelerinin yararlı olacağını gözönüne alır.
  3.  Komite üyelerinin seçimleri, Taraf Devletlerin iki yılda bir Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından çağrısı yapılan toplantılarında olur. Taraf Devletlerin üçte ikisinin yeter sayıyı oluşturduğu bu toplantılarda hazır bulunan ve oy veren temsilcilerin oylarından en çoğunu alan ve salt çoğunluğu sağlayanlar Komiteye seçilir.
  4.  İlk seçim, bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki altı ay içinde yapılır. Her seçim tarihinden en az dört ay önce, Birleşmiş milletler Genel Sekreteri, Taraf Devletlere, üç ay içinde adaylarını sunmaya çağıran bir yazı gönderir. Genel Sekreter, bu yolla gösterilmiş tüm adayların, kendilerini aday gösteren Taraf Devletleri de belirten alfabetik bir listesini hazırlayarak Taraf Devletlere sunar.
  5.  Komite üyeleri dört yıllık bir süre için seçilir. Aday gösterildiklerinde yeniden seçilebilirler. Bununla birlikte, ilk seçimde seçilmiş üyelerden beşinin süresi iki yılın sonunda sona erer. İlk seçimden hemen sonra bu beş üyenin adları, bu maddenin 3. fıkrasında değinilen toplantının başkanı tarafından ad çekmeyle belirlenir.
  6.  Bir Komite üyesinin ölümü ya da çekilmesi durumlarında ya da başka bir nedenle komite görevini yerine getirmediği durumlarda, onu aday göstermiş olan Taraf Devlet, Taraf Devletlerin çoğunluğunun onayına bağlı olmak ve ayrılan üyenin süresini tamamlamak üzere kendi vatandaşları arasından bir başka uzman atar. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından önerilen atamanın bildirilmesinden sonraki altı hafta içinde Taraf Devletlerin yarısından ya da çoğunluğunun olumsuz yanıt alınmadıkça sözkonusu onay verilmiş sayılır.
  7.  Taraf Devletler, Komite üyelerinin, Komite görevlerini yerine getirmeleri sırasındaki giderlerini üstlenir.

Madde 18

  1.  Komite, görevlilerini iki yıllık bir süre için seçer. Bunlar yeniden seçilebilir.
  2.  Komite kendi çalışma kurallarını belirler, ancak bu kurallar, ötekilerin yanısıra;
  3.  Yeter sayısının altı üyeden oluşmasını,
  4.  Komite kararlarının hazır bulunan üyelerin çoğunluğunun oyuyla alınmasını, öngörür.
  5.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Komitenin bu Sözleşmeye göre görevlerini gereğince yerine getirebilmesi için gerekli kurmay personeli ve kolaylıkları sağlar.
  6.  Komitenin ilk toplantısı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin çağrısıyla olur. Komite, ilk toplantısından sonra kendi çalışma kurallarında öngörülen zamanlarda toplanır.
  7.  Taraf Devletler, sağlanan kurmay personel ve öteki kolaylıklar için bu Maddenin 3. fıkrası uyarınca yapılan harcamaların Birleşmiş Milletlerce ödenmesi dahil, Taraf Devletlerin ve Komitenin toplanmasına ilişkin giderlerden sorumludur.

Madde 19

  1.  Taraf Devletler, bu Sözleşmenin kendileri bakımından yürürlüğe girişinden sonraki bir yıl içinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla Sözleşmeye göre üstlendikleri yükümlülüklere işlerlik kazandırmak üzere almış oldukları önlemler konusunda Komiteye rapor sunar. Taraf Devletler bundan sonra, her dört yılda bir alınan yeni önlemler konusunda rapor vermek zorunda olduğu gibi, Komitenin isteyebileceği bu gibi başka raporlar sunmakla da yükümlüdür.
  2.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu raporları tüm Taraf Devletlere iletir.
  3.  Her rapor, üzerinde uygun gördüğü genel görüşlerini bildirebilecek olan Komite tarafından incelenerek ilgili Taraf Devletlere gönderilir. Bu Taraf Devlet, Komiteye kendi görüşlerini içeren bir yanıt verebilir.
  4.  Komite, 24. Madde uyarınca hazırlanan yıllık raporunda dilerse bu maddenin 3. fıkrası uyarınca kendisi tarafından belirtilmiş görüşlere; bu konuda ilgili Taraf Devletten alınmış görüşlerle birlikte yer vermeye karar verebilir. İlgili Taraf Devletçe istendiğinde, Komite bu maddenin 1. fıkrası uyarınca sunulmuş raporun bir örneğine de yer verebilir.

Madde 20

  1.  Komite, bir Taraf Devletin ülkesinde işkencenin sistemli olarak uygulanmakta olduğu yolunda sağlam gerekçeler içeren güvenilir bilgiler aldığında, bu taraf Devleti bilgilerin incelenmesinde işbirliğine ve bu amaçla ilgili bilgilere ilişkin görüşlerini sunmaya çağırır.
  2.  Komite, elinde bulunan öteki ilgili bilgilerle, İlgili Taraf Devletçe sunulabilecek gözönüne alarak durumun haklı gösterdiğine karar verirse, üyelerden birini ya da bir kaçını gizli bir soruşturma yapmak ve Komiteye ivedi bir rapor sunmak üzere görevlendirebilir.
  3.  Bu maddenin 2. fıkrasına göre bir soruşturma açılırsa Komite, ilgili Devletin işbirliğini ister. Taraf Devletle görüş birliğine varılarak, böyle bir soruşturma o Devletin ülkesine gitmeyi içerebilir.
  4.  Komite, bu maddenin 2. fıkrası uyarınca bir üyesince ya da üyelerince sunulan bulguları inceledikten sonra bu bulguları, durum gerektirdiğinde uygun gördüğü görüş ve tavsiyelerle birlikte ilgili Taraf Devlete iletir.
  5.  Bu maddenin ilk dört fıkrasında tüm Komite işlemleri gizli yapılar ve işlemlerin her aşamasında Taraf Devletin işbirliği istenir. 2. fıkra uyarınca yapılan bir soruşturmaya ilişkin bu işlemler tamamlandıktan sonra, Komite, ilgili Taraf Devlete danışarak, 24. Madde uyarınca hazırlanan yıllık raporunda bu işlemlerin sonuçlarının bir özetine yer vermeye karar verebilir.

Madde 21

  1.  Bu Sözleşmeye Taraf bir Devlet, bu maddeye göre herhangi bir tarihte, bir Taraf Devletin bir başka Taraf Devlet aleyhine bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediği yolunda Komitenin duyurular alma ve inceleme yetkisini tanıdığını bildirebilir. Bu gibi duyurular, ancak kendisi bakımından Komitenin yetkisini tanıdığını bildirmiş olan bir Taraf Devletçe sunulması koşuluyla bu maddede öngörülen işlemlere göre alınıp incelenir. Böyle bir bildirimde bulunmamış bir taraf Devlete ilişkin hiçbir duyuru, bu maddeye göre Komite tarafından ele alınmaz. Bu madde uyarınca kabul edilen duyurular aşağıdaki işleme göre alınır.
  2. a) Bir Taraf Devlet, bir başka Taraf Devletin bu Sözleşme hükümlerine işlerlik kazandırmadığını gözlemesi durumunda bu konuyu yazılı bir duyuruyla adıgeçen Taraf Devletin dikkatine sunabilir. Duyuruyu alan Devlet duyurunun alınmasından sonraki üç ay içinde duyuruda bulunan Devlete konuyu açığa kavuşturan yazılı bir açıklamada ya da bildirimde bulunur. Bu açıklama ve bildirimler, olanaklı ve ilgili olduğu ölçüde, bu konuda başvurulabilecek ya da başvurulmuş iç işlemlerle yargı yollarını da içerir.
  3.  Konu, ilk duyurunun alınış tarihinden sonraki altı ay içinde ilgili Taraf Devletlerden her ikisini de yeterli bulacakları bir çözüme bağlanamazsa, her iki Devletin, Komiteye ve öteki devlete bildirimde bulunarak konuyu komiteye iletme hakkı vardır.
  4.  Komite, bu madde uyarınca kendisine iletilen bir konuyu, ancak uluslararası hukukun genel olarak benimsenmiş ilkeleri uyarınca bu konuda tüm iç yargı yollarının bütünüyle kullanıldığı kanısına varıldıktan sonra ele alır. bu yargı yollarını uygulamanın makul olmayan bir ölçüde geciktirildiği ya da bu Sözleşmenin çiğnenmesinden zarar gören kimseye etkin bir yardımda bulunma olasılığının bulunmadığı durumlarda bu bir kural değildir.
  5.  Komite, bu maddeye göre yapılan duyuruları incelerken kapalı toplantı yapar.
  6.  Komite (c) bendi hükümleri saklı kalmak üzere bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere saygı temeli üzerinde konunun dostça bir çözü-me bağlanması amacıyla, ilgili Taraflara arabuluculuk yapar. Bunun için Komite gerektiğinde sadece amaçla bir uzlaştırma komisyonu kurar.
  7.  Komite, bu maddede anılan herhangi bir konuda (b) bendinde sözü edilen ilgili Taraf Devletlere, ilgili bilgileri sağlama çağrısında bulunabilir.
  8.  Konu Komitede incelenirken (b) bendinde alınan ilgili Taraf Devletlerin temsilci bulundurmak ve sözlü ve/ya da yazılı bildirimlerde bulunmaya hakkı vardır.
  9.  Komite, (b) bendine göre bildirimin alınış tarihinden sonraki oniki ay içinde bir rapor sunar.
  10.  (e) bendi hükümleri içinde bir çözüme varıldığında, Komitenin raporu, olguların ve varılan çözümün kısa bir özetiyle sınırlıdır.
  11.  (e) bendi hükümleri içinde bir çözüme varılamadığında, Komitenin raporu, olguların kısa bir özetiyle sınırlıdır ve ilgili Taraf Devletlerin yazılı sunuşlarıyla sözlü sunuşlarının tutanakları rapora eklenir.

Her durumda, adı geçen rapor, ilgili taraf Devletlere duyurulur.

  1.  Bu maddenin hükümleri, bu Sözleşmeye Taraf beş Devletin bu maddenin 1. fıkrasına göre bildirimde bulunması üzerine yürürlüğe girer. Bu bildirimler Taraf Devletlerce Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Genel Sekreter, bunların örneklerini öteki Taraf Devletlere gönderir. Böyle bir bildirim, herhangi bir anda Genel Sekretere bildirilerek geri alınabilir. Bu durum, bu madde uyarınca daha önce yapılmış bir duyurunun içerdiği herhangi bir konunun incelenmesini engellemez, ancak, bildirimin geri alındığı yolundaki bilgi Genel Sekreterce alındıktan sonra, ilgili Taraf Devlet yeni bir bildirimde bulunmadıkça, bu maddeye göre bir Taraf Devletten başka bir duyuru alınmaz.

Madde 22

  1.  Bu Sözleşmeye Taraf bir Devlet, herhangi bir tarihte bu maddeye göre, Komitenin, kendi yargı yetkisi içinde bulunan ve bir Taraf Devletçe bu Sözleşme hükümlerinin çiğnenmesinden ötürü zarar gördüğünü ileri süren bireylerden y ada onlar adına duyurular alma ve inceleme yetkisini tanıdığını bildirebilir. Böyle bir bildirimde bulunmamış olan bir Taraf Devletle ilgili olan bir duyuru Komite tarafından kabul edilmez.
  2.  Komite, bu maddeye göre, imzasız olan ya da bu gibi duyurularda bulunma hakkının kötüye kullanılması olarak nitelediği ya da bu Sözleşmenin hükümleriyle bağdaşmaz gördüğü herhangi bir duyuruyu kabul edilmez sayar.
  3.  Komite, 2. fıkra hükümleriyle bağlı olarak bu Maddeye göre kendisine sunulmuş herhangi bir duyuruyu, 1. fıkraya göre bir bildirimde bulunmuş olan ve Sözleşmenin hükümlerini çiğnediği ileri sürülen Taraf Devletin dikkatine sunar. Duyuruyu alan Devlet, altı ay içinde Komiteye, konuyu açığa kavuşturan ve –varsa- bu Devletçe başvurulmuş yargı yolunu belirten yazılı açıklamalar ay da bildirimlerde bulunur.
  4.  Komite, adı geçen birey tarafından ya da onun adına ve ilgili Taraf Devletçe kendisine sunulan tüm bilgilerin ışığında bu maddeye göre alınmış duyuruları inceler.
  5.  Komite, bu maddeye göre, bu bireyden alınan herhangi bir duyuruyu;
  6.  Aynı konunun, bir başka Uluslararası soruşturma ya da çözümleme işlemine göre incelenmiş ya da incelenmekte olmadığı,
  7.  Yargı yollarını uygulamanın makul olmayan bir ölçüde geciktirildiği ya da sözleşmenin çiğnenmesinden zarar gören kişiye etkin bir yardımda bulunma olasılığının bulunmadığı durumlar dışında, bireyin tüm iç yargı yollarını denediği kanısına varmadıkça incelenemez.
  8.  Komite, bu maddeye göre aldığı duyuruları incelerken kapalı toplantı yapar.
  9.  Komite, görüşlerini ilgili Taraf Devlete ve bireye bildirir.
  10.  Bu maddenin hükümleri, bu Sözleşmeye Taraf olan beş Devletin bu maddenin 1. fıkrasına göre bildirimde bulunması üzerine yürürlüğe girer. Bu bildirimler, Taraf Devletlerce Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Genel Sekreter bunların örneklerini öteki Taraf Devletlere gönderir. Bir bildirim, herhangi bir tarihte Genel Sekretere bilgi verilerek geri alınabilir. Böyle bir geri alma, bu maddeye göre yapılmış bir duyurunun içerdiği herhangi bir konunun incelenmesini engellemez. Ancak, bildirimin geri alındığı yolundaki bilgi Genel Sekreterce alındıktan sonra, Taraf Devlete yeni bir bildirimde bulunmadıkça, bu maddeye göre bireylerden ya da onlar adına başka bir duyuru alınmaz.

Madde 23

Komite üyeleri ve 21. Maddenin 1 (e) fıkrasına göre kurulabilecek olan özel amaçlı uzlaştırma komisyonlarının üyeleri, Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Dokunulmazlıkları Sözleşmesinin ilgili bölümlerinde belirtilmiş olan ve Birleşmiş Milletler için görev yapan uzmanlara tanınan kolaylık, ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanır.

Madde 24

Komite, bu Sözleşmeye Taraf Devletlerle Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna bu maddeye göre bulunduğu etkinlikler konusunda yıllık bir rapor sunar.

BÖLÜM III

Madde 25

  1.  Bu Sözleşme tüm Devletlerin imzalanmasına açıktır.
  2.  Bu Sözleşme onaya bağlıdır. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir.

Madde 26

Bu Sözleşme, tüm devletlerin katılmasına açıktır. Katılma, bir katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilmesiyle olur.

Madde 27

  1.  Bu Sözleşme, yirminci onay belgesi ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine veriliş tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girer.
  2.  Yirminci onay belgesi ya da katılma belgesinin verilişinden sonra bu Sözleşmeyi onaylayan ya da ona katılan her Devlet için bu Sözleşme, kendi onay belgesi ya da katılma belgesini verdiği tarihten sonraki otuzuncu gün yürürlük kazınır.

Madde 28

  1.  Her Devlet, bu Sözleşmeyi imzalama ya da onaylama ya da ona katılma sırasında Komitenin 20. Maddede öngörülen yetkisini tanımadığını bildirebilir.
  2.  Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca bir çekince koymuş olan herhangi bir Taraf Devlet, herhangi bir tarihte, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine başvurarak bu çekinceyi geri alabilir.

Madde 29

  1.  Bu Sözleşmeye taraf herhangi bir Devlet, bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve bu öneriyi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verir. Genel Sekreter, bunun üzerine, önerilen değişikliği Taraf Devletlere duyurarak öneri konusunda görüşme ve oylama amacıyla bir Taraf Devletler konferansından yana olup olmadıklarını kendisine bildirmelerini ister. Bu duyurunun yapılış tarihinden başlayarak dört aylık bir süre içinde Taraf Devletlerden en az üçte birinin böyle bir konferansı desteklemesi durumunda, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletlerin girişimiyle adı geçen konferansı toplantıya çağırır. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğunca benimsenen bir değişiklik, Genel Sekreterce tüm Taraf Devletlerin kabulüne sunulur.
  2.  Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik, bu Sözleşmeye taraf Devletlerden üçte ikisinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine kendi anayasal süreçlerine göre bunu kabul ettiklerini bildirmesi üzerine yürürlüğe girer.
  3.  Değişiklikler yürürlüğe girdiğinde, kabul eden Taraf Devletler için bağlayıcı olur. Öteki Taraf Devletler, bu Sözleşmenin hükümleri ve kabul etmiş oldukları daha önceki değişikliklerle bağlıdır.

Madde 30

  1.  iki ya da daha çok Taraf Devlet arasında bu Sözleşmenin yorumlanması ya da uygulaması konusunda görüşmeler yoluyla çözümlenemeyen bir anlaşmazlık, bunlardan birinin isteği üzerine, arabuluculuk yoluyla çözüme sunulur. Arabuluculuğun istendiği tarihten başlayarak altı ay içinde Taraflar, bu yöntemin işletilmesi konusunda görüş birliğine varamazlarsa Taraflardan herhangi biri anlaşmazlığı, statüsü uyarınca Uluslararası Adalet Divanına götürebilir.
  2.  Her Devlet, bu Sözleşmenin imzalanması ya da onaylanması ya da ona katılması sırasında, kendisini bu maddenin 1. fıkrasıyla bağlı saymadığını bildirebilir. Öteki Taraf Devletler, böyle bir çekinceye koymuş olan herhangi bir Taraf Devlet bakımından bu maddenin 1. fıkrasıyla bağlı olamaz.
  3.  Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca bir çekince koymuş olan herhangi bir Taraf Devlet, herhangi bir tarihte Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirimde bulunarak bu çekinceyi geri alabilir.

Madde 31

  1.  Bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazılı bildirimde bulunarak bu Sözleşmeyi bozabilir. Sözleşmenin bozulması, bildirimin Genel Sekreterce alınış tarihinden bir yıl sonra geçerlik kazanır.
  2.  Sözleşmenin böylesine bozulması, Taraf Devleti, bozmanın geçerlik kazandığı tarihten önceki herhangi bir eylem ya da ihmal bakımından bu Sözleşmeye göre üstlendiği yükümlülüklerden kurtarmadığı gibi, bu bozma, geçerlik kazandığı tarihten önce Komite tarafından incelenmeye alınmış olan herhangi bir konunun incelenmesinin sürdürülmesini etkilemez.
  3.  Bir Taraf Devletin Sözleşmeyi bozmasının geçerlik kazandığı tarihten başlayarak Komite, bu Devlete ilişkin bir yeni konunun incelenmesine başlamaz.

Madde 32

            Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletlerin tüm üye Devletleriyle bu Sözleşmeyi imzalayan ya da ona katılan tüm Devletlere,

  1.  25 ve 26. Maddelere göre imzalama, onaylama ve katılmaları;
  2. Maddeye göre bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihini ve 29. Maddeye göre herhangi bir değişikliğin yürürlüğe giriş tarihini;
  3.  Maddeye göre Sözleşmenin bozulmasını; bildirir.

Madde 33

Arapça, Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı ölçüde geçerli olan bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin onaylı örneklerini tüm Devletlere gönderir.

Küçüklerin Vatana İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi

0

Küçüklerin Vatana İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi(European Convention on the Repatriation of Minors), 28 Mayıs 1970 tarihinde Lahey’de düzenlenmiştir Türkiye Cumhuriyeti tarafından 6 Haziran 1974 tarihinde Strazburg’ta imzalanmıştır. Sözleşme, Millet Meclisi Adalet ve Dışişleri Komisyonları ile, Cumhuriyet Senatosu Anayasa, Adalet ve Dışişleri Komisyonlarında görüşüldükten sora “Küçüklerin Vatana İadesine Dair Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin Kanun” ile 15 Ocak 1976’da kabul edilmiş, Resmi Gazete‘nin 25 Ocak 1976 tarihli sayısında yayımlanarak Türkiye bakımından yürürlüğe girmiştir.

KÜÇÜKLERİN VATANA İADESİNE DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİ

Aşağıda imzalan bulunan Avrupa Konseyine üye devletler,

Aralarındaki yakın birliğin özellikle kişilerin dolaşımında artışa yol açtığını nazarı dikkate alarak,

Genel olarak yararlı sonuçlar yaratan bu gelişmenin, özellikle küçüklerin, kendilerinden sorumlu kişilerin arzuları hilâfına bir ülkede bulundukları veya bir ülkedeki mevcudiyetlerinin kendi menfaatleri ya da söz konusu ülke menfaatleriyle bağdaşmadığı hallerde bazı meseleler yarattığım gözönünde tutarak,

Bu durumdaki küçüklerin bir ülkeden bir başka ülkeye zorunlu olarak nakledilmelerini sağlamak için karşılıklı işbirliği yapılması gerektiğine kani olarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.

BÖLÜM — I
Genel Bilgiler
MADDE : 1

Bu sözleşmede kullanılan,

a) «Küçük» terimi, istemde bulunan Devletin Uluslararası Özel Hukuku hükümleri uyarınca uygulanabilecek yasaya göre reşit olmayan ve aynı yasa gereğince kendi ikametgâhını tayin etme hakkına sahip bulunmayan kişiyi,
b) «Ebeveynlik yetkisi» terimi, özel veya tüzelkişilerin, bir küçüğün ikametgâhının tayini hususunda, yasalara ya da idarî kararlara dayanan yetkilerini,
c) «Vatana iade» terimi, bir küçüğün, bu Sözleşme uyarınca, bir Âkit Devletten uyrukluğunda bulunduğu veya bulunmadığı bir başka Âkit Devlete nakledilmesini, ifade eder.

MADDE : 2

1. — Bu Sözleşme, Âkit Devletlerden birinin ülkesinde bulunan ve bir başka Âkit Devlet tarafından aşağıdaki sebeplerden birine dayanılarak vatana iadesi talep olunan küçüklere uygulanır.

a) Küçüğün, istemde bulunulan Devletin ülkesinde, kendisi üzerinde ebeveynlik yetkisine sahip olan kişinin veya kişilerin arzusu hilâfına bulunması.
b) Küçüğün istemde bulunulan Devletin ülkesinde bulunmasının, istemde bulunan Devletin yetkili makamlarınca kendisinin korunması veya eğitilmesi hususunda alınan bir tedbirle bağdaşmaması.
c) Küçüğün korunmasına veya eğitilmesine matuf bir uygulamanın kendisinin istemde bulunan Devletin ülkesinde bulunmasını gerekli kılması.

2. — Bu Sözleşme, mevzuatı cevaz verdiği takdirde, bir Âkit Devletin, ülkesinde bulunmalarını kendi menfaatleriyle veya üike menfaatleriyle bağdaşmaz addettiği küçüklerin vatana iadesi için de uygulanır.

MADDE : 3

Her Âkit Devlet, vatana iade istemlerini hazırlamak, yöneltmek ve karşılamakla yükümlü merkezî bir yetkili makam tayin edecek ve tayin edilen makamı Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirecektir.

BÖLÜM — II
Küçüklerin bulundukları Devlet dışındaki bir devletin istemi üzerine vatana iadeleri
MADDE : 4

1. — 2 nci maddenin 1 nci fıkrasında kayıtlı sebeplerden birine dayanan vatana iade müracaatları, küçüğün iade edileceği Devletin yetkili merkezî makamına yöneltilir.

2. — Anılan Devletin yetkili makamları müracaatın makul sebeplere dayandığına kanaat getirdikleri
takdirde, yetkili merkezî makam küçüğün bulunduğu Devletin yetkili merkezî makamından vatana iade
hususunda istemde bulunur.

MADDE : 5

1. — Küçük, idrak yeteneği müsaade ettiği takdirde, istemde bulunulan Devletin yetkili bir makamınca bizzat dinlenmeksizin, vatana iade istemleri konusunda karar alınamaz.

2. — Söz konusu makam, aynı zamanda kararla ilgili kişilerin, özellikle ebeveynlik yetkisine sahip olanlarla istemde bulunulan ülkede küçüğün fiilî vasiliğini yapanların da görüşlerini almaya gayret eder.

Bu istişare, sebep olacağı gecikme yüzünden küçüğün menfaatlerine zarar vermeyecek ölçüde tutulur.

MADDE : 6

İstemde bulunulan Devlet, 7 nci ve 8 nci maddelere dayanarak reddetme hakkını kullanmadığı takdirde, işbu Sözleşme hükümlerine uyan ve 2 nci maddenin 1 nci fıkrasına dayanan bütün vatana iade istemlerini yerine getirir.

MADDE : 7

Bir istem aşağıdaki sebeplerle reddedilebilir.

a) İstemde bulunulan Devletin uluslararası özel hukuku uyarınca uygulanabilecek yasaya göre, küçük kendi ikametgâhını seçme hakkına sahipse veya istemde bulunulan Devletin millî kanunu söz konusu hakkı tanıyorsa,
b) İstem 2 nci maddenin 1 (a) fıkrasına dayandırıldığı ve küçüğün, istemde bulunulan Devletin özel hukuku uyarınca uygulanabilecek yasaya göre ya da anılan Devletin millî kanununa göre ebeveynlik yetkisine sahip olmayan kişiye veya kişilere teslimini öngördüğü takdirde,
c) İstemde bulunulan Devlet, istemde bulunan Devletin 2 nci maddenin 1 (b) ve (c) fıkralarında belirtilen tedbirleri almaya yetkili olmadığına hükmederse,
d) İstemde bulunulan Devlet, küçüğün vatana iadesinin kamu düzenine aykırı olacağına hükmederse,
e) Küçük, istemde bulunulan Devletin uyrukluğunda ise,
f) Küçük, Sözleşmeye taraf olmayan bir Devletin uyrukluğunda ise ve vatana iadesi anılan Devlet ile istemde bulunulan Devlet arasında mevcut anlaşmalarla bağdaşmıyorsa.

MADDE : 8

İstemde bulunulan Devlet, ayrıca,

a) Küçük üzerinde ebeveynlik yetkisine sahip kişi veya kişiler istemde bulunulan Devletin ülkesinde bulunmakta ve küçüğün vatana iadesine muhalefet etmekte iseler,
b) İstemde bulunulan Devlet, küçüğün vatana iadesini, özellikle ülkesinde kuvvetli ailevî ve sosyal bağları bulunması veya ülkesinde uygulanmakta olan bir koruma ya da eğitim tedbiriyle bağdaşmaması nedeniyle ilgilinin menfaatlerine aykırı telâkki ettiği takdirde,

Meselenin bütün veçhelerini inceledikten sonra istemi reddedebilir.

MADDE : 9

İstemde bulunulan Devletin istem hakkındaki karan aşağıdaki sebeplerle ertelenebilir;

a) İstemin dayandığı ebeveynlik yetkisinin ciddî nedenlerle itiraza uğraması,
b) Bir suçtan dolayı küçüğün muhakeme edilmesinin gerekli görülmesi veya hürriyeti bağlayıcı bir cezaya çarptırılmış olması.

MADDE : 10

İstem yerinde görüldüğü takdirde, istemde bulunan Devlet ile istemde bulunulan Devletin yetkili makamları vatana iade usulünü en kısa zamanda tespit ederler.

MADDE : 11

İstemde bulunulan Devlet vatana iade için gerekli göreceği geçici tedbirleri alabilir. Küçüğü, bir çocuk bakımevine yerleştirebilir. Bu tedbirlere son verebilir. İstem kabul edilmediği takdirde, bu tedbirler 30 günlük bir süre sonunda sona erer. Söz konusu tedbirler, istemde bulunulan Devletin iç hukukuna göre uygulanır.

MADDE : 12

Âcil durumlarda, istemde bulunulan Devlet vatana iade istemini almadan önce de, istemde bulunan Devletin yetkili merkezî makamı 11 nci maddede belirtilen geçici tedbirlerin uygulanmasını talebedebilir. İstem on gün içinde iletilmediği takdirde, söz konusu tedbirle* kaldırılır.

MADDE : 13

1. İstemde bulunulan Devlet açıkça rızasını bildirmedikçe, istemde bulunan Devlet bu bölüm hükümleri gereğince vatana iade edilen kişilerin, iadeden önce işlenmiş suçlarını koğuşturmaya tabi tutamaz. İstemde bulunan Devlette vatana iadeden önce verilmiş hürriyeti bağlayıcı bir cezayı veya daha ağır bir hükmü uygulamak için de söz konusu rıza gereklidir.

2. 1 nci paragrafta öngörülen rıza, istemde bulunulan Devlette suçluların iadesi konusunu düzenleyen mevzuata veya işbu madde hükmünün uygulanması için koyulmuş kurallara tabidir.

3. Suçlunun iadesi talebolunduğu takdirde istemde bulunulan Devletin ilgiliyi iade etmek zorunda kalacağı hallerde rıza esirgenemez.

BÖLÜM – III

Küçüğün bulunduğu Devletin istemi üzerine vatana iade

MADDE : 14

1. 2 nci maddenin 2 nci paragrafında öngörülen hallerde, küçüğün bulunduğu Devlet bir diğer Âkit Devletten küçüğün iadesini kabul etmesini, aşağıdaki hükümlere göre isteyebilir:

a) Ebeveynlik yetkisine sahip kişi veya kişiler bir başka Âkit ülkede ise, istem işbu Devlete yöneltilir.
b) Ebeveynlik yetkisine sahip kişi veya kişiler bu Sözleşmeye taraf olmayan bir ülkede ise, istem küçüğün ikâmetgâhının bulunduğu Âkit Devlete yöneltilir.
c) Ebeveynlik yetkisine sahibolan kişinin veya kişilerin hangi ülkede bulunduğunun bilinmediği ya da hiç kimsenin ebeveynlik yetkisine sahibolmadığı hallerde, istem küçüğün ikametgâhının bulunduğu Âkit Devlete, bu Devlete iadesi kabul olunmadığı veya gerçekleştirilemediği takdirde, küçüğün vatandaşı olduğu Âkit Devlete yöneltilir.

2. 1 nci paragraf hükmü Âkit Devletlerin yabancı uyruklular hakkında mevzuatlarından doğan yetkilerini etkilemez.

MADDE : 15

1. istemde bulunulan Devlet küçüğü kabul etmeye razı olursa, istemde bulunan Devlet ile istemde bulunulan Devletin yetkili makamları en kısa zamanda vatana iade usulünü tespit ederler.

2. Vatana iade hususundaki isteme, küçüğün istemde bulunan ülkedeki davranışı veya durumu dolayısıyla uygun görülen bazı tedbirlerin alınmasına matuf bir talep eklenebilir. İstem, ayrıca, iadenin tabi olacağı bütün şartları belirtebilir.

BÖLÜM – IV
Ortak hükümler
MADDE : 16

1. Bütün istemler yazılı olacak ve aşağıdaki hususları ihtiva edecektir:

a) Düzenleyen merkezî makamın adı,
b) Vatana iadesi talebolunan küçüğün hüviyeti, uyrukluğu ve mümkünse istemde bulunulan ülkedeki adresi,
c) Talebin dayandığı sebepler,
d) Varsa, vatana iade hususunda müracaatta bulunan makam veya kişinin adı ve küçükle kanunî münasebeti.

2. 2 nci maddenin 1 nci paragrafında öngörülen durumlarda, yetkinin yasalardan doğduğu haller dışında, ebeveynlik yetkisini kanıtlayan belgenin aslı veya tasdikli örneği veya küçüğün istemde bulunan ülkede devam etmekte olan bir muhakemede dinlenmesinin gerekli olduğunu kanıtlayan belge ya da küçüğün korunmasına veya eğitimine ilişkin tedbir kararı isteme eklenmelidir.

3. İstemde bulunulan Devlet, istemde bulunan Devletin sunduğu bilgileri istem konusunda karar vermek için yetersiz addettiği takdirde, gerekli ek bilgileri talebeder ve bu bilgilerin iletilmesi için bir süre saptayabilir.

MADDE : 17

1. Bu maddenin 2 nci paragrafı saklı kalmak şartıyla, istemlerin veya ek belgelerin tercümesi zorunlu değildir.

2. Her Âkit Devlete, imzalama veya onay, kabul ya da katılma belgelerini tevdi sırasında, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yönelteceği bir bildiri ile, istemlerin ve ek belgelerin kendi diline, kendi dillerinden birine, Avrupa Konseyinin resmî dillerinden birine veya belirteceği bir dile tercüme edilmiş olmasını isteyebilir.

Diğer Âkit Devletler mütekabiliyet esası uygulayabilirler.

3. işbu madde iki veya daha fazla Âkit Devlet arasında halen yürürlükte bulunan veya imzalanacak olan
anlaşmalarda yer alan, istemler ve ek belgelerinin tercümesine ilişkin hükümlere halel getirmez.

MADDE : 18

Bu Sözleşme uyarınca sunulan kanıtlayıcı belgeler her türlü tasdik işleminden muaftır.

MADDE : 19

1. Bu Sözleşme uyarınca vatana iade edilmekte olan bir küçüğün Âkit Devletlerden birinin ülkesinden transit geçişine, küçüğün bulunduğu Devletin yazılı bildirisi üzerine müsaade edilir.

2. Transit geçiş talebi,

a) Küçük, geçilecek ülkede bir ceza koğuşturmasma tabi ise veya hürriyeti bağlayıcı ya da daha ağır bir cezayı çekmesi gerekiyorsa,
b) Küçük geçilecek ülkenin vatandaşı ise, reddolunabilir.

3. Transit geçiş talebi reddolunmadığı takdirde, küçük, ülkeye girişinden önce işlenmiş suçlardan dolayı tutuklanamaz veya gözaltına alınamaz.

4. Transit olarak geçilen ülke küçüğün vatana iade edilmekten kaçmamasını sağlar.

MADDE : 20

Transit geçiş talebi reddolunduğu takdirde nedenleri belirtilecektir., .

MADDE : 21

Bu Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin Muhaberat Uluslararası Polis Örgütü (INTERPOL) vasıtasıyla yürütülebilir.

MADDE : 22

1. Bu Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin masraflardan,

a) istemde bulunulan Devletin ülkesinde yapılanlar anılan Devlet tarafından,
b) Diğer masraflar, istemde bulunulan Devlet tarafından karşılanır.

2. Bu madde, masrafların küçükten veya sorumlu kişilerden tahsilini engellemez.

BÖLÜM – V
Nihaî hükümler
MADDE : 23

1. Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinde temsil olunan Devletlerin imzasına açılacaktır.
Onaylanacak veya kabul olunacaktır. Onay veya kabul belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdi edilecektir.

2. Bu Sözleşme, üçüncü onay veya kabul belgesinin tevdi olunduğu tarihten üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

3. Daha sonra onaylayan veya kabul eden Âkit Devletler bakımından, Sözleşme onay veya kabul belgesini tevdi ettiği tarihten üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE : 24

1. Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi konsey üyesi olmayan Devletleri Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

2. Bu yolla katılma, tevdi tarihinden üç ay sonra hüküm ifade edecek bir katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdii suretiyle gerçekleşir.

MADDE : 25

Her Âkit Devlet, imza ya da onay, kabul veya katılma belgesini tevdi sırasında, işbu Sözleşmede kullanılan «vatandaş» terimini kendi bakımından tarif eden bir bildiride bulunabilir.

MADDE : 26

1. Her Âkit Devlet, imza ya da onay, kabul veya katılma belgesini tevdi sırasında Sözleşmeyi uygulayacağı ülkeyi ya da ülkeleri tasrih edebilir.

2. Her Âkit Devlet, onay, kabul ya da katılma belgesini tevdi sırasında veya daha sonra, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine göndereceği bir bildiri ile, uluslararası ilişkilerinden sorumlu ve adına taahhütlerde bulunmaya yetkili olduğu diğer ülkelere bu Sözleşme hükümlerini teşmil edebilir.

3. Yukardaki paragraf uyarınca yapılan herhangi bir bildiri, Sözleşmenin 29 ncu maddesinde belirtilen usule uygun olarak geri alınabilir.

MADDE : 27

1. Bu maddenin 3 ncü ve 4 ncü paragrafları saklı kalmak kaydıyle, uygulandığı ülkelerle ilgili olarak işbu Sözleşme, Âkit Devletler arasında mevcut, küçüklerin 2 nci maddede belirtilen sebeplerle vatana iadelerini düzenleyen Andlaşma, Sözleşme veya ikili Anlaşma hükümlerini geçersiz kılar. Âkit Devletler bu Sözleşmede öngörülen vatana iade imkânlarından daima yararlanabilirler.

2. Bu Sözleşme, uluslararası Anlaşma veya Sözleşmelere ya da ilgili Devletin iç hukukuna dayanan vatana iade veya suçluların iadesini engellemez.

3. Âkit Devletler aralarında, işbu Sözleşmeyle düzenlenen konularda ikili veya çok taraflı anlaşmalar
aktedebilirler. Bununla birlikte, söz konusu anlaşmalar sadece bu Sözleşme hükümlerini tamamlamak veya Sözleşmenin içerdiği ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyle aktedilebilir. Bu ikili veya çok taraflı anlaşmalar özellikle yetkili millî makamlar arasında doğrudan doğruya ilişki kurulmasını öngörebilir.

4. iki veya daha fazla Âkit Devlet, bir örnek mevzuat veya özel sistem kurmuş oldukları veya kurdukları takdirde, bu Sözleşme hükümlerine bakılmaksızın, bu alanda aralarındaki İlişkileri söz konusu mevzuat
veya sisteme göre düzenleyebilirler. Bu paragraf uyarınca aralarında işbu Sözleşmenin uygulanmasına son veren Âkit Devletler, keyfiyetten Avrupa Konseyi Genel Sekreterini haberdar edeceklerdir.

MADDE : 28

Avrupa Konseyi bu Sözleşmenin işleyişini izleyecek ve uygulamada meydana çıkabilecek güçlüklerin dostane çözümünü kolaylaştırmak için gerekeni yapacaktır.

MADDE : 29

1. Bu Sözleşme süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.

2. Her Âkit Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine göndereceği bir ihbarla Sözleşmeyi kendi bakımından feshedebilir.

3. Fesih, Genel Sekreterce ihbarın alındığı tarih ten altı ay sonra hüküm ifade eder.

MADDE : 30

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,

a) Her imzalamayı,
b) Her onay, kabul veya katılma belgesi tevdiini,
c) ” Sözleşmenin 3 ncü maddesi uyarınca aldığı her bildiriyi,
d) 23 ncü madde uyarınca Sözleşmenin yürürlüğe gireceği her tarihi,
e) 25 nci madde uyarınca aldığı her bildiriyi,
f) 26 nci madde uyarınca aldığı her bildiriyi,
g) 27 nci maddenin 4 ncü paragrafı uyarınca aldığı her bildiriyi,
h) 29 ncu madde uyarınca aldığı her bildiriyi ve feshin hüküm ifade edeceği tarihi,

Konsey üyeleri ile Sözleşmeye katılmış bulunan Devletlere bildirecektir.

Yukardaki hükümleri kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak tek bir nüsha halinde, her iki metin de aynı derecede geçerli bulunmak üzere, Fransızca ve İngilizce olarak 28 Mayıs 1970 tarihinde Lahey’de düzenlenmiştir. Genel Sekreter, imza eden ve katılan Devletlerin her birine bu Sözleşmenin aslına uygun örneklerini iletecektir.

Hıfzı Topuz

0

Hukukçu, gazeteci ve yazar Hıfzı Topuz, 1923 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans ve doktora yaptı. Uzun yıllar Paris’te UNESCO Genel Merkezi’nde Özgür Haber Dolaşımı Şefi olarak görev yaptı.

Uluslararası gazeteci örgütleri arasında iş birliği, basın etiği ve gazetecilerin korunması projelerini yönetti. Afrika, Hindistan ve Filipinler’de gazetecilik eğitimi seminerleri düzenledi.

Anadolu, İstanbul ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültelerinde Basın, Radyo ve TV Tarihi, Uluslararası İletişim ve Siyasal İletişim dersleri verdi.  TRT Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı.

Hıfzı Topuz pek çok gazetecilik ödülü kazandı. 1998 yılında TGC Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’nü, 2003 yılında TGC Basın Özgürlüğü Ödülü’nü, “Başın Öne Eğilmesin” romanı ile 2007 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü, 2020 yılında Nazım Hikmet Dostluk Ödülü’nü aldı.

Hıfzı Topuz İngilizce ve Fransızca biliyordu. Evli ve bir çocuk sahibiydi.

Hıfzı Topuz’un çeşitli konularda 51 kitabı yayınlanmıştı. Bu kitaplardan bazıları şunlardır: Kara Afrika (1970), Türk Basın Tarihi (1973), Caricature et Societe (Paris, 1974), Uluslararası iletişim (1985), İletişimde Karikatür ve Toplum (1985), Lumumba (1987), Status, Rights and Responsibilities of Journalists (Prag, 1989), Basında Tekelleşmeler (1989), Yarının Radyo- TV Düzeni (1990), Siyasal Reklamcılık (1991), Parisli Yıllar (1994), Hoşgörü (1995), Dünya Karikatürü (1996), Meyyale (1998), Kültür Politikaları (1998). Gazi ve Fikriye, Başın Öne Eğilmesin, Vatanı Sattık Bir Pula, Devrim Yılları, Bana Atatürk’ü Anlattılar.

Türkiye Yazarlar Sendikası üyelerinden olan Topuz 26 Eylül 2023’te İstanbul’da vefat etti.

Milletler Cemiyeti Antlaşması

0

Milletler Cemiyeti(Cemiyeti Akvam), 28 Haziran 1919 tarihinde imzalanan Versay Barış Antlaşması sonrasında kurulmuştur. Barış antlaşması öncesinde ABD Başkanı Woodrow Wilson, barışın korunması için uluslararası bir örgütlemenin gerekli olduğunu açıklayarak 8 Ocak 1918’de ABD Kongresinde Wilson Prensiplerini ilan etmiştir. Versay Barış Antlaşması’nın 10 Ocak 1920 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra Milletler Cemiyeti resmi olarak faaliyete geçmiştir.

Birleşmiş Milletler‘in temeli olan organizasyonun merkezi,  İsviçre’nin Cenevre kentidir. 

Bu organizasyonun amacı, ülkeler arasında yaşanabilecek sorunları barışçı yollarla çözmek olarak belirlenmiştir. Bir süre çalışmış fakat fazla bir varlık gösterememiş, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dağılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından toplanan Paris Barış Konferansının 25 Ocak 1919’da yapılan toplantısında; uluslararası barışı ve güveni sağlayacak ve devam ettirecek bir Milletler Cemiyeti kurulmasına karar verilmiş ve bu kararı yerine getirmek için bir komisyon kurulmuştur. Komisyonun hazırladığı sözleşme 28 Nisan 1919 tarihinde Konferans Genel Kurulu’nda kabul edilerek Milletler Cemiyetinin temeli atılmıştır.

Cemiyet-i Akvam, 6 Temmuz 1932 tarihinde Türkiye’yi üyeliğe davet etmiş, 9 Temmuz’da TBMM Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne giriş davetini onaylamış ve 18 Temmuz 1932’de Türkiye, Cemiyet-i Akvam‘a resmen üye olmuştur. Milletler Cemiyeti; Bozkurt Lotus olayını, Boğazlar Sorununu ve Suriye ile olan sınır meselelerini Türkiye lehine çözümlemiştir. Irak Sınırı ve Musul bölgesinin statüsüne ilişkin çözüm Türkiye’nin aleyhine olmuştur. Yunanistan ile nüfus mübadelesinden kaynaklı sorunları ise çözememiştir.

20 yıl süreyle dünya milletlerine hizmet veren bu cemiyet tüm çabalara rağmen İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasını engelleyememiştir. Savaş sonrası 18 Nisan 1946’da Cenevre’de toplanan konferans, XXI. Genel Kurul Toplantısıyla cemiyetin dağılmasına karar vermiştir.

Her savaş sonrası antlaşmalara önsöz olarak konması şartını getiren Milletler Cemiyeti Yasası; Bir Başlangıç Bölümü ve 26 maddeden oluşmaktadır.

Sözleşmenin 26 maddeden oluşan, üyelik ve örgütün yapısı, barışın sürekliliğini sağlamak, antlaşmalar, uluslararası işbirliği ve uluslararası yönetim, sözleşme hükümlerinin değiştirilmesi gibi hususları belirleyen metnine göre ise: 1. Cemiyete üye kabulü Genel Kurulun üçte iki çoğunluğunun kararıyla olacaktır. (Madde 1). Cemiyet, bir Genel Kurul, bir Konsey ve bunlara yardım eden bir Sürekli Sekreterlikten oluşmaktadır. (Madde 2). 3. Cemiyet üyeleri, barışın sürekliliğini sağlamak için, ulusal silahların en düşük bir düzeye indirilmesi zorunluluğunu kabul etmişlerdir. Cemiyet, üyeleri arasında çıkacak anlaşmazlıklarda hakemlik yapabilecek ya da bunları Konsey’de inceleyecektir.

Barışın sürekliliğini sağlayan hakemlik antlaşmaları gibi uluslararası yükümlülükler ve ABD Başkanı James Monroe’nin, 2 Aralık 1823’te kongreye sunduğu Monroe Doktrini gibi bölgesel anlaşmalar, bu sözleşmenin hiçbir hükmüyle bağdaşmaz sayılmayacaktır. Savaştan sonra bağımsızlığına kavuşan ve kendi kendilerini yönetme yeteneğinden henüz yoksun halkların oturduğu ülkelere, kendi kendilerini yönetmeye yetenekli olacakları zamana kadar, cemiyet adına yönetimlerine bir mandatör seçilebilecektir.

Milletler Cemiyeti’nin Başarısızlık Sebepleri

1. Cemiyetin bünyesinde savaşı önleyici tedbirlerin alınamaması ve yaptırımların yetersiz kalması. 

2. Sözleşmenin 10. maddesi mütecavizi tayin etmemesi nedeniyle bu maddenin barışı korumada yetersiz kalması.

3. Önemli konularda oy birliği prensibinin getirilmesi nedeniyle politik ve hukuki sorunların çözümünün zorlaşması.

4. Barışı koruyacak ve devamlı kılacak uluslararası zihniyetin yetersiz kalması. Habeşistan olayı, 1937 Japon taarruzu ve 1 Eylül 1939 tarihinde Alman ordularının Polonya’ya taarruzu ile başlayan II. Dünya Savaşına, Milletler Cemiyeti’nin engel olamaması.

5. Paris Barış Konferansı’nda hazırlanan antlaşmaların bir parçası olması.

6.Amerika Birleşik Devletleri’nin Milletler Cemiyetinden ayrılması. Uluslararası alanda  en önemli gücün teşkilattan çekilmiş olması ve cemiyetin etkinliğini kaybetmesi. 

7-İnsan haklarını koruma misyonu üstlenmesine karşın kolonileşme ve manda sisteminin garantörü olması.

MİLLETLER CEMİYETİ MİSAKI

BAĞITLI YÜKSEK TARAFLAR

Uluslar arasında işbirliğini geliştirmek ve uluslararası (1) barışı ve güvenliği sağlamak için,

savaşa başvurmamak konusunda birtakım yükümlülükler kabul etmek, gizlilikten uzak, adaletli ve onurlu uluslararası ilişkiler sürdürmek, Hükümetlerce, bundan böyle eylemsel davranış kuralı kabul edilen uluslararası hukuk kurallarına kesinlikle uymak, örgütlenmiş halkların karşılıklı ilişkilerinde adaleti korumak ve andlaşmalardan doğan bütün yükümlülüklere titizlikle saygı göstermek

gerektiğini göz önünde tutarak, Milletler Cemiyeti’ni kuran işbu Misak’ı kabul etmişlerdir;

MADDE 1

1. İşbu Misak’a bağlı Ek’te adları yazılı imzacı Devletlerle, yine Ek’te adları belirtilen Devletlerden, Misak’ın yürürlüğe girmesinden başlayarak iki ay içinde Sekreterliğe sunacakları ve Cemiyet’in öteki üyelerine yapacakları bir bildiri ile hiçbir çekince öne sürmeksizin işbu Misak’a katılanlar, Milletler Cemiyeti’nin asıl üyeleridir.

2. Kendini özgürce yöneten ve Ek’te adı gösterilmemiş bulunan herhangi bir Devlet, Dominyon ya da Sömürge, uluslararası yükümlülüklerini içtenlikle yerine getirme niyeti konusunda etkin güvenceler vermesi ve hava, kara ve deniz kuvvetleriyle silâhları konusunda Cemiyet’in koyduğu düzenlemeleri kabul etmesi koşuluyla, Üyeliğe kabulü Genel Kurulun üçte iki çoğunluğuyla kararlaştırılırsa, Cemiyet Üyesi olabilir.

3. Cemiyet’in her üyesi, iki yıl önceden haber vermek ve ayrıldığı anda, bu Misak’ın yüklediklerini de içermek, üzere, uluslararası bütün yükümlülüklerini yerine getirmiş bulunmak koşuluyla, Cemiyet’ten çekilebilir.

MADDE 2

Cemiyet, İşbu Misak’ta öngörülen eylemini, bir Genel Kurul, bir Konsey ve bunlara yardım eden bir Sürekli Sekreterlik aracılığıyla yerine getirir.

MADDE 3

1. Genel Kurul, Cemiyet üyelerinin Temsilcilerinden oluşur.

2. Genel Kurul, belirli zamanlarda ve durum gerektirirse başka herhangi bir anda, Cemiyet’in Merkezinde ya da kararlaştırılacak bir başka yerde toplanır.

3. Genel Kurul, Cemiyet’in görev alanına giren ya da dünya barışını ilgilendiren her soruna bakmaya yetkilidir.

4. Cemiyet’in her Üyesi Genel Kurulda en çok üç Temsilci bulundurabilir; her üyenin yalnız bir oyu vardır.

MADDE 4

1. Konsey, Müttefik ve Ortak Başlıca Devletlerin Temsilcileri ile Cemiyet’in başka dört üyesinden oluşur. Cemiyet’in bu dört üyesini Genel Kurul dilediği gibi ve dilediği zamanlarda seçer. Genel Kurulca bu dört üyenin ilk seçimine kadar, Belçika, Brezilya, İspanya ve Yunanistan Temsilcileri Konsey üyesi olacaklardır.

2. Konsey, Genel Kurul çoğunluğunun uygun bulmasıyla, bundan böyle Konseyde sürekli olarak temsil edilmek üzere başka Üyeler de seçebilir. Konsey, yine Genel Kurul çoğunluğunun uygun bulmasıyla, Konseyde temsil edilmek üzere Genel Kurulca seçilecek Cemiyet üyelerinin sayısını arttırabilir.

3. Konsey, koşullar gerekli kıldığı zamanlarda ve yılda en az bir kez, Cemiyet Merkezinde ya da kararlaştırılacak bir başka yerde toplanır. .

4. Konsey, toplantılarında, Cemiyet’in görev alanına giren ya da dünya barışını ilgilendiren her sorunu ele almağa yetkilidir.

5. Konseyde temsil edilmeyen herhangi bir Cemiyet Üyesi, kendisini özellikle ilgilendiren bir sorun Konseyde görüşüldüğü zaman, Konseye bir Temsilci göndererek, Konsey üyesi sıfatıyla katılmağa çağırılır.

6. Konseyde temsil edilen her Cemiyet Üyesinin yalnız bir oyu ve bir Temsilcisi vardır.

MADDE 5

1. İşbu Misak’ta ya da İşbu Andlaşma hükümlerinde açıkça başka türlü öngörülen durumlar dışında, Genel Kurulun ya da Konseyin kararlan, toplantıda temsil edilen Cemiyet Üyelerinin oybirliğiyle alınır.

2. Belirli sorunlara ilişkin olarak soruşturma yapmakla görevlendirilmiş komisyonların atanmasını da kapsamak üzere, Genel Kurul ya da Konsey toplantılarında ortaya çıkan bütün usul sorunları, Genel Kurulca ya da Konseyce düzenlenir ve toplantıda temsil edilen Cemiyet üyelerinin çoğunluğuyla karara bağlanır.

3. Genel Kurulun ilk toplantısı ile Konseyin ilk toplantısı, Amerika Birleşik Devletleri Başkanının çağrısı üzerine yapılacaktır.

MADDE 6

1. Sürekli Sekreterlik, Cemiyet’in Merkezinde kurulmuştur. Sürekli Sekreterlik, bir Genel Sekreter ile gerekli görülecek sekreterlerden ve personelden oluşur.

2. İlk Genel Sekreter Ek’te gösterilmiştir. Bundan sonrası için, Genel Sekreter, Genel Kurulun çoğunluk kararıyla uygun bulması üzerine, Konseyce atanacaktır.

3. Sekreterler ve Sekreterlik personeli, Konseyin uygun bulması üzerine, Genel Sekreterce atanırlar.

4. Cemiyet’in Genel Sekreteri, bu sıfatıyla, Genel Kurulun ve Konseyin de Genel Sekreterliğini yapacaktır.

5. Sekreterliğin giderleri, Evrensel Posta Birliği’nin Uluslararası Bürosu için saptanmış oranlar içinde, Cemiyet Üyelerince paylaşılacaktır.

MADDE 7

1. Cemiyet’in Merkezi, Cenevre’de kurulmuştur.

2. Konsey, bu Merkezi bir başka yerde kurmağa her an karar verebilir.

3. Cemiyet’in bütün hizmetlerinde ya da, Sekreterliği de kapsamak üzere, bunlara bağlı bütün dairelerde, kadınlarla erkekler eşit olarak görev alabileceklerdir.

4. Cemiyet Üyelerinin Temsilcileri ve Cemiyet görevlileri, görevlerini yaptıkları sırada, diplomasi ayrıcalıklarından ve bağışıklıklarından yararlanırlar.

5. Cemiyet’in, Cemiyet bürolarının yerleşmiş bulunduğu, ya da Cemiyet’in toplantılarının yapıldığı yapıların ve alanların dokunulmazlığı vardır.

MADDE 8

1. Cemiyet Üyeleri, barışın sürdürülmesi için, ulusal silâhların, ulusal güvenlikle ortak bir eylemin gerekli kıldığı uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesiyle bağdaşabilecek en düşük bir düzeye indirilmesi zorunluluğunu kabul ederler.

2. Konsey, her Devletin coğrafya durumunu ve içinde bulunduğu özel koşulları göz önünde tutarak, çeşitli Hükümetlerin incelemesine ve kararına sunulmak üzere, bu indirimin plânlarını hazırlar.

3. Bu plânlar, en az her on yılda bir, yeniden incelenecek ve, gerekirse, değiştirilecektir.

4. Çeşitli Hükümetlerin bu plânları kabulünden sonra, böylece saptanan silâhların sınırı, Konseyin rızası olmadıkça asılamayacaktır.

5. Cemiyet Üyeleri, silâhların ve savaş gereçlerinin özel girişimce yapımının büyük sakıncalara yol açtığı görüşüyle, Konseyi, Cemiyet Üyelerinin güvenliklerine yetecek silâhlarla savaş gereçlerini kendileri yapamayan Cemiyet Üyelerinin gereksinmelerini de göz önünde tutarak, bunun kötü sonuçlarını önleyecek önlemleri salık vermekle görevlendirirler.

6. Cemiyet Üyeleri, silâhlarının erişmiş olduğu düzeye, kara, deniz ve hava kuvvetlerinin programlarına ve savaşta kullanılmağa elverişli olan endüstrilerinin durumuna ilişkin bütün bilgileri en açık yüreklilikle ve eksiksiz olarak birbirlerine vermeği yükümlenirler.

MADDE 9

Misak’ın 1. ve 8. Maddeleri hükümlerinin yürütülmesi ve, genel olarak, kara, deniz ve hava kuvvetlerine ilişkin sorunlar üzerinde Konseye görüşünü bildirmek üzere sürekli bir Komisyon kuracaklardır.

MADDE 10

Cemiyet Üyeleri, bütün Cemiyet üyelerinin ülke bütünlüklerine ve şimdiki siyasal bağımsızlıklarına saygı göstermeği ve bunları dışarıdan gelecek herhangi bir saldırıya karşı korumayı yükümlenirler. Saldırı, saldırı tehdidi ya da tehlikesi durumunda, Konsey, bu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlayacak yolları belirtir.

MADDE 11

1. Cemiyet Üyelerinden birine doğrudan doğruya dokunsun ya da dokunmasın, her savaşın ya da savaş tehdidinin bütün Cemiyet’i ilgilendirdiği ve Cemiyet’in ulusların barışını etkin bir biçimde korumaya özgü önlemleri almakla yükümlü olduğu kesin olarak açıklanır. Böyle bir durumda, Cemiyet’in herhangi bir Üyesinin istemesi üzerine, Genel Sekreter, Konseyi hemen toplantıya çağırır.

2. Bundan başka, Cemiyet’in herhangi bir Üyesinin, uluslararası ilişkileri etkileyecek nitelikte olan ve sonuç olarak uluslar arasındaki barışı ve bansın dayandığı iyi geçinmeyi bozacak bir durum üzerine Genel Kurulun ya da Konseyin dikkatini dostça çekmek hakkı olduğu da açıklanır.

MADDE 12

1. Cemiyet’in bütün üyeleri, aralarında ilişkilerin kesilmesine varabilecek nitelikte bir anlaşmazlık çıkarsa, bu anlaşmazlığı ya hakemliğe ya da Konseyin incelemesine sunmayı kabul etmektedirler. Cemiyet Üyeleri, hakemlerin kararından ya da Konseyin raporundan sonra üç aylık bir süre geçinceye kadar, hiçbir durumda savaşa başvurmamağı da kabul ederler.

2. Bu maddede öngörülen bütün durumlarda, hakemlerin kararının akla yatkın bir süre içinde verilmesi ve Konsey raporunun, anlaşmazlık Konseye sunulduğu günden başlayarak, altı ay içinde hazırlanmış bulunması gerekir.

MADDE 13

1. Cemiyet Üyeleri, aralarında, hakemlikle çözüme elverişli saydıkları bir anlaşmazlık çıkarsa ve bu anlaşmazlık diplomasi yoluyla istekleri karşılar bir biçimde çözülemezse, bu sorunun tümüyle hakemliğe sunulacağını kabul ederler.

2. Genel olarak hakemlikle çözüme elverişli anlaşmazlıklar arasında, bir andlaşmanın yorumlanmasına, herhangi bir uluslararası hukuk sorununa, doğruluğu saptanırsa uluslararası bir yükümlülüğe aykırılık oluşturabilecek bir olgunun gerçekliğine ya da böyle bir aykırılığın getirdiği ödencenin (2) [tazminatın] niteliğine ya da kapsamına ilişkin anlaşmazlıklar gösterilebilir.

3. Anlaşmazlığın sunulduğu Hakemlik Mahkemesi, Tarafların gösterdikleri ya da daha önce yapılmış sözleşmelerde öngörülen mahkemedir.

4. Cemiyet üyeleri, verilen kararları iyi niyetle yerine getirmeği, bu kararlara uyacak hiçbir Cemiyet üyesine karşı savaşa başvurmamağı yükümlenirler. Kararın yerine getirilmemesi durumunda, Konsey bunu sağlayacak önlemleri önerir.

MADDE 14

Konsey, bir Uluslararası Sürekli Adalet Divanı tasarısı hazırlamakla ve bu tasarıyı Cemiyet Üyelerine sunmakla görevlendirilmiştir. Bu Divan, Tarafların kendisine sunacakları uluslararası nitelikte her türlü anlaşmazlıklara bakacaktır. Divan, Konseyin ya da Genel Kurulun kendisine göndereceği her türlü anlaşmazlık ya da sorun üzerinde danışma görüşleri [istişarî mütalaalar] de verecektir.

MADDE 15

1. Cemiyet Üyeleri, aralarında ilişkilerin kesilmesini doğurabilecek nitelikte bir anlaşmazlık çıkarsa, ve bu anlaşmazlık 13. Maddede öngörülen hakemliğe sunulmazsa, anlaşmazlığı Konseye götürmeyi kabul ederler. Bu bakımdan, üyelerden birinin, tam bir soruşturma ve inceleme için her türlü önlemleri alacak olan Genel Sekretere bu anlaşmazlığı bildirmesi yeterlidir.

2. Taraflar, davalarının açıklanmasını, kanıtlayıcı bütün olgular ve belgelerle birlikte, en kısa süre içinde Genel Sekretere vermelidirler. Konsey, bunların hemen yayınlanmasını buyurabilir.

3. Konsey, anlaşmazlığın çözülmesini sağlamağa çalışır; Konsey bunu başarırsa, yararlı saydığı ölçüde, olguları, bunların açıklamalarını ve önerdiği çözümü gösteren bir açıklama yayınlar.

4. Anlaşmazlık çözülememişse, Konsey, anlaşmazlıkla ilgili olguları, hak gözetirliğe (3) ve bu anlaşmazlığa en uygun sayarak salık verdiği çözümleri bildirmek üzere, oybirliğiyle ya da çoğunlukla kabul edilen, bir rapor kaleme alır ve bu raporu yayınlar.

5. Konseyde temsil edilen Cemiyet Üyelerinden her biri de, anlaşmazlığın olgularına ve kendisinin varmış olduğu sonuçlara ilişkin bir açıklama yayınlayabilir.

6. Konseyin raporu, anlaşmazlığa Taraf bulunan Devletlerin Temsilcilerinin oylan hesaba katılmaksızın, oybirliği ile kabul edilmişse, Cemiyet Üyeleri, raporun içerdiği kararlara uygun hareket eden hiçbir Taraf Devlete karşı savaşa başvurmamayı taahhüt eder.

7. Konseyin raporu, anlaşmazlığa Taraf bulunan Devletlerin Temsilcilerinin oylan hesaba katılmaksızın, oybirliği ile kabul edilmişse, Cemiyet Üyeleri, hukuku ve adaleti korumak için gerekli görecekleri biçimde davranmak hakkını ellerinde tutarlar.

8. Taraflardan biri, anlaşmazlığın uluslararası hukukun yalnız bu Tarafın ulusal yetkisine bıraktığı bir soruna ilişkin olduğunu öne sürerse ve Konsey de bunu kabul ederse, Konsey bunu raporunda belirtecek, ancak hiçbir çözüm salık vermeyecektir.

9. İşbu Maddede öngörülen bütün durumlarda, Konsey anlaşmazlığı Genel Kurula götürebilir. Taraflardan birinin istemesi üzerine de, Genel Kurul -bu istem, anlaşmazlığın Konseye sunulmasından başlayarak on dört gün içinde yapılmış olmak koşuluyla anlaşmazlığa bakacaktır.

10. Genel Kurula sunulan her sorunda, Konseyin eylemine ve yetkilerine ilişkin işbu Maddenin ve 12. Maddenin hükümleri, Genel Kurulun eylemine ve yetkilerine de uygulanır. Genel Kurulda her soruna ilişkin olarak, Tarafların Temsilcileri dışında, Konseyde temsil edilen bütün Cemiyet Üyelerinin ve Cemiyet’in öteki Üyelerinden bir çoğunluğun uygun bulmasıyla hazırlanmış olan bir rapor, Konseyde Tarafların Temsilcileri dışında, Üyelerin oybirliğiyle hazırlanmış olan bir raporla eşdeğerde olacaktır.

MADDE 16

1. Cemiyet üyelerinden biri, 12., 13. ya da 15. maddelerdeki yükümlülüklerine aykırı olarak savaşa başvurursa, Cemiyet’in bütün öteki üyelerine karşı, bu davranışıyla ipso facto bir savaş eyleminde bulunmuş sayılır. Bu üyeler onunla, ticaret ya da maliye ilişkilerini hemen kesmeği, kendi uyruklarıyla Misak’a aykırı davranan Devletin uyrukları arasında her türlü ilişkileri yasaklamağı ve Misak’a aykırı davranan bu Devletin uyrukları ile, Cemiyet üyesi olsun ya da olmasın, başka herhangi bir Devletin uyrukları arasında ticaret, maliye ilişkileriyle kişisel ilişkileri kesmeği yükümlenirler.

2. Bu durumda, Konsey, ilgili çeşitli Hükümetlere, Cemiyet yükümlülüklerine saygı göstermeği sağlayacak Silâhlı Kuvvetlere Cemiyet üyelerinden her birinin katacağı kara, deniz ve hava birlikleri konusunda öğütlemelerde [tavsiyelerde] bulunmakla görevlidir.

3. Cemiyet üyeleri, bundan başka, işbu madde gereğince alınacak ekonomik ve malî önlemlerin uygulanmasında, bunlardan doğabilecek zararları ve sakıncaları en az [minimum] düzeye indirmek için, birbirlerine karşılıklı yardımda bulunmağı kabul etmektedirler. Bunun gibi, Üye Devletler, Misak’a aykırı davranan Devletçe içlerinden birine yöneltilen herhangi bir özel önleme karşı direnmek için de, birbirlerine karşılıklı yardımda bulunacaklardır. Üye Devletler, Cemiyet’in yükümlülüklerine saygı gösterilmesini sağlamak için ortak eyleme katılan her Cemiyet üyesinin kuvvetlerinin kendi ülkesinden geçmesini kolaylaştırmak üzere gerekli önlemleri alacaklardır.

4. Misak’tan doğan yükümlülüklerden herhangi birine aykırı davranmaktan suçlu olan her Üye, Cemiyet’ten çıkartılabilir. Bu çıkartmaya, Konseyde temsil edilen bütün öteki üyelerin oybirliğiyle karar verilir.

MADDE 17

1. Yalnız biri Cemiyet üyesi olan ya da hiçbiri Cemiyet üyesi olmayan iki Devlet arasında bir anlaşmazlık çıkması durumunda, Cemiyet üyesi olmayan Devlet ya da Devletler, anlaşmazlığı çözmek için, Konseyin uygun göreceği koşullar altında, Cemiyet Üyeleri için uyulması zorunlu olan yükümlülüklere bağlı olmaya çağırılırlar. Bu çağın kabul edilirse, 12. maddeden 16. maddeye kadar olan maddeler, Konseyin gerekli göreceği değişikliklerle, uygulanır.

2. Bu çağında bulunur bulunmaz, Konsey, hemen anlaşmazlığın çeşitli yönleri üzerinde bir soruşturma açar ve bu özel duruma, kendisine en uygun ve en etkin görünen önlemi önerir.

3. Çağırılan Devlet, anlaşmazlığın çözümü için Cemiyet üyelerine düşen yükümlülükleri kabul etmeyerek, Cemiyet’e Üye Devletlerden birine karşı savaşa başvurursa, bu Devlete, 16. Madde hükümleri uygulanır.

3. Çağırılan iki Taraf da, anlaşmazlığın çözümü için Cemiyet üyelerine düşen yükümlülükleri kabul etmezlerse, Konsey, çatışmaları önleyecek ve anlaşmazlığın çözüme bağlanmasını sağlayacak her türlü önlemleri alabilir ve her türlü önerilerde bulunabilir.

MADDE 18

Cemiyet Üyelerinden birinin ileride yapacağı her andlaşma ya da uluslararası bağıtlanma, Sekreterlikçe kütüğe yazılacak [tescil edilecek] ve olabilen en kısa süre içinde yayınlanacaktır. Bu andlaşma ya da uluslararası bağıtlanmalardan hiçbiri, kütüğe yazılmadan önce bağlayıcı güçte olmayacaktır.

MADDE 19

Genel Kurul, zaman zaman, Cemiyet üyelerini, uygulanmaz duruma gelmiş andlaşmaların ve süregitmesi dünya barışını tehlikeye sokabilecek uluslararası durumların yeniden gözden geçirilmesine çağırabilir.

MADDE 20

1. Cemiyet üyeleri, işbu Misak’ın, Misak hükümleriyle bağdaşmayan, aralarındaki bütün yükümlülükleri ya da andlaşmaları sona erdirdiğim, her biri kendi bakımından kabul ederler ve gelecekte bu çeşit hiçbir bağıtlanmaya girmemeyi resmen yükümlenirler.

2. Üye Devletlerden biri, Cemiyet’e üye oluşundan önce, Misak hükümleriyle bağdaşmaz yükümlülükler altına girmişse, bu yükümlülüklerden kurtulmak için hemen gerekli önlemleri almak zorundadır.

MADDE 21

Barışın süregitmesini sağlayan hakemlik andlaşmaları gibi uluslararası üstlenmeler ve Monroe Doktrini gibi bölgesel anlaşmalar, işbu Misak’ın hiçbir hükmüyle bağdaşmaz sayılmayacaktır.

MADDE 22

1. Savaştan sonra, daha önce kendilerini yöneten Devletlerin egemenliğine bağlı olmaktan çıkmış ve çağdaş dünyanın özellikle güç koşulları altında kendi kendilerini yönetme yeteneğinden henüz yoksun halkların oturduğu sömürgelere ve ülkelere şu ilkeler uygulanır: Bu hakların gönençleri ve gelişmeleri kutsal bir uygarlık görevidir ve bu görevin yerine getirilmesi için işbu Misak’a güvenceler konulması gerekir.

2. Bu ilkenin uygulamada gerçekleştirilmesi için en iyi yöntem, bu halkların korunmanlığı [vesayetini], kaynakları, görgüleri ya da coğrafya durumları bakımından, bu sorumluluğu yüklenmeğe en elverişli bulunan ve bunu kabule razı olan uluslara emanet etmektir. Bunlar mandat’yı (4) , mandataire (5) sıfatıyla ve Cemiyet adına yapacaklardır.

3.Mandataire’liğin niteliği, halkın gelişme derecesine, ülkenin coğrafya durumuna, ekonomik koşullarına ve buna benzer bütün öteki durumlara göre değişik olmasını gerektirmektedir.

4. Eskiden Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı bulunan kimi topluluklar, kendi kendilerini yönetmeye yetenekli olacakları zamana kadar, yönetimlerine bir mandataire’in öğütleri ve yardımı kılavuz olmak koşuluyla, bağımsız uluslar olarak varlıkları geçici nitelikte tanınabilecek bir gelişme düzeyine erişmişlerdir. Mandataire’in seçilmesinde, her şeyden önce, bu toplulukların dilekleri göz önünde tutulmalıdır.

5. Öteki halkların, özellikle Orta Afrika halklarının, içinde bulundukları gelişme derecesi, mandataire’in, buralarda ülkenin yönetimini, köle ticareti, silah ve alkol alımsatımı gibi kötüye kullanmaları yasaklamayı; kamu düzeniyle ahlak kurallarının sürdürülmesinin gerektirdiklerinden başka kısıtlamalara bağlı olmaksızın, inanç ve din özgürlüğünü sağlamayı; berkitilmiş yerler [tahkimat] ya da kara ve deniz üsleri kurmayı ve yerli halka ülkenin kolluk [zabıta] düzenini ve savunmasını sağlamak amacı dışında, askerlik eğitimini yasaklamağı güvence altına alacak ve, aynı zamanda, Cemiyet’in öteki üyelerine de alışveriş ve ticaret konularında eşit olanaklar sağlayacak koşullar içinde, üstüne almasını gerektirmektedir.

6. Son olarak, Afrika’nın Güney Batısı ve kimi Güney Pasifik Adaları gibi ülkeler vardır ki, bunlar, nüfus yoğunluğunun azlığı, yüzölçümünün küçüklüğü, uygarlık merkezlerinden uzaklığı, mandataire’in ülkesine bitişikliği ya da birtakım başka durumlar yüzünden, yerli halkın yararına, yukarıda sözü edilen güvenceler saklı kalmak koşuluyla, en iyi biçimde ancak mandataire’in yasaları ile ve sanki kendi ülkesinin bir parçasıymış gibi yönetebilirler.

7. Her bir durumda, mandataire, yönetimini üzerine aldığı ülkeye ilişkin olarak, Konseye yıllık bir rapor gönderecektir.

8. Mandataire’in kullanacağı yetkenin [otoritenin], denetimin ya da yönetimin derecesi, Cemiyet Üyeleri arasında önceden yapılmış bir sözleşmeye konu olmamışsa, bunlar, her bir durumda, konseyce kesin olarak saptanacaktır.

9. Mandataire’lerin yıllık raporlarını almak, incelemek ve mandat’ların yürütülmesine ilişkin bütün sorunlar üzerinde Konseye görüş bildirmekle görevli, bir sürekli Komisyon kurulacaktır.

MADDE 23

Milletler Cemiyeti Üyeleri, şimdi var olan ya da sonradan yapılabilecek uluslararası sözleşmelerin hükümlerine uygun olmak ve bunlar saklı tutulmak koşuluyla:

a) kendi ülkelerinde olduğu gibi, ticaret ve endüstri ilişkilerinin kapsamına giren bütün öteki ülkelerde, erkeklere, kadınlara ve çocuklara hakgözetir (6) ve insancıl çalışma koşulları sağlamağa ve bu koşulları sürdürmeğe ve bu amaca erişmek üzere, gerekli uluslararası örgütleri kurmağa ve yaşatmağa çaba göstereceklerdir;

b) yönetimleri altındaki ülkelerde yerli halka hakgözetir (7) davranmayı yükümlenirler;

c) kadın ve çocuk ticaretine, afyon ve buna benzer zararlı maddelerin alım-satımına ilişkin anlaşmaların genel denetimi ile Cemiyet’i görevlendirirler;

d) silâh ve cephane ticaretinin denetiminin kamu yararı için zorunlu bulunduğu ülkelerde, bu ticaretin genel denetimi ile Cemiyet’i görevlendirirler;

e) ulaşım ve transit özgürlüğünün güvence altına alınması ve sürdürülmesi ve Cemiyet’in bütün üyelerine ticaret konusunda hakgözetir (8) bir işlem yapılmasını sağlamak için gerekli önlemleri alacaklardır. Bu konuyla ilgili olarak, 1914-1918 savaşı sırasında yakılıp yıkılmış olan bölgelerin özel gereksinmeleri göz önünde tutulacaktır;

f) hastalıkları önlemek ve bunlarla savaşmak için uluslararası önlemler almaya çalışacaklardır.

MADDE 24

1. Çok taraflı andlaşmalarla daha önce kurulmuş bütün uluslararası bürolar, Tarafların kabul etmeleri koşuluyla, Cemiyet’in yetkisi altına konulacaktır, ileride kurulacak bütün başka uluslararası bürolar ve uluslararası nitelikte sorunların çözülmesiyle ilgili Komisyonlar Cemiyet’in yetkisi altına konulacaktır.

2. Genel sözleşmelerle düzenlenen, ancak uluslararası büroların ya da komisyonların denetimine girmeyen uluslararası nitelikteki bütün sorunlar için, Cemiyet Sekreterliği, Taraflar isterlerse ve Konsey kabul ederse, yararlı tüm bilgileri toplamak, dağıtmak ve gereken ya da istenen yardımlarda bulunmak zorundadır. Konsey, Cemiyet’in yetkisi altında bulunan herhangi bir büronun ya da komisyonun giderlerini sekreterlik giderleri içine sokabilir.

MADDE 25

Cemiyet üyeleri, sağlığın geliştirilmesi, hastalıklara karşı önleyici önlemler alınması ve bütün dünyada çekilen acıların azaltılması amaçlarını güden, gereği gibi yetkili kılınmış ulusal Kızıl-Haç gönüllü örgütlerinin kurulmasını ve bunların aralarında işbirliği yapmalarını desteklemeği ve kolaylaştırmağı yükümlenirler.

MADDE 26

1. İşbu Misak’ta yapılacak değişiklikler, Temsilcileri Konseyi oluşturan Cemiyet üyelerince ve Temsilcileri Genel Kurulu oluşturan üyelerin çoğunluğunca onaylanır onaylanmaz yürürlüğe girecektir.

2. Cemiyet’in her Üyesi, Misak’ta yapılan değişiklikleri kabul etmemekte özgürdür; bu durumda, Cemiyet’in Üyesi olmaktan çıkmış olur.

MADDE 26

1. İşbu Misak’ta yapılacak değişiklikler, Temsilcileri Konseyi oluşturan Cemiyet üyelerince ve Temsilcileri Genel Kurulu oluşturan üyelerin çoğunluğunca onaylanır onaylanmaz yürürlüğe girecektir.

2. Cemiyet’in her Üyesi, Misak’ta yapılan değişiklikleri kabul etmemekte özgürdür; bu durumda, Cemiyet’in Üyesi olmaktan çıkmış olur.

EK

I. MİLLETLER CEMİYETİ’NİN ASIL ÜYELERİ (9)

Amerika Birleşik Devletleri

Haiti

Belçika

Hicaz

Bolivya

Honduras

Brezilya

İtalya

Britanya İmparatorluğu

Japonya

Kanada

Liberya

Avustralya

Nikaragua

Güney Afrika

Panama

Yeni-Zelanda

Peru

Hindistan

Polonya

Çin

Portekiz

Küba

Romanya

Ekuvador

Sırp-Hırvat-Sloven Devleti

Fransa

Siam

Yunanistan

Çekoslovakya

Guatemala

Uruguay

MİSAK’A KATILMAYA ÇAĞIRILAN DEVLETLER (10)

Arjantin

Hollanda

Şili

Iran

Kolombiya

Salvador

Danimarka

İsveç

İspanya

İsviçre

Norveç

Venezüella

Paraguay

II. MİLLETLER CEMİYETİ’NİN İLK GENEL SEKRETERİ

Sayın Sir James Eric DRUMMOND, K.C.M.G., C.B.

Birinci Bölümün (Milletler Cemiyeti Misakı) 4. Maddesinde belirtilen Başlıca Müttefik ve Ortak Devletler, Almanya ile yapılan 28 Haziran 1919 tarihli Barış Andlaşmasında belirtilen Başlıca Müttefik ve Ortak Devletlerdir.

1) İngilizce metne göre “uluslararası barışı”, Fransızca metne göre “kendilerine barışı”, İtalyanca metne göre “Devletlere barışı” biçiminde çevirmek gerekmektedir. Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “milletlere sulh” denilmektedir. (Çevirenler)

2) Sayın Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, “tazminat” karşılığı olarak “ödence” terimini kullanmaktadır: Türkçeleştirilmiş Metinleriyle. Birlikte Türk Medenî Kanunu ve Borçlar Kanunu. Üçüncü ciltTerim ve Sözcükler Kılavuzu, Türk Dil Kurumu yayını, Ankara, 1975, s. 1065. (Çevirenler)

3) Fransızca metinde “leş plus £quitables”, İngilizce metinde “just”, İtalyanca metinde “piû giuste”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “en mukarin-i adalet”. (Çevirenler)

4) Fransızca metinde “mandat”, İngilizce metinde “mandate”, İtalyanca metinde “mandato”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “vesayet” denilmektedir. Biz, dilimizde manda biçiminde kötü bir ünü olan bu sözcüğü olduğu gibi almayı uygun gördük; ancak, Fransızca yazılışını kullandık. (Çevirenler)

5) Fransızca metinde “mandataire”, İngilizce metinde “Mandatories”, İtalyanca metinde “mandatorie”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “mandater”. (Çevirenler)

6) Fransızca metinde “equitables”, İngilizce metinde “fair”, İtalyanca metinde “eque” denilmektedir. Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “hakkaniyet”. (Çevirenler)

7) Fransızca metinde **equitable”, İngilizce metinde “just”, İtalyanca metinde “equo” denilmektedir. Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “âdilâne”. (Çevirenler)

8) Fransızca metinde **equitable”, İngilizce metinde “equitable”, İtalyanca metinde “equo”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde **muhikkane”. (Çevirenler)

9) ve 10) Fransız abecesine göre. (Çevirenler)

25 Ocak – Hukuk Takvimi

0
25 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.

25 Ocak – Hukuk Takvimi

1579
Fransa, İspanya, Büyük Britanya, Savoya Dükalığı ve Hollanda arasında Utrecht Barış Antlaşması imzalandı ve günümüz Hollanda’sının temelleri atılmış oldu. Sözleşme  Hollanda’nın Utrecht kentinde imzalandı ve İspanya Veraset Savaşlarını sona erdirdi.

Utrecht Barış Antlaşması – İspanyolca ve İngilizce Nüshaları
1792
İngiltere’de, fakir sınıfların ilk siyasi örgütü sayılan London Corresponding Society örgütü kuruldu. Örgüt, Aydınlanma Çağı eve Fransız Devrimi’ni takip eden yıllarda İngiliz Parlamentosu’nun demokratikleşmesini, siyasi eşitliği, serbest seçimleri ve özgürlüğü savunan bir federasyon olarak kuruldu.
1801
Belçikalı hukukçu ve liberal politikacı Henri de Brouckère doğdu. (Ölümü: 25 Ocak 1891) Liège Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Université Libre de Bruxelles’de profesörlük yaptı. 1840-1844 yılları arasında Anvers valisi oldu. 1844-1846 yılları arasında ise Liège valisi olarak görev yaptı. 1852’den 1855 yılına dek dokuzuncu Başbakan olarak Liberal hükümete başkanlık etti. 1863’te Auderghem’in ilk belediye başkanı oldu.
1812
Belçikalı hukukçu ve politikacı Pierre de Decker doğdu. (Ölümü: 4 Ocak 1891) Paris’te hukuk okudu. Revue de Bruxelles’in editörlerinden biri oldu.  1839’dan 1866’ya kadar parlamento üyeliği yaptı. 1855’te İçişleri Bakanlığı görevinde bulundu. Belçika’nın onuncu Başbakanı oldu ve  1830 devriminden bu yana hükûmetin ilk lideri konumuna geldi. Katolik ve Liberal partilerin ılımlı unsurlarını birleştirdi. Belçika’nın eğitim ve diğer sorularını çözmek için çaba harcadı.
1831
I. Nikolay ve Romanovların düşmesiyle Polonya’nın bağımsızlığı ilan edildi.
1860
Amerikalı avukat ve politikacı Charles Curtis doğdu. (Ölümü: 8 Şubat 1936) Hukuk eğitimi sırasında köklü bir hukuk firmasında çalıştı. Mezuniyetinin ardından 1881 yılında baroya kabul edildi ve mesleğe Topeka’da başladı. 1885’ten 1889’a kadar Kansas, Shawnee County’de savcı olarak görev yaptı. Kızılderili soyuna sahip olan ve federal yürütme organında görev alan ilk Avrupalı ​​olmayan soylu kişi oldu. Dawes Yasasını, Beş Uygar Kabileyi kapsayacak şekilde genişletti. 19. yüzyılın sonunda, Hintli çocuklar için yatılı okullar açtı. 1906’da Kansas Yasama Meclisine ve 1914, 1920 ve 1926’da halk oylamasıyla ABD Senatosu’na senatör seçildi. 1929’dan 1933’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin 31. başkan yardımcısı olarak görev yaptı.
1866
Belçikalı hukukçu, sosyaldemokrat ve siyasetçi Émile Vandervelde (Ölümü: 27 Aralık 1938) Brüksel Serbest Üniversitesi‘nde hukuk okudu. 1886’ da Belçikalı İşçi Partisine girdi. 1894′ te Belçika Parlamentosu‘na sosyaldemokratik milletvekili olarak seçildi. 1900 yılında İkinci Sosyalist Enternasyonal’ı Başkanı oldu. 1916’dan 1917’ye kadar Devlet Vekili, 1917’den 1918’e kadar Savunma Bakanı, 1918’den 1921’e kadar Adalet Bakanı, 1925’ten 1927’ye kadar Dışişleri Bakanı ve 1936’dan 1937’ye kadar Sağlık Bakanı olarak görev yaptı. 1928’de Parti Ouvrier Belge’ nin parti başlığını üstlendi ve ölümüne dek 1938 yılında parti lideri kaldı.
1890
Arjantin ve Brezilya arasında Montevideo Antlaşması imzalandı.
1899
Belçikalı hukukçu ve devlet adamı Paul-Henri Spaak doğdu. (Ölümü: 31 Temmuz 1972)
1919
Paris Barış Konferansı’nda uluslararası barışı ve güveni sağlayacak ve devam ettirecek bir Milletler Cemiyeti kurulmasına karar verildi.
1923
Hukukçu, gazeteci ve yazar Hıfzı Topuz doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
1926
Şeker, petrol ve benzin inhisarı (tekeli) hakkında kanun kabul edildi. Kanun 7 Şubat’ta Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1932
Sovyetler Birliği ve Polonya saldırmazlık paktı imzaladı.
1950
Amerika’da eski bürokrat Alger Hiss, hiçbir kanıt bulunmaksızın, komünist casus olduğu gerekçesiyle, 5 yıl ağır hapis cezasına mahkûm edildi. Üç yıl sekiz ay yattı ve 27 Kasım 1954’te hapisten tahliye oldu. Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenim gördü. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ve BM yetkilisi olarak Birleşmiş Milletler’in kuruluşunda yer aldı. Hapis hayatından sonra barodan atıldı ve  bir kırtasiye firmasında satış elemanı olarak çalıştı.

Avukat Alger Hiss, Lewisburg Federal Hapishanesinde mahkum sıfatıyla
1952
Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı genelge yayımladı. 1952-1953 öğrenim yılından itibaren lise eğitimi 4 yıla çıkarıldı.
1952
Avukat ve İzlanda’nın ilk cumhurbaşkanı Sveinn Björnsson yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Ocak 1881) Kopenhag Üniversitesi‘nde hukuk okudu.  1920’de Reykjavik’te savcı olarak görev yaptı.  1919’da Ulusal Üst Mahkeme’de savcı olarak görev yaptı. 1912-1920 Reykjavik Kent Konseyi üyesi ve 1918-1920 başkanlığı yaptı. İzlanda’nın 1918’de Danimarka’dan bağımsızlığını kazanmasının ardından 1920-24 ve 1926-40 yılları arasında Danimarka’da bakanlık yaptı. 17 Haziran 1944 tarihinde Cumhuriyet ilan edilen İzlanda’nın ilk Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
1958
İstanbul’da 25 kişi komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle tutuklandı.
1976
Küçüklerin Vatana İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi (European Convention on the Repatriation of Minors), Resmi Gazete‘nin 25 Ocak 1976 tarihli sayısında yayımlanarak Türkiye bakımından yürürlüğe girdi. Sözleşme, 28 Mayıs 1970 tarihinde Lahey’de düzenlenmiş, Türkiye Cumhuriyeti tarafından 6 Haziran 1974 tarihinde Strazburg’ta imzalanmış ve Millet Meclisi Adalet ve Dışişleri Komisyonları ile, Cumhuriyet Senatosu Anayasa, Adalet ve Dışişleri Komisyonlarında görüşüldükten sora “Küçüklerin Vatana İadesine Dair Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin Kanun” ile 15 Ocak 1976’da kabul edilmişti.
1981
Mao’nun eşi Jiang Qing ölüm cezasına çarptırıldı.
1985
Bakanlar Kurulu, 25 Ocak 1985 tarihli ve 85/9034 numaralı Türk Bayrağı Tüzüğü ile 2893 Sayılı Türk Bayrağı Kanun hükümlerinin nasıl uygulanacağı belirledi. Çıkarılan kanun, 29 Mayıs 1936 tarihinde çıkarılan 2994 sayılı Türk Bayrağı Kanununu yürürlükten kaldırmış ve 22.09.1983 tarihinde kabul edildi. Resmi Gazetenin 24.09.1983 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmişti.
1988
Türkiye, BM İşkenceyle Mücadele Sözleşmesi‘ni imzaladı. Türkiye’de 25 Ocak 1988’de imzalanan sözleşme, 21 Nisan 1988 tarih ve 3441 sayılı kanunla kabul edilmiş. Sözleşme, (Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele ve Cezaya Karşı Sözleşme), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 10 Aralık 1984 tarihli oturumunda 39/46 sayılı kararla kabul edilmiş, ve 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmişti. 29 Nisan 1988 tarihli resmi gazetede yayınlandı.
1991
Bakanlar Kurulu, Kürtçe konuşma ve şarkı söylemeyi serbest bıraktı.
1996
  • ABD’de son kez asılarak idam gerçekleştirildi. Cinayet suçlusu Billy Bailey, ABD’nin Delaware eyaletinde asıldı.
  • Rusya Federasyonu, Avrupa Konseyi’ne katıldı.
  • Gazeteci Metin Göktepe’nin katliyle ilgili Emniyet idari soruşturmasında 15 polis açığa alındı.
2001
ILO 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 17 Haziran 1999 tarihinde kabul edildi. Türkiye tarafından 25 Ocak 2001 tarihli ve 2528 sayılı kanun ile kabul edildi ve 27 Haziran 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2005
San Francisco Belediye Meclisi, kent meydanlarında, parklarda ve şehrin kamuya ait diğer yerlerinde sigara içmeyi yasakladı. Cezanın bedeli 100 dolar olarak açıklandı.
2006
Dünyanın en büyük küreselleşme karşıtı eylemlerinden olan Dünya Sosyal Forumu Venezuela’da başladı.
2008
Cumhuriyet gazetesi çizerleri Musa Kart ve Zafer Temoçin hakkında Ceza Yasası’nın (TCK) 299. maddesi uyarınca ve “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla soruşturma açıldı.
2010
Saddam Hüseyin döneminde savunma bakanlığı yapan El Mecid, Kürtlere ve Şiilere yönelik katliamlardan ötürü yargılandığı mahkemece idama mahkum edildi.
2012
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) 2011-2012 Dünya Basın Özgürlüğü Raporu’nu yayınladı. Türkiye 148. sırada gösterildi.
2025
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fırat Epözdemir, savcılıkta verdiği ifadenin ardından “Terör örgütü propagandası yapmak ve terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla ve tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi. Hakimlik, Epözdemir’i tutukladı. 
2025
Antalya Barosu tarafından her yıl düzenlenen Uğur Mumcu Hukuk Ödülü 2024 yılı için Avukat ve Eski Milletvekili Şenal Sarıhan’a tevcih edildi.

Küçüklerin Vatana İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi

İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

25 Ocak – Hukuk Takvimi

…And Justice For All/ …Ve Herkes İçin Adalet

0

 And Justice For All (Ve Herkes İçin Adalet), muhteşem bir sistem eleştirisidir.

Filmde Anglo-Sakson hukuk sistemine ait ögeler yoğundur.

Al Pacino, filmdeki rolü ile Oscar’a aday olmuştur. Filmdeki rolünde genç bir kıza şiddet uygulayan ve tecavüzle suçlanan, tanınmış bir hakimi savunmak durumundadır. Dürüst ve idealist bir avukat olan Arthur tecavüzden suçlanan bu yargıcı savunmaya zorlanmaktadır. Hakimin gerçekte suçlu olduğunu bilen Arthur, büyük baskı altındadır. Fakat Kirkland geçmişte hakimle sorunlar yaşamış birisi olduğu için direnecektir. Hakim daha önce onun müvekkili hakkında yanlış karar vermiştir ve bu yüzden Kirkland davayı savunup savunmama konusunda ikilemdedir. Tuhaf, intihar eğilimleri olan hakim (Jack Warden) ise, Arthur’un oyunu kurallarına göre oynaması gerektiğini düşünmektedir. Mahkeme günü geldiğinde, Arthur kariyeri ve vicdanı arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır.

Suçluların serbest kaldığı, yargıç ve avukatların anlaşmalar yaptığı ve masumların korumasız bırakıldığı bir adalet sisteminde, genç avukat Arthur Kirkland adaletin nereye gittiğini sorgulamakta ve izleyiciye de bu sorgulamayı yaptırmaktadır.

Film, hukuk sistemindeki çarpıklıklara müthiş bir şekilde eleştiriler yapmış, adaletin göreceliliğini sinematografik ögelerle anlatmış, içinde barındırdığı komedi unsuru ile izleyiciyi keyifli bir hikayenin ortasına sürüklemiştir.

Hikayenin gücü filmi izlerken başrolde Al Pacino olduğunu unutturuyor. …And Justice For All, Amerika üzerinden yozlaşmış bir hukuk sistemini ve sistemde adaleti ve gerçekleri umursamayan yargıç, savcı ve avukatları ve onların nasıl masum insanların hayatını kararttığını çarpıcı şekilde anlatıyor.

…And Justice For All/ …Ve Herkes İçin Adalet

Yapım/Vizyon :1979-ABD

Türü                    :Dram , Gizem ,  Polisiye ,  Suç ,  Psikolojik

Süre                    :119 Dak.

Yönetmen          :Norman Jewison

Oyuncular         :Al Pacino ,  Joe Morton ,  Jack Warden ,  Jeffrey Tambor , Christine Lahti

Senaryo               :Barry Levinson ,  Valerie Curtin

Yapımcı               :Norman Jewison ,  Patrick J. Palmer

  

24 Ocak – Hukuk Takvimi

0
24 Ocak Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

24 Ocak – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinden Önemli Olaylar 

41
Caligula lakabıyla tanınan, zalimliği ve despotluğu ile ünlü Roma İmparatoru Julius Caesar Augustus Germanicus muhafızları tarafından öldürüldü.
76
Beş İyi İmparator”un üçüncüsü olan Roma İmparatoru Hadrianus, doğdu. (ö. 138)

1679
İngiltere Kralı II. Charles parlamentoyu feshetti.
1679
Alman filozof Christian Wolff doğdu. (ö. 1754)
 1907
Fransız hukukçu ve siyasetçi Maurice Couve de Murville dünyaya geldi. (Ölümü: 24 Aralık 1999) Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1945 yılında Charles de Gaulle geçiş hükûmetinin üyesi oldu. Ardından Mısır büyükelçisi, NATO Daimi Temsilcisi, ABD ve Batı Almanya Büyükelçisi olarak görev yaptı. 1958-1968 yılları arasında oluşan 6 ayrı hükûmetin Dışişleri Bakanı ve 1968-1969 yıllarında 11 ay kadar başbakanlık yaptı. Başbakanlık görevinin ardından 1973-1986 arasında Paris milletvekili, 1986-1995 yıllarında Paris Senatörü olarak görev yaptı.
1916
Rafael Antonio Caldera Rodríguez (Rafael Kaldera) dünyaya geldi. [rafaˈel anˈtonjo kalˈdeɾa roˈðɾiɣes] (24 Ocak 1916 –24 Aralık 2009)

Rafael Caldera – Hukukçu ve Venezuela Devlet Başkanı
1921
Ankara-Sivas Demiryolunun inşasına ilişkin yasa, TBMM’de kabul edildi. Hattın inşası 1930 yılında tamamlandı.
1921
Celâleddin Ârif Bey 24 Ocak 1921’de Adliye vekilliğinden ve meclis ikinci başkanlığından istifa etti.
1924
Rusya’da Sankt-Peterburg şehrinin adı, hukukçu ve devrimci lider Vladimir Lenin anısına Leningrad olarak değiştirildi.
1927
Eczacılar ve eczaneler hakkında kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.
1943
II. Dünya Savaşı: Franklin D. Roosevelt ve Winston Churchill’in katıldığı Casablanca Konferansı sona erdi.
1946
Birleşmiş Milletler, Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu‘nu kurdu.
1953
Güney Koreli hukukçu ve siyasetçi Moon Jae-in doğdu. Kyung Hee Üniversitesi‘nde hukuk okudu. Roh Moo-hyun ile insan hakları aktivizmine katıldı. Yuşin Anayasasına karşı bir protesto düzenlediği için hapsedildi. İnsan hakları hukuku alanındaki çalışmalarının bir sonucu olarak Roh Moo-hyun’un kampanya yöneticisi seçildi. 1980 yılında Adli Araştırma ve Eğitim Enstitüsüne kabul edildi. İşçi hakları konularını içeren davaları ele aldı ve bu alanındaki çalışmaları ile ün kazandı. 19. Ulusal Meclis üyesi Roh Moo-hyun’un genelkurmay başkanlığını üstlendi. 10 Mayıs 2017’den 9 Mayıs 2022 tarihi arasında Güney Kore başkanıı olarak görev yaptı.
1956
Eskişehir Cezaevi’nde 388 mahkûm isyan çıkardı.
1961
Yassıada duruşmalarında Başsavcı Altay Ömer Egesel, Adnan Menderes‘in idamını istedi.
1964
Türk ekonomisinde olumsuz etki yapan ATAŞ grevi, işveren ve sendikanın anlaşmasıyla sona erdi.
1969
Yargıtay Eski Başkanı Selim Nafiz Akyollu, 24 Ocak 1967 günü yaşamını yitirdi.
1969
15 gündür kapalı olan ODTÜ öğrenime açıldı. ABD Büyükelçisi Komer’in arabasının yakılmasından dolayı 16 gündür aranan ve 8 Ocak’ta haklarında gıyabi tutuklama kararı çıkarılan 7 öğrenci savcılığa verdikleri ifadenin ardından mahkemece tutuklandı.
1972
Mahir Çayan‘a dedesinden kalan mirasa sıkıyönetim mahkemesi tarafından el konuldu.
1972
İsmet İnönü “Siyasi suçlar için idam olmamalı” dedi ve sıkıyönetimin kaldırılmasını istedi.
1972
Milli Nizam Partisi’nin ilk Büyük Kongresi’nde konuşan Genel Başkan Necmettin Erbakan: “İktidara gelince din ve ahlak kaidelerine uygun bir politika izleyeceğiz, Anayasa’da da bu yönde değişiklikler yapacağız.”
1977
Tehlikedeki Avukatlar Günü, 24 ocak 1977 tarihinde İspanya’da katledilen avukatlar anısına her yıl düzenlenmektedir. Diktatör Franco yanlısı silahlı faşist teröristlerden oluşan bir grubun, İspanya’nın başkenti Madrid’de bir hukuk bürosunu basarak dördü avukat beş kişiyi sadece mesleklerini ifa ettikleri için katlettikleri olayın anmasını yapmak üzere her yıl düzenlenen duyarlılık günüdür.
1978
Eurovision elemelerinde yarışan “Biz” adlı şarkı Danıştay kararı ile finalist oldu.
1983
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, Başyazarı Nadir Nadi’nin ”Tuhaf Bir Tasarı” başlıklı yazısı nedeniyle Cumhuriyet gazetesinin basımı, yayımı ve dağıtımı yasaklandı. Türk Dil Kurumu’nun tasfiyesini öngören tasarıya dair yazı için Nadir Nadi ile Yazı İşleri Müdürü Okay Gönensin hakkında soruşturma açıldı.
1989
Amerikalı seri katil ve tecavüzcü Ted Bundy (Theodore Robert Bundy) 1978’de 12 yaşındaki Kimberley Leach’i kaçırıp öldürme suçundan, Florida’da elektrikli sandalye ile idam edildi.
1989
Cizre’nin Yeşilyurt köyünde jandarmaların köylülere insan dışkısı yedirmesi ile ilgili soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanlığı ise, Cizre/ Yeşilyurt köylülerine dışkı yedirilmesine dair Cumhuriyet gazetesinin yaptığı haber için soruşturma açılmasını istedi.
1990
Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye Emlak Bankası’nı 60 milyon dolar ve 34 milyon İsviçre Frangı dolandırdığı iddiasıyla yargılanan iş adamı Kemal Horzum‘u 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasına çarptırdı.
1993
Hukukçu, gazeteci, araştırmacı ve yazar Uğur Mumcu hain bir suikast sonucu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Ağustos 1942) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. Henüz öğrenciyken 1962’de Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan “Türk Sosyalizmi” başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü’nü aldı. 1963’te fakültede öğrenci derneği başkanı seçildi. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta’nın asistanı olarak çalıştı. 1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. 24 Ocak 1993’te Ankara’da evinin önünde arabasına konularak öldürüldü.
2001
Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 4 koruması ve şoförü, uğradıkları silahlı saldırıda öldürüldü.
2002
Lübnanlı eski Hıristiyan Falanjist lider Elie Hubeyka, Beyrut’ta arabasına yönelik bombalı saldırı sonucu üç korumasıyla birlikte öldü. Hubeyka, 1982’de Lübnan işgali sırasında Sabra ve Şatila Filistin mülteci kamplarındaki katliamlarla ilgili olarak süren davanın en önemli tanığıydı.
2003
Hukukçu ve siyasetçi Aysel Baykal yaşamını yitirdi. (Doğumu:1939) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Sigorta Şirketi Memuru, Ticaret Bakanlığı Sigorta Murakabe Kurulu Raportör ve Uzmanı olarak görev yaptı. İstanbul İl Genel Meclis Üyesi ve Başkanvekiliği ile İstanbul Belediye Meclis Üyesi olarak görevlerde bulundu.  1979–1980 tarihleri arasında Cumhuriyet Senatosu İstanbul Üyesi olarak görev yaptı. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na atandı. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini 1995 tarihine kadar sürdürdü.
2003 
Cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinmeleriyle ilgili yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Taşınmaz mal edinmeleri Bakanlar Kurulu iznine bağlı olmaktan çıkarıldı.
2006
AİHM, İzmir Savaş Karşıtları Derneği Başkanı Osman Murat Ülke’ye zorla askerlik yaptırılmak istenmesinin ‘kötü muamele’ olduğuna karar verdi. Türkiye, Ülke’ye 11 bin avro tazminat ödeyecek. Mahkeme, Türkiye’nin bu konuda yeni bir yasal düzenleme yapması gerektiğine hükmetti.
2007
Hukukçu, siyasetçi ve gazeteci İsmail Cem yaşamını yitirdi. (15 Şubat 1940, İstanbul – 24 Ocak 2007, İstanbul) 1959 yılında Robert Lisesinden, 1962 yılında Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Ertesi yıl Milliyet’te gazeteciliğe başladı. 1964’ten 1969’a değin Cumhuriyet gazetesinde çeşitli konularda incelemeleri yayımlandı, 1964-66 yılları arasında bu gazetenin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 1971-1974 arasında Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şubesi Başkanlığını yürüttü.1997 ile 2002 yılları arasında Türkiye Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Suikast sonucu hayatını kaybeden gazeteci-yazar Abdi İpekçi ile kuzendir.
2013
Danıştay 8. Dairesi, Barolar Birliğinin avukatların başları açık görev yapacaklarına ilişkin düzenlemesinin yürütmesini durdurdu.
2018
Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin 24 Ocak 2018 Tarihinde Kabul Edilen 2121 (2018) Numaralı Tavsiye Kararı kabul edildi.
2019
Uruguaylı siyasetçi ve Avukat Antonio Marchesano yaşamını yitirdi. (d. 1930)
2020
Brezilyalı siyasetçi, gazeteci ve hukukçu Ibsen Pinheiro yaşamını yitirdi. (d. 1935)
2021
Nijeryalı hukukçu, siyasetçi ve yönetici Abdullahi Ibrahim yaşamını yitirdi. (d. 1939)
2024
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) ilk Türk kadın yargıç olarak görev yapan Prof. Dr. Ayşe Işıl Karakaş, kanser nedeniyle yaşamını yitirdi. 66 yaşındaki Karakaş, insan hakları ve Avrupa Hukuku üzerine çalışıyordu.
2025
2025 yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü, 2020’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra üzerlerindeki baskı gün geçtikçe artan Belarus’lu avukatlara ithaf edilmiştir. Güne özel olarak Lahey’deki Belarus Büyükelçiliğinde bir protesto gösterisi tertip edilmiştir.  Türkiye’deki barolar tarafından günün önemine ve savunma hakkına ilişkin çok sayıda basın açıklaması yapılmıştır.
2025
Kartalkaya Otel Yangını Davasında  gözaltına alınan 14 kişiden 8’i tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Otelin sahibi Halit Ergül ve genel müdürü Emir Aras tutuklandı.
2025
İstanbul Barosu, yönetim kurulu üyesi Av Fırat Epözdemir’in gözaltına alınmasının ardından Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında, 78 baronun ortak bildirisi, İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren tarafından okundu.
2025
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), eşiyle ilişkiye girmek istemediği için Fransa’da bir mahkemenin boşanmada ‘kusurlu’ bulduğu 69 yaşındaki kadının lehine karar verdi. Kadın, boşanmayı kabul etmekle birlikte Fransız mahkemesi tarafından verilen boşanma kararının gerekçelerinden şikâyetçi olmuştu.
 2026
2026 yılı Tehlike Altındaki Avukatlar Günü için odak ülke Amerika Birleşik Devletleri seçilmiştir. ABD’de, 2025 yılında avukatlara yönelik artan saldırılar, hukuk bürolarını, avukatları, baroları, savcıların ve hakimlerin bağımsızlığını hedef alan başkanlık kararnameleri, taciz, siyasi misillemeler ve hukuk mesleğinin bağımsızlığını zayıflatan  gelişmeler ve endişeler, 15. yılına giren 24 Ocak etkinliklerinin  ABD’li avukatlara ithaf edilmesine neden olmuştur. Uluslararası Tehlike Altındaki Avukatlar Günü Koalisyonu, bir Rapor ve bildiri yayınlayarak (Statement and Petition Based on the Report of the International Coalitionfor the Day of the Endangered Lawyer – 2026 / United States of America) alınması gereken önlemleri sıralamıştır. 
   
   
   
   

Mebuse Tekay

0

Avukat Mebuse Tekay 1954 yılında Samsun’un Çarşamba ilçesinde doğdu.

1975 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi ve serbest avukat olacak çalışmaya başladı. Bireysel İş Hukuku ve Toplu İş Hukuku alanında çalışmalarda bulundu. Sendikaların toplu sözleşme görüşmelerine ve işçi eğitimlerine katıldı.

Kuruluşundan kısa bir süre sonra kapatılan TBKP(Türkiye Birleşik Komünist Partisi)‘nin Genel Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev aldı.

İlerici Kadınlar Derneği, Barış Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi, Barış Girişimi, Yanyanayız, Sivil Anayasa, Deprem İçin Sivil Koordinasyon ve Irak Dünya Mahkemesi gibi sivil toplum kuruluşlarında ve platformlarında aktif olarak çalıştı.

Tekay, 2008 yılında yapılan İstanbul Barosu Genel Kurulunda “Katılımcı Avukatlar Grubu”nun başkan adayı olarak yarıştı ancak seçilemedi.

Çalışma yaşamıyla ilgili makale ve karar incelemeleri akademik dergilerde, çeşitli gazeteler ve sendikal yayınlarda yer aldı.

Süryay tarafından basılan 8 ciltlik Çalışma Mevzuatı’na dört yazardan biri olarak katkıda bulundu.

“Kadınlar Çalışma Yaşamının Neresinde”, “Üniversiteli Gençlik”, “Yeni Sendikal Politikalar” başlıklı incelemeleri yayınlandı.

1987 yılında yayınlanmaya başlayan Alınteri Dergisi’nin ve 1997 yılında yayına giren Açık Sayfa dergisinin yayın kurulu üyesi olarak çalıştı.

Adam Öykü dergisinde öyküleri yayınlandı. Farklı kültürleri tanımak için seyahat etmesi hayatında önemli bir yer tuttu. Dalış sporu ile yakından ilgilendi.

Bir kız çocuğu annesi Mebuse Tekay, Annem Gibi Olmadım ve Batı Doğudan Başlar isimli eserlerin sahibidir. Günlük hukuk olaylarına ilişkin yorumlarını T24 internet sitesi için yazmaya devam etmektedir.

Özgürlük ve adalet için bir araya gelmeye var mısınız?

Güncel Hukuk Dergisi

0
Güncel Hukuk Dergisi

Güncel Hukuk Dergisi, aylık yayınlanan “hakemli” bir hukuk dergisidir. Yayıncısı Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.’dir.

Dergi 2004 yılı ocak ayından itibaren yayına başlamış, sektörde ve hukuk dergileri arasında kendisine saygın bir yer edinmiştir.

Yayın Yönetmenliğini Prof. Dr. Köksal Bayraktar,  Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğünü ise Avukat Fikret İlkiz yürütmüştür.

Mart 2018’de kapatılma iddialarıyla gündeme gelmiş ancak iki aylık periyotlarla yayın hayatını sürdürmüştür. Dergi, Ocak – Şubat 2019 tarihli 175. sayısıyla okurlarına veda edeceğini duyurmuş ve yayın hayatına son vermiştir.

Güncel Hukuk Dergisi’nin Ocak – Şubat 2019 tarihli 175. sayısında Köksal Bayraktar; “Hiçbir zaman bilimsel, tarafsız, objektif, laik, insandan yana, insan sevgisini taşıyan, Atatürkçü çizgimizi kaybetmeden 15 yılın sonuna geldik. Artık Güncel Hukuk perdesi kapanıyor, dergi yayın hayatından ayrılıyor… Bugün, tıpkı oyununu oynayıp bitirmiş oyuncuların perde önünde seyircileri selamladıkları gibi biz de, hukuk piramidi içindeki kural, yasa, karar, içtihat, doktrin adındaki uzun koridorlardan geçip perde önüne çıkan oyuncular gibiyiz… Bizleri seyreden tüm hukuk dünyasını sevgi, saygı ve teşekkürlerimizle selamlıyoruz.” demiştir.

15 yıllık yayın hayatı boyunca Derginin Danışma Kurulu, Prof. Dr. Cemal Bali Akal, Prof. Dr. Teoman Akünal, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, Av. Sümer Altay, Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Emin Artuk, Prof. Dr. Kerim Atamer, Prof. Dr. Yeşim Atamer, Prof. Dr. Rona Aybay, Prof. Dr. Nami Barlas, Prof. Dr. Süheyl Batum, Yrd. Doç. Dr. Leyla Berber Keser, Prof. Dr. Fatmagül Berktay, Prof. Dr. Haluk Burcuoğlu, Prof. Dr. Erdoğan Bülbül, Prof. Dr. Nur Centel, Prof. Dr. Tankut Centel, Av. Nurcan Bayraktar, Prof. Dr. Aysel Çelikel, Av. Hasan Fehmi Demir, Dr. Bumin Doğrusöz, Prof. Dr. Celal Erkut, Prof. Dr. Alper Gümüş, Av. Mehmet Gün, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Av. Tamer Heper, Av. Turgut İnal, Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu, Prof. Dr. Ayşe Işıl Karakaş, Prof. Dr. Abuzer Kendigelen, Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Prof. Dr. Necip Kocayusufpaşaoğlu, Av. Osman Kuntman, Av. Şahin Mengü, Prof. Dr. Ahmet Mumcu, Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, Av. Dr. Salih Oktar, Prof. Dr. Saibe Oktay, Prof. Dr. Ali Rıza Okur, Doç. Dr. Gül Okutan, Prof. Dr. Erdal Onar, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, Prof. Dr. Emre Öktem, Dr. Adil Özkol, Prof. Dr. Bahri Öztürk, Prof. Dr. Türkan Yalçın Sancar, Prof. Dr. Rona Serozan, Av. Rifat Yaşar Sirer, Dr. Ömer Sivrihisarlı, Av. Dr. Selçuk Soybay, Prof. Dr. Burhan Şenatalar, Prof. Dr. Şükran Şıpka, Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Dr. Hıfzı Topuz, Prof. Dr. A. Can TuncayProf. Dr. İlhan Ulusan, Prof. Dr. Bilge Umar, Yrd. Doç. Dr. Av. Uğur Uruşak, Prof. Dr. Oktay Uygun, Prof. Dr. Samim Ünan, Prof. Dr. Hakan Üzeltürk, Prof. Dr. Duygun Yarsuvat, Prof. Dr. Yıldızhan Yayla, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu ve Av. Şehnaz Yüzer’den oluşmuştur.

http://www.guncelhukuk.com.tr
Trump Towers Kule 2 Kat 21-23, 34387 Şişli – İstanbul
Tel: 0 212 410 35 34 – 0 212 410 35 35 – 0212 410 35 40
Fax: 0 212 410 35 31

Tolga Şirin

0
Anayasa’nın tastamam uygulanması için ilk 30 adım / Prof. Dr. Tolga Şirin

Prof Dr. Tolga Şirin, 1984 yılında İzmir’de doğmuş, yaşamının ilk yıllarını İzmir’de geçirmiş, lisans ve lisans üstü eğitimini Marmara Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Şirin, orta eğitimini 1995 – 2002 yıllarında İzmir Anadolu Lisesinde tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne kaydolmuş, 2006 yılında fakülteyi bitirerek 2006-2007 yıllarında Londra Üniversitesi Birkbeck Koleji’nde  İnsan Hakları Kurslarına katılmıştır.  2007 – 2008 yıllarında avukatlık yapmış, marka-patent vekilliği ve arabuluculuk sertifikalarıyla  çalışmalarını sürdürmüştür.

Akademik Kariyeri

Tolga Şirin, 2008-2009 yıllarında Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Araştırma Görevlisi olarak çalışmıştır. Aynı dönemde Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku bölümünde ve Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu danışmanlığında “Türk Anayasalarında Milliyetçilik” isimli yüksek lisans teziyle master derecesini tamamlanmıştır. Şirin, doktora eğitimini de aynı üniversitede 2009-2013 yıllarında TÜBİTAK bursiyeri olarak tamamlamış, Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu danışmanlığında “İHAM ve Almanya Uygulamalarıyla Mukayeseli Olarak Türkiye’de Anayasa Şikayeti” isimli doktora teziyle hukuk doktoru olmuştur.

Şirin, 2012-2013 yıllarında Köln Üniversitesi, Doğu Hukuku Enstitüsü’nde Misafir Araştırmacı olarak çalışmış, 2016 yılına kadar Marmara Hukuk’ta Araştırma Görevlisi olarak bilimsel çalışmalarına devam etmiştir.

Doktora sonrasında, 2015-216 yıllarında Raoul Wallenberg Enstitüsü’nün bursiyeri olarak Köln Üniversitesi’nde (Almanya) çalışmalarını sürdürmüş, Doğu Hukuku Enstitüsü’nde Misafir Araştırmacı  olarak bulunmuş; 2016-219 yıllarında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalında Yardımcı Doçent olarak görevine devam etmiş ve 2018 yılında ise hukuk doçenti unvanını kazanmıştır.

Akademisyen olarak görev aldığı üniversitelerde Anayasa Hukuku, özgürlükler hukuku, anayasa şikâyeti, anayasa yapım süreçleri, ifade özgürlüğü ile özgürlük ve güvenlik hakkı konularında dersler vermektedir.

Aybay Hukuk Araştırmaları Derneği’nin 2010 yılı Kapani-Savcı İnsan Hakları İncelemeleri Yarışmasında “İHAM Kararlarında Serbest Seçim Hakkı veya İHAM’ın Temkinli Yaklaşımı” isimli çalışması ile birinci olmuştur.

TÜBİTAK Sosyal Bilimler programı bursiyeri olarak bilimsel çalışmalara imza atmıştır.

2009 yılında AB Progress Ayrımcılıkla Mücadele Eğitim Bursu kazanmış; Trier Avrupa Hukuk Akademisinde (Trier-Europäische Rechtsakademie) “Avrupa Birliği Hukukunda Kadın ve Erkekler Arasında Eşit Muamele”  başlıklı eğitim katılımcısı olmuştur.

2013 AB Progress Ayrımcılıkla Mücadele Eğitim Bursu kazanmış, Almanya Trier’de Avrupa Hukuk Akademisinde (Trier-Europäische Rechtsakademie) “AB Ayrımcılık Hukuku”  başlıklı eğitim katılımcısı olmuştur.

Sosyal, Kültürel Çalışmaları ve Sivil Toplum Faaliyetleri 

Tolga Şirin; karşılaştırmalı anayasa hukuku, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, anayasa yargısı, anayasa mahkemesine bireysel başvuru, nefret söylemi, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, kişi özgürlüğü, din özgürlüğü, milliyetçilik, çevre hakkı ve laiklik üzerine çalışmaktadır.

Anayasa hukuku ve insan hakları uzmanıdır. İstanbul Barosuna bağlı olarak avukattır. 2006-2008 yılları arasında İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi yürütme kurulu üyeliği yapmıştır.

Avrupa Konseyi danışmanlığını yürütmekte ve Avrupa Takımı konuşmacısı olarak görev almakta, Konsey’in insan haklarıyla ilgili çeşitli projelerinin ulusal danışmanı ve Avrupa Takımı (Team Europe) Konuşmacılar Grubu’nun mensubu olarak bilimsel faaliyette bulunmaktadır.

Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği‘nin kurucu üyelerindendir ve derneğin yönetim kurullarında görev almıştır. Anayasa Hukuku Dergisi’nin yayın kurulu üyesi olarak görev yapmaktadır.

Kapanmadan önce Radikal Gazetesi‘nde ve Güncel Hukuk Dergisi‘nde köşe yazıları yazan Şirin, önemli sayıda esere imza atmış, onlarca akademik makale yayınlamış, bilimsel tebliğiler sunmuş ve hukuk eserlerinin çevirilerini yapmıştır. T24 İnternet Sitesi‘nde haftalık yazılar yazmaktadır.

Hayvansever olan Şirin Almanca ve İngilizce bilmektedir.

Avrupa Konseyi’nin, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi ve Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvurunun Güçlendirilmesi Projesinde danışman olarak görev almıştır.

“Teaching of Religion in the Education System according to the Teachers, Students, Parents and NGO’s” projesinde ve Omurilik Felçlileri Derneği tarafından yürütülen “Çalışabilirim Projesi” bünyesinde araştırmacı olarak çalışmıştır.

Türkiye Barolar Birliği‘nin düzenlediği, Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü Raporlama Projesinde  yürütücü olarak görev almıştır.

​Tolga Şirin’in Eserleri ​

Şirin’in; “Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitabı”, “Özgürlük ve Güvenlik Hakkı”, “Karşılaştırmalı Anayasa Hukukunda Kanun Kavramı”, “Türkiye de Din ve Vicdan Özgürlüğü Sorunlar Tespitler ve Çözüm Önerileri”, “Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Bireysel Başvuru Hakkı”, “Çevre İnsan Devlet: Anayasa Üstüne Güncel Denemeler”, “30 Soruda Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Özgürlüğü”, “Türkiye’de Anayasa Şikâyeti: İHAM ve Almanya Uygulamalarıyla Mukayeseli Bir İnceleme” “Bolivya Anayasası: Hukuk, Demokrasi Özerklik” ve “Türkiye’de Düşüncenin Tutsaklığı – İfade Özgürlüğünün Girişi” isimli eserleri bulunmaktadır.

Şirin’in ayrıca; “Freedom from Religion in Turkey”, “Türkiye’de Zorunlu Din Eğitimi Sorunu”, “Türkiye’de Hukukun Etkililik ve Çoğulculuk Sorunu”,  “Yeni Bolivya Anayasası Üzerine Notlar” ve “Nefret Söylemi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarından Örnekler” başlıkları ile yayınlanmış kitap bölümleri bulunmaktadır.

Makaleleri ve Çevirileri

Tolga Şirin’in Anayasa Hukuku Dergisi, Legal Hukuk DergisiGüncel Hukuk Dergisi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi  ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi gibi çeşitli akademik ve sosyal dergilerde yayınlanmış; “Human Rights Paradox of Turkey: Punishment for Victims and Impunity for Suppressors”, “Turkey’s Human Rights Agenda”, “Halkoylaması ve Serbest Seçim Hakkı: Yüksek Seçim Kurulunun 16 Nisan 2017 Halkoylamasındaki Yaklaşımına İlişkin Bir Değerlendirme”, “2017 Anayasa Değişikliğinin Yargı Bağımsızlığı Yönünden Değerlendirilmesi”,  “1982 Anayasası’na Göre Temel Hak ve Özgürlüklerin Olağanüstü Hal Rejimi: Eski Kavramlara Yeniden Bakmak”, “İfade Özgürlüğü, Dinin veya Dini Duyguların Korunması Amacıyla Sınırlanabilir mi?”, “Anayasa Hükmünde Kararnameler”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 7. no.lu Protokol Hakkında Genel Bir Değerlendirme”, “Dokunulmazlıkları Kaldıran Anayasa Değişikliği Hakkında Kısa Bir Değerlendirme”, “Nüfus Cüzdanındaki Din Hanesi ve Eğitimdeki Din Dersi Zorlamalarına İlişkin Güncel Gelişmeler”, “Politik Amaçlı Tutuklama Yasağı: İHAS md. 18 ve Anayasa Şikayeti”,  “Zorunlu Din Dersi Tartışmalarının Görünmeyenleri”, “Kanunlar İhtilafı ve Anayasa Yargısı”, “Eine Ausgangssperre ohne Ausnahmezustand?”; “Quis custodiet ipsos costodes? Anayasa Mahkemesi’nin Makul Sürede Yargılanma Hakkı İçtihadına İlişkin Karşılaştırmalı ve Nicel Bir İnceleme”,  “Takdir Marjı Doktrini ve Türkiye Anayasa Mahkemesi Açısından Anlam”, “Türkiye’de Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkına İlişkin Sorunlar”, “Anayasal Yurtseverlik”, “İnsan Hakları İhlallerinin Giderilmesini İsteme Hakkı: Restitutio in Integrum İlkesi”, “Cinsel İlişki Hakkı ve Mahpusluk Sorunu”, “Bir İnsan Hakkı Olarak İsim Hakkı”, “Anayasanın Değiştirilemez Hükümlerini Tartışmak”, “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısı Hakkında Genel Bir Değerlendirme”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi‘ne Göre Serbest Seçim Hakkı”, “Su Hakkı ve Suyun Özelleştirilmesine Karşı Bazı Anayasal Tecrübeler”, “Suyun İnsan Hakkı Olarak Değeri”, “Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali Sorunu ve Bir Danıştay Kararının Düşündürdükleri” ve “Askeri Yargının Evrimi ve Anayasalarda Düzenlenme Biçimi” başlıklı bilimsel makaleleri bulunmaktadır.

James R. May ve Erin Dalye ait “Dünyada Çevresel Anayasalcılık” eseri ile; “Gündeme İlişkin Bir Değerlendirme: Olağan Dönemlerde Sokağa Çıkma Yasağı İlan Edilebilir mi?”, “İHAM Kararı Eğitim ve Bilim Emekçileri v. Türkiye Kararı” ve “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi-İkinci Daire, Altuğ Taner Akçam-Türkiye Kararı” başlıkları ile yayınlanmış çevirileri bulunmaktadır.

Özgürlük ve adalet için bir araya gelmeye var mısınız?

0

Mebuse Tekay / ÖZGÜRLÜK VE ADALET İÇİN BİR ARAYA GELMEYE VAR MISINIZ?

12 Eylül’e varacak karanlık bir dönemde Barış Derneği Genel Kuruluna İnsan Hakları Komisyon raporunu sunmuştum. Rapor ‘Tarihinin en karanlık dönemini yaşayan Türkiye bir yol ayrımındadır.’ gibi bir cümleyle başlıyordu. Yirmi dört yaşındaydım. Sonraki kırk yılı aşkın zamanda bu ve buna benzer cümlelerin yazılı olduğu kaç metin okudum, yazdım, imzaladım hatırlamıyorum. Uygar dünyanın Mars’a gitmeyi, yapay zekayı, metaversi konuştuğu, bunların hukukunu düzenlemeye çalıştığı bir dönemde, biz yine ilk kuşak insan hakları nedir sorusunun yanıtını anlatmak, savunmak durumunda kalıyoruz.

Gençlerimizi ülkede tutmakta zorlanıyoruz. Kadınların yükselttiği mücadele sonucunda Danıştay Savcısı’nın ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme hukuki değil’ tespitine seviniyoruz. Toplumdaki tüm muhalif kesimler baskı altında. Kürtleri temsil eden 8. Parti olan Halkların Demokratik Partisi de tıpkı daha öncekiler gibi ‘bölücülük’ iddiasıyla kapatılmak isteniyor. Yargı, istisnalar dışında tamamen bağımlı hale getirildi. Kamplaşma sürekli derinleştiriliyor. Korku egemen kılınmak isteniyor. Devlet siyaset mafya içiçeliği, hiçbir zaman bugün olduğu kadar birbirlerinin dilini etkileyecek yakınlıkta ve yaygınlıkta olmadı. Eskiden gizlenen bu ilişkiler artık fotoğraflarla gözümüze sokuluyor. Örgütlü güçler yalnızlaştırıldı, şimdi her kesimin önde gelenleri üzerinden gözdağı veriliyor.

Uzatmaya gerek yok, her şey hepimizin gözleri önünde oluyor. Biliyoruz. İliklerimize kadar hissediyoruz. Oysa insanlığın, gücün ve silahın hakim olduğu dönemden hukuk düzenine geçişi hayli eski. İnsanların ancak hukukla özgür olup barış içinde yaşayabileceği ve hukuku devletin uygulamakla yükümlü olduğu yüzlerce yıl önce anlaşılmış olsa da bugün hukuk yine meşruluk ölçüsü olmaktan çıktı.

Bu duruma nasıl geliyoruz? Her defasında neden duvarlara çarpıyoruz? Tamam buradan geri dönülmez artık dediğimiz her aşamada nasıl daha da geri düşebiliyoruz? Bunu konuşmalı, anlamalı, çıkarmamız gereken dersleri çıkarmalı, bir daha yaşamamak için ne yapmamız gerekiyorsa yapmalıyız.

Bana sorarsanız bunda, farklılıkları reddeden resmi ideolojinin hepimizi şu veya bu ölçüde etkilemiş olmasının payı var. Devletin farklılıkları kabul etmeyen, tek tip vatandaş isteyen, hoşgörüsüz ideolojisinin içine doğduk. Devletin ‘iyi’ yurttaşından beklediği ‘itaati’, ailemiz, öğretmenlerimiz, işverenlerimiz, hatta özgürlük mücadelesi için katıldığımız örgütlerimiz de bekledi.

Devlete karşı çıkarken aslında devlete benzedik. Ya itaat edip kendi cemaatlerimizin yanlışlarını görmezden geldik ya da katıldığımız her yerde özgürlüğümüzü savunmak zorunda kaldık, savunurken katılaştık, kendi doğrularımızı ‘en doğru’ belledik. Teorik olarak bildiğimiz doğruları uygulayıp hayatımızın bir parçası yapmayı başaramadık. Düşünce, ifade etme ve örgütlenme özgürlüğünü hep savunduk, teorisini öğrendik, müvekkillerimiz için anlattık ama özgürlük ne demek deneyimleyemedik.

Özgürlük bizim hep idealimiz oldu, doğalımız, siyasi ahlakımızın göstergesi olamadı. İfade özgürlüğünü savunurken bile bazı konuların tartışılamayacağını, o konuda öyle düşünülemeyeceğini söyleyebildik. Ya da artık geçerliliğini yitirdiğini düşünsek de dışlanma/eleştirilme korkusuyla hala otuz yıl önceki gibi düşünüyormuşçasına sessiz kaldık. Özgürlükle otorite arasındaki çekişmede devlete baş kaldıranların çoğu, ya farklı düşündüklerinde kendi otoritelerine, kendi topluluklarına karşı çıkmayı göze alamadı ya da başkalarına kendi doğrularını dayatmayı seçti. Üstelik en dayatmacılarımız en güvendiklerimiz, en sevdiklerimizdi çoğu zaman.

Mahkemelerde iktidara karşı müvekkillerimizin özgürlüğünü savunduğumuz kadar kendi gruplarımızda bireysel özgürlüklerimizi veya bizim gibi düşünmeyenlerin bize karşı söz söyleyebilme özgürlüklerini savunmadık. Hep birlikte muhalif olduklarımızın yanlışlarını biriktirir gibi birbirimizin hatalarını biriktirdik, bunları birlikte yürüyebileceğimiz yola engel olarak döşedik. Elbette bu sorunu aşan tek tek insanlar var ama aydınlarımız da dahil olmak üzere bu, muhalif kimliklilerin genel bir sorunudur. Ve bu monolitik düşünme, doğruyu ben bilirim tavrı, her defasında bir araya gelmemizi ve birlikte mücadele edebilmemizi engelliyor. O yüzden iktidarın somut bir haksızlığına karşı çıkarken bir araya gelebilsek de ittifak yapamıyor, ortak ilkeler, ortak adaylar belirleyerek birlikte yol alamıyoruz.

Aynı şeyi isteyenler olarak sayımız daha çok da olsa, aynı hedefe farklı  yollardan yürüdüğümüz biri yerine aykırı görüşten birinin seçilmesine yol veriyoruz. Bu aslında o kadar rasyonellikten uzak görünüyor ki ilk tepkiniz reddetmek olabilir. Ama düşünürseniz hak verebilirsiniz.

Yaşadıklarımızdan ders çıkarma, ayağa kalkma ve bir araya gelme zamanı. Hepimiz bir adım geri çekilip içini birlikte dolduracağımız boş alanı genişletebiliriz. Geçmişteki ya da yarının sorunu olabilecek ayrılıklarımız yerine, bugünkü ihtiyaçlarımızın aynılığına dikkatimizi verebiliriz. Ortaklaşacağımız bu alanın içini, toplumsal ve siyasi ihtiyaçların hukuksal karşılığını oluşturarak doldurabiliriz. Siyasetin ve toplumun gündeminde hukuk ve hukuksuzluk var. Herkesin ve her kurumun hukukla bağlı ve hukuka saygılı olduğu bir sistem artık günümüzün doğal bir ihtiyacı ve arayışıdır. Bunu yapabiliriz, hukuk bizim alanımız. Ve bunu başarabilirsek siyasetin önünün açılmasına da katkı sağlamış oluruz. Çağın gereklerine uygun yeni hukuksal mutabakatların da oluşturulması ihtiyacı var kuşkusuz ama önce nefes almaya ihtiyacımız var, konuşabilmeye, tartışabileceğimiz zemini sağlamaya ihtiyacımız var. Toplum öyle ezildi ki artık hiçbir siyasal güç tek başına yönetimi değiştiremez. Toplumdaki bütün kesimlerin sorunlarını gözeten bir geçiş süreci ittifakı ise ancak hukuk temelinde kurulabilir.

Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olabilmesinin asgari koşulları üzerine düşünmeli, konuşmalı ve bu çerçeveyi topluma sunabilmek için bir araya gelmeliyiz.

Yaşamak istediğimiz ideal ülkenin hukuk çerçevesini değil, bunu konuşup tartışabileceğimiz aşamanın/zeminin oluşturulmasının hukuki mutabakatını oluşturmak için kolları sıvamalı, sorumluluk almalı, dayatmadan dinleyebilmeyi öğrenmeli, denemeliyiz.

Yaşadıklarımızdan biliyoruz ki her karanlığın sonu var. Umutsuzluğa gerek yok ama tekrar tekrar aynı yere dönmemizi önleyecek soruları sormaya, ortak yanıtları bulmaya ihtiyacımız var.

Var mısınız?

Avukat Mebuse Tekay Kimdir?

1954 yılında Samsun’un Çarşamba ilçesinde doğdu. 1975 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi ve serbest avukat olacak çalışmaya başladı. Bireysel İş Hukuku ve Toplu İş Hukuku alanında çalışmalarda bulundu. Sendikaların toplu sözleşme görüşmelerine ve işçi eğitimlerine katıldı. Kuruluşundan kısa bir süre sonra kapatılan TBKP(Türkiye Birleşik Komünist Partisi)‘nin Genel Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev aldı.

İlerici Kadınlar Derneği, Barış Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi, Barş Girişimi, Yanyanayız, Sivil Anayasa, Deprem İçin Sivil Koordinasyon ve Irak Dünya Mahkemesi gibi sivil toplum kuruluşlarında ve platformlarında aktif olarak çalıştı.

Avukat Mebuse Tekay, 2008 yılında yapılan İstanbul Barosu Genel Kurulunda Katılımcı Avukatlar grubunun başkan adayı olarak yarıştı ancak seçilemedi.

Çalışma yaşamıyla ilgili makale ve karar incelemeleri akademik dergilerde, çeşitli gazeteler ve sendikal yayınlarda yer aldı. Süryay tarafından basılan 8 ciltlik Çalışma Mevzuatı’na dört yazardan biri olarak katkıda bulundu. “Kadınlar Çalışma Yaşamının Neresinde”, “Üniversiteli Gençlik”, “Yeni Sendikal Politikalar” başlıklı incelemeleri yayınlandı. 1987 yılında yayınlanmaya başlayan Alınteri dergisinin ve 1997 yılında yayına giren Açık Sayfa dergisinin yayın kurulu üyesi olarak çalıştı. Adam Öykü dergisinde öyküleri yayınlandı. Farklı kültürleri tanımak için seyahat etmek hayatında önemli bir yer tuttu. Dalış sporu ile yakından ilgilendi. Bir kız çocuğu annesi Mebuse Tekay, Annem Gibi Olmadım ve Batı Doğudan Başlar isimli eserlerin sahibidir. Günlük hukuk olaylarına ilişkin yorumlarını T24 internet sitesi için yazmaya devam etmektedir.

Poysdorf Bildirgesi

0
Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg, Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Jakub Kulhánek ve Slovakya Dışişleri Bakanı Ivan Korčok bildirgenin imza töreninde bir arada

Poysdorf Bildirgesi(The Poysdorf Declaration), 30 Haziran 2021 tarihinde, Slovakya Cumhuriyeti, Çek Cumhuriyeti ve Avusturya Federal Cumhuriyeti‘nin dışişleri bakanları tarafından ilan edilen insan hakları belgesidir.

Bildirgeye göre dijital hümanizm, insanların teknolojinin zararlarına ilişkin korkularına bir cevap niteliğindedir ve dijitalleşmeye insan merkezli bir yaklaşım sergilenmelidir. Yapay zeka ve benzeri dijital teknolojiler, şeffaflık ve insan haklarını önceleyen düzenlemeler yapmalı, bu teknolojilerin dezenformasyon amacıyla kötüye kullanılması engellenmelidir. Dijital çağda da devletler, insan haklarına uyumu sağlamalı ve bağlılıklarını teyit etmelidir.

POYSDORF BİLDİRGESİ

Dijital Hümanizm: Dijital Değişim Sırasında Yurttaşlar için bir Pusula

Sınır teknolojileri bütün dünyada birçok küresel sorunun çözüm öğeleri olarak memnuniyetle karşılanırken, teknolojinin özel yaşamımıza, ifade özgürlüğümüze ve demokratik kuruluşlarımıza yapabileceği etkilerin de farkında olmamız gerekiyor.

Yeni çıkan teknolojilere ilişkin kaygılar, şimdi günümüzün siyasal tartışmalarını şekillendiriyor: artan otomatikleşme, çok geçmeden, yaptığımız işlerin büyük bir kısmını gereksiz kılabilir. Dijitalleşmeden yararlananlar ile dijitalleşmeden dolayı bir kenara itilmiş hissedenler arasındaki uçurum gitgide büyüyor. Ağlaşmış platform ekonomisinde özel yaşamımız artık güvende görünmüyor.

Toplumsal yaşamımız gitgide sanal mekânda yer alıyor, böylece de yeni bağımlılıklar yaratıyor ve bizleri, katılan yurttaşlardan uysal tüketicilere dönüştürüyor. Demokratik kuruluşlarımızın, filtre baloncukları ve yankı odaları tarafından kökü kazınıyor. Yüz tanıma ve verilere gayrimeşru ulaşma, otoriter diktatörlüklerin elinde çıkarlar sağlıyor.

Kritik altyapımız siber saldırılara açıktır, bu da karşı koyma gücüne daha çok önem vermeyi ve siber güvenliği geliştirmeyi gerektiriyor. Dijitalleşme öyle bir noktaya varmış görünüyor ki,  insan olmanın ne demek olduğuna ilişkin anlayışımızın sorgulanmasına yol açıyor.

Dijital hümanizm, yurttaşların teknolojinin zararlarına ilişkin korkularına bir cevaptır. Dijital hümanizm, dijitalleşmeye insan merkezli bir yaklaşıma doğru yol almamızı sağlayan bir çerçeve sağlıyor; yapay zekâ gibi sınır teknolojileri düzenlememize izin veriyor ve insan haklarımızı korumayı, saydamlık eksikliğini ve bu gibi başka zararlı, kabul edilemez eğilimleri gidermeyi sağlayan ve otomatikleştirilmiş karar vermelere dayanan sistemlerle karşılaştığımızda insanın özerkliğini güvence altına almayı mümkün kılıyor. Bu, aynı zamanda risklerini göz ardı etmeden, problem çözme kapasitelerini barındıran teknolojilerin potansiyelinin aydınlanmış bir değerlendirmesidir.

Dijital hümanizm, dijital çağda insan olmanın ne demek olduğunu keşfetmek için sanat, felsefe ve insan bilimleri dünyasını güçlendirir. Dijital hümanizm dijitalleşmeye bir cevaptır; temel haklarımıza, aynı zamanda da insanın karşı koyma gücüne ve hayal gücüne olan inanca dayanan üçüncü bir yoldur.

Dijital Hümanizm ve İnsan Hakları

Yapay zekâ gibi teknolojiler insan hakları ve insan onuru için ciddî sorunlara neden olabilir. Avrupa, ülkelerin ve şehirlerin böyle teknolojileri yaymalarına karşı sesini yükseltmeli ve yurttaşları kontrol etme ve gözetleme için kullanılmalarına karşı koymalıdır. Aynı şekilde Avrupa, yurttaşların ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, barışçıl toplanma özgürlüğü ve hareket etme özgülüğü gibi haklarını savunmalıdır.

Bunlardan başka, Avrupa, dijital değişimin genç kuşaklara olumsuz etkiler yaratmamasını, en başta da yapay zekânın (AI) gençlerin bilgisel becerilerini ve gerçekliği algılamalarını güvence altına almalı.

Üç Bakan, yenilikçi teknolojilerin kişilere ve toplumlara vadettikleri şeyler olduğunu ve yeni fırsatlar sağladığını kabul ediyor, ama aynı zamanda devletlerin ve başka aktörlerin dijital mekânda sağlıksız amaçlar için kullanılan çarpıtılmış bilgilerin gitgide artan boyutlarına ve karmaşıklığına ilişkin derin kaygılarını dile getiriyor. Çarpıtılmış bilgiler, halkın demokratik süreçlerimize ve kuruluşlarımıza olan güvenini yok edebilir, halk sağlığı inisyatiflerini engelleyebilir, stereotipleri yeniden güçlendirilebilir ve ayırımcılığı, yabancı korkusunu ve şiddeti teşvik edebilir.

Üç Bakan çarpıtılmış bilgileri ele alma, ama aynı zamanda serbest, açık, uyumlu, güvenilir ve güvenli interneti  ̶ insan haklarına, demokrasiye ve hukukun egemenliğine tam saygı gösteren interneti ̶  güvence altına alma ihtiyacı konusunda görüş birliğindedirler. Böylece çarpıtılmış bilgiler sorununu ele almak için kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum arasında işbirliği çok önemli görünüyor.

Üç Bakan, bu dijital hümanizmin temelindeki değerleri, kavramları ve fikirleri teşvik etmek için işbirliği yapmada anlaşmış bulunuyor. İnsan merkezli teknolojileri, ilkeleri, düzenlemeleri, normları, standartları ve hukuk mekanizmalarını, bunlar arasında da Avrupa Birliğinde ve BM, Uluslararası Telekomünikasyon Birliği, UNESCO, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı ve Avrupa Konseyi dahil olmak üzere, uluslararası forumlarda dijital insan haklarını korumayı teşvik edecekler.

Avusturya Cumhuriyeti Avrupa ve Uluslararası İşler Federal Bakanlığı için
Alexander Schallenberg
Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı için
Jakup Kulhánek
Slovakya Cumhuriyeti Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı için
Ivan Korčok

Dijital Hümanizm

0

Dijital hümanizm, yapay zekâ, algoritmalar, veri ve dijital platformlar gibi teknolojilerin, insanı merkeze alan bir anlayışla geliştirilmesini ve kullanılmasını savunan felsefi ve etik bir yaklaşımdır. Dijital Hümanizm, insan hakları, demokrasi, kapsayıcılık ve çeşitlilik temelinde dijital teknoloji geliştirme ve politikalarını mercek altına alır. Bu yaklaşım, dijital dönüşümde hız, verimlilik ve kârın tek belirleyici ölçüt haline gelmesine karşı çıkar; insan onuru, özgürlük, adalet, mahremiyet ve etik ilkelerin temel referans noktaları olarak korunmasını amaçlar. Dijital hümanizm düşüncesi, kişisel verilerin etkin ve sıkı biçimde korunmasını vazgeçilmez bir ilke olarak kabul eder. Bu çerçevede, algoritmaların insanı salt bir veri nesnesine indirgemesine, yapay zekâ sistemlerinin hukuki ve etik açıdan hesap verebilirlik tesis edilmeden karar alma mekanizmalarına dâhil edilmesine, dijital gözetimin olağanlaştırılmasına ve platformların insan davranışları ile yaşam pratiklerini yönlendiren veya manipüle eden yapılar haline gelmesine karşı eleştirel bir yaklaşımı ifade eder.

Poysdorf Bildirgesinde Dijital Hümanizm

Bildirgeye göre dijital hümanizm, insanların teknolojinin zararlarına ilişkin korkularına bir cevap niteliğindedir ve dijitalleşmeye insan merkezli bir yaklaşım sergilenmelidir. Yapay zeka ve benzeri dijital teknolojiler, şeffaflık ve insan haklarını önceleyen düzenlemeler yapmalı, bu teknolojilerin dezenformasyon amacıyla kötüye kullanılması engellenmelidir. Dijital çağda da devletler, insan haklarına uyumu sağlamalı ve bağlılıklarını teyit etmelidir.

Dijital hümanizm, yurttaşların teknolojinin zararlarına ilişkin korkularına bir cevaptır. Dijital hümanizm, dijitalleşmeye insan merkezli bir yaklaşıma doğru yol almamızı sağlayan bir çerçeve sağlıyor; yapay zekâ gibi sınır teknolojileri düzenlememize izin veriyor ve insan haklarımızı korumayı, saydamlık eksikliğini ve bugibi başka zararlı, kabul edilemez eğilimleri gidermeyi sağlayan ve otomatikleştirilmiş karar vermelere dayanan sistemlerle karşılaştığımızda insanın özerkliğini güvence altına almayı mümkün kılıyor. Bu, aynı zamanda risklerini göz ardı etmeden, problem çözme kapasitelerini barındıran teknolojilerin potansiyelinin aydınlanmış bir  değerlendirmesidir. Dijital hümanizm, dijital çağda insan olmanın ne demek olduğunu keşfetmek için sanat, felsefe ve insan bilimleri dünyasını güçlendirir. Dijital hümanizm dijitalleşmeye bir cevaptır; temel haklarımıza, aynı zamanda da insanın karşı koyma gücüne ve hayal gücüne olan inanca dayanan üçüncü bir yoldur

Dijital Hümanizm

Hukuk Devleti Avukatın İşi

0

Hukuk Devleti Avukatın İşi / Av. M. Turgay Bilge

Türkiye Cumhuriyeti tüm çağdaş demokrasilerde olduğu gibi güçler ayrılığı ilkesini benimsemiştir.

Güçler ayrılığını yaşama geçirense ”hukuk devleti” ilkesidir. Bu ilke devlet ve toplum yaşamında hukukun üstünlüğünü sağlar.

Anayasamızın cumhuriyetimizin niteliklerini belirleyen 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Anayasa Mahkemesi, hukuk devletini, “insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzenini kuran ve kendini bunu devam ettirmekle yükümlü sayan, bütün işlemleri ve eylemleri yargı denetimine tabi olan devlet” şeklinde tanımlamıştır.

Diğer yandan, temel hak ve özgürlüklerin evrensel olarak ve ayrım gözetmeksizin herkes için gerçekleştirilmesi çağımızın başlıca amaçlarından birisidir.

Devletin işlevi temel hakları somutlaştırmak ve güvence altına almaktır. Bu temel hakların en önemlilerinden biri de hiç kuşkusuz adil yargılanma hakkıdır.

Adil yargılanma hakkını temin eden adil yargılama, devletin temel görevlerinden olan adalet dağıtma görevinin özünü oluşturur. Adil yargılanma hakkı, hak arama özgürlüğünün bir sonucudur. Günümüzde adil yargılanmanın ölçütlerinden olan savunma hak ve yetkisi avukatlarca yerine getirilmektedir.

İnsanlık tarihi kadar eski olan savunma hakkının bir vekil aracılığı ile kullanılması avukatlık mesleğini yaratmıştır.

Avukatlık başlangıçta ceza hukukunda “savunma mesleği” olarak gelişmiş, modern toplumun kuruluşu sonrası avukatlık mesleği “savunma ve hak arama mesleği” olarak tanımlanmıştır.

Onun için siyasal liberalizm tarafından çağımıza armağan edilmiş bulunan ve avukatlık mesleğinin icra edilmesinin asgari koşullarını oluşturan; “hukuk, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, hukukun egemenliği, demokrasi, insan hakları, sınırlı devlet, kuvvetler ayrılığı, kanun/hukuk önünde eşitlik, fırsat eşitliği, hukuk güvenliği, adil yargılanma hakkı, yargı bağımsızlığı, hukukun tanıdığı ve koruduğu hak gibi, özgürlük” gibi kavram ve kurumlar, sadece ve sadece liberal demokratik toplumlarda mevcuttur.

Yargılama faaliyetinin asli/kurucu unsuru olan avukat, varlığıyla bu faaliyeti demokratikleştiren unsurdur. O nedenle, avukat olmadan yapılan yargılama, demokratik olmayacağı gibi adil de olmaz.

Adına içtihat ya da karar dediğimiz yargısal metinleri üretenler aslında avukatlardır. Çünkü ve özellikle hukuk davaları, buna bağlı olarak yargılama süreci ve yargılama sonunda karar verilmesi avukatın açtığı dava ile başlar. Değilse yargıç “Ben bir içtihat üreteyim, bir karar vereyim.” diyerek kendi kendiliğinden dava açamaz.

Ceza davalarında yargılama sürecini ve verilen kararları etkileyen, şekillendiren en önemli etken de avukatın yaptığı savunmadır.

Bütün bu nedenlerle demokratik hukuk devletlerinde avukat, yargılama faaliyetinin olmaz ise olmaz unsurudur.

Türkiye’de ise hukuk devleti, insan hakları ve avukatlık mesleğindeki Batı’nın 200 yıllık gelişmesi 80 yıla sığdırılmaya çalışıldı.

27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve son olarak 15 Temmuz sonrası dönemlerinde avukatların özverili savunma çabaları ve baroların mücadeleleri daha çok avukatın savunma – devlet dışında üstlendikleri toplumsal rolleri kapsamında gerçekleşti.

Avukatın mücadelesinin savunma – devlet dışındaki yerinden bahsederken şu yanılgıya da düşmemelidir: Avukat; yargı içinde veya dışında tek tek müvekkillerinin “haklarını” aramakta, savunmaktadır, topyekûn bir ideoloji ya da zümrenin değil…

Avukatın yaptığı faaliyetin kolektif bir faaliyet olmayıp, bireysel bir faaliyet olduğunu; kolektif faaliyeti baroların yapmasının daha uygun ve etkili olacağını hatırlatalım. Nitekim eğer bir siyasi ceza davasında müdafi hukuki görev sınırları dışına çıkıp, müvekkilinin siyasi savunmasına katılıyorsa o taktirde o avukat hukuki savunma değil başka bir şey yapmaktadır.

Avukatın kendi siyasi kimliği ile müvekkilinin siyasi kimliğini özleştirerek davranması da avukatlık mesleğinin kabul edebileceği bir şey değildir. En klasik meslek ilkesine göre avukat davada taraf olmamalıdır. Avukatın hukuk siyaseti ve hukuk adına hukukun dışına çıkmasıyla, yargı ve savunma faaliyetini siyasallaştırması tamamen farklı şeylerdir.

Mesleğini bireysel idealleri üzerine kuran ve yürüten, toplumsal sorumluluklarını üzerlerinde fazlasıyla hisseden duyarlı avukatlara karşılık; avukatların sayısındaki büyük artışlar (Mevcut hukuk fakülteleri yılda 20 binin üzerinde mezun vermektedir.), aynı zamanda avukatların kendi içlerinde de uçurumlara yol açmaktadır. Bir yanda baro aidatını ödemekte zorlanan avukatlara karşılık, diğer yanda onlarca avukatı asgari ücretle çalıştıran “patron” avukatlar ve daha büro isimlerinden, kendilerini tanıtmalarından başlayarak, “klasik meslek ilkelerinden” habersiz meslek yürüten önemli sayıda kişi avukatlık yapmaktadırlar.

Adil yargılanma hakkının olmazsa olmazı, yargı bağımsızlığı ve yargıç tarafsızlığıdır.

Bağımsız yargının en büyük güvencesiyse savunmanın temsilcisi olan bağımsız avukatlıktır.

Avukatlık kanunlarında “bağımsızlık” tanımı durmakta ancak uygulamada “bağımlı avukat” tipi gelişmektedir. Bir meslektaşı yanında veya bir şirkette “sigortalı” çalışan on binlerce avukat ve kamuda görevli yaklaşık 4 bin memur avukat mevcuttur. Farklı çalışma biçimleri ve statülerine sahip avukatlar arasında önemli gelir ve özlük hakları dengesizlikleri ve bağımsızlık sorunları yaşanmaktadır.

Avukatlık Kanunu 1. maddesi de “Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder” der. Bu sebeple avukata tanınan yetkiler savunma hakkına, yani bir temel hakka varlık ve geçerlik kazandırmaya yarar, dolayısıyla hukuk devletine hizmet eder.

Savunma hakkını teyit eden Havana Kuralları çağdaş ülkelerin avukatlara karşı görevlerini belirler. Savunma görevinin çalışmalarını kolaylaştırmak ve olası baskıları yok etmek evrensel bir eğilim ve çağdaş devletlere yüklenen görevdir.

Nasıl ki, adalet devletin temeliyse avukatlık da adaletin temelidir. Adaletin güçlü ve bağımsız sesi olan avukatların “Hukuk Devleti” içindeki yerleri tartışılamaz.

Avukatların üstlenmesi gereken anlaşmazlıkların dostane çözümüne öncelik tanımak görevleri toplumsal barışın da güvencelerinden biridir. Avukatlık mesleği özünde ve özetle hak için halkın temsilciliğidir.

Avukatların en saygınları bu anlamda, sivil toplum örgütlenmelerinde yer alarak ve bunların öncülüğünü yaparak yasa koyucuya yön verme ve bu mücadeleyi kamuya duyurma konusunda geniş çalışmalar yaptı. İnsan haklarının tarihsel gelişimi avukatlık mesleğinin sembolik değerini ortaya koyan davalar ve savunmalarla doludur.

Jacques Verges’in Savunma Saldırıyor adlı eserinde de söylediği gibi iki türlü dava vardır: Uyum davaları ve kopuş davaları. Klasik avukatın görev alanı birinci tür davalar içindedir. Kopuş davalarındaki durum ise ancak klasik meslek ilkelerinin dışında, avukatın “saf siyasi” bir davranışta bulunması şeklinde anlaşılabilir.

Feodal devlet – toplumun yıkılması, modern toplumların kurulması sürecinde avukat ve yeni meslek örgütleri toplumun sözcüsü durumundadır. Avukatın altın çağda “toplumun sözcüsü” olarak kabul edilmesinin nedeni, “yargılama içinde iktidara meydan okuması” değil, eski devlete/iktidara karşı yeni devleti/iktidarı savunması ama bununla yetinmeyerek; tüm toplumsal alanlarda modern toplum düşüncesini savunması, gelişmesine katkıda bulunmasıdır.

Ancak modern toplumlar kurulduktan sonra, “modern sonrası” dönemde bu misyonun sona erdiğini düşündürecek gelişmeler söz konusu. Bugün batıda avukatlar kendi toplantılarında “avukatlık piyasasının”, milyar dolarlarla ifade edilen bir pazar olduğunu ve bu pazarın paylaşımı konusunu konuşmaktalar.

Gelişmiş ülkelerde avukatlar artık sundukları hizmeti “hukuki yardım” olarak değil, “hukuk hizmeti satışı” olarak görmektedirler. Yeni dönemde klasik avukatlığın yerini uzlaşma avukatlığı yer almakta, diğer yandan ihtilafların çoğunluğu yargı kapsamından çıkartılmaktadır.

Avukatlığın bir anlamda insan haklarını ve temel özgürlükleri savunma mesleği olma niteliği, uluslararası alanda giderek köklenen “İnsan Hakları Mevzuatı” bütün dünya avukatları ve özellikle uygarlık çizgisinin göreceli olarak gerisinde bulunan toplumların avukatları için yeni ve büyük sorumluluk alanları belirliyor.

Avukat yalnızca basit bir savunman değildir. Avukat bazen özgürlük adına yargıya bütünüyle ters düşmekten çekinmez. Avukatların duruşmalarda, bir savunma makamı olarak varlıklarını hissettirebilmeleri için, yasanın kendilerine verdiği yetkilerin çok üzerinde bir performans göstermeleri ve cesur olmaları ve bazen adeta düzene meydan okumaları gerekir.

İnsan hakkını, özgürlüğünü, onurunu, yalnızca yürürlükteki hukuk düzeni içinde savunmak yeterli değildir. Çoğunlukla olan hukuku aşmak ve onu çağdaşlaştırmak da avukatın işidir.

Hukuku yaşayan bir olgu olarak kabul ettiğimizde, daha uygar bir hukuk düzenini oluşturabilmekten öncelikle, hukukun genetiğini kavrayan ve onun olumlu yönde nasıl gelişebileceğini duyumsayan avukatlar sorumludur.

Sorumluluklar beraberinde toplum içinde daha etkin, dolayısıyla daha saygın bir konuma ulaşmak zorunluluğunu getiriyor. Bu, toplumun avukatlık mesleğine vereceği bir taviz değil. “İnsan haklarına saygı ilkesine dayalı uygar bir toplum” haline gelebilmek için varılması gereken ortak bir hedeftir.

Günümüzün uygar toplumlarında, uygarlaşmanın temel taşı sayılan “insan haklarına saygı” ideali ile toplumda avukatların etkinliği ve saygınlığı arasında güçlü bir bağlantı vardır.

Yargının giderek siyasallaştığı ve adil yargılanmanın gerçekliğinin tartışıldığı günümüz Türkiye’sinde de toplumun hukukçulardan ve özellikle avukatlardan beklentisi çok büyüktür.

Bu beklentiyi somutlaştıran ve bunun sonuçlarını alan Batı ülkelerinde bulunmuş olan avukatlar, taşıdıkları avukatlık hüviyetinin kendilerine Türkiye’de alışmadıkları bir saygınlık kazandırdığını görürler.

Türkiye, ne yazık ki kuruluşundan bu yana hedeflediği çağdaş uygarlık düzeyine bir türlü ulaşamadı. Aksine bu hedeften uzaklaşmakta olduğu da tartışılabilir hale geldi. Bu ortamda avukatlar olarak yapacağımız şey önce günümüzde dünyada hukuk devleti ve çağdaş demokrasilerin nasıl işlemekte ve bu kavramların nasıl gelişmekte olduğunun farkında olmaktır. Bu farkındalığı yaşayan meslektaşımızın fazla sayıda olduğunu söylemek fazla iyimser bir yaklaşım olur…

Bilimsel araştırma faaliyetleri yürüten, demokrasi ve insan hakları alanında örgütlenen veya mevcut örgütlere katkı veren avukat sayımız oldukça yetersiz.

Avukatlar toplumun tüm kesimlerine insan hakları mevzuatının tüm kapsamını siyasi veya maddi çıkar gütmeksizin anlatmalı, insanları insan oldukları için sahip oldukları haklar konusunda bilinçlendirmelidir. Diğer bir deyişle insan haklarını avukatlık ve hukukçuluk mesleğinin ideali haline getirmemiz gerekiyor. İnsan hak ve özgürlüklerinin eksiksiz yaşanmasında toplumun etkin bir avukatlık hizmetine ihtiyacı olduğu konusunda halkımızı ikna etmemiz zorunludur.

Bu gerekleri yerine getirmediğimiz, avukatlık bilincini ve saygınlığını erozyona uğrattığımız ve mesleği etkinliği sınırlı, uygulama kalıpları içinde sıradanlıkla yürütülen bir hizmet olarak sürdürdüğümüz sürece, Türk toplumunun uygarlık yarışında final grubuna girmesi gecikecektir.

Avukatın saygınlığı ve etkinliğinden bahsederken ülkemizdeki uygulamalara karşılaştırmalı bakacak olursak:

Duruşma kelimesinin Fransızca karşılığı ise “tartışma” sözcüğünden geliyor ve duruşmada avukat hukuksal sorunu özgürce tartışıyor. Türkiye’de ise duruşma, avukatlar için mümkün olduğunca az konuşup ayakta geçirilen kısa bir formaliteden ibaret kalıyor.

Avukat, AİHM’nde duruşmadan 15 dakika önce mahkeme başkanının ofisine tanışma ve sohbet için davet ediliyor, bizdeyse duruşma salonlarının kapısında saatlerce çoğu zaman keyfilikle bekletiliyor.

AB ülkelerinde en az 5 yıllık zorlu bir hukuk eğitimi ve en az 2 yıllık staj, sınav ve 10 yılın sonunda mesleğe başlayabilen avukatlara karşılık, ülkemizde fakülteden 4 yılda mezun olup 1 yıllık stajla mesleğe adım atıyoruz.

Alman Anayasa Mahkemesi verdiği bir kararda, bireylerin hukuki meselelerde bilgilendirilmesinin, aslında devletin asli görevleri içerisinde olduğu ve bu görevin yasa ile avukatlara bırakıldığını ifade etmiştir. Bu anlamda avukatlar kamu görevi üstlenmişlerdir.

Bizim mevzuatımızdaysa avukatlık hem serbest bir meslektir, hem kamu hizmetidir. Avukat hem bağımsızdır, hem kamu görevlisidir, hem yargı görevi yapar.

Bunların mevzuattan uygulamaya ne oran ve dengede yansıdığını bir yana; bu çoklu görev ve sorumluluk tanımı içinde avukatlık mesleği, mesleğin esnaflık yönünü benimseyen avukatlarla hukuk devleti adına kamu hizmeti yürütmek çabasında olan avukatlar arasında gidip gelmektedir.

Max Weber‘e göre “Avukatlar, ancak akılcı dava usullerinin uygulanmaya başladığı devirlerde ortaya çıkmışlardır. Sadece belli formüller söylemekle görevli ‘sözcü’ ile tam hukuk tekniği bilgisini davalı ya da davacının savunmasına tahsis eden “avukat” arasında fark vardır.”

Bugünkü yargılama sistemimiz, tembelliğe, baştan savmacılığa prim tanıyor. Sistemde oluşan alışkanlıklar, usul hukukundaki olanakların kullanılmasını bile engellemekte. Ne savcılar, ne avukatlar, ne de yargıçlar, gerçek bir yargılamanın yapılmasını sağlayacak yasal dayanakları olan bir yorumu yapmak isteğini göstermemektedirler.

Bugünkü olumsuz koşullara ve etkisiz konumuna karşın avukatın, yargıdaki etkinliğini rakamlarla açıklamak mümkündür: Günümüzde 403 cezaevinde yaklaşık 45 bini tutuklu 345 bin kişi bulunmaktadır. Ülkemizde bir dosyanın ortalama görülme süresi hukuk yargısında ilk derecede 250, bölge adliye mahkemesinde 350, Yargıtay’da 200, ceza yargısında soruşturma ve ilk derecede toplam 420, bölge adliye mahkemesinde 200, Yargıtay’da ise 650 günün üzerine çıkmaktadır. Avrupa’da ise en uzun kamu davalarını süreleri bile 5- 6 ayla ifade edilebiliyor. Yargıtay ceza dairelerine gelen yıllık 80 bin kararın 35 bini yani yaklaşık yarısı bozuluyor. Ceza yargımızda görülen her 100 davadan yaklaşık 40’ı beraatla sonuçlanıyor. Yani suç isnat edilen 100 kişiden 40’ı suçsuz! Oysa Avrupa’da her 100 davadan 95’i, Japonya’da 99’u mahkumiyetle sonuçlanıyor.

Diğer yandan, savunmanın “adil ve etkin” hüküm temininde, yargıç kadar etkili olduğu, Yargıtay’ca verilen her bozma kararı ile bir kez daha kanıtlanmaktadır. Mahkemelerce verilen her üç ceza kararından biri bozuluyor. Bu oranlar Türkiye’de hazırlık soruşturmasının zaafı mı yoksa savunmanın etkinliği olarak mı yorumlanmalıdır? Bence her iki yorum da avukatın önemini değiştirmeyecektir.

Bu öneme karşılık avukatlığın “etkin ve adil bir yargı” açısından içinde bulunduğu koşullar kabul edilebilir değildir.

1924’te 2. Dönem milletvekillerinden ve Adliye Komisyonu üyesi Feridun Fikri Bey, yargının önemli bir unsurunun bilincindedir: “Yargıyı iki kanatlı bir uçağa benzetmek istersek avukatlık onun bir kanadıdır. Avukatlar yeteri derecede yetişmemiş olurlarsa, mahkemeler görevlerinin gereklerini asla yerine getiremezler” der. Cumhuriyetin ilk yıllarında avukatlık lehine böyle bir görüş mevcutken, daha sonraları iddia makamı, yargı içinde kendisine haksız olarak üstün bir yer sağlamış, savunma sistemin dışına itilmiş ve avukatlar giderek işlevsiz bırakılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.

Yargılama tekniğimize etkin olan tahkik sisteminde avukata adeta gerek yoktur. Bugün yargıçlar avukatlara bu gözle bakma eğilimindedirler. Faruk Erem’in deyimiyle, uygulanan “karma sistem” ile diyalektik yok edilmiştir. “Savunma köle olarak” görülmektedir. İddia makamının yargıdaki yerinin haksızlığı, savunmaya karşı elinde bulunan olanakların eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır.

Avukatlık mesleğinin yargıya katkısının artması için ilk koşul, avukatlık mesleğinin anayasada işlevine uygun bir yer edinmesidir. Avukatın yargılamadaki etkinliğinden söz edilebilmesi için, her şeyden önce yargılamaya dahil olması gerekmektedir.

Doğal olarak, avukatlığın asli unsuru olduğu olduğunu ileri sürdüğümüz ve üzerinde hak iddia ettiğimiz yargı, bağımsızlığı olan bir yargı erkidir. Yargının asli öğesi olan savunma ve avukatlık mesleği kendi bağımsızlığına da aynı derecede duyarlı olmak zorundadır. “Etkin ve adil bir yargı“ya avukatlık mesleğinin katkısının artmasında hareket noktamız, öncelikle, yargılamada diyalektiğin sağlanması olmalıdır.

Buraya kadar idealize ettiğimiz hukuk devleti, adil yargı ve avukatlık kavramlarının yaşama geçirilmesini ancak her bakımdan donanımlı, hukuk tekniği ve yargılama diyalektiğini özümsemiş avukatlar sağlayabilir.

Tüm bu nedenlerle genelde hukukçunun, özelde de avukatların çok özel bir eğitimden geçmesi gereklidir. İyi yetişmiş, etik değerleri içselleştirmiş, bilgili, yetenekli ve cesur avukatlara gereksinimimiz vardır.

Mevzuat ve uygulamada mevcut olumsuzluklar yanında, bugün ülkemizde, hukuk öğretim ve eğitimi ile staj eğitiminin yeterli ve çağın gerekleri ile uyumlu olmadığı, siyasal, sosyal ve yargı alanında ortaya çıkan sorunların, temel nedenlerinim bu yetersizlikten kaynaklandığını düşünüyorum.

Avukatlık mesleğinin “etkin ve adil” yargıya katkısı ve “etkin ve adil” hükmün oluşmasındaki rolü, ancak yargılama sistemindeki köklü bir reformla mümkün olabilecekken; son yıllarda yürütülen “Yargı Reformu Stratejisi” ve “yeni anayasa” tartışmalarını, siyasal iktidarın yargının bağımsızlığı konusundaki duyarsızlığı ve hatta yargıyı bağımlı kılma politikası umut kırıcı ve güvenilmez kılıyor.

Yargıtay’ın bir dairesinin Anayasa Mahkemesinin Can Atalay hakkındaki ihlal kararını tanımayarak üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmasıyla yargı ve hukuk devleti ilkesi üzerinde yaşanan ciddi kırılma sonrası yaşamakta olduğumuz süreci; hem adil yargılama ve hukukun üstünlüğünü yeniden tesis, hem de mesleğimizin etkinliğini sağlamak açısından verimli geçirmemiz de avukatların çabalarına bağlı olacaktır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

M. Turgay BİLGE Hakkında:

1970 yılında Konya’da doğdu. 1988 yılında Konya Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. (Koya Maarif Koleji) Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1992 yılında bitirdi. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku ABD Uluslararası Hukuk Bilim Dalında yüksek lisansını tamamladı. 2009 – 2013 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği, 2012-2016 yılları arasında T. C. Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Üst Kurulu Üyeliği yaptı. 2012-2018 yılları arasında Konya Barosu Yönetim kurulu üyeliği görevi yaptı. 2009-2013 yıllarında Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu üyeliğini yürüttü. T. C. Adalet Bakanlığı Sınav – Mülakat Kurulu Üyeliği görevlerini yürüttü. İş Hukuku, Ticaret Hukuku, Tüketici Hukuku, Sigorta Hukuku Uzman Arabuluculuk konusunda uzmanlaştı. Ayrıca 2016 yılından beri Selçuk Üniversitesi, TOBB ETÜ, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Karatay Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi, İstanbul Medipol Üniversitesi, Ankara Medipol Üniversitesi, Konya Barosu’nda Arabuluculuk ve Uzlaştırma eğitimlerinde Bakanlık yetkili eğitmen olarak görev yaptı. 1996 – 2010 yıllarında Konya Gazeteciler Cemiyeti hukuk danışmanlığını yürüttü. 2020 yılından bu yana Çağlayan Arabuluculuk ve Alternatif Çözüm Merkezi A. Ş. ortağıdır. Adalet Bakanlığı Siciline 1 numara ile kayıtlı Türkiye’nin ilk Arabulucusu’dur. 1993 yılından itibaren serbest avukat olarak çalışmaktadır. Halen Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk ABD Medeni Usul Hukuku ve İcra İflas Hukuku Bilim Dalında doktora çalışması devam etmektedir. İngilizce ve Almanca bilmektedir.[/box]

https://hukukansiklopedisi.com/avukatlik-hukuku-mevzuati-ve-uluslararasi-metinler/

Avrupa Kentli Hakları Bildirgesi

0

Avrupa Kentli Hakları Bildirgesi, Avrupa Konseyi Avrupa Yerel Yönetimler Konferansı’nda 18 Mart 1992’de kabul edilmiştir. Avrupa kent ve kasabalarında yaşam kalitesinin iyileştirilmesine ilişkin bir dizi evrensel rehber ilke ve metodolojiler sunmaktadır.

Avrupa Kentli Hakları Bildirgesi

Aşağıda belirtilen hakların gerçekleşmesi fertlerin, dayanışma ve sorumlu hemşeriliğe ilişkin eşit yükümlülükleri kabul etmesine bağlıdır. Avrupa yerleşimlerinde yaşayan kent sakinleri şu haklara sahiptir:

1. Suç, şiddet ve yasa dışı olaylardan arındırılmış emin ve güvenli bir kent,
2. Hava, gürültü, su ve toprak kirliliği olmayan, doğası ve doğal kaynakları korunan bir çevre;
3. Yeterli istihdam olanaklarının yaratılarak, ekonomik kalkınmadan pay alabilme şansının ve kişisel ekonomik özgürlüklerin sağlanması;
4. Mahremiyet ve dokunulmazlığın garanti edildiği, sağlıklı, satın alınabilir veya kiralanabilir, yeterli miktarda konut stoku,
5. Toplu taşım özel arabalar yayalar ve bisikletliler gibi tüm yol kullanıcıları arasında, birbirinin hareket kabiliyetini ye dolaşım özgürlüğünü kısıtlamayan uyumlu bir trafik düzeni,
6. Beden ve ruh sağlının korunmasına yardımcı bir sağlık düzeni,
7. Yaş yetenek ve gelir durumu ne olursa olsun, her birey için spor ve boş vakitlerini değerlendirebileceği olanaklar,
8. Herkese açık ve çeşitli kültürel faaliyetlere, yaratıcı aktivitelere ve benzeri olanaklara uygun mekanlar,
9. Geçmişten günümüze farklı kültürel ve etnik yapıları bir arada barındıran toplulukların barış içinde yaşamalarının sağlandığı demokratik bir ortam,
10.Tarihi yapı mirasının duyarlı bir biçimde restorasyonu ve nitelikli çağdaş mimarinin uygulanmasıyla, uyumlu ve güzel fiziksel mekanların yaratılması;
11.Yaşama, çalışma, seyahat işlevleri ve sosyal aktivitelerin olabildiğince birbirleriyle ilintili olmasının sağlanması;
12.Çoğulcu demokrasilerde; kurum ve kuruluşlar arasındaki dayanışmanın esas olduğu kent yönetimlerinde; gereksiz bürokrasiden arındırma, yardımlaşma ve bilgilendirme ilkelerinin sağlanması;
13.Kararlı ve aydın yapıdaki tüm yerel yönetimlerin, doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik kalkınmaya katkı konusunda sorumluluk sahibi olması;
14.Yerel yönetimlerce ekonomik kalkınma ile çevrenin korunması ilkesi arasındaki uzlaşmanın sağlanması;
15.Erişilebilir, kapsamlı, kaliteli mal ve hizmet sunumunun yerel yönetimler, özel sektör yada her ikisinin ortaklığıyla sağlanması;
16.Yerel doğal kaynak ve değerlerin, yerel yönetimlerce, akılcı, dikkatli, verimli ve adil biçimde, beldede yaşayanların yararı gözetilerek, korunması ve idaresi;
17.Bireyin sosyal, kültürel, ahlaki ve ruhsal gelişimine, kişisel refahına yönelik kentsel koşulların oluşturulması;

Yargıtay Önceki Başkanları 

1
Yargıtay Önceki Başkanları

Yargıtay Önceki Başkanları 

İsmail Rüştü CİRİT(10 Şubat 2015-….)

İsmail Rüştü Cirit – Yargıtay Başkanı

 Ali ALKAN (07.05.2012 – 09.02.2015)

A. Nazım KAYNAK (02.06.2011 – 05.05.2012)

Hasan GERÇEKER (06.02.2008 – 01.06.2011)

Hasan Gerçeker

Osman ARSLAN (02.12.2004-20.12.2007)
Eraslan ÖZKAYA (19.06.2002-01.12.2004)

Eraslan Özkaya

Sami SELÇUK (07.07.1999-15.06.2002)

Sami Selçuk

Mehmet UYGUN (11.07.1997-01.07.1999)
Müfit UTKU (05.07.1993-07.07.1997)
İsmet OCAKÇIOĞLU (04.07.1989-05.07.1993)

Ahmet COŞAR (1986-1989)
Yargıtay Önceki Başkanları 
Nihat RENDA (1984-1986)

1921 yılında Yanya’da doğmuştur. Ankara Hukuk Fakültesini 1942 yılında bitirdikten sonra Nisan 1946 tarihinde Iğdır Hâkim Yardımcısı olarak mesleğe girmiş, sırasıyla Lüleburgaz Ceza Hâkimliği, Yüksek Hâkimler Kurulu Raportörlüğünde bulunmuştur. 21 Aralık 1964 tarihinde Yargıtay Üyeliğine ve 1984 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilen Nihat Renda, bu görevinden 01.12.1986 tarihinde yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılmıştır.

Yargıtay Önceki Başkanları 
Derviş TURHAN (1980-1984) 

1919 yılında Mardin’de doğmuştur. Ankara Hukuk Fakültesini 1942 yılında bitirdikten sonra, 16 Ağustos 1945 tarihinde Artvin C.Savcı Yardımcısı olarak mesleğe girmiş, sırasıyla Çemişgezek Hâkimliği, Simâv ve Eskişehir Hukuk Hakimliklerinde bulunmuştur. 28 Ekim 1963 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 7.6.1973 tarihinde de Yargıtay 13.Hukuk Dairesi Başkanlığına seçilmiştir. 13.Hukuk Dairesi Başkanı iken ek görev olarak Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı görevinide yapmıştır. 15 Eylül 1980 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilen M.Derviş Turhan, 3 Ağustos 1984 tarihinde yaş sınırı nedeniyle bu görevinden emekliye ayrılmıştır.

Cevdet MENTEŞ (1972-1980)

Eski Yargıtay Başkanı ve Adalet Bakanı Cevdet Menteş

Yargıtay Önceki Başkanları 
Ferruh ADALI (1969-1972)

1908 yılında İstanbul’da doğmuştur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1929 senesinde bitirdikten sonra mesleğe Bolu âza Mülâzımı olarak 1929’da başlayan Ferruh Adalı, sırasıyla; Manisa Sulh Hâkimliği, Muğla C.Savcı Yardımcılığı, İzmir Sulh Hakimliği, İzmir C.Savcı Başyardımcılığı, İzmir ve Ankara Asliye Ceza Hâkimlikleri ile İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. 1953 tarihinde Yargıtay Üyeliğine atanan Adalı, bir ara Yüksek Adalet Divan Üyeliği görevinde de bulunmuştur. Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı iken, 1969 yılında Yargıtay Birinci Başkanlığına atanan Ferruh Adalı, bu görevinden yaş sınırı nedeniyle 24.6.1972 günü emekliye ayrılmıştır.

İmran ÖKTEM (1966-1969)

Yargıtay Eski Başkanı İmran Öktem
Yargıtay Eski Başkanı İmran Öktem


Dr. Ahmet Recai SEÇKİN (1960-1966)

20 Eylül 1911 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1934’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni; 1936 senesinde Cenevre Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş, hukuk doktorasını 1939 tarihinde tamamladıktan sonra Aralık 1941 yılında İstanbul Ticaret Mahkemesi Üye Yardımcısı olarak ilk meslek hayatına başlamıştır. Daha sonra İstanbul icra Hâkim Yardımcısı, İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanı olarak görevini sürdüren Seçkin, 11 Haziran 1952 günü Yargıtay Üyeliğine atanmıştır. Yargıtay Ticaret (11. Hukuk) Dairesi’nde Üye olarak çalışan Dr. Ahmet Recai Seçkin, 31 Ekim 1956’da Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanlığı’na getirilmiş, 14 Haziran 1960 yılında da Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiştir. 1966 yılında Yargıtay’ca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilen Dr. Ahmet Recai Seçkin, bu görevde altı yıl kaldıktan sonra 16 Ekim 1972 Pazartesi günü vefat etmiştir.

Yargıtay Önceki Başkanları 
İhsan KÖKNEL (1959-1960)

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş, Savcılık, Hâkimlik, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Yargıtay Birinci Başkanlığı, 1.(XII) Dönem Ankara Milletvekiliği ve Adalet Bakanlığı yapmıştır. Evli, iki çocuk babasıdır.

Yargıtay Önceki Başkanları 
Münir AKYÜREK (1956-1959)

Münir Akyürek

1889 yılında Aydın’da doğmuştur. İstanbul Hukuk Fakültesini 1914 yılında bitirdikten sonra, Mayıs 1924 tarihinde Salihli Asliye Mahkemesi Başkanı olarak mesleğe girmiş, daha sonra İstanbul ve Ankara’da, Hukuk ve Ticaret Mahkemelerinde üye ve başkan olarak bulunmuş, İstanbul Ticaret Mahkemesi Başkanı iken 22 Ağustos 1940 tarihinde Yargıtay üyeliğine atanmıştır. 14 Haziran 1950’de Yargıtay İkinci Başkanlığına, 12 Ekim 1956 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına getirilmiştir. Emekliye ayrıldığı, 13 Temmuz 1959’a kadar bu görevde kalmıştır.

Yargıtay Önceki Başkanları 
Bedrettin KÖKER (1953-1956)


1897 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Siyasal ve İktisadi Bilimler Fakültesi’nde okumuş, Hukuk Fakültesi’ni 1922 de bitirmiştir. Aralık 1922 tarihinde İznik Savcısı olarak mesleğe başlayan Mehmet Bedrettin Köker, sırasıyla; Tavşanlı ve Kütahya’da Savcılık ile Hâkimlik yapmış; Adalet Müfettişliği, Yargıtay Raportörlüğü, Cumhuriyet Başsavcı Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Adalet Başmüfettişi iken 22.8.1940 tarihinde Yargıtay Üyeline atanan Köker, bu görevde bulunduğu sırada 26 Mart 1943 yılında Adalet Bakanlığı Müsteşarlığına getirilmiştir. 16 Kasım 1946 tarihinde ikinci kez Yargıtay Üyeliğine atanan Mehmet Bedrettin Köker 15 Mayıs 1952’de Yargıtay Yedinci Hukuk Dairesi Başkanlığına; 28 Ağustos 1953’de de Yargıtay Birinci Başkanlığına atanmıştır. 12 Haziran 1956 günü Yargıtay Birinci Başkanlığı görevinden emekliye ayrılan Mehmet Bedrettin Köker, İstanbul ve Ankara’da avukatlık yaptıktan sonra 18 Temmuz 1978’de vefat etmiştir.

Yargıtay Önceki Başkanları 
Selim Nafiz AKYOLLU (1952-1953)


İstanbul 1888 doğumlu Selim Nafiz Akyollu, 1909’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra, 31 Ağustos 1909 yılında İskenderun Bidayet Mahkemesi Savcı Yardımcısı olarak mesleğe girmiş, sırasıyla; Adana, Çerkeş, Babaeski, Araç, Karaman ve Antalya gibi yurt köşelerinde Savcı ve Hâkim olarak görev yaptıktan sonra Adalet Müfettişliğine atanmıştır. 1927 yılı Ekim ayında aynı Bakanlığın Teftiş Kurulu Başkanlığına getirilmiş, 29 Temmuz 1931 tarihinde ise Yargıtay Üyeliğine atanmıştır. Yargıtay Üyesi iken, 7 Haziran 1939 günü Adalet Bakanlığı Müsteşarı, 26 Mart 1943’de de Yargıtay İkinci Başkanı olmuş, 22 Eylül 1952 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına atanmıştır. 17 Temmuz 1953 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığı görevinden emekliye ayrılan Selim Nafiz Akyollu, 24 Ocak 1967 günü vefat etmiştir.

Yargıtay Önceki Başkanları 
Fevzi BOZER (1950-1952)


İbradı 1887 doğumlu Mustafa Fevzi Bozer, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1910 yılında bitirdikten sonra, Kasım 1910 tarihinde Adana İstinaf Mahkemesi Aza Mülâzımı olarak mesleğe başlamış, bu mesleğini; Erbil, Gazze, Bağdat, Kerbelâ, Suriye, Trablus, Şam, Konya, Urfa, Diyarbakır, Antep ve Adana’da Hâkim ve Savcı olarak sürdürmüştür. Bir ara Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü görevinde de bulunan Mustafa Fevzi Bozer, 5 Eylül 1926’da Yargıtay Üyeliğine; 11 Ocak 1934’de Yargıtay İkinci Başkanlığına getirilmiş; 5 Haziran 1950 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına atanmıştır.

Bozer, rahatsızlığı yüzünden meslek hayatının son günlerinde rapor almak zorunda kalmıştır. 13 Temmuz 1952 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığı görevinden emekliye ayrılan Mustafa Fevzi Bozer, 1953 yılının Eylül ayında İstanbul’da vefat etmiştir. Vasiyeti üzerine, cenazesi Ankara’ya getirilerek 6 Eylül 1953 günü, yeni 1.Başkan atanmış olan Bedri Köker’in ilk adli yılı açış söylevinden sonra Yargıtay Başkan ve Üyelerinin katıldığı törenle Asrî mezarlığa gömülmüştür. Oğlu eski Ankara Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ali Bozer’in babası ile ilgili anılarını o günlerin Yargıtayını ve çalışanlarını anlatması bakımından tarihçe kapsamında değerlendirdik.

Yargıtay Önceki Başkanları 
Halil İbrahim ÖZYÖRÜK (1943-1950)


14 Haziran 1884 yılında İzmir’de dünyaya gelen Halil İbrahim Özyörük, “İzmir İdâdîsi”ni bitirdikten sonra Denizli’nin Babadağ (o zamanki adıyla Kadıköyü) İlçesi’nde öğretmenlik yapmıştır. Yüksek tahsil yapmak üzere İstanbul’a gelen ve Tıp Fakültesi’ne kaydolan Özyörük, sınavla bu fakültenin ikinci sınıfına alınmış ancak, çalışarak okumak zorunda olduğundan buradan ayrılarak devam mecburiyeti yarım gün olan İstanbul Hukuk Fakültesi’ne girmiştir. 1902 Temmuzunda fakülteyi bitirdikten sonra, kısa bir süre Maliye Nezareti Kupon Kalemi’nde kâtip olarak çalışan ve Eylül 1909’da Selânik İli Kesendere İlçesi Savcı Yardımcısı olarak ilk meslek hayatına başlayan Özyörük, sırasıyla; Adana İstinaf Mahkemesi Savcılığı, Bitlis Adliye Müfettiş Yardımcılığı; Van Cinayet Mahkemesi ile Trabzon ve Bitlis Mahkemeleri Başkanlıkları görevlerinde bulunmuştur.

İstanbul’un işgali üzerine Devlet memuriyetinden ayrılarak Trabzon’a dönmüş ve burada kısa bir süre avukatlık yapmıştır. Milli Hükümet’in çağrısını kabul eden Özyörük, Yeni Adalet Bakanlığı’nda Müfettişlik yapmış, daha sonra da Başmüfettişliğe yükselmiştir. Aynı Kuruluşta Zat İşleri Genel Müdürlüğü ve Teftiş Kurulu Başkanlığı da yaptıktan sonra 5.9.1926 tarihinde Yargıtay Üyeliğine atanmış, 1928’de de Yargıtay İkinci Başkanlığına getirilmiştir. Uzun zaman Yargıtay Birinci Ceza Dairesi Başkanı olarak görevini sürdürdükten sonra, 13 Temmuz 1943’de Yargıtay Birinci Başkanlığına atanmıştır. 22.05.1950 tarihine kadar bu görevi sürdüren Halil İbrahim Özyörük 65 yaşını doldurması nedeniyle 13.07.1949’da emekli olması gerekirken, 1683 sayılı yasanın 3360 sayılı kanunla değişik 3.maddesine göre çalışmasının bir yıl uzatılmasına Bakanlar Kurulunca karar verilmiştir. 1950 yılına kadar görevini sürdürmüştür.

Yargıtay’daki görevi sırasında 1928’de kurulan Yüce Divan’a üye olarak katılmış, 1947 yılında kurulan Yüce Divan’da ise Başkanlık yapmıştır. 1943-1950 yılları arası Yargıtay Birinci Başkanlığı yapan Halil İbrahim Özyörük, 14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerinde İzmir Milletvekili olarak Meclise girmiş, 1950 Hükümetinde Adalet; 1951’dekinde ise İçişleri Bakanlığı yapmıştır. İçişleri Bakanlığından bir süre sonra istifa ederek, Konya Milletvekilliği ve TBMM. Adalet Komisyonu Başkanı olarak görevini sürdüren Halil İbrahim Özyörük Şubat 1960’da vefat etmiştir. Ankara’da yapılan resmi törenden sonra İstanbul’da toprağa verilmiştir.

Yargıtay Önceki Başkanları 
İhsan EZGÜ (1925-1943)


Mehmet İhsan Ezgü 1875 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası, Abana bucağı Düyunu Umumiye Memuru Mahmut Hamdi efendidir. Mülkiye ve Hukuk Mektebini bitirmiştir. Devlet görevine 1894’de Maliye katipliği ile başlayan Ezgü sonrasında İstanbul İstinaf Mahkemesi Hukuk Dairesi yazıcılığı, İzmit Sancağı Bidayet Mahkemesi Ceza Dairesi Başkanı, Kosova ili Merkez Bidayet Mahkemesi Savcısı, Aydın ili İstinaf Ceza Dairesi Başkanlığı yapmıştır. 1914’de Aydın ili Hukuk ve Ticaret Dairesi Başkanı, 1915 tarihinde ise İstanbul İstinaf Mahkemesi Savcısı olarak atanmıştır. Sonrasında Asliye ceza işleri kısım başkanı, 1919’da ise İstinaf Mahkemesi Hukuk Dairesi Başkanı olmuştur.

İstanbul Yargıtayı üyesiyken 1923’te Sivas Yargıtayı Hukuk Dairesi Başkanlığına atanmıştır. Sivas’daki Muvakkat Heyetinin kaldırılarak Eskişehir’de Yargıtay’ın kurulması ile Ceza Dairesi Başkanlığına getirilmiştir. Ezgü’ye 1.Başkanlık görevi ile Hukuk Dairesi Başkanlığı görevi 1925’te verilmiştir. 1.Başkanlıkta 1925-1943 yılları arasında tam 18 yıl kalmıştır. 1940 yılı 13 Temmuzunda 65 yaşını doldurması nedeniyle emekliye ayrılması gerekirken o zaman yürürlükte bulunan Emeklilik Yasasının (1683 sayılı Tekaüt Kanunu) verdiği yetkiye dayanılarak bilgi ve uzmanlığından yararlanılmak üzere, emeklilik işlemi, üç kez, Bakanlar kurulu kararı ile ertelenmiştir. En uzun süre görev yapan Yargıtay 1.Başkanıdır. 1952 de vefat etmiştir.

Yargıtay Önceki Başkanları 
Ömer Lütfi SALMAN (1923-1925)


1864 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası Hakkı paşadır. Ömer Lütfü Bey, Fatih Askeri Rüştiyesinde okumuştur. Özel olarak Arapça ve Farsça öğrenmiştir. 1884 de Yargıtay Ceza Dairesi kaleminde aday olarak başladığı görevini, 1889’da Lâzikiye Sancağı Bidayet Mahkemesi Savcı Yardımcılığı, Konya Bidayet Mahkemesi Savcı Yardımcılığı ile sürdürmüş Beyrut Bidayet Mahkemesi Savcılığından sonra 1894’de Beyrut Ceza Dairesi Başkanlığı, Halep İstinaf Mahkemesi Savcılığı yapmıştır. Bir müddet görevden çekildikten sonra 1898’de Trabzon, bir yıl sonra Suriye İstinaf Savcılığına atanmıştır. 1906’da Tarablusgarp İstinaf Ceza Dairesi Başkanlığına, iki yıl sonra Ankara İstinaf Mahkemesi Başkanlığına, 1911’de Selanik Adliye Müdürlüğüne getirilmiştir. Üsküdar, Beyoğlu Bidayet Mahkemesi Savcılığından sonra İstanbul Bidayet Mahkemesi Birinci Başkanlığına daha sonra Üsküdar Bidayet 1.Başkanlığına atanmıştır.

1922’de Adliye Nezareti Müsteşarlığını yapan Ömer Lütfü bey aynı yıl İstanbul’daki Yargıtayın Hukuk Dairesi Başkanlığına (İstanbul ve Sivas’ta iki Yargıtayın varlığını sürdürdüğü dönem) atanmıştır. İstanbul’un Milli Hükümetinin egemenliği altına girmesi ile İstanbul’daki Yargıtayın ortadan kaldırılması nedeni ile görevinden ayrılmıştır. 29 Nisan 1923’de Sivas’daki Yargıtayın Ceza Dairesi Başkanlığına atanan Ömer Lütfü Bey, bu kez Sivas’taki Temyiz Heyetinin kaldırılması üzerine Eskişehir’de kurulan Temyiz Mahkemesinin 1923 yılında Birinci Başkanlığına ve Hukuk Dairesi Başkanlığına atanmış, 1925 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür. 26 Temmuz 1925 yılında 1.Başkanlık görevinin isteği dışında geri alınmasını, Yargıtay Hukuk Dairesi Başkanlığına atanmasını içine sindiremeyerek istifa etmiştir. 1934 yılında da vefat etmiştir.

Yargıtay Önceki Başkanları 
Hasan FEHMİ (1920-1922)


1875 yılında Babadağı’nda doğan Hasan Fehmi Bey 1898’de İstanbul Hukuk Mektebini bitirmiştir. Çorum, Niğde, Perşembe Savcı Yardımcılıkları görevlerinden sonra İzmir Bidayet Mahkemesi Başkanlığına atanmıştır. Sonrasında Halep İstinaf Savcılığı, Bursa İstinaf Mahkemesi Başkanlığı yapmıştır. İstanbul’daki Damat Ferit Hükümeti tarafından isteğine bakılmaksızın zorla Kastamonu’ya atanması nedeniyle hakimlikten çekilmiş, bir süre Bursa’da avukatlık yapmıştır. Bursa’dan 1920’de milletvekili seçilmiş ve bu görevini sürdürdüğü sırada Sivas Temyiz Heyeti Hukuk Dairesi Başkanlığına atanmıştır. 1921’de görevi Ceza Dairesi Başkanlığına çevrilmiştir. Kendisine 1.Başkanlık görevinin hangi tarihte verildiği konusunda kesin sonuç veren resmi nitelikte yazılı belge yoktur. Ancak 1921 tarihinde izin uzatım isteğini kapsayan telgrafı “Temyiz Reisi Evveli Hasan Fehmi” imzası ile göndermiştir. Hasan Fehmi Bey 14 Kasım 1922′ de Sivas Hükümet Konağında bulunan makam odasında vefat etmiştir.

Ayşe Işıl Karakaş

0

Ayşe Işıl Karakaş, 1958 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetiminden mezun oldu. 1984-1993 yılları arasında araştırma görevlisi olarak görev yaptı. 1986’da Kamu Hukuku master derecesini İstanbul Üniversitesindem aldı. Avrupa Hukuku alanındaki ikinci master derecesini Fransa’daki Nancy II University çatısı altında yaptı. 1990 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Hukuk lisans bölümünü tamamladı.  1992 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Kamu hukuku doktora derecesini tamamladı.

1993-1997 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yardımcı doçent olarak görev yaptı. 1997-1999 yılları arasında yine İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde Doçent olarak görevine devam etti. 1993-1999 yılları arasında İstanbul Üniversitesinde akademisyenlik yaptı. 1999-2003 yıllarında Galatasaray Üniversitesi’ Hukuk Fakültesinde öğretim üyeliğine devam etti. 2008 yılına kadar Galatasaray Üniversitesi bünyesinde Avrupa Birliği araştırmalarında görev aldı.

Akademik çalışmaları insan hakları, bireysel özgürlükler ve Avrupa Hukuku üzerine yoğunlaşmıştır.

AİHM Üyeliği ve Eserleri

Ayşe Işıl Karakaş, 2008 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’yi temsil edecek ilk kadın yargıç olarak seçilmiştir. Karakaş, Kasım 2013’ten itibaren bölüm başkan yardımcılığı yapmış ve 2104 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) beş bölümden birinin başkanlığına seçilmiş ve AİHM’de ilk kez Türkiyeli bir yargıç bölüm başkanı olmuştur.

Karakaş’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdindeki görev süresi 2017 yılında sona ermiştir. Yeni yargıç Saadet Yüksel görevine başlayana kadar yargıçlık görevini sürdürmüştür.

Mahkemedeki görevinin ardından 2019 yılında Kadir Has Üniversitesi Hukuk fakültesinde Profesör olarak göreve başlamış, 2024 itibarıyla Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kamu hukuku bölüm başkanı olmuş ancak 24 Ocak 2024 tarihinde 65 yaşında kanser nedeniyle hayatını kaybetmiştir.  Hasdal Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Karakaş; Avrupa Topluluğu Hukuk Düzeni ve Ulus Devlet Egemenliği ve Ulusalüstü Anayasal Düzen Olarak Avrupa Topluluğu Hukuk Düzeni ve Ulus-Devlet Egemenliği adını taşıyan iki kitap çalışmasını 1993 yılında yayınlamıştır.

 

Avrupa Topluluğu Hukuk Düzeni ve Ulus Devlet Egemenliği

Rafael Kaldera

0

Rafael Antonio Caldera Rodríguez (Rafael Kaldera) [rafaˈel anˈtonjo kalˈdeɾa roˈðɾiɣes] 24 Ocak 1916 tarihinde dünyaya geldi.

Venezuela Merkez Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. Üniversite yıllarında öğrenci siyasetinde aktif olarak yer aldı. Genç yaşta entelektüel çalışmalara imza attı ve ödüller kazandı.

İlk Kitabı 

On dokuz yaşındayken ve Andrés Bello‘nun 26 ciltlik eserlerini inceleyerek onun edebi, dilbilimsel, hukuki, tarihi, felsefi ve politik metinleri ile yaşamı ve eserlerinin kapsamlı bir analizi olan ilk kitabı Andres Bello’yu yazdı. Bu kitap, 1935’te Venezuela Ulusal Dil Akademisi’nden ödül kazandı.

İş Hukuku Alanındaki Çalışmaları 

İşçi sorunları hakkında gazetelerde köşe yazıları yazdı. Bir süre sonra  dikkat çekti ve yeni kurulan Ulusal Çalışma Ofisi’nin müdür yardımcısı olarak atandı. 1941’de, yirmi beş yaşındayken, memleketi Yaracuy’un Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Venezuela’nın ilk ILO temsilcisi oldu ve ilk İş Kanunu’nun hazırlanmasında önemli bir rol oynadı.

Siyasi Mücadelesi 

13 Ocak 1946’da, demokrasiyi, çoğulculuğu ve toplumsal reformu benimseyerek Venezuela’daki en büyük iki siyasi partiden biri haline gelen Partido Socialcristiano (COPE)’yı kurdu. 17 Aralık 1946’da göreve başlayan Ulusal Kurucu Meclis’e temsilci olarak seçildi ve yaptığı konuşmalarla ünlendi. 1947 seçimlerinde, 31 yaşındayken cumhurbaşkanlığına aday oldu ancak seçilemedi. Parlamentoya girmeyi başardı.

1952’de tekrar Ulusal Kurucu Meclis’e temsilci seçildi fakat Albay Marcos Pérez Jiménez’in antidemokratik tutumlarını protesto ederek kurucu meclise katılmayı partisi ile birlikte reddetti.

Jiménez’in askeri diktatörlüğü (1952–1958) sırasında, politik yaşamı ile birlikte akademik kariyerini sürdürdüğü Caldera, Universidad Central de Venezuela’dan atıldı ve birkaç kez tutuklandı. 20 Ağustos 1957’de, seçimler öncesinde yeniden hapse atıldı ve hücre hapsinde tutuldu.

Punto Fijo Paktı

1958’de sürgüne gönderildi. Kısa bir süre sonra sürgünden döndü ve diğer önemli siyasi parti liderleri Jóvito Villalba ve Rómulo Betancourt .ile birlikte Punto Fijo Paktı’nı imzaladı. Bu pakt, başkanlık seçimleri, demokratik sistemin korunması, partilerin seçim sonuçlarına saygı duyulması, tek partili hegemonyanın önlenmesi ve diktatörlüğün önlenmesi için işbirliğini taahhüt ediyordu. Puntofijo Paktı, Venezuela’da en uzun sivil demokratik yönetim döneminin (1958-1999) temelini oluşturdu.

Anayasa Çalışmaları 

1958 seçimlerinden sonra Temsilciler Meclisi Başkanı seçildi, yeni Anayasa taslağını hazırlamaktan sorumlu komisyona başkanlık yaptı. Hazırladığı anayasa, 1811 ile 1961 yılları arasında yirmi beş farklı anayasa ile yönetilen Venezuela’nın en başarılı ve en uzun ömürlü Anayasası oldu.

Cumhurbaşkanlığı Dönemi 

Caldera, Raúl Leoni’nin kazandığı 1963 başkanlık seçiminde ikinci oldu. 1968’de üçüncü kez başkanlık yarışına girdi ve kazandı. 11 Mart 1969’da yemin etti. Venezuela’nın 139 yıllık tarihinde ilk kez iktidar partisinden muhalefete barışçıl ve demokratik bir devir gerçekleşti.

Rafael Caldera, 1969-1974 ve 1994-1999 yılları arasında Venezuela’nın 46. ve 51. cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Demokratik biçimde seçilen ve yirminci yüzyılda ülkesini en uzun süre yöneten lider olarak tarihe geçti.

Politik yaşamının yanında akademik çalışmaları ve 1961 Anayasası’nın mimarlarından biri olarak hukuk tarihinde iz bıraktı. 

24 Aralık 2009’da yaşamını yitirdi. 

Rafael Caldera – Hukukçu ve Venezuela Devlet Başkanı

Türkiye’yi Sarsan Davalar

0
Türkiye'yi Sarsan Davalar

Türkiye’yi Sarsan Davalar başlıklı belgesel serisi, yeni nesil dijital içerik ve medya platformu GAİN tarafından yayınlanmaktadır.  Özgün haber, dizi, film, program, belgeesel gibi içerikleri abonelik tabanlı sunan bir yayın hizmeti olan GAİN, bağımsız hikâye formatlarına da yer vermektedir.

“Türkiye’yi Sarsan Davalar”, her biri şaşırtıcı olduğu kadar topluma ve yaşandığı döneme ışık tutan hikâyelerden oluşuyor.  Yakın tarihe farklı açılardan ve belgelerle yaklaşıyor. Yaşandığı dönemde toplumu derinden sarsan davalar, özgün bir belgesel anlayışıyla kısa formatta sunuluyor.

Aliye Hanım’ın 1924’te keman dersi aldığı Karl Berger ile arasında büyük bir aşk başlar. Ancak Karl Berger çapkınlıkları ile Aliye Hanım da kıskançlığı ile nam salmıştır. Sonuçta gün gelir, silahlar çekilir, olaylar mahkemeye ve necip Türk basınının sayfalarına intikal eder. Mahkeme gizlilik kararı ve yayın yasağı getirir…

25 Şubat 1933’te İstanbul, Cumhuriyetin ilanından beri görülen en büyük toplumsal olaylardan birine tanıklık ediyordu. Taksim’de toplanan yüzlerce üniversiteli genç, Vagon Li şirketini protesto için eylem yapmış ve şirketin ofislerini tahrip etmişti. Olayların fitilini Cumhuriyet gazetesinde çıkan küçük bir haber ateşlemişti. “Türkçeyi istemeyenin Türkiye’de Yeri Yoktur” başlıklı haberde, Vagon Li’nin İstanbul ofislerinde Fransızca konuşma zorunluluğu getirildiği ve Türkçenin yasaklandığı yazıyordu…

24 Temmuz 1933 günü sabah saatlerinde yolu Kabataş İskelesi’ne düşenler, benzerine az rastlanır bir görüntüye tanıklık ettiler. Jandarma ve polisler, elleri kelepçeli ve boyunlarından birbirine kalın zincirlerle bağlanmış beş kişiyi bir gemiden alarak polis arabasına bindiriyordu. Ertesi gün tüm gazetelerin birinci sayfasında yer alacak bu fotoğraftakiler, Bursa’da gerçekleşen bir silahlı soygunun ve beş cinayetin failleriydi. Ama görgü tanıkları hiçbirini tanımıyordu…

1939 yılının ekim ayında İkinci Dünya Savaşı başlayalı bir ay olmuştu ve Avrupa’da kan gövdeyi götürüyordu ama İstanbul’un en önemli gündemi bir dolandırıcılık davasıydı. 45 yaşındaki Galip Efgani adlı Yemenli, yanındaki üç Meksikalı kadınla birlikte Pera Palas’ta üç ay kalmıştı ama para ödemeyi reddediyordu. Otelin şikâyeti üzerine prens olduğunu iddia eden Efgani hakkında dolandırıcılık davası açılmıştı… Beraat etti ve yanındaki kadınlarla birlikle sınır dışı edildi.

1930’ların sonu Türkiye’de, nüfuzlu kişilerin adının karıştığı yolsuzluk haberlerinin art arda patladığı çalkantılı bir dönem olmuştu. 8 Ocak 1939’da ortaya çıkan, benzeri görülmemiş sahtekârlık olayı da bunlardan biriydi. Türkiye adına sahte belgelerle Kanada’dan sipariş edilen 40 bombardıman uçağı İspanya İç Savaşı’na gönderilmek istenmişti…

İkinci Dünya Savaşı’nın tüm hızıyla sürdüğü 1941 yılının haziran ayında tüm dünya Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırmasının şokunu yaşarken, Türkiye de acı bir haberle sarsılıyordu. Türk gemisi Refah, 24 Haziran 1941’de Akdeniz’de batırılmış, 168 kişi ölmüştü. Haberin gazetelerde çıktığı gün geminin nasıl battığına ve kaç kişinin hayatını kaybettiğine dair bilgi yoktu…

1942’de Ankara’da şok bir haberle çalkalanıyordu. Alman Büyükelçisi Von Papen’e suikast girişimi düzenlenmişti. Bugünlerde sıkça duyduğumuz bir uygulama hayata geçirildi hemen.  Radyo ve gazetelere yayın yasağı geldi. Sadece Anadolu Ajansı’nın verdiği haberler verilebilecekti.

Ünlü Doktor Neşet Naci Arzan’ın Ankara Ulus’taki muayenehanesine gelen bir genç, doktoru tabancayla öldürüp kaçtığında takvimler 16 Ekim 1945’i gösteriyordu. Ertesi gün cinayeti işlediğini söyleyen 23 yaşındaki Reşit Mercan teslim oldu. Olay bir anda en önemli gündem konusu haline geldi çünkü Reşit Mercan, Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet’le çok yakın arkadaştı ve olaya Haşmet’in adı da karışmıştı… Tarihe Ankara Cinayeti olarak geçen olay hakkında Çorum eski milletvekili İhsan Tombuş tarafından aynı isimle bir kitap yayınlanmıştır. Sanıklar 1950 af kanunu ile serbest kalmışlardır.

Bulgaristan’dan kaçışların arttığı 1948’de yedi erkek ve iki kadından oluşan dokuz kişilik bir grup kaçmak için başka bir yol denemeye karar verdi. Varna-Sofya seferini yapan bir uçağı Türkiye’ye kaçıracaklardı. Grup 30 Haziran 1948’de kendilerinden başka yedi yolcu ile dört kişilik mürettebatın bulunduğu uçağın pilotlarını silahla tehdit ederek İstanbul’a inmelerini istedi. Pilotlar reddedince çatışma çıktı ve uçağı kaçıranların lideri konumundaki eski hava albayı, pilot koltuğuna oturup uçağı İstanbul’a indirmeyi başardı. Olayın sonrasıysa haliyle basını günlerce meşgul eden bir mahkeme sürecine uzandı. İstanbul Adliyesi, 14 Aralık 1948’de ilginç bir davanın karar duruşmasına ev sahipliği yapmıştı. Yargılanan dokuz Bulgar, bir yolcu uçağını Bulgaristan’dan İstanbul’a kaçırmakla, içlerinden ikisi uçak havadayken mürettebata ateş açıp iki kişiyi öldürmekle suçlanıyordu…  Kararını açıklayan mahkeme iki cinayetten idam istemiyle yargılanan Mihalikov ve Gonçarov dâhil tüm sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Mahkeme gerekçesini diye açıklamıştı. Kararın ardından çoğunluğunu Bulgaristan göçmeni Türklerin oluşturduğu izleyiciler “Yaşasın Türk adaleti!” sloganı attı. Yargıtay’ın kararı onamasıyla birlikte, 3 Mart 1950’de beraat kararı kesinleşti. Bulgaristan 27 Nisan 1950’de Türkiye’ye bir protesto notası daha verip dokuz kişinin iadesini bir kez daha isteyecek, Türkiye ise uçağı kaçıranların siyasi eylemci olduğunu söyleyerek talebi yine reddedecekti.

Türkiye’de 1929-1950 yılları arasında TEKEL’in piyasaya sürdükleri dışında çakmak alıp satmak, ithal etmek ve kullanmak yasaktı. Komşu ülkelerdeki satış fiyatının on katına müşteri bulması nedeniyle çakmak en kıymetli kaçakçılık ürünlerinden biri durumuna gelmişti. 23 Ocak 1949’da düzenlenen bir çakmak kaçakçılığı operasyonu gündemi uzun süre meşgul etti. Özel maçlar yapmak için Türkiye’ye gelen Avusturya futbol takımı Wacker’in iki futbolcusu yanlarında getirdikleri çakmakları Kadıköy Moda’da kaldıkları otelin civarında satmaya çalışırken yakalanmıştı…

12 Ocak 1949 tarihli gazetelerin birinci sayfasında özellikle edebiyatseverleri çok üzecek bir haber vardı. Ünlü yazar Sabahattin Ali öldürülmüştü ve cesedi Kırklareli’nde, Bulgaristan sınırı civarında bulunmuştu. Polisin açıklamasına göre ceset altı ay önce bulunmuş ama kimlik tespiti yapılamamıştı. İnsan kaçakçılığı yapan bir çeteye yapılan operasyonda olay tesadüfen ortaya çıkmış, Ali Ertekin adlı çete mensubu cinayeti itiraf etmişti. Akıl sağlığının yerinde olduğu anlaşılınca duruşma başladı…

1950’li yıllarda kumar alışkanlığı Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri gelmişti. Gazetelerde hemen her gün bir kumar baskını haberi yer alıyordu. O haberlerden biri ortalığı salladı. Çünkü yakalananlardan biri muhafazakarlığı ve kumar karşıtlığı ile tanınan Necip Fazıl idi.

Kemal Pilavoğlu adlı hukuk fakültesinden terk şahıs tarafından, 1930’larda Ankara’nın Çubuk ilçesinde örgütlenmeye başlayan Ticaniler isimlerini arka arkaya Atatürk heykellerine saldırı düzenleyerek duyurdular. Pilavoğlu güya rüyasında Ahmed et-Ticani’ye intisap ettiğini görmüş, ardından Abdülkadir Medeni adlı birinden tarikat ruhsatı almıştı. Gazeteler Ticaniler ile yatıp Ticaniler ile kalkıyordu. 74 Ticani’nin yargılanmasına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde başlandı. Tarikat Şeyhi Kemal Pilavoğlu, 1954 yılında mahkûm olduktan sonra Ticaniliği bıraktığını söyledi.

Türkiye’de 1930’la 1984 yılları arasında dövizle alışveriş yapmak ve döviz bulundurmak yasaktı. Küçük miktarda döviz bulundurmanın bile suç sayıldığı bu dönemde, ihracatçılar da ihraç ettikleri malın karşılığı kazandıkları dövizi Türkiye’ye getirmek zorundaydı. Bunu yapmayanlar döviz kaçakçılığı suçundan beş yıl hapis istemiyle yargılanıyordu. Döviz kaçakçısı denilince ilk akla gelen isim ihracatçı Ruben Asa’ydı… 1968’de cezaevinden sevk edildiği hastaneden firar ederek yurt dışına kaçtı.

26 Aralık 1957’de dokuz subayın, isyan kışkırtıcılığı yapmak ve fesat çıkarmaktan tutuklandıkları açıklandı. Demokrat Parti iktidarını devirmek için bir cunta yapılanması oluşturduğu iddia edilen; Albay İlhami Barut, Yüzbaşı Kazım Özfırat, Yarbay Faruk Güventürk, Binbaşı Ata Tan, Binbaşı Asım Ural, Albay Naci Aşkun, Yüzbaşı Hasan Sabuncu, Piyade Binbaşı Ahmet Dalkılıç ve emekli Subay Cemal Yıldırıman hakkında 26 Mayıs 1958’de başlayan yargılamalar sonucunda, Dokuz Subay Davası sanıklarından olan ve “Orduda isyan hazırlığı var diyerek orduyu ihbar eden” Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu, 2 yıl hapis ve ordudan tart cezasına çarptırıldı, diğer sanık  subaylar beraat ederek yeniden görevlerine döndü.

Radyonun artan etkisini iktidardaki Demokrat Parti de fark etmişti. Haber bültenleri propaganda amaçlı kullanılmaya başlamıştı. 1 Aralık 1958’de yandaş radyo yayınlarına tepki olarak İstanbul’da RADYOLARDA PARTİZAN YAYINLARI DİNLEMEK İSTEMEYENLER DERNEĞİ kuruldu ve kısa sürede kapatılarak mahkemelik oldu.

24 Temmuz 1969’daki İzmir Arkeoloji Müzesi soygunu, Türkiye’de o zamana kadar yaşanan en büyük müze soygunuydu. Müzeye gece gelen soyguncular, bekçi İsmail Altıntaş’ı öldürdükten sonra Yunan, Roma ve Bizans dönemine ait çok değerli 118 parça mücevheri çalmıştı. Olayın ardından önce bin insan avı sonra da çok konuşulan bir dava başladı. Tarihten bugüne Türkiye’yi derinden etkilemiş, çok konuşulmuş bazıları hala gizemini koruyan davalar bu belgeselde.

23 yaşındaki Amerikalı üniversite öğrencisi Billy Hayes, Yeşilköy Havaalanı’nda ülkesine gidecek uçağa binerken 2 kilo 300 gram esrarla yakalandığında takvimler 7 Ekim 1970 tarihini gösteriyordu. Çıkarıldığı mahkemede tutuklanan Hayes, esrar kaçakçılığı suçundan müebbet hapis istemiyle yargılanacak ve hikayesi ünlü Midnight Express filmine konu olacaktı.

1971 yılında İstanbul’da görülmeye başlanan bir uyuşturucu davası, Türkiye ile İngiltere arasında aylarca sürecek bir gerginliğe neden olmuştu. Gerginliğin sebebi, Sultanahmet’te 24 kilo esrar alışverişi sırasında yakalanan yabancı uyruklu dört kişiden birinin 14 yaşındaki İngiliz Timothy Davey olmasıydı…

Başbakan Süleyman Demirel, 13 Mayıs 1975’te Başbakanlık binası önünde gazetecilerle konuşurken yanına yaklaşan Vural Önsel adlı kişi Demirel’in yüzüne bir yumruk atıp burnunu kırdıktan sonra bir foto muhabiri tarafından etkisiz hale getirildi ve gözaltına alındı. Sonrasında yaşananlarsa oldukça ilginçti… İdam talebiyle yargılandı. 1,5 yıl ceza adlı, Yargıtay’ın bozma kararı üzerine 4 yıl ceza verildi.  Sonraki yıllarda Almanya’ya ilgice etti, Türkiye’ye geri döndü ancak Türk pasaportu olmadığı için Almanya’ya iade edildi.

1975 yılında Türkiye’yi hayalî ihracatla tanıştıran kişi dönemin Başbakan’ı Süleyman Demirel’in yeğeni 25 yaşındaki Yahya Kemal Demirel’di. O yıllarda ahşap mobilya ihraç edenlere ihraç ettikleri tutarın yüzde 75’i oranında vergi iadesi ödeniyordu. Yahya Demirel, lüks mobilya ihracatı yaptığını beyan ederek vergi iadesi almış, ihracat yaptığını iddia ettiği İtalya’ya hiç mobilya göndermediği, Lübnan ve Kıbrıs’a ise mobilya değil, sunta yolladığı ortaya çıkmıştı. Devletten haksız yere aldığı 20 milyon lira asgari ücretin 25 bin katıydı… Yıllar süren dava zamanaşımına uğradı. 2012’de 62 yaşında öldü.

1976 yılında Amerikan uçak şirketi Lockheed’in Hollanda, İtalya, Japonya ve Türkiye’ye savaş uçağı satmak için bu ülkelerin üst düzey yöneticilerine dört yılda 24 milyon dolar rüşvet dağıttığı ortaya çıkmıştı. ABD’li Lockheed uçak firmasının 3 Avrupa ülkesi ve Japonya’nın yanı sıra Türkiye’de de rüşvet dağıttığına ilişkin Kongre Raporu, Çok Uluslu Şirketler Alt Komitesi tarafından 19 Ağustos 1976 tarihinde açıklandı.

  • Japonya’nın eski başbakanlarından Tanaka Kakuei, Lockheed şirketinden 2 milyon dolar rüşvet almak suçundan 4 yıl hapse mahkum oldu. Paraların teslimi için kapalı zarflarda tuvalette verme ve sahte çek düzenleme gibi yöntemlerin kullanıldığı anlaşıldı.
  • Amerika ile SSCB arasında krize neden olan Lockheed U-2 casus uçağının düşürülmesi olayında, Amerikalı pilot Francis Gary Powers, 19 Ağustos 1960’ta Sovyetler Birliği tarafından yargılandı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinde İki yıl kaldıktan sonra KGB casusu Rudolf Abel ile Doğu Almanya’da takas edildi ve Amerika’ya geri döndü. Powers 1977’de helikopter kazasında öldü.
  • ABD’de büyük bir yolsuzluk skandalına neden olan Lockheed Martin uçak şirketinin Türkiye temsilcisi Altay Kollektif Şirketi’nin sahibi Ankaralı işadamı Nezih Dural 11 Ocak 1977’de tutuklandı. Lockheed davası Ankara 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Dural berat etti.
  • Deprem felaketine uğrayan Lice’de bir okul yaptırması için dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Emin Alpkaya’ya 30 bin dolar verildiğinin iddia edilmesi üzerine açılan davada da berat kararı verildi. Alpkaya, ‘konudan Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın haberi vardı” dedi ancak  Genelkurmay Başkanı bunu reddetti. 7 Nisan 1976’da açılan davada Alpkaya’nın beraatı üzerine Sancar kararı temyiz etti ancak Askeri Yargıtay beraat kararını onayladı.
  • Skandal ile ilgili davaların sadece Türkiye’deki kısmı beraatla sonuçlandı.
  • Uçak şirketinin dağıttığı rüşvet için CHP’liler Meclis soruşturması istedi. Lockheed ve devlet ithalatındaki yolsuzluklarla ilgili iddiaları incelemek üzere Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. CHP Tekirdağ Milletvekili Yılmaz Alparslan komisyon başkanı seçildi. Lockheed‘in başkanı, Türkiye’de kimlere rüşvet verildiğini bilmediğini söyledi.
  • Hollanda Prensi, Bernhard’ın bir gazeteciye yaptığı “Lockheedden rüşvet aldım” itirafı, prens öldükten sonra yayımlandı.

Türkiye’nin ekonomik sistemindeki en ilginç dönemlerden biri bankerler dönemiydi. 1981 yılında bankerler 350 bin kişiden 150 milyar lira, yani o dönemin döviz kuruyla bir buçuk milyar dolar toplamış durumdaydı. Toplanan paranın bir milyar doları piyasanın en büyüğü olan Banker Kastelli’ye yatırılmıştı. Banker Kastelli’nin sahibi, sıra dışı tavırlarıyla tanınan Cevher Özden’di. Açılan davada beraat etti. Fenerbahçe başknalık seçimini Ali Şen’e karşı kaybetti. 2008 yılında bir not bırakarak intihar etti.

12 Eylül 1980 darbesinden üç yıl sonra yapılan seçimler Türkiye’nin yeniden sivilleşme yoluna girdiğinin işareti olarak görülmüştü. Ancak askeri yönetimin baskısı her alanda hissediliyordu. En küçük çatlak sesin bile hemen bastırıldığı bir ortamda gazeteciler, yazarlar, akademisyenler ve sanatçılardan oluşan 1260 aydının imzaladığı bir dilekçe 15 Mayıs 1984’te Cumhurbaşkanlığına ve Meclis Başkanlığına sunuldu. Dilekçe metninde örgütlenme ve adil yargılanma hakkı, basın ve düşünce özgürlüğü talep ediliyor, hak ihlallerine, işkenceye ve ölüm cezalarına son verilmesi isteniyordu. Dilekçeye imza atan 1260 kişi hakkında anında soruşturma başlatıldı.

TRT’nin tek televizyon kanalı olduğu dönemde bilgi yarışmaları izleyicilerin en çok ilgi gösterdiği programlar arasında yer alıyordu. Bu yarışmalardan birine katılımcı olmak için rüşvet verildiği haberi ise önce gündemi sonra mahkemeleri uzun süre salladı. Tarihten bugüne Türkiye’yi derinden etkilemiş, çok konuşulmuş bazıları hala gizemini koruyan davalar bu belgeselde.

Türkiye kamuoyu Adnan Hoca olarak bilinen Adnan Oktar’ı ilk kez 1986 yılında tanımıştı. Özel okullarda örgütlenen ve zengin ailelerin çocuklarından bir grup oluşturan 30 yaşındaki Oktar’ın faaliyetleri öğrenci velilerini tedirgin ediyordu. Nazlı Ilıcak’ın Oktar ve müritleriyle yaptığı söyleşilerden oluşan, “Adnan Hoca’ya Niçin İnandık?” başlıklı yazı dizisi ise çok ilgi çekti. Ancak yazı dizisinin sonu mahkemede bitti. Adnan Oktar akıl hastanesine yatırıldı ve 1 yıl hapsi cezası aldı. Nazlı Ilıcak ise açılan davada beraat etti.

Turgut Özal’ın 1989 yılında cumhurbaşkanı adayı olması tartışma yaratmıştı. Muhalefet, bir siyasi parti liderinin tarafsız cumhurbaşkanı olamayacağı gerekçesiyle cumhurbaşkanlığı seçimini boykot kararı aldı. Böylece Özal yalnızca kendi partisinin milletvekilleri ile bir bağımsız milletvekilinin oy kullandığı seçimlerde cumhurbaşkanı seçildi. Özal, göreve başladıktan sonra da eleştirilerin devam etmesi üzerine, “Hiç merak etmeyin, benim cumhurbaşkanlığıma da alışacaksınız” diyerek meydan okumuştu. Bu açıklamanın ardından, Gebze Topçu Alayı’nda görevli Teğmen Murat Şeref Baba, Özal’a bir protesto telgrafı çekti. “Siz, ‘alışırlar’ dediniz Sayın Turgut Özal, ama ben sizin cumhurbaşkanı olmanıza alışamadım” diye bitiriyordu. Peki sonu ne mi oldu? Şeref Baba önce akıl hastanesine yatırıldı ve sonra ordudan atıldı. Hukuk Fakültesine kaydını yaptırdı ve mezuniyetinin ardından avukat oldu.

Üç yıl süren başbakanlık görevinden 6 Mart 1996’da ayrılan Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller’in, görevi bırakmadan birkaç gün önce örtülü ödenekten 500 milyar lira çektiği ortaya çıkmıştı. Paranın Türkiye’nin güvenliği için kullanıldığını savunan Çiller, yolsuzluk iddiasında bulunanları vatana ihanetle suçluyor ve “Paranın nereye harcandığı devlet sırrıdır, söylersem savaş çıkar” diyordu. Olayın ardından başlayan örtülü ödenek tartışmaları, dolandırıcı Selçuk Parsadan’ın açıklamalarıyla yeni bir boyut kazandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Emekli General Necdet Öztorun’un adını kullanarak Başbakanlığı döneminde Tansu Çiller’i dolandırıp örtülü ödenekten 5.5 milyar TL sızdırdıkları iddiasıyla Selçuk Parsadan dahil 4 kişi hakkında en az 5 yıl hapis istemiyle dava açtı. Çiller hakkında dava açılmadı. Parsadan 2001 yılındaki af sonucunda tahliye oldu. 

Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi Bildirisi

0
Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi Bildirisi

Avrupa Baroları ve Hukuk Birlikleri Konseyi’nin İstanbul Barosuna destek açıklaması 

Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE), 46 ülkenin Baro ve Hukuk Birliklerini ve bunlar aracılığıyla 1 milyondan fazla Avrupalı avukatı temsil etmektedir. 

16 Mayıs 2025 tarihinde Bordeaux’da düzenlenen Genel Kurul Toplantısı vesilesiyle ve 28-29 Mayıs 2025 tarihlerinde Marmara Cezaevi’nde (eski adıyla Silivri Cezaevi) yapılması öngörülen ceza duruşmasını göz önünde bulundurarak CCBE, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyelerinin, adil yargılamanın temel güvencelerine saygı gösterilmeksizin 21 Mart’ta yapılan duruşma sonrasında görevden alınmalarını şiddetle kınamaktadır.

Bu süreç, iki gazetecinin ölüm koşullarına ilişkin etkili ve tarafsız bir soruşturma yürütülmesi, uluslararası insani hukuka saygı gösterilmesi yönündeki meşru çağrılarına cevaben başlatılmıştır; bu çağrılar (İstanbul Barosunun) hukukun üstünlüğü ve insan haklarını savunma görevleriyle tamamen uyumludur.

CCBE, İstanbul Barosunun 10 Yönetim Kurulu üyesi ve başkanının “terör örgütü propagandası yapmak” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamalarıyla karşı karşıya kalmasından derin endişe duymaktadır. Buna ek olarak, 23 Ocak 2025 tarihinde İstanbul havalimanında gözaltına alınarak tutuklanan avukat Fırat Epözdemir o tarihten bu yana tutuklu yargılanmaktadır.

3 aydır tutuklu iken, 8 Nisan 2025 tarihinde, Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) Başkanı olarak görev yapmış olan Fırat Epözdemir hakkında 2015’te Şırnak’ta uygulanan ve 288 kişinin hayatını kaybettiği bildirilen olaylarla ilgili bir gözlem misyonu sırasında yaptığı açıklamalar da dahil olmak üzere, kamuoyuna yaptığı açıklama ve beyanlar nedeniyle 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle savcılık tarafından iddianame düzenlendi. CCBE, avukat Fırat Epözdemir’in ofis bilgisayar ve eşyalarına el konulmasından da özellikle endişe duymaktadır.Bu eylemler, hukuk mesleğinin ve onu temsil eden kurumların bağımsızlığına yönelik son derece ciddi bir saldırı teşkil etmektedir.

CCBE, avukatların ve onları temsil eden kurumların bağımsızlığı ilkesinin hukukun üstünlüğünün vazgeçilmez bir teminatı olduğunu hatırlatır.

CCBE, avukatlık mesleğinin bütünlüğünün, adaletin tesisinin ve hukukun üstünlüğünün korunması için tüm avukatların misilleme, müdahale, sindirme veya taciz korkusu olmadan mesleki sorumluluklarını yerine getirebilmeleri gerektiğini hatırlatır.


Yukarıda belirtilenler ışığında CCBE:

  • İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu’nun ve Yönetim Kurulu’nun görevden alınmasını şiddetle kınamaktadır;
  •  İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Yönetim Kurulu üyeleri ve görevlerini yerine getirirken tehdit edilen tüm Türkiye avukatlarıyla sarsılmaz dayanışmasını ifade eder;
  •  İstanbul Barosu ve temsilcilerine yönelik tüm yasal işlemlerin derhal geri çekilmesi çağrısında bulunur;
  •  Avukat Fırat Epözdemir’in derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması çağrısında bulunur;
  •  Türk makamlarını avukatlık mesleğinin bağımsızlığına ilişkin uluslararası yükümlülüklerine saygı göstermeye ve Avukatlık Mesleğinin Korunması Sözleşmesini imzalamaya ve onaylamaya çağırır;
  •  Hukukun üstünlüğünü ve İnsan Haklarını savunan İstanbul Barosuna tam desteğini ifade eder;
     Uluslararası toplumu ve Avrupa kurumlarını Türkiye’de avukatların bağımsızlığını korumak için somut tedbirler almaya teşvik eder.
  • CCBE ayrıca, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamalarıyla 28 ve 29 Mayıs 2025 tarihlerinde Marmara (Silivri) cezaevinde görülecek ceza duruşmasını takip edecektir.


 [*]  Bu metin, CCBE’nin İstanbul Barosuna desteğini göstermek için yayınladığı diğer açıklama ve beyanları takip etmektedir:

Investigation Against the Istanbul Bar Association (13/01/2025)

Joint Statement by the International Legal and Human Rights Community on the Actions Against the Istanbul Bar Association (28/01/2025)

Dismissal of the President and leadership of the Istanbul Bar Association (24/03/2025)

CCBE statement in support of the Istanbul Bar Association (27/02/2025)

Hukuk Eğitimi Alan İngiltere Başbakanları

0

Hukuk Eğitimi Alan İngiltere Başbakanları

Birleşik Krallık(İngiltere) 1721 yılında kurulmuştur. Ülkenin ilk devlet başbakanı Robert Walpole olmuştur. Kuruluşundan 2020 yılına kadar 54 başbakan görev yapmış, bu başbakanlardan 16’sı hukuk eğitimi almıştır. Hukuk Eğitimi Alan İngiltere Başbakanlarının birçoğu Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Bazı başkanların hukuk eğitimine başlamalarına rağmen eğitimlerini yarım bırakmışlardır. Dünyadaki tüm ülkelerin bir anayasası olmasına karşın İngiltere’nin yazılı bir anayasası bulunmamaktadır.

Başbakan
Görev Yılları
John Stuart
26 Mayıs 1762-8 Nisan 1763
George Grenville
16 Nisan 1763-10 Temmuz 1765
Henry Addington
17 Mart 1801-10 Mayıs 1804
 William Pitt the Younger
10 Mayıs 1804-23 Ocak 1806
Spencer Perceval
4 Ekim 1809 – 11 Mayıs 1812
George Canning
12 Nisan 1827-8 Ağustos 1827
Frederick John Robinson
31 Ağustos 1827 – 21 Ocak 1828
William Lamb
16 Temmuz 1834 – 14 Kasım 1834
18 Nisan 1835-30 Ağustos 1841
Robert Peel
10 Aralık 1834 – 8 Nisan 1835
30 Ağustos 1841-29 Haziran 1846
William Ewart Gladstone
3 Aralık 1868-17 Şubat 1874
23 Nisan 1880-9 Haziran 1885
1 Şubat 1886 – 20 Temmuz 1886
15 Ağustos 1892 – 2 Mart 1894
Robert Gascoyne-Cecil
23 Haziran 1885-28 Ocak 1886
25 Temmuz 1886 – 11 Ağustos 1892
25 Haziran 1895 – 11 Temmuz 1902
Herbert Henry Asquith
8 Nisan 1908-5 Aralık 1916
David Lloyd George
6 Aralık 1916 – 19 Ekim 1922
Clement Attlee
26 Temmuz 1945-26 Ekim 1951
Margaret Thatcher
4 Mayıs 1979-28 Kasım 1990
Tony Blair
2 Mayıs 1997 – 27 Haziran 2007

Hukuk Eğitimi Alan İngiltere Başbakanları

Hukukçu Başbakan Tony Blair ve avukat eşi Cherie Blair

İnsan Hakları Belgeleri

0
İnsan Hakları Belgeleri

İnsan Hakları Belgeleri 

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Belgeleri

Birleşmiş Milletler Şartı
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilmiştir. Bildirge küresel düzeyde kabul gören ilk İnsan Haklar Belgelerindendir. 

İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi

İnsan Hakları Belgeleri arasında insan hakları savunucularını koruması nedeniyle önemli bir yer tutan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Belgesi, Evrensel Olarak Tanınan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesinde Toplumsal Kuruluşların (Organların), Grupların ve Bireylerin Hakları ve Sorumlulukları Üzerine Bildirge BM İnsan Hakları Komisyonunun 3 Nisan 1998 tarihli toplantısında kabul edilmiştir.

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler (Havana Kuralları)

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçların Islahı Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiştir.

Ceza Adalet Sisteminde Çocuklar Üzerine Dava Rehberleri
Çocuk Hakları Bildirgesi

Cenevre Çocuk Hakları Beyannamesi, diğer adıyla Çocuk Hakları Bildirgesi 1924 yılında Milletlerarası Çocuklara Yardım Birliği tarafından yayınlanmış olan İnsan Hakları Belgelerindendir. Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi, uluslararası alanda çocukların korunmasına yönelik yapılan ilk sözleşmedir. Cenevre Bildirgesi’nde; çocukların doğal biçimde gelişmesine olanak sağlanması, aç çocukların beslenmesi, hasta çocukların tedavi edilmesi, terk edilmiş çocukların korunması, felaket anında yardımın öncelikle çocuğa yapılması, çocukların her türlü istismara karşı korunması ve kardeşlik duyguları içinde eğitilmeleri gerektiği belirtilmiştir.

Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokolleri

1989 yılında 54 maddeden oluşan Çocuk Hakları Sözleşmesi imzaya açılmış ve 193 üye ülkenin 187’si tarafından onaylanmıştır. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilmiş ve 1990 tarihinde Türkiye dahil yaklaşık 142 devlet tarafından kabul edilmiş, kabul eden devlet sayısı daha sonra artmıştır. Türkiye, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme‘nin uygulamasına 2 Ekim 1995 tarihinde başlamıştır. Sözleşme, çocukların haklarını korumayı amaçlamakta ve Taraf Devletlerin, sözleşme hükümlerine kesinlikle uymaları gerektiğini karara bağlamaktadır. Taraf devletlerin bu sözleşme ile üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirme konusunda kaydettikleri ilerlemeleri incelemek amacıyla Çocuk Hakları Komitesi kurulmuştur. Devletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’sine taraf olduktan iki yıl sonra başlangıç raporunu ve bundan sonra da her beş yılda bir raporlarını Çocuk Hakları Komitesine sunmak zorundadırlar.

Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi Birleşmiş Milletler Rehber Kuralları (Riyad İlkeleri)

Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi Birleşmiş Milletler Rehber Kuralları (Riyad İlkeleri), Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 14 Aralık 1990 tarihli ve 45/112 sayılı kararıyla kabul ve ilan edilmiştir.

Din ve İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlüğün Önlenmesi Bildirgesi

Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi, 25 Kasım 1981 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiştir.

Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Uluslararası Sözleşme ve Eki Protokolü

Birleşmiş Milletler Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu [UNESCO] tarafından 14 Aralık 1960 tarihinde Genel Toplantı’da kabul edilmiştir.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, 16 Aralık 1966 tarihli, 2200A (XXI) sayılı Genel Kurul kararıyla kabul edilmiş ve imza, onay ve katılmaya açılmıştır. Sözleşme, 27. Madde uyarınca, 3 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, “Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi“ni 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Bugüne kadar BM üyesi 137 ülkenin imzaladığı sözleşme, 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM’de onaylanmış, 17 Haziran 2003 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onandıktan sonra Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanmasına ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi

ILO 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 17 Haziran 1999 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 25 Ocak 2001 tarihli ve 2528 sayılı kanun ile kabul edilmiş,27 Haziran 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Hapislik Dışı Tedbirler İçin BM Asgari Standart Kuralları (Tokyo Kuralları)
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Sözleşme’yi 13 Ekim 1972 tarihinde imzalamış, sözleşmenin onaylanmasını uygun bulan 3 Nisan 2002 tarih ve 4750 sayılı Kanun, 9 Nisan 2002 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesinin onaylanmasına ilişkin 13 Mayıs 2002 tarihli ve 2002/4171 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve resmi Türkçe çeviri, 16 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşmenin onay belgeleri 16 Eylül 2002 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş; sözleşme Türkiye’de 16 Ekim 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Herhangi Bir biçimde Tutulan ya da Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin İlkeler Bütünü

Herhangi bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler Bütünü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilmiştir. Bu prensipler her hangi bir biçimde tutulan veya hap solunan herkesin korunması için uygulanmaktadır. 

Hukuk Dışı, Keyfi ve Kısa Yoldan İnfazların Etkili Bir Şekilde Önlenmesi ve Soruşturulmasına Dair Prensipler

Hukuk Dışı Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensipler, Birleşmiş Milletler tarafından 24 Mayıs 1989 tarihinde ilan edilmiştir. 

Hukuku Uygulayan Görevlilerin Davranış Kuralları

Yasaların Uygulanmasından Sorumlu Olanlar için Davranış Kuralları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 17 Aralık 1979 tarihinde 34/169 sayılı karar ile kabul edilmiştir.

Hukuku Uygulayan Kamu Görevlilerinin Zor ve Silah Kullanımı Temel İlkeleri

Kolluk Güçlerinin Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler, 27 Ağustos – 7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiştir.

Hürriyetinden Yoksun Kılınan Çocuklarla İlgili BM Kuralları

Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 14 Aralık 1990 tarihinde kabul edilmiştir. Havana Kuralları olarak da bilinmektedir.

Irk ve Irka Dayalı Önyargı Bildirgesi
Irkçılık, Irk Ayrımcılığı, Yabancı Düşmanlığı ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Dünya Konferansı Raporu
İnsanlığa Karşı Suçların (Soykırım) Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi

Soykırım Suçunun İşlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, 9 Aralık 1948 tarihinde Paris’te toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 260 A (III) sayılı Kararıyla kabul edilip, imza, onay ve katılıma açılmıştır. Sözleşme 13. maddeye uygun olarak 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Sözleşmeyi 23 Mart 1950’de onaylamıştır. 5630 Sayılı Onay Kanunu 29 Mart 1950 gün ve 7469 Sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanmıştır.

İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muameleye ve Cezaya Karşı Sözleşme ve Eki Protokolü

İstanbul Protokolü: İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu; İşkence ve kötü muameleye karşı etkin mücadele amacıyla oluşturulmuştur. 

1999 yılı sonunda Birleşmiş Milletler’e sunulan İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu, “İstanbul Protokolü” (Manual on the Effective Investigation and Documentation of Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment, ”The Istanbul Protocol”) işkence ve kötü muamelenin etkin araştırması ve dokümantasyonu için uluslararası standartları oluşturmaktır.

Uluslararası insan hakları belgeleri ve insancıl hukuk, işkence ve kötü muameleyi istisnasız olarak yasaklamasına rağmen, dünya ülkelerinin yarısından fazlasında işkence ve kötü muamele uygulamasına sıklıkla rastlanmaktadır. Süregelen işkence uygulamalarından ötürü pek çok insan acı çekmektedir.

Bu el kılavuzu devletlerin bireyleri işkence ve kötü muameleden daha etkin biçimde koruyabilmelerini ve suçluları eylemlerinden ötürü sorumlu tutabilmelerini sağlamak için oluşturulmuştur.

İşkenceye, Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı Muamele veya Cezaya Karşı Tutuklu ve Hükümlülerin Korunmasında Sağlık Personelinin Tıbbi Etik İlkeleri

Birleşmiş Milletler Tıbbi Etik İlkeleri, “İşkence, Gayriinsani Muamele ve Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Tıbbi Etik İlkeleri” adıyla 18 Aralık 1982 tarihinde kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, “Tutuklu ve hükümlülerin işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve davranışlara karşı korunmasında sağlık personeli ve özellikle hekimlerin görevlerine ilişkin tıbbi etik ilkeleri” başlıklı metni kabul etmiş ve Tıbbi Etik ilkeleri oluşmuştur. Birleşmiş Milletler, tutuklu ve hükümlülerin, işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve muamelelere karşı korunmasında sağlık personelinin ve özellikle hekimlerin görevleri nedeniyle uymaları gereken kuralları belirlemiştir.

İşkenceye, Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı Muamele veya Cezaya Tabi Tutulan Kişilerin Korunması Bildirgesi

Herkesin İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Korunmasına dair Bildiri(Declaration on the Protection of All Persons from Being Subjected to Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment), Birleşmiş Milletler  Genel Kurulunun 9 Aralık 1975 tarihli ve 3452 (XXX) sayılı Kararıyla kabul edilmiştir.

İşkenceye, Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı Muamele veya Cezayı Etkili Araştırma ve Belgeleme İlkeleri
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW)

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW), Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women adıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 18 Aralık 1979 tarihinde kabul edilmiştir.

Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge

Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge özel olarak kadına yönelik şiddeti düzenleyen belgelerden biridir. Bildirge, 20 Aralık 1993 tarihinde oylamaya başvurulmaksızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.  Bildirge, 1979 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin (CEDAW) etkin olarak uygulanmasının kadınlara yönelik şiddetin önlenmesine katkıda bulunması ve bu sürecin güçlendirilerek tamamlanması amacıyla kabul edilmiştir.

Kadınların Siyasi Hakları Üzerine Sözleşme

Kadınların Siyasi Hakları Üzerine Sözleşme, Birleşmiş Milletler tarafından 20 Aralık 1952 tarihinde kabul edilmiştir. 

Kanuni Sınırlamaların Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlara Uygulanamaması Üzerine Sözleşme
Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Ek Protokolleri

Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı kararıyla kabul edilmiş ve 19 Aralık 1966 tarihinde imzaya açılmıştır. Sözleşme, 41. madde dışında, 23 Mart 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İnsan Hakları Komitesi’ne ilişkin 41. madde ise, 28 Mart 1979 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Sözleşme’yi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanmasını uygun bulan 4 Haziran 2003 tarih ve 4868 sayılı Kanun, 18 Haziran 2003 tarih ve 25142 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bakanlar Kurulu’nun 7 Temmuz 2003 tarih ve 2003 /5851 sayılı kararıyla Sözleşme’nin onaylanması kararlaştırılmış ve Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi, 21 Temmuz 2003 sayılı ve 25175 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Türkiye, onay belgelerini 15 Eylül 2003 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi etmiş ve 49. madde uyarınca, Sözleşme Türkiye bakımından 23 Aralık 2003 tarihinden itibaren hüküm doğurmaya başlamıştır.

Türkiye, Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini Birleşmiş Milletler Şartı çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olarak yerine getireceğini, Sözleşme’nin hükümlerinin yalnızca Türkiye’nin diplomatik ilişkisi bulunan taraf devletlere karşı uygulanacağını ve Sözleşme’nin ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesel sınırları itibariyle onaylanmış bulunduğunu belirten üç beyanda bulunmuştur. Ayrıca, Sözleşme’nin 27. maddesine çekince konmuştur. Bu çekinceye göre, Türkiye Cumhuriyeti Sözleşme’nin etnik, dinsel ve dil azınlıklarının haklarına ilişkin 27. maddesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Lozan Barış Andlaşması ile Eklerinin ilgili hükümlerine göre uygulama hakkını saklı tuttuğunu ifade etmektedir.

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin denetim organı, İnsan Hakları Komitesidir.

Kölelik Sözleşmesi ve Eki Protokol
Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulamalar ve Kurumların Kaldırılması Hakkında Ek Sözleşme

Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme, Birleşmiş Milletler tarafından 7 Eylül 1956 tarihinde kabul edilmiştir. Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşmenin onaylanması Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 27.12.1963 tarihinde kabul edilen 361 numaralı kanun ile olmuştur. Kanun 6 Ocak 1964 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Küçükler İçin Adalet Sistemine İlişkin BM Asgari Standart Kuralları (Pekin Kuralları)
Mahpuslara Yapılacak Muamelelerle İlgili Asgari Standart Kurallar

Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar, 1955’te Cenevre’de toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı’na ilişkin Birinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiş, Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 31 Temmuz 1957 tarih ve 663 C (XXIV) sayılı ve 13 Mayıs 1977 tarih ve 2076 (LXII) sayılı kararlarla benimsenmiştir. Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar tutuklu ve hükümlülerin tamamına uygulanmak üzere 94 maddeden oluşmaktadır.

Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ve New York Protokolü

Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ve New York Protokolü, Birleşmiş Milletler tarafından 28 Temmuz 1951 tarihinde kabul edilmiştir. Mültecilerin hukuki durumuna ilişkin daha önce imzalanan milletlerarası antlaşmaların tekrar gözden geçirilmesi ve bir araya getirilmesi suretiyle bu antlaşmaların mülteciler için sağladığı himayenin yeni bir antlaşma yoluyla genişletilmesi amaçlanmıştır. 

Olağanüstü Durumlarda ve Silahlı Çatışmada Kadınların ve Çocukların Korunması Bildirgesi

Birleşmiş Milletler, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri 14 Aralık 1974 tarihinde yayınlanmıştır. Birleşmiş Milletler, Ekonomik ve Sosyal Konseyin 16 Mayıs 1974 tarihli ve 1861 (LVI) sayılı kararında yer alan tavsiyeyi dikkate alarak, barış, self-determinasyon, ulusal kurtuluş ve bağımsızlık için mücadele edildiği olağanüstü durumda ve silahlı çatışma dönemlerinde insanlık dışı eylemlerin çok sıkça mağduru olan ve sonuçta çok ağır zararlara uğrayan sivil nüfustan kadınların ve çocukların çektikleri acılardan derin kaygı duyduğunu ifade ederek bildirgeyi yayınlamıştır. 

Ölüm Cezası İle Karşılaşanların Haklarının Korunmasını Güvence Altına Alan Koruyucular

Ölüm Cezası ile Karşılaşanların Haklarının Korunmasını Güvence altına alan Koruyucular konulu Birleşmiş Milletler bildirgesi(Safeguards guaranteeing protection of the rights of those facing the death penalty), Ekonomik ve Sosyal Konseyin 25 Mayıs 1984 tarihli ve 1984/50 sayılı Kararıyla onaylanmıştır.

Özellikle Fizikçilerin, Rolüne İlişkin Tıbbi Etik İlkeleri
Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar(Havana Kuralları)

Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 14 Aralık 1990 tarihinde kabul edilmiştir. Havana Kuralları olarak da bilinmektedir.

Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlardan Suçlu Bulunanların Aranmasında, Yakalanmasında, İade Edilmesinde ve Cezalandırılmasında Uluslararası İşbirliği İlkeleri
Savcıların Rolüne İlişkin Yönerge

Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Küba’nın Havana şehrinde yapılan 8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Konferansında kabul edilmiştir.

Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi

Suçtan Ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi, Birleşmiş Milletler tarafından 29 Kasım 1985 tarihinde kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler, bildirinin uygulanmasına dair eylem planı hazırlayarak üye ülkelerin bildirge hükümlerini uygulamasını teşvik etmektedir. Bildiri, suç mağdurların uluslararası hukuk himayesindeki haklarının temel dayanağıdır. Devletlerin sorumluğunun çerçevesi ile paralel düzenlemeler, 1 Şubat 1988 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan “Şiddet Suçu Mağdurlarının Zararlarının Tazmin Edilmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesi” ile getirilmiştir. 

Tüm Göçmen İşçilerin ve Ailelerinin Haklarının Korunması Uluslararası Sözleşmesi
Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü

Uluslararası Ceza Mahkemesi Binası

Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü (The Rome Statute of the International Criminal Court), 15 Haziran 1998 ve 17 Temmuz 1998 tarihleri arasında Roma’da toplanan Birleşmiş Milletler Konferansında kararlaştırılmıştır. Roma Statüsünü oluşturan anlaşma için yapılan oylamada 160 oy kullanılmış; 120 kabul, 21 çekimser, 7 karşı oy verilmiş ve statü oy çokluğu ile kabul edilmiştir. Anlaşma, Uluslararası Ceza Mahkemesinin kuruluş statüsüdür.

Anlaşma ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesinin(UCM) merkezi Hollanda’nın La Haye kentindedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Uluslararası Ceza Divanı(UCD) olarak da adlandırılmaktadır. Mahkeme Uluslararası tüzel kişiliğe sahiptir ve sürekli yapıdadır. Mahkeme, gerçek kişilerin cezai sorumluluğunu tespit etmekte, tüzel kişilerin ve devletlerin sorumluluğunu soruşturmamaktadır.  UCM, ceza hukukunun temel ilkelerine göre hareket etmektedir. Mahkemenin yargıladığı konular genel olarak, soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçudur.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargılama yetkisi sadece Roma Statüsü ile sınırlıdır.  Devletlerin ulusal hukuk sistemlerinin üstünlüğü korunmuştur. Anlaşmaya taraf olan devletler bakımından anlaşma taraf olduğu tarihten itibaren geçerlidir. Türkiye Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri, Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargılama yetkisini kabul etmemiştir. Avrupa ülkelerinin bir çoğu anlaşmaya taraftır.

Uluslararası Organize Suçlara Karşı Sözleşme ve Eki Protokolü
Vatansız Kişilerin Hukuki Statülerine İlişkin 1954 Sözleşmesi
Vatansızlığın Azaltılmasına İlişkin 1961 Tarihli Sözleşme
Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri

Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri,  26 Ağustos – 6 Eylül 1985 tarihleri arasında Milano’da yapılan BM Suçun Önlenmesi ve Suçluların Tedavisi Yedinci Kongresinde kabul edilmiş, 29 Kasım 1985 tarih ve 40/32 sayılı ve 13 Aralık 1985 tarih ve 40/146 sayılı kararlarla BM Genel Kurulu tarafından onaylanmıştır.

Yaşadığı Ülkenin Vatandaşlığına Sahip Olmayan Bireylerin İnsan Hakları Üzerine Bildirge
Zorla Çalıştırma Sözleşmesi

ILO 29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi, 6 Haziran 1930 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 23 Ocak 1998 tarihinde 4333 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1998 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

 Avrupa Konseyi İnsan Hakları Belgeleri

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Belgeleri

Avrupa Konseyi Statüsü
Avrupa Sosyal Şartı
Bölgesel ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartı
Çocuk Haklarının Kullanılması Avrupa Sözleşmesi
Göçmen İşçilerin Hukuki Statüsü Hakkında Avrupa Sözleşmesi
İnsan Hakları ve Biyo-Tıp Sözleşmesi
İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi ve Eki Protokolleri
İşkence ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezayı Önleme Avrupa Sözleşmesi
Schengen ve Dublin (Avrupa İltica Sözleşmesi) Sözleşmeleri
Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi
Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçeve Sözleşmesi

Avrupa ve Güvenlik İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Belgeleri

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Belgeleri

1983 Madrid İzleme Toplantısı Sonuç Bildirisi
1989 Viyana İzleme Toplantısı Sonuç Bildirisi
1990 Kopenhag İnsani Boyut Konferansı Belgesi
1991 Moskova İnsani Boyut Konferansı Belgesi
Helsinki Nihai Senedi
Helsinki Zirvesi (9-10 Temmuz 1992) Bildirisi
İstanbul Zirvesi (18-19 Kasım 1999) Bildirisi
Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı

Amerika Devletler Topluluğu İnsan Hakları Belgeleri 

Amerikan Devletleri Örgütü Şartı

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından Bogota, Colombia’da 30 Nisan 1948 tarihinde kabul edilmiş ve 13 Aralık 1951 tarihinde yürürlüğe girmiş; 13 Aralık 1951, 27 Şubat 1970, 16 Kasım 1988, 29 Ocak 1996 ve 25 Eylül 1997 tarihlerinde değiştirilmiştir.

İnsan Hakları Amerikan Sözleşmesi – 1978

22 Kasım 1969 tarihinde San José, Kosta Rika’da düzenlenen İnsan Hakları hakkında Amerikalılararası Özel Konferans’ta kabul edilmiş ve 18 Temmuz 1978’de yürürlüğe girmiştir.

İnsan Hakları Amerikalılararası Komisyonu Statüsü – 1979

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 1 Ekim 1979 tarihinde La Paz, Bolivya’da onaylanmış ve 1 Kasım 1979 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İnsan Hakları Amerikalılararası Mahkemesi İçtüzüğü (2009)

Mahkeme tarafından 16-28 Kasım 2009 tarihleri arasında yapılan 85’inci olağan toplantı döneminde kabul edilmiştir.

İnsan Hakları Amerikalılararası Mahkemesi Statüsü – 1980

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından La Paz, Bolivia’da 1 Ekim 1979’da dokuzuncu olağan toplantıda kabul edilmiş ve 1 Ocak 1980’de yürürlüğe girmiştir.

Amerikalılararası İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi – 1987

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 9 Aralık 1985 tarihinde kabul edilmiş ve 28 Şubat 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İnsan Hakları Amerikan Sözleşmesine Ölüm Cezasının Kaldırılması için Ek Protokol – 1990

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 8 Haziran 1990’da kabul edilmiştir. Her bir devlet için onay veya katılma tarihinde yürürlüğe girmektdir.

İnsan Hakları Amerikan Sözleşmesi’ne Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Alanda Ek Protokol (San Salvador Protokolü)- 1999

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 17 Kasım 1988 tarihinde kabul edilmiş ve 16 Kasım 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirgesi -1948

Dokuzuncu Amerikan Devletleri Uluslararası Konferansı tarafından Bogota, Kolombiya’da 1948 tarihinde kabul edilmiştir.

Cartagena Mülteciler Bildirisi
Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi
Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi, Cezalandırılması ve Ortadan Kaldırılmasına Dair Amerikan Devletleri Sözleşmesi – Belém do Pará Sözleşmesi

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde kabul edilmiş ve 3 Mart 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Engelleri Bulunan Kişilere Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine dair Amerikalılararası Sözleşme (2001) (Kişilere ve Sakatlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Amerikan Devletlerarası Sözleşmesi

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 8 Haziran 1999 tarihinde kabul edilmiş ve 14 Eylül 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kişilerin Zorla Kaybolmaları Üzerine Amerikalılararası Sözleşme) – 1996

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde kabul edilmiş ve 28 Mart 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Amerikalılararası Demokrasi Şartı (2001)

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 11 Eylül 2001 tarihinde kabul edilmiştir.

İnsan Hakları Amerikalılararası Komisyonu İçtüzüğü  – 2013

Komisyon tarafından 28 Ekim-13 Kasım 2009 tarihleri arasında yapılan 137’nci olağan toplantı döneminde onaylanmış ve 8-22 Mart 2013 tarihleri arasında yapılan 147’nci olağan toplantı döneminde değiştirilmiş, bu değişiklikler 1 Ağustos 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir

Afrika Birliği İnsan Hakları Belgeleri

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı
Afrika’da Mülteci Sorunlarının Belirli Yönlerinin Yönetimi ABT Sözleşmesi
Çocukların Hakları ve Refahı Afrika Şartı
Kadın Hakları Protokolü

Arap Ligi İnsan Hakları Belgeleri

Evrensel İslam İnsan Hakları Bildirgesi
İnsan Hakları Arap Şartı
İslamda İnsan Hakları Üzerine Kahire Bildirgesi

Asya ve Pasifik İnsan Hakları Belgeleri

İnsan Hakları Bangkok Bildirgesi
İnsan Hakları Asya Şartı ( Taslak)
Yargının Bağımsızlığı İlkeleri Pekin Raporu

Bağımsız Devletler Topluluğu İnsan Hakları Belgeleri

Bağımsız Devletler Topluluğu

İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi

Türkiye Tarafından Kabul Edilmiş Uluslararası Çalışma Örgütü İnsan Hakları Belgeleri (ILO) 

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri ve İnsan Hakları Belgeleri

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan Teşkilatı İnsan Hakları Belgeleri ve Sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi

ILO 45 No’lu Yeraltı İşleri (Kadınlar) Sözleşmesi, 4 Haziran 1935 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 9 Haziran 1937 tarihinde 3229 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1937 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kadınların maden ocaklarında yeraltı işlerinde çalıştırılmasını yasaklamıştır.

11 No’lu Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi

ILO 11 No’lu Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi, 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 24.10.1960 tarihinde 110 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 28.10.1960 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kadınların maden ocaklarında yeraltı işlerinde çalıştırılmasını yasaklamıştır.

14 No’lu Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi

ILO 14 No’lu Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4865 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

15 Nol’lu Asgari Yaş (Trimciler ve Ateşçiler) Sözleşmesi

ILO 15 No’lu Asgari Yaş (Trimciler ve Ateşçiler) Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 29 Ekim 1921 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 25 Mayıs 1959 tarihli ve 7292 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 2 Haziran 1959 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

26 No’lu Asgari Ücret Belirleme Yöntemi Sözleşmesi

26 No’lu ILO Asgari Ücret Belirleme Yöntemi Sözleşmesi 30 Mayıs 1928 tarihinde ILO tarafından kabul edilmiş, Türkiye tarafından 25 Haziran 1973 tarihinde onaylanmış, Resmi Gazetenin 03 Temmuz 1973 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi

ILO 29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi, 6 Haziran 1930 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 23 Ocak 1998 tarihinde 4333 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1998 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi

ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1933 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 11 Şubat 1946 tarihli ve 4866 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, aynı konudaki 96 sayılı sözleşmenin onaylanması sonucu yürürlükten kalkmıştır.

42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize)

ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize), 4 Haziran 1934 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4864 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

45 No’lu Yeraltı İşleri (Kadınlar) Sözleşmesi

ILO 45 No’lu Yeraltı İşleri (Kadınlar) Sözleşmesi, 4 Haziran 1935 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 9 Haziran 1937 tarihinde 3229 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1937 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kadınların maden ocaklarında yeraltı işlerinde çalıştırılmasını yasaklamıştır.

53 No’lu Ticaret Gemilerinde Çalışan Kaptanlar Ve Gemi Zabitlerinin Meslekî Yeterliliklerinin Asgari İcaplarına İlişkin Sözleşme

ILO 53 No’lu Ticaret Gemilerinde Çalışan Kaptanlar Ve Gemi Zabitlerinin Meslekî Yeterliliklerinin Asgari İcaplarına İlişkin Sözleşme, 6 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25.6.2003 tarihinde 4906 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşme ile, gemilerde; kaptan, nöbetçi güverte zabiti, çarkçıbaşı, nöbetçi çarkçı gibi işlerde, bu geminin kayıtlı olduğu ülkenin yetkili makamınca verilen veya onaylanan ve bu işler için yeterli olduğunu gösteren bir belge olmadan kimsenin işe alınamamasını ve çalıştırılamamasını öngörmektedir.

55 No’lu Gemi adamlarının Hastalanması, Yaralanması ya da Ölümü Halinde Armatörün Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme

ILO 55 No’lu Gemiadamlarının Hastalanması, Yaralanması ya da Ölümü Halinde Armatörün Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme, 6 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 15.7.2003 tarihinde 4942 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşme, Armatörlerin, hasta ya da yaralı olan gemi adamlarının iyileşinceye veya hastalığı ya da iş göremezliği sürekli olarak kabul edilinceye kadar tıbbi bakim ve maişet ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu olduğunu öngörmektedir.

58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)

ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize), 22 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25 Mayıs 1959 tarihinde 7293 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 2 Haziran 1959 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, gemilerde çalışan çocukların durumuna ilişkin hükümler taşımaktadır.

59 No’lu Asgari Yaş (Sanayi) Sözleşmesi (Revize)

ILO 59 No’lu Asgari Yaş (Sanayi) Sözleşmesi (Revize), 3 Haziran 1937 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 26 Kasım 1992 tarihinde 3849 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, onbeş yaşın altındaki çocukların kamu ve özel sektör sanayi işletmelerinde ya da bunların alt birimlerinde istihdam edilmelerini veya çalıştırılmalarını yasaklamıştır.

68 No’lu Gemilerde Mürettebat İçin İaşe ve Yemek Hizmetlerine İlişkin Sözleşme

ILO 68 No’lu Gemilerde Mürettebat İçin İaşe ve Yemek Hizmetlerine İlişkin Sözleşme,  6 Haziran 1946 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 15 Temmz 2003 tarihinde 4943 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşme, yük veya yolcu taşıyan her tür ticari amaçlı açık deniz gemilerinde çalışan mürettebatın iaşe ve yemek hizmetleri için uygun standartları düzenlemektedir.

69 No’lu Gemi Aşçılarının Mesleki Ehliyet Diplomalarına İlişkin Sözleşme

ILO 69 No’lu Gemi Aşçılarının Mesleki Ehliyet Diplomalarına İlişkin Sözleşme, 6 Haziran 1946 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 15.7.2003 tarihinde 4944 sayılı yasa ile onaylamıştır.

Sözleşme, ticaret maksadıyla yük veya insan taşımaya tahsis edilmiş denizaşırı sefer yapan gemilerde tayfanın yemeklerini hazırlamaktan doğrudan doğruya sorumlu olan gemi aşçılarının statüsüne dair hükümleri düzenlemektedir.

73 No’lu Gemi adamlarının Sağlık Muayenesine İlişkin Sözleşme

ILO 73 No’lu Gemiadamlarının Sağlık Muayenesine İlişkin Sözleşme 6 Haziran 1946 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 15.7.2003 tarihinde 4908 sayılı yasa ile onaylamıştır.

Sözleşme, ticaret maksadıyla yük veya insan taşımaya tahsis edilmiş denizaşırı sefer yapan gemilerde çalışan personelin sağlık muayenesine ilişkin hükümleri düzenlemektedir. Sözleşmenin kapsamına giren kişiler, bir pratisyen doktorun imzaladığı sağlık raporu olmadıkça açık denizlerde sefer yapan gemilerde çalışamaz.

77 No’lu Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi) Sözleşmesi

ILO 77 No’lu Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi) Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 19 Eylül 1946 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 16.08.1983 tarihli ve 2878 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 18.08.1983 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kamusal veya özel sınai işyerlerinde veya bu işyerleriyle ilgili işlerde çalıştırılan veya çalışılan çocuklar ve gençlere uygulanmak üzere kabul edilmiştir.

80 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi

ILO 80 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, 19 Eylül 1946 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 24.05.1949 tarihinde 5393 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 28.05.1949 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Milletler Cemiyetinin feshi ve Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Statüsünün değiştirilmesi sebebiyle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş sözleşme metinlerindeki bazı kavramların yeni literatüre göre değiştirilmesini öngörmektedir.

81 No’lu İş Teftişi Sözleşmesi

ILO 81 No’lu İş Teftişi Sözleşmesi, 19 Haziran 1947 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 13.12.1950 tarihinde 5690 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 22.12.1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, sınai iş yerlerinde ve ticari iş yerlerinde teftişi düzenlemekte, tüm iş yerlerinde teftişi düzenleyen bir teftiş sistemi kurulmasını öngörmekte ve bu teftiş sisteminin standartlarını  belirlemektedir.

87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi

ILO 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edilmiştir.

Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihli ve 3847 sayılı kanun ile kabul edilmiş; Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, çalışanların ve işverenlerin herhangi bir ayrım yapılmaksızın ve önceden izin almaksızın istedikleri kuruluşları kurma ve  bu kuruluşlara üye olma hakkını garanti altına almış, örgütlenme hakkını ve sendikal özgürlükleri düzenlemiştir.

88 No’lu İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Sözleşmesi

ILO 88 No’lu İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Sözleşmesi Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edilmiştir. Sözleşme Türkiye tarafından 30.11.1949 tarihinde 5448 sayılı yasa ile kabul edilerek Resmi Gazetenin 07.12.1949 tarihli sayısında yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir.

92 No’lu Mürettebatin Gemide Barınmasına İlişkin Sözleşme

ILO 92 No’lu Mürettebatın Gemide Barınmasına İlişkin Sözleşme, 8 Haziran 1949 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25.6.2003 tarihinde 4907 sayılı yasa ile onaylamıştır.

Sözleşme, kamu veya özel mülkiyetindeki her türlü ticari amaçlı yük veya yolcu gemilerine uygulanmak üzere kabul edilmiştir. Mürettebatın barınacağı yerlerin güvenlik ve sağlık bakımından standartlar getiren sözleşme kalite ve hijyen kurallarını da belirlemiştir.

94 No’lu Çalışma Şartları (Kamu Sözleşmeleri) Sözleşmesi

ILO 94 No’lu Çalışma Şartları (Kamu Sözleşmeleri) Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1949 tarihinde Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye tarafından 14.12.1960 tarihli ve 161 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 21.12.1960 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

ILO 94 No’lu Çalışma Şartları (Kamu Sözleşmeleri) Sözleşmesine göre, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ihaleleri kazanan işverenlere ait işyerlerinde çalışan işçiler, toplu iş sözleşmesine taraf sendika üyesi olup olmadıklarına bakılmaksızın ve bir teşmil karan gerekmeksizin, yürürlükteki toplu iş sözleşmesinin, ücret, çalışma süreleri ve diğer çalışma şartlarına ilişkin haklarından aynen yararlanabilmektedir.

95 No’lu Ücretlerin Korunması Sözleşmesi

ILO 95 No’lu Ücretlerin Korunması Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1949 tarihinde Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye tarafından 24.10.1960 tarihli ve 109 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 28.10.1960 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, yapmış olduğu çalışmalar karşılığında kendisine bir ücret ödenen yada ödenmesi gereken herkes için uygulanmak üzere kabul edilmiştir. Prensip olarak ücretlerin doğrudan işçiye ödenmesi, başka kişilere ödeme yapılamaması, ücretin nakit olarak ödenmesi ve nakit dışı ödemelerin yasaklanması öngörülmüştür.

96 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi (Revize)

ILO 96 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesinin revize edilmesi yoluyla, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1949 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 8 Ağustos 1951 tarihli ve 5835 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 14 Ağustos tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

98 No’lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi

98 No’lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, ILO’nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir ve Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri arasındadır.

98 No’lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, 18 Haziran 1949 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 8 Ağustos 1951 tarihli ve 5834 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 14 Ağustos 1951 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

99 No’lu Asgari Ücret Tespit Mekanizması (Tarım) Sözleşmesi

ILO 99 No’lu Asgari Ücret Tespit Mekanizması (Tarım) Sözleşmesi, 6 Haziran 1951 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 30 Nisan 1969 tarihli ve 1168 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 26 Mart 1970 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

100 No’lu Eşit Ücret Sözleşmesi

100 Sayılı Eşit Değerde Eşit İş İçin Erkek ve Kadın İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında ILO Sözleşmesi, 29 Haziran 1951 tarihinde imzalanmıştır.

102 No’lu Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi

ILO 102 No’lu Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi, 28 Haziran 1952 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 29 Temmuz 1971 tarihli ve 1451 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 15 Ekim 1974 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

105 No’lu Zorla Çalıştırmanın Kaldırılması Sözleşmesi

ILO-105 No’lu Zorla Çalıştırmanın Kaldırılması Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 5 Haziran 1957 tarihinde kabul edilmiştir. Türkiye tarafından 14.12.1960 tarihli ve 162 sayılı kanun ile kabul edilmiş; Resmi Gazetenin 21.12.1960 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeyi imzalayan ülkeler zorla ve mecburi çalıştırmanın derhal ve tamamen ortadan kaldırılmasını sağlama için etkin tedbirler almayı taahhüt etmişlerdir.

108 No’lu Gemi adamları Ulusal Kimlik Katlarına İlişkin Sözleşme

111 No’lu Ayırımcılık (İş ve Meslek) Sözleşmesi

111 Sayılı ILO İş ve Meslek Yönünden Ayrım Hakkında Sözleşme 25 Haziran 1958 tarihinde imzalanmıştır.

115 No’lu Radyasyondan Korunma Sözleşmesi

ILO 115 No’lu Radyasyondan Korunma Sözleşmesi,  1 Haziran 1960 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 7.3.1968 tarihli ve 1033 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 25.7.1968 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, işçilerin çalışmaları sırasında iyonizan radyasyonlara maruz kalmalarına sebep olan bütün faaliyetler hakkında uygulanmak düzenlenmiştir.

116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi

ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi,  7 Haziran 1961 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 04.05.1967 tarihli ve 862 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 28.08.1968 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansının ilk otuziki toplantı döneminde kabul edilen Sözleşmelerin kısmen değiştirilmesi hakkındadır.

118 No’lu Muamele Eşitliği (Sosyal Güvenlik) Sözleşmesi

ILO 118 No’lu Muamele Eşitliği (Sosyal Güvenlik) Sözleşmesi 28 Haziran 1962 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 19.7.1971 tarihli ve 1453 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 09.06.1973 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, iktisadi gelişme ve kalkınmaya paralel olarak hayat seviyesini yükseltmek iş gücünün sosyal güvenceye kavuşmasını temin etmek amacıyla mükellefiyetler getirmektedir. Her ülke, kendi vatandaşları hakkında fiilen Sağlık yardımları, Hastalık ödenekleri, Analık yardımları, Malüllük yardımları, Yaşlılık yardımları, Ölüm yardımları, İş kazaları ve meslek hastalıkları yardımları, İşsizlik yardımları ve Aile yardımlarına ilişkin hükümleri uygulamak zorundadır.

119 No’lu Makinaların Korunma Tertibatı ile Techizi Sözleşmesi

ILO 119 No’lu Makinaların Korunma Tertibatı ile Techizi Sözleşmesi, 5 Haziran 1963 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 23.5.1967 tarihli ve 872 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 22.8.1967 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

122 No’lu İstihdam Politikası Sözleşmesi

ILO 122 No’lu İstihdam Politikası Sözleşmesi, 17 Haziran 1964 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 9.11.1976 tarihli ve 2027 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 23.10.1977 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, iktisadi gelişme ve kalkınmayı teşvik etmek, hayat seviyesini yükseltmek iş gücü ihtiyaçlarını karşılamak ve işsizlik ve eksik istihdam sorununu çözümlemek amacıyla, tam ve verimli istihdama ve işin serbestçe seçilmesi amacıyla aktif bir politikayı öngörmektedir.

123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi

ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi, 22 Haziran 1965 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 08.051991 tarihli ve 3729 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 02.10.1991 tarihli sayısı ile yayınlanarak 08.12.1992 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

127 No’lu Azami Ağırlık Sözleşmesi

ILO 127 No’lu Azami Ağırlık Sözleşmesi, 28 Haziran 1967 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 30.11.1972 tarihli ve 1635 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 14.11.1974 tarihli sayısı ile yayınlanarak 13.11.1975 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

133 No’lu Mürettebatın Gemide Barındırılmasına İlişkin Sözleşme (İlave Hükümler)

134 No’lu İş Kazalarının Önlenmesine (Gemiadamları) İlişkin Sözleşme

ILO 134 No’lu İş Kazalarının Önlenmesine (Gemiadamları) İlişkin Sözleşme, 14 Ekim 1970 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 15.7.2003 tarihli ve 4935 yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, gemi adamlarının çalışmaları sırasında uğrayabilecekleri iş kazalarına ilişkin önlemleri düzenlemiş, iş kazaların önlenmesi ve sağlığın korunması ile ilgili tüm genel kurallara atıfta bulunarak denizcilik işlerine özgü kazaların önlenmesi için hükümler getirmiştir.

135 No’lu İşçi Temsilcileri Sözleşmesi

ILO 135 No’lu İşçi Temsilcileri Sözleşmesi, 2 Haziran 1971  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 25. 11. 1992 tarihinde 3845 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 25. 02.1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, sendika özgürlüğünü korumak, her türlü ayrımcılığa karşı işçileri korumak, örgütlenme ve toplu pazarlık hakkına uygun şekilde işletmelerdeki işçi temsilcilerinin görevlerini hızlı ve etkin şekilde yapmasını sağlamak üzere kabul edilmiştir.

138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi

ILO 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi, 6 Haziran 1973  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 23 Ocak 1998 tarihinde onaylanmış, Resmi Gazetenin 27 Ocak 1998 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

142 No’lu İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi

ILO 142 No’lu İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi, 4 Haziran 1975  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 26.11.1992 tarihinde 3850 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 25.2.1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, ILO üyelerinin, istihdam ile yakından ilişkili olarak kapsamlı ve koordineli mesleki rehberlik ve mesleki eğitim politika ve programları kabul ederek geliştirmesini öngörmektedir. Sözleşmeyi kabul eden her üye ülke, geliştireceği politika ve programlarla toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak kişilerin kendi çıkarlarına ve beklentilerine uygun olarak çalışma kabiliyetlerini geliştirip kullanmalarını eşitlik esasına dayalı ve herhangi bir ayırım gözetmeksizin teşvik edecek ve vatandaşlarına bu imkanı verecektir.

144 No’lu Üçlü Danışma (Uluslararası Çalışma Standartları) Sözleşmesi

ILO 144 No’lu Üçlü Danışma (Uluslararası Çalışma Standartları) Sözleşmesi, 2 Haziran 1976  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 26 Kasım 1992 tarihinde 3851 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, işveren ve işçilerin serbest ve bağımsız teşkilatlar kurma haklarını, Uluslararası Çalışma Standartlarının uygulanmasını geliştirmek üzere üçlü mekanizma oluşturulmasını ve çalışma standartlarının uygulanmasını geliştirmek üzere  bazı önerilerin kabulünü içermektedir.

146 No’lu Gemi adamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

ILO 146 No’lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme, 13 Ekim 1976 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihinde 4940 sayılı yasa ile onaylanmış; Resmi Gazetenin 02.12.2003 tarihli sayısında yayınlanarak 28 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

151 No’lu Çalışma İlişkileri (Kamu Hizmeti) Sözleşmesi

ILO 151 No’lu Çalışma İlişkileri (Kamu Hizmeti) Sözleşmesi, 7 Haziran 1978 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihinde 3848 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

152 No’lu Liman İşlerinde Sağlık ve Güvenliğe İlişkin Sözleşme

153 No’lu Karayolları Taşımacılığında Çalışma Saatleri ve Dinlenme Sürelerine İlişkin Sözleşme

ILO 153 No’lu Karayolları Taşımacılığında Çalışma Saatleri ve Dinlenme Sürelerine İlişkin Sözleşme, 6 Haziran 1979  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 15.7.2003 tarihinde 4933 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

155 No’lu İş Sağliği ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme

ILO Kabul Tarihi: 3 Haziran 1981
Kanun Tarih ve Sayısı: 07.01.2004 / 5038
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 13.01.2004 / 25345

158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi

ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi, 2 Haziran 1982  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde 3999  sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 12 Ekim 1994 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

159 No’lu Mesleki Rehabilitasyon ve İstihdam (Sakatlar) Sözleşmesi

161 No’lu Sağlık Hizmetlerine İlişkin Sözleşme

ILO Kabul Tarihi: 7 Haziran 1985
Kanun Tarih ve Sayısı: 07.01.2004 / 5039
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 13.01.2004 / 25345

164 No’lu Gemi adamlarının Sağlığının Korunması ve Tıbbi Bakımına İlişkin Sözleşme

ILO 164 No’lu Gemiadamlarının Sağlığının Korunması ve Tıbbi Bakımına İlişkin Sözleşme, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 24 Eylül 1982 tarihinde kabul edilmiş, 15.7.2003 tarihli ve 4945 sayılı yasa ile onaylanmış,  Resmi Gazete’de yayımlanarak Türkiye’de de yürürlüğe girmiştir.

166 No’lu Gemi adamlarının Ülkelerine Geri Gönderilmesine İlişkin Sözleşme

167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, 1988

167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 20 Haziran 1988 tarihinde kabul edilmiş, 11 Ocak 1991 tarihinde de yürürlüğe girmiş, 29 Kasım 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6571 sayılı Kanun ile de Türkiye tarafından onaylanmıştır. Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri arasında yer alan 167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, inşaat alanındaki her türlü iş, işlem, faaliyet ve nakliye dahil, inşaat sahasının hazırlanması, yıkım işleri, bina yapımı, mühendislik, montaj ve sökme işleri gibi tüm inşaat işlerini ve bu işlerde çalışan kişileri kapsamaktadır.

176 No’lu Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi

182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi

ILO 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 17 Haziran 1999 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 25 Ocak 2001 tarihli ve 2528 sayılı kanun ile kabul edilmiş,27 Haziran 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

187 No’lu İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi

ILO 187 No’lu İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi, 15 Haziran 2006 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 20 Şubat 2009 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin prensipleri belirlemiştir.  Sözleme, ulusal politika, ulusal sistem ve ulusal program geliştirme yoluyla iş kazalarını, meslek hastalıklarını ve ölümleri önlemek için iş sağlığı ve güvenliğinin sürekli geliştirilmesini sağlamayı amaçlamaktadır.  ILO üyeleri, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı tesis etmek için tüm etkin tedbirleri almayı; en fazla temsil kabiliyetine sahip işçi ve işveren kuruluşları temsilcilerine danışarak, iş sağlığı ve güvenliği hakkında alınabilecek tedbirleri periyodik olarak gözden geçirmeyi taahhüt etmiştir.

Özel Antlaşmalar ve İnsan Hakları Belgeleri 
Lozan Barış Antlaşması-Azınlıkların Korunması

İnsan Hakları Belgeleri

Tunalı Hilmi – Türkiye Anayasası Taslağı – 1902

0
Tunalı Hilmi Bey

Tunalı Hilmi – Türkiye Anayasası Taslağı – 1902

Tunalı Hilmi Bey’in 1902 yılında “Türkiye’de Halk Hâkimiyetinin Düzenlenmesi Hakkında Bir Proje (Hilmy Tounali, Un Projet D’Organiation Souverainet é du Peuple ex Turquie-Accompagné D’une Charte, Eggimann, 1902) başlığıyla yayımlanan çalışmasında yer alan Anayasa taslağı; Sacit Somel tarafından çevrilmiş ve Tarih ve Toplum Dergisi‘nin 1984 yılı Mart ayı sayısında yayımlanmıştır.

Anayasa taslağı Doç. Dr. Tolga Şirin tarafından, Anayasa Hukuku derslerinde kullanmak üzere çevrimiçi ortama aktarılmış ve hukuk camiasının dikkatine sunulmuştur.

Tunalı Hilmi Bey tarafından önerilen Anayasa taslağı toplam 55 maddeden oluşmaktadır. Bir Anayasa olarak kabul görmemiş, meclis tarafından onaylanmamış ancak Anayasa Hukuku tarihinde önemli bir metin olarak yer almıştır. Dönemin koşulları itibari ile Padişah onayı ve Saltanat Sistemi üzerinden kurgulanmış, monarşi esası üzerine yazılmıştır.

Cumhuriyet Devrimlerine öncülük eden birçok yasa teklifi vererek kadınların seçme ve seçilme hakkının, işçi ve köylü haklarının ve diğer sosyal hakların yasalaşması için çalışan eski kaymakam ve parlamenter Tunalı Hilmi Bey, 28 Ağustos 1871’de Bulgaristan’da doğdu. II: Abdülhamit döneminde uzun süre sürgünde kaldı. İttihat ve Terakki Cemiyetinin Cenevre şubesini kurdu ve Osmanlı İhtilal Fırkasını kurdu. Yaşamı boyunca Öz Türkçe’yi savundu. (Ölümü: 26 Temmuz 1928)

ANAYASA

Madde 1

Türkiye birleşmiş, bağımsız ve tek bir hükûmete tabi bir ülkedir.

Madde 2

Hükûmet, halkın egemenliği altında, meşruti, monarşik bir idaredir.

Madde 3

Halifelik, Padişahlığa bağlıdır ve hanedanın büyük oğluna geçer.

Madde 4

Vekiller, işleri yasalara göre yürütürler ve Ahali Meclisi ile senatoya karşı sorumludurlar.

Madde 5

Vekillerin başı Sadrazamdır. Sadrazam, padişahın onayı ile vekilleri seçer ve Vekiller Heyeti (Conseil des Ministres) kararı olmadan onları azledemez.

Madde 6

Bir vekilin azledilmesi hâlinde azil nedeni yayınlanır ve kendisi de Divanın huzuruna çıkarılır.

Madde 7

Vekiller Sadrazamın izni olmadan Saray ya da Padişah nezdinde girişimde bulunamazlar.

Madde 8

Sadrazamın imzasını taşımayan iradeler geçersizdir.

Madde 9

Yasalara aykırı bir iradeye karşı gelinebilir. Böyle bir iradeyi imzalayan Sadrazam da cezalandırılabilir.

Madde 10

Yasalar ile ulus özdeştir. Ulusa göre yasalar ancak Ahali Meclisi ve Senato tarafından yapılır ve kabul edilir.

Madde 11

Ahali Meclisi ve Senato tarafından düzeltilmeyen eski yasalar yürürlükten kalkar.

Madde 12

Ahali Meclisinin ve Senatonun kaynağı ulustur. Fakat beş kademe halinde birbirinden doğan meclislerden vürut etmiş gibi görünür. Bu meclislerden her biri köy, nahiye, kaza, sancak ve vilâyet merkezine toplanır. Bunların başında Vilâyetliler Meclisi gelir. Her meclisin bir de cemiyeti ve ara hâkimi vardır. İlk temsilciler halk tarafından atanır.

İstanbul’da bir Devlet Meclisi vardır. Ahali Meclisinin ve Senatonun üyeleri ile belli başlı hükûmet dairelerinin temsilcilerinden oluşan bu Meclis, hesapları teftiş eder ve her yıl, Ahali meclisinin ve Senatonun da düzenlemesinden geçirerek devletin bütçesini yayınlar.

Madde 13

Oy hakkı evrenseldir. Ücret veya vergiye tâbi veya bağlı değildir.

Madde 14

Vilâyetler, temel yasalara ve bunlara ilâveten kendi meclislerince alınıp, Ahali meclisinin ve Senatonun düzenlemesinden geçen kararlara göre idare edilir. Polisler, görev yaptıkları yerin içinden seçilir.

Madde 15

Vilâyetlerin temel yasaları birbirinden farklılık gösteremez.

Madde 16

Türkiye’de bütün bölgeler ve bütün Türkiyeliler kanun önünde eşittir.

Madde 17

Her Türkiyeli Osmanlıdır.

Madde 18

Her Osmanlı, askerlik görevini yapmakla yükümlüdür. (İstanbullular ve Osmanlı Hanedanının çocukları da aynı yüküm altındadır.)

Madde 19

Askerlik görevi 2 yıldır.

Her askerî merkezde, acemi eratı yetiştirmek için bir kışla mektebi vardır.

Madde 20

Çalışan, gelir sahibi olan, memur, subay, hoca ve papaz her Osmanlı gerlirleri üzerinden müterakkî bir vergiye tabidir.

Madde 21

Padişaha, hanedan ailesine ve vakıflara ait bütün taşınmaz mallar ile bunlara bağlı mülkler, halkın tâbi tutulduğu tarife üzerinden vergi ve aşâra tâbidir.

Madde 22

1877 yılından beri Padişah namına halktan ve devletten gasp edilmiş olan araziler, çiftlikler ve taşınmaz mallar bilirkişiye incelettirilerek, faizleri ile birlikte sahiplerine iade edilir.

Madde 23

1877 yılından beri verilen imtiyazlar arasında, devlete doğrudan ya da dolaylı hiçbir çıkar sağlamayanlar hükümsüz addedilecektir.

Madde 24

Herhangi bir bölgede vergilerin tahsiline yüksek vergi mükelleflerinden başlanır.

Madde 25

Hiçbir Osmanlıdan, yasalarda yazılı olmayan bir vergi istenemez.

Madde 26

Hiçbir Osmanlı, mahkeme kararı olmadan, irade ile bile, hapse atılamaz ve sürülemez.

Madde 27

1877 yılından beri cezaevlerinde bulunan veya sürülmüş olan siyasî mahkûmlar için genel bir af çıkarılmıştır.

Madde 28

Gerek basın gerek bütün Osmanlılar, düşüncelerini açıklamakta, yazmakta toplantılar yapmakta, dernekler ve sendikalar kurmakta, grev yapmakta serbesttir. Bir kimse ancak mahkeme tarafından suçlanabilir.

Madde 29

Her bölgede işçiler ile işverenler arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak üzere bir İş Mahkemesi bulunur. İş mahkemeleri bütün meslek bölümlerinde işçiler ve işverenler tarafından seçilen hâkimlerden oluşur.

İş günü 8 saattir. Kaza sigortası primleri işveren tarafından ödenir.

Madde 30

Gizli mahkeme yoktur ve kurulamaz. Her iddianame alenîdir.

Madde 31

Osmanlıların ikametgâhlarına, mektuplarına, din, vicdan ve eğitim hürriyetlerine dokunulamaz. Keza, mensup olduğu ırk dolayısıyla hiçbir Osmanlı baskı ve sınırlamaya tabi tutulamaz.

Madde 32

Hükûmetin denetimi altında okullar serbesttir. (Arnavutlar ve Kürtler de kendi dillerinde okullar açabilirler – Askerî orta okullar Eğitim Bakanlığının idaresine bağlı sivil okullar haline getirilir.)

Madde 33

Devletin dili Türkçedir.

Madde 34

Mahkemelerde ve devletin orta okullarında, o bölgede çoğunluk olan topluluğun dili de, Türkçe ile birlikte kullanılabilir.

Madde 35

Keza yasalar o bölgedeki çoğunluğun dilinde de yayınlanır.

Madde 36

Her Osmanlı, çocuklarını 13 yaşına kadar okula göndermekle yükümlüdür. Aksi hâlde para ezasına çarptırılır. İlk okullarda elle yapılan iş kursları vardır. Bu kurslar zorunludur.

Madde 37

Okullar ve ilk okul gereçleri parasızdır.

Madde 38

Her şehrin ana mahallelerinde çocukların oynayıp, okumayı öğrenmeye başladıkları ana okullar açılır.

Madde 39

Hükûmet, her vilâyet merkezinde ve diğer büyük şehirlerde bir yıllık bir eğitim ve terbiye okulu (L’École d’éducation) açar. Genel ve bağımsız olan bu okulların yanında da pedagojik tecrübe sağlayan bir eğitim ve terbiye evi bulunur.

Madde 40

Hükûmet, bir yıl pedagoji eğitimi görmek ve özellikle ilkokulları incelemek üzere Avrupa’ya hemen 500 öğrenci göndermeyi üstlenir. Dönüşlerinde hükûmet bunları genel eğitimin başında veya her tarafı dolaşan konferansçılar olarak kullanacaktır.

Madde 41

Her bölgede bir gece okulu olacaktır. Bu okullarda gerek erkekler gerek kadınlar için konferanslar verilecektir.

Madde 42

Kadın erkeğe eşittir ve özgürdür.[2]

Madde 43

Türkiye’de soylu sınıf diye tanınan bir sınıf ne eskiden olmuştur ne de şimdi vardır.[3]

Madde 44

Paşalıktan başka hiçbir sivil rütbe yoktur.

Madde 45

Sivil ve askerî memurlarla din adamlarının, keza Vergi arşivleri müsahdemin emeklilik işleri Maliye Nezaretine,

Ormanlar, madenler, ziraat, posta ve telgraf ve gümrük daireleri mensupları ile Düyun-u Umumiye memurlarının emeklilik işleri Ticaret Nafia Nezaretine,

Tophane Müşirliği ile Bahriye mensuplarının emeklilik işleri Harbiye Nezaretine, Zaptiye Nezareti mensupları ile şehir emanetine bağlı bazı büroların mensuplarının emeklilik işleri Dahiliye Nezaretine,

Şehir Emanetinin belediye hizmetleri ile ilgili merkez işleri ile Fetva Emaneti mensuplarının, Evkaf daireleri hıfzıssıhha teşkilâtı memurlarının emeklilik işlemleri Maarif Nezaretine bağlanmıştır. Bunlardan her birisi sadece bir Nâzıra bağlanmış olup, Divan-ı Muhasebat da kaldırılmış, onun yerine Devlet Meclisi almıştır.

Madde 46

Sadrazamın aylığı 150,000, Şehyülislâmın ve Nâzırların 125,000 Valilerin derecelerine göre, 100, 85, veya 75,000 kuruştur. Diğer memurlara lüzumlu derecede dolgun maaş verilir. Mareşallerin ve subayların maaşları da yukarıdaki esasa kıyasla saptanır.

Madde 47

Eğitim bütçesinin giderler kısmı diğerlerinden daha kabarıktır ve bütçenin büyük bir kısmı ilk eğitme ayrılmıştır.

Dilimizin yazılışının saptanması için derhal bir Yazı cemiyeti kurulacaktır. Hükûmet en pratik öneriyi getirene 1.000 Liralık bir ödül verilecektir.

Madde 48

Padişah olabilmek için ilk şart, anayasayı kabul ve ona riayet etmektir. Tahta sırası gelen, daha doğrusu Anayasayı kabul ve imza eden getirilir ve tahta çıkışı tanınır.

Madde 49

Tahta Çıkış Meclisi (Biat Meclisi), Hükûmetle hiçbir ilişkisi olmayıp sadece emekli maaşı alan, örneğin; Ulemâ, Patriklik, Egsarhlık ve Hahamlık Meclisleri üyeleri ve eski sivil, askerî ve dinî yüksek memurlar gibi kimselerden oluşur. Bunlar: 1) aralarında şüpheli gördüklerini çıkarabilmek için bir oylama yaparlar. Üçte bir aleyhte oy alan çekilir. 2) Anılan meclisin henüz üyesi olmayıp da üyeliğine lâyık görülenlerin kabulü için ikinci bir oylama daha yapılır ve oylardan beşte birini alan meclise kabul edilir. Bunlardan sonra üyeler, Ahali Meclisi ve Senato üyeleri İstanbul’a gelip de bir anayasa kabul edinceye kadar yürürlükte kalmak üzere Mithat Paşa Anayasasını kabul ederler. Üyeler hem geçici anayasaya saygı göstereceklerine hem de halka sadık kalacaklarına yemin ederler. Nihayet, Padişahın tahta çıkması ile birlikte keyfî idarenin sona erdiğini imzaları ile resmen ilân ederler.

Madde 50

Tahta Çıkış Meclisi, Ahali Meclisinin ve Senatonun açılışına kadar devam eder. /Teklif ettiğimiz esaslar kabul edildiği takdirde bu meclislerin açılması 8 aydan evvel mümkün olmayacaktır.) Tahta Çıkış Meclisi halkın desteğini daima izhar ve beyan edecek ve önemli işleri yürütecektir. Her şeyden evvel nâzırları seçecek ve Padişahın onaması ile Valilerin, mutasarrıfların, mareşallerin ve ordunun generallerinin yerlerine yenilerini atayabilecektir. Tahta Çıkış Meclisi bütün diğer memurlardan bağımsız ve hür olacaktır.

Bu meclisin ilk görevlerinden birisi bir seçim sistemi kabul etmek ve bunu, iki ay içinde seçimlere gidilmesi talimatı ile birlikte Vilâyetlere bildirmektir.

Meclisin üçe ikisi Müslüman olacaktır.

Madde 51

Her vilâyet merkezinde bir Tahta Çıkış Meclisi şubesi kurulur. Bunlar Vilâyetliler Meclislerinin açılmasıyla dağılırlar.

Madde 52

(Keyfî bir rejime son vermek ve onun yerine daha insancıl ve anayasal [meşrutî] bir rejim kurmak yahut halkı buna hazırlamak için cemiyet ve derneklerle işe girişmek lâzımdır.) Cemiyet ([İttihat ve Terakki] bütün bölgelerde, kendi iç meselelerinde bağımsız hareket yetkisine sahip gizli şubeler kuracaktır. Fakat bu şubeler cemiyetin tümü tarafından karara bağlanan konularda kendi kendine hareket edemeyecektir. Cemiyetin Türkiye dışında sadece bir tek merkezi ve bir tek şubesi vardır ve birden fazla olamayacaktır.

Madde 53

Cemiyet merkezi, broşürler, tebliğler ve bir tek de gazete yayınlayacaktır. Yayınlarına devrimci bir ifade hâkim olacak, süslü ve klâsik lisanı değil, bütün diğer dilleri kullanacaktır. Tenkitleri sadece halkın yanlış fikirlerine yönelecek, hatta hükûmetin kusurlarının bile (bunlar, bütün dünyaya teşhir edildikten sonra) üzerinde durulmayacaktır. Yayınlarını, İstanbul’dan ve diğer şehirlerden ziyade köylerin içinde ve özellikle de erat arasında dağıtacaktır.

Madde 54

(Bu kadar zâlim bir idare varken) Cemiyet [İttihat ve Terakki] isteklerini ancak devrim yolu ile gerçekleştirebilir. Evvelâ kişisel olarak, fakat daima vicdanlı bir devrimle.

Madde 55

Cemiyet [İttihat ve Terakki], kendisi için büyük devletlerden, bunların Türkiye’deki Büyükelçilerinden ve konsoloslarından yardım isteyebilir. Onların desteği kazanmak için elinden gelen her şeyi yapabilir.

[1]Aynı sözcük, Türkçede aynı anlamı taşır (şart).

[2]Bir Türk atasözü “Erkek aslan aslandır da, dişi aslan aslan değil midir?” demektedir.

[3]Bütün Osmanlı prenslerine Şehzade, yani Padişahın oğlu denilmekte ve buna sadece, diğer vatandaşlara olduğu gibi, Efendi unvanı ilâve edilmektedir. Bugün de padişahlık tahtına varis prenslere Bey demeyip , Reşad Efendi dediğimiz gibi…

Altılı Masa Anayasa Taslağı

0

Altılı Masa Anayasa Taslağı; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti (DP), Gelecek Partisi, DEVA Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi tarafından ortaklaşa hazırlanarak kamuoyuna duyurulan kapsamlı bir anayasa değişikliği önerisidir. Metin, 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri öncesinde, “Altılı Masa Hazır, İşte Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in Anayasası” ve “Şimdi Demokrasi Zamanı” sloganlarıyla ilan edilmiştir.

Altılı masa liderleri, 28 Şubat 2022’de, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe dair ortak bir mutabakat metni imzalamış, mutabakat metni esas alınarak hazırlanan detaylı Anayasa Değişikliği Önerisi kamuoyuna 28 Kasım 2022’de duyurulmuştur. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş için gereken anayasa değişikliklerini içeren metin, 84 maddede değişiklik ve 9 ana başlık içermektedir ve 151 sayfalık bir anayasa değişikliği önerisi kitapçığı olarak yayımlanmıştır.

Taslağın temel amacı, Türkiye’yi “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e geçirmek için gereken hukuki altyapıyı oluşturmaktır. Ancak 2023 seçimlerinin ardından, Altılı Masa bileşenleri bu metni genel siyasi gündemlerinde büyük ölçüde geri plana itmiş ya da hiç gündeme getirmemişlerdir.

 

altılı masa

Altılı Masa Anayasa Taslağı GENEL GEREKÇESİ

Bu anayasa değişikliğinin amacı, Türkiye’de yönetimde keyfiliğe yol açan, anayasal hak ve hürriyetleri güvencesiz bırakan, hukuk devleti mekanizmalarının tamamını aşındıran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini yürürlükten kaldırmak ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişi sağlamaktır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yürütme gücünün tamamını Cumhurbaşkanına sunmak yanında yasama organını zayıflatmış; yargının kontrolünü Cumhurbaşkanına sunmuştur. Böylece devletin birbirinden ayrı olması ve birbirini denetlemesi gereken üç temel fonksiyonunu tek bir kişinin iradesine bağlı hale getiren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, hukuk devletinin aşınmasına, anayasal hak ve hürriyetlerin tamamının güvencesiz kalmasına yol açmıştır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yürürlükten kaldırılarak Kanun-i Esasi’nin kabulünden bu yana benimsenen ve yerleşen parlamenter geleneğe uygun olarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçilmesi bu sisteminin siyasi ve sosyal hayatımızda açtığı hasarları aşma yolunda önemli bir adımdır. Ancak kurulacak yeni sistemin parlamentarizmin herhangi bir modeli olmadığını, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem olduğunu özellikle vurgulamak gerekir.

Önerimiz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin etkisiz kıldığı yasama organının yetkilerini iade ederek bu organı, Milli Mücadele yıllarından itibaren devlet ve toplum hayatımızda sahip olduğu güce ve itibara kavuşturmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla önerimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği kanunlar üzerinde Cumhurbaşkanına tanınan veto yetkisini sona erdirecektir. Böylece Cumhurbaşkanı, Meclisin kabul ettiği kanunları, evvelce olduğu gibi bir defaya mahsus olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iade edecektir. Meclis iade edilen kanunu, dilerse basit çoğunlukla aynen kabul edebilecektir. Öte yandan önerimiz, yasama organına meclis soruşturması ve gensoru gibi hükümeti denetim yetkilerini tanımakta; parlamentonun hükümeti denetim vasıtaları arasında yer alan sözlü soru yetkisi yeniden düzenlenmektedir.

Gensoru mekanizmasını hükümet istikrarını korumak amacıyla yapıcı güvensizlik oyuyla birleştirmektedir. Böylece hükümeti gensoru yoluyla düşürmekte birleşen parlamento çoğunluğu, yeni hükümetin kurulmasını sağlamadıkça görevdeki hükümetin hukukî varlığını sona erdiremeyecektir. Diğer taraftan, Başbakan ve bakanlar gibi hükümet aktörlerinin görevleriyle ilgili suçlarından dolayı hesap verir kılınmalarını sağlayan meclis soruşturması, uygulanabilir, etkili bir mekanizmaya dönüştürülecektir. Bütün bunlara ek olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin elinden alınmış olan bütçeyi kabul yetkisi, bu yetkinin asıl sahibi olan Meclise iade edilecektir. Böylece hükümetlerin hazırladıkları bütçe kanun teklifleri Meclis tarafından kabul edilmedikçe yürürlüğe giremeyecektir. Öte yandan hükümetlerin politikalarını Bütçe Kanununun sınırlarına uygun olarak yürütmelerini sağlamak amacıyla Kesinhesap Kanunu etkili bir denetim aracı haline getirilecektir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle yaratılan tek başlı yürütme modeline son verilerek yürütme organının Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulundan oluşması sağlanacaktır. Devletin başı sıfatıyla temsili görev ve yetkilere sahip Cumhurbaşkanının; tek başına yapabileceği işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasına tâbi kılınacaktır.

Öte yandan Cumhurbaşkanlığına seçilen kişinin bir partiye mensup olması halinde göreve başlamadan önce partisiyle ilişiğinin kesilmesi sağlanacaktır. Böylece Cumhurbaşkanının tarafsızlığı garanti edilecektir.

Yürütme alanındaki asıl yetkiler, parlamentarizmin doğasına uygun olarak Bakanlar Kuruluna ait olacaktır. Bakanlar Kurulu, izlediği politikalardan dolayı parlamentoya karşı kolektif olarak sorumlu kılınabilecektir. Ayrıca her bakan, emri altındaki işlerden dolayı bireysel olarak da parlamentoya karşı sorumlu kılınabilecektir.

Hükümet politikaları, kolektif bir organ olan Bakanlar Kurulunda müzakere, diyalog ve uzlaşmayla belirlenecek; böylece bu politikaların akılcı ve bilimsel temellere dayanması sağlanacaktır. Bu, yürütme organının kişiselleşmesini, keyfileşmesini, akıldışı politikalara yönelerek toplumu krizlere sürüklemesini önleyecek önemli bir faktör olacaktır.

Önerimiz, sadece bir hükümet sistemi değişikliğinden ibaret değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında bağımsızlığını kaybederek hukukun üstünlüğünün güvencesi olmaktan uzaklaşan yargı organı, gerçek bir hukuk devletinin gerektirdiği bağımsızlığına kavuşturulacaktır. Böylece yargı organı, Anayasanın ve hukukun üstünlüğünün teminatı haline gelerek vatandaşların anayasal hürriyetlerinin garantisi olma işlevini yerine getirebilecektir. Bu sayede vatandaşlar, geleceğe güvenle bakabilecekleri huzurlu bir ortama kavuşacaklardır.

Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak amacıyla yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıklarıyla yargı kuruluşlarının kurumsal bağımsızlıklarını garanti eden yenilikler getirilmektedir. Yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıklarının güvencesi olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu, iki ayrı organ olarak düzenlenmiştir. Böylece hâkimlerin özlük hakları konusunda karar verme yetkisi Hâkimler Kurulu’na, savcıların özlük hakları konusunda karar verme yetkisi Savcılar Kurulu’na tanınmıştır. Her iki organın da üye kompozisyonları ve üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, bu organların özerkliğini garanti edecek şekilde düzenlenmiştir. Öte yandan bu iki organın da demokratik meşruiyet esasına dayanması sağlanmıştır. Yargılama sürecinin temel unsurlarından biri olan savunma makamı, ilk defa, bir anayasa hükmüyle düzenlenerek bu makamın iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması sağlanmıştır. Bu yenilik, hukuk devletinin temel unsurlarından olan adil yargılanma hakkının ve bu hakkın bir parçası olan silahların eşitliği ilkesinin garanti edilmesini sağlayacaktır. Bu çerçevede Türkiye Barolar Birliği’nin özerk bir kuruluş olması da sağlanarak savunma makamı güçlendirilmiş; avukatlık mesleğine sahip olması gereken itibar kazandırılmıştır.

Anayasanın ve hukukun üstünlüğünün garantisi olan Anayasa Mahkemesi’nin üye kompozisyonu, üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, çalışma usulleri, sahip olduğu yetkiler yeniden düzenlenmiş; böylece Yüksek Mahkemenin kararlarının etkinliği güçlendirilmiştir. Bu maksatla Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı, ağır iş yükü de dikkate alınarak arttırılmış; halen iki daire ve bir Genel Kurul halinde çalışan Mahkemenin dört daire ve bir Genel Kurul halinde çalışması öngörülmüştür.

Anayasanın ve hukukun üstünlüğünü garanti etmek amacıyla hiçbir yasama tasarrufuna yargı bağışıklığı tanınmamıştır. Böylece organik ve fonksiyonel bakımdan yasama işlemi niteliğindeki tüm işlemlerin, Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi öngörülmüştür. Bireysel başvuruların alanı, sosyal hakları da kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Bireysel başvuruların temelindeki hak ihlâllerinin, Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tâbi bir normun hukuka aykırılığından kaynaklanması halinde Yüksek Mahkeme’ye bu normu denetleme yetkisi de tanınmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin halen mevcut olan yetkilerine ek olarak Yüksek Mahkeme’ye yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirlerinin alanına müdahale eden işlemleri nedeniyle yapılacak başvuruları da inceleme ve karara bağlama yetkisi tanınmıştır.

Yüksek Seçim Kurulu, yerine getirdiği işleve uygun olarak Anayasamızın yüksek mahkemeleri düzenleyen bölümüne aktarılmış; iki daire ve bir Genel Kurul halinde çalışması öngörülmüştür. Böylece dairelerin alacağı kararlar, itiraz denetimine tâbi kılınmıştır. Daha da önemlisi, Yüksek Seçim Kurulu’nun seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına ilişkin verdiği kararların, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvurulara konu olması sağlanmıştır. Böylece seçim sürecinin hukuka uygunluğu teşvik edilmiştir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş önerisi, aynı zamanda, anayasal hakların alanını genişleten, bunların güvencelerini güçlendiren yenilikleri de içermektedir. Bu çerçevede, Anayasamızın 12. maddesinin başlığı “İnsan onuru, temel hak ve hürriyetlerin niteliği ve bütünlüğü” şeklinde değiştirilmiş, maddenin ilk fıkrasına insan onurunun dokunulmaz olduğu ve Anayasa düzeninin temelini oluşturduğu hükmü eklenmiştir. Böylece Anayasamızın insan
onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanmıştır. Öte yandan, 13. maddeye “Hürriyet esas, sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet
lehine yapılır.” hükmü eklenerek anayasa düzenine hürriyetçi bir felsefenin hâkim olması amaçlanmıştır. Benzer şekilde, demokratik bir anayasa düzeninin olmazsa olmazı olan ifade hürriyetiyle bu hürriyetten doğan basın hürriyeti gibi hürriyetler daha güçlü güvencelere kavuşturulmuştur.

Aynı çerçevede siyasi partilerin ifade ve örgütlenme hürriyetleri, daha güçlü garantilere kavuşturularak siyasi partilerin keyfî gerekçelerle kapatılmalarını önleyecek etkili hükümler getirilmiştir. Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve Venedik Komisyonu raporları gibi Avrupa Konseyi standartları ışığında, çoğulcu demokrasinin güvencesini oluşturacak biçimde yeniden düzenlenmiştir.

Anayasal hürriyetleri daha güvenceli hale getiren yeniliklerin tamamında Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların gerekleri dikkate alınmıştır. Bu bağlamda Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmaların kanunların üzerinde olduğunu kabul eden 2004 Anayasa değişikliğini yaptırıma bağlayan ve güçlendiren yenilikler önerilmiştir. Bu çerçevede Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar, kanunların Anayasaya uygunluk denetiminde başvurulacak ölçü normlara dâhil edilmiştir.

Önerimiz, seçimleri takiben Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir Anayasa Değişikliği Teklifine dönüştüğü ve kabul edilerek yürürlüğe girdiği takdirde Türkiye, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçerek Anayasamızın 2. maddesinde hükme bağlandığı gibi insan haklarına saygılı, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devleti olabilecektir

Anayasa değişikliği önerisinin ana başlıkları şu şekilde özetlenmiştir: 

Kuvvetler ayrılığı tesis edilecek

Altılı masanın Anayasa değişikliği önerisi 84 maddeden oluşuyor. Kuvvetler ayrılığının vurgulandığı yeni sistemde yasamanın etkin ve katılımcı, yürütmenin istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir, yargının ise bağımsız ve tarafsız olması hedefleniyor. Uzlaşılan metinde “Güçlü, özgürlükçü, demokratik, adil bir sistem inşa etme kararlılığı içindeyiz” ifadelerine yer veriliyor.

Altılı masanın anayasa değişikliği paketinden öne çıkanlar şöyle:

Partili cumhurbaşkanlığı dönemi kapanacak

Cumhurbaşkanı 7 yıllığına halk tarafından seçilecek ve seçimle beraber partisiyle ilişkisi sona erecek. Görevi sona eren bir cumhurbaşkanı, seçimle gelinen siyasi bir görev üstlenemeyecek. Cumhurbaşkanına, TBMM Başkanı vekalet edecek. Cumhurbaşkanının kanunlar üzerindeki zorlaştırıcı veto etkisi sona erdirilip geri gönderme hakkı veriliyor

Anayasaya özgürlükçü anlayış kazandırılacak

Altılı masanın teklifi, Anayasayı temel hakları “ödev” olarak vurgulayan ve hürriyetleri ödev kavramıyla sınırlayan anlayıştan arındırıyor. Anayasaya özgürlükçü bir anlayış kazandırılıyor. Anayasadan otoriter anlayışın izleri siliniyor. Anayasada “temel hak ve ödevler” yerine “temel hak ve hürriyetler” düzenleniyor.

“İnsan onuru” Anayasanın temel esası olacak

Anayasanın temel hakları düzenleyen ilk maddesine “İnsan onuru dokunulmazdır ve anayasal düzenin temelidir” ifadesi ekleniyor. Bu vurguyla beraber Anayasanın insan onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanıyor. Devletin temel işlevinin insan onurunu korumak ve ona saygı göstermek olduğu vurgulanıyor.

Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılacak

Anayasa’nın 13. maddesine “Hürriyet esas sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır” hükmü ekleniyor. Böylece temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması düşüncesinden temel hak ve hürriyetlerin üstünlüğü dönemine geçiliyor.

Eleştiri hürriyeti güvence altına alınacak

Düşünce, kanaat ve ifade hürriyeti tek bir maddede düzenleniyor. Anayasanın 25. maddesinde yapılacak değişiklikle eleştiri hürriyeti güvence altına alınıyor. Keyfi sınırlamaların önüne geçiliyor.

Hayvan hakları ilk kez Anayasaya girecek

Anayasanın 56. maddesinde yapılan değişiklikle Anayasada sağlık hakkı ve çevre hakkı yeniden düzenlenirken hayvan hakları ilk kez anayasal güvenceye kavuşturuluyor.

Parti kapatma zorlaştırılacak

Siyasi parti kapatma davalarının açılması zorlaştırılıyor. Şiddete başvurma ya da şiddeti teşvik hariç olmak üzere parti kapatma davalarının açılabilmesi için ihtar şartı getiriliyor. Kapatma davasının açılabilmesi, TBMM’nin üçte ikisinin oyuyla alınacak izne bağlanıyor. Milletvekillerinin meclis kürsüsünde kullandığı ifadelerin parti kapatma davalarında delil olamayacağı düzenleniyor. Bu davalardan çıkabilecek yaptırımlara idari para cezası ekleniyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması zorlaştırılacak

Milletvekillerinin sadece ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinde dokunulmazlıktan faydalanamayacağı düzenleniyor. Anayasanın 83. maddesinde Anayasanın 14. maddesine yapılan atıf metinden çıkarılıyor. Dokunulmazlığın kaldırılması için üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alınacağı hükmü getiriliyor. Milletvekili düşme kararında bireysel başvuru yoluna gidilmiş ise Anayasa Mahkemesinin kararının bekleneceği düzenleniyor.

Kadına şiddetten suçlu bulunanlar milletvekili olamayacak

Affa uğramış olsalar bile cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, kadına yönelik kasten yaralama ve edimi ifasını fesat karıştırma suçlarından hüküm giymiş olanların milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olamayacağı hükmü getiriliyor.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun alanı genişletilecek

Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı 15’ten 22’ye çıkarılıyor. Üyelerden 20’sinin TBMM, 2’sinin cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi öngörülüyor. Mahkemenin bölüm sayısı 2’den 4’e yükseltiliyor. Anayasada veya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen hakların ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılıyor.

Uluslararası anlaşmalardan çekilme kararı açıkça TBMM’nin uygun bulmasına bağlanacak

Türkiye’nin taraf olduğu bir uluslararası anlaşmadan çekilme için TBMM’nin uygun bulması şartı Anayasada açıkça düzenleniyor.

Herkes Meclis Araştırma Komisyonu’nun davetine uyacak

Meclisin denetim yetkisi güçlendiriliyor. Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim için hükümete hesap sorulabilmesini sağlayacak araçları artırıp etkili kılınıyor. Muhalefete bir yasama yılında en az yirmi gün gündemi belirleyerek genel görüşme açma hakkı tanınıyor. Herkesin Meclis Araştırma Komisyonunun davetine uymak zorunda olduğu düzenleniyor.

Milletin meclisi, bütçe yetkisine kavuşacak

Bütçe yetkisi Meclise iade ediliyor. Hükümetlerin politikalarını Bütçe Kanununun sınırlarına uygun olarak yürütmelerini sağlamak amacıyla Kesinhesap Anayasada ayrı bir maddede düzenleniyor. Değişikliğe göre, Kesinhesap Komisyonu kuruluyor ve başkanının ana muhalefet partisinin milletvekili olması şartı getiriliyor.

Yeni hükümet kurulmadan mevcut hükümet düşürülemeyecek

Hükümet, başbakan ve bakanlar hakkında gensoru verme yetkisi tesis ediliyor. Bu yenilikle, Bakanlar Kurulu aleyhine verilen güvensizlik önergelerine yeni Başbakanın isminin eklenmesi zorunlu kılınıyor. Böylece meclis, istikrarın gereği olarak ancak yeni hükümeti kurmakta birleşebilirse mevcut hükümeti düşürebilecek.

HSK kapatılacak

Hakimler ve Savcılar Kurulu kapatılarak Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu kuruluyor. Yargı bağımsızlığının sağlanması için Adalet Bakanı ve yardımcısının Hakimler Kurulu üyesi olmasına son veriliyor.

OHAL KHK’larına son verilecek

OHAL KHK’ları kaldırılıyor. Olağanüstü Hallere ilişkin tedbirlerin Olağanüstü Hal Kanunu ile düzenleneceği ve Olağanüstü Hal Kanunu ile bu kanundan kaynaklı idari eylem ve işlemlere karşı yargı yolunun kapatılamayacağı düzenleniyor.

Savunma ve iddia makamı eşitlenecek

Hakim ve savcılara coğrafi teminat getiriliyor. Savunmanın bağımsızlığı vurgulanıyor. Yargılama sürecinin temel unsurlarından biri olan savunma makamı, ilk defa, bir anayasa hükmüyle düzenlenerek bu makamın iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması sağlanıyor. Her ilde bir baro olacağı açıkça Anayasada düzenleniyor.

Sayıştay ve YSK yüksek mahkeme olacak

Sayıştay yüksek mahkeme statüsüne kavuşturuluyor. Kurumun denetim yetkisinin kapsamı genişletiliyor. Yüksek Seçim Kurulu Anayasada yargı bölümünde bir yüksek mahkeme olarak düzenleniyor, kurulun niteliği açıklığa kavuşturuluyor. Yüksek Seçim Kurulunun seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına ilişkin kararları Anayasa Mahkemesinin denetimine açılıyor.

RTÜK üyeleri gazeteci ve akademisyenlerden oluşacak

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun üye yapısında çoğulculuk sağlanıyor. RTÜK üyeleri, basın mensupları ile iletişim ve hukuk fakültesi öğretim üyeleri arasından seçiliyor. Üye seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin nitelikli çoğunluğu aranıyor. Kurulun çoğulculuk, özerklik ve tarafsızlık esaslarına bağlı olarak çalışacağı vurgulanıyor.

Belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılmasına Danıştay karar verecek

İçişleri Bakanlığı’nın belediye başkanlarını ve meclis üyelerini görevden uzaklaştırma yetkisi kaldırılıyor. Onun yerine Danıştay kararı şartı getiriliyor. Görevden uzaklaştırmanın en fazla altı ay sürebileceği düzenleniyor.

YÖK kaldırılacak

Yükseköğretim Kurulu kaldırılıyor. Üniversitelerin akademik, idari ve mali özerklikleri ihlal edilmemek kaydıyla planlama ve koordinasyon kurulu olacak Yükseköğretim Üst Kurulu düzenleniyor.

23 Ocak – Hukuk Takvimi

0
23 Ocak Hukuk Takvimi; geçmişten günümüze hukuk tarihine ışık tutan önemli olaylar, yasal düzenlemeler, tarihte bugün ilan edilen bildirgeler, uluslararası sözleşmeler ve diplomatik adımların kronolojik dizini. bu gün doğan ve vefat eden hukukçular, görülen önemli davalar, alınan kararlar, yapılan tutuklamalar, infazlar ve hukuk dünyasını etkileyen eylemler. Tarihte bugün hukuk alanında yaşanan gelişmeler, takip ederek kolektif hukuki hafızanızı güçlendirin. 

23 Ocak – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar

1737
Amerikalı tüccar ve devlet adamı John Hancock dünyaya geldi. (23 Ocak 1737 – 8 Ekim 1793) Hancock 23 Ocak 1737de dünyaya geldi. Siyasi kariyerine Boston’da başladı. Massachusetts Eyaleti’nin ilk valisi seçildi. Amerikan Devrimi’nde etkin rol alarak devrimin kahramanlarından biri oldu. 4 Temmuz 1776’da Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi‘nin hazırlanışında kongreye başkanlık yaptı. Bildirgeye ilk imza atan kişidir. 1778 yılında ABD Anayasası‘nın hazırlanmasında da önemli rol oynadı. 
1744
İtalyan hukukçu ve siyaset felsefecisi Giambattista Vico yaşamını yitirdi.(Doğumu: 23 Haziran 1668) Napoli Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Aynı okulda Latin dili retoriği kürsüsünde retorik profesörü olarak eğitim verdi. Başta René Descartes‘tan etkilendi ama sonraları Descartes‘in tarihe açık ve seçik düşüncelerle yaklaşma tavrına karşı çıktı ve doğruluğu, kesinliği, açık seçik düşüncelerde değil de, etkinlikte, insan varlıkları tarafından yaratılmış, gerçekleştirilmiş olanda aradı.
1806
Hukukçu ve devlet adamı Genç William Pitt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 28 Mayıs 1759) Hukuk eğitimini Lincoln’s Inn’de aldı. Cambridge’deki Pembroke Koleji’ne kabul edildi ve Siyaset felsefesi, klasikler, matematik, trigonometri, kimya ve tarih  okudu. 1783’te 24 yaşında İngiltere’nin en genç başbakanı oldu. 1801’de  Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı’nın ilk başbakanı oldu. Başbakanlık yaptığı tüm süre boyunca Maliye Bakanı olarak da görev yaptı. 
1849
Elizabeth Blackwell, tıp diploması alan ilk kadın oldu.
1870
Amerika Birleşik Devletleri ordusu, Montana’da, çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 173 Kızılderiliyi katletti.
1873
Hasköy Tersanesi’nde ilk grev yapıldı.
1912  Said Halim Paşa, Şura-yı Devlet Reisliğine getirildi.
1912 Hukukçu ve şair, Gülten Akın Cankoçak, 23 Ocak 1933’te Yozgat’ta dünyaya geldi. Yozgat’ın Sorgun ilçesinde ilköğrenimini tamamladı. 1940’lı yıllarda memleketi Yozgat’tan Ankara’ya göç etti, ortaöğrenimini Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde, yükseköğrenimini ise 1955’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. 1956’da Yaşar Cankoçak’la evlendi; kaymakam olan eşinin görevi nedeniyle 1958-1972 arasında Anadolu’nun çeşitli ilçelerinde yaşadı. Gevaş, Alucra, Gerze, Saray ilçelerinde ve Kahramanmaraş’ta avukatlık ve öğretmenlik yaptı. İnsan Hakları Derneği, Halkevleri, Dil Derneği gibi örgütlerde kurucu ve yönetici olarak görev aldı.  Metin Altıok Şiir Ödülü’ne layık görüldü. 4 Kasım 2015‘te Ankara’da yaşamını yitirdi.

Gülten Akın Cankoçak

1945
 Alman hukukçu Helmuth James Graf von Moltke yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Mart 1907) Humboldt Üniversitesi, University of Wrocław ve Viyana Üniversitesi’nde hukuk ve siyaset eğitimi gördü. Berlin’de bir avukatlık bürosu açtı. Uluslararası hukuk ile uğraştı.  Hitler’in rejimi yüzünden yurttan kaçan mağdurlara yardım etti. Oxford Üniversitesi’nde İngiliz hukuku eğitimini tamamladı. 1944’te Gestapo tarafından tutuklandı.  Halk Mahkemesi, kendisi aleyhine hiçbir kanıt bulamadı ve darbe meydana getirmek için herhangi bir komploya katılmış olduğunu ispatlayamadı. Buna rağmen  1945 tarihinde idama mahkûm edildi ve Berlin’de Plötzensee Hapishanesi‘nde on iki gün sonra idam edildi.1946 – Toprak mahsulleri vergisi kaldırıldı.
1949 Özel maçlar yapmak için Türkiye’ye gelen Avusturya futbol takımı Wacker’in iki futbolcusu yanlarında getirdikleri çakmakları Kadıköy Moda’da kaldıkları otelin civarında çakmak satmaya çalışırken yakalandı. Düzenlenen bu çakmak kaçakçılığı operasyonu gündemi uzun süre meşgul etti.
1959
Vatan Partisi‘nin kurucularına ilişkin dava başladı. Tutuklu bulunan partililere haklarındaki iddiaların okunmasına başlandı, Dr. Hikmet Kıvılcımlı ile 47 kişi, komünizm propagandası yapmakla suçlandı. Savcı sanıklar için 5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istedi.
1961
Dolandırıcılık olaylarıyla ünlenen Sülün OsmanZeytinburnu‘nda kumar oynarken yakalandı. Galata Kulesi’ni satmasıyla ünlüydü.

Sülün Osman cezaevinde konferans verirken
1963
Menderes Hükümeti tarafından 1959’da imzalanan anlaşma uyarınca, ABD tarafından yerleştirilen Jüpiter füzelerinin demode oldukları gerekçesiyle sökülerek yerlerine Polaris denizaltıların yerleştirilmesi önerisi İnönü hükümetince kabul edildi.
1968
Amerika Birleşik Devletleri Pueblo haber alma gemisi Kuzey Kore’de ele geçirildi. Mürettebat casuslukla suçlanarak tutuklandı.
1972
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı gece 03:00’ten akşam 18:00’e kadar 15 saat süreyle “sokağa çıkma yasağı” ilan etti ve Fırtına-1 operasyonunu  gerçekleştirdi. Bata cezaevi firarileri başta olmak üzere aranan kişilerin yakalanması amacıyla 84.855 asker tarafından 268.810 bina ve 510.000  konut ve işyerinde genel arama yapıldı. Sıkıyönetim 11 ilde 2 ay daha uzatıldı.
1973
Paris’te, ABD, Kuzey Vietnam ve Vietkong temsilcileri arasında imzalanan barış anlaşmasıyla, Vietnam’da yıllardır süren savaş sona erdi. Anlaşmayla, Vietnam’daki bütün ABD askerlerinin çekilmesini ve Güney Vietnam halkının kendi kaderini belirlemesi kararlaştırıldı.
1976
ABD’li hukukçu ve sivil haklar savunucusu Paul Robeson yaşamını yitirdi. (Doğumu: 9 Nisan 1898) Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Baroya kabul edilen ilk siyahi avukat oldu.  Tiyatroya olan ilgisi, yüzünden avukatlığı bıraktı.  1921 yılında kendi müzik grubunu kurdu.  Shakespeare’in Othello’sunda oynayan ilk siyahi oyuncu oldu. İnsan hakları, yoksullukla mücadele, ırkçılık gibi konularda seri konferanslar verdi. Afrika halkları konseyi başkanı seçildi. Nâzım Hikmet hapse atıldığında serbest bırakılması için dünya çapında kampanya başlattı. Nâzım Hikmet’le birlikte Dünya Barış Konseyi ödülünü paylaştı. Amerikan Komünist Partisi üyesi olduğunu Truman delegasyonunda açıkladığı için yurt dışına çıkışı yasaklanınca Freedom (Özgürlük) adında bir gazete çıkardı. Hayatı boyunca ırkçılıkla mücadele etti. 
1981
Uluslararası Enerji Programı Antlaşması 23 Ocak 1981’de Resmi Gazetede yayınlandı. Antlaşma, 18 Kasım 1974 tarihinde Pariste İmzalanmış ve “Uluslararası Enerji Programı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun”  21 Ocak 1981’de TBMM’de kabul edilmişti.
1983
  • 12 Eylül Darbesi’nin 29. idamı gerçekleşti: TKP/ML Hareketi militanı ve cinayet hükümlüsü Ali Aktaş(Ağtaş)  hakkındaki idam cezası Adana Kapalı Cezaevi’nde asılarak infaz edildi.  9 Haziran 1980 gecesi sağ görüşlü Sulhi Adsoy’u İskenderun’a öldürdü. Askerî Mahkemesi tarafından 13 Mayıs 1981’de ölüm cezasına çarptırıldı. Karar, Askerî Yargıtay 5. Dairesi tarafından 28 Nisan 1982’de onandı. Danışma Meclisi, infaz kararını 6 Ocak 1983’te kabul kabul etti. Millî Güvenlik Konseyi kararı onayladı.
  • .12 Eylül Darbesi’nin 30. idamı gerçekleşti: Öz annesini ve göz koyduğu yeğenini öldüren Duran Bircan’ın idam cezası infaz edildi.
1986
Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu mecliste kabul edildi. kanun daha sonra 14/7/2004 tarihli ve 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunun 16ncı maddesiyle yürürlükten kaldırıldı. Yeni kanunda ise 2019 yılında esaslı değişiklikler yapıldı.
1990
Kadınlar, Anayasa Mahkemesi’nin “fahişeye tecavüzde ceza indirimi” kararını, İstanbul/Karaköy genelev sokağında protesto etti.
1995
Yaşar Kemal Der Spiegel’de çıkan yazısı nedeniyle DGM’de ifade verdi.
1997
Hukukçu ve diplomat Madeleine Albright, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk kadın Dış İşleri Bakanı oldu. Columbia Üniversitesi’nde kamu hukuku ve yönetim doktorası yaptı. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdinde büyükelçisi olarak görev yaptı. Günümüzde Georgetown Üniversitesi’nde diplomasi dersleri vermektedir.
1998
  • ILO 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi, Türkiye tarafından 23 Ocak 1998 tarihinde onaylandı, Resmi Gazetenin 27 Ocak 1998 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, 6 Haziran 1973  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi.
  • Refah Partili  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan iftar yemeği verdi, yemeğe bazı yargıç ve savcılar da katıldı.  Erdoğan yemekte Anayasa Mahkemesi’nin RP’yi kapatma kararını eleştirmişti.Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Aydın Erdoğan, 30 Ocak 1998’de yemeğe katılan yargı mensupları hakkında hakkında suç duyurusunda bulundu.
1998
ILO 29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi,  Türkiye sözleşmeyi 23 Ocak 1998 tarihinde 4333 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1998 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi. Sözleşme, 6 Haziran 1930 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi.2000 – Tarsus’ta bir taşocağında ve bir tarlada Hizbullah’ın öldürdüğü altı ceset bulundu. Hizbullaha yönelik operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 199’a yükseldi, işkenceyle öldürülen insan sayısı 31’e ulaştı.2001 – Filipinler’in eski Devlet Başkanı Joseph Estrada’nın yurtdışına çıkması yasaklandı ve banka hesapları donduruldu.
2002
Fransız sosyolog, antropolog ve felsefeci Pierre Bourdieu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Ağustos 1930) Günümüz sosyolojisinin temel kuramcılarından biri olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Sosyoloji Merkezi’nin kurucusudur. 21. yüzyıl sosyolojisine miras kalacak en sistematik ve kapsamlı epistemolojik girişimin sahibidir. Kültürel yeniden üretim adlı yeni bir terimi literatüre kazandırdı. 1959 ve 1962 yıllarında eğitimden başlayarak çeşitli kültürel alanlardaki üretim, yeniden üretim, ayrışım mekanizmalarını inceleyen çok sayıda  çalışması bulunmaktadır.Pierre Bourdieu
2006
Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı, Mehmet Ali Ağca hakkında yeni bir müddetname hazırlayarak,  tahliye edilmesini kararlaştırdı. Ağca daha önce serbest bırakılmış, yanlış hesap yapıldığı için yeniden cezaevine konulmuştu.
2006
Hasan Gerçeker 23 Ocak 2006 tarihinde ikinci kez Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi Başkanlığına seçildi.
2008
Prof. Dr. Ayşe Işıl KarakaşAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nde (AİHM) Türkiye’nin yeni yargıcı olarak seçildi.
2012
Fransa Senatosu, 1915 Ermeni olaylarıyla ilgili soykırım iddialarının inkarını suç sayan yasa teklifini kabul etti.
2017
685 sayılı KHK ile “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu” kuruldu. OHAL Komisyonu, 12 Ocak 2023 itibarıyla görev süresi içerisinde tüm başvuruları karara bağladı, görev süresi 22 Ocak 2023’te sona erdi.
2019
Yargıtay 16.Ceza Dairesi, Malatya Zirve Kitabevi cinayeti davasında verilen kararı onadı.  Dava 9 yıl sürdü, 3 mahkeme başkanı ve 5 savcı dosyaya baktı. 28 Eylül 2016’da 5 sanığa 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 39 yıl 9’ar ay hapis cezası verildi.
2025
Sosyal medya fenomeni Oğuzhan Uğur ve BaBala TV sahibi  ekibinden iki Kaan Kayacan ve Ercan Özdemir, 6 Şubat 2023’de meydana gelen 2 büyük deprem sonrasında barajların patladığı yönündeki paylaşımları sonucunda korku ile paniğe sebep olarak arama kurtarma çalışmalarında aksamalara neden olduğu gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında İstanbul 46. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan  davanın duruşmasında hakim karşısına çıktı.
2025
Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde Nesine 3. Lig 3. Grup takımlarından Çorluspor 1947 Kulübü Teknik Direktörü Ersin Aka’nın silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesine ilişkin 9 tutuklunun bulunduğu soruşturmada gözaltına alınan 3 şüpheli daha tutuklandı.
2025
ABD Başkanı Donald Trump, 2020 yılında siyahi ABD vatandaşı 20 yaşındaki Karon Hylton-Brown’ı öldürmekten hüküm giyen iki eski polis Terence Sutton ve Andrew Zabavsky için af kararnamesi çıkardı.
2025
2025 yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü, 2020’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra üzerlerindeki baskı gün geçtikçe artan Belarus’lu avukatlara ithaf edildi. Organizasyon komitesi güne özel olarak Lahey’deki Belarus Büyükelçiliğinde bir protesto gösterisi tertip etti.
2025
Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi‘ni açıkladı. Erdoğan, “Yeni Strateji Belgesiyle etkin ve hızlı işleyen bir adalet sistemi inşa edeceğiz” dedi.
2025
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü terör soruşturması kapsamında İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fırat Epözdemir, Strasbourg’da katıldığı Avrupa Konseyi Savunmanlar toplantısı dönüşünde İstanbul Havalimanında gözaltına alındı. Epözdemir’in bürosunda ve ikametinde arama yapıldı. Epözdemir, 1976 yılında Bitlis’in Tatvan ilçesinde  doğdu. 1993 yılında lise eğitimini Tatvan’da tamamladı. Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2007 yılında mezun oldu. İstanbul Barosuna 2007 yılında kayıt olarak avukatlık mesleğine başladı. Evli  ve iki çocuk babasıdır.
2025
63 Baro ortak açıklama yaptı: “Biz imzacı olan barolar olarak adaletin herkese eşit ve tarafsız şekilde işlemesinin, hukukun üstünlüğünün ve demokrasinin korunması adına vazgeçilmez olduğunu hatırlatıyoruz.’

Wroclaw Madencilik Deklarasyonu – 2011

0

Wroclaw Madencilik Deklarasyonu, Avrupa Birliği Dönem Başkanı olan Polonya’nın Wroclaw kentinde, 20-22 Ekim 2011 tarihlerinde düzenlenen “Maden Kaynaklarının Sürdürülebilir Üretimi Ve Tüketimi – AB’nin Sosyal Ajandası İle Kaynak Verimliliğinin Entegrasyonu Toplantısı” oturumlarında kabul edilerek ilan edilmiştir.

Avrupa Parlamentosu ile Polonya Cumhuriyeti tarafından desteklenen toplantı; Euromines (Avrupa Maden Endüstrileri Birliği), Maden Enerji Ekonomisi Araştırma Enstitüsü Polonya Bilimler Akademisi ve Polska Miedź İşverenler Örgütü tarafından düzenlenmiş, Türkiye Madenciler Derneği de katılımcı olarak yer almıştır.

Fosil yakıtlar ve petrol gibi hammadde kullanımları, iklim değişikliği, hammadde kaynaklarına erişim güvenliği, hammadde kaynaklarına güvenilir ve ücretsiz erişim, sürdürülebilir ekonomi, Avrupa Kıtası’nın ithalat bağımlılığını azaltılması, tedarikinin kolaylaştırılması, AB Maden Endüstrisinin  durumu, ile ekonomik, sosyal ve çevresel faktörler konferansın konuları arasında yer almıştır.

Konferans; “AB ülkelerinde maden kaynaklarının durumu“, “AB içerisinde hammadde kaynaklarına erişimi sağlamak için uygun koşullar” ve “Avrupa madenciliğinin gelişmesi için fırsatlar” şeklinde üç ana konuya odaklanmıştır.

Uluslararası rekabet ışığında sanayi ve küreselleşme, Kurumsal Sosyal Sorumluluk (CRS) – AB politikası eğilimleri; büyük, orta, küçük madencilik şirketlerinin stratejilerdeki CRS’in rolü; CRS amaçları ve raporlama kuralları, kullanılan yöntemler; trendler; veri ve göstergeler, Madencilik faaliyetlerinde iş sağlığı ve güvenliği–iş sağlığı ve güvenliği konusundaki deneyimlerin paylaşımı, AB’nin birincil hammadde tüketimini ve ithalat bağımlılığını azaltmak için; kaynakların verimli kullanımını teşviki, geri dönüşüm, Düşük karbon çözümleri, Madencilik sektöründe eko-inovasyonun geliştirilmesi-yeni trendler ve pratik çözümler, yeni hammadde kaynakları (atık vb.) konular tartışılmıştır.

Toplantı sonunda Wroclaw Deklarasyonu yayınlanmış, tartışılan konular deklarasyona yansıtılmıştır.

WROCLAW DEKLARASYONU

Bu çağrı, konferansa katılan aşağıda isimleri yazılı AB Parlamentosu üyeleri ve Polonya Cumhuriyeti Ulusal Parlamentosu üyeleri tarafından desteklenmektedir:

Hammaddeler, modern toplumların sürdürülebilir işleyişi için gereklidir. Hammaddelere erişebilirlik ve satın alınabilirlik, AB ekonomisinin sağlıklı işleyişi için büyük önem taşımaktadır (COM(2008) 699 final).

Konferans katılımcıları, AB üyesi ülke yönetimlerinin, Avrupa Komisyonu’nun ve Avrupa Parlamentosu’nun orta vadede Avrupa kıtasının her bir maden emtiası için ithalat bağımlılığını azaltmak amacı ile yerel Avrupa hammadde kaynaklarına erişimin geliştirilmesi konusunda ortam hazırladığının bilincindedir. Bu politikanın sürekliliğe ve desteğe ihtiyacı vardır. Bu nedenle, 2008 yılından itibaren hayata geçirilmiş olan ve uygulama süreci ile izlenmesi gereken AB Hammadde Girişimi’ni güçlü bir şekilde destekliyoruz. Bu nedenle, hammaddeler için Avrupa İnovasyon Ortaklığını ilan etmesi ve arama, üretim, zenginleştirme, yeniden kullanma ve geri dönüşüm (düşük tenörlü cevherler ve yeni tür madenler dâhil) üzerine odaklanan Araştırma & İnovasyon ve eğitime desteğin güçlendirilmesi için Avrupa Komisyonu ve üye ülkelerine çağrıda bulunuyoruz.

Konferans katılımcıları ilgilerini, üye ülkelerin maden kaynakları politikalarında ele alınması gereken aşağıdaki konulara odaklamışlardır:

1. Maden yataklarının işletilmesi; AB toplumlarının günlük yaşantıları ve sürdürülebilir, ekonomik açıdan güvenli var oluşları için gereklidir. Maden emtialarının önemi ve madenlerin çıkarılmasının önemi hakkında yetkin bilgi okul çağlarında öğretilmelidir.

2. Avrupa madensel hammadde güvenliği, daha güçlü finansal ve kurumsal yükümlülük ve arama ve inceleme faaliyetlerinde Avrupa ve yerel kurumların desteğine ihtiyaç duymaktadır.

3. Maden yatakları doğal çevrenin birer parçasıdır. Şu anda arazi kullanımındaki rekabet nedeniyle değer kaybına karşı iyi korunmamaktalar ve belki de böylece, nüfusun gelecekteki çıkarları için yararlanılır olmayacaklar. Maden kaynaklarının çıkarılması makul arazi kullanım planları aracılığıyla mümkün olacaktır. İşletme amacıyla maden yataklarına erişim makul arazi kullanım planlaması yoluyla mümkün olmalıdır. Arazinin madensel emtianın üretilmesi amacıyla kullanılması arazi kullanımının önemli bir yolu olarak görülmelidir. Yönetmelikler ve tahkim mekanizmaları, bu nedenle oluşan anlaşmazlıkları azaltabilir.

4. Maden kaynakları hakkında verinin paydaşlar arasında ortak diyalog biçimi olarak, Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından benimsenmiş olan, Birleşmiş Milletler Çerçeve Rezerv Sınıflama Sistemi’nden yararlanılmasını güçlü bir şekilde öneriyoruz.

5. Doğanın koruması (vahşi yaşam, kır manzarası) ve mevcut arazi kullanım planlaması maden yataklarına erişimi kısıtlamaktadır. Maden kaynaklarının işletilmesinin çevresel faydasına birçok örnek bulunmaktadır; madencilik faaliyetleri sonrası arazilerin doğru şekilde yönetilmesi ile çevremizde yeni, ilgi çeken arazi şekilleri, jeolojik çeşitlilik alanları, vahşi yaşam habitatları oluşturulabilir.

6.Artan sayıdaki Avrupalı madencilik şirketleri sosyal, çevresel ve ekonomik baskılara cevap olarak kurumsal ölçekte sosyal sorumluluk stratejilerini ortaya koymaktadırlar. Sosyal diyalog stratejilerinin önemli bir parçası haline gelmiştir. Ancak maden yataklarına erişimi garanti etmek de sosyal bir sorumluluktur.

7. AB Rezerv Verimliliği girişimi “daha az” kullanmayla sınırlandırılmamalı, “daha iyi” kullanmayı teşvik etmelidir. Metal ve maden ürünlerinin Avrupa’da Rezerv Verimliliği 2020 programının bir parçası olarak geri dönüşümü, madeni emtianın makul kullanımı için doğru yöntemdir ancak bu yöntem toplam arzı karşılayamamakta ve kireç, çimento, beton, mineral gübre ve bazı kritik metaller için geri dönüşüm imkânsız olmaktadır.

8. Avrupa Komisyonu ve ulusal yönetimler tarafından uygulanmakta olan “hammadde” diplomasisinin devam ettirilmesi yani cazip ve uygun hammadde potansiyeli olan diğer ülkeler ile karşılıklı olarak yararlı ilişkilerin kurulması gereklidir. Bununla birlikte, kritik ve gerekli madeni emtianın AB üye ülkelerini kapsayan bölgede jeolojik arama ihtimali aynı şekilde incelenmeli ve desteklenmelidir.

9.Şeyl gazının aranması ve gelecekte üretilmesi ihtimalinin AB Enerji Güvenliği Gündemi ’ne dâhil edilmesinin
öneriyoruz.

10. Üye ülkelerin, Avrupa Komisyonu’nun Hammadde Girişimi önerisini en yakın meclis toplantısında onaylamasını öneriyoruz.

Konferans katılımcıları; ülke yönetimleri ile üst düzey toplantılar düzenlenmesini ve Avrupa Komisyonunun, stratejik olarak önemli hammadde sorunlarını tartışmak üzere düzenli aralıklarla yapılacak bir Maden Paydaş Forumu formatında katılımını önermektedirler.

Jerzy Buzek
Avrupa Parlamentosu Başkanı

Waldemar Pawlak
Başbakan Yardımcısı,
Ekonomi Bakanı

Andrzej Kraszewski
Çevre Bakanı

Piotr Borys, Adam Gierek, Bogusław Sonik, Tadeusz Arkit, Mariusz Orion Jędrysek, Jan Rzymełka

Zorla Çalıştırma Sözleşmesi

0

Zorla Çalıştırma Sözleşmesi, 6 Haziran 1930 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 23 Ocak 1998 tarihinde 4333 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1998 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

ILO 29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi

ILO-29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi Kabul Tarihi: 6 Haziran 1930
Kanun Tarih ve Sayısı: 23 Ocak 1998 / 4333
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 27 Ocak 1998 / 23243
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 25 Mayıs 1998 / 98 – 11225
Resmi Gazete Yayım Tarih ve Sayısı: 23 Haziran 1998 / 23381

Uluslararası Çalışma Örgütü Yönetim Kurulu’nun vaki daveti üzerine; 10 Haziran 1930 tarihinde Cenevre’de 14 üncü toplantısını yapan Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı,

Toplantı gündeminin 1 inci maddesine dahil bulunan cebri veya mecburi çalıştırma konusundaki bazı tekliflerin kabulüne ve,

Bu tekliflerin Uluslararası bir Sözleşme şeklini almasına karar verdikten sonra,

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün üyeleri tarafından Uluslararası Çalışma Örgütü’nün statüsü hükümleri gereğince onanmak üzere; cebri çalıştırmaya müteallik 1930 tarihli Sözleşme adını taşıyacak olan aşağıdaki Sözleşmeyi bugünkü Yirmisekiz Haziran bin dokuz yüz otuz tarihinde kabul eder.

MADDE 1

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bu Sözleşme’yi onaylayan her üyesi mümkün olduğu kadar kısa bir sürede her ne şekil altında olursa olsun cebri veya mecburi çalıştırmanın kaldırılmasını taahhüt eder.

Cebri veya mecburi çalıştırmanın tamamen kaldırılması amacıyla, cebri veya mecburi çalıştırmaya, geçici bir müddet için, sadece kamu yararı ve istisnai önlem olarak aşağıdaki maddelerde belirtilen şartlarda ve garantilerle başvurulabilir.

Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren beş senelik bir sürenin sonunda ve Uluslararası Çalışma Örgütü Yönetim kurulunun aşağıdaki 31 inci maddede öngörülen raporunu hazırlaması sırasında Uluslararası Çalışma Örgütü her ne şekil altında olursa olsun yeni bir geçiş süresi tanınmaksızın cebri veya mecburi çalıştırmanın kaldırılması ihtimalini tetkik edecek ve Konferans gündemine bu konunun alınıp alınmaması hususuna karar verecektir.

MADDE 2

Bu Sözleşmenin amaçları için, “Cebri veya Mecburi Çalıştırma” ifadesi herhangi bir kişinin ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm iş veya hizmetleri ifade eder.

Ancak “Cebri veya Mecburi Çalıştırma” ifadesi bu Sözleşme bağlamında aşağıdakileri kapsamaz:

Mecburi askerlik hizmeti hakkındaki kanunlar gereğince mecbur tutulan ve sadece askeri bir mahiyet taşıyan işlere hasredilen bir çalışma veya hizmet;

Bizzat kendi kendini yöneten bir memleketin vatandaşlarının olağan kamu hizmeti yükümlülüklerinin bir parçasını teşkil eden bir iş veya hizmet,

Çalışma veya hizmetin bir kamu makamının nezaret ve kontrolü altında icra edilmesi ve söz konusu ferdin özel kişilerin, şirketlerin veya özel-tüzel kişilerin hizmetine bırakılmaması veya verilmemesi şartıyla, bir mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının sonucu olarak yapmaya mecbur edildiği bir iş veya hizmet;

Olağanüstü hallerde, yani harp, felaketler veya yangın, su baskını, açlık, yer sarsıntıları, salgın hastalıklar ve şiddetli hayvan salgınları, hayvanların ve mahsule zarar veren böcek veya parazitlerin hastalık yaymaları durumunda ve genel olarak halkın bütünün veya bir kısmının normal yaşama şartlarını veya hayatını tehlikeye koyan tehlikeli veya zarar verici her türlü şartlarda yapılması mecburi bir iş veya hizmet;

Küçük çaplı toplumsal hizmetler, yani toplum fertleri tarafından doğrudan doğruya toplum menfaatine yapılan işler, bizzat toplumun fertleri veya doğrudan doğruya temsilcilerinin bu çalışmaların gerekli olduğunu beyan etmeleri hakkının tanınması şartıyla toplum üyelerine düşen olağan kamu hizmeti mükellefiyetleri olarak mütealaa edilecektir.

MADDE 3

Bu Sözleşmenin uygulanmasında “Yetkili Makamlar” tabiri ya metropoliten makamlarını, ya da ilgili ülkelerin en üst merkezi makamlarını ifade edecektir.

MADDE 4

Yetkili makamlar özel kişiler, şirketler veya özel tüzel kişiler menfaatine cebri veya mecburi çalıştırmayı empoze etmeyecekler veya empoze edilmesine izin vermeyeceklerdir.

Özel kişiler şirketler veya özel tüzel kişiler menfaatine böyle bir cebri veya mecburi çalıştırma şekli, bir üye tarafından işbu Sözleşmenin onaylanması Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından tescil edildiği tarihte mevcut olduğu takdirde, bu üye kendisi için bu Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sözkonusu cebri veya mecburi çalıştırmayı tamamen kaldıracaktır.

MADDE 5

Özel şahıslara, şirketlere ve özel-tüzel kişilere tanınan hiç bir imtiyaz, bu özel şahıs, şirket ve özel-tüzel kişilerin kullandıkları yada ticaretini yaptıkları ürünlerin üretilmesi veya toplanması için cebri veya mecburi çalıştırma imkanını hiç bir şekilde vermeyecektir.

Cebri veya mecburi çalıştırma imkanı veren hükümler ihtiva eden imtiyazlar mevcut olduğu takdirde, söz konusu hükümler işbu Sözleşmenin 1 inci maddesine uygunluk sağlaması için mümkün olan süratle feshedilecektir.

MADDE 6

İdarenin memurları, sorumlu oldukları halkı görevleri gereği herhangi bir şekilde çalıştırmaya teşvik etme durumunda kalmaları halinde dahi, bu halka özel şahıslar şirketler veya özel-tüzel kişiler için çalışmaları için ferden yada toplu olarak baskıda bulunmayacaklardır.

MADDE 7

İdari görevler icra etmeyen şefler, cebri veya mecburi çalıştırmaya baş vurmayacaklardır.

İdari görevler icra eden şefler, yetkili makamların kati müsaadesiyle, bu Sözleşmenin 10 uncu maddesinde öngörülen şartlarda cebri veya mecburi çalıştırmaya başvurabilirler.

Kanunen tanınan ve herhangi bir şekil altında yeterli ücret alamayan şefler, ilgili yönetmeliklere uyulması ve istismarı önleyecek tüm gerekli tedbirlerin alınması şartıyla, kişisel hizmetlerden yararlanabilirler.

MADDE 8

Cebri veya mecburi çalıştırmaya müracaat edilmesi hususundaki her bir kararın sorumluluğu ilgili ülkenin üst sivil makamlarına düşecektir.

Ancak, bu makamlar üst mahalli makamlara işçilerin daimi oturma mahallinden uzaklaşmalarına mahal vermeyecek şekilde, cebri veya mecburi çalıştırma yetkisi verebilirler. Bu makamlar işbu Sözleşmenin 23 üncü maddesinde öngörülen yönetmelikle belirtilen müddetler ve şartlara tabi olacak şekilde görevlerinin icrasından idarenin memurlarının yer değiştirmesi ve idari materyalin nakli bahis konusu olduğu takdirde işçilerin normal ikamet mahalli haricinde icraatta bulunmaları için cebri veya mecburi çalıştırma konulması hususunda üst mahalli makamlara da yetki verebilirler.

MADDE 9

Bu Sözleşmenin 10 uncu maddesinde belirtilen aksi hükümler hariç, cebri veya mecburi çalıştırma koyma hakkına haiz herhangi bir makam önce;

Verilecek hizmetin onu icra etmesi talep edilen toplum için önemli ve doğrudan doğruya toplum menfaatine olduğuna,

Bu hizmet veya işin halihazır veya yakın gelecek zarurete haiz olduğuna;

İlgili ülkede benzeri iş veya hizmetler için geçerli olanlardan düşük olmayan ücret ve çalışma şartları önerilmesine rağmen bu hizmetin yerine getirilmesi veya işin yapılması için gönüllü iş gücü temini mümkün olmadığına;ve

iş veya hizmetin, mevcut işgücü ve onun söz konusu işi yapma kabiliyeti göz önüne alınarak, söz konusu halka çok ağır bir yük teşkil etmediğine kani olduğu takdirde ancak bu çalıştırma şekline müsaade etmelidir.

MADDE 10

Vergi olarak talep edilen cebri veya mecburi çalıştırma ve idare görevleri icra eden şefler tarafından kamu menfaatine çalışmalar için konulan cebri veya mecburi çalıştırma tedricen kaldırılacaktır.

Bu kaldırmayı beklerken, vergi olarak cebri veya mecburi çalıştırma talep edildiği veya kamu menfaatine çalışmalar için idari görevleri icra eden şefler tarafından cebri veya mecburi çalıştırma konulduğu takdirde ilgili makamlar ilk önce:

Yapılacak iş veya verilecek hizmetin onu icra etmesi talep edilen toplum için önemli ve doğrudan doğruya toplum menfaatine olduğuna;

Bu hizmet veya işin halihazır veya kaçınılmaz olarak yakında doğacak bir ihtiyacı karşıladığına

iş veya hizmetin mevcut iş gücü ve onun söz konusu işi yapma kabiliyeti göz önüne alınarak, söz konusu halka çok ağır bir yük teşkil etmediğine;

Bu iş veya hizmetin icrasının işçileri daimi ikametgahlarının olduğu mahalden uzaklaştırmaya mecbur etmeyeceğine;

Bir iş veya hizmetin icrasının dinin, sosyal yaşamın, veya tarımın icaplarıyla uyumlu yönlendirileceğine kani olmalıdırlar.

MADDE 11

Sadece 18’den yukarı ve 45’den aşağı yaşlarda bulunan sağlam yetişkin erkekler cebri veya mecburi çalıştırmaya tabi olabilirler. Bu sözleşmenin 10 uncu maddesinde öngörülen iş türleri hariç, aşağıdaki tedbirler ve şartlar dikkate alınmalıdır.

Mümkün olan her halükarda, konulan işi yapacak ilgililerin bulaşıcı bir hastalığının olmadığının, bedeni kabiliyetlerinin yapılacak iş ve icra edileceği şartlara uygunluğunun idarece tayin edilen bir doktor tarafından önceden tesbit edilmesi.

Öğretmenler öğrenciler ve genel olarak idari personelin muaf tutulması;

Her toplumda aileyi ve sosyal yaşam için zorunlu yetişkin ve sağlam erkek miktarının bırakılması

Karı-koca ve aile bağlarına saygı gösterilmesi,

Yukarıdaki paragrafın (c) altparagrafının uygulamasında, bu Sözleşmenin 23 üncü maddesinde öngörülen düzenlemeler, belirli sayıda nüfustan bir seferde alınabilecek daimi nüfusun erkek ve sağlam fert nisbetini tesbit eder, ancak bu nisbet hiç bir şekilde bu nüfusun %25 ini geçemez. Bu nisbeti tesbit ederken yetkili makamlar nüfus yoğunluğunu bu nüfusun sosyal ve fiziki kalkınmışlığını, mahallinde ve kendi hesaplarına ilgililer tarafından icra edilecek işlerin durumunu ve yılın hangi devresinde olacağını dikkate almalıdırlar; ve genel olarak ilgili toplumun normal yaşamının iktisadi ve sosyal ihtiyaçlarına saygı göstermelidirler.

MADDE 12

Herhangi bir ferdin muhtelif şekiller altında cebri veya mecburi çalıştırmaya maruz kalabileceği azami müddet, 12 aylık bir sürede, işyerine gitmek ve oradan gelmek için geçen gerekli yolculuk günleri de dahil olmak üzere 60 günü geçemez.

Cebri veya mecburi çalıştırmaya maruz kalan her işçiye icra ettiği cebri veya mecburi çalışma müddetlerini gösteren bir sertifika verilecektir.

MADDE 13

Cebri veya mecburi çalıştırılmaya maruz kalan her şahsın normal çalışma saatleri gönüllü çalışma için ayrılan saatlerle aynı olmalı ve cebri veya mecburi çalıştırılma esnasında normal süre içinde icra edilen çalışma saatleri gönüllü çalışmaların fazla çalışma saatleri için öngörülen nisbetlere eşit nisbetlerde ücretlendirilmelidir.

Herhangi bir şekil altında cebri veya mecburi çalıştırılmaya maruz kalan bütün şahıslara haftada bir dinlenme günü verilmelidir ve bu gün mümkün olduğu ölçüde söz konusu memleketin veya bölgenin örf ve adetlerine göre hasredilen güne tesadüf ettirilmelidir.

MADDE 14

Bu Sözleşme’nin 10 uncu maddesinde öngörülen cebri veya mecburi çalıştırma haricinde, ne şekilde olursa olsun, cebri veya mecburi çalıştırmanın ücreti nakit olarak ödenmeli ve bu ücret aynı tür işler için işçilerin istihdam edildikleri bölgede yürürlükte olanlardan ve ne de işçilerin işe alındıkları bölgede yürürlükte olanlardan daha aşağı olmamalıdır.

İdari vecibelerinin icrasında şefler tarafından konulan çalıştırılma halinde mümkün olan en kısa sürede, ücretlerin ödenmesinin önceki paragrafta öngörülen şartlarda yerine getirilmesi uygulamasına geçilecektir.

Ücretler, kabile şefine veya başka herhangi bir makama değil, her işçiye ferden ödenmelidir.

İşyerine gidiş ve gelişler için geçen yolculuk günleri ücretlerin ödenmesinde iş günü olarak kabul edilmelidir.

Bu madde, işçiye verilen ücretten işçinin mutad olan günlük yiyeceğinin karşılığı kesilecektir şeklinde anlaşılmamalıdır; ama ücretlerden mükellefiyetlerinin yerine getirilmesi, işlerinin özel şartları dolayısıyla işlerine devam etmelerini sağlamak için işçilere verilen özel yemek, elbise ve lojman, ve ne de alet temini gayesiyle hiç bir kesinti yapılmaz.

MADDE 15

İşten hasıl olan kazaların veya hastalıkların tanzimi ile ilgili kanun ve yönetmelikler ve ilgili ülkede yürürlükte olan ölen veya malul işçilerin bakmakla yükümlü oldukları kimselere tazminat verilmesini öngören kanun ve yönetmelikler serbest çalışan işçilerle aynı şartlarda cebren veya mecburi çalıştırmaya tabi olan şahıslara da aynı şekilde uygulanacaktır.

Bir işçiyi cebri veya mecburi bir işte istihdam eden bir makam her halükarda çalışmadan hasıl olan bir kaza veya hastalık işçinin kısmen veya tamamen kendi ihtiyaçlarını karşılamasına mani olursa söz konusu işçinin maişetini sağlamakla mükellef olacaktır. Bu makam, işten hasıl olan işgörmezlik veya ölüm halinde adı geçen işçinin fiilen bakmakla yükümlü olduğu kimsenin bakımını sağlamak için tedbirler almakla da yükümlü olmalıdır.

MADDE 16

Cebri veya mecburi çalıştırmaya tabi olan kimseler, istisnai zaruret halleri hariç, yiyecek ve iklim şartları alıştıkları şartlardan sağlıklarına zarar verecek ölçüde farklı bölgelere nakledilmemelidir.

Bu işçilerin şartlara alışması ve sağlıklarının korunması için gerekli hijyen ve barınma ile ilgili tedbirlerin sıkı bir şekilde alınmamış olması halinde bu işçilerin nakillerine izin verilmeyecektir.

Böyle bir nakil zorunlu olduğu takdirde işçilerin yeni gıda ve iklim şartlarına tedricen intibakını sağlayan tedbirler yetkili tıbbi servisin mütealasından sonra kabul edilmelidir.

Bu işçilerin alışkın olmadıkları devamlı bir işi yapmalarının talep edilmesi halinde, onların bu nevi bir işe intibaklarının özellikle tedrici eğitim çalışma saatleri sağlanması ve ara dinlenmelerinin tanzimi ve gerekli olan istirahat veya günlük iaşenin arttırılması veya iyileştirilmesi hususunda tedbirler alınmalıdır.

MADDE 17

İşçilerin uzun bir müddet işyerinde kalmalarını mecbur eden inşaat ve bakım işleri için cebri veya mecburi çalıştırmaya başvurulmasına müsaade etmeden önce yetkili makamlar aşağıdaki hususlardan emin olmalıdırlar.

İşçilerin sağlığının korunması ve onlara gerekli her türlü tıbbi bakımın deruhte edilmesi ve özellikle:

Bu işçilerin işe başlamadan evvel ve çalışma süresince belirli aralıklarla doktor tetkikinden geçirilmesi;

Bütün ihtiyaçları karşılamak için gerekli materyal, hastaneler, hasta bakıcılar, dispanserler ve yeterli sağlık personelinin varolması ve,

İşyerlerindeki sıhhi şartların, işçilerin su, yiyecek, içecek maddelerinin temin edilmesi ve işyerinin mutfak materyali ile techizinin iyi bir şekilde sağlanması ve gerektiğinde de lojman ve kıyafet yardımının tatminkar durumda olması;

İşçinin isteği veya rızası üzerine, emin bir usulle işçinin ücretinin bir kısmının işçi ailesinin geçiminin sağlanması için uygun tedbirler alınmalıdır;

İşçilerin çalışma mahalline gidiş gelişleri yol masrafları ve sorumluluğu idarece sağlanmalıdır ve idare mevcut bütün nakliyat vasıtalarından mümkün olduğu kadar geniş ölçüde faydalanarak bu yolculukları kolaylaştırmalıdır.

Belirli bir süre iş göremezliğe sebebiyet veren iş kazası veya hastalık halinde işçinin kendi memleketine dönmesiyle ilgili masrafları idare tarafından karşılanmalıdır.

Cebri veya mecburi çalışma süresinin hitamında, gönüllü işçi olarak kalmak isteyen her işçiye iki senelik bir müddet zarfında bedava memleketine dönme hakkını kaybetmeden bu isteğini yerine getirmesine izin verilir.

MADDE 18

Hamal veya kayıkçıların işi gibi, şahısların veya malların taşınması için baş vurulan cebri veya mecburi çalıştırma mümkün olduğu kadar kısa bir sürede kaldırılmalıdır. Yetkili makamlar bu sırada, özellikle şu hususları tesbit eden yönetmelikleri yayımlamalıdırlar:

Bu çalıştırmanın sadece idare memurlarının görevleri sırasındaki yer değiştirmeleri veya hükümet kurumlarının nakli veya mutlaka acil bir zorunluluk halinde diğer şahısların ve memurların nakli için kullanılması mükellefıyeti,

Bu işte kullanılacak işçilerin bu işte bedenen uygun olduğu, mümkün olan yerlerde önceden bir doktor muayenesiyle belgelendirme mükellefiyeti; Böyle bir muayenenin mümkün olmadığı hallerde bu işgücünü istihdam eden şahsın, istihdam edilen işçilerin istenilen bedeni kabiliyete haiz oldukları ve bulaşıcı bir hastalıktan muzdarip olmadıklarından emin olma mükellefiyeti;

İşçiler tarafından taşınacak azami yük;

Bu işçilerin oturdukları mahalden götürülecekleri azami mesafe;

Dönüş yolculuk günleri de dahil olmak üzere, bu işçilerin mecbur tutuldukları aylık veya başka bir müddet için görevlendirilebilecekleri azami gün sayısı;

Cebri veya mecburi çalıştırmanın bu şeklini talep etme hakkına sahip kimseler ve onların cebri çalıştırmaya ne ölçüde müracaat etme haklarının olduğu.

Önceki paragrafın (c), (d) ve (e) harfleri altında bahis konusu olan üst sınırları tesbit ederken yetkili makamlar, dikkate alınacak muhtelif faktörleri, özellikle işçilerin toplandığı nüfusun bedensel kabiliyetini, katedilecek yolun mahiyetini ve iklim şartlarını dikkate almalıdırlar.

Yetkili makam ayrıca bu taşıyıcı işçilerin normal günlük seyahatlerinin ortalama 8 saatlik bir iş gününe tekabül eden bir mesafeden daha fazla olmamasını teminen gerekli düzenlemeleri yapacaktır.

Bu düzenlemelerle esas olarak sadece taşınacak ağırlık ve katedilecek mesafe değil, aynı zamanda yolun mahiyeti, mevsim ve diğer tüm unsurlar ve günlük normal seyahatleri aşan seyahatlerde bunlar için normal saat ücretinden yüksek ücret ödeneceği anlaşılmalıdır.

MADDE 19

Yetkili makam cebri ekip biçmeyi sadece açlık veya yiyecek ikmalinde yaşanan yetersizliklere karşı bir önlem olarak ve herhalükarda yiyecek ve ürünün onu üreten insanların veya topluluğun mülkiyetinde kalması koşuluyla izin verebilir.

Bu madde, üretimin kanun veya gelenek gereği ortaklık esası üzerinde örgütlendiği ve ürün veya bunun satılmasından elde edilen karın topluluğun mülkiyeti olarak kaldığı yerlerde topluluk üyelerinin topluluk tarafından kanun veya gelenek tarafından talep edilen işlerin topluluk üyeleri tarafından yapılması zorunluluğunu ortadan kaldırır şekilde yorumlanmayacaktır.

MADDE 20

Üyelerinin herhangi biri tarafından işlenmiş suçlar için bir topluluğun tümüne ortak bir ceza uygulanmasını öngören kanunlar cebri veya mecburi çalıştırmayı bir topluluk için bir ceza usulü olarak öngören hükümler içermeyecektir.

MADDE 21

Madenlerde yapılmakta olan yeraltı çalışmaları için cebri veya mecburi çalışmaya başvurulmayacaktır.

MADDE 22

Bu Sözleşme’yi onaylayan ülkelerin Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasasının 22inci maddesi hükümleri uyarınca bu Sözleşme hükümlerini hayata geçirmek için aldıkları önlemler hakkında Uluslararası Çalışma Örgütü’ne sunmayı taahhüt ettikleri raporlar, bu ülkede mecburi çalıştırmaya ne ölçüde başvurulduğu, buna ne amaçla gerek görüldüğü, hastalık ve ölüm oranları, ücret ödeme metodları ve ücret tarifesi ve konuyla ilgili olabilecek diğer bilgiler konusunda mümkün olduğunca ayrıntı içerecektir.

MADDE 23

Sözkonusu Sözleşme hükümlerini yerine getirmek için yetkili makamlar cebri veya mecburi çalıştırmanın kullanımına ilişkin tam ve vazıh yönetmelikleri yayımlayacaklardır.

Bu yönetmelikler, özellikle cebri veya mecburi çalışmaya tabi kılınan her şahsa, çalışma koşullarıyla ilgili şikayetlerini yetkililere iletmesini mümkün kılacak ve bu şikayetlerinin incelenip değerlendirilmesini güvence altına alan kurallar ihtiva edecektir.

MADDE 24

Cebri veya mecburi çalıştırmayı düzenleyen yönetmeliklerin sıkı bir şekilde uygulanmasını teminen, ya gönüllü çalışmanın teftişi için tesis edilmiş mevcut bir iş teftiş kurulunun görevleri cebri veya mecburi çalışmayı da kapsayacak şekilde genişletilerek, yada bunu başka yollarla sağlayacak uygun tedbirler her halükarda alınacaktır. Cebri veya mecburi çalıştırmaya tabi kılınan kişilerin bu yönetmelikler hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlayacak tedbirler de alınacaktır.

MADDE 25

Cebri veya mecburi çalıştırmanın kanuna aykırı olarak geliştirilmesi bir suç olarak cezalandıracak ve bu Sözleşme’yi onaylayan her üye kanunca getirdiği müeyyidelerin gerçekten etkili ve tam olarak uygulanmasının sağlanmasıyla yükümlü olacaktır.

MADDE 26

Bu Sözleşmeyi onaylayan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün her üyesi, bu Sözleşmeyi egemenlik, yargı yetkisi, himaye, hükmetme, vesayet veya otoritesi altında olan topraklarda, iç hukukuna ait konulardaki yükümlülüklerini de yerine getirme hakkına sahip olarak, uygulamayı taahhüt eder. Bununla beraber eğer bu üye Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası’nın 35inci maddesinin hükümlerinden yararlanmak isterse; onaylamasına aşağıdaki bölgeleri tanıtan bir beyanı eklemek zorunda kalacaktır.

İşbu Sözleşme hükümlerini herhangi bir değişiklik olmadan uygulamayı planladığı yerler;

İşbu Sözleşme hükümlerini değişiklerle uygulamayı planladığı yerler, bu durumda bu değişikler de beyana eklenecektir;

Hakkında kararı saklı tuttuğu yerler.

Yukarıda mezkur beyan onay işleminin ayrılmaz bir parçası olacak ve aynı geçerliliğe haiz olacaktır. Böyle bir beyanı kaleme alan her üye yapacağı yeni bir beyan ile bu maddenin (2) ve (3) üncü alt paragrafları gereğince; ilk beyanındaki çekinceleri tamamen veya kısmen iptal etme hakkına sahip olacaktır.

MADDE 27

Bu Sözleşme’nin resmi onay belgeleri Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Müdürüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 28

Bu Sözleşme, ancak onay belgeleri Genel müdür tarafından tescil edilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütü üyelerini bağlayacaktır.

Bu Sözleşme iki üyenin onay belgesi Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

Daha sonra bu Sözleşme, onu onaylayan her üye için onay belgesi tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 29

Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Müdürü; Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tüm üyelerini kendisine örgüt üyeleri tarafından bildirilen tüm onay ve fesihlerden haberdar kılacaktır.

Genel müdür, kendisine ikinci onayın bildirilmesinden sonra Sözleşme’nin yürürlüğe giriş tarihini örgüt üyelerinin dikkatine getirecektir.

MADDE 30

Bu Sözleşme’yi onaylayan her üye Sözleşme’nin ilk olarak yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir sürenin sonunda Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Müdürü’ne göndereceği ve Genel Müdür tarafından tescil edilecek bir bildiri ile Sözleşme’yi feshedebilir. Fesih, tescil edildiği tarihten itibaren bir yıl sonra muteber olur.

Bu Sözleşme’yi onaylamış olup da, onu, bundan evvelki fıkrada sözü edilen on yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında; bu madde de öngörüldüğü şekilde feshetmek hakkını kullanmayan her üye yeniden 5 yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşme’yi, her 5 yıllık devre bitince, bu maddede öngörülen şartlar içinde feshedebilecektir.

MADDE 31

Uluslararası Çalışma Örgütü Yönetim Kurulu; gerekli gördüğü zaman bu Sözleşme’nin uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunacak ve Sözleşme’nin tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine alınması gereği hakkında karar verecektir.

MADDE 32

Konferansın bu Sözleşme’yi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde:

Tadil edici yeni Sözleşme’nin bir üye tarafından onanması keyfiyeti, yukarıdaki 3üncü madde nazara alınmaksızın ve tadil edici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartıyla, bu Sözleşme’nin derhal ve kendiliğinden feshini gerektirecektir.

Tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu Sözleşme üyelerin onaylanmasına artık açık bulundurulmayacaktır.

Bu Sözleşme, onu onayıp da tadil edici Sözleşmeyi onaylamamış bulunan üyeler için, herhalde şimdiki şekil ve içeriğiyle geçerli olmakta devam edecektir.

MADDE 33

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede geçerlidir.

Asgari Yaş Sözleşmesi

0
ILO 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi Çocuk İşçiliğini Yasaklamaktadır

Asgari Yaş Sözleşmesi, 6 Haziran 1973  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 23 Ocak 1998 tarihinde onaylanmış, Resmi Gazetenin 27 Ocak 1998 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Çocuk İşçilik küresel bir sorundur

ILO Kabul Tarihi: 6 Haziran 1973
Kanun Tarih ve Sayısı: 23 Ocak 1998 / 4334
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 27 Ocak 1998 / 23243
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 5 Mayıs 1998 / 98-11184
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 21 Haziran 1998 / 23379Uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel konferansı;
Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’de toplantıya çağrılmış ve 6 Haziran 1973 tarihinde düzenlediği 58 inci oturumunda;
Oturum gündeminin dördüncü maddesini oluşturan istihdama kabulde asgari yaş konusunda yapılan bazı önerileri kabule karar vererek,
1919 tarihli asgari yaş (sanayi) sözleşmesi, 1920 tarihli Asgari Yaş (denizcilik) Sözleşmesi, 1921 tarihli Asgari Yaş (Tarım) Sözleşmesi, 1921 tarihli Asgari Yaş (Trimci ve Ateşçiler) Sözleşmesi, 1932 tarihli Asgari Yaş (Sanayi Dışı işler) Sözleşmesi, 1936 tarihli Asgari Yaş (Denizcilik) Sözleşmesi (Düzeltilmiş), 1937 tarihli Asgari Yaş (Sanayi.) Sözleşmesi (Düzeltilmiş), 1937 tarihli Asgari Yaş (Sanayi Dışı işler) Sözleşmesi (Düzeltilmiş), 1959 tarihli Asgari Yaş (Balıkçılık) Sözleşmesi ve 1965 tarihli Asgari Yaş (Yeraltı Maden işleri) Sözleşmesi hükümlerini not ederek,
Çocukların çalıştırılmasına tamamen son vermek amacıyla; sınırlı sayıdaki ekonomik sektöre uygulanabilen ve zamanla mevcutların yerine geçecek bir genel belge oluşturulması zamanının geldiğini mülahaza ederek ve,
Bu önerilerin bir uluslararası Sözleşme haline getirilmesini kararlaştırarak,
Bin dokuz yüz yetmiş üç yılı Haziran ayının iş bu yirmialtıncı günü asgari yaş sözleşmesi 1973 olarak adlandırılabilecek aşağıdaki sözleşmeyi kabul etmiştir.
MADDE 1
Bu sözleşmenin kendisi için yürürlükte olduğu her üye, çocuk işçiliğini etkin bir şekilde ortadan kaldırmayı ve istihdama ve çalışmaya kabul için asgari yaşın giderek gençlerin fiziksel ve zihinsel yönden tam olarak gelişmelerine olanak tanıyacak bir düzeye yükseltilmesini sağlayan ulusal bir politika takip etmeyi kabul eder.
MADDE 2

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye, onay belgesine ekleyeceği bir açıklamayla ile kendi ülkesinde ve kendi ülkesinde kayıtlı bulunan ulaşım araçlarında istihdama veya çalışmaya kabul için asgari yaş sınırını belirleyecektir; bu sözleşmenin 4 üncü ve 8 inci maddeleri saklı kalmak üzere, hiç bir kimse bu yaşın altında herhangi bir meslekte istihdama ve çalışmaya kabul edilmeyecektir.

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye, daha önce belirlemiş olduğu asgari yaştan daha yüksek bir asgari yaş belirlendiğini sonradan yapacağı yeni açıklamalarla Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bildirebilir.

Bu maddenin 1 inci fıkrasına göre belirlenen asgari yaş sınırı, zorunlu öğrenim yaşının bittiği yaşın, altında ve her halükarda 15 yaşın altında olmayacaktır.

Ekonomisi ve eğitim olanakları yeterince gelişmemiş olan, her üye bu maddenin 3. fıkrası hükümlerini dikkate almaksızın varsa ilgili iş veren ve işçi örgütlerinin görüşünü aldıktan sonra, asgari yaşı başlangıçta 14 olarak belirleyebilir.

Bir önceki fıkra gereğince asgari yaşı 14 olarak belirleyen her üye, bu sözleşmenin uygulanmasına ilişkin olarak Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası’nın 22. maddesine göre sunacağı raporlarda;

bu belirlemenin gerekçelerinin devam ettiğine veya

belirli bir tarihten sonra söz konusu hükümlerden yararlanma hakkından yaz geçtiğine,
ilişkin bir açıklamaya yer verecektir.

MADDE 3

Doğası veya yapıldığı koşullar bakımından genç kişilerin sağlığını, güvenliğini veya ahlakını tehlikeye düşürebilecek her türlü istihdam veya çalışmaya kabul için asgari yaş 18’in altında olmayacaktır.

Bu maddenin 1. fıkrasının uygulandığı istihdam veya çalışma türleri varsa işveren ve işçi örgütlerine danışıldıktan sonra ulusal mevzuat yahut makamca belirlenecektir.

Ulusal mevzuat yahut yetkili makam bu maddenin 1. fıkrası hükümlerine bakılmaksızın, varsa işveren ve işçi örgütlerine danışarak, söz konusu genç kişilerin sağlığı, güvenliğinin ve ahlakının tam olarak güvenceye alınması ve genç kişilerin ilgili faaliyet dalında yeterli özel öğrenim veya mesleki eğitim görmeleri koşuluyla 16 yaşından itibaren istihdamlarına veya çalışmalarına izin verebilir.

MADDE 4

Yetkili makam gerektiğinde, varsa ilgili işveren ve işçi örgütlerine danıştıktan sonra özel ve önemli uygulama sorunlarının çıktığı sınırlı istihdam ve çalışma kategorilerini bu sözleşmenin uygulama alanı dışında tutabilir.

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye, Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası’nın 22. maddesi gereğince sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili olarak vereceği ilk raporda bu maddenin 1. fıkrasına göre uygulama alanı dışında bırakılan kategorilerin listesini kapsam dışı bırakma nedenlerini de belirterek açıklayacak ve müteakip raporlarında kapsam dışı tutulan bu kategorilerle ilgili mevzuatın durumu ile sözleşmeye bu kategorileri kapsama alması bakımından ne ölçüde işlerlik kazandırıldığı veya kazandırılmasının öngörüldüğü hususlarında bilgi verecektir.

Bu sözleşmenin 3. maddesinin kapsadığı istihdam veya çalışma, bu maddeye dayanılarak sözleşme kapsamı dışında bırakılmayacaktır.

MADDE 5

Ekonomisi ve idari yapısı yeterince gelişmemiş bir üye bu sözleşmenin uygulama alanını, varsa ilgili işçi ve işveren örgütlerine danışarak başlangıç aşamasında sınırlayabilir.

Bu maddenin 1. fıkrası hükmünden yararlanan her üye, onay belgesine ekleyeceği beyanda sözleşme hükümlerinin uygulanacağı işyerlerini ya da ekonomik faaliyet dallarını belirtecektir.

Bu sözleşme hükümleri her halükarda aşağıda kayıtlı işler bakımından uygulanacaktır: madencilik ve maden çıkarımı; imalat; inşaat; elektrik, gaz ve su; temizlik hizmetleri; ulaştırma, depolama ve haberleşme; düzenli olarak ücretli işçi istihdam etmeyen ve yerel tüketim amacıyla üretim yapan küçük ölçekli aile işletmeleri dışında kalan ticari amaçlı üretimde bulunan diğer tarım işletmeleri ve plantasyonlar.

Sözleşmenin uygulama kapsamını bu madde uyarınca sınırlamış olan üyeler,

Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası’nın 22. maddesi uyarınca düzenleyecekleri raporlarda, sözleşmenin uygulanma kapsamı dışında bırakılan faaliyet dallarında çocukların ve gençlerin çalışmaları yada istihdamlarına ilişkin genel durumu ve sözleşme hükümlerinin uygulama alanının genişletilmesi doğrultusunda kaydedilen gelişmeleri bildirecekler

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderecekleri resmi bir beyan ile uygulama kapsamını her zaman genişletebileceklerdir.

MADDE 6

Bu sözleşme, çocuklar ve gençler tarafından genel, mesleki ve teknik eğitim için okullarda ve diğer eğitim kuruluşlarında yapılan işlere veya yetkili makamın varsa ilgili işçi ve işveren örgütlerine danışarak belirlediği koşullara göre işyerlerinde en az 14 yaşındaki kişilerin yaptıkları ve

Esas olarak bir okul yada bir eğitim kuruluşunun sorumlu bulunduğu bir eğitim veya öğretim kursunun,

Yetkili makam tarafından onaylanmış olup büyük ölçüde veya tamamen bir işyerinde yürütülen bir eğitim programının veya

Eğitim veya meslek seçimini kolaylaştırmak amacıyla hazırlanmış bir yönlendirme ya da rehberlik programının

ayrılmaz parçası olan işlere uygulanmaz.

MADDE 7

Ulusal mevzuat 13-15 arası yaşlardaki kişilerin,

Sağlıklarına veya gelişmelerine zarar vermesi ihtimali bulunmayan ve

Okula devamlarını, yetkili makamın onayladığı mesleğe yöneltme veya mesleki eğitim programlarına katılmalarını veya derslerden yararlanmalarını engellememek koşuluyla hafif işlerde çalışmalarına veya istihdamlarına izin verilebi1ir.

Ulusal mevzuat en az 15 yaşında olmakla birlikte henüz zorunlu öğrenimlerini tamamlamamış olan kişilerin bu maddenin 1. fıkrasının a ve b paragraflarında belirtilen koşullara uygun işlerde çalışmalarına veya istihdamlarına da izin verilebilir.

Yetkili makam; bu maddenin 1. ve 2. fıkralarına uygun olarak istihdama veya çalışmaya izin verebilecek faaliyetlerin neler olduğuna karar verecek ve bu çalışma veya istihdamın koşulları ile çalışma sürelerini belirleyecektir.

Bu maddenin 1. ve 2, fıkraları dikkate alınmaksızın 2. maddenin 4. fıkrasının hükümlerinden yararlanmakta olan bir üye; bu durum devam ettiği sürece bu maddenin 1. fıkrasındaki 13 ve 15 yaşları 12 ve 14 ile, 2. fıkradaki 15 yaşı 14 ile değiştirebilir.

MADDE 8

Yetkili makam, varsa ilgili işçi ve işveren örgütlerine danıştıktan sonra; Sözleşmenin 2 nci maddesinin öngördüğü çalışma ya da istihdam yasaklarına sanatsal faaliyetlere katılma gibi amaçlar için münferit çalışma izinleri vermek suretiyle istisnalar getirebilir.

Bu şekilde verilecek izinler, çalışma ya da istihdamın koşullarını belirleyecek, süresini sınırlayacaktır.

MADDE 9

Yetkili makam, bu sözleşme hükümlerinin etkin bir biçimde uygulamasını sağlamak için uygun cezai hükümleri de dahil gerekli tüm önlemleri alacaktır.

Ulusal mevzuat veya yetkili makam, sözleşmenin uygulanmasına ilişkin hükümlere uyulmasından sorumlu kişileri tanımlayacaktır.

Ulusal mevzuat veya yetkili makam, işverenin muhafaza edeceği ve hazır bulunduracağı kayıt defteri veya diğer belgeleri tanımlayacaktır. Bu kayıt defteri veya belgelerin işverenin istihdam ettiği ya da kendisi için çalışan ve yaşları 18 den küçük olan kişilerin adları ile, mümkün olduğu hallerde usulünce onaylanmış doğum tarihlerini veya yaşlarını içermesi gerekir.

MADDE 10

Bu sözleşme 1919 tarihli Asgari Yaş Sanayi Sözleşmesi, 1920 tarihli (Denizcilik) Sözleşmesini, 1921 tarihli Asgari Yaş (Tarım) Sözleşmesini, 1921 Tarihli Asgari Yaş (Trimci ve Ateşçiler) Sözleşmesini, 1932 tarihli Asgari Yaş (Sanayi Dışı işler) Sözleşmesi, 1936 tarihli Asgari Yaş Denizcilik Sözleşmesi (Düzeltilmiş), 1937 tarihli Asgari Yaş Sanayi Sözleşmesini (Düzeltilmiş), 1937 tarihli Asgari Yaş Sanayi Dışı İşler Sözleşmesi (Düzeltilmiş), 1959 tarihli Asgari Yaş (balıkçılık) Sözleşmesini ve 1965 tarihli Asgari Yaş (Yeraltı Maden lşleri) Sözleşmesini bu maddede ön görülen koşullar dahilinde tadil eder.

Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi 1936 tarihli asgari yaş (denizcilik) sözleşmesini (Düzeltilmiş), 1937 tarihli asgari yaş (sanayi) sözleşmesi (Düzeltilmiş), 1937 tarihli asgari yaş (sanayi dışı işler) sözleşmesi (Düzeltilmiş), 1959 tarihli asgari yaş (balıkçılık) sözleşmesi ya da 1965 tarihli asgari yaş (Yeraltı Maden işleri) sözleşmesini başka onaylara kapatmaz.

1919 tarihli Asgari Yaş (Sanayi) Sözleşmesine, 1920 tarihli Denizcilik Sözleşmesine, 1921 tarihli Asgari Yaş (Tarım) Sözleşmesi ve 1921 tarihli Asgari Yaş (Trimci ve Ateşçiler) Sözleşmesine taraf bütün ülkeler, bu sözleşmelerin onaya kapatılmasına, bu sözleşmeyi onaylamak suretiyle veya Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne iletecekleri bir beyan ile muvafakat ettiklerinde bu sözleşmeler başka onaylara kapanırlar.

İş bu sözleşme yükümlülüklerinin,

1937 tarihli Asgari Yaş (Sanayi) sözleşmesine (Düzeltilmiş) taraf olan bir üye ülke tarafından kabul edilmesi ve bu sözleşmenin 2. maddesi uyarınca 15 yaştan az olmayan bir asgari yaş belirlenmesi halinde anılan sözleşme kendiliğinden derhal yürürlükten kalkar.

1932 tarihli Asgari Yaş (sanayi dışı işler) Sözleşmesinde tanımlandığı şekilde sanayi dışı istihdama ilişkin olarak anılan sözleşmeye taraf bir üye ülke tarafından kabul edilmesi halinde o sözleşme kendiliğinden derhal yürürlükten kalkar.

1937 tarihli Asgari Yaş (sanayi dışı işler) sözleşmesinde (Düzeltilmiş) tanımlandığı şekilde sanayi dışı istihdama ilişkin olarak anılan sözleşmeye taraf bir üye ülke tarafından kabul edilmesi ve işbu sözleşmenin 2. maddesi uyarınca 15 yaştan az olmayan bir asgari yaş, belirlenmesi halinde o sözleşme kendiliğinden derhal yürürlükten kalkar.

Deniz işlerinde istihdam bakımından 1936 tarihli Asgari Yaş (Denizcilik) sözleşmesine (Düzeltilmiş) taraf bir üye ülke tarafından kabul edilmesi ve işbu sözleşmenin 2. maddesi uyarınca 15 yaştan az olmayan bir asgari yaş belirlenmesi ya da üye ülkenin bu sözleşmenin 3. maddesini deniz işlerindeki istihdama uygulandığını belirtmesi halinde o sözleşme kendiliğinden derhal yürürlükten kalkar.

Deniz balıkçılığında istihdama ilişkin olarak 1959 tarihli Asgari Yaş (Balıkçılık) sözleşmesine taraf bir üye ülke tarafından kabul edilmesi ve sözleşmenin 2. maddesi uyarınca 15 yaştan az olmayan bir asgari yaş belirlenmesi ya da üye ülkenin bu sözleşmenin 3. maddesini deniz balıkçılığına istihdama uygulandığını belirtmesi halinde o sözleşme kendiliğinden derhal yürürlükten kalkar.

1965 tarihli asgari yaş (Yeraltı Maden işleri) sözleşmesine taraf bir üye ülke tarafından kabul edilmesi ve o Sözleşme uyarınca belirlenen yaştan daha az olmayan bir asgari yaşın bu Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca belirlenmesi ya da üye ülkenin işbu sözleşmenin 3. maddesi gereğince bu yaş sınırının yeraltı maden ocaklarında istihdama da uygulandığını belirtmesi halinde anılan sözleşme bu sözleşmenin yürürlüğe girmesiyle kendiliğinden ve derhal yürürlükten kalkar.

Bu sözleşme yükümlülüklerinin kabulü, sözleşmenin yürürlüğe girmesi halinde ve yürürlüğe girdiği tarihte,

12. Maddesi uyarınca 1919 tarihli Asgari Yaş (Sanayi) sözleşmesinin yürürlükten kalkmasını

9. maddesi uyarınca tarıma ilişkin olarak 1921 tarihli Asgari Yaş (tarım) Sözleşmesinin yürürlükten kalkmasını,

Deniz işlerinde istihdama ilişkin olarak 10. maddesi uyarınca 1920 tarih Asgari Yaş (Denizcilik) sözleşmesinin ve 12. maddesi uyarınca 1921 tarihli asgari yaş (Trimci ve Ateşçiler) sözleşmesinin yürürlükten kalkmasını gerektirir.

MADDE 11
Bu sözleşmenin kesin onama belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilir ve onun tarafından kaydedilir.
MADDE 12

Bu sözleşme, ancak onay belgeleri Genel müdür tarafından kaydedilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütü üyelerini bağlar.

Bu sözleşme iki üyenin onama belgesi Genel Müdür tarafından kaydedildiği tarihten 12 ay sonra yürürlüğe girer.

Bu sözleşme, onu onayan her üye için onama belgesi kaydedildiği tarihten 12 ay sonra yürürlüğe girer.

MADDE 13

Bu sözleşmeyi onayan her üye, ilk yürürlüğe girdiği tarihinden itibaren on yıllık bir süre sonunda; Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Müdürün kaydedeceği bir belge ile feshedebilir. Fesih kayıl tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olacaktır.

Bu sözleşmeyi onaylamış olup da, onu bundan önceki fıkrada sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden itibaren bir yıl süresin bu madde gereğince feshetmek seçeneğini kullanmayan her üye yeniden on yıllık süre için bağlanmış olur ve bundan sonra bu sözleşmeyi, her on yıllık devre bitince, bu maddenin içerdiği koşullar içinde feshedebilir.

MADDE 14

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Örgüt üyeleri tarafından kendisine bildirilen, bütün onama ve fesihlerin kaydedildiğini Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bütün üyelerine duyurur.

Genel Müdür, kendisine gönderilen sözleşmenin ikinci onama belgesinin kaydedildiğini örgüt üyelerine duyururken bu sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında örgüt üyelerinin dikkatini çeker.

MADDE 15
Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince; kaydetmiş olduğu bütün onama beyan ve fesihlere ilişkin tam bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca kaydedilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.
MADDE 16
Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim kurulu gerekli gördüğü zaman bu Sözleşmenin, uygulanması hakkında bir raporu Genel Konferansa sunar ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine alınması gereği hakkında karar verir.
MADDE 17

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni sözleşme aksini ön görmediği taktirde:

Değiştirici yeni sözleşmenin bir üye tarafından onanması durumu; yukarıdaki 16 ıncı madde dikkate alınmaksızın ve değiştirici yeni sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartı ile, bu sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini gerektirir.

Değiştirici yeni sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu sözleşme üyelerin onamasına artık açık bulundurulamaz.

Bu sözleşme, onu onayıp da değiştirici sözleşmeyi onamamış bulunan üyeler için, herhalde şimdiki şekil ve içeriğiyle geçerli olmakta devam eder.

MADDE 18
Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.

Tehlikedeki Avukatlar Günü

0
#DayOfTheEndangeredLawyer

Tehlikedeki Avukatlar Günü (Day of the Endangered Lawyer), 24 ocak 1977 tarihinde İspanya’da katledilen avukatlar anısına her yıl düzenlenmektedir. Diktatör Franco yanlısı silahlı faşist teröristlerden oluşan bir grup İspanya’nın başkenti Madrid’de bir hukuk bürosunu basarak dördü avukat beş kişiyi sadece mesleklerini ifa ettikleri için katlettikleri olayın anmasını yapmak üzere her yıl düzenlenen anma ve duyarlılık günüdür.

2026 yılı Tehlike Altındaki Avukatlar Günü için odak ülke Amerika Birleşik Devletleri seçilmiştir. ABD’de, 2025 yılında avukatlara yönelik artan saldırılar, hukuk bürolarını, avukatları, baroları, savcıların ve hakimlerin bağımsızlığını hedef alan başkanlık kararnameleri, taciz, siyasi misillemeler ve hukuk mesleğinin bağımsızlığını zayıflatan  gelişmeler ve endişeler, 15. yılına giren 24 Ocak etkinliklerinin  ABD’li avukatlara ithaf edilmesine neden olmuştur. Uluslararası Tehlike Altındaki Avukatlar Günü Koalisyonu, bir Rapor ve bildiri yayınlayarak (Statement and Petition Based on the Report of the International Coalitionfor the Day of the Endangered Lawyer – 2026 / United States of America) alınması gereken önlemleri sıralamıştır. 

Abd’de baskı altındaki avukatlar yalnız değildir

2025 yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü, 2020’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra üzerlerindeki baskı gün geçtikçe artan Belarus’lu avukatlara ithaf edilmiştir. Güne özel olarak Lahey’deki Belarus Büyükelçiliğinde bir protesto gösterisi tertip edilmiştir.

İzmir Barosu, 2025 yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü için bir açıklama yaparak, “her yıl bir ülkeye ithaf edilen ve daha önce iki kez ithaf edilen Türkiye’de tehlikenin bitmediğini, bu sebeple bu yılki 23 Ocak’ı “Adalet için Mücadele Günü” olarak ilan ettiğini, İstanbul Barosu başta olmak üzere savunmaya yönelik tüm hukuk dışı müdahalelere karşı” toplumu uyarmıştır.

2024 yılı, Tehlike Altındaki Avukatlar Günü Projesi’nin 15. yıl dönümü olup 2009 yılında olduğu gibi, İran’daki avukatlara ithaf edilmiştir. Uluslararası Tehlike Altındaki Avukatlar Günü’nde, İran’daki cesur avukatların mesleki görevlerini yerine getirmek için yaşadıkları zorluklara ve tehlikelere dikkat çekilmiştir. (İnsan hakları davaları ve/veya siyasi bakımdan hassas olaylarla ilgilendikleri için hapiste olan, zulüm gören ve tehdit edilen İranlı avukatların durumu hakkındaki rapor)

Tehlikedeki Avukatlar Günü

Avrupa Demokrat Avukatlar (AED), Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları İçin Avrupa Avukatlar Birliği (ELDH), Avrupa Barosu İnsan Hakları Enstitüsü (IDHAE) ve Tehlike Altındaki Avukatlar Günü Vakfı tarafından organize edilen Tehlikedeki Avukatlar Günü, ilk kez 2010’da İran’daki avukatlar için düzenlenmiştir.

Her yıl bir ülkeye ithaf edilen Tehlikedeki Avukatlar Günü, Türkiyeli avukatlar için son on yılda üç defa tekrarlanmıştır.

Tehlikedeki Avukatlar Günü, 2010 yılından itibaren; Çin, Filipinler, Honduras, Afganistan, İran, İspanya/Bask Bölgesi, Kolombiya, Mısır, Pakistan ve Türkiye’deki avukatlara adanmış; avukatlık mesleğini ifa ettikleri için tacize uğrayan, susturulan, baskı gören, tehdit edilen, zulme uğrayan, yargılanan, bazı ülkelerde işkence gören ve katledilen avukatların korunmasını sağlayabilecek yol ve yöntemlerin geliştirilmesi için çalışmalar yapılmıştır.

Atocha Katliamı

Atocha Caddesi‘nde ofisleri bulunan bir grup avukat, haksızlıklara karşı işçileri korumakta ve savunma mesleğini ifa etmekte iken ölüm tehditleri almaya başlamış, saldırıya uğramış ve yaşamlarını yitirmişlerdir. Dar merdivenlerle veya neredeyse hiç çalışmayan bir asansörle ulaşılabilen üçüncü kattaki avukatlık ofisinde bulunan dokuz kişiye korkunç bir saldırı gerçekleşmiştir. Saldırganlar merkezi bir lokasyonda bulunan hukuk bürosuna girmiş, öncelikle telefon hatlarını kesmiş, herkesi bir odada toplamış, ateş etmeye başlamış ve sonra da kaçmışlardır.

Atocha Katliamı Cenaze töreni

Enrique Valdelvira, Luis Javier Benavides ve Ángel Rodríguez Leal olay mahallinde; Javier Sauquillo ve Serafín Holgado ise hastanede yaşamını yitirmiştir. Luis Ramos, Miguel Sarabia, Dolores González ve Alejandro Ruiz-Huerta ise ölümden kurtulmuşlardır. Bu olay yıllar sonra avukatlara yönelen baskılara karşı geliştirilen ve her 24 Ocak’ta düzenlenen Tehlikedeki Avukatlar Günü’nün hareket noktası olmuştur.

Katliam, olaydan sonra Seven Days In January isimli sinema filmine konu olmuş; Komünist Parti’ye bağlı Calle Atocha’daki bir İş Hukuku firmasına aşırı sağcı bir grubun saldırısı, dört avukat ve bir idari memurun ölümü sonucundaki trajedi beyazperdeye de aktarılmıştır.

2021 Tehlikedeki Avukatlar Günü

Yeni bir yasal düzenleme ile avukatların mesleklerini ifa etmesinin önüne geçilmek için girişimde bulunulması nedeniyle 2021 yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü, 2020 yılını daha zor koşullarda geçiren Azeri avukatlara adanmış, Azerbaycanlı avukatların korunması için mücadele çağrısı yapılmıştır.

Azerbaycanlı avukatlara yönelen tehdide karşı hukuk kurumları, barolar ve insan hakları örgütleri tarafından açıklamalar yapılmış ve Azerbaycanlı avukatların korunması için mücadele çağrısında bulunulmuş, tüm dünyada baskı, zulüm ve işkence gören avukatların sorunlarına dikkat çekilmiştir.
Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu`nun Azerbaycan ziyaretinin (29 Eylül 2017) akabinde yayınladığı raporunda, insan hakları savunucularının davalarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşıyan avukatların baro kaydının silindiği yahut çeşitli suçlamalarla tutuklandığı belirtilmiştir.
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic, 11 Aralık 2019 tarihli raporunda, yersiz gerekçelerle ve muğlak kriterlerle avukatların barodan kayıtlarının silinmesi ile sonuçlanan disiplin yaptırımları uygulandığına dikkat çekmiştir.
2019 yılında Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü (IBAHRI) Azerbaycan Barosu’nu keyfi gerekçelerle barodan ihraç edilen tüm insan hakları avukatlarının ruhsatlarını derhal iade etmeye ve Azerbaycan`da avukatlık mesleğinin bağımsızlığını baltalamak yerine korumaya çağırmıştır.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’ün (Human Rights Watch), 2019 yılında Azerbaycan ile ilgili tespitlerinde, gözaltında işkence ve kötü muamele, örgütlenme özgürlüğü, avukatların mesleki faaliyetlerine yersiz müdahale ve medya özgürlüğünün önüne geçen kısıtlamalar dahil olmak üzere insan hakları sorunlarının olduğu vurgulanmıştır.
Azerbaycan’da 1 Ocak 2018 tarihi itibariyle Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu ve Avukatlar ve Avukatlık Faaliyetleri Hakkında Kanunda (Law № 853-VQD; Law № 854-VQD;Law № 855-VQD) yapılan değişiklikler yürürlüğe girmiş; bu değişiklikle Azerbaycan Barosu’na (ABA) kayıtlı olmayan avukatlar ile stajyerlerin, avukatlık mesleğini ifa etmelerinin, örneğin mahkemelerde bulunmalarının ve gerçek kişileri temsil etmelerinin önüne geçilmiş; bir grup insan hakları avukatı tarafından oluşturulan Avukatlar Grubu (Group of Practicing Lawyers, GPL), ABA üyesi olmayan avukatların Azerbaycan mahkemelerindeki temsil yetkisini ortadan kaldırmayı amaçlayan bu yasa değişikliklerine karşı çıkmıştır.
Azerbaycanlı avukatlar, insan hakları ihlalleri ile ilgili soruşturmaları ve davaları takip etmeleri ve bu alanda çalışmaları sebebiyle hedef olmuşlar, disiplin uygulamaları veya ceza davaları ile mesleklerini yapmaktan alıkonulmuşlardır. Avukatlar barodan ihraç edilme ve hapsedilme gibi haksız ve hukuka aykırı şekilde cezalarla karşılaşmışlardır.
2020 Yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü

Yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü, 2020 yılında Pakistanlı avukatlara ithaf edilmiştir. Uluslararası hukuk örgütleri, Pakistan hükümetini evrensel hukukun yargılamada avukatların rolüne dair çizdiği temel kurallara uymaya çağırmışlardır.

Geçmiş yıllarda Pakistanlı avukatlar tehdit, saldırı, işkence ve ölümlerle yüz yüze gelmişler, avukatların büroları hukuksuz şekilde aranmış, evleri basılmış, azınlıklara mensup avukatlar ölümle tehdit edilmiştir. 2016 yılında meydana gelen bir terör saldırısında 54 avukat yaşamını yitirmiştir. 2019 yılında en az 9 Pakistanlı avukatın öldürüldüğü rapor edilmiştir.

2020 Yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü, 2020 yılında Pakistanlı avukatlara ithaf edilmiştir.

2019 Yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü

Avrupa Demokrat Avukatlar Birliği (AED) ve Dünyada İnsan Hakları ve Demokrasi İçin Avrupalı Avukatlar Birliği (ELDH) ile Avrupa Barosu İnsan Hakları Enstitüsü (İDHAE) tarafından düzenlenen Tehlikedeki Avukatlar günü, üçüncü kez Türkiye’ye ithaf edilamiş, hukuka, adil yargılanmaya ve avukat haklarına yönelik çağrılar yapılmıştır. Türkiye’deki avukatların çok zor şartlar altında çalıştıkları ve şiddete maruz kaldıkları raporlanmıştır.

1930’dan bu yana aktif yasal eylemler düzenleyen İngiltere Sosyalist Avukatlar Birliği Haldane Society, Türkiye’de avukatların görevini engelleyen 78 olay saptandığını belirterek Tehlikedeki Avukatlar Günü’nde Türkiye hükümetini protesto etmiş, Londra Büyükelçiliği önünde eylem yapmıştır.

ELDH’nin hazırladığı “Tehlikedeki Avukatlar 2019” raporunda, katledilen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi anılmıştır.

Avukat Tahir Elçi

İstanbul Barosu öncülüğünde Türk hukuk kurumları Taksim Galatasaray Meydanı’nda, “Avukatların sesi kesilirse, yurttaşların nefesi kesilir” sloganı ile kalabalık bir eylem gerçekleştirmiş, Türkiye’nin birçok ilinde barolar gösteri ve basın açıklamaları yapmışlardır. Galatasaray Meydanındaki eylemde Adana Barosu Başkanı Av. Veli Küçük, Antalya Barosu Başkanı Av. Polat Balkan, Aydın Barosu Başkanı Av. Gökhan Bozkurt, Bursa Barosu Başkanı Av. Gürkan Altun , Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Cihan Aydın , Hatay Barosu Başkanı Av. Ekrem Dönmez, İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel, Mersin Barosu Başkanı Av. Bilgin Yeşilboğaz, Tekirdağ Barosu Başkanı Av. Sedat Tekneci, Antalya Barosu Başkan Yardımcısı Av. Cenk Soyer ve Gaziantep Barosu Başkan Yardımcısı Av. Bülent Duman konuşmalar yapmışlardır.

İstanbul Barosu başkanı Mehmet Durakoğlu; Avukatların müvekkilleri ile özdeşleşmesine, etkili savunma yaptı diye avukatların tutuklanmasına, adliyeden dışlanmasına, görev yapmalarının engellenmesine, salondan atılmasına, avukatlara dönük ölüm tehditlerine ve diğer hukuksuzluklara dönük açıklamalar yapmış ve “Bu çok haklı bir ithaftır. Türkiye’nin hukuk tarihinin hiçbir evresi, avukatların bu denli tehlikede olduğu bir zaman dilimini ifade etmedi.” şeklinde konuşmuştur.

2018 Tehlikedeki Avukatlar Günü
Mısırlı avukatlara ithaf edilmiştir.

2018 Tehlikedeki Avukatlar Günü Mısırlı avukatlara ithaf edilmiştir.

2017 Tehlikedeki Avukatlar Günü
Çinli avukatlara ithaf edilmiştir.
2016 Tehlikedeki Avukatlar Günü

Honduras’ta katledilen ve ölüm tehdidi altına yaşayan avukatlara ithaf edilen Tehlikedeki Avukatlar Günü nedeniyle; 22 Ocak 2016 tarihinde eş zamanlı olarak dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye’de birçok ilde basın açıklamaları ve kitlesel eylemler gerçekleştirilmiştir.

Anma gününe özel Honduras raporunun güncellendiği son ayda dahi iki avukat öldürülmüştür.

2015 Tehlikedeki Avukatlar Günü

Dünya çapında bir anma ve farkındalık günü olan 24 Ocak Tehlikedeki Avukatlar Günü, 2015 yılında Filipinli avukatlara ithaf edilmiştir. Hukuk örgütleri tarafından düzenlenen raporlara göre Temmuz 2012-Aralık 2014 tarihleri arasında 16 avukat görevlerini yapmaları sebebiyle öldürülmüştür. 2001 senesinden sonra öldürüldüğü rapor edilmiş 41 avukatın 9’u yani % 22’si, doğrudan insan hakları davalarına ya da vakalarına aktif olarak dahil olmuş avukatlardır. Bunun dışında, 57 avukat, tehdit edilmekte, tacize uğramakta, baskı altında tutulmakta, izlenmekte, fişlenmekte veya daha farklı biçimlerde saldırıya uğramaktadır. Bu avukatların da 43’ü, yani % 76 gibi büyük bir oranı, insan hakları vakalarına aktif katılmakta, bu davalarda savunmanlık üstlenmektedir.

Bütün bunlara ek olarak 2001’den bu yana 18 yargıç da öldürülmüştür. Kayıtlara geçen ve bilinen faillerin % 65’i ordu mensubu iken, % 20’sinin emniyet mensubu olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu saldırıların yarıdan fazlasının faili bugün hala meçhuldür.

Filipinli avukatlar ve yargıçların ölümü ve saldırıya uğraması konusundaki belgelere dayanan raporlar, ölümlerin, tacizlerin ve mesleğe yönelik diğer saldırıların ciddi bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Neredeyse hiçbir fail yakalanmamış, hiçbiri yargılanmamış ya da mahkemelerce cezalandırılmamıştır. Filipin hükümeti, bu başarısız sonuç karşısında eleştirilmiş; tehlike altındaki avukatların, onların ailelerinin, cinayete kurban gidenlerin ya da farklı biçimler altında saldırıya uğrayanların karşısında devletin tüm sorumluluğu üstlenerek yasalara uygun hareket etmesi çağrısı yapılmıştır.

Avukatlar; Ankara, Atina, Barselona, Berlin, Bern, Bilbao, Brüksel, Düseldorf, Lahey, İstanbul, İzmir, Londra, Madrid, Manila, Milan, Paris, Roma ve Viyana’da protesto gösterileri düzenlemişlerdir. Türkiye Barolar Birliği olarak, mesleğini yaparken baskı ve tehdit altında olan tüm avukatlar ile dayanışma ve birlik içinde olduğunu ve mücadelenin devam edeceğini ilan etmiştir. 

Avukatlar arasında yakın zamanda katledilenlerin isimleri şu şekildedir: Rudolfo Felicio, Noel D. Archival, John Mark Espera, Ian Vela Cruz, Jubian Achas, Sulpicio Landicho, Lazaro Gayo, Christobal Fernandez. (Daha fazla detay için; Filipinler’de devam eden tehdit altında insan hakları avukatları ile ilgili rapor incelenebilir.)

2014 Yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü

2014 yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü, sadece 2013 yılında 16 avukatın kaçırıldığı veya öldürüldüğü Kolombiya’daki avukatlara ithaf edilmiştir. Tüm Avrupa ülkelerindeki avukatlar 24 Ocak 2014 tarihinde Kolombiya Büyükelçilikleri ve konsoloslukları önünde cübbeleriyle protesto gösterileri düzenlemişlerdir.

24 Ocak 2014 Tehlikedeki Avukatlar Gününde; Barselona, ​​Berlin, Bern, Bilbao, Brüksel, Douala, Düsseldorf, Lahey, İstanbul, İzmir, Ankara, Londra, Madrid, Milano, Paris, Quito, Roma, Sevilla, Stockholm olmak üzere tüm Avrupa’da, Kolombiya’daki avukatlara yönelik saldırılar protesto edilmiştir.

Yoksulların haklarını savunan ve insan hakları ihlallerine karşı mücadele eden avukatlara karşı son  yıllarda artan saldırılar kınanmış, Kolombiya hakkında düzenlenen rapor Uluslararası  Avukat Örgütleri tarafından bir basın açıklaması ile yayınlanmıştır. ELDH-AED-Lawyers of Lawyers-IDH ve Kolombiya Karavan UK Lawyer group tarafından yayınlanan raporda; 2012 yılında Başsavcılık Ofisinden alınan bilgiye göre, 2002 ve 2012 arasında avukatlara karşı 400 saldırının gerçekleştiği, 1991’den beri Kolombiya’da 400 avukatın öldürüldüğü, bunun her ay  bir avukatın öldürüldüğü anlamına geldiği bildirilmiş, sadece 2013’in ilk on bir ayında en az 16 avukat öldürüldüğü belirtilmiştir. 

2013 Yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü

Avrupa Demokrat Avukatlar Birliği (AED), Dünyada İnsan Hakları ve Demokrasi İçin Avrupalı Avukatlar Birliği (ELDH) ile Avrupa Barosu İnsan Hakları Enstitüsü (İDHAE), 2013 yılı 24 Ocak Tehlikedeki Avukatlar Günü’nü Türkiye ve İspanya’da ki avukatlara ifhaf etmiştir.

Türk Hükümetine hitaben bir dilekçe yazılmış; Amsterdam, Barselona, ​​Berlin, Bern, Brüksel, Düsseldorf, Lahey, Hamburg, Madrid, Milano, Paris, Roma ve diğer şehirlerde forum tartışmaları veya diğer faaliyetler organize edilmiştir. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü ve insan hakları örgütleri insan hakları ihlallerini kınamışlardır. ELDH’nin konuyla ilgili raporunda da tutuklanan veya yargılanan avukatlara yer verilmiştir.

2012 Yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü

Türkiye, 2012 yılında avukatlar için en kötü ülke seçilmiştir. 2012 yılında Tehlikedeki Avukatlar Günü, siyasal nedenlerle kendilerine eziyet edilen, tutuklanan ve mesleki faaliyetlerini yerine getirmeleri engellenen Türkiye’deki avukatlara ithaf edilmiştir.

2010 Yılı Tehlikedeki Avukatlar Günü

İspanya’da sendika çalışanı avukatların öldürüldüğü 24 Ocak 1977 gününün anısına ilk kez 2010 yılında düzenlenen Tehlikedeki Avukatlar Günü, İran’daki avukatlara ithaf edilmiştir. Baskı altındaki İranlı avukatların içinde bulunduğu tehlikelere dikkat çekilmiştir.

#DayOfTheEndangeredLawyer

Aile Arabuluculuğu ve Cinsiyet Eşitliğine ilişkin Tavsiye Kararı

0
Aile Arabuluculuğu ve Cinsiyet Eşitliğine ilişkin Tavsiye Kararı

Aile Arabuluculuğu ve Cinsiyet Eşitliğine ilişkin Tavsiye Kararı, Kadınlar ve Erkekler için Eşit Fırsatlar Komitesinin raporu ve Sosyal, Sağlık ve Aile İlişkileri Komitesinin görüşü çerçevesinde 2003 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilmiştir.

Avrupa Konseyi

Tavsiye Karar 1639 (2003)
Aile Arabuluculuğu ve Cinsiyet Eşitliği
1.MADDE 

Aile arabuluculuğu, bağımsız ve tarafsız üçüncü bir kişi olan arabulucu huzurunda aile üyeleri arasında bir yaşam kurma ve yönetme sürecidir. Aile arabuluculuğu genellikle boşanma, eğitim, velayet ve çocukla görüşme, çocuğun yetiştirilmesi ve bakımı için uygun nafakanın belirlenmesi, mal paylaşımı, miras gibi uyuşmazlıklarda sıklıkla uygulanmaktadır. Arabulucunun görevi, tarafların daha önceden belirlenmiş bir amaç üzerinde bir anlaşmaya varmaları sürecinde tarafları desteklemektir. Arabuluculuğun amacı, herhangi bir suçlama veya sorumlulukla ilgili bir tartışmaya mahal ermeden taraflarca kabul edilebilir bir sonuç bulunmasıdır. Süreç sonunda sağlanan anlaşmanın amacı, tarafların yatıştırılması ve ilişkilerinin uzun vadede iyileştirilmesidir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

2.MADDE 

Arabuluculuk, başta batı Avrupa, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Avrupa Konseyi üye devletleri ve gözlemci statüsündeki devletlerde giderek daha yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Parlamenterler Meclisi, Bakanlar Komitesinin aile arabuluculuğuna ilişkin R (98) 1 sayılı Tavsiye Kararını memnuniyetle karşılar. Bahse konu tavsiye kararda aile uyuşmazlıklarının çözümünde uygun bir yöntem olarak aile arabuluculuğunun kullanılması teşvik edilmektedir; ayrıca arabuluculuk kapsamı, düzenlenmesi ve süreci, arabuluculuk anlaşmalarının statüsü, mahkeme süreci, arabuluculuğun tanıtılması ve arabuluculuğa erişim konularına dair uyulması gereken ilkeler ortaya konulmuştur.

3.MADDE 

Genel olarak, aile arabuluculuğu, dostane çözüm yöntemlerini teşvik etmesi, ayrılık ve boşanmayla ilgili olarak aileler, devlet ve toplum için  ekonomik ve sosyal maliyeti azaltması bakımından avantajlı olması sebebiyle alternatif bir çözüm yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Diğer taraftan aile arabuluculuğunun başarılı olması için arabuluculuğun temel ilkelerine uyulması gerekir. Bunların başında özel eğitim almış olması gereken arabulucunun bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile sürecin gizliliği gelmektedir.

4.MADDE

Aile arabuluculuğu, aile uyuşmazlıklarına (boşanma, velayet, bakım, mal ve miras paylaşımı gibi) ilişkin mahkemelerde dava yoğunluğunun önüne geçerken aile uyuşmazlıklarının tamamını çözecek evrensel bir yöntem değildir. Arabuluculuk alanında çalışan araştırmacılar ve uygulayıcılar, arabuluculuk uygulamasını ilgili ilkeler çerçevesinde incelemekte olup, özellikle teori ve uygulama arasındaki tutarlılık üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda, mahkeme bağlantılı arabuluculuğun, yargılama giderlerini karşılayamayan kişiler için daha düşük maliyetli ve daha hızlı bir yönteme dönüşmemesinin sağlanmasına çalışılmaktadır. Mahkeme bağlantılı arabuluculuk “yoksulun adaletine” dönüşmemelidir. Bunun yanında, aile içi şiddet ve eşlerin istismarı gibi unsurların olduğu vakalarda taraflar arası güç dengesizliğinin tespit edilmesi veya düzeltilmesi gibi arabulucuların karşılaştığı sorunlar da ifade edilmektedir.

5. MADDE

Aile adalet sistemlerinde olduğu gibi aile arabuluculuğunda da cinsiyet eşitliğinin teminat altına alınması gerekmektedir. Maliyet etkinlik ve alternatif çatışma çözümü yöntemlerine yönelik trendin yükselmesi gibi nedenlerle bireysel haklar göz ardı edilmemelidir. Güç dengesizliği nedeniyle aile arabuluculuğunda cinsiyet dezavantaj haline gelmemelidir. Güç dengesizliği istismardan kaynaklı olabilir ve kişi kendini tam olarak ifade edemeyebilir (örn. uyuşturucu/alkol bağımlılığı veya ruhsal sağlık sorunlar gibi nedenlerle) veya duygusal veya mali açıdan dezavantajlı olabilir (örn. kişi evde çocuklara bakıyordur ve ev dışında çalışmıyordur). Güç dengesizliğinin bir sonucu olarak aile arabuluculuğunda adil olmadığı aşikâr anlaşmalar yapılması halinde, anlaşma arabulucu veya hâkim tarafından onaylanmamalıdır.

6.MADDE

Taraflar arasında güç dengesizliği olması halinde, arabuluculuğun sadece taraflardan birinin isteklerini karşılayacak nitelikte bir anlaşmaya yol açmaması sağlanmalıdır. Tartışma konusu olan çocuk ise, çocuk arabuluculuk sürecinde dinlenmelidir, çünkü çocuğun da kendi hakları vardır. Çocuğun yüksek yararına uygun çözüm bulunacak ise, çocukların da görüş bildirmesine izin verilmelidir.

7. MADDE

Arabuluculuğun başlıca amacı mahkemelerdeki iş yükünün azaltılması değil, arabuluculuk alanında eğitim almış bir profesyonel yardımıyla taraflar arasındaki iletişim kopukluğunu onarmaktır. Arabuluculuğun temel unsurları olmaksızın arabuluculuk yargılamanın yerini alamaz. Bu unsurlar kısaca
şöyledir:

i.Arabuluculukta tarafların seçme özgürlüğü başlıca unsur olduğundan, arabuluculuğa zorunlu yönlendirme yasaklanmalıdır;

ii. Arabulucunun bağımsızlığı ve tarafsızlığı hem kurumsal hem de mesleki bakımdan teminat altına alınmalıdır;

iii. Sürecin gizliliği mahkeme bağlantılı arabuluculuk da dahi hem hâkim hem de taraflar açısından teminat altına alınmalıdır;

iv. Arabuluculuk anlaşmalarının hızlı bir şekilde onaylanması yükümlülüğü çerçevesinde, anlaşmaların hukuka uygunluğu ve tarafların bireysel haklarının korunması sağlanmalıdır;

v. Taraflar arasında güç dengesi sağlanmalıdır. Bu arabulucunun sorumluluğudur. Dolayısıyla bu kıstasın yerine getirilmesini sağlayabilmesi için arabulucunun özel olarak eğitim almış olması gerekmektedir;

vi. Arabulucunun yetkin olması vasıflarına bağlı olduğundan, arabulucu eğitimi, arabulucuya resmi yetki verilmesi ve denetim konusuna özellikle önem verilmelidir.

8. Bu bağlamda Parlamenterler Meclisi Avrupa Konseyi Üye devletleri ve Gözlemci devletleri, Bakanlar Komitesinin R (98) 1 sayılı Tavsiye Kararında da ortaya konduğu üzere, aile arabuluculuğunun geliştirilmesi ve kullanılmasına yönelik ilkeleri uygulamaya ve aşağıdaki tedbirleri almaya veya güçlendirilmeye davet eder:

i. Taraflar için seçme özgürlüğü; bu arabuluculuğa zorunlu yönlendirmenin yasaklanması anlamına gelmektedir;

ii. Hem teoride hem de uygulamada taraflar arasında eşit güç dengesinin bulunması;

iii. Uyuşmazlıkların aile arabuluculuğuna uygun olup olmadığının doğru bir şekilde tespit edilebilmesi amacıyla, eşler veya aileler arasında güç ilişkisi veya şiddet olup olmadığının kapsamlı bir şekilde incelenebilmesine yönelik standartlaştırılmış tarama araçlarının geliştirilmesi;

iv. Aile arabuluculuğunun adli yardım sistemine dâhil edilmesi;

v. Arabuluculuk anlaşmalarının hukuka ve hakkaniyete uygunluğunun yetkili mahkeme şerhi ile denetlenmesi;

vi. Arabuluculuk anlaşmalarının yetkili mahkemelerce onaya tabi olması;

vii. Arabuluculuk hizmetlerine ilişkin resmi bir şikâyet sistemim bulunması;

9. MADDE

Parlamenterler Meclisi, Üye devletler tarafından son beş yılda edinilen deneyimler çerçevesinde, Bakanlar Komitesine;

i. Yukarıda bahsedilen hususların ve çözümlerin yansıtılması ve çocukların görüşlerinin alınması ve haklarının teminat altına alınması ihtiyacından kaynaklanan hususların ele alınması amacıyla R (98) 1 sayılı Tavsiye Kararında yer alan rehber ilkeleri yeniden gözden geçirmesini ve

ii. Bu amaçla uzmanların ve deneyimli uygulayıcıların yardımını sağlamasını tavsiye eder.

Uğur Alacakaptan

0

Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, 1934 yılında Aydın’ın Nazilli ilçesinde doğmuş, 1955 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuş ve aynı fakültede yaptığı doktorasını 1958 yılında tamamlayarak hukuk doktoru unvanını kazanmıştır. Türkiye Ceza Hukuku’nun hümanist doktrini savunan ekolünün önde gelen akademik simalarındandır. Prof. Dr. Çetin Özek’in ilkokul arkadaşıdır.

Prof. Dr. Uğur Alacakaptan

Alacakaptan, 1958-1960 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine asistan olarak atanmış, doçentlik çalışmalarını yürütmek üzere 2 yıla yakın bir süre İtalya’nın Roma ve Perigua şehirlerinde kalmış, 1960 yılında doçent olmuş, 1967 yılına kadar doçent olarak görev yapmıştır.

1965 yılında Fakülte Profesörler Kurulu tarafından İngiltere’ye gönderilmiş, 1967 yılında profesörlük unvanını kazanarak Türkiye’nin en genç ceza hukuku profesörü unvanını kazanmıştır. Profesör Alacakaptan, Türkiye Ceza Hukuku camiasında hümanist doktrini savunan akademisyenlerden olmuştur.

Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Kürsüsünde öğretim üyesi olarak görev yapmaya devam etmiştir. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1968-70 yıllarında dekanlık görevini yürütmüş, 1968-71 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev almış; Ankara Polis Enstitüsü Yüksek Kısmı Öğretim Üyeliği, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyeliği yapmış, 1974 yılında Ankara Üniversitesindeki görevinden ayrılarak aktif siyasete atılmıştır.

18 Aralık 1977’de Ankara Barosu Genel Kurulunda  Av.Faruk EREM başkanlığındaki yönetim kuruluna seçilmiştir.

28 Mart 1997 tarihinde kurulan Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesinin kurucu dekanlığını üstlendi ve 1999 yılına kadar dekan olarak görev yaptı.

Bilgi Üniversitesinin kurucuları arasında yer alan Alacakaptan, 1999 yılının Kasım ayında sağlık nedeniyle Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki dekanlık görevinden ayrıldı ve öğretim üyeliğine devam etti.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yönetim Kurulu Üyeliği, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanlığı ve aynı üniversitenin Mütevelli Heyeti Üyeliği yaptı.

Uluslararası Ceza Hukuku Derneği ve Türk Hukuk Kurumu’nda ye olarak yer aldı, çeşitli kurullarında görev yaptı.

Türk Ceza Hukuku Derneği ve Avukatlar Vakfı  kurucu üyesidir.

Prof. Dr. Uğur Alacakaptan’ın Siyasi Yaşamı

Alacakaptan, TBMM üyeliği yapmış, 1974-76 yıllarında Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi Üyesi olarak görev almış, 1975-980 yılları arasında Ankara Senatörü olarak temsil edilmiştir. Bülent Ecevit liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisinde 1977-1979 yılları arasında Genel Sekreter Yardımcısı olarak siyasal faaliyet yürütmüştür. TBMM üyeliği döneminde Kuzey Atlantik Asamblesi Türk Grubu Başkanlığı ve Avrupa Konseyi Parlamento Asamblesi Türk Grubu Üyeliğini deruhte etmiştir.

Askeri darbe dönemlerinde çeşitli soruşturma ve kovuşturmalara uğramış, hakkında yapılan siyasi yargılamalar sırasında daha sonra bombalı suikast sonucunda öldürülen Yazar Uğur Mumcu ile birlikte yargılandı. 18 Aralık 1972’de Alacakaptan 6 yıl 3 ay, hukukçu ve gazeteci Uğur Mumcu ise 5 yıl 10 ay hapse mahkûm oldu ve Ankara Mamak cezaevinde altlı üstlü ranzalarda ve aynı hücrede yattılar. Halk Kurtuluş Ordusu sanıklarıyla aynı cezaevini paylaştılar. Cezaevinde, Deniz Gezmiş ve iki arkadaşının asılmadan önce tutuldukları hücrede kalmıştır. Hapishane günlerinde, İsmet İnönü ile mektuplaşma yoluyla yazışmaları bulunmaktadır.

Uzun akademik yaşamı boyunca binlerce öğrenci yetiştiren ve adına makale yarışmaları da düzenlenen Alacakaptan 2010 yılında yapılan bir röportajda kendisini Türkiye’deki ceza hukukçularının en kıdemlisi olarak tanımlamıştır. Akademisyenliğinin yanında serbest avukat olarak çalışmış, birçok ünlü ismin avukatlığını üstlenmiştir.

2004-2019 yıllarında yayınlanan Güncel Hukuk Dergisi‘nin danışma kurulunda yer almıştır.

22 Ocak 2022 günü 88 yaşında iken yaşamını yitirmiş,  25 Ocak 2022 Salı günü Zincirlikuyu Camii’nde öğle namazını müteakip düzenlenen törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda defnedilecektir.

Eserleri

Alacakaptan, 1975 yılında “Suçun Unsurları”, 1968 yılında “İşlenemez Suç”, 1961 yılında “Sarhoşluk Halinde İşlenen Suçlarda Cezai Mesuliyet” ve 1958 yılında “İngiliz Ceza Hukukunda Suç ve Cezaların Kanuniliği Prensibi” isimli eserleri kaleme almıştır.

Suçun Unsurları – Uğur Alacakaptan

Uğur Alacakaptan-İşlenemez Suç

Ulusal ve uluslararası dergilerde birçok makale yayınlamıştır. “Kişi Dokunulmazlığı–Kişi Güvenliği”, “Temyiz Mahkemesi Başsavcılığının Ceza Genel Kuruluna Yaptığı İtiraz Hükmün Kesinleşmesine Mani Olur mu?”, “Delil Yasakları”, “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanuna Genel Bir Bakış”, “Devletin Güvenliğini İlgilendiren Suçlar”, “Hileli İflas Suçunun İşlenme Zamanı ve Anılan Suçta Zamanaşımının Başlangıcı”, “Genel Olarak ve Bazı Suçlar Bakımından Cürüm İşlemek İçin Örgüt (Teşekkül) Meydana Getirme Suçu”, “Çıkar Amaçlı Suç Örgütü Kurma Suçu” ve “Öteki Ceza Hukuku” bu makalelerden bazılarıdır.

Uğur Alacakaptan

Ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılarda yüzlerce bildiri sunmuştur. “1929’dan Bugüne Ceza Muhakemesi Yasası Güncel Sorunlar”, “Savunma Hakkının Gelişimi ve CMUK Değişikliği”, “Fikir ve Düşünce Özgürlüğü ve Tehlike Suçları, Çağdaş Batı Hukukunda Bu Konudaki Düşünce ve Uygulamalar”, “Yeni Ceza Kanunu ve Ceza Mahkemeleri Kanunu” ve “Yargı Reformu” bunlardan bazılarıdır.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından 2008 yılında basılan Uğur Alacakaptan’a Armağan isimli eser bulunmaktadır.

Uğur Alacakaptan: “Adalet Bakanı olmakla hukukçu olunmaz”

Uğur Mumcu Hukuk Ödülü

0

Uğur Mumcu Hukuk Ödülü, Antalya Barosu tarafından, öldürülen gazeteci, yazar ve hukukçu Uğur Mumcu anısına her yıl verilen özel ödüldür.

Ödülün verilmesine, Av. Mehmet Zeki DURMAZ (Başkan), Av. Fatma Birsen ŞAKRAK (Başkan Yardımcısı), Av. Hasan UĞUR (Genel Sekreter), Av. Mustafa TAŞBAŞ (Sayman), Av. Seyfi GÜNDÜZ, Av. Oğuz SARIÇOBANOĞLU, Av. Kadri Levent DİM, Av. Abit KÜÇÜKARSLAN, Av. Sedat ALP, Av. Soner USTAOĞLU ve Av. Makbule TANIŞ’tan oluşan Antalya Barosu Yönetim Kurulu’nun 08/11/2006 tarih ve 4/28 sayılı kararıyla başlanmış, ilk ödül 2007 yılında verilmiştir.

Antalya Barosu tarafından her yıl verilen Uğur Mumcu Hukuk Ödülü’nün 10. Yıl Afişi

Uğur Mumcu Hukuk Ödülü Tevcih Edilen Kişilerin Yıllara Göre Listesi

2007

24/01/2007 tarihinde; Danıştay 2. Dairesi üyesiyken 17/05/2006 tarihinde yapılan saldırıda katledilen Yargıç Mustafa Yücel ÖZBİLGİNe verilmiştir. Ödül eşi Ayşe Sema ÖZBİLGİN’e takdim edilmiştir.
2008
24/01/2008 tarihinde; yaşamı boyunca hukuk mücadelesi veren Balıkesir Barosu eski Başkanı Av. Turgut İNAL’a verilmiştir. İnal, 7 Temmuz 2019’da 82 yaşında vefat etmiştir.
2009
24/01/2009 tarihinde; Yargıtay eski Başsavcısı ve Onursal Başsavcısı Sabih KANADOĞLU’na verilmiştir.
2010
24/01/2010 tarihinde; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinin eski Dekanı ve ilk kadın Adalet Bakanı Prof. Dr. Aysel ÇELİKEL’e verilmiştir.
2011
24/01/2011 tarihinde; dönemin Ankara Barosu başkanı Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU ve dönemin İstanbul Barosu başkanı Prof. Dr. Ümit KOCASAKAL’a verilmiştir.
2012
24/01/2012 tarihinde; Anayasa Hukuku Profesörü olup özellikle “Uygarlık Tarihi” kitabı yıllarca üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan ve 29/11/2011 tarihinde aramızdan ayrılan Prof. Dr. Server TANİLLİ’ye tevcih edilmiş; ödül ailesinin isteği üzerine Prof. Dr. Ümit KOCASAKAL‘a takdim edilmiştir.
2013
24/01/2013 tarihinde; görevi başında öldürülen Ovacık Başsavcısı Şehit Murat Uzun’a verilmiştir. Ödül ailesine takdim edilmiştir.
2015
24/01/2015 tarihinde; Anayasa Mahkemesi‘nde Adalet Nöbeti başlatan Ankara Barosu avukatlarından Av. Şule Nazlıoğlu Erol’a verilmiştir.
2016
24/01/2016 tarihinde; İstanbul Barosu önceki dönem Başkanlarından Av. Turgut KAZAN’a verilmiştir.
2017
24/01/2017 tarihinde, gerçek bir Cumhuriyet Savcılığı yapması nedeniyle eski Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ve eski İstanbul Milletvekili İlhan CİHANER’e verilmiştir.
2018
24/01/2018 tarihinde; Uğur Mumcu’nun Yeni Ortam, Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde birlikte çalıştığı Cumhuriyet gazetesi yazarı Ali Sirmen’e verilmiştir.
2019
24/01/2019 tarihinde; yaşamı boyunca hukuk devleti inşa edilmesi için mücadele eden ve ülkemizde Anayasa Hukukunun duayenlerinden olmasına karşın 07 Şubat 2017 tarihli ve 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile akademik görevinden ihraç edilen Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu’na verilmiştir.
2020
24/01/2020 tarihinde, Cumhuriyet Gazetesi davasında yargılanan ve basın özgürlüğü için mücadele etmeleri nedeniyle hukukçu gazeteciler Av. Akın Atalay, Av. Bülent Utku ve Av. Mustafa Kemal Güngör’e verilmiştir.
2021
24/01/2021 tarihinde; yaşamı boyunca “herkes için adalet, herkes için barış, herkes için demokrasi, herkes için hukuk, herkes için özgürlük” diyen, Türkiye Aydınlanma hareketi denince akla ilk gelen aydınlardan, ömrünü demokrasiye ve gerçek bir hukuk devleti inşasına adayan ve bu uğurda ağır ve büyük bedeller ödeyen, gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde Anayasa Hukuku alanında çok saygın bir yere sahip olan ve 2002 yılında aramızdan ayrılan Prof. Dr. Bülent Tanör’e verilmesi uygun görülmüştür.
2022
24/01/2022 tarihinde; Türkiye kadın hareketi aktivistlerinden biri olarak, Eşitlik İzleme Kadın Grubu(EŞİTİZ), Kadınların Medya İzleme Grubu (MEDİZ), EŞİK-Eşitlik İçin Kadın Platformu gibi çok sayıda kadın örgütünün kurucularından, uzun yıllar Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı”nın gönüllü avukatlığını yapan, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Yasa Platformu, İstanbul Sözleşmesi İzleme platformunun kurucu üyelerinden ve sözcülerinden, 2007-2010 yılları arasında Kadın Adayları Destekleme Derneği’nin (KADER) genel başkanlığını yapan ve Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın Genel Kurul üyesi olan Avukat Hülya Gülbahar’a verilmesi uygun görülmüştür.
2023

24 Ocak 2023 Salı günü, Uğur Mumcu Anma Etkinliğinde, 2022 Yılı Uğur Mumcu Özel Ödülü; adalet sistemindeki çürümeye, yaşam hakkı ihlallerine ve doğa katliamlarına karşı mücadelenin öncü isimlerinden Av. Şerafettin Can Atalay’a verilmiştir. Ödül, sahibi hapiste olması nedeniyle babası hapiste ola
2024

24 Ocak 2024 günü düzenlenen Uğur Mumcu Anma Etkinliği ve Ödül Töreni’nde 2023 yılı ödülü; ülkemizde gerçekleşen hukuka aykırılıklara, adalet sistemindeki çürümeye, yaşam hakkı ihlallerine karşı mücadelenin öncü isimlerinden olan Av. Fikret İlkiz’e verilmiştir.
2025
24.01.2025 tarihinde;  29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı, eski Ankara Milletvekili, Avukat Şenal Sarıhan‘a verilmiştir.
 2026

Eylem Ümit Atılgan

Doç. Dr. Eylem Ümit Atılgan‘a verilmiştir.

Antalya Barosu Başkanı Av. Ali Çağdaş BOZANER

Antalya Barosu önceki başkanı Avukat Hüseyin Geçilmez

Antalya Barosu önceki başkanı Avukat Polat Balkan

Eylem Ümit Atılgan

0
Eylem Ümit Atılgan

Doç. Dr. Eylem Ümit Atılgan, Gaziantep’te dünyaya geldi. 1986-1993 yıllarında Gaziantep Anadolu Lisesinde eğitim aldı. 1993 yılında başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1997’de mezun oldu.

Atılgan, 1997-2000 arasında Ankara Barosu’nda stajını tamamladı ve bir süre avukatlık yaptı.

2000 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalı’nda göreve getirildi ve 2017’ye kadar öğretim üyesi olarak bilimsel faaliyetler yürüttü. “Aristoteles’in Devlet Kuramı ve Modern Kuramlara Katkısı” başlıklı teziyle 2000 yılında yüksek lisans derecesi elde etti. Aynı anabilim dalındaki doktora eğitimini 2006 yılında tamamladı. “Kentte suça karışmış çocuklarda toplumsal ortam ve ceza ehliyeti araştırmaları/Social milieu of juvenile delinquency in urban and legal capacity research” başlıklı doktora tezi nedeniyle Türkiye Sosyal Bilimler Derneği tarafından “Genç Bilim İnsanı Ödülü”ne layık görüldü.

Almanya, İtalya ve Türkiye’de çeşitli üniversitelerde araştırmalar yaptı. 2011-2012 döneminde Humboldt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde konuk öğretim üyesi ve doktora sonrası araştırmacısı olarak çalışmalar yürüttü. Aynı dönemde Berlin Humboldt Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ve 2013 yılında da Macerata ve Bolonya Üniversitesi Hukuk Fakültelerinde konuk öğretim üyeliği yaptı.

Mithat Sancar ile birlikte kaleme aldığı “Adalet Biraz Es Geçiliyor” adlı kitap, Türkiye’deki en kapsamlı yargı sosyolojisi araştırmalarından biri olarak kabul edilmektedir.

Adalet Bakanlığı ve diğer kamu kurumlarına strateji belirleme süreçlerinde danışmanlık yaptı. BM, UNICEF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarda kadın ve çocuk hakları projelerinde çalıştı. Hukuk klinikleri ve şiddet mağdurlarına yönelik hizmetler konusunda da aktif rol aldı. 2010-2017 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde cinsel şiddetle mücadele alanında görev yaptı.

Türkiye’deki İç Hukuk Kültürü Üzerine Sosyo-Hukuki Bir Araştırma, Haksız Tahrik Kararlarında Eril Tahakküm Kodları” başlıklı doçentlik teziyle 2015 yılında doçentlik unvanını aldı. Doçentlik tezi ayrıca Turhan Yayınevi tarafından kitap olarak basıldı.

2017 yılından itibaren Yakın Doğu Üniversitesi ve Girne Üniversitesi’nde öğretim üyeliği görevine getirildi.

2019 yılında Girne Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcılığı ve Yakındoğu Üniversitesi Hukuk & Toplum Merkezi Başkanlığı görevlerini üstlendi.

Haksız Tahrik: Bir Erkeklik Hakkı” adlı kitabıyla; Türkiye’deki kadın cinayetleri davalarına odaklandı ve “haksız tahrik” kavramının yargı süreçlerini nasıl etkilediğini derinlemesine ele aldı. Mahkeme etnografisi yöntemiyle hazırlanan ve İletişim Yayınları tarafından 2024 yılı Haziran ayında basılan kitap, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Sedat Simavi Ödülleri’nde 2024 Yılı “Sosyal Bilimler Araştırma Ödülü”ne layık görüldü.

Antalya Barosu tarafından 2007 yılından beri her yıl verilen “Uğur Mumcu Özel Ödülü” 2026 yılında Atılgan’a tevcih edildi.

Doç. Dr. Eylem Ümit Atılgan, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, İnsan Hakları, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Ayrımcılık Hukuku, Hukukta Ampirik Çalışmalar, Hukuk Metodolojisi ve Hukuk Başlangıcı, Hukuk ve Etik gibi dersler vermektedir. Avrupa Hukuk Öğrencileri Derneği, Uluslararası Hukuk Felsefesi ve Sosyal Felsefe Derneği, Hukuk ve Toplum Derneği, Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği, Flamenko Ankara Derneği, Kadın Cinayetlerini Önleyeceğiz Platformu, Oyun ve Tiyatro Akademisi (OYTAD) ve başkaca birçok sivil toplum faaliyetinin içinde üye ve yönetici olarak bulunmuştur. İngilizce, Fransızca ve Almanca bilmektedir.

Penoloji

0
penoloji

Penoloji, suçluların cezalandırılması ve ardından topluma kazandırılması yöntemlerini araştıran bir suç bilimi dalıdır. Ceza hukuku ve kriminoloji ile ilişkili, infaz ve ıslah süreçlerini inceleyen bir bilim dalıdır. Suçlara uygulanan cezaları ve bu cezaların suçluların davranışlarındaki değişimde üstlendiği rolü ve cezaların suçun önlenmesindeki etkisini incelemektedir. Suç işleyenler hakkında uygulanacak önlemleri, yaptırımları, cezaları ve bunları uygulama yöntemlerini inceleyen bilimsel bir disiplindir. Ceza infaz hukukunda “suçluların ıslahı” prensibi ile yakından ilgilidir. Ancak “suç bilimi” (kriminoloji) ile özdeş değildir. Kriminoloji suçun nedenlerini incelerken, penoloji daha çok cezalar ve infaz yöntemleriyle ilgilenmektedir.

Penoloji sadece uygulamaları değil, aynı zamanda cezaların teorik temellerini, toplumsal etkilerini ve infaz rejimlerini de incelemektedir. Yasaların uygulamasını gerçekleştiren kurumlar mahkemeler ve  ceza infaz kurumları iken, penoloji bu uygulamaları bilimsel açıdan değerlendirmektedir Hapishane yönetimi ve hüküm giymiş mahkûmların rehabilitasyonu konuları ile ilgilenen penoloji, suçluların ıslah edilerek topluma yeniden kazandırılması üzerine yoğunlaşmaktadır. Özellikle Hollanda, Belçika, İsveç, Kanada, Almanya, Yeni Zelanda, Finlandiya, Danimarka, Norveç, Avustralya, İngiltere ve eyalet bazında Kaliforniya gibi bölgelerde yaygın olarak benimsenen kavram, suç işledikleri sabit olan insanların topluma yeniden kazandırılmaları için uygulanan insani yöntemlere odaklanmaktadır.

Türkiye’de kavram sınırlı ölçüde bilinmekte ve uygulama alanı kısıtlı kalmaktadır. Parkları temizlemek, yaşlıların bakımı, kütüphanelerde hizmette bulunmak, ağaç dikmek, bağış yapmak, sivil topluma katkı sunmak, gönüllü hizmetlerde bulunmak şeklindeki yaptırımlar hem sosyal düzeni korumaya hizmet etmekte hem de suçlunun toplum içine karışarak kendini yeniden iyi bir insan olarak hissetmesini sağlamaktadır.